Dicle Elektrik, Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde kuyu suyu ile tarımsal sulama yapan çiftçilerin kaçak elektrik tüketimini önlemek için tüm imkanlarını seferber etmiş durumda. Elektrik dağıtım şirketinin dronlu kaçak ekipleri son olarak Şanlıurfa’nın Viranşehir ilçesine bağlı kırsal Dedeköy Mahallesi’nde rutin kontrolleri sırasında, elektrik hattının altında bulunan tek katlı betonarme binalardan birinin tavanının delik olduğunu fark etti. Dikkatle yapılan kontrolde söz konusu yapının içerisinde bir adet trafo olduğu ve trafonun yaklaşık 14 metre yukarıdan geçen elektrik hattına kanca atmak suretiyle bağlandığı belirlendi. Dronlar trafonun 160 kVA gücünde olduğunu tespit etti.
Tarla sahibinin kayıtlı trafosu da var
Sulamada kayıt dışı trafo kullanılan 82 dönümlük pamuk ekili tarlanın sahibi N.O. adına kayıtlı başka bir trafonun da bulunduğu da tespit edildi. Yaklaşık 80 hanenin elektrik ihtiyacını karşılayabilecek bu trafoya el konulabilmesi için Dicle Elektrik avukatları cumhuriyet savcılığına başvuruda bulundu.
Kaçak trafoların yarısından fazlası Şanlıurfa’da
Dicle Elektrik, 2024 yılı içerisinde sorumluluk bölgesinde 381.940 KVA gücünde 2 bin 404 adet kayıt dışı trafo tespit etti. 152 bin 776 hanenin elektrik ihtiyacını karşılayabilecek güçteki bu trafolardan ancak 65’ine el konulabildi. Kayıt dışı trafoların yarısından fazlasının Şanlıurfa’da bulunduğunu belirten Dicle Elektrik Genel Müdürü Yaşar Arvas, “Bin 790’ı Şanlıurfa’da, 500’ü Mardin’de, 68’i Diyarbakır’da, 26’sı Batman’da, 19’u Şırnak’ta ve 1’i de Siirt’te tespit edilen trafolara el konulabilmesi için savcılık kararı gerekiyor. Enerji şebekesine ve ülke ekonomisine ciddi ölçüde zarar veren bu durumla mücadelemiz kararlılıkla devam edecek” dedi.
(1/2) Yatırım ve onarım çalışmaları engelleniyor
Açıklamalarını sürdüren Dicle Elektrik Genel Müdürü Yaşar Arvas, “Kaçak elektrik kullanımının önlenmesi için tüm imkanlarımızı seferber etmiş durumdayız. Yeni yöntemlerle mücadele ediyor, teknolojinin tüm imkanlarını kullanıyoruz. Bu, sadece şirketimizin değil, aynı zamanda ülkemizin enerji kaynaklarının korunması için hayati bir mücadele. Ancak bu mücadele sırasında çalışma arkadaşlarımızın yatırım bölgelerinde ve onarım çalışmaları esnasında kabul edilemeyecek müdahalelerle engellendiğini belirtmek zorundayım” dedi. Açıklamada, söz konusu şahıslar için hukuki alanda gerekli adımların atılacağı vurgulandı.
Milli ekonomiye zarar yıllık 10 milyar TL
Açıklamalarının devamında Şanlıurfa’da büyük çoğunluğu kuyudan sulama yapan çiftçiler tarafından kullanılan kaçak elektrikten kaynaklanan yıllık zararın 10 milyar TL’yi bulduğunu belirten Genel Müdür Arvas, bu rakamın hem ekonomik açıdan büyük bir kayıp olduğunu hem de enerji kaynaklarımızın verimli kullanılmadığına işaret ettiğini bildirdi. Arvas, “Bu nedenle, kaçak elektrikle mücadelemizi daha da yoğunlaştırarak sürdüreceğiz ve bu tür yasa dışı faaliyetlerin önüne geçmek için gerekli tüm adımları atacağız” ifadelerini kullandı. – ŞANLIURFA
]]>KESOB Başkanı Şeyhi Odakır; yaz sezonunda gurbetçilerin de gelmesiyle piyasalarda hareketliliğin başladığını söyledi. Başkan Odakır, “Önümüzde yaz sezonu var. Gurbetçilerimiz de yavaş yavaş gelmeye başladı. Esnaf ve Sanatkarlar Odaları Birliği olarak her yıl düzenli olarak gurbetçilerimizi havaalanında karşılıyoruz. Gurbetçilerimiz tabi ki şehrimizin ekonomisine bir hareketlilik sağlıyor, canlılık getiriyor. Çünkü geldiklerinde burada düğünler yapılıyor. Düğünün yapılması nedeniyle beyaz eşya, mobilya, sarraflarda hareketlilik yaşanıyor. Onun için gurbetçilerimize sadece yaz sezonunda değil her zaman sahip çıkmamız gerekiyor” dedi.
“Küçük esnafların ayakta kalması lazım”
Vatandaşların alışverişlerini küçük esnaflardan yapmasını tavsiye eden Başkan Odakır; “Vatandaşlarımızın özellikle alışverişlerini küçük esnafımızdan yapmasını istiyorum. Bir bakkalın, kasabın, manavın ayakta kalması lazım. Büyük yerlerden de alışverişler yapılacak ama küçük olmadan büyük olmuyor. Küçük esnafımızın desteklenmesine inanıyorum” ifadelerini kullandı.
“50 bin esnafın 33 bini odamıza kayıtlı”
Kayseri’de sicile kayıtlı 50 bin esnaf ve sanatkarın bulunduğunu aktaran Odakır; “Oda olarak her zaman esnafımızın, sanatkarımızın yanındayız. Şehrimizde şuanda KESOB’a bağlı yaklaşık 33 bin kayıtlı esnafımız var sicile kayıtlı. Yaklaşık maliye kaydı olan 50 binin üzerinde bir esnaf ve sanatkar var. Bunun 17 bininin sicil kaydı yok. Sicile kayıt mecburi olmadığı için kayıt yapılmıyor. Bunların tabi biran önce kayıt altına alınması gerekiyor. Bir sanatkarın işyeri açabilmesi için ustalık belgesinin olması gerekiyor. Bu belgeyi aldıktan sonra maliye kaydı yaptıracak, ardından oda kaydını yaptırması gerekiyor. Vatandaş, kredi gibi resmi bir işi olduğunda oda kaydını yaptırıyor” şeklinde konuştu.
Oda olarak gerçekleştirdikleri projeler hakkında da bilgiler veren Başkan Şeyhi Odakır; Yeşilyurt Oto Sanayi Sitesi’nin ve TOKİ 4. Etap konutlarının bu yıl sonu teslim edeceğini ifade etti. Odakır; “Biraz da oda olarak esnafımızın menfaatine olacak işler yapmamız gerekiyor. Oda olarak site çalışmalarına devam ediyoruz. İnşallah Sanayi Bakanlığı destekli Yeşilyurt Oto Sanayi Sitemiz bu yılın sonunda teslim olacak. Cumhurbaşkanımıza, bakanlarımıza ve milletvekillerimize teşekkür ediyorum. Bu sanayi sitesi tamamen Sanayi Bakanlığı desteğiyle yürüyor. Yüzde 60’ı bakanlık desteği, yüzde 40’ını üyelerden alıyoruz. 2 yıl ödemesiz, 11 yıl vade yüzde 2 faizli bir kredi kullanıyoruz. Derler ya; ‘Baba oğula vermez’ böyle bir kredi yok. İnşallah sanayi sitesini bu yılın sonuna bitireceğiz. Konut olarak 1., 2., 3. Etap’ları teslim ettik, 4. Etap’ta da 1 ay sonra inşallah kuralar çekilecek. Bu yılın sonuna da konutlarımızı teslim edeceğiz” dedi.
Oto esnafına elektrikli araçlar ile ilgili eğitim de vereceklerini sözlerine ekleyen KESOB Başkanı Şeyhi Odakır; “Oda olarak bir projemiz daha var. Oto esnafına elektrikli araçlarla ilgili eğitim vereceğiz. Bu proje kalkınma ajansı ile birlikte yapıldı. Tamamen KESOB’un projesidir, İl Milli Eğitim Müdürlüğü ve İŞKUR destek veriyor. Teknoloji ve Sanayi Bakanlığı projeyi kabul etti, 12 milyon TL’lik, 18 ay sürecek bir proje. Burada elektrikli araçlarla ilgili esnaf ve sanatkarımızı komple eğitimden geçireceğiz” diye konuştu. – KAYSERİ
]]>Gaziantep Ticaret Odası Başkanı Tuncay Yıldırım, meclis üyeleriyle birlikte toplanarak gündeme ilişkin konular hakkında basın açıklaması yaptı. Yapılan açıklamada Gaziantep’te son günlerde yoğun şekilde tartışılan pahalılık, fahiş fiyatlar ve barınma sorunlarının Gaziantep ticari yaşamına ve sosyal yaşamına olan etkileri ele alındı. Yerel yönetimlerin sektöre yönelik attığı adımları sert sözlerle eleştiren Yıldırım, kayıt dışı göçlerin bir an önce engellenmesi gerektiğini vurguladı.
“Göç, pandemi, deprem ve savaş dengemizi bozdu”
Tuncay Yıldırım, “Elbette tüm bu bahsettiğimiz sorunların tetikleyicilerinden biri hiç şüphesiz 13 yıldır şehrimizde yaşayan Geçici Koruma Altındaki Suriyelilerdir. Kayıt dışı ticari faaliyetlerinin oluşturduğu haksız rekabet, kimi sektörlerde elde ettikleri üstünlükler işletmelerimizin iç ve dış pazar kayıpları. Kiralar basta olmak üzere genel fiyat seviyesine ve sosyo- kültürel yapımıza olan olumsuz etkileri ne yazık ki her gecen gün artan bir oranda hissediyoruz. Bugün Gaziantep’te faaliyet gösteren kayıtlı Suriyeli işletme sayısı Odamız, Sanayi Odası ve Esnaf Odaları dahil toplam 6 bin 300 Kayıtlı Suriyeli istihdam sayısı ise 12 bin. Bu sayılar bile şehrimizdeki Suriyeli nüfusu düşününce kayıt dışılığın boyutunu gözler önüne sermeye yeter. Bu durumun Türk işletmeler acısından oluşturduğu haksız rekabeti hepiniz tahmin edebilirsiniz. Gaziantep Ticaret Odası olarak bu sorunları 10 yıl önce öngörmüş ve çözüm önerileri de sunmuştuk. İlk göç dalgasının ardından meclisimiz 04 Aralık 2013 tarihinde özel “Suriye Gündemi” ile toplanmış, bir komite oluşturmuş ve bu komite, 12 sivil toplum kuruluşu ve 3 üniversitenin de katılımıyla bir ortak akıl raporu hazırlamıştır. Gaziantep Ticaret Odası olarak bugüne kadar ekonomi – eğitim- sağlık demografik yapı ve güvenlik başta olmak üzere konuyu her yönüyle değerlendirdiğimiz 6 rapor ve sayısız bilgi notu hazırladık. Bunları başta kanun koyucular ve karar vericiler olmak üzere tüm ilgililerle, kamuoyuyla ve basın ile defalarca paylaştık, takipçisi olduk, olmaya devam ediyoruz. Raporlar, notlar hazırlamanın ötesinde yaptığımız Oda çalışmalarıyla da ekonomik entegrasyonun en sağlıklı şekilde olmasını desteklemeye çalışıyoruz. Göç, pandemi, savaşlar derken reel sektörün 6 Şubat depremlerinin ekosisteme verdiği zararlarla da uğraştığını unutmayalım. Tedarik zincirimiz bozuldu. Bölgede iş gücü piyasası zarar gördü. Çevre illerden göç aldık. Şehrin konut ihtiyacı daha da büyüdü. Bu süreçte İslahiye ve Nurdağı ilçeleri dışında Gaziantep reel sektörü devlet desteği de alamadı” şeklinde konuştu.
“Yerel yönetimlerin uygulamaları uzun vadede yanlıştır”
Yerel yönetimlerin uygulamalarının uzun vadede yanlış olduğunu vurgulayan Yıldırım, “Yüksek enflasyonla ve mevcut ekonomik olumsuzluklar eklendi. Enflasyonist baskının herkesi derinden etkilediğini biliyoruz. Vatandaşlarımızın alım gücü düştü, ülkede gelir dağılımı bozuldu. İşletmelerimizin ise girdi maliyetleri oldukça yükseldi. Enflasyon ile mücadele için uygulanan sıkı para politikası da girdi maliyetleri yönetmemiz için ihtiyaç duyduğumuz finansman maliyeti artırırken erişimini ise neredeyse yok etti. Mevcut durum karşısında; Hayat pahalılığı ile mücadele eden, alım gücü düşen vatandaşa destek olabilmek amacıyla yerel yönetimler iyi niyetli girişimlerde bulunmaya başladı. Sadece Gaziantep’te değil ya da sadece iktidar ya da muhalefet değil görüyoruz ki birçok şehirde yerel yönetimler halk için bir takım aksiyonlar alıyor. Üzülerek ifade ediyoruz ki; yeme içme mekanları açmak, bayramlık kurban ve tatlı satışı yapmak gibi örnekleri bulunan bu iyi niyetli hamleler kısa vadede vatandaş lehine bir uygulama gibi gözükse de uzun vadede ciddi sorunlara yol açacaktır” dedi.
“Kent lokantaları esnafı zor durumda bırakıyor”
Yerel yönetimlerin açtıkları kent lokantalarına da değinen Yıldırım, “Türkiye genelinde birçok belediye 40-45 TL’ye vatandaşa yemek vereceklerini söylüyorlar. Eğer bir kap yemek 40-45 TL’ye kar bırakıyor ise buyursun belediye başkanlarımız, kamu kurumlarının temsilcileri restoran açsınlar 40- 45 TL ‘ye bu yemekleri satabilsinler bizlerde onlara destek olalım. Burada oluşacak kamu zararı burada yapılan iyi niyetler sonucunda bu belediyeler adına çalıştırılan işletmelerin kapanmasına sebep olacaktır. İşletmelerin zararına mal satabilme şansları sıfır. Pahalılıktan şikayet edenler esnaf lokantaları. Bu sürecin sonunda esnaflarımızın bellerini doğrultabilme şansları yok” ifadelerini kullandı.
“Bu şehrin en büyük problemlerinden biri barınma”
Gaziantep’in barınma sorununa değinen Yıldırım, “Gaziantep, ülkemizde konut fiyatları ve kiraların en yüksek olduğu iller arasında yer almaktadır. Bir metropol şehre bir gecede 10 bin kişiyi indirirseniz o şehir trafiğiyle, alt yapısıyla ve barınmasıyla felç olur. Ancak son 13 yılda ilimizin yöneticileri sayesinde mümkün mertebede her hangi bir işe dokunur bir olay meydana gelmeden bu sürece gelindi. Bizim yerel yönetimlerimize bir önerimiz var. Yerinde dönüşüm ile ilgili belediyelerden ruhsat bekleyen çok proje var. Buyurun gelin konut stokunun arttırılmasına yönelik bunu onaylayınız. Müteahhitlerimiz, vatandaşlarımız kiradan kurtulup evlerine geçsin binlerce bina boşa çıkacak. Şehrimizde imara açılan arazilerde kanunen alt yapı katılım bedeli DOB Bedeli kanunen yüzde 45’e kadar diye belirtilmiştir. Maalesef yüzde 65’e kadar DOB payı alınmakta. Biz komünist sisteme geçtik haberimiz mi yok. Bu kadar piyasa müdahaleci bir durum alınıyorsa. Belediyeler ihaleyle arsa satıyor üst limit yok. Kendilerinin tespit ettikleri fiyatların çok çok üzerinde arsa satışları oluşuyor. Serbest piyasa kamuya var özel sektöre neden yok. Türkiye’nin benimsediği ekonomik sistem serbest ekonomi sistemidir. Gelsinler müteahhitlerimizin el birliğiyle konut sorununu çözelim. Herkesin kendi işini doğru bir şekilde yapması gerektiğine inanıyoruz. Seçim zamanı kapısını çalabileceğimiz esnaf bulamama ihtimalimiz var” dedi.
“Antep fıstığı Rize fındığından kötü mü”
Antep fıstığına değinen Yıldırım, “Kayıt altına giren fıstık dolayısıyla devletin kazancı var. Buradan yetkililere çağrımızdır, Antep fıstığı Rize’nin fındığından kötü mü veya Gaziantep Rize’den daha az mı hizmet ediyor. Bizde fındığa verilen desteğin aynısından Gaziantep fıstığına istiyoruz. Bu şehir kendi göbeğini kendi kesen şehir olarak anılıyor. Biz bu güne kadar kendi göbeğimizi kendimiz kestik bu saatten sonra yorulduk. Gaziantep’in de ilgili desteklerden faydalanması gerekiyor. Bu şehirde tarım biterse, hayvancılık biterse bu gemi batarsa bizde hepimiz içinde batarız. Hayatında yanında 2 tane sigortalı işçi çalıştırmamış insanlar elinde telefonla sosyal medyadan yargı dağıtıyor. Bu şehir bu kadar aşağı çekilmemesi lazım. Bayram süresince gördük. Bu şehir bu kadar olumsuzluklarla dile gelmemelidir. Herkes kendi bireysel sorumluluğunu da yerine getirmelidir. Eline aldığı telefonla attığı paylaşımla yargı dağıtılması, yargısız infazlar hem bizim esnafımızı zedeliyor hem bu şehrin itibarını da yerin dibine sokuyor. O yüzden üretici, tacir ve tüccarlarımız kendi işlerini yapacak. Belediyelerimiz, kamu kurumlarımız kendi işlerini yapacak. Bu şehirde huzur içerisinde yaşamamız gerekiyor” ifadelerini kullandı.
Tuncay Yıldırım son olarak kayıt dışı göçlerin son bulması gerektiğini vurguladı. – GAZİANTEP
]]>Antalya’da elinde kesi oluşan ve tedavi için annesiyle birlikte özel bir hastanenin acil servisine giden küçük kız, iddiaya göre sigortası olmadığı gerekçesi ile kapıdan geri çevrildi. Diğer taraftan küçük kız çocuğunun elinin hijyenik bir ortamda değil kayıt masasının yanında kontrol edilmesi tepki çekti. Yaşananları sosyal medyadan paylaşarak gündeme getiren Hikmet Tuğsuz, “Haksızlık karşısında durmazdım, bunlar hepimizin başına gelebilir. Gariban özel bir hastaneye gidemeyecek mi? Annenin yüzündeki ifadeyi kim görse çok üzülürdü. Acil bir vaka var ortada. Kimse susmasın, her yerden paylaştım. İnşallah bir yaptırım olur” dedi.
Olay, Muratpaşa ilçesi Yenigün Mahallesi’ndeki Yaşam Hastanesi’nde meydana geldi. İddiaya göre, elinde kesi oluşan 18 yaşından küçük bir kız çocuğu annesi ile birlikte hastanenin acil giriş kapısından girerek müdahale edilmesini istedi. İddiaya göre, hastanede görevli personel, çocuğun sigortasının olmadığını söyleyerek kayıt için 2 bin TL isteyerek kayıt yapmadı. Diğer taraftan küçük kız çocuğunun elinin hijyenik bir ortamda değil de kayıt masasının yanında kontrol edilmesi tepki çekti. Yaşanan o anları ise özel bir televizyon kanalındaki yarışmada ünlenen Kırkpınar başpehlivanlarının antrenörü Hikmet Tuğsuz, cep telefonu ile kayıt altına aldı. Görüntüleri yaklaşık 400 bin takipçisi bulunan sosyal medya hesabından paylaşan Tuğsuz, çok sayıda izlenme aldı.
Olayın ardından açıklama paylaşan Yaşam Hastanesi şu ifadelere yer verdi:
“Olay anında 112’nin kırmızı alan senkop ön tanısı ile getirdiği birinci hasta ve 112’nin epileptik atak ön tanısı ile getirdiği ikinci hasta ve yine aynı anda hasta yakınının kendi imkanları ile getirdiği yüksekten düşme üçüncü hastaya müdahalesi yapılıyordu. Triyaj alanına gelen, gündüz saatlerinde ev kazası nedeniyle elden yaralanması olan 10 yaşlarında kız çocuğu değerlendirilmiştir. Değerlendirmede aktif kanamanın olmadığı, nörovasküler muayenenin normal olduğu ve yüzeysel abrazyonların olduğu tespit edildi. Hastanın triyajı yeşil alan olarak değerlendirildi. Hastaya giriş ve tedavi planlanmak istenmiş fakat o sırada daha önce hastanemizde hekimlere sözlü ve fiziksel saldırıda bulunmaktan dolayı beyaz kod davası olan ve davası devam eden, hastanın yakını olmayan şahıs kamera ile izinsiz kayıt yapmaya başladı ve görevli personele taciz ve hakarette bulundu. Hastanın muayene ve tedavi sürecini engelledi. Aynı zamanda hastanın annesine de benzer şekilde tahrik ve tacizde (izinsiz çekim) bulundu. Hasta çocuğun koluna izinsiz dokunmuş, doktoru ve hastayı rahatsız etti. Yaşanan kargaşadan dolayı hastanın annesi korkmuş ve hastanın tedavisini beklemeden hastaneden ayrıldı.” – ANTALYA
]]>Olay, Muratpaşa ilçesi Yenigün Mahallesi’ndeki Yaşam Hastanesi’nde meydana geldi. İddiaya göre, elinde kesi oluşan 18 yaşından küçük bir kız çocuğu annesi ile birlikte hastanenin acil giriş kapısından girerek müdahale edilmesini istedi. İddiaya göre hastanede görevli personel, çocuğun sigortasının olmadığını söyleyerek, kayıt için 2 bin TL isteyerek kayıt yapmadı. Diğer taraftan küçük kız çocuğunun elinin hijyenik bir ortamda değil de kayıt masasının yanında kontrol edilmesi tepki çekti. Yaşanan o anları ise özel bir televizyon kanalındaki yarışmada ünlenen Kırkpınar başpehlivanlarının antrenörü Hikmet Tuğsuz, cep telefonu ile kayıt altına aldı. Görüntüleri yaklaşık 400 bin takipçisi bulunan sosyal medya hesabından paylaşan Tuğsuz, çok sayıda izlenme aldı.
“‘Hiçbir şekilde biz yükümlü değiliz. Buna bakamayız. Sigortası yok'”
Yaşananları sosyal medyadan paylaşan ve gündeme getiren Hikmet Tuğsuz, “Bir sporcum elinden sakatlık yaşamış, biz de hastaneye götürdük. O sırada kayıt yaptırdığımızda beklerken bu kız çocuğu ve annesi geldi. Kimliklerini verdiler. Hastane çalışanı kızın sigortasının olmadığını ifade ederek, kayıt için 2 bin TL istedi. Kadın bunu ödeyecek durumunun olmadığını söyledi. Kızından babasını aramasını isteyerek, 2 bin TL göndermesini istedi. Ben de o anda devreye girdim. Dedim ki ‘Nasıl olamaz? 18 yaşının altında küçük kız çocuğu, 10, 11 yaşında ve elinde açık yaralar var. Bunu bakmakla yükümlüsünüz’ dedim doktora. Onlar da ‘Hiçbir şekilde biz yükümlü değiliz’ dedi. ‘Buna bakamayız. Sigortası yok’ dedi. Sağlık kuruluşunun böyle olmaması lazım. Yaşı küçük, açık yarası var. Kendilerine izah ettim bunu. Zaten doktor da kendi ağzıyla söylüyor” dedi.
“Gariban özel bir hastaneye gidemeyecek mi?”
Video çekildiğinin fark edilmesinin ardından doktorun arkasını dönerek çekip gittiğini belirten Tuğsuz, “Görüntü çektiğim için bana tepki gösterdiler. Ben de kendilerinin yaptığının daha büyük bir suç olduğunu söyledim. Sabah beni bir yetkili arayarak videoyu silmemi istedi. Video paylaştığım için pişman değilim. Haksızlık karşısında durmazdım, bunlar hepimizin başına gelebilir. Gariban özel bir hastaneye gidemeyecek mi? Annenin yüzündeki ifadeyi kim görse çok üzülürdü. Acil bir vaka var ortada. Kimse susmasın, her yerden paylaştım. İnşallah bir yaptırım olur. Özel hastanelerde zaman zaman böyle şeyler yaşandığını duyuyorum. Çevremde de görüyordum. Dün kendim şahit oldum. Özel hastanelerin halka tamamen para gözüyle bakmamaları gerekir. Hani doktorların Hipokrat Yemini var ya. O doktorun orada benim söylediğim laflara karşılık hiçbir şey söyleyemeden arkasını dönüp gitmesi çok üzücü bir olaydı. Bu yemini niye ediyorsunuz siz? Neden ediyorsunuz? Bence oradaki o çocuğu alıp oraya dikiş atsan ya da bir pansuman yapsan, en azından bir sarıp yollasaydın” dedi. – ANTALYA
]]>Şantaj yaparak evlendi çocukla. Yunus Emre mecbur kaldı da bununla evlenmek zorunda kaldı. Çünkü bu kadın insanları gizli kayıt altına alıp şantaj yapan biri. Yunus bana hepsini anlattı, bende kayıtları duyuruyor. ‘Ne yapayım Yağmur hayatımı bitirdi mecbur kaldım, kurtulamıyorum. Beni gizlice çekmiş bana şantaj yapıyor’ diye anlattı. Bu kadın benim arkadaşımın evinde fuhuş yapan biriydi çok eski tanırım. Bana da yaptı şantaj ve beni aklınca Funda denen hasmıma satıyor. Ben acıdım bu sokakta kaldı bunu evime aldım. Bu kadın inanmayın yalancı, sahtekar, şanyajcı, kayıtçıdır. Yunus bununla severek evlenmedi, bundan kurtalamıyor bu yapıştı adama şantaj yapıyor. Gizli videosunu çekmiş adamın. Yunus’un attığı kayıtlar bende mevcut ve vakti gelince hepsini mahkemeye vereceğim. Ayrıca bu kadın insanlara uyuşturucu madde temin ettiğine dair yazışmaları mevcuttur. Yunus masumdur bu kadın ona şantaj yapıyor. Onun üzerinden prim yaparak ünlü olma peşinde benim bunn fuhuş yaptığına ve temin ettiğine dair kanıtlarım ve tanıklarım var.
“Yunus Emre adamdır ve masum. Bu zamana kadar sustum, ses etmedim ama masum bir adamın bu denli yalancı, şantajcı bir kadın yüzünden mağdur edilmesine artık yüreğim dayanmadığı için bunları açıklamak istedim. Biraz daha beni zorlarsa kayıtları paylaşacağım.
Beria denilen Diyarbakır’lı namus abidesi olarak kendini kamuoyuna tanıtan, Hristiyan’ım diye gezen ama sıkışınca Allah kitap diyen bu dinsiz ve mağduru oynayan bu dilber beni şuan whatsapp üzerinden arayarak sesli ve yazılı tehdit ederek beni susturabileceğini sanıyor. Paylaşımı silmemi istiyor sizce bende geri vites var mı? Benim Allah’tan başka kimseden korkum yok. Seni bücür taşçı motor seni. Ben belge ve kayıt olmadan asla konuşmam kimseye de iftira atmam. Bu Beria, Yunus’a kız ayarlayıp birlikte gurup yapıyorlardı yani zaten kendisi kocam kocam dediği adama karı ayarlayan ve birlikte grup yapan bir p….enk ve uyuşturucu satıcısıdır. Bende her şey kayıtlı, halk senin ne b.k olduğunu görecek senin maskeni düşüreceğim çok yanlış kişiye çattın sen.
Daha sonra Yunus Emre’nin 25 Nisan 2023 tarihinde evinde yarı çıplak verdiği pozu yayınlayan Sarnıç, “Bak bebeğim burası benim evim. Sarı civciv bayramımı kutlamaya gelmişti. O gün sen ne b.. olduğunu bana çok güzel anlattı garibim. Bu çocuğu bitirmene izin vermeyeceğim ama ben seni bitireceğim. Hadi devam et ben de tek tek senin söylediklerini ispatlayayım. Var mısın, ben varım hodri meydan. İstersen fotoğrafın rengi biraz aç arkadaki kim anlarsın” dedi.
Yağmur Sarnıç’ın paylaşımlarına cevap veren Beria Özden ise şu ifadeleri kullandı: “İftira edenin hiç bir yerde yeri yoktur ortalık karıştırıp prim yapmaya çalışan kişi ile isteğiniz üzere uğraşacağım çünkü herkesi mağdur edip edip tehditler edip artık kenara çekilemeyecek bir gün öyle birine denk gelir ki sonuçları kötü olur bir biz kalmıştık her gün birine sallayan biri ve hakkımdaki haberleri zaten her şeyi açıklıyor.
Kocasını öldürtmek için kiralık katil gibi sevgili yapan ar damarı olmayan çocuklarına iftira eden döven sapkın rezalet ötesi bir kadın düşünün yardıma ihtiyacım var diye ağlayan çocuklarımı göremiyorum diye serum takılıp çocuklarına bakmasına bir günlük yardım ettim kendi köpeğini gözümün önünde önce dövdü buna tepki verdim sonra çocuklarını şantaj malzemesi olarak kullandı dosyaları sınırsız limitlerini tüketmiş bir kadın eski eşi ve avukatına yalancı şahit arıyordu her yer de ben olmadım benim üstüme çok geldi söylediği her şey hayal ürünüdür kimseye boyun eğmem şahit olmadığım için eşime yazıp iftiralar etti görüştüğünü söyledi ama öyle bir görüşme olmamıştı ve onun karşısında bildiği biri yok çocuk kaçırmadan zarar verdiği arkadaşları var ben yalan yere şahit olmam çünkü nafaka alacaktı hala içine oturmuş senin eline kimseyi düşürmesin sen bir kadın olamazsın hayatın yalan her gün kadınları kocaları üzerinden sevgilileri üzerinden tehditler savurup görüşmeye çalışacan aciz iflah olmaz gözü sadece parada kaos da olan zavallısın Karakolda yerlere kendini attığında da benimle uğraşmıştın herkes seninle sorun mu yaşıyor sen mi bela oluyorsun o kadar kişinin hayatını mahvettin ki yerin hiç bi dünya da yok Allah senin belanı ayrıca kendi yanından versin Önce kendisini araştırın sonradan gelin paylaşın bu iftiralara fırsat verenlerde bu kadın kadar suçludur muhatap olmadığım için bela olmaya çalışan biridir avukatım itina ile ilgilenecektir
]]>SİBER GÜVENLİK UZMANI, GÖRÜŞMENİN GERÇEK OLDUĞUNU BELİRLEDİ
Türkiye İşçi Partisi (TİP) Hatay’da aday gösterdiği Gökhan Zan’a ait olduğu iddiasıyla yargıya taşınan ses kayıtlarının uzman kayıtlarını yayınladı. TİP’in adli bilişim ve siber güvenlik uzmanı Cüneyt Üre’ye hazırlattığı rapora göre iki videoda da konuşan kişi Gökhan Zan ve Turgut Kocakaya olarak belirlendi. Rapora göre kayıtlarda Zan’ın iddiasının aksine deepfake teknolojisi kullanılmadı. Raporda ayrıca ikilinin görüşmesinin bir deşifresi de yer aldı. Kayıtların Zan ve Turgut Kocakaya’ya ait olduğu belirlendi.

“KONUŞMA HIZI VE TONLAMADA DEĞİŞİKLİK BULUNMADI”
Raporda; analizleri yapılmış ses kayıtlarında, arka plan seslerinde tutarsızlıklar veya anormal gürültüler olmadığı, konuşmaların doğal ritmi ve tonlamasında belirli bir tutarlılıkta olduğu, ses kayıtlarında, konuşma hızında, tonlamada veya vurgularda doğal olmayan değişiklikler bulunmadığının görüldüğü belirtildi. Öte yandan Gökhan Zan ve Turgay Kocakaya’nın hem Türkçe, hem de Arapça konuşmalarından dolayı video üzerinde ‘deepfake teknolojisinin kullanılmadığı, Kocakaya’nın ağız hareketlerinin konuşma metni ile bire bir uyumlu olduğu tespit edildiği belirtildi.

UZMAN MÜTAALASINDA HER AYRINTI YER ALDI
– Videolar Adobe Premiere Pro ve Movavi Video Suite 2024 programlarıyla detaylı incelendiğinde videonun başlangıçtan sonuna kadar kesintisiz devam ettiği, arka seslerde devamlılık olduğu herhangi bir atlama olmadığı, sesin hızında yapay bir değişiklik veya frekansta beklenmedik dalgalanmalar olmadığı tespit edilmiştir.
– Videolar ‘ın ses analizi Speech Analyzer 3.1.2.0 ve About Sonic Visualiser 4.5.2 programlarıyla analizleri yapılmış ses kayıtlarında, arka plan seslerinde tutarsızlıklar veya anormal gürültüler olmadığı, Konuşmaların doğal ritmi ve tonlamasında belirli bir tutarlılıkta olduğu. Ses kayıtlarında, konuşma hızında, tonlamada veya vurgularda doğal olmayan değişiklikler bulunmadığı görülmüştür.
– Videolar ‘ın WhatsApp aracılığı ile tarafınıza ulaştırılmasından dolayı video exif bilgilerinin WhatsApp tarafından silinmesinden dolayı teknik analiz yapılamamıştır.
– WhatsApp Video 2024-03-19 saat 20.23.09_c6b1c5f6.mp4 başlıklı video da konuşan kişilerin Gökhan ve Turgay isimli şahıslar olduğu tespit edilmiştir. WhatsApp Video 2024-03-20 saat 09.54.36_a361b3a0.mp4 başlıklı video incelemesinde görüşmeyi başka bir telefon ile kayıt altına alan kişinin yüzünün telefona yansımasından dolayı kirli sakallı ve bıyıklı bir şahıs olduğu tespit edilmiştir.
– WhatsApp Video 2024-03-20 saat 09.54.36_a361b3a0.mp4 başlıklı video incelemesinde görüşmeyi başka bir telefon ile kayıt altına alan kişinin kendi beyanında görüşme anında Ankara’da olduğunu belirttiği tespit edilmiştir. Bu bilginin doğruluğunun araştırılması için ilgili kişiye ait GSM numarasının HTS kayıtlarının Savcılık veya Mahkeme Kararıyla Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumundan talep edilip incelenmesi ile kesinlik kazanabileceği tespit edilmiştir.
– WhatsApp Video 2024-03-19 saat 20.23.09_c6b1c5f6.mp4 başlıklı video da Turgay isimli şahsın görüşmeyi tuvaletten yaptığını beyan etmesine rağmen video incelemesinde görüşmenin araç içerisinden yapıldığı tespit edilmiştir.
– Yapılan iki video arasında yapılan karşılaştırmalı teknik incelemeler ve analizler sonucunda iki video da konuşan kişilerin aynı kişiler olduğu tespit edilmiştir.
– WhatsApp Video 2024-03-19 saat 20.23.09_c6b1c5f6.mp4 başlıklı video da Gökhan isimli şahsın ve Turgay isimli şahsın hem Türkçe, hem de Arapça konuşmalarından dolayı video üzerinde DeepFake teknolojisinin kullanılmadığı, WhatsApp Video 2024-03-20 saat 09.54.36_a361b3a0.mp4 başlıklı videda ise Turgay isimli şahsın ağız hareketlerinin konuşma metni ile bire bir uyumlu olduğu tespit edilmiştir.
– İki video içerisinde görüşme yapan şahısların kimliklerinin tespit edilebilmesi için şahısların seslerinin teknik cihazlar aracılığı ile sessiz bir ortamda kayıt yapıldıktan sonra video sesleri ile karşılaştırmaları analizlerinin yapılması sonucu şahısların tespit edilebileceği sonuç ve kanaatine varılmıştır.
]]>Öz İplik İş Sendikası’nın 3 bin kadının katıldığı anketine göre iş hayatının genelinde olduğu gibi imalat sanayiinde de kadınların terfi ve yükselişlerde engellerle karşılaştığı, iş-özel hayat dengesinin gözetilmediği ve erkek yönetici ağırlığı nedeniyle ayrımcı uygulamalarla karşılaşabildiği tespit edildi. Öz İplik İş Sendikası Genel Başkanı Rafi Ay, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü nedeniyle yaptığı açıklamada, “Özetin özeti şudur; Türkiye gelişecekse kadın emeği güçlendirilmelidir. Hiçbir toplum kadınlarını dışlayarak gelişemez. Sadece emek değil, kadınların dışlanması aynı zamanda aklınızın da yarısının toplumun gelişmesinde dışlanması anlamına gelir. Ülkemizde tüm işlerde kayıtlı olarak çalışanların sadece yüzde 33,74’ü kadındır. İmalat sanayiinde ise tüm işlerde çalışanların sadece yüzde 29,87’si kadınlardan oluşmaktadır. Bu oranlar sorunumuzun büyüklüğünü anlatmak için yeterlidir” ifadelerini kullandı.
“Kayıt dışı çalışma oranı TÜİK verilerine göre erkeklerde yüzde 22,8, kadınlarda yüzde 30,8 düzeyindedir”
Ay, kadınların evlerde, tarlalarda, aile işletmelerinde kayıtsız olarak çalışmakta olduklarını söyleyerek, “Kadınlarda kayıt dışı çalışma oranı TÜİK verilerine göre erkeklerde yüzde 22,8 iken, kadınlarda yüzde 30,8 düzeyindedir. Tarıma bakıldığında erkeklerde kayıt dışılık yüzde 90, aile işçiliğinde yüzde 86,4 düzeyindedir. Araştırmamız da göstermektedir ki kadınlar engellerle karşılaşmakta, gelişimleri engellenmektedir. Biliyoruz ki sendikasız, örgütsüz iş yerlerinde sorun çok daha derindir. Hayatın her alanında olduğu gibi iş yerlerinde de ayrımsız, insan onuruna yakışır çalışma ancak ve ancak sendikalılıkla olur. Kadın emeğinin en güçlü olduğu imalat sanayii kolu olarak yürekli kadın emekçileri Öz İplik İş’e davet ediyorum. 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü kutlu olsun” açıklamasında bulundu.
“Kadın emeğini güçlendirme, koruma için yaptıklarımızla gurur duyuyoruz”
Öz İplik İş Kadın Komitesi Bakanı Fulya Pınar Özcan ise, kadın emeğinin taçlandığı işkolunda çalıştıklarını ifade ederek, “İmalat sanayiinde çalışan kadınların yarısı işkolumuzdadır. Bu bilinçle kadın emeğinin güçlendirilmesi, korunması ve yükselişi için yıllardır ilkleri biz hayata geçirdik. Kadınların iş yerlerinde uğradıkları ayrımcılığı önlemek için programlar oluşturduk. Ne mutlu ki bu alanda öncüyüz, kadın emeğini güçlendirme, koruma için yaptıklarımızla gurur duyuyoruz” ifadelerine yer verdi.
“Kadınların yükselişi önündeki engeller bir an önce kaldırılmalı”
Özcan, en önemli sorunlardan birisinin de kadın çalışanların terfi ödüllendirmelerinde adaletli davranılmaması olduğuna vurgu yaparak, “Kadınların yükselişi önündeki engeller bir an önce kaldırılmalıdır. Kadınlar iş hayatının her alanında adil davranılmak istiyor. Eğitim ve kariyer gelişiminde eşit davranılmayı talep ediyor. Araştırmamız bize göstermiştir ki kadınların gelişiminin önünde hala bariyerler vardır. Kadın emeğinin taçlandığı dokuma, hazır giyim, deri işkolunun öncü sendikası Öz İplik İş olarak kadınların emeğinin, iş yerinde huzurunun korunması için mevzuatın güçlendirilmesini, her türlü şiddetin ağır şekilde cezalandırılmasını, kadınların önündeki bariyerlerin, ayrımcılığın kaldırılmasını talep ediyoruz. Kadın emekçilerimizi Öz İplik İş’e davet ediyoruz. 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günümüz kutlu olsun” şeklinde konuştu. – ANKARA
]]>CHP Genel Başkan Yardımcısı Suat Özçağdaş, özel okulların kayıt ücretleriyle ilgili “Yaklaşık 1,6 milyon öğrencinin eğitim aldığı özel okullarda son yapılan zam oranları ile Özel Öğretim Kurumları Yönetmeliği’nce belirlenen yüzde 56,89’luk tavan zammı birçok kurumda aşılmıştır. Özel okullarda yüzde 150’den, yüzde 300’e varan fahiş zamlar söz konusudur” dedi.
CHP Milli Eğitim Bakanlığı’ndan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Suat Özçağdaş, özel eğitim kurumlarında artan kayıt ücretlerine ilişkin yazılı açıklama yaptı. Özçağdaş, şunları kaydetti:
“EKONOMİK BUNALIM, AİLELERİN ÖZEL OKULLARDAN ALDIKLARI HİZMETİ KARŞILAYAMAYACAKLARI BİR NOKTAYA GETİRDİ”
“Son günlerde özel öğretim kurumlarında uygulanan okul ücretleri ve öğretmenlerimizin çalışma koşullarına yönelik kamuoyuna yansıyan çok önemli sorunlar gündeme gelmektedir. Özellikle 1, 5, ve 9. sınıflara yönelik kayıtlar esnasında, yüzde 300-400’lere varan ücret artışların talep edilmesi, velilerin çocuklarının okullara devam ettirebilmesini neredeyse imkansız hale getirmektedir.
Nitelikli eğitim, insanın geleceğini belirleyen en önemli güç ve temel bir insan hakkıdır. Her düzeyde nitelikli eğitime erişim ve öğrenme fırsatlarını genişletme, eğitimde fırsat eşitliğinin temelidir. CHP’nin eğitim alanındaki öncelikleri, her yurttaşın nitelikli eğitime erişimini sağlamak ve Türkiye’nin bilimsel, ekonomik, sosyal ve kültürel ilerlemesine katkıda bulunmak üzerine kuruludur.
22 yıllık AKP iktidarında eğitim, bilimsel, çağdaş ve laik yapısından uzaklaşmıştır. Kamusal eğitimin kalitesi yok edilmiş, özel öğretim nitelikli eğitim almak isteyen aileler için her geçen gün daha fazla mecbur kalınan bir seçenek haline gelmiştir. Devlet okullarında verilen eğitimin niteliğine yönelik sorunlar, çeşitli tarikat ve cemaatler ile yapılan protokoller çerçevesinde eğitimin dinselleştirilmesine yönelik adımlar, iktidarın eğitimi kendi ideolojik saplantıları doğrultusunda bir yazboz tahtasına çevirmesi gibi nedenlerle, nitelikli eğitim aileler tarafından satın alınmak zorunda kalınan bir hizmete dönüşmüştür. Oysa eğitimde aslolan nitelikli, bilimsel, laik ve ücretsiz kamusal eğitimin tüm ülke sathında erişilebilir kılınmasıdır. Son dönemde, AKP iktidarının yanlış ekonomi politikaları ile ülkemizin içine girdiği ekonomik bunalım, ailelerin özel okullardan almak zorunda kaldıkları hizmeti de karşılayamayacakları bir noktaya getirmiştir. Aileler büyük bir kaos ve sorun ile karşı karşıyadır.
“2012’YE KADAR 4 BİN 664 ÖZEL OKUL BULUNMAKTAYKEN, BU SAYI 14 BİN 179’A ULAŞTI”
Bu sürece gelinen yol, AKP iktidarının eğitimi metalaştıran, satın alınan bir hizmet haline dönüştürmesi ile hız kazanmıştır. 2012 yılına kadar 4 bin 664 özel okul bulunmaktayken, bu sayı şimdilerde 14 bin 179’a ulaşmıştır. Özel okullarda eğitim gören öğrenci sayısı ise yaklaşık 2,5 kat artarak 535 bin 788’den 1 milyon 578 bin 233’e yükselmiştir.
Milli Eğitim Bakanlığı’nın 2022-2023 verilerine göre Türkiye’deki toplam 70 bin 383 eğitim kurumunun 56 bin 200’ü yani yüzde 80’i kamuya aittir. Özel okullar ise 14 bin 179 sayısı ile mevcut okulların yüzde 20’sini oluşturmaktadır.
Özel Öğretim Kurumları Yönetmeliği’nin ilgili maddesinde ‘Okulların ara sınıflarının eğitim ücreti belirlenirken bir önceki eğitim öğretim yılında ilan edilen ücret, okulda devam eden öğrencilerin eğitim ücreti belirlenirken ise öğrenci kayıt sözleşmesinde belirlenen ücret dikkate alınır ve bu ücretlere [(bir önceki yılın ortalama Yurt içi ÜFE artı bir önceki yılın ortalama TÜFE)/2] artı 5 oranından fazla artış yapılamaz. (Ek cümle: RG3/7/2016-29761) (Değişik cümle: RG-13/1/2017-29947) Ders yılı içerisinde kayıt yaptıran öğrencilerin bir sonraki yılın eğitim ücretleri kayıt yaptırdığı yıl için ilan edilen eğitim ücreti üzerinden; öğrenim gördüğü yıla ilişkin indirim şartları ortadan kalkan öğrencilerin bir sonraki yılın eğitim ücretleri ise (Değişik ibare: RG-19/2/2020-31044) öğrencinin okula kayıt olduğu yıldaki indirimsiz ücrete öğrenim gördüğü her yıl için bu fıkrada belirtilen oranda artış yapılarak belirlenir’ denmektedir.
Başka bir ifade ile ara sınıf öğrencilerine bir önceki yılın ortalama yurt içi ÜFE artı bir önceki yılın ortalama TÜFE artı 5 oranından fazla artış yapılamazken, 1, 5 ve 9 uncu sınıflara fahiş tutarlarda ücret artışı yapılmaktadır. Bu tutarlar 400-500 bin liraya dayanmıştır.
“ÖZEL ÖĞRETİM KURUMLARI YÖNETMELİĞİ’NCE BELİRLENEN YÜZDE 56,89’LUK TAVAN ZAMMI BİRÇOK KURUMDA AŞILDI”
Özel okullarda gelecek yıl için öğrenci kayıtları alınmaya başlanmıştır. Yaklaşık 1,6 milyon öğrencinin eğitim aldığı özel okullarda son yapılan zam oranları ile Özel Öğretim Kurumları Yönetmeliğince belirlenen yüzde 56,89’luk tavan zammı birçok kurumda aşılmıştır. Özel okullarda yüzde 150’den, yüzde 300’e varan fahiş zamlar söz konusudur. Yönetmeliğe göre, özel okullarda ara sınıfların eğitim ücreti belirlenirken geçmiş yıl ilan edilen ücrete bir önceki yılın ortalama yurt içi ÜFE artı bir önceki yılın ortalama TÜFE/ 2 artı 5 oranından fazla artış yapılamaz denmektedir. Bakanlık bu sınıflar için belirleme yetkisi bulunmadığı gerekçesi ile inisiyatifi tamamen özel okullara bırakmış durumdadır. Oysa bu konu gerekli tedbirler alınarak süratle çözülebilir.
Özel Öğretim Kurumlarına ilişkin bir başka önemli nokta, bu kurumlarda çalışan öğretmenlerimizin önemli bir kısmının asgari ücrete mahküm edilmiş olmasıdır. Devlet okullarında çalışan öğretmenlerle eş değer ücret alması gereken öğretmenlerimiz, Milli Eğitim Bakanının Müsteşarlığı döneminde yapılan bir kanun değişikliği ile asgari ücretle çalışır hale getirilmiştir. Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı faaliyet sürdüren özel eğitim kurumlarında çalışan yüzbinlerce öğretmenin düşük ücretlerle, güvencesiz koşullarda çalıştırılmasının önüne geçilebilmesi için 5580 sayılı Kanun’un ilgili maddesi yeniden yürürlüğe girmeli ve ‘Taban Maaş’ uygulaması geri getirilmelidir. Eşit işe eşit ücret ilkesi kapsamında CHP olarak bu sorunun düzeltilmesine yönelik vermiş olduğumuz kanun teklifi TBMM gündemine alınarak süratle çözülmelidir.
Milli Eğitim Bakanlığı’nın temel görevi nitelikli, bilimsel, laik eğitimin tüm çocuklarımız için erişilebilir kılınması ve eğitim emekçilerinin insanca koşullarda çalışması ve yaşaması için gereken tedbirleri almasıdır. Başta ilk kayıt esnasında ortaya çıkan fahiş fiyatlara müdahil olup kalıcı çözüm bulunması, ara sınıflara yönelik velilere çıkarılan ek maliyetlerin denetlenmesi, özel öğretim kurumlarında çalışan öğretmenlerin haklarının verilmesi konularına yönelik olarak, Milli Eğitim Bakanını daha önce çok kez yapmak zorunda kaldığımız gibi bir kez daha anayasal görevini yapmaya davet ediyorum.”
]]>Yazın turizmin başkenti olan Antalya, kışın da örtü altı üretimin başkentliğini üstleniyor. Almanya, Rusya, Ukrayna ve Romanya başta olmak üzere 135 ülkeye yaş sebze meyve gönderen Antalya’da kentin ihracat potansiyelinde tarım lokomotif sektör olarak görev üstleniyor. Örtü altı tarımda lider Antalya yaş sebze ve meyvede tüketiminde sadece Türkiye’nin değil, yurt dışı ihtiyacını da karşılıyor. Örtü altı yetiştiriciliğinde domates, fasulye, biber, mantar, patlıcan, salatalık gibi ürünlerin yüzde 50’sinden fazlası Antalya’da üretiliyor. Tarımda son yıllarda yaşanılan sorunların başında iş gücü geliyor. Verilen hibe destekleriyle sera kurulumu artarken, seralarda çalışacak işçi ise neredeyse bulunmuyor. Üretilen alanların kayıt altına alınması için çiftiler tarafından her yıl Çiftçi Kayıt Sistemi’ne kayıt yaptırılması gerekiyor.
“ÇKS kayıtlarımızın zamanında yapılması gerekir”
2 Ocak tarihinde biten ÇKS kayıtlarının uzatılması yönünde talepte bulunduklarını belirten Antalya Ziraat Odası Başkanı Nazif Alp, “Yüzde 60 çiftçimiz yaptırdı, geri kalan yaptıramadı. ÇKS kayıtlarının yapılması gerekir. Ne kadar arazimizin ekildiğini tespit etmek için miras hukuk yasasının işletilmesi gerekir. Bir vatandaşımız kardeşlerinin yerinde ekim yaparken kardeşleri imza atmayınca bunu kayıt altına alamıyor. ÇKS kayıtlarımızın zamanında yapılması gerekir, şuanda uzatıldığına dair bir karar yok. Uzatılması bizim için faydalı olacaktır. ÇKS kaydı olmayan çiftçilerimiz hibe desteklerinden faydalanamıyor” dedi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, “Ekilmemiş tek karış toprak kalmayacak” sözlerine atıfta bulunan Alp, “Bu sözler çok doğru, bu arazilerin hepsinin işlenmesi lazım. Çiftçimize destek verilmesi de gerekir. Gübre ve girdi fiyatları çok yükseldi. Biz bu ülkeyi sırtlar götürürüz, pandemiyle bir kez daha tarımın önemi anlaşıldı. Çiftçilerimiz artık örtü altında çeşide döndü. Domatesin yanında çok daha farklı ürünler yetiştiriliyor. Devletimizin verdiği desteklerle sera yapımı arttı. Muza verilen desteklerle 35-40 bin dönüm muz serası oldu. Örtü altı son 10 yıl içerisinde yüzde 15 artmıştır” sözlerine yer verdi.
Üye sayısı yüzde 100 arttı
Aktif 6 ilçede 41 bin üyesi olduklarına dikkat çeken Alp, “10 yıl önce 20 bindi, yüzde 100 arttı. Bizim tek istediğimiz şey pazar, önümüz açılsın. Biz Antalya olarak desteği fatura üzerinden istiyoruz. Hem devletimiz hem çiftçi kazanacak. Devletimiz bütçesine göre yapacak. Bölgesel destek olsun, 1 kilogram da ürün versek fatura üzerinden destek verilmelidir” ifadelerine yer verdi.
Muz seraları yer altı sularını tehdit ediyor
Muz seralarının artmasıyla yer altı sularında tehlike oluştuğuna dikkat çeken Nazif Alp, “Eskiden Gazipaşa ve Alanya’da üretim vardı. Yüzde 50 hibe desteği geldi, 40 bin dönüme çıktı. Su çok önemlidir, Konya’da obrukların oluştuğunu görüyoruz. Antalya’da böyle bir sıkıntı beklenmiyor ama bu olmayacak diye vahşi sulama yapamayız. Denize akan ufak büyük çok sularımız var, bunların değerlendirilmesi gerekir. Böyle bir projenin devlete büyük katkısı olur” dedi.
“Buna rağmen işçi bulmakta zorlanıyoruz”
Tarımda yaşanan iş gücü sorununa da değinen Alp, “En büyük istihdam tarımda bulunuyor. Turizmin ve tarımın başkenti Antalya’dır. Tarımı yabancı uyruklu kişilerle devam ettiriyoruz. Kendi çocuklarımızı tarıma kazandırmamız gerekir. Bu olmadan nereye kadar gideriz? Yevmiye fiyatları 666 TL oldu. Buna rağmen işçi bulmakta zorlanıyoruz, çalışmak istemiyorlar. İşini yaptırmak için 750 TL dahi verenler var” ifadelerine yer verdi. – ANTALYA
]]>Türkiye Ziraat Odaları Birliği Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, 2 Ocak 2024 tarihinde başvurusu sona erecek olan Çiftçi Kayıt Sistemi (ÇKS) ve açıklanan yeni asgari ücret sonrası belirlenen tarım BAĞ-KUR primleri hakkında çaçıklama yaptı. 1 Eylül 2023 tarihinde başlayan 2023-2024 tarımsal üretim dönemi Çiftçi Kayıt Sistemi başvurularının 2 Ocak 2024 tarihinde sona ereceğini hatırlatan Bayraktar, “Ziraat odalarımızda aktif olan çiftçilerimiz, arazi beyanında ve ek belgelerinde değişiklik olmayan üreticilerimiz ÇKS başvurularını e-Devlet üzerinden yapabiliyor. Ancak üretim yaptığı arazi beyanı ve ek belgelerinde değişiklik olan üreticilerimizin ÇKS Yönetmeliği gereği ziraat odasından alacakları ‘Çiftçi Belgesi’ ve istenen diğer belgelerle Tarım ve Orman İl/İlçe müdürlüklerine şahsen başvuru yapmaları gerekiyor.”
Türkiye’de ÇKS kayıt şartlarını yerine getiremeyen yaklaşık 8,24 milyon hektar tarım arazisini işleyen üreticilerin her yıl desteklerden mahrum kaldığını belirten Bayraktar, “Gıda güvencesinin sorgulandığı, iklim değişikliğiyle birlikte gelecekte tarımsal faaliyetlerin daha da zorlaşacağının beklendiği bir ortamda ÇKS Yönetmeliği’ndeki kayıt şartları nedeniyle üretim yapan üreticilerimizin destek alamamasının kabul edilemez olduğu Birliğimizce her fırsatta dile getirildi” diye konuştu.
2023 yılında Tarım ve Orman Bakanlığının üreten ve üretmek isteyen çiftçilerin sesini duyduğunu belirten Bayraktar, 18 Kasım 2023 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanan ÇKS Yönetmeliği değişikliğiyle kayıt şartlarının düzenlendiğini ve miras ile intikal sorunları nedeniyle tarım yapılamayan arazilerin işlenerek kayıt altına alınmasının önünün açıldığını aktardı. 18 Kasım 2023 tarihinden itibaren yeni arazilerin ve çiftçilerin kayıt işlemlerinin yoğun bir şekilde devam ettiğini vurgulayan Bayraktar, “2024 yılı ÇKS başvurularının bitmesine kısa bir süre kaldığı için bugünlerde yoğunluk daha da arttı. Ziraat odalarımız kalan sürede ÇKS kayıtlarının tamamlanamayacağını söylüyor. Öngörülen 3 milyon hektar yeni tarım alanının kayıt altına alınabilmesi ve üreticilerimizin destek alabilmeleri için başvuru süresinin 1 ay uzatılması gerekiyor” ifadelerine yer verdi.
TZOB Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, açıklanan brüt asgari ücretle beraber üreticilerin tarım BAĞ-KUR primlerinin de yüzde 49 oranında arttığını belirterek, şöyle konuştu:
“4 bin 628 liradan 6 bin 900 lira 86 kuruşa, prim borcu olmayan çiftçilerimize verilen hazine teşviki ile tarım BAĞ-KUR primi 3 bin 957 lira 28 kuruştan 5 bin 900 lira 74 kuruşa ulaştı. Tarım BAĞ-KUR prim artışı üretici fiyat artışlarının üzerinde gerçekleşti. Artan prim tutarları nedeniyle Sosyal Güvenlik Kurumu’na kayıtlı tarım BAĞ-KUR sayısı her geçen yıl azalıyor. SGK verilerine göre 2021 yılında 1 milyon çiftçimiz kayıtlı iken, bu yıl 500 binin altına geriledi.”
“SGK primleri daha makul ve ödenebilir seviyeye çekilmeli”
SGK primlerine de dikkati çeken Bayraktar, “SGK primleri daha makul ve ödenebilir seviyeye çekilmeli, prim ödeme gün sayısı 15 güne indirilmelidir. Diğer sigortalılar 7 bin 200 gün, yani 20 yıl prim ödemesi yaparak emekli olabiliyorken, üreticilerimiz 9 bin gün yani 25 yıl prim ödeyerek emekli olabiliyor. Bu hakkaniyetsizlik bir an önce giderilmelidir. Muafiyet belgesi ile gelirinin düşük olduğunu belgeleyerek prim ödemesini durduran çiftçilerimizin muafiyette geçen sürelerin borçlandırılması sağlanmalıdır” açıklamalarında bulundu. – ANKARA
]]>