Urfa’nın Suruç ilçesinde 2015 yılında İŞİD’in bombalı intihar saldırısı sonucu 33 kişinin hayatını kaybettiği olayın 9’uncu yılında İzmir’de anma programı düzenlendi. Konak ilçesi Türkan Saylan Kültür Merkezi önünde Gençlik Örgütleri tarafından gerçekleştirilen programda, saldırıda yaşamını yitiren 33 kişi anıldı. Grup basın açıklamasının ardından yürüyüş yaparak hayatını kaybedenler anısına denize karanfil bıraktı.
Anma programında konuşan ve Suruç’taki saldırıdan yaralı kurtulan Koray Türkay, şunları söyledi:
“9 yıldır Suruç katliamını unutturmamak için mücadeleyi hep birlikte sürdürmenin umudu ve gururuyla buradayız. Bugün daha önceki yıllarda gerçekleştirdiğimiz anmalara yapılan saldırılar gibi bugün de Ankara’da arkadaşlarımız işkenceyle gözaltına alındılar. Birçok defa Suruç katliamı anmasına devletin işkenceyle saldırılarına şahitlik ediyoruz. Bunun bir anlamı var; çok iyi biliyoruz. Biz bu katliamın mağdurları olarak bu katliamın tanıkları olarak o günden bugüne saray rejiminin bu katliamda nasıl aktif rol aldığını iyi biliyoruz. Ama toplumun büyük kesimi maalesef 7 Haziran, 1 Kasım 2015 tarihleri arasındaki bu süreçte yaşananları hatırlamıyor ve devletin özel, sistematik politikalarıyla unutturuluyor. Ama yılmadan usanmadan Suruç ve Ankara Gar katliamlarının nasıl gerçekleştirildiğini meydanlarda anlatmak boynumuzun borcu. Devlet neden anmalara saldırıyor? Çünkü bu katliamların örgütlenmesi, planlanması ve İŞİD’e vermiş olduğu desteğin açığa çıkmasının toplum tarafından görülmesini, bilinmesini engellemek istiyor.”
“Bir gün hesaplaşacağımızı biliyoruz”
Türkay, şöyle devam etti: “7 Haziran, 1 Kasım arasında iktidarın iktidarını kaybetmesi üzerine ortaya koyduğu bir senaryo, katliam senaryosudur. Peki bize bütün bu katliam sürecinin haberini ilk veren kimdi? Şu sözü hatırlıyor muyuz? Meydan meydan ‘Dört yüz sandalyeyi verin, bu iş huzur içinde çözülsün’ diyen kimdi arkadaşlar? Bu sözü, bu katliam sürecini ortaya ilk olarak haber veren sarayda Recep Tayyip Erdoğan’dı. Dolayısıyla biz bugün 20 Temmuz Suruç katliamının adalet arayıcıları olarak bu katliamda parmağı olan herkesle bir gün hesaplaşacağımızı biliyoruz, bu hakikat çerçevesinde bu mücadeleyi sürdürüyoruz. Değil 9 yıl 90 yıl geçse de kimse 7 Haziran, 1 Kasım 2015 arasındaki sürecin halının altına süpürülmesine neden olamayacak. Çünkü hakikat için, adalet için mücadele edenler var.”
“Biz kazanacağız”
DEM Parti İzmir Milletvekili Burcugül Çubuk ise “Suruç katliamı, faili belli, geleceği belli bir katliamdı. Yargılama sürecinde fail de ortadan kaybedildi, adalet de yok edildi. Bizim burada yürüttüğümüz mücadele yıllardır şunun içindir; biz katliamlarınıza boyun eğmiyoruz, korkmuyoruz, sokaklardan çekilmiyoruz. Halkların kardeşliği için, halkların barışı için, eşitliği için, adalet ve özgürlük için, mücadele etmeye devam edeceğiz. Bizler sizin savaş politikanızla üzerini örttüğünüz bütün suçların peşinden gitmeye devam edeceğiz. Sizlerin savaş politikanızla yürüttüğünüz sömürgeciliğin peşinden gitmeye ve ortadan kaldırmak için mücadele etmeye devam edeceğiz. Suruç’ta ölümsüzleşen, ölümsüzleşen 33 diş yolcusunu saygıyla anıyorum. ve şunu hatırlatmak istiyorum. Biz onlara ‘düş yolcusu’ diyoruz diye kimse hayalperest sanmasın onları. Onların düşleri gerçeğe güçlü ilmeklerle bağlıydı. Onların düşleri geleceğe güçlü ilmeklerle bağlıydı. Onların düşleri halkların, işçi sınıfının, kadınların, LGBT artıların, onların düşleri bugün intihardan başka yol bırakılmayan gençlerin geleceğiydi. Bu düşleri yaşatacağız. Bu düşleri gerçekleştireceğiz. Hiçbir şekilde de bunu engelleyemeyecekler. Biz kazanacağız” diye konuştu.
“İŞİD çetelerinin bombalı saldırısına uğradılar”
Selman Yağmahan, tarafından okunan basın açıklamasında ise şu ifadelere yer verildi:
“Tam 9 yıl önce katledilen yoldaşlarımız için 33’lerin anısına ‘Suruç için hesap sormaya’ diyerek Türkan Saylan Kültür Merkezi önünde buluştuk. Onlar yıkılmış bir kenti onarmak için ‘beraber savunduk, beraber inşa edeceğiz’ diyerek Kobani inşa kampanyasına katılmıştı. Amaçları iç savaşın yıprattığı bu kente bir yardım eli götürmek, onlara umut olmaktı. Bu amaçla buluştukları Urfa’nın Suruç ilçesinde barbar İŞİD çetelerinin bombalı saldırısına uğradılar. Biz bu basın açıklamasını yaparken etrafımızda dikilen onlarca polis o gün basın açıklamasında yaşanan patlama anına kadar nasıl oluyorsa hiçbir yerde yoktu. Sonrasında ise yaralılara yardım etmek isteyen halka engel olmak için çıkışlar zırhlı araçlarla kapandı. ve içeriye yardım gitmesi engellenerek bir insanlık suçu işlendi. Halkın bulduğu İŞİD üyesi ise bizlerin çabasıyla yakalanıp karakola götürüldükten sonra sakalları kesilerek arka kapıdan kaçırıldı. Bugünlerde ne zaman bir kadın taciz edilse ne zaman onlarla aynı düşünmeyen birisi katledilse suçluyu koruyan faşizm o günde İŞİD üyesini korumaya çalıştı. Her şey aslında bu kadar netken dönemin Başbakanı Davutoğlu Suruç ve 10 Ekim katliamını kapsayacak tarih aralığını verip ‘o tarihlerde olanları anlatırsam kimse yerinde oturamaz’ dedi. Görüyorsunuz ki sermaye kendi arasındaki hesaplaşması için katledilen insanları koz olarak kullandı ve açıkça IŞİD ile suç ortağı olduklarını itiraf etti.
“Suruç için adalet, herkes için adalet”
Zaten biz her Suruç’ta katledilenleri anmak istediğimizde karşımıza diktikleri baskı mekanizmalarının başka bir açıklaması olamazdı. Bugünlerde kanlı yasayı uygulamaya koymak isteyen AKP, MHP iktidarı sanki Suruç’ta 33 yoldaşımızı katletmemiş gibi sanki 10 Ekim’e giden kanun süreci elleriyle ölmemiş gibi sanki kadınların sokakta rahat gezememesinin, Ensar Vakfı’ndaki çocuk istismarlarının suçlusu değilmiş gibi bizim canımızı önemsediğini söyleyerek sokak köpeklerini katletmeye çalışıyor. Siz bizi önemseydiniz önce asansörlerin bakımını yaptırırdınız, kurye intiharlarının önüne geçerdiniz, çalışma koşullarını iyileştirir, İliç’teki katliamın önüne geçerdiniz. Son olarak 33 düş yolcusunun katliamında İŞİD ile el ele verip şimdi de karşımıza dikilmezdiniz. Siz bunların hiçbirini yapmadığınız gibi katliam politikalarınıza bir yenisini ekleyerek bu sefer gözlerinize sokak hayvanlarına diktiniz. Şunu çok iyi bilmelisiniz ki ölümüne sebep olduğunuz her bir canlı için sizden hesap soracağız. Bizler failleri failler kendilerini çok iyi biliyor. Onlarla mahkeme salonlarında karşılaşıyoruz. Onlarla eylem alanlarında karşılaşıyoruz. Onlarla ne zaman iyilik adına karanlığı aydınlatmak istesek işte o zaman karşılaşıyoruz. Nasıl senelerdir yılmadıysak, katliamın 9’uncu yılında da ‘Suruç için adalet, herkes için adalet’ diyoruz. 33’lerin mücadelesi mücadelemize ışık tutuyor.”
]]>MEHMET REBİİ ÖZDEMİR
(SAMSUN)- Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkanı Cuma Erçe, “Sivas’ta yüzleşemediğimiz için bugün yaşadığımız onlarca sorunun da temeline inemiyoruz ve bu temelin aslında kendisinin Sivas’ta başladığını biliyoruz. Çünkü Sivas’ta gerici bir güruh tarafından gerçekleştiği, gerçekleşen katliamın arka planındakiler ne yazık ki perdenin önüne çıkarılmadılar, yargılanmadılar, adalet sağlanmadı” dedi.
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Samsun şubesi, Atakum Belediyesine bağlı Ata Sahne’de Madımak Katliamı Hafıza Merkezi tanıtımı ve belgesel özel gösterimi düzenledi. Belgesel gösterimine katılan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkanı Cuma Erçe, şunları söyledi:
“Okullarımızda artık neredeyse medrese eğitimi gerçekleşiyor”
“Bugün Samsun’dayız. 2 Temmuz Madımak katliamını konu alan 5 önemli projenin tanıtımı gerçekleşecek. Bu projelerden biri olan belgeselinde gösterimi olacak. Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonumuzun öncülüğünde kurulan Madımak Hafıza Müzesi tarafından yapılan 5 tane önemli proje hayata geçiyor ve şu ana kadar bunları Ankara başta olmak üzere İzmir, Adana, bölgelerinde tanıtıp gösterilerini gerçekleştirdik. Bugün Samsun’dayız. Bundan sonra İstanbul’da, Balıkesir Edremit’te, sonra Diyarbakır’da ve Antalya gibi yerlerde de tanıtımlarını ve gösterilerini gerçekleştireceğiz. Niçin bu gösterilere ihtiyaç duyuyoruz? Niçin bu çalışmalar gerçekleşti; çünkü gerçekten hala kanayan bir yara olan 2 Temmuz Sivas katliamı biz bu katliamı unutturmayacağımızı, unutmayacağımızı hafızalara kazıyacağımızı zaten söylemiştik. Ancak 31 yıldır beklediğimiz, talep ettiğimiz adalet gerçekleşmedi ve ne yazık ki 31 yıldır taleplerimiz gerçekleşmemesi yanında aynı zamanda her yönüyle devletin hem eğitimde gerici adımları hem toplumsal yaşamdaki gerici uygulamaları yaşamın tamamı dinselleştirme çabası da devam ediyor. Herkesin yakından bildiği gibi bazı okullarımızda artık neredeyse medrese eğitimi gerçekleşiyor. Devlet kurumları okullar, cemaatlere tarikatlara peşkeş çekilmiş durumda. Bunlarda yetmiyormuşçasına Milli Eğitim Bakanlığının yeni hazırladığı adına da Türkiye Yüzyılı Maarif modeli dediği alabildiğine gerici, tekçi bir müfredat programı da hayata geçirilmek isteniyor.
“Her türlü kötülüğün bu sistemden kaynaklı olduğunu biliyoruz”
Sivas’ta yüzleşemediğimiz için bugün yaşadığımız onlarca sorunun da temeline inemiyoruz ve bu temelin aslında kendisinin Sivas’ta başladığını biliyoruz çünkü Sivas’ta gerici bir güruh tarafından gerçekleştiği, gerçekleşen katliamın arka planındakiler ne yazık ki perdenin önüne çıkarılmadılar, yargılanmadılar, adalet sağlanmadı. O gün orada cumhuriyet, burada kuruldu, burada yıkılacak sloganı atanlar, yaşasın şeriat sloganını atanlar, İslam’ın ordusu kafilerin korkusu sloganını atanlar, bugün ne yazık ki ülkeyi kuşatmış durumdalar ve şu anki yönetimin ana yollarını döşeyen olayın tamamen Sivas Madımak katliamı olduğu gün gibi ortada. Biz 2 Temmuz’a dair yaptığımız bütün çalışmalar, yaptığımız bütün anma faaliyetleri, etkinlikler tamamı aslında tarihi yüzleşmeye dönüktür. Biz bu toplumun sadece, aleviler değil, bütün tamamı açısından bakıldığında tarihiyle 2 Temmuz’da yüzleşmesi gerektiğini, yüzleşmesi halinde de bugün yaşadığımız bütün kutuplaşmaların, bütün ayrılıkların ve ortadan kalkacağını biliyoruz. Toplumsal barışa hizmet edeceğini biliyoruz. Bugün yaşanan her türlü kötülüğün özellikle ekonomik krizlerde başta olmak üzere yaşadığımız her türlü kötülüğün bu sistemden kaynaklı olduğunu ve bu sistemin de tamamen temelinin Sivas’ta atıldığını biliyoruz ve bunu söyleyeceğiz. Söylemeye devam edeceğiz. 2 Temmuz’da Sivas’ta olmaya devam edeceğiz.”
]]>
Ankara Emek ve Demokrasi Güçleri, Soma’da yaşanan madenci katilamının 10. yılında Madenci Anıtı’nın önünde hayatını kaybeden 301 madenciyi andı. Anmaya DEM Parti Şanlıurfa Milletvekili Ferit Şenyaşar da katıldı.
Soma gibi; Ermenek, Amasra ve İliç’te yaşanan maden facialarında ve iş kazalarında hayatını kaybeden işçilerin de anıldığı basın açıklamasında konuşan Bağımsız Maden-İş temsilcisi, şunları söyledi:
“SOMA VE YÜZLERCE İŞÇİ KATLİAMLARINDAKİ CEZASIZLIK, YENİ KATLİAMLARIN ÖNÜNÜ AÇMAKTA”
“İlk günden itibaren bu katliamdan sorumlu olan her bir kişi mutlaka yargılanacak dedik. Bu uğurda 301 madencinin aileleri, Somalılar, avukatlar, ülkenin duyarlı insanlarının sürdürdüğü kesintisiz bir mücadeleyle bugüne geldik. Katillere mahkeme salonunu dar ettik ama yargıdaki patron ve siyaset vesayeti hakim ve savcıların değişmesini sağlayarak, adeta ödül gibi cezalar vererek mezarda yatan 301 canımızın ailelerinin acısını bir kez daha büyüttüler. Patronlar, ölen her bir madenci kardeşimiz için sadece 8 gün hapisle cezalandırıldı.
Bu davada ölümlere ve yaralanmalara hiç değinilmemiş, suçtan zarar gören ve mağdur olan işçiler ve ailelerini dikkate almadan bu suçtan devlet zarar görmüştür düşüncesiyle görevini kötüye kullanmakla yargılanıyor kamu görevlileri. Soma davası, tüm iş cinayeti davalarında olduğu gibi sermayenin kollandığı, işçiler ve aileler için uzun, yorucu ve acılarını her defasında artıran adaletsizliklerle doludur. Soma ve diğer yüzlerce işçi katliamlarındaki cezasızlık, bugün yeni katliamların önünü açmaktadır.”
“BİR HUKUK CİNAYETİ YAŞANDI”
Soma davasının gönüllü avukatlarından Murat Kemal Gündüz, dava sürecine ilişkin şöyle konuştu:
“Açılan ana davada uzun süren bir yargılama oldu. Yargılama sırasında heyet ve savcı değiştirildi. Savcı uzun süre iddianamesini sakladı ve sonuçta başka bir heyet getirildi. Getirilen heyet Elbistan’daki Çöllolar kömür ocağındaki katliamı örtbas eden mahkeme heyeti son anda Soma davasına atandı. Basit taksirden çok düşük cezalar verilerek davada sadece 17 sanığa ceza verilip 34 kişi beraat ettirildi.
Bu karar istinafa gitti, reddedildi taleplerimiz. Yargıtay 12. Ceza Dairesi, olası kast hükümlerinin uygulanması yolunda kararı bozdu. Ondan sonra bir hukuk cinayeti yaşandı. Bir gecede Yargıtay 12. Ceza Dairesi siyasal iktidar tarafından atanmış YSK tarafından değiştirildi. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı sanıklarla yeni bir karar düzeltme başvurusu yaptı ve bir gecede Soma davasındaki olası kastla mahkumiyet kararı kaldırılarak sadece 5-6 sanığın bilinçli taksirden yargılanması, diğer hükümlerin onanması yolunda bir karar verildi.”
“KATLİAMIN SORUMLULARININ YARGILANMASI BİLE ANCAK KAMUOYUNUN BASKISI İLE GÜNDEME GELDİ”
Soma’da yaşanan maden faciasının 10. yılı için Ankara Emek ve Demokrasi Güçleri’nin yaptığı basın açıklaması ise şöyle:
“Kar hırsıyla ihmaller birbirini izlerken denetimsizlik de bu katliama davetiye çıkardı. Tıpkı sonrasında Ermenek’te, Amasra’da, İliç’te olduğu gibi. Tıpkı adını sayamadığımız onlarca madende, sayısız işyerinde yaşandığı gibi. Adına kapitalizm denen sömürü düzeni işçilerin canını bile hiçe sayarak büyümeye devam ediyor. Soma katliamı, bu çıplak gerçeğin en yalın ifadesi oldu. Patronlara ve onlar adına ülkeyi yönetenlere göre; ihmal ya da denetimsizlik yoktu bu toplu katliamın nedenleri arasında. Onlara göre; olsa olsa kader ya da fıtrat denilebilirdi yaşananlara.
Katliamın sorumlularının yargılanması bile ancak kamuoyunun baskısı ile gündeme geldi. Ne var ki 301 işçinin kanı elinde olan maden patronuna ve şirket yetkililerine ödül gibi cezalar veren mahkemeler, işçilerin avukatlığını yapan Selçuk Kozağaçlı’yı, Can Atalay’ı türlü bahanelerle tutsak etmekten geri durmadı. Katliamda sorumluluğu bulunan kamu görevlilerinin yargılanmasına ise ancak 10 yıl sonra geçtiğimiz günlerde başlanabildi. Soma katliamının ve diğer tüm iş cinayetlerinin sorumlularının yargılanmaları ve hak ettikleri cezayı almaları için; bir daha Soma’lar, Ermenek’ler, Amasra’lar, İliç’ler yaşanmaması için bu mücadeleyi omuz omuz yaşatmaya devam edeceğiz.”
]]>SAMSUN – Samsun’da, Karadeniz Azerbaycan Türkleri ve Türk Soylular Derneği tarafından ‘Hocalı Katliamı’nın 32. yıl dönümü nedeniyle anma etkinliği düzenlendi.
Cumhuriyet Meydanı’nda düzenlenen anma programında 1992 yılında ‘Hocalı Katliamı’nda hayatını kaybedenler anıldı. Program ilk olarak hayatını kaybedenler ve şehitler için saygı duruşundan bulunulması ile başladı. Akabinde İstiklal Marşı ve Azerbaycan Marşı okundu. Programda konuşan Orta Karadeniz Azerbaycan Türkleri ve Türk Soylular Derneği Genel Başkanı Dr. Mesude Veliyeva Altun, “Hocalı Soykırımı diye anılacak ve tarihe kara bir leke olarak geçecek olan hadise o gün yaşandı. Ermeni kuvvetlerin 32 yıl önce Dağlık Karabağ bölgesindeki Hocalı kasabasında yaptığı katliamın acısı seneler geçse de ancak halen unutulmadı. Bu vahim hadisenin yıldönümünde katledilen masumlar anılıyor. Hocalı Katliamı, Karabağ Savaşı sırasında 26 Şubat 1992 tarihinde Azerbaycan’ın Dağlık Karabağ bölgesindeki Hocalı kasabasında yaşanan ve Azerbaycan sivillerinin Ermenistan’a bağlı kuvvetler tarafından toplu şekilde öldürülmesi olayıdır. Azerbaycan halkının tamamına yönelik yapılmış Hocalı Soykırımı, akıl almaz zulmü ve insanlık dışı cezalandırma yöntemleriyle insanlık tarihinde bir vahşet eylemidir. Bu soykırım aynı zamanda tüm insanlığa karşı tarihi bir suçtur. O soğuk, acımasız karlı kış gecesi kuşbaşı kar yağardı. O gece vahşet yaşadı Hocalı. Yer yüzü bugüne dek böyle bir vahşet, böyle bir acımasızlık görmemişti. Ermeni silahlı kuvvetleri, Rus 366. Motorlu Taşıt Alayının yardımı ile Hocalı’yı üç taraftan kuşatıyor. Karlı ormanlık arazide, zayıf düşmüş ve haklarından mahrum edilmiş insanların çoğu Ermeni askerleri tarafından vahşice yok edildi. Düşman; merhamet isteyen yaşlı, hasta, kadın, çocuk kimseyi umursamadı. Çocuklar ebeveynlerinin gözleri karşısında vahşice öldürülüyordu. Hocalı’nın yiğit oğullarının başları Ermeni mezarlarının üzerinde kurbanlık olarak kesildi. Yüzlerce kız ve gelinlerimiz esir düştü. Aralıksız kurşun yağmurundan kurtulup ayağı açık halde ormanlara, dağlara gidenlerin çoğu yolda dondu. O gece nereye gideceğini, kimden yardım isteyeceğini bilemeyen çocuklar yakınlarının cesetleri arasında şaşkın şaşkın hareket ediyordu. Hocalı, Ermeni milliyetçilerinin yüzyıllar boyunca Türk ve Azerbaycan halklarına karşı yaptığı soykırım ve etnik temizleme siyasetinin en kanlı sayfasıdır. Kendi acımasızlığına ve şiddetine göre ise insanlığa karşı işlenen büyük bir suçtur. Hocalı; bir kentin yeryüzünden silinmesi, içinde yaşayan kadın, çocuk, genç, yaşlı demeden topyekun saldırıya uğraması, kaçabilenlerin de soğuk ve karlı dağlarda ya donarak hayatını kaybetmesi ya da sakat kalması, kaçamayanların ağır silahlarla taranmasıdır. Yani anlatılması ve anlaşılmasının son derece zor olduğu bir vahşettir. Dağlık Karabağ Bölgesi’nde bulunan Hocalı’da yapılan bu katliam, insanlık dışı bir olaydır. O günü asla unutmam. Katliamda katledilen vatandaşlarımızı unutmadık asla unutturmayacağız. Katliamı kınıyor ve katliam faillerinin cezalandırılmasını istiyoruz. Tarihin siyah gecesinde yaşamını kaybetmiş yüzlerce vatandaşımızı, yaşanan vahşetin 32. yıldönümünde rahmetle anıyor ve Allah rahmet etsin diyoruz” dedi.
Konuşmanın ardından çocuklar tarafından şiirler okunması ile program sona erdi.
]]>Iğdır-Azerbaycan Dil, Tarih ve Kültür Birliğini Yaşatma ve Destekleme Derneği tarafından organize edilen etkinlik, İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü Konferans Salonu’nda yapıldı..
Saygı duruşunda bulunulması ve iki ülkenin milli marşlarının okunmasıyla başlayan programda, katliamda öldürenler için Kur’an-ı Kerim okundu, dua edildi. Etkinlikte kısa film gösterimi de yapıldı.
Iğdır Valisi ve Belediye Başkan Vekili Ercan Turan, programda yaptığı konuşmada, Hocalı Katliamı’nı unutmayacaklarını söyledi.
Hocalı olayının önemli bir dönüm noktası olduğunu belirten Turan, şöyle konuştu:
“Kerbela’yı unutmayacağız, Gazze’yi unutmayacağız, 15 Temmuz’u unutmayacağız, Çanakkale’yi unutmayacağız. Unutursak kanımız kurusun. Hakkıdır Hakk’a tapan milletimin istiklal. İçimizde sıkıntılı insanlar var, birlik ve beraberliğimizi bozmak isteyen insanlar var ama onların tuzakları var ya o hainlerin tuzakları var ya örümcek ağı gibi. Başarılı olamayacaklar. Cumhurbaşkanı’m diyor ya, ‘başaramayacaksınız, bu milleti birbirine düşürmeyi başaramayacaksınız.’ Kafkas Ordusu Komutanı Nuri Paşa’yı unutmayacağız, Kazım Karabekir Paşa’yı unutmayacağız, kendi cebinden para ödeyerek Dilucu’nu alan, Turan kapısı diyen Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü unutmayacağız.”
AK Parti Iğdır Milletvekili Cantürk Alagöz de birlik ve bir olmak zorunda olduklarını dile getirerek, “Hadi erkekseniz Karabağ’a tekrar girin. Bu milletin büyüklüğünü bütün dünya biliyor, biz birliğimizi bozmayacağız, biz dirliğimizi bozmayacağız. Bu vesile ile Sayın Aliyev’e, Sayın Cumhurbaşkanı’mıza sonsuz şükranlarımı sunuyorum ki bunların başını ezdiler. Rabb’im bizim başımızı eğdirmesin, bizi utandırmasın.” ifadelerini kullandı.
Azerbaycan Kars Başkonsolosu Nuru Guluyev de Ermenilerin yaptığı katliamlara değinerek, şunları kaydetti:
“2-3 yaşında çocuğa silah verip diyorlar ki vuracağın tek bir canlı varsa o da Türk’tür. Çocuk gözünü açınca Ermeni toplumunda, Ermeni ailesinde bir Türk’ü vurmak için onun kanını dökmek için yetiştiriliyor. En önemlisi şudur ki 2022 yılında zafer bayrağını işgal edilmiş topraklarımızda dalgalandırabilmişiz ve inşallah bundan sonra hem Azerbaycan’ımızın hem Türkiye’mizin hem Türk dünyamızın bayrakları daim dalgalanır ve biz bu bayrakların altında mutlu hayatımızı devam ettiririz.”
Iğdır-Azerbaycan Dil, Tarih ve Kültür Birliğini Yaşatma ve Destekleme Derneği Başkanı Ziya Zakir Acar da 1915-1919 yıllarında Birinci Dünya Savaşı’nda müttefiklik yapan Ermeni çetelerinin Doğu Anadolu Bölgesi’nde büyük katliamlar yaptıklarına dikkati çekti.
Toplu mezarların ulusal basının önünde açılarak vahşetin boyutunun ortaya çıkarıldığını hatırlatan Acar, “Iğdır da Ermenilerin katliamından nasibini alan yerlerden biridir. Hocalı Katliamı bugün ve gelecekte dersler çıkarılması ve bugüne kadar gösterilen tepki konusunda bir vicdan muhasebesi yapılması gereken önemli bir olaydır. Azerbaycan Türklerine karşı yapılan bu katliamın acılarını kardeş Türk milleti olarak yüreğimizde hissediyor ve her zaman bu katliamı kınıyoruz.” dedi.
Konuşmaların ardından Nahçıvan Şehit Babaları Topluluğu tarafından Vali Turan’a tablo ve bayrak hediye edildi.
Anma programına, Türkiye Azerbaycan Dernekleri Federasyonu Başkan Vekili Perviz Memmedov, akademisyenler, katliamda öldürülenlerin yakınları ve vatandaşlar katıldı.
]]>Tarihe “Kanlı Ocak” adıyla geçen katliamın acısı, aradan 34 yıl geçmiş olmasına rağmen tüm Azerbaycanlıların hafızasında tazeliğini koruyor. Azerbaycan’da aynı zamanda bir kahramanlık destanı olarak da hafızalara kazınan Kanlı Ocak olayları, 70 yıl süren eski Sovyet esaretinden sonra bağımsızlığın kazanılmasında dönüm noktası kabul ediliyor.
Kanlı Ocak olayları, eski Sovyetler Birliği’nin çöküşünü hızlandırdı, Azerbaycanlılarda bağımsızlık duygusunu alevlendirdi. Olayların temelinde Karabağ sorunu bulunuyordu.
Ermeniler, 1980’li yılların sonlarında Karabağ’ın Azerbaycan’dan koparılması için faaliyetlerini artırdı ve Aralık 1989’da Ermenistan Sovyet Cumhuriyeti Yüksek Konseyi, Karabağ’ın Ermenistan’la birleştirilmesi yönünde karar aldı.
Azerbaycanlılar, bu kararı tepkiyle karşıladı ve Bakü’de yüz binlerce kişinin katıldığı mitingler düzenlendi. Halk, Ermenilerin artan toprak taleplerine ve Sovyet yönetimine tepkilerini göstermek için Bakü’nün Azadlık Meydanı’na akın etti.
Aralıksız süren mitingler Sovyet yönetimini tedirgin etti ve Bakü’ye asker gönderilmesi yönünde karar alındı. Halk ise kentin giriş yollarını ve Bakü’deki askeri birliklerin önünü kapattı.
İlk önce 19 Ocak 1990’da Sovyet istihbaratınca Azerbaycan televizyonunun enerji sağlayıcısı patlatıldı. Akşam saatlerinde ise 26 bin kişilik Sovyet ordusu zırhlı araçlarla 5 yönden Bakü’ye girdi.
Sovyet ordusu, onları engellemeye çalışan silahsız sivillere mermi yağdırarak kente ulaştı. Tanklar ve ağır zırhlı araçlar insanların üzerlerine sürüldü, ambulanslara ve yolcu otobüslerine ateş açıldı. O gece Bakü’de 130 sivil hayatını kaybetti.
Sovyet ordusu, katliamını Neftçala ve Lenkeran gibi diğer illerde de sürdürdü ve toplam 147 Azerbaycanlı sivil, 20 Ocak katliamının kurbanı oldu. Olaylarda 744 kişi yaralandı, yaklaşık 400 kişi Sovyet ordusunca gözaltına alındı.
Bakü’de Sovyet yönetiminin olağanüstü hal ilan etmesine ve kentin tamamen Sovyet ordusu tarafından kontrol altına alınmasına rağmen halk yine sokaklara çıktı ve şehitlerin defni için çalışma başlatıldı.
Şehitlerin naaşları, 31 Mart 1918’de Ermenilerin saldırıları sonucu hayatını kaybeden Azerbaycanlıların cenazelerinin toprağa verildiği, daha sonra Sovyet döneminde park haline getirilen Dağüstü Park’ta defnedildi. Cenazeler, Azadlık Meydanı’nda toplandı ve buradan insanların omzunda, daha sonra Şehitler Hıyabanı ismi verilen şehitliğe getirilerek yan yana defnedildi. Cenazelere yaklaşık 1 milyon kişi eşlik etti.
Kanlı Ocak Katliamı, Azerbaycanlıların eski Sovyet yönetimine güvenini tamamen sarstı ve ülkenin bağımsızlığına giden süreç başladı.
Azerbaycanlılar 34 yıldır her 20 Ocak’ta, o günün kurbanlarının simgesi haline gelen karanfillerle şehitliğe akın ediyor, bağımsızlık ateşini yakanlara minnettarlığını gösteriyor.
“Öf bile demeden canlarını feda etti”
20 Ocak Katliamı’nın tanıklarından 68 yaşındaki Nizami Rızaşuvari, o günlerde yaşadıklarını AA muhabirine anlattı.
Rızaşuvari, o dönemde her bir Azerbaycanlı gibi kendisinin de bağımsızlık talebiyle yapılan gösterilerde yer aldığını söyledi.
Sovyet Rusya yönetimine karşı milyonlarca Azerbaycanlının “özgürlük” diye bağırdığını vurgulayan Rızaşuvari, bağımsızlık için tüm halkın tek yumruk olduğunu belirtti.
Rızaşuvari, bağımsızlık yanlılarının oluşturduğu Azerbaycan Halk Cephesi’nin (AHC) aktivistlerinden olduğunu belirterek AHC’nin bazı gizli evraklarının saklanması için kendisine emanet edildiğini kaydetti.
20 Ocak Katliamı sonrasında Devlet Güvenlik Servisi (KGB) çalışanlarının bu bilgiyi öğrendikten sonra evlerine gelerek babasını darbettiğini, kendisini de gözaltına aldığını anlatan Rızaşuvari, “KGB’nin nezarethanesinde 7 gün işkence gördüm. Belgelerin yerini ve diğer aktivistlerin isimlerini söylememi istediler. En ağır işkencelere maruz kaldım. Tüm dişlerimi söktüler. Kafama aldığım darbeler nedeniyle sol gözüm görme yetisini kaybetti. Bir hafta sonra beni bıraktılar. Eve döndüğümde babamın aldığı darbeler nedeniyle yaşamını yitirdiğini öğrendim.” dedi.
Rızaşuvari, babasının ve diğer çok sayıda insanın ölümünden büyük üzüntü duyduğunu dile getirerek “Öf bile demeden canlarını feda etti. Aynı zamanda sevinçliyim. Çünkü Azerbaycan bugün tam bağımsız bir ülkedir. En büyük arzumuz hayata geçti.” diye konuştu.
]]>