Özel, Ulu Cami’de kıldığı cuma namazının ardından cami önünde gazetecilere yaptığı açıklamada, Filistin’e destek olan, İsrail’i protesto edenlerin sesini duyurmak üzere bir iki kelam etmek istediğini belirtti.
ABD Temsilciler Meclisi’nde büyük bir utanç yaşandığını dile getiren Özel, katliam suçlusu Netanyahu’nun, dakikalarca birileri tarafından alkışlandığını söyledi.
Özel, o vicdansızlara “neyi alkışlıyorsunuz?” diye sorulması gerektiğini vurgulayarak, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Yüzde 70-80’i kadın ve çocuk olan, 40 binden fazla kişi katledilmiş. Ambulansları, hastaneleri, revirleri, sığınmacı kamplarını vuruyorlar. ‘Burada toplanın, insani yardım alacaksınız.’ diyorlar. O toplanılan yeri vuruyorlar ve bunu yapan Netanyahu, Amerika’da alkışlanıyor. Protesto eden ve kahramanca orada duruşunu gösterenleri tebrik ediyorum. O alkışlayanlar, Netanyahu kadar büyük bir insanlık suçu işlemişlerdir. Bunu kimse unutmasın. Bir katliamcıya cesaret verme, katliama ortak olmaktır. Bunu kimse unutmasın. Biz, Filistin davasının arkasında olmaya devam ediyoruz. Ecevit’ten, Deniz Gezmiş’ten beri devam ediyoruz, devam edeceğiz. Bundan sonraki süreçte de Sosyalist Enternasyonal’de başkan yardımcısıyım. Başkanımız Pedro Sanchez, İspanya Başbakanı; ülkesinde Filistin’i tanıdı. Bütün sol partilere, sosyal demokrat partilere bir kez daha Bursa Ulu Cami’nin avlusundan aynı çağrıyı yapıyoruz; bu mezalimi bitirin.”
Geçmişte Bosna Hersek’te de soykırım yaşanırken, Avrupa’nın, dünyanın sustuğunu anımsatan Özel, şunları kaydetti:
“Şimdi Birleşmiş Milletler, 11 Temmuz’u soykırım günü ilan ediyor; 29-30 sene sonra ‘soykırım’ desen ne olur? Soykırıma mani olmadıktan sonra. Unutulmasın ki Aliye İzzet Begoviç’in şöyle bir sözü var, sürekli tekrar etmek gerekir; ‘Unutulan katliamlar, tekrarlanır.’ Unutmamak lazım yaşananları ve Filistin’e 30 yıl sonra ‘Bugün Filistin’i anma günü’ demek değil, bugün bu katliama ‘dur’ deme zamanıdır. Burada Filistin’i destekleyen ve İsrail’i protesto eden kardeşlerimize de destek verdik. Destek veriyoruz. Onların sesini duyuyoruz. Bütün Türkiye, siyasi parti ayrımı olmaksızın Filistin’in arkasındadır, İsrail’in yaptıklarının karşısındadır.”
TÜİK hakkındaki suç duyurusu
Bir gazetecinin CHP’nin “verileri gizlediği ve kararttığı ve kamu görevini kötüye kullandığı” gerekçesiyle TÜİK hakkında suç duyurusunda bulunduğunu, savcılığın takipsizlik kararı verdiğini hatırlatması üzerine Özel, şöyle devam etti:
“Her yere şikayet ettik, olmadı. En son savcılığa suç duyurusunda bulunduk. Hemen, jet hızıyla reddetmişler. O savcıya şunu sormak istiyorum, maaşını TÜİK’in yaptığı hesaplar üzerinden gidip de alışveriş yapsın bakalım. Bu maaş, ona yetiyor mu? O savcının aldığı maaş, bugün bu insanların aldığı maaşın da katbekat üstünde. Herkes geçim zorluğu yaşıyor. Takipsizlik kararı vereni gerçekten vicdansızlıkla suçlamak zorundayım. Yargı mensuplarına böyle bir şey demem ama TÜİK’in yaptığına takipsizlik veriyorsa senin de alacağın unvan, vicdansızlıktır.”
Özel, belediyelerin SGK borçlarına ilişkin soru üzerine de “Kamu görevlileri görevlerini yaparken bunu aksattılarsa bundan sorumlular. AK Parti, MHP, CHP olsun, SGK’ya parayı ödemeyen kişi, bunu zimmetine mi geçirmiş? O şehre mi harcamış? Ona bakmak lazım.” dedi.
“Erken seçim istemem ama millet isterse onu dile getiririm.” diyen Özel, sokakta erken seçim talebinin her geçen gün arttığını gözlemlediğini de sözlerine ekledi.
Bu arada Özel, Bursa Büyükşehir Belediyesi tarafından kurulan stantta vatandaşlara aşure ikramında bulundu.
Özel, daha sonra partisinin Osmangazi İlçe Başkanlığını ziyaret etti.
]]>Çelik, AK Parti Genel Merkezi’nde, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, soykırımcı siyasetin başını çeken kabinenin başındaki Netanyahu’nun, Amerikan Kongresi’ndeki konuşmasını dinlediklerini belirtti.
“Maalesef belki de insanlık tarihinin en trajik görüntülerinden bir kısmına rastladık. Aslında hesap sorulması, kınanması, lanetlenmesi gereken işlere imza atan Netanyahu, Amerikan Kongresi’nde defalarca alkışlandı” ifadesini kullanan Çelik, “ayakta alkışlama” meselesiyle ilgili birkaç gün önce yaptığı basın toplantısında bir öngörüde bulunarak, “Netanyahu Amerikan Kongresi’ne gittiği zaman büyük bir ihtimalle ayakta alkışlanacak ve aslında her ayakta alkışlama insanlık değerlerinin ayaklar altına alınması anlamına gelecek” dediğini ve bunun aynen gerçekleştiğini söyledi.
Ömer Çelik, “Söylediği hangi söz olursa olsun, Amerika’ya, başka devletlere dönük sözleri olsun yerli yersiz orada bulunanların ayağa kalkarak alkışlaması, aslında topyekun bir akıl dışılığın herkesi nasıl sardığını gösteriyor.” diye konuştu.
Çelik, bu katliamları savunması karşısında Kongre üyelerinin ayakta alkışlamasının “şaşırtıcı” olduğunu dile getirdi.
Bir yabancı ülkenin başbakanının, Amerikan Kongresi’nde, üniversitelerde protestoda bulunan Amerikan vatandaşlarını, akademisyenleri, öğretim üyelerini aşağılayan ifadelerinin de ayakta alkışlandığının altını çizen Çelik, şöyle devam etti:
“Gerçekten bütün uluslararası kurumların, yaptığı işin son derece insanlık dışı bir iş olduğunu, insanlık dışı bir siyaseti ve insanlık dışı eylemleri yürüten kabinenin başında olduğunu ifade ettiği Netanyahu’nun bu şekilde alkışlanıyor olması, insan haklarının da uluslararası hukuk düzeninin de hak ve hürriyetler düzeninin de bir kongrede, bir parlamentoda tamamen ayaklar altına alınması anlamına geliyor.”
“Birçok yalanı net bir şekilde ifade ettiğini görüyoruz”
AK Parti Sözcüsü Çelik, bir gazetecinin, Netanyahu’nun, ” Hamas’ın yardımları engellediği” iddiasını hatırlatması üzerine, şunları kaydetti:
“Konuşmasında en çarpıcı taraf, yani en üzücü taraf, en trajik olan taraf, yaptığı katliamları fütursuzca savunması ve bu savunma karşısında da alkış alması. Konuşmanın içeriğine baktığımızda birçok yalanı da net bir şekilde ifade ettiğini görüyoruz. Bunlardan bir tanesi budur. Mesela bütün uluslararası kurumlar Gazze’deki çocukların açlık tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu, Gazze halkına gitmesi gereken yardımların İsrail hükümeti tarafından Netanyahu’nun emriyle engellendiğini ifade ederken, Netanyahu çıkıyor, ‘Yardımları biz engellemiyoruz, bunları Hamas alıyor’ diyor. Halbuki oradaki uluslararası kurumlar ve herkes bunun yalan olduğunu net bir şekilde ifade ediyor. Burada yardımları engelleyen de yardımların Gazze’deki kadınlara, çocuklara ulaşmasını engelleyen de Netanyahu hükümetidir.”
Netanyahu’nun konuşmasındaki, “7 Ekim ve 11 Eylül” benzetmesine ilişkin soru üzerine Çelik, “7 Ekim ile 11 Eylül’ü yan yana zikrederek, Amerikan halkının hafızasındaki en trajik olaylardan bir tanesiyle kendi bölgesindeki olayları özleştirerek aslında kendi katliamlarını örtbas etmek istiyor.” yanıtını verdi.
Netanyahu’nun orada “Biz Batı medeniyetini bu topraklarda savunuyoruz. Bizim zaferimiz sizin zaferinizdir. Biz kazanırsak siz de kazanırsınız” benzeri sözler söylediğini anlatan Çelik, “O kongreye ayak bile basmaması, parlamenter değerlerle tamamen çatışan bir zihniyet yapısıyla, bir soykırımcı siyasetle etiketlenmesi gereken birisi, bu şekilde benzerliklerle kendisini Batı medeniyetinin Orta Doğu bölgesindeki öncüsü gibi göstererek katliamları örtmeye çalışıyor.” değerlendirmesinde bulundu.
Bu şekilde bir savununun, Batı medeniyeti için bir gurur kaynağı değil, tam tersine Batı medeniyetine dönük bir aşağılama olduğunun altını çizen Çelik, şu görüşleri paylaştı:
“Eğer Batı medeniyetinin değerleri bu tip soykırım faaliyetleriyle, bu tip katliamlarla beraber anılacaksa bu Batı medeniyeti için büyük bir sorundur. Aslında kendi katliamlarıyla Netanyahu, Batı medeniyetini yan yana getirerek, Batı medeniyetine dönük de katliamcı bir saldırıda bulunmuş oluyor. Ama orada bulunanlar bunu idrak edecek durumda olmadığı için bunu ayağa kalkarak alkışlıyorlar. Diyor ki, ‘Bu katliamları Batı medeniyeti adına yapıyoruz. Bu katliamları sizlerin kazanmanız için yapıyoruz’. Kendisinin yürüttüğü katliam siyasetini bütün bir Batı medeniyetinin sorumluluğu altına sokmak istiyor. Aslında buna karşı çıkması gereken Batı medeniyeti konusundaki değerleri savunması gerekenler buna karşı çıkmıyor da alkışlıyorlarsa o zaman Batı medeniyetini soykırımcı bir siyasetle yan yana getirme gibi bir yanlış içerisine düşmüş oluyorlar.”
“Amerikan demokrasisi açısından kırılma noktası”
Netanyahu’nun, ABD’deki protestoculara ilişkin sert sözlerinin anımsatılması üzerine Çelik, ABD üniversitelerinde Amerikan vatandaşı akademisyenlerin, öğrencilerin bu katliamları protesto ettikleri için çeşitli baskılarla karşı karşıya geldiklerini, öğretim üyelerinin istifa etmek zorunda kaldıklarını, rektörlerin değiştirildiğini ifade etti.
Bunun akademik özgürlüğe büyük bir darbe olduğunu belirten Çelik, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Bir başka devletin başbakanı Netanyahu geliyor, Amerikan Kongresi’nde Amerikan vatandaşlarını aşağılayan, Amerikan vatandaşlarına hakaret eden sözler kullanıyor. Onlar için ‘kullanışlı aptallar’ diyor. İnsanlık değerlerini savunanlara, katliamlara karşı çıkanlara ‘kullanışlı aptallar’ gibi bir ifade kullanıyor ve bunun karşısında da Amerikan halkının temsilcisi olan Kongre üyelerinin bazıları kalkıyor bunu ayakta alkışlıyor. Bu, Amerikan demokrasisi açısından bir kırılma noktasıdır. Amerikan demokrasisi açısından savunulamaz bir durumdur. Amerikan demokrasisinin değerlerine zarar veren bir durumdur. Bir başkasının gelip, Amerikan Kongresi’nde Amerikan vatandaşlarını bu şekilde aşağılayan cümleler kullanması, protesto edilmesi gereken bir durumken, bunun ayakta alkışlanması, onu alkışlayan Kongre üyelerinin Amerikan halkına dönük sorumlulukları açısından da bir problem teşkil ettiğini gösteriyor. Bu katliam siyasetini ‘Biz kazanırsak Batı medeniyeti kazanır’ gibisinden bir cümleyle savunuyor olması aslında topyekun Batı medeniyetinin değerlerini savunanların karşı çıkması gereken bir şey.”
“Soykırımcı siyasetine yeni paydaşlar bulma arayışı”
Netanyahu’nun, ” İran’a karşı İbrahim İttifakı’nı kuralım” ifadesine yönelik soruyu ise Çelik, “Netanyahu’nun yapmaya çalıştığı şeyin buradaki katliam siyasetini örtbas etmek için savaşı bölgesel hale getirmek olduğunu görüyoruz. Orada ifade ettiği, ‘Orta Doğu NATO’su gibi bir yapı kuralım’ dediği şey esasında İsrail saldırganlığına, Netanyahu hükümetinin soykırımcı siyasetine yeni paydaşlar bulma arayışı. Orta Doğu’da yaşayan herkesin güvenliğini sağlayacak bir ortak savunma ittifakından bahsetmiyor. Tam tersine kendi soykırımcı siyasetine bir güvenlik şemsiyesi oluşturma şeklinde bir girişimde bulunmaktan bahsediyor.” diye yanıtladı.
Netanyahu’nun yürüttüğü bu faaliyetin İsrail’in güvenliğini sağlamaya dönük olmadığının da altını çizen Çelik, şöyle konuştu:
“Dünkü konuşması, bölgedeki hemen hemen herkesi karşısına alarak İsrail’in güvenliğini daha da tehlikeye atan bir yaklaşım içerisinde olduğunu gösterdi. En başta ‘İsrail’in güvenliği için, İsrail’in savunma hakkı var’ diye bu eylemleri savunma yaklaşımına girişmişti. Ama şimdi savunma hakkı denilen şeyin herhangi bir savunma olmadığını, savunma hakkının herhangi bir şekilde katliamı içermemesi gerektiğini, savunma hakkının asla soykırıma cevaz vermediğini bütün dünya görmüş oldu. Yapmaya çalıştığı şey kendi sıkışmışlığını, bu katliam siyasetini savunma noktasında bir bölgesel çatışma haline dönüştürmeye çalışıyor. ‘Orta Doğu NATO’su’ ya da ‘İbrahim İttifakı’ diyerek yapmaya çalıştığı şey kendi katliam siyasetine acaba bir güvenlik şemsiyesi oluşturabilir miyim arayışıdır. Ama bunların hiçbiri çalışmaz. Değerlere dayanmayan, değerlerin bu şekilde ayaklar altına alındığı bir dünyada hiç kimsenin yan yana duracağı bir zemin kalmaz. Bu yan yana duracağı zemin kalmadığında da gücü ele geçiren, bir diğeriyle çatışmanın yolunu arar. Bugünün dünyasında da asimetrik tehditlerle birlikte düşünüldüğünde bu çok daha büyük sıkıntılara yol açar.”
“Mükellefiyetten kaçma açıklaması”
Çelik’e, CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in, SGK’nin, belediyelerin prim borçlarını tahsil için harekete geçeceğine ilişkin açıklamalar üzerine, “Bunun tek bir amacı var, belediye başkanlarının elini kolunu bağlamak, hizmeti aksatmaktır” dediği anımsatıldı.
Ömer Çelik, “Bu şekildeki bir açıklama aslında mükellefiyetten kaçma açıklaması. Türkiye’deki bütün kurumlar, bütün anayasal kurumlar bu yasalara tabi ve bu şekilde mükellefiyetlerini yerine getirmek zorundalar. Belediyeler hizmet yapacaksa yapar. Ama şimdiye kadar görünen o ki bu hizmetlerden kaçınma şeklinde bir tutum ortaya koydular ve şimdi de buna yeni bir bahane üretilmiş oluyor.” dedi.
]]>Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, Srebrenitsa Katliamı’nın 29’uncu yılı kapsamında, Bosna-Hersek’te bulunan Potoçari Anma Merkezi’nde düzenlenen anma törenine katıldı. Burada açıklama yapan Özel, “Adeta o günleri, o acıyı hep birlikte bir kez daha yaşadık. Bunu yaşamak çok önemli. Çünkü Aliya Izzetbegoviç’in dediği gibi eğer katliam, soykırım unutulursa tekrarlanır” dedi.
CHP Genel Başkanı Özel, yaptığı açıklamada, “Bugün 11 Temmuz 2024. Srebrenitsa katliamının 29’uncu yılı. Bugün heyetimizle birlikte, genel sekreterimiz, genel başkan yardımcılarımız, parti meclisi üyelerimizle birlikte dün Saraybosna’daydık, bugün de Srebrenitsa’dayız. Sabahtan beri Türkiye’den gelen bütün heyetlerle birlikte tüm törenleri takip ettik. Tabi biraz önce taşınması en zor kısmını hep birlikte yaşadık. Kılınan cenaze namazlarından sonra o günlerde katledilmiş ancak kimlik tespitleri ancak bugün yapılmış, son bir yıl içinde kimlikleri tespit edilen 14 katliam mağdurunun cenaze törenlerine ve defin işlemlerine katıldık. Adeta o günleri, o acıyı hep birlikte bir kez daha yaşadık. Bunu yaşamak çok önemli. Çünkü Aliya Izzetbegoviç’in dediği gibi eğer katliam, soykırım unutulursa tekrarlanır. Unutturmamak için burada olmak gerekiyor. Seneye 30’uncu yıl. Çok daha büyük bir katılımla burada hep birlikte olacağımızı değerlendiriyoruz” diye konuştu.
“EN ŞİDDETLİ TEPKİYİ GÖSTERİYOR VE LANETLİYORUZ”
Özel, bazı yerel siyasetçiler ve Sırp yetkililerce soykırımın faillerinin ‘meşrulaştırılmaya’ çalışıldığını belirterek, “Türkiye’den çok sayıda Boşnak kökenli vatandaşımız, Boşnak vatandaşımız buradaydı. Burada Boşnaklar, Hırvatlar ve bu katliamdan utanç duyan Sırplarla beraberdik. Maalesef, son dönemlerde burada bir ayrılıkçı rüzgar estirilmeye çalışıldığı gibi bizim de bugün şahit olduğumuz, bir yandan katliamın mağdurlarını daha kemiklerine yeni ulaşılırken, daha binlercesine ulaşılmamışken, bir yandan da bu insanlık suçunun, bu soykırımın faillerinin de bir yerlere resimlerini asmaya çalışanlar var. Buna en şiddetli tepkiyi gösteriyor ve lanetliyoruz. Soykırımın soykırım olduğu uluslararası toplum tarafından kabul edildi. Birleşmiş Milletler bugünü soykırımı hatırlama, anımsama günü olarak ilan etti. Buna rağmen halen daha bazı Sırp yetkililerin ve bazı yerel siyasetçilerin hem bunu tanımadığı, hem de failleri meşrulaştırmaya, onları övmeye kalktıkları bir süreç yaşanıyor. Buna en sert tepkimizi gösteriyoruz. Burada 1974 doğumlu birçok kişinin mezarını ziyaret ettik, anneleri ile görüştük. Onlara söylediğimiz şudur. Bizi evladınız yerine koyun, Türkiye’deki herkesi evladınız yerine koyun. Sizin evlatlarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, sizin anne ve babalarınız bütün Türkiye’nin ailesi. Hepimiz bir kez daha bu soykırımı lanetliyoruz” dedi.
“GEREKENİ YAPMIYORLAR”
CHP Genel Başkanı Özel, AB üyelerinin çoğunun üzerine düşen görevleri yerine getirmediğine dikkat çekerek, şöyle konuştu:
“Burada bir sözüm daha olacak o da şudur. O günlerde 1990-1995 arası yaşananlar sırasında Türkiye üzerine düşeni yaptı. Hele hele CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, katliamdan iki yıl önce buradaki tehlikeye dikkati çekti. Uluslararası toplum duyarsız kaldı. Hollanda birlikleri, Birleşmiş Milletler misyonu sıfatıyla bulundukları fabrika binasına bugün gittiğimiz, insanlar kaçarak sığındığında ellerinden silahları alıp, onları güvenli bölgeye sevk ediyoruz diye ölüme yolladılar. Daha bu sene Hollanda’nın sorumluluğu sadece o çitin içinde kalanlarla sınırlı tutulmakla beraber ki çok yanlış bir tutum, bütün bölgeden sorumluydu onlar. Sorumluluğuna karşı tazminat ödüyor. Çok kısıtlı olarak. Ama bakın şimdi herkes burada günah çıkarıyor. Birleşmiş Milletler, bugünü soykırım günü ilan ediyor. Ama o gün susuyorlardı. O gün sustukları için oldu. Bugün ne oluyor? Bugün de Filistin için susuyorlar, gerekeni yapmıyorlar. Avrupa Birliğinin çok sayıda üyesi üzerine düşeni tam olarak yapmıyor. İspanya başta olmak üzere Filistin’i tanıyanları takdir ediyoruz. Sözümüze değer veren, Filistin’i tanıyacağını söyleyen siyasi akrabalarımıza teşekkür ediyoruz. İngiltere’deki ve Fransa’daki gelişmeleri, son seçimdeki, çok olumlu buluyoruz. Ama buradan bütün dünyaya bir kez daha sesleniyoruz ki yıllar sonra kararlar almak yerine soykırım yaşanırken engel olmak lazım. Bunu ifade etmek isterim. Bir kardeşimin bize elleriyle ördüğü 11 Temmuz’u simgeleyen, masumiyeti, barışı simgeleyen Filistin bayrağının da renklerini taşıyan, Srebrenitsa’yı hatırlatan bu rozeti gelecek sene burada takmak üzere ve Filistin’e gittiğimde takmak üzere buradan Türkiye’ye götürüyorum. Bizi bugün büyük bir gayretle takip eden basın mensubu arkadaşlarımıza da teşekkür ediyorum.”
]]>
Kur’an-ı Kerim tilaveti ile başlayan programda konuşan Başbağlar Köyü Muhtarı Ali Akpınar, “Bundan tam 31 yıl önce, 5 temmuz 1993 pazartesi günü akşam ezanı okunduğu vakitte, köyümüze gelen hain teröristlerin köyümüzde soykırımı andıran bir katliam sonucunda şehit ettikleri 33 vatandaşımız için düzenlenen anma törenimize iştirak ederek acımızı paylaşan tüm konuklarımızı şehitlerin huzurunda saygıyla selamlıyorum. 2 temmuz 1993 tarihinde önceden hazırlanmış ve kurgulanmış olarak sahneye konulan Sivas Madımak otelinde ve üç gün sonra köyümüzde yapılan katliamın asıl amacının milletimizin birlik ve bütünlüğüne, vatandaşlarımız arasına ayrılık tohumları atarak devletimizi zayıf düşürmek suretiyle bölmek olduğu günümüze kadar yapılan tüm terör saldırılarında açıkça görülmüştür. Yaşadığımız bu katliamın üzerinden 31 yıl geçmesine rağmen Başbağlar köyü mazlumları, hala yitirilen haklarını, kaybedilmiş canların kanlarının yerde kalmaması için, bu katliamın sorumlularının adalet önünde hesap vermeleri için hukuki mücadelesini bugüne kadar meşru zeminlerde devam ettirmiştir” dedi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başta olmak üzere siyasilerin ve bürokratların gönderdiği taziye mesajlarının okunduğu törende konuşan Erzincan Valisi Hamza Aydoğdu Başbağlar katliamını unutmanın, yaşanan acıyı tarifin mümkün olmadığını söyledi.
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar da, “Yıllardır ülkemizin bütünlüğünü bozmaya çalışan güçlerle mücadele ediyoruz. Bu güçlerin taşeronluğunu yapan PKK son 40 yılda vatandaşlarımıza, güvenlik güçlerimize saldırarak binlerce canımıza kıydı. İşte bu hain terör örgütü bundan tam 31 yıl önce bugün Erzincan ilimizin Kemaliye ilçesine bağlı Başbağlar köyünde dünyanın gördüğü en alçak ve insanlık dışı saldırılardan birisini gerçekleştirdi. PKK’lı teröristler akşam namazını kılmak için köy camisine giden vatandaşlarımızı meydanda toplayarak onları katletti, kurşuna dizdi. 33 vatandaşımızı şehit ettiler. Burada sıkılan kurşunlar tüm milletimiz hedef aldı.” dedi.
Son olarak konuşan CHP Genel Başkanı Özgür Özel’de,”5 temmuz günü birileri aldıkları talimatla pusu kurdular. Beklediler ki köyün erkekleri camide toplansınlar. Akşam namazını takiben camiye giden, namazdan çıkanları aldılar, getirdiler ve 28’ini köyün meydanında katlettiler. Köyü ateşe verdiler, yaktılar 5 canımızı da arada aldılar. 33 şehidimizi bizim yüreğimizi yakarak tarih önünde hepimize emanet ettiler. Başbağlar rastgele seçilmiş bir yer değildi. Eylemin biçimi, sayısı asla rastgele değildi. 2 gün önce Sivas’ta Madımak otelinde canlar yanmıştı, 33 kişi hayatını kaybetmişti. Onlar sema durmaya gelmişlerdi inançlarına göre ibadeti yerine getiriyorlardı. Birileri onları katletti güya ona misilleme bu sefer bir cami çıkışında yine 33 kişi hayatını kaybetti. Hesap bu ülkede mezhep kavgası çıkarmak. Terör örgütü, terör örgütünü kullanan başka güçler mezhep kavgası çıkarır mıyız diye niyetlendiler” diye konuştu.
Program şehitlik ziyaretiyle sona erdi. – ERZİNCAN
]]>Sivas Olayları’nın 31’inci yıl dönümü nedeniyle Beyoğlu Belediyesi ve Madımak Katliamı Hafıza Merkezi iş birliği ile Hafıza Sergisi İstiklal Sanat Galerisi’nde açıldı.
Sena Şat’ın hazırladığı illüstrasyonlardan ve biyografilerinden oluşan belgesel nitelikli sergide ayrıca yönetmeliğini Eylem Şen’in yaptığı ‘Unutulmayan’ Madımak Sanal Müze Belgeseli gösterimi gerçekleşti. Sergi öncesi katılımcılar tarafından cadde üzerinde yere karanfiller bırakılarak vefat edenler anıldı.
‘Hafıza’ sergisi açılışına Beyoğlu Belediye Başkanı İnan Güney ve eşi Ayşen Güney, Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Eşit Başkanı Nevin Kamilağaoğlu, otelden sağ çıkan halk ozanı Ali Çağan, Madımak Katliamı Hafıza Merkezi Koordinatörü ve Sanal Müze Yönetmeni Eylem Şen, olaylar sırasında hayatını kaybeden Handan Metin’in ablası Şehriban Metin, Alevi Dernekleri yöneticileri ile çok sayıda vatandaş ve gazeteci katıldı.
Açılış töreninde konuşan Beyoğlu Belediye Başkanı İnan Güney, “31 yıl önce Örnektepe’de annem heyecanla aşağıya indi. Abimi, ablamı, beni eve aldı. Demir kapıyı arkadan sürgüledi ve yukarı çıkardı. Ne olduğunu anlamamıştım. Televizyonları açınca ülkenin orta yerinde 33 canın bir otelde sıkıştırılıp saatlerce yardım beklediğini gördüm ve en sonunda Türkiye demokrasi tarihinin en kara, en çok lanetlenmesi gereken günlerinden birisinin bu ülkeye yaşatıldığına şahit olduk. O gün bugündür, Sivas içimizde bir yara” diye konuştu.
Güney, “Bu katliamı yüz bin kere lanetliyoruz. İçimizi acıtan en büyük konulardan birisi de bu katliam kadar, katillerin korunup kollanması ve dava zaman aşımıyla düştü denmesiydi. Vicdanlardan düşer mi bu dava? Düşmeyecek. Biz nefes aldığımız müddetçe Madımak’ın katilleri bizlerin vicdanlarında, ülkenin vicdanlı insanlarının yüreğinde mahküm olmuş bir davadır” ifadelerini kullandı.
Güney, “Bu sergi de bir yüzleşme. Bu acıyla yüzleşmemiz gerekiyor. Bu gerçekle yüzleşmemiz gerekiyor. Gelecek nesillere bu acıyı aktarmamız gerekiyor. Bu şekilde toplumsal barışımızı sağlayalım. Bir daha bu topraklarda bu acıları yaşamayalım diye bu yüzleşme sergisine tüm canlarımızı huzurlarınızda davet etmiş olalım. Bu anmaları her yıl arttırarak devam edeceğiz ve kardeşlikten, barıştan, dayanışmadan, halkla birlikte el ele vermekten de bir an bile geri durmayacağız” dedi.
“BEN DE OTELDE KALSAYDIM”
Ali Çağan, o günü anlatarak “Sivas katliamının olduğu tarihte Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’nin yönetim kurulundaydım. Ankara’dan Sivas’a otobüslerle deyişlerimizi söylemeye, semahlarımızı dönmeye, tiyatrocu gençlerimizin Pir Sultan Abdal tiyatrosunu sergilemeye yola çıktık. Elimizde sazlarımızdan başka bir şey yoktu, ne silahımız vardı ne de taşımız. Dünyada benzeri görülmeyen bir şekilde, canlı yayında katliam yaşadık. Oradaki katledilen canlarımızın hepsiyle birebir ilişkisi olan birisiydim. Uzun süre bu katliamdan sağ çıktığımı söyleyemedim. Yoldaşlarımın katledilmiş olmasını, benim oradan sağ çıkmış olmamı kendime yakıştıramadım. ve yer yer öyle acılı zamanlar yaşadım ki ben de otelde kalsaydım dedim” diye konuştu.
Olaylar sırasında hayatını kaybeden Handan Metin’in ablası Şehriban Metin ise kardeşinin yetenekli, sanata düşkün bir genç olduğunu söyleyerek “Handan Metin’i Sivas’a gönderdiğimizde ODTÜ’de okuyordu. 20 yaşındaydı. 30 yıl geçti dendiğinde benim için hiçbir şey ifade etmiyor. Handan benim için 20 yaşında. 1993’ten sonraki yılları, yaşları asla hesaplayamadım. Benim için 20 yaşında olan Handan ve diğer canlar çağdaş Pir Sultanlar’dır” ifadelerini kullandı.
Açılış konuşmalarının ardından ‘Unutulmayan’ Madımak Sanal Müze Belgeseli’nin gösterimi gerçekleşti. Belgesel, İstiklal Sanat Galerisi’nde 2 Temmuz’a kadar 11.00-17.00 saatleri arasında her saat başı izlenebilecek.
]]>DEM Parti, Kobani Davası’nda verilen cezalara tepkilerini dile getirmek için IŞİD’in katliam yaptığı noktalarda açıklama yapıyor. Bu kapsamda DEM Partililer bugün Ankara Gar Katliamının yaşandığı noktada toplanarak tepkilerini dile getirdi. DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, yaptığı konuşmada katliamda yaşamını yitirenleri andı.
Bakırhan şunları söyledi:
“Bu meydanda çok barbarca bir katliam meydana geldi. Bu katliamda 103 canımızı yitirdik. 103 canımızı rahmetle minnetle anıyoruz. Onlar toplumun barış taleplerini haykırmak için bir araya geliyorlardı. Onlar Orta Doğu’da başta Rojova olmak üzere dünyanın dört bir yanına katliam, terör, zulüm ihraç etmek isteyen IŞİD barbarlığına karşı dayanışmak, mücadele etmek için buradaydılar. Savaş karşıtı bir mücadele için bu meydandaydılar. Bu meydanda katledildiler. Bugün bile sayımızdan daha fazla, demokratik bir basın açıklamasını yaparken güvenlik önlemi, kameralar var. Sokaklar caddeler tutulmuş civarında bir durumda. Ama 7 Haziran 1 Kasım arasında ne hikmetse IŞİD’in başta Gar, Amed, Suruç, Antep ve Reyhanlı katliamları başta olmak üzere elini kolunu sallayarak göstere göstere Ankara’nın göbeğinde bu katliamı örgütlenmesi büyük soru işaretleri oluşturdu. Çok yazıldı, çok çizildi. Bilinen görünen örgütlü planlanmış katliamlar hayata geçirilirken bunu izleyen, buna ses çıkarmayanlar bu suçun ortağı olarak kalacaklardır. Bir gün mutlaka dem gelir devran dönerse bu karşıtı insanlık suçları sadece yapanlar değil buna göz yumanlar da bir gün yargılanacaklardır.”
“Katliamlar hala gerçek faailleri ile birlikte yargılanmıyor”
IŞİD ile birlikte 7 Haziran seçimlerini kaybedenler siyaseti yeniden dizayn etmeye çalıştılar. Bu katliamlar tam siyaseti dizayn etme katliamlarıydı. Şimdi bunu nereden çıkardık sorusunu sorabilir kamuoyu bu katliamlardan sonra bizzat hükümetin en yetkili ağızlarından ‘oylarımız arttı’ denildi. Utanmadan kendi yurttaşlarının katledildiği bu katliamları kınaması gerekenler, gerekli olan hassasiyeti göstermesi gerekenler ne dedi ‘oylarımız arttı.’ Yani bu katliamlar demek ki birilerinin işlerine yaradılar ve bu katliamlar hala gerçek failleri ile birlikte yargılanmıyor.”
“IŞİD barbarlığı karşısında mücadele eden dayanışma çağrısı yapanlar yargılandı”
Bakırhan Kobani Davası ile IŞİD’e karşı mücadele çağrısı yapanların yargılandığını vurgulayarak şöyle konuştu:
“IŞİD’i yargılamayanlar, katliamlarına göz yumanlar, IŞİD’in katliamları yaparken aldığı malzemelerin yeri dahi adreslerinin belli olduğu, bu malzemeleri bu katliam bölgelerine taşırken araçların plakalarının dahi belli bir durumda neyi bekliyorduk onların yargılanmasını. Ama kim yargılandı? Demokratik Kürt siyaseti yargılandı. Katliam yapanlar yargılanmadı, katliam yapanlar aklanmaya çalışıldı. IŞİD barbarlığı karşısında mücadele eden dayanışma çağrısı yapanlar yargılandı. Biz bu yargılamaları tanımıyoruz. Bir suç varsa IŞİD işledi. Bir suç varsa IŞİD’e destek verenler, göz yumanlar Ankara’nın bu meydanında bunca kamera ve mobesenin bulunduğu yerde bu katliamların olmasını zeminini hazırlayanlar suçludur, demokratik siyaset yürütenler suçlu değil. Asıl yargılanması gerekenler, bizleri yargılıyorlar. Dolayısıyla bu karar yok hükmündedir. Bizim arkadaşlarımız dışarıda olduğu gibi içeride de bu demokratik mücadeleyi sürdürmeye devam edeceklerdir. Bu kumpas davası bir gün muhakkak çökecektir.”
]]>(İSTANBUL) – Soma Katliamının 10. yılında Kadıköy’de bir araya gelen “Mücadeleci Sendikalar”, 301 madenciyi anarak “Hesap sormak için ayağa kalk” dedi.
İstanbul’da DİSK/Enerji-Sen, Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası, DGD-SEN, Karayolu Taşımacılık Emekçileri Sendikası (KATAŞ-SEN), Dev-Tekstil, TOMİS ve Mağaza Market-Sen “Mücadeleci Sendikalar” imzasıyla Soma maden faciasının 10’uncu yılında Kadıköy Süreyya Operası önünde eylem yaptı.
“Soma,Ermenek,Bartın, İliç…Hesap sormak için ayağa kalk” pankartı açan grup, “Soma’yı unutma, unutturma”, “Çalışırken ölmek istemiyoruz” sloganları attı.
“KATİLLER GÖSTERMELİK CEZALARLA SOKAĞA SALINDI”
Karayolu Taşımacılık Emekçileri Sendikası (KATAŞ-SEN) Genel Başkanı Şahin Başaraner yaptığı açıklamada, “10 yıl önce üç yüz bir kardeşimiz toprağın altına gömüldüğü gün bugün. Bugün Soma’da katledilen işçi kardeşlerimizin katilleri ellerini, kollarını sallayarak utanmadan arlanmadan dolaşmaktalar. 10 yıldan beri göstermelik yargılamalarla göstermelik mahkemelerle sözde hukukun önüne çıkarılan katiller göstermelik cezalarla sokağa salındı. Biz biliyoruz ki Türkiye’de maden demek ölüm demek. İş cinayeti değil, katliam demektir. Soma’da Ermenek’te, Amasra’da, Kozlu’da, katlettiğiniz hiçbir arkadaşımızı Unutmadık. Bugün karşımıza çıkmış kamu görevlilerini yargılayacağınızı söylüyorsunuz. Bu da yalan. Yaptığınız hiçbir şeyin gerçek olmadığı gibi bunun da düzmece iddianamelerle gerçekleşeceğini biliyoruz” diye konuştu.
“İNFAZ YASASIYLA TÜM SANIKLAR TAHLİYE EDİLDİ”
Mücadeleci sendikalar adına açıklama yapan Sümeyye Altundağ ise davanın hukuk rezaletine dönüştüğünü belirterek, “Madencileri daha fazla üretim baskısıyla ölüme gönderenler öldürdüğü her bir madenci için 8 gün ceza aldı ve tahliye edildi. 2020’de çıkan infaz yasasıyla da tüm sanıklar tahliye edildi; hatta patrona maden ocağı işletme yetkisi geri verilerek adeta ödüllendirilip cesaretlendirildi. 301 madencinin ailesi yerlerde tekmelendi, tazminat hakları ve katillerin yargılanması için mücadele eden aileler 10 yıldır türlü baskı ve adaletsizlikle baş başa bırakıldı, madenciliğin fıtratında ölüm vardır denilerek Cumhurbaşkanı tarafından maden işçilerinin yaşam hakkı yok sayıldı. Sorumluluğu olan kamu görevlileri dönemin bakanı Faruk Çelik tarafından açıkça ‘ben memurumu yargılatmam’ denilerek hukuki sürecin en başından sorumluların yargılanmayacağı ilan edilmiş dava avukatlardan ve ailelerden kaçırılmıştır. Şu an gelinen süreçte de avukatları ve ailelerin çabası ile dava devam etmektedir” ifadelerini kullandı.
“BİR AN ÖNCE DOSYAYI KAPATMA EĞİLİMİNDE OLAN BİR YARGI POLİTİKASI GÖRÜLMEKTEDİR”
Altundağ, dava dosyasının biran önce kapatılmaya çalışıldığını belirterek, şöyle devam etti: “Soma’da 301 madencinin ölümüyle sonuçlanan katliamdan 10 yıl sonra kamu görevlileri ilk kez hakim karşısına çıktı. Soma 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen davada 28 kamu görevlisi ‘görevi kötüye kullanmak’la suçlanıyor. 2023 yılında 28 kamu görevlisine açılan bu davada, ölümlere ve yaralanmalara hiç değinilmemiş, suçtan zarar gören ve mağdur olan işçileri ve işçi ailelerini dikkate almadan bu suçtan yalnızca devlet zarar görmüştür düşüncesiyle bir iddianame düzenlenmiştir. İşçilerin ve ailelerinin davaya katılma talepleri ısrarlı bir şekilde reddedilmiştir. Sanıklar, katliamdan önce madeni denetlemiş iş müfettişleriydi. Biri; katliamdan sadece 47 gün önce ‘herhangi bir eksiklik bulunmadığı’ raporu vermiş teftiş heyetinde müfettiş yardımcısıyken bugün Bakanlık bünyesinde başmüfettiş. Görevi kötüye kullanma suç isnadıyla kamu görevlilerini koruma refleksiyle etkisiz ve caydırıcı olmayan bir yargılama yapılıp bir an önce dosyayı kapatma eğiliminde olan bir yargı politikası görülmektedir. Diğer taraftan soma katliamının gönüllü avukatlığını yapan Selçuk Kozağaçlı ve Can Atalay tutuklanmıştır. Soma davasının iki avukatı da yıllardır yine bir hukuk müsameresi ile cezaevindedir. Soma katliamı bu topraklarda ne ilk işçi katliamıdır ne de sondur. Sadece 2014’ten bu yana binlerce işçi, yüzlerce madenci katledilmiştir. Soma davası tüm iş cinayeti davalarında olduğu gibi sermayenin kollandığı, işçiler ve aileleri için uzun, yorucu, acıları daha da artıran her gün yeniden üretilen hak gaspları ve hukuksuzluklarla doludur.”
“SÖMÜRÜ DÜZENİNE DUR DEMEK İÇİN DİRENMEKTEN ASLA VAZGEÇMEYECEĞİZ”
Mücadeleden asla vazgeçmeyeceklerini de belirten Altundağ, “Özelleştirmeler derhal durdurulmalı, işçiler için kölelik ve ölüm anlamına gelen taşeron çalışma yasaklanmalı, rödövans (kiralama) kaldırılmalıdır. İşçi sağlığı ve iş güvenliğinin piyasaya terk edilmesinden acil olarak vazgeçilmeli ve gerekli tüm denetimler sağlanmalıdır. İşçilerin emeğini gasp ederek onları birer makine parçasına dönüştüren pratiklerin, köylülerin yaşam alanlarının ve geçim kaynaklarının gasp edilmesini ve doğanının metalaştırılmasının norm haline gelmesini reddediyoruz. Sermayenin bitmek bilmeyen ve dizginlenemeyen kar hırsının ve sermaye birikimi arzusunun bedeli emekçilerin kanlarıyla, canlarıyla ve doğanın geri dönüşü olmayacak şekilde talan edilmesiyle ödenmektedir. Yaşamak için, ve emek ve doğa düşmanı bu sömürü düzenine dur demek için direnmekten asla vazgeçmeyeceğiz” diye konuştu.
]]>***
Amerika’nın yüzlerce kampüsüne yayılan Filistin halkıyla dayanışma protestoları, kendi üniversite yönetimlerinin Gazze’de uygulanan vahşet ve katliama verdiği desteğe ve hocalarının kayıtsız tavrına isyan ederken, bir yandan da üniversitelerin ve insanlığın onurunu korumaya çalışıyor.
Amerikan akademisinin iki yüzlü hümanizmi
7 Ekim’deki olayların hemen ardından İsrail’le olan desteğini yaptıkları açıklamalarla belirten ve kampüslerindeki tüm Yahudi öğrencilere sempati mesajları gönderen Amerikan üniversiteleri, o günden sonraki Israil yönetiminin Filistin halkına uyguladığı katliam karşısında tek bir açıklama yapmadıkları gibi, kendi yakınlarını ve akrabalarını kaybeden Filistin öğrencilerine herhangi bir sempati ve başsağlığı mesajı gönderme nezaketi dahi göstermediler.
Benim hocalık yaptığım North Carolina Üniversitesi Chapel Hill kampüsü rektör ve idarecileri, henüz Filistin ve Gazze halkının acısını herhangi bir açıklamalarına konu dahi etmediler, ve Gazze’deki katliamları protesto eden öğrenci gruplarına karşı sürekli düşmanca tavır takındılar. Bu onursuz ve gaddar tavrın arkasında, ABD’deki demokrat hükümetin bağnaz bir şekilde İsrail’in işgalci askeri saldırılarının arkasında durup, bu katliama siyasi ve mali destek vermesi geliyor.
Ayrıca, Filistin yanlısı grupları yasaklayıp okuldan atmadığı için Harvard ve Pensilvanya Üniversitesi rektörlerinin ibretlik bir şekilde istifaya zorlanması da hem üniversite yöneticilerinin ve hem de hocalarının utanç verici sessizliğini belirlemede önemli bir rol oynadı. Bundan 3 yıl önce “Black Lives Matter” hareketi konusunda ABD’deki siyahi vatandaşlara karşı ırkçılığı protesto eden ABD ve Avrupa liberal beyaz entelektüel tabakası, kendilerince yaptıkları Antisemitizm kaygıları sebebiyle, İsrail’in yaptığı her şeyi meşrulaştırma çabasına girip, Filistin halkının adalet ve özgürlük çağrılarını inkar eden bir, “Herkese eşitlik, ama Filistinliler hariç” tavrını benimsediler.
Neredeyse her gün yüzlerce video ve resim ile inkarı tartışmasız bir katliam karşısında sessiz kalmak, ABD üniversitelerinin son 40 yıldaki gerçekleştirmeye çalıştığı kölelik, sömürgecilik, ve ırkçılık mirasını aşıp, geçmişin suçları ve günahlarıyla hesaplaşma ve sosyal bilimleri Avrupa merkezli mirasından arındırma çabasıyla bariz bir şekilde çelişiyor.
Tüm üniversiteler geçmişte ABD ve Avrupa’nın işlediği insanlık suçları konularında dersler verirken, aynı zamanda Batı sömürgeciliğinin mirasıyla yüzleşme ve sembolik olarak onların izlerini kaldırmaya da çalışıyorlardı. Oxford Üniversitesi’nde yer alan İngiliz imparatorluğunun Afrika’daki vahşi ırkçı sömürgeciliğinin sembol ismi Cecil Rhodes heykelini yıkma talebi, Avrupa ve ABD’deki üniversitelerinin ders muhtevasını bu beyaz üstünlüğüne dayanan mirastan arındırma çabasının bir parçasıydı.
Benim ofisimin bulunduğu tarih bölümü binasının, ABD’deki ırkçı KKK derneğine üye olmuş bir tarihçi olan Rouhlac Hamilton’un adını taşımasını utanç verici bulan hocalar, binanın adını Afrika kökenli bir vatandaş olduğu için Üniversite’ye kabul edilmeyen siyahi düşünür ve hukukçu Pauli Murray’ın ismiyle değiştirme kararı almışlardı. Amerika’nın tüm üniversiteleri değişik derslerde Edward Said’in kitaplarını, insani bilimleri ve sosyal bilimleri, Avrupa merkezli ayrımcı ve sömürgeci lekelerinden arındırma sürecinin parçası olarak okutmaya devam ediyorlar.
Yine tüm ABD üniversitelerinde sadece Avrupa’daki Yahudi katliamı değil, dünya tarihindeki tüm katliamlar hakkında ders verilip, bir daha böyle bir katliamın olmaması için neler yapılması gerektiği konusunda öğrencilerin düşünmesi teşvik ediliyordu. Ama buna rağmen, konu Filistin halkına ve Gazze’ye gelince, bir anda temelsiz Siyonist bahanelerle bir istisna tezi yapılıp, herkesin sahip olması gereken eşit haklar, insanlık onuru ve adalet taleplerinden vazgeçilip, insanlık tarihinde şimdi utançla anılan tüm vahşet türlerinin Gazze’de peş peşe uygulanmasına karşı ses çıkarılmıyor.
Üniversitelerde baskı rejimi
Daha da ötesi, bu konuda sesini çıkaranlar üzerine de gaddar bir baskı ve yasak stratejisi uygulanınca, Amerikan üniversiteleri çok karikatürize bir diktatörlük rejimine dönüştü. Örneğin Güney Carolina Üniversitesi’nde okul birincisi olarak seçildiği için mezuniyet töreninde konuşması gereken Asna Tabassüm isimli Bangladeş kökenli bir Müslüman öğrenci, sırf “genocide studies” disiplininde dersler aldığı için ve Filistin’deki katliamları gündeme getirebilme ihtimaline karşı bu hakkından mahrum edildi. Üniversite yönetimi, utanmazlığını ve ikiyüzlülüğünü bir adım daha öteye taşıyıp, mezuniyet töreninde konuşma yapacak diğer isimler bu yasağı gündeme getirip Filistin’den bahsedebilir endişesiyle bu sefer tüm mezuniyet törenini iptal etme kararı aldı.
Amerikan üniversitelerinde patlak veren Filistin yanlısı öğrencilerin boykot ve gösterilerini, bu tahammül edilmesi imkansız hale gelen Filistin halkına düşman ikiyüzlü baskı kültürüne karşı isyan olarak görmek gerekir. Öğrenciler zaten baştan beri sürekli bu konuda hassasiyetlerini belirtiyorlardı ama son 6 ayda onların bu hak, özgürlük, adalet ve insanlık çağrılarına karşı ne üniversite yöneticileri ne de güya liberal, ırkçılık karşıtı ve özgürlükçü olması beklen hocalardan anlamlı bir cevap gelmeyince, öğrenciler protestolarını daha ısrarlı bir şekilde ifade etmeye başladılar.
Eylemleri düzenleyen öğrencilerin insanlık onurunu ve adaleti vurgulayan tezleri karşısında, onların haklı çağrılarını susturmak için yalan ve iftiralarla, muhtemelen dörtte biri Yahudi öğrencilerden oluşan protestocuları Yahudi düşmanlığı ile yaftalamak ve öte yandan ABD’nin katliama verdiği desteği sürdürmek, bu protesto dalgasını Amerikan üniversite tarihindeki en önemli dönüm noktalarından biri haline getirdi.
Bu anlamda, üniversite yöneticilerinin, kendi üniversitelerinin onurunu kurtaran bu asil öğrencilere teşekkür etmektense, iyice azgınlaşıp, onların üstüne polisleri göndermesi, ve öğrencileri okuldan atmaya çalışması, ABD liberal üniversite kültüründeki çelişkileri daha da bariz kılıp, eylemlerin diğer kampüslere yayılmasını da hızlandırdı. Amerikan üniversitelerinin itibarı ve haysiyeti artık bu protesto hareketinin başarısına bağlı durumdadır.
[Prof. Dr. Cemil Aydın, Kuzey Carolina Üniversitesinde Tarih Profesörüdür.]
*Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editöryal politikasını yansıtmayabilir.
]]>(ANKARA) – 10 Ekim Ankara Garı Katliamı Davası’nda ara karar verildi. Mahkeme, sanıklara savunma yapmaları için ek süre verirken, henüz bulunamayan sanıkların yakalama durumlarının incelenmesine ve sanıkların tutukluluk hallerinin devamına karar verdi. Mahkeme, mağdur avukatlarının da tüm taleplerini reddetti. Bir sonraki duruşma 26 Haziran’a ertelendi.
Ankara Tren Garı’nda 10 Ekim 2015’te IŞİD’in canlı bombalarıyla 104 kişinin katledilmesine ilişkin davanın 24’üncü duruşması Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.
Savcılık tarafından verilen esas hakkındaki mütalaanın ardından sanıklar savunma yaptı. SEGBİS üzerinden mütalaaya karşı savunma yapan sanıklardan Resul Demir, “Bu iddianame çok eksik bir iddianame. Avukatlar yeni gelen delillerin değerlendirilmediğini söylediler. Karşı tarafta olmama rağmen onlara katılıyorum. Suçlu-suçsuz ayrımı yapılmadan insanlar getirildi. Gerçek failleri yargılamadığınız sürece her iki tarafa da zulüm etmiş oluyorsunuz. Onların katili olmayan insanları yargılayarak yalan söylüyorsunuz, bize de siz katilsiniz diyerek yalan söylüyorsunuz” iddiasında bulunarak şunları öne sürdü:
“BU İDDİANAMEYİ HAZIRLAYAN SAVCI YARGITAY’A GİTMEK İÇİN HAZIRLADI”
“En baştan bir iddianame hazırlanması gerek. Burada bir tiyatro yok sirk var. İnsanların önünde şaklabanlık yapıyorsunuz. O insanların ne kadar yaşam hakkı varsa benim de var. Ben iş adamı bir insandım beni katil yaptınız. Bu iddianameyi hazırlayan savcı Yargıtay’a gitmek için bir iddianame hazırladı. Mütalaayı okuyan savcı da onun yolundan gidiyor. Bu dosya kokuyor. Leş gibi kokuyor. Devletin bu dosyayı en baştan ele alması gerekiyor. İki tarafa da ihanet içerisindesiniz. Devlet vazgeçsin bu ihanetten. Orada oturan insanları da anlıyorum canlarını kaybettiler. Ben de annemi kaybetti. Yakınını kaybetmenin ne demek olduğunu bilirim. Ama benim de yaşam hakkım var. Benim çocuklarım bensiz büyüdü. Devlet olarak bunların hepsini elimden aldınız. Adını sanını bilmediğim insanları bana düşman ettiniz. Siz bu vebalin altından nasıl kalkacaksınız? Benim bir suçum yok. İnternetten öğrendiğim bir olay üstüme kaldı. Yargıtay’daki koltuk uğruna bizim hayatlarımızı mahveden Ramazan Dinç, 9 klasörü sakladı, delilleri kararttılar, hayatı kararan biz olduk. Burada ya da diğer dünyada buradaki mazlumların ahı senden ya da çocuklarından çıkacak. Erman Ekici’nin emir aldığı belge benim beraat belgemdir. Benim bu davada beraat edilip üstüne tazminat almam gerekirdi. Allah’ın laneti tüm zalimlerin üstüne olsun.”
“BİZİ KATİLLER OLARAK LANSE ETTİNİZ, SUÇLAMALARIN HİÇBİRİNİ KABUL ETMİYORUM”
Tutuklu sanık Erman Ekici, mütalaaya karşı savunma yapmak için ek süre istedi ve Yakub Şahin’in dinlenilmesini istedi. Mütalaaya dair karşı savunma yapmak için ek süre isteyen tutuklu sanık İbrahim Halil Alçay da “Bu örgütlerin yurt dışındaki kaplarına gitmemişiz, nasıl üye oluyoruz o zaman? Türkiye’deki hücrelerine de gitmemişiz. Nasıl üye olabiliyoruz? Biz bu ülkenin vatandaşı değilmişiz gibi davrandınız. Katiller olarak lanse ettiniz bizi. Suçlamaların hiçbirini kabul etmiyorum. 9 yıldır siz bizi yargılayıp insanlara da ‘bakın yargıladık’ demek için bu işte devletin tüm organize ettiği kişiler bizim lehimize olan belgeleri hiç kullanmadılar. Şu giydiğiniz cübbenin, uyacağım dediğiniz yasanın sizde bir kırıntısı varsa açık bir delille suçlanılsın. Hayatımda hiç görmediğim, tanıdığım insanları sanki öldürmüşüm gibi iftira attınız. Allah’ın huzurunda tekrar görüşeceğiz” iddialarını dile getirdi.
BİR SONRAKİ DURUŞMA 26 HAZİRAN’DA
Daha sonra Mahkeme ara kararını açıkladı. Mahkeme sanıklara savunma yapılmaları için ek süre verirken, henüz bulunamayan sanıkların ise yakalama durumlarının incelenmesine ve sanıkların tutukluluk hallerinin devamına karar verdi. Bir sonraki duruşma 26 Haziran saat 10.00’a ertelendi.
AVUKAT MEHTAP SAKİNCİ: “KATLİAM GÖZ GÖRE GÖRE GELMİŞTİR”
Duruşmanın ardından 10 Ekim Barış Derneği tarafından açıklama yapıldı. Mahkemenin verdiği ara kararı değerlendiren katliamda eşi Avukat Uygar Coşgun’u yitiren 10 Ekim Barış Derneği Genel Başkanı, Avukat Mehtap Sakinci, şöyle konuştu:
“Bugün ilk defa birşey öğrendik. Sizin de blldiğiniz üzere 10 Ekim yargılaması kapsamında ceza dosyası ile ilgili Kasım 2016’dan bu yana devam eden bir adalet mücadelemiz vardı. Bu adalet mücadelemiz kapsamında özellikle Gaziantepilindeki pek çok dosyayı, kaydı, belgeyi bu dosyaya ana dosyaya kazandırtamıyorduk. Bütün taleplerimiz reddediliyordu. Bugün iki canlı bombanın getirtilmesinde eskortluk eden dosya sanıklarından biriyle ilgili katliamdan 3 gün önce aslında teknik takibin başlatıldığı, hem de Ankara 4’üncü Ağır Ceza Mahkemesi tarafından verilen bir teknik takip kararıyla takibe alındığını öğrenmiş olduk. Bu bilgilere getirtilmeyen Antep’teki soruşturma dosyalarının incelenmesi sonucunda ulaşıyoruz. 9 yıl sonra öğrendiklerimiz bizim kanımızı donduracak mahiyette. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde en büyük sivil katliam olarak adlandırılan ve 104 insanın canına mal olan ve Türkiye’deki emek, barış, demokrasi bileşenlerinin tamamının zarar gördüğü bu katliamda asıl fail Yakub Şahin katliamdan 3 gün önce teknik takibe alınıyor. Yani bu katliam önlenebilecekken önlenilmemiş bir katliamdır, bu katliam göz göre gelmiştir ve bu katliam kapsamında geride kalanların adalet mücadelesi bu ülkede gerçekten zoru başarıyor.”
AVUKAT İLKE IŞIK: “BU KATLİAM ENGELLENEBİLECEKKEN ENGELLENMEMİŞTİR”
Sakinci’nin ardından açıklamalarda bulunan mağdur avukatlarından İlke Işık ise şunları kaydetti:
“10 Ekim günü barış için gelenlere yapılmış bir saldırı insanlığa karşı işlenmiş bir suçtur ve bu ülkenin insanlığa karşı suça ilişkin tek yargılaması da halen bu dava da devam etmektedir. Mütalaa bugün bunu yok saymıştır. Bir kez daha tekrar ediyoruz. 10 Ekim Ankara Gar katliamı anayasal düzene karşı işlenmiş bir suç değildir, insanlığa karşı işlenmiştir. IŞİD’in kendisi gibi olmayan herkese yönelttiği katliamlardan, saldırılardan biridir. Bunu içermeyen mütalaayı asla kabul etmiyoruz. Bu adalet değil. Bize söylenenler gerçek sorumlulara işaret etmiyor. Geldiğimiz aşamada bu katliam önlenebilecekken önlenmemiş, engellenebilecekken engellenmemiş ve pek çok kamusal sorumlunun sorumluluğu dahilinde gerçekleşmiş bir katliamdır.”
]]>Kobani Davası’nda bugün görülen 82’nci duruma öncesi Sincan Cezaevi önünde açıklama yapan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, “Bu katliamları sorgulayacakları yerde, bu katliamın arkasındakileri sorgulayacakları yerde, IŞİD ile mücadele edecekleri yerde IŞİD’e karşı demokratik tepkisini ortaya koymuş olan HDP’nin yargılanması, HDP’nin yöneticilerinin yargılanması Türkiye’de demokratik siyasetin temsilcilerinin yargılanması asla kabul edilemez” dedi.
Eski HDP Eş Genel Başkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ’ın da yargılandığı Kobani Davası’nın 82’nci duruşması görülüyor. Duruşma öncesinde DEM Parti Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan konuştu.
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, “Bugün aslında hem iktidar hem de mahkeme heyeti ciddi bir sorumlulukla karşı karşıya. Mahkeme heyeti aslında tarihi bir karar verebilir. Bu davayı tarihi bir fırsata çevirebilir” dedi.
Tüm arkadaşlarının haksız ve hukuksuz bir şekilde yıllardır içerde tutulduklarını ileri süren Bakırhan, “Arkadaşlarımız yıllardır IŞİD terörüne karşı duyarlı oldukları, duyarlılık çağrısı yaptıkları için, IŞİD belasını defetmek için toplumun duyarlılığına çağrı yaptıkları için yıllar sonra açılan bir davada yargılanıyorlar. Henüz karar çıkmadı. Bugün aslında hem iktidarı hem mahkeme heyeti ciddi bir sorumlulukla karşı karşıyalar. Arkadaşlarımızın beraat etmelerini bekliyoruz. Dolayısıyla bugün mahkeme heyetinin bu tarihi sorumluluğunu layıkıyla yerine getirmesini bekliyoruz” diye konuştu.
HATİMOĞULLARI: “SAHTE ONLARCA KLASÖRLÜK DAVA SİNCAN ADLİYESİ’NDE ÇÖKMÜŞTÜR”
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları da arkadaşlarının serbest bırakılması ve tahliye edilmesini isteyerek, şunları söyledi:
“Türkiye’nin yakın tarihine, IŞİD’in ortaya çıktığı sonraki tarihine baktığımızda Türkiye topraklarında çok sayıda katliam gerçekleşmiştir. Bu katliamları sorgulayacakları yerde, bu katliamın arkasındakileri sorgulayacakları yerde, IŞİD ile mücadele edecekleri yerde IŞİD’e karşı demokratik tepkisini ortaya koymuş olan HDP’nin yargılanması, HDP’nin yöneticilerinin yargılanması Türkiye’de demokratik siyasetin temsilcilerinin yargılanması asla kabul edilemez. Bugün Kobani Kumpas Davası şu ana kadarki seyrine baktığımızda IŞİD’in Sincan’daki tezahürü olarak görülmektedir. Ortada sadece bir tweet söz konusu iken bir tweetten yola çıkarak düzenlenmiş sahte onlarca klasörlük dava bugün bu Sincan Adliyesi’nde çökmüştür.
Ortada isnat edilen hiçbir suç yokken bir tweetten 37 kez ağırlaştırılmış müebbet talep etmek demek, buradan zaten ölmüş olan hukuku üzerine mezarını kazmak ve gömmek ve üzerine bir yığın taş atmak demektir. Yargı geri dönebilir bu yanlışından. Süreç henüz karara bağlanmadan bütün arkadaşlarımız adil bir biçimde yargılanarak değerlendirilmeli ve sonuca bağlanmalıdır.
Bugün tutululuk incelemesi olacak ve bütün arkadaşlarımızın derhal serbest bırakılması gerektiğinin altını özellikle çiziyoruz. Bunu aynı zamanda hukuktan aldığımız güçle, dosyanın içinin boşluğuyla, isnat edilen suçlarla ilgili dinlenen tanıkların da değerlendirmesiyle yani bir hukuksal gerekçe ile de talep ediyoruz.
Türkiye’de ortak yaşamı hep birlikte inşa etmek için bu dava bir fırsattır. Bizler diyoruz ki gelin bu fırsatı birlikte değerlendirelim. Bu işe Kobani kumpas davasından başlayalım ve bu ülkede demokrasi ile ortak yaşamı hep birlikte tesis edelim. Bunu umut ettiğimizin bir kez daha altını çiziyorum.”
]]>11 ayın sultanı Ramazan ayının ardından İstanbul’da bayram hareketliliği yaşanıyor. Çok sayıda vatandaş, bayram namazı için Fatih Camii’ne geldi. Yan yana saf tutan vatandaşlar bayram namazını eda etti. Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanı Numan Kurtulmuş da bayram namazını Fatih Camii’nde kıldı. Kurtulmuş, namazın ardından basın mensuplarına açıklamalarda bulundu.
“Dünyanın gözü önünde 35 bin insan katledildi”
Sözlerine tüm İslam aleminin bayramını kutlayarak başlayan Kurtulmuş, “Tüm İslam aleminin bayramını tebrik ediyorum. Sevgi dolu, esenlik içerisinde birlik ve beraberlik içerisinde bir bayramı inşallah idrak edeceğiz. Ama aynı zamanda bu bayram hayatımız boyunca yaşadığımız en acı, en buruk bayramların başında geliyor. Maalesef her sene Ramazan ayında İsrail özellikle işgal ettiği Filistin topraklarında Müslümanlara karşı her türlü zulmü yapıyor ve artık bu bir alışkanlık haline gelmişti. Fakat bu sene insanlık tarihinin gördüğü belki de en büyük katliamlardan birisi” dedi.
35 bin insanın katledildiği ve 70 bine yakın yaralının olduğuna değinen Kurtulmuş, “Dünyanın gözü önünde dur duraksama bilmeden aşağı yukarı 35 bin insanın katledildiği, şehit edildiği, binlerce insanın hala yıkıntıların altında olduğu tahmin edilen ve 70 bine yakın da yaralının olduğu çok büyük bir katliam. Hatta katliam sınırlarını çoktan aşmış bir soykırımı hep beraber yaşadık ve bugün de yaşıyoruz. Yine bugün aynı şekilde Gazze’de saldırılar devam ediyor ve öyle görünüyor ki önümüzdeki günlerde İsrail özellikle Refah Sınır Kapısı’na dönük operasyonlarını daha da yoğunlaştıracak. İsrail hükümetinin Netanyahu ve çetesinin yaptığı bu zulümlerden dolayı bayramı buruk bir şekilde geçirdik” ifadelerini kullandı.
“2 milyar nüfusa sahip olan İslam dünyası da ne yazık ki iyi bir sınav veremedi”
İslam dünyasının savaş boyunca kötü bir sınav verdiğine değinen Kurtulmuş, şunları söyledi:
“İşin bir de bize dönük yani İslam dünyasına dönük tarafı var. Bu kadar zulümler olurken, bu kadar büyük katliamlar yapılırken, modern zamanların en büyük soykırımına şahit olunurken, evet dünya buna sessiz kalmış olabilir ama 2 milyar nüfusa sahip olan İslam dünyası da ne yazık ki iyi bir sınav veremedi. Hep beraber çaresizlik içerisinde, kararsızlık içerisinde, belki bölünmüşlük içerisinde bu katliamı seyrettik. Bundan dolayı da ayrıca büyük bir üzüntü içerisindeyiz. Başta Gazze’deki Filistinli kardeşlerimiz olmak üzere dünyanın dört bir tarafındaki zulüm altındaki, çaresizlik içerisindeki müslümanlara Cenab-ı Allah’ın imdat etmesini, onlara her türlü yardımı yapmasını temenni ediyoruz. Dua ediyoruz. Sonunda yeryüzünde bütün bu zulümleri, haksızlıkları, adaletsizlikleri önleyecek olan da insanların kendisidir” dedi.
Konuşmasının sonunda Filistin’deki şehitleri anan Kurtulmuş, bir kez daha Türk milletinin bayramını kutladı. “Ben bu vesileyle hem burada Filistinli kardeşlerimize selamlarımızı, sevgilerimizi, asırlarca Filistin topraklarına manevi bir şekilde bağlılığı olan Türk milletinin sevgi ve saygılarını buradan ifade ediyorum. Allah şehitlere rahmet eylesin. Allah Gazzeli Müslümanlara imdat eylesin diyorum. Milletimizin de bu vesileyle yeniden bayramını tebrik ediyorum” şeklinde konuştu.
Kurtulmuş, konuşmasının ardından Fatih Sultan Mehmet’in türbesine ziyarette bulunarak, vatandaşlarla bayramlaştı.
Öte yandan, Fatih Camii’ndeki bayram yoğunluğu havadan görüntülendi. – İSTANBUL
]]>İsrail’in Filistin’e yönelik saldırıları sürerken tüm dünyada da tepkiler devam ediyor. Yousef ve Matilde Najmeddin çiftinin çocukları ile yaptığı destek görenlere alkış tutturuyor. Filistin asıllı olan 40 yaşındaki Yousef, 2021 yılında Fransız asıllı eşi Matilde ile Noon (12), Jood (9), Nınawa (6) ve Jal (4) isimli çocuklarını farklı ve özgür bir şekilde eğitmek ve onları Filistin’e götürmek için eşek arabası ile yola çıktı. İsrail’in Filistin’e saldırıları artınca Najmeddin ailesi, gittikleri ülkede İsrail’in Filistin’e yönelik saldırılarını anlatarak boykot çağırısı yaptı. En son geçtiğimiz yıl ekim ayında Bulgaristan’da Amedeo Giacomini (38) ile tanışan Najmeddin ailesi, onunla bisikletle Türkiye’ye kadar geldi. Kocaeli’ye ulaşan Najmeddin ailesi ve Amedeo Giacomini, Filistin’e kadar pedal çevirecek. Filistin’e destek için yola çıkan grup, yılın sonunda Filistin’e varacaklarını söyledi.
“Fransa’dan yolculuğumuza eşek ile başladık”
Eşiyle 14 yıl önce Filistin’de belgesel çekerken tanıştıklarını ve evlendiklerini söyleyen Yousef Najmeddin, “Eşimle Fransa’ya taşındık. Çocuklarımızı farklı ve özgür bir şekilde eğitmek istiyorduk ve onları yavaş yavaş yürüyerek Filistin’e götürmeye karar verdik. Fransa’dan önce eşek arabası ile Bulgaristan’a kadar geldik. Bulgaristan’a gelmemiz 2 senemizi aldı. Yolculuğumuzun amacı baştan beri Filistin’di. İsrail’in soykırımından önce biz yolculuğumuza başladık. Bulgaristan’dayken Filistin’de son olaylar patlak verdi ama biz, ‘Seyahatimize devam etmeliyiz, hayatımıza devam etmeli ve Filistin hakkında yapabileceğimiz her şeyi yapmalı ve konuşmalıyız’ dedik. İsrail’i boykot ettik. Çünkü bunun Filistin için en iyi mesaj olduğunu düşündük. İsrail ürünlerini boykot ediyorduk. İtalya, Hırvatistan, Bulgaristan’a kadar geldik. Bulgaristan’da eşek yolculuğumuzu bitirdik. Tanıştığımız arkadaşlar sayesinde bisiklet yolculuğuna başladık. Bulgaristan’da tanıştığımız arkadaşlar da aynı amaç doğrultusunda yolculuk yapıyordu. 6 bin kilometreye kadar eşekle yolculuk yaptık. Bulgaristan’dan Kocaeli’ye 2 bin kilometre yol yaptık. İstanbul’a geldiğimiz zaman kalabalık ve karmaşadan dolayı araba kullanmak durumunda kaldık. Daha sonra tekrar bisiklet kullanmaya devam ettik” diye konuştu.
“2021’de yolculuk yapmamızın temel amacı İsrail’in Filistin’e yaptığı zulüm ve katliam”
Konuşmasını sürdüren Yousef Najmeddin, “Fransa’da yolculuğa başladığımız zaman yavaş yavaş ilerlemek istedik çünkü çocuklarımızın bulundukları kültürü öğrenmelerini istedik. Aynı zamanda insanlara Filistin hakkında bilgi veriyor, İsrail’i boykot ettiğimizi söylüyorduk. Bu süreç zor oldu ama Filistin’deki durumu, katliamı göstermek için bu sürece girdik. 2021’de yolculuk yapmamızın temel amacı İsrail’in Filistin’e yaptığı zulüm ve katliam. Bu senenin sonunda Filistin’e yetişmeyi planlıyoruz. 2021’den beri Filistin’e hiç desteğimizi kesmedik. Hep İsrail mallarını boykot ettik. Elimizden geldiğince yolculuk esnasında Filistin’deki katliamı tüm insanlara anlattık” şeklinde konuştu.
“Filistin’de hayal edemeyecek kadar büyük katliam var”
Konuşurken duygulanan Matilde Najmeddin, “Dehşetini hayal edemediğimiz bir duyguyu ifade etmek zor. İsrail’in Filistin’e yaptı çok korkunç. Filistin’de hayal edemeyecek kadar büyük katliam var. Fransa’da başladığımız yolculuğumuz boyunca insanlara İsrail’in katliamından bahsettik. İnsanlara bu katliamı durdurmak için ürünleri boykot etmeye davet ettik” ifadelerini kullandı.
“Yousef ve ailesinin yaptığını cesurca buldum ve hayran kaldım”
Bulgaristan’da Najmeddin ailesi ile tanışan ve onlarla yolculuğa başlayan Amedeo Giacomini, “Daha önce İsrail’de çalışmıştım. İsrail halkının iyi olduğunu düşünüyorum ama hükümetin kiracılara eziyetini gördüm. İnsanların yemek yiyemediğini, aç kaldığını, banyo yapamadıklarını gördüm. Daha önce de Filistin’i destekliyordum ancak Yousef ile tanıştıktan sonra onlarla yola çıkmaya karar verdim. Yousef ve ailesinin yaptığını cesurca buldum ve hayran kaldım. Bunun üzerine Yousef ve ailesine katılma kararı aldım” dedi. – KOCAELİ
]]>SAMSUN – Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Erbaş, ‘evanjelikler’ diye adlandırılan Siyonist Hıristiyanların, Siyonist Yahudilerden daha tehlikeli olduğunu, şu anda Filistin’de uygulanan katliamın silahlarını da Siyonist Hıristiyanların verdiğini söyledi.
Prof. Dr. Ali Erbaş, Samsun programı kapsamında Ondokuz Mayıs Üniversitesi Atatürk ve Kongre Merkezi’nde “İslam’ın Rehberliğinde Bilgiden Bilince Konferansı”nda öğrenciler ile buluştu. Programın açılışında söz alan OMÜ Rektörü Prof. Dr. Yavuz Ünal, üniversitenin faaliyetleri ve görev süreleri boyunca gösterdikleri gelişim hakkında katılımcıları bilgilendirdi.
Ak Şemsettin Hazretleri’nden sonra Ayasofya’da minbere çıkan ikinci isim olduğundan bahseden Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Erbaş, “Ak Şemsettin, zamanının en ünlü matematikçilerinden birisi. Aynı zamanda büyük bir alim. İslami ilimlerde öyle. Mikrobu bulan ünlü bir bilgindir. İstanbul’un fethinde Ayasofya’da ilk o minbere çıkan Fatih Sultan Mehmed Han’ın hocasıdır. İkinci açılışında minbere çıkmak da bize nasip oldu. Rabb’im bir daha kapatmasın inşallah” dedi.
“Siyonist Hıristiyanlar, Siyonist Yahudilerden daha tehlikeli”
Türkiye’ye karşı terör örgütlerinin kullandığı silahları ve Filistin halkına karşı kullanılan silahları Siyonist Hıristiyanların verdiğine değinen Prof. Dr. Ali Erbaş, “Yahudirlerin kutsal kitaplarına ‘eski Ahit’ diyoruz. Hıristiyanların kutsal kitabına da ‘yeni Ahit’ diyoruz. Hıristiyanlar aynı zamanda eski ahide de inanıyorlar. Yahudiler sadece eski Ahide inanıyorlar. Eski ahitiyeni ahitten üstün tutan Hristiyan tarikatlar var. Bunlara da ‘evanjelikler’ diyoruz. Onlar Tevrat’a İncil’den daha fazla önem veriyor. Neden, orada ‘Yahudi Hıristiyanlık’ diye bir anlayış var. Evanjelistlere aynı zamanda Yahudi Hıristiyan denilebilir. ‘Siyonist Hıristiyanlar’. Yıllardan beri bahsederdim Siyonist Hıristiyanlar, Siyonist Yahudilerden daha tehlikeli derdim. Bugün görüyoruz. Gazze’de, Filistin’de katliam yapanlara silahı Siyonist Hıristiyanlar veriyor. Dünyada sayıları Siyonist Yahudiler gibi birkaç milyon da değil. 500 milyon Siyonist Hıristiyan var. Amerika’yı onlar idare ediyor. Yıllardır uğraştığımız PKK’ya 4 bin tır silahı önler gönderiyor. Bu Siyonist Hıristiyanlar aynı zamanda Yahudiliğin Tanrı Krallığının gerçekleştirilmesi diye inanç esaslarını kabul ediyorlar. ‘Tanrı Krallığının bir an önce gerçekleşmesi lazım. Bunun gerçekleşmesinde de bizim payımız olsun ki Tanrı’nın rızasına ulaşalım’ diye bir inançları var. Tanrı Krallığı ne zaman gerçekleşecek. Yeryüzünde savaşlar çıkacak, kaoslar olacak, zulümler, katliamlar, terör faaliyetleri olacak. Tanrı artık ‘yeter artık kop kıyamet’ diye emir verecek. ‘Tanrı’yı kıyamete zorlamak’ diyorlar buna. İşte bu Siyonist Hıristiyanların yıllardan beri dünyada belirledikleri yoldur” diye konuştu.
Dünyanın birçok yerinde insanların Müslüman olmaya başladığını ifade ederek şunları söyledi:
“Dünyada ihtida hareketleri arttı. Dünyanın çeşitli yerlerinde Müslümanların sayısının artığına şahit oluyoruz. Her şerden bir hayır doğuyor. Şerrin bitmesi için elimizden geleni yapıyoruz, yapmamız lazım. Gazze’deki Filistin’deki bu katliamın ortadan kalkması için elimizden geleni yapacağız ama bu katliam yürürken başka bir hayır ortaya çıkıyor. Binlerce insan Müslüman oluyor. Bir videoda rastlamıştım. Gayrimüslim birisi ‘Kur’an’daki bir ayette Allah bu kadar zalim olamaz demiş ve Müslüman olmaktan vazgeçmiştim. Sonra İsrail’in Filistin’de yaptığı katliamı görünce Allah az bile söylemiş diyerek kelimeyi şahadet getirip Müslüman oldum’ diyor.”
Programa Samsun Valisi Orhan Tavlı ile çok sayıda öğrenci katıldı.
]]>Prof. Dr. Ali Erbaş, Samsun programı kapsamında Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Atatürk ve Kongre Merkezi’nde “İslam’ın Rehberliğinde Bilgiden Bilince Konferansı”nda öğrenciler ile buluştu. Programın açılışında söz alan OMÜ Rektörü Prof. Dr. Yavuz Ünal, üniversitenin faaliyetleri ve görev süreleri boyunca gösterdikleri gelişim hakkında katılımcıları bilgilendirdi.
Akşemsettin Hazretleri’nden sonra Ayasofya’da minbere çıkan ikinci isim olduğundan bahseden Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Erbaş, “Akşemsettin Hazretleri, zamanının en ünlü matematikçilerinden birisi. Aynı zamanda büyük bir alim. İslami ilimlerde öyle. Mikrobu bulan ünlü bir bilgindir. İstanbul’un fethinde Ayasofya’da ilk o minbere çıkan Fatih Sultan Mehmed Han’ın hocasıdır. İkinci açılışında minbere çıkmak da bize nasip oldu. Rabb’im bir daha kapatmasın inşallah” dedi.
“Siyonist Hıristiyanlar, Siyonist Yahudilerden daha tehlikeli”
Türkiye’ye karşı terör örgütlerinin kullandığı silahları ve Filistin halkına karşı kullanılan silahları Siyonist Hıristiyanların verdiğine değinen Prof. Dr. Ali Erbaş, “Yahudilerin kutsal kitaplarına ‘eski Ahit’ diyoruz. Hıristiyanların kutsal kitabına da ‘yeni Ahit’ diyoruz. Hıristiyanlar aynı zamanda eski ahide de inanıyorlar. Yahudiler sadece eski Ahide inanıyorlar. Eski ahitiyeni ahitten üstün tutan Hristiyan tarikatlar var. Bunlara da ‘evanjelikler’ diyoruz. Onlar Tevrat’a İncil’den daha fazla önem veriyor. Neden, orada ‘Yahudi Hıristiyanlık’ diye bir anlayış var. Evanjelistlere aynı zamanda Yahudi Hıristiyan denilebilir. ‘Siyonist Hıristiyanlar’. Yıllardan beri bahsederdim Siyonist Hıristiyanlar, Siyonist Yahudilerden daha tehlikeli derdim. Bugün görüyoruz. Gazze’de, Filistin’de katliam yapanlara silahı Siyonist Hıristiyanlar veriyor. Dünyada sayıları Siyonist Yahudiler gibi birkaç milyon da değil. 500 milyon Siyonist Hıristiyan var. Amerika’yı onlar idare ediyor. Yıllardır uğraştığımız PKK’ya 4 bin tır silahı önler gönderiyor. Bu Siyonist Hıristiyanlar aynı zamanda Yahudiliğin Tanrı Krallığının gerçekleştirilmesi diye inanç esaslarını kabul ediyorlar. ‘Tanrı Krallığının bir an önce gerçekleşmesi lazım. Bunun gerçekleşmesinde de bizim payımız olsun ki Tanrı’nın rızasına ulaşalım’ diye bir inançları var. Tanrı Krallığı ne zaman gerçekleşecek. Yeryüzünde savaşlar çıkacak, kaoslar olacak, zulümler, katliamlar, terör faaliyetleri olacak. Tanrı artık ‘yeter artık kop kıyamet’ diye emir verecek. ‘Tanrı’yı kıyamete zorlamak’ diyorlar buna. İşte bu Siyonist Hıristiyanların yıllardan beri dünyada belirledikleri yoldur” diye konuştu.
Dünyanın birçok yerinde insanların Müslüman olmaya başladığını ifade ederek şunları söyledi:
“Dünyada ihtida hareketleri arttı. Dünyanın çeşitli yerlerinde Müslümanların sayısının artığına şahit oluyoruz. Her şerden bir hayır doğuyor. Şerrin bitmesi için elimizden geleni yapıyoruz, yapmamız lazım. Gazze’deki Filistin’deki bu katliamın ortadan kalkması için elimizden geleni yapacağız ama bu katliam yürürken başka bir hayır ortaya çıkıyor. Binlerce insan Müslüman oluyor. Bir videoda rastlamıştım. Gayrimüslim birisi ‘Kur’an’daki bir ayette Allah bu kadar zalim olamaz demiş ve Müslüman olmaktan vazgeçmiştim. Sonra İsrail’in Filistin’de yaptığı katliamı görünce Allah az bile söylemiş diyerek kelimeyi şahadet getirip Müslüman oldum’ diyor.”
Programa Samsun Valisi Orhan Tavlı ile çok sayıda öğrenci katıldı. – SAMSUN
]]>MELTEM KARAKAŞ
Erzincan’da meydana gelen maden faciası ile ilgili açıklama yapan Eskişehir Çevre Koruma ve Geliştirme Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Filiz Fatma Özkoç, “Kaymaz’da yapılmaya çalışılan 3’üncü atık barajında da aynı katliam er geç yaşanacaktır” dedi.
Eskişehir Çevre Koruma ve Geliştirme Derneği (ESÇEVDER) tarafından Erzincan İliç’teki altın madeninde yaşanan facia ile ilgili basın açıklaması yapıldı. Eskişehir’in Sarıcakaya-Mihalgazi ilçelerine yapılmak istenen altın gümüş maden ocağını örnek gösteren Filiz Fatma Özkoç, “Erzincan İliç’te yaşanan olay; Kaymaz ve Atalan’da yaşanmayacağını kim garanti edecek?” dedi.
“EYLÜL 2022’DE TEKRAR ÜRETİM İZNİ ALDI”
ESÇEVDER Yönetim Kurulu Üyesi Filiz Fatma Özkoç, açıklamasında şunları söyledi:
“Eskişehir Çevre Koruma ve Geliştirme Derneği olarak Erzincan İliç Çöpler Altın Madeninde yaşanan siyanürlü pasa dağında çökme meydana geldiğini, işçilerin toprak altında kaldığını öğrenmiş bulunuyoruz. Siyanürlü toprağın altında kalanların bir an önce kurtarılmasını umuyoruz. Aynı işletmede 21 Haziran 2022 yılında siyanür çözeltisi taşıyan boru patlamış ve 210 metreküp siyanür çözeltisi toprağa karışmıştı. Daha sonra eylül 2022’de tekrar üretim izni aldı. Çevre Aktivisti Sedat Cezayirlioğlu uluslararası ceza mahkemesine (UCM) başvurmuş idi. Ayrıca Türk Mimar Mühendisler Odaları Birliği (TMMOB) biri kapasite arttırımı ile ikincisi ÇED gerekli değildir ile ilgili olarak 06 Aralık 2023’te iki adet dava açılmıştı. Ayrıca Anayasa Mahkemesine işletilen altın madeninin özel yaşamı ve sağlığı tehdit ettiği iddiası ile yapılan başvuruda yurttaşı haklı bularak ihlal ve yeniden yargılanması kararı vermişti.
“İLİÇ’TE OLAN BİR KAZA DEĞİL ÇEVRE VE YAŞAM KATLİAMIDIR”
Çöpler Altın Maden İşletmesi Anagold ve Çalık Holdingin ortaklarından olup, Anagold’un 7,2 milyon dolar vergi borcunun silindiği hafızalardadır. Son yıllarda Türkiye’nin hemen her yerinde olduğu gibi, Eskişehir’imiz de kar etmek dışında hiçbir amacı olmayan madencilik şirketlerinin hedefindedir. Bu şirketler, bitmek bilmez kar hırslarıyla milyonlarca insanımızın yaşam alanını, suyunu, toprağını, doğasını ve nihayet yaşamlarını hiçe saymaktadırlar. İliç’te olan bir kaza değil çevre ve yaşam katliamıdır.
“ATALAN, ALPAGUT, TEKECİLER’DE AYNI KATLİAM ER YA DA GEÇ YAŞANACAKTIR”
Kaymaz’da yapılmaya çalışılan 3’üncü atık barajında da aynı katliam er geç yaşanacaktır. Yine Cengiz Holding tarafından 713 hektarlık yani 941 futbol sahası büyüklüğünde, 180 milyon ton kazı yaparak, patlatmalı ve açık alan işletmeciliği, siyanürlü yığın liç yöntemi ile altın-gümüş çıkartacak olan Atalan, Alpagut, Tekeciler’de aynı katliam er ya da geç yaşanacaktır. Kaldı ki siyanürlü pasa, dik yamaçlı araziye sahip olan Sarıcakaya ve çevresi ile Sakarya Nehrini siyanürlü toprak ile er ya da geç zehirleyecektir. Eskişehir Çevre Koruma ve Geliştirme Derneği özel kişilerin karlarına tahsis edilmediği ve kamusal ihtiyaçlar dışında bir amaca hizmet etmediği müddetçe maden çıkartılmasına karşı olmayıp, maden sahalarının ülkemize ve şehrimize vereceği zararlar göz önüne alınırsa bir avuç kişinin çıkarlarının ülke çıkarlarının önüne geçmemesi için mücadelemize devam edeceğimizi kamuoyuna gururla açıklıyoruz.”
]]>