PANKOBİRLİK Genel Başkanı ve Konya Pancar Ekicileri Kooperatifi Yönetim Kurulu Başkanı Ramazan Erkoyuncu, seçimin ardından ilk mesai gününde coşkuyla karşılandı. Çalışanlar Başkan Erkoyuncu’yu alkışlarla karşılarken, Erkoyuncu gösterilen teveccüh karşısında teşekkürlerini sundu.
“Görev ve sorumluluğumuz arttı”
Başkan Erkoyuncu, gösterilen teveccüh karşısında daha çok çalışmaları gerektiğini vurgulayarak, “Katılım sayısı açısından rekor kırılan bir seçim oldu. Tabii ki bu bizi memnun etti. Seçilen yeni yönetimin kurumumuz adına iyi şeyler yapmasını temenni ediyorum. İnşallah hepimize hayırlı olur. Hem katılım hem bize verilen oy oranı yüksekliği bizim görev ve sorumluluğumuzu bir kat daha artırdı. Bundan sonra işimiz daha zor. Daha ihtimamlı olmamız ve daha çok çalışmamız gerekecek. Çiftçilerimiz adına, çalışanlarımız adına, Konya kamuoyu adına hatta ülkemiz adına iyi şeyler yapacağımıza inanıyorum. Elimizden gelen gayreti gösterdik ve bunu çiftçimiz de 2 yıl 9 aylık süreçte gördü. Bundan sonra daha aktif olacağız. Var gücümüzle çalışacağız” dedi.
“Konya Şeker gemisi fırtınayı atlatmış, limana güvenle yanaşmıştır”
Yeni dönemde önemli projelere imza atacaklarının altını çizen Başkan Erkoyuncu, mevcut fabrikaların kapasitelerin hızla artırılacağına vurgu yaptı. Başkan Erkoyuncu, ülke ve bölge tarımını geliştirmeye yönelik projelerde aktif olacaklarını belirtirken yine Konya Havzasının su problemiyle alakalı bürokrasi görüşmelerine devam edeceğini kaydetti. Başkan Erkoyuncu açıklamasının devamında, “Mevcut gıda ürünlerini üreten fabrikalarımızda, özellikle şeker fabrikası, parmak patates fabrikası, bisküvi çikolata fabrikalarımızda talebi karşılamak için kapasiteleri hızla artıracağız. Konya Şeker grubunda artık karlılık, finansa erişim sorunu kalmadı. Yeni dönemde irili ufaklı bütün tesislerimizde hızlıca rekabetçi modernizasyon yatırımlarını da yapmaya başlayacağız. Akabinde tarım, gıda ve hayvancılıkla daha da iç içe olacak, ülke ve bölge tarımının gelişiminde lokomotif bir rol üstleneceğiz. Şükürler olsun ki Konya Şeker gemisi fırtınayı atlatmış, limana güvenle yanaşmıştır. Önümüzdeki dönemde bu ülke için, üretici için yeni yükleri taşıyacak güce ulaşmıştır.
“Çiftçimizin güvenini boşa çıkarmayacağım”
“Çiftçilerin sorunlarını ve beklentilerini çok iyi bilirim” diyen Başkan Erkoyuncu, yeni dönemde de çiftçilerin refahı için çalışacağını kaydetti. Başkan Erkoyuncu, “Çiftçilerimiz bana vekaletlerini verdiler, güvendiler. Güvenlerini boşa çıkarmayacağım. 3 yıllık süreçte de gördüler ama bundan sonra görevimiz daha da zorlaştı. Ben kendim çiftçiyim. Çiftçinin sorunlarını ve beklentilerini çok iyi bilirim. Benim yönetim felsefem 3 şıklıdır. Helalli, hukuklu, mantıklı olan her şeye varız. Önce mantıklı olacak. Sırf istihdam oluşturmak adına kurulup sonra istihdamsızlık oluşturan sektörlerden uzak kalacağız. Çiftçilerimiz rahat olsun, fiyat politikalarında ve taban fiyatlarda elimizden geleni yapacağımızı çiftçimiz biliyor. Söz veriyorum elimden geleni yapacağım” ifadelerine yer verdi. – KONYA
]]>Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı Kalkınma Ajansları Genel Müdürlüğü koordinasyonunda faaliyet gösteren Batı Karadeniz Kalkınma Ajansı tarafından ulusal stratejiler çerçevesinde üst ölçekli plan ve programlar ile uyumlu şekilde geliştirilen Kalkınma Ajansları Siber Vatan Programı kapsamında Siber Vatan Bootcamp etkinliğinin kapanış töreni, Akdeniz Üniversitesi’nde düzenlendi. Programa; Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı Kalkınma Ajansları Genel Müdürü Ahmet Şimşek, Batı Akdeniz Kalkınma Ajansı Genel Sekreteri Volkan Güler, Batı Karadeniz Kalkınma Ajansı Genel Sekreteri Dr. Lutfi Altunsu, Güney Ege Kalkınma Ajansı Genel Sekteteri Özgür Akdoğan, Türkiye Siber Güvenlik Kümelenmesi Genel Koordinatörü Alpaslan Kesici, Savunma Sanayii Başkanlığı Siber Güvenlik ve Bilişim Sistemleri Daire Başkanı Ahmet Bahadır Bülbül, Gençlik ve Spor Bakanlığı Gençlik Hizmetleri Genel Müdürü Dr. Enes Efendioğlu, Dijital Dönüşüm Ofisi Başkanvekili Yusuf Tancan ve çok sayıda öğrenci katıldı.
“200 öğrencinin istihdamına katkı sağlandı”
Kalkınma Ajansları Siber Vatan Programı, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, Gençlik ve Spor Bakanlığı ve Savunma Sanayii Başkanlığı ve Dijital Dönüşüm Ofisi işbirliğinde, Kalkınma Ajansları Genel Müdürlüğü koordinasyonunda Kalkınma Ajansları, Türkiye Siber Güvenlik Kümelenmesi ve Üniversiteler tarafından uygulanıyor. Program kapsamında üniversitede öğrenim gören öğrencilerin dijital ve siber güvenlik teknolojileri alanında farkındalıklarını artırmak, potansiyel yetenekleri tespit edip eğitim ve yetenek geliştirme faaliyetleri ile kariyer planlamalarına destek olarak ve genç girişimciliğini teşvik ederek Türkiye’nin siber güvenlik uzmanı ihtiyacının karşılanmasına katkı sağlanması hedefleniyor. 2019 yılından itibaren uygulanan program kapsamında bugüne kadar ulusal ve uluslararası birçok siber güvenlik yarışmalarında önemli başarılar elde edilirken, yaklaşık 200 öğrencinin istihdamına katkı sağlandı ve 7 genç girişim ortaya çıktı.
Kalkınma Ajansları Siber Vatan Programının 2024 Dönemi eğitimleri; Ahiler, Batı Akdeniz, Batı Karadeniz, Çukurova, Fırat, Güney Ege, Kuzey Anadolu ve Zafer Kalkınma Ajansı bölgesinde 18 ilde 22 farklı üniversiteden yaklaşık 750 öğrenci ile başladı ve Haziran ayında tüm gruplarda eğitimler tamamlandı. 4 farklı modülde yaklaşık 180 saat süren teknik eğitimlerin ardından Siber Vatan Programının ikinci bileşeni olan Bootcamp’e katılacak öğrencileri tespit edebilmek amacıyla 14 Haziran tarihinde 18 ilde aynı anda Bayrağı Yakala (Capture the Flag, CTF) sınavı gerçekleştirilirken, sınavı başarıyla tamamlayan 241 öğrenci Siber Vatan Bootcamp’e davet edildi.
80 saat derin ve teknik eğitim verildi
Siber Vatan Programı uygulayan kurumlara ek olarak Gençlik ve Spor Bakanlığı, Batı Akdeniz Kalkınma Ajansı ve Akdeniz Üniversitesi’nin katkılarıyla, Kalkınma Ajansları Siber Vatan Bootcamp etkinliğine, program kapsamında eğitim alan ve yapılan görevlendirmelerle sınavlarda başarılı olan Zonguldak’tan Antalya’ya, Muğla’dan Malatya’ya Türkiye’nin farklı illerinden yaklaşık 400 öğrenci katıldı.
Yoğun bir şekilde Siber Vatan Bootcamp etkinliğinde siber güvenliğin alt temalarında oluşturulan takımlar, yaklaşık 80 saat derin ve teknik eğitim aldı. Takımlar eğitim dahilinde tersine mühendislik çalışmaları, senaryo bazlı tatbikatlar ve yarışmalar gerçekleştirdi.
“22 şehirden 350 genç”
Törenin açılışında konuşan Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı Kalkınma Ajansları Genel Müdürü Ahmet Şimşek, Türkiye’nin 22 şehrinden gelen 350 genç ile Bootcamp etkinliğinin sonuna geldiklerini ifade etti. Şimşek, “Yaklaşık 200 saat aldıkları eğitim boyunca uygulamalı aşama olan 7 günlük kampa dahil oldular. Farklı takımların onlara verilen görevi çözmeleri, mücadelelerini tamamlamaları için birtakım düzenlemeler ve planlamalar yapıldı. Aldıkları eğitim ve takım çalışmalarıyla Siber Vatanımızı kurtarmak üzerine önemli başarılara imza attılar, üniversite ve akademilerin sunduğu programlardan biraz daha ayrışıyor. Teknik uzmanlıklarla birlikte günümüzün ihtiyaç duyduğu beceri temelli imkanları da bu program vasıtasıyla alabiliyorlar. Programımız her geçen gün büyüyor ve kurumsallaşıyor” diye konuştu.
“Türkiye’de siber güvenlik ekosistemi önemli gelişme kat etti”
Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır’ın programının yoğunluğu nedeniyle etkinliğe katılamadığını aktaran Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı Kalkınma Ajansları Genel Müdürü Ahmet Şimşek, konuşması sırasında Bakan Kacır’ı görüntülü olarak aradı.
Öğrencilerin şaşkınlıkla izlediği görüşmede Kacır, “Aranızda olamadığım için üzüntümü ifade etmek isterim. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı olarak her daim önceliğimiz Türkiye’nin milli teknoloji hamlesini geliştirmek, tam bağımsız bir Türkiye’yi inşa etmek, yüksek teknolojiyi rekabetçi şekilde geliştirebilen, dünyaya sunabilen, ihraç edebilen bir Türkiye’yi hep birlikte kurmak. Bu yolculukta siber güvenlik bizim için çok önemli ve öncelikli bir alan, hayatımıza etkisi giderek artıyor. Bireysel yaşamımızdan üretim alt yapılarına, tüm kritik altyapılara, siber güvenliğe yönelik tehditler, alınması gereken tedbirler günden güne daha önemli daha kritik daha stratejik hale geliyor. Geçtiğimiz günlerde sadece bir şirketin bir kusuru nedeniyle, hava yollarından bankalara pek çok sektörel düzeyde muazzam bir problemle insanlık karşı karşıya kaldı. Böylesine süreçlerde hepimiz bir kez daha görüyoruz ki, küresel tekerlere alternatif milli teknoloji ürün ve hizmetleri geliştirmeksizin, güven içinde olduğumuzu ifade etme imkanına sahip değiliz. Dolayısıyla yürüttüğünüz ve yürüteceğiniz çalışmalar, geliştireceğiniz projeler, kuracağınız girişimler Türkiye açısından çok kıymetli rol oynuyor olacak. Türkiye’de siber güvenlik ekosistemi son yıllarda önemli gelişme kat etti. Siber güvenliğin farklı alanlarında uzmanlık geliştiren hem genç yeteneklerimiz hem teknoloji girişimlerimiz var. Ülkemizin huzuru güveni ve istikbali açısından üzerimize düşen vazifeyi yerine getirmeyi hedefliyoruz.” ifadelerini kullandı.
“Küresel iletişim kesintisi kasıt mı ihmal mi bilmiyoruz”
Cumhurbaşkanlığı Dijital Dönüşüm Ofisi Başkanvekili Yusuf Tancan ise gençlere yönelik olarak yaptığı konuşma ve sunumunda, “Siber Vatan programı son 5 yıldır üniversite öğrencilerine yönelik, özellikle ülkemizin nitelikli siber güvenlik açığını ihtiyacını karşılamak üzere önemli bir fonksiyon icra oluyor. Bu fonksiyon, usta çırak yönetimine dayanıyor. Sayın bakanımız da değindi, geçtiğimiz günlerde dünya genelinde birçok ülkeye yönelik yazılım hatası diye takdim edilen bir hadise yaşandı. ABD menşeili bir siber güvenlik yayınladığı güncelleme Windows 10-11 tabanlı işletim sistemlerinin çökmesine sebep oldu, bu sistemlerden sunulan hizmetler de doğal olarak kesintiye uğradı, dünya genelinde ticari kayıplara sebep oldu. Türkiye’de de çeşitli sektörlerden 58 firmamız bu olaydan etkilendi. Hadiseyle ilgili ile bulgular olayın siber saldırı olmadığı yönündeydi ama bu konuda kesin bilgi vermek için acele etmemek gerekiyor. Dolayısıyla kasıt mı ihmal mi sorusu net olarak cevabını bulmadan, bunun bir siber saldırı mı yoksa hata mı olduğu yönünde hüküm vermek doğru olmaz. Siber saldırı her zaman dışardan gelmeyebilir, içerden de olabilir” dedi.
“Siber Vatan, öğrencilerin istihdamını sağlıyor”
Etkinliğe Zonguldak’tan katılan Bülent Ecevit Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği Bölümü 3. Sınıf öğrencisi Yusuf Nas, “2 yıldır Siber Vatan programında yer alıyorum, aldığım programlar sayesinde şu an çalışıyorum. Özel bir şirkette siber güvenlik uzmanı olarak çalışıyorum, 7/24 bu işin peşindeyim.” diye konuştu.
Bartın Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği son sınıf öğrencisi Mikail Kocadağ ise, “Siber Vatan ile 1. Sınıfta tanıştım, adını sonuna kadar hak eden bir proje. Ülkemiz için siber güvenlik sektörüne muazzam bir şekilde insan kaynağı sağlamakta, bizim buradaki amacımız kendimizi geliştirmek.”
Muğla’dan 15 öğrenci katıldı
Etkinliğe Güney Ege Kalkınma Ajansı ve Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi işbirliğiyle 15 öğrenci katıldı. Muğla’dan SiberVatan Eğitim Programını başarıyla tamamlayan öğrenciler, eğitim sonunda yapılan sınavda başarılı olarak Antalya’da düzenlenen Bootcamp etkinliğine katılmaya hak kazandı. Etkinliğe katılan öğrencilerin her biri 4 ayrı takımda yer alarak, verilen ödev ve raporlamaları yaptılar.
Bilgisayar Mühendisliği 4. Sınıf öğrencisi Melike Sena Çakır da iki yıl önce Siber Vatan projesine katıldığını söyleyerek, kendisini hem siber güvenlik hem de yazılım alanında geliştirdiğini ifade etti. Çakır, “Etkinliğe katılarak eğitim verme fırsatım oldu. Bundan sonra kendimi daha çok geliştirmeyi planlıyorum” dedi.
Karabük Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği bölümünden mezun olan Berra Aytekin ise, “2 yıl önce Siber Vatan’a öğrenci olarak katıldım, bu sene de eğitmen olarak katılma fırsatı buldum. Yıldız Siber takımındayım, geçen sene edindiğim fırsat ile kendimi geliştirdim, bu sene de öğrenci arkadaşlara gerçek dünya senaryolarına yönelik çalışmalar düzenleyip, kendimizi geliştirmeye devam ediyoruz. Bu proje aynı zamanda istihdamımı da sağladı” ifadelerine yer verdi.
Kapanış töreninde Siber Vatan vizyon buluşmalarına katılım sağlayan siber güvenlik firmalarına teşekkür belgesi takdiminin ardından, Siber Vatan Programının ilk girişimcisi olan Cyrops firması ile STM arasında işbirliği protokolü protokolü imzalandı.
Nitelikli personel istihdamına büyük katkı
Siber Vatan Bootcamp etkinliğinde yapılacak eğitim ve uygulamalar sonucunda başarılı olacak yaklaşık 120 öğrenci Türkiye Siber Güvenlik Kümelenmesi koordinasyonunda kümeye üye firmalar tarafından stajyer olarak istihdam edilecek. – MUĞLA
]]>Doğukan YİLMAZ/ İSTANBUL, İETT Başakşehir Kayabaşı Garajı’nın temel atma töreninde konuşan İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, “İstanbul Büyükşehir Belediyesi dünyada hiçbir şehirde olmadığı kadar yüksek seviyede otobüsle toplu ulaşım meselesinde kat ve kat ön sırada. Tabii çok fazla yolculuk yapıyor İstanbullular otobüslerle. İstanbul’da örneğin bazı Avrupa şehirlerine baktığınızda iki, iki buçuk katı daha fazla yolculuğu gerçekleştiriyor insanlarımız. Bütün bu yolculuğun kahramanı İETT. 153 yıllık kadim kurumumuz İETT İstanbul’un toplu taşımasında çok büyük bir görev yerine getiriyor. Her noktasında günde tam 5 milyon yolculuğa imza atıyor” dedi.
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu İETT Başakşehir Kayabaşı Garajı’nın temel atma törenine katıldı. Törene İmamoğlu’nun yanı sıra belediye ve İETT personeli, sivil toplum kuruluşu ve siyasi parti temsilcileri ile muhtarlar katıldı. İETT Genel Müdürü İrfan Demet’in sunumunun ardından Ekrem İmamoğlu konuştu.
“İSTANBUL’UN BİRİNCİ PROBLEMİ ULAŞIM OLMUŞTUR”
İmamoğlu, “İstanbul’un dönem dönem önceleyen bir takım sorunları belki birinci sırada bulunabilir. Bugünün ne yazık ki sorunlarında ekonomik konular ya da ekonomik sorunlar halkımızın birinci sıra sorunu ama genel anlamda baktığımızda yıllardır 30, 40 hatta 50 yıldır yapılan bütün araştırmalarda İstanbul’un birinci problemi ulaşım olmuştur. Aslında ulaşımla ilgili sorunlar dünyanın hemen hemen her şehrinde aynı sırayı muhafaza etmiştir. Çünkü bütün şehirlerde insanların kaliteli ve konforlu bir yaşama sahip olması noktasındaki en önemli konu ulaşımla ilgili atılacak adımlar ve yapılacak yatırımlar” dedi.
“İETT GÜNDE TAM 5 MİLYON YOLCULUĞA İMZA ATIYOR”
İmamoğlu, “İstanbul Büyükşehir Belediyesi dünyada hiçbir şehirde olmadığı kadar yüksek seviyede otobüsle toplu ulaşım meselesinde kat ve kat ön sırada. Tabi çok fazla yolculuk yapıyor İstanbullular otobüslerle. İstanbul’da örneğin bazı Avrupa şehirlerine baktığınızda iki, iki buçuk katı daha fazla yolculuğu İstanbul’da gerçekleştiriyor insanlarımız. Tabii bütün bu yolculuğun kahramanı İETT. Az önce İETT Genel müdürümüz yatırımlarıyla ilgili bir takım açıklamaları siz kıymetli dostlarımızla ve hemşerilerimizle paylaştı. 153 yıllık kadim kurumumuz İETT İstanbul’un toplu taşımasında çok büyük bir görev yerine getiriyor. Her noktasında günde tam 5 milyon yolculuğa imza atıyor İETT” dedi.
“TEK RENKTE HİZMET EDEBİLMEYİ ÇOK ÖZENLİ BİR DÖNEMDE HAREKETE GEÇİRDİK”
İmamoğlu, “İstanbul Büyükşehir Belediyemizin birebir kendine ait İETT otobüslerinin yanı sıra özel halk otobüsleri diye bir sınıf vardı. Biz bu sınıfı ortadan kaldırarak tek renkte hizmet edebilmeyi ve özellikle özel halk otobüsleri işletmelerinin de kendi içindeki anlamsız ve mantıksız rekabetleri üzerinden az kazanan hat, çok kazanan hat, hiç kazanmayan hatta zarar eden hat biçiminde birbiriyle yarışan ya da şikayetleri yüksek olan bir takım sıkıntıları da bertaraf ederek aynı çatı altında toplayıp kilometre başı ücretlendirme ile çok özenli bir dönemde harekete geçirdik” dedi.
“İETT’NİN KONTROLÜ VE DENETİMİNDE OLAN HER İŞ BİZİM SORUMLULUĞUMUZDADIR”
Ekrem İmamoğlu, “Eskiden şöyle bir bahane ortaya koyuyordu, ‘işte bizim otobüsümüz değil özel halk otobüslerinin otobüsü, dolayısıyla klima çalışmıyorsa onların sorunu ya da işte başka bir problem varsa onların sorunu’ gibi. Biz onu demeyi tercih etmedik, bizim tercihimiz şu, sonuçta İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin, İETT’nin kontrolü ve denetiminde olan her iş bizim sorumluluğunuzdadır. Evet bazı aksaklıklar var, evet bazı sıkıntılar var. Kendi işleyişlerinde de bir takım problemler var ama bu problemlerden kaçan bir yönetim olmadık olmayacağız. Yakın zamanda denetim merkezini de ziyaret ettim. Burada he otobüsün kaptanının denetlendiğini, bir hareketin dahi kayıt altına alındığını, gerekli disiplin işleminin yapıldığı mükemmel bir mekanizmayı harekete geçirmenin ve bunu takip etmenin gerekliliğini yerine getiren bir yönetim olduk, olmaya da devam edeceğiz. Çünkü yaptığımız işin, İstanbul’a hizmetin ne kadar kutsal olduğunu biliyoruz. İstanbul’a hizmet kutsaldır sevgili dostlarım” dedi.
“OLİMPİYAT DENİNCE AKLA BİRİNCİ SIRADA YİNE ULAŞIM GELİYOR”
Başkan İmamoğlu, “Olimpiyat denince akla ne geliyor biliyor musunuz, bütün olimpiyatla ilgili şehirlerin kıyaslandığı yerde. Birinci sıra yine ulaşım, ulaşım iyi midir. Çünkü hem sporcuların hem yöneticilerin, yüzbinlerce insan, dünyanın her ülkesi katılıyor. Artı milyonlarca seyircinin gelip gittiği ve aynı zamanda markalaşan bir şehir pozisyonuyla muazzam bir vitrin. Dolayısıyla biz bu 2036 olimpiyatlarını hedef koyarken ve oraya koşarken, bu çalışmalarımız yaparken eksiklerimizi gidermenin örneğin bugün bulunan raylı sistemler seviyesini en az 2 katına çıkartmanın, inşallah büyük oranda belli alanlarda sadece elektrikli otobüslerin kullanıldığı ki otonom araçlarla ilgili çalışmalarımızı yapıyoruz. Bütün bunları layıkıyla yerine getirmemiz lazım” diye konuştu.
“İSTANBUL HALKINA SIKINTI VERİYORSUNUZ”
İmamoğlu, “İstanbul Büyükşehir Belediyesi olarak 5 sene önce 300 otobüsü alabilirdik. Kredisi her şeyi hazırdı, bir tek onayımızı alamadık, bir imza. Şimdi yine aylardır hatta 1 yılı aşkın süredir beklediğimiz hazine onayları var. Bugünün ekonomik sıkıntılarında elbette sayın maliye bakanının zor günleri var, alması gereken tedbirler var ama İstanbul’un da işi yürümeli. Bir imza atacaksınız, o kredi imkanları memlekete girecek. Bizi geciktirmeyin yazıktır. Ekrem İmamoğlu’na bir şey yapmıyorsunuz, İstanbul halkına sıkıntı veriyorsunuz. Yazıktır, bir imzayı atın biz de size teşekkür edelim, bir imza” dedi.
]]>
(TBMM) – İYİ Parti İstanbul Milletvekili Nimet Özdemir, TBMM’de yaptığı basın açıklamasında sokak hayvanlarına ilişkin kanun teklifini eleştirdi. Özdemir, “Bu tasarı, üzülerek ifade ediyorum ki, katliam teklifinden başka bir şey değildir. Sayıları milyonlarla ifade edilen sahipsiz hayvanların kısa zamanda toplanarak kısırlaştırılacağı, olmayan barınaklara yerleştirileceği, ötanazi adı altında katledileceği, bu düzenlemeyi yasa olarak bizlerin önüne getirdiler” dedi.
Hayvanları Koruma Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin yarın Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu’nda görüşmelerine başlanacak. İYİ Parti İstanbul Milletvekili Nimet Özdemir konuya ilişkin TBMM’de basın toplantısı yaparak şunları söyledi:
“Bu tasarı, üzülerek ifade ediyorum ki, katliam teklifinden başka bir şey değildir. Sayıları milyonlarla ifade edilen sahipsiz hayvanların kısa zamanda toplanarak kısırlaştırılacağı, olmayan barınaklara yerleştirileceği, ötanazi adı altında katledileceği, bu düzenlemeyi yasa olarak bizlerin önüne getirdiler. Bu eylemi de ötanazi adı altında yumuşatma gayretindeler. Peki, nedir ötanazi? Ötanazi, dünya genelinde uygulaması yasaklanan, bazı ülkelerde ise sınırları ve çerçevesi son derece titiz kurallara bağlanmış bireysel bir tercihtir. Yani, öldürülme isteğidir. Oysa önümüze getirilen tasarıda ötanazi ibaresinin kullanılması, uyutma ve vahşeti örtbas etme çabasıdır. Bu hayvanlar sizlerden ölmeyi mi talep ediyorlar?
AKP’nin 22 yıllık iktidarında yapılamayan, başarısız olunan, hatta kendi yakınlarına çıkar sağlamak amacıyla başvurdukları bir yöntemi, yasa metni içerisinde doğrudan itiraf etmiyorlar mı? Mevzuatla kendilerine çizilen sınır olmasa bu sorunu çoktan halledeceklermiş. Peki, neydi o sınırlama? Rehabilitasyon merkezi kurmak istediniz de bu yasa mı engelledi? Hayır. Kısırlaştırma yapmak istediniz de bu yasa mı size yapamazsınız dedi? Hayır. Peki, nedir o zaman yasanın sınırlandırdığı şey? Çok açık; öldürme eylemi. Yeni söylemleriyle ötanazi. Temel amaçları bu. Yasanın gerisi teferruattan ibaret.
“Bu kadar hayvanı nereye nasıl sığdıracaksınız”
Gerekçede toplam 105 bin kapasiteli 322 bakımevi olduğu ifade edilmiş. Tahmin edilen hayvan popülasyonu ise 4 milyon civarında. Nasıl olacak bu iş? 4 milyon nerede, 105 bin nerede? Yasa çıkınca hemen toplamaya başlanacağına göre, bu kadar hayvanı nereye nasıl sığdıracaksınız? Hayvan başına 3 metrekare yaşam alanı düşünseniz 12 milyon metrekare eder. Hazır hale getirilmiş böyle bir yer var mı? Yok. Belediyelerin bir kısmı sahipsiz hayvanları öldürürken, diğer bir bölümü kendi sınırlarındaki belediyelere, dağa, taşa, ıssıza bırakarak kontrolsüz üremeye neden olurken, şimdi ne yapılacak? Toplanacak hayvanlar, tasarının 5. maddesinin son fıkrasına göre, gidişatı önlemek adına kısa yoldan öldürülecek.
Dolayısıyla, iyi niyetlerle hizmete sokulan pek çok bakımevi, maalesef bir süre sonra hayvanlar için toplu ölüm merkezleri haline dönüştü. Büyük bakımevlerinin olduğu illerde, yıl içerisinde binlerce kısırlaştırma yapılması gerekirken, rakamlar çok düşük kaldı. Bu da üreme-katledilme döngüsünü beraberinde getirmiştir. Kırsalda yaşanan üreme sorunu göz ardı edildi, herhangi bir çözüm sunulmadı. 18 binden fazla köyde tarım ve hayvancılıkla uğraşan milyonlarca vatandaşımızın bağını, bahçesini, ekinini, sürüsünü korumak için beslediği on binlerce köpeği bulunmaktadır.
“Milyonlarca köpek için maliyeti 16 milyar liradan fazla”
Uyutma olarak tabir edilen operasyonda, bir hayvana kullanılacak ilaç ve diğer işlemlerin maliyetinin bugünkü rakamlarla yaklaşık 4 bin TL olduğu ifade ediliyor. Milyonlarca köpek için bu rakamın maliyeti 16 milyar liradan daha da fazla. Tesis maliyetlerini konuşmuyorum bile. Kısırlaştırma, 500 lira. Ki birçok veterinerimiz ücretsiz kısırlaştırma yapmaya hazırdır. Yani öldürmek, yaşatmanın kat kat üstünde. Bu maliyeti kim yüklenecek? Zaten zor durumda oldukları seçimden sonra ortaya çıkan belediyeler mi? Maliyeti bir yana, sahipsiz hayvanları öldürdükten sonra ne yapacaksınız?
2019 yılında TBMM’de oluşturulan Araştırma Komisyon raporu, bilimsel metotlarla bu sorunun giderilmesi için, yapılması gerekenleri ortaya koymuştur. Hükümet edenler, milletin iradesinin ortaya koyduğu bu önerileri bir kenara atıp, çözüm olarak kendi bildiklerini okumaktan başka bir tutum ortaya koymamaktadırlar. Bu kanun, bir çözüm yöntemi değildir.”
]]>
ESENLER’DE yapımı devam eden inşaat nedeniyle yanındaki 8 katlı binada çatlaklar oluştu. Apartman tahliye edilerek bina sakinleri çevre otellere yerleştirildi. Belediye 3 gün sürecek ölçümlerin ardından bina hakkında karar verileceğini açıkladı. Binada oturan Nazif Mendeş, “Binada, ikinci katta oturuyorum. Binamız zaten eskiydi, mevcut çatlaklar vardı. Yan taraftan da hafriyat alınınca, orasının da inşaatı başlayınca çatlaklar arttı. 2 kat kaçak var binada. Zaten elimizi kolumuzu bağlayan o. O yüzden kentsel dönüşüme gidemiyoruz” dedi.
Olay, Fevzi Çakmak Mahallesi’nde saat 22.30 sıralarında meydana geldi. İddiaya göre, 1120 Sokak’ta yapımı devam eden inşaat nedeniyle yanında bulunan 8 katlı bir binada büyük çatlaklar oluştu. Daha önceden de hafif olan çatlakların daha da artması üzerine bina sakinleri durumu belediye ve polis ekiplerine bildirdi. Olay yerine gelen polis ekipleri çevrede geniş güvenlik önlemi aldı. Esenler Belediyesi’ne ait zabıta ekiplerinin binada yaptığı incelemenin ardından herhangi bir olumsuzluğa karşı apartmanda oturanlar tahliye edildi. Binadan tahliye edilenler belediye ekiplerinin belirlediği otellere yerleştirilmek üzere araçlarla götürüldü. Gece boyunca zabıta ekipleri bina ve çevresinde önlem aldı. 1988 yılında yapılan binanın son 2 katı ise bina sakinlerinin iddiasına göre kaçak olarak sonradan eklendi. Bina sakinleri kentsel dönüşüme başvurduklarını ancak kaçak katlar nedeniyle izin verilmediğini söyledi.
“3 GÜN ÖLÇÜM YAPILACAK”
Öte yandan Esenler Belediyesinden yapılan yazılı açıklamada binada 3 gün süreyle ölçümlerin yapılacağı, durumun ölçüm sonuçlarına göre netleşeceği aktarıldı. Açıklamanın tamamında “Esenler Fevzi Çakmak Mahallesi 1120 Sokak’ta bir inşaat çalışması sırasında bitişiğindeki binada meydana gelen çatlaklar sebebiyle tahliye edildi. Tedbir amacıyla boşaltılan binadaki 5 aile, toplam 17 vatandaş otele yerleştirildi. 7 kişiden oluşan bir aile ise akrabalarının yanında kalmayı tercih etti. Belediye teknik ekipleri 3 gün boyunca binada kayma olup olmadığı yönünde ölçümler yapacak. Bu ölçümler sonunda binanın akıbeti belli olacak” ifadelerine yer verildi.
“BİNANIN SON İKİ KATI KAÇAK”
Binada daha önce de çatlaklar olduğunu ancak kat sahiplerinin anlaşamadığı için kentsel dönüşüme gidilemediğini söyleyen dükkan sahibi Ahmet Özcan, “Zaten binamızda da hasar vardı. Biz bundan 56-sene önce de mahkemelik olduk. Yan tarafın yapılmaması için, engelledik. Abi bir yolunu bulmuş yapmış, tekrar kazmışlar. Daha önceden de vardı çatlaklıklar. Ben binadaki kiracılara da söyledim. ‘Durumumuz yok’ dediler, öyle kaldık. Zaten binamız 8 katlı. 2 kat kaçak var. Son 2 katı kaçak buranın. Burası normalde de 6 kat, 2 katta üstte kaçak var. Zamanında eskiden belediyeler vermiş. Tarihini tam bilmiyorum, ben aldığımda vardı. Binadakilere de söyledim arkadaşlara, hepsinin de haberi var. Bina gece saat 11’de boşaltıldı, şu anda boş. Biz devletimizden yardım bekliyoruz. Devletimizin buna bir el atması lazım” diye konuştu.
“HER SEÇİM DÖNEMİNDE BİR KAT ATILIYORDU”
Binanın 1988 yılında yapıldığını söyleyen daire sakini Nazif Mendeş ise “Binada, ikinci katta oturuyorum. Vallahi binamız zaten eskiydi, mevcut çatlaklar vardı. Yan taraftan da hafriyat alınınca, orasının da inşaatı başlayınca çatlaklar arttı biraz. Belediye ekipleri sağ olsun geldiler incelediler, bizi otele yerleştirdiler. Şimdi süreci takip ediyoruz. Kentsel dönüşüm merkezine gittik. Birazdan da belediyeye gideceğiz tekrar. 2 kat kaçak var binada. Eski dönemlerde işte her seçim döneminde bir kat atılıyordu. Şu anda iki kat kaçağımız var. Zaten elimizi kolumuzu bağlayan o. O yüzden kentsel dönüşüme gidemiyoruz. Kentsel dönüşüm merkezi o iki kat kaçağı çıkartın, paralarını ödeyin öyle gelin diyorlar. Ama bunların hepsi de maliyete bağlı tabii” ifadelerini kullandı.
“ÇOLUK ÇOCUK PERİŞAN OLDUK”
Balkonunda çatlaklar olduğunu söyleyen daire sahibi Velit Acar, “8 senedir burada oturuyorum. Bodrum katında çatlaklar vardı ama inşaat başlayınca arttı. Zaten çıtırtı vardı, yan binadan taşlar dökülüyor. Akşam işten geldim baktım, çatlak olduğunu görünce belediyeyi aradım. Gece saat 3’e kadar buradaydık. Binayı mühürlediler, otele yerleştirdiler bizi. Çoluk çocuk perişan olduk. İşimizi bıraktık, işe gidemiyoruz. Yarı yarıya ödemeli kentsel dönüşümden yararlanıp yıktırmak istiyoruz” dedi.
]]>
“4 apartmanımızı boşalttık. Komşularımızı otellerde misafir edeceğiz”
“Depremin siyaseti olmaz; herkesin bir an önce kentsel dönüşüme girmesi lazım, çünkü İstanbul depremi çok önemli”
İSTANBUL – Bahçelievler Belediye Başkanı Hakan Bahadır, çöken binanın 1980 yapımı olduğunu ve 4 katlı olarak yapıldığını belirterek, “94 yılında 3 kat kaçak eklenmiş. Toplam 4 apartmanımızı boşalttık. Komşularımızı otellerde misafir edeceğiz” dedi.
Bahçelievler Zafer Mahallesi Yadigar Sokak’ta bulunan 7 katlı bina, sabaha karşı büyük bir gürültüyle kısmen çökmüştü. Çöken binanın resmi kayıtlarda 4 katlı olduğu, 1994 yılında kaçak 3 kat çıkıldığı ortaya çıkmıştı. Binanın bir kısmının toprağa gömüldüğü olayın ardından Bahçelievler Belediye Başkanı Hakan Bahadır olay yerine geldi. Binada ve olay yerinde incelemelerde bulunan Bahadır, basın mensuplarına açıklama yaptı. Binanın 1980 yapımı olduğunu ve 4 katlı olarak yapıldığını söyleyen Bahadır, “94 yılında 3 kat kaçak eklenmiş. 9 daire var, yaklaşık 40 kişi yaşadığını biliyoruz. Geceleyin sarsıntı oluyor. Çökme gibi bir ses geliyor. Tüm komşularımız dışarı çıkıyor. Ondan sonra binanın 1, 2, 3. katı aşağı doğru dikey toprağa doğru çöküyor. Şu anda gözüken yukarıda toprağın üzerinde olanlar 4, 5, 6, 7. katlar. Arkasında iki apartman var. O apartmanlara da tuğlalarına zarar vermiş. Kolon kirişleri sağlam, onları da boşalttık. Yanında bir bina var, onda bir zarar yok. O da 90 yılı yapımı. 4 binamız sıkıntılı. Aşağısında bir bina var. O yeni olduğu için onda bir sıkıntı yok. Yani birisi tam hasarlı çökmüş durumda üç katı. Toplam 4 apartmanımızı boşalttık. Komşularımızı otellerde misafir edeceğiz. Bahçelievler Belediyesi’nin arama kurtarma ekipleri, AFAD’ımız haber geldikten ilk saniyesinden beri burada dinleme, arama yaptılar. İçeri girdiler. Tek tesellimiz bir yaralı ve ölünün olmaması. Yaşanılan bir bina. Bize bir karot alınsın diye başvuruda bulunulmamış. Şikayet yok. Yıkımı bekleyen bir bina değil ama bina zaten eski. Yıkılması gereken bir binaymış” dedi.
“99 depremi öncesi yapılan tüm binalar çürüktür”
Basın mensuplarının sorularını da yanıtlayan Bahadır, aşağıda çalışan iş makinesinin binaya bir zararının olmayacağını söyledi. Belediyeye ulaşan bir şikayetin de olmadığını ifade eden Başkan Bahadır, “Bize ulaşan bir şikayet yok. Bize bildirseler biz karot aldırırız. Zabıta ve polis eşliğinde karot aldırıyoruz. Belediyeye ulaşmış bir şey yok. 1999 yılı deprem yönetmeliği öncesi yapıldığı için çürük. Biz bunu söylüyoruz komşularımıza. 99 depremi öncesi yapılan tüm binalar çürüktür. Binanın o zamanki yapımı doğrudur ama şimdi farklı malzemeler kullanılıyor. İlave yapılan katlar da etkiliyor. 4 katlı binaya siz 3 kat ekliyorsunuz. Neredeyse yüzde 70 bina eklemişler. Buna benzer çok fazla bina yok. Bize gelmiş yok. Karot alınmış, boşaltılması gereken böyle bina yok. Bizde sadece 165 tane bina var kentsel dönüşüme uğrayacak. Komşularım müteahhit arkadaşlarla anlaşmışlar. Normal yıkılacak yani acil durumda olmayan 165 bina yıkacağız biz. Bize ulaşmış böyle acil durumda bir bina yok” ifadelerini kullandı.
“Herkesin bir an önce kentsel dönüşüme girmesi lazım, çünkü İstanbul depremi çok önemli”
6 Şubat depreminin ardından belediyeye 4 bin tane şikayet geldiğini ifade eden Bahadır, “4 bin apartmana mühendis ve teknikerler arkadaşlar gittiler ve karot hariç röntgen cihazıyla fiziki olarak baktılar. Bahçelievler’in yapısı çok çok iyidir diyemiyorum. Sahil bandından biraz uzak olduğumuz için orta seviyedeyiz. Kimsenin kalbine su serpiyorum. Ama buradan şunu söylüyorum. Lütfen 99 yönetmeliği öncesi tüm binaları yenileyelim. Kentsel dönüşümde dört parametre var. Bir tanesi devletin yapması gereken. Onu da yarısı bizden kampanyasıyla bir buçuk ödeme Türkiye’de ilk defa Bahçelievler’de başladı. Ödendi, yani başladı. Müteahhitimiz parayı aldı, sonra biz 6 tane plan lotu çıkardık. Çatı katlarını, çatı piyeslerini tama çevirdik. Kat artışı verdik. Burada 3. parametre komşumuz, 4. parametre müteahhit. Müteahhit arkadaşlar da ticaret yapıyorlar. Ama onlar da sürümden kazansınlar. Komşularımdan da birleşmelerini istiyorum. Bizim hedefimiz ada bazlı dönüşüm. Olmadı parsel bazlı, apartman bazlı dönüşüm. Ama komşularımız kendi aralarında birleşmiyor. Şu apartman dönüşmüş olsaydı bugün bu sıkıntı yaşanmazdı. Ben en çok maddi durumu iyi olan sevgili komşularımda sıkıntı yaşıyorum. Maddi durumu iyi olmayan komşularım daha uyumlu, anlaşıyorlar. Burada olay aslında teknik değil, olay sosyolojik. Aynı apartmanda akrabalar birleşmiyor. Burada insanı yaşatmak önemli. İstanbul’daki kentsel dönüşümü biz çözmeye gayret ediyoruz. Ama bu 60 yıllık sorun. Çarpık kentleşme burada 60 yıldır olmuş. Burada şunu da söyleyeyim. Burada hiçbir parti siyasi bir bakış getirmesin. Komşuları olarak söylüyorum. Siyasi bir bakışla bakmasınlar. Depremin siyaseti olmaz. Burada birliktelik önemli. Herkesin bir an önce kentsel dönüşüme girmesi lazım. Çünkü İstanbul depremi çok önemli. Türkiye’nin geleceğiyle ilgili çok önemli” ifadelerini kullandı.
]]>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Madrid’de düzenlenen Türkiye- İspanya 8. Hükümetler Arası Zirvesi’nde konuştu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasında şu değerlendirmeleri yaptı;
“Türkiye-İspanya 8. Hükümetler Arası Zirve vesilesiyle düzenlenen bu güzide forumda aranızda bulunmaktan duyduğum memnuniyeti özellikle vurgulamak istiyorum. Toplantılarımızın ülkelerimiz arasındaki ekonomik ve ticari ilişkilerin daha da ilerlemesine, yeni ortaklıkların tesisine vesile olmasını diliyorum.
Kıymetli dostum Sanchez’e nazik misafirperverliği için bir kez daha teşekkür ediyorum. Dostumuz ve NATO müttefikimiz İspanya’yla her alanda mükemmel ilişkilere sahibiz. Ülkelerimiz arasındaki köklü ve güçlü ilişkiler, iş dünyamızın attığı cesur ve vizyoner adımlardan da besleniyor. İlişkilerimizin 2021 yılından itibaren kapsamlı ortaklık olarak tanımlanmasına siz değerli iş insanlarımızın katkısı büyüktür.
Son yıllarda gerek Kovid-19 salgını gerekse yakın coğrafyamızda meydana gelen çatışmalar, küresel ticaretin karşı karşıya kaldığı zorlukları artırdı. Mevcut meydan okumalar karşısında dayanışma ve işbirliğimiz hayati önemdedir.”
İSPANYA İLE TİCARET
“Ekonomi, ticaret ve yatırımlar, Sayın Sanchez birlikte başkanlık edeceğimiz hükümetler arası zirve toplantımızın temel sütunları arasında yer alacak.”
“2002 yılı öncesinde 2 milyar dolar civarında seyreden ticaret hacmimiz geçtiğimiz sene yaklaşık 10 kat artışla 19,2 milyar dolara ulaştı. Böylelikle 20 milyar dolar hedefimizi neredeyse yakalamış olduk.”
“İspanya’nın 740 firma ve yaklaşık 11 milyar dolarlık stokla Türkiye’de en çok yatırım yapan 6. ülke olması da esasen bu yaklaşımın sonucudur.”
“Bölgesinin cazibe merkezi olan Türkiye, İspanya’dan çok daha fazla sayıda yatırımcıyı özellikle ev sahipliği yapmak üzere ülkemize davet ediyoruz. Müteahhitlik firmalarımız İspanya’da yaklaşık 1,1 milyar dolarlık 6 proje üstlenmiştir. Barcelona’daki stadyum projesi, bu alandaki işbirliğimizin en somut örneklerindendir.”
MEDENİYETLER İTTİFAKI
“Gelecek yıl Medeniyetler İttifakı’nın 20. Yıldönümünü idrak edeceğiz. Malum Medeniyetler İttifakı’nı İspanya ile Türkiye olarak birlikte kurduk. Öyleyse bunu birlikte geliştireceğiz. Türkiye ve İspanya bu ittifakın iki önemli kurucu üyesidir. İttifakımız kuruluşundan bu yana çok kritik roller üstlenmiştir.
GAZZE
Dünyamızın savaşlar ve katliamlarla sarsıldığı günümüzde İttifaka olan ihtiyaç daha da artıyor. Bilhassa Gazze’de ve işgal edilmiş Filistin topraklarında 250 gündür yaşanan soykırım vicdan sahibi herkesin yüreğini kanatıyor. Gazze’de 16 bini çocuk olmak üzere 37 binden fazla insan göz göre göre katledildi, 85 bin sivil yaralandı.”
“Vicdan sahibi hiçbir ülkenin böyle bir tabloyu kabullenmesi mümkün değildir. ve bu konuda değerli dostum Pedro Sanchez’in takındığı tavrı şahsım ve milletim adına tebrik ediyorum.”
“İspanya’nın İsrail mezalimi karşısında izlediği tutumu takdirle karşıladığımızı burada vurgulamak istiyorum. Tabi, işin başından itibaren Sayın Sanchez, ilk günden bu yana gerçekten ilkeli, tutarlı ve dirayetli bir politika benimseyerek hem İspanya halkının hem Filistinli kardeşlerimizin hem de Türk milletinin gönlünde müstesna bir yer edinmiştir.”
AVRUPA BİRLİĞİ
“Değerli katılımcılar, tüm bu gayretlerimiz Avrupa Birliği’ne tam üyelik projemizin hayata geçirilmesiyle taçlanacaktır. Ne var ki AB’ye yönelik samimi adımlarımız salt kendi çıkarını düşünen Türkiye’nin Birliğe sağlayacağı katma değeri görme yeteneğinden yoksun bir takım üyelerin engellemeleri nedeniyle karşılık bulamıyor.
Avrupa Parlamentosu seçimlerinin ortaya çıkardığı tablo ve Avrupa kıtasında endişeyle izlenen aşırı sağ siyaset bu anlayışı şüphesiz körükleyecektir. Gümrük Birliği’nin güncellenmesi çalışmalarının henüz başlanmaması, iş insanlarımıza yönelik katı vize uygulamaları ekonomik ve ticari alandaki müşterek potansiyelimizi tam kapasite kullanımını engelliyor.
Kıymetli dostum Sayın Sanchez başta olmak üzere İspanya’nın ülkemizi AB’ye üyelik sürecine verdiği samimi destek için müteşekkirim.”
]]>Hasan YILDIRIM/İSTANBUL, TİCARET Bakanı Ömer Bolat, Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu tarafından (DEİK) düzenlenen Türkiye- Kosova İş Forumu’na katıldı. Bakan Bolat, burada yaptığı konuşmada, “Yıllar içinde ticaret hacmimizde kazandığımız olumlu ivmenin devam edeceğine, 2024 yılının sonuna kadar 1 milyar dolar seviyesine ulaşacağımıza inanıyorum” şeklinde konuştu.
Bolat, “Son 20 yılda, mal ihracatımız 7 kat artarak, 2023 yılında 255.4 milyar dolara ulaştı. Mal ihracatımızı 2024 yılında 260 milyar doların üzerine, 2026 yılında ise 300 milyar dolara çıkarmayı hedefliyoruz” dedi.
Ticaret Bakanı Ömer Bolat, Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) Genel Merkezi’nde düzenlenen Türkiye-Kosova İş Forumu’na katıldı. İş Forumuna Kosova Başbakanı Albin Kurti, Kosova Başbakanı Özel Kalemi Luan Dalıpı ile DEİK Türkiye – Kosova İş Konseyi Başkanı Batuhan Özdemir ve İş konseyi üyeleri katıldı. Kosova Başbakanı Albin Kurti’nin de aralarında olduğu heyetle ekonomik ilişkileri değerlendiren Bolat, iş forumunda İngilizce bir konuşma da yaptı.
Türkiye ve Kosova arasındaki ekonomi forumunda konuşan Ömer Bolat “Son 20 yılda, mal ihracatımız 7 kat artarak ve 2023 yılında 255.4 milyar dolara ulaştı. Mal ihracatımızı 2024 yılında 260 milyar doların üzerine, 2026 yılında ise 300 milyar dolara çıkarmayı hedefliyoruz. Hizmetler ihracatı açısından, 2023 yılında 100 milyar dolar seviyesini aştık. Hizmetler ihracatımızı 2024 yılında 110 milyar dolara çıkarmak için çabalarımızı sürdürüyoruz. İhracatımız ve yatırımlarımız açısından, Avrupa ve Balkanlar bölgesi özel bir yere sahiptir. Kosova, bu anlamda, bağımsızlığını ilan ettiği günden bu yana elde ettiği ekonomik gelişmeyle Balkanlar bölgesinde önemli bir rol oynamıştır. Kosova’nın son 15 yılda büyük ekonomik atılım içerisinde olması bizleri sevindirmektedir” diye konuştu.
“KOSOVA POZİTİF BÜYÜME KAYDETMEKTEDİR”
Bolat “Bağımsızlığını ilan ettiği 2008 yılında Gayri Safi Yurtiçi Hasılası (GSYİH) 5 milyar dolarken, 2023 yılında bu rakamı 2 katına çıkararak 10 milyar dolara ulaşmıştır. Benzer şekilde, kişi başına düşen gelir seviyesi 2023 yılında 6 bin dolara çıkarak 2 katına ulaşmıştır. Ayrıca Kosova, 2008 yılından bu yana pozitif büyüme kaydetmektedir. Bu büyümenin temel nedeninin, Kosova’nın bölgesel işbirliği ve çeşitli uluslararası kuruluşlara üyelikleri sonucu ticaret ağının genişlemesi ve yatırımların artması olduğunu görüyoruz. Bu bağlamda, Kosova 2007’de Orta Avrupa Serbest Ticaret Anlaşması’na (CEFTA), 2009’da Dünya Bankası ve Uluslararası Para Fonu’na, 2012’de Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası’na ve 2013’te Avrupa Konseyi Kalkınma Bankası’na üye olmuştur. Diğer taraftan AB ve Türkiye başta olmak üzere serbest ticaret anlaşmaları da bu gelişmelere pozitif katkı sağlamıştır” dedi.
“2024’TE 1 MİLYAR DOLAR TİCARET HACMİ SEVİYESİNE ULAŞACAĞIMIZA İNANIYORUM”
Türkiye’nin Kosova’nın bağımsızlığını tanıyan ilk ülkelerden biri olduğunu söyleyen Bolat, “Kosova’nın istikrarını, egemenliğini ve toprak bütünlüğünü tam olarak destekliyoruz. Kosova’nın istikrarı, Balkanlar’ın istikrarı demektir. Türkiye ve Kosova arasındaki gelişen ticaret ilişkileri de, kazan kazan prensibine uygun olarak her iki ülkeye de katkı sağlamaya devam etmektedir. 2023 yılında Kosova ile ticaret hacmimiz 785 milyon dolara ulaşmıştır. Yıllar içinde ticaret hacmimizde kazandığımız olumlu ivmenin devam edeceğine, 2024 yılının sonuna kadar 1 milyar dolar seviyesine ulaşacağımıza inanıyorum” şeklinde konuştu.
“TÜRKİYE VE KOSOVA İŞBİRLİĞİNİ ARTIRACAKTIR”
Avrupa Birliği (AB) adayı olarak Kosova’nın Türkiye için önemli bir ticaret ortağı olduğunu söyleyen Bakan Bolat “Türkiye ve Kosova’nın kardeş ülkeler olarak yakın ve verimli işbirliklerini gelecekte de artıracağına içtenlikle inanıyorum. Sayın Başbakan Kurti’nin Sayın Cumhurbaşkanımızla Ankara’da yapmış olduğu görüşmelerin ve bugün düzenlediğimiz İş forumunun bunun için eşsiz bir fırsat sunduğuna inanıyorum. Bugün burada bulunan tüm değerli iş insanlarımızın, ülkelerimiz arasındaki ekonomik ve ticari ilişkileri daha da geliştirmek için bu fırsatı en iyi şekilde değerlendireceklerine inancım sonsuz ” diye konuştu.
“TÜRK MÜTEAHHİTLER KOSOVA’DAKİ ALT YAPI PROJELERİNE DAHA FAZLA KATILMAK İSTİYOR”
Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) Başkanı Nail Olpak ise, “Bu toplantının mevcut ilişkilerimizi pekiştiriceğine inanıyorum. Bilgi ve tecrübemizin gücüyle işbirliklerimizi derinleştirmek temel hedefimizdir.İlişkilerimizin mükemmel olduğunu biliyorum. Bundan son derece memnuniyet duyuyorum. Bazı detaylar vereceğim.Kosova’da toplam yatırımlarımız 430 milyon Euro’ya ulaştı ve bu rakamla Kosova’ya doğrudan yabancı yatırım yapan 6. ülkeyiz. Müteahhitlerimiz 1.5 milyar Euro’luk projelerin altını çizerek 10 bine yakın istihdam sağlıyor ve Türk bankaları Kosova’da hizmet veriyor” dedi. Olpak,
Türkiye’nin Kosova’daki yatırımlarından da bahseden Olpak, “Başlıca yatırımlar; havalimanı işletmeciliği, elektrik dağıtımı ve altyapı projeleri.Aramızdaki ikili ticaret hacmi 750 milyon dolar civarında. İşbirliğimizi geliştirmemize yardımcı olacak birkaç noktanın da altını çizeyim. Türk müteahhitler ve teknik danışmanlar Kosova’daki altyapı yenileme projelerine daha fazla katılmak istiyor.” diye konuştu.
Kosova Başbakanı Albin Kurti de İş forumunda İngilizce bir konuşma yaptı.Atatürk’ün modernizasyon ve barış prensipleri tüm dünyadaki insanlar arasında yankılanmıştır. Türkiye ile tarihsel bir geçmiş temelinde bağlıyız. Uluslarımız arasındaki ilişkiler tarihi değerlere saygıya dayanmaktadır.” dedi.
]]>
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, Küçükçekmece’de çöken 3 katlı bina enkazından incelemelerde bulundu. İncelemelerin ardından basın mensuplarına açıklamalarda bulunan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, “Bina 1988 ruhsatlı. Altında iş yeri olan, üstü de konut olarak kullanılan bir bina. Tabii ne yazık ki ruhsatlı yapının üzerine kaçak 2 kata yakın diyebileceğimiz 1 buçuk kat yapı inşa edilmiş. Küçükçekmece Belediye Başkanımızla da istişaresini yaptık. Herhangi bir şikayet ve ihbar yok. Ne yazık ki kaçak bina yükü de olan bir yapı. 1988 yılı olunca da o günün inşaat tekniğiyle de ilgili zaten artık bütün kamuoyu da ne kadar sıkıntılı yapılar olduğuyla ilgili yeterince bilgi sahibi. Orada da kolon veya kiriş yapısını gördüğünüzde 1980 ve 1970’li yılların binalarının birçoğunda ne kadar niteliksiz bir işçilik ve malzeme kullanıldığı ortaya çıkıyor. Bina kendiliğinden sabah 08.40 sıralarında yıkılıyor ve 9 insanımız göçük altında kalıyor. 1’ini ne yazık ki kaybettik. 8 vatandaşımızın 2’si ağır yaralı. Diğerleri daha az yaralanmayla kurtulmuş durumdalar. Şu an tetkiklerimiz devam ediyor. Komşu binayla ilgili de boşaltma işlemleri yapıldı. Hem Küçükçekmece hem de bizim ekiplerimiz burada. Az önce de Sayın Kaymakam ve Valimizle istişaremizi yaptık. Olabildiğince hızlı ve pratik bir biçimde yakın çevresini de içine alan bir şekilde belediye ekipleri bir araya gelerek o bölge de tarama yapılmış alan var mı? Yapılmadıysa nasıl hızlıca yaparız diye bugün itibariyle eyleme geçecek. Olabildiğince hızlı bir şekilde yakın çevre binalarının da fiziki durumları gözden geçirilerek gerekli işlemler yapılması noktasında Kaymakamlığımız ve Valiliğimiz desteğiyle sıkı bir biçimde süreç takip edilecek” şeklinde konuştu.
“Depremin riski her geçen gün daha da artıyor”
Beklenen İstanbul depremiyle ilgili konuşan Ekrem İmamoğlu, “Deprem meselesi bizim kapımızda. Gününü, saatini, saniyesini bile hesaplayamadığımız bir durumdayız. İstanbul’umuzun bu meselesi, önemli bir meseledir. Bu meselenin çözümü de hep birlikte olabilmektir. Tek elden ve güçlü bir şekilde, iradeyi ortaya koyan bir anlayışla süreci yönetebilmekten geçmektedir. Daha önceki görüşmelerde Çevre ve Şehircilik Bakanlığımızla görüşmelerde bunu beyan etmiştik. Burada ilçe belediyesi, büyükşehir belediyesi, kaymakamlığı, valiliği, bakanlığı diye bir kavram ya da ayrım yok. Tek başına ve bütün şekliyle irdelenmeli ve bir arada güçlü bir başkanlıkla, yapıyla İstanbul özelinde bunu söylüyorum. Marmara Bölgesi’ne de genişletilebilir. Hızlı karar, aksiyonların alındığı, finansmanından, sigortacıya kadar bütün sektörlerinde içine katıldığı bir yapılanmayı biz sonuna kadar destekliyoruz. Kanuni altyapısının da müşterek bir biçimde olgunlaştığında bunu da sonuna kadar destekleyeceğimizi hem mevcut şehircilik bakanımıza hem daha önceki şehircilik bakanına iletmiştim. Ben hala İstanbul’un böyle bir çözüm yolculuğuyla başarıya kavuşabileceğine inanıyorum. Elbette her kurum, elinden gelen her şeyi yapıyor. Siyaset üstüdür, partiler üstüdür. Öyle bir başkanlığında, siyaset üstü kurulmasının zemini olgunlaştırılabilir. Herkes orada burada konuşmaz. Tek salonda, tek mecliste ve konseyde konuşur ve karar alırlar. İstanbul Deprem Başkanlığı, İstanbul Deprem Konseyi adı her neyse konulabilir. Çözüm buradan geçmektedir. Ben yine bu çağrımı yineliyorum. Herkes emek veriyor, herkesin emeğine sağlık ama İstanbul’a yetmiyor. Hala sıkıntılı bina sayısı yüksek. Bu hızla gittiğimizde biz 40-50 yılda bunu bitiremeyiz. Depremin riski her geçen gün daha da artıyor. Meseleyi böyle bir şekilde çözüme kavuşturmamız bu vesileyle tekrar sizin vasıtanızla duyurmuş olayım. Biz öyle bir oluşumun ve sürecin neferi oluruz. Yine Bakanlık bu işin amiri ve koordinatörü olur. Her birimiz orada bu işin paydaşı oluruz. Bu arada hayatını kaybeden Türkmenistan vatandaşı. Allah’tan rahmet diliyoruz. Yarılı olanlara da acil şifalar diliyoruz. Arkadaşlarım farklı hastanelerden süreçleri takip ediyorlar. İtfaiye başta olmak üzere zabıtamız, AFAD, diğer birimler hepsi el ele, kol kola bir çalışmayla hızlıca süreci toparladılar. Hepsinin emeğine sağlık” ifadelerini kullandı. – İSTANBUL
]]>Küçükçekmece Kartaltepe Mahallesi Belediye Caddesi’nde çöken 3 katlı binayla ilgili Arel Üniversitesi İnşaat Mühendisliği Bölüm Başkanı Prof. Dr. Mehmet Fatih Alan değerlendirmede bulundu. Prof. Dr. Alan, “Kesin değerlendirmeler olacaktır. Tahmini değerlendirmeler yaptığımızda, Vali Bey 1988 yapımı olduğunu söyledi. Bu ne demektir? 1998, 2007 ve 2018 deprem yönetmeliğine tabi olmayan bir binadır. 3 tane deprem yönetmeliği geçmiş üzerinden. Bu bina, bunlara göre kontrol edilip, dayanıklılığı tespit edildi mi? Biz deprem yönetmeliğine göre, binaları kontrol ediyoruz. Karotlar alıyoruz, acaba bu binada o var mı? Zemin etüt raporunun yapıldığını sanmıyorum. 2000 yılının öncesinde zemin etütleri pek yapılmıyordu. Zemine göre statik hesaplar değişmektedir. 2000 yılı öncesi yapılarda, devlete bağlı yapı denetim firmaları yoktu. Bir denetimsizlik söz konusu olabilir. Binada bakım yapılmadıysa, diyelim ki altını su bastıysa, taşıyıcı dediğimiz kolonlardaki demirler korozyona uğramış olabilir. Betonda kalitesini kaybetmiş olabilir. Dükkan katlarında duvarların olmaması, yukarıdaki katlara göre zayıf katları oluşturmaktadır” şeklinde konuştu.
“İstanbul’umuzda 2 bin 3 bin binanın böyle olduğunu tahmin etmekteyiz”
“Bunların projeleri incelendiğinde de acaba üstüne sonradan bir kat çıkıldı mı, kaçak kat olayı var mı yok mu bunun kontrol edilmesi gerekiyor. Her zaman için mühendislik hizmeti alınarak, kontrol edilerek bütün önlemler alınıp ondan sonra insanların oturmasını istemekteyiz. Bilhassa 2000 yılı öncesi yapıları tek tek kontrol etmemiz gerekiyor. Eğer çürükse yıkmamız, eğer sağlamsa da plaket vermemiz gerekiyor. Çünkü çok az çıkıyor. Bizim laboratuvarlara da birçok bina örneği geliyor incelemesini yapıyoruz. Yüzde 95 gibi büyük bir rakamda binalar depreme dayanıksız çıkıyor. Bu ne demektir? Deprem bile gerekmeden yıkılabilen binalarımız var. İstanbul’da hemen hemen her sene 2-3 tane böyle olay yaşamaktayız. İstanbul’umuzda 2 bin 3 bin binanın böyle olduğunu tahmin etmekteyiz. Bunlar saatli bomba gibi ne zaman patlayacağı belli olmayan fakat zamanı gelince de böyle facialara sebep olan bir durumla karşılaştırıyor. 2019 yılında 5,8 büyüklüğünde deprem olduğunda bu tip binalar daha çok etkileniyor. Kontrol ettirmedikleri için farkına varmıyorlar. 4-5 sene sonra binalar böyle yıkılabiliyor” ifadelerini kullandı. – İSTANBUL
]]>Çelik, Ankara’nın Kızılcahamam ilçesindeki bir otelde düzenlenen AK Parti 31. İstişare ve Değerlendirme Toplantısı devam ederken gazetecilere açıklamalarda bulundu.
” Türkiye’nin Ortak Aklı” temasıyla düzenlenen toplantı kapsamında yapılacak oturumlara ilişkin bilgi veren Çelik, “Birinci konumuz, Gazze’de gerçekleşen katliamlar konusundaki değerlendirmelerimizin ve Türkiye’nin duruşu konusunda Cumhurbaşkanı’mızın konuşmasında belirttiği çerçevedeki siyasetimizin bundan sonra da sürdürüleceğidir.” ifadelerini kullandı.
Genel merkez çalışmalarıyla ilgili özel bir oturum yapıldığını belirten Çelik, bu oturumda Teşkilattan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Erkan Kandemir, Seçim İşlerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Ali İhsan Yavuz ve Yerel Yönetimler Başkanı Yusuf Ziya Yılmaz’ın sunum gerçekleştirdiğini söyledi.
Parti grubu çalışmalarının ise Grup Başkanı ve Grup Başkanvekilleri tarafından gerçekleştirildiğini belirten Çelik, eğitim konusunda Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in değerlendirmesinin istişare edileceğini aktardı.
Bir oturumda da Hazine ve Maliye, Enerji ve Tabii Kaynaklar, Tarım ve Orman Bakanlarının sunum gerçekleştireceğine işaret eden Çelik, bu politikaların, bütün katılımcılar tarafından istişare edileceğini ifade etti.
Çelik, yarın Adalet, Güvenlik ve Dış Politika oturumlarının yapılacağını bildirerek, bu konuda bakanların sunumlarının olacağını kaydetti.
Daha sonra Cumhurbaşkanı Erdoğan başkanlığında “soru-cevap” şeklinde bir istişare toplantısı yapacaklarını ifade eden Çelik, “Daha sonra yine geleneğimizde olduğu gibi Genel Başkanımızın, Cumhurbaşkanı’mızın bütün bu kamp sürecindeki tartışmaları da içeren değerlendirmesi ve diğer politik alanlarla ilgili mesajları temelinde kapanış konuşmasıyla birlikte kampımızı tamamlayacağız.” diye konuştu.
Filistin Devleti’nin tanınması
Çelik, bütün bu politik süreci takip ederken birinci gündemlerinin Gazze’deki “katliam” siyaseti olduğunu yineledi.
Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu’nun 11 Temmuz’u “Srebrenitsa Soykırımı’nı Anma Günü” ilan ettiğini anımsatan Çelik, bunun son derece kıymetli olduğunun, geç de olsa soykırım kurbanlarının yad edilmesi için bu kararın alındığının altını çizdi.
Gazze konusunda bu kadar geç kalınmaması ve bunun daha fazlasına müsaade edilmemesi gerektiğini vurgulayan Çelik, şöyle devam etti:
“Bugün Miloseviçlerin yaptığının kat ve kat fazlasını Netanyahu gerçekleştirmektedir. O sebeple dünyanın buna ‘dur’ demesinin zamanı gelmiştir. Cumhurbaşkanı’mızın bu konuda yaptığı açıklamalar, uluslararası mahkemelerin kararlarında aynen ifade ediliyor. Cumhurbaşkanı’mızın bu konuda ortaya koyduğu ilke ve prensiplerin aynı şekilde Uluslararası Ceza Mahkemesi tarafından da Uluslararası Adalet Divanı tarafından da ortaya konulduğunu net bir şekilde görüyoruz. Tabii dünyanın vicdanı buna tepki veriyor ve bir hakkı yerine getirmek için Filistin devletinin tanınması konusunda çok ciddi ilerlemeler kaydediliyor. Bu sebeple İrlanda, İspanya ve arkasından Norveç ve arkasından Slovenya’nın yaptığı, bir hakkın teslim edilmesi açısından çok önemlidir. Bunun devamının gelmesi gerektiğini ifade ediyoruz.”
“Tasarruf tedbirleri her alanda geçerli”
Çelik, bir basın mensubunun tasarruf tedbirlerine ilişkin sorusu üzerine, “Tasarruf tedbirleri her alanda geçerli. Bu kamp geleneksel olarak bir istişare kampı olduğu için gerçekleşiyor. Ama tabii bahsettiğiniz tedbirlere uyarak minimum düzeydeki bir şeyle, imkanla gerçekleştirmiş oluyoruz. Ama tabii siyaset, memleketin meselelerinin konuşulması meselesidir. Tasarruf da memleket için yapılıyor. Siyaset de onun için bu çerçevede gerçekleşiyor.” diye konuştu.
]]>Tarım ve hayvancılık alanında Kayserili üreticinin kentteki en güçlü destekçisi olan Başkan. Dr. Memduh Büyükkılıç yönetimindeki Kayseri Büyükşehir Belediyesi, kentte zenginleştirilmiş bitki çeşitliliği ile arıcılığın ve yenilikçi arı ürünlerinin yaygınlaştırılması, KAYMEK ihtisas kurs merkezlerinde alınan bilgilerin teoriye dökülmesi ve vatandaşların ev ekonomilerine katkı sağlamak amacıyla Hobim Arıcılık Projesi’ni hayata geçirdi.
Proje çerçevesinde başvurular ve kura aşamalarını tamamlayan Büyükşehir Belediyesi Tarım Hizmetler Daire Başkanlığı, projede son aşama olan arılı kovan dağıtımına hazırlanıyor.
Tarım Hizmetler Daire Başkanlığı ekipleri, 6 milyon 270 bin TL’lik Hobim Arıcılık Projesi’nde Arılı Kovan Dağıtım Töreni’ni 31 Mayıs Cuma günü saat 03.30’da gerçekleştirecek. Kayseri Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Memduh Büyükkılıç’ın 500 kişilik hak sahibi listesinin belirleneceği kurada ‘çiftçi ve üreticinin dostu Büyükşehir’e yakışır bir müjdeyle, “984 kişi belgelerini tamamlamış, kuraya katılmayı hak etmiş, tamamına arılı kovan verelim. Hayırlı, uğurlu olsun” diyerek kuraya katılan tüm başvuru sahiplerine arılı kovan desteği verilmesi talimatı arıcıları sevindirmişti.
Başkan Büyükkılıç’ın bu müjdesi ve talimatı doğrultusunda çalışmalarını kısa sürede tamamlayan Büyükşehir Belediyesi ekipleri, heyecanla beklenen Hobim Arıcılık Projesi Arılı Kovan Dağıtım Töreni’nde başvuru sahiplerine her bir arıcıya 2 adet arılı kovan teslim edilecek şekilde dağıtımı gerçekleştirecek. Hobim Arıcılık projesi çerçevesinde toplam 6 milyon 270 bin TL maliyet ile 990 kişiye toplam 1980 adet kovan desteği verilmiş olacak.
Büyükşehir’den arıcılığa toplam 8 milyon 960 bin TL’lik destek
Geçtiğimiz yıllarda da arıcılık alanında üreticilere destek veren Kayseri Büyükşehir Belediyesi, 2022 yılında 430 bin TL değerinde 420 adet arı kolonisi, 2023 yılında 2 milyon 260 bin TL değerinde 800 adet arılı kovan dağıtırken 2024 yılında ise Hobim Arıcılık Projesi kapsamında 1980 adet arılı kovan ile 6 milyon 270 bin TL’lik destek sağlamış olacak. Büyükşehir, toplam 3 bin 200 adet arılı kovan alırken güncel rakamlarla toplam 8 milyon 960 bin TL’lik yatırıma imza attı.
Proje ile bölgede arıcılık faaliyetlerinin yürütülmesi neticesinde arıcılığın ekolojik dengeye sağlayacağı fayda doğrultusunda çevreci bir tutum izlenmesi ve tozlaşmaya katkısından dolayı bitkisel üretimde de olumlu artışlar meydana gelmesinin yanı sıra Büyükşehir’in hibe destekleri ile arı üreticiliği yapma konusunda isteklileri arıcılığa teşvik etmeyi hem bölge halkının donanımlı birer çiftçi olması hem de bölgenin istihdamına katkı sağlaması hedefleniyor.
Hobim Arıcılık Projesi çerçevesinde dağıtılacak arılı kovanları teslim alacak arıcılara uyarılar
Büyükşehir Belediyesi Tarımsal Hizmetler Daire Başkanlığı tarafından proje kapsamında dağıtılacak arılı kovanların nakli ve sonrasında arıcıların dikkat etmesi gereken püf noktalarla ilgili arılar için çevreye zarar vermeyecek şekilde yönetmeliğe uygun yerleşim yerleri dışında arılık seçilmesi, arı sokmalarına karşı alerji olup olmadığının bilinmesi, bilinmiyorsa alerjiye karşı ilaç bulundurulması, arılı kovanları teslim almaya gelirken arıcılık için gerekli ekipmanlar (Maske eldiven çorap körük vb.) hazır bulundurulması, teslim tarih ve saatinde yararlanıcılar tarafından teslim alınan arılı kovanlar bekletilmeden sabahın ilk saatinde daha önceden hazırlanan yerlerine götürülmesi, aksi takdirde sıcaklığa bağlı arı kayıpları meydana gelebileceği, yerlerine bırakılan arıların maske ve körükle beraber uçuş deliklerinin açılması, ilk gün arılara herhangi bir işlem yapılmaması ve kovanların kesinlikle açılmaması, ikinci gün körük kullanarak arıların kontrol edilmesi, kontrollerde günlük yumurta aranması veya ana arı kontrolü yapılması, peteklerde açık kapalı yavru olup olmadığının gözlemlenmesi, ihtiyaç duyulması halinde (hava şartları, flora ve kovandaki bal durumu) arılara besleme yapılması, devam eden günlerde ise arıların gelişimine bağlı olarak petek verilmesi ve uygun bir şekilde kat atılması yönünde uyarılarda bulunuldu. – KAYSERİ
]]>Okmeydanı Okçular Vakfı Tesisleri’nde düzenlenen 12. Fetih Kupası’nın final müsabakaları kapsamında basın mensuplarıyla bir araya gelen Erdoğan, Okçular Vakfının kuruluşunun İstanbul’un fethine dayandığını belirtirken ülkede geleneksel okçuluğun kurumsallaşması için yapılan çalışmalardan ve modern okçuluğun gelişiminden de bahsetti. Erdoğan konuşmasında “Paris 2024 Olimpiyat Oyunları’na daha fazla sporcuyla katılacağız. Vakfımızın 2 sporcusu da şimdiden olimpiyatlara katılmaya hak kazandı. Bu durum fetih ruhunun uyanışı anlamına da geliyor. Bu tesise gelen herkes bu ruhla irtibat kuruyor.” ifadelerini kullandı.
Erdoğan basın mensuplarıyla yaptığı konuşmada İsrail’in zulmüne de değindi.
“Olayın soykırım boyutunda olduğu uluslararası kuruluşlar tarafından tescillenmek üzere. Birçok ülke, Filistin’i tanımak zorunda kaldı. Bu katliamların arkasında ABD başta olmak üzere batı medeniyetlerin tamamı var. Almanya’daki Holokost sebebiyle soykırım izni almış bir toplum var. Onun da arkasında duran koca bir batı medeniyeti var. Bu şartlarda devam edildiği takdirde uluslararası sistemin çöktüğünü göreceğiz. Çocukların ölmesinden dolayı da üzgünüz. Çocukların yaşadıkları hiçbir şekilde açıklanamaz. İsrail, Birleşmiş Milletler ortamında korunarak bunu yapıyor. Buradaki arkadaşlarımız, ‘çocuklar ağlamasın ve hayatını kaybetmesin’ diye oklarını atıyor. Umarım bu mesajı daha da güçlü bir şekilde verebiliriz.” değerlendirmesinde bulundu.
Müsabakalar düzenlenen ödül töreni ile sona erdi.
Modern okçuluk kategorilerinde dereceye giren sporcular şöyle:
Klasik Yay Erkekler kategorisinde Ulaş Berkim Tümer altın, Mete Gazoz gümüş, Okçular Vakfı Spor Kulübü Milli Okçusu Muhammed Abdullah Yıldırmış bronz madalya kazandı. Dereceye giren sporculara ödüllerini İstanbul Valisi Sayın Davut Gül takdim etti.
Klasik Yay Kadınlar kategorisinde Okçular Vakfı Spor Kulübü Milli Okçusu Elif Berra Gökkır altın, Romanya’dan Madalina Amaistroaie gümüş, Dünya Yenihayat ise bronz madalya kazandı. Dereceye giren sporculara ödüllerini Okçular Vakfı Mütevelli Heyet Üyesi Sayın Necmeddin Bilal Erdoğan takdim etti.
Makaralı Yay Erkekler kategorisinde Okçular Vakfı Spor Kulübü Milli Okçusu Yağız Sezgin altın, Britanya’dan Ajay Scott gümüş, Emircan Haney bronz madalya kazandı. Dereceye giren sporculara ödüllerini Okçular Vakfı Başkanı Sayın Haydar Ali Yıldız takdim etti.
Makaralı Yay Kadınlar kategorisinde Hırvatistan’dan Amanda Mlinaric altın, Hazal Burun gümüş, Okçular Vakfı Spor Kulübü’nden Emine Rabia Oğuz bronz madalya kazandı. Dereceye giren sporculara ödüllerini Türkiye Okçuluk Federasyonu Başkanı Sayın Abdullah Topaloğlu takdim etti.
Geleneksel Okçuluk Kadınlar Puta Koşusu kategorisinde Kazakistan’dan Aikorkem Batikhan altın, Okçular Vakfı Geleneksel Okçuluk Spor Kulübü’nden Fulya Erilli Aybar gümüş, Aysun Demirci bronz madalya kazandı. Dereceye giren sporculara ödüllerini İstanbul İl Emniyet Müdürü Sayın Zafer Aktaş takdim etti.
Geleneksel Okçuluk Erkekler Puta Koşusu kategorisinde Endonezya’dan Mutasar Bı•n Hasbı• altın, Achmad Syahrul Uman gümüş madalya kazanırken, Macaristan’dan Koczka Laszlo bronz madalya kazandı. Dereceye giren sporculara ödüllerini Türkiye Geleneksel Türk Okçuluk Federasyonu Başkanı Sayın Cengiz Toksöz takdim etti.
50lb Limitli Yay Hava Koşusu kategorisinde Macaristan’dan Jozsef Laszlo Monus 430.04m ile altın, Norveç’ten Ivar Malde 424.23m ile gümüş, İsviçre’den Matthias Lehner 387.81m ile bronz madalya kazandı. Dereceye giren sporculara ödüllerini İstanbul İl Milli Eğitim Müdürü Sayın Murat Mücahit Yentür takdim etti.
Organik (Mürekkep) Yay Hava Koşusu kategorisinde Kanada’dan Adam Karpowicz 522.75m ile altın, Finlandiya’dan Jere Nyström 494.35m ile gümüş, Norveç’ten Ivar Malde 438.13m ile bronz madalya kazandı. Dereceye giren sporculara ödüllerini TRT Genel Sekreteri Sayın İbrahim Keleş takdim etti.
Limitsiz Sentetik Yay Erkekler Hava Koşusu kategorisinde Norveç’ten Ivar Malde 617.4m ile altın, Ole Hansen Næset 615.1m ile gümüş, İsviçre’den Matthias Lehner 606.2m ile bronz madalya kazandı. Dereceye giren sporculara ödüllerini Demirören Holding Yönetim Kurulu Üyesi Sayın Sinan Oktay takdim etti.
Limitsiz Sentetik Yay Kadınlar Hava Koşusu kategorisinde Okçular Vakfı Geleneksel Okçuluk Spor Kulübü’nden Şebnem Salih Çakıroğlu 449.69m ile altın madalya kazanırken, Fatma Ayvacı 417.87m ile bronz madalya kazandı. Bu kategoride gümüş madalyayı kazanan sporcu ise 441.18m ile Nagihan Tunç oldu. Dereceye giren sporculara ödüllerini Türkiye Okçuluk Federasyonu Milli Takım Başantrenörü Sayın Göktuğ Ergin takdim etti.
]]>Gamze Akkuş İlgezdi, MASAK’ın 2023 raporunu yaptığı yazılı açıklamayla değerlendirdi. İlgezdi, “Türkiye’nin kara para cennetine döndüğünü” ileri sürerek, şunları kaydetti:
“Başkanlığa yapılan şüpheli işlem bildirimlerinde 2023 yılında bir önceki yıla göre yüzde 41’lik bir artış olduğu görüldü. Alınan bildirim sayısı da yaklaşık 3 kat arttı. 2019 yılında 226 bin 222 bildirim yapılmışken, 2023 yılında bu sayı 615 bin 63’e çıktı. Yapılan bildirimlerin yüzde 28’i vergi kaçırma, yüzde 25’i kumar, yüzde 11’i dolandırıcılık, yüzde 10’u başkasının hesabına işlem yapıldığının beyan edilmemesi, yüzde 2’si bilişim suçları ve yüzde 2’si de lisanssız ödeme ve elektronik para hizmetlerinde oldu.
“Kara para aklama ile ilgili suçlarda yaklaşık 3 katlık artış oldu”
Hakkında şüpheli işlem bildirimi yapılan kişi sayısı 2019 yıllına göre yaklaşık 4 kat arttı. 2019 yılında 346 bin 599 kişi hakkında şüpheli işlem bildirimi yapılmışken, bu sayı 2023 yılında 1 milyon 141 bin 441 oldu. 5 yılda hakkında şüpheli işlem bildirimi yapılan kişi sayısı 2 milyon 837 bin 751 kişiyi buldu. Türkiye kara para cennetine döndü. Kara para aklama ile ilgili suçlarda yaklaşık 3 katlık artış oldu. 2019 yılında 188 bin 924 kara para aklama suçlamasıyla bildirim yapılmışken, 2023 yılında 597 bin 518’e çıktı. 5 yılda yapılan bildirim sayısı 1 milyon 946 bin 609’u buldu.
2023 yılında 16 bin 44 kişi hakkında terörün finansmanı, 7 bin 871 kişi hakkında dolandırıcılık, 5 bin 147 kişi hakkında yasa dışı bahis veya kumar oynatmak, 2 bin 701 kişi hakkında kaynağı belirsiz kazançlar veya şüpheli mali işlemler, 2 bin 22 kişi hakkında tefecilik, 1988 kişi hakkında uyuşturucu ticareti, 1548 kişi hakkında Mal Bildiriminde Bulunulması, Rüşvet ve Yolsuzlukla Mücadele Kanunundan, 1435 kişi hakkında suç örgütü kurmak, 937 kişi hakkında göçmen kaçakçılığı, 473 kişi hakkında vergi kaçırma, 376 kişi hakkında hırsızlık ve yağma, 272 kişi hakkında evrakta sahtecilik, 213 kişi hakkında gümrük kaçakçılığı, 203 kişi hakkında silah ve patlayıcı madde kaçakçılığı, 150 kişi hakkında fuhuş, 147 kişi hakkında kasten adam öldürme ve 95 kişi hakkında da ihaleye fesat karıştırma suçlarından ihbarlar ve adli kolluk tarafından bildirim yapıldı. Kitle imha silahlarını finansa ettiği belirlenen 148 gerçek ve 159 tüzel kişinin Türkiye’de mal varlığı olduğu tespit edildi. Bu kişiler hakkında son 3 yılda mal varlığını dondurma kararı verildi.”
]]>Ticaret Bakanı Ömer Bolat, İstanbul’da düzenlenen ev tekstili fuarına katıldı. Fuarda açıklamalarda bulunan Bakan Bolat, dünkü yapılan kabine toplantısında Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ve Merkez Bankası Başkanı Dr. Fatih Karahan ile ortak aldıkları karar sonucunda, Merkez Bankası’nın günlük ihracat kredi limitini 3 milyar liraya çıkardıklarını söyledi.
“Günlük ihracat kredi limiti 3 milyar liraya çıktı”
Merkez Bankası’nın günlük kredi limitini arttırdıklarını belirten Bakan Bolat, “Dünya ticaretinin ve küresel ekonominin ivme kaybettiği bir dönemde, Türkiye ekonomisi 2023 yılında yıllık reel olarak yüzde 4,5 büyüdü ve son 14 çeyrektir kesintisiz büyümesini sürdürdü. Milli gelirimiz ilk kez 1 trilyon 118 milyar dolara ulaştı. 255,4 milyar dolarlık mal ihracatı ve 100 milyar dolarlık hizmet ihracatı gerçekleştirerek rekorlar kırdı. Hazine ve Maliye bakanımızla kabine toplantısında konuştuk ve Merkez Bankası başkanımızla da istişare ederek, Merkez Bankası’nın günlük ihracat kredi limitini 3 milyar liraya çıkardık. Enflasyonda aylık yavaşlama başladı. Yıl sonuna kadar Merkez Bankası’nın ortaya koyduğu hedefleri tutturmak için yılın haziran ayından itibaren yıllık rakamlarda hızlı düşüşleri göreceğiz” şeklinde konuştu.
“Devler ligine girme konusunda büyük yol kat ettik”
Dünya ekonomisinde Türkiye’nin büyük bir yol kat ettiğini belirten Bakan Bolat, “Bakanlığımız üretimi, yatırımı, ihracatı artırmak, ülkemiz ekonomisine ve istihdamına katkı sağlamak için sanayicilerimizle, esnafımızla, ihracatçılarımızla ve iş dünyamızın tüm temsilcileriyle birlikte var gücümüzle çalışıyoruz. Cumhurbaşkanımızın güçlü liderliği, hükümetimizin kararlı çalışmaları ve iş dünyamızın girişimci ruhuyla ülkemiz; kaliteli ve geniş ürün yelpazesi, çevre ve insan sağlığına duyarlılığı esas alan hızlı üretim, hızlı teslimat, yetişmiş insan gücü ve bilgi birikimi ile dünya ekonomisinin devler ligine girme yolunda önemli mesafe kat etmiştir” ifadelerini kullandı.
“Dış ticaret ve cari işlemler açığımızı kapatma konusunda güzel haberlerimiz olacak”
Önümüzdeki dönemde dış ticaret ve cari işlemler hakkında güzel haberlerin olacağını belirten Bakan Bolat, “2024 yılının başından bu yana katıldığım fuarlarımızda büyük bir ilgi var. Bu da siparişlerin arttığını gösteriyor. Mal ve hizmet ihracatımızda artış trendi devam ediyor. Her ay bir yıl öncesinin aynı ayının rakamlarının üzerine çıkıyoruz ve rekorlar kırıyoruz. 3 Haziran tarihinde Mayıs ayı dış ticaret rakamlarını açıkladığımızda güzel haberleri sizlerle paylaşmış olacağız. Gidişatımız oldukça iyi. Dış ticaret açığımızı ve cari işlemler açığımızı kapatma noktasında sevineceğimiz haberleri paylaşacağız. Bakanlık olarak amacımız iç ve dış ticareti arttırmak. Hem mal hem de hizmet ihracatında çok ilerledik. Artık Türk havlusu, bornozu ve ev tekstili bir dünya markası. Avrupa’da Türk beyaz eşyası bir numarada” dedi. – İSTANBUL
]]>Gaziantep Sanayi Odası (GSO) Mayıs Ayı Meclis Toplantısı, Kilis Valisi Tahir Şahin’in katılımıyla, Meclis Başkanı Adil Sani Konukoğlu’nun başkanlığında gerçekleştirildi.
Kilis Valisi ve Kilis Polateli Şahinbey Organize Sanayi Bölgesi Yönetim Kurulu Başkanı Tahir Şahin, GSO Onursal Başkanı Abdulkadir Konukoğlu, önceki dönem Gaziantep Milletvekili Nejat Koçer, GSO Yönetim Kurulu Başkanı Adnan Ünverdi, Kilis Ticaret ve Sanayi Odası (KİTSO) Yönetim Kurulu Başkanı Hacı Mustafa Celkanlı, Kilis Polateli Şahinbey OSB Yönetim Kurulu Başkan Vekili Cevdet Akınal, Yönetim Kurulu Üyeleri Yıldırım Mermer, Hikmet Çaparoğlu, OSB Bölge Müdürü Abdülkadir Tanrıaşıkı, Gaziantep Ayakkabı, Terlik ve Yan Sanayi İhtisas Organize Sanayi Bölgesi (OSB) Yönetim Kurulu Başkanı Ali Özpolat, TOBB Gaziantep Kadın Girişimciler Kurulu Başkanı Ayşen Ahi, GSO yönetim kurulu ve meclis üyeleri ile GSO Genel Sekreteri Yusuf İzzettin İymen’in katılımıyla yapılan toplantıda, Polateli Şahinbey OSB’deki son durum, küresel sorunların sektörlere yansımaları, iş dünyasının yaşadığı zorluklar, firmaların talepleri, çözüm önerileri ve GSO’nun sürdürdüğü çalışmalar hakkında istişarelerde bulunuldu.
Toplantıda, Kilis Valisi ve Polateli Şahinbey OSB Yönetim Kurulu Başkanı Tahir Şahin, Polateli Şahinbey OSB’de yürütülen süreç hakkında önemli bilgiler verdi.
Kilis Valisi Tahir Şahin, toplantıda yaptığı konuşmada, Kilis Polateli Şahinbey Organize Sanayi Bölgesi’nin Kilis ve Gaziantep’e önemli faydalar sağlayacağı gibi ülke ekonomisi için de kritik öneme sahip olduğunu söyledi.
Bölgenin yeni üretim ve istihdam imkanları sağlayacağını, ihracatta da firmalar için yeni fırsat kapıları aralayacağını ifade eden Şahin, “OSB’mizin kurulum süreçleri, yeşil dönüşüm kriterleri de başta olmak üzere günün ve geleceğin şartlarına göre yürütülmektedir. Bölgemizde 1303 hektarlık alanda altyapı çalışmalarımızda ciddi ivme kazandık. Bunun yanında su, elektrik ve doğalgaz gibi altyapı konularını büyük oranda çözdük ve bu noktada çalışmalarımız hızla devam ediyor. Organize Sanayi Bölgemizde bir firmamız üretime başladı, on firmamız ise üretime başlamak için gerekli işlemleri tamamlamak üzere. Yeni yatırımcılarımızı da bölgemize bekliyoruz. Çünkü Kilis Polateli Şahinbey Organize Sanayi Bölgesi, hem Gaziantep’in hem de Kilis’in sağladığı fırsatları bir arada yatırımcılara sunuyor. Ben bu vesileyle Organize Sanayi Bölgemizin kurulmasında emeği olan, bizlere destek sağlayan herkese teşekkür ediyorum. Ayrıca Gaziantep Sanayi Odası Onursal Başkanı Abdulkadir Konukoğlu, Meclis Başkanı Adil Sani Konukoğlu, Yönetim Kurulu Başkanı Adnan Ünverdi, Yönetim Kurulu ve tüm GSO ailesine misafirperverlikleri için teşekkür ediyorum” dedi.
GSO Meclis Başkanı Adil Sani Konukoğlu da Polateli Şahinbey Organize Sanayi Bölgesi’nin Gaziantep, Kilis ve bölge sanayisine değer katacak bir proje olduğunu dile getirdi.
OSB’nin bölgenin üretim kapasitesini çok daha güçlendireceğini, yenilikçi yatırımlarının önünü açacağını ve ciddi oranda istihdam oluşturacağını ifade eden Konukoğlu, “Sanayicilerimiz, yakın zamanda yaşamış olduğumuz deprem felaketi, bu depremin neden olduğu olumsuzluklar ve küresel zorluklara rağmen memleketimiz ve milletimiz için durmadan, yorulmadan çalışmaya devam ediyor. Polateli Şahinbey Organize Sanayi Bölgemiz de şehrimizde kurulum aşamasında olan OSB’lerimiz gibi üretim ve istihdamı artırma hedefleri için sarfedilen çabanın ve özverinin bir sonucudur. Ülke ekonomimiz için yeni ufuklar açma gayretinde olan, çalışan, emek veren ve katkı sunan herkese teşekkür ediyorum. Ayrıca meclis toplantımıza katılan Kilis Valimiz Tahir Şahin’e, önceki dönem Gaziantep Milletvekilimiz Nejat Koçer’e, Kilis Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Hacı Mustafa Celkanlı ve tüm katılımcılara teşekkür ediyorum” şeklinde konuştu.
Polateli Şahinbey Organize Sanayi Bölgesi’nde devam eden çalışmalarda gelinen noktanın sevindirici olduğunu belirterek, “İki ilimize de yakınlığı ve sunulan teşvik imkanları ile cazibe merkezi haline gelecek olan bölgemize yönelik özveriyle yürütmüş oldukları çalışmalardan dolayı Kilis Valimiz ve Kilis Polateli Şahinbey Organize Sanayi Bölgesi Yönetim Kurulu Başkanımız Tahir Şahin’e, yönetim kuruluna ve emeği olan herkese teşekkür ediyorum” ifadelerini kullandı.
Ayakabı OSB’de altyapı çalışmaları başladı
Gaziantep Ayakkabı Terlik ve Yan Sanayi İhtisas Organize Sanayi Bölgesi’ndeki çalışmalar hakkında da bilgi veren Ünverdi, proje işlerinin tamamlandığını ve tapusu alınan 88 hektarlık ilk etap alanda altyapı inşaatına başlandığını söyledi.
Adnan Ünverdi, genişleme alanı olan 82 hektarlık ilave alanın mülkiyetinin alımı için Milli Emlak Genel Müdürlüğü ile yürütülen sürecin devam ettiği bilgisi vererek, Gaziantep Ayakkabı Terlik ve Yan Sanayi İhtisas OSB Yönetim Kurulu Başkanı Ali Özpolat ve ekibine teşekkür etti.
“Kamuda tasarruf ve verimlilik paketi çok önemli bir adım”
Geçtiğimiz günlerde hayata geçirilen Kamuda Tasarruf ve Verimlilik Paketi ile ilgili de değerlendirmelerini aktaran Ünverdi, “Ekonomi yönetiminin orta vadeli program doğrultusunda, toplumun tüm kesimlerini etkileyen bu süreçte, kamu tarafının da tasarruf kararları ile yer alması gerektiğini çok defa dile getirmiştik. Alınan tasarruf ve tedbir kararlarının enflasyonla mücadele başta olmak üzere ülke ekonomimiz için çok önemli bir adım. Kamuda tasarruf tedbirleri ve verimlilik konusunda yürütülecek süreç sorunlara çözüm olmakla birlikte, ülkemiz için gelecek adına kalıcı faydalarının olacağına inanıyorum. Yeşil dönüşüm, dijital dönüşüm, yapay zeka gibi teknoloji ve yeniliğe açık yatırımlar önümüzdeki dönemde ön planda tutulacaktır. Bu süreçte aynı sektördeki yığılmaların ve atıl yatırımların önüne geçilmesi açısından farklı sektör yatırımlarına destek verilmesi sanayimizin sağlıklı büyümesine katkı sağlayacaktır. Bu noktada, odamız tarafından sanayimizin yeniliklere adapte olabilmesi ve sürdürülebilirliği için çalışmalarımız devam etmektedir. Bu yolda çok önemli mesafeler kat ettik ve GSO-Mesleki Eğitim Merkezimiz sanayicilerimiz için yeşil dönüşüm merkezi haline geldi. Şu ana kadar 55 firmamızın karbon ayak izi ölçümünü ve yol haritalarını belirledik. Uluslararası standartlar çerçevesinde yürüttüğümüz çalışmalarımızı her geçen gün daha da artırıyor, firmalarımızla yeni iş birlikleri yapıyoruz. Polateli Şahinbey OSB’nin de bu süreçte yeşil OSB noktasında ülkemiz için önemli bir örnek olacağına inanıyoruz. Toplantımıza katılan Kilis Valimiz ve Polateli Şahinbey OSB Yönetim Kurulu Başkanı Tahir Şahin, önceki dönem Gaziantep Milletvekilimiz Nejat Koçer, Onursal Başkanımız Abdulkadir Konukoğlu, Kilis Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Hacı Mustafa Celkanlı, meclis üyelerimiz ve tüm katılımcılara teşekkür ediyorum” diye konuştu.
GSO Mayıs Ayı Meclis Toplantısı, meclis üyelerinin görüş ve önerilerini dile getirmelerinin ardından sona erdi. – GAZİANTEP
]]>Mersin Üniversitesi Stadyumu’nda gerçekleşen tören, mezun olan öğrencilerin kortej yürüyüşüyle başladı. Büyükşehir Belediyesi Bandosu’nun mini konserinin ardından konuşmalara geçildi.
“Atatürk’ün açtığı aydınlık yolda ardınıza bakmadan inançla, şevkle yürüyeceksiniz”
Törende Seçer, şöyle konuştu:
“Hayat uzun bir maraton. O maratonun belirli bir mesafesini kat ettiniz ama şimdi başka bir aşama, başka bir mesafe. Umut ediyorum hayatta her şey dilediğiniz gibi olsun. Yaş almışların genelde gençlere nasihat ettiğini hatırlatarak kendisinin bunu yapmayacağını söyleyen Seçer, “Ben yeni neslin bu teknoloji, kitle iletişim çağında kendi yolunu bulacağına, karanlıkları aydınlatacağına canı yürekten inanıyorum. Atatürk’ün açtığı aydınlık yolda ardınıza bakmadan inançla, şevkle yürüyeceksiniz ve ülkemizi dünyada en güzel noktalara getireceksiniz. Sizlere inancımız tamdır.
“Sizlerin yanında olduk, olmaya da devam edeceğiz”
Atatürk’ün izinde olduğunuzu biliyorum. Hayatta en hakiki mürşit ilimdir. İlimi takip edip dünyada rekabetin yüksek seviyelerde olduğu bu çağda ülkemizi bu yarış içerisinde en iyi noktalara taşıyacağınıza inanıyoruz ve sizlerin yanında olduk, olmaya da devam edeceğiz. Dünya değişiyor, çağ değişiyor. Dijital dönüşüm, bilgi teknolojilerine hız yetişmiyor ama takip edeceğiz. Yerimizde saydığımız zaman geri kaldığımızı bilmek durumundayız. ”
Geçen 5 yıllık görev süresinde de bilimi takip ettiğini ve Mersin Üniversitesi’ndeki akademisyenlerden bu konuda destekler de aldığını vurgulayan Seçer, “Mersin’e hizmet yaparken bizlere katkı sunduğunuz için emeğinize sağlık, yüreğinize sağlık. Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı olarak sizleri kentimizde misafir etmekten mutlu olduğumuzu ifade etmek istiyorum. Hepinizi çok seviyoruz. Hayatta mutluluklar, başarılar diliyorum” dedi.
“Daha güçlü yarınlar için hep birlikte çalışmaya devam edeceğiz”
Mersin Valisi Ali Hamza Pehlivan, mezun olan öğrencileri yeni başlangıçların beklediğini belirterek, “İlimiz, birçok yönüyle ön planda. Sanayisi, tarımı, lojistiği ve turizmi ile. Bununla birlikte ilimiz, aynı zamanda bir eğitim şehri. Türkiye Cumhuriyeti’mizin birinci asrını tamamladık. Şimdi ikinci asrındayız. Bu yüzyılı sizlerle birlikte hep birlikte güçlü bir şekilde inşa edeceğiz. Bu elbette çağın bilgisiyle, teknolojisiyle gerekli yapımını sağlamakla, milli manevi değerlerin idrakiyle ve çok çalışarak olacak. Bunu hep birlikte daha güçlü yarınlar için yapacağız. Yapmaya devam edeceğiz” diye konuştu.
“Şehrimizin ve ülkemizin gelişmesi için hep birlikte üretmeye devam edeceğiz”
Mersin Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Erol Yaşar, üniversitenin köklü bir geçmişe sahip olduğunu ve dış paydaşlarla devamlı iş birliği içerisinde çalıştıklarını söyledi. Yaşar, “Bilimin ve çağdaşlığın ışığında bir üniversite parolası ile hareket eden Mersin Üniversitesi, 5 binin üzerinde personeli, yaklaşık 50 binin üzerinde öğrencisi ve 100 binin üzerinde mezunu ile kendisini sürekli yenileyen köklü bir üniversitedir. Bilim ve teknoloji alanında ürettiğimiz projeler, kültür sanat alanındaki faaliyetlerimiz, toplumsal katkı çalışmalarımız ve mezunlarımızla Mersin Üniversite’miz en iyi adımlarla ilerlemektedir. Tüm dış paydaşlarımızla uyum içerisinde ve iş birliği yaparak bilimsel, sanatsal ve toplumsal projeler üretiyoruz. Bizlerin amacı; üretilen projelerin ve bilimsel çalışmaların şehrimize katkı sağlamasıdır. Bu nedenle şehrimizin ve ülkemizin gelişmesi için hep birlikte üretmeye devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.
Mezuniyet töreni, öğrencilerin kep atmasının ardından sona erdi.
]]>(İSTANBUL) – Türkiye Kentsel Tesis Yönetim Derneği Genel Başkanı Suat Sandalcı, İstanbul’da site yönetimlerini mafya ve çetelerin ele geçirmesini önlemek için yeni bir yasal düzenleme çalışması yapıldığını ve çalışmalarda sona gelindiğini söyledi. Sandalcı, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, Adalet Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı ile birlikte hazırlık çalışmalarını yaptıkları yasa teklifiyle site yöneten şirketlerin lisanslaşması ve adli sicil kayıtlarının istenmesi gibi düzenlemelerin getirileceğini kaydetti. Hazırlanacak bir yazılımla site yönetimlerinin bütçelerinin devlet tarafından da denetlenebileceğini belirten Sandalcı, “Sitelere mafya ve çeteler dadanmış durumda. Bu yasa çıkarsa özellikle apartmanları, siteleri, tesisleri bu mafyatik gruplardan kurtarırız” dedi.
Site yönetimlerinin yapmış olduğu fahiş zamlar, hizmet alımlardaki usulsüzlükler ve yönetimi bırakmayan şirketler, çete ve mafyatik guruplar yüzünden sitelerde yaşayan vatandaşların zor zamanlar geçirdiğini belirten Türkiye Kentsel Tesis Yönetim Derneği Genel Başkanı Suat Sandalcı, tesis yönetim şirketlerin lisanslaştırmaya yönelik Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, Adalet Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı ile birlikte tasarı çalışmalarında sona gelindiğini belirtti. Mafyatik gruplar ve çetelerin dadandığı site yönetimlerinde site sakinlerine zor zamanlar yaşatan gruplar için adli sicil kaydının istenilmesinin zorunlu hale geleceğini belirten Sandalcı ANKA Haber Ajansına konuştu. Sandalcı şunları söyledi:
“ÇETELER VE MAFYATİK GRUPLAR SİTELERİN BÜTÇELERİNE DADANMIŞ DURUMDALAR “
“Siteleri, toplu konut yaşam alanlarını, mevzuatlar yönetir, kanunlar yönetir. Kişiler ancak ve sadece hizmet sağlarlar. İnşallah yakın zamanda bir veya iki aylık süreç içerisinde bu torba yasa çıkar ve sonra da özellikle apartmanları, siteleri, tesisleri bu mafyatik gruplardan kurtarırız. Kat maliklerimizi yüksek aidat adı altında fahiş tutarlarla karşı karşıya bırakan, illegal gruplardan kurtarırız ve tesis yönetim sektörü lisanslaşmış, karneye sahip, devletimiz tarafından yetkilendirilmiş, denetimleri de yapılan şeffaf firmalarla buluşmuş olur. Günümüzde bildiğiniz üzere site ve apartmanlarda çeteler ve mafyatik gruplar sitelerin bütçelerine dadanmış durumda.
“4 BİN TANE TESİS YÖNETİM ŞİRKETİ 5 MİLYON BAĞIMSIZ BÖLÜMÜ YÖNETİYOR”
Bunlardan kurtarabilmemizin tek yolu 1965 yılında yazılmış 364 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunuyla ilgili çalışmalar yapmak olacaktır. Ülkemiz genelinde yaklaşık dört bin tane tesis yönetim şirketi, yine yaklaşık beş milyon bağımsız bölümü yönetmektedirler ve bu beş milyon bağımsız bölümde de yaklaşık 20 milyona yakın kişi yaşam sürmektedir. Dolayısıyla böyle büyük bir sektör iki milyona yakın istihdama ulaşmıştır. Devletimiz sektörü denetim altına almalı. Sektördeki hizmet veren firmalar ve yöneticiler detaylı bir şekilde incelenmeli. Sitelerin anayasası olan, yönetim planları detaylı olarak incelenmeli. Kat malikleri genel kurullarına katılmıyorlar. Katılmaları için bilinçlendirilmelidir. Dolayısıyla bu alanda hizmet verecek tesis yönetimi şirketlerimizin bir sınava tutulması ve sınavlarda kendi saha tecrübeleri, hukuki tecrübeleri, mali tecrübeleri ve en önemlisi de sektörümüz meslek olduktan sonra bu sektörü kendilerine meslek olarak bilinçlendirilmeli ve bu düzgün firmalarla sektörümüz buluşmalıdır.”
ESENYURT’A DİKKAT ÇEKTİ
Son zamanda siteleri ele geçiren gruplarla site sakinleri arasında mücadelenin yaşandığı ilçelerin başında gelen Esunyurt’u anımsatan Sandalcı, “İnşallah sektörde hizmet veren tesis yönetim şirketleri ve kişiler apartman ve sitelerde yöneticilik hizmeti verebilmesi için bir lisansa ve daha sonra bir karneye sahip olacaklar. Aynı müteahhitlerde olduğu gibi nasıl ki bir inşaat firması inşaatı ortaya çıkartmadan önce ilgili bakanlıklara müteahhitlik belgesini sunuyorsa, ilgili belediyeye müteahhitlik belgesini sunuyorsa, artık belgesi olmayan herhangi bir firma hizmet veremeyecek. Esenyurt bölgesinde binlerce mesken var ve çok sayıda siteler var. Dört bin kişinin, beş bin kişinin yaşadığı sosyal donatılarla donatılmış siteler var. ve mafya grupları şu anda çeteler sitelerin tüm kullanım yaşam alanlarına el koymuş vaziyette. Dolayısıyla adli sicil kayıtları altını özellikle çiziyoruz. Yeni çalışmamız da şu olacak. Adli sicil kaydı olmayan herhangi bir kimse sitelerde hizmet veremeyecektir. Bugün bir muhtar dahi Yüksek Seçim Kurulu’na seçime hazırlanırken adli sicil kaydından tutun, eğitim belgelerine kadar birçok belge isteniyor. Ama bugün sitelerde ve apartmanlarda yöneticilik faaliyeti verecek olan herhangi bir kişiden, herhangi bir belge istenmiyor. Çünkü kanunla bununla ilgili bir sınırlama yok. Bununla ilgili sınırlama olmadığı gibi herhangi bir standart da yok” dedi.
“SİTE BÜTÇELERİ DEVLET TARAFINDAN DENETLENECEK”
Sandalcı açıklamasına şöyle devam etti:
“İşte az önce size bahsetmiş olduğum tüm araştırmalar devletimiz tarafından yapılmalı ve yakın zamanda sitenin bütün bütçeleri devletimiz tarafından denetlenecek. ve devletimiz yakın zamanda yine ortak kullanım alanlarının sigorta ettirilmesiyle ilgili çok önemli bir mevzuat çalışması da yapmıştır ve bunlar zorunlu hale gelmiştir. Yangınlar, ön göremediğimiz hadiseler, hiç beklemediğimiz durumlar, sitelerde yaşanılıyor. Şayet profesyonel ve bu mevzuatları takip eden yöneticiler elinde olsaydı bu siteler, ortak kullanım alanlarının sigortalarını yaptırmış olacaklardı ve kat maliklerinin bütçelerini ve sağlığını da düşünmüş olacaklardı. Bunun gibi birçok şey var sitelerde sorunlar var. İşte bizler inşallah yakın zamanda torba yasanın çıkmasıyla birlikte sektörü lisanslaşmış firmalarla buluşturacağız ve en önemlisi yerli ve milli bir yazılımı sektördeki kat malikleriyle buluşturacağız.
“KİŞİSEL BİLGİLER TEK BİR TUŞLA YURT DIŞINA AKTARILABİLİYOR”
Kat maliklerimizin kişisel verileri tek bir tuşla yurt dışına şu anda aktarılabiliyor. Yabancı ortaklığı, yabancı taşeronlu firmalar şu anda sitelere aidat takip programı adı altında kat maliklerimizin en özel bilgilerini TC kimlik numarasından tutun da araç plakalarını ve çocuklarının dahi saat kaçta okula gittiğini, evlerine giren pizzacıdan tutun da gelen komşularınıza dahi en özel bilgileri şu anda bu yazılım firmalar yabancı ülkelere aktarabiliyor. Şimdi bizler devletimizle birlikte kişisel verilerin mahremiyeti göz önünde bulundurarak yerli ve milli yazılım üssünde de çalışıyoruz.
“KAT MÜLKİYETİNDEKİ AÇIKLAR YÜZÜNDEN BU SORUNLAR ORTAYA ÇIKIYOR”
Diğer konu ise önümüzdeki toplu konut yaşam alanları hala 1965 yılında yazılmış olan 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu ile yönetilmeye çalışılıyor. 60 – 65 yıllık kanunla günümüz toplu konut yaşam alanları yönetilmeye çalışılıyor. Dolayısıyla günümüzdeki Kat Mülkiyeti Kanunundan dolayı buradaki açıklardan dolayı bu mafyatik sorunlar gündeme geliyor. Günümüzdeki Kat Mülkiyeti Kanunu mevcut mimari tasarılara, mevcut konutlara, toplu konut yaşam alanlarına uygun değildir. Yeni bir 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu tasarısı çalışmaları yapılmalı ve sadece günümüze bir ışık tutmamalı bu kanun. Önümüzdeki yüzyılda yapılacak yeni toplu konut yaşam alanlarına da ışık tutacak yüz yıllık, iki yüz yıllık bir kanun çalışması yapmamız gerekmektedir. Ne yönetici görev ve yetkilerini biliyor. Ne denetim kurulları görev ve yetkilerini biliyor. Dolayısıyla herkes önümüzdeki kanuna göre çalışmaları sürdürüyor ve usulsüz bir çalışmalarla kat maliklerimizi karşı karşıya bırakmış bulunuyoruz. ve lütfen kat maliklerimiz sitenin anayasası olan yönetim planını detaylıca incelesinler ve yakın zamanda da genel kurul süreçleri başlayacak tüm sitelerde, tesislerde genel kurullara kat maliklerimiz katılsınlar.”
]]>Kayseri OSB Uluslararası Fuar Merkezi’nde düzenlenen İstihdam Fuarı’nın açılışına Kayseri Valisi Gökmen Çiçek, AK Parti Kayseri Milletvekilleri Şaban Çopuroğlu ile Murat Cahid Cıngı, Kayseri Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı Serdar Öztürk, ilçe belediye başkanları, ilçe kaymakamları, Kayseri İl Emniyet Müdürü Atanur Aydın, Kayseri İl Jandarma Komutanı Tuğgeneral Hakan Dedebağı, Kayseri OSB Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Yalçın, İŞKUR Kayseri İl Müdürü Ayşe Ak, protokol üyeleri, işverenler ve vatandaşlar katıldı.
Programın açılış konuşmasını yapan Kayseri OSB Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Yalçın, “Global dünyada fuarlar hızlı bir şekilde yeniden belirlenmektedir. 8 milyarı aşan dünya nüfusunun ihtiyaçları hızlı bir şekilde artmakta ve gelişmektedir. Gelişen ekonomik şartlar nedeni ile bu şartlar karşısında ülke olarak ekonomi olarak kendimizi değiştirmemiz ve geliştirmemiz kaçınılmazdır. Kayserili sanayiciler, iş adamları olarak daha fazla üretmek, istihdam sağlamak ve daha fazla ihracat yapmak için elimizden gelen bütün gayreti gösteriyoruz. Biz daha öncesinde de ifade etmiştik, bizler OSB Yönetim Kurulu Başkanlığı’na seçildiğimizde demiştik ki; Kayseri fuarlar şehri olacak. 2022 yılında göreve geldiğimizde 1 fuar yaptık, 2023 yılında 4 fuar gerçekleştirdik. 2024 yılında ise 8 fuarın anlaşmasını yaptık. 2025’te inşallah 10 fuar, 2026 yılında da 12 fuar yapacağız inşallah. Biz bu fuarlara neden önem veriyoruz dersek çünkü biliyoruz ki fuarlar şehirlerin, sanayilerin yurtdışına açılan pencereleridir. Bu fuarla işveren aradığı işçi gücüne erişecek ve şehrimizin ekonomisi, üretimi ve ihracatı hızla artacak. Ben bu fuar projesinde emeği geçen başta valimiz olmak üzere herkese çok teşekkür ederim” dedi.
İŞKUR Kayseri İl Müdürü Ayşe Ak ise, “6 bin yıllık tarihi geçmişe sahip sanayinin ve ticaretin başkenti Kayserimizin iş arayan ve işverenlerine verdiğimiz hizmetin bize verdiği güçle bizler istihdam politikalarımız ve işsizliğin önlenmesi faaliyetlerini ve çalışmalarımızı yürütüyoruz. 2023 Ocak-Aralık dönemleri ve verilerimize göre, işverenin bizden talep ettiği eleman açık iş sayımız 51 bin 850 olmasına mukabil işsiz sayımız 39 bin 444 oldu. Yani açık iş sayımızın işsiz sayımızdan fazla olması aslında ilimizde farklı sektörlerde herkese göre bir iş olduğunun göstergesidir. Bizler de hal böyle olunca bundan hareketle kendisiyle çalışmaktan onur duyduğum, tek bir kişinin işe yerleşmesini bile kıymetli bulan valimizin himayelerinde Büyükşehir Belediyesi’nin desteği ve diğer tüm kurum ve kuruluşların, en önemlisi Kayseri OSB’nin ev sahipliğinde bir İstihdam Fuarı yapılması kararıyla bugün buradayız. 200 firmanın katılımıyla inşallah fuarımızı gerçekleştireceğiz. İş arayan ve işvereni birleştirecek, istihdama katkı sağlayacak ve daha önce Kayseri’de bu kadar büyük ölçekte yapılmamış bir fuarın açılışı için buradayız” ifadelerini kullandı.
AK Parti Kayseri Milletvekili Şaban Çopuroğlu da, “Kayseri ile ilgili eğer yanlış değilse ilginç bir istatistik bilgisi var. Kayseri’de mevcut işletmelerin yüzde 66’sı yani 3’te 2’si hizmet sektöründen. Çalışanların da yüzde 50’si hizmet sektöründen. 275 bin civarında çalışan olduğunu zannediyorum, bunun 130-140 bini hizmet sektöründe çalışıyor. Biz hep sanayiden ibaret olduğunu düşünüyoruz ama çalışan sayımızın yüzde 50’si hizmet sektöründe. Özeti şu; önümüzdeki süreçte inşallah mobilyada imalata gideceğimiz çok yer olduğunu görüyoruz. Çünkü üretimde çalışan insan sayımız yine yüzde 38 civarında. İnşallah çalışan insan sayımızı yüzde 50 üzerine çıkardığımız zaman Kayseri bir Kayseri daha olur diye düşünüyorum” dedi.
AK Parti Kayseri Milletvekili Murat Cahid Cıngı ise, “İstihdam Fuarı hepimizi heyecanlandıran, üretim şehri Kayserimizin geleceğini şekillendirecek, işçi bulma yarasına merhem olacak güzel bir faaliyet olarak tarihe geçecek ve inşallah önümüzdeki yıllarda da gelenekselleşerek sanayimizin ihtiyaçlarını karşılayacak güzel bir fuar formatında devam edecek diye ümit ediyoruz. İş arayanların çoğu doğru işi bulma çabası güderken, işverenlerimiz de kendisi için doğru personeli bulmakta sıkıntılar çekiyor. Tabi devletimizin kurumları, özel şirketler bu noktada çalışmalarını yapıyorlar ama şu anda açık pozisyon aslında işsiz olarak kaydedilen insan sayısından çok daha fazla. Dolayısıyla muhtemelen Kayseri’de işsizlik yok demek mümkün. Belki işçisizlik var dememiz gerekiyor” ifadelerine yer verdi.
“1 kişinin işe girmesi bile bizim için kar”
Kayseri Valisi Gökmen Çiçek 1 kişinin bile işe başlamasının kendileri için kar olduğunu söyleyerek, “Hepimizin bildiği gibi, bu şehir katma değer üreten, Türkiye için sürekli faydalı olmaya çalışan, ithalatından 2 kat fazla ihracat yapan, bugün 4 milyar dolar seviyesine ulaşmış ihracat rakamı olan muhteşem bir şehir. Sanayi şehri ifadesi Kayseri’ye çok yakışıyor. Zaman zaman Kayseri’de sanayi kuruluşlarını ziyaret ettiğimde her birisinin bize söylediği ilk şey “Biz çalıştıracak eleman bulamıyoruz” ifadesi oluyor. Bunu çok sık duyuyorum. İŞKUR bu manada büyük mücadele veriyor. Ancak bu sorun sadece İŞKUR, valilik ya da kaymakamlıkların çözebileceği boyutun dışında bir durum. Bir tarafta işveren çalıştıracak eleman arıyor, bir tarafta çarşıda pazarda birçok kişi de benden çalışacak iş istiyor. Burada bir problem var. İŞKUR müdürümüze benden iş isteyenlerle ilgili verdiğim listenin yüzde 35’i işe girmiş ve 1 seneye yakın zamandır çalışıyor. Demek ki hala çalışacak potansiyel ve çalıştıracak potansiyel var. Dolayısıyla iş arayanların ve işverenlerin bir araya getirilerek büyük bir tanıtımla bir fuar yapmanın önemli olacağını kurum ve kuruluşlarımız ile birlikte yaptığımız toplantıda değerlendirdik. Dedik ki böyle bir fuar yaparız, 1 kişiyi bile işe sokarsak bu bizim karımız olur” dedi.
“İşsizlik toplum ve aile huzurunu etkileyen bir sorun”
İşsizliğin sadece aileyi değil toplumu da etkileyen bir sorun olduğunu söyleyen Vali Çiçek, sözlerine şu şekilde devam etti:
“Bakın intihar vakalarının çok büyük bir kısmı işsiz çalışmayan insanlardan olduğu bir gerçek. Toplumsal huzura, insanların ailelerindeki huzuruna o kadar büyük etkisi olan bir konudan bahsediyoruz ki, bu sadece istihdamı, ihracatı arttırmak için değil bu şehrin huzuru için çok önemli. Çocuklarımızın huzuru için çok önemli, annelerimizin mutluluğu için çok önemli. “Ben çalışıyorum, evime ekmek götürüyorum” demekle kurtulamayız. Çünkü etrafımızdaki kişilerin işsiz olması hem dini hem vicdani olarak bizi etkilediği gibi huzur açısından da bu şehri etkiliyor. Dolayısıyla biz hep beraber bir mücadele veriyoruz. Şu ana kadar 200 tane firmanın katıldığını biliyoruz. Aslında katılmak isteyen çok sayıda firmalar var fakat baştaki planlamamızın böyle olmasından kaynaklı alanı ona göre ayarlamamızdan dolayı o arkadaşlarımızı fuara alamadık. Şu an fuara katılanlar acilen 5 bin 750 kişiyi istihdam etmek istediklerini söylediler ve bunların formları sözleşmeleri imzalandı. 5 bin 750 kişinin bu fuarda işe gitmesini bekliyoruz.”
Konuşmaların ardından protokol tarafından kurdele kesilerek işveren stantları ziyaret edildi. Kayseri İstihdam Fuarı’nın kapıları 14-15 Mayıs tarihleri arasında iş arayanlara açık olacak. – KAYSERİ
]]>Denizli Büyükşehir Belediye Başkanı Bülent Nuri Çavuşoğlu, göreve geldikten hemen sonra, bir an önce faaliyete geçerek Denizli ve Türkiye’ye katkı sağlamasını istediği Çivril ilçesinin Tokça Mahallesi’nde yapımı süren güneş enerji santrali (GES) projesini inceledi. Başkan Çavuşoğlu’nun 1,7 milyon metrekareye kurulan ve yılda 180 milyon KWh elektrik enerjisi üretmesi planlanan tesis incelemesine, Genel Sekreter Bülent Bozbaş, DESKİ Genel Müdürü Prof. Dr. Ali Aydın, yüklenici firma yetkilisi Halil Demirdağ ve beraberindekiler eşlik etti.
Başkan Çavuşoğlu, Mart 2024’te bitirileceğinin açıklanmasına rağmen tamamlanması uzayan Çivril GES’in 31 Mart’tan bu yana geldiği durumu da hava fotoğraflarıyla paylaştı. Fotoğraflarda güneş enerjisi panellerinin 31 Mart’tan sonra döşendiği görüldü. Bir süre alanda incelemede bulunan Başkan Çavuşoğlu göreve geldikleri ilk günden bu yana Çivril GES’in bir an önce tamamlanarak Denizli ve Türkiye’ye katma değer sağlaması için çalıştıklarını anlattı.
Aksaklıklar giderildi, ekip sayıları artırıldı
Projenin daha hızlı ilerlemesi için bölgedeki aksaklıkları giderdiklerini, şirket ile görüşerek tesisin bir an önce tamamlanması noktasında ekip sayılarını da artırdıklarını ifade eden Başkan Çavuşoğlu, bunlarla birlikte işin hızlandığını ve günlük 2.5-3 MW’lık güneş enerjisi paneli montajı yapıldığına dikkati çekti. Başkan Çavuşoğlu, “Önceki dönemde görev almış arkadaşların başlatmış olduğu projelerin devamlılığı konusunda bir sıkıntımız yok. Bütün projelerin bitimini sağlayacağız. Bu konuda kimsenin şüphesi olmasın. İlerleyen hiçbir işin önünde durmayacağız” diye konuştu.
Kredi maliyetlerinin yüksekliğine dikkat çekti
Söz konusu yatırımla ülke ekonomisine katkı sağlanacağının bilincinde olduklarını ifade eden Başkan Çavuşoğlu, “Bu işi ne kadar hızlandırır ve tamamlarsak o kadar iyi. Biz, sokakta yalın ayak, terliğiyle gezen, yiyecek ekmek parası olmayan çocuklar için bu yolculuğa çıktık. Projeyi ne kadar erken bitirirsek sistem o kadar erken dönmeye başlayacak ve ülke ekonomisine de katkı koymaya başlayacağız. Bu işin finansmanı ve teknik destek sağlanması konusunda hiçbir sıkıntı yaşamadan süreci güzel bir şekilde götüreceğiz” dedi.
Projedeki en büyük sıkıntılardan birinin, kredi maliyetlerinin çok yüksek ve buna bağlı amortisman süresinin de normalden 2 kat daha geç gerçekleşecek olmasını vurgulayan Başkan Çavuşoğlu, “Normalde 5-6 yılda kendini amorti etmesi gereken tesis, yüksek kredi maliyetleri nedeniyle 11-12 yılda kendini amorti edebilecek” diye konuştu.
Proje 20 Haziran’da tamamlanacak
Projenin 20 Haziran’da faaliyete başlaması için ne gerekiyorsa yapılacağını belirten Başkan Çavuşoğlu, “Denizli’miz için güzel bir hizmet olacak. Firmanın çabasını görüyor, takdir ediyoruz. Her şeyin güzel ve iyi olacağı bir Denizli için beraber başaracağız” ifadelerini kullandı.
Genel Sekreter Bülent Bozbaş da projedeki en büyük sıkıntının yüksek maliyetli finansman ve kredi olduğunu kaydederek, “En büyük sıkıntımız finansman araçlarının çok pahalıya mal olmasıdır. Normalde bu projenin kendini 5-6 yılda amorti etmesi gerekirken, finansman maliyetinin çok yüksek olması sebebiyle 11-12 yılda kendini amorti edecek” diye konuştu.
Üstlenici firma yetkilisi Halil Demirdağ ise Başkan Bülent Nuri Çavuşoğlu’na kendilerine verdikleri desteklerden dolayı teşekkür ederek, devam eden çalışmalar hakkında ayrıntılı bir sunum gerçekleştirdi. – DENİZLİ
]]>İstanbul’un farklı ilçelerinden yakma resim sanatçıları, Tuzla Belediyesi ev sahipliğinde bir araya geldi. Ahşap, deri, süs kabağının üzerine yapılan toplam 70 yakma eserin yer aldığı sergiye ilgi oldukça yoğundu. Rumeli Kültür Merkezi’nde düzenlenen açılış törenine, Tuzla Kaymakamı Ümit Hüseyin Güney, Tuzla Belediye Başkanı Av. Eren Ali Bingöl, sanatseverler ve çok sayıda vatandaş katıldı.
“Keyif aldığımız, gurur duyduğumuz işler çıkmış”
Tuzla Belediye Başkanı Av. Eren Ali Bingöl, “Tuzla’nın kültür ve sanatla buluştuğu alan sayısını artırmamız lazım. Bugün Rumeli Kültür Merkezi’ndeyiz; yakma sanatı üzerine mükemmel eserler inceliyoruz. Hakikaten keyif aldığımız, gurur duyduğumuz işler çıkmış. Kültür sanatı Tuzla’da daha güçlü hale getirmeliyiz, getireceğiz de. Yazın, kapalı alanlardan açık alana taşıyacağız, sahildeki alanı güçlendireceğiz. Sanatçılarımızın eserlerini ve kültür sanatı, Tuzlalılarla buluşturmanın önemini biliyoruz. Tuzla, kültür sanat kenti olarak anılacak, bunu sağlayacağız” dedi.
“Tuzla’dan başlayarak İstanbul’un değişik semtlerinde sergiler düzenledim”
Emekli olduktan sonra yakma resim sanatına odaklandığını belirten serginin küratörü Yusuf Ziya Güreken, “Karma Sergi yapmaya karar verdikten sonra sosyal medya sayfalarından bu sanatı yapan sanatçıları buldum, bir araya topladım. Tuzla’dan başlayarak İstanbul’un değişik semtlerinde sergiler düzenledim. Bu 8’inci sergimiz; çok rağbet görüyor ve ziyaret edenler çok memnun kalıyor. Sergimizin ilkini Tuzla’da yapmıştım, şimdi sonuncusunu da burada yapıyorum. Tuzla’da başladım, Tuzla’da bitirdim. İnşallah başkaları devralır ve ben onlara destek olurum” ifadelerini kullandı.
“Bir şeyler yapmak, üretmek çok güzel bir duygu”
Yakma resim sanatını çok sevdiğini söyleyen ve sergiye bir eserini getiren ev hanımı Yeliz Erdem ise, “Yusuf Bey’in daveti sonucunda sergiye katıldım. Yakma resim sanatını İSMEK’te öğrendim ve evde çalışarak kendimi geliştirdim. Elimin yatkın olduğunu fark ettikten sonra büyük bir zevk aldım, çok mutlu oldum. Bir şeyler yapmak, üretmek çok güzel bir duygu. Buraya bir resimle katıldım ama devamı gelecek. Ahşap yakma çok bilinen bir sanat olmadığı için bu tür sergilerin açılması çok büyük önem arz ediyor. Özellikle ev hanımlarının bu tür sanat dallarıyla ilgilenmesi ayrı bir mutluluk veriyor” şeklinde konuştu.
“Kısa sürede baya bir yol kat ettiğimi söylediler”
Makine Yüksek Mühendisi Meltem Göktaş’ın eserleri de sergide öne çıkan eserler arasındaydı. Sergi ile ilgili düşüncülerini paylaşan Göktaş, “Ahşap Yakma sanatıyla yaklaşık 2,5 yıldır uğraşıyorum, kısa sürede baya bir yol kat ettiğimi söylediler. İşin içinde sabır söz konusu ama ben sevgiyle daha fazla ilerletebileceğime inandım ve başardığımı düşünüyorum. Yakma sanatı bilindik bir sanat olmadığı için bu tarz sergilerin düzenlenmesi, ziyaretçilerin sergiyi daha yakından tanımasına ve bu sanata yönelmesini sağlıyor” dedi. – İSTANBUL
]]>Türklerin tarihleri boyunca coğrafi olarak çok geniş, ekonomik olarak zengin, nüfus olarak kalabalık ve çok uluslu, askeri olarak da çok güçlü devletler kurduğunu ifade eden Doç. Dr. Savaş Eğilmez, “Türk kültürünün ve Türk iktidarının en önemli unsurları adalet ve hoşgörüdür. Dolayısıyla kurdukları devletlerle hakim oldukları coğrafyalarda ve yönettikleri kavimler üzerinde adaleti, hoşgörüyü ve dolayısıyla da barışı tesis etmeyi başarmışlardır.
Son devletimiz Türkiye Cumhuriyeti, coğrafi olarak Türk tarihinin küçük diyebileceğimiz devletlerinden biridir. Türk Devleti yüz ölçümü olarak seleflerine nazaran küçük olsa da kültürel mirasının ortaya çıkardığı etki oldukça büyüktür.
Türk ordusunun varlığı, Cumhuriyet döneminin en geniş sınırlarına ulaşmıştır.
Nitekim son yıllarda Türk Devleti’nin çeşitli alanlarda mesafe kat edip oldukça güçlenmesi, bahsettiğimiz güçlü mirastan gelen sorumlulukla birleşince, bulunduğu her bölgede barışı tesis eden Türk ordusunun varlığı, Cumhuriyet döneminin en geniş sınırlarına ulaşmıştır” diye konuştu.
Türk Devletinin; KKTC, Azerbaycan, Bosna-Hersek, Kosova, Arnavutluk, Libya, Suriye, Irak, Katar, Somali’de barışı koruma adına askeri varlığını sürdürmeye devam ettiğini anlatan Doç. Dr. Savaş Eğilmez, “Aynı zamanda Türk donanması, Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum kesimi ile artan gerginliklerin tam da merkezinde, enerji ve bölgesel çıkarlar üzerinde çok önemli bir güç odağı olarak Akdeniz ve Ege denizlerinde devriye gezip, bölgenin tamamına güçlü varlığını hissettirmeye devam ediyor” diye konuştu.
Libya
Doç. Dr. Savaş Eğilmez, açıklamasını şöyle sürdürdü; “Libya’nın doğusundaki gayrimeşru silahlı güçlerin lideri Halife Hafter, ülke içinde daha fazla bölgeyi silah zoruyla kontrolü altına alırken, darbeci lidere bazı Avrupa ve bölge ülkeleri de destek veriyor.
Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Mısır, ve Fransa gibi ülkelerin desteğini alan Hafter’in, Nisan 2019’da milislerine Trablus’u ele geçirmek için saldırı emri vermesiyle, zaten uzun süredir istikrarsızlıkla boğuşan Libya yeni bir şiddet sarmalına sürüklendi.
Hafter, bölgesel destekçilerinden tedarik ettiği mali kaynak, ağır silah, paralı asker, silahlı insansız hava araçları (SİHA), savaş uçakları ve bunları kullanacak askeri danışmanlık desteğiyle Trablus’un kapılarına kadar dayandı.
Başından beri Hafter ve bölgesel destekçilerinin, başkenti ve ülkeyi silah zoruyla kontrol altına alma niyetindeki bu darbe girişimine karşı çıkan Türkiye, uluslararası meşruiyete sahip Libya hükümetine desteğini açıkladı.
Türkiye, Birleşmiş Milletler tarafından tanınan hükümeti desteklemek için Türk Silahlı Kuvvetleri’ne (TSK) bağlı askeri uzmanlar Libya’ya gelerek, Libyalı muhataplarına danışmanlık hizmeti vermeye başladı. Türkiye’nin destekleri neticesinde Libya’da Başbakan Fayez al-Sarraj hükümeti Hafter’e karşı üstünlüğü ele geçirdi.
Suriye
Türkiye’nin Suriye’ye askeri müdahalesi, Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra gerçekleştirilen en büyük dış operasyonlardan biri. Türk devleti, 2016 yılında hem DEAŞ hem de ABD destekli PKK/PYD terör örgütüne karşı Suriye’nin kuzeyine yönelik barış harekatları düzenlemeye başladı. Türk Devleti, Mart 2017 tarihinde Fırat Kalkanı, bir yıl sonra Zeytin Dalı ve Ekim 2019 tarihinde düzenlediği Barış Pınarı harekatları ile Suriye’deki yerleşim yerlerine barış ve huzur getirdi.
Türk birlikleri ayrıca, Suriye’deki savaştan Türkiye’ye kaçan 3 milyondan fazla Suriyeliyi evlerine dönmeye teşvik etmek ve yeni bir mülteci dalgasını önlemek ayrıca bölgede bir terör koridoru oluşmasını engellemek amacıyla Kuzey Suriye’nin önemli bir kısmını kontrol altında tutmaya devam ediyor.
Irak
Kuzey Irak bölgesi PKK terör örgütünün yapılanması nedeniyle hayati öneme sahiptir. Uzun yıllardır bölgeye yerleşen ve yayılan terör örgütü Türkiye’nin güvenliğini tehdit etmektedir. İrili ufaklı birçok kamp bölgeye yayılmış durumdadır. Terör örgütü Türkiye, İran ve Suriye sınırlarının sağladığı avantajları kullanmaktadır. Her üç sınıra yakın olmak örgüte uygun coğrafya, maddi imkan ve silah temini açısından güvenli bir ortam sağlamaktadır.
Uyuşturucu ticaretinden silah ve insan kaçakçılığına kadar birçok alanda önemli gelirler elde edilmektedir. Suriye ve Lübnan’dan Kandil bölgesine geçişle beraber Türkiye’yi hedef alan birçok terör eylemi bu bölgeden yönetilmiştir. Türkiye içine rahatlıkla geçilerek terör faaliyetleri gerçekleştirilmiştir.
Kandil bölgesi sahip olduğu zorlu coğrafi şartlar ve İran-Irak sınırlarını kapsayan konumuyla PKK terör örgütünün rahatlıkla hareket edebildiği bir bölge konumundadır. Türkiye’nin bu bölge üzerinde direkt bir kontrolünün olmaması terör örgütünün kendini güvende hissetmesine yol açmaktadır. 1980’lerden itibaren TSK gerçekleştirdiği başarılı sınır ötesi operasyonlarla PKK’yı birçok kez dağılma noktasına getirdiyse de bu bölgenin sahip olduğu konum sayesinde örgüt yeniden toparlanabilme imkanı yakalamıştır. Bu durum karşısında terörle mücadeleyi daha etkin kılabilmek için Türkiye bölgede askeri üsler kurma yoluna gitmiştir.
Katar
Türkiye ile Katar arasında varılan anlaşma gereği Türk askerinin başkent Doha’da bulunan El Rayyan Üssü’nde bulunması kararlaştırıldı. Katar’da açılan askeri üsse izin veren ilk adım olan “Türkiye-Katar Askeri İş Birliği Anlaşması” 2015’in Mart ayında Meclis Genel Kurulu’ndan ve Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın onayından geçmişti.
Resmi kaynaklara göre Katar’da bulunacak Türk birliğinin asli görevi; “Gerçekleştirilecek müşterek/birleşik tatbikatların ve eğitimlerin vasıtasıyla Katar’ın savunma imkanının ve kabiliyetlerinin geliştirilmesinin desteklenmesi, her iki tarafın da diğer ülkelerin silahlı kuvvetleri ile eğitim/tatbikatlar icra edebilmesi, terörizmle mücadele ile uluslararası barışa katkı sağlamak” şeklinde belirlenmiştir.
Somali
Türkiye, 2017 yılında en büyük denizaşırı üssünü Mogadişu’da açtı; burada Türk askerleri, onlarca yıldır süren iç çatışmalarla harap olmuş bir ülkenin yeniden inşasına yardımcı olmak amacıyla Somalili askerlere eğitim veriyor. Türkiye, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Erdoğan’ın 2011’deki ziyaretinden bu yana Afrika Boynuzu’ndaki yerini güçlendirerek eğitim, sağlık ve güvenlik gibi hizmetlerin canlandırılmasına yardımcı oluyor. Türkiye 2015 yılında Somali ile savunma ve sanayi anlaşmaları da imzalandı.
Azerbaycan
Türkiye silahlı kuvvetlerinin ayrıca Kardeş ülke Azerbaycan’da faaliyetlerini sürdürüyor. Türkiye, işgalci Ermenistan ile mücadelesinde ortak askeri eğitim ve tatbikatların yanı sıra başta Türk yapımı insansız hava araçları, füzeler ve elektronik savaş cihazlarının da bulunduğu yeni savunma sistemleri sağlama noktasında Azerbaycan’ı bir çok alanda desteklemektedir.” – ERZURUM
]]>Hem dünyada hem de Türkiye’de elektrikli araç kullanımının yaygınlaşması, şarj istasyonu ihtiyacını artırıyor.
Bu konuda bir yandan özel sektör bir yandan da kamu kurumları çalışmalarını sürdürürken, özellikle İstanbul gibi metropollerde alternatif çözümler öne çıkıyor. Bu çözümlerden biri de büyük nüfuslara ev sahipliği yapabilen, toplu yaşam alanları olan sitelerde şarj noktası kurulması.
“Şarj istasyonunun kurulum masrafı genel kurulda tartışılmalı”
Tesis Yöneticileri Konfederasyonu Başkanı Yahya Sağır, sitelerde araç şarj istasyonu kurulmasına ilişkin merak edilenleri AA muhabirine anlattı.
Sağır, konut sitelerinde yaşayan elektrikli araç sahiplerinin, araçlarının şarj edilmesiyle ilgili olarak site yöneticileriyle ve diğer kat malikleriyle karşı karşıya gelebildiğini söyledi.
Sağır, sitelerde yapılacak işler ve demirbaş giderleri Kat Mülkiyeti Kanunu gereği lüks yatırımlar konusuna giriyorsa beşte dört çoğunluğun onayının arandığını ifade etti.
Sağır, araç şarj istasyonlarının da bu kapsamda olduğunu dile getirdi.
Araç şarj istasyonu kurmak isteyen kat maliklerinin, oturdukları sitelerin yönetim kurullarıyla görüşüp olağan veyahut da olağanüstü genel kurulda bu kararı aldırması gerektiğini belirten Sağır, şu bilgileri verdi:
“O kararın da şu şekilde olması gerekiyor; 100 bağımsız bölümlü bir site düşünün, bu sitede yaklaşık 20 bağımsız bölümün maliklerinde elektrikli araç var ve araçları için şarj istasyonu kurulmasını talep ediyorlar. Bunun masrafı ne? Araç şarj istasyonunun kurulum masrafını genel kurulda tartışmaları gerekiyor ve genel kurulda da beşte dört çoğunlukla kararın alınması gerekiyor. Genel yapılacak masrafa daha sonrasında faydalanacak ise diğer kat malikleri, kat maliklerine gelen misafirler, beşte dört çoğunlukla alacakları karar doğrultusunda herkesin katılacağı giderlerle bu paylaşım yapılabilir. Hayır, sadece 20 bağımsız bölüm kat maliki bundan faydalanacak deniyor ise yine aynı şekilde beşte dört çoğunluk gerekiyor.”
Alınan kararın tutanağa yazılması gerektiğini dile getiren Sağır, bu konuda sorun ve karışıklığın, araç şarj istasyonlarıyla ilgili durumun otopark yönetmeliği ve Kat Mülkiyeti Kanunu’nda yer almamasından kaynaklandığına işaret etti.
“Şarj istasyonu kurmak isteyenlerin EPDK onaylı firmalarla çalışması gerekiyor”
Sağır, sitelere araç şarj istasyonu kurmak isteyen yönetimlerin EPDK onaylı firmalarla çalışması gerektiğine dikkati çekti.
Site ya da binanın elektrik gücünün şarj istasyonu kurulması için yeterliliğinin de bu noktada çok önemli olduğunu söyleyen Sağır, kat maliklerinin kendi elektrik saatlerini bu iş için kullanmalarının yanlış olduğunu ifade etti.
Sağır, “Bunlar, binanın elektrik gücünün kaç kilovat olduğu bilinmediği için de çok büyük sorunlarla karşı karşıya kalabiliyor. Örneğin yangın sorunuyla karşı karşıya kalabiliyorlar. Böyle bir durum olması durumunda peki yönetim ne yapıyor? Bunu eski haline getirme, söktürme yetkisi var. Çünkü hiçbir şekilde izin alınmamış. Onun için genel kuruldan mutlaka ama mutlaka beşte dörtle onay alınması gerekiyor.” diye konuştu.
Sağır, Tesis Üreticileri Konfederasyonu olarak bu sorunların büyümemesi için TBMM’ye, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ve Ticaret Bakanlığına dilekçe verdiklerini de sözlerine ekledi.
]]>Kim, akla hayale sığmayacak bu ihtimalin gerçekleşmesi halinde bu kitin ilk 72 saat hayatta kalmasına yardımcı olacağını düşünüyor. Su ve önceden pişirilmiş ve daha sonra kurutulmuş pirinç gibi acil durum yiyeceklerinin yanı sıra, cep telefonu şebekesi veya toplu taşıma gibi temel altyapının çökmesine karşı bir harita ve pusulayı da çantasına koydu.
Kurşun geçirmez yelek ve gaz maskesi de bulundurmak için harcadığı çaba da cabası. Ordunun yeterli koruyucu teçhizata sahip olmayabileceğini, bu nedenle 3,1 milyon yedek askerden biri olarak hazırlıklı olmasının daha iyi olacağını düşünüyor.
Hidrojen enerjisi üzerine çalışan yüksek lisans öğrencisi, “Seul’ün göbeğinde yaşıyorum. Tek bir füzeyle her şeyin yok olabileceği düşüncesi beni mahvediyor” diyor.
Kore Savaşı’nın ardından 1953 yılında imzalanan ateşkesle birlikte Güney Kore’nin başkenti Seul, askerden arındırılmış bölgenin yaklaşık 50 km kuzeyinde yer alıyor.
Ancak Kore Yarımadası’ndaki gerilim giderek yükseliyor. Nükleer silahlara sahip Kuzey Kore bu yıl şimdiye kadar dört balistik füze denemesi gerçekleştirdi. Nisan ayında ise Guam’a ulaşabilecek yeni bir katı yakıtlı hipersonik füzeyi başarıyla test ettiğini iddia etti.
Kim, Kuzey ile olası bir savaşa hazırlanan az sayıda gençten birisi. Ancak sayıları artıyor.
Güney Kore’nin en popüler mesajlaşma uygulaması olan Kakao’daki en az dört savaş hazırlığı grubuna yaklaşık 900 kişi katıldı. Ayrıca, 2010 yılından beri faaliyet gösteren “The Survival School – Daum Café” adlı bir hazırlık topluluğunun 25 binden fazla üyesi bulunuyor.
Savaş ihtimaline karşı hazırlıklı olan gençlerin sayısındaki artış, Kuzey’in daha saldırgan hale gelmesiyle birlikte iki ülke arasındaki ilişkilere dair de endişeleri bir kez daha gün yüzüne çıkarıyor.
Ocak ayında Kuzey Kore lideri Kim Jong-un, Güney’i bir numaralı düşman ilan ederek iki Kore’nin barışçıl bir şekilde yeniden birleşmesinin imkansız hale geldiğini açıkladı.
Kore Üniversitesi’nde politik ekonomi dersleri veren Nam Sung-wook, bunun “benzeri görülmemiş” bir hareketlilik olduğunu söylüyor. Bu, Kuzey’in Güney’i artık etnik akrabaları olarak görmediği için Güney’e karşı nükleer silah kullanmaya başvurabileceği anlamına geliyor.
KBS Kamu Medya Araştırma Enstitüsü tarafından yapılan bir ankete göre, ankete katılanların yüzde 75’inden fazlası güvenlik durumundan endişe duyduklarını söyledi. Bu oran anketin ilk yapıldığı 2021 yılına göre yüzde 19 daha artmış durumda.
“The Survival School – Daum Café” yöneticilerinden Woo Seong-yeop’a göre Rusya-Ukrayna ve İsrail-Hamas gibi küresel çatışmalar, genç Korelileri artan jeopolitik risklere karşı daha duyarlı hale getiriyor.
Sohbet gruplarından biri Ukrayna savaşının hemen ardından kuruldu. Üye sayısı iki yıl içinde on kat artarak 500’e ulaştı.
Kardiyopulmoner Resüsitasyon eğitimini (ani kalp durması ya da nefes alamama gibi vakalarda, kişiyi hayata döndürmek amacıyla uygulanan ilk yardım yöntemi) de tamamlayan fitness eğitmeni Park Hwi bin, “Hayatım boyunca bir savaşa hazırlanmayı hiç düşünmemiştim. Ama şimdi dünyaya bir bakın. Birçok savaş zaten devam ediyor” diyor.
Grupların bazı üyeleri Kuzey ile herhangi bir çatışma yaşanmadan önce ülkeyi terk etmek istiyor. Dil öğrenmek, para biriktirmek ve yeni kabiliyetler edinmek, daha güvenli gördükleri ülkelerde ikamet etme fikirlerinin bir parçası.
Bir üye gruplardan birisinde, “Paraguay’da yaklaşık 10 milyon won (7 bin 200 dolar) karşılığında kalıcı oturum izni alabileceğimi duydum” diye yazdı.
Adının açıklanmasını istemeyen başka bir kişi ise Hwaseong kentindeki iki katlı evinin altında bir sığınak inşa ettiğini söylüyor. Kalın betonla güçlendirilen sığınak, eşi ve altı yaşındaki oğlu için uzun süreli bir barınak imkanı tanıyacak şekilde jeneratörlerle donatılacak.
42 yaşındaki Koreli araziyi iki yıl önce satın almış. Arazi, en kötü senaryoda bombardıman hedefi haline gelebileceğini düşündüğü Pyeongtaek’teki ABD askeri üssünden oldukça uzakta yer alıyor.
Korelilerin birçoğu ise hazırlık yapanları aşırı hassas olarak nitelendiriyor. Hatta Kim’in annesi, oğlunu hayatta kalma kitlerine “gereksiz para” harcadığı için azarladı.
BBC’ye konuşan 28 yaşındaki pazarlamacı Lee Young-ah, “Kuzey ve Güney Kore arasındaki ilişkiler bugünlerde pek iyi olmasa da, savaş konusunda hiç endişelenmedim ve hayatımı her zamanki gibi yaşıyorum” diyor.
İki Kore teknik olarak hala savaş halinde olsa da Güney Kore parlayan ve müreffeh bir demokrasiye dönüştü.
Kore Üniversitesi’nde Woo, onlarca yıldır süregelen barış ikliminin Güney Korelilerin çoğunu “savaşa karşı kayıtsız” hale getirdiğini ve bunun “rehavete” yol açabileceğini söylüyor ve artan jeopolitik gerilim nedeniyle halkın hazırlıklara yönelik tutumunun giderek değiştiğini düşünüyor.
Kim ise kendini savunuyor:
“Bir uçağa bindiğinizde güvenlik ekipmanı sağlamıyorlar mı? Böyle bir güvenlik donanımı satın almak emniyet kemeri takmak gibi bir şey”
Park, bunun tıpkı sigorta satın almak gibi olduğunu savunuyor. Ancak tıpkı diğer sigorta poliçelerinde olduğu gibi kimse bu sigorta kullanılsın istemiyor.
]]>Denizli Büyükşehir Belediyesi bir kısmı lüks olan ihtiyaç fazlası 45 adet kiralık aracını 15 Temmuz Delikliçınar Şehitler Meydanı’nda sergiledi. Denizli Büyükşehir Belediye Başkanı Bülent Nuri Çavuşoğlu ve Genel Sekreter Bülent Bozbaş, vatandaşların karşısına çıkarak yapılan israfı gözler önüne serdi. Başkan Çavuşoğlu burada yaptığı açıklamada, 31 Mart Mahalli İdareler Genel Seçimleri öncesinde kamuoyuna, Denizli’de gerçek tasarrufun yapıldığı, derman bir belediyecilikle, insanların artık şatafatın içinde olmadığı, halka hizmet için yola çıkan bir belediyecilik yapacakları sözünü verdiklerini hatırlattı. Başkan Çavuşoğlu, “Göreve geldiğimizden bu yana da bunun altyapısını, temellerini kurmak üzere bir çalışma yürütüyoruz. İstiyoruz ki, Denizli’de halkın ihtiyaçları, beklentileri doğrultusunda bir belediyecilik yapalım, belediye çalışmaları anlamında artık şatafatın dışında insanların ihtiyaçlarını çözebilelim, diye yola çıktık. Göreve geldiğimizden bu yana da tasarruf tedbirleri uyguluyoruz. Özellikle 11 küsur katrilyon lira borcumuzun olduğu yerde biz istiyoruz ki artık bu belediye tasarruf etmeli” dedi.
“Adım adım tasarruf eylem planları uyguluyoruz”
Bu anlamda Genel Sekreter Bozbaş’ın bir çalışma yürüttüğünü ifade eden Başkan Çavuşoğlu, şöyle konuştu: “İlk etapta 380 kiralık aracımızdan 45 aracımızı geri gönderiyoruz. Şunu biliyoruz ki bu araçlar olmasa da belediyecilik hizmetlerini verebiliriz. Bu araçlar olmadığı zaman da çalışmalarımızı yürütebiliriz. Ama evinde süt içmeyen bir çocuğumuz varsa, gelecekle ilgili kaygı duyan bir ailemiz varsa görevimizi yapmamış olacağımızı söylemiştik. Bu kaygıdan kaynaklı da özellikle borç yükünü azaltabilmek açısından adım adım Denizli’de tasarruf eylem planları uyguluyoruz. Bu 45 aracımızın içerisinde gördüğünüz gibi her marka var. Bu araçlardan elde edeceğimiz aylık tasarruf miktarı 1 milyon 214 bin 962 TL’dir. Bu sadece araç tasarrufu, bunun yanında, bu araçların tüketeceği yakıtlardan edeceğimiz tasarruf, personel anlamında yapmadığımız maliyetleri de hesapladığımızda kat ve kat bu rakamın üstüne çıkan bir tasarrufun birinci adımını başlattık. Denizli Büyükşehir Belediyesi artık şatafatın olmadığı, gereksiz harcamanın yapılmadığı bir belediye olacak. Bu anlamda sözlerimizin arkasındayız.”
“Sözlerimizin arkasındayız”
Bugüne kadar belediye bütçesinden farklı gerekçelerle milyonlarca liralık ödemelerin yapıldığını tespit ettiklerini anlatan Başkan Çavuşoğlu, “Denizli halkının her bir kuruşunu kim iç ettiyse, kim cebine kattıysa biz bunu kamuoyu ile paylaşacağız. Denizli halkından bir şey istiyorum. Bizim birçok projemiz vardı. Bu projelerimizi yaşama geçireceğimizden kimsenin şüphesi olmasın. Ama almış olduğumuz borç yükü, götürmeye çalıştığımız süreç göz önüne alındığında Denizli halkından birazcık sabır istiyorum, çok değil birazcık. Söylediğimiz her sözü yaşama geçireceğiz. Halkımız sabır noktasında birazcık anlayış gösterirse şaha kalkmış, huzuru ve mutluluğu içinde barındıran bir Denizli’yi beraber inşa edeceğiz. Hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum” dedi. Başkan Çavuşoğlu konuşmasını vatandaşların yoğun alkışlarıyla tamamladı. – DENİZLİ
]]>Bodrum Otelciler Derneği (BODER), Bodrum Turizm Teknik Müdürler Derneği (TTMD) ve Bodrum Kat Hizmetleri Yöneticileri Derneği (KAHDER), MSL Global Turizm iş birliğiyle Bodrum Belediyesi ve Bodrum Belediyesi Kültür A.Ş. destekleriyle düzenlenen etkinlik; gıda-içecek, konaklama, teknik ve ağırlama ekipmanları satan firmalar ile otel yöneticilerinin buluşmasına olanak sağlıyor.
Fuarın açılışında konuşan Bodrum Kaymakamı Mustafa Çit, “Turizm gelişen bir sektör ve gelişen bu sektörde, gelişmelerin bilinmesi lazım. Bodrum modern bir ilçemiz, Türkiye’nin en önemli ilçelerinden birisi, Bodrum’a yakışır bir şekilde Hotel Show 2024 geliştirmeye devam edecektir. Emeği geçen herkese teşekkür ederim” dedi.
Bodrum Otelciler Derneği Başkanı Ömer Faruk Dengiz, “Bu yıl ilk defa gerçekleştirilecek olan bu etkinliğe katılan herkese teşekkür ediyorum. Fethiyeli otelcilerimize ve Güney Ege Otelciler Derneği Başkanına ‘hoş geldiniz’ demek istiyorum. Tedarikçi ile tüketiciyi buluşturan bu etkinlik, bugün iktisadi hayatın içinde şehirlerin ve ülkelerin ekonomisinde tartışılmaz bir yere ve öneme sahiptir. Organizasyona emek veren ve katılım gösteren tüm firmalarımıza teşekkür ediyorum. İlçemiz açısından kazanımları yüksek bir etkinlik olmasını diliyorum” şeklinde konuştu.
Bodrum Esnaf Sanayici İş İnsanları Derneği Yönetim Kurulu üyesi Murat Özkaya, “Bu oluşumu sağlayan ve katkı veren herkese teşekkür ediyorum. Bu tür organizasyonların ülke ekonomisine, Bodrum ekonomisine katkısının büyük olduğuna inanıyoruz. Bodrum Esnaf Odası olarak bu tür etkinliklere desteğimiz her zaman devam edecek” şeklinde konuştu.
Konuşmaların ardından protokol üyeleri stantları gezerek firma yetkililerinden bilgiler aldı.
Sektörün önde gelen tedarikçilerinin katılım sağladığı ve yenilikçi ürünlerin sergilendiği Hotel Show 2024’te ayrıca panel ve sunumlarla birlikte, işletmeciler konaklama sektöründeki yenilikleri, sektör liderlerinden gelecek önerileri ve deneyim paylaşımlarını dinleme şansına sahip olacaklar.
Hotel Show 2024’te; endüstriyel mutfak, endüstriyel çamaşır makinaları, dekorasyon malzemeleri, otel tekstili, mobilya, buklet ve sarf malzeme ekipmanları, aydınlatma ürünleri, asansör, bilişim sistemleri, elektronik sistem araçları, park, bahçe, plaj ve peyzaj malzemeleri, elektrikli araçlar – sigorta çözümleri, operasyonel araç kiralama, golf proje geliştirme – profesyonel spor aletleri, profesyonel led ekran sistemleri, oda kartı ve havlu kartları, yangın söndürme ekipmanları, gıda ve içecek tedarikçileri, akıllı kart ve kilit sistemleri, kahve ve kahve makineleri gibi birçok ürün ve ekipman ile ilgili firmalar yer alıyor.
5 Nisan Cuma akşamına kadar ücretsiz olarak ziyaret edilecek olan Hotel Show 2024’ün açılışına; Bodrum Kaymakamı Mustafa Çit, Bodrum Esnaf ve Sanatkarlar Odası Başkanı Erdoğan Başeymez, Bodrum Ticaret Odası Başkan Yardımcısı İbrahim Akkaya, Güney Ege Otelciler Derneği Başkanı Mustafa Deliveli, TÜRSAB Bodrum BTK Başkanı Mustafa Demir, Bodrum Turizm Teknik Müdürler Derneği Başkanı Adem Bakır, Bodrum Kat Hizmetleri Yöneticileri Derneği Başkanı Zeliha Tunca, Makine Mühendisleri Odası Başkanı Semai Yaman, Bodrum Esnaf Sanayici İş İnsanları Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Murat Özkaya, Bodrum Belediyesi Kültür A.Ş. Genel Müdürü Zeynep Göztepe başta olmak üzere sektör temsilcileri katıldı. – MUĞLA
]]>Isparta’da Yüksek Seçim Kurulu’nun resmi olmayan sonuçlarına göre Belediye Başkanı ve AK Parti Belediye Başkan Adayı Şükrü Başdeğirmen seçimi kazandı. Isparta’da vatandaşlar konvoy ve havai fişeklerle seçim zaferini coşkuyla kutladı. Kaymakkapı Meydanında çoşkulu kalabalığa hitap eden Başkan Başdeğirmen seçimde yarıştığı diğer adaylara teşekkür ederek “Bundan beş yıl önce de aynı burada seçimi kazandıktan sonra sizlerle beraber bu mitingi yaparken şu yakamdaki AK Parti rozetini sizin önünüze çıkarıp Türk bayrağını takmıştım o günden beri bu Türk bayrağı da duruyor ömür boyu bu Türk bayrağını Allah’ın izniyle sizlerle beraber yakamıza taşıyacağız” dedi.
Yapılması gereken her türlü hizmeti yaparak buralara geldik”
Şükrü Başdeğirmen konuşmasının devamında “Değerli hemşerilerim bizler gönül belediyeciliği ile buraya gelirken cumhurbaşkanımız, genel başkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın bizlere verdiği o manifestoyla yapılması gereken her türlü hizmeti yaparak buralara geldik” dedi. coşkulu kalabalık karşısında gurur duyduğunu söyleyen Başdeğirmen “Şu güzelliğe bakın hanımefendiler, beyefendiler sahnedeki çocuklarımız bu heyecanı belki de bir şey anlamadan o kadar çok güzel yaşıyorlar ki ileride çocuklarımız sahnelere çıkıp biz belediye başkanı ile beraber el salladık bunlar onun için çok büyük anı olacak” şeklinde konuştu.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a verdiği sözü yerine getirdiklerini söyleyen Şükrü Başdeğirmen “Sizler olmasaydınız, bu güzel desteğinizi vermeseydiniz bize destek veren diğer vatandaşlarımızla beraber aynı yerde birleşmeseydik cumhurbaşkanımıza mahcup olarak çıkmak zorunda kalacaktık. Mahcup olduğumuz zaman mahcup olduğun kişiden bir şey talep edebilir misin? Utanırsın değil mi? Görünmek istemezsin kaçarsın. Alnımız açık, başımız dik Rabbim böyle yürümeyi bizlere nasip etsin” şeklinde konuştu.
Vermiş olduğunuz o güzel oyların hakkını da kat kat kat fazlasıyla alacağınızın sözünü veriyorum.
Parti vatandaş ayırt etmeksizin bütün hizmetleri yerine getireceğini söyleyen Başdeğirmen, “Her mahallemize, her sokağımıza aynı güzelliği yaşatmak için buradayız. Bir önceki dönem biz bu konuda kendimizi ispat ettiğimizi düşünüyorum. Değerli vatandaşlarım Isparta’da 44 tane mahallemiz var 44 mahallenin dışında 204 köy, 9 belde, 12 ilçe var bunların hepsi de bizim sorumluluğumuzda. Biz büyükşehir değiliz ama büyük düşüncelerle bir abi olarak vatandaşların tüm hizmetlerini yerine getireceğiz dedik. Verdiğimiz sözler sadece ve sadece yaşamış olduğumuz sıkıntılı dönemlerin dışında harfiyen tane tane tane yerine gelmiştir ve bundan sonra da verilen sözlerden çok daha fazlasını yaparak o güzellikleri biz hep beraber yasayacağız. Rabbim daha güzel günler hep beraber yaşamayı nasip eylesin. Sizlerden Allah razı olsun verdiğiniz emeklere çok çok teşekkür ediyorum. İnşallah vermiş olduğunuz o güzel oyların hakkını da kat kat kat fazlasıyla alacağınızın sözünü vererek hepinize hayırlı akşamlar diliyorum” dedi. – ISPARTA
]]>“ÜLKEMİZİ EN BÜYÜK 10 EKONOMİ ARASINA ÇIKARTACAĞIZ”
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Tokat mitingindeki açıklamalarından satır başları şu şekilde; “Emeklilerin yaşadığı sıkıntının farkındayız. Bir defaya mahsus 5 bin lira ödenmesinden yüzde 50 maaş zammına, banka promosyonuna kadar elimizden geleni yapıyoruz. Kamu bankalarımız maaş tutarına göre promosyonu 8-12 bin liraya yükseltti. İkramiyeleri 2-5 Nisan tarihleri arasında hesaplara yatırıyoruz. Yılın ikinci yarısından itibaren enflasyonun düşmeye başladığını göreceğiz. Önümüzdeki yıldan itibaren çalışanlarımızın ve emeklilerimizin alım gücünü yukarı çıkaracağımıza inanıyoruz. Yeter ki biz aramıza kimseyi sokmayalım.
Ulu erenlerin rüyası sende, birliğin, dirliğin mayası sende. Hakkın hakikatin sevdası sende. Ezelden gönlümün burcusun Tokat. Göz nurum başımın tacısın Tokat. Gözümün nuru, başımın tacı Tokat’ta bugün bir kez daha sizlerle beraber olmaktan, hasret gidermekten memnuniyet duyuyorum. Şu muhteşem katılım, ihtişam Tokat’ın 31 Mart’ta nerede olacağını açıkça ortaya koyuyor. Burası kudretten bağlar ve bahçeler, güller ve gönüller şehridir. Bir yanını Karadeniz’e bir yanını İç Anadolu’ya bir yanını Doğu Anadolu’ya veren bu şehir Malazgirt’ten hemen sonra mümin gönüllere sığınak olmuştur. Selçuklu ve Osmanlı’dan beri ülkenin ve milletin girdiği tüm mücadelelerde en ön saflarda yer almış bu toprakların vatan olmasına çok büyük katkılar sağlamıştır.
Tokat her zaman bir başka, Tokatlı Gaziosmanpaşa’nın şanlı Plevne müdafaası dilden dile anlatılan bir destana dönüşmüştür. Çanakkale’ye gencecik fidanlarını göndererek mevzu vatansa gerisi teferruattır diyerek vücudunu düşmana siper etmiştir. İstiklal Harbi’nde dönemin en büyük terör örgütlerinden biri olan Pontus çetelerine Tokat göz açtırmamıştır. Yetiştirdiği alimlerle, arifleriyle, gönül sultanlarıyla dünyaya ışık saçmıştır. Evliya Çelebi Tokat’ı nasıl anlatıyor biliyor musunuz? Tokat gariplerle dosttur kin tutmaz, hile bilmez, derya dil halim selim insanların şehri olarak Tokat’ı tasvir etmiştir. Hacı Bektaş Veli hazretleri bu şehri alimler konağı, fazıllar yurdu, şairler yatağı ifadeleriyle anlatıyor. İşte böylesine büyük bir maddi ve manevi mirasın sahibi Tokat bizim demokrasi ve kalkınma yolculuğumuzun her safhasında yanımızda oldu. Bu vesileyle 14-28 mayıs seçimlerinde Cumhur İttifakı’na milletvekilliğinde yüzde 65, cumhurbaşkanlığında yüzde 66’yı aşan oranlarda destek eren Tokat’a şükranlarımı sunuyorum.
MEYDANDA 45 BİN KİŞİ VAR
Gençler gelirken sordum, rakamı aldım. Bugün alanda 45 bin vatandaşım var. Tokatlı kardeşlerim bir kez daha vesayet heveslilerine, darbe destekçilerine, terör şakşakçılarına derslerini vermiştir. Emperyalistlerin milletimizin birliği, vatanımızın bütünlüğü, devletimizin bekası üzerinde kurdukları hain emelleri hep birlikte hüsrana uğrattık. İnşallah 31 Mart’ta Tokat milli irade bayrağını bir kez daha en yükseğe dikerek kendine yakışanı yapacaktır. Ben size inanıyorum. Unutmayınız 31 Mart’ta Tokat’ta çıkacak sonuçla sadece Tokat’ın yerel yöneticilerini seçmekle kalmayacaksınız aynı zamanda sandıkta yapacağınız tercihle tüm Türkiye’ye ve tüm dünyaya da önemli bir mesaj vereceksiniz. Geçen yılki seçim sürecinde gördünüz. Ama ben sizden bir şey daha isteyeceğim. İstanbul’da Tokat nüfusu yüksek. Öyleyse İstanbul’daki tüm hemşehrilerimizi sizden aramanızı rica ediyorum. Telefonlarla İstanbul’u da arayacaksınız zira İstanbul’da Murat Kurum kardeşimiz ağırlığını koyarak onu da seçtirerek CHP zulmünden İstanbul’u kurtaracağız. Aynı şekilde Ankara’daki Tokatlıları da aramanızı istiyorum. Orada da Turgut kardeşimizi kazandıracağız.
Türkiye’nin 21 yılda 3 kat büyümesinden rahatsız olanlar pusuda bekliyor. Türkiye’nin hak ve özgürlük reformlarıyla ileri demokrasi sınıfına yükselmesine tahammül edemeyenler pusuda bekliyor. Tüm ecdadının övgüyle bahsettiği Tokat budur. 900 yıldır görebileceğiniz Tokat budur. İnşallah 31 Mart’ta milli irade bayramını Ramazan bayramından önce kutlayacağız.
Birileri 31 Mart seçimine neden bu kadar önem verdiğimizi soruyor. En az 50 ilde miting yapma hedefi ile yola çıktık. Bizim siyasetimizin merkezinde milletimiz var. Şehirlerimize gitmek bizi yormaz. Tam tersi enerji verir, moral verir. Tokat’tan İstanbul’a Ankara’ya selamlar gönderelim. Buradan Çorum’a geçiyoruz. Daha nice güzel günlerde birlikte olacağız. Çorum’da da Ankara’ya İstanbul’a mesajlar isteyeceğiz.
CHP’YE DEM TEPKİSİ
Sırf 3-5 belediye fazla almak uğruna DEM’le girdikleri ittifaka kimlerin koçluk ettiğini görüyorsunuz, değil mi? Talimat nereden geliyor, Kandil’den.
Örgüt militanları tarafından tokatlanan siyasetçilerle particilik, belediyecilik yapılamaz. CHP’nin böyle bir partiyle yol yürüme hesabı anlaşılır değil. 14-28 Mayıs’ın tamamlayıcısı olacak 31 Mart’tan sonra ülkemiz, bu çorak ve çarpık muhalefet anlayışının tasfiyesine şahitlik edecektir.
Ülkemizi 21 yılda 3 kat nasıl büyüttüysek 2 kat daha büyüterek en büyük 10 ekonomi arasına çıkartacağız.
ERDOĞAN’DAN ENFLASYON VE EMEKLİ MESAJI
Fiyat istikrarını sağlamadan maaş zamlarının nasıl eridiğini en iyi sizler biliyorsunuz. İnşallah yılın 2. yarısından itibaren enflasyonun düşmeye başladığını göreceksiniz.
Emeklilerin yaşadığı sıkıntının farkındayız. Bir defaya mahsus 5 bin lira ödenmesinden yüzde 50 maaş zammına, banka promosyonuna kadar elimizden geleni yapıyoruz. Kamu bankalarımız maaş tutarına göre promosyonu 8-12 bin liraya yükseltti. İkramiyeleri 2-5 Nisan tarihleri arasında hesaplara yatırıyoruz. Yılın ikinci yarısından itibaren enflasyonun düşmeye başladığını göreceğiz. Önümüzdeki yıldan itibaren çalışanlarımızın ve emeklilerimizin alım gücünü yukarı çıkaracağımıza inanıyoruz. Yeter ki biz aramıza kimseyi sokmayalım.
Son 21 yılda Tokat’a 93 milyarı aşkın kamu yatırımı yaptık.
]]>Bahçelievler’de 8 Mart günü meydana gelen olayda Vahdet T., sevgilisinin evine gitmişti. Bu sırada sevgilisi Esra S.’nin eski eşinin eve gelmesi üzerine Vahdet T. 4’üncü kattan çamaşır ipi ile atlamaya çalıştığı sırada ip kopmuştu. Vahdet T. Hafsa Mina isimli çocuğun üzerine düşerek hayati tehlike geçirmesine neden olmuştu.
Yaşanan olaya ilişkin bilgi veren Demet Bayraktar yaralanan arkadaşının kızı ve kendi oğlu ile birlikte yaya olarak kaldırımdan geçtiği esnada Vahdet T. isimli kişinin bir anda üzerlerine doğru düştüğünü belirtti. Hafza Mina isimli çocuğun yaralandığını belirten görgü tanığı, bir vatandaşın çocuğu hastaneye götürdüğünü aktardı.
Olaya ilişkin ifade veren Turgay E. ise Esra S.’nin eski eşi olduğunu söyleyerek “Dairem kentsel dönüşümde olduğu için birlikte yaşıyoruz. 8 Mart günü eve gelerek kapıyı çaldım. 30-40 dakika kapıda bekledim. Aşağıdan çığlık sesleri gelmesi üzerine hızlıca indim. Yerde yatan çocuk vardı. Bir kadın çığlık atıyordu, erkek şahsı ise net olarak göremedim. Sonra tekrar kapıya vurdum. Esra kapıyı açtı. Odalara baktım ‘kim var’ dedim. Kimseyi bulamadım. Balkona çıktık. Esra’ya ‘düşen şahıs o mu?’ dedim, ‘hayır’ dedi. Israrlı şekilde hayatında birisi mi var diye sorunca ‘evet var, artık kocam değilsin başka bir şey söylemeyeceğim’ dedi. Ben ardından polis memurlarına giderek böyle bir durum var şüpheleniyorum dedim” şeklinde ifade verdi.
Esra S. ise Vahdet T.’nin sevgilisi olduğunu söyleyerek “Olay günü Vahdet bana geldi. İlerleyen dakikalarda eski eşim kapıyı çaldı. Biz korktuk Vahdet saklanmaya çalıştı. Ben kapıyı açtım. Bu sırada çığlık sesi duyduk eski eşim ile balkona koştuk. Balkondan bakarken Vahdet’in yerde yattığını gördüm” şeklinde bilgi verdi.
Vahdet T. ise Esra S.’nin eski eşinin kapıyı çalması üzerine saklanmasını istediğini belirterek “Saklanacak bir yer yoktu. Şahısla aramda bir gerilim çıkmaması için çamaşır ipiyle 4’üncü kattan aşağı inmeye çalıştığım sırada bir kat indikten sonra çamaşır ipi koptu ve yere düştüm. Ondan sonrasını hatırlamıyorum. Daha sonra bir çocuğun üzerine düştüğümü öğrendim. Kasıtlı olarak yaptığım bir şey yoktur” dedi.
Öte yandan yaralanan çocuğun babası Hamza Koca ise kızının yoğun bakımda tedavisinin ver hayati tehlikesinin devam ettiğini söyleyerek “Kızımın üzerine düşerek hayatını tehlikeye sokan Vahdet T. isimli şahıstan şikayetçiyim” dedi.
5 yaşındaki kızı için adalet istediğini belirten baba Hamza Koca, “Olay 8 Mart günü saat 10: 45 sıralarında çocuğum annesi ile birlikte sokaktan geçerken binanın dördüncü katında bulunan şahıs eve gelen eski kocasının olduğu dairedeki kadın ile dost hayatı yaşıyormuş. Eski kocası eve gelince kapıyı zorluyor. Ama kadın kapıyı kilitlediği için açmıyor. Açmadığı için de içerdeki adam da nereye saklanayım diye plan yapıyor. Bu süreçte balkona çıkıyor. Eve gelen kocası yarım saattir kapıyı açtıramadığı için balkondaki adam kafasında nasıl aşağıya inebilirim diye planlar yapıyor. O esnada kendisini ipe bağlayıp 4’üncü kattan aşağıya atlıyor. O esnada benim kızın annesi ile beraber bu sokaktan geçerken üzerine düşüyor. Benim kızım 10 gündür yoğun bakımda. Halen sıkıntısı devam ediyor. Kendisini psikolojik olarak hazır hissedemiyor. Altı tane kaburgasında kırık var. Omurgasında bir kırık var. Kafatasında da çatlaklar var. Şahsı tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakmışlar. Ben adalet istiyorum. Tutuklanmasını istiyorum. Başkalarının canının yanmasını da istemiyorum. Adam neye dayanarak da buraya gelip böyle bir olayı yapıyor hayret ediyorum” dedi. – İSTANBUL
]]>Erdoğan, partisinin Cumhuriyet Meydanı’nda düzenlenen mitinginde vatandaşlara hitap etti.
21 Mart Nevruz Bayramı’nı kutlayan Erdoğan, “Nevruz sevincini yaşayan coğrafyamızdaki kardeşlerimizin Nevruz Bayramı’nı tebrik ediyorum. Orta Asya’dan Balkanlar’a kadar çok geniş bir bölgede yeni umutlarla kutlanan Nevruz’un hayırlara vesile olmasını diliyorum.” ifadelerini kullandı.
Kayseri’nin 14 ve 28 Mayıs 2023’teki cumhurbaşkanı seçimlerinde ahde vefasını bir kez daha gösterdiğini vurgulayan Erdoğan, şöyle konuştu:
“Bu seçimde Cumhur İttifakı’na milletvekilliğinde verdiğiniz yüzde 65’i aşkın, cumhurbaşkanlığında şahsıma verdiğiniz yüzde 68’i bulan destek için her birinize şükranlarımı sunuyorum. Mayıs seçimleri, ülkemizde fırsatını bulduğunda ülkeyi karıştırmaya, milleti ötekileştirmeye hazır bir zihniyetin pusuda beklediğini gösterdi. İnşallah 31 Mart’ta bu milli irade destanını çok daha ileriye taşıyarak, demokrasi safımızı biraz daha sıklaştıracağız.”
“Türkiye Yüzyılı’nın inşasını birlikte gerçekleştirmek istiyoruz”
Kayseri’nin, vesayetten kumpasçılara, terör örgütlerinden darbecilere kadar verdikleri her mücadelede yanlarında yer aldığını belirten Erdoğan, “Kayseri ile Cumhuriyet tarihimizin en iddialı kalkınma programlarından biri olan 2023 hedeflerini de birlikte hayata geçirdik. Şimdi de Türkiye Yüzyılı’nın inşasını birlikte gerçekleştirmek istiyoruz.” dedi.
Mitinge 75 bin kişinin katıldığını bildiren Erdoğan, “Siz diyeceksiniz ki ‘Bu da yetmez.’ Çünkü biz bu meydanda 100 binleri bulduk. Şimdi yerel yönetim seçimine gidiyoruz. 31 Mart’a kadar 9 günümüz var. Bu 9 günde Kayseri’de ana kademe, kadın kolları, gençler durmak yok. İnşallah Cumhur İttifakı olarak 31 Mart akşamı, balkon konuşmamızda herhalde gereğini yapmamızı isteyeceksiniz.” diye konuştu.
“Tarihi değiştirecek işler yaptık, yapmayı sürdürüyoruz”
Erdoğan, Kayseri’nin çalışmanın, üretmenin, kazanmanın ve bölüşmenin manasını iyi bildiğini dile getirerek, şunları kaydetti:
“Anadolu’nun ortasında bir sanayi, ticaret, tarım vahası kurmayı başaran Kayserili kardeşlerim pek çok şehrimize de ilham kaynağı oldu. Bugün Türkiye’nin 81 vilayetinin tamamı üretip, ihraç edebiliyorsa bunda Kayseri’nin yaptığı öncülüğün çok büyük payı var. Bugün insanlarımız ticaret yapmak için ülkemizin ve dünyanın dört bir yanını arşınlıyorsa bunda Kayserilinin büyük payı var.
Biz de Kayseri’den aldığımız ilhamla her alanda tarihi değiştirecek işler yaptık, yapmayı sürdürüyoruz. Türkiye’yi, Cumhuriyet tarihinin en güçlü siyasi, ekonomik, askeri, sosyal seviyesine çıkardık. Bir yandan asırlık ihmallerle biriken altyapı eksikliklerimizi tamamladık, diğer yandan milletimizi hak ve özgürlük özlemleriyle buluşturduk. Ülke ve milletçe biz çalıştıkça Rabb’imiz de bereketini verdi. Sonuçta, Türkiye’yi 21 yılda 3 kat büyütmeyi başardık. Şimdi amacımız, önümüzdeki dönemde ülkemizi 2 kat daha büyüterek, dünyanın en güçlü ekonomileri arasında hak ettiği yere çıkarmaktır. Allah’ın izniyle bunu yapacak birikime, dirayete, azme sahibiz. Sadece hep birlikte biraz daha çok çalışarak sabırlı olmamız gerekiyor.”
(Sürecek)
]]>Dünyanın birçok ülkesinden izlenebilen TRT World’ün Saha Prodüktörü Zeynep Karamustafa ve muhabir Ubeyde Hitto’yu ETSO’da konuk eden Başkan Özakalın, yapılan röportajda Erzurum’un sosyoekonomik hayatıyla ilgili soruları cevaplandırdı. Konuşmasında, Erzurum’un tarih boyunca bölgenin ticaret merkezi olduğunu ifade eden Özakalın, şehrin sahip olduğu tarihi ve kültürel değerleriyle de her zaman cazibe merkezi olma özelliğini koruduğunu söyledi.
Erzurum’un tarım ve hayvancılıkta ciddi bir potansiyeli bulunduğunu dile getiren Özakalın, Türkiye’nin meralarının yüzde 13’üne sahip şehrin, büyükbaş hayvan varlığında da ikinci sırada yer almasının dikkate değer olduğunun altını çizdi. Bu sebeple tarım ve hayvancılığın Erzurum’un ekonomisinde önemli bir yeri olduğunu vurgulayan Başkan Özakalın, “Şehrimizin ekonomisini konuşurken, turizm sektöründen de söz etmek gerekiyor. 2011 yılında düzenlenen 25. Üniversiteler Arası Kış Oyunları’yla şehrimizde farklı bir boyut kazanan kış sporları ve kış turizmi etkinlikleri, özellikle uluslararası anlamda şehrimizin bilinirliğini daha da artırdı. Tabi Erzurum’un turizmini sadece kış turizmiyle değerlendirmemek gerek Birçok medeniyete ev sahipliği yapmış ilimiz aynı zamanda bünyesinde barındırdığı tarihi ve kültürel değerleri ve doğal yapısı ile inanç ve doğa turizmi anlamında da çok büyük bir potansiyele sahiptir” diye konuştu.
Başkan Özakalın’dan sanayileşme vurgusu
Röportajda, şehrin ekonomisine katkı sunan sektörlerin arasında, eğitim ve sağlık sektörlerinin de sayılacağını kaydeden Başkan Özakalın, ancak Erzurum’un arzu edilen ekonomik sıçramayı yapabilmesi için üretim ve istihdamı artıracak, sanayileşmeyi hızlandıracak çalışmaların hayati önem taşıdığını söyledi.
Erzurum’un sanayileşmesi adına yoğun bir çalışmanın içerisinde olduklarını belirten Başkan Özakalın şunları söyledi; “Hali hazırda 1. Organize Sanayi Bölgemizdeki firmalarımızın şehrimizin ekonomisine katkısı devam ediyor. Buna ilaveten, Valiliğimiz ve Büyükşehir Belediyemizle birlikte bizim de yönetiminde yer aldığımız 2. Organize Sanayi Bölgemizi kurma çalışmalarımız aralıksız sürüyor. Bu konuda ciddi mesafeler kat ettik. İlimizdeki organize sanayi bölgelerinin 6. Bölge teşviklerinden yararlanıyor olması, buraları daha cazip kılıyor. Erzurum’a yatırım yapmak isteyen yerel ve ulusal firmalarımızın 2. OSB’ye yoğun ilgisi söz konusu. Şu ana kadar 270’ten fazla yatırımcımız arsa tahsisi talebinde bulundu. 2.OSB 3. Etap alanımızın büyütülmesi için çalışmalar yapıyoruz. Çok yakın zamanda ilgili mercilerle, Bakanlıklarla görüşüldü. Bu arazinin büyümesi ve hatta 3. bir OSB’nin kurulması söz konusu İnşallah bu çalışmaların göçü önleyeceği, üretim ve istihdamı artıracağı ve ekonomimizi güçlendireceği kanaatindeyiz. Sayın Cumhurbaşkanımızın da son dönemde sıklıkla ifade ettiği gibi hedefimiz; üretim, ihracat ve istihdamı artırmaktır. Bunların hepsi üretimle olacak. Üretim demek; o bölgedeki halkı orada tutmak, o bölgedeki sosyal yapıyı konforlu hale getirmek demektir. İnşallah bizler de Valiliğimiz, Büyükşehir Belediyemiz ve ilimizin siyasi temsilcileriyle uyum içerisinde şehrimize katma değer sağlayacak güzel işler yapacağımıza inanıyoruz.”
Özakalın, 2.OSB 3. Etap alanın genişletilmesiyle ilgili olarak, talep edilen alanı uhdesinde bulunduran Milli Savunma Bakanlığı ile seçimden sonra bir protokol imzalanmasının söz konusu olduğunu ifade ederek, “Sayın Cumhurbaşkanımızın talimatları doğrultusunda bu protokolü imzalar ve tahsis edilecek alanı istediğimiz seviyede şekillendirirsek, Erzurum sanayileşme açısından önemli bir ivme kazanacaktır” dedi.
Başkan Özakalın röportajda ayrıca, Erzurum’un coğrafi konumu itibariyle ulusal ve uluslararası taşımacılık anlamında bir kavşak noktasında olduğunu hatırlatarak, devam eden ulaşım projelerinin tamamlanması ve özellikle hızlı tren projesinin hayata geçirilmesiyle şehrin cazibesinin de kat kat artacağını sözlerine ekledi. – ERZURUM
]]>Bolu’da yapımına 2016 yılında başlanan ve 2024 yılında kullanıma açılan Yeni Güney Çevre yolu Ulaştırma ve Altyapı Bakan Yardımcısı Osman Boyraz’ın katılımıyla açıldı. D-100 kara yolu üzerinden Mudurnu ve Göynük ilçelerine doğrudan bağlantı sağlanan yeni çevre yolu sayesinde ulaşım daha hızlı hale geldi. Mudurnu yoluna ulaşmak için sürücüler 15 dakikada katettiği yolu artık 2 dakikada ulaşabilecek.
Açılış programına Ulaştırma ve Altyapı Bakan Yardımcısı Osman Boyraz, Bolu Valisi Erkan Kılıç, AK Parti Milletvekili Yüksel Coşkunyürek, bürokratlar ve karayolları çalışanları katılım sağladı.
Ulaştırma ve Altyapı Bakan Yardımcısı Osman Boyraz, “Bolu şehir merkezindeki trafiği düzenlenme kapsamında, 30 metrelik 1 köprü ve 2 hemzemin kavşakla birlikte 2,9 km uzunluğunda, bitümlü sıcak karışım kaplamalı bölünmüş yol standardında inşa ettiğimiz Bolu Güney Çevre Yolu projesi de en önemli projelerimizden biriydi. Bolu Güney Çevre Yolu sayesinde D-100 Devlet Yolu ile Göynük, Mudurnu gibi tarihi ilçeler ve bölgedeki yerleşimler arasında, Bolu şehir merkezine uğramaksızın doğrudan ulaşım imkanı sağladık. Mevcut yol üzerinde sinyalize kavşaklar ile dur-kalk yaparak 15 dakikada kat edilen güzergahtaki ulaşım süresini 2 dakikaya düşürdük. Böylece zamandan 167 milyon lira, akaryakıttan 38 milyon lira olmak üzere yıllık toplam 205 milyon lira tasarruf edeceğiz. Çevreye zarar veren araçların karbon emisyonunu da 2 bin 748 ton azaltarak doğanın korunmasına katkı sağlayacağız. Ayrıca, çevre yoluna paralel ilerleyen 2,9 km uzunluğunda, 5 metre genişliğinde bitümlü sıcak karışım kaplamalı bisiklet ve yürüyüş yolu da inşa ederek Bolu halkının kullanımına sunduk” diye konuştu.
“Biz hizmet için siyaset yapıyoruz ki şehirlerimiz gelişsin”
Hizmet için siyaset yaptıklarını dile getiren Bakan Yardımcısı Boyraz, “Biz hizmet için siyaset yapıyoruz ki, şehirlerimiz gelişsin, ülkemiz gelişsin, vatandaşlarımız geleceğe güvenle bakabilsin. Bolu’nun turizm faaliyetlerini, tarımını, sanayisini geliştirecek yatırımların önünü açacak ulaşım projelerini bir bir hayata geçirdik, yenilerine de devam ediyoruz. 2024 Yerel Seçimlerine de artık iyice yaklaştık, 13 gün sonra sandık başında olacağız. Hiç şüphesiz 31 Mart Seçimleri bir demokrasi şöleni olacak. Vatandaşlarımız, kendine en yakın en başarılı gördükleri yöneticileri seçecek. Yapacağımız seçim, yürüdüğümüz kaldırımdan içtiğimiz suya, kent içi trafiğinden, toplu ulaşım imkanlarına, sosyal yardımlardan kültürel etkinliklere günlük yaşamımızı etkileyecek, belirleyecek. Bu nedenle vatandaşlarımız kendine efendi olacak kişileri değil hizmet siyasetini özümsemiş milletine hizmetkar olanı seçmeli. Bolu Belediye Başkan adayımız Muhammed Emin Demirkol kardeşimiz de bugün aramızda bulunuyor. Daha güvenli, daha verimli, daha yeşil ve daha yaşanabilir bir Bolu için önemli ve güzel projeleri var. Bu bölge Deprem Bölgesi olduğu için dirençli kentler oluşturmak, yeni organize sanayi rezerv alanları açıp sanayimizi geliştirerek, istihdama katkı sağlamayı hedefliyor. Canı gönülden inanıyorum ki Sayın Cumhurbaşkanımızın vizyonuyla “Türkiye Yüzyılı şehirleri için gerçek belediyecilik’ ilkelerinden hareket ederek, Bolu’yu, gençliğin, teknolojinin, turizmin, eğitimin, sağlığın, yeşil çevrenin, ulaşımın, kültürün, tarihin, üretimin, bilimin merkezi haline getirmek için canla başla çalışacaktır. Bolu’nun aydınlık geleceği için birlikte planladığımız tüm projeleri birlikte hayata geçireceğiz. Bu düşüncelerle Bolu Güney Çevreyolu çalışmalarını başarıyla tamamlayan işçisinden mühendisine tüm yüklenici firma ve Karayolları Genel Müdürlüğü çalışanlarına teşekkür ediyor, başarılarının devamını temenni ediyorum” dedi. – BOLU
]]>“KONYA’YI HER MÜCADELEMİZDE DİMDİK YANIMIZDA BULDUK”
Erdoğan’ın AK Parti’nin Konya mitinginde yaptığı açıklamalardan satır başları şu şekilde; “Sevgili Konyalılar, aziz kardeşlerim sizleri en kalbi duygularımla selamlıyorum. Bugün bir kez daha sizlerle olmaktan memnuniyet duyuyorum. Konya, vefanın şehridir. Bizim Konya ile gönül bağımız çok eskilere dayanıyor. Girdiğimiz her mücadelede Konya’yı dimdik yanımızda bulduk. 15 Temmuz’dan beri devam ettirdiğimiz vatanın bekasını koruma mücadelesinde Konya ile birlikte yol yürüdük. 14-28 Mayıs seçimlerinde Cumhur İttifakı’na verdiğiniz destek için şükranlarımı sunuyorum.
“MESELENİN KUTLU BİR DAVANIN SANCAĞI OLDUĞUNU GÖSTERDİNİZ”
Emniyetten sordurdum, meydanda ne kadar katılım var diye… Yollar hariç 110 bin katılım var. Her zamanki gibi Konya bu. Sizler bu duruşunuzla meselenin sadece sandık değil, kutlu bir davanın sancağı olduğunu gösterdiniz. Konya’nın 31 Mart’ta da rekor oyla belediyecilikte tarih yazarak sancağı en yükseğe çıkaracağına inanıyorum. Selçuklu başkenti Konya’ya da bu yakışır. Şehirler içinde emsali bulunmayan Konya’ya milli iradeye sahip çıkma konusunda da emsalsiz olmak yakışır. Konya kendi sınırlarından ibaret bir şehir değildir. Bu şehir alimleri ile, arifleri ile, üretkenliği ile ülkenin tamamına ışık saçtı. Herkese faydası dokundu Konya’nın. Son depremde gördük ki Konya tüm mazlumlara el uzatan şehir olma vasfını sürdürdü. Deprem bölgesinde yapmadık destek bırakmadı. Büyükşehrimiz ile sivil toplum kuruluşlarınız ile desteğinizin yakın şahidiyiz.
“KONYA’NIN 21 YILDA KAT ETTİĞİ MESAFENİN ŞAHİDİ SİZLERSİNİZ”
21 yıldır Türkiye’ye hizmet ederken çok yönlü mücadelenin içinde olduk. Gece gündüz çalıştık. Vatan topraklarının her karşını yatırımlarla eserlerle donattık. Demokrasi hak özgürlük ihlallerini telafi edecek reformları hayata geçirdik. Sayısız saldırının önüne set çektik. Türkiye’yi terörden, nice tuzaklardan kurtardık. Ülkemizi güçlendirirken memleketin her potansiyelini kullandık. Eski Türkiye ile şimdiki Türkiye arasındaki farkı en iyi Konya’da görmek mümkün. Konya’nın 21 yılda kat ettiği mesafenin şahidi sizlersiniz.
“CHP YİNE DEM İLE GİZLİ SAKLI İŞ BİRLİĞİ HALİNDE”
Geçmişte elimizden kaçırdığımız fırsatların gerisinde vesayetin, zayıf yönetimlerin yol açtığı boşluk vardı. Bugün de birbirlerini görse selam vermeyecek olanları bir araya getiren budur. CHP yine DEM ile gizli saklı iş birliği halinde. Sözde kent uzlaşısı adı altında şehirleri belediye meclislerini paylaşıyorlar. DEM yönetimi dışarıdan aldığı emirlerle hareket ediyor. Örgütün emrinden çıkmayacak kukla isimleri aday gösteriyorlar. CHP ile yaptığı pazarlıkla yine işaret edilen isimleri öne sürdüler. Bu iki partinin sinsi oyununa, AK Parti’ye kaybettirmek için katılan başkaları da var. CHP’nin kifayetsiz muhterisleri Atatürkçülük gibi kavramların istismarı ile varlıklarını sürdürmüştür. Onlar da kendilerince bazı kavramlara sığınarak hiçbir adım atmadan siyasette tırnak tutturma hevesindeler. Daha önce birileri denemişti. Partimizden ayrılıp altılı masaya misafir oldular. Şu anda parlamentoda bile yerleri yok. Hepsinin sonu hüsran oldu. Güya Anadolu ayağa kalkacaktı kendileri Meclis’e bile giremediler. Milletin nezdinde de kaybettiler. Projeye ortak olunmasına seçimlerde milletin karşısına çıkılmasına itirazımız yok. Sadece memleketin hayrına hiçbir fikir üretemeyenlerin durumuna gönlümüz razı gelmiyor. Sırf AK Parti husumeti ile Erdoğan husumeti ile AK Parti oylarına gözlerini dikerek siyaset yaptıklarını sananları anlamakta zorlanıyoruz. Bir davası, bir vizyonu olanların durumu farklıdır. Bir de bunları destekleyecek projelere, samimi hakikatli bir dile sahipseniz siyasette de gönüllerde de kalıcı olursunuz.”
]]>Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Bingöl Üniversitesi’nde Arı ve Arı Ürünleri Tanıtım Ofisi, Modern Arıcılık Kompleksi ve Teknoloji Transfer Ofisi (TTO) binalarının açılış programına katıldı. Arı ve Arı Ürünleri Tanıtım Ofisi bahçesinde düzenlenen programda konuşan Yılmaz, üniversitesinin Bingöl balıyla ilgili çalışmalarının önemli olduğunu belirtti. Yılmaz, “Bir önceki ziyaretimizde Bingöl Üniversitemizin ev sahipliğinde gerçekleşen Uluslararası Bal Şurası ve Fuarı’nın açılışını yapmıştık. Bugün de Arı ve Arı Ürünleri Tanıtım Ofisi, Modern Arıcılık Kompleksi ve Teknoloji Transfer Ofisi’nin ilimize, üniversitemize kazandırılmasına şahitlik yapıyoruz. Aynı zamanda tabii İslami İlimler Fakültesi binamızın resmi açılışını gerçekleştirmiş oluyoruz. Her biri birbirinden kıymetli binalar. Tek tek burada görme imkanımız yok belki ama sadece İslami İlimler Fakültemizin binası için bile gerçekten çok şeyler söylemeye değer. Mimarisiyle, büyüklüğüyle, kattığı değerler her türlü takdiri hak ediyor. Teknoloji Transfer Ofisi’yle üniversitemizde yapılan araştırmaların değerlendirilmesi ve ticarileştirilmesi, üniversite-sanayi iş birliğinin sağlanması, üretilen bilgi bölgesel ve ulusal düzeyde örnek oldu. Bundan sonrası da gelir inşallah. Üniversitemize daha fazla hayırsever katkısını beklediğimizi de ifade etmek istiyorum. Bu eserlerde inanıyorum ki bu desteği verenlerin isimleri de en güzel şekilde yaşayacaktır. Üniversitemizin Bingöl balının markalaşması ve arı ürünlerinin çeşitlendirilmesi yönünde çalışmaları da gerçekten takdire şayandır” dedi.
Bingöl Üniversitesi’nin arı ve arı ürünleri alanında uzmanlaşan tek üniversite olduğunu aktaran Yılmaz, “2016 yılında tarım ve havza bazlı kalkınma alanında pilot üniversite seçilmesinden bu yana yürütülen projelerle önemli ve mesafe kat etmiştir. Cumhurbaşkanımız belli sayıda üniversiteyi o tarihlerde pilot üniversite olarak ilan etmiştir. Bingöl Üniversitemiz de bunlar arasında yer almaktadır. Daha sonra yapılan çalışmalarla özellikle arıcılık konusunda ihtisaslaşması hususunda bir karar verilmiş ve bu yönde çalışmalar sürdürülmüştür. Üniversitenin bu alandaki bilimsel araştırmaları ve teknolojiye dayalı yaklaşımları yerel üreticilere modern yöntemler ve teknikler sunmaktadır. Böylece Bingöl balının ürün kalitesi arttırılmakta ve pazarlama olanakları genişletilmektedir. Bölgesel istihdama da, tabii ki ekonomiye de katkıda bulunulmaktadır. Bu üniversite, üretici iş birliği anlamında gerçekten örnek olarak ifade edebileceğimiz uygulamalardan bir tanesi. Biz her zaman altını çiziyoruz. Üniversitelerimiz toplumla, yerel yönetimle üreticiyle, sanayiciyle, çiftçiyle, meslek kuruluşlarıyla, sivil toplumla, toplumun bütün kesimleriyle ilişkilerini geliştirmek zorundadır. Üniversite bir eğitim kurumu olduğu gibi aynı zamanda bir araştırma kurumu ve bir kalkınma kurumudur. İçinde bulunduğu bölgenin kalkınması, gelişmesi için üniversitenin ortaya koyacağı çabalar son derece kıymetli. Bu da işte bu işbirlikleriyle gerçekleşebilecek bir hedef. Bu anlamda arıcılık konusunda ortaya koyulan çalışmaların örnek niteliğinde olduğunu ifade etmek isterim. Değerli katılımcılar, karakteristik tat ve aromaya sahip Bingöl balının ünü dünyaya yayılmış, coğrafi işaret alarak küresel çapta pek çok ödüle layık görülmüştür” diye konuştu.
“O dönem yorum yapanları Bingöl Üniversitesi’ne davet etmek lazım”
Yılmaz, “Cumhurbaşkanımız, başbakanken bu süreci başlattı ve her ilde bir üniversitemiz olacak dedi. Doğuda, batıda, kuzeyde, güneyde. Her ilde bir üniversitemiz olacak dedi. İnsanımız yükseköğretime erişimde sıkıntı yaşamamalı dedi. Bu zihniyetin bir sonucu olarak bu üniversiteler kuruldu. 2007 yılında kurulduğunda eleştirenler oldu. Bunlar tabela üniversitesi olacak, buradan bir üniversite olmaz diyenler oldu, yorum yapanlar oldu. O yorumları yapanları şimdi Bingöl Üniversitesi’ne davet edip gezdirmek lazım. Gerçekten bugün iftihar ettiğimiz bir noktaya geldik. Tabela üniversitesi değil, ulusal düzeyde ve uluslararası düzeyde rekabetçi bir şekilde yarışan üniversite var. Bingöl Üniversitesi bunun çok güzel bir örneği” şeklinde konuştu.
Programa Yılmaz’ın yanı sıra Vali Ahmet Hamdi Usta, AK Parti milletvekilleri Feyzi Berdibek ve Zeki Korkutata, Bingöl Belediye Başkanı Erdal Arıkan katıldı. – BİNGÖL
]]>Çayboyu Yolu, Sivas-Malatya kara yolundaki Yağdonduran Tüneli ve Bağlantı Yolu, Numune Hastanesi Köprülü Kavşağı ve Tayyip Erdoğan Bulvarı için düzenlenen toplu açılış törenine konuşan Uraloğlu, açılışı yapılan projelerin, Sivas’ın ulaşım ağının gücüne güç katacağını söyledi.
Uraloğlu, coğrafi konumuyla kuzey-güney yönünde Orta Karadeniz sahilini iç kesimlere ve Güneydoğu’ya bağlayan Sivas’ın, doğu-batı yönünde de İran sınırından Çanakkale’ye kadar Anadolu’yu kat eden D-200 Devlet Yolu güzergahında bulunduğunu belirtti.
Sivas’ın, konumu gereği ülkenin tüm kara ve demir yolu güzergahlarının arasında bir köprü niteliği taşıdığını vurgulayan Uraloğlu, “Bu nedenle Sivas ulaşım ağını güçlendirecek her projenin öneminin farkındayız ve tüm projelerimizi yakinen takip ediyoruz. Şehrimizin ulaşım ve haberleşme yatırımları için yoğun çalışmalar yürütüyoruz.” diye konuştu.
Bakan Uraloğlu, Sivas’ın ulaşım ve iletişim altyapısı için yaklaşık 171 milyar lira yatırım gerçekleştirdiklerine dikkati çekerek, şunları kaydetti:
“2002 yılında 24 kilometre olan bölünmüş yol uzunluğunu 836 kilometreye, 7 kilometre olan bitümlü sıcak karışım kaplamalı yol uzunluğunu ise 585 kilometreye yükselttik. Sivas’ı Erzincan’a, Kayseri’ye, Tokat’a, Yozgat’a ve Kahramanmaraş’a bölünmüş yollarla bağladık. Şarkışla-Kaynar yolu, Hafik-Doğanşar yolu, Sivas-Çamlıbel-Tokat yolu, Hafik-Doğanşar yolu, Koyulhisar-Mesudiye yolu, Reşadiye-Gölova-İmranlı Ayrımı yolu ile Kangal-Çetinkaya Ayrım Divriği yolu gibi projeleri hayata geçirdik. Kangal-Balıklı Çermik turistik yolu ile Şarkışla-Akçakışla Yolunu sathi kaplamalı tek yol olarak tamamladık. Sivas Karayün Celalli Yolu’nda Eğri Köprüsü ile Eski Sivas-Malatya yolu üzerindeki tarihi Fadlum Köprüsü’nün onarımını yaptık. Sivas’ımızda hiç tünel yoktu, 3,8 kilometre uzunluğunda 3 tünel inşa ettik. Şu anda da 41 milyar 404 milyon lira proje bedeli ile 21 ayrı kara yolu projesine devam ediyoruz. Bunların en önemlilerinden ikisi, açılışı için bir araya geldiğimiz Yağdonduran Tüneli ve bağlantı yolu ile Numune Hastanesi Köprülü Kavşağı projelerimizdir.”
Açılışı yapılan Yağdonduran Tüneli’nin önemini vurgulayan Uraloğlu, “1750 metre rakımlı Yağdonduran Geçidi’nde hayata geçirdiğimiz 850 metre tünel, 717 metre aç-kapa yapısı olmak üzere toplam 1567 metre uzunluğundaki Yağdonduran Tüneli’ni bitümlü sıcak karışım kaplamalı bölünmüş yol standardında, çift tüplü olarak inşa ettik. 1674 metre kotunda başlayan tünelimiz yüzde 2 eğimle devam ederek 1705 metre kotunda sona eriyor.” ifadelerini kullandı.
Uraloğlu, tünel projesinin toplam uzunluğunun bağlantı yolları ile 5 kilometreye ulaştığını, kış aylarında yoğun kar yağışı, buzlanma ve tipi nedeniyle zaman zaman aksayan ulaşımı, tünel konforuyla kesintisiz hale getirdiklerini aktardı.
Yağdonduran Tüneli, yolu 2,2 kilometre kısalttı
Özellikle ağır taşıt trafiği tarafından önce tırmanarak ardından inilerek zorlukla aşılan güzergahta daha hızlı ve güvenli ulaşım tesis ettiklerini anlatan Uraloğlu, “Güzergah üzerinde bulunan keskin virajlar ve dik rampaları standartlara uygun hale getirdik. Ayrıca Sivas-Malatya ulaşımının yanında ülkemizin güneyi ile kuzeyi arasında yüksek standartlı kara yolu bağlantısı tesis ederek, sanayi, ticari ve tarımsal ürünlerin daha hızlı nakledilmesini sağladık.” şeklinde konuştu.
Uraloğlu, Yağdonduran Tüneli’nin inşa edilmesi ve mevcut yolda yürütülen çalışmalar sayesinde güzergahı 2,2 kilometre kısaltarak, seyahat süresini 40 dakikadan 30 dakikaya indirdiklerini belirterek, “Böylece bu yolumuz ile zamandan 110,4 milyon lira, akaryakıttan 142,7 milyon lira olmak üzere yıllık toplam 253,1 milyon lira tasarruf edeceğiz. Çevreye zarar veren araçların karbon emisyonunu da 10 bin 200 ton azaltarak doğanın korunmasına katkı sağlayacağız.” dedi.
“Trafiği, kesintisiz hale getirerek bölgeyi rahatlattık”
Sivas’ın yerel trafiğin yanında ciddi bir transit trafik yüküne de sahip bir şehir olduğuna değinen Uraloğlu, şöyle devam etti:
“Bu nedenle Sivas şehir merkezi ile Numune Hastanesi’ni bağlayan güzergahın D-200 Devlet Yolu ile kesiştiği noktada Numune Hastanesi Farklı Seviyeli Kavşağı’nı da inşa ettik. Her gün 40 bine yakın aracın geçiş yaptığı ve sinyalizasyon ile dur-kalk yaparak ilerleyen trafiği, kesintisiz hale getirerek bölgeyi rahatlattık. Hastalarımızın, sağlık personeli ve ziyaretçilerin Numune Hastanesi’ne güvenli ve konforlu erişimini sağladık. Özellikle zamanla yarışılan acil durumlarda ambulans ve hasta nakil araçlarının hastaneye hızlı ulaşımını tesis ettik. Kavşağımız ile zamandan 191 milyon lira, akaryakıttan 5 milyon lira olmak üzere yıllık toplam 196 milyon lira tasarruf edeceğiz. Çevreye zarar veren araçların karbon emisyonunu da 396 ton azaltarak doğanın korunmasına katkı sağlayacağız.”
Uraloğlu, bakanlığın yanı sıra Sivas Belediyesinin de kent içi trafiğini rahatlatan Recep Tayyip Erdoğan Bulvarı ve Alibaba-Kılavuz Bağlantı yolu olmak üzere iki büyük projeyi Sivas’a kazandırdığını kaydetti.
Recep Tayyip Erdoğan Bulvarıyla Cumhuriyet Üniversitesi’ne ulaşımın çok daha kısa, kolay ve konforlu bir hale getirildiğine işaret eden Uraloğlu, “Alibaba-Kılavuz Bağlantı yoluyla da Alibaba Mahallesi’ndeki Aşık Veysel Bulvarı ile Kılavuz’daki Necmettin Erbakan Bulvarı birbirine bağlandı. Ayrıca bulvar boyunca oluşturulan koşu ve bisiklet yolu ile vatandaşların bölgede spor yapmalarına da imkan sağladı.” dedi.
“74 yıl aradan sonra TÜRASAŞ’ta ilk fabrikayı kazandırmanın gururunu yaşıyoruz”
Ankara-Sivas hızlı tren hattı kapsamında inşa edilen Sorgun ve Akdağmadeni istasyonlarının yeni hızlı tren garlarını bugün hizmete açtıklarını hatırlatan Uraloğlu, “Bugün Sivas’a çok büyük bir müjdeyle geldik. TÜRASAŞ Sivas Bölge Müdürlüğü’nün yeni Boji Üretim Fabrikası’nın açılışını gerçekleştireceğiz. Demir yolu araçlarının en önemli bileşeni olan boji üretim fabrikasını açarak 74 yıl aradan sonra TÜRASAŞ Sivas Bölge Müdürlüğü’ne ilk fabrikayı kazandırmanın da gururunu yaşıyoruz. Fabrikamız istihdamın ve üretimin yanında demir yolu yan sanayinin gelişmesine de katkı sağlayacak.” değerlendirmesinde bulundu.
AK Parti TBMM Grup Başkanı Abdullah Güler ise ulaşım projeleriyle Sivas’ın trafiğinin rahatlayacağını bildirdi.
Cumhurbaşkanı Recep Erdoğan liderliğinde 22 yıldır Sivas’ın önemli hizmetler aldığını anlatan Güler, “Bu çalışmalar kapsamında Ankara-Sivas hızlı tren projesinin açılışını yaptık. Özellikle iç turizm noktasında geçmişten bugüne 2-3 kat artış yaşandı.” diye konuştu.
Güler, hizmetlerin Sivas’a kazandırılmasında emeği geçenlere teşekkür etti.
Açılış törenine Ulaştırma ve Altyapı Bakan Yardımcısı Osman Boyraz, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakan Yardımcısı Nevzat Şatıroğlu, Sivas Valisi Yılmaz Şimşek, AK Parti Sivas Milletvekilleri Hakan Aksu ve Rukiye Toy, Sivas Belediye Başkanı Hilmi Bilgin, protokol üyeleri ve vatandaşlar katıldı.
Uraloğlu, kullandığı TOGG ile açılışı yapılan Çayboyu Yolu’nu geçti.
Bakan Uraloğlu, törenin ardından Sivas Valisi Yılmaz Şimşek’i makamında ziyaret etti.
]]>Sakarya’da Selim Özen’in girişimleriyle sosyal sorumluluk projesi kapsamında 2014’te para trap branşına yönelik Yenihayat Spor Kulübü kuruldu. 10 yıl önce kurulan kulübün bedensel engelliler plak atışlarında milli takıma kazandırdığı 4 sporcu, Hindistan’ın başkenti Yeni Delhi’de WSPS Dünya Şampiyonası’nda ay yıldızlı formayı giyerek derece elde etmek istiyor.
Arifiye Atış Poligonu’nda kampa giren sporculardan PT1 (tekerlekli sandalye) kategorisinde Yusuf Kambur, PT1 (tekerlekli sandalye) Erhan Bakan ve PT3 (ayakta atış) kategorisinde Muaz Erdem Madran ilk defa dünya şampiyonasında Türkiye’yi temsil edecek. Daha önceki yıllarda dünya şampiyonasına katılan PT2 (ayakta atış) kategorisindeki Türkiye şampiyonu Hüseyin Sandal ise kendi kategorisinde rekortmen konumunda yer alıyor. Arifiye Atış Poligonu’ndaki hazırlık çalışmalarını tamamlayan milli sporcular ilk olarak Hindistan’da, daha sonrasında ise İspanya’da gerçekleştirilecek dünya şampiyonalarında altın madalya kazanmak istiyor.
“Bir dünya kupası, bir dünya şampiyonası tecrübesi kazandım”
PT2 (ayakta atış) kategorisinde yarışacak olan milli sporcu Hüseyin Sandal, ” Konya’dan buradaki kulübe dahil olduk. Daha önceden de atış yapıyordum ama daha sonrasında profesyonel olarak yapmaya başladım. Arkadaşlar ilk defa katılacak. Ben geçtiğimiz sene tek başıma dünya kupası, dünya şampiyonası tecrübesi kazandım. Onlar ve benim için yeni bir tecrübe. Farklı ülke ve farklı bir poligonda mücadele edeceğiz. Yapılacak olan bu şampiyonada öncelikle tecrübe kazanacağız. Federasyon başkanımızın dediği gibi; bilemeyiz, belki de tarih de yazabiliriz. Kendimize güveniyoruz. Hiçbir zaman umudu kaybetmedik. Kendimize olan güvenimiz tamdır. Türkiye para trap atıcıları olarak iyi derecelere imza atacağız” dedi.
“İlk katılımımda Türkiye birincisi oldum ve ilk kez dünya şampiyonasına gidiyorum”
PT3 (ayakta atış) kategorisinde yarışacak olan ve katıldığı ilk müsabakasında Türkiye şampiyonu olan 14 yaşındaki Muaz Erdem Madran, ” Aydın’dan geldim ve burada yapılan şampiyonada derece yaptım. Bu sebeple Hindistan’a gitmeye hak kazandım. Atışlarımın kötü olduğu zamanlarda arkamda duran ağabeylerim var, çok iyi destek ve moral veriyorlar. Benim babam ve ağabeyim avcıydı. Onlarla ava gidiyordum. Poligonu ve trap işini öğrendim ve katıldım. İlk katılımımda Türkiye birincisi oldum ve ilk kez dünya şampiyonasına gidiyorum. Benim elim ve ayak parmaklarımda doğuştan olan bir eksiklik var. Buna rağmen spordan vazgeçmiyor ve devam ediyorum” diye konuştu.
“İlk hedefim milli sporcu olmak, göğsümde ay yıldızı taşımaktı”
PT1 (tekerlekli sandalye) kategorisinde ilk kez dünya şampiyonasına gidecek olan Erhan Bakan, “Bu spora engelli olduktan sonra severek başladım. Milli duygu benim için çok farklıydı ve ilk hedefim milli sporcu olmak, göğsümde ay yıldızı taşımaktı. İlk hedefimi başardım şimdi ise Hindistan’da derece alıp ülkemi daha büyük yerlerde temsil etmek istiyorum. Bu durumu tarif edecek bir duygu yok. Milli formayı giymek herkese nasip olmuyor ve ben bunu aldığım zaman ağlamaya başladım. Ben bu durumu hiçbir mutluluğa değişmedim ve şuan gerçekten çok heyecanlıyım. Ben silahlara ve bıçaklara karşıydım. Başkanımız Selim Özen sporu bana anlattı ve beni buraya davet etti. Ben de canlıya ateş edilmediğini ve sadece bir spor olduğunu görünce burada başladım. Yaklaşık 2 yılın sonunda da milli sporculukla şereflendirildim” şeklinde konuştu.
“Hiçbir engelli birey eve kapanmasın”
Engelli olduktan sonra eve kapanmadığını dile getiren Bakan, “Şuan da eski halimden belki iki kat daha iyiyim. Gezmem, eğlenmem, özellikle spor yapmam eskiden nasıl bir insansam şuan iki katıyım. Hatta daha da aktifim. ‘Yapılamaz’ denen ne varsa yapıyoruz. Hiçbir engelli birey eve kapanmasın. Çıkabildiği kadar dışarı çıksın kimse ayıplamıyor, kimse hor görmüyor. Hatta engellileri el üstünde tutuyorlar. Tanımadığınız insanlar size yardımcı oluyor. Onlarla sohbet etme şansınız oluyor” ifadelerini kullandı.
“İlk defa ay yıldızlı formayı sırtımıza geçirip ülkemizi temsil etmeye çalışacağız”
PT1 (tekerlekli sandalye) kategorisinde yarışacak Yusuf Kambur ise “5 yaşında geçirdiğim bir trafik kazası sonrasında omurilik felci sebebiyle tekerlekli sandalyeye bağımlı olarak hayatımı sürdürüyorum. Spor ile tanışmam biraz geç oldu. Engelli erişim ve ulaşımlarındaki sıkıntıları aştıktan sonra Selim Özen’in desteğiyle sporla tanıştım. 2014 yılında burada ilk atışlarımıza başladık. Tabii o zamanlar bizim için bir hayalden öteydi ama aradan geçen 10 yılın ardından 2024 yılında ilk defa ay yıldızlı formayı sırtımıza geçirip ülkemizi temsil etmeye çalışacağız. İlk defa katılıyorum. 4 arkadaşız. Tabii ki inceden bir heyecan var ama neticede bu sporun içinde olan bir durum. Elimizden geleni yapmaya çalışacağız. Hedeflerimiz yüksek. Bu uzun bir yol. Atıcılık sporu da zordur. Mental ve fiziksel olarak hazır olmanız gerekir. Ben inanıyorum, ilerleyen süreçler de çok iyi işler başaracağız” dedi.
“Birçok engele rağmen bu çocuklar başardı”
Avcılık ve Atıcılık Federasyonu Organizasyon Komitesi Üyesi Nevin Görmüş, “Birçok engele rağmen bu çocuklar başardı. Daha da iyi olacaklarına inanıyorum. İmkanlarımız ne kadar çok olursa bu çocuklar o kadar fazla yol alacaklar” diye konuştu. – SAKARYA
]]>Zonguldak’ın Gökçebey ilçesinde Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır’ın katılımıyla düzenlenen Creavit AR-GE Merkezi açılış töreninde konuşan Tunç, ülkenin sanayi alanında son yıllarda kalkınmasını, ilerlemesini sürdürürken, AR-GE ve inovasyona da büyük önem verildiğini söyledi.
Tunç, şirketlerin, şehirlerin, ülkelerin AR-GE ve inovasyona önem verdiği ölçüde rekabetçi olduğuna işaret ederek, Zonguldak’ın da Filyos endüstri bölgesiyle öne çıktığını görmekten duydukları memnuniyeti dile getirdi.
Bakan Kacır’ın, ülkenin 22 yılda sanayi ve teknoloji alanındaki gelişimini anlattığını aktaran Tunç, şunları kaydetti:
“Gurur duymamak mümkün değil. Bundan 22 yıl önce AR-GE ve tasarım noktasında hiç firma yokken bugün 1600’lere ulaşması; gelişmenin, kalkınmanın göstergesi. Organize sanayi bölgelerimizin sayısının artması, organize sanayi bölgelerimizdeki fabrikaların çoğalması, bölgemizde de bunların örneklerinin artarak devam etmiş olması hepimizin malumu. Türkiye genelinde 2002’ye göre organize sanayi bölgelerinde 3 kat artış söz konusu. Yine uluslararası liman sayısı bakımından 2-3 kat, tersane sayısı bakımından yine 3 kat, havalimanı sayısı bakımından 2 kattan fazla artış söz konusu. Ulaşım, demir yolu, kara yolları tüm bunları anlatmama gerek yok. Nereden nereye gelindiğini, ne kadar büyük mesafe alındığını hepimiz biliyoruz.”
Tunç, kalkınmanın, sanayileşmenin, teknolojinin en önemli temelinin eğitim olduğuna dikkati çekerek, derslik ve üniversite sayılarında kat kat artışlar söz konusu olduğunu ifade etti.
Türkiye ekonomisinin 3-4 kat büyüdüğünü belirten Tunç, bunun tüm alanlardaki olumlu etkisinden bahsetti.
“Milletimiz 22 yıldan bu yana güvene, gelişmeye, kalkınmaya destek verdi”
Bakan Tunç, istikrarlı kalkınma hamleleriyle ülkenin 81 vilayetini eserlerle donatırken, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde ülkenin demokrasi standardını da yükseltmenin gayretinde olduklarını anlatarak, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Temel hak ve özgürlük alanını daha da genişletti. Hak arama hürriyetini, hak arama yollarını yaptığımız mevzuat ve anayasa değişiklikleriyle alabildiğine genişlettik, demokratik hukuk devleti ilkesini güçlendirdik. Birileri ‘Türkiye’de hukuki güvenlik yok, öngörülebilirlik yok.’ diye kara propaganda yapsa da bunun hiçbir aslı ve astarı yoktur. Birkaç böyle siyasallaştırdıkları davaları öne çıkararak, Türkiye’de hukuki güvenliğin olmadığı, Türkiye’de hukuki öngörülebilirliğin, yatırım ortamının olmadığı yönündeki kara propagandalara milletimiz de inanmıyor ve Türkiye’ye gelmek isteyen yabancı sermaye de buna inanmıyor. Rakamlar ortada. Türkiye’ye gelen yabancı sermaye miktarı, doğrudan yabancı sermaye miktarı 2002’de sadece 15 milyar dolardı. Bugün bu rakam 262 milyar doları geçti. Türkiye’de yabancı yatırımcı hukuka güvenmese, öngörülebilirlik olmasa 15 milyardan 262 milyara doğrudan yabancı sermaye çıkabilir miydi?”
Türkiye’ye 2002’de doğrudan yabancı sermaye getiren şirket sayısının 5 bin 600 olduğunu aktaran Tunç, “Bugün bu sayı 80 bin 500’ü aştı. Türkiye’ye güven olmasa Türkiye’de hukuk olmasa öngörülebilirlik olmasa yabancı şirketler Türkiye’ye yatırım yapılabilir miydi? İşte bu kara propagandayı yapanlar; maalesef Türkiye’ye yabancı yatırımcı gelmesin, sanayi gelişmesin, kalkınma hızı azalsın ve siyaseten de zor durumda kalsın iktidar ve sıra da bize gelsin diye düşünseler de milletimiz gerçekleri gördüğü için de 22 yıldan bu yana bu güvene destek verdi, gelişmeye destek verdi, kalkınmaya destek verdi.” ifadelerini kullandı.
Tunç, bölgenin doğal gaz keşfiyle enerji üssü olmaya devam edeceğini belirterek, endüstri bölgesinde oluşturulacak parsellere, yeni organize sanayi bölgelerine gelecek yatırımcılarla istihdamın artacağını kaydetti.
Bölgeye katkı sunan sanayicilere, yatırımcılara teşekkür eden Tunç, her zaman yatırımcıların destekçisi olmaya devam edeceklerini vurguladı.
Bundan sonra da ülkenin gelişmesi, kalkınması için “önce insan” diyerek, refahı artırmaya yönelik çalışmalara devam edeceklerini dile getiren Tunç, “İstikrarlı kalkınma hamleleriyle ülkemizin 81 vilayetini eser ve hizmet siyasetiyle icraatlarla donattık. Yeterli görmüyoruz, daha fazlasına bu millet layık. Çünkü bu millet 22 yıldan bu yana demokrasi mücadelesinde hep Türkiye’ye, Türkiye Yüzyılı’na omuz verdi. O nedenle milletimize biz şükran borçluyuz. Türkiye Yüzyılı’na omuz veren milletimizle beraber gençlerimizle beraber inşallah ülkemizi şehirleriyle köyleriyle beldeleriyle daha müreffeh hale getirmenin gayreti içerisinde olacağız.” şeklinde konuştu.
]]>Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Göktaş, Ankara’da bir otelde düzenlenen “Dünya Kadınlar Günü: İlerleme için Kadınlara Yatırım” temalı etkinliğe katıldı. Bakan Göktaş, yaptığı konuşmada Türkiye’nin ve dünyanın tüm kadınları ile kız çocuklarının her alanda güçlenmesi için düzenlenen toplantıyı çok değerli bulduğunu ifade etti. Dünyada barışın ve adaletin tesis edilmesini umduğunu söyleyen Bakan Göktaş, “Kadınlar ve kız çocukları hayatın her alanında hiçbir ayrımcılıkla karşı karşıya kalmadan aktif rol alsın. Kendi geleceklerini kursun, söz sahibi olsun. Bu hedef doğrultusunda atılan her adımı, yapılan her çalışmayı, oluşturulan her birlikteliği çok kıymetli bulduğumu özellikle belirtmek istiyorum” ifadelerini kullandı.
Krizlerin ve çatışmaların ortasında kalan kadınlar ile kız çocuklarının sesi olmak için bir araya geldiklerini dile getiren Bakan Göktaş, “On yıllardır Gazze’de, İsrail’in işgali ve saldırıları altında hayata tutunmaya çalışan kadınlar için, yardım eli bekleyen kız çocukları için kurulacak birlikteliğin somut bir adımı olacağına yürekten inanıyorum” diye konuştu.
“Barış için üzerimize çok büyük bir sorumluluk düşüyor”
Gazze’de hayatını kaybedenlerin yüzde 70’inin kadın ve çocuklar olduğuna işaret eden Bakan Göktaş, şunları kaydetti:
“UN Women ve UNFPA’nın tahminlerine göre 1 milyonu aşkın kadın ve kız çocuğu yerinden edildi. Saygıdeğer Emine Erdoğan Hanımefendi’nin de dile getirdiği gibi ‘İnsanlığın zulüm ile bükülen belini mazlumlar arası ayrım gözetmeden doğrultabiliriz’. Bu anlamda kimsenin geride bırakılmadığı bir dünya, kalıcı ve sürdürülebilir bir barış için üzerimize çok büyük bir sorumluluk düşüyor.”
“Kadınların barış sürecinde aktif bir şekilde yer almaları başarıyı beraberinde getirecektir”
Barışın sağlanmasında kadınlara önemli roller düştüğüne dikkati çeken Bakan Göktaş, “Şuna inanıyoruz ki, kadınların barış sürecinde aktif bir şekilde yer almaları başarıyı da beraberinde getirecektir. 11 Mart’ta başlayacak Birleşmiş Milletler 68. Kadının Statüsü Komisyonu toplantılarında bu duygumuzu dile getireceğiz” dedi.
Türkiye’nin dünyanın geleceği için kadınlar ve kız çocuklarının güvenli, sağlıklı bir hayata sahip olması için tüm gayreti gösterdiğinin altını çizen Bakan Göktaş, mazlumun umudu ve mağdurun sesi olmayı sürdüreceklerini kaydetti.
“Kadınların eğitim seviyesi ekonomik özgürlükleriyle doğru orantılıdır”
Kadın kelimesinin altını çizen Bakan Göktaş, şöyle konuştu:
“Sevginin, şefkatin ve sağduyunun simgesi olan kadın, ülkelerin geleceğinde çok etkili bir role sahiptir. Bir ülkenin kalkınması, nesillerin sağlıklı ve güçlü yetiştirilmesi, kadınların eğitim seviyesi, işgücüne katılımı ve ekonomik özgürlükleriyle doğru orantılıdır. Bugün Türkiye’de kadınlar, ülkemizin her alanda gelişmesine katkı sunan ve bizleri her daim gururlarından başarılara imza atmaktadır.”
“Kadınların refahının artırılmasında önemli kazanımlar elde ettik”
Türkiye’nin son 22 yılda kadınların siyasal, sosyal ve ekonomik hayatta daha etkin yer almaları için büyük atılımlar gerçekleştirildiğine dikkati çeken Bakan Göktaş, “Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde kadınların hak ve özgürlüklerinin genişletilmesi ve refahının artırılmasında önemli kazanımlar elde ettik. 12. Kalkınma Planımızda kadınların her türlü fırsat ve imkandan eşit biçimde yararlanmalarını temel amaç olarak belirledik” diye konuşu.
“Kadın istihdamı oranını yüzde 25’e çıkardık”
Orta Vadeli Program (OVP) çerçevesinde kadınlara ve kız çocuklarına yeni beceri ve yeteneklerin kazandırılması için özel programlar sunulduğunu belirten Bakan Göktaş, konuşmasında şu ifadelere yer verdi:
“Çalışmalarımız sonucunda bugün kadın istihdamı ve işgücüne katılımda önemli bir mesafe kat ettik. Türkiye’nin genel istihdam oranı yüzde 12 artarken, kadın istihdamı oranını yüzde 25’e çıkardık. Bu oranları artırmak için çalışmalarımızı büyük bir kararlılıkla sürdürüyoruz.”
Kadınların ev ve iş hayatı arasında tercih yapmasının önüne geçilmesi hedefleniyor
Eğitimler ve KOBİ destekleriyle kadın girişimcileri desteklediklerini anlatan Bakan Göktaş, “Bu kapsamda 0-3 yaş arası çocuklara yönelik ‘Mahalle Odaklı Kreş Modelimizle’ bakım ve eğitim hizmeti veren kurumların sayısını artırmak için çalışıyoruz. Ülke geneline yaygınlaştıracağımız bu model ile kadınların ev ve iş hayatı arasında tercih yapmak zorunda kalmalarının önüne geçmeyi hedefliyoruz” açıklamasında bulundu.
“3 bin 97 genç kadına destek olduk”
Hayata geçirilen ‘Kadınların Kooperatifler Yoluyla Güçlendirilmesi Projesi’ ile 10 bin kadına danışmanlık ve eğitim hizmeti verdiklerini hatırlatan Bakan Göktaş, “Ne eğitimde ne istihdamda olan kadınlar için ‘Geleceğini Kuran Genç Kadınlar Projesi’ni hayata geçirdik. Bu projeyle 3 bin 97 genç kadına destek olduk. Mühendis olmak isteyen kız öğrencilerini desteklemek amacıyla ‘Türkiye’nin Mühendis Kızları Projesi’ni başlattık” diye konuştu.
“Kadın Girişimcilerimiz ile Güçlü Yarınlara Programı’nı başlattık”
Günümüze kadar 931 kız mühendise destek verildiğini aktaran Bakan Göktaş, “Ekonomik hayata katılımlarına destek olmak amacıyla ‘Kadın Girişimcilerimiz ile Güçlü Yarınlara Programı’nı başlattık. Bu programla kadınların gelir getiren faaliyetlere katılımlarını kolaylaştırmayı ve istihdam olanaklarını artırarak kadınları güçlendirmeyi hedefliyoruz” ifadelerine yer verdi.
Bakan Göktaş’ın konuşmasının ardından hatıra fotoğrafı çektirildi. – ANKARA
]]>Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Basın Yayın Birliği Derneğinin desteğiyle Türkiye Basım Yayın Meslek Birliği (TBYM) tarafından organize edilen program, çok sayıda ulusal ve uluslararası yayımcıyı bir araya getirdi.
TBYM Başkanı Mehmet Burhan Genç, açılışta yaptığı konuşmada İstanbul’un kültür ve sanatın başkenti olduğunu belirterek, Türkiye’nin yayıncılık açısından çok canlı ve dinamik bir ülke olduğunu söyledi.
Kitap üretimine dair veriler aktaran Genç, üretimleri üç başlıkta topladıkları bilgisini vererek, “Birincisi bandrollü dediğimiz özel sektör tarafından üretilen kitap adedi, ikincisi Milli Eğitim Bakanlığının okullar için ürettiği ders ve yardımcı kitaplarımız, üçüncü grupta da 48 sayfa altında bandrol zorunluluğu taşımayan daha ziyade çocuk kitapları.” ifadesini kullandı.
Genç, Türkiye’de 2023’te yaklaşık 750 milyon kitap üretildiğini aktararak, “İlk baskısı yapılan 58 bin yeni kitap üretildi. İkinci ve sonraki baskıları yapılmış 159 bin kitap çeşidi söz konusu. Geçtiğimiz yıl ülkemizde toplam 271 bin farklı başlık altında kitap yayımlandı.” değerlendirmesinde bulundu.
“Etkin bir telif hakları sistemi için çalışıyoruz”
Kültür ve Turizm Bakanlığı Telif Hakları Genel Müdür Yardımcısı Fatoş Altunç, gelişen teknolojinin yayıncılığa etkilerine işaret ederek, “Geleneksel üretim süreçlerinin ülkelerin kalkınmasında belirleyici olmaktan çıktığı bir dönemi hep birlikte yaşıyoruz. Teknolojik gelişmelerin de etkisiyle yayıncılık sektörünün içinde bulunduğu fikri üretime dayalı sektörler kültür sanatı şekillendirmekle kalmıyor, ekonomik kalkınmayı ve daha da önemlisi toplumsal adaleti sağlıyor.” dedi.
Yayıncılığın güçlenmesi ve toplumsal adaletin sağlanması açısından iyi işleyen bir fikri mülkiyet sisteminin önemli olduğunu dile getiren Altunç, şunları kaydetti:
“Telif Hakları Genel Müdürlüğü olarak, ülkemizde etkin bir telif hakları sistemi oluşturulması amacıyla, idari uygulamaların yürütülmesi, kültür sanat sektörünün güçlendirilmesi ve bu alanda ihtiyaç duyulan mevzuat düzenlemelerinin gerçekleştirilmesi amacıyla ihtiyaçlara cevap veren uygulamalar için çalışmalarımızı sürdürmekteyiz.”
Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürü Taner Beyoğlu da etkinliğin, Türk edebiyatının ve yayımcılığının dışa açılımında, uluslararası kültürel ve ticari ilişkilerin gelişmesinde kurmaya çalıştıkları sistemin temel taşlarından biri olduğunu vurguladı.
Bu sene etkinliğin dokuzuncusunu gerçekleştirdiklerini sözlerine ekleyen Beyoğlu, “Başladığı noktayı düşündüğümüzde, katılımcı sayısı ve katılım içeriği bakımından değerlendirdiğimizde büyük bir yol kat ettiğimiz hepinizin de yakından müşahede ettiği gibi çok net.” açıklamasını yaptı.
Uluslararası Yayıncılar Birliği (IPA) Başkan Yardımcısı Gvantsa Jobava, programa katılmanın her zaman çok heyecan verici olduğunu belirterek, “Gürcü bir yayıncı olarak, komşu ülke Türkiye’ye gelmek bana kendimi dostlarımın arasında hissettirdi.” diye konuştu.
Jobava, odak ülke Meksika ile diğer ülkelerden katılanlara ve organizasyona katkıda bulunanlara teşekkür etti.
“Gazze’de değil kitap okumak, bir kitaba ulaşmak bile mümkün değil”
İstanbul Ticaret Odası (İTO) Başkanı Şekib Avdagiç, oda olarak bu tip etkinliklere diğer bağlı kuruluşlarla beraber destek vermeye çalıştıklarının altını çizerek, “Bugün de burada hem İTO hem de kurumumuza bağlı Turizmi Geliştirme Vakfımızla beraber katkı veriyoruz.” ifadelerini kullandı.
Bu tip etkinliklerin daha bilinçli, eğitimli ve daha güzel bir toplum için umut verdiğini kaydeden Avdagiç, “Gerçekten en fazla umuda ihtiyacımızın olduğu bir dönemden geçiyoruz. Çünkü insanlık olarak çok önemli bir sınavla karşı karşıyayız. Maalesef insanlık beş aydır devam eden bir soykırımla, katliamla karşı karşıya.” değerlendirmesini yaptı.
Avdagiç, Filistin halkına büyük bir zulüm yapıldığını vurgulayarak, “Beş aydır Gazze’de değil kitap okumak, bir kitaba ulaşmak bile mümkün değil. İnsanlar orada sadece hayatta kalmaya çalışıyorlar. Yaşanan bu faciayı, katliamı şahsım, kurumum ve Türk iş dünyası adına çok şiddetli bir şekilde kınıyorum.” dedi.
Meksika Yayıncılar Birliği (CANIEM) Başkanı Hugo Setzer, Meksika’yı odak ülke olarak İstanbul’da ağırlayan program ekibine teşekkür etti.
Meksikalı yayımcıların önemli bir delegasyonla programa katıldıklarını belirten Setzer, katılımcıları aralıkta Meksika’da düzenlenen etkinliğe beklediklerini kaydetti.
“Kalemimin bende bir sorumluluk olduğunu hissediyorum”
Cumhurbaşkanlığı Kültür Sanat Politikaları Kurulu Başkan Vekili Prof. Dr. İskender Pala ise her gün yazıhanesinde 10 saat okuyup yazdığını, son 10 yıldır “Kaç kitaplık ömrüm kaldı? Gençlere, iyi insanlara kaç tane daha kitap bırakabilirim?” düşüncesiyle çalışmalarını sürdürdüğünü aktardı.
Yazdıklarından dolayı kendisinde bir sorumluluk hissettiğinin altını çizen Pala, şöyle devam etti:
“Kalemimin bende bir sorumluluk olduğunu hissediyorum. ‘Dünyada pek çok insanın benim söyleyeceklerime ihtiyacı var.’ diye hiç durmadan okuyor ve yazıyorum. 102 kitap yazdım, akademik kitaplarımı bir kenara bırakırsak herhalde 40 tanesi hiç durmadan her yıl yeniden basılıp okunuyor. Şunun için mutluyum. Sabah uyanıyorum, ofisime gidiyorum, orada bir şeyler yazıyorum. Akşam geri döndüğümde o gün en az bin kişiye benim bir kitabım ulaşmış oluyor.”
Prof. Dr. Pala, senede 365 bin kitabının okuyucuyla buluştuğunu vurgulayarak. “Her gün bin okuyucu bana belki iyi niyetlerini gönderiyor, enerjilerini hissediyorum. Dünyanın herhangi bir yerinden Sinop’tan, Azerbaycan’dan, Çin’den, Antalya’dan, Mısır’dan, İngiltere’den, Fransa’dan, Hollanda’dan birisi okuyor benim kitabımı. Diyor ki, bu adam şöyle söylemiş, bak ne güzel söylemiş. Onun o taşıdığı iyi niyet, bana ağız tadı, moral, sağlık, sıhhat oluyor ve ben daha çok çalışıyorum.” değerlendirmesini yaptı.
Bir romanı 250 günde, 2 bin 500 saat çalışarak yazdığını aktaran Pala, şunları kaydetti:
“Ben her sene, 2 bin 500 saati sadece bir romana harcamak için misafir kabul etmiyorum, gezmeye gitmiyorum. Çocuklarıma ayırdığım zamandan alıyorum ve o 2 bin 500 saati bir araya getiriyorum. Türkiye’de benim gibi pek çok yazar böyle çalışıyor. Dünyanın her yerinde yazarlar böyle çalışıyor. Yani siz fellowship, yayımcılık gibi mesleklerle uğraşırken aslında sizin için iş gücü oluşturan insanların dünyasını anlayın diye bunları söylüyorum. Biz o kadar alın teri, emek, göz nuru, hastalık, koşturmaca, geçim sıkıntısı vesaire içerisinde bir şeyler üretmeye gayret ediyoruz. Sizlerin burada bulunmanız, benim yazdıklarımın daha fazla insana ulaşması demek. 102 kitabımın belki 365 bin değil, üç milyon kişiye de ulaşması demek. Onun için burada bulunmanızdan çok bahtiyarlık duyuyorum.”
Konuşmaların ardından İTO Başkanı Şekib Avdagiç, CANIEM Başkanı Hugo Setzer’e plaket takdim etti ve kurdele kesilerek programın açılışı yapıldı.
Etkinlik, Uzak Asya’dan Latin Amerika’ya, Kuzey Avrupa’dan Afrika’ya kadar pek çok ülkeden yayımcıların telif ve çeviri görüşmeleriyle devam etti.
İstanbul’un bir telif marketi haline getirilmesi amaçlanıyor
İstanbul Fellowship Publishing Programı’nda bir ülkenin yayıncılığının ve edebiyatının merkeze alınarak tematik bir şekilde işleneceği “odak ülke” etkinliğinde 2024’ün odak ülkesi olarak Meksika belirlendi.
Uluslararası İstanbul Yayımcılık Profesyonel Buluşmaları ile dünya yayımcılarının iş birliğinin artırılması, İstanbul’un bir telif marketi haline getirilmesi ve sektörel gelişmelerin yakından takip edilmesi amaçlanıyor.
Çok sayıda ulusal ve uluslararası yayıncının bir araya gelmesine olanak sağlayan program, 2021’den itibaren hibrit bir modelde gerçekleştirilerek katılımcılarına hem fiziki hem de çevrim içi ikili görüşme imkanı sunuyor.
]]>Açılışa, CHP Tekirdağ Milletvekili Faik Öztrak, CHP Bartın Milletvekili Av. Aysu Bankoğlu, CHP İl Başkanı İsmail Cem Akyol, Amasra İlçe Başkanı Ogün Basançelebi, Amasra Belediye Başkan Adayı Recai, Çakır, CHP’li belediye başkan adayları, Belediye ve İl Genel Meclisi Üyesi adayları ve vatandaşlar katıldı. Saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunmasıyla başlayan açılışta konuşan CHP Amasra İlçe Başkanı Ogün Basançelebi, “Amasra tarihini, kültürünü ve güzelliğini koruyarak modern ilçe haline getirme vizyonuyla çalışan Başkanımızı yeniden seçmek ve Cumhuriyet Halk Partisi’nin bayrağını indirmemek için çok çalışıyoruz. Bildiğiniz gibi demokrasi; birlikte yönetme sanatıdır. Bizler Amasra’da demokrasi sanatını en iyi şekilde icra etmeye çalışırken bazıları Amasra’yı tek adamdan alınan emirlerle yönetme arzusu içine girmişler. Bizler ‘güzel şeyler birlikte yapılır’ derken bazıları ‘büyüklerimiz yaptı’ demenin ötesine gitmiyorlar” dedi
Amasra Belediye Başkanı Recai Çakır ise konuşmasında, ‘İlk mart ayını görmeden başlayan pandemiyle uğraştık. Yine ekonomik krizin sonucunu hala hep birlikte yaşıyoruz. Bölgemizde yaşanan fırtınaya sele, canımızı acıtan maden faciası katliamında kaybettiğimiz 43 kardeşimizin acısına rağmen Amasra’da imkansız denilenleri birlikte başarmanın yolunu açtık. Emekten, doğadan ve demokrasiden yana tavrımızdan ödün vermeden, devraldığımız yüz yıllık Cumhuriyet mirasını halk için halk ile beraber yeniden yorumlayarak oluşturduğumuz Amasra modeli ile bunları başardık. Belediye, Merkezi hükümet, özel sektör, kardeş belediyelerimiz, Büyükşehir Belediyeleri destekleriyle ranttan uzak ve hizmete dayalı bu modelin misyonu, devraldığımız ağır borç yükü ve hizmet gerçekleştirmekte güçlük çeken dar bütçeli belediyemizin kaynaklarını verimli kullanarak mümkün oldu” ifadelerine yer verdi.
“Borcu yüzde 65 azalttık”
Başkan Çakır, 2019 yılında ağır borç yükü bulunan ve dar bütçeli bir belediye devraldığını belirterek, 5 yılda ödemelerin düzenli hale getirildiğini ve borcun ise yüzde 65 oranında azaltıldığını kaydetti. Enflasyonun ve giderlerin arttığı süreçte borçlarında önemli kısmını ödemeyi başardıklarını vurgulayan Çakır, ’17 ay birikmiş maaş alacakları olan personelimizin, kendi dönemimdeki maaşlarını ödediğimiz gibi, geçmiş alacaklarından da 10 maaş alacaklarını ödemiş olduk. 2019’da göreve geldikten sonraki süreçte enflasyon nedeniyle giderlerimizin 6 kat arttığını gördük. Mazot fiyatları 7 kat, elektrik 8 kat arttı. Diğer masraflarımızda da 10 katı aşan maliyet artışları ile yüz yüze geldik. Buna rağmen Amasra belediyesinin borç yükünü neredeyse yerinde tutarak, yüzde 60’a yakın borç azalmasını sağladık. Bu borç Amasra halkımızın, çocuklarımızın, torunlarımızın borcu. Biz çocuklarımızı, torunlarımızı borçlandırmak istemedik. Bugün sefa sürüp, yarın acısını onlara yaşatmamak için çaba verdik, borcumuzu azalttık” dedi.
Mazot yolsuzluğu iddialarına sert tepki
İsimsiz ve sahte bir adresin yer aldığı mektup ile hakkında başlayan soruşturma ile ilgili de konuşan Çakır, “Biz Amasra’nın sorunları ile boğuşup, kılı kırk yararak, tabiri caizse sinekten yağ çıkarırcasına çalışırken, bazıları bizi sahte isim ve adres ile ihbarda bulunup, kara çalmaya çalışıyor. Amasra halkı bize çocuklarını emanet etti. Bizimle beraber, bu kentin geleceği için yürüttüğümüz termik santral mücadelesinde bizimle beraber yürüdü, emekçilerin çadırlarında bir araya geldik. Bunun bize yapışmayacağını herkes biliyor. İlgi çekici olan şu, biz 43 kardeşimizin acısını yaşamak bir yana, hesabını sormak için davaları gün gün takip ediyoruz. Bir yılı geçti halen çözülmüş değil, bazı kamu çalışanlarına bir yılı geçtikten sonra ancak soruşturma izni verilebildi. Bizimle ilgili açılan soruşturma tahmin ediyorum, dünya rekoru. 3 gün içerisinde ifadeden sevke, ağır cezadan dava tarihi belirlenmesine uzanan süreç yaşandı. Amasra bir Türkiye rekoru daha kırdı. Ama bu bir utançtır, Amasra için. Bu utancı yaşatanlarla da, hem sandıkta hem de hukuk yoluyla hesaplaşmaya devam edeceğiz” şeklinde konuştu.
Görev süresinde yaptığı çalışma ve projeler hakkında da bilgi veren Çakır, yeniden seçilmesi halinde yapacağı çalışmalar hakkında da bilgiler verdi.
“Hizmetlerin iyi olduğu yerlerde insanlar daha mutlu oluyor”
CHP Bartın Milletvekili Aysu Bankoğlu Amasra Belediye Başkanı Recai Çakır’a ilçede yürüttüğü çalışmalar için teşekkür ederek, kendisine başarı diledi. Bankoğlu, “Ama sadece Bartın için değil, Batı Karadeniz için değil, tüm Türkiye’de hatta dünyada örnek bir kent olma yolunda ilerliyor Amasra. Tüm dünyanın göz bebeği olacak Amasra inanıyorum ben buna. Büyük bir potansiyeli var Amasra’mızın. Biz ne şanslıyız ki aslında Amasra’nın güzelliğini daha da parlatan, potansiyelinin farkında olup hak ettiği değeri bulması için gece gündüz çalışan bir belediyemiz var. ve yine ne şanslıyız ki Amasra’ya tek önceliğim hizmet diyen, işine, görgüsüne, bilgisine, ahlakına ve dürüstlüğüne güvendiğimiz bir Recai Başkanımız var. Biliyorsunuz iş ve hizmet kadar aslında insanların hafızasında iyi bir iz bırakmak ve iyi anılmakta çok önemli. Belediyemizin aslında 5 yıl boyunca yaptığı hizmetlerle iyi bir iz bıraktığını burada yaşayan hemşerilerim olarak hem siz görüyorsunuz ama aynı zamanda şehir dışından Amasra’mıza gelen herkes bunu görüyor ve bunu biliyoruz. Belediye hizmetlerinin iyi olduğu şehirlerde biliyorsunuz insanlarda daha mutlu ve daha huzurlular. Her ne kadar ekonomik gidişat herkesi bir darboğaza sürüklemiş olsa da sokağa çıktığımız zaman iyi hizmetleri görmek en azından insanlarımızın yüzünü güldürüyor” ifadelerini kullandı.
“Seçim sonucunu tahmin etmekte uğraşacağımız son seçim olabilir”
Açılışa katılan CHP Tekirdağ Milletvekili Faik Öztrak da, Belediye Başkanı Recai Çakır’ın Amasra’ya değer kattığını ifade ederek, “Amasra’mız gerçekten Türkiye’nin gözbebeği olan kentlerimizden bir tanesi ve Amasra Belediye Başkanımız Recai Çakır da Amasra’nın değerine değer kattı. Amasra’ya her geldiğimde burada bir şeylerin değiştiğini, Amasra’ya hizmet geldiğini görüyorum. Zaten Amasralılar da ‘kendisinden çok memnunuz, bir dönem daha bu hizmetlerini bir dönem daha istiyoruz’ dediler.’ ifadelerine yer verdi.
Amasra’da Çakır’ın farkla kazanmasını beklediğini ifade eden Öztrak, “Geçtiğimiz yıl bir seçim yaşadık ve seçimden sonra olan biteni de hepimiz görüyoruz. İnsanların yaşam standartları ve geçim şartları her geçen gün biraz daha geriye gidiyor. Bu seçim belki de sonucunu tahmin etmekle uğraşacağımız son seçim. Bu seçimde Amasra’dan yüzde 75 oy istiyoruz. ‘Dur ‘demenin yolu da sizin o tertemiz oylarınızdan geçiyor” diye konuştu.
Kurdelenin kesilmesi ile hizmete açılan seçim ofisinde katılımcılara yemek ikramında bulunuldu. – BARTIN
]]>Erdoğan, konuşmasında şunları kaydetti;
“Antalya Diplomasi Forumu’nun 3’üncü buluşması münasebetiyle sizlerle beraber olmaktan büyük bir memnuniyet duyuyorum. Bilindiği gibi 6 Şubat 2023’te yaşadığımız asrın felaketi nedeniyle forumumuzu geçtiğimiz yıl iptal etmek durumunda kalmıştık. Ülkemizin 11 ilini ve 14 milyon vatandaşımızı etkileyen 53 binden fazla canımızı yitirdiğimiz deprem felaketinin yaralarını hızla sarıyoruz. Bu zorlu süreçte dost ve kardeş ülkelerden gördüğümüz maddi manevi desteği burada özellikle ifade etmek isterim. Dünyanın neresinde olursa olsun acımızı yürekten paylaşan dayanışma ve desteklerini esirgemeyen dostlarımıza bir kez daha ülkem ve milletim adına şükranlarımı sunuyorum.
Anadolu’nun manevi mimarlarından Hz. Mevlana’nın çağları aşan şu sözünün hikmetine bir kez daha şahitlik ettik; Ümitsizliğin ardında nice ümitler vardır. Karanlığın ardında nice güneşler vardır. Millet olarak destekleriyle, dualarıyla, katkılarıyla en zor günümüzde bizlere umut aşılayan dostlarımızın kadirşinaslığını asla unutmayacağız. Rabbim ülkemiz ve milletimizle birlikte tüm insanlığı bu tür tabii afetlerden korusun diyorum. Depremlerde vefat eden kardeşlerimizi bir kez daha rahmetle yad ediyorum.

İŞ İNSANLARINDAN AKADEMİSYENLERE YAKLAŞIK 4 BİN KATILIMCI AYNI ÇATI ALTINDA OLACAK
Turizmin başkenti Antalya’mız forum ile birlikte küresel diplomasinin kalbinin attığı merkezlerden biri haline geliyor. Bugünkü toplantımızın etkileyici katılım düzeyi bu tespitimizin ne kadar doğru olduğunu gösteriyor. Üç gün boyunca, günümüz liderlerinden geleceğin liderlerine, iş insanlarından akademisyenlere yaklaşık 4 bin civarında katılımcı, burada aynı çatı altında bir araya gelecek. Yapılacak fikir teatilerinin ve tartışmaların bizleri doğruya, iyiye, adalete ve gerçekliğe bir adım daha yaklaştıracağına inanıyorum. Forumumuzun bu yılki temasını “Krizler Döneminde Diplomasiyi Öne Çıkarmak” olarak belirledik. Küresel siyasetin kaotik durumuna şöyle bir göz attığımızda, Forumun temasının ne kadar isabetli seçildiği anlaşılacaktır.
İnsanlık olarak gerçekten sancılı, sıkıntılı ve biteviye krizlerin yaşandığı bir dönemden geçiyoruz. Sadece dış politikada değil; üretim, iletişim, yönetim, sanat, ticaret ve teknoloji gibi pek çok alanda ezberler bozuluyor. Gönül ister ki; bu değişim insanlığın güncel sorunlarına çözüm getirsin; açlığa, yoksulluğa, geri kalmışlığa çare olsun. Maalesef bu konuda ümitvar konuşamıyoruz.

“21. YÜZYIL GİDEREK ‘BUHRANLAR ÇAĞI’NA DÖNÜŞMEKTE”
Ülkeler arasındaki gelir adaletsizliği katlanarak artıyor. Savaşlar, eskisinden çok daha kanlı ve yıkıcı geçiyor. Sömürgecilik, yeni yöntemlerle, ne yazık ki, devam ettiriliyor. Karşı karşıya olduğumuz gerçeklik şudur: Refah, huzur, barış ve özgürlük asrı olmasını umduğumuz 21’inci yüzyıl; beklentilerin tam aksine giderek bir “buhranlar çağına” dönüşmektedir. Herkesin diline pelesenk ettiği “kural temelli uluslararası düzen”, anlamını ve ağırlığını kaybetmekte, bir slogandan öteye geçememektedir. Dayanışma, adalet ve güven gibi temel kavramlardan yoksun olan cari uluslararası sistem ise asgari mesuliyetlerini bile yerine getiremiyor.
“DEAŞ İLE GÖĞÜS GÖĞÜSE MÜCADELE EDEN YEGANE NATO ÜLKESİYİZ”
Tüm bunları, olayların uzağında bir ülkenin lideri olarak söylemiyorum. Türkiye, gerek coğrafi konumu, gerek beşeri ve kültürel bağları, gerekse beynelmilel ilişkileri itibarıyla krizlerden en çok etkilenen ülkelerden biridir. İnsanlığın gündemini meşgul eden çatışmaların, gerilimlerin, savaşların, risklerin kahir ekseriyeti bizim yakın coğrafyamızda yaşanıyor. Örneğin, pek çok ülkenin son 5-10 yılda yüzleştiği terör tehdidiyle biz tam 40 yıldır mücadele ediyoruz. DEAŞ’la sahada göğüs göğüse mücadele edip bu örgütü bozguna uğratan yegâne NATO müttefikiyiz. Yükselen İslam düşmanlığının hedef aldığı toplum kesimlerinin başında bizim yurt dışında yaşayan vatandaşlarımız geliyor. Son dönemde protesto eylemi kılıfı altında Avrupa’da mukaddes kitabımız Kur’an’ı Kerim’e yönelik yapılan saldırıların çoğu, Türk Büyükelçiliklerinin önünde gerçekleştirildi. Türkiye ve Avrupalı Türkler bu süreçte özellikle provoke edilmek istendi.

Düzensiz göç meselesinde zaten 12 yıldır ciddi baskı altındayız. Çatışmalardan ve terör örgütlerinin baskılarından kaçan yaklaşık 4 milyon sığınmacıya ev sahipliği yapıyoruz. İnsanlığın yüzleştiği bir diğer önemli sorun olan iklim değişikliği konusunda da durum farklı değildir. Akdeniz çanağında olmamız hasebiyle iklim değişikliğinin menfi etkilerine her geçen yıl daha fazla maruz kalıyoruz. Bu listeyi daha da uzatmak mümkündür.
“TÜRKİYE’NİN HİÇBİR HADİSEYİ UZAKTAN SEYRETME LÜKSÜ YOKTUR”
Türkiye’nin hiçbir hadiseyi uzaktan seyretme veya görmezden gelme lüksü yoktur. Sorumluluk sahibi bir ülke olarak; doğru bildiklerimizi cesaretle söylemek, hem kendi insanımıza, hem de tüm insanlığa karşı görevimizdir. Hakikati konuşanların seslerinin kısıldığı günümüzde böyle bir misyonun zorluklarının şüphesiz farkındayız. Ama buna rağmen acı da olsa, birileri için rahatsız edici de olsa, gerçekleri dillendirmeye devam edeceğiz. Forum boyunca ortaya konacak fikirlerin, bizlere bu mücadelemizde katkı sunacağına inanıyorum.

Karşı karşıya olduğumuz jeopolitik riskleri yönetmek için her zamankinden daha aktif, çok yönlü, dikkatli ve soğukkanlı bir politika izliyoruz. Girişimci, insanı ve diplomasiyi öne çıkaran dış politikamızın temelinde kadim değerlerimizle çıkarlarımızın uyumlu birlikteliği vardır. Prensiplerimizden taviz vermeden, ülkemizin menfaatlerini her alanda güçlü bir şekilde savunmanın gayretindeyiz.
Yakın dönemde yaşadığımız hadiseler ve tecrübeler bize şunu öğretti: Diplomasi, krizlerin barışçıl çözümünde elimizdeki en büyük araçtır. Yeter ki; diplomasiye şans tanıyalım, alan açalım. Yeter ki, maksimalist hedefler peşinde koşmayalım. Her zaman söylediğimiz gibi; sıkılı yumruklarla musafaha olmaz. Hüsnüniyet, irade ve kararlılığın olduğu her yerde, diplomasi ve diyalogla mesafe almak pekâlâ mümkündür. Elbette tüm bunları dillendirirken, gerçeklerden kopuk bir romantizmden bahsetmiyorum. Tarih boyunca olduğu gibi bugün de, jeopolitik rekabetin kıran kırana geçtiği bir coğrafyada yer aldığımızı asla unutmuyoruz.

“SAHADA VARLIK GÖSTERMEDEN MASADA KAZANIM ELDE EDİLEMEZ”
İçeride güçlü olmadan, dışarıda güçlü olunamayacağını, sahada varlık göstermeden masada kazanım elde edilemeyeceğini de çok iyi biliyoruz. Nitekim bu hakikatleri göz önüne alarak, son 21 yılda ekonomiden ticarete, savunmadan ihracata her alanda büyük atılımlar gerçekleştirdik. Diklenmeden dik durabilmek için, milli onurumuzu, bekamızı, milletimizin hak ve hukukunu koruyabilmek için her türlü adımı attık.
Ekonomide ülkemizi yılda ortalama yüzde 5,5 oranında büyüttük. Milli gelirimizi 238 milyar dolardan, tam 5 kat artışla, 1 trilyon 118 milyar dolara yükselttik. Ülkemizi satın alma paritesine göre milli gelir sıralamasında dünyada 11’inci sıraya çıkarttık. İhracatı 36 milyar dolardan 256 milyar dolara, turizm gelirlerimizi 13 milyar dolardan yaklaşık 54,5 milyar dolara getirdik. En stratejik alanlardan biri olan savunma sanayiinde yerli ve milli üretimin payını yüzde 20’lerden bugünkü yüzde 80’ler seviyesine ulaştırdık. Silahlı-Silahsız İnsansız Hava Araçları teknolojisinde Türkiye’nin yazdığı başarı hikâyesi herkesin malumudur.

“KAAN İLE FARKLI BİR LİGE YÜKSELDİK”
Geçtiğimiz hafta 5’inci nesil savaş uçağımız KAAN’ın da ilk uçuşunu başarıyla yapmasıyla, artık bu alanda farklı bir lige yükseldik. Dışişlerinde 163 olan temsilcilik sayımız, bugün itibarıyla 261’e çıktı. Dünyanın en geniş diplomasi ağına sahip üçüncü ülkesiyiz. Böylece ülkemizi her alanda yakından takip edilen; sözü, duruşu ve tavrı dikkate alınan, krizlerin ve çatışmaların çözümünde anahtar rol üstlenen bir konuma getirmeyi başardık. Bugün büyük bir gururla ifade etmek isterim ki Türkiye; Hem Batı’yla, hem Doğu’yla kazan-kazan temelinde ilişkiler kurabilen… Ukrayna-Rusya arasındaki savaşta hakkaniyetli bir tutum benimseyen… Avrupa Birliği’yle Gümrük Birliği içinde olup, dünyanın dört bir yanıyla güçlü ticari ilişkiler geliştirebilen… Hiçbir ayrım yapmadan mazluma, mağdura ve ihtiyaç sahibine el uzatan… Bekası tehlikeye girdiğinde sahada her türlü tedbiri süratle alabilen… Velhasıl her alanda güçlü, dirayetli, vicdanlı “müessir bir aktör” olarak öne çıkmaktadır. İnşallah önümüzdeki dönemde de hakkı haykırmaya, adaleti savunmaya, tüm dünyada dostlarımızın sayısını artırmaya devam edeceğiz.
“KURAL TEMELLİ ULUSLARARASI DÜZENİN İFLAS BAYRAĞINI ASIL ÇEKTİĞİ YER GAZZE”
Suriye, Yemen, Libya ve son olarak Ukrayna’daki çatışmalar, bize mevcut küresel sistemin işlevini tamamen kaybettiğini göstermiştir. Ülkemizin gönül coğrafyasında patlak veren bu krizlerde Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi başta olmak üzere, uluslararası kurum ve kuruluşlar; kanı, gözyaşını ve yıkımı durduracak adımları atamadılar. Üçüncü yılına giren Ukrayna krizinde, Antalya’daki buluşmayla başlayan, İstanbul Süreci’yle bir üst seviyeye çıkan barış umutları, maalesef, gerekli destek verilmediği için âkim kaldı. On binlerce insanın hayatını kurtaracak, yaşanan acının, yıkımın önüne geçecek tarihi bir fırsat heba edildi, daha doğrusu sabote edildi. Ancak kural temelli uluslararası düzenin iflas bayrağını asıl çektiği yer, Gazze olmuştur.

7 Ekim’den bu yana Gazze’de yaşanan barbarlığı ve katliamları, hepimiz içimiz kanayarak takip ediyoruz. İsrail’in, sivil yerleşim yerlerini hedef alan kasıtlı saldırıları sonucunda bugüne kadar çoğu çocuk ve kadın 30 bin Gazzeli şehit edildi, 70 binden fazla Filistinli yaralandı ve 1,9 milyon insan evlerinden göçe zorlandı. Burada bir hususu çok açık ve net ifade etmek isterim: Gazze’de sadece çocuklar, kadınlar ve siviller canice katledilmedi… Aynı zamanda milyarlarca insanın uluslararası sisteme, adalete ve hukuka dair inancı da yok edildi. Söz konusu İsrail olunca; İnsan hakları evrensel beyannamesinin… Görevi küresel barışı temin olan Birleşmiş Millet Güvenlik Konseyi’nin… Avrupa Birliği’nin sürekli hak ve hukuktan bahseden kurumlarının… Tarafsızlıktan dem vuran uluslararası basın-yayın organlarının… Hâsılı yıllardır bize örnek gösterilen, güvenmemiz, itibar etmemiz gerektiği söylenen yapıların ne kadar aciz ve işlevsiz olduğunu hep birlikte gördük.
Gazze’de yaşananlar kesinlikle bir savaş değildir; bir soykırım girişimidir. Çünkü savaşın bile uyulması gereken bir ahlâkı, adabı ve hukuku vardır. Ana kucağındaki yavruları açlığa ve susuzluğa mahkûm eden; hastaneleri, kiliseleri, camileri, okulları, üniversiteleri, mülteci kamplarını, ambulansları bombalayan bir barbarlıktan bahsediyoruz.

“İNSANLIK OLARAK 6 YAŞINDAKİ BİR KIZ ÇOCUĞUNUN HAYATINI KURTARMAYI BAŞARAMADIK”
Ailesiyle güvenli bir yer ararken araçları İsrail güçleri tarafından vurulan ve tüm ailesini kaybeden 6 yaşındaki Hind Receb’in trajik hikâyesi, aslında Gazze’de öldürülen 15 bine yakın masum çocuğun da hikâyesidir. İnsanlık olarak “Beni almaya gelecek misiniz? Korkuyorum” diyen 6 yaşındaki bir kız çocuğunun hayatını, 12 gün boyunca kurtarmayı başaramadık. Maalesef, Hind’le birlikte diğer Gazzeli çocuklara karşı sorumluluklarımızı tam manâsıyla yerine getiremedik. Saldırıların ilk gününden itibaren ortaya koyduğumuz çabalara…
Bölgeye gönderdiğimiz 37 bin tona varan insani yardımlara… Küresel ölçekte yürüttüğümüz tüm diplomatik temaslara… Refakatçileri dâhil 900’den fazla Gazzeli hastayı ülkemize getirmemize rağmen, bunun mahcubiyetini iç dünyamızda halen yaşıyoruz. Uluslararası Adalet Divanı’nın İsrail’in soykırımı önlemesi yönünde aldığı ihtiyati tedbir kararı apaçık ortadayken, Netanyahu yönetimi işgal, yıkım ve katliam politikalarını pervasızca sürdürebiliyor. İsrail’e ilk günden beri koşulsuz destek veren Batılı güçler ise “tazıya tut, tavşana kaç” diyen ikiyüzlü politikalarıyla dökülen kana ortak oluyor. Sözler eylemle desteklenmedikçe, ne Filistin’deki zulmü durdurmak, ne de uluslararası sisteme güveni yeniden inşa etmek mümkündür.

“GARANTÖRLÜĞÜ DE İÇERECEK ŞEKİLDE SORUMLULUK ALMAYA HAZIRIZ”
Uluslararası toplum, Filistin halkına olan borcunu, ancak Filistin devletinin kurulmasıyla ödeyebilir. Bunun için 1967 sınırları temelinde başkenti Doğu Kudüs olan, bağımsız, egemen ve coğrafi bütünlüğü haiz Filistin Devleti’nin teşekkülü şarttır. Bu maksatla, garantörlüğü de içerecek şekilde sorumluluk almaya hazır olduğumuzu belirttik. Gelecekte de Filistinli kardeşlerimize gereken desteği verecek, Gazze’nin yeniden toparlanmasına da elimizden gelen katkıyı sağlayacağız.
Buradan bir kez daha uluslararası toplumu Gazze’ye ve Filistin davasına sahip çıkmaya davet ediyorum. Dünyanın bir yanında hemen her hafta meydanları dolduran, zulmü lanetleyen, tüm baskılara rağmen gerçekleri cesaretle dile getiren Filistin dostlarına şükranlarımı sunuyorum. Forumumuzun, bir daha benzer katliamların yaşanmaması için neler yapabileceğimiz noktasında verimli tartışmalara vesile olmasını diliyorum.

“TÜRK DÜNYASI’NIN BİRLİKTE GÜÇLÜ KILINMASINA YÖNELİK ÇALIŞMALARIMIZ SÜRÜYOR”
Dünya genelinde etkili olan olumsuzluklara rağmen, Türkiye Yüzyılı hedeflerimiz doğrultusunda kararlılıkla ilerliyoruz. Balkanları bölgesel sahiplenme ve işbirliği temelinde, barış, istikrar ve refahın hâkim olduğu bir coğrafya olarak görüyoruz. Kıbrıs Türk Halkı’nın müktesep hakları olan egemen eşitliğinin ve eşit uluslararası statüsünün tescili için çabalarımızı yoğunlaştırdık. Orta Asya’daki kardeşlerimizle ekonomiden enerjiye, eğitimden kültüre, ulaşımdan savunma sanayiine işbirliğimiz güçleniyor. Türk Devletleri Teşkilatımız aracılığıyla Türk Dünyası’nın birlikte daha güçlü kılınmasına yönelik çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Karabağ’ın 30 yıllık işgalinin sona ermesiyle Ermenistan’la başlattığımız normalleşme sürecini, Azerbaycan’la yakın eşgüdüm içerisinde yürütmeye devam edeceğiz.
Köklü bağlarımızın olduğu Afrika kıtasıyla ve Latin Amerika ülkeleriyle işbirliğimizi karşılıklı saygı temelinde inşallah daha da ilerleteceğiz. “Dünya beşten büyüktür” ve “Daha adil bir dünya mümkün” şiarlarıyla çalışmaktan geri durmayacağız. Bu düşüncelerle sözlerime son verirken Antalya Diplomasi Forumu’nu teşrifiniz için bir kez daha sizlere teşekkür ediyorum. Dışişleri Bakanımızın şahsında tüm Bakanlık mensuplarımızı ve Forumun başarıyla icra edilmesinde emeği geçen herkesi tebrik ediyorum. Bizlere yeniden ev sahipliği yapan güzel ilimiz Antalya’nın tüm sakinlerine teşekkür ediyorum.”
]]>4. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki duruşmada, tutuklu sanık Mehmet Tekin, tutuksuz sanık Yakup Aktaş, müştekiler ve taraf avukatları hazır bulundu. Tutuklu sanık Ertan Danacı ise bulunduğu cezaevinden Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) aracılığıyla duruşmaya katıldı.
Tutuklu sanık Ertan Danacı, iç mekan tasarımcısı olarak binada dekorasyon işi yaptığını, kolon kesilmesi gibi bir durumun söz konusu olmadığını, yaptığı çalışma sonrasında ilgili kurumların herhangi bir aykırılık olmadığına dair rapor verdiğini savundu.
Binanın altında bulunan pastanedeki tadilatlar ile bu binanın yıkımının hiçbir ilgisinin bulunmadığını öne süren Danacı, “Pastanede tadilat yapılmasa dahi o binanın ayakta kalma şansı yoktur. Binanın beton dayanımı ve demirleri oldukça kalitesizdir. Bu yüzden pastanede yapıldığı iddia edilen tadilatlarla ilgili analiz yapılırsa, bu iddia edilen tadilatların yıkıma etkisinin olmadığı görülecektir.” dedi.
Danacı, binanın projesinde bulunan ancak uygulamada yapılmayan yerler olduğuna değinerek, mimari statik projede olmamasına rağmen binanın en statik bölgesine kaçak kat yerleştirildiğini, 8 metre uzunluğundaki taşıyıcı perdenin yapılmadığını ve binanın zemin etüdünün olmadığını savundu.
Kim tarafından ne zaman kesildiği bilinmeyen bir kolonun kepçe ile kazılarak çıkarıldığını belirten Danacı, şöyle devam etti:
“Sadece zemin ile asma kat arasında bulunan ama diğer 9 katta bulunmayan kolonun kesildiği görülmüş ve bunun yıkıma etkisinin araştırılması gerekmektedir. Ancak bu raporda dikkate alınmamış, herhangi bir akstan geçmiyor ve temelle bağlantısı yok. Bu kolona yükleme yapılmadığı için taşıyıcı olma özelliğe de yoktur. Bu direğin asma kat dışında düşey olarak yük taşımasına olanak yoktur. Bu raporların daha uzman bir yere gösterilmesi gerekmektedir.”
Fenni mesul tutuklu sanık Mehmet Tekin de hakkındaki iddiaları reddederek sürekli raporların konuşulduğunu ancak mühendislikten bahsedilmediğini söyledi. Tekin, “Burada her kolonda ve kirişin iki ucunda yükler sıfırlanır. Bir önceki kolon diğerine yük aktarmaz. Eğer oradaki bir kolon kaldırılırsa, o zaman kiriş kendisini imha etmeye çalışır.” dedi.
“İlk başta ‘kolon yok’ dediler ama statikte gözüküyor”
Binanın 1978 yönetmeliğine göre yapıldığını ancak 2018 yönetmeliğine göre ele alındığını belirten Tekin, binaya hazır beton dökmelerine rağmen kendilerine hala içinden çıkan kağıt parçalarından bahsedildiğini, bu konunun fizik kuralları çerçevesinde ve mühendislik açısından bakılarak değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.
Tekin, “İlk başta ‘kolon yok’ dediler ama statikte gözüküyor. Daha sonra ‘bu kolon buraya hiç yapılmamış’ dediler, var olduğunu nasıl kabul ettiniz? Şimdi hangi güç ile ‘bu kolonun kesilmesi binanın yıkımına etki etmez’ diyorsunuz? Burada binanın hasar gören yeri belli ama hala neden yıkıldığını tartışıyoruz.” ifadelerini kullandı.
60 yıllık mühendis olduğunu dile getiren Tekin, Ezgi Apartmanı’nda donatı ve betonun kalitesiz olduğu iddia edilse de o dönemde aynı ekiple yaptıkları Necip Fazıl Kısakürek Kültür Merkezi, Vali Konağı, Kahramanmaraş Müzesi gibi binaların hala sağlam olduğunu kaydetti.
Tutuksuz sanık Yakup Aktaş ise Ezgi Apartmanı’nı 8 şiddetindeki depreme dayanıklı olarak yaptıklarını savunarak, şöyle konuştu:
“O dönem bunun projesi Kahramanmaraş’ta 1 liraya yapılıyorken, ben bunu Ankara’da 10 liraya yaptırdım çünkü burada yapacak statikçi yoktu. Binanın projesini nervürlü demire göre yaptırdım. O dönem bu demir bulunmuyordu, yurt dışına ihraç ediliyordu gittim Hatay’dan getirttim. Kültür Sitesi’ndeki şantiyeme indirdim. Ben malzemeden çalmam, beni herkes bilir.”
Binaya torununun adını vermiş
4 defa vergi rekortmeni olduğunu, 1996 ile 1999 yıllarında Cumhurbaşkanı’ndan plaket aldığını anlatan Aktaş, ilk torunu Ezgi’nin adını binaya verdiğini, bu binayı saygın bir insan olarak eksik yapmayacağını savundu.
Aktaş, “2003 yılında yaşanan ekonomik krizde iflas ettim. Binanın alt tarafı iki ayrı büroydu, birisi bana ait diğer taraf Lütfi Bilir’e aitti. Ben iflas edince burası bankaya geçti, onlar da pastaneye sattılar. Binanın aradaki taşıyıcı perdeyi kırıp birleştirdiler ve 400 metrekare yaptılar. Benim yaptığım 23 tane bina var sadece ikisi yıkılmış. İki binada da kat malikleri tarafından kolon kesme ve dükkan genişletmeyle ilgili şikayetler var.” diye konuştu.
Binada 1999’dan beri apartman görevlisi olarak çalışan müşteki Mulla Kenger, kapıcı dairesinin iş yerine dahil edildiğini, kendisinin de 4. kata apartman yönetimiyle yapılan anlaşmayla yerleştirildiğini, 2017’de pastanede geniş çaplı tadilat yapıldığını, aynı iş yerinin daha önce boyacıyken gördüğü kolonu tadilat sonrası görmediğini söyledi.
Müştekilerin dinlendiği duruşma bugün devam edecek.
]]>İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, İstanbul Üsküdar’da bir dizi ziyarette bulundu. İlk olarak Antikacılar Çarşısı avlusunda düzenlenen kahvaltı programına katılan Bakan Yerlikaya, esnaf ve vatandaşlarla bir araya geldi. Üsküdar Kaymakamı Adem Yazıcı ve Üsküdar Belediye Başkanı Hilmi Türkmen’in de katıldığı programda konuşan
Bakan Yerlikaya, “Türkiye’nin huzuru” mottosuyla göreve başladıklarını belirterek, polisi, jandarması, sahil güvenliğiyle beraber milletten almış oldukları destekle, duayla, azimle, kararlılıkla ve cesaretleriyle tüm suç türlerine karşı sahada gayret gösterdiklerini belirtti. Birinci görevlerinin “önlemek”, ikinci görevlerinin ise bir suç işlendiyse bir an önce bunu yakalayıp adalete teslim etmek olduğunu kaydeden Yerlikaya, “Mala ve kişilere karşı işlenen suçlarda 9 aylık dönemimizde olaylar süratle aşağı doğru iniyor. Var olan olayları aydınlatma oranlarımızda hep daha yukarıya gidiyor” diye konuştu.
Kolluk gücünün bütün hırsızlık türlerinde kendi kendisiyle yarıştığını söyleyen Yerlikaya, geçen yıl ocak-şubat döneminde Türkiye ortalaması günlük 160 olan “evden hırsızlık” suçunun bu yıl 101’e düştüğünü aktardı. Babasının da esnaf olduğunu, bazı tatil günlerinde gittiği babasının iş yerini besmele çekerek açtığını anlatan Yerlikaya, “Esnaf babam derdi ki; ‘Bu kapı Hakk kapısı, bu kapı rızkımızın kapısı. İçeriye giren herkesi güler yüzle karşılayacaksın. Fikri, zihniyeti, yaşı, rengine bakmayacaksın. Her zaman onların emniyeti bizim baş tacımızdır. Haklı da olsa, haksız da olsa bunu hiçbir zaman söyleyemeyiz. Onu memnun edebilmek için her zaman müşteri haklıdır, baş tacımızdır.’ İlk hayat mektebini orada öğrendim. Esnafın herkesle geçimli olduğunu, herkesin ona selam verdiğini ve esnafın herkesin gönlünde bir yeri olduğunu gördüm” dedi.
“Gerçek belediyeciliği 1994’te Recep Tayyip Erdoğan İstanbul’da gösterdi”
Bakan Yerlikaya, “Arkadaşlar, eğer Hilmi Türkmen’le beraber yürüyorsak her zaman yanınızdadır. Her zaman aynı Hilmi Türkmen’dir. Gerçek belediyeciliği 1994’te Recep Tayyip Erdoğan İstanbul’da gösterdi. Onun açmış olduğu ufuk tüm Anadolu’da bütün belediyelere örnek oldu. O yoldan, o izden gidiyoruz. Nasıl 14 ve 28 Mayıs’ta merkezi hükümeti, cumhurbaşkanlığını, parlamentomuzu taçlandırdıysanız İstanbul Büyükşehir’de Murat Kurum kardeşimizi, Üsküdar’da Hilmi Türkmen’i Allah’ın izniyle şehrin emini yapacağız” diye konuştu.
Programda konuşan Üsküdar Belediye Başkanı Hilmi Türkmen ise, “Bir müjde ile sözlerimi bitiriyorum. Biliyorsunuz biz geçtiğimiz 1-2 ay içerisinde Üsküdar’ımızın merkez mahalleleri ile alakalı bir imar planı çalışması yaptık. 11 mahallemizde biliyorsunuz en az 800 metrekarelik bir alan, bir tapu alanını toparlarsanız buraya ilave 1-1.5 katlık yeni imar hakları getirdik. Bunları mahallelerimizde, bütün mahallelerde ben özellikle gezdiğim kahvelerde, derneklerde hemşehrilerimize anlattım. Şimdi bu imar planı asıl sizi ilgilendiriyor. Asıl merkez mahallelerimizi, bu çarşımızı ilgilendiriyor. Bu ilave 1 kat konusu, hatta 1.5 kat konusu o buçuk dediğimin üsteki katın parapentlerinin yüksekliğini 80 santimetreden 220 santimetreye çıkartıyoruz. Bakın bu önemli bir konu, özellikle burada kapalı çarşı, arkadaki çarşılar, eski adıyla Yunus Emre Hastanesinden devam eden alanlar, Ahmediye bölgesi, Hakimiyet-i Milliyet Caddesi yani Üsküdar’ımızdaki tüm merkezdeki ticari alanlardaki bu alanların hepsi bu ilave imarlardan yararlanıyor” şeklinde konuştu. – İSTANBUL
]]>İletişim Başkanı Fahrettin Altun, İslam İşbirliği Teşkilatı Enformasyon Bakanları Olağanüstü Toplantısı’nda konuştu
İSTANBUL – İslam İşbirliği Teşkilatı Enformasyon Bakanları Olağanüstü Toplantısı’nda konuşan İletişim Başkanı Fahrettin Altun, “İsrail’in pervasızca hareket etmesinin sebebi uluslararası sistemin adaletsizliğidir. Bu sistemin revizyonu elzemdir” dedi.
İslam İşbirliği Teşkilatı Enformasyon Bakanları Olağanüstü Toplantısı Beşiktaş’ta bir otelde gerçekleşti. Saat 16.00’da başlayan programa Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun’un yanı sıra teşkilata üye ülkelerin enformasyon bakanları da katıldı. Toplantıda konuşan İletişim Başkanı Fahrettin Altun, İsrail’in Filistin toprakları üzerindeki saldırılarının artarak devam ettiğini ve İsrail’in bu denli pervasızca hareket etmesinin arkasında uluslararası sistemin adaletsizliğinin olduğunu söyledi. İsrail’in Gazze’de gazetecileri de hedef alarak hakikati örtbas etmek istediğini ve çeşitli dezenformasyon çalışmaları yürüttüğünü belirten Altun, Türkiye olarak İsrail dezenformasyonları ile sonuna kadar mücadele edeceklerini ve İsrail’in hakikati susturmasına müsaade etmeyeceklerini söyledi.
“İsrail, Gazze’de bu saldırılarda insanlığa karşı apaçık bir suç işlemiştir”
İsrail’in işlediği savaş suçlarını uluslararası hukuk kurallarındaki maddelerden örneklerle anlatan İletişim Başkanı Fahrettin Altun, “Bugünkü müzakerelerimizi en temelde iki ana başlık altında gerçekleştireceğiz. İsrail’in artan dezenformasyonları ve hakikatin sözcüleri gazetecilere yönelik katliam girişimleri. 7 Ekim 2023 tarihinden bu yana İsrail, zulümlerini kat be kat artırmış, dünyanın gördüğü en büyük katliamları, soykırımı Gazze’de, Filistin topraklarında hayata geçirmiştir. İsrail’in zulüm tarihi söz konusu olduğunda 7 Ekim’i bir milad, nevzuhur bir hadise olarak görmek bir illüzyondur, bir yanılsamadır. 7 Ekim ne bir milattır, ne nevzuhur bir zulümdür ne de sebeptir. 7 Ekim’den bu yana Gazze’de devam eden İsrail zulmü bir sonuçtur. İsrail, uluslararası hukuk ve teamüllere aykırı olarak zorla toprak kazanma, etnik temizlik, sivillerin kasten öldürülmesi gibi çok çeşitli savaş suçları işlemiştir, işlemeye de devam ediyor. Bu kapsamda İsrail, 7 Ekim’den bu yana açık ve net şekilde gözlemlenebileceği üzere; Ambulansları ve hastaneleri bombalamak suretiyle Roma Statüsü’nün 8’inci maddesinde savaş suçu olarak tanımlanmış olan “sağlık ve ulaşım birimlerine kasten saldırı düzenlemek” suçunu işlemiştir. Sivilleri ve sivil altyapıyı bombalayarak Lahey Sözleşmesinin 25. Maddesini ihlal etmiştir. Dini mekanları, ibadethaneleri, mimari yapıları bombalayarak yine Lahey Sözleşmesinin 4. Maddesini ihlal etmiştir. Uluslararası insancıl hukuk normları su, yiyecek ve ilaç gibi sivil halkın temel ihtiyaçlara erişiminin temin edilmesi, engellenmemesi gerektiğini söyler. İsrail, Gazze’ye gıda, elektrik ve yakıt akışını keserek ve bölgeye giden insani yardımları engelleyerek 4 No’lu Cenevre Sözleşmesinin 23. Maddesini yine ihlal etmiştir. Bu, aynı zamanda Roma Statüsü 7’inci maddede de yer alan ve “insanlığa karşı suçlar” bölümünde kendisine yer bulan cürümlerden biridir. Bunların yanı sıra, İsrail’in, yine Roma Statüsü Madde 8’de savaş suçları arasında sayılan, fosfor bombası gibi çeşitli sözleşmelerle yasaklanmış bulunan birtakım silahları kullandığı da sabittir. İsrail, Gazze’de yaklaşık 30 bin masumu katlettiği bu saldırılarda, bu savaş suçları ile insanlığa karşı apaçık bir suç işlemiştir” dedi.
“İsrail’in pervasızca hareket etmesinin sebebi uluslararası sistemin adaletsizliğidir”
Altun, Filistin konusunda BM başta olmak üzere birçok uluslararası kuruluşun üzerine düşen vazifeleri yerine getirmediğini belirterek, “İsrail’in suçlarını teşhis ederken elbette onun arkasındaki karanlık mahfilleri de teşhis etmeliyiz. İsrail’in bu denli pervasızca hareket etmesinin başlıca sebebi uluslararası sistemin adaletsizliğidir. Birleşmiş Milletler başta olmak üzere birçok uluslararası kuruluşun sorun ve çatışmalardaki işlevsiz yapısı İsrail’in hak ettiği cezayı henüz alamamış olmasının temel müsebbibidir. İsrail suç işlemekte, katliamlar yapmakta ve fakat Batı dünya düzeni tarafından adeta dokunulmaz kılınmaktadır. Bunu kabul edemeyiz. Bugün Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin yapısı katliamlara engel olamadığı gibi ateşkes kararı dahi alamamaktadır. İsrail’in onca ihlale rağmen bir yaptırımla karşılaşmaması, BM Güvenlik Konseyindeki veto ayrıcalığının sorumsuzca ve kötücül bir şekilde kullanılmasının bir neticesidir. Bu durum bizzat uluslararası sistemin içinde bulunduğu çaresizliği de göstermektedir. ve bu sistemin revizyonu elzemdir. Bu sebeple, Türkiye olarak küresel kriz ve çatışmaların çözümünde öncü rol alabilecek uluslararası bir sistemin inşasını ısrarla vurguluyoruz. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın “Dünya Beşten Büyüktür” ve “Daha Adil Bir Dünya Mümkün” anlayışı uluslararası sistemdeki revizyon ihtiyacının en veciz ifadeleridir. Bu şiar doğrultusunda 1967 sınırları içerisinde başkenti Doğu Kudüs olan egemen, bağımsız ve coğrafi bütünlüğü olan bir Filistin Devleti’nin kurulması hepimizin Filistin konusundaki duruşumuzun temelini oluşturmaktadır. Bağımsız bir Filistin devleti kurulmadığı müddetçe İsrail’in katliamlarını durdurmak ve bölgede, küresel alanda kalıcı bir barışı tesis etmek mümkün değildir” diye konuştu.
“Gazetecileri katleden İsrail’in aslında temel hedefi gerçekleri örtbas etmektir”
Uluslararası sistemdeki adaletsiz ve hakkaniyetsiz yapı ve uygulamaların iletişim ve medya alanında da kendisine yer bulduğunu ifade eden Altun, “İsrail’in katliamlarına sözde meşru gerekçeler sunarak uluslararası kamuoyunu yanıltmayı amaçlayan bir yayıncılık anlayışı söz konusudur. Özellikle birtakım Batılı medya kuruluşlarının, haber kaynaklarını seçerken İsrail’in anlatısını tekrar eden, seçmeci bir yaklaşım sergilediğini görüyoruz. Saldırıların başladığı ilk günlerde Filistinlilerin tanıklığına istisnai olarak başvurulurken, Batılı medya organlarında sıklıkla İsrailli yetkililerin demeçleri dolaşımda tutulmuştur. Birçok medya kuruluşu, bu tutum ve politikasıyla İsrail savaş makinesinin hizmetçisi konumuna düşmüştür. Bütün bunlar bir yana, karşımızda çok daha acı, insanlık için utanç verici bir başka tablo vardır. İsrail, Gazze’de sistematik bir şekilde gazetecileri katletmektedir. Bu süreçte 130 gazeteci katledilmiştir. Gazetecilerin evleri bombalamıştır. Gazetecilerin aile efradından 1000’den fazla çocuk öldürülmüştür. Sahada gazetecileri katleden İsrail’in aslında temel hedefi gerçekleri örtbas etmektir. Allah bize bu masum gazeteci kardeşlerimizin hesabını İsrail’den sorabilmeyi ve İsrail’in hak ettiği cezayı almasına vesile olmayı bize nasip etsin. İsrail hakikati katletmek için gazetecileri katletmektedir. İsrail’in bu amaçla kullandığı bir diğer yöntem ise dezenformasyondur. İsrail bu dezenformasyonunu bizzat devlet eliyle gerçekleştirmektedir. 7 Ekim’den bu yana İsrail’in dolaşıma soktuğu yalan ve kurgu haberler, dezenformasyonun sadece ülkelerimiz için bir ulusal güvenlik sorunu olduğunu göstermiyor, aynı zamanda insanlık için, hakikat için de bir tehdit olduğunu da gözler önüne sermektedir. İletişim Başkanlığımız bünyesinde faaliyet gösteren Dezenformasyonla Mücadele Merkezimiz ve Anadolu Ajansı’nın “Teyit Hattı” birimi, bu tehditleri bertaraf etmeye yönelik önemli çalışmalar yürütmektedir. Çıkardığımız uluslararası yayınlarla, düzenlediğimiz yenilikçi sergilerle, yaptığımız filmlerle İsrail’in ve İsrail yanlısı medya kuruluşlarının dezenformasyonlarını ifşa ediyor tarihe hakikat adına not düşüyoruz. Anadolu Ajansımızın ortaya koyduğu görsellerin Uluslararası Adalet Divanı’nda delil olarak kullanılması, bu yönde atılacak her türlü adımın ne denli önemli olduğunu ortaya koymaktadır” şeklinde konuştu.
“İsrail yaptığı zulümlerle hakikati asla susturamayacaktır”
İletişim Başkanı Fahrettin Altun konuşmasını, “Bedeli ne olursa olsun, İsrail’in barbarlığını, savaş suçlarını ve sadece Gazze’de değil, Filistin’in tamamında kötücül faaliyetleri delilleriyle ortaya koymaya devam edeceğiz. İsrail yaptığı zulümlerle hakikati asla susturamayacaktır. Birkaç yıl evvel kaybettiğimiz şairimiz Sezai Karakoç’un dediği gibi; “Onlar sanıyorlar ki, biz sussak mesele kalmayacak. Halbuki, biz sussak, tarih susmayacak. Tarih sussa, hakikat susmayacak.” Biz İslam ülkeleri olarak hakikati haykırmaya devam edeceğiz. Filistin davasının gündemden düşmesine asla müsaade etmeyeceğiz. İsrail’in suçlarını örtmek için büyüttüğü bu karanlığa ışık tutmaya devam edeceğiz” ifadeleriyle sonlandırdı.
]]>İzmir Uyuşturucu ve Bağımlılıkla Mücadele Derneği ile İzmir Katip Çelebi Üniversitesi işbirliğinde, iş sahibi olmak isteyen ve bunun için mesleki eğitime ihtiyacı olan 18-29 yaş aralığındaki gençlere yönelik çalışma başlatıldı.
Çalışmalar sonunda gençlerin baristalık, garsonluk, aşçı yardımcılığı ve kat hizmetleri eğitimi alması için hazırlanan projeye Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ile Avrupa Birliği de destek verdi.
Hedef kitleye ulaşmak amacıyla dezavantajlı bölgelerde çalışma yapan proje ortakları, mesleki eğitim almak isteyen 95’i kadın 100 gencin başvurusunu kabul etti.
Geçen yıl kasım ayından itibaren eğitim almaya başlayan gençler, Karabağlar’daki İmam Hatipliler ve Mezunlar Derneği’nde oluşturulan mutfaklarda haftanın 5 günü tercih ettikleri mesleklerin inceliklerini öğreniyor.
Gençlere, 6 ay sürecek eğitim sonrası sertifika verilecek, iş sahibi olmaları için farklı sektörlerin temsilcileriyle görüşmeler sağlanacak.
İzmir Uyuşturucu ve Bağımlılıkla Mücadele Derneği Kurucu Üyesi ve İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Medya ve İletişim Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Tolga Şentürk, AA muhabirine, gençlerin hayatına pozitif yönde etki ederek sosyalleşmelerini ve iş hayatına katılmalarını amaçladıklarını söyledi.
Kursiyerlerin eğitimlerden ücretsiz yararlandığını belirten Şentürk, şunları anlattı:
“Gençlerimiz son derece mutlu. İyi planlanmış, hibe destekleriyle altyapısı sağlam bir şekilde kurulmuş mesleki eğitimlerin çok faydalı olduğunu görüyorlar. Sadece uygulamalı eğitimler değil aynı zamanda farklı eğlenceli yöntemleri de içine dahil ederek onlara psikolojik destekler de veriyoruz. Böylece hayata bakışlarının olumlu yönde etkilendiği, zamanlarını mutlu geçirdikleri ve aynı zamanda sosyalleştikleri bir ortam kazanıyorlar.”
Gençlere yapılan yatırımın önemine vurgu yapan Şentürk, şöyle devam etti:
“İzmir’in ekonomik gerçekliğinin üzerine inşa edilmiş bir proje. İzmir, Antalya ile Türkiye’nin en büyük turizm ve gastronomi ekonomisi üreten illerinin başında geliyor. Dolayısıyla muazzam iş açığı var. Bu anlamda turizm ve gastronomi sektöründe uzman personelin yetiştirilmesi çok önemli. Olabildiğince uygulamalı olduğu için gençlerimizin de mesleki hayata hazırlanmaları çok daha profesyonelce oluyor.”
“Belki kendi dükkanımı bu sayede açabilirim”
Baristalık kursuna katılan 28 yaşındaki Çiğdem Deniz Çetin, iş deneyiminin olmadığını, meslek sahibi olmak için kursa katıldığını söyledi.
Kursun kendisi için çok faydalı olduğunu anlatan Çetin, “Baristalık kursunda sıcak ve soğuk kahveler yapıyorum. Aldığım sertifikayla çalışmayı çok istiyorum. Belki kendi dükkanımı bu sayede açabilirim. Bu kurs sayesinde sosyalleştim, yeni ortamlar gördüm. Beni pozitif yönde etkilediğimi düşünüyorum.” diye konuştu.
Aşçı yardımcılığı kursuna katılan 21 yaşındaki Feray Aslan, gençlik merkezinde kursun afişlerini gördüğünü, ardından katılma kararı aldığını aktardı.
Yemek pişirmeyi çok sevdiğini anlatan Aslan, “Bu kurs sayesinde mutfağın önemini anlamış olduk. Kendimi daha da geliştirerek alanımla ilgili bir iş yeri açmayı planlıyorum. Gençler böyle kurslara katılsınlar, çünkü sosyal çevrelerini geliştiriyorlar. Onlara yeni yeni kapılar açılıyor.” ifadelerini kullandı.
]]>Adana 7. Ağır Ceza Mahkemesindeki duruşmaya, tanıklar ve müşteki taraf avukatları katıldı.
Duruşmada ilk olarak mahkeme başkanı, firari sanık Cüneyt Akkaya’nın Karadağ adli makamlarınca yakalandığını ve Türkiye’ye iade işlemlerinin sürdüğünü söyledi.
Duruşmada beyanı alınan müşteki Ş.K, depremde kızı, torunu ve damadını kaybettiğini belirterek, “Deprem öncesinde kızım bana ‘apartmanda tadilat yapıyorlar ve tadilatı bizim görmemize izin vermiyorlar’ demişti. Ben kızımın evine gittiğimde asansör bozuk olduğu zaman yukarı kata çıkarken balyoz sesi duydum. Tadilat sesi duyunca oraya doğru yöneldim fakat daireye bakmama izin vermediler. Arama kurtarma sırasında da beton elimizde ufalanıyordu.” ifadesini kullandı.
Tanık K.A. da deprem tarihinde Adana dışında olduğunu ve yargılamaya konu olan tadilatın, karşı dairesinde gerçekleştiğini söyledi.
Tadilat yapan işçilerin kendisinden su istediği için o daireyi görme şansı olduğunu aktaran K.A, şöyle devam etti:
“Ben tadilat yapılan daireye gittiğimde kocaman bir salon ile karşılaştım. İçeri girdiğimde zeminin kesilerek merdiven yapıldığını gördüm. Ev koca bir mağazaya dönüşmüştü. Zemin kattaki bu tadilatı B.B. ve O.B. isimli kişiler yaptırmıştı. Ben tadilat sırasında balyoz ve yıkım sesleri duydum. Daha sonra bu seslerden rahatsız olduğumda tadilat yapılan dairenin kapısını çaldım. Kimse cevap dahi vermedi. Moloz yığınlarının dışarı çıktığını gördüm. O dairede kolon kesilmişti.”
Mahkemede ayrıca tanık olarak dinlenen Adana İl Milli Eğitim Müdürlüğü Arama ve Kurtarma Birliği (AKUB) ekip görevlisi E.A. ise olay yerine geldiğinde binanın yıkıldığını bildirerek şunları söyledi:
“Bizler arama kurtarma ekibi olarak bu tür olaylarda ilk önce binanın yıkılma şeklini kafamızda tasavvur ederiz. Kendi aramızda istişare ederiz. Enkaz altındakileri bulabilmek için bu gereklidir. Öncelikle deprem gece olduğu için yatak odalarını tespit ettik. Kuzey bloğun alt taşıyıcıları önce patlamıştı. Apartmanda 8 ve 9. kattan itibaren toptan göçme olmuştu. Üstteki 12 ve 13. kat ise yola doğru savrulmuştu. Binada yaşam üçgenine denk gelmedim.”
Duruşmada beyanları alınan müşteki avukatları, sanık Cüneyt Akkaya’dan şikayetçi olduklarını belirterek, sanığın cezalandırılmasını talep etti.
Cumhuriyet savcısı da sanık hakkında çıkarılan kırımızı bülten infazının beklenmesi ve eksikliklerin giderilmesi yönünde mütalaasını sundu.
Mahkeme heyeti, sanık Cüneyt Akkaya hakkında çıkarılan kırmızı bülten infazının beklenmesine, depremde yıkılan Tutar Apartmanı ile ilgili Karadeniz Teknik Üniversitesinden (KATÜ) istenilen bilirkişi raporunun beklenmesine, tanık anlatımlarında adı geçen ve zemin kattaki dairede tadilat yaptırdıkları öne sürülen B.B. ve O.B. hakkında yeterli şüphe oluştuğundan Adana Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunulmasına ve bloklar arasında kot farkının tespit edilmesi için olay yerinde keşif yapılmasına karar vererek, diğer eksik hususların giderilmesi için duruşmayı erteledi.
Adana’da depremde yıkılan binalardaki yapım kusurlarıyla ilgili soruşturma kapsamında 63 kişinin hayatını kaybettiği ve 12 kişinin yaralandığı Tutar Apartmanı’nın C Bloğunun teknik uygulama sorumlusu ve inşaat mühendisi Cüneyt Akkaya hakkında 16 Şubat 2023’te tutuklamaya yönelik yakalama kararı çıkarılmıştı. Kolon betonlarından yapı uzmanlarınca alınan karotlar incelenmek üzere yapı ve zemin denetimi laboratuvarına gönderilmiş, çalışmalar sonucunda Tutar Apartmanı’nın C Bloğunun deprem dayanıklılık testini geçemediği belirlenmişti.
]]>Bakan Uraloğlu, kentteki temasları kapsamında Haliliye Belediyesi Konferans Salonu’nda partisince düzenlenen mahalle toplantısına katıldı.
AK Parti hükümetleriyle ve AK Partili belediyelerle Allah rızası için yılmadan, bıkmadan hizmet etmeye çalıştıklarını, Şanlıurfa’nın da her zaman kendilerinin yanında durduğunu ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a sonuna kadar destek verdiğini aktaran Uraloğlu, kente birçok hizmeti hayata geçirdiklerini belirtti.
Kentten İzmir’e uçak seferlerinin mart ayının ilk yarısında başlayacağını, kente 1700 kişilik hastane yaptıklarını dile getiren Uraloğlu, şöyle konuştu:
“Ama bir taraftan da artık bize daha modern ulaşım sistemleri lazım. Böyle çevreci ulaşım sistemleri lazım. Nedir onlar? Raylı sistemlerdir. Büyükşehir Belediyemiz Urfa Ray’ın ön projesini bitirdi, kesin projesi devam ediyor. İnşallah önümüzdeki sene kesin projeyi bitirecek. Biz de Şanlıurfa Büyükşehir Belediyesi ile Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı iş birliği ile Cumhurbaşkanımızın onayı, takdiri ile inşallah o projeyi hayata geçirmeyle ilgili programımızı yaptık, hayırlı uğurlu olsun. Biz hızlı treni sadece filmlerde ve fotoğraflarda görüyorduk. Hızlı trenle bizi kim buluşturdu? Cumhurbaşkanımız buluşturdu. Hiç yoktan 2 bin 200 kilometre hızlı tren ağı yaptık Türkiye’de. Sivas’tan tutun Konya’dan, Karaman’dan tutun İstanbul’a, Eskişehir’e kadar. Bakın İzmir’e yüksek hızlı trenini yapıyoruz. Yine biz İstanbul’dan Kapıkule’ye hızlı treni yapıyoruz. Bunlara devam ediyoruz. Cumhurbaşkanımız talimat verdi, biz de gereğini yapıyoruz. Kim taş üstüne taş koymuşsa Allah razı olsun. Urfa’nın hızlı treni nerede? Urfa’nın hızlı treni Mersin’den yola çıktı. Mersin, Adana, Osmaniye, Gaziantep burada başladık, devam ediyoruz. Gaziantep’ten Şanlıurfa’ya kadar olan bölümünde projesini bitirdik. Şimdi ne yapacağız? Biz buranın projesini alacağız, bakanımla belediye başkanımızla, Sayın Cumhurbaşkanımıza getireceğiz. İnşallah yatırım programına aldırarak buranın ihalesini de yapacağız. Hızlı trenimiz şimdiden hayırlı uğurlu olsun.”
“Gece gündüz çalışarak Şanlıurfa’ya borçlarımızı ödeyeceğiz”
TBMM Başkanvekili Bekir Bozdağ da Bakan Uraloğlu’na Şanlıurfa’ya yaptığı ziyaretten dolayı teşekkür ederek, bu ziyarette kentte yapılan çalışmaların ele alındığını ve bazı projelerin yerinde görülerek çözüm üretildiğini söyledi.
Bozdağ, Şanlıurfa’nın yolunu ve istikametini Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın önderliğinde kabine üyeleri, Büyükşehir Belediyesi ve ilçe belediyelerle açacaklarını vurgulayarak şöyle devam etti:
“Şanlıurfa için yürüyecek daha çok yolumuz var. Bu yolu da yürüyerek bitiremeyiz. Onun için bütün başkanlarımızla konuşuyor ve diyoruz ki koşa koşa bu mesafeleri kat edeceğiz. Geceyi gündüze kata kata bu mesafeleri kat edeceğiz ve Şanlıurfa’nın gücüne güç katacağız. İşte Galatasaray, Fenerbahçe Türkiye’nin ve dünyanın saygın iki takımı, güzide takımlarımız kupa maçını Şanlıurfa’mızda oynayacak. Onun için de buradan Sayın Cumhurbaşkanımıza da Futbol Federasyonu başkanımıza da emek ve karar veren herkese de şükranlarımı sunuyorum. Urfa’nın sesi her yerden geliyor, her yerden Allah’ın izniyle gelmeye devam edecektir. Durmak yok diyoruz. Gece gündüz çalışmaya, kapı kapı dolaşmaya, gönüllere girmeye, milletin emrinde koşmaya devam edeceğiz. Şanlıurfa’da patron millettir. Şanlıurfalı hemşehrilerimizdir. Bizim belediye başkan adaylarımız da onların hizmetkarlarıdır, bu anlayışla çalışacaklar. Biz de hepinizin hizmetkarı anlayışıyla vekiller olarak gayret edeceğiz. Gece gündüz Şanlıurfa için çalışmak, bizim Şanlıurfa’ya olan borçlarımızı ödemenin bir yolu, çalışarak borçlarımızı ödeyeceğiz. Çalışarak aldığımız oyların hakkını helal ettireceğiz. Çalışarak bir bir projeleri hayata geçirerek Şanlıurfa’yı bulunduğu noktadan daha ileri bir noktaya taşıyacağız.”
Toplantıya, AK Parti Şanlıurfa Milletvekili Mehmet Ali Cevheri, Büyükşehir Belediye Başkanı Zeynel Abidin Beyazgül, AK Parti İl Başkanı Ali İhsan Delioğlu ile ilçe belediye başkanları ve partililer katıldı.
]]>Türk Eximbank’ın Ümraniye’deki yeni genel müdürlük binasının açılışı gerçekleştirildi.
Ticaret Bakanı Ömer Bolat’ın da katıldığı açılış programında konuşan Hazine ve Maliye Bakan Yardımcısı Osman Çelik, Türkiye’nin son 20 yılda güçlü büyüme performansı gösterdiğini vurguladı.
Çelik, geçmiş dönemin kazanımlarını her alanda daha da ileriye taşıyacakları “Türkiye Yüzyılı”nda da katma değerli üretim ve ihracat olarak büyümeyle vatandaşların refah seviyesini artırmak ve küresel değer zincirinde de daha da yükseltmek için durmaksızın çalışacaklarını ifade etti.
“7 ayda 3 defa sermaye artırımı gerçekleştirerek, sermayeyi 35,7 milyara çıkardık”
Osman Çelik, Orta Vadeli Program’daki (OVP) hedefler doğrultusunda Türk Eximbank’ın yüksek teknoloji ve katma değerli ihracatın finansmanına yönlendirecek mekanizmalar kurarak önemli bir rol üstlendiğini dile getirdi.
Çelik, Ticaret Bakanlığıyla birlikte yürüttükleri çalışmalar kapsamında Türk Eximbank’ın sermaye yapısını güçlendirdiklerini kaydederek, “7 ayda 3 defa sermaye artırımı gerçekleştirdik. Böylece Sayın Genel Müdürümüzün de ifade ettiği gibi bankamızın sermayesini 13,8 milyar liradan, ödenmiş sermayesini şubat ayı itibarıyla 35,7 milyara çıkarmış durumdayız. 6 ayda 3 kat bir nakdi sermaye artışı. Bu bakanlık olarak, hükümet olarak Eximbank’a verdiğimiz değerin de bir göstergesidir.” diye konuştu.
Bankanın ihracatçılara teminat kolaylığı sağlayarak kredi maliyetlerini azaltacak çalışmaları da sürdürdüğüne dikkati çeken Çelik, “Bu stratejik dönüşümün en önemli yönlerinden bir tanesi, ihracatçıların maliyetlerini azaltacak, teminat ihtiyaçlarını azaltacak şekilde bir çalışma içine girme noktasındaki gayretlerdir. Bu sermaye artışının ana sebeplerinden biri de sermaye ihtiyacı duymadan, sermaye yeterlilik sorununda sıkıntı yaşamadan tedbirli bir şekilde kredibilitesi yüksek firmalarımızdan başlamak üzere teminat ihtiyacını azaltmak dolayısıyla hem krediye ulaşımı kolaylaştırmak hem de kredi maliyetlerini azaltmayı hedefliyoruz.” ifadelerini kullandı.
“TCMB ile çalışmalar neticesinde reeskont kredi limitini 10 katına çıkardık”
Osman Çelik, ihracatçıların finansmana erişimini artırmak amacıyla da Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) ile birlikte çalışmalar yürüttüklerini anımsatarak, “Çalışmalar neticesinde geçtiğimiz temmuz ayında 300 milyon lira olan günlük reeskont kredi limitini önce 1,5 milyar liraya daha sonra da 3 milyar liraya yükselttik ve böylece günlük limitleri 10 katına çıkarmış durumdayız. Önümüzdeki günlerde de yine bu noktada yapılabilecek iyileştirmeler konusunda ilgili kurumumuzla görüşmelerimiz devam ediyor.” dedi.
Çelik, Türk Eximbank’ın güçlenen sermaye yapısıyla ihracat ekosistemine sağladığı destekleri, katma değerli ihracata dönüştürmeyi hedeflediklerini aktardı.
Hükümetin ihracat odaklı büyüme stratejisi doğrultusunda, ihracatçılara olan desteklerini artırarak sürdürmeye devam edeceklerini vurgulayan Çelik, “Bu kapsamda 7456 sayılı kanunla ihracat gelirlerine uygulanan kurumlar vergisi avantajında değişikliğe gidilmiş olup, kurumlar vergisi mükellefleri için uygulanacak yüzde 25’lik kurumlar vergisi oranı, ihracat gelirleri özelinde 5 puanlık indirimle yüzde 20 olarak uygulanmaya başlanmıştır. Diğer bir deyişle ihracatçılarımızın münhasıran ihracattan elde ettikleri kazançtan bir puan olarak uygulanan kurumlar vergisi indirim oranı 5 puana yükseltilmiştir.” diye konuştu.
“Yeni genel müdürlük binası, başlattığımız stratejik dönüşümün bir vitrini”
Türk Eximbank Genel Müdürü Ali Güney de faaliyete başladıkları 1987’den beri mal ve hizmet ihracatı yapan firmaların en büyük destekçisi olduklarını ve bankanın tarihi bir dönemine hep birlikte şahitlik edildiğini söyledi.
Güney, yeni genel müdürlük binasının, bankada başlattıkları stratejik dönüşüm ve yeniden yapılandırma çalışmalarının bir vitrini olduğunu vurgulayarak, Eximbak’ın nakdi kredi desteklerine erişimi kolaylaştırmak adına teminat mektubunun yanı sıra Türk bankacılık sektöründe kabul görmüş olan diğer kredi teminatlarıyla da çalışmaya başladıklarını belirtti.
Bunu sağlamak üzere bankada kredi izleme ve erken uyarı sistemlerini hayata geçirdiklerini kaydeden Güney, “Yine kredi tahsis süreçlerini hızlandırmak adına otomatik kredi karar destek sistemlerin uygulamaya aldık. Yine finansal kapsayıcılığımızı artırmak adına özellikle faiz hassasiyeti olan ihracatçılarımızın Eximbank desteklerine erişimini sağlamak üzere bankamız içerisinde faizsiz bankacılık pencere sistemini kurduk. Faizsiz bankacılık danışma komitemizin uygunluğu ile hem sigorta tarafında, alacak sigortası tarafında hem de kredi tarafında faizsiz bankacılık ilke ve standartlara uygun birçok ürünü ihracatçılarımızın kullanımına sunmuş bulunmaktayız.” dedi.
“İhracatçılarımızın yeşil dönüşüm projelerini desteklemek üzere 3,7 milyar dolar kaynak temin ettik”
Ali Güney, sınırda karbon vergisi düzenlemesine de değinerek, bu kapsamda Eximbank’ta sürdürülebilirlik süreçlerini oluşturduklarını ve kredi tahsis politikalarının ana unsuru haline getirdiklerine dikkati çekti.
Güney, “İhracatçılarımızın yeşil dönüşümle ilgili yapmış olduğu projeleri desteklemek üzere yurt dışı sermaye piyasalarından ve uluslararası finansal kuruluşlardan 3,7 milyar dolar kaynak temin ettik ve bu kaynağı da ihracatçılarımızın kullanımına sunduk. Bu sene içerisinde çok ciddi anlamda yeni kaynaklar, sürdürülebilir temalı yeni kaynakların arayışı içerisindeyiz. Buradaki çalışmalarımız son aşamaya geldi. Önemli bir miktarda kaynak girişi sağlamayı hedefliyoruz. Yine ihracatçımızın yeşil ve dijital dönüşümle ilgili projelerini desteklemek üzere Ticaret Bakanlığımızla beraber uygun maliyetli, uzun vadeli kredi paketleri konusundaki çalışmalarımızla son aşamaya geldik.” şeklinde konuştu.
Gelecek dönemde bu paketlerle ilgili de açıklamalar yapacaklarını dile getiren Güney, Eximbank’ın desteklerinin tabana yaygınlaştırılmasında özellikle KOBİ’lerin finansmana erişimini önceliklendirdiklerinin altını çizdi.
“2023’te ihracatımıza sağlamış olduğumuz destek 42 milyar dolar olarak gerçekleşti”
Türk Eximbank Genel Müdürü Güney, KOBİ’lerin finansman erişimindeki en büyük sorunu olan teminat sorununa kalıcı bir çözüm oluşturmak adına İhracatı Geliştirme AŞ’nin kuruluşuna katkıda bulunduklarını ve yüzde 5 hissedarı oldukları bilgisini paylaştı.
Güney, “İhracatı Geliştirme AŞ, faaliyetine başladığı süreden bu yana yaklaşık yüzde 93’ü KOBİ olan 6 bin ihracatçıya 40 milyar lira kredi kullandırdık. Türk Eximbank desteklerinden faydalanan ihracatçılar içerisinde KOBİ’lerin payı 2019’da yüzde 70’lerdeydi. Bugün bu oran yüzde 85’lere ulaşmış durumda. Yine KOBİ’lerin kredi desteklerinden almış olduğu pay aynı dönemde yüzde 12’lerdeydi. Geçen yıl sonu itibariyle bu oran yüzde 28’e ulaşmış durumda.” ifadelerini kullandı.
Eximbank olarak 2023’te ihracatçılara 19,6 milyar dolar kredi desteği sağladıklarını dile getiren Güney, konuşmasını şöyle tamamladı:
“Yine Türkiye’nin en büyük alacak sigortası kuruluş yolu olarak sigortalamış olduğumuz vadeli ihracat alacakları 22,4 milyar dolar olarak gerçekleşti. Böylece 2023’te ihracatımıza sağlamış olduğumuz destek 42 milyar dolar olarak gerçekleşmiştir. Bakanlığımızın yapmış olduğu nakdi sermaye girişleriyle, ödenmiş sermayemiz 35,7 milyar seviyesine öz kaynaklarımızla 60 milyar lira seviyesine ulaşmıştır. Güçlü öz kaynak ve sermaye yapımızla önümüzdeki dönemde bunun kaldıraç etkisiyle ihracatçımıza 2024’te 24 milyar dolar nakdi kredi desteği ve 26 milyar dolar da alacak sigortası desteği olmak üzere 50 milyar dolarlık bir destek sağlamayı hedefliyoruz.”
Programa, Ticaret Bakanı Ömer Bolat’ın yanı sıra Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Başkanı Mustafa Gültepe, İstanbul Sanayi Odası Başkanı Erdal Bahçıvan, Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) Başkanı Nail Olpak, Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği (MÜSİAD) Genel Başkanı Mahmut Asmalı ve bazı bankaların genel müdürleri katıldı.
]]>Bakan Bolat, Antalya’daki Belek Turizm Merkezi’nde düzenlenen “Savunma ve Havacılık Sanayiinde Küresel Stratejiler Konferansı”nın açılışında, 8,5 aylık bakanlık görevinde 25 ülkede toplantılara katıldığını, 100’e yakın başka ülkelerin bakanlarının ziyaretlerinin olduğunu söyledi.
Savunma sanayisinde yapılanların Türkiye’ye sadece 5,4 milyar dolarlık ihracat geliri ya da 12 milyar dolarlık üretim anlamına gelmediğini ifade eden Bolat, şöyle konuştu:
“Savunma sanayisi diplomaside, savunma alanında ve uluslararası alanda çok büyük prestij, saygınlık kazandırıyor. Türkiye ile iyi geçinme, yakınlaşma ve işbirliğinden istifade etme arayışlarını da beraberinde getiriyor. Yani çarpan etkisi çok yüksek. O nedenle savunma sanayiini başlatanlardan Cumhurbaşkanı’mızın, son 20 yılda büyük azim ve kararlılıkla bu büyük başarılara liderlik etmesinden gerçekten ülkemiz olarak çok büyük kazanç elde ettik. Bunun dış politikaya, genel ihracata etkisi çok büyük oldu. Savunma sanayi sadece savunma araçları üretimi ya da ihracatı anlamına gelmiyor. Türk sanayisinin, ihracatının kalitesi ve başarısı anlamına geliyor. Bunun diplomasideki yansımaları anlamına geliyor. Diplomaside söz var, ‘Sizin gücünüzün gölgesi masaya düşmedikçe müzakere başlamaz’ derler. İşte böylesine güçlü savunma sanayiine sahip olduğunuz zaman sizin gücünüzün gölgesi masanın üstüne düşer ve müzakereler başlar. Başlayan müzakerelerde de eliniz yüksek olur, görüşlerinizi kabul ettirme noktasında avantajlı duruma geçersiniz.”
“Milli gelirin üçte biri sanayiden sağlanıyor”
Batı’nın ve Rusya’nın sanayide ve teknolojideki gelişmeyi en hızlı 1. ve 2. Dünya Savaşları sırasında ve sonrasında gerçekleştirdiklerini belirten Bolat, “Savunma sanayimizde başarılı olmak için asla savaş çıkartmak istemiyoruz ama ülkemizi de savunmak istiyoruz. Güçlü savunması olmayan bir ekonominin, bir ülkenin bizim coğrafyamızda ayakta kalması çok zordur.” diye konuştu.
Bolat, güçlü savunma sanayinin ihracat yeteneği, savunma ve diplomatik güç kazandırdığını, halkın refahını ve ülkenin zenginliğini artırdığını vurgulayarak, şöyle devam etti:
“1973’te 1 milyar dolar yıllık ihracata, 1987’de aylık 1 milyar dolara çok sevinmiştik. Bugün günlük 1 milyar dolara Allah’a şükür diyoruz. Ama hedefimiz günlük 1,5 milyar dolara ulaşmak. İnşallah önümüzdeki 12. Kalkınma Planı döneminde, 2028’de 375 milyar dolar mal ihracatı hedefimiz var. 2002’de yola çıktığımızda AK Parti hükümetleri olarak 36,1 milyar dolar olan mal ihracatı, 2023 sonunda yedi buçuk kat artışla 255,8 milyar dolara ulaştı. 1980’de Türkiye’de 25 bin şirket, bin ihracat firması vardı. 2002’de 34 bin ihracatçı vardı. Bugün 140 bin ihracatçıyla bu başarı elde edildi. Hedefimiz bu yıl sonuna kadar ihracatçı sayımızı 150 bine yükseltmek. Bu yıl ilk defa 10 bine yakın ihracatçı firma, ihracatçı ailesine katıldı. Toplam 6,6 milyar dolarlık bir katkı yaptılar. Bazen ‘Türkiye’de sanayi yok. Türkiye ekonomisi az gelişmiş.’ diye söyleniyor. Sanayisi yok dedikleri ülkenin milli geliri 2023 sonunda 4,5 kat artarak 230 milyar dolardan 1,1 trilyon dolara yükseldi. Bu milli gelirin üçte biri sanayiden geliyor.”
Sanayinin gelişip büyüdüğünü ve ülkeye büyük katma değer getirdiğini aktaran Bolat, “Üretimi, milli geliri, ihracatı arttırıyor. 12 bin 886 ürün ihraç ediyoruz. 240 ülke ve farklı gümrüklü bölgeye ihracat yapılıyor. 70 ülkeye yaptığımız ihracatta, 2023’te o ülkelere yaptığımız ihracatın rekorunu kırdık. 2023 sonunda 54 fasılda 1 milyar doların üzerinde ihracat yaptık. 39 fasılda ihracat rekoru kırdık.” değerlendirmesinde bulundu.
Bolat, 2002’de ihracatta orta ve yüksek teknolojili ürünlerinin toplam payının yüzde 30 olduğunu, 2022’de bu payın yüzde 36’ya, 2023’te ise yüzde 40,5’e yükseldiğini hatırlatarak, 2028’de yüzde 50’ye yükseltmeyi hedeflediklerini söyledi.
Kilogram ihracat birim değeri 2002’de 55 sent civarındayken 2023’te 1 dolar 57 sente yükselttiklerine işaret eden Bolat, savunma sanayiinde bu rakamın 65 dolar, kimi ürünlerde 10 bin doları geçtiğini bildirdi.
“Türkiye çok önemli üçüncü alternatif tedarik ülkesi haline geldi”
Küresel üretimin 2023’te patinaj yaptığını, özellikle Avrupa ve Amerika’da durgunluk yaşandığını aktaran Bolat, “Küresel fiyatlardaki köpük azalırken Türkiye’nin mal ihracatı arttı. 1 Mart’ta TÜİK milli gelir rakamlarını açıkladığında inşallah 1 trilyon doların üzerinde olduğunu, kişi başına milli gelirimizin de 12 bin 500 dolarlar civarında olduğunu hep birlikte göreceğiz.” dedi.
Bakan Bolat, Türkiye’nin havacılık ve savunma sanayisinde 80 bin kişinin istihdam edildiğini ve 12 milyar dolarlık üretimin, 180 ülke ve bölgeye ihraç edildiğini belirtti.
Savunma sanayisinde 2022’deki 4,4 milyar dolarlık ihracatın, 2023’te yüzde 27’lik artışla 5,5 milyar dolara yükseldiğine dikkati çeken Bolat, şunları kaydetti:
“Türkiye savunma sanayiinde ilerledikçe Türkiye’ye ambargo uygulayanlar sıra sıra bu ambargoları kaldırdılar. Son bir ay içinde üç, dört önemli ülke bu ambargoları kaldırdı. Türkiye’nin savunma sanayisindeki başarısı tek bir alana da hapsolmuyor. Kara, hava, deniz, her unsur bu alanlarda yer alıyor. Bütüncül politika izleniyor. Hepsinin gereği olan alanlar var. Güçlü, gelişmiş, savunma sanayisi olan, güçlü ekonomisi ve ihracatı olan Türkiye’ye Allah’ın izniyle kimse yan bakamayacaktır. NATO üyesi ülkelerin savunma sanayi harcamalarının milli gelire oranla yüzde 2 olması gerektiği yönünde kriter vardı. ABD ve Türkiye dışında bunu ciddi olarak uygulayan hemen hemen hiçbir ülke yoktu. Görüyoruz ki biraz da Rusya-Ukrayna savaşının getirdiği mecburiyet karşısında NATO ülkelerinin hepsi savunma sanayi harcamalarını hızla arttırdılar ve devam ediyorlar. Japonya bile aynısını yapıyor. Avrupa coğrafyası, Afrika, Orta Doğu, Asya, ön Asya ve Uzak Doğu açısından Türkiye artık çok önemli üçüncü alternatif tedarik ülkesi haline geldi.”
“10 yılda savunma sanayimiz özellikle ihracatta 4,3 kat arttı”
Savunma Sanayii Başkanı Prof. Dr. Haluk Görgün ise özellikle son yıllarda savunma sanayi sektörünün uluslararası rekabetin çok yüksek olduğu pazarlarda hem ekonomik hem teknik üstünlükleriyle tercih edilebilir duruma geldiğini söyledi.
Kara, deniz, hava platformlarının artık birden fazla ülkeye ihraç edildiğini anlatan Görgün, bu platformların içinde var olan alt sistemlerin, faydalı yüklerin, mühimmatların her birinin ayrı ayrı alıcısının olmasının kendilerini memnun ettiğini aktardı.
Görgün, sözlerini şöyle tamamladı:
“Son 10 yılda savunma sanayimiz özellikle ihracatta 4,3 kat arttı. Sektörümüzde, ihracatın ithalatı karşılama seviyesi yüzde 250. Kilogram başına ihracat değerimiz 65 doları buldu. Tabii bazı ürünlerimiz var ki kilogram başı ihracatı 10 bin doların üzerinde. Yüksek teknolojiyle çalışan, yüksek teknoloji üreten ve bu teknolojiyi özellikle dost ve müttefik ülkelerimizle de paylaşarak, sadece teknolojik bağımsızlığımıza değil, ekonomik bağımsızlığımıza da katkı sağladığımızı bilerek onurla ve gururla çalışan bir sektörüz. Geçtiğimiz sene 5,4 milyar dolar olan ihracatımız bir önceki seneye göre yüzde 27’lik bir artış göstermişti. En az bu kadar bizi memnun eden ise yaptığımız sözleşmelerin, teslim ettiğimiz ürünlerin iki katı olması.”
]]>Çimento, Cam, Seramik ve Toprak Ürünleri İhracatçıları Birliği tarafından Cam Sektörü Çalıştayı düzenlendi. Sektörün ihracatını artıracak stratejilerin ele alındığı çalıştaya ASO Başkanı Seyit Ardıç, Ticaret Bakanlığı İhracat Genel Müdürlüğü Kimya, Toprak ve Sağlık Endüstrileri Daire Başkanı Alper Eriten, Çimento, Cam, Seramik ve Toprak Ürünleri İhracatçıları Birliği Başkan Yardımcısı Tansu Kumru ve sektörde faaliyet gösteren firmaların temsilcileri katıldı.
ASO Başkanı Seyit Ardıç, çalıştayın açılışında yaptığı konuşmada teknolojik gelişmeleri takip eden, yeniliklere odaklanan Türk cam sektörünün uluslararası pazarda kalitesiyle öne çıkarak birçok ülkede tercih edilen bir marka haline geldiğini belirtti. Cam üretiminde enerjinin yoğun kullanıldığına dikkat çeken Ardıç, “Ülkemizdeki enerji fiyatları rakiplerimize göre yüksektir. Adil rekabet koşullarının sağlanması için elektrik fiyatının ucuzlatılması, sektörel bazda teşvik sisteminin uygulanması gerekmektedir” dedi.
Ardıç, konut ve sanayide kullanılan elektrik fiyatı arasında üç kat fark olduğunu belirterek, “Sanayinin hane halkını sübvanse ettiği tek ülkeyiz. Konutların elektrik fiyatı ile sanayicinin kullandığı elektrik fiyatı arasında üç kat fark var. Şirketlerin enerji maliyetleri düşürülürse, TL’deki reel değerlenmenin ihracat üzerindeki etkisi bir nebze de olsa telafi edilebilir. Sektörümüz mevcut makroekonomik gelişmelerden son dönemde olumsuz etkilenmekte, rekabet avantajı zayıflamaktadır. Asgari ücretin işverene maliyetinin bin dolar seviyesine yaklaşması, işçisizlik problemi ve kur baskısı nedeniyle adil değerlenmeyen kur başlıca sorunlarımız” açıklamasında bulundu.
“Teşvik politikaları uygulanmalı”
Cam sektörünün dinamizminin artması için uygun ihracat ya da teşvik politikalarının uygulanması ve üretim maliyetlerini azaltıcı vergi düzenlemelerine gidilmesi gerektiğini söyleyen Ardıç, “Sektörün yüksek enerji fiyatlarından etkilenmemesi için önlemler alınmalıdır. Özellikle son dönemde firmalar için önemli bir sorun olan ara malı ve girdi maliyetleri konusunda kapsamlı politikalar üretilmelidir” diye konuştu.
Mevcut sorunlara rağmen sektörün üretmeye ve ülke ekonomisine katma değer oluşturmaya devam ettiğini vurgulayan Ardıç, güçlü üretim ve ihracat kapasitesiyle stratejik öneminin her geçen gün artığını söyledi. Gelişen üretim teknolojilerine uyum sağlayan ve önemli bir potansiyele sahip olan Türk cam sektörünün ülke ekonomisine katma değer oluşturmaya devam ettiğini belirten Ardıç, “Ankaralı bir firma Türkiye’de ilk defa büyük ölçekli projelerin ihtiyaçlarına cevap verebilmek, estetik ve fonksiyonellik açısından yeni standartlar belirlemek amacıyla 12 metrelik mimari cephe cam işleme tesisini hizmete açtı. Bunlar sektörümüzün önemli başarılarından sadece bir örnek” dedi.
Ardıç, sektörün daha da güçlenmesi için Ar-Ge çalışmalarına ve inovasyona daha fazla yatırım yapılarak ürün çeşitliliğinin artırılması, daha sürdürülebilir üretim yöntemlerine odaklanılması gerektiğini vurguladı.
“Uluslararası düzeyde rekabet edebilecek marka firmalar oluşturmaya önem vermemiz gerekiyor”
Markalaşma konusuna da değinen Ardıç, “Uluslararası düzeyde rekabet edebilecek, sektöründe marka firmalar oluşturmaya önem vermemiz gerekiyor. Türkiye’nin cam sektöründeki gücünü tüm dünyaya duyurmak ve marka değerini güçlendirmek amacıyla Çimento, Cam, Seramik ve Toprak Ürünleri İhracatçıları Birliği çatısı altında ‘TurkishGlass’ markasının kurulması önemli bir adım” dedi.
Ardıç, görüş ve önerilerin değerlendirileceği çalıştayın cam sektörünün potansiyelini arttırmaya katkı sağlayacağını belirterek, çalıştayın düzenlenmesinde katkısı olanlara teşekkür etti. – ANKARA
]]>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi tarafından inşa edilen Engelsiz Yaşam Merkezi, Gebze Millet Bahçesi’nde engelli vatandaşların ve ailelerinin kolay ulaşabileceği bir noktada konumlandırıldı. Özel bireylerin kendilerini geliştirebilecekleri Engelsiz Yaşam Merkezi’nde hidroterapi havuzu, derslikler, spor salonu, kütüphane, konferans salonu ve kafeterya gibi sosyal donatı alanlarına yer verildi.
Gebze Engelsiz Yaşam Merkezi, Yapı Kontrol Dairesi Başkanlığı’nın gözetiminde hızla yükseliyor. Eş zamanlı yürütülen imalatlarda yapının ilerleme oranı yüzde 50 seviyesine yükseldi. Bu bağlamda tüm blokların betonarmesini tamamlayan ekipler, diğer imalatların yerine getirilmesi noktasında yoğun bir mesai harcıyor. Yan ve arka cephe perde beton imalatları, E blok harici tüm blokların dolgu imalatları, G ve H blok hariç bütün blokların kenet çatı imalatları ile A, B, C, D ve F bloğun zemin kat tuğla imalatlarını tamamlayan ekipler, F blokta ise zemin betonu ile 1. kat döşeme betonunu döktü.
Şu an F bloğun 2. kat döşeme kalıp imalatlarına başlayan ekipler bir yandan da yapının mekanik ve elektrik imalatlarına devam ediyor. C blok 2. katın tuğla imalatının tamamladığı projede A, C, D ve F blok zemin kat sıva imalatlarına başlanıldı. A blokta demir imalatına, zemin katta ise döşeme kalıp imalatına devam eden ekipler, C blokta zemin kat ile 1. kat döşeme betonunu, D ve F blokta zemin döşeme betonu ile 1. kat döşeme betonunu atarak projeye hız verdi.
Eğitim odaları, atölyeler yer alacak
Özel bireyler merkezde hem eğlenip öğrenecek hem de fiziksel gelişimlerine uzman eğitmenler gözetiminde katkı sağlayacak. Buna göre yapının 2 bin 930 metrekare olarak planlanan zemin katında engelli bireylerin kendilerini geliştirebilecekleri, ilgi duydukları ve yetenekli oldukları alanlarda eğitim almalarını sağlayabilecek atölyeler yer alacak. Bu kapsamda 5 otizm grup eğitim odası, 7 otizm bireysel eğitim odası, duygu bütünleme odası, psikiyatri, oyun odası, uygulama evi, bilişim ve resim atölyesi, el sanatları atölyesi, okuma ve oyun atölyesi, dans atölyesi, müzik-mutfak atölyesi, erkek-kadın hidroterapi havuzu (2 havuz güvertesi), 2 gündüz bakım odası, 3 erken çocuk bireysel odası, oyun odası, duyu bütünleme odası, erken çocuk grup odası ve 2 uyku odası özel bireylere hizmet verecek.
2 bin 594 metrekareden oluşan 1. katta ise spor salonu, bay-bayan engelli soyunma duş, mescit, aile danışmanlığı, psikiyatrı, toplantı odası, arşiv, 4 bireysel derslik, yemekhane, mutfak atölyesi, idari personel, aile eğitim birimi, idari sorumlu, elektrik odası, öğretmenler odası, akıl ve zeka oyunları atölyesi, 5 derslik, çok amaçlı salon, kütüphane ve bireysel derslikler yer alacak. – KOCAELİ
]]>İZMİR Yüksek Teknoloji Enstitüsü (İYTE) İnşaat Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Cemalettin Dönmez, Kahramanmaraş merkezli 11 ili etkileyen depremin ardından uluslararası grupla bölgede incelemeler yaptıklarını belirterek, 250 hasarlı yapıdan alınan veriler ışığında yeterli perde duvar kullanınca yapıların kurtulma oranlarının yükseldiğini söyledi. Prof. Dr. Dönmez, “Her iki yönde perde duvar alanını, toplam kat alanının 400’de biri kadar koyduğunuzda hasar görme riskiniz 3 kat azalıyor. Bu depremde 200 binin üzerinde binamız ağır hasar aldı ve yıkıldı. Eğer bu direngenlik seviyesini doğru tutmuş olsaydık 65 bin binamızda hasarlı olacaktı. 60 bin değil 20 bin kayıp yaşayacaktık ya da 100 milyar dolar değil 30 milyar dolar kaybedecektik” dedi.
İYTE İnşaat Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Cemalettin Dönmez, geçen yıl meydana gelen 6 Şubat depreminden sonra Yeni Zelenda, ABD ve Meksika ile Türkiye’den araştırmacıların aralarında olduğu yaklaşık 40 kişilik bir ekiple bölgeye gidip çalışma yaptıklarını söyledi. Adıyaman haricinde depremden etkilenen iller ve ilçelerde günde 12-13 saat çalıştıklarını belirten Prof. Dr. Dönmez, çalışmada özellikle binaların direngenlik özelliğini incelediklerini ifade etti. Hasarlı binalardan veri alarak direngenlik değişiminin etkisini kontrol ettiklerini anlatan Prof. Dr. Dönmez, “Bu ekip aynı işi dünyanın farklı yerlerinde 25 yıldır yapıyordu. En iyi veriyi bu depremde topladık. Gördük ki direngenliğin belirli bir seviyede tutulması ağır hasar görme oranını 3’te 1’e düşürebiliyor. Sahadaki veri bunu söylüyor. Bu direngenlik seviyesi belirli bir seviyenin üzerinde olan binaların yüzde 25’inde ağır hasar varken o seviyenin altında olan binaların yüzde 75’inde ağır hasar var. Bu depremde 200 binin üzerinde binamız ağır hasar aldı ve yıkıldı. Eğer bu direngenlik seviyesini doğru tutmuş olsaydık 65 bin binamızda hasar olacaktı. 60 bin değil 20 bin kayıp yaşayacaktık ya da 100 milyar dolar değil 30 milyar dolar kaybedecektik. Ortalama tasarım ve uygulama pratiğimiz ne yazık ki ihtiyaç duyulan görece karmaşık uygulamalara şu an cevap veremiyor. Diğer taraftan direngenlik basit bir şekilde izlenebiliyor” diye konuştu.
‘YÜZDE 50 HASAR ALAN ANTAKYA’DA KAYIP YÜZDE 15’E DÜŞECEKTİ’
Deprem bölgesinde 2 bin yılından sonra yapılan yaklaşık 250 binayı incelediklerini anlatan Prof. Dr. Dönmez, eski binaları, saçılım ve kırılganlığın yüksek olması nedeniyle ve daha önce de çalıştıkları için bu çalışmada klasman dışı bıraktıklarını dile getirdi. Direngenlik ölçüsü olarak perde duvarı oranını toplam kat alanının 400’de biri oranında kullanarak hasarların 3 katı azaldığını gözlemlediklerini anlatan Prof. Dr. Dönmez, şunları söyledi:
“Binadaki toplam kat alanını düşünelim. Diyelim 5 katlı bina, 400 metrekareden hesaplarsak toplam 2 bin metrekareden oluşan toplam döşeme alanı var. Toplam alanın 400’de biri kadar her iki yönde perde duvar koyarsanız çalışmada referans alınan seviyeyi sağlıyorsunuz. Bu çerçeve için yüzde 10-15 civarlarında, bina için yüzde 3-5 civarlarında maliyet artışıdır. Bu değerler binayı satın alan bir vatandaş için yüzde 1-2 maliyet farkı anlamına gelecektir. Maliyette çok büyük bir fark olmasa da bir şekilde buna direnç var. Aslında sırf bunu değiştirsek geri kalan her türlü kusur ve zafiyetler dahil olsa da 3 katı kadar bir risk azalımına sebep oluyoruz. Maliyet, can kaybı ve şehirlerin yaşanılabilirliği açısından bu vurucu bir sonuçtur. Hatay Antakya yüzde 50 ağır hasar aldı. Eğer bu direngenlik seviyesi uygulanmış olsaydı yüzde 15 hasar alacaktı. Yüzde 15 hasar alsaydı şehir şu an yaşanılabilir durumdaydı. Yani çok fazla etkisi var. Bu referans değeri bir ev sahibi bile izleyebilir. Binanın her iki yönde perde duvar alanını toplam kat alanının 400’de biri kadar koyduğunuzda hasar görme riskiniz 3 kat azalıyor.”
‘BU KURALI ŞARTNAMEYE SOKMAK İSTİYORUZ’
Yapılarda yatay ve dikey elemanlar bulunduğunu, dikey elemanlara kolon, yatay olanlara ise kiriş denildiğini hatırlatan Prof. Dr. Dönmez, perde duvarların dikey betonarme duvarlar olduğunu belirtip, “Mevcut şartnamedeki kriterleri tasarım ve imalatta uygulamak ve kontrol etmek yüksek uzmanlık ister. Diğer taraftan 400’de biri oranında perde duvar koyulduğunu belediye de kontrol eden mühendis de, vatandaş da izleyebilir. Bunu şartnameye sokmak istiyoruz. İnşaat mühendisliğinde davranışın karmaşıklığı sebebiyle hesaba güvenmek yerine saha gözlemine güvenmek daha doğru bir yaklaşımdır. Şartnameye sokamazsak belediyeler kendileri şart koşabilir. Vatandaş da kendi isteyebilir. Kontrolü kolay olduğu için referansı sağlamayan o binaları almayabilirler” diye konuştu.
‘BÖLME DUVAR VE YUMUŞAK KAT HASARLARI DA AZALIR’
Binalardaki bölme duvarların da hasar alabildiğini ifade eden Prof. Dr. Dönmez, ufak ölçekli depremlerde dahi binaların zarar görebildiğini. Şili ve Japonya gibi depremin en fazla yaşandığı ülkelerde yapıların fazla zarar almadığını kaydeden Prof. Dr. Cemalettin şöyle devam etti:
“Daha küçük depremlerde de ağır hasar görüyoruz. Van depremi o kadar büyük bir deprem olmamasına karşın şehrin tamamını boşalttık. Bölme duvar hasarları oldu. Perde duvar miktarlarını bu seviyede kullansaydık bölme duvar hasarları da ciddi miktarda düşerdi. Her iki yılda bir deprem yaşıyoruz. Şehirleri boşaltmaktan da kurtulabiliriz. Yumuşak kat giriş katının normalden daha yüksek olmasıdır. Dikey elemanlar uzayınca dirençleri düşüyor. Direngenlik referans seviyesinde bizim veri setinin içinde yumuşak kat hasarları yüzde 90 azaldı. Perde duvarların uzman bir kişi tarafından daha düzgün yerleştirilmesi durumunda hasar görmeme durumuna bile geçebiliriz. 40 kişilik 2 haftalık çalışmanın sonucunda çalışmalarımız bunu net biçimde ortaya koydu. Şili ve Japonya’da bu değerler korunuyor. Yapılmasını şiddetle tavsiye ediyoruz. Kontrolü çok kolay, diğer uygulamalar tasarım ve imalat uzmanlığı istiyor. Bu daha kaba bir yöntem ama sonuç getiriyor. Bu kayıpları artık bünyemiz ruhumuz ve ekonomimiz de kaldıramıyor.”
]]>Manisa Büyükşehir Belediyesi, Başkan Cengiz Ergün öncülüğünde vatandaşların ihtiyaçlarının karşılanmasına yönelik yatırımlarına hız vererek, projeleri hayata geçirmeye devam ediyor. Bu kapsamda şehrin otopark ihtiyacına cevap verecek Malta Parkı Katlı Otopark Projesi’nin temel atma töreni gerçekleştirildi. Temel atma törenine Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Cengiz Ergün’ün yanı sıra, MHP TBMM Grup Başkanvekili ve Manisa Milletvekili Erkan Akçay, AK Parti Manisa Milletvekili Murat Baybatur, MHP İl Başkanı Cüneyt Tosuner, AK Parti İl Başkanı Salih Hızlı, Manisa Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri Aytaç Yalçınkaya, MASKİ Genel Müdürü Ramazan Burak Aslay, MHP MYK Üyesi Mehmet Ödevli, Manisa Ülkü Ocakları İl Başkanı Emirhan Sallıtepe, AK Parti MKYK Üyesi Doç. Dr. Ayşe Nevin Sert, büyükşehir belediye meclis üyeleri, sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri, mahalle muhtarları ve vatandaşlar katıldı.
Saygı duruşunda bulunulması ve İstiklal Marşı’nın okunmasıyla başlayan törenin açılış konuşmasını yapan MHP TBMM Grup Başkanvekili ve Manisa Milletvekili Erkan Akçay, yıllardır devam eden yatırımların devamındaki bir etabını daha birlikte gerçekleştirmekten mutlu olduğunu ifade etti.
Yerel seçimlerin geldiğini hatırlatan AK Parti Manisa Milletvekili Murat Baybatur, güç birliği yaparak, yapılacak olan tüm yatırımlarda başkan Ergün’ün projelerine destek vererek, sahip çıkarak projelerin gerçekleştirilmesine vesile olmaktan mutlu olduklarını söyledi.
“Otopark sorunu için cesur adımlar attık”
Törene katılanları selamlayıp, teşekkürlerini ileterek konuşmasına başlayan Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Cengiz Ergün, “Göreve geldiğimiz ilk günden beri nüfus artışı ve trafiğe çıkan araç sayısının da her ilde olduğu gibi Manisa’mızda da katlanması nedeniyle, güzel şehrimizin kanayan yarası haline gelen otopark sorununa çare olabilmek için hep cesur adımlar attık. Yapılmayanları, hasıraltı edilenleri, kangrene dönmüş sorunları bir bir çözmek için gece-gündüz demeden, mesai mefhumu gözetmeden çalıştık, çabaladık. Geldiğimiz noktada çok şükür Manisa’mıza birbirinden önemli proje ve hizmetleri kazandırdık. İmar sorunundan katı atık bertaraf tesislerine, prestij caddelerden, atık su arıtma tesislerine ve kavşaklara kadar şehrimizin ve hemşerilerimizin beklentilerine cevap veren, sorunlarını çözen, yüzlerini güldüren çalışmaların altına imzamızı attık. Manisa’mızda 35 yıldır yapılamayan imar planlarını yapmak ve tamamlamak çok şükür bizlere nasip oldu. Cumhur İttifakı milletvekillerimizin, Yunusemre ve Şehzadeler Belediye Başkanlarımızın, Belediye Meclis Üyelerimizin destekleri ve değerli katkılarıyla şehrimizin merkezinin önünü açacak, Manisa’nın kabuğunu kırmasına vesile olacak bu önemli imar plan çalışmasıyla gelecek 35-40 hatta 50 yılımızı güvence altına almış olduk” dedi.
İmar planlarına değindi
İmar planlarını Manisa’ya kazandırdıklarının altını çizen Başkan Ergün, “Spil Dağı ile Gediz Ovası arasında sıkışan şehrimiz bu imar planları ile rahat bir nefes alacak. İmar planları olmadan ne otopark yapacak alan ne modern evler yapacak arsa, ne de yol açacak yer maalesef bulamıyorsunuz.” diye konuştu.
“OSB kavşağı için kazma vurulacak”
Trafik sıkışıklığının giderilmesine yönelik projeleri aktaran Başkan Ergün, “Bir diğer çözüm, Manisa Organize Sanayi Bölgesi işbirliğiyle hayata geçireceğimiz köprülü kavşak projesi. Bu projemizle de OSB-Manisa hattında özellikle servis saatlerinde yaşanan trafik yoğunluğunun önüne geçeceğiz. Allah nasip ederse kısa bir süre içerisinde ilk kazmayı vurmuş olacağız.” dedi.
Binlerce araç kapasiteli otoparklar
İl genelinde yapılan otoparkları da paylaşan Başkan Ergün, “Ben sadece Manisa merkezin değil 17 İlçemizin Büyükşehir Belediye başkanıyım. Otoparklarla ilgili şehrimizde ve ilçelerimizde uygun bulduğumuz her alanda çalışma yürüttük. Salihli ilçemizde hayata geçirdiğimiz Bedesten Çarşısı projemizde, Salihli’mize 500 araçlık kapalı otopark kazandırdık. Merkez’de Eski Subay Lojmanlarının olduğu yere Türkiye’nin en büyük kapasiteli 560 araçlık Tam Otomasyonlu Otoparkı’nı yaptık. Turgutlu ilçemizde hayata geçirdiğimiz kapalı otopark ve pazaryeri projesindeki otopark kapasitesi 153 araç. Şehzadeler Bülent Koşmaz Parkı altına 430 araçlık otopark kazandırdık. Yarhasanlar, Cumhuriyet, Karaköy, Ertuğrul Dayıoğlu otoparklarımızı yenileyerek, kapasitelerini arttırdık. Sarıgöl ilçemizde hayata geçirdiğimiz Şehit Haşim Dirik Kapalı Pazaryeri projemizde kapalı otoparkı da unutmadık. MASKİ Oda Dernekler İş Kuleleri projemizin altında 120 araç kapasiteli otopark yaptık. Eski Garajı, 1.500 araç kapasiteli açık otopark haline getirdik. Hemşerilerimizin ismini Manisa Prime olarak benimsediği Büyükşehir Hizmet Binamız, Otel ve AVM projemizde 2 kat yer altı otoparkı yaptık. Birazdan temelini atacağımız Malta Otoparkı projemiz de otopark ihtiyacımıza önemli ölçüde cevap verecek bir yatırımımızdır. Malta Otoparkı Bodrum katı, zemin katı, 4 kat ve çatı katı olmak üzere 10 bin 168 metrekare alan üzerine inşa edilecek. 356 araç ve 39 motosiklet kapasiteli olacak. Bunun yanı sıra teknik hacimler, yönetim ve ödeme birimleri de projemizde yer alacak. 147 milyon + KDV bedelle hayata geçireceğimiz projemizi inşallah gelecek yıl tamamlayıp açmak da bizlere nasip olur. Hayırlı uğurlu olsun” diye konuştu.
“Otopark projelerimiz devam edecek”
Manisa’nın otopark ihtiyacının karşılanması için projelerine devam edeceklerini belirten Başkan Ergün, “Projelerimiz bunlarla kalmayacak. Şehzadeler Belediyemiz ve Pazarcılar Odamızla protokolünü imzaladığımız ve Eski Tariş depolarının olduğu bölgede hayata geçireceğimiz Alaybey Kapalı Otopark ve Pazaryeri projemiz var. Bu projemizi de inşallah hayata geçirdiğimizde, pazarın kurulduğu gün hariç, toplamda 1.060 araç kapasiteli ve 105 adet elektrikli araç şarj noktası ile 903 tezgahlı modern bir pazaryeri ile otoparkı Manisa’ya kazandırmış olacağız. Saruhanlı ilçemizde yapımı devam eden Yeraltı Otoparkı, Gençlik Merkezi ve Kent Meydanı projemizde de 192 araç kapasiteli otoparkla ilçemiz merkezinin otopark ihtiyacına cevap vermiş olacağız. Türkiye İstatistik Kurumu tarafından paylaşılan verilere göre, Manisa’da geçtiğimiz yıl 59 bin 643 yeni araç trafiğe kaydedilmiş. Toplam araç sayısı 722 bin 23’e ulaşmış. Kısacası ne kadar otopark yaparsanız yapın yetmez! Bugünün değil, geçmişten gelen 40-50 yıllık sorunların sancısını yaşadı Manisa’mız. Bunlar sadece bizim değil, bütün büyükşehirlerin yaşadığı sorunlar. Biz bu sorunların çözümü için varız. Vatanını en çok seven, görevini en iyi yapandır. Bu anlayışla canla başla çalışıyoruz.” ifadelerini kullandı.
Temele nazar boncukları atıldı
Yapılan konuşmaların ardından Malta Parkı Katlı Otopark projesinin temel atma töreni gerçekleştirildi. 356 araç ve 39 motosiklet kapasiteli, zemin kat, 4 kat ve çatı katı ile birlikte 10 bin 168 metrekare alanda hizmet verecek olan Malta Katlı Otoparkı’nın temeline kazasız belasız tamamlanması niyetiyle nazar boncuklarının atılması, okunan dua ve kesilen kurbanın ardından yapım çalışmalarının başlaması için düğmeye basıldı. – MANİSA
]]>Kacır, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan’ın teşrifiyle 11 Şubat Uluslararası Bilimde Kadın ve Kız Çocukları Günü dolayısıyla gerçekleştirilen “Bilimde Kadınlar ve Kız Çocukları Etkinliği ve Altındağ Alev Alatlı Bilim Merkezi Açılış Programı”na katıldı.
Bakan Kacır, burada yaptığı konuşmada, geçen hafta vefat eden mütefekkir ve yazar Alev Alatlı’yı andı.
Alatlı’nın haktan yana durduğunu, hakikatten yana olduğunu vurgulayan Kacır, “Son nefesine kadar fikirlerini sonraki kuşaklara aktarmak adına çalışan, bizlere ardında güçlü kültürel bellek ve önemli bir fikri miras bırakan kıymetli yazarımızın adıyla yaşayacak bilim merkezi projesinin gelecek nesiller adına anlamlı olacağına inanıyorum.” diye konuştu.
Kacır, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Milli Teknoloji Hamlesi yolculuğunun temelinin bilimsel çalışmalar olduğuna işaret ederek, son 22 yılda bilimde ve teknolojide büyük adımlar attıklarını söyledi.
İnsanlığı yeniden adaletle ve merhametle buluşturabilmek için güçlü Türkiye’yi, zengin düşünce ikliminde, bilimde, araştırmada, teknolojide çığır açan bilim insanlarının katkılarıyla yükselttiklerini vurgulayan Kacır, şu değerlendirmede bulundu:
“Bazılarınca sadece elitlere açık olsun istenen bilim yolculuğunun kapılarını milletimizin her bir ferdine açıyoruz. 2002’de 40 şehrimizde 76 üniversitemiz varken bugün 81 şehrimizde 208 üniversitemizde milyonlarca gencimizi yüksek öğretimle buluşturuyoruz.”
Kacır, aynı dönemde ülkedeki bilimsel yayın sayısının da yükseldiğine dikkati çekerek, bilimsel üretim konusunda nicelik olarak değil, nitelik olarak da belirgin gelişmeler kaydettiklerini dile getirdi.
“AR-GE harcamalarımızı 22 yılda 10 kat artırdık”
Araştırmacıların uluslararası ortak yayınlar içinde artık 9 kat daha fazla yer aldığını belirten Kacır, şunları kaydetti:
“AR-GE harcamalarımızı 22 yılda 10 kat artırarak 12 milyar dolara yükseltirken patent başvuru sayımızı 414’ten 8 bin 663’e çıkardık. TÜBİTAK, geçtiğimiz yıl 57 bin bilim insanına ve öğrenciye destek verdi. Bu rakamlar tesadüf değil. Bu muazzam gelişmenin ardında ülkesinin 10 yıllar boyunca vasata mahkum edilmesine itiraz eden, bu toprakların evlatlarının önlerini açarak dünyanın en iyi bilim ve teknoloji projelerine imza atmasını sağlayan sağlam irade var. Dünyanın gıptayla izlediği bu ilerlemenin arkasında, milletinin evlatlarının birini diğerinden ayırmayan, kadınıyla erkeğiyle, doğulusuyla batılısıyla taş üstüne taş koyan, alın terini akıl terine katan herkesin elinden tutan güçlü liderlik var.”
Kacır, kimseyi geride bırakmadan, milletin her bir ferdinin bilim ve teknoloji yolculuğuna katılmasını teşvik etmeye devam ettiklerini anlattı.
Bilimde kadının rolünün kalkınma yolculuğunun anahtarı olacağını vurgulayan Kacır, şunları söyledi:
“Tarih boyunca çok sayıda kadın bilim insanı, önlerine çıkan türlü engellemelere rağmen bilimsel çalışmaları ve buluşlarıyla insanlığa katkılar sundu. Hayat kurtaran ilaçlardan, keşfedilen yeni elementlere çok sayıda gelişmeyi kadın bilim insanlarına borçluyuz. Türkiye olarak, kadın bilim insanlarımızın değerini biliyor, bilim ve teknoloji yolculuğumuzda onlarla yürüyoruz. Kadınlarımız, bilimde ve teknolojide pek çok Avrupa ülkesindeki kadınlardan daha fazla temsil edilmekte ve başarılara imza atmakta.”
TÜBİTAK aracılığıyla kadın araştırmacılara destek
Kacır, kadınların çalışkanlıklarıyla Türkiye’nin insansız hava araçlarında dünya lideri olmasında, yerli ve milli otomobilini milletin hizmetine sunmasında, Antarktika’da Türk bayrağının dalgalandırılmasında büyük pay sahibi olduklarını dile getirdi.
Hayatın her alanında olduğu gibi bilim dünyasında da kadınların yetenek ve üretkenliklerinin önünü açtıklarını vurgulayan Kacır, “Son 22 yılda TÜBİTAK eliyle bilim insanlarına yönelik destek programlarımız kapsamında 143 bin kadın araştırmacıya 15,7 milyar lira destek verdik. Akademi ve kamuya yönelik programlarımızda 18 bin kadın araştırmacımızı destekledik.” dedi.
Kacır, TEKNOFEST kuşağında da kadınların güçlü yerinin, gelecek adına kendilerini umutlandırdığını belirterek, TEKNOFEST’i düzenledikleri ilk yıl olan 2018’de sadece yüzde 17 olan kadın yarışmacı oranının, 2023’te yüzde 40’a ulaştığını bildirdi.
“Bilim merkezlerimizdeki 10 milyondan fazla çocuğumuzdan umutluyuz”
Yarını beklemeden, bugün ve hemen şimdi Türkiye’nin kızlarının bilimde ve teknolojide engel tanımayan çabalarının, sınırları aşan hayallerinin yanında olmaya devam edeceklerini belirten Kacır, ülkenin küresel bir üretim üssüne dönüşürken Milli Teknoloji Hamlesi’nde gençlerle yol arkadaşı olmayı sürdürdüklerini ifade etti.
Kacır, uzaya yönelik çalışmalara da değinerek, şöyle konuştu:
“Türkiye’nin ilk astronotu Alper Gezeravcı’nın gerçekleştirdiği ‘Uzay Bilim Misyonu’muzun bilimsel çabalara sunacağı katkıların ötesinde, en değerli etkisi ay yıldızlı bayrağımızı Uluslararası Uzay İstasyonu’ndaki Türk astronotun üzerinde gören gençlerimize ve çocuklarımıza kazandırdığı öz güvendir. Artık Türk çocuklarının ‘Bunları ancak başka milletler yapabilir.’ diyerek kurmaktan vazgeçecekleri hiçbir hayal yoktur. Bilimle tanışmak, keşif yolculuğuna çıkmak üzere bilim merkezlerimizde ağırladığımız 10 milyondan fazla çocuğumuzdan umutluyuz. Bilim olimpiyatlarında aldıkları madalyalarla, uluslararası proje yarışmalarında elde ettikleri derecelerle göğsümüzü kabartan gençlerimizden beklentimiz büyük. Merkez, Ankara’mızın çocuklarının bilimle tanıştıkları bir merkez olacak. Kurduğumuz merkezimiz, Alatlı’nın ‘Unutmayın ki düz akılla anlaşılmaz, pergele cetvele gelmez, kendine has bir kimliği vardır Türkiye’nin. Batmaz, batarsa okyanuslar taşar.’ sözlerinin sırrını anlayan, anlamlandıran nice Alev’in yolculuğunda bilimle buluşma adresi olacak. Uzay, havacılık ve astronomi, teknoloji, matematik, tasarım, doğa bilimleri ve TEKNOFEST atölyelerimizle öğrencilerimiz bilim dünyasının kapılarını aralayacak.”
Kacır, Türkiye Yüzyılı hedefine gençlerle ulaşacaklarını, geleceğin Türkiye’sini TEKNOFEST kuşağıyla inşa edeceklerini sözlerine ekledi.
Bilim merkezi 5 atölyeden oluşacak
TÜBİTAK Başkanı Prof. Dr. Hasan Mandal da Altındağ Alev Alatlı Bilim Merkezi’nin Kurumun 39 bilim merkezinden biri olduğunu bildirdi.
Bilim merkezinin 5 atölyeden oluştuğu bilgisini veren Mandal, “Bu atölyeler, astronomi, uzay, havacılık, matematik, doğa bilimleri, tasarım ve teknoloji olacak. Merkezimizin, başkentimiz Ankara’mızda, Millet Bahçemizde açılıyor olması çok kıymetli.” dedi.
Konuşmaların ardından Bakan Kacır, Emine Erdoğan’a hediye takdim etti.
]]>Gönen ilçesi, Hasanbey Mahallesi sakinleri, Toros Yenilenebilir Enerji Üretim A.Ş.’nin Gönen Biyogaz Enerji Üretim Santrali kapasitesini 50 bin tondan 480 bin tona yükseltmek için attığı adıma karşı birleşerek en üst perdeden tepki gösterdi. Gönen Belediye Başkanı İbrahim Palaz, Balıkesir Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdür Yardımcısı Gökhan Öktem, Toros Gönen yetkilileri, muhtarlar ve çok sayıda vatandaşın katılımıyla, Hasanbey Mahallesi’nde gerçekleştirilen toplantıda ilk olarak projenin tanıtımı yapıldı. Sonrasında ise halka söz verilerek görüş alındı. Halk, fabrikanın Gönen Çayı’yla beraber ekim alanlarına verdiği zararları anlattı ve üretim sonucu ortaya çıkan kötü kokulardan şikayet etti. Projeyi halk arasında tek kişi bile onaylamadı, hatta mevcut fabrikanın bulunduğu konumdan taşınması için hep bir ağızdan ses yükseltildi.
Gönen Belediye Başkanı İbrahim Palaz da fabrikanın kapasite arttırım istemine karşı çıkarak, “Bugün Türkiye’nin her yerinde tabi ki fabrikalar var ama konu anlaşılmıştır ki bu fabrikanın yeri yanlış. Bizler Gönen halkı olarak özellikle yazın çıkan koku sonucu çok rahatsız oluyoruz. Gönen halkı bu konudan çok şikayetçi. Bugün yapılan bu toplantının amacı da kapasitenin arttırılması ile ilgili. Bu ne demek? Bu koku 10 kat daha fazla olacak demek. Gönen 10 kat fazla olacak bu kokuyu kaldıramaz. Turizmimiz de bu kokudan zarar görüyor. Ayrıca, atıklar nedeniyle tarımımız da zarar görüyor. Onun için bugünkü mücadele bir başlangıç oluyor. Ben, Gönen Belediye Başkanı olarak sivil toplum kuruluşlarını göreve çağırıyorum. Gönen halkı da onların arkasında duracak. Bu duyarlılığın devam etmesini istiyorum,” dedi.
Balıkesir Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdür Yardımcısı Gökhan Öktem, söz konusu sorunların farkında olduklarını ve halkı sürece dahil eden toplantıyı da bu sebeple düzenleme kararı aldıklarını işaret ederek, “Biz bu firmaya çok fazla idari yaptırım uyguladık, atık su konulu, koku konulu ve hala da uygulamaya devam ediyoruz. Normal şartlarda bu ÇED süreci proje tanıyım dosyasıyla geçen bir süreç, halkın katılımı toplantısı olmaz. Halkın katılımı toplantısının olduğu bu süreç tedbir ve bakanlık değerlendirmesi gereken bir süreçtir. Bu konunun hassasiyetinin farkında olduğumuz için buraya ÇED gereklidir kararı aldık. Bu konuyu bakanlık değerlendirsin, halka izah edilsin, halk görüşünü bildirsin istedik. O yüzden biz buradayız. Bu konu karşısında duyarlı olmamış olsaydık bugün bu toplantı yapılmaz, kapasite de bir şekilde arttırılmış olurdu” diye konuştu.
Toplantının sonunda, Gönen Biyogaz Enerji Üretim Santrali’nin farklı bir noktaya tanışabilmesi için halk arasında imza kampanyası başlatılacağı belirtildi. – BALIKESİR
]]>Bayburt Belediyesi tarafından yapılan yeni imar planı ile mahalle sakinleri evlerinin bulunduğu ada parselleri birleştirerek konutlarını yeniden yapabilecekler. Yeniden düzenlenen kentsel dönüşüm planı kapsamında jeolojik problemler ile zemin etüdü problemleri çözülerek belediye tarafından da yeşil alan ve otopark yapımı için arsa desteğinde bulunuldu.
Bayburt Belediyesi Sosyal ve Kültürel Faaliyetler Salonu’nda gerçekleşen hak sahiplerinin yeni imar planı ile ilgili bilgilendirilmesinin amaçlandığı toplantıda konuşan Belediye Başkanı Hükmü Pekmezci, “İlimiz Merkez Genç Osman Mahallesinde 5393 Sayılı kanunun 73.Maddesi gereği Kentsel Dönüşüm Alanı olarak ilan edilen eski sanayi sitesine ilişkin Belediye Başkanlığımız ile Toplu Konut İdaresi başkanlığı (TOKİ) arasında 09.12.2004 tarihli protokol ile çalışmalar başlatılmıştır. Ancak hak sahipleri ile 2017 ve 2021 yıllarında iki kez görüşülmesine rağmen uzlaşı konusunda mutabakata varılamamıştır. Yıllardan beri şehrimizde kangren haline gelen, dönüşüm alanı altyapı ve yapılaşma sorununun çözümü için; Belediyemizce 132.000 TL bedelle dönüşüm alanının imara esas jeolojik jeoteknik zemin etüt raporu hazırlatılmıştır. Yine Belediyemiz teknik elemanları kontrolünde serbest çalışan şehir plancısına 35.000 TL Bedelle yeni bir uygulama imar plan taslağı hazırlatılmıştır.” diye konuştu.
Sorunun çözümü Bayburt Belediyesi olarak tüm fedakarlıkları yaptıklarını belirten Başkan Pekmezci, “Uygulama alanı içerisinde kalan Belediyeye ait 28.990 m miktarında ki tüm imar yollarından siz değerli Genç Osman Mahallesi sakinleri için belediye adına mülkiyet kazanımından fedakarlık yapılarak bu alanların 533 adet otopark ve 7684 m park olarak kullanılmak üzere Belediyemizce sizlerin hizmetine sunulmuştur. Yine sizlerin sosyal kültürel ve park alanı ihtiyaçlarının karşılanması adına belediyemiz arsalarından 2465 m lik kısmının park alanı olarak kullanılması için plana dahil edilmiştir. Mevcut yapılaşma şekli ve parsel büyüklükleri dikkate alındığında hali hazırdaki parsellerinize tek başına inşaat yapılması günümüzde ki imar kanununa ve mevzuatına uygun değildir. Bu nedenle yol genişlikleri artırılarak, ada bazında inşaat yapımı tanımlanmıştır. Yapı adalarında zemin katlar işyerleri olarak planlanmıştır. Bu yapı adalarının taban alanlarının tamamı inşaat alanı olarak planlanmış olup, üst katların ise jeolojik zemin etüt raporu ve imar mevzuatın uygun gördüğü en üst sınırdan kat planlaması tanımlanarak 3 emsal olarak (h= 18.50 m) toplam 6 kat inşaat alanı belirlenmiştir. Bu amaçla şehrimizin dokusu ile örtüşen ve ilimize vizyon katacak mimari özelliğe sahip çevre düzeni ile birlikte modern bir yapılaşmanın sağlanmasını hedeflemekteyiz. Siz değerli hemşerilerimin bu çalışmalarımıza destek ve katkı sağlaması, sürecin başarılı şekilde sonlandırılmasını sağlayacaktır.” ifadelerini kullandı.
Belediye Başkanı Pekmezci’nin konuşmasının ardından Bayburt Belediyesi Kentsel Tasarım Müdürü Teoman Hakan Orhan, İmar ve Şehircilik Müdürü Hamit Kaygusuz ve Şehir Plancısı Ziya Aydın tarafından hak sahiplerine bölgede uygulanacak olan yeni imar planı ve sahip olacakları haklarla ilgili bilgi verildi.
Belediye Başkan Yardımcıları Süreyya Türkmenli ve Nesimuttin Selçuk’unda hazır bulunduğu toplantı soru cevap yapılmasının ardından sona erdi. – BAYBURT
]]>“Süper Lig, Avusturya Ligi’ne göre kat kat daha iyi”
“Karagümrük ile devam etmek istiyorum”
Metin ARSLANCAN/Serhan TÜRK/İSTANBUL, (DHA) – Fatih Karagümrük’ün 22 yaşındaki hücum oyuncusu Can Keleş, “Süper Lig’de oynuyorum ve Türkiye’de boy gösteriyorum. Türkiye’den davet alırsam çok mutlu olurum. Türk bayrağını göğsümde taşımak benim için çok özel olur” dedi.
Fatih Karagümrük’e sezon başında Avusturya ekiplerinden Austria Wien’den kiralık olarak dahil olan Can Keleş, kırmızı-siyahlı ekipteki performansına, Süper Lig macerasına ve gelecekteki hayallerine dair Demirören Haber Ajansı’na (DHA) açıklamalarda bulundu. Sezonun ilk yarısında kaydettiği 2 gol, 2 asist ile Fatih Karagümrük kariyerine devam eden Can Keleş, “Benim için asist veya gol önemli değil. Önemli olan takımın gidişatı. Takıma katkı verebiliyorsam çok mutlu olurum. Burada kiralık olarak oynuyorum ve Fatih Karagümrük’te çok mutluyum. Karagümrüklüyüm ve bu öyle de kalacak” diye konuştu.
“TÜRKİYE’DEN DAVET ALIRSAM ÇOK MUTLU OLURUM”
Alt yaş gruplarında Avusturya Milli Takımı formasını terleten Can Keleş, “Türkiye’den davet alırsam çok mutlu olurum” diyerek, şunları kaydetti: “Süper Lig’de oynuyorum ve Türkiye’de boy gösteriyorum. Türk bayrağını göğsümde taşımak benim için çok özel olur. Allah’ın izniyle göreceğiz. Bana o fırsat verilirse çok mutlu olurum. Elimden geleni de ülkem için yapmaya çalışırım. Milli takımın Almanya’da iyi bir performans göstereceğine inanıyorum.”
“SÜPER LİG, AVUSTUR’YA LİGİ’NE GÖRE KAT KAT DAHA İYİ”
Avustria Wien’den bonservisinin alınması durumunda gelecekte de Fatih Karagümrük’te görev almak istediğinin altını çizen Keleş, “Altyapıda adaptasyon süreci olsun, idmanlar olsun her şeyi ayarlıyorlar. Bu konuda biraz daha iyiler ama Süper Lig, Avusturya Ligi’ne göre kat kat daha iyi. Herkesin hayalleri var. Herkes büyük takımlara gitmek istiyor. Ben şu an olduğum yerden memnunum. Süper Lig’de süre alıyorum. Kulübüme de teşekkür ediyorum. Gelecekte de burada oynamak isterim” ifadelerini kullandı.
Adaptasyon sürecini atlattığını ve kendisini iyi hissettiğini belirten hücum oyuncusu, “İlk geldiğim dönemde zorluk çekme ihtimalimin olacağını düşünüyordum. Adaptasyon sürecini çok hızlı ve güzel bir şekilde geçirdim. Kendimi iyi hissediyorum. Sahada da ona göre performansımı sergiliyorum. Yusuf Demir ile Avusturya’da karşılıklı 1-2 sefer oynadık ancak bire bir pek fazla konuşmadık” şeklinde konuştu.
“KENDİMİ ÖZEL OLARAK HAZIRLAMIYORUM”
Fenerbahçe’ye karşı ligin ilk yarısında Kadıköy’de etkili bir oyun ortaya koyan ve takımı adına da 1 gol kaydeden Can Keleş, sözlerini şöyle sürdürdü: “Kendimi özel olarak hazırlamıyorum. Takım olarak özel performans sergilemeye çalışıyoruz. Büyük takımlara karşı oynadığınız zaman o atmosfer içinde en iyi performansımı göstermeye çalışıyorum. Kadıköy’de takımımı öne geçiren golü attım. Takım için önemli bir goldü. Maçın sonucu tabii ki üzücüydü. Sonraki hafta karakter gösterip İstanbulspor’u yenmiştik. Galibiyetten dolayı mutluydum.”
Can Keleş, bu sezon savunmada kendisini çok fazla zorlayan bir oyuncu olmadığını da sözlerine ekledi.
“KARAGÜMRÜK İLE DEVAM ETMEK İSTİYORUM”
Taraftarlardan övgüyle söz eden Can Keleş, “Bizi hiçbir maçta yalnız bırakmıyorlar. Taraftarlarımıza her maçta bize verdikleri destekten dolayı teşekkür ediyorum. Hiç susmuyorlar, onların desteğini hissediyoruz. Şu an kiralık olarak buradayım. Çok iyi bir performans verip takımıma yardım etmek istiyorum. Karagümrük ile devam etmek istiyorum. Buradan nasıl bir adım olur onu bilmiyorum, zaman bunu gösterecek” diyerek sözlerini tamamladı.
]]>“Süper Lig, Avusturya Ligi’ne göre kat kat daha iyi”
“Karagümrük ile devam etmek istiyorum”
Metin ARSLANCAN/Serhan TÜRK/İSTANBUL, – Fatih Karagümrük’ün 22 yaşındaki hücum oyuncusu Can Keleş, “Süper Lig’de oynuyorum ve Türkiye’de boy gösteriyorum. Türkiye’den davet alırsam çok mutlu olurum. Türk bayrağını göğsümde taşımak benim için çok özel olur” dedi.
Fatih Karagümrük’e sezon başında Avusturya ekiplerinden Austria Wien’den kiralık olarak dahil olan Can Keleş, kırmızı-siyahlı ekipteki performansına, Süper Lig macerasına ve gelecekteki hayallerine dair Demirören Haber Ajansı’na açıklamalarda bulundu. Sezonun ilk yarısında kaydettiği 2 gol, 2 asist ile Fatih Karagümrük kariyerine devam eden Can Keleş, “Benim için asist veya gol önemli değil. Önemli olan takımın gidişatı. Takıma katkı verebiliyorsam çok mutlu olurum. Burada kiralık olarak oynuyorum ve Fatih Karagümrük’te çok mutluyum. Karagümrüklüyüm ve bu öyle de kalacak” diye konuştu.
“TÜRKİYE’DEN DAVET ALIRSAM ÇOK MUTLU OLURUM”
Alt yaş gruplarında Avusturya Milli Takımı formasını terleten Can Keleş, “Türkiye’den davet alırsam çok mutlu olurum” diyerek, şunları kaydetti: “Süper Lig’de oynuyorum ve Türkiye’de boy gösteriyorum. Türk bayrağını göğsümde taşımak benim için çok özel olur. Allah’ın izniyle göreceğiz. Bana o fırsat verilirse çok mutlu olurum. Elimden geleni de ülkem için yapmaya çalışırım. Milli takımın Almanya’da iyi bir performans göstereceğine inanıyorum.”
“SÜPER LİG, AVUSTUR’YA LİGİ’NE GÖRE KAT KAT DAHA İYİ”
Avustria Wien’den bonservisinin alınması durumunda gelecekte de Fatih Karagümrük’te görev almak istediğinin altını çizen Keleş, “Altyapıda adaptasyon süreci olsun, idmanlar olsun her şeyi ayarlıyorlar. Bu konuda biraz daha iyiler ama Süper Lig, Avusturya Ligi’ne göre kat kat daha iyi. Herkesin hayalleri var. Herkes büyük takımlara gitmek istiyor. Ben şu an olduğum yerden memnunum. Süper Lig’de süre alıyorum. Kulübüme de teşekkür ediyorum. Gelecekte de burada oynamak isterim” ifadelerini kullandı.
Adaptasyon sürecini atlattığını ve kendisini iyi hissettiğini belirten hücum oyuncusu, “İlk geldiğim dönemde zorluk çekme ihtimalimin olacağını düşünüyordum. Adaptasyon sürecini çok hızlı ve güzel bir şekilde geçirdim. Kendimi iyi hissediyorum. Sahada da ona göre performansımı sergiliyorum. Yusuf Demir ile Avusturya’da karşılıklı 1-2 sefer oynadık ancak bire bir pek fazla konuşmadık” şeklinde konuştu.
“KENDİMİ ÖZEL OLARAK HAZIRLAMIYORUM”
Fenerbahçe’ye karşı ligin ilk yarısında Kadıköy’de etkili bir oyun ortaya koyan ve takımı adına da 1 gol kaydeden Can Keleş, sözlerini şöyle sürdürdü: “Kendimi özel olarak hazırlamıyorum. Takım olarak özel performans sergilemeye çalışıyoruz. Büyük takımlara karşı oynadığınız zaman o atmosfer içinde en iyi performansımı göstermeye çalışıyorum. Kadıköy’de takımımı öne geçiren golü attım. Takım için önemli bir goldü. Maçın sonucu tabii ki üzücüydü. Sonraki hafta karakter gösterip İstanbulspor’u yenmiştik. Galibiyetten dolayı mutluydum.”
Can Keleş, bu sezon savunmada kendisini çok fazla zorlayan bir oyuncu olmadığını da sözlerine ekledi.
“KARAGÜMRÜK İLE DEVAM ETMEK İSTİYORUM”
Taraftarlardan övgüyle söz eden Can Keleş, “Bizi hiçbir maçta yalnız bırakmıyorlar. Taraftarlarımıza her maçta bize verdikleri destekten dolayı teşekkür ediyorum. Hiç susmuyorlar, onların desteğini hissediyoruz. Şu an kiralık olarak buradayım. Çok iyi bir performans verip takımıma yardım etmek istiyorum. Karagümrük ile devam etmek istiyorum. Buradan nasıl bir adım olur onu bilmiyorum, zaman bunu gösterecek” diyerek sözlerini tamamladı.
]]>4’ÜNCÜ KEZ TÜRKİYE BİRİNCİSİ OLDU
Türkiye’de siyasi partiler yeni üye kazanmak için yoğun çaba gösterirken, AK Parti’de Ankara İl Başkanlığı yeni üye kaydında Türkiye rekorunu kırdı. AK Parti’ye sadece Ankara’da Ankara İl Başkanlığı ve teşkilatlar aracılığıyla 2023 yılında 120 bin 316 yeni üye partiye katıldı. Açıklanan rakam ile toplamda Ankara’da 875 bin kişi AK Parti üyesi olurken, AK Parti Ankara İl Başkanlığı katılan yeni üyeler ile 4’üncü kez Türkiye birincisi oldu.

ANKARA’DAN 120 BİN 316 KİŞİ AK PARTİ’YE KATILDI
AK Parti Ankara il Başkanlığı’ndan yapılan açıklamaya göre, 2023 yılında AK Parti’ye Ankara’dan 120 bin 316 kişi katıldı. Rekor katılımlar ile AK Parti Ankara İl Başkanlığı 4’üncü kez Türkiye birincisi olurken Ankara’da AK Parti’ye kayıtlı toplam üye sayısının 875 bin kişi olduğu belirtildi. 2024 yılının ilk rekor haberini duyuran ve 6 yıldır AK Parti Ankara İl Başkanlığı görevini yürüten Hakan Han Özcan, “AK Parti Ankara İl Başkanlığı ve teşkilatlarımızın yaptığı yoğun çalışmalar sonucunda 2023 yılında sadece Ankara’da 120 bin 316 yeni üyeyi partimize katarak büyümeye ve güçlenmeye devam ediyoruz. Ankara’da sıkmadık el, çalmadık kapı bırakmayarak herkesin derdine derman olmaya çalışıyoruz.Türkiye yüzyılında ülkemizi daha müreffeh bir seviyeye ulaştırmak adına verdiğimiz mücadelede bizimle aynı yolda yürümek için partimize üye olan kardeşlerimize teşekkür ediyorum hepsine hoş geldiniz diyorum.” ifadelerini kullandı.

ÖZCAN: “TÜRKİYE ZİNCİRLERİNDEN KURTULDU”
AK Parti Ankara İl Başkanı Özcan, “Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde ülkemizin hem bölgesinde hem de tüm dünyada söz sahibi olması için çok çalıştık. 21 yılda büyük atılımlar yapan Türkiye zincirlerinden bir bir kurtuldu. Gezi kalkışması, 15 Temmuz hain darbe girişimi, ekonomimize yapılan operasyonlar bizleri asla yolumuzdan döndüremedi. Milletimiz 14 Mayıs ve 28 Mayıs tarihinde yapılan genel seçim ve Cumhurbaşkanlığı seçimi ile milletimiz demokrasiden ve istikrardan yana olduğunu tüm dünyaya bir kez daha haykırdı. Bu sadece bir sayı değil. Bu dökülen ter, kat edilen yol, sıkılan el, girilen gönül, yaslanılan omuz, inanılan bir aşk ve büyüyen bir aile. Ankara bizim hepimizin diyene kadar durmak yok.” diye konuştu.

AK Parti’nin Türkiye’nin Siyonist ve emperyalist güçlerden arınmasından rahatsız olanların oynadıkları oyunlara rağmen Türk Milleti’nden aldığı güç ve destekle Türkiye üzerinde oynanmak istenen bütün oyunları bozarak emin adımlarla yoluna devam ettiğini kaydeden Özcan, “Türkiye yüzyılı vizyonu ile yeni bir döneme girerken partimiz de vatandaşlarımızın teveccühüne mazhar olmaya devam ediyor.” ifadelerini kullandı.

“ANKARA TEKRAR HİZMET BELEDİYECİLİĞİNE KAVUŞACAK”
3 ay sonra gerçekleştirilecek olan yerel seçimlere de değinen Özcan, “Önümüzde çok önemli bir seçim daha var. 5 yıldır Ankara’ya hizmet etmeden, sürekli algı oyunları ve sosyal medya belediyeciliği yaparak vatandaşı kandıranlar genel seçimlerde olduğu gibi büyük bir hezimet yaşayacak. İnşallah 3 ay sonra hemşerilerimiz tekrar hak ettikleri gibi bir hizmet ve eser belediyeciliğine kavuşacaklar. 31 Mart akşamından sonra Ankaramızın kaybettiği 5 yılı hızlıca telafi edip tekrar Avrupa başkentleri ile yarışır hale getireceğiz.” şeklinde konuştu.

İL BAŞKANI HAKAN ÖZCAN
1983 yılında Gölbaşı Bezirhanede doğan Hakan Han ÖZCAN ilköğrenimini Aydınlıkevler İlk Öğretim okulunda, lise öğrenimini ise Tevfik İleri İmam Hatip Lisesinde gördü. Yüksek öğrenemini Mısır’ın başkenti Kahire’de tamamladı. Hakan Han ÖZCAN siyasetçi bir aileden yetişip, aktif siyaset hayatına Gençlik Kolları Ankara İl Başkanlığında Yönetim Kurulu Üyesi olarak başladı. Gölbaşı İlçe Koordinatörü olarak Gençlik Kolları ilçe yapılandırılmasında etkin rol oynadı. Siyasi hayatına Ekonomik ve Mali İşler Başkanı olarak devam etti. Teşkilat Başkanlığı görevinin akabinde 2 Mart 2008 tarihinde gerçekleşen Ak Parti Ankara İl Gençlik Kolları 2.Olağan Kongresinde Gençlik Kolları Ankara İl Başkanı olarak seçildi.2009 Yerel Seçimlerde Gölbaşı ilçemizden Büyükşehir Belediyesi meclis üyesi seçildi. Bir çok önemli STK larda yönetim düzeyinde görev almaktadır. Akaryakıt ve Nakliyat sektöründe Ticaretle uğraşan Hakan Han ÖZCAN evli ve üç çocuk babasıdır; iyi derecede Arapça ve İngilizce bilmektedir.
]]>Milli sporcu Beder, Türkiye Judo Federasyonunun faaliyetleri kapsamında Judo Olimpik Milli Takımı ile geldiği Erzurum’daki Palandöken Dağı’nda yılın son ağırlık antrenman kampını tamamladı.
Kamp döneminde yüksek irtifanın avantajlarından yararlanmaya çalışan milli judocu, ağırlık, güç ve kondisyon çalışmasının yanı sıra belirli aralıklarla Palandöken Dağı’nın zirvesine yaklaşık 2 saat süren tırmanışlar gerçekleştirdi.
Diğer sporcularla yeni yıla sıkı şekilde girmeye çalışan Beder, ocak ayında Portekiz’de düzenlenecek Grand Prix müsabakasında madalya alıp 2024’e iyi bir başlangıç yapmak istiyor.
Daha sonra Avrupa ve dünya şampiyonalarına katılacak Beder, söz konusu organizasyonlardan da madalya ile dönerek Paris 2024 Olimpiyatları kotasını kesinleştirmeyi amaçlıyor.
Milli sporcu Tuğçe Beder, AA muhabirine, spora 11 yaşında Kocaeli’de başladığını, şu anda 48 kiloda yarışlara katıldığını söyledi.
Erzurum’da kamp yapmanın kondisyonlarını artırdığını belirten Beder, “Ağırlık çalışmasını normalde de yapıyoruz ama bu rakımda, bu hava şartlarında iki kat daha zor oluyor. Dağ tırmanışları, dağ koşuları bunların hepsi aslında kendimizle verdiğimiz bir mücadele. Başarılı bir takım olduğumuz için herkes en iyi şekilde hırsını ortaya koymaya çalışıyor.” dedi.
İlk önemli madalyasını 2020’de Tel Aviv’de aldı
Büyükler kategorisinde de başarıları olduğunu ancak geçirdiği sakatlık nedeniyle zorluklar yaşadığını anlatan Beder, şöyle devam etti:
“2020’de Tel Aviv’de ilk olimpiyat puan maçı olan Grand Prix müsabakasında üçüncü oldum. Bu aslında olimpiyat kotası ve puan anlamında büyüklerdeki ilk önemli madalyamdı. Sonrasında sakatlık yaşadım ve bir süre minderden uzak kaldım ama dönüşüm gayet iyi oldu. Geçtiğimiz yıl yapılan 5. İslami Dayanışma Oyunları’nda 48 kiloda şampiyon oldum. Bu da benim için prestijli ve önemli bir ödüldü. Şu an olimpiyat kotasına çok yakınım, aslında kotaya girmiştim ama bu yılın başında sakatlığım tekrar nüksetti ve ameliyat oldum. Bir süre yarışamadığım için rakiplerimiz puan kazanmaya devam etti. Ama çok şükür bunu da atlattım ve geçen ay Avustralya’da katıldığım okyanus açık turnuvasında üçüncü oldum. Bu da tekrar olimpiyat yarışını benim için en iyi şekilde başlattı.”
Kariyeri boyunca yaşından daha çok madalya kazandığını dile getiren Beder, “Bunlardan en önemlileri farklı yaşlarda Avrupa ve dünya dereceleriydi. Önümüzdeki ay Rusya’da hazırlık kampı olacak ve ocak ayının sonunda Portekiz’de 2024’ün ilk müsabakası Grand Prix turnuvası olacak. Burası olimpiyat puanı veren önemli maçlardan birisi. Burada alacağım madalya beni olimpiyat kotasına sokacak ve Paris biletini alacağım. Nisan’da Avrupa, mayıs ayında ise dünya şampiyonaları var. Buralardan da alacağımız madalya bizim için olimpiyatı kesinleştirecek. Olimpiyatlarda hem bireysel hem takım olarak hedefimiz orada ülkemizi ve bayrağımızı en iyi şekilde temsil etmek. Zirveye çıkmak, takım halinde şampiyon olup madalyalarla dönmek istiyoruz.” ifadelerini kullandı.
Antrenörü sayesinde spora başladığını ve çeşitli başarılar kazandığını belirten Beder, “Küçükken antrenörüm bendeki yeteneği keşfedip özel olarak ilgilendi ve çok kısa zamanda uluslararası dereceler elde etmeye başladım. 2015’de ümitler kategorisinde dünya üçüncüsü olarak ilk uluslararası derecemi kazandım. Sonra gençler kategorisinde ulusal ve uluslararası başarılar kazandım. 2018-2019 yıllarında gençlerde Avrupa ikincisi ve üçüncüsü oldum. O zamandan beri büyükler A Milli Takımı’nda yer alıyorum.” diye konuştu.
]]>