Uydu fotoğrafları, radar görüntüleri ve askeri faaliyet kayıtları, İsrail ve Lübnan arasındaki sınırda toplulukların tamamen yerlerinden edildiğini, binlerce binanın ve açık alanın hasar aldığını gösteriyor.
Her iki taraf da şimdiye dek topyekun savaş ilan etmemiş olsa da, kanıtlar neredeyse her gün yaşanan saldırıların hem İsrail hem de Lübnan’daki topluluklarda yıkıma yol açtığına işaret ediyor.
Son çatışmalar, Hizbullah’ın İsrail- Gazze Savaşı’nın başlamasından bir gün sonra Filistinlilerle dayanışma için İsrail mevzilerine roket atmasıyla başladı. Hamas’ın 7 Ekim 2023’te İsrail’e saldırısının ardından, İsrail Ordusu Gazze’de yoğun saldırılara girişti.
ABD merkezli Silahlı Çatışmalar Konum ve Olay Veri Projesi’nin (Acled) topladığı ve BBC’nin incelediği veriler, her iki tarafın 8 Ekim 2023 ve 5 Temmuz 2024 arasında 7.491 sınır ötesi saldırı düzenlediğini gösteriyor. Bu verilere göre İsrail, Hizbullah’tan beş kat daha fazla saldırı düzenledi.
Birleşmiş Milletler (BM) saldırıların Lübnan’da 90 binden fazla kişiyi evinden ettiğini söylüyor. İsrail saldırılarında 100 sivil ve 366 Hizbullah üyesi de öldü.
İsrail’de ise yetkililer Hizbullah’ın saldırıları yüzünden 60 bin sivilin evlerini terk etmek zorunda kaldığını ve 10’u sivil 33 kişinin öldüğünü belirtiyor.
Güney Lübnan’da binaların aldığı hasar
Analizlere göre Lübnan’da İsrail sınırında yaşayan toplulukların yüzde 60’ı İsrail’in hava ve topçu saldırıları sonucu bir tür hasar gördü. 10 Temmuz itibarıyla 3200’den fazla bina hasar aldı.
Bulgular, New York City Üniversitesi Lisanüstü Eğitim Merkezi’nden Corey Scher tarafından derlendi. İki farklı görüntünün kıyaslanmasına dayanıyor. Binaların yüksekliğinde ve yapısında görülen değişiklikler hasara işaret ediyor.
Ayta el Şaab, Kfar Kila ve Blida kasabalarının en olumsuz etkilenen yerler olduğu görülüyor.
Acled’e göre Ayta el Şaab yoğun bir şekilde hedef alındı. Ekim’den bu en az 299 saldırıya sahne oldu.
Özellikle kasabanın ana caddesinde, aralarında restorantların ve dükkanların bulunduğu binalar hasar gördü.
BBC’nin konuştuğu Ayta El Şaab’ın Belediye Baykanı kasabanın “bir deprem yaşamış gibi olduğunu” söyledi.
Majed Tehini kasabada yaşayan ikisi sivil, 17 kişinin İsrail saldırılarında öldürüldüğünü söyledi.
Tehini, geçen Ekim’de çatışmalar başlar başlamaz ailesiyle birlikte kasabayı terk ettiğini ama çoğunlukla cenazelere katılmak için neredeyse her 15 günde bir geri döndüğünü anlattı.
Tehini “Her gittiğimde değiştiğini hissettim. Yıkım görüntüsü korkunçtu. Ayta’daki evler kaba inşaat gibi oldu. Yıkılanlar enkaz oldu, hala ayakta durabilenler ise yaşanmaz halde” dedi.
Tehini, kasabanın özellikle 2006’deki İsrail-Hizbullah savaşında da yıkıldığını hatırlıyor. Ancak bu kez bombaların çok daha büyük bir hasar verdiğini söylüyor.
Elektrik ve su şebekesi de dahil tüm altyapının hasar aldığını belirtiyor.
“Evimiz hala ayakta. Ama sadece görünüşte. Tamamen mahvoldu.”
Kasaba merkezleri hasar aldı
Acled’e göre 200’den fazla saldırının düzenlendiği Kfar Kila’da, kasaba merkezindeki birkaç süpermarket ve dükkanlar hasar gördü.
Acled, Blida kasabasının da Ekim’den bu yana en az 130 kez vurulduğunu, bir eczaneyle binaların hasar aldığını söylüyor.
Hasar özellikle başlıca dükkanların ve hizmetlerin bulunduğu kasaba merkezinde odaklanıyor.
Düşünce kuruluşu Kraliyet Birleşik Hizmetler Enstitüsü’nden, Orta Doğu Güvenliği konusunda çalışan kıdemli araştırmacı Dr. Burcu Özçelik, İsrail’in Hizbullah’ın buralarda yoğun bir şekilde varlık gösterdiğini söyleyerek sınırdaki kasabaları hedef aldığını belirtiyor.
Özçelik “İsrail, evlerin yakınlarında bir mevziler ve tüneller ağı bulunduğuna yönelik elinde yeterli kanıt olduğuna inanıyor” diyor.
Dr. Özçelik İsrail’in Hizbullah’a “burada bulunmamalısınız” mesajını göndermek için bu bölgeyi hedef aldığını söylerken, Hizbullah’ın buraları tahliye etmeyi aklından bile geçirmediğine inanıyor.
“ABD bir orta yol bulmaya çalıştı. Hizbullah’ın sınırdan 6,5 kilometre kadar içeri çekilmesi gibi. Hizbullah bunu reddetti.”
İsrail Ordusu ise BBC’ye yaptığı açıklamada, “Hizbullah’in İsrail’e, vatandaşlarına ve evlerine yönelik tehdidini ortadan kaldırmak için” askeri hedeflere saldırılar düzenlediğini belirtti.
Israil’in yol açtığı yangın
Sınırın öteki tarafında, İsrail’in kuzeyinde de diğer yandan gelen saldırılar nedeniyle binalar yıkıldı.
İsrail medyası, Ekim’den bu yana 1000’den fazla binanın hasar aldığını bildirdi. İsrail Ordusu ve Savunma Bakanlığı BBC’nin yorum taleplerine yanıt vermedi.
Ancak burada da, önemli ölçüde bir alan yıkımı var.
BBC, sınır ötesi saldırılarla başlayan büyük orman yangınlarında zarar gören alan miktarını incelemek için Kent State Üniversitesi’nden Dr. He Yin’in sağladığı verileri kullandı.
Dr. Yin, yandığından şüphelenilen alanları belirlemek için kamuya açık, kızıl ötesi ve kısa dalga kızıl ötesi (insan gözünün görebileceği spekturumun ötesi) çekilen uydu fotoğraflarından derlediği verileri ele aldı.
Bunlar, uydu fotoğrafları ve İsrail medyasındaki haberlerle karşılaştırıldı.
Her iki ülkede, büyük miktarlarda alan yandı. Ancak BBC, İsrail ve İsrail işgali altındaki Golan Tepeleri’nin daha büyük hasarı aldığını tahmin ediyor. Lübnan’da 40 kilometrekarelik alan hasar görürken, İsrail ve Golan Tepeleri’nde 55 kilometrekarelik bir alanda hasar tespit edildi.
İsrail Doğa ve Parklar Müdürlüğü’nün son tahminlerine göre ise hasar gören alan 87 kilometrekareyi bulabilir.
Hasar tablosu, yanan birçok alanın sınırdan uzakta olduğunu gösteriyor. Bu durum da Hizbullah’ın kullandığı çok sayıda güdümsüz silaha işaret ediyor.
Bu silahlar, cephe hattının hemen yakınında olmayan sivil bölgelere ve askeri üslere doğru ateşleniyor.
İsrail’in füze savunma sistemi Demir Kubbe, nüfusu yoğun alanlara yönelmediği takdirde roketlere karşı devreye girmiyor ve roketler açık alanlara düşüyor.
Bu durum sonucunda da, açık alanlarda, tarım arazilerinde ve ormanlarda yoğun hasar oluşuyor. Dr. Özçelik, Hizbullah’ın bunu kasten yaptığını söylüyor.
“Yangınları kullanılan bu silah tipleriyle açıklayabilirsiniz. Ancak hikayenin bir diğer kısmı da Hizbullah’ın kaos ve İsrail nüfusunda bir derece güvensizlik yaratmak istemesi. Bu da İsrail hükümetine karşı bir baskı yaratıyor.”
Özçelik ayrıca, tahliye düzeyinin “İsrail bağlamında görülmemiş seviyelerde” olduğunu vurguluyor.
Hasarın boyutu İsrail işgali altındaki Golan Tepeleri’nde bulunan Katzrin yerleşiminden gelen fotoğraflarda görülüyor. Haziran başındaki yoğun roket atışlarının ardından, yerleşimin kendisinden daha büyük bir alanda yanmış topraklar görülüyor.
Tzahi Gabay, 30 kilometre kuzeydoğuda yaşayan bir çiftçi ve acil müdahale ekibi üyesi.
Sınır bölgesinde kalmaya devam eden çok az İsrailli’den biri. Eşi ve biri beş diğeri yedi yaşındaki iki çocuğu, sınırdan metrelerle ölçülebilecek uzaklıktaki Kafar Yuval kasabasından kaçtı. Şu anda küçük bir otel odasında yaşıyorlar ve Gabay ailesini sadece haftada bir görebiliyor.
Kuzey İsrail’de geniş alanlarda yıkım yaratan yangınları ilk elden görenlerden.
“Roket saldırılarından korkan insanlar tarlaları ihmal etti ve baharda kurudular. Her SİHA, roket ya da füze saldırıları Galile’de hemen büyük yangınları tetikliyor. Tüm alan yanıyordu. Alevlerle mücadele etmek, yangınları söndürmek ve tarlalarımıza ve işlerimize daha büyük bir zarar vermesin diye uğraşmak zorundaydık.”
Tek tehlike yangınlar değil.
Komşuları Barak ve Mira Ayalon geçen Ocak ayında öldüler. Bir füze oturma odası duvarını delip geçtiğinde, mutfaklarında öğlen yemeklerini yiyorlardı.
Gabay aileyi yıllardır tanıyordu.
“Birlikte büyüdük. O haldeki cesetlerini çıkarmak… İyi tanıdığım insanlardı. Kolay değildi.”
Çok az sayıdaki kasaba sakini meyve ağaçlarını yaşatmak için kasabada kalırken, nüfusun yaklaşık yüzde 90’ı evlerini terk etti.
Hizbullah yorum taleplerine yanıt vermedi. Ancak örgütün lideri Hasan Nasrallah “İsrail’in sivilleri hedef alma ısrarının” örgüt üyelerini yeni “yerleşimleri” füzelerle hedef almaya zorladığını söyledi ve sınırı geçtikleri takdirde İsrail tanklarının yok edileceği uyarısında bulundu.
Nasrallah, 10 Temmuz’da televizyondan yayımlanan konuşmasında İsrail ve Hamas arasında bir ateşkes sağlanırsa, saldırıları durdurma sözünü de tekrarladı.
Beyaz fosfor
BBC’nin Lübnan’da yangınlardan etkilendiğini tahmin ettiği 40 kilometrekarelik alanın büyük kısmı, iki ülke arasındaki sınır hakkına ya yakın ya da bitişik.
Lübnan Tarım Bakanı Abbaj Hajj Hasan BBC’ye yaptığı açıklamada, sınır hattı boyunca 55 köy ve kasabanın İsrail’in neden olduğu yangınlardan etkilendiğini söyledi.
Bakan, İsrail’i tüm alanı çorak ve terk edilmiş hale getirmek için diğer cephanelerle birlikte beyaz fosfor kullanmakla da suçladı.
Beyaz fosfor, oksijenle temas ettiğinde hemen alev alan bir kimyasal. Deriye ve kıyafetlere yapışabiliyor, kemiği bile yakıp geçebiliyor.
İnsan Hakları İzleme örgütü, Güney Lübnan’da aralarında El Bustan’ın da bulunduğu bazı nüfusun yoğun olduğu yerlerde beyaz fosfor kullanımını teyit etti.
Kuruluş, İsrail’in beyaz fosfor kullanımının “nüfusu yoğun yerlerde yasa dışı bir şekilde ayrım gözetmeyen bir uygulama” olduğunu belirtti.
İsrail Ordusu ise buna karşı çıkıyor ve beyaz fosfor top mermilerinin bir sis perdesi yaratmak için kullanımının “uluslararası hukuka uygun olduğunu” iddia ediyor. Ordu bu top mermilerinin “belirli istisnalar” dışında yoğun nüfuslu yerlerde kullanılmadığını savunuyor.
Çatışmanın yoğunlaşması kaygıları
Acled verilerine göre İsrail ve Hizbullah arasındaki çatışmaların şiddeti 8 Ekim’den bu yana azalmadı. Hatta son aylarda tarafların birbirlerine karşı giriştikleri saldırılarda küçük bir artış oldu.
Dr. Özçelik, çatışmalarda şiddetlenmenin topyekun bir savaşı tetikleme kaygılarının olduğunu bunun da Hizbullah’ı savunacak İran’ı bile İsrail ile doğrudan bir çatışmanın içine çekebileceğini vurguluyor.
Ancak iyimser bir not olarak, hem İsrail’in hem de Hizbullah’ın bundan kaçınmaya çalıştığını vurguluyor.
“Her iki taraf da insan hatası ya da yanlış bir hesaplama olmaması için sınır boyunca son derece ölçülü hareket ediyor.
Katkıda bulunanlar: Carine Torbey, Michael Shuval, Joya Berbery, Daniele Paulumbo
]]>Çocukluk yıllarında izlediği kovboy filmlerindeki kasabaların görüntüsünden etkilenen Funda Alpak (42), yıllardır hayalini kurduğu işletmesini hayata geçirdi. Eskiden fındıklık olan bir bahçeye hayalini kurduğu kasabayı inşa eden kadın girişimci yoğun ilgiyle karşılaştı. Yerli ve yabancı turistlerin ilgisini çeken restoran işletmesinde fotoğraf alanı da oluşturan Alpak, müşterilerine kovboy şapkası da vererek hatıralarını ölümsüzleştirme imkanı da sağladı.
İşletme çalışanlarının da kovboy filmlerine uygun şekilde giyindiği işletmede ‘Bank’, ‘Old Town Salon’, ‘Post Office’, ‘Market’ ve ‘Sherıff Jaıl’ isimlerinden oluşan ahşap yapılar inşa edildi. Yapımı yaklaşık 10 ay süren konsept işletmesinin ismini de ‘Funda’nın Teksas Kasabası’ olarak koyan Alpak, patent başvurusu yaptı. Hem isim hem de logo patenti alan kadın girişimci Funda Alpak, hayalini gerçekleştirdiği için mutlu olduğunu söyledi.
“Çocukluktan beri kovboy filmleri bir düşkünlüğüm vardı”
Çocukluk yıllarında çok fazla kovboy filmi izlediğini belirten Alpak, “Önceden babamın baskısıyla sonrasında ise çok sevmeye başladık. Çocukluktan beri kovboy filmleri bir düşkünlüğüm vardı. Çok seviyordum. Sonrasında bu western düşkünlüğüne döndü. 25 yıldır sağlık sektöründe çalışıyorum. Yurtiçinden ve yurtdışından çok fazla misafir ağırlıyorum. Trabzon’da çok güzel mekanlar var. Ama bir konsept mekan olsun istedim. Biraz daha salaş, içerisinde aktivitenin olduğu, keyifli zaman geçirebilecek ve şehre de yakın bir mekan yapmak istedim onu da yakaladığımı düşünüyorum. Hikaye bu şekilde başladı” dedi.
İşletmeye çok fazla ilgi olduğunu kaydeden Alpak, “Çok mutlu oldum. Bunu da tahmin ediyordum. Gerçekten beklediğimden daha hızlı oldu. Kadın girişimci olmaktan mutluyum. Aldığım dönüşler çok güzel onun haklı gururunu yaşıyorum” şeklinde konuştu.
“Beton yapı kullanmadık”
Bir mimari proje çizmediklerini dile getiren Alpak, “Bildiğiniz bir kasaba görüntüsü vermek istedim. Bunun için bir mimari proje çizmedik. Tamamen yıllardır hedeflediğim üzerine koyduğum şeyleri kendimiz yaptık. Yaklaşık 10 ay gibi bir süre de burayı yaptık. Ciddi bir maliyeti oldu. Birçok materyale ulaşmak zor oldu. Herhangi bir destek almadım. Daha zor olacağını düşünüyordum ama beklediğimden daha çabuk oldu. İşletme isminin özel bir anısı var. Heather’s ‘Funda’ demek zaten. Funda’nın Teksas Kasabası olarak yapmak istedim. Beton yapı kullanmadık. Gerçekten o Teksas kasaba havasını yaşatmaya çalıştık. Bu işletmenin inşaatını başlamadan direk patentine başvurdum. Hem isim hem de logo patentini aldım. Türkiye’de bildiğim kadarıyla böyle bir konsept yok gibi” diye konuştu.
“Çok güzel bir yer yapmışlar”
Sosyal medyada karşısına çıkan konsepti görmek için işletmeye geldiğini vurgulayan Emrah Sağlam isimli genç ise “Bir arkadaşımın vasıtasıyla burayı sosyal medyada gördüm. Görselde çok beğenmiştik ama geldik gördük burada da şahit olduk ki gerçekten çok güzel bir yer yapmışlar. Trabzonumuzu da hem turizm anlamında hem işletme anlamında değer katacak bir yer. Böyle şeylerin insanın kendi memleketine kazandırılması ayrı bir gurur. Dayımdan, dedemden Teksas Tommiks dergilerini hatırlıyorum. Çok fazla izlemiyordum ama görsel olarak çok hoşuma gidiyordu. İnşallah bundan sonra sık sık ziyaret edeceğiz” ifadelerini kullandı.
“İnsanı çocukluğuna getiren bir mekan olmuş”
Oğuzhan Süleyman isimli ziyaretçi de çocukluk yıllarına gittiğini belirterek “Sosyal medyada dolaşırken burayı gördüm. Bu konsept sadece Trabzon’da değil Türkiye’de de tek olduğu için çok dikkatimi çekti. Trabzon’umuzda böyle güzel bir işletme gördüğümüz için çok mutluyuz. Hepimiz çocukluğu pazar günleri kovboy filmleri izlemekle geçmiştir. O yüzden insanı çocukluğuna da getiren bir mekan olmuş. Burada geçirdiğim vakitlerde çocukluğumdan bir pazar geçirmiş gibi oldum” dedi. – TRABZON
]]>Kasaba Avrupa’nın en büyük swinger topluluğuna ev sahipliği yapıyor. Her yıl on binlerce çift, eş değiştirmek için Avrupa’nın dört bir yanından bu kasabaya geliyor.
Ancak şu anda kasaba, Fransa kamuoyunun ilgiyle takip ettiği yepyeni bir skandalla sarsılıyor.
Bu skandal, kasabada oldukça meşhur olan bir falcı Sophia Martinez ile eski bir gizli servis görevlisi ve polis memuru olan belediye başkanı Gilles d’Ettore etrafında geçiyor.
Her iki isim de şu anda hakların başlatılan soruşturma kapsamında hapiste. Falcı, belediye başkanını dolandırmakla, belediye başkanı da kamu kaynaklarını harcadığı için yolsuzlukla suçlanıyor.
Martinez yıllar içerisinde ölülerle konuşabildiğini söyleyerek bir üne sahip oldu. Belediye başkanı da ondan kendisini ölen babasıyla görüştürmesini istedi. Martinez’in ruh çağırma seansları sırasında sesi aniden değişiyor ve belediye başkanının babasının tonuna bürünüyordu.
Falcı kadının geçen dört sene boyunca, olağanüstü vantrilokluk yetenekleriyle belediye başkanını şahsen ve telefonla manipüle ettiği iddia ediliyor.
Vantrilokluk aynı ortamda bulunan kukla ve kukla sanatçısının karşılıklı diyaloğunun teatral olarak sunuma dayandırıldığı bir sanat. Vantrilok ağzını kıpırdatmadan karnından konuşarak kuklaya hayat veriyor.
Belediye başkanı, melekler de dahil olmak üzere ölülerin “seslerinden” binlerce gizemli telefon almış ve bunlardan bazıları belediye başkanını falcıya yardım etmeye çağırmış.
Yolsuzlukla ilgili haberler de burada ortaya çıkıyor.
Belediye başkanının Martinez ve ailesi için Polinezya ve Tayland da dahil olmak üzere lüks tatiller için kamu fonlarından ödeme yaptığı iddia ediliyor.
İddialara göre “sesler” belediye başkanını, falcının ailesinden birkaç kişiyi belediye meclisinde işe alması ve evini yenilemesi için de ikna etmiş. Belediye başkanıyla bağlantıları olan yerel işletmeler, belediye başkanıyla gelecekte yapacakları sözleşmeleri kaybetme korkusuyla işi ücretsiz yapmışlar.
Belediye başkanının avukatı Jean Marc Darrigade Montpellier yakınlarındaki ofisinde, “Bu çılgınca bir hikaye” diyor.
“İnanılmaz bir şey çünkü siyasetin içinde, belediye başkanı ve eski milletvekili olan çok zeki bir adamınız var. Ve böyle bir adamın bir kadın tarafından manipüle edilebileceğini fark ediyorsunuz.”
Falcının belediye başkanının hayatına girdiğini, ölmüş babasıyla konuşabileceğini söylediğini aktaran avukat, “Onda zihinsel bir zayıflık buldu ve bunu kişisel çıkarları için kullandı. Dolandırıldığını kabul etmesi uzun zaman aldı” diyor.
Ancak Martinez’in avukatı Luc Abratkiewicz farklı bir görüşe sahip.
Abratkiewicz, “[Martinez] belediye başkanının itimadına ihanet ettiğini kabul etti ama bu bir manipülasyon vakası değil çünkü [Martinez] yaptıklarını kabul etti. Aralarında doktorlar ve mimarların da bulunduğu diğer müşterileri onun mistik güçleri olduğunu söyledi” diyor.
“[Martinez] onların hayatları hakkında başka kimsenin bilmediği ayrıntıları ortaya çıkardı.”
Avukatlar bunu reddediyor. Yerel halksa zaten çok fazla seksin olduğu bir kasabada yine her şeyin sekse bağlı olduğunu söylüyor.
Belediye binasının yakınındaki güneşli bir kafede oturan müşterilerden Jean-Max, “Belediye başkanını severim. Bana kalırsa iyi bir adam ama kandırıldı. Belki de ona aşıktı” diyor.
Bir başkası da gülerek, “Benim için skandalın merkezinde seks var. İşin içinde para varsa, seks de işin bir parçası demektir. İkisi birlikte gidiyor” diye ekliyor.
Aşırı sağ son yıllarda Fransa’nın bu bölgesinde önemli kazanımlar elde etti. Belediye başkanını en çok eleştirenlerden biri, Marine Le Pen’in partisinden hızla yükselen yerel bir politikacı olan Fabienne Varesano.
Varesano belediye başkanını istifaya çağırıyor ve “Eli açık olabilir, pek çok farklı kadına aşık olabilir, bu onun özel hayatı. Ancak kamunun parasını kullanmak, bu farklı bir şey” diyor.
“Kasabamızla alay eder hale geldi.”
Mahkeme ise hem belediye başkanını hem de falcıyı gözaltında tutuyor.
Martinez, sadece kadınların kaldığı hapishane koğuşunda kendisini cadılıkla suçlayan mahkumlar tarafından saldırıya uğradıktan sonra hücreye konuldu.
]]>Niğde’nin ilçe, köy ve kasabalarında yerel seçim çalışmalarına devam eden CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, “Birçok vatandaş borçla yaşadığını anlatırken icra daireleri ise sürekli tebliğ gönderir durumda. 21 milyon 500 bini aşan icra dosyaları her hafta yenileri ekleniyor. İcra daireleri fabrika gibi çalışıyor” dedi.
Yerel seçim çalışmaları kapsamında Bor ilçesi Kemerhisar, Bahçeli, Çukurkuyu kasabası ile Kızılca ve Havuzlu köyünü ziyaret eden Gürer, Ulukışla ilçesinde Kılan, Yıldıztepe, Darboğaz, Hasangazi, Tekneçukur, Alihoca, Çiftehan, Emirler, Ovacık, Hüsniye, Eminlik, Beyağıl köylerinde vatandaşlarla buluştu. Gürer, Ulukışla CHP Belediye Başkan Adayı HüseyinToker verdiği iftar yemeğine katıldı.Gürer, aralıksız sürdüğü seçim çalışmalarında Bor ve Niğde’de CHP Belediye Başkan adayları ile esnaf ve pazar ziyaretler de yaptı.
Niğde Merkezde Belediye Başkan Adayı Hulus Özen ile esnaf ve pazarda vatandaşları dinleyen Gürer, Bor’da da CHP adayı Ahmet Yalçınkaya ile ziyaretlerde bulundu. Niğde Merkezde Dündarlı, Edikli, Orhanlı, Yeşilgölcük, Alay, Bağlama Kasabaları ile Hacıbeyli ve Hasaköy köylerini de ziyaret eden Gürer, Aktaş Kasaba Belediye Başkan Adayı Yaşar Çamur ile Yeni mahalle ve Aktaş Kasabasında da vatandaşlara hitap etti. Çiftlik ilçesi Azatlı, Divarlı, Bozköy Kasaba Belediye Başkan adaylarını da ziyaret edip vatandaşlarla buluşan ve başarı dileyen Gürer, yerel seçimin önemine değinerek CHP adaylarına destek istedi.
“GEÇİM SIKINTISI HAD SAFHADA”
Yaptığı ziyaretlerle ilgili değerlendirmelerde bulunan Gürer, şunları söyledi:
“Genel seçime göre bu seçimde öncelikli bir konu ekonomik geçim sıkıntısı çok ön plana çıkmış bulunuyor. Herkesim yaşamın zorlaştığı ve geçim sıkıntı had safhada olduğu bir süreçteyiz. ‘Sandıkta oylarımızla tepkimizi göstereceğiz’ diyorlar. Geçim sıkıntısı artması sorunları katlamış. Emeklilikte adalet arayanlar, staj ve çırak mağdurları, atanamayanlar, taşeronda kalanlar, geçici-mevsimlik işçiler, emekliler gittiğimiz yerde sorunlarını anlatıp çözüm istiyorlar.
Hayvancılık yapan çiftçilik yapan yaptığı işten geçinemez hale geldiklerini anlatıyorlar. Esnaf sattığı ürünü aynı fiyatla geri alamadığını ve önünü göremediğini söylüyor. Yerinde aldığı ürün fiyatlarının yanında artan nakliye maliyetinden dert yanıyorlar. Emekli olabilmek için 9000 gün primin 7200 güne bir an önce düşürülmesini istiyorlar. Emekli dar gelirli çarşı pazarda nasıl alışveriş yapacağını düşünür hale gelmiş. Sürekli artan fiyatlarlar nedeni ile markete gidemez duruma düşmüşler. Her istediğini alamayan vatandaş ihtiyacı ürünü de gramla alışveriş yapar durumda. Çok vatandaş borçla yaşadığını anlatırken icra daireleri ise sürekli tebliğ gönderir durumda. 21 milyon 500 bini aşan icra dosyaları her hafta yenileri ekleniyor. Bankaların bireysel kredi ve kredi kartları nedeniyle vatandaşlardan olan alacaklarının bakiyesi 3 trilyona ermiş. Ekonomik krizin etkisi herkesi ve herkesimi etkiliyor. Vatandaşın deyimi ile icra daireleri fabrika gibi çalışıyor. Verilere göre de gerçek işsiz sayısı da son bir ayda 1 milyon 265 bin artmış. İşsizlik artarken, yoksulluk derinleşiyor. Çarşıda, pazarda sokakta dert çok derman olacak iktidar yok. Tüketicilerin bankalara olan borçları 2024 yılı başından bu yana 256,5 milyar lira artış göstermiş,vatandaş borcu borçla kapatarak yaşamaya çalışıyor. Mevcut iktidarla sorunların çözüleceğine inanan vatandaş sayısı da ciddi azalış göstermiş bulunuyor.”
]]>Konyaaltı Belediyesi Mart Ayı Olağan Meclis toplantısı, Konyaaltı Belediye Başkanı Semih Esen başkanlığında meclis toplantı salonunda gerçekleştirildi. Başkan Esen, 5 yıl boyunca Konyaaltı Belediye Meclisi’nin Türkiye’ye örnek olabilecek bir uyum içerisinde çalıştığını söyledi.
“BİR YAPAR 5 GÖSTERİRLER”
Konuşmasında’kasaba münevverleri’ kavramına vurgu yapan Başkan Esen, “Kasaba münevverleri. Çok duyulmuş bir şey değil. Şark kurnazlığı olarak ifade edilir. Biraz da rahmetli Ahmet Kaya tarafından erken maganda olarak tarif edilir. Siyasetin çok büyük sorunudur kasaba münevverleri. Ne yapar kasaba münevverleri? ‘Ben o işi de yaparım bu işi de yaparım. Bir yaparım 5 gösteririm. Her şeye benim gücüm yeter’ derler. Maalesef Türk siyasetinde kasaba münevverliği oldukça kabul görmüş bir kavramdır. 5 yıl boyunca hiç kasaba münevverliği yapmadım. ‘İcap eden durumlar dışında hiçbir yerde benim fotoğrafımı görmeyeceksiniz’ dedim. Yani sizlerin parasıyla kendi reklamımı yapmadım. 47 yaşında belediye başkanı oldum. Evimizdeki sehpa bile değişmedi. Yaşam tarzımız değişmedi. Çocuklarım beni belediye çalışanı zannediyor” dedi.
“İLLER BANKASI PARAYI KESTİ”
Konyaaltı Belediyesi çalışanlarının bir kısmının maaşlarında yaşanan gecikmeden dolayı personelden özür dileyerek sözlerini sürdüren Başkan Esen, “5 yıl boyunca yarım saat bile geç yatmayan maaşların bu ay maalesef bir kısmını geç yatırmak zorunda kaldık. Sebebi şudur: Pek çok şey konuşuldu. ‘Belediye öyle oldu. Semih böyle yaptı’ hepsine kabulüm. Eleştirilmekten hiç gocunmam. İller Bankası’ndan her ay gelen pay bu ay maalesef yüzde 50’ye yakın kesintili geldi. Biz bunu bir gün önce haber aldık. Böyle bir hazırlıksız yakalanma durumunda maalesef böyle bir şey gerçekleşti. Keşke daha önceden haberimiz olsaydı, önlemini alırdık. Konyaaltı Belediyesi güçlü bir belediyedir. Bu tür şeyleri yaşayacak bir belediye değildir. Zaten önümüzdeki ay da böyle bir şey yaşamayacağız. Ama 15 gün bile olsa personelimizin maaşının bir kısmının yarısının geç yatmasından dolayı o kardeşlerimden özür diliyorum” diye konuştu.
“İNATÇI DEĞİLİM GERÇEKÇİYİM”
Kendisiyle ilgili bugün söylenebilecek en olumsuz cümlenin inatçılık olduğunu dile getiren Başkan Esen, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Hayır inatçı değilim. Gerçekçiyim. ve netim. Yani her anlama gelebilecek cümleleri asla kurmadım. Her şekilde dönülebilecek bir maskeyle hiç dolaşmadım. Hiç kimse benimle ilgili ne düşündüğüm konusunda tereddüte düşmedi. Bir insanın sürekli, ben ben denmesinin de çok doğru bir şey olmadığını da söyledim. Yani burada bir şeyler yapıldıysa arka sıralarda oturan arkadaşlarım sayesinde. Gece yağmur yağdığında ilk önce onlar sokaktaydı. Feslikan yoluna kaya düştüğünde onlar oradaydı. O yüzden ben burada bulunan herkesten müsaade olarak onları tebrik ediyorum, hepsinin alnından öpüyorum. Çok zor ağır bir görevi aslında hak ettikleri çok çok az bir ücretle yaptılar ve işlerine bağlılıktan Konyaaltı Belediyesine hizmetten hiçbir zamanda ayrılmadılar.”
“KONYAALTI’NDA YAPILAŞMA BİTMİŞTİR”
Belediyelerin sürdürülebilir bir şekilde beklentileri yerine getirebilmesi için mutlaka yeni gelir katkısına ihtiyacı olduğunu belirten Başkan Esen, şunları söyledi:
“Değerli arkadaşlar bugüne kadar eldeki imkanlar neyse o ölçüde çalıştık. Gelirlerimiz neyse harcamalarımız o kadar oldu. Bu kadar gelirle bu kadar olur. Burada tekrar söylüyorum aslında bu da bir siyasetçinin hiç kullanmaması gereken bir cümle, bu parayla bu kadar iş olur. Bu gelirle bu kadar iş olur. Bu sadece benim için mi geçerli? Hayır. Tüm belediyeler için geçerli. Belediye gelirleri kanununda yanılmıyorsam 7- 8 tane gelir kaynağı var. Bu 7 -8 gelir kaynağının en önemlisi ruhsat gelirleridir. Konyaaltı’nda yapılaşma bitmiştir. Konyaaltı’nda parsel stokunun yüzde 93 yapılaşmıştır. Geri kalan yerler bazı problemlerden dolayı yapılaşmamaktadır. Eğer ruhsat gelirleriniz yoksa geriye iki tane geliriniz kalıyor. Biri mayıs ve kasım ayında topladığımız emlak vergileri, diğeri ise İller Bankası’ndan gelen pay. Bu ikisi bir yasa ile bir yasal düzenleme ile çoğaltılmazsa tüm belediyeler beklentinin altında hizmet eder. Bu konuda mutlaka düzenleme yapılması lazım.”
]]>