(İSTANBUL) – Çağlayan’daki İstanbul Adliyesi önündeki polis kontrol noktasına 6 Şubat’ta düzenlenen saldırıya ilişkin İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nca yürütülen soruşturma tamamlandı. Hazırlanan iddianamede, 19 kişi hakkında 15’er yıla kadar hapis cezası istendi. İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi’nce kabul edilen iddianame doğrultusunda şüphelilerin yargılanmasına 31 Ekim’de başlanacak.
Çağlayan’daki İstanbul Adliyesi önündeki polis kontrol noktasına 6 Şubat’ta düzenlenen saldırıya ilişkin İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nca yürütülen soruşturma tamamlandı. Hazırlanan iddianamede 19 kişi sanık sıfatıyla yer aldı.
İddianamede, olay günü DHKP/C silahlı terör örgütü mensubu Emrah Yayla ve Pınar Birkoç’un, adliyenin D blok kapısına yaklaştıkları sırada görevli polis memurlarınca denetim yapıldığı belirtilerek, eylemci Birkoç’un görevli polis memurlarının yüzüne biber gazı sıktığı, arkasındaki Yayla’nın da ateş ederek polis memurunu ayağından yaraladığı anlatıldı.
İki eylemcinin de polis memurlarına ateş ederek koşmaya başladıkları esnada vatandaşlardan Dilfiraz Karataş’ın eylemcilerin açtığı ateşte yaralandığı ve kaldırıldığı hastanede hayatını kaybettiği, C blok önündeki nöbet kulübesine doğru ateş ederek gelen eylemcilerin buradaki polislerin karşılık vermesiyle etkisiz hale getirildikleri kaydedildi.
“Pınar’ı bu topluluğun içerisinden çıkarabilmek için çok uğraştık. Pınar bu toplulukla bağını kesmek yerine bizimle bağını kesti”
İddianamede, Pınar Birkoç’un ablası şüpheli Necla Birkoç’un, kardeşinin örgütle olan bağlantısını anlattığı savcılık ifadesi yer aldı. Pınar Birçok’u, terör örgütü DHKP/C’nin içerisinden çıkartabilmek için çok uğraştıklarını belirten Necla Birkoç şunları söyledi:
“Kardeşim Pınar Birkoç’un bu örgütsel yapılanma içerisinde aynı ideoloji ile hareket eden biri olduğunu olay tarihinde gözaltına alınmam üzerine öğrenmiş bulunuyorum. Şahsi olarak kardeşimden ziyade devletçi ve milliyetçi bir görüşüm bulunmaktadır. DHKP/C ile herhangi bir bağım yoktur. Açıkça DHKP/C Terör örgütüne de karşı bir insanım. Biz Pınar’ı bu topluluğun içerisinden çıkartabilmek için çok uğraştık. Hatta abim kendisine darp dahi uyguladı. Ancak Pınar bu toplulukla bağını kesmek yerine bizimle bağını kesti ve görüşmemeye başladı. Annem babam kardeşim Pınar’a çokça defa bu topluluktan uzak durması konusunda uyarıda bulundu. Ancak biz bunu başaramadık. Yaşanan olaylara baktığımda kardeşim Pınar Birkoç’un kendi rızasıyla dahi bu yapıyla ilişkisini bitiremeyeceğini yaşanan olayla anlamış oldum.
Saldırının olduğu gün öncesinde Pınar’la en yakın görüşmem yılbaşında oldu. Ben Pınar’ın tam olarak hangi adreste yaşadığını geçimini ne ile sağladığını bilmiyorum. Kardeşim çalışmıyordu. Bildiğim kadarıyla bu yapıya ait evlerde sürekli yer değiştirerek yaşıyordu. Terör saldırısının olduğu 0602/2024 günü adliyeye kardeşim Necmiye Birkoç’un duruşmasını takip etmek amacıyla küçük kız kardeşim Nevin Birkoç ile birlikte geldim. Kız kardeşim Nevin’in iş yerine gitmesi gerektiği için o duruşmadan önce yanımdan ayrıldı. Tutuklu olan kız kardeşim Necmiye ise kendini ifade edebilmek ve tutuklandığı dosyada aleyhine herhangi bir delil olmadığını tutukluluğunun hukuka aykırı olduğunu beyan edebilmek için SEGBİS ile duruşmaya bağlanmak istemedi. Bizatihi kendi katılmak istedi. Çünkü dosyasında aleyhine hiçbir delil olmamasına rağmen tutuklu olmasından ötürü biz o duruşma da tahliyesini dahi bekliyorduk. Hayatını kaybeden kardeşim Pınar’ın diğer kız kardeşim Necmiye ile ilişkisi benimle ilişkisi gibidir. Samimiyetleri yoktur.
Olay olduğu sırada duruşmaya katılmak amacıyla adliyede bulunmamdan ötürü aynı gün gözaltına alındım. Bu olay öncesinde olay tarihine kadar hiçbir şekilde hiçbir olayda adli bir soruşturma geçirmedim. Ancak olayla iltisakımın ne olduğumu bilmememe rağmen gözaltına alındım. Gözaltı işlemleri sırasında herhangi bir örgütsel tavır sergilemedim. Kesinlikle DHKP/C Terör örgütünü ve bu örgütün ideolojilerini benimsemiyorum. Tasvip etmiyorum. Serbest bırakılarak hakkımda takipsizlik kararı verilmesini talep ediyorum.”
“Beni kaçırmak için bir plan yaptıysa bundan haberdar değilim”
İddianamede, savcılıkta verdiği ifade veren Pınar Birkoç’un ablası şüpheli Necmiye Birkoç’un ifadeleri de şöyle yer aldı:
“İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinde DHKP/ C silahlı terör örgütü üyesi olmak suçundan yargılanmaktayım. 2 ay süredir tutuklu bulunuyorum. Cezaevinde kaldığım süre boyunca kardeşim Pınar Birkoç tutuklandığım ilk zamanlarda bir kez ziyarete gelmişti. Geldiği zaman rutin aile sohbetleri yapmıştık. Kardeşimin yaptığı eylemden olaydan sonra haberdar oldum. Olay anına kadar kesinlikle böyle bir bilgim yoktu. Niçin böyle bir eylem yaptığını bilmiyorum. Bugün adliyede bulunmamın ve SEGBİS sistemi istemememin sebebi mahkeme de kendi durumumu yüz yüze anlatmak istememdi. Kardeşimin hayatını kaybettiğinden sizin vasıtanız ile bilgi sahibi oldum. Üzerinde niçin plastik kelepçe ve bomba düzeneği ele geçtiğini bilmiyorum. Benim tahliye olmam için ya da beni kaçırmak için bir plan yaptıysa bundan haberdar değilim. Üzerime atılı suçlamaları kabul etmiyorum.”
“Ben sadece tesadüfen oradaydım”
Selçuk Kozağaçlı’nın eşi Nazan Betül Vangölü Kozağaçlı iddianamede yer verilen ifadesinde söz konusu büroya şans eseri gittiğini açıkladı. Kozağaçlı, “Pınar ile hiç yüz yüze görüşmedim” dediği ifadesinde şunları anlattı:
“Salı günü de İstanbul’da arkadaşım Seda Şaraldı ile buluşmak için ofisine gittim. Seda ofiste yoktu, duruşmadaymış. İçeride ben, Berrak, Ali Sinan, Didem vardı. Daha sonra Seda ve müvekkili olan Şimal geldiler. Seda bize adliyede yoğun güvenlik altında adliyeden çıkış yaptıklarını, bir olay olduğunu ancak bu olayın ne olduğunu bilmediğini söyledi. Biz daha sonra televizyon açtık, televizyonda bir eylem gerçekleştirildiğini gördük. Biz oradayken İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya’nın yanlış hatırlamıyorsam öğlen saat 12.00 civarında yapmış olduğu açıklama üzerine DHKP-C terör örgütünün eylem yaptığını haberlerden gördük, eylem yapan kişilerin isimleri açıklandığında şaşırdık. Çünkü Emrah Yayla ve Pınar’ı avukat müvekkil ilişkim sebebiyle daha önceleri tanıyordum. Uzun süredir kendilerini hiç görmedim. Pınar ile yüz yüze hiç görüşmedim. Kendilerine kesinlikle eylem yapılması talimatını vermedim. Kolluk kuvvetleri daha sonra arama için ofise geldi, aşağıda kapıyı kim açmadı bilmiyorum. Kapının açılmamasının sebebi bildiğim kadarıyla silahlı ve yüzü maskeli kişilerin gelmiş olmasından kaynaklı olduğunu düşünüyorum. Ben sadece tesadüfen oradaydım.”
Şaraldı susma hakkını kullandı
Şüpheli Seda Şaraldı ise emniyette susma hakkını kullandığını, ne saldırıyla ne de silahlı terör örgütüyle bir ilgisinin olduğunu, üzerine atılı suçlamayı kabul etmediğini beyan etti. İddianamede Şaraldı’nın, gözaltı işlemlerinin tüm aşamalarında örgütsel tavır sergilediği, hiçbir tutanağa imza atmadığı ve DHKP/C terör örgütü üyeleri gibi ifade alma sırasında susma hakkını kullandığı bilgisine yer verildi.
19 şüpheli hakkında 15’er yıla kadar hapis cezası istendi
İddianamede, firari şüpheliler Zerrin Sarı, Seher Demir, Musa Aşoğlu ve Fehriye Erdal ile saldırgan Pınar Birkoç’un ablaları olan tutuklu şüpheliler Necmiye Birkoç ve Necla Birkoç, Ayten Öztürk, Diyar Ersoy, Elif Ersoy, Ercan Güneş, Gamze Eroğlu, Hakan İnci, Hasan Karapınar, Meryem Özsöğüt, Nazan Betül, Vangölü Kozağaçlı, Oktay Kelebek, Seda Şaraldı, Seher Adıgüzel ve Ulaş İnci’nin, “silahlı terör örgütüne üye olmak” suçundan 7 yıl 6’şar aydan 15’er yıla kadar hapisle cezalandırılmaları talep edildi.
İddianamede saldırı sırasında etkisiz hale getirilen teröristler Emrah Yayla ile Pınar Birkoç hakkında ise “anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme”, “kasten öldürme”, “kamu malına zarar verme”, “tasarlayarak öldürme” ve “silahlı terör örgütüne üye olma'” suçlarından yürütülen soruşturmada, öldükleri için kovuşturmaya yer olmadığına karar verildi.
İstanbul 26.Ağır Ceza Mahkemesi’nce kabul edilen iddianame kapsamında şüphelilerin yargılanmasına 31 Ekim’de başlanacak.
]]>
Milli takımın genç ikiz oyuncuları Sinem ile Gizem Yapıcı (22), hentbola başlama serüvenlerini ve spor yaşamlarını AA muhabirine değerlendirdi.
Gizem Yapıcı (Kırşehir Belediyespor), hentbola İstanbul Bahçelievler’de 13 yaşında ortaokulda okurken beden eğitimi öğretmenlerinin teşvikiyle başladıklarını belirterek, şöyle konuştu:
“Başlangıçta ailemizden gizli antrenmanlara gidip geliyorduk. Antrenörümüzün de desteğiyle devam ettik, sonrasında ailemiz de öğrendi ve bize çok destek oldular. Daha sonra İbrahim Yalçın antrenörümüzün yanında 5-6 sezon devam ettik ve ardından Ankara’ya Yenimahalle 1923’e kardeşimle beraber transfer olduk. Daha sonra Muratpaşa Belediyespor’a transfer olduk, Muratpaşa Belediyespor’dan sonra da Yalıkavakspor’da oynamaya başladık. Sonra kardeşimle takımlarımız ayrıldı, kardeşim Yalıkavakspor’da devam etti, ben Kırşehir Belediyespor’a gittim. Kırşehir Belediyespor’dan 1,5 sene sonra Tekirdağ’a gittim daha sonra da tekrar Kırşehir’e geri döndüm.”
Anne ve babasının hentbola gittiklerini nasıl öğrendiklerine ilişkin ise Gizem, “O dönem derslerimize çok yoğunlaşamamıştık, biz etütlere diye antrenmanlara devam ediyorduk. Sonrasında ailemiz de bizimle geldi, öğrendiler ve daha çok destek olmaya başladılar.” dedi.
Gizem: “İlk milli takıma çağrıldığımızı duyunca ağlamıştık”
Diğer oyuncuların ikiz olduklarını öğrendiklerinde verdikleri tepkilere yönelik de Gizem, “Bizi hala daha karıştıranlar oluyor, çoğu zaman şakalaşmalar oluyor, bizi görünce gülüyorlar.” ifadelerini kullandı.
Ay-yıldızlı sporcu Gizem, kardeşiyle rakip takımlarda ilk karşılaşma anısına ilişkin ise “Rakip olarak ilk karşılaşmamız, kardeşim Bursa Büyükşehir Belediyespor’da ben de Kırşehir Belediyespor’da oynarken play-off maçında oldu. Maçı kaybetmiştik sonuç kötü olsa da iyi bir maçtı, kardeşimle karşılıklı oynamak çok keyif vericiydi. Kırşehir adına ne kadar gol atarsam aslında bir o kadar da buruktum çünkü kardeşimin takımıydı. Eminim ki o da benim gibi düşünüyordur.” şeklinde konuştu.
Anne ve babasının maçlarını izlemesinden, bazen kardeşini desteklemelerinden daha çok gururlandığını belirten Gizem, “İkimiz de aslında birbirimizi yükseltiyoruz.” dedi.
İlk milli takıma çağrıldıklarında yaşadıkları sevinç ve duygusallık için ise Gizem, “İlk milli takıma çağrıldığımızı duyunca birbirimize sarılmış ve ağlamıştık, sonunda hedefimize gidiyoruz diye sevinmiştik. 16 yaşında ilk kez milli takım kampına beraber çağrıldık, o zamandan beri milli takımdayız, beraber devam ettik. Bir ara kardeşimin sakatlığı olmuştu ben de o dönemde İtalya’ya Avrupa Şampiyonası’na gitmiştim onun dışında hiç ayrılmamıştık. Milli takım olarak inşallah Avrupa Şampiyonası’nda oynarız. İleride Avrupa’da iyi bir takımda oynamak istiyorum.” değerlendirmesinde bulundu.
Sinem: “Milli takımın Avrupa Şampiyonası’na katılması için çok çalışıyoruz”
Hentboldan önce atletizm yaptıklarını ancak atletizmi çok sevemediklerini belirten Sinem Yapıcı ise şöyle konuştu:
“Ortaokuldaki hocamız bize hentbolu çok iyi tanıttı. Hentbol ile enerjimizi atarken antrenörlerimiz de bizi gördükçe yetenekli olduğumuzu söylediler ve devam ettik. Yalıkavakspor’a profesyonel olarak transfer olana kadar kardeşimle beraber oynarken çok heyecanlanıyorduk çünkü o hata yapınca ben de hata yapıyordum. Kardeşim çok iyi olunca ben de iyi oluyordum, birbirimize destek oluyorduk ama açıkçası çok da sıkıntı yaşadık.”
Kardeşiyle takımlarının ayrılmasından sonra yaşadıklarına ilişkin de Sinem, “Ben Bursa Büyükşehir Belediyespor’a transfer oldum o sırada kardeşim Kırşehir Belediyespor’da idi. Biz play-off oynarken ilk kez karşılıklı rakip olarak maçımıza çıkacaktık o maç çok heyecanlıydık, inanılmaz güzel bir atmosferde maçımızı yaptık. Çok şükür biz kazandık ama heyecandan ne yaşadığımı unuttuğum bir maçtı.” diye konuştu.
Ailelerinin kulüp maçlarını ve milli maçlarını izlediklerinde yaşadıkları duygular için de Sinem, “Anne ve babamız çok gururlanıyor, bizim buralarda olmamızdan çok mutlular, bizi milli takımda görmek ve daha üst seviyelere gidebilmemiz için bize çok destek oluyorlar. Sağ olsunlar bizden desteklerini hiç esirgemiyorlar.” dedi.
Şu ana kadar genç milli takımda oynadıklarını şimdi ise A milli takımda kamp yaptıklarının hatırlatılması üzerine de Sinem, “Çalışmalarımız çok güzel gidiyor, hedeflere yönelik tamamen koordineli bir şekilde çalışıyoruz, bunun için antrenörlerimize teşekkür ederiz. Milli takımın Avrupa Şampiyonası’na katılması için çok çalışıyoruz. Bu tarihi başarının içinde oyuncu olarak bulunmak bizi çok mutlu ediyor.” ifadelerini kullandı.
Bursa Büyükşehir Belediyespor ile ligi iyi bir sırada bitirmek istediklerini de kaydeden Sinem, “Gelecekte Avrupa’da Şampiyonlar Ligi’ne giden bir takımda oynamayı hedefliyorum.” diye konuştu.
]]>Lise 3. sınıf öğrencisi 17 yaşındaki Emirhan Erdönmez, İstanbul Büyükşehir Belediyesine bağlı Bayrampaşa Hidayet Türkoğlu Spor Kompleksi’nde 4 Temmuz 2023 tarihinde girdiği yüzme havuzunda boğularak hayatını kaybetmişti. Emirhan Erdönmez ablası Ayşen Erdönmez, sosyal medya hesabı üzerinden açıklama yaptı. Erdönmez paylaşımında, “Seni her gün çok, daha çok özlüyorum. Bugün yokluğunun 263’üncü günü. Bu fotoğraftaki benim kardeşim, Emirhan. Hayata heyecanla bağlı, sporcu, başarılı bir çocuktu. İhmaller sonucu kardeşim bizden koparıldığında henüz 17 yaşında, Pertevniyal Lisesi 3. sınıfta okuyan hayatının baharında, hayalleri, hedefleri olan biriydi. 4 Temmuz 2023 günü bir arkadaşı ile birlikte gitmiş olduğu İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı Bayrampaşa Hidayet Türkoğlu Spor Kompleksi’nde bulunan ve derinliği 4,35 m olan yönetmelik gereği de sadece profesyonel yüzücülerin kullanımına açık olması gereken Olimpik Atlama Havuzunda ihmaller zinciri sonucunda boğularak, 3 gün süren yaşam mücadelesinin ardından gencecik yaşta hayata veda etti” dedi.
Kimsenin sorumluluk almadığını belirten Erdönmez, “Birkaç gün önce çıkan bilirkişi raporunda da belirtildiği gibi, kardeşim Emirhan 18 yaşından küçük olmasından dolayı ailesinin muvafakati alınması gerektiği halde muvafakati alınmadan usulsüz olarak spor kompleksine kaydı yapılmamış olsaydı. Yönetmelik gereği sadece profesyonel sporcuların kullanımına açık olması gereken ve derinliği 4,35 m olan bu havuz yüzmeye gelen diğer vatandaşların kullanımına kapalı veya en azından bir uyarı levhası olsaydı. Bu ve benzeri muhtemel olaylara müdahale etmek üzere spor kompleksinde daha önce görevlendirilmiş olan sağlık ekibi ve ambulansın buradaki görevine olaydan önce son verilmemiş olsaydı. Biri Olimpik Atlama Havuzu olmak üzere yan yan bulunan 2 adet havuzda, sadece 1 eğitmen değil, yine yönetmelik gereği ‘derinlik fark etmeksizin asgari her bir havuz için ayrı bir cankurtaran bulundurulur’ şeklindeki talimata aykırı hareket edilmeyerek gerekli teçhizata sahip her bir havuz için ayrı ayrı birer cankurtaran görevlendirilmiş olsaydı. Boğulma olayında kardeşimin suyun dibinde nefessiz, hareketsiz tam olarak ne kadar kaldığını bilen yok, suyun dibinde sırt üstü yattığının fark edilmesiyle kurtarması için haber verilen ve olay sonrası ‘cankurtaran’ olmadığı halde bu görevi yerine getirmek üzere görevlendirildiği anlaşılan görevlinin de diğer havuzun en uzak noktasında değil, yerinde (gözetleme kulesinde) daha duyarlı görevini yapıyor ve boğulma olayını ilk anında fark ederek müdahalesini daha erken yapmış olsaydı” diye konuştu.
“Giden bir can ve kardeşimin canı”
Erdönmez, paylaşıma şu sözlerle devam etti:
“Ambulans gelene kadar geçen yaklaşık 20 dakika süre içerisinde yapılan ilk müdahale esnasında, yüzmeye gelen diğer vatandaşlardan ‘aranızda doktor var mı’ diye sorularak medet umulmadan, ilk yardım kursunu almış, gerekli teçhizata sahip uzman kişiler tarafından müdahalesi yapılmış olsaydı. Olay sonrası çağrılan ambulans 20 dakika sonra değil de daha erken süre içerisinde gelmiş olsaydı, zira Emirhan’ın kaldırıldığı hastane tesise sadece 600 metre, yürüyerek götürülse bile daha hızlı müdahale edilirdi, şu an aramızda olabilirdi. Sözün özü, tesiste cankurtaran değil, lisansı bitmiş bir eğitmen var ve orada bulunan yüzücülerden olası bir boğulma halinde bu kişilerden medet umması bekleniyor. Orada yönetmelik gereği bulunması gereken ekipmanları ve sağlık görevlileri saymıyorum bile. Yani biri boğulma tehlikesi geçirirse kendi imkanlarıyla çıkması bekleniyor tesis tarafından. Sorumlulara gelince tesis müdürü, müdür yardımcısı, yöneticisi her kimse, kimse bu sorumluluğun altına imza atmıyor, istifa edenler işten çıkarılanlar. Herkes bir şekilde kurtulma derdinde. Ama giden bir can ve kardeşimin canı. Sonuç ne olursa olsun hiçbir şey kardeşimi geri getiremez, bunun farkındayım. Ama insan bu şekilde yaşayamıyor. Bu olayın bir daha başka aileler için yaşanmayacağının garantisini verebilecek misiniz? Bizler aile olarak bu büyük acıyı yaşadık yaşamaya da devam edeceğiz ve seni hiçbir zaman unutmayacağız canım kardeşim.” – İSTANBUL
]]>İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, Avcılar Belediye Başkanı Turan Hançerli ve CHP Avcılar Belediye Başkan adayı Utku Caner Çaykara ile birlikte halk buluşması gerçekleştirdi. Hançerli’ye tavrı nedeniyle teşekkür eden İmamoğlu, “Onun bu kadirşinaslığını, partili duruşunu, yoldaşlığını alkışlıyorum. Yakışanı yapıyor. Yakışanı yapmaya, herkesi davet ediyorum” dedi. İmamoğlu, rakibi Murat Kurum’a da “Ne diyor acemi aday? İstanbul’un gündeminde olmayan, onun gündeminde yokmuş. Ona buradan sesleniyorum: Bu millete, ‘Kanal İstanbul gündemimde yok’ demeyene kadar, sana bu soruyu soracağım; bir. İki; senin gündeminde yok da sizin tensipleriyle atandığınız, emirleriyle koştuğunuz, buyruklarıyla yaptığınız, hükümetin veya Sayın Cumhurbaşkanı’nın da gündeminde var mı yok mu; onu açıkla” dedi.
İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, Avcılar Belediye Başkanı Turan Hançerli ve CHP Avcılar Belediye Başkan adayı Utku Caner Çaykara ile birlikte ilçe turu yaptı. Vatandaşlar, İmamoğlu ve Çaykara’nın içinde olduğu seçim otobüsünü yol boyunca sık sık durdurarak, sevgi gösterilerinde bulundu. Firuzköy Trakya ve Rumeli Kültürünü Yaşatma Vakfı üyesi vatandaşlarla, CHP Genel Başkan Yardımcısı Özgür Karabat, CHP İstanbul milletvekili Engin Altay, CHP Parti Meclisi üyesi Mahir Yüksel ve Cem Aydın eşliğinde bir araya gelen İmamoğlu, Hançerli ve Çaykara, mülkiyet sorunu yaşayan yurttaşlara hitap etti. İmamoğlu, Çaykara ve Hançerli’nin Avcılar’daki son adresi, Merkez Mahallesi’nde düzenlenen halk buluşması oldu. CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik de halk buluşmasında İmamoğlu, Çaykara ve Hançerli’ye eşlik etti.
“Bizim meydanlarımız aile meydanı” diyen İmamoğlu, buluşmada yaptığı konuşmada özetle şunları söyledi:
“BİZİM MEYDANLARIMIZDA O PARTİ BU PARTİ YOK. BİZİM MEYDANLARIMIZDA HERKES VAR: Bu meydanlarda çocuklar var. Bu meydanlarda pırlanta gibi evlatlarımız var. Gençlerimiz var. Kısacası ailece buradayız, bizim meydanlarımız aile meydanı. Bizim meydanlarımızda o parti bu parti yok. Bizim meydanlarımızda sevgi var, bizim meydanlarımızda saygı var, bizim meydanlarımızda kalbi güzel insanlar var. Bizim meydanlarımızda oy veren vermeyen yok herkes. Bizi meydanlarımız gözünde, gönlünde kötülük olanın bile kalbine iyilik getir. Eğer kalbini buz bağlamışsa bizim kalbimizdeki güzellikler o buzları eritecek göreceksiniz. Biz bunu hep birlikte daha önce başardık öyle değil mi. Dualarınız sayesinde dimdik ayaktayız. Bugün burada olduğunuz için her birinize minnet duyuyorum. Ben Avcılar’daki hikayem tam 35 yıl. Ben burada üniversitede okudum. İstanbul Üniversitesi’ne geldim üniversiteyi bitirdim. Bu şehirde hep birlikte İstanbullu olduk komşu olduk, biz burada iş hayatımızı sürdürdük. Yuvamızı kurduk çocuklarımız oldu. Sonra dünyanın en güzel şehrine belediye başkanı oldum. Beni bu şehre belediye başkanı yapan Atatürk Cumhuriyetine minnet duygularımı iletiyorum. Beni bir köyden alıp buraya getiren bu makama yükselten Atatürk’ün kurduğu Türkiye değerleridir. Hepimizin borcu var. Biz o borcu ödeyeceğiz çocuklarımıza layık olacağız, gençlerimize layık olacağız. Cumhuriyetimizi ve demokrasimizi güçlendirerek hep birlikte yolumuza devam edeceğiz.
EKREM İMAMOĞLU ORAYA CAMİİ YAPARSA MÜTEDEYYİN İNSANLAR EKREM İMAMOĞLU’NA TEŞEKKÜR EDER, ETMESİN DİYE: Biliyorsunuz girişte 475 araçlık bir otoparkı olan çok değerli bir meydan inşaatına bu kardeşiniz başladı. İnşallah bak göreceksiniz tam gaz devam edeceğiz. Orada hem o meydanı hem de sanat dolu çok güzel meydanı fonksiyonlarıyla birlikte hepinizin hizmetine biz sunacağız. Yine hemen orada 2019 yılında Silivri’de bir deprem oldu hatırlıyorsunuz değil mi? O depremde Hacı Ahmet Tükenmez Camimiz biraz hasar gördü. O cami bize söylendi ve yıktık. Oradaki o alanın yetkisi bizde olduğu için hızlıca oranın projesini yaptık. Biliyorsunuz oranın bir tarafı vatandaşların yürüyeceği iş yolu, bir tarafı buradan karşı tarafa geçiş yolu, önü de D100 karayolu. Yani ortada bir yer. Oraya çok güzel bir cami tasarladık. 800 kişilik kapalı alanı 800 kişilik açık alanıyla beraber iki bin kişilik bir cami tasarladık. Bakın etrafına da insanlar kitap alabilecekleri caminin fonksiyonlarına destek sunacak mükemmel bir alan tasarladık. Beş yıldır kaç kez Turan Hançerli başkanımız gitti konuştu. Biz ekip yolladık, anlattık. Bir müftü sırf Ekrem İmamoğlu oraya cami yapmasın diye bizim projemizi dava etti. Buna ben bu aklı biliyorum neymiş efendim, oraya daha büyük cami lazımmış. Burası kavşak kaldı ki caminin büyüğü değil. Bizim Yaradan’ımız, bizim inancımız bize tevazuyu, emretmiş. Tevazuyu oraya yakışanı yapmak bize yakışır, öyle güzel bir proje yaptık. Kaldı ki hemen karşı tarafında Cerrahpaşa Üniversitesi’nin sınırlarının içinde daha büyük bir cami tasarlanmış. Beni niye engelliyor biliyor musunuz? Aklı sıra Ekrem İmamoğlu oraya cami yaparsa hani mütedeyyin insanlar Ekrem İmamoğlu’na teşekkür eder, etmesin diye. Yahu Allah seni ıslah etsin. Allah seni ıslah etsin. Şimdi benim ne cami cemaatiyle ne mütedeyyin insanlarla ne inançlı insanlarla aramıza girebileceğini mi zannediyorsun hadi oradan, hadi oradan. Hadi oradan.
SİZİN SİYASETİNİZ BATSIN: Bakın ben size bir şey daha anlatayım. Hemen şurada, Yakuplu’da, hemen D 100 orada hasırcılar var. Onun arkasında bir cami yaptım. Adını da ne koydu biliyor musunuz? Kuvay-i Milliye Cami koydum. Ben bunları tanıyorum. Onun için anlatıyorum camii yaptık, diyanete teslim edeceğiz. Bir Kurban Bayramı arefesi. Dedim ki, camiiye gidin bakın bakalım eksiği var mı? Bir an önce bir an önce açılsın. Bayram namazı sabahı, ben orada kılacağım dedim. Arkadaşlarım geldi ne deseler iyi. Yahu başkanım gittik her şey tamam da müftü görevlendirmek istemiyormuş imamı. Dedim vallahi ben gider kıldırırım. Ben yaparım o işi. Aradım o zamanki yetkilileri. Dedim ki size yarım gün müsaade, yarım gün. O camiye imam görevlendiriyor musunuz? Görevlendirmiyor musunuz? Sen dedim bunu yapıyorsan bekliyorum cevabını o gün oraya imam görevlendirildi ve bayram namazını orada kıldık. Ben buradan o müftüye veya onun gibilere sesleniyorum. Sizin siyasetiniz batsın. Sizin siyasetiniz batsın. Allah sizi ıslah etsin. Yaradan bize demiş ki inançla yaşamla insan sevgisiyle büyü. Gerisini unut siyaset nedir bugün var yarın yok. Makam nedir? Mevki nedir? Ama bunların hepsi düzelecek.
BEN YILMAM KARDEŞİM BEN ADAMI YILDIRIRIM KARDEŞİM: Bakın biz burada beş yıldır cami yaptırmak için, yaptırmamak için uğraşıyor ama gene o camiyi biz yapacağız. Pırlanta gibi bir meydan olacak. Bakın biz burada çok güzel işler yaptık. Başkanım da biliyor, şu Marmara Caddesi’ni pırlanta gibi yaptık. Namık Kemal Caddesi, Reşit Paşa Caddesi ve buradaki bir kısım sokakları bu kapsamda yeniledik. İstanbul’un her ilçesine kent lokantası açacağız. Yine Enstitü İstanbul İsmek, kreş açtık üç tane 300 yakın çocuğumuz eğitim görüyor. Bizden önce kreş var mıydı bu şehirde? Yok. Sayısı kaçtı sıfır sıfır. Yurt var mıydı? Hayır. Sayısı kaçtı? Bunların notu da sıfır onu söyleyeyim size. Bunların notu da sıfır.İcraatçıyız kardeşim biz kalkınmacıyız. Bunlar tembelleşmişti. 2019 yılında seçimi biz kazanınca ne yaptılar? Seçimi elimizden almaya kalktılar öyle değil mi? 6 Mayıs’ta, seçimi iptal ettikten sonra hep birlikte bunlara demokrasi dersini verdik mi. Biz bunlara demokrasi dersi verdikten sonra ne yaptılar? Hakkımızda dava açtılar. Hapis cezası vermeye kalktılar. Siyasi yasak koymaya çalışıyorlar soruşturma koydular, onu yaptılar, bunu yaptılar. Beni, hem de beni yıldıracaklar. Ben yılmam kardeşim ben adamı yıldırırım, diyorlar ki senin arkanda kim var? Benim arkamda bak kızım (halk buluşması katılımcılarından) dedi ki ben varım. Benim arkamda 16 milyon var. Bakın en çok neye tahammül edemiyorlar biliyor musunuz? Ne dediler? Bunlar gelirse sosyal yardımlar kalkar dediler. Bu kardeşiniz bütçedeki payını tam altı katına çıkarttı. Onlar, torpilli bir kişiye, 120 bin dolar burs verdiler. Ben ise 100 bin milletin evladına yedi bin beş yüzer lira burs verdik.
BU KARDEŞİNİZLE EKİBİ İSTANBUL’U TALAN EDECEKLERİ KANAL İSTANBUL’U YAPTIRMADI YAPTIRMAYACAK KARDEŞİM: Biz 0- 4 yaş arası çocuğu olan anneler bu şehri özgürce gezecekler. Bebelerini mutlu yetiştirecekler dedim. Annelere o güzel anneyi evladıyla dolaşsın diye anne kart verdik. Ne dedi? Kimin parasını kime veriyorsun. Milletin parasını millete veriyorum, sizin gibi bir avuç insana vererek o bir avuç insanı mutlu etmiyoruz. Biz sosyal yardımları hem de partisi kimmiş, neymiş hiç önemli değil. Milletin ihtiyacına koşmak bizim sorumluluğumuz. Eğer bir memlekette yoksulluk varsa eğer bir memlekette, açta, açıkta birisi varsa ona yardım etmek, ona katkı sunmak lütuf değil bizim sorumluluğumuz Biz yardım yapmıyoruz. Onun hakkı olan ona veriyoruz. Bu sosyal demokrat anlayışı onlara öğreteceğiz. Bakın önümüzdeki yıl ne yapacağız biliyor musunuz? 100 bin gencimize bu sefer yıllık tam 15 bin lira burs vereceğiz. Niye çünkü bu ekonomiyi yönetemeyen bu akıl bizi enflasyona boğdu paramızı pul etti. Emeklimizi, kuyruklara mahkum etti. Bir de emekliye verilen ya da verilecek bir farkı bütçeye yük olduğunu söylüyor. Siz İstanbul’da Ekrem İmamoğlu’yla uğraşacağınıza gidin ekonomiyi düzeltin. Gidin milletin hakkı olanı millete verin kardeşim. Emeklinin hakkı olanı emekliye verin. Ahlaklı bir dönem, bu süreçte İstanbul’da bir torpilli bir kişiye bile imar rantı verdirtmedi, vermedi. Bu kardeşinizle ekibi yol arkadaşları, İstanbul’u talan edecekleri Kanal İstanbul’u yaptırmadı, yaptırmayacak kardeşim.
BU MİLLET KENDİNİ ALDATANI SEVMEZ BİRDE ALDANANI: Ne diyor acemi aday, İstanbul’un gündeminde olmayan, onun gündeminde yokmuş. Vallahi dün bir şey dedi karıştırdı, önce aynaya bak dedi. Sonra ayran dedi, ayranı yok dedi. Ben de anlamadım ne dediğinden ama ona buradan sesleniyorum bu millete Kanal İstanbul gündemimde yok demeyene kadar sana bu soruyu soracağım bir. İki, senin gündeminde yok da, sizin tensipleriyle atandığınız, emirleriyle koştuğunuz, buyruklarıyla yaptığınız hükümetin veya Sayın Cumhurbaşkanı’nda gündeminde var mı yok mu onu açıkla. Bu millet neyi sevmez biliyor musunuz? Kendini aldatanı sevmez, bir de aldananı sevmez. Bu millet aldanana da oy vermez aldatana da oy vermez. Birlikte olduğumuz sürece bu milletin birlik ve beraberliği için hep birlikte çalıştığımız süre bu milletin sırtı yere gelmez. İstanbul’un yokta yoklukta açta açıkta kimsesi kalmayacak güne kadar çok çalışmaya devam. Ben hepinizi çok seviyorum. Allah hepinizi korusun. Hep birlikte koşacağız. Milletçe, çok güzel işleri Avcılar’a, İstanbul’a hep birlikte üreteceğiz.
YAKIŞANI YAPMAYA HERKESİ DAVET EDİYORUM: Utku Caner Çaykara benim genç pırlanta, mühendis arkadaşım, kardeşim. Utku Caner Çaykara’yla çok güzel bir dönemi hep birlikte var edeceğiz. Biz Turan Hançerli dostumla çok güzel bir çalışma yaptık ve çok güzel başarılara imza attık. Şimdi Turan Hançerli Başkanımızla yine yan yana omuz omuza çalışmaya devam edeceğiz. Göreceksiniz onu bu dönem ya sağımda ya solumda hep bir arada olacağız İstanbul için gayret içinde olacağız. Onun bu kadirşinaslığı partili oluşu, yoldaşlığını alkışlıyorum yakışanı yapıyor. Yakışanı yakışanı yapmaya herkesi davet ediyorum herkesi. Buyurun Utku Caner Çaykara kardeşimin çok başarılı olacağını yürekten inanıyorum. Sevgili kardeşim, il başkanım değerli dostum Özgür Çelik’e de hepinizin huzurunda teşekkür ediyorum. İlçe başkanım burada yarattığı iş birliği ortamı için ona da teşekkür ediyorum. Her şey çok güzel olacak. Tam yol ileri”
]]>Kaza, 12 Ocak’ta Cumhuriyet Mahallesi’nde meydana geldi. Temizlik işçisi Zülfü Çelikdemir, tutunduğu hareket halindeki belediyeye ait çöp kamyonunun arkasından dengesini kaybedip, yola düştü. İhbarla olay yerine sağlık ve polis ekipleri sevk edildi. Çelikdemir, Tunceli Devlet Hastanesi’ne kaldırıldı. Beyin kanaması geçirdiği belirtilen Çelikdemir’in yoğun bakım ünitesindeki tedavisi devam ediyor. Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığı’nca başlatılan soruşturma sürerken, Tunceli Belediyesi de konu ile ilgili idari soruşturma başlattı. Zülfü Çelikdemir’in ailesi ve yakınları olayda ‘ihmal’ olduğunu iddia ederek Tunceli Devlet Hastanesi önünde açıklama yaptı. Açıklamaya bazı siyasi parti ve sendikaların temsilcileri de katıldı.
‘7 YILDA SADECE 13 GÜN İZİN KULLANABİLMİŞTİR’
Çelikdemir’in ablası Zülfiye Çelikdemir, kardeşinin yaşadığı olayda ihmal olduğunu ayrıca kardeşinin kayyım döneminde işe alındığı için sürekli mobbinge uğradığını iddia ederek, 2017 yılından beri Tunceli Belediyesi temizlik işleri biriminde çalışan kardeşim Zülfü Çelikdemir’in Çölyak hastalığı nedeniyle yüzde 51 engelli raporu bulunmaktadır. Sağlık koşulları, çalıştığı ortama uygun olmadığı için 2020 yılından itibaren Tunceli Belediyesi üst yönetimine ve birim amirlerine sağlık raporlarıyla birlikte defalarca kez yazılı şekilde yer değişikliği talebinde bulunmuştur. Bu talepler personel yetersizliği gerekçesiyle reddedilmiştir. Elazığ Fırat Üniversitesi tarafından verilen heyet raporu, durum bildirir raporu, yine Tunceli Devlet Hastanesi’nden alınan sağlık raporlarında hekimler tarafından, hijyenik olmayan ortamlarda çalışamaz ibaresi olmasına rağmen, kardeşimin bu durumu sorumlu kurum amirleri tarafından ‘Bu raporlar sahte raporlar’ denilerek kabul edilmemiştir. Kardeşim 7 yıllık çalışma süresi içinde sadece 13 gün izin kullanabilmiştir. 156 günlük izni varken, 25.12.2023 tarihinde tekrar izin talebinde bulunmuş, gün içerisinde ret cevabı almıştır. Gerekçe daha önce olduğu gibi personel yetersizliği olmuştur diye konuştu.
‘ÖĞRETMENLER TARAFINDAN BULUNUYOR’
Kardeşinin 12 Ocak’ta saat 06.00’da evden çıkıp işe gittiğini söyleyen Çelikdemir, Kardeşim çöp arabasının arkasında yağmurlu ve sisli havada, yanında çalışması gereken diğer temizlik personeli şoför mahallinde oturmuş iken, neden arkada tek başına bırakıldı Arkada yalnız başına bırakılan kardeşim olimpik yüzme havuzu yolu üzerinde bilmediğimiz bir nedenle düşüyor ve saat 08.00 sıralarında okula giden öğretmenler tarafından bulunuyor. Bu esnada şoför ve çalışma arkadaşı, Diyap Ağa İlkokulu’na hiç durmadan gittiklerini beyan ettiler. Kardeşim Zülfü’nün 30-40 dakika boyunca araçta olmamasını fark etmemeleri nasıl açıklanabilir Kardeşimin araçtan düşüp hastaneye kaldırıldığını başka çalışma arkadaşları tarafından öğrenmeleri, yaşanılan olayda büyük bir ihmal olduğunun göstergesidir. Kardeşimin telefonunun üstünde değil de şoför mahallinde olması ayrıca bir soru işaretidir. Bize şoför tarafından verilen cevaplar akla ve mantığa sığmayan cevaplardır. Bu süre zarfında yerde yağmur altında yaşam mücadelesi vermiş, okula giden öğretmenler tarafından bulunmuş ve ambulansa haber verilmiştir. Kardeşim orada ne kadar bekledi bundan haberimiz yok, ne kadar vakit kaybetti bilmiyoruz. Beyin kanaması geçiren kardeşim için saniyeler bile önemliyken kardeşim orada kimsesiz bırakıldı, düştüğünün bile farkına varılmadı. Belediye yönetimi ve çalışma arkadaşlarının ihmalkarlığı yüzünden kardeşim yaşam savaşı veriyor. Çöp arabasında çalışan temizlik işçileri için belediye neden önlem almadı Bizler ailesi olarak Belediye üst yönetiminden alt yönetimine kadar ve o gün yanında olan şoför ile çalışma arkadaşlarının ihmalkarlığının karşılıksız kalmamasını ve sorumluların hesap vermelerini istiyoruz diye konuştu. Aile açıklamanın ardından adliyeye giderek, savcılığa suç duyurusunda bulundu.
BELEDİYEDEN AÇIKLAMA
Belediye tarafından yapılan yazılı açıklamada ise şu ifadelere yer verildi Öncelikle, 12.01.2024 tarihinde belediyemize ait çöp aracından düşerek ağır yaralanan Zülfü Çelikdemir’e acil şifa dileklerimizi iletiyor ve bir an evvel sağlığına kavuşarak aramıza dönmesini bekliyoruz. Yaşanan kaza olayı ile ilgili olarak adli ve idari soruşturma süreçleri başlatılmış olup, titizlikle takip edilmektedir. Bazı basın yayın organlarında yazılan haberlere dair çalışma arkadaşımızın sağlık durumu ve ciddiyeti nedeniyle açıklama yapmayı etik bulmadığımızı belirtmek isteriz. Çalışma arkadaşımızın sağlığına kavuşması ile birlikte gerekli açıklama yapılacaktır. Yaşanan bu kaza olayının nasıl ve neden olduğu konusunda adli makamlarca soruşturma başlatılmıştır. Belediyemizce de aynı gün idari tahkikat başlatılmış olup, incelemeler devam etmektedir. Bizler belediye olarak acılı aileyi anlıyoruz. Bizim için elzem olan çalışma arkadaşımızın hayata tutunmasıdır. Belediye olarak her daim çalışma arkadaşımızın ve ailesinin yanında olacağımızı belirtmek istiyoruz. (DHA)
]]>