15 Temmuz gecesi darbe girişimine karşı direnirken kardeşi Özcan Özsoy’u şehit veren, kendisi de gazi olan Tekin Özsoy, İhlas Haber Ajansı muhabirine o gece yaşadıklarını anlattı. 15 Temmuz gecesi saat 23.00 sıralarında evinde otururken uçakların alçak uçuşu ile seslerden korktuklarını ve o esnada kardeşi Özcan Sayın’ın eve geldiğini aktaran Tekin Özsoy, “‘Sakın evden çıkmayın darbe oluyor’ dedi. ‘Tamam’ dedim bende. Kardeşim gitti sonrasında. 15 dakika sonra tekrar geldi. ‘Hadi sokağa çıkıyoruz, salalar okunuyor, halkı sokağa davet ediyorlar’ dedi. Kardeşimin o sözlerine istinaden beraber çıktık o gece. İlk önce Emniyet Müdürlüğünün oraya gitmeye karar vermiştik. Bindiğimiz taksinin şoförü o bölgenin kalabalık olduğunu, oraya giremeyeceğini söyledi. Biz de Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ne gitmeye karar verdik ondan sonra” diye konuştu.
“Yanımıza gelmeyin, ateş ederiz”
Özsoy, Külliye’ye giden yolların kapatıldığını dile getirerek, “Külliye’ye doğru giderken Jandarma Genel Komutanlığı’nın önünde tankların yolu kapattığını ve 150-200 kişilik halktan bir grubun tanklara doğru ilerleyip sloganlarla karşı durduğunu gördük. O grubun içine dahil olduğumuzda ne yaparız, nasıl yaparız şeklinde konuştuktan sonra ön tarafımızda 8-10 kişilik farklı bir grup daha vardı. Onların yanına gitmeye karar verdik. Tabii onların yanına gittikten sonra askerler sürekli bize ateş ediyorlardı. Tekrar Türk bayraklarımızı elimize alıp askerleri ikna etmek amacıyla yanlarına gittiğimizde, ‘Yanımıza gelmeyin, ateş ederiz’ diye bizi tehdit ettiler. ‘Sen bu vatanın askerisin, biz de vatandaşıyız. Kardeşiz sonuçta’ dedik. Yaptıkları şeyin yanlış olduğunu dile getirmemize rağmen ateş etmeye başladılar. Biz de tekrar geri çekildik. Tabii mücadele 1-2 saat gelgitlerle devam etti. En son tekrar biz bunların üzerine gittiğimizde bu sefer hedef gözetmeksizin ateş etmeye başladılar” açıklamasında bulundu.
“Bırak ağabey vatansız kalacağına bu gece burada ölsün’ dedi”
Askerler tarafından açılan ateşte yaralandığını söyleyen Özsöy, “İlk önce kafamdan yaralandım. Sonrasında bacağımdan yaralandım ve düştüm. Kardeşim geldi ve beni kaldırdı. Sonrasında mücadele ettik. Saat gece 02.00-02.30 sularında birkaç sefer helikopter ateşine maruz kaldık orada. Helikopter ateşi esnasında 20’li yaşlarda genç bir kadın ile karşılaştık. Omzunda küçücük bebeği vardı henüz 1 yaşında. Tam helikopter ateş ederken bir anlık refleksle bebeği omzundan aldım ve kendimi yere attım. Helikopter ateşi sonlandı, ortalık biraz sakinleşti. Bebeği annesine verirken dedim ki, ‘Ablacım Allah razı olsun sen geldin mücadele ediyorsun burada ama yazıktır bu çocuğa’ dedim. Ablanın cevabı aslında o gecenin özetiydi, ‘Bırak ağabey vatansız kalacağına bu gece burada ölsün’ dedi. Aslında 15 Temmuz’un özeti buydu. Vatansız kalmaktansa o gece orada ölmekti” şeklinde konuştu.
“Ben bir kardeş kaybettim belki ama bir vatan kazandık”
Özsoy, sabah saatlerinde kardeşinin de vurulduğunu belirterek, “Tabii bu arada yine bir helikopter ateşi vardı. Bir kargaşa ortamı vardı. Tabii birbirimizi de kaybettik orada. Kafasından vurulmuş kardeşim. Tesadüfen Gazi Hastanesi Beyin Cerrahi servisinde bulduk. Doktor, kardeşimin beyninin parçalandığını söyledi. ‘Durumu Allah’a kaldı, dua edin’ dedi doktor. Ben de aileme ve kardeşimin eşine haber verdim durumu. Kardeşim evliydi ve 3 yaşında bir erkek çocuk babasıydı. 118 gün Gazi Hastanesinde tedavi süreci devam etti. 118 gün sonra şehadete erdi. 15 Temmuz’un son şehidi aynı zamanda kardeşim. Rabbim böyle bir geceyi bir daha bu devlete, bu millete yaşatmasın. Ben bir kardeş kaybettim belki ama bir vatan kazandık” ifadelerini kullandı. – ANKARA
]]>ANKARA’DA 3 KARDEŞ DEREDE CAN VERDİ
Ankara’nın Kızılcahamam ilçesinde, piknik için Pazar Mahallesi’ne giden Suriye uyruklu kardeşler Muhammed, Ali ve Ahmet Erzinga serinlemek amacıyla Kurtboğaz Barajı’na bağlanan Pazar Deresi’ne girdi. Kardeşler bir süre sonra suda kayboldu.

İhbar üzerine olay yerine jandarma ve sağlık ekipleriyle AFAD’ın dalgıçları sevk edildi. Dalgıçlar derede yaptığı aramada 3 kardeşin cesedine ulaştı. Kardeşlerin cansız bedenleri otopsi için hastane morguna kaldırıldı.
ADIYAMAN
Kurban Bayramı’nda ailesiyle birlikte Adıyaman’dan Samsat ilçesine gezmeye gelen 8 yaşındaki İrem Su İnan, Atatürk Barajı göleti kenarında durduğu esnada suya düştü.

Vatandaşlar göletteki aramalarına rağmen küçük kızı bulamayınca durumu 112’ye bildirdi. Olay yerine sağlık ekipleri ile Adıyaman İl Emniyet Müdürlüğüne bağlı dalgıçlar sevk edildi. Yapılan aramalar sonucu bulunan küçük kızın cansız bedeni, Samsat Devlet Hastanesi morguna kaldırıldı. Olayla ilgili soruşturma sürüyor.
ANTALYA
Konya’dan Antalya’nın Manavgat ilçesine arkadaşıyla tatile gelen Ramazan Pekdurmaz (30), Ulukapı Mahallesi Bardaklar mevkisinde, Manavgat Irmağı’na girdi. Irmakta bir süre yüzdükten sonra çırpınmaya başlayan Pekdurmaz, arkadaşı ve çevredekiler tarafından kıyıya çıkarıldı.

İhbar üzerine olay yerine jandarma ve sağlık ekipleri sevk edildi. Sağlık ekibinin yaptığı kontrolde hayatını kaybettiği belirlenen Pekdurmaz’ın cenazesi Antalya Adli Tıp Kurumu morguna gönderildi. Evli ve 3 çocuk babası Pekdurmaz’ın cenazesi adli tıptaki işlemlerin ardından yakınlarına teslim edildi.
AKSARAY
Kurban Bayramı ziyareti için ailesiyle Aksaray’ın Ortaköy ilçesindeki akrabalarının yanına giden Afganistan uyruklu Rahmetullah Solmaz (13), serinlemek için Bozkır baraj göletine girdi. Bir süre suda çırpınan ve gözden kaybolan Solmaz için 112 Acil Çağrı Merkezi’nden yardım istendi.

Bölgeye hızla sağlık, jandarma ve AFAD ekipleri sevk edildi. Jandarma ekiplerinin yaptığı arama çalışmalarından sonuç alınamayınca Aksaray’dan su altı arama kurtarma ekibi çağrıldı. Dalgıçların yaptığı çalışma sonucu Solmaz’ın cansız bedeni çıkarıldı. Solmaz’ın cenazesi, Ortaköy Devlet Hastanesi morguna kaldırıldı.
KAHRAMANMARAŞ
Kahramanmaraş’ın Onikişubat ilçesinde, kuzenleriyle Menzelet Barajı göletine giden Menderes Sarıpınar (22), serinlemek için suya girdikten bir süre sonra gözden kayboldu. Kuzenlerinin durumu bildirmesi üzerine bölgeye jandarma, AFAD, itfaiye ve dalgıç ekipleri sevk edildi.

Yaklaşık 3 saatlik çalışmanın ardından Sarıpınar’ın cansız bedenine ulaşıldı. Sudan çıkarılan cenaze, otopsi için Kahramanmaraş Adli Tıp Kurumu morguna kaldırıldı.
ŞANLIURFA
Şanlıurfa’nın Birecik ilçesindeki Fırat Nehri kıyısına serinlemek için giren Fatih Işık (22) bir süre sonra gözden kayboldu. Çevredekilerin ihbarda bulunması üzerine bölgeye jandarma, dalgıç ekipler ve sağlık ekipleri sevk edildi.

Yaklaşık bir saatlik çalışma sonrasında baygın halde bulunan Işık, 112 Acil Servis ekipleri tarafından kaldırıldığı hastanede yapılan müdahalelere rağmen kurtarılamayarak yaşamını yitirdi.
MALATYA
Malatya’nın Kale ilçesi Kumluyazı Mahallesi’nde serinlemek amacıyla Karakaya Baraj Gölü’ne giren Muhammed Mustafa Kiraz (11) bir süre sonra gözden kayboldu. Çevredekilerin ihbarı üzerine bölgeye polis, AFAD, UMKE, jandarma, itfaiye ve sağlık ekipleri sevk edildi.

İtfaiye su altı arama kurtarma ekipleri yaptığı çalışma sonrası baraj gölünden çıkarılan Kiraz, 112 Acil Servis ekiplerince kaldırıldığı Kale Devlet Hastanesinde yapılan müdahalelere rağmen kurtarılamadı. Çocuğun ailesinin Şanlıurfa’dan Malatya’ya tarım işçisi olarak geldiği öğrenildi.
BURSA
Bursa’nın Mudanya ilçesine bağlı kırsal Söğütpınar Mahallesi sahilinden denize giren Y.G. (16) adlı erkek çocuk, yüzerken dalgalara kapılarak sürüklenmeye başladı. Çevredekilerin durumu bildirmesi üzerine olay yerine gelen Sahil Güvenlik ve jandarma ekipleri, gözlerden kaybolan Y.G’ye ulaşmak için çalışma başlattı. Bir süre sonra bulunan çocuğun cesedi, 112 Acil Sağlık ekiplerince Mudanya Devlet Hastanesi morguna gönderildi.

Bu arada, ilçede gün içinde yüksek dalgalar nedeniyle 2 kişinin boğulma tehlikesi geçirdiği öğrenildi. Mudanya’da hafta sonuna kadar kuvvetli rüzgarın sürmesi beklendiğinden dalgaların tehlike oluşturduğu yerlerde denize girilmemesinin önemini vurgulayan yetkililer, yüzme bilmeyenlerin kıyıdan fazla açılmamaları, bilenlerin ise mutlaka yanlarında birinin bulunması, güvenlik önlemlerine uyulması gerektiği yönünde uyarı yaptı.
]]>Konya’da 3 gün sürecek OICC Genel Konferansı çerçevesinde ilk gün 33. Yönetim Kurulu Toplantısı gerçekleştirildi. Yönetim Kurulu Toplantısı’nda İslam ülkelerinden gelen temsilcilere seslenen Konya Büyükşehir Belediye Başkanı Uğur İbrahim Altay, Konya’nın, sahip olduğu değerleriyle kapılarını uluslararası arenaya açmış küresel bir şehir olduğunu belirtti. Uluslararası Tarım Şehirleri Birliği, Türk Dünyası Belediyeler Birliği ve Birleşmiş Kentler ve Yerel Yönetimler Teşkilatı’nın başkanlıklarını yürüttüğünü hatırlatan Başkan Altay, tüm dünyada şehirlerin güçlü sesinin yanında, mazlumların sesini de duyurabilmek için gayret gösterdiğini ifade etti.
“Hepimizin kalbindeki ortak acı olan Gazze’li kardeşlerimizin sesini buradan bir kez daha duyurmak istiyorum”
İslam dünyasının farklı köşelerinden kardeş şehirlerin temsilcileri olarak bir araya geldiklerini vurgulayan Başkan Altay, “Bu birliktelik bizim uluslararası hedeflerimize ulaşabilmemiz için çok önemli bir fırsat sunuyor. Bu birliktelik, sadece şehirlerimizi değil, kalplerimizi de birleştiriyor. Hepimizin kalbindeki ortak acı olan Gazze’li kardeşlerimizin sesini buradan bir kez daha duyurmak istiyorum. İsrail’in sürdürdüğü katliam nedeniyle hayatını kaybeden kardeşlerimize Allah’tan rahmet diliyor, bu savaşın bir an önce sona ermesini temenni ediyorum” ifadelerini kullandı.
“İslam dünyasının farklı renklerini Konya’mızda bir araya getiriyoruz”
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın İstanbul’daki Dünya İslam Bilginleri İstişare Toplantısı’nda “Müslümanlar olarak Gazze’de bir imtihana tabi tutuluyoruz. ya bu imtihandan alnımızın akıyla çıkacağız ya da bir ömür boyu kalbimizde ağır bir pişmanlık yüküyle yaşamak zorunda kalacağız. Müslümanlar olarak Hakkın yanında durmak, gerçek anlamda, samimi anlamda Allah’ın ipine sarılmak, yegane kurtuluş yolumuzdur” sözünü hatırlatan Başkan Altay şöyle devam etti:
“OICC Yönetim Kurulunun en büyük amacının başta Gazze olmak üzere mazlumların sesini duyurmak için çalışmak olduğunu düşünüyorum. İslam dünyasının farklı renklerini, kültürel zenginliklerini ve ortak değerlerini burada, Konya’mızda bir araya getiriyoruz. İslam şehirleri olarak, köklü tarihimiz, zengin kültürümüz ve derin manevi mirasımızla dünya medeniyetine büyük katkılarda bulunduk. Bugün de sizlerle birlikte bu mirası yaşatmak, geliştirmek ve gelecek nesillere taşımak için buradayız. İnanıyorum ki, şehirlerimizin sahip olduğu potansiyel, ortak çabalarımız neticesinde daha da güçlenecek ve çok daha yaşanılabilir bir dünyanın yolunu açacaktır.”
“Ortak projelerle, iş birlikleriyle kardeşlik köprüleri kurmalıyız”
Birlik ve beraberliğin İslam dünyasının en güçlü harcı olduğuna işaret eden Başkan Altay, “Bu kapsamda İslam Başkentleri ve Şehirleri Teşkilatı 1980’den bu yana 57 ülkeden toplam 187 üyesiyle aramızdaki dayanışmayı daha da güçlendirmek ve İslam dünyasının birlik ve beraberliğini sağlamak adına önemli katkılar sunmaktadır. Bizler, farklı coğrafyalardan gelmiş olsak da, bu çatı altında ortak bir inancın ve ortak değerlerin etrafında kenetlendik. Bu anlamda şehirlerimiz arasındaki bu güçlü bağları, kültürel, ekonomik ve sosyal alanlarda daha da geliştirmeliyiz. Ortak projelerle, iş birlikleriyle, kardeşlik köprüleri kurmalıyız. Bu toplantı, işte bu amaca hizmet ediyor. Ortak sorunlara ortak çözümler bulmak, deneyim ve tecrübelerimizle birbirimize destek olmak ve birlikte büyümek için bu fırsatı iyi değerlendirmeliyiz. Bu toplantının, şehirlerimiz arasındaki kardeşlik bağlarını daha da güçlendireceğine yürekten inanıyorum” sözleriyle konuşmasını tamamladı.
Ev sahipliği için Başkan Altay’a teşekkür etti
OICC Genel Sekreteri Ömer bin Abdullah El-Kadı da konferansın Konya’da düzenleniyor olmasından büyük mutluluk duyduklarını belirterek, “Ev sahibi şehrimiz; dini okulları, çeşitli kültürleriyle, mimari eserleriyle ve doğal zenginlikleriyle şöhret kazanmıştır. Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’ne böyle bir buluşmaya ev sahipliği yaptığı için teşekkür ediyorum. Aynı zamanda en derin şükranlarımı Konya Büyükşehir Belediye Başkanı’na sunmak istiyorum, böyle bir toplantıyı kendi şehrinde yaptığı ve bu konuda her türlü çabayı gösterdiği için. Çok güzel karşılama ve güzel ev sahipliği yaptığı için bizi ve arkadaşlarımızı güzel bir şekilde ağırladıkları için teşekkürlerimi sunuyorum” açıklamasını yaptı.
İslam Başkentleri ve Şehirleri Teşkilatı’nın çok önemli bir misyonu olduğunu dile getiren Kadı, İslam başkentleri ve şehirleri arasındaki iş birliğinin artarak devam etmesini temenni etti.
Başkan Altay yönetim kurulu toplantısına başkanlık etti
Açılış konuşmalarının ardından yönetim kurulu oturumuna geçilirken Konya Büyükşehir Belediye Başkanı Uğur İbrahim Altay yönetim kurulu tarafından oy birliğiyle OICC Yönetim Kurulu Toplantısı Başkanlığına atandı. OICC Yönetim Kurulu Toplantısı Başkanı olarak üyelere hitap ederek teşekkür eden Başkan Altay, İslam şehirlerinin geçmişten gelen büyük bir mirasa sahip olduğunu ve bu mirası modern dünyanın ihtiyaçlarıyla harmanlayarak geleceğe taşıyacağını dile getirerek şunları kaydetti:
“Bizler, bu değerlerimizi koruyarak, birbirimize destek sağlayarak ve dayanışma içinde çalışarak şehirlerimizi daha da ileriye taşımakla yükümlüyüz. Bu önemli görevi üstlenirken, şehirlerimiz arasındaki iş birliğini güçlendirmeyi, ortak projeler geliştirmeyi ve İslam dünyasının medeniyet değerlerini yaşatmayı en önemli hedeflerimiz olarak belirliyoruz. Bununla beraber şehirlerimizde sürdürülebilir kalkınmayı sağlayarak; çevresel, kentsel ekonomik, sosyal ve kültürel alanlar başta olmak üzere her alanda şehirlerimizi en üst seviyelere taşıyacağız. Bu hedefler doğrultusunda İslam şehirlerinin sesini uluslararası arenada duyurabilmek için daha fazla gayret göstermeliyiz. Sizlerin de destek ve gayretleriyle tüm bu hedeflerimize ulaşacağımıza yürekten inanıyorum. Birlikte çalışarak, şehirlerimizin refahı ve vatandaşlarımızın mutluluğu için güçlü adımlar atacağız. Ortak akıl, dayanışma ve kardeşlik ruhuyla, İslam şehirlerinin güçlü yarınlarını hep birlikte inşa edeceğiz.”
Gündem konularının müzakare edildiği Yönetim Kurulu Toplantısı’nda, Konya Büyükşehir Belediye Başkanı Uğur İbrahim Altay’ın başkanlığını yürüttüğü Uluslararası Tarım Şehirleri Birliği’nin OICC’ye üye olması kabul edildi. Yönetim Kurulu Genel Oturumları, Teknik, Mali ve İdari Komite Toplantısı, Taslak Komitesi Toplantısı ve Bilim Kurulu Toplantılarının gerçekleştirilmesi planlanan 15. OICC Genel Konferansı 3 gün sürecek. – KONYA
]]>Talas’ta bulunan Azerbaycan Parkı’nda gerçekleşen açılışa Azerbaycan Diaspora Bakanı Fuad Muradov, Azerbaycan Şuşa Valisi Aydin Kerimov, AK Parti Kayseri milletvekilleri Bayar Özsoy, Murat Cahid Cıngı, Kayseri Büyükşehir Belediye Başkanı Memduh Büyükkılıç, Talas Kaymakamı Yaşar Dönmez, Talas Belediye Başkanı Mustafa Yalçın, AK Parti Kayseri İl Başkanı Fatih Üzüm ile vatandaşlar katıldı.
Program öncesi protokol tarafından Hocalı katliamında ölen Azerbaycanlılar için yapılan anıta karanfil bırakıldı. Saygı duruşunda bulunulması ve Türkiye ile Azerbaycan milli marşlarının okunmasının ardından başlayan programda konuşan Talas Belediye Başkanı Mustafa Yalçın, “Şuşa Azerbaycan Evi’nde Azerbaycan kültürünü ve geleneğini yansıtan çok sayıda obje, fotoğraf ve eser bulunuyor. Mimarisini de Şuşa Kalesi’nden esinlenerek hayata geçirdik. Bu eserler içerisinde bulunan kıymetli materyalleri bize sağladıkları için Azerbaycan Diaspora Bakanlığımıza çok teşekkür ediyorum. Talas’a ve Kayseri’ye böyle anlamlı bir merkez kazandırdığımız için mutluyuz, gururluyuz. Hepimize hayırlı olsun. Kayseri ile Şuşa arasındaki kardeş şehir ilişkisinin en anlamlı ve özel yansımalarından biri olduğunu ifade etmek istiyorum. Emeği geçen Kayseri Büyükşehir Belediye Başkanımıza ve Şuşa Valiliği’ne teşekkür ediyorum” şeklinde konuştu.
Kayseri Büyükşehir Belediye Başkanı Memduh Büyükkılıç ise, “Daha önce burada parkımızı açmıştık. Daha sonra anıtımız buraya taşınmıştı. O yıllarda anıtın açılışında da burada bulunmuştuk. Kayseri Büyükşehir Belediyemizin kardeş şehri olan Şuşa’mız ile bu projeyi hayata geçiriyoruz. Can Azerbaycan’ın şahsında burası tüm Türk Cumhuriyetlerimizin buluşma, kaynaşma yeri. Ramazan ayının bu güzel günlerinde sonuna yaklaşırken böyle anlamlı bir projeye imza atan Talas’ımızın değerli başkanına teşekkür ediyorum” dedi.
Azerbaycan Şuşa Evi’nin yapılmasında emeği geçen herkese teşekkür eden Azerbaycan Şuşa Valisi Aydin Kerimov da, “Azerbaycan ve Türkiye arasında dünyada benzeri olmayan kardeşlik ilişkileri var. Biz iki devlet bir milletiz. Bu büyük söz iki devletin vatandaşları için de bir örnektir. 44 gün devam eden şanlı zaferin ardından işgalden alınan Şuşa şehri ve kardeşimiz Türkiye’nin şehirleri ortaklık kurulması işine büyük önem veriliyor. Son 3 yılda Şuşa ile dünyanın belli ülkelerinin 9 şehri arasında kardeşlik ilişkileri kurulmuştur. Tesadüf değildir ki bunlardan iki tanesi Türkiye’nin şehri olan Kayseri ve Erzurum’dur. Bugün Azerbaycan Kardeşlik Parkı’nda açılışı yapılan Azerbaycan Şuşa Evi aynı dile ve medeniyete sahip olan bizlere daha fazla sarsılmaz güç vererek, iki kardeş şehir arasında ilk proje olarak da tarihe geçmektedir” ifadelerini kullandı.
‘Şuşa Azerbaycan’ın gözüdür’ diyen Azerbaycan Diaspora Bakanı Fuad Muradov, Azerbaycan ve Türkiye kardeşliğinin dünyaya bir örnek teşkil ettiğini söyleyerek, sözlerine şu şekilde devam etti:
“Şuşa Azerbaycan’ın canıdır. Açılışını yaptığımız Azerbaycan Evi, devletimizin destek olduğu 29’uncu Azerbaycan Evi’dir. Ben hem Kayseri Büyükşehir Belediyesi’ne hem de Talas Belediyesi’ne teşekkür ediyorum. Karabağ Savaşı her bir Türk için çok büyük bir tarihtir. Bu tarihi biz Türk kardeşlerimizle birlikte aldık. Hepinize bugünlerde bizimle birlikte olduğunuz için çok teşekkür ediyoruz. Türkiye-Azerbaycan dostluğu tarihi bir dostluktur. Türkiye-Azerbaycan kardeşliği bütün dünya için büyük bir örnektir.”
Konuşmaların ardından kurdele kesilerek, Şuşa Azerbaycan Evi’nin açılışı gerçekleştirildi. – KAYSERİ
]]>Selimiye Gölgesinde Edirne-Balkan Buluşması İftar Programı, Balkan Senfoni Orkestrası ile Edirne Devlet Türk Müziği ve Rumeli Müziği Topluluğu’nun ilahilerden oluşan konseriyle başladı. Konserde Güzel Sanatlar Genel Müdürü Ömer Faruk Belviranlı da ilahi söyledi.
Kur’an-ı Kerim tilavetiyle devam eden programda ezan okunmasıyla 5 bin kişi birlikte iftar yaptı.
-“Selimiye’nin gölgesinde iftar açmanın mutluluğunu yaşıyoruz”
Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş, programda yaptığı konuşmada, Mimar Sinan’ın ustalık eseri olan Selimiye’nin gölgesinde iftar açmanın mutluluğunu yaşadıklarını söyledi.
İftar sevincini hep birlikte yaşadıklarını belirten Erbaş, ramazanın birlik, beraberlik, dayanışma ve yardımlaşma ayı olduğunu ifade etti.
İslam medeniyetinin sevgi, saygı ve sadakat medeniyeti olduğunu belirten Erbaş, şunları kaydetti:
“Bizim medeniyetimiz inançları, kültürleri, renkleri farklı olmasına rağmen çok farklı özelliklere sahip olan insanlarla bir arada barış içerisinde yaşama tecrübesini dünyaya tanıtan bir medeniyet. İşte burası, işte Balkanlar bu tecrübenin yaşandığı en önemli bölgelerden birisi. Şu anda onun bir örneğini yaşıyoruz burada.
Ne mutlu bize ki, böyle bir medeniyetin mensuplarıyız. İnancı, mezhebi, ırkı, dili ne olursa olsun birlikte yaşama tecrübesi, bizim bütün dünyaya örnek gösterebileceğimiz, tarihimize baktığımız zaman bizim için mutluluk verici bir konu. Edirne tarihinde, ramazan ayında hem ülkemizin çeşitli yerlerinden hem Balkan şehirlerinden binlerce kardeşimizle çok saygı duyduğumuz misafirlerimizle bizleri buluşturan Sayın Valime çok teşekkür ediyorum.”
-“Birbirimize karşı dürüst, sadık ve sadakatli olacağız”
Erbaş, bir arada huzur içinde yaşanması için toplumda sevgi ve saygının geliştirilmesi gerektiğini dile getirdi.
İnançlara ve kültürlere karşılıklı saygı içinde yaşanması tavsiyesinde bulunan Erbaş, “Bu saygı olmadan biz nasıl barış içinde yaşarız. Birbirimize karşı dürüst, sadık ve sadakatli olacağız. Sadakat olmazsa birbirimize nasıl güveniriz. Bizim Peygamberimizin isminin devamında ‘Emin’ var. Peygamberlikten önce aldığı bir isim. Mekkeliler Peygamber Efendimize ‘Muhammed’ül Emin’ demiş. Yani güvenilen Muhammed, emin Muhammed.” diye konuştu.
Erbaş, sevgi, saygı, sadakat ve sabırla hareket edilmesi halinde insanlığın selamete ulaşacağını kaydetti.
“Edirne’de tarihi bir an yaşandı”
Edirne Valisi Yunus Sezer de manevi duyguların artığı ramazan ayında Türkiye’yi Avrupa’ya, Avrupa’yı da Asya’ya bağlayan yolların, sınırların, nehirlerin, kültürlerin kesiştiği, buluştuğu ve kucaklaştığı kavşak noktası olan Edirne’de tarihi bir anın yaşandığını söyledi.
Edirne Valiliğinin Balkanlar’da kardeş şehirlerde iftarlar gerçekleştirdiğini ifade eden Sezer, “İftarlarımızı, bu gece siz çok kıymetli misafirlerimizle, yine Balkanlar’dan gelen kardeşlerimizle dostlarımızla, soydaşlarımızla ramazanın bereketiyle gönül, dostluk ve kardeşlik bağlarımızı, Edirne’mizde bu güzel iftarımızla taçlandırmaktayız.” dedi.
-“Her dinden, her milletten, her kültürden insanımızı iftarda buluşturduk”
Balkan Şehirleri İş Birliği Edirne Platformu’yla Balkan şehirlerini buluşturarak önemli adımlar atmak istediklerini aktaran Sezer, şunları kaydetti:
“Bugün burada her dinden, her milletten, her kültürden insanımızı iftar soframızda buluşturduk. Bu birliktelik Balkan coğrafyasının zenginliğinin bir yansımasıdır. Bulgaristan, Kuzey Makedonya ve Yunanistan’da 9 şehrimizde iftar programları gerçekleştirdik.
Edirne iftarımızda da tüm Balkanlardaki soydaşlarımızla bir araya geldik. Balkan Şehirleri İş Birliği Edirne Platformu’yla tarihten ve kültürümüzden gelen kardeşliğimizi pekiştirmek, ilişkilerimizi güçlendirmek amacıyla dış ticaret ve yatırım, turizm, kültür ve sanat, tarım, eğitim, gençlik ve spor, yerel yönetimler ve STK’lar, doğal afet ve insani yardım gibi konularda ciddi çalışmalar yürütüyoruz.”
Vali Sezer, hedefin sınırları aşan dostlukları, kardeşliği pekiştirerek ortak bir geleceği hep birlikte inşa etmek olduğunu vurguladı.
-“Sevinçte ve kederde beraberiz”
Balkanlardaki kardeş şehirlerin yüreklerindekini hissettiklerini aktaran Sezer, şöyle devam etti:
“Sevinçte ve kederde beraberiz. Depremde ilk koşan komşularımız oldu. Bu nedenle bizler bu toplantıları ve buluşmaları çok önemsiyor. Bu vesileyle ramazan ayı boyunca eşsiz misafirperverlikleriyle bizleri şehirlerinde ağırlayan Valilerimiz ve Belediye Başkanlarımıza, kardeşlerimize çok teşekkür ediyorum.
Davetimize icabet ederek Balkanlardan ilimize teşrif eden tüm misafirlerimize Edirneli hemşerilerimiz adına tekrar hoş geldiniz diyor, şükranlarımı arz ediyorum. Şimdiden kadir gecenizi ve bayramınızı tebrik ediyor, bayramın tüm insanlığa huzur barış ve kardeşlik getirmesini diliyorum.”
Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı (YTB) Başkanı Abdullah Eren de Osmanlı’ya başkentlik yapan Edirne’nin Balkanlar’ın en önemli şehirlerinden biri olduğunu ifade etti.
YTB olarak Balkan coğrafyasındaki soydaşlara gerekli desteği verdiklerini anlatan Eren, “Balkanlar’ın dört bir tarafından öğrenci kardeşlerimizi Türkiye’de ağırlıyor ve misafir ediyoruz. Her sene 50’den fazla eğitim, kültür ve sosyal içerikli projeyi Balkan ülkelerindeki paydaşlarımızla faaliyet geçiriyoruz.” dedi.
İftar programında Edirne Valisi Yunus Sezer’in talimatıyla kurulan Edirne Emel Özgür Subaşıay Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi ve Edirne Serhat Borsa İstanbul Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi öğrencilerinden oluşan semazen grubu gösteri sundu.
İftar programına Tekirdağ Valisi Recep Soytürk, Kırklareli Valisi Birol Ekici, Bulgarsitan Filibe Valisi İliya Zümbülev, CHP Edirne Milletvekili Ahmet Baran Yazgan, Edirne Belediye Başkanı Filiz Gencan Akın, Dışişleri Bakanlığı Edirne Temsilcisi Büyükelçi Murat Ahmet Yörük, Çanakkale Savaşları Gelibolu Tarihi Alan Başkan İsmail Kaşdemir, Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanı Abdullah Eren, Maarif Vakfı Başkanı Birol Akgün, Yunus Emre Enstitüsü Başkan Yardımcısı Abdullah Kutalmış Yazgan, Türkiye’nin Burgas Başkonsolosu Tolga Orkun, Türkiye’nin Filibe Başkonsolosu Korhan Küngerü, Hırvatistan’ın İstanbul Başkonsolosu Ivana Zerec, Bulgaristan’ın Edirne Başkonsolosu Borislav Dimitrov, Romanya’nın İstanbul Başkonsolosu Madalina Dinu, Kuzey Makedonya İstanbul Başkonsolosu İdris Fazlıoski, Bulgaristan Ulusal Meclis Başkan Yardımcısı Filiz Hüsmenova, İstanbul Müftüsü Safi Arpaguş, Bulgaristan Başmüftüsü Mustafa Aliş Hacı, Bulgaristan Yüksek İslam Şurası Başkanı Vedat Ahmed, Gümülcine Seçilmiş Müftüsü İbrahim Şerif, İskeçe Seçilmiş Müftüsü Mustafa Trampa, Karadağ İslam Birliği Başkanı Rifat Feyziç, Sırbistan İslam Birliği Riyaseti Başkanı Senad Halitoviç, Arnavutluk Elbasan Toplum Lideri Ardit Selmani, Bulgar Ekzarhlığı Kilisesi Vakfı Başkanı Dimitri Yotef, Batı Trakya Türkleri merhum lideri Dr. Sadık Ahmet’in eşi ve Dostluk Eşitlik Barış Partisi Onursal Başkanı Işık Sadık Ahmet ve ailesi, Dünya İş Konseyi Başkanı Bekir Turan, Dünya Türk İş Konseyi Başkanı Levent Sadık Ahmet, Balkanlar ve Edirne’den vatandaşlar katıldı.
]]>İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Murat Kurum, Küçükçekmece’de düzenlenen Caferiler ile Sahur programına katıldı. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Murat Kurum’a Cumhur İttifakı Küçükçekmece Belediye Başkan Adayı Aziz Yeniay, TBMM Komisyon Başkanı Cüneyt Yüksel, Caferiler Derneği Başkanı Hasan Babur ve Türkiye Caferiler Lideri Selahattin Özgündüz eşlik etti. Burada bir konuşma yapan Murat Kurum, “Bundan yaklaşık 2 – 2 buçuk ay önce yine burada dostlarımızla, kardeşlerimizle bir araya gelmiştik ve o zaman da kardeşlerimizin taleplerini, bizden beklentilerini tek tek not aldık. Aslında tüm İstanbul’da, kıymetli milletvekillerimizle birlikte 22 yıldır da bu işleri çözmek için gayret gösteriyoruz” ifadelerini kullandı.
“1 Nisan’dan itibaren vatandaşımızın talebini karşılayacağız”
İnanç özgürlüğüne sahip çıkacaklarının altını çizen Kurum, “İstanbul Türkiye’nin özeti. Anadolu’nun, Trakya’nın özetidir. Burası 72 milletten insanımızın barış ve huzur içerisinde yaşadığı kadim bir şehir. Farklı kültürleri, farklı renkleri bünyesinde barındıran aziz bir şehrimizdir. İstanbul’umuzun bu çeşitliliği aslında aynı zamanda kültürümüzü daha da zenginleştiriyor. Toplumumuzu daha bereketli, daha hoşgörülü hale getiriyor. Bu şehre baktığınızda hep söylüyoruz; bu şehir bize Sultan Fatih’in emanetidir. ve Fatih Sultan Mehmet şehri fethettiğinde herkesin inanç özgürlüğünü koruma altına almış, bunun teminatını da çıkardığı fermanlarla vermiştir. İşte bu anlayışın mirasçısı olarak diyoruz ki; inançlara saygı duymak, inanç özgürlüğüne sahip çıkmak hepimizin sorumluluğu altındadır” dedi.
İstanbul’da kardeşlik ve barış hukukunu koruyacağını belirten Kurum, “Bizler de 1 Nisan’dan itibaren bu şehirde yaşayan her bir vatandaşımızın talebini, isteğini karşılayacağız. Bizim hizmet anlayışımız kimin nereli olduğuna ve neye nasıl inandığına göre değil, herkesin belediyecilik hizmetlerinden eşit ve adil yararlanması esasına göre olacak. Bütün ilçeleri, semtleri, mahalleleri caddeleri ve sokakları bir göreceğiz. Hiçbir yeri bir diğerinin üzerinde görmeyeceğiz. Herkes bizim biriciğimizdir, özümüzdür, canımızdır. ve herkesi kardeş olarak göreceğiz. Bu şehirde kardeşlik hukukunu ve barış iklimini daha fazla koruyacak ve daha da güçlendireceğiz” şeklinde konuştu.
“Öyle bir İstanbul hayal ediyoruz ki; trafik çile olmaktan çıkacak sokakları güvenle dolacak”
İstanbul’un kendi halina terk edilemeyeceğini vurgulayan Kurum, “90 gündür sahadayız. Aşkla, şevkle, büyük bir heyecanla İstanbul’umuzu ayağa kaldırmak için çalışıyoruz. Şimdi bu aşkla, bu şuurla İstanbul’umuzu ayağa kaldırmak için, İstanbul’un beş yıllık fetret devrini bitirmek için sahadayız. İstanbul’umuza, hayallerimizin olduğu bu aziz şehre hizmetkar olmak için yollardayız. Biz biliyoruz ki, ancak samimi hayaller muradına kavuşur. Şimdi bu kardeşinizin, Murat Kurum’un da bir hayali var. Öyle bir İstanbul hayal ediyoruz ki, hiçbir hanemizde deprem endişesi kalmayacak, bütün yuvalarımız güvenli hale gelecek. Öyle bir İstanbul hayal ediyoruz ki, trafik çile olmaktan çıkacak. Öyle bir İstanbul hayal ediyoruz ki, sokaklarının huzur ve güvenle dolduğu, gençlerin geleceğe umutla baktığı, kimsenin kendini yalnız hissetmediği bir İstanbul. Size söz veriyoruz; biz İstanbul’umuzu asla ve asla kendi haline terk etmeyeceğiz. Milletimizin her anında hep yanında olacağız. Bu söz, onların verip de tutmadıkları sözlere benzemez. Bu söz, eser adamlarının sözüdür, bu söz sağlam adamların sözüdür, bu söz Murat Kurum sözüdür” diye konuştu.
“Aynı acılar bir daha yaşanmasın diye İstanbul’u depreme hazır hale getirmeliyiz”
Murat Kurum, 5 yıllık bakanlık döneminde kimseyi ötekileştirmeden milletin taleplerini yerine getirdiğini belirtti. İstanbul’da deprem acısının yaşanmaması için gece gündüz çalışacağını söyleyen Kurum, “Hayalimizi, ‘İstanbul Vizyonu’ projemizle paylaştık. İstiyoruz ki; İstanbul’da deprem çilesi olmasın. Biz bir deprem şehriyiz, deprem şehrinde depremle mücadele ederek vatandaşımızın canını, malı korunsun. Yaşadığımız şu son bir asırdaki depremlerde 153 bin canımızı kaybettik. Ben o acıları bizzat yaşamış bir kardeşinizim. Oraya gittiğimizde inanın o acıları, o feryatları duyduğumuzda artık her şeyin bittiği an oluyor. Hiçbir şeyin kıymeti yok, hiçbir şeyin önemi yok. Orada hatıralarınız, yakınlarınız kayboluyor. Hani kızınızı gelin edersiniz o evde bir hatıramız vardır değil mi, büyüdüğünüz, çocukluğunuzu yaşadığınız mahallede bir hatıramız vardır. Oradaki ağaç size bir şey anlatır, sokak sizin gençlik yıllarınızda arkadaşlarınızla vakit geçirdiğiniz sokaktır. Oğlumuzu askere göndeririz gururla ama o gün geldiğinde maalesef o hatıraların yok olduğu bir manzarayla karşılaşıyoruz. İstiyoruz ki; bu acılar bir daha yaşanmasın. Yaşanmaması adına da çalışıp çabalayıp İstanbul’u depreme hazır hale getirmemiz lazım. Burada yapılması gereken tek şey, depremle mücadele etmektir. Gerçekten bir milli güvenlik meselesidir, beka sorunudur. Bu sorunu halletmek için de çalışmak gerekir, çabalamak gerekir. Milletiyle el ele verip nasıl asrın felaketinde tüm kardeşlerimiz, 85 milyon depremzede illerimiz için mücadele ettiyse, aynı anlayışla İstanbul’u da ayağa kaldırmak için mücadele etmek durumundayız. Ben 5 yıllık bakanlık görevinde, 9 yıllık genel müdürlük görevimde bu anlayışla çalıştım. Kimseyi ötekileştirmeden, kimseyi ayrıştırmadan milletimizin bizden beklentisi neyse o beklentiyi gerçekleştirebilmek için gece gündüz mücadele ettim. Buradaki liyakatli kadrolarla yaptık” ifadelerini kullandı.
“Asrın felaketini yaşayan kardeşlerimizin evleri 1 yıl sonra teslim edilmeye başlandı”
11 ili etkileyen 6 Şubat depremlerinde yaşadıklarını anlatan Murat Kurum, vatandaşa verdiği sözleri tuttuğunun altını çizdi. Muhalefetin, ‘yapamazsınız, bitiremezsiniz’ dediğini hatırlatan Kurum, “Göreve başladıktan 6 ay sonra Elazığ’da, Malatya’da depremde biz sokakta vatandaşımızla birlikteydik. Birileri o günlerde kayağa gittiğinde, biz Elazığ’ın, Malatya’nın konutlarını yapıyorduk. Ardından Kastamonu’da, Bartın’da, Rize’de seller oldu ve biz yine oradaydık. Milletimize bir söz verdik, hamdolsun o sözü tuttuk, gerçekleştirdik. En son asrın felaketinde de 6 Şubat’ta çok acı bir güne uyandık. 11 ilde hep beraber üzüldüğümüz, hep beraber ağladığımız ama o az önce anlattığım hayatın yeni resmini çizerek bir taraftan da mücadele verdik. Birileri o zaman ağız dolusu vaatler verdiler, ‘bu işleri yapamazsınız, bitiremezsiniz’ dediler ama biz milletimizle el ele verdik. 3 ayda 180 bin konutun inşasını başlattık. Bir yıl geçti, oradaki afetzede kardeşlerimiz yeni evlerine kavuştu. Huzurla, güvenle şimdi yeni evlerinde yaşıyorlar. Çaresizlik kadar zor bir durum yok. O yüzden biz geleceğimizi hep birlikte çizmek zorundayız, mücadele edeceğiz. Üstümüze düşen vazifeyi yapacağız, takdir Rabbimizindir. Bekleyip duramayız, burada mücadeleyi 31 Mart’ta sandığa gittiğimizde birlikte vereceğiz. Sandığa gittiğimizde İstanbul’da deprem çilesi bitsin mi, trafikte yaşadığımız o sorun artık İstanbul’un gündeminden tamamen kalksın mı, bunun kararını vereceğiz. Burada mesele İstanbul, mesele İstanbul’un geleceği. Biz istiyoruz ki; İstanbul’da yaşayan her bir kardeşimiz huzur içerisinde, güven içerisinde yaşasın. Bu şehir hepimizin, paylaşılmayacak hiçbir şeyimiz yok. Her şeyi paylaşırız yeter ki o samimiyeti, o içtenliği hep birlikte gösterin. Be İstanbul’umuzu, ne de 81 ilimizi asla ve asla kendi haline terk etmedik. Milletimizin her anında hep yanında olduk ve milletimize bir söz verdik. Dedik ki; ‘Gazi Mustafa Kemal’in hayal ettiği o muasır medeniyetler seviyesine ülkemizi çıkarmak için gece gündüz çalışacağız.’ 22 yıldır da bu sözleri tutmak için çalışıp, çabalıyoruz. Bu söz, açık söylüyorum 81 ile gitmiş, 550’yi aşkın ziyaret gerçekleştirmiş ve her afette milletin yanında olmuş bir kardeşinizin sözü. Millete söz vermiş; ‘bir yıl içerisinde sağlam, güvenlikli konutlarınızı yapacağız’ deyip o konutları teslim etmiş, 5 yıllık süreçte 365 bin sosyal konutu başlatmış, İstanbul’da 173 bin kentsel dönüşüm projesini 39 ilçede vatandaşlarımızın rızası çerçevesinde yürütmüş bir kardeşinizin sözü. 81 ile hizmeti olan, eseri olan bir kardeşiniz olarak ifade ediyorum ve o yüzden bugün İstanbul’a bir söz veriyorum; bu söz Murat Kurum sözü, bu söz eser adamlarının sözü, bu söz sağlam adamların sözü” dedi.
“Verilen vaatler bile hatırlanmıyor, verilen sözlerin unutulduğu bir İstanbul sürecini yaşıyoruz”
İstanbul’un hakkının İstanbul’a verilmesi gerektiğini, vurgulayan Kurum, “Biz hep sözlerimizi tutarak, eserlerimizle milletimizin karşısına çıktık. Bundan sonraki süreçte de biz hiçbir zaman algının, polemiklerin içerisinde olmayacağız. Dedikoduların tarafında olmayacağız. Hep iş yapan, eser yapan tarafta olacağız. Bugün buraya gelip sizlere bir söz veriyorsak, o sözü tutmak için gece gündüz sokakta olacağız, milletimizin yanında olacağız. Biz böyle çalıştık ve 1 Nisan’dan sonra da bu kardeşiniz bu anlayışla çalışacak. Herkesi kucaklayan, herkese o samimiyeti, sevgiyi gösteren, söz verip o sözleri unutmayan, sözleri gerçekleştirmek için tüm arkadaşlarıyla çalışan anlayışta olacak. Her gün şunu duyacaksınız; ‘acaba Murat Kurum ve arkadaşları bugün nerenin temelini atıyorlar?’, ‘Murat Kurum ve arkadaşları bugün nerenin açılışını yapıyorlar.’ 5 yıllık fetret dönemini sizlerle birlikte bitireceğiz. Bugün verilen vaatler bile hatırlanmıyor, verilen sözlerin unutulduğu bir İstanbul sürecini yaşıyoruz. İstanbul sevgi bekler, şefkat bekler, ilgi bekler, alaka bekler. İstanbul hiç kimsenin bir rant aracı olamaz, İstanbul bir basamak olarak görülemez, İstanbul’un kaynakları Cumhuriyet Halk Partili Belediye’nin yaptığı gibi, kendi geleceğiniz için harcanmaz. İstanbul’un hakkını İstanbul’a vereceksiniz, İstanbullulara vereceksiniz. 5 yıllık süreçte İstanbul Büyükşehir Belediyesi buradaki meydanı yapsaydı kötü mü olurdu? Biz bugün derdik ki; ‘geldik hakikaten adamlar çalışmış, yapmışlar.’ Halbuki bugün burada neyi konuşuyoruz; Aziz Yeniay Başkan’ım zamanında başlatılan camimizin, külliyemizin inşaatının niye yarım kaldığını konuşuyoruz. Ne zaman başlamış temeli; 2009’da. Burada Büyükşehir Belediyesi’nin desteği olsa, çok daha güzel bir şekilde bu ihtiyaçlarımızı gidersek, ibadetlerimizi yapsak kötü mü olacak?” dedi.
Murat Kurum, 2019’da verdiği vaatleri unutan mevcut İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nu eleştirdi. Kurum, “Hani her şey güzel olacaktı? Hani herkes mutlu olacaktı, huzurlu olacaktı? Nerede bu sözler, hepsi unutuldu. Bugünü unutmayın, ben buraya geldim ve hocam diyor ki; avlunun yapılması lazım. Hocam diyor ki; bizim gençlerimizin, çocuklarımızın spor tesisinde huzurla vakit geçirmesi lazım. Ben de diyorum ki; ‘ben Murat Kurum’sam, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanlığına oturduğumda burada Caferi kardeşlerimizin hiçbir endişesi olmayacak. Sizlerle birlikte eyleme geçeceğiz. Ne eksiğimiz varsa, ne sorunumuz varsa masada oturacağız birlikte karar vereceğiz. Birlikte o icraatlarımızı yapacağız. Bizim çalışma anlayışımız bu. Ki; bir önceki ziyaretimizde de aynı anlayışla buraya geldik. Bundan sonra da 1 Nisan sabahı biz bu anlayıştan hiç ama hiç uzaklaşacağız. Mesele Murat Kurum meselesi değil, mesele evlatlarımızın, çocuklarımızın gelecek meselesi. Bu ülkenin huzuru, bu ülkenin güvenliği, bu şehirde yaşayan her bir insanımızın geleceğe güvenle bakması. Biz bunun için çalışıyoruz, çabalıyoruz.” şeklinde konuştu.
“Sel olduğunda ne ilçe Belediyesi vardı ne de Büyükşehir Belediyesi”
Küçükçekmecelilerin selde mevcut İBB yönetimi tarafından yalnız bırakıldığını söyleyen Murat Kurum, “31 Mart geldiğinde, bir tarafta 5 yıllık süreçte İstanbul’a unutanlar olacak, diğer tarafta 5 yıllık süreçte 81 ile gitmiş ve hizmet yapmış bu kardeşiniz olacak. Bir tarafta 230 km metro sözü verip 17,88 km metro yapanlar, bir tarafta da İstanbul’un trafik çilesini bitirecek bu kardeşiniz olacak. Bir tarafta İstanbul’un kaynaklarını israf edenler olacak, diğer tarafta İstanbul’un kaynakları ‘yetimin hakkıdır’ diyerek kendi malı gibi koruyacak, kollayacak olan bu kardeşiniz olacak. Küçükçekmece’nin hali ortada, 5 yıllık süreçte maalesef bizim bıraktığımız dönemden geriye gitmiş. Halbuki ne uğraşlar verdik. Ben burada yaşadım, burada çalıştım. Birçok sokakta emeğim var, alın terim var. Okullar yaptım, hastaneler yaptık, konutlar yaptım, parklar yaptım. Üstüne sen de bir şey koy. Sel olduğunda buraya geldim, milletvekili vatandaşlarımızın ne ihtiyacı var diye geldim, baktım ne ilçe Belediyesi var, ne de Büyükşehir Belediyesi var. Sen selde gelmeyeceksin, karda balıkçıda büyükelçiyle yemek yiyeceksin, vatandaşın zor gününde tatilde olacaksın, sen ne zaman Belediye Başkanlığı yapacaksın. Böyle bir anlayışla İstanbul yönetilebilir mi? Böylesi aziz bir şehre hizmet edilebilir mi?” ifadelerini kullandı.
“31 Mart’ta gelin, sağlam İstanbul’dan yana olun”
İstanbullu seçmene, ‘şehrine oy ver ki; hizmet bulsun’ diyerek seslenen Kurum, “Buradan İstanbul’umuzun güzel insanlarına sesleniyorum. 31 Mart’ta gelin, Gerçek Belediyecilikten yana olun. 31 Mart’ta gelin, İstanbul’un geleceğinden yana olun. 31 Mart’ta gelin, sağlam İstanbul’dan yana olun. Her oy bir tohumdur. Hizmet görürse yeşerir, emek verilirse fidan olur, karşılık bulursa orman olur. Haydi İstanbul şehrine oy ver. Şehrine oy ver ki, İstanbul; hizmet bulsun, huzur bulsun, mutluluk bulsun. Sen yaparsın, sen cesursun. Çünkü sen İstanbul’sun. İstanbul’un geleceğine sahip çıkalım. Belediye başkanına ulaşamama, hizmetleri alamama veya bu hizmetleri alamadığından dolayı hiçbir Caferi kardeşimizin boynu öne edilmeyecek. Hep birlikte kazanacağız” diye konuştu. – İSTANBUL
]]>Erdoğan, partisinin İstasyon Meydanı’nda düzenlenen Diyarbakır mitinginde vatandaşlara hitap etti.
Herkesle her şeyi konuşabileceklerini ancak kapılarının teröristlere de terör örgütünün güdümünde siyasetçilik oynayanlara da kapalı olduğunu dile getiren Erdoğan, “Milletvekili listesini, belediye başkan adayı listesini, meclis üyesi listesini, genel merkez yönetimi listesini terör örgütünün belirlediği parti, parti olmaz. Bunları belirleyecek olan, emekleri ve oylarıyla partiyi var eden, yaşatan tabanıdır, seçmenidir.” diye konuştu.
Vatandaşın sorunlarını çözme, dertlerine derman olma, yaralarını sarma yönünde çaba göstermeyenin siyasetinden kimseye hayır gelmeyeceğini ifade eden Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Dünyadaki tüm sapkın akımları, Kürt kardeşlerimin iradesinin üzerinden başımıza musallat etmelerinin, hiçbirimize faydası yok. Kürt kardeşlerimizi bu çarpık siyasetin mezesi haline getirmek için sahneledikleri oyunu ibretle takip ediyoruz. Son 21 yılda attığımız her demokratik adımı engellemek için karşımıza dikilen CHP’yi, utanmadan Kürt kardeşlerimize umut diye pazarlıyorlar. Bu coğrafyaya yakın zamanda gördüğü en büyük acıları yaşatan tek parti faşisti CHP’yi allayıp pullayıp size dayatıyorlar. Bunların, hangi çıkarların temsilcisi olduğunu anlatmaya, bavullar dolusu para görüntüleri herhalde yeterlidir. İstanbul’da ne kadar marjinal ideoloji mensubu varsa hepsini getirip Kürt kardeşlerimin başına patron yapanlarla artık gidilecek bir yol kalmadığına inanıyoruz. İnşallah 31 Mart, Kürt kardeşlerimizin tüm tasallutlardan kurtulup, özgür iradeleriyle kendilerinin ve şehirlerinin geleceğine karar verecekleri bir dönüm noktası olacaktır.”
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, “Diyarbakır, 31 Mart’ta Türkiye Yüzyılı şehirleri için hazır mıyız, kararlı mıyız? 31 Mart’ta gerçek belediyeciliği tercih ediyor muyuz? Bunun için seçim gününe kadar kapı kapı dolaşmaya var mıyız? Diyarbakır’la birlikte Türkiye haritasının tamamını Cumhur İttifakı’nın renkleriyle boyamaya var mıyız? Ramazan Bayramı gelmeden, 31 Mart’ta milli irade bayramını birlikte kutlamaya var mıyız?” sorularına, alandakiler hep bir ağızdan “evet” karşılığını verdi.
“21 yılda Diyarbakır’a 265 milyar lirayı aşkın yatırım yaptık”
Eser ve hizmet siyasetiyle son 21 yılda Diyarbakır’a 265 milyar lirayı aşkın yatırım yaptıklarını hatırlatan Erdoğan, eğitimde şehre 6 bin 677 yeni derslik kazandırdıklarını, yükseköğrenim yurt yatak kapasitesini 6 bin 140’a çıkardıklarını, 62 spor tesisi inşa ettiklerini bildirdi. Bu kapsamda, 33 bin kişilik Diyarbakır Stadyumu ile Dicle Üniversitesi Kampüsü içerisinde 2 bin kişi kapasiteli kız öğrenci yurdu yaptıklarını aktaran Erdoğan, Bağlar’da 1000 kişi kapasiteli kapalı yüzme spor salonunun yapımına devam edildiğini belirtti.
Erdoğan, Diyarbakırlı ihtiyaç sahibi vatandaşlara 29 milyar lira kaynak aktardıklarını dile getirdi.
Sağlıkta 320 yataklı Diyarbakır Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi’yle toplam 1442 yataklı 21 hastanenin de aralarında olduğu 58 sağlık tesisini tamamlayıp hizmete sunduklarını vurgulayan Erdoğan, Kayapınar’daki 1000 yataklı şehir hastanesiyle beraber toplam 10 sağlık tesisinin inşasının sürdüğünü kaydetti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, diğer yatırımlara ilişkin şunları paylaştı:
“TOKİ vasıtasıyla Diyarbakır’da toplam 19 bin 82 konutu tamamlayıp hak sahiplerine teslim ettik, 8 bin 872 konutun yapımına devam ediyoruz. Asrın felaketi 6 Şubat depremlerinde yıkılan evleri süratle inşa edip hak sahiplerine teslim etmeye başladık. Diyarbakır’da yaklaşık 10 milyon metrekare alanda kentsel dönüşüm çalışmaları yürütüyoruz. Sur Riskli Alan Dönüşüm Projesi kapsamında 507 konut, 137 dükkan, 9 butik otelin yapımını tamamladık. Şehrimizdeki 6 millet bahçesi projemizden 5’ini tamamladık, birinin yapımına devam ediyoruz.
Ulaştırmada 44 kilometreden devraldığımız bölünmüş yol mesafesini 456 kilometreye çıkardık. Diyarbakır-Ergani, Diyarbakır-Mardin, Diyarbakır-Şanlıurfa yollarını, Diyarbakır Kuzeybatı ve Güneybatı Çevre yollarını, Diyarbakır Havaalanı Bağlantı Yolunu bölünmüş yol olarak tamamladık. Diyarbakır Şehir Geçişinde, Diyarbakır Çevre Yolları ve Havaalanı Bağlantı Yolu üzerinde 14 adet köprülü kavşağı yaptık. Diyarbakır-Ergani Yolunda Devegeçidi Köprüsünü tamamladık. Lojistik Köprülü kavşağını da bu sene tamamlıyoruz. Toplam 15 adet tarihi köprünün restorasyonunu tamamladık. Diyarbakır-Batman-Kurtalan ve Yolçatı-Diyarbakır arasındaki demir yolu hatlarını modernize ettik. Elazığ-Diyarbakır hızlı tren hattıyla ilgili etüt ve proje çalışmaları sürüyor.”
“Yolcu trafiği 2 milyonun üzerine çıktı”
Yıllık 5 milyon yolcu kapasiteli yeni bir terminal binası kazandırdıkları havalimanının yolcu trafiğinin 211 binden 2 milyonun üzerine çıktığını belirten Erdoğan, şehre 5 baraj, 3 içme suyu tesisi, 60 taşkın koruma tesisi ve 11 sulama tesisi yaptıklarını ifade etti.
Erdoğan, inşa ettikleri sulama projeleriyle 591 bin dekar zirai araziyi sulamaya açarak, çiftçilere yıllık 4 buçuk milyar lira zirai gelir artışı sağladıklarını, Dicle Nehri üzerindeki en büyük sulama amaçlı tesis olan Silvan Barajı ile 4 barajın inşaatının sürdüğünü aktardı.
Silvan Barajı’nın suyunu toprakla buluşturacak tünellerin inşasının devam ettiğini anlatan Erdoğan, inşaat safhasındaki 15 tesisle 896 bin dekar arazinin daha sulanacağını kaydetti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Diyarbakır’ın 4 merkez ilçesinin 2055 yılına kadar içme suyu ihtiyacını karşılayacak 32 kilometrelik isale hattı projesinin yapımının da sürdüğünü bildirdi.
Son 21 yılda Diyarbakırlı çiftçilere yaklaşık 107 milyar lira tarımsal hibe desteği verdiklerini vurgulayan Erdoğan, şunları kaydetti:
“Sanayide, 2 organize sanayi bölgesi ile 1 teknopark ve 3 araştırma geliştirme merkezi kurduk. Diyarbakır Organize Sanayi Bölgesini büyütmek için tahsis ettiğimiz 385 hektar ilave alanın altyapısını yıl sonu bitiriyor ve sanayicilerimizin hizmetine veriyoruz. Bağlar ilçesinde 188 hektar alanda Diyarbakır Tarıma Dayalı İhtisas Organize sanayi bölgesi tesis ettik. İstihdamı desteklemek için Diyarbakır’daki iş yerlerimize 6,2 milyar liralık prim teşviki verdik. Enerjide, 277 bin abonesi olan Diyarbakır’ın 13 ilçesine doğal gaz arzını sağladık. Önümüzdeki dönemde, Kocaköy ve Kulp’a da doğal gaz arzı sağlamayı planlıyoruz.”
Alanda, şehre yapılan hizmetlerin izletilmesinin ardından Erdoğan, “Allah’ın izniyle, 31 Mart’tan sonra bunlara belediyelerimizle işbirliği içinde çok daha fazlasını ekleyeceğiz. Bu kardeşiniz Cumhurbaşkanınız olarak sizin hizmetkarınız. Bütün bakan arkadaşlarımla beraber sizin hizmetkarınız olarak Diyarbakır’a yatırımlarımızla her şeyimizle bugüne kadar nasıl hizmet verdiysek, bundan sonra da aynen devam edeceğiz.” dedi.
Mitingden notlar
Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasının ardından Diyarbakır Büyükşehir ve ilçe belediye başkan adaylarını sahneye çağırarak vatandaşları selamladı.
Erdoğan, miting sonrası “Bizi bölemeyecekler. Tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet. Bir olacağız, iri olacağız, diri olacağız, buradaki gibi kardeş olacağız, hep birlikte Türkiye olacağız. Allah birliğimizi daim etsin.” ifadesini kullandı.
Mitingin yapıldığı alana “Gerçek belediyecilik”, “Cumhurbaşkanımız, Diyarbakır’ımıza hoş geldiniz” pankartları asıldı.
Mitinge, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ve Diyarbakır milletvekilleri de katıldı.
(Bitti)
]]>Erdoğan’ın açıklamalarından satırbaşları;
“Kendini değil kentini düşünen, laf değil icraat üreten biz varız. Sevgili Ankaralılar, aziz kardeşlerim sizleri hasretle muhabbetle selamlıyorum. Sözlerimin hemen başında, Moskova’da bir konser salonuna yönelik gerçekleştirilen terör saldırısı nedeniyle, ülkem ve şahsım adına Rusya’ya taziyelerimizi iletiyorum. Terörü şiddetle kınıyorum. İnsanlığın ortak düşmanı olan teröre karşı mücadelemizi sürdüreceğiz.
MİTİNGE 200 BİN KİŞİ KATILIYOR
Ankara mitingimizden katılım, 200 bin kişi. Maşallah, demek ki 31 Mart’ta bu katılım Ankara’da her şeyi değiştirecek. Öncellikle Ankara ve Ankaralılara 14 ve 28 Mayıs’ta cumhur ittifakına verdikleri destek için teşekkür ediyorum. İnşallah 31 Mart’ta Ankara’yla aramızdaki muhabbetin derinliğinde bunu telafi edeceğiz. Ankara’nın milli mücadelenin ardından başkent olması, birilerinin dediği gibi tesadüf değildir.
“MURAT KURUM BAŞKANIMIZ BAKANKEN BUNU YAPTI”
Ankara kıyamete kadar mazlumların ümidi olmaya devam edecektir. Bu şehir sadece devletin merkezi sıfatıyla sahip olduğu kamu gücünden değil, insanıyla ülkemizin parlayan yıldızıdır. Başkent millet Bahçesi’nde bir araya gelen sizler, sadece ülkemize değil tüm dünyaya mesaj veriyorsunuz. Murat Kurum kardeşimiz bakanken burayı yaptı.

Turgut Altınok kardeşimiz de Keçiören’de gerekeni yaptı. Hep beraber artık, istiklal ve istikbal haline gelen parolamızı tekrarlayalım, tek millet, tek bayrak, tek devlet, tek vatan. Bir olacağız, iri olacağız, diri olacağız, buradaki gibi kardeş olacağız. Hep birlikte Türkiye olacağız.
“ANKARA YANIMIZDA OLDUĞU MÜDDETÇE…”
1 asır önce düşman Ankara’nın kapısına kadar dayanmıştı. O dönemde ortaya konan güçlü iradenin yankıları hala sürüyor. O irade 15 Temmuz’da darbecileri püskürten ruhun adıdır. Çok partili siyasi hayata geçtiğimizden beri, demokrasimizin başına kara bulutlar her toplandığında baharı önce Ankara başlattı. Cumhuriyetin 100. yılına atıfla hazırladığımız 2023 yılı hedeflerimizi burada faaliyete geçirdik.

Allah’ın izniyle Ankara Türkiye Yüzyılı’nın inşasına hazır. Bunun için söz veriyor musunuz? Ankara yanımızda olduğu müddetçe yedi düvel karşımıza çıksa evelAllah yıkar geçeriz.
“ANKARA DAHA FAZLA YAVAŞLAMAYI KALDIRAMAZ”
Kardeşlerim Ankara’yı bilmek, Ankara’yı anlamak, Ankara’yı sevmek elbette önemli ama asıl mühim olan Ankara’yı eser ve hizmetlerle donatmaktır. Mevcut belediye başkanı şu 5 yılda ne yaptı ya? Yollarımızın hali ortada, çöp, çukur, çamur. Bu CHP’nin pratiğidir, İstanbul’da da öyleydi. Bunlardan artık kurtulalım. 5 yıl boşuna geçti onun için 31 Mart çok önemli. Ankara’ya hizmet veremeyenlerden kurtarma vakti çoktan gelmiştir. Buna hazır mıyız? Öyleyse 31 Mart’ta hakkını verelim. Burası hiçbir şey yapmayarak üstüne bir de bununla övünerek idare edilebilecek bir şehir değil. Hele hele ana kademe, kadın kolları, gençler sizler bunları çok iyi biliyorsunuz. Ankara daha fazla yavaşlamayı kaldıramaz. Ankara’yı içine düşmüş olduğu bu sıkışmışlık halinden bir an önce kurtarmak gerekiyor. Ulaşımda çektiğiniz sıkıntı hepinizin malumu. Öyleyse şu 9 gün sonra bu işin hakkını verelim.”
]]>Erbaş, bazı İslam ülkelerinin Ankara büyükelçileriyle, Diyanet İşleri Başkanlığının yemekhanesinde düzenlenen iftar programında bir araya geldi.
Kur’an-ı Kerim tilavetiyle başlayan programda konuşan Erbaş, Ramazan-ı Şerif’in başta İslam beldeleri olmak üzere yeryüzünde iyiliğe, güzelliğe, berekete ve selamete vesile olmasını yüce Allah’tan niyaz ettiğini söyledi.
Ramazan ayına maalesef Filistin’de yaşanan acıların yüreklerde açtığı derin yaralarla girildiğini belirten Erbaş, insanlığın kadim şehri, selam yurdu Kudüs’ün bugün hiç olmadığı kadar mahzun olduğunu, miracın mabedi, ilk kıble Mescid-i Aksa’nın daha önce hiç olmadığı kadar garip olduğunu kaydetti.
“Yıllarca açık hava hapishanesine dönüştürülen Gazze, bugün bütün dünyanın gözleri önünde benzeri görülmemiş bir vahşete sahne olmaktadır. Hiçbir kural ve ahlak ilkesi tanımayan siyonist katiller, aylardır Gazze’de soykırım suçu işlemektedir. Hukuk, ahlak, vicdan, tüm insani değerler Gazze’de enkaz altında kalmıştır.” ifadelerini kullanan Erbaş, tahrif edilmiş bir inancın, sapkın bir ideoloji ve kirli bir siyasetten beslenen siyonizmin bugün insanlık için en büyük tehdit haline geldiğini vurguladı.
“Dünya, yeni bir hukuk ve ahlakın inşasına muhtaçtır”
Bu tehdidi bertaraf edecek yeni bir uluslararası inisiyatife şiddetle ihtiyaç olduğunun altını çizen Erbaş, şöyle devam etti:
“Dünya, yeni bir hukuk ve ahlakın inşasına muhtaçtır. Zira bugün Gazze’de yaşananlar, mevcut haliyle uluslararası yapıların işlevsizliğini bütün açıklığıyla ortaya çıkarmıştır. İnsanlığı utandıran bu durumun bütün faillerini, destekçilerini, bir kez daha şiddetle telin ediyorum. İslam coğrafyalarında yaşanan zulüm ve trajedilere son verme sorumluluğu öncelikle Müslümanların omuzlarındadır. Gazze’nin, Kudüs’ün, Doğu Türkistan’ın ve dünyanın farklı bölgelerindeki mazlum ve mağdur insanların kurtuluşu, Müslümanların vahdetine bağlıdır. İyilikte yardımlaşmasına, dayanışmasına ve kötülüğe karşı yekvücut hareket etmesine bağlıdır. Zira İslam düşmanları, Müslümanların parçalanmış ve dağılmış görüntüsünden cesaret almaktadır. Ramazan ayının bu anlamda yeni bir uyanışa ve dirilişe vesile olmasını temenni ediyorum.”
“Vahdet ve kardeşliğimizi güçlendirmeye mecburuz”
Bugün insanlığın küresel boyutta devasa sorunlarla karşı karşıya olduğunu belirten Erbaş, dünyanın bir kesimi müreffeh bir hayat yaşarken diğer kesiminin maalesef açlık, yoksulluk ve kıtlıkla mücadele ettiğini söyledi.
Yeryüzünün pek çok noktasından acı ve gözyaşı içerisinde feryatlar yükseldiğine işaret eden Erbaş, zıtlıkların, çelişkilerin ve tutarsızlıkların, insanları, toplumları ve devletleri çepeçevre kuşattığı bir döneme şahitlik edildiğini ifade etti.
Erbaş, “Bizim inanç ve medeniyetimizde, gözyaşının ırkına bakılmaz. Mazlumun, mağdurun dinine ve inancına bakılmaz. Açlık ve yoksulluk çekenin ten rengine bakılmaz. Arşı inleten çığlıkların dili sorgulanmaz. İnsan, hangi dine ve inanca mensup olursa olsun gözyaşı hep aynı akar. Yürekleri dağlayan feryatlar ister Müslümandan ister gayrimüslimden ister sarı tenliden ister siyah tenliden ister doğuludan ister batılıdan ister Gazze’den ister Ukrayna’dan yükselsin, hepsi aynı kalbin acısıdır, aynı yüreğin sızısıdır.” diye konuştu.
Başkan Erbaş, İslam’da insanın, insan olduğu için aziz ve hürmete layık olduğunu dile getirdi.
Hayat hakkını herkes için mukaddes kabul eden İslam’ın, bir insanın yaşamasına vesile olmayı, bütün insanlığı yaşatmak kadar önemli ve değerli gördüğünü vurgulayan Erbaş, yüce Allah’ın insan onurunu her şeyden üstün tuttuğunu emreden Maide Suresi’nden örnek verdi.
Erbaş, “Yaşanan tüm bu acılar ve trajediler karşısında inancımızın ve medeniyetimizin sesini tüm insanlığa duyurmalıyız. Müslümanlar olarak güçlü bir dayanışma bilinci geliştirmeli, haksızlık ve zulüm karşısında sesimizi hep birlikte yükseltmeliyiz. Aynı inancın ve medeniyetin mensupları olarak öncelikle kendi aramızdaki vahdet ve kardeşliğimizi güçlendirmeye mecburuz.” dedi.
“İlişkilerimizi her alanda en güçlü seviyeye taşımalıyız”
Yüce Allah’ın “Müminler ancak kardeştir” diye buyurduğunu ve insanlığın bu ilahi fermana kulak vermek zorunda olduğunu belirten Erbaş, şunları kaydetti:
“Şu bir gerçek ki Müslümanlar olarak bizler, bu şuurla hareket ettiğimizde, kardeşliğimizin gereklerini en güzel şekilde yerine getirdiğimizde daima tarihin öznesi olmuşuz. Bu bilinç ve duyarlılığı yitirdiğimizde ise maalesef coğrafyamız üzerinde emelleri ve hedefleri olanların tahakküm, istila ve işgallerine maruz kalmışız. Bu sebeple bizler, tüm farklılıklarımızı zenginlik görerek daha güzel bir gelecek inşa etme ideali etrafında kenetlenmeli ve daha büyük gaye ve hedeflere doğru hep birlikte yürümeliyiz. İlişkilerimizi her alanda en güçlü seviyeye taşımalıyız. İnanıyorum ki gücümüzü ve potansiyelimizi kullandığımızda sadece İslam coğrafyası için değil, bütün insanlık için barış, adalet, huzur, refah ve onurlu bir hayatın kapıları aralanacaktır. Diyanet İşleri Başkanlığı olarak bizler, bu anlamda dost ve kardeş ülkelerin misyonlarıyla işbirliği içerisinde çalışmaktan her zaman büyük bir memnuniyet duyuyoruz. Aramızdaki istişareyi, işbirliğini ve tecrübe paylaşımını son derece önemsemekte, bunun geleceğimiz adına hayati öneme sahip olduğuna inanmaktayız.”
İftar programına, 42 ülkenin Ankara büyükelçisinin yanı sıra Dışişleri Bakan Yardımcısı Mehmet Kemal Bozay, Diyanet İşleri Başkan Yardımcıları Selim Argun ve Kadir Dinç, Diyanet İşleri Başkanlığının üst düzey yöneticileri katıldı.
]]>Ağrı Dörtyol meydanında düzenlenen AK Parti mitingine katılım oldukça yüksek oldu. Binlerce vatandaşın katıldığı mitingde vatandaşlar Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a yoğun sevgi gösterilerinde bulundu.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Ağrı’nın 2019 yılında mahalli idareler seçimlerinde tercihini AK Parti’den yana yaptığını ve bu süreçte önemli hizmetler aldığını anlatarak, “Her ne kadar geçtiğimiz Mayıs ayındaki seçimlerde arzu ettiğimiz neticeleri alamamış olsak da Ağrı’nın 31 Mart’ta yine tercihini AK Parti’den yana yapacağını inanıyoruz. Bizim aramızda kalpten kalbe giden bir yol vardır” dedi.
“Biz hayatımızı milli iradenin üstünlüğünü savunmaya adadık” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bu anlayışla vesayetinden darbecisine, terör örgütünden tek parti faşistine karşımıza kim çıkarsa mücadele ettik. Cumhuriyet tarihinin en köklü demokrasi ve kalkınma atılımlarını hayata geçirmekle kalmadık. Türkiye Yüzyılı vizyonuyla gözümüzü geleceğe diktik. Maşallah. Şu anda karşımdaki topluluğa bakıyorum. Sordum. Ne kadar yol boyu gayet iyiydi. Burada da kırk bin kişinin olduğunu emniyetten aldık. Maşallah. Şimdi bu kırk binle beraber 31 Mart’ta yürüyor muyuz? Şimdi yine birileri çıkmış, tek parti faşizmini hortlatmak için can atan CHP’yle bir olup sizlerin iradesine ipotek koymaya çalışıyor. Dün silah zoruyla yaptıklarını bugün örtülü baskıyla, daha önemlisi tek parti faşistleriyle gizli saklı ittifak oluşturarak gerçekleştirmenin gayreti içindeler. Öyle ki bu uğurda yasakların, hukuksuzlukların ve baskıların sembolü olan CHP’ye bile yedek tekerlek yapacak duruma düştüler. Ne Dünya eski dünya ne Türkiye eski Türkiye artık demokrasisiyle yönetim biçimiyle eğitimden sağlığa tüm kalkınma altyapısıyla yepyeni bir Türkiye var. Dün Ağ Ankara’ya çok uzaktı. İstanbul’a çok uzaktı. Antalya’ya çok uzaktı. Dünyaya da çok uzaktı. Bugün ise Türkiye’nin ve dünyanın her yeri Ağrılı kardeşlerim için Gelişen iletişim ve ulaşım teknolojilerini emirlerine sunmamız sayesinde adeta bir adım, bir tık mesafede” diye konuştu.
“Size kardeş olmayanlara siz de kapınızı ve gönlünüzü kapatın”
Sırtını örgüte dayayan siyasi temsilcilerin İstanbul’da ve başka yerlerde kirli pazarlıklarla kendi ikballerini kotarmanın peşinde olduğunu anlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Sizlerin iradesini tek parti faşizminin kalıntı CHP’nin kifayetsiz, muhtelif yöneticilerine meze edenler mi Ağrı’ya hak ettiği hizmetleri getirecek? CHP’li belediye başkan adaylarının buram buram ırkçılık, ayrımcılık, kokan, tüm söylemlerine seslerini çıkarmayanlar mı sizin hakkınızı savunacak? Ağrı’yı ve bu bölgeyi arka bahçeleri olarak kabul edip batıya şirin gözükmek için kendi ülkesine ihanet derecesine varan saldırılar yapanlar mı? Yıllardır mecliste oldukları halde ülkenin, milletin, şehirlerimizin en küçük bir meşalesinin çözümüne öncülük etmeyenler, katkıda bulunmayanlar mı? Ağrı’ya kazandıracak. Bugüne kadar bunların bir eseri var mı? Bir eserini gördünüz mü? Bunların ne Ağrı umurlarında, ne Van umurlarında, ne Diyarbakır umurlarında. Bunlar için önemli olan tek şey İstanbul’daki, Brüksel’deki, Berlin’deki, Londra’daki, Washington’daki, ağababalarından aldıkları emirlerdir. Zaten, fırsatını bulan da soluğu oralarda alıyor. Hiç bunların iradenizi istismar etmeyi amaçlayan turistik geziler haricinde samimiyetle, halinizi hatırınızı sormak için Ağrı’ya geldiğini gördünüz mü? Şu ulu Ağrı Dağı’na, Tendürek Dağı’na, Aladağlar’a teröristlere selam vermek dışında hayırlı bir nazarla bakanını gördünüz mü? Ne diyor o güzel Ağrı türküsünde? ‘Ağlarken sen ağlamadın. Derdime dertleş olmadın. Sen bana kardeş olmadın’. Evet size kardeş olmayanlara siz de kapınızı ve gönlünüzü kapatın” şeklinde konuştu.
“Başka Ağrı yok, başka Türkiye yok”
“Biz kalbimizle, yüreğimizle, eserlerimizle, hizmetlerimizle, hedeflerimizle, programlarımızla işte sizin huzurunuzdayız” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan konuşmasını söyledi sürdürdü:
“Unutmayın başka Ağrı yok, başka Türkiye yok. Önümüze çıkan fırsatları ve imkanları en iyi şekilde değerlendirmeliyiz. Kardeşlerim, cumhuriyet tarihi boyunca milletimizin her kesimi gibi Ağrılı kardeşlerimizin de yaşadığı sıkıntılar yok mu? Elbette var. Ama bunların hiçbiri sizin üzerinizden sahnelenmeye çalışılan kirli senaryoların bahanesi olamaz. Üstelik biz darbecilerden, vesayetçilerden, işkencecilerden hesap sorarak milletimizin bu dönemle hesaplaşmasını da gerçekleştirdik. Hükümette olduğumuz yirmi bir yılı aşkın süre boyunca bu ülkenin her eksiği gibi sizlerin hak, özgürlük, adalet, altyapı, üstyapı, refah beklentilerinizi karşılamak için gece gündüz çalıştık. Ne yaparsak yapalım hepsini lütuf değil, vazife olarak gördük, asla yeter demedik. Hele hele bunları Sizin başınıza asla kalkmadık. Sizi ananızın ak sütü gibi helaliniz olan haklarınıza ve hizmetlerinize kavuşturmak için çıtayı hep daha yükseğe koyarak bugünlere geldik. Şimdi de Türkiye Yüzyılı’yla hep birlikte dünyanın en güçlü ve müreffeh ülkeleri arasındaki yerimizi almaya hazırlanıyoruz. Bu vizyonu da Ağrı’yla birlikte hayata geçirelim istiyoruz. Biz milletimize Türkiye Yüzyılı şehirlerini depreme dayanıklı yapılarıyla, ulaşımıyla, çevresiyle, sosyal destekleriyle diğer tüm unsurlarıyla hep birlikte yükseltmeyi teklif ediyoruz.”
“Derdi terör örgütüne payandalık etmek olanın hayali de o kadar olur”
Muhalefet partilerinin kavga etmekten, birbirleriyle pazarlık etmekten, birbirlerine çalım atmaktan, ülkeye ve millete dair herhangi bir meseleyi gündemlerine almaya vakit bulamadığını ifade eden Erdoğan, “Derdi kendi partisinin içindeki ayak oyunları olanın vizyonu da o kadar olur. Derdi terör örgütüne payandalık etmek olanın hayali de o kadar olur. Derdi insanların sıkıntılarını, endişelerini, duygularını istismar etmek olanın programı da o kadar olur. Bunların hepsini bir araya toplayıp sonra çarpın, bölün, çıkartın, ne yaparsanız yapın, geriye kalacak olan hep sıfır olur. Sıfır sonuçlu siyasetin de ne ülkeye, ne millete faydası dokunur. İşte bunun için biz hep eser ve hizmet siyaseti diyoruz. İşte bunun için biz hep yaptığımız eserleri, getirdiğimiz hizmetleri sayıp döküyor, onunla da kalmıyor, bundan sonra yapacaklarımızı anlatıyoruz. Bıraktım diğer çalışmalarımızı sadece son dönemde Ağrı Belediyesi’nde yaptıklarımızı şöyle alt alta sıralasak aradaki farkı çok rahat görmek mümkündür. Hizmet, ulaşım ve iş makinalarından oluşan zengin araç filosuyla, yol ve kaldırım çalışmalarıyla şehrin güzelleştirilen sayısız yatırımlarıyla sosyal belediyecilik faaliyetleriyle Ağrı önemli mesafe kat ettik Türkiye’nin de Ağrı’nın da ihtiyacı olan siyaset işte budur. Öyleyse şimdi burada Ağrı’dan öyle bir ses verin ki şu yüce dağın ardından bile duyulsun. 31 Mart’ta Türkiye Yüzyılı şehirleri için hazır mıyız? 31 Mart’ta Türkiye Yüzyılı şehirleri için kararlı mıyız 31 Mart’ta gerçek belediyeciliği tercih ediyor muyuz? Bunun için seçim gününe kadar, ana kademe, kadın kolları, gençler, kapı kapı dolaşmaya var mıyız? Ağrı’yla birlikte Türkiye haritasının tamamını Cumhur İttifakı’nın renkleriyle boyamaya var mıyız? Biliyorsunuz başı rahmet, ortası mağfiret, sonu ebedi azaptan kurtuluş olan mübarek Ramazan ayındayız. Bu vesileyle Ramazan-ı Şerif’inizi tebrik ediyorum. İnşallah Ramazan Bayramı gelmeden 31 Mart’ta milli irade bayramını yaşayacağız. İnşallah. Bunun için hep beraber çok çalışacağız Biz Ağrı’ya güveniyoruz. Ağrı’nın da bize güvenmesini istiyoruz. Kardeşlerim sizden otuz bir Mart seçimleri için destek isterken bunu kuru bir laf kalabalığına dayanarak yapmıyoruz. Bu Ağrı’ya yirmi bir yılda yaptığımız seksen dört milyar liralık yatırımdan aldığımız güçle heyecanla, kararlılıkla ifade ediyoruz. Demek ki seksen dört milyar liralık yatırım yaptık. Eğitimde beş bin otuz iki adet yeni derslik inşa ettik. Çocuklarımıza ve gençlerimize hizmet eden bir bilim merkezi kurduk. İbrahim Çeçen Üniversitesi’ni şehrimize kazandırdık. Şimdi de üniversitemize tıp fakültesi binası yapıyoruz. Gençlik ve Spor’da Ağrı’ya beş bin beş yüz yirmi dokuz kişi kapasiteli yükseköğrenim yurtları açtık. Gençlik merkezleri ve çeşitli branşlarda kırk üç tesisi inşa ettik. Doğubayazıt Kapalı Spor Salonu’nun yapımına devam ediyoruz. Doğu Beyazıt Kültür Merkezi’ni, Doğubayazıt, Şafi Camii’ni, Ahmed-i Hani Türbesi’ni ve İshak Paşa Sarayı’nı restore ederek hizmete açtık. Aynı çağrıya on bir bin metrekare alana sahip kültür ve kongre merkezi yaptık” şeklinde konuştu.
“400 yataklı merkez ve 150 yataklı Patnos Hastanesi başta olmak üzere toplamda bin 125 yataklı, 15 hastane dahil 77 sağlık tesisini şehrimize kazandırdık”
Sosyal yardımlarda Ağrılı ihtiyaç sahibi vatandaşlara 11,5 milyar lira kaynakla destek olduklarını anlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Sağlıkta 400 yataklı merkez ve 150 yataklı Patnos Hastanesi başta olmak üzere toplamda bin 125 yataklı, 15 hastane dahil 77 sağlık tesisini şehrimize kazandırdık. Ağrı Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanemizi 200 yataklı bir ek bina ile büyüteceğiz. Çevre ve Şehircilikte TOKİ vasıtasıyla 4 bin 240 konutu tamamlayıp hak sahiplerine teslim ettik. 386 konutun yapımına devam ediyoruz. Kentsel dönüşümde şehrimizde toplam 6 bin 181 bağımsız bölümün dönüşümünü gerçekleştirdik. Ağrı’daki 5 millet bahçemizden 4’ünü bitirdik. Murat Nehri, millet bahçemizin yapımına devam ediyoruz. Ulaşımda 16 devraldığımız bölünmüş yol mesafesini 405 kilometreye çıkardık. Ağrı şehir geçişi ve bağlantı yollarını Erzurum, Ağrı, Doğubayazıt, Gürbulak, sınır kapısı yolunu, Doğubayazıt çaldıran yolunu, Ağrı, Hamur, Tutak, Patnos yolunu, Erciş Patnos yolunu ve Doğubayazıt, Iğdır yolunu bölünmüş yol olarak tamamladık Bu takviye düğünü ve tüm kıran köprüsünü inşa ettik. Kağızman, Tuzluca, Cuma Çay, Ağrı yolunu, Iğdır, Doğubayazıt yolunu ve Hamur çevre Hava yolunu bu sene bitiriyoruz. Ahmed-i Hani Havalimanı’na terminal binası yaptık. Tarım ve Ormanda Ağrı’nın hasretle beklediği Yazıcı Barajı başta olmak üzere 2 baraj bir sulama tesisi, 50 taşkın koruma tesisi inşa ettik. Yazıcı Barajı’yla Ağrı şehir merkezi ve 15 yerleşim yerinin 2045 yılına kadar olan içme suyu ihtiyacını karşıladık. Ayrıca yine Yazıcı Ağrı Ovası’nda yaklaşık 250 bin dekar zirai arazinin sulanabilmesine imkan sağladık. Yukarı Çay ve Derecek Barajları ile Yeşilhisar Göleti’nin yapımına devam ediyoruz. İnşası süren sulama tesisleri tamamlandığında Ağrı’da 150 bin dekar araziyi daha sulamaya açıyoruz. Ağrılı çiftçilerimize 15 milyar lira tarımsal hibe desteği verdik. Hayvancılığın önemli bir geçim kaynağı olduğu Ağrı 314 ahırı ve 3 et entegre tesisini içeren bir proje kazandırıyoruz. İstihdamı desteklemek için, Ağrı’daki işverenlere 640 milyon lira pirinç teşviki verdik. Ağrı’ya kurduğumuz Tekstil kent sayesinde çok sayede kardeşimize istihdam kapısı açıyoruz. Hedefimiz 17 fabrikada, 15 bin istihdama ulaşmaktır. Peki enerjide merkez, Diyadin, Eleşkirt, Doğubayazıt, Patnos, Taşlıçay ve Tutak’ı doğal gaz arzını sağladık. Bu yıl da Hamur’u doğal gaza kavuşturuyoruz” dedi.
Erdoğan konuşmasının son bölümünde ise, “Bu sabah Konya’da düşen askeri eğitim uçağımızdan dolayı Türk Silahlı Kuvvetlerimize ve milletimize geçmiş olsun diyorum. Pilotumuzun sağ olarak kurtulduğu kazada iş makinesi operatörü kardeşimiz vefat etti. Allah rahmet etsin. Mekanı cennet olsun inşallah” diye konuştu. – AĞRI
]]>Olay, geçtiğimiz ay Şehitkamil ilçesi Karşıyaka Mahallesi’nde meydana geldi. İddiaya göre, mahallede 19 yıldır kuyumculuk yapan Mustafa Taner Ş. ve Halil İbrahim Ş. isimli iki kardeş, 2024 Ocak ayının başında iş yaptıkları 30 kişiyi arayarak ellerindeki altınları yatırım için getirmelerini ve bunun karşılığında da kısa sürede karla fazla altın vereceklerini söyledi. Vatandaşların altınları getirmesinin ardından kuyumcu kardeşler ortadan kayboldu.
Kaçmak üzereyken yakalandılar
Kardeşlere uzun süre ulaşamayan vatandaşlar dolandırıldıklarını fark ederek şikayetçi oldu. Olayla ilgili çalışma yapan polis ekipleri, dolandırıcılık olayıyla ilgili 2 kardeşi yurt dışına kaçmak üzereyken yakalayarak gözaltına aldı. Tamamlanan yasal işlemlerinin ardından adli mercilere sevk edilen 2 kardeş tutuklanarak cezaevine gönderildi.
Mağdurlar kayıp para ve altınlarının bulunmasını istiyor
Kuyumculuk yapan iki kardeşe kendilerinden çok güvendiklerini söyleyen mağdur vatandaşlar ise dolandırıldıkları için üzgün ve şokta olduklarını ifade ederek paralarının geri almak için yardım istedi. Kuyumcu kardeşlerin iş yeri önünde toplanan mağdurlar, kayıp para ve altınlarının bulunmasını istiyor.
“Bu kuyumcular benim 15 yıldır arkadaşım”
30’dan fazla mağdurdan biri olduğunu söyleyen Mehmet Alkan, “Bu kuyumcular benim 15 yıldır arkadaşım. Devamlı alışveriş yaptığımız bir yer. Güvendiğimiz bir insandı. 1 yıldır onunla iş yapıyorum. Son olarak Ocak 2024’te benden para istedi. ‘Nakit paranı getir bende sana daha fazla para kazandırayım’ dedi. Ben de getirip 50 tam altın parası verdim. 16 Ocak’ta benim paramı tekrar yatırdı. 2 gün sonra tekrar aradı ve dedi ki, ‘para hala duruyorsa getir sana 26 Ocak’ta 3 tane fazla altın vereyim’. Ben de tekrar verdim. Yaklaşık 3 haftadır iş yeri kapalı. Aradığımızda bize babasının rahatsız olduğunu ve İstanbul’da olduğunu söyledi. Fakat öyle bir şey yokmuş bizi dolandırıp kaçmış. 30 kişiden fazla vatandaş toplam 150 milyon TL dolandırıldı. Benim kaybım 750 bin TL. Ben polise şikayette bulundum” dedi.
“Bana baba derlerdi, 2 kilograma yakın altınımı dolandırdılar”
20 yıldan fazladır tanıdığı kuyumcuları oğlu gibi sevdiğini belirten bir diğer mağdur Mehmet Kaplan ise “Ben 20 yıldır bu insanlarla tanışıyorum. 4 yıldır beraber iş yapıyoruz. Evladım gibilerdi. Her zaman verdikleri sözde dururlardı. Bana kredi çek dediler. Bende kredi kartlarımı verdim onları kullandılar. En son bir şeylerin ters gittiğini anladığımda onlara benim kredi borçlarımı ödeyin ben hükümetle uğraştırmayın dedim. Ama hiçbir şeyi ödemeden kaçıp gittiler. Benim 2 kilograma yakın altınımı dolandırdılar. Yetkililerden hakkımızın onlardan alınıp bize tekrar verilmesini istiyoruz” ifadelerini kullandı.
“Bu para onun için harçlık olabilir ama fakirin serveti”
Dolandırıcı kuyumcunun ailesine seslenen mağdur Gülseren Kaplıca, “Oğlumun sadece 35 tane altını vardı. Kardeşimin de 14 altını vardı. Bu kuyumcu dedi ki, ‘o altınları bana verin, biz size daha fazla para kazandıralım, 1 ay içerisinde size tüm paranızı veririm’ diye söyledi. Ama paralarımızı aldı ve kayıplara karıştı. Çevreden duyduğumuza göre bu sadece bizi değil 30’dan fazla kişiyi dolandırmış. Bu para onun için harçlık olabilir ama fakirin serveti. Bunu ailesi duysun ve vicdanlarının sesini dinleyip parayı geri getirsin” şeklinde konuştu.
“Kendimden şüphe ederdim o insandan şüphe etmezdim”
Kendinden şüphe edeceğini fakat dolandırıcı kuyumculardan şüphe etmeyeceğini söyleyen mağdur Vakkas Aksoy, “Bu kuyumcu kardeşimizi ben 15 yıldır tanıyorum. Uzun zamandır alışveriş yaptığım bir yer. Neden buraya getirip mallarımızı verdik. Piyasadan daha uygun sayıyordu. Buranın en az 19 yıllık esnafı. Kardeşiyle beraber yapıyorlar bu işi. Biz de inandık güvendik. Çok efendi, çok dürüst bir tavırları vardı. Kendimden şüphe ederdim o insandan şüphe etmezdim. Çıksın ve bizim mağduriyetimizi karşılasın. Onun içeride tutuklu kalması bizim hiçbir işimize yaramaz. Biz sadece kayıplarımızı geri istiyoruz. Benim mağduriyetim toplam 670 gram altın” diye konuştu. – GAZİANTEP
]]>İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkan Adayı Murat Kurum, Trabzon Dernekleri Federasyonu (TDF) tarafından Bakırköy Atatürk Havalimanı etkinlik alanında düzenlenen ‘Trabzon’un Düşman İşgalinden Kurtuluşunun 106. Yıl Dönümü’ programına katıldı. Kurum’a ziyareti sırasında Bahçelievler Belediye Başkanı Hakan Bahadır ve AK Parti Bakırköy Belediye Başkan Adayı Ali Talip Özdemir eşlik etti. Tranzonlu gençler Kurum’u “En büyük başkan bizim başkan” şeklinde karşıladı. Kur’an-ı Kerim tilavetiyle başlayan program saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunmasıyla devam etti. Programda horon ekibi horon oynadı. Protokol konuşmalarının ardından program nedeniyle düzenlenen etkinliklerin açılışı kurdele kesimi ile yapıldı.
Programa Murat Kurum’un yanı sıra Altyapı ve Ulaştırma Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, Trabzon Valisi Aziz Yıldırım, Trabzon Dernekleri Federasyonu Genel Başkanı İsmail Şatıroğlu, milletvekilleri, belediye başkanları, dernek başkanları ve çok sayıda vatandaş katıldı.
Program sonunda etkinlik alanlarını gezen Kurum horon da oynadı. Vatandaşlar tarafından ilgiyle karşılanan Kurum sohbet edip hatıra fotoğrafı çektirdi.
“Trabzon bu coğrafyanın anahtarıdır”
Konuşmalarına Trabzon’un tarihteki önemine değinerek başlayan Murat Kurum “Trabzon’umuz, sahip olduğu 4 bin yıllık kadim tarihiyle bu toprakların her zaman kilit taşı olmuştur. Trabzon bu coğrafyanın anahtarıdır. Trabzon’umuz şehzadeler şehridir. Yavuz Sultan Selim’in valilik yaptığı şehirdir. Kanuni Sultan Süleyman’ın dünyaya geldiği ve tarih boyunca daha nice büyük devlet adamlarının, sanatçıların, Trabzon’un yiğit evlatlarının bağrından çıktığı bir şehrimizdir. Bugün bizim için İstanbul ne ise Trabzon’da odur. Biz bu iki şehri hep ikiz kardeş olarak gördük. Çünkü her ikisinin de Fatih’i Sultan Mehmet Han’dır. Sultan Fatih, Trabzon’umuz için “Biz Trabzon’a toprakları değil, gönülleri fethetmeye gidiyoruz.” Demiştir. Bugün bu salondaki siz değerli kardeşlerime bakıyor ve görüyorum ki; Sultan Fatih’in bu sözü gerçekleşmiştir. Bunun ispatı Trabzonlu kardeşlerimizdir” dedi.
“Trabzon demek, çelik gibi güçlü milli irade demektir”
Trabzon’un 106 yıl önce de büyük kahramanlık gösterdiğini vurgulayan Kurum “Trabzon demek sığınılacak liman, omuz verecek dost demektir. Trabzon demek, çelik gibi güçlü milli irade demektir. Trabzon’un ihtiyarları açık sözlüdür, merttir. Kadınları asildir, mücadelecidir. Gençlerinin gözü pektir, yiğittir. Trabzonlu asla mücadeleden kaçmaz. Kavgadan yılmaz. Ne pahasına olursa olsun vatanı için her şeye göğsünü siper eder. Bu tarih boyunca hep böyle olmuştur. Bundan tam 106 yıl önce Milli Mücadele’de de Trabzon’umuzun, Trabzonlu kardeşlerimizin gösterdiği büyük kahramanlık bunun en güzel örneğidir. Trabzonlu kardeşlerimizin tıpkı 700 arkadaşıyla birlikte 12 bin kişilik düşman askerine direnmiş, Yüzbaşı Kahraman Bey’in 106 yıl önce gösterdiği karakterli, yiğit, mert duruşu bugün de görüyoruz. Trabzon’un sokaklarında, caddelerinde yürüdüğünüzde buna şahit oluruz. Her bir tabelada, her bir okulda, her bir üst geçitte, her bir meydanda kahraman aziz şehitlerimizin adının yaşatıldığını görürsünüz” şeklinde konuştu.
“Trabzonlu hemşerilerimize 22 yılda 10 bini aşkın yeni yuva kazandırdık”
Trabzon’da yapılan projeleri anlatan Murat Kurum “Eser ve hizmet siyaseti anlayışıyla Trabzon’umuzun dört bir yanında nice başarı hikayeleri yazdık. Araklı’da bir sel yaşadık. Burada yaşayan kardeşlerimizin yardımına belediye başkanlarımla, milletvekillerimle birlikte koştuk. Selin izlerini silmek için hep birlikte mücadele ettik. Trabzonlu hemşerilerimize 22 yılda 10 bini aşkın yeni yuva kazandırdık. Şehrimizde riskli binlerce evin, dükkanın dönüşümünü gerçekleştirdik. 2002 yılında Trabzon’da 6 atık su arıtma tesisi varken, bugün 15 atıksu arıtma tesisi ile Trabzonlu kardeşlerimizin nüfusunun yüzde 90’dan fazlasına hizmet veriyoruz. Yine şehrimizin dört bir yanını yeşil vizyonumuzu destekleyen millet bahçelerimizle yeşil alanlarımızı arttırıyoruz. Vakfıkebir, Akçaabat Millet Bahçelerini bitirip ilçelerimize kazandırdık. Avni Aker Stadı’mızın olduğu yerde Trabzonspor’umuzun şanına yakışır bir millet bahçesini kardeşlerimize kazandırdık. Trabzonspor’umuzun hatıraları yüz yıllar boyu devam edecek. Uzungöl’deki millet bahçemizi ve burada yaptığımız çalışmaları da kararlı bir şekilde yürütüyoruz. Trabzon Meydanı’nda ve Maraş Caddesi’nde ki sokak sağlıklaştırma çalışmalarını, cephelerin yenilenmesi Trabzon’un şanına yakışır bir şekilde düzenledik. Çömlekçi Kentsel Dönüşüm Projemizle hemşerilerimiz için yeni konutlar, dükkanlar ve kapalı otoparklar yaptık. Trabzon’umuzun eşsiz sahili ve Tanjant yolu arasında kalan aksın yeşil alanının arttırılması adına yepyeni bir çalışma yaptık. Trabzon bizim kalbimizdir. Trabzon bizim sevdamız ve aşkımızdır” ifadelerini kullandı.
“Fatih’in emaneti İstanbul, ‘Kandil Uzlaşı’ adıyla paylaşılmak istenmektedir”
Kandil Uzlaşısı adıyla İstanbul’un paylaşılmak istendiğini belirten Kurum “İşte bugün de aynı hassasiyeti İstanbul için göstermenizi istiyorum. İstanbul, çok daha büyük tehlikenin girdabına sokulmak isteniyor. Bugün maalesef, milletin gözleri önünde İstanbul bir kirli pazarlık masasına yatırılmıştır. Fatih’in emaneti İstanbul, ‘Kandil Uzlaşı’ adıyla paylaşılmak istenmektedir. Her gün pazarlıklar yapılmakta, meclis üyelikleri, adaylıkları kapı arkasında yapılan planlarla birlikte dağıtılmaktadır. Birileri yine siyasi hırsları uğruna İstanbul’u bu pazarlıkların konusu yapıyor. İstanbul’u bu duruma düşürenler; şunu asla unutmasınlar. Tarihten bu yana İstanbul ne zaman pazarlık konusu olsa, ne zaman paylaşılmak istense bu millet buna izin vermemiştir, o kirli anlaşmaları bozmuştur. Sultan Fatih böyle yapmıştır. Sultan Abdülhamithan karşılarına dimdik dikilmiştir. Gazi Mustafa Kemal Atatürk dik durmuştur. Recep Tayyip Erdoğan 22 yıldır bu hesapları parçalayıp atmıştır. Bizim görevimiz, 31 Mart akşamı, bu pazarlık masasını, bu Kandil masasını hep birlikte dağıtmaktır. 31 Mart’ta hep birlikte sandıkları patlatmak, kirli hesap güdenlere en güzel cevabı yine sandıkta vermektir. 1 Nisan’dan itibaren Trabzonlu kardeşlerimizle birlikte yükseliş dönemini başlatacağız. Fatih’in emaneti, pazarlıklar kumpasından çıkarılacak ve şehr-i İstanbul, emin ellerde olacak. İstanbul ilelebet özgürlüğüne kavuşacak” dedi. – İSTANBUL
]]>Atatürk Havalimanı’nda “Trabzon’un Düşman İşgalinden Kurtuluşunun 106. Yıl Dönümü” programında bir konuşma yapan Kurum, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın selamını ileterek sözlerine başladı.
İstanbul’da bir araya gelmekten ve kucaklaşmaktan memnuniyet duyduğunu belirten Kurum, Trabzon’un düşman işgalinden kurtuluşunun 106. yıl dönümünü kutladı.
Trabzon’un tarihine dikkat çeken Kurum, “Bugün bizim için İstanbul neyse Trabzon da odur. Biz bu iki şehri hep ikiz kardeş olarak gördük, çünkü her ikisinin de fatihi Sultan Mehmet Han’dır. Sultan Fatih Trabzon’umuz için ne demiştir? ‘Biz Trabzon’a toprakları değil gönülleri fethetmeye etmeye geliyoruz.’ Bugün salondaki siz değerli kardeşlerime bakıyor ve görüyorum ki Sultan Fatih’in bu sözü gerçekleşmiştir. Bunun ispatı Trabzonlu kardeşlerimizdir. Trabzon demek sığınılacak liman, omuz verilecek dost demektir.” diye konuştu.
Kurum, bakanlığı döneminde Trabzon’a ne zaman eser ve hizmet için gitse bir seferberlik anlayışıyla birçok belediye başkanıyla çalıştığını kaydederek, şunları belirtti:
Bakanlarımızla, milletvekillerimizle bir kardeşlik hukuku içerisinde, İstanbul’da yaşayan Trabzonlu kardeşlerimize ve memleketiniz Trabzon’a en güzel yatırımları, en güzel eserleri kazandırmanın gayreti içerisinde olduk.
“Sizler daima Sayın Cumhurbaşkanımızın yanında oldunuz, her zaman Cumhur İttifakı’na destek verdiniz. Türkiye’nin ve İstanbul’un karşısında ne zaman bir tehlike ve tehdit görseniz hemen safa geçtiniz. İradenizi net bir şekilde ortaya koydunuz. İşte bugün de aynı hassasiyeti İstanbul için göstermenizi istiyorum. İstanbul çok daha büyük bir tehlikenin girdabına sokulmak isteniyor. Bugün maalesef milletin gözleri önünde İstanbul bir kirli pazarlık masasına yatırılmıştır. Fatih’in emaneti İstanbul, Kandil uzlaşısı adıyla paylaşılmak ve buradaki tüm değerler kaybedilmek istenmektedir. Her gün yapılan pazarlıklar meclis üyeleri ve adaylıkları orada, masa arkasında, kapı arkasında yapılan planlarla birlikte dağıtıldığını görüyoruz. Birileri yine siyasi hırsları uğruna İstanbul’u bu pazarlıkların konusu yapıyor.”
İstanbul ne zaman pazarlık konusu olsa, ne zaman paylaşılmak istense bu milletin buna asla izin vermediğini aktaran Kurum, “O kirli anlaşmaları bozmuştur, Sultan Fatih böyle yapmıştır, Sultan Abdülhamit Han karşılarında dimdik dikilmiştir, Gazi Mustafa Kemal Atatürk dik durmuştur, Recep Tayyip Erdoğan 22 yıldır bu hesapları parçalayıp atmıştır. Bizim görevimiz de 31 Mart akşamı bu pazarlık masasını, bu Kandil masasını hep birlikte dağıtmaktır. 31 Mart’ta hep birlikte sandıkları patlatmak, kirli hesap güdenlere en güzel cevabı yine sandıkta vermektir.” şeklinde konuştu.
“O hayalleri de işte bu ekip birlikte gerçekleştirecek”
Kurum, konuşması sonrası Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdülkadir Uraloğlu ve AK Parti Trabzon Milletvekili Adil Karaismailoğlu ile Trabzon Tanıtım Günleri için fuar alanındaki stantları gezdi, ardından basın mensuplarının sorularını yanıtladı.
Bu sırada Bakan Uraloğlu, bir gazetecinin “Murat Kurum’la projeleriniz olacak mı?” sorusuna, şöyle yanıt verdi:
“Biz mühendisiz, biz proje adamıyız. Gerçekten projeleri biz beraberce, bir ekip halinde çözeriz, o irade var. Cumhurbaşkanımız Allah’ın izniyle bize her türlü desteği verdi, biz de İstanbul’a o desteği veriyoruz. Murat Kurum kardeşim zaten yaptığı 5 yıllık hizmette kendisini Türkiye’ye tanıtmış olan, Trabzon’a da imza atmış olan, deprem tecrübesi olan bir kardeşimiz. Ulaşımı beraber çözeceğiz, kentsel dönüşümü kendisi çözecek Allah’ın izniyle. Dolayısıyla burada biz 2029 seçimlerine giderken İstanbul’u Allah’ın izniyle çok çok farklı göreceğiz.”
Ardından Kurum, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı ile yapılacak işbirliğine ilişkin, “İstanbul’un başta trafik çilesi olmak üzere ulaşım yatırımlarımızla birlikte vatandaşlarımızın rahatladığı, vatandaşlarımızın huzur ve güven içerisinde yolculuk ettiği bir İstanbul’u hayal ediyoruz. Her şey hayalle başlar ve o hayalleri de işte bu ekip birlikte gerçekleştirecek. Trabzonlu kardeşlerimizle birlikte gerçekleştireceğiz, İstanbullu kardeşlerimizle birlikte gerçekleştireceğiz. İnşallah el birliği içerisinde İstanbul’umuzu güzel yarınlara hazırlayacağız.” ifadelerini kullandı.
Karaismailoğlu ise Kurum’un çalışkanlığına değinerek, “Bakın pazartesi günü Sirkeci-Kazlıçeşme raylı sistem hattı açılacak. Eser ve hizmet ne demektir? Vatandaşlarımızın onu takip etmesini istiyorum. Bu 5 yıllık ara inşallah 31 Mart’ta kapanacak ve hizmetin nasıl yapıldığını Murat kardeşimiz gösterecek İstanbul’da.” dedi.
Programa, Trabzon Valisi Aziz Yıldırım, bazı milletvekilleri, belediye başkanları, sivil toplum kuruluşu temsilcileri ve vatandaşlar katıldı.
]]>Motosiklet mekanikeri Serkan Ceyhan ve motosiklet eğitmeni Kübra Ceyhan çiftinin oğulları 6 yaşındaki Rüzgar ve 5 yaşındaki Toprak, babalarının mesleği dolayısıyla iki tekerlekli araçları çok erken kullanmaya başladı.
Bisikleti 2, kendilerine uygun ölçekte motosikletleri 4 yaşlarından itibaren kullanan ve ilçede özel bir kolejin anaokuluna giden kardeşler, ilk yarış heyecanlarını geçen sene İzmir’de yaşadı.
Birlikte katıldıkları ilk yarışta Toprak, 2023 Türkiye Pist ve Süpermoto Şampiyonası’nın 2’nci ayağında “50 cc JR” kategorisinde 3’üncü oldu, ağabeyi dereceye giremedi. 3’üncü ayakta ise aynı kategoride Rüzgar 2’nciliği, Toprak 3’üncülüğü elde etti.
Şimdiden 3 kupa kapanan kardeşler, 2024 Türkiye Pist ve Süpermoto Şampiyonası’nda birinci olabilmek için anne ve babalarının desteğiyle antrenmanlarını sürdürüyor.
Rüzgar Ceyhan, AA muhabirine, motosikletini ve yarışmayı çok sevdiğini söyledi.
Toprak Ceyhan da kardeşi ve Türkiye Motosiklet Federasyonu Milli Takımlar Kaptanı Kenan Sofuoğlu’nun oğlu Zayn Sofuoğlu ile yarışırken eğlenceli anlar yaşadıklarını ifade etti.
“Gaza basmaları için her zaman keyifleri olmuyor”
Baba Serkan Ceyhan, çocuklarının bir sene içinde derece yapacak seviyeye geldiklerini ancak eğitim alanlarının dar olması nedeniyle antrenmanlarda zayıf kaldıklarını anlattı.
Yaşları küçük olduğu için antrenmanlarda oğullarının psikolojisine göre hareket ettiklerini aktaran Ceyhan, “Gaza basmaları için her zaman keyifleri olmuyor.” dedi.
Motor sporlarında güvenliğin, ekipmanların çok önemli olduğunu dile getiren Ceyhan, kask, bot, mont gibi malzemeleri temin etmede zorluk çekmelerine ve alan darlığına rağmen Rüzgar ve Toprak’ın şimdiden önemli başarılara ulaştığını vurguladı.
Zamanla daha başarılı olacaklarına inandığını ifade eden Ceyhan, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Ağabey kardeş diyaloğu eksilmiyor ama bir noktada rakip olmaları da lazım. Çünkü ikisi birbirini itelediği zaman ortaya düello çıkıyor. Bu sefer başarılar ortaya çıkıyor ve sınırlar zorlanıyor. Ağabey kardeş ilişkisi gündelik hayatta farklı ama yarış ortamında da ister istemez değişkenlik gösterebiliyor. Çocuklar pistte gerçekten birbirlerine rakipler, ciddi anlamda rakipler. İkisi de birbirinden çok yetenekliler ama ev ortamında, günlük hayatlarında gerçekten bir ağabey kardeşler, birbirlerini tutuyorlar ve birbirlerini seviyorlar. Gelecekte milletimize, vatanımıza faydalı çocuklar olmalarını temenni ediyorum. Aynı zamanda böyle bir spor dalı, böyle bir imkanları varken elimizde, bu işin mutfağından geldiğimiz için yani bu konuda gerçekten ulaşabilecekleri en üst seviyeye ulaşmaları için, elimden geldiği kadar destek olabildiğim kadar ben de sonuna kadar destekleyeceğim.”
Bu seneki şampiyonanın takviminin henüz açıklanmadığını ancak çocuklarla daha sık antrenmanlar yapmaya başladıklarını bildiren Ceyhan, emeklerinin karşılığını almak istediklerini kaydetti.
İlk yarışta dereceye giremeyince üzüldü, ikincisinde kardeşini geçerek 2’nci oldu
Anne Kübra Ceyhan ise antrenmanlarda veya yarışlarda kaza yaptıklarında çözümü arkasını dönmekte bulduğunu belirtti.
Kazaların da bu işin bir parçası olduğunu anlatan Ceyhan, “Gelecek için tecrübe oluyor. ‘Anneciğim yok bir şey. Bir şey olmadı. Hadi kalk devam edelim’ diyerek çocukları sakinleştirip konsantrelerini artırmaya çalışıyorum.” ifadesini kullandı.
Katıldıkları ilk yarışta küçük oğlu Rüzgar’ın dereceye girip kupa alamadığı için çok üzüldüğünü dile getiren Ceyhan, bir sonraki ayakta kardeşini de geçerek 2’nci olduğunu aktardı.
Çocuklarının, eşinin atölyesinde büyümelerinden dolayı motosikletlere aşina olduklarını vurgulayan Ceyhan, şunları kaydetti:
“Motosiklet kullanmayı çok seviyorlar. Herhangi bir çocuk motosiklet sesi duyduğunda ürkerken benim çocuklarım hangi marka geçti diye heyecanlanıyor. İstedikleri için biz de arkalarındayız. Fazlasıyla da destekçiyiz. Gidebildikleri noktaya kadar gitmeleri için elimizden geleni yapacağız. Bu konuda da hem eşim olsun hem ailelerimiz olsun hem de şu anki yerel yönetimimiz fazlasıyla destek oluyorlar. Biz de onları başarıları için devam etmek istiyoruz.”???????
]]>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ile yaptığı ortak açıklamada, “Azerbaycan ile Ermenistan arasında kalıcı barış anlaşmasının imzalanmasının bölgemiz ve dünyada barış, huzur ve istikrar için yeni bir umut kaynağı olacağı şüphesizdir. Bu süreçte Azerbaycan ile birlikte omuz omuza hareket ediyoruz. Karabağ’da işgalin sona ermesiyle birlikte bölgemizde kalıcı barış için tarihi bir fırsat penceresi açıldı. Bu fırsat penceresinin kapanmaması çok önemlidir. Ermenistan’ın uzun vadeli düşünerek stratejik bir perspektif ile bu süreci değerlendirmesi gerektiğine inanıyorum. Üçüncü tarafları da süreci zehirlemek yerine yapıcı katkıda bulunmaya davet ediyoruz” dedi. Aliyev de “Bu siyasi ve manevi destek bize yeterli oldu. Azerbaycan halkı bu kardeşlik desteğini hiç unutmayacak” diye konuştu.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ile bugün Cumhurbaşkanlığı’nda bir araya geldi. Aliyev, 7 Şubat’ta yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ardından ilk yurt dışı ziyaretini Türkiye’ye yaptı. Görüşmenin ardından iki lider ortak basın toplantısı yaptı.
Erdoğan, konuşmasında şunları kaydetti:
“İlham kardeşimin cumhurbaşkanı seçilmesinin hemen ardından ilk resmi yurt dışı ziyaretini Türkiye’ye yapmasından büyük bir bahtiyarlık duyuyorum. Bildiğiniz üzere 7 Şubat’ta gerçekleştirilen cumhurbaşkanlığı seçimleri ilk defa Azerbaycan’ın egemen topraklarının tümünde düzenlenmiş olması nedeniyle tarihi bir öneme sahiptir. Seçim sonuçlarının Türkiye-Azerbaycan münasebetleri ve kardeş Azerbaycan halkı için hayırlara vesile olmasını diliyorum.
“AZERBAYCAN’A DESTEĞİMİZİ SÜRDÜRECEĞİZ”
Azerbaycan seçim sürecinde maalesef bazı haksız uygulamalara maruz kaldı. Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi’nde Azerbaycan heyetinin bu sene düzenlenecek toplantılara katılımının engellenmesi yönünde alınan karar karşısında tepkimizi güçlü şekilde gösterdik. Bu meclisin çatışma değil, parlamenter demokrasiyi güçlendirecek bir diyalog platformu olması gerektiğini vurgulamaya devam edeceğiz. Alınan karar geçersiz kılınana kadar Azerbaycan’a desteğimizi ve bu doğrultudaki girişimlerimizi sürdüreceğiz.
“15 MİLYAR DOLARLIK HEDEFİMİZE ULAŞMAK İÇİN GAYRETLERİMİZİ ARTIRACAĞIZ”
Aziz kardeşim ile gerçekleştirdiğimiz görüşmelerde ikili ilişkilerimizin tüm yönlerini gözden geçirdik, bölgesel ve uluslararası konuları değerlendirdik. Azerbaycan ile işbirliğimizin Umum Milli Lider merhum Haydar Aliyev’in işaret ettiği ‘tek millet, iki devlet’ temelinde ilerlediğini görüyoruz. Toplam ticaret hacmimiz geçtiğimiz sene ilk defa 7,5 milyar dolar seviyesini yakaladı. 15 milyar dolarlık hedefimize ulaşmak için gayretlerimizi artırma kararlılığındayız.
“TANAP’IN KAPASİTESİNİN ARTIRILMASI VE HAZAR DOĞAL GAZININ TÜRKİYE’YE VE AVRUPA’YA AKTARILMASI BU KULVARDAKİ ÖNCELİKLERİMİZ ARASINDADIR”
Kritik meydan okumaların yaşandığı bir dönemde ülkelerimizin ulaştırma ve enerji alanlarındaki potansiyelini geliştirmek gerektiği aşikardır. Bakü-Tiflis- Kars demir yolu hattı esasen bunun en somut örnekleri arasında yer alıyor. Bu hattan en yüksek verimi alabilmemiz için yenileme çalışmalarının ivedilikle tamamlanması lazım. Eylül ayında Türk kapısı Nahçıvan’ı ziyaretim sırasında Sayın Aliyev ile birlikte Kars-Nahçıvan demir yolu projesine ilişkin niyet protokolünü bu anlayışla imzaladık. TANAP’ın kapasitesinin artırılması ve Hazar doğal gazının Türkiye’ye ve Avrupa’ya aktarılması bu kulvardaki önceliklerimiz arasındadır. Nahçıvan ziyaretim sırasında temelini attığımız Iğdır-Nahçıvan doğal gaz boru hattı projesi ile enerji işbirliğimize yeni bir boyut kazandırdığımızı da hatırlatmak isterim.
“AZERBAYCAN İLE ERMENİSTAN ARASINDA KALICI BARIŞ ANLAŞMASININ İMZALANMASININ BÖLGEMİZ VE DÜNYADA BARIŞ, HUZUR VE İSTİKRAR İÇİN YENİ BİR UMUT KAYNAĞI OLACAĞI ŞÜPHESİZDİR”
Görüşmelerimiz sırasında Güney Kafkasya’nın barış ve istikrarına dair atılan adımları da ele aldık. Azerbaycan ile Ermenistan arasında kalıcı barış anlaşmasının imzalanmasının bölgemiz ve dünyada barış, huzur ve istikrar için yeni bir umut kaynağı olacağı şüphesizdir. Bu süreçte Azerbaycan ile birlikte omuz omuza hareket ediyoruz. Karabağ’da işgalin sona ermesiyle birlikte bölgemizde kalıcı barış için tarihi bir fırsat penceresi açıldı. Bu fırsat penceresinin kapanmaması çok önemlidir. Ermenistan’ın uzun vadeli düşünerek stratejik bir perspektif ile bu süreci değerlendirmesi gerektiğine inanıyorum. Üçüncü tarafları da süreci zehirlemek yerine yapıcı katkıda bulunmaya davet ediyoruz. Bu vesileyle geçtiğimiz günlerde iki ülke sınırında meydana gelen eylemlerin tekrar yaşanmamasını ümit ettiğimizi de belirtmek istiyorum. Yaralanan Azerbaycan ordusu mensubu kardeşimize acil şifalar diliyorum.
“İSRAİL’İN GAZZE’DE BÜTÜN İNSANLIK DEĞERLERİNİ VE ULUSLARARASI HUKUKU AYAKLAR ALTINA ALAN KATLİAMLARINI VE BÖLGEMİZİ İLGİLENDİREN DİĞER İHTİLAFLARI DA DEĞERLENDİRDİK”
Görüşmelerimizde İsrail’in Gazze’de bütün insanlık değerlerini ve uluslararası hukuku ayaklar altına alan katliamlarını ve bölgemizi ilgilendiren diğer ihtilafları da değerlendirdik. Aile meclisimiz Türk Devletleri Teşkilatı’ndaki birliğimizin daha da kurumsallaşması ve güçlenmesi için çalışmaya devam ediyoruz. Teşkilatımızın olağanüstü zirvesinin Türk dünyasının kültür başkentlerinden Şuşa’da temmuz ayında düzenlenecek olmasından özellikle memnuniyet duyduğumu belirtmek istiyorum. Önümüzdeki süreçte can Azerbaycan ile kardeşlik hukukumuz ve Şuşa Beyannamesi’nde ortaya koyduğumuz ruhla yol yürümeyi sürdüreceğiz.
Aziz kardeşimin şahsında tüm Azerbaycan halkına 6 Şubat depremlerinde milletimiz ile sergiledikleri dayanışma için teşekkür ediyorum. Diğer yardımlarının yanı sıra Azerbaycan, Kahramanmaraş’ta 320 dönümlük arazide 1000 konut ve 799 iş yeri inşa etmektedir. Önceki hafta Maraş’a yaptığımız ziyarette Azerbaycan Bulvarı’nda yürütülen çalışmalar hakkında bilgi aldık.”
İlham Aliyev ise şöyle konuştu:
“Türkiye ve Azerbaycan birliği sadece bölge için değil Avrasya için önemli etkendir. Türkiye bugün dünya çapında söz sahibidir. Türkiye, bölgemizde barışın, istikrarın ve işbirliğinin garantörüdür. Türkiye’nin güçlü sanayi potansiyeli, iktisadı her bir Türk dünyasına mensup olan insanı sevindirir.
“AZERBAYCAN YALNIZ DEĞİL, TÜRKİYE AZERBAYCAN’IN YANINDADIR”
Azerbaycan yalnız değil, Türkiye Azerbaycan’ın yanındadır. Bu siyasi ve manevi destek bize yeterli oldu. Azerbaycan halkı bu kardeşlik desteğini hiç unutmayacak. 2. Karabağ Savaşı’ndan sonra bize gösterilen destek, bu ilişkileri yeni, yüksek zirveye taşıdı. Türk dünyasının birleşmesi, ortak kültürlere sahip halkların bir arada olması, her bir Türk Devletleri Teşkilatı üyesinin gücüne güç katacak. Şuşa’da yapılacak zirvede KKTC Cumhurbaşkanı da benim davetimle yer alacaktır. Bu, Türk halklarının birliğine ivme kazandıracaktır.”
]]>
Erdoğan, partisinin Rize 15 Temmuz Demokrasi ve Cumhuriyet Meydanı’nda düzenlenen mitinginde, vatandaşlara hitap etti.
Konuşmasına Rizelileri selamlayarak başlayan Erdoğan, ana yurdu, baba ocağı Rize’de olmaktan büyük memnuniyet duyduğunu belirtti.
Karşısında Karadeniz misali kabına sığmayan, bendini yıkmaya hazır bir Rize gördüğünü söyleyen Erdoğan, “Dereler dize gelir, dökülür bize gelir. Gönlümün bahçesinde birinci Rize gelir. Derelerin derdini balıktan sor balıktan. Rize’ye tutulmayan ne anlar sevdalıktan.” dizelerini okudu.
Birilerinin Rize ile birlikte 81 şehrin tamamına olan sevdalarını anlayamadığını belirten Erdoğan, şöyle devam etti:
“Bizim ezelden ebede uzanan kardeşliğimizi bir türlü idrak edemiyorlar. Tam 22 yıldır Rizeli kardeşlerimizle birlikte yol yürüdük, omuz omuza mücadele ettik. Vesayetçilerden terör örgütlerine, emperyalist güçlerden Türkiye ile ilgili hesabı olan tüm şer odaklarının karşısında birlikte durduk. Cumhuriyet mitingleriyle milletin iradesini gasbetmek istediler. Gezi hadisesiyle sokaklarımızı terörize etmeye kalktılar. 17-25 Aralık girişimiyle hükümetimizi alaşağı etmeye çalıştılar. Çukur olaylarıyla ülkemizin bir parçasını bizden koparmayı denediler.
15 Temmuz kanlı darbe teşebbüsüyle doğrudan istiklalimize kastettiler. Teröristlere binlerce tır dolusu silah sağlayarak hemen güneyimizde bir teröristan kurmaya çalıştılar. Ekonomimizi mahvetme, bu tür tehditlerle Türkiye’ye diz çöktürmeye çalıştılar. Bunların hepsini biz, sizlerle beraber boşa çıkardık. Türkiye’yi ne ekonomik ne siyasi ne diplomatik ne de sosyal olarak esir almalarına müsaade etmedik. Sizinle beraber.”
“Türkiye için samimiyetle çalıştık”
Türkiye’nin son 21 yılda yazdığı başarı hikayesinin kahramanı Rize ile birlikte 81 vilayetin tamamı, 85 milyonun her bir ferdi olduğunu vurgulayan Erdoğan, “Siz bu kardeşinize sahip çıktınız, bize destek oldunuz. Biz de sizin için Türkiye için samimiyetle çalıştık. Siz bize güvendiniz, inandınız, teveccüh gösterdiniz. Biz de size olan minnet borcumuzu hep daha fazla hizmet ve eser üreterek, hamdolsun, yerine getirdik. Durmadık, usanmadık, Allah ömür, milletimiz de destek verdikçe yolumuza bu çizgide devam edeceğiz.” ifadesini kullandı.
Rize’nin güçlü duruşunu 31 Mart seçimlerinde yine çok net biçimde ortaya koyacağına inandığını belirten Erdoğan, “Ata yurdum, ana ocağım Rize’den 31 Mart’ta yine rekor bekliyorum.” dedi.
Alandakilere, “31 Mart’ta Türkiye Yüzyılı şehirleri için hazır mıyız? 31 Mart’ta Türkiye Yüzyılı şehirleri için kararlı mıyız? Bunun için seçim gününe kadar kapı kapı dolaşıyor muyuz? Büyük ve güçlü Türkiye vizyonuna sahip çıkıyor muyuz?” diye seslenen Erdoğan, “Evet” yanıtı üzerine “Ben size inanıyorum, siz de bu kardeşinize inanıyor musunuz? Mesele yok. Allah, yol arkadaşlığımızı muvaffak eylesin. 31 Mart seçimleri zaferimiz şimdiden ülkemiz ve Rize’miz için hayırlı olsun.” diye konuştu.
Rize 15 Temmuz Demokrasi ve Cumhuriyet Meydanı yanındaki kentsel dönüşüm alanını göstererek, vatandaşlara nasıl bulduklarını soran Erdoğan, “Güzel mi, Rize merkez değişmiş mi, hala değişiyor mu? Yaparsa AK Parti yapar. Daha neler yapacağız neler.” dedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti:
“85 milyon olarak hepimiz biriz, beraberiz, kardeşiz. Bakınız, bizi yıllarca köken üzerinden, meşrep ve hayat tarzı üzerinden bölmek istediler. Her kesimden insanımızın arasında nifak duvarları ördüler. Geçmişte gerçekten çok zor ve karanlık günler yaşadık. Gençlerimizi, evlatlarımızı, ideolojik kör dövüşüne kurban verdik. Bu kavgalardan en büyük zararı millet ve devlet olarak biz gördük. Ekonomimiz kan kaybetti, toplumsal huzurumuz bozuldu. Kardeş kardeşe, komşu komşuya düşman edildi. Demokrasimiz yıllarca vesayetin gölgesinden çıkamadı. Kendi iç meselelerimizle uğraşmaktan dünyadaki değişimi, dönüşümü, yenilikleri, teknoloji ve sanayi hamlelerini yakalayamadık. Her alanda şampiyonlar liginde oynaması gereken ülkemizi yıllarca ikinci lige mahkum ettiler. Bu fasit daireyi kırmaya çalışan, devlet ve siyaset adamlarını ise ya şehit ettiler ya linç ettiler ya da elini kolunu bağladılar. Merhum Menderes, ülkeye ve millete hizmetin bedelini canıyla ödedi. Rahmetli Özal’ı hiçbir zaman rahat bırakmadılar. Merhum Türkeş ve Erbakan’a yönelik itibar suikastlarının ardı ve arkası hiç kesilmedi. Türkiye ne zaman belini doğrultmaya, yeniden ayağa kalkmaya, kendini toparlamaya çalışsa birileri hemen devreye girerek buna fırsat vermedi. Ülkemizi içine düştüğü bu cendereden kurtaran hamdolsun biz olduk. Teröristler bizimle baş edemedi. Bunları Gabar’a gömdük, bunları Cudi’ye gömdük, bütün o mağaralara gömmek suretiyle nefeslerini kestik. Şimdi de sınır ötesinde aynen devam ediyoruz.”
(Sürecek)
]]>Giresun’da miting düzenleyen Erdoğan özetle şunları kaydetti:
“KARADENİZ DOĞAL GAZI DEVAM EDİYOR MU? EDİYOR. HANİ OLMAYACAKTI? BAK BİZDE OLUYOR”
“Giresun, şimdiye kadar girdiğimiz seçimlerde bizi hiç yalnız bırakmadı. Her zaman Türkiye ortalamasının çok üzerinde oy oranlarıyla Giresunlu kardeşlerimiz bize sahip çıktı. 14-28 Mayıs seçimlerinde de Giresun yine kendisine yakışanı yaptı. İlk turda yüzde 61 oy oranıyla, ikinci turda yüzde 65’e yaklaşan bir oranla bize destek veren Giresun’a şükranlarımı sunuyorum.
Bundan 45 gün sonra hep birlikte tekrar sandıklara gideceğiz. Bu sefer il, ilçe ve beldelerimizi yönetecek kadroları belirleyeceğiz. Giresun’dan yine rekor bir oy alacağımızdan şüphe duymuyorum. Giresun’un 31 Mart’ta da sandıkları patlatacağına yürekten inanıyorum.
Küresel ekonomi, enerji ve gıda fiyatlarındaki aşırı artış sebebiyle çok ciddi sıkıntıyla karşılaştık. Sizler de o günleri çok iyi hatırlıyorsunuz. Doğal gaz fiyatlarının zirveye ulaştığı dönemlerde öyle günler gördük ki kimi Avrupa ülkelerinde lambalar söküldü, kombiler kapatıldı, devlet daireleri çalışanlarına battaniye dağıttı. Ama benim ülkemde doğal gaz aynı şekilde devam etti. Şu anda Karadeniz doğal gazı devam ediyor mu? Ediyor. Hani olmayacaktı? Bak bizde oluyor. Gabar’dan petrol çıkıyor mu? Çıkıyor. Gıda krizinden dolayı dünyanın birçok ülkesinde ciddi sıkıntılar, açlıklar, yokluklar yaşandı. Muhalefet tarafından sürekli bize örnek gösterilen ülkelerin esasında kağıttan birer kaplan olduğu böylece anlaşılmış oldu. Türkiye tüm zor süreçleri en başarılı yöneten ülkelerden biri.
“SAVAŞ ÇIĞIRTKANLIĞINI SEÇİMLERDE ASILSIZ İDDİALARLA RUSYA’YI SUÇLAMAYA VARACAK KADAR İLERİ TAŞIDILAR”
Ukrayna-Rusya krizinde ise başkaları gibi ateşe benzin dökmek yerine tüm imkanlarımızla yangını söndürmeye çalıştık. Hatırlarsanız, o dönem CHP ve ortakları bizi savaşa sürüklemek için çok uğraştı, çok çaba harcadı. Eksen kayması diye bir şey uydurarak Türkiye’yi birilerinin yanında savaşa dahil etmek için pek çok yol denediler. Savaş çığırtkanlığını en son 14-28 Mayıs seçimlerinde asılsız iddialarla Rusya’yı suçlamaya varacak kadar ileri taşıdılar. Ama biz bunlara kulak asmadık. Muhalefetin savaş tellallığına asla prim vermedik. CHP ve ortakları gibi meselelere batılıların gözünden değil, milletimizin zaviyesinden baktık.
Zaman bizi haklı, muhalefeti yine haksız çıkardı. Bugün elimizi vicdanımıza koyup şöyle bir muhasebe yaptığımızda ne kadar basiretli davrandığımızı çok daha iyi anlıyoruz. Tüm kışkırtmalara, tüm kirli senaryolara rağmen Karadeniz’in huzuru bozulmadı. Bölgemizdeki yangının kıvılcımı ülkemize sıçramadı. Giresun ile birlikte Karadeniz’deki tüm illerimizi tedirgin edecek ekonomik ve güvenlik açısından zora sokacak hiçbir hadise yaşanmadı. Ne muhalefetin gazına geldik ne de batılı güçlerin tuzağına düştük. Usta bir satranç oyuncusu gibi yapacağımızı aynen yaptık.
“GÖRÜŞ AYRILIKLARINA TAKILIP KALMAK YERİNE İŞ BİRLİĞİ ALANLARINA ODAKLANMAK ZORUNDAYIZ”
Bizim dış politikada tek bir amacımız vardır. O da dostlarımızın sayısını mümkün olduğunca çoğaltmaktır. Türkiye Yüzyılı’nın aynı zamanda barışın da yüzyılı olmasını istiyorsak dost ve kardeş ülkelerle iş birliğimizi geliştirmekten başka yolumuz yok. Emperyalist güçlerin bölgemize yönelik oyunlarını bozmak istiyorsak kardeş ülkelerle birbirimize kenetlenmek mecburiyetindeyiz. Görüş ayrılıklarına takılıp kalmak yerine iş birliği alanlarına odaklanmak zorundayız. Şu hakikatin hepimiz farkındayız; vahdet olmadan rahmet olmaz.
Bilhassa Gazze’deki akan kanı durdurmak, İsrail’in katliamlarının önüne geçmek istiyorsak kardeşlerimizle saflarımızı sıklaştırmak gerekiyor. Birleşik Arap Emirlikleri ve Mısır ziyaretimiz bu açıdan çok başarılı geçti. Devlet başkanlarıyla ticaret ve yatırımların yanı sıra Filistin meselesini de detaylıca görüştük. Her iki ülkeyle de iş birliğimizi güçlendirmeye karar verdik. Biliyorsunuz 7 Ekim’den beri Gazze’deki kardeşlerimize insani yardım malzemesi gönderiyoruz. Gazze’ye yaptığımız yatırımların ulaştırılmasında Mısır makamlarıyla hep koordinasyon içinde hareket ettik. Mısır’ın desteğiyle 34 bin tondan fazla insani yardım malzemesini bölgeye sevk ettik.
“RAMAZAN’DA GAZZE’YE DAHA FAZLA EL UZATMAMIZ KARDEŞLİK GÖREVİMİZDİR”
Önümüz Ramazan, İsrail’in Gazze’ye yönelik katliamları giderek artıyor. Gazze halkının direniş ve mücadele azmini bombalarla kıramayan İsrail, açlıkla Gazze’yi teslim olmaya zorluyor. Amacımız bir an önce ateşkesin sağlanması ve Gazze’ye insani yardımların kesintisiz ulaştırılmasıdır. Ramazan’da Gazze’ye daha fazla el uzatmamız, daha fazla yardım etmemiz bizim kardeşlik görevimizdir. İnşallah bu yardımların sevkinde de Mısır ile işbirliği içinde olacağız. Ayrıca Gazze halkının kendi topraklarından sürgün edilmesine karşı da Mısır ile beraber hareket edeceğiz.
Tabii bizim bu hassasiyetlerimizi CHP ve şürekası anlamıyor. Üzülerek söylemek isterim ki onların gündeminde ne Gazze’deki vahşet ne de Filistin’deki işgal ve yıkım var. CHP yönetimi ne Balkanlarda ne Kafkasya’yla ne Afrika’yla ne de gönül coğrafyamızın diğer yerlerindeki krizlerin hiçbiriyle ilgilenmiyor. Bunların nelerle meşgul olduklarını sizler de görüyorsunuz. CHP’nin acemi genel başkanı, sabık genel başkanı ve sütre gerisinden bu partiyi yönetenlerin tamamının öncelikli gündemi, kupon belediyeleri kimin adamının yöneteceği meselesidir. Kardeşlerim bunun dışında inanın dünya batsa, kıyamet kopsa, üçüncü cihan harbi çıksa bunların zerre kadar umurlarında olmaz. Siyasi ikballeri haricinde hiçbir şeyi görmüyorlar, duymuyorlar. Varsın bu krizlerle ilgilenmesinler, varsın CHP ve şürekası anlamasın. Milletimiz bizim doğru yolda olduğumuzu çok iyi biliyor ve görüyor.
Bize uzatılan barış elini kesinlikle bırakmayacağız. Türkiye’nin dostluğunu arayan hiç kimseye sırtımızı dönmeyeceğiz. Fitnecilerin aramıza nifak tohumları ekmesine müsaade etmeyeceğiz. Türk ve İslam dünyası olarak birlik, beraberlik ve dayanışma içinde hak ve adalet mücadelemizi sürdüreceğiz.
Giresun’a son 21 yılda güncel rakamlarla 110 milyar lira tutarında kamu yatırımı yaptık.
Yıllık 2 milyon yolcu kapasiteli Türkiye’nin ve Avrupa’nın ilk denize dolgu yapılarak inşa edilen Ordu-Giresun Havalimanı’nı şehrimize kazandırdık. Havalimanımızın yolcu trafiği geçtiğimiz yıl neredeyse 1 milyona ulaştı. Tarım ve ormanda Giresun’a 7 baraj, 7 sulama tesisi, 90 taşkın koruma tesisi, 3 gölet ve 95 hidroelektrik santrali inşa ettik. Son 21 yılda inşa ettiğimiz sulama projeleriyle Giresun’da 91 dekar zirai araziyi sulamaya açtık. Taşkın koruma tesisleriyle 166 yerleşim yerini ve 18 bin dekar araziyi taşkın zararlarından koruduk. Giresunlu çiftçilerimize toplamda 3,2 milyar lira tutarında tarımsal destek verdik.”
Erdoğan ardından Giresun ilçe belediye başkan adaylarını açıkladı. Erdoğan’ın açıkladığı adaylar şöyle:
Alucra: Faruk Demirağ
Bulancak: Emrullah Guguk
Çamoluk: Ergün Bakırhan
Çanakçı: Sedat Koca
Dereli: Zeki Şenlikoğlu
Doğankent: Rüşan Özden
Espiye: Mustafa Karadere
Eynesil: Barış Güdük (Cumhur İttifakı)
Görele: Ahmet Süleymanoğlu
Güce: Aytekin Boduroğlu
Keşap: Tuncay Muhammed Arışan
Piraziz: Mahmut Esat Ayyıldız
Şebinkarahisar: Ömer Şentürk
Tirebolu: Ömer Hıdır
Yağlıdere: Ömer Bayram
]]>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan resmi temaslarda bulunmak üzere geldiği Mısır’ın başkenti Kahire’de, Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ile Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi Toplantılarının Yeniden Yapılandırılmasına ilişkin Ortak Bildiriyi imzaladı. İki Cumhurbaşkanı daha sonra ortak basın toplantısına katıldı. Cumhurbaşkanı Erdoğan konuşmasında Türkiye-Mısır ilişkilerine ilişkilerini hak ettiği seviyeye çıkarma gayretinde olduklarını belirterek “Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyimizi, Cumhurbaşkanları seviyesine taşıdık. Değerli kardeşimi, konsey toplantımızı gerçekleştirmek üzere ilk fırsatta Ankara’ya beklediğimi söyledim. Bu ziyaret inanıyorum ki ilişkilerimizde yeni bir dönüm noktası olacaktır” dedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan konuşmasında şu ifadelere yer verdi;
“Sayın Cumhurbaşkanının nazik davetine icabetle uzun bir sürenin ardından – ki 12 yıl – yeniden Kahire’de olmaktan büyük bir memnuniyet duyuyorum. Şahsıma ve heyetime gösterilen hüsnükabulden ötürü Cumhurbaşkanı Sayın Sisi başta olmak üzere tüm Mısırlı kardeşlerimize yine şahsım ve heyetim adına teşekkür ediyorum.
“İŞÇİLERİMİZE ULAŞINCAYA KADAR ÇALIŞMALARIMIZI SÜRDÜRECEĞİZ”
Görüşmelerimizin detaylarına geçmeden evvel, dünkü kazadan dolayı Erzincanlı kardeşlerime buradan geçmiş olsun dileklerimi iletmek istiyorum. Özel bir maden ocağında dün yaşanan toprak kaymasında maalesef 9 işçimiz toprak altında kaldı. Bu 9 kardeşimizi arama kurtarma çalışmaları çok yoğun bir şekilde devam ediyor. Çalışmaları koordine etmek üzere İçişleri Bakanımız ile Enerji Bakanımızı Erzincan’a gönderdik. Bizde kendilerinden düzenli olarak bilgi alıyoruz. Bölgede 339’u arama kurtarma personeli olmak üzere 827 uzman personel bulunuyor. Ayrıca 626 araç, 32 iş makinası, 97 aydınlatma kulesi, 6 dron, 44 jeneratör ile özel donanıma sahip diğer araçlar kaza sahasındaki çalışmalara destek veriyor. İşçilerimize ulaşıncaya kadar çalışmalarımızı sürdüreceğiz. Rabbim ülkemizi her türlü kazadan, beladan ve afetten korusun diyorum.
İLİŞKİLERDE YENİ BİR DÖNÜM NOKTASI
Değerli basın mensupları, Mısır ile bin yılı aşan iç içe geçmiş ortak bir tarih ve kültüre sahipsiz. Bu köklü mirastan aldığımız güçle Türkiye-Mısır ilişkilerini hak ettiği seviyeye çıkarma gayretindeyiz. Aynı güçlü iradenin Mısır tarafında da olduğunu görüyoruz. Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyimizi, Cumhurbaşkanları seviyesine taşıdık. Değerli kardeşimi, konsey toplantımızı gerçekleştirmek üzere ilk fırsatta Ankara’ya beklediğimi söyledim. Bu ziyaret inanıyorum ki ilişkilerimizde yeni bir dönüm noktası olacaktır.
TİCARET HACMİ HEDEFİ 15 MİLYAR DOLAR
Ticaret ve ekonomi, işbirliğimizin lokomotifini oluşturuyor. Bugünkü istişarelerimizde ticaret hacmini, kısa süre içinde 15 milyar dolara çıkarmak için mutabık kaldık. Ayrıca 3 milyar dolara yaklaşan yatırımlarımızı da artırma kararlılığındayız. Görüşmelerimizde bu yönde atabileceğimiz ilave adımlar hakkında fikir alışverişinde bulunduk. Savunma sanayi, çok ciddi potansiyele sahip olduğumuz bir diğer alandır. Mısır savunma sektörüne önemli yatırımlar yapıyor. Mısır ile güç birliğine giderek ortak projeler geliştireceğimize inanıyorum.
LNG, nükleer ve yenilenebilir enerji alanında işbirliğimizi geliştirme imkanlarına da değerlendiriyoruz. Turizm, eğitim ve kültür alanlarında mevcut bağları daha da kuvvetlendirmek adına gayret sarf edeceğiz. Kahire’deki Yunus Emre Enstitüsü, dünyada Türkçe kurslarına en fazla ilgi gösterilen şube konumundadır. Geçtiğimiz yıl 22 bin Mısırlı öğrencinin kurslara kayıt yaptırması memnuniyet vericidir.
ATEŞKES VE YARDIMIN GAZZE’YE ULAŞMASI ÖNCELİKTİR
Değerli basın mensupları, Gazze başta olmak üzere işgal edilmiş Filistin topraklarında yaşanan insanlık dramı gündemimizin ilk sırasında yer aldı. İsrail saldırılarında çoğunluğu çocuk ve kadın 28 binden fazla Filistinli kardeşimiz şehit edildi, 70 bine yakın Filistinli masum yaralandı. Savaşta dahi dokunulmaması gereken camiler, kiliseler, hastaneler, okullar, Birleşmiş Milletler binaları bombalandı. Netanyahu yönetimi, işgal, yıkım ve katliam politikasını tüm tepkilere rağmen pervasızca sürdürüyor. Ateşkesin bir an evvel tesisi ve insani yardımların engelsiz bir şekilde Gazze’ye sevki önceliğimizdir. Ülkemizden bugüne kadar uçak ve gemilerle 34 bin tonun üzerinde yardım malzemesini bölgeye sevk ettik. Yardımların ulaştırılmasında Mısır makamlarının desteğini burada özellikle ifade etmek istiyorum. Mısır Kızılayı’na, Mısır Sağlık ve Nüfus Bakanlığı’na ve ilgili tüm Mısır kurumlarına teşekkür ediyorum.
GAZZE’DE SAHRA HASTANESİ TESİSİ
İnsani yardımlarımızın yanı sıra refakatçileri dahil 700’den fazla Filistinli kardeşimizi tedavileri için Mısır üzerinden ülkemize getirdik. Gazze içinde bir sahra hastanemizin tesisi için uzmanlarımız çalışıyor. Hastanenin en kısa zamanda faaliyete geçme noktasında Mısırlı kardeşlerimizin desteğine güveniyoruz. Gazze halkının topraklarından sürgün ettirilmesi yönündeki girişimler, bizler için yok hükmündedir. Gazze’nin insansızlaştırılması hiçbir şekilde kabul edilmez. Mısır’ın bu konudaki dirayetli ve kararlı tutumunu takdirle karşılıyor ve destekliyoruz. Netanyahu yönetimi katliamlarını Gazzeli sivillerin sığındığı son nokta olan Refah’a da taşımaktan uzak durmalıdır. İslam dünyası, BM Güvenlik Konseyi başta olmak üzere uluslararası toplum, sonu soykırıma varacak böyle bir çılgınlığa izin vermemelidir. Gazze’de akan kanın durması için Mısırlı kardeşlerimizle işbirliği ve dayanışma halinde olmaya devam edeceğiz. Orta vadede Gazze’nin yeniden toparlanması ve imarı için de Mısır’la birlikte çalışma hazırız.
Kıymetli kardeşlerim, Sayın Cumhurbaşkanıyla görüşmelerimizde Libya, Sudan ve Somali’deki meseleleri değerlendirme fırsatı bulduk. Bu üç kardeş ülkenin birliğine, beraberliğine, toprak bütünlüğüne ve huzuruna desteğimiz tamdır. Biz ne Afrika’da ne Ortadoğu’da ne de gönül coğrafyamızın diğer yerlerinde çatışma, gerilim, kriz görmek asla istemiyoruz. Bu amaçla bölgemizde barış ve istikrarın tesisi için Mısır ile temaslarımızı her seviyede artırma kararlılığındayız. Sözlerime son verirken Sayın Cumhurbaşkanına nazik ev sahipliği için bir kez daha teşekkür ediyorum.”
]]>Bulgaristan’ın başkenti Sofya’da düzenlenen şampiyonada, Burcu Alıcı 55 kiloda hem koparma hem de silkmede bronz madalya kazanırken, Duygu Alıcı da 49 kiloda koparmada gümüş madalyanın sahibi oldu.
Milli sporcular, AA muhabirine yaptıkları açıklamada, şampiyonada birlikte madalya almanın mutluluğunu yaşadıklarını ifade etti.
Burcu Alıcı, Avrupa Şampiyonası’nda ilk kez büyükler kategorisinde mücadele ettiklerini belirterek, “Büyükler kategorisinde ilk madalyamızı kazandık. Daha önce Duygu ile aynı şampiyonada yarışıp, birbirimizi desteklemeyi çok istiyorduk. Şu an istediğimiz oldu. Burada iki kardeş birbirimizi destekledik, madalyalarımızı aldık. Daha büyük başarılar elde edeceğimize inanıyorum.” diye konuştu.
Podyuma çıktığında kardeşi Duygu ve diğer milli sporcuların tribünde Türk bayrağını açarak tezahüratta bulunmasıyla ilgili Burcu, “Çok mutlu oldum. Her sporcunun hedefi Türk bayrağını dalgalandırmak. Ben de bayrağımızı dalgalandırmayı çok istiyordum. Karşımda bayrağımızı görünce tüylerim ürperdi, bana güç verdi.” ifadelerini kullandı.
Burcu Alıcı, yoğun bir çalışmanın sonucunda madalyaya ulaştıklarını vurgulayarak, “7. sınıftayken resim dersi hocamız halter için seçmelerin yapılacağını söylemişti. Çok merak ettim. Önce ben gittim, sonra Duygu’yu götürdüm. O şekilde haltere başladık ve 10 yıldır bu sporu yapıyoruz. Daha önce gençler kategorisinde silkmede Avrupa ikincisi, koparmada ve toplamda Avrupa üçüncüsü oldum.” değerlendirmesinde bulundu.
“Duygu ile 2028 Olimpiyatları’na gitmek istiyoruz”
Burcu Alıcı, ikiz kardeşiyle daha büyük başarılar yaşamak istediğini anlatarak, “Öncelikle Dünya Şampiyonası’nda da madalya kazanmak istiyorum. Daha sonra çok iyi çalışarak, Duygu ile 2028 Olimpiyat Oyunları’na gitmeyi çok istiyoruz. İnşallah olacak.” dedi.
Elde ettikleri başarılarda ailesi ve antrenörlerinin büyük emeği olduğunu anlatan Burcu, “Madalyalarımı öncelikle bana emek veren Bahçelievler Belediyespor Kulübü antrenörüm Ramazan Mutlu hocama, sonra anneme, babama ve tüm sevenlerime armağan ediyorum. Destekleri için de bütün Türk milletine çok teşekkür ediyorum.” şeklinde görüş belirtti.
Duygu Alıcı: “İkiz kardeşimle madalyalar kazanmanın duygusu tarif edilemez”
Duygu Alıcı da kardeşiyle Avrupa Şampiyonası’nda madalya kazandığı için çok gururlu olduğunu dile getirerek, şunları kaydetti:
“Avrupa’da ikiz kardeşimle madalyalar kazanmanın duygusu tarif edilemez. Kendi yarışmamda da kardeşimin yarışmasında da çok heyecanlandım. Burcu ile biz sürekli aynı yerde çalışıyoruz. Milli takım kampında da beraberdik, sürekli yan yanayız. Kardeşim kampta kolundan bir sakatlık geçirmişti ve bir hafta çok etkilenmişti. Çok ağlıyordu. ‘Bu ağlayışların boşuna değil.’ demiştim. Öyle de oldu. Avrupa Şampiyonası’nda iki bronz madalya birden kazandı. İzlerken çok heyecanlanmıştım, tribünde oturamıyordum.”
Kardeşi Burcu ile aynı organizasyonlara katılmayı çok sevdiğini anlatan Duygu, “Ondan önce tek başıma gidiyordum ve çok zor oluyordu. Arkadaşlarım var ama kimse kardeşimin verdiği yakınlığı ve desteği veremiyordu. Burcu ile birbirimizi destekliyoruz. Bazen tartışıyoruz, kavga ediyoruz ama yine de aynıyız, beraberiz. Biz 5 kardeşiz. Küçük kız kardeşim Züleyha da halterci. O da Yıldızlar Avrupa Şampiyonası’nda ikinci oldu.” şeklinde görüş belirtti.
Halterde ilk madalyasını İslami Dayanışma Oyunları’nda kazandığını hatırlatan Duygu, sözlerini şöyle tamamladı:
“İslami Dayanışma Oyunları’nda 3 altın madalya ile şampiyon olmuştum. Daha sonra 23 Yaş Altı Avrupa Şampiyonası’nda 3 gümüş madalya kazandım. Bir sonraki Gençler Avrupa Şampiyonası’nda ise 3 bronz madalya almıştım. Şu anda da Sofya’da ilk kez katıldığım Büyükler Avrupa Şampiyonası’nda gümüş madalya kazandım. Elbette hedefim 2024 Paris Olimpiyatları. Tayland’da yapılacak son bir müsabakamız kaldı. Ona daha iyi hazırlanacağım. Aslında buraya da iyi hazırlanmıştım ama sakatlıktan dolayı kısa bir sürede toparlandım. Buna da çok şükür, madalyamı aldım. Tayland’da derece yapıp, kota alacağıma inanıyorum. Sonra nasip olursa 2024 Paris Olimpiyatları. Ondan sonra 2028 Olimpiyatları’na hazırlanacağım.”
Ferhat Coşkun: “Ülkemize çok madalya kazandıracaklarına inanıyorum”
Kadın Milli Halter Takımı Başantrenörü Ferhat Coşkun da ikiz kardeşler Burcu ve Duygu Alıcı’nın önemli bir gelişim gösterdiğini anlatarak, “Milli takım teknik direktörlüğünü 2,5 yıldır yapıyorum. İkiz sporcularımız Duygu ve Burcu ile bu süreçte kamplarımızı yaptık. Avrupa Şampiyonası’nda büyükler kategorisinde ilk madalyalarını aldılar. Çok sevindirici oldu. Avrupa’da ve dünyada madalya almak çok zor. Hem bizi hem de ülkemizi sevindirdiler. Gelecekte çok büyük işler yapacakları kanaatindeyim. Her şeyi beraber yapıyorlar. İleride ülkemize çok madalya kazandıracaklarına inanıyorum.” değerlendirmesinde bulundu.
]]>Destici, partisinin Mucur Seçim Ofisi’nin açılışında, sınır içinde ve dışında, dağda, ovada asker ve polisin terörle canı pahasına mücadele ederken, TBMM’de terör örgütünün partisinin, sözcülüğünü yapan terör uzantılarının bulunmasına asla müsaade edilmemesi gerektiğini söyledi.
Basında sözcülüğünü yapanlarla, sözde sivil toplum örgütlerinde bulunanlarla, terörü finanse edenlerle de aynen dağda Mehmetçiğin mücadele ettiği gibi mücadele edilmesi gerektiğini belirten Destici, İstanbul’da Çağlayan Adliyesi önündeki polis noktasına düzenlenen terör saldırısında kahraman polisin mukavemetiyle 2 teröristin etkisiz hale getirildiğini anımsattı.
Bu teröristlerin maalesef Anayasa Mahkemesi’nin daha önce affettiklerinin arkadaşları ve yoldaşları olduğunu öne süren Destici, şöyle konuştu:
“Bunlar, başta PKK’nın siyasi uzantısı olmak üzere onun yandaşı siyasi partiler tarafından Meclis’te savunuculuğu yapılanlar. Onun için herkese diyoruz ki aklınızı başınıza alın, terör ve uzantılarıyla aranıza mesafe koyun, ondan sonra ne söyleyecekseniz söyleyin. Biz dinlemeye hazırız. Devletimiz ve milletimiz dinlemeye hazır. Ama kırmızı çizgimiz neresi? Terör ve şiddet. Terör ve şiddetle asla bir şey elde edilemez. Terör ve şiddet sonuç getirmez, ölüm, kan ve gözyaşı getirir.”
Destici, cezaların arttırılması gerektiğine ve bu kapsamda BBP’nin idam cezasının geri gelmesini istediğine dikkati çekerek, milletin kendilerine yetki verdiğinde idamı getireceklerini dile getirdi.
İstanbul Küçükçekmece’de AK Parti’nin seçim çalışması sırasında düzenlenen silahlı saldırıda yaralanan vatandaşa acil şifa dileyerek saldırıyı gerçekleştirenleri lanetleyen Destici, trafik kazasında hayatını kaybeden AK Parti İstanbul İl Kadın Kolları Başkan Yardımcısı Fatma Sevim Baltacı’ya da rahmet diledi.
Filistin’de ve Gazze’de terörist İsrail’in, Doğu Türkistan’da ise Çin’in zulümlerinin devam ettiğine dikkate çeken Destici, şunları söyledi:
“Doğu Türkistan da Filistin de bizim davamızdır. Doğu Türkistan’daki zulüm durana ve hakkı olan bağımsızlığı kazanana kadar ‘Bağımsız Doğu Türkistan’ demeye devam edeceğiz. Doğu Türkistan’daki hassasiyetimizi Filistin’de de devam ettiriyoruz. Gazze’ye giden tek genel başkan bu kardeşiniz. Gazze’yi ve durumunu en iyi bilenlerden birisiyim. Onun için şu anda Gazze’de neler yaşandığını tahmin edebiliyorum ki zaten dünyanın gözü önünde yaşanıyor. Katil ve terörist İsrail önce Gazze’nin kuzeyindekileri güneye sürdü ve yarısından fazlasını Refah Kapısı’na topladı. Dün de orayı bombaladı. Onlarca Filistinli ve Gazzeli masum insan hayatını kaybetti. Tümüne Allah’tan rahmet diliyorum. Katil, terörist ve Siyonist İsrail’i de bir kere daha lanetliyorum.”
Öte yandan, bir vatandaş konuşmasını tamamlamak üzere olan Destici’ye tepki göstererek, “Yeniden Refah Partisi gelecek, faizleri düşürecek, hizmeti getirecek.” dedi.
Destici, bunun üzerine “Nezaket, adap diye bir şey var ya. Buraya hangi parti olursa olsun bir partinin genel başkanı gelmiş. Adayı var konuşuyor. Buraya gelip de o genel başkana, başka bir partinin propagandası yapılır mı? Git şurada yap kardeşim. Bir de biz kardeşiz diyoruz ama olmaz ki bu böyle. Bir derdin, isteğin, arzun varsa söyle ama nezaket diye bir şey var. Üstelik biz ‘kardeşiz’ diyoruz. Kardeş kardeşe, kardeşçe davranmak zorunda. Şimdi bazı partilerimizin şöyle bir şeyleri var. Biz öyle değiliz. İlla biz olalım demiyoruz. Ülkemiz, devletimiz, milletimiz için neyse o olsun diyoruz. ve her zaman devletimizin varlığı, ülkemizin birliği, milletimizin geleceği için de ortak azami müştereklerde bulunduklarımızla hep işbirliği yaptık.” ifadelerini kullandı.
Destici’nin konuşmasının ardından seçim ofisinin açılışının yapıldığı programa, BBP Genel Merkez görevlileri, Kırşehir İl Başkanı Ali Boyacı, Mucur Belediye Başkan adayı Ali Şahin ve partililer katıldı.
–
]]>Bosna Hersek’in Tuzla Belediyesi ile İstanbul’un Tuzla Belediyesi arasında 1992 yılından beri devam eden iş birliği ve destek projeleri, ‘İki Tuzla Kardeşliği Projesi’ ile yeni bir boyut kazandı. Proje, eğitim, ekonomi ve kültür alanlarında ilişkileri güçlendirmeyi, teknolojik gelişmeleri paylaşmayı ve Türkçe dilini yaygınlaştırmayı amaçlıyor. Bosna Hersek Tuzla Belediye Başkanı Zijad Lugavic, kardeş şehir Tuzla’yı ziyaret ederek, Tuzla Belediye Başkanı Şadi Yazıcı ile görüştü. İki başkan, kardeşlik ilişkilerini sosyal, kültürel ve ekonomik alanlarda pekiştirecek işler yapacaklarını belirttiler. Lugavic ve beraberindekiler, Tuzla Kaymakamı Ümit Hüseyin Güney’i de ziyaret ettiler. Tuzla’nın kültürel yerlerinin tanıtıldığı ziyarette Tuzla Belediyesi’nin göz bebeği sosyal yardım kuruluşu Gönül Elleri Çarşısı’nı gezen misafirler, ilçede uygulanan sosyal yardım projelerini yerinde görerek bilgi aldılar.
“Kardeşliğimizi pekiştireceğiz”
Tuzla Belediye Başkanı Şadi Yazıcı, iki kardeş şehir arasındaki sosyal, kültürel ve ekonomik ilişkileri geliştirmek için çalışacaklarını söyledi. Yazıcı, Bosna’daki kardeşlerinin dili olmadığını iddia edenlere karşı Türkçe-Boşnakça sözlük bastırdıklarını hatırlatarak, bu kardeşliğin gönül bağını yansıttığını ifade etti. Yazıcı, “Tuzla halkı ve Bosna Tuzla halkının kaynaşması ve ilişkilerinin gelişmesi ülkemiz, milletimiz, gönül coğrafyamız için çok kıymetli. Tuzla’ya gittiğimizde de o sıcaklığı görmüştük. Bugün buradaki ziyaretlerinde de bu bağı görüyoruz. Elimizden geleni yapacağız” dedi.
“Türk halkının misafirperver ve yüce gönüllü olduğunu bir kez daha gördük”
Bosna Hersek Tuzla Belediye Başkanı Zijad Lugavic ise, “Her iki belediyenin kardeşliği Muhammed Hevai Uskufi’nin bir sözlüğünün çevirisi ile 2019’da başladı. Her iki belediyenin ortak çalışmaları daha önce olsa da kardeşlikleri yoktu. Bu Türk dili geliştirmeleri çalışmalarımız, ortaokul ve liseler seviyesinde de devam etti. Bugün sayın Belediye Başkanımız Şadi Bey’i de ziyaret ettik. Kendileri ve hanımefendi çok geniş gönüllere sahip. İnsanlara yardım etme konusunda yaptıkları sosyal yardımları gezdiğimiz yerlerde de gördük. Kendileri çok yüce gönüllü diyelim. Gezdiğimiz bu sosyal tesiste gördüğümüz üzere insanlara yaptığınız her türlü yardım konusunda başarılarınız çok güzel, sizleri tebrik ediyorum. Her iki ülke ve toplum arasında yapacağımız birçok ortak çalışma var. Bunlar kültürel, spor, ekonomik bazda olmak üzere sosyal yardımlar konusunda da birbirimize örnek olup, güzel dayanışmalarda bulunabiliriz. Bugünkü ziyaretimizde Türk halkının misafirperver ve yüce gönüllü olduğunu bir kez daha gördük” ifadelerini kullandı.
“Gönül Elleri Çarşısı’nı örnek alacaklarını söylediler”
Gönül Elleri Çarşısı Kurucu Gönüllüsü Dr. Fatma Yazıcı da misafirlere çarşıyı gezdirdi. Yazıcı, “Bosna Hersek ile çok samimi, güçlü ve derinden bağlarımız var. Onları misafir etmek veya onlara misafir olmak bizi her zaman duygulandırıyor. İlişkilerimizi geliştirmek adına bugün onlarla İstanbul Tuzla’da bir arada olmak çok güzeldi. Bizim isim kardeşliğimiz var. Bosna Hersek’te Tuzla ilçesinin belediye başkanını burada ağırlamak çok manidardı. Bu tür iletişimlerle fikir alışverişinde bulunuyoruz. Belediyeler arası bir iletişim olmuş oluyor, bundan çok memnunuz. Gönül Elleri Çarşısı’nı gezdirdim kendilerine, çok beğendiler ve örnek alacaklarını söylediler, mutlu olduk” dedi.
‘İki Tuzla Kardeşliği Projesi’ kapsamında yapılan iş birliği projeleri
11-14 Ekim 2017 tarihleri arasında Bosna-Hersek Tuzla Kantonu’na ilk ziyaret gerçekleştirildi. Bu ziyaret esnasında “Eğitimde İş birliği Protokolü” ve “İlk Osmanlıca-Türkçe-Boşnakça Sözlük Basım Protokolü” imzalandı. Tuzla İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü ve Tuzla Kanton Bölgesi Spor, Kültür ve Eğitim Bakanlığı bünyesinde seçilen 22 okul arasında uluslararası kardeş okul ağı kuruldu. Bu okullarda yabancı dil olarak Türkçe dersi seçildi ve öğretildi.
İki kardeş şehir arasındaki ilişkilerin güçlendirmesi için planlama yapıldı. (Üniversiteler-sanayici ve iş adamları ve iş kadınları ile İstanbul Tuzla Belediyesi bünyesinde ulus ötesi iş birliği toplantısı yapıldı).
1631 yılında Muhamed-i Hevai-yi Üsküfi tarafından hazırlanan Türkçe-Boşnakça Sözlük, İstanbul Tuzla Belediyesi tarafından 3 bin adet basıldı. Okullar, maddi imkanlar çerçevesinde yılda iki defa birbirlerine çalışma ziyaretinde bulundu. Proje kapsamında toplam 22 program, 490 kişilik yurtdışı hareketliliği gerçekleştirildi.
Bosna-Hersek Tuzla’da yabancı dil olarak Türkçeyi seçen okullarda kullanılmak üzere eğitim malzemesi yardım tırı gönderildi. Srebrenitsa Şehit Anneleri Dernek üyeleri, Tuzla Kanton Müftüsü, BİGMEV (Bosna- Hersek İş adamları Birliği) ilçede misafir edildi.
Savaşta hayatını kaybeden 11 yaşındaki Enes Hodzic’in hayatını anlatan “Çocuk Maiyeti” isimli belgeselin lansmanı da Tuzla Belediyesi ev sahipliğinde yapıldı. – İSTANBUL
]]>Voleybol Erkekler 2. Lig ve Ampute Süper Lig’de mücadele eden Malatya Büyükşehir Belediyespor takımının oyuncuları, 6 Şubat’ta yaşanan depremlere kentteki Kırçuval Otel’de yakalandı.
Voleybol takımından Mehmet Can Ağırbaş (28), Murat Çiloğulları (20), Görkem Can Gürbüz (24), Tunahan Yıldız (23), Resul Gün (24) ve Emincan Kocabaş (28), ampute takımından ise İranlı 3, Kamerunlu 1 oyuncu enkaz altında kalarak hayatlarını kaybetti.
Malatya Büyükşehir Belediyespor Genel Sekreteri Erdoğan Özdemir, AA muhabirine, depremde acı kayıplar verdiklerini, hayalleri olan genç oyuncuları kaybettiklerini, olayın acısını ilk günkü gibi yaşadıklarını anlattı.
Deprem anında ailesi ve çocuklarını alarak evlerinden çıktığını anlatan Özdemir, bu sırada voleybol takımı oyuncusu Berk’in kendisine telefon ettiğini ve “Abi ölmek istemiyorum, yetişin.” dediğini kaydetti.
Bunun üzerine kendi yaşadığı dehşeti unuttuğunu belirten Özdemir, Vali Konağı civarında ikamet ettiğini ve yolların trafiğe kapalı olduğunu öğrenir öğrenmez, koşarak otelin bulunduğu kent merkezine ulaşmaya çalıştığını ifade etti.
Otelin bulunduğu alana ulaştığında şok olduğunu ifade eden Özdemir, şöyle konuştu:
“Enkazın gördüğüm anda çaresizliğimi hissettim. Berk’le, telefonla, şarjının bitmemesini de gözeterek devamlı iletişim halindeydim. Oradan geçen bir, iki vatandaşımızla beraber çaresizlik içerisinde enkaza müdahale etmeye çalıştık. Bu süreçte otelde kalan bir vatandaşımızı çıkardık. Yine sporcumuz Enes kardeşimize ulaştık, çıkardık. Mustafa kardeşimiz kendi çabalarıyla enkazdan çıkmıştı. Berk’e ulaşmaya çalıştık. Voleybol Üst Klasman Hakemi Furkan Salduz geldi, şimdiki kulüp başkanımız Kadir Bey geldi. Berk’e de ulaşarak sağ salim çıkarınca umutlarımız iyice yeşermeye başlamıştı. Fakat ikinci depremin olmasıyla beraber enkazın oynaması, yan binanın sıkıntı yaratması sonucunda bu dakika itibarıyla başka kardeşimizi çıkaramadık.”
Play-off heyecanı yaşıyorlardı
Oyuncularının cenazesini 10 gün sonra enkazdan çıkarabildiklerini dile getiren Özdemir, “O süreç anlatılamaz, hala bunun acısını yaşamaktayız. Bir yıl geçti üzerinden hala bunu atlatabilmiş değiliz, atlatılacak da bir şey değil” dedi.
Her telefonu eline aldığında oyuncularının resimlerini gördüğünü, her konuşmada anılarının canlandığını ifade eden Özdemir, şöyle devam etti:
“Bir gün öncesinde Kahramanmaraş’ta bu kardeşlerimizle (voleybol takımı) Çorum’da yapılacak play-off’lara gitmeyi garantilemiştik. Bunun sevincini yaşarken bu olay bizi darmaduman etti. Geleceğimizi, ümitlerimizi, gözümüzdeki ışıkları söndürdü. Nur içinde yatsınlar, onları hiçbir zaman unutmayacağız. Hep gönlümüzdeler, anımızda, aklımızdan gitmeyecek bir yerde yazılı olarak kalacaklar. Çocuklarımız, oyuncularımız da bizim ailemiz olduğu için bir yıllık süreçte kendimize göre bir yas ilan ederek hiçbir spor branşında liglere katılmadık. Yönetim kurulumuz bu şekilde karar aldı. Sadece küçük yaş kategorilerimizde hocalarımızın kendi çabalarıyla, kulübümüzün de desteğiyle ufak tefek antrenmanları var. Liglerimize önümüzdeki yıl itibarıyla tekrar dönüş yapacağımızı düşünüyorum. En iyi şekilde Malatya’daki sporcu kardeşlerimize hizmet etmeye devam edeceğiz.”
Spor salonuna resimlerini astı, fidan diktiler
Spor salonlarına, kulüp binalarına kaybettikleri 10 sporcunun resimlerini astıklarını belirten Özdemir, deprem şehitleri için belediyenin kurduğu hatıra ormanında onların için fidanlar diktiklerini ve hatıralarını yaşatmaya çalışacaklarını söyledi.
Voleybol Üst Klasman Hakemi Furkan Salduz ise 6 Şubat günü Tokat’taki Süper Lig maçından döndüğünü, eve girdikten yarım saat sonra depremin yaşandığını söyledi.
Oyunculardan Berk’in telefon edip enkazda olduklarını söylemesinin ardından ailesini yakınlarına emanet edip olay yerine intikal ettiğini belirten Salduz, Mustafa, Enes ve Berk’in çıkarılmasının ardından enkazda ikinci depremi yaşadıklarını dile getirerek, “İkinci depremden sonra hayat bitti bizim için. 10 gün boyunca o kardeşlerimize ulaşmaya çalıştık. 10. gün o kardeşlerimizi enkazdan çıkardıktan sonra ailelerine teslim edip, o şekilde gönderdik memleketlerine. Bu süreçte çok ağır yaralar aldık. Biz ailemizden birilerini kaybettik, ağabey kardeş olmuştuk onlarla.” dedi.
Deprem öncesinde lahmacun istemişler
Voleybol takımı kaptanı Mehmetcan’ın kendisinden Malatya lahmacunu istediğini belirten Salduz, şunları kaydetti:
“(Mehmet ben Tokat’tan dönüyorum. Malatya lahmacununu nasıl yapacağız?) dedim. ‘Abi sen yaparsın.’ dedi. Dernek başkan yardımcımız Özgür hocayı aradım, ‘Yakınlardaysan 10 tane lahmacun yaptırıp otele bıraktırabilir misin?’ dedim. ‘Tamam’ dedi. Mehmet’i aradım. ‘Lahmacun geliyor.’ dedim. ‘Abi sen bize dünyayı bağışladın sanki.’ dedi. Şimdi fırına gittiğimde lahmacun görünce o çocuklar direkt aklıma geliyor. ‘İyi ki’ dediklerimden bir tanesidir bu. 10’u da pırlanta gibi çocuklardı. Çok anılarımız var onlarla. İnşallah bu dünyada değil de öbür dünyada beraber oluruz.”
]]>7 Ocak gününün ilk saatlerinde dördü kardeş yedi erkek, İsrail’in hava saldırısıyla öldürüldüklerinde, Cenin’in 10 kilometre uzağındaki El Şuheda köyünde, bir yolun kenarında yaktıkları ateşin etrafında oturuyorlardı.
BBC öldürülen erkeklerin yakınları, saldırı sırasında bölgede bulunan görgü tanıkları ve olay yerine gelen ambulans görevlileriyle konuştu. Hepsi, hedef alınanların herhangi bir örgüt üyesi olmadıkları ve saldırı düzenlendiğinde, bu alanda İsrail güçleriyle herhangi bir çatışma olmadığını gösteren güçlü kanıtlar sundu.
O sabah, olay yerine gelen ilk ambulans görevlisi Halid El Ahmed, öldürülen grubun yanlış bir şey yapmadığında ısrarlı.
BBC’ye konuşan El Ahmed, “Birinin üzerinde pijama ve terlik vardı. Sizce İsrail işgaline direnmek isteyen biri, en azından düzgün bir ayakkabı giymez miydi? “ diyor.
İsrail Ordusu ise, saldırının saatler önce Cenin mülteci kampında, bir İsrailli kadın askerin öldüğü olayla bağlantılı olduğunu savundu.
İsrail Ordusu BBC’nin sorusuna karşılık, saldırının ardından yayımlanan yazılı açıklamaya işaret etti. Bu açıklamada “Operasyon sırasında, bir uçak bölgede faaliyet gösteren güçlere karşı patlayıcılar fırlatan terörist grubu hedef aldı” deniyordu.
Hem İsrail Ordusu’ndan hem de yakındaki güvenlik kamerasından gelen görüntüler, saldırı sırasında El Şuheda köyündeki Filistinlilerle herhangi bir çatışma olduğuna dair net bir kanıt sunmuyor.
Alaa, Hazz, Ahmed ve Rami Derviş adlı dört kardeş, 22 ila 29 yaşları arasındaydı. Birkaç yıl önce, anneleri ve beş kardeşleriyle birlikte Ürdün’den geri dönen Filistinli göçmenlerdi.
İsrail’de tarım işlerinde çalışmalarını sağlayan geçiş izinleri vardı. Bu izinleri almak çok zor ve izin sahipleri, İsrail’in bir güvenlik tehdidi olarak gördüğü biriyse ya da böyle biriyle bağlantılıysa izinler derhal geri alınıyor.
Kardeşlerle birlikte ölen diğer erkekler de akrabalarıydı.
BBC’nin gördüğü, kardeşlerin ikisinin elindeki geçiş izni, Eylül 2023 tarihliydi ve süresi birkaç aydı. Hamas’ın Ekim ayındaki saldırısından bu yana, İsrail sınırlarını Filistinli işçilere kapattı.
Ambulans görevlisi Halid El Ahmed, Cenin’de 20 yıldır çalışmanın verdiği tecrübeyle, olay yerlerinde silah ve patlayıcı gözlemi yapmanın, temel bir güvenlik rutini haline geldiğini söylüyor.
El Ahmed “Orada silah olsaydı görürdüm. Gerçekten sivillerdi ve direnişle ilgili hiçbir şey yoktu. Ne mermi, ne silah. Herhangi bir İsrail varlığı da yoktu” diyor.
Silahlı Filistinli örgütler, İsrail güçleri bir üyelerini öldürdüğünde hızla üstleniyorlar. Ancak bu yedi erkek konusunda sessiz kaldılar ve “şehit” olduklarını söyleyen herhangi bir açıklama yapmadılar.
Cenazeleri, aralarında Hamas’ın da bulunduğu Filistinli örgütlerin bayraklarına sarıldı. Ölenlerin kendisi destek vermese bile, İsrail saldırılarında öldürülenlerin cenazeleri sıklıkla, arkadaşlarının ya da ailelerinin destek verdikleri örgütlerin bayraklarına sarılıyor.
Saldırı kurbanlarının akrabaları ve komşuları, gençlerin herhangi bir örgütle bağlantılı olmadıklarını söyledi. Cenin’in başlıca hastanesinin baş hekimi Vissam Bakr da aynı görüşte:
“Silahlı değillerdi, savaşçı değiller. Normalde bir silahlı grubun üyeleri net bir şekilde belli olur. Bu yedisi öyle mi? Hayır hayır, hepsinin sivil oldukları çok net.”
Kurbanların annesi İbtesam Asous çocuklarının cesetlerini bu hastanede gördü.
“Hepsi ölmüştü” diyor.
“Birinin şehit olmasını bekliyordum ama dördünün birden değil. Hepsinin öldürüldüğünü öğrendiğimde şoke oldum.”
İsrail Ordusuna, bu grubun neden hedef alındığını sorduk.
Bir sözcü, askerlerin “bir İsrail vatandaşını öldüren teröristleri takip etmeye başladığını” ve hava saldırısında “bölgede faaliyet gösteren İsrail güçlerine patlayıcılar fırlatıp, tehlikeye atanların hedef alındığını” söyledi.
El Şuheda’daki hava saldırısından saatler önce, 19 yaşındaki İsrailli sınır muhafızı Shai Germai, Cenin’deki Filistinli savaşçılarla çıkan çatışmalar sırasında, aracının bir patlayıcıya çarpması sonucu ölmüştü.
Bunun sonrasında, İsrail Ordusuna ait konvoy, Derviş kardeşlerin üç uzak akrabasıyla buluştuğu El Şuheda köyü üzerinden geri çekildi. Tarım işçileri ve şafak vakti açılan sebze pazarına giden müşterilerin ilgi gösterdiği, 24 saat açık bir kafenin yanındaydılar.
İsrail Ordusu’nun verdiği, gece görüşlü insansız hava aracının sağladığı görüntülerde, araçlar yoldan geçerken küçük parlamalar ve devamında bir patlama görülüyor. Bu ısı izini molotof kokteyli üretmiş olabilir. Videoda tarih ya da saat yok.
İsrail Ordusu, bölgedeki hava saldırısının benzer nitelikteki görüntülerini de verdi. Ancak iki farklı zamanda çekilmiş videolar bir biri ardına eklenmiş haldeydi. Dolayısıyla, aralarında ne kadar zaman farkı olduğu tespit edilemiyor.
İsrail Ordusu’ndan her iki görüntünün tam olarak ne zaman çekildiğini söylemelerini istedik, ancak daha fazla yorum yapmayacaklarını ve bilgi vermeyeceklerini belirttiler.
Zamanlanma önemli, çünkü uluslararası hukuka göre ölümcül güç kullanmanın meşru kabul edilmesi için karşılanması gereken koşullar var.
BM, geçen yılın sonunda Batı Şeria’daki durumu “kaygı verici ve acil” diye tanımlamıştı.
Dört kardeşin annesi İbtesam Asous da, Hamas’ın 7 Ekim’deki saldırısından bu yana İsrail güçlerinin Batı Şeria’da kullandığı yöntemlerin değiştiğini söylüyor.
“Eskisi gibi davranıyolar. Değişen tek şey, daha önce birini bacağından vuruyorlardı. Şimdiyse, roketlerle bombalıyorlar ve mümkün olduğunca çok insan öldürüyorlar” diyor.
BM’nin verilerine göre geçen yıl Batı Şeria’da kayıtlara geçen en kanlı yıl yaşandı. İsrail güçleri 492 Filistinliyi öldürdü. 300’ü Hamas’ın Ekim’deki saldırısından sonra ve bunlara 80 çocuk da dahil.
Geçen yıl Batı Şeria’da Filistinliler tarafından da 28 İsrailli öldürüldü. Ekim’deki Hamas saldırısından bu yana ise ikisi asker, üç İsrailli hayatını kaybetti.
Filistinliler, İsrail içinde de saldırılar düzenledi. Buna geçtiğimiz günlerde bir kadının öldüğü ve 17 kişinin yaralandığı saldırı da dahil.
İki görgü tanığı, o sabah İsrail Ordusuna ait konvoyun El Şuheda köyünden sabaha karşı 4 ila 4:45 arası, hava saldırısı düzenlenmeden önce ayrıldığını söyledi. Tanıklara göre, köy halkıyla İsrail güçleri arasında bir çatışma da yoktu.
Bir görgü tanığı “Askerler dört kez geçti ve kimse onlara yaklaşmadı. Askeri araçlar tamamen köyü terk ettiğinde hava saldırısı düzenlendi. Isınmak için bir ateşin etrafında toplanan gençler, bir roketle vuruldu” diyor.
Bir başka görgü tanığı da BBC’ye yaptığı açıklamada, ordunun köyden çıkmasıyla, sabaha karşı 5’teki saldırı arasında bir saat olduğunu ve kendisi de dahil, bir çok kişinin bu iki olay arasında kafeyi terk ettiğini söylüyor.
Filistin Kızılayı’ndan Halid El Ahmed, İsrail Ordusu’nun sabahın erken saatlerinde Cenin mülteci kampından çekildiğin hatırlıyor ve saldırıdan sonra köye çağrıldığında saatin “neredeyse 5 olduğunu” anlatıyor.
Cenin Hastanesi başhekimi de, cesetlerin 05:15 civarında geldiğini belirtiyor.
Yakındaki bir güvenlik kamerasının bir kısmı bilinmeyen bir kaynak tarafından cep telefonuyla çekilen görüntüleri, saldırıdan 30 saniye öncesinde, boş yolda bir aracın olaysız geçtiğini gösteriyor. Kayıtta herhangi bir saat bilgisi yok.
Derviş kardeşler ve akrabaları, bir ateşin etrafında görülüyor. Sonra da hava saldırısı oluyor.
Anneleri, kardeşlerden bazılarının o sabah işe gideceğini, Hazza’nın ise Cenin Hastanesi’ndeki sabah gideceği diyaliz randevusunu beklediğini söylüyor.
İsrail Ordusu’nun operasyonları nedeniyle yolların kapanmasından kaygılanan Hazza’nın evden erken çıkmak istediğini anlatıyor.
Hastanenin böbrek ünitesi, Hazza Derviş’i o sabah da sabah 7’deki rutin diyaliz randevusunu olduğunu teyit etti ve randevu programındaki ismini gösterdi.
Kardeşlerin amcası Yusuf Assous’un, hava saldırısından kısa süre sonra çektiği videoda, yere dağılmış beden parçaları görülüyor.
Deneyimli ambulans görevlisi Halid el Ahmed, olay yerinin halini kendisinin bile unutamayacağını vurguluyor.
Yusuf “Ellerinde silah olmayan gençlerdi. Silahları olsaydı görürdüm. Sadece oturdukları sandalyeler vardı” diyor.
“Sonuçta, tüm Filistinliler hedef. Silahlıysan hedefsin. Sivilsen, yine hedefsin.”
Bu haberdeki tüm iddiaları İsrail Ordusuna da sorduk ve ordunun başka ekleyecek bir şeyi olmadığı yanıtını aldık.
İbtesam Asous, saldırının gerçekleştiği yere yeni gidebildi. Diğer çocuklarının engellemeye çalıştığını ama kendisinin olay yerini görmek istediğini söylüyor.
“Buraya gelip, her birinin nerede oturduğunu görmeye çalışmak istedim” diyor.
“Alaa oradaydı, Ahmed, Rami ve Hazza da buradaydı. Oğullarımın tam olarak nerede olduğunu görmek istedim. Başa çıkmama yardımcı oluyor.”
]]>Özden ATİK/ İSTANBUL, İSTANBUL’da üç kardeş, 20 yıl önce babalarının 15 aylık kardeşleri Armağan’ı döverek öldürdüğünü ve olayı gizlemek için de bir arkadaşıyla beraber yetkililere haber vermeden gömdüğünü iddia etti. Şimdilerde her biri 20’lerinde üç gencin olayı 2016 yılında polise ihbar etmesiyle baba Hüseyin K. hakkında soruşturma açıldı. Hüseyin K. polis ifadesinde çocuğun neden öldüğünü bilmediğini söylerken, savcılık ifadesinde hasta olduğu için öldüğünü ve mezar yeri parası olmadığı için kendisinin gömdüğünü ileri sürdü. Babanın çelişkili ifadeleri karşısında eşi ve baldızının da birbirleriyle tutarsız ifadeleri tespit edildi. Savcılıkça bebeğin gömüldüğü yerde ‘fethi kabir’ (cenazenin incelenmek üzere mezarının açılması) yapıldı. Bebeğe ait bulguların DNA’sı sanık babayla uyumlu çıktı. Savcılık, baba Hüseyin K. hakkında ‘Olası kastla çocuğunu öldürme’ suçundan müebbet hapis istemiyle dava açtı.
Olay, 14 Temmuz 2016 tarihinde V.K. (25), Ö.K. (23) ve M.K. (21) adlı kardeşlerin, Arnavutköy İlçe Emniyet Müdürlüğüne yaptığı ihbarla ortaya çıktı. Üç kardeş babalarının 2003 tarihinde o sırada 15 aylık olan kardeşleri Armağan’ı eziyet edercesine dövdüğünü, uğradığı şiddet sonucu sabaha kadar ağlayan kardeşlerinin öldüğünü, babalarının bu olayı gizlemek için bir arkadaşıyla birlikte küçük kardeşlerini Arnavutköy Mezarlığı’na gömdüğünü iddia ettiler. Korkunç iddia üzerine Gaziosmanpaşa Cumhuriyet Başsavcılığınca soruşturma başlatıldı. Kardeşlerin ayrı ayrı ifadeleri alındı.
“SİZ ÖLSENİZ NE OLUR, BİZİM BAŞKA ÇOCUĞUMUZ OLUR”
Olay sırasında 3 yaşında olan ve baba şiddeti nedeniyle evden kaçan Ö.K. ifadesinde “Ben 3-4 yaşlarındayken babamdan şiddet görmeye başladım. Eline ne geçerse onunla bizi döverdi. 2001 yılında doğan kardeşim Armağan için babam ‘Şeytan çocuk’ derdi. Bir gece babam kardeşimi kötü dövdü. Çocuk sabaha karşı öldü. Annem ve babam bizden gizli bu çocuğu götürüp Arnavutköy Mezarlığına gömdüler. Biz, sonraki konuşmalardan bunu anladık. 5-6 yıl sonra okul kaydı çıktığından nüfus müdürlüğüne öldüğünü belgelemek için başvuruda bulundular. Tanık olarak teyzemi gösterdiler” dedi. Ö.K. ayrıntılı ifadesinde de babasının kardeşlerini ve kendisini kabloyla dövdüğünü, Armağan’ı kabloyla dövdükten sonra tekme ve yumruk attığını, duvara fırlattığını söyleyerek yaşadıklarını şöyle anlattı:
“Babam bizi döverken, ‘Siz ölseniz ne olacak, siz ölürsünüz bizim başka çocuğumuz olur. Şuraya bir çukur kazar üstünüze iki toprak atarız olur biter’ derdi. Armağan’ı döverken, ‘Bu çocuk bir ölse ben öldürmüş olmam eceli gelmiş, ölmüş olur. Allah bana günah yazmaz. Dinimizde çocuk 7 yaşına kadar namaz kılmazsa döverek öldürebilirsiniz. Ben cennetliğim’ derdi. O gece Armağan’ı döverken, Armağan bizden yardım istedi. Bize bakarak ‘aba uf’ diyordu. Babam bunun üzerine Armağan’ı alarak başka bir odaya götürdü ve kapıyı kapattı. Biz kapının arkasından sadece çığlık seslerini duyduk. Daha sonra babam odadan çıktı, gidip uyudu. Armağan teyzemin yanındaydı. Teyzem Armağan’a mama ve su vermeye, susturmaya çalışıyordu. Armağan sürekli ‘uf, uf’ diye ağlıyordu. Teyzem susturmaya çalışıyordu, ancak ateşi yükseliyordu. Armağan iyice kötüleşince teyzem, annem ve babamın odasına gidip ‘Armağan ölüyor’ dedi. Ancak ikisi de umursamadı. Armağan’ı babamın öldürdüğünü kimseye söylemiyorlardı.”
“ANNEM DE TEYZEM DE BABAMA MÜDAHALE ETMEDİ”
Olay sırasında 5 yaşında olan V.K. ise babasının küçük kardeşinin doğduğundan beri dövdüğünü, ölümünden bir gün önce de babasının çok dövmesi yüzünden kardeşinin yürüyemediğini söyledi. V.K. ifadesinde “Olay günü babam, Armağan’ı yanına çağırdı. Armağan, babamın yanına gitmeyerek teyzemin arkasına saklandı. Bunun üzerine babam Armağan’ı dövmeye başladı. Annemin eşarbını boğazına dolayıp havada sallandırdı. Çocuğu duvara vurdu. Eli yüzü mosmor kesilmişti. Annem de teyzem de babama müdahale etmedi. Babam onları da dövüyordu. Saat 04.30-05.00 sıralarından teyzem telaşla, ‘Bu çocuğun nefesi gelmiyor’ dedi. Saat 6’ya doğru annemle babam evden çıktılar. Babamın arkadaşı geldi. Teyzem, ‘Kardeşiniz öldü, babanlar gömmeye götürdüler’ dedi
SANIK BABA ÇELİŞKİLİ İFADELER VERDİ
Sanık baba Hüseyin K. 28 Kasım 2016 tarihinde polise verdiği ifadesinde, Armağan’ın neden vefat ettiğini bilmediğini, herhangi bir sağlık sorunu olmadığını söyledi. Baba 14 ay sonra savcılıkça alınan ifadesinde ise, işten geldiğinde Armağan’ın hasta olduğunu öğrendiğini, ertesi gün hastaneye götürmeyi düşündüğünü, ancak gece vefat ettiğini, mezar yeri satın alacak parası olmadığı için Armağan’ı Arnavutköy mezarlığına defnettiğini, ölümden sonra nüfus müdürlüğüne başvurduğunu ancak görevlilerin ölüm kaydı düşmediğini söylediği, memleketten muhtarın araması üzerine Aydın Söke’de tekrar öldüğünü bildirdiğini söyledi.
ANNE: “MERDİVENLERDEN DÜŞTÜ”
Anne Ceyhan K. de olay günü Armağan’ın merdivenlerden düştüğünü, kafasının şiştiğini, ancak maddi durumları olmadığı için hastaneye götüremediklerini, acılarından dolayı kocasının ölüm olayını yetkililere bildirmediğini, kocasının arkadaşıyla birlikte bebeği defnettiğini anlattı.
BİRLİKTE GÖMDÜĞÜ ARKADAŞI DA İFADE VERDİ
Sanık baba ile birlikte bebeği gömen arkadaşı Ahmet Ç. ifadesinde, Hüseyin K’nin bebeğinin ölmeden önce hasta olduğunu, ancak doktorlara güvenmediği için bebeği hastaneye götürmediğini, olay günü sabah Hüseyin’in evine gittiğinde Armağan’ın öldüğünü öğrendiğini, Hüseyin bebeği tek başına defnedeceğini, onu yalnız bırakmamak için yanında gittiğini, sabah saat 08.00 sıralarında cenaze namazını kılarak bebeği defnettiklerini söyledi.
İKİ KARDEŞİN DAHA İFADESİ ALINDI
Soruşturma sürecinde baba Hüseyin K’nın yaşayan 9 çocuğundan biri olan E.K. ile D.K’nin de ifadesine başvuruldu. E.K. kardeşlerinin aksine babasının kardeşlerini darp etmediğini, kardeşinin olay öncesinde herhangi bir kaza da geçirmediğini, rahatsızlığının da olmadığını söylerken; D.K. babasının Armağan’ı dövdüğünü, susmayınca eşarpla boynunu sıkıp susturmaya çalıştığını, sabah uyandıklarında anne ve babasının kardeşlerinin öldüğünü söylediğini anlattı.
MEZAR AÇILDI
Savcılıkça, 9 Haziran 2022 tarihinde sanık babanın gösterdiği yerde,’fethi kabir’ (cenazenin incelenmesi için mezarın açılması) işlemi yapıldı. Açılan mezarda iki farklı bebek cesedi bulundu, yapılan DNA incelemesinde bulunan bebek kemiklerinden birinin sanık babanın DNA’sıyla uyumlu olduğu saptandı.
20 YIL SONRA DAVA AÇILDI
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına fezlekeyle gönderilen soruşturma sonucunda 27 Ekim 2023’te iddianame hazırlandı. İddianamede baba, anne ve teyzenin ifadelerinin birbiriyle çeliştiği, ayrıca babanın savcılık ve polis ifadelerinin de tutarsız olduğu belirtildi. İddianamede, sanık babanın bebeğin ölümünü ilk kez 7 yıl sonra 1 Haziran 2010 tarihinde Aydın, Söke Kaymakamlığına bildirdiği belirtildi.
CENAZE MERASİMİ DÜZENLEMEMESİ HAYATIN OLAĞAN AKIŞINA AYKIRI
İddianamede, İlahiyat Fakültesi mezunu baba Hüseyin K’nın İslam dininin gereği üzerine cenaze merasimi düzenlemeden bebeğini erken saatlerde arkadaşıyla defnetmiş olmasının hayatın olağan akışına uygun olmadığına dikkat çekildi.
MÜEBBET HAPSİ İSTENDİ
İddianamede, 2003 yılının kış aylarında, kesin olarak tespit edilemeyen bir tarihte öz oğlu olan 2001 doğumlu Armağan’ı kablo ile başına vurarak, tekme ve yumrukla, eşarpla boğazını sıkarak ve duvara fırlatarak darbederek bebeğin ölümüne neden olduğu belirtildi. Sanığın “Olası kastla nitelikli kasten öldürme” suçundan müebbet hapisle cezalandırılması istendi.
İLK DURUŞMA GÖRÜLDÜ
İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’nde geçtiğimiz günlerde görülen ilk duruşmaya, üç kardeşin yanı sıra kardeşlerden D.K de şikayetçi olarak katıldı. Karısıyla Aydın’da yaşayan sanık Hüseyin K. ise Ses ve Görüntülü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile duruşmaya katıldı.
Sanık Hüseyin K. savunmasında, suçlamaların asılsız olduğunu ve üzerine tiyatro oynandığını ileri sürdü. Suçlamaları anlamakta zorlandığını söyleyen sanık baba, “İddialara konu olan bebeğim 6 kilo doğmuştur. Her çocuğumuza kendi özelliklerine göre ilgi gösterdik. Vefat öncesi eşim bebeğin merdivenden yuvarlandığını söyledi. Kontrol ettim herhangi bir bulgu yoktu. Eşimin anlattığına göre o gün biraz ateşlenir gibi olmuş. Akşam bir şeyi yoktu. Sabaha karşı eşim beni kaldırdı. Çocuk hareketsizdi. Nabzı atmıyordu. Vefat ettiğini anladım” dedi.
Sanık Hüseyin K. maddi imkanlarının yetersiz olduğunu, daha önceden vefat eden bebeğinin cenaze masraflarını karşılayamadığını ve aynı sıkıntıları yaşayacağı düşüncesiyle defin işlemlerini kendisinin yaptığını belirterek beraatini istedi.
Şikayetçi kardeşler de babalarından gördükleri eziyet nedeniyle cezalandırılmalarını talep ettiler. Mahkeme, bir sonraki duruşma anne ve teyzenin dinlenmesine karar vererek duruşmayı erteledi.
]]>