Türk Eximbank, Türkiye’nin iklim değişikliği mücadelesi ve karbon notu hedefi doğrultusunda sürdürülebilir bir kalkınmanın sağlanması amacıyla ihracatçıların yeşil dönüşümle ilgili yapacakları yatırımları desteklemek üzere sağlamış olduğu öncü finansman imkanlarına bir yenisini ekleyerek 7 Mayıs 2024 tarihinde Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın karşı-garantisi ve Dünya Bankası Grubu üyesi olan International Bank for Reconstruction and Development’ın (IBRD) 600 milyon euro tutarında ilk zarar tazmin yapısında sunduğu garantisi altında, toplam 1 milyar euro tutarındaki ‘Türkiye Yeşil İhracat Projesi’ kredi sözleşmesine imza attı. Deutsche Bank, Standard Chartered Bank, BNP Paribas ve ING Bank’ın katılımlarıyla gerçekleştirilen 10 yıl vadeli kredi, Türk Eximbank’ın bugüne kadarki en büyük borçlanma işlemi, aynı zamanda IBRD’nin ise ihracatçıların yeşil dönüşümünü destekleyen ilk garanti işlemi olma özelliğine sahip.
Söz konusu finansman işlemi (Türkiye Yeşil İhracat Projesi kapsamında); IBRD, kreditörler ve Türk Eximbank arasındaki iş birliği ile Türk ihracatçılarının Avrupa Birliği’nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (CBAM) sonucunda ortaya çıkabilecek zorlukların üstesinden gelmelerine yardımcı olmayı amaçlıyor. Avrupa Birliği’nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (CBAM) ilk aşamada, 2026 yılı itibarıyla karbon salınımı yoğun sektörlere yönelik olmakla birlikte, ilerleyen dönemlerde diğer karbon salınımı yoğun sektörlerde ve diğer ihracat pazarlarındaki karbon vergilerinde uygulamaya konulacak. Etkilenen sektörlerde faaliyet gösteren ihracatçıların maruz kalabileceği olumsuz etkilerin önüne geçilmesi ile yeşil ürün üreten ihracatçıların ihracatlarını artırmasının desteklenmesi amaçlarıyla; gerçekleştirecek yenilenebilir enerji üretimleri, enerji verimliliği yatırımları ve bu yatırımları yapan ihracatçıların işletme sermayesi ihtiyaçları finanse edilecektir. Kredinin bahsedilen yeşil dönüşüm ana odağına ek olarak, kadının işgücüne katılımını destekleyen firmaların finanse edilmesi ile KOBİ finansmanı gibi sosyal hedefleri de bulunuyor.
Hazine ve Maliye Bakanlığı Dış Ekonomik İlişkiler Genel Müdürü Kerem Dönmez konuya ilişkin değerlendirmesinde, “Ekonomimizin itici gücü olan ihracatçılarımızın uygun koşullu finansmana erişiminin sağlanması ve Avrupa Birliği Sınırda Karbon Düzenlemesi Mekanizması’na (CBAM) adaptasyonun desteklenerek ihracatçılarımızın uluslararası rekabet gücünün artırılmasına büyük önem veriyoruz. Bu amaçla geliştirilen Türkiye Yeşil İhracat Projesi’nin ülkemiz ihracatçılarının yeşil dönüşümüne öncülük edeceğine, yeni istihdam imkanları oluşturacağına ve ülkemizin 2053 net sıfır emisyon hedefine ulaşılmasına destek vereceğine inanıyorum. Önümüzdeki dönemde de verimlilik temelli ve ihracata dayalı nitelikli büyümeyi desteklemek için Dünya Bankası ve diğer kalkınma ortaklarımız ile çalışmayı sürdüreceğiz” dedi.
Anlaşmaya ilişkin değerlendirmede bulunan Dünya Bankası Türkiye Ülke Direktörü Humberto Lopez, “İhracat sektörünün devam eden başarısı Türkiye ekonomisi için hayati önem taşıyor ve sürdürülebilirliğe doğru geçiş Hükümet için yüksek bir öncelik olmaya devam ediyor. Dünya Bankası, yalnızca dünya çapında düşük karbonlu bir geleceğe doğru geçişi desteklemekle kalmayıp aynı zamanda hem firmaların hem de ülkenin rekabet gücünü artıracak olan bu girişimlere yardımcı olmaktan memnuniyet duyuyor” ifadelerini kullandı.
Türk Eximbank Genel Müdürü Ali Güney yaptığı açıklamada, “IBRD garantisi ile temin ettiğimiz 1 milyar Euro tutarındaki 10 yıl vadeli kaynak ile Türkiye’nin iklim değişikliğine uyum çabalarına eşlik ederek, Türk ihracatçılarının yeşil dönüşümlerini ve uygun maliyetli uzun vadeli finansman yoluyla yeşil ihracatı desteklemekten memnuniyet duyacağız. Avrupa Birliği’nin belirlediği sera gazı emisyon azaltımı hedefine ulaşılması amacıyla düzenlediği CBAM, Türk yapımı mallarını “karbon vergisi” şeklinde ithalat tarifelerine maruz bırakacak. Bu durum, ihracatçılarımızı düşük karbonlu üretim süreçlerini kullanan şirketlere kıyasla rekabet açısından dezavantajlı hale getirecek ve potansiyel olarak ürünlerinin Avrupa Birliğinde ve diğer ihracat pazarlarında pazarlanabilirliğini etkileyecektir. CBAM’ın, 2030 yılına kadar, nispeten yakın bir gelecekte, daha da genişlemesi ve tüm sektörleri içermesi bekleniyor. Bu nedenle ihracatçılarımızın ihracat potansiyellerini korumak için uyum sağlaması ve üretimlerini mümkün olduğunca karbondan arındırması bekleniyor. Sağladığımız bu kaynak ile düşük karbonlu ihracata geçiş ve CBAM’den etkilenecek sektörlerdeki ihracatçıların rekabet gücünün korunması doğrultusunda çizilecek olan stratejik yol haritasında biz de üstümüze düşeni yapacağız. Bu bakımdan söz konusu kaynak Türkiye’nin iklim değişikliğine uyum çabalarına eşlik edecek ve Türk ihracatçılarının uzun vadeli finansman ihtiyaçlarına da destek olacaktır. Diğer taraftan, Türk Eximbank olarak iklim değişikliği ile mücadele ve karbonsuzlaşma konusunda önemli bir aktör olmanın yanı sıra Dünya Bankası için de bir ilk olan bu öncü işlemle Türkiye ihracatının yeşil dönüşümüne aktif katkı sağlamaya devam edeceğiz” dedi.
Türkiye Ülke Müdürü ve Deutsche Bank A.Ş. Genel Müdürü Orhan Özalp, “Ülkemizin lider İhracat Kredi Kuruluşu olan Türk Eximbank’a sağlanan 1 Milyar Avro değerindeki anlaşma, Deutsche Bank’ın Türkiye’ye ve bankaya olan bağlılığını gösteren dönüm noktası niteliğinde bir anlaşmadır. Ülkenin makro görünümündeki iyileşme ile Deutsche Bank’ın Türkiye’ye olan bağlılığı artmaya devam edecektir. Dünya Bankası’nın garantisi altında hızlı bir şekilde gerçekleştirilen anlaşmanın tüm paydaşlarına, Türk Eximbank ekibine, Hazine ve Maliye Bakanlığı ve diğer eş kreditörlerine teşekkür ederiz” diye konuştu.
Standard Chartered Genel Müdürü Kaşif Atun, “Standard Chartered, IBRD, Hazine ve Maliye Bakanlığı ve diğer kreditörler ile yakın iş birliği içerisinde çalışarak Türk Eximbank’ın IBRD garantisi altında sağladığı önemli ve en yüksek tutardaki finansmanında Global Koordinatör, Yetkilendirilmiş Lider Düzenleyici ve Kredi Aracısı olarak görev almaktan gurur duymaktadır. Bu anlaşma, Türk Eximbank’ın çok rekabetçi oranlarla uzun dönem finansman sağlamasına yardımcı olmuştur. Müşterilerimizi ve faaliyet gösterdiğimiz toplumları enerji geçişi ve karbondan arındırma konusundaki sürdürülebilirlik yolculuğunda desteklemek Bankamızın strateji odağında yer almaktadır. Ülke için çok önemli olan bu işlemin bir parçası olduğumuz için müteşekkiriz” şeklinde konuştu.
Türk Ekonomi Bankası (TEB) Genel Müdürü Ümit Leblebici, “TEB olarak, müşterilerimizin sürdürülebilirlik odaklı yatırımlarına finansman sağlanması ve bu alandaki projelerinin desteklenmesi konusunda aktif rol alıyoruz. İhracatçılarımız başta olmak üzere kurumsal müşterilerimize yeşil dönüşüm süreçlerinde danışmanlık desteği veriyor, ihtiyaç duyabilecekleri finansman ürünlerini sunuyoruz. Global ortağımız BNP Paribas Grubu’nun ESG ve sürdürülebilir finansman alanındaki bilgi birikimi ve deneyiminden de yararlanıyoruz. Türk Eximbank ile gerçekleştirdiğimiz bu başarılı işlem, BNP Paribas Grubu’nun Türkiye’deki kurumsal müşterilerinin iklim değişikliği risklerine uyum sağlamasını ve daha az karbon salımı yapan faaliyetlere geçişini kararlı bir şekilde destekleyen stratejisinin de önemli bir göstergesi. TEB olarak, BNP Paribas Grubu ile birlikte müşterilerimize yeşil dönüşüm süreçlerinde eşlik etmeye devam edeceğiz” dedi.
ING Türkiye CEO’su Alper Gökgöz, “ING olarak sürdürülebilirliği stratejik önceliklerimiz arasında konumluyor ve yeşil dönüşümün kolektif bir çaba ve eylem gerektirdiğine inanıyoruz. Sürdürülebilir finansman alanındaki uluslararası uzmanlığımız, deneyimimiz ve güçlü global ağımızdan faydalanarak ülkemize katkıda bulunuyoruz. Müşterilerimizin sürdürülebilir finans yol haritalarını oluşturmalarına destek oluyor, uluslararası kredi ve borç sermaye piyasalarına erişimlerine katkı sağlıyoruz. Türkiye’deki ihracatçılarımızın yeşil dönüşümlerinin, ihracat kapasitelerini korumak ve rekabet avantajı kazanmak açısından oldukça önemli olduğuna inanıyoruz. Bu kapsamda, sürdürülebilirliği stratejisinin merkezine alan ING Grubu’nun bir parçası olarak, uluslararası düzenlemeler alanındaki uzmanlığımızı, müşterilerimizin net sıfır dünyaya geçişlerini desteklemek için deneyim ve bilgimizi aktarabileceğimiz bir fırsat olarak görüyor, müşterilerimizin yeşil dönüşümüne katkıda bulunmayı önemsiyoruz. Aynı zamanda, iş hayatında kadının güçlendirilmesinin sürdürülebilir bir ekonomi ve toplumsal gelişim için önemli olduğuna inanıyoruz. Bu doğrultuda, ihracatçılarımızın yeşil dönüşümünü destekleyen, kadın dostu şirketlerin ve KOBİ’lerin finansmanını teşvik eden, Türkiye’nin sürdürülebilirlik yol haritasına ve ekonomisine katkı sağlayan bu değerli iş birliğinde yer almaktan mutluluk duyuyoruz” ifadelerini kullandı. – İSTANBUL
]]>Sürdürülebilirlik ve kapsayıcı büyümeyi ana stratejilerinden biri olarak gören Garanti BBVA, Avrupa Yeşil Mutabakatı (AYM) uyum sürecinde Türkiye’deki yatırımların önünü açmak ve ihracat süreçlerine destek olmak amacıyla başlattığı ‘İhracatta Sürdürülebilir Gelecek’ buluşmalarını sürdürüyor.
Bugüne kadar İstanbul, Gaziantep, İzmir ve Bursa’da düzenlenen buluşmaların beşinci durağı Adana oldu.
Türkiye’nin ihracatında önemli bir yeri olan Adana’da faaliyet gösteren şirketlerin önde gelenlerini bir araya getiren etkinlikte AYM ve Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması’yla (SKDM) ilgili bilgiler verildi.
Garanti BBVA Genel Müdürü Recep Baştuğ’un ev sahipliğine gerçekleşen buluşmada, Eskişehir Osmangazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İktisat Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Etem Karakaya AYM ile SKDM’nin ekonomik boyutları ve çözüm önerileri üzerine bilgi verirken, Dr. Mahfi Eğilmez de ekonomi alanında değerlendirmelerde bulundu.
“İklim krizi hayati bir sorun”
İhracatta Sürdürülebilir Gelecek Adana buluşmasında görüşlerini paylaşan Garanti BBVA Genel Müdürü Recep Baştuğ, “İklim krizinin hayati bir sorun olarak her geçen gün derinleştiğinin altını çizmek isterim. Hepimizin görevi durum daha da kötüleşmeden önlemler almak ve dünyayı daha yaşanabilir hale getirmek olmalı. Bu kapsamda Avrupa Yeşil Mutabakatı önemli bir yol planı içeriyor. İşin ekonomik boyutu düşünüldüğünde, Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması ticaretin kurallarını değiştirecek çok kritik bir başlık. Sürecin finansal boyutu 1 Ocak 2026’da devreye girecek ve karbon kredisi alımına başlanacak. Yani bu sürece uyum sağlamak için fazla vaktimiz kalmadı. İkincisi ise, SKDM dışında, AB kriterleri arasında üretim tekniklerimizi hızla dönüştürmemizi gerektirecek farklı standartlar da söz konusu olacak. Dolayısıyla, daha uzun ömürlü, geri dönüştürülebilir, düşük karbon ayak izli üretim yapmamızın önemi artıyor. Belirlenen kriterlere uygun üretim yapmayan ihracatçı şirketler ne yazık ki rekabette geride kalacak. Şimdiden hazır olmamız gerekiyor. Çukurova Bölgesi, üretim kapasitesi, organize sanayi bölgeleri ve sanayi siteleriyle ülke ekonomimize değerli katkılar yapan bir bölgemiz. O yüzden bu toplantı serimizin 5.’si için Adana’yı seçtik. Garanti BBVA olarak, iklim kriziyle mücadele konusunda 18 yılı aşkın süredir çalışıyoruz. Bu konudaki sorumluluklarımızın farkındayız. Avrupa Yeşil Mutabakatı’na uyum sürecinde de ülkemizdeki şirketleri desteklemeyi ve sürdürülebilir yatırımların önünü açmayı önemsiyoruz. Ana hissedarımız BBVA’nın 2018-2025 yılları arasında 300 milyar euroluk sürdürülebilir finansman sağlama hedefi var. Biz de bu hedefe 2025 yılına kadar en az 400 milyar TL tutarında destek sağlamayı hedefliyoruz. Şu ana kadar bunun yaklaşık yarısını gerçekleştirdik. Sürdürülebilir finansman hedeflerimizin yanı sıra, karbon yoğun sektörlerdeki riskimizi azaltmak konusunda da net hedeflerimiz var” dedi.
“Yabancı yatırımcının Türk varlıklara ilgisi artıyor”
Ekonomiye yönelik değerlendirmede yapan Recep Baştuğ, daha sonra şunları söyledi:
“Ekonomi politikalarındaki normalleşmeyle, öngörülebilirliğin arttığı bir zemin oluştu. Öngörülebilirlik arttıkça mevcut politikalar da tüm paydaşlarca giderek daha fazla kabul görüyor. Bu yılın pek çok göstergede dengelenme gördüğümüz bir yıl olmasını bekliyoruz. Ben bu çerçevede 2 önemli konuya değinmek istiyorum. Birincisi, en önemli konumuz enflasyon. Bu konuda kararlı bir mücadele var ve ev ödevlerimiz var. Yılın ikinci yarısında baz etkisinin de katkısıyla düşüş trendi başlayacak. Ancak, enflasyon sarmalından kalıcı olarak çıkmamız için, önümüzdeki yıl da aynı kararlılığın sürmesi ve yapısal reformlarla programın desteklenmesi kritik önemde olacak. İkincisi, son dönemde programa ve dolayısıyla Türk lirasına artan güvenin altını çizmek isterim. Yabancı yatırımcının Türk varlıklara ilgisi özellikle seçimden sonra artmaya başladı. Seçim sonrası 20 milyar doları bulan bir giriş oldu. Bireylerin yatırım tercihlerinde de, artan oranda TL’leşme gözlemliyoruz. Bütün bu gelişmeler, piyasa ile barışık adımlar atılması, ekonomik programın tüm paydaşlarca desteklenmesi, uluslararası ve yerli yatırımcının güveninin artması oldukça pozitif. İstikrarlı bir şekilde bu resmi devam ettirmeliyiz. Biz de bankacılık sektörü olarak, programın gerektirdiği tüm konularda ekonomi yönetimiyle son derece açık bir iletişimle etkin bir koordinasyon halinde çalışıyoruz.” – ADANA
]]>Bakan Özhaseki, İller Bankası Sosyal Tesisleri’nde düzenlenen Türkiye Karbon Piyasası Geliştirme Projesi açılış etkinliğinde yaptığı konuşmada, 6 Şubat’ta meydana gelen Kahramanmaraş merkezli depremlerin üzerinden 14 ay geçtiğini, bu süre zarfında gece gündüz demeden çalıştıklarını belirtti.
Bugüne kadar yapımı tamamlanan 76 bin konut ve köy evinin anahtarlarının hak sahiplerine teslim edildiğini hatırlatan Özhaseki, sene sonuna kadar 200 bin konutun teslimatını yapacaklarını, her ay 10-15 bin konutu teslim etmeyi sürdüreceklerini söyledi.
Şu anda 1240 yerde şantiyenin bulunduğunu ve 110 bin kişinin çalıştığını dile getiren Özhaseki, 4 bin 333 köyde depreme dayanıklı ev yaptıklarını aktardı.
Şehirleri ve meydanları bölgenin mimarisine uygun şekilde inşa etmeye çalıştıklarını anlatan Özhaseki, “Şehirlerimizin altyapısı için Dünya Bankasının da içinde olduğu, Avrupa İmar Kalkınma Bankası, Japonya Uluslararası İşbirliği Ajansı gibi kuruluşlardan temin ettiğimiz 64 milyar liralık altyapı bedelini de o şehirlerimiz ve hasar gören ilçe, beldelerimiz için hibe olarak veriyoruz. Oralardaki altyapıyı baştan sona inşa ediyoruz.” diye konuştu.
Türkiye’yi iklim değişikliğinin meydana getireceği hasarlardan korumak için gayret ettiklerini vurgulayan Özhaseki, “Son 1-2 yılda Karadeniz’de meydana gelen seller, ülkemizin güneyinde, batısında meydana gelen yangınlar, heyelan tehlikesi, kuraklık gibi benzer iklim değişikliğinin meydana getirdiği hasarları hep birlikte izliyoruz.” dedi.
Özhaseki, Birleşmiş Milletler raporlarına göre 2050’de 216 milyon insanın göç edeceğinin söylendiğine dikkati çekerek, bu değişikliğin devam etmesi durumunda belli bölgelerde gıda krizlerinin başlayacağını ifade etti.
Türkiye’nin dünya kirliliğine etkisinin az olduğuna işaret eden Özhaseki, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bu kirletmede payı olan ülkeler ise lakayıt şekilde davranmaya devam ediyor. Karbon emisyonlarını dikkate almadan aşırı şekilde üretmeye, vahşi şekilde piyasada satmaya, kendi ekonomilerini düzeltebilmek adına bütün dünyayı tahrip etmeye pervasızca devam ediyorlar. İklim değişikliği neticesinde meydana gelebilecek kötülüklerden korunabilmek amacıyla yapılan bütün mücadeleyi, bir taraftan kanuni yükümlülüklerle görev olarak görüyoruz ama bir taraftan da severek, isteyerek, adeta ibadet gibi yapıyoruz.”
“Sıfır Atık’tan elde ettiğimiz finansman 185 milyar lira civarında”
Bakan Özhaseki, Türkiye’nin Paris İklim Anlaşması’na taraf olduğunu, 2053 Net Sıfır Emisyon Hedefi’nin ortaya konulduğunu anımsatarak, yeşil dönüşüm için iklim kanunu önerisini ve 2053 Net Sıfır Emisyon Hedefi için yürütülen çalışmaları Meclis’e getireceklerini ve bunu kanuna dönüştürmek istediklerini söyledi.
Yeşil alan miktarını artırdıklarını da anlatan Özhaseki, iktidarları döneminde 7 milyardan fazla ağacı toprakla buluşturduklarını bildirdi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde 513 yerde Millet Bahçesi projesine başladıklarını belirten Özhaseki, kişi başına düşen yeşil alanın 14 metrekareyi geçtiğini, bunu artırmak için çalışmalarını sürdürdüklerini vurguladı.
Sıfır Atık konusunda yürütülen çalışmalara da değinen Özhaseki, bu mücadelenin Türkiye sloganı olmaktan çıktığını, dünya markası haline geldiğini vurguladı.
Bakan Özhaseki, Sıfır Atık’ın döngüsel ekonomi olduğunu dile getirerek, “Sıfır Atık’tan son birkaç sene içerisinde elde ettiğimiz finansman 185 milyar lira civarında. Bu verdiğimiz mücadelede geri kazanımlarımızla tam 498 milyon ağaç kesilmekten kurtuldu. 127 milyon varil petrolden de iktisat etmiş olduk.” şeklinde konuştu
Bugünkü projeyle yeşil dönüşüm hamlesinin de başlatıldığını anlatan Özhaseki, “Dünyada ilk örneği olacak. Bugün burada başlatacağımız bu projenin 12. Kalkınma Planı ve Orta Vadeli Program’da yer alan yeşil dönüşüm hedefine uyumlu gerçekleştirileceğini de biliyoruz. Bu kapsamda piyasa temelli mekanizmalarla, yenilikçi yeşil teknolojinin kullanımının teşvik edilmesi, daha düşük karbonlu üretim yapan işletmelerin ön plana çıkarılması ve desteklenmesi gibi ana hedeflerimiz var.” ifadelerini kullandı.
“Düşük karbonlu kalkınma çabalarımızı destekleyecek nitelikte”
İklim Değişikliği Başkanı Halil Hasar da Türkiye’de karbon fiyatlandırma çalışmalarının 2013’te Karbon Piyasalarına Hazırlık Ortaklığı Projesiyle başladığını anımsattı.
Projenin amacının, 2053 Net Sıfır Emisyon hedefine ulaşılmasına katkı sağlamak olduğunu belirten Hasar, “Proje çıktıları, ülkemizin Orta Vadeli Program’da yer alan yeşil dönüşüm hedefi doğrultusunda ulusal karbon fiyatlandırma araçları ve uluslararası karbon piyasalarına katılım yoluyla düşük karbonlu kalkınma çabalarımızı destekleyecek niteliktedir.” diye konuştu.
]]>Toplantının açılış konuşmasını yapan KAYSO Yönetim Kurulu Üyesi İlhan Baloğlu, Yeşil Dönüşüm sürecinin 01 Ocak 2026 tarihinden itibaren uygulanmaya başlayacağını hatırlatarak, sanayicilerin bu süreci iyi değerlendirmesi gerektiğini söyledi.
Avrupa’daki bazı firmalar üçer aylık dönemler halinde karbon salınımı ile alakalı bazı belgeleri talep etmeye başladıklarını ifade eden Baloğlu, “Aslında önümüzdeki iki yıllık süre bu sürece alışma dönemi olacak. İhracatın yolu yeşil dönüşümden geçiyor. Sanayi devrimini kaçırmış bir ülke olarak hem ülkemiz hem de işletmelerimiz açısından bu fırsatı iyi değerlendirmemiz gerektiğini düşünüyorum. Ben bu potansiyelin sanayicilerimizde olduğuna inanıyorum. Önümüzde çok fazla süre kalmadı. Sanayi Odası olarak bu süreçte tüm üyelerimizin yanında olmaya ve elimizden gelen her türlü desteği vermeye hazırız” dedi.
Daha sonra kürsüye gelen Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı İklim Değişikliği Başkan Yardımcısı Orhan Solak, iklim değişikliğinin küresel bir sorun haline geldiğini belirterek, “Ülke olarak iklim değişikliğinin en fazla hissedildiği Akdeniz kuşağında yer alıyoruz. Buna bağlı olarak yaşanan afetlerde çevresel, ekonomik ve sosyal kayıplarla karşı karşıya kalıyoruz. Yeşil dönüşüm iklim değişikliğinin olumsuz etkilerinin bertaraf edilmesi adına tüm sektörlerde kapsamlı bir değişim ve dönüşümü beraberinde getiriyor. Sanayi sektörü bu süreçte kritik bir role sahip. Bu sürecin bilincinde olarak ülke olarak önemli politik adımlar atarak yeşil sönüşüm sürecini başlattık” dedi.
Solak, daha sonra İklim Değişikliği Başkanlığı olarak yürüttükleri çalışmalar hakkında katılımcılara bilgiler verdi.
Toplantının ilerleyen bölümlerinde, İklim Değişikliği Başkanlığı Sera Gazı Emisyonlarının İzlenmesi Dairesi Başkanı Volkan Polat tarafından “Ülkemiz Sera Gazı Emisyonları İzleme, Raporlama ve Doğrulama Sistemi”, Ticaret Bakanlığı çalışanı Ticaret Uzmanı Özge Öktem tarafından “Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması Genel Bilgilendirme”, İklim Değişikliği Başkanlığı Karbon Fiyatlandırma Dairesi Başkanlığı çalışanı İklim Değişikliği Uzmanı Mustafa Kemal Arsunar tarafından “ETS ve SKDM İlişkisi” Türk Standartları Enstitüsü Çevresel Gözetim ve Doğrulama Müdürü Mehmet Ergün tarafından “Karbon Ayak İzi Hesaplama Standartları” konularında bilgilendirme sunumları yaptı.
Toplantının ikinci bölümünde ise İklim Değişikliği Başkan Yardımcısı Orhan Solak moderatörlüğünde Türkiye Kalkınma ve Yatırım Bankası A. Ş. Genel Müdür Yardımcısı Seçil Yıldız, ÇŞİDB Çevre Yönetimi Genel Müdürlüğü çalışanı Kimya Mühendisi Meryem Arslan, İklim Değişikliği Başkanlığı İklim Finansmanı ve Teşvikler Dairesi Başkanlığı çalışanı Uzman Hakan Acar’ın panelist olarak katılım yaptığı “Yeşil Dönüşüm ve Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması Paneli” gerçekleştirildi.
Panel esnasında ve sonrasında ise katılımcılardan gelen sorular uzmanlar ve panelistler tarafından cevaplandırılarak bilgilendirme ve istişare toplantısı sona erdi. – KAYSERİ
]]>Sorumlu üretici bilinciyle hareket eden Tüpraş, doğal kaynakların korunması ve en verimli şekilde kullanılması, geri dönüşümün artırılması, atık suların yeniden kullanılması ve biyoçeşitliliğin korunması odağıyla çalışmalarına devam ederken; çevresel performansını dijital teknolojilerle takip ederek sürekli iyileştirmeyi ve geliştirmeyi hedefliyor.
Koç Holding’in başlattığı Karbon Dönüşüm Programı kapsamında Tüpraş, doğal kaynakların sürdürülebilir kullanımı ve iklim değişikliğinin etkilerinden korunmak amacıyla 2050 Karbon Nötr stratejisi ile uyumlu olarak oluşturduğu ‘Su Yol Haritası’ doğrultusunda çalışmalarını yürütüyor.
“2024 yılında su verimliliğine yönelik yenilikçi ve dijital projelerle 600 bin ton su tasarrufu elde etmeyi hedefliyoruz”
Tüpraş Genel Müdürü İbrahim Yelmenoğlu, “Türkiye’de enerji sektörünün dönüşümüne liderlik etmek üzere ‘Enerjimiz Geleceğe’ sloganıyla 2022’de devreye aldığımız Stratejik Dönüşüm Planı doğrultusunda çalışmaya devam ediyoruz. Yeni enerji kaynaklarına gerçekleştireceğimiz yatırımlar ve enerji verimliliği projelerinin katkısıyla, 2030 yılı itibarıyla faaliyetlerimizden kaynaklanan karbon salımını, 2017 yılına göre yüzde 27 oranında azaltmayı, 2050’de ise karbon nötr olmayı taahhüt ettik. Sürdürülebilir rafinaj ve verimli kaynak kullanımı da bu hedefimizin önemli bir parçası” dedi.
Yelmenoğlu, sözlerine şöyle devam etti: “Suyu ve ekosistemini koruyabilmek amacıyla, mevcut ve gelecekteki su kaynaklarının kullanımında iklim değişikliği etkilerini göz önüne alarak hareket ediyoruz. 2050 Karbon Nötr stratejimizle uyumlu Su Yol Haritamız kapsamında; doğal kaynakların sürdürülebilir kullanımı amacıyla su tasarrufu, su geri kazanımı, simbiyoz uygulamaları ve biyoçeşitliliğin korunmasına odaklanıyoruz. Şirketimiz, su yönetiminde Avrupa politikalarına yön veren, Avrupa su pazarının lider paydaş kuruluşu Water Europe’a üye ilk Türk sanayi kuruluşu konumunda yer alıyor. 2024 yılında 600 bin ton su tasarrufu hedefi belirledik. Bu hedefimize ulaşmak için; rafinerilerimizde çalıştaylar düzenliyor, su geri kazanım sistemlerini güçlendirerek suyun azami seviyede yeniden kullanımını artıran ve ham su tasarrufu yapan yenilikçi ve dijital su projelerini hayata geçiriyoruz.”
“Tüpraş, CDP Karbon Saydamlık Projesi’nin ‘Su Güvenliği’ ve ‘İklim Değişikliği’ programında ‘B’ notu ile derecelendirilerek önemli bir başarıya imza attı”
Tüpraş’ın CDP Karbon Saydamlık Projesi’nde önemli bir başarı elde ettiğini ifade eden Yelmenoğlu, “Doğal kaynakların sürdürülebilir yönetimi için devreye aldığımız uygulamalarla 2023 yılında ilk defa katıldığımız ve 21 binden fazla şirketin raporlama yaptığı CDP Karbon Saydamlık Projesi’nin hem İklim Değişikliği hem de Su Güvenliği programlarında ‘B’ Yönetim Seviyesi notu ile derecelendirildik. Petrol sektöründe faaliyet gösteren ve CDP tarafından ‘Su Güvenliği’ programında değerlendirmeye alınan şirketler arasında üst sıralarda yer alıyoruz. Sektöründe örnek teşkil eden bir nota sahip olan şirketimiz, gelecek yıllarda devam edeceği çevresel raporlamalarıyla küresel liderler listesinde yer almak için çalışmalarını sürdürüyor” dedi.
Dijital ve inovatif uygulamalarla yenilikçi su teknolojileri destekleniyor
Şirket, yer aldığı AB destekli UFUK 2020 ve UFUK Avrupa projeleri ile de atık suların geri kazanımı, su tasarrufu konusunda yenilikçi teknolojiler üzerine çalışıyor. Ayrıca, açık inovasyon çalışmaları kapsamında atık su yönetimi ve geri kazanım optimizasyonuna odaklanıyor.
Diğer yandan, İzmit Rafinerisi’nde bulunan Atıksu Geri Kazanım Ünitesi sayesinde operasyonlarda suyun tekrar kullanılması ve süreç iyileştirmeleri ile ham su tasarrufu uygulamalarına da devam ediliyor. İzmit Körfez Belediyesi arıtılmış atık sularının geri kazanılarak rafineri süreçlerinde tekrar kullanılması, su yönetimindeki ‘endüstriyel simbiyoz’ kavramının hayata geçirildiği uygulamalardan biri.
Uluslararası Dünya Su Günü, her yıl 22 Mart’ta tatlı su kaynaklarının önemine dikkat çekmek ve tatlı su kaynaklarının sürdürülebilir yönetimine odaklanılmasını sağlamak amacıyla kutlanıyor. BM SU Kuruluşu (UN-Water) tarafından her yıl farklı bir tema ile kutlanan Dünya Su Günü’nün 2024 yılı teması “Barış İçin Sudan Faydalanmak” olarak belirlendi. – İSTANBUL
]]>Açıklamada görüşlerine yer verilen Dr. Öğr. Üyesi İnci Karakaş, yapay zeka uygulamalarının kullandığı su kaynakları ve çevre konusunu değerlendirdi.
Yapay zeka uygulamalarının çevresel açıdan pek çok avantajı bulunduğunu belirten Karakaş, bu uygulamalarla enerji tüketiminin analiz edilebildiğini, potansiyel tasarruf alanları belirlenerek, enerjinin en iyi şekilde kullanılmasının sağlanabildiğini ifade etti.
Karakaş, “Su kaynakları açısından ise su tüketimini belirleyen algoritmalar ile suya olan ihtiyaç en aza indirilerek kısıtlı olan kullanılabilir su kaynakları korunabiliyor ve akıllı sulama sistemleriyle ürün çeşidine özel sulama sistemleri geliştirilebiliyor.” ifadelerini kullandı.
Yapay zeka ile ilgili son araştırmalar incelendiğinde, GPT-3 ve BLOOM gibi çeşitli modellerin ciddi miktarda su ve enerji tüketimine yol açabileceğinin belirtildiğini aktaran Karakaş, şunları kaydetti:
“Kaliforniya Üniversitesi’nde yapılan çalışmada, artan yapay zeka uygulamalarıyla 2027 yılında 4,2-6,6 milyar metreküp su tüketilebileceği tahmin ediliyor. Hızla artan nüfus ve tükenen doğal su kaynakları sebebiyle içilebilir, kullanılabilir suya erişmedeki zorluk insanlığın paylaştığı en acil sorunlardan biri olduğu için de bu durum oldukça endişe verici. Çeşitli yapay zeka modellerinin geliştirilmesi ve çalıştırılması esnasında ekipmanların aşırı ısınmasını önlemek amacıyla soğutma sistemlerinde kullanılan suyun miktarının net olarak belirtilmesi çevresel açısından önemli olacaktır. Bir ürün veya hizmet üretmek için kullanılan tatlı su miktarını gösteren su ayak iziyle karbon ayak izinin de çevresel açıdan sürdürülebilir yapay zeka modelleri oluşturmak için ortaya konması gerekiyor.”
“İçilebilir ve kullanılabilir nitelikteki su kaynağı sınırlı”
Dr. Öğr. Üyesi İnci Karakaş, içilebilir ve kullanılabilir nitelikteki su kaynağının sınırlı ve dünya genelinde eşit olmayan bir şekilde dağıldığının altını çizerek, “Tarımsal veya kentsel amaçlarla, yapay zeka uygulamaları için de yer altı veya yüzeysel su kaynaklarından çekilen sular, kullanılabilir su kaynağını azaltabiliyor. Yer altından ve yüzeysel su kaynaklarından sular çekildikten sonra, su kalitesinde meydana gelen değişim sonraki kullanımlar için su stresi seviyelerine katkıda bulunuyor. Küresel su kaynakları hem miktar hem de kalite açısından yetersiz kalarak, su kıtlığı riski ile karşı karşıya kalınabiliyor.” açıklamalarında bulundu.
Yapay zeka uygulamaları tarafından kullanılan su kaynaklarıyla ilgili yeterince farkındalık oluşmadığını belirten Karakaş, “Uygulamaların geliştirilip, çalıştırılması esnasında tüketilen su miktarları net olarak ortaya konmadığından, suyun sürdürülebilirliğini sağlamak çok zor olabilir. Su ayak izinin belirtilmemesi, gelecekte çevresel açıdan sürdürülebilir yapay zeka uygulamaları önünde potansiyel engel de oluşturabilir. Sürdürülebilir yapay zeka uygulamaları açısından su ayak izi ve karbon ayak izinin birlikte değerlendirilmesi önemli.” değerlendirmelerinde bulundu.
“Yapay zeka uygulamalarının çevresel açıdan oluşturabileceği riskler ortaya konmalı”
Yapay zeka uygulamalarının, çevre bilimi, sağlık, eğitim ve araştırma, bilimsel yayıncılık, dijital asistanlar, ulaşım ve lojistik, finans ve çeviri gibi alanlarda kullanılabildiğine dikkati çeken Dr. Öğr. Üyesi İnci Karakaş, şu bilgileri verdi:
“Hayatımızın pek çok alanında kullanılan yapay zeka uygulamalarının çevresel açıdan oluşturabileceği riskler ortaya konmalı. Yapay zeka programları karmaşık olduğundan diğer bilgi işlem sistemlerinden daha fazla enerjiye ihtiyaç duyuyor. Yapay zeka araçlarının tam olarak ne kadar enerji harcadığını tespit etmek ise son derece zor. 2022 yılında yapılan bir çalışmada, BLOOM modelinin eğitilmesi sonucunda 24,7 ton karbondioksit emisyonu ekipman üretimi ve modelin çalıştırılması sonucunda ise 50,5 ton karbondioksit emisyonu yaydığı tahmin edilmiş. Karbondioksit sera gazı emisyonları içerisinde en büyük paya sahip olduğu görülüyor. Artan sanayileşme ve nüfus artışıyla birlikte, yapay zeka uygulamalarının da karbondioksit emisyonlarını yükseltmesiyle atmosferdeki sıcaklığın artarak, küresel ısınmanın etkileri daha ciddi hissedilebilir.”
]]>Adıyaman Üniversitesi ve Çelikhan Kaymakamlığının ortak girişimiyle yüzen adaların korunması ve yeniden canlandırılması için Tabiat Varlıkları Koruma Genel Müdürlüğüne sunulan “Ekosistemin Onarılması ve Yenilenmesi Projesi” kabul edildi.
Proje kapsamında ilk olarak denemelerin yapılacağı 300 metrekarelik alanda Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı yetkilileri ve bilim insanlarının da aralarında bulunduğu heyet inceleme yaptı.
Adıyaman Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Kelleş, AA muhabirine, adaların doğa harikası olduğunu ancak zamanla küresel ısınmaya bağlı su seviyesindeki azalmayla eski görkemini kaybettiğini söyledi.
Yüzen adaları tamamen kaybetmemek için çalıştıklarını anlatan Kelleş, proje kapsamında oluşturulan heyetin bölgede inceleme yaptığını ve projenin başladığını belirtti.
Bakanlık yetkililerinin de Çelikhan’a gelerek incelemelerde bulunduğunu ve projeyi desteklediklerini kaydeden Kelleş, şöyle konuştu:
“Yaklaşık 30 yıl önce 100 dönüm büyüklüğü olan yüzlerce adamız her geçen gün daha çok yok olma tehdidi altında. Şu anda 2-3 dönüm adamız mevcut. Bunları 1 ile 2 yıl içinde kurtarmazsak tamamen kaybetmek durumunda kalacağız. Burası sadece ülkemizin değil dünya için de doğa harikası bir hazine.”
Projenin detayları
Kelleş, proje kapsamında 2 adanın çelik halatlarla baraja doğru çekildikten sonra doğaya zarar vermeyen ve “çapa” olarak adlandırılan beton bloklarla sabitleneceğini, böylelikle bu adaların zincir uzunluğu kadar hareket edebileceğini ve karaya vurmasının engelleneceğini belirterek, daha sonraki aşamada ise adaların yeniden eski bitki örtüsüne kavuşmasının sağlanacağını söyledi.
Bitki örtüsünün oluşmasıyla adaların yeniden göçmen kuşları ağırlamaya başlayabileceğini anlatan Kelleş, adaların gölün ortasında kalmasıyla baraj suyunun filtre edilerek temiz kalmasının sağlanabileceğini sözlerine ekledi.
Adalar 210 ton karbondioksiti tutuyor
Adıyaman Üniversitesinde toprak üzerine araştırmalar yapan, Avrupa Birliği Ortak Araştırma Merkezi Avrupa Toprak Bürosu Ulusal Teknik Uzmanı Prof. Dr. Erhan Akça da adaların gelecek nesillere aktarılabilmesi için projenin son derece kritik olduğunu vurguladı.
Adaların estetik görüntünün yanında doğaya da önemli katkılarının olduğuna dikkati çeken Akça, şunları kaydetti:
“Projenin doğaya katacağı estetik değer dışında işlevselliği de önemli. İklim değişikliği ve çölleşme günümüzde çok büyük bir sorun. Bu sorunların önüne geçmek için atmosferdeki karbondioksiti tutmamız lazım. Bu anlamda adalar, karbondioksiti organik karbon olarak en yüksek derecede tutan sistemlerdir. Öyle ki bu alan, buradaki 210 ton karbondioksiti tutmaktadır.”
Turizme de katkı sağlayacak
Çelikhan Kaymakamı Ali Cemal Altınöz de yüzen adaların korunmasını ve bölgeye önemli bir doğal zenginlik sağlayan canlı yaşamını sürdürmek istediklerini söyledi.
Yıllardır bölgenin korunmasına yönelik çalışmalar yapıldığını, artık somut adımlar atma aşamasına geçileceğini belirten Altınöz, “Buradaki amacımız, yıllardır var olan adaların korunması ve canlanması. Yapılacak çalışmada karaya vuran adaları kurtardığımız zaman yerli ve yabancı turistlerin de ilgisini çekecektir.” diye konuştu.
]]>KAYSERİ – Kayseri’de bulunan Arif Molu Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi Kimya Teknolojileri öğretmen ve öğrencileri tarafından Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı okullardan ilk olarak yerli adblue üretimi yapılıyor.
Pandemi ve asrın felaketi olan depremlerde de adeta bir fabrika gibi çalışan Arif Molu Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi, dezenfektandan deprem çadırına ve hijyen malzemelerine kadar üretim yaparak, katkıda bulunmuştu. Son 1 yıldır da Arimo ismini verdikleri yerli ve milli olan adblue üretimini yapan okul, Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı okullar arasında ilk olarak ürettikleri yerli adblueyu yollara kavuşturuyor.
Yaklaşık 1 yıldır ürettikleri adblue ile okul sermayesinin toplamına yüzde 90 oranında katkıda bulunduklarını söyleyen Arif Molu Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi Müdürü Mehmet Özgül, “Arif Molu Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nde kimya teknolojisi alanında temizlik ürünlerinin yanı sıra yaklaşık 1 yıldır da Arimo Adblue adını verdiğimiz adblue üretimini yapmaktayız. Tekstil teknolojileri alanında baskı üretimi devam ediyor. Pandemi döneminde dezenfektan ve hijyen malzemelerinin yanı sıra da yaklaşık 150 bin civarında maske üretimi oldu. Türkiye’de ilk N95 maske üretimi yapan okul olduk. Şu anda da kimya teknolojisi alanında adblue üretimine devam ediyoruz. Yaklaşık 300-400 bin TL harcama yapılarak bu tesis kuruldu. 2023 yılının okulumuzun döner sermayesi 75 bin TL’ydi. Bu 75 bin TL ile 2023 yılında da yaklaşık 2 milyon TL’ye yakın ciro yaptık. Bunun yüzde 90’ı adblue üretiminden gelen bir ciro. Özellikle resmi kurumlarla sözleşmemiz var. Kayseri Büyükşehir Belediyesi, Kayseri Ulaşım A.Ş. ve Devlet Su İşleri gibi resmi kurumlara tonajla adblue üretimi yapıp satışını gerçekleştiriyoruz. Özel firmalara da tonajla veriyoruz. Bu şekilde de üretimimize devam ediyoruz. Bu yıl itibariyle toplam 150 ton civarında adblue üretimi yaparak satışını gerçekleştirdik. Hedefimiz Kayseri’de ve Türkiye’de inşallah markalaşmak ve büyümek. Yerli ve milli olarak üretimlerimizi gerçekleştirmek” dedi.
Arif Molu Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi Kimya Teknolojileri Kimya Alan Şefi Yaşar Yağmur ise bu çalışmayı yapan ilk okul olmaktan mutluluk duyduklarını söyleyerek, “Biz burada aşağı yukarı 2010’dan beri üretim yapıyoruz. Son 1 yıl içerisinde de adblue dediğimiz ürünü üretiyoruz. Adbluenun Türkiye’de Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı okullar içerisinde üretimini yapan ilk ve okul bizim okulumuz. Yaklaşık 1,5-2 milyon TL civarında bir ciromuz var. Genellikle resmi kurumlara ve özel transport şirketlere veriyoruz. Adbluenun amacı ise 2016 yılından sonra kullanılan dizel araçlarda kullanılan bir ürün. Buradaki amaç hava kirletmeme. Egzozdan organik maddelerin yanması sonucunda çıkan karbondioksit ve azot gazları motorla ısındığı zaman azot oksitlere dönüşüyor. Bunlar da havadaki asit yağmurlarına sebep oluyor. Biz de bunu ortadan kaldırmak için egzozdan çıktıktan sonra katalizör var ve burada azot oksit gazlarını yüksek ısıda azota dönüştürüyor. Azot da zaten atmosferde yüzde 78 oranında bulunuyor. Hem çevreye herhangi bir zararı yok hem de bitkilere yararlı oluyor. Şu anda biz yanımızda çalışan yaklaşık 30 öğrenciyle ve 7 öğretmen arkadaşla birlikte adblue üretimini yapıyoruz. Bunu yapan ilk okul olmamız bizi mutlu etti ve bulunduğumuz ortamda da karbon ayak izi 1,2 civarında. Dünyadaki karbon ayak izi 1,5 olduğu zaman kırmızı alarm dediğimiz durum olduğu zaman buzulların çok fazla erimesi, denizlerin yükselmesi ve dolayısıyla sonuç olarak da sel felaketlerine yol açar. Biz de karbon ayak izini azaltmak için adblue üretiyoruz. Burada zaten karbondioksit salınımı olmuyor. Adblue da karbondioksit yerine azot gazı salınımı oluyor. Bu da çevredeki karbon ayak izini düşürüyor ve çevre emisyonunu da azaltıyor” ifadelerini kullandı.
]]>Tancan, AA muhabirine, Türkiye’nin enerji borsası EPİAŞ’ın 2023 çıktılarını ve enerji dönüşümündeki rolünü değerlendirdi.
Geçen yıl enerji piyasası yazılımlarının altyapısını oluşturan Enerji Piyasası Yönetim Sistemi’nin yenilenmesinin hızla değişen piyasa ihtiyaçlarına uyumu kolaylaştırdığını dile getiren Tancan, bu dönemde Şeffaflık Platformu 2.0. ile sistemin yeniden yapılandırıldığını söyledi.
Tancan, Gün İçi Piyasası (GİP) 2.0. projesiyle raporların takip edilebildiği ve limit işlemlerinin yönetilebilir hale geldiğini belirterek, “Teklif eşleşme oranı, minimum teklif fiyat adımı, teklif sunma ve güncelleme zaman aralığı gibi özellikler ile algoritmik ticaretin daha iyi şartlarda yapılmasına imkan sunduk.” diye konuştu.
Geçen yıl Şarj Ağı İşletmecileri-Yenilenebilir Enerji Kaynak Garanti (YEK-G) Belgesi Entegrasyonu Projesi’nin de hizmete alındığını, böylece şarj ağı işletmeci lisansına sahip katılımcıların istasyonlarını “Yeşil Şarj İstasyonu” olarak nitelendirebildiğini dile getiren Tancan, “Yaptığımız yeniliklerle YEK-G sisteminin işlem hacminin daha da artacağını öngörüyoruz.” ifadesini kullandı.
Geçen ay 18,6 teravatsaat eşleşme miktarıyla GÖP’te tüm zamanların aylık rekoru kırıldı
Tancan, GÖP’te eşleşme miktarının 2023’te önceki yıla göre yüzde 5,7 artışla yaklaşık 190 teravatsaate ulaştığını vurgulayarak, “Türkiye’de tüketilen elektriğin yüzde 59’una tekabül eden elektrik enerjisi kadar işlem gerçekleşti.” dedi.
Küresel enerji krizinin etkisiyle 2022’de yüzde 340 artışla 454 milyar liraya ulaşan işlem hacminin ise geçen yıl yüzde 6,5 azalarak 424,6 milyar lira olduğunu söyleyen Tancan, “Geçen ay GÖP eşleşme miktarı önceki aya kıyasla yüzde 14,5 artarak 18,6 teravatsaat olarak gerçekleşti. Bu eşleşme miktarıyla tüm zamanların aylık rekoru kırıldı.” diye konuştu.
Tancan, GİP’te ise toplam eşleşme miktarının 2022’ye göre yaklaşık yüzde 6 artarak 18,6 teravatsaat, işlem hacminin 81,88 milyar lira olarak hesaplandığını açıkladı.
Vadeli Elektrik Piyasası’nda katılımcı sayısının 2023 sonu itibarıyla 45’e ulaştığını belirten Tancan, “2023’te önceki yıla göre toplam eşleşme miktarı yaklaşık yüzde 41 artarak 40,2 gigavatsaat, işlem hacmi ise yaklaşık yüzde 206 artarak 289,4 milyon lira oldu. Açıldığı günden bugüne tüm kontratlarda toplam eşleşme miktarı 731,13 gigavatsaat, toplam işlem hacmi ise 1,66 milyar lira olarak gerçekleşti.” dedi.
Tancan, dünya genelindeki ekonomik krizin getirdiği belirsizlikler ve enerji krizi kaynaklı maliyet artışlarının tüketiciye yansımamasının amaçlandığı kaynak bazlı azami uzlaştırma fiyat (AUF) mekanizması ve kurdaki hareketlilik gibi nedenlerle geçen yıl vadeli elektrik piyasalarında işlem miktarlarının düşük seyrettiğine dikkati çekerek şöyle devam etti:
“Doğal gaz ve kömür fiyatlarındaki geri çekilmelerin krizin etkilerinin azaldığına işaret ettiğini düşünebiliriz. AUF mekanizmasının sonlanmasının ve özellikle Karadeniz gazının doğal gaz piyasası aracılığıyla ticaretinin yapılmasının, ilerleyen süreçlerde vadeli elektrik piyasasında likiditeyi artıracağını düşünüyoruz.”
Tancan, YEK-G Sistemi ve Organize YEK-G Piyasası’na ilişkin de “Toplam işlem hacmi yaklaşık 10 kat artışla 4,14 milyon lira ve piyasa eşleşme miktarı yaklaşık 2,5 kat artışla 3,3 teravatsaat olarak gerçekleşti.” bilgisini verdi.
“Türkiye, doğal gaz piyasasındaki olgunluğuyla öne çıktı”
Geçen yılın Türkiye’nin bölgesel ticaret merkezi olmasına yönelik çalışmaların hızlandırıldığı bir yıl olduğuna işaret eden Tancan, “Eylül 2018’de işleme açtığımız Spot Doğal Gaz Piyasası ile Ekim 2021’de işleme açtığımız Vadeli Doğal Gaz Piyasası’nın, diğer çevre ülkelere kıyasla ülkemizin bölgesinde üstleneceği merkez ülke rolüne katkı sağlayarak bu güçlü hedefin temellerini oluşturduğunu söyleyebiliriz.” diye konuştu.
Tancan, spot doğal gaz piyasasında 25 Mart 2022’de 55,9 milyon standartmetreküple en yüksek eşleşme miktarına ulaşıldığını ifade ederek, Avrupa Birliği (AB) içinde alternatif gaz tedariki arayışında Türkiye’nin, Asya ile Avrupa arasındaki gaz güzergahında yer alması ve bölge ülkelerine göre doğal gaz piyasasındaki olgunluğuyla öne çıktığını söyledi.
Doğal gaz piyasaları açısından 2023’ün fırsatlarla dolu olduğu kadar zor bir yıl da olduğunu dile getiren Tancan, yıllık ticaret hacmi açısından toplam eşleşme miktarının 2022’ye göre yüzde 50,6 gerileyerek 1,03 milyar standartmetreküp olarak kayıtlara geçtiğini bildirdi.
Tancan, yıllık doğal gaz tüketiminin 2023’te önceki yıla göre yüzde 8,2 düşüşle 51,45 milyar standartmetreküpe gerilediğini belirterek, “2022’de ülkemizin toplam doğal gaz tüketiminin yüzde 3,7’si spot doğal gaz piyasasında gerçekleşirken, 2023’te bu oran yüzde 2 oldu.” dedi.
“Karbon piyasası projesinin yazılım ayağını başlattık”
Türkiye’nin 2053 karbon nötr hedefi için kritik öneme sahip Emisyon Ticaret Sistemi’nde (ETS) pilot dönemin ekimde başlayacağını söyleyen Tancan, “Bu, sistemin kurulması ve karbon piyasalarının sağlıklı işletilmesi için bir yıldan az bir zamanımız olduğu anlamına geliyor. Bu nedenle EPİAŞ olarak çalışmalarımızı titizlikle yürütüyoruz.” ifadesini kullandı.
Tancan, EPİAŞ’ın karbon piyasasının işletilmesine yönelik hazırlıklarını kurulduğu günden itibaren sürdürdüğünü belirterek şunları kaydetti:
“Karbon piyasalarına yönelik AB, Amerika, Güney Kore, Meksika, İngiltere gibi uluslararası örnekleri inceleyerek ülkemizde hayata geçirilmesi planlanan karbon piyasalarına ilişkin iş geliştirme çalışmalarımızı tamamladık. Taslak yönetmelikte yer alan hükümler çerçevesinde proje yönetim birimimiz koordinasyonunda iş birimlerimizle bilgi teknoloji ekiplerimizi bir araya getirerek karbon piyasası projesinin yazılım ayağını başlattık. Proje kapsamında ekran tasarımları ve yazılım çalışmalarımıza devam ediyoruz.”
EPİAŞ’ın, karbon piyasaları, yeşil hidrojen sertifika sistemi ve beyaz sertifika gibi piyasa temelli mekanizmalarla Türkiye’nin enerji dönüşümünde önemli rol üstleneceğini dile getiren Tancan, “Hidrojen üretiminin kaynak bazlı belgelendirilmesi amacıyla YEK-G sistemine benzer bir sertifika sistemi olan Yeşil Hidrojen Sertifika Piyasası’nı EPİAŞ bünyesinde gerçekleştirmek için gerekli hazırlık çalışmalarına devam ediyoruz.” dedi.
]]>