NİSANUR YILDIRIM
(ANKARA) – Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Fatih Karahan, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda; kur korumalı mevduattan (KKM) kaynaklanan toplam zararın 833 milyar TL olduğunu açıkladı. Karahan, AYM’nin Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Merkez Bankası başkanını görevden alma yetkisini iptal etmesine ilişkin “Bu karar oldukça kapsamlı, Merkez Bankası’na özgü değil. Benim yorum yapmam doğru olmayacak” diye konuştu.
TCMB Başkanı Fatih Karahan, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda Merkez Bankası Kanunu gereğince Merkez Bankası’nın uyguladığı politikalar ve faaliyetlerine ilişkin bilgilendirme amacıyla ilk kez milletvekillerine sunum yaptı.
Karahan- Muş arasında ‘tasarruf’ diyalogu
Karahan, soru cevap kısmına geçmeden önce milletvekillerini Merkez Bankası’na davet etti ve “Çayımız, kahvemiz var. Yemek ikram edemiyoruz, tasarruf tedbirleri var” dedi. Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanı Mehmet Muş, “Biz yemeğimizi alır geliriz” diye yanıt verdi.
Karahan sunumunun ardından milletvekillerinin sorularını cevapladı. Karahan, ‘düşük faiz oranlarına sahip bir ülkenin para birimini borçlanarak, yüksek faiz oranlarına sahip başka bir ülkenin para birimine yatırım yapmak’ anlamına gelen carry-trade ile ilgili soruya şu yanıtı verdi:
“Enflasyonla mücadelemiz carry trade üzerinden değil”
“Enflasyon mücadelemiz carry trade, sıcak para üzerinden değil. Talep üzerinden talebi kontrol ederek enflasyonu düşürme amaçlı. Geçen sene cari açık 60 milyar dolardı, şimdi 30 milyar dolar seviyesine geldi. Daha da makul seviyeye çekmek istiyoruz. Faiz arttıkça (carry-trade) daha cazip hale geliyor. Birtakım sermaye akımları olabiliyor. Son 1,5 ayda rezervlerde yaşadığımız iyileşmeye bakarsak bunların üçte biri yurt dışı kaynaklı, üçte biri bireysellerden, geri kalan üçte biri ise tüzel kişiliklerden, kurumsallardan geliyor. İhracat gelirleri ve kurumlarımızın Türk lirasına dönmesi. Yurt dışından gelen kaleme baktığımızda, üçte birin hepsi off-shore kaynaklı faiz farkından faydalanma amacıyla gelmiş değil. Üçte birin yarısı carry-trade diye nitelendirebileceğimiz kısımdan geliyor. 20 milyar doların biraz üzerinde, 10 milyar dolar carry trade var. Sermaye akımları çok büyük risk oluşturmuyor. Bunun çok yüksek olması da arzu edilen bir şey değil. Sıcak paraya bu anlamda ihtiyacımız yok. Carry-trade kaynaklı gelen para enflasyon düştükçe daha çok bonolara kayıyor. Ondan sonra da düştüğü zaman dış yatırım olarak geliyor.”
Karahan, Merkez Bankası çalışanlarına verilen performans ödemelerindeki toplam tutarın ne kadar olduğunu bilmediğini belirterek şöyle konuştu:
“MB çalışanlarına 1-2 maaş arasında tazminat ödemesi yapıldı”
“Performans ödemesi çalışanların bireysel performansını teşvik etmek amacıyla kullanılan bir sistem. 1980’lerden beri uygulanıyor, yeni bir uygulama değil. 40 yıldan fazla bir geçmişi var. Her çalışanımıza vermedik. Performansa göre ödemeler yapıldı. 1-2 maaş arasında tazminat ödemesi yapıldı.”
Karahan’dan AYM’nin iptal kararına cevap: “Bu karar oldukça kapsamlı. Benim yorum yapmam doğru olmayacak”
Anayasa Mahkemesi, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) başkanını görev süresi dolmadan değiştirme yetkisini iptal etti ve TBMM’den yetki alınmadan yapılan bu değişikliklerin anayasaya aykırı olduğuna hükmetti. Bu karar, bugün Resmi Gazete’de yayımlandı. Vekillerin AYM’nin iptal kararını sorması üzerine Karahan, “Bu karar oldukça kapsamlı, Merkez Bankası’na özgü değil. Benim yorum yapmam doğru olmayacak” diye konuştu.
Karahan, milletvekillerinin asgari ücret sorularına ise şu şekilde cevap verdi:
“Asgari ücret ifadelerimiz tavsiye niteliğinde değil”
“Asgari ücret, bir numaralı risk değil. Asgari ücretin çalışmamızda katsayı olarak etkisi var. Asgari ücret konusunda karar verici değiliz. Enflasyon hedefleri belirlenirken birtakım varsayımlar yapmak zorundayız. Asgari ücret de bunlardan bir tanesi. Bunu yaparken de daha önce yapılan açıklamaları baz aldık. İfadelerimiz, tavsiye niteliğinde değil. Daha önce tek artış yapılacağı yönünde açıklamalar yapıldı. Yapmamız gereken enflasyonu en hızlı şekilde düşürmek. Bunu başardığımızda alım gücünde kalıcı bir artış olacak.”
Karahan, KKM’den kaynaklı ne kadar yük ve zarar oluştuğuna ilişkin soruya şu yanıtı verdi:
“KKM’de kademeli bir azalma öngörüyoruz”
“Son bir yıldır uygulamakta olduğumuz politikalar neticesinde KKM’ye olan talep azaldı. TL’nin cazibesi artınca KKM’ye olan talep azaldı. 70 milyar doların altına geldik. Bunu rezerv biriktirirken, sistemi zorlamadan yaptık. Bu seviye yeterli mi? Değil. Kademeli bir azalma öngörüyoruz. KKM hedeflerini bankalar için düzenledik. Önceye göre daha hızlı bir çözülme olacağını öngörüyoruz.
“KKM kaynaklı toplam zarar 833 milyar TL”
KKM kaynaklı toplam zarar 833 milyar TL. Bu zararın yüzde yüzünden fazlası oradan kaynaklanıyor, faaliyet raporumuzda açıklamıştık. Kur farklarından ileri geliyor. Bu da geçen yaz yaşanan kur atağıyla ilgili bir durum. Son dönemde kur makul seviyelere geldikçe KKM’nin yükü olmuyor.”
]]>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Fatih Karahan, İslam ekonomisine dair küresel düzeyde öngörülerin ele alındığı İslami Finans Zirvesi’nde konuştu. Karahan, enflasyonla mücadelede izlenen politika ile ilgili açıklamalarda bulundu. Karahan, enflasyonla mücadele ve fiyat istikrarını sağlamanın temel görevleri olduğunu belirtti. TCMB rezervlerinin 140 milyar doları aştığını da sözlerine ekleyen Karahan, “Dezenflasyonun eşiğindeyiz. Haziran ayında başlattığımız kademeli ve güçlü parasal sıkılaştırma süreci finansal koşullara beklendiği şekilde yansıdı” ifadelerini kullandı.
“TCMB rezervleri 140 milyar doları aştı”
Merkez Bankası rezervlerine değinen Karahan, “Bu ortamda TL getirisi yükselirken tasarrufa yönelim artmaya başlamıştır. Bu çerçevede tüketimin büyümeye katkısı azalırken net ihracatın büyümeye olumsuz etkisi zayıfladı ve cari açık yaklaşık yaklaşık 60 milyar dolar seviyesinden 30 milyar dolar düzeyine geriledi. Bu süreçte Merkez Bankamızın rezervleri de 40 milyar doların üzerinde artarak 140 milyar doları aştı. İyileşmeyle paralel olarak Merkez Bankası’nın yabancı para cinsi yükümlülüğü önemli miktarda gerilemiş ve döviz likiditesinde önemli bir iyileşme olmuştur” şeklinde konuştu.
“Dezenflasyonun eşiğindeyiz”
Enflasyonu düşürmeye yönelik izlenen politikaya ilişkin de konuşan Karahan, “Enflasyonun 2024 yılının ilk yarısında yıllık bazda artmasını beklediğimizi kamuoyuyla paylaşmıştık. Bu kapsamda manşet enflasyonun Mayıs ayında baz etkisiyle tepe noktasına ulaşıp sonrasında belirgin bir düşüşe geçeceğini belirtmiştik. Geldiğimiz noktada dezenflasyonun eşiğindeyiz. Para politikası duruşumuzun ana belirleyicisi, dezenflasyon sürecinin patikamızla uyumlu şekilde gerçekleşmesi olmayı sürdürecektir. Yakından izlediğimiz aylık enflasyon ana eğiliminde seviyesi yüksek olmakla birlikte bir zayıflama görmekten memnunuz” ifadelerini kullandı.
“Enflasyonun 2026 yılında tek haneye düşeceğini öngörüyoruz”
Karahan, enflasyondaki düşüş tahminleriyle ilgili olarak da, “Tahmin patikamızda, yaz aylarından itibaren yıllık enflasyonun hızlı bir şekilde gerileyeceğini ve bu gerilemenin baz etkisinden bağımsız olarak aylık enflasyonun temel eğilimindeki iyileşme ile birlikte süreklilik kazanacağını öngörmekteyiz. Bu doğrultuda 2024 yılı enflasyonunu yüzde 38, 2025 yılı sonunda yüzde 14’e, 2026 yılında tek haneli seviyelere gerilemesini öngörüyoruz” diye konuştu.
“Sıkı para politikası sürdürülecek”
Karahan, “Dezenflasyon sürecinde aylık enflasyonun ana eğiliminde belirgin ve kalıcı bir düşüş sağlanana ve enflasyon beklentilerinin öngörülen tahmin aralığına yakınsayana kadar sıkı para politikası duruşumuzu kararlılıkla sürdüreceğiz. Öngördüğümüz dezenflasyon patikasının temel sürükleyicileri; iç talepteki dengelenme, enflasyon beklentilerindeki düzelme ve TL cinsindeki finansal varlıklara artan taleple TL’de görülecek istikrarlı seyir olacaktır. Dezenflasyon patikasının gerçekleşmesi için gerekli kararlılığı sürdürmeye devam edeceğiz. Merkez Bankası olarak toplumsal refaha en büyük katkımızın fiyat istikrarının tesisi olduğunun bilincindeyiz. İstikrarlı ve kaynakları itibariyle sürdürülebilir bir büyüme fiyat istikrarının sağlanmasıyla mümkündür. Uygulamakta olduğumuz bütüncül politika seti, enflasyon beklentilerinin gerçekleşmesine yurt içi talepte dengelenmeye özel bir önem atfetmektedir. Fiyat istikrarında oluşacak dengeli büyüme kompozisyonu; tasarrufların arttığı, aşırı tüketimin sınırlandığı ve cari açığın azaldığı bir makroekonomik görünüme katkı sağlayacaktır. Öngörülebilirliğin arttığı ortamda, ülkemizin risk piriminin düşmesi sayesinde ekonomimizin verimlilik artışına dayalı büyümesi için gereken finansal kaynaklarda güçlenecektir. Merkez Bankası olarak önceliğimiz enflasyon ve fiyat istikrarı” şeklinde konuştu.
“Katılım finans sektörünün güçlü bir mevzuat altyapısına kavuşturulması, ürün ve hizmet çeşitliliği kazandırılması önem taşıyor”
Finans sektörünün gelişiminin yakından takip edildiğini belirten TCMB Başkanı Fatih Karahan, “Türkiye’de katılım finansın, finansal sektörün daha rekabetçi ve çeşitlendirilmiş bir yapıya kavuşarak ülke ekonomisinin gelişimine katkısının artırılmasının önemli olduğunu değerlendiriyoruz. Veriler Katılım Finans’ın öneminin uluslararası düzeyde de artacağına işaret ediyor. İslami Finansal Hizmetler Kurulu’nun istikrar raporuna göre Küresel İslami Finans Varlıklarının 2024 yılı sonunda 3,7 trilyon dolara ulaşması bekleniyor. Türkiye’nin bu piyasadan alacağı payın gerekli hukuki ve finansal altyapının oluşmasına bağlı olduğuna inanıyoruz. Katılım Finans sektörünün güçlü bir mevzuat altyapısına kavuşturulması ile ürün ve hizmet çeşitliliği azami önem taşıyor. Bizde Merkez Bankası olarak tüm paydaşlarla uyum içindeyiz. Geçtiğimiz yıllarda kurulan Katılım Finans Müdürlüğü TCMB bünyesinde kurduk. Böylece Katılım Finansa özgü risklerin takip ve analizine yönelik çalışmaları bir çatı altında topladık. Katılım finans kuruluşlarının ihtiyaçlarına yönelik Katılım Finans esaslarına uygun düzenlemeler yaparak uyumu konvansiyonel bankalarla eşitlemeye çalışıyoruz. Son dönemde konvansiyonel bankalara zorunlu karşılık faizi ödenirken katılım finans kuruluşlarına ilgili esaslara uygun şekilde alternatif getiri sağlayacak mekanizma geliştirdik. Kurumlar arası eşgüdüm bağlamında ise Cumhurbaşkanlığı Finans Ofisi ve Hazine ve Maliye Bakanlığı ile koordineli bir şekilde ülkemizde katılım finansı geliştirmeye yönelik çalışmalara teknik katkı veriyoruz, vermeye devam edeceğiz. Merkez Bankası olarak yasal ve finansal altyapı hususunda üzerimize düşen görevleri yerine getireceğiz” dedi. – İSTANBUL
]]>NİSANUR YILDIRIM
(ANKARA) – Merkez Bankası Başkanı Fatih Karahan, enflasyondaki artışa asgari ücrete gelen zamların etkisinin ne olduğuna ilişkin soruya, “Şu anda ücretlerin yüksek enflasyondan dolayı erimesi söz konusu. Bizim birinci yapmamız gereken şey kalıcı bir şekilde fiyat istikrarını sağlamak. Biz enflasyonu öngörülerimiz çerçevesinde düşürürsek ki bunda kararlıyız, kararlı duruşumuzu da yaptığımız işlerde gösteriyoruz. Bunu yapabilirsek zaten kalıcı refah artışı olacaktır. Ücretler enflasyonist olmayacak şekilde artmaya devam edecektir” diye yanıt verdi. Karahan, 500 ve 1000 TL’lik banknotların ihtiyaç görülürse dolaşıma girmesi için adımların atılacağını belirtti. Karahan, KKM’nin toplam bakiyesinin 70 milyar dolar civarına indiğini açıkladı.
Merkez Bankası Başkanı Fatih Karahan, yılın ikinci enflasyon raporunu sunmasının ardından gazetecilerin sorularını cevapladı.
Karahan, bir gazetecinin “Enflasyonda istenen tablonun oluşması için iç talebi yavaşlatmak adına maliye politikasında atılması gereken ilave adımlar olduğunu düşünüyor musunuz?” sorusunu, şöyle yanıtladı:
“Talebi dengeleyerek enflasyonu düşürmek istiyoruz. Bu noktada sıkı bir para politika duruşumuz var. Bunu sözde bırakmadık, aksiyonlarla da gösterdik. Bundan sonra da ne gerekiyorsa yapmaya hazırız. Kamu maliyesi tarafından gelecek destek önemlidir. Harcamalar için bir tasarruf tedbiri çalışılıyor. Bu konuda gerekli detaylar yetkili merciler tarafından zamanı geldiğinde açıklanacaktır. Biz ikinci devrede ve 2025 yılı için de dezenflasyon sürecinde destek alacağımızı düşünüyoruz.”
Karahan, bir gazetecinin “Mevcut parasal sıkılıkla bu enflasyon hedeflerine ulaşabilecek miyiz” sorusuna, şu cevabı verdi:
“ENFLASYONUN ANA EĞİLİM SEVİYESİNDEN DOLAYI YÜZDE 36 HEDEFİNİ KORUMAYI DOĞRU BULMADIK”
“İhtiyatlı duruşumuzu koruyarak 36 hedefimize ulaşacağımızı düşünüyorduk. Fakat talep daha güçlü gerçekleşti, hatta bir ivmelenme oldu bizim tahminimizin aksine. Çeşitli sebepler var. İlk dört ayda 4 puana yakın bir ilave enflasyon gerçekleşti. Bizim tahminlerimizin 4 puan üzerinde. Piyasa tahminlerine de baktığımızda 4 puanlık bir bozulma söz konusu. Bunu tamamen telafi etmek ek sıkılaşmayla dahi çok kolay gözükmüyor. Yıl sonunda enflasyon yüzde 36 yine olabilir. Fakat baz senaryo olarak ek sıkılaştırma yapılsa dahi bunun ana eğilimindeki artışı telafi edeceğini görüyoruz. Hatta bir önce öngördüğümüz seviyenin bir miktar altına çekeceğini öngörüyoruz. Fakat bu 4 puanlık artışın tamamının telafi etmesini çok kolay olmadığını değerlendiriyoruz. 36’dan 38’e yapılan ayarlama tamamen bu sebepledir. Yüzde 36 hala bandın içinde. Yukarı yönlü riskler var ve biraz daha belirgin. Bu doğru. İlk 4 ay gerçekleşmesine, talep koşullarına ve enflasyonun ana eğiliminin seviyesine baktığımızda yüzde 36 hedefini baz senaryo olarak korumayı doğru bulmadık. Enflasyon görünümünde herhangi bir bozulma olmasında halinde ek sıkılaşma yapmaya hazırız.”
Merkez Bankası Başkan Yardımcısı Osman Cevdet Akçay, bir gazetecinin enflasyon tahminleri hakkında hangi sapma miktarı ya da aralığının endişe duyulabilecek noktayı temsil ettiği ve ne kadarlık bir sapmanın müdahale gereksinimi doğuracağına ilişkin sorusunu, şöyle yanıtladı:
“ENDİŞE SEKTÖRÜNDEYİZ. BİZİM İŞİMİZ ASLINDA ENDİŞE ETMEK”
“38’e, yukarıya kayış çok önemli bir kayış değil. 36’nın da tutturulması hala mümkün. Talebin nasıl daralmaya başlayacağı önemli. Biz sadece politika faizini arttırmadık. Miktarsal kısıtlar da getirdik. Bunların bir tanesi tek başına birden ufak olurdu. Ama 1+1 ikisi beraber 2’den fazla bir sıkılaşmaya tekabül ediyor. Bunun devreye gireceği kanaatindeyiz. Orta noktayı 38’e çektik. Bandın üst tarafını kesinlikle aşacağımız kanaatinde değiliz. 42’nin içinde kalma ihtimalimizin çok çok yüksek olduğunu düşünüyoruz. Endişe sektöründeyiz. Bizim işimiz aslında endişe etmek. Sapmamız endişe tarafında. Verdiğimiz bantla ilgili hiçbir sıkıntımız yok. Sert inişin zorunlu olduğu bir durum vardı. O da şu, aktarım mekanizmasının zayıflığı. Aktarım mekanizmanız zayıfsa sert inişiniz kaçınılmaz. Bizim yapmaya çalıştığımız bu mekanizmayı güçlendirmek. Kanatimiz, mart ayından itibaren biz bu mekanizmayı güçlendirdik.”
Karahan, ekonomist Uğur Gürses’in “TÜİK’in enflasyon madde sepeti fiyatlarını yayınlamamasına ve KKM’nin döviz karşılığına” ilişkin sorusunu şu yanıtı verdi:
“KKM’NİN TOPLAM BAKİYESİ 70 MİLYAR DOLAR CİVARINA İNDİ”
“TÜİK’İn kendi tercihidir. O konuda benim fikir belirtmem doğru olmaz. Enflasyon düştükçe beklentiler de olumlu yönde ilerleyecektir. KKM’nin toplam bakiyesi, ağustos itibarıyla 140 milyar dolar. Şu anda geldiğimiz noktada 70 milyar dolar civarına indi.
“HER ZAMAN İHTİYATI ÖN PLANA ÇIKARMAYI DOĞRU BULUYORUZ”
Eski bir Merkez Bankacı’nın çok sevdiğim bir lafı var. ‘Merkez Bankacı’nın görevi endişe duymaktır.’ Özellikle enflasyonun yüksek olduğu seviyelerde, her zaman ihtiyatlı duruş önemlidir. Aşağı-yukarı yönlü riskler var. Ama biz yukarı yölü risklere daha çok önem veriyoruz. Katılığın umduğumuz gibi çözülmemesi, talepteki dengelenmenin beklediğimiz gibi olmaması halinde görünümde bir bozulmaya yol açacak olursa risk açısından ilave sıkılaşma yapacağız. Her zaman ihtiyatı ön plana çıkarmayı daha doğru buluyoruz. Endişe sektörü bunu içeriyor.”
Karahan, bir gazetecinin 500-1000 TL’lik banknotların ve yeni para sayma makinelerin satışa çıkacağı iddiasına ilişkin soruya şöyle cevapladı:
“İHTİYAÇ GÖRÜLÜRSE GEREKLİ ADIMLARI ATACAĞIZ”
“Paranın kendisi ortada yokken bunla uyumlu banknot makinesi nasıl oluyor onu bilmiyorum. Birçok faktöre bağlı. Makroekonomik ve finansal analizlere, teknik olarak yapılan değerlendirmelre göre karar veriyoruz. Bu kapsamda, tedavüldeki küpür kompozisyonunun değişimlerini dikkate alıyoruz. Bunu dikkatle takip ediyoruz. Bu yaptığımız analizler sonucunda ihtiyaç görülürse gerekli adımları atacağız.”
Bir gazetecinin “enflasyondaki artışa asgari ücrete gelen zamların etkisinin ne olduğuna” ilişkin soruyu Karahan, şöyle yanıtladı:
“HİZMET FİYATLARI ÜSTÜNDE ASGARİ ÜCRETİN ETKİSİ SÖZ KONUSU”
“Asgari ücret konusu TCMB uhdesinde bir konu değil. Biz burada karar verici de görüşmelerin tarafı da değiliz. Dolayısıyla bir tavsiye verilmesi de söz konusu değil. Biz enflasyon tahminlerimizi yaparken birtakım varsayımlarda bulunmak durumundayız. Belirlediğimiz hedefler var. Hizmet enflasyonu, emek-yoğun bir sektör olduğu için, hizmet fiyatları üstünde asgari ücretin etkisi söz konusu. Bu konuda bir varsayım yaptık. Daha önce yapılan açıklamaları gösterge olarak ele aldık. Tek asgari ücret artışı olacağı dillendirildiği için biz bunu varsaydık. Şu anda ücretlerin yüksek enflasyondan dolayı erimesi söz konusu. Bizim birinci yapmamız gereken şey kalıcı bir şekilde fiyat istikrarını sağlamak. Biz enflasyonu öngörülerimiz çerçevesinde düşürürsek ki bunda kararlıyız, kararlı duruşumuzu da yaptığımız işlerde gösteriyoruz. Bunu yapabilirsek zaten kalıcı refah artışı olacaktır. Ücretler enflasyonist olmayacak şekilde artmaya devam edecektir.”
Merkez Bankası Başkanı Fatih Karahan, bir gazetecinin “Kamu zamları biriktirilerek yapılıyor. Yaz aylarında elektrik fiyatlarına yüklü bir zam beklentisi konuşuluyor. Bu birikimli zamlar yaratacağı maliyet enflasyonu açısından risk oluşturuyor mu” sorusuna, şu yanıtı verdi:
“Bahsettiğiniz kalemler konusunda yetki mercii değiliz. Enflasyonun öncelik olduğu, dezenflasyonun sağlıklı bir şekilde tesis edilmesi gerektiğine ilişkin hükümetin çeşitli kanallarından yapılan açıklamalar var. ‘Yönetilen/yönlendirilen fiyatlar belirlenirken enflasyon hedefine riayet edileceği’ açıklamalarından dolayı biz enflasyon hedefimizi bu varsayımlar doğrultusunda oluşturduk.”
(BİTTİ)
]]>
Çukurova Üniversitesi Ziraat Fakültesi Toprak Bölümü’nden 1986 yılında mezun olduktan sonra bir süre Nevşehir’de ilaç mümessilli olarak çalışan Karahan, daha sonra iş hayatına patates üretimi yapan firmalarda devam etti.
Sektörde beş yılda edindiği deneyimle kendi firmasını kurarak patates üretimine yönelen Karahan, 1990’lı yıllarda patates tohumundaki dışa bağımlılığı ortadan kaldırmak için çalışma başlattı.
Karahan, 2000 yılında borçla kurduğu Doğa Tohumculuk Doku Kültür Laboratuvarı’nda 15 kişilik ekibiyle bugüne kadar “Zirve”, “Doruk”, “Kutup”, “Bahar”, “Kaya”, “Volkan”, “Ayaz”, “Yediveren”, “Yaprak”, “Yankı”, “Yaldız”, “Maden”, “Kafkas”, “Altay”, “Aydos”, “Petek”, “İlkmor”, “Bulut”, “Ses”, “Turaç”, Taş”, “Yakut” ve “Deniz” adlı 23 yerli tohum çeşidini Türk tarımına kazandırdı.
“Başarıya ulaşmamız 22 yılı buldu”
Karahan, AA muhabirine, patates üretimine başladığı dönemde yurt dışından getirilen tohumların arazilerde hastalık oluşturduğunu, Avrupa firmalarının Türkiye’ye kaliteli tohum göndermemek için çaba gösterdiğine şahit olduğunu söyledi.
Yerli ve dayanıklı tohum çeşitleriyle ilgili çalışmasına Hollanda’daki bir tohum firması yetkilisiyle aralarında geçen konuşmanın ardından başladığını anlatan Karahan, şöyle konuştu:
“Patates üretim maliyetinin yüzde 35’lik kısmını tohum oluşturuyor. O dönem tohum yurt dışından geliyordu ve kalitesi çok düşüktü. Hastalıklı tohum geliyordu. Nevşehir ve Niğde’deki arazilerde patates siğili hastalıkları o dönem yurt dışından tohumla birlikte geldi. Distribütörü olduğum yabancı firmaya, ‘Biz size çok büyük para ödüyoruz fakat bize çok kötü tohum gönderiyorsunuz. Biz daha iyi para verelim, iyi tohum gönderin’ dedim. O da bana ‘iyi tohumu git Mars’tan al’ dedi. 2000 yılında yaşanan bu görüşme bizi ateşledi. İlk laboratuvarı kurduk. Yaklaşık 5 yıl mesafe alamadık. Doku kültüründe bitki çoğaltıyoruz ama yüzde 80’e kadar küflenme oluyor, çürüyordu. Daha sonra yurt dışından uzman getirdik. Onlarla devam ettik. Sil baştan laboratuvarı değiştirdik. Sonuçta başarıya ulaşmamız 22 yılı buldu.”
Karahan, patatesin ülkeler için buğday kadar stratejik bir bitki olduğunu, yurt dışından gelen niteliksiz tohumlar nedeniyle Türkiye’deki bazı arazilerde uzun yıllar sürecek hastalıklar oluştuğunu söyledi.
Virüslere karşı dayanıklı tohum üretmek için uzun yıllar büyük uğraşlar verdiklerini dile getiren Karahan, “Ürettiğimiz çeşitlerin yüzde 90’ı virüse dayanıklıdır. Bu bölgedeki (Nevşehir) araziler patates siğili nedeniyle 39 yıl karantinaya alınmış. Buraya merhem olalım, uygun bir çeşit geliştirelim dedik. Bu hastalığın ilaçlı tedavisi yok, tek çare dayanıklı çeşit yapmak. ‘Kafkas’ adlı çeşit yaptık. Dünyanın en verimli ve yüzde 100 dayanıklı bir tohum türü oldu.” dedi.
Karahan, tohum geliştirme çalışmasına başladığında yeterli maddi imkana sahip olmadığını, süreç boyunca birçok kez iflasla karşı karşıya kaldığını ancak yılmadığını kaydetti.
Azim ve kararlılıkla sürdürdükleri laboratuvar çalışmalarının meyvelerini birkaç yıldır topladığını, Türkiye’nin patates tohumu üretiminde önemli ülkelerden biri konumuna yükseldiğini belirten Karahan, şunları kaydetti:
“Ben bu işe 2000 dolarla başladım. Nevşehir’de 28 banka vardı hepsiyle çalışıyordum. Faiz ne kadar diye hiç sormuyordum. Yeter ki kredi versin. Bu çeşitleri geliştirmek beni 4-5 kez iflas noktasına getirdi ama yine de bırakmadık. Çok sıkıntı çektik ve gelinen noktada muazzam bir ekip oluştu. 2030 yılında üretimimiz 100 bin tona çıkacak. Yapacağım tek şey, seralarımızı genişleteceğiz. Patates tohumu üreten dünyadaki 5 ülkeden biri olduk, 100 bin tonu aştığımızda söz sahibi iyi bir oyuncu olacağız.”
AB’den tescil alınan çeşitler var
Laboratuvarın genel müdürü Mete Kaan Bülbül de uzun yıllar verdikleri mücadele sonunda ilk yerli tohum tescillerinin 2018’de gerçekleştirildiğini anlattı.
Şu an 20 tescilli tohum çeşidinin bulunduğunu, 3’ünün de tescil sürecinin devam ettiğini belirten Bülbül, “Asıl hedefimiz Avrupa’ya tohum satmak. Elimizdeki en iyi çeşitler olan Kafkas, Bahar, Yankı ve Yaprak türleri Avrupa’da da tescillendi. Yıllık yaklaşık 40 bin ton üretimiz bulunmaktadır. Geçen yıl Avrupa’ya 4 bin ton tohum satışımız oldu, bu yıl da 10 bin ton hedeflemekteyiz.” ifadelerini kullandı.
]]>Karahan, yılın ilk enflasyon raporunun tanıtımı amacıyla Merkez Bankası İdare Merkezi’nde düzenlediği bilgilendirme toplantısında, ekibiyle dezenflasyonu tesis etmeye yönelik çalışmalara kararlılıkla devam edeceklerini söyledi.
Merkez Bankasının görevinin fiyat istikrarını sağlamak ve sürdürmek olduğunu vurgulayan Karahan, bu amaçla Haziran 2023’te parasal sıkılaştırma sürecini başlattıklarını bildirdi.
Karahan, yapılan çalışmaları paylaşırken politikaların sonucu olarak bir önceki rapor döneminden bu yana hem reel hem finansal göstergelerin, para politikasının doğru yolda ilerlediğini teyit ettiğini dile getirdi.
Parasal sıkılığın önemine dikkati çeken Karahan, şöyle konuştu:
“Enflasyon, hedefimizle uyumlu seviyeye gerileyene kadar parasal sıkılığı korumakta kararlıyız. Enflasyon beklentilerini ve fiyatlama davranışlarını yakından takip ediyoruz. Enflasyon görünümünde herhangi bir bozulmaya izin vermeyeceğiz. Uyguladığımız politikalar, etkisini göstermeye başlamakla beraber, kalıcı fiyat istikrarına ulaşana kadar politika duruşumuzu sürdürerek enflasyonu tahmin ettiğimiz patikaya düşürecek ve orta vadede ekonomimizi kalıcı fiyat istikrarına ulaştıracağız.”
“Faiz indirimlerinin zamanlaması ve hızı önem kazanmıştır”
Küresel çapta sıkı para politikaları ve kısıtlayıcı finansal koşulların büyümeyi baskılayıcı etkisinin geçen yılın ortasından itibaren etkisinin belirginleştiğini vurgulayan Karahan, ihracatla ağırlıklandırılan küresel büyümenin, kademeli gerilemeyi takiben son çeyrekte önceki rapor dönemine göre yatay seyrettiğini anlattı.
Karahan, küresel ekonomideki gelişmelere ilişkin de değerlendirmede bulundu.
Küresel büyüme görünümü ve kompozisyonunun, jeopolitik riskler, finansal koşullar ve arz yönlü faktörlerin emtia fiyatları üzerinde belirleyici olduğuna işaret eden Karahan, önceki rapor döneminden bu yana enerji hariç emtia fiyatlarının sınırlı gerilemesini sürdürdüğünü bildirdi.
Karahan, bu dönemde doğal gaz fiyatları başta olmak üzere enerji ve emtia fiyatlarının düştüğüne dikkati çekerek, petrol fiyatlarının, önceki rapor döneminden bu yana belirgin şekilde gerilerken kısa vadede yüksek oynaklık sergilemeyi sürdürdüğünü dile getirdi.
Bu görünüm altında küresel enflasyondaki düşüş eğiliminin yılın son çeyreğinde enerji fiyatlarının katkısıyla hızlandığını belirten Karahan, şu ifadeleri kullandı:
“Birçok ekonomide çekirdek enflasyon da son aylarda gerilemektedir. Bununla birlikte enflasyon, küresel düzeyde hedeflerin üzerinde seyretmektedir. Riskler devam etmekle birlikte enflasyonun yıl içinde gerilemeyi sürdürmesi beklenmektedir. Bu enflasyon görünümü altında gelişmiş ülke merkez bankaları, politika faizlerinin mevcut seviyesini enflasyon hedefleri için yeterli gördüklerini belirtmektedir. Önümüzdeki dönemde faiz indirimlerinin zamanlaması ve hızı önem kazanmıştır.”
Gelişmekte olan ülkelerin bir kısmında enflasyon görünümündeki iyileşmeyle faiz indirim süreçlerinin devam ettiğini vurgulayan Karahan, önceki rapor dönemine kıyasla gelişmiş ülke merkez bankalarının, politika faizlerini daha erken indireceğine yönelik piyasa beklentilerinin arttığını söyledi.
Karahan, enflasyonist riskler dikkate alındığında, merkez bankalarının indirim süreçlerini kademeli şekilde sürdüreceklerinin ve küresel ölçekte parasal sıkılığın korunacağının değerlendirildiğini ifade ederek geçen yılın son çeyreğinde küresel risk iştahının belirgin toparlandığını ve gelişmekte olan ülke piyasalarına portföy girişlerinin arttığını, yılbaşından itibaren ise gelişmiş ülke merkez bankalarının, faiz indirimlerine daha ihtiyatla yaklaşan sözlü yönlendirmeleri sonucunda portföy girişlerinin yavaşladığını anlattı.
“Akaryakıt fiyatlarındaki artışın dolaylı etkileri sürüyor”
Karahan, 2023’ün son çeyreğinde enflasyonun önceki rapor tahminleriyle tutarlı seyrettiğini ve yıl sonunda yüzde 64,8 seviyesinde gerçekleştiğini hatırlatarak, yıllık enflasyonun, bu yılın ilk yarısına kadar artmasını beklediklerini tekrarladı.
2023’ün son çeyreğinde parasal sıkılaştırmanın etkileriyle fiyatlama davranışlarında ve enflasyonun ana eğiliminde gerçekleşen iyileşmeye bağlı olarak, enflasyon 3,3 puanla sınırlı arttığına işaret eden Karahan, artışın önemli kısmı olan 2,4 puanın doğal gazda 25 metreküp bedelsiz kullanım sınırının aşılmasından kaynaklandığını bildirdi.
Karahan, bu dönemde, enflasyon üzerinde, bir önceki çeyrekte akaryakıt fiyatlarındaki artışın dolaylı etkileri sürerken parasal sıkılaştırmayla talep koşullarının enflasyonu 1 puan civarında aşağı çektiğini belirterek, şöyle devam etti:
“Yüksek ve oynak seyreden enflasyon, emtia fiyatlarının 2022 sonrasında düşüşe geçmesinin ardından 2023’te giderek daha fazla talep kaynaklı hale gelmiştir. Ancak sıkılaştırma adımlarımızla talepte dengelenme süreci başlamıştır. Perakende satış hacminin büyümesi, 2023’ün ikinci yarısında belirgin şekilde yavaşlamış, kasım itibarıyla çeyreklik bazda negatife dönmüştür. Politikalarımız, talepteki aşırılığın giderilmesinde başarılı olmakla birlikte, perakende satışların mevcut seviyesinin halen dirençli olduğunu değerlendiriyoruz. Yurt içi talebin dezenflasyon sürecini sürükleyici yönde hareket etmesini sağlamak için parasal duruşumuzu korumakta kararlıyız.”
Karahan, talepteki aşırılığın 2023’ün ilk yarısında artan ithalat yoluyla dış ticaret dengesine de olumsuz yansıdığına dikkati çekerek, iç talepteki dengelenmeyi takiben son dönemde ithalat eğiliminin zayıfladığını bildirdi.
Geçen yılın ilk yarısında bir önceki yarıya kıyasla yüzde 8,5 artan altın ithalatının, yılın ikinci yarısında yüzde 18,6 azaldığını vurgulayan Karahan, tüketim malları ithalatındaki artış eğiliminin, aynı dönemde belirgin zayıfladığını, mücevher hariç dayanıklı tüketim malı ithalatının gerilediğini, otomobil ithalatı artışının da hız kestiğini anlattı.
Ocak ayına ilişkin geçici verilerin, hem toplam hem de altın ve enerji hariç bakıldığında, dış ticaret dengesindeki iyileşme eğiliminin devamına işaret ettiğini kaydeden Karahan, 2023’ün ilk çeyreğinde altın ve tüketim malları ithalatındaki artışın, cari açığın gayrisafi yurt içi hasılaya oranının yüzde 5,7 seviyesine ulaşmasına neden olduğunu dile getirdi.
“2024’te cari dengede iyileşme sürecinin devamını öngörüyoruz”
2023 sonu itibarıyla cari açığın, milli gelire oranla yüzde 4 civarına gerilediğini tahmin ettiklerini belirten Karahan, “Bu dönemlerde, talebin zayıflamasıyla ve beklentilerin iyileşmesiyle birlikte, cari dengede düzelme gerçekleşmiştir. Mevcut parasal sıkılaştırma süreci de öncekilere benzer şekilde, başta altın ve dayanıklı tüketim malı olmak üzere, ithalat kanalıyla cari dengeye katkıda bulunmaya başlamıştır. 2024’te parasal aktarımın gecikmeli etkilerinin devreye girmesiyle, yurt içi talepte dengelenmeyle, cari dengede iyileşme sürecinin devamını öngörüyoruz.” ifadelerini kullandı.
Finansal koşullardaki sıkılaşma ve iç talepteki dengelenmenin mal ve hizmet gruplarında fiyatlama davranışlarına olumlu yönde yansımalarının olduğunu aktaran Karahan, finansal koşullardan görece daha hızlı etkilenen dayanıklı tüketim malları sektöründe, özellikle otomobil, beyaz eşya, mobilya ve ev aletlerinde fiyat artışlarının yavaşladığını bildirdi.
Karahan, dayanıklı mal enflasyonunun üç aylık ortalamalara göre Ağustos 2023’teki yüzde 9 seviyesinden Aralık 2023 itibarıyla yüzde 1,3’e gerilediğini söyledi.
Özellikle otomotiv ve beyaz eşyada talebi yeniden canlandırmak amacıyla yapılan fiyat indirimlerinin etkili olduğunu vurgulayan Karahan, hizmet enflasyonu eğiliminde de son çeyrekte yavaşlama kaydedilirken katılığın sürdüğünü ifade etti.
Karahan, parasal sıkılaştırmanın, kısa vadede, mal enflasyonu üzerinde daha etkili olduğuna dikkati çekerek, hizmet enflasyonunun, düzenlemeye tabi yönetilen kalemler ile eğitim ve sağlık hizmetleri ve kira gibi geçmiş enflasyona endeksleme eğilimi güçlü kalemler sebebiyle önemli atalet sergilendiğini, bu kalemlerin, şokların enflasyon üzerindeki etkilerinin uzun süreye yayılmasına neden olduğunu anlattı.
Ücret ve fiyat güncellemeleri ile sözleşme yenilemelerinde önemli bir ay olan ocakta, hizmet fiyatlarında yüksek oranlı artışların gözlendiğine işaret eden Karahan, hizmet enflasyonundaki katılığın önemli bileşeninin kiralar olduğunu, bu bağlamda konut piyasasının önem arz ettiğini, buradaki gelişmelerin öncü gösterge olarak yakından takip edildiğini sözlerine ekledi.
(Sürecek)
]]>