ANKARA’da yaşayan İlyas Durum (74), damar tıkanıklığı nedeniyle 2000’den 2021’e kadar 2 kez baypas ameliyatı geçirdi, 27 kez anjiyo oldu. 2 hafta önce yine kalp rahatsızlığı nedeniyle hastaneye başvuran Durum’un, kalbinin delik olduğu belirlendi. Durum, “İlk kalp krizinin üzerinden 30 yıl geçmiş. Çeşitli doktorlara gittim, tedavi oldum. Hiçbirisi bana ‘Senin kalbin delik’ demedi. Ameliyat için oldukça geç kalındı” dedi.
Kamuda çalışan İlyas Durum, 1995 yılında ilk kez kalp krizi geçirdi. O dönemki adıyla Gülhane Askeri Tıp Akademisi’ne kaldırılan Durum, elektroşok uygulanarak kalbinin yeniden çalıştırılmasıyla hayata döndürüldü. Daha sonra kalp rahatsızlıkları tekrarlayan Durum, 1999 ve 2000 yıllarında 2 kez baypas ameliyatı oldu. Durum, 2013’te yine rahatsızlandı ve 3,5 saatlik operasyon ile kalbine stent takıldı. Durum, damar tıkanıklığı nedeniyle 2000 ile 2021 yılları arasında 27 kez anjiyo oldu. Durum, rahatsızlığı nedeniyle 2021’de kamudan emekli oldu. Kalp ritmi bozukluğu tedavisi de gören Durum, 2 hafta önce yine kalp rahatsızlığı nedeniyle Ankara Etlik Şehir Hastanesi’ne başvurdu. Burada yapılan kalp ultrasonu, kalp endoskopisi tahlili sonucunda Durum’un kalbinin delik olduğu belirlendi ve ameliyat için de geç kalındığı, kalbinin deforme olduğu belirtildi.
‘İLAÇ SAYIM GÜNDE 20’YE ÇIKTI’
İlyas Durum, ilk kalp krizini 1995 yılında geçirdiğini belirterek, “1995 yılında Ankara’daki Maliye Bakanlığı lojmanımda oturuyordum. Gece 00.30’da kalp krizi geçirdim. 100 metre yakınımızda olan GATA’nın aciline gittim. Acilde sabaha karşı kalbim durdu. Şokla çalıştırıldım. O günden bugüne de çok şükür yaşıyoruz; ancak bir sürü badireler atlattım. Kalp krizinin kalbime vermiş olduğu hasar mevcuttu. Bu hasarla maalesef yaşamaya çalışırken, 1999 yılında giderek artan kalp rahatsızlıklarım yüzünden baypas, yani açık kalp ameliyatı geçirdim. Ancak başarısız bir operasyon olduğu için, 2000 yılında tekrar özel bir hastanede baypas ameliyatı geçirdim. Kalbimdeki damarların 2013 yılında yüzde 90 tıkalı olması nedeniyle, o zamanki doktorum kalbime stent taktı. Daha sonra ritim bozukluğu hastalığım başladı. Ritim bozukluğu için ablasyon tedavisi uygulandı. Ancak ritim bozukluğum devam etti. En son anjiyomu 2021 yılında oldum. Ancak bu arada ben tam 27 kez anjiyografi oldum. ve netice olarak 2 baypas geçirdim. 27 kez anjiyo oldum. Bir kere kalbime stent atıldı. Bir kere ablasyon geçirdim. Daha sonra 2021 yılında son bir kez daha bana anjiyo yapıldıktan sonra artık yapılacak bir şeyin olmadığı söylendi. Ağrılarım olduğu zaman da bana bir ilave ilaç verildi, ilaç sayım günde 20’ye çıktı” ifadelerini kullandı.
‘ŞANSSIZLIK OLARAK DEĞERLENDİRİYORUM’
2 hafta önce yine kalp rahatsızlığı nedeniyle Etlik Şehir Hastanesi’ne başvuran Durum, “Muayeneden sonra doktorum ‘Senin kalbinde delik var’ dedi. İlk kalp krizinin üzerinden 30 yıl geçmiş. Çeşitli doktorlara gittim. Tedavi oldum. Hiçbirisi bana ‘Senin kalbin delik’ demedi. Demediği için de oldukça geç kalındı ve geç kalınmadan dolayı kalbim deforme oldu. Deforme sonucunda şimdi yapılacak bir müdahalenin bir anlamının olmayacağı şeklinde ifadede bulundu doktorum. Kalbimdeki delik, 2 santime yakın. Ben doktorların iyi niyetli olduğunu biliyorum, demek ki onların da gözlerinden kaçtı. Şanssızlık olarak değerlendiriyorum. Doktorum, ‘Ameliyat mümkün değil, zaten 2 kere baypas olmuşsun, 2 kere göğüs kafesi açılmış, 3’üncü kez açılma şansı sıfır. Tek çare anjiyografi gibi kasıktan girerek şemsiye tedavisi uygulamak’ diyor. Ama şemsiye tedavisinin kalbi eski haline getirme şansının çok zayıf olduğunu söyledi. Fark edilmedi, geç kalındı. Belki birinci ameliyattan sonra fark edilseydi, ikinci ameliyatta o delik tedavi edilirdi” dedi.
Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Kalp Merkezi’nden Kardiyolog Prof. Dr. Timuçin Altın, 27 anjiyonun bir hasta için çok yüksek olduğunu söyleyerek, “Ancak tabii buna yakın hastalar biz de görmedik değil. Bazen hastaların yapısından dolayı damarlarındaki, stent takılıyor ancak bu stent daralabiliyor. Tekrar başka yeni damarlarda darlık olabiliyor. Bunun için anjiyo yapmak gerekir. Sık görülen bir durum değil bu kadar çok anjiyo; ancak hiçbir doktorun gerekmedikçe bu kadar çok anjiyo yapacağını zannetmiyorum” dedi.
]]>DOĞUŞTAN kalp hastası olan ve evinde fenalaşınca Antalya’dan hava ambulansı ile Ankara’ya Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’ne sevk edilen Kaan Toprak Kökçü (14), trafik kazasında ağır yaralanıp beyin ölümü gerçekleşen hastanın bağışlanan kalbiyle yaşama tutundu. Anne Yasemin Kökçü, “İnanılmaz şaşkınım, kalbin bulunduğuna inanamıyorum. Kaan’ın süreci bir mucize. Bu, 14 yılın ardından gelen mucize oldu bizim için. Lütfen organlarınızı bağışlayın. İnsanlara umut olun” dedi.
Yasemin ve Aşkın Kökçü çiftinin tek çocukları Kaan Toprak, kalp rahatsızlığı ile dünyaya geldi. Rahatsızlığı her yıl ilerleyen Kaan’a 2 yaşında ‘kalp duvarında kalınlaşma’, bir süre sonra da ‘kalp yetmezliği’ teşhisi konuldu. Son 5 yıldır kalp nakli için sırada bekleyen Kaan, 2 Haziran’da yapılan LGS’ye girmeye hazırlanırken bir gün önce evde fenalaştı. Baygınlık geçiren Kaan, ambulansla Antalya Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’ne kaldırıldı. Kaan, durumunun ağırlaşması üzerine de Sağlık Bakanlığı’na ait hava ambulansı ile son 2 yıldır tedavi gördüğü Hacettepe Üniversitesi Çocuk Hastanesi’ne sevk edildi. 5 Haziran’da gerçekleşen sevkin ardından 1 aydır hastanede yoğun bakımda yaşam savaşı veren Kaan, 3 Temmuz’da trafik kazasında ağır yaralanıp beyin ölümü gerçekleşen gencin kalbinin bağışlanmasıyla yapılan nakille yaşama tutundu.
‘DÜNYALAR BİZİM OLDU’
Yasemin Kökçü, oğlu için uygun kalp bulunduğunu öğrendiklerinde çok mutlu olduklarını söyleyerek, “İnanılmaz şaşkınım, şükrediyorum. Halen kalbin bulunduğuna inanamıyorum. Bunun bir anlatımı yok. Kaan’ın süreci bir mucize. Onun için herkes dua etti. Yürekten dua etti. 3 Temmuz günü akşamı Kaan’ın yanına gittim yoğun bakıma, oğlumun omzuna dokundum, gözleri açıktı. Söylediğim her şeye gözleriyle karşılık veriyordu. ‘İnancını kaybetme oğlum, o kalp mutlaka bulunacak. Ben sana ilaç, sen bana ilaç. Bize mutlaka bir kalp çıkacak. Dua et’ dedim. ve gözlerini kapattı. Ben inanıyorum ki çocuğum çok yürekten istedi bunu. Rabb’im de nasip etti. O akşam 22.30 sıralarında biz telefon aldık. ‘Uygun kalp bulundu’ denince dünyalar bizim oldu. Bu, 14 yılın ardından gelen mucize oldu bizim için. İnanın ben hayata yeniden doğdum. Çok şükür Allah’ıma bugün bu noktadayız” dedi.
Organ bağışı çağrısında bulunan Yasemin Kökçü, “Lütfen herkes organ bağışçısı olsun. Tüm vatandaşlarımıza çağrıda bulunuyorum. Beyin ölümü gerçekleşmiş bir hastanın organları neden toprakta çürüsün? Bir kalp, bir organ o bedende her gün o vefat eden kişi için dua edecek. Bundan daha güzel bir şey var mı? Lütfen organlarınızı bağışlayın. İnsanlara umut olun” diye konuştu.
‘ORGANLARIMIZ TOPRAKTA ÇÜRÜMESİN’
Aşkın Kökçü de oğlunun son 1 aydır yoğun bakımda yaşam savaşı verdiğini hatırlatarak, “Bizim için geçen bu 1 ay, 30 yıla bedel oldu sanki. Zaman geçmiyor, saat dönmüyor. Bekliyorsun bir umut; ama hiçbir şey olmuyor. Bir yere gidemiyorsun, bir yere gelemiyorsun. ‘Ha telefon çaldı çalacak ve bir haber gelecek’ bekleyişinde oluyorsun. Hep bir heyecan. Hep bir heyecanla işte 1 aydır burada bekliyorduk. İlk yoğun bakımdan aranınca çok korkmuştum. Oğluma bir şey oldu sandım. Doktor geldi; ‘Kaan’a uygun organ bulundu’ dedi. O zaman işte dünyalar benim oldu. Çok sevindim. Şu anda yoğun bakımda. Allah’ın izni ile bu 2 günü de atlatırsak inşallah her şey daha güzel olacak ve oğlum da 14 yıldır beklediği sağlığına kavuşacak. Çünkü 14 yıldır hem bizim için, hem onun için çok sıkıntılı geçti. Ama 14 yılın ardından bir mucize oldu ve inşallah tamamına ereceğiz. Lütfen tüm vatandaşlarımız organ bağışçısı olsun. Birçok insan organ bekliyor. Onları kimse göz ardı etmesin. Organlarımız toprakta çürümesin. İnsanlarda can bulsun” ifadelerini kullandı.
]]>Avusturya’da 63 kişi üzerinde yapılan bir araştırma, yeni tedavinin uygulandığı hastaların daha uzağa yürüyebildiğini ve kalplerinin daha fazla kan pompalayabildiğini ortaya çıkardı.
Innsbruck Tıp Üniversitesi’nden Profesör Johannes Holfeld, “İlk kez, klinik ortamda kalp kasının yenilendiğini görüyoruz ve bu, milyonlarca insana yardımcı olabilir” dedi.
Araştırmacılar tarafından “uzay fönü” olarak adlandırılan cihazın daha geniş kapsamlı denemelerinin yapılarak sonuçların daha geniş bir hasta grubunda tekrarlanması planlanıyor.
Dünya genelinde birincil ölüm nedeni
Dünya Sağlık Örgütüne (WHO) göre dünya çapında her yıl 18 milyon kişi kalp hastalıkları ya da diğer karidyovasküler komplikasyonlar nedeniyle hayatını kaybediyor.
Risk faktörleri arasında yüksek tansiyon ve sağlıksız beslenmenin yanı sıra tütün ve alkol kullanımı yer alıyor.
Dünya genelinde ölümlerin birincil nedeni olan kalp hastalıklarının çaresi henüz yok.
İlaçlar ve diğer tedaviler hastalığın kontrol altına alınmasına ve kalbe giden kan akışının bir anda kesilmesi nedeniyle ortaya çıkan kalp krizi riskinin azaltılmasına yardımcı olabiliyor.
Ağır vakalarda cerrahlar göğüsteki, bacaktaki ya da koldaki sağlıklı bir kan damarını alıp bunu, kalp çevresindeki atardamarın tıkalı bölgesine üstten ve alttan birleştiriyor. Bu ameliyat baypas olarak biliniyor.
Bu tip ameliyat kalbin fonksiyonlarını geliştirmekten ziyade çalışmaya devam etmesini sağlıyor.
‘Yaşam beklentilerinin uzayacağını tahmin ediyoruz’
Avusturya’daki araştırmacılar, baypas ameliyatından kısa bir süre sonra hafif ses dalgaları uygulayarak hasarlı dokunun kendisini yenilemesini sağlamaya çalıştılar.
Yaklaşık 10 dakika süren prosedür, kalp krizinden sonra hasar gören veya yaralanan alanın çevresinde yeni damarların büyümesinin önünü açmak için tasarlandı.
Benzer bir “şok dalgası” tekniği, tendon ve bağ yaralanmaları ya da erektil disfonksiyon gibi diğer vakaların tedavisinde halihazırda kullanılıyor.
Böbrek taşlarını kırmak için yaygınlıkla kullanılan litotripside de daha güçlü dalgalara veya darbelere başvuruluyor.
Sonuçları European Heart Journal adlı bilimsel dergide yayımlanan çalışmaya katılan baypas hastalarının yarısına genel astestezi altında ses dalgaları tedavisi uygulanırken, yarısına sahte bir prosedür uygulandı.
Amerliyattan bir yıl sonra kalpten pompalanan temiz kan miktarı:
Şok dalgalarıyla tedavi edilen hastalar dinlenmeden daha uzağa yürüyebiliyor ve daha kaliteli bir yaşam sürdüklerini söylüyorlardı.
Prof. Holfeld, “Yani günlük yaşamlarında köpeklerini yeniden yürüyüşe çıkarabiliyor ya da markete gidebiliyorlar.
“Aynı zamanda yaşam beklentilerinin uzayacağını ve yeniden hastaneye yatma oranlarının düşeceğini öngörüyoruz” dedi.
Britanya Kalp Vakfı’nın Tıbbi Direktör Yardımcısı Kardiyolog Dr. Sonya Babu-Narayan, mevcut kalp hastalığı tedavilerinin “iyileştirilebilecek çok fazla yönü” olduğunu söyledi:
“Bu denemenin heyecan verici tarafı, şok dalgası tedavisi gören kişilerin, bir yıl sonra, almayanlara göre kalp fonksiyonlarında iyileşme ve daha az semptom göstermeleri.
“Uzun vadeli etkileri araştırmak için artık daha geniş çaplı ve daha uzun süreli denemelere ihtiyaç var”.
Araştırmacılar, cihazın Avrupa’da bu yılın sonlarında onaylanacağını öngörüyor. Klinik araştırmalar dışında hastalarda ilk kullanımının da 2025 yılında gerçekleşmesi planlanıyor.
Çalışma, Avusturya’da kamu kurumları, ABD Ulusal Kalp, Akciğer ve Kan Enstitüsü ve Innsbruck Tıp Üniversitesi’nden ayrılan ve kısmen araştırmacılara ait olan bir şirket tarafından finanse edildi.
]]>Prof. Dr. Balcı, AA muhabirine yaptığı açıklamada, kulak memesinde, genellikle çapraz 45 derecelik bir açıda, farklı derinlik seviyeleri bulunan ve adını, bu teoriyi 1973’te geliştiren Dr. Sanders T. Frank’tan alan çizginin, kalp-damar hastalıklarının habercisi olup olmadığına ilişkin bilgileri paylaştı.
Kalp tomografisi, EKG gibi yöntemlerin yeterince gelişmediği dönemde bazı fiziksel değişimlere bakılarak kalp hastalıklarının tespit edilmeye çalışıldığına ve bunlardan birinin de “Frank çizgisi” olduğuna işaret eden Balcı, sonrasında söz konusu çizgi ile ilgili bilimsel çalışmaların da yapıldığını anlattı.
Prof. Dr. Balcı, “Frank çizgisi, kulak memesinde çapraz seyirli bir çizgidir. Günlük hayatımızda belki çok dikkatimizi çekmeyebilir ama buna ilişkin geçmişte yapılan çalışmalar mevcut. Bu çalışmalarda, Frank çizgisine sahip kişilerde, artmış kalp-damar hastalığı ve artmış inme riski olduğu bildirilmiştir.” ifadelerini kullandı.
“Net bir bilimsel bağlantı kurulamamış”
Bir nedensellik söz konusu olsa da bunun tek başına bir gösterge olmadığını vurgulayan Balcı, şöyle devam etti:
“Frank çizgisi ile ilgili teori, kulak memesinin yapısal bütünlüğünü oluşturan dokuların, aort ve kalp kapaklarında da benzer bir yapıyla ilişkili olduğuna yönelik. Dolayısıyla kulak memesindeki deformasyonun aslında kalp dokularındaki deformasyonun da bir göstergesi olabileceği belirtiliyor. Ancak tam olarak, net bir bilimsel bağlantı kurulamamış.”
“Çizginin varlığı tek başına bir gösterge değil”
Hastaların tek bir fiziksel bulguya göre değil, eşlik eden başka hastalıklara ve laboratuvar değerlerine göre değerlendirildiğine işaret eden Balcı, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Yani bu çizginin varlığı, tek başına bir endişe kaynağı olamayacağı gibi olmaması da kişi de rahatlama sebebi olarak görülmemeli. Kalp-damar hastalığı riskini değerlendirirken tek bir fiziksel bulguyu değil, birçok faktörü dikkate alıyoruz. Bunların başında hipertansiyon, şeker hastalığı, sigara kullanımı, birinci derece yakınlarda erken yaşta ortaya çıkan kalp-damar hastalığı, kolesterol, ileri yaş, aktif bir yaşam tarzının benimsenmemesi geliyor.
Dolayısıyla sadece kulak memesindeki çizgi, bize kişide ‘kalp-damar hastalığı vardır veya yoktur’ bilgisini veremiyor. Böyle bir çizgiye sahip olanlar hemen paniğe kapılmamalı, gerçekten bireysel kardiyak risklerinin ne olduğunu bilmek istiyorlarsa uzman bir hekime başvurabilirler.”
“Şeker hastalarının riski çok daha yüksek”
Prof. Dr. Balcı, özellikle diyabetin kalp-damar hastalıkları açısından önemli bir risk faktörü olduğunu belirterek, “Şeker hastalarının kalp-damar hastalıkları açısından riski, topluma göre çok daha yüksek. Bu nedenle diyabet tanısı alanların mutlaka kardiyoloji muayenesinden de geçmeleri önemli. Yapılan tetkiklerde bir anormallik olmasa bile yılda bir kez periyodik olarak kardiyoloji hekimince değerlendirilmelerini öneriyorum.” diye konuştu.
Erkeklerde 50 yaş altında, kadınlarda ise menopoz öncesi, erken yaşta, kalp krizi, “bypass” ameliyatı gibi operasyonları geçiren birinci derece aile yakını olanların da mutlaka kardiyolojik açıdan değerlendirilmesi gerektiğini anlatan Balcı, “Ayrıca birinci derece aile yakınında erken yaşta koroner arter hastalığı tespit edilenlerin de ‘ailesel hiperkolesterolemi’ dediğimiz kolesterol yüksekliği açısından da araştırılmalarını öneriyoruz.” açıklamasında bulundu.
Kalp sağlığını korumanın anahtarı, sağlıklı yaşam ve dengeli beslenme
Prof. Dr. Balcı, sağlıklı yaşam ve dengeli beslenmenin kalp sağlığını korumanın anahtarı olduğunu vurgulayarak, şunları kaydetti:
“Yediğimiz her şey bizi etkiliyor. Bu nedenle öncelikle sağlıklı beslenmenin bir yaşam rutini haline getirilmesi gerekiyor. Kardiyak hastalıklardan korunma kılavuzunda da defalarca belirtildiği gibi; yeşil sebze ağırlıklı, zeytinyağlı Akdeniz tipi beslenmenin benimsenmesi önemli. Düzenli egzersiz de bu sürecin bir parçası. Haftada en az 3-5 gün, 30-50 dakika arasında tempolu yürüyüş yapılabilir. Sigara, kesinlikle uzak durulması gereken bir faktör.
Ayrıca diyabet, hipertansiyon gibi altta yatan hastalıkların modifiye edilmesi lazım. Çünkü kontrol altına alınmamış diyabet, maalesef ‘ateroskleroz’ dediğimiz, damar duvarlarında daralmayı en çok hızlandıran faktörlerden biri. Bu hastaların şeker ve tansiyon düzeylerinin kontrol altında tutulması büyük önem taşıyor.”
Prof. Dr. Balcı, stresin de kalp-damar hastalıkları açısından risk oluşturduğunu belirterek, “Ömrümüzü uzatmak için stresten mümkün olduğunca uzak durmalıyız.” dedi.
]]>Hastaneden yapılan açıklamada görüşlerine yer verilen Ateşal, kalp sağlığını koruma yöntemleri hakkında bilgi verdi.
Prof. Dr. Ateşal, dünya genelinde meydana gelen ölümlerin en önemli nedeninin bulaşıcı olmayan hastalıklar olduğunu, bunlar arasında ilk sıralarda kalp ve damar hastalıklarının yer aldığını belirtti.
Kalp ve damar hastalıklarını erkenden teşhis etmenin rutin tetkiklerle mümkün olduğunu vurgulayan Ateşal, “Kalp damar hastalığına yakalanma açısından yaş önemli bir faktörüdür. Yaşlanma süreci ile atar damarlarda gelişen yağlanma, tıkanma artmakta ve kişilerin kalp krizi geçirme riski artmaktadır. Ama son zamanlarda çeşitli faktörler nedeni ile kalp krizi geçirme yaşı da erkene inmiştir. Bu nedenle risk faktörlerinin belirlenmesi, erkenden önlem alınması önem taşımaktadır.” ifadelerini kullandı.
Sigara içme yaşının düştüğüne dikkati çeken Ateşal, yapılan çalışmalarda sigara tüketiminin kalp damar tıkanıklığının hem akut hem kronik sonuçlarını artırdığını gösterdiğini kaydetti.
Ateşal, sigaranın bırakılmasını sağlamanın uzun dönem kalp krizi riskini azaltmak için en etkin tedavi yöntemi olduğunun altını çizerek, sigarayla alkol ürünlerinden de uzak durulması gerektiğini anlattı.
“Toplu taşıma kullanımı hareketi getirir”
Prof. Dr. Ateşal, obezitenin gittikçe artan büyük bir sağlık sorunu olduğuna dikkati çekti.
Obezitenin düzensiz ve sağlıksız beslenmenin getirdiği bir hastalık olduğuna işaret eden Ateşal, şu değerlendirmelerde bulundu:
“Obezite, hipertansiyon, kolesterol, diyabet gibi hastalıkları da beraberinde getirmektedir. Obeziteden korunmak, diğer hastalıklarla birlikte kalp sağlığını korumak için de önem taşımaktadır. Bu nedenle düzenli, sağlıklı beslenmek, fazla kilonun verilmesi ya da kilo kontrolü kalp sağlığını da korumaktadır. Akdeniz tipi beslenmek gerekir. Sebze ve meyveden zengin, sağlıklı yağlardan oluşan, işlenmiş gıdalardan uzak duran bir diyet biçimi kalp sağlığı için gereklidir. Gerekirse beslenme uzmanlarından destek alarak kilo kontrolü sağlamak kalp sağlığı için atılması gereken adımlardan biridir. Beslenmenin yanında düzenli olarak yapılan egzersizin faydası büyüktür. Sedanter yaşamdan uzaklaşmak gerekir. Her yere arabayla gitmek yerine toplu taşıma kullanımı, hareketi artıracaktır. Bunun yanında açık havada yapılacak hafif tempoda yürüyüşler kalp sağlığı için koruyucu olacaktır.”
“Kalp krizi yaşa değil, riske bağlı”
Prof. Dr. Ateşal, koroner arter hastalığının erken dönemde belirlenmesinin, medikal ve girişimsel tedavi yöntemleriyle tedavi edilmesinin de kalp krizi riskini düşürdüğünü aktardı.
Bunları dikkate alarak kalp damar hastalıklarını ve kalp krizini sadece yaşa ve yaşlılığa bağlamanın çok yanlış olduğunu vurgulayan Ateşal, şu bilgileri verdi:
“Şeker, tansiyon hastalığı, kolesterol yüksekliği, sigara tüketimi, şişmanlık, kalp hastalıkları açısından aile öyküsü olması, stres, depresyon gibi risk faktörlerine sahip olan kişilerinde belirlenmesi, kontrol altına alınması kalp damar hastalıkları riskini azaltmakta etkin yöntemlerdir. Bu yüzden kalp krizi yaşa değil, riske bağlıdır. Risk faktörlerine sahip olan kişilerin de mutlaka periyodik kalp kontrollerini yaptırmaları önem taşımaktadır.”
“Erken ölümlerin önlenmesi hedefleniyor”
Prof. Dr. Ateşal, Sağlık Bakanlığı’nın hedefinin dünyada en sık görülen, en fazla ölüme ve engelliliğe neden olan bulaşıcı olmayan hastalıklara bağlı erken ölümlerin 2025’e kadar yüzde 25 azaltılması olduğunu kaydetti.
Her sağlık merkezinde kalp taraması yaptırmanın mümkün olduğunu ifade eden Ateşal, şu değerlendirmeyi yaptı:
“Bakanlığın da destekleriyle kronik hastalığı olanların hayati bir sorun yaşamadan yaşam kalitelerini artırıp sağlıklı yaşamaları için birçok imkan sunulmaktadır. Sağlık otoritelerinin getirdiği kolaylıklara bireylerin uyması pek çok sağlık sorununun önlenmesi ve erken teşhis edilip, tedaviye geçilmesinde önem taşımaktadır. Bu nedenle her yıl düzenli kalp kontrollerinin yaptırılması kardiyovasküler hastalıkların önlenmesi konusunda destek olacaktır.”
]]>Adıyaman’ın Çelikhan ilçesinde yaşayan Akay, farkında olmadığı kalp rahatsızlığı nedeniyle yemek yemekte zorlanıyordu.
Ani terleme ve vücudunun bazı yerlerinde ağrı oluşması nedeniyle doktora gitmeye karar veren Akay, Çelikhan Devlet Hastanesine başvurdu.
Burada kalp krizi geçirdiği belirlenen Akay, Malatya Eğitim ve Araştırma Hastanesine sevk edildi. Burada yapılan anjiyografi işleminin ardından hasta, kalp krizine bağlı nadir görülen kalp kapakçığında yırtılma tespit edilerek Kalp ve Damar Cerrahisi ekibi tarafından ameliyata alındı.
Kalp kapakçığı değişen ve tıkalı damarları açılan Akay, ameliyatla sağlığına kavuştu. Akay, artık güçlük çekmeden yemek yiyebilecek.
“Ender bir durum”
Malatya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahı ve Malatya Turgut Özal Üniversitesi Kalp ve Damar Cerrahisi Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Nurkay Katrancıoğlu, AA muhabirine, hastanın kendilerine ani nefes darlığı ve göğüs ağrısı şikayetleriyle başvurduğunu söyledi.
Kalp krizi geçirdiği belirlenen hastaya acil müdahalede bulunduklarını anlatan Katrancıoğlu, şöyle devam etti:
“Hastanın çok şiddetli bir kalp krizi geçirdiğini, kalp krizine bağlı olarak da kalp kapağında bir yırtılma olduğunu gördük. Hastamızı acil ameliyata aldık. Hem kalp kapağını değiştirdik hem de tıkalı damarlarına baypas yaptık. Hastamızın durumu gayet iyi. Birkaç gün içerisinde de hastayı şifayla evine taburcu edeceğiz. Bu tür durumlar normalde çok sık gördüğümüz vakalar değil. Hatta çok nadir olduğunu söyleyebilirim. Çok sayıda kalp krizi geçiren hastamız olmasına rağmen kalp kapakçığında yırtığın olması ender görünen bir durum. Bu hem hastamızın kendi koroner damarlarındaki doğumsal oluşum farklılıklarına bağlı hem de geçirmiş olduğu kalp krizinin şiddetine bağlı olarak meydana gelebiliyor. Herkesin kalp krizi geçirdiğinde bu komplikasyona dikkat etmesi gerektiğini düşünüyorum.”
Katrancıoğlu, hastanın tedavisinin son derece başarılı geçtiğini ve normal hayatına artık dönebileceğini anlatarak, şunları kaydetti:
“Vatandaşlara kalp krizine sebep olabilecek göğüs ağrısı gibi çeneye vuran, kola vuran, sırt ağrısı gibi rahatsızlıklar olduğunda hiç vakit kaybetmeden en yakın hastaneye gitmelerini öneriyorum. Çünkü bu tür hastalıkların ortaya çıkmasında süre de çok önemli. Erken dönemde yapılan müdahalelerde bu tür kapakçık yırtılmaları ya da kopmalarına çok çok daha nadir görülüyor. Onun için bu tür rahatsızlıklar ortaya çıktığında, özellikle çeneye, sırta, kola vuran göğüs bölgesindeki ağrılar olduğunda hastalarımıza mutlaka bir merkezine gidip kontrolden geçmelerini öneriyorum.”
Mustafa Akay ise rahatsızlığını geç fark ettiğini belirterek, bir saatlik gecikmenin hayatında çok şey değiştirdiğini söyledi.
Ani terleme ve vücudunun bazı yerlerinde ağrı oluştuğunu anlatan Akay, şunları aktardı:
“Terleme oluyordu. Yemek bile yiyemiyordum, sıkıntı çekiyordum. Aniden rahatsızlandım. Hastaneye geldim. Allah doktorlarımdan razı olsun hemen müdahale ettiler. Çok şükür şimdi çok rahatım ve taburcu olacağım. Hastaneye bir gün önce gelseydim bu kadar rahatsızlığı geçirmezdim. İmkanlarımız var, hastanelerimiz iyi, Allah herkesten razı olsun.”
]]>Eyüpsultan Belediyesi Osmanlı Park Ramazan Çadırında binlerce kişilik iftar sofraları kurarken, kültür, sanat ve tarih dünyasının önemli isimlerini ağırlamaya devam ediyor. Bu kapsamda düzenlenen etkinliklerin konuğu bu kez hadis kürsüsü profesörü ve televizyon programı yapımcısı Mustafa Karataş oldu.
“İmanın yeri kalptir”
Karataş, “İnsan ve Kalp” konulu söyleşisinde ayet, hadis ve kıssadan hisselerle temiz bir kalbin ve niyetin önemine değindi. İmanın yerinin kalp olduğunu, mahşer günü Allah’ın önce kalbimize bakacağını söyleyen Mustafa Karataş, sözlerine şöyle devam etti: “Kalbin hiç ummadığınız bir anlamı vardır. Kalbin manası dönektir, her yere döner. Kalp döndürür; ortama uydurur. Fakat Allah da insan da kalbe bakıyor. Hatta namazdan, oruçtan ve hacdan önce kalbimize, niyetimize bakıyor. Ameller niyetlere göredir. Biz insanların niyetini bilemeyiz ancak Allah bilir. Onun için kimin gerçekten mümin olduğunu veya olmadığını ancak Allah bilir. Allah diyor ki ben sizin kalplerinizi biliyorum. İmanın yeri kalptir. İnsanlar zayıflamak için diyetisyenlere gidiyorlar; 16 saat aç kalıyorlar. Ramazan’ın dışında başka bir ayda 16 saat sabahtan akşama kadar zayıflayayım diye aç kaldığınız zaman oruç sevabı alıyor musunuz? Almıyorsunuz, çünkü orada oruca niyet yok. Ama şimdi 14 saat aç duruyoruz sevap alıyoruz neden oruca niyet ediyoruz. Demek ki sevap alabilmek için niyet gerekiyor. Herkes niyetinin karşılığını alıyor. Niyetin merkezi kalptir. Allah Teala kıyamet günü mal ve evlat fayda vermez ancak temiz bir kalp fayda verir diyor.”
“Her mümin peygamberine benzemek zorundadır”
Öte yandan söyleşisinde Peygamber efendimizin ahlakının üç önemli özelliğine değinen Karataş, şunları söyledi: “Her mümin peygamberine benzemek zorundadır. Peygamber efendimiz kendisi için değil, başkaları için yaşamıştır. Yetimler, garipler, ailesi, çocukları ve ümmeti için yaşamıştır. Peygamber efendimize göre insanların en hayırlısı insanlara en çok faydası dokunandır. İnsanlara yardımcı olanlar Allah dostudur. Başkasını düşündüğümüz kadar Müslümanız. İkincisi peygamber efendimiz ahiret için dünyasını, dünya için ahireti terk etmedi. Ama biz hiç ölmeyecekmiş gibi dünya için çalışıyoruz, öbür tarafı bilmem hafız değilim diyoruz. Ahireti hiç düşünmüyoruz. Hz. Muhammed Mustafa (Sallalahü aleyhi ve sellem) efendimizin üçüncü bir özelliği var. Göründüğü gibi oldu, olduğu gibi göründü. İçi başka dışı başka olmayacağız. Eşimizin, dostumuzun arkasından kuyu kazmayacağız. Mert ve dürüst olacağız.” Söyleşisini dua ile bitiren Prof. Dr. Mustafa Karataş’a Eyüpsultan Belediye Başkanı Deniz Köken adına sahneye gelen Başkan Yardımcısı Ali Rıza Yavuz, katılımlarından dolayı teşekkür ederek “İstiklal Harbi’nin 100. Yılında İstanbul ve Eyüpsultan” kitabını hediye etti. – İSTANBUL
]]>2 çocuk babası görme engelli Ömer Öztürk, 2 ay önce günlük yaşamını kısıtlayan nefes darlığı ve baygınlık şikayetiyle Sağlık Bilimleri Üniversitesi Ahi Evren Göğüs Kalp ve Damar Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesine başvurdu.
Kardiyoloji kliniğinde yapılan tetkiklerde, kalp hastası Öztürk’ün kalp kapağının değiştirilmesine karar verildi.
Prof. Dr. Turhan Turan, AA muhabirine, Ömer Öztürk’ün ek sağlık problemleri olduğunu belirterek, “Aort damarında doğuştan bir darlık vardı (aort koarktasyonu). Literatürde 60 yaşın üstünde böyle bir hasta yok. Onun için kasıklardan girilip aort damardan ilerlenerek yapılamayacaktı. Böyle durumlarda bu işlem boyun damarından girilerek yapılabiliyor. Daha önce de çok defa yapıldı. Ancak boyun damarlarında da açı olarak sol taraf bizim için daha uygun.” dedi.
Prof. Dr. Turan, hastanın sol tarafında da problemler olduğuna değinerek, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Hastanın sol tarafta daha önce takılan kalp pili vardı ve damar çapı yeterli genişlikte değildi. Soldaki beyne giden bir diğer damarda plak vardı. Bu nedenlerle soldan girişim mümkün olmadığı için işlemi, açısı cihaza uygun olmayan sağ taraftan yapmak durumunda kaldık. Bunun da yapıldığı hastalar var literatürde ama bu hastanın aort kapakçığı üç yaprakçıklı olması gerekirken doğuştan ikiliydi ve ciddi düzeyde kireçlenmişti, buna biz biküspit aort diyoruz ki bu cihazın sağdan yerleştirilmesini ekstradan zorlaştıran bir durumdu. Ayrıca mitral kapak darlığı vardı, sol ventrikülü (karıncık) ciddi hipertrofikti (kalp kası kalınlaşması). Ek problemleri nedeniyle hasta sıra dışıydı. Riskliydi ama başarılı oldu, hastamız da iyi.”
Operasyon öncesi ekibiyle ciddi şekilde çalıştıklarına dikkati çeken Turan, “Birçok durumun bir arada olduğu ve literatürde az rastlanır bir hasta. Çalıştık, çözüm yollarını kendi aramızda tartıştık. Türkiye’de başka merkezlerde de bu işi yapan daha tecrübeli hocalarımız var. Onlarla da konuştuk, fikir alışverişinde bulunduk. Sonuçta ciddi hazırlık gerektiriyordu, operasyon öncesi yaklaşık bir ay hazırlığımız oldu. İşlemi yaptık, bir problemimiz olmadı Allah’a şükür.” diye konuştu.
“Birkaç güne hastayı taburcu edeceğiz”
Turan, operasyonu 5’i hekim 10 kişilik ekiple gerçekleştirdiklerini kaydederek, “Ameliyat biraz stresli geçti, alışık olduğumuz ya da her zaman yaptığımız bir vaka değil. Hatta literatürde tam bir örneğini bulamadık. Yaklaşık 1,5 saat sürdü. İşlemden çıktığımızda gördüğümüz önemli bir problemimiz yoktu. Birkaç güne hastayı taburcu edeceğiz.” dedi.
Hastanın ek problemleri ve yaşı nedeniyle az görüldüğü için operasyonu literatüre yazmaya hazırlandıklarını aktaran Turan, şunları söyledi:
“Hastaya hazırlanırken literatüre baktık. Bu tip hastalıkların olduğu ayrı ayrı hastalar var ama bütün bu problemlerin bir arada bulunduğu bir hasta yok bildiğimiz kadarıyla. Ayrı ayrı o hastalara ne yapmışlar, nasıl yapmışlar, onlardan da yararlandık. Biz de bunu literatürde yayınlayacağız ki bir başka meslektaşımız da böyle bir vakayla karşılaşırsa bu tecrübemizden yararlansın.”
Öztürk’ün oğlu Ahmet Öztürk ise bir aydır hastanede olduklarını dile getirerek, “Hocalardan Allah razı olsun, çok yardımcı oldular. Şu anda durumu iyi, memnununuz.” ifadesini kullandı.
]]>İZMİR’de, çocukken yaşadığı kalp romatizmasının ardından iki kez kalp kapağı değiştirilen Ferhat Şengün (34) kapak fonksiyonlarının yeniden bozulması üzerine 3’üncü kez ameliyat kararının eşiğine geldi. Ancak üçüncü açık kalp operasyonunun riskli bulunması üzerine Şengün, dünyada nadir yapılan bir yöntemle, kasıktan bir iğneyle girilip çalışmayan mitral kalp kapağının üzerine yeni bir biyoprotez kapak takılarak sağlığına kavuştu.
İzmir’in Buca ilçesinde aşçılık yaparak geçimini sağlayan Ferhat Şengün, 7 yaşındayken geçirdiği kalp romatizmasının ardından iki kez mitral kapak ameliyatı oldu. Beynindeki balonlaşma nedeniyle kan inceltici ilaç kullanamayan ancak protez kapağın fonksiyonunun bozulması nedeniyle yeniden ameliyat olması gereken Şengün, İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde gerçekleştirilen ameliyatsız yöntemle sağlığına kavuştu. Üçüncü kez açık kalp ameliyatı olması riskli bulunan Şengün’ün çalışmayan mitral kapağının yerine kasıktan girilerek yeni bir biyoprotez kapak takıldı.
‘ÇOCUKKEN KAPAKTA ÜFÜRÜM VARDI, HASTALIK BÖYLE BAŞLADI’
Hastalığının ilkokula giderken ortaya çıktığını anlatan Ferhat Şengün, uzun süredir belli aralıklarla hastanede yatarak tedavi gördüğünü söyledi. Hastalığı nedeniyle boş oturmaktan hoşlanmadığı için aşçılık yaptığını belirten Şengün, “Çocukken kapakta üfürüm vardı. Hastalığım böyle başlamıştı. Kalp romatizması yaşadım. İlk kapak ameliyatımı 17 yaşında oldum. Üfürüm kalp kapaklarını bozmuş. Mitral yerine metalik kapak takıldı. Top bile oynayıp, normal hayatıma devam ettim. Kendime çok iyi bakmadım. Bilinçsizdim. Sonra aradan yıllar geçti. Tekrar rahatsızlandım” dedi.
‘EN AZ 10 YIL KAZANDIM’
Katar’da yaşamaya ve çalışmaya başlayan Şengün, orada geçirdiği beyin kanamasının ardından Türkiye’ye döndüğünü söyleyerek, “Kalpte iltihaplanma nedeniyle uzun süre kardiyoloji servisinde yatarak tedavi gördüm. Unutkanlıklarım var. 31 Ocak’ta İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde yapılan işlem sonrası şu an çok mutluyum. Yaşamımı kurtardılar. En az bir 10 yıl daha kazandım. Bana annem bakıyor, Bundan sonra kendimi yormayacağım. Asitli içecek içmem, zararlı alışkanlıklarım yok. Kendimi yeniden doğmuş gibi hissediyorum” diye konuştu.
‘BİRŞEY OLUR KORKUSUNDAN ‘HEP YANINDA YATIYORUM’
Anne Lütfiye Şengün (64) de üçüncü ameliyatının kendisini çok korkuttuğunu belirterek, oğlunun bu operasyona gerek kalmadan sağlığına kavuşmasının onu çok mutlu ettiğini söyledi. Şengün şöyle devam etti:
“Üçüncü ameliyat riskliydi. Ben de çok korkuyordum. Ama bu işlemde hiçbir korkum olmadı. Önce yüce rabbime sonra doktorlarımıza sığındık. Yurt dışındayken yürüyemiyordu. Yanına gidemedim. O geldi fizik tedavilere başladı. Sadece başparmağında hasar kaldı. Evde tekrar fenalaşınca hemen ambulans çağırdık. Yeniden beyin kanaması geçirdi. 4 yaş büyük ablası bir var ama yine de Ferhat’ın durumu nedeniyle geceleri uyuyamıyorum. Ona bir şey olur korkusuyla hep yanında yatıyorum. Onun sağlık durumuna çok dikkat ediyorum. Ancak o pek söylenenleri dinlemiyor. Bundan sonra dinlesin istiyorum çünkü bu son şansımızdı. Takılan kapağın da ömrü az. İyi bakarsa 10 seneyi geçer.”
‘7 SENE İÇİNDE KAPAK ENFEKSİYON YÜZÜNDEN İYİCE BOZULMUŞ’
İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kardiyoloji Kliniği’nde görev yapan ve Ferhat Şengün’ün sağlığına kavuşmasını sağlayan, Prof. Dr. Mustafa Karaca, Doç. Dr. Tuncay Kırış ve Uzm. Dr. Fatma Esin, hastanın operasyondan bir gün sonra taburcu olabileceğini söyledi. Başarılı işlem sonrası kapak fonksiyonları normale dönen hasta hakkında bilgi veren Prof. Dr. Karaca, “Hastamız çocuk yaşta kalp kapağında tutulma yaşamış. Mitral kapakta ciddi daralma olmuş, ameliyatla metal kapak takılmış. Yıllar içerisinde beyin damarlarında bir balonlaşma olmuş ve beyin kanaması geçirmiş. Bu kanama nedeniyle kan inceltici ilaç kullanamıyordu. 7 yıl önce ikinci ameliyatla bu metal kapak çıkartılıp yerine biyoprotez dediğimiz yani insan dokusu içeren kalp kapağı yerleştirilmiş. Bu kapaklar metal kapaklara göre daha çabuk bozulabiliyor. 7 sene içinde kapak enfeksiyon yüzünden iyice bozulmuş. Kapak fonksiyonlarını yapamadığı için yeni bir kapak gerekti. Bu kapak için üçüncü kez kalbin açılıp ameliyat yapılması riskliydi” ifadelerini kullandı.
‘ÜÇ DERECE KAÇAĞI VARDI, ŞU AN HİÇ YOK’
Şengün’ün operasyondan bir gün sonra taburcu edilmeye hazır olduğunu belirten Prof. Dr. Karaca, “Başarılı şekilde işlem gerçekleştirildi. Hastamızın göğsü açılmadı ve bu işlem için kalbi durdurulmadı. Kasıktan bir iğneyle girip çalışmayan kapağın içine yeni bir kapak takılarak kapak fonksiyonları normal hale getirildi. Kapağında 3 derece kaçağı vardı. Şu an hiç kaçağı yok. İnşallah mikrop kaptırmaz, kendine iyi bakar, ilaçlarını düzenli kullanırsa ömür boyu kullanır. Bu işlemi ilk kez yaptık. Girişimsel işlemleri sık yapıyoruz ama normalde aort kapak için yapıyoruz. Mitral kapak için dünyada da nadir yapılan bir uygulamadır. Ülkemizde de sadece birkaç uygulama var. Sonuçların güzel olması bizi memnun etti. Hastamız normal hayatına devam edebilir. Her kapak hastasında olduğu gibi uzun dönem takipleri bizim için önemli. Kapak fonksiyonları takip edilerek, kaçak var mı darlık oluşmuş mu 6 ayda bir bakmamız gerekir” dedi.
]]>YOZGAT – Soğuk havanın kalp krizi riskini arttırdığını söyleyen Yozgat Bozok Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Hastanesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji A.D. Başkanı Prof. Dr. Özgür Çiftçi, hastaların soğuk havalarda beslenme ve yaşam tarzlarına dikkat etmelerini söyleyerek uyarılarda bulundu.
Soğuk havanın insan vücudunu olumsuz yönde etkilediğini belirten Prof. Dr. Özgür Çiftçi, özellikle kalp hastalarının göğüs bölgelerini iyi şekilde koruyarak dışarı çıkmaları gerektiğini söyleyerek kış aylarında beslenmelerine dikkat etmeleri tavsiyesinde bulundu. Prof. Dr. Çiftçi Kalp damar ve diyabet hastalığı olanların kış mevsiminde gribal enfeksiyonlara karşı korunmaları ve kalp krizi riskini en aza indirmeleri için de grip aşısı ve zatürre aşılarını yaptırmaları konusunda uyarılarda bulundu.
“Soğuk havada kalp hastalıkları daha fazla görülür”
Soğuk havaların kalp krizini tetiklediğini ifade eden Prof. Dr. Çiftçi, “Soğuk havada kalp hastalıkları daha fazla görülür, kalp krizini de tetikler. Çünkü kanın akışkanlığı azalır. Damarda pıhtılaşmaya yol açan çeşitli faktörler artar ve tansiyon daha fazla yükselme eğilimindedir. Bu durumlarda daha fazla kalp yetmezliği atağını görebilirsiniz. ve aritmeye bağlı olarak ani kalp durmaları da daha fazla olur. Çok soğuk ülkelerde mesela Sibirya gibi ülkelerde soğuk havanın etkisi daha azken, mesela ülkemiz gibi ılıman kuşaktaki ülkelerde soğuk havanın hastalığa karşı etkisi daha fazla oluyor. Bir de ani soğuğa maruz kalma ekstra olarak kalp hastalığını daha fazla etkiliyor. Özellikle koroner arter hastalığı dediğimiz kalp krizini de içinde bulunduğu hastalık grubunu daha fazla etkiler. O yüzden soğuktan korunmamız lazım. Özellikle şeker hastaları, kalp hastaları bunlar daha fazla dikkat edecekler kendilerine. Sıkıca giyinip o şekilde dışarı çıkmaları lazım” dedi.
“Kış aylarında hastaların beslenmelerine dikkat etmesi gerekiyor”
Kalp hastalarının kış aylarında beslenmelerine dikkat etmeleri gerektiğini de söyleyen Prof. Dr. Çiftçi, “Kalp hastalarının kış aylarında düzenli beslenmeleri gerekiyor. Hastaların soğuk havalarda kan şekeri seviyelerinin daha yüksek olduğunu görürüz, bu dönemlerde tansiyon yükselmeleri ortaya çıkacaktır. ve kanın akışkanlığı da daha azaldığı için bu sorunlar daha fazla gözükecektir. Onun için kışın sıkı giyineceğiz, yediğimize içtiğimize dikkat edeceğiz. Karbonhidrattan daha zayıf, lipitlerden daha sık beslenmeli, daha hafif yağlı yiyecekler tüketmemiz lazım ki hastanın şekeri artmasın, eğer şeker kontrolü zorlaşırsa koroner artar hastalığı da artacaktır. Bir de dışarı çıktığımızda eğer rüzgara karşı yürüyorsak ve bu da soğuk bir rüzgarsa kesinlikle kalp damarlarında spazma yol açabilir, ani kalp ölümlerini arttırabilir ve daha kısa sürede göğüs ağrısı olabilir” şeklinde konuştu.
“Grip ve zatürre aşıları mutlaka olunmalı”
Kalp ve diyabet hastalarının kış aylarında enfeksiyondan korunmaları için grip ve zatürre aşılarını yaptırmaları gerektiğini de vurgulayan Prof. Dr. Çiftçi, “Kış aylarında kalp krizi riskinden korunmada dikkat edeceğimiz bir başka konu ise malumunuz kış mevsiminde enfeksiyonlar daha fazla gözüküyor. O konuda da hastaların kendilerini koruması lazım. Özellikle kalp hastaları grip aşısı aşılarını ve zatürre aşılarını yani pnömokok aşılarını yaptırmaları gerekiyor. Buna diyabetik hastalar da dahil. Bunlara dikkat edersek ve soğuktan korunmak mümkün olacaktır ve kalp krizi etkisi oldukça sınırlı olacaktır” ifadelerine yer verdi.
]]>HENÜZ anne karnındayken kalbinde tümör olduğu tespit edildi. Doktorlar, “İleride kalp naklinden başka çaresi olmayacak” dedi. O büyürken, tümör de büyüdü ve kalbiyle aynı boyuta ulaştı. Ekin Ada Işık, 5 yaşına geldiğinde mucizevi bir ameliyatla yeniden doğdu. Adı, “Yüzyılın kalp cerrahları” arasında anılan Prof. Dr. Afksendiyos Kalangos ile Opr. Dr. Yılmaz Zorman, ameliyat sırasında Ekin’in ‘kalbini yerinden söktü’, ameliyathane masasında iğneyle kuyu kazar gibi kalpteki tümörü temizledi ve 8 saat boyunca göğüs boşluğunda kalbi olmadan yaşatılan Ekin’e, kendi kalbi tekrar nakledildi. Doktorları, dünyada “bu kadar küçük yaşta” kardiyak oto-transplantasyon (kendinden kalp nakli) ile hayata dönen başka vakaya rastlamadıklarını söyledi.
Balıkesir’de yaşayan Mustafa ve Fahriye Işık çiftinin tek çocuğu Ekin Ada’nın, anne karnında 32 haftalıkken kalbinde tümör olduğu tespit edildi. Doktorlar bebeği alalım dese de anne Fahriye Karaca Işık, onu doğurmak istedi. Daha doğmadan başvurdukları her doktor “Tek çare kalp nakli olur” dedi. 5 yaşına kadar, tümörü kalbiyle birlikte büyüdü, 8 santimlik minik kalbi, kendi büyüklüğünde bir tümörü de taşımak zorunda kaldı. Ekin Ada, geçtiğimiz Ekim ayında Koç Üniversitesi Hastanesi’nde yapılan ve dünya tıp literatürüne girecek bir ameliyatla yeniden doğdu. 8 saat süren ameliyat sırasında Ekin Ada’nın kalbini “yerinden söküp” tümörü ameliyat masasında temizledikten sonra tekrar nakleden, “yüzyılın kalp cerrahları” arasında anılan Prof. Dr. Afksendiyos Kalangos ve Opr. Dr. Yılmaz Zorman, bu eşi benzeri olmayan operasyonu, “O kadar riskli bir ameliyattı ki nefesimizi tutarak yaptık. Kadavradan kalp nakli olsa, elinizde sağlam başka bir organ var. Oto-transplantasyon, yani hastanın kendinden nakilde ise en ufak bir hatada tekrar yerine takabileceğiniz başka bir organ yok” şeklinde anlattı.
“İKİNCİ DOĞUMUNA ŞAHİT OLDUM”
“Bu çocuğun ben ikinci doğumuna tanık oldum” diyen Koç Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Pediatrik ve Konjenital Kalp ve Damar Cerrahisi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Afksendiyos Kalangos, sözlerini şöyle sürdürdü: “Ekin Ada kızımızla 32 haftada anne karnındayken ilk olarak tanıştım. Fetal EKO’sunda bir kalp tümörü tespit edilmişti. Kızımız doğdu, ondan sonra 3 ila 6 aylık aralarla izlemeye başladık. Kalp içindeki tümör yaşı büyüdükçe, kalple beraber büyüyordu. Bu tümörlerin bir kötü tarafı da ritim düzensizlikleri yaratmaları. Ani ölüm riskinin çok yüksek olduğu vakalar bunlar. Tümörün büyüklüğü neredeyse kalp kadar olmuştu. 7 santimlik bir tümör, Ekin Ada’nın kalbi 8 santim uzunluğundaydı zaten. Sol karıncıktaki tümörün bir büyük tehlikesi daha vardı. Önemli bir koroner arter damar, tümörün içinden geçiyordu.”
“SOĞAN KABUĞU SOYAR GİBİ TÜMÖRÜ KALPTEN AYIRDIK”
Tümörün içinden hayati bir damarın geçmesi nedeniyle kalp yerindeyken ameliyat etmenin imkansız olduğunu anlatan Prof. Dr. Kalangos, çok büyük bir riske girerek kalbi yerinden çıkarıp ameliyat etme yolunu seçtiklerini vurguladı. Prof. Dr. Kalangos, “Çok dikkatli çalışmamız gerekiyordu o nedenle kalbi yerinden söktük, damarlarından ayırdık ve masanın üzerine yatırarak (kalp vücuttan ayrıyken) ameliyata devam ettik. Göğüs boşluğu tamamıyla boş kaldı, ‘kalpsiz’ bir durumda makineye bağlı takip edildi. Kalbi masanın üzerinde sol karıncığa hasar vermeden, hem kasları hem arterleri koruyarak açtık. Dr. Yılmaz Zorman ile beraber nefesimizi tuttuk, ince ince, soğan kabuğu soyar gibi kalp kasından tümörü ayırdık. Tümörün içinden geçen o ince, bir milimetrelik koroner damarı bulduk ve onu da titiz bir şekilde tümörden ayırarak kalbi tamamen temizledik. Onarılmış kalbi tekrar yerine taktık” dedi.
KALBİ TAKTIKTAN SONRA GÖZÜ EKRANDA, İLK ATIŞINI BEKLEDİ
Kalbi Ekin Ada’ya geri naklettikten sonra ilk yaptığı şeyin monitöre bakmak olduğunu da söyleyen Prof. Dr. Kalangos, sözlerini şöyle noktaladı: “O anda ilk yaptığınız şey tabii ki monitöre gözünüz takılıyor. Kalp tekrar çalışmaya başladı ve büyük bir rahatlama yaşadık. Ben özellikle yurt dışında Cenevre’deyken çocuklarda kalp akciğer transplantasyonunu rutin olarak yapan bir cerrahtım. Kalp naklinde oldukça tecrübesi olan bir cerrah olmama rağmen oto-transplantasyon yani hastanın kalbini yerinden çıkarıp tekrar takma tecrübesini ilk defa yaşadım. Dolayısıyla benim için de özel bir andı bu. Ekin Ada’nın başka alternatifi yoktu. Düşünün ölüme mahkum olan bir insanın, mucizevi bir şekilde tekrar hayata dönmesi, bu ikinci doğuş değil de nedir?”
“EN UFAK BİR HATADA BAŞKA ALTERNATİFİMİZ YOKTU”
Prof. Dr. Kalangos ile birlikte ameliyatı gerçekleştiren Opr. Dr. Yılmaz Zorman ise 8 saat süren ameliyat sırasında defalarca nefeslerini tuttuklarını söyleyerek şunları anlattı: “Çok uzun süren bir ameliyattı. Hocayla kaç kere göz göze geldik, kaç kere nefesimizi tuttuk gerçekten hatırlamıyorum. Ekin Ada, her şeyiyle çok özel bir çocuk. Ben bu tür bir ameliyatla meslek hayatım boyunca hiç karşılaşmadım. Literatür taraması da yaptık hocamızla birlikte. Böyle bir tanıyla, başarılı bir şekilde ameliyat olmuş bu yaşta bir hasta literatürde bulamadık. Bazı denemeler olmuş ama bu yaştaki bir çocukta başarılı bir ameliyat ve oto-transplantasyon, bence bu ameliyatı nadir kılan unsurlar.”
Ritim bozuklukları nedeniyle ani ölüm riski yaşamaya başlayan Ekin Ada’nın kendi yaşı, boyu ve kilosuna uygun kalp bulunana kadar nakil bekleyecek durumda olmadığını da anlatan Dr. Zorman, “Diyelim ki kalp nakli ameliyatı yapıldı, elinizde bir alternatifiniz olurdu o anda. Çünkü orada sağlam bir kalp dokusu var ve yerine taktığınızda çalışacak. Ama bizim ikinci bir alternatifimiz yoktu. Hatta biz Ekin’i ameliyata almadan önce neden yapıyorsunuz sorusuyla da çok muhatap olduk. Çünkü annesinin kucağından alıp ameliyathaneye götürüyorsunuz ama işler yolunda gitmezse onlara kötü bir haber vermek zorunda kalabilirsiniz. Bu, çok yıkıcı olurdu hepimiz için. Şimdi bizi ziyarete geliyor, bu mutluluğun tarifi inanın yok” diyerek sözlerini noktaladı.
“BİRİLERİ RİSK ALMALI DEDİ VE ONU KURTARDI”
Hamileliğinin son haftalarında aldığı korkunç teşhisle yüzleşmenin çok zor olduğunu anlatan anne Fahriye Işık Karaca ise duygularını şu şekilde ifade etti: “Her şey 32 haftaya kadar çok güzel giderken bir anda bizi alt üst eden bir haberle sarsıldık. Gezdiğimiz hastanelerde, kızımız için hiçbir şey yapılamayacağı söylendi. Doğumdan sonra 10 gün yoğun bakımda kaldı, ancak 10 gün sonra kucağıma alabildim. Herkes çocuğunu alıp çıkıyor ama siz hastaneden boş çıkıyorsunuz. Çaresizliğin ne demek olduğunu ben kızımda yaşadım. Allah’a şükürler olsun ki Kalangos hocamızla tanıştık. O bize hiçbir çocuğun kaderine terk edilemeyeceğini, birilerinin risk alması gerektiğini söyledi. Denenecek başka bir yöntem de yoktu. Onun için gözünüzü karartıp kabul ediyorsunuz. İlk gittiğimiz hastanede anne karnında çocuğun hayatını sonlandırıp bana doğum yaptırmaktan bahsedilirken, öyle bir şeyle karşılaşıyorsunuz ki çocuğunuzu sizin elinize sağlığına kavuşturup veriyor, onunla bir ömür geçirebileceğinizi size gösteriyor. Dünyalar benim oldu desem az kalır yanında.”
“KAHRAMAN GİBİ HİSSEDİYORUM”
Baba Mustafa Işık ise kızının doğumundan önce başvurdukları her hastanede kalp naklinden başka şansının olmadığını söylediklerini kaydederek, “Ameliyat tamamlandığında hocamız bizi ameliyathanenin kapısını çağırdı. Ellerini açtığı anda ameliyatın iyi geçtiğini anladık ve bütün dünyalar bizim oldu. Hocama sarılıp ağladım” diye konuştu. Minicik bedeniyle böylesine zor bir hastalığa direnen ve geçirdiği mucizevi ameliyatla sağlığına kavuşan minik ekin Ada ise kendini kahraman gibi hissettiğini söyleyerek, “Ameliyata girmeden önce ne olacağını çok merak etmiştim. Kahraman gibi bekliyordum. Daha önce iki kez yoğun bakımda yatmıştım. Günler çok uzun geçmişti o zaman. Artık korkmuyorum çünkü büyüdüm. İleride veteriner olmak istiyorum çünkü hayvanları çok seviyorum. Onları iyileştirmek istiyorum” dedi.
]]>HENÜZ anne karnındayken kalbinde tümör olduğu tespit edildi. Doktorlar, “İleride kalp naklinden başka çaresi olmayacak” dedi. O büyürken, tümör de büyüdü ve kalbiyle aynı boyuta ulaştı. Ekin Ada Işık, 5 yaşına geldiğinde mucizevi bir ameliyatla yeniden doğdu. Adı, “Yüzyılın kalp cerrahları” arasında anılan Prof. Dr. Afksendiyos Kalangos ile Opr. Dr. Yılmaz Zorman, ameliyat sırasında Ekin’in ‘kalbini yerinden söktü’, ameliyathane masasında iğneyle kuyu kazar gibi kalpteki tümörü temizledi ve 8 saat boyunca göğüs boşluğunda kalbi olmadan yaşatılan Ekin’e, kendi kalbi tekrar nakledildi. Doktorları, dünyada “bu kadar küçük yaşta” kardiyak oto-transplantasyon (kendinden kalp nakli) ile hayata dönen başka vakaya rastlamadıklarını söyledi.
Balıkesir’de yaşayan Mustafa ve Fahriye Işık çiftinin tek çocuğu Ekin Ada’nın, anne karnında 32 haftalıkken kalbinde tümör olduğu tespit edildi. Doktorlar bebeği alalım dese de anne Fahriye Karaca Işık, onu doğurmak istedi. Daha doğmadan başvurdukları her doktor “Tek çare kalp nakli olur” dedi. 5 yaşına kadar, tümörü kalbiyle birlikte büyüdü, 8 santimlik minik kalbi, kendi büyüklüğünde bir tümörü de taşımak zorunda kaldı. Ekin Ada, geçtiğimiz Ekim ayında Koç Üniversitesi Hastanesi’nde yapılan ve dünya tıp literatürüne girecek bir ameliyatla yeniden doğdu. 8 saat süren ameliyat sırasında Ekin Ada’nın kalbini “yerinden söküp” tümörü ameliyat masasında temizledikten sonra tekrar nakleden, “yüzyılın kalp cerrahları” arasında anılan Prof. Dr. Afksendiyos Kalangos ve Opr. Dr. Yılmaz Zorman, bu eşi benzeri olmayan operasyonu, “O kadar riskli bir ameliyattı ki nefesimizi tutarak yaptık. Kadavradan kalp nakli olsa, elinizde sağlam başka bir organ var. Oto-transplantasyon, yani hastanın kendinden nakilde ise en ufak bir hatada tekrar yerine takabileceğiniz başka bir organ yok” şeklinde anlattı.
“İKİNCİ DOĞUMUNA ŞAHİT OLDUM”
“Bu çocuğun ben ikinci doğumuna tanık oldum” diyen Koç Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Pediatrik ve Konjenital Kalp ve Damar Cerrahisi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Afksendiyos Kalangos, sözlerini şöyle sürdürdü: “Ekin Ada kızımızla 32 haftada anne karnındayken ilk olarak tanıştım. Fetal EKO’sunda bir kalp tümörü tespit edilmişti. Kızımız doğdu, ondan sonra 3 ila 6 aylık aralarla izlemeye başladık. Kalp içindeki tümör yaşı büyüdükçe, kalple beraber büyüyordu. Bu tümörlerin bir kötü tarafı da ritim düzensizlikleri yaratmaları. Ani ölüm riskinin çok yüksek olduğu vakalar bunlar. Tümörün büyüklüğü neredeyse kalp kadar olmuştu. 7 santimlik bir tümör, Ekin Ada’nın kalbi 8 santim uzunluğundaydı zaten. Sol karıncıktaki tümörün bir büyük tehlikesi daha vardı. Önemli bir koroner arter damar, tümörün içinden geçiyordu.”
“SOĞAN KABUĞU SOYAR GİBİ TÜMÖRÜ KALPTEN AYIRDIK”
Tümörün içinden hayati bir damarın geçmesi nedeniyle kalp yerindeyken ameliyat etmenin imkansız olduğunu anlatan Prof. Dr. Kalangos, çok büyük bir riske girerek kalbi yerinden çıkarıp ameliyat etme yolunu seçtiklerini vurguladı. Prof. Dr. Kalangos, “Çok dikkatli çalışmamız gerekiyordu o nedenle kalbi yerinden söktük, damarlarından ayırdık ve masanın üzerine yatırarak (kalp vücuttan ayrıyken) ameliyata devam ettik. Göğüs boşluğu tamamıyla boş kaldı, ‘kalpsiz’ bir durumda makineye bağlı takip edildi. Kalbi masanın üzerinde sol karıncığa hasar vermeden, hem kasları hem arterleri koruyarak açtık. Dr. Yılmaz Zorman ile beraber nefesimizi tuttuk, ince ince, soğan kabuğu soyar gibi kalp kasından tümörü ayırdık. Tümörün içinden geçen o ince, bir milimetrelik koroner damarı bulduk ve onu da titiz bir şekilde tümörden ayırarak kalbi tamamen temizledik. Onarılmış kalbi tekrar yerine taktık” dedi.
KALBİ TAKTIKTAN SONRA GÖZÜ EKRANDA, İLK ATIŞINI BEKLEDİ
Kalbi Ekin Ada’ya geri naklettikten sonra ilk yaptığı şeyin monitöre bakmak olduğunu da söyleyen Prof. Dr. Kalangos, sözlerini şöyle noktaladı: “O anda ilk yaptığınız şey tabii ki monitöre gözünüz takılıyor. Kalp tekrar çalışmaya başladı ve büyük bir rahatlama yaşadık. Ben özellikle yurt dışında Cenevre’deyken çocuklarda kalp akciğer transplantasyonunu rutin olarak yapan bir cerrahtım. Kalp naklinde oldukça tecrübesi olan bir cerrah olmama rağmen oto-transplantasyon yani hastanın kalbini yerinden çıkarıp tekrar takma tecrübesini ilk defa yaşadım. Dolayısıyla benim için de özel bir andı bu. Ekin Ada’nın başka alternatifi yoktu. Düşünün ölüme mahkum olan bir insanın, mucizevi bir şekilde tekrar hayata dönmesi, bu ikinci doğuş değil de nedir?”
“EN UFAK BİR HATADA BAŞKA ALTERNATİFİMİZ YOKTU”
Prof. Dr. Kalangos ile birlikte ameliyatı gerçekleştiren Opr. Dr. Yılmaz Zorman ise 8 saat süren ameliyat sırasında defalarca nefeslerini tuttuklarını söyleyerek şunları anlattı: “Çok uzun süren bir ameliyattı. Hocayla kaç kere göz göze geldik, kaç kere nefesimizi tuttuk gerçekten hatırlamıyorum. Ekin Ada, her şeyiyle çok özel bir çocuk. Ben bu tür bir ameliyatla meslek hayatım boyunca hiç karşılaşmadım. Literatür taraması da yaptık hocamızla birlikte. Böyle bir tanıyla, başarılı bir şekilde ameliyat olmuş bu yaşta bir hasta literatürde bulamadık. Bazı denemeler olmuş ama bu yaştaki bir çocukta başarılı bir ameliyat ve oto-transplantasyon, bence bu ameliyatı nadir kılan unsurlar.”
Ritim bozuklukları nedeniyle ani ölüm riski yaşamaya başlayan Ekin Ada’nın kendi yaşı, boyu ve kilosuna uygun kalp bulunana kadar nakil bekleyecek durumda olmadığını da anlatan Dr. Zorman, “Diyelim ki kalp nakli ameliyatı yapıldı, elinizde bir alternatifiniz olurdu o anda. Çünkü orada sağlam bir kalp dokusu var ve yerine taktığınızda çalışacak. Ama bizim ikinci bir alternatifimiz yoktu. Hatta biz Ekin’i ameliyata almadan önce neden yapıyorsunuz sorusuyla da çok muhatap olduk. Çünkü annesinin kucağından alıp ameliyathaneye götürüyorsunuz ama işler yolunda gitmezse onlara kötü bir haber vermek zorunda kalabilirsiniz. Bu, çok yıkıcı olurdu hepimiz için. Şimdi bizi ziyarete geliyor, bu mutluluğun tarifi inanın yok” diyerek sözlerini noktaladı.
“BİRİLERİ RİSK ALMALI DEDİ VE ONU KURTARDI”
Hamileliğinin son haftalarında aldığı korkunç teşhisle yüzleşmenin çok zor olduğunu anlatan anne Fahriye Işık Karaca ise duygularını şu şekilde ifade etti: “Her şey 32 haftaya kadar çok güzel giderken bir anda bizi alt üst eden bir haberle sarsıldık. Gezdiğimiz hastanelerde, kızımız için hiçbir şey yapılamayacağı söylendi. Doğumdan sonra 10 gün yoğun bakımda kaldı, ancak 10 gün sonra kucağıma alabildim. Herkes çocuğunu alıp çıkıyor ama siz hastaneden boş çıkıyorsunuz. Çaresizliğin ne demek olduğunu ben kızımda yaşadım. Allah’a şükürler olsun ki Kalangos hocamızla tanıştık. O bize hiçbir çocuğun kaderine terk edilemeyeceğini, birilerinin risk alması gerektiğini söyledi. Denenecek başka bir yöntem de yoktu. Onun için gözünüzü karartıp kabul ediyorsunuz. İlk gittiğimiz hastanede anne karnında çocuğun hayatını sonlandırıp bana doğum yaptırmaktan bahsedilirken, öyle bir şeyle karşılaşıyorsunuz ki çocuğunuzu sizin elinize sağlığına kavuşturup veriyor, onunla bir ömür geçirebileceğinizi size gösteriyor. Dünyalar benim oldu desem az kalır yanında.”
“KAHRAMAN GİBİ HİSSEDİYORUM”
Baba Mustafa Işık ise kızının doğumundan önce başvurdukları her hastanede kalp naklinden başka şansının olmadığını söylediklerini kaydederek, “Ameliyat tamamlandığında hocamız bizi ameliyathanenin kapısını çağırdı. Ellerini açtığı anda ameliyatın iyi geçtiğini anladık ve bütün dünyalar bizim oldu. Hocama sarılıp ağladım” diye konuştu. Minicik bedeniyle böylesine zor bir hastalığa direnen ve geçirdiği mucizevi ameliyatla sağlığına kavuşan minik ekin Ada ise kendini kahraman gibi hissettiğini söyleyerek, “Ameliyata girmeden önce ne olacağını çok merak etmiştim. Kahraman gibi bekliyordum. Daha önce iki kez yoğun bakımda yatmıştım. Günler çok uzun geçmişti o zaman. Artık korkmuyorum çünkü büyüdüm. İleride veteriner olmak istiyorum çünkü hayvanları çok seviyorum. Onları iyileştirmek istiyorum” dedi.
]]>Süleymaniye’de yaşayan Yunus ailesinin bebeği Zennu, 39. haftada fark edilen kalp rahatsızlığı sonucu gerçekleştirilen sezaryen ile dünyaya geldi.
Hastanede aileye, bebeğin kalbinin sol tarafının gelişmediği ve akciğerini besleyen ana damarın olmadığı bildirildi.
Bebekleri için yüzde 20 yaşama şansı olduğunu söylenen aile, bir yakınlarının aracılığıyla Başkent Üniversitesi Konya Uygulama ve Araştırma Hastanesi ile iletişime geçti.
Gerekli kontrollerin yapılmasının ardından bebeğin alınması için Konya’dan çocuk hastalıkları uzmanı ile donanımlı ambulans gönderildi.
Yaklaşık 7 saatte Süleymaniye’den Habur Sınır Kapısı’na getirilen Zennu bebek, 17 saatlik yolculuğun ardından Konya’ya ulaştırıldı.
Hastanenin Çocuk Kardiyoloji Uzmanı Doktor Öğretim Üyesi Mahmut Gökdemir, Kalp ve Damar Cerrahisi Uzman Dr. Mehmet Çelik ve ekibi tarafından ameliyata alınan Zennu bebeğe, yapay damar yerleştirildi.
“Yaşamıyla ilgili ümidimiz yoktu”
Anne Meryem Yunus (25), AA muhabirine ikinci hamileliğinde her şeyin normal ilerlediğini ancak gebeliğin 39. haftasında bebeğin kalp rahatsızlığı nedeniyle acil sezaryene alındıklarını anlattı.
Doktorların bebeğin durumunun kötü olduğunu ve yaşama şansının hiç olmadığının söylediğini dile getiren Yunus, şunları kaydetti:
“Irak’ta bu ameliyatın yapılamayacağını öğrendik. Çocuk mücadele verirken bile herkes ‘Umut yok.’ diyordu. Biz de umudumuzu kaybetmeye başlamıştık. Başkent Üniversitesi Konya Uygulama ve Araştırma Hastanesi’ne ulaştık, bize tedavinin yapılabileceğini söylediler. Irak-Türkiye sınırına kadar ambulansla geldik. Eşim, büyük oğlum ve ben Silopi’de kaldık. Çocuktan o gece ayrı kalmak çok zordu. Çok şükür ameliyat oldu, şimdi iyi. Yaşamıyla ilgili ümidimiz yoktu. Çok şükür bebeğimiz yaşıyor, kucağımızda.”
Hastanenin uluslararası hasta departmanı sorumlusu Dr. Ömer Ali Kerküklü, Zennu bebeğin yaklaşık 1500 kilometrelik zorlu bir yolculuk yaparak hastaneye geldiğini belirtti.
Bu bebeklerin bir odadan başka bir odaya götürülmelerinin dahi çok riskli olduğunu anlatan Kerküklü, şöyle devam etti:
“Havadan bile etkileniyorlar. Ameliyatın Irak’ta yapılamayacağı anlaşılınca aile bize ulaştı. Çocuğun pasaportu, vizesi tamamlandıktan sonra hazırlıklarımızı yaptık. Uzman çocuk doktorunun da bulunduğu ambulansı Habur Sınır Kapısı’na gönderdik. Ambulans ekibi, aile ile Şırnak’ın Silopi ilçesinde buluşup hastayı devraldı. Yaklaşık 17 saatlik yolculuğun ardından hastanemize ulaştılar. Çocuk için toplamda 24 saatlik bir yolculuk gerçekleşti. Zennu bebeğin ameliyatı ve tedavisi 11 gün sürdü. Şu an bebeğimizin durumu iyi. Memleketine yolcu edeceğiz.”
Doktor Öğretim Üyesi Mahmut Gökdemir, çocuğun tedavisine Kerkük’te başlandığını dile getirerek, “Hasta bize ulaştığında 22 günlük ve 2 kilo 800 gramdı. Hastanın kalbinin sol odacıkları gelişmemişti ve akciğer damarı yoktu, akciğer yatağı da yeterince gelişmemişti. Ciddi ve önemli bir kalp sorunuyla karşı karşıyaydı. Acil kalp ameliyatı olması gerekiyordu.” dedi.
Zennu bebeğe önce anjiyo yaptıklarını dile getiren Gökdemir, “Ertesi gün, önemli bir açık kalp ameliyatı yapıldı. Ameliyattan sonraki yoğun bakım ve servis takibini çocuk kardiyoloji ekibi yaptı. Bebeğin genel durumu oldukça iyi. Beklediğimiz sonucu hızlı ve doğru bir şekilde elde ettik.” diye konuştu.
Kalp ve Damar Cerrahisi Uzman Dr. Mehmet Çelik de Zennu bebeğin akciğerini besleyecek yapay bir damar yerleştirdiklerini dile getirdi.
]]>TÜRKİYE’ye okumaya gelen Azerbaycanlı Ferit Azimli’ye (25), geçirdiği kalp krizi sonrası Akdeniz Üniversitesi’nde yapay kalp takıldı. Kalbini çantasında taşıyan Ferit Azimli’ye, 6 yıl sonra beyin ölümü gerçekleşen milli boksör Görkem Kaynar’ın (24) kalbi nakledildi. Azimli, “Cihazın sesi olmadan kalbin atışını dinleyebilmek benim için mucize” dedi.
Azerbaycan’ın Bakü kentinde yaşayan Ferit Azimli’ye doğuştan kalp yetmezliği teşhisi koyuldu. İlk, orta ve lise eğitimini Azerbaycan’da tamamlayan Azimli, 2016 yılında İstanbul’da bir üniversitede Radyo Sinema ve Televizyon Bölümü’nü kazandı. 2018 yılında İstanbul’da kalp krizi geçiren Ferit Azimli’ye kalp pili takıldı. Doktorlarının tavsiyesi üzerine Antalya’ya yönlendirilen Ferit Azimli, Akdeniz Üniversitesi Prof. Dr. Tuncer Karpuzoğlu Organ Nakli Enstitüsü’nde organ nakli sırasına kaydoldu.
Bir süre sonra Ferit Azimli’ye AÜ Tıp Fakültesi Kalp ve Damar Cerrahisi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ömer Bayezid ve ekibi tarafından yapay kalp takıldı. Eğitimini yarıda bırakıp Antalya’ya taşınan Ferit Azimli, Akdeniz Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nü kazandı. Azimli, 2020 yılında ise Türk vatandaşı oldu.
MİLLİ BOKSÖRÜN KALBİ NAKLEDİLDİ
Ferit Azimli, 24 Kasım akşamı nakil için beklediği kalbin bulunduğuna yönelik telefonla büyük mutluluk yaşadı. Akdeniz Üniversitesi Hastanesi’ne gelen Azimli’nin doku uyumunun sağlanması üzerine nakle karar verildi. Azimli’ye, Prof. Dr. Ömer Bayezid ve ekibi tarafından, Isparta’da geçirdiği trafik kazası nedeniyle beyin ölümü gerçekleşen milli boksör Görkem Kaynar’ın kalbi nakledildi.
AÜ Hastanesi Kalp Damar ve Cerrahi Bölümü Servisi’nde tedavisi devam eden Ferit Azimli, uzun yıllardır bu anı beklediğini, şimdi ise çok mutlu olduğunu söyledi. Doğuştan kalp yetmezliği teşhisi koyulduğunu aktaran Ferit Azimli, kalbin genel yapısında sorun olduğu için sürekli kalp yetmezliği şikayetini yaşadığını belirtti. Azimli, “2018 yılında kalp krizi geçirdim. O dönem İstanbul’daydım. Acil müdahale edildi ve Antalya’ya gönderildim. Prof. Dr. Ömer Bayezid ve ekibi tarafından yapay kalp takıldı. O cihazla 6 sene yaşadım. O dönemde cihaz benim hayatımı kurtardı” dedi.
NAKİL HABERİNİ ALDIĞINDA DUYDUKLARINA İNANAMADI
6 sene sonra gelen telefonla hayatının değiştiğini belirten Ferit Azimli, “Yemek yapıyordum, tam yemeğimi yiyecektim o esnada kalp nakil koordinatörümüz aradı. ‘Nakil çıktı, hastaneye gelmen gerekiyor’ dedi. Çok heyecanlandım. Gerçekten böyle bir şey olabilir mi, gerçek mi diye çok heyecan yaşadım. Artık zamanı dedim ve kalkıp geldim. Kalp nakli için çağrılan 3 kişiydik. Testler yapıldı. Bana uyumlu çıktı. Hemen ameliyata alındım” diye konuştu.
‘SADECE KENDİ VÜCUDUMLA AYAKTA OLMAK MUCİZE’
Kalp nakli sonrası kendini daha iyi hissettiğini belirten Ferit Azimli, “Yapay kalp de benim hayatımı kurtardı ama bir çantaydı, sürekli yanımdaydı. Minimum şeyler bile onunla çok zordu. Yeni bir kalp çok başka bir şey, gerçekten bir mucize. Yeniden sadece kendi vücudumla ayakta olmak, bir şeye bağlı olmadan ayakta olmak mucize. Yapay kalpteyken sudan korkuyordum, çünkü suya yakın olmamalıydınız. Duş almak çok kısıtlıydı. Denize giremiyordum. Cihaz olduğu için onun da bir tehlikesi vardı. En büyük tehlikesi, içinde pıhtı birikmesiydi. Sürekli evde şeker ölçümü yapar gibi iğnelerle kanınızdaki pıhtılığa bakıyorsunuz. Sürekli tetikteydim ama bu mecburi yoldu. 2- 2,5 kilo ağırlığı vardı. Kabloları dışarıdan görülüyordu. İnsanlar garip yaklaşıyordu. ‘Bu nedir’ diye düşünüyorlardı. Yapay kalp sizin hayatınızı kurtarıyor ama kalp nakli çok başka bir şey” dedi.
‘CİHAZIN SESİ OLMADAN KALBİNİN ATIŞINI DİNLEMEK MUCİZE’
Ferit Azimli, “Şu esnada hayalim serbestçe yürüyebilmek. Kendi vücudumla 2,5 kiloluk ağırlık olmadan, kablolar olmadan yürüyebilmek. Makine olduğu için sesi oluyordu. Cihazın sesi olmadan kalbin atışını dinleyebilmek benim için bir mucize. Kalbin atma sesi çok farklı. 6 senedir kalbimin attığını duymuyordum, çünkü cihazın sesi bastırıyordu. Onu duymak bir mucize” diye konuştu.
‘ORGANLAR BAŞKA VÜCUTTA YAŞAMAYA DEVAM EDİYOR’
Görkem Kaynar’ın ailesine organ bağışında bulunduğu için teşekkür eden Ferit Azimli, “Organ bağışı benim gibi kaç insanın hayatını kurtarıyor. Bir insanı hayata geri döndürüyor. İkinci kere doğuyor. Organlarını bağışlayanlara çok teşekkür ediyorum. Talihsiz durumlarda ailelerin bu inisiyatifi alması kutsal bir şey. Lütfen organ bağışı konusunda duyarlı olalım. Organlarımızın yeni hayat olmasına izin verelim. Bu çünkü göçen kişinin de bir parça yaşaması anlamına geliyor. Onun da organlarının başka bir vücutta hala yaşamaya devam etmesi bence özel bir şey” ifadelerini kullandı.
]]>