Ayaz, 2007’de baygınlık geçirmesi ve kalbinin durması üzerine kaldırıldığı hastanede, doğuştan gelen, bin kişiden 1 ila 2’sinde rastlanan, hayatı tehdit edici ritim bozukluğuna sebep olan Brugada sendromuna sahip olduğunu öğrendi.
Genetik geçişli ve ölümle sonuçlanabilen bu hastalığa çare olarak Alper Ayaz’a, kalp ritmi düzensizleştiğinde şok vererek ritmin normale dönmesini sağlayan, “şoklu kalp pili” olarak da adlandırılan “İmplante Edilebilen Kardiyoverter Defibrilatör (ICD)” takıldı.
Şok cihazı görevi gören bu pille yaşamaya başlayan Alper Ayaz, işteyken, arkadaşlarıyla vakit geçirirken, hatta trafikte araç kullanırken birçok kez kalbinde meydana gelen ciddi ritim bozukluğu nedeniyle devreye giren ICD’nin verdiği elektroşokun etkisini yaşadı.
Ayaz, son aylarda kalp pilinin çok sık şoklama yaptığı ve kendini güçsüz hissettiği için İstanbul’daki Koşuyolu Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne başvurdu. Burada Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Serdar Demir tarafından kontrolleri yapılan Ayaz’a kalbindeki düzensiz ve anormal ritmi engelleyecek ablasyon tedavisi uygulandı.
Anormal kalp ritimlerine yol açan küçük bir kalp dokusuna radyofrekans enerjisi ya da dondurma yöntemiyle uygulanan bu minimal invaziv prosedürü sonrasında Ayaz, artık kalbinin durmadığı ve şoklanmadığı günlere “merhaba” dedi.
“Sürekli kalbin durmasına bağlı kalp pili devreye girerek şokladığı için hastalar ciddi acı hissedebiliyor”
Ayaz’ın hastalığı ve tedavi süreciyle ilgili AA muhabirine konuşan Doç. Dr. Serdar Demir, sendrom nedeniyle hastaların kalbinde elektriksel üretimde bir bozukluk meydana geldiğini belirtti.
Doç. Dr. Demir, 3 farklı tipi bulunan ve erkeklerde daha sık görülen bu sendromda, genellikle 27 ila 40’lı yaşlarda ani kalp durmalarına bağlı, hastaların yaşamını yitirdiğini söyledi.
Hastaların kalp durması öncesinde hiçbir belirtiyle karşılaşmayabildikleri için tanı konamadığını, bu nedenle de Brugada’dan ölümlerin sık yaşandığını aktaran Demir, ailesinde ani ölüm ve bayılma hikayesi olan hastalarda, öncelikli olarak bu sendromun akla gelmesi gerektiğini vurguladı.
Sendrom tanısının detaylı anamnez ve fiziki muayene sonrasında çekilen EKG ile yapılan genetik analizin sonucuna göre konulduğunu anlatan Demir, arada kaldıkları vakalarda ise farklı bir testle tanıyı kesinleştirdiklerini dile getirdi.
Doç. Dr. Serdar Demir, “ventriküler fibrilasyon” denilen, ani ve hayatı tehdit eden ritim bozukluğuna sahip bu hastaların kalbi sürekli durduğu için şok tedavisi uygulayarak ritmin tekrar normale çevrilmesini sağlayan bir kalp pili takıldığını anlattı.
Alper Ayaz’da da bulunan şok pilinin hastaların yaşama tutunmasını sağladığını söyleyen Demir, “Ancak bu tedavi, hastaların hayatını kabusa dönüştürebiliyor. Çünkü sürekli kalbin durmasına bağlı kalp pili devreye girerek şokladığı için hastalar çok ciddi acı hissedebiliyor.” dedi.
Demir, halk arasında “şoklama” olarak bilinen bu yöntemde, defibrilatör cihazının kalp pili şeklinde kalbin içerisindeki iki boşluğa yerleştirilerek, elektrik akımı verdiğini aktardı.
“Hasta ritim bozukluğu olmadan hayatını idame ettirebiliyor”
Hastası Ayaz’a uyguladıkları tedaviye ilişkin Demir, “Biz bu hastada, son zamanlarda güncel olan ablasyon tedavisini uygun gördük. Yaptığımız başarılı operasyon sonrasında hastada uzun süreden beri herhangi bir şoklama, ciddi bir ritim bozukluğu olmuyor. Hasta herhangi bir aktivitesi sırasında ritim bozukluğu olmadan hayatını idame ettirebiliyor. Kalbi durmuyor, pili gereksiz yere şoklamıyor.” bilgisini verdi.
Doç. Dr. Serdar Demir, ablasyon yönteminin son birkaç yıldır oldukça gündeme gelmeye başladığını, Türkiye’de de birkaç merkezde başarılı şekilde uygulandığını aktardı.
Yöntemi uygulamadan önce kalbin hem içinden hem dışından 3 boyutlu haritasının çıkarıldığını ve elektriksel aktivite bozukluğuna neden olan bölgelerin tespit edildiğini anlatan Demir, “Alper Bey’de biz buraları tespit ettik. Verdiğimiz radyofrekans ablasyon yöntemi sonrası bu elektriksel anormal aktiviteleri yakarak tamamen ortadan kaldırdık. Damardan verdiğimiz ilaçlarla anormal aktivitelerin bir daha tekrarlamadığını görünce işlemimizin başarılı olduğunu kabul ederek, sonlandırdık.” diye konuştu.
Demir, Ayaz’ın kalp pilinin de hala durduğunu çünkü güncel tedavi kılavuzuna göre kalp pilinin çıkarılmasının söz konusu olmadığını, ileriki dönemlerde ablasyonun birincil basamak tedavi olması halinde pil ihtiyacının kalmayabileceğini kaydetti.
Herhangi bir anda kalp pili şoklaması yaşayabiliyordu
Alper Ayaz da, 17 yıl önce Trabzon’dayken aniden bayıldığı için kaldırıldığı hastanede rahatsızlığının teşhis edilemediğini, ardından İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesine sevk edildiğini ve burada Brugada sendromu tanısı aldığını söyledi.
Doktorların kendisine kalp pili takılmasına karar verdiğini aktaran Ayaz, pil takıldıktan sonra şoklama anında yaşadıklarına değinerek, “Bir anda gelebiliyor, (şoklamanın) geldiğini ortalama 3-4 saniye önceden anlıyorum. Mesela araç kullanırken, yolculuk yaparken veya başka bir araçta yan koltukta otururken böyle bir tehlikeye maruz kalabiliyorum. Arkadaşlarımla yemek yerken, sohbet esnasında bir anda kasılma oluyor ama bu 3-4 saniye sürüyor. Kalp duruyor, pil devreye giriyor.” diye konuştu.
Kalp pili 1 günde 12 kez şokladı
Ayaz, ritim bozukluğu nedeniyle geçmişte kalbinde birkaç kez ağır şoklamalar da yaşadığını belirterek, o anları şöyle anlattı:
“Bazen ritim düzene girmediğinde kalp çıldırırcasına atıyor, pil hemen devreye giriyor. Bir günde 12 şok aldığımı hatırlıyorum. Sonrasında acile gittim, nabzım çok yüksekti, hemen hastaneye yatırdılar. Yine ağır olarak 6-7 şok aldım. Bir de bu ablasyon işlemini yaptırmadan önce evdeyken 7-8 şok birden aldım. Bu durumun zaten normal olmadığını kendim anlayabiliyordum çünkü 1 ya da 2 şokla vücudun düzene girmesi lazım. 1-2 şok yapıldığı zaman ortalama 4 ila 7 ay arasında vücut şok almaz. Çok yüksek şok aldığım için en son yaşadığım şok 9 ay sonra oldu. 9 ayın üzerine Koşuyolu’na geldim. Çok ağır şoklar alınca artık vücudum halsizleşti, vücudumu taşıyamıyordum çünkü elektrik veriyor bana doğal olarak.”
Ablasyon işlemini buraya başvurduğunda tesadüfen öğrendiğini belirten Ayaz, “Hocamız, ‘Yakacağız.’ dedi. Ben de ‘Yakacaksınız ama finalinde ne oluyor?’ dedim. ‘Şoklama olmayacak.’ dedi. ‘Ne kadar büyük buluş, acaba gerçek mi?’ dedim çünkü insan yaşadıklarından dolayı ilk başta inanamıyor. Ablasyon bu konuda muhteşem bir buluş gibi görünüyor. Herhangi bir olumsuzlukla şu ana kadar karşılaşmadım.” diye konuştu.
“Ablasyonla o günleri geride bırakacağım”
Alper Ayaz, “2007’den beri ortalama 150 kez şok almışımdır. Dediğim gibi ablasyonla inşallah o günleri geride bırakacağım, daha güzel günlere erişeceğim.” dedi.
Ailesinde de kalp rahatsızlıklarının olduğunu, iki amcasının kalp krizi nedeniyle vefat ettiğini, babasına stent takıldığını, annesinin aort damarının yırtıldığını anlatan Ayaz, kalp ile ilgili rahatsızlıkların ailesinde genetik olduğunu söyledi.
Uygulanan işlemden çok memnun olduğunu vurgulayan Ayaz, bu durumu yaşayan birinin ablasyon yaptırmaktan çekinmemesini önerdi.
]]>Bakırköy’deki bir otelde düzenlenen “İftarda Rumeli ve Balkan Buluşması” programında konuşan Özel, genel başkan seçildikten sonra ilk ziyaretini Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne, ikinci ziyaretini de Bosna Hersek’e yaptığını söyledi.
Eski Bosna Hersek Cumhurbaşkanı Aliya İzetbegoviç’ten bahseden Özel, şöyle konuştu:
“Aliya İzetbegoviç’in mezarının başında şunu hatırladık. ‘Unutulan, unutturulan katliamlar, tekrarlanır.’ Çok büyük acılar çektik. Çok büyük haksızlıklara uğradık. Soykırımlara uğradık ama orada çektiğimiz acıları unutmadığımız ve unutturmadığımız sürece bir daha öyle acılar yaşamayacağız. Katliamlarda, soykırımlarda, devletlerin uyguladıkları baskılarda hayatını kaybeden şehitlerimize Allah’tan rahmet, o günden bugüne bizleri taşıyan büyüklerimize de minnet duygularımızı ifade etmek isterim.”
Osmanlı Devleti’nin, Batı’ya doğru yürüyüşünün durmasıyla yükselişinin durduğunu dile getiren Özel, Osmanlı Padişahı Fatih Sultan Mehmet’in, 6 dil bildiğini, bilime, fenne, mühendisliğe önem verdiğini, bir çağ kapatıp bir çağ açtığını ve İstanbul’u armağan ettiğini belirtti.
Bilimin terkedilmesiyle nelerin yaşandığını tarihin tanıklarının torunları olarak bildiklerini söyleyen Özel, Türkiye siyasetine son dönemlerde istikamet vermeye çalışan ve seçmen davranışlarını etkilemeye yönelik olarak bir “beka sorunu” tartışması yaşandığını söyledi.
Osmanlı döneminde, devrin ülkelerinin bilimle, matbaayla, fenle, teknolojiyle, mühendislikle geliştiğine, Osmanlı’nın ise bambaşka yerlere savrulduğuna işaret eden Özel, “En nihayetinde ‘beka sorunu’ ortaya çıktı. Bu toprakları istila ettiler, işgal etmeye kalktılar. İlk kez Çanakkale’de tanınan, devleşen ve daha sonra da Kurtuluş Savaşı’nı gerçekleştiren Gazi Mustafa Kemal de İstanbul’daydı. O işgal donanmaları geldiğinde birileri o donanmaya kırmızı halı sererken bizimki Kartal istimbotunun ucuna çıkmış, yanındaki yaverine ufuktaki gökyüzü renkli gözleriyle şöyle sesleniyordu: ‘Üzülme evlat geldikleri gibi gidecekler.'”
Bugünkü esas beka sorununun, dünyadaki güçlü, gelişmiş ülkelerin Türkiye üzerinde hayal kurması olmadığını kaydeden Özel, “Bugün esas beka sorunu, bu ülkenin gençlerinin, dünyanın başka ülkelerinde hayal kurmasıdır.” diye konuştu.
Özel, “Bu ülkede 5 vakit camilerden ezan okunuyorsa, bu ülkede ay yıldızlı al bayrak özgürce dalgalanıyorsa, bu ülkede herkes istediği gibi inanıyor, ibadet ediyorsa, bunların hepsi, bu salondakilerin, bu ülkedekilerin dedelerinin, ninelerinin, mavi gözlü o devin hayaline inandıkları ve onunla birlikte yürüdükleri içindir.” ifadelerini kullandı.
“Bu ülkeye sahip çıkmanın en kısa vadeli eylemliliği, pazar günü sandıklara gitmektir”
Gençlere bir sorumluluk hatırlatmak istediğini söyleyen Özel, şunları kaydetti:
“Gazi Mustafa Kemal Atatürk, bu ülkeyi Cumhuriyet Halk Partisinin genel başkanlarına emanet etmedi. Ne milletvekillerine emanet etti ne belediye başkanlarına… Çok kolaydı, askerdi, orduya emanet edebilirdi, genelkurmay başkanlarına dahi emanet etmedi. Bu ülkeyi biz kurduk. Onu yükseltecek ve yüceltecek sizlersiniz derken, vasiyeti, emaneti siz gençlerimizeydi. Bu emaneti hatırlatıyorum. Size çok güvendiğimizi sizinle birlikte olduğumuzu, bu ülkenin, yarınlarının bütün umudunun siz gençlerde olduğunu, asla küskünlük, kırgınlık, yılgınlık yerine size yakışan enerjiyle, umutla, şevkle bu ülkeye sahip çıkmanızı bekliyorum. Bu ülkeye sahip çıkmanın en kısa vadeli eylemliliği, pazar günü sandıklara gitmektir, Atatürkçülere, Atatürk’ün partisine oy vermektir.”
Orucun sadece sahurla iftar arasında aç ve susuz kalmak ile nefse hakim olmak olmadığını belirten Özel, sözlerini şöyle sürdürdü:
“O midenin orucudur. Tutulan oruçları Allah kabul etsin. Ağzın orucu, kulağın orucu, dinin orucu ve kalbin orucu ramazanı tam olarak idrak etmek, yaşamak ve hak etmek için önemlidir. Ağzın orucu, şüphesiz kötü söz söylememek, yalan konuşmamak, iftira atmamakken, kulağın orucu, kötü sözü duymamak, dedikoduya kulak asmamak, kötü de duysa duymazdan gelmek, bağışlayıcı olmaktır. Zihnin orucu, hep iyiyi hayal etmek, güzel şeyler için plan yapmak, iyi bir gelecek hayal etmekken, kalbin orucu da, dünyanın neresinde bir çocuk kalbi korkuyla, dünyanın neresinde bir kadının kalbinde evlatlarıyla ilgili, kendisiyle ilgili bir korku varsa o korkuyu duymak, o kalple o kalbin duygularıyla hislenmek ve onun için mücadele etmek her Müslüman’ın görevidir. Bugün Filistin’de İsrail’in aylardır sürdürdüğü saldırılarla 30 binin üzerinde, yarısı kadın ve çocuklardan oluşan şehitlerimiz vardır.”
]]>BURSA’da, yeğenlerinin kavgasının ayırırken 3 katlı evin çatısından atılan beton parçası başına isabet eden 2 çocuk babası Ramadan Bayar (65), yaşamını yitirdi. Olayla ilgili gözaltına alınan Yusuf Aydın (20) tutuklanırken, Ramadan Bayar’ın 33 yıllık hayat arkadaşı Mevlüde Bayar (48), “Kimseye zarar yoktu. Gözlerimizin önünde öldürüldü” dedi.
Yıldırım ilçesi Samanlı Mahallesi’nde geçen yıl aralık ayında, Yusuf Aydın, kavga ettiğini iddia ederek, yardıma çağırdığı arkadaşları Uğur (20) ve Hüseyin Balta (20) kardeşlerin otomobilini çalıp, kaçtı. Otomobil ile Balıkesir’e giden Aydın, aracın yakıtı bitince kendini polise ihbar etti. Gözaltına alınan Aydın, denetimli serbestlik koşulu ile serbest bırakıldı.
İddiaya göre Yusuf Aydın, olaydan 1 ay sonra 16 Ocak’ta, Hüseyin ve Uğur Balta ile mahallede karşılaştı. Araç hırsızlığı yüzünden başlayan tartışma kavgaya dönüşünce yaşanan arbedeye tarafların yakınları da karıştı. Bu sırada 3 katlı evlerinin çatısına annesi Nuran Aydın ile çıkan Yusuf Aydın, çatıdaki beton parçalarını kavga ettikleri kalabalığın üzerine attı. Beton parçalarından biri, yanında eşi Mevlüde Bayar (48) ve oğlu Umut Bayar (32) ile kavgaya karışan yeğenlerini ayırmaya çalışan 2 çocuk babası Ramadan Bayar’ın başına isabet etti. Ramadan Bayar, kanlar içerisinde yere yığılırken, eşi Mevlüde ve oğlu Umut Bayar sinir krizi geçirdi.
KALBİ 2 KEZ DURDU
İhbar üzerine olay yerine jandarma ve sağlık ekipleri sevk edildi. Sağlık ekibinin yaptığı kontrolde, Ramadan Bayar’ın kalbinin durduğu belirlendi. Yapılan kalp masajıyla kalbi yeniden çalıştırılan Bayar, ambulansla kaldırıldığı Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde tedaviye alındı. Hastanede ikinci kez duran kalbi yeniden çalıştırılan Bayar, müdahaleye rağmen kurtarılamadı.
Jandarma ekiplerince olay yerinde yakalanıp gözaltına alınan Yusuf Aydın ise işlemlerinin ardından sevk edildiği adliyede çıkarıldığı mahkemece tutuklanarak cezaevine gönderildi.
‘EŞİMİN KİMSEYE ZARARI YOKTU’
Olayla ilgili soruşturma sürerken, oğluyla birlikte 33 yıllık hayat arkadaşının ölümüne tanık olan Mevlüde Bayar, şüpheli Yusuf Aydın’ın en ağır şekilde cezalandırılmasını istedi. Mevlüde Bayar, o anları şu sözlerle anlattı:
“Olaydan bir ay önce yeğenlerimden arabayı alıp kaçtı. Araya polis, jandarma girdi. Arabayı Balıkesir’de buldular. Sonra burada sokakta karşılaşmışlar. Biraz tartışıp ayrılmışlar. Oğlum ile eşim onları ayırmaya gitmiş. Benden evden geldim. Herkes ayrıldıktan sonra biz evimizin önüne geçmiştik. Onlarda evin üstüne çıktı, olay durduktan sonra yukarıdan bize tuğla, beton attılar. Taşlar ayaklarımıza geldi. Eşim benim sağ tarafımdaydı. Bana yakındı. Ses geldi. Bir şeyler düştü. Sonrasında eşim de başına gelen beton parçasıyla yere düştü. Ben kıl payı kurtuldum, eşim yere yığıldı. Kanlar aktı. Hastaneye kaldırdık. Ondan sonra hastanede iki sefer kalbi çalıştı. Fakat hayata tutunamadı. Eşim yaşamını yitirdi. Ramadan’ın kimseye zararı yoktu. Gözlerimizin önünde öldürüldü. O anı asla unutmayacağız.”
‘BABAM KARINCAYI BİLE İNCİTMEZDİ’
Babasının ölümüne tanık olan Umut Bayar da “Babam karıncayı bile incitmezdi. Kendi halinde, arabasıyla işine gidip gelirdi. Yeğenlerim bakkaldan çocuğa yiyecek alıp, bizim kapının önüne doğru geliyorlar. O sırada Yusuf Aydın ile karşılaşmışlar. Yusuf Aydın, ‘Gelin konuşalım’ demiş. Yeğenlerim de ‘Mahkemede görüşürüz’ demiş. Çocuklara bıçak çekmiş. Kendilerini savunmak için Yusuf Aydın’ı itmişler. Biz, ailemizle o saatte evdeydik. Onlar kavgaya tutuşmuş. Biz de gürültü seslerini duyunca dışarı çıktık. Ben ayırmaya koştum. Babam da ayırmak için yanımıza geldi. Ortalık sakinleşmişti. O sırada bir şeylerin düştüğünü anladım. Arkamı bir döndüm, babam yerde kanlar içinde yatıyordu. Ne yapacağımı bilemiyordum, dizlerimin üstüne çöktüm” diye konuştu.
]]>BURSA’da, yeğenlerinin kavgasının ayırırken 3 katlı evin çatısından atılan beton parçası başına isabet eden 2 çocuk babası Ramadan Bayar (65), yaşamını yitirdi. Olayla ilgili gözaltına alınan Yusuf Aydın (20) tutuklanırken, Ramadan Bayar’ın 33 yıllık hayat arkadaşı Mevlüde Bayar (48), “Kimseye zarar yoktu. Gözlerimizin önünde öldürüldü” dedi.
Yıldırım ilçesi Samanlığı Mahallesi’nde geçen yıl aralık ayında, Yusuf Aydın, kavga ettiğini iddia ederek, yardıma çağırdığı arkadaşları Uğur (20) ve Hüseyin Balta (20) kardeşlerin otomobilini çalıp, kaçtı. Otomobil ile Balıkesir’e giden Aydın, aracın yakıtı bitince kendini polise ihbar etti. Gözaltına alınan Aydın, denetimli serbestlik koşulu ile serbest bırakıldı.
İddiaya göre Yusuf Aydın, olaydan 1 ay sonra 16 Ocak’ta, Hüseyin ve Uğur Balta ile mahallede karşılaştı. Araç hırsızlığı yüzünden başlayan tartışma kavgaya dönüşünce yaşanan arbedeye tarafların yakınları da karıştı. Bu sırada 3 katlı evlerinin çatısına annesi Nuran Aydın ile çıkan Yusuf Aydın, çatıdaki beton parçalarını kavga ettikleri kalabalığın üzerine attı. Beton parçalarından biri, yanında eşi Mevlüde Bayar (48) ve oğlu Umut Bayar (32) ile kavgaya karışan yeğenlerini ayırmaya çalışan 2 çocuk babası Ramadan Bayar’ın başına isabet etti. Ramadan Bayar, kanlar içerisinde yere yığılırken, eşi Mevlüde ve oğlu Umut Bayar sinir krizi geçirdi.
KALBİ 2 KEZ DURDU
İhbar üzerine olay yerine jandarma ve sağlık ekipleri sevk edildi. Sağlık ekibinin yaptığı kontrolde, Ramadan Bayar’ın kalbinin durduğu belirlendi. Yapılan kalp masajıyla kalbi yeniden çalıştırılan Bayar, ambulansla kaldırıldığı Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde tedaviye alındı. Hastanede ikinci kez duran kalbi yeniden çalıştırılan Bayar, müdahaleye rağmen kurtarılamadı.
Jandarma ekiplerince olay yerinde yakalanıp gözaltına alınan Yusuf Aydın ise işlemlerinin ardından sevk edildiği adliyede çıkarıldığı mahkemece tutuklanarak cezaevine gönderildi.
‘EŞİMİN KİMSEYE ZARARI YOKTU’
Olayla ilgili soruşturma sürerken, oğluyla birlikte 33 yıllık hayat arkadaşının ölümüne tanık olan Mevlüde Bayar, şüpheli Yusuf Aydın’ın en ağır şekilde cezalandırılmasını istedi. Mevlüde Bayar, o anları şu sözlerle anlattı:
“Olaydan bir ay önce yeğenlerimden arabayı alıp kaçtı. Araya polis, jandarma girdi. Arabayı Balıkesir’de buldular. Sonra burada sokakta karşılaşmışlar. Biraz tartışıp ayrılmışlar. Oğlum ile eşim onları ayırmaya gitmiş. Benden evden geldim. Herkes ayrıldıktan sonra biz evimizin önüne geçmiştik. Onlarda evin üstüne çıktı, olay durduktan sonra yukarıdan bize tuğla, beton attılar. Taşlar ayaklarımıza geldi. Eşim benim sağ tarafımdaydı. Bana yakındı. Ses geldi. Bir şeyler düştü. Sonrasında eşim de başına gelen beton parçasıyla yere düştü. Ben kıl payı kurtuldum, eşim yere yığıldı. Kanlar aktı. Hastaneye kaldırdık. Ondan sonra hastanede iki sefer kalbi çalıştı. Fakat hayata tutunamadı. Eşim yaşamını yitirdi. Ramadan’ın kimseye zararı yoktu. Gözlerimizin önünde öldürüldü. O anı asla unutmayacağız.”
‘BABAM KARINCAYI BİLE İNCİTMEZDİ’
Babasının ölümüne tanık olan Umut Bayar da “Babam karıncayı bile incitmezdi. Kendi halinde, arabasıyla işine gidip gelirdi. Yeğenlerim bakkaldan çocuğa yiyecek alıp, bizim kapının önüne doğru geliyorlar. O sırada Yusuf Aydın ile karşılaşmışlar. Yusuf Aydın, ‘Gelin konuşalım’ demiş. Yeğenlerim de ‘Mahkemede görüşürüz’ demiş. Çocuklara bıçak çekmiş. Kendilerini savunmak için Yusuf Aydın’ı itmişler. Biz, ailemizle o saatte evdeydik. Onlar kavgaya tutuşmuş. Biz de gürültü seslerini duyunca dışarı çıktık. Ben ayırmaya koştum. Babam da ayırmak için yanımıza geldi. Ortalık sakinleşmişti. O sırada bir şeylerin düştüğünü anladım. Arkamı bir döndüm, babam yerde kanlar içinde yatıyordu. Ne yapacağımı bilemiyordum, dizlerimin üstüne çöktüm” diye konuştu.
]]>HENÜZ anne karnındayken kalbinde tümör olduğu tespit edildi. Doktorlar, “İleride kalp naklinden başka çaresi olmayacak” dedi. O büyürken, tümör de büyüdü ve kalbiyle aynı boyuta ulaştı. Ekin Ada Işık, 5 yaşına geldiğinde mucizevi bir ameliyatla yeniden doğdu. Adı, “Yüzyılın kalp cerrahları” arasında anılan Prof. Dr. Afksendiyos Kalangos ile Opr. Dr. Yılmaz Zorman, ameliyat sırasında Ekin’in ‘kalbini yerinden söktü’, ameliyathane masasında iğneyle kuyu kazar gibi kalpteki tümörü temizledi ve 8 saat boyunca göğüs boşluğunda kalbi olmadan yaşatılan Ekin’e, kendi kalbi tekrar nakledildi. Doktorları, dünyada “bu kadar küçük yaşta” kardiyak oto-transplantasyon (kendinden kalp nakli) ile hayata dönen başka vakaya rastlamadıklarını söyledi.
Balıkesir’de yaşayan Mustafa ve Fahriye Işık çiftinin tek çocuğu Ekin Ada’nın, anne karnında 32 haftalıkken kalbinde tümör olduğu tespit edildi. Doktorlar bebeği alalım dese de anne Fahriye Karaca Işık, onu doğurmak istedi. Daha doğmadan başvurdukları her doktor “Tek çare kalp nakli olur” dedi. 5 yaşına kadar, tümörü kalbiyle birlikte büyüdü, 8 santimlik minik kalbi, kendi büyüklüğünde bir tümörü de taşımak zorunda kaldı. Ekin Ada, geçtiğimiz Ekim ayında Koç Üniversitesi Hastanesi’nde yapılan ve dünya tıp literatürüne girecek bir ameliyatla yeniden doğdu. 8 saat süren ameliyat sırasında Ekin Ada’nın kalbini “yerinden söküp” tümörü ameliyat masasında temizledikten sonra tekrar nakleden, “yüzyılın kalp cerrahları” arasında anılan Prof. Dr. Afksendiyos Kalangos ve Opr. Dr. Yılmaz Zorman, bu eşi benzeri olmayan operasyonu, “O kadar riskli bir ameliyattı ki nefesimizi tutarak yaptık. Kadavradan kalp nakli olsa, elinizde sağlam başka bir organ var. Oto-transplantasyon, yani hastanın kendinden nakilde ise en ufak bir hatada tekrar yerine takabileceğiniz başka bir organ yok” şeklinde anlattı.
“İKİNCİ DOĞUMUNA ŞAHİT OLDUM”
“Bu çocuğun ben ikinci doğumuna tanık oldum” diyen Koç Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Pediatrik ve Konjenital Kalp ve Damar Cerrahisi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Afksendiyos Kalangos, sözlerini şöyle sürdürdü: “Ekin Ada kızımızla 32 haftada anne karnındayken ilk olarak tanıştım. Fetal EKO’sunda bir kalp tümörü tespit edilmişti. Kızımız doğdu, ondan sonra 3 ila 6 aylık aralarla izlemeye başladık. Kalp içindeki tümör yaşı büyüdükçe, kalple beraber büyüyordu. Bu tümörlerin bir kötü tarafı da ritim düzensizlikleri yaratmaları. Ani ölüm riskinin çok yüksek olduğu vakalar bunlar. Tümörün büyüklüğü neredeyse kalp kadar olmuştu. 7 santimlik bir tümör, Ekin Ada’nın kalbi 8 santim uzunluğundaydı zaten. Sol karıncıktaki tümörün bir büyük tehlikesi daha vardı. Önemli bir koroner arter damar, tümörün içinden geçiyordu.”
“SOĞAN KABUĞU SOYAR GİBİ TÜMÖRÜ KALPTEN AYIRDIK”
Tümörün içinden hayati bir damarın geçmesi nedeniyle kalp yerindeyken ameliyat etmenin imkansız olduğunu anlatan Prof. Dr. Kalangos, çok büyük bir riske girerek kalbi yerinden çıkarıp ameliyat etme yolunu seçtiklerini vurguladı. Prof. Dr. Kalangos, “Çok dikkatli çalışmamız gerekiyordu o nedenle kalbi yerinden söktük, damarlarından ayırdık ve masanın üzerine yatırarak (kalp vücuttan ayrıyken) ameliyata devam ettik. Göğüs boşluğu tamamıyla boş kaldı, ‘kalpsiz’ bir durumda makineye bağlı takip edildi. Kalbi masanın üzerinde sol karıncığa hasar vermeden, hem kasları hem arterleri koruyarak açtık. Dr. Yılmaz Zorman ile beraber nefesimizi tuttuk, ince ince, soğan kabuğu soyar gibi kalp kasından tümörü ayırdık. Tümörün içinden geçen o ince, bir milimetrelik koroner damarı bulduk ve onu da titiz bir şekilde tümörden ayırarak kalbi tamamen temizledik. Onarılmış kalbi tekrar yerine taktık” dedi.
KALBİ TAKTIKTAN SONRA GÖZÜ EKRANDA, İLK ATIŞINI BEKLEDİ
Kalbi Ekin Ada’ya geri naklettikten sonra ilk yaptığı şeyin monitöre bakmak olduğunu da söyleyen Prof. Dr. Kalangos, sözlerini şöyle noktaladı: “O anda ilk yaptığınız şey tabii ki monitöre gözünüz takılıyor. Kalp tekrar çalışmaya başladı ve büyük bir rahatlama yaşadık. Ben özellikle yurt dışında Cenevre’deyken çocuklarda kalp akciğer transplantasyonunu rutin olarak yapan bir cerrahtım. Kalp naklinde oldukça tecrübesi olan bir cerrah olmama rağmen oto-transplantasyon yani hastanın kalbini yerinden çıkarıp tekrar takma tecrübesini ilk defa yaşadım. Dolayısıyla benim için de özel bir andı bu. Ekin Ada’nın başka alternatifi yoktu. Düşünün ölüme mahkum olan bir insanın, mucizevi bir şekilde tekrar hayata dönmesi, bu ikinci doğuş değil de nedir?”
“EN UFAK BİR HATADA BAŞKA ALTERNATİFİMİZ YOKTU”
Prof. Dr. Kalangos ile birlikte ameliyatı gerçekleştiren Opr. Dr. Yılmaz Zorman ise 8 saat süren ameliyat sırasında defalarca nefeslerini tuttuklarını söyleyerek şunları anlattı: “Çok uzun süren bir ameliyattı. Hocayla kaç kere göz göze geldik, kaç kere nefesimizi tuttuk gerçekten hatırlamıyorum. Ekin Ada, her şeyiyle çok özel bir çocuk. Ben bu tür bir ameliyatla meslek hayatım boyunca hiç karşılaşmadım. Literatür taraması da yaptık hocamızla birlikte. Böyle bir tanıyla, başarılı bir şekilde ameliyat olmuş bu yaşta bir hasta literatürde bulamadık. Bazı denemeler olmuş ama bu yaştaki bir çocukta başarılı bir ameliyat ve oto-transplantasyon, bence bu ameliyatı nadir kılan unsurlar.”
Ritim bozuklukları nedeniyle ani ölüm riski yaşamaya başlayan Ekin Ada’nın kendi yaşı, boyu ve kilosuna uygun kalp bulunana kadar nakil bekleyecek durumda olmadığını da anlatan Dr. Zorman, “Diyelim ki kalp nakli ameliyatı yapıldı, elinizde bir alternatifiniz olurdu o anda. Çünkü orada sağlam bir kalp dokusu var ve yerine taktığınızda çalışacak. Ama bizim ikinci bir alternatifimiz yoktu. Hatta biz Ekin’i ameliyata almadan önce neden yapıyorsunuz sorusuyla da çok muhatap olduk. Çünkü annesinin kucağından alıp ameliyathaneye götürüyorsunuz ama işler yolunda gitmezse onlara kötü bir haber vermek zorunda kalabilirsiniz. Bu, çok yıkıcı olurdu hepimiz için. Şimdi bizi ziyarete geliyor, bu mutluluğun tarifi inanın yok” diyerek sözlerini noktaladı.
“BİRİLERİ RİSK ALMALI DEDİ VE ONU KURTARDI”
Hamileliğinin son haftalarında aldığı korkunç teşhisle yüzleşmenin çok zor olduğunu anlatan anne Fahriye Işık Karaca ise duygularını şu şekilde ifade etti: “Her şey 32 haftaya kadar çok güzel giderken bir anda bizi alt üst eden bir haberle sarsıldık. Gezdiğimiz hastanelerde, kızımız için hiçbir şey yapılamayacağı söylendi. Doğumdan sonra 10 gün yoğun bakımda kaldı, ancak 10 gün sonra kucağıma alabildim. Herkes çocuğunu alıp çıkıyor ama siz hastaneden boş çıkıyorsunuz. Çaresizliğin ne demek olduğunu ben kızımda yaşadım. Allah’a şükürler olsun ki Kalangos hocamızla tanıştık. O bize hiçbir çocuğun kaderine terk edilemeyeceğini, birilerinin risk alması gerektiğini söyledi. Denenecek başka bir yöntem de yoktu. Onun için gözünüzü karartıp kabul ediyorsunuz. İlk gittiğimiz hastanede anne karnında çocuğun hayatını sonlandırıp bana doğum yaptırmaktan bahsedilirken, öyle bir şeyle karşılaşıyorsunuz ki çocuğunuzu sizin elinize sağlığına kavuşturup veriyor, onunla bir ömür geçirebileceğinizi size gösteriyor. Dünyalar benim oldu desem az kalır yanında.”
“KAHRAMAN GİBİ HİSSEDİYORUM”
Baba Mustafa Işık ise kızının doğumundan önce başvurdukları her hastanede kalp naklinden başka şansının olmadığını söylediklerini kaydederek, “Ameliyat tamamlandığında hocamız bizi ameliyathanenin kapısını çağırdı. Ellerini açtığı anda ameliyatın iyi geçtiğini anladık ve bütün dünyalar bizim oldu. Hocama sarılıp ağladım” diye konuştu. Minicik bedeniyle böylesine zor bir hastalığa direnen ve geçirdiği mucizevi ameliyatla sağlığına kavuşan minik ekin Ada ise kendini kahraman gibi hissettiğini söyleyerek, “Ameliyata girmeden önce ne olacağını çok merak etmiştim. Kahraman gibi bekliyordum. Daha önce iki kez yoğun bakımda yatmıştım. Günler çok uzun geçmişti o zaman. Artık korkmuyorum çünkü büyüdüm. İleride veteriner olmak istiyorum çünkü hayvanları çok seviyorum. Onları iyileştirmek istiyorum” dedi.
]]>HENÜZ anne karnındayken kalbinde tümör olduğu tespit edildi. Doktorlar, “İleride kalp naklinden başka çaresi olmayacak” dedi. O büyürken, tümör de büyüdü ve kalbiyle aynı boyuta ulaştı. Ekin Ada Işık, 5 yaşına geldiğinde mucizevi bir ameliyatla yeniden doğdu. Adı, “Yüzyılın kalp cerrahları” arasında anılan Prof. Dr. Afksendiyos Kalangos ile Opr. Dr. Yılmaz Zorman, ameliyat sırasında Ekin’in ‘kalbini yerinden söktü’, ameliyathane masasında iğneyle kuyu kazar gibi kalpteki tümörü temizledi ve 8 saat boyunca göğüs boşluğunda kalbi olmadan yaşatılan Ekin’e, kendi kalbi tekrar nakledildi. Doktorları, dünyada “bu kadar küçük yaşta” kardiyak oto-transplantasyon (kendinden kalp nakli) ile hayata dönen başka vakaya rastlamadıklarını söyledi.
Balıkesir’de yaşayan Mustafa ve Fahriye Işık çiftinin tek çocuğu Ekin Ada’nın, anne karnında 32 haftalıkken kalbinde tümör olduğu tespit edildi. Doktorlar bebeği alalım dese de anne Fahriye Karaca Işık, onu doğurmak istedi. Daha doğmadan başvurdukları her doktor “Tek çare kalp nakli olur” dedi. 5 yaşına kadar, tümörü kalbiyle birlikte büyüdü, 8 santimlik minik kalbi, kendi büyüklüğünde bir tümörü de taşımak zorunda kaldı. Ekin Ada, geçtiğimiz Ekim ayında Koç Üniversitesi Hastanesi’nde yapılan ve dünya tıp literatürüne girecek bir ameliyatla yeniden doğdu. 8 saat süren ameliyat sırasında Ekin Ada’nın kalbini “yerinden söküp” tümörü ameliyat masasında temizledikten sonra tekrar nakleden, “yüzyılın kalp cerrahları” arasında anılan Prof. Dr. Afksendiyos Kalangos ve Opr. Dr. Yılmaz Zorman, bu eşi benzeri olmayan operasyonu, “O kadar riskli bir ameliyattı ki nefesimizi tutarak yaptık. Kadavradan kalp nakli olsa, elinizde sağlam başka bir organ var. Oto-transplantasyon, yani hastanın kendinden nakilde ise en ufak bir hatada tekrar yerine takabileceğiniz başka bir organ yok” şeklinde anlattı.
“İKİNCİ DOĞUMUNA ŞAHİT OLDUM”
“Bu çocuğun ben ikinci doğumuna tanık oldum” diyen Koç Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Pediatrik ve Konjenital Kalp ve Damar Cerrahisi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Afksendiyos Kalangos, sözlerini şöyle sürdürdü: “Ekin Ada kızımızla 32 haftada anne karnındayken ilk olarak tanıştım. Fetal EKO’sunda bir kalp tümörü tespit edilmişti. Kızımız doğdu, ondan sonra 3 ila 6 aylık aralarla izlemeye başladık. Kalp içindeki tümör yaşı büyüdükçe, kalple beraber büyüyordu. Bu tümörlerin bir kötü tarafı da ritim düzensizlikleri yaratmaları. Ani ölüm riskinin çok yüksek olduğu vakalar bunlar. Tümörün büyüklüğü neredeyse kalp kadar olmuştu. 7 santimlik bir tümör, Ekin Ada’nın kalbi 8 santim uzunluğundaydı zaten. Sol karıncıktaki tümörün bir büyük tehlikesi daha vardı. Önemli bir koroner arter damar, tümörün içinden geçiyordu.”
“SOĞAN KABUĞU SOYAR GİBİ TÜMÖRÜ KALPTEN AYIRDIK”
Tümörün içinden hayati bir damarın geçmesi nedeniyle kalp yerindeyken ameliyat etmenin imkansız olduğunu anlatan Prof. Dr. Kalangos, çok büyük bir riske girerek kalbi yerinden çıkarıp ameliyat etme yolunu seçtiklerini vurguladı. Prof. Dr. Kalangos, “Çok dikkatli çalışmamız gerekiyordu o nedenle kalbi yerinden söktük, damarlarından ayırdık ve masanın üzerine yatırarak (kalp vücuttan ayrıyken) ameliyata devam ettik. Göğüs boşluğu tamamıyla boş kaldı, ‘kalpsiz’ bir durumda makineye bağlı takip edildi. Kalbi masanın üzerinde sol karıncığa hasar vermeden, hem kasları hem arterleri koruyarak açtık. Dr. Yılmaz Zorman ile beraber nefesimizi tuttuk, ince ince, soğan kabuğu soyar gibi kalp kasından tümörü ayırdık. Tümörün içinden geçen o ince, bir milimetrelik koroner damarı bulduk ve onu da titiz bir şekilde tümörden ayırarak kalbi tamamen temizledik. Onarılmış kalbi tekrar yerine taktık” dedi.
KALBİ TAKTIKTAN SONRA GÖZÜ EKRANDA, İLK ATIŞINI BEKLEDİ
Kalbi Ekin Ada’ya geri naklettikten sonra ilk yaptığı şeyin monitöre bakmak olduğunu da söyleyen Prof. Dr. Kalangos, sözlerini şöyle noktaladı: “O anda ilk yaptığınız şey tabii ki monitöre gözünüz takılıyor. Kalp tekrar çalışmaya başladı ve büyük bir rahatlama yaşadık. Ben özellikle yurt dışında Cenevre’deyken çocuklarda kalp akciğer transplantasyonunu rutin olarak yapan bir cerrahtım. Kalp naklinde oldukça tecrübesi olan bir cerrah olmama rağmen oto-transplantasyon yani hastanın kalbini yerinden çıkarıp tekrar takma tecrübesini ilk defa yaşadım. Dolayısıyla benim için de özel bir andı bu. Ekin Ada’nın başka alternatifi yoktu. Düşünün ölüme mahkum olan bir insanın, mucizevi bir şekilde tekrar hayata dönmesi, bu ikinci doğuş değil de nedir?”
“EN UFAK BİR HATADA BAŞKA ALTERNATİFİMİZ YOKTU”
Prof. Dr. Kalangos ile birlikte ameliyatı gerçekleştiren Opr. Dr. Yılmaz Zorman ise 8 saat süren ameliyat sırasında defalarca nefeslerini tuttuklarını söyleyerek şunları anlattı: “Çok uzun süren bir ameliyattı. Hocayla kaç kere göz göze geldik, kaç kere nefesimizi tuttuk gerçekten hatırlamıyorum. Ekin Ada, her şeyiyle çok özel bir çocuk. Ben bu tür bir ameliyatla meslek hayatım boyunca hiç karşılaşmadım. Literatür taraması da yaptık hocamızla birlikte. Böyle bir tanıyla, başarılı bir şekilde ameliyat olmuş bu yaşta bir hasta literatürde bulamadık. Bazı denemeler olmuş ama bu yaştaki bir çocukta başarılı bir ameliyat ve oto-transplantasyon, bence bu ameliyatı nadir kılan unsurlar.”
Ritim bozuklukları nedeniyle ani ölüm riski yaşamaya başlayan Ekin Ada’nın kendi yaşı, boyu ve kilosuna uygun kalp bulunana kadar nakil bekleyecek durumda olmadığını da anlatan Dr. Zorman, “Diyelim ki kalp nakli ameliyatı yapıldı, elinizde bir alternatifiniz olurdu o anda. Çünkü orada sağlam bir kalp dokusu var ve yerine taktığınızda çalışacak. Ama bizim ikinci bir alternatifimiz yoktu. Hatta biz Ekin’i ameliyata almadan önce neden yapıyorsunuz sorusuyla da çok muhatap olduk. Çünkü annesinin kucağından alıp ameliyathaneye götürüyorsunuz ama işler yolunda gitmezse onlara kötü bir haber vermek zorunda kalabilirsiniz. Bu, çok yıkıcı olurdu hepimiz için. Şimdi bizi ziyarete geliyor, bu mutluluğun tarifi inanın yok” diyerek sözlerini noktaladı.
“BİRİLERİ RİSK ALMALI DEDİ VE ONU KURTARDI”
Hamileliğinin son haftalarında aldığı korkunç teşhisle yüzleşmenin çok zor olduğunu anlatan anne Fahriye Işık Karaca ise duygularını şu şekilde ifade etti: “Her şey 32 haftaya kadar çok güzel giderken bir anda bizi alt üst eden bir haberle sarsıldık. Gezdiğimiz hastanelerde, kızımız için hiçbir şey yapılamayacağı söylendi. Doğumdan sonra 10 gün yoğun bakımda kaldı, ancak 10 gün sonra kucağıma alabildim. Herkes çocuğunu alıp çıkıyor ama siz hastaneden boş çıkıyorsunuz. Çaresizliğin ne demek olduğunu ben kızımda yaşadım. Allah’a şükürler olsun ki Kalangos hocamızla tanıştık. O bize hiçbir çocuğun kaderine terk edilemeyeceğini, birilerinin risk alması gerektiğini söyledi. Denenecek başka bir yöntem de yoktu. Onun için gözünüzü karartıp kabul ediyorsunuz. İlk gittiğimiz hastanede anne karnında çocuğun hayatını sonlandırıp bana doğum yaptırmaktan bahsedilirken, öyle bir şeyle karşılaşıyorsunuz ki çocuğunuzu sizin elinize sağlığına kavuşturup veriyor, onunla bir ömür geçirebileceğinizi size gösteriyor. Dünyalar benim oldu desem az kalır yanında.”
“KAHRAMAN GİBİ HİSSEDİYORUM”
Baba Mustafa Işık ise kızının doğumundan önce başvurdukları her hastanede kalp naklinden başka şansının olmadığını söylediklerini kaydederek, “Ameliyat tamamlandığında hocamız bizi ameliyathanenin kapısını çağırdı. Ellerini açtığı anda ameliyatın iyi geçtiğini anladık ve bütün dünyalar bizim oldu. Hocama sarılıp ağladım” diye konuştu. Minicik bedeniyle böylesine zor bir hastalığa direnen ve geçirdiği mucizevi ameliyatla sağlığına kavuşan minik ekin Ada ise kendini kahraman gibi hissettiğini söyleyerek, “Ameliyata girmeden önce ne olacağını çok merak etmiştim. Kahraman gibi bekliyordum. Daha önce iki kez yoğun bakımda yatmıştım. Günler çok uzun geçmişti o zaman. Artık korkmuyorum çünkü büyüdüm. İleride veteriner olmak istiyorum çünkü hayvanları çok seviyorum. Onları iyileştirmek istiyorum” dedi.
]]>Mersin Büyükşehir Belediyesi ile İçel Soroptomist Kulübü ile işbirliğinde, Erdemli ilçesinin Tömük Mahallesi’nde yaşayan kadınlara, 5 hafta sürecek ‘Kırsal Bölge Kadın Eğitim Bilgilendirme ve Güçlendirme Sunumları ve Atölye Çalışmaları’ isimli eğitim verilmeye başlandı.
Kadın ve Aile Hizmetleri Daire Başkanlığı organizasyonunda verilecek eğitimin ilk gününde Prof. Dr. Handan Birbiçer’den ‘Temel Yaşam Desteği’, Doç. Dr. Aydan Akdeniz’den de ‘Kadınlarda Kansızlık Nedenleri ve Belirtileri Nelerdir?’ konulu eğitim alan kadınlar, HPV, Alzheimer, ağız ve diş sağlığı gibi bir dizi eğitimin yanı sıra kadın hakları ve aile planlaması başlıklarında da eğitimler alacak. Uzmanlar eşliğinde yapılan eğitimlerin sonunda aile ekonomisine katkı sağlamak amacıyla, ‘Sabun Yapımı’ atölyesi de düzenlenecek.
PROF. DR. BİRBİÇER: “AMACIMIZ, KALBİ DURAN BİRİNE YAPILACAK İLK YARDIMI ÖĞRETMEK”
Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalından Prof. Dr. Handan Birbiçer, “Uzun zamandır kendi mesleğimin bir parçası olan resüsitasyon, yani kalbi yeniden canlandırma için eğitim veriyoruz. Türkiye’de bununla ilgilenen Resüsitasyon Derneği var. Bizim amacımız profesyonel sağlık ekiplerine eğitimin yanı sıra, halkı da bu konuda bilinçlendirmek. En azından 112 gelinceye kadar, kalbi duran bir kişiye neler yapabileceğini anlatmak için etkinlikler düzenliyoruz” dedi.
Yaptıkları etkinliklere ‘hayata el ver’ ismini verdiklerini söyleyen Prof. Birbiçer, “Pek çok yerde etkinlik yaptık. Amacımız, kalbi duran birisine ilk yardımı vatandaşlarımıza da öğretmek. Kadınlarımıza, kalbi duran bir kişiye ilk başta neler yapmaları gerektiğini anlattım. Onlara öğrettiğim için ben de çok mutlu oldum. Gönül ister ki, bütün vatandaşlarımıza bunu öğretebilelim” diye konuştu.
DOÇ. DR. AKDENİZ: “KADINLARA BU EĞİTİMİN VERİLMESİ TOPLUMDA ÇOK ÖNEMLİ”
Mersin Medical Park Hastanesi’nden Hematoloji Uzmanı Doç. Dr Aydan Akdeniz de kadınlara kansızlığın sebeplerini anlattı. Verdiği eğitimden kısaca bahseden Doç. Dr. Akdeniz, “Kadınlardaki kansızlığın en önemli sebebi, adet düzensizlikleri ve mide- bağırsaklardan olan kan kayıpları. Eğitimde bunların üstünde durduk. Çok keyifli ve interaktif bir etkinlikti. Merak edilen sorular oldu ve onları cevapladık” dedi.
Kadınların oldukça ilgili olduğunu belirten Doç. Dr. Akdeniz, “Özellikle kadınlara bu eğitimin verilmesi toplumda çok önemli. Biz burada bir kadını eğittik, ama o eve gittiğinde diyelim ki aile fertleri 5 kişi, o 5 kişiyi de eğitilmiş sayıyoruz. Yani böyle katlanarak büyüyen bir eğitim kitlesi oluşturmuş olacağız” diye konuştu.
KADINLAR VERİLEN EĞİTİMDEN ÇOK FAYDALANDI
İlemin Mahallesi’nden gelen Dudu Başkurt, eğitimden duyduğu memnuniyeti dile getirerek, bu olanakları sağlayan Başkan Vahap Seçer’e teşekkürlerini iletti. Başkurt, “Başkanımız sayesinde verilen bu eğitimler sayesinde kadınlarımız gelişti” dedi. Eğitimde neler öğrendiğine dair bilgiler de paylaşan Başkurt, “Eğitimde ilkyardımda kalp masajı nasıl yapılır, neler yapmamız gerektiğini anlattılar. Hastayı yatarken gördüğümüzde korkmamamız gerektiğini söylediler. Çok güzel bir eğitim oldu” diye konuştu.
İlemin Mahallesi’nden gelen bir diğer katılımcı da Birsen Geğişmen’di. Geğişmen, eğitimi çok beğendiğini söyleyerek, “Köyümüzde ulaşım imkanı olmadığı için, buraya araçla getirildik. Güzel bir eğitim verdiler ve önemli bilgiler elde ettik” ifadelerini kullandı.
Kadınlara bu tür eğitime mutlaka katılmalarını tavsiye eden Geğişmen, “Kadınların sadece evde oturup yemek yapıp, çocuk doğurmakla kalmadığını; kadınlarımızın değerli olduğunu burada öğrenmiş bulunduk. Herkesin katılmasını tavsiye ederim” dedi.
]]>TÜRKİYE’ye okumaya gelen Azerbaycanlı Ferit Azimli’ye (25), geçirdiği kalp krizi sonrası Akdeniz Üniversitesi’nde yapay kalp takıldı. Kalbini çantasında taşıyan Ferit Azimli’ye, 6 yıl sonra beyin ölümü gerçekleşen milli boksör Görkem Kaynar’ın (24) kalbi nakledildi. Azimli, “Cihazın sesi olmadan kalbin atışını dinleyebilmek benim için mucize” dedi.
Azerbaycan’ın Bakü kentinde yaşayan Ferit Azimli’ye doğuştan kalp yetmezliği teşhisi koyuldu. İlk, orta ve lise eğitimini Azerbaycan’da tamamlayan Azimli, 2016 yılında İstanbul’da bir üniversitede Radyo Sinema ve Televizyon Bölümü’nü kazandı. 2018 yılında İstanbul’da kalp krizi geçiren Ferit Azimli’ye kalp pili takıldı. Doktorlarının tavsiyesi üzerine Antalya’ya yönlendirilen Ferit Azimli, Akdeniz Üniversitesi Prof. Dr. Tuncer Karpuzoğlu Organ Nakli Enstitüsü’nde organ nakli sırasına kaydoldu.
Bir süre sonra Ferit Azimli’ye AÜ Tıp Fakültesi Kalp ve Damar Cerrahisi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ömer Bayezid ve ekibi tarafından yapay kalp takıldı. Eğitimini yarıda bırakıp Antalya’ya taşınan Ferit Azimli, Akdeniz Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nü kazandı. Azimli, 2020 yılında ise Türk vatandaşı oldu.
MİLLİ BOKSÖRÜN KALBİ NAKLEDİLDİ
Ferit Azimli, 24 Kasım akşamı nakil için beklediği kalbin bulunduğuna yönelik telefonla büyük mutluluk yaşadı. Akdeniz Üniversitesi Hastanesi’ne gelen Azimli’nin doku uyumunun sağlanması üzerine nakle karar verildi. Azimli’ye, Prof. Dr. Ömer Bayezid ve ekibi tarafından, Isparta’da geçirdiği trafik kazası nedeniyle beyin ölümü gerçekleşen milli boksör Görkem Kaynar’ın kalbi nakledildi.
AÜ Hastanesi Kalp Damar ve Cerrahi Bölümü Servisi’nde tedavisi devam eden Ferit Azimli, uzun yıllardır bu anı beklediğini, şimdi ise çok mutlu olduğunu söyledi. Doğuştan kalp yetmezliği teşhisi koyulduğunu aktaran Ferit Azimli, kalbin genel yapısında sorun olduğu için sürekli kalp yetmezliği şikayetini yaşadığını belirtti. Azimli, “2018 yılında kalp krizi geçirdim. O dönem İstanbul’daydım. Acil müdahale edildi ve Antalya’ya gönderildim. Prof. Dr. Ömer Bayezid ve ekibi tarafından yapay kalp takıldı. O cihazla 6 sene yaşadım. O dönemde cihaz benim hayatımı kurtardı” dedi.
NAKİL HABERİNİ ALDIĞINDA DUYDUKLARINA İNANAMADI
6 sene sonra gelen telefonla hayatının değiştiğini belirten Ferit Azimli, “Yemek yapıyordum, tam yemeğimi yiyecektim o esnada kalp nakil koordinatörümüz aradı. ‘Nakil çıktı, hastaneye gelmen gerekiyor’ dedi. Çok heyecanlandım. Gerçekten böyle bir şey olabilir mi, gerçek mi diye çok heyecan yaşadım. Artık zamanı dedim ve kalkıp geldim. Kalp nakli için çağrılan 3 kişiydik. Testler yapıldı. Bana uyumlu çıktı. Hemen ameliyata alındım” diye konuştu.
‘SADECE KENDİ VÜCUDUMLA AYAKTA OLMAK MUCİZE’
Kalp nakli sonrası kendini daha iyi hissettiğini belirten Ferit Azimli, “Yapay kalp de benim hayatımı kurtardı ama bir çantaydı, sürekli yanımdaydı. Minimum şeyler bile onunla çok zordu. Yeni bir kalp çok başka bir şey, gerçekten bir mucize. Yeniden sadece kendi vücudumla ayakta olmak, bir şeye bağlı olmadan ayakta olmak mucize. Yapay kalpteyken sudan korkuyordum, çünkü suya yakın olmamalıydınız. Duş almak çok kısıtlıydı. Denize giremiyordum. Cihaz olduğu için onun da bir tehlikesi vardı. En büyük tehlikesi, içinde pıhtı birikmesiydi. Sürekli evde şeker ölçümü yapar gibi iğnelerle kanınızdaki pıhtılığa bakıyorsunuz. Sürekli tetikteydim ama bu mecburi yoldu. 2- 2,5 kilo ağırlığı vardı. Kabloları dışarıdan görülüyordu. İnsanlar garip yaklaşıyordu. ‘Bu nedir’ diye düşünüyorlardı. Yapay kalp sizin hayatınızı kurtarıyor ama kalp nakli çok başka bir şey” dedi.
‘CİHAZIN SESİ OLMADAN KALBİNİN ATIŞINI DİNLEMEK MUCİZE’
Ferit Azimli, “Şu esnada hayalim serbestçe yürüyebilmek. Kendi vücudumla 2,5 kiloluk ağırlık olmadan, kablolar olmadan yürüyebilmek. Makine olduğu için sesi oluyordu. Cihazın sesi olmadan kalbin atışını dinleyebilmek benim için bir mucize. Kalbin atma sesi çok farklı. 6 senedir kalbimin attığını duymuyordum, çünkü cihazın sesi bastırıyordu. Onu duymak bir mucize” diye konuştu.
‘ORGANLAR BAŞKA VÜCUTTA YAŞAMAYA DEVAM EDİYOR’
Görkem Kaynar’ın ailesine organ bağışında bulunduğu için teşekkür eden Ferit Azimli, “Organ bağışı benim gibi kaç insanın hayatını kurtarıyor. Bir insanı hayata geri döndürüyor. İkinci kere doğuyor. Organlarını bağışlayanlara çok teşekkür ediyorum. Talihsiz durumlarda ailelerin bu inisiyatifi alması kutsal bir şey. Lütfen organ bağışı konusunda duyarlı olalım. Organlarımızın yeni hayat olmasına izin verelim. Bu çünkü göçen kişinin de bir parça yaşaması anlamına geliyor. Onun da organlarının başka bir vücutta hala yaşamaya devam etmesi bence özel bir şey” ifadelerini kullandı.
]]>