(ANKARA) – Hayvan hakları savunucuları, sokak hayvanlarına “ötanazi” öngören kanun teklifini Ankara Anıtpark’ta protesto etti. Din adamı olduğunu belirten Hasan Yaman, “Hayvanların maruz kaldığı zulümlerden, işkencelerden dolayı, bir din adamı olarak kendimi vebalde hissediyordum, Allah bunun hesabını bize soracak diye. Bugün komple hayvanları katarak kediyi, köpeği ötanazi edelim, öldürelim, popülasyonlarını düzeltelim gibi bir olayı, ben Kuran’ın ve imanımın neresine sığdırabilirim” dedi.
Hayvanları Koruma Kanunu’nda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’ni protesto etmek amacıyla hayvan hakları savunucuları Anıtpark’ta bir araya geldi. İYİ Parti İstanbul Milletvekili Nimet Özdemrir’in de katıldığı protestoda basın açıklamasını Hayvanların Yaşam Hakları Konfederasyonu 2’nci Başkanı Haydar Özkan yaptı. Özkan, şunları söyledi:
“Bir süredir ülkemiz gündemine kara bir leke gibi sokulmaya çalışılan; ‘uyutma’ değil, ‘ötanazi’ değil, ‘toplu itlaf’ yasa tasarısı, bildiğiniz gibi, geçtiğimiz hafta salı günü Tarım, Orman ve Köy İşleri Komisyonu’na geldi. Bu yasayı, aklı ve vicdanı olan hiçbir vatandaşın kabul etmesi mümkün değildir.
Hayvanların toplu halde öldürülmelerine karşı koyan hayvan hakları örgütleri, çocukların zarar görmesini arzu ediyorlarmış gibi gösterildi. Mağdur ailelerle, hayvan hakları örgütleri karşı karşıya getirilmeye çalışıldı. Şunu özellikle vurgulamak ve bu kirli operasyonla şekillendirilen yanlış algıyı bu vesile ile düzeltmek isterim; hiçbir hayvan hakkı savunucusu bir çocuğun zarar görmesini kabul edemez. Bizler de tıpkı çocukları mağdur olmuş aileler gibi devletten çözüm bekliyoruz.
“Türk halkının sokak hayvanlarının öldürülmelerini kabul etmesi mümkün değildir”
Bu teklif, kültürel kodlarında, kendileri öldükten sonra sokak hayvanlarına bakılsın diye, mahalle kasaplarına miras bırakmak olan bu milletin genetik kodlarına doğrudan yapılan bir saldırı niteliğindedir. Vicdanlı, merhametli yüce Türk halkının sokak hayvanlarının toplu halde öldürülmelerini kabul etmesi mümkün değildir.”
“Biz yaşam hakkına saygılıyız”
İYİ Parti İstanbul Milletvekili Nimet Özdemir, konuya ilişkin şunları söyledi:
“Bu güzel dünyayı bütün varlıklarıyla seven, koruyan, kabul eden güzel insanlar emin olabilir ki; son aylarda yaşadığımız bu olaylar sadece bir kurgu. Biz yaşam hakkına saygılıyız. Bizim karşı olduğumuz şey, hayvan hakkı, çocuk hakkı gibi birbiriyle yan yana gelmeyecek iki hak tartışmasını kutuplaştırarak, üzerinde psikolojik baskı uygulayarak yan yana getiremezsiniz. Biz diyoruz ki; çocuklarımız, yaşlılarımız zarar görmesinler. Ama masum, dilsiz, hiç suçu olmayan hayvanları katletmeyin diye buradayız. Sizin müfredatınızda var mı ki, hayvan sevgisini ekebildiniz mi ki şimdi oturup sahiplensinler diyorlar.”
Din adamı olduğunu söyleyen Hasan Yaman ise ANKA Haber Ajansı’na şöyle konuştu:
“Ben, Nurani Derneği’nde başkanım. Hayvanların maruz kaldığı zulümlerden, işkencelerden dolayı, bir din adamı olarak kendimi vebalde hissediyordum, Allah bunun hesabını bize soracak diye. Dolayısıyla bu işe taraf olduk biz de. Hayvanların katledilmesini asla kabul etmiyoruz. Zaten üstü kapalı bunlar yapılırken bunun temelli önünü açar gibi olan bu tutumu kabul etmiyoruz. Dini boyutuna gelince de işin içinden hiç çıkılacak gibi değil. Peygamber efendimiz mübarek cübbesini, bir kedinin rahatsız olmaması ve onu uyandırmamak için cübbesini kesip mescide giderken burası da Müslüman Türklerin yaşadığı bir ülke olduğu için bunu ben nasıl kabul edebilirim? Bugün komple hayvanları katarak kediyi, köpeği ötanazi edelim, öldürelim, popülasyonlarını düzeltelim gibi bir olayı, ben Kuran’ın ve imanımın neresine sığdırabilirim? Hal böyleyken sokaktaki caniler, çocuk tacizcileri, bayrak düşmanları bu caddelerde gezecek ve ben bu hayvanların itlafına onay vereceğim öyle mi? Bir din adamı olarak bütün bunlar konuşulurken ben nasıl sessiz kalırdım, nasıl tarafsız olurdum? Hayvan haklarını savunmak, herhangi bir partinin ve görüşün malı değil. Biz böyle bir kanunu kabul etmiyoruz, istemiyoruz. Devletin hiçbir kurumu yok sokak hayvanlarını tedavi edecek. Biz buna çözüm beklerken ötanaziyle geldiler. Biz dindar insanlar olarak bu eyleme katılan insanlarla beraberiz, onlar gibi düşünüyoruz. Onları meclise almamışlar ya ben de onlar gibi düşünüyorum. Kabul etmiyoruz biz bunları.”
]]>
KONYA’da 2019 yılında Selçuk Üniversitesi’nde genel sekreter olan Fazilet Uyar, Rektör Prof. Dr. Mustafa Şahin’e
‘Kendisi gerçek bir FETÖ’cüdür’ dediği iddiasıyla davalık oldu. Mahkeme, Fazilet Uyar hakkında suçun yasal unsurları oluşmadığından ‘hakaret ve iftira’ suçlarından beraatine karar verdi. Beraat üzerine Uyar da, eski rektör Mustafa Şahin’e karşı ‘haksız şikayet’ nedeniyle maddi ve manevi tazminat davası açtı. Mahkeme, ‘Aralarında kadro sebebiyle şahsi husumet olduğu dikkate alındığında davalının şikayetinin yeterli kuşku ve emareye dayanılarak yapılmadığı’ kanaatine vararak maddi tazminat davasını reddedip, Şahin’in, Uyar’a yasal faiziyle birlikte toplam 35 bin TL manevi tazminat ödemesine karar verdi.
Selçuk Üniversitesi’nde 22 Nisan 2016’dan itibaren genel sekreter olarak görevini yürüten Fazilet Uyar, Prof. Dr. Mustafa Şahin’in rektörlüğü döneminde, iddiaya göre, emekli olarak genel sekreterlik kadrosunu boşaltmayı kabul etmemesi üzerine 6 Mart 2018’de Güzel Sanatlar Fakültesi’nde görevlendirildi. Uyar, 16 Mart 2018’de ise Konya Valiliğine isimsiz olarak gönderilen bir ihbar mektubu sonrası hakkında FETÖ/PDY soruşturması başlatılıp açığa alındı. Konya Cumhuriyet Başsavcılığının yaptığı 31 Ağustos 2018 tarihli soruşturmasında Uyar hakkında kavuşturmaya yer olmadığına karar verildi.
Bu süreçlerin ardından 2019 yılında o dönem rektörlük görevini yürüten Prof. Dr. Mustafa Şahin, üniversitenin genel sekreteri Fazilet Uyar’ın kendisine ‘Oysa ki kendisi gerçek bir FETÖ’cüdür’ dediği iddiasıyla ‘hakaret ve iftira’ suçundan şikayette bulundu.
‘BANA EMEKLİ OLMAYI TEKLİF ETTİ, KABUL ETMEDİM’
18’inci Asliye Ceza Mahkemesi’nde açılan davanın 13 Temmuz 2020’de gerçekleşen son duruşmasında ifade veren Fazilet Uyar, savunmasında şunları söyledi:
“Ben rektör olan müşteki hakkında görsel basında çıkan FETÖ haberlerini dosyaya sunacağım. Ben kimseye hakarette bulunmadım, üzerime atılı suçlamaları kabul etmiyorum. Ben herkesin gördüğü gazete haberlerini savcılık makamına sundum. Müştekinin de bana bu şekilde suç isnatları olmuştur. Müşteki yerel bir televizyonda yaptığı bir konuşmada bana bu şekilde bir isnatta bulunmuştur. Ben bunu daha sonra sorduğumda dilinin sürçtüğünü söyledi. ‘Oysa ki gerçek bir FETÖ’cüdür’ şeklindeki sözlerim kişisel husumetim sebebi ile değildir. Birçok gazete haberi üzerine böyle bir isnatta bulundum. Benim belgelerim rektörün darbe öncesi sosyal medyada paylaştı yazıya ilişkindir. Ben üniversitede hizmet etmekten çocuklarıma annelik yapamadım. Bunları hak etmedim. Müşteki bana emekli olmayı teklif etti ancak kabul etmedim, çünkü ben FETÖ’cü değilim, ancak bana bu isnatta bulunduğunda ben hakaret olarak kabul etmedim. Bu konuşmalar bana yapılan mobbing delilidir. Suçlamaları kabul etmiyorum. Yapılan konuşmada sadece hukuk çerçevesinde hakkımı arayacağıma dair konuşmam vardır.”
SUÇUN YASAL UNSURLARI OLUŞMADI
Mahkeme heyeti, tanıkların dinlenilmesinin ardından kararını verdi. Heyet, sanık Fazilet Uyar hakkında hakaret ve birleşen dosya nedeni ile iftira suçlarından cezalandırılması istemi ile kamu davası açılmışsa da, suçun yasal unsurları oluşmadığından ‘hakaret ve iftira’ suçundan ayrı ayrı beraatine karar verdi.
Fazilet Uyar, kendisine açılan ‘hakaret ve iftira’ davasından beraatinin ardından aynı yıl, Prof. Dr. Mustafa Şahin’e karşı bin TL maddi, 25 bin TL manevi ‘haksız şikayet’ nedeniyle tazminat davası açtı. 1’inci Asliye Hukuk Mahkemesi’nde görülen dosya, 2 Temmuz günü sonuçlandı. Mahkeme kararında “Davalının davacıya yönelik FETÖ/PYD dahil olduğu iddiasıyla ihbarda bulunduğu, davacının hakkında yapılan tahkikat sonucunda kovuşturmaya yer olmadığı kararı verildiği dosya içerisinde bulunan ceza soruşturma, idari tahkikat evrakları ve tanık anlatımları beraber değerlendirildiğinde, davalının ihbarda bulunurken davacıya yönelik zayıf bile olsa emare ya da olguya sahip olmadığı, bununla beraber tarafların ceza dosyaları beyanları dikkate alındığında aralarında kadro sebebiyle şahsi husumet olduğu dikkate alındığında davalının şikayetinin yeterli kuşku ve emareye dayanılarak yapılmadığı değerlendirilmiş manevi tazminat yönünden talebin kabulüne” karar verdi. Mahkeme bilirkişinin tespit ettiği 162 bin 512 TL’lik maddi tazminat talebini reddederek, Şahin’e 25 bin TL manevi tazminat ve dava tarihinden bu yana işleyecek yasal faiziyle beraber toplamda 35 bin TL’nin Uyar’a ödenmesine karar verdi.
]]>Dava Partisi’nin (HÜDA-PAR) ‘Türk Ceza Kanunu, Türk Vatandaşlığı Kanunu ve Aile ve Gençlik Fonu Kurulması Hakkında’ kanun teklifinin genel kurul gündemine alınması kabul edildi. Teklifin içeriğinde, Türk – İsrail çifte vatandaşı olan kişilerin İsrail ordusuna katılarak savaş suçu işlediği ve bu nedenle Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığından çıkarılması, mal varlıklarına el konulmasını içeriyor.
TBMM Genel Kurulu, ‘Öğretmenlik Mesleği Kanunu Teklifini’ görüşmek üzere Meclis Başkanvekili Sırrı Süreyya Önder başkanlığında toplandı. Parti gruplarının Meclis Başkanlığı’na sunduğu araştırma önergelerinin ardından Hür – Dava Partisi’nin, ‘Türk Ceza Kanunu, Türk Vatandaşlığı Kanunu ve Aile ve Gençlik Fonu Kurulması Hakkında’ kanun teklifinin genel kurul gündemine alınması kabul edildi. Teklifin içeriğinde, Türk – İsrail çifte vatandaşı olan kişilerin İsrail ordusuna katılarak savaş suçu işlediği ve bu nedenle Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığından çıkarılması, mal varlıklarına el konulmasını içeriyor. Kanun teklifinin gerekçesini açıklamak üzere kürsüye çıkan Hür-Dava Partisi Genel Başkanı ve İstanbul Milletvekili Zekeriya Yapıcıoğlu, “Maalesef Türk vatandaşlığına sahip binlerce kişi de siyonist İsrail’in Gazze’deki soykırım suçuna fiilen iştirak ediyor. Türkiye Cumhuriyeti pasaportu taşıyan en az 4 bin kişinin Gazze’ye giderek soykırım suçuna fiilen iştirak ettiği bilgisi basına yansıdı. Türkiye pasaportu taşıyan ve siyonist İsrail hedefleri için askerlik yapanların toplam sayısı ise bunun çok daha üzerinde. Gazze’de ve dünyanın herhangi bir yerinde kadınları, çocukları, bebekleri vahşice katleden bu suretle bütün insanlığa karşı suç işleyen soykırımcı katillerin daha sonra Türkiye’ye gelip hiçbir şey olmamış gibi hayatlarına devam etmeleri kabul edilemez. Bilindiği üzere Türkiye Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesini, 23 Mart 1950 tarih ve 5630 sayılı kanunla onaylamıştır ve bu sözleşmede taraf olmakla soykırımı önlemeyi ve cezalandırmayı taahhüt etmiştir. Bu sözleşmenin 5’nci maddesine göre; sözleşmeci devletler bu sözleşmenin hükümlerine etkinlik kazandırmak ve özellikle soykırımdan suçlu bulunan kimselere etkili cezalar verilmesini sağlamak için kendi anayasalarında öngörülen usulü uygun olarak gerekli mevzuatı çıkarmayı taahhüt eder” ifadelerini kullandı.
‘SOYKIRIM SUÇUNA BULAŞANLAR TÜRKİYE CUMHURİYETİ VATANDAŞLIĞINDAN ÇIKARILSIN’
Yapıcıoğlu, soykırım suçunun Türk Ceza Kanunu’nun 76 ve 77’nci maddelerinde tanımlandığını belirterek, “Ancak bu suçlar yurt dışında bir yabancı tarafından, başka bir yabancıya karşı işlenmiş ise sadece Adalet Bakanlığı’nın talebi üzerine, Türkiye’de cezai tahkikata başlanabilmektedir. Uluslararası siyasi dengeler gözetilerek münhasıran Adalet Bakanına verilen soruşturma talep etme yetkisinin, TBMM’ye verilmesi, yargı makamlarının millet adına karar verdiği de düşünüldüğünde isabetli olacaktır. Bu anlamda soruşturma açılmasını talep etme yetkisinin salt yürütme eliyle değil, yasama organı eliyle de kullanılması, suçluların siyasi mülahazalarla yargılanmaktan kurtulması sonucunu engelleyebilecektir. Gerektiğinde savaş kararı alma, yurt dışına asker gönderme ve barış anlaşmalarını onaylama yetkisi olan Meclis’in, soykırım ile insanlığa karşı suçların önlenmesi ve cezalandırılması konusunda da soruşturma talep etme yetkisine sahip olması gerekir. Genel Kurul gündemine alınması oylarınıza sunulacak olan kanun teklifimiz, dünyanın neresinde olursa olsun hangi dine ve hangi millete mensup olursa olsun; soykırım suçunu işleyen katillerin suçu kime karşı işlediklerine de bakılmaksızın Türkiye’de yargılanıp cezalandırılmasını, çifte vatandaşlığı olanlara yapılan, ‘Yurda dön’ çağrısına rağmen 3 ay içinde dönmeyenlerin vatandaşlıklarının kaybettirilmesini ve bu nedenle vatandaşlıkları kaybettirilen kişilerin mal varlıklarına el konularak aile ve gençlik fonuna aktarılmasını öngörmektedir” diye konuştu.
‘SAVCILIĞA ‘SORUŞTURMA AÇ’ DEME YETKİMİZ YOK’
Kanun teklifi ile ilgili söz alan CHP Grup Başkanvekili Murat Emir, “Son derece önemli ve hassas bir konuyu konuşuyoruz. Söz konusu haberi biz de gördük, geçen hafta gündeme gelmişti. Tabi burada 45 günlük bekleme süresini nasıl bekledi onu bilmiyorum. Çünkü geçen haftaki bir mesele bu. Elbette Gazze’de yapılan soykırıma varan insanlık dışı katliamı, ‘İnsanım’ diyen hiç kimse kabul edemez. Herkes buna en üst seviyeden karşı çıkar. Bu ülkenin insanları da, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları da istisnasız buna karşı çıkacaktır, diye düşünüyorum. Ama önü arkası belli olmayan delillerin, desteklenmiş bir haber üzerinden gelip burada bir konuşma yapmayı da doğru bulmuyorum. Türkiye bir hukuk devleti, Türkiye’de İçişleri Bakanlığı var, Türkiye’yi AKP yönetiyor hatta sayın milletvekili o AKP sıralarında oturuyor. Meclis olarak savcılığa, ‘Bir soruşturma aç deme’ yetkimize ihtiyaç yok. Bizim görevlerimiz belli ama Türkiye’de eğer savcı varsa eğer kolluk varsa Türkiye yönetiliyorsa; eğer Türkiye’den birileri kalkıp, Türkiye Cumhuriyeti pasaportu ile gidip Gazze’de insanlık suçu işliyorlarsa zaten çoktan harekete geçmiş olması gerekir. Eğer değilse, birileri bulanık suda balık avlıyordur, birileri halkı kin ve nefret üzerinden tahrik ediyordur bu da çok tehlikelidir. Dolayısıyla hukuka, adalete en azından Türkiye’nin kolluk güçlerine inanmak zorundayız. Bu yasamanın işi değildir ama eğer kaygıları varsa bu sözleri AKP grubuna, saraya ve Adalet Bakanı ile İçişleri Bakanı’na söylemeliler. Yanlış yerde konuşuyorlar” değerlendirmesinde bulundu.
‘MİLLETİMİZİN KABUL EDEBİLECEĞİ BİR DAVRANIŞ DEĞİLDİR’
Saadet Partisi adına söz alan Grup Başkanvekili Bülent Kaya ise kanun teklifini desteklediklerini vurgulayarak, “İsrail’in soykırım suçu işlediği uluslararası hukuk tarafından da kayıt altına alındığı bir dönemde Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan herhangi bir kişinin bu soykırım suçuna iştirak etmesi milletimizin asla kabul edebileceği bir davranış değildir. Dolayısıyla elbette ilgili kişilerin bu soykırım suçuna iştirak edip etmediği bir yargılama sonucunda ortaya çıkmış olacaktır. Biz de bu kanun teklifini desteklediğimiz ve evet oyu vereceğimizi grubumuz adına da ifade etmiş oluyoruz” dedi.
‘ÖNERGE KABUL EDİLDİ’
Meclis Başkanvekili Sırrı Süreyya Önder, kanun teklifinin TBMM Genel Kurulu gündemine alınıp alınmamasına ilişkin oylama yaptı. Yapılan oylama sonucunda teklif kabul edilerek Meclis gündemine alındı.
]]>Wikileaks’in sosyal medya üzerinden yaptığı basın açıklamasına göre; Julian Assange, 2019’dan beri kaldığı İngiltere’deki yüksek güvenlikli Belmarsh hapishanesinden serbest bırakıldı. Londra’daki Yüksek Mahkeme tarafından kefaletle serbest bırakılan Assange, serbest kaldıktan sonra İngiltere’den ayrıldı.
Wikileaks açıklamasında, Assange’in serbest kalması için uğraşan sivil toplum örgütleri, basın yayın organları ve hak savunucularına teşekkür ederken, “Bu, ABD Adalet Bakanlığı ile uzun süreli müzakereler için alan yarattı ve henüz resmi olarak sonuçlandırılmamış bir anlaşmayı mümkün kıldı. En kısa sürede daha fazla bilgi sağlayacağız” ifadelerini kullandı.
Wikileaks, açıklamasında şunları da kaydetti:
“Günde 23 saat izole edilmiş 2×3 metrelik bir hücrede beş yıldan fazla bir süre kaldıktan sonra, eşi Stella Assange ve babalarını yalnızca parmaklıklar arkasından tanıyan çocuklarıyla yeniden bir araya gelecek. WikiLeaks, hükümet yolsuzlukları ve insan hakları ihlalleriyle ilgili ezber bozan hikayeler yayınladı ve gücü elinde bulunduranları eylemleri nedeniyle sorumlu tuttu. Julian, baş editör olarak bu ilkeler uğruna ve halkın bilgi edinme hakkı için ağır bedeller ödedi.”
Bir suçlamayı kabul etti, anlaşma sağlandı
Açıklamada Assange’ın Avustralya’ya döneceği bildirildi. Daha önce, ABD’ye bağlı Kuzey Mariana Adaları Bölge Mahkemesi, Assange’ın anlaşmanın bir parçası olarak suçu kısmen kabul edebileceğini belirten bir belge yayınlamıştı. Kendisine yöneltilen suçlamalardan birini kabul etmesi durumunda Assange’ın beş yıl hapis yattıktan sonra serbest kalmasına izin verebileceği dile getirilmişti.
ABD, WikiLeaks’in kurucusu ile anlaşmaya varmalarının ardından Julian Assange’ın İngiltere’den iade edilmesi talebinden vazgeçmeyi kabul etti. Mahkeme belgelerine göre Assange, kendisine yöneltilen suçlamalar arasında yer alan “ulusal savunma bilgilerini elde etmek ve ifşa etmek için komplo kurmak” suçunu kabul etmesi karşılığında, 62 ay hapis cezasına çarptırılacak ve bu süre halihazırda bir İngiliz hapishanesinde geçirdiği süreye denk gelecek.
Assange’ın anlaşma kapsamında tek bir suçlamayı kabul edeceği duruşma 26 Haziran’da görülecek. Assange’ın mahkemeye kendi ülkesi olan Avustralya’dan katılacağı bildirildi.
ABD’nin Irak ve Afganistan’daki suçları ifşa etmişti
Julian Assange’ın kurucusu olduğu WikiLeaks, 28 Ekim 2010’da ABD’nin Irak ve Afganistan’da işlediği suçları da delillendiren 251 bin gizli belgeyi yayınladı. Görüntüler arasında ABD ordusuna ait helikopterden çekilmiş ve Irak’ın başkenti Bağdat’ta 18 sivilin öldürülüş anını gösteren bir video da yer alıyordu.
Assange, Haziran 2012’de Ekvador’un Londra Büyükelçiliği’ne sığındı ancak 11 Nisan 2019’da büyükelçilikten çıkarılarak gözaltına alındı. Daha sonra Assange, “kefaletle serbest bırakılma şartlarını ihlal etmekten” tutuklanarak Londra’daki Belmarsh Hapishanesi’ne gönderildi.
50 hafta hapse mahkum edilen Assange hakkında iade talebi çerçevesinde cezasını tamamladıktan sonra da tutuklu kalmasına karar verildi; daha sonra ise Yüksek Mahkeme, 10 Aralık 2021’de Assange’ın ABD’ye iade edilebileceğine hükmetti. Dönemin İçişleri Bakanı Priti Patel de, 17 Haziran 2022’de Assange’ın ABD’ye iade edilmesi kararını imzaladı.
ABD, Assange’ı, Afganistan ve Irak’taki savaşlarla ilgili gizli ABD askeri kayıtlarının ve diplomatik mesajların yayımlanması nedeniyle, çoğu Casusluk Yasası kapsamındaki 18 ayrı suçtan yargılamak istiyordu.
]]>ÇORUM’un Sungurlu ilçesinde boşanma aşamasındaki eşi Gülten Ataklı’yı tabancayla öldüren polis memuru Mürsel Ataklı, 24 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Karara tepki gösteren kadının kardeşleri adalet arayışını sürdüreceklerini söyledi.
Sungurlu ilçesi Demirşeyh köyü mevkisinde geçen yıl 1 Ağustos’ta yol kenarındaki çalılık alanda bir kadının hareketsiz yattığını görenler, durumu jandarma ve sağlık ekiplerine bildirdi. Olay yerine gelen sağlık ekipleri, başından ve göğsünden silahla vurulan Gülten Ataklı’nın hayatını kaybettiğini belirledi.
‘CİNAYETİ POLİS OLAN EŞİNİN İŞLEDİĞİ ORTAYA ÇIKTI’
Jandarma ekiplerinin araştırması sonucunda, cinayeti boşanma aşamasında olduğu polis eşi Mürsel Ataklı’nın işlediği tespit edildi. Samsun İl Emniyet Müdürlüğü’nde görev yapan Ataklı, Samsun’un Havza ilçesinde yakalanarak, gözaltına alındı. İşlemlerinin ardından çıkarıldığı hakimlikçe tutuklandı.
Sungurlu Ağır Ceza Mahkemesi’nde ‘eşi kasten öldürme’ suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istemiyle yargılanan Mürsel Ataklı için karar çıktı. Önceki gün görülen karar duruşmasına tutuklu sanık, cezaevinden Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) aracılığıyla katılırken, tarafların avukatları ve Gülten Ataklı’nın yakınları duruşma salonunda hazır bulundu. Mahkeme heyeti, sanığı 24 yıl hapis cezasına çarptırdı. 11 yaşındaki oğlunun velayeti ise kocasının ailesine verildi. Mahkemenin verdiği karara tepki Gülten Ataklı’nın kardeşleri bu kararı asla kabul etmediklerini söyleyerek tepkilerini dile getirdi.
‘NE OLDUYSA SON DAKİKADA OLDU’
Öldürülen Gülten Ataklı’nın kız kardeşi Sultan Kızılkoca, “Kararda bugüne kadar hep ağırlaştırılmış müebbet hapis beklerken, ne olduysa son dakika oldu. Anlayamadığımız bir şekilde katile çok büyük bir indirim uygulandı. Ben bu indirimi polis olduğu için uygulandığını düşünmekteyim. Biz bunlara hep sessiz kaldık, nedeni ise kardeşim zaten masumdu. Zaten mahkeme bunu da kabul etmişti. Öldürülen kardeşime çok iftira attılar. Verilen kararda olay yerinde olayı kim başlattığını bilmediğimiz için indirim uygulandığı söylendi. Böyle bir kararı asla kabul etmiyoruz, o zaman herkes karısını öldürsün ve 10 yıl yatsın çıksın. Ben de, ailemde bu kararı asla kabul etmiyoruz” dedi.
‘SONUNA KADAR ADALET ARAYIŞIMIZ SÜRECEK’
Ablası Canan Kızılkoca ise, “10 aydır süren adalet arayışımız, karara bağlandı. Hakimin Mürsel Ataklı’ya verdiği bu cezayı kabul etmiyoruz. Biz ibretlik bir ceza beklerken, hakim gerekçesiz bir indirim uyguladı. Hiç bir pişmanlık ya da iyi hal göstermemiş katile indirim uygulandı. Verilen bu kararı asla kabul edemeyiz, yetkililere buradan seslenmek istiyorum. Kız kardeşimiz için öldürülen tüm kadınlar için sonuna kadar adalet arayışımız sürecek” ifadelerini kullandı.
‘CANIMIZ YANIYOR BİZ ADALET ARIYORUZ’
Gülten Ataklı’nın kardeşi Hasan Hüseyin Kızılkoca da zor bir süreçten geçtiklerini belirterek, “Bu yaşadıklarımız kolay bir süreç değil. Ailecek çok zor bir süreç yaşıyoruz. Verilen karar bizi çok üzdü. Bir insanın canı bu kadar ucuz olmamalı, hafif bir ceza verilmemelidir. Bu konuda Türkiye’de canı yanmış kadın ailesi var. Artık yasalarda bu tür olaylarda tatmin edici kararların verilmesini bekliyoruz. Bunun içinde biz sonuna kadar mücadelemizi sürdüreceğiz, son 10 yılda öldürülen kadınların dramatik hikayelerini tüm Türkiye biliyor. Bunun için bir adım atılmalıdır. Kardeşimi öldüren cani boşanma sürecinde ve uzaklaştırma kararı varken, bu cinayeti işledi” diye konuştu.
]]>CHP Ankara Milletvekili Okan Konuralp, TBMM Genel Kurulu’nda muhalefetin verdiği araştırma önergelerinin iktidar partisi tarafından reddedilmesine tepki gösterdi. Konuralp, AKP’nin yeni anayasa çalışmaları için muhalefetle masaya oturma çabası olmasına rağmen önergelerin reddedilmesine sitem etti. Konuralp ayrıca kamuoyunda tartışılan “sahipsiz sokak hayvanlarının uyutulmasını içeren kanun teklifi”ne ilişkin açıklamalarda bulundu.
Konuralp’in yaptığı açıklamalar şöyle:
“Sorunlara muhalefetle birlikte çözüm üretmekten neden bu kadar uzaksınız?”
“İktidar partisine sormak istiyorum, muhalefetin araştırma önergelerini neden kabul etmiyorsunuz ya da araştırma önergelerinin hiç olmazsa bazılarını neden kabul etmiyorsunuz? Denetlenebilir, şeffaflıktan, hesap verilir olmaktan neden bu kadar uzaksınız? Toplumun hiç olmazsa bazı kesimlerin dertlerine muhalefetle birlikte kulak kabartmaktan, sorunlara muhalefetle birlikte çözüm üretmekten neden bu kadar uzaksınız? Muhalefetle yeni anayasa yazmaya varsınız, anayasa masasına oturmamız için neredeyse her türlü daveti yapıyorsunuz ama örneğin bugün motokuryelerin yaşadıkları sorunlara ilişkin araştırma önergemize ‘hayır’ dediniz. Ne kaybederdiniz kabul etseniz? Kabul etseydiniz ve motokuryelerin çığlığına hep birlikte karşılık vermiş olsaydık güzel olmaz mıydı?
“Annelerin gözyaşlarının bulunduğu önergeleri kabul edin, bir şey kaybetmiş olmazsınız”
Sizin için her şey yolunda, her şey harika, her şey müthiş, her şey tıkırında. Gezi sürecinde yaşanan adaletsizliklerin belirlenmesine, siyasi ahlak yasasının çıkarılmamış olmasının sonuçlarına ilişkin araştırma önergelerinden birini bile kabul etmediniz. Toplumun şu kesimlerinin şöyle, şöyle sorunları var. Gelin birlikte araştıralım, gelin birlikte bu sorunları çözelim. Çıkıyorsunuz karşımıza ‘Sorun yok, her şey tıkırında…’ Bakın, bu muhalefetin yararına bir durum aslında. Deriz ki: Biz önerdik, iktidar kabul etmedi. Ama vicdani değil bu arkadaşlar. Bugün motokuryelerin sorunlarının araştırılmasına ilişkin önergemize ‘hayır’ deyince, motokuryelerin sorunları ortadan kalkmış olmuyor ya da katledilen Ata Emre Akman veya Samet Özgül geri dönmüyor. Ancak, önergemizi kabul etmiş olsaydınız hiç olmazsa Emre’nin ve Samet’in annelerinin yüreğindeki acı hafifleyecekti. Sizler bu annelerin yüreğindeki acılara bile kayıtsız kaldınız. Size bir tavsiye, hiç olmazsa içinde annelerin evlat acısının bulunduğu, annelerin gözyaşlarının bulunduğu önergeleri, araştırma önergelerimizi kabul edin, bir şey kaybetmiş olmazsınız.
“Sokak köpekleri sorununu vicdanımızla çözmek zorundayız, öldürerek değil”
Umarım ve umarım ‘köpeklerin uyutulması’ adı altında getirmeye çalıştığınız yasa teklifinden bu haliyle vazgeçersiniz çünkü köpeklerin uyutulmasından kastınız köpeklerin öldürülmesi. Kendinizce öldürmeyi kibarlaştırıyorsunuz, oysa bu yasa teklifi kabul edilirse güçlü olanın güçsüz olana istediğini yapabileceği bir kanunla bağdaşmış olacaksınız. Bugün ‘zarar veren bunlar’ deyip yok etmeye başlarsanız asmayalım da besleyelim mi kanununa benzer bir kanununu köpekler için yaşama geçirmiş olacaksınız. Bu sorunu, hep birlikte, vicdanımızla çözmek zorundayız, öldürerek değil.”
]]>“YEREL GAZETELER KAPILARINA KİLİT VURMAK ZORUNDA KALACAK”
Okan Geçgel, tasarruf tedbirlerinin kamu maliyesi için gerekli olduğunu kabul etmekle birlikte, bu tasarrufun medyaya verilecek cüzi ilanlarla yapılamayacağını belirtti. “Anadolu medyası, halkın haber alma özgürlüğünü sağlayan, yerel gazeteler ve haber portalları, bu kararla birlikte kapılarına kilit vurmak zorunda kalacak. Bu genelge, Anadolu medyasına vurulmuş bir balyozdur” dedi.
“BASINA YÖNELİK BU KARAR AKLIN ALACAĞI BİR ŞEY DEĞİL”
Kamuda büyük bütçeli projelerdeki israf devam ederken, yalnızca basının üç kuruşluk ilanına göz dikilmesinin akılla izah edilemeyeceğini belirten Geçgel, “Kamu kaynaklarının verimsiz kullanımı ve büyük projelerdeki israflar dururken, basının tasarruf adı altında susturulmaya çalışılması, demokrasiye vurulan büyük bir darbedir. Bu karar, aklın ve mantığın kabul edemeyeceği bir uygulamadır” diye konuştu.
“BU GENELGE HALKIN SESİNİ KISABİLİR”
Geçgel, Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın bu genelgesinin sanki eleştirel sesleri boğma gibi algılanıyor. “Bu hamle, basının görevini yapamaz hale gelmesine ve halkın doğru bilgiye ulaşamamasına neden olacaktır. Basının susturulması demek, halkın bilgi alma özgürlüğünün elinden alınması demektir. Bu genelge, basını susturarak halkın sesini kısabilir” şeklinde konuştu.
“DERHAL BU YANLIŞTAN DÖNÜLMELİ”
Geçgel, hükümetin bu genelgeyi derhal gözden geçirip, basını kapsam dışı bırakması gerektiğini belirtti. “Zaten zor ayakta duran ve habercilik faaliyetini çok güç şartlarda yerine getiren, ekonomik olarak büyük sorunlar yaşayan Anadolu medyasının desteklenmesi gerekirken, böylesi bir genelgeyle medyaya köstek olunması kabul edilemez. Bu karar, basının görevini yapamaz hale gelmesine ve halkın doğru bilgiye ulaşamamasına neden olacaktır. Hükümetin bu yanlıştan dönmesi ve basını desteklemesi gerekmektedir” ifadelerine yer verdi.
“MEDYANIN SUSTURULMASI, TOPLUMUN SUSTURULMASIDIR”
Geçgel, medya kuruluşlarının bu kararın yeniden değerlendirilmesi ve basının desteklenmesi için hükümete acil çağrıda bulunduğunu belirterek, “Basının susturulması, halkın bilgi alma hakkına yapılmış büyük bir saldırıdır. Bu nedenle, tasarruf adı altında basına uygulanan bu yanlış politikadan derhal vazgeçilmelidir. Medya, demokrasinin temel taşıdır ve susturulması, sadece medya çalışanlarını değil, tüm toplumu olumsuz etkiler. Hükümetin, bu gerçeği görerek hareket etmesi, ülkenin demokratik yapısını koruması açısından hayati önem taşımaktadır” dedi.
“ANADOLU MEDYASI YOK EDİLMEMELİDİR”
“Anadolu medyasının yaşaması, demokrasimizin ve toplumumuzun sağlığı için elzemdir” diyen Geçgel, sözlerini şöyle noktaladı: “Bu genelge, Anadolu’nun sesini kesmek ve yerel basını yok etmek anlamına gelir. Bu kabul edilemez. Bizler, bu haksızlığa karşı sonuna kadar mücadele edeceğiz ve hükümetin bu yanlıştan dönmesi için elimizden geleni yapacağız. Anadolu medyası yaşamalıdır ve yaşayacaktır. Bu genelgeyi hazırlayanlar, Anadolu medyasının gücünü ve direncini hafife alıyor. Biz bu mücadeleden asla vazgeçmeyeceğiz ve Anadolu’nun sesini kısmaya çalışanlara karşı dimdik duracağız. Hükümet, bu yanlıştan derhal dönmeli ve basına yönelik bu yıkıcı kararları iptal etmelidir. Anadolu medyası yok edilemez, susturulamaz ve bu mücadeleden galip çıkacaktır. Hükümetin bu yanlıştan acilen dönmesi gerekiyor. Basına yönelik bu zulüm kabul edilemez. Kamu kurumlarında israf diz boyuyken, basına yönelik bu kısıtlamalar mantık dışıdır. Bu karar, Anadolu medyasının yok edilmesi anlamına gelir ve biz bu zulme sessiz kalmayacağız. Anadolu medyasının susturulması, halkın bilgi alma hakkının gasbedilmesi demektir. Bu nedenle, bu genelge derhal geri çekilmeli ve basın özgürlüğüne saygı gösterilmelidir.”
]]>Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, “sahte üniversite diploması” skandalıyla ilgili, “Çok iyi eğitim veren üniversitelerimiz var. Eğitim sektörümüzü korumamız lazım. Yükseköğretim Kurulu’ndan (YÖK) destek talep ettik. YÖK’ün Yükseköğretim Planlama, Denetleme ve Akreditasyon Kurumu (YÖDAK) ile çalışmasıyla sıkıntılar giderilecek. Gereği neyse yapılacak” dedi.
KKTC’nin Güzelyurt ilçesindeki Kıbrıs Sağlık ve Toplum Bilimleri Üniversitesi’nde başlayan “sahte diploma” krizi gündemdeki yerini koruyor. KKTC’de üniversiteleri denetlemekle sorumlu YÖDAK Başkanı Prof. Dr. Turgay Avcı ve yolsuzluğun yaşandığı dönemdeki Yardımcısı Prof. Dr. Mehmet Hasgüler ile çok sayıda üst düzey bürokrat ve yetkili bu kapsamda tutuklandı.
KKTC Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, Lefkoşa’da aralarında ANKA Haber Ajansı’nın da bulunduğu bir grup gazeteciye yaptığı değerlendirmede; “Bu skandala ilişkin KKTC’de bunun genel bir tecrübe olduğunu kabul edemem. Çok iyi eğitim veren üniversitelerimiz var. Eğitim sektörümüzü korumamız lazım. YÖK’ten destek talep ettik. YÖK’ün YÖDAK ile çalışmasıyla sıkıntılar giderilecek. Gereği neyse yapılacak. Yıpratıcı söylemler de sona erecek” ifadelerini kullandı.
ÖZERSAY: ÇÜRÜME SADECE SİYASAL BİR ÇÜRÜME DEĞİL
Ana muhalefet partilerinden Halkın Partisi Genel Başkanı Kudret Özersay ise konuya ilişkin şunları kaydetti:
“Sadece bu diplomayı verenler açısından değil, yozlaşma toplumun her düzeyine sirayet etmiş durumda. Yani müdür, müsteşar, milletvekili, eski bakan, üniversitelerden sorumlu kurum başkanı, bu bir kategori. İkinci kategori öğretmen, polis, asker aldığı diplomayı da devlete verip kademe derece ilerlemesi, makam-mevki maaş artışı. Şimdi bütün bunları biz gördük şu ana kadar. Toplumdan bağımsız bir şey değil bu. Çürüme, sadece siyasal bir çürüme değil. Toplumun bazı kesimleri de buna ortak olmuş durumda. Bir şeye karar vermemiz lazım, bu sorunu nasıl çözeceğiz? YÖK heyeti geldi, YÖDAK ile birlikte çalışarak sorunu çözecek. Evet bunu konuşmamız lazım, doğrudur. Ama eğer biz mevcutların üzerini örterek ‘Yeni bir sistem yaratalım. Geçmişe bakmayalım’ dersek, bu çuval içerisinde kalan o çürümüş patatesler hepsini çürütecek ve bu koku gitmeyecek.”
SUCUOĞLU: EĞİTİMİ YARALARSANIZ BU İNANILMAZ EKONOMİK SIKINTILAR YARATACAKTIR
Bu durumun eğitime büyük zarar verdiğini kaydeden eski Başbakan ve Ulusal Birlik Partisi (UBP) Lefkoşa Milletvekili Faiz Sucuoğlu, “Çok fazla ve denetimsiz üniversite izni verildi ve bazıları tabela üniversitesi şeklinde kaldı. Bir nevi ticari açıdan olaya bakıldı” dedi. Sucuoğlu ayrıca, “Bu diplomayı kötü niyetle kullanan, terfi için kullananlar ayrı ama bir de hiç bir yerde kullanılmamış diplomalar için ayrı bir şey yapmak lazım. Çünkü iş farklı boyutlara gidecek gibi görünüyor ve bu büyük bir zarar verecektir. Kuzey Kıbrıs’ın iki önemli hususu var, biri turizm biri de eğitim. Siz eğitimi böyle yaralarsanız yarın öbür gün inanılmaz ekonomik sıkıntılar yaratacaktır” diye konuştu.
FEYZİOĞLU: 17 ÜNİVERSİTENİN YÖK AKREDİTASYONU VAR
25 Mart itibariyle KKTC talebiyle Ada’ya gelen YÖK heyetinin çalışmalarına başladığını söyleyen, Türkiye ve KKTC’den bir grup gazeteciyle bir araya gelen Lefkoşa Büyükelçisi Metin Feyzioğlu, KKTC’deki 17 üniversitenin YÖK’e akredite olduğunu, 5 üniversitenin olmadığını ifade etti. Akredite olan üniversitelerin tüm bölüm ve kontenjanlarıyla YÖK tarafından denkliklerinin kabul edildiği anlamına gelmediğinin altını çizen Feyzioğlu, “Türkiye’de ÖSYM kılavuzunda hangi üniversite ve bölümleri, kaç kontenjanla yer alıyorsa o sayıda bölüm ve öğrenci diploması denk kabul ediliyor. Örneğin A üniversitesinin hukuk fakültesinden 5 kontenjan ÖSYM kılavuzunda yer alıyorsa sadece o yıl, bu şekilde giren 5 öğrencinin diploması Türkiye’de geçerli oluyor. Oysa o üniversite ve o fakülte 90 öğrenciyi sınavsız, kapıdan aldıysa onların diplomaları denk kabul edilmeyen diğer 5 üniversite ile aynı muameleyi görüyor. Yani denk kabul edilmesi için onların da başka prosedürleri yerine getirmesi gerekiyor” diye konuştu. Feyzioğlu şunları kaydetti:
“Yaşananlar üzerine KKTC Başbakanı Türkiye’ye, Cumhurbaşkanımıza yazı yazdı ve YÖK’ün burada sistem kurmasını istedi. YÖK heyeti de görüşmek üzere buraya geldi. YÖK, YÖDAK’a bu sistemi kurduğunda tek bir ekrandan, her bir öğrencinin ders seçiminden derslere devam edip etmediğine; ödevden teze tüm bilgileri görülecek ve her bir diplomaya da barkod verilecek.”
]]>“KİM HAK EDİYORSA O ŞAMPİYON OLSUN”
Takımın gidişatını değerlendiren Timur, “Şampiyonluk maçı denilen tarzda bir maçtı. Geriye düştükten, penaltı kaçırdıktan sonra böyle bir geri dönüş inanılmaz. Bu inanmışlığın göstergesi. Biz bu sene şampiyon olacağız. Bunu tekrar tekrar söylüyorum. Müthiş bir birlik var. Dayanışma var. Kenetlenmiş durumdayız. Hep şunu söylüyorum. Kim hak ediyorsa o şampiyon olsun. Çok net. Son 3-4 haftada kaç defa hastaneye yatırıldım. Bu nefrete dayanamıyorsunuz. Şunun bilinmesi gerekiyor. Bu mücadeleyi neticede sadece şampiyonluk için yapmıyorsun, toplumsal bir mesaj için yapıyorsun. En çok mutlu olduğum şey, şampiyon olursak en mutlu edeceğim şey topluma şunu ispatlayacağız, başkasının hakkına riayet ettiğinde, kendin kadar başkasını düşündüğünde, ahlaklı dürüst doğru çalıştığında her zaman sonucu alıyorsun. Bunu herkes görecek. Bunun altını çiziyorum” ifadelerini kullandı.
“YABANCI HAKEM OLSUN, BUYURSUN OLSUN”
Ali Koç’un yabancı hakem talebini kabul ettiğini belirten Timur, ” Fenerbahçe’nin teklifini kabul ediyoruz! Yabancı hakem olsun! Buyursun olsun. İçeride Okan Hoca’ya söyledim. Robot hakem olsun, varsın robot hakem olsun. Hiç sorun yok. Otomatik, robot, yabancı olsun. Kabul ediyoruz. Ama siz yabancı hakemlerin evine giderseniz, çocuğunu tehdit ederseniz, AVM’de fotoğrafını çekerseniz, etrafını sararsanız yine olmaz! Aylardır söylüyoruz. Madem ki yabancı hakemin, saniyedeki görüşünü, kararının adil olduğunu düşünüyoruz. 3 tane yabancı hakem seçelim, sonuç neyse başımızın üstüne! 15 aydır söylüyorum. Hiç karşılık alamadım. Tüm maçların hepsini izlesin hakemler. Yabancı hakem olunca Fenerbahçe şampiyon olacağını düşünüyor ya. Tüm 10 seneyi incelesinler. Bu seneden başlasın bu hakemler, basit hata, fazla faul, basit penaltı, seni kazandıran hata, 1-0 gerideyken hata. Her şeye baksın yabancı hakemler, 3-5 yabancı hakem seçelim, 1 saniyede incelediğini doğru buluyor ya Ali koç ve Fenerbahçe, haftalarca incelesinler, sonuç neyse başımızın üstüne. Kabul ederlerse biz de kabul ediyoruz. Teraziden kaçan hırsızdır derken bunu kastetmiştim. Sen madem ki haksızlık yapıldığını düşünüyorsun, dersin ki hakeme gidelim dersin. Deftere bakalım. Deftere bakmaktan kaçıyorsan savında haklı değilsin, toplumu manipüle ediyorsun. Toplumu manipüle etmemek için geri kalanını doğruya yönlendirmek için seçelim 5 hakem. Şimdiye kadar hep haksız kazandığını, şampiyon olamadıysa da zaten çok haksızlık yapmasına rağmen kazanamadığını kabul ediyordur. Hepsine tek tek bakılsın. Ne sonuç çıkıyorsa kabul. Bağımsız olarak kabul. Onun dışında her hakem olur, robot hakem bile olur. Robot hakem daha iyi olur. Annesine, babasına baskı yapamazsın, sosyal medyadan kumpas kuramazsın, robot hakemin evine insan yollayamazsın, robot hakem yumruk atamazsın, robot hakemi AVM’de çeviremezsin. Bunları yaşıyoruz. Bu haksızlıklar, sonuca varmayacak. Tekrar ediyorum, çağrıda bulunuyorum. Her maç yabancı hakem gelsin hiç fark etmez. Türk hakemlerinden daha iyi anlamına gelmiyor bu. Bize acayip haksızlık yapılıyor, çok büyük haksızlık yapılıyor. Yabancı hakemlerin geçmişe bakması da kabul edilmiyorsa, kimse çıtını çıkarmayacak. Gel röntgeni çekelim diyoruz. Röntgenden kaçıyorsan iddianda yanlış bir şey yapıyorsun” dedi.
]]>MUHAMMET FATİH BAŞCI
Burdur merkeze bağlı Düğer köyünde tartıştığı eşini av tüfeğiyle vurarak öldüren Ayşe Işık, 15 yıl 10 ay hapis cezasına çarptırıldı. Ayşe Işık’ın babası Süleyman Demir, “10 yıldır eziyet gören bir kadın bugün 15 yıl ceza almıştır. Burnu kırılmış, bacağı bıçaklanmış, zorla tecavüz edilmiştir. Burdur Ağır Ceza Mahkemesi’nde adaletin olmadığını bütün Türkiye görsün” diyerek karara tepki gösterdi.
Burdur merkeze bağlı Düğer köyünde 28 Mayıs 2023 tarihinde eşi İsmail Işık’ı av tüfeğiyle öldüren Ayşe Işık’a (29) karşı kasten öldürme suçundan açılan davada karar duruşması yapıldı. Sanık Ayşe Işık’ın cezaevinden Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile katıldığı duruşmaya taraf avukatları katıldı.
“ADALETİNİZE SIĞINIYORUM”
Mahkemede son sözü sorulan sanık Ayşe Işık, “Benim 1 yaşında epilepsi hastası çocuğum var. Adaletinize sığınıyorum” ifadelerini kullandı. Mahkeme heyeti verdiği kısa bir aranın ardından Ayşe Işık’ı önce eşe karşı kasten öldürme suçundan ağırlaştırılmış ömür boyu hapis cezasına çarptırdı. Haksız tahrik indirimini uygulayan mahkeme heyeti, cezayı önce 19 yıla daha sonra da 15 yıl 10 aya indirerek tutukluluk halinin devamına karar verdi.
“10 YILDIR EZİYET GÖREN KADIN, 15 YIL HAPİS CEZASI ALDI”
Kararın açıklanmasından sonra Ayşe Işık’ın babası Süleyman Demir, adliye koridorunda, “10 yıldır eziyet gören bir kadın bugün 15 yıl ceza almıştır. Burnu kırılmış, bacağı bıçaklanmış, zorla tecavüz edilmiştir. Burdur Ağır Ceza Mahkemesi’nde adaletin olmadığını bütün Türkiye görsün” diye tepki gösterdi.
Adliye dışında gazetecilere açıklama yapan baba Demir, “Bu adalet sarayında adaletin olmadığını bugün hep beraber gördük. Böyle bir cezayı kabul etmiyoruz. Bu kadının epilepsi hastası çocuğu var. Akdeniz Üniversitesi’nden raporlu. Bu çocukları bırakıp da bu işi yapmıştır. Böyle bir cezayı kabul etmiyoruz” ifadelerini kullandı.
“BU KARARI KABUL ETMEK MÜMKÜN DEĞİLDİR”
Avukat Ahmet Onaran ise şunları söyledi:
“Bugün insan olarak, hukukçu olarak hepimizin içini yaralayan bir karara şahit olduk. Kısacası ve özeti fasit bir sürecin basit bir sonucudur bu karar. Evliliği şiddet ve tecavüzle başlayan sistematik şiddetin ortasında sürekli 10 yıl boyunca kendisine, en yakınlarına, geçenlerde 9 yaşındaki oğlu dinlendi, testisi patlayıncaya kadar maktul tarafından şiddete uğramıştır. Bu kararı kabul etmek mümkün değildir. Savcılık ve yargılama makamı olan Burdur Ağır Ceza Mahkemesi maalesef sığ bir şekilde bu dosyaya yönelmiş. Bizim dinletilmesini istediğimiz birçok tanığın dinletilmesi talebimiz reddedilmiştir. Ayşe Işık hakkında alınmasını istediğimiz sağlık raporları alınmamış, cezaevi psikoloğundan alınması gereken raporlara ilişkin beyanı olmasına rağmen savcılık aşamasında bizim de bunu talep etmemize rağmen kabul edilmemiştir. Üstünkörü bir soruşturma ve kovuşturma ile bu hak edilmeyen ceza verilmiştir. İstinaf, Yargıtay ve Ceza Genel Kurulu’nda halen bizim hukuka olan inancımızı yitirmeyeceğimiz kararlar mevcuttur. Bu hukuksuzluktan, içimizi yaralayan adaletsiz karardan istinafta, Yargıtay’da veya Ceza Genel Kurulu kararı ile dönüleceğinden umut ediyoruz. Bugün bu karara rağmen tahliye edilebilirdi. Mahkeme sığ bir şekilde düşündü. Bu kararla sadece Ayşe değil 3 çocuğu cezalandırılmıştır. Sürecin takipçisi olacağız, Ayşe’nin mücadelesinde yanında olacağız, yalnız bırakmayacağız.”
]]>Kayseri Büyükşehir Belediyesi 2024 Yılı Mart Ayı Meclis Toplantısı Birinci Birleşimi Birinci Oturumu, Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Memduh Büyükkılıç başkanlığında, Büyükşehir Belediyesi Meclis Salonu’nda gerçekleştirildi.
Başkan Büyükkılıç, meclis öncesi Kayseri başta olmak üzere tüm İslam aleminin Ramazan-ı Şerif’ini tebrik etti.
Üniversiteden gelen ve kamu yönetimi okuyan öğrencilerin de misafir edildiği mecliste, Başkan Büyükkılıç, gençlere meclis ile ilgili bilgiler de verdi.
Mecliste 45 asıl, 45 ek olmak üzere toplam 90 gündem maddesi meclis üyelerince müzakere edilerek, karara bağlandı.
Büyükşehir Meclisinden Erbakan Hocaya vefa
Meclis üyeleri, Kayseri Havalimanı güneyinde bulunan Kocasinan İlçesi, Mustafa Kemal Paşa Bulvarı’ndan başlayarak Kuzey Çevreyolu bağlantı yoluna kadar devam eden isimsiz yola Prof. Dr. Necmettin Erbakan Caddesi ismi verilmesi talebini görüşerek, oy birliği ile kabul etti.
Başkan Büyükkılıç, oy birliği ile alınan karara teşekkür ederek, şunları söyledi:
“Yeni açtığımız bir yol, şehrimize hayırlı, uğurlu olsun. Havaalanı Yeni Terminal Binamız şehrimize yakıştı. Sayın Cumhurbaşkanımıza, Ulaştırma Bakanlarımıza, Milli Savunma Bakanımıza teşekkür ederken, hemen yanı başından şehrin havaalanından şehrin doğusunu havaalanına ulaştıracağı önemli bir ana artere, devlet adamı, bilim adamı, siyasi ufkuyla herkese örnek olan bir liderin, Kıbrıs Barış Harekatı’nda da en büyük katkıyı sağlayan büyüğümüz Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın ismini veriyoruz. Meclisimize de bu yakışırdı.”
Yakut Mahallesi’ne kütüphane yolda
Yine mülkiyeti şahsa ait, Yakut Mahallesi, Elisevenler Caddesi’nde bulunan dükkanın kütüphane olarak kullanılmak üzere 5 yıllığına Kayseri Büyükşehir Belediyesi tarafından kiralanması talebi de mecliste görüşüldü. Başkan Büyükkılıç, yeni kütüphane ile ilgili yaptığı açıklamada, “Yakut Mahallemizde kiralama yapıyoruz, içerisini düzenledik, hazır inşallah. Yakut Mahallesi’ndeki gençlerimizin daha donanımlı, daha eğitimli, günün şartlarına uygun kitaplar ve dijital ortamın yanı sıra çayı, çorbası, interneti de bedava olmak üzere hizmet almasını sağlayacak önemli bir çalışma. Amaç, insan odaklı hizmet üretmektir” diye konuştu.
Meclis üyeleri, talebi oy birliği ile kabul etti.
‘Büyüktuzhisar’ımıza doğal gaz hayırlı olsun’
Meclis üyeleri tarafından, Bünyan İlçesi, Büyüktuzhisar Mahallesi’nin Kayserigaz lisans alanı içerisine dahil edilmesi için yapılması gereken işlemlerin EPDK nezdinde taahhüt edilmesi amacıyla her türlü sözleşme, anlaşma, protokolleri imzalamak ve yürütmek üzere Kayseri Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Memduh Büyükkılıç veya Genel Sekreter Av. Hüseyin Beyhan’a yetki verilmesi talebi de görüşüldü. Başkan Büyükkılıç, “Büyüktuzhisar bölgesine doğalgaz çalışması ile ilgili yapılacak, orada kaldırımlar ve yollarla, geçtiği yerlerdeki iyileştirme gibi hizmetleri tamamlama anlamında talep gelmiş oluyor. Kabulünü oylarınıza sunuyorum. Büyüktuzhisar’ımıza doğalgaz şimdiden hayırlı, uğurlu olsun” ifadelerini kullandı. Talep, oy birliği ile kabul edildi.
Akıllı Şehircilik Daire Başkanlığı kuruluyor
Akıllı Şehircilik Daire Başkanlığı için yapılacak düzenleme de oy birliği ile kabul edilirken, Büyükkılıç, “Gençler sizlere dönük, kurum ve kuruluşlarla şehrimizi geleceğe hazırlama anlamında ilgili bir daire oluşturuyoruz. Oraları aşındırın, gelip gidin, hizmetlerin daha fazla gelmesini de sağlamış olun” dedi.
Gündem maddeleri ile ilgili meclis üyelerinin görüşlerinin alındığı meclis toplantısının ardından, Başkan Büyükkılıç, mecliste alınan kararların hayırlı olması temennisinde bulundu. – KAYSERİ
]]>MELTEM KARAKAŞ
Eskişehir Ulus Anıtı önünde bir araya gelen TOKİ mağdurları, kendilerine verilen 240 ay sabit ödeme ve yüzde 1 KDV sözünün tutulmasını talep etti. Mağdurlar adına açıklama yapan Serhan Alağaç, “Başlıca insan hakkı olan barınma hakkımız elimizden alınamaz. Çözüm yoksa oy yok” dedi.
Eskişehir’de her hafta olduğu gibi bu pazar da Ulus Anıtı önünde bir araya gelen TOKİ mağdurları, hükümete seslendi. Topluluk adına açıklama yapan Serhan Alağaç, şunları söyledi:
“YETKİLİLER SÖZÜNDEN CAYDI”
“0.49 vade farkıyla ve 240 ay sabit ödemeyle ev sahibi olacağımız ve evlerin bize teslimi sırasında yüzde 1 KDV ödeneceği şeklindeydi. Ama şu anda yetkililer bu sözlerden caymış durumda ve 180 ay memur maaş artışında ödeme, yüzde 10 KDV ödemesi talep etmektedir. Geçtiğimiz hafta içinde yüzde 10 KDV’li ilk ev teslimleri Gaziantep’te yapılmaya başlandı. Gaziantepli vatandaşlarımız doğal olarak bu paraları ödeyemediği için TOKİ tarafından KDV’leri 180 aylık taksitlerine bölündü. Bu insanların algısıyla oynamaktan başka bir şey değildir.”
“ALGI OYUNLARIYLA YÜZDE 1 KDV’NİN İPTAL EDİLMESİNİ KABUL ETMİYORUZ”
Algı oyunlarıyla yüzde 1 KDV haklarının iptal edilmesini kabul etmediklerini belirten Alağaç, “Sabit ödeme olmadığı sürece taksitlere eklenecek her maliyet 6 ayda bir zam görecektir. Ayrıca sorunumuz teslimatta ödenecek KDV değil her 6 ayda bir evimizin değerine gelecek zamda peşin ödenmesi gereken KDV’dir. Peki 6 ayda bir ödenmesi gereken KDV’leri nerelere bölmeyi düşünüyorlar. Onlar da kalan taksitlere bölünürse zaten hali hazırda ödenmesi çok zor olan taksitler ödenmesi imkansız hale gelecektir. KDV’nin taksitlere bölünmesi bazı hak sahiplerine çok büyük bir lütuf gibi gelse de bizler böyle algı oyunlarıyla hakkımız olan yüzde 1 KDV’nin iptal edilmesini kabul etmiyoruz” diye konuştu.
“REZERV ALANINDA OLAN EVLERİMİZİN ELİMİZDEN ALINMAYACAĞININ GARANTİSİNİ KİM VEREBİLİR?”
Yüzde 1 KDV olmasının formülünün proje alanının rezerv alanı olarak gösterilmesi olduğuna dikkat çeken Alağaç, söz konusu uygulamaya da tepki gösterdi. Alağaç, ” İstanbul’da yüzde 25 indirim ve sadece İstanbul’a özel yüzde 1 KDV sözü verildiğini söylemiştik. Öğrendik ki İstanbul’daki KDV’nin yüzde 1 olmasının formülü proje alanının rezerv alanı olarak gösterilmesinde saklıymış. Bunu hak sahipleriyle paylaştığımızda bizlerin projesinde öyle gösterip vermesinler diye tepki aldık. Çünkü rezerv alanı şu demek: Rezerv yapı alanlarında her türlü imar ve yapılaşma hizmetleri durdurulabilir. Taşınmazların satışını, devrini ve kiralanmasını yasaklayabilir. Yapıların elektik, su ve doğal gazlarını kesebilir. Rezerv yapı alanında bulunan sağlam binalarda proje bütünlüğü gerekçe gösterilerek yıkılabilir. İleride rezerv alanında olan evlerimizin elimizden alınmayacağının garantisini bize kim verebilir” şeklinde konuştu.
“BARINMA HAKKIMIZ BU ŞEKİLDE ELİMİZDEN ALINAMAZ”
Alağaç, konuşmasını şu şekilde sürdürdü:
“Biz böyle bir çözümle yapılacak KDV indirimini kabul etmiyoruz. Ayrıca KDV oranı proje bazında değil tüm sosyal konutlar için indirilmediği sürece de kabul etmiyoruz. Hükümet yetkilileri buradan niye vergi kazancı elde etmeye çalışıyorlar anlamıyoruz. İstanbul’daki arkadaşların yaptığı gibi sadece indirim ve yüzde 1 KDV kabul edilecek bir durum değildir. Bizler en başta bize verilen 0.49 vade farkıyla 240 ay sabit ödeme hakkından feragat etmeyeceğimizi, haklarımızı görüşmeler yoluyla alamazsak kurduğumuz dernek ile sonuna kadar arayacağımızı bildirmek isteriz. Başlıca insan hakkı olan barınma hakkımız bu şekilde elimizden alınamaz. Çözüm yoksa oy yok.”
]]>