GAZZE, 27 Aralık (Xinhua) — İsrail ordusu perşembe günü Gazze’nin orta kesimlerinde yer alan Nuseyrat Mülteci Kampı’nda bir canlı yayın aracına saldırı düzenledi. Filistinli kaynaklar, saldırıda 5 Filistinli gazetecinin hayatını kaybettiğini duyurdu.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
HİZBULLAH’IN KALESİNDE İSRAİL DRONLARI ALÇAK UÇUŞ YAPTI
Lübnan haber ajansı NNA’ya göre, İsrail ordusu, Lübnan’ın doğusunda Baalbek, güneyinde Nebatiye’ye bağlı Bint Cibeyl ile çeşitli bölgelerde bombardıman, evleri ateşe verme, savaş uçağı ve dron uçurma, ateş açma gibi ihlaller gerçekleştirdi. Başkent Beyrut’un güneyinde Hizbullah’ın kalesi olarak bilinen Dahiye’de İsrail dronlarının alçak uçuş yaptığı gözlemlendi.
İsrail savaş uçakları, Lübnan’ın doğusundaki Baalbek’teki Tariya beldesi ovasında ise bir evi hedef aldı, can kaybı veya yaralanma bildirilmedi. Güneyde Nebatiye’ye bağlı Bint Cibeyl’de ise İsrail askerleri Marun er-Ras beldesinde bir evi ateşe verdi, belde içinde orta ve ağır silahlarla ateş açtı.
Lübnan’ın güneydoğusunda ise İsrail savaş uçakları ve dronlarının uçtuğu görüldü. Lübnan Sağlık Bakanlığı verilerine göre, 8 Ekim 2023’ten bu yana 1106’sı kadın ve çocuk, 222’si sağlık çalışanı olmak üzere en az 4 bin 61 kişi öldü, 16 bin 661 kişi de yaralandı.
İSRAİL, HİZBULLAH’TAN ELE GEÇİRDİĞİ SİLAH VE ARAÇLARI SERGİLEDİ
Öte yandan İsrail Savunma Kuvvetleri, Hizbullah’tan ele geçirdiği ekipman, mühimmat ve araçları sergiledi. Silah ve teçhizatların, İsrail askerlerinin eylül ayı sonundan bu yana Güney Lübnan’daki 30’dan fazla köyde gerçekleştirdiği operasyonlar sırasında ele geçirildiği öğrenildi.
Sergide 340 adet Rus yapımı Kornet olmak üzere 6 bin 840 adet RPG roketi ve tanksavar füzesi, 9 bin adet patlayıcı düzenek ve el bombası, 2 bin 250 adet güdümsüz roket ve havan topu, 2 bin 700 adet saldırı tüfeği, aralarında keskin nişancı tüfeklerinin de bulunduğu 2 bin 860 adet diğer silah ve 60 adet uçaksavar füzesi yer aldı.
Ordu ayrıca ele geçirilen Hizbullah’a ait 20 adet aracı, 60 bin 800 adet elektronik ekipman, haberleşme cihazı, bilgisayar, belge ve 300 adet gözetleme ekipmanını da sergiledi.
Lübnan ile İsrail arasında varılan ateşkes antlaşması, 27 Kasım Çarşamba günü yerel saatle 04.00’te (TSİ 05.00) yürürlüğe girmişti. Anlaşmanın ikinci maddesinde, “Lübnan hükümeti, Hizbullah veya Lübnan topraklarında bulunan diğer tüm silahlı grupların İsrail’e karşı herhangi bir operasyon düzenlemesini engelleyecek, İsrail de Lübnan’da sivil, askeri veya devlete ait hedeflere kara, deniz veya havadan herhangi bir askeri saldırıda bulunmayacak.” ifadesi yer almıştı.

Savaş ve ÇatışmaOperasyonGüvenlikPolitikaLübnanİsrailDünyaEylül
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
İsrail ordusu, Gazze’nin kuzeyi ile güneyi arasındaki bağlantıyı koparan, İsrail sınırından Akdeniz kıyısına kadar uzanan 7 kilometre genişliğindeki Netzarim Koridoru yakınlarında yaşayan bütün Filistinlileri bölgeden zorla göç ettirdi. İsrail, 7 Ekim 2023 sonrası oluşturduğu koridorda, askeri yollar ve mevziler inşa etmek için bölge sakinlerinin evlerini yıktı.

NETZARİM KORİDORU “ÖLÜM BÖLGESİNE” DÖNÜŞTÜ
Haaretz gazetesine göre, İsrail ordusunun komuta kademesi Netzarim Koridoru’nda oluşturulan “ölüm bölgesinin” varlığını inkar etse de İsrail askerlerinin anlattıkları, bölgeye yaklaşan her Filistinlinin “terörist sayılarak” öldürüldüğünü ortaya koydu.
GÜNÜN EN ÖNEMLİ MANŞETLERİ İÇİN TIKLAYIN

İSRAİL ASKERLERİNİN “CESET HATTI”
Haaretz’e konuşan İsrail ordusunun 252. Tümeni’nde görevli bir komutan, “Sahadaki kuvvetler buraya ‘ceset hattı’ diyor.” ifadelerini kullanarak sözlerini şöyle sürdürdü:

KÖPEKLERE YEM OLUYORLAR
“Çatışmalardan sonra cesetler toplanmıyor, bu da onları yemeye gelen köpek sürülerini cezbediyor. Gazze’de insanlar, bu köpekleri gördüğünüz yerlere yaklaşmamanız gerektiğini bilir.”
Aynı tümende görev yapan kıdemli İsrail subayı, “Tümen komutanı bu bölgeyi ‘ölüm bölgesi’ olarak belirledi. Giren herkes vuruluyor.” dedi.

FİLİSTİNLİ ÖLDÜRMEK ONLAR İÇİN EĞLENCE KAYNAĞI
İsrail ordusundan kısa süre önce terhis olan 252. Tümen subaylarından bir diğeri ise Netzatim Koridoru’ndaki “ölüm bölgesinin” keskin nişancının atış yapabildiği yere kadar uzandığını vurguladı.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Suriye’de muhaliflerin Şam’ı kontrol altına almasıyla 61 yıllık Baas rejimi sonlandırıldı. Muhalifler ülkede yeni bir geçiş hükümeti kurdu. Bölgede düzeni sağlamak için çalışmalara girişti.

MUHALİFLERDEN ENDİŞE DUYUYORLAR
Muhalifler tüm halkı kapsayan yeni bir Suriye kurmaya çalıştığı sırada İşgalci İsrail, Esad rejiminden kalma silahların muhaliflere geçmemesi için ülkenin birçok yerini vurdu. Ayrıca tampon bölge bahanesiyle işgal altındaki Golan Tepeleri’nin de ötesine de geçti.
GÜNÜN EN ÖNEMLİ MANŞETLERİ İÇİN TIKLAYIN

Uzmanlara göre, Beşşar Esad rejiminin devrilmesinden bu yana İsrail, Baas rejiminin yerine kimin iktidara gelebileceği konusunda giderek daha fazla endişeye kapılıyor.

TERÖR ÖRGÜTÜ PKK/YPG’YE AÇIK DESTEK
Konuyla ilgili, İsrail’de Demokratlar Partisi lideri Yair Golan, muhalif grupların Suriye’de hakimiyet kurmasını önlemek için Tel Aviv’in terör örgütü PKK/YPG’yi desteklemesi gerektiği çağrısında bulundu.

SİYONİSTLERİ TÜRKİYE KORKUSU SARDI
Golan, Suriye’de, Türkiye’nin ve muhaliflerin, İran ve Hizbullah’ın yerini alarak İsrail’e tehdit oluşturma riski taşıdığını iddia etti.
Golan sosyal medya hesabından, “İsrail’in tek bir temel kaygısı olmalı. Suriye’deki PKK/YPG’ye karşı bir Türk saldırısı” paylaşımını yaptı.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Suriye‘de Heyet Tahrir eş-Şam (HTŞ) öncülüğündeki Suriye Milli Ordusu (SMO), İsrail ile Lübnan arasındaki ateşkesin yürürlüğe girdiği gün Halep’e yönelik geniş çaplı operasyon başlattı. 28 Kasım tarihinde ardı ardına meydana gelen gelişmeler dünyaiçin sürpriz niteliğini taşıdı.
HİZBULLAH ESAD’A SIRTINI DÖNDÜ
SMO’nun 5 gün gibi kısa bir sürede elde ettiği büyük kazanımların ardından zor duruma düşen ve sürekli olarak geri çekilen Esad rejimi, müttefiklerinden yardım arayışına girdi. İran yanlısı Şii milisler, muhalifler ile çatışan Esad güçlerine destek için Irak’tan Suriye’ye girdi. Ancak Suriye’de güçlü bir varlığa sahip olan Hizbullah ise Esad yönetimine sırtını döndü. Reuters’a bilgi veren Hizbullah’tan üst düzey bir kaynak, Esad’ı desteklemek için Suriye’ye takviye kuvvet gönderme niyetinde olmadıklarını söyledi.
NE OLMUŞTU?
Suriye’nin kuzeyindeki Halep ilinin batı kırsalında, 28 Kasım’da, Esed rejimi güçleriyle rejim karşıtı silahlı gruplar arasında çatışma başlamıştı. Aynı gün Halep’in batı kırsalından merkeze doğru hızla ilerleyen rejim karşıtı silahlı gruplar, çatışmaların ikinci gününden itibaren İdlib kırsalında da çok sayıda bölgeyi ele geçirmişti. 29 Kasım’da Halep kent merkezine kadar giren silahlı gruplar, bugün merkezin büyük bölümünü ele geçirdi.

PolitikaGündemSuriyeLübnanİsrailDünya
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Kentte görevli hekimler, sağlık çalışanları ve tıp fakültesi öğrencileri, Gazze halkına destek için Lalapaşa Camisi önünde bir araya geldi.
Türk, Filistin ve Doğu Türkistan bayraklarının yanı sıra taşıdıkları döviz ve pankartlarla Yakutiye Medresesi’ne kadar yürüyen sağlıkçılara, vatandaşlar da çocuklarıyla eşlik etti.
Grup adına açıklama yapan Atatürk Üniversitesi Araştırma Hastanesi’nde görevli Dr. Özgür Esmeray, Gazze halkına ve orada görev yapan meslektaşlarına selam gönderdi.
Arakan, Doğu Türkistan ve Hindistan’da Müslümanların başına gelenleri duyup ayağa kalktıklarını ve mitingler yaptıklarını ifade eden Esmeray, “7 Ekim’den bu yana Gazze için sürekli meydanlarda, sokaklarda yürüyüşler yapıyor sesimizi duyuruyoruz.” dedi.
Esmeray, memleketin dört bir yanında görev yapan hekim ve sağlık çalışanları olarak Gazze’deki sağlık krizini 1 yıldan fazla zamandır büyük endişe ve öfke ile takip ettiklerini belirterek, Gazze’deki ablukanın, insani yardım girişi ve dağıtımına engel olduğuna dikkati çekti.
Gazze’nin her yerinde insansız hava araçlarıyla, keskin nişancılarla, hava ve kara bombardımanıyla çocuklara, kadın ve erkeklere yönelik katliamlar gerçekleştirildiğine işaret eden Esmeray, “50 binden fazla insan İsrail saldırılarında katledildi. Yerleşim alanlarının kasıtlı olarak yok edildiğine şahit olduk. 400 günü aşkın süredir evlerinden sürülen, güvencesiz koşullar altında yaşamaya zorlanan kardeşlerimizin mazlumluğuna şahit olmaktayız.” ifadelerini kullandı.
Esmeray, Gazze’de sağlık sisteminin kasıtlı olarak yok edilmek istendiğini, tıbbi ekipman ve ilaç tedarikinin engellendiğini aktararak, bu anlamda tüm toplumların ve devletlerin üzerine düşen görevi yapacağına inandıklarını dile getirdi.
Sessiz yürüyüş, basın açıklamasının ardından Filistin’de hayatını kaybedenler için dua edilmesiyle sonra erdi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>

“DERHAL UYGULAYIN”
Lübnan Başbakanı Necip Mikati, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun Lübnan ile ateşkese ilişkin konuşmasının ardından açıklamada bulundu. Mikati, uluslararası toplumun İsrail saldırganlığını durdurmak için “hızlı hareket etmesi” ve “derhal ateşkes uygulaması” çağrısında bulundu.
İSRAİL SALDIRILARINA DEVAM EDİYOR
İsrail ve Lübnan arasında ateşkesin onaylanması beklenirken, İsrail ordusunun Lübnan’a yönelik saldırıları devam etti. İsrail, Lübnan’ın başkenti Beyrut’un güneyinde birçok noktaya hava saldırısı düzenledi.

BEYRUT’TA UZUN ARAÇ KUYRUKLARI OLUŞTU
Beyrut sakinleri ise anlaşma öncesi saldırıların artacağı endişesi ile kenti terk etmeye başladı. Beyrut’ta uzun araç kuyrukları oluştu.
DiplomasiOrta DoğuGüvenlikPolitikaİsrailLübnanbeyrutDünya
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
CNN International’ın haberine göre hükümete yakın kaynaklar, İsrail‘in Lübnan hükümetine ilettiği anlaşmanın bazı ayrıntıları konusunda hâlâ çekinceleri olduğunu söyledi.
3 AŞAMADAN OLUŞUYOR
İsrail merkezli yayın organı Haaretz ise ateşkes önerisinin 3 aşamadan oluştuğunu iddia etti. Birinci aşamada Hizbullah güçleri Litani Nehri’nin kuzeyine çekilecek. Bu adımı İsrail güçlerinin konuşlu olduğu Lübnan sınırlarından çekilmesi izleyecek. Üçüncü ve son aşamada ise İsrail ve Lübnan arasında tartışma konusu olan sınır bölgelerinin tespit edilmesi için müzakereler start alacak. Öte yandan Hizbullah’ın çekildiği bölgelere ise Lübnan ordusu yerleşecek.
Söz konusu plan, 2006’da Hizbullah ile İsrail arasındaki savaşı sona erdiren Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararına dayanıyor.
“İLERLEME KAYDEDİLDİ”
Öte yandan İsrail Hükümet Sözcüsü David Mencer, Lübnan’da ateşkese doğru ilerlendiğini ancak ele alınması gereken bazı “sorunlar” olduğunu belirtti. İsrail devlet televizyonuna konuşan ve adı açıklanmayan bir yetkili ise, Lübnan’da ateşkese varılması için yürütülen müzakerelerde “önemli ilerleme kaydedildiğini” söyledi. İsrailli yetkili, Lübnan’da ateşkese “her zamankinden daha yakın olunduğunu” dile getirerek, “Sürpriz olmazsa gelecek günlerde bir anlaşma (ateşkes) olabilir.” ifadesini kullandı.
Olgun KızıltepeHaberler.com – GüncelTel AvivGüncelLübnanİsrail
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>“TÜRKİYE DEVLETİ, VATANDAŞIN HAYATINI ŞANSA BIRAKIR MI?”
“Bir şehrin tepesinden baktığınız zaman şehrin bütün panoramasını görürsünüz. Fakat Ulus’a girdiğiniz zaman sadece orayı görürsünüz. O yüzden, mümkün olduğu kadar tepeden bakmak lazım.” diyen Akar, sözlerine şöyle devam etti:
“Tepeden baktığımızda savaş 3 bölümden meydana geliyor. Bir hazırlık safhası var, bir icraat safhası var, bir de savaş sonrası yaraların sarılması var. Şimdi bu dönemde, geldiğimiz çağdaki araçların gelişmiş olmasından dolayı ilişkilerin son derece kompres hale gelmesinden dolayı durum zorlaşıyor. Amerika’yla Çin savaşsın, hadi. Peki otomobil sanayi ne yapacak, bilgisayar sanayisi ne yapacak, elektronik sanayi ne yapacak, kimya sanayi ne yapacak, ticaret, bankalar ne yapacak, finans ne olacak? Yani bunların hepsi bir dengedir. Hepsi bir kolda icraya gelince sonuç alınıyor, kutu açılıyor. O manada bunların yan yana gelmesi çok zor. Çünkü çok parametre var. Onun için biraz zaman alıyor. 2’nci Dünya Savaşı’nda Danimarka’nın işgali 6 saat, sadece 6 saat. Dolayısıyla bunun şakası yok. İsrail bize tehdit mi, değil mi? Tehdit, kocaman bir tehdit. Koskoca bir Türkiye devleti, 85 milyon vatandaşın hayatını şansa bırakır mı? Silahı var mı, var. Mühimmatı var mı, var. Mesafe var mı, var. Zaman hariç her şey var. Zamanlama meselesi. Yani olabilir. Buna bizim tabii ki hazır olmamız lazım”
TEĞMENLERİN KILIÇLI YEMİNİ
Milli Savunma Üniversitesi Kara Harp Okulu Mezuniyet Töreni’nde gerçekleştirilen kılıçlı yemin sonrası teğmenlere yönelik disiplin sürecini değerlendiren Akar, “Biz her zaman şunu söyledik, her gittiğimiz yerde. Türk Silahlı Kuvvetleri hukuk çerçevesinde, mevzuat çerçevesinde vazifesini şeffaf bir şekilde yapacak. Vazife, hukuk, şeffaflık; bizim iddiamız bu. Dolayısıyla bir mevzuat var. Bu mevzuat çerçevesinde birimler var; disiplin kurulları var, amirler var. Bu okullar, harp okulları rektöre bağlı. Bir hiyerarşi var. Bu hiyerarşi dahilinde bakan, rektör, kurumlar olayla ilgili çalışıyor. Dolayısıyla bizim sükunet ile onların kararını beklememiz lazım. Teorik bölüme baktığımızda orada bir hareket var; ama bir de yer ve zaman meselesi var. Yani şimdi siz, herkes saygı duruşundayken İstiklal Marşı okusanız olur mu, olmaz” diye konuştu.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>CENİN, 20 Kasım (Xinhua) — İsrail güçlerinin, Batı Şeria’nın kuzeyindeki Cenin kentinin Kabatiya kasabasına düzenlediği saldırıda 3 Filistinli hayatını kaybetti.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Avde Hastanesi sağlık kaynakları, saldırıda 1’i çocuk 4 Filistinlinin yaşamını yitirdiği bilgisini verdi.
İsrail ordusu, söz konusu kampın çeşitli bölgelerine bir dizi saldırı düzenlemişti.
Fotoğraf, AA tarafından servis edilmiştir, temsilidir.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İSRAİL MARŞI ISLIKLANDI, TRİBÜNLER KARIŞTI
Fransız taraftarlar, İsrail marşını ıslıkladı. Karşılaşmada ilk düdüğün çalmasının ardından tribünlerde tansiyon yükseldi. İki takımın taraftarları, Stade de France’de oynanan maçta birbirine girdi. Fransa polisi, araya girerek kavgayı ayırmaya çalıştı.
HOLLLANDA’DA DA ORTALIK KARIŞMIŞTI
İsrailli taraftarlar, Hollanda’nın başkenti Amsterdam’da UEFA Avrupa Ligi’nde 7 Kasım’da oynanan Ajax- Maccabi Tel Aviv maçı öncesi ve esnasında Filistin destekçilerine saldırıp provokasyonlarda bulunarak olay çıkarmıştı. Hollanda’da maç öncesi ve sonrasında çıkan olaylarla ilgili 63 kişi gözaltına alınmıştı.
YOĞUN GÜVENLİK ÖNLEMLERİ ALINMIŞTI
Paris Emniyet Müdürü Laurent Nunez, Fransa-İsrail maçında maçta 4.000 polisin görev yapacağını, 2.500’ünün de maçın oynanacağı Stade de France ve Paris’in kuzey banliyöleri ve toplu ulaşım araçlarında devriye gezeceğini söylemişti. Bunlara ek olarak, stadyumda 1.600 özel güvenlik personelinin olacağı ve İsrail Milli Takımı’nı seçkin polis güçlerinin koruyacağı belirtilmişti. İsrail takımı, karşılaşmanın oynanacağı stadyuma yoğun güvenlik önlemleri altında geldi.
FİLİSTİN BAYRAĞI YASAKLANMIŞTI
Öte yandan günler öncesinden stadyuma Filistin bayraklarının getirilmesi de yasaklanmıştı. Maça yalnızca Fransa ve İsrail bayraklarının getirilmesine izin verileceği de duyurulmuştu.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Filistin resmi haber ajansı WAFA’ya göre, Abbas, Batı Şeria’nın Ramallah kentinde Barrot ile bir araya geldi.
İsrail ordusunun, Gazze’de Filistin halkına karşı işlediği “öldürme ve aç bırakma suçlarının” ele alındığı görüşmede Abbas, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin (BMGK) Gazze Şeridi’nde ateşkes sağlanmasını öngören 2735 sayılı kararının uygulanması, yardımların Gazze’ye girmesi ve İsrail’in Gazze’den tamamen çekilmesi talebini dile getirdi.
Abbas, İsrail’in, Birleşmiş Milletler Yakın Doğu’daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansının (UNRWA) faaliyetlerini yasaklama kararının uluslararası hukuk ve uluslararası meşruiyete doğrudan meydan okuma anlamına geldiğini ifade etti.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>AKAR’DAN ‘YENİ ANAYASA’ SÖZLERİ
TBMM Milli Savunma Komisyonu Başkanı Hulusi Akar, yeni anayasa çalışmaları ile ilgili yaptığı değerlendirmede, “Sayın Cumhurbaşkanımızın ifade ettiği esaslara baktığınızda olay çok açık ve net. Sivil, kapsayıcı, modern, yeni, tüm ihtiyaçlarımızı karşılayacak bir anayasaya ihtiyacımız olduğunu herkes konuşuyor. Quantum liderliği vs. diyoruz, oraya yakışır bir anayasadan bahsediyoruz. TBMM’de devam eden bir çalışma var. Biz de bunun takipçisiyiz. Ülkemizin gücüne, büyüklüğüne yakışır bir anayasaya kavuşmak hedefimiz.” dedi.
Akar, yeni anayasa çalışmalarına yönelik motto niteliğinde bir ifade de kullandı, “Geleceği, bugünden yönetebilecek bir anayasa hazırlamak hepimizin görevidir.” ifadelerini kullandı.
İSRAİL’İN NORMAL ZAMANDA 1 SAATTE YAPTIĞI BİR OLAY DÜNYANIN EN AZ 1 YILINI İŞGAL EDERDİ”
İsrail’in Gazze’deki soykırım politikalarını değerlendiren Akar şu ifadeleri kullandı:
Nüfuz alanlarını genişletmek için Orta Doğu başta olmak üzere büyük güçlerin mücadelesi devam ediyor. Herkesin tedirgin olması, müteyakkız olması, dikkatli olması lazım. İsrail’in yaptıkları, insanlık bakımından ve hukuki anlamda tarihte görülmemiş bir katliam olarak başladı. Etnik temizlikten sonra şimdi de soykırıma dönüşmüş durumda. Derhal, hemen, şimdi akan kanın durdurulması lazım. İsrail’in bu süreçte 1 saatte yaptığı bir olay, normal zamanda dünyanın gündemini 1 yıl işgal ederdi.
“OSMANLI’DAN SONRA BÖLGEDE ÇOK CİDDİ BİR GÜÇ BOŞLUĞU VAR”
Akar, sözlerine şöyle devam etti:
Orta Doğu’da bu olayların başlangıcına bakınca şunu görüyorsunuz, Osmanlı’dan sonra o bölgede ciddi bir güç boşluğu var. Osmanlı varken bir şekilde orada huzur içinde yaşıyorlardı, sorunlar çözülmüştü. Osmanlı çıktıktan sonra kuvvet boşluğu doldurulamadı. Dünyada da bu açık ve net şekilde ifade ediliyor. Savaşlar, katliamlar, etnik temizlik ve soykırım şeklinde devam ediyor. Binlerce insan, kadınlar, çocuklar, gazeteciler, sağlık personelleri katledildi. Başka bir ülke bunu yapsa dünya ayağa kalkardı. Yönetimler buna susuyor. Ama insanlar buna tepki gösteriyor.
“TEOPOLİTİK SİYONAZİ TERÖRİZMİNİN REEL POLİTİĞİ BİTİRMESİNE İNSANLIK İZİN VERMEMELİDİR”
İsrail’in Arz-ı Mevud yaklaşımı ile Türkiye’yi tehdit edebileceğine dair tartışmalara da değinen Akar, “Askerlikte bir risk, bir de tehdit var. Maksat ve niyet bilindiğinde tehdit, bilinmiyorsa risk olur. Risk kesinlikle var. Ama İsrail’in faaliyetlerine, yaptıklarına bakınca bu risk tehdide dönüştü. Golan Tepeleri dahil Suriye’ye karşı da bir taciz ve tecavüzün olduğunu görüyoruz. Mesafeyi, tarihi geçmişi düşününce, Netenyahu’nun teolojik saplantılarını düşününce sınır tanımaz hale geliyor. Teopolitik siyonazi terörizminin reel politiği bitirmesine insanlık izin vermemelidir.” dedi.
“FRANSIZ SENATÖRE TORUNUNU DÜŞÜN, ÖYLE 17 BİN ÇOCUK ÖLDÜ DEDİM”
Bakan Akar, Fransız senatör ile yaptığı görüşmeden dikkat çeken bir detay paylaştı, “Efendim kaç kişi öldü, 45 bin kişi. Kaç çocuk öldü, 17 bin. Kaç kadın öldü, 12 bin. Sadece bir rakam. Bunu bir tahayyül edip, içselleştirmek lazım. Fransız Senatöre, gözlerini kapat, torununu düşün dedim. Onun gibi 17 bin güzel çocuk öldü. O çocuklar 17 bin kez öldü. Adamcağız şaşırdı. Biz A’dan Z’ye Filistin meselesini izah ettik. Onlar 7 Ekim’e takılıyorlar. Bu saldırıların ondan başladığını düşünüyorlar. Biz, buna da itiraz ettik. Bu olay, 1903’ten, 1920’den, 1947’den, 1967’den, 1973’ten başladı.” diye konuştu.

DİJİTAL VATAN VE DİJİTAL SAVAŞ NE DEMEK?
Akar, dünyanın dijitalleşmesi sonrası ortaya çıkan dijital savaş ve dijital vatan kavramlarını da yorumladı.
Akar, şunları söyledi:
Nasıl ki, deniz sahamıza, hava sahamıza, karamıza yabancının girmesini istemiyorsak, kontrolsüz hareket istemiyorsak, siber saldırıları, girenleri, çıkanları kontrol edebilmek için şimdiden tedbir almamız lazım. Dijital Vatan, dijital terörün de sahası. En son işte telefonları patlattılar. Dijital Vatan konusunda, siber saldırılar başta olmak üzere üzerinde durmamız lazım. Hem savunma hem de taarruz anlamında üzerinde durmamız lazım.
“DEMİR KUBBE DE DELİNECEK
Akar, savunma sanayiindeki çalışmaları da ele aldı, “Kırılamayan, aşılamayan engel yoktur. Açılamayan kilit yoktur. Maginot Hattı da delindi, Demir Kubbe de delindi, delinecek. Sayın Cumhurbaşkanımızı burada anmak şart, insanlara moral vermesi, teşvik etmesi, destek vermesi ile Mehmetçik’in ihtiyaçlarını yerli olarak yüzde 80 karşılayacak hale geldik.” şeklinde konuştu.
“CİN ŞİŞEDEN ÇIKTI, YAPAMAYIZ, EDEMEYİZ YOK! YAPACAĞIZ…”
Akar, sözlerini şöyle sürdürdü:
Cin şişeden çıktı. Artık yapamayız, edemeyiz yok. Yapacağız. Çatlasalar da, patlasalar da yapacağız. Tankımızı da, SİHA’mızı da, İHA’mızı da, uçağımızı da yapacağız. Kızıl Elma ve KAAN ile havacılıkta ayrı bir devrim yaşayacağız. Zamanında parasını verme şartı ile istediklerimizi bile vermezlerdi. Şimdi SİHA’larımızı ihraç ediyoruz. Ne kadar işlevsel olduğunu Mehmetçik de gördü, Karabağ’da da Azerbaycanlı kardeşlerimiz de gördü. Türkiye, değerleri ile, tarihi ile, caydırıcı ordusu ile, genç nüfusu ile güçlü bir ülke. Bizimle dost olanlar kazanır.
S-400 MESELESİ: FÜZE ATTILAR DA BİZ Mİ KULLANMADIK!
Akar, S-400 Hava Savunma Sistemi ile ilgili dezenformasyonlara da sert tepki gösterdi, “Olaya tepkisel yaklaşmayan, aklı ve mantığı olan herkes anlar bunu. Bu bölgesel bir hava savunma sistemi. Türkiye’ye bir hava saldırısı, füze saldırısı oldu mu? Nerede kullanacağız o zaman bunu? Bunun mimarisi elbette ki gizli. Bunu açıklamanın manası yok. Biz bunun bağımsız bir devlet olarak kararını verdik ve aldık. Bu sistem, bağımsız bir şekilde kullanılabiliyor. NATO için bir sorun yaratmaz. Bunu ABD’li muhataplarımıza anlattık. Israrla bu konu problem haline dönüştürüldü. Bu konuda bağımsız ve objektif bakmayı eleştiren arkadaşlarımıza öneriyorum.” dedi.
ESAD İLE GÖRÜŞÜLMELİ Mİ?
Akar, ‘Türkiye, Suriye Rejimi ile görüşmeli mi?’ sorusuna, “Süreç devam ediyor. İran ve Rus Savunma Bakanı da katıldı. Bunlar herkesin malumu. Dışişleri Bakanımız ve MİT çalışmalarını sürdürüyor. Biz görüşmeden yanayız.” diye yanıt verdi.
“BU MEMLEKET BİZİM, BU TARİH BİZİM, BU BAYRAK BİZİM, YÜKSELTMEK HEPİMİZİN GÖREVİ”
Akar, son olarak da birlik ve beraberlik mesajı verdi. Akar, “Artık söz dinleyen değil, sözü dinlenen bir ülke var. Bizim anavatanımız, gök vatanımız, mavi vatanımız ve dijital vatanımız var. Bunlar bir bütün ve parçalanamaz. Bunları parçalamak isteyenlerin akıbetleri belli. Kimileri denizlerde boğuldu gitti, kimileri dağlarda, çukurlarda gömüldü gitti. Bu memleket bizim, bu tarih bizim, bu bayrak bizim. Bunları yükseltmek de hepimizin görevi.” ifadelerini kullandı.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>KAN’ın adını vermediği İsrailli yetkilerinin sözlerine dayandırılan haberinde, “İsrail’in İran’a olası bir saldırıya hazırlık aşamasında, İsrail tarihinin en gergin ve karmaşık zamanlarından birine tanık olduğu” ifade edildi.

“İsrail’in İran’a bir saldırı başlatmak üzere” olduğu belirtilen haberde, “ABD’nin İsrail’in İran’a yönelik saldırısına odaklandığı ve saldırının hafifletilmesi için baskı yaptığı” kaydedildi.
İsrail Savunma Bakanı Yoav Gallant dün, askeri üsse gerçekleştirdiği ziyaret sırasında ülkesinin İran’a olası saldırısı hakkında açıklamalarda bulunarak, “İran’a saldırdıktan sonra herkes sizin hazırlık ve eğitim sürecinde neler yaptığınızı anlayacak.” diye konuşmuştu.
REKLAM
ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken, Hamas lideri Yahya Sinvar’ın İsrail’in Gazze’nin güneyindeki Refah’ta düzenlediği saldırıda yaşamını yitirmesinin ardından başlayan Orta Doğu turu kapsamında dün ilk olarak İsrail’e gelmişti.
ABD Dışişleri Bakanı Blinken, İsrail ziyaretinin ardından Suudi Arabistan’a geçmişti.
İran, 1 Ekim’de İsrail’e füze saldırısında bulunmuştu. Tel Aviv yönetimi, İran’ın bu saldırısına karşılık verileceğini bildirmişti.
İsrail’in Kanal 13 televizyonunda yer alan haberde, ABD’nin Tel Aviv’den İran’a yapacağı saldırıyı “yumuşatmasını” istediği iddia edilmişti.
Bu iddiaya ilişkin İsrail yönetiminden ise bir açıklama yapılmadı.
Öte yandan ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken, bugün Tel Aviv’de yaptığı açıklamada, İsrail’in İran’a yanıtının “gerginliği artırmaması” uyarısında bulunmuştu.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Rejime yakın sosyal medya hesaplarında da saldırıda bir kişinin öldüğü iddia edilirken olay yerine ambulansların sevk edildiği kaydedildi.
AA’nın haberine göre; Şam’ın birçok mahallesinde, Hizbullah’ın yanı sıra İran destekli grupların yoğun varlık gösterdiği biliniyor.
Söz konusu iddiaya ilişkin, İsrail tarafından şu ana kadar herhangi açıklama yapılmadı.
İsrail, iç savaşın başladığı 2011’den bu yana Suriye’de zaman zaman İran destekli gruplara ve Suriye ordusuna ait askeri noktalara saldırılar düzenliyor.
*Haberde AA’nın arşiv fotoğrafı kullanılmıştır.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Bekayi, Dışişleri Bakanlığında düzenlenen haftalık basın toplantısında, ülkesinin dış politika gündemini ve bölgesel gelişmeleri değerlendirdi.
İsrail’in İran’ın nükleer tesislerine saldırı tehditlerinin sorulması üzerine Bekayi, konuya ilişkin Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’na (UAEA) ve Ajansın Genel Müdürü Rafael Mariano Grossi’ye protesto notası ilettiklerini aktardı.
İsrail’in bölgedeki saldırılarının durdurulması konusunda tüm bölge ülkeleriyle istişarelerini sürdürdüklerini belirten Bekayi, “Mesajımız çok açık ve Siyonist rejimin herhangi bir saldırısına İran tarafından kesinlikle karşılık verileceğini söyledik. İran’a yönelik bir saldırıda komşu ülkelerin topraklarını kullandırma izni vermeyeceğine güveniyoruz.” dedi.
Bekayi, İsrail’in muhtemel saldırısına hazırlıklar kapsamında bu ülkede vurulacak hedeflerin belirlendiğini belirtti.
Türkiye ile bölgesel işbirliği ve terörle mücadele konusuna değinen Bekayi, “Türkiye ile ilişkilerimizde sınır güvenliğinin güçlendirilmesi ve terörle mücadele iki önemli konu başlığı. Suriye konusunda Türk mevkidaşlarımız ile Astana çerçevesinde iletişim halindeyiz. Türkiye’nin ve diğer ortaklarımızın da yardımı ile Suriye’de barış ve istikrarı sağlamak için çalışıyoruz. ABD’nin Suriye’yi işgali ve istikrarın sağlanmaması terör örgütlerini güçlendiriyor.” diye konuştu.
Bekayi, “Ortak sınırlarda ve bölgede terörizmle mücadele etmek için Suriye’de istikrar ve güvenliğin yeniden tesis edilmesine yardımcı olmamız gerektiği konusunda Türkiye ile aynı fikirdeyiz.” değerlendirmesinde bulundu.
Türkiye ve İran’ın İsrail’in bölgedeki saldırılarının durdurulması konusunda da ortak hareket ettiğini vurgulayan Bekayi, “İslam dünyasının iki büyük ülkesi ve bölgesel gücü olan İran ile Türkiye arasındaki ilişkiler çok ayrıcalıklı. Dışişleri Bakanı’nın (Abbas Erakçi) son Türkiye ziyareti, Türk yetkililerle görüşmek için de iyi bir fırsattı ve Hamas yetkilileriyle yaptığımız görüşmeler de Hamas’ın hayatta olduğunu gösterdi. İki ülke İran ve Türkiye kararlılıkla Gazze ve Lübnan’a yönelik saldırıyı durdurmaya çalışıyor.” şeklinde konuştu.
Bekayi, ABD ile İsviçre’nin aracılığı üzerinden mesaj alışverişinin sürdüğünü de aktardı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İsrail’in Gazze Şeridi’ne düzenlediği saldırıda hayatını kaybeden Hamas Siyasi Büro Başkanı Yahya Sinvar ve Filistin’de hayatını kaybedenler için Demokrasi Parkı önünde gıyabi cenaze namazı düzenlendi. Namaz öncesi vatandaşlar, sık sık tekbir getirerek Yahya Sinvar ve Filistinliler için dua etti.
Vatandaşlar daha sonra Yahya Sinvar ve Filistin’de hayatını kaybedenler için gıyabi cenaze namazı kılındı. – ADIYAMAN
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Açıklamada, son iki gün içinde çoğunluğu güney bölgeler ve başkent Beyrut’un Dahiye bölgesi olmak üzere Lübnan’ın çeşitli noktalarına yaklaşık 134 hava saldırısı düzenlendiği kaydedildi.
İsrail saldırıları nedeniyle 8 Ekim’den bu yana 1 milyon 200 bin kişinin yerinden, bu kişilerden 160 bin 200’ünün sığınma merkezlerine yerleştirildiği belirtildi.
Son 24 saatte İsrail’in Lübnan’a düzenlediği saldırılarda 55 kişinin daha hayatını kaybettiği, 156 kişinin de yaralandığı kaydedildi.
REKLAM
Yaşanan son kayıplarla birlikte 8 Ekim 2023’ten bu yana İsrail saldırılarında ölenlerin sayısının 1928, yaralı sayısının da 9 bin 290 olduğu bildirildi.
Hizbullah ile 8 Ekim 2023’ten beri Lübnan-İsrail sınırında kontrollü çatışmalara devam eden İsrail ordusu, 17-18 Eylül’de Hizbullah’ın kullandığı çağrı cihazları ve telsizleri patlattı, 23 Eylül’de de Lübnan’ın güney kentlerinin yanı sıra Bekaa ve Baalbek bölgelerine yüzlerce hava saldırısı düzenledi.
İsrail ordusu, 30 Eylül’de de Lübnan’ın güneyinde Hizbullah’ın altyapısına yönelik sınırlı ve yoğun kara saldırılarına başladığını duyurdu.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Dışişleri Bakanlığı, İsrail’in Lübnan’a kara saldırısı başlatmasıyla ilgili açıklama yaptı. Açıklama şöyle:
“İsrail’in Lübnan’a kara saldırısı başlatarak bu ülkenin egemenliğini ve toprak bütünlüğünü ihlal etmesi, hukuksuz bir işgal girişimidir. Bu saldırının bir an önce sona ermesi ve İsrail askerlerinin Lübnan topraklarından çekilmesi gerekmektedir.
Söz konusu saldırı, sadece bölge ülkelerinin değil, bölge dışı ülkelerin de güvenlik ve istikrarını hedef almaktadır. Bu tehlikeli işgal girişimi sonucunda yeni bir göç dalgasının ortaya çıkması ve tüm dünyada aşırıcıların zemin kazanması kuvvetle muhtemeldir. Bu gelişmelerin İsrail’e siyasi destek ve silah sağlayan ülkeleri de etkileyeceği unutulmamalıdır.
BM Güvenlik Konseyi, uluslararası hukukun gereğini yapmalı ve Lübnan’ın işgaline yönelik bu saldırıya karşı gereken önlemleri almalıdır. İsrail tarafından işlenen her suç, aynı zamanda uluslararası hukuka ve BM Şartı’na indirilen bir darbedir.
Diğer taraftan, bölgede sükunetin tesisi için atılması gereken başlıca adım Gazze’de acil ve kalıcı ateşkesin sağlanmasıdır. Gazze’ye barış getirilmesi, tüm insanlığın sorumluluğudur.”
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İsrail’in hava saldırılarını arttırdığı ve kara saldırısının da gündemde olduğu Lübnan’da vatandaşlar ülkelerini terk etmeye başladı. Güvenlik nedeniyle Türk Hava Yolları (THY) ve Pegasus’un seferlerini iptal ettiği Lübnan’ın başkenti Beyrut’ta vatandaşlar, seferlerine devam eden Ortadoğu Havayolları’nın İstanbul uçuşlarıyla Türkiye’ye geliyor. İstanbul’a gelen Lübnanlı vatandaşlar buradan da Avrupa’da bulunan yakınlarının yanına gidiyor.
‘İNSANLAR DEHŞET İÇERİSİNDE OLUP BİTENİ İZLİYOR’
İstanbul Havalimanı’nda gazetecilerin sorularını yanıtlayan Lübnanlı vatandaşlar, “Lübnan şu an çok kötü durumda. Son birkaç gündür Beyrut’ta çok sayıda patlama oluyor. İnsanlar dehşet içerisinde olup biteni izliyor. Ülkemiz için uluslararası yardıma ve dualara ihtiyacımız var” dedi.
‘LÜBNAN’IN GÜVENLİ BİR ÜLKE OLMASINI İSTİYORUZ’
Beyrut’a yaşanan olaylardan sonra İstanbul’a geldiğini söyleyen Lübnanlı gazeteci Lina jihaab, “Son yaşanan olaylardan sonra Beyrut’ta durum iyi değil. Herkesin bildiği gibi Lübnan’da birkaç güvenli bölge var. Ben orada yaşamama rağmen İstanbul’a gelmeyi tercih ettim. Burada birkaç gün kalıp olup biteni televizyondan takip edeceğim. İnşallah Lübnan ordusu ülkede her yerde olur, bizde geri döneriz. Bizde Lübnan’ın Dünyadaki ülkeler gibi güvenli bir ülke olmasını istiyoruz” diye konuştu.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>HUDEYDE, 1 Ekim (Xinhua) — Yemen hükümeti, İsrail’in Husilerin kontrolündeki Kızıldeniz liman kenti Hudeyde’ye yönelik son hava saldırılarını kınadı.
Husi yönetimindeki Sağlık Bakanlığı’na göre, İsrail’in Hudeyde’ye yönelik saldırıları 5 kişinin ölümüne ve 57 kişinin yaralanmasına yol açarken, yaralıların birçoğunun durumu kritik.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>SANAYİ ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, ” İsrail, Lübnan’da binlerce cihaza yerleştirdiği patlayıcıları eş zamanlı patlattı. Bu yaşanan hadise aslında milli teknoloji hamlesinin hayati ve önemli olduğunu bize bir kez daha gösterdi. Sadece savunmasında değil, haberleşme, finans, sağlık, tarım ve gıda teknolojilerinde aynı seferberlik ruhuyla hareket etmek ve tüm kritik teknolojileri kendi yerli ve milli imkanlarımız ile geliştirmek ve üretmek zorundayız” dedi.
Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, beraberindeki Bakan Yardımcısı Oruç Baba İnan, KOSGEB Başkanı Ahmet Serdar İbrahimcioğlu, Sanayi Genel Müdürü Prof. Dr. İlker Murat Ar, Sanayi Bölgeleri Genel Müdürü Abdurrahman Aydın, Kalkınma Ajansları Genel Müdürü Ahmet Şimşek ve bölge illerinden milletvekilleri ile beraber geldiği Mardin’de ilk olarak AK Parti İl Başkanlığını ziyaret etti. Bakan Kacır ile beraberindekileri, milletvekilleri Faruk Kılıç, Muhammed Adak, AK Parti İl Başkanı Mehmet Uncu ile partililer karşıladı.
‘OSB SAYISINI 192’DEN 360’A ÇIKARDIK’
AK Parti İl Başkanlığında bulunmaktan büyük mutluluk duyduğunu dile getiren Bakan Kacır, “Türkiye Buluşmaları başlığıyla milletin dertlerini dinliyoruz. Her daim bu dertlere çare olanın yine AK Parti olduğu bilinciyle hizmetlerimizi, projelerimizi bir bir hayata geçirmeye devam ediyoruz. 22 yıllık AK Parti iktidarı döneminde Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde asırlık hizmetlere imza attık. Eğitimden ulaşıma, sağlığa, turizme tüm alanlarda Türkiye önceki 10 yılların misliyle hizmetlerle buluştu ve Türkiye ekonomisi muazzam bir kalkınma ivmesi gerçekleştirdi. Bu alanların en önemlileri de Sanayi ve Teknoloji alanında oldu. AK Parti iktidarında Türkiye hem bölgenin hem dünyanın üretim merkezlerinden biri haline geldi. Türkiye bugün pek çok alanda Avrupa’da üretimde bir numaradır. Beyaz eşya üretiminde Avrupa birincisi, dünya ikincisi bir ülkeyiz. Ticari araç üretiminde dünya birincisiyiz. Bunlar gayretle, emekle olur. OSB sayısını AK Parti iktidarı döneminde 192’den 360’a çıkardık. OSB’lerde istihdam edilen kişi sayısı 415 binden 2 milyon 700 bine çıkardık. Toplam sanayi istihdamını 3 milyon 900 binden 6 milyon 700 bine çıkardık. OSB’lerde tüten bacaların, bacası tüten fabrikaların sayısını 11 binden 58 bine bu dönemde yükselttik. Bütün bunlarla birlikte endüstri bölgeleri bugün üretim merkezi haline geldi. Ayrıca insan kaynağımızı 29 binden 272 bine yükselttik. Bugün Türkiye’nin adeta bir Ar-Ge ordusu var artık. Bugün dünyanın dikkatle takip ettiği dostlarımızın heyecan ve gıptayla, hasımlarımızın endişeyle takip ettiği savunma sanayimiz bu Ar-Ge faaliyetleri sayesinde bugünlere geldi. Savunma sanayinde Türkiye ihtiyaçlarının yüzde 80’ini yurt dışından ithal eden bir ülkeyken piyade tüfeğini dahi kendi imkanlarıyla üretmeyen bir ülkeyken bugün savunma sanayinde yerlilik oranımız yüzde 80’e yükseldi. İhtiyaç duyduğumuz tüm kritik sistemlerin platformları kendi imkanlarıyla geliştiren, üreten bir ülke olduk” dedi.
‘MİLLİ TEKNOLOJİ HAMLESİNİN HAYATİ VE ÖNEMLİ OLDUĞUNU BİZE BİR KEZ DAHA GÖSTERDİ’
Bakan Kacır, kritik teknolojilerin yerli ve milli imkanlar ile geliştirmenin ve üretmenin gerektiğini belirterek, “İsrail, Lübnan’da binlerce cihaza yerleştirdiği patlayıcıları eş zamanlı patlattı. Bu yaşanan hadise aslında milli teknoloji hamlesinin hayati ve önemli olduğunu bize bir kez daha gösterdi. Sadece savunmasında değil, haberleşme, finans, sağlık, tarım ve gıda teknolojilerinde aynı seferberlik ruhuyla hareket etmek ve tüm kritik teknolojileri kendi yerli ve milli imkanlarımız ile geliştirmek ve üretmek zorundayız” diye konuştu.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
İsrail’in sabah saatlerinden bu yana Lübnan’a düzenlediği saldırılarda hayatını kaybedenlerin sayısı 492’ye, yaralı sayısı ise bin 645’e yükseldi. İsrail, Lübnan’a yönelik saldırılarına “Kuzey Okları” ismini verdi.

İsrail’in Lübnan’a yönelik saldırıları sabah saatlerinden bu yana sürerken, can kaybı artmaya devam ediyor. Lübnan Sağlık Bakanlığı, İsrail saldırılarında hayatını kaybedenlerin sayısının 492’ye, yaralı sayısının ise bin 645’e yükseldiğini açıkladı.
İsrail Genelkurmay Başkanı Herzi Halevi, İsrail’in Lübnan’a devam eden saldırılarına dair operasyonuna “Kuzey Okları” isminin verildiğini açıkladı. İsrail ordusu, şu ana kadar Lübnan’da bin 300’den fazla noktayı vurdu.
GÜNÜN EN ÖNEMLİ MANŞETLERİ İÇİN TIKLAYIN

İLK DEFA VURULDU
Bir son dakika haberi ise Hizbullah kanadından geldi. İsrail’in Lübnan’daki saldırılarına Hizbullah füzelerle yanıt verdi.
Lübnanlı grubun Telegram hesabından yapılan açıklamada, kuzeyde bulunan Afula şehrinin batısındaki Megiddo Askeri Havaalanı’nın Fadi 1 ve Fadi 2 füzeleriyle üst üste üç kez bombalandığı belirtildi. Lübnan sınırına 30 kilometre uzaklıktaki havaalanı Hizbullah tarafından ilk defa vurulmuş oldu.

Bir başka açıklamada Ramat David Üssü ile havaalanının Fadi 2 füzesi, İsrail ordusunun kuzey bölgesine ulaşım ve lojistik destek sağlayan ana üs olan Amos Üssü’nün Fadi 1, Lübnan sınırına yaklaşık 60 kilometre uzaklıktaki Zihron bölgesindeki bir patlayıcı madde fabrikasının ise Fadi 2 füzeleriyle vurulduğu ifade edildi.

Saldırıların “Gazze Şeridi’ndeki Filistin halkını, onların cesur ve onurlu direnişini desteklemek ve Lübnan halkını savunmak için” gerçekleştirildiği aktarıldı.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
İsrail ordusu ve Lübnan Hizbullahı’nın çatışmaları şiddetlenerek devam ediyor. İsrail ordusu ve Hizbullah arasında gerilimin zirveye tırmanmasının ardından önceki gece Lübnan’dan İsrail’in kuzeyindeki Hayfa ve Nasıra kenti çevresinde geniş bir bölgede atılan roketler nedeniyle saldırı alarmları çaldı.

İsrail ordusu, hava savunma sistemlerinin roketlerin çoğunluğunu engellediğini ancak bazı roketlerin Hayfa yakınlarındaki Kiryat Biraik ve Aşağı Celile bölgesinde yerleşim yerine isabet ettiğini bildirdi.
GÜNÜN EN ÖNEMLİ MANŞETLERİ İÇİN TIKLAYIN

İsrail acil yardım servisi Kızıl Davut Yıldızı ise Kiryat Bialik bölgesine isabet eden roket nedeniyle 3 kişinin yaralandığını ifade etti. Bölgede evlerde ve araçlarda hasar oluştu. İsrail basınına göre, Hayfa saldırısından bir milyon kişi etkilendi.

Lübnan Hizbullahı, Fadi-1 ve Fadi-2 tipinde füzelerle Hayfa yakınlarındaki Ramat David isimli hava üssü ve buradaki bir savunma sanayi şirketi merkezini hedef aldığını kaydetti.

İsrail ordusu, ülke topraklarına 150 roket, seyir füzesi ve insansız hava aracı (İHA) ile saldırı düzenlendiğini bildirirken Lübnan’a hava saldırıları başlattıklarını kaydetti.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
BM Genel Kurulu’ndaki oylamada 124 ülke İsrail’i 1967’den beri süren “yasa dışı” işgali sonlandırmaya çağırdı. Aralarında ABD, Macaristan ve Arjantin’in de bulunduğu BM üyesi 14 ülke metnin aleyhine oy kullanırken; Almanya ve İtalya ile beraber 43 devlet ise çekimser kaldı. Söz konusu metnin yasal bir bağlayıcılığı veya yaptırım gücü bulunmuyor.
Genel Kurul’da oylanan metnin ilk taslağı İsrail’i işgal ettiği topraklardan altı ay içinde çekilmeye çağırıyordu, daha sonra bu süre 12 ay olarak güncellendi. İsrail 1967’deki Altı Gün Savaşı’nda Batı Şeria, Gazze Şeridi ve Doğu Kudüs’ü işgal etmişti. İsrail askeri 2005 yılında çekildiği Gazze Şeridi’ne 7 Ekim’deki Hamas baskınının ardından tekrar girmişti.
İsrail: Utanç verici bir karar
Karara tepki gösteren İsrail’in BM temsilcisi, Büyükelçi Danny Danon, “Bu Filistin otoritesinin diplomatik terörünü destekleyen utanç verici bir karar. Hamas’ı kınamak ve 101 rehinenin salıverilmesini istemek yerine, Genel Kurul Hamaslı katilleri destekleyen Filistin otoritesinin müziği ile dans etmeye devam ediyor” ifadelerini kullandı.
İsrail Dışişleri Bakanlığı da Genel Kurul’un tutumunun “terörü cesaretlendirdiğini ve barış şansını azalttığını” savundu.
ABD Büyükelçisi Linda Thomas-Greenfield “barışa hizmet etmeyeceğini” savunduğu kararı kınayan bir açıklama yaparak “Metin diğer başka şeylerin yanı sıra bir terör organizasyonu olan Hamas’ın Gazze’deki kontrol ve etkisini görmezden geliyor” dedi.
Gazze Savaşı’nın başından beri hem Genel Kurul’da hem de BM Güvenlik Konseyi’nde İsrail’e şiddeti durdurması çağrısı yapan birden fazla karar alındı ancak bunların karşılığı olmadı.
AFP,Reuters/ MUK,ET
DW Türkçe’ye VPN ile nasıl erişebilirim?
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Ayrıntılar Geliyor…
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İsrail basınındaki haberlere göre Gallant, İsrail’in kuzeyindeki Hayfa kenti yakınlarında bir hava üssüne yaptığı ziyarette “Ağırlık merkezi kuzeye kayıyor. Güçlerimizi, kaynaklarımızı ve enerjimizi kuzeye hareket ettiriyoruz.” dedi.
Gallant, “Savaşta yeni bir aşamanın başlangıcında olduğumuzu düşünüyorum. Uyum sağlamalıyız. Zaman içinde tutarlılık göstermeliyiz. Bu savaş büyük cesaret, azim ve ısrar gerektiriyor.” diye konuştu.
İsrail’in kuzeydeki saldırısının amacının tahliye edilen İsrail vatandaşlarının evlerine güven içinde dönmesi olduğunu savunan Gallant, Gazze Şeridi’ndeki İsrailli esirleri unutmadıklarını savundu.
Lübnan genelinde son 24 saatte önce çağrı cihazları bugün de telsizlerde patlamalar meydana geldi. Lübnanlı yetkililer, patlamalardan İsrail’i sorumlu tutarken Tel Aviv yönetimi ise konuya dair sessizliğini koruyor.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Gazze’de 41 binden fazla masumu öldüren İsrail, savaşı geniş bir alana yaymak istiyor.
İsrail, bu kapsamda da Hizbullah üyelerinin kullandığı çağrı cihazlarını patlattı ve binlerce kişinin de yaralanmasına neden oldu.
Yaşanan bu olayı tüm dünya konuşurken, çağrı cihazının kullanıldığı ülkeler ise alarma geçti.
AA Editör Masası’na konuk olan Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu ise Türkiye’de böyle bir riskin olmadığını söyledi.
“TÜRKİYE’DE ÇAĞRI CİHAZLARI KULLANILMIYOR”
Bakan Uraloğlu, Lübnan’daki Hizbullah unsurlarının kullandığı çağrı cihazlarına müdahale edilip patlatılmasına ilişkin, “Türkiye’de çağrı cihazları neredeyse hiç kullanılmıyor. Çağrı cihazları özelinde Türkiye’de bir risk olmadığını net olarak söyleyebilirim.” diye konuştu.
Bakan Uraloğlu, saldırıya ilişkin şu değerlendirmelerde bulundu:
İki türlü senaryo olabileceği üzerinde duruyor arkadaşlarımız; biri , İsrail bunların değişim yenileme sürecinde istedikleri gibi donattıkları bir patlayıcı yerleştirme ihtimalini de katarak söylüyorum, bu cihazları satın aldırıldığı şekilde aynı anda çok kısa aralıklarla patlatılabildiği, ikinci ihtimal bazı sinyallerle bataryaların kısa devreyle ısıtılması sonucu patlatılması. Buralarda ölümcül sonuç, önemli yaralanma olmadı onun için ilk söylediğimiz ihtimal biraz daha güçlü duruyor.
“400’ÜN ÜZERİNDE SALDIRIYI ÖNLÜYORUZ”
Bakan Uraloğlu, açıklamasının devamında ise “Biz her gün siber güvenlik anlamında 400’ün üzerinde saldırıyı önlüyoruz. Siber güvenlik noktasında ilk 10 ülke arasındayız.” dedi.
Siber saldırıların önlenmesi konusunda konuşmasının devamında ise Bakan Uraloğlu, “Alınacak ve alınması gereken tedbirler çok. Ülkemizi ne kadar milli yerlileştirirsek kendimizi o kadar güvende hissederiz. Endişe etmemiz gereken bir durum yok ama mutlaka yapmamız gereken çok şey var.” ifadelerini kullandı.

KİŞİSEL VERİLER ÇALINDI MI?
Bakan Uraloğlu, kişisel verilerin çalındığına yönelik iddialara ilişkin “Bugünün Türkiye’sinde böyle bir sızıntı yok, sızıntı riski de yok. Böyle bir sızıntı güncel olarak söz konusu değildir.” dedi.
İLGİLİ HABERAbdulkadir Uraloğlu: Türkiye’de şu anda kişisel verilerin çalınmasıyla ilgili asla bir gündem yoktur
İLGİLİ HABERHizbullah’ın cebinde patlayan çağrı cihazları mercek altındaKaynak: Anadolu Ajansı (AA)
Adile Topçu
Editor
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İSRAİL TÜM PAGER CİHAZLARA SIZDI
Lübnan resmi ajansı NNA’ya göre, İsrail’in “pager” isimli çağrı cihazlarına sızıp patlatması sonucu çok sayıda Lübnanlı yaralandı. NNA’da yer alan haberde, “Beyrut’un güney banliyöleri ile Lübnan‘ın birçok bölgesinde benzeri görülmemiş düşmanca bir güvenlik olayı yaşandı. İsrail tarafından yüksek teknoloji kullanılarak pager sistemleri patlatıldı ve çok sayıda yaralı olduğu, yaralıların hastanelere nakledildiği bildirildi.” ifadeleri kullanıldı.

ÇOK SAYIDA YARALI VAR
Lübnan‘da bazı çağrı cihazlarının, sahiplerinin üzerindeyken patladığı anlar sosyal medyaya yansıdı. Görüntülerde, çağrı cihazlarının sinyal vermesiyle sahipleri tarafından ellerine alındığı ve bu esnada infilak ettiği fark ediliyor. Yaralanan çok sayıda kişinin Hizbullah mensubu olduğu kaydedildi. Lübnan Sağlık Bakanı Firas el-Ebyad, “Ülkenin farklı bölgelerinde çağrı cihazlarının patlaması sonucu yüzlerce kişi yaralandı.” dedi.

TÜM SAĞLIK ÇALIŞANLARI GÖREVE ÇAĞRILDI
Lübnan Sağlık Bakanlığı, acil servislere gelen yüksek sayıda yaralılarla ilgilenmek için tüm sağlık çalışanlarına görev yaptıkları sağlık merkezine gitmeleri talimatı verdi. Lübnanlılardan kan bağışı yapmalarını talep eden Sağlık Bakanlığı, yollarda ambulanslara öncelik verilmesi çağrısı yaptı.
ÇAĞRI CİHAZI KULLANMAYIN ÇAĞRISI
Sağlık Bakanlığı, personelinden ve vatandaşlardan çağrı cihazları kullanmamasını istedi. Başkent Beyrut sokaklarında onlarca ambulansın hareketliliği gözlemlenirken Lübnan askerleri de kentteki kaos ve trafikteki yoğunluğu ortadan kaldırmak için caddelerde konuşlandı.

8 KİŞİ HAYATINI KAYBETTİ, 2800 YARALI VAR
Lübnan Sağlık Bakanlığı, “Çağrı cihazlarının patlaması sonucu ülke genelinde 8 kişi hayatını kaybetti, 2800 kişi yaralandı” açıklamasında bulundu.
PATLAMALAR 30 DAKİKA DEVAM ETTİ
Lübnan’ın başkent Beyrut’un güney banliyölerinde, pek çok ambulansın bölgeye intikal ettiği görülürken, Hizbullah üyeleri ile sivil Lübnanlılar, patlamaların yaklaşık 30 dakika devam ettiğini belirtti.

PATLAMALAR, NETANYAHU’NUN GÜVENLİK YETKİLİLERİYLE GÖRÜŞTÜĞÜ SIRADA YAŞANDI
İsrail basınında yer alan haberlere göre, Lübnan’da meydana gelen patlamalar, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun Lübnan’da Hizbullah ile gerilim artarken güvenlik güçleri yöneticileriyle üst düzey bir güvenlik görüşmeleri yaptığı sırada meydana geldi. Üst düzey güvenlik görüşmeleri, İsrail’in dün gece güvenlik kabinesininyaptığı toplantıda, savaş hedeflerini Hizbullah’ın attığı roketlerle ağır hasar gören kuzey sınırındaki kasabalardan tahliye edilen on binlerce İsraillinin geri dönüşünü de kapsayacak şekilde genişletme kararını onaylamasından birkaç saat sonra yapıldı.

“HİZBULLAH, İSRAİLLİ GÜVENLİK YETKİLİSİNİ ÖLDÜRECEKTİ ENGELLEDİK”
İsrail iç güvenlik teşkilatı, Hizbullah’ın önümüzdeki günlerde gerçekleştireceği bildirilen eski bir üst düzey İsrailli güvenlik yetkilisini öldürme girişimini engellediğini açıkladı. Şin Bet yaptığı açıklamada, “Kamera ve Lübnan’dan Hizbullah tarafından aktive edilmesini sağlayacak bir mekanizma ile donatılmış patlayıcı bir cihaz” bulduğunu söylerken cihazı Hizbullah ile ilişkilendiren bir kanıt sunmadı.
HİZBULLAH: KARŞILIK VERECEĞİZ
Lübnan Hizbullahı, ülke genelinde mensuplarının kullandığı çağrı cihazlarının patlamasından İsrail’i sorumlu tutarak bu saldırıya karşılık vereceğini duyurdu. Lübnan Hizbullahı, yaptığı yazılı açıklamada, “yürüttükleri araştırma ve ellerindeki bilgilerin ışığında ülke genelinde sivilleri de hedef alan çağrı cihazlarının patladığı saldırıdan tamamıyla İsrail’i sorumlu tuttuğunu” kaydetti. Açıklamada, İsrail’in “bu günahkar saldırı için ister beklesin ister beklemesin hakkı olan cezayı alacağı” belirtildi.
İRAN’IN BEYRUT BÜYÜKELÇİSİ DE YARALILAR ARASINDA
İran’ın Beyrut Büyükelçiliği’nin sosyal medya hesabından yapılan paylaşımda, “Büyükelçi Mojtaba Amani, hafif yaralandı ve genel durumu iyi” ifadeleri kullanıldı.
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Saraçhane Parkı’nda toplanan katılımcılar, İsrail aleyhine slogan attı.
Programda, yatsı namazının ardından Filistinliler için kunut duası ve Kur’an-ı Kerim okundu.
Gazze Dayanışması Platformunun yöneticilerinden Necmeddin Irmak, burada yaptığı konuşmada, İsrail’e karşı yapılan boykotun devam ettirilmesinin önemini anlattı.
Irmak, Gazze’de yapılan mücadelenin Allah’ın ve Hz. Muhammed’in gösterdiği yolda ilerlemek anlamına geldiğini dile getirerek, “Dünyanın bütün halkları, Ayşenur Ezgi Eygi gibi cesur olanlar, Filistin’e ve Filistin’de katledilenlere sahip çıkma noktasında ayağa kalktılar.” dedi.
Bu mücadelenin sürekli olması halinde başarılı olunacağına işaret eden Irmak, “Bu mücadele sadece Filistin’i ve Gazze’yi ilgilendiren bir mücadele değil. Dolayısıyla kendimizi bu mücadeleye hazırlamamız gerekli. Tarihin bu yeni akışına karşı kendimizi hazırlamalıyız. Gazze’de kardeşlerimiz üzerlerine düşen görevi yapıyorlar. Onlar kendi sorumluluklarını yerine getirirken, biz de kendi sorumluluklarımızı yerine getirmek için, şöyle dönüp kendimize bakmamız lazım.” diye konuştu.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Türk Hava Yolları’nın uçağıyla İstanbul Havalimanı’na getirilen Eygi’nin cenazesi, Dışişleri Bakanlığı İstanbul Temsilcisi Büyükelçi Ayşe Sözen Usluer tarafından karşılandı.
İstanbul Havalimanı VİP Terminali’nde düzenlenen törende, Eygi’nin Türk bayrağına sarılı naaşı, askeri manga tarafından alana getirildi.
Tören, İstanbul Valisi Davut Gül, İstanbul Havalimanı Mülki İdare Amiri Mehmet İlker Haktankaçmaz, İstanbul Müftüsü Prof. Dr. Safi Arpaguş, AK Parti İstanbul İl Başkanı Osman Nuri Kabaktepe ile Kadın Kolları Başkanı Saliha Demirer, AK Partili ilçe belediye başkanları Tevfik Göksu, Mevlüt Öztekin, Bünyamin Demir ve ilgililerin katılımıyla yapıldı.
Prof. Dr. Arpaguş’un dua okumasının ardından tören sona erdi.
Aydın’a defnedilecek Eygi’nin naaşı, İstanbul Havalimanı’ndan uçakla İzmir’e gönderildi.
Bu arada, İstanbul Valiliğinin sosyal medya hesabından yapılan paylaşımda, “Valimiz Davut Gül, hemşehrilerimizle birlikte Filistin’de soykırımcı İsrail askerlerinin şehit ettiği vatandaşımız Ayşenur Ezgi Eygi’nin naaşını İstanbul Havalimanı’nda karşıladı. Eygi’nin naaşı, düzenlenen törende dualarla İzmir’e uğurlandı.” ifadelerine yer verildi.
İsrail askerlerinin aktivist Eygi’yi öldürmesi
İsrail askerleri, işgal altındaki Batı Şeria’da barışçıl bir gösteri sırasında katılımcıların üzerine ateş açmış, Filistinlilere destek amacıyla gösteriye katılan ve ABD vatandaşlığı da bulunan Eygi, başından vurularak ağır yaralanmıştı.
Filistinlilere ait bir hastaneye kaldırılan Eygi, 6 Eylül’de müdahalelere rağmen hayatını kaybetmişti.
Türkiye’nin Tel Aviv Büyükelçiliği ve Kudüs Başkonsolosluğu tarafından yürütülen işlemlerinin ardından Eygi’nin naaşı, Tel Aviv’den Bakü’ye getirilmişti.
Filistin topraklarının İsrail tarafından işgaline karşı barışçıl ve sivil yöntemlerle Filistinlilere destek veren Uluslararası Dayanışma Hareketi gönüllüsü insan hakları aktivisti olan Eygi, 2003’te İsrail buldozeri tarafından ezilerek öldürülen ABD vatandaşı Rachel Corrie de aynı harekete mensuptu.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İsrail askerlerinin açtığı ateş sonucu hayatını kaybeden Ayşenur Ezgi Eygi’nin cenazesi Bakü’den İstanbul’a geldi. İstanbul Havalimanı’nda düzenlenecek törene İstanbul Valisi Davut Gül’ün katılması bekleniyor. Törenin ardından Ayşenur Ezgi Eygi’nin cenazesi uçakla İzmir’e gönderilecek.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İsrail’in abluka altındaki Gazze Şeridi’ne yönelik saldırıları ve katliamları devam ederken Başbakan Binyamin Netanyahu ve hükümetine tepkiler de sürüyor.
Gazze Şeridi’nde 6 esirin ölümünün ardından başkent Tel Aviv’de şiddetlenen gösteriler bugün de gerçekleşti.
500 BİN KİŞİ ATEŞKES İÇİN TOPLANDI
Yaklaşık 500 bin kişi Netanyahu’ya ateşkes ve esir anlaşmasına imza atması için çağrı yaptı.
İsrail Kanal 12 Televizyonu, bugün düzenlenen gösterilerin 7 Ekim 2023’ten bu yana düzenlenen en büyük gösterilerden biri olduğu bilgisini geçti.
Protesto gösterisinde, “Philadelphia Koridoru esir çıkmazına dönüşüyor”, “Onları eve getirin”, “Binyamin Netanyahu İsrail’i öldürüyor” pankartları taşıyan göstericiler, Netanyahu aleyhinde sloganlar attı.
Protestocular Ayalon Otoyolu’nun girişini kısa süreliğine kapattı. Esirlerin serbest bırakılması için hükümete çağrıda bulunan göstericilere müdahale eden polis 2 kişiyi gözaltına aldı.
Öte yandan Kudüs’teki gösteride ise, esir anlaşması isteyen göstericiler sokaklarda davullar çalarak, esirlerin serbest bırakılması için sloganlar attı.

ATEŞKES VE ESİR TAKASI İÇİN MÜZAKERELER UZUN SÜREDİR DEVAM EDİYOR
İsrail’in 7 Ekim’den bu yana Gazze Şeridi’nde süren saldırılarının durdurulması için taraflar arasında uzun süredir müzakereler devam ediyor.
Netanyahu; İsrail ve uluslararası kamuoyunda, siyasi nedenlerle Hamas ile esir takası anlaşması yapmamakla suçlanıyor.
İsrail’in anlaşma taslağına eklediği maddelerin ve özellikle de Mısır-Gazze sınır hattı Philadelphi Koridoru’nda kontrolünü sürdürme ısrarının müzakereleri zora soktuğu vurgulanıyor.

İSRAİLLİ ESİRLERİN AİLELERİ, NETANYAHU’YU ESİRLERİN ÖLÜMÜNDEN SORUMLU TUTMUŞTU
İsrail ordusu, Gazze Şeridi’nin Refah kentinde bir tünelde 6 İsrailli esirin cesedine ulaşıldığını açıklamıştı.
Gazze’de tutulan İsrailli esirlerin ailelerinin oluşturduğu platform, son olarak “Gazze-Mısır sınır hattındaki Philadelphi Koridoru’nda işgali sürdürmekte ısrar eden ve esir takası anlaşmalarını baltalayan” Netanyahu’yu esirlerin ölümünden sorumlu tutmuştu.
Netanyahu ise hükümetin kalan esirlerin serbest bırakılması için anlaşmaya varmakta kararlı olduğunu savunmuş ve anlaşma sağlanamamasının sorumlusunun Hamas olduğunu iddia etmişti.












Haber Kaynağı: İhlas Haber Ajansı (İHA)
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
İsrail askerleri tarafından Batı Şeria’da başından mermiyle vurularak öldürülen 26 yaşındaki aktivist Ayşenur Ezgi Eygi için CHP Genel Başkanı Özgür Özel X hesabından başsağlığı mesajı yayımladı. İsrail’i lanetleyen CHP Lideri Özel şu ifadelere yer verdi:
“İsrail askerlerinin Batı Şeria’daki saldırısında başından mermiyle vurulan 26 yaşındaki evladımız Ayşenur Ezgi Eygi’ye Allah’tan rahmet, ailesine başsağlığı diliyorum. İsrail’in sivillere yönelik saldırısını ve Filistin’e yapılan zulmü lanetliyoruz.”
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İsrail, “terörle mücadele operasyonu” adıyla dört kente askeri birliklerini gönderdi, baskınlar düzenledi.
İsrail’in aşırı sağcı Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir ise Doğu Kudüs’teki Mescid-i Aksa’da sinagog inşa edilmesini istiyor.
Ben-Gvir’in bu yöndeki açıklaması ABD, İngiltere ve Türkiye gibi ülkeler tarafından kınandı.
İngiltere “yerleşimci şiddetini ve Ben-Gvir’in yaptığı gibi Kudüs’teki kutsal mekânların statükosunu tehdit eden kışkırtıcı açıklamaları şiddetle kınadığını”, ABD Dışişleri Bakanlığı “provokasyonların sadece gerilimi artırdığını” ifade etti.
Türkiye, Ben-Gvir’in açıklamasını, “İsrail’in Kudüs’teki kutsal mekânların ve Kudüs’ün statüsünü ve kimliğini değiştirme çabalarının yeni ve son derece tehlikeli bir örneği” olarak niteledi.
İsrail Başbakanlık Basın Ofisi, Ben-Gvir’in ifadeleri sonrası yaptığı yazılı açıklamada, Mescid-i Aksa’daki statükonun değişmediğini savundu.
Doğu Kudüs daha önce de Mescid-i Aksa’da Filistinlilere yönelik İsrail müdahalesiyle sık gündeme gelen bir bölge.
Nisan 2021’de de Ramazan’ın son günlerine denk gelen “Kudüs Günü kutlamalarında fanatik Yahudilerin baskın yapacağı” söylentileri üzerine Mescid-i Aksa’da Filistinliler bazı noktalara barikatlar kurmuş, İsrail polisi müdahale etmiş, iki taraftan da yaralananlar olmuştu.
Peki Kudüs niçin önemli ve neden tartışmalı bir kent? Kudüs’ün dinler ve siyaset tarihi açısından önemini dört başlık altında inceledik:
Doğu Kudüs 1967’den bu yana işgal altında
Dünyanın en kadim kentlerinden Kudüs bugün Orta Doğu’daki sorunların merkezinde yer alan bir bölge.
İsrail, kentin doğusunu 1967’de işgal etti, 1980 yılında da şehrin tamamını başkenti ilan ettiğini duyurdu.
Filistinliler de Doğu Kudüs’ü ileride kurulacak Filistin devletinin başkenti olarak görüyor.
Oslo anlaşmalarında Kudüs’ün statüsü barış görüşmelerinin ileri aşamalarına bırakılmıştı.
Üç semavi dinin de Kudüs’te kutsal mekânlarının bulunması, kentin tarih boyunca uluslararası öneme sahip olmasına yol açtı.
Kudüs’te hangi kutsal yapılar var?
Arapça El Kuds, İbranice Yeruşalayim olarak adlandırılan Kudüs, dünyanın en eski şehirlerinden birisi.
Tarih boyunca, birçok kutsal yapıya ev sahipliği yapmasından dolayı çok sayıda savaşa sahne oldu ve defalarca yıkıldı, yeniden inşa edildi.
Kudüs, 1517’den 1917’ye kadar Osmanlı İmparatorluğu’nun kontrolündeydi.
Kudüs, üç semavi din olan İslam, Yahudilik ve Hristiyanlık için çok kutsal sayılan yerleri içinde barındırıyor. Kutsal yerlerin önemli bir kısmı Doğu Kudüs’te yer alıyor.
Kudüs’ün içinde binlerce yıllık tarihi barındıran dar sokaklarla dolu Eski Şehir, dört ana bölümden oluşuyor. Bunlar Müslüman, Yahudi, Hristiyan ve Ermeni mahalleleri olarak sıralanıyor.
Eski Şehir’in etrafı ise kalın taş duvarlarla çevrili.
Müslümanlar için en kutsal yerlerden biri kabul edilen Mescid-i Aksa ve Kubbet’üs Sahra’nın bulunduğu Harem-üş-Şerif, Doğu Kudüs’te yer alıyor. Muhammed Peygamber’in buradan göğe yükseldiğine inanılıyor.
Yahudiler için Mescid-i Aksa’nın hemen altında yer alan ve Süleyman döneminde yapılan tapınağa ait olduğuna inanılan Ağlama Duvarı yer alıyor. Burası Yahudilik inancının en kutsal mekânı.
Hristiyanlar için ise Kudüs’te bulunan Kutsal Kabir Kilisesi’nde İsa Peygamber’in çarmıha gerildiği ve kabrine konulduğu düşünülüyor. Bu kilise, aralarında Rum Ortodoks Patrikhanesi, Roma Katolik Kilisesi ve Ermeni Patrikliği’nin de olduğu farklı mezheplerin temsilcileri tarafından yönetiliyor.
Kudüs’ün durumu neden tartışmalı?
Kudüs’ün statüsü, İsrail-Filistin çatışmasının da en merkezi sorunlarından birini oluşturuyor.
İsrail, 1967 yılındaki Altı Gün Savaşı’nda o zamana kadar Ürdün’ün kontrolü altında bulunan Doğu Kudüs’ü işgal etti. O tarihten bu yana da İsrail işgali altında bulunuyor.
İsrail, 1980 yılında kabul ettiği kanunla Kudüs’ü “bölünmez başkenti” ilan etti. Ayrıca aynı kanunla kentte yaşayan Araplara vatandaşlık verildi.
Araplar da Doğu Kudüs’ü ileride kurulması muhtemel Filistin devletinin başkenti olarak kabul ediyor. 1993 yılında imzalanan Oslo Barış Anlaşmaları’nda Kudüs’ün nihai statüsünün barış görüşmelerinin ileri aşamalarında ele alınması öngörülmüştü.
İsrail devletine ait meclis, cumhurbaşkanlığı, başbakanlık ve bakanlıklar gibi resmi kurumlar Kudüs’te yer alıyor.
Ancak İsrail’in Kudüs üzerindeki başkent ilanı uluslararası alanda tanınmıyor. İsrail büyükelçiliğini Kudüs’te tutan tek ülke ABD. Eski ABD Başkanı Donald Trump, 2018 yılında Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanımış ve büyükelçiliği buraya taşımıştı.
Türkiye’nin de İsrail BüyükelçiliğiTel Aviv’de bulunuyor.
Ancak Türkiye, Kudüs’te diplomatik temsilcilik bulunduran az sayıda ülkeden birisi. Türkiye’nin Filistin Yönetimi ile ilişkilerini sürdürmek amacıyla Kudüs’te başkonsolosluğu bulunuyor. Kudüs Başkonsolosluğu’nda Türkiye büyükelçi düzeyinde temsil ediliyor.
İsrail işgali demografiyi değiştirdi mi?
İsrail’in Doğu Kudüs’ü işgal etmesinden bu yana kentteki Yahudi nüfus da önemli bir artış kaydetti.
1967 yılından bu yana İsrail burada en az 12 yerleşim birimi kurdu.
İsrailli sivil toplum örgütü Peace Now (Barış Şimdi) verilerine göre Doğu Kudüs’teki yerleşimlerde 220 binden fazla Yahudi yaşıyor.
Uluslararası hukuk tarafından Doğu Kudüs’teki Yahudi yerleşimleri yasa dışı kabul ediliyor. Ancak İsrail, buna itiraz ediyor.
Kudüs’te yaklaşık 950 bin kişi yaşıyor. Nüfusun yüzde 37’sini Araplar, yüzde 61’ini de Yahudiler oluşturuyor.
Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Yüksek Komisyonu’nun raporuna göre, 1 Kasım 2022 ile 31 Ekim 2023 arasında Batı Şeria’nın C Bölgesi’ndeki mevcut İsrail yerleşimlerinde yaklaşık 24 bin 300 haneye izin verildi.
Bu, 2017’de yerleşim izinlerine ilişkin veriler izleme altına alındığından beri kaydedilen en yüksek rakam ve bunların 9 bin 670’i Doğu Kudüs’te.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Kayıp ve acılarının sebebi olarak gördükleri bir ulusla bir arada yaşama yolundaki zorlu arayış ise sonuçlanmış değil.
Bu sorunun dönüm noktalarını inceledik.
İsrail ile Filistinliler arasındaki sorunlar, 7 Ekim 2023’teki Hamas saldırıları ve İsrail’in Gazze’ye başlattığı saldırılarla yeni bir boyut kazandı.
Hamas’ın saldırılarında 1200’e yakın İsrailli hayatını kaybederken, İsrail ordusunun o günden bu yana Gazze’ye düzenlediği saldırılarda yaşamını yitirenlerin sayısı Ağustos 2024 itibarıyla 40 bini aştı.
1799 – Napolyon’dan ‘Yahudi devleti’ fikri
Fransız General Napolyon Bonaparte, Osmanlı yönetimindeki Filistin’de bir Yahudi devleti kurulması fikrini ortaya attı.
1897 – Birinci Siyonizm Kongresi
Birinci Siyonizm Kongresi İsviçre’nin Basel kentinde toplandı. 1896’da gazeteci Theodor Herzl, ”Der Judenstaat” yani “Yahudi Devleti” adlı bir kitap yayınlamıştı ve kongrede bu kitaptaki fikirler tartışıldı.
Herzl, Viyana’da yaşayan bir Yahudi’ydi. Yahudilerin kendi devletini kurmasını savunuyordu ve özellikle Avrupa’daki Yahudi düşmanlığına karşı bu fikri geliştirmişti.
Kongrenin sonunda, Basel Programı yayınlandı. Bu belgede, Filistin’de bir Yahudi vatanının kurulması ve Dünya Siyonizm Teşkilatı’nın bu amaca ulaşmak için faaliyete geçirilmesi öngörülüyordu.
1897’den önce, çok az sayıda Siyonist göçmen zaten bölgeye gelmeye başlamıştı. 1903’e kadar, bunların sayısı 25 bine ulaştı. Çoğu Doğu Avrupa’dan gelmişti. Bölgenin yarım milyona yakın Arap sakiniyle birlikte yaşıyorlardı.
O zamanlar Filistin, Osmanlı İmparatorluğu’nun parçasıydı. 1904-1914 arası 40 bin kişilik bir ikinci göçmen dalgası geldi.
1917 – Değişen dengeler
Birinci Dünya Savaşı sırasında da Filistin ve çevresi Osmanlı idaresindeydi. İngiltere’nin desteklediği Arap güçleri Osmanlı hakimiyetine son verene kadar bu durum sürdü.
İngiltere savaşın sonunda, 1918’de bölgeyi işgal etti. 25 Nisan 1920’de alınan Milletler Cemiyeti kararıyla İngiltere’ye bölgenin manda idaresi için yetki verildi.
Bu değişim döneminde verilen üç sözden biri, 1916’da Mısır’daki İngiliz idarecisi Henry McMahon’un, Osmanlı’nın Arap illerinde Araplara bağımsızlık vaadiydi.
Bununla beraber galip devletler Fransa ve İngiltere arasında gizlice imzalanan Sykes-Picot Antlaşması, bölgeyi bu ülkeler arasında ikiye bölüyor, Filistin’de ise uluslararası idare kurulması öngörülüyordu.
1917’de, İngiltere Dışişleri Bakanı Arthur Balfour, Filistin’de Yahudi halkları için bir vatan kurulması sözü verdi. Bu vaat, Siyonistlerin önderlerinden Lord Rothschild’e gönderilen mektupta yer alıyordu.
Bu mektup Balfour Deklarasyonu olarak biliniyor.
1929-1936 Arapların tepkisi
1922’de İngiltere’nin düzenlediği bir nüfus sayımı Yahudilerin sayısının, Filistin’deki 750 binlik nüfusun yüzde 11’ine ulaştığını gösteriyordu. Bundan sonraki 15 yılda 300 bin Yahudi daha gelecekti.
Siyonistlerle Araplar arasındaki düşmanlık, Ağustos 1929’da kanlı çatışmalara dönüştü. 133 Yahudi, Filistinliler tarafından öldürüldü. İngiltere polisi de 110 Filistinliyi öldürdü.
Arapların tepkileri, 1936’da, geniş çaplı uygulanan genel grevle birlikte sivil itaatsizliğe dönüştü. Zaten o tarihe kadar, militan Siyonist örgüt Irgun Zvai Leumi, Filistin ile şimdiki Ürdün’ü ”kurtarmak” amacıyla, Filistinli ve İngilizlere ait hedeflere saldırılar düzenlemekteydi.
Temmuz 1937’de İngiltere’de, Hindistan’dan sorumlu eski devlet bakanı Lord Peel’in başkanlığındaki bir Kraliyet Komisyonu, bu bölgeyi Yahudi ve Arap devletleri arasında ikiye bölmeyi önerdi.
Yahudi devleti, İngiliz mandasındaki Filistin’in üçte birini kaplayacaktı ve Celile Denizi ile sahildeki düzlükleri içine alacaktı.
Filistinli ve Arap temsilciler teklifi reddetti. Göçün durmasını ve azınlık haklarına saygılı bir üniter devlet kurulmasını istediler. Şiddet içeren muhalefet 1938’de İngiltere’den gönderilen takviye birlikler tarafından bastırılıncaya dek sürdü.
İngiltere mandası altındaki Filistin’e Siyonist proje kapsamında yüz binlerce Yahudi göç etti. Bu da Arap topluluklarda öfkeye ve isyana yol açtı.
1947 – Birleşmiş Milletler devrede
Filistin’i 1920’den beri idare eden İngiltere, Siyonist-Arap sorununu çözme sorumluluğunu 1947’de Birleşmiş Milletler’e devretti.
Bölge şiddet olaylarıyla sarsılıyordu. Yahudiler artık nüfusun üçte birini oluşturuyordu. Ama toprakların yüzde 6’sı onların elindeydi.
Avrupa’daki Nazi zulmünden kaçan yüz binlerce Yahudi’nin buraya ulaşması çözüm arayışını daha da acil hale getirdi. İkinci Dünya Savaşı’nda 6 milyon Yahudi öldürülmüştü.
Birleşmiş Milletler’in (BM) kurduğu özel komite, bölgeyi Filistin ve Arap devletleri arasında bölmeyi önerdi. Arap Yüksek Komitesi diye anılan Filistinli temsilciler, teklifi reddederken, Yahudi temsilciler kabul etti.
Paylaşım planı, Filistin’in yüzde 56,47’sini Yahudi devletine, yüzde 43,53’ünü de Arap devletine bırakıyordu. Kudüs ise uluslararası bir idare altında olacaktı.
29 Kasım 1947’de BM Genel Kurulu’nda 33 ülkenin oyuyla plan onaylandı. 13 ülke karşı oy vermiş, 10 ülke de çekimser kalmıştı.
Filistinlilerin reddettiği plan hiç uygulanmadı. İngiltere, 15 Mayıs 1948’de, Filistin’deki manda idaresine son verme niyetini ilan etti ancak bu tarih öncesinde çarpışmalar başladı.
İngiltere halkı, askerlerinin ölümü nedeniyle Filistin’de İngiliz varlığına karşı çıkmaya başladığı gibi, ABD’nin daha fazla Yahudi mültecinin buraya kabul edilmesi için uyguladığı baskıya da öfkeliydi.
ABD’nin bu baskısı siyonizme Amerikan desteğinin artışının işaretiydi.
Hem Arap hem de Yahudi taraflar, yaklaşan savaş için güçlerini seferber ediyordu. Yahudi milis güçlerinin Arap köylerinde düzenledikleri “temizlik operasyonları” Aralık 1948’de başladı.
1948 – İsrail’in kuruluşu
İsrail devleti, 2000 yıldır kurulan ilk Yahudi devleti olarak 14 Mayıs 1948’de Tel Aviv’de ilan edildi. Ertesi gün son İngiliz birliklerinin bölgeyi terk etmesiyle yürürlüğe girdi.
Filistinliler 15 Mayıs’ı “El Nakba” yani “Felaket” günü olarak anacaktı.
1948’den beri, İsrail’in ortaya çıkışına verilecek karşılığa önderlik etmek için Arap devletleri arasında rekabet vardı. Bu yüzden Filistinliler olaylara seyirci kalıyordu.
1964’te Kudüs’te kurulan Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) hemen ardından Arap devletleri tarafından tanındı. Bu devletler FKÖ’nün esasen kendi kontrollerinde kalmasını istiyordu.
Ama Filistinliler gerçekten bağımsız bir örgüt istiyordu ve 1969’da örgütün başkanlığını ele geçiren Yaser Arafat’ın amacı da buydu.
Kendisine bağlı, beş yıl önce gizli olarak kurulmuş El Fetih örgütü, İsrail’e karşı operasyonlarıyla ün kazanıyordu. El Fetih savaşçıları, 1968’de Ürdün’de İsrail birliklerine ağır kayıplar verdirdi.
1967 Savaşı (6 Gün Savaşı)
İsrail ve Arap komşuları arasında artan gerginlik, 5 Haziran 1967’de başlayan ve Arap-İsrail Savaşı olarak da anılan 6 Gün Savaşı’na yol açtı. Orta Doğu anlaşmazlığının çehresi bu altı günde değişti.
İsrail, Mısır’dan Gazze ve Sina Yarımadası’nı, Suriye’den de Golan Tepeleri’ni aldı. Ürdün güçlerini de Batı Şeria ile Doğu Kudüs’ten çıkardı.
Mısır’ın güçlü hava kuvvetleri, savaşın ilk günü saf dışı bırakıldı. İsrail uçakları, daha başlangıçta Mısır hava kuvvetlerini havalanamadan yerle bir etti.
Toprak kazanımları İsrail’in kontrolündeki alanı iki katına çıkardı. Zafer, İsrail ve destekçileri için yeni bir güven ve iyimserlik havası yaratıyordu.
BM Güvenlik Konseyi, 22 Kasım 1967’de 242 sayılı kararı aldı. Kararda, savaşla toprak kazanımı reddediliyor, son çarpışmalarda ele geçirdiği yerlerden İsrail’in çekilmesi isteniyordu.
BM’ye göre, bu savaşta 500 bin Filistinli daha mülteci haline geldi; Mısır, Lübnan, Ürdün ve Suriye’ye göç etti.
1973 Yom Kippur Savaşı
Yom Kippur, yani ”Kefaret Günü”, Yahudilerin en önemli dini bayramı.
Mısır ve Suriye, 1967’deki savaşta kaybettikleri toprakları diplomatik yollardan geri alamayınca, 1973’te Yom Kippur bayramı sırasında İsrail’e karşı taarruza girişti.
Bu çarpışmalar, Ramazan Savaşı ya da 1973 Arap-İsrail Savaşı olarak da anılır. Başlangıçta Mısır ve Suriye, Sina ve Golan Tepeleri’nde ilerleme kaydettiler.
Üç hafta süren çarpışmalar sonunda bu durum değişti. İsrail neticede bazı yerlerde 1967’deki ateşkes hattının da ötesine geçti. İsrail güçleri Golan Tepeleri’ni aşarak Suriye içinde ilerlemeye başladı. İsrail sonra bu toprakları bırakacaktı.
İsrail güçleri Mısır’da da toprak kazandı, Süveyş Kanalı’nın batı yakasına geçtiler. ABD, Sovyetler Birliği ve BM, diplomatik müdahalelerle ateşkes anlaşmasına varılmasını sağladı.
Mısır ve Suriye, toplam 8 bin 500 asker kaybetti. İsrail’in can kaybı ise 6 bindi. Savaş sonunda İsrail, askeri, diplomatik ve ekonomik destek açılarından ABD’ye daha da bağımlı hale geldi.
Savaşın hemen ardından Suudi Arabistan, İsrail’i destekleyen ülkelere petrol ambargosu başlattı. Petrol fiyatları bütün dünyada hızla yükselirken küresel nitelikte bir ekonomik kriz baş gösterdi ve ambargo Mart 1974’e kadar sürdü.
22 Ekim 1973’te BM Güvenlik Konseyi 338 sayılı kararı aldı. Taraflardan, bir an önce çarpışmaları durdurmaları ve müzakerelere başlamaları isteniyordu.
1974 – Arafat’ın BM’ye ilk gidişi
Arafat liderliğindeki FKÖ ile Ebu Nidal gibi, FKÖ dışındaki Filistinli örgütler, İsrail ve diğer hedeflere karşı 1970’lerde bir dizi eylem düzenledi. Kara Eylül diye de bilinen Ebu Nidal’in örgütü, 1972 Münih Olimpiyatları’ndaki eylemde 11 İsrailli sporcuyu öldürdü.
Filistin’in tamamını ”kurtarmak” için silaha başvuran FKÖ’nün lideri Arafat, bir yandan da BM’de barışçı çözümü savunduğunu anlatan ilk konuşmasını yaptı. Siyonist projeyi kınayan Arafat, ”Bugün bir elimde zeytin dalı, bir elimde kurtuluş savaşı veren birinin silahı var. Zeytin dalını düşürmeyin” diye ekledi.
Bu konuşma, Filistinlilerin uluslararası tanınma çabalarına büyük katkı sağladı. Bir yıl sonra ABD Dışişleri Bakanlığı’ndan Harold Saunders, Arap-İsrail barışı müzakere edilirken Filistin halkının meşru çıkarlarının da hesaba katılması gerektiğini söylüyordu.
1977 – İsrail’de sağın yükselişi
İsrail’in 1948’de kuruluşunda İrgun ve Lehi gibi radikal grupların katkısı büyüktü. Ama bu örgütlerin mirasçısı Herut (sonradan Likud adını alıyor) Partisi, 1977’ye kadar hiçbir seçim kazanamadı.
İsrail siyaseti bu tarihe kadar sol kanattaki İşçi Partisi’nin hakimiyetindeydi. Likud ideolojisi, İsrail idaresinin İngiliz mandasına dahil olan bütün topraklara, yani Ürdün de dahil Kutsal Kitap’ta anlatılan “Büyük İsrail’e” yayılmasını savunuyordu.
Eski İrgun lideri Menahem Begin başkanlığındaki yeni hükümet, Batı Şeria ile Gazze Şeridi’nde yerleşim açmayı hızlandırdı. Amaç 1967’de kazanılan toprakları ileride geri vermemek için gerekçeler sağlamaktı.
Tarım Bakanı Ariel Şaron bu faaliyetleri körükledi; Şaron 1981’e kadar yerleşimlerle ilgili bakanlar komisyonunun başındaydı.
1979 – İsrail-Mısır barışı
Mısır Cumhurbaşkanı Enver Sedat 19 Kasım 1977’de İsrail’e uçup İsrail parlamentosu Knesset’te konuşma yapınca dünya şaşkına döndü. İsrail’i tanıyan ilk Arap lider Sedat oldu. Yom Kippur Savaşı’nı daha dört yıl önce başlatan da kendisiydi.
Mısır ve İsrail 1978’de ABD’de Camp David anlaşmalarını imzaladı. Metinde Orta Doğu’da barışın çerçevesi çiziliyordu ve buna Filistinlilere sınırlı özerklik verilmesi de dahildi.
İkili barış anlaşmasını da Sedat ile Begin Mart 1979’da imzaladılar. Sina Yarımadası Mısır’a geri verildi.
Arap devletleri, İsrail’le kendi başına pazarlığa giriştiği için Mısır’ı boykot etti. Enver Sedat 1981’de Mısır ordusundaki İslamcı unsurlar tarafından öldürüldü.
1982 – İsrail’in Lübnan’ı işgali
İsrail, Lübnan sınırına yakın yerleşim birimlerini saldırılardan korumak amacıyla bu ülkenin güneyine asker soktu. Ama Savunma Bakanı Ariel Şaron orduyu başkent Beyrut’a kadar götürdü; FKÖ’yü Lübnan’dan çıkardı.
Sina’daki son İsrail birliklerinin geri çekilmesinin üzerinden daha iki ay bile geçmemişti. Lübnan işgali, Ebu Nidal örgütünün İsrail’in Londra Büyükelçisine suikast girişimi üzerine başlatmıştı. İsrail birlikleri Beyrut’a Ağustos ayında vardı. Yapılan ateşkes anlaşması uyarınca FKÖ milisleri çekilince, Filistin mülteci kampları savunmasız kalmıştı.
İsrail güçleri 14 Eylül’de Beyrut etrafında konuşlanırken, Hıristiyan Falanj milislerin lideri Beşir Cemayel, başkentteki karargahında bir bombanın patlamasıyla öldü. Ertesi gün İsrail ordusu Batı Beyrut’u işgal etti. 16 Eylül’den 18 Eylül’e kadar, İsrail’le ittifak yapan Falanjistler, Sabra ve Şatilla kamplarında yüzlerce Filistinliyi öldürdü.
Neredeyse bir asırı bulan Orta Doğu mücadelesindeki en kanlı katliamlardan biriydi bu. Şaron, savunma bakanlığından başka bir göreve geçmek zorunda kaldı. 1983’te İsrail’de yapılan bir soruşturma, onun katliamı önlemek için harekete geçmediğine hüküm vermişti.
Sabra ve Şatilla katliamları Ariel Şaron hakkındaki ”savaş suçlusu” iddialarının kaynağı. Bazı görgü tanıkları, İsrail askerlerinin, Hıristiyan milislerin kamplarda neler yapacağından haberdar olduğunu, hatta olanları izlediğini anlatıyor.
1987-93 – İntifada
İsrail işgaline karşı intifada, yani kitlesel ayaklanma Gazze Şeridi’nde başladı; kısa sürede Batı Şeria’ya yayıldı.
Protestolar, sivil itaatsizlik şekline büründü. Genel grevler düzenlendi, İsrail ürünleri boykot edildi, duvarlara yazılar yazıldı ve yollarda barikatlar kuruldu.
Ama uluslararası ilgi toplayan protesto şekli, ağır silahlarla donanmış İsrail askerlerine taş atan Filistinlilerdi.
İsrail ordusu karşılık verdi; çok sayıda Filistinli sivil yaşamını yitirdi. 1993’e kadar süren protestolarda toplam can kaybı bini aştı.
1993 – Oslo Barış Süreci
Haziran 1992’de İsrail’de sol kanadın, yani İşçi Partisi’nin iktidara gelmesi çok kuvvetli bir barış sürecini başlattı. Sertlik yanlısı olarak gösterilen Başbakan Yitzak Rabin ile “güvercin” olarak gösterilen Şimon Peres ve Yosi Beilin, Filistinlilerle barışı konuşacak çok uygun bir ekibi oluşturuyordu.
Körfez Savaşı’ndan sonra konumu zayıflayan FKÖ bu barış pazarlığından sonuç almayı umuyordu. Washington’daki ikili görüşmeler tıkanınca İsrail, FKÖ’nün katılımına yönelik itirazını kaldırdı. Daha da önemlisi Dışişleri Bakanı Peres ve yardımcısı Beilin, Norveç’in girişimi olan gizli bir müzakere zemini kurma imkanını inceliyordu.
Washington’daki ikili görüşmelerden sonuç alınamayacağı anlaşılınca gizli Oslo kulvarı 20 Ocak 1993’te açıldı. Norveç’in Sarpsborg kasabasında görülmemiş ilerleme kaydedildi.
Filistinliler işgal topraklarından aşamalı çekilmeye başlaması karşılığında İsrail devletini tanımayı kabul ediyordu. Görüşmeler sonucunda Washington’da İlkeler Deklarasyonu imzalanırken, Arafat ile Rabin arasındaki tarihi tokalaşmayı 400 milyon insan canlı izledi.
1994 – Filistin Yönetimi’nin kurulması
İsrail ve FKÖ, İlkeler Deklarasyonu’nun başlangıçta nasıl uygulanacağı konusundaki anlaşmayı Kahire’de 4 Mayıs 1994’te imzaladı.
İsrail, Gazze Şeridi’nin çoğunu terk ediyordu. Sadece Yahudi yerleşimleri ve etraflarındaki arazilerde İsrail varlığı sürecekti. Batı Şeria’da ise Eriha kentini Filistinlilere bırakıyorlardı.
Bu pazarlıklar Yahudi bir yerleşimcinin Batı Şeria’nın El Halil kentinde düzenlediği bir katliamla neredeyse kesilecekti.
Anlaşmanın içinde de aşılması gereken zorluklar vardı. Metinde beş yıllık geçiş dönemi içinde İsrail ordusunun geri çekilme aşamaları yer alıyordu. Ama bu aşamalar çok zorlu pazarlıkların sonuç vermesine bağlıydı.
Bunlar Filistin devletinin kuruluşu, Kudüs’ün statüsü, işgal edilmiş topraklardaki Yahudi yerleşimlerinin durumu ve 1948-1967 arasında göçe zorlanan 3,5 milyon Filistinli mültecinin ne olacağı gibi konulardı.
Barış sürecini eleştirenler 1 Temmuz’da susmuştu. Çünkü Yaser Arafat, Filistin topraklarına bu tarihte geri döndü, coşkulu kalabalık tarafından muzaffer bir eda ile karşılandı.
FKÖ, İsrail birliklerinin boşalttığı yerlere konuşlandırıldı. Filistin Ulusal İdaresi, yani özerk yönetimin başkanı olarak Yaser Arafat vardı artık. 1996’daki seçim de bunu tescil etti.
1995 – İkinci Oslo süreci ve Rabin suikastı
Filistin yönetimi, Gazze Şeridi’ndeki ilk yılında zorluklarla boğuştu. Filistinli militanların bombalı eylemlerinde onlarca İsrailli öldü. İsrail özerk yönetimin topraklarına giriş çıkışları engelliyor; militanlara suikastlar düzenliyordu. Yeni yerleşim inşaatları da durmadı.
Filistin Özerk Yönetimi kendi toplumunun öfkesini kitlesel gözaltılarla bastırmaya çalıştı. İsrail içinde ise barış sürecine tepkiler sağ kanattan ve dini gruplardan geliyordu. Bu ortam içinde barış görüşmeleri yoğun çaba ile yürütülse de başlangıçta belirlenen takvime yetişilemiyordu. 24 Eylül’de 2. Oslo diye anılan anlaşma Mısır’ın Taba şehrinde ve Washington’da ayrı törenlerle imzalandı.
Bu anlaşma Batı Şeria’yı üçe bölüyordu.
1 – A Bölgesi: Batı Şeria’nın yüzde 7’sini oluşturan bu bölge, Doğu Kudüs ve El Halil haricindeki belli başlı yerleşim merkezleri tam olarak Filistin idaresine bırakılıyordu.
2 – B Bölgesi: İsrail ve Filistinlilerin ortak kontrolüne bırakılan bu bölge Batı Şeria’nın yüzde 21’ini oluşturuyordu.
3 – C Bölgesi: İsrail bu bölgeyi kontrol altında tutacak, ama aynı zamanda Filistinli tutukluları serbest bırakacaktı.
2. Oslo Anlaşması, Filistinlileri pek heyecanlandırmadı. İsrailli dinciler ise ”Yahudi toprağının” teslim edilmesine öfkeliydi. Öfke ve tahrik içeren bir kampanyaya hedef olan Başbakan Yitzak Rabin, bir aşırı dinci Yahudi tarafından 4 Kasım’da öldürüldü. Suikast bütün dünyaya şok dalgaları yaydı suikast. “Güvercin” diye nitelendirilen ve bir türlü tamamlanamayan barış sürecinin mimarı Şimon Peres başbakan oldu.
1996-1999 Kilitlenme
1996 yılına girildiğinde anlaşmazlık yine kan dökülmesine yol açıyordu. Hamas örgütü İsrail içinde bir dizi intihar eylemleri düzenledi. İsrail, Lübnan’ı üç hafta süreyle bombaladı.
Şimon Peres 29 Mayıs’taki seçimlerde, sağcı Binyamin Netanyahu’ya kıl payı yenildi. Netanyahu, Oslo anlaşmalarına karşı çıkıyor, ”güvenlik içinde barış” tezini işliyordu. Netanyahu işgal topraklarında yerleşim inşasının dondurulması kararını kaldırarak Arapları öfkelendirdi.
El Aksa Camii’nin altına, arkeolojik amaçlarla bir tünel kazılması için izin verince de, tepkiler daha da şiddetlendi. İsrail mevcut barış sürecini eleştirmesine rağmen ABD’nin artan baskısı üzerine Ocak 1997’de El Halil şehrinin yüzde 97’sini Filistinlilere devretti.
ABD’de 23 Ekim 1998’de imzaladığı Wye Nehri Memorandumu ise, Batı Şeria’dan çekilmenin sürmesini öngörüyordu. Fakat bunun uygulanmasına ilişkin itirazlar, Ocak 1999’da İsrail’de iktidardaki sağ koalisyonun çökmesine yol açtı. 18 Mayıs’taki seçimlerde İşçi Partili Ehud Barak galip çıktı.
İsraillilerle Araplar arasındaki 100 yıllık kavgayı sona erdirmeyi vaat ediyordu yeni başbakan. Oslo anlaşmalarında öngörülen beş yıllık geçiş süresi, 4 Mayıs 1999’da sona erdi.
Ama Yaser Arafat tek yanlı Filistin devleti ilanından vazgeçirildi. Amaç İsrail’deki yeni yönetimle pazarlığa yeniden başlanmasıydı.
2000 – İkinci İntifada
Ehud Barak hükümetinin barışa ulaşacağına dair başlangıçta duyulan iyimserliğin temeli olmadığı zamanla anlaşıldı. Yeni bir Wye Nehri sözleşmesi Eylül 1999’da imzalandı. Ama işgal topraklarından çekilme işleminin devam etmesi mümkün olmadı. Çünkü Kudüs’ün durumu, mülteciler, yerleşimler ve sınırlar gibi nihaî statü pazarlıkları sonuçsuz kalmıştı.
Beş yıllık barış süreci sonunda pek bir şey elde edilememesi, Filistin halkında büyük bir bıkkınlık doğurdu. Barak, Suriye ile barışa odaklandı. Bu alanda da başarı yoktu. Barak yine de İsrail’in 21 yıllık Lübnan macerasına son verdi: Mayıs 2000’de İsrail’in Lübnan’dan çekilmesi, dikkatleri Yaser Arafat’a yöneltti.
ABD Başkanı Bill Clinton ile Ehud Barak kademeli barış görüşmeleri yerine, bütün konularda hep birden sonuç almayı amaçlayan nihai pazarlığa girmeye zorlandı. Bu görüşmeler için ABD başkanının yazlığı Camp David seçildi.
İki hafta süren görüşmelerde Kudüs’ün statüsü ve Filistinli mültecilerin geri dönüş hakları konusunda bir uzlaşmaya varılamadı. Bunun getirdiği belirsizlik içinde, 28 Eylül’de muhalefetteki Likud Partisi’nin Netanyahu’dan sonraki lideri, yılların sağcı politikacısı Ariel Şaron, Mescid-i Aksa’nın bulunduğu kompleksi ziyaret etti.
Bunun çok tahrik edici bir hareket olduğu söylendi. Filistinliler bu ziyareti protesto için gösterilere başladı. Ve gösteriler El Aksa intifadası diye anılan ayaklanmaya dönüştü.
2002 -2003 Batı Şeria yeniden işgal altında
Birkaç dalga halinde gelen intihar saldırıları ardından İsrail Mart ve Haziran aylarında Batı Şeria’nın neredeyse tamamını işgal etti. 2002 yılının büyük bir bölümünde Filistin kentleri sık sık baskına uğradı, birbirleriyle bağlantısı kesildi, kuşatıldı ya da uzun süreler sokağa çıkma yasağı altında kaldı.
Nisan ayında İsrail güçleri Batı Şeria’nın kuzeyindeki Cenin mülteci kampına girip bölgeyi ele geçirdi. Filistinliler, burada bir katliam yapıldığını iddia etti. Kendisi de ağır kayıp veren İsrail ordusu ise örgütlü bir direniş ile karşılaştığını ve burada 52 Filistinlinin öldüğünü söyledi.
Olayla ilgili BM raporu, “sivilleri tehlikeyle karşı karşıya bırakan şiddet olayları” dolayısıyla her iki tarafı da suçladı ama ortada bir katliam olmadığı sonucuna ulaştı. Uluslararası Af Örgütü ise İsrail ordusunun Batı Şeria’da Cenin ve Nablus’a düzenlediği operasyonlarda savaş suçu işlediği hükmüne vardı.
İsrailli yetkililer 2002 yılı boyunca Gazze Şeridi ve Batı Şeria’da düzenlenen operasyonların Filistinlilerin “terör altyapısını” yıkmayı amaçladığını kaydediyordu.
Ancak hızı kesilmiş de olsa intihar saldırıları yıl boyu devam etti. İki yıldır barış süreci durma noktasına gelmişti. BM, ABD, Rusya ve Avrupa Birliği’nden oluşan, “Dörtlü” Orta Doğu’da çözüme yönelik bir ‘yol haritası’ ile süreci yeniden canlandırmaya çalıştı.
Yol haritası, içeriği üzerinde 2002 yılı boyunca devam eden pazarlıklar ardından 2003 yılı Nisan’ında ABD öncülüğünde Irak’a düzenlenen operasyon sonrasında yayımlandı.
Belgenin yayımlanmasına kadar da tüm diplomatik girişimler askıda kaldı. 2003 Haziran’ında ABD Başkanı George Bush, Orta Doğu konusundaki siyasetini uzun süredir beklenen bir konuşmayla açıkladı.
Bush konuşmasında Filistinlilere “teröre taviz vermeyen” bir lider belirlemeleri çağrısında bulundu. Filistinli militan grupların yoğun müzakereler ardından Haziran ayında ilan ettiği ateşkes ise ancak 7 hafta süreyle geçerli oldu.
2004 – Yaser Arafat öldü
25 Ekim 2004’te Arafat hastalandı. Grip teşhisi konulmuştu. Tüm çabalara rağmen Arafat iyileşmiyordu.
Paris’teki bir askeri hastaneye götürüldü. Zehirlendiğinden şüpheleniliyordu. Burada Arafat’ı muayene eden doktorlar onun zehirlendiğine dair bir kanıt bulamadıklarını açıkladılar.
3 Kasım’da komaya girdi. 8 gün sonra ise öldüğü açıklandı.
2005 – 2006 İsrail Gazze’den çekildi, Hamas seçimleri kazandı
İsrail Gazze ve Batı Şeria’nın bir bölümünden çekildi. İsrail, Yahudi yerleşimlerini boşaltıp, askeri araçlarını da Gazze’den çekti.
Ancak Gazze’yi denizden, karadan ve havadan abluka altında tutmaya başladı. Filistin’deki genel seçimlerde Hamas, oyların çoğunu aldı.
Eylül 2006’da ise Gazze Şeridi’nde Filistinli gruplar El Fetih ile Hamas arasında çatışmalar başladı.
Haziran 2007’ye kadar çatışmalar, ateşkesler ve ulusal birlik arayışlarıyla geçen sancılı sürecin ardından, Mahmud Abbas, Gazze ve Batış Şeria’da olağanüstü hal ilan etti. Geçiş hükümeti kurulmasını isteyip başbakanlık görevini de Selam Fayyad’a verdi, kurulan geçiş hükümetinden Hamas dışlanmıştı.
2008 – 2009 Dökme Kurşun Operasyonu
İsrail’in Gazze Şeridi’nde düzenlediği saldırılarda 22 günde 1417 kişi hayatını kaybetti; 4580 kişi de yaralandı.
İsrail bu saldırılara “Dökme Kurşun Operasyonu” adını vermişti. İsrail, askeri harekatın, Filistinli militanların İsrail’in güneyini hedef alan roket saldırılarını durdurmayı amaçladığını açıkladı.
Mayıs 2010 – Mavi Marmara
Mayıs 2010’da İsrail askerleri Gazze’ye yardım taşıyan Mavi Marmara gemisine baskın yaptı. 10 Türk vatandaşı hayatını kaybederken bu saldırı, Türkiye-İsrail ilişkilerini kopma noktasına getirdi.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, dönemin ABD Başkanı Barack Obama’nın da çabalarıyla Türkiye’nin o zaman başbakanı olan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’dan özür diledi. İsrail ayrıca Mavi Marmara baskınında hayatını kaybedenler için tazminat ödemeyi kabul etti.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, bir iftar yemeğindeki konuşmasında, İsrail’le yapılan anlaşmadan bahsederken isim vermeden Mavi Marmara yardımını organize eden İHH’yı (İnsan Hak ve Hürriyetleri İnsani Yardım Vakfı) eleştirdi:
“Uluslararası bazda bir adım atıyoruz. Siz kalkıp da Türkiye’den böyle bir insani yardımı götürmek için günün başbakanına mı sordunuz? Biz zaten oraya gerekli yardımı Gazze’ye bugüne kadar hep yaptık yapıyoruz. Filistin’e yaptık yapıyoruz.”
2014 – İsrail’in Gazze’ye saldırıları
İsrail Gazze’ye yönelik 51 gün süren ve kara harekatını da içeren yeni bir saldırı başlattı.
Saldırılarda 530’u çocuk 302’si kadın 2 bin 100’den fazla Filistinli hayatını kaybetti. 10 binden fazla Filistinli de yaralandı.
İsrail tarafında ise 64’ü asker 70 İsrailli öldü, 720 İsrailli de yaralandı.
14 Mayıs 2018 – ABD İsrail Büyükelçiliği’ni Kudüs’e taşıdı
ABD’nin Tel Aviv’den Kudüs’e taşıma kararı aldığı İsrail Büyükelçiliği’nin açılışı öncesi İsrail güvenlik güçleri protestoculara ateş açtı ve onlarca Filistinli hayatını kaybetti.
Açılış töreninde ABD Başkanı Donald Trump’ın video açıklaması gösterildi. Trump “Orta Doğu’da barışı sağlama” hedefine sadık olduklarını söylerken, Batı Şeria’daki Filistin yönetimi, İsrail’i ‘Gazze’de katliam yapmakla’ suçladı.
2020 – İsrail ile Arap ülkeleri arasında ‘normalleşme’
İsrail, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Bahreyn ile ilişkileri normalleştirme doğrultusunda Washington’da anlaşmalar imzaladı.
Bu adım, Ocak ayında ABD Başkanı Donald Trump’ın İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile birlikte “Yüzyılın Planı” adını verdiği açıklamasının ardından geldi.
Planda Kudüs’ün bölünmemiş bir şekilde İsrail’in başkenti olması, Filistin’e 1967 sınırına kıyasla çok daha az toprağı kontrol edecek ve Batı Şeria’daki topraklarının yüzde 80’inden vazgeçecek şekilde “koşullu” bir bağımsız devlet, koşulların yerine getirilmesi için 4 yıllık bir süre öngörülüyordu.
İsrail’le normalleşme adımını ilk olarak 1979’da Mısır atmış, onu 1994’te Ürdün takip etmişti.
On yıllar sonra gelen ikinci dalgada birkaç ay içinde Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn, Sudan ve Fas bu listeye eklendi.
Filistinliler, Filistin devleti kuruluncaya dek İsrail ile ilişki kurmayacakları sözü veren Arap ülkelerini “sözlerinden dönmekle” suçladı.
Filistin Yönetimi Başkanı Mahmud Abbas, “İsrail işgali sona erinceye dek bölgede barış, güvenlik ve istikrar gerçekleşmeyecektir” dedi.
Bu anlaşmaların ardından, Gazze’de Filistinliler ile İsrail ordusu arasındaki çatışmalar yeniden şiddetlendi.
2020 – Hamas ve El Fetih ortak yönetim için anlaştı
Gazze’yi yöneten Hamas ve Batı Şeria ile Doğu Kudüs’teki El Fetih yönetimi, 14 yıl aradan sonra bir kez daha ortak bir yönetim oluşturmak için Eylül ayında Türkiye’de bir araya gelerek anlaşmaya vardı.
El Fetih lideri Mahmud Abbas, görüşmelerin Türkiye’de yapılması için Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı arayarak destek istemişti.
Filistin Yönetimi, İsrail’le yapılan anlaşmalara tepki olarak Arap Birliği’nin 6 ay süreyle dönem başkanlığını üstlenmeyeceğini açıkladı.
Mayıs 2021 – Mescid-i Aksa gerilimi ve İsrail’in Gazze’ye saldırıları
Yüzlerce Yahudi’nin İsrail’in Doğu Kudüs’ü işgal ettiği 1967’deki Altı Gün Savaşı’nın yıl dönümü olarak kutladığı “Kudüs Günü” için ellerinde bayraklarla sloganlar ve İsrail marşları eşliğinde Mescid-i Aksa civarında yürüyüşünü Filistinliler provokasyon olarak değerlendirdi.
2021’de bu gün Ramazan ayının son günlerine denk geldi. Filistinli gruplar Mescid-i Aksa çevresinde barikatlar oluşturdu.
İsrail’in Doğu Kudüs’teki evlerinden zorla çıkarma planları gerilimi daha da tırmandırdı.
İsrail polisinin Filistinlilere polis şiddeti ve orantısız müdahalesi ardından Hamas İsrail’e yüzlerce füze fırlattı.
İsrail, 10 Mayıs 2021’de Gazze Şeridi’ne havadan ve karadan saldırılar başlattı. Bu saldırılarda yüzlerce Gazzeli öldü.
Mısır’ın arabuluculuğunda aynı ay içinde taraflar arasında ateşkes ilan edildi. Ancak İsrail’in Haziran’da da Gaze’yi bir kez daha vurması ateşkesin kırılganlığını gösterdi.
Kasım 2021 – İngiltere Hamas’ı ‘terör örgütü’ ilan etti
İngiltere, Gazze Şeridi’nde yönetimde olan Hamas’ı “terör örgütü” ilan etti.
Hamas daha önce de Avrupa Birliği ve ABD başta olmak üzere çok sayıda ülke tarafından “terör örgütü” ilan edilmişti.
Mart 2022 – Erdoğan- Herzog görüşmesi
İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog, 2007 yılından bu yana Türkiye ile İsrail arasındaki en üst düzey ziyaret için 9 Mart’ta Ankara’ya geldi. Herzog, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile önce baş başa ardından heyetlerle birlikte görüşme yaptı.
Görüşmelerin ardından ortak basında toplantısında, iki liderin öncelik vermesi dikkat çekti.
Aralık 2022 – Netanyahu ‘İsrail’in en sağcı hükümetini’ kurdu
İsrail’de 1 Kasım’da yapılan genel seçimde ilk sırada yer alan Likud Partisi’nin lideri Binyamin Netanyahu, çetin koalisyon pazarlıkları sonrası yeni hükümeti kurdu.
Aşırı sağcı partilerden oluşan koalisyon, “” olarak nitelendirildi.
2023 – Batı Şeria’da şiddet ‘benzeri görülmemiş seviyelere’ tırmandı
İşgal altındaki Batı Şeria’nın Cenin ve Nablus bölgelerinde Ocak ve Şubat aylarında İsrail güçlerinin saldırılarında 60’tan fazla Filistinli öldürüldü. İsrail tarafındaysa 13 kişi yaşamını yitirdi.
ABD merkezli İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW) son dönemde İsrail ve Filistin arasında şiddetin açıkladı.
Haziran 2023 – Af Örgütü’nden ICC’ye çağrı: ‘Filistin’de savaş suçları işlenmiş olabilir’
Uluslararası Af Örgütü, Mayıs ayında İsrail ile Filistinli silahlı gruplar arasındaki çatışmalarda .
Örgütün raporuna göre, İsrail ordusunun orantısız güçle yaptığı hava saldırıları, Filistinli sivillerin ölümüne yol açtı.
Aynı raporda İslami Cihat Örgütü militanlarının hedef gözetmeksizin fırlattığı roketlerin İsrailli ve Filistinli sivillerin ölümüne yol açtığı kaydedildi.
Örgüt, Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne (ICC) soruşturma başlatma çağrısı yaptı.
ICC Filistin’de 2014’te başlayan çatışmalar ve sonrasında yaşanan olaylar nedeniyle 2021’de bir soruşturma açmıştı.
7 Ekim 2023 – Hamas-İsrail savaşı
Hamas, 7 Ekim’de Gazze topraklarından İsrail’e sızarak son yılların en büyük sınır ötesi saldırısını gerçekleştirdi.
İsrail ordusu “savaş durumu alarmı” ilan etti. Saldırıda Gazze’den İsrail tarafına binlerce roket atılırken, çok sayıda silahlı militan da İsrail topraklarına girdi.
Saldırılarda 1200’e yakın İsrailli öldürüldü. 251 kişi rehin alındı.
İsrail’in Gazze Şeridi’ne düzenlediği ilk da yüzlerce kişi öldü.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Hamas’ın saldırısıyla İsrail’in girdiğini söyledi.
İsrail’in 7 Ekim’den bu yana Gazze Şeridi’nde düzenlediği saldırılarda hayatını kaybedenlerin sayısı Ağustos sonu itibarıyla 40 bini aştı, 95 bine yakın kişi de yaralandı. Yüz binlerce Filistinli evlerini terk etmek zorunda kaldı.
Hamas’ın aldığı rehinelerin bir kısmı geçmiş anlaşma ve operasyonlarda serbest bırakılırken bazılarının öldüğü teyit edildi. Yaklaşık 100 rehinenin akıbeti ise halen belli değil.
Aralık 2023 – Güney Afrika’dan İsrail’e Gazze’de ‘soykırım’ davası
Güney Afrika Cumhuriyeti, 29 Aralık 2023’te, Hollanda’nın Lahey kentinde bulunan Uluslararası Adalet Divanı’nda Gazze’deki Filistin halkına “soykırım” uyguladığı iddiasıyla İsrail’e karşı dava açtığını duyurdu.
Bazı ülkeler de davaya katılma talebinde bulundu ya da katılacağını beyan etti. Bu ülkeler Türkiye, Filistin Yönetimi, İspanya, İrlanda, Belçika, Mısır, Meksika, Kolombiya, Nikaragua, Libya, Maldivler, Şili ve Küba.
Bu ülkelerin talepleri henüz ICJ tarafından onaylanmadı.
İsrail lehine davaya katılma niyeti beyan eden tek ülke ise Almanya.
Temmuz 2024 – Hamas ve El Fetih, Çin’deki zirvede ulusal birlik hükümeti kurulması üzerine anlaştı
Filistin’de Hamas ve El Fetih arasında sağlandığı açıklandı. Pekin’de yapılan görüşmelere ilişkin açıklama Çin Dışişleri Bakanlığı’ndan geldi.
Pekin Deklarasyonu’nun 14 farklı Filistinli grup arasında iki gün süren görüşmeler üzerine imzalandığı kaydedildi.
Anlaşma ile Hamas ve El Fetih, savaş sonunda Gazze’yi birlikte yönetecek.
Ağustos 2024 – İsrail’den Batı Şeria’da son 20 yılın en büyük baskınları
İsrail, “terörle mücadele operasyonu” adını verdiği operasyonlar kapsamında Batı Şeria’daki dört kente askeri birliklerini gönderdi.
Bu, İsrail’in son 20 yılda olarak değerlendiriliyor.
Ateşkes müzakerelerinde sonuç yok
Mısır, Katar ve ABD’nin arabuluculuğunda İsrail ile Hamas arasında Gazze’de ateşkes için Ağustos ayında Kahire’de yürütülen .
Mısırlı kaynaklara göre, arabulucuların sunduğu anlaşma maddeleri ve karşılıklı tavizlere ne Hamas ne de İsrail yeşil ışık yaktı.
Mısır’dan gelen haberlere rağmen ABD
‘li kaynaklar görüşmelerin “yapıcı şekilde” devam ettiğini, “nihai ve uygulanabilir bir anlaşma” doğrultusunda sürdürüldüğünü dile getirdi.
Rehinelerin serbest bırakılması için Hamas’la ateşkes anlaşması konusunda İsrail üzerindeki baskılar artarken, Netanyahu hükümeti buna yanaşmıyor.
Hamas, ateşkes için İsrail güçlerinin Mısır ile Gazze Şeridi arasındaki Philadelphi Koridoru’ndan çekilmesini talep ederken, İsrail bunu “kırmızı çizgisi” olarak niteliyor.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İsrail devlet televizyonu KAN’ın haberine göre Smotrich, 2025 yılının bütçesiyle ilgili basın toplantısı düzenledi.
“İsrail tarihinin en uzun ve maliyetli savaşındayız. Öyle ki bu savaşın doğrudan maliyeti yaklaşık 200-250 milyar şekel (54-68 milyar dolar).” diyen Smotrich, bütçede 160 milyar şekelin (43,4 milyar dolar) güvenlik ve savaş için tahsis edildiğine işaret etti.
Yıllık bütçelerinde 44 milyar şekeli (11,9 milyar dolar) sivil ihtiyaçlara ayırdıklarının altını çizen Smotrich, 20 milyar şekeli de (5,4 milyar dolar) yeniden imar için tahsis ettiklerini ifade etti.
REKLAM
Bütçeden 9 milyar şekeli de (2,4 milyar dolar) yedek askerler için tahsis edeceklerine dikkati çeken Smotrich, Gazze Şeridi ve Lübnan sınırına yakın bölgelerden yerinden edilenler için de 10 milyar şekel (2,7 milyar dolar) ayıracaklarını aktardı.
Sosyal ve zihinsel sağlık harcamaları için 1,4 milyon şekel (380 bin dolar) ayıracaklarını dile getiren Smotrich, şirketlere tazminat olarak da 16 milyar şekel (4,3 milyar dolar) tahsis edeceklerini belirtti.
İsrail Meclisinin 9 Eylül Pazartesi günü 2025 yılı bütçesini oylamak üzere toplanması bekleniyor.
İsrail’in 7 Ekim’den bu yana Gazze Şeridi’ne düzenlediği saldırılarda en az 16 bin 673’ü çocuk, 11 bin 269’u kadın olmak üzere 40 bin 819 Filistinli öldü, 94 bin 291 kişi yaralandı.
Enkaz altında halen binlerce ölü olduğu bildirilirken, halkın sığındığı hastane ve eğitim kurumları hedef alınarak sivil altyapı da tahrip ediliyor.
*Haberin görseli AA tarafından servis edilmiştir.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT), MOSSAD casuslarına göz açtırmıyor…
MİT ve İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü İstihbarat Şube ve Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü ortak çalışmasıyla yabancı istihbarat örgütlerinin faaliyetlerine yönelik çalışmalar devam ediyor.
MİT’TEN KAÇMADI
MİT, Liridon Rexhepi’nin MOSSAD’ın Türkiye’deki para ağını yöneten kişi olduğunu tespit etti.
Rexhepi, İsrail İstihbarat Servisi’nin talimatı ile drone çekimi yapan, Filistinli siyasiler aleyhinde psikolojik harekât faaliyeti yürüten, Suriye sahasına yönelik bilgi derleyen Türkiye’deki saha elemanlarına para aktarıyordu.
TÜM HESAPLAR TAKİBE ALINDI
Milli İstihbarat Teşkilatı’nın çalışmaları sonucunda Liridon Rexhepi’nin mali hesaplarındaki hareketlilik ortaya çıkarıldı.
Rexhepi’nin Türkiye’deki saha elemanlarına Western Union üzerinden çok sayıda para transferi gerçekleştirdiği belirlendi.
Hesaplarındaki şüpheli hareketler başta olmak üzere Rexhepi’nin tüm hareketleri takip altına alındı.
Liridon Rexhepi, 25 Ağustos 2024’te Türkiye’ye giriş yaptığı andan itibaren adım adım izlenmeye başlandı, faaliyetleri kayıt altına alındı.

GÖZALTINA ALINDI
Bu aşamadan sonra İstanbul Emniyeti TEM Şube Müdürlüğü ile koordine kuruldu. Rexhepi, 30 Ağustos’ta İstanbul Emniyeti TEM Şube Müdürlüğü tarafından gözaltına alındı.
Emniyetteki ifadesinde para transferlerini yaptığını kabul eden Liridon Rexhepi, çıkarıldığı mahkeme tarafından tutuklanarak cezaevine gönderildi.
MOSSAD’IN PARA AĞI DEŞİFRE EDİLDİ
Milli İstihbarat Teşkilatı tarafından yürütülen operasyonlar sonucu MOSSAD’ın Türkiye’deki saha elamanlarına para aktarımını başta Kosova olmak üzere Doğu Avrupa ülkelerinden sağladığı tespit edildi.
Türkiye’deki saha elemanlarının, MOSSAD’dan aldıkları paraları Suriye sahasında kullandıkları ortaya çıktı.

SURİYE’YE PARA AKTARDI
Yapılan para takibi sonucunda Türkiye’deki saha elemanlarının, Kosova üzerinden gelen paraları Western Union ile Suriye’deki alt kaynaklarına aktardığı belirlendi.
Türkiye’deki saha elemanlarının Suriye’deki kaynaklarına kripto para yöntemi ile ödeme yaptığı da tespit edildi.
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İsrail ordusunun, Gazze Şeridi’nde son 24 saatte düzenlediği saldırılarda 48 kişiyi öldürdüğü, 70 kişiyi de yaraladığı bildirildi.
Gazze’deki Filistin Sağlık Bakanlığı yaptığı açıklamada, İsrail’in Gazze Şeridi’ne 332 gündür sürdürdüğü saldırılara ilişkin bilgi verildi.

24 SAATTE 48 KİŞİ HAYATINI KAYBETTİ
Açıklamada, İsrail ordusunun Gazze Şeridi’nde son 24 saatte gerçekleştirdiği 3 katliamda 48 kişinin öldüğü, 70 kişinin yaralandığı belirtildi.

40 BİN 786 KİŞİ ÖLDÜ
İsrail’in 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’ne düzenlediği saldırılarda hayatını kaybedenlerin sayısının 40 bin 786’ya, yaralı sayısının da 94 bin 224’e yükseldiği kaydedildi.
Açıklamada ayrıca hâlâ enkaz altında ve yol kenarlarında ölülerin bulunduğu ancak İsrail güçlerinin engellemesi nedeniyle sağlık ekipleri ile sivil savunma görevlilerinin cenazelere ulaşamadığı vurgulandı.

16 BİNDEN FAZLASI ÇOCUK
İsrail tarafından düzenlenen saldırılarda hayatını kaybedenlerin en az 16 bin 673’ü çocuklardan oluşuyor.

11 BİNDEN FAZLASI KADIN
Düzenlenen saldırılarda yaşamını yitirenlerin en az 11 bin 270’i kadın. Saldırılarda masum siviller adeta katlediliyor.


Haber Kaynağı: Anadolu Ajansı (AA)
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırıları devam ediyor.
Gazze Sivil Savunma Müdürlüğünden yapılan yazılı açıklamada, İsrail savaş uçaklarının Gazze kentindeki Er-Rimal sağlık merkezi çevresinde hedef aldığı bir sivil araçta bulunan 3 Filistinlinin hayatını kaybettiği belirtildi.
Hastane kaynaklarının AA muhabirine verdiği bilgiye göre, İsrail’e ait insansız hava aracı (İHA), Gazze’deki Vahdet Caddesi’nde Gazze Belediyesi’ne ait bir aracı hedef aldı, araçta bulunanlar hayatını kaybetti.
10 KİŞİDEN FAZLA ÖLÜ VAR
Öte yandan Filistin resmi haber ajansı WAFA’nın haberine göre, İsrail savaş uçaklarının Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki el-Bureyc Mülteci Kampı’na düzenlediği saldırıda 4 Filistinli hayatını kaybetti.
Haberde, Gazze’deki Selahaddin Caddesi yakınlarındaki açık arazide bir grup Filistinlinin hedef alındığı ve en az bir Filistinlinin yaşamını yitirdiği, çok sayıda kişinin de yaralandığı belirtildi.
Gazze kentinin kuzeyindeki el-Cela Caddesi’nde, el-Arac ailesine ait binanın hedef alınması sonucu en az 2 Filistinlinin hayatını kaybettiği, çok sayıda Filistinlinin de yaralandığı aktarıldı.
7 EKİM SONRASI
Hamas’ın silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları, “Filistinlilere ve başta Mescid-i Aksa olmak üzere kutsal değerlere yönelik sürekli ihlallere karşılık verme” gerekçesiyle İsrail’e 7 Ekim 2023’te kapsamlı saldırı düzenledi.
İsrail, 7 Ekim’deki saldırılarda 1200 İsraillinin öldüğünü, 5 bin 132 kişinin de yaralandığını açıkladı.
İsrail’in 7 Ekim’den bu yana Gazze Şeridi’ne düzenlediği saldırılarda en az 16 bin 673’ü çocuk, 11 bin 269’u kadın olmak üzere 40 bin 738 Filistinli öldü, 94 bin 154 kişi yaralandı.
Enkaz altında halen binlerce ölü olduğu bildirilirken, halkın sığındığı hastane ve eğitim kurumları hedef alınarak sivil altyapı da tahrip ediliyor.
İsrail ordusu, Gazze Şeridi’ne saldırılarının başladığı 7 Ekim’den bu yana 339’u karadan işgal sürecinde olmak üzere 705 askerinin öldüğünü, 4 bin 401 askerinin yaralandığını duyurdu.
Çatışmalara 24 Kasım 2023’te 4 günlüğüne verilen ve daha sonra 3 gün daha uzatılan “insani ara”da 81 İsrailli ve 240 Filistinli esir karşılıklı serbest bırakıldı. Öte yandan İsrail, binlerce Filistinliyi alıkoyup hapsetmeye devam etti.
İşgal altındaki Batı Şeria ve Doğu Kudüs’te de 7 Ekim 2023’ten bu yana İsrail askerleri ile Filistin topraklarını gasbeden İsraillilerin saldırılarında 681 Filistinli hayatını kaybetti.
Haber Kaynağı: Anadolu Ajansı (AA)
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
İsrail’de sabah saatlerinden itibaren işçi sendikasının ilan ettiği genel grev kapsamında İsrail’in dünyaya açılan kapısı niteliğindeki Ben Gurion Havalimanında gidiş seferlerinin sabah 08.00-10.00 arası aksadığı, geliş seferlerinin ise çalıştığı bildirildi.
İsrail Havalimanları İdaresi Sözcüsü Lisa Drir, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Ben Gurion Havalimanının bugün açık olduğunu ve 60 bin kişinin yolculuk yapmasının planlandığını belirterek, tüm hava yollarının yerel saatle 08.00-10.00 arası seferlerini yeniden planladığını söyledi.

Havalimanında gidiş seferleri için sabahın erken saatlerinde kontuarlarda kuyruklar oluştu. Havalimanının sefer ekranında bazı uçuşların rötar yaptığı ancak daha sonra seferlerin zamanında kalkmasının planlandığı görüldü.
Batı Kudüs’teki Mamilla isimli alışveriş merkezindeki dükkan ve işletmeler greve katılarak kepek indirdi.
GÜNÜN EN ÖNEMLİ MANŞETLERİ İÇİN TIKLAYIN

Tel Aviv’in merkezindeki Azrieli isimli AVM’deki dükkan ve işletmelerin yarısından fazlasının greve katılarak kepenk indirdiği ancak kalanlarının bugün çalıştığı belirtildi.
Bazı toplu taşıma otobüs şirketleri ve raylı seferlerin öğlen 12.00’ye kadar çalışmayacağı, bazı şehirlerde de tren ve tramvayların düşük kapasite çalıştığı aktarıldı.

İsrail Havalimanları İdaresi, İsrail Liman İşletmeleri, Hayfa, Usdud (Aşdod), Hadera Limanları, İsrail Elektrik Şirketi ve İsrail Posta Hizmetleri gibi kamu şirketlerinin bugün greve katıldığı kaydedildi.
Bazı üniversiteler ve belediyelerin yanı sıra bazı ulusal bankaların da bugün greve gittiği, Göç İdaresi, Vergi İdaresi, Parklar, Bahçeler İdaresi gibi kurumların da bugün işe gitmeyeceği ifade edildi.
Hastanelerin hafta sonu düzeninde çalışacağı, anaokulu ve kreşlerin kapanacağı, okullarınsa yarım gün eğitim yapacağı aktarıldı.

İsrail’de sigorta, alışveriş merkezi işletmecileri, tekstil, telekomünikasyon gibi birçok sektörden özel şirketlerin de bugün greve katıldığı ve hükümeti “siyasi ve ekonomik tablo” nedeniyle eleştirdiği bildirildi. İsrail genelinde bazı AVM’lerin bugün kapalı olduğu görüldü.
Öte yandan, grevle eş zamanlı İsrail genelinde onlarca noktada binlerce kişinin hükümetin Gazze’de ateşkes ve esir takası anlaşmasını imzalaması talebiyle gösteriler yaptığı bildirildi
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
İsrail hükümeti ve Hamas arasında devam eden esir savaşları devam ediyor.
Gazze’de rehin alınan kişiler için İsrail halkı ayağa kalktı.
İsrail Genel İşçi Örgütü(Histadrut), Hamas tarafından esir alınan İsrail vatandaşları için tüm ülke için bir karar aldıklarını açıkladı.
TÜM İSRAİL HALKI GREVE GİDİYOR
Histadrut Başkanı Bar-David, bugün tüm İsrail’in rehinelerin serbest kalması ve ateşkes anlaşması için greve gideceğini belirterek, “Yarın (2 Eylül) tüm ulus duracak ve rehineleri geri getirmek için ortak bir çığlıkta birleşecek. Grevi siyasi renklerle boyamaya çalışanlar yarın kim için her şeyi durdurduğumuzu hatırlamalıdır.

“HAYAT KURTARMAYA EL UZATIN”
Oğullarımızı ve kızlarımızı eve getirecek bir anlaşma için ödememiz gereken her türlü acı bedel, terk edilmeyi sürdürmenin maliyetinden çok daha düşüktür. Kamuoyunu kayıtsız kalmamaya ve yarın sokaklara çıkmaya çağırıyorum.
Grev günü evde oturmak için değil, protesto etmek ve halkımızın çığlığını haykırmak için dışarı çıkmak içindir. Kışkırtmaya ve bölünmeye el uzatmayın, hayat kurtarmaya el uzatın.” dedi.
‘DEVLET, HALKINI TERK EDİYOR’
Bar-David, İsrail’in halkını ‘terk ettiğini’ vurgulayarak, “Sevgili ülkemizin halkını terk eden bir ülke haline gelmesine kayıtsız kalmayı reddediyorum. Ülkedeki durum kötüden daha kötüye gidiyor. Terk etmek anahtar kelime ve bunun zararlarını her alanda görüyoruz.
Rehinelerin terk edilmesi, evlerinden koparılan İsraillilerin terk edilmesi, güvenliğin terk edilmesi, eğitimin terk edilmesi ve ekonominin terk edilmesi.” dedi.
“GAZZE’DE ÖLDÜRÜLEN ÇOCUKLARIMIZIN ÇIĞLIĞINI GÖRMEZDEN GELEMEYİZ”
Histadrut Başkanı Bar-David, grevin bir şeyleri ‘sarsabileceğini’ ifade ederek, “Şimdiye kadar çok fazla sorumluluk üstlendim ve bu hiç de kolay olmadı. Ancak boş duramayacağımızı hissediyorum. Gazze’deki tünellerde öldürülen çocuklarımızın çığlıklarını görmezden gelemeyiz; bu akıl almaz bir şey.
Aşağı doğru bir sarmal içindeyiz ve ceset torbaları almaya devam ediyoruz. Sadece bir grev bir şeyleri sarsabilir ve bu yüzden yarın sabah saat 06.00’dan itibaren tüm İsrail ekonomisinin greve gitmesine karar verdim.” diye konuştu.

Haber Kaynağı: Demirören Haber Ajansı (DHA)
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Gazze Şeridi’ndeki İsrailli esirlerden 6’sının cesedine ulaşıldığının açıklanması üzerine, ateşkes ve esir takası anlaşmasını sabote etmekle eleştirilen Netanyahu ve hükümetine karşı protestolar başladı.
Gösterilerin merkezi, başkent Tel Aviv’deki Savunma Bakanlığının bulunduğu Menachem Begin ve Kaplan caddeleri oldu. Gösteriyi organize eden gruplar, Tel Aviv’deki protestolara yaklaşık 300 bin kişinin katıldığını, ülke genelinde ise gösterilere katılımın 500 bini aştığını belirtti.
Ellerinde İsrail bayrakları bulunan protestocular, Başbakan Netanyahu ve hükümetindeki siyasetçiler aleyhinde pankart, afiş ve dövizler de taşıdı.
İsrailli esirlerin bir an önce evlerine dönmesi çağrısı yaparak davul ve düdük çalan protestocular, “Hepsi hemen eve”, “Yardım” yazılı dövizler taşıdı. Göstericiler, “(Netanyahu) Bibi esirleri serbest bırak”, “Sen baştasın, sen suçlusun” şeklinde sloganlar attı.
Burada düzenlenen gösterinin ardından gruplar, kentin ana yollarına yöneldi. Demir bariyerlerin arkasında konuşlanan İsrail polisi, göstericilerin geçişini engellemeye çalıştı. Taraflar arasında birçok noktada arbede yaşandı.
Polis bariyerlerini farklı rotalardan ilerleyerek aşan göstericiler, kentin ana arteri Ayalon Otoyolu’nu çift yönlü trafiğe kapattı. Göstericiler, otoyolda birçok noktada ateş yaktı, birden fazla kez havai fişek fırlattı.
İsrail polisi, atlı birlikler ve ses bombasıyla göstericilere müdahale etti. Göstericilerle arbede yaşayan İsrail polisi, Tel Aviv’de 15 kişiyi gözaltına aldığını açıkladı.
Ülke genelinde protestolar, yol kapatmalar
Tel Aviv, Hayfa ve Batı Kudüs’ün yanı sıra ülkenin çeşitli noktalarında yapılan yürüyüş ve protestolarda, hükümetin istifası ve esirlerin geri getirilmesi talep edildi.
Hayfa’da toplanan binlerce kişi, kentin merkezindeki kavşağı trafiğe kapattı, ateş yaktı. İsrail polisinin burada da göstericilere müdahalesinde arbede yaşandı.
Ülke genelinde göstericilerin, protestolar sırasında bazı yollar ve kavşaklarda trafiği engellediği haberleri geldi.
Gazze’deki çatışmalar sırasında, İsrailli esirlere ait 6 ceset bulunduğu açıklanmıştı
İsrail’in en büyük işçi sendikası Hisdatrut, hükümetin ateşkes ve esir takası anlaşması konusundaki isteksizliğini eleştirerek, “2 Eylül Pazartesi günü ülke çapında genel greve gideceğini” duyurmuştu.
Grev kapsamında, İsrail’in dünyaya açılan kapısı niteliğindeki Tel Aviv’in Ben-Gurion Havalimanı’nda yerel saatle 08.00’den itibaren uçuşların durdurulacağı bildirilmişti.
İsrail ordusu, Gazze’deki çatışmalar sırasında, İsrailli esirlere ait 6 ceset bulduğunu açıklamıştı.
Gazze’de tutulan İsrailli esirlerin ailelerinin oluşturduğu platform, son olarak “Gazze- Mısır sınır hattındaki Philadelphi Koridoru’nda işgali sürdürmekte ısrar eden ve esir takası anlaşmalarını baltalayan” Başbakan Binyamin Netanyahu’yu, 6 İsrailli esirin ölümünden sorumlu tutmuştu.
Netanyahu ise hükümetin kalan esirlerin serbest bırakılması için anlaşmaya varmakta kararlı olduğunu iddia ederek, anlaşma olmamasındaki suçu Hamas’a atmıştı.
İsrail’in 7 Ekim’den bu yana Gazze Şeridi’nde süren saldırılarının durdurulması için taraflar arasında uzun süredir müzakereler devam ediyor.
Netanyahu, İsrail ve uluslararası kamuoyunda, siyasi nedenlerle Hamas ile esir takası anlaşması yapmamakla suçlanıyor.
İsrail’in anlaşma taslağına eklediği maddelerin ve özellikle de Mısır-Gazze sınır hattı Philadelphi Koridoru’nda kontrolünü sürdürme ısrarının müzakereleri zora soktuğu vurgulanıyor.
Öte yandan, İsrail, bu süreçte Gazze Şeridi’ndeki şiddetini sürdürüyor.
İsrail’in Gazze’ye saldırılarında 10 ayı aşkın sürede çoğunluğu kadın ve çocuk olmak üzere can kaybı 40 bini aşarken, bölgedeki insanlık felaketi gün geçtikçe daha da derinleşiyor.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>GAZZE’DE çadırda ve çatışmalarla geçen günlük hayatını sosyal medyada paylaşan Filistinli sosyal medya içerik üreticisi 19 yaşındaki Muhammed ‘Medo’ Halimi, İsrail’in hava saldırısı sonucu hayatını kaybetti. Sosyal medyada Halimi anısına binlerce mesaj paylaşıldı.
Gazze’de çadırda kalan ve günlük hayatını paylaşan içerik üreticisi Medo Halimi İsrail’in Han Yunus kentine düzenlediği hava saldırısında hayatını kaybetti. Saldırıdan yara alarak kurtulan Medo’nun ölüm haberini paylaşan birlikte videolar çektiği arkadaşı Talal Murad, Medo’nun anısına paylaştığı mesajında, “En yakın arkadaşım Medo Halimy kollarımda öldü. Her şeyi birlikte yaptık, güldük, ağladık, saatlerce durmadan yürüdük, birlikte bir iş yürüttük ama ne yazık ki birlikte ölmedik” dedi. Medo’nun takipçileri anısına sosyal medyada binlerce mesaj paylaştı. Medo ve Talal Haziran ayında bir medya kuruluşuna verdikleri röportajda, “Ne olursa olsun, hangi koşullar altında olursa olsun hayatta kalacağız ve yaşayacağız. Yenilemeyiz. Biz çok güçlü insanlarız ve ne olursa olsun yaşayacağız” ifadelerini kullanmışlardı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Birleşmiş Milletler yetkilileri 23 Ağustos’ta, Gazze’de çocuk felci hastalığına yakalanan 10 aylık bir bebeğin kısmen felç geçirdiğini duyurmuştu.
WHO Filistin temsilcisi Dr. Rik Peeperkorn, program kapsamında Gazze Şeridi’nden yaklaşık 640 bin çocuğa aşı yapılmasının planlandığını belirtti.
1 Eylül Pazar günü başlaması planlanan aşı programının Gazze Şeridi’nin merkezinde, güneyinde ve kuzeyinde olmak üzere üç ayrı aşamada yürütülmesi planlanıyor.
Program kapsamında çatışmaların üç gün boyunca yerel saatle 06:00 ve 15:00 arasında durması bekleniyor. Dr. Peeperkorn, ihtiyaç duyulması halinde programın bir gün daha da uzatılabileceğini belirtti.
Yeni oral polio aşısı tip 2’nin (nOPV2) yaklaşık 1,26 milyon dozu halihazırda Gazze’de bulunuyor ve 400 bin ek dozun yakın gelecekte bölgeye ulaşması bekleniyor.
Aşılama programı BM personeli ve diğer yerel sağlık çalışanları tarafından yürütülecek. Aşılama için eğitim verilen personel sayısının 2 binden fazla olduğu aktarıldı.
WHO, programla Gazze’de çocuk felcinin yayılmasını durdurmak için gerekli olan yüzde 90 aşılama oranına ulaşmayı hedefliyor.
Çocuk felci nedir, Gazze’de nasıl ortaya çıktı?
Çocuk felci bulaşıcılığı yüksek bir hastalık ve genellikle kanalizasyon ve kirli suyla yayılıyor.
5 yaşın altındaki çocukları etkileyen hastalık, vücutta şekil bozukluğu ve felçle sonuçlanabiliyor. Hastalık ölümcül olabiliyor.
WHO, 16 Temmuz 2024’te alınan atık su test sonuçlarına göre, 23 Haziran 2024’te Gazze Şeridi’ndeki Han Yunus ve Deyr El Balah sahalarından toplanan altı numunede çocuk felci tespit edildiğini aktarmıştı.
Örgüt Gazze’de ve işgal altındaki Batı Şeria’da aşılama oranlarının çatışmadan önce ideal düzeyde olduğunu belirtiyor. Buna göre 2022’de çocuk felci aşılama oranının yüzde 99 olduğu ancak geçen sene yüzde 89’a gerilediği tahmin ediliyor.
İsrail ordusu Temmuz’dan itibaren askerini hastalığa karşı aşıladığını açıklamıştı.
Hamas yetkili Basem Naim Reuters haber ajansına, Gazze Şeridi’nde 650 bin Filistinli çocuğu koruyacak bu programın güvenli bir şekilde yürütülmesi için uluslararası örgütlerle işbirliği yapmaya hazır olduklarını söyledi.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu üç günlük duraksamaların “ateşkes olmadığını” belirtti.
İsrailli rehine aileleri, Gazze’de tutulan rehinelerin de aşılama programına dahil edilmesi çağrısında bulundu.
İsrail, Hamas’ın 7 Ekim’de düzenlediği ve yaklaşık 1.200 kişinin öldürüldüğü ve 251 kişinin rehin alındığı saldırıya yanıt olarak Gazze’de askeri bir harekat başlattı.
Gazze sağlık bakanlığına göre, 7 Ekim’den bu yana Gazze’de 40 bin 530’dan fazla kişi öldürüldü.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Batı Şeria’nın kuzeyinde yer alan Tulkerim kentindeki Nur Şems Mülteci Kampı’na 26 Ağustos akşamı insansız hava aracıyla düzenlenen saldırıda biri 13, diğeri 15 yaşında 2 çocuğun öldüğü ifade edildi.
Saldırı sırasında bölgede İsrail güçleri ile Filistinli gruplar arasında herhangi bir çatışma yaşanmadığı ifade edilirken, ölen 2 çocuğun hava saldırıları sırasında vurulan evin yakınındaki bir sokaktan geçtiğine işaret edildi.
Filistinlilerin topraklarını gasbeden İsraillilerin Batı Şeria’da artan saldırılarına da dikkati çekilen açıklamada, 26 Ağustos’ta Beytüllahim’in Vadi Rahhal beldesine düzenlenen baskında 37 yaşındaki Halil Salim Halvi’nin öldüğü anımsatıldı.
Halvi’nin Filistinlilerin topraklarını gasbeden İsrailliler veya İsrailli yedek askerlerce öldürüldüğünün düşünüldüğü aktarılırken, 3 Filistinlinin yaralandığı saldırıya rağmen İsrail güçlerinin kimseyi gözaltına almadığına dikkati çekildi.
Filistinlilerin topraklarını gasbeden İsraillilerin bazı üst düzey İsrailli siyasetçilerce desteklendiğinin altı çizilen açıklamada, “Halvi’nin öldürülmesi münferit bir olay değil, İsrail’in işgal altındaki Batı Şeria’da uluslararası hukukun ihlali olan yerleşim politikasının doğrudan bir sonucudur. Buna İsrail güçlerinin suç ortaklığı ve halihazırdaki cezasızlık ortamı da dahildir.” ifadelerine yer verildi.
Batı Şeria’daki durumun 7 Ekim’den sonra hızla kötüleştiği ve bundan endişe duyulduğu belirtilen açıklamada, İsrail güçlerinin bölgedeki saldırılarına ve Filistinlilerin topraklarını gasbeden İsraillilerin şiddetine göz yummaya devam etmesi halinde durumun daha da kötüye gidebileceği uyarısında bulunuldu.
Açıklamada ayrıca İsrail güçlerinin Batı Şeria’daki artan saldırılarında uluslararası hukukun ihlal edildiğine ve bölgede “patlama seviyesinde” olan durumu daha da alevlendirme riski taşıdığına vurgu yapılarak bu saldırılar kınandı.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon), Yemen’deki İran destekli Husilerin Kızıldeniz’de hedef aldığı “MV Sounion” isimli Yunan gemisinin “petrol sızdırıyor” gibi göründüğünü belirtti.

ÇEVRE FELAKETİ AN MESELESİ
Pentagon’dan yapılan yazılı açıklamaya göre, Sözcü Tümgeneral Pat Ryder, düzenlenen basın toplantısında, Husilerin hedef aldığı gemiye ilişkin açıklamada bulundu. Ryder, geminin Kızıldeniz’de yanmakta olduğunu, “petrol sızdırıyor” gibi göründüğünü belirtti.
GÜNÜN EN ÖNEMLİ MANŞETLERİ İÇİN TIKLAYIN

Bu durumun potansiyel bir “çevre felaketi” arz ettiğini aktaran Pentagon Sözcüsü Ryder, Husilerin eylemlerinin küresel ve bölgesel ticareti istikrarsızlaştırdığını ve denizcilerin hayatlarını riske attığını kaydetti.

Husiler, 21 Ağustos’ta, MV Sounion isimli bir Yunan gemisini “İsrail limanlarına erişim yasağını ihlal ettiği” gerekçesiyle hedef aldıklarını duyurmuştu.

İngiltere’nin Sana Büyükelçisi Abda Sharif, geminin mürettebatının kurtarıldığını, ağır hasar gören geminin ise Kızıldeniz’de mahsur kaldığını açıklamıştı.
Sharif, geminin 150 bin ton petrol taşıdığını aktarmıştı.
Yemen’deki İran’ın desteklediği Husiler, İsrail’in Gazze’deki saldırılarına tepki gerekçesiyle 31 Ekim 2023’ten bu yana Yemen açıklarında İsrailli şirketlere bağlı olduğunu belirttikleri ticari gemilere el koyuyor, bazılarına da insansız hava araçları ve füzelerle saldırılar düzenliyor.
Husilerin eylemlerinin ardından çok sayıda gemicilik şirketi, Kızıldeniz’deki seferlerini durdurma kararı aldı.
ABD, küresel deniz ticareti güvenliğinin tehlikeye girdiği gerekçesiyle 18 Aralık 2023’te bir grup ülkenin katılımıyla Husi güçlerine karşı “Refah Muhafızı Operasyonu” adında çok uluslu “deniz görev gücü” oluşturulduğunu açıkladı.
ABD güçleri, bu süreçte birçok kez Yemen’den atılan füze ve kamikaze dronları düşürdüğünü duyurdu.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Son dakika haberleri: Siyonist lobi, Gazze işgaliyle beraber skandal üstüne skandala imza atmaya devam ediyor. İşgalin ilk günlerinden bu yana Filistin halkını hedef alan sayısız olaya imza atan Siyonistler bu kez de kripto para borsalarındaki eylemleriyle gündeme geldi.

FİLİSTİNLİLERİN HESAPLARINI HEDEF ALDI
Dünyanın en büyük kripto para birimi şirketi Binance, İsrail ordusunun talebi üzerine Filistinlilerin tüm Bitcoin varlıklarına el koyma kararı aldı. Skandal bir karara imza atarak İsrail Savunma Kuvvetleri’nin talebi üzerine Filistinlilere ait tüm fonlara el koyan Binance’in bu skandalını, Paxful’un kurucu ortağı ve Noones P2P platformunun CEO’su Ray Youssef gündeme getirdi.
GÜNÜN EN ÖNEMLİ MANŞETLERİ İÇİN TIKLAYIN

Youssef, X (Twitter) üzerinden yaptığı açıklamada, Binance’in İsrail’in isteği üzerine tüm Filistinlilerin fonlarına el koyduğunu belirtti. Youssef, Binance’in etkilenen kullanıcıların itirazlarını reddettiğini ve fonları iade etmeyi kabul etmediğini de sözlerine ekledi.

BELGEYİ PAYLAŞTI
Youssef tarafından paylaşılan resmi belgede hesaplara el konma nedeninin “Terörle Mücadele Kanunu”na dayandırıldığı detayı yer aldı.
İsrail Savunma Kuvvetleri’ne ait belgede “Savunma Bakanı’nın yetkisi doğrultusunda bu kişilerin kripto para cüzdanlarına el konulmuştur. El koyma kararının gerekçesi, söz konusu cüzdanlarda bulunan kripto paraların bir terör örgütü tarafından transfer edilmesi ve terör suçu işlemek için kullanılmasıdır. İddiaların incelenmesi sonucunda, el koyma kararının geçerli olduğu ve mal varlıklarının müsadere edileceği belirtilmiştir” ifadelerine yer verildi.

BINANCE İDDİALARI REDDETTİ
Uluslararası kamuoyunda infila yaratan bu eylem sonrası Binance ise iddiaları reddetti. Şirket, yaptığı açıklamada “yasa dışı fonlarla bağlantılı az sayıda kullanıcı hesabının ticaretten men edildiğini” iddia etti.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, İsrail Savunma Kuvvetleri’nin (IDF), Lübnan’a yaklaşık 100 uçakla düzenlediği hava saldırısı sonrası açıklamasında, “Yaşananlar hikayenin sonu değil” dedi ve Hizbullah lideri Hasan Nasrallah ve İran’ın dini lideri Ali Hamaney’e uyarıda bulundu.
İsrail Başbakanı Netanyahu, yaptığı açıklamada, “Yaşananlar hikayenin sonu değil. Bu sabah (25 Ağustos) erken saatlerde Hizbullah, İsrail Devletine roketler ve insansız hava araçlarıyla saldırmaya çalıştı. IDF’yi bu tehdidi ortadan kaldırmak üzere yoğun bir önleyici saldırı gerçekleştirmesi için yönlendirdik. IDF, tamamı Celile’deki vatandaşlarımıza ve kuvvetlerimize saldırmak üzere tasarlanmış olan binlerce kısa menzilli roketi imha etti. Ayrıca IDF, Hizbullah’ın ülkenin merkezindeki stratejik bir hedefe fırlattığı insansız hava araçlarının tamamını ele geçirdi. Hizbullah’a şaşırtıcı ve ezici darbeler vuruyoruz. Üç hafta önce Genelkurmay Başkanını ortadan kaldırdık ve bugün de saldırı planını bozduk. Beyrut’taki Nasrallah ve Tahran’daki Hamaney, bunun kuzeydeki durumu değiştirmek ve halkımızı güvenli bir şekilde evlerine döndürmek için ilave bir adım olduğunu bilmelidir. Tekrar ediyorum, bu hikayenin sonu değil” dedi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Havalimanından yapılacak tüm uçuşların iptal edilirken, Ben Gurion’a inecek tüm uçaklar da bölge ülkelerine yönlendirildi.
İSRAİL’İN KUZEYİNDE SİRENLER ÇALMAYA BAŞLADI
İsrail ordusunun Lübnan’a saldırılara başlamasının ardından Hizbullah, İsrail’in kuzey bölgelerine füze ve roketli saldırı düzenledi.
Ülkenin kuzeyindeki Celile bölgesinde Dovev, Baram, Ein Yacov başta olmak üzere, birçok bölgede sirenler çalmaya başladı.
Öte yandan İsrail Ordu Radyosu’nun haberine göre, İsrail makamları, bölgede yaşayan vatandaşlara sığınaklarda kalma çağrısı yaptı.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
NETANYAHU, HAMAS’LA ANLAŞMA OLMAYACAĞINI İTİRAF ETTİ
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Hamas’ın elinde esir olan İsraillilerin aileleriyle görüştü. Ailelerden gelen soruları dinleyen Netanyahu, Hamas’la herhangi bir anlaşma yapmayacağını, söylemlerinin yalan olduğunu açık açık itiraf etti.
“NE ANLAŞMASI
Jerusalem Post’ta yer alan habere göre, Netanyahu bir aile üyesinin, “Tüm kaçırılanları getirecek bir anlaşmaya varmanız gerekiyor” demesi üzerine, “Ne anlaşması? Ne anlaşması? Her kim size bir anlaşmanın hazır olduğunu ve bizim bunu şu ya da bu nedenle, kişisel nedenlerle kabul etmediğimizi söylediyse yalan söylüyordur” yanıtını verdi.

MUTABAKAT İÇİN YENİ ŞARTLAR ORTAYA KOYMUŞTU
ABD Başkanı Joe Biden, 27 Mayıs’ta İsrail ile Hamas arasında esir takası ve Gazze’de ateşkese varılması için bir öneri sunmuştu. Netanyahu ise Biden’ın açıkladığı ateşkes taslağının İsrail’in hazırladığı tekliften farklı olduğunu ileri sürerek yeni şartlar eklenmesini talep etmişti. İsrail Başbakanı, Gazze’yi ikiye ayıran Netzarim Koridoru ve Gazze Şeridi ile Mısır sınırındaki Philadelphi Koridoru’nun yanı sıra Refah Sınır Kapısı’ndaki İsrail işgalinin devam etmesini istemişti. Bunlara ek olarak Netanyahu, Hamas üyelerinin Gazze’nin diğer bölgelerinden kuzeye geçmesinin engellenmesini şart koşmuştu.
Katar’ın başkenti Doha’da 15-16 Ağustos’ta, İsrail ile Hamas arasında esir takası ve Gazze’de ateşkes sağlanması için müzakereler yapılmıştı. Hamas, ABD, Mısır ve Katar’ın arabuluculuğunda yürütülen müzakerelerde Netanyahu’nun yeni şartlar sürerek anlaşmaya varılmasını engellediğini belirtmişti.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>KURŞUNLARDAN SON ANDA KURTULDULAR
İsrail askerleri bugün Tulkerim’e düzenlediği ve 14 saat süren baskında, Ektaba ilçesinde yaşayan Ahmed Nasr (30) isimli Filistinlinin evini kurşun yağmuruna tuttu. AA muhabirine yaşadıklarını anlatan Nasr, eşi ve 3 yaşındaki ikizleriyle birlikte evde bulundukları sırada İsrail kurşunlarının hedefi olmaktan son anda kurtulduklarını belirtti. Nasr, “Sabah evin dört bir yanından gelen kurşun sesleriyle uyandık. Yaklaşık 40 dakika boyunca eşim ve çocuklarımla birlikte yatağın altından çıkamadık. Ne oluyor? diye birkaç kez bağırdım ama nafile. Babamın evin önüne park ettiği otomobil Energa anti-tank füzesiyle vuruldu ve tamamen yandı.” dedi.

“EVİN GÜZELDİ AMA KULLANILAMAZ HALE GELDİ, ÜZGÜNÜZ”
Evde “aranan” bir kişi olduğunu iddia eden İsrail askerlerinin yaptıkları arama sonucu kendisi, eşi ve çocuklarından başka kimseyi bulamadığını kaydeden Nasr, şöyle devam etti:
“Evden çıktıktan sonra bir asker bana ‘iki saat önce evin güzeldi ama şu an kullanılamaz halde, üzgünüz’ dedi. Ne diyebilirim ki, evim kullanılamaz halde, her yer kurşunlandı, babamın otomobili yandı, İsrail askeri de bana ‘üzgünüz’ diyor.”
İsrail ordusu sabah saatlerinde Tulkerim kampına baskın düzenlemiş, baskına karşı çıkan Filistinliler ile İsrail askerleri arasında silahlı çatışmalar yaşanmıştı.
İsrail ordusunun, insansız hava aracıyla (İHA) bir Filistinlinin evini bombalaması sonucu 3 kişi hayatını kaybetmişti.
İşgal altındaki Batı Şeria ve Doğu Kudüs’te de 7 Ekim 2023’ten bu yana İsrail askerleri ile Filistin topraklarını gasbeden İsraillilerin saldırılarında 640 Filistinli hayatını kaybetti.
İsrail’in Gazze Şeridi’ne saldırı başlattığı 7 Ekim 2023’ten bu yana, işgal altındaki Batı Şeria ve Doğu Kudüs’te de Filistinlilere yönelik gözaltı, baskın ve saldırılarda artış yaşanıyor.

Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Park halinde olan otomobile susturuculu tabancayla düzenlenen saldırıda gayrimenkul işi yapan Abdülkadir Anas (30) ölmüş, Fadı M. (31) ise yaralanmıştı. Olayla ilgili daha önceden de 4 kişi gözaltına alınıştı.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırıları sürerken, en fazla zararı yine çocuklar görüyor.
Gazze’de binlerce sivil yerinden ediliyor ve İsrail, bölgeye gönderilen yardımların da Filistinli halka ulaşmasına engel oluyor.
Bu yardımların bölgeye gelmemesi de binlerce çocuğu, hem açlık hem de hastalıkla başa başa bırakıyor.
Şimdiye kadar açlık nedeniyle Gazze’de hayatını kaybeden çocuklar da oldu…
GAZZE’DE ÇOCUKLARDAN YEMEK SIRASI
Gazze’deki gönüllüler, Deyr Belah kentine sığınan yerinden edilmiş Filistinliler için sıcak yemek dağıttı. Aralarında çocukların da bulunduğu Filistinliler dağıtılan yemeklerden alabilmek için kuyrukta beklerken gönüllüler yemekleri tencere ve kaplara doldurarak paylaştırdı.
İnsani yardımın önemini vurgulamak ve dünya genelindeki insani yardım faaliyetlerine daha fazla dikkat çekmek amacıyla her yıl 19 Ağustos “Dünya İnsani Yardım Günü” olarak anılıyor.
Irak’ın başkenti Bağdat’ta, 19 Ağustos 2003’te, aralarında Birleşmiş Milletler (BM) Irak Özel Temsilcisi Sergio Vieira de Mello’nun da bulunduğu 22 yardım çalışanının bombalı saldırıda hayatını kaybetmesi sonucu BM Genel Kurulu’nda 2008’de alınan kararla 19 Ağustos, “Dünya İnsani Yardım Günü” ilan edilmişti.










Haber Kaynağı: Anadolu Ajansı (AA)
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İsrail’in 7 Ekim’den bu yana Gazze Şeridi’ne düzenlediği saldırılarda en az 16 bin 314’ü çocuk, 10 bin 980’i kadın olmak üzere 40 bin 5 Filistinli can verdi, 92 bin 401 kişi yaralandı.
Enkazların altında halen binlerce ölü olduğu bildirilirken halkın sığındığı hastaneler, ibadethaneler ve eğitim kurumları hedef alınarak sivil altyapı da yok edildi.
HAMAS İDDİALARI YALANLADI
ABD, Mısır ve Katar arabuluculuğunda perşembe günü başlayan ve önceki gün sona eren Gazze Şeridi’nde ateşkes müzakerelerinin ardından açıklamalar gelmeye devam ediyor.
Arabulucu ülkelerin görüşmeler sonunda yaptığı iyimser açıklamalar ile ABD Başkanı Joe Biden’in yaptığı, “Anlaşmaya hiç olmadığımız kadar yakınız” açıklaması Hamas tarafından kabul görmüyor.
“ARABULUCULAR HAYAL SATIYOR”
İsmi açıklanmayan Hamas’ın üst düzey bir yetkilisi BBC’ye yaptığı açıklamada müzakereler sonunda ateşkes anlaşmasında ilerleme kaydedildiği yönündeki görüşleri ‘yanılsama’ olarak nitelendirdi.
Müzakerelere ilişkin konuşan yetkili, arabulucuların hayal sattığını vurgulayarak, “Arabuluculardan aldığımız bilgiler hayal kırıklığına neden oldu. Hiçbir ilerleme kaydedilmedi” dedi.

Haber Kaynağı: İhlas Haber Ajansı (İHA)
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Kent merkezindeki Erzurum Kalesi önünde bir araya gelen doktorlar, tıp ve eczacılık fakültesi öğrencileri, sağlık çalışanları ile vatandaşlar, Türk, Filistin ve Doğu Türkistan bayrakları eşliğinde taşıdıkları döviz ve pankartlarla kale önündeki park ve etkinlik alanında yürüdü.
Grup adına açıklama yapan Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğrencisi Hakan Sümbül, Filistin halkının büyük zulümler altında hayatını devam ettirmeye çalıştığını söyledi.
Filistin’de hayatını kaybedenlere rahmet dileyen Sümbül, “Gazze halkı; aylardır devam eden açlığa, kıtlığa, salgın hastalıklara, yardımsız bırakılmaya, hapse atılmaya, her türlü şiddet ve işkencelere, tecavüzlere, mallarının ve hatta organlarının çalınmasına rağmen davasından en ufak bir taviz vermeden onurlu ve güçlü direnişine devam etmektedir.” dedi.
Sümbül, İsrail ürünlerine karşı yapılan boykotun önemine değinerek, şunları kaydetti:
“Dünya yeni bir bahara gebeyken vicdanımızla, şuurumuzla, duamızla, eylemimizle Gazze’deki kardeşlerimizin yanındayız. Unutan kalabalıklara karışmayacağız, alışan yok sayan önemsemeyen vurdumduymazlara uymayacağız, ‘Bana ne ben keyfime bakarım” diyen vicdansızlardan olmayacağız. Boykottan bir adım sapmayacağız, ömür boyu sürdürüp, yaşam biçimi haline getirmek için gereken ne varsa yapacağız. Yerli ürünleri yerli ilaçları destekleyip ülkemize kazandıracağız. Yerli ürünleri yücelten bir nesil inşa edeceğiz. Parasıyla dünyayı kendine köle yapmış bu fesat kaynağının başını ezeceğiz inşallah. Hepinizi ömür boyu boykot hareketine katılmaya davet ediyoruz.”
Grup, basın açıklamasının ardından hayatını kaybedenler için dua ettikten sonra dağıldı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İngiltere, İsveç, Fransa ve Kanada’nın yanı sıra Ürdün de benzer uyarılar yayınladı.
İran, Hamas lideri İsmail Haniye’nin Çarşamba günü Tahran’da öldürülmesinden sorumlu tuttuğu İsrail’e karşı “şiddetli” misilleme sözü verdi. Haniye suikastından saatler önce de İsrail, Lübnan’ın başkenti Beyrut’ta Hizbullah komutanı Fuad Şükür’ü öldürmüştü.
İran’ın desteklediği Lübnan merkezli Hizbullah’ın bu tür bir misillemede rol oynayabileceğinden ve bunun da İsrail’in ciddi bir karşılık vermesine yol açabileceğinden korkuluyor.
Hizbullah Pazar günü yerel saatle 00:25 sularında İsrail’in kuzeyindeki Beyt Hillel kasabasına onlarca roket fırlattı.
Sosyal medyada yayınlanan görüntülerde İsrail’in Demir Kubbe hava savunma sisteminin roketleri engellediği görüldü. Olayda herhangi bir can kaybı bildirilmedi.
ABD Büyükelçiliği, Cumartesi günü yaptığı açıklamada vatandaşlarına Lübnan’ı terk etmeleri çağrısı yaptı. Lübnan’da kalmayı tercih edenlerin “acil durum planları yapmaları” ve “uzun bir süre boyunca yerlerinde kalmaya” hazır olmaları gerektiğini belirtti.
Birçok havayolu şirketinin uçuşlarını askıya aldığı ve iptal ettiği, birçoğunun da biletlerinin tükendiği ancak “Lübnan’dan ayrılmak için ticari ulaşım seçeneklerinin halen mevcut olduğu” belirtildi.
Pentagon, İsrail’i İran ve desteklediği grupların olası saldırılarından korumaya yardımcı olmak için söyledi.
İngiltere de tahliyelere yardımcı olmak üzere bölgeye ilave askeri personel, konsolosluk personeli ve sınır gücü yetkilileri gönderdiğini açıkladı; ancak vatandaşlarını “ticari uçuşlar devam ederken” Lübnan’ı terk etmeye çağırdı.
İki İngiliz askeri gemisi bölgede bulunuyor ve Kraliyet Hava Kuvvetleri nakliye helikopterlerini hazır bekletiyor.
İngiltere Dışişleri Bakanı David Lammy bölgedeki durumun “hızla kötüleşebileceğini” söyledi.
Gazze’de ise Hamas yönetiminin Cumartesi günü yaptığı açıklamada, yerinden edilmiş kişilerin barındığı bir okulda en az 17 kişinin İsrail saldırısı sonucu öldüğünü söyledi.
İsrailli bakanlar, ülkenin iletişim altyapısına yönelik bir saldırı ihtimaline karşı bu hafta sonu uydu telefonlarıyla evlerine gönderildi.
‘İran meşru hakkını kullanacak’
Nisan ayında İran, İsrail’in Suriye’nin başkenti Şam’daki İran konsolosluğunu bombalamasına misilleme olarak onlarca İHA, seyir füzesi ve balistik füze ile İsrail’e hava saldırısı düzenlemişti.
Pek çok kişi İran’ın bu seferki misillemesinin de benzer şekilde olmasından korkuyor.
İran Dışişleri Bakan Vekili Ali Bakıri Kani Cuma günü AB Dış Politika Şefi Josep Borrell ile yaptığı telefon görüşmesinde İran’ın İsrail’i “cezalandırmak” için “kuşkusuz doğal ve meşru hakkını kullanacağını” söyledi.
İsrail Başbakanı Binymin Netanyahu İsraillileri “önümüzde zorlu günler var… Her taraftan tehditler duyuyoruz. Her türlü senaryoya hazırlıklıyız” diye uyardı.
İsrail ve İran arasındaki gerilim, İsrail işgali altındaki Golan Tepeleri’ne düzenlenen bir saldırıda 12 çocuk ve gencin öldürülmesiyle tırmanmıştı.
İsrail Hizbullah’ı suçladı ve “şiddetli” misilleme sözü verdi, ancak Hizbullah suçlamaları reddetti.
Günler sonra Hizbullah’ın üst düzey komutanı Fuad Şükür, İsrail’in Beyrut’ta düzenlediği bir hava saldırısında öldürüldü. Saldırıda ikisi çocuk dört kişi daha öldü.
Bundan saatler sonra Hamas lideri . Haniye, İran’ın yeni cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’ın yemin törenin için başkent Tahran’da bulunuyordu.
İran’ın Dini Lideri Ayetullah Ali Hamaney, İsrail’in bu cinayet nedeniyle “ağır bir cezaya” çarptırılacağını söyledi.
]]>Bolu’da Filistin’e Destek Platformu üyeleri ile vatandaşlar, Heniyye’nin İran’da uğradığı suikast nedeniyle ” Gazze’nin Sesi İsmail Heniyye’nin Vasiyeti” adlı yürüyüş için İzzet Baysal Caddesi üzerinde bulunan Kadı Cami önünde bir araya geldi.
Ellerinde pankart ve dövizler taşıyan grup, sloganlar atarak Kent Meydanı’na kadar yürüdü. Burada Kuran’ı Kerim tilavetinin ardından Filistin ve Gazze’yle ilgili şiirler okundu.
Yürüyüşe katılan gazeteci-yazar Abdurrahman Dilipak, burada yaptığı konuşmada, İsrail’in son zamanlarda mülteci kamplarına saldırdığını, çadırlarda yaşayan silahsız insanları kaçırarak işkence yaptığını söyledi.
“Bizim sadece şehidimiz yok, bir de yaşayan şehitlerimiz var” diyen Dilipak, yaşayan şehitlerin ölmeden önce öldüğünü ifade etti.
Dilipak, Gazze’nin kendileri için sadece vicdan meselesi değil aynı zamanda din davası olduğunu vurgulayarak, “Orası bizim ilk kıblemizdir. Eğer biz Allah’ın kıblesinin izzetini korumakta gaflete düşersek, Allah’ın ipini bırakırsak Allah da bizim ipimizi bırakır. O zaman, Gazzelilerin başına gelen bizim de başımıza gelir. Onun için Gazze’ye sahip çıkmak, kendi geleceğimize sahip çıkmak demektir.” değerlendirmesinde bulundu.
Filistin’deki direnişin, Çanakkale ve Kurtuluş savaşlarının devamı olduğunu söyleyen Dilipak, “100 yıl önce orası bizim parçamızdı. Biz oranın hizmetkarıydık. Orası aynı zamanda bizim için tarih davası.” dedi.
Daha sonra grup adına açıklama yapan Memur-Sen Bolu Şube Başkanı Sami Yılmaz, İsmail Heniyye’nin vasiyetini yerine getirmek, eylem çağrısına icabet etmek, siyonizmi lanetleyip, tarihin en büyük imtihanını veren Gazzelilerin sesi olmak için toplandıklarını belirtti.
İsrail rejiminin 7 Ekim’den bu yana Gazze’de insanlık tarihinin en korkunç soykırımını gerçekleştirdiğini dile getiren Yılmaz, 40 bin insanın alçakça katledildiğini, 100 binden fazla insanın da yaralandığını vurgulayarak, Gazze şeridinde ayakta kalmış tek bir şehir ve mahallenin kalmadığını ifade etti.
Duayla sona eren programa, Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mustafa Alişarlı, AK Parti Bolu İl Başkanı Suat Güner, sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri ve vatandaşlar katıldı.
Gebze’de yürüyüş düzenlendi
Kocaeli Gönüllü Kültür Teşekkülleri tarafından düzenlenen yürüyüş için çok sayıda vatandaş Gebze Eski Çarşı’da toplandı. Yürüyüşte İsrail aleyhine slogan atan ve Filistin’e destek veren pankartlar taşıyan eylemciler, Gebze Kent Meydanı’na ulaştı.
Kur’an-ı Kerim tilavetinin ardından basın açıklaması yapan Kocaeli Gönüllü Kültür Teşekkülleri Dönem Başkanı Muhammed Hanefi Akbulut, siyonizmi lanetlemek ve Gazzelilerin sesi olmak için toplandıklarını söyledi.
Akbulut, Gazze’de, daracık bir alana hapsedilmiş 3 milyon insanın bütün insanlığın sessiz bakışları arasında çaresizce sıranın kendilerine gelmesini beklediğini dile getirerek, “Küresel zalimler bir araya gelmiş Gazze’de planlı programlı bir soykırım uyguluyor. Kundaktaki bebekleri, sokaktaki çocukları, camide ibadet edenleri, un kuyruğundaki aç insanları öldürüyorlar. Meleklerin lanet okuduğu, şeytanların hayranlıkla izlediği bu alçakça, namussuzca vahşet karşısında BM çaresiz, BMGK ikiyüzlü, uluslararası toplum sessiz.” diye konuştu.
Siyonist katillerin, Gazze davasına ömrünü adamış İsmail Heniye’ye yürekleri kahreden elim bir suikast düzenlendiğini anlatan Akbulut, şöyle devam etti:
“Şehidimize Allah’tan rahmet, ümmetimize başsağlığı diliyoruz. Onlar Heniye’yi öldürdüklerini sanıyorlar oysa Allah yolunda öldürülenler ‘ölüler’ değildir ve onlar Rabb’imizin katında rızıklanmaktadırlar. Onlar, bu suikastlarla direnişi durduracaklarını, Filistin’in direncini kıracaklarını, özgürlüğe olan inancı yok edeceklerini sanıyorlar ama yine yanılıyorlar ve yanıldıklarını gün gelecek görecekler.”
Akbulut, Filistin topraklarının Filistin halkının olduğunu vurgulayarak, “Bir çakıl tanesinde bile meşru bir hakkı olmayan, Filistin’deki bir zeytin ağacı kadar bile tarihi olmayan İsrail, 139 ülkenin tanıdığı, başkenti Kudüs olan Filistin devletinden defolup gitmelidir.” ifadelerini kullandı.
Konuşmaların ardından İran’da suikasta uğrayan Heniye ve İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarında hayatlarını kaybedenler için dua edildi.
Yürüyüşe, AK Parti Kocaeli Milletvekili Cemil Yaman, Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı Tahir Büyükakın, Gebze Belediye Başkanı Zinnur Büyükgöz, Çayırova Belediye Başkanı Bünyamin Çiftçi, Dilovası Belediye Başkanı Ramazan Ömeroğlu, sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri ve vatandaşlar katıldı.
Karabük
Yenişehir Camisi önünde toplanan Karabük Filistin’e Destek Platformu temsilcileri, ellerinde pankart ve dövizlerle Kemal Güneş Caddesi’ne kadar yürüdü.
Kur’an-ı Kerim tilavetinin ardından konuşan HAK-İŞ Genel Başkanı Mahmut Arslan, Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra 1917’de Osmanlı Devleti’nin Kudüs’ten çekildiği gün siyonizmin oyunlarının başladığını söyledi.
1948’de siyonistlerin terör devleti kurduğunu ifade eden Arslan, “İsrail’i kuran bütün örgütler terör örgütüydü. Onun için sakın 7 Ekim’den falan başlatmayın Filistin direnişini. 107 yıllık bir geçmişi var. Emperyalizmin kazananları İngilizlerin oyunuyla Filistin toprakları Siyonistlere peşkeş çekildi.” dedi.
Arslan, Filistin’de 107 yıldır mücadelenin sürdüğüne işaret ederek, şunları kaydetti:
“Biz oradan gittik zulüm başladı. Filistin, 4 asır o topraklarda barış ve kardeşliği inşa etmiş, farklı dinlerin bir arada barış içinde yaşamasını sağlamış Osmanlı’nın eyaletidir. Bu topraklar mukaddes topraklardır. Buraya sırtımızı dönemeyiz. ‘Bize ne?’ diyemeyiz. İnancımız gereği orada olmak zorundayız. Tarihin bize yüklediği büyük bir sorumluluk var. Dört asır o toprakların tapusu elimizde. Bize ne diyemeyiz.”
Grup adına basın açıklamasını yapan Memur-Sen İl Temsilcisi Zeki Öz de İsrail’in 7 Ekim’den bu yana Gazze’de insanlık tarihinin en korkunç soykırımını gerçekleştirdiğini dile getirdi.
Etkinlik, yapılan duanın ardından sona erdi.
Yürüyüşe, AK Parti Karabük milletvekilleri Cem Şahin ve Durmuş Ali Keskinkılıç, Belediye Başkanı Özkan Çetinkaya, Karabük Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Fatih Kırışık, AK Parti İl Başkanı Ferhat Salt ve vatandaşlar katıldı.
]]>İZMİR) – Hamas Lideri İsmail Haniye’nin Tahran’da düzenlenen suikastle öldürülmesi sonrası, İzmir Sivil Toplum Kuruluşları Platformu’nun (İSTOK) düzenlediği eylem kapsamında İzmir’de binlerce kişi Filistin’e destek için sokaklara çıktı.
İsrail’in Filistin’e yönelik saldırıları 300 gündür devam ederken Hamas Lideri İsmail Haniye’nin Tahran’da düzenlenen suikastle öldürülmesi sonrası, İzmir Sivil Toplum Kuruluşları Platformu (İSTOK) “Tüm Şehitlerimiz için Gazze İçin Yürüyoruz” sloganıyla düzenlediği eylemle İsrail’i protesto etti.
Platformun düzenlediği eylem İzmir Basmane Gar’ın önünden Konak Meydanı’na yapılan yürüyüşle başladı. İsrail’i protesto eden yaklaşık 2 bin kişi, “Hamas’a selam direnişe devam”, “Katil İsrail Filistin’den defol”, “Çocuklar ölürken sessiz kalınmaz” sloganlarıyla katliama tepki gösterirken tekbir getirerek yürüdü.
Eylem kapsamında Konak Meydan’da basın açıklaması gerçekleştirilirken açıklamayı, İSTOK Dönem Başkanı Gökhan Temur yaptı.
“Ne oluyor ki size 10 aydır insanlık tarihinin en vahşi katliamını seyrediyoruz?”
Temur, Filistin’de yaşananlara tepkisiz kalınmasını İslami öğretiler üzerinden eleştirerek şunları söyledi:
“Çocuklarını şehit veren, korkusuz bir mücahit, Gazze davasına ömrünü adamış, mazlumların lideri, İsmail Haniye Çarşamba günü seher vakti elim bir suikastle şehit edildi. Gazze’deki soykırım 300 gündür devam ediyor. Gazze, direnişiyle onurlu ve azizdir.
İslam coğrafyasında yaşadığımız büyük acıları dikkate aldığımızda Ayet-i Kerime’nin günümüze ışık tuttuğu açıktır. Ey insanlar ne oluyor ki size 10 aydır insanlık tarihinin en vahşi katliamını seyrediyoruz? Ne oluyor ki bize her yaşta, her durumdaki insanın alçakça katledilişine yeterince ses çıkarmıyor ve bir halkın topyekun soykırıma uğramasına seyirci kalıyoruz? 2,5 milyonluk Gazze halkı kendi kanında boğulurken 2,5 milyarlık İslam alemi sessiz kalmaya devam mı edecek?”
“Terör örgütüne nasıl muamele edilmesi gerekiyorsa böyle muamele görmelidir”
İsrail’i ‘terör örgütü’ olarak nitelendiren Temur, şunları kaydetti:
“Dünya bilsin ki İsrail bizim için bir devlet değil, terör örgütüdür. ve terör örgütüne nasıl muamele edilmesi gerekiyorsa böyle muamele görmelidir. İsrail bizim için emperyalizmin tetikçisi, yağmacı, gasp çetesi. İsrail; yalanın, alçaklığın ve namussuzluğun, örgütlü biçimidir. Küresel zalimler bir araya gelmiş Gazze’de planlı programlı soykırım uyguluyor. Küresel medya ise çarpıtmayla zulmü ve vahşeti gizliyor. Onlar sanıyorlar ki akıttıkları kan yanlarına kalacak. Sanıyorlar ki bu zulüm devranı böyle sürüp gidecek. Ey katil İsrail! Ey soykırımcı ABD! Ey soykırımın işbirlikçileri! Mazlumun ahı sonunuz olacak. Direniş kazanacak, insanlık kazanacak.”
“Susmak vahşetin ortağı olmak demektir”
İslam ülkelerine ve dünya kamuoyuna tepki gösterilmesi için çağrıda bulunan Temur, şu ifadeleri kullandı:
“Bizler İzmir’den bütün uluslararası topluma, dünyanın vicdanı kararmamış liderlerine sesleniyoruz. Soykırımın durdurulması, bu vahşete ‘Dur’ denilmesi için uluslararası dengelere, reel politiğe, ulusal çıkarlara daha ne kadar kurban vermemiz gerekiyor? Susmak vahşetin ortağı olmak demektir. Zulüm soykırımı bir an önce sonlandırılmalıdır. Derhal ateşkes sağlanmalı, ilaç ve gıda gibi birçok insani yardım bölgeye ulaştırılmalıdır. Aramızda fitne sokarak kardeşliğimizi bozdular. Gün zulme, Siyonizm’e, emperyalizme karşı olmak, bir araya gelme, insanlığı sesini yükseltme mazlumlara, masumlara sahip çıkma günüdür. Bu zor zamanlarda birlik, beraberlik ve dayanışma çok önem arz ediyor. Maddi yardımlar çok önemli. Boykotu süreklilik haline getirip bir yaşam biçimi olarak devam edelim. Bizler her daim Gazze’deki Doğu Türkistan’da ve dünya genelinde zulme maruz kalmış bütün kardeşlerimizin her da yanında olacağız.”
]]>Filistin Dayanışma Platformu tarafından Hürriyet Meydanı’nda gerçekleştirilen mitinge katılanlar, “Özgür Filistin, İsmail Haniye sen şehit oldun biz şahit olduk”, “Müslüman uyuma kardeşine sahip çık”, “Yaşasın Filistin, Hemen şimdi ateşkes” pankartları ve geçtiğimiz günlerde Tahran’da uğradığı suikast sonucu hayatını kaybeden Hamas Siyasi Büro Şefi İsmail Haniye’nin fotoğraflarının yanı sıra Filistin ve Türk bayrakları taşıdı. Filistin Platformu adına konuşma yapan Raif Korkmaz, “Zalim İsrail ve en büyük destekçisi olan Amerika’nın başlattığı soykırımın 302’ci günündeyiz” dedi.
Filistin’e yönelik düzenlenen saldırılarda bugüne kadar resmi kayıtlara göre 40 bin Filistinlinin şehit olduğunu dile getiren Korkmaz, “İngiliz desteğiyle kurulan İsrail terör örgütü, 76 yıldır Filistin’deki mazlumlara zulmediyor. Bu zulüm artarak devam ediyor. 76 yıldır Müslümanların birlik olamamasından cesaret alan bu hainler ve zalimler her gün şehit haberleri almamıza neden oluyor. Dünya en küçük şeyde adaletten yana olduğunu söylerken dünya ve Amerika bu zulmü sadece kınıyor” diye konuştu.
Korkmaz’ın konuşmasının ardından Radyo-TV Programcısı Nur Haktan konuşma yaptı.
Sungurlu’da “İsrail’i Tel’in, Gazze’ye Destek ve Şehitlere Dua” programı düzenlendi
Sungurlu Abdulmetin Balkanlıoğlu Derneği öncülüğünde Sungurlu Kardeşlik ve Dayanışma Platformu tarafından da “İsrail’i Tel’in, Gazze’ye Destek ve Şehitlere Dua” programı düzenlendi. Atatürk Meydanı’nda düzenlenen programa çok sayıda dernek üyesi ve vatandaşlar katıldı. Grap adına konuşan Kerim Mandıralıoğlu, “Bugün işgalci siyonistlerce çoluk çocuk, kadın yaşlı demeden kanı akıtılan 40 bin şehidin, on binlerce yaralının acısını yüreğimizde taşıdığımızı göstermek için buradayız. Bugün, parçalanmış, korkutulmuş ümmetin yüz akları olan Şeyh Ahmet Yasin’e, Abdülaziz Rantisi’ye, son olarak üç oğlu ve iki torununun şehit olduğu haberi verilince ‘Oğullarımın kanı Gazze’deki şehit halkımızın kanından daha kıymetli değildir. Çocuklarım, Kudüs’ün ve Mescid-i Aksa’nın kurtuluşu uğruna canlarını feda etti’ sözleriyle yiğitliğini gösteren İsmail Haniyye’yi anmak için buradayız. O ve diğerlerinin onurlu mücadeleleri tarih sahnesinde destana dönüşecek inşallah. Hz. İbrahim’in ateşini söndürmeye koşan karınca misali, en azından safımızın belli olması için Filistin’in haklı davasına dualarımızla destek vermemiz İslami, insani ve vicdani sorumluluklarımızdandır. Karşımızda Müslüman coğrafyaya saplanmış bir hançer konumundaki ‘terör devleti’ olan bir İsrail var. Her türlü alçaklığı, barbarlığı ideoloji edinmi siyonist bir musibet var. Müslüman coğrafyanın baş belası, savaşın asıl sahibi ABD var. Bu şer güçlerin karşısında da onlarca Müslüman devletin yapamadığını yapan ümmetin yüzakı bir avuç Filistin şanlı direnişi var. ‘Utan ey ümmeti merhume’ çığlığına ‘Hayat iman ve cihaddır’ prensibine yapışan şanlı Gazze direnişine selam olsun. Vicdanlı dünya insanlarını hayran bırakan Gazze direnişi ümitvar olmamızı tembihliyor. Gazze ruhu, ölü toprağı serpilmiş İslam alemini diriltmeye devam ediyor. Haksızlık karşısında Hakk’ı haykıracak, ayağa kalkacak, Hakk’a şahitliğini sürdürecek bir ümmet bilincine ulaşmamıza katkı sağlıyor. Bunun için ise yüreklerimizi işgal eden dünyalık ağırlıklarımızdan kurtulmamız gerek. Unutmayalım ki, aşağılanmayı, ezilmeyi, sömürülmeyi alın yazısı gören bir ümmet asla ayağa kalkamaz. Selçuklulardan Osmanlı’ya İslam davasına büyük hizmetler etmiş Türk milleti, dünyada yaşanan her zulmün karşısında yer almıştır. Katiller bilmeli ki, bizler öldürülmekle bitmeyiz. Tarih boyunca nice yiğit ve kahramanlar suikastla, kahpe tuzaklarla şehadet şerbetini içti ama bu dava bitmedi” ifadelerini kullandı. – ÇORUM
]]>Adana’nın merkez Seyhan ilçesinde Adana Sivil İnisiyatif Meclisi (ASİM) öncülüğünde protesto yürüyüşü düzenlendi.
5 Ocak Meydanı’nda toplanan grup, ellerinde Filistin bayraklarıyla İsrail ve ABD aleyhine slogan atarak İnönü Parkı’na kadar yürüdü.
Burada grup adına açıklama yapan ASİM Genel Başkanı Mahmut Erarslan, İsmail Heniyye’nin şehadet sevdalısı bir mücahit olduğunu söyledi.
İsrail’in ancak eman altında olanları, savunmasız çocukları, kadınları, ihtiyarları ve masumları katlettiğini belirten Eraslan, şunları kaydetti:
“Tüm dünya bilsin ki İsrail bizim için devlet değil terör örgütüdür. İsrail bizim için emperyalizmin tetikçisi, yağmacı ve gasp çetesidir. İsrail yalanın alçaklığın, namussuzluğun örgütlü biçimidir. Bunlar Firavun’un zalimliği, Nemrut’un kibri Haman’ın azgınlığı miras alanlardır. Bunlar İbrahim’in, Musa’nın ve İsa’nın ilahına savaş açanlardır. Biz onların ne kadar korkak olduklarını ihanetle yoğrulmuş ruhlarını çok iyi biliyoruz.”
Program, konuşmanın ardından yapılan dua ile son buldu
Mersin
Mersin’in Yenişehir ilçesinde, Mersin Filistin Dayanışma Platformu tarafından protesto yürüyüşü düzenlendi.
Mersin İdman Yurdu Meydanı’nda toplanan grup, ellerinde Türk ve Filistin bayraklarıyla İsrail ve ABD aleyhine slogan atarak Özgecan Aslan Barış Meydanı’na kadar yürüdü.
Grup adına açıklama yapan Memur-Sen İl Başkanı Ertuğrul Yıldız, suikasta uğrayan Hamas Siyasi Büro Başkanı İsmail Heniyye’nin eylem çağrısına uymak ve Gazze halkının sesi olmak için toplandıklarını söyledi.
İsrail’in Gazze’de insanlık tarihinin en korkunç soykırımını gerçekleştirdiğini belirten Yıldız, “Gazze’de yaşanan soykırım bir an önce durdurulmalıdır. Derhal ateşkes sağlanmalı, ilaç ve gıda başta olmak üzere insani yardımının önü açılmalıdır. Gün zulme, siyonizme, emperyalizme karşı bir olma, vahdet şuuruyla bir araya gelme, insanlığın sesini yükseltme ve mazlumlara sahip çıkma günüdür. Filistin toprakları Filistin halkınındır.” diye konuştu.
Burada, İsmail Heniyye ve şehitler için Kur’an-ı Kerim okundu, dualar edildi.
Hatay
Hatay’da Antakya TOKİ Resulullah Camisi önünde toplanan vatandaşlar Hamas Siyasi Büro Başkanı İsmail Heniyye’nin suikasta uğraması ve İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarını kınadı.
Ellerinde Türk ve Filistin bayrakları ile dövizler taşıyan vatandaşlar tekbir getirdi, sloganlar atarak İsrail’in Gazze’ye saldırılarına tepki gösterdi.
Grup adına açıklama yapan Memur-Sen Hatay İl Temsilcisi İsmail Bayrakdar, İsrail’in 7 Ekim’den bu yana Gazze’de insanlık tarihinin en korkunç soykırımını gerçekleştirdiğini söyledi.
Gazze’de yaşanan soykırımın bir an önce durdurulması gerektiğini belirten Bayrakdar, şöyle devam etti:
“Derhal ateşkes sağlanmalı, ilaç ve gıda başta olmak üzere insani yardımların acilen önü açılmalıdır. ABD ve diğer ülkelerin soykırımına silah desteği durdurulmalıdır ve buradan insanlığın vicdanına sesleniyoruz: Soykırımın durdurulması için bütün insanlık ayağa kalkmalı, meydanlar, sokaklar, caddeler ‘Özgür Filistin’ sloganlarıyla inletilmeli, liderlere baskı yapılmalıdır ve yine buradanİslam ülkelerine sesleniyoruz: gün, zulme, siyonizme, emperyalizme karşı bir olma, vahdet şuuruyla bir araya gelme, insanlığın sesini yükseltme, mazlumlara, masumlara sahip çıkma günüdür.”
Açıklamanın ardından İl Müftüsü Mevlüt Topçu, tarafından dua edildi.
Öte yandan İskenderun ilçesinde de Anadolu Gençlik Derneği öncülüğünde protesto yürüyüşü düzenlendi.
Kaptan Mehmet Paşa Camisi önünde toplanan grup ellerinde Filistin bayraklarıyla İsrail ve ABD aleyhine slogan atarak Nihal Atakaş Camisi’ne kadar yürüdü.
Osmaniye
Osmaniye’de Osmaniye Sivil Toplum Kuruluşları Platformu öncülüğünde protesto yürüyüşü düzenlendi.
Zafer Camii önünde toplanan grup, ellerinde Filistin bayraklarıyla İsrail ve ABD aleyhine slogan atarak Cumhuriyet Meydanı’na kadar yürüdü.
Burada grup adına açıklama yapan Memur-Sen Osmaniye Şube Başkanı Mahmut Kahraman, İsrail’in 7 Ekim’den bu yana Gazze’de insanlık tarihinin en korkunç soykırımını gerçekleştirdiğini söyledi.
Küresel zalimlerin bir araya gelerek Gazze’de planlı programlı bir soykırım uyguladığını anımsatan Kahraman, “Bugün burada şehit İsmail Heniyye’nin vasiyetini yerine getirmek, eylem çağrısına icabet etmek, siyonizmi lanetleyip, tarihin en büyük imtihanını veren Gazzeli kardeşlerimizin sesi olmak için toplanmış bulunuyoruz. Siyonist İsrail rejimi 7 Ekim’den bu yana Gazze’de insanlık tarihinin en korkunç soykırımını gerçekleştiriyor. 40 bin kardeşimizi alçakça katletti, 100 binden fazla kardeşimiz de yaralı. Gazze şeridinde ayakta kalmış tek bir şehir tek bir mahalle kalmadı. İnsanların sığınabilecekleri tek bir güvenli nokta bile yok” diye konuştu.
Program, konuşmanın ardından yapılan dua ile son buldu.
]]>Kahramanmaraş’ta sosyal medya üzerinden organize olan grup, Hamas Siyasi Büro Başkanı İsmail Heniyye’nin suikasta uğramasını ve Filistin’e yönelik saldırıları kınamak için Demokrasi Meydanı’nda toplandı.
Grup adına açıklama yapan Rüveyda Alber, Heniyye’nin suikast sonucu şehit edilmesinden derin bir üzüntü duyduklarını söyledi.
İsrail’in Filistin’de soykırıma devam ettiğini, insani, hukuki, vicdani ve ahlaki değerleri tanımadan sivilleri ve bebekleri katlettiğini anlatan Alber, şöyle konuştu:
“Bizler konforlu hayatlarımıza devam ederken Gazze halkı bombalanmaya ve açlıktan ölmeye devam ediyor. Gazze halkı Allah’a imanın en güzel örneğini sergiliyor. Onlar tüm dünyaya Allah’a teslimiyetin ve İslam ahlakının en güzel halini gösteriyorlar.”
Gazze’nin onurlu direnişine ses olmaya devam edeceklerini ve yalnız bırakmayacaklarını kaydeden Alber, “Gündem ne kadar değişirse değişsin bizim için gündem Gazze’dir, Filistin’dir. Oturduğumuz, kalktığımız her yerde Gazze’yi konuşmaya ve anlatmaya devam edeceğiz.” ifadelerine yer verdi.
Açıklamanın ardından Filistin’e destek için dua edildi.
Şanlıurfa
Hamas Siyasi Büro Başkanı İsmail Heniyye’nin İran’ın başkenti Tahran’da suikasta uğraması Şanlıurfa’da düzenlenen yürüyüşle protesto edildi.
Şanlıurfa Sivil Toplum Kuruluşları Platformu öncülüğünde düzenlenen etkinlik kapsamında Ali Şelli Parkı’nda toplanan vatandaşlar, Türk ve Filistin bayrakları ile dövizlerle Rabia Meydanı’na kadar yürüdü.
Yürüyüş sırasında vatandaşlar tekbir getirdi, sloganlar atarak İsrail’in Gazze’ye saldırılarına tepki gösterdi.
Yürüyüş sonrası Heniyye ve İsrail’in saldırılarında hayatını kaybeden Filistinliler için dua edildi.
Programa, Büyükşehir Belediye Başkanı Mehmet Kasım Gülpınar, Karaköprü Belediye Başkanı Nihat Çiftçi, STK ve siyasi parti temsilcileri ile vatandaşlar katıldı.
Kilis
Kilis Sivil Dayanışma Platformu üyeleri, Cumhuriyet Meydanı’nda bir araya gelerek, Hamas Siyasi Büro Başkanı İsmail Heniyye suikastına tepki gösterdi.
Katılımcılar tekbir getirerek İsrail aleyhine sloganlar attı.
Grup adına basın metnini okuyan Memur-Sen İl Temsilcisi Mehmet Bekir Şen, İsrail’in 7 Ekim’den bu yana Gazze’de insanlık tarihinin en korkunç soykırımını gerçekleştirdiğini, Gazze Şeridi’nde tek bir güvenli noktanın bulunmadığını söyledi. Şen, şunları kaydetti:
“İsrail saldırılarında 40 bin kardeşimiz alçakça katletti, 100 binden fazla kardeşimiz de yaralı. Gazze şeridinde ayakta kalmış tek bir şehir, tek bir mahalle kalmadı. İnsanların sığınabilecekleri tek bir güvenli nokta bile yok. Gazze’de daracık bir alana hapsedilmiş üç milyon insan bütün insanlığın sessiz bakışları arasında yaşanan soykırımda çaresizce sıranın kendilerine gelmesini bekliyor. Mazlum ve masumlar faşist ABD’nin siyonistlere verdiği silahlarla havadan, karadan, denizden bombalanıyor. Ağızlarından insan hakları sözünü düşürmeyen İngiltere, Fransa, Almanya gibi ülkeler soykırıma açık destek veriyor.”
Kilis’ten bütün uluslararası toplumlara ve liderlere seslendiklerini vurgulayan Şen, soykırımın durdurulması için bütün insanlığın ayağa kalkması gerektiğini ifade etti.
Konuşmanın ardından suikasta uğrayan Hamas Siyasi Büro Başkanı Heniyye ve İsrail’in saldırılarında hayatını kaybeden Filistinliler için Kur’an-ı Kerim okundu ve dua edildi.
Malatya
Malatya’da Hamas Siyasi Büro Başkanı İsmail Heniyye’nin suikasta uğraması ve İsrail’in Filistin’e yönelik saldırıları kınandı.
3 Ağustos Cumartesi günü, tüm Arap, İslam ve dünya ülkelerini, Gazze halkına ve İsrail hapishanelerindeki Filistinli esirlere destek olmak için meydanlara inmeye çağıran daha sonra İran’da suikast sonucu öldürülen Hamas Siyasi Büro Başkanı İsmail Heniyye’nin çağrısına kulak verenler yürüyüş yaparak İsrail’i lanetledi.
Vatandaşlar ellerinde Türk ve Filistin bayraklarıyla İsrail aleyhine sloganlar atarak, İnönü Caddesi Malatyapark önündeki meydanda toplandı.
Burada tekbir getiren kalabalık, Filistin direnişinin simge isimlerini andı.
]]>ABD’DEN VATANDAŞLARINA “LÜBNAN’I TERK EDİN” ÇAĞRISI
İran’ın başkenti Tahran’da Hamas lideri İsmail Haniye’nin suikast sonucu öldürülmesinin ardından bölgede tansiyon iyice yükseldi. İran ve İsrail’den karşılıklı “savaş” açıklamaları gelirken, ABD’nin Beyrut Büyükelçiliği dikkat çeken bir açıklama yaptı. Büyükelçilikten ülkedeki vatandaşlara yapılan uyarıda, birtakım hava yolu şirketlerinin “bölgeye uçuşlarını iptal ettiği” ancak ticari uçuşların devam ettiği belirtildi.
“HERHANGİ BİR UÇAK BİLETİNİ ALIN”
Uyarıda, “Lübnan’dan ayrılmak isteyenleri, uçuş hemen olmasa veya tercih ettikleri rota takip edilmese bile kendilerine uygun herhangi bir bileti almaya teşvik ediyoruz.” ifadesi kullanıldı. ABD vatandaşlarının mali konuda destek almaları için Büyükelçiliğe başvurabilecekleri vurgulanan uyarıda, ülkeyi terk etmeyeceklerin ise “acil durum planı” hazırlaması tavsiye edildi.
ABD Dışişleri Bakanlığı, İsrail ile Hizbullah arasında artan gerilim dolayısıyla 1 Ağustos’ta vatandaşlarına “Lübnan’a seyahat etmemeleri” uyarısında bulunmuştu. ABD, Hollanda, Hindistan, İngiltere, Almanya, İsviçre, İtalya, Yunanistan, Fransa ve Polonya hava yolu firmaları, Orta Doğu’da yaşanan son gelişmeler üzerine güvenlik gerekçesiyle İsrail ve Lübnan’a bazı uçuşları iptal ettiklerini açıklamıştı.
HANİYE SUİKASTI
Hamas lideri İsmail Haniye, İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’ın yemin törenine katılmak için Tahran’da bulunuyordu. İran Devrim Muhafızları Ordusu, 31 Temmuz’da sabaha karşı yaptığı açıklamada, Haniye’nin Tahran’da kaldığı konutuna saldırı düzenlendiğini duyurdu. İran ve Hamas Hareketi alçak suikasttan İsrail’i sorumlu tuttu.
İsmail Haniye1962 yılında Gazze’deki bir mülteci kampında doğan İsmail Haniye, Hamas’ın kuruluşundan bu yana önemli bir isimdi. İsrail tarafından birçok kez hapse atılan Haniye, 2003 yılında İsrail’in suikast girişiminden kurtulmuştu. 3 yıl sonra Hamas’ın seçimleri kazanmasının ardından kısa bir süre Filistin Başbakanı olan Haniye, 2017 yılında Hamas’ın siyasi büro başkanlığına seçilmişti. Haniye, Katar, ABD ve Mısır’ın arabuluculuğunda yürütülen müzakerelerde Hamas heyetine liderlik ediyordu.
Öte yandan ABD İran’ın misilleme saldırı planlarına karşı İsrail’in savunmasını güçlendirmek üzere harekete geçti. ABD Savunma Bakanlığı’nın gerilimin artmasının ardından İsrail’in savunmasına yardımcı olmak amacıyla ek savaş uçakları ve donanma savaş gemileri göndermesinin ardından gözler bölgeye çevrildi.
ARADA SADECE 10 KİLOMETRE VAR
İsrail Ordu Radyosu, ABD’nin nükleer enerjili uçak gemisi USS Theodore Roosevelt’in İran kıyılarından sadece 10 km (6,2 mil) uzaklıktaki Hürmüz Boğazı’na ulaştığını bildirdi.

“DÜNYA ÇOK ÖNEMLİ GELİŞMELERE SAHNE OLACAK”
Öte yandan İran medyasında da sık sık yayın akışı kesilerek askeri marşlar yayınlanmaya başladı. İran Devlet Televizyonu, “Önümüzdeki saatlerde dünya çok önemli gelişmelere sahne olacak” açıklamasını yaparak İsrail’le savaş imasında bulundu.
“SİYONİST REJİM BİTTİ”
İsmail Haniye suikastı sonrası İsrail’e misilleme sözü veren İran lideri Ayetullah Hamaney de, “Siyonist rejim bitti” paylaşımını X’teki sosyal medya profiline sabitledi.
BEKLENEN SALDIRI BİR TÜRLÜ GELMEDİ
İsrail-İran arasındaki topyekun savaş gerilimi Orta Doğu’yu sararken dünya Tahran’ın yapacağı saldırıya kilitlendi. Bütün dünya gece saatlerinde İsrail’in vurulacağını tahmin ederken beklenen saldırı bir türlü gelmedi. Batı istihbarat kaynakları İran’ın 12 Ağustos’ta başlayıp 13 Ağustos’ta sona erecek bir saldırı hazırladığını tespit ettiklerini söylüyor. İran’ın saldırısının, Lübnan’daki Hizbullah ile koordineli olacağı bildiriliyor.
TARİH MANİDAR
Saldırının 12 ve 13 Ağustos tarihlerini seçilmesi ise bir hayli manidar. Bu tarihler Yahudiler için yas ve oruç günüdür. Tişa beAv cumartesi gününe denk gelemez böyle bir durumda bir gün ertelenerek pazar günü icra edilir. Bu günün yas ve oruç günü olmasının sebebi, Yahudilerin kutsal mabedi olan Kudüs’teki Süleyman mabedinin MÖ 586 ve MS 70 yıllarında iki kez İbrani takvimine göre Av ayının 9’una denk gelen gün yıkılmış olmasıdır ve çeşitli felaketlerin hep bu güne denk gelmesidir. Bu bağlamda New York Times gazetesine konuşan istihbarat kaynakları bu saldırı tarihinin İran Dini Lideri Hamaney tarafından özellikle seçildiğini belirtiyor. İran kanadı bu tarihlerde yapılacak olan bir saldırının halkın psikolojisini etkileyeceğini de düşünüyor. Son olarak, İran’ın bu günde saldırmasının tatilde olan İsrail kanadı için bir sürpriz olması da bekleniyor. Dahası İran’ın asıl amacının başarılı bir saldırı gerçekleştirerek vekil güçleri dahil bölgede kontrolü tekrar sağlama isteği olduğu belirtiliyor.
ODASI DIŞARIDAN VURULDU
Orta Doğu’yu alev çemberine alan Haniye suikastında detaylar gün yüzüne çıkmaya devam ediyor. Son olarak İran Devrim Muhafızları, Hamas liderinin odasının dışarıdan ateşlenen kısa menzilli bir roketle vurulduğunu duyurdu.
İSRAİL ORDUSUNDAN BİR SUİKAST DAHA
İsrail ordusu, işgal altındaki Batı Şeria’da bulunan Tulkarim’e hava saldırısı düzenledi. Seyir halindeki bir otomobilin hedef alındığı saldırıda, toplam 5 kişinin hayatını kaybettiği belirtildi. Saldırıda hayatını kaybedenlerden birinin Hamas’ın üst düzey yetkililerinden Haitham Balidi olduğu ortaya çıktı bu iddia Hamas tarafından da kısa sürede doğrulandı.
]]>İsrail’in Filistin’e yönelik saldırıları devam ederken Hamas’ın lideri İsmail Haniye’nin öldürülmesi, bölgedeki gerilimi daha da artırdı.
Saadet Partisi 81 ilde eş zamanlı olarak “Şehitlere Rahmet, Zalimlere Lanet” başlıklı basın açıklaması düzenledi.
Saadet Partisi İzmir İl örgütü Konak Meydanı’nda düzenlenen basın açıklamasında İsrail’i kınarken, TBMM’ye de İsmail Haniye’nin ölümünün ardından yeni davet çağrısında bulundu.
Açıklamayı Saadet Partisi İzmir İl Teşkilat Başkanı Yaşar Eroğlu yaptı, İsrail ile ticarete devam eden Müslüman ülkelere tepki gösterdi.
“Soykırımı açıktan desteklemek İsrail’i daha da cesaretlendirmiştir”
İsrail’in durdurulmaması durumunda Türkiye ve diğer Müslüman ülkelerin de tehlikede olduğunun altını çizen Eroğlu, şunları söyledi:
“İsrail’in 7 Ekim’den itibaren Gazze’de başlattığı işgal maalesef ki tüm acımasızlığıyla devam etmektedir. Yakın tarihin en acımasız ve en vahşi işgali; bugüne kadar on binlerce mazlumun canını almıştır. Siyonist rejim kadın, çocuk, yaşlı demeden hunharca bir şekilde katliamlar yaptı, yapmaya da devam ediyor. Hastaneleri, camileri, kiliseleri okulları ve mülteci kamplarını dahi hedef alan terör devleti; tüm dünyanın gözü önünde bütün savaş suçlarını işlemiştir. İsrail hapishanelerinde Filistinli mazlumlara uygulanan işkence ve tecavüzler ise artık uygulanan zulmün ne denli korkunç olduğunu gözler önüne sermektedir. Evet! Gazze’de bir soykırım vardır ve bu soykırım tüm dünya devletlerinin gözü önünde yapılmaktadır. Bütün bunlar yaşanırken bizler Batı’nın ikiyüzlü tutumuna bir kez daha şahit olduk. Rusya- Ukrayna savaşında tüm dünyayı ayağa kaldıran ABD ve Batı; aylardır uygulanan soykırımı açıkça desteklediğini her fırsatta dile getirmiştir. Tarihleri kötülükle yazılanların, bugün Netanyahu’ya alkış tutması sadece ve sadece Batı’nın gerçek yüzünü göstermiştir. Geçmişinde Leopold, Hitler, Mussolini ve daha nice caniler bulunduranlar tabii ki de Netanyahu’yu alkışlayacak, zulme destek verecektir. Uluslararası Adalet Divanı’nın bile savaş suçu işlendiğine hükmettiği bir dönemde soykırımı açıktan desteklemek İsrail’i daha da cesaretlendirmiştir. Netanyahu’nun ABD Kongresi’nde bir kahraman gibi karşılanması ise işgale verilen desteği bir kez daha tüm dünyaya ilan etmiştir.
“Terör devleti; yarın Mısır’ı, Türkiye’yi, Suudi Arabistan’ı ve diğer İslam ülkelerini hedef alacaktır”
Batı’nın bu ikiyüzlü politikası geçmişten beri aşina olduğumuz bir durumdur. Fakat İslam ülkelerinin aylardır kınamaların ötesinde bir adım atmaması, yaşananları sadece izlemesi ve hatta kimisinin devam etmesi Müslümanların vicdanını yaralamıştır. Ülkemiz de başta olmak üzere ticarete devam eden bazı İslam ülkeler, İsrail’in işlediği tüm suçlara ortak olmuştur. Silah sanayisinde kullanılan malzemeleri bile gönderen iktidar, tüm uyarılara rağmen aylarca ticarete devam etmiştir. İslam ülkelerinin bu sessizliği İsrail’e cesaret veren en başat unsur olmuştur. İslam İşbirliği Teşkilatı’nın yaşanan her vahşeti sadece kınamakla geçiştirmesi soykırımın değirmenine su taşımaktan başka bir işe yaramamıştır. İsrail’in yegane hedefi bölge ülkelerini kana ve gözyaşına boğmaktır. Bugün zulme göz yumanlar, siyonizmin bir sonraki hedefi olduğunu unutmamalıdır. Bugün Yemen’i, Lübnan’ı, Filistin’i Suriye’yi ve İran’ı hedef alan terör devleti; yarın Mısır’ı, Türkiye’yi, Suudi Arabistan’ı ve diğer İslam ülkelerini hedef alacaktır. İsrail bölgemiz için en büyük tehdittir ve her devlet için en büyük beka sorunudur. Güvenliğini Filistin’den başlatmayanlar, yarın emniyette olmayacaktır. Kudüs’ü sahiplenmeyen, işlenen soykırımın karşısında durmayan ve somut hiçbir adım atmayan her yönetim; günü gelince pişman olacaktır. Çünkü İsrail’in hedefi sadece Filistin değil, tüm Müslüman coğrafyadır.
“Filistin davası, hepimizin davasıdır”
Biliyor ve inanıyoruz ki zafer Filistin’e nasip olacak. Öldürerek, yok ederek kazandığını sananlar; bugünün de yarının da en büyük kaybedenleridir. Hitler’i örnek alan Siyonist zihniyet, aynı akıbeti paylaşmaktan kaçamayacaktır. Türkiye başta olmak üzere tüm İslam ülkelerinin ve Filistin’den yana olan devletlerin atacağı adımlar, Siyonizm’i yerle yeksan edecektir. Bizler, ABD’nin katil Netanyahu’yu kongrede konuşturmasının ardından İsmail Haniye’nin TBMM’ye davet edilmesi çağrısı yapmıştık. Bugün de kendisinin çağrısı üzerine meydanlardayız. Genel Başkanımız Temel Karamollaoğlu ile yaptığı telefon görüşmesinde Gazze ve İsrail hapishanelerindeki mahkumlar için destek mitingleri isteyen Haniye’nin şehadetinin ardından çağrımızı yineliyor ve Hamas’ın yeni lideri Halid Meşal’in Millet Meclisimize davet edilmesini talep ediyoruz. Filistin davası, hepimizin davasıdır.”
]]>Cumhuriyet Meydanı Bürüngüz Cami önünde düzenlenen basın açıklamasına Saadet Partisi Kayseri İl Başkanı Baki Coşkun, il yönetimi, üyeler ve vatandaşlar katıldı. Saadet Partisi Kayseri İl Başkanı Baki Coşkun, ” İsrail’in 7 Ekim’den itibaren Gazze’de başlattığı işgal maalesef ki tüm acımasızlığı ile devam etmektedir. Yakın tarihin en acımasız ve en vahşi işgali; bugüne kadar on binlerce mazlumun canını almıştır. Siyonist rejim kadın, çocuk, yaşlı demeden hunharca katliamlar yaptı, yapmaya da devam ediyor. Hastaneleri, camileri, kiliseleri, okulları ve mülteci kamplarını dahi hedef alan terör devleti; tüm dünyanın gözü önünde bütün savaş suçlarını işlemiştir. İsrail hapishanelerinde Filistinli mazlumlara uygulanan işkence ve tecavüzler ise artık uygulanan zulmün ne denli korkunç olduğunu gözler önüne sermektedir. Evet! Gazze’de bir soykırım vardır ve bu soykırım tüm dünya devletlerinin gözü önünde yapılmaktadır. Daha önce nice İslam ülkesinde yaşananlar bugün Gazze’de tekrar etmektedir. İnsanlığın, vicdanın ve uluslararası hukukun yok sayılarak işlendiği bu katliamlar, şimdiden tarihe kara bir leke olarak geçmiştir. İsrail barışı, huzuru ve uluslararası hukuku hedef alarak tüm dünyayı büyük bir kaosa çekmektedir” dedi.
Baki Coşkun, “Bütün bunlar yaşanırken bizler Batı’nın iki yüzlü tutumuna bir kez daha şahit olduk. Rusya- Ukrayna savaşında tüm dünyayı ayağa kaldıran ABD ve Batı; aylardır uygulanan soykırımı açıkça desteklediğini her fırsatta dile getirmiştir. Sözde demokrasinin ve medeniyetin beşiği olanlar; uygulanan kan dondurucu vahşete alkış tutmaktadır. Soykırımla, işkencelerle ve katliamlarla maruf olanların İsrail’i desteklemesi bizleri şaşırtmamıştır. Tarihleri kötülükle yazılanların, bugün katil Netanyahu’ya alkış tutması sadece ve sadece Batı’nın gerçek yüzünü göstermiştir. Geçmişinde nice caniler bulunduranlar tabii ki de Netanyahu’yu alkışlayacak, zulme destek verecektir. Uluslararası Adalet Divanı’nın bile savaş suçu işlendiğine hükmettiği bir dönemde soykırımı açıktan desteklemek İsrail’i daha da cesaretlendirmiştir. Katil Netanyahu’nun ABD Kongresi’nde bir kahraman gibi karşılanması ise işgale verilen desteği bir kez daha tüm dünyaya ilan etmiştir. Batı’nın bu ikiyüzlü politikası geçmişten beri aşina olduğumuz bir durumdur” ifadelerini kullandı.
İktidara çağrıda bulunan Coşkun, “Buradan iktidara sesleniyoruz; İsrail ancak güçten anlar. Bu sebeple Siyonist terör örgütüne karşı somut adımlar atılmalı, ülkemizin gücü gösterilmelidir. Bu çerçevede; diplomatik ilişkiler kesilmelidir. Ticari ambargo kararı alınmalı, ticaret tamamen sona erdirilmelidir. Hatta ülkemizin kara, hava ve deniz sahası kullanılarak katil İsrail’e lojistik destek sağlanmasına engel olunmalıdır. Petrol vanaları acilen kapatılmalı, enerji temini durdurulmalıdır. İncirlik ve Kürecik üsleri başta olmak üzere tüm NATO üslerinden, katil İsrail’e verilen her türlü destek durdurulmalıdır” dedi.
İsrail’in yegane hedefi bölge ülkelerini kana ve gözyaşına boğmaktır
Baki Coşkun, “İslam ülkelerinin bu sessizliği, Katil İsrail’e cesaret veren en başat unsur olmuştur. İslam İşbirliği Teşkilatı’nın yaşanan her vahşeti sadece kınamakla geçiştirmesi, soykırımın değirmenine su taşımaktan başka bir işe yaramamıştır. Bizler Necmettin Erbakan Hocamızın ilk günden itibaren söylediğini söylemeye, bölge ülkelerini ikaz etmeye devam ediyoruz. ve diyoruz ki; İsrail’in yegane hedefi bölge ülkelerini kana ve gözyaşına boğmaktır. Bugün zulme göz yumanlar, siyonizmin bir sonraki hedefi olduğunu unutmamalıdır. Bugün Yemen’i, Lübnan’ı, Filistin’i, Suriye’yi ve İran’ı hedef alan terör devleti; yarın Mısır’ı, Türkiye’yi, Suudi Arabistan’ı ve diğer İslam ülkelerini hedef alacaktır. İsrail bölgemiz için en büyük tehdittir ve her devlet için en büyük beka sorunudur. Güvenliğini Filistin’den başlatmayanlar, yarın emniyette olmayacaktır. Kudüs’ü sahiplenmeyen, işlenen soykırımın karşısında durmayan ve somut hiçbir adım atmayan her yönetim; günü gelince pişman olacaktır. Çünkü İsrail’in hedefi sadece Filistin değil, tüm Müslüman coğrafyadır. Bunu da Büyük İsrail Projesi olan BOP’un eliyle işletmektedir. O yüzden diyoruz ki; Bugün Gazze yarın Türkiye, İsrail’e karşı BOP’a dur de. Bu hakikati yıllardır tüm İslam ülkelerine anlatmaya çalışan, hayatını Filistin’in özgürlüğü için adayan Şehit Komutan İsmail Haniye’nin şehadeti, bölgemizdeki ateş çemberinin gittikçe büyüyeceğini göstermektedir. Bir kez daha söylüyoruz; İslam ülkeleri için birlik ve beraberlikten başka çıkar yol yoktur. Batı’nın ve siyonist rejimin böl, parçala, yok et stratejine karşı; birlik, bütünlük ve cesaret anlayışı dışında kurtuluş olmayacaktır. Kurtuluşun tek yolu vardır. Şahsiyetli bir dış politika ile İslam Birliğinin kurulmasıdır” şeklinde konuştu.
Başkan Baki Coşkun, “Bizler işlenen vahşetin, uygulanan soykırımın ve dökülen kanın zaferle neticelenmeyeceğini biliyoruz. Zalimin mazluma, batılın hakka, zulmün merhamete, kötülüğün iyiliğe galebe çaldığı görülmemiştir ve görülmeyecektir. Bu dava yetimlerin, öksüzlerin, biçarelerin davasıdır. Bu dava ümmet-i Muhammed’in, insanlığın ve vicdandan yana olanların davasıdır. Bu dava Yaser Arafat’ın, Şeyh Ahmed Yasin’in, Abdülaziz El Rantisi’nin, Salih Aruri’nin ve İsmail Haniye’nin davasıdır. Biliyor ve inanıyoruz ki zafer Filistin’e nasip olacak. Öldürerek, yok ederek kazandığını sananlar; bugünün de yarının da en büyük kaybedenleridir. Zulüm ile abad olunduğu görülmemiştir. Hitler’i örnek alan siyonist zihniyet, aynı akıbeti paylaşmaktan kaçamayacaktır. Dünün Nazileri hangi hüsranı yaşadıysa, bugünün neonazileri de aynı hüsranı tadacaktır. Netanyahu’ya alkış tutanlar Vietnam’da, Afganistan’da, Irak’ta nasıl kaybettiyse Filistin’de de kaybedecektir” dedi.
Coşkun, “Türkiye başta olmak üzere tüm İslam ülkelerinin ve Filistin’den yana olan devletlerin atacağı adımlar, siyonizmi yerle yeksan edecektir. Bizler, ABD’nin katil Netanyahu’yu kongrede konuşturmasının ardından İsmail Haniye’nin TBMM’ye davet edilmesi çağrısı yapmıştık. Bugün de kendisinin çağrısı üzerine meydanlardayız. Gazze ve İsrail hapishanelerindeki mahkumlar için destek mitingleri düzenlenmesini isteyen Haniye’nin şehadetinin ardından çağrımızı yineliyor ve Hamas’ın yeni lideri Halid Meşal’in Millet Meclisimize davet edilmesini talep ediyoruz. Meydanları dolduran kardeşlerimiz, Şehit Komutan İsmail Haniye’nin bizler için vasiyet olan isteğini yerine getirmektedir. Buradan bir kez daha kendisine ve Filistin için canını ortaya koyarak şehadete eren şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyoruz. Filistin davası, hepimizin davasıdır ve zafer Allah’ın izniyle bizlere nasip olacaktır. “Nehirden denize özgür Filistin” bir hayal değil, bir hakikattir ve bu hakikat mutlaka gerçekleşecektir. Buradan bir kez daha en gür sesimizle haykırıyoruz; bir Filistin vardı, bir Filistin gene var ve daima var olacak” ifadelerini kullandı. – KAYSERİ
]]>2006’daki İsrail-Hizbullah savaşı 12 Temmuz’da başlamış ve 34 gün sürmüştü.
10 aydır süren yıpratma savaşının ardından iki taraf yeniden bu kez cephede savaşabilir.
İsrail’in üstün yanları hava kuvvetleri ve istihbaratı. Hizbullah’ın elinde ise geniş bir füze stoğu ve silahlı insansız hava araçları var.
İki taraf arasında çıkabilecek büyük bir savaşın neye benzeyebileceğini anlamak için iki temel faktörü göz önünde bulundurmak gerek: 2006’daki savaştan alınan dersler ve taraflar arasında 10 aydır süren çatışmalar.
İsrail, kava kuvvetlerinin üstün gücü nedeniyle Lübnan’da büyük yıkıma neden olabilir. Ancak İsrail ordusu Gazze’de ülkenin onlarca yıldır dahil olduğu en uzun savaşı yürütüyor.
Hizbullah şu ana kadar aralarında üst düzey askeri komutanı Fuad Şükür ve üç önemli liderin de bulunduğu 350’den fazla savaşçısını kaybettiğini, İsrail’in bu kişilerin tamamını hava saldırılarında öldürdüğünü söylüyor.
Ancak Şii Müslüman bir parti olan Hizbullah, olası bir topyekün savaşa, yıllardır Suriye’deki savaşta tecrübe kazanan yeni komutanlarıyla katılacak.
Hizbullah’ı destekleyen İran, örgüte maddi ve askeri destek veriyor.
ABD ve İngiltere dahil birçok Batılı ülkenin ve bazı Arap ülkelerinin “terör örgütleri” listesindeki Hizbullah, Lübnan hükümetine göre, meşru bir direniş örgütü. Siyasi bir parti de olan Hizbullah, Lübnan Meclisi’nde önemli sayıda milletvekiliyle temsil ediliyor.
2006 yılındaki savaş, Hizbullah’ın sınır ötesi bir baskında 8 İsrail askerini öldürmesi, 2 İsrail askerini kaçırması ve İsrail’le esir takası talep etmesi sonrası çıktı.
Gözlemciler, İsrail ve Hizbullah arasındaki mevcut yıpratma savaşının topyekun veya kapsamlı bir savaşa dönüşmesi halinde, İsrail’in 18 yıl önceki durumla yine karşı karşıya kalabileceğine inanıyor. İsrail o dönem önce yoğun bir hava saldırısı, sonra da kara harekatı başlatmıştı.
İsrail’in hedefleri, kaçırılan iki askeri kurtarmak ve Hizbullah’ı askeri olarak ezmekti. Ancak bu hedeflere varılamadı.
Savaş, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin 1701 sayılı Kararının 11 Ağustos 2006’da oy birliğiyle kabul edilmesiyle sona erdi.
İsrail’in operasyonlarını durdurmasının ardından Hizbullah da 14 Ağustos sabahı İsrail’e yönelik füze saldırılarını durdurdu.
İki taraf da, BM Güvenlik Konseyi kararlarını ihlal ettikleri gerekçesiyle eleştiriliyor. Hizbullah’a yönelik eleştiri, silahlarını muhafaza etmesi. İsrail’e yönelik eleştiri ise hala Lübnan topraklarını işgal, Lübnan hava sahasını da düzenli olarak ihlal etmesi.
Hizbullah’ın İsrail’e yönelik saldırıları
Hizbullah, 8 Ekim 2023’te İsrail mevzilerini bombalamaya başladı.
Örgüt bunu, İsrail’in, Hamas’ın bir gün önce ülkenin güneyinde sivillere ve askerlere yönelik saldırılarına yanıt olarak Gazze’yi bombalamasının ardından, “Gazze’ye destek olmak için” yaptığını açıkladı.
Hizbullah ayrıca bu cepheyi, Gazze’de ateşkes sağlanana dek açık tutacağını duyurdu.
İsrail’e karşı oluşturulan stratejik askeri ittifak; Hizbullah, Hamas, İslami Cihad, Yemen’deki Husiler ve İran tarafından desteklenen Iraklı grupları kapsıyordu
Hizbullah ve İsrail yetkilileri savaşa hazır olduklarını ancak İsrail’in Hizbullah’la savaş çıkması halinde Lübnan’ı “Taş Devri”ne döndürme tehdidine rağmen, topyekun bir çatışmadan kaçınmayı tercih ettiklerini söyledi.
BM’ye göre sınır ötesi saldırılar nedeniyle Lübnan’da çoğu sivil 90 binden fazla kişi evlerinden etmek zorunda kaldığı; İsrail’in saldırılarında 100 sivil ve 366 Hizbullah savaşçısı öldü.
İsrail yetkilileri ise Hizbullah’ın saldırıları nedeniyle 10’u sivil 33 kişinin öldüğünü, 60 bin sivilin de evlerini terk etmek zorunda kaldığını söylüyor.
BBC, Güney Lübnan’da 3 bin 200’den fazla binanın çatışmalar nedeniyle tamamen veya kısmen hasar gördüğünü gösteren bir uydu görüntüleri analizi yayımladı.
İsrail medyasına göre ise Kuzey İsrail’de 1000’den fazla bina hasar gördü.
‘İsrail’in en zorlu rakibi olabilir’
İngiliz askeri uzman Justin Crump, Hizbullah’ın “halen İsrail’in en zorlu rakibi” olabileceğini ve çatışmanın genişlemesi halinde muhtemelen büyük sürprizlere imza atacağını söylüyor.
Yıllarca İngiliz ordusunda görev yapan ve Londra’da askeri danışmanlık şirketi Sibylline’ı kuran Crump, “Hizbullah bugün 2006’da sahip olduğu her şeye sahip ama daha büyük miktarlarda” diyor.
Amerikan Merkezi İstihbarat Teşkilatı’na (CIA) göre Hizbullah’ın çeşitli tip ve menzillerde yaklaşık 150 bin mermi ve füzesinin yanı sıra 45 bin de savaşçısı var. Hizbullah lideri Hasan Nasrallah ise daha önce 100 binden fazla savaşçıları olduğunu iddia etmişti.
Hizbullah, 2006’da İsrail ile savaşta Katyuşa ve Grad roketleri ile tanksavar füzelerinin yanı sıra, Rus yapımı Kornet füzesi de dahil güdümlü füzelerden de yoğun şekilde yararlandı.
İsrail’in hava üstünlüğüne sahip olmasına rağmen Crump, “Hizbullah’ın da arazi avantajı var ve bunu lehine çeviriyor” diyor ve ekliyor:
“Hizbullah artık araçlarını ve füze fırlatma sahalarını daha iyi gizleyebiliyor. Bu yüzden İsrail sadece hava saldırılarıyla Hizbullah’ın ülkeye yönelik füze saldırılarını durduramaz. Bu nedenle İsrail kara harekatı seçeneğini ciddi olarak değerlendirebilir.
“Eğer İsrailli bir tank komutanı olsaydım, kesinlikle askerleri Hizbullah’a ve tanksavar füzelerine karşı (Güney Lübnan’da) Litani Nehri’nin güneyine göndermek istemezdim. Bu beni mutlu etmezdi.”
Silah ve füze cephaneliği
Hizbullah, cephaneliğinin büyüklüğünü veya sahip olduğu füzelerin türünü, bu silahlar kullanılıncaya dek açıklamıyor.
Geçtiğimiz yıllarda yayımlanan çok sayıda istihbarat raporuna göre, Hizbullah’ın silahlarının ana kaynağı İran ve bu silahlar örgüte İran, Irak ve Suriye üzerinden kara yoluyla ulaşıyor.
Bu silahlar arasında İran’ın yeni nesil hassas tanksavar füzesi Elmas-3 de var.
Hizbullah ayrıca, Burkan füzesini ve adını 2015’te Suriye’de öldürülen örgüt liderinin adını taşıyan Cihad Muğniye füzesini de ilk kez İsrail’e karşı kullandı.
Cardiff Üniversitesi profesörü ve “Hizbullah: Politika ve Din” kitabının yazarı Emel Saad, “Bugün tanık olduğumuz şey, 2006’da tanık olduğumuz Hizbullah’ın ileri ve gelişmiş versiyonu” diyor ve ekliyor:
“Hizbullah, konvansiyonel bir ordunun ve konvansiyonel olmayan askeri grupların özelliklerini birleştirdi. Böylece hibrit bir askeri aktör tanımının ötesine geçti.”
Hizbullah lideri Hasan Nasrallah daha önce İsrail’in derinliklerine ulaşabilecek hassas ve gelişmiş füzelere sahip olduklarını söylemişti.
Askeri konularda uzman gazeteci ve Lübnan’da Hizbullah’a yakın Mayadeen kanalının analisti Ali Jazini’ye göre Nasrallah’ın bu sözleri, örgütün 300 km menzile ulaşabilen kısa menzilli, hassas balistik füzelere sahip olduğunun ipucu olabilir.
Ali Jazini, İsrail’e yakın mesafeden atılabilecek bu tür füzelerin, Hizbullah’a avantaj sağlayabileceğini ve İsrail ordusunun reaksiyon süresini sınırlayabileceğini söylüyor. Bunlar İran’ın Zelzal ve Fateh 110 tipi füzeleri olabilir.
Ayrıca bazı füzelerin veya bunların bir kısmının ortalıkta dolaşan fotoğraflarından, Hizbullah’ın Rus füzelerini de kullandığı anlaşıldı.
İngiliz askeri uzman Justin Crump’a göre Hizbullah bu füzeleri Suriye’den almış olabilir zira İran birçok Rus sisteminin kopyalarını üretiyor ve dolayısıyla Hizbullah’a aynı silahları sağlayabiliyor.
SİHA savaşları
Füzeler dışında, mevcut savaşın önemli bir özelliği de, özellikle Hizbullah’ın ilk kez saldırı amaçlı füze yüklü silahlı insansız hava araçlarına (SİHA) aşırı derecede bağımlı olması.
Justin Crump, “Hizbullah SİHA’ları daha iyi ve yenilikçi bir şekilde kullanıyor” diyor.
İsrail medyasında geçtiğimiz günlerde Hizbullah’ın “sessiz İHA” olarak tanımladığı bir silahı kullanmaya başlayacağına dair bir haber yayımlandı.
İran’ın Shahed 101 tipi elektrikli SİHA’sı uçarken neredeyse hiç ses çıkarmıyor, bu da özellikle alçak irtifada uçtuğu ve radarlar tarafından kolayca tespit edilemediği için silaha müdahale edilmesini zorlaştırıyor. Hizbullah’a yakın kaynaklara göre bu SİHA daha önce Yemen’de ve Iraklı gruplar tarafından kullanılmıştı.
Ali Jazini ise Ekim 2023’teki Hizbullah ile bugünkü Hizbullah arasında büyük bir fark olduğuna dikkat çekiyor:
“İsrail ordusu sinyal istihbaratı, sinyal bozucu ve iletişim alanında dünyanın en ileri teknolojisine sahip olabilir. Dolayısıyla Hizbullah’ın, sınıra 20 kilometre uzaklıktaki Safed’de olduğu gibi İsrail’in derinliklerini hedef alan SİHA gönderebilmesi veya İsrail’deki hassas bölgelerin fotoğrafını çekmek için bölgeye İHA göndermesi, bu konuda ders aldığını ve esneklik gösterdiğini gösteriyor.”
SİHA’ların yeteneklerini gösteren Hizbullah, Hermes 450 veya Hermes 900 tipi çok sayıda çok gelişmiş İsrail SİHA’sını düşürme yeteneğini gösterdi, İsrail savaş uçaklarını Lübnan hava sahasını terk etmeye zorladığını duyurdu. Bunlar, Hizbullah’ın İsrail’e karşı havada caydırıcılık sağlamaya çalıştığını yolunda yorumlara yol açtı.
Ancak gözlemciler bu tip yorumların fazla abartılı olduğunu düşünüyor.
Ali Jazini, “Hizbullah, İsrail Hava Kuvvetleri’nin Lübnan hava sahasında tamamen faaliyet göstermesini engellemekten çok uzakta” diyor.
Justin Crump’a göre de Hizbullah, İsrail uçaklarının alçak irtifada uçmasını kısıtlayabilir ancak İsrail uçakları daha yüksek sortiler gerçekleştirebilir; bu nedenle de Hizbullah hava sahasını İsrail uçaklarına kapatamaz.
‘Direniş ekseni’
Crump ayrıca Hizbullah’ın, Yemen’deki Husilerin kullandığı silahlara sahip olabileceğine, Hamas veya Husilerin sahip olduğu silahların Hizbullahınkilerle aynı olduğuna inanıyor:
“Bu grupların tümü ‘aldıkları dersleri, teknolojiyi ve silah sistemlerini’ paylaşıyor; Hizbullah bunların en gelişmiş olanı.”
Profesörü ve Emel Saad’a göre, savaşın genişleyeceğine dair herhangi bir tahmin, savaşın gerçekleştiği bağlamı, yani İsrail’e karşı “direniş ekseni” olarak adlandırılan tek bir eksende faaliyet gösteren farklı askeri grupları dikkate almalı:
“Eskiden böyle bir şey yoktu. Bugün tüm bu gruplar, büyümesi muhtemel stratejik bir ittifak bünyesinde savaşıyor.”
Kendisini “direniş ekseni” olarak adlandıran bu eksenin unsurları, her biri ayrı bir kimliğe sahip olmasına karşın, İran tarafından desteklenen birçok askeri grubu içeriyor.
Bu grupların çoğu, ABD ve bazı Arap ülkeleri tarafından “terör örgütü” olarak görülüyor.
“Direniş ekseni” Lübnan Hizbullahı’nın yanı sıra Filistinli örgütler Hamas ve İslami Cihad ile Yemen’deki Husi Ensarullah’ı ve Iraklı grupları da içeriyor.
İran Dışişleri Bakanlığı, İsrail’i, “Lübnan’daki herhangi bir yeni eylemin beklenmedik yansımaları olacağı” yolunda uyarmıştı. Bu durum göz önüne alındığında, söz konusu grupların Hizbullah’a karşı girişilecek herhangi bir genişletilmiş savaşta rol oynayıp oynamayacağı bilinmiyor.
2006’daki İsrail-Hizbullah savaşı ile Hamas’ın 7 Ekim 2023’te İsrail’in güneyinde düzenlediği saldırılar arasında, Lübnan ile İsrail arasındaki sınır bölgesi, tüm gerilimlere ve sınır ihlallerine rağmen iki ülke arasındaki en uzun sükunete sahne oldu.
Ancak bu, çok yakında meydana gelebilecek gelişmelere yönelik hazırlıkların yapılmadığı anlamına gelmiyor.
]]>BÜYÜK Birlik Partisi (BBP) Genel Başkanı Mustafa Destici, Filistin Ankara Büyükelçisi Dr. Faed Mustafa’yı ziyaret ederek İran’da uğradığı suikast sonucu hayatını kaybeden Hamas Siyasi Büro Şefi İsmail Haniye için taziye dileğinde bulundu.
BBP lideri Mustafa Destici, beraberindeki heyet ile birlikte Filistin Ankara Büyükelçisi Dr. Faed Mustafa’yı ziyaret etti. Destici, burada yaptığı açıklamada, “Öncelikle bu soykırımı gerçekleştiren terörist İsrail Devleti’ni kınıyor ve lanetliyorum. Filistin davası sadece Filistin’lilerin davası değildir, tüm Müslümanların ve İslam dünyasının davasıdır. Filistin’de ölen her çocuk, kadın, her masum insan, her Filistinlinin acısını yüreğimizde yaşıyoruz ve taşıyoruz. Maalesef bütün dünya yaşana bu soykırımı seyretti ve seyretmeye devam ediyor. Başta Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere Avrupa Birliği’nin ileri gelen ülkeleri seyretmekle de kalmadılar, Siyonist İsrail sözde İsrail devletine en büyük yardımları da gerçekleştirdiler. Bu katliamların da ortağı oldular. Türkiye Cumhuriyeti Devleti başından itibaren Cumhurbaşkanımızdan başlayarak tüm yönetim kadrolarıyla ve milletiyle birlikte Filistin halkının ve Gazze’nin yanında durdu. Bundan sonra da aynı kararlılıkla durmaya devam edecektir. Cumhurbaşkanımızın son günlerdeki açıklamaları da bunu net bir şekilde ortaya koymuştur. İnanıyorum ve ümit ediyorum ki, Türkiye bundan sonra Filistin’e desteğini daha da üst seviyeye çıkaracak. Uluslararası düzeyde bu desteğini artıracak. Başta sözde devlet İsrail olmak üzere bu katliamlara ortak olanlara da tavrını da daha açık ve net bir hale getirecektir. Bundan hiç kimsenin şüphesi olmasın” dedi.
‘BU BİR UYANIŞA VESİLE OLMALIDIR’
Destici, İsmail Haniye’nin Filistin davasının güçlü liderlerinden biri olduğunu söyleyerek “Onun kaybı, bir siyasi suikasta kurban gitmesi terörist İsrail devleti tarafından kalleşçe şehit edilmesi elbette kabul edilemez. Bunu şiddetle kınıyoruz ve büyük bir üzüntü duyduğumuzu da buradan ifade etmek istiyorum. Bunun İran topraklarında yaşanmış olması da ayrıca değerlendirilecek bir husustur. İsrail devleti bu pervasızlığı da gerçekleştirmiştir. Kıymetli büyükelçimizin şahsında tüm Filisin halkına başsağlığı ve sabır dileklerimi iletiyorum. Gelinen noktada sadece Filistin’de yaşayan Filistinli kardeşlerimiz değil, atık bütün İslam dünyasının bütün Müslümanların hatta barıştan, kardeşlikten yana olan bütün insanların intifada için ayağa kalkma zamanı gelmiştir. İsrail’i durduracak bize göre budur. Yoksa İsrail katliamlarına ve yayılmacılığına devam edecektir. İsrail bugün durdurulmazsa, yarın Lübnan, ertesi gün Suriye ve en nihayetinde Irak ve Türkiye topraklarına kadar uzanacak bir saldırı planlamaktadır. Bu hadise bütün Müslümanlar, İslam İş birliği Teşkilatı, Arap Birliği için bir uyanışa vesile olmalıdır” diye konuştu.
‘TÜRKİYE HER ZAMAN YANIMIZDA OLDU VE DAVAMIZI SAVUNDU’
Filistin Ankara Büyükelçisi Dr. Faed Mustafa da konuşmasında, “Büyük Birlik Partisi Genel Başkanı Mustafa Destici ve partililer her zaman bize destek çıktı, her meydanda da bunu ispat ederek yanımızda durdunuz. Sizlere çok teşekkür ediyoruz ve bizler için çok değerlisiniz. Kaybımız büyüktür ve böyle bir lideri İsmail Haniye’yi kaybettik. 100 yıl boyunca bütün desteğini bizim davamıza adayan liderimiz şehitlerle aynı şahadete yola çıktı. Hürriyetimiz ve bağımsızlığımız için davamıza destek olan bütün liderlerle birlikte yola çıktı ve şehadete vardı. Bütün şehitlerimize sözümün ‘kanlarınız boşa dökülmedi’. Kayıplarımız büyüktür ama biz halk olarak hiç kırılmayacağız. Dik duracağız ve davamızı savunacağız. Bütün bu aşamalarda bizimle yanımızda duranları ve yaramızı saranları hiç unutmayacağız. Türkiye her zaman bize destek çıktı ve yanımızda durdu. Başta Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere siyasi partiler, sivil toplum kuruluşları her zaman yanımızda oldu ve davamızı savundular. Biz Faşist bir hükümetin karşısındayız ve onun başında olan Netanyahu ve beraberindekiler çete şeklinde bizimle savaşıyorlar. Bir çete zihniyeti ile orayı yönetmeye çalışıyorlar. Suriye’ye, Lübnan’a, Gazze’ye, Tahran’a, Batı Şeria’ya her yere saldırıyorlar ve kan döküyorlar. Bu zulüm hiç devam etmeyecektir. ve inşallah bu en yakın zamanda son bulacaktır. Biz Filistin halkı olarak orada dik duruyoruz, direniyoruz ve davamızı savunmaya devam edeceğiz. 7 Ekim’de başlayan bu saldırıların 300’üncü günündeyiz. Şimdiye kadar 40 bin şehidimiz, 100 binden fazla yaralımız vardır. Sayın Mustafa Destici’ye ve beraberinde eşlik edenlere çok teşekkür ediyoruz. Bugün de bize destek çıkıyorsunuz ve dayanışmanızı gösteriyorsunuz” ifadelerine yer verdi.
Konuşmalarında ardından BBP lideri Mustafa Destici, Kur’an-ı Kerim tilaveti okudu.
]]>YEMİN TÖRENİ İÇİN TAHRAN’DA BULUNUYORDU
İsrail, Lübnan’ın başkenti Beyrut’ta düzenlediği saldırıda Hizbullah’ın üst düzey komutanı Fuad Şükrü’yü hedef almasından hemen sonra, çok daha yüksek profilli bir suikast ile dünya gündemini sarstı. Hamas Siyasi Büro Başkanı İsmail Haniye, İran’ın başkenti Tahran’da uğradığı suikast sonucu hayatını kaybetti. Haniye, İran Cumhurbaşkanı Mesut Pezeşkiyan’ın yemin töreni için Tahran’da bulunuyordu. Suikast hem İran Devrim Muhafızları hem de Hamas tarafından doğrulandı.
Hamas’tan yapılan açıklamada, Haniye’nin, İsrail’in Tahran’daki konutuna yerel saatle 02:00’de düzenlediği saldırı sonucu hayatını kaybettiği ifade edildi. Haniye’nin kaldığı evin bir güdümlü füzeyle vurulduğu belirtiliyor. Saldırıda Haniye’nin yanı sıra koruması da hayatını kaybetti. İran devlet televizyonu, Haniye’ye yönelik suikastın sınır ötesinden gerçekleştirildiğini duyururken, yarı resmi Tasnim Haber Ajansı ise Haniye’nin başkent Tahran’ın kuzeyinde gazilere ait özel bir konutta hava saldırısıyla hedef alındığını aktardı.

TAHRAN SEÇİMİ ÖNEMLİ
Haniye, suikasttan önce gerçekleştirdiği temaslarda, İran’ın yeni Cumhurbaşkanı Mesut Pezeşkiyan ve İran dini lideri Ayetullah Ali Hamaney ile bir araya gelmiş, Pezeşkiyan’ın yemin töreninde görüntülenmişti. Haniye’nin ölümü Gazze’de ateşkes çabalarına ciddi bir darbe olarak görüldü. Haniye’nin İran’da öldürülmesi ise bu ülkeye bir mesaj olarak görülürken, İran’ı da zor duruma soktu. Haniye’yi başka bir ülkede de vurabilecek olan İsrail’in bunu İran’da yapması, İsrail’in gücünün ne olduğunu göstermesi açısından önemli olarak görülüyor. Öte yandan İran’da yaşanan bu güvenlik zaafiyeti tüm dünyada dikkat çekti. Yeni cumhurbaşkanının yemini sonrası yaşanan suikast, İran’ı küçük düşürdü. İran Başsavcılığı, suikastın tüm yönlerinin incelenmesi, olası ihmal veya hatalarla ilgili yasal işlem yapılması, faillerin tutuklanıp yargılanması talimatını verdi. Öte yandan uzmanlar, Haniye suikastının, İsrail’in Gazze konusunda elini rahatlatacağını ve Gazze’ye yönelik saldırıların azalacağını tahmin ediyor.
DOHA’DA DEFNEDİLECEK
İsmail Haniye’nin öldürülmesinin ardından İran’da 3 günlük, Filistin’de ise 1 günlük ulusal yas ilan edildi. Öte yandan Haniye’nin cenaze töreninin İran’ın başkenti Tahran’da düzenleneceği, cenazenin Cuma günü Katar’ın başkenti Doha’da defnedileceği belirtildi. Katar Ulusal Camii’ndeki törenin ardından Haniye’nin cenazesi Lusail’de defnedilecek.

İLK DEĞİL: HAMAS’IN VURULAN LİDERLERİ
Haniye, suikasta kurban giden ilk Hamas lideri değil. ‘Mühendis’ lakaplı Yahya Ayyaş’ın cep telefonu elinde patlamıştı. Eski siyasi lider Halid Meşal ise Ürdün’de Mossad ajanları tarafından zehirlenmişti. Dönemin Ürdün Kralı Hüseyin’in ve ABD Başkanı Clinton’ın çabasıyla İsrail Ürdün’e panzehiri sağlamış, Meşal kurtulmuştu. Hamas’ın dini lideri Şeyh Ahmed Yasin Gazze’de bir camiden çıkarken helikopterden atılan bir füzeyle öldürülmüştü. Hedef alınan diğer isimler ise Abdülaziz El Rantisi, Adnan El Gul, Nizar Rayan, Said Seyyam ve son olarak Salih Aruri olmuştu.
Yahya SinvarHAMAS’IN BAŞINA KİM GEÇECEK?
Haniye’nin öldürülmesinin ardından örgütün başına geçecek isim konusunda çeşitli iddialar bulunuyor. İlk akla gelen isim Hamas’ın Gazze’deki lideri olan Yahya Sinvar. Ancak Sinvar’ın Gazze dışına İsrail’e hedef olmadan çıkması oldukça zor gözüküyor. Bir diğer isim ise Hamas’a daha önce de liderlik etmiş olan Halid Meşal. İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkumlardan sorumlu isim Zahir Cebarin de liderliğe aday.
Halid Meşal
Zahir Cebarinİsmail Haniye, düzenlenen bir hava saldırısı sonucu öldürüldü.
Haniye, İran’ın yeni cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’ın yemin töreni için Tahran’daydı.
İran yetkilileri suikastla ilgili olarak hızla İsrail’i işaret etti.
İran’ın dini lideri Ayetullah Ali Hamaney, “İsrail’i sert şekilde cezalandırma” sözü verdi.
Hamaney yaptığı açıklamada, “İsmail Haniye İran İslam Cumhuriyeti topraklarında şehit edildiği için, onun intikamını almayı görevimiz olarak görüyoruz” ifadelerini kulllandı.
Nisan ayında, İsrail’in İran’ın Suriye’deki üst düzey bir komutanını düzenlediği hava saldırısında öldürmesinin ardından, iki ülke neredeyse savaşa girecekti.
İran, saldırıya yanıt olarak, İsrail’e yüzlerce insansız hava aracı ve roket gönderdi. İsrail de İran’ın İsfahan kentindeki askeri havaalanına hava saldırısı düzenleyerek misilleme yaptı.
Hamas’ın siyasi lideri İsmail Haniye, son yıllarda sık sık İran’a gidiyor ve düzenli olarak İran’da dini lideri Hamaney ve diğer üst düzey yetkililerle görüşüyordu.
Mesud Pezeşkiyan’ın yemin töreninde en ön sırada Haniye, İslami Cihat örgütünün lideri, Lübnan Hizbullahı’nın iki numaralı ismi ve Yemen’dekli Husilerin üst düzey liderlerinden biri vardı.
Hepsi de daha önce Ayetullah Hamaney ile görüşmüş, dini lider onları sıcak şekilde karşılamıştı.
İran, Haniye ve koruma görevlisinin, Tahran’ın kuzeyindeki bir misafirhanede yerel saatle 02.00’da ülke sınırları dışından atılan bir füzeyle öldürüldüğünü açıkladı.
Son 10 yılda ülkenin nükleer programıyla bağlantılı bir dizi İranlı bilim insanına düzenlenen suikastların arkasında İsrail’in olduğuna inanılıyor. Ancak İran’da daha önce saygın ya da önde gelen bir siyasi lider hedef alınmamıştı.
Suikast İran için derin bir utanç kaynağı olacak ve güvenlik teşkilatlarının kapasitesi konusunda soru işaretleri doğuracak.
3 yıl önce eski İran İstihbarat Bakanı Ali Yunusi, “İsrail, İran’a o kadar derinden sızdı ki, tüm yetkililer hayatlarını kaybedebilirler korkusuyla yaşamalı” demişti.
Tahran’daki suikast, İran istihbarat yetkililerinin rutin olarak ülkedeki İsrail şebekelerini “yok ettikleri” iddialarına rağmen düzenlendi.
İran milis güçlerine çağrıda bulunabilir
Şimdi asıl endişe İran’ın tepkisi, bunun nasıl şekil alabileceği ve elbette böyle bir tepkinin zaten gerilimin sürdüğü bölge açısından ne anlama geleceği.
Haniye suikastı, İsrail’in Beyrut’un güneyinde Lübnan Hizbullahı’nın en üst düzey komutanlarından Fuad Şükrü’yü öldürmesinden sadece birkaç saat sonra düzenlendi. Bu da Hizbullah’a, İsrail ile sınır ötesi füze savaşını tırmandırmak için bir gerekçe sundu.
İran bölgede vekalet savaşını yürüttüğü milis güçlerinden İsrail’e yönelik saldırılarını artırmalarını isteyebilir.
Bölgede şimdiden İsrail ile Hizbullah arasındaki gerilimin yeni bir zirveye ulaşacağına ve taraflar arasında geniş çaplı bir savaş çıkması ihtimalinin belirginleştiğine inanan yorumcular var.
Pezeşkiyan: Dün elini kaldırdım, bugün tabutunu omuzlamak zorunda kaldım
Haniye, İran’ın, dış dünyayla diplomatik ilişkileri geliştirme sözü veren, nispeten ılımlı yeni cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’ın yemin töreninden sonra öldürüldü.
Pezeşkiyan, Çarşamba sabahı daha önce Twitter olarak bilinen X hesabından yaptığı açıklamada dün Meclis’te Haniye’nin elini kaldırdığını, bugün ise onun tabutunu omuzlamak zorunda kaldığını söyledi.
Pezeşkiyan, Filistin’i desteklediğini söyledikten sonra, hükümetinin dengeli ve uyumlu bir dış politika izleyerek İran’ın ulusal çıkarları ile küresel barış ve güvenliği korumak isteyeceğini söyledi.
Haniye suikastı, Pezeşkiyan’ın planlarını en azından şimdilik torpilleyecek.
İran, yeni cumhurbaşkanı dünyayla ilişkileri onarmaya istekliyken, İsrail’e karşı kapsamlı bir saldırı başlatmakta tereddüt edebilir.
Ancak Hamas yönetimindeki Filistin Sağlık Bakanlığı’na göre Haniye suikastı, 7 Ekim’den bu yana 38 binden fazla Filistinlinin ölümüne yol açan İsrail’in saldırılarını sona erdirmek için yürütülen ateşkes ve barış müzakerelerine gölge düşürüyor.
İsrail ile Hamas arasındaki ana arabulucu olan Katar Başbakanı Şeyh Muhammed bin Abdurrahman Al Sani, müzakerelerde yer alan çok önemli bir figür olduğu göz önüne alındığında, Haniye’nin suikast sonucu öldürülmesinin müzakereleri ciddi şekilde tehlikeye attığını söyledi.
Tüm bu gelişmeler bölgede topyekün bir savaşa mı yol açacak?
Bu konuda şu an bir şey söylemek zor.
Görünüşe göre halen kimse böyle bir sonucu istemiyor.
Ancak savaşlar da her zaman, hesaplanmış risklerin sonucu çıkmıyor.
]]>Hamas’tan yapılan açıklamada, Haniye’nin, İsrail’in Tahran’daki konutuna yerel saatle 02:00’de düzenlediği saldırı sonucu hayatını kaybettiği ifade edildi. Haniye’nin kaldığı evin bir güdümlü füzeyle vurulduğu belirtiliyor.
İran Devrim Muhafızları Haniye’nin Çarşamba sabahı düzenlenen saldırıda koruma görevlilerinden biriyle birlikte hayatını kaybettiğini belirtti.
Devrim Muhafızları’ndan yapılan açıklamada, ” Filistin İslami Direniş Hareketi Hamas’ın Siyasi Büro Başkanı İsmail Haniye’nin Tahran’daki evi vuruldu. Haniye ve bir koruması, saldırı sonucu şehit oldu” denildi.
dün Tahran’da İran’ın yeni cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’ın yemin törenine katılmıştı.
İran dini lideri Ayetullah Ali Hamaney “Haniye’nin intikamını almanın Tahran’ın görevi olduğunu söyledi.
Hamaney “Siyonist haydut ve terörist rejim, bu hamleyle ağır bir ceza için zemini hazırladı. Dökülen kanının intikamını almayı, İran İslam Cumhuriyeti topraklarına şehit olduğu için görevimiz olarak görüyoruz” dedi.
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezekşiyan da dünkü yemin töreninde görüştüğü Haniye’nin öldürülmesinin ardından “İran’ın toprak bütünlüğünü, itibarını, onurunu koruyacağını ve terörist işgalcileri bu korkak eylemden dolayı pişman edeceklerini” söyledi.
Reuters haber ajansına konuşan Hamas yetkilisi Sami Ebu Zuhri de Haniye’nin İran’da suikast sonucu öldürülmesinin bölgede şiddetin ciddi şekilde artması anlamına geldiğini söyledi.
Ebu Zuhri, “İsrail hedeflerine ulaşamayacak. Hamas’ın direniş iradesini kıramayacak. Yolumuzdan dönmeyeceğiz. Zaferden eminiz” diye konuştu.
Filistin Yönetimi Başkanı Mahmud Abbas, Haniye’nin öldürülmesini “korkakça bir hareket” olarak nitelendirdi.
Suikastı kınayan Abbas, Filistin halkına, İsrail’e karşı birlikte hareket etme, sabırlı olma ve işgale karşı sağlam durma” çağrısı yaptı.
Suudi televizyon kanalı El Hadath’a konuşan kaynaklar, Haniye’nin konutuna güdümlü füze ile saldırı düzenlendiğini aktardı.
Türkiye, Rusya, Çin ve Katar kınadı
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Haniye’nin öldürülmesini kınadı.
X hesabından paylaşım yapan Erdoğan “Hamas Siyasi Büro Başkanı İsmail Heniye’ye yönelik Tahran’da gerçekleştirilen kalleş suikastı şiddetle kınıyor ve lanetliyorum.” dedi.
Erdoğan “Bu suikast; Filistin Davasını, Gazze’nin şanlı direnişini ve Filistinli kardeşlerimizin haklı mücadelesini akamete uğratmaya, Filistinlilerin moralini bozmaya, onları sindirmeye yönelik bir alçaklıktır” ifadelerini kullandı.
“Daha önce Şeyh Ahmed Yasin’e, Abdülaziz El Rantisi’ye ve daha pek çok Gazzeli siyasi isme yapılan menfur saldırıların amacı ne ise, İsmail Heniye kardeşime yönelik düzenlenen suikastın amacı da odur” diyen Cumhurbaşkanı “siyonist barbarlığın bugüne kadar olduğu gibi emellerine yine ulaşamayacağını” belirtti.
Rusya da saldırıyı kınadığını açıkladı.
Rusya Dışişleri Bakanlığı, Haniye’nin ölümünü “kabul edilemez bir siyasi suikast” olarak tanımladı.
Rusya Dışişleri Bakanı Yardımcısı Mikhail Bogdanov, Haniye’nin ölümünün bölgedeki gerilimin artmasına yol açacağını belirtti.
Çin Dışişleri Bakanlığı, Haniye’nin öldürülmesi kınadıklarını ve karşı çıktıklarını belirtirken, olayın bölgesel istikrarsızlığı artırabileceğini vurguladı.
Katar Dışişleri Bakanlığı da yazılı bir açıklamayla Haniye’nin öldürülmesinin güçlü bir şekilde kınandığını belirtti. Bakanlık Haniye’nin öldürülmesinin tehlikeli bir tırmanma olduğunu vurguladı.
Tahran’da yemin törenine katıldı
Kurulduğu günden bu yana Hamas’ın önde gelen isimlerinden olan Haniye, 2006’da Filistin Başbakanı olarak atandı ancak ertesi yıl Gazze’deki şiddet olayları sonrası El Fetih örgütü tarafından görevden alındı.
Haniye 2017 yılında Hamas’ın Siyasi Büro Başkanı seçildi. ABD, 2018’de Haniye’yi “teröristler listesine” ekledi.
Aynı yıl Gazze’den ayrılan Haniye, daha çok Katar’da yaşıyordu.
Haniye, Hamas’ın 7 Ekim saldırıları sonrası ayrıca sık sık örgütün İran ve Türkiye’deki diplomatik misyonlarını ziyaret ediyordu.
Haniye, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’la en son 20 Nisan’da İstanbul’da görüşmüştü.
Basına kapalı yapılan görüşmede, Gazze’ye yardım ve ateşkes konuları ele alınmıştı.
Haniye’nin üç oğlu da İsrail’in 10 Nisan’da Gazze’de düzenlediği hava saldırısında hayatını kaybetmişti.
İsrail ordusu yorum yapmıyor
İsrail ordusu, Haniye’nin ölümüne ilişkin direkt olarak bir yorum yapmadı.
İsrail ordusu sözcüsü Daniel Hagari, X’ten paylaştığı mesajında “savunma politikalarında bir değişiklik olmadığını ve durum değerlendirmesi yaptıklarını” ifade etti.
İsrail’in aşırı sağcı Kültürel Miras Bakanı Amichay Eliyahu ise Haniye’nin ölümünün “dünyayı daha iyi bir yere” dönüştürdüğünü söyledi.
Amichay Eliyahu, X hesabından yaptığı açıklamada, “Dünyayı bu pisliklerden temizlemenin doğru yolu budur. Artık hayali barış/teslimiyet anlaşmaları yok, bu ölümlülere merhamet yok. Onlara vuracak demir el, barışı arzulayanlarla barış içinde yaşama yeteneğimizi güçlendirecek” ifadelerini kullandı.
ABD’den ise henüz Haniye’nin ölümüyle ilgili bir açıklama gelmedi.
İsrail dün Lübnan’ın başkenti Beyrut’ta düzenlediği saldırıda da Hizbullah’ın üst düzey komutanı ‘yü öldürdüğünü , Hizbullah bu haberi doğrulamamıştı.
Cumartesi günü İsrail işgali altındaki Golan Tepeleri’nde düzenlenen 12 kişinin hayatını kaybettiği saldırıyla ilgili olarak Hizbullah’ı sorumlu tutmuş, Hizbullah ise saldırıyı düzenlemediğini açıklamıştı.
Hamas’ın 7 Ekim 2023’te İsrail’de düzenlediği saldırılarda ise çoğu sivil 1200’e yakın kişi hayatını kaybetmiş, 251 kişi rehin alınmıştı.
İsrail ordusu rehinelerin 39’unun öldüğünü, 111’inin hala Gazze’de olduğunu açıklamıştı.
2006’dan bu yana Hamas’ın kontrolünde olan Gazze Sağlık Bakanlığı ise İsrail’in 7 Ekim’den bu yana Gazze’de düzenlediği saldırılarda en az 39 bin 400 kişinin yaşamını yitirdiğini duyurmuştu.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 7 Ekim saldırıları sonrası Hamas’ı yok edeceklerini ve tüm rehineleri geri getireceklerini söylemişti.
]]>Bu, Netanyahu’nun, Hamas’ın siyasi lideri İsmail Haniye’nin İran’ın başkenti Tahran’da öldürülmesinin ardından yaptığı ilk açıklama oldu.
Hamas ve İran, Haniye’yi İsrail’in öldürdüğünü duyurmuştu.
Netanyahu ise Haniye’nin öldürülmesiyle ilgili olarak resmi açıklama yapmadı, Hizbullah’ın üst düzey komutanlarından Fuad Şükrü’yü Salı günü Lübnan’ın başkenti Beyrut’ta düzenledikleri saldırıda öldürdüklerini söyledi.
Hizbullah da Çarşamba günü, Şükrü’nün saldırıda öldüğünü doğruladı.
Netanyahu ise konuşmasında, “İsrail vatandaşları, zor günler bizi bekliyor. Beyrut’taki saldırıdan bu yana her yönden tehdit sesleri duyuluyor” dedi ve ekledi:
“Her türlü senaryoya hazırlıklıyız. Her türlü tehdide karşı birlik içinde olacak ve kararlılıkla hareket edeceğiz. İsrail, nereden olursa olsun bize yönelik herhangi bir saldırının bedelini ağır ödetecek.”
Hamaney: İsrail’in saldırısına yanıt vermek İran’ın görevi
İran’ın dini lideri Ayetullah Ali Hamaney, İsmail Haniye’nin Tahran’da öldürülmesi sonrası, bu saldırıya yanıt vermenin ülkesinin görevi olduğunu söyledi.
Amerikan New York Times (NYT) gazetesi ise Hamaney’in Haniye suikastına misilleme olarak İsrail’e doğrudan saldırı düzenlenmesi yolunda talimat verdiğini iddia etti.
NYT’ye göre Hamaney bu emri, suikastın ardından Çarşamba günü başkanlığında acil toplanan İran Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi’nde açıkladı.
Gazete iddiasını, ikisi Devrim Muhafızları’ndan üç İranlı yetkiliye dayandırdı.
BM Güvenlik Konseyi olağanüstü toplandı
Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi, Haniye suikastı sonrası, İran’ın talebi üzerine olağanüstü toplandı.
İran’ın BM Büyükelçisi Amir Saeid Iravani, Haniye’nin öldürülmesinin “iğrenç bir suç” olduğunu söyledi.
Suikast için “İsrail’in terör eylemi” diyen Iravani, saldırının ABD’nin onayı olmadan gerçekleştirilemeyeceğini söyledi.
İsrail’in BM Büyükelçisi Gilad Erdan ise ülkesinin öldürdüğü Fuad Şükrü’nün “üst düzey bir terörist” olduğunu savundu, İran’ın ülkesini ve Yahudileri yok etmek istediğini söyledi, uluslararası toplumdan kendilerine destek vermesini istedi.
Lübnan’ın BM temsilcisi ise Fuad Şükrü’nin öldürüldüğü Beyrut’un güneyindeki saldırının “uluslararası hukukun açık ihlali” olduğunu söyledi.
Oturum öncesi konuşan BM Genel Sekreteri Antonio Guterres ise İsmail Haniye ve Fuad Şükrü’nün öldürülmeleriyle bölgede gerginliğin tehlikeli şekilde arttığını söyledi.
Guterres son gelişmelerin, Gazze’de ateşkese varılması ve Hamas’ın elindeki İsrailli rehinelerin serbest bırakılmasına yönelik çabaları baltaladığını belirtti.
Beyaz Saray’dan yapılan açıklamada da, Haniye ve Şükrü’nün öldürülmelerinin bölgede gerginliğin azalmasına “yardımcı olmadığı” kaydedildi.
Hamas ve İsrail arasında arabuluculuk yapan Katar da, Haniye’nin öldürülmesinin olası bir ateşkes anlaşmasını tehlikeye attığı uyarısında bulundu.
Türkiye, Rusya ve Çin; Haniye’nin öldürülmesini kınamışlardı.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, X hesabında yaptığı açıklamada, “Hamas Siyasi Büro Başkanı İsmail Heniye’ye yönelik Tahran’da gerçekleştirilen kalleş suikastı şiddetle kınıyor ve lanetliyorum” demişti.
Erdoğan, İsrail’i şu sözlerle eleştirmişti:
“Bu suikast; Filistin Davasını, Gazze’nin şanlı direnişini ve Filistinli kardeşlerimizin haklı mücadelesini akamete uğratmaya, Filistinlilerin moralini bozmaya, onları sindirmeye yönelik bir alçaklıktır…
“Siyonist barbarlık bugüne kadar olduğu gibi emellerine yine ulaşamayacaktır.”
]]>Bürüngüz Cami’de düzenlenen basın açıklamasına AGD Kayseri Şube Başkanı Yusuf Şahin, dernek yönetimi ve üyeleri, sivil toplum kuruluşları temsilcileri ve vatandaşlar katıldı. Kur’an-ı Kerim tilaveti yapılmasının ardından yaptığı basın açıklamasında Siyonistlerle her platformda mücadele edeceklerini söyleyen AGD Kayseri Şube Başkanı Yusuf Şahin, “Bu gece sabaha karşı, Filistin direnişinin sembolü olan Hamas Lideri İsmail Haniye, bir suikast neticesinde öldürülen İran Cumhurbaşkanının yerine seçilen yeni Cumhurbaşkanının yemin töreni için bulunduğu İran’ın başkenti Tahran’da Siyonist İsrail’in füze saldırısı neticesinde şehit edildi. İsmail Haniye ramazan ayının son günlerinde alçak Siyonistler tarafından üç evladı ve üç torunu şehit edildiğinde şöyle demişti; “Benim çocuklarımın kanı, diğer mücahitlerin kanından daha değerli değildir, rabbim bana mübarek ramazan bayramında şehit babası olma hediyesi verdi, daha ne olsun ki” şundan emin ol ki; seni şehit edenler, senden uzun yaşamayacaklar. Senin ömrün bitti ama mücadelen, Gazze zulümden kurtulana dek, Mescid-i Aksa özgürleşene dek ve bağımsız Filistin kurulana dek bitmeyecektir. Ailesi ve en yakınlarını rabbine kurban vermesi nedeniyle “Şehitlerin Babası” olarak nitelendirdiğimiz büyük komutan ve aziz lider İsmail Haniye’nin şehadeti büyük bir dönüm noktasıdır. Şehit veren değil şehit kazanan bir mektebin öğrencileri olarak çok iyi biliyoruz ki; İsmail Haniye’nin şehadeti bir son değil muazzam bir başlangıçtır. Terörist İsrail rejimi, İsmail Haniye’yi şehit ederek hiçbir şey başaramamıştır, ancak aziz komutan Haniye çok arzuladığı ve hasretle beklediği şehadet makamına kavuşmuştur. Liderleri şehit olan bir hareket asla yenilmez. Sün Şeyh Ahmed Yasin’i, Abdülaziz Rantisi’yi, Salih Aruri’yi ve daha nice değerli evladını şehit verse de sarsılmayan bilakis daha da büyüyen ve gönüllere kök salan Filistin mücadelesi bugün de mağlup olmayacaktır. Bizi ölümle korkutmak isteyenler çok iyi bilmelidir ki; biz şehadete aşığız. Biz sultan Alparslan’ın evlatlarıyız. Biz Evlad-I Fatihan’ız” dedi.
Şahin, İslam Birliği’nin kurulduğu günleri görene kadar mücadele etmekten vazgeçmeyeceklerini söyleyerek, “Hamas lideri İsmail Haniye bir konuşmasında “Milyonlarca şehitle yürüyoruz Kudüs’e” ifadesini kullanmış ve bu davanın savaşçılarının sadece yerin üstünde olmadığını vurgulamıştı. Bugün bizler çok iyi biliyoruz ki; aziz komutan İsmail Haniye erişmiş olduğu şehadet makamında Kudüs’ün ve tüm Filistin’in özgürlüğü için savaşmaya devam edecektir. Bizler de Anadolu gençliği olarak söz veriyoruz ki; şehit lider İsmail Haniye’nin aziz hatırasına layık bir şekilde Siyonist alçaklarla her platformda mücadele edeceğiz. Bir an olsun durmayacağız. Bir an olsun vazgeçmeyeceğiz. Bulunduğumuz her konumu İsrail rejimine karşı bir cephe bileceğiz. Bu cephelerden asla kaçmayacağız. İsmail Haniye’nin şehadetiyle daha da güçlenen Kudüs ve Filistin davamıza sımsıkı sarılacağız. Gün yas tutma günü değildir. Gün acı çekme günü değildir. Gün mücadele ve mücahede günüdür. Siyonist İsrail rejimi ve onun tüm işbirlikçilerine karşı birleşme ve ahidleşme günüdür. Burada sayın Cumhurbaşkanımıza ve Müslüman ülkelerin liderlerine de seslenmek istiyoruz. Hepimiz bir olup tükürsek İsrail boğulur. Silkelenin ve kendinize gelin. Hristiyanları ve Yahudileri kendinize dost edinmeyin. Aranızdaki suni ayrılıkları bir kenara bırakın ve Siyonist İsrail’e karşı birleşin. Birbirinizi sevmedikçe iman etmiş olamazsınız, iman etmedikçe de cennete giremezsiniz. Önce Müslümanlar olarak birbirinizi sevin. Sevin ki; birleşmenin önündeki en büyük engel ortadan kalksın. Müslümanlar; birbirini gerçek manada sevdiklerinde, mesele kökünden çözülecektir. Bu sevgi olursa, aradaki nifak tohumları kuruyacak, herkes birbirini doğru anlayacak ve gönüller birleşecektir. Bu birleşme olunca; Müslümanlar birbirlerine yaslanacak, birlikte büyüyecek ve birlikte güçleneceklerdir. İşte o zaman, dünya beşten büyük olacak, adalet üzerine yeni bir dünya kurulacaktır. İşte o zaman Necmeddin Erbakan hocamızın dediği gibi İsrail’e öyle bir tokat vuracağız ki, bütün hayatı Gazze şeridi gibi gözlerinin önünden geçecektir sözü yerini bulacaktır. Ey Müslümanlar, bu Siyonistlere karşı her birimiz gücümüz yettiğinden sorumluyuz, bütün gücümüzle çalışıp yeryüzünde İslam Birliği’nin kurulduğu günleri görene kadar çalışmaktan mücadele etmekten asla geri durmayacağız, Allah yar ve yardımcımız olsun” ifadelerini kullandı. – KAYSERİ
]]>Kayseri’de ikindi namazını müteakip Bürüngüz Camii önünde toplanan vatandaşlar, “Katil İsrail” sloganları atarak, şehit edilen Hamas Siyasi Büro Başkanı İsmail Haniye ve Filistin için dua etti. Kur’an-ı Kerim tilavetinin ardından bir konuşma yapan Gönüllü Kültür Kuruluşları ve Filistin Dayanışma Platformu Sözcüsü Sait Naci Çamdalı, “Aşağılık Siyonist sürü her gün insan aklının ve vicdanının kabul etmekte zorlanacağı yeni cürümlere imza atıyor. Bu adi suçlu şebekesini zapt etmek ile görevli olan uluslararası hukuk adeta kör, sağır ve dilsiz. Bir avuç vicdan sahibi insan dışında bütün dünya bu olan biteni kabul etmiş durumda. Bu küçük şeytanın ebeveyni durumundaki emperyalist düzen ise Birleşmiş Milletleri ile Avrupa Birliği ile sürekli olarak bu katliamlara destek sağlamakta. Masum Filistinli sivillere yaptıkları akıl almaz işkenceler kendi içlerinde dahi tartışmalara sebep olmakta. Bu lanetli toplumu idare ettiği iddia edilen yöneticiler adeta birer akıl hastası, tımarhanelik deliler topluluğu. Kendisi aleyhinde en ufak bir beyana dahi ağzından salyalar akıtarak kuduz köpek gibi hücuma geçiyor İsrail. Nitekim birkaç gün önce Cumhurbaşkanımızın haklı ve vicdani açıklamaları üzerine ‘seni de Saddam gibi deviririz’ minvalinde açıklamalar ile karşılık verdiler. Dünya tarihinin gördüğü en vahşi köpek sürüsü olan İsrail’e uygulanabilecek tek çözüm itlaf etmektir” dedi.
“Aksiyona geçmek bir şeref, namus meselesidir” diyen Çamdalı, “Bizler bu minvalde şu anda Meclis genel kurulunda görüşülmesi için bekleyen ve İsrail ordusu saflarında insanlık suçlarına iştirak eden yerli Siyonistlerin yargılanması için verilen kanun teklifini gündemde tutmalı ve yerli Siyonistlerin hukuk önünde hesap vermesi için elimizden geleni yapmalıyız. Bu konuyla ilgili Filistin Dayanışma Platformu çadırındaki imza kampanyasına desteklerinizi muhakkak bekliyoruz. Şehidimiz İsmail Haniye’nin bizlere son çağrısı ‘3 Ağustos günü bütün İslam alemi Gazze’ye destek için sokaklara çıksın’ şeklindeydi. Bu bize şehidimizin vasiyetidir. Sokakları, meydanları her zamankinden daha çok doldurmalıyız. Cemaat, cemiyet fark etmeksizin Filistin ve Gazze konusunda yapılan her türlü çalışmaya destek vermeliyiz. Fitneye düşmemeli, parçalanıp bölünmemeli, güçlü ve birlikte olmalıyız” ifadelerini kullandı.
Yüzlerine Haniye’nin maskesini takan vatandaşlar, tekbir getirerek İsrail’e lanet okudu.
Niğde’de de gıyabi cenaze namazı kılındı
Niğde Sivil Toplum Platformu öncülüğünde toplanan vatandaşlar, İran’da uğradığı suikast sonucu şehit edilen İsmail Haniye için gıyabi cenaze namazı kıldı. Ardından meydana kadar yürüyen vatandaşlar; Haniye ve Filistin için dua etti. Burada konuşan AGD Niğde Eğitim Komisyonu Başkanı Ramazan Öztürk, “Bu gece sabaha karşı, Filistin direnişinin sembolü olan Hamas lideri İsmail Heniye, bir suikast neticesinde öldürülen İran Cumhurbaşkanının yerine seçilen yeni Cumhurbaşkanının yemin töreni için bulunduğu İran’ın başkenti Tahran’da Siyonist İsrail’in füze saldırısı neticesinde şehit edildi. İsmail Haniye Ramazan ayının son günlerinde alçak Siyonistler tarafından üç evladı ve üç torunu şehit edildiğinde, ‘Benim çocuklarımın kanı, diğer mücahitlerin kanından daha değerli değildir, rabbim bana mübarek Ramazan Bayramı’nda şehit babası olma hediyesi verdi, daha ne olsun ki’ demişti. Yarabbi; bu nasıl bir iman ve teslimiyettir. Şehadetin mübarek olsun ey güzel insan. Şundan emin ol ki; seni şehit edenler, senden uzun yaşamayacaklar. İsrail rejimi, İsmail Heniye’yi şehit ederek hiçbir şey başaramamıştır. Ancak aziz komutan Heniye çok arzuladığı ve hasretle beklediği şehadet makamına kavuşmuştur. Gün yas tutma günü değildir. Gün acı çekme günü değildir. Gün intikam günüdür. Siyonist İsrail rejimi ve onun tüm iş birlikçilerine karşı birleşme ve ahitleşme günüdür” şeklinde konuştu. – KAYSERİ
]]>Hamas Siyasi Büro Başkanı İsmail Haniye, İran’daki cumhurbaşkanı seçimini kazanan Mesud Pezeşkiyan’ın yemin törenine katılmak üzere bulunduğu başkent Tahran’da suikasta uğradı. Haniye’nin öldüğünü doğrulayan Hamas, “Haniye, siyonist bir saldırı sonucu Tahran’da öldürüldü.” ifadelerini kullandı. Hamas ve İran Devrim Muhafızları, saldırının arkasında İsrail’in olduğunu belirtti.
ŞANLIURFA
Haniye’nin hayatını kaybetmesi sonrası Türkiye’nin birçok kentinde gıyabi cenaze namazı kılındı. Şanlıurfa Sivil Toplum Kuruluşları Platformu tarafından Haniye için ikindi vakti Balıklıgöl Yerleşkesi’nde bulunan Dergah Camisi’nde gıyabi cenaze namazı kılınıp dua edildi. Namaz sonrası vatandaşlar tekbir getirip İsrail aleyhine slogan attı. Platform adına hazırlanan basın açıklamasını okuyan Ramazan Güner, İsmail Haniye’nin şehitlik mertebesine ulaştığına inandıklarını dile getirdi.

“HANİYE’NİN ŞEHADETİ BİR SON DEĞİL, MUAZZAM BİR BAŞLANGIÇTIR”
Haniye’nin daha önce de 3 çocuğu ve 3 torununun saldırı sonucu hayatını kaybettiğini hatırlatan Güner, şöyle devam etti: “Artık tam anlamıyla sözün bittiği yerdeyiz. Ailesi ve en yakınlarını Rabb’ine kurban vermesi nedeniyle ‘şehitlerin babası’ olarak nitelendirdiğimiz büyük komutan ve aziz lider İsmail Haniye’nin şehadeti büyük bir dönüm noktasıdır. Şehit veren değil şehit kazanan bir mektebin öğrencileri olarak çok iyi biliyoruz ki İsmail Haniye’nin şehadeti bir son değil muazzam bir başlangıçtır. İsrail rejimi, İsmail Haniye’yi şehit ederek hiçbir şey başaramamıştır ancak aziz komutan Haniye çok arzuladığı ve hasretle beklediği şehadet makamına kavuşmuştur. Liderleri şehit olan bir hareket asla yenilmez.”
ELAZIĞ
Haniye için Bingöl’ün Solhan ilçesinde gıyabi cenaze namazı kılındı, Elazığ’ın Keban ilçesinde de sela okundu. Solhan’daki Ulu Cami’de, İran’ın başkenti Tahran’da suikasta uğrayan Haniye için öğle namazı sonrası gıyabi cenaze namazı kılındı, dua edildi. Elazığ’ın Keban ilçesinde de Haniye için tüm camilerde sela okundu.

YOZGAT
Haniye için Yozgat İl Müftüsü Ali Gülten tarafından öğle vakti Çapanoğlu Büyük Camisi’nde gıyabi cenaze namazı kıldırıldı, namaz sonrası dua edildi. Vatandaşlar tarafından tekbir getirilerek “Kahrolsun İsrail” sloganı atıldı.

TOKAT
Tokat’ın Yeşilyurt ilçesinde, suikasta uğrayan İsrail’in Hamas Siyasi Büro Başkanı Haniye için gıyabi cenaze namazı kılındı. İlçe Müftüsü Murat Darılmaz tarafından kıldırılan namazın ardından tüm şehitler ve Filistin için dua edildi.

KAYSERİ
Kayseri’de Haniye için camilerden sela okundu. Hunat Camii’nde öğle namazından sonra gıyabi cenaze namazı kılındı. Cami içinde ve avlusunda saf tutan vatandaşlar tekbir getirerek İsrail aleyhine slogan attı.

ÇORUM
Hamas Lideri İsmail Haniye için Çorum’da gıyabi cenaze namazı kılındı. Filistin Platformu tarafından öğle namazına müteakip Akşemseddin Camii’nde kılınan cenaze namazına Belediye Başkanı Dr. Halil İbrahim Aşgın, AK Parti İl Başkanı Murat Günay, MHP İl Başkanı Mehmet İhsan Çıplak, sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri ve vatandaşlar katıldı.

Cenaze namazını kıldıran İl Müftü Vekili Dr. Fazıl Saraç, Filistin davasının bir toprak davası olmadığını belirterek, “Filistin bu ümmetin gözbebeği Mescidi Aksa’yı barındıran Hz. Ömer’i bağrında barındıran bir toprak parçasıdır. Onun uğrunda canını feda eden tüm şehitlerimize Allah rahmet eylesin. Yüce Allah bu ümmete bırakılan emanetlere sahip çıkma gücü, kudreti, iradesi nasip etsin.” dedi. Cenaze namazının ardından tüm şehitler için dua edildi.

MERSİN
Mersin’de, İsmail Haniye için gıyabi cenaze namazı kılındı. Anadolu Gençlik Derneği tarafından Ulu Camii’de düzenlenen gıyabi cenaze namazına dernek üyelerinin yanı sıra çok sayıda vatandaş da katıldı. Mersin İl Müftüsü Aydın Yığman’ın kıldırdığı namazda Haniye için dualar edildi. Namazın ardından cami avlusunda toplanan kalabalık, tekbir getirip, ‘Kahrolsun İsrail’ sloganları atarak protesto gösterisinde bulundu.

KIRKLARELİ
Hamas Lideri İsmail Haniye için Kırklareli’nde öğle namazından sonra Hızırbey Camisinde gıyabi cenaze namazı kılındı. Öğle namazından sonra gerçekleşen gıyabi cenaze namazının ardından dualar edildi. Namaza Vali Yardımcısı, Yusuf Güler, Belediye Başkan Yardımcıları, kurum ve kuruluş amirleri ile vatandaşlar katıldı.
]]>AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Ömer Çelik, “Şimdiye kadar ‘bölge ülkelerinden yapılan açıklamalara karşılık veririz’ diyen İsrail, bugün gerçekleştirdiği bu suikastla beraber bir ‘bölge savaşı’ istediğinin ilk tetiğini çekmiştir. ve bu artık yeni bir aşamaya geçildiğini göstermektedir. İsrail hükümeti bütün bölgedeki ülkelerin milli güvenliğini tehdit etmektedir” dedi.
AK Parti Sözcüsü Çelik, parti genel merkezinde açıklama yaptı. Çelik, Filistin davasının önemli liderlerinden Hamas Siyasi Büro Şefi İsmail Haniye’nin Siyonist suikast neticesinde hayatını kaybederek, şehit olduğunu belirterek “Bu aynı zamanda milletimizin acısıdır. Cumhurbaşkanımız, Filistin davasındaki mücadeleyi Kurtuluş Savaşı’mıza benzetmişti. İnsanlık değerlerinden yana olanların ve herkesin acı bir günü bugün. Milletimizin ve tüm insanlığın da başı sağ olsun. Bu siyonist suikastı gerçekleştiren katliamcı ve soykırımcı şebeke, şimdiye kadar olduğu gibi bundan sonrasında da aynı katliam siyasetine ve soykırıma devam edeceğini ifade ediyor. Bu bir dönüm noktasıdır. Dün Lübnan’a yapılan saldırı, bugün gerçekleştirilen bu saldırı net bir şeyi ortaya koyuyor ki, katliamcı ve soykırımcı şebeke bundan sonra zulümlerini artırarak devam edecektir. Amerikan Kongresinde Netanyahu ayakta alkışlanmıştı. Oradaki her alkışın bu zulme destek vermek anlamına geleceğini söylemiştik. ve orada verilen her alkış, bugünkü bu suikasta verilen destek olarak ortaya çıkmıştır, dün Lübnan’a yapılan saldırı olarak ortaya çıkmıştır” dedi.
‘ULUSLARARASI TOPLUMUN KAYITSIZLIĞI BU NOKTAYA GETİRMİŞTİR’
Çelik, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ilk andan itibaren Netanyahu’nun ve katliamcı-soykırımcı ekibinin saldırgan bir siyaset peşinde koştuğunu ve bunun Türkiye dahil, bölge ülkelerinin hepsinin milli güvenliğini tehdit eden sonuçlara ulaşacağını söylediğine dikkat çekti. Çelik, “7 Ekim’den bu yana görüldü ki; Sayın Cumhurbaşkanımızın yaptığı açıklamalar teker teker gerçekleşmiş, ortaya çıkmıştır. Uluslararası toplumun kayıtsızlığı bu noktaya getirmiştir. Sayın Cumhurbaşkanımızın açıklamalarına destek verenlerin Filistin Devleti’ni tanıdıklarını ve Filistin davasında daha pozitif bir rol aldıklarını hep beraber gördük. Fakat maalesef Batı toplumu barış için bir inisiyatif koymak yerine Filistin Devletini tanıyanlar ve destekleyenler hariç oraya savaş gemisi göndermeyi tercih ettiler. Bugün bu suikasttan sonra İsrailli bakanların yaptığı açıklamalara baktığımızda bu suikastı daha da öteye taşıyacak bir takım organizasyonlar içerisinde olduklarını görüyoruz. Eğer ilk gelen bilgiler doğruysa, başka bir devletin topraklarından Tahran’a füze atılarak bu suikast, bu alçak eylem gerçekleştirilmişse, İsrail’in bütün bölgede suikastlar ve istikrarsızlaştırıcı eylemler yapacak bir organizasyon ağı içerisinde olduğu görülmektedir” diye konuştu.
‘BÜTÜN ÜLKELERİN MİLLİ GÜVENLİĞİNİ TEHDİT ETMEKTEDİR’
Dünya barışının kilidinin Orta Doğu barışı olduğunu, Orta Doğu barışının kilidinin de Filistin barışı olduğunu vurgulayan Çelik, “Bu denklemi tersine çevirmektedir, Netanyahu’nun soykırımcı kabinesi. ve Filistin barışını yok edecek şekilde oraya dair bütün umutları ve zeminleri yok edecek şekilde bir katliam ve soykırım siyaseti güderken, aynı zamanda Orta Doğu barışını sabote etmeye çalışmaktadırlar. Bu da dünya barışının sabote edilmesi anlamına gelecektir. Bugün artık yeni bir güne geçilmiştir. Şimdiye kadar ‘bölge ülkelerinden yapılan açıklamalara karşılık veririz’ diyen İsrail, bugün gerçekleştirdiği bu suikastla beraber bir ‘bölge savaşı’ istediğinin ilk tetiğini çekmiştir. ve bu artık yeni bir aşamaya geçildiğini göstermektedir. İsrail hükümeti bütün bölgedeki ülkelerin milli güvenliğini tehdit etmektedir. Sayın Cumhurbaşkanımız 7 Ekim olaylarının olduğu ilk günden itibaren bu uyarıyı yapmaktadır. ve Sayın Cumhurbaşkanımızın onların Filistinli kardeşlerimizin mücadelesini bizim Kurtuluş Savaşı’na benzeten açıklamaları ortaya çıktığı zaman bazıları bunu yadırgamıştı. Ama şimdi görülmektedir ki bütün bölge ülkeleri açısından ve ülkemizin de yer aldığı içinde yer aldığı bölge ve çanak açısından İsrail’in bütün bu eylemleri ağır, aşırı, net ve yakın bir tehdit oluşturmaktadır” diye konuştu.
‘BU EYLEMİ GÜÇLÜ ŞEKİLDE LANETLİYORUZ’
Bazı devletlerden ilk duyulması gereken açıklamanın; bu eylemin kınanması ve lanetlenmesi olması gerektiğini ifade eden Çelik, şunları söyledi:
“Ama ABD adına yapılan ilk açıklama Savunma Bakanlığı’ndan yapıldı ve denildi ki; ‘İsrail’e bir saldırı olursa İsrail’i korumaya hazırız. Bugün mesele İsrail’in korunması meselesi değildir. Bölge halklarının ve bölgedeki devletlerin İsrail’den nasıl korunacağı esas meseledir.’ Tehdit oluşturan Netanyahu hükümetinin saldırganlığıdır. Bugüne kadar ‘İsrail’in güvenlik hakkı vardır’ diyerek, yapılan savunmaların altına ne koyuldu? Birileri ‘İsrail’in güvenlik hakkı vardır, İsrail’in kendini savunma hakkı vardır’ dedikçe İsrail hukukun dışına çıkarak, Netanyahu hükümeti hukukun dışına çıkarak çocukları öldürdü, kadınları öldürdü. Eğer soykırım yapmak için destek isteyeni, soykırım yapmak için, katliam yapmak için destek isteyeni, çocuk öldüreni ayakta alkışlarsanız o da başka eylemlere girişmeye kalkar. Bugün artık yeni bir faza geçilmiştir, yeni bir zemine geçilmiştir. Filistin ve Gazze’deki katliam ve soykırımlardan sonra bütün bölgeye dönük olarak bir saldırı silsilesi gerçekleştireceğini net bir şekilde ortaya koymuştur. Bu eylemi en güçlü şekilde lanetliyoruz.”
‘BÜTÜN DÜNYA BARIŞI TEHDİT ALTINDA KALACAKTIR’
AK Parti’li Çelik, kendilerine gelen ilk bilgilere göre saldırının başka bir ülkeden atılan füzeyle gerçekleştiğini ifade ederek, “Tabii bunların hepsi teyit edilmeye muhtaç. Böyle bir şey gerçekleştiyse, bütün bölge ülkeleri içerisinde İsrail’in böyle bir ağ ve network kurduğu, böyle bir bağlantı şeması içerisinden bu politikayı yürütmeye çalıştığı görülüyor. İlk günden itibaren ‘bölge ülkelerinin haritasını değiştireceğiz’ diyen Netanyahu, ‘David Koridorunu kuracağız’ diyen Netanyahu, bir takım dini referansları istismar ederek siyasi proje peşinde koşan bu soykırımcı hükümet bugün gelinen noktada tamamen bölge barışını hedef aldığını göstermektedir. Peki, bunu Avrupa’daki parlamentolarından, ya da ABD kongresinden uzaktan ve konforlu bir alanda izlediğini zannedenler bunun, bölgeyle sınırlı kalacağını mı düşünüyorlar? Kesinlikle hayır. Dünya barışının kilidi Orta Doğu barışıdır. Orta Doğu barışının kilidi Filistin barışıdır. Şimdi bu denklemi tersinden kurarak Netanyahu soykırımcı hükümeti, Filistin’de soykırım gerçekleştirerek bir bölge savaşı çıkarmaya çalışıyor. Bu olduğu takdirde de bütün dünya barışı tehdit altında kalacaktır. Sadece Orta Doğu’yla sınırlı kalmayacaktır. Akdeniz’e sıçrayacaktır, Avrupa barışını tehdit edecektir ve Atlantik’te birtakım sonuçlar doğuracaktır. Bugün yapılan eylem artık bütün bölge barışına ve insanlığın temel değerlerine karşı bir meydan okumadır. Bugünden itibaren durdurulmazsa bu çok daha vahim sonuçlara yol açacak neticeler ortaya çıkaracaktır. Bu savaş şebekesine karşı, bu soykırımcı şebekeye karşı, bu katliamcı şebekeye karşı temel değerler temelinde, uluslararası hukuk temelinde barışı desteklemeye, barışı güçlendirmeye ve Filistinli kardeşlerimiz için mücadele etmeye devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.
]]>Hamas’tan yapılan açıklamada, Haniye’nin Tahran’da kaldığı konutun Çarşamba günü erken saatlerde güdümlü füzeyle hedef alındığı belirtildi.
İsrail konuyla ilgili bir açıklama yapmadı; ancak ülkenin bu konularda açıklama yapmadığı biliniyor.
İran Devrim Muhafızları, Haniye’nin ülkenin yeni cumhurbaşkanının yemin törenine katılmasından saatler sonra öldüğünü doğruladı ve olayla ilgili soruşturma başlatıldığını açıkladı.
İran medyası Haniye’nin “Tahran’ın kuzeyinde savaş gazileri için özel bir konutta” kaldığını bildirirken, İranlı NourNews Haniye’nin konutunun havadan atılan bir mermiyle vurulduğunu bildirdi.
İsrail, Batı Şeria ve Gazze Şeridi’nin işgaline karşı ilk Filistin ayaklanmasının yaşandığı 1987’den bu yana Hamas’ın liderlerine ve kilit isimlerine suikastlar düzenledi ve öldürmeye teşebbüs etti.
Reuters haber ajansı, Israil ordusu tarafından hedef alınan Filistinli liderlerin listesini derledi.
Yahya Ayyaş
Filistinli intihar eylemcilerinin arkasındaki “Mühendis” lakaplı Yahya Ayyaş, 5 Ocak 1996’da, o zamanlar Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) yönetimindeki Gazze’de öldürüldü. Ayaş’ın cep telefonu elinde patlamış, Filistinliler sorumluluğu üstlenmeyi reddeden İsrail’i suçladı.
Hamas, Şubat ve Mart aylarında dokuz gün boyunca üç İsrail kentinde 59 kişinin ölümüne yol açan dört intihar saldırısıyla misilleme yaptı.
Halid Meşal
Hamas’ın kurucularından ve eski siyasi lideri olan Halid Meşal, 1997’de Ürdün’ün başkenti Amman’daki ofisine yakın bir sokakta İsrail ajanlarının başarısız bir suikast girişimine uğradı.
Meşal’e yolda yürüdüğü sırada şırınga ile zehir enjekte edildi.
Ürdün yetkilileri suikast girişimini ortaya çıkardı ve iki Mossad ajanını tutukladı.
Dönemin Ürdün Kralı Hüseyin, o donem de İsrail Başbakanı olan Binyamin Netanyahu’dan, Meşal’e enjekte edilen maddenin panzehrini istedi. Aksi halde zanlıları asma ve Ürdün’ün İsrail’le olan barış anlaşmasını feshetme tehdidinde bulundu.
Dönemin ABD Başkanı Bill Clinton’ın baskısı sonrası, Netanyahu ilk etapta reddettiği bu isteği yerine getirdi. Ayrıca Hamas lideri Şeyh Ahmed Yasin’i serbest bırakmayı kabul etti. Ancak yedi yıl sonra Yasin Gazze’de öldürüldü.
Şeyh Ahmed Yasin
İsrail, Hamas’ın kurucuları arasında yer alan ve dini lideri olan Şeyh Ahmed Yasin’i 22 Mart 2004 tarihinde Gazze’de bir camiden çıkarken helikopterden atılan bir füzeyle öldürdü.
Binlerce Filistinli Gazze’de intikam sloganları atarak yürüdü.
Hamas yetkilileriyse, İsrail’in bu suikastle, ‘cehennemin kapılarını açtığını’ söyledi.
Filistin’de ve diğer Müslüman ülkelerde geniş çaplı protestolara ve kınamalara yol açtı, İsrail-Filistin çatışmasında önemli bir tırmanışa işaret etti.
Abdülaziz El Rantisi
İsrail helikopterinin 17 Nisan 2004 tarihinde Gazze’de bir araca düzenlediği füze saldırısında Hamas lideri Abdülaziz El Rantisi ve iki koruması öldürüldü.
Hamas liderliği saklanmaya başladı ve Rantisi’nin halefinin kimliği gizli tutuldu.
Suikast, Şeyh Ahmed Yasin’in öldürülmesinin ardından Gazze’de Hamas liderliğini devralmasından kısa bir süre sonra gerçekleşti.
Adnan El Gul
Hamas’ın bombalama uzmanı olarak görülen Adnan El Gul 21 Ekim 2004’te Gazze’de bir İsrail hava saldırısında öldürüldü.
Gul, Hamas’ın askeri kanadında iki numaraydı ve sık sık İsrail kasabalarına atılan “Kassam” roketinin babası olarak biliniyordu.
Adnan El Gul, Hamas’ın İzzeddin el-Kassam Tugayları olarak bilinen askeri kanadının lideri Muhammed Deyif’in yardımcısıydı.
Nizar Rayan
Hamas’ın en sert siyasi liderlerinden biri olarak kabul edilen din adamı, İsrail içinde yeni intihar saldırıları düzenlenmesi çağrısında bulunmuştu.
Dört eşinden ikisi ve yedi çocuğuyla 1 Ocak 2009’da Cebaliye mülteci kampındaki bombalamada öldürüldü.
15 Ocak 2009’da da Gazze Şeridi’nde Hamas’ın İçişleri Bakanı Said Seyyam bir İsrail hava saldırısında öldürüldü. eyyam 13.000 Hamas polisinden ve güvenlik görevlilerinden sorumluydu.
Salih Aruri
Beyrut’un güney banliyölerinden Dahiye’de 2 Ocak 2024’te İsrail’e ait bir insansız hava aracıyla düzenlenen saldırıda Hamas’ın siyasi kanadının üst yönetimindeki Salih el Aruri öldürüldü.
Aruri aynı zamanda Hamas’ın askeri kanadı Kassam Tugayları’nın da kurucusuydu.
]]>Peki kimdir Tahran’da öldürülen Hamas lideri İsmail Haniye? Ne zaman Hamas Siyasi Büro Başkanı olarak seçildi? İşte merak edilen sorunun hayatı…

3 OĞLU VE 4 TORUNU ÖLDÜRÜLMÜŞTÜ
İsrail ordusu, 10 Nisan’da Ramazan Bayramı dolayısıyla Gazze kentinin batısındaki Eş-Şati Mülteci Kampı sakinleri ve yakınlarıyla bayramlaşmaya giden Hamas Siyasi Büro Başkanı İsmail Haniye’nin ailesinden birçok kişinin bulunduğu aracı vurmuştu. Saldırıda 3 oğlu ve 4 torununu kaybeden Haniye, “çocuklarının Gazze’yi terk etmediğini, Kudüs’ün ve Mescid-i Aksa’nın kurtuluşu yolunda hayatlarını feda ettiğini” söylemişti.
Haniye’nin, İsrail ordusunun Ramazan Bayramı’nda düzenlediği saldırıda yaralanan torunu Melek Haniye de tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybetmişti. İsrail basınına göre, “Haniye’nin oğullarına düzenlenen suikast, İsrail ordusu ve istihbaratının işbirliğiyle” gerçekleştirilmişti. Haniye, 6 Mayıs 2017’de Hamas Şura Konseyi tarafından Halid Meşal’in yerine Hamas’ın Siyasi Büro Başkanı seçilmişti.

İSMAİL HANİYE KİMDİR?
Filistinli siyaset adamı, Filistin Ulusal Yönetimi’nin tartışmalı eski başbakanı İsmail Haniye, 1963’te Gazze Şeridi’ndeki Elşati mülteci kampında dünyaya geldi. Ailesi 1948 Arap-İsrail Savaşı sırasında Aşkelon şehrinden kaçarak mülteci durumuna düşmüştü. 1987’de Gazze İslam Üniversitesi’nden mezun oldu. 1989’da I. İntifada’ya katıldığı ve Hamas üyesi olduğu gerekçesiyle tutuklandı. 1992’de serbest bırakıldıktan sonra, İsrail tarafından diğer İslami Cihad ve Hamas üyesi 415 kişilik grubun arasına katılıp, Güney Lübnan’a sürüldü. Ertesi yıl Gazze’ye geri döndü.
1999’dan 2004’e kadar, Hamas genel sekreteri Şeyh Ahmet Yasin’in özel kalem müdürlüğünü yaptı. Aralık 2005’te yapılan ve 25 Ocak 2006’da tekrarlanan Filistin Yasama Konseyi seçimlerinde Hamas lideri Halid Meşal’in Şam’da sürgünde bulunmasından dolayı listenin en başında yer aldı. Hamas’ın 132 sandalyeden 74’ünü aldığı seçimler sonucunda Haniye, 16 Şubat 2006’da Hamas’ın başbakan adayı olarak açıklandı. 19 Şubat’ta, ABD ve İsrail’in karşı çıkmalarına rağmen Filistin başkanı Mahmud Abbas tarafından başbakanlığa atandı. Ekim 2006’da Gazze’de El Fetih ile Hamas üyelerinin çarpışmaları sırasında konvoyuna düzenlenen saldırıdan kurtuldu. Mayıs 2007’de İsrail’in evine karşı düzenlediği füze saldırısını atlattı. Haziran 2007’de Gazze Şeridi’ndeki Hamas ile El Fetih arasındaki çatışmaların zirveye çıkması üzerine, Filistin devlet başkanı Mahmud Abbas tarafından görevinden alındı.
Haniye evli ve 13 çocuğa sahiptir. 2009’da aile, Kuzey Gazze Şeridi’nde bulunan El-Şati mülteci kampında yaşamaktaydı. Haniye’nin kardeşleri Kholidia, Laila ve Sabah, İsrail vatandaşıdır ve güney İsrail’deki Tel as-Sabi’de yaşamaktadır. Kholidia ilk olarak Tel as-Sabi’ye taşındı, ardından iki kız kardeşi de geldi. Üç kız kardeşin çocuklarından bazıları İsrail Savunma Kuvvetleri’nde (IDF) görev yapmıştır. Haniye’nin kız kardeşi Suhila Abd el-Salam Ahmed Haniye ve kritik bir kalp tedavisi gerektiren eşi için Gazze’deki hastanelerde tedavi edilemeyen acil bir tedavi talebini kabul etti. Başarılı bir tedavinin ardından ikili, İsrail’in Petah Tikva’daki Rabin Tıp Merkezi’nde tedavi gördükten sonra Gazze’ye döndü. Haniye’nin torunu Kasım 2013’te bir İsrail hastanesinde tedavi gördü ve kayınvalidesi Haziran 2014’te bir İsrail hastanesinde tedavi gördü. 2014 İsrail-Gazze Savaşı’nın ardından, Haniye’nin kızı, rutin bir işlem sırasında komplikasyonlar yaşadıktan sonra acil tedavi için Tel Aviv’deki bir İsrail hastanesinde bir hafta geçirdi. Eylül 2016’da Haniye, eşi ve iki oğluyla birlikte, Hac olarak bilinen yıllık hac ziyareti için Gazze’den ayrıldı. Bu seyahat, bir kampanya başlangıcı olarak yorumlanmış ve Haniye’nin Mashaal’ın yerine geçeceği yönündeki raporları güçlendirmiştir. Ayrıca 2020’de İran’ın Tahran şehrinde, Kasım Süleymani’nin cenazesine katılmıştır.
]]>KONUTUNA TERÖR SALDIRISI DÜZENLENDİ
İran devlet televizyonunun Devrim Muhafızları Ordusunun açıklamasına dayandırdığı habere göre, Hamas Siyasi Büro Başkanı İsmail Heniye, Tahran’da kaldığı konutuna düzenlenen terör saldırısı sonucu yaşamını yitirdi.

HAMAS HABERLERİ DOĞRULADI
Haniye’nin öldüğünü doğrulayan Hamas, “Haniye, siyonist bir saldırı sonucu Tahran’da öldürüldü.” açıklamasını yaptı. İran’dan yapılan açıklamada ise suikastın soruşturulduğu ve sonuçlarının yakında açıklanacağı belirtildi.
İSMAİL HANİYE KİMDİR?
Filistinli siyaset adamı, Filistin Ulusal Yönetimi’nin tartışmalı eski başbakanı İsmail Haniye, 1963’te Gazze Şeridi’ndeki Elşati mülteci kampında dünyaya geldi. Ailesi 1948 Arap- İsrail Savaşı sırasında Aşkelon şehrinden kaçarak mülteci durumuna düşmüştü. 1987’de Gazze İslam Üniversitesi’nden mezun oldu. 1989’da I. İntifada’ya katıldığı ve Hamas üyesi olduğu gerekçesiyle tutuklandı. 1992’de serbest bırakıldıktan sonra, İsrail tarafından diğer İslami Cihad ve Hamas üyesi 415 kişilik grubun arasına katılıp, Güney Lübnan’a sürüldü. Ertesi yıl Gazze’ye geri döndü.
1999’dan 2004’e kadar, Hamas genel sekreteri Şeyh Ahmet Yasin’in özel kalem müdürlüğünü yaptı. Aralık 2005’te yapılan ve 25 Ocak 2006’da tekrarlanan Filistin Yasama Konseyi seçimlerinde Hamas lideri Halid Meşal’in Şam’da sürgünde bulunmasından dolayı listenin en başında yer aldı. Hamas’ın 132 sandalyeden 74’ünü aldığı seçimler sonucunda Haniye, 16 Şubat 2006’da Hamas’ın başbakan adayı olarak açıklandı. 19 Şubat’ta, ABD ve İsrail’in karşı çıkmalarına rağmen Filistin başkanı Mahmud Abbas tarafından başbakanlığa atandı. Ekim 2006’da Gazze’de El Fetih ile Hamas üyelerinin çarpışmaları sırasında konvoyuna düzenlenen saldırıdan kurtuldu. Mayıs 2007’de İsrail’in evine karşı düzenlediği füze saldırısını atlattı. Haziran 2007’de Gazze Şeridi’ndeki Hamas ile El Fetih arasındaki çatışmaların zirveye çıkması üzerine, Filistin devlet başkanı Mahmud Abbas tarafından görevinden alındı. Haniye evli ve 13 çocuğa sahiptir. 2009’da aile, Kuzey Gazze Şeridi’nde bulunan El-Şati mülteci kampında yaşamaktaydı. Haniye’in kardeşleri Kholidia, Laila ve Sabah, İsrail vatandaşıdır ve güney İsrail’deki Tel as-Sabi’de yaşamaktadır. Kholidia ilk olarak Tel as-Sabi’ye taşındı, ardından iki kız kardeşi de geldi. Üç kız kardeşin çocuklarından bazıları İsrail Savunma Kuvvetleri’nde (IDF) görev yapmıştır.

Haniye’in kız kardeşi Suhila Abd el-Salam Ahmed Haniye ve kritik bir kalp tedavisi gerektiren eşi için Gazze’deki hastanelerde tedavi edilemeyen acil bir tedavi talebini kabul etti. Başarılı bir tedavinin ardından ikili, İsrail’in Petah Tikva’daki Rabin Tıp Merkezi’nde tedavi gördükten sonra Gazze’ye döndü. Haniye’nin torunu Kasım 2013’te bir İsrail hastanesinde tedavi gördü ve kayınvalidesi Haziran 2014’te bir İsrail hastanesinde tedavi gördü. 2014 İsrail-Gazze Savaşı’nın ardından, Haniye’nin kızı, rutin bir işlem sırasında komplikasyonlar yaşadıktan sonra acil tedavi için Tel Aviv’deki bir İsrail hastanesinde bir hafta geçirdi. Eylül 2016’da Haniye, eşi ve iki oğluyla birlikte, Hac olarak bilinen yıllık hac ziyareti için Gazze’den ayrıldı. Bu seyahat, bir kampanya başlangıcı olarak yorumlanmış ve Haniye’nin Mashaal’ın yerine geçeceği yönündeki raporları güçlendirmiştir. Ayrıca 2020’de İran’ın Tahran şehrinde, Kasım Süleymani’nin cenazesine katılmıştır.
]]>“MACRON ARADI, TORUNUM DEDE GİTME DEDİ”
Erdoğan, Paris 2024 Olimpiyat Oyunları’nın açılışında sahnelenen ahlaksızlık karşı karşıya olduğumuz tehdidin boyutlarını bir kez daha gözler önüne serdi. Macron beni davet etti. Ben de gelebileceğimi söyledim. 13 yaşındaki torunum dede gitme dedi niye dedim orada LGBT gösterisi yapacaklar dedi. O görüntüleri gösterdi tamam kızım gitmeyeceğim dedim. İnsanları birleştirmesi gereken spor etkinliği maalesef insanlığa değerlere düşmanlıkla açıldı.” sözleriyle yaşananlara tepki gösterdi.
“İLK FIRSATTA PAPA’YI ARACAĞIM”
“Bizim inancımızda insan yaratılmışların en şereflisidir” diye vurgulayan Erdoğan, “Paris’te yapılmak istenen insanı hayvanlardan dahi aşağı seviyeye çekme projesidir. İlk fırsatta Sayın Papa’yı da bununla ilgili arayacağım.
“CİNSİYETSİZLEŞTİRMEK DEMEK İNSAN SOYUNU BOZMAK DEMEKTİR”
Karşımızda sadece bir yönelim yok doğrudan çocuklarımızı hedef alan faşizan bir dayatma var. Aileye insan nesline yönelik çok boyutlu acımasız bir savaş yürütülmektedir. Fransa, Fransız sporcuların içerisinde başörtülü olanlar varsa onların müsabakalara katılmasını engellemiştir. Bu nasıl bir mantık? Cinsiyetsizleştirmek demek insan soyunu bozmak demektir” dedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıklamalarından öne çıkan diğer satırbaşları ise şöyle;
“Ne kadar sancılı olursa olsun her meseleyi kendi arasında konuşan müzakere eden bir hareketiz. 31 Mart seçimleri sonrasında da aynısını yapıyoruz. Milletin sandıkta verdiği mesajlara kulaklarımızı tıkamıyor iç bünyemizde gerekli adımları atıyoruz. Bakılmadık hiçbir nokta bırakmadan bu süreci titizlikle yürütüyoruz.
“PARTİDEKİ BAYRAK DEĞİŞİMİNİ GERÇEKLEŞTİRİYORUZ”
Her şeyin farkındayız. Selden kütük kapma telaşında olanları da çok iyi görüyoruz. Bunlara aradıkları fırsatı vermedik vermeyeceğiz. Ne fitne kazanına odun taşıyanların oyununa geleceğiz ne de hiçbir şey olmamış gibi yolumuza devam edeceğiz. Partimiz bünyesinde bayrak değişimini gerçekleştiriyoruz. Görevden affını talep eden bazı arkadaşlarımızın yerine yenilerini görevlendirdik. Siyasetin dalgalı denizinde gel-gitler olabilir bunların tamamı geçicidir, aslolan milletle gönül bağını muhafaza etmektir. Biz PKK’nın Suriye uzantılarıyla mücadele derken CHP’li milletvekilleri ellerinde çantalarıyla ülke ülke dolaşıyor onları aklamaya çalışıyordu. ‘Türk askerinin Libya’da ne işi var?’ korosunun assolisti dönemin CHP Genel Başkanı’ydı. Somali tezkeresine hayır dediler.
NAMIK TAN VE MAVİ VATAN TARTIŞMASI
Türkiye’nin çıkarlarını savunmak yerine masal diyerek ülkemizi yayılmacılıkla itham ederek birilerine göz kırpıyorlar. Bunun adı sorumsuzluktur şuursuzluktUr. Türkiye aleyhine bu tezleri dillendirmek ne zamanda beri CHP’nin görevi oldu? CHP’nin Türkiye ile ve Türkiye’nin çıkarlarıyla alıp veremediği nedir? Sadece milli meselelerde yerli ve milli bir duruş bekliyoruz. Eğer katkı sunmayı beceremiyorlarsa bari bu tarz talihsiz açıklamalarla ülkemize zarar vermesin. Gölge etmesin yeter biz onlardan başka ihsan istemiyoruz. ‘Mavi Vatan’ımıza sahip çıkma noktasında en küçük bir geri adım atmayacağız. Bunu böyle bilsinler. Türkiye’nin ve Kıbrıs Türkleri’nin hakkını sonuna kadar savunmaya devam edeceğiz.
İSRAİL’İN GAZZE’YE DÜZENLEDİĞİ SALDIRILAR
Savaşın bile bir hukuku vardır. Hitler’i gölgede bırakacak bir barbarlığa imza attılar. Gazze bugün dünyanın en büyük imha kampına dönüşmüştür. Eli kanlı katiller Temsilciler Meclisi’nde ağırlanıyor, alkışlanıyor. Ben de Müslümanım insanım diyen birisinin böyle bir tabloya rıza göstermesi mümkün mü? BM Güvenlik Konseyi bugün sorumluluk almayacaksa ne zaman alacak? Bu gidiş gidiş değildir.
“İSRAİL DEVLETİ TÜM İNSANLIK İÇİN TEHDİTTİR”
Netanyahu yönetimi altında İsrail’in gittiği yol yol değildir. Bu ikiyüzlülüğün sonu korkarım ki çok kötü bitecektir. Bugün gözünü Lübnan’a dikenlerin yarın pis ellerini başka yerlere uzatmayacağının garantisini mi verebilir? Hamas ateşkese evet dediği halde kan döken taraf İsrail’dir. İsrail devleti gelinen noktada artık tüm insanlık için tüm dünya için tehdittir. Daha geç olmadan bu soykırım insanlığın ittifakı ile artık derhal durdurulmalıdır. Biz Netanyahu denilen caninin ne yapmaya çalıştığını farkındayız. Gazze’deki ateşi tüm bölgeye yayma girişimlerini arkasındaki asıl niyeti çok iyi biliyoruz. Ne söylüyorsak bölgemizde kanın durması için söylüyoruz.
“KLAVYE SOYTARILARININ HADSİZ MESAJLARI”
Klavye soytarılarının hadsiz mesajları bizi korkutmaz, ürkütmez, sindirmez inandığımız yolda yürümekten bizi asla vazgeçirmez. Korkuyu yanımıza hiç yaklaştırmadık. Bugün de aynı yerdeyiz dimdik ayaktayız. İsrailli yetkilerin küstah açıklamaları karşısında son iki gündür milletimizin fertlerinin sergilediği dik duruşu çok kıymetli bulduğumu vurgulamak istiyorum. Türkiye olarak bundan 500 yıl önce engizisyondan kaçan Musevilere kucak açtıysak Hitler’in toplama kamplarında kaçan Yahudilere kol kanat gerdiysek bugün de mazlumların yanındayız.
]]>İsrail, saldırıdan Lübnan merkezli Hizbullah’ı sorumlu tuttu, Hizbullah suçlamaları reddetti.
Saldırıda ne oldu?
27 Temmuz Cumartesi akşamı, Mecdel Şems kasabasındaki futbol sahasına bir roket düştü. Azınlık Dürzi topluluğundan 12 çocuk ve genç öldürüldü.
Bu, İsrail-Hizbullah geriliminin tırmanmaya başladığı Ekim 2023’ten bu yana İsrail-Lübnan sınırında ya da yakınında meydana gelen en ölümcül saldırı oldu.
Çocuk ve gençlerin ölmesi, İsrail ve dünya çapında infiale yol açtı.
İsrail, Hizbullah’ın saldırıyı Lübnan içinden atılan İran yapımı bir roketle düzenlediğini söylüyor. ABD de Hizbullah’ı suçluyor.
Hizbullah ise kesin bir dille saldırının arkasında olmadığını söyledi.
Hizbullah nedir?
Hizbullah Lübnan merkezli, İran destekli Şii İslamcı bir siyasi parti ve silahlı örgüt.
İki yüz bine yakın füze, roket ve taarruz İHA’sına sahip silahlı kanadı, bölgedeki en büyük askeri güçlerden biri.
Hizbullah, kendisinden çok daha zayıf olan Lübnan ordusundan ayrı faaliyet yürütüyor.
Grup, ayrıca Lübnan hükümeti üzerinde siyasi nüfuza da sahip.
Hizbullah ve destekçileri, İsrail’in Lübnan topraklarını işgal ettiğini savunuyor ve kendisini İsrail’e karşı meşru bir direniş hareketi olarak tanımlıyor.
Batı ülkeleri, İsrail, körfez ülkeleri ve Arap Birliği tarafından terör örgütü olarak kabul edilen Hizbullah, Hamas ve Filistinlileri destekliyor ve İsrail devletinin var olmaması gerektiğini savunuyor.
Golan Tepeleri nedir, İsrail neden orada?
Golan Tepeleri, Suriye’nin güneybatısından İsrail’in kuzeydoğusuna uzanan kayalık bir bölge.
İsrail, Suriye’ye ait Golan Tepeleri’nin 1200 kilometrekarelik kısmını 1967’deki 6 Gün Savaşı olarak da bilinen Arap-İsrail Savaşı sırasında işgal etti. Bu savaşta Suriye, Golan Tepeleri üzerinden İsrail’e saldırmıştı.
İsrail bölgeyi 1981’de ilhak etti, ancak bu hamle uluslararası kamuoyunun büyük kısmı tarafından resmen tanınmadı.
Trump yönetimi 2019’da yıllardır süregelen ABD politikasından vazgeçti ve Golan Tepeleri’nin ilhakını resmen tanıdı.
Suriye, bu toprakların kendisine ait olduğunu ve geri alacağını söylüyor. Bölgeden çekilmemek konusunda kararlı olan İsrail ise, kayalık alanın ülke savunması için kilit öneme sahip olduğu görüşünde.
Golan Tepeleri’nde yaklaşık 20 bin Yahudi yerleşimci de yaşıyor. Bölgede aynı zamanda İsrail’e ait askeri üsler ve gözetleme noktaları var.
Bölgedeki İsrail yerleşimleri uluslararası hukuk nezdinde yasa dışı kabul ediliyor.
Dürziler kimdir?
Dürziler Lübnan, İsrail, Ürdün ve Suriye’de yaşayan, Arapça konuşan bir etnik ve dini topluluk.
Topluluğun bir kısmı, yüzyıllardır Golan Tepeleri’nde yaşıyor.
İsrail, Golan Tepeleri’nde yaşayan herkese vatandaşlık alma hakkı tanıyor, ama bölge sakinlerinin çoğu Suriye vatandaşlığında kalmayı tercih ediyor.
Mecdel Şems, Golan Tepeleri’nde Dürzilerin çoğunlukta olduğu dört kasabanın en büyüğü.
Günümüzde Golan Tepeleri’nde yaşayan yaklaşık 21 bin Dürziden neredeyse yüzde 20’si İsrail vatandaşlığına geçti. Suriye vatandaşlığı olanların İsrail’de oturma izni var ve oy verme hakkı dışında İsrail vatandaşlarıyla neredeyse aynı hak ve ayrıcalıklara sahipler.
Golan Tepeleri dışında yaşayan ve İsrail vatandaşı olan yaklaşık 100 bin Dürzi var. Dürziler, zorunlu askerlik hizmeti kapsamında İsrail ordusunda görev alan en büyük Yahudi olmayan topluluk.
Dünya çapında bir milyona yakın Dürzi olduğu tahmin ediliyor. Dürzilik, İslam dininin Şii mezhebinin bir kolu olan İsmaililik’e dayanıyor. Ancak Dürzilerin kendi ibadet ve gelenekleri olan ayrı bir inanç sistemi var.
Hizbullah neden Golan Tepeleri’ni hedef almış olabilir?
Hizbullah, Hamas’ın İsrail’e yönelik 7 Ekim 2023 saldırılarının ertesi günü İsrail’deki hedefleri vurdu. Grup, Filistinliler ile dayanışma içinde hareket ettiğini söylüyor.
O zamandan beri taraflar düzenli olarak çatışıyor. Bu süreçte İsrail-Lübnan sınırının iki tarafında da binlerce kişi evlerini terk etmek zorunda kaldı.
İsrail güvenlik yetkilileri, Golan Tepeleri’ndeki futbol sahasına düşen roketin, bölgede birkaç noktayı hedef alan bir bombardımanın parçası olduğunu söyledi.
Bu bombardıman, İsrail’in Lübnan’ın güneyinde düzenlediği bir saldırıda dört Hizbullah militanının ölmesinin ardından gerçekleşti.
Ekim’den bu yana Hizbullah’ın düzenlediği saldırıların büyük kısmı, İsrail’in kuzeyini hedef aldı. Golan Tepeleri, çok sık hedef alınmıyor.
Ama Hizbullah, Mecdel Şems yakınındaki Şeba Çiftlikleri/Dov Dağı olarak bilinen bölgedeki İsrail mevkilerini defalarca vurdu.
Yorumculara göre, eğer saldırıyı Hizbullah düzenlemişse, İsrail işgali altındaki bir bölgeye saldırmasının uluslararası kamuoyu tarafından büyük bir tepki çekmeyeceğini, bu sayede Gazze’deki savaş sürerken İsrail hükümeti ve ordusu üzerindeki baskıyı artırabileceğini hesaplamış olabilir.
Bunların Hamas ve Gazze’deki savaşla ne ilgisi var?
Hizbullah, 7 Ekim’de İsrail’e düzenlediği saldırılarda 1200 kişiyi öldüren ve 251 kişiyi rehin alan Hamas’ı destekliyor.
Grup, 7 Ekim saldırılarının ertesi günü İsrail’e karşı kısıtlı bir ikinci cephe açtı.
Hem Hamas hem de Hizbullah İran tarafından destekleniyor. İki grup da İran’ın “direniş ekseni” adını verdiği, Orta Doğu’da benzer görüşteki İran destekli grupların bir araya geldiği ittifakın parçası. Bu ittifak, bölgede İsrail ve İsrail’in kilit müttefiki ABD’ye karşı faaliyetler yürütüyor.
Hizbullah direkt olarak Gazze’deki savaşa müdahil değil. Ancak İsrail ve Hamas arasında ateşkes ilan edilene kadar İsrail’e yönelik saldırılarını sürdüreceğini söylüyor.
Hamas kontrolündeki Gazze Sağlık Bakanlığı’na göre İsrail’in askeri operasyonlarında Ekim’den bu yana 39 binden fazla Filistinli öldürüldü.
İlgili haberler
]]>İsrail Dışişleri Bakanlığı’ndan pazartesi günü yapılan açıklamada şu ifadeler kullanıldı:
“Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın işgal tehditleri ve tehlikeli söylemi ışığında, Dışişleri Bakanı Israel Katz (İsrailli) diplomatlara, tüm NATO üyeleriyle acilen temasa geçmeleri talimatı verdi. Katz, Türkiye’nin kınanması çağrısı yapıyor. Ayrıca Türkiye’nin NATO’dan ihraç edilmesi talebinde bulunuyor.”
Katz aynı açıklamada “Türkiye, İsrail’e yönelik terör saldırılarından sorumlu olan Hamas’ın karargâhına ev sahipliği yapıyor. Türkiye ayrıca Hamas, Hizbullah ve Yemen’deki Husilerle birlikte İran’ın şer ekseninin bir üyesi oldu” ifadelerini kullandı.
Türkiye, 1952’den bu yana NATO üyesi. İsrail ise ittifaka üye değil ancak 19995’ten bu yana Akdeniz Diyaloğu mekanizması aracılığıyla NATO’nun aktif bir ortağı.
İsrail’in 2017’den bu yana Brüksel’deki NATO karargahında daimi ve resmi bir misyonu bulunuyor.
Katz’ın son çıkışı ise İsrailli ve Türk yetkililerin karşılıklı sert açıklamalarının ardından geldi.
Erdoğan’dan İsrail’e: Nasıl Karabağ’a, Libya’ya girdiysek, benzerini aynen onlara da yaparız
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan pazar günü Rize’de yaptığı konuşmada İsrail’in Gazze Şeridi’ndeki saldırılarını eleştirerek “Biz nasıl Karabağ’a girdiysek, nasıl Libya’ya girdiysek bunun benzerini aynen onlara da yaparız. Yapmamak için hiçbir şey yok” dedi.
İsrail Dışişleri Bakanı Israel Katz aynı gün Erdoğan’ın sözlerine Irak’ın devrik lideri Saddam Hüseyin benzetmesiyle yanıt verdi.
Katz, X hesabından yaptığı açıklamada, “Erdoğan, Saddam Hüseyin’in yolundan gidiyor ve İsrail’e saldırı düzenleme tehdidinde bulunuyor. (Erdoğan) orada (Irak’ta) ne olduğunu ve bunun nasıl bittiğini hatırlamalı” dedi.
Katz X mesajında Erdoğan ve Saddam Hüseyin’in yan yana fotoğraflarını da paylaştı.
Saddam Hüseyin, ABD’nin öncülüğündeki koalisyon güçlerinin 2003 yılında Irak’ı işgal etmesinin ardından 2006’da idam edilmişti.
Türkiye Dışişleri Bakanlığı, Katz’ın açıklamasını X hesabından yaptığı bir açıklamayla eleştirdi.
Bakanlığın açıklamasında, “Soykırımcı Hitler’in sonu nasıl olduysa, soykırımcı Netanyahu’nun sonu da öyle olacak. Soykırımcı Naziler nasıl hesap verdiyse, Filistinlileri yok etmeye çalışanlar da öyle hesap verecek. İnsanlık, Filistinlilerin yanında duracak. Filistinlileri yok edemeyeceksiniz” ifadeleri kullanıldı.
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan da X hesabından yaptığı açıklamada, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın insanlık vicdanının sesi olduğunu söyledi.
AKP Genel Başkanvekili Mustafa Elitaş, İsrail Dışişleri Bakanı Katz için “Hadsiz bir açıklama yapmış. Tüm milleti yüreğinden hançerleyen, o siyonist, soykırımcı katil Netanyahu’nun Dışişleri Bakanına buradan şiddet ve nefretle lanetlerimi gönderiyorum” dedi.
Bahçeli: Türk milleti soykırımcı İsrail’e karşı kilitlenmiştir, her türlü senaryo gündemde olmalı
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli de Saddam Hüseyin benzetmesinin ardından İsrail Dışişleri Bakanı Katz’ı “siyasi, tarihi ve nesnel gerçeklerle asla bağdaşmayan alçak sözleri nedeniyle nefretle lanetlediğini” söyledi.
Bahçeli X’te yayımladığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:
“İsrail Başbakanı ile hükümetinin hangi kanlı ve karanlık izleri takip ettiğini esasen tüm dünya açıklıkla görmektedir. Soykırımcı bir yönetimin Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı’na panikle saldırması suçluluk psikolojisinin tezahürüdür. Kırk bine yakın masumu katleden İsrail yönetiminin hesap vereceği günler uzak değildir. Bu durum sadece sabır ve zaman meselesidir.
“Türk milleti kenetlenmiş ve soykırımcı İsrail’e karşı kilitlenmiştir. Elbette her türlü senaryo gündemde olmalı; siyasi, stratejik ve askeri tüm hazırlıklar tahkim edilerek Türkiye’nin hafife alınacak bir ülke olmadığı isabetle teyit edilmelidir.”
İsrail, Gazze operasyonlarını, Hamas’ın 7 Ekim 2023’te düzenlediği saldırıların ardından başlatmıştı. İsrailli yetkililer operasyonların savunma amaçlı olduğunu savunuyor.
]]>BEYRUT’TA UÇUŞLAR ASKIYA ALINDI
İsrail ordusunun Lübnan’a yönelik saldırısı nedeniyle Beyrut Refik Hariri Uluslararası Havalimanı’ndaki gidiş ve geliş uçak seferleri askıya alındı. Beyrut Refik Hariri Uluslararası Havalimanı’ndaki gidiş ve geliş uçuş bilgi ekranında 28 Temmuz akşamından başlayıp şu ana kadar devam eden tüm uçuşların askıya alındığı görüldü. Havalimanı internet sitesinden verilen uçuş bilgilerine göre, Beyrut’tan dünyanın çeşitli noktalarına giden ve gelen tüm uçuşlar için “iptal” ya da ” ertelendi” yazıldı.

Lübnan devletine ait Middle East Airlines (MEA) Havayolları, dün Beyrut’tan yapılacak bazı uçak seferlerini 29 Temmuz sabahına kadar ertelediğini duyurmuştu.
10 ÜLKE VATANDAŞLARINI GERİ ÇAĞIRDI
Öte yandan İsrail ordusunun Lübnan’a yönelik muhtemel saldırısı öncesi bazı ülkeler, vatandaşlarına Lübnan’ı terk etmeleri veya bu ülkeye seyahat etmemeleri hususunda uyarıda bulunmuştu.
ABD
ABD’nin Beyrut Büyükelçiliği tarafından yapılan açıklamada, Mecdel Şems olayından kaynaklı bölgede artan tansiyon nedeniyle Lübnan’daki uçak seferlerini aksatan değişikliğin meydana geldiği belirtilerek ABD vatandaşlarına Lübnan’a seyahat etmemeleri uyarısı yapıldı. Açıklamada, “Lübnan’da tam kapsamlı bir savaş korkusu, İsrail ile İran destekli Hizbullah arasındaki şiddetli çatışmalar son haftalarda arttı” ifadesi yer aldı.
Avustralya
Avustralya hükümeti de vatandaşlarına daha önce yayınlanan ve mevcut gelişmelerin ardından güncellenen Lübnan’a seyahat etmemeleri yönündeki çağrısını yineledi. Hükümetin açıklamasında, “Güvenlik durumunun istikrarsızlığı ve güvenlik durumunun daha da kötüleşme riski nedeniyle Lübnan’a seyahat etmemenizi tavsiye etmeye devam ediyoruz. Lübnan’daki Avustralyalılar, ticari uçuşlar devam ederken derhal ülkeyi terk etmelidir. Beyrut havalimanı kapanabilir ve uzun bir süre boyunca ülkeyi terk edemeyebilirsiniz” ifadeleri kullanıldı.
Norveç
Norveç’in Beyrut’taki Büyükelçiliğinin sosyal medya hesabından yapılan paylaşımda, Norveç vatandaşlarına ülkeyi terk etme çağrısı yapıldı ve ülkeye mevcut seyahat uyarıları yinelendi. Lübnan’da Hizbullah ile İsrail arasındaki çatışmanın arttığı uyarısı yapılan paylaşımda, durumun daha kötüye gitmesi halinde Lübnan dışına seyahat seçeneklerinin sınırlı hale gelebileceği de kaydedildi. Paylaşımda, böyle bir durumun yaşanması karşısında Norveç Büyükelçiliğinin, vatandaşlarının ülkeyi terk etmelerine yardımcı olmak için çok sınırlı kaynaklara sahip olacağı da hatırlatıldı.
Almanya
Almanya da diğer ülkeler gibi daha önceki Lübnan’a seyahat uyarısını güncelledi.26 Haziran’daki güncellemeye göre Alman vatandaşlarına Lübnan’a seyahat etmemeleri konusunda uyarıda bulunulan yazılı açıklamada, Alman vatandaşlarına acilen Lübnan’dan ayrılmaları çağrısı yapıldı. Açıklamada, bölgedeki güvenlik durumunun oldukça değişken olduğu ve Lübnan ile İsrail arasındaki sınır bölgesinde askeri çatışmaların son haftalarda yoğunlaştığı belirtilerek, “Durumun daha da şiddetlenmesi ve çatışmanın genişlemesi göz ardı edilemez.” ifadesi kullanıldı. Gerilimin daha da artmasının Refik Hariri Havalimanı’ndaki hava trafiğinin tamamen durmasına da yol açabileceği uyarısında bulunulan açıklamada, bu durumda Lübnan’ı hava yoluyla terk etmenin mümkün olmayacağı kaydedildi.
İngiltere
İngiltere’nin, Ekim 2023’te vatandaşlarına yaptığı ülkeyi terk etme tavsiyesi ise geçerliliğini koruyor. İngiltere Dışişleri Bakanlığınca yayımlanan güncel seyahat uyarısında, “Bakanlık, İsrail ile Lübnan Hizbullah’ı ve Lübnan’daki diğer gruplar arasındaki çatışmalar nedeniyle Lübnan’a tüm seyahatlere karşı uyarıyor.” açıklaması yapıldı. İsrail-Lübnan sınırında karşılıklı füze ve top atışları olduğunu belirtilen uyarıda, Beka Vadisi ile Litani nehrinin kuzeyinde de riskler bulunduğu kaydedildi.

Belçika
Belçika Dışişleri Bakanlığından yapılan yazılı açıklamada, bölgedeki son gelişmeler ışığında İsrail, Filistin toprakları ve Lübnan’a tüm seyahatlerin iptal edilmesi tavsiye edildi. Açıklamada ayrıca Belçika vatandaşlarının Lübnan’ı terk etmeleri de önerildi.
Fransa
Fransa Dışişleri Bakanlığından yapılan açıklamada, İsrail’in işgali altındaki Golan Tepeleri’nde bulunan Mecdel Şems beldesine yönelik saldırı şiddetle kınandı. “Yeni bir askeri çatışmayı tırmandırmayı önlemek için her şeyin yapılması” gerektiği belirtilen açıklamada, Fransız vatandaşlarının Lübnan, İsrail ve Filistin topraklarına seyahat etmemeleri tavsiye edildi.
İsveç
İsveç Dışişleri Bakanlığı sayfasından yapılan duyuruda, “Lübnan’daki durum tehlikeli ve öngörülmez, bu nedenle İsveç vatandaşlarının ülkeyi terk etmesini tavsiye ediyoruz.” ifadesi kullanıldı. İsveç Dışişleri Bakanı Tobias Billström de X hesabından yaptığı paylaşımda, “Defalarca söyledim, yine söylüyorum: İsveç vatandaşlarının Lübnan’ı terk etmesi veya söz konusu ülkeye gitmekten kaçınması gerekiyor.” değerlendirmesinde bulundu.
Danimarka
Danimarka Dışişleri Bakanlığı ise X hesabından yaptığı paylaşımda, vatandaşlarının Lübnan’a yapacakları seyahatleri durdurmasını tavsiye ederken, ülkeyi terk etmelerini istedi.
Hollanda
Hollanda Dışişleri Bakanlığının, Lübnan’a seyahatten kaçınılması ve bu ülkedekilerin acilen ayrılmaları yönünde 26 Haziran’da verdiği uyarının hala devam ettiği bilgisine yer verilen internet sayfasında, “Lübnan için seyahat tavsiyesinin renk kodu kırmızıdır. Durumunuz ne olursa olsun oraya seyahat etmeyin. Başınız belaya girerse Hollanda Büyükelçiliği size her zaman yardımcı olamayabilir.” ifadeleri yer alıyor.
]]>İsrailli yetkililer saldırıdan Hizbullah’ı sorumlu tuttu ve örgütün büyük bir bedel ödeyeceğini söyledi.
Hizbullah iddiaları reddetti ancak aylardır tırmanan gerginliğin bu olayın ardından yeni bir savaşı tetiklemesinden korkuluyor.
İran’ın desteklediği Hizbullah’ın 150 bin roket ve füzeye sahip olduğu tahmin ediliyor.
Hizbullah, Lübnan’da faaliyet gösteren, İran tarafından desteklenen, Şii İslamcı bir siyasi parti ve silahlı örgüt.
İsmi “Allah’ın Partisi” anlamına geliyor.
Hizbullah’ın liderliğini 1992’den bu yana Hasan Nasrallah yürütüyor.
İdeolojik kökleri 1960’lar ve 1970’lerde Lübnan’da yaşanan Şii İslami uyanışa uzansa da Hizbullah, 1980’li yılların başında ortaya çıktı.
Grup, İsrail’in Lübnan’ı işgali sırasında, İran’ın askeri ve mali desteğiyle, Lübnan’ın güneyinde yaşayan ve geleneksel olarak güçsüz bırakılmış Şii toplumunu savunmak amacını taşıyan bir güç olarak doğdu.
İsrail’in 2000 yılında Lübnan’dan çekilmesinin ardından Hizbullah, silahları bırakma yönündeki baskılara direndi ve askeri kanadı İslami Direniş’i güçlendirmeye devam etti.
Grup ayrıca, meclisteki Direnişe Sadakat Bloğu üzerinden adım adım Lübnan’ın politik sisteminde ağırlığı olan kilit bir güce dönüştü ve kabinede veto gücü kazandı.
Yıllar boyunca İsrail ve ABD hedeflerine yönelik bir dizi bombalı saldırı gerçekleştirmek ve planlamakla suçlanan grup, Batılı devletler, İsrail, Körfez ülkeleri ve Arap Birliği tarafından “terör örgütü” olarak tanımlanıyor.
Ancak Hizbullah siyasi, askeri, güvenlik alanlarındaki nüfuzunun yanı sıra sağladığı sosyal hizmetler ile devlet içinde devlet olarak itibar kazandı.
Bazı açılardan Hizbullah’ın askeri kapasitesi Lübnan ordusununkinin üstüne çıkmış durumda.
Bu durum, grubun hükümet kurumlarıyla rekabetine ve rakiplerinin sert eleştirilerine sebep oluyor.
Bazı Lübnanlılar Hizbullah’ı ülkenin istikrarına yönelik bir tehdit olarak görüyor ancak grup, Lübnan’daki Şii toplumu içinde popüler olmayı sürdürüyor.
Bölgenin önemli aktörü
Hizbullah, Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ın sadık bir müttefiki… Ülkede 2011 yılında başlayan iç savaşta, binlerce militanını Esad için savaşmak üzere Suriye’ye gönderdi.
Bu destek, özellikle Lübnan sınırındaki dağlık bölgelerde isyancıların ele geçirdiği bazı yerlerin yeniden hükümet yanlısı güçlere geçmesini sağladı.
Ancak Hizbullah’ın Suriye iç savaşına müdahil olması Lübnan’daki etnik gerilimleri keskinleştirdi.
Grubun Esad’a desteği ve İran’la sıkı bağları ayrıca, İran’ın bölgedeki başlıca rakibi Suudi Arabistan’ın liderliğindeki Körfez Arap ülkeleri tarafından daha fazla düşmanlık görmesine neden oldu.
İsrail, Suriye’deki İran ve Hizbullah militanlarıyla bağlantılı hedeflere sık sık saldırı düzenliyor ancak bu saldırıları nadiren kabul ediyor.
Hamas’ın 7 Kasım 2023’te İsrail’e yönelik düzenlediği ve en az 1400 kişinin öldüğü sürpriz saldırının ardından Hizbullah ve İsrail, sınır hattında birbirilerine karşılıklı ateş açtı.
İsrail, misilleme için Gazze’de hava saldırılarına başladığında Hizbullah, İsrail’e karşı savaşa katkıda bulunmaya “tamamen hazır” olduğunu söyledi.
İran’ın desteğiyle kuruldu
Hizbullah’ın kökenlerini tam olarak saptamak zor ancak öncülleri, İsrail’in 1982 yılında Filistinli militanların saldırılarına yanıt olarak Lübnan’ın güneyini işgal etmesinden sonra ortaya çıktı.
O süreçte, işgale savaşarak karşı çıkmayı savunan Şii liderler, dönemin önde gelen grubu Emel Hareketi’nden ayrılmıştı.
Yeni kurulan İslami Emel örgütü, Bekaa Vadisi’nde bulunan İran Devrim Muhafazıları’ndan önemli bir askeri ve örgütsel destek aldı.
Şii milis güçleri arasında en önemli ve etkili grup olarak ortaya çıkan bu grup, daha sonra Hizbullah’ı oluşturdu.
Bu gruplar İsrail ordusu ve müttefiki Güney Lübnan Ordusu’nun (GLO) yanı sıra Lübnan’daki yabancı güçlere yönelik saldırılar düzenledi.
1983 yılında ABD Büyükelçiliği ve ABD Deniz Piyadeleri kışlalarına yönelik düzenlenen, 258 ABD ve 58 Fransız askerinin ölümüne ve Batılı barış güçlerinin Lübnan’dan çekilmesine neden olan saldırıların arkasında bu grupların olduğuna inanılıyor.
Hizbullah 1985 yılında yayımladığı bir “açık mektup” ile kuruluşunu resmi olarak duyurdu.
Grup bu belgede, ABD ve Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’ni İslam’ın “ana düşmanları” olarak tanımladı ve Müslüman topraklarını işgal etmekle suçladığı İsrail’in “yok edilmesini” savundu.
Grup ayrıca, “İslami sistemin zorla dayatma temelinde değil halkın özgür ve doğrudan seçimine dayanarak benimsenmesi” çağrısı yaptı.
1989 yılında Lübnan’daki iç savaşı sonlandıran ve milis güçlerinin silahsızlandırılması yönünde çağrı yapan Taif Anlaşması, Hizbullah’ın askeri kanadının “İslami Direniş” adıyla isim değişikliği yapmasına neden oldu. İsrail’in işgalini sonlandırmaya adanan bu örgüt Hizbullah’ın silahlarını muhafaza etmesine imkan tanıdı.
Lübnan siyasetinde aktif
Suriye ordusunun 1990 yılında Lübnan’a barış dayatmasının ardından Hizbullah, güney Lübnan’daki gerilla savaşını sürdürdü ancak aynı zamanda Lübnan siyasetinde de aktif bir rol oynamaya başladı.
Grup, 1992 yılında ilk defa ulusal seçimlere başarılı bir şekilde katıldı.
İsrail güçleri 2000 yılında ülkeden çekildiğinde onları püskürtenin Hizbullah olduğu kanısı yaygındı.
Grup, silahsızlanma yönündeki baskılara direndi ve İsrail’in Şebaa Çiftlikleri ve diğer ihtilaflı bölgelerdeki varlığının devam etmesini gerekçe göstererek ülkenin güneyindeki askeri varlığını sürdürdü.
Grup, kayda değer büyüklükteki askeri gücünü 2006 yılındaki savaşta İsrail’e karşı kullandı.
Hibullah’ın sınır ötesi saldırısında sekiz İsrail askeri öldürüldü ve ikisi de rehin alındı. Bu olay, İsrail’in kapsamlı bir karşılık vermesine neden oldu.
İsrail savaş uçakları, Hizbullah’ın, Lübnan’ın güneyindeki ve Beyrut’un güneyindeki dış mahallerinde yer alan kalelerini bombaladı. Hizbullah ise İsrail’e yaklaşık 4,000 roket fırlattı.
Otuz dört gün süren savaşta çoğunluğu sivil olmak üzere 1125 Lübnanlı; İsrail tarafında ise 119 asker ve 45 sivil hayatını kaybetti.
Hizbullah savaştan ayakta ve daha da cesaretlenmiş olarak çıktı.
2008 yılında Batı destekli Lübnan hükümeti, Hizbullah’ın özel telekomünikasyon ağını kapatmaya ve Beyrut Havalimanı’nın güvenlik müdürünü Hizbullah’la bağlantıları olduğu gerekçesiyle görevden almaya kalktığında grup, buna başkentin büyük bir bölümünü ele geçirerek ve rakip Sünni gruplar ile çatışarak karşılık verdi.
Hükümet, 81 kişinin öldüğü ve Lübnan’ı yeni bir iç savaşın eşiğine getiren mezhepsel çatışmaları sonlandırmak adına geri adım attı.
İmzalanan güç paylaşımı anlaşması, Hizbullah ve müttefiklerine kabinedeki herhangi bir kararı veto etme hakkı verdi.
2009 seçimlerinde grup, parlamentoda 10 sandalye kazandı ve birlik hükümetinde yer almaya devam etti.
Aynı yılın sonlarına doğru Hizbullah Genel Sekreteri Şeyh Hasan Nasrallah, grubun “siyasi vizyonunu” vurgulamayı amaçlayan yeni bir siyasi manifesto yayımladı.
Bu metinde, 1985 yılındaki manifestoda yer alan İslami cumhuriyete yönelik atıf kaldırıldı ancak İsrail ve ABD’ye karşı sert tutum sürdürüldü ve Hizbullah’ın silahlarını korumak zorunda olduğu belirtildi.
2011 yılında grup ve müttefikleri, Suudi Arabistan destekli bir Sünni siyasetçi olan Saad Hariri’nin liderliğindeki birlik hükümetini devrilmeye zorladı.
Hizbullah, dört üyesinin 2005 yılında Hariri’in babası Refik Hariri’nin suikastı olayına karışmakla suçlanmasına karşı seyirci kalmayacağı uyarısında bulundu.
2020 yılında Birleşmiş Milletler’e bağlı Uluslararası Lübnan Mahkemesi, Hizbullah üyesi Selim Cemil Ayyaş’ı, Refik Hariri cinayetine karıştığı gerekçesiyle suçlu buldu ve gıyabında ömür boyu hapse mahkum etti.
Hizbullah ve müttefikleri daha sonraki hükümetlerde de yer almaya ve bunlarda önemli bir nüfuza sahip olmaya devam etti.
]]>Hizbullah roket saldırısını düzenlemediğini açıkladı. Ancak İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Pazar günü üst düzey güvenlik yetkililerini toplantıya çağırdı ve Hizbullah’ın ağır bir bedel ödeyeceğini söyledi.
İsrail Dışişleri Bakanı Israel Katz, “Hizbullah lideri Hasan Nasrallah saldırının bedelini başıyla ödemeli” dedi. İsrail Maliye Bakanı Bezalel Smotrich ise Hizbullah’la topyekun bir savaşa yakın oldukları uyarısında bulundu.
İran’ın desteklediği Hizbullah’ın 150 bin roket ve füzeye sahip olduğu tahmin ediliyor.
Golan Tepeleri’ne düzenlenen saldırıda hayatını kaybedenler, futbol oynayan çocuklar ve gençlerdi.
İsrail ordusu olayı, “Hamas’ın 7 Ekim saldırılarından bu yana İsrailli sivillere yönelik en ölümcül saldırısı” olarak nitelendirdi.
Saldırı gözleri bir kez daha Golan Tepeleri’ne çevirdi.
Suriye’nin güneybatısında görece küçük bir alan olan kayalık Golan Tepeleri, uluslararası politikada yüzölçümünü çok aşan bir öneme sahip.
İsrail, Suriye’ye ait Golan Tepeleri’ni, 1967’deki 6 Gün Savaşı olarak da bilinen Arap-İsrail Savaşı’nda işgal etti.
Bölgede yaşayan Suriyeli Arap nüfusun çoğu çatışma sırasında kaçmak zorunda kaldı.
Savaşın sonunda bir ateşkes hattı oluşturuldu ve bölge, işgal gücü olan İsrail ordusunun denetimine geçti.
İsrail çok kısa süre içinde Golan Tepeleri’nde Yahudi yerleşimleri inşasına başladı.
Suriye 1973’teki Yom Kippur Savaşı sırasında Golan Tepeleri’ni geri almaya çalıştı. İsrail güçlerine büyük kayıplar verdirdi ama sonunda çekilmek zorunda kaldı.
İki ülke 1974’de bir ateşkes anlaşması imzaladı. Birleşmiş Milletler’e (BM) bağlı bir gözlem gücü 1974’ten itibaren bölgedeki ateşkes hattına yerleşti.
İsrail, 1981’de bölgeyi ilhak etti.
Uluslararası toplum, İsrail’in işgal ve ilhak kararlarını tanımadı.
Bugün uluslararası platformda İsrail işgali altındaki Suriye toprağı sayılan Golan Tepeleri’nde inşa edilen Yahudi yerleşim birimlerinde on binlerce yerleşimci yaşıyor.
Bölgede ayrıca 20 bin civarında, çoğu Dürzi Suriyeli de yaşıyor.
2019’da dönemin ABD Başkanı Donald Trump, ülkesinin İsrail’in Golan Tepeleri üzerindeki egemenliğini tanıdığını ilan eden deklarasyonu imzaladı.
Trump’ın kararını eleştiren dönemin Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, “ABD bir kez daha uluslararası hukuku yok saydı” demişti.
Stratejik ve verimli topraklar
Golan Tepeleri’nin en yüksek noktasından Suriye’nin güneyi ve 60 kilometre kadar mesafedeki başkent Şam çok rahat gözlemlenebiliyor.
Geçmişte tepelere egemen olan Suriye, diğer taraftaki İsrail’in kuzey bölgelerini rahatça top ateşine tutuyordu.
Tepelerin ele geçirilmesi İsrail’e Suriye’nin askeri hareketlerini kontrol etmek için mükemmel bir mevzi sağlamış oldu. Ayrıca bu coğrafya Suriye ile yeni bir savaş durumunda ideal bir tampon bölge oluşturuyor.
Bunun da ötesinde su sıkıntısı çekilen bir coğrafyada Golan Tepeleri önemli bir su kaynağı. Golan’da toplanan yağmur suları Ürdün nehrini besliyor. Bölge şu anda İsrail’in su ihtiyacının üçte birini karşılıyor.
Verimli tarım arazilerine sahip Golan Tepeleri’nin volkanik toprakları ise üzüm bağları, meyve bahçeleri ve büyük baş hayvancılık için kullanılıyor.
Golan Tepeleri ayrıca İsrail’in tek kayak tatil merkezine ev sahipliği yapıyor.
Sorun neden çözülemiyor?
Suriye, Golan Tepeleri’nin bir barış anlaşması ile kendisine geri verilmesini talep ediyor.
ABD aracılığıyla 1999-2000 yıllarında yürütülen barış görüşmelerinde dönemin İsrail Başbakanı Ehud Barak, Golan Tepeleri’nin büyük bölümünü Suriye’ye geri vermeyi teklif etmişti.
Suriye ise kısmi bir ödün değil, İsrail’in tamamen 1967’deki 6 Gün Savaşı öncesi sınırlarına çekilmesini istiyor. Bu ise İsrail’in Celile Denizi’nin doğu kıyısının kontrolünü Suriye’ye bırakması demek. Oysa bu İsrail’in, ana içme suyu kaynağını oluşturduğundan riske atamayacağı kadar önemli bir kaynak.
İsrail her koşul altında Celile’nin kontrolünü elinde tutmak istiyor ve sınırın Celile Denizi’nin doğu kıyısından birkaç yüz metre öteden başlamasını istiyor. Bu da Suriye tarafından kabul edilmiyor.
Bir başka önemli anlaşmazlık noktası ise Golan Tepeleri’ne işgal yılları boyunca inşa edilen Yahudi yerleşimleri.
Suriye bu yerleşimlerin yıkılmasını istiyor.
İsrail kamuoyunun eğilimine bakıldığında İsrailllerin Golan Tepeleri’nin geri verilmesine genel olarak karşı olduğu ve bu bölgenin stratejik önemi nedeniyle elde tutulması gereğine inandıklarını gösteriyor.
2003 yılı sonlarında Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad, İsrail ile barış görüşmelerini yeniden başlatmaya hazır olduğunu söylemişti. İsrail’de de barış karşılığında toprak verilebileceği ilkesi kabul edilmişti. Ancak bir sonuç alınamadı.
İsrail ile Suriye arasında 2008 yılında Türkiye’nin arabuluculuğunda dolaylı bazı görüşmeler yapılmış ancak bu görüşmeler dönemin İsrail Başbakanı Ehud Olmert’in yolsuzluk soruşturması nedeniyle istifasının ardından kesintiye uğramıştı.
İsrail’in mevcut başbakanı Binyamin Netanyahu ise Golan Tepeleri konusunda daha katı bir tutum izliyor.
Suriye, 2009’da İsrail’de barış görüşmeleri için muhatap bulunmadığını ilan etmişti.
Dönemin ABD Başkanı Barack Obama ve yönetimi İsrail ile Suriye arasında barış görüşmelerini yeniden başlatmanın en önemli dış politika hedeflerinden biri olduğunu açıklamış ancak Suriye’de 2011’de başlayan iç savaş sonrası bu konuda bir adım atılamamıştı.
Suriye’deki çatışmalar 2013 yılında ateşkes hattına yaklaşacak kadar yayılmış, Şam yönetimi 2018’de işgal altındaki Golan Tepeleri ile sınırını yeniden BM gözlemcilerine açmıştı.
]]>MEA’nin uçak seferlerine ilişkin yaptığı açıklama Lübnan resmi ajansı NNA tarafından paylaşıldı.

UÇAK SEFERLERİ YARIN SABAHA KADAR ERTELENDİ
Açıklamada, MEA’nin Beyrut Uluslararası Havalimanı’na yapılacak bazı uçak seferlerini bu akşamdan yarın sabaha kadar ertelediği kaydedildi. Erteleme nedeninin detayına değinilmeyen açıklamada, uçak seferlerinin 29 Temmuz sabahından itibaren yeniden başlayacağı aktarıldı.
MECDEL ŞEMS SALDIRISI
İsrail’in işgali altında bulunan Golan Tepeleri’ndeki Mecdel Şems beldesinde bir futbol sahasına isabet eden roket saldırısında, aralarında çocukların da yer aldığı 12 kişinin hayatını kaybettiği, 17’si ağır 35 kişinin yaralandığı açıklanmıştı. İsrail ordusu, “ellerindeki istihbarat ve yaptıkları değerlendirme sonucunda” roketin Lübnan’ın güneyindeki Şeba beldesinin kuzeyinden ateşlendiğini belirterek, Lübnan Hizbullahı’nın sorumlu olduğunu açıklamıştı.

Lübnan Hizbullahı ise Mecdel Şems’te meydana gelen saldırının kendileri tarafından gerçekleştirildiği iddialarını yalanlayarak, “olayla ilgili herhangi bir bağlantılarının olmadığını” ifade etmişti. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu da saldırıya ilişkin yaptığı açıklamada, “İsrail, bu ölümcül saldırıyı bir kenara not etmeyecek. Hizbullah şimdiye kadar ödemediği ağır bir bedel ödeyecek.” ifadesini kullanmıştı.
FÜZENİN “DEMİR KUBBE”DEN ATEŞLENDİĞİ İDDİASI
Öte yandan, Mecdel Şems’te saldırı uyarı sirenlerinin çalmasından çok kısa bir süre sonra roketin isabet etmesi üzerine füzenin İsrail ordusuna ait hava savunma sistemi Demir Kubbe’den ateşlendiği iddiası dile getirildi.

İsminin gizli kalmasını isteyen bir bölge sakini, AA’ya yaptığı açıklamada, saldırı sireninin çalmasının hemen ardından patlamanın yaşandığını ve füzenin “Demir Kubbe” bataryalarının bulunduğu Cebel Şeyh bölgesinden geldiğinin görüldüğünü söyledi. Aynı şekilde Doha merkezli el-Arabi televizyonu muhabiri, bölge halkında füzenin, geldiği yön ve saldırı sireninin gecikmesi nedeniyle Demir Kubbe’den atıldığı fikrinin oluştuğunu aktardı.
İRAN’DAN UYARI: ÖNGÖRÜLEMEYEN SONUÇLARA YOL AÇABİLİR
İran, İsrail’e Golan Tepeleri’ndeki Mecdel Şems saldırısının ardından “yeni bir maceraya girişmesinin öngörülemeyen sonuçlara yol açabileceği” konusunda uyarıda bulundu. İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Nasır Kenani, yaptığı yazılı açıklamada, “Siyonist rejimin herhangi bir cahilce eylemi, bölgede istikrarsızlık, güvensizlik ve savaşın kapsamının genişlemesine yol açabilir.” değerlendirmesinde bulundu.

İsrail’in, dünya kamuoyunun dikkatini Filistin’de işlediği suçlardan başka yöne çekmek için sahte bir senaryo izlemeye çalıştığını ifade eden Kenani, “Siyonist rejimin Mecdel Şems bölgesinde yaşanan olay hakkında yorum yapacak ve hüküm verecek asgari ahlaki yetkisi yoktur ve bu rejimin başkalarına yönelik iddiaları da dinlenilmeyecektir.” yorumunu yaptı. İsrail’in “bu tür aptalca davranışlara karşı öngörülemeyen sonuçlardan ve tepkilerden” sorumlu olacağını belirten Kenani, ABD’ye “bölgede yeni bir yangın başlatmadan önce Siyonist rejimi durdurma” çağrısında bulundu.
BMGK’NİN 1701 SAYILI KARARI
BM Güvenlik Konseyinin 1701 sayılı kararı, İsrail’in Mavi Hat’tın gerisine çekilmesini ve bu hat ile Lübnan’daki Litani Nehri arasındaki bölgenin silahsızlandırılmasını, burada sadece Lübnan ordusu ve Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Barış Gücüne (UNIFIL) ait silah ve askeri araç gerecin bulundurulmasını öngörüyor. Lübnan’ın güneyindeki Litani Nehri ve İsrail ile sınır olarak belirlenen Mavi Hat arasındaki neredeyse tüm bölgeler 2000 yılından bu yana Hizbullah’ın güçlü askeri nüfuzu altında bulunuyor.
]]>NETANYAHU, ABD KONGRESİ’NE SESLENDİ
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik saldırılarının başlamasından bu yana ilk defa ABD Kongresi’ne seslendi. ABD Kongresi dışında binlerce kişi tarafından protesto edilen Netanyahu, ABD Kongresi’nde dakikalarca devam eden alkışlarla karşılandı. Netanyahu, konuşmasının başında Gazze’de çoğu kadın ve çocuklardan oluşan 39 bin Filistinlinin hayatını kaybettiği savaşı “medeniyet ve barbarlık” arasında yapılan bir savaş olarak tanımladı.
7 EKİM OLAYLARINI 11 EYLÜL SALDIRISINA BENZETTİ
Netanyahu, “Bu, ölümü yüceltenlerle yaşamı kutsayanlar arasındaki çatışmadır. Medeniyet güçlerinin zafer kazanabilmesi için ise ABD ile İsrail’in bir arada durması gerekiyor. Çünkü bir arada durduğumuzda çok basit bir şey oluyor; biz kazanıyoruz ve onlar kaybediyor. Dostlarım, bugün size bir şeyin teminatını vermeye geldim. Kazanacağız” dedi. Netanyahu, 7 Ekim olaylarını ABD’deki Pearl Harbor saldırısına ve 11 Eylül terör saldırılarına benzetti.

“BIDEN’A SİYONİST OLMAKTAN GURUR DUYDUĞU İÇİN TEŞEKKÜR EDERİM”
ABD Başkanı Joe Biden’a İsrailli esirlerin kurtarılması için gösterdiği çabalardan ötürü teşekkür eden Netanyahu, “Başkan Biden ile 40 yıldır tanışıyoruz ve kendisine yarım asırdır İsrail’in dostu olduğu ve kendi ifadeleriyle İrlanda asıllı ABD’li bir siyonist olmaktan gurur duyduğu için kendisine teşekkür etmek istiyorum” dedi.
“İRAN’IN KULLANIŞLI AHMAKLARI HALİNE GELMİŞSİNİZ”
ABD Kongresi dışında kendisini protesto eden göstericilere yönelik aşağılayıcı ifadeler kullanan Netanyahu, “Bildiğimiz kadarıyla, şu anda bu binanın çevresinde devam eden İsrail karşıtı protestoları İran finanse ediyor. Çok sayıda olmasalar da oradalar ve şehir genelinde de varlar. Bu göstericilere bir mesajım var. Eşcinselleri vinçlere asan ve saçlarını örtmedikleri için kadınları öldüren Tahran’daki zalimler sizi övüyor, destekliyor ve finanse ediyorsa, siz resmen İran’ın kullanışlı ahmakları haline gelmişsiniz demektir. Bu protestoculardan bazıları ‘Eşcinseller Gazze’yi destekliyor’ şeklinde pankartlar taşıyor. Bu tıpkı, ‘Tavuklar, KFC’yi destekliyor’ şeklinde bir pankart taşınmasına benziyor” dedi.
“ABD’LİLERİN ARKAMIZDA OLDUĞUNU BİLİYORUZ”
Yemen’deki Husiler tarafından gerçekleştirilen saldırılara da değinen Netanyahu, hem Demokrat Parti hem de Cumhuriyetçi Parti’den Kongre üyelerine İsrail’e devam eden destekleri için teşekkür etti. Netanyahu, “Biz tüm cephelerde kendimizi müdafaa ederken, ABD’lilerin arkamızda olduğunu biliyoruz. Bunun için size teşekkür ediyorum” dedi.

TRUMP’A DA TEŞEKKÜR ETTİ
Sık sık alkışlarla kesilen konuşmasında ayrıca başkanlığı döneminde İsrail’in önceliklerine önem veren Cumhuriyetçi Parti’nin başkan adayı ve eski Başkan Donald Trump’a da teşekkür eden Netanyahu, Trump’a yönelik suikast girişiminin ABD demokrasisine yapılmış bir saldırı olduğunu söyledi. Netanyahu, “ABD’liler gibi, İsrailliler de Başkan Trump’ın alçakça saldırıdan, ABD demokrasisine yapılmış alçakça saldırıdan sağ çıkmasından müsterih olmuştur. Demokrasilerde siyasal şiddete yer yoktur” dedi.
“SOYKIRIM SUÇLUSU” YAZILI DÖVİZ AÇTI
ABD Kongresi’nde onlarca Demokrat Partili Kongre üyesi, Tel Aviv yönetiminin Gazze’de binlerce sivilin ölümü ve ortaya çıkarılan insani kriz nedeniyle Netanyahu’nun konuşmasını boykot etti. Temsilciler Meclisinin Müslüman kadın üyesi Rashida Tlaib’in ise kefiye taktığı ve İsrail başbakanının konuşması sırasında “Soykırım Suçlusu” yazılı döviz taşıdığı görüldü. Bir katılımcının ise İsrailli esirlerin serbest bırakılması için Hamas ile anlaşma yapılması çağrısında bulunan “Anlaşmayı şimdi yapın” yazılı sarı bir tişört giydiği görüldü. Konuşma sırasında Demokrat Parti’nin başkan adayı Başkan Yardımcısı Kamala Harris’in salonda bulunmaması dikkat çekti.
ABD Kongresi’nde staj yapan 100’den fazla stajyer, seçmenlerin taleplerini gerekçe göstererek Netanyahu’nun konuşmasını boykot etti. Stajyerler, “Ülkenin demokratik kurumlarının bel kemiği olarak bizler, seçmenlerin sesini duyurmakla görevliyiz. Ezici talep açıktır: Başbakan Netanyahu insanlığa karşı işlediği suçlardan dolayı sorumlu tutulmalıdır. Bu seslerin susturulmamasını sağlamak bizim ahlaki yükümlülüğümüzdür. Bir protesto olarak birçoğumuz bugün iş bırakma kararı aldık. Netanyahu’nun eylemlerinin kurbanlarıyla tam bir dayanışma içindeyiz” dedi.
]]>Konya Sivil Toplum Kuruluşları Platformu üyeleri, İsrail mallarına yönelik devam eden boykota dikkat çekmek için Tarım Kredi Kooperatif Market önünde basın açıklaması düzenledi. STK’lar adına açıklama yapan Konya Sivil Toplum Kuruluşları Platformu Başkanı Adem Ceylan, “İsrail terör devletinin, Filistinli kardeşlerimize yönelik soykırım saldırılarının 291. günündeyiz. 291 gündür İsrail terör devleti, insanlık tarihinin en büyük soykırımlarından birini gerçekleştiriyor. Siyonist rejim gözlerimizin önünde bir halkı yok etmeye çalışıyor ve akıl almaz katliamlarına her gün bir yenisini ekleyerek tüm dünyanın duyarsızlaşmasını bekliyor. Bu noktada dünya halklarına çok büyük bir sorumluluk düşmektedir. İsrail’in durdurulması, diz çöktürülmesi için tüm dünya ve Türkiye tarafından tecrit edilmeli, abluka altına alınmalıdır. Dünya halkları olarak siyonist işgal rejimini besleyen tüm damarların kesilmesi için mücadele etmekle sorumluyuz ve bu güce sahibiz. Etkili şekilde uyguladığımız ve her geçen gün yaygınlaşan boykotun da Gazze direnişine fiili desteği muhakkaktır. Yazık ki, ülkemizde hala boykot sürecini baltalayan firmalar ile boykotta fırsatçılık yapan üreticiler var. Ki, bunları da görmezden gelmeyeceğiz. Tarım Kredi Kooperatifleri Marketler zinciri de bunlardan biridir. ‘Ortaklarının ve tüm Türk çiftçisinin her türlü ihtiyacını karşılamaya dönük mal ve hizmetleri zamanında, güvenilir, kaliteli ve uygun şartlarda sağlamayı ve ürünlerini pazarlamayı, Türk tarımını çevreye ve doğaya saygılı, sürdürülebilir en üretken sektör yapmayı amaçlayan, çiftçilerimizin alın teri ile ürettikleri ürünleri, ülkemizin yerli ve milli markaları haline getirip tüketici ile buluşturmak misyonuyla kurulmuş Tarım Kredi Kooperatif Marketlerinin reyonlarında, soykırımcı zalim İsrail mallarının satılması, başta Türk çiftçisinin alın terine ihanet olduğu gibi, Gazzeli kardeşlerimizin haklı davasına da bir ihanet olduğunun bilinmesini istiyoruz. Tarım Kredi Kooperatif Marketlerinin misyonlarına aykırı şekilde reyonlarını kirletmelerine göz yummamız mümkün değildir. Tarım Kredi Kooperatif Marketlerini derhal, bütün reyonlarını soykırımcı ve zalim İsrail mallarından temizlemeye, misyonuna uygun davranmaya davet ediyoruz. Diğer yandan; Gazze direnişine destek için duyarlı insanlarımızın boykotunu, alternatif ürün üretmesine rağmen, fahiş fiyat uygulamak suretiyle fırsata çevirmeye kalkışan üreticileri de basın aracılığı ile uyarmak istiyoruz. Boykotu fırsata çevirmenin de bir ihanet olduğunu unutmayın. Kaliteniz ve fiyatınızla İsrail malları ile yarışmak da sizin cihadınız olsun. Ürününüz, üretiminiz bu cihatla bereketlensin inşallah. Bilvesile tekrarlıyoruz ki, İsrail’e fayda sağlayacak tüm faaliyetler durdurmalı, İsrail’e yönelik tam bir ambargo uygulamalı, işgal rejimiyle ticari, sanatsal, sportif, akademik her türlü ilişki derhal ve acilen kesilmeli, Kürecik ve İncirlik üsleri mutlaka kapatılmalıdır. Filistin halkının yanındayız. Gazze’de, Batı Şeria’da, Nablus’ta öldürülen bebekler, çocuklar bizim evlatlarımızdır. Öldürülen kadınlar bizim kardeşlerimizdir, annelerimizdir. Şehitleriniz bizim şehitlerimizdir. İsrail saldırganlığı yenilene, nehirden denize özgür bir Filistin’e kavuşana dek mücadelemizi sürdüreceğiz” dedi. – KONYA
]]>Netanyahu, Covid’e yakalanan ABD Başkanı Joe Biden’ın iyileşmesi halinde onunla görüşecek. Ayrıca Kongre’nin ortak oturumuna hitap edecek ve bunu dördüncü kez yapacak tek yabancı lider olacak.
Bu ziyaret, iki ülke yönetimi arasında aylardır süren gerginliğin ardından, Washington’la yeniden bir araya gelmek ve en önemli müttefikiyle ilişkilerinin hala iyi olduğu konusunda İsraillileri ikna etmek için Netanyahu’ya fırsat sunuyor.
Ancak Biden’ın başkanlık seçimlerinde adaylıktan çekilmesiyle, Beyaz Saray eksenli siyasi belirsizlikler öne çıktı ve muhtemelen Netanyahu’nun ziyaretine olan ilgi azaldı.
Netanyahu uçağı kalkana dek İsrail’de istemediği bir ilgiyle karşılaştı. Protestocular onun ülkede kalıp İsrailli rehinelerin serbest bırakılması için Hamas ile yapılacak ateşkes anlaşmasına odaklanmasını talep ediyordu.
Gösteriye katılan rehine ailesi üyelerinden Lee Siegal, “Masadaki anlaşmayı imzalayana kadar, Amerikan siyasi kaosuna hitap etmek için nasıl kalkıp Atlantik ötesine uçtuğunu anlamıyorum” diyor.
Lee Siegal’in 65 yaşındaki kardeşi Keith, Gazze’de rehin tutuluyor.
Siegal’e göre Netanyahu “engel” olmayı bırakıp ateşkes anlaşmasını imzalamadığı için bu gezi siyasi bir hamle.
Netanyahu’nun kendi siyasi çıkarları için süreci yavaşlattığına dair yaygın bir kanı var. Zira kısa süre önce ilerleme kaydediyor görünen görüşmelere yeni koşullar getirerek müzakerecilerini kızdırdı.
Başbakan, Hamas’a taviz vermesi halinde hükümetini düşürmekle tehdit eden iki aşırı sağcı bakanın baskısına boyun eğmekle suçlanıyor.
Bu algılar, görüşmeler için son formülü ve bir anlaşmaya varılabileceği konusunda iyimserliğini ifade eden Beyaz Saray’daki hayal kırıklıklarını arttırdı.
En İsrail yanlısı başkanlardan biri olan ve kendini Siyonist olarak tanımlayan Biden, 7 Ekim’deki Hamas saldırıları sonrasındaki tutumu ve desteğiyle İsrailliler tarafından övgüyle karşılandı.
Ancak daha sonra Netanyahu’nun Gazze’de Hamas’a karşı “topyekûn zafer” talebinin maliyeti konusundaki endişelerini ifade etti.
Beyaz Saray, savaş sonrası bir Filistin devletini içeren çözümü reddettiği için, Filistinli sivilleri koruma ve yardım akışını arttırma çağrılarına direndiği için Netanyahu’ya kızgın.
Biden yönetimi, Gazze’de artan ölü sayısı nedeniyle ülke içinde de tepkiyle karşı karşıya ve çatışmanın bölgeye yayılmasından endişe ediyor.
Joe Biden’ın başkanlığı, yetenekleriyle ilgili tartışmaların girdabında zayıflarken uzmanlar İsrail Başbakanı üzerindeki baskıyı sürdürmesi için daha az alan olduğu kanısında.
Ancak İsrail’in eski başbakanlarından Ehud Barak, yarıştan çekilme kararının Netanyahu’ya baskı anlamında Biden’ın elini güçlendirmiş olabileceğini söylüyor.
BBC’ye konuşan Barak, “Dış politika konusunda topal ördek değil, bir bakıma daha bağımsız (çünkü) seçmenler üzerindeki herhangi bir etkiyi hesaba katmak zorunda değil” diyor ve devam ediyor:
“İsrail’le ilgili olarak muhtemelen gerçekten yapılması gerekenleri yapmak için eli daha serbest.”
Kongre’nin Netanyahu’yu konuşmaya davet etmesini “hata” olarak değerlendiren Barak, birçok İsraillinin Hamas saldırısının gerçekleşmesine izin veren politika hatalarından dolayı onu suçladığını ve her dört kişiden üçünün istifasını talep ettiğini belirtiyor:
“Bu adam İsrail’i temsil etmiyor. İsraillilerin güvenini kaybetti. Amerikan Kongresi’nin Netanyahu’yu bizi kurtarıyormuş gibi görünmeye davet etmesi İsraillilere yanlış bir sinyal, muhtemelen Netanyahu’nun kendisine de yanlış bir sinyal gönderiyor.”
Netanyahu, Hamas’ın askeri olarak önemli ölçüde zayıflatıldığı inancıyla, askeri baskının devam etmesi gerektiğinde ısrar ediyor.
İsrail’den ayrılmadan önce yaptığı açıklamalarda Başkan Biden ile yapacağı görüşmenin tonunun da bu olacağını söyledi:
“Bu aynı zamanda önümüzdeki aylarda her iki ülke için de önemli olan hedefleri nasıl ilerletebileceğimizi kendisiyle tartışmak için bir fırsat olacak. Bu hedefler, tüm rehinelerimizin serbest bırakılmasını sağlamak, Hamas’ı yenmek, İran ve vekillerinin terör ekseniyle yüzleşmek ve tüm İsrail vatandaşlarının kuzeydeki ve güneydeki evlerine güvenli bir şekilde dönmelerini sağlamak.”
Netanyahu’nun Kongre’ye de aynı mesajı taşıması ve “İsrail için çok önemli olan partiler üstü desteği sağlamlaştırmaya çalışması” bekleniyor.
Ancak Netanyahu’nun politikaları Kongre’deki partiler üstü desteği böldü. Cumhuriyetçiler onun etrafında toplanırken Demokratlardan gelen eleştiriler artıyor.
ABD Senatosu’nda çoğunluğa sahip Demokratların lideri Chuck Schumer, geçtiğimiz günlerde mecliste ayağa kalkarak Netanyahu’nun Filistinlilerle kalıcı bir barışın önündeki engellerden biri olduğunu söylediğinde Washington’da ufak bir depreme neden oldu.
ABD’nin eski İsrail Büyükelçisi Thomas Nides hafta sonunda BBC’ye verdiği demeçte “Umarım Başbakan Kongre’deki pek çok üyenin endişesini anlar ve onlara hitap eder” dedi.
Buna “yapılan mücadelenin Filistin halkıyla değil Hamas’la olduğunu ifade etmek ve insani meseleler” de dahil.
Bu, Kamala Harris’in Demokratların adayı olması halinde dile getireceği bir mesaj.
ABD’nin politikasında ise bir değişiklik olmayacak: İsrail’in güvenliğine bağlılık, Gazze’deki çatışmanın sona erdirilmesi ve Arap devletleriyle bölgesel bir barışa dayanan bir gelecek planı.
Ancak tonda bir farklılık olabilir.
Harris, Biden’ın İsrail ile olan uzun geçmişini ve duygusal bağlarını paylaşmıyor. Ortadoğu’dan sorumlu eski savunma bakan yardımcısı Mick Mulroy, Harris’in farklı bir nesilden geldiğini ve “Demokrat Parti’nin genç unsurlarının duygularına daha yakın olabileceğini” söylüyor.
Mulroy’a göre, bu, Gazze’de kullanılmak üzere ‘ABD’den gönderilen silahlara, mühimmatlara kısıtlamalar getirilmesini içermesi daha muhtemel’ bir duruş.
Netanyahu bu ziyareti, elinin Gazze’deki tartışmalardan çok daha rahat olduğu İran tehdidine yönelmek için kullanabilir. Özellikle de Yemen’deki İran destekli Husilerle yaşanan son gerilimin ardından…
Ancak İsrail’de yayınlanan Walla News’in diplomasi muhabiri Tal Shalev’e göre Netanyahu’nun asıl hedef kitlesi ülke içinde.
Shalev, İsrail’i ABD’ye en iyi sunabilecek kişi olarak onun “Bay Amerika” imajını yeniden canlandırmak ve 7 Ekim saldırılarıyla sarsılan imajını düzeltmek istediği kanısında:
“ABD’ye gidip Kongre’de konuştuğunda veya Beyaz Saray’da bir basın toplantısı yaptığında, seçmen tabanı için bu, ‘eski Bibi geri döndü’ anlamına geliyor. Bu 7 Ekim’den sorumlu olan başarısız Bibi değil. Bu, Kongre’ye giden ve ayakta alkışlanan eski Bibi.”
Bu aynı zamanda Washington’da büyük bir siyasi dalgalanmanın yaşandığı bir dönemde eski Başkan Donald Trump ile bağlantılarını sürdürme fırsatı da veriyor.
Shalev’e göre, “Netanyahu Başkan Trump’ın kazanmasını istiyor ve seçimden önce Başkan Trump’la aralarının iyi olduğundan emin olmak istiyor.”
Netanyahu’nun zamana oynadığı ve Trump’ın kazanması halinde Biden yönetiminden gördüğü baskının bir nebze hafifleyeceğini umduğu yönünde yaygın bir görüş var.
Israel’s Policy Forum’dan Michael Koplow’a göre, “Netanyahu’nun Trump’ın kazanması halinde her istediğini yapabileceği varsayımıyla bu konuda istekli olduğuna dair neredeyse evrensel bir algı var”.
“Ateşkes ya da Batı Şeria’daki yerleşimler ve yerleşimci şiddeti konusunda kendisine baskı yapan bir Biden yok. Trump’ın restorasyonunda durumun bu şekilde okunmasından şüphe etmek için pek çok neden var ama Netanyahu muhtemelen buna inanıyor.”
Asıl soru, Biden’ın başkanlık yarışından çekilmesiyle bu baskının azalıp azalmayacağı ya da gerçekten de görevdeki son aylarını Gazze savaşını sona erdirmeye odaklanmak için kullanıp kullanmayacağı.
]]>Uydu fotoğrafları, radar görüntüleri ve askeri faaliyet kayıtları, İsrail ve Lübnan arasındaki sınırda toplulukların tamamen yerlerinden edildiğini, binlerce binanın ve açık alanın hasar aldığını gösteriyor.
Her iki taraf da şimdiye dek topyekun savaş ilan etmemiş olsa da, kanıtlar neredeyse her gün yaşanan saldırıların hem İsrail hem de Lübnan’daki topluluklarda yıkıma yol açtığına işaret ediyor.
Son çatışmalar, Hizbullah’ın İsrail- Gazze Savaşı’nın başlamasından bir gün sonra Filistinlilerle dayanışma için İsrail mevzilerine roket atmasıyla başladı. Hamas’ın 7 Ekim 2023’te İsrail’e saldırısının ardından, İsrail Ordusu Gazze’de yoğun saldırılara girişti.
ABD merkezli Silahlı Çatışmalar Konum ve Olay Veri Projesi’nin (Acled) topladığı ve BBC’nin incelediği veriler, her iki tarafın 8 Ekim 2023 ve 5 Temmuz 2024 arasında 7.491 sınır ötesi saldırı düzenlediğini gösteriyor. Bu verilere göre İsrail, Hizbullah’tan beş kat daha fazla saldırı düzenledi.
Birleşmiş Milletler (BM) saldırıların Lübnan’da 90 binden fazla kişiyi evinden ettiğini söylüyor. İsrail saldırılarında 100 sivil ve 366 Hizbullah üyesi de öldü.
İsrail’de ise yetkililer Hizbullah’ın saldırıları yüzünden 60 bin sivilin evlerini terk etmek zorunda kaldığını ve 10’u sivil 33 kişinin öldüğünü belirtiyor.
Güney Lübnan’da binaların aldığı hasar
Analizlere göre Lübnan’da İsrail sınırında yaşayan toplulukların yüzde 60’ı İsrail’in hava ve topçu saldırıları sonucu bir tür hasar gördü. 10 Temmuz itibarıyla 3200’den fazla bina hasar aldı.
Bulgular, New York City Üniversitesi Lisanüstü Eğitim Merkezi’nden Corey Scher tarafından derlendi. İki farklı görüntünün kıyaslanmasına dayanıyor. Binaların yüksekliğinde ve yapısında görülen değişiklikler hasara işaret ediyor.
Ayta el Şaab, Kfar Kila ve Blida kasabalarının en olumsuz etkilenen yerler olduğu görülüyor.
Acled’e göre Ayta el Şaab yoğun bir şekilde hedef alındı. Ekim’den bu en az 299 saldırıya sahne oldu.
Özellikle kasabanın ana caddesinde, aralarında restorantların ve dükkanların bulunduğu binalar hasar gördü.
BBC’nin konuştuğu Ayta El Şaab’ın Belediye Baykanı kasabanın “bir deprem yaşamış gibi olduğunu” söyledi.
Majed Tehini kasabada yaşayan ikisi sivil, 17 kişinin İsrail saldırılarında öldürüldüğünü söyledi.
Tehini, geçen Ekim’de çatışmalar başlar başlamaz ailesiyle birlikte kasabayı terk ettiğini ama çoğunlukla cenazelere katılmak için neredeyse her 15 günde bir geri döndüğünü anlattı.
Tehini “Her gittiğimde değiştiğini hissettim. Yıkım görüntüsü korkunçtu. Ayta’daki evler kaba inşaat gibi oldu. Yıkılanlar enkaz oldu, hala ayakta durabilenler ise yaşanmaz halde” dedi.
Tehini, kasabanın özellikle 2006’deki İsrail-Hizbullah savaşında da yıkıldığını hatırlıyor. Ancak bu kez bombaların çok daha büyük bir hasar verdiğini söylüyor.
Elektrik ve su şebekesi de dahil tüm altyapının hasar aldığını belirtiyor.
“Evimiz hala ayakta. Ama sadece görünüşte. Tamamen mahvoldu.”
Kasaba merkezleri hasar aldı
Acled’e göre 200’den fazla saldırının düzenlendiği Kfar Kila’da, kasaba merkezindeki birkaç süpermarket ve dükkanlar hasar gördü.
Acled, Blida kasabasının da Ekim’den bu yana en az 130 kez vurulduğunu, bir eczaneyle binaların hasar aldığını söylüyor.
Hasar özellikle başlıca dükkanların ve hizmetlerin bulunduğu kasaba merkezinde odaklanıyor.
Düşünce kuruluşu Kraliyet Birleşik Hizmetler Enstitüsü’nden, Orta Doğu Güvenliği konusunda çalışan kıdemli araştırmacı Dr. Burcu Özçelik, İsrail’in Hizbullah’ın buralarda yoğun bir şekilde varlık gösterdiğini söyleyerek sınırdaki kasabaları hedef aldığını belirtiyor.
Özçelik “İsrail, evlerin yakınlarında bir mevziler ve tüneller ağı bulunduğuna yönelik elinde yeterli kanıt olduğuna inanıyor” diyor.
Dr. Özçelik İsrail’in Hizbullah’a “burada bulunmamalısınız” mesajını göndermek için bu bölgeyi hedef aldığını söylerken, Hizbullah’ın buraları tahliye etmeyi aklından bile geçirmediğine inanıyor.
“ABD bir orta yol bulmaya çalıştı. Hizbullah’ın sınırdan 6,5 kilometre kadar içeri çekilmesi gibi. Hizbullah bunu reddetti.”
İsrail Ordusu ise BBC’ye yaptığı açıklamada, “Hizbullah’in İsrail’e, vatandaşlarına ve evlerine yönelik tehdidini ortadan kaldırmak için” askeri hedeflere saldırılar düzenlediğini belirtti.
Israil’in yol açtığı yangın
Sınırın öteki tarafında, İsrail’in kuzeyinde de diğer yandan gelen saldırılar nedeniyle binalar yıkıldı.
İsrail medyası, Ekim’den bu yana 1000’den fazla binanın hasar aldığını bildirdi. İsrail Ordusu ve Savunma Bakanlığı BBC’nin yorum taleplerine yanıt vermedi.
Ancak burada da, önemli ölçüde bir alan yıkımı var.
BBC, sınır ötesi saldırılarla başlayan büyük orman yangınlarında zarar gören alan miktarını incelemek için Kent State Üniversitesi’nden Dr. He Yin’in sağladığı verileri kullandı.
Dr. Yin, yandığından şüphelenilen alanları belirlemek için kamuya açık, kızıl ötesi ve kısa dalga kızıl ötesi (insan gözünün görebileceği spekturumun ötesi) çekilen uydu fotoğraflarından derlediği verileri ele aldı.
Bunlar, uydu fotoğrafları ve İsrail medyasındaki haberlerle karşılaştırıldı.
Her iki ülkede, büyük miktarlarda alan yandı. Ancak BBC, İsrail ve İsrail işgali altındaki Golan Tepeleri’nin daha büyük hasarı aldığını tahmin ediyor. Lübnan’da 40 kilometrekarelik alan hasar görürken, İsrail ve Golan Tepeleri’nde 55 kilometrekarelik bir alanda hasar tespit edildi.
İsrail Doğa ve Parklar Müdürlüğü’nün son tahminlerine göre ise hasar gören alan 87 kilometrekareyi bulabilir.
Hasar tablosu, yanan birçok alanın sınırdan uzakta olduğunu gösteriyor. Bu durum da Hizbullah’ın kullandığı çok sayıda güdümsüz silaha işaret ediyor.
Bu silahlar, cephe hattının hemen yakınında olmayan sivil bölgelere ve askeri üslere doğru ateşleniyor.
İsrail’in füze savunma sistemi Demir Kubbe, nüfusu yoğun alanlara yönelmediği takdirde roketlere karşı devreye girmiyor ve roketler açık alanlara düşüyor.
Bu durum sonucunda da, açık alanlarda, tarım arazilerinde ve ormanlarda yoğun hasar oluşuyor. Dr. Özçelik, Hizbullah’ın bunu kasten yaptığını söylüyor.
“Yangınları kullanılan bu silah tipleriyle açıklayabilirsiniz. Ancak hikayenin bir diğer kısmı da Hizbullah’ın kaos ve İsrail nüfusunda bir derece güvensizlik yaratmak istemesi. Bu da İsrail hükümetine karşı bir baskı yaratıyor.”
Özçelik ayrıca, tahliye düzeyinin “İsrail bağlamında görülmemiş seviyelerde” olduğunu vurguluyor.
Hasarın boyutu İsrail işgali altındaki Golan Tepeleri’nde bulunan Katzrin yerleşiminden gelen fotoğraflarda görülüyor. Haziran başındaki yoğun roket atışlarının ardından, yerleşimin kendisinden daha büyük bir alanda yanmış topraklar görülüyor.
Tzahi Gabay, 30 kilometre kuzeydoğuda yaşayan bir çiftçi ve acil müdahale ekibi üyesi.
Sınır bölgesinde kalmaya devam eden çok az İsrailli’den biri. Eşi ve biri beş diğeri yedi yaşındaki iki çocuğu, sınırdan metrelerle ölçülebilecek uzaklıktaki Kafar Yuval kasabasından kaçtı. Şu anda küçük bir otel odasında yaşıyorlar ve Gabay ailesini sadece haftada bir görebiliyor.
Kuzey İsrail’de geniş alanlarda yıkım yaratan yangınları ilk elden görenlerden.
“Roket saldırılarından korkan insanlar tarlaları ihmal etti ve baharda kurudular. Her SİHA, roket ya da füze saldırıları Galile’de hemen büyük yangınları tetikliyor. Tüm alan yanıyordu. Alevlerle mücadele etmek, yangınları söndürmek ve tarlalarımıza ve işlerimize daha büyük bir zarar vermesin diye uğraşmak zorundaydık.”
Tek tehlike yangınlar değil.
Komşuları Barak ve Mira Ayalon geçen Ocak ayında öldüler. Bir füze oturma odası duvarını delip geçtiğinde, mutfaklarında öğlen yemeklerini yiyorlardı.
Gabay aileyi yıllardır tanıyordu.
“Birlikte büyüdük. O haldeki cesetlerini çıkarmak… İyi tanıdığım insanlardı. Kolay değildi.”
Çok az sayıdaki kasaba sakini meyve ağaçlarını yaşatmak için kasabada kalırken, nüfusun yaklaşık yüzde 90’ı evlerini terk etti.
Hizbullah yorum taleplerine yanıt vermedi. Ancak örgütün lideri Hasan Nasrallah “İsrail’in sivilleri hedef alma ısrarının” örgüt üyelerini yeni “yerleşimleri” füzelerle hedef almaya zorladığını söyledi ve sınırı geçtikleri takdirde İsrail tanklarının yok edileceği uyarısında bulundu.
Nasrallah, 10 Temmuz’da televizyondan yayımlanan konuşmasında İsrail ve Hamas arasında bir ateşkes sağlanırsa, saldırıları durdurma sözünü de tekrarladı.
Beyaz fosfor
BBC’nin Lübnan’da yangınlardan etkilendiğini tahmin ettiği 40 kilometrekarelik alanın büyük kısmı, iki ülke arasındaki sınır hakkına ya yakın ya da bitişik.
Lübnan Tarım Bakanı Abbaj Hajj Hasan BBC’ye yaptığı açıklamada, sınır hattı boyunca 55 köy ve kasabanın İsrail’in neden olduğu yangınlardan etkilendiğini söyledi.
Bakan, İsrail’i tüm alanı çorak ve terk edilmiş hale getirmek için diğer cephanelerle birlikte beyaz fosfor kullanmakla da suçladı.
Beyaz fosfor, oksijenle temas ettiğinde hemen alev alan bir kimyasal. Deriye ve kıyafetlere yapışabiliyor, kemiği bile yakıp geçebiliyor.
İnsan Hakları İzleme örgütü, Güney Lübnan’da aralarında El Bustan’ın da bulunduğu bazı nüfusun yoğun olduğu yerlerde beyaz fosfor kullanımını teyit etti.
Kuruluş, İsrail’in beyaz fosfor kullanımının “nüfusu yoğun yerlerde yasa dışı bir şekilde ayrım gözetmeyen bir uygulama” olduğunu belirtti.
İsrail Ordusu ise buna karşı çıkıyor ve beyaz fosfor top mermilerinin bir sis perdesi yaratmak için kullanımının “uluslararası hukuka uygun olduğunu” iddia ediyor. Ordu bu top mermilerinin “belirli istisnalar” dışında yoğun nüfuslu yerlerde kullanılmadığını savunuyor.
Çatışmanın yoğunlaşması kaygıları
Acled verilerine göre İsrail ve Hizbullah arasındaki çatışmaların şiddeti 8 Ekim’den bu yana azalmadı. Hatta son aylarda tarafların birbirlerine karşı giriştikleri saldırılarda küçük bir artış oldu.
Dr. Özçelik, çatışmalarda şiddetlenmenin topyekun bir savaşı tetikleme kaygılarının olduğunu bunun da Hizbullah’ı savunacak İran’ı bile İsrail ile doğrudan bir çatışmanın içine çekebileceğini vurguluyor.
Ancak iyimser bir not olarak, hem İsrail’in hem de Hizbullah’ın bundan kaçınmaya çalıştığını vurguluyor.
“Her iki taraf da insan hatası ya da yanlış bir hesaplama olmaması için sınır boyunca son derece ölçülü hareket ediyor.
Katkıda bulunanlar: Carine Torbey, Michael Shuval, Joya Berbery, Daniele Paulumbo
]]>ABD Başkanı Joe Biden’ın Kasım 2024’te yapılacak seçimlerde Başkan adaylığından çekilmesinin ardından, Biden’ın yerini alacak isim, yürütülecek politikalar ve gelişmelerle ilgili pek çok yorum dikkati çekiyor. Gelecek ay yapılacak Demokrat Parti Ulusal Kongresinde (DNC) Kamala Harris’in adaylığının netlik kazanması bekleniyor. ABD medyasına değerlendirmelerde bulunan siyasi yorumculara göre Harris dış politikada Biden’ın hedeflerinin çoğunu sürdürecek. Seçilmesi halinde Harris’in Ukrayna’ya güçlü bir destek sunmaya ve Çin’in yükselişine karşı Asya Pasifik bölgesindeki müttefiklerle ilişkileri derinleştirilmesi çabalarına devam etmesi bekleniyor. Harris’in başta İsrail olmak üzere, Orta Doğu’daki ABD müttefiklerine destek sağlamaya devam edeceği öngörülüyor.
ABD medyasında İsrail’in Gazze’deki eylemlerine Biden’dan daha eleştirel bir şekilde yaklaştığı söylenen Harris, bu hafta İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu ile de ABD ziyareti sırasında görüşecek. ABD medyasına konuşan uzmanlar Harris’in İsrail politikasından ‘temkinli bir iyimserlik’ duyduklarını, Harris’in, kalıcı bir ateşkes ve rehinelerin serbest bırakılması için daha sıkı çalışacabileceğini söylüyor.
Harris’in, ABD’nin Orta Doğu’daki askeri varlığı konusuna Biden’a kıyasla daha az eleştirel bir noktadan baktığı görüşü hakim. Senatör olmadan önce kariyerini hukuk alanında şekillendiren Harris, bu yüzden dış politika alanında nispeten daha az deneyimli bir başkan yardımcı olarak görülüyor. Harris’in bu alanda büyük ölçüde danışmanlarına bağımlı kalacağı düşünülüyor. Ancak ABD’nin dış politika alanında gelmiş geçmiş en deneyimli başkanlarından biri olarak görülen Joe Biden ile çalışmış olması da Harris için bir avantaj olarak değerlendiriliyor.
Harris’in Ukrayna savaşında Biden’dan farklı tutum alması beklenmiyor
Kamala Harris, bu yıl NBC News’e verdiği röportajda, savaş ne kadar uzarsa uzasın Ukrayna’nın Washington’dan destek almaya devam edebileceğini söyledi.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’i sert bir şekilde eleştiren ve Rusya’nın muhalefet lideri Alexei Navalny’nin ölümünden sorumlu tutan Harris, bu yıl Münih Güvenlik Konferası’nda, Rusya’nın Ukraynalı sivillere yönelik saldırılarını “insanlığa karşı işlenmiş suç” olarak nitelendirerek Moskova yetkililerini hesap vermeye çağırmıştı. Harris daha önce Cumhuriyetçi aday Donald Trump’ın, ABD’yi NATO’dan uzaklaştırma hedefini eleştirmişti. Seçim kampanyası sırasında Kuzey Carolina’da konuşan Harris, Trump’ın NATO’dan ayrılmayı önererek ABD müttefiklerine saldırması için Putin’i cesaretlendirdiğini savundu. Harris’in Ukrayna savaşında Biden’ın çizdiği çerçeveden çıkmaması ve NATO’nun doğu sınırlarına doğru genişleme hedefine destek vermeye devam etmesi bekleniyor.
İsrail konusunda Harris’in Biden’dan daha eleştirel olduğu düşünülüyor
İsrail konusunda Harris, Senato’da iki devletli çözümü ve Trump döneminin Abraham Anlaşmalarını destekledi. ABD medyasında yer alan haberlerde Harris’in, Gazze’de sivil ölümlerinin artması üzerine özel görüşmelerinde Biden’a, Netanyahu’ya karşı daha sert bir tutum takınılması gerektiğini ifade ettiği söyleniyor. Harris Mart ayında, geçici bir ateşkes çağrısında bulunarak, İsrail’in Gazze Şeridi’nde insani yardım akışına müdahalesini eleştirdi ve Gazze’deki savaşı siviller için ‘bir felaket’ olarak tanımladı.
ABD medyasına konuşan uzmanlar Harris’in İsrail’in Gazze’de sürdürdüğü savaşa Biden’dan daha eleştirel bir şekilde yaklaştığını ifade ederken, kısa vadede herhangi bir ABD Başkanının İsrail politikalarını değiştirmekte ancak sınırlı bir etkiye sahip olabileceğinin de altını çiziyor.
İran’ın nükleer programını kontrol etmek için 2015 yılında imzalanan Ortak Kapsamlı Eylem Planı anlaşmasını destekleyen Harris, ayrıca Ocak 2020’de İranlı üst düzey komutan Kasım Süleymani’ye karşı gerçekleştirilen saldırıyı kınamıştı.
Harris, Ankara’nın tepkisine neden olan sözde Ermeni soykırımını anma yasasını da Senato’da desteklemişti.
]]>Adidas yaptığı açıklamada özür diledi ve Hadid’in çıkartıldığı reklam kampanyasının “gözden geçirileceğini” duyurdu.
Açıklamada “her ne kadar tamamen istemeden de olsa trajik tarihi olaylarla bağlantılar kurulduğunun farkındayız ve yol açtığımız üzüntü ya da stresten dolayı özür dileriz” ifadeleri kullanıldı.
Adidas, Hadid’in reklam kampanyasından çıkartıldığını haber ajansı AFP’ye doğruladı.
Hadid’in ekibi, BBC’nin konuyla ilgili sorularına yanıt vermedi.
İsrail, 18 Temmuz’da resmi X hesabı üzerinden Hadid’in olduğu Adidas reklamlarını paylaşmış ve tepki göstermişti.
Gönderide “tahmin edin kampanya yüzü kim? Geçmişte Yahudi karşıtlığı yayan ve İsrailliler ve Yahudilere karşı şiddet çağrısında bulunan yarı Filistinli model Bella Hadid” dendi.
İsrail, paylaşımında ayrıca Hadid ve babasını Yahudi karşıtı komplo teorilerini “teşvik etmekle” suçladı.
Filistinli emlak devi Mohamed Anwar’ın kızı olan Bella Hadid, Gazze’deki savaştan etkilenen Filistinlilere desteğiyle tanınıyor.
Hadid, geçtiğimiz ay kardeşi Gigi Hadid ile birlikte Filistinliler için insani yardım kuruluşlarına 1 milyon dolar (yaklaşık 33 milyon lira) bağış yaptığını duyurdu.
İsrail ordusu, Hamas’ın 7 Ekim’de İsrail’in güneyine düzenlenen ve çoğu sivil olmak üzere yaklaşık 1200 kişinin hayatını kaybettiği, 251 kişinin rehin alındığı saldırısına yanıt olarak Hamas’ı “yok etmek için” savaş başlattı.
Gazze Sağlık Bakanlığı’na göre, o tarihten bu yana bölgede çoğu kadın ve çocuk 38 binden fazla kişi yaşamını yitirdi.
1972 Münih Olimpiyatları’nda ne olmuştu?
1972’de Batı Almanya’da düzenlenen Olimpiyatlar sırasında Filistin Kurtuluş Örgütü’nün Kara Eylül fraksiyonuna mensup sekiz militan, Münih’teki Olimpiyat köyüne sızdı.
Filistinli militanlar iki İsrailliyi öldürdü, dokuz İsrailliyi ise esir aldı. Esir alınan İsraillilerin tamamı, başarısız bir kurtarma girişiminin ardından Filistinli militanlar tarafından öldürüldü. Bu süreçte sekiz militandan beşi de Alman kolluk kuvvetleri tarafından öldürüldü.
İsrail-Gazze savaşında ünlülerin tutumu
Ünlülerin İsrail-Gazze savaşına karşı tutumları, 7 Ekim’den bu yana dünya kamuyounda sık sık gündeme geliyor.
Açık olarak bir tarafa desteğini duyuran isimler, diğer tarafın destekçileri tarafından eleştiri yağmuruna tutuluyor.
Son olarak Filistinlileri destekleyen sosyal medya kullanıcıları, Mayıs’ta “Blockout 2024” adlı bir hareket başlattı.
Hareket kapsamında kullanıcılara, İsrail’in Gazze’deki askeri operasyonlarına karşı tepkisiz kalan ya da “yeterli tepki göstermeyen” ünlülerin sosyal medya hesaplarını engelleme çağrısı yapıldı.
Aralarında İsrailli oyuncu Gal Gadot, Ermeni asıllı Kim Kardashian, Amerikan yıldızlar Zendaya ve Taylor Swift ile İngiliz şarkıçı Harry Stiles’ın da olduğu birçok isim engelleme listesine alındı. Listeye alınan hesaplar, engelleme çağrısının ardından on binlerce takipçi kaybetti.
Hareket, ABD’de her yıl düzenlenen prestijli Met Gala’da ünlülerin Gazze konusunda sessiz kalmasının ardından gelen tepkiler ile başladı.
260’tan fazla Hollywood yıldızı, savaşın ilk aylarında ABD Başkanı Joe Biden ve ABD Kongresi’ne Gazze’de acil ateşkes çağrısı yapmaları için açık mektup yazmıştı.
Mektupta imzası bulunan ve Filistinlilere destek açıklaması yapan isimler, işten çıkarma tehditleri ve benzeri tepkilerle karşılaştıklarını söyledi.
]]>Destici, partisinin Merkez Karar ve Yönetim Kurulu (MKYK) toplantısı öncesinde parti genel merkezinde açıklamalarda bulundu.
Konuşmasına, Pençe Kilit Harekatı bölgesinde yaralandıktan sonra tedavisi devam ederken şehit olan Piyade Yarbay Abdullah Cem Demirkan’a ve tüm şehitlere rahmet dileyerek başlayan Destici, terörle mücadelede güvenlik güçlerine başarı diledi.
Mustafa Destici, bugün Gabar Dağı’ndaki petrol arama sahasında meydana gelen kazada yaralananlara geçmiş olsun dileklerini iletti.
Kıbrıs Barış Harekatı’nın 50. yılı dolayısıyla Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ndeki (KKTC) kutlamalara katıldığını hatırlatan Destici, bugün KKTC bağımsız bir devletse bunun 50 yıl önceki harekat sayesinde olduğunu belirtti.
Destici, Kıbrıs’ta mevcut şartlarda tek yolun iki devletli çözüm olduğunu dile getirdi.
“Dertleri bütün İslam ve Türk coğrafyasıyla”
İsrail’in Gazze’den sonra Lübnan ve Yemen’e saldırmaya başladığına işaret eden Destici, “İsrail, Gazze’ye saldırdığında Lübnan Hizbullahı ya da İran Hizbullahı bu cepheden İsrail’e saldırmış olsaydı, İsrail bu kadar pervasızca hareket edemezdi, bu kadar büyük katliamlar yapamazdı. Ama maalesef o gün Hizbullah bunu yapmadı ve bugün silahlar kendisine döndü.” diye konuştu.
İsrail ve onu destekleyen küresel güçlerin derdinin sadece Gazze değil, bütün İslam ve Türk coğrafyası olduğunu söyleyen Destici, “40 yıldan fazla bir süredir hala terörle mücadele ediyorsak, karşımızda sadece PKK yok. Karşımızda İsrail var, ABD var, güçlü Avrupa Birliği üyesi ülkeler var, dönem dönem PKK’ya destek veren Rusya, Çin, hatta isimlerini telaffuz etmiyorum, İslam ülkeleri var.” ifadesini kullandı.
BBP Genel Başkanı Destici, İsrail’in, Gazze’de hedefine ulaştıktan sonra kendisine itaat etmeyen diğer ülkelere de saldıracağına dikkati çekti.
“Sokaklarımız köpeklerden temizlenmelidir”
Türkiye gündemini değerlendiren Destici, ülkede başıboş saldırgan sokak köpeği sorununun yıllardır devam ettiğini ileri sürdü.
KKTC’ye giderken bu meseleyi iktidar ve muhalefet partilerinin genel başkanlarıyla değerlendirme fırsatı bulduklarını bildiren Destici, “Bu yasa, mutlaka ama mutlaka ekim ayına kalmadan, Meclis kapanmadan çıkarılmalı ve sokaklarımız köpeklerden temizlenmelidir. Sokaklar, caddeler ve şehir merkezleri, köpeklerin doğal yaşam alanı değildir. Sahiplenir, besleyebilir, onunla yaşayabilirsiniz ve maskesini takarak gezdirebilirsiniz ama şehrin her noktasında köpeklerin öbek öbek dolaşması kabul edilebilir değildir.” görüşünü paylaştı.
“Varlığı olanın doğal gazını ya da elektriğini devlet neden sübvanse eder”
Ekonominin, gündemin en önemli maddelerinden biri olduğuna dikkati çeken Destici, kendileri kadar bu konuyu dillendiren bir partinin olmadığını savundu.
Hükümetin, zengin ve fakir ayırt etmeksizin konutlarda kullanılan elektrik ve doğal gazı sübvanse ettiğini anlatan Destici, zenginin elektrik ve doğal gaz faturalarında bu uygulamanın olmaması gerektiğini söyledi.
Destici, geliri yüksek olanların daha büyük evlerde oturduğunu, onların faturalarının da geliri düşük olanlara göre daha fazla geldiğini vurgulayarak, “Peki bu kadar varlığı olan ailenin ya da şahsın doğal gazını ya da elektriğini devlet neden sübvanse eder? Ona vermeyeceksin, fakire, emekliye, asgari ücretliye vereceksin. Doğru olan bu.” değerlendirmesinde bulundu.
]]>Cumhurbaşkanı Erdoğan, Kıbrıs Barış Harekatı’nın 50’nci yılı kutlama programına katılmak üzere gittiği KKTC’nin başkenti Lefkoşa’dan dönüşünde uçakta gazetecilere açıklamalarda bulundu ve soruları yanıtladı.
Erdoğan, bundan 50 sene önce olduğu gibi Kıbrıs Türkü’nün yanında olduklarını belirterek, “İktidar ve muhalefet olarak verdiğimiz birlik, beraberlik ve dayanışma tablosunu bu bakımdan kıymetli görüyorum. Kıbrıs davasının sadece bizim değil, 85 milyonun davası, kırmızı çizgisi olduğu böylece anlaşılmıştır. Şunun bir defa anlaşılması gerekir, Ada’nın asli unsuru olan Kıbrıs Türk halkını azınlık olarak görmeye ve göstermeye kimsenin gücü yetmez. Bugünkü ziyaretimizde bunu adeta perçinlemiş olduk. İki devletli modelin Kıbrıs meselesinin yegane çözüm yolu olduğu gün geçtikçe daha net ortaya çıkıyor. Türkiye ve Kıbrıs Türk halkı, çözüm yolunda bugüne kadar her türlü fedakarlığı göstermiştir” ifadelerini kullandı.
“Miçotakis’in bu bakanına haddini bildirmesi lazım”
Yunanistan Savunma Bakanı Nikos Dendias’ın açıklamasının sorulması üzerine Erdoğan, şunları kaydetti:
“Zaman zaman Yunanistan’daki popülist figürlerin bu tür söylemlerle iki ülke arasındaki ilişkileri dinamitleme gayretlerine şahit oluyoruz. Biz Yunanistan ile iyi komşuluk anlayışıyla ilişkilerimizi geliştirmek istiyoruz. Tabii bu durum, böylesi hezeyanlara sessiz kalmamızı gerektirmiyor. Herkesin çok iyi bildiği gibi Türkiye, Kıbrıs Barış Harekatı’nı adından da anlaşılacağı gibi barış için yapmıştır ve bu müdahale neticesinde huzur tesis edilmiştir.
Son NATO zirvesinde Yunanistan Başbakanı Kiriakos Miçotakis ile konuştum. ‘Aynı gün ben Kuzey Kıbrıs’ta bulunacağım, orada Kuzey Kıbrıs halkına hitap edeceğim. Öğrendiğime göre siz de Güney’de olacakmışsınız, orada hitap edecekmişsiniz. Herhalde birbirimizi rahatsız edecek herhangi bir açıklama yapmayız’ dedim. O da benim gibi düşündüğünü söyledi. Fakat Yunanistan Savunma Bakanı Nikos Dendias ne yazık ki farklı bir havada, belli ki Miçotakis ile yaptığımız görüşmeden haberi yoktu, ileri geri açıklamalar yaptı. Onun bir defa kalkıp da Türklerin orada işgalci olduğunu söylemesinden daha densiz, edep dışı bir ifade olamaz. Dolayısıyla, Sayın Miçotakis’in bu bakanına haddini bildirmesi lazım. Bizim çok daha fazla konuşmamıza zaten gerek yok. Konuşacaklarımızı bugün zaten konuştuk. Yolumuza da aynen devam ediyoruz.”
“Gerekirse deniz üssü ve deniz yapılarını Kuzey’de yaparız”
Erdoğan, KKTC’de deniz ve hava üssü kurulmasının söz konusu olup olmayacağının sorulması üzerine şu yanıtı verdi:
“Herhalde bu üslerden daha önemli bir şey yok. Onlar askeri üs yapıyor, biz siyasi üs yapıyoruz. Çalışmayı en güzel şekilde devam ettireceğiz. Bu arada, tekrar bir kontrole gidip inşaat ne durumda onu görmem lazım. Gördüğüm kadarıyla Kıbrıs taşından hakikaten muhteşem bir eser meydana geliyor. Yani Türkiye gerektiği zamanda gereken adımları atar, yapılması gerekenleri yapar. Ada’nın huzuruna asla katkı sağlamayacak, gerginlikleri artıracak ve uluslararası hukuk ihlallerine yol açacak adımlardan özenle kaçınmak gerekir. İsrail’deki katliama ortak olmak ne Rumlara ne Yunanistan’a fayda sağlar. Ayrıca gerekirse deniz üssü ve deniz yapılarını Kuzey’de yaparız. Bizim de denizimiz var. Mesela yeni bir doğalgaz gemisi alıyoruz. Sakarya Gaz Sahası’ndaki gaz üretiminde kullanılacak, yüzer gaz işletme platformu gemisi. Yaklaşık 2 ay sonra Türkiye’de olacak. 300 metre boyunda 58 metre genişliğinde. 5 milyon hane halkına yetecek kadar doğalgazı üretecek bu platform belki orada 15-20 yıl kalacak. Adeta bir üs gibi. Önümüzdeki hafta yola çıkıyor ve Türkiye’ye gelecek. Zaten o üssü gördükleri zaman yeter onlara.”
“Terör meselesini kökünden bitireceğiz”
Terörle mücadele operasyonlarına ilişkin “Bu yaz döneminde bu iş biter mi” sorusu üzerine Erdoğan, terörle mücadelenin bir matematik olayı olmadığını belirterek şunları kaydetti:
“Pençe Kilit Harekat bölgesinde Piyade Yarbay Abdullah Cem Demirkan kardeşimiz yaralandı. 15 gün yaralı olarak kaldı ve maalesef şehit oldu. Bunların hepsinin intikamını alıyoruz. Faturayı çok ağır ödüyorlar, ödemeye de devam edecekler. Ama bilsek ki terörle mücadele bir matematik olayıdır, kalkarız açıklamayı da ona göre yaparız. Dolayısıyla da terörle mücadelemiz sonuna kadar devam edecek. Önünde sonunda kazanan inşallah yine biz olacağız. Artık onları bekleyen son yakındır. Bu ülkenin insanlarına çektirdikleri acıların hesabı soruluyor. Terör meselesini kökünden bitireceğiz. Sağa sola koşturmaları, destek arama çabaları da bu yüzden. Ne yaparlarsa yapsınlar fayda göremeyecekler. Bu ülkenin insanlarına yaşattıklarının hesabını öyle ya da böyle veriyorlar. Askerimiz, polisimiz, istihbaratçılarımız sahada ve onların güçlü nefesini sürekli enselerinde hissediyorlar. Burunlarını dahi çıkartamadıkları mağaralar onları koruyamayacak.”
“İsrail durdurulmalıdır”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Uluslararası Adalet Divanı’nın kararına ilişkin ise şu değerlendirmeyi yaptı:
“Uluslararası Adalet Divanı aynı zamanda İsrail’i tazminata mahkum etti. Miktarını henüz açıklamadılar. İsrail zaten bugüne kadar Uluslararası Adalet Divanı’nın verdiği kararların hiçbirini uygulamadı. Çünkü yanında başta ABD olmak üzere, Batı var. Biz şu anda Uluslararası Adalet Divanı’na karşı dünyanın değişik birçok ülkesiyle birlikte gerekli baskıyı yapıyoruz ve buna devam edeceğiz. İspanya’nın duruşu burada çok çok önemliydi. Finlandiya’nın, Norveç’in tüm bunların duruşları önemliydi. Biz bu işi takip edeceğiz, kovalayacağız ve en sonunda inşallah burada bir netice alacağız diye düşünüyorum. İsrail durdurulmalıdır. Bunu sağlamak hepimizin görevidir. İsrail’e destek olarak, mazlum Filistin halkının yıllardır yaşadığı sistematik zulmü görmezden gelerek bir yere varmak mümkün değildir. İsrail yaptıklarının cezasını çekmeli, bu ceza bir daha kimsenin böylesi bir zulmü aklından geçirememesini sağlayacak kadar ibretlik olmalıdır. Umarım bu karar ve bundan önce alınan ve İsrail tarafından uygulanmayan kararlar uluslararası toplumda bir uyanışı beraberinde getirir.”
“Bize düşen şu anda sabır”
ABD’de kasımda yapılacak seçimlerle ilgili Trump’ın anketlerde önde gittiği belirtilerek, Türkiye-Amerika ilişkilerine dair beklentisi sorulan Erdoğan, şunları kaydetti:
“Bu konuya şimdi girmem pek doğru olmaz. Çünkü yapacağımız çok ilginç çalışmalar var. Geçen hafta çarşamba günü Macar Başbakanı Viktor Orban konuğumuzdu. Görüşmemizden sonra da ‘Trump’la bir akşam yemeği yiyeceğiz’ dedi. Bu arada aynı zamanda da NATO zirvesi devam ediyordu. Ertesi gün Viktor Orban’ı yoğun bir şekilde eleştirmeye başladılar. ‘Yok şöyle dedi, yok böyleler, biz Viktor’un dediklerine katılmıyoruz, söyledikleri doğru şeyler değil’ dediler. Sayın Orban malum Moskova’ya gitti, eleştirdiler. Çin’e gitti aynı şekilde eleştirdiler. Ardından Şuşa’daki toplantıya katıldı, eleştirdiler. Şimdi de Macaristan’ı AB dönem başkanlığından nasıl alırız, bunun hesabı içindeler. Bize de düşen şu anda sabır. Bu sabırla birlikte de inşallah gereğini vakti saati geldiğinde birlikte yaparız. Sayın Trump ile kendisine yapılan suikast girişimini konuştum. Kendilerini alçakça saldırı karşısında demokrasinin yanında durmaları nedeniyle tebrik ettim. Biz demokrasinin tarafındayız ve ülkelerin geleceklerine halkların özgür iradelerinin karar vermesinden yanayız.”
“Şu anda bizde sıkıntı yok”
Erdoğan, geçen cuma günü yaşanan küresel yazılım sorunu konusunda da şunları söyledi:
“Bu kriz nedeniyle bizde bir sıkıntı yok şu anda. Türk Hava Yolları’nda olsun, diğer tüm birimlerde olsun tedbirleri aldılar. Şu anda işlerimiz ufak tefek aksamalarla yürüyor. Yani dünyadaki sıkıntı bizde aynen yok. Daha iyiyiz. Bu konuda ek tedbirler almak gerekiyorsa alırız. Bununla ilgili arkadaşlarımız çalışmalarını aralıksız sürdürüyor. Hiçbir alanı boş bırakmadığımız gibi bu alanı da boş bırakmıyor ve atılması gereken adımları hızla, vatandaşlarımızı mağdur etmeden atıyoruz.”
]]>ERZURUM – Erzurum’da, İsrail’in Gazze’ye saldırılarını protesto etmek için sağlıkçılar tarafından 36 haftadır kesintisiz olarak düzenlenen sessiz yürüyüş, bu hafta da devam etti.
Lala Paşa Camii önünde buluşan sağlık çalışanları Türk ve Filistin bayrakları eşliğinde Yakutiye Medresesi’ne kadar yürüdü.
Yürüyüş sonrası yapılan açıklamada, Gazze’yi unutmamak, vicdanları diri tutmak, zulme karşı olduklarını göstermek için Türkiye’deki hekimler ve sağlık çalışanları olarak sessiz yürüyüşlerin devam ettiği belirtildi.
Burada grup adına basın açıklamasını Şehir Hastanesi Radyoloji Teknikeri Yaşar İlbaş yaptı. İlbaş, “Bugün hekimler ve sağlık çalışanları olarak terör, soykırım ve işgale karşı yürüyüşümüzü 36. haftasında Türkiye’nin birçok ilinde tek yürek olarak gerçekleştiriyoruz. Gündemden düşürülmeye çalışılsa da, kimileri için sıradan hale gelse de Gazze’de ambargo ve katliamlar hız kesmeden devam ediyor. Bizler ilk günkü öfke ve acımızı diri tutmak için, sözün tükendiği yerde, sessiz yürüyüşümüz ile farkındalık oluşturmaya devam ediyoruz” diye konuştu.
“Gazzeli sağlık çalışanlarını selamlıyoruz”
“Fırat ve Nil arasında, kendilerinin olduğuna inandıkları Arz-ı Mev’ud’da devlet kurma hayalleri için, yıllardır hiçbir alçaklığı yapmaktan çekinmeyen siyonist işgalcilerin, 7 Ekim’den bu yana had safhaya ulaşan zulümlerini vicdanımıza danışalım. ve sonra karar verelim” diyen Yaşar İlbaş açıklamasını şöyle sürdürdü:
“Ben boykot ürünleri satın alarak bu zulme ortak olmak istiyor muyum? Tüm ambargolara rağmen biraz olsun yiyecek bulmaya gönderdiği evladını bekleyen annelerin, yavrusunun adice katledildiği haberini almasından bahsedelim vicdanımıza. Minicik kafatası canice patlatılan küçük çocuğu gösterelim. Tüm zulümlerin içerisinde bir nebze olsun dinlenebilmek için uyurken, çadırının içine gönderilip uykusunda üzerine saldırtılan köpek ile başka bir kabusa uyanan yaşlı teyzemizin yaşadığı dehşeti bir nebze olsun hissedelim! Kimyasallarla derileri, etleri, hatta kemikleri eritilen masum sabiler aşkına artık ses çıkarmamızın, boykot etmemizin vakti gelmedi mi? Bütün zulümlere, İsrail tarafından uygulanan teröre rağmen korkmayan ve yılmayan Gazze halkını, tutuklansalar da öldürülseler de görevleri başından bir an ayrılmayan Gazzeli sağlık çalışanlarını selamlıyoruz. 7 Ekim’den bu yana onlarca doktor ve sağlık çalışanı esir alınırken onlarcasının ise nerede olduğu hala bilinmiyor. Havadan ve karadan Gazze’ye ölüm yağdıran İsrail, bir taraftan da sağ kalanların suya, gıdaya, sağlık hizmetine, elektriğe, internete ulaşımını engellemekte. Gazzeliler açlık, susuzluk ve salgın hastalıklarla karşı karşıyalar.”
“Gazze’de sağlık sistemi çöktü”
Gazze’de sağlık sisteminin çöktüğünü ifade eden İlbaş, “Tüm şehitlerin ve yaralıların yanında binlerce kişi ise kayıp. Nereye götürüldükleri, nelere maruz bırakıldıkları meçhul. Terörist İsrail, esir tuttuğu Filistinlilere akıl almaz işkenceler yapıp ‘birkaç’ organını çaldıktan sonra serbest bırakıyor. Filistinlilerin sadece bedenlerinden değil ruhlarından da yaralanıyorlar. Peki, bu kadar acı ile ne yapacağız? Bir köşeye sinip halimize ağlayacak mıyız? ‘Dipdiri meyyit’ rolüne devam mı edeceğiz? Hayır! Elbette ki durmayacağız, elbette ki yaptığımız işi mazlumların elinden tutmak, dünyadaki her yerde bilhassa Gazze’de, zalimle mücadele etmek niyetiyle, elimizden gelen en iyi şekilde yapacağız! Elimden ne gelir ki, ben güçsüz bir öğrenciyim diyen kardeşim! Sen, dersini Gazze’yi niyetine alarak çalış. Türlü katliamlarla katledilen küçücük yavruları gördükçe evladına sarılmaktan dahi imtina eden, yüreği kırk parçaya ayrılmış olan anne! Sen evlatlarını zalime karşı durmaları için yetiştir. Evine helal rızık getirmek, ailesinin geçimini sağlamak için her gün dünyanın bin bir derdiyle uğraşan yorgun baba! Bir kuruşun dahi siyonist İsraillilere fayda sağlamasın. Kendini yalnız ve güçsüz hisseden esnaf abi! Sakın kendini küçümseme, yapacağın boykot ekonomik bir savaştır. Fakülteden mezun olurken Hipokrat yemini eden, bu ülkenin gururu olan hekim! ‘Mesleğimi vicdanımla, onurumla ve iyi hekimlik ilkelerini gözeterek uygulayacağıma yemin ederim’ diyerek başladığın bu görevde, zulme destek olacak şirketlerin ilaçlarını zorunda kalmadıkça reçetene yazma. Sağlık hizmetlerinde kullanılacak olan her türlü ilaç ve tıbbi cihazın halka ulaştırılmasından sorumlu olan Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı! Kullandığımız ilaçlarla bebek katillerini desteklemek istemiyoruz, hastanelerimizde boykotlu hiçbir ürünün bulunmamasını talep ediyoruz” dedi.
Sessiz yürüyüş yapılan duanın ardından sona erdi.
]]>Lala Paşa Camii önünde buluşan sağlık çalışanları Türk ve Filistin bayrakları eşliğinde Yakutiye Medresesi’ne kadar yürüdü.
Yürüyüş sonrası yapılan açıklamada, Gazze’yi unutmamak, vicdanları diri tutmak, zulme karşı olduklarını göstermek için Türkiye’deki hekimler ve sağlık çalışanları olarak sessiz yürüyüşlerin devam ettiği belirtildi.
Burada grup adına basın açıklamasını Şehir Hastanesi Radyoloji Teknikeri Yaşar İlbaş yaptı. İlbaş, “Bugün hekimler ve sağlık çalışanları olarak terör, soykırım ve işgale karşı yürüyüşümüzü 36. haftasında Türkiye’nin birçok ilinde tek yürek olarak gerçekleştiriyoruz. Gündemden düşürülmeye çalışılsa da, kimileri için sıradan hale gelse de Gazze’de ambargo ve katliamlar hız kesmeden devam ediyor. Bizler ilk günkü öfke ve acımızı diri tutmak için, sözün tükendiği yerde, sessiz yürüyüşümüz ile farkındalık oluşturmaya devam ediyoruz” diye konuştu.
“Gazzeli sağlık çalışanlarını selamlıyoruz”
“Fırat ve Nil arasında, kendilerinin olduğuna inandıkları Arz-ı Mev’ud’da devlet kurma hayalleri için, yıllardır hiçbir alçaklığı yapmaktan çekinmeyen siyonist işgalcilerin, 7 Ekim’den bu yana had safhaya ulaşan zulümlerini vicdanımıza danışalım. ve sonra karar verelim” diyen Yaşar İlbaş açıklamasını şöyle sürdürdü:
“Ben boykot ürünleri satın alarak bu zulme ortak olmak istiyor muyum? Tüm ambargolara rağmen biraz olsun yiyecek bulmaya gönderdiği evladını bekleyen annelerin, yavrusunun adice katledildiği haberini almasından bahsedelim vicdanımıza. Minicik kafatası canice patlatılan küçük çocuğu gösterelim. Tüm zulümlerin içerisinde bir nebze olsun dinlenebilmek için uyurken, çadırının içine gönderilip uykusunda üzerine saldırtılan köpek ile başka bir kabusa uyanan yaşlı teyzemizin yaşadığı dehşeti bir nebze olsun hissedelim! Kimyasallarla derileri, etleri, hatta kemikleri eritilen masum sabiler aşkına artık ses çıkarmamızın, boykot etmemizin vakti gelmedi mi? Bütün zulümlere, İsrail tarafından uygulanan teröre rağmen korkmayan ve yılmayan Gazze halkını, tutuklansalar da öldürülseler de görevleri başından bir an ayrılmayan Gazzeli sağlık çalışanlarını selamlıyoruz. 7 Ekim’den bu yana onlarca doktor ve sağlık çalışanı esir alınırken onlarcasının ise nerede olduğu hala bilinmiyor. Havadan ve karadan Gazze’ye ölüm yağdıran İsrail, bir taraftan da sağ kalanların suya, gıdaya, sağlık hizmetine, elektriğe, internete ulaşımını engellemekte. Gazzeliler açlık, susuzluk ve salgın hastalıklarla karşı karşıyalar.”
“Gazze’de sağlık sistemi çöktü”
Gazze’de sağlık sisteminin çöktüğünü ifade eden İlbaş, “Tüm şehitlerin ve yaralıların yanında binlerce kişi ise kayıp. Nereye götürüldükleri, nelere maruz bırakıldıkları meçhul. Terörist İsrail, esir tuttuğu Filistinlilere akıl almaz işkenceler yapıp ‘birkaç’ organını çaldıktan sonra serbest bırakıyor. Filistinlilerin sadece bedenlerinden değil ruhlarından da yaralanıyorlar. Peki, bu kadar acı ile ne yapacağız? Bir köşeye sinip halimize ağlayacak mıyız? ‘Dipdiri meyyit’ rolüne devam mı edeceğiz? Hayır! Elbette ki durmayacağız, elbette ki yaptığımız işi mazlumların elinden tutmak, dünyadaki her yerde bilhassa Gazze’de, zalimle mücadele etmek niyetiyle, elimizden gelen en iyi şekilde yapacağız! Elimden ne gelir ki, ben güçsüz bir öğrenciyim diyen kardeşim! Sen, dersini Gazze’yi niyetine alarak çalış. Türlü katliamlarla katledilen küçücük yavruları gördükçe evladına sarılmaktan dahi imtina eden, yüreği kırk parçaya ayrılmış olan anne! Sen evlatlarını zalime karşı durmaları için yetiştir. Evine helal rızık getirmek, ailesinin geçimini sağlamak için her gün dünyanın bin bir derdiyle uğraşan yorgun baba! Bir kuruşun dahi siyonist İsraillilere fayda sağlamasın. Kendini yalnız ve güçsüz hisseden esnaf abi! Sakın kendini küçümseme, yapacağın boykot ekonomik bir savaştır. Fakülteden mezun olurken Hipokrat yemini eden, bu ülkenin gururu olan hekim! ‘Mesleğimi vicdanımla, onurumla ve iyi hekimlik ilkelerini gözeterek uygulayacağıma yemin ederim’ diyerek başladığın bu görevde, zulme destek olacak şirketlerin ilaçlarını zorunda kalmadıkça reçetene yazma. Sağlık hizmetlerinde kullanılacak olan her türlü ilaç ve tıbbi cihazın halka ulaştırılmasından sorumlu olan Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı! Kullandığımız ilaçlarla bebek katillerini desteklemek istemiyoruz, hastanelerimizde boykotlu hiçbir ürünün bulunmamasını talep ediyoruz” dedi.
Sessiz yürüyüş yapılan duanın ardından sona erdi. – ERZURUM
]]>Dawn gazetesinin haberine göre, Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif’in Siyasi İşler Danışmanı Rana Sanaullah, Enformasyon ve Yayıncılık Bakanı Attaullah Tarar, Tahrik-i Lebbeyk Pakistan Partisi (TLP) temsilcileri, ülkenin başkenti İslamabad’da ortak basın toplantısı düzenledi.
NETANYAHU’YU RESMEN “TERÖRİST” OLARAK TANIMA KARARI ALDILAR
Pakistan hükümeti, TLP’nin bir hafta süren Gazze’ye destek gösterileri ardından, parti ile masaya otururken, yapılan toplantı sonucu tarafların anlaşmaya vardığı belirtildi. Anlaşma dahilinde Pakistan hükümeti, İsrail Başbakanı’nı resmen “terörist” olarak tanıyacak ve uluslararası toplumu da aynısını yapmaya davet edecek. Federal hükümet ile TLP’yi temsil eden Allama Ghulam Abbas Faizi ve Shafique Amini arasında 18 Temmuz’da başlayan görüşmeler sonucu hükümetin, “İsrail’in zulmüne maruz kalan Filistinli kurbanlarına” yönelik desteğin hızlandırılacağını açıklandı. Anlaşma, Pakistan Başbakanı’nın Siyasi İşler Danışmanı Sanaullah ve Enformasyon Bakanı Tarar tarafından imzalandı.
Sanaullah, TLP’nin Filistin halkına yönelik çabalarını tebrik ederek, hükümetin Gazze’ye daha fazla insani yardım sevkiyatı yapılacağını bildirdi. Filistin’e 31 Temmuz’a kadar 1000 tondan fazla gıda ve ilaç sevkiyatı yapılacağını duyuran Sanaullah, hükümetin, Filistin halkına tıbbi yardım sağlanması ve bölgeye sağlık personeli gönderilmesi konusunda da mutabık kalındığını söyledi. Filistin hükümetinin gerekli düzenlemeleri yapması halinde yaralı Filistinlilerin tedavileri için Pakistan’a getirileceğini belirten Sanaullah, ülkedeki okul ve hastanelerin Filistinlilere eğitim ve tıbbi imkanlar sağlamak üzere açık olduğunu da kaydetti.
“NETANYAHU BİR TERÖRİST VE SAVAŞ SUÇLARININ FAİLİDİR”
Sanaullah, İsrail’i “terörist devlet” ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’yu da uluslararası yasalara göre savaş suçlusu olarak tanımlayarak, Pakistan’ın Filistinlilere yardım etmek ve İsrail’i kınamak için mümkün olan her yolu kullanacağını aktardı. Netanyahu’nun yargılanmasını talep eden Sanaullah, “Netanyahu bir terörist ve savaş suçlarının failidir.” ifadesinin ardından, “Netanyahu, İsrail tarafından Filistin’de işlenen vahşetten sorumludur. Biz onu terörist olarak adlandırıyor ve uluslararası kamuoyundan İsrail Başbakanı Netanyahu’yu terörist olarak tanımasını talep ediyoruz” çağrısında bulundu.
İSRAİL’İ DESTEKLEYEN ŞİRKETLERİ TESPİT VE BOYKOT ETMEK İÇİN KOMİTE KURULDU
“Sadece İsrail’i değil, İsrail ile ilişkili tüm ürünleri ve bu zulme doğrudan veya dolaylı olarak karışan veya bunlara yardım eden şirketleri boykot edeceğiz.” diyen Sanaullah, İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarını finansal olarak destekleyen şirketleri tespit edilmesi ve bu şirketlerin ürünlerinin yasaklanması için komite kurulduğunu açıkladı. Pakistan hükümetinin, Filistinlilere karşı savaş suçu işleyen İsrail güçlerine doğrudan ya da dolaylı olarak yardım eden şirketlerin ürünlerinden ya da hizmetlerinden faydalanmayacağını aktaran Sanaullah, uluslararası camiayı da Netanyahu’yu yaptıklarından sorumlu tutmaya ve adalete teslim etmeye davet etti. Sanaullah, TLP’nin Filistin halkına olan tutkusunu tebrik ederek hükümetin, ABD’de tutuklu Aafia Sıddıki’nin serbest bırakılması için çabaların hızlandırılması konusunda parti ile mutabık kaldığını kaydetti. TLP ise anlaşmaya varılmasının ardından, Ravalpindi şehrinin Faizabad ilçesinde düzenlediği eylemi önceki akşam sonlandırmıştı.
]]>Uluslararası mahkeme, İsrail’in bu bölgelerde “Filistinlilere karşı sistematik ayrımcılık suçu işlediğine” de hükmetti.
Mahkeme, İsrail’in işgal altındaki topraklardan bir an önce çekilmesini ve Filistinlilere tazminat ödemesini istedi.
Hollanda’nın Lahey kentindeki Barış Sarayı’nda Cuma günü bir araya gelen uluslararası mahkeme heyeti, BM’nin talebi üzerine “İsrail’in Doğu Kudüs de dahil olmak üzere işgal altındaki Filistin topraklarındaki politikaları ve uygulamalarından kaynaklanan hukuki sonuçlara ilişkin istişari görüşünü” açıkladı.
BM Genel Kurulu, 2022 yılında Uluslararası Adalet Divanı’na başvurarak, “İsrail’in Filistin topraklarını uzun süreli işgali, sömürgeleştirmesi ve ilhakının gözden geçirilmesini” istemişti.
Lahey’deki mahkeme, yaklaşık 1,5 yıllık değerlendirmenin ardından, “İsrail’in yerleşim politikasının ve Filistin topraklarındaki doğal kaynakların sömürülmesinin” uluslararası hukuka aykırı olduğunu açıkladı.
Mahkemeye göre İsrail, hem uluslararası hukuku hem de işgal altındaki topraklardaki insanların zorla yer değiştirmesine ilişkin kuralları ihlal etti.
İsrail’in Filistin topraklarını işgal etmesinin “fiili olarak bölgenin ilhakı” anlamına geldiğini vurgulayan Uluslararası Adalet Divanı’nın kararında, “kalıcı işgal” nedeniyle, İsrail’in Filistin halkı için belirsiz ve geri döndürülemez bir durum yarattığını belirtti.
Uluslararası mahkemeye göre İsrail’in uyguladığı politikalar, bu bölgede daha uzun süre kalmak istediğini ortaya koyuyor.
İsrail kararı tanımayacağını söylemişti
Mahkeme, Doğu Kudüs ve Batı Şeria’daki bölgelerden sürülen Filistinlilerin artık geri dönmelerine izin verilmediği ve Filistin’in doğal kaynaklarının İsrail tarafından sömürüldüğünün altını çizdi.
Uluslararası Adalet Divanı’nın karar sürecinde tavsiye için başvurduğu 52 ülkenin çoğu İsrail’in Batı Şeria ve Doğu Kudüs’teki yerleşimlerinin yasa dışı olduğu yönünde görüş bildirdi.
İsrail’in en büyük destekçisi olan ABD yönetimi de Yahudi yerleşim yerlerinin yasa dışı olduğunu kabul ediyor.
Ancak Washington yönetimi, İsrail’in yasa dışı yerleşim alanlarını terketmesine sıcak bakmıyor.
İsrail ise, mahkemeye sunduğu yazılı açıklamada kararın Filistin sorunun çözümünü daha da karmaşık hale getireceğini öne sürerek Uluslararası Adalet Divanı’nın vereceği kararı tanımayacağını açıklamıştı.
Uluslararası Adalet Divanı’nın aldığı tavsiye niteliğindeki kararın bağlayıcılığı yok. Ancak, Filistin topraklarındaki Yahudi yerleşim yerlerinin yasa dışı olduğunun uluslararası hukuk tarafından da tescil edilmesinin İsrail için diplomatik açıdan sonuçlar doğuracağı belirtiliyor.
Bu kararın, İsrail Başbakanı Binyamin Netenyahu hükümetine koşulsuz destek veren ülkelerin daha çekimser davranmasına ve İsrail’e yönelik uluslararası desteğin azalmasına yol açacağı vurgulanıyor.
Netenyahu hükümetinin, Filistin topraklarındaki Yahudi yerleşim yerleri konusunda bir politika değişikliğine gitmesi beklenmiyor.
İsrail, 1967’de işgal ettiği Batı Şeria, Gazze ve Doğu Kudüs’te Yahudi yerleşim yerleri inşa etmeyi sürdürüyor.
Batı Şeria’da yaklaşık üç milyon Filistinlinin yanı sıra 100’den fazla yasa dışı yerleşim yerinde 600 bin civarında Yahudi yerleşimci yaşıyor.
‘Soykırım’ davası ne aşamada?
Uluslararası Adalet Divanı’nın aldığı karar, Güney Afrika’nın geçen yılın sonunda soykırım suçlamasıyla İsrail aleyhine açtığı davadan farklı.
Uluslararası mahkeme, Güney Afrika’nın başvurusunu esastan görüşmeyi kabul etti. Ancak soykırım suçlaması ile ilgili davanın uzun yıllar sürmesi bekleniyor.
Uluslararası Adalet Divanı, Güney Afrika’nın talebi üzerine Ocak ayından bu yana verdiği üç ayrı ara kararda, İsrail’in Gazze Şeridi’ndeki saldırılara derhal son vermesi gerektiğine hükmetti.
İsrail hükümeti, Uluslararası Adalet Divanı’nın aldığı ara kararlara uymayacağını açıkladı.
]]>NETANYAHU’NUN İLERLEMESİ İÇİN DUA ETMİŞ
Kubbetüs Sahra’nın önünde yaptığı görüntülü açıklamayı sosyal medya hesabında paylaşan Ben-Gvir, “( Gazze’deki) İsrailli esirlerin gelişigüzel bir anlaşma olmaksızın, teslim olmadan geri getirilmesi için İsrail için en önemli yere dua etmeye geldiğini” söyledi. Aşırı sağcı Ben-Gvir, “Başbakan Binyamin Netanyahu’nun baskılara boyun eğmeden zafere ilerlemesi ve askeri baskıyı artırması için dua ettiğini” dile getirdi.

İsrail polisi, Ben-Gvir’in baskını boyunca Mescid-i Aksa’nın kapısını kapatarak Filistinlilerin ve Müslümanların Harem- Şerif’e girişini engelledi. İsrail basınındaki haberlere göre, Ben-Gvir’e baskında Mescid-i Aksa’nın Yahudileştirilmesini savunan Tapınak Hareketi’nden isimler de katıldı.
TARTIŞMALI BİR FİGÜR
Aşırı sağcı Ben-Gvir, siyasi sicilinde İsrail’de de yasaklanan Yahudi üstünlükçü terör örgütü Kah hareketinin bir üyesi olarak tanınıyor ve tartışmalı bir figür olarak kabul ediliyor. Bakan olduktan sonra da Filistinlilere karşı şahin söylem ve uygulamalarıyla tanınan Ben-Gvir, Mescid-i Aksa’nın Yahudileştirilmesi ve burada İsrail’in egemenlik kurması gerektiği yönünde açıklamalar yapmıştı.

İşgal altındaki Doğu Kudüs’te bulunan Mescid-i Aksa, Müslümanların ilk kıblesi olma özelliğini taşıyor. Yahudiler, içinde Kıble Mescidi ile Kubbetüs Sahra’nın yanı sıra müze, medreseler ve büyük avlunun yer aldığı Mescid-i Aksa Külliyesi altında, Süleyman Mabedi kalıntılarının bulunduğu iddiasıyla kazı çalışmaları yapıyor, Aksa’da kendilerinin de ibadet etme hakları olduğunu savunuyor. İsrail’in eski Başbakanı Ariel Şaron’un, 2000 yılında yüzlerce korumasıyla Mescid-i Aksa’yı ziyaret etmesi Filistin topraklarında birkaç yıl devam eden ikinci intifadanın ilk kıvılcımı olmuştu.

Ürdün, 1994’te İsrail ile imzaladığı Vadi Araba Anlaşması uyarınca Kudüs’teki dini işlerden sorumlu ülke olarak kabul ediliyor. Yine 2013’te Ürdün Kralı 2. Abdullah ile Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas arasında imzalanan anlaşmaya göre, Kudüs ve oradaki kutsal mekanların savunulması ve vesayet hakkı da Ürdün’e verildi. Anlaşmaya göre Mescid-i Aksa; Ürdün Vakıflar, İslami İşler ve Mukaddesat Bakanlığına bağlı Kudüs İslami Vakıflar İdaresinin himayesinde bulunuyor. Daha önce Kudüs İslami Vakıflar İdaresinin izni dahilinde Mescid-i Aksa’yı ziyaret eden Yahudiler, 2003’ten bu yana Vakıflar İdaresinin egemenliğini ihlal eden İsrail’in tek taraflı kararı çerçevesinde polis eşliğinde Müslümanların kutsal mabedine giriyor. İsrail yönetimi, Mescid-i Aksa’da “sadece Müslümanların ibadet edebildiği diğer dinlerin mensuplarınınsa sadece ziyaret edebileceği” tarihi statükonun korunduğunu savunuyor. Ancak fanatik Yahudi yerleşimcilerin İsrail polisi korumasında Aksa’ya düzenledikleri baskınlarda dua etmeleri ve dini ritüelleri yerine getirmeleri sıkça kameralara yansıyor.

FİLİSTİNLİLERİN ARASINDA “ŞEYTANIN AVUKATI” OLARAK TANINIYOR
İşgal altındaki Doğu Kudüs ve Batı Şeria’da Yahudi yerleşimcilerin şiddet eylemlerini teşvik etmesiyle bilinen Ben-Gvir, fanatik Yahudilerin terör saldırılarına ilişkin davalarda avukatlık yaptığı için Filistinliler tarafından “katillerin avukatı”, “şeytanın avukatı” ve “sabıkalı” olarak adlandırılıyor.
]]>İsrail ile Hizbullah son 9 aydır ortak sınırlarında çatışıyor. Eğer bu çatışma topyekûn bir savaşa dönüşürse Gazze’deki yıkımı gölgede bırakabilir, Irak ve Yemen’deki İran destekli milisleri de içine çekebilir, Ortadoğu’nun dört bir yanına yayılabilir ve ABD’yi zor durumda bırakabilir. İran bile doğrudan müdahale edebilir.
Birleşmiş Milletler (BM) bu olasılık için “hayal gücünün ötesinde bir felaket” uyarısında bulunuyor.
Şimdilik, yaz sıcağında 120 kilometrelik sınır boyunca düşük seviyeli bir savaş sürüyor. Ancak burada tek bir kıvılcım tüm Orta Doğu’yu ateşe verebilir.
Dalgaların ve kumsalda çocukların sesi bir anda kesiliyor ve ani, derin bir patlama duyuluyor.
İsrail’in saldırısının üzerinden çok geçmeden uzaktaki yamaçtan dumanlar yükseliyor.
Bir resort otelin havuzunun etrafında güneşlenen birkaç kişi kısa süreliğine oldukları yerde duruyor ve gökyüzünü izliyor.
Diğerleri hiç yerinden kıpırdamıyor.
Hizbullah ve İsrail, 25 kilometre ötedeki sınır boyunca karşılıklı ateş açarken, patlamalar Lübnan’ın antik kenti Sur’da 2024 yaz sezonunun bir parçası.
49 yaşındaki Roland, omuz silkerek “Başka bir gün, başka bir bomba” diyor. Kendisi yurt dışında yaşıyor ama tatil için ülkesine dönmüş.
39 yaşındaki arkadaşı Mustafa, 7 yaşındaki kızı Miral’i işaret ederek, “Çocuklar hala biraz korksa da geçen zamanda bir şekilde alıştık” diyor ve devam ediyor:
“(Kızım) bir patlama sesi duyduğunda hep, ‘Bombalama mı olacak?’ diye soruyor.”
Bu ayın başlarında, aile Tire’deki mahallelerinde yemek yerken büyük bir patlama yaşandı. İsrail, Hizbullah’ın kıdemli komutanlarından Muhammed Nimah Naser’e suikast düzenlemişti.
Mustafa, “Gürültüyü duyduk ama yemek yemeye devam ettik” diye anlatıyor.
Ancak bunlar Tire’deki plajda güneşlenmeye devam edenler için ‘ödünç alınmış zamanlar’ olabilir. Hizbullah ve İsrail savaşının başlaması halinde bu şehir de ateş hattında olacak.
Her iki tarafın da istemediğini söylediği, sonuçları çok yıkıcı olabilecek bir savaşın şu anda tam ucundayız.
Peki bu noktaya nasıl gelindi?
Lübnan’ı ‘acilen terk etme’ çağrıları
Hamas’ın İsrail’de 1200 kişinin öldürüldüğü 7 Ekim saldırısından bir gün sonra Lübnan’daki Hizbullah da sınır ötesine roket atışlarına başladı.
Aynı zamanda bir siyasi parti de olan Hizbullah, Lübnan’daki en büyük güç konumunda bulunuyor.
Hizbullah da tıpkı Hamas gibi, İngiltere ve ABD de dahil olmak üzere birçok ülke tarafından terör örgütü olarak sınıflandırılıyor.
Ancak Hamas’ın aksine Hizbullah, İsrail’i ciddi şekilde tehdit edebilecek bir ateş gücüne sahip.
Örgütün bazıları hassas güdümlü 150.000’den fazla roket ve füzeden oluşan bir cephaneliğe sahip olduğuna inanılıyor.
Basitçe söylemek gerekirse Hizbullah’ın birçok ülkeden daha fazla askeri gücü var.
Baş destekçisi İran olan örgüt bir Yahudi devletinin var olma hakkını tanımıyor ve İsrail’in düşmanlarını eğitmek ve finanse etmekle övünüyor.
Son aylarda artan karşılıklı saldırılarla sınırdaki çatışmalar kızışıyor.
Aralarında Almanya, Hollanda, Kanada ve Suudi Arabistan’ın da bulunduğu bazı ülkeler vatandaşlarına Lübnan’ı acilen terk etme çağrısı yaptı.
İngiltere, bu ülkeye seyahat edilmemesi tavsiyesinde bulundu ve burada bulunan vatandaşlarını halen imkanları varken, ülkeyi terk etmeye çağırıyor.
Şu ana kadar her iki taraf da bildik kırmızı çizgiler dahilinde kalarak çoğunlukla sınıra yakın noktalardaki askeri hedefleri vuruyor.
Ancak sınırın Lübnan tarafında, küle dönmüş tarlalar, yerle bir edilmiş evler ve terk edilmiş köylerle sivil bölgeleri kapsayan bir yıkıma tanık olduk.
Karşılıklı çatışmalarda sınıra yakın bölgelerde yaşayan on binlerce kişi evlerinden oldu. Lübnan’da 90 bin, İsrail’de 60 bin kişi evlerini terk etti.
İsrail ordusu ve devlet yetkilileri Hizbullah saldırılarında 21 asker ve 12 sivilin öldürüldüğünü açıkladı.
Lübnan Sağlık Bakanlığı ise 466 Lübnanlının öldürüldüğünü kaydediyor. Hizbullah örgütü ölenlerin çoğunun savaşçıları olduğunu savunuyor.
Ancak Sally Skaiki bir Hizbullah savaşçısı değildi.
‘Onları affedemeyiz’
Baba Hüseyin Abdul Hasan Skaiki, “Ona hiçbir zaman Sally demedim” diyerek kızını anlatıyor:
“Ona her zaman ‘hayatım’ derdim; o benim her şeyimdi.
“Evdeki tek kız oydu ve biz onu üç erkek kardeşi ile beraber şımarttık.”
25 yaşındaki Sally gönüllü bir sağlık görevlisiydi. 14 Haziran’da gün batımından sonra evinin sokak kapısında dururken İsrail’in saldırısında öldürüldü.
Babası siyah yas kıyafeti ve Hizbullah’la müttefik olan Şii Emel hareketinin yeşil atkısını giyiyor.
Aile ile sınırdan 30 kilometre uzaktaki Deir Kanoun En-Naher köyünde buluşuyoruz. Ana yol, İsrail ile çatışmalarda öldürülen savaşçıların güneşte solmuş posterleriyle dolu. Bazıları son aylarda, diğerleri ise iki tarafın en son savaşa girdiği 2006’da öldürüldü.
2006’daki savaşta Hizbullah, İsrail’e büyük bir direniş gösterdi. Ancak bunun Lübnan’a ve halkına çok büyük bedeli oldu. Resmi rakamlara göre 1000’den fazla Lübnanlı sivilin yanısıra sayısı bilinmeyen Hizbullah savaşçısı öldürüldü.
İsrail tarafında ise çoğu asker, 160 kişinin öldürüldüğü kaydedildi.
Baba Hüseyin’in yanında kızının üniformalı büyük bir posteri var. Sağlıkçı kızını, gurur ve hüzünle anlatıyor:
“İnsanlara yardım etmeyi seviyordu. Köyde çok sevilen biriydi. Yüzünde her zaman bir gülümseme vardı.”
Biz konuşurken, pencereleri sarsan büyük bir patlama sesi duyuluyor.
Hüseyin bunun sıradan, günlük bir olay olduğunu söylüyor.
“Uzun zamandan beri İsrail burada insanlarımızı katlediyor” diyor ve devam ediyor: “Onları affedemeyiz. Onlarla barış umudu yok.”
Patlama sesinin ardından bu kez ölüm veya yıkım çıkmıyor. İsrail savaş uçaklarının bölgede korku yaymak için ses duvarını aştığı anlaşılıyor.
Geçen Ekim ayından bu yana İsrail, güney Lübnan’da başka bir şey daha yayıyor: Boğucu ve yakıcı etkileri olan beyaz fosfor.
Bu kimyasal madde oksijenle temas ettiğinde hemen yanıcı bir hal alıyor. Dünya Sağlık Örgütü’ne göre cilde ve giysilere yapışıyor hatta kemikleri yakabiliyor.
77 yaşında bir çiftçi olan Musa el-Moussa bu etkileri çok iyi biliyor.
İsrail ordusunun, El-Bustan köyündeki arazisine bir aydan fazla bir süre boyunca her gün “nefesini kesen” beyaz fosfor saldırısı yaptığını anlatıyor. El-Moussa saldırıların saldırılar nedeniyle çiftçilik yapamadığını da söylüyor.
Başındaki kırmızı beyaz keffiyeh’i (geleneksel Arap atkısı) işaret ederek, “Başımda örtü vardı; hastaneye getirilene kadar onu ağzıma ve burnuma sardım” diye saldırı sonrasında yaşadıklarını anlatıyor:
“Maskemiz yoktu. Nefes alamıyordum. Bir metre önümü göremiyordum”
Musa el-Moussa, atılan parçalara dokunulması halinde, o parçanın tutuşup tekrar yanabildiğini söylüyor.
İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW), el-Bustan da dahil olmak üzere güney Lübnan’daki birçok yerleşim bölgesinde beyaz fosfor kullanıldığını doğruladı.
Açıklanan raporda, İsrail’in beyaz fosfor bombasını “sivil bölgelerde hukuka aykırı bir şekilde ayrım gözetmeden” kullandığı savunuldu.
İsrail ordusu, sis perdesi oluşturmak için beyaz fosfor mermilerinin kullanılmasının “uluslararası hukuka göre yasal olduğunu” söyleyerek rapora karşı çıktı.
Ordu bu mühimmatın “istisnalar dışında” yoğun nüfuslu bölgelerde kullanılmadığı belirtiliyor.
‘Korkmuyoruz’
Hizbullah’ın en kıdemli komutanlarından biri olan Muhammed Nimah Naser, İsrail’in arananlar listesindeydi.
2006 ve öncesinde İsrail’le savaştı. Sonrasında Suriye ve Irak’ta da bulundu.
Hizbullah’a göre son aylarda “Düşman İsrail’e karşı” birçok askeri operasyon “planladı, yönetti ve denetledi.”
İsrail onu 3 Temmuz’da Tire’de buldu. Ölüm, güpegündüz, arabasını ateş topuna çeviren bir hava saldırısıyla gökyüzünden gelmişti.
Lübnan’ın başkenti Beyrut’un güneyinde Hizbullah’ın kalesi olarak anılan bölgede ona bir “şehidin” cenaze töreni düzenlendi.
Cenazenin detayları dikkatlice hazırlamıştı. Kadınlar ve erkekler, hatta basın birbirinden ayrı tutuldu.
Hizbullah’ın sarı bayrağına sarılı tabutu, kamuflaj üniformalı ve kırmızı bereli örgüt üyeleri tarafından taşındı.
Mükemmel bir uyum içinde olmasa da, tertemiz beyaz üniformalar giymiş bir bando da hazırdı.
Cenaze, işleyen bir yönetimi olmayan ülkede, bir devlet töreni havasındaydı.
Lübnan’ın bir cumhurbaşkanı yok; geçici bir hükümeti ve darmadağın bir ekonomisi var.
Burası mezhepler arasında bölünmüş, yolsuzluklarla içi boşaltılmış, vatandaşları kendi başlarının çaresine bakmak zorunda bırakılmış bir ülke. Birçok Lübnanlı yorgun durumda ve istedikleri son şey yeni bir savaş.
Hizbullah ise olaylara farklı bakıyor.
Cenaze namazı sona erdiğinde yas tutanlar arasında ölümden “şehitlik” olarak bahsediliyor ve eğer başlarsa savaşa hazırlıktan söz ediliyordu.
35 yaşındaki hemşire Hassan Hamiye bize savaşacağını söylüyor ve “Korkmuyoruz” diyor.
“Aslında topyekun bir savaşın özlemini yaşıyoruz. Şehitlik Allah’a giden en kısa yoldur. Eğer başlarsa, genç ya da yaşlı hepimiz bu savaşa katılacağız.”
Hizbullah’ın lideri Hasan Nasrallah ise, örgütün bir savaşa hazır olduğunu ancak hevesli olmadığını vurguladı.
Gazze’de ateşkes olması halinde Hizbullah İsrail’e saldırmayı hemen keseceği sözünü veriyor.
Peki bu İsrail’i tatmin edecek mi? Etmeyebilir.
Tel Aviv, Hizbullah’ı kalıcı bir tehdit olarak görüyor ve en azından ağır silahlara sahip bu düşmanının sınır bölgesinden uzaklaşmasını istiyor.
İsrail yönetiminden de tehdit mesajları geliyor.
İsrail Eğitim Bakanı Yoav Kish, Lübnan’ın “ortadan kaldırılacağını”, Savunma Bakanı Yoav Gallant ise “taş devrine” döndürüleceği uyarısını yaptı.
İsrail ordusu ise bir ay önce “Lübnan’a saldırı için operasyonel planları” onayladığını açıkladı.
Şu an için iki ülke sınırından tank geçmiş değil. Saldırı yönünde siyasi bir karar alınmadı. İsrail hâlâ Gazze’de bir savaş sürdürüyor ve iki cephede savaşmak ordusunu aşırı zorlayabilir.
Ancak iki eski düşman olan İsrail ile Hizbullah arasında diplomatik bir çözüm sağlanamazsa, şimdi olmasa da daha sonra topyekûn bir savaş çıkabilir.
]]>Dışişleri Bakanı Fidan, Türkiye’ye resmi ziyarette bulunan Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı bin Ferhan ile Dolmabahçe Cumhurbaşkanlığı Çalışma Ofisi’nde bir araya geldi. İki Bakan görüşmelerinin ardından ortak basın toplantısı düzenledi. Fidan şöyle konuştu:
“Bugün yaptığımız görüşmelerde ikili ilişkilerimizin mevcut durumunu gözden geçirdik. İş birliğimizi her alanda geliştirme imkanlarımızı ele aldık. Bu çerçevede 2016 yılında tesis ettiğimiz ve ilk toplantısını 2017’de Ankara’da düzenlediğimiz Türk-Suudi Koordinasyon Konseyi’nin canlandırılmasını arzu etmekteyiz. Biraz önce söz konusu mekanizmanın işleyişini düzenleyen protokolü de imzaladık. Konseyin ikinci toplantısını bu yıl içerisinde Riyad’da yapmak konusunda da mutabık kaldık.
Ticaret, yatırımlar, turizm, enerji ve diğer alanlarda mevcut iş birliğimizi daha da artırmak için neler yapabileceğimizi konuştuk. Artış seyri devam eden ticaret hacmimiz geçen yıl itibarıyla 6,8 milyar dolara ulaşmıştı. Cumhurbaşkanımızla az önce yapılan görüşmede sayın Cumhurbaşkanımız bunun yeterli olmadığını, ilk merhalede 10 milyar dolara daha sonra da 30 milyar dolara çıkartılması konusunda bir hedef ortaya koydular.
Savunma iş birliğimizi daha da güçlendirme yönündeki ortak irademizi teyit ettik.
“İsrail’in niyetinin Filistin halkını yok etme siyasetine devam etmek olduğunu anlıyoruz”
Sudan başta olmak üzere Afrika’daki gelişmeleri değerlendirdik. Yemen’deki son durumu ele aldık ve tabii ki Gazze’de kalıcı ve adil ateşkesin sağlanması meselesini de istişare ettik. Biz samimi olarak Gazze’de kalıcı ateşkesin sağlanmasını ve akan kanın durmasını arzu ediyoruz. Bu nedenle yürütülen müzakere süreçlerine hep güçlü destek verdik. Önceliklerimiz belli: müzakere edilmekte olan planın bir an evvel İsrail tarafından onaylanması, silahların susması ve akan kanın durması, insani yardımların kesintisiz girişinin sağlanması, rehine ve tutsakların karşılıklı olarak serbest bırakılması öncelik taşımaktadır. Ancak, İsrail ve Netanyahu ne zaman bu konuda olumlu ve yapıcı bir hava oluşsa yeni katliamlara imza atıyor, bu da aslında onların barışla ilgili hiçbir niyetlerinin olmadığını sadece bir propaganda aracı olarak görüşmelere girdiklerini düşündürüyor. Dün Han Yunus’ta sivillere yapılan saldırıdan sonra İsrail’in niyetinin bu çatışmayı durdurmak değil, Filistin halkını yok etme siyasetine devam etmek olduğunu anlıyoruz. İsrailli yetkililerin önünde sonunda uluslararası mahkemeler önünde hesap vereceklerini güçlü bir şekilde söylemek lazım.
Atılacak bir yanlış adım, telafisi olmayacak vahim sonuçlara yol açabilir. Gazze’deki vahşetin durması iki devletli çözüm temelinde siyasi sürecin başlatılması noktasında Suudi Arabistan ile görüş birliği içerisindeyiz. Bu kapsamda Filistinli gruplar arasında birliğin sağlanması da öncelikli konularımız arasında yer alıyor.”
Bin Ferhan: Gazze konusunda hemfikiriz
Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı bin Ferhan ise şöyle konuştu:
“Görüşmemizde bölgesel gelişmeleri ele aldık. İki ülke arasındaki ticaret hacmi 6,8 milyar dolara ulaştı. Bu da tabii ki önceki yıllara göre bir artış getirmiştir. Biz istiyoruz ki bütün fırsatları değerlendirelim.
Suudi Arabistan ve Türkiye iş birliğini daha da güçlendirmek için var güçleriyle çalışmaktadırlar. Bugün Türk-Suudi Koordinasyon Konseyi’ni aktifleştirdik ve bu Konsey bu sene toplantısını yapacaktır. İkili ilişkilere gelince, hem bölgesel hem uluslararası düzeyde güvenlik ve istikrarın sağlanması ve Gazze konusunda hemfikiriz. Mutlaka bir an önce ateşkesin gerçekleşmesi ve insani yardımların Filistin halkına ulaştırılması gerekmektedir.
Türkiye ve Suudi Arabistan istikrarlı ve etkin birer ülke oldukları için mutlaka bölgedeki istikrara da katkı sunmak için var güçleriyle çalışmaktadırlar. Koordinasyona devam edeceğiz. Koordinasyon olumludur, sadece ülkelerimiz değil bütün bölgeyi ve dünyayı da ilgilendirecektir ve yararına olacaktır.”
Fidan: İsrail’e baskı yapılması gerekiyor
Açıklamaların ardından iki Bakan basın mensuplarının sorularını yanıtladı. Bakan Fidan, Suriye ile normalleşme süreci ve İsrail ve Hamas arasındaki müzakerelerle ilgili soru üzerine şu değerlendirmeyi yaptı:
“Özellikle son bir haftada Hamas’ın aldığı barıştan yana tutum ve İsrail’in buna karşılık sürekli oyunbozan bir rol oynaması, şunu bir kez daha gösterdi: İsrail’in, Netanyahu hükümetinin ateşkesle, barışla ilgili hiçbir niyeti yok. Bunu defaatle gösterdi. Biz Türkiye olarak sayın Cumhurbaşkanımızın ortaya koyduğu iradeyle gerçekten barışa sonuna kadar destek vermek için her türlü çabayı gösteriyoruz. Gerek taraflara gerek müzakerede arabuluculuk yapan ülkelere yönelik desteklerimiz sürekli ortada. MİT, Dışişleri Bakanlığımız bu konu için gece gündüz çalışıyorlar, koordinasyon içerisinde taraflarla görüşüyorlar, her türlü desteği veriyorlar.
Buradan dünya kamuoyuna sesleniyorum: İsrail’e baskı yapılması gerekiyor. Hamas’ın bu şartları kabul etmiş olması İsrail tarafından maalesef bir zayıflık, bir teslimiyet olarak algılanmakta ve bunu daha da ileriye taşımanın yolları aranmakta. Bu son derece tehlikeli bir anlayıştır.
“Suriye uzun yıllardır kanayan bir yara”
Suriye uzun yıllardır kanayan bir yara. Bu yarayı kapatmak için en zorlu döneminde bile, ki Cumhurbaşkanımızın siyaset vizyonunda bu hep vardır, mücadele anlarında bile diyalog ama dolaylı ama direkt hep açık tutar. 20 yıldır bu konulara yanında çalışan birisi olarak sayısız kereler bu konular içerisinde görev aldım ve bunun son derece faydalar sağladığını da ülkeye stratejik menfaatler getirdiğini de gördük.
Son bir yıldır görüşmelerde çok fazla bir hareketlilik yok. Tabii bölge artık barış ve istikrarı arayan bir iklime gelmiş durumda. Zamanın ruhu bizi barışı aramaya, istikrarı aramaya zorluyor. Dolayısıyla Cumhurbaşkanımız burada liderlik vizyonunu kullanarak en üst düzeyden bir barış çağrısında bulunmuştur. Bu son derece kıymetli bir çağrıdır. Umarım bunun değerini anlarlar. Bu herhangi bir çaresizliğin, herhangi bir zayıflığın durduğu yer değildir. Kendisini tanıyanlar bilir, hiçbir mücadeleden, hiçbir kavgadan kaçmaz, tersine, bütün sorunların üstesine de büyük bir dirençle gider.
Türkiye olarak önceliklerimiz net. Sadece kendimizi düşünmüyoruz bu konuda. Suriye’nin ihtiyaçları neler? Başta siyasi bağımsızlığı, toprak bütünlüğü, bu konular fevkalade önemli, desteklediğimiz konular. 2254 sayılı BMGK kararının ortaya koyduğu prensipler çerçevesinde bir ulusal diyalog mekanizmasının geliştirilmesi ve uluslararası toplum tarafından desteklenen bir çözüme gidilmesi de fevkalade önemli.
“Suriye muhalifleriyle ilgili durduğumuz yeri değiştirmiyoruz”
Suriye muhalifleriyle ilgili durduğumuz yeri değiştirmiyoruz. Suriyeli muhaliflerin kendi özgür kararı, kendi özgür tercihi esastır rejimle olan ilişkilerinde. Bizim durduğumuz yer ise onların bizim DEAŞ ile yaptığımız mücadelede, PKK ile yaptığımız mücadelede, Afrin’de, Resulayn’da omuz omuza bunlarla biz yıllardır savaştık, teröre karşı, işgalcilere karşı. Çok şehitler verildi. Bizim, vefalı ve büyük bir ülke olarak bu fedakarlığı unutmamız mümkün değil.
“Bu kardeşlerimiz Türkiye’ye daha fazla mülteci gelmesini engelliyorlar”
Bu kardeşlerimiz kontrol ettikleri bölgelerde daha fazla Türkiye’ye mülteci gelmesini engelliyorlar. Kaçakçılık konusunu, organize suç konusunu bizlerle iş birliği yaparak engelliyorlar. Ayda bir istihbarat teşkilatımızla, güvenlik kuvvetleriyle iş birliği yaparak bir DEAŞ hücresi yakalanıyor, bir çete hücresi yakalanıyor. Bu arkadaşlarımız birçok konuda, sınırımızda, sınırımızın öbür tarafında gerçekten Türkiye’nin ulusal çıkarlarına fevkalade büyük hizmet eden adımlar atıyorlar.
Diğer bir konu, içerideki mülteci kardeşlerimizle alakası. Hiçbir zaman için hükümet politikamız değişmemiştir, Cumhurbaşkanımızın görüşü hala aynıdır, iradesi aynıdır. Gönüllü olmadığı sürece hiç kimseyi buradan zorla gönderecek durumda değiliz. Bu konuda ortaya atılan provokatif iddiaların da hiçbir geçerliliği yoktur. Önümüzdeki süreçte biz barışı ve diyaloğu aramaya devam edeceğiz. Sorunları diyalog ile çözmeye devam edeceğiz.”
]]>Cumhurbaşkanı Erdoğan, katıldığı Şehit Mustafa Cambaz Fotoğraf Yarışması ödül töreninde yaptığı konuşmada, İsrail’in Gazze’deki katliamlarına ilişkin önemli açıklamalarda bulundu.
“NE OLUYORSA HEPİMİZİN GÖZÜ ÖNÜNDE OLUYOR”
“15 Temmuz gecesi bazı maskeleri indirmişse 7 Ekim 2023’ten beri Gazze’de birçok perdenin kalkmasına vesile olmuştur.” diyen Erdoğan, “Bize basın özgürlüğü dersi verenleri gerçek yüzleri ortaya çıkmıştır. Ne oluyorsa hepimizin, tüm insanlığın gözü önünde oluyor. Gazze’ye kayıtsız kalanlar vicdansızlıklarını, iki yüzlü politikalarını saklama gereği duymuyorlar. Gezi olaylarında canlı yapanlar söz konusu Gazze olunca birden ortadan kayboldular. İsrail saldırılarında 150’ye yakın basın mensubu hayatını kaybetti. Gazeteciler katledildi.” ifadelerini kullandı.

“BATILI MEDYA, 7 EKİM’DEN BU YANA ÜÇ MAYMUNU OYNAMAYA DEVAM EDİYOR”
Erdoğan, “Uluslararası medya kuruluşlarının ofisleri polis baskınına uğradı. Tüm bunlar yaşanırken bir avuç yürekli insan dışında hiçbir batılı medya kurumundan gözle görülür tepki yükselmedi. Soykırımı görmediler, mazlumların çığlıklarını duymadılar. 7 Ekim’den bu yana üç maymunu oynamaya devam ettiler. Savunageldikleri değerleri bizzat kendi elleriyle İsrail’e destek verme uğruna Gazze’de toplu mezarlara gömdüler.” dedi.
“GAZZE’DE İSLAM ALEMİ BAŞARILI SINAV VEREMEMİŞTİR”
İslam alemine de eleştirilerde bulunan Erdoğan, “Gazze’de sadece uluslararası kuruluşlar değil, maalesef İslam alemi de başarılı sınav verememiştir. Müslümanlar olarak kendimizi hesaba çekmemiz gerektiğine inanıyorum. Gelecekte de İsrail 76 yıldır ısrarla yaptığı gibi öldürmekten, masum kanı akıtmaktan vazgeçmeyecek.” ifadelerini kullandı.

“YÜZLEŞME CESARETİNİ GÖSTERMEKTEN BAŞKA ÇIKIŞ YOLUMUZ BULUNMUYOR”
Erdoğan, konuşmasının devamında “Batılı güçler holokost utancının etkisiyle İsrail’e koşulsuz destek vermeye devam edecek. BM Güvenlik Konseyi hiçbir adım atmayacak. İslam dünyası zulmün ve zalimin önüne nasıl geçecek? Yüzleşme cesaretini göstermekten başka çıkış yolumuz bulunmuyor. Bunu sorgulamayı ne kadar erken yaparsak o kadar hayırlı olacağı kanaatindeyim.” dedi.
“SİNSİ VE KANLI EMELLERİNE ULAŞAMADILAR”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, 15 Temmuz Demokrasi ve Milli Birlik Günü’ne ilişkin olarak da konuştu. Erdoğan, “Sinsi ve kanlı emellerine ulaşamadılar. Her şeyi en ince detayına kadar hesaplamışlardı. 40 yıl boyunca 40 kılığa bürünerek kendilerini gizlemeyi başarmışlardı. 15 Temmuz’da Türkiye’yi işgal edeceklerini, milletin iradesine el koyacaklarını zannediyorlardı. 40 yıllık hazırlık ve plan sadece birkaç saat içinde boşa gitti.” ifadelerini kullandı.

“KAN DÖKTÜKLERİ HER YERDE RABBİMİZ HAİNLERİN HESAPLARINI BAŞLARINA GEÇİRDİ”
Erdoğan, “Yaptıkları o hesap o gece Boğaziçi köprüsünden, Yeşilköy havalimanından, Kızılay meydanından, TBMM’den, Cumhurbaşkanlığı külliyesinden döndü. Millete silah doğrulttukları, kan döktükleri her yerde Rabbimiz hainlerin hesaplarını başlarına geçirdi. 15 Temmuz’da 7 düveli arkasına alan ihanet çetesinin 40 yıllık planını bir gecede bozarak tarihimize ve bizden sonraki nesillere şeref madalyası olarak taşıyacakları yeni bir zafer armağan ettik.” şeklinde konuştu.
“TEMMUZ RUHUNA SAHİP ÇIKACAĞIZ”
“Emperyalistlerin uşaklarına Türkiye’nin teslim alınmayacağına, milletin iradesine zincir vurulmayacağını yeniden gösterdik.” diyen Erdoğan, “15 Temmuz gecesi meydanlar yerine bankamatik kuyruklarına koşanlar hala milletin destanına çamur atanlar, 15 Temmuz direnişini unutturmaya çalışanlar, o gece yaşadıkları derin hayal kırıklıklarının acısını unutamayanlar istemese de biz 15 Temmuz ruhuna sahip çıkacağız.” ifadelerini kullandı.
Erdoğan şunları kaydetti: “Pazartesi günü 81 vilayetimizde çeşitli etkinliklerle 252 kahramanımızı tekrar şükranla yâd edeceğiz. Rabbim tüm yiğitlerden razı olsun. Ruhları şâd eylesin diyorum. FETÖ’cü ağababaları olan diyet borçlarını ödemek adına 15 Temmuz destanına gölge düşürmeye çalışan mankurtları milletin vicdanına havale ediyorum.”
]]>İsrail, camiyi hedef aldı: 10 ölü
GAZZE – İsrail’in 7 Ekim’den beri Gazze Şeridi’ne gerçekleştirdiği saldırılarda hayatını kaybedenlerin sayısı 38 bin 443’e yükseldi.
İsrail, Gazze Şeridi’ne yönelik katliamlarına 281 gündür devam ediyor. Gazze’deki Filistin Sağlık Bakanlığından yapılan açıklamada, İsrail ordusunun son 24 saatte gerçekleştirdiği saldırılarda 61 kişinin hayatını kaybettiği, 129 kişinin de yaralandığı bildirildi. Saldırıların başladığı 7 Ekim’den bu yana yaşanan can kaybının 38 bin 443’e, yaralananların sayısının ise 88 bin 481’e yükseldiği aktarıldı.
Hamas’tan 71 Filistinlinin öldürüldüğü saldırıya tepki
İsrail ordusunun “güvenli bölge” olarak ilan ettiği ve yerinden edilen sivillerin sığındığı El Mevasi bölgesine saatler önce gerçekleştirdiği saldırıda ise 71 kişi hayatını kaybederken, 289 kişi de yaralandı. İsrail ordusundan yapılan açıklamada, saldırıda Hamas’ın askeri kanadı İzzeddin El Kassam Tugayları’nın lideri Muhammed Deif’in hedef alındığı iddia edildi. Hamas’ın üst düzey yetkililerinden Ebu Zühri ise Reuters haber ajansına yaptığı açıklamada, söz konusu iddiayı yalanlayarak hayatını kaybedenlerin tamamının sivil olduğunu ifade etti. Zuhri, saldırının İsrail’in ateşkes anlaşmasına varmak istemediğini gösterdiğini söyledi.
Hamas’tan yapılan yazılı açıklamada ise “El Mevasi bölgesindeki katliam, halkımıza yönelik soykırımının bir devamıdır ve bu suça ABD yönetimi doğrudan ortaktır” ifadeleri kullanıldı. Söz konusu saldırının kınandığı belirtilen açıklamada, “Siyonist işgal ordusunun gerçekleştirdiği bu menfur katliam, Han Yunus’un batısında, işgal ordusu tarafından ‘güvenli bölge’ olarak sınıflandırılan ve sivillerin buralara taşınmaya teşvik edildiği bir bölge olan El Mevasi’de gerçekleştirildi. İşgalci savaş uçakları, topları ve insansız hava araçları, yerinden edilenlerin çadırlarını farklı silahlarla ağır ve sürekli hedef alırken, yüzlerce silahsız sivilin şehit olmasına ve yaralanmasına yol açtı. İşgalin, liderlerimizi hedef aldığı yönündeki iddialar asılsızdır. İşgalin Filistinli liderleri hedef aldığı iddiası ilk değildir ve daha sonra bunların yalan olduğu ortaya çıkmıştır. Bu asılsız iddialar, korkunç katliamın boyutunun örtbas edilmesinden başka bir şey değildir. 80 binden fazla yerinden edilmiş insanın yoğun olarak yaşadığı bir bölgeyi hedef alan katliam, Siyonist hükümetin Filistin halkına yönelik soykırımı sürdürme kararlılığının açık bir göstergesidir. Bu, masum sivilleri hedef almayı durdurma çağrılarına veya onların korunmasını zorunlu kılan herhangi bir savaş kanununa uyulmasına bakılmaksızın, çadırlarda, barınma merkezlerinde ve yerleşim bölgelerindeki silahsız sivillerin tekrar tekrar ve sistematik olarak hedef alınması, onlara karşı en iğrenç suçların işlenmesi yoluyla yapılmaktadır” denildi. ABD’nin sağladığı desteğin, İsrail’in söz konusu suçları işlemesinin önünü açtığı vurgulandı.
İsrail yine sivilleri vurdu: 10 can kaybı
İsrail ordusu, El Mevasi’ye yönelik saldırının ardından Gazze’nin batısındaki Şati Mülteci Kampında öğle namazını kılmak için toplanan sivillerin bulunduğu bir camiyi hedef aldı. Sivil Savunma Sözcüsü Mahmud Basal, 10 kişinin hayatını kaybettiğini, 20 kişinin de yaralandığını aktardı.
]]>ERDOĞAN’DAN NATO ZİRVESİ SONRASI ÖNEMLİ AÇIKLAMALAR
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Washington’da düzenlenen 75. NATO Liderler Zirvesi’nin ardından basın toplantısında açıklamalarda bulundu. Gazze’de katliam yaşandığını, İsrail’in hukuk tanımadığını belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, NATO’nun İsrail’le ortaklık ilişkisini sürdürmesinin mümkün olmadığını söyledi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıklamalarından satır başları şu şekilde:
“Zirve programımızı biraz önce bitirdiğimiz oturumla tamamladık. Tarihi bir zirveyi daha başarıyla neticelendirdik. Genel Sekreter Stoltenberg ve ekibine de teşekkürlerimi iletiyorum. 2.5 yıldır devam eden Rusya Ukrayna savaşı karşısında uluslararası hukuktan yana duruş sergiliyoruz. Somut adımlar konusunda mutabık kaldık.

“ADİL BİR BARIŞIN KAYBEDENİ OLMAZ”
Karadeniz girişimiyle taçlandırdığımız temaslara yeniden başlanması en samimi arzumuzdur. Adil bir barışın kaybedeni olmaz. Değerlendirmelerimizi zirve boyunca müttefiklerimizle paylaştım. İlk oturumda, ittifak savunmasını ilgilendiren konuları istişare ettik. Savunma harcamalarında yüzde 2 hedef eşiğini aştık. Birlik ve dayanışma ruhunun 32 müttefik tarafından samimiyetle benimsenmesi gerekiyor.
“MÜTTEFİKLERİMİZİN TERÖR ÖRGÜTLERİYLE KURDUĞU ÇARPIK İLİŞKİYİ KABUL ETMEMİZ MÜMKÜN DEĞİL”
Terörle mücadele alanında çabaların artırılması önemlidir. NATO’nun terörizmle mücadele belgesini geçtiğimiz yıl güncellemiştik. Türkiye terörün kanlı yüzünü iyi bilen bir ülkedir. 40 yıldır örgüte ve farklı yapılara karşı ağır bedeller ödeyerek mücadele ediyoruz. Müttefiklerimizden dayanışma bekliyoruz. Müttefiklik hukuku bunu gerektirir. Bazı müttefiklerimizin terör örgütleriyle kurduğu çarpık ilişkiyi kabul etmemiz mümkün değildir. İlk oturumda NATO’nun güneye yönelik yaklaşımını çerçevesini çizen yeni adımlara imza attık.

“GAZZE’DE KATLİAM YAŞANIYOR”
Gazze’de katliam yaşanıyor. Kalıcı çözüm getirmeden, istikrardan bahsedilemeyeceğinin altını çizdim. Netanyahu yönetimi yayılmacı politikalarıyla tüm bölgenin güvenliğini tehlikeye atmaktadır. Karşımızda savaş hukuku dahil hukuk, nizam ve değer tanımayan gözü dönmüş bir yapı vardır. Oturumdaki hitabımda bu konu üzerinde durdum. İsrail yönetiminin NATO’yla ortaklık ilişkisini sürdürmesi mümkün değildir.
“İSRAİL İLE NATO ARASINDAKİ İŞBİRLİKLERİNİ TÜRKİYE ONAYLAMAYACAK”
İsrail ile NATO nezdinde yapılacak işbirlikleri, Türkiye tarafından onaylanmayacaktır. Uluslararası camianın sorumluluk sahibi üyelerinin ikili devletli çözüm için el ele vermesi önemlidir. Filistin’i tanıyan ülkelerin sayısının artmasından memnuniyet duyuyoruz. Türkiye olarak garantörlük başta olmak üzere her türlü inisiyatifi almak için hazır olduğumuzu ifade etmek istiyorum.
“NATO, UKRAYNA’DAKİ SAVAŞIN TARAFI HALİNE GETİRİLMEMELİ”
Dünyamız zaten yeterince gerilim yaşamaktadır yenilerini eklemenin manası yoktur. Oturumda ülkemizin Ukrayna’nın toprak bütünlüğüne desteğinin tam olduğunun altını çizdim. NATO’nun Ukrayna’daki savaşın tarafı haline getirilmemesi gerektiği düşüncelerimi ortaya koydum. Zirve kapsamında Macaristan, Yunanistan, İtalya, Ukrayna ve Birleşik Krallık liderleriyle ikili görüşmeler gerçekleştirdim. ABD, İspanya, İzlanda Romanya ve Hollanda liderleriyle de sohbetlerimiz oldu. Sayın Rutte’ye bu zorlu görevinde muvaffakiyetler diliyorum. Genel Sekreter Stoltenberg’e de teşekkür ediyorum.”
]]>Şaban, AA muhabirine yaptığı açıklamada, işgal altındaki Batı Şeria ve Doğu Kudüs’teki Filistin topraklarını gasbeden İsraillilerin özellikle son dönemde Filistinlileri ve mülklerini hedef alan saldırıları ve Tel Aviv yönetiminin yasa dışı yerleşim birimi inşalarına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Şaban, “Filistinlilerin topraklarını gasbeden İsraillilerin saldırıları arttı, Doğu Kudüs dahil olmak üzere Batı Şeria’daki durum çok tehlikeli.” dedi.
İsrail ordusu saldırganlara koruma sağlıyor
İsrailli çetelerin her yere yayılmış durumda olduğunu, hemen her gün ve geniş çapta terör eylemleri gerçekleştirdiğini söyleyen Şaban, İsrail güçlerinin de Filistinlileri hedef alan bu saldırılarda İsraillilere koruma sağladığını dile getirdi.
Şaban, söz konusu saldırıların silahlı ve eğitimli İsrailliler tarafından gerçekleştirildiğini, bunların ordu tarafından finanse edildiğini ve korunduğunu ifade etti.
Filistinlilere ait arazilerin, evlerin ve araçların yakılması, kaçak yerleşimlerin inşa edilmesi gibi hemen her gün türlü saldırılara şahit olduklarını aktaran Şaban, dünyanın ise Filistinlilere uluslararası koruma sağlanması konusunda herhangi bir adım atmadığına dikkati çekti.
“Yabancı destekçileri buraya getirmek ve onları burada ağırlamak için çalışıyoruz”
Şaban, “Bu saldırılara karşı koymak adına Filistin beldelerini ve halkını korumak için uluslararası halk koruması sağlamaya çalışıyoruz. Filistin topraklarını gasbeden İsraillilerinin tüm bu saldırılarını püskürtmek için yabancı destekçileri buraya getirmek ve onları burada ağırlamak için çalışıyoruz.” dedi.
Destekçilerin yakın zamanda bölgeye getirileceğini kaydeden Şaban, bu konuda ayrıntılı bilgi vermedi.
Şaban, “İsrail düzinelerce yerleşim birimi inşa ederek, bunları meşrulaştırarak ve İsrail yasalarını Batı Şeria’ya dayatıp ilhak planını fiilen uygulayarak kendi eylemlerini empoze etmeye çalışıyor.” ifadesini kullandı.
2024’ün ilk yarısında 7 bin 681 saldırı gerçekleştirildi
Tel Aviv hükümeti ile Doğu Kudüs ve Batı Şeria’daki Filistin topraklarını gasbeden İsraillilerin işlediği suçların birbirinden ayrışmadığını belirten Şaban, İsrail ordusunun ve Filistin topraklarını gasbeden İsraillilerin 2024’ün ilk yarısında 7 bin 681 saldırı gerçekleştirdiğini kaydetti.
Şaban, İsrail’in el koyma, sömürgeyi genişletme ve zorla yerinden etmeyle kendi düşüncelerini dayattığını ayrıca saha infazları, sabotaj, arazileri tahrip etme, ağaçları sökme, mülklere el koyma, yollara bariyerler yerleştirme gibi suçlar da işlediğini dile getirdi.
İsrail’in, 2024’ün ilk yarısında Batı Şeria’da 39, Kudüs’te 44 olmak üzere yerleşimlerin genişletilmesi, yeni yerleşim birimleri kurulması çerçevesinde toplam 83 yapısal plan üzerinde çalıştığını kaydeden Şaban, bu planlar kapsamında Batı Şeria’da 8 bin 511, Kudüs’te ise 6 bin 723 konut inşasının öngörüldüğünü ifade etti.
Şaban, İsrail’in ayrıca Filistin topraklarında 17 kaçak yerleşim kurduğunu aktardı.
“İsrail, Batı Şeria’yı izole edilmiş bölgelere dönüştürdü”
Şaban, “İsrail, işgal altındaki Batı Şeria’yı yerleşim ve yayılma hamleleriyle izole edilmiş bölgelere dönüştürdü.” dedi.
Batı Şeria haritasında Filistinli nüfusun bulunduğu yerlerin izole edilmiş hale geldiğine işaret eden Şaban, izolasyonun bazı köylerin yolları kapatılarak, geçişlere askeri kontrol noktaları konularak, askerlerin ya da İsraillilerin yayılmasını sağlayarak gerçekleştirildiğini ifade etti.
Şaban, Yerleşim Birimleri Konseyi’nin artık Batı Şeria ve Kudüs’te olup biten her şeyi kontrol ettiğini belirtti.
İsrail’in Kudüs kırsalını kontrol altına alması tehlikesine dikkati çeken Şaban, bu alanın yaklaşık 176 kilometre ile Batı Şeria’nın yüzde 3’ünü oluşturduğunu kaydetti.
Şaban, Filistin yönetiminin tüm yetkilerinin bu bölgeden çekildiğini ifade etti.
“Batı Şeria’da aslında olan şey; yerleşimciler için bir devlet inşa etmek”
Filistin topraklarını gasbeden İsraillilerin saldırıları üzerinden Batı Şeria’nın doğu eteklerindeki Filistinlileri sistematik şekilde zorla yerinden etme sürecinin işlediğine işaret eden Şaban, sözlerini şöyle tamamladı:
“7 Ekim’den bu yana Batı Şeria’nın doğu eteklerinde 25 Bedevi topluluğu zorla yerinden edildi. Batı Şeria’nın doğusundaki Ürdün Vadisi’nde yüzlerce topluluk, mülklerinin tahrip edilmesi, araçlarına el konulması, koyunlarının çalınması, meralardan mahrum bırakılma ve para cezaları dahil olmak üzere sistematik saldırılara maruz kalıyor.
Bütün bunlar Filistinlilerin yaşamlarını kontrol eden Yerleşim Birimleri Konseyi’nin emriyle yapılıyor. Batı Şeria’da aslında olan şey; yerleşimciler için bir devlet inşa etmektir.”
İşgal altındaki Batı Şeria’da 451 bin, Doğu Kudüs’te ise yaklaşık 230 bin İsrailli, Filistin topraklarını gasbediyor. Uluslararası hukuka göre Batı Şeria ve Doğu Kudüs’teki bu gasplar yasa dışı sayılıyor.
]]>Washington Post gazetesinde yayımlanan, David Ignatius’un üst düzey Amerikalı yetkililere dayandırdığı yazısına göre, İsrail ile Hamas arasında müzakere edilen esir takası ve ateşkes anlaşmasının çerçevesi kabul edildi.

İSRAİL, ASKERLERİNİ İRAN ÇATIŞMASINA HAZIRLAMAK İSTİYOR
Tarafların, “ateşkesin nasıl uygulanacağına dair ayrıntıları müzakere ettiklerini” söyleyen yetkililer, çerçevenin belirlenmiş olmasına rağmen nihai bir anlaşmanın yakın olmayabileceğini ve karmaşık ayrıntılar nedeniyle sürecin zaman alacağını aktardı. Yazıda, İsrail’in, 9 aydır Gazze Şeridi’nde yürüttüğü saldırılar nedeniyle “askerlerini dinlendirmek, İran ve vekilleriyle olası çatışmalara” hazırlanmak istediği ifade edildi. Amerikalı bir yetkili, Hamas’ın mühimmatının azaldığını iddia ederek, hareketin ateşkes taleplerini giderek daha yüksek sesle dile getiren Filistinlilerin baskısıyla da karşı karşıya olduğunu öne sürdü.
ÇATIŞMANIN SONA ERMESİ İÇİN 3 AŞAMALI ÇÖZÜM
Amerikalı yetkililerce açıklanan anlaşma taslağında çatışmanın sona ermesi için üç aşamalı bir çözüm öngörüldü. İlk olarak 6 haftalık bir ateşkes yapılacak ve bu sürede Hamas, tüm kadın mahkumlar, 50 yaşın üzerindeki tüm erkekler ve yaralılar da dahil olmak üzere 33 İsrailli esiri serbest bırakacak. İsrail ise hapishanelerindeki yüzlerce Filistinliyi serbest bırakacak ve askerlerini nüfusun yoğun olduğu bölgelerden Gazze’nin doğu sınırına doğru çekecek. Gazze Şeridi’ne insani yardımlar gönderilecek, hastaneler onarılacak ve ekipler enkazı temizlemeye başlayacak.

GAZZE’DE GEÇİCİ YÖNETİM SİNYALİ
Yazıya göre, Hamas’ın çatışmaların kalıcı olarak sona erdirileceğine dair yazılı garanti talebinden vazgeçmesi müzakerelerde dönüm noktası oldu. İsrail ve Hamas, müzakerelerin ikinci aşamasında ne Hamas’ın ne de İsrail’in Gazze Şeridi’ni yönetmeyeceği bir “geçici yönetim” planını kabul ettikleri sinyalini verdi. Plana göre, Gazze Şeridi’nde güvenlik, “ABD tarafından eğitilen ve ılımlı Arap müttefiklerce desteklenen bir güç” tarafından sağlanacak. Bahsi geçen güç, İsrail tarafından onaylanmış Gazze’deki Filistin yönetiminin yaklaşık 2 bin 500 destekçisinden oluşan bir gruptan seçilecek.
HAMAS YETKİ DEVRETMEYE HAZIR
Amerikalı bir yetkili, Hamas’ın arabuluculara “geçici yönetim düzenlemesine yetki devretmeye hazır olduğunu” söylediğini iddia etti. Amerikalı arabulucular anlaşmayı sonuçlandırmaya yaklaşırken, Katar ve Mısır’dan da önemli destekler aldı. Anlaşmanın aynı zamanda İsrail’in, Hizbullah’ın uzun süredir talep ettiği sınır değişikliklerini kabul etmesini ve taraflar arasındaki gerginliği sona erdirecek diğer güven artırıcı önlemleri de içereceği iddia edildi.

İSRAİL İLE HAMAS ARASINDAKİ DOLAYLI MÜZAKERE SÜRECİ
ABD Başkanı Joe Biden, 31 Mayıs’ta İsrail’in 3 aşamadan oluşan yeni bir ateşkes önerisi sunduğunu açıklamıştı. Biden, bu önerinin İsrail’e ait olduğunu söylese de İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, “belirlenen hedefler” gerçekleşinceye kadar Gazze’deki saldırılarına devam edeceklerini belirtmişti. Netanyahu, 3 Haziran’da Meclis Dış İlişkiler ve Savunma Komitesinde yaptığı konuşmada, İsrail’in önerdiği ile Biden’ın sunduğu teklif arasında “boşluklar” olduğunu öne sürmüştü.
]]>LÜBNAN’DA HAVA SALDIRILARINI GÖRMEMİZ AN MESELESİ
“Farklı senaryolar var ve İsrail, Gazze’de imar durumunu bitirdi. İnsanlar en temel insani ihtiyaçlara ulaşmaktan yoksun bir şekilde hayata tutunmaya çalışıyorlar” diyen Dr. Selim Han Yeniacun, şöyle devam etti: “Lübnan’a yapılan saldırıların sonu ne olur sorusuna açık bir cevap veremiyoruz. 1982-2000 arası İsrail’in bir Lübnan’ı işgal tecrübesi var. Beyrut’a kadar giden İsrail eli boş bir şekilde çekilmek zorunda kaldı. Bunu ikinci kez dener mi tabii bu bir soru işaretidir. Nasıl ki; Şam’ı veya Lazkiye’yi çok rahat bir şekilde bombalayabiliyorsa, aynı şekilde Lübnan’da da ciddi hava saldırılarını görmemiz an meselesidir”.
NETANYAHU HÜKÜMETİNİN DEVRİLME İHTİMALİ VAR MI?
Dr. Alihan Limoncuoğlu’nun “Olası bir siyasi dengesizlik durumunda, Netanyahu hükümetinin devrilme ihtimali var mı? Bu olursa Filistin meselesi nasıl etkilenir?” sorusuna yanıt veren Dr. Selim Han Yeniacun, şu tespitlerde bulundu:
“Netanyahu hükümetlerinin ana temel unsuru; merkez sağın ağırlıklı bir kısmı, dindar sağ ve aşırı ırkçı Yahudiler’in işgali artırma ve Filistin’deki her türlü unsuru kaldırmaya meyilli politik gruplardan oluyor. Bu grupların Netanyahu hükümetlerinde yer almasının ana motivasyonu, ülkedeki mali ve diğer kaynaklara erişimleri. Savaş hali, İsrail kaynakları çok ciddi şekilde etkilemiş durumda. Savaş nedeniyle hükümetin eli zayıfladı. Hükümetin ana omurgasını oluşturan dindar Yahudiler, ellerinde bulundukları bakanlıkların kaynaklarını kendi gruplarına aktarırlar. Para kaynağı kesilmeye başladığı zaman sosyal yardımlardan feragat ederler. Sosyal yardımlardan feragat edilmesi, dindar gruplar arasında huzursuzluğa yol açan gelişmeleri tetikleyecektir. İlerleyen zamanda belki bir seçim de gözükebilir. Lübnan meselesinde güvenlikçi politikayı ön plana çıkaran bir Netanyahu görüyoruz.”
“TRUMP, NETANYAHU İLE HEMEN SICAK İLİŞKİLER KURMAYACAKTIR”
ABD seçimlerine değinen Dr. Selim Han Yeniacun, Trump’ın tekrar seçilmesi durumunda Netanyahu’yu zor günlerin beklediğini öngördü. Dr. Selim Han Yeniacun, “Trump iktidardan düşüp Biden geldiğinde şöyle bir durum yaşamıştık. Çin politikalarının haricinde, Trump yönetimi İsrail’e istediğini veren en bonkör yönetimlerden biriydi. Az önce şerh düştüm Çin’le olan İsrail ilişkilerini çok eleştiriyorlardı. O dönemde ABD Dışişleri Bakanı da İsrail’e bu konuda ayar çekmişti. Ama tabii Kudüs’ün İsrail’in başkenti olduğu da kabul edilmişti. Trupm düştüğünde Biden’i ilk arayan Netanyahu oldu. Trump, tabiri caizse ‘ne istediniz de vermedik’ şeklinde bir açıklama yapmıştı. Trump, kindar bir insan ve kini de güdecektir. Çok da sıcak bir ilişki kuramayacaktır. Biden’deki sorun bir gün önce dediğini unutuyor. Silah sevkiyatını devam ettiriyor ve eyleme karşı olduğunu söylüyor” dedi.
“DÜNYA SAVAŞININ AKTİF BİR ŞEKİLDE BAŞLAMASINA DAHA ZAMAN VAR”
Doç. Dr. Fatih Fuat Tuncer’in “İsrail’i konuştuk bir tarafta da Rusya ve Ukrayna savaşı devam ediyor. Bu durum Avrupa Parlamentosu seçimine yansıdı. Tayvan’da bir seçim oldu ve Çin’in istemediği bir isim kazandı. Bu gerginliğin Asya-Pasifik’e sıçrama ihtimali var mı?” sorusunu da yanıtlayan Dr. Selim Han Yeniacun, şu değerlendirmelerde bulundu:
“Genelde 3. Dünya Savaşı meselesi açıldığında şunu söylüyorum. Dünyanın tek esneme noktası Afrika kaldı. Afrika’da satranç karesinin dolmayan noktaları var. Orası da dolduğunda her şey patlayacak. En son sömürge Türkistan coğrafyasıydı ve burası üzerinden Rusya ve Ukrayna savaşı çıktı. Batı tarafında bir birliktelik var. Avusturya, İngiltere ve ABD’nin yer aldığı bu yapıya karşı Çin uzun bir süredir tek başına mücadele ediyor görüntüsü veriyordu. Çok ciddi bir Putin ziyareti gördük, önce Kuzey Kore’ye ve daha sonra Vietnam’a ve bu bölge oradaki lokasyon açısından çok kilit bir noktaydı. Çin’in Avrupa’ya Fransa, Sırbistan ve Macaristan olmak üzere bir esnemesini gördük. 2 güç bir birinin arkasına doğru esneyerek eş güdümlü tahkimat yaptılar. Bu noktada, Rusya’nın Aysa Pasifik’ten başlayarak Kore Yarımadası’nın kuzeyine kadar bir askeri hareketlik ve bir tahkimat göstereceğini görebiliriz. Bu noktada Tayvan probleminin de Şangay 5’lisinden başlayarak bu BM Genel Kurulu’na daha yüksek tonajda taşınması mümkün.”
]]>Filistinli yetkililer, 6 Temmuz Cumartesi günü Birleşmiş Milletler (BM) tarafından işletilen bir okula yönelik saldırıda en az 16 kişinin öldürüldüğünü, onlarca kişinin yaralandığını açıkladı.
Gazze’nin sivil savunma birimi, İsrail’in Pazar günü yerinden edilmiş ailelerin barındığı bir başka okula düzenlediği ikinci saldırıda ise 4 kişinin öldüğünü söyledi.
İsrail ordusunun bu sabah da, bölgeden tahliye emri verdikten birkaç saat sonra Gazze Şehri’nin merkezine yeni bir saldırı düzenlediği bildiriliyor.
İsrail ordusu saldırılara ilişkin yaptığı açıklamalarda sivillere zarar verme riskini azaltmak için “çok sayıda adım” attığını ve hedeflerin Hamas faaliyetleri için ve “sığınak” yeri olarak kullanıldığını söyledi.
Filistinli kaynaklar, Pazar günü Kutsal Aile Kilisesi’nin yanındaki Kutsal Aile Okulu’na düzenlenen hava saldırısında Hamas yönetiminden üst düzey bir yetkilinin de hayatını kaybettiğini duyurdu.
BBC’nin edindiği bilgiye göre binada çok sayıda insan barınıyordu.
Görgü tanıkları, saldırının zemin kattaki iki sınıfı hedef aldığını paylaştı.
BBC’ye konuşan yerel bir yetkili, Ehab Al-Ghussein adlı Hamas üyesinin 3 ay önce Gazze Şehri ve kuzey Gazze’deki Hamas hükümetinin işlerini yönetmek üzere atandığını söyledi.
Ehab Al-Ghussein daha önce Hamas yönetiminde Çalışma Bakan Yardımcısı ve ondan önce de İçişleri Bakanlığı Sözcüsüydü. Ölümü askeri açıdan Hamas’a bir darbe olarak görülmese de, Al-Ghussein Hamas’ın lider kadrosunda önemli bir figür olarak görülüyordu.
‘Uyarı yapılmadan dördüncü kez okula saldırı’
2006’dan bu yana Hamas’ın kontrolünde olan Gazze Sağlık Bakanlığı’na göre Cumartesi günü düzenlenen saldırıda hedef alınan okulda, Gazze’nin merkezindeki Nuseyrat Mülteci Kampı’nı terk etmek zorunda kalmış Filistinliler barınıyordu.
Olay yerinden paylaşılan videolarda, toz ve molozla kaplı sokakta çığlık atan yetişkinler ve çocukların koşarak yaralılara yardım ettiği görülüyor.
Görgü tanıkları BBC’ye saldırının yoğun bir pazarın yakınında bulunan okulun üst katlarını hedef aldığını söyledi.
BBC’nin edindiği bilgiye göre 7 bine yakın kişi binayı sığınak olarak kullanıyordu.
İsrail, “Al-Jaouni Okulu bölgesinde bulunan yapılarda faaliyet gösteren bazı Hamas teröristleri” vurduğunu öne sürdü.
Yerel bir kaynak, hedefin Hamas polisi tarafından kullanıldığı iddia edilen bir oda olduğunu söyledi.
Fransız haber ajansı AFP’ye konuşan bir kadın, binanın vurulduğu sırada Kuran okuyan bazı çocukların öldüğünü, “Uyarı yapılmadan 4. kez bir okulun hedef alındığını” söyledi.
Hamas ise saldırıda öldürülenler arasında 5 yerel gazetecinin de bulunduğunu paylaştı.
İsrail ordusu yaptığı açıklamada okul binasını vurduğunu doğruladı ve “hassas hava gözetimi ve ek istihbarat kullanımı da dahil olmak üzere sivillere zarar verme riskini azaltmak” için “çok sayıda adım” attığını söyledi.
Hamas’ın bu bölgeyi İsrail birliklerine karşı saldırılar düzenlemek için bir “sığınak” olarak kullandığını öne süren ordu yetkilileri, “Hamas, İsrail’e yönelik terör saldırılarında sivil yapıları ve sivil halkı canlı kalkan olarak kullanarak uluslararası hukuku sistematik bir şekilde ihlal etmeye devam ediyor” açıklamasını yaptı.
Hamas saldırıyı “savunmasız, yerinden edilmiş sivillere” yönelik bir “katliam” olarak nitelendirdi.
Yeniden tahliye emri
İsrail ordusu Pazartesi sabahı yeniden Gazze Şehri’nde tahliye emri verdi.
BBC’ye konuşan ve Bani Amer mahallesinde eşi, beş çocuğu, annesi ve kız kardeşiyle birlikte yaşayan 47 yaşındaki İbrahim El Barbari, onlarca ailenin evlerini terk ettiğini, kadın ve çocukların çantalarıyla batıya doğru gittiğini söyledi.
“Komşulardan evi terk etmemiz gerektiğini duyduk. Ordudan herhangi bir telefon ya da mesaj almadık ama yeniden taşınmaya hazırlanmak için eşyalarımızı toplamaya başladık bile.
“Aylardır kıtlığa yakın bir durumda yaşıyoruz.”
Haziran ayında Nuseyrat bölgesinde BM tarafından işletilen bir başka okula düzenlenen saldırıda en az 35 kişi hayatını kaybetmişti.
Bu saldırının ardından İsrail ordusu, okuldaki “Hamas yerleşkesine hassas bir saldırı düzenlediğini” ve içeride olduğuna inandığı 20 ila 30 savaşçının çoğunu öldürdüğünü açıklamıştı.
Son günlerde Gazze’de ateşkes ve rehine takası müzakerelerinde yeniden hareketlenme yaşanıyor.
Müzakerelerin bu hafta devam etmesi bekleniyor. Tarafların teklif edilen yeni anlaşmaya daha ılımlı yaklaştığı aktarılsa da, İsrail Başbakanlık Ofisi tarafından bugün yayınlanan yeni bir açıklamada olası bir anlaşmanın İsrail’in tüm hedeflerine ulaşana kadar savaşmaya devam etmesine izin vermesini içermesi gerektiği belirtiliyor.
İsrail ordusu, Hamas’ın 7 Ekim’de İsrail’in güneyine düzenlenen ve çoğu sivil olmak üzere yaklaşık 1200 hayatını kaybettiği, 251 kişinin de rehin alındığı saldırısına yanıt olarak Hamas’ı “yok etmek için” savaş başlattı.
Gazze Sağlık Bakanlığı’na göre, o tarihten bu yana bölgede 38 binden fazla kişi yaşamını yitirdi.
]]>Büyükelçi Musa, Çin’de Çinghua Üniversitesince düzenlenen Dünya Barış Forumu’nda, ” Orta Doğu’da Barış ve İstikrara Doğru” başlıklı panelde konuştu.
Gazze’deki savaşın yalnızca jeopolitik bir mesele olmadığını, korkunç bir insanlık trajedisinin yaşandığını, masum Filistinlilerin İsrail’in ayrım gözetmeyen saldırılarına maruz kaldığını belirten Musa, “Uluslararası toplum, katliamı ve soykırımı durdurması için İsrail’e baskı uygulamalı.” dedi.
Musa, Gazze’de 7 Ekim 2023’ten bu yana sivil can kayıplarının 40 bine yaklaştığını, bunun büyük bölümünün kadınlar ve çocukların oluşturduğunu, binlerce kişinin yerinden edildiğini vurgulayarak, “Gazze’de son 9 ayda yaşananlar katliamdan, hatta soykırımdan farksız.” ifadesini kullandı.
İsrail’in Filistin topraklarında yıllardır süren işgalinin kitlesel sürgüne, etnik temizliğe ve sürgüne yol açtığına işaret eden Musa, “Baskı, zulüm, ilhak ve yasa dışı iskan politikasına karşı Gazze’nin yanında olmak uluslararası toplumun insanlık görevidir.” diye konuştu.
“Kendimizi kazananı olmayan bir kabus senaryosunda bulabiliriz”
Musa, Gazze’deki savaşın kısa vadede en önemli etkisinin coğrafi yayılma riski olduğuna işaret ederek, “Savaşın yayılma riski, yalnızca bölgesel değil aynı zamanda küresel. Kızıldeniz’de yaşananlar bunun belirgin örneği, bu küresel ticareti ve ekonomik etkinlikleri sekteye uğratıyor.” değerlendirmesinde bulundu.
Bir diğer ani etkinin, komşu ülkelere büyük ölçekli mülteci akını olacağını dile getiren Musa, bunun büyük ekonomik ve sosyal yük getireceğini kaydetti.
Musa, Gazze’de süregelen mezalimin uzun vadede uluslararası toplumun etkinliğini, uluslararası normları ve hukuku sorgulanır hale getireceğini, çatışmaların çözümünü ve barışı korumayı hedefleyen uluslararası kurumları zayıflatacağını söyledi.
Bazı ülkelerin, İsrail’in zalimliğine verdiği koşulsuz desteğin de şiddet döngüsünü devam ettirdiğine, İsrailliler ile Filistinliler arasındaki düşmanlıkları ve güvensizliği derinleştirdiğine dikkati çeken Musa, şöyle devam etti:
“Gazze krizi, bu koşullar altında tüm bölgeye yayılabilecek büyük ölçekli bir savaşa dönüşme riski barındırıyor. Uluslararası toplum, coğrafi tırmanmaya veya yayılmaya izin vermemek için elinden geleni yapmalı. İsrail’in Gazze’ye saldırıları durdurulmazsa, kendimizi kazananı olmayan bir kabus senaryosunda bulabiliriz.”
“İki devlet vizyonu temelinde kalıcı çözüme ulaşılabilir”
Musa, Gazze’de ateşkesi sağlamaya ve insani felaketi önlemeye yönelik çabalardan sonuç alınamamasının uluslararası sistemin mevcut haliyle krizleri çözmedeki başarısızlığını ortaya koyduğu görüşünü dile getirdi.
Uluslararası toplumun, İsrail üzerindeki baskıyı artırarak Filistin’e insani yardımı sürdürmesi gerektiğini belirten Musa, “Uluslararası toplumun ortak aklı ve çabasıyla, İsrail ve Filistin’in güvenlik içinde yaşadığını, 1967 öncesi sınırlarda, başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız ve egemen Filistin Devleti’ni kurulduğu iki devlet vizyonu temelinde kalıcı bir çözüme ulaşabileceğine inanıyoruz.” ifadesini kullandı.
Musa, sorunun çözümünde, Çin’in de benzer tutumda olduğunu görmekten memnuniyet duyduklarını, diyaloğa yönelik çabalarını takdir ettiklerini söyledi.
Türkiye’nin, tarafları, uzlaşmaya ve uzlaşmalarını uygulamaya teşvik için bir garantörlük mekanizması oluşturulması fikrini ortaya attığını hatırlatan Musa, iki tarafın eşit müzakere edebilmesi için Filistin’e uluslararası toplumda hak ettiği statünün verilmesi gerektiğinin altını çizdi.
Musa, bu bağlamda İrlanda, Norveç, İspanya ve Ermenistan’ın Filistin Devleti’ni tanıma kararlarını memnuniyetle karşıladıklarını, tüm ülkelerin bu yönde hareket etmelerini umduklarını anlattı.
Filistin sorununun, Orta Doğu’da barış ve istikrarın temelinde yattığını, bu soruna çözüm bulunmadan barış ve refah içinde bir Orta Doğu’dan söz edilemeyeceğini vurgulayan Musa, “Eğer Gazze’deki süregelen katliam devam eder ve uluslararası sistem bunu engellemek için bir şey yapmazsa, kendimizi ana fay hattının kırıldığı ve bunun beklentilerin ötesinde sonuçlarının olduğu bir gerçeklikte bulabiliriz.” değerlendirmesinde bulundu.
]]>İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Perşembe günü Hamas ile görüşmek üzere bir müzakereci ekibi görevlendirdi.
İsrail Dış İstihbarat Servisi (Mossad) Başkanı David Barnea’nın Doha’da Katar Başbakanı Muhammed bin Abdurrahman Al Tani ile görüştüğü bildirildi.
Reuters’ın aktardığına göre İsrail Başbakanlık Ofisi’nden Cuma günü yapılan açıklamada müzakerelerin önümüzdeki hafta devam edeceği belirtildi.
Bu, İsrail hükümeti ile Hamas arasındaki görüş ayrılıklarını nihai olarak gidermeyi amaçlayan bir dizi karmaşık görüşmenin ilk adımı olarak değerlendiriliyor.
Mossad Başkanı Barnea’nın Doha’dan ayrılmasının ardından İsrail’den yapılan açıklamada iki taraf arasındaki görüş ayrılıklarının devam ettiği aktarıldı. İsrailli yetkililer daha önce beklentilerin düşürülmesi gerektiğini söylemişti.
ABD Başkanı Joe Biden, 31 Mayıs’ta Gazze’deki savaşı sona erdirmek için üç aşamalı yeni bir öneri sunmuştu.
Hamas’ın kalıcı ateşkes talebi ile İsrail’in gerekirse Gazze’de savaşa devam etme özgürlüğüne sahip olması gerektiği yönündeki karşı talebi şimdiye kadar müzakerelerin sonuçlanmasına engel oldu.
Biden’ın teklifi bu çıkmaza çözüm sunmayı hedefliyor ve kalıcı ateşkese hemen olmasa da 6 haftalık geçici bir ateşkes ve müzakerelerin devamıyla ulaşılmasını öneriyor.
Hamas yetkililerinin bu öneriye yanıt verdiği bildirildi ancak bu yanıtın içeriği henüz kesin olarak bilinmiyor.
İsrail’in tepkisinin ise geçtiğimiz aylarda sunulan çeşitli diğer tekliflere kıyasla çok daha olumlu olduğu belirtiliyor.
İsrail’in müzakere ekibinden bir kaynak Hamas tarafından sunulan yanıtın “çok önemli bir atılım” içerdiğini söyledi.
Hamas’ın Biden’ın önerisinin kilit noktasını kabul etmiş olabileceği düşünülüyor.
Eğer bu bilgi doğruysa ve Hamas’ın gerçekten bu noktada taviz verdiği ortaya çıkarsa, top yeniden Netanyahu’nun sahasında olacak.
Netanyahu, Hamas’ın tamamen yok edilmesi ve İsrail’in Gazze’de savaşmaya devam etme hakkı konusundaki duruşundan şimdiye kadar hiç geri adım atmadı.
Ancak İsrail başbakanının üzerindeki baskı giderek artıyor.
New York Times’ta yayınlanan ve ismi açıklanmayan mevcut ve eski güvenlik yetkililerine dayandırılan bir haberde, İsrail’in üst düzey generallerinin “Hamas’ı şimdilik iktidarda tutsa bile Gazze’de bir ateşkes başlatmak istedikleri” belirtildi.
Öte yandan Hamas’ın üzerindeki baskı da sürüyor.
Gazze’deki sivil halkın savaşın devam etmesinden duyduğu umutsuzluğun arttığı aktarılıyor.
Uluslararası alanda ise Mısır ve Katar gibi arabulucuların sabrı tükeniyor olabilir.
Filistin’i destekleyen bölge ülkelerinin de Hamas’a ateşkes anlaşmanı kabul etmesi için giderek daha fazla baskı uyguladığı bildiriliyor.
İsrail ve Hizbullah arasındaki çatışmanın topyekûn bir savaşa dönüşme ihtimali ise uluslararası toplumun geri kalanını endişelendiriyor.
İsrail ordusu, 7 Ekim’de İsrail’in güneyine düzenlenen ve çoğu sivil olmak üzere yaklaşık 1200 kişinin öldürüldüğü ve 251 kişinin de rehin alındığı saldırıya yanıt olarak Hamas’ı “yok etmek için” savaş başlattı.
2006’dan bu yana Hamas’ın kontrolünde olan Gazze’de Sağlık Bakanlığı’na göre, o tarihten bu yana Gazze’de 38 binden fazla kişi öldürüldü.
]]>Joseph,”2000 yıldır zulme uğruyoruz, Tevrat’ı öğrendiğimiz için hayatta kaldık. Şimdi Yüksek Mahkeme bunu bizden almak istiyor ve bu bizi yok edecek. Orduya girmek, dindar bir Yahudi’yi dinden çıkaracaktır” diyor.
Bazıları ise askerlik hizmetinin İsrail’in savunmasına çok az fayda sağlayacağını düşünüyor ve bunun Ortodoks kimliklerini zayıflatacağından korkuyor.
Kapalı topluluklar halinde yaşıyorlar
Ultra Ortodoks Yahudiler, İbranice ismiyle Harediler; televizyonun, internetin ve sosyal medyanın olmadığı kapalı topluluklar halinde yaşıyorlar.
Erkekler zamanlarının çoğunu dini çalışmalara ayırırken, kadınlar ev işlerini yönetiyor ve ailelerine destek oluyor.
İsrail nüfusunun yaklaşık yüzde 13’ünü oluşturuyorlar ve önemli bir siyasi nüfuza sahipler.
Ultra Ortodokslar, Başbakan Binyamin Netanyahu liderliğindeki 16 yıldır süregelen hükümetleri destekleme karşılığında, kendilerini Tevrat çalışmalarına adadıklarını söylediler ve zorunlu askerlik hizmetinden muafiyet sağladılar.
Bu düzenleme, orduda görev yapan ve asıl vergi yükünü taşıyan laik İsrailli Yahudiler ile aralarında uzun süredir devam eden bir gerilime yol açtı.
Geçen ay, Gazze’deki çatışma ve Hizbullah’la yaşanan gerilim devam ederken, İsrail Yüksek Mahkemesi bu muafiyete son verdi ve binlerce Haredi Yahudi sokaklara döküldü.
Uzmanlar, Şas ve Birleşik Tevrat Yahudiliği gibi koalisyon partilerinin hükümete desteklerini geri çekme tehdidinde bulunması nedeniyle bu kararın iktidarın istikrarını da tehdit ettiğini söylüyor.
Diğer Yahudi gruplardan farkları neler?
Harediler, eski İsrail Cumhurbaşkanı Reuven Rivlin’in tanımladığı “modern İsrail’in dört kabilesinden” biri. Haredilerle birlikte bu grupta laikler, dindar milliyetçiler ve İsrailli Araplar bulunuyor.
Kendine özgü kıyafetleriyle tanınıyorla : Ultra-Ortodoks Yahudi erkekler genellikle siyah takım elbise giyiyor., Yüzlerinin yanlarında uzayan bukleleri, uzun sakalları ve geniş kenarlı şapkaları var. Kadınları da genellikle uzun etek, kalın çorap, başörtüsü veya peruk giyerek kolayca ayırt ediliyor.
“Unorthodox” ve Netflix yapımı “Shtisel” gibi diziler, Haredilerin yaşam tarzlarına olan ilgiyi artırdı.
Dini ibadetlerle laik meslekleri dengeleyen modern Ortodoks Yahudilerin aksine, Harediler kendilerini tamamen Tevrat’a ve geleneksel ritüellere adıyorlar.
Toronto Üniversitesi Diaspora Çalışmaları Merkezi’nde Profesör Naomi Seidman’ın, BBC’ye anlattığına göre Ortodoks Yahudiler “öncelikle üç temel unsura uyuyorlar:
“Şabat’ı (Yahudilerin dinlenme günü) yerine getiriyorlar, koşer (dinin izin verdiği yiyecekler) yiyorlar ve ‘evlilik saflığı’ olarak bilinen eşlerin ayrı yataklarda uyuması kuralını takip ediyorlar ve regl döneminde sonra arınma havuzuna girişe (mikve) kadar cinsel ilişkiden sakınıyorlar.”
Seidman, modern bir Ortodoks Yahudi’nin “Yahudi hukukunun bu kurallarına uyduğu sürece hukuk veya polislik gibi diğer kariyerleri takip edebileceğini” ekliyor.
Yahudiliğin kapsamlı tarihinde, Ultra Ortodoksluk, nispeten yakın zamanda 19. yüzyılda sanayileşme nedeniyle ortaya çıktı ve topluma daha fazla entegre olmuş yeni bir Yahudi kimliğini teşvik etti.
Bu değişim Ortodoks Yahudiler arasında bir bölünmeye neden oldu, bazı hahamlar ve takipçileri Yahudiliğin daha katı, daha izole ve laiklik karşıtı yorumunu savundu.
Topluluk ve yaşam tarzı
Harediler genellikle kendi dünya görüşlerini paylaşan komşuların olduğu; kendi değerlerini ve uygulamalarını korumak için dış dünyayla teması en aza indirmeye çalıştıkları yerleşim bölgelerinde yaşıyor.
Amerika Birleşik Devletleri ve İngiltere’de önemli Ultra Ortodoks topluluklar var. En kalabalık oldukları ülke ise yüksek doğum oranının da etkisiyle İsrail.
Kudüs’teki Mea Shearim ve Tel Aviv yakınlarındaki Bnei Brak gibi mahalleler bu nüfusun önemli bir bölümünü barındırıyor.
Naomi Seidman, “Genellikle geniş ailelere sahipler ve Yahudi nüfusunun en zengin kesimleri arasında yer alan ve daha küçük ailelere sahip olma eğiliminde olan laik veya modern Ortodoks Yahudilere göre genellikle daha az varlıklılar” diyor.
Her topluluğun kendi sinagogları, yeşivaları (dini okullar) ve topluluk kuruluşları var.
Haredi dünyasında saygı ve statü kişinin Tevrat bilgisine bağlı ve bu da hahamlara evlilik ve eğitim tercihleri ??gibi hayati kararlarında danışılmasını sağlıyor.
Yetişkin erkeklerin çoğu tamamen dini çalışmalara odaklanırken, mali sorumluluklarıysa eşleri üstleniyor. İş fırsatlarının sınırlı olması ekonomik açıdan devlet desteğine bağımlılığı artırıyor.
Sabit görüşlülüklerine rağmen, daha modern bir Haredi nesli de ortaya çıkıyor.
Seidman’a göre, “Haredi yaşam tarzını ve giyimini sürdürüyorlar, ancak kendilerini elmas ticareti gibi geleneksel rollerle sınırlamak yerine, eğitim veya avukatlık gibi kariyerler istiyorlar ve muhafazakarlar tarafından eleştirilse de interneti kullanıyorlar.”
Bazı daha modern Harediler orduya katılmayı seçiyor. Netzah Yehuda adında sadece ultra Ortodoks askerler için kurulmuş tabur, cinsiyet ayrımı, koşer yemek, dua ve günlük ritüeller için zaman taleplerini karşılıyor.
İsrail toplumundaki rolleri
Seidman, İsrail’in kurulduğu 1948’de Ultra Ortodoks nüfusu 40 binken bugün 1 milyonun üzerine çıktığını ve bu durumun siyasi nüfuzlarını ve özgüvenlerini artırdığını söylüyor.
Ancak Haredilerin, vergi ve askerlik yüklerinden, muafiyetler sayesinde, daha azını üstlendiklerini düşünen diğer İsrailliler öfkeli.
Tarihsel olarak apolitik olan Haredilerin çoğu siyasete girmiyor.
Pek çok kişi, İsrail devletinin ancak Mesih’in gelişinden sonra kurulması gerektiğine inandığı için Siyonizme karşı çıkıyor.
Ancak yalnızca küçük bir azınlık aktif olarak İsrail’i protesto ediyor ve reddediyor, zaman zaman Filistin bayraklarıyla eylemler yapıyor.
Çoğunluk pragmatik bir yaklaşım benimsiyor ve kendi çıkarlarını korumak için siyasetle ilgileniyor.
Koalisyonlar Gazze politikalarını etkiliyor
Seidman, son yıllarda Netanyahu hükümetindeki koalisyonların ağırlıklı olarak sağa kaydığını, Dini Siyonizm gibi partilerin de dahil olduğu ittifakların Gazze’deki politikaları ve askeri stratejileri etkilediğini belirtiyor.
Yüksek Mahkeme’nin Haredileri askere alma kararı, gerginliği artırdı.
İsrail Demokrasi Enstitüsü tarafından yapılan bir anket, İsrailli Yahudilerin yüzde 70’inin bu değişikliği desteklediğini gösteriyor.
Şimdiye kadar yeşiva öğrencisi olarak kayıtlı 60 binden fazla Haredi erkeği askerlik hizmetinden muaf tutuldu.
Buna yanıt olarak orduya, topluluktan 1500 askere ek olarak 3000 kişiyi daha askere alması talimatı verildi. Gelecekte bu sayının artması planlanıyor.
Güney İsrail’de tank komutanı olarak görev yapan bir askerin annesi olan Mor Şamgar, geçtiğimiz günlerde bir konferansta İsrail’in ulusal güvenlik danışmanına meydan okuyarak, “Oğlum zaten 200 gündür yedekte. Kaç yıl daha askerlik yapmasını istiyorsunuz? Nasıl utanmıyor?” dedi.
Tepki sosyal medyada viral oldu.
Yaygın algının aksine Seidman, Haredilerin kamuoyuna giderek daha fazla uyum sağladığını söylüyor.
Yol yardımı ve ambulans hizmetleri gibi kamu hizmeti girişimlerini ülke çapında genişlettiklerini ve “bu katkıların askerlik hizmetine alternatif olarak görülmesini” umduklarını da ekliyor.
]]>Heyette bulunan 26., 27. Dönem AK Parti Konya Milletvekili Hukuki Araştırmalar Derneği (HUDER) Yönetim Kurulu Üyesi Avukat Ahmet Sorgun, gerçekleştirdikleri ziyaretlerle ilgili değerlendirmelerde bulundu. Avukat Ahmet Sorgun, 7 Ekim’den bu tarafa İsrail’in Gazze’deki katliamlarının devam ettiğini hatırlatarak, “Geçtiğimiz yılın Kasım ayında 3 binden fazla avukatın ıslak imzası ile birlikte 23-25 Kasım tarihlerinde Lahey ve arkasından Cenevre’ye gittik. Orada amacımız şuydu; İsrail’in bu soykırımına karşı Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin (UCM) harekete geçmesi, ona delillerin sunulması, hukuki olarak UCM’nin çalışmalarına katkı vermek. UCM’nin yetkisine giren soykırım, insanlığa karşı suçlar, savaş suçları ki bunların hepsini İsrail işlemiş durumda. Şu anda katliamlarda hayatını kaybedenlerin sayısı 40 binlere yaklaştı. UCM, ancak sadece İsrail Başbakanı Netanyahu ve Savunma Bakanı Gallant hakkında bir yakalama kararı aylar sonra çıkarabildi. Geçtiğimiz günlerde tekrar yeni delillerle birlikte UCM Savcılığı’na ilave delilleri götürdük ve daha önceki yaptığımız girişimin takibini sürdürdük. UCM’nin Mağdurlar Ofisi başkanı ve üyeleriyle görüştük. Ayrıca yine Lahey’de Kimyasal Silahların Yasaklanması Teşkilatı’nı da ziyaret ettik. Çünkü İsrail’in Gazze başta olmak üzere yasaklı uluslararası antlaşmalarla yasaklanmış birçok silahı kullandığını gördük” dedi.
“İnsanlık ölmesin diye bu kararların alınmasını arzu ediyoruz”
Ahmet Sorgun, ‘suç duyurusunda bulunuyorsunuz ne oluyor veya mahkeme karar verse bile İsrail bunu uygulayacak mı’ denildiğini belirterek, “Eninde sonunda bu kararlar alınacak. İnsanlık ölmesin diye bu kararların alınmasını arzu ediyoruz. Bu problem, sadece Hamas ile Gazze ile Filistinlilerle İsrail arasında değil, Müslümanlarla Yahudiler arasında değil aslında insanlığın problemi, biz öyle bakıyoruz. Eğer bu sadece Gazze ile İsraillilerin problemi olsaydı Amerika, İngiltere ve birçok batılı ülke, Avrupa Birliği üyeleri hemen İsrail’in yanında yer almış olmazlardı. Görülüyor ki bu artık insanlığın problemi. Onun için biz de suçlular tarafında değil insanlık tarafında, mağdurlar tarafında yer almak üzere bu davanın takibi, hızlandırılması çerçevesinde ikinci defa Lahey’e gittik” dedi.
“Sorumluların cezalandırılıp işgalin sonlandırılması için elimizden ne geliyorsa yapacağız”
Hukuki Araştırmalar Derneği Genel Başkan Yardımcısı Halil Özkan da UCM’ye geçtiğimiz yıl Kasım ayında ilk defa gittiklerinde hem soruşturmayı yürüten savcılık birimiyle hem de tazmin bölümüyle bir görüşmeleri olduğunu kaydederek, “7 Ekim’den sonra meydana gelen olaylarla ilgili yeni bir süreç başlatıldı ve bu süreçte 2 kişi hakkında Netanyahu ve Gallant hakkında yakalama talebi mahkemeye iletildi. Bizim yaptığımız görüşmeler neticesinde hem kullanılan kimyasal silahların tespit edilmesi, raporlanması hem diğer İsrailli yetkililerin soruşturmaya dahil edilerek haklarında dava açılması hem de İsrail Devletinin işgal durumunun sonlandırılması amaçlanıyor. Bununla alakalı bu gidişimizde mağdur hakları birimi sorumlusuyla görüştük. Bizim götürdüğümüz delillerden memnun olduklarını beyan ettiler. Bundan sonra diğer hükümet üyeleri hakkında da soruşturmanın başlatılıp onların haklarında iddianameler düzenlenmesi hakeza İsrail hakkında devam eden soruşturmanın davaya dönüştürülüp işgalin sonlandırılması konusunda karar verilmesi için elimizden ne geliyorsa yapacağız. Zaten 2014 yılından başlayan bir soruşturma söz konusu idi. Bu 2014 yılında başlatılan soruşturma bu zamana kadar sonlandırılmadı, iddianameye dönüştürülmedi. Ancak 7 Ekim’den sonra dünya kamuoyunun baskısı ve bilhassa Türkiye’nin baskısı neticesinde 2 kişi hakkında yakalama talep edildi ve soruşturma devam ediyor. 2014 yılında beri devam eden soruşturmada hiçbir gelişme olmadığı halde 7 Ekim olaylarından sonra sürecin hızlandırılmış olması bizi umutlandırıyor. Biran evvel iddianamenin düzenlenip yargılamanın başlatılmasıyla da kesin sonuç alacağımızı düşünüyoruz” ifadelerini kullandı. – KONYA
]]>BBC’ye konuşan Filistinli erkekler, 23 yaşındaki Mücahid Abadi Balas gibi askeri cipin kaputuna bağlanarak taşındıklarını anlattı.
Balas’ın kaputa bağlandığı görüntünün ortaya çıkması sonrası İsrail ordusu, askerlerinin protokolü ihlal ettiklerini açıklamıştı.
Aynı suçlamayı dile getiren Samir Dabaya isimli 25 yaşındaki Filistinli, Cibaliye kampına yapılan baskında sırtından vurulduğunu söyledi.
Dabaya, saatlerce yüzü koyun yattıktan ve kan kaybettikten sonra İsrail askerlerinin kendisine bakmaya geldiğini anlattı.
Bu inceleme sırasında darp edildiğini anlatan Dabaya sonrasında aracın üzerine atıldığını söyledi:
“[Pantolonumu] çıkardılar. Arabaya tutunmak istedim ama [bir asker] yüzüme vurdu ve yapmamamı söyledi. Daha sonra arabayı sürmeye başladı. Ölümü bekliyordum”
Samir Dabaya BBC’ye bir güvenlik kamerasından alınan görüntülerini gösterdi. Bu görüntülerde yarı çıplak bir şekilde, yanında açıkça 1 rakamı bulunan ve hızla giden bir cipin üzerinde yatarken görülüyordu.
Bu çekilen görüntünün konumu, İsrail’in operasyonunun yapıldığı yerle eşleşiyordu. Ancak kayıtta tarih veya saat bulunmuyordu.
Dabaya gibi Hesham Isleit isimli Filistinli de Cibaliye’deki operasyon sırasında iki kez vurulduğunu ve aynı askeri cipe zorla bindirildiğini anlattı:
“Ayağa kalkmamızı emrettiler ve bizi soydular. Sonra da cipin ön kısmına binmemizi istediler. Arabanın üzeri ateş gibi sıcaktı.
“Yalınayaktım ve kıyafetsizdim. Elimi cipin üzerine koymaya çalıştım ama başaramadım, yanıyordu sıcaktan. Onlara havanın çok sıcak olduğunu söylüyordum, onlar da beni binmeye zorluyorlardı; eğer ölmek istemiyorsam bunu yapmam gerektiğini söylüyorlardı.”
Bu iddiaları sorduğumuz İsrail ordusu, davaların incelenmekte olduğunu açıkladı.
Ordu, Abadi Balas’ın görüntülerinin ortaya çıkması sonrası protokollerin ihlal edildiğini, olayının soruşturulacağını kaydetmişti.
Açıklamada “Olayın videosunda yer alan askerlerin davranışları ordunun değerlerine uymamaktadır” denildi.
Hastane yatağında BBC’ye konuşan Balas, hareket halindeki aracın üzerinde yatarken son duasını ettiğini ve sağ kalmayı beklemediğini anlattı.
Mücahid Abadi Balas, aracın üzerine atılışına ait olduğunu söylediği ikinci bir videoyu da BBC’ye gösterdi:
“Üzerimde hiçbir şey olmadığına inandıktan sonra beni cipten indiler ve yüzüme, başıma ve yaralarımın olduğu yerlere vurmaya başladılar. Bileklerimden tutup havaya fırlatmadan önce sağa sola salladılar.”
Balas yere düştükten sonra tekrar kaldırıldığını ve tekrar aynı şekilde sallandığını anlattı.
Ardından cipe atıldığını ve yakındaki bir eve götürüldüğünü iddia etti.
İsrail ordusu söz konusu operasyonda birliklerine ateş açıldığını ve bu ateşe karşılık verildiğini açıkladı.
İsrailli insan hakları örgütü Btselem bu tür vakaları inceliyor.
Örgütün sözcüsü Shai Parnes, 7 Ekim’deki Hamas saldırılarından bu yana Batı Şeria’da Filistinlilere yönelik şiddetin rekor seviyelere ulaştığını söyledi.
Parnes, 7 Ekim’den bu yana Batı Şeria’da 100’den fazlası reşit olmayan 500’den fazla Filistinli’nin, İsrail askerleri ve yerleşimciler tarafından öldürüldüğünü kaydetti.
Sık sık operasyon yapılan Cenin kampında, 120’den fazla Filistinli İsrail askerleri tarafından öldürüldü.
Kampa ulaşan yollara tuzaklanan bombalardan birinin patlatılması sonucu bir İsrail askeri öldü, 16 asker yaralandı.
]]>“NETANYAHU’YU KOVMA ZAMANI GELDİ”
Olmert, Haaretz gazetesinde, “Netanyahu’yu ihanetle suçluyorum” başlıklı bir yazı kaleme aldı. “Netanyahu İsrail’i yok etmek istiyor, daha azını değil. Onu kovma zamanı geldi.” ifadelerini kullanan Olmert, Başbakan’ın “savaşın” bitmesini, esirlerin sağsalim evlerine dönmesini istemediğini kaydetti. Olmert ayrıca “Netanyahu, İsrail’in komşuları ve ABD ile ilişkilerini zayıflatırken asla bitmeyen bir savaş istiyor.” ifadesine yer verdi.
“HAMAS’IN ELİNDEKİ ESİRLERİ BİLEREK BIRAKTI”
Netanyahu’nun Hamas’a karşı “kesin zafer” kazanmayı engelleyeceği argümanıyla esir takasının yapılmasını sağlayacak bir anlaşmaya yanaşmadığını, böylelikle Başbakan’ın Gazze’de tutulan İsrailli esirleri kasıtlı olarak terk ettiğini belirten Olmert, “Kesin bir zafer şu anda bir seçenek değil ve Başbakan bunu ilk sunduğu günden beri de bir seçenek olmadı.” değerlendirmesini yaptı.
“HİZBULLAH’LA ÇATIŞMA NİYETİNDE”
Öte yandan, Fransa ve ABD arabuluculuğuyla Lübnan’la mevcut şiddetli çatışmaya son verecek ve çatışmalar nedeniyle yerinden edilen on binlerce kuzey İsrail sakininin evlerine dönmesine izin verecek bir anlaşmaya yanaşmak yerine, Netanyahu’nun “savaşı genişletme ve kuzeyde Hizbullah ile doğrudan, tam kapsamlı bir askeri çatışma başlatma niyetinde” olduğunu belirtti.
Olmert, Netanyahu’nun, vekilleri, aile üyeleri ve çeşitli medya kuruluşlarındaki sözcüleri aracılığıyla orduya, güvenlik güçlerine ve siyasi liderliğe karşı sistematik bir kampanya yürüttüğünü kaydetti.
Netanyahu’yu İsrailli askerlerin hayatlarını kasten tehlikeye atmakla itham eden Olmert, hükümetin açıkça temsil ettikleri partilerin ve hükümeti desteklediği bilinen belirli nüfus gruplarının ve bakanların “kişisel çıkarlarını” gözettiğini savundu.
“ABD İLE İTTİFAKI BOZMAYA ÇAIŞIYOR”
Olmert, “İsrail Başbakanını, İsrail ile ABD arasındaki siyasi-güvenlik-askeri ittifakı kasıtlı olarak bozmaya çalışmakla suçluyorum.” ifadelerini kullandı.
ABD ile ilişkilerin önemine değinen Olmert, şöyle devam etti: “İsrail’in tüm hava gücü, İsrail’i savunma konusundaki Amerikan taahhüdüne dayanmaktadır. İsrail’in kendi başına üretemeyeceği temel ekipman, mühimmat ve gelişmiş silahlar için başka güvenilir bir kaynağımız yok. Son aylarda, yüzlerce Amerikan nakliye uçağı binlerce ton gelişmiş, hayati askeri ekipman ve mühimmat taşıyarak İsrail ordu üslerine indi.”
BIDEN’IN SEÇİM KAMPANYASINI SABOTE SUÇLAMASI
Netanyahu’nun ABD yönetimine yönelttiği, askeri ekipmanların teslimatını geciktirdikleri ve dolayısıyla İsrail’in kesin zaferinin geciktiği yönündeki suçlamaların, “sorumsuz bir kışkırtma” olduğunu ifade eden Olmert, bunun “(ABD Başkanı Joe) Biden’ın seçim kampanyasını sabote etmek için hesaplanmış bir girişim” olduğunu kaydetti.
Olmert, “Netanyahu, bu suçlamaların her biri için İsrail halkının mahkemesinde yargılanmalıdır. Bu geciktirilmemelidir. Bu lanetli adamın devletin yönetiminden sorumlu olmaya devam ettiği her bir gün, ülkenin geleceği ve varlığı için somut bir tehlike oluşturmaktadır.” değerlendirmesinde bulundu.
Eski Başbakan Olmert, Arap ülkeleriyle normalleşme adımlarını da kasıtlı olarak baltaladığını savunduğu Netanyahu’yu ” Mısır, Ürdün, Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn ve Suudi Arabistan gibi ılımlı Arap devletleri ve muhtemelen Orta Doğu’nun ötesindeki diğer Müslüman ülkeler arasında bir ortaklığa dayalı yeni bir bölgesel eksen kurma şansını kasıtlı olarak engellemekle” suçladı.
]]>KONYA – Birleşmiş Kentler ve Yerel Yönetimler Dünya Teşkilatı ve Konya Büyükşehir Belediye Başkanı Uğur İbrahim Altay, BRICS+ Şehirler ve Belediyeler Birliği Kuruluş Toplantısı’na katıldı.
Rusya’ya bağlı Tataristan Cumhuriyeti’nin başkenti Kazan’da düzenlenen programda konuşan Başkan Altay, şehirlerin uluslararası sistemde üstlenmiş olduğu rolü daha da güçlendirecek böyle bir programa katılmaktan duyduğu memnuniyeti ifade ederek, dünyanın en büyük yerel yönetim teşkilatı başkanı olarak, şehirlerin ekonomik büyümesi, gelişimi ve toplumsal kalkınması için büyük bir adım olan BRICS+ Şehirler ve Belediyeler Birliği’nin önemli bir girişim olduğunu vurguladı.
“İsrail sadece masumları öldürmüyor; insan haklarını, vicdanı, merhameti öldürüyor”
Her uluslararası platformda olduğu gibi burada da İsrail’in Filistin’e yönelik gerçekleştirdiği zulme dikkat çeken Başkan Altay, “Aylardır katil İsrail yönetiminin, mazlum Filistin halkına uygulamış olduğu vahşet ve katliamlar; yüreğinde insanlık taşıyan herkesi derin bir üzüntüye sürüklemiştir. İsrail sadece yavruları, kadınları, masum insanları öldürmüyor. İnsan haklarını, ifade özgürlüğünü, vicdanı, merhameti de öldürüyor. Mevlana Celaleddin Rümi Hazretleri; ‘Adalet ağaçları sulamaksa, zulüm dikene su vermektir’ buyurur. Bize düşen bu zulmü önlemek ve adaleti sağlamak için birlik olmak ve en güçlü şekilde bu katliamı durdurmak için gayret göstermektir. Ben bir kez daha; barış, özgürlük ve adaletin yanında olan herkesi, Filistin’de barışın tesisi edilmesi için dayanışmaya davet ediyorum. Başta Gazze olmak üzere İsrail’in yıktığı bütün şehirlerin imar edilmesi ve yerlerinden edilen Filistinli kardeşlerimizin yaşam alanlarına döndürülmesi konusunda İsrail’e baskı yapmaya çağırıyorum” diye konuştu.
“Birlikte çalışarak, şehirlerimizin daha parlak bir geleceğe sahip olmasını sağlayabiliriz”
Dünyada küresel zorluklarla başa çıkmak ve sürdürülebilir kalkınmayı sağlamak için uluslararası iş birliğinin önemine vurgu yapan Başkan Altay, şöyle devam etti:
“BRICS+ Şehirler ve Belediyeler Birliği, bu iş birliğini en üst düzeye çıkarmak, şehirlerimiz ve belediyelerimiz aracılığıyla somut projelere dönüştürmek için eşsiz bir fırsattır. İklim değişikliği ile mücadele, savaşların sona erdirilmesi, barışın inşası, mülteci sorunu ve eşitsizliklerin önlenmesi başta olmak üzere sürdürdüğümüz tüm eylemlere katkı sağlayacak BRICS+ Şehirler ve Belediyeler Birliği’nin kurulması gerçekten çok önemli bir girişimdir. Bugün burada, şehirlerimizi ve belediyelerimizi daha güçlü, dirençli ve sürdürülebilir kılmak için iş birliği yapma kararlılığımızı yeniden teyit ediyoruz. Bu yeni birlik, bilgi ve deneyim paylaşımını artıracak, ortak projeler ve girişimler için bir platform sağlayacak ve iyi uygulamaları yaygınlaştıracaktır. Bu birliktelik, sadece bugünümüzü değil, gelecek nesillerin de yaşam kalitesini artıracak önemli bir adım olacaktır. Birlikte çalışarak, şehirlerimizin ve vatandaşlarımızın daha parlak bir geleceğe sahip olmasını sağlayabiliriz” sözleriyle konuşmasını tamamladı.
Toplantıda BRİCS + Yerel Yönetimler Birliği Kurma Deklarasyonu da yayınlandı.
“Her platformda yerel yönetimlerin daha güçlü temsili konusunda destek olmaya devam edeceğiz”
Başkan Altay toplantının ardından değerlendirmelerde bulundu. Dünya üzerindeki ülkelerin bir araya gelerek uluslararası platformda kendilerini daha iyi ifade edebilecekleri birlikler oluşturduklarını kaydeden Başkan Altay, “BRICS+ da bu birliklerin son zamanlardaki en güçlülerinden birisi. Bugünkü toplantıda da bu uluslararası birliklerin yerel yönetimde seslerinin daha güçlü çıkabilmesi için yeni birlik oluşturulmasıyla ilgili kararlar alındı. UCLG Başkanı olarak bu toplantıda, UCLG açısından önemli olan şeyin uluslararası birliklerde yerel yönetimlerin sesinin güçlü şekilde çıkması gerektiğini ifade ettim. Ayrıca her toplantıda olduğu gibi bu toplantıda da İsrail’in Filistin’de yaptığı soykırımı kınayan ve barışın bir an önce sağlanması gerektiğiyle ilgili ifadelerde bulunduk. Dünya Belediyeler Birliği Başkanı olarak her platformda yerel yönetimlerin daha güçlü temsili konusunda destek olmaya bundan sonra da devam edeceğiz. Ev sahipliğinden dolayı Tataristan Cumhurbaşkanı’na ve Kazan Belediye Başkanı’na teşekkür ediyorum” ifadelerini kullandı.
]]>Rusya’ya bağlı Tataristan Cumhuriyeti’nin başkenti Kazan’da düzenlenen programda konuşan Başkan Altay, şehirlerin uluslararası sistemde üstlenmiş olduğu rolü daha da güçlendirecek böyle bir programa katılmaktan duyduğu memnuniyeti ifade ederek, dünyanın en büyük yerel yönetim teşkilatı başkanı olarak, şehirlerin ekonomik büyümesi, gelişimi ve toplumsal kalkınması için büyük bir adım olan BRICS+ Şehirler ve Belediyeler Birliği’nin önemli bir girişim olduğunu vurguladı.
“İsrail sadece masumları öldürmüyor; insan haklarını, vicdanı, merhameti öldürüyor”
Her uluslararası platformda olduğu gibi burada da İsrail’in Filistin’e yönelik gerçekleştirdiği zulme dikkat çeken Başkan Altay, “Aylardır katil İsrail yönetiminin, mazlum Filistin halkına uygulamış olduğu vahşet ve katliamlar; yüreğinde insanlık taşıyan herkesi derin bir üzüntüye sürüklemiştir. İsrail sadece yavruları, kadınları, masum insanları öldürmüyor. İnsan haklarını, ifade özgürlüğünü, vicdanı, merhameti de öldürüyor. Mevlana Celaleddin Rümi Hazretleri; ‘Adalet ağaçları sulamaksa, zulüm dikene su vermektir’ buyurur. Bize düşen bu zulmü önlemek ve adaleti sağlamak için birlik olmak ve en güçlü şekilde bu katliamı durdurmak için gayret göstermektir. Ben bir kez daha; barış, özgürlük ve adaletin yanında olan herkesi, Filistin’de barışın tesisi edilmesi için dayanışmaya davet ediyorum. Başta Gazze olmak üzere İsrail’in yıktığı bütün şehirlerin imar edilmesi ve yerlerinden edilen Filistinli kardeşlerimizin yaşam alanlarına döndürülmesi konusunda İsrail’e baskı yapmaya çağırıyorum” diye konuştu.
“Birlikte çalışarak, şehirlerimizin daha parlak bir geleceğe sahip olmasını sağlayabiliriz”
Dünyada küresel zorluklarla başa çıkmak ve sürdürülebilir kalkınmayı sağlamak için uluslararası iş birliğinin önemine vurgu yapan Başkan Altay, şöyle devam etti:
“BRICS+ Şehirler ve Belediyeler Birliği, bu iş birliğini en üst düzeye çıkarmak, şehirlerimiz ve belediyelerimiz aracılığıyla somut projelere dönüştürmek için eşsiz bir fırsattır. İklim değişikliği ile mücadele, savaşların sona erdirilmesi, barışın inşası, mülteci sorunu ve eşitsizliklerin önlenmesi başta olmak üzere sürdürdüğümüz tüm eylemlere katkı sağlayacak BRICS+ Şehirler ve Belediyeler Birliği’nin kurulması gerçekten çok önemli bir girişimdir. Bugün burada, şehirlerimizi ve belediyelerimizi daha güçlü, dirençli ve sürdürülebilir kılmak için iş birliği yapma kararlılığımızı yeniden teyit ediyoruz. Bu yeni birlik, bilgi ve deneyim paylaşımını artıracak, ortak projeler ve girişimler için bir platform sağlayacak ve iyi uygulamaları yaygınlaştıracaktır. Bu birliktelik, sadece bugünümüzü değil, gelecek nesillerin de yaşam kalitesini artıracak önemli bir adım olacaktır. Birlikte çalışarak, şehirlerimizin ve vatandaşlarımızın daha parlak bir geleceğe sahip olmasını sağlayabiliriz” sözleriyle konuşmasını tamamladı.
Toplantıda BRİCS + Yerel Yönetimler Birliği Kurma Deklarasyonu da yayınlandı.
“Her platformda yerel yönetimlerin daha güçlü temsili konusunda destek olmaya devam edeceğiz”
Başkan Altay toplantının ardından değerlendirmelerde bulundu. Dünya üzerindeki ülkelerin bir araya gelerek uluslararası platformda kendilerini daha iyi ifade edebilecekleri birlikler oluşturduklarını kaydeden Başkan Altay, “BRICS+ da bu birliklerin son zamanlardaki en güçlülerinden birisi. Bugünkü toplantıda da bu uluslararası birliklerin yerel yönetimde seslerinin daha güçlü çıkabilmesi için yeni birlik oluşturulmasıyla ilgili kararlar alındı. UCLG Başkanı olarak bu toplantıda, UCLG açısından önemli olan şeyin uluslararası birliklerde yerel yönetimlerin sesinin güçlü şekilde çıkması gerektiğini ifade ettim. Ayrıca her toplantıda olduğu gibi bu toplantıda da İsrail’in Filistin’de yaptığı soykırımı kınayan ve barışın bir an önce sağlanması gerektiğiyle ilgili ifadelerde bulunduk. Dünya Belediyeler Birliği Başkanı olarak her platformda yerel yönetimlerin daha güçlü temsili konusunda destek olmaya bundan sonra da devam edeceğiz. Ev sahipliğinden dolayı Tataristan Cumhurbaşkanı’na ve Kazan Belediye Başkanı’na teşekkür ediyorum” ifadelerini kullandı. – KONYA
]]>İsrail’in Kanal 12 televizyonunun haberine göre Netanyahu, hükümetin haftalık olağan toplantısında konuştu.
Netanyahu, “İsrail’deki siyasi liderlik, ordu sözcüsü (Avichai Adraee) tarafından yayımlanan açıklama hakkında önceden bilgilendirilmedi ve benimle koordine edilmedi, bu asla olmayacak.” ifadelerini kullandı.
AÇIKLAMAYLA İLGİLİ SORUŞTURMA BAŞLATILDI
İsrail Başbakanı, siyasi otoriteyle koordinasyon olmaksızın böyle bir açıklamanın nasıl yapıldığına dair soruşturma yürütüldüğünü belirtti.
Söz konusu açıklamayı reddeden Netanyahu, “Medyadan ilk kez bu sabah duyduğum haberin benim açımdan kabul edilemez olduğunu ve benimle koordineli olmadığını söyledim.” ifadelerini kullandı. Bununla birlikte Gazze’ye insani yardım ulaştırmak için kısa eksenlerde kısa ateşkes süreleri olduğunu iddia eden Netanyahu bunun Ordu Sözcüsü’nün açıkladığı şekilde olmadığını vurguladı.
2 BAKANIN İSTİFASINA TEPKİ
Netanyahu ayrıca konuşmasında 10 Haziran’da Ulusal Birlik Partisi lideri Benny Gantz ile eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot’un Savaş Kabinesi’nden istifasını duyurmasına tepki gösterdi.
Hedefleri değiştirmek isteyenler olduğunu öne süren Netanyahu, istifasını sunan iki kişinin “kararların yenilgiyle sonuçlanması ve Hamas’ın olduğu gibi bırakılmasını istediklerini” ancak bunun onun için kabul edilemez olduğunu savundu.
ORDU SÖZCÜSÜNDEN “SALDIRILAR DURDURULDU” AÇIKLAMASI
İsrail Ordu Sözcüsü Avichay Adraee, X sosyal medya platformundan bu sabah yaptığı paylaşımda “Kerem Ebu Salim Sınır Kapısı’ndan Philadelphia Koridoru ve Gazze’nin kuzeyine giden yoldaki askeri faaliyetlerin, uluslararası kuruluşlarla yapılan görüşmelerin ardından insani amaçlarla sabah 08.00’den akşam 19.00’a kadar taktiksel olarak durdurulmasına karar verildiğini” açıklamıştı.
Adraee, daha sonra ise “Gazze Şeridi’nin güneyinde çatışmaların durmadığını, Refah’ta çatışmaların devam ettiğini” bildirmişti.
PHİLADELPHİA KORİDORU
“Selahaddin Koridoru” olarak da bilinen ve Gazze ile Mısır sınırında yer alan koridor, 1979’da Mısır ile İsrail arasında imzalanan “Camp David” anlaşması kapsamında tampon bölgede yer alıyor. Koridor, 14,5 kilometre uzunluğunda, birkaç yüz metre genişliğinde ve Akdeniz’den başlayıp Kerem Ebu Salim Sınır Kapısı’na kadar uzanıyor.
“Camp David” anlaşmasına göre, Philadelphia Koridoru Filistin toprakları arasında yer alıyor ancak belirli sayıdaki (180 zırhlı araç 4 bin asker) İsrail güçlerinin kontrolüne bırakıldı. Sınırın öbür tarafında ise hafif silahlı Mısır polisinin bulunmasına izin verildi.
Philadelphia Koridoru, Ağustos 2005’te İsrail’in Gazze Şeridi’nden çekilmesine kadar İsrail güçlerinin kontrolünde kaldı ve bu tarihte Avrupa Birliği’nden gözlemcilerin huzurunda Filistin yönetimine teslim edildi. Eylül 2005’te İsrail ile Mısır arasında 1979 Barış Anlaşması’nın güvenlik maddesine ek olarak söz konusu koridorla ilgili anlaşma yapıldı.
Anlaşmada, Mısır’ın Gazze sınırında terör, kaçakçılık ve tünellerin tespiti gibi görevlerden sorumlu 750 sınır muhafız askeri bulundurması ve İsrail güçlerinin çekildiği Philadelphia Koridoru’nun Filistin yönetimine teslim edilmesi yer aldı.
Filistin’de 2006’da yapılan seçimleri Hamas’ın kazanması ve kısa süre sonra Gazze’de kontrolü sağlamasının ardından Philadelphia Koridoru da Hamas yönetiminin kontrolüne geçti. İsrail’in abluka uygulamasının sonucu olarak Gazze’de söz konusu koridor üzerinde Mısır’a açılan çok sayıda tünel inşa edildi.
]]>İşgal altındaki Doğu Kudüs’ün uzak mahalleleri ile Filistin kentlerinden Mescid-i Aksa’ya gelmek isteyen Filistinliler, Harem-i Şerif’in içinde bulunduğu Eski Şehir bölgesine çıkan yollarda araçlarıyla uzun kuyruklar oluşturdu. Bayram namazı öncesi Mescid-i Aksa’nın kapılarında bulunan İsrail polisleri, Filistinlilere kimlik kontrolü yaptı, bazılarının girişine izin vermedi.
İSRAİL POLİSİ BİRÇOK GENCİ DARBETTİ
Harem-i Şerif’in Silsile Kapısı’nda ise İsrail polisi ile Filistinli gençler arasında arbede yaşandı. Burada Filistinlilere müdahale eden İsrail polisi, birçok Filistinli genci darbetti. Mescid-i Aksa’nın Kral Faysal kapısında da İsrail polisi çok sayıda Filistinlinin girişine izin vermedi.

GAZZE ŞERİDİ’NDEKİ SOYKIRIMA DİKKAT ÇEKİLDİ
Kur’an-ı Kerim tilaveti ve teşrik tekbirleriyle bayram namazına kadar Mescid-i Aksa’da bekleyen on binlerce Müslüman, namazdan sonra okunan bayram hutbesini dinledi. Mescid-i Aksa İmam Hatibi Şeyh Yusuf Ebu Suneyne tarafından okunan bayram hutbesinde, İsrail’in Gazze Şeridi’nde yürüttüğü soykırım savaşına dikkat çekildi. Şeyh Ebu Suneyne, İslam dünyasının Gazze Şeridi’ni ve Filistin halkını yalnız bıraktığına vurgu yaparak, bunun büyük bir utanç olduğunu ifade etti. İsrail hapishanelerindeki Filistinli tutuklulara da işaret eden Şeyh Ebu Suneyne, Filistin halkının mücadelesini süreceğini ve işgalin son bulacağını kaydetti.
40 BİN KİŞİ BAYRAM NAMAZI KILABİLDİ
Kudüs İslami Vakıflar İdaresi Basın Sözcüsü Firas Dibs, yaptığı yazılı açıklamada, Harem-i Şerif’te sadece 40 bin Müslüman’ın bayram namazı kılabildiğini belirtti. Dibs, İsrail polisinin baskısı nedeniyle bu sayının benzeri görülmemiş bir şekilde düştüğüne dikkati çekerek, İsrail polislerinin Harem-i Şerif’in kapılarında kadın, çocuk ve yaşlıları darp ettiğini kaydetti.

KUDÜS İSLAMİ VAKIFLAR İDARESİ’NİN EGEMENLİĞİ İHLAL EDİLİYOR
Ürdün, 1994’te İsrail ile imzaladığı Vadi Araba Anlaşması uyarınca Kudüs’teki dini işlerden sorumlu ülke olarak kabul ediliyor. 2013’te Ürdün Kralı 2. Abdullah ile Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas arasında imzalanan anlaşmaya göre, Kudüs ve oradaki kutsal mekanların savunulması ve vesayet hakkı da Ürdün’e verildi. Anlaşmaya göre Mescid-i Aksa, Ürdün Vakıflar, İslami İşler ve Mukaddesat Bakanlığına bağlı Kudüs İslami Vakıflar İdaresinin himayesinde bulunuyor.
Daha önce Kudüs İslami Vakıflar İdaresinin izni dahilinde Mescid-i Aksa’yı ziyaret eden Yahudiler, 2003’ten bu yana Vakıflar İdaresinin egemenliğini ihlal eden İsrail’in tek taraflı kararı çerçevesinde polis eşliğinde Müslümanların kutsal mabedine giriyor. İsrail makamlarının bu tek taraflı kararını tanımayan Kudüs İslami Vakıflar İdaresi, Müslümanların egemenliğini ihlal edici bu tür girişleri baskın olarak tanımlıyor.
Tel Aviv yönetimi, Mescid-i Aksa’da “sadece Müslümanların ibadet edebildiği diğer dinlerin mensuplarınınsa sadece ziyaret edebileceği” tarihi statükonun korunduğunu savunuyor. Ancak fanatik Yahudilerin, İsrail polisi korumasında Harem-i Şerif’e düzenledikleri baskınlarda dua etmeleri ve dini ritüelleri yerine getirmeleri sıkça kameralara yansıyor.
]]>“İSPANYA TÜRKİYE’NİN AB ÜYELİĞİNİ DESTEKLEYEN DOSTLARIMIZDAN”
Erdoğan’ın ortak basın toplantısındaki açıklamalarından öne çıkanlar şu şekilde: “Bugünkü toplantımız ve imzaladığımız anlaşmalarla münasebetlerimizi yeni alanlara teşmil etme yönünde önemli adımlar attık. İkili ticaret hacminde 20 milyar hedefini yakalamak üzereyiz. Bir sonraki hedefimiz önümüzdeki 5 yıl içinde 25 milyar avroya ulaşmak.
Görüşmelerimizde Türkiye- Avrupa Birliği ilişkilerini de ele aldık. İspanya, Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne katkılarını en iyi idrak eden, üyelik sürecimize başından beri en güçlü desteği veren dostlarımızdandır. Bu tutumun önümüzdeki dönemde güçlenerek sürmesini temenni ediyoruz. Sayın hükümet başkanı ile Avrupa genelinde artan İslam düşmanlığı ve yabancı karşıtlığı tehdidini de görüştük. Avrupa Parlamentosu seçimleri sonucunda oluşan tablo maalesef endişelerimizi artırdı. Bu tür meydan okumalarla mücadelede medeniyetler ittifakı önemli bir platformdur. İttifakın 20’inci kuruluş yıl dönümüne yaklaşırken ileriye dönük olarak neler yapabileceğimizi de ele aldık, ittifaka olan desteğimizi teyit etti.
“İSPANYA’NIN FİLİSTİN’İ TANIMA KARARI DİĞER ÜLKELERE ÖRNEK OLMALI”
İstişarelerimizde Gazze başta olmak üzere işgal edilmiş Filistin topraklarında yaşanan gelişmeler de odağımızda yer aldı. İspanya’nın Filistin’i tanıma yönünde aldığı karar çok mühimdir. İspanya’nın bu tutumunun henüz Filistin’i tanımamış diğer ülkelere de örnek teşkil etmesi samimi temennimizdir. Dirayetli duruşundan ötürü değerli dostum Sanches ile Gazze’ye desteklerini esirgemeyen İspanya halkına gönülden teşekkür ediyorum. Yaşanan mezalim karşısında küresel vicdanın harekete geçirilmesinde Sayın Sanches’in büyük katkıları oldu. İki ülke olarak İsrail-Filistin ihtilafının çözümü yolunda birlikte çalışmaya devam edeceğiz. Kalıcı ateşkesin tesisi ve insani yardımların engelsiz akışının temini önceliğimizdir. Pazartesi günü Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde alınan kararın uygulanmasını da takip edeceğiz.
Rusya- Ukrayna savaşı da gündemimizde yer aldı. Ukrayna’nın toprak bütünlüğü ve egemenliğine olan güçlü desteğimizi teyit ettik. Ukrayna için adil, kapsamlı ve kalıcı bir barışın tesisinin müzakereler yoluyla mümkün olduğuna inandığımızı bir kez daha ifade ettik.
“BARIŞI SAĞLAYACAK PLANLAR KAĞITTA KALMAMALI”
Adil ve kalıcı barışı sağlayacak, akan kanı durduracak ve hem Gazze dahil Filistin topraklarına hem bölgemize huzuru getirecek her plan ve kararı biz bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da olumlu değerlendiririz. Önemli olan bu planların ve kararların samimi ve barış odaklı bir şekilde ele alınması, kağıtlarda kalmaması ve uygulamaya geçirilebilmesidir. Biz sürecin en başından itibaren akan kanın durmasını istediğimizi söyledik. Bunun için görüşülmesi gereken herkes ile görüştük ve bu temaslarımız şu anda da sürüyor.
“İSRAİL FİLİSTİN’DE BİLDİĞİNİ OKUYOR”
BM Genel Kurulu’nda yapılan oylamalarda ülkeler ezici çoğunlukla acil ve kalıcı ateşkese duyulan ihtiyacı ortaya koydular. Ülkelerin meydanlarında sadece barış isteyenler aylardır seslerini duyurmaya çalıştı. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin de böylesi bir zemine gelmiş olması olumludur. Fakat BM maalesef bu süreçte çok büyük yara aldı. Bu karar da İsrail tarafından uygulanma ve İsrail, Filistin’de bildiğini okuma gayreti her an kendisini zaten bitirmeye doğru götürüyor. Başta ABD olmak üzere Güvenlik Konseyi üyelerinin bu kararın arkasında durup hemen ateşkesi sağlamak için İsrail’e gerekli baskıyı yapmalıdır. Bu süreç böyle devam etmeyecektir. Temennimiz İsrail’in artık bu saldırılardan vazgeçmesi ve bölgeye kalıcı barışı getirecek bir zemine gelmesidir. Bizler bütün gelişmeleri yakından izliyoruz.
“MAALESEF DÜNYANIN KADERİ 5 ÜLKENİN ELİNDE”
Biliyorsunuz bir kitabım var, “Daha Adil Bir Dünya Mümkün” bu bir. Bir diğer kitabım da, “Dünya 5’ten Büyüktür”, şu anda maalesef dünyanın kaderi 5 ülkenin elinde. Bu 5 ülkeden bir tanesi “hayır” dediği zaman mesele bitiyor. Son olayda bu 5 ülkeden bir tanesi devamlı İsrail’in yanında yer alıyor. İsrail’in yanında yer almak suretiyle de orada 40 bin kişi ölmüş, 100 bin kişi ölmüş, çocuklar, kadınlar ölmüş, gazeteciler ölmüş bunların hiç umurunda değil. Öyleyse, diyelim ki bir Sanches tek başına çıkıp ne yapıyor bu bayrağı açıyor. Hemen arkasından bakıyorsunuz 2 Batı ülkesi daha buna katılıyor. Bunu bizim yaygınlaştırmamız lazım. Burada yazılı ve görsel medyaya da çok iş düşüyor. 150’ye yakın medya mensubu eğer İsrail tarafından öldürüldüyse buna devam mı diyelim? Bunların karşısında durmayacak mıyız? Öyleyse bu adımı hep beraber atmamız gerekiyor. Şu anda yaptığımız da budur. Yani İsrail acımasız bir şekilde bu katliamlarına devam ediyor, İsrail’in bu katliamlarına devam ederken özellikle de Amerika’nın duruşu bizleri ciddi manada üzmektedir.
KAVALA VE DEMİRTAŞ SORUSU: TÜRKİYE BİR HUKUK DEVLETİDİR
Bir İspanyol gazetecinin Kobani olaylarından hüküm giyen eski HDP Selahattin Demirtaş ve Gezi olaylarından hüküm giyen Osman Kavala’nın dava süreçlerine ilişkin sorusunu ise Erdoğan şöyle yanıtladı:
“Türkiye bir hukuk devletidir. Kararları yargı verir. Bu isimlerle ilgili hukuk devletimiz kararlarını vermiştir. Bu isimlerden bir tanesi, 100 kişinin ölümüne neden olmuş, birçok kez terör estirmek suretiyle Güneydoğu’da ölümlere neden olmuştur. Bir basın mensubunun bu teröristleri savunması düşündürücüdür.
Hukuk neyi emrediyorsa bizler yerine getiririz. Siz tabii Türkiye’de yaşamıyorsunuz herhalde. Bu bölgedeki huzurun temini için attığımız adımlardır. Bundan sonra da böyle devam edecektir.”
]]>GAZZE’DE HER YERDEN DUMAN YÜKSELİYOR
Savaşı sona erdirecek 3 aşamalı ateşkes teklifi masada dururke İsrail topçuları ve savaş uçakları Deyr el-Belah’ın doğusu ile Bureyc ve Megazi mülteci kamplarının yanı sıra Nusayrat Mülteci Kampı’nın orta bölgesi, batısı ve doğusundaki çeşitli bölgelere saatlerce şiddetli ve yoğun saldırılar düzenlemeye başladı. Gazze Şeridi’nin merkezinin hemen her bölgesinden bombalama sonucu yoğun dumanlar yükseliyor.
Görgü tanıkları İsrail askeri araçlarının “Ani şekilde” Nusayrat Mülteci Kampı’nın doğu ve kuzeybatı bölgelerine girerek kampın birçok bölgesini hedef alan şiddetli top atışları gerçekleştirdiğini belirtti.

İNSANSIZ HAVA ARAÇLARI HAREKET EDEN HER ŞEYİ VURUYOR
Sağlık görevlilerinin verdiği bilgiye göre, İsrail insansız hava araçları Nusayrat Kampı semalarında yoğun şekilde uçuyor ve kampın yollarında hareket eden herkese ateş açarak çok sayıda ölüm ve yaralanmaya neden oluyor.
“SOKAKLARDA CANSIZ BEDENLER VAR”
Gazze’deki Medya Ofisi’nin yaptığı açıklamada “İsrail işgal ordusu, Nuseyrat kampına barbar ve acımasız bir saldırı başlatıp doğrudan sivilleri hedef aldı. Sokaklarda onlarca cansız beden ve yaralı var. Bombardımanın yoğunluğu nedeniyle ambulanslar ve sivil savunma ekipleri bölgeye ulaşamıyor” ifadelerine yer verildi.
İşgal ordusu onlarca savaş uçağı, drone ve helikopterle saldırı başlatırken aynı zamanda tanklar sivillerin evlerini bombalıyor.
TEK HASTANE ZOR KOŞULLAR ALTINDA
Gazze’deki Hükümet Medya Ofisi, “El Aksa Hastanesi’nin kurtarılması için uluslararası topluma acil çağrı” yaptı. Hastanenin faaliyetlerini sürdürebilmesi için tıbbi malzemeye ihtiyacı olduğu vurgulandı.
El Aksa Şehitleri Hastanesi bölgedeki tek hastane olup şu anda sadece bir elektrik jeneratörüyle çalışmayı sürdürüyor. Hastane, binlerce kişiye hizmet veriyor ve bu kadar çok sayıda can kaybı ve yaralıyı barındıramıyor.

ACİL MÜDAHALE ÇAĞRISI
Açıklamada yaralılar için, “Haftalardır dolu olan bu hastanenin rahatlatılması ve bölgedeki sağlık durumunun iyileştirilmesi için uluslararası topluma, Birleşmiş Milletler kuruluşlarına ve tüm uluslararası kuruluşlara acilen müdahale etme çağrısında bulunuyoruz” ifadeleri kullanıldı.
ULUSLARARASI TOPLUMA ÇAĞRI
İsrail’in Nuseyrat’a ve bölge geneline yönelik saldırısının kınandığını vurgulanan açıklamada, “Sivillere, çocuklara, kadınlara ve evlere yönelik bu saldırıyı kınıyoruz. Onlarca masum sivilin kanı döküldü. Uluslararası toplumdan ve tüm uluslararası kuruluşlardan İsrail işgalinin sürdürdüğü bu vahşi saldırıyı, soykırım savaşını acilen durdurmalarını talep ediyoruz” denildi.
İsrail ordusu, 2 gün önce Nuseyrat Mülteci Kampı’nda yerinden edilmiş binlerce Filistinli sivilin sığındığı Birleşmiş Milletler Yakın Doğu’daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansı’na (UNRWA) ait bir okulu hedef almış, 40 kişi hayatını kaybetmişti.
HAMAS LİDERİ HANİYE: DİRENİŞ DEVAM EDECEK
Hamas Siyasi Siyasi Büro Başkanı İsmail Haniye, İsrail’in Gazze Şeridi’nin merkezindeki Nuseyrat Mülteci Kampı ve çevresindeki bölgelere gerçekleştirdiği yoğun saldırının ardından açıklamalarda bulundu.
Haniye, “Halkımız teslim olmayacak ve direniş (Hamas), bu cani düşman karşısında haklarımızı savunmaya devam edecek. Eğer (İsrail) işgal, kendi tercihlerini bize zorla kabul ettirebileceğine inanıyorsa bunun bir hayal olduğunu anlamalıdır” ifadelerini kullandı. Haniye, Hamas’ın Filistin halkının güvenliğini sağlamayan hiçbir anlaşmayı kabul etmeyeceğini vurguladı.
ÖLÜ SAYISI 37 BİN KİŞİYE DAYANDI
Gazze’deki Sağlık Bakanlığı dün yaptığı açıklamada, İsrail’in 7 Ekim’den bu yana Gazze Şeridi’ne düzenlediği saldırılarda en az 15 bin 517’si çocuk, 10 bin 279’u kadın olmak üzere 36 bin 731 Filistinlinin öldürüldüğünü, 83 bin 530 Filistinlinin yaralandığını bildirmişti.
]]>Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Joe Biden’ın İsrail ile Hamas arasında “kalıcı bir ateşkese gidecek yol haritasını” sunmasının üzerinden dört gün geçti. İlk aşamada altı haftalık bir ateşkes, İsrail kuvvetlerinin Gazze’den çekilmesi, karşılıklı rehine takasını öngören planın hayata geçip geçmeyeceği merak konusu olmaya devam ediyor.
Biden’ın Beyaz Saray’da sunduğu üç aşamalı öneri İsrail’den gelse de İsrail’in aşırı sağcı Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir, Gazze’deki pozisyonlarını güçlendirmek için daha sert adımlar atması gerektiğini söyledi. Ben-Gvir, İsrail Ordu Radyosu’ndaki konuşmasında, “Henüz yapmadığımız şeyler var, gazı durdurmak, onlara ‘artık insani yardım yok’ demek gibi, bunu yapmadık. Bunu bir ya da iki ay yapalım, sonra görüşürüz” dedi.
Biden, ateşkes önerisinden sonra görüştüğü Katar Emiri Şeyh Tamim bin Hamad Al Thani’ye İsrail’le Gazze’de ateşkes anlaşmasının önündeki tek engelin Hamas olduğunu söyledi ve Hamas’a ateşkesi kabul etmesi için baskı yapmasını istedi. Beyaz Saray’ın Pazartesi günü iki lider arasında yapılan görüşmeye ilişkin yaptığı açıklamada, Biden’ın “Hamas’ın tam bir ateşkesin önündeki tek engel olduğunu teyit ettiği” belirtildi.
Hamas ise İsrail’in önerdiği ve Biden’ın duyurduğu planla “olumlu ve yapıcı bir şekilde ilgilenmeye hazır olduklarını” açıkladı. Geçtiğimiz ayın başında Hamas, arabuluculuk görevi üstlenen Katar ve Mısır tarafından sunulan ateşkes önerisini de onaylamıştı, ancak İsrail’in süreci tıkaması sonucu ateşkes sağlanamamıştı.
Üç aşamalı planda neler var?
Biden’ın açıkladığı üç aşamalı plan, İsrail güçlerinin Gazze’nin tüm bölgelerinden çekilmesi, Filistinli mahkumların serbest bırakılması karşılığında İsrailli rehinelerin serbest bırakılmasını öngörüyor. Altı hafta sürecek silahları bırakma sürecinde planın ikinci ve üçüncü adımları için müzakerelerin başlaması planlanıyor.
İkinci aşama, erkek askerler de dahil olmak üzere kalan rehinelerin serbest bırakılmasını ve İsrail güçlerinin Gazze’den çekilmesini; üçüncü aşama ise savaşın yol açtığı yıkımın ardından Gazze’nin büyük çaplı inşasına başlanmasını öngörüyor.
Biden geçen Cuma günü yaptığı açıklamada, “Hamas’ı yok etme hedefine çoktan ulaşıldığını çünkü militan grubun İsrail’e 7 Ekim’deki gibi büyük çaplı bir saldırı gerçekleştirme kapasitesinin artık kalmadığını” söyledi.
Biden’ın Hamas’ın önemli ölçüde zayıfladığı yönündeki sözlerine İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun yanıtı “Hamas’ın askeri ve yönetim kabiliyetleri yok edilmeden, tüm rehineler serbest bırakılmadan ve Gazze’nin artık İsrail için bir tehdit oluşturmaması sağlanmadan” kalıcı bir ateşkesi kabul etmeyecekleri yönünde oldu.
İsrail, Filistinlileri tutuklamaya devam ediyor
Anlaşmanın ilk aşamasında Hamas’ın serbest bırakacağı rehineler ile İsrail’in bırakacağı Filistinli mahkumların sayısında anlaşmazlık yaşandığı belirtiliyor. Öte yandan, ateşkes gündemdeyken İsrail, Filistinlileri tutuklamaya devam ediyor.
Wafa haber ajansına göre, İsrail güçleri Ramallah yakınlarındaki Silwad ve Birzeit kasabalarından 5 kişiyi tutukladı. Böylece Hamas’ın İsrail’e saldırdığı 7 Ekim 2023’ten bu yana 300’ü kadın ve 635’i çocuk olmak üzere 9 binden fazla Filistinli tutuklanmış oldu.
ABD, ateşkes için diplomatik temasları sürdürüyor
ABD’nin ateşkes için son hamlesi, Birleşmiş Milletler (BM) nezdinde oldu. ABD’nin BM Daimi Temsilcisi Linda Thomas-Greenfield, bugün yaptığı açıklamada Biden’ın duyurduğu ateşkes teklifini BM Güvenlik Konseyi’nde (BMGK) karar tasarısıyla destekleyeceklerini duyurdu.
ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken de Cuma günü Suudi Arabistan, Türkiye ve Ürdün dışişleri bakanlarıyla ayrı ayrı telefon görüşmeleri yaparak Gazze’de acil ateşkes sağlanması ve rehinelerin serbest bırakılması önerisini ele aldı. Görüşmeye dair taraflardan herhangi bir açıklama yapıldı.
Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Çin’deki temaslarında Gazze’yi gündeme getirdi. Çinli mevkidaşı Wang Yi ile bir araya gelen Fidan, “Çin’in iki devletli çözümü desteklemesini takdir ediyoruz. Xi’nin barış konferansı çağrısı son derece önemli. İsrail’e silah ve siyasi destek sağlayan bazı ülkeler İsrail’in soykırımına ortak oluyor. Gazze’de ateşkes için Çin’le birlikte çalışmaya devam edeceğiz” mesajı verdi.
Gazze’de insani kriz derinleşiyor: “Çocuklar açlıktan ölüyor”
İsrail kuvvetleri, Gazze’deki savaştan kaçan Filistinlilerin sığındığı son konum olan Refah’a saldırılarını aralıksız sürdürüyor. BM Filistinli Mültecilere Yardım Kuruluşu (UNRWA), İsrail’in Gazze’ye aralıksız saldırıları sonucu bir milyondan fazla kişinin Refah kentinden de kaçmak zorunda kaldığını bildirdi. Gazze Şeridi’nin güneyinde Mısır sınırındaki Refah kenti, İsrail ordusu tarafından yaklaşık sekiz ay boyunca her gün bombalanarak zorla yerinden edilen 1 milyondan fazla kişiye ev sahipliği yapıyordu. İsrail saldırıları, UNRWA’yı Refah kentindeki 36 sığınağını kapatmaya da zorladı.
Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Sözcüsü Margaret Harris, Gazze’de çocukların açlıktan öldüğünü açıkladı. BM İnsani İşler Koordinasyon Ofisi Sözcüsü Jens Laerke ise kısıtlamalar sebebiyle yardımların insanlara ulaşmadığını belirtti.
BM Cenevre Ofisi’nin haftalık basın toplantısında konuşan DSÖ Sözcüsü Dr. Margaret Harris, “Bunlar bütün gün yiyecek alamayan 5-6 yaş altı çocuklar. Yani, ‘Erzaklar ulaşıyor mu?’ diye soruyorsunuz. Hayır, çocuklar açlıktan ölüyor” dedi.
BM İnsani İşler Koordinasyon Ofisi (OCHA) Sözcüsü Jens Laerke de aynı toplantıda, ölümcül yetersiz beslenme ve kıtlık riskinin altını çizdi. Laerke, “Kıtlığı önlemek ve gördüğümüz her türlü dehşeti engellemek için muhtaç oldukları miktarda gıda alamadıklarını söyleyebilirim. Şu anda ellerine geçen çok çok az” ifadelerini kullandı.
]]>Beyaz Saray Ulusal Güvenlik İletişim Danışmanı John Kirby, telekonferans yoluyla düzenlediği basın brifinginde, Gazze’de olası ateşkes sürecini ve taraflar arasındaki tartışmaları değerlendirdi. Kirby, ABD Başkanı Biden’ın cuma günü detaylarını kamuoyuna duyurduğu Gazze’de 3 aşamalı ateşkes taslağının “İsrail’e ait teklif” olduğunu ancak süreci Amerikan kamuoyu nezdinde daha etkili anlatmak ve ABD’nin de rolüne vurgu yapmak amacıyla öneriyi Biden’ın açıkladığını belirtti.
Beyaz Saray Ulusal Güvenlik İletişim Danışmanı John Kirby“ŞİMDİ BİR SONRAKİ AŞAMAYA GEÇME ZAMANI”
Cuma günü Biden’ın duyurduğu anlaşma taslağı üzerinde Tel Aviv ile çalıştıklarını ve taslağın İsrail’e ait olduğunu vurgulayan Kirby, Biden’ın konuşmasından önce İsrail tarafıyla görüştüklerini ve kamuoyuna açıklanmayan bazı ilave başlıkların da bulunduğunu kaydetti. Kirby, Hamas’ın yeniden bir 7 Ekim saldırısı düzenleyemeyecek noktaya baskılandığını ve Refah’ta Hamas liderlerinin üzerinde baskı kurulduğunu dile getirerek, “Ancak şu an, bir sonraki aşamaya geçme zamanı. 6 haftalık ateşkesi içeren ilk aşamaya geçilsin, bazı esirler serbest bırakılsın, 600 tır yardım (Gazze’ye) girsin, ondan sonra ikinci aşama olan kalıcı ateşkese doğru ilerleyebiliriz.” diye konuştu.
“BIDEN, İSRAİL’İN ÖNERİSİNİ DUYURDU”
İsrail Başbakanı Netanyahu’nun, Biden’ın açıkladığı taslak ile kendi önerileri arasında “bazı boşlukların olduğu” şeklindeki açıklamasını değerlendiren Kirby, şunları söyledi: “Hangi boşluklara referans verdiğinizi bilmiyorum. İsrail’den bazı farklı açıklamaları gördüm ancak İsrail Dışişleri Bakanı’nın da söylediği gibi bu, İsrail’in önerisidir ve (Biden’ın) İsrailliler ile üzerinde çalıştığımız bu öneriyi doğru şekilde aktardığından da eminiz. Dolayısıyla konuşacak herhangi bir boşluk olduğunu sanmıyorum.”

“HAMAS BUNU KABUL ETMELİ”
Kirby, İsrail’in Hamas’ı yok etme “misyonunu” ABD olarak her zaman tanıdıklarını ve bu konuda aynı düşündüklerini kaydederek, Biden’ın şu an önceliğinin 6 haftalık ateşkesi içeren ilk aşamaya geçilmesi ve esirlerin serbest bırakılması için anlaşmanın taraflarca kabul edilmesi olduğunu aktardı. Hamas yetkililerinin, cuma günkü ateşkes önerisine ilk tepkilerinin olumlu olduğunu hatırlatan Kirby, hem İsrail’in hem de Hamas’ın bu anlaşma etrafında uzlaşmasının ve bir an önce 6 haftalık geçici ateşkes sürecinin başlamasının önemine işaret etti. “Şu anda top Hamas’ın sahasında, perşembe gecesi öneri kendilerine yazılı olarak iletildi. Bunu kabul etmeliler. Bu öneri, Gazze halkı için de İsrail halkı için de olumlu, şimdi artık ilerlemeleri gerekiyor.” diyen Kirby, Hamas’ın teklifi kabul etmesini umduklarını, sonrasında taraflar arasında yapılacak müzakerelerle kalıcı ateşkese giden yolun açılabileceğini belirtti.
NETANYAHU, ÖNERİDE BOŞLUKLARIN OLDUĞUNU SAVUNMUŞTU
İsrail Başbakanı Netanyahu, Biden’ın açıkladığı taslakla ilgili, esir takası ve ateşkes teklifinin Gazze’ye saldırıları durdurmayacağını, sadece İsrailli esirlerin serbest bırakılması için geçici ateşkes sağlayacağını söylemişti. Netanyahu, Meclisin Dış İlişkiler ve Savunma Komitesi’nde yaptığı konuşmada, ABD Başkanı Biden tarafından kamuoyuna açıklanan Gazze’de ateşkes ve esir takası teklifine karşı çıkmıştı. Biden’ın Gazze’ye saldırıları sona erdirme yönündeki teklife ilk tepkisini veren Netanyahu, İsrail’in önerdiği ile Biden’ın sunduğu teklif arasında “boşlukların” olduğunu öne sürmüştü.
]]>Çorum Belediye Başkanı Halil İbrahim Aşgın, sosyal medya hesabından milli maçın Kadeş Meydanı’nda bulunan dev ekrandan yayınlanacağını paylaşarak, Çorumluları maç izlemek için meydana davet etti. Başkan Aşgın müsabakayı Ampute milli takım oyuncularından Emin Tiryaki’nin annesi Reyhan ve babası Ekrem Tiryaki ile birlikte izledi. Ellerinde Türk bayrağı ve Filistin bayrağı bulunan seyirciler maç boyunca tezahürat yaptı.
Milli takım için dua etti
Maç öncesi milli takım oyucularından Emin Tiryaki’nin annesi Reyhan Tiryaki, dua etti. Heyecanla maç izleyen anne Tiryaki, “En büyük Türkiye” tezahüratı yaptı.
Oğlu ve milli takımla gurur duyduğunu ifade eden anne Reyhan Tiryaki, “Allah yollarını, bahtlarını açık etsin. İnşallah şampiyonluğu da kutlar İstanbul’a gider karşılaşırız. Başkanımıza da milli takımı burada ağırladığı, onları yalnız bırakmadığı ve bize bu duyguyu yaşattığı için teşekkür ederim. Allah razı olsun” ifadelerini kullandı.
Milli takımı İsrail karşısında aldığı galibiyetten dolayı kutlayan Ekrem Tiryaki, “Onlara galibiyet hakkı tanıyan Allah’a hamd ediyorum. Çocuk kanlarıyla beslenen İsrail’in kana doymayışı ve bunun karşısında Türk bayrağının dalgalanması karşısında her Müslüman, Türk gurur duyacaktır. Milli takımı kamp döneminde burada ağırlayan sayın belediye başkanımıza da teşekkür ediyorum. İnşallah şampiyon olmak ve bu duyguyu yaşamak istiyoruz” dedi.
Ampute Milli Futbol takımının rakibinin İsrail olunca maçın atmosferi farklı olduğunu anlatan Belediye Başkanı Halil İbrahi Aşgın, ” Gazze’de çocuk katili olan, bebek katili olan orada aylardır dünya tarihinde belki olmayan zulümleri Müslüman kardeşlerimize reva gören İsrail ile mücadele etmemiz maça farklı bir anlam kattı. Bu anlamda da burada Kadeş Barış Meydanı’nda özellikle yavrularımız, gençlerimiz bir ellerinde tüm mazlumların umudu ay-yıldızlı al bayrağımız diğer elimizde özgürlüğü için mücadele verdiğimiz ve özgür olsun diye fiili ve kavli dualarımızda her zaman yer alan Filistin bayrağı ve bu kardeşliği bu beraberlik neticesinde de 6-0 ile İsrail’e karşı kazanmış büyük bir zafer, büyük bir onur ve büyük bir şeref duyuyoruz” diye konuştu.
Milli takım oyuncularından Emin Tiryaki’nin anne ve babasıyla bu heyecanı beraber yaşamış olmanın kendileri için ayrı bir güzellik olduğunu anlatan Başkan Aşgın, şunları kaydetti, “Onlardan Allah razı olsun. Futbolun, sporun aslında yürek işi olduğunu, gönül işi olduğunu ampute milli takımı bir kez daha gösterdi. Evet ayak lazım, kol lazım ama en önemli organ kalptir yürektir. Yüreklerini ortaya koyarak çok anlamlı bu zaferi bizlere hediye eden İsrail’i 6-0 yenerek ve büyük bir zafere imza atan milli takımımıza Türk milleti adına ve tüm İslam dünyası adına, mazlumlar adına çok teşekkür ediyorum. İnşallah Avrupa şampiyonu olarak da kardeşlerimizi göreceğiz. Çorum için ayrı bir özelliği var bu maçın. Ampute milli takımımız Çorum belediyemizin ev sahipliğinde Çorum’da iki hafta civarında bir kamp yaptı. Buradaki kamptan sonra oraya gitti. Bu da bizim için ayrı bir gurur oldu ayrı bir onur oldu. Tekrar tekrar bu gururu milli takımımıza çok teşekkür ediyorum” ifadelerini kullandı. – ÇORUM
]]>ABD Başkanı Joe Biden, ‘bu savaşın sona ermesinin zamanının geldiğini’ söyleyerek Hamas’ı İsrail’in Gazze’deki çatışmayı sona erdirmeye yönelik yeni önerisini kabul etmeye çağırdı. Hamas, Biden’ın çağrısına ‘olumlu’ baktıklarını ifade etti. Biden’ın çağrısı sonrasında birçok lider ve Uluslararası örgüt yetkilisi çağrıya destek verdi.
ABD Başkanı Joe Biden, dün Beyaz Saray’da düzenlediği basın toplantısında, Gazze’deki son duruma ve ateşkes müzakereleriyle ilgili İsrail’in yaptığı yeni öneriye ilişkin açıklamalarda bulundu. Biden, İsrail’in 3 aşamalı yeni bir ateşkes taslağı sunduğunu, taslağın 6 haftalık ilk aşamasında Gazze’deki yerleşimlerden çekilmeyi ve bazı rehinelerin bırakılmasını öngördüğünü açıkladı. Hamas’a Katar üzerinden iletilen öneriye ilişkin Biden, “Bu 6 haftalık ilk aşamada İsrail ile Hamas, ikinci aşamaya yani çatışmaların kalıcı olarak sonlandırılması sürecine geçişle ilgili müzakereleri yürütecek. İkinci aşamada, sağ kalan rehineler serbest bırakılacak, İsrail Gazze’den çekilecek, (ilk aşamadaki) geçici ateşkes kalıcı olarak çatışmaların sonlandırılmasına dönüşecek” dedi.
ABD’NİN ÇAĞRISINA DESTEK MESAJLARI
ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken, Başkan Biden’ın konuşması sonrasında, “Masadaki ateşkes anlaşmasıyla Gazze’deki savaşı sona erdirme, rehineleri evlerine döndürme ve Filistin halkının acılarını hafifletme şansımız var. Hamas’ın anlaşmayı kabul etmesi gerektiğini vurgulamak için bugün bölgedeki birçok mevkidaşımla konuştum” dedi. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres, Biden’ın çağrısına destek vererek, “Gazze’de çok fazla acı ve yıkıma tanık olduk. Artık durma zamanı geldi. Biden’ın girişimi tüm tarafları ateşkes, tüm rehinelerin serbest bırakılması, engelsiz insani erişimin garanti altına alınması ve nihayetinde Orta Doğu’da kalıcı bir barış için bu fırsatı değerlendirmeye teşvik etmektedir” dedi.
Avrupa Birliği Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ise, “Başkan Joe Biden’a katılıyorum. Son önerinin Gazze’deki savaşın ve sivillerin acılarının sona ermesine doğru ilerlemek için önemli bir fırsat olduğunu söyledi. Bu üç aşamalı yaklaşım dengeli ve gerçekçidir. Artık tüm tarafların desteğine ihtiyacı var” ifadelerini kullandı.
İngiltere Dışişleri Bakanı David Cameron, “Masada yeni bir rehine anlaşması varken, Hamas’ın bu anlaşmayı kabul etmesi gerekiyor; böylece çatışmaların durdurulduğunu, rehinelerin serbest bırakılıp ailelerine geri döndüğünü ve Gazze’ye insani yardım akışının gerçekleştiğini görebiliriz. Uzun zamandır tartıştığımız gibi, eğer hepimiz doğru adımları atmaya hazır olursak, çatışmaların durdurulması kalıcı bir barışa dönüştürülebilir. Gelin bu anı değerlendirelim ve bu çatışmaya son verelim” açıklamasını yaptı.
HAMAS: BİDEN’IN ÇAĞRISINA OLUMLU BAKIYORUZ
Hamas tarafından yapılan açıklamada, Biden’ın çağrısına ‘olumlu’ baktıkları ifade edilerek, “İslami Direniş Hareketi (Hamas), ABD Başkanı Joe Biden’ın yaptığı konuşmada yer alan kalıcı ateşkes, İsrail güçlerinin Gazze Şeridi’nden çekilmesi, Gazze’nin yeniden imarı ve esir takası çağrılarına olumlu bakmaktadır. ABD’nin bu tutumunu ve Gazze’deki savaşa son verilmesi gerektiğine dair bölgesel ve uluslararası alanda oluşan inancı, halkımızın efsanevi kararlılığının ve yiğit direnişinin bir sonucu olarak görüyoruz. Hamas, kalıcı ateşkes ve (İsrail güçlerinin) Gazze Şeridi’nden tamamen çekilmesi, (Gazze’nin) yeniden inşası, yerlerinden edilenlerin yerlerine dönmesi ve işgalin böyle bir anlaşmaya bağlılığını açıkça ilan etmesi halinde gerçek bir esir takası anlaşmasının yerine getirilmesine dayanan herhangi bir teklifle olumlu ve yapıcı bir şekilde ilgilenmeye hazır olduğunu teyit eder” denildi.
İsrail Başbakanlığı Ofisi’nden yapılan açıklamada, “İsrail Hükümeti, rehinelerin bir an önce geri getirilmesi konusunda hemfikirdir ve bu hedefe ulaşmak için çalışmaktadır. Başbakan, müzakere ekibine bu amaçla, İsrail’in, Hamas’ın askeri ve idari yeteneklerinin yok edilmesi de dahil olmak üzere tüm hedeflerine ulaşılıncaya kadar savaşı sürdürmesine olanak sağlayacak bir öneri sunma yetkisi verdi. Öneriye göre İsrail, kalıcı bir ateşkes sağlanmadan önce bu koşulların yerine getirilmesinde ısrar etmeye devam edecek. Bu koşullar yerine getirilmeden İsrail’in kalıcı ateşkesi kabul edeceği düşüncesi doğru değil. İsrail’in savaşı sona erdirme koşulları değişmedi: Hamas’ın askeri ve idari kapasitesinin yok edilmesi, tüm rehinelerin serbest bırakılması ve Gazze’nin artık İsrail için bir tehdit oluşturmamasının sağlanması gerekiyor” ifadeleri kullanıldı.
]]>TACETTİN DURMUŞ
(KARS)- Kars Emek ve Demokrasi Platformu adına açıklama yapan Özgür Terzi, “Ya bu katliamlar ve barbarlık durdurulacak ya da işlenen savaş suçlarına ortak olunacaktır. Yeni katliamların yaşanmaması, sivillerin ölümüne yol açan saldırıların talimatlarını verenlerin savaş suçları mahkemesinde yargılanmaları için derhal girişimlerde bulunulmalıdır” dedi.
Kars’ta Emek ve Demokrasi Platformu KESK önderliğinde İsrail’in 7 Ekim 2023 tarihinden beri uyguladığı katliamları kınamak amacıyla basın açıklamasının ardından oturma eylemi yaptı.
“Yapılan bu saldırılar bir barbarlığı temsil etmektedir”
Özgür Terzi, açıklamada şu ifadelere yer verdi:
“Siyonist, ırkçı İsrail Hükümeti uluslararası emperyalist güçlerden aldığı destekle insanlık suçu işlemeye devam ediyor. Katliamları lanetliyor, yaşamını yitirenlerin ailelerine başsağlığı ve yaralılara acil şifalar diliyoruz. Son olarak İsrail Ordusu’nun 27 Mayıs sabahı BM gözetimindeki Refah Kampında yerlerinden edilmiş Filistinlilerin yaşadığı bir yerleşkeye yönelik düzenlediği saldırı sonunu onlarca masum insanın yaşamını yitirmiş ve çok sayıda kişi yaralanmıştı. Silahsız ve sivil insanlara yönelik bu son saldırının Uluslararası Adalet Divanı’nın İsrail Ordusu’nun Refah bölgesindeki operasyonlarını durdurma kararını vermesinden kısa bir süre sonra gerçekleşmiş olması manidardır. İsrail açıkça dünyaya meydan okumakta, insanlık değerlerini ayaklar altına alarak katliamlara devam edeceğini ilan etmektedir. İsrail ordusunun Gazze Şeridi’ne 7 Ekim 2023’ten bu yana düzenlediği saldırılarda büyük çoğunluğu çocuk ve kadınlardan oluşan 36 bini aşkın sivil hayatını kaybetmiş, 82 bine yakın insan yaralanmıştır. Yapılan saldırılar insani değerlerden yoksunluğu ve bir barbarlığı temsil etmektedir. Açıktır ki, İsrail savaş ve insanlık suçu işlemektedir.
“Timsah gözyaşı değil acil ve somut adımlar gerekiyor”
İsrail saldırıları nedeniyle yaşamını yitirenlerin konacağı morgun, yaralıların tedavi göreceği hastanelerin dahi kalmamış olması nasıl bir insanlık trajedisi ile karşı karşıya kaldığımızı göstermektedir. Savaşta kazanan sadece savaş tüccarları, halkın sırtından zenginleşenler, ülkeyi savaşla, çatışmalarla, toplumsal kutuplaşmalarla ve baskıyla yöneten rejimlerdir. İnsanlık, bu barbarlığı durdurmak sorumluluğu ve göreviyle karşı karşıyadır. ya bu katliamlar ve barbarlık durdurulacak ya da işlenen savaş suçlarına ortak olunacaktır. Yeni katliamların yaşanmaması, sivillerin ölümüne yol açan saldırıların talimatlarını verenlerin savaş suçları mahkemesinde yargılanmaları için derhal girişimlerde bulunulmalıdır. İsrail hükümetinin saldırıları durdurulmalı, ateşkes sağlanmalı, insani yardımlara yönelik engellemeler kaldırılmalı, sorunların barış ve diyalog yoluyla çözümü esas alınmalıdır. Halkların güvenlik ve refah içinde yaşamasının tek yolu kalıcı ve adil barıştır. Filistin halkı dünyadan ve Türkiye’den hamaset ve timsah gözyaşları değil, çözüm için acil somut adımlar atılmasını beklemektedir.
“İsrail, işgal ettiği topraklardan geri çekilmelidir”
Bunun için; Filistin halkına yönelik abluka derhal kaldırılmalıdır. İsrail işgal ettiği topraklardan geri çekilmelidir. İsrail ile yapılan siyasi, askeri ve ekonomik tüm anlaşmalar iptal edilmelidir. Filistin halkının eşit, özgür bir Filistin’i yaratmak için işgalci Siyonist İsrail’e ve emperyalizme karşı yürüttüğü bağımsızlık mücadelesinin yanındayız. Filistin halkına ekonomik, sosyal her türlü destek sağlanmalıdır. Filistinlilerin hak eşitliğini tanımayan hiçbir ‘çözüm’ kabul edilmemelidir. KESK olarak; Filistin halkı ve emekçileriyle dayanışma içerisinde olmaya, savaşa karşı barışı savunmaya, bunun için mücadeleyi, dayanışmayı yükseltmeye devam edeceğiz.”
]]>MEHMET REBİİ ÖZDEMİR
(SAMSUN)- KESK Samsun Şubeler Platformu üyeleri, İsrail’in Filistin’e yönelik saldırılarını protesto etti. KESK Samsun Dönem Sözcüsü Niyazi Bulut, “Yeni katliamların yaşanmaması, sivillerin ölümüne yol açan saldırıların talimatlarını verenlerin savaş suçları mahkemesinde yargılanmaları için derhal girişimlerde bulunulmalıdır. İsrail hükümetinin saldırıları durdurulmalı, ateşkes sağlanmalı, insani yardımlara yönelik engellemeler kaldırılmalı, sorunların barış ve diyalog yoluyla çözümü esas alınmalıdır. Halkların güvenlik ve refah içinde yaşamasının tek yolu kalıcı ve adil barıştır” dedi.
KESK Samsun Şubeler Platformu’nun iş kolları ile sivil toplum örgütleri, Bulvar AVM girişi önünde bir araya gelerek İsrail’in Filistin’e saldırılarını protesto etti. ‘Filistin’de soykırım var, Siyonist rejime güç veren emperyalist ortaklarıdır’ pankartının açıldığı eylemde açıklama yapan KESK Samsun Dönem Sözcüsü Niyazi Bulut, şunları söyledi:
“İnsanlık suçu işlemeye devam ediyorlar”
“Siyonist, ırkçı İsrail Hükümeti uluslararası emperyalist güçlerden aldığı destekle insanlık suçu işlemeye devam ediyor. Son olarak İsrail Ordusu’nun 27 Mayıs sabahı BM gözetimindeki Refah Kampı’nda yerlerinden edilmiş Filistinlilerin yaşadığı bir yerleşkeye yönelik düzenlediği saldırı sonucu onlarca insan yaşamını yitirmiş ve çok sayıda kişi yaralanmıştır. Katliamı lanetliyor, yaşamını yitirenlerin ailelerine başsağlığı ve yaralılara acil şifalar diliyoruz. Silahsız ve sivil insanlara yönelik bu son saldırının Uluslararası Adalet Divanı’nın İsrail ordusunun Refah bölgesindeki operasyonlarını durdurma kararını vermesinden kısa bir süre sonra gerçekleşmiş olması manidardır. İsrail açıkça dünyaya meydan okumakta, insanlık değerlerini ayaklar altına alarak katliamlara devam edeceğini ilan etmektedir.
“İnsanlık, bu barbarlığı durdurmak zorundadır”
İsrail ordusunun Gazze Şeridi’ne 7 Ekim 2023’ten bu yana düzenlediği saldırılarda büyük çoğunluğu çocuk ve kadınlardan oluşan 36 bini aşkın sivil hayatını kaybetmiş, 82 bine yakın insan yaralanmıştır. Yapılan saldırılar insani değerlerden yoksunluğu ve bir barbarlığı temsil etmektedir. Açıktır ki, İsrail savaş ve insanlık suçu işlemektedir. İsrail saldırıları nedeniyle yaşamını yitirenlerin konacağı morgun, yaralıların tedavi göreceği hastanelerin dahi kalmamış olması nasıl bir insanlık trajedisi ile karşı karşıya kaldığımızı göstermektedir. Savaştan kazanan sadece savaş tüccarları, halkın sırtından zenginleşenler, ülkeyi savaşla, çatışmalarla, toplumsal kutuplaşmalarla ve baskıyla yöneten rejimlerdir. İnsanlık bu barbarlığı durdurmak sorumluluğu ve göreviyle karşı karşıyadır. ya bu katliamlar ve barbarlık durdurulacak ya da işlenen savaş suçlarına ortak olunacaktır.
“Filistin halkına yönelik abluka kaldırılmalı”
Yeni katliamların yaşanmaması, sivillerin ölümüne yol açan saldırıların talimatlarını verenlerin savaş suçları mahkemesinde yargılanmaları için derhal girişimlerde bulunulmalıdır. İsrail hükümetinin saldırıları durdurulmalı, ateşkes sağlanmalı, insani yardımlara yönelik engellemeler kaldırılmalı, sorunların barış ve diyalog yoluyla çözümü esas alınmalıdır. Halkların güvenlik ve refah içinde yaşamasının tek yolu kalıcı ve adil barıştır. Filistin halkı dünyadan ve Türkiye’den hamaset ve timsah gözyaşları değil, çözüm için acil somut adımlar atılmasını beklemektedir. Bunun için; Filistin halkına yönelik abluka derhal kaldırılmalıdır. İsrail işgal ettiği topraklardan geri çekilmelidir. İsrail ile yapılan siyasi, askeri ve ekonomik tüm anlaşmalar iptal edilmelidir. Filistin halkının eşit, özgür bir Filistin’i yaratmak için işgalci Siyonist İsrail’e ve emperyalizme karşı yürüttüğü bağımsızlık mücadelesinin yanındayız. Filistin halkına ekonomik, sosyal her türlü destek sağlanmalıdır. Filistinlilerin hak eşitliğini tanımayan hiçbir çözüm kabul edilmemelidir. KESK olarak; Filistin halkı ve emekçileriyle dayanışma içerisinde olmaya, savaşa karşı barışı savunmaya, bunun için mücadeleyi, dayanışmayı yükseltmeye devam edeceğiz.”
]]>Ordu sözcüsü, bölgede Hamas’ın Gazze’ye silah kaçırmak için kullandığı yaklaşık 20 tünelin bulunduğunu söyledi.
Mısır televizyonuna konuşan bazı kaynaklar bu iddiayı yalanladı ve İsrail’in Refah’a düzenlediği askeri operasyonu meşru kılmaya çalıştığını söyledi.
Açıklama Mısır ile gerilimin arttığı bir dönemde geldi.
İsrail ordusu sözcüsü Daniel Hagari Çarşamba günü yaptığı açıklamada “Son günlerde ordu Mısır ve Refah sınırındaki Philadelphia Koridoru üzerinde operasyonel kontrol sağladı” dedi.
Bu koridoru Hamas’ın “Gazze Şeridi’ne düzenli olarak silah kaçırdığı bir can damarı” olarak tanımlayan Hagari, “askerlerin bölgede bulunan tünelleri araştırdığını ve etkisiz hale getirdiğini” söyledi.
New York Times’ın haberine göre Hagari daha sonra gazetecilere yaptığı bilgilendirmede tünellerin tamamının Mısır’a geçtiğinden emin olamadığını söyledi.
Philadelphia Koridoru, Mısır ile olan 13 km’lik sınırın Gazze tarafı boyunca uzanan, yer yer sadece 100 metre genişliğindeki bir tampon bölge.
Mısır daha önce sınır ötesi tünelleri imha ettiğini ve böylece silah kaçakçılığını imkansız hale getirdiğini açıklamıştı.
Al-Qahera News’in haberinde yer verdiği üst düzey Mısırlı bir kaynak ise İsrail’i “bu iddiaları Refah’a yönelik operasyonu sürdürmek ve savaşı siyasi amaçlarla uzatmak için kullanmakla” suçladı.
Hamas’ın 7 Ekim saldırılarının ardından İsrail Gazze’ye yönelik büyük bir yıkıma ve on binlerce sivilin ölümüne neden olan askeri bir operasyon başlattı. İsrail ordusu, savaşta zafer elde etmek için Refah’ın kontrolünü almak zorunda olduğu konusunda ısrarcı.
Gazze Sağlık Bakanlığı’nın aktardığına göre Gazze’de çoğu çocuk ve kadın olmak üzere 36 bin kişi İsrail saldırılarında öldürüldü.
İsrail, son olarak Refah’ta yerlerinden edilmiş insanların konakladığı çadır kenti hedef alan bir saldırı gerçekleşti. Burada çoğu yanarak olmak üzere en az 45 kişi öldü.
Bu saldırı uluslararası toplum tarafından tepkiyle karşılandı. Birçok başkentte İsrail saldırılarının acilen durdurulması talebiyle kitlesel gösteriler düzenlendi.
İsrail’de üst düzey bir yetkili, Hamas ile Gazze’de devam eden savaşın en azından bu senenin sonuna kadar sürmesini beklediklerini .
Mısır ve İsrail arasındaki gerilim ise İsrail güçlerinin üç hafta önce Refah geçiş noktasının Gazze tarafının kontrolünü ele geçirmesinden bu yana tırmanıyor.
Bu hafta içerisinde İsrail ve Mısır’a ait birlikler arasında çıkan çatışmada bir Mısır askeri .
İsrail gibi Mısır da Hamas’ın 2006 yılında iktidara gelmesinden bu yana Gazze sınırında abluka uyguluyor.
Hamas, Mısır’da “terör örgütü” olarak tanımlanan ve yasaklanan Müslüman Kardeşler’in uzantısı olarak görülüyor.
Ancak Mısır, Hamas’la kanalları açık tutmaya devam ediyor ve Hamas’ın Gazze’de tuttuğu İsrailli rehineleri serbest bırakması için İsrail’le dolaylı görüşmelerde arabuluculuk yapıyor.
Uluslararası Adalet Divanı, İsrail’in Gazze’nin Refah kentindeki askeri operasyonlarını, saldırılarını ve diğer faaliyetlerini acilen durdurması gerektiğine hükmetti. Karara gerekçe olarak, İsrail’in askeri faaliyetlerinin Filistin halkı için “acil risk” teşkil etmesi gösterildi.
]]>CHP İstanbul İl Başkanlığı öncülüğünde bir araya gelen CHP üyesi bir grup, İsrail’in Filistin’e yönelik sürdürdüğü ve binlerce insanın hayatını kaybettiği saldırılara dur demek için saat 18.30’da Levent’teki İsrail İstanbul Başkonsolosluğu önünde eylem yaptı. Eyleme, CHP İstanbul İl Yönetimi, Parti Meclis üyeleri, ilçe başkanları ile Beyoğlu, Beşiktaş ve Beylikdüzü belediye başkanları da destek verdi. Ellerinde Filistin halkını destekleyen dövizler bulunan eylemciler, İsrail ordusu aleyhine sloganlar attı.
“İNSANLIK HER GEÇEN GÜN BİR ADIM DAHA GERİYE GİDİYOR”
CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik, partililer adına basın açıklaması yaptı. Gazzelilerin kendi vatanlarında, mülteci kampında kaldığını hatırlatan Çelik, “Adım adım işgal edilmiş topraklarında, bombalanan kentlerini terk etmiş, Refah bölgesine sıkışmış durumdalar. Ancak yine de göklerden yağan bombalar altında can veriyorlar! Her geçen gün insanlık bir adım daha geriye gidiyor. Gazze’de fütursuzca dökülen masum kanlar, sadece Filistinlilerin değil, tüm insanlığın yüreğine işliyor. Modern ve öncü diye adlandırılan demokrasiler, bu vahşete sessiz kalarak tarihin en karanlık sayfalarına adlarını yazdırıyor. Mazlumların çığlıklarına kulak tıkayanlar, vicdanlarını ve insanlıklarını da toprağa gömüyor. Cansız bedenlerin kanıksanması, zulmün ve adaletsizliğin daha da yayılmasına sebep oluyor. Tüm dünyanın gözleri önünde insanlık tarihinin en şiddetli katliamlarından birisi bugün Gazze’de yaşanıyor” dedi.
“NETANYAHU YÖNETİMİ SAVAŞ SUÇU İŞLİYOR”
Çelik, “Kendi halkının bile sırtını döndüğü, sokaklarda her gün protesto edilen Netanyahu yönetimi savaş suçu işliyor. Bu katliam bir savaş değil, dur durak bilmeyen, insanlık vicdanını ve onurunu zedeleyen bir soykırımdır. Bu vahşet, yalnızca Filistin’e ve bölgeye değil tüm insanlığa yaşanabilir bir dünya umudunu kaybettirmektedir. Bu vahşetin karşısında kaybedilen her saniye insanlık onuruna çizilen yeni bir lekedir. Bir an önce barış ortamı kurulmalı, İsrail’e karşı gereken yaptırımlar uygulanmalı ve Filistin halkının hayati ihtiyaçları ivedilikle sağlanmalıdır. Şunu herkes bilmelidir ki; Filistin halkı asla yalnız değildir. Onların mücadelesi, bizim mücadelemizdir. Bu soykırım durdurulana ve bu insanlık suçunu işleyenler cezalandırılana kadar sesimizi yükseltmeye devam edeceğiz. İnanıyoruz ki; insanlığın vicdanı, zalimlere karşı duranların yanında, masumların çığlıklarına kulak verenlerin sesiyle güçlenecektir. Cumhuriyet Halk Partisi dün olduğu gibi bugün de ve yarında tüm mazlumların yanında durmaya devam edecektir.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün bize vasiyetidir! Yurtta barış, dünyada barış! O yüzden diyoruz ki; hemen şimdi, Filistin’de barış!” şeklinde konuştu.
Basın açıklamasının ardından CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik ve beraberindekiler İsrail İstanbul Başkonsolosluğu önüne siyah çelenk bıraktı.
]]>
(İSTANBUL)- CHP İstanbul il ve ilçe örgütleri, akşam saatlerinde İsrail’in İstanbul Konsolosluğu önüne yürüyüş düzenleyerek Gazze’deki saldırıları kınadı. Atatürk’ün “Yurtta barış, dünyada barış” sözünü anımsatarak “Hemen şimdi, Filistin’de barış” çağrısı yapan CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik, “Her geçen gün insanlık bir adım daha geriye gidiyor. Gazze’de fütursuzca dökülen masum kanlar, sadece Filistinlilerin değil, tüm insanlığın yüreğine işliyor” dedi.
İsrail’in Gazze’de düzenlediği saldırılar akşam saatlerinde İsrail’in İstanbul Konsolosloğu önünde yürüyüş ve açıklama ile protesto edildi. Protestoya CHP İstanbul il ve ilçe örgütleri, Beyoğlu Belediye Başkanı İnan Güney, Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık, belediye meclis üyeleri ve partililer katıldı. Konsolosluk önüne siyah çelenk bıraktıktan sonra açıklamayı yapan CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik, “Gazzeliler bugün kendi vatanlarında mülteci kampında kalıyor. Adım adım işgal edilmiş topraklarında, bombalanan kentlerini terk etmiş, Refah bölgesine sıkışmış durumdalar. Ancak yine de göklerden yağan bombalar altında can veriyorlar. Her geçen gün insanlık bir adım daha geriye gidiyor. Gazze’de fütursuzca dökülen masum kanlar, sadece Filistinlilerin değil, tüm insanlığın yüreğine işliyor” dedi.
“Vahşete sessiz kalarak tarihin karanlık sayfalarına adlarını yazdırıyorlar”
Batı dünyasındaki bazı ülkelerin sessizliğine dikkat çeken Çelik, “Modern ve öncü diye adlandırılan demokrasiler, bu vahşete sessiz kalarak tarihin en karanlık sayfalarına adlarını yazdırıyor. Mazlumların çığlıklarına kulak tıkayanlar, vicdanlarını ve insanlıklarını da toprağa gömüyor. Cansız bedenlerin kanıksanması, zulmün ve adaletsizliğin daha da yayılmasına sebep oluyor. Tüm dünyanın gözleri önünde insanlık tarihinin en şiddetli katliamlarından birisi Gazze’de yaşanıyor” ifadelerini kullandı.
7 Ekim 2023’ten beri yaşananları anlatan Çelik şunları söyledi:
“7 Ekim’den bu yana, yaklaşık 15 bini çocuk ve 10 bini kadın olmak üzere 36 bine yakın Filistinli acımasızca katledildi. 10 binden fazla insan enkaz altından dahi çıkarılamadı. En az 80 bin insan bu vahşi saldırılardan dolayı yaralandı. Bu sayıların soğuk istatistiklerden ibaret olmadığını vurgulamak isterim. Her birinin ardında bir aile, bir sevilen, bir umut parçası yatıyor. Her biri, insanlığın yüzleşmek zorunda olduğu büyük bir acının yansıması… Her biri, vicdanlarımızı sızlatan ve harekete geçmemiz gerektiğini haykıran sessiz bir çığlık. Kendi halkının bile sırtını döndüğü, sokaklarda her gün protesto edilen Netanyahu yönetimi savaş suçu işliyor. Bu katliam bir savaş değil, dur durak bilmeyen, insanlık vicdanını ve onurunu zedeleyen bir soykırımdır. Bu vahşet, yalnızca Filistin’e ve bölgeye değil tüm insanlığa yaşanabilir bir dünya umudunu kaybettirmektedir.
“İsrail insan hayatını ve uluslararası normları pervasızca yok saydı”
Uluslararası Adalet Divanı’nın İsrail ordusunun Refah bölgesindeki operasyonlarını durdurma kararı aldı. Buna karara rağmen 3 gün önce, yerinden edilmiş Filistinlilerin kaldığı çadırlar hedef alındı. Tonlarca bomba güvenli bölgeye sığındığını düşünen masum sivillerin üzerine bırakıldı.
Yeniden küçük bedenler yandı, çocukların çığlıkları gökyüzünü kapladı. Geride onlarca masum yaralı kaldı. İsrail, insan hayatını ve uluslararası normları nasıl pervasızca yok saydığını bir kez daha gözler önüne serdi. Her hamlesiyle bir terör devleti olduğunu kanıtlayarak ve uluslararası hukuku hiçe sayarak, tüm insanlığa ve bugüne kadar inşa edilmiş tüm değerlere meydan okudu. Bu meydan okumanın karşısında sessiz kalmanın zulmü onaylamak anlamına geleceğini herkes bilmelidir. Sessiz kalmak, çocukların gözlerindeki korkuya, annelerin yüreklerindeki acıya göz yummaktır”
Uluslararası kuruluşları sorumluluklarını yerine getirmeye çağıran Özgür Çelik, şöyle devam etti:
“Filistin’de her gün artarak devam eden katliamların bizi getirdiği nokta; artık insanlığın en dip noktasıdır. Müdahale edilmeyen her dakika yeni bir canın yitirilmesi demektir. Bu noktada, uluslararası kuruluşlar sorumluluklarını yerine getirmek zorundadır. Bugüne kadar takınan tutum maalesef utanç vericidir. Artık hiçbir katliamın kaza olarak ifade edilme cürretine izin verilmemesi gerekmektedir. Özellikle şunu da vurgulamak ve uyarmak isterim ki; bu soykırımdan ortaya çıkacak hiçbir stratejik plan, hiçbir denge, hiçbir ticari kar herhangi bir Filistinli çocuğun gözyaşından daha kıymetli değildir. Bu vahşetten sağlandığı düşünülen her fayda masum ve mazlum Filistinlilerin kanıyla el edilmiş sayılacaktır.
Bu siyasetin de ötesinde bir vicdan ve erdem sorunudur.
“Safımız, soykırıma direnen Filistinlilerin safıdır!”
Cumhuriyet Halk Partisi olarak, geçmişte Filistin’in haklı davasının hangi tarafındaysak bugün de o tarafta olduğumuzu tekrar ifade ediyoruz.
Biz Kuva-ı Milliyeciyiz. Biz işgale karşı direnişle kurulmuş bir halkız. Dün nasıl 6. Filoya karşı durduysak, bugün de bu mezalime karşı duruyoruz! Filistin davası ve tüm mazlum hakların mücadelesi bizim önceliğimizdir. Bizim safımız, insanlığın safıdır! Bizim safımız Gazzeli mazlumların safıdır! Bizim safımız, masum sivillerin safıdır! Bizim safımız, soykırıma direnen Filistinlilerin safıdır! Bugün buraya yetti artık demeye geldik! Sivilleri katlettiğiniz yetti artık! Hukuk tanımazlığınız yetti artık! Bu canilik, bu vahşet yetti artık!
“Bu vahşetin karşısında kaybedilen her saniye insanlık onuruna çizilen yeni bir lekedir”
İsrail’in sürecin en başından bu yana masum insanların ölümüyle sonuçlanan tüm saldırılarını en güçlü şekilde kınıyoruz. Hiçbir şekilde lafı eğip bükmeden, insan haklarından ve adaletten ödün vermeden bu soykırımın durdurulması için tüm dünya kamuoyuna çağrımızı yineliyoruz.
Bu vahşetin karşısında kaybedilen her saniye insanlık onuruna çizilen yeni bir lekedir. Bir an önce barış ortamı kurulmalı, İsrail’e karşı gereken yaptırımlar uygulanmalı ve Filistin halkının hayati ihtiyaçları ivedilikle sağlanmalıdır. Şunu herkes bilmelidir ki; Filistin halkı asla yalnız değildir. Onların mücadelesi, bizim mücadelemizdir. Bu soykırım durdurulana ve bu insanlık suçunu işleyenler cezalandırılana kadar sesimizi yükseltmeye devam edeceğiz.
“Yurtta barış, dünyada barış!”
İnanıyoruz ki; insanlığın vicdanı, zalimlere karşı duranların yanında, masumların çığlıklarına kulak verenlerin sesiyle güçlenecektir. Cumhuriyet Halk Partisi dün olduğu gibi bugün de ve yarında tüm mazlumların yanında durmaya devam edecektir. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün bize vasiyetidir! Yurtta barış, dünyada barış! O yüzden diyoruz ki; Hemen şimdi, Filistin’de barış!”
]]>TBMM Genel Kurulunda, tüm siyasi parti gruplarının oylarıyla İsrail’in Refah saldırılarını kınayan Meclis Başkanlığı tezkeresi kabul edildi. Tezkerede, “Son Refah saldırılarının sorumluları cezasız kalmayacaktır. Bu vesileyle, BM Güvenlik Konseyi’ni acilen toplanmaya ve İsrail’in saldırılarına son vermesi hususunda karar almaya davet ediyoruz” denildi.
TBMM Genel Kurulu, Meclis Başkan Vekili Bekir Bozdağ başkanlığında, ‘Dışişleri Teşkilatı Güçlendirme Vakfı Kanun Teklifi’ni görüşmek üzere toplandı. Genel Kurulun gündem bölümünde, TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’un imzasını taşıyan ‘İsrail’in Refah Katliamlarına Karşı Bildiri’ başlıklı tezkere okundu. Tezkerede, İsrail’in, uluslararası mahkemelerin tüm kararlarını hiçe saymaktan vazgeçmediğini belirtilerek, “İşgalciliği ve zalimliğiyle bilinen Netanyahu yönetimindeki İsrail, sivil yerleşim alanlarını hedef almayı sürdürmektedir. Uluslararası Adalet Divanını, ‘Operasyonların durdurulması’ kararına rağmen Siyonistlerin vahşeti tüm dünyanın gözü önünde devam etmektedir. İnsanlık cephesi karşısında yalnız kalmaya mahkum İsrail’in Gazzelilere uyguladığı baskı ve zulüm politikaları tüm Filistin’i yaşanmaz hale getirmektedir. İşgalci İsrail yönetimi, Gazzeli kardeşlerimizin güvenli alan olarak gösterilen Refah’taki çadırlarını dahi yakıcı silahlarla bombalayarak yüzlerce masumun kanına girmiştir. Uluslararası antlaşmaları ve hukuk kurallarını hiçe sayan Netanyahu ve çetesi, bu cinayetlerle dünyada eşi benzeri olmayan bir ırkçılığı pervasızca sergilemektedir” denildi.
‘NETANYAHU VE ÇETESİ HESAP VERECEK’
Son Refah saldırısıyla insanlığa karşı suçların en rezil örneğini gerçekleştiren İsrail’in eylemlerinin, apartheid rejimi uygulamalarının da ötesine geçerek bir soykırıma dönüştüğü kaydedilerek, “Bu katliamlara ve insanlık suçlarına sessiz kalmamak her bir ferdin ve insan haklarına değer veren her bir ülkenin boynunun borcudur. Vicdanlı, adil halkların başını çektiği insanlık cephesi nasıl ki Holokost’u lanetlemekteyse, bugün de Siyonist çetenin Holokost’un ardına sığınarak Gazzelilere yönelik gerçekleştirdiği bu katliamları ve İsrail yönetimini tel’in etmektedir. Uluslararası hukuku hiçe sayarak sivilleri hedef alan katliamları bir kez daha lanetliyoruz. Türkiye Cumhuriyeti tüm kurumlarıyla tek ses olarak, İsrail’in durdurulması ve ateşkesin sağlanması yönündeki tavrını uluslararası camiada açıkça ilan etmektedir. Milletimizin kalbi de masum Gazze halkıyla birliktedir. Refah’tan gelen görüntüleri hiçbir zaman unutmayacak ve yaşanan katliamın faillerinin hak ettikleri cezaya çarptırılmaları için çaba sarf etmeye aralıksız devam edeceğiz. Netanyahu ve çetesi, insanlık vicdanında mahkum edildiği gibi uluslararası mahkemeler önünde de yaptıklarının hesabını verecektir” ifadelerine yer verildi.
‘İSRAİL YÖNETİMİ TAMAMEN YALNIZLAŞTIRILMALI’
Ayrıca, TBMM’nin uluslararası camiada Filistin’i desteklemeye devam edeceği hatırlatılarak, şöyle denildi:
“TBMM olarak, İsrail’i durdurmak adına tüm dünya milletlerine ve meclislerine sesleniyoruz. Uluslararası toplum ve devletler, Filistin’in tanınması gibi hakkaniyetli ve zorunlu adımları atmaya süratle devam etmeli ve İsrail yönetimi tamamen yalnızlaştırılmalıdır. Esas gaye, Filistin halkının insan haysiyetine uygun bir hayata kavuşturulmasıdır. Bu sebeple, öncelikle katliamların derhal durdurulması için harekete geçilmelidir. TBMM olarak ilgili tüm kurumlarımızla birlikte, hukuki süreci özenle takip ederek, uluslararası camiada Filistin’e destek sağlamaya devam edeceğiz. Son Refah saldırılarının sorumluları da cezasız kalmayacaktır. Bu vesileyle, BM Güvenlik Konseyi’ni acilen toplanmaya ve İsrail’in saldırılarına son vermesi hususunda karar almaya davet ediyoruz. İnsanlık onuruna ve uluslararası hukuka saygı gösterilerek, masum insanların can güvenliği ivedilikle sağlanmalıdır.”
]]>Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi’nde (NKÜ), Filistin’in Ankara Büyükelçisi Faed Mustafa’nın katıldığı ‘Filistin Meselesi ve Günümüzde Filistin’de Yaşananlar’ konferansı gerçekleştirildi. Tekirdağ Valisi Recep Soytürk, NKÜ Rektörü Prof. Dr. Mümin Şahin, akademisyenler ve öğrencilerin katıldığı konferansta konuşan Büyükelçi Mustafa, Filistin ve İsrail arasında yaşanan sorunun tarihçesini anlatıp, bugün de yaşanan İsrail saldırılarına değindi.
İsrail saldırılarının hedefini anlatan Mustafa, “‘Bu savaşta ne hedefliyor İsrail? Gazze’de yaşayan insanları bu savaşta amacı ve hedefi Sina’ya onları göç ettirmekti. Bizim Gazze’de 2 milyon 400 bin insanımız var. Onların düşüncesine göre Gazze’den 1-1,5 milyon insan Gazze’den mülteci olarak gider ve hiçbir şekilde onları geri almayacaklar. O zaman da muhalif olarak belki kendisi üstün gelir, çünkü 1,5 milyon insandan kurtulmuş olacak. Aynı Gazze’ye uyguladığı gibi Batı Şeria’ya da uygulayarak aynı sistemde devam edecek. Aynı zamanda bir olaydan istifade ederek Batı Şeria’daki insanları Ürdün’e göç ettirmeye çalışmakta. ve bizim insanlarımız ve halkımızın duruşu ve azmiyle, 1948’i tekrar yaşamamak için, onlar yerinde kaldıkça Gazze’yi yaşanmayacak bir yere çevirmek” diye konuştu.
İspanya, Norveç ve İrlanda’nın Filistin’i devlet olarak tanığını söyleyen Mustafa, “Bizi tanıyan ülkelerin sayısı 147’ye çıktı. Geçtiğimiz ayda 4 devlet yine bizi tanıdı. Gelecek günlerde Avrupa ülkelerinden de bazıları bizi tanıyacak. Sadece sahada değil, birçok yönde onlarla savaşıyoruz, hem siyasi, hem diplomatik, hem hukuksal olarak. Bütün işledikleri suçları kayıt altına alıp ve onların yalnız kalmalarına ve köşeye sıkışmaları için elimizden geleni yapıyoruz” dedi.
‘BU SALDIRI 107 YILDIR DEVAM EDİYOR’
Büyükelçi Faed Mustafa, bazı batı ülkelerinin 7 Ekim’deki baskının İsrail’in saldırmasını sebep olduğunu savunduğunu anlatarak, “Biz de diyoruz ki bu savaş yeni başlamadı,107 yıldan beri bütün baskılar, savaşa karşı onlara tepki olarak başladı. Biz her zaman uyardık uluslararası toplumu. Bu kadar baskı, bu kadar katliam yapılacak, illa ki bir gün bir yerde patlayacak. İsrail’in 7 Ekim’de başladığı ve alçak bir şekilde bütün uluslararası hukuklara aldırmadan açık bir şekilde katliam ve soykırım yaptı” diye konuştu.
’36 BİN ŞEHİT VAR, TÜM ALTYAPI ÇÖKTÜ’
Büyükelçi Mustafa, şimdiye kadar 36 bin şehitlerinin olduğunu belirterek, “Şimdiye kadar kaybolanların sayısı 10 binden daha fazladır. 80 bin yaralımız var. Bütün binaların, altyapının yüzde 70’i yok olmuş durumdadır. Hastaneler, okullar ve bütün sivil insanların oturduğu binalar, elektrik, su şebekeleri hepsini hedef aldılar. Ne yazık ki İsrail, Uluslararası Adalet Divanı’na da, uluslararası toplumun bütün kararlarını göz ardı ederek, kendini bütün kanunların üstünde görerek devam ediyor bu kalleşçe hareketine” dedi.
]]>Kamu Birliği Konfederasyonu üyeleri, İsral’in Filistin’e yönelik saldırılarını protesto etmek için İsrail Büyükelçiliği konutu önünde toplandı. Ellerinde İsrail saldırılarını protesto eden pankartlar taşıyan üyeler, konutun önüne siyah çelenek bırakarak, basın açıklaması yaptı. Konfederasyon üyeleri adına açıklamayı okuyan TEÇ-SEN Genel Başkanı Ümit Demirel, şunları söyledi:
“Bu açıklamayı Filistin’de işlenen vahşeti, soykırımı, katliamı çocukların, bebeklerin, masumların vahşice öldürüşlerini önleyemeyen, durduramayan insanlık adına utanarak yüzümüz kızararak yapıyoruz. Filistin’de, 7 Ekim’den itibaren bütün dünyanın gözü önünde çoluk çocuk demeden bebekler, anneler, babalar, yaşlılar, gençler, engelliler, kalbi atan, canlı olan herkes ve her şey katlediliyor. Filistinli halk, canice, soykırıma uğruyor ve yok ediliyor. Dile kolay 15 binin üzerinde bebek, çocuk katledildi. 35 bin masum Filistinli hayattan koparıldı. 80 binden fazla Filistinli yaralandı. Hastaneler, ibadethaneler yaşam alanlarının tamamı yok edildi. Filistin’in neredeyse tamamı enkaza döndü. Abluka nedeniyle zaten bir açık hava hapishanesi olan Filistin bir çocuk mezarlığına çevrildi. Yangın malzemesi götüren kamyonlar, gıda sırası bekleyen masum siviller bombalandı. En son Filistinli masum halkın sığındığı sıkıştırıldığı, hapsedildiği ve güya güvenli bölge denilen Refah Çadır kampı da İsrail tarafından acımasızca bombalandı. Çocukları kurtarın. Savaşı durdurun.”
“Netanyahu’yu ne zaman durduracaksınız”
İsrail’in Filistin’de yürüttüğü savaşa karşı İslam ülkeleri liderlerini adım atmaya çağıran Demirel, şöyle devam etti:
” Filistin’de güvenli bölge bırakmadılar. Utanmadan, sıkılmadan, teknik bir hata olduğunu söyleyen eli kanlı Netanyahu’yu bu gözü dönmüş katile destek veren timsah gözyaşı döken emperyalist ülkeleri ve liderlerini tüm kalbimizde lanetliyoruz. Yaşattıklarınızı yaşamadan ölümü tatmayın inşallah. Sessizliğe bürünen İslam ülkeleri yöneticilerini de adım atmaya davet ediyoruz. Şimdi soralım. Sadece Filistin’i değil, tüm insanlığı hedef alan dünyanın gözü önünde Hitler varisi soykırım ve katliam yapan bu eli kanlı Netanyahu’yu ne zaman durduracaksınız Birleşmiş Milletler neredesiniz? Uluslararası toplum neredesiniz? İslam ülkeleri neredesiniz? İslam İşbirliği Teşkilatı neredesiniz? Gün susma günü değildir. Gün kafamızı kuma gömme günü değildir. Gün soykırıma, vahşete, yıkıma, talana sessiz kalma günü değildir. Savaşı durdurun çocuklarımızı kurtarın.
“Savaşı durdurun, çocukları kurtarın”
Zalimlerin acımasız olduğu, mazlumların çaresiz kaldığı dünyaya tekrar tekrar haykırmak istiyoruz. Çocuklar uyurken sessiz olunur, ölürken değil. İnsanlığın binlerce yıldır ürettiği tüm değerleri, kuralları İsrail yok ediyor, açık açık insanlık suçu işleniyor. Bu savaşın bitmesi için daha kaç bin Filistinli bebek, çocuk, anne, baba yaşlı ölmesi gerekiyor? Savaşı durdurup çocukları kurtarın. Kamu Milli Konfederasyonu olarak bugüne kadar işlenen soykırıma, katliama ve vahşete biz sessiz kalamıyoruz. Kulaklarımızı tıkamıyoruz, görmezden gelemiyoruz, susmuyoruz. İsrail Büyükelçiliği önüne siyah kelep bırakıyoruz ve diyoruz ki: Savaşı durdurun. çocukları kurtarın.”
]]>(ANKARA) – CHP’nin Gölge Kabinesinin Dışişleri Bakanı İlhan Uzgel, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ile görüşmesine ilişkin, “Yapıcı ve tamamlayıcı bir diplomasi önerdik. Dış politika alternatifi de önerdik. Dolayısıyla bu kanalları çalıştırmamızın iyi olacağı konusunda mutabakata vardık. Her türlü itirazımızı dile getirdik. Kendisini buraya davet ettik. ‘Gelip Genel Başkanımıza bilgi verebilir’ dedik. ‘Biz yurt dışı seyahatlerimizde önceden bilgi alabiliriz ve sonra da önemli konularda, o görüşmelerle ilgili gelişmeleri sizinle de paylaşabiliriz’ dedik. Bunu da pozitif karşıladığını söyleyebilirim” dedi.
CHP Genel Başkan Yardımcısı İlhan Uzgel ile Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, 24 Mayıs Cuma günü ikili bir görüşme gerçekleştirdi. Uzgel, yaklaşık bir saat süren görüşmenin detaylarını ANKA Haber Ajansı’na anlattı. Uzgel, şunları söyledi:
“Tüm protokol kurallarına uyulan, samimi, uzun bir görüşme oldu”
“Bu görüşmenin çıkış noktası ve genel çerçevesi, Genel Başkanımızın 2 Mayıs’ta Sayın Cumhurbaşkanı ile yaptığı görüşmede çizilmişti. Orada Genel Başkanımız gölge bakanlar arasında bir diyalog kapısının açılmasının iyi olacağını söylemişti. Cumhurbaşkanı bunu olumlu bulduğunu söyledi. Dış politika konusunda tabii daha hassas yönler var. Türkiye ve dünyayla ilişkileri konuşuyorsunuz. Bazı konularda bilgilendirmeye ihtiyaç duyuyoruz. Bu geçmişte yapılmış. Biz yine bu uygulamanın, bu pratiğin yeniden başlatılması gerektiğini savunuyorduk. Hakan Fidan beni gayet iyi karşıladı. Bütün protokol kurallarına uyulduğunu burada ifade etmek isterim. Çok samimi, verimli bir görüşme oldu. Yani yapmak istediklerimizi, söylemek istediklerimizi söyledik. Uzun bir görüşme oldu. Çok samimi davrandı. Söylediklerimizi gayet iyi fark etti, anladı, not aldı. Yapılabilecek olanlar konusundaki görüşlerini dile getirdi.
“Kendisini buraya davet ettik”
Tabii en önemli husus bizim için bir kanalın açılması önemli dış politika konularında. Ki bu bizi de ilgilendiriyor. Sonuçta dört yıl sonra seçim olacak. Seçimlerde AKP olmayabilir. Ama bazı konular yıllarca sürüyor, onlarca yıl süren dış politika konuları var, sorunları var. Dolayısıyla bu bu noktalarda hem izlenen politikanın detayı nedir hem de biz nasıl katkı verebiliriz bazı noktalarda? Yalnızca eleştirmek için var değiliz. Yapıcı ve tamamlayıcı bir diplomasi de önerdik. Dış politika alternatifi de önerdik. Dolayısıyla hani bu kanalları çalıştırmamızın iyi olacağı konusunda mutabakata vardık. Türkiye’de normalleşme ama dediğim gibi bu şöyle de algılanmasın; körü körüne AKP’nin siyasetine angaje olma şeklinde değil, her türlü itirazımızı mesela Dışişleri Teşkilatını Güçlendirme Vakfı konusundaki bütün itirazlarımızı dile getirdik. Kendisiyle görüşürken de dile getirdim bunu. Dolayısıyla da itiraz edeceğimiz şeyleri net olarak ortaya koyup ama Türkiye’nin genelini, uzun vadeli çıkarlarını ilgilendiren konularda da elimizden ne geliyorsa çünkü ‘bunun hükümetle ilgisi yoktur, Türkiye’nin bütünüyle ilgisi vardır’ anlayışından hareket ederek bunlar da tamamlayıcı, destek olucu yerine ama bunun için de bizim önceden bazı kritik konularda bilgilendirilmemiz gerektiğini söyledik. Kendisini buraya davet ettik. ‘Gelip Genel Başkanımıza bilgi verebilir’ dedik. ‘Biz yurt dışı seyahatlerimizde önceden bilgi alabiliriz’ dedik. ve sonra da önemli konularda, o görüşmelerle ilgili gelişmeleri, edindiğimiz izlenimleri sizinle de paylaşabiliriz’ dedik. Tabii bunu da pozitif karşıladığını söyleyeyim.”
“Hükümetin alan açmasına ihtiyaç duymuyoruz CHP’ye yurt dışında çok fazla ilgi var”
Uzgel, “Görüşmede, CHP’nin Türkiye’yi dış politikada temsili için hükümetin temasları kolaylaştırıcı alan açması talebiniz oldu mu” sorusuna şu yanıtı verdi:
“Buna çok fazla ihtiyaç duymuyoruz. CHP’ye artık yurt dışında çok fazla ilgi var. Çünkü birinci parti oldu. Mesela dün akşamki büyükelçiler yemeğinde de bunu çok net gördük. Ben kendi yurt dış gezilerimde de 31 Mart seçimlerinden sonra, Genel Başkan da gezilerinde de bu değişimi gayet net görüyoruz ve hissediyoruz. Bize gelip ‘Nasıl başardınız’ diye soran çok sayıda uzman siyasetçi oluyor. ‘Biz hangi teknikleri kullanalım’ diye danışanlar oluyor. O yüzden zaten CHP’nin bu konuda eli çok güçlü.
“AB büyükleçileri, kafalarındaki bütün soruları Genel Başkan’a sordular”
İlhan Uzgel, Genel Başkan Özgür Özel’in Avrupa Birliği (AB) Büyükleçileriyle dün akşam yaptığı görüşmeye ilişkin şu bilgileri verdi:
“Çok verimli bir görüşme oldu. Katılım bir defa çok yüksekti ve çok üst düzeydi. Bu açıdan önemliydi bizim için. Görüşme verimli oldu. Çünkü AB ülkelerinin büyükelçileri aşağı yukarı kafalarındaki bütün soruları, konuları açtılar, Genel Başkan’a sordular. Birinci ağızdan gayet net, samimi cevaplar aldılar. O yüzden samimi bir ortamda her şeyin konuşulduğu, tartışıldığı; Türkiye’nin iç politikasına dair gelişmelerin, dış politikasıyla ilgili konuların ele alındığı bir toplantı oldu.”
” Filistin’in devlet olarak tanınması konusu gündeme geldi”
Uzgel, “İsrail-Filistin arasındaki savaş ve Filistin’in bir devlet olarak tanınması konusu gündeme geldi mi” sorusunu şöyle yanıtladı:
“Geldi. Genel Başkanımız zaten bütün uluslararası ortamlarda, göreve geldiğinden bu yana -zaten kasımda kurultay olduğunda Gazze saldırısı devam ediyordu- aşağı yukarı her yerde bu konuyu gündeme getiriyor. Almanya’da, Berlin’de Sosyal Demokrat Parti Kongresi’nde ki Almanya’nın bu konudaki tutumu biliniyor, yani Alman Başbakanının gözünün içine bakarak Gazze’de yapılan katliamı kınadı, rahatsızlığını dile getirdi. Dün akşamki yemekte de hem Filistin’i tanıyan İspanya, İrlanda ve Norveç’i tebrik etti. Bundan duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Hem de savaşın durdurulması için daha dayanışmacı, daha etkili önlem alınması için çağrıda bulundu.”
Schengen vizesi sıkıntısı…
Türk vatandaşlarının yaşadığı Schengen vizesi krizinin de toplantıda gündeme geldiğini belirten Uzgel, “Bunu zaman zaman dile getiriyoruz. Hatta en son Alman Cumhurbaşkanı geldiğinde de kendisine bu sıkıntıları ilettik. Orada da kısaca buna değinildi. En azından böyle bir rahatsızlığı Türkiye’nin ana muhalefet partisi olarak bizim de paylaştığımızı, gayet net bir dille kendilerine ilettik” dedi.
“AKP Hükümeti ikiyüzlü davranmasın…”
Uzgel, İsrail’in Refah’ta çadır kenti vurduğu son saldırıya ilişkin de şunları söyledi:
“Korkunç bir katliam. Her noktasına itiraz ediyoruz. Evet, Hamas’ın eylemini kınadık 7 Ekim’de. Ama bu yapılanın insanlıkla hiçbir ilgisi yoktur. İnsanları Gazze’nin kuzeyinden güneyine doğru süreceksiniz. ‘Bakın, buralar güvenli bölge’ diyeceksiniz. ve ondan sonra oraya götürüp sivilleri bombalayacaksınız. ve bunu da ‘Hamas ile, terörizmle mücadele’ kılıfı altında yapacaksınız. Batı dünyası, Netanyahu’yu çok şımarttı. Şimdi de kontrol edemiyorlar. Onlar da şikayetçi ama ellerinden fazla bir şey gelmiyor. Çünkü sürükleyip götürdü. AKP Hükümeti de ikiyüzlü davranmasın. Daha düne kadar ticaret yoluyla İsrail’in savaş makinesini besleyen ülkelerden biriydi Türkiye. O yüzden de bir taraftan İsrail ile ticareti sürdürüp öte yandan ‘Ah bakın, Gazze’de neler oluyor’ diye ağlamaya hiç gerek yok. Dolayısıyla AKP bu konuda zaten sicili çok iyi bir hükümet değildir.”
“Filistin ziyareti zor bir ziyaret. Çalışmalarımız devam ediyor”
İlhan Uzgel, Özgür Özel’in planlanan Filistin ve Azerbaycan seyahatlerine ilişkin ise şunları söyledi:
“Filistin ziyareti zor bir ziyaret. Tahmin edersiniz ki savaş devam ediyor. ve de Filistin’e gidebilmek için İsrail yolunu kullanmamız gerekiyor. Dolayısıyla hem Genel Başkanın programı hem Sayın Mahmut Abbas’ın programı ve İsrail’den izin gibi üç tane parametre var. Şimdi bunu bazen bir araya getiriyorsunuz. 15 Nisan’da bu oldu. Fakat o sırada İran’ın İsrail’e saldırısı gerçekleşti ve hava sahası kapandı. Dolayısıyla bunun üzerine tekrar çalışmalarımız devam ediyor. Azerbaycan konusu da öyle. Azerbaycan’da seçimler vardı. O konuda da görüşmelerimiz sürüyor.”
]]>Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, partisinin grup toplantısında konuştu. İsrail’in Filistin’e yönelik saldırıları ile sokak hayvanlarıyla ilgili yapılacak düzenlemelere değinen Erdogan, Mayıs 2023’de yapılan genel seçimlerin birinci yıl dönümüne işaret etti. Erdoğan, Erdoğan pazartesi günü yapılacak kabine toplantısı sonrasında, hükümetin bir yıllık karnesini kamuoyuyla paylaşacaklarını söyledi.
Erdoğan, İstanbul’un Fethi’nin 571. yıl dönümünü kutlayarak, “Birileri hala kabul etmese de İstanbul Türk’tür, İstanbul Müslümandır ve ebediyen öyle kalacaktır. Fethe işgal diyenlerin İstanbul’ın duvarlarını ‘Zulüm 1453’te başladı’ diye kirletenlerin haçlı sürülerinden hiçbir farkı yoktur. İstanbul’a şehirlerden bir şehir olarak bakmadık. Bize o kutlu ordunun neferlerinin bize emanetidir. İstanbul bizim göz bebeğimizdir, Ayasofya’yı Fatih’in mirasına uygun şekilde ibadete açtık. Eserlerimizle, hizmetimizle mührümüzü vurduk. Güzelleştirmeye devam edeceğiz” dedi.
“İşaret diliyle ve imalarla konuşmayı bıraksın”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, eski CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun geçtiğimiz günlerde adaylık ve seçimlerle ilgili açıklamalarını eleştirdi. Erdoğan, “Altılı koalisyon masasının cumhurbaşkanı adayının hazır bolca vakti varken, üzerindeki şüphe bulutlarını temizlemesi önemlidir. Gereksiz tartışmaların içine ülkemizi sürüklemek yerine çıksın milletin zihnindeki soru işaretlerini gidersin. İşaret diliyle ve imalarla konuşmayı bıraksın. Her şeyi açık açık itiraf etsin. Biz kimin kimi hançerlediği meselesiyle hiç ilgilenmedik. Ama ucundan kan damlayan o zehirli hançerin, milletimizin saplanmasına da izin vermedik” dedi.
Erdoğan, konuşmasından İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarını da değerlendirdi. Erdoğan şunları söyledi:
Görüntülere bakmaya can dayanmıyor. 15 bin masum çocuktan ne istediniz? Hiç mi değeriniz sınırınız, haddiniz hududunuz yok. İnsanlığa bu kadar mı düşmansınız? Yeryüzünde hiçbir din şu vahşeti meşrulaştırmaz. Dünya bir hastanın, bir manyağın, bir psikopatın Netanyahu denilen kanla beslenen vampirin barbarlığını izliyor hem de canlı yayında izliyor. Ey Amerikan devleti bu kan senin eline de bulaşmıştır. Bu soykırımdan sen de en az İsrail kadar sorumlusun.”
” Gazze’de sadece insanlık değil BM ruhuyla birlikte ölmüştür”
Erdoğan Birleşmiş Milletlere de seslenerek, “21. yüzyılda canlı yayınla tüm insanlığın izlediği bir soykırımı durduramayacaksan sen ne işe yararsın? Eğer dünyanın geleceği beş ülkenin geleceğine kaldıysa ne gerek var o kadar binaya. Gazze’de sadece insanlık değil, BM ruhuyla birlikte ölmüştür. Buradan İslam dünyasına da bir çift sözüm var. Ortak karar almak için daha neyi bekliyorsunuz? Bir avuç terörist İslam coğrafyasının tam kalbinde Müslüman soykırımı yaparken görmezden gelene, sessiz, tepkisiz kalana Allah bunun hesabını sorar” diye konuştu.
” İsrail’e karşı açılan soykırım davasına müdahil olmayı kararlaştırdık”
Erdoğan, Türkiye’nin uluslararası Adalet Divanı’nda İsrail’e karşı açılan soykırım davasına müdahil olmayı kararlaştırdıklarını belirterek, “Elimizdeki tüm belgeleri ve bilgileri muhataplarımıza ulaştırıyoruz. İsrail yönetiminin ve siyonist lobinin adalet divanını ve yargıçlarını açıktan tehdit ederek baskı altına almaya çalıştığını görüyoruz, buna fırsat verilmemelidir” dedi.
“Başıboş köpek sorunumuz var. Bizim bu sorunu köklü şekilde bir çözüme kavuşturmamız şart”
Cumhurbaşkanı Erdoğan sokak hayvanlarıyla ilgili getirilecek yeni düzenlemeye ilişkin ise şunları söyledi:
“Hemen her gün başıboş köpeklerin sebep olduğu ya bir saldırı ya bir yaralanma ya da bir trafik kazası haberi alıyoruz. Gelişmiş hiçbir ülkede olmayan bir başıboş köpek sorunumuz var. Türkiye’de 4 milyon civarında sahipsiz köpek olduğu tahmin ediliyor. Bu sayı asimetrik bir şekilde her yıl katlanarak artıyor. Kuduz tehdidi de bununla beraber büyüyor.
Canlıya insan olsun hayvan olsun her zaman merhametle yaklaşırız. Bizim siyaset ilkemiz belli. Yaratılanı severiz, Yaradan’dan ötürü. Kimse bize merhamet üzerinden ders vermeye kalkmasın. 2004 yılında Hayvanları Koruma Kanunu’nu biz çıkardık. 2021 yılında bu yasada değişiklik yaptık, hayvanları mal statüsünden çıkarıp can statüsüne aldık. Biz köpeğe zarar gelmesin diye başına nöbetçi diken bir peygamberin ümmetiyiz.
Yakala-kısırlaştır metodunu denedik, çözüm olmadı. Bizim bu sorunu köklü şekilde bir çözüme kavuşturmamız şart. Örnekleri inceliyoruz. Gerçek şudur; toplumun büyük bir kesimi bu meselenin bir an önce çözülmesini, sokakların güvenli hale gelmesini istemektedir. Bu çığlığa kayıtsız kalmamız beklenemez.
Mevzuatta yapacağımız değişikle sahipsiz köpeklerin sahiplenilmesini istiyoruz. Barınak olmayan yerlere barınak yapılacak. Sahipsiz hayvanlar bakım evlerinde tutulacak. Sahiplenenler aşılanacak, kısırlaştırılacak, çip takılıp sahibine verilecek. Belediyelerin sürece olumlu katkı sağlamasını bekliyoruz. İstiyoruz ki barınaklara alınan tüm hayvanlar sahiplenilsin. Bunu başarabilirsek bir sonraki adıma ihtiyaç kalmayacağını düşünüyoruz.”
]]>
Destici, partisinin genel merkezinde düzenlediği basın toplantısında, İstanbul’un fethinin 571. yıl dönümünü kutlayarak, dünyada bir çağın açıldığını, bir çağın ise kapandığını söyledi.
Mustafa Destici, “Fethimiz, kutlu ve mübarek olsun. İstanbul’u fethetmek sevgili Peygamberimizin övgüsüne, müjdesine mazhar olmak, Fatih Sultan Mehmet Han’a, onun vezirlerine, kahraman komutanlarına, askerlerine nasip oldu. Başta Fatih Sultan Mehmet Han olmak üzere, fethin bütün mimarlarını rahmetle, minnetle yad ediyorum.” diye konuştu.
Dün İstanbul’da Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerifi’ni ziyaret ettiğini anımsatan Destici, “Ayasofya’nın zincirlerinin 2020’de kırılıp ibadete açıldığını” hatırlatarak, tekrar ibadete açılmasında katkısı olan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başta olmak üzere Danıştaya ve emeği geçenlere şükranlarını sundu.
“Kayıtsız, şartsız ateşkes ilan edilmeli”
Birleşmiş Milletlerin, ABD ve NATO ülkelerinin Filistin konusundaki tavrının hukuktan, insan haklarından, dünya barışından çok sömürgeci devletlerin bölgedeki çıkarlarına hizmet ettiğinin görüldüğünü ifade eden Destici, şöyle konuştu:
“Bizler, ülkemizi ve milletimizi, bize yönelen tehditlerden korumak için güçlü olmalıyız, dikkatli olmalıyız. En önemlisi, terörün içimizdeki uzantılarının yıkıcı faaliyetlerine karşı tavizsiz ve sert tedbirler almaktan da kaçınmamalıyız. Çünkü, devletimizin varlığını, ülkemizin bütünlüğünü, milletimizin birliğini, kardeşliğini, istiklalini ve istikbalini korumak için buna mecburuz. Başka çaremiz yok.”
İsrail’in ateşkes ve esir takası ile ilgili müzakerelerin başlaması için Mısır ve Katar’a teklifte bulunduğunu söyleyen Destici, İsrail’in Gazze’yi bir taraftan bombalayarak masum insanların yanarak ölmesine sebep olduğunu, diğer taraftan da müzakereler için teklifte bulunduğunu kaydetti.
Destici, kayıtsız, şartsız ateşkesin ilan edilmesi gerektiğini vurgulayarak, İsrail tarafından gerçekleştirilen, hiçbir şekilde izah edilemeyen sivil katliamın sona ermesi gerektiğini belirtti.
Hac döneminin başladığına işaret eden Destici, “Bu sene de bu kan, bu işgal, soykırım, devam ederse hacılar, Arafat’a değil, Kudüs’e, Gazze’ye yürüsünler. Taşlamak için bir şeytan mı arıyorlar? En büyük şeytan İsrail’de, Netanyahu’dur, gidip onu taşlasınlar.” diye konuştu.
“En düşük emekli maaşı 17 bin liranın üzerinde olmalı”
Destici, hükümetin en düşük emekli maaşını 12 bin 500 liraya çıkarmayı planladığına ilişkin habere değinerek, 3 Temmuz’da enflasyon oranlarının açıklanmasıyla birlikte emeklilerin durumunun iyileştirilmesine yönelik atılacak adımları desteklediklerini, ancak habere konu olan iyileştirmeyi asla yeterli bulmadıklarını kaydetti.
En düşük emekli maaşının şu anki asgari ücretin altında olmaması gerektiğini savunan Destici, temmuzda “bu yanlışın ve adaletsizliğin ortadan kaldırılması gerektiğini” belirtti. Destici, en düşük emekli maaşının 17 bin liranın üzerinde olması gerektiğini ifade etti.
Esnafın sorunlarına da değinen Destici, esnafın ekonominin olumsuz koşullarından en fazla etkilenen kesim olduğunu belirtti. Destici, hükümetin, esnafın problemleri konusunda çalışma grubu oluşturması, alınacak ekonomik önlemlerin bir karara bağlanması gerektiğini kaydetti.
]]>Salı günü bölgeden gelen sınırlı bilgiler, İsrail ordusunun kent merkezine yaklaştığını ve hakim noktalara asker yerleştirdiğini gösteriyor.
Cezayir, ölümlere son verilmesi çağrısında bulunan bir BM karar tasarısı hazırlayacağını duyurdu.
Daha önceki kararları veto eden ABD, İsrail’in Refah’taki harekâtını hâlâ “büyük bir kara operasyonu” olarak görmediğini belirtti.
Beyaz Saray Sözcüsü John Kirby ise ABD’nin İsrail’in Gazze’nin güneyindeki Refah’a yönelik geniş çaplı bir işgal başlattığına inanmadığını söyledi.
Gazze Şeridi’nde ölümcül ve büyük bir yıkıma neden olan İsrail saldırıları nedeniyle yerlerinden edilmiş yüz binlerce sivil hâlâ Refah’ta kalıyor. ABD Başkanı Joe Biden daha önce Refah’a yönelik tam ölçekli bir işgalin kırmızı çizgiyi aşacağını söylemişti.
Kirby, tam ölçekli kara harekatına karşı tutumlarında herhangi bir değişikliğin olmadığını belirterek, “Büyük birliklerle, çok sayıda askerle sahadaki çok sayıda hedefe karşı bir tür koordineli manevra yaptıklarını görmedik” dedi.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu çadır kente yönelik Pazar günkü saldırıyı “trajik bir hata” olarak nitelendirdi ancak Refah operasyonunu sürdürme sözü verdi.
İsrail ordusu Salı günü, askerlerinin Refah’taki “terör hedeflerine” karşı faaliyetlerini sürdürdüğünü söyledi.
Bölgede kamplarda yaşayan çok sayıda kişi, şehrin batı bölgelerinin gece boyunca yoğun bombardımana maruz kaldığını aktarıyor.
İsrail ordusu Refah’ın doğusundaki sivillere, “genişletilmiş insani bölge” olarak tanımladığı kıyı şeridine gitmeleri çağrısı yapıyor.
Ordu genişleyen kara savaşı için de “Birliklerimiz teröristlerle yakın mesafe çatışmaya giriyor ve bölgedeki terör tüneli şaftlarını, silahlarını ve ek terör altyapısını tespit ediyor” açıklaması yaptı.
Reuters haber ajansı, yerel sağlık yetkililerine dayandırdığı haberde, en az 21 kişinin el-Mawasi’deki çadır bölgesine düşen tank mermileri nedeniyle öldüğünün aktarıldığını bildiriyor.
Hamas kontrolündeki sivil savunma biriminden bir yetkili de Fransız AFP haber ajansına, İsrail’in çadır bölgesine “ölümcül bir saldırı” düzenlediğini söyledi.
Filistin medyasında, çadırlarla çevrili kumlu bir alanda en az beş cesede ait görüntüler yer alıyor.
İsrail ordusu ise El Mawasi’deki ölümlere ilişkin iddiaları yalanladı.
Öte yandan ordu sözcüsü, Pazar günkü yangının Hamas tarafından bölgede depolanan silahların patlaması sonucu çıkmış olabileceğine inandığını söyledi.
ABD’den Refah için ‘sınırlı’ açıklaması
Birleşmiş Milletler, yaklaşık bir milyon kişinin Refah’taki çatışmalardan kaçtığını, ancak birkaç yüz bin kişinin hâlâ bölgede kalmış olabileceğini kaydediyor.
Bölgedeki gazeteciler, binlerce kişinin Salı günü erken saatlerde eşek ve atların çektiği arabalara doluşarak kuzeye doğru ilerlemeye çalıştığını aktardı.
İsrail sivil ölümlerine ve artan uluslararası baskıya karşın Refah konusunda geri adım atmıyor.
ABD Başkanı Joe Biden, Refah’taki siviller konusunda Tel Aviv yönetimini uyarmıştı. Biden ilgili röportajında burada “sınırlı” bir harekat yürütüldüğü görüşünü savunmuştu.
ABD Savunma Bakanlığı, Refah’taki harekatın halen bu şekilde değerlendirildiğini açıkladı.
Hamas son 48 saatte 70’ye yakın kişinin bu bölgede öldürüldüğünü duyurdu.
]]>ANKARA – TBMM Adalet Komisyonu Başkanı ve AK Parti İstanbul Milletvekili Cüneyt Yüksel, “İsrail bir kez daha açıkça göstermiştir ki masum sivilleri katletmekte hiçbir tereddüt göstermemektedir. İsrail, Gazze’deki tüm Filistin nüfusunun varlığına kastetmektedir. İsrail’in soykırım suçunun oluşması için gerekli olan yok etme kastıyla hareket ettiği aşikardır” dedi.
Adalet Komisyonu Başkanı ve AK Parti İstanbul Milletvekili Cüneyt Yüksel, AK Parti Denizli Milletvekili Cahit Özkan ile birlikte TBMM’de basın toplantısı düzenledi. Yüksel, İsrail’in 26 Mayıs gecesi hiçbir askeri hedefle bağdaştırılamayacak şekilde çadır kampına barbarca saldırı düzenlediğini hatırlatarak, uluslararası hukuka ve uluslararası topluma meydan okuduğunu ifade etti. Yüksel, “Saldırıda çoğunluğu kadın ve çocuk olmak üzere en az 45 kişi hayatını kaybetmiş ve çok sayıda kişi de yanmıştır. Bugüne kadar 36 binden fazla Filistinli kardeşimizi şehit eden, 81 binden fazlasını yaralayan soykırımcı caniler, dün de BM tarafından güvenli bölge ilan edilen Refah’ta bulunan bir mülteci kampındaki sivillerin üzerine füze ve bomba yağdırmıştır. An itibarıyla uluslararası haber ajansları İsrail tanklarının yoğun bombardıman yaparak Refah’a girdiğini ve şehrin kalbindeki önemli bir kavşağın kontrolünü ele geçirdiği ifade etmiştir. İsrail bir kez daha açıkça göstermiştir ki masum sivilleri katletmekte hiçbir tereddüt göstermemektedir. İsrail, Gazze’deki tüm Filistin nüfusunun varlığına kastetmektedir. İsrail’in soykırım suçunun oluşması için gerekli olan yok etme kastıyla hareket ettiği aşikardır. Bu saldırılar, Gazze’de siviller için artık güvenli hiçbir yer kalmadığını göstermiştir. Defalarca yerlerinden edilmiş bir milyondan fazla Filistinli her geçen gün daha fazla saldırı, şiddet, yoksunluk, açlıkla giderek daha da küçülen bir toprak parçasına sıkıştırılıyor. İsrail, kendisine uluslararası mecralarda yönlendirilen insanlığa karşı suçlar, savaş suçu ve hatta soykırım suçunu işlemek konusunda eylemlerde bulunmaktan hiç çekinmediğini açıkça bir kez daha ortaya koymuştur” dedi.
Yüksel, sözlerine şöyle devam etti:
“Roma Statüsü m. 7’ye göre ‘insanlığa karşı suç’, sivil nüfusa yönelik yaygın veya sistematik bir saldırının parçası olarak öldürmenin de dahil olduğu kimi eylemlerin işlenmesiyle gerçekleşir ki 26 Mayıs gecesi sergilenen barbarlık tam olarak budur. Roma Statüsü m. 8’e göre ‘savaş suçları’ 12 Ağustos 1949 tarihli Cenevre Sözleşmelerinin ağır ihlalleri, yani ilgili Cenevre Sözleşmesi hükümleri uyarınca korunan kişileri kasten öldürme ile gerçekleşir ki 26 Mayıs gecesi sergilenen barbarlık tam olarak budur. İsrail bu sınır tanımaz vahşi saldırısıyla Gazze halkını askeri operasyonlar öncesinde güvenli bölgelere sevk ettiği yönündeki söylemlerini de bizzat kendisi çürütmüştür. Hiçbir kural tanımazlığını dünyaya en açık biçimde göstermiştir. İsrail’in hukuk tanımazlığı ve uluslararası düzene meydan okumasının tartışılmazlığı bakımından 26 Mayıs gecesi bir başka kırılma noktasıdır. İsrail adeta bir bozgunculuk faaliyetiyle ve tüm kadim insani kuralları hiçe sayarak kolonları zaten çürümüş mevcut uluslararası düzeni dinamitlemektedir. Zira Uluslararası Adalet Divanı daha henüz 24 Mayıs tarihindeki ihtiyati tedbir kararıyla Refah’taki tüm askeri saldırıların durdurulmasına hükmetmişti. Gazzeli sivillerin hedef alınmaması ve savaş suçları teşkil edebilecek eylemlerden uzak bir şekilde operasyonların yürütülmesi yönünde kararlar zaten defalarca alınmıştı. İsrail’in Gazze’deki suçlarını soruşturan bir diğer mahkeme olan Uluslararası Ceza Mahkemesi Savcılık Makamı, 20 Mayıs’ta İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu ve Savunma Bakanı Yoav Gallant hakkında tutuklama talep ettiğini açıklarken insanlığa karşı suçların ve savaş suçlarının işlendiği gerekçesine dayanmıştı. Bu noktada ifade etmeliyim ki UCM Savcılık Makamının özellikle insanlığa karşı suçlardan ‘Toplu İmha (Yok) Etme Suçu’na dayanıp, soykırım suçuna dayanmaması bir eksiklik olarak göze çarpmaktadır. Halbuki insanlığa karşı suçlardan toplu imha etme suçu, soykırım kastının varlığı halinde Roma Statüsünün 6 (c) (Soykırım Suçu) Maddesindeki ‘Grubun fiziksel olarak tamamen veya kısmen yok olmasına yol açacak yaşam koşullarının kasıtlı olarak uygulanması’ eylemini fazlasıyla karşılamaktadır. Bu nedenle UCM Başsavcılığının eksik bir değerlendirme yapmamak adına soykırım kastının varlığını da dikkate alması gerekmektedir.”
]]>Kocaeli Gönüllü Kültür Teşekkülleri Platformu ve sivil toplum kuruluşlarının üyeleri ile vatandaşlar, Türk ve Filistin bayraklarıyla İstasyon Caddesi’nde toplandı.
Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı Tahir Büyükakın, AK Parti Kocaeli milletvekilleri Veysal Tipioğlu, Mehmet Akif Yılmaz ve Radiye Sezer Katırcıoğlu, AK Parti İl Başkanı Şahin Talus’un da katıldığı yürüyüş Sabri Yalım Parkı’nda son buldu.
Kur’an-ı Kerim tilavetinin ardından konuşan Kocaeli Gönüllü Kültür Teşekkülleri Platformu Dönem Başkanı Muhammet Hanefi Akbulut, insanlığın, tarih boyunca görülen en büyük zulümlerden birine şahitlik ettiğini söyledi.
İsrail’in kadın, çocuk, yaşlı ve sivil ayırt etmeksizin Gazze’de soykırım suçu işlediğini belirten Akbulut, “Yaşanan bu işgal ve soykırım, vicdan sahibi yürekleri kanatıyor, başta bölgemiz ve Orta Doğu olmak üzere tüm dünyanın huzuruna kast ediyor. Filistin’de, 15 bin 239’u çocuk, 10 bin 93’ü kadın olmak üzere toplamda 36 bin 50 Filistinli şehit edildi. 80 bin 643 kişi yaralanırken, on binlerce kişi kayıp, kayıp olan insanların İsrail tarafından gömüldüğü toplu mezarlar her gün açığa çıkıyor.” dedi.
Akbulut, Gazze’de 100 binin üzerinde evin tamamen yıkıldığını, 300 binin üzerinde yapının zarar gördüğünü aktararak, 2 milyon sivilin saldırlar sonucu Gazze içerisinde zorla göç ettirildiğini, mesleklerini icra eden, yaşanan soykırımı haberleriyle dünyaya anlatan 140’tan fazla gazetecinin de Siyonist işgalcilerin saldırıları sonucu hayatını kaybettiğini kaydetti.
İsrail’in dün gece yeni bir caniliğe imza attığını dile getiren Akbulut, şunları kaydetti:
“İsrail başarısızlıklarını, verdiği kayıpları, esir edilen askerlerini unutturmak, dünya gündeminden uzak tutmak için Refah’ta onlarca Filistinliyi bombalarla yakarak şehit etmiştir. Tüm Dünya’nın sessizliğinden aldığı cesaretle Siyonistler, insanlıktan uzak halde terör saldırılarını sürdürürken gerçekleşen bu son saldırı sözün bittiği yer olmuştur. Uluslararası Adalet Divanı’nın saldırıları durdurma kararı aldığı Gazze Şeridi’ndeki Refah kentinde yerinden edilen Filistinlilerin çadırlarını bombalayan Siyonistler’in anlayacağı tek dilin güç olduğu da net şekilde bir kez daha ortaya çıkmıştır. Birleşmiş Milletlerin yardım kuruluşlarını terör listesine almak suretiyle Gazze’ye, Refah’a girişini engellemeye hazırlanan işgalci rejim, yeni katliamların haberini vermektedir. Eğer durdurulmazlarsa daha büyük katliamlarla Gazze halkını yok etmeye hazırlanmaktadırlar.”
Akbulut, acil ateşkes çağrısını yinelediklerini vurgulayarak, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Herkes yaşanan bu büyük soykırıma karşı harekete geçmeli. Uluslararası kuruluşlar, sivil toplum ve devletler, işgalci İsrail’in zulümlerinin önüne geçmek için atılması gereken adımları acil şekilde atmalı. Bir an önce İsrail saldırıları durdurulmalı ve acilen ateşkes sağlanmalıdır. Filistin’de on yıllardır zulmeden işgalci İsrail’e karşı gereken yaptırımlar derhal uygulanmalıdır. Tüm dünya ülkeleri ve halkları bir araya gelip tepkisini ortaya koymalıdır. İsrail, hukuksuz işgal hareketi ve katlettiği insanlar için uluslararası hukuk önünde ve tüm dünyanın vicdanında hapsedilmelidir. Güvenli bölge ilan edilen kadınların, çocukların, yaşlıların bulunduğu çadır kenti vurmak insanlıktan uzak vahşilerin kanlı ve kalleş yüzünü bir kez daha ifşa etmiştir.”
Program edilen duanın ardından sona erdi.
Zonguldak
Zonguldak’ta da üniversite öğrencileri ve sivil toplum kuruluşlarının üyeleri, İsrail saldırısı altındaki Gazze’ye destek için yürüdü.
Kent merkezindeki Madenci Anıtı önünde bir araya gelen grup, Filistin ve Türk bayrakları ile “Sessiz kalma, soykırıma ortak olma”, “Çocuklardan ve adaletten tarafız”, “Müslüman zulme boyun eğmez” yazılı dövizlerle Valilik binası önüne kadar yürüdü.
Grup adına basın açıklamasını okuyan Ensar Yılmaz, yaşanan soykırımı insanlara duyurmak istediklerini söyledi.
Yılmaz, 8 aydır yaşananları duymayan, görmeyen, bilmeyenin kalmadığına işaret ederek, “Vahşice katledilen bebeklerin, kadınların, çocukların ve beli bükülmüş ihtiyarların feryatlarını ve çaresizliklerini bırakın insanları, dağlar, taşlar, ağaçlar, masum hayvanlar ve gökteki yıldızlar bile duydu ve gördü.” şeklinde konuştu.
Refah’ta çadırlarda yaşamak zorunda kalanların yakılarak katledildiğini vurgulayan Yılmaz, “Söz zamanı bitti. Kelimeler tükendi. Cılız kınama mesajlarınızı kimse ciddiye almıyor. Hiç kimsenin kalbini soğutmuyor. İşgalci varlığını tedirgin dahi etmiyor. Kınama, zayıf ve çaresizlerin söylemidir ama ordulara sahip olanlar kınamaz. Tanklara, uçaklara, SİHA’lara, füzelere sahip olanlar kınamaz. Onlar gereğini yaparlar. Zulmedenlerin kanlı ellerini kuruturlar.” ifadesini kullandı.
Tekbir getiren ve Gazze’ye destek sloganları atan grup, sahil girişinde de bir süre devam ettirdikleri eylemi daha sonra sonlandırdı.
]]>BBC News Diplomasi Muhabiri James Landale, bu tartışmaların arka planını analiz ettiği yazıda farklı ülkelerin olası senaryolara nasıl yaklaştığını inceliyor:
“Yarından Sonra” kulağa bir filmin ya da romanın başlığı gibi gelebilir. Ancak diplomatlar ve politika yapıcılar için bunun tek bir anlamı var; bu da Gazze’de savaş sona erdikten ‘sonraki günü’ ifade ediyor.
Çatışmanın yoğunluğu ve umudun yokluğu göz önüne alındığında, böyle bir düşünce şaşırtıcı, hatta iddialı bile görünebilir.
Ancak Gazze’de silahlar sustuğunda ne olabileceği ve ne olması gerektiği tartışmalarına artan bir ilgi var.
AB Dışişleri Bakanları bugün Brüksel’de Arap Birliği Genel Sekreteri’nin yanı sıra Ürdün, Mısır, Katar, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’nden (BAE) mevkidaşlarıyla tam olarak bu konuyu görüşecekler.
Orta Doğulu ve Batılı ülkeler arasında müzakereler ve planlar yapılıyor. Pek çok kişi Kasım ayında yapılacak ABD Başkanlık Seçimleri öncesindeki fırsat penceresinin kapandığının farkında.
Ancak tüm bunlara rağmen neyin ne zaman olması gerektiği konusunda çok az fikir birliği var gibi görünüyor.
Bu hafta Filistin devletini resmen tanıyacak olan üç Avrupa ülkesinin ( Norveç, İspanya ve İrlanda) odağında iki devletli çözüme ilişkin tartışmayı yeniden canlandırmak var. Bu konu yıllardır siyasetçiler için sözden öteye geçmeyen bir slogan olarak kaldı.
Siyasi bir “sonraki gün” müzakeresinin ateşkese ve rehinelerin serbest bırakılmasına imkan tanıyacağı ümit ediliyor. İrlanda Başbakanı Simon Harris, “Barışa giden tek yol siyasidir” demişti.
İngiliz bakanlarsa savaş sonrası Gazze’nin yönetimine yardımcı olabilmesi için Filistin Yönetimi’nin en iyi şekilde nasıl desteklenebileceği konusuna odaklanıyor.
İngiltere Dışişleri Bakanı David Cameron bu hafta Lordlar Kamarası’nda yaptığı konuşmada, İsrail’e Filistin Yönetimi’nin gelirlerini alıkoymayı durdurması konusunda baskı yaptığını söyledi.
İsrail sadece Filistin Yönetimi’e vergi gelirlerini vermemekle kalmıyor, aynı zamanda İsrail’in aşırı sağcı Maliye Bakanı Belazel Smotrich Filistin bankalarını İsrailli muadillerine erişimini engellemekle tehdit ediyor.
Diğer yandan İngiltere Hazinesi’nin Filistin Yönetimi için yeni mali ve teknik destek yöntemleri hazırlaması bekleniyor.
Ancak hükümet içinde, İngiltere’nin bir Filistin devletinin nasıl kurulacağına ilişkin düşünceleri konusunda daha açık olması gerektiğini savunanlar da var.
Üst düzey bir kaynak bana, “Bir zaman çizelgemiz eksik. Başlangıç noktasında hemfikiriz: Savaşı durdurmak. Ve bir Filistin devletinin kurulması konusunda da hemfikiriz. Ancak oraya nasıl kalıcı bir şekilde ulaşacağımız belli değil. Eğer bunu belirlemezsek önümüzdeki 70 yıl boyunca bu sorunla uğraşacağız” dedi.
İsrail’den de farklı sesler yükseliyor.
Savunma Bakanı Yoav Gallant, Binyamin Netanyahu’nun savaş sonrası bir plan hazırlamayı reddetmesini kınayarak, “‘Hamas’tan sonraki gün’ ancak Filistinli birimlerin uluslararası aktörler eşliğinde Gazze’nin kontrolünü ele geçirmesi ve Hamas yönetimine alternatif bir yönetim oluşturmasıyla başarılabilir” dedi.
Savaş kabinesi üyelerinden Benny Gantz bir adım daha ileri giderek, Netanyahu’yu 8 Haziran’a kadar altı maddelik bir planı kabul etmemesi halinde hükümetten istifa etmekle tehdit etti. Plan, Gazze’nin askerden arındırılmasının ardından burada bir ABD, Avrupa, Arap ve Filistin ortak yönetiminin kurulmasını içeriyordu.
İki eski generalin de odak noktası siyasi olmaktan çok askeri.
Uzun vadede Gazze’yi İsrail ordusunun yönetmesinden kaçınmak istiyorlar; Gallant, bunun İsrail’in ağır bir bedel ödeyeceği “tehlikeli bir yol” olacağını söylemişti
ABD de bu görüşü paylaşıyor. Amerikan Dışişleri Bakanı Antony Blinken geçen hafta Senato’da yaptığı konuşmada, “Sadece Gazze’deki çatışmanın mümkün olan en kısa sürede sona ermesi değil, aynı zamanda İsrail’in Gazze’nin nasıl yönetileceği, güvenliğinin sağlanacağı ve yeniden inşa edileceği konusunda net bir planı ortaya koyması da zorunludur” dedi.
ABD ayrıca, kısa vadede Gazze’de güvenliği sağlayabilecek uluslararası bir güç üzerinde anlaşmaya varmaları için Arap devletlerine baskı yapıyor.
ABD kendi askerlerini sahaya sürmek yerine Mısır, Ürdün, Fas, Bahreyn ve BAE gibi ülkelerin bu görevi yapmasını istiyor.
Ancak diplomatlar, bu ülkelerin yalnızca Batı’nın Filistin devletini tanıması, iki devletli çözüme giden üzerinde anlaşmaya varılmış bir yol bulunması durumunda katılacaklarını açıkça belirttiklerini ve bir tür Filistin liderliğinin daveti üzerine geldiklerini söylüyor.
Türkiye’nin nasıl bir rol oynayabileceği de tartışılıyor
Bir Arap diplomat bana “Sonraki gün’ siyasi süreçten ayrılamaz, kapsamlı bir paketin parçası olmalıdır. Siyasi bir süreç olmadıkça kimsenin ayağı yere basmayacaktır” dedi.
Bazı Arap ülkeleri, ABD’nin İsrail ile Suudi Arabistan arasındaki normalleşme sürecine gereğinden fazla odaklandığını savunuyor. Bunun, İsrail’in anlaşmasını daha geniş bir siyasi çözüme ulaştırmanın anahtarı olabileceğini kabul ediyorlar, ancak bunun bazı ABD’li yetkililer tarafından fazlasıyla “sihirli bir kurşun” olarak görüldüğünden şüpheleniyorlar.
Ayrıca ABD’nin İsrail için “sonraki gün” konusunda daha fazla düşünmesi; Filistin yönetimindeki Gazze için halk desteğini kazanabilecek ılımlı seslerle daha yakın temasa geçmesi gerektiğini düşünüyorlar.
Türkiye’nin savaş sonrası bir tür anlaşmaya varmak için Hamas üzerindeki nüfuzunu kullanarak nasıl bir rol oynayabileceği de tartışılıyor.
Nihayetinde herhangi bir anlaşmanın önündeki en önemli engel Binyamin Netanyahu’nun kendisi.
Filistin Yönetimi’nin herhangi bir rolüne kategorik olarak karşı çıkmak dışında bu konuyu tartışmayı reddediyor. Hükümetinin uzun vadeli İsrail işgalinden yana olan aşırı sağcı üyelerini rahatsız etmekten çekiniyor. Ancak İsrail başbakanın üzerindeki baskı artıyor ve bir gün seçim yapmak zorunda kalabilir.
Batılı bir diplomat, “Risk, ‘sonraki gün’ planının olmaması. İsrail Refah’a operasyonu sürdürebilir, Hamas hâlâ orada olabilir, başka bir Refah da olabilir. Askeri harekât aylarca sürebilir” dedi.
]]>İSRAİLLİLER YİNE SOKAKLARA DÖKÜLDÜ
İsrailli esirlerin getirilmesi için anlaşma imzalanması çağrısının yapıldığı, Netanyahu hükümetine karşı her hafta cumartesi günü düzenlenen protestolar, bu hafta da geniş katılımla devam etti. Hükümet karşıtı gruplara katılan on binlerce kişi, esirlerin geri getirilmesi konusunda siyasi iradenin kayıtsızlığını eleştirerek, ülke tarihinin “en sağcı hükümetinin” istifasını ve erken seçimlere gidilmesini istedi.

GÖSTERİLER ÜLKE GENELİNE YAYILDI
Gösteriler, başkent Tel Aviv başta olmak üzere Batı Kudüs, Hayfa ve Netanyahu’nun konutunun bulunduğu kuzeydeki Kayserya kenti ile pek çok farklı noktada düzenlendi. Tel Aviv’deki protestoların adresi, Netanyahu hükümetinin yargı düzenlemelerine karşı yapılan gösterilerde sembolleşen, polisin demir bariyerlerle kapattığı Kaplan Caddesi oldu.

“NETANYAHU SEN SUÇLUSUN”
İsrail bayrakları taşıyan binlerce protestocu, Başbakan Netanyahu ve hükümetindeki siyasetçiler aleyhinde pankart, afiş ve dövizler taşıdı, caddede kurulan platformda hükümeti eleştiren konuşmalar yapıldı. Esirlerin bir an önce evlerine dönmesi çağrısı yaparak davullar ve düdükler çalan protestocular, “Hepsi hemen eve!”, “istifa şimdi” yazılı dövizler taşıdı, Netanyahu’yu suçlayan sloganlar attı. Göstericiler, “Netanyahu esirleri serbest bırak!”, “Sen baştasın, sen suçlusun”, “Kanlı başbakanın elinde kan var” diye bağırdı.

NETANYAHU’NUN EVİNİN ÖNÜNDE DE PROTESTOLAR VAR
Sahil kenti Hayfa’nın yanı sıra kuzeyde Kayserya kentindeki Netanyahu’nun şahsi konutunun çevresinde de yüzlerce gösterici İsrail bayrakları, meşaleler, davul ve düdüklerle toplandı. Göstericiler, “Sen baştasın, sen suçlusun!” sloganları atarak hükümetin istifasını ve erken seçim talep etti. Netanyahu, İsrail ve uluslararası kamuoyunda siyasi nedenlerle Hamas ile esir takası anlaşması yapmamakla suçlanıyor.

HAMAS, ATEŞKES ÖNERİSİNE ONAY VERMİŞTİ
Hamas Hareketi Siyasi Büro Başkanı İsmail Heniyye, 6 Mayıs’ta Katar ve Mısır’a, Gazze Şeridi’nde ateşkes anlaşmasına ilişkin önerilerini onayladığını bildirmişti. Hamas’ın Katar ve Mısır tarafından iletilen “ateşkes önerilerine” onay verdiğini duyurmasının ardından İsrail Savaş Kabinesi, Refah’ta saldırılara devam kararı almıştı.

İSRAİL, REFAH’A SALDIRIYOR
İsrail ordusu, 7 Mayıs’ta Refah’ın doğusuna kara saldırısı başlatmış Mısır’a açılan sınır kapısı Refah’ın Filistin tarafında kontrolü ele geçirmişti. İsrail ordusunun işgal ettiği bölge Gazze’ye insani yardımların girişinde ana geçiş noktası olan ve Gazze Şeridi’ndeki Filistinlilerin yurt dışına seyahat etmek için kullandıkları tek geçiş noktası Mısır sınırındaki Refah Sınır Kapısı’nı da içeriyor. İsrail ordusu, Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Cibaliye bölgesine de yeniden karadan saldırı başlatmıştı.

GAZZE ŞERİDİ’NDE CAN KAYBI 35 BİNİ AŞTI
İsrail Savaş Kabinesi Üyesi Benny Gantz, Netanyahu, 6 Haziran’a kadar savaşa ve sonrasında Gazze’nin idaresine ilişkin bir strateji açıklamazsa partisiyle koalisyondan çekilme tehdidinde bulunmuştu. İsrail’in 7 Ekim’den bu yana Gazze Şeridi’ne düzenlediği saldırılarda 15 binden fazlası çocuk, 10 bini kadın olmak üzere 35 binden fazla Filistinli öldürüldü, en az 79 bin Filistinli yaralandı. Enkaz altında halen binlerce ölü olduğu bildirilirken, halkın sığındığı hastane ve eğitim kurumları hedef alınarak sivil altyapı da tahrip ediliyor.
]]>Bunlardan biri yardımlar.
Bazı İsraillilerin, Kerem Şalom ana geçiş noktasından Gazze’ye giren yardım kamyonlarını protesto etmeye başlamasından aylar sonra mücadele, rakip aktivist grupların yardım konvoylarını engellemek veya korumak için çabaladığı diğer önemli kavşaklara da sıçradı.
Son haftalarda sosyal medya, yardım kamyonlarının engellendiği ve yağmalandığına dair görüntülerle doldu.
İşgal altındaki Batı Şeria’da yaşayan Yahudi yerleşimciler de dahil olmak üzere sağcı aktivistler düzinelerce video paylaştı. Bunlarda, aralarında çok küçük çocukların da bulunduğu kalabalığın yere yiyecekleri fırlattığı ve yardım kutularının üzerine bastığı görülüyor.
Bir aktivist, “Yardımın durdurulması önemli” diyor. “Kazanmamızın tek yolu bu. Rehinelerimizi geri almamızın tek yolu bu.”
Birçoğu, İsrailli rehineler serbest bırakılana kadar Gazzelilere yardımın ulaştırılmaması gerektiğini ve Gazze’ye yardımın sadece savaşın uzamasına hizmet ettiğini savunuyor.
Videoların birinde, bir grup coşkulu protestocu yağmalanmış bir kamyonun üzerinde dans edip kutlama yapıyor.
Bir diğerinde ise el konulmuş kamyonlardan biri alevler içinde görülüyor.
Diğer videolar, İsraillilerin Kudüs’te kamyonları durdurduğunu ve sürücülerinden Gazze’ye yardım taşımadıklarını kanıtlayan belgeler istediklerini gösteriyor.
Yüzleri görünüyor ve yaptıklarının cezasız kalacağını düşünüyor gibiler.
Batı Şeria’da Gazze’ye mal taşımayan en az iki sürücü araçlarından indirilerek dövüldü.
Filistinli tır şoförleri travma yaşadıklarını söylüyor.
Adel Amro BBC’ye “Geçiş noktasına ulaşmaktan korkuyorum” diyor.
“Öleceğimden korkuyorum.”
Amro, saldırıya uğradığında ticari olarak satın alınan malları Batı Şeria’dan Gazze’ye taşıyordu. Hedef alınan diğer sürücüler, Ürdün’den gelen yardımları taşıyordu ve Gazze’ye ulaşmadan önce Batı Şeria ve İsrail’i geçmeleri gerekiyor.
“Yerleşimcilerin saldırganlığından korktuğumuz için artık ana yollardan uzaktaki yan yolları kullanıyoruz” diyor.
İsrailli Yahudi ve Arap aktivistler saldırılara karşı bir arada
Bir dizi saldırının belgelenmesinin ardından bazı İsrailliler karşı harekete geçti.
Barış aktivistleri, saldırı düzenleyenlerin hareketlerini sosyal medya üzerinden takip etmeye ve önemli geçiş noktalarında konuşlanmaya başladı.
Kamyonların Batı Şeria’nın güneyinden İsrail’e girdiği Tarkumiye kontrol noktasında, ‘Standing Together’ grubunun üyeleri artık düzenli nöbet tutuyor.
Tarkumiye son zamanların en hazin saldırılarından birine sahne oldu.
Standing Together’ın kurucularından Suf Patishi, “Gazze’deki insanlar açlıktan ölüyor ve yardımın Gazze’ye ulaşması gerekiyor” dedi.
Konvoylara yönelik son saldırılarla ilgili olarak, “İsrail toplumu bu eylemlere karşı olduğunu yüksek sesle ve net bir şekilde dile getirmeli” diyor.
“Açlıktan ölmemeyi istemek, büyük bir talep değil.”
Grupta, İsrail’in her yerinden Yahudiler de Araplar da var.
Hayfalı İsrailli Arap Nasır Odat için Tarkumiye’ye gitmek, 7 aydan uzun bir süre boyunca Gazze’deki savaşı çaresizce izledikten sonra kendisini yararlı hissetmesi için bir fırsat sağlamış.
“Kendimi daha güçlü hissediyorum” diyor. “Nihayet yardım edebileceğim bir şey var. Açlıktan ölmek üzere olan bu insanlara yardım etmek.”
Kavşağın ortasında, yakıcı güneşten palmiye ağaçlarının altında durarak korunan barış aktivistlerine, yoldan geçen kamyon sürücüleri minnettarlıkla el sallayıp korna çalıyor.
Sağcı göstericilerden oluşan küçük bir grup da orada, ancak Patishi’nin gönüllülerinin sayısı onlardan oldukça fazla.
Taraflar farklı görüşlerini karşılıklı tartışıyor ve tartışma gittikçe hararetleniyor.
Polis memurları, kavga çıkması durumunda ayırmaya hazır bir şekilde yakınlarda duruyor.
Barış aktivistleri, Benjamin Netanyahu hükümetinin en sağcı üyelerinden biri olan Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir’in kontrolündeki polis teşkilatını, saldırıları durdurmak için pek bir şey yapmamakla suçluyor.
Yerleşimcilerin yetkililerden yardım aldığına dair kanıtların bulunduğunu söylüyorlar ve buna örnek olarak yardım kamyonlarına saldırı düzenleyen grupların polis ve ordudan yardım talep ettiği ve bu taleplerin kabul gördüğü mesajlara dikkat çekiyorlar.
Patishi, “Saldırıların meydana geldiği bölgelerde çoğu zaman polis de vardı, ancak onları harekete geçmeye zorlayacak kimse yok” diyor.
“Ve bu çok üzücü çünkü polis kanunlara uygun davranmalı.”
Kamyonlar geçerken iki genç kadın İsrail bayrağı salladı ancak onları durdurmaya çalışmadı.
Kendilerinden Ariel ve Shira (gerçek isimleri değil) olarak bahsedilmesini isteyen ikili, neden orada olduklarını anlattı.
Ariel, “Açıkçası önlerini kesmek zorunda kalmamayı tercih ederiz” dedi.
“Yağmalamayı sevmiyorum. Hobilerim arasında yer almıyor. Ama arkadaşlarımızın ve ailemizin ölmesindense bunu yapmayı tercih ederiz, savaş uzadıkça olacak olan bu.”
Her iki kadın da bu nedenle Gazze’de insanların açlıktan ölebileceğinin farkındaydı ancak Hamas’ın yardımları ihtiyaç sahiplerine dağıtmak yerine çalıp stokladığına inanıyorlardı.
Yardım kamyonlarının durdurulması, yağmalanması ve ateşe verilmesinin yarattığı İsrail imajı konusunda endişelenmiyorlardı.
Shira, “Başkalarının ne düşündüğünü umursamayı bırakıp hayatımı ve ailemi korumak için gerekeni yapmanın zamanı geldi” dedi.
Ariel polisi dert edinmiyor.
“Engelleyebileceklerinden emin değillerse müdahale etmeyecekler” dedi. “Bitiremeyecekleri bir şeye başlamazlar.”
]]>Ahmed Ebuduk, kardeşi Mustafa’yı aylardır arıyor.
Aile, Gazze’nin güneyindeki Han Yunus’ta bulunan Nasır Hastanesi’nin bahçesine sığınmıştı.
Yakında bulunan evlerinin yandığını duyunca emekli ambulans şoförü olan Mustafa ne halde olduğuna bakmaya gitti; ancak bir daha gelmedi.
Ahmed, ellerinden geldikçe her yeri, etraftaki binaları, yıkılan apartmanları ve enkazları aradıklarını anlatıyor.
Aynı zamanda enkazlardan çıkarılan cesetlerin arasında ve toplu mezarlarda da Mustafa’yı aramışlar.
Ahmed, “Halen hastaneye giren her ambulansta onu bulacağımızı düşünüyoruz” diyor.
Hamas yönetimindeki sağlık bakanlığı Gazze’de 35 bin kişinin öldüğünü belirtiyor.
Ancak bu sadece hastanelerde hayatını kaybedenlere dair bir rakam.
Son yedi aydır Mustafa’nın ailesi gibi sevdiklerinin nerede olduğunu bilmeyen çok sayıda kişi var.
Cenevre merkezli Euro-Med İnsan Hakları Gözlemevi, 13 bin kişinin hiçbir iz olmadan ortadan kaybolduğunu belirtiyor.
Bu, siviller ile Hamas savaşçıları arasında ayrım yapmaksızın hesaplanan bir istatistik.
Gazze’nin sivil savunma birimi 10 bin kişinin yıkılan binaların altında kalmış olabileceğini tahmin ediyor.
37 bin ton moloz
Birleşmiş Milletler’e göre Gazze’de 37 bin ton moloz var. Bu molozların altında cesetlerin olduğu gibi patlamamış savaş malzemelerinin de olduğu düşünülüyor; bu da arama ve kurtarma ekipleri için fazladan tehlike yaratıyor.
Gazze’nin sivil savunma birimi, gönüllüleriyle kurtarma çalışmalarını yürütüyor; ancak ellerinde çok basit araç gereçler var ve cesetlere ulaşması kimi zaman çok güç.
Yaz mevsimi yaklaşırken bulunamamış cesetlerin sağlık sorununa yol açmasından da endişe ediliyor.
Abdulrahman Yaghi de akrabalarını enkaz altından çıkarmakta zorlanan kişilerden.
22 Şubat’ta içinde ailesinden 36 kişi varken yıkılan binadan sadece 17 kişinin cesedi çıkarılabilmiş; bulunan vücut parçalarının ise kimliği tespit edilememiş.
Yaghi, “Evdeki çocukların çoğunun cesedini çıkaramadık” diyor.
Bu yüzden de Gazze’nin sivil savunma birimi uluslararası örgütlerden enkazlarda çalışma yapmak için bir an önce yardım talep ediyor.
Aynı şekilde ağır iş makinelerinin aramalarda kullanılmak üzere Gazze’ye sokulması için İsrail’e baskı yapılması talebinde bulunuyor.
Muhammed Ali, İsrail ordusunun okul baskınından beri kayıp
Uluslararası Af Örgütü ise kaybolan kimi kişilerin ailelerinin bilgisi olmadan İsrail ordusu tarafından alıkonulduğunu belirterek, bunu da “zorunlu kaybedilme” olarak tanımlıyor.
Euro-Med İnsan Hakları Gözlemevi, yüzlerce Filistinli’nin İsrail ordusu tarafından yakınlarına haber verilmeden alıkonulduğunu belirtiyor.
İsrail’in de imzacısı olduğu Cenevre Sözleşmesi’ne göre ülkelerin alıkoyduğu sivillerin kimliği ve yerini bildirme yükümlülüğü var.
İsrail, 7 Ekim saldırılarının ardından gözaltı merkezlerine Kızıl Haç’ın uluslararası komitesinin girmesini yasakladı.
Hamas da aynı şekilde İsrailli rehinelerin ziyaret edilmesine izin vermiyor.
İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir, “İsrail Gazze’de tutulan rehinelerle ilgili bilgi edinene kadar Kızıl Haç’ın gözaltına alınan Hamas savaşçılarıyla ilgili bilgi alamayacağını” açıkladı.
Gazze’nin merkezinde Muhammed Ali’nin ailesi de oğullarının “zorla kaybedilenler” arasında olabileceği endişesiyle fotoğrafını ellerinde tutarak bilgiye ulaşmaya çalışıyor.
Aileye bilgi veren bazı görgü tanıkları, Muhammed Ali’nin İsrail ordusu tarafından gözaltına alındığını; en son gördüklerinde canlı olduğunu ancak akıbetinin ne olduğunu bilemeyeceklerini söyledi.
Yoğun bombalamalar sırasında ailenin bir sığınağa saklandığı 23 Aralık tarihinden beri Muhammed Ali kayıp.
Muhammed Ali’nin eşi, İsrailli askerlerin sığınağın olduğu okula girdiğini ve kadınlar ile çocukların terk etmesi emrini verdiğini anlatıyor.
O gece okulda olan tüm erkekler ailelerine geri dönerken Muhammed Ali’nin nerede olduğu halen bilinmiyor.
Hamas’ın kontrolündeki sağlık bakanlığının oluşturduğu bir internet sitesinden aileler kayıplarına dair bildirimde bulunabiliyor.
]]>“İSRAİL KARARLARI SÜRATLE YERİNE GETİRMELİ”
Bakanlık açıklamasında şu ifadeler yer aldı: “Uluslararası Adalet Divanı’nın, İsrail’in Gazze’de Refah’a yönelik saldırılarını durdurmasına ve Refah sınır kapısını insani yardımlara derhal açmasına hükmeden ihtiyati tedbir kararını memnuniyetle karşılıyoruz.
Dünyada hiçbir ülke hukukun üstünde değildir. Divan’ın aldığı tüm kararların İsrail tarafından süratle yerine getirilmesini bekliyoruz. Bunu teminen, BM Güvenlik Konseyi’ni üzerine düşeni yapmaya davet ediyoruz.” denildi.
ULUSLARARASI ADALET DİVANI’NDAN “İSRAİL SALDIRILARI DURDURMALI” KARARI
Uluslararası Adalet Divanı, İsrail’in Refah’a saldırılarıyla ilgili aldığı kararı açıkladı. Refah’ın durumunun “felaket” boyutunda olduğunu söyleyen mahkeme, son mahkeme kararından bugüne, insani durumun daha da kötüleştiğini ifade etti. Mahkeme, insani felaketin önlenmesi için İsrail’in yeterli önlemleri almadığını ifade ederek ” İsrail, Refah saldırısını durdurmalı” dedi.

ASKERİ OPERASYONLARIN SONLANDIRILMASI İSTENDİ
Güney Afrika, Gazze’deki İsrailli askerlerin tahliye bölgelerini ve kalan tüm Filistinlileri meşru hedef olarak gördüğü “imha bölgeleri” olarak tanımladığına işaret ederek, daha fazla geç kalınmadan Divan’dan İsrail’in askeri operasyonlarını sonlandırmasına hükmetmesini istedi.
İSRAİL, SOYKIRIM SUÇLAMALARINI REDDETTİ
Duruşmada İsrail adına söz alan uluslararası hukuktan sorumlu Başsavcı Yardımcısı Gilad Noam ise Güney Afrika’nın iddialarının yersiz olduğunu savunarak, “Trajik bir savaş yaşanıyor ancak ortada bir soykırım yok.” ifadelerini kullandı.
Savunmasında Güney Afrika’nın iddiaları yanıtlamak yerine Hamas’ın saldırılarını anlatan ve Güney Afrika’yı Hamas’ı korumakla suçlayan Noam, “Güney Afrika gerçeğin ya da hukukun peşinde değil, mahkemenin yetkilerini kötüye kullanmanın peşinde.” ifadesini kullandı.

İSRAİL’E KARŞI TALEP EDİLEN YENİ TEDBİRLER
Uluslararası Adalet Divanı açıklamalarından öne çıkan satırbaşları şu şekilde:
“İsrail, Gazze’de çok fazla insanın ölümüne neden oldu. İsrail’in saldırıları nedeniyle 18 Mayıs itibarıyla BM verilerine göre Refah’ta 800 bin sivil yerinden edilmiştir. Refah’taki durum artık insani felaket olarak sınırlandırılmıştır.İsrail Refah’ı haftalarca bombaladı, altyapı yok olmak üzere. İsrail sorumluluklarını yerine getirmeli. Aldığı önlemler yetersiz durumda.
“İSRAİL, ASKERİ OPERASYONU DURDURMAK ZORUNDA”
Mahkeme, alınmış önlemlerin yeterli olmadığına ve İsrail’in askeri operasyonu durdurmak zorunda olduğuna karar verdi ve 28 mart tarihindeki tedbir kararında değişiklik kararı yapılması gerektiğine hükmetti. Bu nedenle yeni tedbir kararlarına ihtiyaç duyulduğuna karar verildi.
“SORUŞTURMA EKİBİNE ENGEL OLUNMAMALI”
Uluslararası Adalet Divanı, İsrail’in sivillere zarar verecek saldırılarına derhal son vermesi gerektiğini vurgulayarak İsrail Soykırımı Önleme Anlaşması çerçevesinde kanıtların korunması için etkin tedbirler alıp Gazze Şeridi’ne her türlü soruşturma ekibinin girişine engel olunmaması gerektiğini ifade etti.
“REFAH SINIR KAPISI AÇIK TUTULMALI”
Mahkeme, İsrail’in Uluslararası Adalet Divanı’na rapor sunması gerektiğine hükmetti ve “İsrail, (Gazze’de) acilen ihtiyaç duyulan hizmetlerin ve insani yardımın engelsiz bir şekilde sağlanabilmesi için Refah sınır kapısını açık tutmalı” dedi.
İSRAİL, 1 AY İÇİNDE RAPOR SUNACAK
Karar gereği, İsrail’in Refah’taki ‘askeri operasyonunu’ durdurması, Mısır ile Gazze arasındaki Refah sınırını insani yardım girişi için açması, soruşturma yetkililerinin ve olay araştırma misyonlarının Gazze’ye erişimini sağlaması ve bu tedbirleri uygulama konusunda nasıl bir ilerleme kaydettiği ile ilgili UAD’ye bir rapor sunması gerekiyor.
NETANYAHU, KURMAYLARIYLA BİR ARAYA GELİYOR
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun, Uluslararası Adalet Divanı’nın (UAD) kararlarına verilecek yanıtı ele almak üzere kurmaylarıyla görüşeceği belirtildi. İsrail basınında yer alan haberde, Netanyahu’nun kurmaylarıyla yerel saatle 17.00’de bir araya geleceği belirtildi. Görüşmede, UAD’nin bugün açıkladığı kararlara verilecek yanıtın ele alınacağı ifade edildi.
]]>Hollanda’nın Lahey kentinde, Güney Afrika Cumhuriyeti’nin Uluslararası Adalet Divanı’ndan, İsrail’in Refah’ta başlattığı saldırıların, Gazzelilerin haklarını telafisi mümkün olmayan şekilde zarara uğrattığı gerekçesiyle talep ettiği yeni tedbirlere ilişkin talebiyle ilgili karar açıklandı. Karar şöyle:
“Mahkemenin tedbir talebinde ve tedbir kararında değişiklik yapabilmesi için mevcut durumdaki değişikliğin Mahkeme’nin önceki 28 Mart 2024 tarihli emrine uygun olup olmadığı ve durumun değişip değişmediğini ortaya koyması gerekir. Eğer Mahkeme durumun değiştiğine ve tedbir kararının verildiği tarihten sonra durumun değiştiğine hükmederse böyle bir değişikliğin önceki tedbir kararının değişikliğe uygun olup olmadığını değerlendirebilir.
Mahkeme, 26 Ocak’taki kararda İsrail’in 7 Ekim saldırısından sonra başlattığı askeri operasyonda çok sayıda ölüm ve yaralanmaya yol açtığı ve yerleşim yerlerinin imha edilmesiyle çok büyük miktarda nüfusun evlerinden ayrılmak zorunda kaldığı ve sivil altyapıya çok büyük zarar verildiğini belirtmişti. Taraflara 16 Şubat’ta yapılan tebliğde Mahkeme, BM Genel Sekreteri’nin kararı doğrultusunda Gazze Şeridi’ndeki ve özellikle Refah’taki gelişmelerin halihazırda insani bir kabus olan durumun daha da kötüye gitme ihtimalini barındırdığını ifade etti. Mahkeme, 28 Mart 2024 tarihindeki kararıyla birlikte Gazze Şeridi’ndeki Filistinlilerin yaşam koşullarının Ocak 2024’ten bu yana kötüye gittiğini gözlemlemiştir. Özellikle de süregelen gıda ve temel ihtiyaçların yoksunluğu sebebiyle Gazze Şeridi’ndeki Filistinlilerin yaşam koşullarının kötüleştiğini gözlemlemiştir. Ocak 2024’te belirtildiği gibi, Gazze Şeridi’ndeki insani koşulların da daha kötüye gitme riskini taşıdığını gözlemlenmiştir.
“Mayıs 2024 itibariyle 800 bin insan Refah’tan göçmek zorunda kaldı”
İsrail’in Refah’ta başlattığı askeri operasyon hala devam etmektedir. Bu operasyon sonrasında yeni tahliye emirleri gelmiştir. Bunların sonucunda BM raporlar doğrultusunda, Mayıs 2024 itibariyle yaklaşık 800 bin insanın Refah’tan göçmek durumunda kaldığını görüyoruz.
Mayıs 2024’te 1,2 milyon Filistinlinin yaklaşık olarak yarısının Refah’ta kadınlar ve çocuklardan oluştuğu ifade edilmiştir. Hayatta kalabilmek için kalan tek tük insani altyapıların ise yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olduğu belirtilmiştir.
“İsrail’in aldığını ifade ettiği önlemler, yetersiz”
Mahkeme, tahliye çabalarını ve bununla ilgili İsrail’in Gazze Şeridi’ndeki sivillerin hayatını korumaya yönelik almış olduğunu ifade ettiği önlemlerin ve Refah’taki Gazzelilerin tahliye sürecinde aldığını iddia etmiş olduğu önlemlerin yeterli olmadığını değerlendirmektedir. Refah’taki askeri operasyonlar kapsamında İsrail’in aldığı önlemlerin yeterli olmadığını gözlemliyoruz.
Mahkeme, İsrail’in Filistinlilerin tahliyesindeki güvenliği sağlamaya yönelik yeterince bilgi iletmemiş olduğunu gözlemlemiştir. Yeterli sayıda gıda, su, ilaç ve barınak kaynaklarının 800 bin Filistinliye ulaştırılmadığını gözlemlemiştir. Dolayısıyla Mahkeme İsrail’in yeterince önlem almamış olduğunu görmektedir. Daha önce belirttiğimiz geçici önlemler ve kararlar doğrultusunda, Ocak ve Mart 2024 tarihlerindeki kararlarımız neticesinde mevcut durumun İsrail’in askeri operasyonu sebebiyle daha büyük bir geri dönülemez riskler getirdiğini görüyoruz.
“İsrail derhal askeri operasyonuna son vermeli”
Mart 2024 tarihindeki kararımızı değiştirmek durumunda olduğumuzu görüyoruz. 75’nci Madde’nin ikinci paragrafı doğrultusunda söz konusu önlemlere ilişkin Mahkeme alınan önlemlerin yeterli olmadığı ve Güney Afrika tarafından talep edilmiş geçici önlemlerin değerlendirilmesi neticesinde mevcut durum dikkate alındığında talep edilenlerin yeterli olmadığını gözlemledik. Mahkeme Soykırım Sözleşmesi kapsamında İsrail’in derhal askeri operasyonunu sonlandırması durumunda olduğunu ve Refah’taki tüm Filistinlilerin hayatlarını tehlikeye atabilecek askeri operasyonlarını derhal durdurması gerektiğine karar vermiştir. Mahkeme Ocak 2024 tarihinde İsrail’in derhal etkin kararlar almasını ve alacağı önlemlerle birlikte yıkımın önüne geçmesini istemiştir.
“İsrail’in bir ay içinde Mahkeme’ye rapor sunması gerekmektedir”
Mahkeme, Mart 2024 tarihli kararında acil ihtiyaçların ve insanların koşulsuz ve kesintisiz bir şekilde ulaşması için sınır kapılarının açılmasına karar vermiştir. Mahkeme, İsrail’in bir rapor sunması gerektiğine karar vermiştir ve İsrail’in bugün itibariyle bir ay içerisinde tebdirlere uyduğunu belirten raporu hazırlayıp Mahkeme’ye sunması gerekmektedir. Bu rapor sonrasında Güney Afrika’ya iletilecektir.
Mahkeme, rehinelerin koşulsuz bir şekilde serbest bırakılmasını talep etmektedir. Bu sebeplerden dolayı Mahkeme, 13’e 2 oy ile 26 Ocak 2024 ve 28 Mart 2024 tarihindeki geçici önlemlerin acil bir şekilde derhal uygulanmasını talep etmektedir.
“Refah Sınır Kapısı açık tutulmalı”
Mahkeme 13 oya karşı 2 oy ile İsrail’in Soykırımın Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi yükümlülükleri doğrultusunda ve Refah’taki sivillerin yaşam koşullarının kötüleşmesi göz önünde bulundurulduğunda, derhal askeri operasyonuna son vermesi, Refah’taki operasyonlarına son vermesi ve Refah ile Gazze’deki insanların hayatlarını tehlikeye atacak herhangi bir eylemi durdurmasını talep etmektedir. Mahkeme, 13 oya 2 oy ile Refah Sınır Kapısı’nın açık tutulmasını ve insani yardımların iletilebilmesini talep etmektedir.”
]]>Mahkeme, İsrail’in Gazze Şeridi’ndeki sivillerin ve özellikle yakın zamanda Refah’ta yerlerinden edilenlerin güvenliğini artırmak için üstlendiğini beyan ettiği tahliye çabaları ve aldığı önlemlerin yeterliliği konusunda ikna olmadığını bildirdi.
Mahkemenin İsrail’den talepleri şu şekilde:
Mahkeme ayrıca İsrail’in olası kanıtların kaybolmaması için bağımsız uzmanların araştırma yapmak amacıyla Refah’a girmesine izin vermesi gerektiğine de hükmetti.
Hukukçulara göre bu, İsrail’in delilleri yok etmesini önlemek için alınmış çok önemli bir tedbir kararı.
Karar ne anlama geliyor?
Mahkeme Başkanı Nawaf Salam, Refah’ta insani durumun Divan’ın 28 Mart’taki son ara kararı sonrası “daha da kötüleştiğini” söyledi.
Salam, İsrail’in 7 Mayıs’ta Refah’da askeri harekata başladığını hatırlattı, 18 Mayıs itibarıyla bölgede yaklaşık 800 bin Filistinlinin evlerini terk etmek zorunda kaldığını söyledi.
Uluslararası Adalet Divanı, Güney Afrika’nın soykırım suçlamasıyla İsrail aleyhine açtığı davada, 5 ay içinde üç kez ara karar verdi.
Uluslararası mahkeme, Güney Afrika’nın talebi üzerine Ocak ve Mart aylarında verdiği ara kararlarda, İsrail’in Gazze’deki sivil nüfusu korumak ve insani yardımların bölgeye ulaşmasına izin vermek için elinden gelen her şeyi yapması gerektiğine hükmetmişti.
Uluslararası Adalet Divanı, son kararında, bu kararların altını bir kez daha çizerek, İsrail’in bölgedeki askeri faaliyetlerini derhal sona erdirmesini istedi.
Kararın okunması sırasında, Gazze’deki duruma ilişkin “felaket”, “olağanüstü derecede vahim” gibi tanımlamalar dile getirildi.
İsrail’in bir ay içinde, kararların uygulanıp uygulanmadığına ilişkin mahkemeye açıklama yapması gerekiyor.
Kararın uygulanması mümkün mü?
Uluslararası mahkemenin kararı bağlayıcı. Temyiz hakkı bulunmuyor.
Ancak İsrail, daha önce mahkemenin vereceği kararı tanımayacağını duyurdu.
Uluslarası Adalet Divanı’nın kararı her ne kadar bağlayıcı olsa da, mahkemenin kendisine bağlı kolluk gücü olmadığı için, bunun uygulanması zor.
Ancak hukuk çevrelerine göre, İsrail bu kararı tanımasa bile, uluslararası hukuk açısından oldukça büyük öneme sahip.
Buna göre, Uluslararası Adalet Divanı’nın, İsrail’in askeri faaliyetlerinin Filistin halkı için “acil risk” teşkil ettiği yönündeki kararı, dünya kamuoyunda İsrail üzerindeki baskının daha da artmasına yol açacak.
Hukukçular, mahkemenin kararından sonra özellikle batı ülkelerinin, Binyamin Netanyahu başkanlığındaki İsrail hükümetine koşulsuz destek konusunda eskisi kadar rahat hareket edemeyeceğini savunuyor.
Lahey’deki kaynaklara göre, Uluslararası Adalet Divanı’nın bu kararı, Başsavcı Karim AA Khan’ın, bu hafta başında Netanyahu hakkında tutuklama talebinde bulunduğu Uluslararası Ceza Mahkemesi (ICC) açısından da yol gösterici olabilir.
Güney Afrika neden ek önlem talebinde bulunmuştu?
Güney Afrika, 10 Mayıs’ta Uluslararası Adalet Divanı’na başvurarak, İsrail’in Gazze’nin Refah kentindeki saldırılarının acilen durdurulmasını istemişti.
Başvuruda, “İsrail’in Refah’ta ve Gazze’nin diğer yerlerinde yürüttüğü askeri operasyonların kendisi soykırım niteliğindedir” ifadelerine yer verilmişti.
Uluslararası mahkeme, bugüne kadar görülmemiş bir uygulama ile 4 gün içinde talebin ele alınmasına karar vermişti.
“Acil tedbir” talebi, Güney Afrika tarafından Uluslararası Adalet Divanı’na sunulan ve İsrail’i “soykırımla” suçlayan ana davanın parçası niteliğinde.
İsrail ise Güney Afrika’nın, 1948 tarihli BM Soykırım Sözleşmesi’ni ihlal ettiği iddiasını reddederek bunun “soykırım suçuyla alay etmek” anlamına geldiğini öne sürüyor.
Uluslararası Adalet Divanı nedir?
Merkezi Hollanda’nın Lahey kentinde olan Uluslararası Adalet Divanı, Birleşmiş Milletler’in (BM) başlıca yargı organı.
Uluslararası Adalet Divanı, BM Genel Kurulu ve BM Güvenlik Konseyi tarafından seçilen 15 yargıçtan oluşuyor.
Mahkeme, BM üyesi ülkeler arasındaki sorunlarda yasal olarak bağlayıcı kararlar alabiliyor.
Ancak mahkemenin bu kararların uygulanmasını sağlamaya yönelik mekanizmaları sınırlı.
]]>Dışişleri Bakanı Fidan, bugün Ankara’da Venezuela Dışişleri Bakanı Yvan Gil ile görüştü. Görüşmenin ardından İlbank Sosyal Tesisleri’nde ortak basın toplantısı düzenlendi. Bakan Fidan şöyle konuştu:
“Venezuela ile olan ilişkilerimiz her alanda ilerlemekte. Özellikle Türkiye olarak Latin Amerika ve Karayipler açılımımızın merkezinde Venezuela yer almakta. Son yıllarda yaptığımız karşılıklı çalışmalar, ticaretin artması başta Venezuela olmak üzere Latin Amerika’da Türkiye giderek daha da etkin bir aktör haline gelmekte. Biz de Bakanlık olarak buna paralel bir şekilde Bakanlığımızda Latin Amerika ve Karayiplere bakan, sadece bundan sorumlu yeni bir Genel Müdürlük kurduk.
“Filistin devletinin tanınması için çalışmalarımızı ortak sürdürme kararı aldık”
Memnuniyetle ifade etmek istiyorum ki Venezuela ile Gazze konusunda aynı düşünüyoruz, aynı şekilde hareket ediyoruz. Uluslararası platformlarda da beraber tavır alıyoruz. Gazze’deki katliamın durdurulması, Filistin devletinin tanınması konusunda da çalışmalarımızı ortak sürdürme kararı aldık.”
Gil: Venezuela Türkiye’nin Latin Amerika’daki en güvenilir müttefikidir
Venezuela Dışişleri Bakanı Gil ise şu ifadeleri kullandı:
“Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile bizim Cumhurbaşkanımız Nicolás Maduro arasında dostluk temelinde geliştirilen bu ilişkileri aynı zamanda koruma amacıyla geliştirilen bu ilişkiler şu an buraya geldi. Son 7 yılda olumlu gelişmeler kaydettik.
Ticari ilişkilerin bu yıl 1 milyar doların üstüne çıkacağını inanıyorum. Önümüzdeki yıllarda 3 milyar dolara çıkarılması hedefi belirlendi.
Diyebiliriz ki gerçekten gitmemiz gereken doğru yöne gidiyoruz. Çok etkileyici bir gelişim gösteriyoruz. Türkiye, Venezuela’ya yaptırımlar konusunda her zaman sağlam bir şekilde karşısında durdu ve bizim yanımızda oldu. Son 11 çeyrekte gerçekten gayrisafi milli hasıla anlamında gelişme gösterdik.
Venezuela İsrail devletinin Filistin’e uyguladığı soykırımın tamamen karşısında konumlanmaktadır. Venezuela çok net bir şekilde Filistin’i bağımsız ve özgür bir ülke olarak tanımaktadır.
Venezuela Türkiye’nin Latin Amerika’da sahip olabileceği en güvenilir müttefikidir ve bu doğrultuda çalışmaya devam edeceğiz.”
Fidan: İsrail’in yalnızlığa mahkum edilmesi fevkalade önemli
Bir basın mensubunun ortak basın açıklamasının ardından Filistin’i tanıyan devletlerin artması ve iki devletli çözüm ile Gazze’deki krizin sona ermesi için atılabilecek adımları sorması üzerine Fidan, şu yanıtı verdi:
“Öncelikle üç Avrupa ülkesinin Filistin’i devlet olarak tanıma kararını açıklamalarını memnuniyetle karşıladığımızı ifade etmek istiyorum. Esasen uzun zamandır Türkiye olarak dostlarımızla, müttefiklerimizle beraber uluslararası arenada sürdürdüğümüz İsrail’e her türlü diplomatik baskıyı uygulama konusundaki çalışmalarımızın meyve verdiğini görmekten memnuniyet duyuyoruz. Katliam durmadı, soykırım devam ediyor ama İsrail’e yönelik uluslararası baskı son on yıllarda emsali görülmemiş şekilde de artıyor. Bu önemli bir kazanım. Bu mücadele uzun soluklu bir mücadele ve bu mücadeleyi sistematik bir şekilde yılmadan, bıkmadan, usanmadan devam ettirmemiz gerekiyor.
Türkiye’den sonra başka ülkeler de Uluslararası Adalet Divanı’nda Güney Afrika’nın açtığı davaya taraf olma kararı aldılar. Biz bu sayının giderek artacağına inanıyoruz. İsrail’in hem diplomatik alanda hem hukuk alanında giderek yalnızlığa mahkum edilmesi fevkalade önemli.”
Görüşme kapsamında ayrıca; Türkiye-Venezuela Dördüncü Ortak İşbirliği Komisyonu Toplantısı Ortak Bildirisi, Sağlık ve Tıp Bilimleri Alanlarında İşbirliği Anlaşması, Sivil Havacılık Kurumları arasında Teknik İşbirliğine dair Mutabakat Zaptı, Görsel-İşitsel Hizmetlere Dair Ortak Yapım Anlaşması, Eğitim Alanında İş Birliğine İlişkin 2024-2026 Dönemi Uygulama Programı, Venezuela’daki Türkiye Maarif Vakfı Okullarına İlişkin Anlaşma, 2025-2027 Turizm Uygulama Programı, Yükseköğretim Bursları Alanında İşbirliği Protokolü ve Teresa Carreno Tiyatrosu Vakfı ile Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü arasında Mutabakat Zaptı imzalandı.
]]>Filistinli liderlerin memnuniyetle karşıladığı açıklama, Filistin Kurtuluş Örgütü tarafından da “tarihi bir an” olarak nitelendi.
Filistin’i bir devlet olarak tanımaya karar veren ülkeler, bu adımın İsrail ile Filistinliler arasında barış görüşmelerinin gelişmesine yardımcı olacağını söylüyor.
İsrail ise bu ülkelerin kararına tepki olarak, “üç ülkenin elçilerini çağırarak 7 Ekim saldırılarının videosunu izletebileceklerini” söylüyor.
İsrail Dışişleri Bakanı Israel Katz, “İspanya, Norveç ve İrlanda, Hamaslı katillere ve tecavüzcülere altın madalya takmaya karar verdi” dedi.
İsrail, Filistin’in bir devlet olarak tanınmasına kesin olarak karşı duruyor ve böyle bir devletin “İsrail’in varlığına tehdit olacağını” iddia ediyor.
Filistin’i devlet olarak tanıyanlar ve tanımayanlar
Birleşmiş Milletler’e (BM) üye 193 ülkeden 139’u Filistin’i devlet olarak tanıyor.
Bunların arasında BM’deki 22 üyeli Arap Grubu, 57 ülkeli İslam İşbirliği Teşkilatı ve 120 üyeli Bağlantısızlar Hareketi de bulunuyor.
Son açıklama ile Filistin’i tanıyan BM üyesi ülke sayısı 142’ye yükselmiş olacak.
ABD, İngiltere, Almanya, Fransa, Kanada, Avustralya, Hollanda, İtalya, Portekiz, Finlandiya, Danimarka, İsviçre, Belçika, Yunanistan, Japonya, Güney Kore, Myanmar, Eritre, Tayvan, Yeni Zelanda, Panama, Kamerun gibi ülkelerin de aralarında olduğu 40’ın üzerinde devlet Filistin’i devlet olarak tanımıyor.
Avustralya bu ay yaptığı açıklamada, “iki devletli çözüme ön ayak olmak üzere” Filistin’i devlet olarak tanıyabileceğini bildirdi.
Mart ayında İspanya, İrlanda, Malta ve Slovenya liderleri, “uygun koşullar sağlandığında” Filistin’i devlet olarak tanımaya yönelik çalıştıklarını açıklamışlardı.
Bu açıklamadan önce, yalnızca dokuz Avrupa ülkesi Filistin’i devlet kabul ediyordu. Bunların da çoğu, 1988’de, Sovyet Bloku’nun bir parçası oldukları dönemde karar almıştı.
İspanya, Norveç ve İrlanda’nın hamlesinden haftalar önce, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, Filistin’in BM üyeliğinin yeniden değerlendirilmesini öneren ve Filistin’e daha geniş yetki ve ayrıcalıklar tanıyan tasarıyı kabul etmişti.
ABD, Nisan ayında BM’nin Filistin devletini tanıması önerisiyle Güvenlik Konseyi’nde yapılan oylamada veto kullanarak Filistinlilerin kuruluşa tam üyeliğini engellemişti. Ancak Fransa, Japonya ve Güney Kore gibi ABD müttefiklerinin de olduğu 12 ülke tasarıya yeşil ışık yakmıştı.
Eğer Cezayir’in sunduğu bu teklif Güvenlik Konseyi tarafından kabul edilseydi, BM Genel Kurulu bu teklifi oylayabilirdi ve üçte iki çoğunlukla teklif kabul edilebilirdi.
BM Güvenlik Konseyi’ne gelen taslaklar ancak beş daimi üyeden hiçbirisi veto etmediği takdirde onaylanabiliyor. Bu beş ülke, ABD, İngiltere, Fransa, Rusya ve Çin.
Filistin Yönetimi’nin lideri Mahmud Abbas, ABD’nin vetosunu “etik dışı” olarak niteledi, İsrail ise tasarıyı “utanç verici” olarak tanımladı.
Oylamadan sonra ABD’den yapılan açıklamada, “ABD iki devletli çözümün güçlü destekçisi olmayı sürdürecektir. Bu veto, Filistin’in devlet olarak tanınmasına yönelik karşı bir muhalefeti temsil etmemektedir, ancak bunun taraflar arasındaki doğrudan müzakerelerin sonucunda olabileceğinin kabul edilmesidir” ifadeleri kullanılmıştı.
Filistin’i tanımayanların ‘gerekçesi’ ne?
Filistin’i bir devlet olarak tanımayan ülkeler, bu tutumları genellikle “İsrail’le müzakere sonucu varılmış bir anlaşmanın olmamasıyla” açıklıyor.
Londra Ekonomi Okulu’ndan (LSE) Prof. Fawaz Gerges, “ABD Filistin devletinin kurulmasını sözde destekler gibi yapmasına rağmen, İsrail ile Filistin arasındaki doğrudan müzakerelerde ısrarcı olarak, aslında İsrail’e Filistin’in özerkliğini veto etme hakkı tanıyor” diyor.
1990’larda başlayan barış görüşmelerinde iki devletli çözüm bir hedef olarak belirlendi. Buna göre İsrailliler ve Filistinliler iki ülke olarak yola devam edebilecekti.
Ancak 2000’lerde görüşmeler yavaşladı ve 2014’te durma noktasına geldi.
Sınırlar, Filistin devletinin yapısı, Kudüs’ün statüsü ve 1948-49 savaşı sonrası Filistinli sığınmacıların akıbeti gibi zorlu konular masada çözümsüz kaldı.
İsrail, Filistin’in BM üyeliği talebinin kesin olarak karşısında duruyor.
İsrail’in BM Büyükelçisi Gilad Erdan, bugün bu talebin onaylanmasının “7 Ekim’deki Hamas saldırıları sonrası terörü ödüllendirmek olacağını” söyledi.
İsrail’in müttefiki ülkeler, Filistin’i devlet olarak tanımaları halinde ilişkilerinin zedeleneceğini biliyorlar.
İsrail’in destekçisi konumundaki kimi ülkeler, Filistin’in 1933 Montevideo Sözleşmesi’nde belirlenen devlet olma kriterlerini karşılamadığını ileri sürüyor.
Filistinliler BM’de nasıl temsil ediliyor?
2011 yılında Filistin BM’ye tam üye olmak için başvuru yaptı. Ancak bu başvuru BM Güvenli Konseyi’nde gerekli desteği alamayarak oylamaya sunulmadı.
2012’de ise BM Genel Kurulu’nda yapılan oylamada Filistin Yönetimi’nin üye olmayan gözlemci devlet statüsü başvurusu kabul edildi.
Bu statü, Filistin’e Genel Kurul’daki tartışmalara katılma hakkı tanıyor. Ancak Filistin Yönetimi’nin oy hakkı bulunmuyor.
2012’de hem Batı Şeria hem de Gazze Şeridi’nde memnuniyetle karşılanan bu kararla, Filistinlilerin diğer uluslararası örgütlere katılmasının da önü açıldı. Bunlar arasında Uluslararası Ceza Mahkemesi de var.
Washington’daki Orta Doğu Enstitüsü’nden Khaled Elgindy, “BM’ye tam üye olmak Filistinlilerin diplomatik kademesini yükseltebilir ve tasarı sunma, Genel Kurul’da oy hakkı gibi hakların önünü açabilir. Ancak bunların hiçbiri iki devletli çözümü getirmez. Bu yalnızca İsrail işgalinin bitmesiyle gerçekleşebilir” yorumunu yapıyor.
SOAS Londra Üniversitesi’nde kalkınma çalışmaları profesörü olarak çalışan Gilbert Achcar, BM’ye tam üyeliğin sembolik bir zafer olarak kalacağını kaydediyor. Achcar, “güçsüz bir Filistin Yönetimi” ve işgal edilen bölgelerin varlığı altında “bağımsız ve egemen bir Filistin devletinin hala çok uzak olacağını” savunuyor.
]]>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Uluslararası İyilik Ödülleri Töreni’nde; “Üç AB ülkesinin liderine tarihin doğru tarafında yer alan vicdanlı kararlarından dolayı şahsım ve milletim adına takdirlerimizi iletiyoruz. Filistin devletini tanımayan ülkeleri daha fazla vakit kaybetmeden aynı adımı atmaya çağırıyoruz” dedi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Beştepe’deki Uluslararası İyilik Ödülleri Töreni’nde açıklamalarda bulundu. Erdoğan, şunları söyledi:
“76 senedir evlerine, yurtlarına geri dönmenin hayalini kuran Filistinli kardeşlerimize karşı mesuliyetimiz vardır. Bunları yok sayamaz, göz ardı edemeyiz. Biz komşusu açken tok yatanlardan olamayız, kardeşine sırtını dönenlerden, ‘bana ne’ diyenlerden, ‘her koyun kendi bacağından asılır’ diyenlerden olamayız. Abluka nedeniyle zaten açık hava hastanesi olan Gazze’yi, son 229 günde devasa bir çocuk mezarlığına çevirdiler. Kimse aklımızla alay etmesin. Gazze’de oluk oluk akan kanda en az işgalciler kadar, onlara lojistik ve askeri destek sağlayanların da vebali var. Siyonist yayılmacılık böyle devam ederse açık söylüyorum, dünyamız yeni çatışmalara gebedir. Batılı güçler, tüm şımarıklığına ve pervasızlığına rağmen Netanyahu’nun arkasında durdukça Filistin’de katliamların önüne geçilemez.
“Yok sayamaz gözardı edemeyiz”
Kendimiz huzur içinde sevdiklerimizle beraber barış içinde yaşarken yanıbaşımızda yaşananlara kayıtsız kalamayız. 13 yıldır vatan hasretiyle yürekleri kavrulan Suriyeli muhacirlere bir lokma ekmek bulamadığı için anasının kucağında son nefesini veren Somalili, Sudanlı, Yemenli çocuklara. Tam 76 senedir yurtlarına, topraklarına geri dönmenin hayalini kuran Filistinli kardeşlerimize karşı mesuliyetimiz vardır. Bunları yok sayamaz, gözardı edemeyiz. Ne mutlu kalplerinde hiçbir ayrım yapmayan mazlumlara yer açabilenlere diyorum. Ne mutlu karşılığını sadece Allah’tan bekleyerek infak edenlere diyorum.
“Yurt içi iyilik ödüllerini kazananları tebrik ediyorum”
Diyanet Vakfımız Uluslararası İyilik Ödülleri marifetiyle şefkat ve yardımlaşma sancağını ülkemizin dört bir yanında yüceltiyor. Hepimizin içini ısıtan güzel örnekler iyiliğin, dürüstlüğün ve merhametin evrensel olduğunu, sınır tanımadığını, dil, ırk, renk mezhep ayırt etmediğini bizlere bir kez daha hatırlatıyor. Yurt içi iyilik ödüllerini kazanan İbrahim Taşdemir, Ahmet Seferoğlu, Turgut Kılıç ve Necmettin Erbakan Akyüz kardeşlerimizi tebrik ediyorum. Yurt içi vefa ödülümüzü merhum Ömer Faruk Bilgili hocamız adına veriyoruz. Vefa ödülünü kazanan kardeşlerimi tebrik ediyor. 30 yılı aşan Diyanet İşleri Başkanlığımız bünyesinde önemli görevler ifa etmiş Hatay İl Müftüsü Ömer Faruk Bilgili hocamızı burada rahmetle yad ediyorum.
“Çalışmalarınızın daim olmasını diliyorum”
Etrafımızı kuşatan onca acı, kötülük, zulme, mazlumların gökyüzünü çınlatan onca feryadına rağmen dünya halen ayakta ise sebebi iyi, güzel insanların, sizin gibi iyiliksever insanların varlığıdır. Depremde gerektiğinde canını tehlikeye atan, bir ihtiyaç sahibine ulaşmak için kendini paralayan, hakkı ve adaleti savunmak için her türlü riski göze alan Kur’an’ın nuruyla aydınlanan nesillerin yetişmesi için gayret eden, yetimlere, öksüzlere ve hatta kuşlara el uzatan yüce yürekli insanların eksikliğini Rabbim bize hissettirmesin diyorum.
“Unutulan soykırım tekrarlanır”
Merhum Aliya İzzetbegoviç soykırım için ‘Ne yaparsanız yapın soykırımı unutmayın; çünkü unutulan soykırım tekrarlanır’ demişti. Merhum Aliya’nın dikkat çektiği acı gerçeğe maalesef Gazze’de hep birlikte şahit oluyoruz. 7 Ekim’den bu yana tüm dünyanın gözleri önünde Gazze’de son asrın en hoyrat soykırımlarından biri işleniyor. 15 bini aşkın çocuk katledildi, 35 bin kişi şehit edildi, Gazze’nin neredeyse tamamı enkaza döndü.
“Kimse bizim aklımızla alay etmesin”
Gazze’yi son 229 günde devasa bir çocuk mezarlığına çevirdiler. Kuvözdeki bebekleri öldürecek, hastaneleri, ibadethaneleri bombalayacak, yardım malzemesi götüren kamyonlara saldırılacak, masum sivillerin tepesine bomba yağdıracak kadar insanlıklarını kaybettiler. Tüm bunlara yıllardır bize insanlık dersi verenlerin koşulsuz desteğiyle yaptılar. Kimse bizim aklımızla alay etmesin, gözümüzün içine bakarak yalan söylemesin.
“İsrail gerçek niyetini ortaya koydu”
Gazze’de oluk oluk akan kanda en az işgalciler kadar onlara lojistik ve askeri destek sağlayanların da vebali vardır. Sanmayın ki, Gazze’de ölen biçarelerin ahı bunları tutmayacak. Sanmayın zalimlerin yaptıkları yanlarına kar kalacak. Asla, Gazze’deki kan işgalcilerin alnına yapışmıştır. Hamas önceki hafta ateşkes teklifini kabul ettiğini açıkladı. Ancak İsrail uzlaşmaz tavrını sürdürdü. İsrail yönetimi bununla da yetinmedi. Sivillerin son sığınağı olan Refah’a saldırarak gerçek niyetini ortaya koydu. Batılı güçler tüm şımarıklığına ve pervasızlığına rağmen Netenyahu’nun arkasında durdukça Filistin’de katliamların önüne geçilemez. Netanyahu siyasi ömrünü uzatmak için antisemitizmi körüklüyor, kendi vatandaşlarının güvenliğini tehlikeye atıyor. Böyle devam ederse dünyamız yeni çatışmalara gebedir. İran’la geçen hafta yaşanan gerilim bunun sadece işaretiydi.
“Soykırımcılar adalete hesap vermelidir”
İsrail yönetiminin daha fazla kan dökülmeden, daha fazla çocuk, kadın ölmeden insanlığa dair umutlar kaybolmadan bir an önce durdurulması gerekiyor. Katliamın durdurulması ilk adımdır, soykırımcıların adalete hesap vermesi sağlanmalıdır. Gazze’de ve işgal altındaki Filistin topraklarında yaşanan budur. İsrail Nekbe’den beri 76 yıldır kan döküyor, can alıyor. Filistin halkının topraklarını alenen gasp ediyor. Uluslararası hukuku tanımadığını her defasında açıkça gösteriyor.
“Soykırım davasına müdahil olacağız”
Batılı güçler ve uluslararası sistem tarafından el üstünde tutulmaya, korunmaya devam ediyor. 150 gazeteciyi öldüren ülke güya basın özgürlüğü sıralamasında bölgede birçok ülkeden üst sıralarda yer alabiliyor. Bunun gibi İsrail’i kayıran pek çok çifte standartla karşılaşıyoruz. Gazze ve Filistin’de işlenen insanlık suçlarının hesabının hukuk önünde sorulması için her türlü çabayı gösteriyoruz. İsrail aleyhine soykırım davasına biz de müdahil olmayı kararlaştırdık.
“İnsani yardımların toplamı 54 milyonu geçti”
İsrail’in soykırım suçu işlediğine dair elimizdeki bilgi ve belgeleri muhataplarımıza iletiyoruz. Türkiye Filistin halkının ve doğdukları toprakları kahramanca savunan Filistinli direnişçilerinin yanındadır. Gazze’ye gönderdiğimiz insani yardımların toplamı 54 milyonu geçti.
“İthalat ve ihracat işlemini geçen ay durdurduk”
İsrail ile olan ithalat ve ihracat işlemini geçen ay tamamen durdurduk. İsrail’i ateşkese zorlamak için dost ve kardeş ülkeler nezdinde diplomatik temaslarımızı artırdık. Yabancı liderlerle yaptığımız görüşmelerin vazgeçilmez gündem maddesi Filistin devletinin tanınması ve katliamların durmasıdır. Uluslararası alanda bu yönde başlatılan tüm girişimlere destek veriyoruz.
“Zulme ve zalime asla boyun eğmediler”
Filistinli kardeşlerimiz tüm imkansızlıklara rağmen verdikleri mücadeleyle dik ve dirayetli duruşlarıyla insanlığın yüz akı oldular. 229 gündür uyguladığı soykırıma rağmen İsrail yönetimi Gazze halkının çelikten iradesini kıramadı, mücadele azmini yok edemedi. Filistinliler yaralandılar, öldürüldüler, sürüldüler, göçe zorlandılar, açlıkla, susuzlukla sınandılar. Öpmeye kıyamadıkları yavrularını toprağa verdiler. İşkencenin her türlüsüne mazur bırakıldılar. Ama zulme ve zalime asla boyun eğmediler. İnsanlığın onurunu savunmaya devam ettiler. Halen de devam ediyorlar. Buradan Gazze’nin ve Ramallah’ın yiğit evlatlarını ülkem ve milletim adına bir kez daha saygıyla, muhabbetle selamlıyorum. Filistinli şehitleri rahmetle anıyor, yaralılara Allah’tan şifalar diliyorum. Dünyanın dört bir yanında her hafta sokakları, meydanları dolduran vicdan sahibi insanlara sizlerin vasıtasıyla teşekkürlerimi iletiyorum. Siyonist lobinin tehditlerine rağmen Filistin’e sahip çıkan, Gazze için kıyama kalkan üniversite öğrencileri, hocaları, sanatçıları ayrıca tebrik ediyorum.
“İsrail bu vahşi savaşı kaybetmiştir”
İsrail insanlığın gözünde bu vahşi savaşı kaybetmiştir. İsrail yönetimi insanlığın vicdanında mahkum olmuştur. Gazzeli kardeşlerimiz bir kez daha adlarını tarihe yazdırmışlardır. Filistin davası Allah’ın izniyle 1967 sınırları temelinde başkenti Doğu Kudüs olan bir Filistin devletinin kurulmasıyla zafere ulaşacaktır. Buna tüm kalbimizle inanıyoruz. Rabbim bizlere o güzel günleri görmeyi nasip eylesin diyorum.
” İspanya, Finlandiya, Norveç liderlerine takdirlerimizi iletiyoruz”
Üç AB ülkesinin liderine tarihin doğru tarafında yer alan vicdanlı kararlarından dolayı şahsım ve milletim adına takdirlerimizi iletiyoruz. Filistin devletini tanımayan ülkeleri daha fazla vakit kaybetmeden aynı adımı atmaya çağırıyoruz.”
]]>
Erdoğan’ın konuşmasından öne çıkanlar şöyle:
7 Ekim’den bu yana Gazze’de son asrın en hoyrat soykırımlarından biri işleniyor. 35 bin masum şehit edildi. 80 binden fazla Filistinli yaralandı. Gazze neredeyse enkaza döndü. Gazze’yi son 229 günde devasa bir çocuk mezarlığına çevirdiler. Hastaneleri bombalayacak, gıda sırası bekleyen masumların üstüne bomba yağdıracak kadar insanlıklarını kaybettiler. Kimse bizim aklımızla alay etmesin. Kimse gözümüzün içine bakarak yalan söylemesin. Gazze’de oluk oluk akan kanda, onlara destek sağlayanların da vebali vardır. Sanmayın ki zalimlerin yaptıkları yanlarına kar kalacak. Gazzeli masumların kanı işgalcilerin alnına yapışmıştır.
Hamas önceki hafta ateşkes teklifi kabul ettiğini açıkladı. İsrail, uzlaşmaz tavrını sürdürü. Refah’a saldırarak gerçek yüzünü gösterdi. Batı’lı güçler Netanyahu’nun arkasında durdukça Filistin’de işgal bitmez. Siyonist yayılmacılık böyle devam ederse dünyamız yeni çatışmalara gebedir. İran’la yaşanan gerilim bunun sadece bir işaretiydi. İsrail’in bölge ülkelerine saldırıları artıyor. İsrail yönetiminin daha fazla insan ölmeden bir an önce durdurulması gerekiyor. Katliamın durdulması ilk adımdır. Soykırımcıların adalete hesap vermesi gerekiyor. İsrail, Nekbe’den beri 76 yıldır kan döküyor, can alıyor. Filistin topraklarını alenen gasp ediyor. Hukuku tanımadığını her defasında açıkça gösteriyor. Ama sistem tarafından korunmaya devam ediyor. Son 7,5 ayda 150 gazeteciyi öldüren ülke, bölgedeki birçok ülkede basın özgürlüğünde üst sıralarda yer alıyor.
Güney Afrikalı dostlarımızın israil aleyhine açtığı soykırım davasına biz de müdahil olmayı kararlaştırdık. İsrail’in soykırım suçu işlediğine dair tüm belgeleri iletiyoruz. Türkiye, Filistin direnişçilerinin yanındadır. Gazze’ye gönderidiğimiz yardımların toplamı 54 bin tonu geçti. İsrail’e olan ihracat ithalat işlemlerini geçen ay tamamen durdurduk. Yaklaşık 9,5 milyar dolarlık ticaret hacmini bitirdik.
Filistinli kardeşlerimiz tüm imkansızlıklara rağmen dik duruşlarıyla insanlığın yüz akı oldular. 229 gündür uygulanan soykırıma rağmen İsrail, Filistin halkının mücadele azminin yok edemedi. Filistin halkı öldürüldü, açlıkla, susuzlukla sınandı; işkencenin her türlüsünü yaşadılar. Ama zulme ve zalime asla boyun eğmediler. İnsanlığın onurunu savunmaya devam ediyorlar. Buradan Gazze’nin ve Ramallah’ın yiğit evlatlarını ülkem adına selamlıyorum. Dünyanın dört bir yanında sokakları dolduran tüm vicdan sahibi insanlara teşekkür ediyorum. Siyonist lobinin tehditlerine rağmen Gazze için destek gösterisinde bulunan öğrencileri ve hocaları ayrıca tebrik ediyorum. İsrail bu vahşi savaşı aslında kaybetmiştir. Gazze’li kardeşlerimiz adlarını bir kez daha tarihe yazdırmışlardır. Filistin zafere ulaşacaktır. 1967 sınırlarıyla bağımsız ve egemen Filistin mutlaka kurulmalı.
Norveç, İrlanda ve İspanya’nın Filistin Devleti’ni tanıyacakları açıklamalarından büyük memnuniyet duydum. Bu vicdanlı kararlarından dolayı liderlerini tebrik ediyoruz. Henüz Filistin Devleti’ni tanımayan ülkelere de aynı adımı atmalarına çağırıyoruz.
Türkiye olarak neredeyse bir sorun ve dram varsa tüm imkanlarımıyla ihtiyaç sahiplerine el uzatmanın gayretindeyiz. Zalimin karşısında, mazlumun yanında olmaya devam edeceğiz.
“Norveç, İrlanda ve İspanya’nın Filistin Devleti’ni tanıyacakları açıklamalarından büyük memnuniyet duydum. Bu vicdanlı kararlarından dolayı liderlerini tebrik ediyoruz. Henüz Filistin Devleti’ni tanımayan ülkelere de aynı adımı atmalarına çağırıyoruz.
Türkiye olarak neredeyse bir sorun ve dram varsa tüm imkanlarıyla ihtiyaç sahiplerine el uzatmanın gayretindeyiz. Zalimin karşısında, mazlumun yanında olmaya devam edeceğiz.”
]]>Sanchez, İspanya Meclis Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada, “Sözlerin eyleme geçme vakti geldi. Bu bir son değil, başlangıç.” diyerek Filistin devletini tanıma kararı alacaklarını açıkladı.
Sanchez’in Filistin devletini tanımayla ilgili duyurusu Meclis’teki hükümet ortağı siyasi partilerin milletvekillerince ayakta alkışlandı.
İspanya Meclisi, Kasım 2014’te Filistin devletinin tanınması yönünde karar almasından dolayı, Bakanlar Kurulunun 28 Mayıs’ta alacağı karar Filistin devletinin İspanya tarafından resmi olarak tanınması için yeterli olacak.
“Tek bir çözüm var o da İsrail ve Filistin’in eşit şartlarda tanındığı iki devletli çözüm”
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun tüm ateşkes çağrılarına “sağır” olduğunu, “Filistin ile ilgili hiçbir barış planı bulunmadığını” ve “barış, güvenlik ve istikrar için tek seçenek olan iki devletli çözümü tehlikeye atmaya başladığını” belirten Sanchez, “Çok açık şekilde duvarlar örülse de halklar bombalansa da Filistin toprakları hayatta kalacaktır.” şeklinde konuştu.
Sanchez, Filistin devletinin tanınması kararı alırken önceliklerinin “barış, adalet ve tutarlılık” olduğunun altını çizerek, şöyle devam etti:
“Barış diyorum çünkü tek çözüm var o da İsrail ve Filistin’in eşit şartlarda tanındığı iki devletli çözüm. Bu farklı görüşlerde, dinlerde olan her yerde geçerli olan bir şeydir. Ne olursa olsun iki tarafta aynı şartlarda, aynı statüde oturup konuşmalı, bu yüzden Filistin’i tanıyoruz. Bunu yaparken barıştan sonra ikinci sebebimiz adalettir çünkü yarım asırdan fazla süredir BM Güvenlik Konseyi kararları, Oslo Anlaşması yok sayılıyor. Pasiflik artık sona ermeli. Bunun yerini umut ve itibar almalı. Tünelin sonunda ışık var. Üçüncü sebebimiz de tutarlılıktır. Ukrayna’da olduğu gibi aynı şekilde Filistin’de de tutarlı bir politika izliyoruz. Ten rengi, dili, dini ne olursa olsun uluslararası eşitliği savunuyoruz.”
Sanchez, “140’tan fazla ülke Filistin devletini tanıyor ve bizim lobilerimizle daha da fazla tanıyacak.” diyerek, “İspanya olarak Filistin’e elimizden geldiği kadar yardım etmeye devam edeceğiz. Ne kadar fazla ülke Filistin’i tanırsa o kadar iyidir ve daha fazla baskı kurulur. Bu son değil, başlangıçtır.” ifadelerini kullandı.
İspanya Başbakanı, “Bu kararımız kimseye karşı değildir. İspanya’da aşırı sağ ve sağın söylediği ya da İsrail’in savunduğu gibi İsrail’e karşı da değildir. İsrail halkına büyük bir saygı duyuyoruz ve dost olarak görüyoruz. Aynı şekilde Yahudi toplumu da takdire şayandır. Aynı zamanda Hamas’tan yana da alınan bir karar değildir. Bunu söyleyenler utanç duymalıdır.” dedi.
Sanchez ayrıca, gelecek haftalarda Gazze’den kanser hastası ya da sağlık durumları ağır olan 30 kadar çocuğun İspanya’ya getirilerek her türlü sağlık hizmetlerinin verileceğini açıkladı.
Sanchez, son dönemlerde öğrencilerin üniversitelerinde yaptıkları Filistin yanlısı eylemlere de değinerek, “Bunlar benim görüşüme göre değerli, meşru ve takdire şayan gençlerdir.” ifadesini kullandı.
Filistin’i tanıma kararının bazı ülkeleri rahatsız edeceğini ve sonuçları olacağını bildiklerini de kaydeden Sanchez, “Bu kararın sonuçlarını kabul etmeye hazırız. Bizim savunduğumuz barışçıl olarak çıkarlar ve değerlerdir. Filistin’e atılan bombalar sona erdiğinde, şu anda yaşananlar 21. asrın en kararlık dönemi olarak geçecektir ve bizim başımız dik olacaktır çünkü doğru tarafta olduğumuz tanınacaktır. Doğru olanı yapıyoruz. Hem İspanya hem de daha güvenli ve istikrarlı bir Akdeniz için doğru olanı yapıyoruz.” diye konuştu.
Son olarak, ” Türkiye’nin de son dönemlerde Filistin ile ilgili önemli atılımlar” yaptığını dile getiren Sanchez, haziran ayı ortasında düzenlenmesi öngörülen Türkiye-İspanya hükümetler arası zirveye de değindi.
Sanchez, “Dost ve önemli bir ortağımız olan Türkiye ile çok yakında zirve yapacağız.” dedi.
]]>BBC’ye bilgi veren bir kaynak, bir askeri hastanede prosedürlerin “rutin olarak” ağrı kesici kullanılmadan yapıldığını ve bunun Filistinlilere “kabul edilemez ölçüde acı” verdiğini anlattı.
Başka bir kaynak, bir devlet hastanesinde gözaltındaki bir Gazzeliye uygulanan invaziv tıbbi prosedür sırasında ağrı kesicilerin “seçilerek” ve “çok sınırlı bir şekilde” kullanıldığını söyledi.
Ayrıca, devlet hastanelerinin onları nakletme ve tedavi etme konusundaki isteksizliği nedeniyle, kritik hastaların derme çatma askeri tesislerde tutulduğunu ve uygun tedaviden mahrum bırakıldığını da belirtti.
İsrail ordusu tarafından sorgulanmak üzere gözaltına alınarak Gazze’den götürülen ve daha sonra serbest bırakılan bir kişi, enfeksiyon kapmış yarası tedavi edilmediği için bacağının kesildiğini söyledi.
İddiaların merkezinde yer alan askeri hastanede çalışan kıdemli bir doktor, ampütasyonların hastanedeki koşulların sonucu olduğu iddiasını reddetti; ancak gardiyanlar tarafından kullanılan pranga ve diğer kısıtlamaların “insan onuruna yakışmadığını” söyledi.
İsrail ordusu, tesisteki tutuklulara “uygun ve dikkatli” davranıldığını savundu.
BBC’nin görüştüğü iki kaynak da, bu kişilerin tedavisini değerlendirecek pozisyonda olduklarını belirttiler. Her ikisi de konunun hassasiyeti nedeniyle isimlerinin gizli kalmasını istedi.
Anlattıkları, İsrail’deki İnsan Hakları İçin Doktorlar adlı kuruluş tarafından Şubat ayında yayımlanan ve İsrail’in sivil ve askeri hapishanelerinin “bir cezalandırma ve intikam aygıtı” haline geldiğini ve gözaltındakilerin başta sağlığa erişim hakkı olmak üzere insan haklarının ihlal edildiğini kaydeden raporla da örtüşüyor.
Gözaltındaki hasta ve yaralı Filistinlilerin tedavisine ilişkin endişeler, İsrail’in güneyindeki Sde Teiman askeri üssündeki askeri sahra hastanesinde yoğunlaşıyor.
Sahra hastanesi, Hamas saldırılarının ardından, bazı kamu çalışanlarının saldırı günü savaşçıları tedavi etmekte isteksiz davranması üzerine, özellikle Gazze’de gözaltına alınanları tedavi etmek için İsrail Sağlık Bakanlığı tarafından kuruldu.
O tarihten bu yana İsrail güçleri Gazze’den çok sayıda insanı aldı ve sorgulamak üzere Sde Teiman gibi üslere götürdü. Hamas adına savaştığından şüphelenilen kişiler İsrail’in gözaltı merkezlerine gönderiliyor; pek çoğu ise herhangi bir suçlama yöneltilmeden Gazze’ye geri götürülüyor.
Ordu, gözaltı merkezlerinde tutulanlara dair detayları paylaşmıyor.
Elleri ve ayakları kelepçeli, gözleri bağlı
Sde Teiman’daki hastanede tedaviden sorumlu bazı doktorlara göre, hastalar gözleri bağlı ve ellerinden ve ayaklarından mütemadiyen yataklarına zincirlenmiş halde tutuluyor.
Ayrıca tuvaleti kullanmalarına izin verilmiyor, bunun yerine altlarına bez bağlanıyor.
İsrail ordusu bu iddialara yanıt olarak, Sde Teiman Hastanesi’ndekilere kelepçe takılmasının “kişiye göre ve günlük olarak değerlendirildiğini” ve “güvenlik açısından gerekli durumlarda uygulandığını” söyledi.
Bezlerin “yalnızca tıbbi prosedürler nedeniyle hareketleri sınırlı olan gözaltılar için” kullanıldığı belirtildi.
Ancak tesisin kıdemli anestezi uzmanı Yoel Donchin’in de aralarında bulunduğu tanıklar, hastane koğuşunda hem bez hem de kelepçe kullanımının yaygın olarak uygulandığını söylüyor.
“Ordu, hastayı bir bebek gibi %100 bağımlı hale getiriyor” diyor. “Kelepçelisiniz, bez takılı, suya ihtiyacınız var, her şeye ihtiyacınız var; bu insanlıktan çıkarmadır.”
Dr. Donchin, hasta hareketlerinin kısıtlanması konusunda bireysel bir değerlendirme yapılmadığını ve yürüyemeyen hastaların bile (örneğin bacakları ampute edilmiş olanlar) yatağa kelepçelendiğini söyledi. Uygulamayı “aptalca” olarak nitelendirdi.
Gazze savaşının ilk haftalarında tesisteki iki görgü tanığı bize, hastaların battaniyelerin altında çıplak tutulduğunu aktardı.
Tesisteki koşullar hakkında bilgi sahibi bir doktor, yataklara uzun süreli kelepçelenmenin hastalarda “korkunç acılara” yol açacağını söyleyerek, bunu “işkence” olarak tanımladı ve hastaların birkaç saat sonra ağrı hissetmeye başlayacağını kaydetti.
Diğer doktorlar, uzun vadeli sinir zedelenmesi riskine dikkat çekti.
Sorgulandıktan sonra serbest bırakılan Gazzelilerin görüntüleri incelendiğinde, el bileklerinde ve bacaklarında yaralanmalar ve yara izleri görülüyor.
Geçtiğimiz ay İsrail merkezli Haaretz gazetesi, Sde Teiman tesisindeki bir doktorun, kelepçelerin açtığı yaralar sonucu iki mahkumun bacaklarının kesildiği iddialarını haberleştirdi.
Gazete, doktorun bakanlara ve başsavcıya gönderdiği özel bir mektupta iddialarını dile getirdiğini ve mektupta bu tür ampütasyonların “maalesef rutin bir olay” olarak tanımlandığını yazdı.
BBC bu iddiayı bağımsız olarak doğrulayamadı.
Dr. Donchin, ampütasyonların kelepçelemenin doğrudan sonucu olmadığını ve enfeksiyon, diyabet veya kan damarlarındaki sorunlar gibi başka faktörlerin de etkili olduğunu söyledi.
İsrail tıbbi yönergeleri, özel bir güvenlik nedeni olmadıkça hiçbir hastanın hareketlerinin kısıtlanmamasını ve bu kısıtın asgari düzeyde olmasını şart koşuyor.
Ülkenin Tıbbi Etik Kurulu Başkanı Yossi Walfisch, tesisi ziyaret ettikten sonra, tüm hastaların yatağa bağlanmadan tedavi edilme hakkına sahip olduğunu, ancak personelin güvenliğinin diğer etik hususlara üstün geldiğini söyledi.
Kamuyla paylaşılan bir mektubunda, “Teröristlere gereken tıbbi tedavi uygulanıyor” dedi ve “kısıtlamaların asgaride tutulduğunu ve personelin güvenliğini sağlamak amacıyla uygulandığını” söyledi.
İsrail ordusunun gözaltına aldığı çok sayıda Gazzeli, sorgunun ardından herhangi bir suçlama yöneltilmeksizin serbest bırakıldı.
Dr. Donchin, Sde Teiman’ın askeri hastanesindeki sağlık personelinin şikayetlerinin kelepçelerin gevşetilmesi de dahil olmak üzere değişikliklere yol açtığını söyledi. Kendisinin de, bir cerrahi prosedür öncesinde gardiyanların hareket kısıtlamalarını kaldırması yönünde ısrar ettiğini belirtti.
“Orada çalışmak hoş değil” dedi. “Yatağa kelepçelenmiş birini tedavi etmenin etik kurallara aykırı olduğunu biliyorum. Peki alternatifi nedir? Ölmelerine izin vermek daha mı iyi? Bence değil.”
Ancak raporlar, hem askeri hem de sivil hastanelerde sağlık personelinin gözaltılara yönelik tutumlarının büyük ölçüde farklılık gösterdiğini ortaya koyuyor.
‘Kabul edilemez düzeyde acı’
Ekim ayında, Hamas’ın İsrail’e yönelik saldırılarından kısa bir süre sonra Sde Teiman sahra hastanesinde çalışan bir kaynak, hastalara anestezi de dahil olmak üzere yetersiz miktarda ağrı kesici verildiğini anlattı.
Bir keresinde bir doktorun, yaşlı bir hastaya yakın zamanda enfeksiyon kapmış bir amputasyon yarasını açarken ağrı kesici verilmesi talebini reddettiğini söyledi.
“(Hasta) acıdan titremeye başladı, ben de durdum ve ‘Devam edemeyiz, ona ağrı kesici vermen lazım’ dedim.”
Doktor hastaya bunun için çok geç olduğunu söyledi.
Kaynak, bu tür prosedürlerin “rutin olarak ağrı kesici olmadan yapıldığını” ve bunun “kabul edilemez miktarda acıya” yol açtığını söyledi.
Başka bir olayda, Hamas savaşçısı olduğundan şüphelenilen birinin kendisinden, geçirdiği ameliyatlar sırasında morfin ve anestezik ilaç seviyelerinin artırılması için cerrahlara ricada bulunmasını istediğini anlattı.
Mesaj iletildi, ancak söz konusu kişinin bir sonraki operasyon sırasında da bilinci yerine geldi ve çok acı çekti.
BBC’nin kaynağı, hem kendisinin hem de diğer meslektaşlarının, bunun intikam almak amacıyla kasıtlı yapıldığı hissiyatı içinde olduklarını söyledi.
Ordu, bu iddialara yanıt olarak gözaltındaki hastalara yönelik şiddetin “kesinlikle yasak olduğunu” ve kendilerinden beklenen davranışlar konusunda çalışanlara düzenli brifing verildiğini söyledi. Şiddet ve aşağılamaya ilişkin somut kanıtların inceleneceğini ekledi.
BBC’nin ikinci kaynağı ise, Sde Teiman’daki durumun devlet hastanelerine kadar uzanan sorunun yalnızca bir parçası olduğunu söyledi. BBC, kimliğini korumak için ondan “Yoni” şeklinde bahsedecek.
7 Ekim saldırılarını takip eden günlerde İsrail’in güneyindeki hastanelerin, genellikle aynı acil servislerde hem yaralı Hamas savaşçılarını hem de saldırıların kurbanlarını tedavi etme zorluğuyla karşı karşıya kaldıklarını söyledi.
Hamas savaşçıları, Gazze sınırı yakınında yaşayan İsraillilere henüz saldırı düzenlemişti. Bu saldırılarda yaklaşık 1.200 kişi öldü ve 250 civarı kişi de rehin alındı.
Yoni, “Atmosfer son derece duygusaldı” dedi. “Hastane çalışanları hem psikolojik olarak hem de aşırı hasta sayısı nedeniyle bunalmıştı.”
“Personelin, Gazze’de gözaltına alınanlara ağrı kesici verilmesinin gerekip gerekmediğini tartıştığını duyduğum anlar oldu. Veya bazı prosedürleri nasıl ceza yöntemine dönüştürebileceklerini tartıştıkları zamanlar…”
Bunları nadir uygulamaya koysalar da, bu tür konuşmaların sıkça geçtiğini söyledi.
BBC’ye yaptığı açıklamada, ” Ağrı kesicilerin bir işlem sırasında seçilerek, çok sınırlı bir şekilde kullanıldığı bir vakaya dair bilgim var” dedi.
“Hastaya ne olup bittiğine dair herhangi bir açıklama yapılmadı. Vücudu yarılarak operasyon geçiren bir kişinin, kendisine bir şey söylenmediğini ve gözlerinin bağlı olduğunu düşündüğünüzde, tedavi ile saldırı arasında ince bir çizgi var.”
Sağlık Bakanlığı’ndan bu iddialara yanıt istedik ama bizi İsrail Savunma Kuvvetleri’ne (IDF) yönlendirdiler.
‘Gözaltına alınırken iki bacağım vardı’
Yoni ayrıca, Sde Teiman’daki sahra hastanesinin ağır yaralıları tedavi edecek donanıma sahip olmadığını, ancak savaşın ilk aylarında göğüs ve karın bölgelerinden kurşunla yeni yaralanmış kişilerin de burada tutulduğunu söyledi.
Durumu kritik en az bir hastanın, kamu hastanelerinin hasta kabulünü reddettikleri için orada tutulduğunu ve hastanedeki doktorların bu duruma “sinirlendiğini” ekledi.
Han Yunus’ta yaşayan 43 yaşındaki taksi şoförü Sufian Abu Salah, İsrail ordusunun baskınlarında gözaltına alınan ve sorgulanmak üzere askeri üsse götürülen onlarca kişiden biriydi.
Askerlerin hem yolculuk sırasında hem de üste şiddetli dayak attıklarını, tedavisinin reddedildiğini ve ayağındaki küçük yaranın daha sonra enfeksiyon kaptığını söyledi.
BBC’ye “Bacağım enfeksiyon kaptı ve morardı, sünger gibi yumuşadı” dedi.
Bir hafta sonra gardiyanların onu hastaneye götürdüğünü ve yolda yaralı bacağına vurduğunu söyledi. BBC’ye yarasını temizlemek için yapılan iki ameliyatın işe yaramadığını anlattı.
“Daha sonra beni bir devlet hastanesine götürdüler ve orada doktor bana iki seçenek sundu: Bacağım ya da hayatım.”
Hayatını seçti. Bacağı kesildikten sonra askeri üsse gönderildi ve daha sonra Gazze’ye geri götürüldü.
“Bu dönem zihinsel ve fiziksel olarak bir işkenceydi. Tarif edemem. Gözaltına alındığımda iki bacağım vardı, artık tek bacağım var. Zaman zaman ağlıyorum.”
IDF, Sufian’ın gördüğü muameleyle ilgili iddialara yanıt vermedi ancak gözaltında olduğu sırada şiddet uygulandığına ilişkin iddialarının “bilinmediğini ve inceleneceğini” söyledi.
7 Ekim saldırısını takip eden günlerde İsrail Sağlık Bakanlığı, gözaltına alınan tüm Gazzelilerin askeri hastanelerde veya hapishanelerin hastanelerinde tedavi edilmesi yönünde bir talimat yayımladı; Sde Teiman sahra hastanesi bu rolü yerine getirmek için özel olarak kuruldu.
Karar, İsrail tıp camiasında pek çok kişinin desteğini kazandı; Yossi Walfisch, bunu “Hamas teröristlerinin” tedavi sorumluluğunu kamunun omzuna yüklemeyerek, “etik bir ikilemi” çözdüğünü söyledi.
Diğerleri ise Sde Teiman’ın kapatılması çağrısında bulunarak, buradaki durumu “tıp mesleği ve tıp etiği açısından benzeri görülmemiş bir dibe vuruş” olarak tanımladılar.
BBC’ye konuşan bir doktor, “Korkuyorum ki, Sde Teiman’da yaptığımız şeyin geri dönüşü yok” dedi. “Çünkü daha önce bize mantıksız görünen şeyler, bu kriz bittiğinde makul görünecek.”
Anestezi uzmanı Yoel Donchin, sahra hastanesindeki sağlık personelinin bazen bir araya gelerek durumdan yakındığını söyledi.
“Hastanemiz kapandığında bunu kutlayacağız” dedi.
Katkıda bulunanlar: Naomi Scherbel-Ball, Gidi Kleiman, Aisha Kherallah, BBC Eye
]]>BBC’nin analizi, İsrail’in Gazze’deki sivillerin tahliyesi için belirlediği bölgelerin toplamda 281 kilometre karelik bir alan kapladığını gösteriyor. Bu, Gazze topraklarının yüzde 77’si demek.
İsrail güçleri, 1200 kişinin öldürüldüğü ve 250’den fazla kişinin rehin alındığı Hamas saldırısından bu yana Gazze’de yürüttüğü askeri operasyonlarına devam ediyor.
Hamas’ın yönetimindeki Gazze Sağlık Bakanlığı’na göre İsrail’in saldırıları sonucu şu ana dek 35 binden fazla kişi öldürüldü.
BBC Arapça’ya konuşan İsrail Ordusu yetkilileri, tahliye emirlerinin sivilleri daha güvenli alanlara yönelterek onları koruduğunu savundu.
Birleşmiş Milletler (BM) ve bölgedeki bazı yardım kuruluşları ise, Gazze’de 2 milyona yakın olduğu tahmin edilen nüfusun gidebileceği hiçbir güvenli yer olmadığını belirtiyor. Aynı zamanda “güvenli bölge” olarak belirlenen arazilerin de uygunluğunu sorguluyorlar.
Hamas’a yönelik askeri operasyonları kapsamında İsrail, savaşın başlangıcından bu yana onlarca tahliye emri çıkardı.
Mayıs’ın ortasına gelindiğinde, Gazze’de tahliye bölgesi olarak belirlenmeyen kısım, topraklarının çeyreğinden azına denk geliyor.
Bir yanında Akdeniz’le, diğer yanında İsrail ve Mısır’la olan sınırlarla çevrilen, 41 kilometre uzunluğunda ve 10 kilometre genişliğindeki Gazze Şeridi, daha önce de nüfus yoğunluğu yüksek bir bölgeydi.
İsrail güçleri 7 Ekim’de, yani savaşın ilk gününde, Gazze’nin farklı bölgelerindeki sivillere ilk hava saldırıları öncesinde güvenli bir yere gitmelerini söyledi.
Daha sonraki haftalarda kuzeyde ve şehrin merkezinde yaşayan sivillere, en büyük şehir Gazze Şehri’nin de aralarında olduğu, Gazze vadisinin güneyindeki bölgelere sığınmaları söylendi.
Kasım ayında İsrail, güney ile merkez bölgelerin daha geniş bir kısmını kapsayan yeni tahliye bölgelerini duyurdu.
Aralık ayının başında uluslararası baskının artması üzerine İsrail, Gazze’nin iki kısma bölündüğü tahliye haritaları paylaşmaya başladı.
Aralık ve Ocak’ta tahliye uyarıları, güneydeki Han Yunus ve etrafındaki bölgelere kadar dayandı.
Nisan’ın başlarında İsrail, Gazze’nin kuzeyindeki evlerine dönmemeleri konusunda sivillere yönelik uyarısını yineledi.
Mayıs ayına gelindiğinde, İsrail güçleri doğudan Gazze’nin içlerine doğru ilerlerken, Refah’a kara operasyonunun başlatılması üzerine bu bölgenin de yarıya yakını tahliye bölgesi ilan edildi.
Sivillere, bir kıyı kasabası olan Mevasi bölgesinden Deyr El-Balah ve Han Yunus’a kadar uzanan “genişletilmiş güvenli bölgeye” gitmeleri söylendi.
İsrail son olarak Cibaliye ve yakınlarındaki bölgelerdekiler ile, kuzeydeki Beyt Lahya’daki sivillere tahliye emri vererek Gazze Şehri’nin batısındaki sığınaklara gitmeleri çağrısında bulundu.
Ekim ayından bu yana İsrail ordusunun verdiği tahliye emirlerinden hiçbirinde, boşaltılan yerlerin ne zaman yeniden güvenli hale geleceği ve sivillerin ne zaman buralardaki evlerine dönebileceğine dair bilgi verilmedi.
BBC’nin tahliye bölgelerinin hangi boyutlara ulaştığına dair sorularına karşılık, tahliye uyarılarının sivilleri korumayı amaçladığını vurgulayan İsrail Savunma Güçleri, bulgularımıza dair bir değerlendirmede bulunmadı.
BBC’ye gönderilen açıklama metninde ise, “İsrail Savunma güçleri uluslararası hukuka saygı göstermektedir ve bu şekilde hareket etmektedir” denildi.
Birleşmiş Milletler’e (BM) bağlı Filistinli Mültecilere Yardım Kuruluşu’na (UNRWA) göre, Gazze Şeridi’nde 1,7 milyona yakın insan, çoğunluğu birden fazla kez olmak üzere, evlerini terk etmek zorunda kaldı.
Refah’tan kaçış
7 Mayıs’ta İsrail güçleri Mısır’la olan sınırdaki Refah’ın Gazze tarafına ilerleyerek burayı ele geçirdi.
Operasyon öncesi İsrail ordusu Refah’ın doğusundaki sivillere burayı tahliye etmeleri emrini verdi.
BM verilerine göre, İsrail’in operasyonlarından önce de evlerini terk edip burada sığınmış sivillerin sayısı 1,5 milyona yakındı.
BM, İsrail tankları Refah’a girdiğinden beri 800 bine yakın sivilin buradan kaçtığını belirtiyor.
Refah’ın merkezinde, eskiden yerlerinden edilmiş sivillerin sığındığı çadırlarla dolu olan bir bölgenin 8 Mayıs’ta çekilen uydu fotoğrafları, buranın daha sonra yerle bir olduğunu gösteriyor.
İsrail güçleri, son zamanlarda sivilleri Ekim ayında “güvenli bölge” olarak belirlediği bir tarım alanı olan Mevasi’ye doğru yönlendiriyor.
Genişletilen güvenli bölgenin boyutları 60 kilometrekareye ulaştı.
İsrail, bu bölgede “sahra hastaneleri, çadırlar, daha fazla miktarda gıda, su, ilaç ve diğer malzemelerin” bulunduğunu öne sürüyor.
8 Mayıs’taki uydu görüntüsünden, Deyr el-Balah’ta yeni bir sahra hastanesi inşa edildiği anlaşılıyor.
BM ise sivillerin Mevasi’ye yönlendirilmesine kuşkuyla yaklaşıyor.
BBC Arapça’ya konuşan UNWRA iletişim yetkilisi Louise Wateridge, Mevasi’nin “kum ve çölden” ibaret olduğunu, İsrail’in belirlediği güvenli bölgelerin çok sınırlı altyapı ve ihtiyaç malzemesine sahip olduğunu vurguladı.
Oxfam yardım kuruluşunun Gazze’deki koordinatörü Fidaa Alarai ise Mevasi’de insani durumun kötüleştiğini söyledi.
“Burası çok kalabalık. Çadırlar her yerde, hatta artık bazıları sahil şeridine kondu” diyen Alarai, gıda, su ve yakıt olmadığına dikkat çekti.
Alarai da savaş başladıktan sonra Gazze’nin kuzeyindeki evini terk ederek birkaç kez yer değiştirmek zorunda kaldığını belirtti.
BBC Arapça, savaş başladığından beri birden fazla kez yer değiştirmiş olan Filistinli kaynaklarla konuştu.
Evini terk etmek zorunda kalmış bir kadın, Mevasi’ye sığındığını ancak burada da ne su ne elektrik bulabildiğini söyledi.
Dört kez yerinden edilmiş olan Hamdan ise, “Mevasi’ye geldiğimizde çadır bulamadık ve boşta olan bazı çadırlar da aşırı pahalıydı. Tuvalet olmadığı için yerin altına variller gömdük ve bunları tuvalet olarak kullandık” diye konuştu.
Hamdan, “Her şey çok pahalı. Hayat çok zor. Hijyen yok burada” diye de ekledi.
Habere katkıda bulunanlar: Lamees Altalebi ve Paul Cusiac
]]>Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Pakistan temasları çerçevesinde başkent İslamabad’da basın toplantısı düzenledi. Pakistan Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Muhammed İshak Dar ile ortak düzenlenen toplantıda konuşan Fidan, İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi ve beraberindeki heyetin geçirdiği helikopter kazasına değinerek, “Maalesef İran’dan gelen vefat haberleri bizleri derinden üzmüştür. İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi ve kıymetli mevkidaşım, değerli dostum Hüseyin Emir Abdullahiyan’a Allah’tan rahmet diliyorum. Dost ve kardeş İran halkının acısını derinden paylaşıyoruz” dedi.
Kaza haberini ilk aldıkları andan itibaren İran makamlarıyla temas halinde olduklarını belirten Fidan, “Elimizde bulunan bütün imkanların seferber edilmesi için uğraştık. Gerek AFAD, Gerek Milli Savunma Bakanlığı, gerek diğer kuruluşlarımız ellerinden gelen bütün çabayı gösterdiler. Ama maalesef bu üzücü haber bizi derinden üzdü. Başta Sayın Reisi, Sayın Abdullahiyan ve vefat eden diğer şahıslara Allah’tan rahmet diliyorum. Ailelerine başsağlığı ve sabır diliyorum. İran halkının başı sağ olsun” şeklinde konuştu.
“Pakistan’ın terörle mücadelesinde her zaman yanında olduğumuzu vurgulamak istiyorum”
Konuşmasında Pakistan ile Türkiye arasındaki ikili ilişkiler hakkında konuşan Fidan, Pakistan’ın aynı zamanda Türkiye’nin stratejik ortağı olduğunu söyleyerek, “İş birliğimiz, bölgesel istikrarı ve güvenliği de desteklemektedir. Pakistan’ın terörle mücadelesinde her zaman yanında olduğumuzu bir kez daha vurgulamak istiyorum. Terörle mücadelede şehit olan Pakistan kolluk kuvvetleri mensuplarına ve hayatını kaybeden masumlara bir kez daha Allah’tan rahmet diliyorum” ifadelerini kullandı.
“Ticaret alanında var olan 1 milyar dolarlık ticaret hacmini 5 milyar dolara çıkarmak için ortak bir hedef koyduk”
Pakistan temaslarında ikili ilişkilerin tüm açılarıyla ele alındığını belirten Fidan, Pakistan’da düzenlenecek Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi 7’nci Toplantısı ile ilgili görüşlerin gözden geçirildiğini kaydetti. İki ülke arasındaki kardeşlik bağlarını ve potansiyelini hayata geçirmek için ileri adımlar atılması gerektiğinin altını çizen Fidan, “Özellikle ticaret alanında var olan 1 milyar dolarlık ticaret hacmini 5 milyar dolara çıkarmak için ortak bir hedef koyduk. İkili ilişkileri sadece ticari alanlarda değil daha da yaygınlaştırarak başta savunma sanayisi olmak üzere yatırımlar, bankacılık, bilim, teknoloji, inovasyon alanları da dahil olmak üzere çok geniş bir alanda eş zamanlı olarak kurumsal bir şekilde ilerletme konusunda prensip kararı aldık” diye konuştu.
Pakistan’ın başta terör olmak üzere birçok konuda Afganistan’dan etkilendiğini dile getiren Fidan, “Bu konuda neler yapılabilir, son durum nedir, onu da etraflıca görüşme imkanımız oldu. Afgan kardeşlerimizin kalıcı huzura ve istikrara kavuşması ortak temennimizdir. Bu amaçla Pakistan’la beraber neler yapabiliriz, bunu masaya yatırma imkanımız oldu” ifadelerini kullandı.
“Başkalarına sürekli insan hakları dersi verenlerin bu suça ortak olmalarını kınıyoruz”
Fidan, Pakistanlı mevkidaşı Muhammed İshak Dar ile görüşmesinde Gazze Şeridi’nde devam eden insani felaketin sona ermesi ve Filistin Devleti’nin bir an önce kurulması için yapılan çalışmaların da masaya yatırıldığını vurguladı. İsrail’in insanlık vicdanının ve uluslararası hukukun bütün kırmızı çizgilerini aştığını vurgulayan Fidan, “Zafer arayışıyla tüm bölgeyi topyekun yıkım ve savaşa sürüklemektedir” diye konuştu.
İsrail-Filistin savaşında geçmişte yaşananlardan da ders alınması gerektiğini söyleyen Fidan, “Diplomasinin bütün araçlarını kullanarak elimizden gelen ne varsa hepsini yapmaya gayret edeceğiz. Hep söyledik, İsrail arkasına siyasi ve askeri destek almasa bu savaşı devam ettirmek imkanı yoktu. Başkalarına sürekli insan hakları ve demokrasi dersi verenlerin bu suça ortak olmalarını kınıyoruz” ifadelerini kullandı.
“Filistin’i tanımamış ülkeler, hak ve adalet namına en kısa sürede Filistin’i tanısınlar”
İsrail’e destek veren ülkelere seslenen Fidan, “Gelinen noktada, İsrail-Filistin ihtilafında geçmişte yaşananlardan da ders alarak iki devletli çözüme uluslararası toplumun odaklanması gerekmekte. Buradan bir kez daha çağrıda bulunuyorum, hala Filistin’i tanımamış ülkeler, hak ve adalet namına en kısa sürede Filistin’i tanısınlar, İsrail’in işlediği suçlara kalkan olan ülkeler de artık bu yanlıştan çok geç olmadan dönsünler” şeklinde konuştu.
Bakan Fidan konuşmasına, “Türkiye ve Pakistan, İslam dünyasının sesini duyurabilmek için birlikte çalışmaya devam edecek, Türkiye ve Pakistan’ın ortak çabaları çok kritik coğrafyalarda barış, huzur ve refahın sağlanması için büyük katkı sağlayacaktır” sözleriyle son verdi. – İSLAMABAD
]]>Haliç Kongre Merkezi’nde başlayan “Özgürlük Tufanı Kongresi”, İnsan ve Medeniyet Hareketi, Uluslararası Kudüs ve Filistin Koalisyonu (GCQP) ve Al Baraka Uluslararası Yardım Derneği işbirliğiyle düzenleniyor.
Filistin meselesinin farklı yönleri ve geleceğinin tartışılacağı ve 18-19 Mayıs tarihlerinde devam etmesi planlanan kongreye Hamas yetkililerinin yanı sıra dünyanın dört bir yanından lider, kanaat önderleri ve akademisyenler katıldı.
Kongrede, Hamas Hareketi Siyasi Büro Üyesi Hamdan, Fatih Sultan Mehmet Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Özel ve Cezayirli düşünür ve siyasetçi Dr. Abdurrezzak Makri birer konuşma yaptı.
Hamas Siyasi Büro Üyesi Hamdan, Aksa Tufanı ve devamındaki gelişmeler kapsamında birtakım siyasi hedefin belirlendiğinde dikkati çekerek, “Birincisi, Siyonist oluşumun (İsrail) yanı sıra ABD ve bölgesel bazı kesimler, Filistin meselesini tasfiye etme projesinde mutabık kaldı. İkincisi ise ABD’nin planladığı projeyle İsrail’in önce ortak olacağı ve daha sonra liderlik edeceği bölgesel siyasi bir eksen oluşturmasıdır ki İsrail’le normalleşme süreci bu projenin ilk adımıydı.” dedi.
Aksa Tufanı ve sonrasındaki gelişmelerin siyasi hedeflerinden birinin de Arap Baharı’nın etkisinde kalan bölge halklarını düşünce açısından teslim olmaya zorlama olduğuna işaret eden Hamdan, ancak İsrail’in, ABD ve Batı ülkelerinden aldığı büyük desteğe rağmen hedeflerine ulaşamadığını söyledi.
İsrail’in 7 Ekim ve sonrasındaki saldırılarının orantısızlığına dikkati çeken Hamdan, İsrail ordusunun Gazze Şeridi’ne yaklaşık 4 bin 500 zırhlı askeri araçla karadan girdiğine işaret etti.
Hamdan, İsrail’in saldırı hedeflerinde başarılı olamadığını vurgulayarak, “İsrail ordusu, 8 haftayı geçmeyecek bir süre zarfında Filistinli direniş hareketini bitirmeyi hedefliyordu. Ancak 8 ay geçmiş ve bu ordu hala direnişin saldırılarıyla vuruluyor.” diye konuştu.
İsrail ordusunun sivillere karşı katliamlar yaptığını dile getiren Hamdan, Gazze Şeridi’ndeki 2 milyonluk nüfusun yüzde 7’isinin İsrail saldırılarında öldürüldüğü ve yaralandığını kaydetti.
Ateşkes görüşmeleri için yaklaşık 4 ay önce arabulucuların çabalarını yoğunlaştırdığına dikkati çeken Hamdan, Gazze’ye yönelik saldırıların tümüyle durmasını istediklerini, İsrail’in ise arabuluculara esir askerlerin serbest bırakılması talebini ilettiğini söyledi.
Hamdan, Mısır ve Katar’ın arabuluculuk yaptığı Gazze’de ateşkes ve esir takası müzakerelerinde Hamas’ın net bir stratejisinin olduğunu şu sözlerle anlattı:
“Birinden dahi taviz vermediğimiz 5 başlık belirttik. Birincisi; Gazze’ye yönelik savaşın tümüyle durması. İkincisi; işgalcinin tüm bölgelerden geri çekilmesi. Üçüncüsü; yerinden edilmiş halkın geri dönmesi. Dördüncüsü; Gazze Şeridi üzerindeki ablukanın son bulması. Beşincisi ise adil bir esir takasının yapılması.”
Hamas’ın 5 başlık doğrultusunda arabulucu ülkelerden aldıkları öneriyi kabul ettiğini ancak İsrail’in söz konusu öneriye Refah Sınır Kapısı’nı işgal etme ve Refah’a karadan saldırıyla yanıt verdiğini söyleyen Hamdan, İsrail’in birden çok sebepten ötürü savaşı uzatmaya istekli olduğunu kaydetti. Hamdan, savaşın uzatılmasının sebebinin ise İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun yolsuzluk suçlamalarıyla hapse girme ihtimali olduğunu vurguladı.
Hamdan ayrıca İsrail askeri kurmaylarının da savaşı uzatarak Aksa Tufanı’nda zedelenen imajını düzeltmeye çalıştığını, Gazze’deki savaşı uzatma sebeplerinden birinin de Aksa Tufanı’yla birlikte ABD’nin bölgesel planlarının ciddi anlamda etkilenmesiyle ilişkili olduğunu dile getirdi.
– “Devletsiz bir medeniyetten bahsedilemez”
Prof. Dr. Özel ise İslam alemi olarak 300 yıldır bilim, kültür ve fen alanında durgunluk yaşandığını belirterek, “Bu durgunluk İslam aleminin birçok sorunla yüzleşmesine yol açmıştır. Bu sorunları aşmanın yolu ise farklı alanlara odaklanmamız, kendimizi geliştirmemiz gerekiyor. Bunların başında da kültür gelmektedir.” dedi.
İsraillilerin önce üniversite ve akabinde devletlerini kurduğuna işaret eden Özel, kültürel ve bilimsel gelişimin Müslüman coğrafyasının geleceğine önemli katkılar sunacağının altını çizdi.
Cezayirli düşünür ve siyasetçi Dr. Makri de medeniyet sayesinde fikirlerin zamansal ve mekansal çerçeve kazandığını söyledi.
“Devletsiz bir medeniyetten bahsedilemez.” ifadesini kullanan Makri, İslam coğrafyasının medeniyetin maddi ve manevi üreticisi olması gerektiğini vurguladı.
Makri, İslam medeniyetinin 15. yüzyılda yıkıldığını ve ardından da devletlerin zayıfladığını belirterek, “Önce medeniyet yıkılır, sonra devlet yıkılır.” dedi.
]]>İsrail ve Mısır arasında 1979 yılında imzalanan ve bir yıl sonra yürürlüğe giren barış anlaşması, yalnızca imzacılarına Nobel Barış Ödülü kazandırmakla kalmamış, imzacılardan birinin de hayatına mâl olmuştu.
Anlaşma 20 yıldan fazla süren düşmanlığa son vererek komşu iki askeri güç arasında 45 yıla yakın süre istikrar sağladı.
İsrail ordusu, Gazze Şeridi’ne yönelik saldırılarını Refah sınırına doğru genişletmesiyle birlikte iki ülke arasındaki ilişkiler yeniden gerginleşti.
Geçtiğimiz aylarda iki taraf da, birbirine karşılıklı suçlamalarda bulunmayı sürdürdü. Son olarak da iki ülkenin dışişleri bakanları, Refah koridorundan insani yardımların geçişinde yaşanan sorunlarla ilgili birbirlerini suçladı.
Gerginlik o kadar tırmandı ki, Mısır, Güney Afrika’nın İsrail hakkında açtığı ve Uluslararası Adalet Divanı’nda görülen “soykırım” davasına müdahil olacağını duyurdu.
İsrail hükümeti, Güney Afrika’nın Aralık ayında açtığı davada ileri sürdüğü, İsrail’in Gazze’deki Filistin halkına karşı soykırım suçu işlediği yönündeki suçlamaları reddediyor.
Mısır Dışişleri Bakanlığı, “İsrail’in Gazze Şeridi’ndeki Filistin halkına olan saldırılarının şiddetini artırması ve kapsamını genişletmesi” üzerine bu kararı aldıklarını açıkladı.
BBC Arapça’nın Mısırlı yetkililere yakın bir kaynaktan aldığı bilgiye göre Kahire, Refah’taki askeri operasyonlar ve İsrail ordusunun sınır geçişlerinde olan denetimini protesto etmek amacıyla diplomatik varlığını da azaltmayı değerlendiriyor.
Şimdilik Mısır, barış anlaşmasının güvende olduğunu söylüyor.
BBC Mundo’ya konuşan Kudüs’teki Hebrew Üniversitesi’nden siyasal bilimci Profesör Gayil Talshir, iki ülke arasındakini bir “soğuk barış” olarak niteliyor.
Talshir, “Aralarında öyle büyük bir sevgi yok; daha çok ortak ulusal çıkarlar ve güvenlik kaygıları baskın” diye de ekliyor.
Ancak İsrail-Mısır geriliminin büyümesi, komşu ülkelerin gelecekteki ilişkilerinin üzerine de gölge düşürüyor.
Anlaşma ne diyor?
İsrail ve Mısır 1948-1973 yılları arasında dört kez savaştı.
Sonuncusu olan 1973’teki Yom Kippur Savaşı sırasında, bir barış anlaşması için çalışmalar başladı. Sonra dönemin ABD Başkanı Jimmy Carter’ın arabuluculuğunda 1978’de Camp David adı verilen anlaşma sağlandı.
Aynı yıl dönemin Mısır Devlet Başkanı Enver Sedat ile İsrail’in eski başbakanı Menahem Begin, bu anlaşmadaki işbirlikleri nedeniyle Nobel Barış Ödülü’ne layık görüldüler.
Anlaşma bir sonraki yıl imzalanarak Ocak 1980’de yürürlüğe girdi. Ancak bir yıl sonra Sedat bir grup Mısırlı askerin suikastına uğradı. Suikastın arkasında İsrail’le barış anlaşmasını protesto ettiğini söyleyen İslamcı subay Halid El İslambuli vardı.
Barış anlaşması protokolü, güçler arasında hassas bir denge kuruyordu.
İki ülke arasındaki sınırı çizerek Sina Yarımadası’nı A, B ve C olarak üç ana bölgeye ayırıyor, buralarda farklı askeri birlikler ve farklı kategorilerde silahlara izin veriliyordu.
Sınırın 2,5 km içerisindeki D bölgesi ise tampon bölge olarak belirlenmişti.
Anlaşma bu bölgede İsrail’in sınırlı askeri varlığına izin veriyor. Aynı zamanda Birleşmiş Milletler gözlemcileri ve diğer çokuluslu güçler burada konuşlandırılabiliyor.
Buradaki İsrail güçleri, Gazze ile Mısır arasındaki sınırın bir bölümü olan Philadelphia Koridoru’nun kontrolüne sahip. 14 km’lik koridor, silahsızlandırılmış tampon bölge konumunda.
2005’te İsrail’in tek taraflı olarak askerlerini Gazze Şeridi’nden çekmesi sonrası, İsrail ve Mısır arasında barış anlaşmasının bir parçası olarak Philadelphia Mutabakatı adı verilen bir ek protokol imzalandı.
Bu protokol, Mısır’ın terörle mücadele ve silah kaçakçılığını önleme amacıyla, Gazze’ye olan sınırı boyunca, D bölgesine komşu C Bölgesi’nde 750 asker konuşlandırmasına izin veriyordu.
İsrail uzun süredir Hamas’ın kullandığı silahların Gazze’ye Mısır topraklarından girdiğini iddia ediyor.
Mısır neden tehdit altında hissediyor?
Mısır Dışişleri Konseyi’nin üyesi ve uluslararası hukuk profesörü Ayman Salama, İsrail’in Mısır tarafının iznini almadan D Bölgesi’ne ek asker konuşlandırma hakkı olmadığını söylüyor.
BBC Arapça’ya konuşan Salama’ya göre bu adımıyla İsrail, barış anlaşmasındaki koşulları ihlal ediyor.
Hamas’ın kontrolündeki Sağlık Bakanlığı, Gazze’de 35 binden fazla insanın öldürüldüğünü söylüyor.
Mısır, şu ana dek 2 milyon Filistinli evlerini terk etmişken, kaçan sivillerin Sina’ya gelmesinden korkuyor.
Nitekim İsrail hükümetinden birkaç isim, Gazze’deki Filistinlilerin Sina’ya götürülmesi ihtimaline değindi.
Kahire’deki Amerikan Üniversitesi’nden Siyaset Bilimci Mustafa Kamel el Sayyid’e göre, Mısır hükümeti, İsrail’in Gazze’deki Filistin varlığını sonlandırarak, onları Mısır’a doğru itmeye çalıştığına inanıyor.
Ancak buradaki nüfusu giderek daha da güneye, önce Han Yunus, sonra da Refah’a iten İsrail, sınırın Filistin kısmını kontrol ediyor olmasına rağmen şu ana kadar Gazzelileri Sina’ya gitmeye zorlamadı.
Olağanüstü koşullarda yaşayan ve açlık ve salgınlarla boğuşan Filistinliler de, daha önce 2008’de İsrail’in Gazze’yi tam ablukaya alması sonrası kısa süreyle yaptıkları gibi Mısır topraklarını yönelmediler.
Halk daha çok İsrail’in “insani bölge” olarak belirlediği, Gazze’nin güneyindeki Mevasi bölgesine gitmeye ya da yıkık haldeki Han Yunus gibi bölgelere dönmeye zorlanıyor.
Birleşmiş Milletler’e göre geçtiğimiz hafta yaklaşık 450 bin kişi Refah’tan kaçtı.
İsrail’in gözünde, Mısır ve Gazze arasındaki sınır yeterince güvenli değil. İsrail, Hamas’ın 7 Ekim saldırısında kullandığı silahların büyük bölümünün Sina’daki yasa dışı tünellerden geçtiğine inanıyor.
Gayil Talshir’e göre, İsrail şimdi bu sınırı, en azından geçici olarak kontrol etmek istiyor.
Mısır şimdi ne yapacak?
Mısır yalnızca sınırdaki durum nedeniyle Gazze Savaşı’nın bir parçası değil; aynı zamanda Katar’la beraber, hem düşmanlıkların son bulması hem de rehinelerin serbest bırakılması amacıyla Hamas ile İsrail arasında yürütülen ateşkes görüşmelerinde arabulucu rolünde.
Mısır daha önce de onlarca yıl süren savaşlarda ve Gazze Şeridi’ndeki diğer çatışmalarda benzer bir rol oynadı.
Nitekim Hamas’ın kaçırarak 5 yıl Gazze’de tuttuğu İsrail askeri Gilad Şalit’in 2011 yılında, binlerce Filistinli mahkumun takası karşılığında serbest bırakılmasına da aracılık etmişti.
Bu nedenle İsrail’in gözünde Mısır’ın stratejik bir değeri var.
Mısır yönetimi aynı zamanda ABD’nin Orta Doğu’daki en güçlü müttefiklerinden biri.
İsrail’le barış anlaşması imzalandığından beri ABD’den her yıl askeri yardım aldı. Yardımlar geçen yıl 1,3 milyar dolara ulaştı.
İsrail hükümeti ile ortaklıklara çok eskiden beri sadık kalan Washington, İsrail lideri Binyamin Netanyahu’ya karşı geçtiğimiz haftalarda daha sert bir tavır aldı; hatta bu ayın başında bomba sevkiyatını durdurdu.
Kısa süre sonra Güney Afrika’nın İsrail’e açtığı davaya müdahil olduğu duyuran Mısır, İsrail’in sivillere sistematik olarak saldırdığı ve Gazzelileri evlerini ve arazilerini terk etmeye zorladığını, bunun da daha önce görülmemiş türden bir insani krize yol açtığını söylüyor.
Mısır ayrıca, İsrail’e sivillerin ihtiyaç duyduğu yeterli insani yardımın Gazze Şeridi’ne girmesine izin vermesi, Cenevre Sözleşmesi’ni ihlal etmemesi çağrısında bulunuyor.
Kahire Üniversitesi’nden uluslararası hukuk profesörü Ahmed Abu eL Wafa’ya göre Mısır, Güney Afrika’ya yasal ve teknik destek verecek.
Mısır Parlamentosu’nun İnsan Hakları Komitesi’ne başkanlık eden Milletvekili Tarek Radwan, Mısır’ın davaya dahil olması için gereken yeterli kanıta sahip olduğunu savunuyor.
Peki Mısır’ın bu adımının arkasında ne var?
Gayil Talshir bu soruya şöyle yanıt veriyor:
“Mısır ve İsrail’in ortak bir amacı var: O da Hamas’ı durdurmak.
“İki taraf da savaş bittikten sonra Gazze’nin yönetiminin yeniden Hamas ya da başka bir cihatçı hareketin eline geçmesinden korkuyor ve iki taraf da bunu istemiyor.”
Mısır-İsrail ilişkileri
]]>7 Ekim'de Hamas'ın İsrail'de bir müzik festivaline yaptığı baskında kaçırdığı kişiler arasında 23 yaşındaki Alman vatandaşı Shani Louk da vardı. Louk'un cansız bedenine Gazze Şeridi'nde ulaşıldı.
Filistin halkına yönelik saldırılar aralıksız devam ederken, İsrail ordusu Gazze Şeridi'nde 3 tutsağın cansız bedenine casino siteleri ulaşıldığını duyurdu. Ordu sözcüsü Daniel Hagari, "Shani Louk, Amit Buskila ve İzak Gelernter'in cansız bedenlerine ulaşıldı. Onlar Hamas tarafından 7 Ekim'deki Nova müzik festivalinden kaçarken öldürüldü ve bedenleri Gazze'ye getirildi" ifadelerini kullandı.
Alman vatandaşı olan 23 yaşındaki genç kadının ailesi yaşadıkları süreci anlattı. Louk'un babası Nissim Louk, "Kızımın bedeni tam ve çok güzel ve sanki canlıymış gibi. Vücudunun durumunun bu şekilde olması bir mucize. Sanırım yeraltındaki tüneller çok soğuk olduğu için bedeni iyi korunmuş. Halen dövmelerini görebiliyorsunuz ve ten rengi değişmemiş" dedi.
Shani Louk'un annesi Ricarda Louk da, "Ordu geldi ve Shani'nin bedeninin İsrail'e getirildiğini söyledi. Onun geri gelmesine sevindik ve onu uygun bir şekilde toprağa verebileceğiz" ifadelerini kullandı.
]]>Noam, İsrail ordusunun gayrimeşru uygulamaları ve üst düzey İsrailli yetkililerin tartışmalı açıklamalarının “istisnai” olduğunu ve bunların İsrail’in politikasını veya yaklaşımını yansıtmadığını ileri sürdü. Noam, “Hiçbir devlet, hatasız değildir. İsrail, uluslararası yükümlülüklerine uygun bir şekilde hareket etme bağlılığını korumaktadır” dedi.
“Tüm acil tedbir talepleri dayanaksızdır”
Güney Afrika’yı bu “istisnai” olayları ve açıklamaları seçici bir yaklaşımla öne çıkararak mahkemeyi manipüle etmeye çalışmakla suçlayan Noam, “Güney Afrika tarafından talep edilen tüm acil tedbir talepleri dayanaksızdır” diyerek İsrail’in Gazze’den çekilmesi yönünde bir emir verilmemesi gerektiğini söyledi. Noam, “Aksi takdirde, halen yüzden fazla İsrailli rehine Hamas’ın hiçbir engelle karşılaşmadan faaliyet göstermeye devam edeceği topraklarda kalacaktır. Böyle bir emir verilmesi durumunda İsrail, uluslararası hukukun kendisine tanıdığı haklardan mahrum bırakılmış olacaktır. Böyle bir karar alması halinde mahkeme, Soykırım Sözleşmesini koruyucu bir kalkan olmaktan çıkarıp bir kılıç haline getirecektir” dedi.
“Eğer birine ‘Artık yeter” denilmesi gerekiyorsa bu İsrail değil Güney Afrika’dır”
Savunmada Güney Afrika’yı Gazze’ye ilişkin gerçekleri İsrail aleyhinde çarpıtmakla suçlayan İsrailli hukukçu Noam, “Belki de en iğrenç olanı, Güney Afrika’nın Holokost sırasında Avrupalı Yahudilerin sistematik bir şekilde yok edilişlerini hatırlatan bir terminolojiye başvurarak İsrail’in ‘imha bölgeleri’ oluşturduğunu öne sürmesidir” dedi.
Noam, İsrail’in Gazze’ye kritik sınır geçişlerini kapattığı iddialarının ise açık bir şekilde yalan olduğunu ileri sürdü. Güney Afrika’nın iddialarının büyük bir kısmının mesnetsiz olduğunu savunan Noam, “Eğer birine ‘Artık yeter” denilmesi gerekiyorsa, bu İsrail değil Güney Afrika’dır. Güney Afrika’nın bu mahkemenin ihtiyati tedbir prosedürünü defalarca böylesine alçak ve sinsi bir şekilde istismar etme girişimlerine ne zaman dur diyeceğiz?” dedi.
Tourgeman, İsrail’in yardım geçişini engellemediğini iddia etti
İsrail Dışişleri Bakanlığı yetkilisi Tamar Kaplan Tourgeman ise ülkesinin Refah’a tıbbi gereçler ve gıda geçişini engellemediğini savundu. Uluslararası kuruluşların beyanlarının aksine İsrail’in Gazze’ye yardım geçişini kolaylaştırdığını iddia eden İsrailli hukukçu, havadan bırakılan yardımlar ile Güney Kıbrıs deniz koridoru gibi uygulamaların İsrail’in yardım ulaştırılmasında işbirliği yaptığının kanıtları olduğunu söyledi. İsrail’in Gazze’de sivilleri korumak için olağanüstü tedbirler aldığını savunan Tourgeman, “Sivillerin uyarılması, insani yardımlara ilişkin bilgi sağlanması ve mesajlar ile broşürler yardımıyla tahliye rotalarının bildirilmesi bunlar arasında yer almaktadır” açıklamasını yaptı.
İsrail’in kendini savunma hakkı olduğunu ve bu hakkın elinden alınmasının düşünülemez olduğunu savunan İsrailli yetkili yargıçlara seslenerek, “İsrailli rehineler acımasız bir şekilde Refah’ta esir tutulurken, İsrail’in onları kurtaramayacağı iddia edilebilir mi? Hamas, Gazze’yi ayrım gözetmeyen saldırıları için bir saldırı merkezi olarak kullanmaya devam ederken İsrail’in bunlar aleyhinde kendisini savunamayacağı gerçekten iddia edilebilir mi?” diye sordu.
İsrail “Yalancılar” diyerek protesto edildi
Tourgeman’ın İsrail’in sözlü savunmasını tamamladığı sırada mahkemedeki katılımcılardan biri “Yalancılar” diye bağırarak İsrail heyetini protesto etti. Katılımcılardan birinin “yalancılar” diye bağırdığı sırada canlı olarak yayınlanan anlar yarıda kesilerek mahkemenin logosu ekrana yansıtıldı.
Uluslararası Adalet Divanı, ocak ayında İsrail’in soykırımı engellemek ve insani yardım geçişini sağlamak için elinden geleni yapmasını emretmiş fakat askeri saldırıların sona erdirilmesi için ihtiyati tedbir kararı almaktan kaçınmıştı. Mahkeme, Mart ayında verilen ikinci bir emirle, İsrail’in Gazze’deki insani durumun iyileştirilmesi için yeni önlemler alması gerektiğini açıklamıştı. Bir süre önce Türkiye ve ardından Mısır, Güney Afrika’nın BM’nin en üst düzey mahkemesi Uluslararası Adalet Divanındaki davasına müdahil olacağını açıklamıştı.
]]>İsrail’e göre Refah saldırısı, rehineleri ve militanları Gazze’den kaçırmak için kullanılabilecek tünel sistemlerine sahip olan Hamas’ı yenmenin anahtarı.
İsrail, Refah’a yönelik saldırılarının durdurulması ve sivillerin korunması konusunda acil ek önlem talebiyle Uluslararası Adalet Divanı’na başvuran Güney Afrika’nın iddialarına yanıt verdi.
İsrail savunmasında neler söyledi?
Lahey’deki Uluslararası Barış Sarayı’nda Cuma sabahı yapılan duruşmada, İsrail adına Adalet Bakanlığı Uluslararası Hukuktan Sorumlu Başsavcı Yardımcısı Gilad Noam ile Dışişleri Bakanlığı Baş Hukuk Danışman Yardımcısı Tamar Kaplan Tourgeman sözlü savunma yaptı.
Başsavcı yardımcısı Gilad Noam, Güney Afrika’nın, İsrail hakkında soykırım suçlamasıyla açtığı davanın “gerçeklerden ve koşullardan tamamen kopuk” olduğunu savundu.
İsrailli yetkili, ülkesi hakkındaki davanın, “iğrenç soykırım suçlaması nedeniyle alay konusu olduğunu” söyledi.
Güney Afrika’yı Hamas kaynaklarına dayanan yalan bilgileri mahkemeye sunmakla suçlayan Noam, İsrail’in Refah’tan çekilmesini sağlamaya yönelik ek tedbir talebinin “Hamas’ı yenilgiden korumak için yapıldığını” öne sürdü.
İsrailli temsilci, “Güney Afrika yenildiğini görmek istemediği müttefiki Hamas için askeri avantaj sağlamak istiyor. Güney Afrika gerçekle, hukuk veya adaletle ilgilenmiyor” dedi.
Güney Afrika heyeti, Noam’ın bu suçlamalarına tepki gösterdi.
Noam, İsrail’in istemediği ve başlatmadığı bir savaşa girdiğini savunarak, “İsrail milletini ve vatandaşlarını savunuyor. İsrail sivillerin korunmasını sağlamak için gayretle çalışırken, Hamas da onları tehlikeye atmaya çalıştı” dedi.
Gazze’de savaşın sürdüğünü ancak soykırım yapılmadığını söyleyen Noam, İsrail makamlarının hiçbir yasa dışı davranış politikası bulunmadığını savundu.
Noam, İsrailli protestocuların yardımı engellemesine ülkesine bağlı kolluk kuvvetlerinin karşı harekete geçerek, yardım kamyonlarının geçişini sağladığını söyledi.
Uluslararası Adalet Divanı’ndan, Güney Afrika’nın istediği tüm geçici önlem taleplerinin reddedilmesini isteyen Noam, İsrail’e Gazze’den çekilme emri verilmemesi gerektiğini savundu.
İsrailli temsilci, böyle bir kararın, İsrail’in uluslararası hukuk kapsamındaki haklarından mahrum kalmasına yıl açacağını ve Uluslararası Soykırım Sözleşmesini’nin “kalkan yerine kılıca çevrileceğini” öne sürdü.
Daha sonra söz alan İsrail Dışişleri Bakanlığı hukuk uzmanı Tamar Kaplan Tourgeman da, ülkesinin Filistinlilere yönelik yardımları engellemediğini söyledi.
Tourgeman, hem İsraillilerin hem de Filistinlilerin çektiği acıların sorumlusunun Hamas olduğunu savundu.
Tourgeman, Güney Afrika’yı “soykırım niyetini açıkça ortaya koymak” amacıyla İsrailli liderlerin yaptığı açıklamaları çarpıtmakla suçladı.
İsraillilere ‘yalancılar’ diye bağıran kadın dışarı çıkarıldı
Tourgeman’ın sözlü savunması sırasında mahkeme salonundan bir kadın “yalancılar” diye bağırdı. Protestocu kadın, güvenlik görevlileri tarafından salından çıkarıldı.
İsrail tarafı 2 saatlik sözlü savunma hakkının 90 dakikasını kullandı. Buna gerekçe olarak, kısa sürede yapılan dava çağrısı gösterildi.
İsrail heyeti, kısa ihbar süresi nedeniyle duruşmaya yeterince hazırlanamadıklarını belirterek, bunun hayal kırıklığı yarattığını söyledi.
İsrailli temsilci Gilad Noam, mahkemenin kendilerini Pazartesi günü bilgilendirildiğini, kısa ihbar süresi nedeniyle İsrail’in üst düzey hukuk danışmanlarının birçoğunun Lahey’e gelemediğini vurguladı.
İsrail’in duruşmanın 1 hafta sonraya ertelenmesini istediği ancak Uluslarası Adalet Divanı’nın bu talebi kabul etmediği belirtildi.
Güney Afrika’nın Refah saldırısı nedeniyle ivedi ek önlem talebiyle yaptığı başvuru, uluslararası mahkeme tarafından oldukça kısa bir sürede işleme alındı.
Lahey’deki duruşma sırasında bir grup İsrailli gösterici, mahkeme önünde, Hamas’ın elindeki rehinlerin serbest bırakılması çağrısında bulundu.
Neler olmuştu?
Uluslararası Adalet Divanı, 28 Mart’ta İsrail’in insani yardım konusunda gerekli ve etkin önlemleri bir an önce alması gerektiğine karar vermişti.
Güney Afrika, İsrail’in Refah’a yönelik saldırılar üzerine, Lahey’deki mahkemeye başvurarak saldırıların sona erdirilmesi ve sivillerin korunması için yeniden acil önlem talebinde bulundu.
Güney Afrika’nın başvurusunda, “Filistin halkının Soykırım Sözleşmesi kapsamında sahip olduğu hakların daha ciddi ve telafisi mümkün olmayan zararlara uğramasını önlemek” için acil geçici önlemlerin alınması istendi.
BM’ye göre, İsrail’in saldırıları nedeniyle 6 Mayıs’tan bu yana Refah’tan yaklaşık 600 bin kişi kaçmak zorunda kaldı.
Uluslararası yardım kuruluşları, bölgede sivillere yönelik koşulların giderek daha da kötüleştiği uyarısında bulunuyor.
Uluslararası Adalet Divanı’nın kararları bağlayıcı ve temyiz edilemiyor. Ancak mahkemenin kararları uygulama gücü olmadığı için bu konuda sıkıntılar yaşanabiliyor.
Güney Afrika’nın acil ek önlem talebi, soykırım gerekçesiyle açılan davadan farklı.
Uluslararası Adalet Divanı’nın esastan görüşmeyi kabul ettiği soykırım davasının ise uzun yıllar sürmesi bekleniyor.
Güney Afrika’nın açtığı soykırım davasına Nikaragua ve Kolombiya’nın ardından Libya da resmen müdahil oldu.
Libya, davaya katılma başvurusu yapan ilk Müslüman ülke.
Türkiye ve Mısır da, davaya müdahil olma kararı aldıklarını açıklamıştı.
]]>Aralarında İsrail bayraklarına sarılmış gözaltındaki kişilerin de görüntülendiği 45 fotoğraf ve video analiz edildi.
BBC Şubat ayında yaptığı benzer bir çalışmada İsrail askerlerinin Gazze’de gözaltına alınan kişilerin elleri ve gözleri bağlı videolarını internette paylaştığını tespit etmişti.
İsrail ordusu olayla ilgili inceleme başlatacağını söylemişti.
Ordu yetkilileri askerlerin “kabul edilemez davranışlar” sergilemeleri halinde disiplin cezalarına çarptırıldıklarını ya da açığa alındıklarını belirtiyor. Ancak yetkililer BBC’nin tespit ettiği son olaylar ve askerler özelinde yorum yapmadı.
Hukukçular, gözaltındaki kişilerin videolarının çekilmesi ve paylaşılmasının savaş suçu olabileceğini söylüyor.
Uluslararası hukuk, gözaltında tutulan kişilerin gereksiz yere aşağılanmasını ve kamuoyunun merakına maruz bırakılmasını suç sayıyor.
İnsan hakları uzmanları gözaltı görüntülerinin paylaşılmasının da tam olarak bunu yaptığını belirtiyor.
BBC Verify, Şubat ayında yaptığı çalışma sırasında son dönemde şiddet olaylarının arttığı Batı Şeria’da benzer davranışlar olduğunu fark etmeye başladı.
BBC’ye konuşan eski İsrail askeri Ori Givati, ordu içinde bu tür vakaların devam etmesine hiç şaşırmadığını söyledi.
İsrail ordusundaki suistimal iddialarını inceleyen Breaking The Silence adlı kuruluşun sözcüsü Ori Givati, İsrail’deki aşırı sağcı siyasi söylemin bu tip olayları teşvik ettiğine inandığını belirtti.
Askerlerin davranışları sonucunda bedel ödemediğini söyleyen Givati, “Hükümetin en üst düzey bakanları tarafından cesaretlendiriliyor ve destekleniyorlar” diyor.
Givati, “Filistinliler konusunda ordu içindeki kültür, onların sadece hedef oldukları yönünde. Onlar insan değil. Ordu size böyle davranmayı öğretiyor” diye devam ediyor.
Neler tespit edildi?
BBC Verify tarafından incelenen 45 sosyal medya videosu ve fotoğrafın, İsrail ordusunun en büyük piyade tugayı olan ve çoğunlukla Batı Şeria’da faaliyet gösteren Kfi Tugayı’ndan 11 asker tarafından paylaşıldığı tespit edildi.
Askerlerin hepsinin şu anda faal olduğu ve sosyal medya kimliklerini gizlemediği ortaya çıktı.
Sosyal medya videolarının analizine göre bu askerlerin dördü, Batı Şeria’nın kuzeyinde konuşlandırılan 9213 numaralı yedek taburunda görev yapıyor.
İsrail ordusu, bu askerlerin eylemleri ve disiplin cezası alıp almadıkları yönündeki sorularımıza yanıt vermedi.
Sosyal medya hesapları herkese açık olan askerlere ayrıca ulaşmaya çalıştık. Biri bizi engellemiş görünüyor, diğerleri ise bu haberin yayın tarihine kadar sorularımıza yanıt vermedi.
Askerler arasında en aktif olanının sosyal medyadaki ismi Yohai Vazana.
Paylaştığı videoların çoğunda askerlerin geceleri Filistinlilerin evlerine girip onları gözaltına aldığı, çoğu zaman ellerini ve gözlerini bağladığı görülüyor. Videoların çekildiği sırada başörtüsüz yakalanan kadınlar ise panik halinde.
Vazana’nın kollarında ‘Asla unutma, asla affetme 7/10’ yazılı dövmeler var ve kendisini “dijital içerik üreticisi” diye tanımlıyor. Askeri operasyonlardan ise “av” diye bahsediyor. Videolardan başçavuş olduğu anlaşılıyor.
Vazana, Facebook ve TikTok’ta Filistinlilerin gözaltına alındığını gösteren ve vücut kamerasından çekildiği anlaşılan 22 video ve fotoğraf paylaştı.
TikTok, henüz platformdan kaldırılmadığına dikkat çektiğimiz iki videonun daha sonra kaldırıldığını belirtti.
Sosyal medya şirketi, “şiddet içeren trajedilerin kurbanlarını aşağılamayı amaçlayan içeriklere tolerans göstermediğini” belirtti
Facebook’un sahibi Meta ise içerikleri incelediğini ve politikalarını ihlal eden videoları kaldıracağını açıkladı.
Yukarıda ekran görüntüsünü paylaştığımız Yohai Vazana’nın videolarından birinde askerlerin bir eve zorla girdiği ve çocuklu Filistinli bir kadının önünde poz verdiği görülüyor.
Vazana’nın paylaşımlarında yanında sık sık Ofer Bobrov adlı bir asker daha yer alıyor.
Bobrov kendi videolarında “9213” etiketini kallanıyor, bu da onun Vazana’nın taburunda olduğuna işaret ediyor.
Bobrov da katıldığı askeri operasyonları gösteren videolar yayınlıyor ama bunun yanı sıra askerlerin günlük hayatlarından kesitler de paylaşıyor.
TikTok’ta 12 Şubat’ta yayınlanan bir videoda gözaltına alınan bir kişinin elleri ve gözleri bağlı bir şekilde yere yatırıldığını gösteren fotoğraflar yer alıyor. Arkasında İsrail bayrağıyla poz veren bir asker duruyor.
Aynı taburdan olan ve internette Sammy Ben adını kullanan bir başka askerin ise Instagram’da gözaltına alınan Filistinlileri gösteren toplamda 8 video ve fotoğraf paylaşımı var.
Görüntülerde Filistinlilerin elleri ve gözleri bağlı bir şekilde yere yatırıldığı veya çömelmeye zorlandığı görülüyor.
Sammy Ben bu paylaşımlarda üzerlerinde Hamas bayrakları bulduklarını iddia ettiği “teröristleri” gözaltına aldıklarını söylüyor.
Gazze’de de görev yapmış olan Ben, bir videoda gözaltına alınan iki Filistinliyle alay ederek onlara “Am Yisrael Chai”, yani “İsrail halkı yaşıyor” demelerini emrediyor.
Ori Dahbash da aynı taburun bir başka üyesi ve Batı Şeria’daki askeri operasyonların görüntülerini paylaşıyor. Bunların arasında Vazana tarafından da paylaşılan bir gözaltı fotoğrafı da var.
Uzmanlar, askerlerin yayınladığı bu görüntülerin uluslararası hukuku ihlal edebileceğini söylüyor.
Birleşmiş Milletler’in oluşturduğu uluslararası ceza mahkemeleri danışma panelinin başkanı olan Dr. Mark Ellis, görüntüler hakkında soruşturma başlatılması ve askerlere disiplin cezası verilmesi çağrısında bulundu.
1998-2006 yılları arasında Eski Yugoslavya Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde çalışan uluslararası insan hakları avukatı Sir Geoffrey Nice da Dr. Ellis ile aynı fikirde, ancak ilgili kişilerin hesap vermeye zorlanacağı konusunda kuşkulu.
BBC’nin araştırmasına yanıt veren İsrail ordusu, askerlerin profesyonel standartlara tabi tutulduğunu ve değerlerine uygun olmayan davranışların incelendiğini söyledi.
Yapılan açıklamada, “Kabul edilemez davranışlar söz konusu olduğunda askerler disiplin edilir ve hatta yedek görevinden uzaklaştırılır. Ayrıca, askerlere operasyonel faaliyetlerin görüntülerini sosyal medya ağlarına yüklemekten kaçınmaları talimatı verilmiştir” denildi.
Ordu yetkilileri, Gazze’de daha önce benzer sosyal medya paylaşımları yapıldığı ve bu yönde harekete geçme sözü verildiğinden bahsetmedi.
Eski İsrail askeri Ori Givati, gözaltına alınan kişilere yönelik muameleden utanç duyduğunu ve iğrendiğini söyledi.
Givati, bu davranışın İsrail toplumunun Filistinlilere bakışını yansıttığını ve uluslararası hukuka uyma iddialarını sorgulattığını söyledi, “Bu şekilde davranmaya devam edersek toplum olarak bir geleceğimiz yok” dedi.
]]>Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Hüseyin Baş, AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Bu azgın devlet, bu terör devleti eğer durdurulmazsa vadedilmiş topraklar hezeyanıyla gözünü er ya da geç Anadolu’ya dikecekler. Bunu göremeyecek kadar kör müsünüz?” sözlerini değerlendirdi.
Erdoğan’ın teşhisinin doğruluğuna vurgu yapan BTP lideri, şunları kaydetti:
“TÜRKİYE, İSRAİL İLE İLİŞKİLERİNDEN HER ZAMAN ZARAR GÖRDÜ
“Bunu söyleyen Erdoğan, Büyük Orta Doğu Projesi’nin -ki nedir Büyük Orta Doğu Projesi; İsrail’in topraklarının Anadolu’ya kadar genişlemesi projesi – eş başkanı olarak mı söylüyor, yoksa Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Cumhurbaşkanı olarak mı söylüyor? Şimdi asıl soru bu. Bundan daha bir yıl önce New York’ta Birleşmiş Milletler toplantılarında el ele sıkışıp, ‘Kravatlarımız bile aynı, seninle çok güzel bir gelecek oluşturacağız’ dediği Netanyahu’ya bunu söyleyen Erdoğan olarak mı söylüyor, yoksa ‘Netenyahu katil’ diyen Erdoğan olarak mı söylüyor? Bakın teşhisler güzel, Erdoğan bunları kaçırmıyor. Erdoğan bunları biliyor, bunun da farkındayız ama bu sorunlara karşı tedavi Erdoğan’ın tedavisi değil. Çünkü İsrail ile 23 yıldan beri bizim bir dargın bir barışık diyaloğumuz ilişkimiz var ama bu ilişkiler neticesinde İsrail’in toprakları hep genişledi. İsrail’in istedikleri hep oldu, Filistin’de, Gazze’de, Batı Şeria’da Müslümanlar Filistinliler hep katledildi. Türkiye, İsrail ile ilişkilerinden her zaman zarar gördü, Ortadoğu bu ilişkilerden zarar gördü.
Şimdi Erdoğan, ‘Bunu görmeyecek kadar kör müsünüz’ diyor. Ben de kendisine sorayım; Lübnan’ın ve Hizbullah’ın İsrail için çok büyük bir tehdit arz ettiğini bütün dünya biliyor. Bunların arkasındaki en büyük güç olan Suriye’ydi, Esad’dı. Esad zayıflatıldığı anda, Suriye dağıtıldığında ve Suriye’nin insanları sığınmacı olarak Anadolu’ya doldurulduğunda, bunun İsrail’in genişlemeci politikasına hizmet edeceğini görmeyecek kadar kör müydü Erdoğan? Libya’da Kaddafi görevden indirildiğinde, O’na karşı isyanlar başlatıldığında bunun İsrail’in genişleme politikasına hizmet ettiğini görmeyecek kadar kör müydü Erdoğan? Irak karıştırıldığında, milyonlarca insan öldürüldüğünde, Amerika Irak’ı işgal ettiğinde bunun altında yatan sebebin İsrail’in genişlemeci politikasına bir hizmet olduğunu Erdoğan görmeyecek kadar kör müydü?
“BIRAK BUNLARI GÖRMEMEYİ, ERDOĞAN BUNLARA HİZMET ETTİ”
Bırak kör olmayı, bırak bunları görmemeyi, Erdoğan bunlara hizmet etti. Erdoğan Irak’ın işgal edilmesine onay verdi. Erdoğan Suriye’nin karıştırılmasını istedi. Suriye’den sığınmacıları Erdoğan bizim topraklarımıza doldurdu. Libya’dan Kaddafi’nin indirilmesini Erdoğan istedi. Şimdi soruyorsun ‘İsrail’in Gazze ile durmayacağını görmeyecek kadar kör müsünüz’ diye… Biz kör değiliz efendim ama acaba siz kör müsünüz? Bu soruyu sormak lazım. Bu sorunun cevabı aslında Erdoğan’ın verebileceği bir cevap. Bütün gizem, bütün sır o cevapta gizli. Kör müydü, değil miydi? Bilerek mi yaptı, bilmeyerek mi yaptı? Erdoğan bir çok sorunu doğru teşhis edebilen bir insan, ama bu sorunları çözmek için tedavi yapan değil bu sorunları körükleyen, sorunun bir parçası, bunu da söylemek lazım”
]]>(İSTANBUL) – Filistinlilerin büyük göçü Nakba’nın (Büyük Felaket) 76’ncı yıl dönümü nedeniyle Sirkeci’de toplanan çok sayıda STK ve siyasi parti temsilcileri, İstanbul’da ‘Filistin halkıyla dayanışma yürüyüşü’ gerçekleştirdi. Yapılan ortak açıklamada, hükümetin İsrail ile tüm ilişkileri kesme çağrısında bulunuldu.
Filistinlilerin Nakba (Büyük Felaket) olarak adlandırdığı İsrail’in bağımsızlığını ilan edişi ile Filistinlileri zorunlu göçe tabi tutmasının 76’ncı yılında Nakba Eylem Komitesi çağrısıyla çok sayıda STK ve siyasi parti temsilcileri Sirkeci’deki tarihi PTT binası önünde toplandı.
SLOGANLAR ATARAK YÜRÜYÜŞE GEÇTİLER
“Nehirden denize özgür Filistin için soykırımcı İsrail ile tüm ilişkiler kesilsin”, “Filistin’e özgürlük”, “Katil İsrail Filistin’den defol” pankartları taşıyan ve “Her yer Filistin her yer direniş”, “Yıkılsın Siyonist İsrail devleti” sloganları atan yüzlerce kişi, “Filistin halkıyla dayanışma yürüyüşü” gerçekleştirdi. Sirkeci’den Eminönü Meydanı’na doğru yürüyüşe geçen kalabalığa çevredeki yurttaşlar da alkışlarla destek verdi.
İSRAİL İLE TÜM İLİŞKİLERİ KESİN ÇAĞRISI
Eminönü Meydanı’nda yapılan ortak basın açıklamasında Türkiye’nin İsrail ile tüm ilişkilerinin kesilmesi çağrısında bulunuldu.
2023 yılında Türkiye’nin İsrail ile yaptığı ticaret hacminin 10 milyar dolara dayandığı belirtilen açıklamada şöyle denildi:
“7 Ekim’den sonra başlayan Filistin’deki soykırım sürecinde, işgal devletinin savaş makinesini işler durumda tutacak her türlü lojistik kaynak Türkiye üzerinden akıtılmaya devam ederek soykırımda utanç verici bir rol oynandı. Geldiğimiz noktada sebatla sürdürülen ‘İsrail’le ilişkiler kesilsin’ mücadelesi ve toplumsal basıncın etkisiyle hükümet geçici olarak ticareti kesme kararı alarak suçunu telafi etmeye çalışıyor. Bu karar aynı zamanda işgal devletine karşı mücadelenin onurlu bir kazanımı olup, bu mücadelenin meşruiyetini pekiştirmiştir. Bu karar önemli olmakla birlikte, serbest ticaret anlaşmasının feshi ve işgal devletine ticari tecritle bitmediği müddetçe, anlamı ve etkisi geçici ve sınırlı olacaktır.”
“İNCİRLİK VE KÜRECİK ÜSLERİNİN İŞGAL DEVLETİ ÇIKARINA KULLANILMASINA SON VERİLMELİDİR”
Açıklamada, Türkiye’deki İsrail üslerinin de kapatılması çağrısında bulunularak şu ifadeler kullanıldı:
“Türkiye’nin İsrail’le açıklanmayan ancak varlığına dair güçlü işaretler olan askeri işbirliğinin yanında Türkiye topraklarında bulunan İncirlik ve Kürecik üslerinin işgal devleti çıkarına kullanılmasına son verilmelidir. Diğer yandan, hükümetin Mavi Marmara davasını düşürerek işgal devletiyle imzaladığı normalleşme anlaşması, tüm ön koşulları ihlal edilmesine rağmen yürürlüktedir. Bu anlaşma kapsamında Gazze’de kurulan kanser hastanesi, soykırım saldırısında önce tahrip edildi, ardından işgal ordusunun üssüne dönüştürüldü. Buna benzer onlarca savaş suçunun faili olan bir devlete karşı, hükümetin ‘normalleşme’ anlaşmasını derhal feshetmesini ve diplomatik ilişkiyi tamamen kesmesini istiyoruz. Çünkü uluslararası hukuk ve kurumlar tarafından ‘işgalci’ ve ‘açık bir apartheid rejimi’ olarak tanımlanan İsrail ile sürdürülen her türden ilişki, Filistin halkının ‘Nakba’sının sürmesine yol açmaktadır. Yaşamı, özgürlüğü ve eşitliği savunan herkesi, bulunduğu tüm alanlarda işgal devleti ve kurumlarıyla ilişkileri reddetmeye, ırk ayrımcı apartheid rejimini kuşatmaya çağırıyoruz. Gelin, yeniden ve hep beraber haykıralım: İsrail ile tüm ilişkiler kesilsin! Bu mücadele Filistin toprağı özgür olana dek sürecektir!”
]]>Saadet Partisi ve Gelecek Partisi, 15 Mayıs 1948’de İsrail’in bağımsızlığını ilan ederek Filistin topraklarının bölünmesi ve Filistinlilerin sürgün edilmesinin yıl dönümü nedeniyle İsrail Büyükelçiliği önünde toplanarak basın açıklaması yaptı. Açıklamaya, Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, Saadet Partisi Genel Başkan Vekili Sabri Tekir, Saadet Partisi TBMM Grup Başkanı Selçuk Özdağ ile bazı milletvekilleri ve partililer katıldı.
Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu15 Mayıs 1948’de Nakpa ile Filistin topraklarının parçalandığını hatırlattı. “76 yıldır bütün emperyalist güçleri bütün uluslararası lobileri arkasına almış bir terör devleti bir halkın kaderine hükmetmeye çalışıyor” diyen Davutoğlu açıklamasında şunları söyledi:
“FİLİSTİN SÖZ KONUSU OLDUĞUNDA ASLA TARAFSIZ OLAMAYIZ”
“Bir halk yüzlerce yıldır yaşadıkları topraklardan emperyalizmin sömürgecilerin baskısı ve desteği ile kurulmuş bir terörist grup tarafından topraklarından sürüldü, tarih 15 Mayıs 1948. Filistin toprakları parçalandı ve Filistin topraklarından sürülen masum ve mazlum halk Gazze’ye ve Batı Şeria ayrıca diğer ülkelere mülteci olarak gitmek zorunda kaldı ve 7 aydır bir büyük mücadele veren Gazze halkı bugün hala sürmekte olan Nakpa’ya karşı direniyor. Nakpa büyük felaket demek. Aslında 15 Mayıs 1948’den bu yana 76 yıldır bu Nakpa sürüyor ve 76 yıldır da bütün emperyalist güçleri bütün uluslar lobileri arkasına almış bir terör devleti bir halkın kaderine hükmetmeye çalışıyor ve o halk direniyor. 15 Mayıs aynı zamanda Yunan askerlerinin İngiliz sömürgecilerinin desteği ile İzmir’e çıktığı ve Hasan Tahsin’in ilk kurşunla İstiklal Savaşımızın başladığı gündür. Eğer o zaman İstiklal Harbimizi yapmamış olsak muhtemelen bize de bir Nakpa yaşatılacaktı. 19. yüzyıldan bu yana dünyanın değişik yerlerinde Doğu halkları Afrikalıları sömürgeciliğin baskısıyla kendi topraklarından sürüldüler. Türkiye Cumhuriyeti Devleti mazlum halkların ilk bağımsızlık mücadelesinin sonunda doğdu. Dolayısıyla Biz Filistin söz konusu olduğunda asla tarafsız olamayız. İnsanlığın tarafındayız.”
“BU SAVAŞ İSRAİL İLE İNSANLIK ARASINDA OLAN BİR SAVAŞTIR”
Dünyada İsrail’e karşı küresel bir tepkinin oluştuğunu belirten Davutoğlu açıklamasında şunları söyledi:
“Uluslararası medya ne derse desin bugün dünyada bütün bu baskılar karşısında uyanan bir bilinç var. Ben dün Güney Afrika’dan geldim. Güney Afrika Cumhurbaşkanının ve Dışişleri Bakanı daveti ile orada yapılan bir kongrede konuşma yaptım. Dünyanın 50 ülkesinden gelen hemen hemen her dinden, her kıtadan, her etnisiteden, her düşünce tarzından İnsanlar bir araya geldiler ve aynı sesi yükseltiler ‘Gazze yalnız değildir, Filistin yalnız değildir, İsrail soykırım suçu işlemektedir ve ona destek olanlarda soykırımında iş birliği yapmaktadır’. Orada da vurguladım. Tekrar vurguluyorum, Uluslararası Besin ne derse desin bu savaş İsrail ve Hamas arasında bir savaş değildir. Bu savaş İsrail’e Gazze arasında da bir savaş değildir. Bu savaş İsrail’e Filistinliler arasında da bir bu savaş İsrailli Araplar ya da müslümanlar arasında değildir. Bu savaş İsrail ile insanlık arasında olan bir savaştır. Bütün insanlık değerleri 7 aydır. Gazze’de çiğnendi. 40 bine aşkın insan daha enkazdan altında binlerce insanların olduğunu da göz önüne alırsak çok daha fazla sayıda insan öldürüldü. 15 bin çocuk katledildi. Hastaneler bombalandı. Bütün savaş suçları işlendi”.
“BUNLARIN HEPSİ SOYKIRIM SUÇUNUN İŞLENMESİDİR”
İsrail Savunma Bakanı Yoav Gallant’ın soykırım ifadesini hatırlatan Davutoğlu İsrail’in savaş hukukuna itibar etmediğini vurgulayarak şöyle konuştu:
“İsrail Savunma Bakanı açık bir soykırım ifadesi kullanarak ‘Biz insanlara değil insanımsı hayvanlarla savaşıyoruz, hiç bir yöntem kısıtlaması ön görmüyoruz her şeyi yapabiliriz’ Yani hiçbir savaş hukukuna itibar etmeyeceğiz diyor ve her şeyi, ‘Gazze’yi yerle bir edeceğiz’ dedi. Bunların hepsi soykırım suçunun işlenmesidir. Burada bir kez daha biz 82 milyon adına Gazze’de mazlumların yanında olduğumuzu haykırıyoruz. 7 aydır her grup toplantımızda bunu gündeme getirdik. Dünya liderlerine mektup yazdık. Türkiye içinde halkımızın sesine bir çare olmaya çalıştık ve dünyada şu anda ülkeler üç gruba ayrıldı. Bir soykırımcılara destek verenler. Başta Amerika Birleşik Devletleri ve İngiltere olmak üzere birçok ülke daha saldırgan ilk anından itibaren açık çek verdiler soykırımcı bir devlete. İkincisi bu soykırıma karşı insanlığın sesi olan ülkeler. Ankara Meydanı’ndan birkaç gün önce Johannesburg’taki insanlara da sesleniyorum. Dün Güney Afrika basınıyla de uzun bir röportajda hayatım. Evet Ankara Güney Afrika’yı selamlıyoruz. Johannesburg’a selam iletiyoruz. Onlar bölgeden olmamalarına, Arap olmamalarına, Müslüman geçmişine sahip olmamalarına rağmen insan olmak ve Nelson Mandela’nın verdiği mücadelenin takipçileri olmak adına uluslararası Adalet Divanı gittiler ve Uluslararası Adalet Divanı soykırım suçlaması ile ilgili ilk ön kararın aldı. Hiç kimse unutmasın bugün bu insanlık vicdanının sesi olanlar tarihte unutulmayacak.
“TÜRKİYE NİYE SESSİZ KALDI?”
Güney Afrika’da çok şu soruyla karşılaştım, ‘Türkiye niye sessiz kaldı?’ Arap ve İslam dünyası bizi niye yalnız bıraktı? Niye davaya müdahil olmak için bu kadar uzun süre beklediniz? Onlara şunu söyledim soykırımı yapanlar tarih boyunca unutulmayacaklar. İnsanlık katilleri olarak. Soykırıma sessiz kalanlar sessiz kaldıkları için unutulmayacak ama Güney Afrika başta olmak üzere soykırımının ilk anından itibaren sesini yükselten Brezilya, Nikaragua, Kolombiya, Şili gibi ülkeler tarih boyunca anılacaklar. 3 grup ülkeler ise pasif olarak bu soykırımı uzun süre seyredenler. Maalesef ülkemizde 7 ay boyu ticareti sürdürmek dolayısıyla uluslararası alanda büyük bir itibar kaybına uğradı. Bu uluslararası platformlarda sorulara cevap verirken açıkçası ülkemi savunmakta zorlandım. ‘Niye Türkiye’den soykırımcılara demir çelik gidiyor’ diye sordular bana uluslararası akademisyenler aktivistler. Bolivyalı bakan sordu Mozambik’ten gelen Bakan sordu, ‘Niye Türkiye sessiz kaldı bugüne kadar?’ Arkadaşlar Onun için İstiklal Savaşımız 15 Mayıs ve iki 15 Mayıs arasında köprü kurdum. Gazi Mustafa Kemal de İstiklal Savaşı’nı biten bütün komutanları bu savaşı yürütürken mazlum milletler adına yürüttüklerini farkındaydılar. Sömürgeciliğe karşı yürüttüklerinin farkındaydılar. Türkiye Cumhuriyeti Devleti nevzuhur bir devlet değildir. Zalim ile mazlum arasında, sömürgecilikte bağımsızlık mücadeleleri arasında tarafsız değildir.”
“TÜRK ÜNİVERSİTELERİ NEREDE HANGİ BİLDİRİYİ YAYINLADILAR?”
İsrail’e karşı birçok ülkede protestoların olduğunu aktaran Davutoğlu Türkiye’deki üniversitelere de tepki gösterdi. Davutoğlu:
“Bugün Gazze’de direnen çocuklar gençler yaşlılar kadınlar kendi topraklarını savunuyorlar. Asla terör adı altında anılamazlar. Bugün sadece Gazze’de 60 bin hamile kadın var her an doğum yapabilecek durumda hastaneleri yok. Sığınacakları bir yer yok ve dünya sessiz. Dünya sessiz derken bu soykırım karşısında işbirliği yapanlar sessiz ama bakın gurur duyuyorum ve bugün uluslararası bir açıklama yaptık tekrar 139 küresel aydın inisiyatifinin, vicdan inisiyatifin girişimi ile Amerika Birleşik Devletleri kampüsleri ayakta. Amerika Birleşik Devletleri iki aydır tarihinin Vietnam saldırılarıdan sonraki en büyük gösterilen şahit oluyor. Akademisyenler ters kelepçeli tutuklanıyor ama pes etmiyorlar ama susmuyorlar. Çünkü karşı karşıya kalınan tablo susulmaması gereken bir tablodur. Bir akademisyen olarak gurur duyuyorum. Akademisyenlerle telefonda konuştuk, destek beyan ettik, zoom toplantıları yaptık. Avrupa kampüsleri üniversiteleri ayakta. Partis 1968’den bu yana en hareketli günlerini yaşıyor. Peki Türk üniversiteleri nerede hangi bildiri yayınladılar? Hangi toplantıya katıldılar? Gazze için ne söylediler? Açıkçası bu ülkenin derin kültüründen, bu milletin derin vicdanından, Türk üniversitelerin geçmiş dönemlerde benzer durumlarda öğrencilerin sergiledikleri ileri tutumları düşünerek utanç duyuyoruz. Hükümet 7 ay sonra ancak bizim baskılarımızla ticari kısıtlama kararı aldı. 7 ay söyledik arkadaşlar. Bıkmadan usanmadan söyledik. ‘Efendim özel şirket’ dediler. ‘Efendim karışamayız’ dediler. ‘Efendim jet yakıtı’ dediler ve biz Gelecek Partisi Saadet Partisi grubu olarak her yerde dile getirdik gelip yine birlikte Ceyhan’dan Mersin yürüyüş planlamıştır ki kısıtlama getirdiler. Arkasından ikinci yürüyüş tarihimize açıkladığımız da da tümüyle yasakladılar. Bu yetmez. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne 7 ay sonra ticareti yasaklamış olmak yetmez.”
“ANKARA’DA SOYKIRIMCI DİPLOMATLAR İSTEMİYORUZ”
Güvenlik sebebiyle İsraille dönen diplomatların bir kısmının tekrar Ankara’ya döndüğünü bir kısmının ise dönmek üzere olduğunu açıklayan Davutoğlu ‘Ankara’da soykırımcı diplomatlar istemiyoruz’ diyerek duruma tepki gösterdi. Davutoğlu açıklamasını şu cümlelerle bitirdi
“Sayın Erdoğan’a bir mektup yazdım. 2 hafta önce ve dedim ki 15 Mayıs’ın Nakpa günü Türkiye için inisiyatif alma günüdür. Bütün dünya liderlerine mektup yazın ve onları 15 Mayıs’ı küresel ölçekli yas günü ilan etmeye davetinde bulunun. Eminim Eğer Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı bu mektubu yazmış olsaydı diğer ülkeler takip edip bugün bütün dünyada bayraklar yarıya indirilmiş olurdu. Yine o mektupta ‘Birleşik Milletler Genel Kurulu’nu liderler düzeyinde toplantıya çağırın’ dedim. Çok zor bir şey değildi. Sadece BM Genel Sekreterine ve Genel Kuruluna ‘liderler düzeyinde toplantı istiyoruz’ demiş olsalardı 10 Mayıs’ta Filistin Devleti’ni tanıyan toplam 15 Mayıs’ta liderler düzeyinde oluyordu. New York’tan sallardık dünyayı. Niye sessiz kalındı. Biz sessiz kalmadık kalmayacağız. 15 Mayıs Nakpa günü bir günlük bir süreç değildir. O günden bugüne Nakpa sürüyor. Dünyanın her yerinde de o günden bugüne bir vicdan mücadelesi veren Filistinli Kardeşlerimize selam ediyoruz. Şehitlerimizi rahmetle anıyoruz. Onlar sadece Filistin toprakları için değil insanlık değeri için şehit düştüler. Gelecek – Saadet grubu olarak bütün varlığımızla bütün imkanlarımızla Filistin konusundaki tavrımızı duruşumuzu sürdüreceğiz. Ümit ederiz ki iktidarda özellikle bugünlerde, bugün İsrail Büyükelçiliği’nin önündeyiz. Bir kez daha uyarıyorum. Dün basına yansıyan haberlerden İsrail tarafından yapılan açıklamalardan şunu öğreniyoruz. İsrailli diplomatlar Ankara’ya geri dönmüşler, dönüyorlarmış. Bir kısmı dönmüş diğerleri de döneceklermiş çünkü Ankara’da artık güvenlik riski kalmamış. Gazze’de soykırım sürerken Türkiye’de, Ankara’da mazlum milletlerin savaşının karargahı olan Ankara’da soykırımcı diplomatlar istemiyoruz. İstemiyoruz. Önce ateşkesi kabul etsinler, Uluslararası Adalet Divanı da hesap versinler. İnsanlık karşısında işledikleri suçun bedelini ödesinler o vakte kadar hiçbir normalleşmeyi, normalleşme adımlarını asla kabul etmiyoruz.”
Saadet Partisi İstanbul Milletvekili Azmi Mustafa Kaya 1948’den beri Filistin halkının acıyı, hüznü soykırımı ve katliamı yaşadığını vurgulayarak şunları söyledi.
“Grup tarihimiz öyle bir güne denk geldi ki aylardan beri Gazze’de devam eden işgalin soykırımın tam anlamıyla bir asrı aşan büyük felaketin bir anlamda büyük felaketin tam da acı bir yıl dönümüne denk geldi., 15 Mayıs 1948’de Filistinlilerin topraklardan sürüldüğü gündür. Acıyı hüznü soykırımı zulmü katliamı büyün boyutlarıyla yaşamaya başladıkları fiili olarak bunu bütün dünya tarafından hissedildiği gündür. Ancak bu kadar yıldan beri devam eden bu büyük felaket diğer taraftan 1897’den başlayan yani birinci Siyonist Kongre ile başlayan, 1917 Bolfour Deklarasyonu ile devam eden ve bütün bu süre zarfında Filistinlilerin kan ve gözyaşına boğulduğu bir yıl dönümü maalesef bugündür.”
]]>Konya Büyükşehir Belediye Başkanı Altay:
“İsrail’in Gazze’deki zulmünü unutmayacağız, unutturmayacağız. İsrail bu lekeyi asırlarca alnında taşıyacak”
OICC Genel Sekreteri El Kadı: “Konya’nın Gazze’nin imarı için fon ayırması büyük bir onurdur”
KONYA – Konya Büyükşehir Belediyesi, 57 İslam ülkesinden 187 üyesi bulunan İslam Başkentleri ve Şehirleri Teşkilatı’nın 15. Genel Konferansı’na ev sahipliği yaptı.
OICC Genel Konferansı açılış töreninde konuşan OICC 14. Genel Konferans Başkanı Fas’ın Rabat Belediye Başkan Vekili Aziz Lomaini, konferansın iyi sonuçlar ortaya koyması ve özellikle İslam başkentlerinin ve şehirlerinin gelişmesine katkı sağlaması temennisinde bulundu. Konya’nın güzel, temiz ve yüce bir şehir olduğunu vurgulayan Lomaini, misafirperverliği için Konya Büyükşehir Belediye Başkanı Uğur İbrahim Altay’a teşekkür etti.
Konya Büyükşehir Belediye Başkanı ve OICC 15. Genel Konferans Başkanı Uğur İbrahim Altay, konferansın şehirleri çok daha güzel yarınlara taşımasını, barış ve kardeşlik ikliminin hakim olduğu daha yaşanılabilir bir dünyaya kapı aralamasını temenni etti. Konya’nın sadece bir şehir olmadığını aynı zamanda bir medeniyet beşiği, bir kültür mozaiği ve hoşgörü merkezi olduğunu vurgulayan Başkan Altay, şehrin her sokağının binlerce yıllık tarihin ve kültürün izlerini taşıdığını ifade etti.
“Konya, medeniyetimizin eşsiz mirasının tüm dünyaya tanıtıyor”
Başkan Altay, yerel diplomasinin en önemli şehirlerinden birisi olan Konya’nın, dünya genelindeki 72 kardeş şehri ve üyesi olduğu uluslararası birlikleriyle hem Türkiye’nin kamu diplomasisini desteklemekte olduğunu hem de Türk-İslam medeniyetinin sahip olduğu eşsiz mirası tüm dünyaya tanıttığını vurguladı. İslam dünyasının birbirinden kıymetli şehirlerinin temsilcilerini ağırlamanın kendileri için büyük bir gurur kaynağı olduğunu kaydeden Başkan Altay, “Bugün burada, şehirlerimizi ve toplumlarımızı daha yaşanabilir, daha sürdürülebilir ve daha huzurlu yarınlara taşımak için bir araya geldik. Bizler, şehirlerimizin sadece fiziksel yapıları ile değil, manevi ve kültürel değerleri ile de birbirine bağlı olduğuna inanıyoruz. Konferansı, bu bağları daha da güçlendirmek ve ortak değerlerimiz etrafında yeni iş birlikleri geliştirmek için önemli bir fırsat olarak görüyoruz” dedi.
“OICC olarak güçlerimizi birleştirmeliyiz”
Başkan Altay, dört kıtada 57 ülkeden toplam 187 üyeyi tek bir çatı altında toplayan OICC’nin, hem şehirleri hem de vatandaşları müreffeh yarınlara ulaştırmayı hedefleyen en önemli kuruluşlardan biri olduğunu belirterek, “Bir yandan şehirlerimizin kültürel mirasını korurken bir yandan da sürdürülebilir kalkınmayı sağlamak ve teşvik etmek için çalışmalar yapan OICC; tüm bunların çok daha ötesinde aramızdaki birlik, beraberlik ve kardeşlik bağlarımızı kuvvetlendirmeye vesile olmaktadır. Çünkü birlik ve beraberlik, İslam medeniyetinin en temel taşlarından biridir. Şehirlerimizin yaşam standartlarını yükseltmek, hepimizin ortak sorumluluğudur. İşte bu yüzden, OICC olarak daha güçlü bir şekilde bir araya gelmeli, güçlerimizi birleştirmeliyiz. Birlikte hareket etmek, daha etkili çözümler bulmamızı sağlayacak ve şehirlerimizin sürdürülebilir bir geleceğe doğru ilerlemesini sağlayacaktır” şeklinde konuştu.
“İsrail’in katliamlarına tepkimizi en sert şekilde ortaya koymaya devam edeceğiz”
Konuşmasında Filistin’de yaşanan İsrail zulmüne bir kez daha dikkatleri çeken Başkan Altay, “Bugün Filistin başta olmak üzere coğrafyamızın birçok noktasında hakim olan savaşlar, acılar, kan ve gözyaşını dindirmek; ancak bu birlik ve beraberliğimizi yeniden dizayn etmekle mümkündür. Başkanlığını yürüttüğüm Dünya Belediyeler Birliği ve Türk Dünyası Belediyeler Birliği çatısı altında da coğrafyamızın yaşadığı acıları dindirmek için sesimizi dünyaya duyurmaya devam ediyoruz. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın ifade ettiği gibi; ‘Müslümanlar olarak hakkın yanında durmak, gerçek anlamda, samimi anlamda Allah’ın ipine sarılmak, kurtuluşumuz için tek çıkar yoldur. ya bu imtihandan alnımızın akıyla çıkacağız ya da bir ömür boyu kalbimizde ağır bir pişmanlık yüküyle yaşamak zorunda kalacağız. Dünyada 2 milyarı aşkın Müslüman varken başkalarından medet ummak yerine, hep birlikte kenetlenerek Filistin halkına kardeşlik vazifemizi yerine getireceğiz. İsrail’in bu pervasız katliamlarına tepkimizi en sert şekilde ortaya koymaya devam edeceğiz. Vicdanları sızlatan bu saldırıların gündemden düşmesine asla ama asla müsaade etmeyeceğiz. Antisemitizm sopasıyla insanların sindirilmesine hiçbir şekilde izin vermeyeceğiz. Bölgenin yeniden sükunete kavuşması için üzerimize düşen ne varsa yapmayı sürdüreceğiz” diye konuştu.
“Gazze’nin yeniden inşası için çalışmalara başladık”
Başkan Altay, her gün bir önceki günü unutturacak büyük acıların yaşandığı Gazze’nin yeniden inşası için paydaşlarla çalışmalara başladıklarını ifade ederek şunları kaydetti: “Gazze’nin imarı konusunda bir fon oluşturuldu. Ayrıca Konya Büyükşehir Belediyesi olarak felaket dönemlerinde edindiğimiz tecrübeden kaynaklı olarak Gazze’nin yeniden imarıyla ilgili çalışma ekibi oluşturduk. Özellikle uydu fotoğraflarından, eski imar planlarından, haritalardan Gazze’nin yeni imar planına çalışıyoruz. Elbet bir gün mutlaka barış olacak. Ancak Gazze’nin ayağa kaldırılması için tüm kurumların inisiyatif alması gerekiyor. Bizler de din kardeşlerimize yönelik desteğimizi göstermeliyiz. Buradan bir kez daha İsrail’in gerçekleştirdiği zulme direnen tüm Filistinli kardeşlerimizi selamlıyorum. İsrail saldırılarında şehit olan Filistinlilere Allah’tan rahmet diliyorum. Filistin başta olmak üzere tüm dünyada yeniden huzur ve barışın sağlanmasını yüce Allah’tan niyaz ediyorum. İsrail’in bu zulmünü unutmayacağız, unutturmayacağız. İsrail bu lekeyi asırlarca alnında taşıyacak.”
“Konya olarak, barış ve kardeşlik mesajını tüm dünyaya duyurmaktan geri durmayacağız”
Konuşmasında birlik, beraberlik ve kardeşlik vurgusu yapan Başkan Altay, “Hep birlikte daha güçlü, dayanışmacı ve müreffeh bir gelecek inşa etmek için el ele verecek ve daha yaşanılabilir bir dünyanın inşasında güçlü adımlarla yürüyeceğiz. Konya olarak tıpkı bugün olduğu gibi bundan sonra da İslam medeniyetine katkı sunmaya devam edecek, barış ve kardeşlik mesajını tüm dünyaya duyurmaktan geri durmayacağız. OICC 15. Genel Konferansı’nda emeği geçenlere, bugün burada bizlerle olan tüm temsilcilerimize ve tüm konuklarımıza yürekten teşekkür ediyorum” ifadelerini kullandı.
“Konya çok güzel ve köklü tarihiyle ünlenmiştir”
OICC Genel Sekreteri Ömer bin Abdullah El-Kadı ise, “Konya, insanlığın yerleştiği en eski şehirlerden birisi sayılıyor. Özellikle Anadolu’da en eski, en kadim, en köklü şehir olduğu bilinmektedir. Mimari ve şehirleşmesi Selçuklu Devleti’nin başkentliği döneminde yaşamıştır. Ev sahibi şehrimiz çok güzel eski ve köklü tarihiyle ünlenmiştir” dedi. Türkiye Cumhuriyeti Hükümetine de teşekkür eden Kadı, “Özellikle bu buluşmamızı sağladığı ve ev sahipliği yaptığı için. Bu, Türk Hükümetinin ve Türk halkının önemli rol üstlenmeleri ve özellikle İslam aleminin meseleleri konusunda gerekli ilgiyi göstermenin bir göstergesidir” diye konuştu.
Ev sahipliğinden dolayı Başkan Altay’a teşekkür eden Kadı, “Bizi çok güzel karşıladılar ve çok güzel bir misafirperverlik sergilediler. Aynı zamanda da güzel bir yönetim ile gösterdiği çabalar sayesinde konferansın başarılı bir şekilde devam etmesini sağlamada büyük rol üstlenmiştir” ifadelerini kullandı.
“Filistin halkı da şerefli ve onurlu bir hayat yaşamalı”
Gazze’de ve genel olarak Filistin’de siyonist rejim tarafından toplu katliamların devam ettiğini hatırlatan Kadı şunları kaydetti: “Öldürme, yaralama, esir alma, zulüm etme, teşhir etme, aç bırakma; suların, yakıtların, ilaçların girmesine engel olan, gıda maddelerinin ve hayati malzemelerin girmesine engel olan, Allah’ın evlerinin, hastanelerin, evlerin ve barınma yerlerinin yıkılmasına neden olan saldırılar oluyor. Aynı zamanda su tanklarının ve elektrik istasyonlarının bombalanması, yer altı kaynaklarının yok edilmesi ve özellikle atık su ve içme suyu borularının ve iletişim araçlarının bombalanmasına neden olan saldırılar devam ediyor. Filistin’e olan bu saldırıların ve düşmanlığın hemen durdurulması ve yardım çalışmalarının başlaması ve yeniden imarın başlaması gerekiyor. Filistin’in Birleşmiş Milletler’e yaklaşık 75 yıldır süren uzun çalışmalar ve uğraşları söz konusu. Tam üyelik kazanması gerekiyor. Bu söylediklerim Filistin halkının elde etmesi gereken en asgari şeylerdir ki şerefli ve onurlu bir hayat yaşasınlar. Onlar da diğer toplumlar gibi bu hayatı hak etmektedir.”
“Konya’nın Gazze’nin imarı için yaptıklarına destek olmak büyük bir onurdur”
Konya Büyükşehir Belediye Başkanı Uğur İbrahim Altay’ın ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Gazze’nin yeniden imarı için planlar yapmasından ve bunun için fon ayırmasından duyduğu memnuniyeti belirten Kadı, “Bu konuda ben de herhangi bir teknik destek veya mali destekte bulunabilirim. Bu konuda kim varsa Konya Büyükşehir Belediyesi ile birlikte çalışmasını, iş birliği yapmasını öneriyorum. Bu büyük bir onurdur. Bu bizim de herkesin de sorumluluğudur. Allah’tan dileğimiz o dur ki bu sorumluluğu yerine getirmede bize yardımcı olsun” dedi.
Konuşmaların ardından 11. OICC ödülleri sahiplerine takdim edildi. Konya Büyükşehir Belediyesi’ne de Belediye Proje ve Hizmetleri kategorisi Bölge ve Şehir Planlama dalında “Darülmülk” projesi ödülü verildi. Başkan Altay ödülü OICC Genel Sekteri El Kadı’dan aldı.
]]>Ege Üniversitesi (EÜ), “Filistin Meselesi ve Kudüs Davamız” başlıklı konferans düzenleyerek İsrail’in katliamlarını ele aldı. EÜ Kültür Sanat Evinde gerçekleşen etkinliğe; Rektör Prof. Dr. Necdet Budak, rektör yardımcıları Prof. Dr. Mehmet Ersan, Prof. Dr. Banu Yücel, senato üyeleri, akademik ve idari personel ile öğrenciler katıldı.
Filistin’de yaşananların bir insani felaket olduğunu dile getiren Rektör Prof. Dr. Necdet Budak, “İsrail’in ekim ayından bu yana, başta Gazze şeridi olmak üzere Filistin’de masum sivillere yönelik gerçekleştirmiş olduğu saldırılar, eşi benzeri görülmemiş bir insani felakete yol açmıştır. Uluslararası insan hakları norm ve ilkeler ihlal edilerek bölgede; hastanelere, sivil yerleşim yerlerine, ibadethanelere, uluslararası yardım kuruluşlarının bulunduğu bölgelere yönelik havadan ve karadan saldırılar neticesinde çoğu kadın ve çocuk olmak üzere binlerce masum sivil hayatını kaybetmiştir. İsrail yönetiminin tüm tepkilere rağmen Filistin halkına yönelik sistematik bir şekilde devam eden ağır ve insanlık dışı saldırıları, sivillere yönelik toplu cezalandırma, geniş çapta yıkım ve yerinden etme politikaları açıkça soykırım ve insanlığa karşı suçlarının bir göstergesi olmuştur” dedi.
Rektör Budak: “Daha fazla insanlık dramına yol açmadan bir an önce sona erdirilmelidir”
Bölgede temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiğini söyleyen Prof. Dr. Budak, “Tüm ateşkes çağrılarına rağmen savaş suçu işlemeye devam eden İsrail, Refah bölgesindeki saldırılarına da devam etmektedir. İsrail yıllarca abluka altında adeta açık hava hapishanesine dönüştürdüğü Filistin’de, temel insan hak ve özgürlükleri ile uluslararası hukukun ilkelerini hiçe sayarak insani yardımları engellemek suretiyle açlığı ve yokluğu en büyük silah olarak kullanmakta ve bölgede yaşayan binlerce Filistinliyi göç etmeye zorlayarak bölgedeki insani dramı daha da artırmaktadır. İsrail’in Filistin’e yönelik işgal niteliğindeki bu saldırıları daha fazla insanlık dramına yol açmadan bir an önce sona erdirilmelidir. Türkiye tarafından, bölgede kalıcı bir barışın tesisi amacıyla iki devletli vizyon temelinde yapılan diplomatik girişimleri destekliyoruz. Bu anlamda, akademik camia olarak üzerimize düşen her türlü sorumluluğu yerine getirmeye hazır olduğumuzu bildirmek isterim” diye konuştu.
Moderatörlüğünü Ege Üniversitesi Birgivi İlahiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Muhammet Hanefi Palabıyık’ın yaptığı “Filistin Meselesi ve Kudüs Davamız” başlıklı konferansta ayrıca; İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Öğretim Üyesi Dr. Öğretim Üyesi Mustafa Küçük ve Birgivi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Dr. Öğretim Üyesi Seyfullah Efe konuşmacı olarak katıldı.
“Yaşanan soykırım, bir insanlık meselesidir”
Yaşanan soykırımın bir insanlık meselesi olduğunu söyleyen Prof. Dr. Palabıyık, “İnsanlık dramına dönüşen bu soykırım, artık sadece Müslümanların değil tüm insanlığın meselesidir. Yapılan her zulme karşı gelinmelidir. Bu, Müslüman olmanın Türk olmanın yoludur, yordamıdır. Varlığımızın sebebidir. Bu yüzden bütün insanlığı bu perişanlığa sebebiyet verenleri lanetlemeye, buna maruz kalanlara yardım etmeye ve destek vermeye, onlar için dua etmeye davet ediyoruz” diye konuştu.
Birgivi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Dr. Öğretim Üyesi Seyfullah Efe de, konferans kapsamında yaptığı konuşmada, peygamberler tarihi boyunca Kudüs’te yaşanan gelişmeleri ve Kudüs’ün tüm dinler açısından önemini anlattı. İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Öğretim Üyesi Dr. Öğretim Üyesi Mustafa Küçük ise özellikle 1900’lü yıllar kapsamında Filistin ve İsrail arasında tırmanan gerilimin nedenlerine değindi.
Etkinlik sonunda Rektör Prof. Dr. Budak, öğrencilerle birlikte “Tüm Kampüsler Gazze İçin Küresel İntifada” yazılı pankartla fotoğraf çektirdi. Etkinlikte ayrıca, Filistin’de gerçekleştirilen saldırıda hayatını kaybedenler için lokma döktürüldü. – İZMİR
]]>Bakan Fidan, Avusturya Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Alexander Schallenberg ile Dışişleri Bakanlığı’nda görüşmesinin ardından düzenlenen ortak basın toplantısında konuştu.
Avusturya ile Türkiye ilişkileri bakımından Dostluk Anlaşması’nın 100. yıl dönümü, İş Gücü Anlaşması’nın 60. yıl dönümü olduğunu hatırlatan Bakan Fidan, 2023 yılında ticaret hacminin 4 milyar dolar seviyesine çıktığını ve bu yıl hedefin 5 milyar dolar olduğunu söyledi.
Bakan Fidan görüşmede terörle mücadelede uluslararası iş birliği ve ortak iradenin şart olduğunun altını çizildiğini belirterek terör örgütleri ve iltisaklı yapıların faaliyetlerinin Avusturya’nın kamu güvenliğine karşı taşıdığı risklere dikkat çekildiğini kaydetti.
“Dışlayıcı tutuma karşın AB üyeliği bizim için stratejik bir hedef olmaya devam etmekte”
Avusturyalı mevkidaşı ile görüşmesinde Türkiye’nin Avrupa Birliği’yle ilişkilerini de konuştuklarını aktaran Bakan Fidan, “Türkiye’nin AB ile ilişkilerinin katılım müzakereleri başta olmak üzere her alanda geliştirilmesi ve daha sağlam bir zemine oturtturulması gerektiğinin altını çizdim. Başta Gümrük Birliği ve vize süreçleri olmak üzere çeşitli Avrupa Birliği ve Türkiye ilişkileri konularında kendisiyle uzun bir müzakerede bulunduk. Avrupa Birliği’nin ülkemizle ilişkilerinin ahde vefa ilkesi çerçevesinde adil ve sonuç odaklı bir yaklaşımla yürütmesi beklentimizi ayrıca ifade ettik. Türkiye’nin Avrupa Birliği üyelik sürecinin bazı üyelerin kısır politik gündemlerine bırakılmayacak kadar önemli olduğunu bugünkü görüşmemizde vurguladık. Türkiye’ye yönelik dışlayıcı politikalar küresel güç olmayı hedefleyen Avrupa Birliği’ni zayıflatmaktadır. Bu dışlayıcı tutuma karşın AB üyeliği bizim için stratejik bir hedef olmaya devam etmekte” diye konuştu.
Görüşmede, bölgesel ve küresel konuların da ele alındığını dile getiren Bakan Fidan, “Filistin, Ukrayna ve Balkanlar başta olmak üzere diğer konuları da görüştük. Ukrayna’nın toprak bütünlüğü, egemenliği ve bağımsızlığını destekleme yönündeki irademizi tekrar teyit ettik. Ukrayna’nın haklı davasında diplomatik yöntemlerin de kullanılması gerektiğini vurguladım. Balkanlar’ın huzuru, güvenli ve istikrarı için hem ülkemiz hem de Avusturya açısından önem taşımaktadır. Bölgedeki mevcut sorunlu meselelerin bir an önce çözüme kavuşmasını arzu ediyor Bu yönde aktif çaba gösteriyoruz. Avusturya ve Türkiye’nin özellikle Balkanlar’daki sorunların çözümü konusunda daha fazla iş birliğine ihtiyaç duyduğu açık” ifadelerini kullandı.
“İsrail giderek daha da yalnızlaşıyor”
Hamas’ın ateşkese evet demesine rağmen İsrail’in Refah’ı işgale yönelmesi sonucunda diplomatik çabaların bir kez daha başarısız olduğunu belirten Bakan Fidan, şöyle devam etti:
“İsrail’i yöneten ırkçı ve yayılmacı zihniyetin bölgesel barış ve huzura katkı vermesi mümkün gözükmüyor. Türkiye olarak en başından beri Filistin Devleti’nin tanınması ve iki devletin çözüme odaklanması gerektiğini vurguladık. İsrail’e karşı bu hedef doğrultusunda somut adımlar attık. Ticaretimizi sonlandırdık. İsrail’e karşı UAD’da açılan davaya müdahil olma kararımızı açıkladık. Geldiğimiz noktada şunu görüyoruz. Dünya iki devletli çözümün şart olduğunu her geçen gün daha da iyi anlıyor. Filistin Devleti’ni her geçen gün daha fazla ülke tanıyor. Uluslararası Adalet Divanı’ndaki davaya müdahil olmak isteyen ülkelerin sayısı artıyor. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu geçtiğimiz hafta, Filistin’in Birleşmiş Milletler çalışmalarına daha geniş haklar ve ayrıcalıklarla katılımına olanak sağlayacak yeni bir karar aldı. Bu resmin özeti şudur, İsrail giderek daha da yalnızlaşıyor, uluslararası toplum tarafından izole ediliyor. Türkiye, Filistin halkının kendi topraklarında kendi devletlerinin çatısı altında özgürce yaşaması için her zaman olduğu gibi çaba göstermeye devam edecektir. Sözlerime son verirken uluslararası toplumun tüm üyelerini Gazze’deki vahşeti durdurmak için somut adımlar atlayan ve Filistin Devleti’ni kurtarmaya davet ediyorum.”
“Düzensiz göç konusunda Türkiye’nin daha fazla desteğe ihtiyacı olduğunu biliyoruz”
Schallenberg ise Türkiye’nin Orta Doğu’da üstlendiği sorumluluğu vurgulayarak şu ifadeleri kullandı:
“Bir yıl içinde üçüncü kez bir araya gelme fırsatı bulduk bu büyük bir anlam taşıyor. Yoğun ilişkilerimizin ve güvenimizin de bir nişanesi. Bir saatlik bir özel görüşme yaptık, geçen Ekim ayında da başbakanımız gelmişti ne kadar olumlu ilişkiler olduğunu çok rahat görüyoruz. Tabi ki aynı hususlarda hemfikir olmadığımız da olur bunu da saygılı bir şekilde karşılıyoruz. Türkiye ve Avusturya arasındaki bu ilişkilerin tarih itibarıyla çok derin olduğunu biliyoruz. 1924 çok önemli bir yıl 100 yıllık bir dostluk anlaşmamız var, o zaman Türkiye çok genç bir cumhuriyetti. Bunun dışında 60. yıl işgücü anlaşmasını kutluyoruz. İnsanlar Avusturya’ya geldi bu ülkeden ve Avusturya vatandaşı oldular gerçekten Avusturya’nın ekonomik başarısına çok büyük katkıda bulundular. O ailelerin de başarı öyküleri var. Siyasette, ekonomi dünyasında toplumumuzun vazgeçilmez bir parçası oldular. Uluslararası gelişmelere rağmen ilişkilerimiz çok iyi, dolayısıyla Türkiye’deki 6. en büyük yatırımcı konumundayız. Bunu daha da geliştirmek istiyoruz. Burada çok büyük biri ilgi var hem AB’nin hem de Avusturya’nın Türkiye ile daha iyi bir iş birliği yapması söz konusu. Tabii ki tam üyelik konusunda haklı bazı şüphelerimiz var ancak tam ölçülü iki tarafın da çıkarlarını koruyacak bir hedefimiz olması gerekir. Güvenlik konusunu düşünmüyorum, düzensiz göç veya terör konularını düşünüyorum burada gerçekten ikili hem de Avrupa ile iyi bir iş birliği yapmamız gerekiyor. Dün İçişleri Bakanı ile çok iyi bir görüşme yaptık, karşılıklı saygı ve takdir çerçevesinde daha fazla iş birliği yapmak istiyoruz. Türkiye’nin özellikle göçmenler konusunda çok büyük bir yükü üstlendiğini görüyoruz. Düzensiz göç konusunda Türkiye’nin daha fazla desteğe ihtiyacı olduğunu biliyoruz. Güvenlik konusunda bir iş birliği ihtiyacı var bunu geniş bir kapsamda ele almak lazım. Türkiye’nin etrafında bir ateş çemberi var. Türkiye’nin önemli bir rolü ve sorumluluğu bulunmaktadır.” – ANKARA
]]>Görüşmenin ayrıntılarını aktaran Bakan Fidan terörle mücadelede iş birliği ve ortak iradenin şart olduğunu vurgulayarak, şunları söyledi:
“Ticaretimiz geçtiğimiz yıl 4 milyar dolar seviyesine ulaştı. Hedefimiz bu yıl inşallah 5 milyar dolar seviyesine ulaşmak. Değerli meslektaşımla bu hedeflere ulaşmak adına atacağımız ilave adımları da istişare ettik. Terörle mücadelede uluslararası iş birliği ve ortak iradenin şart olduğunun altını çizdik. Avusturya’dan terörle mücadelemize daha yakın ve daha fazla iş birliğimizi beklentimizi aktardım. Terör örgütü ve iktisatlı yapılarının faliyetlerinin Avusturya’nın kamu güvenliğine karşı taşıdığı risklere dikkat çektik. Malumunuz yakın coğrafyamızdaki istikrarsızlıklar ve krizler düzensiz göçü tetiklemektedir. Türkiye olarak düzensiz göçle ve göçmen kaçaklığıyla mücadele edilmesi için adil yük ve sorumluluk paylaşımı gerektiğine inanıyoruz.”
“KÜRESEL GÜÇ OLMAYI HEDEFLEYEN AB, TÜRKİYE’Yİ DIŞLAYICI POLİTİKALAR İLE ZAYIFLIYOR”
Avrupa Birliği, Türkiye ilişkinlerinin adil ve sonuç odaklı yaklaşımla yürütülmesi gerektiğini belirten Fidan, sözlerine şöyle devam etti:
“Sayın bakanla ülkemizin Avrupa Birliği ile ilişkilerini de konuştuk. Türkiye’nin AB ile ilişkilerinin katılım müzakereleri başta olmak üzere her alanda geliştirilmesi ve daha sağlam bir zemine oturtulması gerektiğinin altını çizdim. Başta Gümrük Birliği ve vize süreçleri olmak üzere çeşitli AB ve Türkiye ilişikleri konusunda kendisiyle uzun bir müzakerede bulunduk. AB’nin ülkemizle ilişkinlerinin ahde vefa ilkesi çerçevesinde adil ve sonuç odaklı bir yaklaşımla yürütmesi beklentimizi ayrıca ifade ettim. Türkiye’nin AB üyelik üyeliği sürecinin bazı üyelerin kısır politik gündemlerine bırakılmayacak kadar önemli olduğunu bugünkü görüşmemizde de vurguladım. Türkiye’ye yönelik dışlayıcı politikalar küresel güç olmayı hedefleyen AB’yi zayıflatmaktadır. Bu dışlayıcı tutuma karşı AB üyeliği bizim için stratejik bir hedef olmaya devam etmekte. Sayın meslektaşımla ikili ilişkilerin yanı sıra küresel ve bölgesel konuları ele alma imkanımız oldu. Filistin, Ukrayna ve Balkanlar başta olmak üzere diğer konuları da görüştük. Ukrayna’nın toprak bütünlüğü egemenliği ve bağımsızlığını destekeleme yönündeki irademizi tekrar teyit ettik. Ukrayna’nın haklı davasında diplomatik yöntemlerin kullanılması gerektiğini vurguladım. Balkanların huzuru ve güvenliği hem ülkemiz hem de Avusturya açısından önem taşımakta. Bölgedeki sorunlu meselelerin bir an önce çözüme kavuşturulmasını arzu ediyor bu yönde aktif çaba sarf ediyoruz. Avusturya ve Türkiye’nin özellikle Balkanlardaki sorunların çözümünde daha fazla işbirliğine ihtiyaç duyduğu açık.”
“GAZZE’DE İNSANLIK TARİHİNE YENİ BİR KARA LEKE EKLENİYOR”
İsrail’in, Filistin’de yürüttüğü işgale dikkati çeken Fidan, Filistin’in tanınması gerektiğini söyledi. “luslararası toplumun tüm üyelerini Gazze’deki vahşeti durdurmak için somut adımlar atmaya ve Filistin devletini tanımaya davet ediyorum” diyen Fidan, şöyle konuştu:
“İnsanlık tarihi büyük acılara neden olmuş hatalarla doludur. Bugün tüm dünyanın gözü önünde Gazze’de insanlık tarihine yeni bir hata karar bir leke ekleniyor. Uluslararası hukuk ve insan hakları ayak altına alınmakta. Geçtiğimiz hafta Hamas ateşkese ‘evet’ demesine rağmen İsrail’in Refah’ı işgale yönelmesi sonucunda diplomatik çabalar bir kez daha başarısız olmuş gözüküyor. İsrail’i yöneten ırkçı ve yayılmacı zihniyetin bölgesel barış ve huzura katkı vermesi mümkün gözükmüyor. Türkiye olarak en başından beri Filistin devletinin tanınması ve iki devletin çözüme odaklanması gerektiğini vurguladık. İsrail’e karşı bu hedef doğrultusunda somut adımlar attık. Ticaretimizi sonlandırdık, İsrail’e karşı Uluslararası Adalet Divanı’nda açılan davaya müdahil olma kararımızı açıkladık. Geldiğimiz noktada şunu görüyoruz dünya iki devletin çözümün şart olduğunu her geçen gün daha da iyi anlıyor. Filistin Devleti’nin her geçen gün daha fazla ülke tanıyor. Uluslararası Adalet Divanı’ndaki davaya müdahil olmak isteyen ülkelerin sayısı artıyor. BM Genel Kurulu geçtiğimiz hafta BM çalışmalarına daha geniş hatlarla, ayrıcalıklarla katılmalarına olanak sağlayacak yeni bir karar aldı. Bu resmin özeti şudur, İsrail giderek daha da yalnızlaşıyor uluslararası toplum tarafından izole ediliyor. Türkiye, Filistin halklarının kendi topraklarında kendi devletlerinin çatısı altında özgürce yaşaması için her zaman olduğu gibi çaba göstermeye devam edecektir. Uluslararası toplumun tüm üyelerini Gazze’deki vahşeti durdurmak için somut adımlar atmaya ve Filistin devletini tanımaya davet ediyorum.”
“TÜRKİYE’DEKİ EN BÜYÜK 6. YATIRIMCI KONUMUNDAYIZ”
Avusturya Dışişleri Bakanı Alexander Schallenberg, Türkiye’nin AB üyeliği konusunda bazı şüpheleri olduğunu belirti. Schallenberg, Türkiye’nin Ortadoğu’da üstlendiği sorumluluğa dikkati çektiği konuşmasında, şunları söyledi:
“Bir yıl içinde 3. kez bir araya gelme fırsatı bulduk bu büyük bir anlam taşıyor. Yoğun ilişkilerimizin ve güvenimizin de bir nişanesi. Bir saatlik bir özel görüşme yaptık, geçen Ekim ayında da başbakanımız gelmişti ne kadar olumlu ilişkiler olduğunu çok rahat görüyoruz. Tabi ki aynı hususlarda hemfikir olmadığımız da olur buna da saygılı bir şekilde karşılıyoruz. Türkiye ve Avusturya arasındaki bu ilişkilerin tarih itibarıyla çok derin olduğunu biliyoruz. 1924 çok önemli bir yıl 100 yıllık bir dostluk anlaşmamız var, o zaman Türkiye çok genç bir cumhuriyetti. Bunun dışında 60’yıl işgücü anlaşmasını kutluyoruz. İnsanlar Avusturya’ya geldi bu ülkeden ve Avusturya vatandaşı oldular gerçekten Avusturya’nın ekonomik başarısına çok büyük katkıda bulundular. O ailelerin de başarı öyküleri var. Siyasette, ekonomi dünyasında toplumumuzun vazgeçilmez bir parçası oldular. Uluslararası gelişmelere rağmen ilişkilerimiz çok iyi, dolayısıyla Türkiye’deki 6. en büyük yatırımcı konumundayız. Bunu daha da geliştirmek istiyoruz. Burada çok büyük biri ilgi var hem AB’nin hem de Avusturya’nın Türkiye ile daha iyi bir iş birliği yapması söz konusu. Tabii ki tam üyelik konusunda haklı bazı şüphelerimiz var ancak tam ölçülü iki tarafında çıkarlarını koruyacak bir hedefimiz olması gerekir. Güvenlik konusunu düşünmüyorum, düzensiz göç veya terör konularını düşünüyorum burada gerçekten ikili hem de Avrupa ile birlikte iyi bir işbirliği yapmamız gerekiyor. Dün İçişleri Bakanı ile çok iyi bir görüşme yaptık, karşılıklı saygı ve takdir çerçevesinde daha fazla iş birliği yapmak istiyoruz. Türkiye özellikle göçmenler konusunda çok büyük bir yükü üstlendiğini görüyoruz. Düzensiz göç konusunda Türkiye’nin daha fazla desteğe ihtiyacı olduğunu biliyoruz. Güvenlik konusunda bir iş birliği ihtiyacı var bunu geniş bir kapsamda ele almak lazım. Türkiye’nin etrafında bir ateş çemberi var. Türkiye’nin önemli bir rolü ve sorumluluğu bulunmaktadır.”
]]>Mısır Dışişleri Bakanlığının Facebook sayfasından yapılan yazılı açıklamada, Güney Afrika’nın, Soykırım Sözleşmesi’nin ihlali gerekçesiyle İsrail’e karşı açtığı davaya destek olmak amacıyla resmi olarak müdahil olma niyeti duyuruldu.

MISIR UAD’DAKİ DAVAYA MÜDAHİL OLUYOR
Söz konusu davaya müdahil olma kararının, İsrail’in, Gazze Şeridi’ndeki Filistinli sivillere yönelik saldırılarının ciddiyetinin ve kapsamının artması, Filistin halkına karşı doğrudan saldırılar da dahil olmak üzere sistematik uygulamaların sürdürülmesi, altyapının tahrip edilmesi, Filistinlilerin kendi toprakları dışına sürülmesi ve Gazze Şeridi’ni yaşanılmaz hale getiren benzeri görülmemiş bir insani krize yol açılması neticesinde alındığı belirtildi.
“ULUSLARARASI TARAFLAR DERHAL HAREKETE GEÇMELİ”
Açıklamada, Mısır’ın, İsrail’i, işgalci güç olarak yükümlülüklerini yerine getirmeye, UAD’nin aldığı geçici tedbirleri uygulamaya ve Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi uyarınca korunan bir halk olan Filistin halkına karşı herhangi bir ihlalde bulunmamaya çağırdığı ifade edildi. Açıklamada ayrıca, Gazze’de ateşkes sağlanması, Refah’taki askeri operasyonların durdurulması ve Filistinli sivillere gerekli korumanın sağlanması için Birlemiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne ve uluslararası taraflara derhal harekete geçme çağrısı yapıldı.

Daha önce Nikaragua, Kolombiya ve Libya’nın, Divan Şartı’nın 62. ve 63. maddeleri uyarınca müdahillik talebinde bulunduğu açıklanmıştı. Divan, İç Tüzüğü’nün 83. maddesi uyarınca Güney Afrika ve İsrail’i, Kolombiya’nın müdahale beyanına ilişkin yazılı görüşlerini sunmaya davet etmişti.
BAKAN FİDAN, TÜRKİYE’NİN DAVAYA MÜDAHİL OLACAĞINI DUYURMUŞTU
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Güney Afrika Cumhuriyeti’nin İsrail’e karşı Uluslararası Adalet Divanı’nda açtığı davaya Türkiye’nin de müdahil olacağını söylemişti.
Dışişleri Bakanı Hakan FidanİSRAİL ALEYHİNE AÇILAN SOYKIRIM DAVASI
Güney Afrika Cumhuriyeti, 29 Aralık 2023’te 1948 tarihli Birleşmiş Milletler (BM) Soykırımın Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi’ni ihlal ettiği gerekçesiyle İsrail aleyhine UAD’de dava açtı. Güney Afrika, Gazze’deki durumun aciliyet teşkil etmesi sebebiyle UAD’den ihtiyati tedbirlere hükmetmesini istedi ve tedbir talebine ilişkin duruşmalar 11-12 Ocak’ta Lahey’deki Barış Sarayı’nda yapıldı.
Divan, 26 Ocak’ta açıkladığı tedbir kararlarında, İsrail’in Soykırım Sözleşmesi’nin 2. maddesinde tanımlanan fiillerin işlenmemesi için elinden gelen tüm önlemleri almasına, İsrail ordusunun Soykırım Sözleşmesi’nin 2. maddesindeki fiilleri işlemesini engelleyecek önlemleri ivedilikle almasına, Gazze’deki Filistinlilere yönelik soykırım çağrısı yapanları önlemek, engellemek ve cezalandırmak için gereken tüm adımları atmasına, Gazze’deki Filistinlilerin karşılaştığı olumsuz yaşam koşullarını ortadan kaldırmak için ihtiyaç duyulan temel hizmetlere ve insani yardımın sağlanmasını mümkün kılan acil ve etkili önlemleri almasına, Gazze’deki Filistinlilere karşı Soykırım Sözleşmesi’nin ihlalini gösteren delillerin yok edilmesini önlemek ve korunmasını sağlamak için etkili tedbirler almasına, kararın yürürlüğe girmesinden itibaren 1 ayda alınan tüm tedbirler hakkında mahkemeye bir rapor sunmasına hükmetti.

Divan, Güney Afrika’nın 6 Mart’ta yaptığı ek tedbir talebi üzerine 28 Martta, İsrail’den Gazze’ye acilen ihtiyaç duyulan insani yardımların ulaştırılmasını sağlamasını, Filistinlilerin haklarını ihlal etmemesi gerektiğini ve ek tedbirlere ilişkin aldığı önlemleri 1 ay içerisinde mahkemeye bir raporla sunmasına karar verdi.
]]>
İSRAİL’DE ON BİNLERCE KİŞİDEN PROTESTO GÖSTERİSİ
İsrailliler, Gazze Şeridi’nde ateşkes, esir takası anlaşması ve Başbakan Binyamin Netanyahu hükümetinin istifası talebiyle ülke genelinde gösteriler düzenledi. Hükümet karşıtı gruplara katılan on binlerce kişi, Gazze’ye saldırıların sonlandırılmaması ve esirlerin geri getirilmesi konusunda siyasi iradenin kayıtsızlığını eleştirerek, ülke tarihinin “en sağcı hükümetinin” istifasını ve erken seçim talep ettikleri protestolarını yineledi.

POLİS DEMİR BARİYERLERLE İZİN VERMEDİ
Tel Aviv, Hayfa, Birüssebi ve Batı Kudüs’ün yanı sıra Netanyahu’nun konutunun bulunduğu kuzeydeki Kayserya kenti ile ülkenin farklı noktalarında hükümetin istifasının ve esirlerin geri getirilmesinin istendiği gösteriler düzenlendi. Protestoların merkezi, on binlerce İsraillinin akşam saatlerinde toplandığı başkent Tel Aviv’de yer alan, Netanyahu hükümetinin yargı düzenlemelerine karşı yapılan gösterilerde sembolleşen, polisin demir bariyerlerle kapattığı Kaplan Caddesi oldu.

İsrail bayrakları taşıyan binlerce protestocu, Başbakan Netanyahu ve hükümetindeki siyasetçiler aleyhinde pankart, afiş ve dövizler taşıdı, caddede kurulan platformda hükümeti eleştiren konuşmalar yapıldı. Gazze Şeridi’ndeki İsrailli esirlerin yakınları da yakındaki Menachem Begin Caddesi’nde Savunma Bakanlığının önünde Netanyahu ve öncülük ettiği hükümete eleştirilerini yöneltti.

“NETANYAHU SEN SUÇLUSUN”
Esirlerin bir an önce evlerine dönmesi çağrısı yaparak davullar ve düdükler çalan protestocular, “Hepsi hemen eve!”, “Yardım!” yazılı dövizler taşıdı, Netanyahu’yu suçlayan sloganlar attı. Göstericiler, “(Netanyahu) Bibi esirleri serbest bırak!”, “Sen baştasın, sen suçlusun” diye bağırdı. Kaplan Caddesi’nden yürüyerek bakanlık binasının önündeki Menachem Begin Caddesi’ne gelen hükümet karşıtı protestocular, esir takası talep eden göstericilerle eylemlerini sürdürdü.

ARBEDE ÇIKTI
Göstericiler bu alandan yürüyüşe geçtiğindeyse İsrail polisinin engeliyle karşılaştı. İsrail polisi, kentin ana arteri Ayalon Otoyolu’na çıkışlarda demir bariyer ve göstericilerin geçişini engellemek için kamyonlar yerleştirerek konuşlandı. Ayalon Otoyolu’na ilerlemek isteyen göstericilere Kaplan Caddesi’nde İsrail polisi atlı birliklerle müdahale etti. İsrail polisi ile göstericiler arasında uzun süre arbede yaşandı. Göstericiler, kolluk kuvvetlerinden sorumlu aşırı sağcı Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir’e hitaben “Ben-Gvir terörist”, “Faşistlerin polisi” diye sloganı attı.

GÖZALTILAR VAR
İsrail polisi, alana TOMA getirerek göstericilere su sıkarak müdahale etti, olaylar uzunca bir süre devam etti. İsrail polisi, en az üç göstericiyi gözaltına aldı. Gazze Şeridindeki İsrailli esirlerin yakınları ve onların destekçisi bir grup, polis bariyerlerini aşarak Tel Aviv’in ana arteri Ayalon Otoyolunu tek yönlü trafiğe kapattı. Esir yakınları, yerel basına yaptıkları açıklamada, halkı mücadelelerine katılmaya çağırarak “Netanyahu, siyasi gerekçelerle ülkeyi kurban ediyor ve yakınlarımızı ölüme gönderiyor.” ifadesini kullandı.

PROTESTOLAR NETANYAHU’NUN EVİNİN ÖNÜNDE DE DEVAM ETTİ
Sahil kenti Hayfa’nın yanı sıra kuzeyde Kayserya kentindeki Netanyahu’nun şahsi konutunun çevresinde de binlerce gösterici İsrail bayrakları, davul ve düdüklerle toplandı. Göstericiler, “Sen baştasın, sen suçlusun!” sloganları atarak hükümetin istifasını ve erken seçim talep etti. Batı Kudüs’te de yaklaşık iki yüz kişi, esirlerin serbest bırakılması için hükümetin anlaşma yapması talebiyle yürüdü.

Hükümetin istifası ve Gazze Şeridi’ndeki esirlerin geri getirilmesi için bir an önce anlaşma imzalanmasını isteyen İsrailliler, ülkenin çeşitli noktalarındaki yolları ve kavşakları kapattı. Netanyahu, İsrail ve uluslararası kamuoyunda siyasi nedenlerle Hamas ile esir takası anlaşması yapmamakla suçlanıyor.
İSRAİL, REFAH’A SALDIRI BAŞLATTI
Hamas Hareketi Siyasi Büro Başkanı İsmail Heniyye, 6 Mayıs’ta Katar ve Mısır’a, Gazze Şeridi’nde ateşkes anlaşmasına ilişkin önerilerini onayladığını bildirmişti. Hamas’ın Katar ve Mısır tarafından iletilen “ateşkes önerilerine” onay verdiğini duyurmasının ardından İsrail Savaş Kabinesi, Refah’ta saldırılara devam kararı almıştı. İsrail ordusu, 7 Mayıs’ta Refah’ın doğusuna kara saldırısı başlatmış Mısır’a açılan sınır kapısı Refah’ın Filistin tarafında kontrolü ele geçirmişti.

İsrail ordusunun işgal ettiği bölge Gazze’ye insani yardımların girişinde ana geçiş noktası olan ve Gazze Şeridi’ndeki Filistinlilerin yurt dışına seyahat etmek için kullandıkları tek geçiş noktası Mısır sınırındaki Refah Sınır Kapısı’nı da içeriyor.

CAN KAYBI 35 BİNE YAKLAŞTI
İsrail’in 7 Ekim’den bu yana Gazze Şeridi’ne düzenlediği saldırılarda 15 bin kadarı çocuk, 10 bini kadın olmak üzere 35 bine yakın Filistinli öldürüldü, en az 78 bin Filistinli yaralandı. Enkaz altında halen binlerce ölü olduğu bildirilirken, halkın sığındığı hastane ve eğitim kurumları hedef alınarak sivil altyapı da tahrip ediliyor.
]]>BTP liderinin, İsrail – Türkiye ilişkilerine ilişkin açıklamaları şöyle:
“İsrail Dışişleri Bakanlığı’nın attığı tweetten önce de İsrail’deki bir finans gazetesinde, Türkiye’de bazı ihracatçılara hükümet tarafından ‘ihracatınızı yapabilirsiniz’ gibi bir bilgi verildiği de iddia edildi. Bu İsrail’le ticaret olayı çok saçma bir yere doğru gidiyor. Ticaret var mı yok mu, ilişkiler kesildi mi kesilmedi mi, biz Gazze’nin yanında mıyız değil miyiz? Gazze’ye ilişkin, Filistin’e ilişkin çok farklı söylemler ortaya konuluyor ama bunların hiçbiri hiçbir zaman İsrail’de Filistin zulmünü durdurmuyor. Hatta İsrail’in topraklarının genişlemesine sebep oluyor, Filistin’in toprak kaybetmesine sebep oluyor. Türkiye’de sürekli mitingler yapılıyor ama hiçbir zaman icraat yapılmıyor. Sözde kalan, lafta kalan şeyler oluyor. Ticaret tam olarak durduruldu mu, durdurulmadı mı? Bunu bilecek durumumuz yok. Yani bu veri bizim elimizde yok ama yine gazetecilerin attığı tweetlerde de görüyoruz. Türkiye’den İsrail’e dört tane geminin önceki gün yola çıktığı haberlerde görüldü veya ondan önceki gün Mısır’a doğru giden bir ticaret gemisinin Akdeniz açıklarında rotasını İsrail’e döndürdüğü haberleri çıktı. Dolayısıyla ticaretin durdurulup durdurulmadığı Arap saçına döndü.
“ERDOĞAN NE İSRAİL’E, NE AMERİKA’YA, NE AVRUPA’YA DİK BİR DURUŞ ORTAYA KOYABİLECEK DURUMDA”
Benim şahsi kanaatim; Sayın Erdoğan ne İsrail’e, ne Amerika’ya, ne Avrupa’ya hiçbir şekilde sert ve dik bir duruş ortaya koyabilecek durumda. Zaten bizim eleştirdiğimiz de burası. Türkiye’nin bütün gücünü, bütün devlet imkanlarını yabancılara, yandaşlara peşkeş çeken, kapatan yok eden bir iradenin bugün kalkıp da bir dış etkene karşı dik bir duruş sergilemesi mümkün değil. Bu sadece lafta kalır, sözde kalır, bir köşeye sıkıştırır. Nasıl ki rahip Branson’ı bıraktın, İsrail’le ticarete de devam edersin! Nasıl ki İsveç’in NATO’ya katılımına hayır dedin sona onay verdin, İsrail ilişkilerini yine sıcak tutmak zorunda kalırsın! Nasıl ki çıkıp ‘Ey Avrupa’ diyorsun ama günün sonunda seni azıcık sıkıştırdıklarında buna karşı alabilecek hiçbir tedbirin yok direkt teslim olmak durumunda kalıyorsun! Çünkü adam bir tuşla beraber 1 dolar karşısındaki Türk lirasını 30 liraya indirebiliyor veya 35 liraya çıkarabiliyor, 40 lira yapabiliyor, 50 lira yapabiliyor. Senin bununla mücadele edecek bir rezervin yok, senin bununla mücadele edecek bir ihracatın yok. Cari açığın fazla, yani sürekli açık veriyorsun olağanüstü derecede kendi ekonomik koşullarına göre. Onun yanı sıra dövizi satın alıp TL’yi bir yerde tutabilecek, pariteyi bir yerde tutabilecek bir döviz rezervin yok. Ondan sonra dışarıdan sana muhtaç oldukları, dışarı sattığın bir mal ortada yok! Aslında var da bunları sana muhtaç oldukları gibi ortaya koyamıyorsun. Buna şöyle örnek verebiliriz; biz şu anda fındık ihracatını durdursak dünya çikolata sektörü ciddi problem yaşar veya bor ihracatını durdursak dünyada işte birçok teknoloji üretiminde problem yaşanır. Ama biz bunları hiçbir zaman kullanabilen bir durumda değiliz, teslim durumdayız. İsrail’le ticaretin de durdurulup durdurulmadığı durumu da bir Arap saçı. Hükümetin bunu yapabilecek bir gücü de yok, ‘durdurdum’ der sonra yine başlar.
“ERDOĞAN’IN ESİP GÜRLEMESİ YOĞUNDUR AMA GÜÇLÜ OLAN ELİNDEN İSTEDİĞİNİ ALABİLİR”
Bizim adalarımıza oluyor olan, bizim kara parçalarımıza oluyor olan, bizim deniz kıta sahanlığımıza oluyor olan. Hemen çok yakın vadede ‘Ey Miçotakis bir gece ansızın gelebiliriz’ diyorlardı. Esad’a aynısı, Irak’a aynısı, herkese karşı bir dik duruş gibi… Maksat burada vatandaşı bir şekilde eğlemek, vatandaşı bir şekilde susturmak, durdurmak. Günün sonunda olan Türkiye’ye oluyor. Yani ne doğu Akdeniz’de istediğini alabiliyorsun, ne Ege’de istediğini alabiliyorsun, ne Karadeniz’de istediğini alabiliyorsun, hiçbir yerde istediğini alamıyorsun! Çünkü Erdoğan böyle bir şahsiyet. Yani esip gürlemesi çok yoğundur ama güçlü olan, Erdoğan’ın elinden istediğini alabilir. Yunanistan’la ilişkimiz de bu şekilde.
“DIŞARIDAN NE TALİMAT GELİYORSA ERDOĞAN ONU YAPMAYA MEYİLLİ OLDUĞU İÇİN…”
Biz komşularla ilişkimiz kötü olsun niyetinde olan düşünceye sahip değiliz. Komşularla ilişkimiz iyi olsun. Bunda bir problem yok. Ama Yunanistan’la iyi olan ilişkiler Esad’la niye kötü? Bu önemli bir soru! Mesela bugün Libya’da hala siyasi istikrar sağlanamadı. Libya’daki istikrarsızlık Doğu Akdeniz’de bizi etkiliyor ama Libya’nın bu istikrarsız sürece girmesinin temelinde de yine biz varız. Yani bizim siyasi tercihlerimiz var. Yunanistan ile ilişkimiz iyi ama Libya ile kötü! Yunanistan’la ilişkimiz düzeliyor ama Suriye ile kötü! Dolayısıyla bütün bir coğrafyada, bütün komşularla ilişkimizin iyi olması gerekiyor ama işte dışarıdan ne talimat geliyorsa Erdoğan onu yapmaya meyilli olduğu için, ‘Ey Yunanistan’ dedikten sonra bir anda ‘kardeşim Miçotakis’e dönebiliyor.
“ESKİDEN BİR ÇİFT AYAKKABI ALAMAZKEN KIBRIS’I ALDIN, AMA ŞİMDİ 5 ÇİFT AYAKKABIN VAR EGE’DE ADALARI VERDİN”
Sokakta şunu görürsün, derler ki; biz eskiden bir çift ayakkabı alamıyorduk! Bak sen bir çift ayakkabıyı alamazken Kıbrıs’ı almıştın! O bahsedilen tarihler Kıbrıs çıkarmasından sonra bize uygulanan ambargo dönemleriydi. Sen bir çift ayakkabı alamıyordun ama Kıbrıs’ı almıştın. Bugün ayakkabı dolabında beş çift ayakkabın var ama Ege’de Adaları verdin. Arada çok ciddi bir fark var! Eskiden sıralar olurdu. Tüp sırası, zeytinyağı sırası vesaire sırası niye olurdu? Ortada tüp yoktu, ortada zeytinyağı yoktu, yani ürün yoktu ve insanlar sıraya girip o sınırlı ürünleri almaya çalışıyordu. Bugün dünyada da ülkemizde de her şeyden istemediğin kadar var ama sorun ne? Bizim onu alacak paramız yok. Eskiden milletin parası vardı gidip ürün alamıyordu, ürün yoktu. Şimdi ise ortada milletin parası yok, ürün var. Dolayısıyla sıraya giriyor ki ucuzunu bulayım diye. Ucuz ete karşı değilim, insanlar sıraya da girmiş olabilirler. 83 kişide sıra bitiyor yani 83 kişi et alıyor, 84. kişi içeri giriyor ‘et bitti, stoklar tükendi’ diyor. Yani 83 kişilik bir ucuz et arzı ortaya koyuyor Et ve Süt Kurumu. Herkese de bunu vermiyor. Bu olacak iş değil. Yani 2024 yılında, 21. yüzyılda Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nde olacak iş değil! Bak şu anda bunları yaşıyoruz, Allah göstermesin bir savaş geçirsek neler yaşarız! Yiyecek ekmek bulamayacak noktaya geleceğiz! Bunun sorumlusu da iktidardır, hükümettir.
“KİMSE KİMSENİN BU DÖNEMDE BAŞINI BEDAVADAN OKŞAMAZ”
Türkiye’nin ekonomi politikaları dikiş tutmuyor zaten, yine dikiş tutmayacak. Mehmet Şimşek’ten beklentiler var ama Mehmet Şimşek her gün ‘kredi derecelendirme kuruluşlarından puanımız 11 yıl üstüne BB idi BB + oldu’ diyor. Ben size bir şey hatırlatayım, 10 – 15 sene önce Erdoğan kredi derecelendirme kuruluşlarına, ‘Sen kimsin’ diye çıkışıyordu. O derecelendirme kuruluşlarına da biz para veriyoruz ‘bizi derecelendir’ diye. Ben GP Morgan’a ‘beni derecelendir’ diye para veriyorum. O bana puan verecek ki yabancı yatırımcı bana para versin! Para verdiğim kuruma ‘sen kimsin’ diyorum. O zaman verme para, denetlemesin! Bak görüyor musun yalanı dolanı hikayeyi! Şimdi Mehmet Şimşek de dolaşıyor, ‘derecelendirme kuruluşlarından artı aldık, IMF’den aferin aldık, Körfez ülkeleri bizim başımızı okşadı’ diyor. Kimse kimsenin bu dönemde başını bedavadan okşamaz, kimse kimseye bedavadan aferin vermiyor.
“ATIN FAVA BEKLEYİN”
Hiç kimse senin karakaşına, kara gözüne bakmıyor, ‘sen çok iyi ekonomi yönetiyorsun sana bir C +’ diye bir şey yok… Ne var biliyor musun; ‘evet, kıvama geldin şimdi ben senin kaynaklarını, iş gücünü, zenginliklerini, her şeyini sömürebilirim, al sana bir artı’ diyor. Bunlar alttan malı hamuduyla götürüyor sistem bu, sistemin kurulu olduğu düzen bu. O yüzden o aferinlere, o derecelendirme kuruluşlarının yüksek puanlar vermesine kimse aldanmasın. Türkiye bundan çok daha yüksek puanlara sahip olan bir ülkeydi 10 – 15 sene önce. Günün sonunda geldiğimiz nokta ortada, bugün de geleceğimiz nokta bugünden daha kötü bir nokta olacaktır.”
]]>Filistin’e Destek Platformu tarafından Karabük’te binlerce kişinin katılımıyla İsrail’in Filistin’deki katliamlarına tepki göstermek için yürüyüş programı düzenlendi.
Yenişehir Çamlık Caddesi’nde bir araya gelen vatandaşlar ilk önce güvenlik kontrolünden geçirildi. Daha sonra AK Parti Karabük milletvekilleri Cem Şahin, Ali Keskinkılıç, Karabük Belediye Başkanı Özkan Çetinkaya, MÜSİAD Karabük Şube Başkanı Cengiz Ünal, siyasi parti temsilcileri ve binlerce kişinin katılımıyla başlayan yürüyüşte tekbirler getirilerek ‘Kahrolsun İsrail’, ‘Katil İsrail Filistin’den defol’, ‘Müslüman uyuma kardeşine sahip çık’ ve ‘Katil İsrail hesap verecek’ gibi sloganlar attı.
Yürüyüş güvenlik önlemleri çerçevesinde Kemal Güneş Caddesi’nde sona erdi.
Burada, şehit düşen Filistinliler için Hafız Osama Mdookh tarafından Kur’an-ı Kerim okundu. Daha sonra grup adına konuşma yapan İbrahim Şentürk, “217 gündür bütün dünyanın gözleri önünde işgal çetesi, ABD’nin de desteğiyle insanlık adına ne varsa yakıp, yıkıp, tahrip ediyor. Buna karşı ise Gazze halkı dünyanın şerefini kurtarmak için varoluş mücadelesi veriyor. Bizler de bu direnişe destek vermek için 7 ayı aşkın bir süredir meydanlardayız. Kardeşlerimizin yalnız olmadığını dualarımızla, sloganlarımızla, açıklamalarımızla ve infaklarımızla bütün dünyaya ilan ediyoruz” dedi.
“Dünyanın bütün güçleri bir araya geldi, imanlı Kassam Tugaylarını yıkamadı”
“Gazze savaşı, tüm algıları, mevcut kavramları alt üst etti ve uluslararası yapıların işlevsizliğini gün yüzüne çıkarttı” diyen Şentürk, “Devasa haçlı ordusu karşısında Gazze’nin her yerinde müthiş bir şekilde direnen mücahitler tüm imkansızlıklara ve yalnızlığa rağmen tarih yazmaya devam ediyorlar. Onlar mücadeleleri ve ödedikleri bedeller ile örnek bir duruş sergilemeye devam ediyorlar. Gazze’de katliam var ama aynı zamanda da izzetli bir direniş var. Aksa Tufanı, İsrail’in yenilmez denilen ordusunu ve istihbaratını yerle bir etti. Dünyanın bütün güçleri bir araya geldi ama bir avuç imanlı Kassam Tugaylarını yıkamadı. Gazze’deki direniş, imanın ne büyük bir güç olduğunu, Batı’nın bizlere sunduğu modern köleliğin karşısında sadece Allah’a kul olmanın ne büyük bir şeref olduğunu bizlere gösterdi” ifadelerini kullandı.
Şentürk, konuşmasını şöyle tamamladı:
“Bugün burada Karabük Filistin’e Destek Platformu olarak Gazze’de kardeşlerimize yapılan zulmü unutmamak, unutturmamak adına toplanmış bulunmaktayız. Gazze’yi gündemimizden düşürmeyelim. Bu soykırıma tepkimizi yaptığımız eylemlerle gösterelim. Dualarımızda kardeşlerimizi unutmayalım. Elimizden ne geliyorsa yapalım. Eli kalem tutanlar bu davayı yazsınlar. Hitabeti güçlü olanlar bu davayı konuşsunlar. Herkes bir şey yapsın ama asla sessiz kalmayalım. Çünkü sessizlik bu davaya yapılmış en büyük haksızlıklardandır. Çünkü sessizlik Gazze’deki küçücük yavruların ölümüne de susmaktır. Karabük Filistin’e Destek Platformu olarak buradan tekrar yüksek sesle ifade ediyoruz ki Mescid-i Aksa, Gazze ve tüm Filistin özgür oluncaya kadar mücadelemizi tüm gücümüzle sürdürmeye devam edeceğiz.”
Program yapılan dua ile son buldu. – KARABÜK
]]>Öğrenciler, 7 Ekim saldırısı sonrası İsrail Ordusu’nun Gazze’de 34 binden fazla Filistinlinin öldürüldüğü askeri operasyonlarına tepki olarak, üniversitelerinin hem İsrail hem de Gazze’deki savaşta çıkarı olduğu düşünülen bazı yabancı şirketlerle tüm finansal bağlantılarını kesmelerini talep ediyorlar.
Üniversitelerin yönetimleri ise protestocuları Yahudi kökenli öğrencileri sindirmeye çalışmakla suçluyor.
ABD’li bazı yorumcular ve medya kuruluşları, Gazze savaşına yönelik öğrenci protestolarını 1968’de New York’un prestijli Columbia Üniversitesi’nde polisin öğrencileri dağıttığı protestolar ile ilişkilendirdi.
Peki bu iki protestolar arasında neden benzerlik kuruluyor? Hangi paralellikler göze çarpıyor?
1968’de Vietnam Savaşı’nın en kritik dönemine girilmiş, o yılın Ocak ayında Vietcong destekli Kuzey Vietnam güçleri ABD ve müttefiklerinin hedeflerine saldırmış, Güney Vietnam’ın o dönem başkenti olan Saygon’a kadar girmişti.
Tet Saldırısı olarak bilinen bu operasyonda komünist güçler yenilgi yaşasa da, saldırının korkunç fotoğrafları ABD’lilerin önüne gelmiş ve kamuoyunda savaşa dair algılar değişmeye başlamıştı.
“Tünelin ucunda ışık göründü” açıklamasını yapan dönemin ABD Başkanı Lyndon B Johnson’ın aslında savaşta gelinen noktaya dair gerçekleri insanlara yansıtmadığı ve halka yalan söylediği, ABD’nin savaşı kazanmasının mümkün olmadığı artık ortaya çıkmıştı.
Aynı zamanda eskiden Beyaz Saray muhabiri olan Washington DC’deki Amerikan Üniversitesi’nden Profesör Kenneth Walsh’a göre, bu dönemde artık ülke “düşmanın pes etmeyeceğini, hem Amerikan askerleri hem de komünist güçlerin büyük kayıplar yaşayacağını ve sivil ölümlerinin daha da artacağını” açıkça görmeye başladı.
Bundan on yıllar sonra Hamas’ın 7 Ekim’de İsrail topraklarına saldırısıyla dünya yeniden bir şok yaşadı ve kamuoyu İsrail’e destek mesajları verdi.
Ancak İsrail’in durmaksızın Gazze’ye düzenlediği saldırılar sonucu ölen Filistinli sivillerin sayısı tahminlerin ötesine geçti; bölge halkı açlık sınırında yaşamaya başladı.
İsrail’in bu tepkisi ABD kampüslerinde 1968’dekine benzetilen öfkeli protestolara yol açtı.
Aynı zamanda 1968 protestoları sırasında Amerikan Üniversitesi’nde öğrenci olan Profesör Walsh’a göre bugün yaşananlar, bir parçası olduğu protestolarla benzerlik taşıyor:
“1968’de öğrenciler Vietnam Savaşı’na muhalefet ederek kampüsleri ve üniversite binalarını ele geçirmişti. İdari yönetimin (askeri mühimmatla bağlantılı) bazı şirketlere yönelik yatırımlarını sorguluyorlardı.
“Bugünkü protestolarda doğal olarak meseleler farklı; konu, Gazze’deki kriz ve Filistinlilere olan destek. Ancak 1968’de olduğu gibi temel sebep, öfke, içerlenme ve adalet duygusu. Yani bugün ABD’de olanlar bizi o yıla götürüyor.”
Eski aktivist ve “1968: Dünyayı Sarsan Yıl kitabının” yazarı Mark Kulansky, iki hareket arasında benzerlik olduğu görüşüne katılmıyor.
Kulansky’e göre, belki de tek benzerlik, hem 1968 protestolarında hem de Gazze protestolarında öğrencilerin simge niteliğindeki Hamilton Hall binasını basmış olmaları.
Kulansky, “Yine de durum farklı. Biz kendi hükümetimiz bizi savaşa gidip savaşmaya zorlarken inatla direniyorduk. Vietnam’daki savaş bizi doğrudan etkiliyordu ancak bugün protestolara katılan öğrenciler Gazze’deki savaşın bir parçası olmayacaklarının bilincindeler” diye açıklıyor.
1960’lı yıllarda Columbia Üniversitesi’nde öğrenci olan gazeteci Charles Kaiser aynı zamanda Vietnam protestolarını düzenli olarak takip etmişti.
Öğrencilerin kişisel bir risk olmamasına rağmen Gazze’den gelen görüntülerden etkilenerek yaşananları protesto etmelerinin “övülmesi” gereken bir davranış olduğunu söyleyen Kaiser, sözlerini şöyle sürdürüyor:
“Şiddet yanlısı olmayan, İsrail’in taktiklerine muhalefet etme amacı taşıyan her türlü protestoyu destekliyorum. Bence bu şekilde savaşarak İsrail’in tamamen kendi sonunu hazırladığını görmek, olabilecek en İsrail yanlısı davranış.
“Ben hiçbir zaman İsrail destekçisi olmadım ve benim gibi Netahyahu hükümetine fazlasıyla karşı çıkanlardan oluşan bir hareket vardı. Ancak biz hep sessiz kaldık. Eğer protestocular bu işi farklı bir şekilde yönetselerdi, bugün savaş karşıtı olan, hem Yahudi hem de Filistin yanlısı bir hareketin önünü açabilirlerdi.”
‘Aktif şiddet yoksa kampüse polis sokmak hata’
Columbia ve başka üniversitelerde Yahudi karşıtı bazı sloganlar atıldığı uyarısında bulunan Kaiser, “Barışçıl protestolar ile karşıt görüştekilerin ölümü için çağrı yapılan protestolar” arasında fark olduğunu vurguluyor.
1968’de olduğu gibi ABD’de yetkililerin göstericilere zor kullanmasını kınadığını söyleyen Kaiser, “Aktif bir şiddete müdahale edilmediği sürece kampüse polis sokmak her zaman bir hatadır çünkü ateşe körükle gitmiş olurlar ve kimse duruşundan ödün vermez” diyor.
Kaiser, “Öğrenciler 1968 protestolarının arka planını okulda öğrenmiş ve büyüklerinden tavsiye almış görünüyorlar ancak üniversite yönetimlerinin aynı yaklaşımda olmadığı ve eski yönetimlerin yaptığı hatalardan ders almadığı açık” diye de ekliyor.
1968’de dünya tam bir kıyametin ortasındaydı.
ABD’de Vietnam Savaşı’na muhalefet henüz olgunlaşmamıştı. Bununla beraber Fransa başta olmak üzere (De Gaulle iktidarına karşı Mayıs 1968’de düzenlenen öğrenci ayaklanmaları) pek çok ülkede bu gibi öğrenci protestoları vardı.
Batı ile araları gerilen Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) Varşova Paktı üyesi bazı müttefikleriyle beraber tanklarla Çekoslovakya’yı işgal etmiş, reformcu lider Alexander Dubcek istifaya zorlanmıştı.
ABD’de Afrikalı-Amerikalıların haklarını savunan Martin Luther King Jr’a, aylar sonra da Demokrat aday Robert F. Kennedy’e suikast düzenlenmişti.
Onlarca şehirde ayaklanmaların olduğu ABD’de toplumdaki kutuplaşma açıktı.
Başkan Lyndon B. Johnson bu kaosun ortasında Kasım 1968’deki seçimlere yeniden aday olmayacağını duyurarak seçimle ilgili belirsizlik havasını körükledi.
Yazar Walsh’a göre “öğrenci ayaklanmalarını kullanarak” Demokratların yasa ve düzeni sağlama konusundaki zafiyetini hedef alan Cumhuriyetçi aday Richard Nixon seçimleri kazanmayı başardı.
Walsh, Kasım’daki ABD başkanlık seçimleri yaklaşırken eski başkan Donald Trump’ın da, Başkan Joe Biden’a karşı aynı kartı kullandığı görüşünde. Buna rağmen Biden’ın 1968’de Johnson’ın bulunduğu zayıf pozisyonda olmadığını ifade ediyor.
Walsh’ın asıl kaygısı, Demokratların Chicago’da düzenleyeceği ve Biden’ın adaylığının resmileşeceği kurultayda , aynı 1968’de savaş karşıtı aktivistler ve polis arasında şiddetli çatışmalarla sonuçlanan kurultaydaki gibi gerginliklerin yaşanması.
“1968’de yaşananların en büyük etkisi, savaşın sona ermesi için yürütülen çabalar sonucu, Richard Nixon’ın başkan seçilmesi ve ülkenin yön değiştirmesiydi. Eğer Chicago sokaklarında İsrail karşıtı göstericilerle benzer bir kaos yaşanırsa, büyük ihtimalle Donald Trump yeniden başkanlığa seçilecektir.”
]]>Bakanlığın hazırladığı raporda, ABD’nin sağladığı silahların, İsrail’in yükümlülükleriyle “çelişen şekilde” kullanılmış olabileceğini değerlendirmenin “makul olduğu” dile getirildi.
Öte yandan ABD’nin henüz incelemelerini tamamlamadığı ve silah sevkiyatının devam edebileceği de rapora eklendi.
Söz konusu rapor Cuma günü, gecikmeli olarak ABD Kongresi’ne sunuldu.
Beyaz Saray’ın talep ettiği raporda, İsrail’in geçen yılın başından bu yana ABD’nin sevk ettiği silahları nasıl kullandığı ele alınıyor.
Rapor İsrail’in Gazze’deki bazı saldırılarıyla ilgili açık bir eleştirel tutum içerse de, İsrail ordusunun uluslararası hukuku ihlal ettiği yönünde kesin bir hüküm bildirmiyor.
Ek olarak raporda İsrail’in “Hamas ile savaşta olağanüstü askeri zorluklarla karşı karşıya kaldığı” da ileri sürülüyor.
İsrail’in ABD’ye “Amerikan silahlarının yasal zeminde kullanılması” yönünde verdiği güvencelerin de “güvenilir” olduğu savunuluyor.
ABD Dışişleri Bakanlığı raporunda Hamas’ın “sivil altyapıyı askeri amaçlarla kullandığı ve sivilleri canlı kalkan haline getirdiği” iddia edilerek “aktif savaş sahasında olguları birbirinden ayırt etmenin zor olabileceği” söyleniyor.
Bununla birlikte İsrail’in ABD yapımı silahları “muhtemel olarak uluslararası insani hukuka ilişkin yükümlülükleriyle çelişen durumlarda kullanmış olabileceği” de ekleniyor:
“İsrail sivillere yönelik zararı en aza indirmek için en iyi pratiğin ortaya konması adına bilgi, deneyim ve araçlara sahip. Ancak sahadaki sonuçlar ve sivil kayıpların fazlalığı, İsrail ordusunun bazı durumlarda bu bilgi ve deneyimi etkin şekilde kullanıp kullanmadığına yönelik soru işaretlerine neden oluyor.”
Raporda, Birleşmiş Milletler’in (BM) ve insani yardım örgütlerinin, İsrail’in sivil kayıpları azaltmaya yönelik çabalarını “tutarsız, yetersiz ve etkisiz” bulduğu da hatırlatılıyor.
ABD Dışişleri Bakanlığı, İsrail’in Gazze’ye insani yardım girebilmesi doğrultusunda ABD’nin çabalarıyla bütünüyle işbirliği göstermediğini dile getiriyor.
ABD’nin eski Ankara Büyükelçisi David Satterfield de raporun yazarları arasında. Satterfield BBC’ye yaptığı açıklamada, ilk kez bu türde bir raporun ortaya çıkarıldığını kaydederek, ABD’nin İsrail’in eylemlerini “değerlendirmeye devam edeceğini” söyledi.
Satterfield, “Bu, dünyanın daha önceden görmediği türden bir çatışma. Son derece açık sözlü ve aynı zamanda güvenilir bir yargıya varabilmek için tüm etkenleri hesaba katmaya çalıştık” dedi.
Rapor ABD Başkanı Joe Biden’ın, İsrail eğer Refah saldırısına devam ederse ABD’nin bazı bomba ve mühimmat sevkiyatını durduracağını söylemesinden günler sonra kamuoyuyla paylaşıldı.
ABD Başkanı Joe Biden’ın İsrail’de büyük ses getiren silah sevkiyatını kesme tehdidine Başbakan Binyamin Netanyahu, “gerekirse tırnaklarıyla savaşacaklarını” söyleyerek yanıt vermişti.
BM’ye göre Gazze’nin güneyindeki Refah’tan Pazartesi gününden bu yana 80 bini aşkın kişi göç etti.
İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarında 7 Ekim’den bu yana 34 bin 900’den fazla kişi öldürüldü. 7 Ekim’de Hamas’ın İsrail’e başlattığı saldırıda 1200 kişi öldürülmüş, 252 kişi rehin alınmıştı.
Halihazırda devam eden ateşkes görüşmelerinde, İsrail’in saldırıları durdurması ve rehinelerin serbest bırakılması masaya yatırılıyor. Görüşmelerden henüz somut bir sonuç çıkmış değil.
Gazze’de 7 ayı geride bırakan savaş nedeniyle milyonlarca kişi gıda, su, elektrik ve temel ihtiyaçların yokluğu altında yaşam mücadelesi veriyor.
]]>AK Parti Kadın Kolları Teşkilatınca Anneler Günü vesilesiyle, Gazze’deki annelerin sesi olmak amacıyla basın açıklaması gerçekleştirildi.
Menteşe Kurşunlu Camisi önünde toplanan partililer adına basın açıklamasını okuyan Kadın Kolları Başkanı Duygu Pınar Marçalı Doğru, Gazze’deki annelerin yaşadığı zorluklara dikkati çekti.
Gazze’deki annelerin ağır bir imtihandan geçtiğini belirten Doğru, pazar gününün “Anneler Günü” olduğunu hatırlatarak, Gazze’de yaşanan soykırım nedeniyle anne olmanın hiç bu kadar zor olmadığını söyledi.
Gazzeli annelerin çocuklarına verecek bir lokma ekmek beklediğini ifade eden Doğru, Birleşmiş Milletler (BM) raporuna göre, İsrail’in 7 Ekim’den bu yana düzenlediği saldırılarda Gazze’de günde ortalama 63 kadının öldürüldüğünü ve bunların 37’sinin anne olduğunu, Filistin’de sağlık sisteminin çökmesi nedeniyle yaklaşık 60 bin hamile kadının risk altında olduğunu dile getirdi.
Doğru, İsrail’in 7 Ekim’den bu yana Gazze Şeridi’ne düzenlediği saldırılarda 34 bin 683 kişi öldüğünü 78 bin 18 kişi yaralandığını söyledi.
Açıklamaya, AK Parti Muğla Milletvekilleri Yakup Otgöz, Kadem Mete, AK Parti MKYK Üyesi Yelda Erol Gökcan, İl Başkanı Gültekin Akça ile partililer ve kadınlar katıldı.
Konuşmanın ardından vatandaşlara lokma dağıtıldı.
Burdur
Cumhuriyet Meydanı’nda toplanan partili kadınlar adına açıklama yapan AK Parti Burdur Kadın Kolları Başkanı Cennet Özalp Tanrıöver, her canın tek ve biricik olduğunu söyledi.
İsrail’in saldırılarının sonucunda binlerce kişinin yaşamını yitirdiği belirten Tanrıöver, Birleşmiş Milletler’in raporuna göre, Gazze’de 9 bin kadının hayatını kaybettiğini aktardı.
Tanrıöver, Filistin’de günde ortalama 63 kadının öldüğünü, bunların 37’sinin anne olduğuna işaret ederek, “Her gün 180 anne ölümle burun buruna doğum yapıyor. Bir Gazzeli anne ‘Ben 6 çocuk doğurmakla yükümlüyüm. Çünkü 2’sini İsrail öldürecek, 2’si eve ekmek getirmek için çalışacak, 2’si de ülkesi için okuyacak.’ ya anne olduğunu göremeden, karnında bebeğiyle ölen kadınlar, ölen annesinin bedeninden ameliyatla alınan bebekler… Gazze’deki her 5 kadından 4’ü aile bireylerinden en az birinin üst üste iki öğün yemek yiyemediğini ifade ediyor.” diye konuştu.
Sloganlarla İsrail’e tepki gösteren grup dağıldı.
Isparta
Isparta’da ise kadınlar, ellerinde pankartlarla Kaymakkapı Meydanı’nda Gazze için nöbet tutulan çadırın önünde toplandı.
Grup adına konuşan AK Parti Isparta Kadın Kolları Başkanı Sevim Köse, Birleşmiş Milletler toplantılarında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Savaşın da bir ahlakı, hukuku vardır. Sivillerin hedef alındığı saldırıyı haklı gösterecek tek bir neden dahi olamaz.” sözlerini anımsattı.
Cumhurbaşkanının ve eşinin, çocuklar ve kadınlar başta olmak üzere sivilleri korumak için yaptığı pek çok girişimin tüm dünyaya örnek olduğunu belirten Köse, “Hamas’ın ateşkes masasına oturmayı kabul etmesi gelecek için bir umuttur. Ancak çağrıya rağmen özellikle Gazze ve Refah’ta artarak devam eden saldırılar İsrail’in niyetini ortaya koymuştur. Biz anneler olarak yine de İsrail’e bir kez daha çağrıda bulunuyoruz; ateşkes için bir adım bekliyoruz.” ifadelerini kullandı.
]]>Çanakkale’de AK Parti Çanakkale İl Kadın Kolları tarafından İskele Meydanı’nda Anneler Günü vesilesiyle, Gazze’de yaşam hakları elinden alınan anneler için basın açıklaması düzenlendi. Açıklamaya AK Parti Çanakkale İl Başkanı Naim Makas, AK Parti Çanakkale İl Kadın Kolları Başkanı Özlem Karadayı, AK Parti Çanakkale İl Gençlik Koları Başkanı Alperen Uysal ve partililer katıldı.
Basın açıklamasını yapan AK Parti Çanakkale İl Kadın Kolları Başkanı Özlem Karadayı, “Pazar günü Anneler Günü . Günlerdir her yerde tatlı bir telaş yaşanıyor. Anneler Günü öksüzlerin ve evladını kaybeden annelerin de ağır imtihanı. Fakat bir yandan da dünyanın orta yerinde, yanı başımızda Filistin’de, Gazze’de, Refah’ta yaşanan soykırım nedeniyle anne olmak hiç bu kadar zor olmamıştı. Biz bugün okuldan gelecek çocuklarımızı, Gazzeli anneler ise çocuklarına verecek bir lokma ekmeği bekliyor. Bizler karışmasın diye çocuklarımızın defterlerine, kitaplarına isim yazarken, Gazzeli anneler ise cesetleri teşhis edilebilsin diye çocuklarının kollarına isim yazıyor. Bir kadın, bir anne olarak çok net ifade ediyorum. Her can tek, her can biricik ve bir cana kıyan tüm insanlığa kıymış gibidir. Filistin Sağlık Bakanlığının 5 Mayıs’ta yaptığı açıklamaya göre; İsrail’in 7 Ekim’den bu yana Gazze Şeridi’ne düzenlediği saldırılarda 34 bin 683 kişi öldü, 78 bin 18 kişi yaralandı. Birleşmiş Milletler kadın biriminin raporuna göre Gazze’de 9 bin kadın öldü. Günde ortalama 63 kadın hala ölüyor ve bunların 37’si ise anne. Kayıp ve akıbeti bilinmeyen kadınların sayısı 2 bin 100. Peki ya sağ kalan ve yaşam savaşını sürdürmeye, çocukları için hayata tutunmaya çalışan kadınlar, anneler! Filistin’de sağlık sisteminin çökmesi nedeniyle yaklaşık 60 bin hamile kadın risk altında. Her gün 180 anne ölümle burun buruna doğum yapıyor. Ne diyordu gazzeli anne, “Ben 6 çocuk doğurmakla yükümlüyüm. Çünkü 2’sini israil öldürücek, 2’si eve ekmek getirmek için çalışacak, 2’si de okusun ki ülke için işe yarasın.” ya anne olduğunu göremeden, karnında bebeği ile ölen kadınlar, ölen annesinin bedeninden ameliyatla alınan bebekler. Zor şartlar, ölümle burun buruna yaşamak ve yetersiz beslenme nedeniyle erken doğum yapan, sütü kesilen anneler. Gazze’deki her 5 kadından 4’ü, aile bireylerinden en az birinin üst üste iki öğün yiyemediğini ifade ediyor. Çocuklar, annelerinin gözü önünde eriyor. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın Birleşmiş Milletler ve pek çok uluslararası platformda haykırdığı gibi “Savaşın da bir ahlakı, hukuku vardır. Sivillerin hedef alındığı saldırıyı haklı gösterecek tek bir neden dahi olamaz.” Sayın Cumhurbaşkanımız ve Hanımefendi’nin çocuk ve kadınlar başta olmak üzere sivilleri korumak için yaptığı pek çok girişim tüm dünyaya örnek oluyor. Hamas’ın ateşkes masasına oturmayı kabul etmesi gelecek için bir umuttur. Ancak çağrıya rağmen özellikle Gazze ve Refah’ta artarak devam eden saldırılar İsrail’in niyetini ortaya koymuştur. Biz anneler olarak yine de İsrail’e bir kez daha çağrıda bulunuyoruz; ateşkes için bir adım bekliyoruz. İsrailli yetkililere soruyorum. Vaad edilmiş topraklar hedefinizi, hayattan kopardığınız annelerin ve çocukların bedenleri üzerine mi inşa edeceksiniz? Bizler bugün AK Parti Çanakkale İl Kadın Kolları Başkanlığı, teşkilatlarımız, sivil toplum kuruluşu temsilcileri olarak buradayız. Şu anda 81 ilde AK Partili kadınlar olarak Gazzeli anneler için dimdik ayaktayız. 2 çocuğu şehit edilen gazzeli kadın soruyor ya “hasan ve bera’nın suçları neydi? Ne günah işlediler?” İşte o anneler için soruyoruz. Yaşamayacağını bile bile çocuk doğuran Gazzeli anneler için susmuyoruz! Yaşanan tüm zulme, acıya rağmen eşini, evladını, ailesini kaybetmesine rağmen çocukları için, ülkesi için dimdik ayakta duran Filistinli anneler, er ya da geç kazanacak. Anneler bitmeden bu direniş bitmez. ve kalbi Gazzeli anneler için çarpan kadınlar olarak haykırıyoruz. Bu zulüm daha ne kadar sürecek? Yeter artık israil, kanlı ellerini sivillerin, annelerin, çocukların üzerinden çek” ifadelerini kullandı. – ÇANAKKALE
]]>Bolat, “39. Amerikan-Türk Konferansı”na katılmak ve çeşitli temaslarda bulunmak üzere geldiği Washington’da AA muhabirine değerlendirmelerde bulundu.
Türkiye ve ABD’nin 70 yılı aşkın süredir müttefik olduğuna dikkati çeken Bolat, zaman zaman siyasi ve ekonomik alanda bazı gerilimler olsa da iki ülke arasında ticaret hacminin arttığını söyledi.
Bolat, ABD’nin 2 trilyondan fazla ithalatı olduğuna işaret ederek, Türkiye’nin ABD’ye ihracatının 14 milyar dolar civarında olduğunu kaydetti.
İki ülkenin liderlerinin ortaya koyduğu 100 milyar dolarlık ticaret hacmi hedefine ulaşmayı istediklerini, bu kapsamda iş dünyası kuruluşlarının önemli temasları olduğunu belirten Bolat, “ABD’ye ihracatta önümüzde çok büyük bir potansiyel ve fırsatlar var.” dedi.
Gelecek hafta Trade Winds etkinlğinde ABD’nin büyük ve orta ölçekli firmalarından 120’den fazla yöneticinin İstanbul’da olacağını ifade eden Bolat, buradaki şirketlerin 3 gün boyunca Türkiye’deki iş dünyasından muhataplarıyla görüşmeler yapacağını anlattı.
Bolat, ABD-Türkiye ticaret ve yatırım ortak komitesinin toplantısının uzun bir aradan sonra Ankara’da gerçekleştirildiğini belirterek, “Ekonomi alanında her iki ülkenin hükümetleri ilişkileri canlandırma ve daha ileriye götürme konusunda kararlı bir duruş sergiliyor.” ifadesini kullandı.
“Türkiye’nin İsrail konusundaki tutumu belli”
İsrail Dışişleri Bakanı Yisrael Katz’ın “Türkiye’nin İsrail’e yönelik kısıtlamaların çoğunu kaldırdığı” yönündeki iddiasına da değinen Bolat, “İsrail Dışişleri Bakanı’nın ciddiyetle hiç bağdaşmayan bir açıklaması olmuş. İbranice lisanıyla yapıldığına göre kendi kamuoyunu ve kendi siyasi taraftarlarını tatmin etmek amacıyla verildiği anlaşılan bir metin. Bir hayal ürünü, gerçekle uzaktan yakından alakası yok ve devlet adamlığı ciddiyetiyle de bağdaşmıyor.” şeklinde konuştu.
Türkiye’nin bu konuda tutumunun belli olduğunu söyleyen Bolat, 7 Ekim’den bu yana İsrail’in acımasızca sürdürdüğü saldırıları bir an önce durdurmak için Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın başkanlığında Dışişlerinin ve yetkililerin yoğun çaba gösterdiğini vurguladı.
Bolat, ilk günden itibaren, Gazze’de ihtiyaç duyulan tüm insani yardımları, tıbbi ürünler ve gıda başta olmak üzere bölgeye ulaştırma gayreti içinde olduklarını anımsatarak, ilerleyen dönemde İsrail’in ateşkese ısrarla yanaşmaması karşısında Türkiye olarak bazı ürünlerin ihracatına sınırlama getirdiklerini dile getirdi.
İsrail’in hala ateşkese yanaşmaması ve yardımların ulaşmasını engelleme çabalarının devam etmesi karşısında 2 Mayıs itibarıyla İsrail ile tüm ithalat ve ihracat işlemlerinin yapılmasını durdurduklarını söyleyen Bolat, birkaç gün önce Hamas’ın ateşkesi kabul etmesine rağmen İsrail’in tutumunu sürdürdüğünü ifade etti.
“Bu gelişmelere kayıtsız kalmamız beklenemezdi”
Bolat, İsrail’in katliam boyutundaki saldırılarını durdurması, özgür ve bağımsız Filistin devletinin kurulması ve Gazze’ye yardımların ulaştırılması noktasında, ABD’de başlayan, Avrupa’nın değişik ülkelerinde ve Türkiye’de devam eden üniversite öğrencilerinin protestolarına işaret ederek, “Bu çığlık bütün dünyada yankı bulmaya başladı. Bizim de Türkiye olarak İsrail’i ateşkese ve yardımların ulaştırılmasına zorlayan politikamızın ne kadar doğru ve tutarlı olduğunu ortaya koymuş oldu.” değerlendirmesinde bulundu.
Ticarette bu gibi gelişmelerin yaşanabildiğine değinen Bolat, geçmişte de başka ülkelerle siyasi ya da askeri anlamda sıkıntılar olduğunda bu tür tedbirler alındığını anımsattı.
Bolat, İsrail ile ticaret yapan şirketlere, yeni ihracat pazarları bulma ve ticaretlerini aksatmamaları tavsiyesinde bulundu.
Burada ticaretten daha önemli bir insanlık sorunu olduğuna dikkati çeken Bolat, “Orada 35 binden fazla çoğu kadın ve çocuk masum insanın acımasızca katledilmesi ve bir ülkenin fiziksel olarak yıkılması ve insani açıdan da adeta bir yok etme kampanyası karşısında, o bölgede yüzyıllarca hüküm sürmüş ve o bölgede huzur ve barış içinde bir dönem yaşatmış Türkiye olarak bizim bu gelişmelere kayıtsız kalmamız beklenemezdi. Hükümet olarak bu kararı almak durumunda kaldık.” dedi.
]]>Bu yıl 68’incisi düzenlenen Eurovision’ın ikinci yarı finali bu gece yapılıyor.
İsrail’i temsil edecek Eden Golan adlı sanatçı, 7 Ekim’de Hamas’ın İsrail’e yönelik saldırılarına atıfta bulunduğu düşünülen, ülkenin orijinal şarkısı “October Rain”in yeniden yazılmış bir versiyonu olan “Hurricane” adlı şarkıyı söyleyecek.
Golan, Çarşamba günü şarkısının provası sırasında yuhalandı.
Bugünkü Filistin yanlısı protestonun yanı sıra Malmö’de İsrail destekçilerinin bir araya geldiği daha küçük çaplı bir gösteri daha düzenlendi.
Filistin yanlısı protestoya katılanlar arasında ise iklim aktivisti Greta Thunberg de vardı.
BBC’ye konuşan Thunberg, İsrail’in Gazze’deki askeri operasyonuna karşı ses yükseltmenin ve harekete geçmenin “ahlaki bir yükümlülük” olduğunu söyledi.
Thunberg, “Eurovision yarışmasının yapıldığı sırada Malmö sokaklarını dolduran on binlerce insan bunun devam etmesini kabul etmeyeceğimizi söylüyorsa, bu çok güçlü bir sinyaldir ve bir fark yaratır” dedi.
Reuters’a konuşan Matilda Varatta adlı gösterici ise Rusya’nın 2022’de Ukrayna’yı geniş çaplı işgalinin ardından olduğu gibi İsrail’in de diskalifiye edilmesini istediğini söyledi.
Varatta, “Eurovision yarışmasının siyasi olmadığı doğru değil, her zaman siyasi bir yarışma oldu ve her zaman da öyle olacak” dedi.
Yarışmada İsrail için sahne alacak olan Golan daha önce yaptığı bir açıklamada, “Müziğe, iyi enerjiye odaklandım. Beni destekleyen çok fazla insan var ve özellikle bu zamanlarda ülkemi temsil etmekten gurur duyuyorum” dedi.
İsrail yanlısı gösteride insanlar Golan’ı desteklemek için Hurricane şarkısını söyledi.
İsveç’in Svenska Dagbladet gazetesine konuşan Yael Sages Wahlström adlı bir gösterici “Eurovision’la pek ilgilenmiyorum. Ancak İsrail’e karşı böylesine büyük bir nefret fırtınası estirildiği için destek vermek istedim” dedi.
İsrail’in yarışmaya katılımını organize eden İsrail Yayın Kurumu, Avrupa Yayın Birliği’nden Çarşamba günkü yuhalama olayının tekrarlanmasını önlemesini istediğini söyledi.
İsveçli yetkililer güvenlik önlemlerini arttırdıklarını ve olası bir kargaşaya karşı hazırlıklı olduklarını belirtiyor.
Geçtiğimiz süreçte pek çok ülke İsrail’in, Gazze’de büyük bir yıkıma neden olan saldırıları nedeniyle yarışmaya dahil edilmemesi için çağrılarda bulunmuştu.
İzlanda, Finlandiya, Norveç, Danimarka ve İsveç’te benzer itirazlar dile getirildi. Bu ülkelerde sanatçılar Rusya’nın iki yıl önce başlayan Ukrayna işgali sonrası diskalifiye edildiğini hatırlattı.
Eurovision organizatörleri, Ukrayna ve Gazze’deki durumların farklı olduğunu söyleyerek İsrail’in yarışmadan çıkarılması çağrılarına direndi.
İsrail’in şarkısı neden tartışma yarattı?
İsrail’in kamu yayıncısı Kan’a göre Hurrican şarkısının sözleri kişisel bir kriz yaşayan bir kadının hikayesini anlatıyor.
Yarışmanın organizatörleri, İsrail’in şarkısını, sözlerini “siyasi tarafsızlık” kuralını ihlal ettiğini söyleyerek yarışmadan men etmişti.
İsrail devlet televizyonu Kan, ilk olarak 7 Ekim’deki Hamas saldırısına gönderme yapan şarkının sözlerinin değişmeyeceğini ilan etmişti.
Ancak İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog, ülkesinin yarışmaya katılmasını sağlayacak “gerekli değişikliklerin” yapılması çağrısında bulunmuştu.
Bunun üzerine Kan, yarışmada İsrail adına yer alacak şarkının sözlerinin değişmesi için organizatörlere başvuruda bulundu.
Türkçeye “Ekim Yağmuru” olarak çevrilen şarkının sözleri İngilizce yazılmıştı. Şarkının sözlerinde, “Hepsi iyi çocuklardı, her biri. Erkeklerin ağlamadığını kim söylemiş? Saatlerce… Ve çiçekler. Hayat korkaklar için bir oyun değil” ifadeleri yer alıyor.
Şarkıdaki “çiçek” sözlerinin, savaşta hayatını kaybedenlere yapılmış bir gönderme olduğu belirtiliyor.
]]>“İHTİYACIMIZ OLAN HER ŞEYE SAHİBİZ”
The Times of Israel’in haberine göre, Hagari, basın toplantısında, ordunun Refah’taki saldırısının kentin tamamıyla değil, yalnızca kentin doğusuyla sınırlı olduğunu iddia etti. ABD’nin şimdiye kadar İsrail’e ve ordusuna ciddi güvenlik yardımları sağladığını kaydeden Hagari, “Ordunun, planladığı görevler ve ayrıca Refah’taki görevler için yeterli silahı var. İhtiyacımız olan şeye sahibiz” dedi.
“ANLAŞMAZLIKLARI KAPALI KAPILAR ARDINDA ÇÖZÜYORUZ”
İsrail Genelkurmay Başkanı Herzi Halevi’nin ABD Merkez Kuvvetler (CENTCOM) Komutanı General Michael Erik Kurilla ile her gün konuştuğunu belirterek, “Aramızda anlaşmazlıklar olsa dahi bunları kapalı kapılar ardında çözüyoruz.” ifadesini kullandı.
BIDEN’IN KARARI CUMHURİYETÇİLERİ KIZDIRDI
Kongre’nin Cumhuriyetçi kanadı, Refah’a kapsamlı saldırı yapılması durumunda İsrail’e silah sevkiyatı yapmayacağını açıklayan Biden’ı eleştirdi. Temsilciler Meclisi Dışişleri Komitesinin Cumhuriyetçi Başkanı Michael McCaul ve Cumhuriyetçi Temsilciler Meclisi Silahlı Hizmetler Başkanı Mike Rogers, yaptıkları ortak açıklamada “Demokrat yönetimin İsrail’e yapılacak bu önemli silah sevkiyatını durdurma kararıyla dehşete düştüklerini” belirtti. Cumhuriyetçi liderler, Biden ve yönetimini “İsrail’in güvenliğini zayıflatmakla” suçladı. Cumhuriyetçiler ayrıca henüz uygulamaya geçip geçmediği konusunda Beyaz Saray’dan henüz resmi bir açıklamanın yapılmadığını, silah sevkiyatını durdurma kararının “gizlice” alındığını, “kasıtlı” olarak Kongre’den ve Amerikan halkından “saklandığını” savundu.
SAVUNMA BAKANI DA ELEŞTİRİLERİN HEDEFİNDE
ABD Senatosu’nda dün ifade veren Savunma Bakanı Lloyd Austin de eleştirilerin hedefi oldu. Cumhuriyetçi Senatörler, silah sevkiyatının durdurulmasının “müttefik İsrail’e yanlış mesaj vermek” anlamına geleceğini ve böyle bir adımın “İran’ı ve destekçilerini İsrail’e karşı cesaretlendireceğini” ileri sürdü. Austin ise eleştirilere “Herhangi bir karar vermedik. Sağladığımız güvenlik yardımlarının bir kısmını yeniden değerlendirirken ara verdik. Ancak bununla birlikte, Refah’ta gelişen olaylar bağlamında şu anda bazı yakın vadeli güvenlik sevkiyatlarını gözden geçiriyoruz.” diye karşılık verdi.
Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Matthew Miller, dün gazetecilerin sorularını cevaplarken, Gazze’nin Refah bölgesindeki sivillere yönelik endişeler ve “kabul edilemez” insani yardım kriziyle bağlantılı olarak, İsrail’e yapılacak diğer silah sevkiyatlarının da gözden geçirildiğini söylemişti.
“BAŞKAN BIDEN DERHAL GÖREVDEN ALINMALI”
Texas’ın Cumhuriyetçi Senatörü Tom Cotton, ABD Başkanı Joe Biden’ın, İsrail’e yapılacak askeri yardımı askıya alacağını açıklamasından dolayı görevden alınması çağrısında bulundu. Cotton, sosyal medya platformu X’ten yaptığı yazılı açıklamada, Biden’ın bu açıklamasını “yeniden seçilmek için” yaptığını ileri sürdü. Cumhuriyetçi Senatör, “Meclis’in, Biden’ı görevden almaktan başka seçeneği yok.” ifadesine yer verdi.
Biden, dün CNN’e verdiği röportajda İsrail’in Refah’a geniş çaplı bir saldırıyla girmesi durumunda bu ülkeye silah göndermeyi durduracağını söylemişti. ABD Başkanı, “Eğer Refah’a girerlerse, henüz (kapsamlı bir saldırıyla) girmediler, eğer girerlerse o zaman Refah’ta ve diğer şehirlerde kullanılan silahları göndermeyeceğimi açıkça belirttim.” diye konuşmuştu. İsrail’in Birleşmiş Milletler (BM) Daimi Temsilcisi Gilad Erdan, İsrail haber kanalı Channel 12’ye yaptığı açıklamada, Biden’ın açıklamasının “sinir bozucu” olduğunu ve “hayal kırıklığı yarattığını” ifade etmişti.
]]>HKÜ Rektörü Prof. Dr. Türkay Dereli, HKÜ Mütevelli Heyet Üyesi Prof. Dr. Necip Fazıl Yılmaz, Rektör Yardımcıları Prof. Dr. Gül Rengin Küçükerdoğan ve Prof. Dr. Mehmet Lütfi Yola, HKÜ Genel Sekreteri Ümit Şahnaoğlu, dekanlar, akademik ve idari personel ile öğrencilerin katıldığı yürüyüşte, katılımcılar ellerinde; çoc “Filistin ve Doğu Türkistan yalnız değildir”, “Bu zulme dur de”, “İnsanlığın öldüğü yer: Filistin”, “Çocuklar ölürken susulmaz”, “Ey dünya daha kaç çocuk ölmeli”, “Gazze’de soykırım var” yazılı pankart ve dövizler taşıdı.
Yürüyüşün ardından açıklama yapan HKÜ Rektörü Prof. Dr. Türkay Dereli, Hasan Kalyoncu Üniversitesi olarak, Filistin halkının çektiği acılara sessiz kalmayarak, adalet ve özgürlük mücadelesinde yanlarında olduklarını bir kez daha tüm dünyaya ilan ettiklerini belirtti. Psikoloji Öğrenci Topluluğu Başkanı Şeyma Akkuş ve Başkan Yardımcısı Halide Tüter de psikoloji öğrencileri olarak aldıkları psikopatoloji dersleriyle açıklayamadıkları Filistinde yaşanan insanlık dışı travmalara seyirci kalamayacaklarını ifade ettiler. Hazırlanan basın bildirisi, HKÜ İktisadi-İdari ve Sosyal Bilimler Fakültesi Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Öğr. Üyesi Saadet Öztürk tarafından okundu.
Basın bildirisinde şu ifadeler yer aldı: “Hasan Kalyoncu Üniversitesi olarak, bugün burada bir araya gelmemizin amacı, İsrail tarafından Filistin’de yapılan zulme ve soykırıma hep birlikte güçlü bir şekilde ‘DUR’ demektir, zulmün karşısında durmaktır! Bugün burada, Filistin halkının yanında durarak, haklı özgürlük ve adalet taleplerini desteklemek amacıyla bir araya geldik. Çok açıktır ki, Filistin topraklarında yaşanmakta olan olaylar, insanlığa karşı işlenen bir haksızlık ve zulümdür. 1948’den bugüne kadar milyonlarca masum Filistinliyi zorla yerlerinden etme, açlık ve ölümle sınayan İsrail yayılmacılığı, 7 Ekim 2023 tarihinden itibaren, bir utanç tablosu, bir “soykırım” halini aldı. 214 gündür süren saldırılarda 35 bin Filistinli İsrail tarafından gerçekleştirilen saldırılarda hayatını kaybetti. Çocuk, kadın, erkek, genç, yaşlı ve engelli ayırt etmeksizin 35 bin canın İsrail barbarlığınca katledildiği, binlerce kişinin evinden, yurdundan göçe sürüklendiği, kundaktaki bebeklerin bombardımanlar sonucu enkaz altında can verdiği soykırımın yaşandığını üzüntüyle müşahade ediyoruz. Bugün düzenlediğimiz yürüyüş ve bu basın açıklaması ile bizler Filistin halkının yanında olduğumuzu bir kez daha gösteriyor ve dayanışmanın gücünü vurguluyoruz. İnsanlık için adalet talep etmek, bizim temel sorumluluğumuzdur ve bu sorumluluğu yerine getirmek için gereken adımları atmaya devam edeceğiz. Filistin halkına yapılan haksızlıkların son bulması ve barışçıl bir çözümün sağlanması için uluslararası toplumu, insan hakları savunucularını ve herkesi, adaletin sağlanması için bir araya gelmeye çağırıyoruz. Unutmayalım ki, barış ve adalet ancak dayanışma ve kararlılıkla mümkündür.” – GAZİANTEP
]]>İsrail, Pazar günü bir roket saldırısından sonra kapanan Kerem Şalom geçidinden yardım kamyonlarının geçtiğini savunuyor.
Ancak Birleşmiş Milletler (BM) geçitten herhangi bir yardım malzemesinin geçmediğini belirtti.
Çarşamba günü İsrail hava saldırılarının ardından dumanların yükseldiği Refah’ta ağır ateş sesleri duyuldu. İsrail ordusu kentin doğusunda sınırlı bir kara operasyonunun devam ettiğini açıkladı.
İsrail ordusu, son 24 saatteki çatışmalarda, “teröristleri yok ettiklerini ve terör altyapısıyla birlikte yer altı tünellerini ortaya çıkardıklarını” açıkladı. Bu sürede 100 “terör hedefini” vurduğunu söyleyen İsrail güçleri, Refah geçidinin Gazze tarafına baskınlar düzenlendiğini de belirtti.
Refah’ta yaşayanlarsa gece boyunca yoğun bombardımana tanık olduklarını söylüyor. Sabah bölgeden gelen görüntülerde hava saldırılarında yıkılan bir binanın enkazında yakınlarını arayan insanlar görünüyordu.
İsrail ordusunun haritasına göre “güvenli” bölgede olduklarını söyleyen Reda al-Najili, Reuters’a verdiği demeçte, “Otururken birdenbire patlamalar başladı. Komşumuzun evi yok oldu ve evimizin içi hasar gördü. Evde sadece siviller vardı. Kadınlar öldü. Yaralananların hepsi çocuktu” dedi.
Filistinli sağlık görevlileri beşi çocuk yedi kişilik bir ailedeki herkesin, Gazze Şehri’nin kuzeyindeki Zeytun mahallesindeki bir eve gece yapılan hava saldırısında öldüğünü söyledi.
İsrail ordusu Gazze’nin doğusundaki bazı bölgelerde yaklaşık 100 bin kişinin daha güvenli yerlere gitmesini istedi.
Diğer yandan Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) Genel Direktörü Dr. Tedros Adhanom Ghebreyesus, Refah’taki her üç hastaneden birinin “yakınındaki çatışmalar ve Refah’taki operasyon nedeniyle işlevini yerine getirmediğini” söyledi.
Ghebreyesus, BM yardımları olmadan kısmen çalışan Kuveyt ve Emirlik hastanelerinin de yakıtının biteceği uyarısında bulundu:
“Gazze’nin güneyindeki hastanelerin üç günlük yakıtı kaldı bunun anlamı hizmetlerinin yakında durabileceği”.
WHO, Han Yunus’ta durumu ağır hastaların bakıldığı Avrupa Gazze Hastanesi’nin yakında erişilemez hale gelebileceğini söyledi.
İsrail ordusu Çarşamba sabahı Kerem Şalom geçidinin yeniden açıldığını ve yardım malzemelerinin detaylı bir incelemeden sonra Gazze tarafına geçişine izin verileceğini duyurdu.
Ordu aynı zamanda Gazze’nin kuzeyindeki Erez geçişinin faaliyetlerine yeniden başladığını açıkladı.
Ancak BM’nin Filistinli mültecilere yardım kuruluşu UNRWA, Kerem Şalom ya da Refah geçitlerinden herhangi bir yardımın ulaşmadığını söyledi.
UNRWA’nın Kıdemli Yardımcı Direktörü Scott Anderson, “Gazze Şeridine yardım gelmiyor, Refah geçidinde askeri operasyonlar sürüyor, gün boyunca bu bölgede bombalamalar devam etti” dedi.
İsrail Hükümeti Sözcüsü Avi Hyman ise, Kerem Şalom’un açık olduğunu söyledi ve, “BM’ye Gazze tarafından neden bu kadar çok yardım fazlası olduğunu ve dağıtılmadığını sormak istiyorum” dedi.
Kerem Şalom Gazze’ye yardım girişinde kilit konumda ve İsrail Pazar günkü roket saldırısından sonra bu geçidi kapatmıştı.
BM, İsrail’in Refah geçidinin Filistin tarafını ele geçirdiğini açıklamasının ardından, Salı günü İsrail’in Gazze’ye yardım için iki ana damarı “kestiğini” söyleyerek uyarıda bulunmuştu.
Diğer yandan yeni bir ateşkes ve rehine anlaşması için müzakereler Kahire’de yeniden başladı.
İsrail Pazartesi günü Hamas’ın onayladığı üç aşamalı ateşkes ve rehine takası teklifinin kabul edilemez olduğunu açıkladı.
Bunun ardından Beyaz Saray Sözcüsü John Kirby, Hamas’ın teklifi gözden geçirerek açıkları kapatabileceğine inandığını belirten bir açıklama yaptı.
7 Ekim’de 1,200 kişinin öldüğü ve 253’ünün rehin alındığı Hamas saldırılarından sonra İsrail’in Gazze’ye yönelik savaşında 34 binden fazla kişi öldürüldü.
Savaşın yedinci ayında İsrail, Refah’ı ele geçirmeden zafer elde etmesinin imkansız olduğunda ısrar ediyor.
Kasım ayındaki bir haftalık ateşkes sürecinde Hamas 105 rehineyi serbest bırakmış bunun karşılığında İsrail hapishanelerindeki 240 Filistinli serbest bırakılmıştı. İsrail kalan 128 rehinenin 36’sının öldüğünü varsayıyor.
]]>BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, gelinen durumu ” Filistin, İsrail halkı ve tüm bölgenin kaderi açısından belirleyici bir an” olarak özetliyor.
Taraflar arasında, İsrailli rehineler ile Filistinli mahkumların serbest bırakılması ve bir ateşkes konusuda ortak zemin var gibi görünüyor. Sürecin nasıl işleyebileceğine dair karmaşık taslak anlaşmalar hazırlandı.
Neyin, ne zaman ve hangi sırayla olacağı noktasındaki ayrıntılara ilişkin bazı anlaşmazlıklar var. Örneğin İsrailli yetkililer, rehin kadın askerlerinin öngörülenden daha erken serbest bırakılması gerektiğini savunuyor.
İsrail tarafı ayrıca, ilk aşamada serbest bırakılacak 33 rehinenin hayatta olması gerektiği konusunda metnin netleştirilmesini istiyor. Hangi Filistinli mahkumların serbest bırakılacağı konusunda ‘veto’ hakkı tanınmamasını da endişe verici buluyor.
Bunlar müzakere yoluyla aşılabilecek başlıklar.
Ancak taraflar arasında, temel bir prensiple ilgili olarak aşılması daha güç bir anlaşmazlık noktası var ki bu da savaşın ne zaman biteceğine ilişkin.
Hamas’ın onayladığı taslak, “iki taraf arasındaki askeri operasyonların geçici olarak durdurulması” ifadesiyle açılıyor. Bu ifade üzerinde büyük bir sorun bulunmuyor.
İlk altı haftada (42 gün), karşılıklı serbest bırakmalar, İsrail askerlerinin belirli bölgelerden çekilmesi ve Gazzelilerin, geriye bir şey kaldıysa eğer evlerine geri dönmesi planlanıyor.
Sonra ikinci aşamaya geçiliyor. Taslak anlaşmada, bu aşamada “sürdürülebilir bir sükunet ortamına dönüş” ifadesi yer alıyor. ‘Sürdürülebilir sükunet’ için askeri operasyonların kalıcı bir şekilde sonlandırılması tanımı yapılıyor.
İsrail hükümetinin kabul edilemez dediği nokta burası.
İhtimaller neler?
Başbakan Binyamin Netanyahu yaptığı açıklamada, “İsrail, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde şeytani yönetimini yeniden kurmasına izin vermeyecek. “Hamas’a, İsrail’i yok etme hedefiyle, askeri gücünü yeniden oluşturmasına izin verilmeyecek. İsrail vatandaşlarımızın güvenliğini ve ülkemizin geleceğini tehlikeye atacak bir teklifi kabul edemez” dedi.
Başka bir deyişle İsrail hükümeti, uzun vadede Hamas’la askeri mücadeleyi sürdürme hakkından vazgeçmek istemiyor.
Hamas ise tam tersine kalıcı bir ateşkes istiyor.
Bu noktada net olmayan ise, Katarlı, Mısırlı ve Amerikalı müzakerecilerin bir orta yol bulup bulamayacağı.
Bütün bunlar müzakere sürecinin bir parçası olabilir.
Böyle müzakerelerde karşı tarafa baskı yapmak için kamuoyu açıklamaları yapmak kullanılan bir yöntem.
Hamas’ın belirli bir ateşkes taslağını kabul ettiğini açıklaması, İsrail’i taviz vermeye ve onu müttefiklerinden ayırmaya çalışma girişimi olabilir.
İsrail’in Refah’ta bir askeri operasyona ilişkin açıklamaları da, Hamas’a şartlarını dayatma, daha iyi koşullar koparma girişimi olabilir.
Ancak olası bir ateşkesin kalıcı olup olmayacağı başlığı, kıvrak bir diplomatik dille bile içinden çıkılması güç bir konu.
İsrail, Kahire’ye bir heyet göndermeyi kabul etti. Ancak bu heyetin, anlaşmaya varma hedefiyle değil, “İsrail için kabul edilebilir bir anlaşma olasılığının koşullarını sonuna zorlamak için” gönderildiği kaydedildi.
Bu noktada birçok şey ABD hükümetinin kararına bağlı olacak.
Eğer Biden yönetimi, mevcut metnin arkasında durursa, Netanyahu, ana müttefiki ile her türlü uzlaşmaya karşı çıkan aşırı milliyetçi hükümet ortakları arasında bir seçim yapmak zorunda kalabilir.
Netanyahu, siyasi kariyerindeki birçok krizi zor kararları erteleyerek atlattı.
Ancak Biden, İsrail lideri Netanyahu’yu, kaçınmak isteyeceği bir seçime itme gücüne sahip.
]]>CHP İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak, yaptığı yazılı açıklamada Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarını bile uygulamayan iktidarın şimdi uluslararası yargı yetkisini tanımadığı UAD’deki davaya müdahil olmasının tümüyle içe dönük siyasi propaganda olduğunu iddia etti. Toprak, müdahillik kararının bir kez daha gözden geçirilmesini istedi. Toprak, savaş sona erip barış geldiğinde, İsrail-Filistin anlaştığında, kendi ülkesinde bile protestolara maruz kalan Başbakan Netanyahu iktidardan gittiğinde de bu dava dosyasının Türkiye için bağlayıcı olacağın, İsrail ve destekçisi Yahudi lobilerinin, Rum ve Ermeni lobileriyle iş birliği yapıp UAD’de Türkiye’ye karşı sözde soykırım davaları açabileceklerine dikkat çekti.
Toprak açıklamasında şunları ifade etti:
“Gazze’de 7 Ekim’den bu yana Filistinlilere insanlığın tanık olduğu en acımasız katliamları sürdüren İsrail ile ticari ilişkilerin kesilmesi çağrılarına yedi ay kulak tıkadıktan sonra adım atmak zorunda kalan iktidar, şimdi de Güney Afrika Cumhuriyeti’nin geçen yıl 23 Aralık’ta UAD’de açtığı soykırım davasına beş ay sonra müdahil olmaya karar verdi. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın davaya müdahillik konusunda ‘siyasi bir karar’ verdiğini, kendilerinin de bunun hukuki altyapısı için hazırlıklara başladıklarını açıkladı. Şu ana kadar davaya müdahillik yönünde hukuki bir hazırlık olmadığı, Cumhurbaşkanının ‘müdahil olalım’ talimatıyla hukuki çalışmanın başlatılması, devlet yönetimi açısından ciddi bir tutarsızlıktır.
Öncelikle Türkiye bu adımla; Hamas-İsrail ateşkes müzakereleri, Filistin devletinin uluslararası alanda tanınması, Hamas ve Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) arasındaki ayrılıkların giderilmesi, İsrail’in ateşkes ve barışa ikna edilmesi vb. pek çok konuda çözümün parçası olma, kurulması muhtemel barış masasında yer alma şansını yitirmektedir. UAD’deki davayı açan Güney Afrika Cumhuriyeti ve daha önce müdahillik başvurusunda bulunan Kolombiya ve Nikaragua Orta Doğu’ya çok uzak coğrafyalardaki ülkeler. İsrail lehine müdahil olmak isteyen Almanya dışında ne Batılı bir ülke ne GAC dışında bir Afrika ülkesi ne de Mısır, Ürdün, BAE, Katar vb. yıllardır doğrudan Filistin sorununun içinde yer alan Arap ülkeleri davaya müdahil oldu. Aksine İsrail ile Abraham anlaşmalarını imzalayan Arap ülkeleri, Gazze katliamına rağmen İsrail ile siyasi-diplomatik-ekonomik ilişkilerine bir şey olmamış gibi devam ediyor. Arap Birliği de müdahillik talebinde bulunmadı. Suudi Arabistan, ABD ile stratejik ortaklık, savunma iş birliği ve İsrail ile Abraham anlaşmalarına dahil olma müzakerelerine devam ediyor. Türkiye bölgede ve dünyada ağırlığı olan bir ülke. Hala savaşın sonlanmasında çok önemli siyasi ve diplomatik rol oynayabilir. UAD’deki soykırım davasında sergilenecek tavır resmi olarak dava dosyasına girecektir.
Savaş sona erip barış geldiğinde, İsrail-Filistin anlaştığında, kendi ülkesinde bile protestolara maruz kalan Başbakan Netanyahu iktidardan gittiğinde de bu dava dosyası Türkiye için bağlayıcı olacak, İsrail’le ilişkileri gölgeleyecektir. İsrail ve destekçisi Yahudi lobileri, Rum ve Ermeni lobileriyle iş birliği yapıp UAD’de Türkiye’ye karşı sözde soykırım davaları açabilirler. Türkiye UAD’nin uluslararası yargı yetkisini tanımasa bile uzun yıllar bu tür davalarla uğraşmak zorunda kalabilir. İsrail, küresel finans kurumlarını, lobileri Türkiye’ye karşı harekete geçirebilir, ticari-ekonomik ve siyasi amaçlı karşı hamlelerde bulunabilir. İçe dönük siyasi hesaplarla atılan bu adımda, tüm bu ihtimallerin göz ardı edilmemesi, ulusal çıkarlarımızın yanı sıra gerek uluslararası gerekse bölgesel ağırlık ve saygınlığın korunması açısından elzemdir.”
]]>Dışişleri Bakanı Fidan, Dubai merkezli Al Arabiya televizyonuna verdiği özel röportajda İsrail-Hamas çatışmaları başta olmak üzere mevcut bölgesel gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Fidan’ın değerlendirmelerinden öne çıkanlar şöyle:
“MISIR VE KATAR TARAFINDAN YÜRÜTÜLEN MÜZAKERE GÖRÜŞMELERİNİ DESTEKLİYORUZ”
(Filistin müzakereleri) “Mısır ve Katar tarafından yürütülen müzakere görüşmelerini destekliyoruz. Türkiye, 2008-2009’daki ilk Gazze savaşından itibaren bütün arabuluculuk ve ateşkes çalışmalarının içerisinde yer aldı. Cumhurbaşkanımız o dönem başbakandı. O dönem bu konuda beni görevlendirmişti. 2008’deki savaşta konunun içindeydik, daha sonraki Gazze savaşlarında da konu içindeydik.
Türkiye’nin bu konuda devam eden bir duruşu var. Şimdi bu meselede şu an için Katar ve Mısır’ın yürüttüğü müzakerelerin bir sonuç vermemiş olması ve şu an itibarıyla bir sonuç vermiyor gibi gözükmesi, bu iki ülkenin müzakere pozisyonlarının başarısız olduğu manasına gelmiyor. Bu meselenin zor olduğunu kabul etmek lazım. İsrail’in burada çok anlaşmaya, uyuşmaya yanaşmayan bir tavır içerisinde olduğunu kabul etmek lazım. Şu an kardeşlerimiz, iki tarafın isteklerini belirli bir noktaya getirmeye çalışıyor. Biz burada bu kardeşlerimize ve Hamas’a elimizden gelen desteği veriyoruz. Onlara müzakereler için Türkiye’nin olumlu ve yapıcı katkısını sunmaya hazır olduğumuzu ifade ediyoruz.
Bu Gazze savaşında ise başta Türkiye olarak biz ilk günden itibaren hep şunu söyledik: Eğer bu trajediden bir ders çıkarmazsak, kalıcı bir çözüme yani iki devletli bir çözüme gitmeksek bu, bu son Gazze savaşı olmayacak. Tam tersine, gelecekte daha başka savaşlar, daha büyük yıkımlar ve gözyaşları bizi bekliyor olacak. Dolayısıyla bizim daha fazla çalışıp iki devletli çözüme ulaşmamız gerekiyor.
(Hamas) İsrail esas itibarıyla kendi amacını, kendi niyetlerini gizlemek için Hamas’ı sürekli bir öcü olarak kullanıyor. Uluslararası topluma Hamas’ı radikal, anlaşmaya yanaşmayan irrasyonel bir örgüt olarak sunuyor. İsrail böyle yaparak kendi asıl hedefini ve amacını kamuoyundan gizlemeye çalışıyor.
Bir defa İsrail’in şunu yapması lazım. Demeli ki, ‘Ben, 1967 sınırlarını, uluslararası toplumun kabul ettiği sınırları kabul ediyorum. Benim başkasının toprağında gözüm yok. Bu sınırlar benim toprağım ve ben devlet olarak bu sınırlar içerisinde kalmayı kabul ediyorum. Başkasının toprağı ile ilgilenmiyorum, Filistin toprağına bakmıyorum’ demesi lazım.
(Rehine takası) İsrail’in şu anda özellikle ilgilendiği tek konu rehinelerin geri alınması meselesi. Bu insani bir durumdur. Bu konuda biz de çok hassasız. Cumhurbaşkanımız rehinelerle ilgili olarak kendisine ulaşan talepler konusunda son derece hassas. Bu konuda hem istihbarat servisimize hem bizlere, gerekli çalışmaları yapma talimatı verdi. İsrail ile bu konuda temaslarımız var. İsraillilerden gelen, hatta başka ülkelerden gelen talepleri Hamas’a aktarıyoruz. Yani özellikle rehinelerin bırakılması konusunda temaslarımız devam ediyor. Fakat Hamas’ın rehinelerin bırakılmasıyla eş zamanlı olarak insani yardımların başlaması, Filistinlilerin tekrar kuzeye dönmelerine imkan tanınması gibi talepleri var. Biliyorsunuz esas itibarıyla uluslararası toplum da bunları istiyor.
“BU GERGİNLİK DAHA BÜYÜK BİR SAVAŞIN HABERCİSİ OLABİLİR”
(Çatışmaların bölgeye yayılması) İsrail ile İran arasında başlayan gerginlik bizim uyardığımız bir konuydu. Bu gerginlik daha büyük bir savaşın habercisi de olabilir. Şu an için durum sakinleşmiş görünse de bu potansiyel her zaman var. Gerginlik 1 Nisan’da İsrail’in Şam Büyükelçiliği’ne yaptığı saldırıyla başladı. Ki biz bu saldırıyı kınadık. Bu uluslararası hukukun ve geleneklerin ayaklar altına alındığı bir olaydı. İran açık bir provokasyona maruz kaldı. Bunun neticesinde yapılan misilleme harekatıyla, bölge büyük bir facianın eşiğinden döndü. Bu esnada taraflarla görüşme içerisinde olduk. Gerek Amerikalılarla gerekse İranlılarla görüştük. Bununla, her iki tarafın da yapmak istediklerinin yanlış anlaşılmasını, asıl niyetlerinin dışında bir senaryonun hayata geçmesini engellemeyi amaçladık.
(Türkiye- Suudi Arabistan ilişkileri) Suudi Arabistan arasındaki ilişkiler, son derece iyi bir rotada ilerliyor. Sayın Cumhurbaşkanımız ile gerek Sayın Kral hem Sayın Veliaht Prens birçok kez bir araya geldiler. Bunların neticesinde alınan son derece stratejik kararlar var. En son biliyorsunuz, Gazze krizi başladıktan sonra, İslam İşbirliği Teşkilatı – Arap Ligi Ortak Zirvesi Cidde’de yapıldı ve burada alınan kararlar var. Orada Cumhurbaşkanımız ve Veliaht Prens bir araya geldiler.
“MISIR CUMHURBAŞKANI’NIN ZİYARETİNİN TARİHİ ÜZERİNDE ÇALIŞIYORUZ”
(Mısır Cumhurbaşkanı’nın Türkiye ziyareti) Ziyaretin tarih üzerinde çalışıyoruz. Tüm bunlar, ilişkilerimizin geldiği seviyeyi gösteriyor. Tabii liderler düzeyinde varılan bu mutabakat, esas itibariyle biz bakanlara da bazı yükümlülükler doğuruyor. Bizler, özellikle siyasi konularda, askeri konularda, ekonomik konularda şu anda çok yoğun bir çalışma içerisindeyiz. Mısır’la şu an gündemimizde olan belli başlı konular var. Bunlar üzerinde beraberce çalışıyoruz. Zaten Filistin meselesi, fevkalade önemli bir konu. Özellikle Refah üzerinden Gazze’ye yardım konusunda şu anda çok yoğun bir şekilde çalışıyoruz. Biliyorsunuz Gazze’ye gönderdiğimiz yardım miktarı, 50 bin tona ulaştı. Gazze’ye yardım gönderen ülkeler sıralamasında, bazen birinci oluyoruz, bazen ikinci. Şu anda tüm yardımlar Refah üzerinden gidiyor, El Ariş Limanı’na götürülüyor. Bu konuda Mısır ile çok büyük bir işbirliği var. Onlara ayrıca teşekkür etmek gerekiyor. Bugüne kadar oraya dokuz tane gemi yardım gönderdik. Çok sayıda uçakla da yardım sevkiyatı yaptık.
(Libya) Türkiye olarak Libya’da 2019’dan itibaren bizim birinci önceliğimiz, doğu ile batı arasında artık hiçbir silahlı çatışmanın olmamasıdır. Eğer silahlı çatışma olmazsa, biz ortadaki bu barış döneminin, özellikle siyasal çözüm için büyük bir fırsat sunacağına inanıyoruz. Şu anda da aslında olan o. Sizin dediğiniz gibi, bizim doğu ile olan temaslarımızın artması, doğunun batıyla temaslarının artması, bizim Mısır ile konuşmamız, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ile bir araya gelmemiz, özellikle Libya konusunda görüş alışverişinde bulunmamız fevkalade önemli. Burada Mısır, BAE, Katar, Türkiye bir masa etrafına oturup, doğudaki ve batıdaki aktörlerle hep beraber meseleye bakarsak, aslında çözüme ne kadar yakın olduğumuzu da görürüz diye düşünüyorum.
(Libya ile deniz yetki alanları anlaşması) Mısır ile bizim kendi anlaşmalarımız var. Libya ile olan anlaşmamız ayrı bir anlaşma. Ama biz tabii ki Mısır ile Akdeniz’deki durumları tekrar oturup görüşmek, konuşmak, bir noktaya ulaştırmak isteriz. Burada başka aktörler de var Akdeniz’de, şu anda söylemek istemiyorum.
“SURİYE SINIRIMIZIN ÖTESİNDEKİ PKK VARLIĞINA MÜSAMAHA GÖSTEREMEYİZ”
(Suriye) Suriye meselesinde biz durduğumuz yerde duruyoruz, bizim pozisyonumuz çok net. İslam coğrafyasının bölünmüş, kavgalı, çatışmalı yerlerinde olduğu gibi Suriye konusunda da tıpkı Libya gibi, ülke içindeki siyasal düzenin tesis edilmesini diliyoruz. Temel hizmetlerin bu ülkedeki halkın tüm kesimlerine ulaşmasını arzu ediyoruz. Biz bu konuda elimizden gelen her türlü katkıyı sunmaya hazırız.
Türkiye’nin hassas olduğu birkaç konu var. Bunlardan birincisi, halen ülkemizde misafir etmekte olduğumuz 3,5 milyon Suriyeli kardeşlerimiz. Bunlar kendi ülkelerindeki iç savaştan kaçıp, Türkiye’ye gelmiş olan kardeşlerimiz. Kendileri 10 yıldan fazladır, bizim misafirlerimiz; bizim ülkemizde bizimle beraber yaşıyorlar. Bunların kendi ülkelerinde hayatlarını kurabilmeleri için Suriye rejiminin adım atması gerekiyor.
İkincisi, Suriye’de muhaliflerin kontrolü altında yaşayan 5 milyon Suriyeli kardeşimiz daha var. O bölgede bir çatışma yaşanması halinde, bu kardeşlerimizin bir kısmı Türkiye’ye gelmek zorunda kalabilir. Biz bunu önlemek için orada birtakım tedbirler almış durumdayız. O bölgedeki 5 milyon insanın beslenmesi, sağlık ve eğitim hizmetlerinin yanı sıra güvenliklerinin sağlanması; dolayısıyla bu insanların vatanlarını terk etmeden orada yaşayabilmeleri için Türkiye’nin aldığı tedbirler var.
Bizim için önem arz eden bir diğer konu ise, 911 kilometrelik Suriye sınırımızın hemen öbür tarafında, terör örgütü PKK’nın varlığını devam ettirmekte olmasıdır. Buna müsamaha gösteremeyiz. Bu konuda bizim hiçbir tavizimiz olamaz. Terörle mücadelemize devam edeceğiz. Bunu Suriye rejimi ile koordinasyon içerisinde yapabilirsek, ne ala. Aksi taktirde biz kendimiz, bu mücadeleye devam ederiz.
(Irak temasları ve PKK ile mücadele) Özellikle Bağdat yönetimi, yakın zamana kadar, PKK’yı sadece Kürt bölgesindeki bir sorun gibi görüyor, o nedenle de merkezi yönetim olarak bu konuda herhangi bir inisiyatif geliştirmiyordu. Ama biz Sincar’da, Süleymaniye’de, Mahmur’da ve bazı tartışmalı bölgelerde PKK faaliyetlerinin varlığını kanıtlayınca, Bağdat yönetimi artık bu sorunun merkezi yönetim tarafından halledilmesi gerektiğine ikna oldu.
Cumhurbaşkanımızın Bağdat ziyaretinde, Irak’la Kalkınma Yolu Projesi imzalandı. Bu çok önemli bir proje. Bu proje hayata geçirildiğinde, Körfez’den gelen mallar, Irak ve Türkiye üzerinden Avrupa’ya ulaştırılacak. Hakeza Avrupa’dan gelecek mallar da aynı yol üzerinden Körfez’e ulaştırılacak. Muazzam bir proje. Bu hat üzerinde, sadece demiryolu ve karayolu olmayacak, burada petrol ve doğal gaz boru hatları da olacak. Bu, projeyi tabii ki daha stratejik bir hale getiriyor. Böylesine stratejik bir projenin güzergahı üzerinde, kontrolsüz silahlı terör örgütlerinin varlığı söz konusu olamaz. Zira güvenli bir ortam yoksa, o bölgeye uluslararası finans getiremezsiniz.
“KARA HAREKATLARIMIZ DEVAM EDİYOR”
(Irak ve Suriye’ye kara harekatı) Şu anda Irak hükümetiyle, PKK ile mücadelede ne türden somut adımlar atabiliriz, yani koordinasyon mekanizması nasıl olur, ona bakıyoruz. Bir koordinasyon mekanizmasına ihtiyacımız var. Fakat koordinasyon mekanizmasından önce Türkiye olarak Irak tarafının da bu örgütü, tehdit olarak algıladığını ve bununla mücadele etme konusunda bir irade ortaya koyduğunu ve harekete geçtiğini görmemiz gerekiyor. Bunu gördükten sonra, koordinasyon süreci zaten kendiliğinden gelir. Koordinasyondan maksat, Türkiye’nin yapacağı operasyonlara engel çıkarmak ise, o zaman bunun adı koordinasyon değil başka bir şey olur.
Bizim, sınırımızın hemen ötesinde konuşlanmış durumdaki PKK’nın o bölgelerdeki mevzilerine yönelik kara harekatlarımız devam ediyor. Bunlar sürekli, kesintisiz ve planlı bir şekilde zaten devam etmekte olan harekatlar.”
]]>Renkli sahne şovları, akıllarda yer eden şarkılarıyla Eurovision, her yıl Avrupa müzik sahnesinin önemli müzik olaylarından birini oluşturuyor.
BBC Müzik Muhabiri Mark Savage, “bazen sürprizlerini tüketse ve eski ihtişamının da bir nostalji olduğunu düşündürse de, yarışmanın her zaman büyülü, dokunaklı ve duygusal olduğu” yorumunu yapıyor.
Eurovision 2024’le ilgili öne çıkanları derledik:
Eurovision ne zaman?
İngiltere’nin Liverpool kentinde düzenlenen Eurovision 2023’ü pop şarkıcısı Loreen, ülkesi İsveç adına kazandı. Loreen, 2012’de kazandığı zaferin ardından yarışmayı iki kez kazanan ilk kadın oldu.
Yarışmaya bu nedenle bu sene İsveç’in Malmö kentindeki Malmö Arena ev sahipliği yapacak.
7 Mayıs Salı günü ilk yarı finali gerçekleşecek. İkinci yarı final iki gün sonra 9 Mayıs Perşembe günü yapılacak.
Büyük final ise 11 Mayıs Cumartesi akşamı.
Yarışmanın sunuculuk görevini İsveçli komedyen Petra Mede ve İsveçli aktris Malin Åkerman ikilisi üstlenecek.
Malmö 1992 ve 2013’ten sonra Eurovision’a üçüncü kez ev sahipliği yapıyor.
İsveç, daha önce 1975, 2000 ve 2016 yıllarında Stockholm’de, 1985 yılında Göteborg’da yarışmayı düzenlemişti. 2024 Eurovison ise ülkenin yedinci ev sahipliği olacak.
Bu yılki yarışmanın sloganı geçen yılki gibi “United By Music” (Müzik Birleştirir) olacak.
Yarı finalde hangi ülkeler var?
Yarışmanın beş ülkesi Fransa, Almanya, İtalya, İspanya ve Birleşik Krallık her yıl olduğu gibi yarışma finaline doğrudan katılacaklar.
İsveç de ev sahipliği nedeniyle finalde sahne alacak. Büyük Final için ön elemeyi geçmiş olmalarına rağmen bu ülkeler gösterinin bir parçası olarak yarı finallerde de sahne alacaklar.
Eurovision 2024 yarı finalinde daha önce birincilik kazanan kadın sanatçılar misafir olacak.
2003 yılında yarışmada ilk kez birinci gelen Türkiye, 2012’den beri yarışmaya katılmıyor. Bu, bu yıl da değişmeyecek.
Türkiye’ye birincilik getiren Sertab Erener, Malmö’de “Everyway That I Can” şarkısını bir kez daha seslendirecek.
2005’te Yunanistan adına yarışan ve birinci olan Helena Paparizou “My Number One” ve 1999’da İsveç’e birinciliği getiren Charlotte Perrelli de “Take Me to Your Heaven” şarkısını söyleyecek.
Yarı finalde yarışacak ülkeler ve torbalar ise şöyle:
Torba 1: Arnavutluk, Avusturya, İsviçre, Hırvatistan, Sırbistan ve Slovenya
Torba 2: Avustralya, Danimarka, Estonya, Finlandiya, İzlanda, Norveç
Torba 3: Ermenistan, Azerbaycan, Gürcistan, İsrail, Letonya, Litvanya, Ukrayna
Torba 4: Kıbrıs, Yunanistan, İrlanda, Malta, Portekiz, San Marino
Torba 5: Belçika, Çekya, Lüksemburg, Hollanda, Moldova, Polonya
Hırvatistan, İrlanda, Ukrayna ve Avustralya’nın da aralarında bulunduğu on beş ülke 7 Mayıs Salı günü ilk yarı finalde yarışacak.
Avusturya, Danimarka, Yunanistan ve İsrail’in de aralarında bulunduğu on altı ülke ise 9 Mayıs Perşembe günü ikinci yarı finalde yer alacak.
Çoğu Eurovision ülkesi Avrupalı.
Ancak 2015’te Eurovision’un 60. yıldönümü kutlamalak için davet edilen Avustralya her yıl yarışmaya katılıyor. Ancak Avustralya kazanması halinde ev sahipliği yapamıyor.
İsrail de dahil olmak üzere diğer Avrupalı olmayan ülkeler yarışmaya, etkinliği düzenleyen Avrupa Yayıncılar Birliği (EBU) üyesi oldukları için katılmakta.
İsrail’in katılımı
İsrail’i temsil edecek Eden Golan, 7 Ekim’de Hamas’ın İsrail’e yönelik saldırılarına atıfta bulunduğu düşünülen, ülkenin orijinal şarkısı “October Rain”in yeniden yazılmış bir versiyonu olan “Hurricane” adlı şarkıyı söyleyecek.
İsrail’in kamu yayıncısı Kan’a göre şarkı sözleri kişisel bir kriz yaşayan bir kadının hikayesini anlatıyor.
Yarışmanın organizatörleri, İsrail’in şarkısını, sözlerini “siyasi tarafsızlık” kuralını ihlal ettiğini söyleyerek yarışmadan men etmişti.
İsrail devlet televizyonu Kan, ilk olarak 7 Ekim’deki Hamas saldırısına gönderme yapan şarkının sözlerinin değişmeyeceğini ilan etmişti.
Ancak İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog, ülkesinin yarışmaya katılmasını sağlayacak “gerekli değişikliklerin” yapılması çağrısında bulunmuştu.
Bunun üzerine Kan, yarışmada İsrail adına yer alacak şarkının sözlerinin değişmesi için organizatörlere başvuruda bulundu.
Türkçeye “Ekim Yağmuru” olarak çevrilen şarkının sözleri İngilizce yazılmıştı. Şarkının sözlerinde, “Hepsi iyi çocuklardı, her biri. Erkeklerin ağlamadığını kim söylemiş? Saatlerce… Ve çiçekler. Hayat korkaklar için bir oyun değil” ifadeleri yer alıyor.
Şarkıdaki “çiçek” sözlerinin, savaşta hayatını kaybedenlere yapılmış bir gönderme olduğu belirtiliyor.
Ancak dünya çapında İsrail’i Gazze’de büyük bir yıkıma neden olan saldırıları nedeniyle yarışmaya dahil edilmemesi için çağrılarda bulunulmuştu.
İzlanda, Finlandiya, Norveç, Danimarka ve İsveç’te benzer itirazlar dile getirildi. Bu ülkelerde sanatçılar, bunun gerekçesi olarak Rusya’nın iki yıl önce başlayan Ukrayna işgali sonrası diskalifiye edilmesini gösterdi.
Eurovision organizatörleri, Ukrayna ve Gazze’deki durumların farklı olduğunu söyleyerek İsrail’in yarışmadan çıkarılması çağrılarına direndi.
Oylama nasıl yapılıyor?
Yarı finaller, halk oylamasıyla yapılıyor.
Finale kalan ülkeler ise jüri ve halk oylamasıyla oylanıyor.
Her ülke tarafından 10 şarkının her birine puan veriliyor. Ancak ülkeler kendi ülkelerinin şarkısına oy veremiyorlar.
Halk oylamasında en yüksek puan 12, ikinci en yüksek puan 10, üçüncü en yüksek puan da sekiz. Daha sonra sonra yediden başlayarak bire kadar puanlama yapılıyor.
Her katılımcı ülke yayıncısı EBU’ya giriş ücreti ödüyor.
Fransa, Almanya, İtalya, İspanya ve İngiltere en çok ödeme yapan ülkeler. Ancak BBC katkısını kamuoyuna açıklamıyor.
Liverpool’da 2023 etkinliğini düzenlemenin BBC’ye 8 milyon ila 17 milyon sterline mal olduğu düşünülüyor.
Birleşik Krallık hükümeti 10 milyon sterlin, Liverpool’daki yerel yetkililer ise 4 milyon sterlin verdi.
]]>Tel Aviv’deki protestocular “savaş kutsal değildir, yaşam kutsaldır” sloganları attı.
Gösterilerde İngilizce başbakan anlamına gelen “Prime Minister” kelimesine atıfta bulunarak “Crime Minister” (Suç Bakanı) pankartı açıldı.
Gazze’de ateşkes sağlanması ve rehinelerin serbest bırakılması için yapılan görüşmeler Mısır’ın başkenti Kahire’de Cumartesi günü yeniden başladı. Hamas heyeti arabulucularla görüştü.
Hamas yeni bir gelişme olmadığını söyledi ancak Pazar günü “yeni bir turun başlayacağını” duyurdu.
Mısır ve Katar’ın arabuluculuğunda Kahire’de uzun süredir devam eden ateşkes görüşmeleri, rehinelerin serbest bırakılması karşılığında İsrail’in de Gazze’ye yönelik saldırılarını durdurmasını amaçlıyor.
Ancak müzakerelerdeki ana anlaşmazlık noktasının anlaşmanın geçici mi yoksa kalıcı mı olacağı yönünde olduğu görülüyor.
Müzakerelerde Hamas’ın Gazze’de tuttuğu İsrailli rehinelerin serbest bırakılması sırasında İsrail’in saldırılarına 40 gün ara vermesi ve İsrail hapishanelerinde tutulan Filistinli mahkumların da serbest bırakılmasına yönelik detaylar tartışılıyor.
Hamas lideri İsmail Haniye’nin danışmanlarından birisi, grubun son öneriye “tam bir ciddiyetle” baktığını söyledi.
Ancak danışman, herhangi bir anlaşmanın İsrail’in Gazze’den çekilmesini ve savaşın tamamen sona ermesini açıkça içermesi gerektiği yönündeki talebini tekrarladı.
İsrail Diaspora İşleri Bakanı Amichai Chikli ise BBC’ye yaptığı değerlendirmede savaşın “Hamas ortadan kaldırılana kadar” devam edeceğini söyledi.
Chikli, “Savaşı sona erdirmeyi ya da Refah’ta geniş çaplı bir operasyondan vazgeçmeyi içeren bir anlaşmayı kabul etme seçeneğimiz yok” diye konuştu.
Cumartesi günü yerel basına konuşan ve ismini vermek istemeyen bir İsrail hükümet yetkilisi, “rehinelerin serbest bırakılmasına yönelik bir anlaşmanın parçası olarak İsrail’in savaşı sona erdirmeyi hiçbir koşulda kabul etmeyeceğini” belirtti.
Yetkili isim, “İsrail ordusu, esirlerimizin serbest bırakılması için geçici bir ara verilse de verilmese de, Refah’a girecek ve orada kalan Hamas merkezlerini yok edecek” dedi.
İsrail hükümeti şimdi ise Gazze Şeridi’nin güneyindeki Refah kentine yönelik saldırı hazırlığında. İsrail saldırılarının başlamasının ardından Gazze’nin kuzey ve orta kesimlerinden yaklaşık 1,4 milyon insan bu bölgeye kaçtı. İsrail Başbakanı Netanyahu ise Refah’a yönelik uzun zaman önce söz verdiği saldırıyı başlatması için aşırı sağcı koalisyonundan gelen baskılarla karşı karşıya.
İsrail’in en büyük diplomatik ve askeri müttefiki ABD ise önemli sivil kayıplara neden olabilecek yeni bir saldırıyı desteklemek konusunda isteksiz. Washington evlerinden edilmiş Filistinlileri korumaya yönelik bir plan görmek konusunda ısrarcı.
Cumartesi günü İsrail’dei gösterilerde ise binlerce kişi Gazze’deki İsrailli rehinelerin ülkelerine geri getirilmesi talebi için bir araya geldi.
Reuters haber ajansına konuşan İsrailli gösterici Natalie Eldor, “Tüm rehineleri geri getirmeliyiz, canlı olanları da ölü olanları da. Onları geri getirmeliyiz. Bu hükümeti değiştirmeliyiz” dedi.
Tel Aviv’deki Kirya askeri üssünde toplanan göstericilerin bazıları başbakanı önerilen ateşkesi baltalamakla suçlarken, diğerleri savaşın sona erdirilmesi çağrısında bulundu.
Ateşkes görüşmeleri aylardır bir ilerleme kaydedilmeden devam ediyor ve Kasım sonundan bu yana çatışmalarda bir duraklama söz konusu olmadı, herhangi bir rehine de serbest bırakılmadı.
İsrail savaş kabinesinin bir üyesi olan Benny Gantz, Cumartesi günü yaptığı açıklamada, “Taslağa resmi bir yanıt henüz alınmadı. Kabul edildiğinde kabine toplanacak ve bunu tartışacak” dedi.
Gantz, “O zamana kadar ‘siyasi kaynaklara’ ve tüm karar alıcılara resmi gelişmeleri beklemelerini, sakin davranmalarını ve siyasi nedenlerle histeriye kapılmamalarını tavsiye ediyorum” diye konuştu.
BBC’ye konuşan ve görüşmelerin son turundaki gelişmelerden haberdar bir kaynak, müzakerelerin hala karmaşık bir halde olduğunu ve herhangi bir ilerlemenin birkaç gün sürebileceğini söyledi.
Öte yandan, Birleşmiş Milletler Dünya Gıda Programı Başkanı Cindy McCain, Gazze’nin kuzeyinde şu anda “tam anlamıyla bir kıtlık” yaşandığı uyarısında bulundu.
ABD medyasına bir röportaj veren McCain, bölgedeki felaketin güneye doğru yayıldığı konusunda uyardı ve “Bizim sürekli olarak istediğimiz şey ateşkes ve bölgeye güvenli bir şekilde girebilmek için sınırsız erişimin sağlanması” dedi.
Hamas 7 Ekim’de İsrail’e yönelik saldırılarında 1200 kişiyi öldürmüş, 250 civarında insanı da rehin almıştı.
İsrail ise bunun hemen ardından Gazze Şeridi’ne yönelik çok büyük bir yıkıma sahne olan saldırılarında çoğunluğu kadınlar ve çocuklar olmak üzere 30 binden fazla Filistinliyi öldürmüştü.
]]>Hamas, heyetinin son ateşkes önerisini inceledikten sonra “olumlu bir havayla” Kahire’ye gittiğini açıkladı.
Açıklamada, “Filistinlilerin taleplerini karşılayacak bir anlaşmaya varmaya kararlıyız” denildi.
ABD Dışişleri Bakanı Anthony Blinken, örgütün “ateşkes anlaşmasını gözü kapalı kabul etmesi gerektiğini” söyledi.
Hamas adına müzakere yürütenler, rehinelerin serbest bırakılması karşılığında İsrail’in Gazze’deki saldırılarını geçici olarak durdurmasını öngören ve Mısır ile Katar’ın arabuluculuğunda uzun süredir devam eden görüşmelere yeniden başlamak üzere Kahire’ye döndü.
Dün gece yayınlanan bir açıklamada Hamas, anlaşmayı masada “olgunlaştırmak” istediğini söyledi; bu da iki tarafın hâlâ anlaşamadığı noktaların bulunduğunu gösteriyor.
Asıl mesele ateşkes anlaşmasının kalıcı mı yoksa geçici mi olacağıyla ilgili gibi görünüyor.
Hamas, anlaşmanın savaşın sona ermesini taahhüt etmesi gerektiği konusunda ısrar ediyor, ancak İsrail, örgüt Gazze’de aktif kaldığı sürece bu taahhüdü vermekte isteksiz.
Üzerinde henüz uzlaşılamayan ifadenin, rehinelerin serbest bırakılacağı sırada çatışmalara 40 günlük ara verilmesini ve İsrail hapishanelerinde tutulan bazı Filistinli mahkumların serbest bırakılmasını içerdiği düşünülüyor.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, anlaşmaya varılsa bile Gazze’nin güneyindeki Refah kentine kara operasyonu düzenleneceğini defalarca vurguladı. İsrail medyası Cumartesi günü, müzakerelerin son turunda da tutumunun değişmediğini bildirdi.
Ancak İsrail’in en büyük diplomatik ve askeri müttefiki ABD, ciddi sivil kayıplara yol açabilecek yeni bir saldırıyı desteklemek konusunda isteksiz ve öncelikle yerinden edilmiş Filistinlileri korumaya yönelik bir plan geliştirilmesinde ısrar ediyor.
Gazze Şeridi’nin kuzey ve orta bölgelerindeki çatışmalardan kaçan yaklaşık 1,4 milyon kişinin Refah’a sığındığı tahmin ediliyor.
BBC’nin ABD’li haber ortağı CBS News’a konuşan iki ABD’li yetkilinin ifadesine göre, ABD Merkezi Haber Alma Teşkilatı (CIA) Direktörü Williams Burns, son görüşmelere aracılık etmek için Kahire’ye gitti.
Blinken da şimdiye kadar müzakerelerde önemli bir aktör oldu ve hafta içerisinde Netanyahu ile görüşmek üzere tekrar İsrail’i ziyaret etti. Cuma günü ABD’nin Arizona eyaletinde konuşan Blinken, “Gazze halkı ile ateşkes arasında duran tek şey Hamas’tı” dedi.
Ateşkes görüşmeleri herhangi bir ilerleme sağlanamadan aylardır devam ediyor.
Kasım ayının sonundan bu yana çatışmalara ara verilmedi veya rehineler serbest bırakılmadı. Bu süreçte anlaşmanın yakın göründüğü ancak imzalanamadan bozulduğu anlar oldu.
Müzakerelerin son turlarında bile dikkatli olmak gerekiyor. Görüşmelerle ilgili bilgisi olan bir kaynak BBC’ye, müzakerelerin karmaşık olmaya devam ettiğini ve herhangi bir ilerlemenin birkaç gün sonra kaydedilebileceğini söyledi.
Washington Post’a konuşan bir kaynak, ABD’nin, Hamas’ın ateşkesi reddetmeye devam etmesi halinde, Hamas’ın siyasi liderliğini sınır dışı etmesi yönünde Katar’a baskı yaptığını söyledi.
Savaş, Hamas ve diğer Filistinli örgütlerin İsrail’in güneyindeki köylere ve askeri üslere saldırıp en az 1.200 kişiyi öldürmesi ve 250’den fazla kişiyi rehin almasıyla başladı.
Gazze’de Hamas yönetimindeki Sağlık Bakanlığı’nın verilerine göre, İsrail’in Gazze’ye yönelik bunu izleyen saldırılarında 34.654 Filistinli öldürüldü ve 77.908 Filistinli yaralandı.
]]>Ticaret Bakanlığı’nın kararla ilgili yayımladığı yazılı açıklamada, “İsrail hükümetinin, Gazze’ye kesintisiz ve yeterli miktarda insani yardım akışına izin verinceye kadar Türkiye’nin yeni tedbirleri uygulayacağı” belirtildi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da Cuma namazı sonrası yaptığı açıklamada İsrail’i eleştirdikten sonra, “Aramızda 9,5 milyar dolarlık bir ticaret hacmi vardı. Bu ticaret hacmini de biz yok farz ederek bu kapıyı kapattık” diye konuştu.
Peki bu karar ne anlama geliyor? BBC Türkçe, İsrail-Türkiye ilişkilerini takip eden uzmanlara sordu.
Hükümet neden şimdi böyle bir karar aldı?
İsrail ile Türkiye arasındaki ticari ilişkiler, 7 Ekim’deki Hamas saldırıları ile başlayan süreçte Türkiye’deki kamuoyunda önemli tartışma başlıklarından birine dönüştü.
Bu tartışmalar yerel seçim sürecinde de devam etti ve başta Yeniden Refah Partisi (YRP) olmak üzere bazı siyasi partiler, hükümeti bu konuda gerekli adımları atmamakla eleştirdi.
Hükümet, 9 Nisan’da 54 ürün grubunun İsrail’e ihracatını kısıtladığını açıkladı.
Cuma günkü son açıklamayla ise bu kısıtlamalar tüm ihracat ve ithalat ürünlerini kapsayacak şekilde genişletildi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuyla ilgili açıklamasında, bazı partilerin seçim atmosferi sırasında bu konuyu “çok acımasızca kullandıklarını” söyledi.
Erdoğan, “Biz de acele etmeden bu süreci değerlendirelim istedik. Şu anda seçimler de bitti ve bu adımı attık” diye konuştu.
Geçen yıl ABD’de İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile görüşmesini hatırlatan Erdoğan, “bunu Türkiye-İsrail arasında bazı adımların atılabileceğini göstermek için yaptığını” ancak “Netanyahu’nun acımasız olduğunu” söyledi.
Erdoğan, “Ne yazık ki Filistin’in o garip gureba, fakir, yoksul insanları İsrail’in bu bombaları karşısında ölüme mahkum edildiler. Bunun karşısında artık biz daha sabredemezdik” diye konuştu.
Ticaret Bakanlığı’nın açıklamasında ticari ilişkilerinin neden şimdi tümüyle kesildiği konusunda ise 9 Nisan’da ihracatta kısıtlama kararı alındığı ancak İsrail’in tutumunda değişikliğe gitmediği belirtildi:
“İsrail hükümetinin saldırgan tutumunu sürdürdüğü, Filistin’deki insani trajedinin kötüleştiği müşahede edilmektedir. Bu itibarla, devlet düzeyinde alınan tedbirlerin ikinci aşamasına geçilmiş, İsrail’le ilgili ihracat ve ithalat işlemleri tüm ürünleri kapsayacak şekilde durdurulmuştur.”
BBC Türkçe’ye konuşan, İsrail konusunda uzman araştırmacı Oğuzhan Çağlıyan, “iç siyasetin hükümetin bu kararları almasında ve kararların zamanlamasında önemli bir etkisinin olduğu” görüşünü savunuyor.
Çağlıyan, “hem seçimlerde YRP’nin İsrail’le ticareti kesme çağrısının bir baskı yaratmasının hem de Türkiye-İsrail ilişkilerinde Türkiye’nin taleplerinin İsrail tarafından karşılanmamasının bu kararları etkilediği” görüşünde.
“Yerel seçimler geçse de Türkiye’nin önünde bir referandum süreci olabileceğini, 31 Mart’ta yüzde 6’dan fazla oya ulaşan YRP’nin oyunun da böyle bir durumda önemli olacağını” söylüyor Çağlıyan.
BBC Türkçe’ye konuşan, İngiltere’deki London School of Economics’ten (LSE) Türkiye uzmanı Selin Nasi ise öncelikle Mavi Marmara saldırısından itibaren Türkiye-İsrail ilişkilerinde kendini tekrar eden bir ilişki modeli olduğunu ama şimdi bir tavır değişikliğine gidildiğini vurguluyor.
Nasi, “Filistin meselesindeki sorunlara bağlı olarak iki ülkenin arası açıldığında Ankara İsrail’e karşı sert bir söylem belirliyor ama ikili ilişkilere kalıcı hasar verecek adımlar atmaktan da kaçınıyordu” hatırlatmasını yapıyor ve şöyle devam ediyor:
“Liderler arasında karşılıklı sert mesaj alışverişine rağmen iki ülke arasındaki ortak çıkarlardan dolayı güvenlik alanında istihbarat iş birliği devam ediyor, ticaret de bu siyasi çatışmalardan siyasi gerginliklerden etkilenmeden sürüyordu. Önümüzde söylemle pratik arasında bir makas görünümü veren bir ilişki modeli vardı.”
Nasi, yerel seçimler sonrasında tavır değişikliğinin nedenini de şöyle açıklıyor:
“Yerel seçimler sonrası ortaya çıkan siyasi tablo, Gazze’deki savaşın yıkımının yarattığı tepkilerle birleşince, bu statükonun devamı Cumhurbaşkanı Erdoğan açısından daha maliyetli bir hale geldi.”
‘İdeolojik tercih’ ve ‘hayal kırıklığı’ etkisi
Nasi, yerel seçimlerdeki İsrail karşıtı söylemin etkisini de sonuçlar açısından “yan sebep” olarak değerlendiriyor:
“Yeni yapılan Metropol araştırmasının sonuçları, hükümetin İsrail politikasının seçmenin oy davranışında çok da belirleyici olmadığını ortaya koyuyor.
“Bana kalırsa AKP’den oy kaymasının arkasındaki ana etken kesinlikle hayat pahalılığıydı. Ancak alternatif bir parti arayışı içindeki muhafazakâr, dindar seçmene muhakkak ki YRP’nin İsrail karşıtı söylemi cazip gelmiştir diye düşünüyorum. Ama bunun bir yan sebep olduğu kanaatindeyim.”
Nasi, Ankara’nın İsrail’e yönelik tavır değişikliğinde sadece iç siyasetteki gelişmelerin etkili olmadığını, aynı zamanda bir ideolojik tercih de yapıldığı kanısında.
“Bu tavır değişikliği Ankara’daki siyaset yapıcılarının bölgenin güç dinamiklerini nasıl okuduğu, nasıl yorumladığı ve Türkiye’yi nasıl konumlandırmak istedikleriyle yakından ilgili.”
“Ankara 7 Ekim saldırılarından bu yana Türkiye’yi bölgede otonom bir bölge gücü ve aracılık rolü oynamaya muktedir bir ülke olarak konumlandırmaya çalışıyor.
“Ancak arabuluculuk girişimlerinin karşılıksız kalmasının yarattığı ciddi bir hayal kırıklığı söz konusu. İsrail’e karşı daha sert bir üslup belirlenmesinde bu hayal kırıklığının payı var.”
Sonuçları ne olur?
İki ülke arasındaki ticaret hacminde ihracatın ağırlığı nedeniyle son kararın asıl olarak İsrail’e ihracatı etkilemesi bekleniyor.
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre 2023’te Türkiye’nin İsrail’e ihracatı 5,2 milyar dolar, İsrail’den ithalatı ise 1,6 milyar dolar seviyesinde gerçekleşti.
Bu bir yıllık dönemde iki ülke arasındaki ticaret hacmi yaklaşık 6,8 milyar dolar oldu.
TÜİK verilerine göre, 2023’te 5,4 milyar dolar ihracat ile Türkiye’nin ihracat listesinde İsrail 13’üncü sırada yer aldı.
2023’te İsrail’e ihracat bir önceki yıla göre yüzde 23’e yakın düştü.
Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) verilerine göre, 2024 yılının ilk çeyreğinde Türkiye’nin İsrail’e ihracatı yüzde 21,6 oranında düşüş kaydetti.
Bir önceki yılın aynı çeyreğine kıyasla düşüş oranı yüzde 28 civarında gerçekleşti.
Türkiye’den İsrail’e ihraç edilen mallar arasında çelik, metal, makine, plastik, çimento ürünleri, tekstil ve motorlu taşıtlar bulunuyordu.
Son karar ardından Reuters haber ajansına konuşan ihracatçı firma sahipleri, Türkiye’nin ikili ticareti durdurma kararını şaşkınlıkla karşıladıklarını, ihracatçı Türk firmalarının siparişlerini üçüncü ülkeler üzerinden İsrail’e göndermenin yollarını aradığını söyledi.
Ticaret Bakanı Ömer Bolat’ın basın toplantısına katılan bir ev eşyası ihracatçısı, malların gümrükte bekletildiğini ve alternatif yollar aramak zorunda kaldıklarını belirtti.
Reuters’a konuşan bir Türk ihracatçı, “Gün boyunca gümrüklerle uğraştık ve sorunun ne olduğunu anlamadık. Sistem, yasak kararı açıklanmadan önce kapatılmıştı” dedi.
Bir çikolata ve şekerleme ihracatçısı da şirketinin İsrail pazarı için özel olarak üretilen ve ambalajları tamamen İbranice olan ürünleri olduğunu söyledi.
Kararın kendileri için büyük bir maddi kayıp olduğunu belirten ihracatçı, “İsrail’de alacaklı olduğumuz ve borçlu olduğumuz şirketler var. Ticaret durduğunda bu alacaklar ne olacak?” diye sordu.
Aynı ihracatçı İsrail’deki ticari ortaklarıyla görüştükten sonra çözüm arayacaklarını da sözlerine ekledi.
Araştırmacı Çağlıyan, İsrail kamuoyunda ise konu tartışılırken “Bu kısıtlamalar ekonomik olarak bizim için çok ciddi sıkıntı yaratmaz ama bu bize ders olmalı, başka ülkelere fazla bağımlı olmamalıyız” söylemiyle ele alındığını belirtiyor.
Çağlıyan, “İsrail’in bir korkusu da Türkiye’nin boykotunun başka ülkelere örnek olması. Özellikle Norveç ve İrlanda ile sorunlar var” yorumunu yapıyor.
Filistinlileri etkiler mi?
Reuters’a konuşan bir Türk gıda ihracatçısı da ticaretin durdurulmasının Filistin topraklarına gönderilen ve İsrail gümrüklerinden geçmek zorunda olan malların da engellenmesi anlamına geldiğini belirterek “Filistin halkı da zarar görecek” dedi ve ekledi:
“Siparişleri Mısır, Ürdün ya da Lübnan üzerinden gönderip gönderemeyeceğimize bakacağız, bu durumdan nasıl kurtulacağımızı bilmiyorum.”
Araştırmacı Çağlıyan, Türkiye ile İsrail arasındaki ticaretin bir bölümünün Filistinlilerle ilgili olduğunu, son kararının Filistinlileri nasıl etkileyeceğinin en büyük soru işaretlerinden biri olduğu kanısında:
“İthalatı askıya almak daha kolay. Ama ihracatta mesela Filistin’e, Batı Şeria’ya bir ürün gönderdiğinizde bu ürünün İsrail gümrüklerinden geçmesi lazım. Siz İsrail mallarına boykot uygularken İsrail bunları sınırdan Filistin’e geçirir mi? Bu, soru işaretlerinden bir tanesi.”
Ticaret Bakanlığı’nın açıklamasında ise Filistinlilerin, bu kısıtlamalardan etkilenmemesi için Ticaret Bakanlığı ile Filistin Milli Ekonomi Bakanlığı arasında gerekli çalışmaların koordine edileceği belirtildi.
Kısa süreli bir uygulama mı?
Türkiye’de hükümet, 9 Nisan’daki kararda İsrail Gazze’de derhal ateşkes ilan edene ve yeterli miktarda ve kesintisiz insani yardım akışına izin verinceye kadar kısıtlama tedbirlerinin yürürlükte kalacağını vurgulamıştı.
Ticaret Bakanlığı son kısıtlama açıklamasında ise “İsrail’in, Gazze’ye kesintisiz ve yeterli miktarda insani yardım akışına izin verinceye kadar Türkiye’nin yeni tedbirleri uygulayacağını” belirtti.
LSE’den Selin Nasi, ticari kısıtlamaların bir koşula bağlı olmasının özellikle altını çiziyor:
“Eğer hakikaten basına yansıyan haberler doğruysa, yani yakın zamanda bir ateşkes imzalanması söz konusu olursa veya İsrail tarafı Türkiye’ye yardımların gönderildiği yerlere sorunsuz şekilde gideceğine dair bir güvence verirse ne olur?”
Nasi, kararı bu açıdan şu sözlerle yorumluyor:
“Dolayısıyla bu karar açıkçası böyle bir beklentiye istinaden alınmış kısa süreli olabilecek bir çıkış mıdır değil midir? Bunu, açıkçası gelişmeleri izleyerek görmekte fayda var.
“Ben Türkiye’nin bu keskin tavır değişikliğini sürdürüp sürdürmeyeceğinden emin değilim. Çünkü bir taraftan baktığımızda Türkiye’nin ABD ile ilişkilerini düzeltme yoluna gittiği bir dönemdeyiz. Dolayısıyla İsrail ile ilişkileri de gerebileceği noktanın bir limiti olduğunu düşünüyorum.”
]]>ERDOĞAN, MÜSİAD YÖNETİM KURULU’NU KABUL ETTİ
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, MÜSİAD Yönetim Kurulu’nu kabul etti. Kabulün ardından açıklamalarda bulunan Cumhurbaşkanı Erdoğan, İsrail’le ticaretin tamamen durdurulmasına yönelik konuştu. İş dünyasına seslenen Erdoğan, bu sürecin iş birliği içinde yürütüleceğini söyledi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Dünden itibaren İsrail’le tüm ürünleri kapsayacak şekilde İsrail ile ihracat ve ithalat işlemlerini durdurduk. Attığımız bu adımın ortaya çıkaracağı sonuçları iş dünyamızla eş güdüm ve istişare ile yürüteceğiz.” ifadelerini kullandı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıklamalarından satır başları şu şekilde:
“MÜSİAD 6 Şubat depremlerinden sonra da milletimiz için seferber olmuştur. Depremin ilk anından itibaren afetzedelerimizin sıkıntıların giderilmesi ve yeniden ihya noktasında sergiledikleri dayanışmayı takdirle karşılıyorum. Toplam tutarı 104 milyar doları aşan devasa bir fatura ile karşılaşmıştık. Toplam 850 bin bağımsız bölüm ağır hasar alarak kullanılamaz hale geldi. Böyle bir yükün altından kalkmanın kolay olmadığını hepimiz çok iyi biliyoruz. MÜSİAD gibi sorumluluk duygusuyla hareket eden kuruluşlarımızın desteğiyle yaralılarımızı süratle sarıyoruz.
“SONUÇLARI İŞ DÜNYAMIZLA EŞ GÜDÜM VE İSTİŞARE İLE YÜRÜTECEĞİZ”
Dünden itibaren İsrail’le tüm ürünleri kapsayacak şekilde İsrail ile ihracat ve ithalat işlemlerini durdurduk. Attığımız bu adımın ortaya çıkaracağı sonuçları iş dünyamızla eş güdüm ve istişare ile yürüteceğiz. Biz bölgemizde hiçbir ülkeyle düşmanlık ve kavga peşinde değiliz.
“COĞRAFYAMIZDA ÇATIŞMA, KAN VE GÖZYAŞI İSTEMİYORUZ”
Biz coğrafyamızda çatışma, kan ve gözyaşı istemiyoruz. Hep birlikte barış ve refah içinde yaşamak istiyoruz. Aldığımız bu kararla Batı’nın üzerimize nasıl saldıracağını çok iyi biliyoruz. Dik duracağız, dikleşmeyeceğiz ve bileceğiz ki, önümüzdeki yol mazlumların yanında yer alma yoludur. Dolayısıyla da sözümüz nedir alma mazlumun ahıdır çıkar aheste aheste! Biz de mazlumların yanında yer almak suretiyle 40 bini aşan öldürülmüş insanların ahını hiçbir güç, Allah’tan başka, kaldıramaz.
“AMACIMIZ NETANYAHU HÜKÜMETİNİ ATEŞKESE ZORLAMAK”
Zaman zaman bana da geliyor. ‘Bu bazı sıkıntılara neden olabilir’ diyorlar. Ben de diyorum ki, ‘Bütün sıkıntıları gidecek tek gücün Allah olduğuna inanıyoruz ve doğru olanı yaptığımızın şu anda farkındayız’. Bugün bu insanların yanında yer almazsak, yarın benzer şeyler başımıza geldiğinde yanımızda kim yer alacak? Batı’nın koşulsuz desteği ile yoldan çıkan Netanyahu’yu ateşe zorlamaktır bizim görevimiz. Türkiye’nin bu hamlesi mevcut tablodan rahatsız olan diğer ülkelere de örnek teşkil edecektir. Türkiye’nin İsrail ile ticareti durdurmasının amacı Netanyahu hükümetini ateşkese zorlamaktır.
Deprem ve bölgesel çatışmalar yanında son 1 yılda ülkemiz ekonomisini zorlayan üst üste 3 seçim yaşadık. 14-28 Mayıs seçimlerinde dirayetli tavrıyla milletimiz istikrar ve güvenin ortamının bozulmasına izin vermedi. 31 Mart seçimlerini Türkiye demokrasisine yakışır bir olgunlukla tamamladık. Bu seçim sonuçlarının hayra tebdil olacağına inanıyoruz. 1 Nisan sabahı itibariyle seçim gündemini tamamen geride bırakmış olduk.
“ÖNÜMÜZDE 4 YILLIK HAZİNE DEĞERİNDE SEÇİMSİZ BİR SÜRE VAR”
Türkiye’nin önünde 4 yıllık hazine değerinde seçimsiz bir süre var. 85 milyon olarak bu dönemi çok iyi değerlendirmemiz, gerilim siyaseti, popülist dayatmalarla heba etmemiz gerekiyor. 4 yıllık sürede inşallah ekonomi başta olmak üzere asıl gündemimize odaklanabileceğiz.
“ENFLASYONU DÜŞÜRMEYE YÖNELİK KARARLI ADIMLAR ATIYORUZ”
Orta vadeli programı ve 12. Kalkınma Planı’nı geçen sene kamuoyuyla paylaşmıştık. Günü kurtarmanın değil, emanetini taşıdığımız 85 milyon vatandaşımızın istikbalini sağlam temeller üzerine yükseltmenin gayreti içindeyiz. Önceliğimiz olan enflasyonu düşürmeye yönelik kararlı adımlar atıyoruz.
“YILIN İKİNCİ YARISINDAN İTİBAREN DAHA ÜMİT VERİCİ RAKAMLARI GÖRECEĞİZ”
Nisan ayı enflasyon ve dış ticaret verileri orta vadeli program beklentilerimizle uyumludur. Enflasyonda yılın ikinci yarısından itibaren inşallah daha ümit verici rakamları göreceğiz. Hayat pahalılığı meselesini sorunu ötelemek yerine enflasyonu düşürüp, kalıcı refah artışı sağlayarak çözüme kavuşturacağız.”
]]>“DEMEK TİCARET YAPILIYORMUŞ?”
Milletvekili Ekmen, hükümetin ticareti devam ettirmekte direndiğini şu sözlerle ifade etti: “İsrail ile yapılan ticarete dair sayısız araştırma önergesi verildi. Ama İktidar uzun bir süre ‘İsrail ile ticaret yok’ dedi. Daha sonra ‘İsrail’le ticaret var ama bu Filistin’le yapılan ticaretin zorunlu bir parçasıdır’ denildi. Oysa burada ve meclis kürsüsünde defalarca bunun doğru olmadığını ifade ettik. Genel başkanımız Sayın Ali Babacan çağrıda bulundu; ‘İmzayı at, ticareti kes’ diyerek. Geçtiğimiz hafta 54 maddelik bir kısıtlama getirdiklerini duyurdular. Neydi bu kısıtlama? Yakıt var, demir çelik var, beton var, askeri teçhizat var ve daha birçok kalem var. Demek ticaret yapılıyormuş.
“İSTEYİNCE TİCARETİ KESEBİLDİKLERİNİ DE GÖRDÜK”
“Kamuoyu baskısı ve ortaya çıkan kanıtlar neticesinde dolaylı da olsa ticareti kabullenmek durumunda kaldılar” diyen Ekmen, oysa daha önce İsrail ile kısıtlamaların yetersiz olduğunu gıda, ilaç ve su dışında ticareti kesmeleri çağrısında bulunduklarını ifade etti. Ekmen, İktidarın çağrıları karşılıksız bıraktığını, aradan zaman geçtikten sonra dün ticareti tamamen kestiklerini açıklamak durumunda kaldıklarını ifade etti. “Demek ki gerçekten bir ticaret varmış” diyen Ekmen, “İsteyince ticareti kesebildiklerini de görmüş olduk” dedi.
DEVA Partisi Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Emin EkmenDün, Hakan Fidan tarafından, Türkiye’nin Güney Afrika Cumhuriyeti lehine Lahey Adalet Divanı’na yapılan yargılamaya müdahil olacağının duyurusunun yapıldığını hatırlatan Ekmen, defalarca kez bu çağrıda bulunduğumuz halde, uluslararası sözleşmeler nedeniyle bunun yapılamayacağının söylendiğini ifade etti.
“TİCARETİN SÜRDÜRÜLMESİNİN MALİYETİNİ HİÇ DÜŞÜNDÜNÜZ MÜ?”
Mehmet Emin Ekmen, “Aradan 7 ay geçti ve bu 7 ay boyunca hukuk nezdinde, siyaset ve diplomasi nezdinde bu mücadelenin yürütülmemesinin, bu ticaretin sürdürülmesinin maliyetini hiç düşündünüz mü?” diye sordu. Ekmen, “Kırk bin kişinin hayatına mal olan soykırımda bu konunun yani hukuki mücadele eksikliğinin, ticaretin sürdürülmesinin maliyetini hiç düşündünüz mü? diye sorusunu yineledi.
“YEDİ AY NEDEN BEKLEDİK?”
“Madem bunu yapabiliyorduk, yedi ay neden bekledik” diyen Ekmen, “Bu gecikmenin bir perde arkası varsa Sayın Bakan bunu açıklasın” dedi. Ekmen, bu adımları atamamak devletin zafiyetinden, yani güçsüzlüğünden kaynaklanan bir durumsa devleti bu hale kimin düşürdüğünü sordu. Bütün bunların maalesef AK Parti iktidarının içine düştüğü zafiyet halinin çok çarpıcı ve vahim örneklerden biri olduğunu belirten Ekmen, bu konuda tekrar kamuoyunu bilgilendirmek istediğini ve sorumluları duyarlı olmaya davet ettiğini ifade etti.
Son olarak Ekmen, Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’a çağrıda bulunarak, “Madem ki Lahey sürecine katılıyoruz o zaman Türk savcılarına da savaş suçlarının soruşturulması için yargılama izni verilsin” dedi.
]]>Erdoğan, Üsküdar’daki Çilehane Cami çıkışında gazetecilere açıklamalarda bulundu. Erdoğan, dün Ankara’da CHP Genel Başkanı Özgür Özel ile yaptığı görüşmeye ilişkin değerlendirmesinde şu açıklamayı yaptı:
“TÜRKİYE’DE SİYASETİN YUMUŞAMA SÜRECİNİ BAŞLATALIM İSTİYORUM”
“Aslında olumlu bir gelişme oldu. Bundan önceki süreçlerde bu tür maalesef adımlar atılmıyordu ve bu adımın atılmasıyla siyasetin ülkemizde çok daha yumuşama dönemine girdiğini görüyoruz. Ben de Özgür Bey’e bir fırsatta böyle bir ziyaretin karşılığını yapacağımı söyledim ki Türkiye’nin buna ihtiyacı var. Türk siyasetinin buna ihtiyacı var ve ilk fırsatta da bu ziyareti gerçekleştirerek Türkiye’de siyasetin yumuşama sürecini başlatalım istiyorum. Bu adımı da atacağız”
“Türkiye İsrail’e yönelik yeni bir adım attı ve tüm ticaretini durdurdu. Bu yeni adıma ilişkin bir değerlendirme alabilir miyiz sizden” sorusuna ise Erdoğan şu yanıtı verdi:
“AMERİKA’DAKİ YAPTIĞIM GÖRÜŞMEYİ DURUP DURURKEN YAPMADIM”
“Tabii İsrail – Filistin arasındaki gelişmelerin kabul edilebilir bir yanı yok. İsrail şu ana kadar 40-45 bin Filistinliyi acımasızca öldürdü. Bir Müslüman olarak bizim buna seyirci kalmamız düşünülemez. Atmamız gereken adımlar nelerdir? Bunları yaptık. ve ülkemizde de maalesef siyasetin acımasız yüzü olan bazı partiler de biliyorsunuz bu seçim atmosferi esnasında bunu çok acımasızca kullandılar. Yani bizim İsrail’le ilişkilerimizin sanki onların düşündüğünün dışında imiş gibi de bazı ifadeler kullandılar. ve biz de tabii acele etmeden bu süreci değerlendirelim istedik. Şu anda seçimlerde bitti ve bu adımı attık. Çünkü İsrail bizim bu yaklaşımlarımıza maalesef bu olaylar başlamadan önceki süreçte de söylediğimiz halde, yani ben Netanyahu ile Amerika’daki yaptığım görüşmeyi sadece durup dururken, bu görüşmeyi yapmadım. Ama Türkiye İsrail arasında bazı adımların atılabileceğini göstermek için yaptım.
“NETANYAHU ACIMASIZ”
Ama Netanyahu acımasız ve bu acımasızlığını da maalesef bu çocuklara, kadınlara, yaşlılara karşı gösterdi. Onun elindeki imkanlar yok. Tüm Batı İsrail’e çalışıyor. Başta Amerika olmak üzere bunlar hep İsrail’le çalışıyorlar. ve bu kadar imkanlar seferber edilerek ne yazık ki Filistin’in o garip guraba fakir, yoksul insanları İsrail’in bu bombaları karşısında ölüme mahkum edildiler. Bunun karşısında artık biz daha sabredemezdik ve adımlarımızı attık. Aramızda dokuz buçuk milyar dolarlık bir ticaret hacmi vardı. Bu ticaret hacmini de biz yok farz ederek bu kapıyı kapattık. Bundan sonrası hayırlı olsun”
]]>
AİÇÜ’de öğrenim gören öğrenciler ile akademik ve idari personelin yanı sıra çok sayıda Ağrılı vatandaş, İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarını protesto etmek ve aynı amaçla ABD ile Avrupa’daki üniversitelerde yapılan eylemlere destek vermek amacıyla Cuma Namazınınardından AİÇÜ kampüsünde toplandı.
Öğrenciler, İngilizce ve Türkçe, “Gazze’de katliam var, sesini yükselt”, “Bugünün Nazi’si işgalci İsrail”, “Kudüs için, ilk kıblemiz Mescid-i Aksa için, Filistin için” yazılı pankart açtı.
Merkezi yerleşkede AİÇÜ Rektörü Profesör Dr. Abdulhalik Karabulut, eski Ardahan Milletvekili Profesör Dr. Orhan Atalay, il protokolü, sivil toplum kuruluşu temsilcileri ile akademik, idari personel, öğrenci ve vatandaşlar Filistin’e destek amaçlı yürüyüş gerçekleştirdi. Özgür Filistin eylemlerine destek olmak amacıyla gerçekleştirilen programda yürüyüşün ardından Rektörlük binası önünde Kur’an-ı Kerim tilaveti edildi.
Tilavet sonrası Rektör Prof. Dr. Abdulhalik Karabulut, yaptığı basın açıklamasında Ağrı İbrahim Çeçen Üniversitesi olarak, ABD ve Batı’daki vicdan sahibi gençlerin öncülük ettiği bu eylemleri açık yüreklilikle desteklediklerini ve selamladıklarını söyledi.
İsrail’in Gazze’ye Yönelik Saldırıları Kınandı
Profesör Dr. Karabulut basın açıklamasında şuifadelere yer verdi:
“İşgalci İsrail Devleti’nin kuruluşundan bugüne kadar tam 76 yıldır Filistin topraklarında, tüm dünyanın gözü önünde, kan ve gözyaşı hiç eksik olmadı. Son 18 yıldır Gazzeliler karadan, havadan, denizden abluka altına alınmış, Gazze halkı hayatlarını devam ettirebilmeleri için gerekli olan en doğal ihtiyaçlarını bile karşılayamamaktadır. 7 Ekim 2023’ten beri Gazzelliler’inüzerine içlerinde savaşlarda kullanılması yasak olan fosfor bombaları dahil onlarca atom bombası gücünde bomba atılmış, binaların yüzde 70’i yerle bir edilmiş, en az 15 bin çocuk, 10 bini kadın olmak üzere 35 bin Filistinli şehit edilmiş, 75 binden fazla kişi yaralanmıştır. Gazze Şeridi’nde hayatını kaybedenler arasında Gazze İslam Üniversitesi Rektörü, Yüzlerce öğrenci ve öğretim elemanı, bine yakın sağlık personeli, sivil savunma ve yardım görevlileri ile gazeteciler de bulunuyor. Ayrıca, Gazze Şeridi genelinde İşgalci İsrail ordusunun hava saldırıları sonucu başta enkaz altında kalanlar olmak üzere kayıp kişilerin sayısı 7 bine ulaştı. Camiler, kiliseler, okullar, hastaneler, evler, köprüler, yollar hiçbir ayrım yapılmadan yerle bir edilmiştir. Enerji ve su kaynakları ile ekinler ve zeytin ağaçları yakılarak yok edilmiştir. Un, ekmek, gıda ve ilaç yok. Yardım konvoyları Refah Sınır Kapısında kilometrelerce kuyruk oluştururken Gazzeliler açlıktan ölüyorlar. Bir parça ekmek ve bir avuç un alabilmek için saatlerce yardım kuyruklarında bekleyen insanların üzerine katil İsrail askerleri tarafından ağır silahlarla saldırılar düzenleniyor. Bütün dünyanın gözü önünde, bir parça ekmeğe ulaşabilmek için saatlerce bekleyen insanların üzerine katil İsrail askerleri tarafından ölüm yağdırılmaya devam ediliyor. Bu katliamı ABD, İngiltere, AB ülkeleri doğrudan destekliyor. BM, BMGK, Uluslararası Ceza Mahkemesi, İnsan Hakları Kuruluşları, Çocuk Hakları Kuruluşları, Kadın Hakları Kuruluşları, Çevreciler, Yeşiller herkes suspus olmuş seyrediyor. ABD Başkanı Biden alay eder gibi dondurmasını yalarken ateşkesten bahsediyor. ABD alay eder gibi uçaklardan birkaç yardım paketi atıyor. Vicdan sahibi insanların onuruyla, izzetiyle, şerefiyle oynuyor ve aşağılıyorlar. Onların gerçek yüzü budur! Her ne kadar küresel sistem, insani vicdanın derinliklerinden gelen zulme karşı yükseltilen her sesi baskılamaya çalışsa da dünyanın özgür halkları soykırıma karşı Gazze halkının onurlu direnişine selam duruyor. ABD’de, İtalya’da, Japonya’da, Tunus’ta, Ürdün’de, Türkiye’de ve dünyanın dört bir tarafında milyonlarca insan işgalci rejimi kınayıp Filistin’e destek yürüyüşü yaparak soykırımı gündemde tutmaya çalışıyor. Columbia Üniversitesi’nin vicdan sahibi öğrencilerinin direnişini destekleyen ve soykırım karşıtı eylemlerin dünyanın önde gelen Harvard, Michigan, Texas, New York gibi birçok üniversiteye yayılması, dünyanın izzet sahibi halklarının ortak tavrını gösteriyor. Yönetimlerin bu protesto eylemlerini her türlü baskı ve şiddetle engellemeye çalışması, öğrencileri tehdit ve şantajla korkutma girişimleri demokrasi ve insan hakları havarilerinin iddialarının örümcek ağından daha çürük olduğunu bir kez daha ortaya koyuyor.
Üniversite olarak, dirilişin sembolü Nuh’un diyarından seslenerek diyoruz ki; ABD ve Batı’daki vicdan sahibi gençlerin öncülük ettiği bu eylemleri açık yüreklilikle desteklediğimizi ve selamladığımızı ilan ediyoruz. Tarihin tanık olduğu en vahşi soykırım karşısında susmayan ve zalim düzenin karşısına dikilen gençleri tebrik ediyoruz. Küresel vicdanın adalet arayışını engellemeye çalışan her güç ve devleti kınıyoruz. Mazlum Filistin halkının ve onları destekleyenlerin yanında olduğumuzu ilan ediyoruz.”
Törende konuşan eski Ardahan Milletvekili Profesör Dr. Orhan Atalay, yaklaşık 7 aydır Gazze’de soykırım suçu işleyen İsrail’in maşeri vicdanda ve uluslararası hukukta suç işlediğini belirtti. – AĞRI
]]>O çocuklardan ikisi dakikalar sonra İsrail askerlerinin açtığı ateş sonucu öldürüldü.
BBC, 15 yaşındaki Basil ve 8 yaşındaki Adem’in vurulduğu gün yaşanan olayları farklı unsurları bir araya getirerek inceledi.
Cep telefonu ile güvenlik kamerası görüntüleri, İsrail ordusunun bölgedeki hareketliliği, görgü tanıklarının ifadeleri ve yapılan teknik analizler, ciddi insan hakları ihlallerine işaret eden sonuçları ortaya çıkardı.
BBC’nin elde ettiği kanıtları inceleyen, BM’nin insan hakları ve terörle mücadele özel raportörü Ben Saul, Adem’in öldürülmesinin “savaş suçu” izlenimi verdiğini kaydetti.
Hukukçu Dr. Lawrence Hill-Cawthorne da bu ölümle sonuçlanan güç kullanımının “ayrım gözetmeksizin” yapıldığı saptaması yaptı.
İsrail ordusu, bu olayı “incelemekte olduklarını” açıkladı.
İsrail ordusunun çatışma kurallarına göre, “sadece yaşama yönelik ivedi tehdit durumunda ya da başka yollar tüketildikten sonra tutuklama amacıyla” ateş açılabiliyor.
Hamas’ın 7 Ekim’de İsrail’e yönelik saldırısından bu yana işgal altındaki Batı Şeria’da çok sayıda kişi öldürüldü.
BBC burada yaşayan Filistinlilere ait evlere grafitiyle zarar verildiğine, sivillerin silahla tehdit edilerek komşu Ürdün’e gitmeye zorlandığına dair kanıtlar da elde etti.
Batı Şeria’da bir Filistinli savaşçının ölü bedenine askerler tarafından zarar verildiği da görgü tanıkları tarafından BBC’ye anlatıldı.
29 Kasım günü neler yaşandı?
29 Kasım gününe ait videoları Basil’in, kepenkleri tamamen kapalı bir hırdavatçının yanında durduğunu gösteriyor.
İsrail’e ait zırhlı araçlar yaklaştığında Batı Şeria’daki Cenin’de dükkanların kepenk kapatması alışageldik bir durum.
Görgü tanıkları, o gün yakınlardaki Cenin Mülteci Kampı’na düzenlenen bir operasyonda silah sesleri duyulduğunu anlattı.
Futbolsever ve sıkı bir Lionel Messi hayranı olan Adem, o sırada 14 yaşındaki ağabeyi Baha ile sokaktaydı.
Sokakta toplamda dokuz çocuk vardı ve bu çocukların tamamı, neredeyse 360 ??derecelik bir görüş açısı sağlayan güvenlik kameralarına yansıdı.
Birkaç yüz metre ötede, en az altı zırhlı İsrail askeri aracından oluşan bir konvoy köşeyi dönerek mahalleye girdi ve çocuklara doğru ilerlemeye başladı. Tedirgin halleri kameraya yansıyan çocuklardan birkaçı bu anlarda uzaklaştı.
O ana ait cep telefonu görüntülerinde zırhlı bir aracın ön kapısının açıldığı görülüyor. Kameradaki asker çocukları doğrudan görebilecek bir açıdaydı.
Basil yolun ortasına fırlarken, askerlerden 12 metre uzakta olan Adem koşarak uzaklaşmaya çalışıyordu.
Sonra en az 11 el silah sesi duyuldu.
BBC’nin yaptığı araştırma bu anda sıkılan mermilerin geniş bir alana isabet ettiğini gösterdi.
Dört mermi metal direğe, ikisi hırdavat mağazasının kepenklerine isabet etti. Biri park halindeki bir arabanın tamponunu, diğeri ise tırabzanları deldi.
BBC’nin elde ettiği bir rapor, bu kurşunlardan ikisinin Basil’in göğsüne sıkıldığını gösteriyor.
Bir kurşun ise kaçar haldeki sekiz yaşındaki Adem’i başının arkasından vurdu.
”Adem, Adem!’ dedim ama cevap vermedi’
Ağabeyi Baha, ‘ambulans’ diye bağırırken çaresizce kardeşini güvenli bir yere sürüklemeye çalışıyordu.
Ama yardım için çok geçti. Baha, kardeşi Adem ve arkadaşı Basil’in gözleri önünde öldüğünü söyledi.
BBC’ye gözyaşları içinde kardeşinin ölümünü anlatan küçük çocuk, “Şok olmuştum. Onunla konuşmaya çalıştım. Ruhu bedenini terk ediyordu” dedi.
Olay anına ait görüntüde Basil’in vurulmadan önce elinde bir şey tuttuğu görülüyor. Bunun ne olduğu belli değil.
İsrail ordusu patlayıcı olduğunu söylediği bir cismin fotoğrafını paylaştı.
Olay yerine ilişkin incelememizde elde ettiğimiz kanıtları, BM ve bazı diğer tarafsız kuruluşlarla paylaştık. Bu kişiler arasında, insan hakları avukatları, bir savaş suçları uzmanı ve bir terörle mücadele uzmanı da yer aldı.
Bu kişilerden bazıları isimlerini kullanmamızı istemedi.
Görüşüne başvurduklarımızdan bir kısmı, olayın soruşturulması gerektiği konusunda hemfikirdi. Bazıları daha ileri giderek uluslararası hukukun ihlal edildiğini savundu.
BM’nin insan hakları ve terörle mücadele özel raportörü Ben Saul, elinde patlayıcı olması durumunda dahi Basil isimli çocuğa karşı öldürücü güç kullanılmasının yasalara uygunluğu konusunda soru işaretleri olabileceğini söyledi.
Saul, kaçarken vurulan Adem’in öldürülmesi için ise “sivillere kasıtlı, ayrım gözetmeksizin veya orantısız şekilde saldırmayı yasaklayan uluslararası insancıl hukukun ihlali, bir savaş suçu ve yaşam hakkının ihlali gibi görünüyor” ifadesini kullandı.
Bristol Üniversitesi Uluslararası Hukuk Merkezi eş direktörü Dr. Lawrence Hill-Cawthorne ise şu değerlendirmeyi yapıyor:
“Askerler zırhlı araçlarındaydı. Bir tehdit olsa bile, uluslararası hukuk ihlali olan, ayrım gözetmeden ölümcül güç kullanmak yerine araçlarını sürmeye devam etmeleri ve tutuklamaya yönelmeleri gerekirdi.”
İsrail ordusu ise, şüphelilerin askerlere patlayıcı fırlatmak üzere olduğunu ve bu durumun onları tehlikeye attığını savundu.
Ordu “Askerler ateşle karşılık verdi ve vurulan kişiler tespit edildi” açıklamasını yaptı.
Ancak incelediğimiz video görüntülerine ve tanık ifadelerine göre Adem silahlı değildi ve kafasının arkasından vurulduğunda kaçıyordu.
İsrail ordusu, askerlerine soruşturma açar mı?
Ordu, Basil ve Adem’ın öldürülmesinin “inceleme altında” olduğunu söyledi.
Ordu benzer açıklamayı, Batı Şeria’da askerleri tarafından öldürülen her çocuk için rutin olarak yapıyor.
BBC’nin elde ettiği kanıtları izleyen birçok eski İsrailli asker, haklı olup olmadığına bakılmaksızın, İsrail hukuk sisteminin ölümcül güç kullanan askerleri koruyacağına inandıklarını söyledi.
2018-2020 yılları arasında Batı Şeria’da görev yapan ve BBC’ye konuşan eski bir asker, Adem’in olayında ceza davası açılması ihtimalinin “yüzde 0” olduğuna inanıyor.
İsrailli insan hakları grubu Yesh Din’in verilerine göre, İsrail askerlerine yönelik şikayetlerin yalnızca yüzde 1’inden azı soruşturmayla sonuçlanıyor.
Hamas’ın yaklaşık bin 200 kişiyi öldürdüğü ve 253 kişiyi rehin alındığı 7 Ekim’de saldırısının ardından İsrail’in Gazze’ye yönelik savaşında 34 binden fazla insan öldürüldü.
Bu savaşla birlikte İsrail’in işgal altındaki Batı Şeria’daki askeri operasyonları da arttı. Geçen yıl buradaki çocuklar için kaydedilen en ölümcül yıl oldu.
UNICEF’e göre, 2023’te toplam 124 çocuk öldürüldü. Bu çocukların 85’inin 7 Ekim’den sonra öldürüldüğü açıklandı.
2024 yılında şu ana kadar 36 Filistinli çocuk bölgedeki İsrailli yasa dışı yerleşimciler veya ordu güçleri tarafından öldürüldü.
Batı Şeria bir savaş bölgesi olarak sınıflandırılmadığı için uluslararası hukuka göre güç kullanımı konusunda daha sınırlayıcı hükümler işliyor.
İsrail ordusu, angajman kurallarıyla ilgili protokollerini gizli tutuyor.
Ancak BBC’ye konuşan emekli ve görevdeki İsrail akerleri, ölümcül güç kullanımına, aşamalı bir şekilde, ancak askerlerin hayatına yönelik “ivedi tehdit” halinde son çare olarak başvurulabileceğini söylüyor.
Öldürücü güç kullanımı öncesi, Arapça ve İbranice uyarıların yapılması gerektiği, ardından göz yaşartıcı gaz gibi ölümcül olmayan silahlara başvurulabileceği, ardından bacaklara ateş açma ve en son öldürmek için ateş etmeye kadar aşamalar olduğu kaydediliyor.
Batı Şeria’daki Filistin Yönetimi BBC’ye, Ocak 2023 ile Ocak 2024 arasında İsrail ateşi sonucu öldürülen, yaşları 2 ile 17 arasında değişen 112 çocuğun tıbbi raporlarına erişim izni verdi.
Ölüme yol açan bu olayların tümünün tam olarak nasıl gerçekleştiğini bilmemiz mümkün değil ve bazıları gerçekten İsrail askerlerinin hayatlarına yönelik bir tehdit oluşturmuş olabilir.
Ancak analizimiz, bu vakaların yaklaşık yüzde 98’inde ölümcül yaraların vücudun üst kısmında olduğunu gösterdi. Bu da askerlerin bu vakalarda yaralamaktan çok öldürmek amacıyla ateş etmiş olabileceği sonucunu ortaya koyuyor.
Bu durum, askerlerin Batı Şeria’daki angajman kurallarına uyup uymadığı sorusunun yanında bir ‘ölümcül güç kullanma kültürüne’ ilişkin de soru işaretlerini gündeme getiriyor.
Batı Şeria’da beş haftalık bir sürede yapılan askeri operasyonlarda, askerlerin tutumu konusunda ciddi soru işaretleri uyandıran birçok olayın kanıtlarına ulaştık.
BBC, Ocak 2024’te İsrail’in Tulkarim Mülteci Kampı’nda ‘Direniş’ olarak bilinen Filistinli bir silahlı bir grubu hedef alan 45 saatlik askeri operasyonu izledi.
Bu operasyon sonrası BBC’ye konuşan çok sayıda Filistinli, askerler tarafından silahla tehdit edildiklerini ve komşu Ürdün’e taşınmalarının söylendiğini anlattı. İsrail ordusu sivillerin tehdit edildiğine dair her şikayeti inceleyeceğini açıkladı.
Kanada vatandaşı da olan12 yaşındaki Filistinli Haytham isimli çocuk, bir İsrail askeri tarafından bıçak zoruyla tehdit edildiğini söyledi. Bu iddia, erkek kardeşi ve babası tarafından da desteklendi.
Kamptaki bir aile, evlerinin bir duvarına Davut Yıldızı çizdiğini iddia ettikleri bir grup askerin, bir diğer duvardaki Mescid-i Aksa fotoğrafını da yırttığını anlattı.
İsrail ordusu bunların “İsrail ordusunun değerlerine aykırı olduğu” ve askerlerinden bekledikleri davranış şekliyle uyuşmadığı açıklamasını yaptı.
Batı Şeria’daki ‘ihlal’ iddiaları
Üst kattaki evde yapılan aramada, mutfak dolapları parçalanmış, oyuncaklar zarar görmüş ve televizyonlar kırılmıştı. Kamptaki birçok evde benzer bir tablo vardı.
Kudüs’teki Diakonia Uluslararası İnsani Hukuk Merkezi’nde hukukçu olan Dr. Eitan Diamond, “Duvarlara Davud Yıldızı çizmek veya ‘7 Ekim’ ile ilgili yazılar yazmak gibi vandalizm örnekleri açıkça yasa dışıdır” yorumunu yapıyor.
Diamond, Tulkarm kampında bir çocuğun bıçakla ve diğer bazı sivillerin de silah zoruyla tehdit edildiğine ilişkin haberler için de uluslararası hukukun ihlal edilmiş olabileceği yorumunu yapıyor.
Bu kamp baskınına katılan askerlere, üzerinde patlayıcı taşıdığı iddia edilen bir Filistinli savaşçıyı vurarak öldürdükten sonra cesedi üzerine idrar yapma suçlaması yöneltildi.
Görgü tanıklarının iddiasına göre ceset darp edildikten sonra bağlanarak sokaklarda sürüklendi.
BBC’ye bağlanmış bir cesedin fotoğrafları gösterildi.
Bu olayın yaşandığı söylenen yerde yaptığımız incelemede, resimlerde cesedi bağlamak için kullanılan malzemeyle uyumlu olan kumaş ve kablo parçası gördük.
Bu kanıtları da yine bağımsız uzmanlara gösterdik.
Cenevre Üniversitesi’nden uluslararası hukuk uzmanı Prof. Marco Sassoli, bu olaydaki öldürücü güç kullanımının uluslararası hukuk kuralları içinde meşrulaştırılabilir olması halinde bile cesede saygı gösterilmesi gerektiğini vurguluyor ve “Gösterdikleriniz uluslararası insan hakları hukukunun ihlal edildiğine işaret ediyor. Hatta savaş suçu dahi teşkil edebilir” diyor.
İsrail ordusu ise bu olaya ilişkin yaptığı açıklamada ise, ölü savaşçının üzerinde patlayıcılar bulunduğu ve Kızılay görevlilerinin cesede dokunmayı reddettiği savunuldu.
Açıklamanın devamında “Bu nedenle İsrail askerleri, güvenliklerini sağlamak ve cesedin altında silah olup olmadığını kontrol etmek için onun elleri ile ayaklarını kontrol altına almak zorunda kaldı” savunması yapıldı.
BBC’nin elde ettiği kanıtlarını inceleyen bazı eski İsrailli askerler, İsrail ordusunun Batı Şeria’daki operasyonlarındaki uygulamalarının, Filistin silahlı direnişini daha da körüklemesinden korktuklarını söylüyor.
Aralarından biri, “Filistinlilerin, her gün yaşadığı şekilde, askerlerle karşı karşıya gelmek ve sanki hiçbir şey olmamış gibi hayata devam edilebileceğini düşünmek, bu gerçeklikte yaşayan insanların silaha sarılamayacağını varsaymak, en iyi ihtimalle saflık ve onlara insan olarak bakmamaktır” dedi.
Bu eski asker sözlerini “İşler daha da kötüye gidiyor” diyerek bitiriyor.
]]>(ANKARA) – Direniş Çadırı gönüllüleri, AKP Genel Merkezi önünde hükümetin İsrail ile ticari ilişkisini protesto etti. Direniş Çadırı gönüllüsü Harun Özkarakaş, AKP Genel Başkan Yardımcısı Nihat Zeybekci’nin açıklamasını hatırlatarak, “Zeybekci ‘katliam ayrı, ticaret ayrı’ diye bir garabet açıklama yaptı. Bu açıklamayla İsrail ile yapılan kirli ticareti normalleştirdi. Katliamı basitleştirdi. Zeybekci’nin Filistin gibi bir davası yoktur, olsa olsa İsrail gibi davası vardır. Zeybekci’yi bu garabet açıklamasından dolayı kınıyoruz.” dedi. Ali Altıntaş da “Onca katliama ortaklık eden bütün bu ticari faaliyetler, sorumluluk taşıyan her kişi ve kurum için alınlarına kazınmış birer kara lekedir.” ifadesini kullandı.
Direniş Çadırı üyeleri tarafından AKP Genel Merkezi önünde hükümetin İsrail ile ticari ilişkisini protesto amacıyla eylem düzenlendi. Polisin güvenlik önlemleri aldığı eylemde, katılımcılar ellerinde “Tüm çizgiler aşıldı, somut adım istiyoruz” yazılı pankart ile “Kısıtlama İsrail’le ticareti kesmiyor”, “Kürecik radarı İsrail’in kalkanı”, “Katliama değil direnişe ortak ol” yazılı dövizler taşıdı. Ayrıca “kanlı oyuncak bebek” bırakıldı. Eyleme katılanlar “İşbirlikçi iktidar istemiyoruz” sloganı attı.
“ZEYBEKÇİ’Yİ KINIYORUZ”
Direniş Çadırı gönüllüsü Harun Özkarakaş, AKP Genel Başkan Yardımcısı Nihat Zeybekci’nin açıklamasını hatırlattı. Özkarakaş, “Zeybekçi ‘katliam ayrı, ticaret ayrı’ diye bir garabet açıklama yaptı. Bu açıklamayla İsrail ile yapılan kirli ticareti normalleştirdi. Katliamı basitleştirdi. Zeybekçi’nin Filistin gibi bir davası yoktur olsa olsa İsrail gibi davası vardır. Zeybekçi’yi bu garabet açıklamasından dolayı kınıyoruz.” şeklinde konuştu.
Bu kirli siyasi ve ticari ilişkiden rahatsız olduklarını dile getiren Özkarakaş, “Somut adımlar atın, meydanda hamaset atmayı bırakın. Filistin üzerinden duyar kasmayı bırakın.” dedi.
Direniş Çadırı adına basın açıklaması yapan Ali Altıntaş da Filistin halkının yanlarında olduklarını ifade etti. Altıntaş, “Filistin için sadece göz yaşı dökmenin yetmeyeceğini, ABD ve İsrail’i kınamakla Gazze’ye nefes olunamayacağını cümle aleme ilan ettik. Talebimiz açık ve netti; İsrail’le tüm hızıyla devam eden ticaret başta olmak üzere tüm ilişkiler derhal kesilmeliydi. Aylardır süren yüzlerce eylemde, bizimle birlikte birçok farklı inisiyatifin dile getirdiği bu hakikat sonunda görmezden gelinemeyecek kitlesel bir talebe dönüştü. Hakkı haykıran bu sesin kısılamayacağı, aksine toplumdaki karşılığının giderek güçleneceği anlaşılınca AKP iktidarı, İsrail’le ticarete kısıtlama kararı aldı.” diye konuştu.
“KISITLAMA YETMEZ, AMBARGO GEREK”
Ticaret Bakanlığı’nın İsrail’e aralarında inşaat demirinden yassı çeliğe, mermerden seramiğe kadar 54 ürün grubunu kapsayan ihracat kısıtlaması getirdiğini hatırlatan Altıntaş, özetle şöyle konuştu:
“Siyonizme giden bir demir parçasını daha engelleyecek her adım bir kazanımdır ancak 185 gün sonra gelen sınırlı ve belirsiz bir kısıtlama ile yetinecek miyiz? 185 gün boyunca siyonizmi besleyerek ona can suyu olan, Gazzeli kardeşlerimizin kanına giren rantçı sermayeye ve onlara bu ticaret iznini tanıyan yöneticilere hesap sormayacak mıyız? Daha da önemlisi, tam bir boykota dönüşmediği sürece kısıtlamanın ticareti durdurmadığını, yani ihanetin devam ettiğini haykırmayacak mıyız? Niçin ‘Kısıtlama yetmez, ambargo gerek’ diyoruz? Çünkü hala Gazze açlıktan ölürken Siyonistleri bu topraklardan giden gıda ürünleri besliyor. Çünkü Azerbaycan petrolü Türkiye üzerinden İsrail’e akmaya devam ediyor. Çünkü Zorlu gibi yerli sermayeler, Siyonistlerle kirli ticaretlerine tam gaz devam ediyorlar. Bugün hem İsrail’le ticaretin tamamen sonlandırılması talebimizi bir kez daha hatırlatmak, ‘kısıtlama’ ile ihanetin bitmediğini ilan etmek hem de İsrail’i koruyan yabancı üslerin derhal kapatılmasını istemek için buradayız.”
“İNCİRLİK VE KÜRECİK ÜSLERİ KAPATILSIN” TALEBİ
Ali Altıntaş, İncirlik ve Kürecik üslerinin kapatılması gerektiğini vurgulayarak, “İsrail’in şu an dünyadaki en önemli müttefiki ABD, Kürecik Radar Üssü’nü 2012’de kurmuştur ve hala yönetiminde NATO’nun ABD-Avrupa Ordusu bileşeni yer almaktadır. Hal böyle iken Kürecik radarının elde ettiği istihbaratın İsrail’le paylaşılmadığını iddia etmek mümkün mü? İsrail’e şu an açıkça silah satan, siyonizmin yanında saf tutan NATO unsurlarının, özellikle Almanya’nın kontrolündeki bir radar ağının İsrail’i korumadığına mı inanmalıyız? Kürecik radarının ve İncirlik Üssü’nün İsrail’i kollayan rolleri ortadayken yapılması gereken artık bellidir; üsler kapatılmalı, emperyalistlerle askeri ittifak sonlandırılmalıdır.”
“KARA BİR LEKEDİR”
İsrail ile Türkiye arasındaki yıllık 9 milyar dolarlık ticaretin derhal kesilmesi gerektiğini söyleyen Altıntaş, “Uzun süre ticaretle ilgili iddiaları savuşturmaya çalışan AKP iktidarının, gelen tepkileri dizginlemek için sözüm ona pek çok ürün için kısıtlama kararı çıkarması bir yandan itiraf, diğer yandan ise ciddiyetsizliktir. ‘İsrailin Gazzeye yönelik insani yardımlara izin vermesi’ gibi sınırlı bir şart ile sürülerek ilan edilen bu kararın halihazırda içeriği de yetersizdir ve günü kurtarmaya yöneliktir. Onca katliama ortaklık eden bütün bu ticari faaliyetler, sorumluluk taşıyan her kişi ve kurum için alınlarına kazınmış birer kara lekedir.” ifadelerini kullandı.
ZEYBEKÇİ’YE SERT TEPKİ
Nihat Zeybekci’nin açıklamasını hatırlatan Ali Altıntaş, “Zeybekci’nin açıklamaları ise bütün bu gerçekleri kabul etmeye yanaşmayan herkesin suratına atılan bir tokat olmuştur. Zeybekci’nin kısaca, ‘Katliam var eyvallah ama ticaretten, paradan da vazgeçmeyiz’ anlamına gelen ifadeleriyle işbirlikçiliği alenen kabul etmiştir. Burada sayılması imkansız kabarık bir listeyi kapsayan bu Siyonistsever tüccarlık, katliama ortak olmanın açık beyanından başka bir şey değildir. Gıdadan enerjiye, Varlık Fonu şirketinin bor madeni satışından bakır kablosuna kadar sayısız ürünün ton ton ihracı yapılmaya devam ediyorsa bize düşen de bu işbirlikçiliğe itiraz etmek olacaktır.” diye konuştu.
Siyonistlerle serbest ticareti savunarak, onca katliama rağmen paradan vazgeçmeyerek Filistin halkından yana olunamayacağını belirten Altıntaş, egemenlerin emperyalistler ve siyonistlerle ilişkileri aklamaya çalışan medya manipülasyonlarına itirazlarını dile getirmeye devam edeceklerini vurguladı.
Grup açıklamanın ardından dağıldı.
]]>Ancak politika belirleyiciler, siyasi yorumcular ve askeri liderler hâlâ birkaç gün önce iki eski düşman arasında yaşanan ve yıkıcı bir uluslararası çatışmayı tetikleme potansiyeli belki de küçük bir teknolojik nedenle engellenmiş olan karşılıklı saldırıların niteliğini anlamaya çalışıyor.
İran ve İsrail ilk kez birbirlerine doğrudan saldırmışlardı. Bazı analistler İran saldırısının şimdiye kadarki en büyük birleşik füze ve İHA saldırısı olduğunu söylüyorlar. Bu 1991’de Saddam Hüseyin’in Scud füzelerinden bu yana İsrail’e yönelik ilk dış bombardımandı.
İran’a ait 300’den fazla İHA ve füzenin çoğu düşürüldü. Ancak GPS yönlendirme sistemlerinden birinin arızalanması, bir füzenin yerleşim alanına düşerek büyük sivil can kaybına yol açabilirdi.
Üst düzey bir Batılı güvenlik yetkilisinin ifadesiyle, o zaman “Çok farklı bir sonuç olabilirdi.”
Yine de bazı Batılı yorumcular 13 Nisan’daki saldırıdan ve İsrail’in geçen haftaki sınırlı misillemesinden olumlu sonuçlar çıkarılabileceğini düşünüyor. İsrail’in savunmasının müttefikler arası askeri işbirliğinin iyi bir örneği olduğunu ve hem İran hem de İsrail’in tırmanma merdiveninden nasıl ineceklerini öğrendiklerini savunuyorlar.
İstihbarat bakımından, ABD’nin İran’ın planlarını Cumartesi akşamı yapılacak saldırıdan önceki Çarşamba sabahı öğrendiği söylendi. Üst düzey bir Batılı kaynak, “İran’ın vereceği yanıtın beklentilerin en üst sınırında olacağını öğrendik” dedi. “Ve bu biraz şok etkisi yarattı. Ama uluslararası tepkinin güçlenmesine yardımcı oldu.”
İran’a karşı yeni bir bölgesel ittifak mı?
En önemlisi de, ABD böylelikle Körfez’de Ürdün ve Suudi Arabistan gibi bazı ülkeleri İsrail’in savunmasına katılmaya ikna edebildi.
Bu ülkeler, İran’ın saldırı planlarının boyutunu anladıklarında, İsrail’in sert bir misillemeye yönelmesi halinde bölgesel bir savaşın tırmanmasından korkuyordu. Dolayısıyla iyi bir istihbarat ve (ABD reddetse de) İran’ın verdiği özel sinyallerle İsrail ve müttefikleri hazırlanmak için zaman kazandı.
Ürdün ve Suudi Arabistan’ın oynadığı roller hala tam olarak açıklığa kavuşmuş değil. Ürdün, egemenliğini korumak için meşru müdafaa kapsamında İran’a ait İHA’ları düşürdüğünü kabul etti. Ürdün’ün ayrıca İsrail savaş uçaklarının hava sahasına erişimine de izin verdiği anlaşılıyor. Suudilerin ABD’ye bilgi sağladığı ve Yemen’deki İran destekli silahlı gruplardan gelebilecek her türlü tehdidi izlediği düşünülüyor.
ABD, İngiliz, Fransız, Ürdün ve Suudi orduları ortak hava savunması konusunda birlikte çalışabileceklerini gösterdiler.
Güvenlik kaynağına göre, “Olağanüstü başarılı bir taktik operasyondu. İstihbarat bunu işaret etti, tüm bölgeyi görebiliyorduk ve birlikte çalıştık. Dünyada başka hiçbir ülkeler grubu bunu yapamaz”.
Bazıları bunun İran’a karşı yeni bir bölgesel ittifakın başlangıcı olabileceğini de söylüyor. Bazılarına göre ise bu, teknolojik başarıyı kutlarken daha büyük siyasi resmi gözden kaçıran tipik bir güvenlik ve askeri bakış açısı.
Daha kötümser analistler de İran’ın İsrail’e önemli bir zarar vermeyi istemesi halinde önceden uyarıda bulunmaktan kaçınabileceğini, hedeflerini genişletebileceğini, ikinci bir saldırı dalgası başlatabileceğini, hatta Hizbullah’a Lübnan’dan büyük bir saldırı düzenlemesi emrini verebileceğini savunuyor.
Uluslararası Stratejik Araştırmalar Enstitüsü adlı düşünce kuruluşundan Emile Hokayem’e göre, operasyon İsrail’in savunması için müttefiklerine ne kadar güvenmesi gerektiğini gösterdi. Hokayem ayrıca İsrail’in daha yüksek yoğunluklu bir çatışma için yeterli hava savunma füzesine sahip olup olmadığını da merak ediyor.
“Ukrayna ve Rusya arasındaki savaşta gördüğümüz gibi, stokta ne kadar iyi malzemeye sahip olduğunuz önemli” diyor.
Hokayem ayrıca bu krizin yeni bir bölgesel askeri ittifakın başlangıcı olabileceği fikrine katılmıyor.
“Yeni bir dönemin eşiğinde değiliz. Arap devletleri işbirliği yaptı çünkü öncelikle bölgesel bir çatışmadan kaçınmak istiyorlar. Batılı müttefiklerine iyi bir ortak olduklarını göstermek istiyorlar. Bu aynı zamanda basit bir ulusal egemenlik meselesi. Gökyüzünde bir şeylerin uçmasını ve patlamasını istemiyorlar.”
İki ülke ders çıkardı mı?
İyimserlerin ikinci iddiası ise İran ve İsrail’in bu deneyimden ders çıkardığı yönünde. Her iki ülkenin de niyetlerini doğru bir şekilde ifade ettiklerini; itibar kaybetmeden gerilimi azaltabileceklerini fark ettiklerini ve karşılıklı caydırıcılığı yeniden tesis edecek bir korku yaşadıklarını söylüyorlar.
İran İsrail’e saldırmış olabilir ama müttefiklerini niyeti konusunda uyardı ve bunun bir defaya mahsus olduğunun sinyalini verdi.
İsrail, İran’ın merkezindeki hava savunma sistemlerini hedef alarak İran’ı istediği zaman ve istediği yerde vurabileceğinin sinyalini verdi.
Hatta İsrail’in misilleme konusunda İran’ı uyarmış olabileceği bile söylendi. İran’ın ise İsrail’in misillemesine hemen karşılık verme niyetinde olmadığının sinyalini verdi.
Her iki tarafın askeri dersler çıkardıkları kesin. Savaş Araştırmaları Enstitüsü’ne göre “Saldırı muhtemelen İran’ın İsrail hava savunma sisteminin güçlü ve zayıf yönlerini tespit etmesine yardımcı oldu”. İsrail ve ABD de İran’ın taktik stratejilerini daha iyi anlamış olacak.
Doğrudan saldırı kolay bir seçenek haline mi geldi?
Bazıları ise bunun tersini, hem İran’ın hem de İsrail’in bir tabuyu yıktığı ve doğrudan saldırının artık daha kolay bir seçenek olduğunu savunuyor.
Foreign Affairs dergisi için kaleme aldığı makalede Dış Politika Araştırma Enstitüsü’nden Afshon Ostovar’a göre, İran’ın saldırısının boyutu artık itidal politikası konusunda ikna olmadığını gösteriyor.
“İran’ın kasıtlı olarak zayıf bir saldırı düzenlediği düşüncesi temelsiz. İran İsrail’e karşı etkili bir darbe indirmeyi umuyordu.”
Hokayem, İran ve İsrail’in birbirlerini anlamayı öğrendikleri fikrine karşı çıkıyor. İsrail’in, İran’ın Şam’daki konsolosluğunda İran Devrim Muhafızları’nın birkaç komutanını öldürme kararının sonuçlarını idrak edememesini örnek gösteriyor.
“Bu iki ülke birbiriyle konuşmuyor. Bunun yerine askeri duruşları ve üçüncü taraflar aracılığıyla sinyal veriyorlar. Bu işler oldukça hızlı bir şekilde kötüye gidebilir. Karşı tarafın niyetini ya da risk iştahını yanlış okumak ilişkilerde hatadan ziyade bir özellik.”
İki tarafın da caydırıcılığı yeniden tesis ettiğine dair şüpheler de var. İsrail gazetesi Haaretz’in savunma analisti Amos Harel’e göre “İki ülke de oyunun önceki kurallarını ihlal etti ve bunun maliyeti sınırlı oldu… İki ülke arasındaki caydırıcılık dengesi (şu anda) sarsılmış durumda”.
Belki de bu krizden pek çok kişinin çıkardığı en önemli ders, bölgenin tam ölçekli bir savaşa ne kadar yaklaşmış olduğuydu.
Batılı bir diplomatın ifadesiyle “Büyük bir rahatlama oldu. Her şey çok farklı olabilirdi.”
]]>Asya, Avrupa, Güney Amerika, Afrika dahil 7 kıta ve 75 ülkeden 600’e yakın parlamenterin katıldığı, 5. Parlamenterler Arası Kudüs Platformu Konferansı’nın açılış oturumu, dün Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın katılımıyla İstanbul’da bir otelde yapıldı.
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Cumhuriyet Meclisi Başkanı Zorlu Töre, Faslı milletvekili ve Afrika Parlamentosu üyesi Abdel Samad Haikar ve konferansın düzenli katılımcısı Eski Alman milletvekili Cemal Karslı, konferansa ilişkin AA muhabirine değerlendirmelerde bulundu.
KKTC Cumhuriyet Meclisi Başkanı Töre, bu konferansın Gazze’deki zulmü, Kudüs’ü dile getirmek için yapıldığını belirterek “1967’den beri Filistinliler işgal altındadır, zulüm çekiyorlar ve maalesef medeni dediğimiz ülkeler de seyirci kalıyor hatta İsrail’e destek veriyor. ‘Dünya beşten büyüktür’ sözü, çok gerçekçi bir ifade olmuştur.” diye konuştu.
Avrupa ülkelerinin İsrail’e desteği ve İsrail’in Gazze’ye saldırılarına sessiz kalmasına tepki gösteren Töre, “Yine dünya maalesef Avrupa’dan daha büyüktür. Medeni dediğimiz Avrupa ülkeleri de katil İsrail’in yanında yer alıyorlar, İsrail kasaplarının yanında yer alıyorlar.” ifadelerini kullandı.
Töre, bu nedenle Türkiye’nin liderliğinde bunu yeniden gündeme getirmenin ve Müslüman ve Müslüman olmayan ülkeden de parlamenterlerin burada toplanmasının güzel olduğunu belirterek TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’a teşekkür etti.
Töre, “Bu zulüm bitecek. İnsanlar inşallah hürriyete, özgürlüğe kavuşacak Filistin’de ama insanlık çok utanmıştır. Bu zulümden, bu vahşetten dünya insanlığı çok utanmıştır ama insanlığını kaybeden medeni ülkeler vardır. Bu da bir kere daha orta yere çıkmıştır.” dedi.
Türkiye’nin İsrail’in Gazze’ye saldırılarını sona erdirme çabalarına da değinen Töre, şunları kaydetti:
“Maalesef dünyada sessizlik devam ediyor. Uzun vadeli bir milli mücadele şekline dönüştü bu iş. Zaten Türkiye, İslam ülkelerinin daima liderliğini üstlenmiş bir ülkeydi. Dolayısıyla Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğini çok önemsiyoruz. İnşallah Recep Tayyip Erdoğan başaracaktır. Filistin halkı zulümden kurtulacaktır. İnşallah katliamlar son bulacaktır Gazzelilere karşı. Batı dünyasını bir kere daha kınıyoruz. Katil İsrail’i lanetliyoruz.”
“Bu konferansın suçlu üzerinde siyasi baskıya yol açacağını umuyoruz”
Faslı milletvekili ve Afrika Parlamentosu üyesi Abdel Samad Haikar da İsrail’in Gazze’ye saldırılarında çocuk ve kadınların hedef alındığını, bu nedenle uluslararası hukuk tarafından suç sayıldığını vurgulayarak bu konferansın halkların İsrail’in Gazze’ye saldırılarına tepkisini göstermesi açısından önemli olduğunu dile getirdi.
Burada 80’e yakın ülkenin parlamentosunun bulunduğunu kaydeden Haikar, bu tür konferansların bir baskı ve ret ifadesi olduğunun altını çizdi.
Haikar, “Bu parlamenterler arası konferansın bu ülkelerdeki siyasi kararlara etkisi olacaktır ve bunun ABD ve İsrail, yani suçlu üzerinde siyasi baskıya yol açacağını da umuyoruz.” dedi.
“Türkiye’nin pozisyonu diğer ülkelerin pozisyonlarının çok ilerisinde”
Konferansın düzenli katılımcısı eski Alman milletvekili Cemal Karslı ise Türkiye’nin Gazze konusunda onurlu duruşunun olduğunu belirterek “Bütün İslam ve Arap dünyasının Türkiye’nin duruşuna sahip olmasını ne kadar isterdim ama Türkiye’nin pozisyonu diğer ülkelerin pozisyonlarının çok ilerisinde.” diye konuştu.
Bu konferansta dünyanın her yerinden temsilciler olduğunu anlatan Karslı, “Bu, Gazze’deki, Kudüs’teki, Filistin’deki halkımıza büyük bir ivme kazandırıyor. Yanınızdayız, kalbimiz sizinle. Yalnız değilsiniz.” ifadelerini kullandı.
Filistin halkına seslenen Karslı, “Siz bizim bir parçamızsınız, sizin acınız bizim acımızdır ve biz biriz, dolayısıyla bu konferans gerçekten de tam zamanında geldi. Burada olduğum için çok mutluyum.” ifadelerini kullandı.
Karslı, Almanya’daki yetkililerin “siyonist lobiden” korktuğu için İsrail’e sesini yükseltemediğini belirterek “Ne yazık ki Almanya hem Filistinlilere baskı yaparken hem de başlı başına suça destek verirken kendi Nazi tarihinin acısını çekiyor, kendi Nazi tarihini silmek istiyor.” değerlendirmesini yaptı.
Siyasetçilerin medyadan korktuğunu vurgulayan Karslı, “Ne yazık ki medyanın kimin elinde olduğunu biliyoruz ve bu nedenle Alman toplumu, Alman siyasetçiler ve Alman karar vericiler siyonist lobinin önünde eğiliyor.” dedi.
]]>(İSTANBUL) Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Erdoğan, Parlamenterler Arası Kudüs Platformu 5. Konferansı’nda konuştu. Erdoğan, “Ellerindeki basın ve lobi gücüyle Gazze’de işledikleri cinayetlerin üstünü örtebileceklerini düşünüyorlar. Buradan onlara şu hakikati tekrar hatırlatmakta fayda görüyorum. Ne yaparsanız boş, ne kadar uğraşsanız da beyhude, Tayyip Erdoğan’ın kalbine de, kavline de zincir vuramazsınız. Sizin tehditlerinize ve baskılarınıza asla boyun eğmeyiz. Biz şartlara göre, esen rüzgara göre tavrını belirleyen tatlı su siyasetçilerinden değiliz. Biz bu yola kefenimizi giyerek çıktık” dedi. Erdoğan, Kürecik’teki radar merkezinin, Türkiye ve ittifakının güvenliği dışında hiçbir devletle ilişkisi ve bağı olmadığını da belirtti. Konferansa, platformun Türkiye Başkanı Nureddin Nebati ile Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş da katıldı.
İstanbul Bahçelievler’de “Filistin için Özgürlük ve Bağımsızlık” temalı 5’inci Parlamenterler Arası Kudüs Platformu Konferansı düzenlendi. Bir otelde düzenlenen konferansa Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, Parlamenterler Arası Kudüs Platformu Başkanı Hamid Abdullah Al Ahmar, Parlamenterler Arası Kudüs Platformu Türkiye Başkanı Nureddin Nebati, Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş ve yerli ve yabancı 600’e yakın milletvekilinin yanı sıra çok sayıda davetli katıldı. Program, Kur’an-ı Kerim tilaveti ve ardından videolu tanıtım gösterimi ile başladı. Kur’an-ı Kerim, Ayasofya-i Kebir Camii Şerifi İmamı Bünyamin Topçu tarafından okundu.
Erdoğan, Parlamenterler Arası Kudüs Platformu’nun faaliyetleriyle, toplantı ve konferanslarıyla Filistin davasının küresel ölçekte sesi ve nefesi olduğunu belirterek şu değerlendirmelerde bulundu:
“HAÇLI ZİHNİYETİNİN TEKRAR HORTLATILDIĞINI GÖRÜYORUZ. HİÇBİR GÜÇ KALBİMİZDEN KUDÜS SEVGİSİNİ SÖKEMEZ”
“Bilhassa ilk kıblemiz Mescid-i Aksa’nın mahremine, tarihi statüsüne ve kutsiyetine yönelik tacizler giderek artıyor. İşgalci İsrail tarafından Kudüs’ün kadim kimliği adım adım yok ediliyor. Kandan ve gözyaşından beslenen haçlı zihniyetinin tekrar hortlatılmak istendiğini görüyoruz. Haçlı zihniyetinin tekrar hortlatıldığını görüyoruz. Hiçbir güç kalbimizden Kudüs sevgisini sökemez. Türkiye olarak Kudüs’e sahip çıkmayı bir görev biliyoruz.
“NE YAPSANIZ NAFİLE TAYYİP ERDOĞAN’IN KALBİNE ZİNCİR VURAMAZSINIZ”
Türkiye olarak Kudüs’e sahip çıkmayı bir görev biliyoruz. Kudüs’ü savunmanın insanlığı savunmak inancıyla mücadelemizi azimle sürdürüyoruz. İnsanlık ve barış adına yürüttüğümüz mücadeleye destek veren Kudüs Platformu’na şükranlarımı sunuyorum. Filistinli kahramanlara bir kez daha saygılarımı gönderiyorum. 7 Ekim’den bu yana yaşananları anlatmaya artık kelimeler yetersiz kalıyor. Modern dönem firavunlarını görmek isteyenler Filistinlileri katledenleri baksın. Nazi zihniyeti Gazze’de 35 bin insanı katletti. Günümüzün Hitler’i Gazze kasabıdır. İsrail yönetimi bizi susturabileceğini zannediyor. Buradan onlara şu hakikati tekrar hatırlatmak istiyorum. Ne yapsanız nafile Tayyip Erdoğan’ın kalbine zincir vuramazsınız. Sizin tehditlerinize ve baskılarınıza asla boyun eğmeyiz. Biz şartlara göre, esen rüzgara göre tavrını belirleyen tatlı su siyasetçilerinden değiliz. Biz bu yola kefenimizi giyerek çıktık.
“ESEN RÜZGARA GÖRE TAVRINI BELİRLEYEN TATLI SU SİYASETÇİLERİNDEN DEĞİLİZ”
Hiç kimse bizden soykırıma sessiz kalmamızı bekleyemez. Hamas’a terör örgütü iftirası atanlardan olamayız. Varsın birileri rahatsız olsun, biz işgalcilere karşı vatanlarını savunan Hamas’ı Filistin’in Kuvay-ı Milliye’si olarak görmeye devam edeceğiz. Gazzeli kardeşlerimizin direnişine destek vermeye devam edeceğiz. Duam şu; “Ya Rabb, Kahhar ismi şerifinle tecelli ederek başta Netanyahu olmak üzere bu siyonistleri kahru perişan eyle”. İsrail’le artık ilişkilerimizi ticari anlamda başta olmak üzere kestik, kesiyoruz. 2000 yılı aşkın tarihimizin hiçbir döneminde asla soykırım yapmadık, masumlara dokunmadık. Nazilerden kaçanlara biz sahip çıktık ey Netanyahu. Gazze’ye yardımlarda ilk sırayı Türkiye yer alıyor. Gönderdiğimiz yardımlar 50 bin tona yaklaştı.
“AHLAK DIŞI BİR SÜRÜ İDDİALAR GÜNDEME TAŞINDI”
Samimi bir üzüntümü paylaşmak istiyorum. Geçen ay seçim yapıldı. Bu konuda büyük bir haksızlığa maruz kaldık. Filistin’e verdiğimiz destek gölgelemeye çalışıldı. İsrail’e jet satışı yapıldı iftirası yapacak kadar gözlerini kararttılar. Jet yakıtı gönderdiler kadar ahlak dışı bir sürü iddia gündeme taşındı. Sizin vicdanınız var mı ya? Ahlak dışı bir sürü iddia gündeme taşındı. Ülkemiz aleyhine kullanılması çok yaralayıcı, yaralandık. Bu propagandanın içinin boş olduğu görüldü. Onlar bu iftirayı atsalar da biz yolumuza aynı kararlılıkla devam ediyoruz. Kürecik’teki radar merkezinin, ülkemizin ve ittifakımızın güvenliği dışında hiçbir devletle ilişkisi ve bağı yoktur, olamaz da. Siyasi çıkar için bize iftira attılar. Yalan söylemeyin, kurtulamazsınız. Bunun hesabını da ebedi alemde vereceksiniz. Yalan üzerinden siyaset yapılmasın. Hukukun da siyasetin de temel kuralı bellidir, müddei iddiasını ispatla mükelleftir. Varsa elinizde bir belgeniz çıkarsınız. Gündeme gelmek uğruna Türkiye’nin Filistin davasında duruşuna gölge düşürmeye hakkı yoktur.
“BUGÜNE KADAR KİMSENİN İNANCINA, KÖKENİNE, KİMLİĞİNE BAKMADAN BAŞI DARA DÜŞEN HERKESE BİZ KAPIMIZI AÇTIK”
Çok açık söylüyorum, çocuğunun doğum gününü Gazzeli sabileri öldürerek kutlayan bir zihniyetin insanlıkla, en temel insani değerlerle bağı kalmamış demektir. İsrail yönetimi bize laf söylemeden önce bu vahşetle yüzleşmeli, terör örgütü gibi değil hukukla mukayyet bir devlet mantığıyla hareket etmeyi öğrenmelidir. Bunu yapmadıkları müddetçe bizim de İsrailli yöneticilere karşı tavrımız değişmeyecektir. Son olarak daha yeni açıkladım. İsrail’le artık ilişkilerimizi ticari anlamda başta olmak üzere bunu Dışişleri Bakanım da açıkladı kestik, kesiyoruz. Şunun da özellikle altını çiziyorum, Türkiye iki bin yılı aşan tarihinin hiçbir döneminde asla soykırım yapmamış, sömürgeci olmamış, savaşta bile olsa masumlara dokunmamış bir ülkedir. Bugüne kadar kimsenin inancına, kökenine, kimliğine bakmadan başı dara düşen herkese biz kapımızı açtık.
“GEZİ OLAYLARINDA İSTANBUL’A KAMP KURANLARIN GAZZE PROTESTOLARINI GÖRMÜYOR”
1915 olayları üzerinden Türkiye’ye yönelik asılsız iddialar yerine ABD Gazze’ye bakmalı. İki yüzlü politikalarını reddediyoruz. Siyonizmin küresel ölçekteki tahakkümünü görmüş olduk. Ekonomiyi, ticareti, sanatı, akademi dünyasını nasıl esir aldığını ortaya çıkardı. Batı’nın demokrasi, özgürlük, hukuk, basın hürriyeti gibi değerleri işin ucu İsrail’e gelince unutuldu. Gezi olaylarında İstanbul’a kamp kuranların Gazze protestolarını görmüyor. Basın kuruluşları Gazze’de öldürülen meslektaşları hakkında tek bir cümle kuramıyor.
“BMGK GAZZE’DEKİ KATLİAMI ÖNLEYEMEDİ”
Kürecik’teki radar merkezinin ülkemizin ve ittifakımızın güvenliği dışında hiçbir devletle herhangi bir ilişkisi, bağı, irtibatı yoktur ve olamaz. Amerikan yönetimi İsrail’e verdiği koşulsuz askeri ve diplomatik destekle çözüme katkı sunmuyor. Sorunun daha da büyümesine vesile oluyor. BMGK, İsrail’e söz geçirememiş, Gazze’deki katliamın önüne geçememiştir. Bütün insanlığın kaderini 5 ülkenin kaderine bırakan mevcut yapıya bırakılması mümkün değildir. Gazzeli kardeşlerimizin yaşadığı dramların gündem düşürülmemesi için çok daha çaba harcayacağız”
]]>Parlamentonun Jubilee Salonu’nda gerçekleştirilen tanıtıma Türkiye’nin Londra Büyükelçisi Osman Koray Ertaş, AA Yönetim Kurulu Başkanı ve Genel Müdürü Serdar Karagöz, Lordlar Kamarası Üyesi Qurban Hussain, İşçi Partisi milletvekili Khalid Mahmood ve Uluslararası Af Örgütü Orta Doğu ve Kuzey Afrika Bölge Direktör Yardımcısı Aya Majzoub ile çok sayıda davetli katıldı.
Kanıt belgeselinin lansmanında konuşan Büyükelçi Ertaş, AA’nın Türkiye’nin en güçlü markalarından biri olarak haber alanında küresel bir güç haline geldiğini ifade etti.
AA Genel Müdürü Karagöz’e AA muhabirlerinin tüm dünyada yaptığı çalışmalardan dolayı teşekkür eden Ertaş, belgeselin Gazze’de yaşananları anlatan güçlü bir çalışma olduğunu söyledi.
Ertaş, “İşgal altındaki Filistin topraklarındaki acı 200 gündür devam ediyor. 7 Ekim’e verilen karşılık Gazze’de modern zamanlarda gördüğümüz en büyük insan yapımı krize yol açtı. Daha önce görülmemiş bir yıkım gözlerimizin önünde yaşanıyor. Yaşanan can kayıplarının büyük bölümünü kadın ve çocuklar oluşturuyor. Bir jenerasyon yok oluyor.” diye konuştu.
Açlığın ve tedarik edilmeyen su, elektrik ve yakıtların da ölüme sebep olduğunu anlatan Ertaş, “Gazze’deki günlük ortalama ölüm sayısı 21’inci yüzyıldaki tüm diğer çatışmalardan daha fazla. Bunun yanında Batı Şeria’da da yasa dışı Yahudi yerleşimci şiddeti 7 Ekim’den bu yana artıyor.” dedi.
Ertaş, uluslararası toplumun 200 günü aşkın süredir akan kanı durduramadığına da işaret ederek acil ve kalıcı ateşkesin bu kanı durduracak ve kalıcı çözüme gidecek en önemli yol olduğuna dikkati çekti.
Türkiye’nin Gazze’ye yapılan insani yardımlarda lider ülkelerden olduğunu söyleyen Ertaş, 45 bin ton yardımın bölgeye sevk edildiğini, 900’ün üzerinde kişinin de tedavi için transfer edildiğini anlattı.
Ertaş, 1967 sınırları ile Doğu Kudüs’ün Filistin başkenti olduğu iki devletli çözümün kalıcı barış için önemine de vurgu yaparak sorumluların adalet karşısına çıkarılması ve kurallara dayalı düzene inancın güçlendirilmesi gerektiğini söyledi.
“Hiçbir ülke dokunulmaz değildir.” diyen Ertaş, uluslararası hukukun herkes için geçerli olduğunu belirtti.
AA’ya Kanıt belgeseli için teşekkür eden Ertaş, Gazze’de yaşananları haberleştiren tüm AA çalışanlara da teşekkürlerini iletti.
“Geçtiğimiz 6 ay içinde 140 gazeteci Gazze’de görev yaparken öldürüldü”
AA Yönetim Kurulu Başkanı ve Genel Müdürü Karagöz, Gazze’de 7 Ekim’den bu yana yaşananların uluslararası manşetlere taşındığını ve herkesin dikkatini çektiğini, uluslararası toplumun Filistin ve İsrail yanlısı olarak iki gruba bölündüğünü ifade etti.
“Ben bir politikacı değilim. Yargıç ya da hukuk uzmanı da değilim. Ben bir gazeteciyim.” diyen Karagöz, Londra’ya siyasi gündemle gelmediğini, hakikatin yanında olduğunu dile getirdi.
Karagöz, “Bugün buraya onurlu mesleğim olan gazeteciliğe karşı sorumluluklarımı yerine getirmek için geldim.” dedi.
Gazetecilerin toplumun ruhu olduğunu ve Gazze halkının başına gelenleri izlerken ruhunun huzursuz olduğunu söyleyen Karagöz, şunları kaydetti:
“İsrail ordusunun saldırılarının doğrudan sonucu olarak 35 binden fazla Filistinli öldürüldü. Bu ölümlerin 24 bini kadın ve çocuklardan oluşuyor. Tehlikeli koşullara rağmen cesur gazeteciler savaş sisi altında küresel izleyicilere gerçekleri aktarmak için çalışmaya devam ediyor. Geçtiğimiz 6 ay içinde 200 insani yardım çalışanı ve 140 gazeteci Gazze’de görev yaparken öldürüldü.”
Karagöz, Gazze’de öldürülen gazetecilerden birinin, AA’nın Gazze’de görev yapan kameramanı Muntasır es-Savvaf olduğunu belirterek, “Birçok insan için o sadece bir istatistik olacak. Benim için ise Muntasır bir kahraman. Gerçeği korumak ve anlatılmamış hikayeleri anlatmak için en büyük fedakarlığı yaptı.” dedi.
AA’nın, binlerce saatlik gazeteciliği, “Kanıt” adını verdiği belgeselde derlediğine işaret eden Karagöz, her suçun ardında bir kanıt bıraktığını, kovuşturma için kanıtların gerekli olduğunu ifade etti.
Karagöz, son zamanlarda uluslararası toplumdan İsrail hükümetinin Gazze’de soykırım yaptığına dair pek çok suçlama geldiğine işaret ederek soykırım kelimesinin hukuki bir terim olduğunu vurguladı.
Soykırım Sözleşmesi’nin bu terimi “ulusal, etnik, ırksal ya da dini bir grubu kısmen ya da tamamen yok etmek amacıyla işlenen fiiller” olarak tanımladığına işaret eden Karagöz şunları kaydetti:
“Peki Gazze’de bir soykırım suçu var mı? Daha önce de belirttiğim gibi, ben bir hukuk uzmanı değilim ve bu kararı verecek yetkinliğe sahip değilim. Ancak bir gazeteci olarak hukuk uzmanlarına gerçekleri sunmaya hazırım.”
AA’nın “Kanıt” kitabı UAD’de soykırım kanıtı olarak kullanıldı
Karagöz, AA olarak 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze, İsrail ve bölgenin dört bir yanından olayları yakından takip ettiklerini ve “Kanıt” isimli kitap hazırladıklarını anlattı.
Kitabın, uluslararası toplumu gerçekler hakkında bilgilendirmek ve gelecek nesillere tarihi bir kayıt bırakmak amacıyla hazırlandığını vurgulayan Karagöz, “Bu kitaptaki görüntüler, Uluslararası Adalet Divanı’nda Güney Afrika tarafından İsrail’e karşı açılan davada soykırım kanıtı olarak kullanılmıştır.” dedi.
Karagöz, “Kanıt” belgeselinin de 2,5 ayda tamamlandığını ve Lübnan, İsrail, İtalya, ABD ve İngiltere’de çekildiğini belirterek, belgeselde yer alan Gazze görüntülerinin tamamının, ajansın kendi personeli tarafından çekildiğinin altını çizdi.
Belgesele dünyaca ünlü birçok uzman ve uluslararası kuruluş temsilcisinin katkıda bulunduğunu bildiren Karagöz, “İnsan Hakları İzleme Örgütü, Uluslararası Af Örgütü, Birleşmiş Milletler ve Situ Studios gibi uluslararası insan hakları örgütleri ve kurumları en önde gelen katkı sağlayıcılardır.” diye konuştu.
Karagöz, belgeselin yönetmeni Atakan Kerküklü ve Baş Yapımcı Abdulkadir Karakelle’yi bu anlamlı çalışmanın ortaya çıkmasında gösterdikleri muazzam çaba için tebrik ederek, şunları kaydetti:
“Ayrıca, bizleri parlamentoda ağırlayan milletvekili Tahir Ali’ye ve bu etkinliğin düzenlenmesine yardımcı olan Türkiye’nin Londra Büyükelçisi Osman Koray Ertaş’a teşekkür ediyorum. Anadolu Ajansı olarak gerçeği dile getirme görevimizi yerine getirmeye devam edeceğiz. Bu gerçek bazıları için sakıncalı olsa bile. İnanıyorum ki er ya da geç herkes bu belgeseli izleyecek çünkü gerçeklere ve doğrulara dayanan bu belgesel er ya da geç uluslararası adaleti sağlayacaktır.”
AA fotoğrafları beyaz fosfor bombası kullanımını belgeledi
Majzoub da konuşmasında, AA’ya Lübnan’ın güneyinde ve Gazze’de yaptığı habercilikten dolayı teşekkür ederken, insan hakları örgütlerinin savaş suçları ve diğer ihlalleri belgelerken basından faydalandığını söyledi.
AA Foto Muhabiri Mustafa Haruf’un İsrail’in kullandığı mühimmata ilişkin fotoğraflarının beyaz fosfor gazı kullanımını ispatlamak açısından önemli olduğunu kaydeden Majzoub, “O fotoğraflar, İsrail ordusunun Gazze’deki yerleşim yerlerinde beyaz fosfor bombası kullanmasına ilişkin çalışmamızı hazırlamamızda kilit bir rol oynadı.” dedi.
Majzoub, İsrail’in Lübnan’ın güneyinde bir Reuters çalışanının hayatını kaybettiği, altısının da yaralandığı saldırısına ilişkin raporu hazırlarken de gazetecilerin çalışmalarından faydalandıklarını anlatarak, “Bu kanıtlarla yaptığımız analiz sonucunda saldırının sivillere yönelik direkt bir saldırı olduğu ve bir savaş suçu olarak ele alınması gerektiği sonucuna vardık.” diye konuştu.
İsrail’in gazetecilere yönelik saldırılarının savaş suçlarına ilişkin kanıtları elde etmeyi de zorlaştırdığının altını çizen Majzoub, AA’nın çalışmalarının savaşın vahşetini ortaya koyan çok sayıda kanıt elde etmeyi sağladığına vurgu yaptı.
]]>Videonun yayımlanmasının ardından Hersh Goldberg-Polin adlı rehinenin ailesi, 23 yaşındaki oğullarını “güçlü olmaya” ve “hayatta kalmaya” çağırdı.
Videonun ne zaman çekildiği bilinmiyor, ancak Hersh Goldberg-Polin 200 gündür rehin tutulduğunu söylüyor.
Goldberg-Polin’in annesi ve babası, tarafların bir an önce rehinelerin serbest bırakılmasını sağlayacak bir anlaşmaya varmasını talep etti.
Çarşamba günü Hamas’ın Telegram hesabında yayınlanan videoda baskı altında konuşan Goldberg-Polin, tıbbi yardıma ihtiyacı olduğunu söyledi ve İsrail hükümetinin rehinelerin kurtarılmasını müzakere etme girişimlerini eleştirdi.
Haftalardır süren müzakerelerden henüz bir anlaşma çıkmadı. Hamas Gazze’de tutulduğu düşünülen 133 rehineden 40’ının serbest bırakılması karşılığında altı haftalık bir ateşkes önerisini reddetti. Bu süreçte en az 30 rehinenin öldüğü tahmin ediliyor.
Öte yandan İsrail, uyarılara rağmen Gazze’nin güneyindeki Refah’a yönelik saldırı planlarını sürdürüyor gibi görünüyor.
ABD dahil pek çok ülke, saldırının bölgede barınan 1,5 milyon kişi için felakete yol açabileceğini söylüyor.
Rehine Goldberg-Polin Supernova müzik festivalindeydi
Hamas’ın 7 Ekim’deki saldırısı sırasında Hersh Goldberg-Polin Supernova müzik festivaline katılmıştı.
Festivalde 360’dan fazla kişi öldürüldü.
Saldırı sırasında onlarca kişiyle birlikte bir sığınakta saklandı ancak silahlı kişiler dışarıda toplanarak el bombaları atmaya başladı.
Hayatta olduğuna dair son görüntü, Hamas tarafından çekilen ve 7 Ekim’de sol kolunun bir kısmı kopmuş halde bir kamyonete bindirildiğini gösteren bir videoydu.
Çarşamba günü yayımlanan videoda Goldberg-Polin, “vücudumun her yerinde ciddi yaralar var, yaşam savaşı veriyorum” diyor ve acil tıbbi yardıma ihtiyacı olduğunu belirtiyor.
Goldberg-Polin ayrıca İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve hükümetini rehineleri “terk etmekle” suçluyor, “Senden bekleneni yap ve bizi derhal eve getir” diyor.
Rehineler ve Kayıp Aileler Forumu, Goldberg-Polin ailesinin yeni videonun yayınlanmasına izin verdiğini söyledi.
Forum, “Bu üzücü video, bu korkunç insani krizi çözmek ve sevdiklerimizin güvenli bir şekilde geri dönmesini sağlamak üzere hızlı ve kararlı bir şekilde harekete geçilmesi için acil bir çağrı niteliğindedir” dedi.
Hersh Goldberg-Polin’in anne ve babası da kendi video mesajlarını yayımladılar.
Jon Polin videoda, “Bugün Hersh’ün videosunu görmek bizi çok etkiledi” dedi ve şöyle devam etti:
“Onu hayatta gördüğümüz için rahatladık ama aynı zamanda onun ve diğer tüm rehinelerin ve bu bölgede acı çeken herkesin sağlığı ve refahı için endişeliyiz.”
Jon Polin, “Bugüne kadar müzakere yürüten tüm tarafların liderlerine bir çağrıda bulunuyoruz. Buna Katar, Mısır, ABD, Hamas ve İsrail de dahil. Cesur olun, elinizi taşın altına koyun, bu anı yakalayın ve hepimizi sevdiklerimize kavuşturacak ve bu bölgedeki acıları sona erdirecek bir anlaşma yapın” dedi.
Rachel Polin daha sonra oğluna doğrudan seslenerek, “Hersh, 201 gün sonra ilk kez bugün sesini duyduk ve eğer bizi duyabiliyorsan, sana şunu söylüyoruz. Seni seviyoruz, güçlü kal, hayatta kal” dedi.
İsrail ordusu sözcüsü Daniel Hagari, “Bu psikolojik terör videosu sadece Hamas’ın 7 Ekim’de yaptıklarını hatırlatmakla kalmıyor, aynı zamanda rehineleri ve ailelerini de terörize eden bu terör örgütünün ne kadar hasta olduğunu da hatırlatıyor” ifadelerini kullandı.
Kasım ayında varılan bir anlaşmanın ardından Hamas, bir haftalık ateşkes ve İsrail hapishanelerindeki 240 Filistinli mahkum karşılığında çoğu kadın ve çocuk 105 rehineyi serbest bırakmıştı.
Gazze sağlık bakanlığına göre 7 Ekim’den bu yana İsrail’in Gazze’de büyük bir yıkıma neden olan saldırılarında 34 bin 200’den fazla kişi öldürüldü.
]]>Turan, yarın İstanbul’da başlayacak 5. Parlamenterler Arası Kudüs Platformu Konferansı’na ilişkin AA muhabirinin sorularını yanıtladı.
Parlamenterler Arası Kudüs Platformu Yürütme Kurulu üyesi de olan Turan, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın öncülüğünde kurulan ve çalışmalarını TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’un himayesinde sürdüren Parlamenterler Arası Kudüs Platformunun düzenleyeceği konferansta önemli kararların alınacağını söyledi.
Turan, konferansın 26-28 Nisan tarihleri arasında İstanbul’da yapılacağını bildirdi.
“Dünyanın ve Türkiye’nin gündemi değişse de biz Filistin ve Gazze’de yaşanan soykırımı ve zulmü gündemden düşürmeyeceğiz” diyen Turan, Filistin konusunun ilkesel duruşlarının ve temel prensiplerinin en belirgin maddesi olduğunu söyledi.
Türkiye’nin siyasi, diplomasi ve parlamenter düzeydeki çabalarının ve girişimlerinin devam ettiğini kaydeden Turan, “Filistin’de yaşanan mezalimi tüm dünyaya anlatmayı sürdüreceğiz. 70 yılı aşkın süredir devam eden bu insanlık dışı vahşet ne yazık ki tüm dünyanın gözü önünde Batılı ülkelerin de koşulsuz destekleriyle hız kesmeden devam ediyor.” diye konuştu.
“Ülkemizin hadsiz ve mesnetsiz suçlamalarla karşı karşıya kalması siyonistlerin planı ve oyunudur”
Uluslararası düzeyde böyle kapsamlı ve geniş bir toplantının Türkiye’de yapılmasının içeride sürdürülmek istenen anlamsız tartışmalara da bir cevap olacağını ifade eden Turan şöyle devam etti:
“Parlamenterler Arası Kudüs Platformu olarak ülkemizde düzenlediğimiz beşinci konferansımız İstanbul’da yapılacaktır. Konferansa başta Asya, Avrupa, Latin Amerika ve Afrika olmak üzere 7 kıtadan 75 ülkeden 600’e yakın parlamenter katılacak. 15 ülkenin meclis başkanı, 10 parlamento başkan yardımcısı ve 5 ülkenin Filistin dostluk grubu başkanı siyonist saldırıların durdurulması, başta Gazze olmak üzere tüm Filistin’de ateşkesin sağlanması konusunda görüşlerini, duygu ve düşüncelerini paylaşacak. Yarın açılışı yapılacak ve pazar gününe kadar çeşitli oturumların, komite toplantıları ve sunumların olacağı konferansta TBMM Başkanımız Sayın Numan Kurtulmuş ile Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan yurt dışından gelen parlamenterlere hitap edecek ve önemli mesajlar verecek. Ayrıca konferansın birçok uluslararası haber ajansı ve medya kuruluşu tarafından ilgiyle izleneceğini umuyorum. Türkiye, jeopolitik konumu ve siyasi duruşuyla dünyada ve bölgesinde sözünün gücü, gücünün tesiri olan bir ülkedir. Her platformda Filistin halkının haklı davasını savunan Cumhurbaşkanı’mızın ve ülkemizin hadsiz ve mesnetsiz suçlamalarla karşı karşıya kalması siyonistlerin planı ve oyunudur. Gazze ve Filistin konusunu iç politikaya alet etmeye çalışanlar, umarım Sayın Cumhurbaşkanı’mızın açıklamalarından, Filistin davasının ve mücadelesinin önemli isimlerinin ülkemize ziyaretlerinden ve şükran ifadelerinden gerekli dersleri almışlardır. Güneş balçıkla sıvanmaz.”
“Küresel iyilik, küresel kötülüğü yenecektir”
Türkiye’nin hiçbir zaman Filistin’e, Gazze’ye kayıtsız kalmadığını ve sırtını dönmediğini vurgulayan Turan, “Bunu en iyi Filistin Devleti, Filistin direnişi, Filistin halkı ve bu davaya gönül verenler bilmektedir.” dedi.
Mevlana Celaleddin-i Rumi’nin “Bizi bilen bilir, bilmeyen de kendi gibi bilir” sözünü hatırlatan Turan, “Dünyanın her yerinden gelen milletvekilleri ve meclis başkanlarıyla İstanbul’da güçlü bir irade ortaya koyacağız ve İsrail’in insanlık dışı saldırılarının hesabının sorulması için çaba göstereceğiz. Küresel iyilik, küresel kötülüğü yenecektir.” değerlendirmesinde bulundu.
Turan, başkenti Kudüs olan egemen ve bağımsız, toprak bütünlüğüne sahip bir Filistin devletinin varlığının kabulünün vazgeçilmez bir şart olduğunu vurguladı.
İşgalci siyonistlerin uluslararası platformlarda her yola ve yönteme başvurarak Türkiye’ye saldırdıklarını anlatan Turan, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Gazzeli kardeşlerimize yardımların ulaştırılması ve saldırıların durdurulması için devlet-millet canla başla çaba sarf ederken; bu duygu ve durumun küçük siyasi hesapların malzemesi haline dönüştürülerek, parçalaması en çok da Gazze’ye ve Gazzeli kardeşlerimize zarar vermektedir.
İsrail’e yardım edildiği, İsrail’le ticari ilişkilerin arttığı, hatta onlara silah yapımında kullanılan ekipmanlar sağlandığı iddialarıyla zihinleri bulandırmaya ve sokakları ısıtmaya çalışanlara tavsiyemiz; Filistin direnişini ‘terör örgütü’ olarak tanımlayıp İsrail ve sahiplerinin ağzıyla konuşanlara seslerini çıkartmaları, gösterilerini onların merkezlerinin önüne taşımaları, 31 Mart yerel seçimlerden sonra işgalci İsrail’in Dışişleri Bakanının Ankara ve İstanbul seçim sonuçlarıyla ilgili sevinç ve tebrik açıklamaları, Erdoğan ve Türkiye düşmanlığını içeren cümlelerine bakmalarıdır.”
Türk milletinin bu çirkin oyunlara gelmediğini ve gelmeyeceğini kaydeden Turan, “Kudüs Gecesi düzenlenmesinin bile darbeye konu edildiği bir iklimden ve dönemden; devletin başkanının ve yol arkadaşlarının Kudüs ve Mescid-i Aksa sevdalılarına dönüştüğü bir iklime ve döneme gelindi.” diye konuştu.
Hasan Turan, “İsrail’in bir terör devleti olduğunu, Gazze’de tarihin gördüğü en kanlı soykırım suçlarından birisini işlediğini, Orta Doğu’da en büyük sorunun bizatihi İsrail olduğunu muhataplarının yüzüne söylemekten hiçbir zaman çekinmeyen, ‘one minute’ haykırışıyla siyonist çetenin dokunulmazlığını paramparça eden, tüm dünyanın gözlerinin içine bakarak hakikatleri her platformda haykıran lider; Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’dır. Ne siyonistler ne de onların aparatları Türkiye’yi hak bildiği doğru yoldan ayıramayacaktır.” yorumunu yaptı.
]]>Mısır sınırındaki Refah, İsrail’in Gazze’de henüz saldırmadığı tek şehir.
Gazze’nin diğer bölgelerinden ayrılmak zorunda kalan bir milyondan fazla kişi aylardır Refah’ta barınıyor.
ABD, herhangi bir operasyondan önce Refah’taki insanları koruyacak bir planın uygulamaya alınması gerektiğini söyledi.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Hamas’a karşı tam bir zafer elde etmek ve rehineleri aramak için Refah saldırısının gerekli olduğu konusunda ısrarcı.
İsrail ordusu 7 Ekim’den bu yana Gazze Şehri dahil Gazze’nin kuzeyinin tamamında ve Han Yunus dahil orta ile güneyin bazı kısımlarında kontrolü ele geçirdi.
Ordu ardından Gazze’nin neredeyse tamamından çekilse de bombardıman Refah da dahil olmak üzere Gazze genelinde devam etti.
Cumartesi günü çoğu çocuk yaklaşık 20 kişi İsrail tarafından Gazze’ye yapılan hava saldırısında öldürüldü.
Aynı zamanda İsrail’in inşa ettiği ve Gazze’nin kuzeyi ile güneyini ayıran bir yol üzerinde askerler konuşlandırılmaya devam ediliyor.
Uydu görüntüleri ne gösteriyor?
Uydu görüntülerinde Han Yunus’un batısındaki bir bölgede ve Refah yakınında sıra sıra çadırlar kurulduğu görülüyor.
Daha önce çekilmiş uydu görüntülerine bakıldığında çadır alanlarının bu ay içinde kurulduğu anlaşılıyor.
Bu ayın başlarında İsrail medyası, İsrail’in Filistinli sivillerin Refah’tan tahliyesine hazırlık amacıyla 40 bin çadır satın aldığını bildirmişti.
Çarşamba günü Reuters haber ajansının İsrail hükümet kaynaklarından aktardığına göre her çadır 10-12 kişi alabiliyor.
İsrail HaYom gazetesi, İsrail ile Hamas arasında ateşkes ve rehinelerin serbest bırakılmasını amaçlayan görüşmelerin tıkanmasının ardından İsrail hükümetinin “çok yakında” Refah’ta bir operasyon düzenlemeye karar verdiğini yazdı.
İsrail’deki diğer gazeteler de benzer haberlere yer verdi.
ABD medyasının İsrailli ve Mısırlı yetkililere dayandırdığı haberlere göre Refah’taki siviller birkaç hafta içinde Han Yunus’un yanı sıra Refah ile Han Yunus arasında yer alan ve İsrail’in savaşın başlarında “insani bölge” olarak belirlediği El-Mevasi gibi çeşitli diğer bölgelere tahliye edilecek.
Mısırlı yetkililerin aktardığına göre, İsrail birlikleri Refah’a aşamalı olarak girecek ve çatışmalar yaklaşık 6 hafta sürecek.
‘Hamas yakında Refah’ta ağır darbe alacak’
Reuters’a göre Netanyahu’nun ofisi ve İsrail ordusu Refah saldırısı haberleriyle ilgili bir yorum yapmadı.
BBC de İsrailli yetkililerden bir açıklama istedi, ancak ordu yetkilileri Gazze’deki görevleri için iki yedek tugayı harekete geçirdiğini belirtti.
İsrailli yetkililer Refah’ta 4 Hamas birliği bulunduğunu ve bunların Gazze’nin diğer bölgelerinden gelen savaşçılarla takviye edildiğini öne sürüyor.
Salı günü İsrail devlet televizyonuna konuşan Tuğgeneral İtzik Cohen, “Hamas Gazze’nin kuzeyinde ağır darbe aldı. Merkezinde de ağır darbe aldı. Yakında Refah’ta da ağır darbe alacak” dedi.
ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken geçen hafta ABD’nin “Refah’ta büyük bir askeri operasyonu destekleyemeyeceğini” söyledi.
Blinken henüz sivillerin zarar görmemesi için hazırlanmış bir plan görmediklerini ve herhangi bir askeri operasyonun Refah’ta kalan siviller için “korkunç sonuçlar” doğuracağını belirtti.
Refah’taki koşullar halihazırda kötü. BBC’ye konuşan halk yiyecek, su ve ilaç eksikliğine dikkat çekiyor.
Bu ayın başlarında Refah’ta yerlerinden edilen bazı Filistinliler Gazze’nin kuzeyine dönmeye çalıştı ancak İsrail ordusu tarafından geri püskürtüldü.
Görgü tanıkları askerlerin sahil yolunda ilerleyen kalabalığa ateş açtığını ve beş kişinin öldüğünü söyledi.
İsrail ordusu olayla ilgili doğrudan bir yorum yapmadı ancak Filistinlilerin Gazze’nin güneyinde kalmaları gerektiğini, kuzeyin “tehlikeli bir savaş bölgesi” olduğunu belirtti.
İsrail, Gazze’nin kuzeyinden ayrılmak zorunda kalan Filistinlilerin dönmelerine ne zaman izin verileceğini söylemedi. Bu, Hamas’ın ateşkes görüşmelerindeki taleplerinden biriydi.
Gazze’nin kuzeyindeki bazı bölgelerde de çatışmalar yeniden başladı ve İsrail ordusu Beyt Hanun ve Beyt Lahiya kasabalarının yanı sıra Cibaliye mülteci kampı ve Gazze Şehri yakınındaki Zeytun bölgesini bombaladı.
]]>ABD merkezli Axios haber sitesi Pazar günü yayımladığı bir haberde Netzah Yehuda’nın İsrail’in işgal altındaki Batı Şeria’da insan hakları ihlalleri nedeniyle hedef alındığını belirtti.
İsrail’in başlıca müttefiki Washington daha önce hiç İsrail ordusundaki bir birliğe yönelik yardımı kesmemişti.
Bu hamleyle iki ülke arasında onlarca yıldır süren ortaklıkta ilk kez bir ABD yönetimi İsrail ordusuna yönelik Leahy yasasına başvurmuş olacak.
İsrail ordusu Pazar günü yaptığı açıklamada Netzah Yehuda’ya yönelik “herhangi bir ABD yaptırımından haberdar olmadığını” belirterek taburun uluslararası hukuk çerçevesinde faaliyet gösterdiğini savundu.
“Bu yönde karar alınması durumunda kararın gözden geçirileceğini” söyleyen ordu yetkilileri, “olağan dışı herhangi bir olayı pratik ve yasalara uygun şekilde soruşturmak için çalışmalara devam edileceğini” kaydetti.
ABD kaynaklarına göre, Netzah Yehuda’ya yaptırım uygulamaya karar verilmesi durumunda birliğin ABD’den askeri yardım veya eğitim alması yasaklanacak.
İsrail Kamu Yayın Kuruluşu’nun İsrailli yetkililere dayandırdığı bir habere göre, Washington, Netzah Yehuda’nın Filistinlilere karşı düzenlediği saldırılarla ilgili soruşturmaların sonuçları hakkında İsrail’den birkaç kez bilgi talep etti.
Olası yaptırıma İsrail’den tepkiler ne oldu?
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD’nin olası yaptırımlarını “saçmalığın zirvesi ve ahlaki bir dibe vuruş” olarak nitelendirdi.
İsrail savaş kabinesi üyesi Benny Gantz, ABD’nin İsrail ordusunun bir birimine yaptırım uygulamasının “tehlikeli bir emsal” oluşturduğunu söyledi.
ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken ile yaptığı telefon görüşmesinde Gantz, Washington’a kararı gözden geçirmesi çağrısında bulundu.
Gantz, Netzah Yehuda taburuna yaptırım uygulanmasının savaş zamanında “İsrail’in meşruiyetine zarar vereceğini” söyledi.
İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir, Washington’ın önerdiği yaptırımlara karşılık olarak Filistin Yönetimi’ne İsrail üzerinden aktarılan tüm fonlara el konulması çağrısında bulundu.
Ben-Gvir, “Filistin bankalarına karşı bir dizi yaptırım” uygulanmasını talep etti.
Ben-Gvir ayrıca Şubat ayında yaptığı açıklamada Sınır Muhafızları’nda bir Haredi taburu kurmayı planladığını ve ultra-Ortodoks gençleri orduya kazandırmak istediğini söyledi.
İsrail Maliye Bakanı Bezalel Smotrich hamleyi “tam bir çılgınlık ve bir Filistin devletini dayatma girişimi” olarak nitelendirdi.
Muhalefet lideri Yair Lapid ise “İsrail ordusunun hükümetin yasa dışı politikası ve siyasi başarısızlığından ilk etkilenen olduğu” yorumunda bulunurken, Netzah Yehuda’ya yönelik yaptırımların “bir hata” olduğunu vurguladı.
Öte yandan İsrail İşçi Partisi lideri Merav Michaeli, Netzah Yehuda’nın lağvedilmesi çağrısında bulunarak taburun “şiddet yanlısı ve yozlaşmış davranışlarının yıllardır” bilindiğini söyledi.
Netzah Yehuda taburu kimlerden oluşuyor?
Hahambaşı Yitzhak Yosef’e göre birçok Haredi Yahudisi, zamanlarını Tevrat’ı öğrenmeye ve dini kitapların yorumlarına ayırdıkları için orduya katılmayı reddediyor.
Ancak Haredi gençlerinin hepsi dini okulara gitmiyor, bu nedenle bazıları dini eğitim almak için özel koşullar altında orduya giriyor.
1999 yılında Haredi hahamlarının üye olduğu, kâr amacı gütmeyen Nahal Haredi adlı kuruluş oluşturuldu.
Nahal Haredi, Savunma Bakanlığı ve İsrail ordusu ile birlikte dini okullarda eğitim almayan genç Haredileri orduya almak için çalıştı.
Bu işbirliği, binlerce Haredi askerden oluşan Netzah Yehuda taburunun kurulmasına yol açtı.
Nahal Haredi, “Haredi erkeklerin yaşam tarzlarından ödün vermeden İsrail ordusunda prestijli pozisyonlarda hizmet vermelerini sağlayan ilke ve kısıtlamalara bağlı kaldıklarını” söylüyor.
1999 yılında 30 Haredi askerden oluşan ilk birlik kuruldu.
Birliğe Nahal Haredi’den esinlenerek “Nahal Haredi”, “Netzah Yehuda” ya da “97. Tabur” ismi verildi.
İsrail ordusunun oluşturduğu ilk Haredi muharebe taburu Ramallah ve Cenin’de faaliyet göstermeye başladı.
Yedioth Ahronoth gazetesi, 2019 yılında İsrail ordusunun Netzah Yehuda taburunu Ramallah’tan Cenin’e taşımaya karar verdiğini söyledi.
Aralık 2022’de ise İsrail, Netzah Yehuda’yı Batı Şeria’dan tamamen taşıdı.
Ancak ordu yetkilileri bu değişikliğin askerlerin davranışları nedeniyle yapıldığı yönündeki iddiaları reddetti.
O tarihten bu yana tabur kuzeyde faaliyet gösteriyor.
İsrail’de yayımlanan Jerusalem Post gazetesinde yer alan bir habere göre, birlik 2024 yılının başlarında Gazze’de savaşmaya başladı.
İsrail ordusunun eski komutanı Aviv Kochavi, Netzah Yehuda taburunu da içeren Kfir Tugayı’nın Lübnan, Suriye ve Gazze’de savaşabileceğini söyledi.
Şu anda Netzah Yehuda içinde yaklaşık bin asker bulunuyor.
Askerler İsrail ordusunda toplam 2 yıl 8 ay görev yapıyor.
Times of Israel gazetesine göre erkek askerler, kadın askerlerle çok fazla etkileşime girmiyor ve onlara dua etmek ve dini çalışmalarını tamamlamak için ek zaman veriliyor.
ABD neden yaptırım uygulamak istiyor?
Netzah Yehuda üyeleri, Ocak 2022’de 79 yaşındaki Filistin asıllı Amerikalı Ömer Esad’ı bir kontrol noktası yakınlarında öldürmekle suçlandı.
Esad’ın ailesi askerlerin ellerini kelepçelediğini ve onu yerde bıraktığını söyledi. Esad yerde yatarken ölü bulundu.
Soruşturmanın ardından İsrail ordusu, “güçlerin ahlaki bir başarısızlığı ve muhakeme hatası olduğunu ve insan onurunun değerine ciddi zarar verildiğini” açıkladı.
Netzah Yehuda Komutanı olay için kınandı, ilgili komutanlar görevden alındı ve askerler hakkında açılan soruşturma duruşma yapılmadan kapatıldı.
ABD Dışişleri Bakanlığı, 2022 yılının sonlarında Filistinli sivillere yönelik çeşitli şiddet olaylarından sonra Netzah Yehuda’ya yönelik inceleme başlattı.
Haaretz gazetesinde yer alan bir habere göre bu sırada Ömer Esad’ın ölümü de araştırıldı.
7 Ekim’den bu yana ABD, Filistinlilere yönelik şiddet eylemleri nedeniyle yerleşimci kişilere karşı üç farklı yaptırım kararı aldı.
Washington’ın uygulamak istediği Leahy yasası nedir?
ABD Dışişleri Bakanlığı’na göre Leahy yasası, insan hakları ihlalleri kanıtlanan hükümetlere ABD’nin yardımını yasaklıyor.
Yasaklanan yardımlar arasında ABD Savunma Bakanlığı’nın eğitim programları da bulunuyor.
ABD hükümeti “işkence, yargısız infaz, zorla kaybetme ve tecavüzü” ağır insan hakları ihlalleri olarak değerlendiriyor.
Leahy yasası bu suçlar kanıtlandığında uygulanıyor.
Yasa ismini 1990’ların sonunda bu yasanın çıkarılması için çaba gösteren Senatör Patrick Leahy’den aldı.
]]>Hamas’ın İsrail’e saldırmasından ve Gazze’de savaş çıkmasından sonra Ümmü Muhammed, İsrail işgali altındaki Batı Şeria’da, İsrail hapishanesindeki oğlundan bir telefon aldı.
Abdülrahman Mari, “Bana dua et” anne diyordu. “Burada işler zorlaşıyor. Bir daha seninle konuşmama izin vermeyebilirler.”
Oğlunun sesini son kez duyuyordu.
Batı Şeria’daki Filistin yönetimine bağlı Mahkum İşleri Komisyonuna göre, 7 Ekim’deki Hamas saldırısından sonra İsrail’deki Filistinli mahkumların koşulları kötüleşti.
Komisyon Başkanı Kadura Fares BBC’ye yaptığı açıklamada çoğu dayak ve gerekli ilaçların verilmemesi nedeniyle” İsrail hapishanelerindeki 13 Filistinli mahkum hayatını kaybetti.
Abdülrahman ilk ölenlerden biriydi.
Karavat Beni Hassan köyünde marangozluk yapan Abdülrahman, geçen Şubat ayında seyyar bir kontrol noktasında tutuklandığında Ramallah kentindeki işinden evine dönüyordu.
İsrail’in insanları suçlama yöneltmeden istediği kadar tutabildiği idari gözetime alınmış ve Megiddo Hapishanesine konulmuştu.
Kardeşi İbrahim, Abdülrahman’a, gösterilere katılmak ve ateşli silah bulundurmak gibi küçük suçlamalar yöneltildiğini söyledi. Ancak İbrahim, aynı zamanda örgütteki faaliyetleri konusunda belirli bir suçlama olmamasına karşın, Hamas üyesi olmakla da suçlandığını belirtti.
İbrahim hala kardeşinin nasıl öldüğünü anlamaya çalışıyor. Abdülrahman’ın eski hücre arkadaşlarının ifadeleri ve mahkemeden gelen haberlere dayanmak zorunda.
Adının açıklanmaması kaydıyla BBC’ye konuşan eski bir hücre arkadaşı “7 Ekim’den sonra tam bir işkenceydi. Hiç neden olmadan bizi dövüyor ve arıyorlardı. Birine ters bir şekilde baksan bile” diyor.
Abdülrahman’ın kendisinin ve diğerlerinin gözleri önünde ağır bir şekilde dövüldüğünü anlatıyor.
“Sabah 9’da hücremize geliyor ve bizi dövmeye başlıyorlardı. Gardiyanlardan biri Abdülrahman’ın anne ve babasına hakaret etmeye başladı. O da buna dayanamadı ve karşılık verdi. Kötü dövdüler ve bir haftalığına üst kattaki bir hücreye götürdüler. Bu sırada acı dolu çığlıklarını duyuyorduk.”
Abdülrahman’ın öldüğünü, hapisten çıktıktan bir hafta sonra dövdüğünü söylüyor. İsrailli hapishane yetkilileri BBC’nin ve Mahkum İşleri Komisyonu’nun Abdülrahman ve diğer Filistinli mahkumların ölümüyle ilgili sorularına doğrudan yanıt vermedi. Sadece “Bahsedilen iddialardan haberimiz yok ve bildiğimiz kadarıyla doğru değil” dediler.
İnsan Hakları Doktorları adlı gruptan Profesör Danny Rosin, Abdülrahman Mari’nin otopsisine katıldı. Anlattıkları, Abdülrahman’ın hücre arkadaşı ve kardeşinin söyledikleriyle örtüşüyor.
Prof. Rosin’in yazdığı raporda, Abdülrahman’ın sol göğsünde çürüklerden ve kırılan birkaç kaburgadan bahsediliyor. Sırtında, sol kolunda, kalçalarında, sol kolunda ve baldırında, başının sağında ve boynunda yaralardan bahsediliyor.
Ayrıca, ek bir polis raporunda Mari’nin ölümünden altı gün önce üzerinde “zorla bağlama” yönteminin kullanıldığından bahsediliyor.
Profesör Rosin’in raporunda belirli bir ölüm nedeninden bahsedilmiyor, ancak “vücudundaki çoklu yaralanma ve kaburga kırıklarının ölümüne katkıda bulunduğu söylenebilir” ifadesi yer alıyor.
Ayrıca, bu yaralanmaların herhangi bir fiziksel iz bırakmadan “nabız ritmi bozukluğu” ya da “kalp krizine” yol açmış olabileceği de vurgulanıyor.
İsrailli insan hakları grubu HaMoked’e göre İsrail şu an güvenlik nedenleriyle çoğu Filistinli 9300’den fazla kişiyi hapiste tutuyor. Bunların 3600’den fazlası da idari gözetim altında.
Bu sayılara, İsrail Ordusu’nun başka hapishanelerde tuttuğu Gazze Şeridi’nde yakalananlar dahil değil.
Kadura, 7 Ekim’den sonraki değişikliklerin “mahkumların yaşamının her boyutunu etkilediğini” söylüyor ve mahkumların aç ve susuz bırakıldığını, kronik hastalıklara olanlara ilaçlarının verilmediğini iddia ediyor. Dayağın da daha düzenli ve ağır bir hale geldiğini vurguluyor.
“Son üç ayda 20 kilo veren bir mahkumla tanıştım” diyor.
“Sanki Gazze’deki savaş, Filistinli mahkumlar üzerindeki bir savaş gibiydi. Hepsi bir tür intikamdı.”
BBC, 7 Ekim’den sonraki haftalarda Filistinli mahkumların haberini yapmıştı.
İsrailli yetkililer kötü muamele iddiasını reddetmiş ve “bütün mahkumların yasalara uygun tutulduğunu, profesyonel ve yetenekli hapishane personelinin gözetimi altında, temel insan haklarına saygı gösterildiğini” savunmuştu.
Batı Şeria’nın Beyt Sira köyünde, Arafat Hamdan’ın babası, oğlunu arayan İsrail Polisi’nin 22 Ekim’de sabaha karşı 04:00’te yaptığı baskında kapının neresine vurduklarını gösteriyor.
Polis, oğlunun yüzünü siyah bir bezle kapattı ve boynuna bir ip taktı, Maske kokuyordu ve Arafat maskeden beri nefes almakta zorlanıyordu.
Yaser Hamdan BBC’ye yaptığı açıklamada “Onu rahatlatmaya çalıştım. Ellerinde sana karşı, bize karşı bir şey yok dedim. Evin dışında oğlumu bağlarlarken bunları söyledim. Sonra da alıp, götürdüler.”
İki gün sonra bir telefon geldi. Arafat, Batı Şeria’daki Ofer Hapishanesi’nde, hücresinde ölü bulunmuştu.
İsrailli yetkililer nasıl öldüğünü söylemedi. Arafat Tip 1 diyabet hastasıydı ve zaman zaman kan şekeri düşerdi. Babası, gözaltına gelen polislerden birinin ilaçlarını yanında getirmesini söylediğini anlatıyor. Ancak alıp alamadığı net değil.
BBC, İnsan Hakları Doktorlarının talebiyle Arafat Hamdan’ın otopsisine giren Dr. Daniel Solomon’un yazdığı rapora ulaştı.
Dr. Solomon otopsinin 31 Ekim’de yapıldığını, ancak cesedin durumu ve uzun süre soğutmada kalmış olmasının ölüm nedenini belirlemeyi zorlaştırdığını belirtti. Aynı zamanda, Arafat’ın diyabet ilaçlarının verilip verilmediği ve verildiyse hangi dozlarda verildiğine yönelik bir kayıt olmadığını not etti.
Raporda ölüm nedeninin belirlenebilmesi için, otopsinin ötesinde de testler yapılması gerektiğini vurgulandı. Yaser Hamdan “Şu ana dek nasıl öldüğünü bilmiyoruz. Hiçbir şey net değil” diyor.
Arafat’ın da, Abdülrahman’ın da cenazeleri verilmedi. Aileler kendi otopsilerini yaptırmak, cenaze töreni düzenlemek ve son vedalarını etmek istiyordu.
Ümmü Muhammed, telefonundan Abdülrahman’ın fotoğraflarını gösteriyor. “Bakın, çok neşeliydi” diyor.
Bir dönem, hapisteki arkadaşlarının lideri olmuştu.
“Onlara kahvaltı hazırlarken beni arar, onlar daha uyurken beni arardı. Hep çok aktifti. Hiç yerine oturmazdı” diyor.
Sonra ağlamasına hakim olamıyor.
“Onu bana getirin. Son kez görmek istiyorum. Son kez bakmak.”
]]>Sabreen daha bebeğini kucağına almadan ve sarılmadan hayatını kaybetmişti.
Genç anne yedi buçuk aylık gebeliği boyunca bebeğini taşıdı. Gece gündüz sürekli korkuyorlardı, ancak Sabreen’in ailesi, savaş sona erene kadar ailenin şansının devam edeceğini umuyordu.
Bu şans, 20 Nisan’da gece yarısından bir saat öne bir patlamanın gürlemesi ve ateşiyle sona erdi.
İsrailler, Sabreen’in eşi ve üç yaşındaki büyük kızları Melek ile birlikte uyuduğu El Sakani ailesinin, evine bomba attı.
Sabreen ağır yaralandı, eşi ve Melek öldü. Fakat acil durum görevlileri olay yerine geldiğinde, bebek hala annesinin rahminde canlıydı.
Sabreen’i hastaneye yetiştirdiler ve doktorlar acil sezaryenle bebeği dünyaya getirdiler.
Sabreen kurtarılamadı, ancak bebeğin yaşama döndürmeye çalışan doktorlar, yavaşça göğsüne vurup nefes almasını sağladılar. Akciğerlerine hava verildi.
Refah’taki Emirlikler Hastanesi’nde bulunan yeni doğan ünitesinde acil servisin baş hekimi Dr. Muhammed Salama “Ciddi bir solunum sorunuyla doğdu” diyor.
Ancak sadece 1,4 kilo ağırlığındaki bebek, doğumda yaşananlardan sağ kurtuldu.
Doktor bir bant parçasına “Şehit Sabreen el Sakani’nin bebeği” yazıp, bebeğin üzerine yapıştırdı, sonra da kuvöze konuldu.
Dr. Salama “Sağlık durumunda bir parça gelişme olduğunu söyleyebiliriz. Ancak risk hala devam ediyor. Solunum zorluğu sorunu prematüre doğum kaynaklı. Bebek şu anda annesinin rahminde olmalıydı, ancak bu hakkı elinden alındı” diyor.
Doktor, kız bebeğin bir ay kadar hastanede kalmasını bekliyor.
“O aşamada taburcu etmeyi düşüneceğiz. En büyük trajedi de burada. Bu çocuk yaşasa bile, öksüz dünyaya gelmiş olacak.”
Bebeğe ismini verecek anne baba yok. Hayatını kaybeden ablası Melek, kardeşine Ruh isminin verilmesini istiyordu. Ancak annesinin anısına bebeğe Sabreen denilmeye başlandı.
Hayatta kalan aile üyeleri, öksüz kalan bebek Sabreen’e yeni bir aile oluşturma çabalarıyla birlikte yaşadıkları öfke ve acının ortasında kaldı.
Bebeğin anneannesi Mirvat El Sakani “hiçbir şeyle ilgisi olmayan insanların yaşadıkları “adaletsizlik ve karalamadan” bahsediyor.
“Kızım hamileydi ve bebeği karnındaydı, kızı da onunlaydı, oğlum da onlarla birlikteydi.
“Oğlumun bedeni parçalandı ve onu daha bulamadılar. Tanıyamadılar. Niye onları hedef aldılar ki? Bilmiyoruz. Bilmiyoruz…sadece çocukları ve kadınları hedef alıyorlar.”
Bebeğin dayısı Rami el Şeyh, babasının kendisiyle birlikte berberlik yaptığını anlatıyor.
“Suçları neydi ki? Tüm bir aile kayıtlardan silindi ve tek sağ kalan küçük bir kız bebek. Bunlar sıradan siviller”
Sabreen’in dedesi Ahalam El Kürdi, bebeği kendisinin büyüteceğini söylüyor. “Benim aşkım, ruhum o. Babasının hatırası. Ona ben bakacağım.” diyor.
Gazze’deki yönetime göre savaşın başladığı 7 Ekim’den bu yana 34 bin kişi öldürüldü ve bunların en az üçte ikisi, kadınlar ve çocuklar.
İsrail, çoğu sivil 1200 İsrailli ve yabancının öldürüldüğü ve 253 kişinin de rehin alındığı Hamas saldırısından sonra Gazze’yi hedef almaya başladı.
İsrail Ordusu, sivilleri hedef almadığı konusunda ısrar ediyor ve Hamas’ı sivilleri kalkan olarak kullanmakla suçluyor.
İsrail’in 20 Nisan’da Refah’ta düzenlediği hava saldırısında aynı zamanda hepsi bir sülaleden 15 çocuk da öldürüldü.
Çocuklardan bazılarının babası Abid el Aal, tüm çocuklarının ve eşinin öldürülmesiyle kimliğinin kayıtlardan silindiğini söylüyor.
“Bana aralarında bir erkek gösterin. Hepsi kadın ve çocuktu” diyor.
Saldırılardan sonra İsrail Ordusu’nun BBC’ye gönderdiği yazılı açıklamada, “Bahsedilen zamanlarda, İsrail Ordusu Gazze’deki terör örgütü hedeflerine saldırı düzenledi. Bunlara askeri tesisler, saldırı düzenlenen yerler ve silahlı teröristler de dahil” demişti.
Şu anda, Refah’ta İsrail Ordusu savaşın önceki dönemlerinde güneye gitmenin güvenli olacağını söylediği için toplanan 1,4 milyon kişi yaşıyor.
Ancak son günlerde, İsrail güçlerinin Hamas’la savaşa devam etmek için Refah’a gireceği spekülasyonları büyüdü.
ABD, İsrail’e büyük bir insani bir krize yol açabilecek Refah’ın topyekun işgali yerine, daha hedef gözeten bir tutum takınması çağrısı yaptı.
]]>Yücel, parti genel merkezinde Genel Başkan Özgür Özel’in başkanlığında gerçekleştirilen Merkez Yönetim Kurulu (MYK) toplantısına ilişkin açıklamalarda bulundu.
Yerel seçimde 14’ü büyükşehir 35 ilde belediyeyi kazandıklarını, 314 ilçenin de CHP’li belediye başkanları tarafından yönetileceğini belirten Yücel, yüzde 38 oy oranına ulaşarak CHP’yi hep birlikte birinci parti yaptıklarını söyledi.
CHP’nin artık toplumun her kesiminden oy alabilen bir siyasi parti olduğunu ifade eden Yücel, “31 Mart 2024 Yerel Seçimlerini Türkiye ittifakı kazanmıştır, Türkiye kazanmıştır. Göreceksiniz, iktidar yolunda ilerleyen Cumhuriyet Halk Partisi ve CHP’li belediyeler, önümüzdeki 5 yıl boyunca halkımıza en güzel hizmetleri götürecek.” ifadesini kullandı.
Kazandıkları belediyelerde inanılmaz bir israf tablosuyla karşılaştıklarını savunan Yücel, hemen hemen tüm belediyelerin milyonlarca liralık borcunun yeni belediye başkanlarının sırtına yüklendiğini öne sürdü. Yücel, “Bu kadar para nerelere harcandı? Hangi vakıf, hangi dernek, hangi medya gruplarına ne kadar kaynak aktarıldı? Kaç paralık çerez, kuru yemiş alındı? Kimlere hangi ballı ihaleler verildi? Bunların hepsi yeri ve zamanı geldiğinde kamuoyuyla paylaşılacak.” diye konuştu.
Hükümetin İsrail politikasını eleştiren Deniz Yücel, sözlerini şöyle sürdürdü:
“AKP iktidarı ve yönetim kadrosu, İsrail konusunda konuştukça batıyor. Ticaret Bakanı Ömer Bolat, 27 Mart’ta bir televizyon programında İsrail ile ticaret yapılmadığını savundu, bunu eleştirenleri de ‘MOSSAD ajanı’ olmakla suçladı. Aynı Ömer Bolat 28 Mart’ta, yani bir gün sonra katıldığı bir başka programda ‘Hükümet olarak kamu kurumları, devlet şirketleri asla İsrail firmaları ile ticaret yapmıyor.’ dedi. Hatta bir gazetede 8 Nisan 2024 tarihinde ‘İsrail ile ticaret koca bir yalan’ başlığıyla haber yapıldı.
Sonra ne oldu? Ticaret Bakanlığı 9 Nisan’da bir açıklama yaptı ve İsrail ile ‘olmadığını iddia ettikleri’ ticarete kısıtlama getirdi. Tarih 20 Nisan 2024’ü gösterdiğinde, AKP Genel Başkan Yardımcısı Nihat Zeybekci katıldığı bir programda, İsrail’le yapılan ticareti ‘zarar veren’ ve ‘vermeyen’ diye ayırarak yaptıklarına iki yüzlülüğe kılıf bulmaya çalıştı.
Şu sözlere bakın, İsrail’in Müslümanlara yaptığı bebek katliamını nefretle kınıyorlarmış ama İsrail serbest ticaret anlaşmasından da vazgeçemezlermiş. Neden Çünkü, 6 satıp 1 alıyorlarmış. Ayıptır, günahtır. Bir taraftan Gazze mitingi yap, bir taraftan gelsin yeşil dolarlar. Bir taraftan büyük Filistin mitingi yap, diğer taraftan 6 sat, 1 al. AKP zihniyetine göre, masum insanlar ölebilir, çocuklar, siviller ölebilir ama ticaret devam eder.”
“Komisyon çalışmalarının adaletten sapmasına izin vermeyeceğiz”
Erzincan İliç’teki maden faciasının üzerinden iki ay geçtikten sonra Meclis’te araştırma komisyonu kurulabildiğini ifade eden Yücel, AK Parti Erzincan Milletvekili Süleyman Karaman’ın da komisyonda yer aldığını söyledi.
Karaman’ın, 22 Temmuz 2004’te 41 yurttaşın yaşamını yitirdiği Pamukova tren kazasının yaşandığı dönemde TCDD Genel Müdürü olduğunu belirten Yücel, “AKP iktidarının bu ve benzeri facialarda izlediği bir yol var. Meclis’te kurulacak araştırma komisyonlarına, araştırılacak konuda sicili bozuk olan birini mutlaka atarlar. Kazaların gerçek nedeninin, yapılan ölümcül ihmallerin ve ihmaller silsilesinin üzerini örtecek, manipüle edecek birilerini mutlaka ama mutlaka bulurlar ve atarlar. İliç faciasını araştırmak için kurulan komisyon çalışmalarının adaletten bir gram sapmasına dahi izin vermeyeceğiz. Bu bizim İliç’te toprak altında kalan canlarımıza karşı boynumuzun borcudur, kimsenin şüphesi olmasın.” diye konuştu.
“Yerel halk değil, Türk halkı”
Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in adeta sömürge valisi gibi konuştuğunu savunan Deniz Yücel, “Yerel halk değil Sayın Şimşek, Türk halkı, Türk milleti. 100 yıllık Cumhuriyet ve vatansever Türk milleti bu tavrı hak etmiyor.” ifadesini kullandı.
Hükümetin ekonomi politikasını da eleştiren Yücel, şöyle devam etti:
“Mehmet Şimşek, birkaç gün önce IMF Başkan Yardımcısı ve Avrupa Direktörüyle görüştü. Görüşmenin ardından IMF Avrupa Direktörü Alfred Kammer, ‘Türkiye’de yürürlükte olan programı destekliyoruz.’ dedi. Buradan görüyoruz ve anlıyoruz ki Türkiye’de IMF’siz IMF programı uygulanıyor. AKP genel başkanından bakanlarına kadar hepsi kendileri dışında bir sorumlu bulma ve yanlış politikalarının bedelini başkalarına ödetme derdinde. Hazine Bakanı, ekonomik buhranın acı faturasını halka ödetmek istiyor. Utanmasalar, kiraların emlakçılar yüzünden, altın fiyatlarının da kuyumcular yüzünden arttığını iddia edecekler. AKP, istediği kadar hedef şaşırtmak istesin bu halk, derinleşen yoksulluğun sebebinin, ayyuka çıkan yolsuzluğun, artan işsizliğin, bir avuç yandaşı zenginleştirip, yaşadıkları şatafatlı hayatın, bu talan düzeninin sebebinin AKP olduğunu biliyor.”
“Halkın vekili, halk gibi yaşamalı”
Deniz Yücel, milli egemenlik ve bağımsızlığın sembolü olan TBMM’nin kuruluş gününün yarın kutlanacağını ifade ederek, TBMM’nin öncelikli görevinin, vatandaşların hak ve özgürlüklerini korumak, Anayasa’ya sahip çıkmak, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti niteliklerini işler hale getirmek ve Türkiye’yi muasır medeniyetler seviyesine üzerine çıkarmak olduğunu bildirdi.
Bu görevlerin, milletin seçtiği her bir milletvekilinin asli sorumluluğu ve ödevi olduğunu dile getiren Yücel, şunları söyledi:
“Meclis, saygınlığı ile Türk ulusumuza örnek olmalı. Şatafat ve görgüsüzlük parlamentonun kapısından girmemeli. Milletvekilleri yedikleri pahalı yemeklerle, kollarına taktıkları pahalı saatlerle, lüks uçaklarla yaptıkları seyahatlerle gündeme gelmemeli. Halkın vekili, halk gibi yaşamalı. Bizim çocuklarımıza bırakacağımız en değerli miras, saygın, her alanda temiz, eşit, özgür ve adil bir Türkiye’dir. Çocuklarımıza, saygınlığın şekil ile değil, özle kazanılacağını, bilgiyle kazanılacağını göstermeliyiz.”
Deniz Yücel, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramını ve TBMM’nin 104. kuruluş yıl dönümünü kutladı.
]]>ERDOĞAN DOLMABAHÇE’DE HENİYYE İLE GÖRÜŞTÜ
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan dün İstanbul Dolmabahçe’deki Çalışma Ofisi’nde Hamas Siyasi Büro Başkanı İsmail Heniyye ile görüştü. 2,5 saat süren kritik zirvede ateşkes için atılacak adımların yanı sıra Gazze’ye dönük insani yardımların artırılması ve daha etkin ve hızlı ulaştırılmasına ilişkin konular da ele alındı.
KRİTİK ZİRVE DÜNYA BASININDA GENİŞ YER BULDU
Erdoğan-Heniyye görüşmesi dünya basınında geniş yer buldu. Al Jazeera, “Türkiye cumhurbaşkanı, ‘İsrail’e karşı en güçlü tepkinin ve zafere giden yolun birlik ve bütünlükten geçtiğini’ söylüyor” derken, Bloomberg, “Türk lider bir kez daha ateşkes ve hızlandırılmış yardım çağrısında bulundu” şeklinde yazdı. İngiliz Guardian, “Erdoğan, Hamas lideriyle görüştükten sonra Filistin’e birlik çağrısı yaptı” manşetini attı.Haberde, “Türkiye cumhurbaşkanı, İran ile İsrail arasındaki son olayların İsrail’in Gazze’de ‘zemin kazanmasına’ izin vermemesi gerektiğini söyledi” ifadelerine yer verildi.

İsrail merkezli Haaretz ise görüşmeyi, “Hamas’ın siyasi lideri İsmail Heniyye Cumartesi günü Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile İstanbul’da bir araya geldi. Erdoğan’ın ofisi, ikilinin Gazze’de kalıcı ateşkes için gerekli adımları ve Gazzelilere sürekli ve sürekli insani yardım ulaştırılması ihtiyacını görüştüğünü söyledi” sözleriyle okuyucularına aktardı.
JERUSALEM POST: SİYASİ SEMBOLİZM
Zirvede verilen “siyasi mesajı” manşetine çıkaran bir diğer İsrail gazetesi Jerusalem Post ise, “Siyasi sembolizm: Türkiye, Hamas liderlerini Hamas bir devletmiş gibi ağırlıyor” başlığını atarken, haberde, “Türkiye cumhurbaşkanı, hafta sonu Hamas liderlerini, 7 Ekim’de İsrail’e düzenlenen saldırının ardından Hamas’ın bölgede artan nüfuzunu ve gücünü yansıtan son derece sembolik ve önemli toplantılarda ağırladı.” dedi.

“TÜRKİYE ARABULUCULUK YAPMAYA ÇALIŞIYOR”
İran merkezli PressTv’nin manşeti, “Türkiye Gazze savaşında arabuluculuk yapmaya çalışırken Hamas lideri Erdoğan ile görüştü” oldu. Haberde ‘Filistin direniş hareketinin politbüro başkanı, Ankara’nın İsrail’in Gazze’de devam eden saldırganlığına son verme çabalarında daha etkili bir rol oynamaya çalıştığı bir dönemde Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile bir araya geldi’ ifadelerine yer verildi.
France 24 zirveye ilişkin haberinde, “Türkiye kendisini çatışmada arabulucu olarak konumlandırmayı hedefliyor” yorumunu öne çıkardı. France 24’e konuşan London School of Economics’in misafir araştırmacısı Selin Nasi, “Türkiye’nin kendisini çatışmada arabulucu olarak konumlandırmayı ve belki de Katar’ın rolünü üstlenmeyi hedeflemesi oldukça muhtemeldir” ifadelerini kullandı.

“TÜRKİYE HEM HAMAS HEM DE MISIR YETKİLİLERİNİ AĞIRLADI”
Euronews ise, Türkiye’nin aynı dönemde hem Mısır hem de Hamas yetkililerini ağırladığına dikkat çekerek, “Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan önemli görüşmelerin yapıldığı bir gün geçirdi” dedi.
Zirve Yunan basınının da dikkatini çekti. Proto Thema “Dolmabahçe’de gerçekleşen toplantıda Hamas’ın güçlü isimlerinden ve rehinelerin kilit müzakerecisi Halid Meşal de hazır bulundu” derken, Kathimerini gazetesi de, “Türkiye Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Hamas lideri İsmail Heniyye’yi İstanbul’da karşıladı ve onunla Gazze’de ateşkes sağlanması ve insani yardım sağlanması çabaları hakkında görüştü” ifadelerini kullandı.
]]>(İSTANBUL) – Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, İran-İsrail gerilimini değerlendirirken, “Bir numaralı önceliğimiz İsrail işgalinin sona ermesi ve iki devletli formülün hayata geçmesi olmalıdır. Bu olmadığı takdirde dün Yemen’den yapılan saldırılar, bugün İran-İsrail arasındaki gerilim, yarın başka bir savaş türü, öbür gün başka bir ülkenin içinde çıkan başka bir iç karışıklık, toplumsal rahatsızlık. Bunların hepsi olmaya devam edecektir” dedi. Mısır Dışişleri Bakanı Samih Şukri, Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah Es Sisi’nin çok yakın bir süre içinde Türkiye’yi ziyaret edeceğini bildirdi.
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ve Mısırlı mevkidaşı Samih Şukri, İstanbul’da bir araya geldi. İki bakan, düzenledikleri ortak basın toplantısında açıklamalarda bulundu. Fidan, şunları söyledi:
“Sayın Bakan Şükri ile Yüksek Düzeyli Stratejik İş Birliği Konseyi’nin toplantısının hazırlıklarını da ele alma imkanı oldu. İkili gündemimizdeki konuları ayrıntılı şekilde görüştük. Özellikle ticaret ve ekonomi iş birliğimizin en güçlü boyutlarından birini oluşturmakta. Mısır’daki yatırımlarımız halihazırda 3 milyar doları bulmuş durumda. Aramızdaki ticaret hacmi ise yaklaşık 8 milyar seviyesinde. Cumhurbaşkanımızın ziyareti esnasında ortaya konan bir hedef var,15 milyar dolar. Serbest ticaret anlaşmamızın kapsamını genişleterek ve limanlarımız arasında ro-ro seferlerini tekrar başlatarak bu hedefe ulaşmayı planlıyoruz. Savunma sanayi alanındaki ilişkilerimiz de gittikçe güçlenmekte. LNG ve nükleer enerji başta olmak üzere enerji alanında da geniş bir imkan, iş birliği imkanı olduğunu düşünmekteyiz.”
“GAZZE MESELESİ DE KONUŞULDU”
Mısır’la Türkiye arasındaki ikili ilişkilerimize ilaveten bölgesel sorunları ele aldıklarını ifade eden Fidan, şunları kaydetti:
“Bunların başında Gazze konusu gelmekte. Sayın Şükri ile hem İslam İşbirliği Arap Ligi’nin ortak oluşturduğu temas grubu vasıtasıyla hem de ikili diyaloğumuz vasıtasıyla Gazze meselesi üzerine çok düzenli bir koordinasyon ve istişare mekanizması aramızda bulunmakta. Krizin başından beri düzenli şekilde beraber çalışmakta ve koordine etmekteyiz. Özellikle Gazze’de şu anda geldiğimiz noktanın vahametini ve yapılması gereken konuların altını bir kez daha çizdik. Hangi diplomatik adımlar atılabilir, hangi insani yardımlar konusunda neler yapılabilir? Uzun vadeli iki devleti çözüm konusunda hangi yöntemlere başvurulabilir? Bu konuları ayrıntılı kendisiyle görüştük. Biliyorsunuz Mısır, sorunun sıcaklığına en yakın ülkelerden biri coğrafya olarak da. Özellikle insani yardımlar konusunda Mısır’la olan ilişkilerimiz hayati önem taşımakta. Refah Sınır Kapısı’ndan yardımların yapılması için Mısır’la gece gündüz yardım koordinasyonu içerisinde çalışıyoruz. Burada insani yardımlarımızı özellikle Refah’a getirmekte kendileri çok büyük yardım sunmaktalar. Ayrıca bunun için Mısır’a teşekkür ediyoruz.”
Fidan; Libya, Sudan, Somali ve Etiyopya sorunlarını masaya yatırdıklarını vurguladı. Bakan Fidan, Sudan’da devam eden iç savaşın nasıl durdurulabileceği, bölgesel etkileri ve ileriye dönük çözüm planı gibi konuları da görüştüklerini belirterek, Somali’yle ilgili olarak da ülkenin egemenlik ve toprak bütünlüğüne bağlı olduklarını bildirdi.
Hakan Fidan, Mısır ve Türkiye’nin işbirliğinin ülkeler dışında bölgenin de menfaatine olduğuna dikkati çekti.
MISIRLI BAKAN ERDOĞAN’IN SİSİ’YLE GÖRÜŞMESİNİ HATIRLATTI
Fidan’ın ardından açıklamalarda bulunan Mısır Dışişleri Bakanı Samih Şükri, görüşmelerin ‘dostane’ bir atmosfer içinde gerçekleştiğine vurgu yaparak, iki ülke arasındaki ticaret hacminin artmasından memnuniyet duyduğunu dile getirdi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın başkent Kahire’ye ziyaretini ve Cumhurbaşkanı Sisi’yle görüşmesini hatırlatan Sükri, şuyle konuştu:
“Sayın Başkan Sisi’yle görüştü. Mısır ile olan ticaret ilişkilerini çok daha yükseltmek için ’15 milyara çıkartalım’ diye bir hedef koydular bize. Her ülkenin de bu seviyeye ulaşmasına imkanlar var. Tabii ki burada çıkarlar önemli ve entegrasyon önemli. Her iki ülke arasında ve yine aynı şekilde ikili ilişkilerin yanı sıra şu konuda anlaştık. Çalışmalarımızı sürdüreceğiz. ve hedeflere varmak için kanuni zeminde de neler yapabileceğimizi ele aldık. Stratejik iş birliği konseyinin de önümüzdeki toplantılarını görüştük. Burada geniş bir zemin üzerinde neler yapabiliriz, bunları yapmamız gerekiyor. Ortak çalışmalarımız artsa da ve ilişkilerimizin yükseltilmesi açısından her iki devletin imkanları ve özellikle hem uluslararası hem bölgesel ve konular konusundaki işbirliğimiz de çok önemli. ve gücümüz de önemli.”
İsrail’in Filistin’e yönelik saldırılarına da değinen Şukri, Filistin’in savaşta çok ağır kayıplar verdiğini biran önce ateşkesin sağlanmasını ve Gazze’ye insani yardımların ulaştırılmasının önemine dikkati çekti.
“SİSİ KISA SÜRE İÇİNDE TÜRKİYE’YE GELECEK”
Filistin Devletinin kurulmasının da önemine işaret eden Şükri, bölgedeki şiddetin durmasını istedi. Şukri, Fidan ve heyetini yakın zaman içinde Kahire’ye beklediğini, Cumhurbaşkanı Sisi’nin de çok yakın bir süre içinde Türkiye’yi ziyaret edeceğini söyledi.
SORULAR VE YANITLAR
Ortak açıklamaların ardından iki bakan gazetecilerin sorularını yanıtladı.
Refah Sınır Kapısı’ndan insani yardımların Gazze’ye daha fazla ulaştırılması nelerin yapılabileceğine yönelik soruya Şukri, şu yanıtı verdi:
“Özellikle Gazze’deki sivillere ulaştırılması açısından biz başlangıçtan beri tabii İsrail’in özellikle sınır kapısında engellemeleriyle karşılaştık. Uluslararası ortaklarımızla bu konuda çalışıyoruz. Onlara da bildirdik. Mutlaka iş birliği yapalım ve gerekli düzeyde bu yardımların mutlaka Ariş’ten oraya gönderilmesi gerektiğini, bütün ülkelerden gelen yardımların orada bir merkezde toplanması söz konusuydu. Biz de İsrail tarafıyla görüşmeler yaptık. Orada olan çalışmaların daha da basitleştirilmesini istedik. Bu şekilde Gazze’ye yardımların ulaştırılmasını temin edelim diye. Orada alınan tedbirler neticesinde istediğimiz düzeyde yardım gönderemiyoruz. Uluslararası ortaklarımızla bu konuları görüştük. ve bu engellemeleri ele aldık. Uygulamaları zorlaştırmakta olduğunu belirttik. Bildiğiniz gibi bir karar var, 27-28 nolu karar. Mutlaka insani yardımların ulaştırılması gerektiğini yönünde. Gazze’de bir merkez oluşturması lazım. Bu yardımların dağıtılması açısından. Özellikle Filistin’in oradaki tedbirlere çok fazla bağlı kalmadan daha rahat bir şekilde dağıtımı konusu olmalı. Yine aynı şekilde Mısır hava yoluyla, havadan yardım yardımların ulaştırılması konusunda katıldı. Bilindiği gibi 6 geçiş sınır noktası var ve İsrail’le bir işgal devleti olarak buna uymak zorundadır. Gazze’deki sivillerin korunması için bu uluslararası hukuk çerçevesinde de yapılmalı. Uluslararası hukuk bunu öngörmektedir. Mısır’ın insani bir rolü var. Dolayısıyla mutlaka uluslararası toplum müsaade etmeli. Gönderilen yardımların ulaştırılması gerektiğini bilmeli.”
İSRAİL-İRAN GERİLİMİ: “PROBLEMLER DİYALOGLA ÇÖZÜLMELİ”
İran-İsrail geriliminin bölgeye etkilerinin neler olacağına yönelik soruya ise Şukri, çatışmaların bölgeyi etkilediğine işaret ederek, gerilimin artmasından kaygı duyduklarını ifade etti. Şukri, “Problemlerin mutlaka diyalogla çözülmesini istiyoruz.” dedi.
“BİR NUMARALI ÖNCELİĞİMİZ İSRAİL İŞGALİNİN SONA ERMESİ”
Dışişleri Bakanı Fidan da aynı soruya verdiği yanıtta, İsrail’in Gazze’ye saldırılarına ve İsrail işgaline işaret ederek, şunları kaydetti:
“Bir numaralı önceliğimiz İsrail işgalinin sona ermesi ve iki devletli formülünü hayata geçmesi olmalıdır. Bu olmadığı takdirde dün Yemen’den yapılan saldırılar, bugün İran-İsrail arasındaki gerilim, yarın başka bir savaş türü, öbür gün başka bir ülkenin içinde çıkan başka bir iç karışıklık, toplumsal rahatsızlık. Bunların hepsi olmaya devam edecektir. Biz Türkiye olarak ve Mısır gibi diğer dost ülkelerle beraber baştan beri hep aynı şeyi söyledik. Eğer bu kulis, hak ettiği şekilde çözülmezse Filistinlilerin hak ettiği devlet, bağımsızlık ve egemenlik verilmezse bu türden krizler bölgemizde artarak devam edecektir. Baştan beri söylediğimiz gibi Filistin konusunda olan her şeyin küresel fay hatlarını tetikleme potansiyeli bulunmakta ve tetiklemekte. Burada olan bir şey Batı’yı da etkiliyor, doğuyu da etkiliyor, kuzeyi de etkiliyor, güneyi de. Bunu biz Kızıldeniz’deki ticaret gemilerine ile ilgili krizde de gördük. Lojistik zincirini nasıl kesildiğini gördük. Siparişlerin nasıl geç gittiğini, fiyatların nasıl arttığını gördük.”
“BASKIYI ARTTIRMAMIZ LAZIM”
Bu tür krizlerin yayılmasının önüne geçmek ve sorunun çözülmesi için gereken adımların atılması gerektiğinin altını çizen Fidan, “Bu konuda bazı devletlerin pozisyon değiştirmesinden ümit var mı? Mevcut şartlar böyle devam ettikçe ümit var, olma imkanımız azalıyor. Ne yapmamız lazım? Baskıyı arttırmamız lazım. Bölge ülkeleri olarak, İslam ülkeleri olarak diğer Afrika ülkeleri, Latin ülkeleri, Orta Asya ülkeleri, herkes bir araya gelip bu haksızlığa karşı sesini organize bir biçimde yükseltmek zorunda. Bunu yapmadığımız sürece bu haksızlık devam edecek.” diye konuştu.
“EZENLERLE EZİLENLER ARASINDAKİ BİR MÜCADELE”
Filistin’deki direnişin giderek, İsrail-Filistin arasındaki bir savaş olmaktan çıkıp, dünyada ezenlerle ezilenler arasındaki bir mücadele formu hüviyeti taşmaya başladığını belirten Fidan, “Latin Amerika’dan Afrika’ya Asya Pasifik’ten Orta Doğu’ya kadar, hatta Avrupa başkentlerine kadar birçok yerde kendini ezilmiş, dışlanmış uluslararası sistemin ikiyüzlülüğüne, adaletsizliğine, hukuksuzluğuna maruz kalmış gören bütün devlet ve devlet dışı aktörlerin artık giderek daha bilinçli hale gelmeye başladığını ve farklı organizasyonlar içerisine girerek haklarını arama yoluna girmeye başladığını görüyoruz” dedi.
Dışışleri Bakanı Hakan Fidan, sözlerini şöyle tamamladı:
“Filistin meselesi, mevcut devam eden zulüm ve katliam her geçen gün bunun daha açık ve net ortaya çıkmasına sebep olmaktadır. Onun için söylüyorum. Bu mesele artık sadece İsraillilerin Filistinlileri katlettiği bir mesele olarak algılanmaktan çıkıp İsrail’in arkasında duran ve katliamı mümkün kılan işlerle Filistin’i kalplerinde ve kafalarında hisseden ve bu zulme karşı, bu ezilmişliğe karşı küresel çapta artık direniş gösterme ihtiyacı hisseden iki tarafın kavgası haline dönüşmeye başlamıştır. Ben inanıyorum ki diğer ülkeler artık bu meseleyi kendilerine bir platform gerekçe göstererek uluslararası sistemin ve hegemonyanın ürettiği ezilmişliğe ‘hayır’ diyerek yeni bir silkinme, yeni bir uyanış içerisinde, gerçekten insanlığa barışı, istikrarı, kalkınmayı umudu getirecek bir düzenin başlangıcı olacaktır diye düşünüyorum. Buna da inancımız tamdır.”
]]>“KRİZLER ARTARAK DEVAM EDECEKTİR”
Görüşmede Gazze konusunun ele alındığını vurgulayan Bakan Fidan, “Gazze’de krizin başından beri ortak hareket ettik .Gazze’de yapılması gerekenlerin altını çizdik .Yardımların Refah sınır kapısından ulaşması için gece gündüz yoğun çalışıyoruz. Önceliğimiz İsrail işgalinin sona ermesi ve iki devletli çözüm formülünün hayata geçmesi olmalıdır. Dün Yemen’den yapılan saldırılar, bugün İran-İsrail gerilimi, bunların hepsi olmaya devam edecektir. Biz Türkiye olarak başından beri aynı şeyi söyledik. Filistinlilerin hak ettiği devlet, bağımsızlık ve egemenlik verilmezse bu krizler artarak devam edecektir” şeklinde konuştu.

“BATI HAKSIZLIĞA SES ÇIKARMALI”
Açıklamasının devamında “Baskıyı artırmamız gerekiyor. Bölge ülkeleri olarak, İslam ülkeleri olarak, Afrika ve Batı ülkeleri olarak, herkes bir araya gelerek sesimizi yükseltmemiz gerekiyor” diyen Bakan Fidan, “Filistin konusundaki her şey küresel fay hatlarını tetikliyor. Burada olan her şey Batı’yı da etkiler. Bu artık ezilenlerle ezenler arasındaki bir savaş olmaya başladı. Batı haksızlığa ses çıkarmalı” şeklinde konuştu.
Bakan Fidan’ın açıklamalarından öne çıkan satırbaşları;
“Mısır ve Türkiye’nin işbirliği halklarımızın ve bölgemizin fevkalade yararınadır. Mısır’la tekrar 15 milyar dolarlık ticaret hedefimize ulaşmak istiyoruz. Libya’da, Mısır ve Türkiye olarak, Libya’nın bütünlüğüne nasıl katkıda bulunabiliriz, bunları istişare etme fırsatımız oldu. Somali ve Etiyopya arasında başlayan yeni sorun alanını da görüştük. Somali’nin toprak bütünlüğüne olan bağlılığımızı tekrar ettik. Mısır ve Türkiye, Akdeniz’in iki ucunda önemli iki kardeş ülke. Çok büyük iş birliği potansiyelimiz var. Görüşmemizde Gazze’de yapılması gerekenlerin altını çizdik. Yardımların Refah sınır kapısına ulaşması için yoğun çalışıyoruz. Gazze krizi çözülmezse böyle krizler artarak devam eder. İsrail’in Filistin topraklarını işgali Batı’nın Ortadoğu’daki istikrarsızlık probleminin başlıca nedenlerinden biridir.

“YÜKSELEN TANSİYON NEDENİYLE ENDİŞE DUYUYORUZ”
Türkiye ile ilişkilerimizi yüksek düzeylere çıkarmak için çalışıyoruz. Bölgede güvenlik ve istikrar için çalışmalarımızı sürdüreceğiz. İran-İsrail gerilimi ile ilgili olarak, bu savaşın bu çatışmaların bu gerginliğin yayılma ihtimali var. Bütün araçlarla gerilimin büyümemesi için çalışıyoruz. Filistinlilerin kendi devletlerini kurma hakkı var. Sorunun çözülmemesi halinde Ortadoğu’daki krizleri bitmeyecek. İsrail’in engellemesi nedeniyle Refah sınır kapısından Gazze Şeridi’ne gerekli yardımlar gönderilemiyor. Gazze’de acil bir ateşkes olması şart. Yükselen tansiyon nedeniyle endişe duyuyoruz. İsrail ve İran’a itidal çağrısında bulunuyoruz. Diyalog ile tüm sorunlar çözülebilir.
“BU ARTIK EZİLENLERLE EZENLERİN SAVAŞI OLMAYA BAŞLADI”
Ortadoğu’daki karışıklığın asıl sebebi İsrail’in Filistin topraklarını işgal etmesi ve Batının buna göz yumması. Kriz küresel fay hatlarını tetikledi. Kızıldeniz’de ticari gemilerin hedef alındığı saldırıların global piyasalara etkisi buna örnek. Baskıyı artırmamız gerekiyor. Bölge ülkeleri olarak, İslam ülkeleri olarak, Afrika ve Batı ülkeleri olarak, herkes bir araya gelerek sesimizi yükseltmemiz gerekiyor Öncelik, Gazze’de işgalin bitirilmesi. Bu artık ezilenlerle ezenlerin savaşı olmaya başladı. Devletimiz Gazze ile ilgili çabadan bir saniye bile vazgeçmedi.”
]]>BBC Farsça
Patlama seslerinin duyulduğu İsfahan saraylarıyla, mozaiklerle süslü camileri ve minareleriyle meşhur. Aynı zamanda, İran’ın askeri sanayinde büyük bir merkez.
İran’ın üçüncü en büyük kentinin lakabı “Nesf-i Cihan” yani dünyanın yarısı. Ülkenin orta kesimlerinde, Zagros Dağları’nın yakınlarında yer alıyor.
Kent ve etrafındaki bölge, insansız hava aracı ve füze fabrikalarına ev sahipliği yapıyor.
İran’ın nükleer zenginleştirme programındaki önemli merkezlerden Natanz Nükleer Tesisi’ne görece yakın.
İsfahan, İran’ın nükleer tesisleriyle birlikte anılan bir yer olduğu için saldırının sembolik önemi var.
Benyamin Netanhayu bir yandan bu aşamada tam anlamıyla vurmaktan geri durmuş, bir yandan da İran’a bu bölgedeki hassas hedefleri vurma kabiliyeti olduğu mesajını vermek istemiş olabilir.
Saldırı haberlerinin ardından İranlı yetkililer hızla, İsfahan bölgesindeki nükleer tesislerin “tamamen güvende” olduğunu duyurdular. Şu an nükleer silahı olmayan İran, sivil nükleer programını nükleer silahlı bir ülkeye dönüşmek için kullanmaya çalıştığı iddialarını reddediyor.
Ancak olanlar konusunda birbiriyle çelişen haberler var. İran’ın Uzay Kurumu Sözcüsü Hüseyin Daliryan, “birkaç” insansız hava aracının “başarıyla düşürüldüğünü” söyledi ve bir füze saldırısı olduğu haberlerini reddetti.
Daha sonra, Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahyan, devlet televizyonuna yaptığı açıklamada, “İsrail yanlısı medyanın” haberlerine karşın, “birkaç mini insansız hava aracının başarıyla düşürüldüğünü” savundu ve bir füze saldırısı olduğu haberlerini kabul etmedi.
İran medyasının bir kısmı da İsfahan Havaalanı ve askeri üssü yakınlarında üç patlama olduğunu duyurdu.
İran Kara Kuvvetleri Komutanı Abdülrahim Musavi bunun “şüpheli bir nesneye doğru ateş eden uçaksavar sistemi olduğunu” belirtti.
İran Hava Kuvvetleri’nin İsfahan Havaalanı yakınlarında bir üssü var ve üste İran’ın elinde yaşlanan F-14 tipi savaş uçaklar da var.
İran, ABD yapımı F-14’leri ilk olarak 1970’li yıllarda, Şah döneminde almıştı ve bu uçaklar hala faal. Hatta bu uçakların hala faal olduğu tek ülke.
İsfahan’da daha önce de İsrail’in düzenlediğinden şüphelenilen bir saldırı olmuştu. İran, Ocak 2023’te kentin orta kesimlerindeki bir cephane fabrikasına düzenlenen insansız hava aracı saldırısından İsrail’i sorumlu tuttu. Saldırının, dört pervaneli küçük insansız hava aracıyla düzenlendiği bildirilmişti.
Benzer İHA saldırıları haberleri son yıllarda İran’ın farklı yerlerinden geldi. İsrail, bu saldırıların sorumluluğunu hiç üstlenmedi.
İngiltere ve NATO Nükleer Güçleri’nin eski komutanlarından, kimyasal silah uzmanı Hamish de Bretton-Gordon, BBC’ye yaptığı açıklamada, İsfahan’ın hedef alınmasının, etrafındaki askeri üsler nedeniyle “çok önemli” olduğunu söyledi.
De Bretton-Gordon, füze saldırısının “İran’ın nükleer silah geliştirdiğine inanılan yere çok yakın olduğunu, belki de buna bir gönderme olabileceğini” belirtti.
Kimyasal silah uzmanına göre İsrail saldırısı “bir kabiliyet ve belki de niyet gösterisi” olabilir. Uzman, İran’ın geçen hafta sonu yolladığı 300’den fazla SİHA ve füzenin imha edildiğine, İsrail’in ise yolladığı “bir ya da iki füzenin” hedefe ulaştığını ve “hasara” yol açtığını belirtiyor.
De Brotton Gordon, İranlı yetkililerin, saldırıyı küçümsemeye çalıştığını ve İsrail’in İran’ın “antik” hava savunma sistemini geçmekteki başarısının kamuoyunda duyulmasını istemediklerini belirtti.
“İsrail askeri anlamda İran’ın çok üzerinde ve bunlar da bunun göstergesi. İran, İsrail ile büyük bir darbe alacağı konvansiyonel bir savaşa girmek yerine, terör örgütlerini ve vekil güçlerini kullandığı, gölgelerin altındaki bir savaşı tercih edecektir.”
İran ile giderek daha yakın bir askeri işbirliği içine giren Rusya ise Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’a göre, İsrail’e İran’ın “gerilimi yükseltmek istemediği” mesajını verdi.
Lavrov “Rusya ve İran lider kadrosu, bizim temsilcilerimiz ve İsraillilerin yer aldığı telefon temasları oldu. Bu görüşmelerde, İsraillilere İran’ın gerilimi yükseltmek istemediği mesajını net bir şekilde verdik” dedi.
]]>Yerlerinden edilmiş Filistinliler evlerine dönüp, geriye ne kaldıysa kurtarmaya çalışırken, bir başka tehlike kol geziyor: Patlamamış bombalar.
Birleşmiş Milletler İnsani Yardım Koordinasyon Ofisi (UNOCHA), İsrail askerlerinin çekilmesinden kısa süre sonra bir değerlendirme çalışması yaptı.
Çalışmaya ilişkin yazılı açıklamada “Han Yunus’taki sokaklar ve kamusal alanlar patlamamış mühimmatla dolu ve siviller açısından büyük risk oluşturuyor. Ekip, ana kavşaklarda ve okulların içinde 450 kiloluk patlamamış bombalar buldu” denildi.
Askeri uzmanlar, İsrail ordusunun savaşın başlamasından sonra on binlerce bomba attığını tahmin ediyor.
Birleşmiş Milletler’in (BM) Gazze’de patlamamış bombaları temizleyen ve güvenli hale getiren BM Mayın Eylem Servisi (UNMAS) adlı bir özel ekibi var.
Bu kuruluşun başındaki Charles (Mungo) Birch, Gazze’de Ukrayna’dan daha çok enkaz olduğunu söylüyor.
Birch “Uçaklardan atılan büyük bombalar, amatör yapım roketler ve bu ikisinin arasındaki her şeyden var” diyor ve atılan bombaların %10’unun patlamadığını tahmin ettiklerini söylüyor.
BM uzmanı ayrıca, İsrail’in yeraltı yapılarını ya da tünellerini hedef almak için bombalar kullandığını vurguluyor.
Hamas’ın İsrail’e saldırmasından önce UNMAS, Gazze’de “derine gömülü” 21 bombayı etkisiz hale getirmeyi neredeyse tamamlamıştı. Her bir bombanın etkisiz hale gelmesi bir ay aldı ve sonra her şey değişti.
İsrail Savunma Bakanı Yoav Galant, İsrail Ordusu’nun savaşın ilk 26 gününde Gazze’ye 10 bin bomba ve füze attığını söyledi.
Charles Birch, “Çok zor bir durumdu” diyor.
Mart ayının sonunda, insan hakları kuruluşları ve ABD Başkanı Joe Biden’ın Demokrat Partisi’nin bazı kesimlerinden gelen çağrılara rağmen, Washington Post ve Reuters Haber Ajansı, ABD’nin İsrail’e 1800’den fazla MK84 (900 kilo) ve 500 MK82 (225 kilo) bombasının gönderilmesine onay verdiğini duyurdu.
Bu büyük bombalar Gazze’de kitlesel ölüm ve yaralanmaların meydana geldiği saldırılarla ilişkilendiriliyor. Gazze yönetimine göre Gazze’de şu ana dek 33 bin 970 Filistinli öldürüldü.
Bombardıman
İsrail Hava Kuvvetleri ve İsrail ordusu saldırılarda nasıl mühimmat kullandıklarını açıklamıyor. Ancak sosyal medya paylaşımlarındaki fotoğraflarda uçaklarda görülen bombalarla, saldırılarda kullanılanların aynıları olduğunu düşünmek makul.
Uluslararası Af Örgütü’nden silah uzmanı Brian Castner, Gazze’deki yıkımın, İsrail’in güdümsüz MK84 (900 kilo) bombalarını kullandığını gösterdiğini vurguluyor.
Castner, “MK84 bombalarındaki zorluk ağırlıkları çünkü ağırlıkları 900 kilo civarında. Yarısı patlayıcı madde yarısı da çelik. Sivillere yüzlerce metre öteden zarar verebiliyorlar” diyor ve devam ediyor:
“Bu nedenle bu bombaların başka bir yere götürülmeleri ve güvenli bir şekilde etkisiz hale getirilmeleri gerekiyor.”
Castner ayrıca, kalabalık yerlerde enkaz altında bomba olmasının büyük bir risk olduğunu vurguluyor.
BBC Arapça, İsrail ordusuna, Gazze’deki hangi bölgelerin patlamamış mühimmattan arındırıldığını sordu. Bir sözcü, “Üzgünüz ama ayrıntı veremeyiz” yanıtını verdi.
Castner, Hamas’ın attığı roketlerin daha çok patlamama riski olduğunu ve bunların da enkaz altında kalmasının risk oluşturduğunu belirtti. Castner ayrıca, Hamas’ın patlamamış İsrail mühimmatını geri dönüştürme kabiliyetinden bahsetti.
Birch ise uçaktan atılan ve yer altına saplanmış bombaların imhası için 10 ila 15 metrelik bir tünel kazılması gerektiğini belirtiyor.
Daha sonra bir patlayıcı uzmanı aşağı indiriliyor, fitilini çıkartıyor ve bomba etkisiz hale getiriliyor.
Ancak Birch, şu anda Gazze’deki asıl işin yerdeki patlamamış mühimmatı etkisiz hale getirmek olduğunu vurguluyor:
“Gazze’nin kuzeyindeki patlamamış mühimmat kirlenmesi konusunda herhangi bir fikrimiz yok, çünkü gidip değerlendirme yapamadık.
“Daha önce görülmemiş bir operasyon olacak. Avrupa’daki son büyük konvansiyonel savaştan sonra böyle bir durum görülmedi.”
İngiliz sivil toplum kuruluşu Humanity and Inclusion (HI) geçtiğimiz günlerde durumu değerlendirmek için Refah’a iki bomba uzmanı gönderdi.
Kuruluş, çatışmanın ilk 89 gününde 45 bin bomba atıldığını tahmin ediyor. Kurum, yüzde 14’lük bir patlamama oranı üzerinden çalışıyor ve 6 bin 300 bombanın patlamamış olduğunu düşünüyor.
HI’ın patlayıcı uzmanı Simon Elmot, “Gazze’de durum değişirken, insanlar daha sık yer değiştiriyor. En büyük korkumuz, hasar görmüş ya da yıkılmış evlerine döndüklerinde eşyalarını almak için içeri girmeye çalışmaları” diyor.
“Rakka ve Musul gibi çatışma bölgelerindeki tecrübemiz en büyük riskin burada olduğunu gösteriyor.”
Dünya Sağlık Örgütü (WHO), Gazze’deki ev, hastane, okullar, su ve su arıtma tesisleri gibi sivil altyapının yüzde 80’inin tamamen yıkıldığını ve ağır hasar gördüğünü tahmin ediyor.
Dünya Bankası ve BM, Gazze’nin yeniden inşasının 1,85 milyar doları bulabileceğini tahmin ediyor. 26 milyon tonluk enkazın kalkması içinse yıllar sürecek bir operasyon gerekecek.
UNMAS, operasyona hazırlanması için 45 milyon dolar gerektiğini ve şu ana dek sadece 5,5 milyon dolarlık ödenek aldığını belirtiyor. Kuruluş, savaş bitince daha fazla fon alabilmeyi umuyor.
Şu anda Gazze’de, yardım konvoylarının hareket edebilmesi ve açlık çeken insanlara ulaşabilmesi, ayrıca Filistinlilerin bu tür mühimmatın tehlikeleri konusunda eğitilmesi için çalışan 12 UNMAS çalışanı bulunuyor.
]]>ABD: İSRAİL, İRAN’IN BAZI NOKTALARINI FÜZELERLE VURDU
İlk olarak Amerikan ABC News kanalının ABD’li bir yetkiliye dayandırarak verdiği İsrail’in İran’a yönelik saldırı haberi, daha sonra CBS News ve CNN tarafından da takipçilerine aktarıldı. Adı açıklanmayan ABD’li yetkililere dayandırılan haberlere göre İsrail, İran’ın içinde bazı noktaları füzelerle vurdu. Sadece İran değil aynı zamanda Suriye ve Irak’ta da bazı noktalar hedef alındı.
İRAN: FÜZE SALDIRISI OLMADI
İranlı yetkililere dayandırılan haberlerde ise İran’a füze bir saldırısı olmadığı belirtildi. İranlı yetkililer, “İsfahan’da duyulan patlama İran’ın hava savunma sisteminin aktivasyonu sonucu gerçekleşti.” ifadelerini kullandı.
ABD: İSRAİL VURACAĞINI ÖNCEDEN BİLDİRDİ
Dün ABD ve İsrail arasında yapılan Refah operasyonu toplantısında İsrail’in 24 veya 48 saat içinde İran’ı vuracağını ABD’ye bildirdiği belirtildi. CNN’e konuşan ABD’li yetkili ise Biden yönetiminin İsrail’in “İran’a yönelik bu karşı saldırısına yeşil ışık yakmadığını” ve ABD’nin bölgede kapsamlı bir çatışma istemediğini vurguladı. Yetkili, İsrail’in saldırıdan önce, “İran’a yönelik sınırlı bir karşı saldırı düzenleyeceğini” perşembe günü haber verdiğini ve ABD’nin bu saldırıyı desteklemediğini kaydetti. ABD Dışişleri Bakanlığı ve Pentagon, söz konusu saldırıyı henüz doğrulamadı.
İSFAHAN’DA PATLAMA SESLERİ
İran basını, İran Hava Kuvvetleri Üssüne ev sahipliği yapan İsfahan eyaletinin kuzeydoğusunda patlama seslerinin geldiğini duyurdu. Devlet televizyonunun haberinde, “Haber kaynakları, İsfahan eyaletinde nispeten şiddetli patlama sesi duyulduğunu bildiriyor. Bu sesin kaynağının ne olduğu henüz açıklanmadı.” ifadelerine yer verildi. Yarı resmi Fars Haber Ajansı da yerel kaynaklara dayandırarak, İsfahan’ın kuzeydoğusundaki Kehcavaristan şehrinde bir patlamanın duyulduğunu bildirdi.
Bu seslerin nedeninin henüz bilinmediğini belirten Fars, Kehcavaristan şehrinin, İsfahan Havalimanı’nın ve Ordu Hava Kuvvetleri’nin 8’inci Üssü’nün yakınında yer aldığını aktardı. İran devlet televizyonu tarafından, İsfahan şehrinde bulunan nükleeer tesislerin etkilenmediği veya nükleer sahaların hedef alınmadığı belirtildi. İran’ın başka kentlerine saldırı olup olmadığı henüz belli değil. İran’da tüm uçuşlar askıya alındı.
İSRAİL ORDUSU: KUZEY İSRAİL’DE SİRENLER ÇALIYOR
İsrail’in İran’a karşı başlattığı misilleme saldırısının ardından İsrail ordusundan da bir açıklama geldi. İsrail ordusu Kuzey İsrail’de sirenlerin çaldığını açıkladı.
İRAN-İSRAİL GERİLİMİ
İsrail, İran’ın Şam’daki konsolosluk binasına 1 Nisan’da hava saldırısı düzenlemişti. Saldırıda, İran Devrim Muhafızları Ordusundan 2’si general rütbesinde toplam 7 İranlı yetkili ölmüştü. İran, İsrail’in konsolosluk saldırısının ülkesinin topraklarına saldırı anlamına geldiğini ve misillemede bulunacaklarını duyurmuştu. İsrail ise İran’ın saldırısına karşılık vereceğini bildirmişti.
İran 13 Nisan’da İsrail’e yüzlerce kamikaze insansız hava aracı, balistik ve seyir füzesiyle saldırı başlatmıştı. İran bazı hedeflerin vurulduğunu, İsrail ise saldırıların çoğunun hava savunma sistemlerince önlendiğini ancak güneydeki bir askeri üsse füze isabet ettiğini açıklamıştı. İsrail basını, Tel Aviv yönetiminin İran’ın hava saldırısına karşı “açık ve etkili” şekilde karşılık verme kararı aldığını iddia etmişti. İran ise, İsrail’in muhtemel saldırısına “süratli”, “daha güçlü” ve “daha kapsamlı” yanıt vereceklerini duyurmuştu.
]]>Zehirli bir gaz olan fosfor, gözler ve akciğerler için zararlı ve aynı zamanda ciddi yanıklara neden olabiliyor. Bu nedenle de kullanımı uluslararası yasalarla sıkı bir şekilde düzenlenmekte.
İsrail ordusu, bu tartışmalı silahı, hem Gazze’deki hem de Lübnan’daki silahlı militanlara karşı uluslararası yasalar dahilinde kullandığını savunuyor.
Ancak insan hakları örgütleri bunun savaş suçu olarak soruşturulması gerektiği çağrısını yapıyor.
ABD, İsrail’in her iki bölge de beyaz fosfor kullanımı iddialarını araştıracaklarını söyledi.
İsrail ordusu, bu mühimmatı sivillerin de bulunduğu bölgelerde kullanmakla uluslararası yasaları mı çiğniyor? Yoksa savaşta buna hakları var mı?
‘Beyaz bir sis gibi yayılıyor’
Lübnan’ın güneyinde yaşayan 48 yaşındaki çiftçi Ali Ahmed Abu Samra, 19 Ekim 2023 günü kendisini yoğun beyaz duman bulutunun içinde buldu.
Samra o anları, “Kokusunun sarımsağa benzediğini söylüyorlar ama bundan çok daha kötüydü. Dayanılmaz bir kokuydu. Kanalizasyon kokusundan da kötü” diye anlatıyor.
815 derece sıcaklığa çıkabilen beyaz fosfor aynı zamanda son derecede zehirli bir gaz.
Dayra köyünden Ali yaşadıklarını, “Gözlerimizden yaş akmaya başladı. Ağzımızı ve burnumuzu bir parça ıslak bezle kapatmasaydık bugün hayatta olmayabilirdik” diye anlattı.
Gazze’deki savaşın başlangıcından bu yana, İsrail-Lübnan sınırında da gerilim arttı. Çatışmalar ve karşılıklı atılan bombalar nedeniyle her iki tarafta da sivil kayıplar yaşandı, binlerce kişi evlerini terk etmek zorunda kaldı.
Hamas’ın müttefiki olan Hizbullah, elindeki savaşçı ve silah gücüyle, dünyadaki en güçlü devlet dışı aktörler arasında yer alıyor.
Hizbullah’ın İsrail’e yönelik roket ve insansız hava aracı (İHA) saldırılarına, İsrail ordusu, hava saldırıları ve top atışlarıyla karşılık verdi. Kullanılan silahlar arasında fosfor bombası da vardı.
Fosfor bombası havada patladığında oksijenle reaksiyona girerek yoğun bir sis perdesi oluşturuyor.
Bu sis perdesi, düşmanın görüşünü kısıtlayarak sahadaki silahlı birliklere neredeyse anında koruma sağlıyor.
Bu çok etkili ve belirli koşullar içinde yasalara uygun bir askeri taktik.
Ancak uluslararası hukuka göre silahlı çatışmada sivillerin korunması tüm taraflar için zorunlu.
Fosfor bombası geçen yüzyılda dünyanın büyük ordularının çoğu tarafından kullanıldı.
ABD Merkezî İstihbarat Teşkilatı’na (CIA) göre Sovyetler Birliği, İkinci Dünya Savaşı sırasında bunu yoğun bir şekilde kullandı.
ABD kendisi de bu kimyasalı 2004’te Irak’ta, ardından 2017’de IŞİD’e karşı Suriye ve Irak’ta kullandığını kabul etti.
İsrail de fosfor bombasını 2008-2009’da Gazze’ye düzenlenen saldırı sırasında kullandığını açıkladı.
Ancak Birlemiş Milletler, İsrail ordusunun bu silahı sivillerin sağlığını gözetmeden “sistematik” şekilde kullandığı sonucuna vardı. Bunun üzerine İsrail Silahlı Kuvvetleri 2013 yılında fosforu, sık kullanılan silahlar envanterinden çıkarılacağını vadetti.
Hizbullah savaşçılarının 2 ile 4 kişiden oluşan küçük birimler halinde hareket ettiği biliniyor.
Sınır bölgesinde sık ormanlık alanı siper olarak kullanarak, İsrail ordusuna sık sık füze ve roket fırlatıyorlar.
Onları sis içinde bırakmak İsrail ordusunu hedef almalarını önlemenin bir yolu olarak sunulabilir.
Ancak Lübnan tarafında çiftçilik yapan Ali, köyünün vurulduğu 10-19 Ekim tarihlerinde bölgede silahlı grupların bulunmadığını savunuyor.
Ali, “Hizbullah orada olsaydı, insanlar hedef olma korkusuyla onlara gitmelerini söylerdi” diyor ve ısrar ediyor:
“Hizbullah bölgede değildi”
BBC, söz konusu saldırı sırasında Dayra’da herhangi bir Lübnanlı silahlı grubun varlığını veya yokluğunu bağımsız kaynaklar üzerinden netleştiremedi.
Dayra’da saldırı günü olay yerine ilk ulaşan gönüllü tıbbi müdahale görevlisi Halid Qraitem oldu.
Halid müdahale anını, “Bilinci bulunmayan insanları tahliye etmeye başladık” diye anlatıyor. Ambulans görevlisi insanlara yardım ederken kendi ekibinin de ateş altında kaldığını söylüyor.
Halid, “Bize üç el bombası attılar. Ya insanları kurtarmamızı engellemek için ya da bizi korkutmak içindi” diyor.
Halid en az dokuz kişiyi Tire’deki İtalyan Hastanesine naklettiğini hatırlıyor. Onların arasında kendi babası İbrahim de vardı.
65 yaşındaki İbrahim, şiddetli nefes darlığı nedeniyle üç gün hastanede kaldı. Doktor Muhammed Mustafa, beyaz fosfora maruz kalmış birçok hastayı tedavi ettiğini söylüyor.
Dr. Mustafa, hastaların “şiddetli boğulma hissi, aşırı terleme, kronik kusma ve düzensiz kalp atışı” belirtileriyle hastaneye geldiğini anlatıyor:
“Sarımsak kokuyorlar. Kan sonuçları beyaz fosfora maruz kaldıklarını doğruladı.”
Üç ay sonra İbrahim’le buluşmaya gittiğimizde gözlerinin içi hâlâ kırmızıydı. Kollarında ve ayaklarında deri döküntüsü vardı ve soyulmalar göze çarpıyordu.
65 yaşındaki adam, doktorların kendisine bunun beyaz fosfordan kaynaklandığını söylediğini anlatıyor.
1970 yılından bu yana savaşlar yaşadıklarını söyleyen İbrahim, “Ama bu duruma benzeyen bir şey yok. Patlamalar evlerimizin çok yakınında oluyor” diyor.
İbrahim, kaçmaya çalışırken bir merminin arabasının altı metre yakınına düştüğünü, o anda üzerlerinde İsrail ordusuna İHA’lar bulunduğunu savunuyor.
İbrahim “Bizi görebiliyorlardı. Gelişi güzel ateş ediyorlardı” diyor.
Uluslararası Af Örgütü, Dayra’ya yapılan saldırının “savaş suçu olarak soruşturulması gerektiği” sonucunu açıkladı. Gerekçe olarak, “sivillerin yaşamı gözetilmeden yapılan saldırıda dokuz kişinin yaralanması” gösterildi.
İsrail ordusu ise beyaz fosforun sivillerin bulunduğu bölgede “dikkatsizce” kullanıldığı iddiası için BBC’ye açıklama yaptı.
Ordu açıklamasında, istisnalar dışında, yoğun nüfuslu bölgelerde beyaz fosfor kullanılmadığı iddia edildi. Açıklamada istisnai askeri durumlar üzerinde gizlilik bulunduğu ve bunların kamuoyuna açıklanmadığı kaydedildi.
Ali’nin köyüne yapılan saldırının haberleri önce internet üzerinden yayıldı.
İsrail ordusu beyaz fosforlu mühimmat kullandığı iddiasını önce reddetti. Ancak daha sonra bir U dönüşü ile “uluslararası yasalar dahilinde” bu mühimmatın kullanıldığını kabul etti.
BBC, eldeki kanıtlar üzerinden son altı ayda Dayra’da ve sınırdaki diğer üç köyde daha fosfor bombası kullanıldığını doğruladı.
Kfar Kila’da iki sivil yerleşkesinin arasına düşen bir mermi parçası, laboratuvarda test edildi.
BBC adına incelemeyi yapan ünlü kimya profesörü güvenlik endişesi nedeniyle isminin gizli kalmasını istedi.
Gaz maskesi ve tüm vücudunu kaplayan koruyucu kıyafet giyen profesör, metal parçanın iç kenarındaki koyu renkli yapışkan öbeği incelerken anlatıyor:
“Bu 155 mm’lik bir obüs mermisinin parçası. M825A1 işareti bunun beyaz fosfor içeren mühimmat olduğunu gösterir. Bu Amerikan yapımı” diyor.
Ünlü kimyagerin çakmak tuttuğu bir kalıntı anında alev alıyor:
“Bu malzemeyi yanarken ve cildinize yapışık haldeyken üzerinizden çıkarmaya çalıştığınızı hayal edin.”
Profesör 30 gün sonra bile beyaz fosfor kalıntılarının hala tutuşabildiğini söylüyor.
Ekim ayının üçüncü haftasındaki saldırıda yaralılara müdahale eden sağlıkçı Halid Qraitem, İsrail’i, insanları sınır bölgelerinden uzaklaştırmak için kasıtlı olarak beyaz fosfor kullanmakla suçluyor:
“ Zeytin ağaçlarını, avokado bahçelerini yakmak için ormanlık alanları bilinçli olarak fosforla bombalamaya başladılar.”
Halid’in iddialarına yanıt olarak İsrail ordusu şu yanıtı verdi:
“İsrail Silahlı Kuvvetleri, Lübnan’daki sivilleri sınırdan uzaklaştırmak için sis perdesi mermilerinin kullanıldığı yönündeki her türlü iddiayı tamamen reddediyor.”
İsrail kanunları çiğnedi mi?
Beyaz fosfor kimyasal silah olarak tanımlanmış değil ve “yangın çıkarıcı mühimmat” tanımı üzerinde bile tartışmalar devam ediyor.
Birleşmiş Milletler’in konvansiyonel silahlara ilişkin sözleşmesi (CCW), yangın çıkarmak veya insanları yakmak için tasarlanan silahlara yönelik kısıtlamalar getiriyor.
Bununla birlikte, İsrail’in de aralarında olduğu birçok ülke, sonunda yangına neden olsa dahi, fosforun sis amaçlı kullanılması halinde, bu yasa kapsamında değerlendirilemeyeceğini savunuyor.
Ancak İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW) bu görüşe katılmıyor. Örgüt BM sözleşmesinde çok fazla “boşluk” olduğunu savunuyor.
HRW’den Ramzi Kaiss, sözleşmenin yangın çıkarıcı silahlar tanımında boşluklar olduğunu söylüyor:
“Ancak uluslararası hukuk kurallarına göre, çatışmalarda tüm taraflar, sivillerin zarar görmesini önlemek yükümlülüğünde. Özellikle de beyaz fosfor gibi mühimmatlar kullanıldığında.”
Bağımsız bir avukat ve askeri uzman Prof. Bill Boothby, İsrail’in uluslararası hukuku ihlal edip etmediğini tespit etmek noktasındaki sorunlardan birinin “delillerin çatışması” olduğunu söylüyor.
İsraillilerin fosforu çatışma sırasında bir sis perdesi oluşturmak için kullandığını savunduğunu söyleyen Prof. Boothby devam ediyor:
“Köylüler ise ortada savaşçı olmadığı için sis perdesi oluşturmanın bir meşruiyeti olmadığını savunuyor. Gerçekten beyaz fosforun kullanılmasının amacı bu muydu? Bunun cevabını bilmek, saldırıya karar verenlerin aklında ne olduğunu bilmek anlamına gelir.”
“Orantılı” saldırı kavramını da hatırlatan ve “verilen zararın, beklenen askeri kazanımlardan fazla olmaması” gerektiğini söyleyen Prof. Boothby bunun da yine saldırıya karar verenlerin ne düşündüğünü ve hedeflerinin ne olduğunu bilmeye dayandığını aktarıyor.
BBC’nin Dayra’daki hedeflerinin sorduğu İsrail ordusu, “Bunlar gizlidir ve açıklanamaz” yanıtını verdi.
]]>Cronin, von der Leyen’e yönelik girişiminin ardından AA muhabirine değerlendirme yaptı.
Avrupa’da silah endüstrisinin güçlendirilmesiyle ilgili konferansa davet edildiğini ve von der Leyen’in konuşmacı olduğunu gördüğünde tepki vererek Gazze’deki durumu dile getirmesi gerektiğini düşündüğünü anlatan Cronin, “Sabah uyandığımda aldığım ilk mesaj Gazze’nin merkezindeki El-Magazi mülteci kampında yaşayan bir gazetecidendi. Önceki gün bir grup çocuğun oyun oynarken İsrail tarafından öldürüldüğüyle ilgili bu mesajı gördüğümde bir şeyler yapmam gerektiğini hissettim. Ursula von der Leyen’e Gazze’de devam eden soykırımın ilk aşamalarında İsrail’i tam olarak desteklemesi nedeniyle bir tavır göstermem gerekiyordu.” diye konuştu.
Cronin, eylemi karşısında von der Leyen’in hiçbir tepki vermediğini belirterek, “Çok profesyoneldi. Çok sakindi. Yüzünde hiçbir duygu belirmedi.” dedi.
İrlandalı gazeteci, güvenlik görevlilerinin ise kendisine nazik davrandığını söyledi.
“İsrail’e zaman kazandırdı” yorumu
Cronin, von der Leyen’in “soykırıma ortak olduğu” yönündeki fikrini şöyle gerekçelendirdi:
“Von der Leyen, (Ekim 2023’te) İsrail Savunma Bakanı Yoav Gallant’ın Gazze’deki Filistinlileri ‘hayvan’ olarak tanımladığı, gıda, yakıt ve elektriği keseceğini açıkladığı sırada, bazı üst düzey İsrailli liderleri ziyaret etti. Aslında İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog’la, Gazze’de masum insan olmadığını iddia etmesinden bir gün sonra görüştü.”
Gazze’de soykırımın önlenmesine yönelik ihtiyati tedbir kararı alan Uluslararası Adalet Divanının, Gallant ve Herzog’un ifadelerini soykırım niyeti delili olarak gösterdiğini belirten Cronin, “Von der Leyen bu açıklamaları onaylamadığını ifade etmedi.” dedi.
Cronin, “Bunu yaparak İsrail’e çok değerli bir zaman kazandırdı. İsrail’in gerçek bir uluslararası baskıya maruz kalmadan katliam yapması için çok değerli zamanı kazanmasına izin verdi.” değerlendirmesini yaptı.
Blair ve Lieberman’a da yapmıştı
Eski İngiltere Başbakanı Tony Blair ve eski İsrail Dışişleri Bakanı Avigdor Lieberman’a yönelik de “vatandaş tutuklaması” girişiminde bulunduğu hatırlatılan Cronin, bunlara ilişkin anılarını şöyle anlattı:
“Irak’ın yasa dışı işgalindeki rolü nedeniyle Blair’ı 2010’da vatandaş olarak tutuklamaya çalıştım. Ertesi yıl, dönemin İsrail dışişleri bakanı olan Avigdor Lieberman’ı apartheidla suçlayarak tutuklamaya çalıştım. İlginçtir ki Lieberman, o zamanlar İsrailli politikacıların en aşırısı olarak kabul ediliyordu ama o zamandan bu yana yerine daha da aşırı sağcı politikacılar geldi.”
Cronin, bu eylem türünün uzun yıllar önce İngiltere’de ortaya çıktığını belirterek, şunları kaydetti:
“Aslında temel fikir şu, polis belirli suçlulara karşı harekete geçemiyorsa veya buna istekli değilse, o zaman vatandaşlar harekete geçme yetkisine sahip olur. Ben de öyle yaptım. Bence Ursula von der Leyen’in aslında gerçek otoriteler tarafından tutuklanması gerek. Ekim ayındaki İsrail ziyaretiyle açıkça Gazze’de soykırımı mümkün kıldı ve daha sonraki açıklamalarıyla Gazze’de soykırım yaparken İsrail’e de tam desteğini yineledi.”
Cronin’in girişimi
“Electronic Intifada” internet sitesinin editörlerinden, İsrail-Filistin meselesiyle ilgili kitaplarıyla da bilinen Cronin, Brüksel’de düzenlenen “Avrupa Savunma ve Güvenlik Zirvesi”nde von der Leyen’in konuşmak için sahneye çıktığı sırada, yerinden kalkarak yüksek sesle açıklamalar yapmıştı.
“Özgür Filistin” sloganı atan Cronin, şunları söylemişti:
“Bayan von der Leyen, bu bir vatandaş tutuklamasıdır. Gazze’deki soykırıma yardım etmekle suçlanıyorsunuz. Bu soykırımın başlangıcında İsrail’e tam desteğinizi ifade ettiniz. Ellerinizde Filistinli çocukların kanı var. Siz bir suçlusunuz, Bayan von der Leyen. Burada olmamalı, Lahey’de olmalısınız. Seçimlerde yeniden aday olmamalısınız.”
]]>Son ateşkes taslağı ABD tarafından sunuldu ve CIA Başkanı William Burns Nisan ayı başında Mısır’ın başkenti Kahire’ye giderek ayrıntıların ana hatlarını çizdi. Ancak hem İsrail hem de Hamas altı haftalık “geçici ateşkesi” öngören plana itirazlarda bulundu.
Ateşkes görüşmeleri Hamas’ın 7 Ekim saldırılarından yaklaşık altı ay sonra başladı. Saldırılarda yaklaşık bin 200 öldürüldü, 253 kişi de rehin alındı.
Bunun ardından İsrail güçleri de Gazze’de büyük bir yıkıma ve insani krize neden olan askeri bir operasyon başlattı. İsrail ordusunun saldırılarında büyük çoğunluğunu kadın ve çocukların oluşturduğu 33 binden fazla insan öldürüldü.
Birleşmiş Milletler, yarısı çocuk olmak üzere 1,7 milyon Filistinlinin, İsrail saldırılarının ardından evlerini terk etmek zorunda kaldığını tahmin ediyor.
ABD tarafından masaya sunulan ateşkes önerisinin şartları arasında, Gazze Şeridi’nde tutulan 40 İsrailli rehineye karşılık İsrail’in de 100’ü müebbet hapis cezasına çarptırılmış 900 Filistinli mahkumu serbest bırakması yer aldı.
Ayrıca ateşkes taslağında Gazze’nin kuzeyinden güneyine uzanan Salah al-Din yolu boyunca kontrol noktaları kuran İsrail güçlerinin kademeli olarak geri çekilmesi de istendi.
İsrail ve Hamas ise ateşkes teklifiyle ilgili bazı itirazlar dile getirdi. O anlaşmazlıklar genel hatlarıyla şöyle:
Dil
Hamas “geçici” kelimesine itiraz ederek savaşın kalıcı ve nihai bir şekilde sona erdirilmesini istedi.
Hamas’ın siyasi büro üyesi Basem Naim yaptığı basın açıklamasında “İsrail’in bölgedeki varlığını sürdürmesini ve halkımıza yeni saldırılar düzenlemesine izin verilmesini kabul etmeyeceğiz” dedi.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ise Hamas’ın talebini “hayal ürünü” olarak nitelendirdi ve İsrail’in “tam zafer” elde edene kadar Gazze’de savaşmaya devam edeceğini söyledi.
Netanyahu ayrıca zaferin ancak İsrail’in Hamas’ın son kalesi olduğunu söylediği güneydeki Refah kentine girmesiyle gerçekleşeceğini söyledi. Evlerinden edilmiş yaklaşık 1,5 milyon Filistinli burada barınıyor.
Ancak Netanyahu’nun Refah’a yönelik geniş çaplı bir işgali ertelemeyi düşündüğü bildiriliyor.
Bu gelişme, İran’ın Pazar günü İsrail’e 300’den fazla füze ve insansız hava aracı fırlattığı saldırısının ardından yaşandı. Tahran, Suriye’nin başkenti Şam’daki konsolosluk binasına yapılan ve arkasında İsrail’in olduğuna inanılan saldırının ardından misilleme sözü vermişti. Bu saldırıda İran Devrim Muhafızları’nın üst düzey komutanları öldürülmüştü.
Rehine pazarlıkları
Hem İsrail hem de Hamas için önemli bir endişe konusu da rehinelerin serbest bırakılması ve nasıl seçilecekleri.
ABD, Hamas’ın elinde kalan 40 rehineyi daha önce kabul edildiği gibi “ölü ya da diri” değil, “canlı” olarak serbest bırakmasını önerdi. Bunun karşılığında da İsrail’in hapishanelerde tuttuğu 900 Filistinliyi serbest bırakması istendi.
BBC’ye konuşan bazı Hamas kaynakları, “ateşkes taslağındaki ana anlaşmazlık noktasının ‘canlı’ kelimesi olduğunu” söyledi.
Bazı haberlere göre Hamas’ın elinde serbest bırakılma şartlarını karşılayan 40 canlı rehine olmayabilir. Söz konusu rehine şartı, kadınları, kadın askerleri, 50 yaş üstü erkekleri ve sağlık sorunları olan 50 yaş altı erkekleri kapsıyor.
ABD “erkek askerlerin” de dahil edilmesini önermiş ancak Hamas bunu reddetmişti.
İsrailli barış aktivisti ve Hamas’ın eski rehine müzakerecisi Gershon Baskin “Askerlerin rehine olarak bedeli sivillerden daha yüksek” diyor.
Baskin, Hamas’ın askerlerin serbest bırakılması için ayrıca müzakere etmek isteyeceği görüşünde.
İsrailli yetkililer Gazze Şeridi’nde halen 133 rehine olduğunu tahmin ediyor; bunların arasında öldüğü teyit edilen 30 kişi de var.
ABD, İsrail’in 100’ü müebbet hapis cezasına çarptırılmış 900 Filistinliyi serbest bırakmasını önerdi. Ancak hangilerinin serbest bırakılacağına kimin karar vereceği konusunda soru işaretleri var.
İsrailli bağımsız bir siyasi analist olan Eli Nissan, “İsrail, takas anlaşmasında Filistinli mahkumların isimlerini Hamas’ın belirlemesine izin veremez” diyor.
“Eğer Hamas’a, örneğin Mervan Barguti ve Ahmed Saadat gibi müebbet hapis cezası almış bazı mahkumları serbest bırakma özgürlüğü tanınırsa bu İsrail’deki insanları çok kızdıracaktır.”
Baskin, Barguti ve Saadat’ı daha önce “İsrail karşıtı” hareketlere liderlik etmiş “Filistin-İsrail çatışmasının sembolleri” olarak tanımlıyor.
Filistin El Fetih hareketinin eski liderlerinden Barguti, İsrailli yetkililerin kendisini El Aksa Şehitleri Tugayları’nı kurmakla suçlamasının ardından 2004 yılında müebbet ve 40 yıl hapis cezasına çarptırılmıştı. Barguti bu suçlamayı reddetti. El Aksa Şehitleri Tugayları, Batı Şeria ve Gazze’de İsrail askerlerine ve yerleşimcilere yönelik çok sayıda saldırının yanı sıra İsrail içindeki sivilleri hedef alan intihar saldırıları da gerçekleştirdi.
Filistin Halk Kurtuluş Cephesi’nin eski Genel Sekreteri Ahmed Saadat ise 2001 yılında İsrail Turizm Bakanı Rehavam Zeevi’ye suikast düzenlemek suçundan 30 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Avukatı suçlamaları reddetti.
Baskin, bu kişilerin tekrar insan içine çıkmalarının Filistinlilere İsrail askerlerine karşı savaşmaya devam etmeleri için ilham verebileceğini söylüyor.
Kuzeye geri dönüş
ABD, güneyde yerlerinden edilmiş Filistinlilerin kuzeye evlerine dönmelerine izin verilmesini de önerdi. Ancak Filistinli ailelerin “koşulsuz” dönüşünde ısrarcı olan Hamas’ın aksine İsrail bazı koşullar istiyor.
Baskin, kuzeye dönecek her Filistinlinin Hamas mensubu ya da Hamas savaşçısı olmadığına emin olmak için kapsamlı bir soruşturmadan geçirilmesi gerektiğini söylüyor.
Ancak Hamas’ın üst düzey yetkililerinden Naim’e göre bu “inceleme” Hamas tarafından binlerce Filistinliyi “haklı bir neden olmaksızın” tutuklamanın yeni bir yolu.
‘Baskı’
İsrail ve Hamas arasındaki anlaşmazlıklara rağmen, her iki tarafın da karşı karşıya kaldığı baskının önümüzdeki haftalarda bir anlaşmaya varmaları için teşvik edici bir rol oynayacağı düşünülüyor.
ABD Başkanı Joe Biden, Netanyahu’yu ateşkes anlaşmasını kabul etmeye çağırırken, ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken de Hamas’ın “bu ciddi teklifi” kabul etmesini istedi.
Heyetin Kahire’deki görüşmelerden ayrıldığını belirten Hamas, yönetim içerisinde istişarelerde bulunacağını, müzakerelerin ve çabaların devam ettiğini belirtti.
İsrail’in eski rehine müzakerecisi Baskin ise şunları söyledi:
“İsrailli rehinelerin ailelerinden gelen iç baskıya ek olarak Amerikan baskısı, Netanyahu’yu istemese bile mevcut anlaşmayı kabul etmeye zorlayabilir.”
]]>Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, resmi temaslarda bulunmak üzere gittiği Katar’da Başbakan ve Dışişleri Bakanı Şeyh Muhammed bin Abdülrahman El Sani ile bir araya geldi.
El Sani ile görüşmesinin ardından düzenlenen basın toplantısında konuşan Fidan, şunları söyledi:
“ÜÇÜNCÜ TARAFLARIN KENDİ ÇATIŞMALARINI BU COĞRAFYAYA TAŞIMASINI İSTEMİYORUZ”
“Biz, İsrail’in Gazze’de işlediği suçların bölgesel bir çatışmaya dönüşme riski barındırdırdığını baştan itibaren söyledik. Tırmanma ve yayılma ihtimaline karşı uyarılarda bulunduk. Geçtiğimiz hafta sonu yaşananlar, bölge dışı ülkelerin de dahil olduğu bir savaş ihtimalinin çok uzak olmadığını ispatladı. Bu risk, halen devam ediyor. Olaylar başlamadan önce, gerilimin nispeten kontrollü şekilde aşılması için çaba harcadık. Bazı görüşmelerimiz oldu. Bu çalışmalarımızı halen sürdürmekte ve itidal mesajlarımızı tüm taraflara iletmekteyiz. Bölge dışı güçlerin de gelişmelere soğukkanlı yaklaşması gerekmektedir. Biz, bölge ülkeleri olarak, üçüncü tarafların kendi çatışmalarını bu coğrafyaya taşımasını istemiyoruz.
“GAZZE’DE YAŞANAN FELAKETİ SONA ERDİRMEK İÇİN DAHA FAZLA ÇABA HARCAMALIYIZ”
13 Nisan’da yaşananlar bizim için çok önemli dersler ortaya koymaktadır. Birinci olarak: Uluslararası hukuk, herkes için bağlayıcıdır. Küresel düzeyde barışın ve istikrarın anahtarı, uluslararası hukuka uyulmasıdır. İkinci olarak: Netanyahu’nun, iktidarda kalabilmek için, bölgemizi bir savaşa sürüklemeye çalıştığı aşikardır. Netanyahu’yu kayıtsız ve şartsız destekleyenler, tutumlarını acilen gözden geçirmelidirler. Üçüncü ve en önemlisi: Yaşanan olayların temelinde, Gazze’de İsrail tarafından uygulanan şiddet ve zulüm yatıyor. Şu hususun altını çizmek istiyorum: Şu anda mağdur olan ne İsrail ne de İran’dır. Mağdur olan, Gazze halkıdır. Hepimiz, Gazze’de yaşanan felaketi sona erdirmek için daha fazla çaba harcamalıyız.
İsrail’in, BM Güvenlik Konseyi’nin 2728 sayılı kararını ve Uluslararası Adalet Divanı’nın aldığı ihtiyati tedbirleri harfiyen uygulaması şarttır. Bir an önce acil ve kalıcı ateşkes sağlanmalıdır. İnsani yardımlara izin verilmelidir. Sonrasında ise iki devletli çözümü hayata geçirmeye dönük adımları ivedilikle atmalıyız. Batılı ülkelerin, İran karşısında tek bir ses olarak tepki verebildiklerini gördük. Şimdi de aynı şekilde, ABD başta olmak üzere, İsrail üzerinde etkisi olan ülkelerin ortak tutum sergilemeleri ve İsrail’e ‘dur’ demeleri gerekmektedir.
“TÜRKİYE, İKİ DEVLETLİ ÇÖZÜM İÇİN KATAR VE DİĞER ÜLKELERLE BERABER YOĞUN BİR ÇABA SARF ETMEKTE”
Bugün Hamas Siyasi Büro Lideri Sayın Haniye ve Siyasi Büro’nun diğer yönetici ekibiyle yaklaşık üç saatlik bir görüşmemiz oldu. Kendilerine hem taziyelerimizi ilettik hem de Cumhurbaşkanımızın selamlarını ilettik. Türkiye, iki devletli çözüm için Katar ve diğer ülkelerle beraber yoğun bir çaba sarf etmekte. 30 binden fazla insanın şehadetinden eğer ortaya çıkacak bir fayda varsa o da iki devletli çözüm suretiyle bölgeye kalıcı bir barışın gelmesi olacaktır diye değerlendiriyoruz. Bunun için çok yoğun çaba gösteriyoruz. Bunu yaparken özellikle Batıda bu fikre sempatik olan, bunu desteklemek isteyen birçok aktörün Hamas’la ilgili endişelerinin olduğunu görüyoruz. Özellikle Hamas’la ilgili yapılan İsrail kaynaklı propagandanın Hamas’ı bir ulusal direniş hareketi olarak göstermekten daha ziyade DEAŞ gibi terörist örgüt olarak nitelendirme çabalarının batıda ve uluslararası kamuoyunun bazı aktörleri nezdinde makes bulduğunu (ilgi uyandırdığını) görüyoruz maalesef.
“FİLİSTİN DEVLETİNİN KURULMASINI MÜTEAKİP HAMAS’IN AYRICA SİLAHLI KANADININ OLMASINA GEREK KALMAYACAĞINI İLETTİLER”
Hamas’la yaptığımız görüşmelerde bu türden algıların giderilmesi için kendilerinin özellikle iki devletli çözüm, Filistin devletine giden çözüm içerisinde ne türden görüşleri var, ne türden beklentileri var bunları açık şekilde ifade etmeleri gerektiği konusunda görüş alışverişinde bulunduk. Ben daha önce de Batılı muhataplarımla yaptığım görüşmelerde de söyledim. Yıllardır Hamas’la yaptığımız siyasi görüşmelerde kendilerinin 1967 sınırları içerisinde kurulacak olan bir Filistin devletini kabul ettiklerini ve Filistin devletinin kurulmasını müteakip Hamas’ın ayrıca silahlı kanadının olmasına gerek kalmayacağını, kendilerinin bir siyasi parti olarak hayatlarına devam edeceklerini bana ilettiler. Bu da aslında bence dünya kamuoyunun Filistin devletine giden yolda atacağı adım için fevkalade önemli bir mesaj diye düşünüyorum.”
]]>Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Katar’ın başkenti Doha’da temaslarına devam ediyor. Bakan Fidan, Katar Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Mohammed bin Abdulrahman Al-Thani ile bir araya geldi. Görüşmenin ardından Fidan ve Al-Thani ortak basın toplantısı düzenledi. Bakan Fidan, Al-Thani ile iki ülke arasındaki ilişkiler ve bölgesel konular açısından çok yoğun ve nitelikli bir koordinasyonu olduğunu belirterek, “Sürekli bölge meselelerini bir koordinasyon ve danışma içerisinde beraber götürmekteyiz” dedi.
Katar ve Türkiye arasındaki ilişkilerin son on yılda müstesna bir düzeye ulaştığına dikkat çeken Bakan Fidan, “İşbirliğimizin temelinde Sayın Cumhurbaşkanımız ile Katar Emiri Şeyh Tamim’in ortaya koyduğu kuvvetli irade bulunmaktadır. Yüksek Stratejik Komite’nin dokuzuncu toplantısını liderlerimizin başkanlığında biliyorsunuz geçtiğimiz aylarda Doha’da gerçekleştirmiştik. Bir sonraki toplantıyı bu yıl içinde inşallah Türkiye’de düzenleyeceğiz” dedi.
“Görüşmelerimizde askeri ve savunma sanayi alanındaki işbirliğimizi de görüştük”
Bugünkü görüşmelerde Türkiye ve Katar arasındaki ekonomik ve ticari işbirliğinin kapsamlı bir şekilde ele alındığını aktaran Bakan Fidan, “Kısa ve orta vadedeki hedefimiz olan 5 milyar dolarlık ticaret hacmine ulaşabileceğimize inanıyoruz. Keza yatırımlar, turizm ve enerji gibi alanlardaki mevcut işbirliğimizi daha da derinleştirme imkanlarını ele aldık. Ticaret ve Ekonomik Ortaklık Anlaşması geçtiğimiz şubat ayında bildiğiniz gibi Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından onaylanmıştı. Bunun ekonomik ve ticari ilişkilerimizde hedeflerimize ulaşmada önemli bir ivme oluşturacağını düşünüyoruz. Körfez İşbirliği Konseyi ve ülkemiz arasındaki Serbest Ticaret Anlaşması müzakerelerinin yeniden başlatılması kararı Katar’la ticaretimize de katkı sağlayacaktır. Körfez İşbirliği Konseyi ile kurumsal ilişkilerimizi güçlendirmek için Katar ve diğer üye ülkelerle birlikte çalışmalarımızı sürdüreceğiz. Görüşmelerimizde askeri ve savunma sanayi alanındaki işbirliğimizi de görüştük. Doha’da bulunan Türk Katar Birleşik Müşterek Kuvvet Komutanlığımızın faaliyetlerini değerlendirme imkanımız oldu” dedi.
“Biz İsrail’in Gazze’de işlediği suçların bölgesel bir çatışmaya dönüşme riski barındırdığını baştan itibaren ifade etmiştik”
Bölgedeki son gelişmeleri de ele aldıklarını aktaran Bakan Fidan, “Biz İsrail’in Gazze’de işlediği suçların bölgesel bir çatışmaya dönüşme riski barındırdığını baştan itibaren ifade etmiştik. Tırmanma ve yayılma ihtimaline karşı uyarılarımızı yapmıştık. Geçtiğimiz hafta sonu yaşananlar, bölge dışı ülkelerin de dahil olduğu bir savaş ihtimalinin çok uzak olmadığını hepimize bir kez daha gösterdi. Bu risk maalesef hala devam etmekte. Olaylar başlamadan önce gerilimin nispeten kontrollü şekilde aşılması için yoğun bir çaba harcadık. Bazı görüşmelerimiz oldu. Bu çalışmalarımızı halen sürdürmekte ve itidal mesajlarımızı tüm ilgili taraflara iletmekteyiz. Bölge dışı güçlerin de gelişmelere soğukkanlı yaklaşması gerekmektedir. Biz bölge ülkeleri olarak üçüncü tarafların kendi çatışmalarını bu coğrafyaya taşımasını istemiyoruz” dedi.
“Uluslararası hukuk herkes için bağlayıcıdır”
İran’ın İsrail’e 13 Nisan’da düzenlediği saldırıya değinen Bakan Fidan, “13 Nisan’da yaşananlar bizim için çok önemli dersler ortaya koymakta. Birinci olarak uluslararası hukuk herkes için bağlayıcıdır. Küresel düzeyde barışın ve istikrarın anahtarı uluslararası hukuka uyulmasıdır. İkinci olarak, Netanyahu’nun iktidarda kalabilmek için bölgemizi bir savaşa sürüklemeye çalıştığı aşikardır. Netanyahu’yu kayıtsız ve şartsız destekleyenler, tutumlarını acilen gözden geçirmek zorundadırlar. Üçüncüsü ve en önemlisi yaşanan olayların temelinde Gazze’de İsrail tarafından uygulanan şiddet ve zulüm yatmakta. Şu hususun altını çizmek istiyorum. Şu anda mağdur olan ne İsrail ne de İran’dır. Mağdur olan Gazze halkıdır. Hepimiz Gazze’de yaşanan felaketi sona erdirmek için daha fazla çaba harcamalıyız. İsrail’in Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 2728 sayılı kararını ve Uluslararası Adalet Divanı’nın aldığı ihtiyati tedbirleri harfiyen uygulaması şarttır” dedi.
“ABD başta olmak üzere İsrail üzerinde etkisi olan ülkelerin ortak tutum sergilemeleri ve İsrail’e dur demeleri gerekmektedir”
Gazze Şeridi’nde bir an önce acil ve kalıcı ateşkes sağlanması gerektiğine vurgu yapan Bakan Fidan, “İnsani yardımlara izin verilmelidir. Sonrasında ise iki devletli çözümü hayata geçirmeye dönük adımları ivedilikle atmalıyız. Batılı ülkelerin İran karşısında tek bir ses olarak tepki vere bildiklerini gördük. Şimdi de aynı şekilde ABD başta olmak üzere İsrail üzerinde etkisi olan ülkelerin ortak tutum sergilemeleri ve İsrail’e dur demeleri gerekmektedir” dedi.
“Tüm bu yaşananlar Filistinliler arası birliğin tesisinin önemini bir kez daha ortaya koymuştur”
Türkiye’nin Katar’ın ateşkes için yürüttüğü çalışmaları desteklediğini belirten Bakan Fidan, “Kendilerine de canı gönülden teşekkür ediyoruz. Sürecin Filistin halkının vazgeçilmez haklarına ve istikbaline halel getirmemesi için çalışmayı sürdüreceğiz. Tüm bu yaşananlar Filistinliler arası birliğin tesisinin önemini bir kez daha ortaya koymuştur. Bu amaca yönelik olarak tüm tarafların yapıcı tutum sergilemesin de büyük fayda görmekteyiz. Nihai amacımız adil ve kalıcı barışın tesisidir. 1967 sınırları temelinde başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız ve egemen bir Filistin devletinin kurulmasını desteklemeye var gücümüzle devam edeceğiz. Bu ziyaretin Filistin halkı, Türkiye-Katar ilişkileri ve bölgemiz için hayırlara vesile olmasını diliyorum” dedi.
Filistin meselesinde ve var olan krizle ilgili çok yoğun bir koordinasyon mekanizması bulunduğunu aktaran Bakan Fidan, “Hem siyasi düzeyde hem diğer kurumlarımız bu görüşmeleri yapmakta ve liderlerimiz düzeyinde de görüşmeler devam etmekte. Özellikle kıymetli mevkidaşı Şeyh Muhammed’le hem İslam İşbirliği Teşkilatı bünyesinde oluşturulan Temas Grubu vesilesiyle hem de ikili görüşmelerimiz vesilesiyle sürekli bir koordinasyon içerisindeyiz” dedi.
“Türkiye ve Katar, Hamas’la sağlıklı ilişkisi olan ender ülkelerden”
Türkiye ve Katar’ın Hamas’la sağlıklı ilişkisi olan ender ülkelerden ikisi olduğuna dikkat çeken Bakan Fidan, “Dolayısıyla bizim özellikle şu anda yürütülmekte olan ateşkes görüşmelerinde elimizden ne geliyorsa onu yapmak için var gücümüzle çalışıyoruz. Özellikle Katarlı kardeşlerimizin, Mısırlı kardeşlerimizle beraber ortaya koydukları çabaya biz ne türden destek verebiliriz? Onunla ilgili düzenli istişarelerimiz oluyor. Çoğu zaman özellikle Batı ve diğer dünya kamuoyu temsilcilerinden tarafımıza temasa geçiliyor ve belli konularda görüşlerimiz isteniyor. Belli konularda müdahalemiz isteniyor. Bunların detayına girmek istemiyorum. Bunları tabii yaparken Katarlı kardeşlerimizle sürekli bir koordinasyon içerisindeyiz. Özellikle ateşkesle ilgili anlaşmaların yürütülmesinde kendileri önemli bir rol oynamakta. Biz buraya nasıl destek verebiliriz, daha farklı nasıl katkıda bulunabiliriz? Bizim amacımız şu anda bu. Diğer bir husus, insani yardımlar konusunda ciddi koordinasyonumuz var. Bölgedeki özellikle istikrarın ve barışın tehlikeye girmemesi için, çatışmanın yayılmaması için neler yapılabilir? Bu konuda stratejik görüş, alışverişlerimiz var. Özellikle hem iki ülke arasında hem bize dost olan diğer ülkelerle beraber ortak bir strateji, ortak bir görüş oluşturma konusunda yoğun çalışmalarımız var ve bu çalışmaları diğer ilgili taraflara, dünya kamuoyuna, başta Birleşmiş Milletler olmak üzere diğer siyasi aktörlere nasıl iletebiliriz onunla ilgili sürekli devam eden çalışmalarımız var. Kısacası aramızdaki koordinasyon çok yoğun ve devamlı bir nitelik taşımakta” dedi.
“Türkiye iki devletli çözüm için Katar ve diğer ülkelerle beraber yoğun bir çaba sarf etmekte”
Hamas Siyasi Büro Başkanı İsmail Haniye ile üç saatlik bir görüşme gerçekleştirdiklerini belirten Bakan Fidan, “Kendilerine hem taziyelerimizi ilettik hem de Cumhurbaşkanımızın selamlarını ilettik. Görüşmemiz esnasında birkaç tane hususa yoğunlaştık. Bunların başında bugün değerli dostum Şeyh Muhammed’le de yaptığımız konuşma konusu olan ateşkesle ilgili müzakereler. Bu müzakerelerde Hamas’ın perspektifi ne? Durduğu yer ne? Şu anda gelinen noktayı nasıl değerlendiriyor? O konuda yoğun görüş alışverişi oldu. Türkiye olarak kendi görüşlerimizi ilettik. Diğer taraftan biliyorsunuz değerli arkadaşlar, Türkiye iki devletli çözüm için Katar ve diğer ülkelerle beraber yoğun bir çaba sarf etmekte. Bu trajediden. 30 binden fazla insanın şehadetinden eğer ortaya çıkacak bir fayda varsa o da iki devletli çözüm suretiyle bölgeye kalıcı bir barışın gelmesi olacaktır diye değerlendiriyoruz. Bunun için çok yoğun çaba gösteriyoruz” dedi.
“İsrail kaynaklı propaganda Hamas’ı bir ulusal direniş hareketi olarak göstermekten daha ziyade DEAŞ gibi terörist örgüt olarak nitelendiriyor”
Batı’da iki devletli çözüm fikrine sempati duyan, bunu desteklemek isteyen birçok aktörün Hamas’la ilgili endişelerinin olduğunu gördüklerini aktaran Bakan Fidan, “Özellikle Hamas’la ilgili yapılan İsrail kaynaklı propagandanın Hamas’ı bir ulusal direniş hareketi olarak göstermekten daha ziyade bir DEAŞ gibi terörist örgüt olarak nitelendirme çabalarının ve Batı’da ve uluslararası kamuoyunun bazı aktörleri nezdinde makes bulduğunu görüyoruz. Hamas’la yaptığımız görüşmelerde bu türden algıların giderilmesi için kendilerinin özellikle iki devletli çözüm Filistin devletine giden çözüm içerisinde ne türden görüşleri var, ne türden beklentileri var, bunları açık şekilde ifade etmeleri gerektiği konusunda görüş alışverişinde bulunduk” dedi.
Hamas’ın 1967 sınırları içerisinde kurulacak olan bir Filistin devletini kabul ettiğini belirten Bakan Fidan, “Ben daha önce de Batılı muhataplarıyla yaptığım görüşmelerde de söyledim. Yıllardır Hamas’la yaptığımız siyasi görüşmelerde kendilerinin 1967 sınırları içerisinde kurulacak olan bir Filistin devletini kabul ettiklerini ve Filistin devletinin kurulmasına müteakip Hamas’ın ayrıca silahlı kanadının olmasına gerek kalmayacağını, kendilerinin bir siyasi parti olarak hayatlarına devam edeceklerini bana ilettiler. Bu da aslında bence dünya kamuoyunun Filistin devletine giden yolda atacağı adım için fevkalade önemli bir mesaj diye düşünüyorum. Ben bugün bu türden mesajları almaktan kendilerinden memnun oldum” dedi. – DOHA
]]>Refah, Gazze’de evlerinden edilen Filistinliler için güvenli son sığınak olarak görülüyor. Birleşmiş Milletler’e göre bölgede bir buçuk milyondan fazla Filistinli var ve çoğunluğu, kuzey bölgelerden buraya kaçanlar.
Peki İsrail hükümeti Refah’a planladığı saldırıyı erteleyerek neyi amaçlıyor?
Askeri yanıltma stratejisi mi, lojistik yetersizlik mi?
İsrail Ordusu Nisan ayının ilk haftasında, dört aydır savaşın sürdüğü Han Yunus’taki üç askeri birliğinin de aralarında olduğu Gazze Şeridi’ndeki güçlerini çekeceğini duyurdu.
Gazze’nin kalanının kontrolü Nahal Birliği’ne kaldı. Kuzey ve güneyi ayıran bu bölge, Netzarim Koridoru olarak biliniyor.
O günlerde BBC’ye konuşan bir İsrailli yetkili, “savaşın bir sonraki aşamaları için bazı gerekli hazırlıklar ve yeniden örgütlenmeler” içinde olduklarını söyledi.
Güvenlik uzmanı Tümgeneral Dr. Muhammed El Şahavi, daha şimdiden “yaklaşık 70 bin ton patlayıcı” mühimmatı (Hiroşima’ya atılan atom bombasının iki katından fazlasına eşdeğer) Gazze Şeridi’ne yığan İsrail’in “uzun bir savaşı kaldırabilecek durumda olmadığı” görüşünde.
Bunun sonucunda İsrail’in askeri ve ekonomik gücünün azaldığı yorumları yapılıyor.
El Şahavi, “Refah’a saldırma planını hayata geçirdiği takdirde İsrail’in gün be gün vereceği kayıplar, Avrupa Birliği ve ABD’nin öncülüğünde Batı’nın verdiği lojistik desteği de etkiler” diyor.
İsrail’in 162’nci Tümen’in etkinliğini arttırarak Refah’a kuvvetli bir şekilde saldırmak için hazırlık yaptığını ifade eden uzman, kara operasyonu açıklamalarına rağmen İsrail’in bölgeyi işgal etmeye ya da kuzey ve güney kesimleri birbirine bağlayan ana yollardan biri olan Salah Al Din noktasını kontrol etmeye yanaşmayacağını düşünüyor.
El Şahavi’ye göre İsrail ordusu, İran’ın havadan yaptığı son saldırıyı Refah’a saldırmak için bir “stratejik fırsat” olarak görebilirdi çünkü saldırının olduğu saatlerde dünyanın geri kalanının sempatisini kazanmıştı; ancak ordu bu fırsatı kaçırdı.
İsrail’in geçtiğimiz aylarda rehinelerin bırakılması ve Filistinli direnişçilerin siyasal ve askeri kontrolünün sonlandırılması gibi hedeflerine ulaşmada başarısız olduğunu vurgulayan El Şahavi, “Refah’ın işgalinin kayda değer bir başarıyla sonuçlanacağı da kesin değil” diyor.
Refah’a olası bir kara operasyonunun iki ülke arasındaki barış anlaşması girişimlerini tehlikeye sokacağı ve bir anlaşma ihlali olarak görüleceğini belirten uzman, İsrail’in uluslararası hukuku çiğnediği yönündeki suçlamaları değerlendirmekten kaçınıyor ve “İsrail yalnızca kendi çıkarları için hareket ediyor” ifadelerini kullanıyor.
Küresel desteği yeniden kazanma çabası mı?
Öte yandan Mısır, Fransa, Lübnan gibi ülkelerin liderleri başta olmak üzere bazı uluslararası liderler Refah’a saldırmanın “tehlikeli sonuçlar” getireceği uyarısında bulundular.
Paris Üniversitesi’nden jeopolitik ilişkiler profesörü Dr. Celine Grisi, Netanyahu’nun İsrail’e karşıt sesleri daha yükseltecek ve ülkesine yönelik kınama mesajlarının eyleme dönüşmesine neden olacak bir hatalı adım atmaktan kaçındığı görüşünde.
Dr. Grisi İsrail’in İran’ın saldırısı sonrası “kaybettiği uluslararası desteği geri kazandığı” görüşüne katılmıyor.
İran’ın saldırılarının henüz Batılı uzmanlar tarafından incelendiğini söyleyen Dr. Grisi, “Saldırının İsrail’in Refah’a saldırması yönünde yeşil kart verdiği ve uluslararası desteği İsrail’in lehine yönelttiğini söylemek mümkün değil” değerlendirmesini yapıyor.
Mısır’ın Netanyahu’nun hesaplarında aktif rol oynadığını ve İsrail liderinin müttefiklerine danışarak ilerlediğini söyleyen Dr. Grisi, ABD’nin tavrının, İsrail hükümetindeki aşırı sağın tavrından daha önemli olduğuna dikkat çekiyor:
“Orta Doğu ve Kuzey Afrika’da kendi çıkarlarını korumak için İsrail’e destek veren ülkeler, uluslararası hukuk açısından İsrail’e yöneltilen suçlamalar ve açılan davalar nedeniyle koşulsuz destek vermekten artık kaçınıyor.”
Grisi’ye göre ülkeler, İsrail’e yönelik destekçi ya da karşıt tavırlarını İsrail’in politikalarını ciddi ve etkili bir şekilde hayata geçirip geçirmeyeceğine göre değiştirmekten kaçınacak.
Ancak Batı’nın rahatsızlığı sonrası İsrail’e yaptırım uygulamaları ihtimali var.
İç siyasetteki baskılar Refah planını etkiler mi?
İsrail’de aşırı sağcı siyasetçiler, uluslararası baskıların İsrail ordusunun Refah’ta kalan Hamas birliklerinin hedef alınmasına yönelik planları saf dışı edeceğinden endişe ediyor.
Ancak Bar-İlan Üniversitesi’nden akademisyen Dr. Mordechai Kedar’a göre Netanyahu, Refah’a saldırma kararını vermesi yönünde aşırı sağın baskılarına boyun eğmeyecek.
Dr. Kedar’a göre eğer aşırı sağ, koalisyondan ayrılmaya karar verirse, Netanyahu Benny Ganyz ve Gadi Eisenkot gibi güçlü alternatifleri koalisyona katabilir, ya da ana muhalefet lideri Yair Lapid ile işbirliği yolunu seçebilir.
Tüm bu isimler Refah’ta siviller açısından daha az tehlikeli olacak çözümleri destekliyor.
İsrail’in geri çekilmesi sonrası Gazze’de bazı geniş bölgeler ve Han Yunus’taki yıkım daha görünür oldu.
Bu da uluslararası toplumun Refah’a olası bir kara operasyonu halinde insani krizin derinleşeceği yönündeki kaygıları tetikledi.
İsrail ordusunun, “iyi planlanmış konumlara, yine iyi planlanmış bir zamanlama ile cerrahi operasyonlar düzenleyeceğini, teröristlerin bulunduğu tünel ve binaların bu hedefler arasında olduğunu” söyleyen Dr. Kedar, Netanyahu’nun Refah’a kapsamlı bir askeri operasyondan kaçınacağı görüşünde.
İsrail’in ABD gibi büyük bir karar vericiyi öfkelendirmek istemediğini vurgulayan Dr. Kedar, “Netanyahu Refah’a kapsamlı askeri operasyon kartını, baskı amacıyla zaman zaman yeniden kullanacaktır” yorumunu yapıyor.
]]>Gazze’de yiyecek dağıtan World Central Kitchen adlı yardım kuruluşunun çalışanları 1 Nisan’da İsrail Ordusu tarafından ve ABD Başkanı Joe Biden’ın, bu zor müttefike karşı sabrı sonunda taşmış gibi görünüyordu.
İsrail aynı gün, Suriye’nin başkenti Şam’daki İran diplomatik temsilciğine saldırdı, üst düzey bir generali ve en az altı subayı öldürdü. Saldırıyla, büyükelçiliklerin hedef alınmasını yasaklayan uluslararası anlaşmaları ihlal etti.
İsrail pek inandırıcı bir şekilde olmasa da, İran’ın diplomatik temsilciliğini bir askeri ileri komuta merkezine dönüştürerek, bu korumadan vazgeçtiğini iddia etti. İran misilleme taahhüdünde bulundu, ancak daha önce üst düzey komutanlarına karşı saldırılar somut hamlelerden çok, kızgın açıklamalarla karşılanmıştı.
İran dışındaysa, Şam’daki saldırı, ABD merkezli yardım kuruluşu World Central Kitchen’ın çalışanlarının öldürülmesine yönelik öfkeyle gölgelenmişti.
Beyaz Saray, Başkan Biden’ın öfkeli açıklamalarını kamuoyuna yansıttı. Başkan “öfkeli ve kalbi kırıktı”. Münferit bir olay da değildi. İsrail yardım çalışanlarını ve Filistinli sivilleri korumak adına yeterli çaba göstermiyordu.
Biden, Netanyahu ile yaptığı öfkeli telefon görüşmesinde büyük ödünler talep etti. Gazze insani yardım seline boğulmalıydı. İsrail daha fazla geçiş noktası açmalı, aynı zamanda Gazze’nin kuzeyinde açlıktan ölen çocuklara bir saatten az sürüş mesafesindeki Aşdod konteyner limanı devreye girmeliydi.
Başbakan Netanyahu, işlerin değişeceğini söyledi. Buna karşın, İsrail oyalıyordu.
Netanyahu, sadece Beyaz Saray’ın değil, koalisyon hükümetini ayakta tutan aşırı milliyetçilerin de baskısı altındaydı. Gazze’ye yardımın artırılmasına karşı çıkmakla kalmıyor, savaşın Gazze’ye yeniden Yahudi yerleşimi için altın bir fırsat sunduğuna inanıyorlardı. Yahudi yerleşimleri, 2005’te İsrail’in bölgeden tek taraflı çekilmesinden sonra İsrail tarafından yıkılmıştı.
Geçen haftanın sonlarına doğru ABD baskıyı artırmaya başladı. Perşembe günü ABD’nin en üst düzey insani yardım yetkilisi Samantha Power, Gazze’nin bazı kesimlerinde şimdiden açlık yaşandığı haberlerinin “gerçek” olduğunu söyledi.
İsrail’in dostları ve aynı zamanda düşmanları da, altı aylık kuşatmanın Gazze’de dünyanın en acil gıda krizine neden olduğunu açıkça görüyordu. ABD’nin, İsrail’e verdiği silahların kullanımına koşullar getirdiği spekülasyonları da vardı.
Cumartesi sabahı, İsrail’e yönelik İran saldırısından saatler önce New York Times gazetesi, özellikle Kongre’deki önde gelen Demokrat Partililer arasında derinleşen öfkeyi haber yapıyordu. İsrail’e silah sevkiyatına ara verilmesi çağrıları yapılıyor ve öfke Netanyahu’ya yönlendiriliyordu.
Gazetenin “İsrail’e askeri yardım koşulsuz olamaz” başlıklı yazısında, Netanyahu ve hükümetindeki sertlik yanlıları Amerika’yla “güven bağının” zedelendiği söyleniyordu. Yazıda ABD’nin İsrail’e taahhütleri ve kendisini savunma hakkının, başkanın “Netanyahu’nun iki tarafı da birden idare eden oyunlarına devam etmeye izin vermesi anlamına gelmediği” söyleniyordu.
İran’ın İsrail’e yönelik şimdiye kadarki ilk doğrudan saldırısı, başbakana bir can simidi uzattı.
Askeri işbirliğinin kayda değer bir örneği olarak, ABD ve diğer Batılı müttefikleri, İsrail’in İran’ın gönderdiği 300’den fazla SİHA ve füzeyi düşürmesine yardımcı oldu.
İsrail’in Gazze’deki saldırılarını Ürdün Kralı Abdullah’tan daha sert eleştiren bir Arap lideri yoktu. Ancak Ürdün Hava Kuvvetleri de operasyona katılıp, İsrail’e doğru giden füze ve SİHA’ları vurdu.
İsrail’e askeri yardıma koşullar getirilmesi çağrılarının yerini, dayanışma açıklamaları aldı.
Başbakan Netanyahu’ya yeni siyasi fırsatlar verildi. Gazze en azından birkaç günlüğüne manşetlerden düşmüştü.
Ancak Netanyahu’ya baskı değişti, tam anlamıyla ortadan kalkmadı. İsrail’in atacağı bir sonraki adım baskıyı iki katına çıkartabilir.
Başkan Biden, ne olması gerektiğini düşündüğü konusunda çok net. İsrail bu aşamada zafer ilan etmeli “galibiyeti kabul edip”, karşılık vermemeli. Biden ayrıca ABD’nin İsrail’e desteğinin “sarsılmaz” olduğunu da tekrar dile getirdi.
Bu tavır, Hamas’ın 7 Ekim saldırısından sonra uygulanan politikayla uyumlu.
Başkan ve yönetimi, bir yandan Orta Doğu’da daha büyük, topyekûn bir savaşı durdurmak için sıkı çalışırken, diğer yandan İsrail’e Gazze’de yıkıcı ve ölümcül bir şekilde kullanılan büyük silah tedarikini sürdürdü.
Ekim’den bu yana İsrail silahları ve yanında gelen diplomatik desteği kabul ederken, Biden’ın savaş hukukuna uyulması ve sivillerin korunması konusundaki umutsuz ve öfkeli çağrılarını görmezden geldi.
İran’a karşı müttefiklerinden gelen daha önce görülmemiş askeri işbirliğinden daha birkaç gün geçmiş olmasına karşın, İsrail Biden’ın misillemede bulunmama tavsiyesini değil, Cumartesi gecesi yardımcı olan diğer ülkelerin benzer duygularını da dikkate almamakla kararlı.
Biden gibi, İngiltere Başbakanı Rishi Sunak, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, savaş uçaklarını konuşlandırdı, her ikisi de İran’ı kınadı ve yine her ikisi de İsrail’e karşılık vermeme çağrısı yaptı.
Bu çağrılar, İsrail’de uzun süredir hakim inançlara ve iç güdülere aykırıydı. İsrail’de ülkenin yaşayabilmesi için, saldırılara ezici bir güçle yanıt verilmesi gerektiği uzun süredir hakim bir kanı.
Bir diğeri de, iktidarda geçirdiği yıllarda birçok kez tekrarladığı gibi Benyamin Netanyahu’nun İran’ın Yahudi devletini yok etmeye kararlı, en tehlikeli düşman olduğu inancı.
1979’daki İslam Devrimi’nden bu yana yıllar süren düşmanlıktan sonra, İran ilk kez İsrail’e doğrudan bir saldırı düzenledi. Uzun süredir gizli yürüyen savaş, gölgelerin ardından çıktı.
İsrail, sorunun karşılık verip vermeyeceği değil, ne zaman ve nasıl vereceği olduğunu söylüyor. Savaş kabinesi, topyekun savaşı tetiklemeden bunu nasıl yapabileceğini tartışıyor. Sonuç itibariyle, herhangi bir karşı saldırı, İran’ın topyekun savaş istemediği ve buna uygun bir yanıt vereceği kumarını oynamak olacak. Bu tehlikeli bir varsayım. Her iki taraf da daha şimdiden karşısındakinin niyetlerini yanlış hesapladı.
Binyamin Netanyahu ve hükümeti, bir kez daha düşmanlarına karşı İsrail’e yardımcı olmak için elinden geleni yapan müttefiklerinin dileklerini görmezden gelmeye kararlı. Aşırı milliyetçi müttefikleri İran’a karşı yıkıcı bir saldırı izliyor. Birisi İsrail’in “çıldırması gerektiğini” söyledi.
Aynı zamanda, Gazze’deki insani facia sürüyor. Uluslararası toplumun dikkati buradan uzaklaşsa da, geri dönecek. İsrail Ordusu hala Gazze’de saldırılarını sürdürüp, sivilleri öldürüyor. Batı Şeria’daki Filistinliler ve Yahudi yerleşimciler arasındaki ölümcül şiddet yine tırmandı. İsrail’in Hizbullah ile sınır savaşı da hızla büyüyebilir.
İran, İsrail saldırırsa daha güçlü bir misillemede bulunacağını söyledi. İran Genelkurmay Bakanı Hüseyin Bagheri, İsrail’e saldırılarının “kısıtlı” olduğunu söyledi ve misillemede bulunulursa, “çok daha büyük bir tepki” verileceğini belirtti.
Amerikalılar, İsrail İran’a saldırırsa buna yardımcı olmayacaklarını söylediler. Ancak, İran, İsrail’in olası misillemesine bir başka saldırıyla yanıt verirse, Joe Biden’ın İsrail’in güvenliğine “sarsılmaz” bağlılık tanımının, ABD’yi kenarda tutacağına inanmak zor.
Orta Doğu’da daha yaygın bir savaş ve daha derin bir küresel krize doğru kayış devam ediyor.
]]>Tahran’ın tehditkar yorumları üzerine Amman Pazar günü İran Büyükelçisi’ni çağırdı.
Fars haber ajansı, İran silahlı kuvvetlerinin “Siyonist rejime karşı cezalandırıcı saldırı sırasında Ürdün’ün hareketlerini dikkatle izledikleri” ve Ürdün’ün müdahale etmesi halinde “bir sonraki hedef” olacağı uyarısı yapıldığını bildirdi.
İsrail ile sınırı olan Ürdün, en fazla sayıda Filistinliyi barındıran ülke ve tarihsel olarak bölgedeki en büyük destekçileri olarak görülüyor. Gazze’deki savaşa karşı eleştirel bir tutum sergileyen ülkenin lideri Kral Abdullah bölgeye hava yoluyla yardım ulaştırılması çabalarını açıkça destekledi.
Bu tutum Ürdün kamuoyunda da yankı bulmuş, çoğu Filistinli mülteci olan binlerce kişi Amman’daki ABD Büyükelçiliği önünde son iki haftadır Washington’un İsrail’e desteğini protesto etmek için gösteri yapmıştı.
14 Nisan günü erken saatlerde Amman hükümeti, krallığın güvenliği için ülkenin hava sahasına giren nesnelerin “icabına bakıldığını” belirten bir dizi açıklama yayımlayarak pozisyonunu netleştirmeye çalışırken, sosyal medyada krallığın rolüyle alay eden ve tepki gösteren yorumlar paylaşıldı.
Beyrut’ta yaşayan tanınmış İranlı siyasi yorumcu Sharmine Narwani sosyal medya platformu X’te Kral 2. Abdullah’ın İsrail ordusu üniforması giydiği bir fotoğrafı paylaştı ve altına şu notu düştü:
“Abdul Bin-Hüseyin, İbranilerin kralı”
İsrailli yorumcu Mairav Zonszein ise X’te şu paylaşımı yaptı:
“İsrail’de bu sabahın en önemli manşeti Ürdün Hava Kuvvetleri’nin İsrail’e giden insansız hava araçlarını hava sahasında durdurması, özellikle de Ürdün’den gelen saldırıları hatırlayan İsrailliler için dikkat çekici.”
Yorumcu, diplomatik anlaşmaların “istikrar için hayati önem taşıdığını” belirterek 1994’te imzalanan ve iki ülke arasında son yıllarda gerginleşen ilişkilere rağmen hala geçerli olan Ürdün-İsrail barış anlaşmasına atıfta bulundu.
Filistinli bir yorumcu ise İran’ın saldırısı ardından “İran’ın insansız hava araçlarını engellemeye çalışan Arap ülkesini hatırlayın” diye yazdı.
Bir başka haber yorumcusu ise şu paylaşımda bulundu:
“Ürdün Kralı İran’a ait bir avuç insansız hava aracının düşürülmesine yardım etti. Bu adam sözde bir Arap lideri ve karısı da Filistinli. Bundan daha büyük bir skandal olamaz. Bunlar, İsrail’i korumak ve askeri üslere ev sahipliği yapmak için Batı tarafından yerleştirilen ‘kraliyet’ aileleri.”
İsrail karşıtı protestolara atıfta bulunan paylaşımlar
Filistin asıllı Amerikalı bir yorumcu Kral Abdullah’ın bir resmini paylaşıp altına ” Google, bana bir Arap haininin resmini göster” diye yazarken, bir başkası buna “Hava sahanızdan geçen silahlı insansız hava araçlarını engellemek sizi hain yapmaz. Sizi hava sahasını koruyabilen bir ulus yapar” diye cevap verdi.
Filistinli-Amerikalı film yapımcısı Alexandra Miray, İsrail’in yardımına koştuğu için Kral 2. Abdullah’ı öven ve onu “gerçek bir dost” olarak niteleyen İsraillilerin bir dizi “Teşekkür” mesajına yanıt olarak “Bunun sonu iyi olmayacak” dedi.
Miray devamında “Keşke Amerikalılar [Başkan] Biden’ın bölgede nasıl bir karmaşa yarattığını anlayabilseler. Tarihe en kötü kışkırtıcı olarak geçecek” ifadesini kullandı.
Film yapımcısı son haftalarda Amman’da İsrail Büyükelçiliği yakınlarında düzenlenen İsrail karşıtı büyük protestolara atıfta bulunarak, göstericilerin krallığın İsrail ile tüm bağlarını koparması yönündeki çağrılarını, Faslıların son aylardaki büyük gösterilerde yaptıkları benzer çağrılarla paralellik kurdu.
Fas, 2020 yılında Birleşik Arap Emirlikleri ve Bahreyn ile birlikte İsrail ile ilişkilerini normalleştirdi ve krallık Ekim ayından bu yana birçok İsrail karşıtı gösteriye tanık oldu.
Hükümet mesajları
Sosyal medya kullanıcıları 13 Nisan günü geç saatlerde İran’ın İHA ve füze fırlattığı haberlerine tepki gösterirken Ürdün Dışişleri Bakanı Ayman Safadi ertesi sabah yaptığı açıklamada ülkesinin güvenlik ve egemenliğini korumak için gerekli tüm tedbirleri almaya devam edeceğini söyledi.
Yetkililer, İHA’ları düşürmek için İsrail ordusuna Ürdün hava sahasını kullanma izni verildiğine dair haberleri kabul etmedi.
İran’ın bölgesel rakibi olan komşu Suudi Arabistan’da ise medya, yaşanan olaylarla ilgili farklı bir tablo çizdi ve yerel kanallar İran’ın saldırılarına Al Arabiya gibi bölgesel ve uluslararası kamuoyuna da seslenen kanallardan daha az yer verdi.
Al Arabiya hem İsrail hem de İran’ın açıklamalarını aktararak ve Arapça konuşan İsrail ordu sözcüsü Avichay Adraee’yi konuk ederek gelişmelere geniş yer verdi.
İran, Lübnan, Irak, Suriye ve Yemen’den atılan İHA ve füzeleri İsrail, ABD, İngiltere ve Fransa’nın yanı sıra Ürdün’ün düşürmesiyle askeri tırmanışa on ülke dahil oldu.
]]>Şimdi ise tüm gözler İsrail’de. İsrail savaş kabinesi, İran’ın insansız hava aracı ve füze saldırılarına verilecek cevabı tartışmak için görüşüyor.
Peki İran ve İsrail’in askeri güçleri ve savunma kapasiteleri ne durumda? Ülkelerin nükleer silahları var mı?
İran’ın eksiği modern hava savunması ve savaş uçakları
İsrail ordusu sözcüsü Daniel Hagari’ye göre İran, Cumartesi gecesi başlayan saldırısında 170 insansız hava aracı, hiçbiri İsrail topraklarına girmeyen 30 seyir füzesi ile bir kısmı İsrail’e ulaşan en az 110 balistik füze kullandı.
İran, İsrail’den çok daha büyük bir coğrafyaya ve nüfusa sahip.
Yaklaşık 90 milyon nüfuslu ülke, İsrail’in neredeyse 10 katı büyüklüğünde.
Ama bu İran’ın daha büyük bir askeri güç olduğu anlamına gelmiyor.
İran yıllar içinde füze ve insansız hava araçlarına büyük yatırımlar yaptı.
Kendisine ait geniş bir cephaneliğe sahip olmakla birlikte, Yemen’deki Husiler ve Lübnan’daki Hizbullah gibi uzantılarına da önemli miktarda silah tedariği sağlıyor.
İran’ın eksiği daha ziyade modern hava savunma sistemleri ve savaş uçakları.
Rusya’nın, Tahran’ın Ukrayna savaşında Moskova’ya verdiği askeri desteğe karşılık olarak bunları geliştirmek için İran ile işbirliği yaptığına inanılıyor.
İran’ın gönderdiği Şahed adlı insansız hava araçlarını Rusya’nın üretmeye çalıştığı da bildiriliyor.
İsrail’in envanterinde hangi savaş uçakları var?
İsrail ise dünyanın en gelişmiş hava kuvvetlerinden birine sahip.
Uluslararası Stratejik Çalışmalar Enstitüsü’nün (IISS) hazırladığı, küresel askeri kapasiteleri değerlendiren ve savunma bütçelerini içeren rapora göre İsrail F-15, F-16 ve en yeni F-35 uçakları da dahil olmak üzere en az 14 savaş uçağı filosuna sahip.
Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü’nün (SIPRI) küresel silah transferlerine ilişkin yayınladığı son araştırmasına göre 2019-2023 yılları arasında İsrail’in silah ithalatının yüzde 69’u ABD, yüzde 30’u ise Almanya tarafından gerçekleştirildi.
Gelişmiş hava savunma sistemi
İsrail bunun yanı sıra dünyanın en gelişmiş hava savunma sistemlerinden birine sahip.
10 yıldan uzun süredir kullanılan Demir Kubbe, İsrailli savunma şirketi Rafael ile İsrail devletine ait Hava ve Uzay Sanayileri kurumu tarafından ortak geliştirildi.
İsrail basınında yer alan haberlerde, üretiminin ilk etapta tamamen ülkenin kendi kaynaklarından karşılanması planlanıyordu.
Ancak seri üretime geçilmesinin ardından ABD’den alınan finansal destek karşılığında sistem bileşenlerinin yarısı ABD’de üretilmeye başlandı.
Demir Kubbe, roket, füze ve havan toplu gibi kısa menzilli saldırılara karşı kullanılıyor.
İran ve İsrail’in nükleer silahları var mı?
İsrail’in kendi nükleer silahları olduğu düşünülüyor ancak bu konudaki resmi açıklamalarında muğlak yanıtlar vermeyi sürdürüyor.
İran’ın nükleer silahı olmadığına inanılıyor ve Tahran yönetimi sivil nükleer programını nükleer silah geliştirmek için kullanmaya çalıştığı yönündeki iddiaları reddediyor.
Geçen yıl Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu, İran’ın yer altındaki Fordo adlı nükleer tesisinde yüzde 83,7 saflığa kadar zenginleştirilmiş uranyum parçacıkları tespit etmişti.
Zenginleştirilmiş uranyum, nükleer yakıtın yanı sıra nükleer silah yapımında da kullanılabiliyor.
Nükleer silah için uranyumun yüzde 90 oranında zenginleştirilmesi gerekiyor.
İran, yanıt olarak zenginleştirme seviyelerinde “istenmeyen dalgalanmalar” meydana gelmiş olabileceğini söyledi.
Tahran yönetimi, 2015 yılında ABD, Rusya, Çin, İngiltere, Fransa ve Almanya ile imzaladığı bir nükleer anlaşma kapsamında sadece düşük düzeyde zenginleştirilmiş uranyum üretmeyi kabul etmişti.
Ancak eski ABD Başkanı Donald Trump’ın 2018’de anlaşmadan çekilmesi ve İran’a yönelik yaptırımları sürdürme kararı almasından bu yana anlaşma çökmeye yakın.
Tahran yönetimi anlaşmayı ihlal ederek iki yılı aşkın süredir uranyumu yüzde 60 saflığa kadar zenginleştiriyor.
İsrail, İran’a askeri yaptırım uygulanmasını talep ediyor
İsrail Dışişleri Bakanı İsrael Katz sosyal medyadan yaptığı paylaşımda 32 ülkeye yazıp İran’ın füze programına yaptırım uygulanması yönünde çağrıda bulunduğunu söyledi.
Füze ve insansız hava araçlarıyla yapılan saldırıya yönelik askeri yanıtın yanı sıra “İran’a karşı diplomatik bir saldırı yürüttüğünü” söyleyen Katz ayrıca “İran’ı frenlemenin ve zayıflatmanın bir yolu olarak” İran Devrim Muhafızları’nın (IRGC) “terör örgütü ilan edilmesi” çağrısında bulundu.
]]>İsrail ordusuna göre, Tahran yönetimi Cumartesi gecesi İsrail’e doğru 300’den fazla insansız hava aracı ve füze fırlattı.
İran ordusu saldırının ” Şam’daki İran konsolosluğuna yapılan saldırıya yanıt olarak gerçekleştirildiğini ve tüm amaçlara ulaşıldığını” duyurdu.
İsrail, 1 Nisan’da Suriye’nin başkenti Şam’daki İran konsolosluğuna hava saldırısı düzenlemişti. Bu saldırıda yedi İran Devrim Muhafızı mensubu ve altı Suriye vatandaşı ölmüştü. İran ise İsrail’i sert bir yanıt vermekle tehdit etmişti.
İsrail, konsolosluk saldırısının doğrudan kendileri tarafından gerçekleştirildiğini açıklamadı ancak saldırının arkasında kendilerinin olduğuna inanılıyor.
Kazançlar ve kayıplar
İran, İsrail’e yönelik saldırıyı bir başarı olarak nitelendirdi.
Ancak İranlı araştırmacı ve Londra merkezli Arap-İran Araştırmaları Merkezi Direktörü Ali Nouri Zadeh’e göre saldırı İran’a hiçbir puan kazandırmadı. Zadeh’e göre bu saldırı İran rejiminin zayıflığını ortaya çıkardı çünkü İsrail içinde hiçbir hedef vurulmadı.
Bu durum İran’da bazıları arasında alay konusu oldu.
Zadeh, “psikolojik savaş” olarak adlandırdığı saldırılara devam etmesi halinde İran’ın çok daha fazlasını elde edebileceği görüşünde.
Tel Aviv Üniversitesi Moshe Dayan Merkezi’nde Orta Doğu Çalışmaları araştırmacısı Dr. Eric Rundtski ise İsrail’in yüksek alarm durumu ilan ederek kaybettiğini söylüyor. Bunun İsrailliler arasında endişeye yol açtığını ve pek çok kişinin bu tür saldırıların tekrarlanmasından korktuğunu kaydediyor.
Zadeh ise İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun artık kendini daha güçlü hissettiğini dile getiriyor. Saldırı, Cumartesi gününden önceki ağır eleştirilerin ardından ABD ve diğer Batılı ülkelerle güçlü ilişkilerin yeniden kurulmasına yardımcı oldu.
Rundtski, İsrail’in saldırıdan bazı kazanımları olabileceğini ancak başka açılardan da kaybettiğini ifade ediyor.
Ona göre saldırı İsrail’in Orta Doğu’daki güç dinamiklerini tanımakta başarısız olduğunu ve İran’ın kendi sınırları içinden gerçekleştirdiği saldırıyı engelleyemediğini gösterdi.
İsrail’in diğer ülkelerin desteğini yeniden alması
İsrailli araştırmacı Eric Rundtski, İran’ın saldırısının İsrail için kazanımları da olduğuna inanıyor. Bunun siyasi açıdan bir dönüm noktası olabileceğini, çünkü İsrail’in aylardır ilk kez Batı’nın desteğini aldığını söylüyor.
Rundtski’ye göre İsrail, ilişkilerinde daha önce görülmemiş bir gerilimin ardından başta ABD olmak üzere diğer ülkelerin desteğini yeniden alabilir.
Buna karşılık İranlı araştırmacı Ali Nouri Zadeh, Tahran’ın hem içeride hem de dışarıda siyasi olarak kaybettiğini düşünüyor. Zadeh, İran’ın komşu ülkelerin desteğini kaybettiğini ve hiçbir ülkeden destek görmediğini söylerken, söz konusu saldırıların İran’ı ABD ile doğrudan bir savaşa sürükleme girişimleri olabileceğine dikkat çekiyor.
İki araştırmacı da her iki ülke üzerindeki iç baskıları da gözardı etmiyor.
Rundtski İsrail içinde büyük bir endişe olduğunu işaret ediyor. Savaşla eş zamanlı olarak iç siyasi meseleler nedeniyle artan öfkenin, Gazze’de tutulan rehinelerin serbest bırakılması konusunda ilerleme kaydedilmemesiyle daha da şiddetlendiğini söylüyor.
Zadeh’e göre İran’ın dini lideri Ali Hamaney sadece sokaklardan değil, rejiminin önde gelen isimlerinden de yoğun baskı görüyor.
” Kudüs Tugayları liderlerinin İsrail tarafından öldürülmesinin ardından Devrim Muhafızları’ndan baskı var, çünkü Muhafızlar intikam istiyor.”
‘Ateşle verilen mesaj’
Beyrut’taki Orta Doğu Stratejik Araştırmalar Merkezi’nin direktörü, askeri ve strateji uzmanı Lübnanlı emekli general Hişam Cabir, BBC Arapça‘ya yaptığı değerlendirmede “saldırının sürpriz olmadığını” söyledi.
Bunun nedeninin ise 1 Nisan’dan itibaren hava saldırısına kadar geçen iki haftalık süreçte, tam da İsrail “panik halindeyken”, verilen “psikolojik savaş” olduğunu söylüyor.
Bu durumun, birçok tesisin devre dışı kalması ve birçok İsrail vatandaşının evlerini terk etmesi nedeniyle psikolojik ve maddi hasara yol açtığını belirtiyor.
Cabir, İran’ın “operasyonunu”, İsrail’in derinliklerine ulaşma ve İsrail hava savunmasının hazır olup olmadığını test etme kabiliyetini göstermek için “ateşle verilen bir mesaj” olarak tanımlıyor.
Ayrıca Cabir, bu saldırının İran’ın son yıllarda “stratejik sabır politikası” olarak adlandırdığı politikasıyla kaybettiği prestijini yeniden kazanmasına ve aynı zamanda askeri ve stratejik açıdan fayda sağlamasına olanak tanıdığına inanıyor.
Lübnanlı askeri uzman, İran’ın bu kadar çok sayıda insansız hava aracını İsrail hava savunmasını şaşırtmak için fırlattığına inanıyor. İsrail’in Demir Kubbe’sinin tek başına tüm füzeleri engelleyemediğini ve Orta Doğu’daki üslerde konuşlu ABD ve İngiliz güçlerinden yardım alması gerektiğini belirtiyor.
“İsrail askeri bir karşılık vermeyi seçerse,” diye sözlerine başlayan Cabir, “Füzeleriyle İran anakarasına ulaşabilir, ancak İran’ın beklenen sert tepkisi nedeniyle daha derine inemez” diye devam ediyor.
“İsrail uçakları İran’ı isabetli bir şekilde bombalayabilir ama bunun için Arap ülkelerinin üzerinden uçmaları gerekir -ki İran buna karşı uyarıda bulundu- ya da ABD’nin bölgedeki askeri üslerinden kalkış yapmaları gerekir ki ABD buna izin vermeyebilir.”
Rotayı değiştirmek ve güveni yeniden tesis etmek
London School of Economics’te Uluslararası İlişkiler Profesörü Fawaz Gerges, İsrail’in bu saldırılardan İran’a kıyasla daha fazla kazanç sağladığını savunuyor.
İran’ın saldırılarının İsrail’de önemli bir hasara ya da can kaybına yol açmadığını ve şimdi tüm Batı’nın İsrail’i desteklediğini belirtiyor. ABD’nin silah, istihbarat işbirliği ve mali destek açısından Batı’nın İsrail’e desteğini harekete geçirmeye çalıştığını söylüyor.
Gerges, ABD Başkanı Joe Biden’ın İsrail’e destek için G7 ülkelerine acil bir zirve çağrısında bulunarak ülkeyi mağdur olarak gösterdiğini söylüyor:
“Netanyahu, Gazze’de meydana gelen feci ve çirkin olaylardan dikkatleri geçici de olsa başka yöne çekerek siyaseten kazançlı çıkacaktır.”
Gerges, Batılı ülkelerin Gazze’deki “vahşet” nedeniyle İsrail’i ağır bir şekilde eleştirdiği bir dönemin ardından Netanyahu’nun Batı ile, özellikle de Biden ile ilişkilerini düzeltmekten fayda sağlayacağını belirtiyor.
‘İsrail için stratejik kayıp’
Ancak bunun İsrail için bir dezavantaj olduğunu da düşünen Gerges, bunun stratejik bir kayıp olduğunu ve ülkenin kırılganlığını vurguladığını söylüyor.
Ayrıca İran’ın, halkına, müttefiklerine ve düşmanlarına İsrail’le yüzleşmeye istekli olduğunu doğrudan göstererek siyasi olarak kazançlı çıktığını söylüyor.
ABD, İngiltere, Fransa ve Ürdün İran’ın birçok füzesini düşürdüğünü hatırlatan Gerges’e göre İran, İsrail’in Batılı müttefikleri dışında kendisini tek başına savunamayacağını da kanıtladı.
Gerges’e göre İsrail’in son dönemde İran’a yönelik tekrarlanan saldırılarındaki temel amacı İran’ın zayıf olduğunu ve yüzleşmeye cesaret edemediğini göstermekti. Ancak Gerges’e göre İran’ın saldırıları bu görüşü yerle bir etti.
Gerges, “Bölge şu anda zor bir sürecin ortasında ” diyor ve her iki ülkenin de gerilimi tırmandırmaya yeminli olduğunu söylüyor; bölgenin siyasi, askeri ve ekonomik olarak uçurumun kenarında olduğu uyarısında bulunuyor.
]]>O dönemde monarşiyle yönetilen ülkenin başında Pehlevi hanedanlığı vardı ve ülke, Orta Doğu’da ABD’nin en büyük müttefiklerinden biriydi. Bu nedenle İsrail Devleti’ni kuran ilk hükümet lideri David Ben-Gurion, yeni Yahudi devletinin Arap komşuları tarafından dışarı itilmemesini sağlamak amacıyla İran’ın dostluğunu kazanmaya çalıştı.
Ancak 1979’da Ayetullah Ruhullah Humeyni’nin öncülüğündeki İslam Devrimi ile Şahlar tahttan indirildi; yeni yönetim, ABD ve müttefiki İsrail’in “emperyalizmini” reddeden, baskı altındaki toprakları savunma üzerine kurulu olduğunu söylediği bir kimlik inşa etmeye çalıştı.
Ayetullah Humeyni yönetiminde ülke, İsrail’le olan köprüleri yıktı ve İsrail vatandaşlarının pasaportlarını tanımamaya başladı.
Tahran’daki İsrail Büyükelçiliği’ni ele geçirerek, kontrolünü bir Filistin devleti kurulması amacıyla İsrail hükümetine karşı mücadele veren Filistin Kurtuluş Örgütü’ne devretti.
BBC’ye konuşan İran uzmanı Ali Vaez, İran rejiminde liderlerin önemli bölümünün daha önce Filistinlilerin yanında Lübnan gibi bazı bölgelerde gerilla savaşına destek verdiğini, dolayısıyla da Filistin davasına büyük sempati duyduklarını ve İsrail’e karşı düşmanlığın buradan da beslendiğini söylüyor.
Vaez’e göre yeni İran, “Arap Müslüman ülkelerin terk ettiği Filistin davasına destek veren pan-İslamcı bir güç olarak” kendini göstermek istiyordu.
Nitekim Humeyni Filistin davasını kendi davası olarak göstermeye başladı ve büyük çaplı Filistin destekçisi yürüyüşler Tahran’da yaygınlaştı.
Öte yandan bu dönemde İsrail’de İran’a yönelik düşmanlık 1990’lı yıllara kadar baş göstermedi çünkü Irak’taki Saddam Hüseyin’in varlığı, o dönemde daha büyük bir bölgesel tehdit olarak görülüyordu.
1980-1988 yılları arasında ABD’nin İran’ın komşusu Irak’a yönelik savaşta kullanılan silahları gizli bir şekilde İran’a yönlendirdiği ortaya çıktı ve bu skandalla bağdaştırılan “İran-Kontra” isimli yapılanmada İsrail hükümeti bir aracıydı.
Zaman içinde İsrail ve İran arasındaki sözlü rekabet açık bir düşmanlığa dönüştü.
İsrail-İran arasındaki ‘örtülü savaş’
Sünni ve Arap ülkelerin baskın olduğu İslam dünyasında Şii kimliği nedeniyle yalnız kaldığını fark eden İran, kendi topraklarında düşmanlarının saldırısına uğramama amacıyla bazı stratejiler geliştirdi.
Tahran’ın çıkarları için silahlı eylemler gerçekleştiren bir örgütler ağı oluştu.
ABD ve Avrupa Birliği’nin “terörist” olarak nitelediği Lübnanlı örgüt Hizbullah bunların başında geliyordu.
Günümüzde İran’ın “direniş ekseni” diye nitelediği bu ağ Lübnan, Suriye, Irak ve Yemen’e kadar uzanıyor.
İran ile İsrail arasındaki gerilimin bir “örtülü savaş” olarak nitelenmesinin başlıca sebebi, iki ülkenin birbirine hükümetlerin resmi olarak üstlenmediği eylemler üzerinden saldırması.
İran ve müttefiklerine karşı açıkça düşmancıl eylemlerde bulunmaktan kaçınan İsrail, diğer yandan İran destekçilerine karşı savaşan üçüncü ülkelerdeki silahlı gruplara finansal destek veriyor.
Hizbullah lideri Abbas El Musavi’nin öldürülmesi sonrası gözler İsrail’e çevrildi. Ardından İran destekçisi İslami Cihad örgütü 1992’de Buenos Aires’teki İsrail Büyükelçiliği’ne bombalı saldırı düzenledi. 29 kişi hayatını kaybetti.
İsrail, İran’ın nükleer programının önüne geçme konusunda eskiden beri takıntılıydı.
Nükleer programı için çalışan bilim insanlarına yönelik bazı saldırılardan İsrail istihbaratını sorumlu tutuyordu. Son olarak 2020’de Muhsin Fahrizade Mahabadi suikaste uğradı.
İsrail şu ana dek İranlı bilim insanlarının öldürüldüğü saldırılarda parmağı olduğu iddialarını kabul etmedi.
İsrail ve Batılı müttefikleri İran’ı geçmişte kendi topraklarını insansız hava aracı ve roket saldırıları düzenlemekle suçluyordu.
Suriye’de 2011’de iç savaşın patlak vermesiyle ilişkiler yine gerildi. Batılı istihbarat kuruluşları İran’ı Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ın ordusunun direnişçilere karşı yürüttüğü mücadeleye silah desteği vermekle suçladı.
İsrail, Lübnan merkezli Hizbullah’a silah yardımı için İran’ın, komşu ülkesi Suriye’yi bir geçiş yolu olarak kullandığını öne sürüyordu.
ABD merkezli istihbarat platformu Stratfor farklı zamanlarda hem İsrail hem de İran’ın Suriye topraklarında bir diğerini püskürtme amacıyla geniş çaplı eylemler düzenlediğini iddia ediyor.
2021’de iki devlet arasındaki “örtülü savaş” denize kadar ulaştı.
İsrail, Körfez’de kendi gemilerinin uğradığı saldırılardan İran’ı sorumlu tuttu. İran da Kızıldeniz’de kendi gemilerini hedef aldığı gerekçesiyle İsrail’i suçladı.
Hamas’ın İsrail’e saldırısı
7 Ekim 2023’te Filistinli örgüt Hamas’ın, Gazze’de yürüttüğü kapsamlı askeri operasyonlara misilleme olarak İsrail’i vurması, uzmanlar arasında saldırıların bölgede bir gerginlik zincirine dönüşeceği kaygılarına neden oldu.
İsrail ve İran arasındaki gerginliğin de daha doğrudan ve açık bir şekilde devam edeceğinden endişe ediliyor.
Lübnan sınırında Hizbullah’a bağlı olduğu iddia edilen milisler ile İsrail güçleri arasındaki çatışmalar son aylarda arttı.
Taraflar yıllar boyu gerginliğin tırmanmaması yönünde bir duruş sergilese de, İran’ın Cumartesi günü İsrail’i ilk kez doğrudan hedef almasıyla işler değişti.
“İronik olan şu ki; aslında kimse şu an büyük çaplı bir gerginlik istemiyor” diyen Vaez, sözlerini şöyle sürdürüyor:
“İsrail altı aydır Gazze’de Hamas’a karşı yıkıcı bir savaşı sürdürüyor. Bu da ülkenin uluslararası itibarını etkileyerek hiç olmadığı kadar yalnızlaşmasına sebep oldu. Hamas’tan farklı olarak İran bir devlet ve dolayısıyla çok daha güçlü bir aktör.”
Öte yandan İran’da hükümet sadece ekonomik sorunlarla değil, özellikle kadınların dini sınırlamalara karşı aylardır düzenlediği protestolardan dolayı bir meşruiyet krizi ile karşı karşıya.
Suriye’nin başkenti Şam’da İsrail’in konsolosluk binasına düzenlenen, İranlı üst düzey isimlerin de aralarında olduğu 13 kişinin öldüğü saldırı Tahran’a zarar verdi.
İran Dışişleri Bakanı’nın yanında İran’ın Suriye’deki büyükelçisi, kararlı bir şekilde karşılık verecekleri mesajlarını verdi.
Bu olası karşılığın, iki ülke arasındaki uzun soluklu mübadelenin sonu olmayacağı açık.
]]>İsrail Savaş Kabinesi, İran’ın 13 Nisan’da düzenlediği hava saldırısına verilecek “yanıtı” görüşeceği toplantıyı tamamladı. Kanal 12’nin haberinde, toplantıda İran’ın saldırısına yanıt olarak çeşitli seçeneklerin tartışıldığı ve bu seçeneklerin her birinin “İran’a karşı acı verici misilleme saldırısı” olduğu öne sürüldü. ABD medyası da saldırının her an olabileceğini duyurdu.

SALDIRI AN MESELESİ
İran’ın 13 Nisan’da İsrail’e düzenlediği İHA’lı ve füzeli saldırısının zamanını da doğru bilen ABD merkezli NBC kanalı, İsrail’in her an İran’a saldırabileceğini duyurdu.
ASKERİ SEÇENEKLER MASADA
Amerikan CNN kanalına açıklama yapan ve adı açıklanmayan İsrailli bir yetkili, İsrail’in İran’a karşı saldırı düzenleme konusunda tüm seçenekleri değerlendirdiğini aktardı. İsrailli yetkiliye göre Netanyahu’nun savaş kabinesi, bugünkü 3 saatlik toplantısında “İran’a karşılık vermeye kararlı olduğunu” ortaya koydu ve askeri seçenekleri masaya yatırdı. Habere göre İsrail kabinesinde hızlı bir adım atılması yönündeki eğilim ağır basarken, henüz net bir kararın verilip verilmediği ise şu aşamada net değil.

NETANYAHU POTANSİYEL HEDEFLERİN BELİRLENMESİ İÇİN TALİMAT VERDİ
Öte yandan Washington Post gazetesine konuyla ilgili açıklama yapan bir diğer yetkili ise Netanyahu’nun İsrail Savunma Bakanlığına “potansiyel hedefleri belirlemesi” talimatını verdiğini iddia etti. Yetkili, İsrail’in amacının İran’a bir mesaj göndermek olduğunu ancak zayiata neden olmak istemediğini sözlerine ekledi.
İSRAİL, TAHRAN’DAKİ BİR TESİSİ HEDEF ALABİLİR
Kabinenin toplantısındaki görüşmelere vakıf bir diğer yetkili ise İsrail’in seçeneklerinin, Tahran’daki bir tesisi hedef almak ya da bir siber saldırı düzenlemek olabileceğini kaydederek, “Herkes İsrail’in karşılık vermesi gerektiğinde hemfikir. Buradaki soru ne zaman ve ne şekilde karşılık verileceği sorusu.” değerlendirmesini yaptı.

GALLANT’TAN AUSTİN’E İRAN UYARISI
Diğer yandan ABD’den yayın yapan “Axios” haber sitesinde yer alan ve adı açıklanmayan ABD’li bir yetkiliye dayandırılan haberde, İsrail’in, İran’ın saldırısına karşılık vermeye hazırlandığı iddia edildi. Haberde, İsrail Savunma Bakanı Yoav Gallant’ın ABD’li mevkidaşı Lloyd Austin ile dünkü telefon görüşmesinde, “İsrail’in topraklarına balistik füze atılmasını karşılıksız bırakmayacağını ve İran’ın saldırısına yanıt vermekten başka seçeneği olmadığını söylediği” savunuldu. Gallant’ın, “İsrail’in Suriye’deki hedefleri her vurduğunda, İran’ın doğrudan saldırıyla karşılık vereceği bir denklemi kabul etmeyeceğini ifade ettiği” de öne sürüldü.
İSRAİL HAVA KUVVETLERİ HAZIRLIKLARINI TAMAMLADI
İsrail devlet televizyonu KAN yaptığı yayında, İsrail’in İran’a kontrol edebilmesine imkan verecek, karşılık veremeyeceği ve bölgeyi kapsamlı bir savaşa sürüklemeyeceği, cevap veremeyeceği sınırlı bir saldırı planladığını duyurdu. İran ile gerginliğini tırmandırılmasıyla Gazze’nin ikincil duruma düşmesinin istenmediğine dikkat çekilen yayında, İsrailli yetkililerin İran’ın ilk kez kendi topraklarından doğrudan bir saldırı gerçekleştirildiği için kırmızı çizginin aşıldığını ve buna karşılık vermenin zorunlu olduğu görüşünü taşıdığı belirtildi.

İsrail Hava Kuvvetlerinin İran’a yönelik olası bir saldırı için yürüttüğü hazırlıkları tamamladığına işaret edilen yayında, saldırının ne şekilde olacağına dair bilgi verilmezken, İran’da suikast operasyonları ya da geniş çaplı bir elektronik saldırının da uzak görülmediği ifade edildi. Yayında bilgisine başvurulan bir İsrailli yetkili, ülkesinin İran’a yönelik planlanan bir saldırı öncesinde Amerika Birleşik Devletleri’ne bildirimde bulunmak konusunda Washington’a söz verdiğinin altını çizdi.
İRAN-İSRAİL GERİLİMİ
İsrail, İran’ın Şam’daki konsolosluk binasına 1 Nisan’da hava saldırısı düzenlemişti. Saldırıda, İran Devrim Muhafızları Ordusundan 2’si general rütbesinde toplam 7 İranlı yetkili ölmüştü. İran, İsrail’in konsolosluk saldırısının ülkesinin topraklarına saldırı anlamına geldiğini ve misillemede bulunacaklarını duyurmuştu. İsrail ise İran’ın saldırısına karşılık vereceğini bildirmişti.

İran 13 Nisan’da İsrail’e yüzlerce kamikaze insansız hava aracı, balistik ve seyir füzesiyle saldırı başlatmıştı. İran bazı hedeflerin vurulduğunu, İsrail ise saldırıların çoğunun hava savunma sistemlerince önlendiğini ancak güneydeki bir askeri üsse füze isabet ettiğini açıklamıştı. İsrail basını, Tel Aviv yönetiminin İran’ın hava saldırısına karşı “açık ve etkili” şekilde karşılık verme kararı aldığını iddia etmişti.
]]>CHP Merkez Yönetim Kurulu (MYK), Genel Başkan Özgür Özel başkanlığında parti genel merkezinde toplandı.
Yücel, toplantıya ilişkin yaptığı açıklamada, Antalya’da teleferik kabininin düşmesi sonucu hayatını kaybeden vatandaşa Allah’tan rahmet, ailesine ve yakınlarına sabır ve başsağlığı diledi.
Bu üzücü kaza ile ilgili yürütülen soruşturma kapsamında dün gece Kepez Belediye Başkanı Mesut Kocagöz hakkında tutuklama kararı verildiğini anımsatan Yücel, tutuklama kararının siyasi bir karar olduğunu savundu.
Kepez Belediye Başkanı’nın belediye başkanlığına adaylık başvurusu yapmak için belediye iştiraki ANET Yönetim Kurulu Başkanlığı’ndan ve Genel Müdürlüğü’nden 28 Kasım 2023’te istifa ettiğine dikkati çeken Yücel, şunları söyledi:
“İstifadan sonra işletmede defalarca denetim yapılmıştır. Ancak; bu acı olaydan bile siyasi rant devşirmeyi hedefleyen, partimizi karalamaya çalışanlar öncelikle şunu anlamalıdır, kazada sorumluluğu olan herkes, tarafsız ve bağımsız yargı önünde hesap vermeli ve hak ettiği cezayı almalıdır. Kuşkusuz kazada dahli olan kim varsa kimsenin gözünün yaşına bakılmamalıdır. Bu bizim kırmızı çizgimizdir. Ancak bu soruşturmayı, siyasetle ilişkilendirmeye çalışanlar, karşılarında Cumhuriyet Halk Partisini göreceklerdir.”
“Bu hukuksuzluğun peşini bırakmayacağız”
31 Mart Mahalli İdareler Seçim sonuçlarına da değinen Yücel, CHP’li belediye başkanlarının mazbatalarını aldığını ve çalışmalarına başladığını bildirdi.
Yücel, yerel seçimlerin, CHP’deki değişimin Türkiye genelinde toplumca onaylandığını herkese gösterdiğini söyledi.
Hatay Büyükşehir Belediyesi seçim sonuçlarına ilişkin Yüksek Seçim Kuruluna (YSK) yaptıkları itirazı hatırlatan Yücel, “Biz bu hukuksuzluğun peşini bırakmayacağız.” dedi.
Bugün Hatay seçimleriyle ilgili YSK’ye “Tam kanunsuzluk” başvurusunun Genel Başkan Özgür Özel tarafından yapıldığını belirten Yücel, YSK tarafından Hatay seçimlerinin derhal iptal edilerek yenilenmesine karar verilmesi gerektiğini savundu.
Yücel, Ticaret Bakanlığının İsrail’e uyguladığı ihracat sınırlamasına ilişkin, “Biz, getirilen ihracat kısıtlamasını çok geç kalınmış olsa da olumlu bir adım olarak değerlendiriyoruz. İsrail vahşeti karşısında aylar sonra adım atan AKP, bu kısıtlamayı genişletmeli ve İsrail ile ticaret tamamen bitirilmelidir. Türkiye’nin mazlum Filistinlilerin yanında olduğunu göstermelidir. İsrail’le ticaret Filistin’e ihanettir.” diye konuştu.
“CHP, Filistinlilerin ve tüm mazlum halkların yanında”
İran’ın İsrail’e yönelik saldırılarında iktidarı uzun süre sessiz kalmakla eleştiren Yücel, sözlerini şöyle sürdürdü:
“İsrail ile İran arasında karşılıklı saldırılar oluyor. AKP iktidarı, saatlerce ne diyeceğini bilemedi. Bu önemli gelişmeler karşısında başta Dışişleri Bakanı olmak üzere tek bir yetkilinin dahi bu konuda, uzun süre bir açıklama yapmaması, ülkemizin dış politika hanesine eksi puan yazılmıştır. ‘Bizden habersiz bölgede yaprak kıpırdayamaz’ diyenler ekonomide bağımsız olmazsan, dış politikada günübirlik çıkarlara göre şekillenen, tutarsız ve istikrarsız bir siyaset uygularsan, ‘tavır göstermen gereken yerde ve zamanda’ tavır gösteremezsen, uluslararası camiada seni kimse ciddiye almaz.”
Yücel, CHP’nin Filistinlilerin ve tüm mazlum halkların yanında, Orta Doğu’da gerilimi yükseltecek tüm politikaların ise karşısında olduğunu söyledi.
Son 3 yıldır enflasyonun sürekli yükseldiğini, Türk Lirasının sürekli değer kaybettiğini belirten Yücel, vatandaşın ekonomik sıkıntı içinde olduğunu söyledi.
Yücel, “Partimizde başlattığımız değişim rüzgarı artık ülkemizde de esmeye başladı. Cumhuriyet Halk Partisini yerel seçimlerde Türkiye’nin birinci partisi yapan halkımız, inanıyoruz ki ilk genel seçimlerde de bize aynı gururu yaşatacak.” dedi.
]]>Ortadoğu’da gerilimin başladığı Ekim ayından bu yana başta Batı olmak üzere tüm ilgili tarafları bir an önce ateşkes sağlanması için uyaran, sürecin devam etmesi durumunda çatışmanın yayılacağı kaygısını dile getiren Türkiye, İran-İsrail arasında yaşanan karşılıklı saldırıların kendisini haklı çıkardığını açıkladı.
Dışişleri Bakanlığı’ndan 14 Nisan günü yapılan açıklamada, “İsrail’in Gazze’de sürdürdüğü savaşın yayılma ve tırmanma riski barındırdığına dair uyarılarımızı uzun süredir tüm muhataplarımıza hatırlatmaktayız. İsrail’in, İran’ın Şam Büyükelçiliğine gerçekleştirdiği uluslararası hukuka aykırı saldırı, kaygılarımızı haklı çıkarmıştır. İran’ın bu saldırıya yaptığı misilleme ve takip eden gelişmeler, olayların hızlı biçimde bölgesel bir savaşa dönüşebileceğini bir kez daha göstermiştir” görüşü dile getirildi.
Dışişleri Bakanı Fidan, geçen aylarda yaptığı açıklamalarda, insanlığın Gazze’de bir yol ayrımına geldiğini, buradan “ya daha büyük bir savaş ya da büyük bir barış çıkacağını,” vurgulamış, Türkiye’nin tercihinin barış olduğunu kayda geçirmişti.
İran saldırısına kınama yok
Dışişleri’nin açıklamasında, İran’ın ilk kez kendi topraklarından İsrail’e saldırmasına ilişkin eleştirel bir ifade kullanılmaması dikkat çekti.
Türkiye, 1 Nisan’da İsrail’in İran’ın Şam Büyükelçiliği’ne saldırıp üst düzey askeri yetkililerini öldürmesini kınamış ve uluslararası hukuka aykırı bulduğunu açıklamıştı.
İran’ın saldırısını “misilleme” olarak değerlendiren Dışişleri açıklamasında, “Yaşanan hadise öncesinde İran ve ABD makamlarıyla görüşerek itidal çağrısında bulunmuştuk. Tarafların karşılıklı beklenti ve mesajları da ülkemiz üzerinden iletilmiş, tepkilerin orantılı olması yönünde gerekli girişimler yapılmıştır” ifadeleriyle İran’ın tepkisinin sınırlı kalması yönünde yapılan diplomasiye atıfta bulunuldu.
ABD ve İran’la iki kanaldan diyalog
Genel mesajların yanı sıra Türkiye, başta İran ve ABD olmak üzere gerilimin ilgili taraflarıyla aktif bir diplomasi yürüterek gerilimin kontrol dışına çıkmasının önlenmesine katkıda bulundu.
Bu çabaların İran’ın saldırıya ilişkin olarak Türkiye’yi ve diğer önde gelen bölge ülkelerini 72 saat öncesinde bilgilendirmesiyle başladığı biliniyor.
İran’ın İsrail’e saldıracağı bilgisinin kesinleşmesinin ardından ilk temas 10 Nisan’da ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken ile Dışişleri Bakanı Hakan Fidan arasında gerçekleşti.
Bu görüşmede, İran’ın tepkisinin sınırlı ve orantılı olması gerektiği yönünde görüş alışverişinin yapıldığı Türk ve Amerikalı yetkililerce teyit edildi.
Aynı zaman biriminde ABD Merkezi Haber Alma Teşkilatı (CIA) Başkanı William Burns’ün de Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Başkanı İbrahim Kalın ile temasa geçerek İran’ın İsrail’e saldırısına ilişkin Washington’un mesajlarının Tahran’a iletilmesi ricasında bulunduğu Türk basınına yansıdı.
Fidan ve Kalın’ın İranlı muhataplarıyla yaptıkları temaslarda Washington’un mesajlarının yanı sıra Ankara’nın da gerilimi daha da tırmandıracak adımlar atılmaması çağrısını Tahran’a ilettikleri kaydedildi.
Blinken’dan Fidan’a teşekkür
Ankara-Washington hattındaki diyalog, İran’ın saldırısının tamamlanmasından sonra da devam etti.
Dışişleri Bakanı Fidan, 14 Nisan’da İran Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan ile görüştükten sonra ABD Dışişleri Bakan Blinken ile bir kez daha telefonda görüş alışverişinde bulundu.
Diplomatik kaynakların verdiği bilgiye göre Fidan, İranlı muhatabına Türkiye’nin İsrail’e yönelik misillemenin ardından bölgede daha fazla gerilimin tırmanmasını istemediğini kaydetti.
Abdullahiyan’ın da Fidan’a operasyonun sona erdiği, İsrail yeni bir saldırı gerçekleştirmezse harekâta geçmeyeceğini aktardığı belirtildi.
Fidan’ın Blinken’a İran Dışişleri Bakanı’nın sözlerini aktardığı ancak gerilimin asıl kaynağının İsrail-Hamas savaşı olduğunu anımsatarak acilen ateşkes ilan edilmesi ve Gazze’ye kesintisiz insani yardım ulaştırılması gerektiğini, aksi halde krizin büyüyerek devam edeceğini hatırlattığı da vurgulandı.
Fidan, İsrail üzerinde etkisi olan ülkelerin de gerilimin tırmandırılmaması için doğru mesajlar vermesi gerektiğinin altını çizdi.
ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Matthew Miller da Fidan-Blinken görüşmesine ilişkin yaptığı açıklamada, mevcut gerilimin tırmanmasını önlemek için devreye giren Hakan Fidan’a teşekkür bakanın ettiğini vurguladı.
‘Gerilimin yönünü İsrail’in adımları belirleyecek’
İran-İsrail arasında yaşanan gerilimin daha büyük bir olaya yol açmadan sönmesine karşın bölgesel savaş tehlikesinin geçmediğini düşünen Türkiye, bundan sonraki süreçte olayların İsrail’in atacağı adımlara göre şekilleneceğini değerlendiriyor ve Batılı muhataplarından ona göre pozisyon almasını istiyor.
İsrail’in İran’a askeri bir yanıt vermesi ya da uzun süredir gündemde olan Refah operasyonunu başlatması durumunda gerilimin çok daha tırmanacağını öngören Türkiye, Dışişleri açıklamasında bu değerlendirmesini “Bugün de İranlı yetkililere ve İsrail üzerinde etkisi olan Batılı ülkelere, tırmanmaya son verilmesi yönündeki mesajlarımızı açık biçimde aktarmaktayız. Bölgemizin istikrarına kalıcı biçimde zarar verecek ve küresel düzeyde daha büyük çatışmalara neden olacak bir sürecin tetiklenmemesi için çabalarımızı sürdüreceğiz” ifadeleriyle kayda geçirdi.
Hamas’la artan diyalog
Türkiye, bu adımların yanı sıra İsrail-Hamas arasında devam eden ancak sonuç alınamayan ateşkes görüşmeleri kapsamında da etkisini artırma girişimlerini sürdürüyor.
Özellikle MİT Başkanı Kalın’ın CIA Başkanı Burns ile yaptığı görüşmenin ardından Hamas yetkilileri ile iki defa temasa geçmiş olması ve pazarlık edilen unsurlar hakkında görüş alışverişinde bulunması dikkat çekiyor.
Kalın’ın 13 Nisan günü Hamas’ın siyasi örgüt lideri İsmail Haniyye ile yaptığı görüşmede ateşkes müzakereleri, insani yardımların ulaştırılması, rehinelerin takası ve Gazze’nin güneyine sürülen Filistinlilerin kuzeye dönmeleri gibi konuları ele aldığı bildirildi.
]]>7 Ekim sonrası kurulan savaş kabinesinin önemli isimlerinden Benny Gantz da İsrail ve Batılı müttefiklerinin birlikteliğinin altını çizdi ve “İsrail, İran’a karşı; dünya İran’a karşı. Sonuç budur. Bu, İsrail’in güvenliği için kullanmamız gereken stratejik bir başarıdır.” ifadelerini kullandı.
Gantz’ın kullandığı ifadeler, İran’a yönelik bir başka saldırıyı (İsrail, İran’ın nükleer programını, bilim insanlarına yönelik suikastlar da dahil defalarca hedef aldı) ya da İsrail’in İran topraklarında yapabileceği ilk açık saldırıyı ihtimal dışı bırakmıyor.
ABD Başkanı Joe Biden’ın, G7 üzerinden verilmesini istediği diplomatik yanıtın gelmesi zaman alabilir.
İsrail, 1 Nisan’da İran’ın Şam’daki büyükelçiliğini hedef aldı ve üst düzey bir İranlı general ile yardımcılarını öldürdü.
Ancak bu saldırı kararı Amerikalılarla koordine edilmemişti. İsrail, İran Devrim Muhafızları’nın üst düzey komutanlarını öldürme fırsatını, alınabilir bir risk olarak değerlendirmiş olmalı.
İsrail, diplomatik binalarda üst düzey askeri yetkililerin bulunmasının bu binaları meşru bir hedef haline getirdiği yönünde ikna edici olmayan bir argüman sunuyor.
İran’ın bu saldırıya karşılık vereceği hızla belirginleşti. Tahran’ın mesajı imalarla değil, dini lideri Ayetullah Ali Hamaney’in kesin ifadeleriyle duyuruldu.
İsrail, ABD ve müttefikleri, İran’ın yaklaşan saldırısı konusunda yeterince uyarıldı.
Biden, hafta sonu gezisinden Beyaz Saray’a dönmek için de zaman bulabildi.
İran saldırıyı süpersonik balistik füzelerle değil, hedeflerine yaklaşırken iki saat boyunca radar ekranlarında kalan yavaş insansız hava araçlarıyla başlatmayı tercih etti.
‘ABD, itidal istiyor’
Bu birçok uzmanın beklediğinden çok daha büyük bir saldırıydı. İran ilk kez kendi topraklarından İsrail’i hedef aldı. 300 civarında insansız hava aracı, seyir füzesi ve balistik füze fırlattı. Bunların neredeyse tamamı, ABD, Birleşik Krallık ve Ürdün tarafından desteklenen İsrail’in hava savunma sistemleri tarafından durduruldu.
Müttefikleri İsrail’e gece boyunca büyük askeri destek verdi. Bu anlamda Biden, İsrail’e “sarsılmaz” güvenlik sözünü yerine getirmiş ve “arkanızdayız” demiş oldu.
Bu desteğe karşın Amerikalılar da İsrail’den itidal bekliyor. Başkan Biden Başbakan Binyamin Netanyahu’ya açık bir mesaj gönderdi: “İran’ın saldırısı engellendi, İsrail zafer kazandı, bu yüzden İran topraklarına askeri saldırılarla karşılık vererek olayı daha fazla tırmandırmayın.”
Konuştuğum üst düzey bir Batılı diplomat, gerilimin daha da tırmanmasını engellemek için bir çizgi çizmenin artık hayati önem taşıdığını söyledi. Bir çizgi, İran’ın da umudu gibi görünüyor. İranlılar, İsrail’in Şam’daki diplomatik yerleşkelerine saldırmasıyla başlayan iki haftalık krizi soğutmak istiyor gibi görünüyor.
İran Cumartesi günü yapılan saldırıda, İsrail’e daha fazla zarar vermeyi ummuş olabilir. Buna karşın İsrail’e olası bir misilleme için daha az neden vermek istemiş de olabilir.
İran, İsrail’in Şam’daki elçilik binasına saldırmasıyla kaybettiği caydırıcılık gücünü geri kazanmak istedi. Ancak İsrail’e doğru sıktığı neredeyse tüm kurşunlar durdurulmuşken aradığı gücü kazanması zor olabilir.
‘Netanyahu memnun olabilir’
Bu İsrail’e yönelik topyekün bir saldırı değildi. İran yıllardır roket ve füze gücünü artırıyor. Tahran’ın elinde çok daha güçlü silahlar bulunuyordu.
Lübnan’daki Hizbullah da saldırıya katılabilirdi ama katılmadı. Hizbullah, roket ve füze cephaneliğiyle İran’ın en güçlü müttefiki durumunda.
Başbakan Netanyahu ise, Gazze’nin manşetlerden uzaklaşmasından bir miktar memnuniyet duyabilir. Bu saldırı sayesinde, rehineler, Hamas’ı ortadan kaldırma ve insani felaket eksenli baskılara karşı biraz olsun nefes aldı.
Daha birkaç gün önce uluslararası kamuoyu, Gazze ablukasının yarattığı açlık nedeniyle Biden ve Netanyahu arasında yükselen sürtüşmeye odaklanmıştı.
Ancak şimdi birlikten bahsediliyor. Netanyahu, ülkesindeki pek çok kişi görevden alınmasını istese de kendisini kararlı ve makul bir lider, halkının koruyucusu olarak sunabiliyor.
Muhaliflerine göre Netanyahu, 7 Ekim’den önceki politikalarıyla Hamas’ın İsrail’in savunmasız olduğuna inanmasına neden oldu.
Değişmeyen şey ise Amerikalıların topyekün bir Orta Doğu savaşına doğru gidişi durdurmanın yolunu bulmak istemesi.
İsrail’in, İran’ın diplomatik merkezini hedef alması; İran’ın da İsrail’e doğrudan füze saldırısıyla yanıt vermesi ile kırmızı çizgiler aşıldı.
İsrail’deki bazı sağ siyasetçiler, İran’a derhal bir yanıt verilmesi çağrısını yapıyor. Ve bu çağrılar azalmayacak.
G7’deki diplomatların görevi, bölgenin geniş çaplı daha yıkıcı bir çatışmaya girmesini önlemek olacaktır. Hamas’ın İsrail’e saldırmasından bu yana geçen altı ayda, korkulan yöne doğu, yavaş ama istikrarlı bir ilerleyiş devam ediyor.
Eğer İsrail, Biden’ın karşılık vermeme tavsiyesine uyarsa, Orta Doğu coğrafyası biraz nefes alabilir. Gelinen noktanın bu tehlikeli bölümün sonu olabileceği görüşü hiç ama hiç kesin değil.
]]>Guterres: “Daha fazla savaşı ne bölge, ne de dünya kaldırabilir”
NEW YORK – Orta Doğu’da gerilimi azaltmak için tüm ülkeleri sorumluluk almaya çağıran BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, “Daha fazla savaşı ne bölge, ne de dünya kaldırabilir” dedi.
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, İran’ın İsrail’e düzenlediği saldırı sonrasında İsrail’in talebiyle acil toplantı gerçekleştirdi. Toplantıda konuşan BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, Orta Doğu’nun uçurumun eşiğinde olduğunu belirterek, bölge halkının yıkıcı ve büyük bir çatışma tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu söyledi. “Şimdi gerilimi azaltma ve azami itidal zamanıdır” diyen Guterres, “Uçurumun kenarından geri adım atmanın zamanı geldi. Orta Doğu’da birden fazla cephede büyük askeri çatışmalara yol açabilecek herhangi bir eylemden kaçınmak hayati önem taşımaktadır” ifadelerini kullandı. Sivillerin çatışmalar nedeniyle halihazırda en büyük bedeli ödediğine vurgu yapan Guterres, gerilimin daha da tırmanmasını önleme konusunda tüm ülkelerin ortak sorumluluk sahibi olduğunu ifade etti.
“Gazze konusunda ortak sorumluluğumuz var”
1970 yılında kabul edilen Dostça İlişkiler Bildirgesi’ni hatırlatan Guterres, güç kullanımını içeren misilleme eylemlerinin uluslararası hukuka göre yasak olduğunu söyledi. “Gazze’de derhal insani ateşkes sağlanması, tüm rehinelerin derhal ve koşulsuz serbest bırakılması ve insani yardımın engellenmeden bölgeye ulaştırılması konusunda ortak sorumluluğumuz var” diyen Guterres, “İşgal altındaki Batı Şeria’daki şiddeti durdurmak, Mavi Hat boyunca gerilimi azaltmak ve Kızıldeniz’de güvenli ulaşımı yeniden sağlamak konusunda ortak bir sorumluluğumuz var” şeklinde konuştu. Herkesin barış için çaba gösterme konusunda ortak sorumluluk sahibi olduğunu hatırlatan Guterres, “Bölgesel ve tabii ki küresel barış ve güvenlik her geçen saat zayıflıyor. Daha fazla savaşı ne bölge, ne de dünya kaldırabilir” ifadelerini kullandı.
ABD, İngiltere ve Fransa’dan İran’a kınama
ABD’nin BM Daimi Temsilci Yardımcısı Robert Wood ise İran’ı kınadı. BM Güvenlik Konseyi’nin İran’a yönelik adım atması gerektiğini söyleyen Wood, “İran’ın pervasız davranışları sadece İsrail halkı için değil, Ürdün ve Irak gibi BM üyesi diğer ülke halkları için de tehdit oluşturmaktadır” ifadelerini kullandı. İran’ın Hizbullah ve Husiler gibi unsurları kullanarak uluslararası güvenliği tehdit ettiğini savunan Wood, İran’ın bölgede tansiyonu yükselten eylemlerinin yakından takip edilmesi ve İran’ın BM Güvenlik Konseyi nezdinde sorumlu tutulması gerektiğini ifade etti. İngiltere’nin BM Daimi Temsilcisi Barbara Woodward da İran’ı kınayarak Tahran’ın saldırılar dolayısıyla sorumlu tutulması gerektiğini söyledi. İsrail’e desteklerinin tam olduğunu yineleyen Fransa’nın BM Daimi Temsilcisi Nicolas de Riviere ise İran’ı şiddetle kınadıklarını kaydetti. Riviere, BM Güvenlik Konseyi nezdinde İran’ın sorumlu tutulması için çaba göstereceklerini vurguladı.
“Diplomatik misyona saldırı uluslararası hukuka aykırı”
Rusya’nın BM Daimi Temsilcisi Vassily Nebenzia ise İsrail’in İran’ın Şam’daki diplomatik misyonunu hedef aldığını hatırlattı. Herhangi bir ülkenin diplomatik misyonuna saldırının uluslararası hukukun açıkça ihlali olduğunu ve savaş nedeni sayılacağını vurgulayan Nebenzia, bu konuyu BM Güvenlik Konseyi’nde gündeme getirdiklerinde kınama kararının ABD, İngiltere ve Fransa tarafından engellendiğini söyledi. Nebenzia, BM’nin İran ve İsrail’e yönelik tutumunda çifte standart olduğu görüşünü dile getirdi.
İran’dan meşru müdafaa vurgusu
İran’ın BM Daimi Temsilcisi Ali Kerimi Makam da BM Güvenlik Konseyi’nin İsrail’in İran’ın Şam’daki diplomatik misyonunu vurmasına tepkisiz kaldığına dikkat çekti. Saldırının uluslararası hukukun açıkça ihlali olduğunu hatırlatan Makam, İran’ın meşru müdafaa hakkı çerçevesinde İsrail’deki askeri tesisleri hedef aldığını vurguladı. İran’ın hava saldırılarını şiddetle kınadıklarını belirten İsrail’in BM Daimi Temsilcisi Gilad Erdan ise İran’ı durdurmak için uluslararası toplumun harekete geçmesi gerektiğini savundu.
]]>45 yıl önce ülkenin İslami sistemini savunmak ve düzenli silahlı kuvvetlere karşı denge sağlamak amacıyla kurulan Devrim Muhafızları, o zamandan bu yana İran’da ve bölgede önemli bir askeri, siyasi ve ekonomik güç haline geldi.
Cumartesi gecesi gerçekleşen saldırıların ardından, çok sayıda İran İslam Cumhuriyeti destekçisi Filistin sembolleriyle Tahran’daki kutlamalara katıldı.
İran hükümetini destekleyen 20’li yaşlarındaki bir kadın BBC Farsça’ya gönderdiği sesli mesajda “ Suriye’de de başka yerlerde de İranlı komutanların daha fazla öldürülmesini önlemek için İsrail’e saldırmanın doğru bir karar olduğuna inanıyorum” dedi.
Ancak İran İslam Cumhuriyeti’ni eleştiren çok sayıda İranlı, rejimin tüm İran halkının görüşlerini temsil etmediğini söylüyor.
40’lı yaşlarındaki bir erkek, BBC Farsça’ya gönderdiği sesli mesajda, “Biz İslam Cumhuriyeti değiliz, biz gerçek İran’ız. İranlıların kendileri mevcut rejimle savaş halinde. İsrail de dahil olmak üzere hiçbir ulusa karşı düşmanlık beslemiyoruz” diyor.
50’li yaşlarındaki bir başka kadın ise saldırının bölgesel bir savaşa dönüşerek İran, İsrail ve Batılı müttefikleri arasında geniş çaplı bir çatışmaya yol açabileceğine dair endişelerini dile getirdi.
Bu duygu, İran para biriminin ABD doları karşısındaki değerinin daha da düşmesinde de hissedildi.
Misilleme korkusu: Uzun kuyruklar ve panik
İranlıların, saldırının ardından İsrail ve müttefiklerinin misillemesinden korkmaları, Cumartesi gecesi sokaklarda telaşa neden oldu. İran halkı, gıda ve yakıt gibi temel ihtiyaç maddelerini stoklamak için çaba sarf etti.
Tahran ve diğer büyük şehirlerdeki benzin istasyonlarında uzun kuyruklar oluşurken süpermarketler alışveriş yapanların akınına uğradı.
İsrail, kendi topraklarına fırlatılan 300 füze ve insansız hava aracının yüzde 99’unu başarıyla önlediğini iddia etti. Ancak İranlı yetkililer başarı olarak nitelendirdikleri saldırının somut zararlarından ziyade sembolik etkisini vurguladı.
İran Genelkurmay Başkanı Muhammed Bakıri, İsrail içindeki hedefler arasında, iki hafta önce Şam’daki İran Konsolosluğu’nda yedi Devrim Muhafızları komutanının ölümüyle sonuçlanan saldırılarda İsrail F-35’lerinin uçtuğu İsrail Notam Hava Kuvvetleri üssünün de bulunduğunu belirtti.
Bakıri, İran’ın amacına ulaştığını ve operasyonlara devam etme niyetinde olmadığını ileri sürdü. İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi olası yeni saldırılara çok daha güçlü karşılık verebilecekleri uyarısında bulundu.
İran’daki havanın gerilimi azaltma ve tansiyonu düşürme yönünde olduğu görülüyor. Hem askeri hem de hükümet yetkilileri dün geceki saldırıdan hoşnut görünüyor.
İsrail’in savunma önlemlerini alması için yeterli zamanı tanıyan İran’ın daha fazla zarar ya da zayiat vermeye niyeti yok gibi görünüyor.
Meşruiyet krizi
Birçok İranlı, İran Devrim Muhafızları’nın bölgedeki müdahalelerine karşı.
İran’daki son protestolarda ” Gazze’ye hayır, Lübnan’a hayır, İran için canımı feda ederim” gibi sloganlar geniş yankı buldu.
Pek çok İranlı, yurtdışındaki milisleri örgütlemek, eğitmek ve silahlandırmak için harcanan milyarlarca doların ülkelerinin kalkınması için daha iyi bir yatırım olabileceğini savunuyor.
İran’ın bölgedeki müdahalesi yaptırımlara ve ülkenin izole edilmesine davetiye çıkarttı ve ekonomiyi felce uğrattı. Enflasyonun hızla yükselmesiyle birlikte ekonomi de sendeliyor. İranlı orta sınıf bile ay sonunu getirmekte giderek daha da zorlanıyor.
İran’dan gelen sesler, mevcut rejimin, özellikle bir savaş durumunda, halkın çoğunun desteğinden yoksun olduğunu işaret ediyor.
Bu, 80’li yıllarda sekiz sene boyunca Saddam Hüseyin rejimine karşı Irak’la verilen savaşta tanık olunan dayanışmanın aksi bir görüntü.
İran-Irak savaşında yaralanmış gazi bir asker, hükümete ve muhaliflere karşı uygulanan baskıya karşı olduğunu belirterek, kesin bir dille “Bir daha asla onlar için savaşmam” dedi.
Rejimin politikaları eski destekçilerinin bile fikirlerini değiştirmiş ve manzarayı önemli ölçüde değiştirmiş durumda.
İran, Lübnan, Suriye ve Irak’taki Şii milislerin yanı sıra Yemen’deki Husilerden aldığı güçlü destekle daha ağır füze ve insansız hava aracı saldırıları düzenleme kapasitesine sahip. Ancak İsrail’e karşı en az kayıp verdirmenin bilinçli bir tercih olduğu anlaşılıyor.
Savaş zamanlarında İran İslam Cumhuriyeti sadece İsrail’in ve zorlu müttefiki ABD’nin askeri gücünden endişe duymakla kalmaz, aynı zamanda olası iç huzursuzluklardan da kaygı duyar.
Mahsa Amini’nin gözaltında ölümünün ardından patlak veren 2022 protestoları rejimin kırılganlığının altını çizdi.
İran İslam Cumhuriyeti’ndeki pek çok üst düzey devlet yetkilisi ve karar mercii, İsrail ve ABD ile yaşanabilecek olası bir savaş durumunda İran güvenlik güçlerinin ve Devrim Muhafızları’nın komuta ve iletişim merkezlerinin hedef alınmasının protestoları yeniden alevlendirebileceğinden ve rejim karşıtlarını yeniden ayaklanmaya teşvik edebileceğinden korkuyor, ancak rejim olası bir ayaklanmayı kontrol altına almayı hedefliyor.
]]>Türkiye’nin eski Kahire Büyükelçisi Şafak Göktürk, İran’ın İsrail’e yaptığı misilleme saldırının ardından Ankara’da uzun süre hakim olan sessizliğe ilişkin, “Ankara’daki bu sessizlik dikkat çekici, alışılmış değil. Düşündürücü bir durum. Çünkü Türkiye’nin gerek bölgesinde gerek uluslararası konularda belli bir saygınlığı, ağırlığı vardır. Bu konuda konuşmak ince hesaplar gerektiriyor. Ama bunları yapabilecek bir diplomasimiz bizim öteden beri olmuştur” değerlendirmesini yaptı.
İran’ın 300’den fazla insansız hava aracıyla İsrail’e yönelik “Gerçek Vaat Operasyonu” adı verilen saldırısının, İsrail’in 1 Nisan 2024 tarihinde Şam’daki İran Konsolosluğu’na düzenlediği saldırıya misilleme olarak yapıldığı açıklandı.
Türkiye’nin eski Kahire Büyükelçisi Şafak Göktürk, ANKA Haber Ajansı’na yaptığı değerlendirmede, Ankara’dan uzun süre resmi bir açıklama yapılmayışına değindi. Göktürk, ilk haberin Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın İranlı mevkidaşı Hüseyin Emir Abdullahiyan ile yaptığı telefon görüşmesine dair olduğunu belirterek, “Bu kadar büyük bir olayın yaşanmış olmasının ardından Ankara’daki bu sessizlik dikkat çekici, alışılmış değil. Düşündürücü bir durum. Çünkü Türkiye’nin gerek bölgesinde gerek uluslararası konularda belli bir saygınlığı, ağırlığı vardır. Bunlar sanki yokmuş gibi bir tablo ortaya çıkıyor. Evet, bu konuda konuşmak ince hesaplar gerektiriyor. Ama bunları yapabilecek bir diplomasimiz bizim öteden beri olmuştur” dedi. Göktürk devamında şunları kaydetti:
“TÜRKİYE BÜYÜK ÖLÇÜDE KENDİSİNİ ETKİSİZ KILDI”
“Saldırı zaten gerçekleşmiş. Dolayısıyla bu işin adresi İran değil. İsrail ile konuşabilecek menzilin dışına çıktık bir süredir. O bakımdan herhangi bir temas imkanı olamayacağı anlaşılıyor. Türkiye büyük ölçüde kendisini etkisiz kıldı. Hükümet bölgede etkisiz kıldı, yanlış zamanlarda, gereksiz derecede sert çıkışlarıyla.”
Yaşananların ardından Irak, Ürdün gibi hava sahalarını kapatan kimi ülkelerin hava sahalarını açtıklarını anımsatan emekli Büyükelçi Göktürk, “Bu işin can alıcı noktası İran hava sahasının tekrar ne zaman ulaşıma açılacağı değil” dedi.
İran’ın, 7 Ekim 2023’te Hamas’ın İsrail’e saldırısıyla başlayan çatışmaların tetikçisinin kendisi olmadığını belirttiğini aktaran Göktürk, “Bu büyük ölçüde uluslararası alanda kabul görmüş bir açıklamaydı. İran’ın esasen bölgesinde ve onun da ötesindeki hareket tarzına bu uygundu. İran genellikle vekillerini kullanarak bir şey yapmayı öngörür. Bu sayede kendisini bir koruma zırhı altına alır. Doğrudan kendisini husumet içinde olduğu devletler arasında bir çatışma menziline sokmamaya özen gösterir. 7 Ekim’de Hamas’ın İsrail’e yapmış olduğu saldırıda da kendisi bunun talimatını vermediğini veya vekili dahi olsa bunun talimatını vermediğini, bunun bağımsız bir Hamas kararı olduğunu söylemişti” ifadelerini kullandı. Sonraki gelişmelerin bölgenin genelinde yaşanmaya başlanan, İsrail ve İsrail ile birlikte hareket eden diğer devletlerin varlıklarına karşı sürdürülen eylemlerde İran’ın arkasında olduğunu gösterdiğini kaydeden Göktürk, şöyle devam etti:
“İSRAİL BU ÇİZGİYİ 15 GÜN ÖNCE AŞTI”
“İsrail, İran’ın bölgedeki hem askeri varlıklarını hem de komutanlarını hedef almaya başladı. Bunları nerede hedef aldığı önemliydi. Özellikle Lübnan’da daha dikkatli davrandı. Evet, Beyrut’ta Hamas’ın liderliğini hedef almıştı. Ama İran’ın, özellikle Devrim Muhafızları’nın uluslararası gücü olarak bilinen Kudüs Gücü’nün komutanlarını Lübnan dışında hedef aldı. Bunun için de Suriye’de onları vurdu ve operasyonlarını gerçekleştirdi.
Bundan 15 gün öncesine kadar İsrail’in bu şekildeki nokta vuruşlarında yer çok önemliydi çünkü genellikle İran askeri varlıkları veyahut onunla bağlantılı bulundukları yerleri hedef alıyordu. Hiçbir zaman bir diplomatik misyonu, ki diplomatik misyon devletlerin kendi toprağı kabul edilir, dolayısıyla siz bir diplomatik misyona saldırdığınızda o devlete doğrudan bir saldırıda bulunmuş addedilirsiniz. İsrail bu çizgiyi 15 gün önce aştı. Aşarken şunu söyledi; ‘Bu İran’ın Suriye’deki Büyükelçiliği’nin konsolosluk şubesi olabilir ama bunu başka amaçlarla kullanıyorlar. Viyana Diplomatik İlişkiler Konsolosluk İlişkileri Sözleşmesi çerçevesinde belirtilen kuralların dışında, askeri amaçlarla, terör amaçlarıyla kullanıyor’ diyerek bu eylemi gerçekleştirdi. İran açısından durum açıktı, diplomatik misyonuna yönelik bir saldırıydı, yani İran toprağına yönelik bir saldırı olarak kabul edildi. O zaman İran İsrail’in kendisinin hedef alması gerektiği bir duruma geldi. Bu tür merdivenleşmelerde bu yeni bir aşamayı ifade ediyor. Çünkü İran’ın İsrail’e yönelik, İsrail birlikleri veya şehirlerine yönelik saldırılar hep bu dolaylı unsurlar, vekiller üzerinden gerçekleştirilmişti. Bunu bu şekilde yapamayacağını, doğrudan kendisinin bir hamlede bulunması gerektiğine karar verdi.”
“İSRAİL’İN İRAN’I ENDİŞEDE BIRAKACAK BİR ÇİZGİDE HAREKET EDECEĞİ ANLAŞILIYOR”
İran’ın İsrail’e doğrudan saldırmasıyla İsrail’de meşru olarak karşılık verme hakkı olduğu düşüncesi olduğunu kaydeden Göktürk, “Bu merdivenleşme devam ederken bu aşamalar önceden değerlendiriliyordu” diye konuştu. Emekli Büyükelçi Göktürk, ABD Başkanı Joe Biden’ın İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu ile görüşmesinde İsrail’i desteklediklerini anımsatarak, ABD’nin “Ama bunun ötesinde İran’a dönük bir eyleminizin içinde biz olmayız” mesajını verdiğini söyledi. Göktürk son olarak şunları söyledi:
“İsrail bunu kendi başına yapar mı, hangi hedeflere yönelik yapar, İsrail Silahlı Kuvvetleri ve istihbaratı bu füzelerin ve insansız hava araçlarının hangi rotalardan fırlatıldığını biliyor. Bu askeri tesisleri mi hedef alır yoksa nükleer kapasitesini mi hedef alır, onları bilemiyoruz, hedef alır mı almaz mı onu da bilmiyoruz. Ama İsrail’in bu konuda İran’ı sürekli bir endişe ve düşüncede bırakacak bir çizgide önümüzdeki günlerde hareket edeceği anlaşılıyor. İran’ın bugün hava sahasını açıp açmamış olması da çok önemli değil.”
]]>İzmir Konak Meydanı’nda İsrail’in Gazze’deki işgal ve katliamları ile Türkiye’nin İsrail’le ticareti tamamen durdurmaması protesto edildi. Açıklamada, “İsrail’le ticaretin kısıtlanması açıklamasının bir ateşkes süreci hedefi ile hareket etmesi anlamsızdır ve gerçeklikten uzaktır. Bizler direnen şerefli ve izzetli Filistin halkının dostları olarak kısıtlama değil tam bir boykot ve yaptırım talep ediyoruz” denildi.
İsrail’in Filistin’e yönelik saldırılarının 191. gününde, İsrail’in Gazze’deki işgal ve katliamları ve Türkiye’nin İsrail ile ticaretini tamamen durdurmaması, Ankara, İstanbul ve İzmir başta olmak üzere 24 ilde eş zamanlı olarak protesto edildi.
İzmir Konak Meydanı’nda düzenlenen eylemde; “Hamas’a selam direnişe devam”, “İsrail’le ticaret Filistin’e ihanet”, “Kısıtlama yetmez ambargo gerek”, “Çocuklar ölüyor devletler uyuyor”, “Yaşasın küresel intifada” “Dur de, dur de, soykırıma dur de”, “Katil İsrail Filisti’nden defol”, “Katil ABD Ortadoğudan defol” sloganları atıldı. Eylemde, “Soykırım ortağı olmamak için İsrail’e sevkiyat durdurulsun”, “Limanlar siyonizme kapatılsın”, “Ticareti kes, üsleri kapat; soykırıma ortak olma”, ” İncirlik, Kürecik kapatılsın” pankartları açıldı.
Direniş Çadırı Platformu adına basın açıklamasını yapan Özgün Eğitim, Kültür, Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği (Özgün-Der) üyesi Talha Akdeniz, 7 Ekim tarihinden bu yana İsrail’in Filistin’e yönelik saldırılarının devam ettiğini belirterek, şunları söyledi:
“ZALİME RİCACI OLMAK ZULMÜNE ORTAK OLMAKTIR”
“7 Ekim’den beri, yüzyıldır devam eden işgalin ve yağmanın en şiddetli günlerine şahidiz. Filistin halkı, sömürgeci devletlerin bir projesi olarak üretilen İsrail Siyonist devletinin saldırılarına kahramanca direniş gösteriyor. Katil ve korkak İsrail devletine karşı kahramanca direnen bu halk en çok da aynı tarihsel kaderi paylaşan, kardeş bildiği toplulukların ve onların sahibi olduğu devletlerin kendilerini yalnız bırakmasının acısını yaşıyor. Yalnız bırakılmanın ötesinde katil bir devlete verilen dolaylı ve doğrudan destekler, Filistin halkının katledilmesinde sorumluluk taşımaktır. Kesilmeyen ticari ve siyasi ilişkiler İsrail devletinin şımarıkça insan öldürmesinin, insanlığa karşı suç işlemesinin ne yazık ki motivasyonu haline gelmiştir. Öyle bir motivasyon ki ne çocuk ne de masum dinlemektedir. Siyasi makamların bu zorba devlete karşı ricacı tavrı, rica edilenlerin ellerindeki kanı her gün az daha artırmasından başka bir işe yaramamaktadır. Tarih bize sürekli göstermektedir ki zalime ricacı olmak zulmüne ortak olmaktır.”
“KISITLAMA AÇIKLAMASINDA FİLİSTİNLİ ÇOCUKLARI KATLEDEN UÇAKLARIN, ASKERİ ARAÇLARIN YAKIT TEDARİĞİNE DAİR BİR İBARE BULUNMAMAKTADIR”
Türkiye’nin İsrail’le ticari ilişkilere kısıtlama getireceğini açıklamasının İsrail ile yapılan ticareti kabul ettiğini söyleyen Akdeniz, “Türkiye’de ve dünyanın birçok yerinde kendini Filistin halkının kardeşi olarak gören milyonlarca insan neredeyse her gün sokaklara, meydanlara dökülerek yaşadıkları ülkelerden, soykırım suçlusu İsrail devletine karşı yaptırım uygulamasını talep ettiler ve etmeye de devam ediyorlar. Her ne kadar daha önce kabul edilmese de Türkiye’nin İsrail’le ticari ilişkilere kısıtlama getireceğini açıklaması, bu gerçeği, katil Siyonist devletle yapılan ticareti teyit etmiştir. Kısıtlama açıklamasında Filistinli çocukları katleden uçakların, askeri araçların yakıt tedariğine dair bir ibare bulunmamaktadır. Ellerindeki silahlarla masum insanları avlayıp, bir de üstüne üstlük kendilerine sivil yerleşimci diyen katiller sürüsünün silah malzemelerine dair maddeler de bulunmamaktadır. Kısıtlama kararında, Gazze halkı açlıktan kırılırken, sokaklarda eğlencesine insan öldüren üniformalı ya da sivil Siyonist çetelerin gıda tedariğine dair bir işaret bulunmamaktadır” dedi.
“KISITLAMA DEĞİL TAM BİR BOYKOT VE YAPTIRIM TALEP EDİYORUZ”
İsrail’le ticarette ksııtlama değil; tam bir boykot ve yaptırım talep ettiklerini dile getiren Akdeniz, “İsrail bir işgal ve soykırım rejimi olarak, yağma ve soykırım stratejisine hiç ara vermemektedir. Bir yüzyıla yakındır Gazze’de Ramallahta Han Yunusta Batı Şeriada ve işgal ettiği her bir toprak parçasında insanlara hayvanlara ağaçlara her bir çakıl taşına zulüm etmektedir. Gazze halkının nefes alması adına acil bir ateşkes olmalıdır. Halkı Müslüman olan ülkelere ve diğer ülkelere düşen görev Ortadoğu’nun bu çürümüş yarasına karşı sürekliliği sağlayacak adımlar atmaktır. İsrail devleti her defasında ıslah edilmez bir zulüm bataklığı olduğunu ispat etmektedir. Tüm bu tarihsel gerçeklik ortadayken kısıtlama açıklamasının bir ateşkes süreci hedefi ile hareket etmesi anlamsızdır ve gerçeklikten uzaktır. Bizler direnen şerefli ve izzetli Filistin halkının dostları olarak kısıtlama değil tam bir boykot ve yaptırım talep ediyoruz” diye konuştu.
“İSRAİL’LE TİCARETE KESİN BİR SON VERİLMELİDİR”
Gazze’ye destek için İsrail ile ticarete son verilmesi adına talepleri de sıralayan Akdeniz, sözlerini şöyle noktaladı:
“Gazze halkı zulme, sömürüye ve soykırıma karşı direnişi seçerken ya zalimlerin yanında tüm değerlerimizi kurban edeceğiz ya da çocuklarımıza daha adil bir dünya bırakmak için katil devletle ticareti sürdürenlere tepkimizi sonuna kadar göstereceğiz. O halde bugün yeniden taleplerimizi daha çok meydanda daha büyük halkalarla daha da uzaklara seslenerek yineliyoruz. İsrail’le ticarete kesin bir son verilmelidir. İsrail her açıdan kaskatı bir boykot duvarıyla çepeçevre sarılmalıdır. Ticaret, diplomasi, eğitim, sanat, spor, sağlık, akademi gibi hayatın her alanında İsrail’e geçitsiz ve tavizsiz bir abluka uygulanmalıdır. Kısıtlama kandırmacaya dönüşmemeli gerçek bir tavır üretmelidir. Ateşkes gibi zamanı ve kapması belirsiz bir garabete değil özgür Filistin devletine odaklanılmalıdır. Gazze’nin her yerine kesintisiz ve yeterli insani yardım ulaştırılması sağlanmalıdır. Gazze halkı göz göre göre açlıktan ölmeye terk edilmemelidir. İsrail’i koruyan ABD’nin ve NATO’nun etkisinden kurtarılmalıdır. Kürecik Radar Üssü kapatılmalıdır. İncirlik Üssü’ndeki ABD askerleri ülkelerine gönderilmelidir. Bu ülkede, bu kadim topraklarda soykırım destekçilerinin askeri ve siyasi güçlerine yer olmamalıdır.”
]]>
Cumartesi gecesi İsrail’de hava saldırısı sirenleri çaldı ve halka sığınaklara gitmeleri çağrısı yapıldı ve hava savunma sistemleri devreye girerken, patlamalar duyuldu.
Ülke genelindeki bazı noktalarda İran’ın yolladığı çok sayıda SİHA ve füzeler imha edilirken, bir çoğu da İsrail topraklarına giremeden önce İsrail ve müttefiklerince vuruldu.
Çatışmada en az dokuz ülke rol oynadı. İran, Irak, Suriye ve Yemen’den yollanan SiHA’lar ve füzeler İsrail, ABD, İngiltere, Fransa ve Ürdün tarafından vuruldu.
Saldırı hakkında bilinenleri derledik.
Saldırıda SİHA’lar, güdümlü ve balistik füzeler kullanıldı
İsrail Ordusu, İran’ın İsrail’e doğru 300’den fazla SİHA ve füze gönderdiğini açıkladı.
İsrail’e göre 170 SİHA, 30 güdümlü füze yer alırken, bunların hiç biri İsrail hava sahasına ulaşamadı. İsrail Ordu Sözcüsü Amiral Daniel Hagari ateşlenen 110 balistik füzenin de küçük bir kısmının ülkeye ulaşabildiğini söyledi. BBC, bu sayıları bağımsız kaynaklarca doğrulatamadı.
İran’dan İsrail’e en kısa mesafe Irak, Suriye ve Ürdün üzerinden 1000 kilometre civarında.
Bombardıman farklı ülkelerden yapıldı
İran Devrim Muhafızları (IRGC) Cumartesi gecesi SİHA ve füzelerin ateşlendiğini açıkladı.
Irak güvenlik güçleri, Reuters’a yaptıkları açıklamada, Irak üzerinden İsrail’e yönüne giden füzeler görüldüğünü söyledi.
ABD Savunma Bakanlığı, Amerikan güçlerinin İran, Irak, Suriye ve Yemen’den gönderilen onlarca füze ve SİHA’yı imha ettiğini duyurdu.
Lübnan’daki İran destekli örgüt Hizbullah da İsrail işgali altındaki Golan tepelerine iki ayrı roket saldırısı düzenlediklerini belirtti.
İsrail ve müttefikleri SiHA ve füzelerin çoğunu imha etti
İsrailli Sözcü Hagari, füze ve SİHA’ların % 99’unun ya İsrail’e giremeden ya da İsrail üzerinde imha edildiğini söyledi.
Gönderilen SİHA ve güdümlü füzeler düz bir güzergah izliyor. Balistik füzelerse, çok büyük hızlara ulaşabilmesi için yerçekimini kullanan yay şeklindeki bir güzergahta ilerliyor.
ABD Başkanı Joe Biden, ABD güçlerinin İran tarafından yollanan SİHA ve füzelerin “neredeyse tamamının imhası için” İsrail’e yardımcı olduğunu söyledi. Biden ayrıca, ülkesinin saldırıdan önce bölgeye savaş uçakları ve gemileri kaydırdığını belirtti.
Güvenlik kaynakları Reuters Haber Ajansı’na, bölgedeki açıklanmayan üslerden faaliyet gösteren ABD güçlerinin Suriye’nin güneyinde, Ürdün sınırı yakınlarında bir çok İran SİHA’sı düşürdüklerini söyledi.
İngiltere Başbakanı Rishi Sunak, Kraliyet Hava Kuvvetlerine ait Typhoon tipi savaş uçaklarının bazı İran SİHA’larını imha ettiğini doğruladı. Sunak İran’ın saldırısını “en güçlü ifadelerle kınadığı, tehlikeli ve gereksiz bir gerilim” diye tanımladı.
İsrail’le barış anlaşması bulunan, ancak aynı zamanda İsrail’in Gazze’deki saldırılarını kınayan Ürdün’de ise kabine, vatandaşlarının güvenliği için hava sahasına giren bazı uçan cisimleri imha ettiklerini duyurdu.
İsrail Ordusu, Fransa’nın da hava sahasının devriyesine yardımcı olduğun belirtti ancak herhangi bir SİHA ya da füze düşürüp düşürmedikleri bilinmiyor.
Kaç füze İsrail’e ulaştı ve ne hasar verdi?
Kudüs’teki BBC Muhabirleri, siren sesleri duyduklarını ve İsrail’in Demir Kubbe adlı füze savunma sisteminin faaliyetini gördüklerini aktardı. Sistem gelen roketleri takip ediyor ve meskun mahallere düşecek ya da düşmeyecekleri ayırt edebiliyor.
Savunma sistemi roketleri sadece meskun mahallere düşmesi beklendiğinde imha ediliyor.
İsrailli Sözcü Hagari, birkaç balistik füzenin İsrail hava sahasına girmeyi başardığını belirtti ve birinin ülkenin güneyindeki Necef Çölü’nde bulunan Nevatim Hava Kuvvetleri Üssüne hafif zarar verdiğini aktardı. Sözcü üssün “hala faaliyet gösterdiğini” bildirdi.
İran’ın resmi haber ajansı IRNA ise, saldırıda hava üssüne “ağır darbeler vurulduğunu” söyledi.
Sözcü Hagari, 10 yaşındaki bir kız çocuğunun evine düşen şarapnel parçasıyla ağır yaralandığını ve yoğun bakımda olduğunu açıkladı.
Ürdün de bazı şarapnel parçalarının topraklarına düştüğünü, ancak “önemli bir hasara ve yaralanmaya yol açmadığını” duyurdu.
Şimdi ne olacak?
İsrail Kanal 12 televizyonu, adını açıklamak istemeyen İsrailli bir yetkilinin İran’ın saldırısına “önemli bir karşılık vereceğini” söylediğini aktardı.
İsrail ve komşu ülkelerin hava sahası yeniden açıldı, ancak İsrail Savunma Bakanı Yoav Gallant, İran’la çatışmanın “henüz sona ermediğini” söyledi.
Bu arada İran Genelkurmay Başkanı Muhammed Bagheri de devlet televizyonuna yaptığı açıklamada, “İsrail’in İran’a karşılık vermesi halinde misillemenin dün gecekinden çok daha büyük olacağı” uyarısında bulundu.
Bagheri, İsrail’in muhtemel karşılığına ABD’nin yardımcı olması halinde Amerikan üslerine saldıracaklarını söyledi.
IRGC Komutanı Hüseyin Salami de Tahran’ın çıkarlarına, yetkililerin ve vatandaşlarına İsrail’in saldırması halinde, karşılık verileceğini belirtti.
BM Güvenlik Konseyi, İsrail’in talebi üzerine Türkiye saatiyle 23:00’te acil bir toplantı yapacak.
Biden da, İran’ın saldırısına “ortak bir diplomatik tepki” vermek için G7 ülkelerinin liderleriyle bir toplantı yapacağını açıkladı
]]>İsrail’in Gazze’deki işgal ve katliamları ile Türkiye’nin İsrail ile ticaretini tamamen durdurmaması, Ankara, İstanbul ve İzmir başta olmak üzere 24 ilde eş zamanlı olarak protesto edildi. Ankara’da Ticaret Bakanlığı önünde yapılan açıklamada, “İsrail’le ticarete kesin bir son verilmelidir. İsrail her açıdan kaskatı bir boykot duvarıyla çepeçevre sarılmalıdır. Ticaret, diplomasi, eğitim, sanat, spor, sağlık, akademi gibi hayatın her alanında İsrail’e geçitsiz ve tavizsiz bir abluka uygulanmalıdır. Kısıtlama kandırmacaya dönüşmemeli gerçek bir tavır üretmelidir” denildi.
Türkiye genelinde Ankara dahil 24 ilde eş zamanlı olarak “İsrail’e Ticaret, Filistin’e İhanet” sloganıyla eylem yapıldı. Ticaret Bakanlığı’nın önünde “Direniş Çadırı” adlı kampanya grubunun çağrısıyla düzenlenen eylemde “Siyonistin Çeliği Enerjisi, Gıdası Türkiyeden Ticareti Kes, Limanları ve Üsleri Kapat İhanetten Vazgeç” yazılı pankart açıldı. Eylemde “Nehirden denize özgür Filistin”, “Laf değil icraat istiyoruz”, “İsrail’e sevkiyat durdurulsun”, “İsrail kanlı ellerini çek”, “Ortadoğu’da İsrail diye bir devlete yer yoktur” pankartları açıldı, “İsraille ticaret Filistin’e ihanet”, “Siyonist sermaye hesap verecek”, “Çocuklar ölüyor devletler uyuyor” sloganları atıldı.
Açıklamada, iktidara İsrail’le tüm ilişkilerin kesilmesi çağrısı yapılarak şöyle dendi:
“DEVLETLERİN KÖR VE SAĞIR KESİLDİĞİ BU GÜNLER DOĞRU YERDE DURMAZSAK HEPİMİZ ADINA TARİHE KARA BİR LEKE OLARAK ÇALINACAKTIR”
“Bugün 14 Nisan. İşgalin, soykırımın, yok sayılmanın ve insanlığa dair umudun tecavüze uğramasının 191. günü. 7 Ekim’den beri, yüzyıldır devam eden işgalin ve yağmanın en şiddetli günlerine şahidiz. Filistin halkı, sömürgeci devletlerin bir projesi olarak üretilen İsrail siyonist devletinin saldırılarına kahramanca direniş gösteriyor. Yine bu sömürgeci devletler, utanmadan sıkılmadan Filistinlerin kendi öz topraklarında insan haklarından ve özgürlüklerden dem vurmaya devam etmektedir. Devletlerin kör ve sağır kesildiği bu günler, doğru yerde durmazsak hepimiz adına tarihe kara bir leke olarak çalınacaktır. Dünyadaki tüm halklar kendilerine bir direniş ahlakını kalkan ederek sömürgeye ve zulme uğrayan tüm halkların yanında kendi topraklarından ses vermelidir. Batıdan ve Doğudan sömürgecilere insan olmanın, erdemli olmanın, izzet ve şeref sahibi olmanın ne demek olduğunu gösteren Gazze halkı bugün insanlık için kocaman bir okuldur. Bu okulun şerefli direnişçilerini insanlığın sahip olduğu bütün erdemler adına selamlıyoruz.
“KESİLMEYEN TİCARİ VE SİYASİ İLİŞKİLER İSRAİL DEVLETİNİN ŞIMARIKÇA İNSAN ÖLDÜRMESİNİN NE YAZIK Kİ MOTİVASYONU HALİNE GELMİŞTİR”
Katil ve korkak İsrail devletine karşı kahramanca direnen bu halk en çok da aynı tarihsel kaderi paylaşan, kardeş bildiği toplulukların ve onların sahibi olduğu devletlerin kendilerini yalnız bırakmasının acısını yaşıyor. Yalnız bırakılmanın ötesinde katil bir devlete verilen dolaylı ve doğrudan destekler, Filistin halkının katledilmesinde sorumluluk taşımaktır. Kesilmeyen ticari ve siyasi ilişkiler İsrail devletinin şımarıkça insan öldürmesinin, insanlığa karşı suç işlemesinin ne yazık ki motivasyonu haline gelmiştir. Öyle bir motivasyon ki, ne çocuk ne de masum dinlemektedir. Siyasi makamların bu zorba devlete karşı ricacı tavrı, rica edilenlerin ellerindeki kanı her gün az daha artırmasndan başka bir işe yaramamaktadır. Tarih bize sürekli göstermektedir ki zalime ricacı olmak zulmüne ortak olmaktır.
“KISITLAMAYI DEĞİL TÜM KALEMLERİ KAPSAYAN ERDEMLİ BİR AMBARGO TALEP EDİYORUZ”
Türkiye’de ve dünyanın birçok yerinde kendini Filistin halkının kardeşi olarak gören milyonlarca insan neredeyse her gün sokaklara, meydanlara dökülerek yaşadıkları ülkelerden, soykırım suçlusu İsrail devletine karşı yaptırım uygulamasını talep ettiler ve etmeye de devam ediyorlar. Her ne kadar daha önce kabul edilmese de, Türkiye’nin İsrail’le ticari ilişkilere kısıtlama getireceğini açıklaması, bu gerçeği, katil siyonist devletle yapılan ticareti teyit etmiştir. Filistin dostlarının bu istikrarlı talebi bir hakikati ortaya koymuş aynı zamanda bazı konulardaki samimiyetsizliği de ortaya çıkarmıştır.Tüm trollerin ve Filistin’e ihanet içerisinde olanların aylardır sürdürdüğü inkar dili belki de binlerce masum insanın ölümüne sebebiyet verecek kirli bir ticaretin devam etmesine sebep olmuştur. Bizler meydanlarda, kentlerin sokaklarında, her evde, her mescidin içinde, okulda sıra arkadaşlarımıza kazancı ateş olan bir ticareti hatırlatmayı imanın gereği biliyoruz. O yüzden; inancımız, insanlığa dair umudumuz, ahlakımızın bize öğretisi gereği olarak kısıtlamayı değil tüm kalemleri kapsayan erdemli bir ambargoyu talep ediyoruz.
Kısıtlama açıklamasında Filistinli çocukları katleden uçakların, askeri araçların yakıt tedariğine dair bir ibare bulunmamaktadır. Yine kısıtlama açıklamasında, ellerindeki silahlarla masum insanları avlayıp, bir de üstüne üstlük kendilerine sivil yerleşimci diyen katiller sürüsünün silah malzemelerine dair maddeler de bulunmamaktadır. Ramazan ayındaki oruçlarımız sabah namazından akşam ezanına kadar bir süreye denk düşüyordu. Gazze halkına reva görülen açlık ise aylardır sınır tanımadı. İsrail sokaklarında öldürülen her Gazzeli çocuk, kadın ve erkek için danslı kutlama yapan siyonist devletin destekçilerine gönderilen gıda, izzettimizi ve şerefimizi zehirlemiştir. Lekelenen şey Gazze halkına reva görülen bir parça bez değil hepimizin haysiyetidir. Tüm bunlara rağmen kısıtlama kararında, Gazze halkı açlıktan kırılırken, sokaklarda eğlencesine insan öldüren üniformalı ya da sivil siyonist çetelerin gıda tedariğine dair bir işaret bulunmamaktadır.
“İSRAİL’LE TİCARETE KESİN BİR SON VERİLMELİDİR”
Bugün yeniden taleplerimizi daha çok meydanda daha büyük halkalarla daha da uzaklara seslenerek yineliyoruz. İsrail’le ticarete kesin bir son verilmelidir. İsrail her açıdan kaskatı bir boykot duvarıyla çepeçevre sarılmalıdır. Ticaret, diplomasi, eğitim, sanat, spor, sağlık, akademi gibi hayatın her alanında İsrail’e geçitsiz ve tavizsiz bir abluka uygulanmalıdır. Kısıtlama kandırmacaya dönüşmemeli gerçek bir tavır üretmelidir.Ateşkes gibi zamanı ve kapması belirsiz bir garabete değil özgür Filisitn devletine odaklanılmalıdır. Gazze’nin her yerine kesintisiz ve yeterli insani yardım ulaştırılması sağlanmalıdır. Gazze halkı göz göre göre açlıktan ölmeye terk edilmemelidir. İsrail’i koruyan ABD’nin ve NATO’nun etkisinden kurtarılmalıdır. Kürecik Radar Üssü kapatılmalıdır. İncirlik Üssü’ndeki ABD askerleri ülkelerine gönderilmelidir. Bu ülkede, bu kadim topraklarda soykırım destekçilerinin askeri ve siyasi güçlerine yer olmamalıdır.”
]]>İsrail’in, Suriye’nin başkenti Şam’daki İran konsolosluk binasına yönelik hava saldırısına misilleme olarak İran’ın da İsrail’e İHA ve füze saldırısı gerçekleştirmesinin ardından bütün gözler yeniden Orta Doğu’ya çevrildi. Bir yandan Suriye’deki iç savaş ve İsrail’in Gazze’de büyük bir yıkıma neden olan saldırıları nedeniyle zaten gergin olan bölgedeki çatışmaların daha geniş bir bölgeye yayılmasından endişe ediliyor.
Yakın Doğu Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi’nin Siyaset Bilimi, Uluslararası İlişkiler ve Kamu Yönetimi bölümleri tarafından düzenlenen “Orta Doğu’da Değişen Siyaset ve Güvenlik Ortamı” konferansı alanın uzmanlarını bir araya getirerek bölgedeki dengeleri masaya yatırdı.
Yakın Doğu Üniversitesi, Orta Doğu Teknik Üniversitesi, İzmir Katip Çelebi Üniversitesi, Hacettepe Üniversitesi ve Urla Uluslararası Çalışmalar Enstitüsü’nden akademisyenlerin katılımı ile gerçekleştirilen konferans, Orta Doğu’daki güncel gelişmelerin farklı boyutları ile irdelenmesine imkan tanıdı. Yakın Doğu Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı Doç. Dr. Sait Akşit moderatörlüğünde gerçekleştirilen konferansta, özellikle İsrail- Filistin savaşının neden olduğu gelişmeler, ihtimalleri ve bölgedeki yansımaları ele alındı. Konferansta, Orta Doğu’da barış sürecine yönelik adım atılabilmesi için siyasi ve ekonomik anlamda bir paradigma değişikliği yaşanması gerektiğine vurgu yapıldı. Gazze savaşında ateşkese yönelik belirsizlik devam ederken paradigma değişikliğinin çok muhtemel görülmediği ifade edilirken, böylesi bir gelişmeye ön ayak olabilecek güçlü bir uluslararası aktörün eksikliğinin altı çizildi.
Orta Doğu’yu ne bekliyor?
Yakın Doğu Üniversitesi’nde düzenlenen “Orta Doğu’da Değişen Siyaset ve Güvenlik Ortamı” konferansında; İzmir Katip Çelebi Üniversitesi’nden Doç. Dr. Tuğçe Ersoy Ceylan “7 Ekim Sonrası İsrail’in Güvenlik Sorunları ve Bölgesel İlişkiler” başlıklı konuyu ele alırken, Hacettepe Üniversitesi’nden Doç. Dr. A. Ömür Atmaca “Gazze Savaşı Sonrası Filistin Güvenliği ve Dış Politikası: Zorluklar ve Beklentiler”, Yakın Doğu Üniversitesi’nden Prof. Dr. Nur Köprülü “Gazze Savaşı Öncesi ve Sonrası Ortadoğu’nun Yeniden/Oluşumunda Değişen Bölgesel Siyasetin Yansımaları”, Urla Uluslararası Çalışmalar Enstitüsü Direktörü Doç. Dr. Özüm S. Uzun “Gazze Savaşı’nın İran’ın Güvenlik ve Dış Politikasına Etkileri” ve Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nden Prof. Dr. Özlem Tür “Türkiye ve Gazze Savaşı: Bölgesel İlişkiler İçin Zorluklar ve Fırsatlar” başlıklı sunumlar yaptı.
İran pozisyonunu korumaya çalışıyor
Urla Uluslararası Çalışmalar Enstitüsü Direktörü Doç. Dr. Özüm S. Uzun sunumunda İran’ın dış politika yaklaşımında devamlılık ve tutarlılık bulunduğunu ifade ederek, İran yönetiminin rejimini konsolide etme çabasında olduğunu vurguladı. İran’ın Orta Doğu’da Şii yoğun nüfus ve azınlıkların bulunduğu Lübnan, Irak, Bahreyn gibi bölge ülkelerinde etkinliğini sürdürme çabası güttüğünü, Amerika ve İsrail karşıtlığına dayalı bir direniş pozisyonunu güçlü tutmaya çalıştığını belirtti.
İzmir Katip Çelebi Üniversitesi’nden Doç. Dr. Tuğçe Ersoy Ceylan ise sunumunda Hamas’ın saldırısının, İsrail’in teknoloji odaklı savunma doktrinini geleneksel yöntemlerle başa çıkma konusunda yetersiz kaldığını gösterdiğini söyledi. İsrail’in karşı saldırısının ise Gazze’de büyük yıkım ve sivil kayıplarına neden olduğunu söyleyen Doç. Dr. Tuğçe Ersoy Ceylan, bu saldırıların Gazze’nin yönetim yapısında bir değişiklik oluşturmadığını vurguladı.
El-Fetih ve Hamas arasındaki farklar Filistin’de çözümü zorlaştırıyor
Hacettepe Üniversitesi’nden Doç. Dr. A. Ömür Atmaca ise Filistin içi sıkıntılara değindi. Doç. Dr. Atmaca, coğrafi parçalanmışlığın yanında Batı Şeria’daki yönetimi elinde bulunduran El-Fetih ve Gazze’de yönetimi elinde bulunduran Hamas arasındaki siyasi farklılıkların Filistin’in durumu ve geleceği konusunda ciddi belirsizliklere neden olduğunu vurguladı. Doç. Dr. Atmaca, Gazze’deki savaşın, Mahmud Abbas’ın diplomatik çabalarının yetersizliğini ve Filistinlilerin ekonomik zorluklarını daha da derinleştireceğini vurgularken, muhtemel bir çözüm girişiminin Hamas’ı da içermesi gerektiğini belirtti.
Konferansta konuşan Yakın Doğu Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dekan Yardımcısı ve Siyasi Bilimi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Nur Köprülü de savaşın bölgedeki dinamikleri nasıl etkilediğini ele aldı. Prof. Dr. Köprülü, Gazze’deki savaş öncesi bölgede yaşanan normalleşme sürecinde, İsrail’in Arap ülkeleriyle ilişkilerini geliştirmeye dayalı bir yaklaşım sergilediğini ve bu süreçte ABD’nin önceki Başkanı Trump’ın önerdiği “yüz yılın anlaşması” ve İbrahim Anlaşmaları gibi girişimlerin Filistin meselesini göz ardı ettiğini belirtti. Hamas’ın saldırılarının temel nedenlerinden birinin de bu durum olduğunu ifade eden Prof. Dr. Köprülü, bölge ülkelerinin pozisyonlarını inceleyerek özellikle Mısır ve Ürdün’ün soruna temkinli yaklaştığını ve Katar ile Mısır’ın arabuluculuk rolü konusunda öne çıkarak bölgesel etkileri sınırlamaya yönelik adımlar attığını vurguladı.
Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nden Prof. Dr. Özlem Tür ise sunumunda; Türkiye’nin Gazze Savaşına yönelik tavrının öncelikle arabuluculuk önerisi içeren temkinli ve dengeli bir yaklaşım sergilediğini, ancak sonrasında İsrail yönetimine ilişkin ciddi eleştiriler içeren Hamas yanlısı bir tutuma dönüştüğünü ifade etti. Türkiye’nin İsrail’e yönelik eleştirel tavrının Gazze Savaşında İsrail saldırganlığının artmasına bağlı olarak arttığını belirten Prof. Dr. Tür, bu durumun Türkiye-İsrail yakınlaşmasını kesintiye uğratsa da Türkiye’nin İsrail ile ilişkileri tamamen göz ardı etmek istemediğinin görüldüğünü ifade etti. – İSTANBUL
]]>SALDIRIYI İSRAİL DEVLET TELEVİZYONU DUYURDU
İran’ın İsrail’e İHA saldırısı başlattığını duyuran İsrail devlet televizyonu, İsrailli yetkililerin bir kaç gün sürecek çatışmalara karşılık vermeye hazırlandığını bildirirken, İran’ın 300’e yakın füze ve İHA gönderdiğini açıkladı. İran operasyonun adını “Gerçek Vaat Operasyonu” olarak ilan etti.
İSRAİL ORDUSU’NDAN İLK AÇIKLAMA
İsrail Ordusu, İran’ın İsrail’e yönelik insansız hava aracı ile saldırı başlattığını ve İsrail’in hava savunma sisteminin saldırıya karşı hazır durumda olduğunu açıkladı. İsrail Ordusu, İran’a ait insansız hava araçlarının İsrail’e ulaşmasının saatler alacağını ve tehlike oluşması muhtemel bölgelerde sirenler çalacağını bildirdi.
DEVRİM MUHAFIZLARI: BELİRLİ HEDEFLER VURULDU
İran devlet televizyonuna göre, Devrim Muhafızları Ordusu tarafından bildiri yayımlandı. Bildiride “İsrail’e yönelik İHA saldırısı, İsrail’in Suriye’deki İran konsolosluğuna saldırısına cevap olarak Devrim Muhafızları Ordusu Hava Kuvvetleri, siyonist rejimin topraklarındaki bazı hedefleri onlarca İHA ve füzeyle vurdu.” ifadelerine yer verildi.
BALİSTİK FÜZE DALGASI FIRLATILDI
İran devlet televizyonuna konuşan kaynaklar, Tahran’ın İsrail’e yönelik ilk balistik füze dalgasını fırlattığını duyurdu.
ABD GÜÇLERİ ONLARCA İHA’YI HEDEF ALDI
ABD güçlerinin konuşlandığı Suriye’nin Humus ilindeki Tenef üssü ile Ürdün topraklarındaki Kule-22 üssünden gece yarısından sonra yüzlerce hava savunma füzesi ateşlendi. Kaynaklara göre, ABD üslerinden fırlatılan füzeler, aidiyeti bilinmeyen onlarca kamikaze İHA’ya isabet etti. Hedef alınan İHA’lardan bazı parçaların Suriye-Ürdün sınır hattındaki sivil yerleşimlere düştüğü öğrenildi.
Ayrıca Beşşar Esed rejimine yakın sosyal medya hesapları, Suriye’nin Şam, Humus, Dera ve Süveyda illerinde patlama sesleri duyulduğunu iddia etti. Paylaşımlarda, patlama seslerinin üzerine Humus’un batı kırsalındaki rejime ait hava savunma sistemlerinin devreye sokularak, bazı füzelerin havada imha edildiği ileri sürüldü.
SALDIRILARIN YÜZDE 99’U ENGELLENDİ
İsrail Yedioth Ahronot gazetesinin İsrail güvenlik kaynaklarından aktardığı bilgiye göre balistik füze ve İHA’ların yüzde 99’u engellendi.
BİR KIZ ÇOCUĞU YARALANDI
İsrail Ordusu, İran’ın saldırıları sonucunda bir kız çocuğunun yaralandığını ve bir askeri tesiste küçük çaplı hasar meydana geldiğini duyurdu.
İSRAİL HAVA SAHASI KAPATILIYOR
İsrail Havaalanları İdaresi (IAA) tarafından yapılan açıklamada, İran’ın saldırısı nedeniyle İsrail hava sahasının yerel saatle 00.30’dan itibaren kapatılacağı belirtildi. Açıklamada, uçuşların yeniden ne zaman başlayacağına ilişkin ayrıntıya yer verilmezken, gelişmelere göre güncelleme yapılacağı aktarıldı.
İRAN BM YETKİLİSİ: SALDIRININ SONUÇLANDIĞI VARSAYILABİLİR
İran’ın Birleşmiş Milletler (BM) Daimi Temsilciliği, X hesabından yaptığı açıklamada İran’ın İsrail’e hava saldırısını değerlendirdi. İran’ın, BM Anlaşması’nın 51. maddesi uyarınca meşru müdafaa hakkını uyguladığı kaydedilen açıklamada, İran’ın askeri karşılığının “Siyonist rejimin Şam’daki diplomatik misyonuna yönelik saldırganlığına karşılık” olduğu bildirildi.
Açıklamada, “Bu iş şu an sonuçlandı sayılır. Eğer İsrail bir hata daha yaparsa İran’ın karşılığı daha ağır olacaktır.” ifadeleri kullanıldı. Çatışmanın İran ile İsrail arasında olduğu belirtilen açıklamada, “ABD bundan uzak durmalı.” değerlerdirmesi yapıldı.
İSRAİL SAVAŞ KABİNESİ TOPLANDI
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu başkanlığında Tel Aviv’deki Kiryat askeri karargahında savaş kabinesi toplantısı yapıldı. Toplantıya Netanyahu’nun yanı sıra Savunma Bakanı Yoav Gallant, Bakan Benny Gantz, İsrail Genelkurmay Başkanı Herzli Halevi, Ulusal Güvenlik Danışmanı Tzachi Hanegbi ve diğer üst düzey yetkililer katıldı. Kabine, Başbakan Netanyahu, Savunma Bakanı Yoav Gallant ve savaş kabinesi üyesi eski genelkurmay başkanı Benny Gantz’a İsrail’in tepkisine karar verme yetkisi verdi.
BEYAZ SARAY: İSRAİL’İN GÜVENLİĞİNE DESTEĞİMİZ TAM
Beyaz Saray’dan saldırıyla ilgili yapılan açıklamada “İran, İsrail’e hava saldırısı başlattı. İsrail’in güvenliğine desteğimiz tam. ABD, İran’dan gelen tehditlere karşı İsrail’in savunmasını destekleyecek.” ifadeleri kullanıldı.
İRAN: İSRAİL’İN SALDIRISI İÇİN HAVA VEYA KARA SAHASINI AÇAN ÜLKELERE KARŞILIK VERECEĞİZ
İran medyasında yer alan haberlere göre İran Savunma Bakanı Muhammed Rıza Aştiyani, ülkesine yönelik saldırılara karşı uyarılarda bulundu. İranlı Bakan, “İsrail’in İran’a saldırması için hava ve kara sahasını açan ülkeler, kararlı cevabımızı alacaktır.” ifadelerini kullandı.
]]>VATİKAN – Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Erbaş, İtalya Diyanet Vakfı’nın genel kurulu için geldiği İtalya’da Papa Fransuva ile bir görüşme gerçekleştirdi. Başkan Erbaş, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Filistin- İsrail meselesi ve barış çağrılarını içeren mektubunu Papa’ya iletti.
Başkan Erbaş, Papa ile görüşmesinin ardından Türkiye’nin Vatikan Büyükelçiliği’nde basın mensuplarına açıklamalarda bulundu.
İtalya’da binlerce vatandaşa diyanet hizmetlerini daha yakından sağlamak için kurulan Vakfın genel kurulunu gerçekleştirmek üzere burada bulunduklarını dile getiren Başkan Erbaş, Papa ile faydalı bir görüşme gerçekleştirdiklerini söyledi.
“Filistin-İsrail meselesi adil bir çözüme kavuşturulmadan Orta Doğu’da kalıcı barış mümkün değil”
Başkan Erbaş, şöyle konuştu:
“Dünyanın gündeminde olan önemli konuları ve özellikle Filistin’de yaşananlarla ilgili mesajlar taşıyan Sayın Cumhurbaşkanımızın mektubunu bu görüşmede Papa Fransuva’ya takdim etmiş olduk. Cumhurbaşkanımız bu mektuplarında, Filistin-İsrail meselesi adil bir çözüme kavuşturulmadan Orta Doğu’da kalıcı barış ve istikrarın mümkün olamayacağını ifade etmişlerdir. Mektuplarında aynı şekilde, 1967 sınırlarında başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız, egemen ve coğrafi bütünlüğe sahip bir Filistin devletinin vücut bulmasının ve uluslararası toplumun eşit bir üyesi olarak küresel sistemdeki yerini almasının şart olduğu mesajı verilmiştir.”
“Herkesin katledildiği bir durumla karşı karşıyayız”
Papa ile görüşmelerinin ana merkezini; İsrail’in Filistin’de işlediği cinayet, katliam ve insanlık suçları oluşturduğunu dile getiren Başkan Erbaş, sözlerine şöyle devam etti:
“Barış ve birlikte yaşamanın simgesi olan Kudüs’ün, İsrail zulmü altında olduğu Müslüman-Hristiyan demeden, bebek, çocuk, masum demeden, cami-kilise gözetmeden her yerin yakılıp yıkıldığı, çocuk-yaşlı-hasta-kadın demeden herkesin katledildiği bir durumla karşı karşıyayız. Bu duruma bir son vermek için birlikte çalışılması ve dünyanın dikkatinin daha fazla Filistin’e, Gazze’ye çekilmesi ve İsrail zulmünün durdurulması konusunu dile getirdik. Papa Fransuva, Sayın Cumhurbaşkanımızın dünya barışı için gücü olan ve çok çalışan az sayıda liderden birisi olduğunu vurguladı. Bu sebeple şahsen selamlarını kendisine iletmemizi istedi ve ‘Yaptıkları için çok teşekkür ediyorum.’ ifadesini kullandı.”
Cumhurbaşkanı Erdoğan’a teşekkür mesajı
Başkan Erbaş, aile müessesinin de ikili görüşmelerinde gündeme geldiğini ifade ederek, “Ailenin çok önemli olduğu ve aileyi tehdit eden unsurlar konusunda istişarelerde bulunduk. Bize emanet olan ve hepimizin evi durumunda olan dünyamız yani çevre konusundaki düşüncelerimizi de paylaştık. Bu konuda da çevrenin korunması, ailenin korunması, dünyanın korunması konusunda neler yapılabildiği hususlarını kendisiyle istişare ettik. Papa, bu konularla ilgili yapılması gereken çok işler olduğunu vurgulayarak, Sayın Cumhurbaşkanı’mıza dünya barışı için yaptığı çalışma ve gayretlerinden dolayı tekrar teşekkür etti.” diye konuştu.
Ziyaretin önemine işaret eden Başkan Erbaş, “Gazze’de akan kanın, yapılan zulmün, katliamın, soykırımın son bulması noktasında bütün insanlığın dikkatinin tekrar çekilmesi ve özellikle bir an önce acilen ateşkesin sağlanması konusunda herkesin seferber olması, her kesimin her yetkilinin mutlaka bu konuda bir şeyler yapmasını çok önemsiyoruz.” ifadelerini kullandı.
İran-İsrail arasında yaşanan gerginliğin görüşülüp görüşülmediği yönündeki bir soruya da Başkan Erbaş, “Bu konularla ilgili çok detaya girmedik ama dünyada barışın gerçekleşmesi ve özellikle Gazze’deki katliamın bir an önce durdurulması konusunu merkeze aldık.” şeklinde yanıt verdi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın mektubu
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Papa Fransuva’ya gönderdiği Filistin mektubunda şu ifadelere yer verdi:
“Saygıdeğer Papa Hazretleri,
Diyanet işleri Başkanımızı kabulünüz vesilesiyle, saygı ve muhabbetlerimi iletiyorum.
Tarihsel derinliğe sahip Türkiye-Vatikan ilişkilerinin giderek ivme kazanmasından memnuniyet duyuyorum.
Türkiye, insani diplomasi şiarıyla Kırım’ın yasadışı ilhakının gerçekleştiği 2014 yılından bu yana Ukrayna’nın toprak bütünlüğünü desteklerken, Filistinli masum sivillerin yaşam hakkının ve haklı davasının savunulmasında da en ön sıralarda yer almış, almaya da devam etmektedir.
Türkiye, 7 Ekim 2023 tarihinden beri gönderdiği 45 bin tona yakın insani malzemeyle Gazze’ye en fazla yardım sağlayan ikinci ülke konumuna gelmiştir. Aralarında Hristiyanların da bulunduğu, 450 refakatçinin eşliğinde, 429 Gazzeli hasta ve yaralının tedavisi de ülkemizde sürdürülmektedir.
Öldürmenin tüm Semavi dinlerce haram kılındığı bilincine sahip olan insanlık, Gazze’de uluslararası hukukun ve uluslararası insancıl hukukun çiğnenmesine daha fazla müsaade etmemelidir. Savaşta bile dokunulmaması gereken hastaneler, okullar, camiler, kiliselerin bilerek bombalanması karşısında sesini yükseltmelidir.
Filistin-İsrail meselesi adil bir çözüme kavuşturulmadan, Orta Doğu’da kalıcı barış ve istikrarın tesisi mümkün değildir. 1967 sınırlarında, başkenti Doğu Kudüs olan, bağımsız, egemen ve coğrafi bütünlüğe sahip bir Filistin Devleti’nin vücut bulması ve uluslararası toplumun eşit bir üyesi olarak küresel sistemdeki yerini alması şarttır.
Katolik Aleminin Ruhani Lideri Sayın Papa Fransuva
Vatikan
İnsani yardımların ulaştırılamaması nedeniyle açlıktan ölümlerin baş gösterdiği Gazze’de mübarek Ramazan ayında dahi ayrım gözetmeksizin devam eden İsrail saldırıları ve üçüncü yılına giren Ukrayna Savaşı’nın küresel etkileri başta olmak üzere, karşı karşıya bulunduğumuz meydan okumalar, uluslararası toplumun iş birliği ve eşgüdüm içinde hareket etmesini gerekli kılmaktadır.
Dünya çapında yayılan İslam karşıtlığı, ırkçılık ve yabancı düşmanlığı gibi son dönemde toplumlararası barış ve istikrarı tehdit eden eğilimler de akılda bulundurulduğunda dünyamız, kapsayıcı ve akılcı siyasete, her koşulda bütün taraflarla diyalog kurabilen aktörlere, tarihte hiç olmadığı kadar ihtiyaç duymaktadır.
Bu anlayış çerçevesinde, ortak insani değerlerimiz ve dünya barışına hizmet etme gayemiz temelinde, barış içinde bir arada yaşama ve karşılıklı anlayış kültürünü yaygınlaştırmak üzere, Vatikan’la diyalog ve iş birliğimizi daha da geliştirmekte kararlıyız.
Bu vesileyle, Milletim ve şahsım adına sağlık ve esenlik temennilerimi tekrarlıyorum.”
]]>Sultanahmet Meydanı’ndaki tarihi Alman Çeşmesi’nin yanına kurulan sahnede ” Filistin’de öldürülen gazeteciler için nöbetteyiz” yazısı yer aldı.
Saat 14.00 itibarıyla başlayan yayına ilk olarak AYF Başkanı Sinan Burhan, Akşam gazetesi yazarı Mustafa Kartoğlu ve CNN Türk spikeri Fulya Öztürk katıldı.
Anadolu’da yayın yapan 20 televizyon kanalı ile sosyal medya platformlarından canlı yayınlanan programda ulusal basından çok sayıda gazeteci yer alacak.
“Bu gazeteciler Filistin halkının sesi oluyordu”
AYF Başkanı Burhan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun’un destekleriyle bu yayını gerçekleştirdiklerini, politik bir amaç taşımadıklarını ve yayınlarının herhangi bir parti yayını olmadığını söyledi.
Yaptıkları yayının dili, dini, ırkı, mezhebi ne olursa olsun, mazlum ve mağdur insanlara sahip çıkma yayını olduğunu belirten Burhan, şunları söyledi:
“Filistin’de 140 gazetecimiz şehit edilmiş ya da öldürülmüş. Bu gazeteciler ne yapıyordu? Filistin halkının sesi oluyordu. İsrail devlet terörünü dünyaya duyuruyordu. Açlığı, susuzluğu, bütün bunları duyuruyordu. Ne oldu? İsrail devleti önce gazetecileri hedef aldı. Biz de bunun farkında olduğumuzu belirtmek için burada eylem yapıyoruz. Bugün başlayan eylemimiz yarın saat 14.00’e kadar devam edecek, 80 gazeteci katılacak. Açılışı Fulya Öztürk yaptı, Mustafa Kartoğlu, Çetiner Çetin, Başak Şengül, Erkan Tan, Ekrem Kızıltaş, Rahim Er, Emin Pazarcı, Zafer Şahin, İsmail Küçükkaya, Halk TV. Biz dedik ki ‘Tüm gazeteciler katılabilir, bizim için gazetecilik önemli.’ Kimseye bizim bir ön yargımız yok. Katılan tüm arkadaşlara biz teşekkür ediyoruz. Burada 24 saat Anadolu kanallarıyla ortak yayın yaparak Filistinli gazeteciler adına biz ayakta olduğumuzu, nöbette olduğumuzu, Filistin’in sesi olacağımızı duyurduk.”
“Gazeteciler sadece bu soykırımı belgelemek için oradaydılar”
Akşam gazetesi yazarı Mustafa Kartoğlu ise İsrail’in bir süredir bölge ülkeleriyle başlattığı normalleşme çabalarının samimi olmadığını, genişlemenin ve bölge ülkelerini yumuşatmanın bir yöntemi olarak bunu kullandığını 7 Ekim’den sonra gösterdiğini dile getirdi.
Kartoğlu, 7 Ekim saldırıları karşılığında İsrail’in meşru taleplerinin dikkate alınabileceği yeni bir dönemin başlatılabileceğini ancak bunun yerine çok daha büyük bir intikamın soykırımla alınma yoluna gidildiğini ifade etti ve şöyle devam etti:
“Gazeteciler sadece bu soykırımı belgelemek için oradaydılar. Onlara mani olundu. Daha dün TRT ekibi bombalandı, daha önce Anadolu Ajansı muhabirleri saldırıya uğramıştı, Aljazeera aynı şekilde. Bölgenin sesinin çıkmasını istemiyorlar, görüntülerin dağılmasını istemiyorlar. İnterneti kesiyorlar, telefon bağlantılarını koparıyorlar, bağlantı kuranları tespit edip sinyal gelen yere bomba yağdırıyorlar. ve bütün dünya sessiz sedasız orada İsrail katliamını izlesin istiyorlar. İsrail tarafından yapılan propagandanın dinlenmesini ve sadece onun duyulmasını istiyorlar. Fakat bunu başaramıyorlar. Gazeteciler canları pahasına orada olan biteni bütün dünyaya anlatıyor, bütün dünyaya gösteriyor.”
Gerçeği haykıranların bir parçası olmaya sembolik bile olsa çaba gösterdiklerine dikkati çeken Kartoğlu, “Bütün dünyada eğer halkların, yönetimleri üzerinde etkili olduğu bir demokrasiden söz edilecekse bütün dünyada yönetimlerin bugün ayağa kalkmış olan halklarının sesine destek vermesi, bu sesi dinlemesi beklenir.” dedi.
Kendisinin ve birçok gazetecinin bu çağrıyı yaptığını kaydeden Kartoğlu, “Aksi halde giderek bugün dünya hukuk sistemini, dünya devletler sistemini, insan hakları ilkelerini ortadan kaldıran, çiğneyen bir İsrail’in varlığı, İsrail yönetiminin varlığı bu şekilde korunur ve bir ölçüde de kutsanırsa, dokunulmaz hale getirilirse ne ülkelerin birbirine güveni kalır ne de insanların kendi ülkelerine, kendi yönetimlerine, kendi devletlerine güveni kalır. Bu güvensizlik ortamı giderek aslında Avrupa demokrasilerini tehdit eder ve bütün dünyayı tehdit eder. Biraz da aslında bu sesimizi yükseltmemizin sebebi dünyanın kendi kendini yok etmeye doğru gitmesine mani olmak.” ifadelerini kullandı.
“Gazze halkının haykırışı Anadolu’dan duyuldu”
Türkiye Haber Kameramanları Derneği Başkanı Aytekin Polatel, 7 Ekim’de başlayan İsrail saldırıları sonucu bir gazeteci cinayetinin ortaya çıktığını, İsrail’in inanılmaz ölçüde, bölgede görev yapan her türlü gazeteciyi hedef gözetmeksizin öldürmeye başladığını söyledi.
İsrail’in Gazze halkına uyguladığı şiddetin, ablukanın, katliamın bir insanlık dramı olduğunu vurgulayan Polatel, “Bunu görmezden gelemeyiz. Gazze halkının oradaki haykırışı Anadolu’dan duyuldu. ve Anadolu halkı Gazze halkıyla birlikte beraber, yek bir vücut olmaya çalıştı.” görüşünü sundu.
Bu noktada Türkiye Haber Kameramanları Derneği’nin bölgede görev yapan habercilerin anılarından oluşan bir kitap hazırladığını aktaran Polatel, “Gelecek nesillere de İsrail devletinin masum insanları nasıl katlettiğini, nasıl abluka yaptığını anlatan bir kitap olacak.” diye konuştu.
İsrail’in katlettiği gazeteci sayısının 140’ı bulduğuna işaret eden Polatel, “Onların da sesi olmak, dünya kamuoyuna ‘Burada bir katliam var.’ demek için bugün burada 24 saat bir yayın düzenleniyor. Ben de Türkiye Haber Kameramanları Derneği Başkanı olarak bu yayında, orada yaşadıklarımızı, meslektaşlarımızın yaşadıklarını anlatmak için bir büyük çaba içerisinde olacağım.” ifadelerini kullandı.
“Katliamı belgeleyen bir Türk medyası var”
Türkçe Konuşan Ülkeler Uluslararası Gazeteciler Derneği Genel Başkanı Güngör Yavuzaslan, AYF’nin yaptığı bu etkinliğin dünyada bir ilk olduğunu belirterek “Tarihe tanıklık ediyoruz. Bu 24 saatlik yayın kamuoyu oluşturma açısından çok önemli.” dedi.
Yavuzaslan, İsrail’in AA ve TRT örneğinde olduğu gibi özellikle Türk gazetecileri hedef aldığını, Gazze içinden gerçekleri dünyaya en üst düzeyde ulaştıran kurumlar AA ve TRT nedeniyle bunu yaptığını anlattı.
Lahey Adalet Divanı’nda Güney Afrika Cumhuriyeti’nin hazırladığı dosyada dijital materyaller olarak adlandırılan materyallerin hepsinin AA ve TRT’nin sahadaki çalışmaları olduğuna dikkati çeken Yavuzaslan, şu değerlendirmeyi yaptı:
“Katliamı belgeleyen bir Türk medyası var. Bu da ister istemez ki dün hareket halinde araç içinde vurulan meslektaşların orda hedef olmasına neden oluyor. Hem gazeteci hem de mesleki örgüt yöneticisi olarak dayanışmayı en üst düzeyde göstereceğiz. 6 aydır devam eden bir katliam var. Bu katliamı duyuran bir Türk medyası var. Filistinli meslektaşlarımız açısından biz bunu çok önemsiyoruz. Gazze insanlığın öldüğü yer, bir vicdan testi. Testte kim iyiler ikliminde, kim kötülerin yanında görüyoruz. Türkiye ve Türk gazeteciler her zaman iyilerin ve masumluğun yanında olduğu bir kez daha gösterdi.”
“İsrail gazetecileri bilerek, isteyerek ve planlayarak hedef almaktadır”
Filistinli araştırmacı ve gazeteci Muin Naim, “Son 6 ay içinde Gazze’de olup bitenler belki de basın tarihinin en büyük gazeteci katliamdır. Çünkü 1. Dünya Savaşı’nda, 2. Dünya Savaşı’nda veya Rusya’nın Ukrayna’ya yaptığı saldırılarda bu kadar gazeteci, hatta yarısı bile öldürülmemişti. Ama İsrail gazetecileri bilerek, isteyerek ve planlayarak hedef almaktadır.” diye görüş belirtti.
İsrail’in Gazze’de birçok yabancı, yerli basın kuruluşunun temsilcilerini ve gazetecileri hedef aldığını aktaran Naim, “İsrail bugün hakikati susturmaya çalışıyor ama Filistin’deki ve Filistin dışındaki gazetecilerin bu hakikati susturmamak için elinden geleni yapacağına inanıyoruz. Örneğin şu anda Refah Sınır Kapısı’nda yüzlerce gazeteci bekliyor. Aylardır bekliyorlar ki ilk fırsatta Gazze’ye girmeye çalışıyorlar. Hatta bazı yardım kuruluşlarının dahi çalışanları kendileri hakikate aktarmak için gazeteci görevine üstlenmek zorunda kaldılar.” ifadelerini kullandı.
]]>Hekimler ve sağlık çalışanlarının yer aldığı Hekimlerden Sessiz Yürüyüş İnisiyatifi’ne üye bir grup, Çemberlitaş Divan Yolu Caddesi’ndeki 2. Abdülhamid Han Türbesi önünde toplandı.
“Soykırım, işgal ve teröre karşı hekimlerden sessiz yürüyüş” yazılı pankart açan 30 kişinin yer aldığı gruptakiler, üzerinde kanı temsilen kırmızı boyalı doktor önlükleri giydi.
Ellerinde taşıdıkları, “Refah sınırı açılsın”, “Ben doktorum hedef değilim”, “(Gazze’de) Temiz su yok, temiz gıda yok, sağlık yok”, “Bu cinayeti kim durduracak?”, “İsrail tankları hastaneleri kuşatıyor” ve “Hastanelerin bombalanması savaş suçudur” yazılı Türkçe ve İngilizce dövizler taşıyan gruptakiler, Sultanahmet Meydanı’ndaki Alman Çeşmesi’ne kadar yürüdü.
Polis ekipleri de grubun yürüdüğü güzergahta önlem aldı.
İsrail’e destek veren ilaç firmalarına tepki
Doktorlar ve sağlık çalışanları, taşıdıkları “Reçeteye kan bulaşmasın” yazılı dövizlerle de İsrail’e destek veren ilaç firmalarını ve kuruluşları protesto etti.
Burada grup adına açıklama yapan İstanbul Üniversitesi- Cerrahpaşa Tıp Fakültesi 3. sınıf öğrencisi Muhammet Faruk Ayata, 18 Kasım’da başlayan yürüyüşün 22. haftasında olduklarını belirterek, İsrail’in Gazze’de zulüm ve soykırıma devam ettiğini söyledi.
Binlerce kişinin şehit olduğu saldırıların Ramazan Bayramı’nda da sürdüğünü vurgulayan Ayata, evlerin, okulların ve hastanelerin bombalandığını, Gazze halkının abluka altında açlığa mahkum edildiğini anlattı.
Ayata, bombaların, kitle imha silahlarının dehşetinden kurtulabilenlerin yetersiz beslenmenin, susuzluğun, salgın hastalıkların pençesinde ölüme mahkum edildiğini belirterek, şöyle devam etti:
“Gazze’de hasta ve yaralıları tedavi edecek hastane neredeyse kalmadı. Geçtiğimiz günlerde işgalci İsrail ordusu,14 gündür Şifa Hastanesi merkezli sürdürdüğü, yüzlerce insanın ölümüne neden olan saldırılardan sonra bölgeden çekildi. Görgü tanıkları, İsrail güçlerinin çekilmeden önce Şifa Hastanesi’nin tüm binalarını yaktığını ve tamamen hizmet dışı bıraktığını, hastanenin cerrahi binasının katlarını ve odalarını tamamen yıktığını, ana resepsiyon ve acil durum binasını da yakarak içindeki tüm tıbbi malzemeleri imha ettiğini belirtti. Gazze’de bir hastane daha kullanılamaz hale geldi. Dünyada böyle bir vahşet çok az görüldü.”
İsrail’in saldırılarında önceki gün 3 oğlu ve 4 torununu kaybeden Hamas Siyasi Büro Başkanı İsmail Haniye’yi selamlayan Ayata, “Elbet bugünler de tarih olacak, bugünler de anılacak. Adaletin hakim olacağı günler biz mesleklerimizde, evlerimizde, ülkemizde o günlerin arzusu ve hedefinde çalıştığımızda gelecek. Bebeklerin çığlıklarının dünya devletleri tarafından duyulmadığı, 7-8 yaşlarında çocukların yetim kaldığı, annelerin bebeklerine süt bulamadığı, yardım gönüllüleri, sağlık çalışanlarının ve hastanelerin birincil hedef olduğu Gazze kazandı, kazanıyor, kazanacak.” değerlendirmesini yaptı.
Ayata, pes etmeden doğru bildikleri yolda çalışmaya devam edeceklerini ve zalime karşı duracaklarını vurguladı.
Günü geldiğinde gücün el değiştireceğine inandığını dile getiren Ayata, “İşte o zaman çocuklar öldürülmeyecek, mazlumlar kurtulacak, zalimler hesap verecek. Bütün vicdan sahiplerine diyoruz ki adaletin hakim olacağı zamana hazırlık yapın, ümitsizliğe kapılmayın. Siz adaleti görmeseniz de çocuklarınız görecek. Çocuklarınızı bu yolda yetiştirin.” ifadesini kullandı.
Ayata, doktorları, sağlık çalışanlarını ve vicdan sahibi insanları harekete geçmeye, kendilerince başlatılan “sessiz yürüyüş” etkinliğine katılmaya davet etti.
]]>İsrail’in Gazze’ye 7 Ekim 2023’de başlattığı saldırılar ve uygulanan ambargolarla, aralarında çocuk, kadın ve yaşlıların da yer aldığı çok sayıda Filistinli hayatını kaybetti. Bu insanlık dışı soykırıma Türkiye başta olmak üzere birçok ülke tepki göstererek İsrail’i kınadı. İsrail’in haksız işgaline sessiz kalmayan dünyanın birçok yerinden insan da İsrail ve işgalciliğini farklı yöntemlerle protesto etti.
Eylemlerin devam ettiği Türkiye’de vatandaşlar, sıklıkla bir araya gelip bu işgali protesto ediyor. Bazı kişiler ise İsrail karşıtı tepkilerini sosyal medya paylaşımlarıyla gösteriyor.
İsrail menşeili teknolojik yazılım markasının Türkiye distribütörlüğünü yapan şirkette çalışan Muhammet Oçan ile Esat Aykurt da tepkilerini, diğer insanlar gibi sosyal medya hesapları üzerinden ortaya koydu. İsrail işgalini eleştiren paylaşımlarda bulunan ikili, bu paylaşımları nedeniyle daha sonra işten çıkarıldıklarını öne sürdü.
Şirket aleyhine tazminat davası açtı
İşine son verilen Muhammet Oçan, alacaklarını tam alamadığı gerekçesiyle şirket aleyhine maddi ve manevi tazminat davası açtı. Oçan, avukatı aracılığıyla İstanbul 29. İş Mahkemesine açtığı davada, 2023 yılında geçirdiği iş kazasına rağmen çalıştırıldığı iddiasında da bulundu.
Mahkemeye sunulan dilekçede, İsrail aleyhine yapılan paylaşımdan, şu şekilde bahsedildi:
“Müvekkilim, Muhammed Durra isimli 12 yaşındaki Filistinli çocuğun babasının kucağında ölümüne ilişkin videoyu paylaştığı gerekçesiyle şirketin genel müdürü tarafından bizzat aranmış ve davalı şirketle iş ilişkisi bulunan E.S’nin isteği üzerine uyarılmıştır. E.S, 27 Eylül 2022’de TÜYAP makine fuarında müvekkilim ile tanışmış ve ‘Paylaşımlarını takip ediyorum, gözüm üzerinde.’ diyerek baskısını sürdürmüştür. Müvekkilimin iş akdi, buna benzer bir paylaşım yapmasından 2 gün sonra sona erdirilmiştir.”
Dilekçeyi değerlendiren iş mahkemesi, kısmi tazminat talepli davayı kabul etti. Davanın görülmesine ilerleyen günlerde başlanacak.
İşten çıkartılan Esat Aykurt’un da önümüzdeki günlerde benzer şekilde bir dava açacağı öğrenildi.
Şirket genel müdürünün ikazı
Paylaşımları ve işten çıkarılma sürecini AA muhabirine anlatan Muhammed Oçan, şirketin İsrailli ortağı ve genel müdürü tarafından aranarak uyarıldığını belirterek, paylaşımlarına devam etmesi nedeniyle işine son verildiğini öne sürdü.
Oçan, sosyal medyada ilk kez 2010 yılındaki Mavi Marmara olayları sonrası paylaşımda bulunduğunu anlatarak, “Bu paylaşımım sonrası şirket yönetim kurulunun bir üyesinin oğluyla tartışma yaşadım. ve onun uyarısıyla paylaşımımın kaldırılması istendi. ve o paylaşımı kaldırmıştım.” dedi.
Muhammed Durra isimli 12 yaşındaki bir çocuğun, 2021 yılında İsrail askerlerince şehit edilmesine ilişkin bir video paylaştığını da aktaran Oçan, bu sefer de şirketin genel müdürünün kendisini aradığını ve İsrail aleyhine olan bu paylaşımı kaldırması yönünde ikaz ettiğini dile getirdi.
Paylaşımıyla ilgili bilgiyi genel müdürüne, distribütörü oldukları, Almanya’da yer alan İsrail asıllı firman yöneticisinin verdiğine dikkati çeken Oçan, bu yöneticinin İstanbul’daki fuarda parmak sallayarak kendisini uyardığını ancak 7 Ekim’de başlayan katliamların ardından tekrar paylaşımlar yapmaya başladığını ifade etti.
Oçan, süreci şöyle anlattı:
“İlk yaptığım paylaşımın hemen 2 gün sonrasında insan kaynakları tarafından arandım. ‘Özelliklerime uygun bir işin şirkette bulunmadığı’ iddiasıyla işten çıkartıldım. Benimle birlikte aynı paylaşımları yapan Esat Aykurt isimli arkadaşım da aynı sebepten işten çıkarıldı. Buna istinaden ben bir hukuki süreç başlattım. İstanbul 29. İş Mahkemesinde bu süreç devam ediyor. İngiltere’de gazeteciler, Kuveyt’te sporcular ve tüm dünyada insanların bu gibi durumlarda işlerini kaybettiklerine şahit oluyoruz. Şu an gördüğümüz kadarıyla Türkiye’deki ilk vaka bu. Bunun kabul edilemez olduğunu düşünüyoruz.”
“İnsan kaynakları aradı”
Esat Aykurt ise aynı gerekçelerle işine son verildiğini iddia ederek, 7 yıl makine mühendisi olarak bu şirkette görev yaptığını, çalıştığı süre zarfınca İsrail aleyhine paylaşımlar yapmaması konusunda zaman zaman iş yerinden tepkiler aldığını söyledi.
Aykurt, şöyle konuştu:
“Daha öncesinde, iş arkadaşlarımdan Muhammed Oçan’ın paylaşımlarından dolayı bu tarz tepkiler aldığını duymuştum. Gazze’de yaşanan son olaylardan sonra ben de sosyal medyada bütün Müslümanlar gibi Filistin’i destekleyen, çocukların ölmemesi gerektiğini içeren paylaşımlar yaptım. İş yerindeki bazı arkadaşlar, ‘İsrail menşeili bir firmayla çalışıyorsunuz, yapmayın böyle şeyler.’ şeklinde geri bildirimler aldık. Ama ben yine de her Müslümanın yapması gerektiği gibi Filistin halkına destek olmaya devam ettim.”
Şirketin insan kaynakları departmanından arandığını kaydeden Aykurt, kendisine şirketin küçülmeye gittiği gerekçesi sunularak işten çıkartıldığını, ancak çıkarıldığı iş pozisyonu yerine yeni iş ilanı verildiğini vurguladı.
Kendisi gibi işten çıkartılanın olup olmadığı araştırdığını ve aynı şeyin Muhammed Oçan’ın da başına geldiğini duyduğunda şaşırdığını aktaran Aykurt, “Onunla ortak noktamız Filistin paylaşımlarımızdı. Zaten diğer arkadaşlarımız İsrail menşeli yazılım satan bir şirkette çalıştığımız için başlarının ağrıyacağını bildikleri için böyle paylaşımlar yapmıyordu. Paylaşımları yaptıktan sonra ikimiz de işten çıkarıldık.” dedi.
]]>İsrail’in nisan ayı başında Şam’daki İran Konsolosluğu’na ikisi general yedi İranlı yetkilinin ölümüyle sonuçlanan saldırısının ardından İran’ın karşılık vereceğini açıklamasıyla başlayan gerilim tırmanıyor. ABD basınında perşembe günü istihbarat bilgilerinin “bir-iki gün içinde” İran’ın harekete geçeceği yönünde olduğu haberleri yazıldı. Pek çok ülkenin de bu bilgileri doğrular biçimde vatandaşlarına seyahat uyarısı yapması üzerine cuma günü ve gecesinden beri dünya diken üstünde. Son olarak ABD Başkanı Biden’ın İran’a “yapma” diye seslenmesi ve İsrail’e destek açıklamasının ardından ABD basınında İran’ın seyir füzelerini ülke içinde bir noktadan bir başka noktaya taşıdığı haberleri yer aldı.
Cuma gününün en önemli gelişmesi ABD Başkanı Joe Biden’ın İran’a gözdağı olarak yorumlanan “yapma” açıklaması ve Hizbullah’ın Lübnan sınırındaki İsrail üssüne roket saldırısı başlatması oldu. İran’ın olası misillemesiyle ilgili Cuma günü yaşananlar ve bugüne yansıyan gelişmeler şöyle:
“İRAN İHA VE SEYİR FÜZELERİNİ TAŞIYOR”
ABD yayın kuruluşu CNN’in haberine göre İran seyir füzesi ve insansız hava aracı gibi silahlarını hareket ettirmeye başladı. Bu, İran’ın olası misillemesiyle ilgili cumartesi sabahına yansıyan son gelişme oldu. CNN’e bilgi veren iki istihbarat kaynağı, ABD’nin İran’ın insansız hava araçları ve seyir füzeleri gibi askeri varlıklarını ülke içinde hareket ettirdiğini tespit ettiğini söyledi. Yine de kaynaklar bu harekete karşın, misilleme saldırılarının İran topraklarından yapılıp yapılmayacağının belli olmadığını dile getirdi. ABD kaynakları, İran’ın saldırılarda “vekil güçleri” de kullanacağı yönünde beklentilerini de aktardı.
WASHINGTON’DAN TEL AVİV’E: KARŞILIK VERMEDEN ÖNCE BİLGİ VER
İsrail’in önde gelen gazetelerinden Jarusalem Post’a göre; İran’a yönelik herhangi bir İsrail saldırısından önce ABD, Tel Aviv tarafından bilgilendirilmek istediğini iletti. Gazete, Biden yönetiminin, İsrail’i İran’a yönelik herhangi bir saldırıdan önce ABD ile istişarelerde bulunmaya ve iletişim kurmaya çağırdığını belirtti. ABD’nin İran misillemesinin önlenmesinde İsrail’e yardımcı olmayı planladığı ancak bölgede İsrail’in olası sert karşılığıyla daha büyük bir alevlenmeden de kaçınmak istediği yorumu yapıldı.
ABD BAŞKANI BIDEN’DAN İRAN’A: YAPMA
ABD Başkanı Joe Biden, İran’ı “yapma” diyerek uyardığı olası misilleme için “Güvenli bir bilgi almak isterdim ancak beklentim her an olabileceği yönünde” dedi. Cuma günü akşam saatlerine denk gelen ve İran’a gözdağı olarak yorumlanan açıklamasında Biden, “İsrail’i destekleyeceğiz. İsrail’in savunulmasına yardımcı olacağız ve İran başarılı olamayacak” ifadelerini kullandı.
Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Danışmanı John Kirby de olası İran saldırısının “gerçek” bir tehdit olduğunu ve Washington’un durumu “olabildiğince yakından takip ettiğini” söyledi.
CENTCOM KOMUTANI İSRAİL’DE
Ortadoğu’daki ABD askeri gücüne komuta eden Merkez Kuvvetler (CENTCOM) Komutanlığı, bölgedeki birliklerinin alarm seviyesini arttırdı. ABD basınına konuşan üst düzey bir Pentagon yetkilisi, ABD’nin olası İran misillemesi nedeniyle bölgedeki askeri gücünü ek güçlerle arttırdığı bilgisini verdi, bölgedeki savaş gemileri ve diğer güçler takviye edildi.
CENTCOM Komutanı General Erik Kurilla İsrail Savunma Bakanı Yoav Gallant ile bir araya geldi. İsrail Savunma Bakanlığı, Hatzor hava üssünde bir araya gelen Kurilla ve Gallant’ın bölgesel gerilime yol açabilecek olası İran saldırısı hakkında görüşme gerçekleştirdiğini duyurdu. Görüşmeyle ilgili duyuruda, uzun menzilli insansız hava aracı hangarında çekilmiş bir fotoğraf paylaşıldı. Kurilla ayrıca İsrail Genelkurmay Başkanı Herzi Halevi ve ekibiyle de bir toplantı düzenledi.
İSRAİL SAVUNMA BAKANI: NASIL KARŞILIK VERECEĞİMİZİ BİLİYORUZ
İsrail Savunma Bakanı Gallant görüşmeyle ilgili açıklamasında, “Düşmanlarımız İsrail ile ABD’yi birbirinden ayırabileceklerini sanıyorlar ancak gerçek tam tersi, onlar bizi bir araya getiriyor ve bağlarımızı güçlendiriyorlar” dedi. Gallant sosyal medya hesabında da şu açıklamayı yaptı: ” Dünya, Ortadoğu’daki terör vekillerini destekleyen ve finanse eden, şimdi de İsrail’e saldırmakla tehdit eden İran’ın gerçek yüzünü görüyor. Ortaklarımızla yakın işbirliği içinde kendimizi karada ve havada savunmaya hazırız ve nasıl karşılık vereceğimizi biliyoruz.”
CENTCOM VE İSRAİL ORDUSU TOPLANTISI
CENTCOM Komutanı Erik Kurilla ve kurmayları İsrail Genelkurmay Başkanı Herzi Halevi ve ekibiyle bir araya geldi. Toplantıdan bir fotoğraf paylaşan İsrail ordusu, ABD’li ve İsrailli askeri yetkililerin “İsrail ordusunun tüm senaryolarda savunma ve saldırı operasyonlarına hazır olup olmadığı konusunda kapsamlı bir durum değerlendirmesi” yapıldığını duyurdu. Halevi, “İsrail Ordusu, İran’da ve farklı alanlarda neler olup bittiğini yakından izlemeye devam ediyor, ABD Silahlı Kuvvetleri ile koordineli olarak mevcut ve potansiyel tehditlerle başa çıkmaya hazırlanıyor” açıklamasını yaptı.
HİZBULLAH’IN KATYUŞYA SALDIRISI
Cuma günü akşam saatlerinde Lübnan’da bulunan Hizbullah güçleri İsrail’e roketli ve insansız hava araçlı saldırı düzenledi. İsrail-Lübnan sınırında Yukarı Celil bölgesindeki bir askeri üsse 40 civarında Katyuşya roketi atıldı. İsrail’in hava savunma sistemleri bazı roketleri havada imha etti. Hizbullah lideri Hasan Nasrallah’ın adına açılan X hesabında, Türkçesi “Üzerlerine sürülerle kuşlar gönderdi” olan ayetle paylaşılan video ile saldırı duyuruldu.
HİZBULLAH’TAN SÜLEYMANİ MESAJI
Hasan Nasrallah adına açılan hesapta Hizbullah, 2020’de Bağdat’ta ABD’nin hava saldırısıyla öldürülen İran Devrim Muhafızlarının “efsanevi komutanı” Kasım Süleymani’nin portresi etrafında İran, Suriye, Filistin, Lübnan ve Yemen bayraklarının olduğu bir poster paylaşıldı. Mesajda “Bu onurun sınırları yok” ifadeleri kullanıldı.
İSRAİL SAVUNMA BAKANLIĞI: YARALANAN OLMADI
İsrail Savunma Bakanlığı, Hizbullah’ın iki patlayıcı yüklü insansız hava aracı saldırısının etkisiz hale getirildiğini duyurdu. Lübnan’dan kuzey İsrail’e fırlatılan yaklaşık 40 roketin bir kısmının havada durdurulduğunu da bildiren bakanlık, diğer roketlerin hedeflerine ulaşamadan açık alanlara düştüğünü duyurdu. İsrail Savunma Bakanlığı, saldırılarda ölen ya da yaralanan olmadığını açıkladı.
İHA VE BALİSTİK FÜZELER
New York Times gazetesine göre; ABD’li ve İsrailli yetkililer, İran saldırısının insansız hava araçları (İHA) ve füzelerle yapılacağı konusunda hemfikir. Gazete, uzmanlara dayandırdığı haberinde İran’ın seyir füzeleri ve gemi savar füzelerinin yanı sıra 2 bin kilometreye (bin 250 mil) kadar menzile sahip kısa menzilli ve uzun menzilli balistik füzelerle Ortadoğu’daki en büyük balistik füze ve İHA cephaneliğine sahip olduğunu yazdı. İran’ın ayrıca radardan kaçabilecek şekilde alçaktan uçan ve bin 200 ila bin 550 mil menzilli geniş bir İHA envanterine sahip olduğu bilgisini okurlarıyla paylaştı.
]]>
İRAN’DAN ABD’YE MESAJ: İSRAİL’LE YAŞANACAK ÇATIŞMAYA MÜDAHİL OLMA
ABD’de yayın yapan Axios internet sitesinin 3 ABD’li yetkiliye dayandırdığı haberinde, İran’ın İsrail’le yaşanacak bir çatışmaya ilişkin Washington yönetimine birkaç Arap ülkesi aracılığıyla bu hafta başında mesaj yolladığı belirtildi.
Yetkililer, İran’ın Arap ülkeleri aracılığıyla yaptığı uyarının, İsrail’e yönelik misilleme saldırısının ardından ABD’nin devreye girmesi durumunda bölgedeki ABD üslerinin hedef alınacağı yönünde olduğunu aktardı.

“BİZİMLE UĞRAŞMAYIN, BİZ DE SİZİNLE UĞRAŞMAYACAĞIZ”
Yetkililerden biri, “İran’ın mesajı şuydu; bize saldıran güçlere saldıracağız, bu yüzden bizimle uğraşmayın biz de sizinle uğraşmayacağız.” dedi.

MÜDAHİL OLURSA ABD’NİN ORTA DOĞU’DAKİ ÜSLERİ HEDEF ALINABİLİR
İran’ın ABD yönetimine ilettiği mesajın net olmadığını belirten söz konusu yetkili, Washington’daki istihbarat yetkililerinin değerlendirmesinin İsrail’in yapacağı bir karşı saldırıya ABD’nin katılması durumunda bölgedeki üslerinin hedef alınabileceği yönünde olduğunu kaydetti.
Yetkililerden ikisi ise İran Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan’ın İngiliz, Alman ve Avustralyalı mevkidaşları ile yaptığı görüşmelerde, Tahran yönetiminin bölgesel bir gerilime yol açmayacak sınırlı bir tepkiyi hedeflediğinin sinyalini verdiğini ileri sürdü.

NE OLMUŞTU?
ABD basınında çıkan haberlerde, İran’ın, 1 Nisan’da Suriye’deki büyükelçilik yerleşkesindeki konsolosluk binasını vuran İsrail’e karşı bugün veya en geç yarına kadar karşılık vermeye hazırlandığı belirtilmişti.
İsrail, İran’ın Şam’daki büyükelçilik yerleşkesinde yer alan konsolosluk binasına 1 Nisan’da hava saldırısı düzenlemişti. Saldırıda, İran Devrim Muhafızları Ordusu’ndan 2’si general rütbesinde toplam 7 kişi ölmüştü.

İran lideri Ayetullah Ali Hamaney, İsrail’in Şam’daki İran konsolosluğuna saldırısının ülkesinin topraklarına saldırı anlamına geldiğini belirterek, “Kötü rejim bir hata yaptı, cezalandırılmalı ve cezalandırılacak.” ifadelerini kullanmıştı.
ABD Başkanı Joe Biden da İran’ın İsrail’e yönelik saldırı tehditleri karşısında Tel Aviv’e “sarsılmaz” şekilde destek vermeye devam edeceklerini belirtmişti.

ABD, İSRAİL AÇIKLARINA SAVAŞ GEMİSİ DEMİRLEDİ
ABD’nin gelişmiş savunma sistemlerine sahip savaş gemisinin İsrail kıyılarına demir attığı bildirildi. Konuya dair haber, İsrail televizyonu Kanal 14’te yayımlandı. Haberde, ABD’ye ait gelişmiş savunma sistemleriyle donanımlı füze gemisinin İsrail açıklarına demirlediği belirtildi.

“İRAN SALDIRISININ 24-48 SAATTE GERÇEKLEŞME İHTİMALİ VAR”
Bunun, yakın zamanda İran’ın İsrail’e füze saldırısı düzenlemesi durumunda yardımcı olacağı vurgulanan haberde, ismini açıklamak istemeyen İsrailli bir yetkilinin şu sözlerine yer verildi: “İsrail, İran’ın kendisine doğrudan düzenleyeceği saldırıya hazırlanıyor. İsrail’in kuzeyi veya güneyine düzenlenmesi muhtemel İran saldırısının önümüzdeki 24-48 saatte gerçekleşme ihtimali var.”
BEYAZ SARAY: TEHDİT GERÇEK VE ÇOK CİDDİ
Beyaz Saray, İran’ın Suriye’deki konsolosluk binasının bombalanmasına misilleme olarak İsrail’e saldırı düzenleme tehdidinin çok ciddi olduğunu bildirdi. Beyaz Saray Ulusal Güvenlik İletişim Danışmanı John Kirby, çevrim içi toplantıda gazetecilere verdiği demeçte, “Burada İran’dan gelebilecek potansiyel tehdidin hala gerçek, geçerli ve kesinlikle inandırıcı olduğuna inanıyoruz ve bunu elimizden geldiğince yakından izliyoruz.” dedi.
Beyaz Saray Ulusal Güvenlik İletişim Danışmanı John KirbyKirby, “Odak noktamız İsrailli mevkidaşlarımızla görüşmeler yapmak ve sadece konuşmak değil, aynı zamanda onların ihtiyaç duydukları şeye sahip olduklarından ve kendilerini savunabildiklerinden emin olmak.” diye konuştu. ABD’nin İsrail’in savunması ve meşru müdafaası konusundaki taahhütlerinde “ciddi olduklarını” ifade eden Kirby, İran’ın muhtemel saldırısına karşı alınan tedbirlerle ilgili detay vermedi.
]]>BURSA – Bursa’da, Gazze’ye yönelik saldırılar sonucunda hayatını kaybeden Hamas lideri İsmail Haniye’nin oğulları, torunları ve Gazzeli Müslümanlar için gıyabi cenaze namazı kılındı.
Bursa’da Ulu Cami’nde cuma namazı için bir araya gelen vatandaşlar, İsrail’in saldırısında hayatını kaybeden Hamas Siyasi Büro Başkanı İsmail Haniye’nin 3 oğlu ile 4 torunu ve Gazzeli Müslümanlar için gıyabi cenaze namazı kıldı. Cuma namazı sonrasında cami avlusunda toplanan yüzlerce vatandaş, kılınan namazın ardından Filistin için dua ettiler.
Gazze Dayanışma Platformu adına konuşan Aziz Avar, “Gazze’de 7 Ekim’den bu yana İsrail tarafından soykırım ve bu vahşi soykırımın gölgesinde, bütün yoksunluklara rağmen, Gazze halkının direnişinde 6 ay geride kaldı. Altı gün savaşlarında bölgenin en güçlü ülkelerini dize getiren İsrail, neredeyse 20 yıldır abluka altında tuttuğu Gazze direnişine karşı hiçbir askeri başarı elde edemedi. Gazze tüm İslam ümmeti ve insanlık için de bir yüz akıdır. İsrail’in tüm yok etme girişimlerine karşılık Gazze Halkı ahlaki üstünlüğünü yitirmemiş ve insanlık için bir örnek olmuştur. Gazze halkı direnişiyle, şehadetleriyle, sabrıyla, tevekkülü ile İslam ümmetine ders vermeye, uyuyanları uyandırmaya, ölmüş kalpleri diriltmeye devam ediyor. İslam dünyasının içinde bulunduğu acziyeti Filistinli imam Mahmut Hasanat verdiği hutbede “30 bin şehidin, 70 bin yaralının, 100 biz sakatın, 2 milyon evsiz ve aç susuzun uyandırmadığı, bir şey anlatmadığı bir ümmete ben buradan konuşsam ne olur konuşmasam ne olur, kamet getirin de namazımızı kılalım” diyerek dile getirdi. Hamas’a terör örgütü diyen, Hamas lideri İsmail Heniye ve ailesi ile ilgili onlarca iftira atanların ve coğrafyamızın Suriye ve Doğu Türkistan gibi bölgelerinde zalimlerle iş birliği yapanların da, Filistin’in arkasına gizlenerek yaptıkları hiçbir açıklamayı samimi bulmadığımızı buradan açıkça ilan ediyoruz. Siyonizmin en büyük can damarı olan ekonomik gücünü baltalayacak boykotu bir silah olarak kullanmaya devam edeceğiz. Gazze’de ateşkes ilan edilip soykırımcı İsrail işgalci askerlerini çekmeden meydanlardan ayrılmayacak ve hakkı haykırmaya devam edeceğiz. Gazze’nin yeniden imarı için var gücümüzle çalışacak ve Filistin topraklarının İsrail’den arındırılıp tam bağımsız oluşuna kadar da mücadelemizi sürdüreceğiz. Ama bizler, biz sussak da tarihin susmayacağını bilerek konuşmaya, gücümüz yettiği sürece konuşmaya, gücümüzün yettiği her şeyi yapmaya devam edeceğiz. Dualarımız ısrarlı bir şekilde devam edecek. Ne Gazze’de, ne başka coğrafyalarda tüm zulümlerin kökü kazınıp, tüm zalimlerden hesap sorulana kadar durmayacağız. Yeryüzünde direnişin ve umudun adi olan Gazze’nin zaferin de adı olacağına inanıyoruz. Ramazan Bayramı vesilesiyle, siyonist savaş makinesi karşısında gösterdikleri direnç, fedakarlık ve efsanevi kararlılıklarından dolayı kardeşlerimizi kutluyor, Aksa Tufan’i savaşında ve Kudüs ve Mescid-i Aksa’nin kurtuluşu yolunda şehit edilen kardeşlerimize rahmet, yaralılara ve hastalara acil şifalar diliyoruz” şeklinde konuştu.
]]>
ABD'de yayın yapan Axios internet sitesinin 3 ABD'li yetkiliye dayandırdığı haberinde, İran'ın İsrail'le yaşanacak bir çatışmaya ilişkin Washington yönetimine birkaç Arap ülkesi aracılığıyla bu hafta başında mesaj yolladığı belirtildi.
Yetkililer, İran'ın Arap ülkeleri aracılığıyla yaptığı uyarının, İsrail'e yönelik misilleme saldırısının ardından ABD'nin devreye girmesi durumunda bölgedeki ABD üslerinin hedef alınacağı yönünde olduğunu aktardı.
İran'ın, Joe Biden yönetimine İsrail ile yaşanacak bir çatışmaya müdahil olmaması gerektiği, aksi takdirde ABD'nin Orta Doğu'daki askeri üslerinin hedef alınacağı uyarısında bulunduğu ileri sürüldü.
ABD'de yayın yapan Axios internet sitesinin 3 ABD'li yetkiliye dayandırdığı haberinde, İran'ın İsrail'le yaşanacak bir çatışmaya ilişkin Washington yönetimine birkaç Arap ülkesi aracılığıyla bu hafta başında mesaj yolladığı belirtildi.
Yetkililer, İran'ın Arap ülkeleri aracılığıyla yaptığı uyarının, İsrail'e yönelik misilleme saldırısının ardından ABD'nin devreye girmesi durumunda bölgedeki ABD üslerinin hedef alınacağı yönünde olduğunu aktardı.

Yetkililerden biri, " İran'ın mesajı şuydu; bize saldıran güçlere saldıracağız, bu yüzden bizimle uğraşmayın biz de sizinle uğraşmayacağız." dedi.
İran'ın ABD yönetimine ilettiği mesajın net olmadığını belirten söz konusu yetkili, Washington'daki istihbarat yetkililerinin değerlendirmesinin İsrail'in yapacağı bir karşı saldırıya ABD'nin katılması durumunda bölgedeki üslerinin hedef alınabileceği yönünde olduğunu kaydetti.
Yetkililerden ikisi ise İran Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan'ın İngiliz, Alman ve Avustralyalı Gaziantep Araban Escort mevkidaşları ile yaptığı görüşmelerde, Tahran yönetiminin bölgesel bir gerilime yol açmayacak sınırlı bir tepkiyi hedeflediğinin sinyalini verdiğini ileri sürdü.
İsrail basını, İran'ın misillemesine yönelik endişelerin bulunduğunu ve İsrail'in karşılık vermek üzere İran içindeki hedeflere saldıracağını yazdı. İsrail devlet televizyonu KAN, Başbakan Binyamin Netanyahu'nun Savunma Bakanı Yoav Gallant ve Savaş Kabinesi üyesi Benny Gantz başta olmak üzere üst düzey güvenlik yetkilileriyle olası İran saldırısı konusunda istişarelere başladığını bildirdi.
İsrail ordusunda "zorunlu ve yedek asker olarak görev yapan personelin yurt dışına çıkış yasağı konusundaki kısıtlamaların sıkılaştırıldığı" açıklandı.
Haaretz gazetesi yazarı İsrailli askeri analist Amos Harel, Savaş Kabinesi ve Bakanlar Kurulunda geçen hafta Gazze'deki İsrailli esirler konusundan çok İran'dan muhtemel saldırıların görüşüldüğünü aktardı.
"İran için kırmızı çizgi aşıldı ve İran İsrail'e karşılık verecek." öngörüsünde bulunan Harel, İran lideri Ayetullah Ali Hamaney'in misilleme tehdidini hatırlatarak, "Görünüşe göre, askeri saldırı için tedbirler alınmış." değerlendirmesinde bulundu.
İsrail merkezli "Walla" sitesi yazarlarından Avichai Haim, "İran Devrim Muhafızları'ndan üst düzey yetkililerin Şam'da öldürülmesinden bu yana İsrailliler, İran'ın cevabının geleceğini bilerek uyuyor." ifadelerini kullandı.
]]>Erzurum’da, Lalapaşa Camisi’nde cuma namazı sonrası bir araya gelen sivil toplum kuruluşu üye ve temsilcileri, 10 Nisan’da Heniyye’nin Gazze’de İsrail saldırısında hayatını kaybeden 3 oğlu ve 4 torunu ile tüm Gazzeliler için gıyabi cenaze namazı kıldı.
İHH Erzurum Şube Başkanı Ömer Onay, grup adına yaptığı açıklamada, Gazze’deki soykırım ve bütün yoksunluklara rağmen direnişte 6 ayın geride kaldığını, İsrail’in neredeyse 20 yıldır abluka altında tuttuğu Gazze direnişine karşı hiçbir askeri başarı elde edemediğini söyledi.
İslam dünyasının yeteri kadar hassas olmamasını eleştiren Onay, konuşmasına şöyle devam etti:
“Gazze, direnişiyle, şehadetleriyle ders vermeye, uyandırmaya, diriltmeye devam ediyor. İslam dünyası ise anlamıyor. Nitekim, Filistinli imam Mahmut Hasanat hutbeye çıkarak ‘30.000 tane şehidin, 70.000 tane yaralının, 100.000 tane sakatın, 2 milyon evsiz ve aç susuzun uyandırmadığı, bir şey anlatmadığı bir ümmete ben buradan konuşsam ne olur konuşmasam ne olur, kamet getirin de namazımızı kılalım’ dedi ve hutbeden indi. İnsanlık için feveran, ümmet için sitem olan bu haykırışı çok iyi anlıyoruz.”
Türkiye’de çifte vatandaş durumunda ve İsrail vatandaşı olarak 7 Ekim’den sonra İsrail’e destek vermek üzere gidenlerin tespit edilerek vatandaşlıktan çıkarılmalarını talep eden Onay, ” Ramazan Bayramı’nın birinci gününde 3 oğlu ve 3 torunu şehit edilen Hamas lideri İsmail Heniyye’yi tebrik ediyoruz. Ailesinden 60 kişiyi bu savaşta şehit veren bir liderin bozulmayan metaneti karşısında tüm azgın güçlerin diz çökeceğine inanıyoruz.” diye konuştu.
Açıklamanın ardından gruptakiler, ellerinde taşıdıkları Türk, Filistin ve Doğu Türkistan bayraklarıyla İsrail aleyhine slogan attı.
Erzincan
Erzincan’da da Camii Kebir’de cuma namazı sonrası toplanan vatandaşlar, Heniyye’nin Gazze’de İsrail saldırısında hayatını kaybeden 3 oğlu ve 4 torunu ile tüm Gazzeliler için gıyabi cenaze namazı kıldı.
Erzincan Filistin Dayanışma Platformu adına Diyanet-Sen Erzincan Şube Başkanı Zakir Yıldız, yaptığı basın açıklamasında, Gazze’de yaşananları kınadı, başta Gazze olmak üzere İslam dünyasında yaşanan zulümlerin bir an evvel son bulmasını istedi.
“Burada insanlığımız için, kardeşlerimiz için, zalimlere karşı duruşumuzu göstermek için, unutmamak için, unutturmamak, vahşete ve zulme alışmamak için beraberiz. Gazze’de 188 gündür zulüm, katliam, soykırım bütün dünyanın gözleri önünde devam ediyor.” diyen Yıldız, platform olarak çocuk katili siyonistleri bir kez daha lanetlediklerini belirtti.
Yıldız, “Ramazan Bayramı’nın birinci gününde 3 oğlu ve 3 torunu şehit edilen, Hamas lideri İsmail Heniye’yi tebrik ediyoruz. Ailesinden altmış kişiyi bu savaşta şehit veren bir liderin bozulmayan metaneti karşısında tüm azgın güçlerin diz çökeceğine inanıyoruz. Dünyanın dört bir yanından feryatlar yükseliyor. Siyahı, beyazı, zengini ve fakiri hiçbirini ayırt etmeksizin insanlığı temelinden sarsan insanlık dışı bir olaya şahitlik ediyoruz. Gazze, tarihin tanık olmadığı bir soykırım ile karşı karşıya.” ifadelerini kullandı.
Açıklamanın ardından vatandaşlar ellerinde pankartlar, Türk ve Filistin bayrakları taşırken, zaman zaman Filistin’in yanında olduklarını belirten İsrail’in aleyhinde sloganlar atıp tekbir getirdi.
]]>Uluslararası ceza hukuku alanında uzmanlaşan Currat, Cenevre’de avukat olarak görev yapıyor.
Currat, İsrail’in 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze’ye yönelik devam eden saldırılarının hukuki boyutuna ilişkin AA muhabirine değerlendirmelerde bulundu.
Güney Afrika Cumhuriyeti’nin, 29 Aralık 2023’te, Birleşmiş Milletler (BM) Soykırımın Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi’ni ihlal ettiği gerekçesiyle İsrail aleyhine UAD’de dava açmasının ve diğer ülkelerin de bu konuda adım atmasının önemine işaret eden Currat, bunun, meselenin uluslararası hukuk boyutunda birçok aktörü ilgilendirmesine olanak tanıyacağını belirtti.
Currat, UAD’nin aldığı kararların şu an için geçici tedbirlere dayandığını ve taraflardan “her türlü soykırımın” önlenmesini talep ettiğini vurguladı.
UAD’nin kararlarını dayatma gibi bir rolünün olmadığını ve kararını uygulamanın tüm taraf ülkelerin sorumluluğunda olduğunu hatırlatan Currat, “UAD’nin kararına uymak İsrail’in sorumluluğundadır çünkü BM Şartı’nın bir parçası olan UAD tüzüğünü onaylayarak mahkemenin tüm kararlarını uygulamayı kabul ettiler.” dedi.
Currat, 1948 tarihli BM Soykırımın Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi’ne göre, soykırımı önleminin tüm ülkelerin sorumluluğunda bulunduğunu, bunun uluslararası teamül hukukunun da bir parçası olduğunu kaydetti.
Soykırımın, “belirli bir grubun ulusu, etnik kökeni, ırkı ya da dini dolayısıyla bir bölümünün veya tamamının yok edilmesi niyeti” olarak tanımlandığını dile getiren Currat, “Uluslararası suç olarak kaydedilen soykırım fiillerinden biri de grubun bütünüyle veya kısmen, fiziksel varlığını ortadan kaldıracağı hesaplanarak, yaşam şartlarını kasten değiştirmektir. O zaman bu eylemlerin doğrudan faili olabilirsiniz ya da failin eylemleri gerçekleştirmesine yardımcı olduğunuzda suç ortağı olabilirsiniz.” diye konuştu.
“İsrail’in saldırılarını yürütme biçimi, bir grubun hayat şartlarını kasıtlı olarak kötüleştirme yönteminin parçası”
Currat, soykırımın faillerini finanse ederek, onlara silah, mühimmat veya suçun işlenmesinde kullanılabilecek diğer olanakları sağlayarak yardımcı olunabileceğini söyledi.
Mevcut durumda Gazze’de bir “soykırım” işlenip işlenmediğine ve bundan “kimin” sorumlu olup olmadığına dair kararı verme yetkisinin mahkemelerde olduğunu belirten Currat, “Ancak soykırımın biçimlerinden biri, grubun bütünüyle veya kısmen, fiziksel varlığını ortadan kaldıracağı hesaplanarak, yaşam şartlarının kasten değiştirilmesi hesaplanarak uygulanmasıdır. İsrail’in saldırılarını yürütme biçimi, grubun (Filistinliler) fiziksel yıkımına yol açması hesaplanan hayat şartlarını kasıtlı olarak kötüleştirme yönteminin bir parçasıdır. Bu, insani yardım, gıda, su, ve her türlü tıbbi tedaviye erişimin kısıtlanmasıdır. Bu aynı zamanda Gazze Şeridi’ndeki hastanelerin veya diğer tesislerin yok edilmesidir.” ifadesini kullandı.
“Uluslararası toplum Gazze’de yeterince çaba göstermedi”
Currat, 7 Ekim 2023 sonrası İsrail’in saldırılarının başlamasından bu yana “Gazze’de soykırım yapılmış olabileceğine” ilişkin işaretler olduğunu ve Gazze’de yaşananların savaş suçu ve insanlığa karşı suç olarak değerlendirilebileceğini kaydetti.
Gazze’deki savaşın durdurulması için uluslararası toplumun gerekli adımları atmadığını belirten Currat, “Uluslararası toplum, Gazze’de yeterince çaba göstermedi. Evet, bugün olduğundan çok daha güçlü ve erken bir şeyler yapmış olmalıydık.” dedi.
]]>İsrail’in Gazze kentinin batısındaki Eş-Şati Mülteci Kampı’nda hareket halindeki bir aracı hedef alması sonucu Hamas Siyasi Büro Başkanı İsmail Heniyye’nin 3 oğlu ve torunlarından bazıları hayatını kaybetti. Görgü tanıklarından alınan bilgiye göre İsrail, Ramazan Bayramı dolayısıyla Eş-Şati Mülteci Kampı sakinleri ve yakınlarıyla bayramlaşmaya giden Heniyye’nin ailesinden birçok kişinin bulunduğu bir aracı hedef aldı. Saldırıda Heniyye’nin ailesinden araçta bulunan herkesin yaralandığı ya da hayatını kaybettiği aktarıldı.
HAMAS LİDERİNİN 3 OĞLU İSRAİL SALDIRISINDA ÖLDÜ
Sağlık kaynakları, saldırıda Heniyye’nin Hazım, Emir ve Muhammed isimli oğullarıyla torunlarından bazılarının da yaşamını yitirdiğini bildirdi.
HENİYYE: HAMAS’IN ATEŞKES TALEPLERİNİ ETKİLEMEYECEK
Ailesini kaybeden Heniyye’den ilk açıklama geldi. Geri adım atmayacaklarını belirten Hamas lideri Heniyye, “Oğullarımın öldürülmesi, Hamas’ın ateşkes taleplerini etkilemez.” ifadelerini kullandı.
CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN’DAN TAZİYE MESAJI
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Hamas Siyasi Büro Başkanı İsmail Heniyye ile bir telefon görüşmesi gerçekleştirdi. Erdoğan, Heniyye’ye üç çocuğu ve üç torununun İsrail saldırısında şehit olması nedeniyle başsağlığı dileklerini iletti. Cumhurbaşkanı Erdoğan, İsrail’in işlediği insanlık suçlarının hesabını hukuk önünde mutlaka vereceğini ifade etti.
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan da Heniyye ile telefonda görüşerek, İsrail saldırıları sonucu şehit olan üç oğlu ve üç torunu için başsağlığı diledi.
GAZZE’DE CAN KAYBI SAYISI 33 BİN 560’A YÜKSELDİ
İsrail’in 7 Ekim’den bu yana Gazze Şeridi’ne düzenlediği saldırılarda en az 14 bin 500’ü çocuk, 9 bin 560’ı kadın olmak üzere 33 bin 560 Filistinli öldürüldü, 75 bin 933 kişi yaralandı. Enkaz altında hala binlerce ölü olduğu bildirilirken, halkın sığındığı hastane ve eğitim kurumları hedef alınarak sivil altyapı da tahrip ediliyor.
604 İSRAİL ASKERİ ÖLDÜRÜLDÜ
İsrail ordusu ise Gazze Şeridi’ne saldırılarının başladığı 7 Ekim’den bu yana 260’ı karadan işgal sürecinde olmak üzere 604 askerinin öldüğünü duyurmuştu.
HAMAS LİDERİ İSMAİL HENİYYE KİMDİR?
İsmail Heniyye, 1963’te Gazze Şeridi’ndeki Elşati mülteci kampında dünyaya geldi. Ailesi 1948 Arap-İsrail Savaşı sırasında Aşkelon şehrinden kaçarak mülteci durumuna düşmüştü. 1987’de Gazze İslam Üniversitesi’nden mezun oldu. 1989’da 1. İntifada’ya katıldığı ve Hamas üyesi olduğu gerekçesiyle tutuklandı. 1992’de serbest bırakıldıktan sonra, İsrail tarafından diğer İslami Cihad ve Hamas üyesi 415 kişilik grubun arasına katılıp, Güney Lübnan’a sürüldü. Ertesi yıl Gazze’ye geri döndü.
1999’dan 2004’e kadar, Hamas Genel Sekreteri Şeyh Ahmet Yasin’in özel kalem müdürlüğünü yaptı. Aralık 2005’te yapılan ve 25 Ocak 2006’da tekrarlanan Filistin Yasama Konseyi seçimlerinde Hamas lideri Halid Meşal’in Şam’da sürgünde bulunmasından dolayı listenin en başında yer aldı. Hamas’ın 132 sandalyeden 74’ünü aldığı seçimler sonucunda Heniyye, 16 Şubat 2006’da Hamas’ın Başbakan adayı olarak açıklandı. 19 Şubat’ta, ABD ve İsrail’in karşı çıkmalarına rağmen Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas tarafından Başbakanlığa atandı. Ekim 2006’da Gazze’de El Fetih ile Hamas üyelerinin çarpışmaları sırasında konvoyuna düzenlenen saldırıdan kurtuldu. Mayıs 2007’de İsrail’in evine karşı düzenlediği füze saldırısını atlattı.
Haziran 2007’de Gazze Şeridi’ndeki Hamas ile El Fetih arasındaki çatışmaların zirveye çıkması üzerine, Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas tarafından görevinden alındı. Ancak Hamas, Abbas’ın kararnamesini reddetti ve İsmail Heniyye hükûmetinin görevde kalacağını ve Filistin Ulusal Yönetimi hükûmeti olarak çalışmaya devam edeceğini söyledi. 2 Haziran 2014 – 13 Şubat 2017 tarihleri arasında Gazze Şeriti Yönetimi Başkanlığını üstlendi. 6 Mayıs 2017’den beri Hamas Siyasi Büro Başkanlığını yapmaktadır.
]]>TAHRAN – İran dini lideri Ayetullah Ali Hamaney, İsrail’in İran konsolosluğuna yönelik saldırısının “cezalandırılacağını” söyledi. İsrail yönetimi ise herhangi bir saldırıya güçlü bir karşılık verileceğini belirtti.
İran dini lideri Ayetullah Ali Hamaney, Gazze Şeridi’ne saldırılarını sürdüren İsrail yönetimiyle ilgili sert açıklamalarda bulundu. Sosyal medya hesabından açıklama yapan Hamaney, “Bu yıl Ramazan ayı boyunca Gazze’de yapılan katliam, dünya çapındaki Müslümanları üzdü. Ramazan ayında kadın, çocuk ve savunmasız insanlara yönelik katliamlarını durdurmayan, hatta cinayetleri daha da arttıran gaspçı Siyonist rejime lanet olsun” ifadesini kullandı. İsrail’in Suriye’deki İran konsolosluğuna saldırmasının İran toprağına saldırmış sayıldığını belirten Hamaney, “Bu kötü niyetli rejim yanlış bir hamle yaptı. Cezalandırılmalıdır ve cezalandırılacaktır” dedi.
Gazze konusunda herkesin sorumluluk hissetmesi gerektiğini vurgulayan Hamaney, “Filistin meselesinin Londra’nın, Paris’in, Washington’un en önemli meselesi haline gelmesi küçümsenecek bir konu değil. Bu daha önce görülmemiş bir şey. İslam dünyasında yeni bir değişimin yaşandığı açıktır” ifadelerini kulandı.
İsrail ile ilişkileri kesin çağrısı
İsrail’e yapılan yardımlarla ilgili eleştirilerde bulunan Hamaney, “Bazı Müslüman hükümetlerin Filistin’deki çatışmanın ortasında Siyonist rejime yardım etmesi üzücü. Siyonistler bir ülkede yer edinirken kendi çıkarları için o ülkenin kanını emerler. Siyonist rejime yardım edenler, kendi yıkımlarına yardım ediyorlar” dedi.
Müslüman ülkelere çağrıda bulunan Hamaney, “Müslüman hükümetler Siyonist rejimle ekonomik ve siyasi ilişkilerini en azından geçici olarak kesmeli. İlişkiler kesilmeli ve bu suçları işlediği sürece kimse onlara yardım etmemelidir. Müslüman ülkelerin Siyonist rejimle ilişkilerini kesmesi sadece bizim beklentimiz değil. Müslüman milletler bunu bekliyor. Müslüman ülkeler referanduma giderse, hiç şüphesiz herkes kendi hükümetlerinin ilişkileri kesmesi yönünde oy kullanacaktır” diye konuştu.
İsrail’den tehdit
Hamaney, başkent Tahran’daki Büyük Musalla Camii’nde kendisinin kıldırdığı bayram namazı hutbesinde de İsrail’e yönelik benzer ifadeleri kullandı. Hamaney’in açıklamalarına İsrail yönetimi tepki gösterdi. İsrail Savunma Bakanı Yoav Gallant yaptığı açıklamada, İsrail’e yapılacak herhangi bir saldırının güçlü bir savunmayla karşılanacağı, sonrasında ise saldırıya İran topraklarında güçlü bir karşılık verileceğini söyledi. Gallant, “Bu savaşta birden fazla cepheden, farklı yönlerden saldırıya uğruyoruz. Bize saldırmaya çalışan herhangi bir düşman, öncelikle güçlü bir savunmayla karşılanacaktır” dedi.
Herhangi bir saldırıya tüm Orta Doğu’da nereden olursa olsun çok hızlı karşılık verileceğini belirten Gallant, “İsrail’in tepkisi çok etkili, çok güçlü olacak. Yıllardır üstün olduğumuz şeylerden biri de düşmanın kendisine ne gibi sürprizler hazırladığımızı asla bilmemesidir” şeklinde konuştu.
İsrail Dışişleri Bakanı İsrael Katz ise yaptığı açıklamada, “İran kendi topraklarından saldırırsa İsrail karşılık verecek ve İran’a saldıracak” ifadesini kullandı.
İsrail’in Suriye’nin başkenti Şam’daki İran Konsolosluğuna 1 Nisan’da gerçekleştirdiği hava saldırısında İran Devrim Muhafızları Ordusu Suriye ve Lübnan’dan sorumlu Kudüs Gücü Komutanı Muhammed Rıza Zahedi ile yardımcıları Muhammed Hacı Rahimi, Hüseyin Aminullah dahil 7 kişi hayatını kaybetmişti.
]]>İran dini lideri Ayetullah Ali Hamaney, Gazze Şeridi’ne saldırılarını sürdüren İsrail yönetimiyle ilgili sert açıklamalarda bulundu. Sosyal medya hesabından açıklama yapan Hamaney, “Bu yıl Ramazan ayı boyunca Gazze’de yapılan katliam, dünya çapındaki Müslümanları üzdü. Ramazan ayında kadın, çocuk ve savunmasız insanlara yönelik katliamlarını durdurmayan, hatta cinayetleri daha da arttıran gaspçı Siyonist rejime lanet olsun” ifadesini kullandı. İsrail’in Suriye’deki İran konsolosluğuna saldırmasının İran toprağına saldırmış sayıldığını belirten Hamaney, “Bu kötü niyetli rejim yanlış bir hamle yaptı. Cezalandırılmalıdır ve cezalandırılacaktır” dedi.
Gazze konusunda herkesin sorumluluk hissetmesi gerektiğini vurgulayan Hamaney, “Filistin meselesinin Londra’nın, Paris’in, Washington’un en önemli meselesi haline gelmesi küçümsenecek bir konu değil. Bu daha önce görülmemiş bir şey. İslam dünyasında yeni bir değişimin yaşandığı açıktır” ifadelerini kulandı.
İsrail ile ilişkileri kesin çağrısı
İsrail’e yapılan yardımlarla ilgili eleştirilerde bulunan Hamaney, “Bazı Müslüman hükümetlerin Filistin’deki çatışmanın ortasında Siyonist rejime yardım etmesi üzücü. Siyonistler bir ülkede yer edinirken kendi çıkarları için o ülkenin kanını emerler. Siyonist rejime yardım edenler, kendi yıkımlarına yardım ediyorlar” dedi.
Müslüman ülkelere çağrıda bulunan Hamaney, “Müslüman hükümetler Siyonist rejimle ekonomik ve siyasi ilişkilerini en azından geçici olarak kesmeli. İlişkiler kesilmeli ve bu suçları işlediği sürece kimse onlara yardım etmemelidir. Müslüman ülkelerin Siyonist rejimle ilişkilerini kesmesi sadece bizim beklentimiz değil. Müslüman milletler bunu bekliyor. Müslüman ülkeler referanduma giderse, hiç şüphesiz herkes kendi hükümetlerinin ilişkileri kesmesi yönünde oy kullanacaktır” diye konuştu.
İsrail’den tehdit
Hamaney, başkent Tahran’daki Büyük Musalla Camii’nde kendisinin kıldırdığı bayram namazı hutbesinde de İsrail’e yönelik benzer ifadeleri kullandı. Hamaney’in açıklamalarına İsrail yönetimi tepki gösterdi. İsrail Savunma Bakanı Yoav Gallant yaptığı açıklamada, İsrail’e yapılacak herhangi bir saldırının güçlü bir savunmayla karşılanacağı, sonrasında ise saldırıya İran topraklarında güçlü bir karşılık verileceğini söyledi. Gallant, “Bu savaşta birden fazla cepheden, farklı yönlerden saldırıya uğruyoruz. Bize saldırmaya çalışan herhangi bir düşman, öncelikle güçlü bir savunmayla karşılanacaktır” dedi.
Herhangi bir saldırıya tüm Orta Doğu’da nereden olursa olsun çok hızlı karşılık verileceğini belirten Gallant, “İsrail’in tepkisi çok etkili, çok güçlü olacak. Yıllardır üstün olduğumuz şeylerden biri de düşmanın kendisine ne gibi sürprizler hazırladığımızı asla bilmemesidir” şeklinde konuştu.
İsrail Dışişleri Bakanı İsrael Katz ise yaptığı açıklamada, “İran kendi topraklarından saldırırsa İsrail karşılık verecek ve İran’a saldıracak” ifadesini kullandı.
İsrail’in Suriye’nin başkenti Şam’daki İran Konsolosluğuna 1 Nisan’da gerçekleştirdiği hava saldırısında İran Devrim Muhafızları Ordusu Suriye ve Lübnan’dan sorumlu Kudüs Gücü Komutanı Muhammed Rıza Zahedi ile yardımcıları Muhammed Hacı Rahimi, Hüseyin Aminullah dahil 7 kişi hayatını kaybetmişti. – TAHRAN
]]>Bu baskının belki de en büyük işareti, Biden yönetiminin Kahire’deki son tur görüşmeler için CIA Başkanı William Burns’ü göndermesi.
Hamas, en azından kamuoyu önünde, kalıcı bir ateşkes, İsrail askerlerinin tamamen geri çekilmesi ve yerinden edilmiş Filistinlilerin herhangi bir kısıtlama olmaksızın bölgenin kuzey kesimlerine geri dönmesi gibi ilk aşamada sunduğu taleplerine sadık kaldı.
Binyamin Netanyahu ise Hamas yok edilene ve örgütün elindeki rehineler serbest bırakılana kadar İsrail’in savaşmaya devam edeceğinde ısrar ediyor.
2011 yılında İsrailli asker Gilad Shalit’in serbest bırakılması için Hamas’la anlaşma yapılmasına yardımcı olan Gershon Baskin’e göre, olası anlaşma için Amerika, İsrail’e üzerine baskı uygularken, Mısır ve Katar da Hamas’a baskı uyguluyor.
Baskin, “CIA başkanının gelmesi, tüm müzakerecilerin en üst düzeyde orada olmasını gerektirdi. Bu da Amerikan baskısının arttığının bir göstergesi.” diyor.
Ancak bu anlaşmanın yakın olduğu anlamına gelmiyor.
İsrailli yetkililer, başta ABD olmak üzere, başlıca müttefiklerinin artan tepkisi karşısında bazı tavizler vermeye istekli olduklarını belirttiler.
Bu hafta başında İsrail Savunma Bakanı Yoav Gallant, ateşkes için doğru zamanın geldiğini söyledi.
Rehineler sorunu
Herhangi bir anlaşmada Hamas’ın elindeki rehinelerin bir kısmının serbest bırakılması karşılığında İsrail hapishanelerinde tutulan Filistinli mahkumların bırakılması bekleniyor.
Kasım ayındaki geçici ateşkesin temelini de bu oluşturmuştu.
İsrailli yetkililere göre Gazze’de 133 kişi esir durumda; ancak bunların en az 30’unun öldüğü doğrulandı.
ABD’nin son önerisine göre altı haftalık ateşkesin ilk aşamasında Hamas 40 rehineyi serbest bırakacak ve öncelik askerler dahil kadın esirlere, 50 yaş üstü erkeklere ve ciddi sağlık sorunları olanlara verilecek.
Karşılığında İsrail de 100’ü İsraillileri öldürmekten müebbet hapis cezasına çarptırılanlar olmak üzere en az 700 Filistinliyi serbest bırakacak.
Ancak Hamas, kendisinden talep edilen 40 kişinin tamamının elinde olmadığını açıklıyor. Bu da daha önce düşünülenden çok daha fazla rehinenin öldüğü ya da Filistin İslami Cihat gibi diğer silahlı grupların elinde olabileceği ihtimalini gündeme getiriyor.
Netanyahu’nun manevra alanı neden sınırlı?
İsrail’de Netanyahu’nun manevra alanı toplumun ve siyasetin farklı kesimlerinin baskısı nedeniyle sınırlı. İsrail halkının çoğunluğu savaşı desteklemeye devam etse de, rehinelerin serbest bırakılması için bir anlaşmayı kabul etmesi yönünde çağrılar artıyor.
Büyük protesto gösterileri düzenleyen aileler, başbakanı esirlerin geri dönüşüne öncelik vermemekle ve daha çok kendi siyasi geleceğini düşünmekle suçluyor. Netanyahu’ya yönelik istifa çağrıları da artıyor.
Hamas’a taviz vermeyi reddeden ve savaşın devam etmesi gerektiğinde ısrar eden aşırı sağcı, aşırı milliyetçi müttefiklerin yer aldığı Netanyahu’nun iktidar koalisyonu içindeki bölünmeler de derinleşti.
Maliye Bakanı Bezalel Smotrich başbakana, rehineleri geri getirmenin ve örgütü yok etmenin tek yolunun Hamas üzerindeki baskıyı arttırmak olduğunu söylerken, Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben Gvir, Gazze’nin güneyindeki Refah kentine yönelik ilan edilen saldırıdan vazgeçmesi halinde Netanyahu’yu devirmekle tehdit etti.
Bazı İsrailli yetkililer, Hamas’ın üst düzey liderlerinin saklanıyor olabileceğini söyledikleri, dört aktif Hamas tugayının bulunduğu düşünülen Refah’a girme konusunda ısrar ediyor.
Ancak İsrail dışındaki hemen herkes, yaklaşık 1,5 milyon Filistinlinin çadırlarda, derme çatma barınaklarda ve aşırı kalabalık kamplarda barındığı kente yapılacak bir saldırının sivillere büyük zarar vereceği endişesiyle karşı çıkıyor.
Pazartesi günü Netanyahu, muhtemelen içeriden gelen eleştirileri bertaraf etmek amacıyla, Refah operasyonu için bir tarih belirlendiğini söyledi ancak ayrıntı vermedi.
Baskin’e göre “Şu anda hükümette ve [Netanyahu’nun partisi] Likud içinde, Netanyahu’nun herhangi bir anlaşma yapmasına karşı bir isyan var”
“Netanyahu özgür bir aktör değil. Kendi hükümeti içinde rehin alınmış durumda.”
Ateşkes müzakereleri ne durumda?
Hamas ise son teklife henüz resmi yanıt vermedi, ancak “halkımıza yönelik saldırganlığa son verecek” bir anlaşmaya ilgi duymakla birlikte teklifin taleplerini karşılamadığını söyledi ve “İsrail uzlaşmaz tutumunda devam ediyor” dedi.
Beyaz Saray Hamas’ın yanıtı için “cesaret verici olmaktan uzak” ifadesini kullandı.
Nihai karar muhtemelen Gazze’deki tünellerde saklandığı düşünülen Hamas lideri Yahya Sinvar tarafından verilecek.
Ancak Sinvar ile iletişim kurmanın zor olduğu da bir başka faktör. Hamas’ın askeri yöneticisine birkaç aracı üzerinden, günler alan bir trafikle ulaşılabildiği söyleniyor.
Müzakereci Gershon Baskin, Hamas’ın hangi Filistinli mahkûmların serbest bırakılacağı konusunda daha fazla söz hakkı talep ettiğini ve başka bir ülkeye sınır dışı edilmelerini kabul etmediğini, bunun da müzakerelere engel teşkil edebileceğini söyledi.
Hamas ayrıca kalıcı bir ateşkes garantisi olmadan, rehineler serbest bırakıldıktan sonra İsrail’in kendisine saldırmaya devam edeceğine inanıyor.
İsrail’e yönelik uluslararası eleştirilerin arttığı bir dönemde Hamas yönetimi, Gazze’nin sivil nüfusunun acil ihtiyaçlarına rağmen taviz koparmak için zamanın lehlerine olduğunu düşünüyor olabilir.
Hamas’ın 7 Ekim’de düzenlediği ve yaklaşık 1.200 kişinin ölümüne yol açan saldırıların ardından İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarında, 33 binden fazla Filistinli öldü, bölgenin büyük bölümü yıkıma uğradı ve pek çok kişi aç kaldı.
Baskin, “Bu tür konularla ilgilenirken edindiğim tecrübelere göre, asıl zorluk her iki taraftaki ana karar vericinin anlaşmaya hazır olup olmadığıdır. Bu net değil” diyor.
“Netanyahu’nun da [Hamas’ın Gazze’deki siyasi lideri] Sinvar’ın da anlaşmaya hazır olup olmadığı belli değil. Ama hazır olduklarında orta yolu bulacaklardır.”
Bir Hamas sözcüsünün, Netanyahu’nun Refah’a saldırı için tarih belirlendiği açıklaması karşısında, bunun müzakereler konusunda soru işaretleri doğurduğunu söylemesi kulağa sürpriz gelmeyebilir.
]]>İsrail’le ticaret başlığı üzerinden seçim döneminde muhalefetten gelen eleştirilerle karşı karşıya kalan iktidar, İsrail’in Türkiye’nin Gazze’ye havadan yardım yapmasına engel olmasından sonra 54 ürün grubunda İsrail ile ticareti kısıtladı.
İsrail ise “Türk ekonomisine zarar verecek karşı tedbirler alınacağını” açıkladı.
Birçok gazete, Türkiye’nin İsrail’e koyduğu ticari kısıtlamaları Amerikan Associated Press Haber Ajansı’nın (AP) müşterilerine geçtiği haberle sayfalarına taşıdı.
İsrail’in önde gelen gazetelerinden Haaretz de “İlişkiler daha da kötüleşirken, İsrail ve Türkiye karşılıklı ticari misillemeye başladı” başlıklı AP haberine yer veriyor.
Haberde “Önce, İsrail’in Gazze’de giriştiği askeri hamlelerin başlıca karşıtlarından Türkiye, İsrail’e 54 tür ürünün ticaretinin derhal kısıtlanacağını duyurdu. Bu ürünler arasında alüminyum, çelik, inşaat ürünleri, jet yakıtı ve kimyasal gübreler var. İsrail Türkiye’nin ticaret kısıtlamalarına, Türk ürünlerine yasakla karşılık vermeye hazırlandığını duyurdu” deniliyor.
Yine İsrail’de yayımlanan Jerusalem Post gazetesi de Türkiye’nin kısıtlamalarını ve İsrail’in karşılık vermeyi planladığını söylediği haberinde “Savaşa dek İsrail ve Türkiye, Ankara’nın Filistinlilere verdiği güçlü destek yüzünden 10 yıldan uzun süredir gerilen ilişkileri tamir etmeye çalışıyordu” diyor.
Gazete, İsrail-Hamas savaşı başladığından bu yana da Türkiye ve İsrail’in bir yandan karşılıklı olarak büyükelçilerini geri çektiklerini ve birbirlerine karşı iğneleyici sözler sarf ettiklerini söylüyor.
Gazete, Türk İhracatçılar Meclisi’nin verilerine göre İsrail’e ihracatın 7 Ekim’den bu yana düştüğünü, ancak 2024’te aydan aya arttığını vurguluyor. Yılın ilk çeyreğindeki toplam ihracatın 1,1 milyar dolar olduğunu ve bunun geçen yılın aynı dönemine göre % 21,6’lık bir düşüş anlamına geldiği belirtiliyor.
‘Alüminyumda Bosna seçeneği’
Jerusalem Post, Türkiye’nin ticari kısıtlamalarını ele aldığı bir başka haberinde de, Bosna Hersek’te alüminyum işi yapan Aluminij şirketinin İsrailli Kurucusu ve CEO’su Amir Gross Kabiri’nin görüşlerine yer veriyor.
Kabiri, İsrailli tüketiciler Türkiye’den alüminyum ithal etmeyi tercih etmediği için İsrail’den gelen talepte artış olduğunu belirtiyor.
Kabiri ayrıca, şirketinin Türkiye’nin kısıtlamalarının yaratabileceği boşluğun doldurulmasına yardımcı olabileceğini belirtiyor ve “Yılda 250 bin ton alüminyum üretme kapasitemiz var ve bu İsrail’in ihtiyacının büyük kısmını karşılayabilir” diyor.
‘İsrail’deki giyim ve elektronik ürünler sektörlerine darbe’
Times of Israel gazetesi ise Yedioth Ahronot gazetesinin internet sitesine dayandırdığı haberinde İsrailli yetkililerin kısıtlamaların Türk hava sahasının kapatılması ve bölgesel petrol faaliyetlerini etkilemesinden kaygılandığını belirtiyor.
İsrael Hayom gazetesinin de kısıtlamalardan en büyük darbeyi, birçok ürününü Türkiye’de yaptıran giyim ve elektrikli ürünler sektörünün almasının beklendiğini belirtiliyor. Çocuk bezi, sabun ve şampuan gibi uluslararası şirketlerin Türkiye’de imal ettiği ürünlerin de İsrail’e ithal edildiği vurgulanıyor.
Amerikan New York Times gazetesi Türkiye’nin İsrail’e yönelik ihracat kısıtlamalarının, İsrail’den misilleme tehdidi aldığını vurguluyor.
Gazete, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Gazze Savaşı’nda Hamas’ı savunduğunu ve İsrail’i kasten sivillere saldırmakla suçladığını aktarırken, buna karşın hükümetin şimdiye dek İsrail’e karşı somut ekonomik adımlar atmadığını söylüyor.
FT: Kısıtlamalar nasıl uygulanacak bilinmiyor
Financial Times da Türkiye’nin kısıtlamaları nasıl uygulayacağına dair ayrıntı vermediğini ve bu nedenle etkisini hesaplamanın zor olduğunu ifade ediyor.
Gazete, geçen yıl metal ve metal ürünlerinin Türkiye’nin İsrail’e yönelik başlıca ihracat kalemlerinden biri olduğunu ve bu alanda yüzmilyonlarca dolarlık ticaret yapıldığını söylüyor.
Bu arada, Ticaret Bakanı Ömer Bolat, bakanlığının, İsrail’e ticarette kısıtlama getirildiğini açıklamasından sonra, Türkiye’nin bu adımı atan ilk ülke olduğunu söyledi.
Ticaret Bakanı, TRT Haber yayınında “ Birleşmiş Milletler nezdinde veya başka bir platformda İsrail’e karşı toplu ya da bireysel bir ambargo kararı alınmadığını” belirtti.
Bakan Bolat: Türkiye İsrail’e ticaret ambargosu koyan ilk ülke
“Türkiye’nin dünyada, İsrail’e ilk ambargoyu uygulayan ülke olduğunu” belirten Bolat, “İsrail’in Türkiye’nin yardım çalışmalarına karşılık vermemesi bizim açımızdan sabır taşını çatlattı. En son Ürdün üzerinden havadan yardım girişimimize engel olundu” diye konuştu.
Bolat İsrail’e uçak yakıtı satışı iddialarına da değindi.
Ticaret Bakanı“ Türkiye’de uçak yakıtı satan iki özel akaryakıt şirketi var. İsrail’den Türkiye’ye çok sayıda turist geldi. Sivil uçuşlar bir müddet devam etti. Uçuşlar, birkaç ay önce iptal edildi. İsrail’e satılan yakıt, İsrail’in turist getiren hava yolu şirketlerinin uçaklarına satılan yakıttır. Türkiye’ye geliyorlar, benzini dönüş için alıyorlar. Bu, Türkiye’nin ihracatı gibi yazılıyor. Jet yakıtı iddiası büyük bir iftiradır.”
‘Jet yakıtı satışı’ iddialarına yalanlama
Jet yakıtı iddialarına İletişim Başkanlığı’nın Dezenformasyonla Mücadele Merkezi’nden de yalanlama geldi.
Kuruluşun X platformunda paylaştığı mesajda “ Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu’nun (EPDK) verilerinde de görülen jet yakıt satışının İsrail savaş uçaklarıyla herhangi bir ilgisi bulunmamaktadır” denildi.
Bahse konu yakıtın, “İsrail’e gönderilen bir yakıt olmadığı, tamamen Türkiye topraklarındaki havalimanlarında İsrail’e ait sivil uçaklar için satın alınan jet yakıtı olduğu” kaydedildi.
“Yakıt alan uçakların tamamının yolcu uçağı olduğu” da özellikle vurgulandı.
]]>Bir hafta önce yapılan ve dün yayımlanan röportajında Biden, Netanyahu hakkında “Yaptığı şeyin hata olduğunu düşünüyorum. Yaklaşımına katılmıyorum” dedi.
Biden, Gazze’nin önümüzdeki altı ila sekiz hafta içinde “tüm gıda ve ilaçlara tam erişimi” olması gerektiğini söyledi.
ABD’nin savaşa desteğinin devam etmesinin İsrail’in daha fazla gıda ve ilaç girişine izin vermesine bağlı olduğu uyarısında bulundu.
Biden, “İsraillileri ateşkes çağrısı yapmaya ve önümüzdeki altı, sekiz hafta boyunca ülkeye giren tüm gıda ve ilaçlara tam erişim izni vermeye çağırıyorum” dedi.
Biden daha önce Hamas’ın ateşkesi kabul etmesi ve kalan rehineleri serbest bırakması gerektiğini söylemişti.
İsrail, Gazze’ye yardımların girişini ve dağıtımını engellediğini reddediyor ve sahadaki Birleşmiş Milletler kuruluşlarını, girmesine izin verilen yardımları ihtiyacı olan insanlara ulaştıramamakla suçluyor.
Biden’ın mülakatı, Nisan ayı başında Gazze’de insani yardım faaliyetlerinde bulunan World Central Kitchen’ın 7 personelinin İsrail’in hava saldırısında öldürülmesi sonrasında yapıldı ve ABD’de İspanyolca yayın yapan Univision TV’de yayımlandı.
İsrail, WCK çalışanlarının “yanlış kimlik tahmini” sonucu hedef alındığını savunmuş ve iki komutanını görevden almıştı.
İsrail ile Hamas arasında haftalardır süren görüşmelerden ateşkes anlaşması çıkmadı, ancak uluslararası baskı giderek artıyor.
Netanyahu’dan Refah saldırısı açıklaması
Pazartesi günü yayınlanan bir video mesajında Netanyahu, İsrail güçlerinin Gazze’nin güneyindeki Refah kentine saldıracağını söylemişti.
Mısır sınırındaki kentin nüfusu Gazze’nin kuzeyinden göçlerle 1,5 milyona ulaştı.
Saldırının zamanına dair bilgi vermeyen, ancak tarihinin belirlendiğini aktaran Netanyahu, Salı günü bir askeri üssü ziyareti sırasında da Refah saldırısı için “Dünyadaki hiçbir güç bizi durduramayacak” dedi.
ABD’li yetkililer, Başkan Joe Biden ile Netanyahu arasında geçen hafta yapılan telefon görüşmesinin ardından böyle bir operasyona itirazlarını yineledi.
Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Matthew Miller, “Refah’a yönelik geniş çaplı bir askeri işgalin orada mahsur kalan siviller üzerinde son derece zararlı bir etkisi olacağını” ve “nihayetinde İsrail’in güvenliğine zarar vereceğini” söyledi.
Blinken Salı günü yaptığı açıklamada İsrail’in Refah’ta “operasyon için herhangi bir tarihi” Washington ile paylaşmadığını belirtti.
Gelecek hafta Washington’da yapılacak yeni görüşmelerden önce İsrail’in bir işgal başlatmasını beklemediğini kaydetti.
İsminin açıklanmaması kaydıyla AFP’ye konuşan bir hükümet kaynağı, savunma bakanlığının internet sitesinde yer alan bir belgeye göre İsrail’in saldırı öncesinde Refah’ı boşaltmak için yaptığı hazırlıkların bir parçası olarak 40 bin büyük çadır için ihale açtığını söyledi.
Ateşkes görüşmeleri
Ateşkes müzakereleri Katar, Mısır ve ABD arabuluculuğunda Kahire’de yürütülüyor.
Bir Hamas kaynağı, son ateşkes önerisine göre çatışmaların altı hafta boyunca duracağını, Gazze’deki 40 kadar kadın ve çocuk rehinenin İsrail’in elindeki yüzlerce Filistinli mahkûmla takas edileceğini ve günde 500 kadar yardım kamyonunun Gazze’ye gireceğini söyledi.
Arabulucu Katar, Hamas’ın yanıtını beklerken, ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan, Hamas’ın kamuoyuna yaptığı bazı açıklamaların “cesaret verici olmaktan uzak” olduğunu söyledi.
Hamas daha önce yaptığı açıklamada arabulucu ülkelerin çabalarını “takdir ettiğini” söylemiş ancak İsrail’i Gazze’deki güçlerini tamamen geri çekmesi de dahil olmak üzere taleplerine yanıt vermemekle suçlamıştı.
En büyük müttefiki ABD’nin artan baskısına rağmen Netanyahu, İsrail’in “tüm rehineleri” geri getirme ve Hamas’ı yok etme hedeflerinin arkasında olduğunu vurguladı.
]]>Eskişehir’in Günyüzü ilçesindeki Merkez Camisi’nde bayram namazını kıldıktan sonra basın mensuplarına gündemi değerlendiren Destici, Türk milletinin ve İslam aleminin Ramazan Bayramı’nı kutladı.
Türkiye’nin terörle mücadelesinin devam ettiğini hatırlatan Destici, şöyle konuştu:
“Karşımızda kansız, hain, dinsiz bir terör örgütü var. Maalesef ramazan ayı, arife, bayram dinlemiyor. Yine bir şehidimiz var. Kahraman Mehmetçiğimize Cenabıhak’tan rahmet diliyorum. Ruhu şad olsun, mekanı cennet olsun. Başta aile efradı, kahraman silah arkadaşları olmak üzere hepsine sabır diliyorum. Başsağlığı diliyorum. Aziz milletimizin başı sağ olsun. Bunlar milletimizi de devletimizi de ordumuzu da polisimizi de yıldırmayacak. Devletimizin, ordumuzun, polisimizin, ülkemizin, milletimizin terörle mücadelesi devam edecek. Terörün tüm unsurlarına karşı topyekun mücadele edeceğiz. Ancak o zaman başarı elde edebiliriz. Sadece sınır ötesinde ya da sınır içinde dağda, ovada askerin, güvenlik güçlerinin terörle mücadelesi tek başına yeterli değildir. Dağda eline silah almış teröristten daha tehlikelisi Meclis’te onun uzantısıdır ya da medyadaki köşe yazarıdır ya da ona lojistik ve maddi destek sağlayan iş adamıdır. Onlarla da bizim tıpkı dağdaki terörist kadar hatta onlardan daha kararlı bir şekilde mücadele etmemiz gerekiyor.”
Destici, Türk Polis Teşkilatının kuruluşunun 179’uncu yıl dönümü ve Polis Haftası dolayısıyla emniyet mensuplarının bu özel günlerini kutladı.
“Her Müslüman’ın kanayan yarasıdır”
Türkiye’nin 7 Ekim 2023’ten bu yana Filistinli ve Gazzelilerin yanında olduğunu dile getiren Destici, “Filistin meselesi bir siyaset malzemesi asla yapılmamalıdır. Gazze’deki meseleler bir siyaset malzemesi yapılmamalıdır. Bu hepimizin, her Müslüman’ın meselesidir. Her Müslüman’ın kanayan yarasıdır.” dedi.
Destici, İsrail’e karşı yaptırım konusunda en başından beri çok yüksek sesle bunu dillendiren siyasetçilerden biri olduğunu ifade etti.
İİT üyesi üyelerin, Arap ülkelerinin tamamının bu konuda ortak karar alması gerektiğini vurgulayan Destici, Birleşmiş Milletlerin de İsrail’e yaptırım için harekete geçebilmesinin önünde ABD’nin engel olduğu görüşünü savundu.
Müslüman ülkelerin İsrail’e karşı ambargo uygulaması gerektiğini anlatan Destici, şunları kaydetti:
“Topyekun bir ambargo uygulamamız lazım. Ekonomik, siyasi, kültürel bütün ilişkilerimizi Gazze’de katliamlar durana, tam barış sağlanana ve siyonist İsrail işgal ettiği topraklardan geri çekilinceye kadar bu sürecin de devam etmesi lazım. Ancak bu şekilde İsrail’e bu bir ihtar olur ya da ABD başta olmak üzere bütün Batı ülkelerine ciddi bir anlamda bir uyarı olur. Elbette ki Türkiye şu anda bunun lokomotifliğini yapmaktadır. Son olarak ticaretle ilgili kısıtlamalar da getirilmiştir. Zaten baştan beri var olan kısıtlamalar biraz daha artırılmıştır. Bu konuda Türkiye’nin hassasiyetinin yükselerek devam edeceğini ifade etmek istiyorum. İslam İşbirliği Teşkilatının bütün üyelerinin ortak bir karar alarak İsrail’le ekonomik, kültürel, siyasi bütün ilişkilerini dondurması lazım. Ne zamana kadar? İsrail işgal ettiği Filistin, Gazze topraklarından çekilip katliamlarını durdurana kadar bunun devam etmesi lazım ki ancak netice alınabilsin.”
Mustafa Destici, camiden ayrılırken vatandaşlarla bayramlaştı.
]]>Altıncı ayını geride bırakan savaşta Gazze’de ortaya çıkan insani trajedi ve Nisan ayı başında İsrail hava saldırıları sonucu yardım çalışanlarının öldürülmesi, hükümet üzerindeki basıncın artmasına neden olmuştu.
Hükümet bir süredir, İsrail’in uluslararası hukuku ihlal edip etmediği yönündeki tartışmalarda nasıl bir tavır takınacağı ile ilgili sorularla karşı karşıya.
İsrail’in Gazze’deki operasyonunun uluslararası hukuku ihlal ettiği kanıtlanırsa, İngiltere’nin İsrail’e silah satışının durdurulması gündeme gelebilir.
8 Mart’ta Cameron, bu konuda hükümetin “gelecek günlerde” yeni bir yasal tavsiye alacağını bildirmişti ancak o tarihten bu yana konuyla ilgili sessizliğini koruyordu.
Washington ziyareti sırasında ABD’li mevkidaşı Anthony Blinken ile basın toplantısı yapan Cameron’a BBC muhabiri, bir ay geçmesine rağmen bu konudaki karara ilişkin bir açıklama yapılmadığını hatırlattı.
Cameron gelen soru üzerine, “Son değerlendirmeler, silah ihracatındaki pozisyonumuzun değişmemesini getiriyor” yorumunu yaptı.
Cameron, “Açık konuşmak gerekirse, Gazze’ye insani yardım erişimi konusundaki endişelerimiz devam ediyor. Öte yandan şimdiye kadar, hemfikir olduğumuz hiçbir ülke, İsrail’le mevcut silah ihracatı anlaşmalarını askıya almadı ve İsrail’in bizim için önemli bir savunma ortağı olduğunu eklemek isterim” dedi.
Muhalefetteki İşçi Partisi’nin Gölge Dışişleri Bakanı David Lammy, hükümetin bu konudaki duruşunu “doğru bulmadıklarını” kaydetti:
“David Cameron kendilerine verilen yasal tavsiyeyi ve kararın gerekçesini kamuoyuna açıklamaksızın yalnızca silah satışının süreceğini söyleyerek, denetimden kaçmaya devam etmektedir.”
İngiltere kamuoyunda hükümetin İsrail’e silah satışına devam etmesi karşısındaki eleştiriler, bir süredir daha yüksek sesle ifade ediliyor.
İsrail’in Gazze’deki operasyonlarının başladığı Ekim ayından bu yana, Başkent Londra’da yüz binlerce kişinin katıldığı protesto gösterileri düzenleniyor.
Bu hafta sonu düzenlenecek gösterinin sloganı da “İsrail’e silah satmayı durdurun” olarak belirlendi.
1 Nisan’da sivil toplum kuruluşu World Central Kitchen’ın (WCK) araçları, Gazze’de insani yardım faaliyetlerinde bulunurken İsrail uçakları tarafından hedef alınmıştı.
Saldırıda 7 yardım gönüllüsü öldürüldü. Saldırı sonrası, Tel Aviv’e uluslararası baskılar arttı.
ABD Başkanı Joe Biden, “İsrail sivillerin hayatını korumak için yeterince çabalamadı” ifadelerini kullandı.
İngiltere Başbakanı Rishi Sunak da Netanyahu ile yaptığı görüşmede, Gazze’deki durumun “giderek katlanılamaz” hale geldiğini söyledi.
BBC’ye konuşan eski İngiliz Ulusal Güvenlik Danışmanı Peter Ricketts, “silah satışını durdurarak” İsrail’e mesaj verilmesi gerektiğini savundu.
Cameron ile ortak basın toplantısında konuşan ABD Dışişleri Bakanı Blinken, İsrail’in Refah’a yönelik bir süredir beklenen kara operasyonuna ne zaman başlayacağına ilişkin bir tarih verilmediğini söyledi.
Biden yönetimi, Refah’a geniş kapsamlı bir operasyona ilişkin birçok kez endişelerini dile getirmişti.
Refah kenti, Gazze’nin güneyinde yaklaşık 1,5 milyon yerinden edilmiş Filistinli’ye ev sahipliği yapıyor.
Blinken, ABD’nin “Refah operasyonuyla ilgili İsrail’le iletişiminin sürdüğünü” söyledi.
Dün İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Gazze’nin Refah kentine yapılması planlanan saldırı için tarihin belirlendiğini söyledi, ancak bu tarihi paylaşmadı.
Ancak Netanyahu’nun sözleri tepkilere yol açtı.
Dünya liderleri haftalardır İsrail’e, Refah’a saldırmaması için baskı yapıyor.
Mısır, Fransa ve Ürdün liderleri Salı günü yaptıkları ortak açıklamada saldırının “tehlikeli sonuçları” olacağı ve “bölgedeki gerginliği tırmandıracağı” konusunda İsrail’i uyardılar.
]]>ABD Savunma Bakanı Austin, Senato Silahlı Hizmetler Komitesinde katıldığı 2025 bütçe oturumunda ABD’nin İsrail’e silah yardımlarını değerlendirdi. ABD’nin ” İsrail’in güvenliğine ve kendini Hamas ile İran gibi diğer tehditlere karşı savunma hakkına önem verdiklerini” kaydeden Austin, yönetim olarak bu konuda çok kararlı olduklarını ve İsrail’e söz verdikleri askeri yardımlara devam edeceklerini söyledi.
“SOYKIRIM SUÇU İŞLENDİĞİNE DAİR HERHANGİ BİR DELİLİMİZ YOK”
İsrail’e koşulsuz destek sağlayan ABD’nin askeri açıdan ciddi şekilde eleştirildiğini hatırlatan bazı senatörlere yanıt veren Austin, İsrail ile uzun süreli savunma ve güvenlik iş birliğine sahip olduklarını ve 7 Ekim 2023’ten sonra bunun değişmediğini belirtti. Austin, İsrail’in Gazze’de son aylarda 30 binden fazla sivili öldürmesinin ve bölgeye insani yardım girişlerini kesmesinin bir soykırım olup olmadığını soran Senatör Tom Cotton’a, “Soykırım suçu işlendiğine dair herhangi bir delilimiz yok.” diye karşılık verdi. ABD’li bakan, öte yandan, Hamas’ın 7 Ekim’deki saldırılarını ise “savaş suçu” sözleriyle nitelendirdi.
ABD Savunma Bakanı Lloyd AustinAUSTİN’E İSRAİL PROTESTOSU
Austin’in Senato oturumu devam ederken katılımcılardan bazıları ABD yönetimini ve ordusunu Gazze politikaları nedeniyle protesto etti. Ellerinde Filistin bayrağı taşıyan bazı göstericiler Austin’in sözlerini birçok kez yarıda keserken “İnsanlarımızı öldürmeyi durdurun” ve “İsrail’i fonlamayı durdurun” şeklinde sloganlar attı.
İSRAİL’İN GAZZE’Yİ İŞGALİNDE SON DURUM
Hamas’ın silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları, “Filistinlilere ve başta Mescid-i Aksa olmak üzere kutsal değerlere yönelik sürekli ihlallere karşılık verme” gerekçesiyle İsrail’e 7 Ekim 2023’te kapsamlı saldırı düzenledi. İsrail, 7 Ekim’deki saldırılarda 1200 İsraillinin öldüğünü, 5 bin 132 kişinin yaralandığını açıkladı.

İsrail’in 7 Ekim’den bu yana Gazze Şeridi’ne düzenlediği saldırılarda en az 14 bin 500’ü çocuk, 9 bin 560’ı kadın olmak üzere 33 bin 360 Filistinli öldürüldü, 75 bin 993 kişi yaralandı. Enkaz altında halen binlerce ölü olduğu bildirilirken halkın sığındığı hastane ve eğitim kurumları hedef alınarak sivil altyapı da tahrip ediliyor. İşgal altındaki Batı Şeria ve Doğu Kudüs’te de 7 Ekim 2023’ten bu yana İsrail askerleri ile yasa dışı Yahudi yerleşimcilerin saldırılarında 460 Filistinli hayatını kaybetti.
604 İSRAİL ASKERİ ÖLDÜRÜLDÜ
İsrail ordusu, Gazze Şeridi’ne saldırılarının başladığı 7 Ekim’den bu yana 260’ı karadan işgal sürecinde olmak üzere 604 askerinin öldüğünü duyurdu. Çatışmalara 24 Kasım 2023’te 4 günlüğüne verilen ve daha sonra 3 gün daha uzatılan “insani ara”da 81 İsrailli ve 240 Filistinli esir karşılıklı serbest bırakıldı. Öte yandan İsrail, binlerce Filistinliyi alıkoyup hapsetmeye devam etti.

Son verilere göre, İsrail ordusu ile Hizbullah arasında 8 Ekim 2023’ten beri devam eden çatışmalarda 272 Hizbullah mensubu, 54 Lübnanlı sivil, 17 Emel Hareketi, 13 Hamas, 12 İslami Cihad mensubu ile 7 İsrailli sivil ve 11 asker öldü.
]]>Ticaret Bakanı Ömer Bolat, TRT Haber canlı yayınında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. Türkiye’nin 54 ürün grubunda İsrail ile ihracatını kısıtlama kararı alması hakkında konuşan Bakan Bolat, dünyada bunu uygulayan ilk ülkenin Türkiye olduğunu vurguladı.
Bakan Bolat şunları söyledi: “Dünyada BM nezdinde maalesef İsrail’e karşı toplu ya da bireysel bir ambargo kararı alınmadı. Başkalarını beklemeden tam 42 bin ton yardım malzemesini Gazze’ye ulaştırmayı başardık. Bütün dünyada Gazze’ye en çok yardım ulaştıran iki ülkeden biri Türkiye oldu.
Dünyada Türkiye, İsrail’e ilk ambargoyu uygulayan ülke oldu. İsrail’in Türkiye’nin yardım çalışmalarına karşılık vermemesi bizim açımızdan sabır taşını çatlattı. En son Ürdün üzerinden havadan yardım girişimimize engel olundu.
Uluslararası kamuoyuna bir işaret fişeği olması amacıyla bizden İsrail’e giden ihracatı özellikle önemli kalemlere geçici olarak sınırlandırma getirdik. Bunu yaparken herhangi bir kaybı önemsemedik. Bizim için önemli olan Gazzelilere zulmün sona erdirilmesi. Tespit ettiğimiz ürünler İsrail açısından önemli ürünler.
Bugün Filistin Ekonomi Bakanı Muhammed el-Amur ile görüştüm. Kendisi bugüne kadar gösterilen destek nedeniyle Türkiye’ye ve Cumhurbaşkanımıza şükran duyduklarını söyledi. Bu kararla Türkiye’den Filistin tarafına ticaretin de etkilenebilecek olmasına karşın, bu kararın asıl hedefinin İsrail’in saldırganlığını durdurma, acil ateşkes ve Gazze’ye insani yardım konvoylarının geçişini sağlamanın hedeflendiğinin farkında olduklarını dile getirdiler ve bundan dolayı teşekkürlerini belirttiler.
Etrafta dolaşan yalan yanlış haberlerin kaynağının İsrail istihbaratı olduğunu tespit ettik. Türkiye’nin Gazze’ye sahip çıkmasını itibarsızlaştırmak istiyorlar. Bugüne kadar Gazze ile ilgili çalışmalar hep devam etti. Bu ürünler seçilirken temel gıda maddeleri kapsam dışı bırakıldı. Gelişmelere göre bu ürünlerle ilgili de karar verilebilir.
Bu ticaretler ağırlıklı olarak özel şirketler ve yabancı yatırımcı şirketler tarafından yapılan işlemlerdi. Ticaret Bakanlığı ticaret yapan bir kurum değildir. Burada çok önemli bir şey söylemek istiyorum. Bugün üzülerek gördüm bir jet yakıt konusu gördüm. Sanki İsrail askerlerine yakıt satılıyormuş gibi büyük bir iftira gördük. Böyle bir iftira atmak iftiraların en büyüğüdür. Vatandaşlarımız siyaset istismarcılığı yapılarak atılan bu iftiralara itibar etmesinler.
Ümidimiz İsrail’in aklını başına alması ve insani yardım çalışmalarının bir an önce başlamasıdır. Bugüne kadar Filistin için elimizden geleni yaptık, yapmaya da devam edeceğiz.
Filistin tarafının kendilerinin doğruladığı ve Filistin ekonomisi için ne kadar önemli olduğunu anlatmalarına karşı birileri siyasi fırsatçılık yaparak suyu bulandırmaya çalıştı. Her platformda biz Filistinlilerin yanında olmaya çalışıyoruz. Bazı Batılı ülkeler havadan yardım yapmaya çalışıyor. Bir uçak 30 tonluk yardım atabiliyor. Biz 42 bin ton yardım yaptık. Bir yanda 42 bin ton bir yanda 30 ton. Kanallar açık olsa daha fazlasını da yapacağız.”
]]>Yerel seçim sonuçlarını değerlendiren Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, ” İsrail, Türkiye’deki 31 Mart seçimlerinden duyduğu memnuniyeti dile getiren mesajlar paylaştı. Biz İsrail’i memnun etmek istiyor muyuz arkadaşlar? İsrail’i memnun etmek istemiyorsak eğer yarından itibaren tekrar çalışmaya başlayıp, yeniden nerede hata yaptık, neleri eksik yaptık, kimlere nasıl ulaşmamız gerekir… diye şapkamızı önümüze koyup, elimizi vicdanımıza koyup yeniden düşünmenin vaktidir” dedi.
Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, memleketi Erzurum’da AKP tarafından düzenlenen bayramlaşma programına katıldı. Yakutiye Kent Meydanı’nda düzenlenen programda konuşan Tekin, İsrail’in Filistine yönelik saldırılarını anlatarak, Ekim ayından bugüne kadar okul çağındaki 6 bin çocuğun öldürüldüğünü söyledi.
Bu bayramı biraz buruk yaşadıklarını ifade eden Tekin, “Ekim ayının başında başlayan İsrail saldırıları İsrail’in vahşice saldırıları neticesinde din kardeşlerimiz Ramazan ayını yaşamadıkları gibi bayrama da erişemeyecekler doğru dürüst. Sadece dikkatinizi çekmesi açısından söyleyeyim. Sadece okul çağında yaklaşık 6 bin çocuk öldürüldü. Ekim ayından bugüne kadar. Sadece okul çağındaki çocuk sayısını söylüyorum. Sivil ve yetişkin insan sayısını siz zaten her gün televizyonlarda duyuyorsunuz. Ben bu bayramın inşallah İsrail saldırılarının dünyada mazlum milletlere zulmeden bütün zalimlerin saldırılarının bittiği bir gün olmasını temenni ediyorum. Bu saldırıların sona ermesi Türkiye gibi ülkelerin mücadelesiyle mümkün” dedi.
Tekin, 31 Mart seçim sonuçlarına da değinerek, AKP’nin kurulduğu günden itibaren girdiği tüm seçimlerden bugüne kadar birinci parti olarak çıktığını söyledi. Tekin, konuşmasını şöyle sürdürdü:
TEKİN’DEN İSRAİL İDDİASI: “İSRAİL, SEÇİMLERDEN MEMMUNİYET DUYDUĞU MESAJLAR PAYLAŞTI”
“İlk defa bir seçimde biz içimiz buruk bir şekilde, biraz üzgün bir biçimde seçimlerden ayrılıyoruz. Biz, Adalet ve Kalkınma Partisi adına siyaset yapan kişiler, kazandığımızda da kaybettiğimizde de milletin iradesine saygı duymayı bildik. 1946 seçimlerinde olduğu gibi dönemin siyasi partisinin genel sekreteri ‘Milletin iradesi bizim istediğimiz gibi sonuçlanmayınca, yani seçimler bizim istediğimiz gibi sonuçlanmayınca, milli iradenin tecelli etmediğine karar verdik’ diyecek kişiler değiliz. Biz seçimden istediğimiz gibi sonuçlansa da sonuçlanmasa da milletin iradesinin bu yönde tecelli ettiğine inanıyoruz. Bize ne düşüyor? Bu bayramlaşma törenine gelen arkadaşlara, bütün Adalet ve Kalkınma Partisi adına sahada mücadele eden, fedakar, cefakar, AK Parti ailesine, bütün bu camianın mensuplarına düşen şey 4 yıl var önümüzde, 4 yıl boyunca milletin tekrar bize güvenmesini, milletin tekrar bizi tercih etmesini sağlayacak adımları atmakla mükellefiz.
Bu bayramı bir milat kabul edelim. Yarından itibaren bu seçimler için hep beraber mücadele etmeye başlayalım. Çünkü dünyanın her tarafında mazlumlar bizi bekliyorlar. İsrail, Türkiye’deki 31 Mart seçimlerinden duyduğu memnuniyeti dile getiren mesajlar paylaştı. Biz İsrail’i memnun etmek istiyor muyuz arkadaşlar? İsrail’i memnun etmek istemiyorsak eğer yarından itibaren tekrar çalışmaya başlayıp, yeniden nerede hata yaptık, neleri eksik yaptık? Kimlere, nasıl ulaşmamız gerekir diye şapkamızı önümüze koyup, elimizi vicdanımıza koyup yeniden düşünmenin vaktidir.”
]]>
İsrail 7 Ekim’den beri on binlerce ton bomba atarak 33 binden fazla Filistinlinin ölümüne ve 75 binden fazlasının yaralanmasına yol açan Gazze Şeridi’ndeki saldırılarına ara vermeden devam ediyor. Bölgedeki insanlar açlık ve sefaletin yanı sıra ölümün pençesinde hayata tutunmaya çalışıyor. Türkiye, Gazze’ye gönderdiği insanı yardım gemileriyle Filistinlilere yönelik desteğini ilk günden beri sürdürüyor. Son olarak ise Ticaret Bakanlığı, İsrail’e yönelik ihracat kısıtlamasının Gazze’de ateşkes ilan edilene ve Gazze Şeridi’ne yeterli miktarda kesintisiz insani yardım akışına izin verilinceye kadar yürürlükte kalacağını duyurdu.
İngiltere merkezli haber ajansı Reuters, “Türkiye, Gazze ateşkesi sağlanana kadar İsrail’e ihracat kısıtlamaları getiriyor” başlığı ile haberi okuyucularına servis etti.
“KISASA KISAS”
ABD merkezli Assosciated Press (AP), Türkiye-İsrail arasındaki ticari ilişkilerin ‘kısasa-kısas’a evrildiği ifade ederek, “İsrail’in Gazze’deki askeri eylemlerini sert bir şekilde eleştiren Türkiye, İsrail’e 54 çeşit ürünün ihracatını derhal geçerli olmak üzere kısıtladığını duyurdu” sözlerini kullandı.
“TÜRKİYE, İSRAİL’E İHRACATI KISITLIYOR”
Bloomberg ise, “Türkiye, Gazze’ye hava indirme yasağı nedeniyle İsrail’e ihracatı kısıtlıyor” başlığını attı. Haberde, “İsrail Dışişleri Bakanı, bu açıklamaya Türkiye menşeli ürünlerinin ithalatını engelleme tehdidiyle karşılık verdi.” denildi.
“TİCARET SAVAŞLARI”
İsrail’in en yüksek tirajlı gazetelerinden olan Times of Israel ise, Ankara’nın kararını ve Tel Aviv’ten gelen açıklamayı ‘ticaret savaşları’ olarak niteledi.
NE OLDU?
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Türkiye’nin Ürdün üzerinden Gazze’ye havadan yardım gönderme talebinin İsrail tarafından reddedilmesine ilişkin önceki gün yaptığı açıklamada “İsrail’in açlıkla boğuşan Gazzelilere havadan yardım ulaştırma girişimimizi engellemesinin hiçbir bahanesi olamaz. Bu durum karşısında biz de İsrail’e yönelik bir dizi yeni tedbir almayı kararlaştırdık.” dedi.
Ticaret Bakanlığı ise bugün yaptığı açıklamada Filistin’e saldırılarına devam eden İsrail’e yönelik 54 ürün grubunda ihracat kısıtlaması uygulanmasını kararlaştırdı.
Ticaret Bakanlığının İsrail’e yönelik ihracat kısıtlaması kararı aldığı ürün grupları şunlar:
1- Alüminyum profiller
2- Alüminyum teller
3- Boyalar
4- Bakır profiller, çubuklar ve teller
5- Beton mikserleri
6- Çelik borular ve bağlantı parçaları
7- Çelik filmaşin
8- Çelik kaplar ve depolar
9- Çelik köprü aksamı
10- Çelik kuleler
11- Çelik profiller
12- Çimento
13- Çimentodan, betondan veya suni taştan inşaat için bloklar ve levhalar
14- Demir çelikten tüm inşaat malzemeleri
15- Demir-çelik tüm teller
16- Ekskavatörler
17- Elektrik kabloları
18- Elektrik panolar
19- Fayanslar
20- Fiberoptik kablolar ve elektrik iletkenleri
21- Forkliftler
22- Granit
23- Halat ve kablolar
24- Hırdavat ürünleri
25- Hidrolik yağlar
26- İnşaat demiri
27- İnşaat makinaları
28- İnşaat yalıtım malzemeleri
29- İnşaatta kullanılan camlar
30- Kimyasal bileşikler
31- Kimyasal gübreler
32- Klinker
33- Kovalar, kepçeler, kürekler, kıskaçlar ve kancalar
34- Kükürt
35- Madeni yağlar
36- Makaralı zincirler
37- Mermer
38- Metal işleme makinaları
39- Metallerin işlenmesinde kullanılan kimyasallar
40- Mineral gübreler
41- Motor yağları
42- Paletler
43- Plastik borular
44- Sandviç paneller
45- Seramikler
46- Solvent boyalar
47- Tel çekme makinaları
48- Testere makinaları
49- Tuğlalar
50- Uçak benzini ve jet yakıtı
51- Vernikler
52- Vinçler
53- Yapıştırıcılar ve tutkallar
54- Yassı çelik ürünleri
]]>Bu yıl bayramı biraz buruk yaşadıklarını ifade eden Milli Eğitim Bakanı Prof. Dr. Yusuf Tekin, “Ekim ayının başında başlayan İsrail saldırıları, İsrail’in vahşice saldırıları neticesinde din kardeşlerimiz Ramazan Ayını yaşamadıkları gibi bayrama da erişemeyecekler doğru dürüst. İsrail sadece okul çağından yaklaşık 6 bin çocuk öldürdü. Bu bayramın inşallah İsrail saldırılarının dünyada mazlum milletlere zulmeden bütün zalimlerin, saldırılarının bittiği bir gün olmasını temenni ediyorum. Bu saldırıların sona ermesi Türkiye Cumhuriyeti ile birlikte diğer ülkelerin mücadelesiyle mümkün. Sayın Cumhurbaşkanımızın bu süreç içerisinde yürüttüğü görüşme trafiği, bu süreç içinde biz bakanlar olarak yurt dışına çıktığımızda Sayın Cumhurbaşkanımızın bizlere her bulunduğumuz ortamda İsrail zulmünü ifade etmemiz için verdiği talimatlar. Bu anlamda yürütülen hukuki süreçler. Biz Sayın Cumhurbaşkanımızın bu süreçte yaptıklarının şahidiyiz. Allah kendisinden razı olsun. Sayın Cumhurbaşkanımızın bu çabaları sayesinde bugün Türkiye’de İsrail saldırılarını lanetlemeyen, Filistin’e, Kudüs’e sahip çıkmayan tek bir parti yok, bütün siyasi partiler Sayın Cumhurbaşkanımızın çabaları yüzünden şu anda İsrail Filistin mevzusunda, Filistin’deki insanların yaşadığı zulmün farkına vardılar. Bunun da altını çizmek lazım. Daha düne kadar İsrail, Filistin nerede? Ne iş yapar? Nasıl bir zulümle karşı karşıya olduğundan bihaber olan insanlar bugün Sayın Cumhurbaşkanımıza bu süreçte, süreci yeterince sahiplenmemekle suçluyorlar. Bu haksızlıktır. Bir Müslümana düşen şey şehadetini dile getirmektir. Ben 1989 yılından beri Sayın Cumhurbaşkanımızın Filistinin uğradığı zulme, Filistinli insanların bağımsızlığı için mücadelesine bizatihi Müslüman olarak şahidiz. Bu şehadetimi de burada dile getirmek istedim.” dedi.
“Biz milletin iradesine her zaman saygı duyduk”
AK Parti’nin kurulduğu 2001 tarihinden itibaren bugüne kadar girdiği bütün seçimlerden, seçimleri açık ara birinci galibi olarak çıktığını vurgulayan Bakan Tekin, “İlk defa bir seçimde bir içimiz buruk bir şekilde, biraz üzgün bir biçimde seçimlerden ayrılıyoruz. Biz Adalet ve Kalkınma Partisi adına siyaset yapan kişiler kazandığımızda da kaybettiğimizde de Milletin iradesine saygı duymayı bildik. 1946 seçimlerinde olduğu gibi dönemin siyasi partisinin genel sekreteri “Milletin iradesi bizim istediğimiz gibi sonuçlanmayınca, yani seçimler bizim istediğimiz gibi sonuçlanmayınca, milli iradenin tecelli etmediğine karar verdik” diyecek kişiler değiliz. Biz seçimden istediğimiz bir sonuçlansa da sonuçlanmasa da Milletin iradesinin bu yönde tecelli ettiğine inanıyoruz. Bize ne düşüyor? Bu bayramlaşma törenine gelen arkadaşlara, bütün Adalet ve Kalkınma Partisi adına sahada mücadele eden, fedakar, cefakar, AK Parti ailesine, bütün bu camianın mensuplarına düşen şey 4 yıl var önümüzde, 4 yıl boyunca milletin tekrar bize güvenmesini, milletin tekrar bizi tercih etmesini sağlayacak adımları atmakla mükellefiz. Şu andan itibaren biz Sayın Cumhurbaşkanımızın talimatıyla bu mücadeleye başladık. Sizleri de 31 Mart defterini kapattık, saygı duyuyoruz. 2028’e kadar tekrar milletin teveccühünü en güçlü şekilde kazanmak üzere çalışmaya davet ediyorum. Var mısınız değerli hemşerilerim? Hiçbir şey kaybetmedik.” diye konuştu.
“İsrail’i memnun etmeyeceğiz
“Motivasyonlarını aynen devam ettirmekle mükellef olduklarını dile getiren Bakan Tekin, sözlerini şöyle sürdürdü “Dünya mazlumlarının hakkını savunmak için, Türkiye’de adaletin, Türkiye’de demokrasinin, Türkiye’de hak ve özgürlüklerin mücadelesini yeniden yapabilmek için, yeniden güçlü bir biçimde yapabilmek için 2028 seçimlerini hep beraber güçlü bir motivasyonla hazırlanacağız. Bu bayramı bir milat kabul edelim. Yarından itibaren bu seçimler için hep beraber mücadele etmeye başlayalım. Çünkü dünyanın her tarafında mazlumlar bizi bekliyorlar. İsrail Türkiye’deki 31 Mart seçimlerinden duyduğu memnuniyeti dile getiren mesajlar paylaştı. Biz İsrail’i memnun etmek istiyor muyuz arkadaşlar? İsrail’i memnun etmek istemiyorsak eğer yarından itibaren tekrar çalışmaya başlayıp, yeniden nerede hata yaptık, neleri eksik yaptık? Kimlere, nasıl ulaşmamız gerekir diye şapkamızı önümüze koyup, elimizi vicdanımıza koyup yeniden düşünmenin vaktidir. Ben Erzurum’da yetişmiş bir kardeşiniz olarak bu mücadelede her daim sayın Cumhurbaşkanımızın yanında olacağım. Bu mücadelede her daim Erzurum halkının içerisinde olacağımı, sizlerin huzurlarınızda bir kez daha ifade ediyorum. ve hep burada olacağım. Hep sizinle olacağım. Bu mücadeleyi hep beraber yürüteceğiz İnşallah diyorum. Tekrar bayramınızı tebrik ediyorum. Allah nice sağlıklı bayramlara erişsin diyorum.” – ERZURUM
]]>Bakanlıktan yapılan açıklamada, şu ifadelere yer verildi:
“FİLİSTİNLİLERİN YARDIMA ULAŞMALARI ENGELLENMEKTEDİR”
“İsrail’in, 7 Ekim 2023 tarihinden bu yana, 6 ayı aşkın süredir Gazze Şeridi’nde yürüttüğü ve ayrım gözetmeden masum Filistin halkına ve sivil yerleşim yerlerine yönelik topyekün katliamda hayatını kaybeden Filistinli kardeşlerimizin sayısı 33 binin, yaralı sayısı yüzbinlerin üzerindedir. Bunların büyük çoğunluğu kadın ve çocuklardan oluşmaktadır. Gazze Şeridi yerle bir olmuş, büyük bir yıkıma uğramıştır.
“Gazze Şeridi’nde hayata tutunmaya çalışan Filistin halkı, çağımızda benzeri görülmemiş biçimde açlıkla ve her türlü yoklukla mücadele etmekte, en temel gıda maddelerine, tıbbi yardım ve malzemeye ulaşmaları İsrail tarafından engellenmektedir. Açlıktan ölümler artmakta, salgın hastalıklar yayılmaktadır.”
Açıklamada, Türkiye’nin 7 Ekim 2023 tarihinden bu yana çatışmaların durdurulması, insani kayıp ve fiziki yıkımın engellenmesi, önce kalıcı ateşkes ve diplomatik çözüm arayışlarının hâkim olması ve Gazze’nin yeniden imarı için, gerek taraflar nezdinde, gerekse uluslararası arenada ve İslam dünyası bünyesinde siyasi ve diplomatik çalışmaları en üst düzeyde yapıldığı bildirildi.
“TÜRKİYE FİLİSTİN’E YARDIMDA EN ÖNDE GELEN 2 ÜLKEDEN BİRİ”
Açıklamanın devamında, “Türkiye, İsrail’in saldırıları başladıktan sonra Gazze’ye ve Gazze halkının yardımına koşarak, başta gıda, sağlık, tıbbi yardım ve binlerce hasta tahliyesi olmak üzere, gemilerle ve uçaklarla on binlerce ton yardımları ulaştırmış ve bu alanda dünyada en önde gelen iki ülkeden biri konumunda olmuştur.
Bununla beraber, İsrail, uluslararası hukuku alenen çiğnemeye devam etmekte, uluslararası camianın sayısız siyasi ve hukuki ateşkes ve kesintisiz insani yardım sağlama çağrılarını yok saymaktadır.
İsrail bugüne kadar uluslararası hukukun ve düzenin temel yapıtaşları olan Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, BM Genel Kurulu, BM İnsan Hakları Konseyi ve Uluslararası Adalet Divanı’nın bu yönde almış oldukları hiçbir kararı maalesef uygulamamıştır” denildi.
Bakanlık, kısıtlama kararını duyurduğu açıklamada ayrıca şunları belirtti:
Bu kapsamda,
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 2728, 2720 ve 2712 sayılı kararları,
Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun ES-10/21 ve ES-10/22 sayılı kararları,
Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi’nin A/HRC55/L.30 sayılı kararı,
Lahey’deki Uluslararası Adalet Divanı’nın İsrail aleyhinde soykırım sözleşmesini ihlal iddiasıyla açılan dava kapsamında aldığı 26 Ocak ve 28 Mart 2024 tarihli ihtiyati tedbir kararları,
İsrail’e çok açık biçimde ateşkese varması, ve BM ile tam işbirliği içinde, Gazze Şeridi’ndeki Filistinlilere ihtiyaç duydukları tıbbi malzeme ve sağlık hizmetleri dahil olmak üzere tüm temel insani yardımların kesintisiz şekilde sağlanmasına izin vermesi yükümlülüğü getirmiştir.
Özellikle BM Güvenlik Konseyi ve Uluslararası Adalet Divanı’nın söz konusu kararları hukuken bağlayıcıdır.
Türkiye, tüm bu kararların uygulanmasının takipçisi olacağını defaatle açıklamıştır.
9 NİSAN’DAN İTİBAREN İSRAİL’E İHRACAT KISITLAMASI
Bu doğrultuda, Türkiye, 9 Nisan 2024 tarihinden itibaren, ilk aşamada Ek’te belirtilen ürün grupları altında yer alan ürünlerin İsrail’e ihracatını kısıtlama kararı almış bulunmaktadır. Bu kararın gerekleri Ticaret Bakanlığı tarafından derhal yürütülecektir.
Bu karar, İsrail, uluslararası hukuktan kaynaklanan yükümlülükleri çerçevesinde, Gazze’de derhal ateşkes ilan edene ve Gazze Şeridi’ne yeterli miktarda ve kesintisiz insani yardım akışına izin verinceye kadar yürürlükte kalacaktır.
Esasen, çok önceden bu yana, İsrail’e askeri amaçla kullanılabilecek herhangi bir ürün veya hizmetin satışına ülkemizce izin verilmemiştir ve verilmemektedir.
Gazze Şeridi’nde gelinen vahim aşama çerçevesinde, uluslararası camianın tüm üyelerine çağrımız, İsrail’in uluslararası hukuktan kaynaklanan yükümlülüklerine uymasını teminen, üzerine düşenleri yerine getirmeleridir.
Türkiye Cumhuriyeti devleti ve halkı olarak, bugüne kadar olduğu gibi Filistin’in ve halkının yanında yer almaya ve desteklemeye devam edeceğiz.”
İsrail’e ticareti kısıtlanan ürün grupları şu şekilde:
Useyli, Türkiye ile Filistin arasındaki ticari ilişkilere dair AA muhabirine değerlendirmelerde bulundu.
Türkiye’yi bakan olmadan önce de bakanlığı döneminde de yılda en az iki üç kez Türkiye’yi ziyaret ettiğini kaydeden Useyli, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türk hükümeti ve Türk halkıyla ilişkilerinin çok iyi olduğunu vurguladı.
Useyli, Türkiye ile kardeş olduklarını belirterek, her zaman Türk hükümeti ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan güzel destek aldıklarını söyledi.
58 İslam ülkesinin katıldığı bir toplantıda Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın çok güçlü bir açılış konuşması yaptığını kaydeden Useyli, burada gösterilen Gazze’deki katliamı ve soykırımı anlatan iki dakikalık videonun da önemli olduğunu aktardı.
Useyli, Erdoğan’ın bu konuşmada Gazze’de ateşkesin durdurulması için çaba gösterilmesini ve Gazze halkına insani yardımın artırılmasını istediğini hatırlattı.
“Filistin ile Türkiye arasındaki resmi ticaret hacmi 1 milyar dolar gerçek rakam belki de iki katı”
Türkiye ile Filistin arasındaki ticari ilişkinin her geçen yıl arttığına işaret eden Useyli, rakamların gerçek hacmi yansıtmadığını söyledi.
Görev süresi boyunca son 5 yılda Filistin ile Türkiye arasındaki ticaret yılda ortalama yüzde 15 arttığına dikkati çeken Useyli, “2020’yi 2023’le kıyaslayacak olursam ticarette yüzde 48’lik bir artış yaşadık. Filistin ile Türkiye arasında neredeyse 1 milyar dolarlık ticaret hacmine ulaştık.” dedi.
Useyli, Türkiye ve Filistin arasındaki ticaretine ilişkin resmi rakamların gerçek hacmi yansıtmadığına dikkati çekerek, “Filistin ve Türkiye arasındaki resmi ticaret hacmi 1 milyar dolar. Ama asıl olan belki de bunun iki katı. Bunun nedeni de İsrail’in konşimentoda varış noktası İsrail olması konusundaki ısrarı. Eğer ki buraya Batı Şeria ya da Filistin yazılırsa, yaklaşık yüzde 12 fazladan vergi ödenmesi gerekiyor. İthalatçılarımız varış noktasını İsrail olarak yazıyor ki maliyeti düşürerek rekabet etmeye çalışıyor. Bu rakamların gerçeği yansıtmamasının arkasındaki nedenlerden birisi de bu.” diye konuştu.
Filistin’in en yüksek ticaret hacminin işgal nedeniyle İsrail ile olduğunu belirten Useyli, onun ardından Filistin’in bir numaralı ticaret ortağının Türkiye olduğunu vurguladı.
“Buradaki ürünlerin büyük bir kısmının Türk olduğunu göreceksiniz”
“Buradaki herhangi bir süpermarkete, perakende satış mağazalarına giderseniz ürünlerin büyük bir kısmının Türk olduğunu göreceksiniz.” diyen Useyli, son birkaç yıldır bakanlığı döneminde özel sektörden ve iş dünyasından Türk şirketlerin buradan resmi bayilikler vermeye teşvik ettiğini söyledi.
Useyli, Filistin’de birçok Türk markasının görülebileceğini belirterek, bakanlık döneminde Türkiye ile ilişkilerin artmasından memnuniyet duyduğunu, ticari ilişkilerin daha da artacağını dile getirdi.
Bakanlık döneminde Türkiye’deki tüm bakanlarla ilişkilerinin çok iyi olduğunu, Ticaret Bakanı Ömer Bolat ile de yakın çalıştıklarını kaydeden Useyli, “Son toplantıda Türkiye’ye hurma kotasının 3 bin tondan 5 bin tona çıkarılmasını istemiştim ki 5 yıl önce göreve geldiğimde bu rakam Türkiye’de yüzde 25 vergi muafiyetiyle yılda 1000 tondu.” ifadelerine yer verdi.
Useyli, bu artışın parlamentoda kabul edilmesini beklediklerini belirterek, “O zaman yılda 5000 ton olacak, bu da neredeyse dünyaya hurma ihracatımızın yüzde 50’sine denk gelecek.” dedi.
Öte yandan Cenin Sanayi Bölgesi’nin inşa edilmesiyle ilgili Useyli, bu nihayete erdirildiğinde Türk şirketlerinin Türkiye’deki avantajlarından buradaki üretimde de yaralanabileceğini söyledi.
İki ülke arasındaki ticaretin boyutlarının sorulması üzerine Useyli, “Endüstriyel makineler dahil ithal ettiğimiz tüm ürünler, her şeyimiz var. ya İtalyan makineleri alırdık, ya Alman makineleri, hatta Uzak Doğu’dan, Çin’den makineler alırdık. Bunları Türk makineleriyle değiştirdiler. Burada şunu görüyoruz, şunu söyleyebilirim, Türk ürünleriyle, Türk makineleriyle ‘Alman kalitesini Türk fiyatına’ aldık. Bu son derece önemli.” diye konuştu.
Useyli, Filistin’deki fabrikalar ziyaret edildiğinde Türkiye’de üretilen birçok makinelerin görülebileceğine işaret ederek, “Gıda maddeleri, inşaat malzemeleri ve deri dahil olmak üzere diğer tüm ürünler neredeyse burada. Türk ürünlerini alıyoruz” ifadelerini kullandı.
Useyli, öte yandan bazı projelerin TİKA finansmanıyla yapıldığını belirterek, inşaat malzemelerinin çoğunun Türkiye’den geldiğini aktardı.
“Gazze piyasası, Filistin piyasasının yüzde 40’ını temsil ediyor”
Useyli, Filistin’de üretimin düştüğünü belirterek, bazı şirketlerin kapandığını ve iflas ettiğini söyledi.
Turizm ve diğer sektörlerde küme halinde yüzde 50’den fazla bir düşüş yaşandığına işaret eden Useyli, “Çünkü Gazze piyasası, Filistin piyasasının yüzde 40’ını temsil ediyor. Bu Gazze piyasasındaki yüzde 40’ı kaybettik. Aynı şey Gazze için de geçerli. Gazze, Batı Şeria’ya birçok ürünü ihracat yapardı ancak savaş süresince bu artık yok. Gazze’de işsizlik şu anda yüzde 95 oranında.” diye konuştu.
Useyli, Gazze’de işsizlik oranın önceden yüzde 25 olduğunu dile getirerek, birçok şirketin varlığını sürdüremediğine de işaret etti.
Gelirin birçoğunun kaybedilmesi nedeniyle nakit para akışı ve dövizin de kısıtlı olduğunu anlatan Useyli, önceden ürünlerin ithalatından elde edilen vergi ödemelerinin yüzde 80’ini de İsrail’in aldığını söyledi.
Useyli, Filistin parasının da alındığını kaydederek, “Bu bir tür hırsızlık. Buradaki para akışı daha az, insanlar daha az para harcıyor ve fabrikalardaki tüm ürünleri de bu durum etkiliyor.” dedi.
Bazı ürünlerin yurt dışından satın alınması için ithalat izin lisansı gerektiğine işaret eden Useyli, bunu sağladıklarını çünkü İsrail’in bu izin belgesini görmesi gerektiğini anlattı.
İthal edilen tüm ürünler İsrail üzerinden gelmek zorunda
Useyli, “İthal edilen tüm ürünler İsrail limanına geliyor ve gümrüğünden geçiyor. Yani İsrail üzerinden gelmek zorundalar. Bazı ürünler İsrail standart kurumu tarafından kontrol ediliyor ve İsrailli ithalatçılar için bu bir günden daha az sürüyor. Bu bizim için haftalar alabiliyor. Haftalar sürdüğünde daha fazla pahalı ve maliyetli oluyor. Rekabet edemiyoruz çünkü ekstra maliyetimiz oluyor.” ifadelerini kullandı.
Bazen sağlık sertifikası gibi belgeler istediklerini anlatan Useyli, kargo faturasında da Filistin’e gelecek olsa bile son varış noktasının İsrail olarak gösterilmesi gerektiğine dikkati çekti.
Useyli, İsrail vatandaşı Filistinlilerin de İsrail’e ithalat yapacakları zaman, İsrail kurumlarına gittiklerini ama onların da aynı süreci izlemeleri gerektiğini söyledi.
“Filistin için istisna var”
Useyli, Türkiye’den birçok bakanı tanıdığını ve bir şey istediklerinde bakanların izin verdiklerini anlatarak, Kovid-19 salgını süresince yasak olsa bile ihtiyaç duyulan ürünlerin ihracına ya da ithalatına Türkiye’nin Filistin’i istisna tutarak izin verdiğini söyledi.
Salgın döneminde “dünyada eksikliği çekilen ve birçok ülke tarafından ihracat yasağı getirilen hammaddelere” Türkiye’nin Filistin için izin verdiğini kaydeden Useyli, “Tüm sağlık ürünlerini ve ilaçları burada üretiyoruz, buna ihtiyacımız vardı ve bize izin verdiler, bunu sağladılar. Bu istisnai bir ihracat. Her şeyi, her zaman, Türkiye’den aldık. Tüm bakanlar ‘Filistin için istisna var, ne isterseniz verebiliriz’ dediler.” diye konuştu.
]]>Filistin Ekonomi Bakanlığı Politika ve İstatistik Departmanı Direktörü Yusuf, AA muhabirine yaptığı açıklamada, 10 yıl önceye kadar İsrail’den sonra Filistin’e ürün ihraç eden ülkelerin başında Çin’in geldiğini söyledi.
Filistin’in ithalat yaptığı Türkiye’nin son 5 yılda Çin’in yerini aldığına dikkati çeken Yusuf, “İsrail’i istisna tutarsak Filistin pazarına en çok ürün ihraç eden ülke Türkiye’dir.” diye konuştu.
Filistin piyasalarına ithal edilen Türk ürünlerinin diğer dünya ülkeleri ürünlerine oranla hızla artarak birinci sırada yer aldığına vurgu yapan Yusuf, Filistin’in Türkiye’yle ticaret hacminin ithalat ve ihracat düzeylerinde net artış gösterdiğini belirtti.
Filistin ürünlerinin Türk pazarındaki payı da arttı
Filistinli yetkili Yusuf, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Karşılıklı ticaret hacmi rakamlarındaki artış oranı net ortada. İki ülke (Filistin-Türkiye) arasındaki ticaret hacmi 2022 yılında 900 milyon doları aştı. İkili ticaret hacmi 2022 yılında 2021’e oranla yüzde 12 arttı, 2021 yılında ise 2020 yılına oranla yüzde 32 arttı. Bu da (Türkiye’den Filistin’e) ithalatın büyümesini gösteriyor.”
Türkiye’nin Filistin’e ihraç ettiği ürünlerin başında demir, ahşap, bitkisel yağlar, tekstil, mobilya ve gıda ürünlerinin geldiğine vurgu yapan Yusuf, “Türkiye, Filistin ithalat pazarında lider olmakla yetinmiyor. Bilakis Ankara, Filistin ürünlerinin de Türk pazarındaki payını artırmasına katkı sundu.” ifadelerini kullandı.
Türk üreticilerin Filistin pazarında kabul gördüğünün altını çizen Yusuf, bunun da Türk ürünlerinin yüksek kalite standartlarından taviz vermediğinin göstergesi olduğunu söyledi.
Yusuf, “Ticaretteki bu rakamlar aslında Türkiye’nin Filistinlilere ne kadar yakın olduğunu ve onlara desteklerini yansıtıyor. Filistinli tüketici de yabancı veya İsrail menşeli ürünlere göre Türk ürünlerini daha kaliteli görüyor.” dedi.
Filistin’e ithalat İsrail üzerinden yapılıyor
Filistin ticaretinin İsrail üzerinden yapılması sebebiyle hem Filistin’in hem de İsrail’in ticaret verilerinin çarpıtıldığını vurgulayan Yusuf, “Türkiye, Filistin pazarının ihtiyaçlarını karşılayacak birçok alanda sanayisi olan bir ülkedir. Ancak İsrail’in kısıtlamaları ve onunla olan ekonomik anlaşmalar, Filistin ile Türkiye arasında ticari alışverişte ortaklık kurulmasını kısıtlıyor.” ifadelerini kullandı.
Filistin yönetiminin sınır kapıları konusunda bir egemenliğe sahip olmadığına işaret eden Yusuf, dolayısıyla Filistin’in ithal ettiği tüm ürünlerin İsrail’den geçmek zorunda kaldığını belirtti.
İsrail’in tüm sınır kapılarını kontrolünde tuttuğunun altını çizen Yusuf, “Filistin’in ithal ettiği ürünler, Akdeniz’e açılan Hayfa veya Aşdod limanlarından ulaştırılıyor. İthalat aynı zamanda Ürdün’le olan sınır kapısı üzerinden ulaştırılıyor.” diye konuştu.
Yusuf, İsrail’in sınır kapılarını kontrolünde tutması sebebiyle Filistin’e ithal eden edilen ürünlerin maliyetlerini artırdığını ve bunun da tüketiciyi etkilediğini aktardı.
İsrail ile Filistin Kurtuluş Örgütü arasında 1994’te imzalanan Paris Ekonomi Protokolü gereğince Filistin dış ticareti sadece İsrail üzerinden yapılıyor.
Filistin İstatistik Merkezi verilerine göre, İsrail’den sonra Filistin’in en büyük ticaret ortağı ülkeler yıllık 900 milyon doları aşan rakamlarla Türkiye ve Çin’dir.
Filistin’in dünya ülkelerinden ithal ettiği ürünler, Hayfa ve Aşdod limanlarından teslim alınarak kara yoluyla Filistin pazarına ulaştırılıyor.
Paris Ekonomi Protokolü gereğince İsrail yönetimi, kontrolü altındaki sınır kapılarından Filistinliler adına topladığı vergileri, aylık olarak Filistin hazinesine aktarıyor.
]]>Ramazan ayı boyunca devam eden eylemler, Filistin davasını destekleyen çok sayıda sivil toplum kuruluşu (STK) ve bağımsız aktivistler tarafından organize ediliyor.
Tunus’ta hoşgörü kültürünü yaymayı amaçlayan STK’lardan Tunus Hoşgörü Birliği Başkanı Selahhaddin el-Masriy, AA muhabirine yaptığı açıklamada, “Filistin direnişini; Arap ve İslam halklarının ve tüm dünyada özgürlüğü savunan bireylerin onurunu temsil eden bir dava olarak görüyoruz.” dedi.
Masriy, Filistin’de İsrail’e karşı mücadele veren grupların “Gazze halkına destek için ramazan ayında tüm dünyayı Ramazan Tufanı’na katılmaya ve küresel düzeyde gösteriler düzenlemeye” çağırmasının ardından Tunus’ta ramazanı “Filistin ile dayanışma ayı” olarak ilan ettiklerini vurguladı.
Filistin davası farklı görüşteki insanları birleştirdi
Ramazan ayı boyunca düzenledikleri tüm eylemlerde Gazzeliler ile dayanışma mesajı verdiklerine dikkati çeken Masriy, “Filistin halkına ve direnişine sempati duymayan hemen hemen hiçbir Arap veya Müslüman yoktur. Tunus’ta ABD gibi İsrail’in saldırılarına destek veren ülkelerin büyükelçilikleri önünde düzenlediğimiz eylemlere katılım yüksek oldu.” diye konuştu.
Tunus’ta Filistin ile dayanışma için farklı görüşlerden insanların ortak eylem gerçekleştirdiğine işaret eden Masriy, sözlerini şu şekilde sürdürdü:
“Ülkede farklı görüşler arasındaki birlik, kısa sürede tesis edilemeyecek bir mücadele ve ısrarlı çalışmanın sonucunda gerçekleşiyor. Biz, Tunus’ta, bir grup STK’nın dahil olduğu normalleşmeye (İsrail ile) karşı koymak için bir Tunus ağı oluşturmayı başardık. Bize, Filistin direnişini desteklemeyi ve normalleşmeyi suç saymayı benimseyen partiler de destek veriyor. Bu sayede Gazzelilere destek için daha güçlü ortak eylemler düzenliyoruz.”
“Tunusluları Gazze’ye yönelik Siyonist saldırılara karşı seferber etmeyi hedefliyoruz”
Tunus’ta çalışmalarını yürüten Filistin Dostluk Derneği İcra Müdürü Beşir Hudri de dernek olarak İsrail’in Gazze’ye saldırı başlatmasından iki hafta sonra Tunus genelinde eylemler tertip ettiklerini söyledi.
Tunusluları Gazze’ye yönelik Siyonist saldırılara karşı seferber etmeyi hedeflediklerini belirten Hudri, “Filistinli direniş gruplarının ramazan ayı öncesi yaptığı çağrının ardından derneğimiz haftalık eylem kararı aldı. Farklı düşüncelerden insanlar da bize destek veriyor. Filistin’i savunmak sadece Filistinlilerin değil tüm dünyada özgürlüğe inanan insanların da hakkı.” dedi.
Tunus’ta “Filistin İçin Ortak Eylem Koordinasyonu” kuruldu
Tunus’taki sol görüşlü gençlik hareketleri ve STK’lar tarafından kurulan Filistin Ortak Eylem Koordinasyonu üyesi Vail Nevvar, 7 Ekim’den bu yana düzenledikleri birçok eylemle İsrail’i ve İsrail’e destek veren ülkeleri protesto ettiklerini belirtti.
Filistinli direniş gruplarının ramazan ayı öncesi yaptıkları dayanışma çağrısına cevaben eylem sayılarını arttırdıkları aktaran Nevvar, “Filistin halkını ve direnişini desteklemek için düzenlenen gösterilerin koordinasyonunu sağladık. Böylece Tunus’ta, Gazze’ye destek gösterileri büyük ya da küçük çaplı olsun hemen her gün düzenlenmeye başladı.” ifadelerini kullandı.
Kanunsuz bir iş yapmadıklarını vurgulayan Nevvar, düzenledikleri eylemler arasında İsrail ürünlerini boykot ve bu ürünlere ilişkin reklam panolarını tahrip etmek olduğunu aktardı.
]]>Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığından yapılan açıklamaya göre başkanlık tarafından, Türkiye’nin Londra Büyükelçiliği’nde “Türkiye- Birleşik Krallık İlişkileri Paneli” gerçekleştirildi.
Türkiye ve Birleşik Krallık’ın Brexit sonrası ilişkilerinde değişen dinamikler ve iki ülke ilişkilerinin değerlendirildiği panele çok sayıda akademisyen, düşünce kuruluşu temsilcileri, gazeteci ve iş insanı katıldı.
Cumhurbaşkanı İletişim Başkanı Altun da panelin açılışında katılımcılara video mesajla hitap etti.
Dünyanın karanlık bir girdaptan geçtiğini ve farklı sınamalarla karşı karşıya kalındığını belirten Altun, bu süreçte bölgesel ve küresel krizlere, çatışmalara sık sık tanık olunduğunu ifade etti.
Son dönemde yaşanan Ukrayna- Rusya savaşının bu krizlerden biri olduğuna işaret eden Altun, “Türkiye olarak bizler, en başından beri taraflara itidal çağrısı yaptık. Onurlu bir barışın kaybedeni olmayacağı şiarıyla ihtilafların savaşla değil, müzakereyle çözülmesi gerektiğini belirttik. Ukrayna-Rusya savaşının gıda krizi gibi küresel sonuçları da oldu. Tahıl Koridoru Antlaşması ile dünyanın bir gıda krizi yaşamasının önüne geçtik.” ifadesini kullandı.
Altun, bugün küresel sonuçları olan bir diğer sorunun da İsrail’in Filistin’e saldırıları olduğuna dikkati çekti.
Yıllardır devam eden İsrail zulmünün şu anda farklı bir merhaleye işaret ettiğini belirten Altun, İsrail’in 6 aydır devam eden saldırılarında açlığı bir silah olarak kullandığını, bölgeye sağlıklı bir insani yardım bile yapılamadığını ifade etti.
İnsani felaketlerin yanı sıra ırkçılık, ayrımcılık, İslamofobi gibi özellikle Müslümanların yaşadığı sorunların da günden güne arttığını anlatan Altun, şu değerlendirmelerde bulundu:
“Özellikle Batı ülkelerinde son yıllarda yükselen ırkçılık ve yabancı düşmanlığı, devletlerin giderek kendi içine kapanmasına neden olmaktadır. Küresel alanda korumacılığın artması da mazlum ve muhtaç durumdaki binlerce kişiyi en temel insani yardımlardan mahrum bırakmaktadır. Biz Türkiye olarak, ırkçılığın ve ayrımcılığın her türlüsüne karşıyız. Tüm dünyanın yüzleşmesi gereken mülteci sorununda en iyi sınavı veren ülkelerden biriyiz. Mülteci sorununa kalıcı bir çözüm bulunması ancak küresel refahın adil bölüşümüne dayanan bir sistem kurmakla mümkündür.”
“Filistinlileri ve hakikati savunmak, bir anlamda insanlık onurunu savunmak demektir”
Altun, söz konusu tüm bu sorunları daha kaotik hale getirenin ise dezenformasyon sorunu olduğuna işaret ederek, çağın vebası haline gelen dezenformasyon sorununun toplumları ve kurumları ifsat eden en tehlikeli salgın olduğunu bildirdi.
Dezenformasyonu sadece ulusal değil, küresel ölçekte bir sorun olarak gördüklerinin altını çizen Altun, şöyle konuştu:
“Bu yüzden bölgesel çatışmalardaki dezenformatif faaliyetleri de ifşa etmekten kaçınmıyoruz. İsrail’in acımasız saldırılarını örtbas etmek için kullandığı sistematik dezenformasyon kampanyalarıyla da ilgili kurum ve kuruluşlarımız aracılığıyla mücadele ediyoruz. Çünkü İsrail hem Filistinlileri hem de bizatihi hakikati katlediyor. Filistinlileri ve hakikati savunmak, bir anlamda insanlık onurunu savunmak demektir. Türkiye, Filistin başta olmak üzere, bölgesel ve küresel sorunlarda İngiltere ile her türlü işbirliğine açıktır.”
Londra’da Türkiye Yüzyılı Sergisi
Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığınca Londra Yunus Emre Enstitüsü’nde de Türkiye’nin doğal ve tarihi güzelliklerini yansıtan “Türkiye Yüzyılı Sergisi” düzenlendi.
Öte yandan, İngiltere’de 2011 yılından bu yana her yıl düzenlenen Ramazan Çadırı Projesi kapsamında Londra Trafalgar Meydanı’nda bir iftar programı da gerçekleştirilecek.
]]>Lahey’de uluslararası mahkemenin bulunduğu Barış Sarayı’nda halka açık olarak yapılacak dava saat 10:00’da başlayacak.
Davanın ilk gününde, Nikaragua sözlü savunma yapacak. Duruşmanın yarınki bölümünde ise Almanya, hakkındaki iddialara yanıt verecek.
Bu dava, Uluslararası Adalet Divanı’nın baktığı, Güney Afrika Cumhuriyeti’nin İsrail aleyhine açtığı davadan sonra Gazze’deki gelişmelere ilişkin ikinci “soykırım davası” olacak.
Dava neden gündeme geldi?
Birleşmiş Milletler Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi uyarınca, taraf olan ülkerin dava açma ya da var olan davalara müdahil olma hakkı bulunuyor.
İsrail-Hamas savaşının başladığı 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze’deki Filistin halkı açısından durumun giderek kötüye gittiğini vurgulayan Nikaragua’ya göre, Almanya da İsrail’in işlediği suçlara ortak oluyor.
Nikaragua, Almanya’nın Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi, 1949 Cenevre Sözleşmeleri ve Ek Protokolleri ile “uluslararası insani hukukun ihlal edilemez ilkeleri” kapsamındaki yükümlülüklerini ihlal ettiğini savunuyor.
Almanya neyle suçlanıyor?
Davacı Nikaragua’ya göre, Almanya, İsrail’e siyasi, mali ve askeri destek sağlayarak “Gazze’deki soykırıma suç ortaklığı” yapıyor.
Nikaragua, dava dilekçesinde, Birleşmiş Milletler’e bağlı Filistinli Mültecilere Yardım Kuruluşu’nun (UNRWA) finansmanını kesen Almanya’nın, “soykırımın işlenmesini kolaylaştırdığını” belirtiyor.
İsrail, Hamas tarafından 7 Ekim 2023’te düzenlenenen saldırılara çok sayıda UNRWA çalışanının karıştığını öne sürmesinin ardından, Almanya’nın da aralarında olduğu bazı ülkeler BM’ye bağlı Filistinli mültecilere yardım kuruluşuna mali yardımı kesmişti.
Nikaragua’nın dilekçesinde, savaşın başlamasından bu yana “Gazze Şeridi’ndeki nüfusa odaklanarak Filistin halkına yönelik bir soykırım riskinin kabul edildiğine” vurgu yapılıyor.
Nikaragua, uluslararası sözleşmeler gereği, Almanya’nın bir soykırımı önlemekle yükümlü olmasına rağmen, bu konuda çok az şey yaptığını savunuyor.
Nikaragua, mahkemeden hangi taleplerde bulunuyor?
Orta Amerika ülkesinin başvurusunda, Almanya’nın, “soykırıma ortak olma, kolaylaştırma ve göz yumma” suçları gerekçesiyle yargılanması isteniyor.
Dilekçede Almanya, “uluslararası hukuku ve diğer emredici genel normları ciddi biçimde ihlal etmekle” de suçlanıyor.
Nikaragua, dava sonuçlanana kadar, Uluslararası Adalet Divanı’nın, Gazze Şeridi’nde meydana gelen uluslararası hukuk ihlalleri ve Almanya’nın rolü konusunda acil geçici önlemler almasını istiyor.
Nikaragua daha önce Almanya, İngiltere, Hollanda ve Kanada’ya, “İsrail’e silah sağlamaya devam etmeleri halinde yasal yollara başvuracakları” uyarısında bulunmuştu.
Duruşmalardan hangi sonuç bekleniyor?
Davada bugün Nikaragua, yarın da Almanya sözlü savunma yapacak.
Mahkeme, sözlü savunmaların ardından, önümüzdeki günlerde davaya ilişkin kararını açıklayacak.
Latin Amerika’da Filistin’e destek sadece Nikaragua ile sınırlı değil. Orta ve Güney Amerika’da çok sayıda ülke, İsrail’in Gazze’deki saldırılarına tepki göstererek, Filistin’e destek çıkıyor.
Kolombiya, geçen Cuma günü BM’nin en üst yarı organı olan Uluslararası Adalet Divanı’na başvurarak, Güney Afrika’nın soykırım suçlamasıyla İsrail aleyhine açtığı davaya müdahil olmak istedi.
Brezilya Devlet Başkanı Lula Da Silva, İsrail’in Gazze’deki askeri operasyonlarını eleştirerek, bunu 2. Dünya Savaşı sırasındaki Yahudi Soykırımına (Holokost) benzetti. İsrail, Da Silva’ya sert tepki gösterdi.
Şili ve Meksika gibi ülkeler de, Gazze’de ve işgal altındaki Filistin topraklarında yaşanan olaylara ilişkin endişelerini sık sık dile getiriyor.
]]>TÜRK VATANDAŞLARI VE ŞİRKETLERİ GÜNDEN GÜNE İSRAİL’E SATIŞLARINI SONA ERDİRİYOR
Türkiye vatandaşları ve şirketleri, İsrail’in insanlık dışı saldırıları sonrası bu ülkeye satışlarını günden güne sona erdirirken ve siparişleri iptal ederken, ülkeden mevcut ticaret, devlet şirketleri tarafından değil, aralarında uluslararası firmaların da bulunduğu şirketler tarafından gerçekleştiriliyor. İsrail’e yönelik olarak transit ticarete konu ürünlerde Türkiye limanlarına uğrayan gemilerin sonraki destinasyonları da bu çerçevede yer alıyor.
Türkiye, Birleşmiş Milletler (BM) kapsamında bulunan yaptırımları tanıyor. Bu kapsamda İsrail’in terör saldırıları ile ilgili olarak da bu ülkeye karşı BM’de alınacak tüm kararlara da öncülük ediyor.
FİLİSTİN’E GÖNDERİLEN MALLAR, İSRAİL ÜZERİNDEN GEÇİŞ YAPIYOR
Türkiye’den Filistin’e yönelik gönderilen mallar, Filistin’in kendine ait gümrüklerinin olmaması nedeniyle İsrail üzerinden ve İsrail gümrükleri aracılığıyla Filistin’e geçiş yapıyor. Filistin’e gelecek mallarda varış noktası olarak İsrail’in gösterilmesi veya “via Israel” ibaresinin bulunması zorunlu tutuluyor. Ayrıca İsrail tarafından Oslo anlaşmaları gösterilerek, Üçüncü ülkelerin Filistin ile doğrudan kurduğu yasal ilişkiler de İsrail tarafından tanınmıyor.
Filistin’e ağırlıklı olarak deniz yoluyla yapılan ihracat (yüzde 96,5) Hayfa ve Aşdod limanları üzerinden İsrail’e giriyor ve Hayfa limanına gelen mallar Filistin/ Batı Şeria’ya gönderiliyor. Filistin’e giden Türk mallarının bir kısmı doğrudan Batı Şeria veya Gazze’de kurulu şirketlere İsrail üzerinden yapılıyor. Yine bu bölgelerde bulunan bazı büyük tüccar ve iş insanları, İsrail’de İsrail mevzuatına uygun bir şirket kurarak ya da bir İsrailli acente üzerinden malları millileştiriyor. Millileştirilen mallar iç ticaret gibi görünerek İsrail üzerinden Filistin’e geçiriliyor.
İsrailli tüccarlar, Filistinli tüccarlara satmak üzere Türkiye’den mal alırken bazı Filistinliler de İsrail’e satmak üzere Türkiye’den ithalat yapıyor. İsrail vatandaşı olan Filistinliler, Türkiye’den aldıkları malların bir bölümünü İsrail içinde tüketirken diğer bölümünü de Batı Şeria ve Gazze’ye satıyor. Bu sebeplerden dolayı, ulusal istatistiklere yansıyan verilerde Filistin’e yapılan ticaretin hemen hemen tamamı İsrail olarak görünüyor.
İsrail’in, üçüncü ülkelerin Filistin ile yaptığı ticareti Gazze özelinde yasaklamış olması, Gazze’den Mısır’a açılan Refah Sınır Kapısı’ndan ticari işlemlere müsaade etmemesi nedeniyle şu andaki durumda, Filistin ile ticaret mutlaka İsrail üzerinden gerçekleştirmek zorunda kalınıyor.
TÜRKİYE’DEN FİLİSTİN’E İNSANİ YARDIM
Türkiye, Filistin’in haklı davasını desteklerken ve bu desteği siyaset üstü niteliğiyle de süreklilik arz ediyor. Türkiye’den şu ana kadar Gazze’ye ulaştırılmak üzere El Ariş’e yaklaşık 7 bin 400 ton insani yardım gönderildi. Ambulanslar, ilaç ve tıbbi malzemelerle sahra hastanesi ekipmanlarından, jeneratörler ve taşınabilir güç kaynakları, seyyar aşevleri ve barınma malzemelerine kadar geniş bir skalada yardımlar sürdürülüyor.
İsrail saldırıları nedeniyle faaliyetlerini durdurmak zorunda kalan Gazze Türk-Filistin Dostluk Hastanesi’nde tedavi gören kanser hastaları başta olmak üzere çok sayıda hasta ve yaralı da Türkiye’ye getirilerek, tedavilerinin burada yürütülmesi temin ediliyor. Bunların arasında çok sayıda çocuk da yer alıyor.
Öte yandan Gazze’de sahra hastanesi kurma çalışmaları tüm hızıyla devam ediyor. İnsani durumun vahameti göz önünde bulundurularak, geçen yıl yapılan 10 milyon dolara ilave olarak Birleşmiş Milletler Yakın Doğu’daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansı’na 1 milyon dolar daha katkı sağlandı.
]]>Hamas’ın 7 Ekim’de İsrail’in güneyine girerek Aksa Tufanı Operasyonu’nu başlatmasının ardından İsrail’in Gazze’ye yönelik başlattığı saldırılarda 6 ay geride kaldı. Gazze’deki sivilleri hedef alan İsrail 6 aydır hastane, okul, yerleşim alanı demeden saldırılarını sürdürüyor. Gazze Şeridi’nde büyük yıkıma neden olan İsrail, Gazze Şeridi’ni bombalayarak nüfusun büyük çoğunluğunu yerinden etti, çok sayıda sivilin Gazze’nin en güneyindeki Refah kentine kaçmasına neden oldu. İsrail, saldırılarının yanı sıra yıkıma neden olduğu Gazze Şeridi’nde yardımların gelmesini engelleyerek de Filistin halkına soykırım yapıyor. Dünya genelinde geniş kitleler tarafından protesto edilen İsrail, dizginlenemeyen saldırıları ve son eylemleri nedeniyle uzun süreli müttefiki ABD ile ilişkileri de geriliyor.
İsrail, 6 ayda 33 bin 137 Filistinlinin ölümüne neden oldu
İsrail’in 6 aydır ara vermediği saldırılarında en az 13 bini çocuk 33 bin 137 sivilin ölümüne neden oldu. 75 bin 815 kişinin yaralandığı İsrail’in saldırılarında nüfusun yüzde 70’ine denk gelen 1.7 milyon Filistinli yerlerinden edildiği Gazze’de yüzde 55.9 bina, yüzde 60 ev yıkıldı ya da kullanılamaz hale geldi. Yüzde 90 okulun saldırılarda hedef alınarak yıkıldığı Gazze’de 69 hastaneden yalnızca 10’u kısmi olarak hizmet verebiliyor. Birleşmiş Milletlere göre, Filistinli 1.1 milyon Filistinli sivil “felaket boyutunda” gıda güvensizliğiyle, Gazze’nin kuzeyinde ise 2 yaş altı çocukların yüzde 31’i akut yetersiz beslenme karşı karşıya. Çocukların yüzde yüzü yani hiçbir çocuk okula gidemiyor. Bu da Gazze’de eğitimin devam etmediği anlamına geliyor. İsrail’in 6 aydır devam eden saldırılarında 227 caminin yerle bir olduğu Gazze’de 3 kilise de yıkıldı.
İsrail 604 asker kaybetti
İsrail ordusunun yayınladığı son verilerde ise, 7 Ekim’den bu yana 204’ü Gazze içinde 604 İsrail askeri öldü. Sivilleri hedef alan İsrail ordusu, 41 İsrail askerini kendi saldırılarında öldürdü.
7 Ekim 2023’te İsrail’e karşı “Aksa Tufanı Operasyonu” başlatıldı
Hamas’ın silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları, İsrail’e karşı “Aksa Tufanı Operasyonu” başlatıldığını, ilk 20 dakikada 5 bin roket ve havan fırlatıldığını duyurdu. Hamas, İsrail’in güneyinde düzenlenen Supernova Festivalini basarak bazı İsraillileri rehin aldı. Alarm geçildiğini duyuran İsrail Savunma Kuvvetleri (IDF), Hamas’ın Aksa Tufanı Operasyonu’na karşı “Demir Kılıçlar Operasyonu” başlatıldığını duyurdu. İsrail’e ait savaş uçakları Gazze’ye saldırılarına başladı. Bir gün sonra savaş ilan eden İsrail, saldırılarına ara vermedi.
İsrail, 9 Ekim’de Gazze’ye tam kuşatma ilan etti
Saldırılarını sivilleri hedef alarak gerçekleştiren İsrail, 9 Ekim 2023’te Gazze’ye yönelik “tam kuşatma” ilan etti. İsrail Savunma Bakanı Yoav Gallant “ne elektrik, ne gıda, ne de yakıt” girişine izin verilmeyeceğini söyledi.
11 Ekim’de Gazze’nin elektrik santrali faaliyetlerini durdurdu
Savaş durumuna geçen İsrail’de Netanyahu hükümeti savaş kabinesini kurdu. İsrail’de 360 bin yedek askeri göreve çağrılırken, İsrail saldırılarında Gazze İslam Üniversitesi’ni vurdu. Gazze’de faaliyet gösteren tek elektrik santrali, İsrail’in kuşatması nedeniyle yakıtın tükenmesi sonucu faaliyetlerini durdurdu. İsrail ordusu, Gazze’nin Mısır sınırındaki Refah sınır kapısını vurdu.
USS Gerald R. Ford uçak gemisi Doğu Akdeniz’e konuşlandırıldı
İsrail, 12 Ekim’de ise Gazze’nin kuzeyinde yaşayan 1 milyondan fazla Filistinliye Gazze’nin güneyine gitmeleri için 24 saat süre verdi. Ancak 24 saat dolmadan bu kez de güneye hareket eden sivilleri vurdu. Bu sırada, ABD’den İsrail’e destek gecikmedi. ABD donanmasına ait USS Gerald R. Ford uçak gemisi İsrail’e destek amacıyla Doğu Akdeniz’e konuşlandırıldı.
17 Ekim’de İsrail hastaneleri hedef almaya başladı
İsrail savaş uçakları, Gazze Şeridi’nde bulunan Baptist Hastanesi’ni (Al Ahli Arab Hastanesi) vurdu. En az 500 kişinin hayatını kaybettiği hava saldırısı Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından kınandı.
Refah sınır kapısı yeniden açıldı
İsrail saldırılarına maruz kalan Filistinlinin dünya ile tek bağlantısı Mısır sınırındaki Refah sınır kapısı 21 Ekim’de yeniden açıldı. Mısır, sınır kapısını açarak Gazze Şeridi’ne kısıtlı da olsa yardımların girmesini sağladı. Mısır Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Ahmed Abu Zeid, Gazze Şeridi ve Mısır arasındaki Refah Sınır Kapısı’nın açık olduğunu belirterek, “Mısır, üçüncü ülke vatandaşlarının çıkışını engellemekten sorumlu değildir” dedi.
İsrail’den Şifa Hastanesine baskın
İsrail Savunma Kuvvetleri, 15 Kasım’da yüzlerce hastaya ve yerinden edilmiş binlerce insana ev sahipliği yapan Şifa Hastanesi’ne baskın düzenledi.
Husiler, Kızıldeniz’de gemiye el koydu
Yemen’deki İran destekli Husiler, 19 Kasım’da İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik saldırılarına tepki olarak Kızıldeniz’de İsrail’e ait gemileri hedef alacaklarını açıkladı. İsrail’e ait olduğu iddia edilen ve 25 mürettebatı bulunan bir kargo gemisine Kızıldeniz’de Husiler tarafından el konuldu.
Gazze’de 4 günlük insani ara başladı
Katar’ın arabuluculuğu sonucu İsrail ile Hamas arasında varılan 4 günlük insani ara, 24 Kasım’da yerel saatle 07.00’de yürürlüğe girdi. Anlaşma kapsamında İsrail hapishanelerindeki 4 gün boyunca toplam 150 Filistinli ile Gazze’deki 50 İsrailli esir takas edildi.
15 Aralık: İsrail güçleri “yanlışlıkla” üç rehineyi öldürdü
İsrail Savunma Kuvvetleri (IDF) tarafından 12 Aralık’ta yapılan açıklamada, Gazze Şeridi’nde kara operasyonunun başladığı 27 Ekim’den beri 105 İsrail askerinin hayatını kaybettiği, askerlerden 20’sinin “dost ateşi” sonucu öldüğü belirtildi. Hedef gözetlemeden saldırı düzenleyen İsrail güçleri, 15 Aralık’taki açıklamasında ise Gazze’de 3 İsrailli rehineyi “yanlışlıkla” vurarak öldürdü.
Güney Afrika, İsrail’e dava açtı
Güney Afrika Cumhuriyeti, Gazze Şeridi’ne yönelik saldırıları nedeniyle İsrail’e 1948’de Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından kabul edilen Soykırım Sözleşmesi kapsamındaki yükümlülüklerini ihlal ettiği gerekçesiyle Uluslararası Adalet Divanı’nda soykırım dava açtı. Davanın ilk duruşması 11 Ocak’ta Lahey’de görülmeye başlandı.
26 Ocak: İsrail’in soykırım ile yargılanması kararı
Uluslararası Adalet Divanı (ICJ), Güney Afrika’nın İsrail aleyhinde açtığı “Gazze’de soykırım davası” başvurusunu kabul ederek İsrail’in davanın reddi talebini ise reddetti. İsrail’in soykırım suçu ile yargılanması kararı alınırken, İsrail’in soykırımı önlemek için tüm tedbirleri almasına hükmetti.
Gazze’ye ilk havadan yardım
İsrail’in şiddetli bombardımanına maruz kalan Gazze’nin kuzeyine, 22 Şubat’ta 7 Ekim’den bu yana ilk kez havadan insani yardım indirildi.
Ölü sayısı 30 bini geçti
İsrail ordusunun Gazze Şeridi’ndeki yerleşim bölgelerine, hastanelere, mülteci kamplarına yönelik saldırıları devam ederken Filistin Sağlık Bakanlığı 29 Şubat’ta yaptığı açıklamada İsrail’in 7 Ekim’den bu yana Gazze Şeridi’ne düzenlediği saldırılarda hayatını kaybedenlerin sayısının 30 bin 35’e, yaralı sayısının ise 70 bin 457’ye yükseldiğini duyurdu.
Güney Kıbrıs’tan Gazze’ye ilk yardım gemisi 12 Mart’ta yola çıktı
Gazze’ye 7 Ekim’den bu yana saldırılarını sürdüren İsrail, açlık ve susuzlukla mücadele eden Gazze halkı için denizden yardım koridoru açılmasına izin verildiğini açıklamıştı. İsrail’in açıklamasının ardından Gazze’ye denizden ilk yardım yola çıktı. İspanyol sivil toplum kuruluşu Open Arms’a ait gemi, ABD merkezli yardım kuruluşu World Central Kitchen (WCK) tarafından sağlanan ve Birleşik Arap Emirliklerinin finanse ettiği 200 tonluk yardımı 15 Mart’ta Gazze’ye ulaştı. Daha sonra GKRY’den yola çıkan 3 yardım gemisi ise 1 Nisan’da akşam saatlerinde Gazze’ye vardı. İsrail Şifa Hastanesi’ne bir kez daha saldırı düzenleyerek, can kayıplarına neden oldu.
1 Nisan: İsrail saldırılarında 7 World Central Kitchen çalışanı öldü
1 Nisan’da İsrail’in saldırılarında 7 World Central Kitchen çalışanı öldü. İsrail hava saldırılarında yalnızca Filistinlileri değil yardım görevlilerini de hedef aldı. İsrail güçlerinin 1 Nisan’da gerçekleştirdiği saldırıda Deir el-Balah’ta “World Central Kitchen (WCK)” adlı insani yardım kuruluşu çalışanlarının bulunduğu araçları vurdu. Saldırıda yardım kuruluşunun 7 görevlisi hayatını kaybetti. IDF, yardım çalışanlarının hayatını kaybettiği saldırıyla ilgili soruşturma başlatıldığını duyurdu.
Open Arms, İsrail’in düzenlediği saldırıda uluslararası yardım kuruluşu World Central Kitchen’a (WCK) bağlı 7 çalışanın hayatını kaybetmesinin ardından Gazze Şeridi’ne deniz yoluyla yardım ulaştırma operasyonlarını 4 Nisan’da askıya aldı. Saldırıya ilişkin 5 Nisan’da İsrail tarafından yapılan açıklamada soruşturmanın tamamlandığı kaydedildi. İsrail Genelkurmay Başkanı Herzi Halevi soruşturmanın ardından binbaşı rütbesindeki bir asker ile yedek albay rütbesindeki bir askerin görevden alınmasına karar verdi. – GAZZE
]]>Devam eden savaş Gazze Şeridi’nin altyapısına büyük hasar verdi.
Binalar enkaz yığınına dönüştü ve bölge sakinleri güneye, Refah kentine gitmek zorunda kaldı.
BM destekli bir raporun işaret ettiği açlık kaygıları arttı.
Savaş, Hamas’ın 7 Ekim 2023’te daha önce görülmemiş bir saldırı düzenlemesiyle başladı. İsrail’in verilerine göre çoğu sivil yaklaşık bin 200 kişi öldü.
İngiltere, ABD ve AB, Hamas’ı “terör örgütü” olarak tanımlıyor.
Saldırı sırasında 253 kişi rehin alındı.
130 dolayında rehinenin hala Gazze’de tutulduğuna inanılıyor.
İsrailli yetkililer, rehinelerden 34’ünün öldüğünü sanıyor.
İsrail ordusuna göre 7 Ekim saldırılarından bu yana 600 dolayında İsrail askeri öldü.
En az 254’ü geçen Ekim’de Gazze’ye karşı kara saldırılarının başlamasından sonra…
Gazze’deyse, Birleşmiş Milletler İnsani Yardım Koordinasyon Ofisi’ne (OCHA) göre, savaşın 175’inci günü itibarıyla en az 32 bin 623 kişi öldü ve 75 bin 92 kişi de yaralandı.
Gazze’deki Sağlık Bakanlığı savaşın 178’inci günü itibarıyla, İsrail saldırılarında çoğu kadın ve çocuk en az 32 bin 916 kişinin öldürüldüğünü açıkladı.
1 Mart’ta BM’nin yayımladığı bir raporda ise İsrail güçlerinin Gazze Şeridi’nde tahmini 9 bin kadın ve çocuğu öldürdüğü belirtildi.
Raporda enkaz altında çok sayıda cesetin bulunması sebebiyle bu sayının daha fazla olabileceği belirtildi.
Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF) de savaşın başlangıcından bu yana 13 bin çocuğun öldürüldüğünü bildirdi.
ABD Başkanı Joe Biden gibi bazı siyasetçiler daha önce Filistin Sağlık Bakanlığı’nın verdiği sayıları sorgulamıştı, ancak Dünya Sağlık Örgütü verilerin güvenli olduğunu söylüyor.
‘İnsanlar açlık ihtimaliyle karşı karşıya’
BM’ye göre kuşatma altındaki Gazze’de 2,3 milyondan fazla kişilik nüfusunun yüzde 85’i altyapının yok edildiği, gıda, su, yakıt ve elektrik sıkıntısı çekilen bölgelerdeki evlerini terk etmek zorunda kaldı.
Geçen ay BM ve yardım kuruluşlarına açlığın boyutunu ölçmek için veri sağlayan ve saygın bir uluslararası kurum olan Entegre Gıda Güvencesi Aşama Sınıflandırması (IPC), Gazze’de yaklaşan açlık konusunda uyarı yapmıştı.
Raporda “Gazze’deki nüfusun yarısının (1,11 milyon kişi) gıda güvenliği konusunda feci koşullarla karşılaşması bekleniyor ve açlık ihtimaliyle karşı karşıyalar” denilmişti.
İsrail ise BM’nin değerlendirmesinde doğru olmayan bilgiler olduğunu iddia ediyor ve BM kuruluşlarının günlük ulaşan yardımları dağıtmakta başarısız olduğunu savunuyor.
İşgal altındaki Batı Şeria ve Gazze’deki sivil nüfustan sorumlu İsrail Savunma Bakanlığı’nın Sivil İşler Koordinasyon Birimi (CogAt), “Her an Kerem Şalom geçişinin Gazze tarafında, İsrail makamları tarafından işlemleri tamamlanmış yüzlerce kamyon bekliyor” açıklaması yaptı.
Kuruluş ayrıca, “İsrail savaşın Gazze’deki sivil nüfus üzerinde talihsiz etkilerinin farkında” dedi ve ülkenin Gazze’deki nüfusu bilerek aç bıraktığı iddialarını tamamen reddetti.
Gazze’ye giriş kapılarının açılması ve bölgeye yardım akışının hızlandırılması çağrıları arttı.
BM’ye göre savaştan önce bölgeye günde en az 500 kamyon yardım malzemesi giriyordu.
Gazze’deki en büyük yardım operasyonunu gerçekleştiren BM Filistinli Mülteciler Kurumu’na (UNRWA) göre Mart ayı boyunca bölgeye günde ortalama 161 kamyon yardım malzemesi girdi.
İsrail ise Gazze Şeridi’ne giren insani yardımın boyutları konusunda bir kısıtlama olmadığını savunuyor.
Gazetecilerin ve yardım çalışanlarının ölümleri
Uluslararası Gazeteciler Federasyonuna (IFJ) göre 99 Filistinli gazeteci ve medya çalışanı, dört İsrailli ve üç Lübnanlı gazeteci öldürüldü.
Gazetecileri Koruma Komitesi’nin (IFJ) raporunda da 16 gazetecinin yaralandığı, dördünün kaybolduğu ve 25’inin Gazze Savaşını haber yaparken tutuklandığı belirtildi.
Gazze’den haber yapmak isteyen gazeteciler, sadece İsrail Ordusu’na iliştirilmiş bir şekilde girmeleri ve ordunun kurallarına uymayı kabul etmeleri durumunda bölgeye gidebiliyor.
Bu koşullar arasında İsrail askerleriyle kalmak ve yayınlanmadan önce haberleri onaylatmak da var.
ABD’nin fonladığı yardım çalışanlarına karşı girişilen şiddet olaylarının kaydını tutan Yardım Çalışanı Güvenlik Veri Tabanı’na göre Ekim’den bu yana Gazze’de 196’dan fazla yardım çalışanı öldürüldü.
Savaşın başlangıcından bu yana öldürülenlerin çoğu, Gazze’deki en büyük yardım operasyonunu yürüten UNRWA’da çalışıyordu.
En son gıda yardım kuruluşu World Central Kitchen’da (WCK) çalışan yedi kişi Gazze’de İsrail’in hava saldırısında öldürüldü.
Kara saldırısı tehdidi
İsrail haftalardır Gazze Şeridi’nin güneyindeki Refah’a bir kara saldırısı düzenleme tehdidinde bulunuyor.
Bölgeye 1,5 milyondan fazla Filistinli sığındı. Büyük çoğunluğu Gazze’nin diğer yerlerindeki evlerinden olan insanlar.
BM yetkilileri, İsrail’in Refah’a kara saldırısında bulunması durumunda “hayal gücünün ötesinde” bir insani facianın yaşanacağı uyarısında bulundu.
İsrail içinde ise Başbakan Binyamin Netanyahu üzerinde, Gazze’deki rehinelerin serbest kalması için bir anlaşma yapma ve erken seçime gitme baskıları artıyor.
Ekim ayında savaşın çıkmasından bu yanaki en büyük protesto eylemlerinde, Kudüs’te onbinlerce İsrailli yürüdü.
]]>İran’ın başkenti Tahran’da on binlerce kişi, her yıl Ramazan ayının son cuma günü düzenlenen “Dünya Kudüs Günü” yürüyüşlerine katıldı. Yürüyüşte İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi başta olmak üzere İran Devrim Muhafızları Ordusu Genel Komutanı Tümgeneral Hüseyin Selami, Devrim Muhafızları Ordusu Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani ve birçok isim yer aldı. İsrail’e karşı Filistin direnişine destek vermek amacıyla sokaklara dökülen İranlılar, “Kahrolsun ABD” ve “Kahrolsun İsrail” sloganları atarak, “İntikam”, “Filistin yalnız değildir” ve “Çocuk katili İsrail” yazılı pankartlar taşıdı. İsrail’in Filistin’de gerçekleştirdiği saldırıların kınandığı yürüyüşlerde İranlılar Filistin bayrakları ve Filistin’e destek dövizleri taşırken, İsrail’e ait markaların pankartları ile ABD doları pankartı ateşe verildi.
Saldırıda ölen askerlerin tabutları taşındı
Yürüyüşte İsrail’in Suriye’nin başkenti Şam’da İran Konsolosluğuna düzenlediği hava saldırısında hayatını kaybeden 2’si general 7 askerin tabutları taşındı. Tabutlar yürüyüşe katılanlar eşliğinde Cuma namazının kılınacağı Tahran Üniversitesi’ne götürüldü.
“Batı dünyası desteğini bırakırsa İsrail rejimi yok olacaktır”
İran Devrim Muhafızları Ordusu Genel Komutanı Tümgeneral Hüseyin Selami, Dünya Kudüs Günü’nde yaptığı konuşmada, İsrail’in İran konsolosluğunu hedef almasına ilişkin, “İsrail’i buradan uyarıyorum, ülkemizin güvenliğine yönelik hiçbir eyleminiz karşılıksız kalmayacak. Dini liderimizin de söylediği gibi ülkemizin yiğit evlatları Siyonist İsrail rejimini cezalandıracak” ifadelerini kullandı.
ABD ve Batılı ülkeleri İsrail’e askeri ve siyasi destek vermekle suçlayan Selami, “Siyonistler ve onların destekçisi ABD, ne kadar fazla Müslüman öldürürlerse kendi güvenliklerini o kadar sağlayacaklarını zannediyor. Ama gerçek böyle değil. İsrail bugün Gazze’den geri çekilse dahi savaşta yenilmiştir ve kaybeden taraf olmuştur. Siyonist İsrail rejimi, ABD sayesinde hala nefes alabiliyor. Batı dünyası İsrail’e olan desteğini bıraktığı an bu rejim yok olacaktır” şeklinde konuştu.
Selami, İsrail’in neden olduğu felaket ve suçlardan kaçamayacağını söyleyerek, “Siyonist rejim, savaşı bölgeye yaymaya çalışarak kendi varlığını devam ettireceğini sanmasın. İsrail rejimi tehlikede olduğunu ve hedef alınabileceğini artık çok iyi biliyor. Siyonistler için savaş ve yaşam arasında bir seçim söz konusu değil, onların tek seçimi tamamen teslim olmaktır” ifadelerini kullandı.
“Saldırılarına misliyle karşılık vereceğiz”
Yürüyüşe katılan İranlı Ali Ekber Shamhalu yaptığı açıklamada, “Bizim halk olarak İsrail’e gösterdiğimiz ilk tepki, meydanlara çıkmak oldu. Her şehide ve saldırılarına misliyle karşılık vereceğiz. Konsolosluğumuza yönelik saldırının karşılığını da Allah’ın izniyle İsrail rejimini yok ederek vereceğiz” dedi.
İranlı İsa Ahmedipur, “İsrail rejiminin Şam’da konsolosluğumuza yönelik saldırısını kınıyoruz. Bugün Kudüs gününe bu saldırıyı kınamak için de katıldık. Bu saldırı çok açık bir şekilde uluslararası sözleşmelerin ihlalidir. Bu sözleşmelere göre her ülkenin büyükelçiliği o ülkenin toprağı sayılır. İsrail’in bu vahşi saldırısına misliyle karşılık verileceğine inanıyoruz” diye konuştu.
“İsrail gerçekten güçlü ise Filistinli kadınlar ve çocuklar yerine bizimle savaşsın”
İranlı Zöhre Asedullahi ise açıklamasında, “Ramazan ayının son cuması olan Kudüs gününde bu yürüyüşlere katıldık. İsrail saldırıları ve katliamları altında yaşamak zorunda kalan Filistinli anneler ve çocuklar için çok üzülüyoruz. Onların çaresizlikleri karşısında hiçbir şey yapamıyoruz. İsrail gerçekten güçlü ise Filistinli kadınlar ve çocukların yerine bizimle savaşsın” ifadelerini kullandı.
Dünya Kudüs Günü’nde Müslümanların yaşadığı ülkelerde Filistin topraklarının işgalden kurtarılması ve dünya kamuoyunun Filistin sorunu hakkında bilinçlendirilmesi amacıyla çeşitli etkinlikler düzenleniyor. İran İslam Cumhuriyeti kurucusu Ayetullah Humeyni, Ramazan ayının son cuma gününü Dünya Kudüs Günü olarak ilan etmiş ve ülke çapında İsrail’i kınayan gösteriler yapılmasını istemişti. – TAHRAN
]]>Polonya, İsrail ordusunun Gazze’de gerçekleştirdiği saldırıda Polonya vatandaşı Damian Sobol dahil “World Central Kitchen (WCK)” adlı uluslararası yardım kuruluşunda görevli 7 çalışanın bulunduğu araçları hedef alarak öldürmesinin ardından İsrail’in Varşova Büyükelçisi Jakow Liwne’yi Dışişleri Bakanlığı’na çağırarak protesto notası verdi. Polonya Dışişleri Bakan Yardımcısı Andrzej Szejna, Büyükelçi Liwne ile gerçekleştirilen görüşme sonrası yaptığı açıklamada, “Büyükelçi, insani yardım konvoyunun bombalanması gibi uygar dünya tarihinde benzeri bulunmayan bu olay nedeniyle özür diledi, kendisine Polonya’nın taleplerini de içeren protesto notası verdim. Benim ‘cinayet’ olarak adlandırdığım saldırıya ilişkin şeffaf soruşturma beklentisi içerisindeyiz ” ifadelerini kullandı.
“Saldırıyla ilgili soruşturmaya Polonyalı savcı da katılsın”
Bakan Yardımcısı Szejna, yardım görevlilerinin bulunduğu araçlara yönelik saldırıyla ilgili İsrail’deki soruşturmaya Polonyalı Damian Sobol’un ikamet ettiği Przemysl şehrinden bir savcının da katılmasını ve olaydan sorumlu askerler hakkında disiplin soruşturması başlatılmasını talep ettiklerini söyledi. Ayrıca İsrail devletinden Sobol’un ailesine tazminat ödemesini istediklerini belirten Szejna, şimdiye kadar olayı açıklığa kavuşturma sürecinin Polonya tarafı için tatmin edici olmadığını söyledi. Büyükelçi Liwne’ye verdiği notada İsrail’i Birleşmiş Milletler’in Gazze’de ateşkes sağlanması ve insani yardım konvoylarının engellenmemesine ilişkin kararına uymaya çağırdıklarını aktaran Szejna, Gazze’ye insani yardımların süreceğini, bölgede ateşkes sağlanması için uluslararası forumlarda çalışmalarına devam edeceklerini vurguladı.
Büyükelçi protesto edildi
İsrail’in Varşova Büyükelçisi Jakow Liwne’nin Polonya Dışişleri Bakanlığı’na geldiği sırada bir grup, bakanlık binası önünde ellerinde Filistin bayraklarıyla protesto gerçekleştirdi. İsrail ile her türlü ilişkinin kesilmesini, Büyükelçi Liwne’nin sınır dışı edilmesini isteyen grup, “Özgür Filistin”, “Filistin’de soykırımı durdurun” sloganları attı.
Ne olmuştu?
İsrail’in Varşova Büyükelçisi Liwne, İsrail ordusunun yardım görevlilerine yönelik saldırısının Polonya kamuoyunda da tepki çekmesinin ardından sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, “Polonya’da aşırı sağ ve sol, insani yardım kuruluşu görevlilerinin öldüğü saldırıda İsrail’i kasten cinayetle, Polonya Parlamentosu Başkan Yardımcısı ve Konfederacja Partisi lideri Krzysztof Bosak ise İsrail’i savaş suçu işlemek ve Filistinlileri aç bırakmak için insani yardım kuruluşlarını terörize etmekle suçluyor. Bosak, 7 Ekim’deki Hamas saldırısını bugüne kadar kınamayı kabul etmeyen ve Polonya parlamentosunda yaktığımız Hanuka mumlarını yangın söndürme tüpü ile söndüren aşırı sağcının partili arkadaşı. Sonuç, antisemitistler hep antisemitist olarak, İsrail ise var olma hakkı için mücadele eden demokratik bir Yahudi devleti olarak kalacaktır. Aynı şekilde Batı dünyasının iyiliği için” ifadelerini kullanmıştı.
Cumhurbaşkanı Duda ve Başbakan Tusk, Büyükelçi’ye tepki göstermişti
Büyükelçi’nin açıklamaları nedeniyle Varşova-Tel Aviv hattında diplomatik kriz patlak vermiş, Polonya Cumhurbaşkanı Andrzej Duda dün yaptığı konuşmada, Liwne’nin Polonyalıları antisemitizm ile suçladığı açıklamasına tepki göstermişti. Duda, “Büyükelçi, İsrail devletinin Polonya ile olan ilişkilerinde en büyük problem” ifadelerini kullanmıştı.
Polonya Başbakanı Donald Tusk ise hem İsrail tarafından şu ana kadar yapılan açıklamaları hem de İsrail Büyükelçisi Liwne’nin benimsediği iletişim biçimini kabul etmediğini söyleyerek, “Büyükelçi, eğer bizim medyamızda kamuoyuna açıklama yapmaya karar veriyorsa bu fırsatı değerlendirerek sıradan, insani bir özür dilemeli” demişti.
Polonya Dışişleri Bakanlığı da İsrail Büyükelçisi Liwne’yi 5 Nisan Cuma günü bakanlığa çağırmıştı. – VARŞOVA
]]>Hukukçuların Başbakan Rishi Sunak’a hitaben yazdığı , İngiltere’nin Gazze’deki “makul soykırım riski” nedeniyle uluslararası hukuku ihlal etme riskiyle yüzleştiği ve ihracatın sona ermesi gerektiği belirtildi.
Sunak halihazırda Gazze’de öldürülen yedi yardım çalışanıyla ilgili farklı partilerin baskısı altında.
Sunak, Salı günü yaptığı açıklamada, İngiltere’nin “çok dikkatli” bir silah ihracat ruhsatı sağlama sisteminin olduğunu söyledi.
“Masum sivilleri ve çocukları ayrım gözetmeksizin katledemezsiniz”
İngiltere’nin satışları ABD, Almanya ve İtalya gibi diğer ülkelere kıyasla daha düşük olsa da silah satışına ilişkin getireceği bir yasak İsrail üzerindeki diplomatik ve siyasi baskıyı arttıracaktır.
600’den fazla avukat, akademisyen ve emekli üst düzey yargıcın imzaladığı 17 sayfalık mektupta, aksi halde “Soykırım Sözleşmesi’nin potansiyel ihlalleri de dahil olmak üzere uluslararası hukukun ağır ihlallerinde suç ortaklığından kaçınmak” için İngiltere’nin “ciddi adımlar” atması gerektiği belirtiliyor.
Mektupta, Uluslararası Adalet Divanı’nın Ocak ayında verdiği geçici kararda vurgulanan Gazze’deki “olası soykırım riski” ve son dönemde daha da kötüleşen insani durum göz önüne alındığında, İsrail’e silah satışının hükümetin uluslararası hukuk kapsamındaki yükümlülüklerinin “önemli ölçüde gerisinde kaldığı” belirtiliyor.
Mektubu imzalayan eski Yüksek Mahkeme yargıcı Jonathan Sumption, BM’nin en yüksek mahkemesi Uluslararası Adalet Divanı’nın geçici kararının, İngiltere politikası üzerinde etkisi olması gerektiğini belirterek “soykırımı önlemek için elinizden geleni yapmalısınız” dedi.
BBC’ye konuşan eski yargıç, “savaşla ilgili uluslararası hukuk” gereği, ülkelerin kışkırtılmış veya saldırıya uğramış olsalar bile istedikleri gibi hareket edemeyeceklerini söyledi.
“Bu, masum sivilleri ve çocukları ayrım gözetmeksizin katledebileceğiniz anlamına gelmez. Bu, yardım konvoylarına saldırabileceğiniz, yardım çalışanlarının vizelerini geri çekebileceğiniz anlamına gelmez. Bu, iki hafta boyunca hastaneleri dümdüz edebileceğiniz anlamına gelmez.”
“İnsanların kendilerini savunmak için bile yapabileceklerinin sınırları var.”
Mektupta hükümetin uluslararası hukuk çerçevesindeki yükümlülüklerini yerine getirmek için atması gereken diğer adımlar arasında şunlar yer alıyor:
Sunak bağımsız incelemeyi işaret etti
İngiltere’nin ihracat ruhsatlarını iptal etmesi çağrıları, üçü İngiliz vatandaşı yedi yardım görevlisinin Pazartesi günü Gazze’de İsrail hava saldırısında öldürülmesinin ardından yoğunlaştı.
Saldırıda Avustralyalı, Filistinli, Amerikalı-Kanadalı ve Polonyalı kişiler de öldürüldü. Ekipleri 100 tonluk gıda yardımı yapmıştı.
Olayı İngiliz Sun gazetesine değerlendiren Sunak, bağımsız bir inceleme başlatılması için çağrıda bulundu ancak silah satışlarının durdurulması gerektiğini söylemedi.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, saldırıyı kasıtsız ve “trajik” olarak nitelendirdi ve bağımsız bir soruşturma sözü verdi. Netanyahu soykırım iddialarını “tamamen asılsız” diyerek reddediyor.
Silah Ticaretine Karşı Kampanya (CAAT) grubuna göre 2008’den bu yana İngiltere’nin İsrail’e sağladığı silah ihracatı ruhsatlarının değeri 574 milyon sterlini geçti.
İngiltere Ticaret Bakanı Greg Hands, daha önce yaptığı açıklamada 2022 yılında bu sayının 42 milyon sterlin olduğunu ve İsrail’in yıllık askeri ihracatının yüzde 0,02’sini oluşturduğunu söylemişti.
Silah ihracatı ruhsatları Ticaret Bakanlığı tarafından sağlanıyor ancak silahların uluslararası insani hukuka aykırı kullanılması riski görüldüğü takdirde verilmiyor.
İngiltere’de ana muhalefetteki İşçi Partisi ticaretin durdurulması için çağrıda bulunmadı ancak hükümetten İsrail’in uluslararası hukuka aykırı davranıp davranmadığı konusunda bir yasal tavsiye yayımlamasını istedi.
Partinin gölge Dışişleri Bakanı David Lammy, satışların durdurulmasının “emsali” olduğunu söyledi. İngiltere’de eski başbakanlar Margaret Thatcher 1982’de ve Tony Blair 2002’de bu adımı atmıştı.
İktidardaki Muhafazakar Parti’de bazı milletvekilleri ticareti eleştirirken eski İçişleri Bakanı Suella Braverman gibi bazıları da yasaklanmasına karşı çıkıyor.
“İsrail’e yanında durmayı borçluyuz” diyen Braverman, BBC’ye verdiği demeçte, “Bölgedeki en yakın müttefikimize arkamızı dönersek trajik bir ayıp olur” ifadelerini kullandı.
7 Ekim’de 1,200 kişinin öldüğü ve 253’ünün rehin alındığı Hamas saldırılarından sonra İsrail’in Gazze’ye savaş açmasının ardından, Gazze’de 33 bine yakın kişi öldürüldü.
]]>Uyarılarda çelişkili bilgiler vardı, kafa karıştırıcıydı ve bazen bölgelerin adları yanlış yazıldı.
Uzmanlar, bu tür hataların İsrail’in uluslararası hukuk nezdindeki sorumluluklarını ihlali anlamına gelebileceğini söyledi.
İsrail Ordusu ise uyarıların kafa karıştırıcı ya da çelişkili olduğu yönündeki tüm söylemleri reddettiğini açıkladı.
Yazılı açıklamada, BBC’nin incelediği uyarıların “sivilleri zarar görebilecekleri yerlerden tahliyeye teşvik etme yönündeki yoğun çabalarının sadece bir parçası olduğu” savunuldu.
Uluslararası insani hukuk, koşulların el vermediği durumlar dışında, saldıran güçlerin sivilleri etkileyebilecek saldırıları öncesinde etkin bir uyarıda bulunmasını şart koşuyor.
İsrail saldırılarına devam ederken, uyarı sisteminin sivillerin tehlikeden kaçmasına yardımcı olması için tasarlandığını iddia ediyor.
Sistem Gazze haritasını numaralandırılmış yüzlerce bloğa ayırıyor. Bu, Gazze’deki halkın daha önce kullanmadığı bir sistem.
İsrail, Gazzelilerin hangi blokta olduklarını, tahliye uyarısı yapıldığında hangi bloğa gitmeleri gerektiğini söyleyen interaktif bir harita oluşturdu.
Ocak sonunda İsrail Ordusu’nun X’te yaptığı paylaşımda, bir kare kodla ana blok haritasına bağlantı veriliyordu.
Gazzeliler internete girmekte ve sistemi anlamakta zorlanıyor
Ancak konuştuğumuz Gazzeliler, sisteme erişmek için internete girmekte zorlandıklarını, ayrıca anlamanın da kolay olmadığını belirtiyor.
BBC, İsrail Ordusu’nun Facebook, X ve Telegram platformundaki Arapça sosyal medya kanallarını inceledi. Buralarda uyarılar yapılan yüzlerce paylaşım bulduk.
Aynı uyarı sıklıkla, art arda günlerde ya da farklı günlerde, farklı kanallardan tekrar tekrar paylaşılıyor ve bazen küçük değişiklikler yapılıyordu.
Ayrıca, fotoğraflanan ve internette paylaşılan uyarı broşürlerini de inceledik. İsrail Ordusu, Gazze üzerinde 16 milyon bu tür broşür atıldığını söylüyor.
İsrail uluslararası baskı altında, öncesine kıyasla daha net uyarılarda bulunulması amacıyla blok sistemini 1 Aralık’ta başlatmıştı.
Uyarılar üzerindeki analizimiz, bu tarihten sonrakilere odaklandı.
Bu tarihten sonraki tüm İsrail Ordusu paylaşımlarını ve broşürlerini 26 farklı uyarıda gruplandırdık.
Bunların büyük çoğunluğu blok sistemine referansta bulunuyordu.
İsrail Ordusu BBC’ye internetten ve broşürlerin yanı sıra yaklaşan saldırılar konusunda daha önceden kaydedilmiş telefon mesajları ve bireysel aramalarla da uyarılar yaptıklarını söyledi.
Gazze’den sahadan kapsamlı bilgi almak mümkün değil ve telefon şebekesi ağır hasar aldığı için BBC, mesajlar ve sesli aramalar konusunda kanıt toplayamadı.
26 ayrı uyarıda İsrail Ordusu’nun halkın tehlike bölgelerinden kurtulmak için kullanabileceği belirli bilgilerin olduğunu tespit ettik.
Ancak 17’sinde hatalar da vardı.
Bu hatalar şöyleydi:
Buna ek olarak, bir uyarıda bir bölgede listelenen mahalleler aslında bir başka bölgedeydi. Bir diğerinde iki mahallenin blok numaraları karıştırıldı. Bir üçüncüsünde de metinde listelenen bazı bloklar, eşlik eden haritada Gazze’nin öbür tarafında gösteriliyordu.
İsrail Ordusu’yla bu hatalarla ilgili temas ettiğimizde, haritalardaki belirli sorunlara yanıt verilmedi, ancak paylaşımlardaki metnin yeterince açık olduğu savunuldu. Ayrıca, insanlara gidebilecekleri yerler oklarla gösterildiğinde “okların genel bir yönü işaret ettiğinin açık olduğu” iddia edilirken, asıl bilginin metinde verildiği tekrarlandı.
Oxford Etik, Hukuk ve Silahlı Çatışma Enstitüsü’nün Direktörü Janina Dill, bu yanlışların ve hataların İsrail’in uluslararası hukuktaki “etkin önceden uyarı verme” zorunluluğunu ihlal etmiş olabileceği anlamına geldiğini söyledi.
Uyarıların çoğunda hatalar varsa ve sivillerin anlayabileceği kadar net değilse, Dill’e göre “bu uyarılar uluslararası hukuk uyarınca düzgün bir şekilde görevlerini yapmıyor.”
Exeter Üniversitesi’nden Uluslararası Hukuk Profesörü Kuba Macak da hataların uyarıların işlevlerini boşa çıkardığını ve bu işlevin de “sivillere kendilerini koruma şansı vermek” olduğunu söylüyor.
Blokların numaraları anlaşılır değil
Aralık ayında Gazze şehrinden teknoloji girişimcisi Saleh, çocuklarıyla birlikte eşinin ailesinin Gazze’nin orta kesimlerindeki Nuseyrat’ta bulunan evine sığınmıştı.
Saleh evde elektrik ya da telefon sinyali olmadığını ve internetin de uzun sürelerle kesildiğini anlatıyor.
Yakındaki bir okulun bombardımanında insanların öldüğünü ve kaçtıklarını gördüğünü, İsrail Ordusu’ndan herhangi bir tahliye detayı almadıklarını vurguluyor.
En sonunda, birinden Mısır ve İsrail’deki veri şebekelerine erişmesini sağlayan bir sim kart buldu ve İsrail hükümetine ait bir Facebook sayfasında tahliye uyarısını gördü.
“Bazı mesken blokları için tahliye emri vardı, ancak hangi blokta yaşadığımızı bilmiyorduk. Bu büyük bir tartışmaya dönüştü” diyor Salah.
Salah internete ara ara bağlanabiliyordu ve savaştan hemen önce İngiltere’ye giden eşi Amani’ye mesaj attı.
Amani internete girebiliyor ve İsrail Ordusu’nun ana blok haritasına ulaşıp kocasının tam anlamıyla nerede olduğunu tespit edebiliyordu.
Ama sonra Facebook’taki uyarı mesajına baktıklarında, çift Salah’ın kaldığı blokun ikiye bölündüğünü gördü.
Bu da ailenin kafasını daha da karıştırdı.
En nihayetinde, Salah çocuklarıyla birlikte evi terk etmeyi seçti.
Ancak ailesinin bir kısmı çatışmalar iyice şiddetlenene kadar evden çıkmadı.
Bu tutarsızlıklara karşın, İsrail Ocak ayında bu blok uyarı sistemini, Uluslararası Adalet Divanı’nda, Güney Afrika’nın soykırım yapıldığı iddiasıyla açtığı davada savundu.
İsrail’in avukatları, ülkenin sivilleri korumak için elinden geleni yaptığını savunuyor ve “tüm bir bölgenin tahliye edilmesi yerine, belirli bölgelerin geçici olarak tahliye edilebileceği ayrıntılı bir sistem hazırlandığını” söylemişti.
Sosyal medyada yayımlanan bir uyarıyı kanıt olarak sundular. Ancak BBC bu uyarıda da iki hata buldu.
55 ve 99 numaralı bloklar 13 Aralık’taki uyarının metninde geçiyordu. Ancak haritada gösterilmemişlerdi.
Tutarsızlıklar
İsrail Ordusu, bir blok numarası özel olarak metinde geçiyorsa bu uyarının yeterince net olduğunu söyledi.
İsrailli avukatlar ayrıca, İsrail Ordusu’nun Arapça Twitter hesabı üzerinde tahliye edilen alanlara yakın sığınakların yerleri konusunda da bilgi sağladığını savundu.
Ancak incelediğimiz sosyal medya uyarıları ve broşürlerin hiçbirinde sığınakların adları ve tam yerleri yer almıyordu.
BBC araştırması aynı zamanda İsrail Ordusu’nun blok sisteminin tutarsız kullanıldığını buldu.
26 uyarının dokuzunda bir dizi blok numarası ve mahalle ismi vardı.
Dokuzunda ise blok numaraları hiç yoktu.
32 kişilik Abdu ailesi de savaşın başlarında Gazze Şehri’nden bölgenin orta kesimlerine kaçtı.
Sonra da Aralık ayında bir uçaktan atılan uyarı broşürünü aldılar.
BBC’nin gördüğü aile Whatsapp grubundaki mesajlarda, iki gün boyunca broşürde aslında ne demek istendiği tartışılıyor.
Broşürde, tahliye edilmesi gereken mahalleler listeleniyordu, ancak aile bunların çoğunun nerede olduğunu bulamadı.
Uyarıda insanlardan, “El Bureyj kampı, Badr Mahalleleri, Kuzey Kıyısı, ve Gazze Vadisi’nin güneyindeki El Nuzha, El Zahra, El Burak, Al Ravda ve El Safa’nın boşaltılması” isteniyordu.
Yakındaki El Zahra ve Badr’i bulabildik; ancak Gazze Vadisi nehir yatağının kuzeyindeydiler.
Gazze Vadisi’nin “güneyindeki bölgelerde” El Ravda ya da El Nuzha mahallelerini bulamadık.
Abdu ailesi ne yapacaklarına karar vermekte zorlandı.
Kalıp, şiddetli çatışmalara yakalanma riskini mi alacaklardı, yoksa terk edip bulabilecekleri tek sığınaktan mı olacaklardı?
Kaçtıkları yerde daha yoğun saldırılar oldu
Bazıları uyarıyı dinleyip, “Deyr el Balah’taki sığınaklara” gitti.
Ancak buraya ulaştıklarında güvende hissetmeyip, geri döndüler. Öleceklerse, hep beraber ölmeye karar verdiklerini söylediler.
Oregon Eyalet Üniversitesi’nden Jamon Van Dan Hoek ve New York City Üniversitesi’nden Corey Scher’in incelediği uydu verileri, ailenin bir süreliğine kaçtığı Deyr el Balah’ın, terk ettikleri bölgeden daha yoğun saldırılara uğradığını gösteriyor.
İsrail Ordusu, “sivil varlığı ve bu saldırılardan sonraki sivil hareketlerinin” incelendiğini, kafa karıştırıcı ya da çelişkili olmadıklarını” savundu.
Ayrıca uyarılarının “Gazze’de sayısız sivilin hayatını kurtardığını” söylediler.
]]>ABD Başkanı Joe Biden, İsrail ordusunun Gazze’de “World Center Kitchen (WCK)” uluslararası yardım kuruluşunun 7 çalışanını öldürdüğü saldırıya yönelik yazılı açıklama yaptı. Biden, “Gazze’de World Central Kitchen’dan biri ABD’li olmak üzere 7 insani yardım çalışanının ölümünden dolayı öfkelendim ve kalbim kırıldı. Savaşın ortasında aç kalan sivillere yiyecek ulaştırıyorlardı. Cesur ve özveriliydiler. Ölümleri bir trajedidir. İsrail, yardım çalışanlarının araçlarının neden hava saldırısının hedefi olduğuna dair kapsamlı bir soruşturma yürütme sözü verdi. Bu soruşturma hızlı olmalı, hesap verebilirlik sağlamalı ve sonuçları kamuya açıklanmalıdır. Daha da trajik olanı bu tek bir olay değil. Bu çatışma, öldürülen yardım çalışanı sayısı açısından son zamanların en kötü çatışmalarından biri oldu. Gazze’de insani yardım dağıtımının bu kadar zor olmasının önemli asıl nedeni de budur. Çünkü İsrail, sivillere son derece ihtiyaç duyulan yardımı sağlamaya çalışan yardım çalışanlarını korumak için yeterince çaba göstermedi. Bu gibi olayların yaşanmaması gerekiyor” ifadelerini kullandı.
“ABD ekibi ateşkes için Kahire’de çalışıyor”
Biden, “İsrail ayrıca sivilleri korumak için yeterince çaba göstermedi. ABD defalarca İsrail’i sivil kayıplarını önlemek amacıyla Hamas’a karşı askeri operasyonlarında insani yardım çalışmalarına yönelik çatışma ihtimalini azaltma konusunda defalarca çağrıda bulundu” ifadelerine yer verdi.
ABD’nin Gazze’deki Filistinli sivillere insani yardım sağlamak için mevcut tüm araçlarla elinden geleni yapmaya devam edeceğini belirten Biden, “Esir takası anlaşmasının bir parçası olarak derhal ateşkes sağlanması için yoğun bir şekilde bastırıyoruz. Şu anda Kahire’de bunun üzerinde çalışan bir ekibim var” dedi.
Biden ayrıca, World Central Kitchen’ın kurucusu Jose Andres ile görüştüğünü, yardım çalışanlarının ölümü nedeniyle başsağlığı dileklerini ilettiğini belirtti.
“Ciddi bir hata”
İsrail Genelkurmay Başkanı Herzi Halevi ise yaptığı açıklamada saldırıdan dolayı özür diledi. Saldırıyı “ciddi bir hata” olarak nitelendiren Halevi, “Bu, geceleri çok karmaşık şartlardaki bir savaş sırasında yanlış tanımlamanın ardından gelen bir hataydı. Böyle bir şeyin olmaması gerekirdi” dedi.
Halevi, İsrail’in yardım çalışanlara yönelik kastı olmadığını savundu.
Polonya liderinden Netanyahu’ya tepki
Polonya Başbakanı Donald Tusk, biri Polonyalı olmak üzere 7 yardım görevlisinin öldürüldüğü saldırıya ilişkin sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’ya tepki gösterdi. Tusk, “7 Ekim’deki saldırıdan sonra Polonyalıların büyük çoğunluğu İsrail ile tam dayanışma gösterirken, bu dayanışma şimdi gerçekten zorlu bir sınavdan geçiriliyor. Gönüllülere yönelik saldırı ve verdiğiniz tepki öfke uyandırıyor” ifadelerini kullandı.
Hayatını kaybedenlerin isimleri açıklandı
World Central Kitchen tarafından yapılan açıklamada, saldırıda yaşamını yitiren görevlilerin 25 yaşındaki Filistinli Saifeddin Issam Ayad Abutaha, 43 yaşındaki Avustralyalı Lalzawmi (Zomi) Frankcom, 35 yaşındaki Polonyalı Damian Sobol, 33 yaşındaki ABD-Kanada çifte vatandaşı Jacob Flickinger, 57 yaşındaki İngiliz John Chapman, 33 yaşındaki İngiliz James (Jim) Henderson, 47 yaşındaki İngiliz James Kirby olduğu belirtildi.
İsrail üç aracı farklı noktalarda hedef aldı
İsrail ordusu, 1 Nisan’da 100 tonluk gıda yardımını teslim ettikten sonra Deir el-Balah’taki depodan ayrılan 3 WCK aracını hedef almıştı. Hareketleri İsrail ordusuyla koordine edilmesine rağmen araçların vurulması sonucu 7 insani yardım görevlisi hayatını kaybetmişti. İlk aracın vurulduğu yerden yaklaşık 800 metre uzaklıktaki ikinci aracın hedef alındığı, üçüncü aracın ise ikinci araçtan yaklaşık 1.6 kilometre uzaklıkta vurulduğu öğrenildi. – WASHINGTON
]]>***
Aksa Tufanı’nın başladığı 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze’de oluşan tablo, Filistin-İsrail çatışmasının genel seyrini tamamen değiştirecek 2 ana gelişme çerçevesinde şekilleniyor. Bunlardan ilki, Kassam Tugayları öncülüğündeki Gazze direnişinin, işgal devletine beklentilerin çok ötesinde verdirdiği zarardır. Tarihindeki en uzun soluklu fiili savaşını Gazze’ye karşı yürüten İsrail, askeri kayıplarının yanı sıra ekonomik, toplumsal ve psikolojik çöküşle beraber derin bir krizle yüzleşiyor. Ayrıca küresel siyasette siyonist yönetime desteğin azalması ve uluslararası kamuoyunda Filistin yanlısı güçlü bir blokun teşekkülü, İsrail’in itibarını ve imajını sarsarak dünya genelinde tüm meşruiyetini ortadan kaldırıyor.
Netanyahu’nun soykırım stratejisi
Filistin ve İsrail arasındaki çatışma ekseninde Gazze’deki durumu şekillendiren 2’nci husus ise Binyamin Netanyahu hükümetinin yürüttüğü soykırım stratejisidir. Önceki yıllarda Gazze’de çok sayıda katliam yapmasına rağmen uluslararası toplumdan yükselen tepkileri dikkate alarak görece geri adım atan Tel Aviv yönetimi, son aylarda ise Gazze’yi ilhak için gerekli şartları oluşturmak adına sahada eşi benzeri görülmeyen bir saldırganlık örneği sergiliyor.
Siyonist yönetim, yıllardır sürdürdüğü agresif yayılmacı siyaseti meşrulaştırmak ve Batı dünyasının desteğini kaybetmemek için mütemadiyen Hamas’ı “terör örgütü” şeklinde tasvir eden bir dil inşa etti. Böylece Filistin direnişinin haklı mücadelesini gölgeleyerek yeni yerleşim yerlerinin önünü açmak, Tel Aviv’in başlıca önceliğiydi. Lakin bu süre zarfında Netanyahu hükümeti, Gazze’nin kuzey kısmına saldırmaya başladığında, işlediği suçlara ve gerçekleştirdiği katliamlara gerekçe üretebilmek maksadıyla sivillerin Gazze’nin güney kısmına geçiş yapması çağrısında bulundu. 10 kilometrelik bir alanda güvenli bölge oluşturma planı, işgal devletinin Gazze’nin tamamı üzerinde bir egemenlik iddiasında bulunma hamlesinin ilk aşamasıydı. Sonraki günlerde kara harekatının genişlemesi ve Filistinlilerin Gazze’de can güvenliğinin kalmaması sebebiyle bir buçuk milyona yaklaşan insan Refah’a sığındı.
Netanyahu Refah saldırısıyla neyi hedefliyor?
Netanyahu açısından tüm göstergelerin aleyhine geliştiği bu süreçte, siyonist yönetim Refah’taki Filistinlileri Mısır’a sürerek Gazze’de tam manasıyla bir yıkım gerçekleştiriyor. Netanyahu, Refah üzerinde oluşturduğu kara harekatı baskısıyla temelde 2 şeyi hedefliyor; Gazze’nin Filistinlilerden arındırılmasını hızlandırmak ve İsrail kamuoyunda kaybettiği meşruiyetini yeniden kazanmak. Netanyahu, Refah’a sıkışıp kalan insanlara doğru büyük bir harekat tehdidiyle uluslararası aktörlerin devreye girmesi ve Filistinlilerin sınırın diğer tarafa geçirilmesinin koordine edilmesini planlıyor. Bir yandan da Biden yönetiminin Refah’a yönelik toplu bir saldırının felaketle sonuçlanacağını dillendirmesine rağmen İsrail’e mühimmat desteği vermeye devam etmesi, Tel Aviv’in mevcut pozisyonunu korumasına olanak tanıyor. Netanyahu, Gazzelileri yurtlarını terk etmeye zorlayarak hem bölgenin ilhakını tamamlamayı hem de taş üstüne taş bırakmayacak şekilde yürütülecek bir operasyon ile Gazze’yi tüm direniş gruplarından arındırmayı amaçlıyor.
Refah’a başlatılacak bir harekat ile Hamas’ı Gazze’de tam olarak mağlup edeceğini düşünen Netanyahu, bu yolla İsrail toplumuna ve özellikle de muhalefete açık bir mesaj vererek üstünlük sağlamayı amaçlıyor. Son yıllarda kendisi ve yakınlarının isimlerinin sıklıkla yolsuzluklarla anılması, Netanyahu’nun toplumdaki karşılığının büyük oranda zarar görmesine neden oldu. Benzer şekilde siyasi alanı kendi konumunu muhafaza edecek şekilde yeniden dizayn etmeye çalışması da ciddi şekilde eleştirilerek Netanyahu karşısında güçlü bir muhalif blok oluşturdu. 7 Ekim İsrail ordusunun Gazze’deki rehineleri kurtarma konusunda yetersiz kalması ve artan saldırganlık nedeniyle savaşın etkilerinin İsrail toplumunu ciddi şekilde sarsması gerekse de Gazze’deki soykırımdan ötürü uluslararası toplumda İsrail karşıtlığının yükselişi, Netanyahu’nun işini güçleştirdiği gibi aynı zamanda siyasal varlığını da bitirme noktasına getirdi. Bu nedenle savaşın sonunda en azından bir başarı hikayesi yazabilmek adına Hamas’ı hedef tahtasına koyan Netanyahu, Refah üzerinden Gazze’nin ilhakı ve direnişin yok edilmesi yoluyla kendi toplumunun karşısına muzaffer bir edayla çıkmaya çalışıyor. Yenilgiyi Filistinlileri katlederek örtmeye çalışan Netanyahu, kendi gerçekliğiyle yüzleşmemek adına tüm bölgeyi büyük bir istikrarsızlığa sürükleyecek ve yeni katliamların yaşanmasına kapı aralayacak ısrarcı tutumundan asla taviz vermiyor.???????
[Doç. Dr. Muhammed Hüseyin Mercan, Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesidir.]
Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editöryal politikasını yansıtmayabilir.
]]>İran’ın Şam Büyükelçisi, saldırıda yedisi İran Devrim Muhafızları (IRGC) üyesi ve altı Suriye vatandaşı olmak üzere 13 kişinin öldüğünü açıkladı.
Öldürülenler arasında, IRGC’nin ülke dışındaki kolu Kudüs Gücü’nün önemli isimlerinden Tuğgeneral Muhammed Rıza Zahedi de vardı. İsrail, herhangi bir açıklama yapmasa da İran ve Suriye bu ülkeyi suçladı.
London School of Economics (LSE) Uluslararası İlişkiler Profesörü Fawaz Gerges “Bu sadece İran devletinin kendisine karşı değil, Devrim Muhafızları Kudüs Gücü’nün üst düzey liderliğine karşı bir saldırıydı. Kudüs gücü Lübnan’daki Hizbullah ve Suriye’ye silah ve teknoloiji transferinin koordinasyonu için” dedi.
Saldırı, İran hükümetinin üst düzey isimlerinden kızgın tepkilerin yanı sıra misilleme tehditlerini de beraberinde getirdi.
Dini lider Ali Hamaney “Onları, bu suçu işlediklerine ve benzer hamlelere giriştiklerine pişman edeceğiz” dedi.
Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi de, Suriyeli mevkidaşıyla yaptığı telefon görüşmesinde saldırıyı “insanlık dışı, saldırgan ve rezil bir hareket” diye tanımladı.
İran Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahyan da saldırıyı tüm uluslararası zorunluluklar ve anlaşmaların ihlali olarak tanımladı.
Emir Abdullahyan dışişleri bakanlığının internet sitesindeki açıklamasında da doğrudan İsrail’i suçladı ve İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu’nun “akli dengesini tamamen kaybettiğini” söyledi.
Bu yorumlar, Gazze Savaşı devam ederken İsrail ve İran’ın müttefikleri arasındaki şiddetin yükseleceği korkularını artırdı. Ancak BBC’ye konuşan uzmanlar İran’ın misilleme seçeneklerinin hem boyut hem de sayıları anlamında kısıtlı olduğunu vurguladı.
Orta Doğu uzmanı ve yazar Ali Sadrzade, “İran ekonomik, siyasi ve askeri kabiliyetleri anlamında İsrail ile büyük bir çatışmaya girecek imkanlara sahip değil” dedi.
“Ancak iç tüketim ve bölgesel müttefikleri arasındaki itibarını korumak için bir tür tepkiyle gelmek zorunda.”
Fawas Gerges de bu görüşe katılıyor ve “İsrail İran’ı gerçekten küçük düşürse de, burnunu kanatsa da” Tahran’ın İsrail’e doğrudan bir misillemede bulunmayacağını vurguluyor.
Gerges, İran’ın büyük ihtimalle “stratejik bir sabır” göstereceğini, çünkü daha önemli bir amaca, nükleer silah yapmaya öncelik vereceğini söylüyor.
“İran güç topluyor, uranyum zenginleştiriyor ve ilerleme kaydediyor. Ve İran için büyük ödül 50 balistik füze yollayıp, 100 İsrailli öldürmek değil, stratejik caydırıcılık elde etmek. Sadece İsrail’e karşı değil ABD’ye de.”
Gazze’deki savaşın başlamasından bu yana, Suriye, Irak, Lübnan ve Yemen’de İran destekli milislerin İsrail çıkarlarına yönelik füze ve insansız hava aracı saldırıları arttı. Ancak , İsrail’i topyekun bir savaşın içine çekmekten kaçınıyor gibi görünüyorlar.
Sadrzade “İran’ın vekil güçlerinin İsrail’in bir diplomatik misyonuna saldırı düzenlemesini bile düşünmek zor” diyor.
Ancak Ali Sadrzadeh, İran destekli Husi milislerinin Kızıldeniz’de özellikle ABD ve İsrail bağlantılı gemilere saldırılarını büyük ihtimalle sürdüreceğini tahmin ediyor.
Ancak, İsrail’le şimdiden kuzey sınırında çatışan İran destekli güçlü Hizbullah milislerinin, Şam saldırısına tepki verecek mi?
Hizbullah, dünyadaki en büyük ağır silahlı ve devlet aktörü olmayan silahlı güç. Bağımsız tahminler örgütün 20 ila 50 bin savaşçısı bulunduğunu söylüyro. Bir çoğu da Suriye iç savaşına katılmış olmalarından dolayı iyi eğitimli bi çatışma deneyimli.
Buna ek olarak, düşünce kuruluşu Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezine göre ellerinde tahminen 130 bin roket ve füze var.
Ancak yine de BBC’nin konuştuğu uzmanlar, Hizbullah’ın İsrail ile çatışmayı yoğunlaştırmasının düşük bir ihtimal olduğunu söylüyor.
Fawas Gerges “Hizbullah gerçekten İsrail’in tuzağına düşmek istemiyor. Çünkü Benyamin Netahyanu ve savaş kabinesinin savaşı genişletmek istediğini fark ediyorla. Benyamin Netanyahu’nun siyasi geleceği Gazze’deki savaşın devamına kuzey sınırında Hizbullah’la çatışmanın yoğunlaşmasına ve hatta İran’ın kendisiyle savaşa tutuşmaya bağlı” diyor.
Ali Sadrzade de İran’ın İsrail’le bir savaşı göze almak yerine “sembolik” bir tepki vereceği görüşünde.
İran’ın İrak’takti Al Asad Hava Üssüne düzenlediği saldırıyı hatırlatan Sadrzade “İran en önemli komutanı Kasım Süleymani’nin öldürülmesine verdiği karşılık gibi sembolik saldırılar düzenlemede uzman” diyor.
İran’ın “ağır intikam” sözlerine karşın, üsteki ABD’li askerlerden ölen olmamıştı ve ABD Ordusu’nun füzelerin gelişine dair uyarı aldığını söyleyen haberler gündeme gelmişti.
Fawas Gerges Şam’daki saldırının “İran’ın savunmasının altını oymayı, dünyaya İran’ın kağıttan bir kaplan olduğunu göstermeyi ve İran’ın güvenlik aygıtının belini kırmayı” amaçladığını vurguluyor.
Gerges “Ancak İran’dan dünyayı sarsan, doğrudan bir tepki görmeyeceğiz” diye de ekliyor.
Peki, büyük bir askeri tepki olmayacaksa, İran’ın önündeki diğer seçenekler ne?
İsrail Siber Politika Enstitüsü’nden Tel Pavel “İran’ın İsrail’den intikam almak için siber alemi ya da başka bir boyutu kullanması olasılığını yabana atamayız. Felç etmek, bilgi çalmak ya da sızdırmak için enformasyon teknolojisine siber saldırılar düzenleyebilirler” diyor.
Ülkenin nasıl bir tepki göstereceğine İran ve özellikle de dini lider karar verecek. Ancak İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Nasır Kanani pek renk vermedi.
Sözcü “İran tepki verme hakkını saklı tutuyor ve saldırgana karşı nasıl bir misilleme ve cezalandırma olacağına karar verecek” dedi.
]]>Japonya’dan BM Güvenlik Konseyi başkanlığını devralan Malta’nın başkanlığı ve Rusya’nın talebiyle Konsey’de, İran’ın Şam’daki konsolosluk binasına düzenlenen hava saldırısı görüşüldü.
Burada bir konuşma yapan BM Orta Doğu, Asya ve Pasifik’ten Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı Mohamed Khaled Khiari, İran’ın hem BM Genel Sekreteri hem de Güvenlik Konseyi’ne mektup göndererek, İsrail’in, diplomatik tesislerine saldırı düzenlediğini aktardığını bildirdi.
Khiari, basında yer alan haberlerde ise 13 İranlı personel ile 6 Suriyeli sivilin öldüğünün kaydedildiğini anımsatarak, “Genel Sekreter’in ifadelerini tekrar ederek bu saldırıyı kınıyorum.” dedi.
Uluslararası hukuk uyarınca diplomatik tesisler ve personelin korunması gerektiğinin altını çizen Khiari, aynı zamanda üye ülkelerin egemenlik ve toprak bütünlüğüne saygı duyulması gerektiğini vurguladı.
Mohamed Khaled Khiari, kurallara dayalı uluslararası düzenin uluslararası barış ve güvenlik için kilit öneme sahip olduğunu belirtti.
Suriye’de İran’la bağlantılı hedeflere yönelik saldırıların İsrail tarafından gerçekleştiğinin dile getirildiğine dikkati çeken Khiari, bu yıl başından beri bu çerçevede 12 saldırı gerçekleştiğini aktardı.
İsrail’in olaylara ilişkin sorumluluk üstlenmediğini, ancak Suriye’de askeri operasyon gerçekleştirdiğini kabul ettiğini ifade eden Khiari, “Bugün Konseye tüm ilgili taraflarla irtibata geçmesi ve gerginliğin artmasını engellemesi için çağrıda bulunuyoruz.” diye konuştu.
“Dayanışma göstermezsek, herhangi bir ülkenin diplomatik misyonu bir sonraki hava saldırısının hedefi olabilir”
Rusya’nın BM Daimi Temsilcisi Vassily Nebenzia ise “Batı Kudüs’ün Gazze’deki askeri misyonu BM Güvenlik Konseyi’nin acilen ateşkes talep edilen kararına rağmen devam ediyor.” sözlerini sarf etti.
İsrail’in, ABD’nin suç ortaklığıyla bağlayıcı bir Konsey kararını ihlal etmesinden derin endişe duyduklarını aktaran Nebenzia, İsrail’in Dünya Merkezi Mutfağı (World Central Kitchen-WCK) çalışanlarını öldürmesinin bunun bir örneği olduğunu söyledi.
Nebenzia, İsrail’in bir diğer sorumsuz eyleminin de İran’ın Şam’daki konsolosluk binasına saldırısı olduğunu kaydederek, diplomatik ve konsolosluk tesislerinin dokunulmaz olduğunu ifade etti.
Söz konusu saldırıyı şiddetle kınadıklarını belirten Nebenzia, İsrail’in Suriye’de yoğun nüfuslu bir bölgeyi ilk kez hedef almadığına dikkati çekti.
Vassily Nebenzia, uluslararası topluma İsrail’in eylemlerini kınama çağrısında bulunarak, “Konsey üyelerinin dayanışmasına güveniyorum. Eğer dayanışma göstermezsek, herhangi bir ülkenin diplomatik misyonu bir sonraki hava saldırısının hedefi olabilir.” uyarısında bulundu.
“Uluslararası hukuk ve uluslararası ilişkilerin temel ilkelerinin kırmızı çizgileri çok kez ihlal edildi”
Çin’in BM Daimi Temsilci Yardımcısı Geng Shuang da Gazze’de çatışma başladığından beri ev, okul, hastane, insani yardım tesisleri, BM ajanslarına yönelik saldırılar gerçekleştiğini, bugün de diplomatik tesisin hedef alındığını hatırlattı.
Geng, “Uluslararası hukuk ve uluslararası ilişkilerin temel ilkelerinin kırmızı çizgileri çok kez ihlal edildi.” değerlendirmesini yaptı.
Çin’in söz konusu saldırıyı şiddetle kınadığını vurgulayan Geng, İsrail üzerinde etkisi olan ülkelere, yapıcı rol oynayarak Gazze’de ateşkes, Orta Doğu’da ise istikrarı teşvik etmeleri çağrısında bulundu.
“Kendini uluslararası hukukun üstünde gören İsrail’in bu saldırıyla ne amaç ettiği açık”
Cezayir’in BM Daimi Temsilcisi Amar Bendjama ise işgalci İsrail’in söz konusu saldırısının, uluslararası hukukun ihlali olduğunu belirtti.
Kışkırtıcı eyleme güçlü bir sesle karşı çıkmak gerektiğinin altını çizen Bendjama, bu eylemin tüm bölgeyi daha büyük bir gerginliğe itebileceği uyarısında bulundu.
Bendjama, “Kendini uluslararası hukukun üstünde gören İsrail’in bu saldırıyla ne amaç ettiği açık” diyerek, uluslararası düzenin bütünlüğünün tehlikede olduğunu söyledi.
Hukuka aykırı bu tür davranışların sonuçları olması gerektiğini vurgulayan Bendjama, “Artık somut adım atma vakti.” dedi.
“İran ve ortakları bölgede gerginliği artırmaktan kaçınmalı”
ABD’nin BM Daimi Temsilci Yardımcısı Robert Wood da ABD’nin dün Suriye’de meydana gelen saldırıyla hiçbir alakasının olmadığını, daha önceden de bilgisinin bulunmadığını kaydetti.
Saldırı hakkında bilgi toplamaya devam ettiklerini aktaran Wood, “Ancak açık olan bir şey var ki İran ve ortakları bölgede gerginliği artırmaktan kaçınmalı.” diye konuştu.
Suriye rejimi ve İran’ın, İsrail ile ABD’nin tesis ve personellerine yönelik saldırı düzenlediğini kaydeden Wood, kendilerini korumaktan kaçınmayacaklarını dile getirdi.
Çatışma zamanında da diplomatik misyonların korunması gerektiğinin altını çizen Wood, “Söz konusu tesiste terör örgütü liderleri ve unsurlarının bulunduğuna ilişkin haberlerden endişe duyuyoruz. İran’ın terörist ve aşırıcılarla süregelen koordinasyonunu kınıyoruz.” ifadesini kullandı.
WCK konvoyuna yönelik saldırıyı da üzüntü ve endişeyle karşıladıklarını belirten Wood, “Bu olay İsrail’in Gazze’de insani yardım personeli ve tesislerini korumak için çok daha fazlasını yapması gerektiğini gösteriyor.” vurgusunda bulundu.
Wood, diğer ülkelerle birlikte olayın şeffaf bir şekilde soruşturulmasını talep ettiklerini belirterek, “Bunun tekrarlanmaması lazım.” görüşünü paylaştı.
“ABD, İsrail’in tüm suçlarından sorumlu”
İran’ın BM Daimi Temsilciliği Maslahatgüzarı Zahra Ershadi ise BM Güvenlik Konseyi’ne söz konusu saldırıyı güçlü bir şekilde kınaması için çağrı yaptı.
İsrail’in istikrarsızlaştırıcı ve sorumsuz eylemlerinin bölge ve uluslararası barış ile güvenliği tehdit ettiğini kaydeden Ershadi, “İsrail ceza almadığı için gerginliği artırmaya çalışıyor. Sivilleri öldürmek, açlığı savaş metodu olarak kullanmaktan kaçınmıyor. Gayrimeşru bir şekilde gücünü kullanarak apartheid politikaları, etnik temizlik, soykırım ve askeri hedeflerini her türlü maliyete karşı gerçekleştirmek için uğraşıyor.” sözlerini sarf etti.
Ershadi, ülkesinin itidalli davrandığını ancak bunun da bir sınırının olduğunu belirterek, İran’ın uluslararası hukuk ve BM Şartı uyarınca cevap verme bağlamında meşru haklarını muhafaza ettiğini aktardı.
“ABD’nin İsrail’in Gazze’de soykırım dahil tüm suçlarından sorumlu” olduğunu ifade eden Ershadi, İsrail’in bunu ABD’nin siyasi, mali ve askeri desteği olmadan yapamayacağını dile getirdi.
Suriye’nin BM Daimi Temsilcisi Qusay el-Dahhak da İsrail’in barbarca saldırısını işgal altındaki Golan Tepeleri’nden yaptığını öne sürdü.
Saldırının gerçekleştiği alanın sivillerle dolu olduğuna dikkati çeken Dahhak, İsrail’in, saldırılarını ABD desteği olmadan gerçekleştiremeyeceğini kaydetti.
Dahhak, ABD’nin yıllardır İsrail’e koruyucu şemsiye görevi yaptığını ve sponsorluğunu yürüttüğünü vurgulayarak, bu vesileyle İsrail’in Filistin halkına soykırım yaptığını ifade etti.
]]>İsrail ordusunun Gazze Şeridi’nin merkezindeki Deir el-Balah’a gerçekleştirdiği ve “World Central Kitchen (WCK)” adlı uluslararası yardım kuruluşunun 7 görevlisinin hayatını kaybettiği saldırısı tepki çekti. İngiltere Dışişleri Bakanı David Cameron sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, “Gazze’de World Central Kitchen (WCK) yardım çalışanlarının hayatını kaybettiği hava saldırısı haberi, derinden üzücü. İngiliz vatandaşlarının öldürüldüğü belirtildi. Bu bilgiyi doğrulamak için çalışıyoruz ve ailelerine tam destek sağlayacağız. Bunlar, hayat kurtaran yardımları ulaştırmak için çalışan insanlardı. İnsani yardım çalışanlarının korunması ve işlerini yürütebilmeleri esastır. İsrail’e derhal soruşturma ve olup biteni tam ve şeffaf bir şekilde açıklama çağrısında bulunduk” ifadelerini kullandı.
“Açıklama istiyoruz”
Polonya Dışişleri Bakanlığından yapılan açıklamada, “Gazze Şeridi’nde Filistin halkına yardım sağlayan Polonyalı gönüllünün ailesine en derin başsağlığı dileklerimizi iletiyoruz. Polonya, uluslararası insani hukukun ve insani yardım çalışanları da dahil olmak üzere sivillerin korunmasının göz ardı edilmesine itiraz ediyor” ifadelerine yer verildi. Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Pawel Wronski ise İsrail’den açıklama istediklerini aktardı.
“Ateşkes talep ediyoruz”
İspanya Dışişleri Bakanı Jose Manuel Albares saldırıya yönelik yaptığı paylaşımda, “Gazze’de gıda dağıtan yardım görevlilerinin ölümü dehşete düşürdü. WCK ailesine dayanışma dileklerimi ilettim. İspanya onların çalışmalarını destekliyor. Ateşkes ve insani yardımın girişini talep ediyoruz” ifadelerini kullandı.
“Artık durmalı”
Avrupa Birliği’nin (AB) Kriz Yönetimi ve İnsani Yardımlardan Sorumlu Komiseri Janez Lenarcic de saldırıyı kınadı ve ateşkes çağrısında bulundu. Sosyal medya hesabından saldırıya ilişkin paylaşım yapan Lenarcic, “Gazze’de insani yardım çalışanlarına yönelik bir saldırıyı daha kınıyorum. Bu artık durmalı. Şimdi ateşkes” ifadelerine yer verdi.
“Kabul edilemez”
Belçika Dışişleri Bakanı Hadja Lahbib ise “Yardım çalışanları önemli işler yapıyorlar ve tıpkı siviller gibi korunmaları gerekiyor. Bunların çoğu Gazze’deki çatışmanın kurbanı. Savaşta bile kurallar vardır. Bütün tarafların kurallara saygı duyması gerekiyor. Bu tür eylemler kabul edilemez” değerlendirmesinde bulundu.
“Uluslararası hukukun ihlali”
Mısır Dışişleri Bakanlığından yapılan açıklamada, söz konusu saldırının uluslararası hukukun “açık” ihlali olduğu belirtildi. Yardım çalışanlarının öldürülmesiyle ilgili tam bir soruşturma yapılması çağrısında bulunulan açıklamada, İsrail’in Gazze Şeridi’ne insani yardım için güvenli ve sürdürülebilir erişim sağlayan Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararlarına uyması istendi.
“Şoktayız”
Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Wang Wenbin saldırıyı kınayarak, “Çin, sivillere, sivil tesislere zarar veren ve uluslararası hukuku ihlal eden her türlü eyleme karşı çıkıyor. Gazze’de uluslararası yardım çalışanlarına yönelik saldırı karşısında şoktayız” ifadelerini kullandı.
“Hızlı ve inandırıcı bir soruşturma yapılmasını talep ediyoruz”
Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) Dışişleri Bakanlığından yapılan açıklamada, “Gazze’de trajik bir şekilde hayatını kaybeden WCK yardım çalışanlarının ailelerine ve yakınlarına başsağlığı dileriz. Uluslararası insancıl hukukun ilkeleri mutlaktır, insani yardım çalışanlarına her zaman saygı gösterilmeli ve onlar korunmalıdır. Hızlı ve inandırıcı bir soruşturma yapılmasını talep ediyoruz” ifadelerine yer verildi.
“İsrail, Gazze’yi dünyanın yardım ulaştırmak için en tehlikeli yeri haline getirdi”
Uluslararası İslami Yardım Vakfı (İslamic Relief) tarafından yapılan açıklamada da İsrail’in insani yardım görevlilerine yönelik saldırısı kınandı. Açıklamada, “İsrail’in 6 ay süren bombardımanı Gazze’yi dünyanın yardım ulaştırmak için en tehlikeli yeri haline getirdi. Çoğunluğu Filistinli olan 200’den fazla yardım görevlisi öldürüldü. İnsani yardım çalışanları için şimdiye kadarki en ölümcül kriz. İsrail karadan yeterli yardımın girmesini engellediği için çocuklar açlıktan ölüyor ve şimdi de deniz yoluyla gönderilen ve hayat kurtaran gıdayı ulaştırmaya çalışan insani yardım çalışanları öldürülüyor” ifadeleri kullanıldı. Vakıf, derhal ateşkes ilan edilmesi çağrısında bulundu.
“Kabul edilemez”
Avustralya Başbakanı Anthony Albanese yaptığı açıklamada, saldırıda hayatını kaybeden Avustralyalı yardım görevlisi Zomi Frankcom’un ölümünün “kabul edilemez” olduğunu ifade etti. Franckcom’un ailesine başsağlığı dileyen Başbakan Albanese, İsrail büyükelçisiyle temasa geçildiğini aktardı.
Yardım çalışanlarının cenazeleri Mısır’a gönderilecek
Filistin Kızılayından yapılan açıklamada, saldırıda hayatını kaybeden 7 World Central Kitchen çalışanının cenazelerinin, Refah Sınır Kapısından Mısır’a gönderilmek üzere hazırlandığı belirtildi. Cenazelerin Gazze’nin Deir el-Balah kentindeki El-Aksa Şehitleri Hastanesi’ne, ardından Refah’taki Ebu Yusuf el-Najjar Hastanesi’ne gönderildiği ifade edildi.
Ne olmuştu?
İsrail ordusu, Deir el-Balah’ta “World Central Kitchen (WCK)” adlı insani yardım kuruluşu çalışanlarının bulunduğu araçları hedef alması sonucu 7 görevli hayatını kaybetmişti. WCK tarafından yapılan açıklamada, ekibin çatışmasız bir bölgede WCK logosu bulunan 2’si zırhlı olmak üzere 3 araçla seyir halinde olduğu belirtilerek, “Konvoy, hareketleri İsrail ordusu ile koordine edilmesine rağmen deniz yoluyla (Güney Kıbrıs’tan) Gazze’ye getirilen 100 tondan fazla gıda yardımını boşalttığı Deir el-Balah’taki deposundan ayrılırken vuruldu. Öldürülenler Avustralya, Polonya, İngiltere, ABD-Kanada çifte vatandaşı ile Filistinli. World Central Kitchen olarak bölgedeki faaliyetlerimize ara veriyoruz” ifadeleri kullanılmıştı. – MADRİD
]]>Hasan Kalyoncu Üniversitesi Öğretim Üyesi ve Siyaset, Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfının (SETA) Kıdemli Araştırmacısı Doç. Dr. Murat Aslan, Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Bayram Sinkaya ve İran uzmanı Dr. Mehmet Koç, dün İran’ın Şam Büyükelçiliği yerleşkesindeki konsolosluk binasına düzenlenen saldırıya ilişkin AA muhabirine değerlendirmelerde bulundu.
İran Devrim Muhafızları Ordusu, İran’ın Şam Büyükelçiliği yerleşkesindeki konsolosluk binasına İsrail tarafından düzenlenen füze saldırısında Tuğgeneral Muhammed Rıza Zahidi ile Tuğgeneral Muhammed Hadi Hac Rahimi dahil 7 yetkilinin hayatını kaybettiği duyurmuştu.
“Bu bir devletin diğer devlete defakto savaş ilanıdır”
Aslan, şimdiye kadar İran’da farklı grupları ve unsurları hedef alan İsrail’in, söz konusu saldırısının öncekilerden farklı olduğunu belirterek “Bu bir devletin diğer devlete defakto savaş ilanıdır.” dedi.
İran ve İsrail’in yeni bir evreye girdiğini kaydeden Aslan, “İran, İsrail ve ABD’ye karşı sadece dolaylı, örtülü ve kendisinin ön planda olmadığı saldırıları organize ediyordu. Ancak şu an itibarıyla hem devrim muhafızlarının Suriye’deki komuta kademesinin elimine edilmesi hem de İran toprağı olarak sayılan bir binaya saldırı düzenlenmesi nedeniyle kendi yöntemini biraz değiştirecek.” ifadelerini kullandı.
Aslan, İsrail tarafından İran’ın bölgede emir komuta hiyerarşisini “tamamen felç hale getirecek” bir hedef seçimi yapıldığını söyledi.
İsrail’in bölgede şimdiye kadarki saldırılarının İran’ın pozisyonunda çok büyük değişikliklere neden olmadığını dile getiren Aslan, “Ama dünkü olay kısa süreli olsa da İran’ın sisteminde büyük bir aksaklık meydana getirecek.” dedi.
Aslan, “Benim gördüğüm kadarıyla İsrail, İran’a net bir siyasi mesaj verdi. Çünkü daha önce adı konmamış bir uzlaşı vardı, o da şu; Suriye’de İran milislerinin İsrail sınırından belli bir mesafe geri çekilmesi talep edilmişti. Şu an Gazze’deki bu gelişmeler sonrasında İsrail, İranlı milisleri daha geriye ittirmek istiyor. Bunun için de siyasi bir baskı aracı olarak bu tip saldırıları kullanmak istiyor.” diye konuştu.
İran ve ABD arasında Umman’da bir dizi gizli ve dolaylı görüşmeler yapıldığının bilindiğine işaret eden Aslan, “Bu görüşmelerin amacı İranlılar açısından düşünürseniz yaptırımların hafifletilmesi. Çünkü bir petrol krizi yaklaşıyor. Bu petrol krizinde İran, kendi pozisyonunu sağlamlaştırmak istiyor. ABD açısından okumak gerekirse o görüşmeleri, Amerikan üslerine, Irak ve Suriye’de saldırıların olmamasını istiyorlar ve aynı zamanda özellikle İran’ın Yemen’deki etkisiyle tabii ki bir enerji ajandası var.” ifadelerini kullandı.
Aslan iki ülke arasındaki söz konusu görüşmelerin İsrail açısından istenmeyen görüşmeler olduğunu ifade ederek, “Büyük bir ihtimalle bu saldırının bir diğer ayağı Amerikalılarla İran arasında tesis edilecek muhtemel bir dolaylı diplomasinin önüne geçilmesidir.” dedi.
“İsrail, ABD ile İran arasında bir çatışmayı tetiklemek için bir hayli çaba sarf etti”
İran uzmanı Koç, İsrail’in “Aksa Tufanı” operasyonunun arkasında İran’ın olduğu konusunda ısrar ederek, ABD ve diğer Batılı güçleri İran’a karşı harekete geçirmeyi amaçladığını, buna karşın ABD’nin böyle bir planının olmadığını dile getirdi.
Bölgede ABD ve İran’ın sık sık karşı karşıya geldiğini, son olarak ABD’nin Ürdün-Suriye sınırındaki askeri üssünün İran destekli gruplar tarafından hedef alındığını ve 3 ABD askerinin öldüğünü hatırlatan Koç, “Bu saldırı sonrasında, Amerika ile İran arasında yürütülen diplomatik müzakereler, iki tarafı da daha temkinli hareket etmeye sevk etti. O gün bugündür İran’ın ‘proxy’leri (vekilleri) Amerikalı askerlerin canına mal olacak bir saldırıda bulunmuyor.” ifadelerini kullandı.
Koç, İsrail’in bölgedeki İran unsurlarına yönelik saldırılarını artırdığını hatırlatarak, “Fakat son saldırı askeri amaçların da ötesinde diplomatik misyonların da hedef haline geldiğini gösterdi. İsrail, ABD ile İran arasında bir çatışmayı tetiklemek için bir hayli çaba sarf etti, başarılı olamayınca dozunu artırdı. Böylece İran’ı misilleme yapmaya zorluyor.” dedi.
Diplomatik misyonların hedef alınmasının ülke topraklarının hedef alınması anlamına geldiğini dile getiren Koç, İran kamuoyunun caydırıcı bir karşılık mı verelim yoksa stratejik bir şekilde sabır mı gösterelim ikilemi yaşadığını söyledi.
Koç, “İran, başka bir ülkenin topraklarında İsrail’i hedef alacaksa bunu yine ‘proxy’ler üzerinden yapacaktır.” diye konuştu.
İsrail’in konsolosluk saldırısından sonra İran Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan’ın, “ABD’nin diplomatik anlamda İran’daki temsilcisi sayılan İsviçre’nin maslahatgüzarını” dışişlerine çağırdığını ve bunun sorumlusunun Amerika olduğunu ifade ettiğini kaydeden Koç, İran’ın vekil güçleri üzerinden ABD’nin bölgedeki askeri varlığını hedef alması durumunda İsrail’in amacına ulaşacağını dile getirdi.
Koç, İran milletvekillerinin karşılık olarak İsrail’in Bakü Büyükelçiliği’nin vurulması önerisinde bulunduğunu fakat bunun gerçekçi olmadığını ifade etti.
İsrail’in üç unsura dayanarak bu saldırıyı gerçekleştirdiğini kaydeden Koç, şunları söyledi:
“Bir, İran’ı karşılık verebilecek pozisyonda görmüyor. İki, Amerika ile olan stabil durumu bozmaya çalışıyor. Üç, İran kamuoyunda caydırıcılık fonksiyonunun işlevsiz hale geldiği tartışmalarını daha da derinleştiriyor.”
“İran’ın aynı dozda karşılık vereceğini ve İsrail’de bir hedefin vurulacağını zannetmiyorum”
Doç. Dr. Sinkaya, İran’ın Suriye’deki faaliyetlerinden ve özellikle İran’a ait birliklerin ve yakın grupların sınırlarına yaklaşmasından İsrail’in uzun süredir rahatsız olduğunu, bu kapsamda Rusya ve İsrail’in daha önce mutabakata vardığını ve İran unsurlarının İsrail sınırına 60 kilometreden fazla yaklaşmadığını kaydetti.
İsrail’in zaman zaman İran unsurlarına saldırılar düzenlediğini anımsatan Sinkaya, bu saldırılarda Rusya’nın hava savunma sistemlerinin İran’ı korumamasının da söz konusu anlaşmanın bir parçası olduğunu dile getirdi.
Sinkaya, “Daha önceden İranlı komutanlar kayıp veriyordu Suriye’de. Ama bunlar daha çok Suriyeli muhaliflerle çatışmalarda ya da oradaki terör örgütleriyle çatışmalarda ortaya çıkan kayıplardı. Şimdi İran’ın kayıplarının büyük ölçüde İsrail tarafından verdirildiğini görüyoruz.” dedi.
İsrail’in kendini topyekun bir savaşın içinde gördüğü ve sınırlayacak bir faktör tanımadığından diplomatik misyon vuracak kadar ileri gidebildiğini kaydeden Sinkaya, “İran’ın aynı dozda karşılık vereceğini ve İsrail’de bir hedefin vurulacağını zannetmiyorum. İran’ın söylemlerine göre, halihazırda gerek Hizbullah gerek Hamas gerekse de diğer milisler üzerinden, İsrail’e karşı bir savaş yürütülmekte. Dolayısıyla aynı dozda bir kayıp verdirmeye çalışacaklarını zannetmiyorum.” ifadelerini kullandı.
Sinkaya, “İran’ın aynı dozda karşılık vermesi savaşın daha çok yayılmasına neden olacak. Bunun yerine, İsrail’e değil de Orta Doğu’da farklı bölgelerdeki, farklı ülkelerdeki İsrail temsilcilikleri ya da İsrail’le bağlantılı yerler hedef olabilir. İsrail’e karşı Amerikan hedeflerini de vuracaklarını zannetmiyorum.” diye konuştu.
]]>İsrail’de pazar akşamı yaklaşık 100 bin kişinin katıldığı hükümet karşıtı gösterilerin ardından bazı gruplar Batı Kudüs’teki İsrail Meclisi önünde yüzlerce çadır kurarak burada kalmaya başladı.
Netanyahu hükümetinin istifası, erken seçim ve Gazze’deki İsrailli esirlerin geri getirilmesini talep eden protesto organizatörü gruplar, Batı Kudüs’teki İsrail Meclisi önünde dört gün boyunca çadırlarda kalacaklarını ve gösterilerini sürdüreceklerini açıkladı.
Protesto grupları, İsrail ordusunun Gazze’ye saldırıları 6 aydır devam ederken, Gazze’deki İsrailli esirlerin evlerine dönemediği durumda, Meclis’in ara tatile girmesini eleştirdi.
İsrail Meclisi önündeki Kaplan Caddesi protestocuların kurduğu yüzlerce çadırla doldu. Gece saatlerinde de bazı göstericilerin buraya gelerek çadır kurmaya başladığı görüldü.
Meclis önünde çadır kurmaya başlayan İsrailli Gal Kahoonay, AA muhabirine yaptığı açıklamada, İsrail olarak “çok kötü bir noktada” olduklarını ve 130’dan fazla İsraillinin “Gazze Şeridinde” esir olduğunu söyledi.
Kahoonay, “Hükümetten Gazze’deki İsrailli esirleri buraya getirmesini, bu konuda bir şey yapmalarını istiyoruz. Ama hiçbir şey yapmıyorlar. Bunu protesto etmeye geldik.” dedi.
Bir hafta boyunca çadırda kalmayı planladıklarını belirten Kahoonay, Netanyahu hükümetinin sadece kendi siyasi makamlarını korumaya çalıştığını ve esirlerin durumunu önemsemediğini dile getirdi.
İsrail’de Başbakan Binyamin Netanyahu hükümeti karşıtı ve Gazze Şeridi’ndeki İsrailli esirlerin ailelerine destek olmak için pazar akşamı düzenlenen kitlesel gösterilere yüz binden fazla kişi katılırken, Batı Kudüs’te göstericiler otoyolda trafiği kesmiş, ateş yakmış, polisle karşı karşıya gelmişti.
Netanyahu, sokakta protestolar devam ederken düzenlediği basın toplantısında, erken seçim taleplerinin İsrail’i 8 ay boyunca “felce uğratacağını” ve “bu durumdan en fazla Hamas’ın memnuniyet duyacağını” savunmuştu.
Gazze’deki İsrailli esirlerin yakınları, cumartesi akşamı başkent Tel Aviv’de toplandıkları meydandaki gösterilerini sonlandırarak bundan sonra ülke genelinde sokaklara ineceklerini duyurmuştu. İsrail’de Netanyahu’yu 7 Ekim 2023’te Hamas’ın düzenlediği sürpriz saldırıdan sorumlu tutan hükümet karşıtı gruplar da gösterilere katılma çağrısı yapmıştı.
Hamas ve İsrail arasında Gazze’de ateşkes ve karşılıklı esir takası için dolaylı müzakerelerin yeni turu pazar Kahire’de başlamıştı.
BMGK’nin ateşkes kararı uygulanmıyor
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinden (BMGK) 25 Mart’ta Gazze’de ramazan ayında bir ateşkes kararı çıktı ancak İsrail bu kararı hiçe sayarak saldırılarına devam ediyor.
İsrail ordusunun saldırıları ve işgali gölgesinde, Gazze Şeridi’nde 2,3 milyon Filistinlinin yaklaşık yüzde 90’ının evsiz, açlık, kıtlık karşısında yaşam mücadelesi verdiği insanlık felaketi devam ediyor.
İsrail’in 7 Ekim’den bugüne kadar Gazze’ye saldırılarında 21 binden fazlası kadın ve çocuk yaklaşık 33 bin Filistinli can verdi. Enkaz altında halen binlerce ölü olduğu bildirilirken, halkın sığındığı hastane ve eğitim kurumları hedef alınarak sivil altyapı da tahrip ediliyor.
Hamas ile İsrail arasında en büyük anlaşmazlıkların başında, Hamas’ın “kalıcı ateşkes talebine rağmen” İsrail’in “geçici ateşkes ve savaşa devam etmeyi talep etmesinin” geldiği aktarılıyor.
Hamas’ın, zorla göç ettirilmiş Filistinlilerin İsrail’in kara işgalini sürdürdüğü, çoğu yıkılmış Gazze’nin kuzeyine dönmesini istediği, İsrail’in ise buna karşı çıktığı ifade ediliyor.
İsrail makamlarına göre, Gazze Şeridi’nde, bazıları hayatta bazıları ölü 136 kadar İsrailli esir bulunuyor. Hamas’ın silahlı kanadı İzzeddin Kassam Tugayları, İsrail’in Gazze’ye saldırılarında öldürülen İsrailli esir sayısının 70’i geçtiğini duyurmuştu.
Netanyahu üzerinde baskı artıyor
Başbakan Netanyahu, İsrail ve uluslararası kamuoyunda siyasi nedenlerden dolayı Hamas ile esir takası anlaşması yapmamakla suçlanıyor.
İsrail’in aşırı sağcı Maliye Bakanı Bezalel Smotrich de dahil olmak üzere Netanyahu hükümetinin üst düzey isimleri, esirlerin İsrail’in birinci önceliği olmaması gerektiğini ve Hamas’ı yok etmenin daha önemli olduğunu savunuyor.
Sosyal medyada Netanyahu destekçileri tarafından saldırıya uğradıklarını iddia eden bazı esir yakınları, esirlerin salıverilmesi için hükümete çağrıda bulundukları gösterilerde fiziksel saldırıya uğradıklarını da belirtmişti.
]]>İsrail’deki derin siyasi bölünme, hafta sonu yine kamuoyunun gözlerinin önündeydi.
Bu bölünme, Hamas’ın 7 Ekim’deki saldırısından sonra yaşanan şok ve ulusal birlikle bir süre bir kenara konulmuştu. Ancak altı ay sonra, binlerce eylemci tekrar İsrail sokaklarında.
Savaş protestocuların, İsrail’in en uzun süre iktidarda kalan Başbakanı Binyamin Netanyahu’yu görevden uzaklaştırma kararlıklarına büyük bir güç verdi.
Kudüs’te polis protestoculara karşı “kokarca suyu” kullandı. Kudüs’ün kuzeyden güneye uzanan büyük otobanı Begin Bulvarına barikat kuran eylemcileri dağıtmak için polis araçlarından kötü kokan bir su sıkıldı.
Uzun süredir dile getirilen istifa ve erken seçim sloganlarına, hala Gazze’de tutulan 134 rehinenin serbest kalması için derhal anlaşma yapılmasını isteyen talepler karıştı.
Rehinelerin kaçının hayatta olduğu belli değil. Yakınları, dostları ve eylemcilerin en büyük kaygısı, savaş anlaşma olmadan uzayıp giderse, çok daha fazla sayıda rehinenin ölmesi.
Pazar akşamı, binlerce kişi İsrail Parlamentosu’nun önündeki geniş bulvarları doldururken, oğlu Gazze’de askerlik yapan Katia Amorza, bir süreliğine megafonunu bırakıyor:
“Sabah sekizden beri buradayım. Ve şimdi Netanyahu’ya, gidip bir daha geri gelmemesi için tek yöne birinci sınıf bir bilet satın almaktan memnun olurum.”
“Aynı zamanda, hükümetine aldığı, toplumumuzdaki en kötülerden teker teker seçtiği tüm o insanları da beraberinde götürmesini istiyorum.”
Yoldan ve Katia’nın megafonunun önünden bir haham geçiyor.
İsrail’in Tapınak Dağı adını verdiği, İslam’ın üçüncü en kutsal camisi El Aksa’nın bulunduğu yerde Yahudilerin ibadet etmesi için kampanya yürüten Haham Yehudah Glick protestocuların, asıl düşmanın Netanyahu değil Hamas olduğunu unuttuğu görüşünde:
“Bence çok destek alıyor. Bu insanların dayanamadığı da bu. Bence bu insanlar, bu kadar uzun süredir gösteri yapmalarına karşın Netanyahu’nun hala iktidar olduğu gerçeğini kabullenemiyor.
“Ve onlara gelip gösteri yapmaları, hislerini yüksek sesle ve açıkça ifade etmeleri çağrısında bulunuyorum, ancak demokrasi ve anarşi arasındaki çok ince çizgiyi aşmamalılar.”
Eylemciler ve normalde İsrail’e destek veren ülkelerdeki karşıtları Netanyahu’nun ultra milliyetçi Yahudi partilerinin desteğine ihtiyaç duyan koalisyon hükümetinde demokrasi düşmanlarının bulunduğunu söylüyor.
Bunlardan biri, Maliye Bakanı Bezalel Smotrich’in liderliğini yaptığı Dinci Siyonizm Partisi. Milletvekillerinden biri Ohad Tal daha çok askeri baskıdan başka bir şeyin Hamas’ın rehineleri serbest bırakmaya zorlayacağını düşünmenin “saflık” olduğuna inanıyor:
“Hamas’ın bir anlaşmayla kolayca herkesi serbest bırakmasını, sonra da böyle bir anlaşmayla serbest bırakacağımız tüm teröristleri öldürmemize izin vermesini beklemiyorsunuz, değil mi? O kadar basit değil.
“Tüm rehineleri geri getirecek ve her şeyi düzeltecek bir düğme olsaydı, her bir İsrailli bu düğmeye basardı. Ancak bu düşündüğünüz kadar kolay değil.”
Binyamin Netanyahu, ülkesini güvende tutabilecek tek kişinin kendisi olduğunu söylüyordu. Çok sayıda İsrailli de ona inandı.
Filistinlileri idare edebileceğini, Filistinlilerin bir devlet kurmak için istediği topraklara Yahudileri yerleştirebileceğini ve bütün bunları bir barış anlaşması için gereken ödünleri vermeden yapabileceğini söylüyordu.
Tüm bunlar, 7 Ekim’de Hamas sınır tellerini aşarak saldırdığında değişti.
Birçok İsrailli Hamas’ın İsrail’e bu kadar yıkıcı bir saldırı düzenleyebilmesine izin veren güvenlik boşluklarından Netanyahu’yu sorumlu tuttu.
Hatalar yaptıklarını kabul eden güvenlik şeflerinin tersine, Netanyahu hiç sorumluluk almadı.
Bu da, Pazar akşamı Kudüs sokaklarını dolduran on binlerce eylemciyi öfkelendiriyor.
Binyamin Netanyahu’nun İsrail siyasetinde hakim bir figür olmadığı günleri hatırlayan İsrailliler 40 yaşın üzerinde olmalı.
İlk olarak İsrail’in Birleşmiş Milletler Sözcüsü olarak ortaya çıktıktan sonra, başbakanlığa ilk olarak Oslo barış sürecine karşı çıkan söylemiyle 1996’da aldığı kıl payı zaferle gelmişti.
Oslo anlaşmaları da, mevcut Amerikan Orta Doğu barış planı gibi, Filistinlilerin İsrail’in yanında kendi devletlerini kurmasının, Şeria Nehri ve Akdeniz arasındaki toprakların kontrolü için Yahudiler ve Araplar arasında yarım yüzyıldır devam eden savaşı sona erdirmenin tek umudu olarak görüyordu.
Netahyahu, bir Filistin devleti fikrine sürekli karşı çıktı. ABD’nin Orta Doğu’nun yeniden inşasındaki “büyük pazarlığın” bir parçası olarak Filistin’in bağımsızlığına destek vermesini kabul etmedi.
Karşıtları Netanyahu’nun, Joe Biden’ın savaştan sonra Gazze’nin yönetimine dair planlarına karşı çıkarak, İsrail aşırı sağının desteğini aldığını söylüyor.
Parlamento binasının önündeki eylemcilerden biri emekli Tuğgeneral David Agmon. Agmon ilk seçildiğinde bir dönem, Netanyahu’nun başbakanlık ofisini yönetmişti.
“Bu 1948’den bu yana en büyük kriz. Size bir şey daha söyleyeyim: 1996’da Netanyahu’nun ilk kalem müdürüydüm, yani onu tanıyorum ve üç aydan sonra bırakmaya karar verdim. Çünkü ne olduğunu anladım. İsrail’e yönelik bir tehlike.
“Nasıl karar alınacağını bilmiyor. Korkak ve tek bildiği şey konuşmak. Ve tabii ki eşine bağımlı ve yalanlarını da gördüm. Üç ay sonra ona ‘Bibi, senin danışmanlara ihtiyacın yok, senin değiştirilmen gerek’ dedim.”
Sokaklarda eylemler sürerken, Netanyahu erken seçim çağrılarını reddediyor ve Gazze’nin güneyinde çok sayıda sivilin sığındığı Refah’ta, Hamas güçlerine karşı yeni bir saldırı düzenleme kararlılığından bahsediyor.
İsrailliler, Hamas’ın yok edilmesi konusunda bölünmüş değil. Savaşa hala ezici bir destek var. Ancak savaşın nasıl verildiği ve tüm rehinelerin hala kurtarılamamış olması, Binyamin Netanyahu üzerinde kariyerine son verebilecek bir baskı yaratıyor.
]]>İsrail’de Netanyahu hükümeti karşıtı ve Gazze Şeridi’ndeki İsrailli esirlerin getirilmesi için Hamas ile anlaşma imzalanmasını talep eden protestolar, cumartesinin ardından pazar gecesi de daha güçlü bir ivmeyle devam etti.
Gösterilerin odak noktası İsrail Meclisi’nin bulunduğu Batı Kudüs oldu. Gazze Şeridindeki İsrailli esirlerin yakınlarının destekçileri ve Netanyahu hükümetinin istifasını isteyen 100 binden fazla kişi İsrail Meclisi çevresindeki yollar ve meydanları doldurdu.
Netanyahu karşıtı gruplar, Başbakan Netanyahu’ya hitaben “Sen baştasın, sen suçlusun”, “(Esir takası) Anlaşma şimdi”, “Seçimler hemen” sloganları atarak hükümetin istifasını talep etti.
İsrail Meclisi yakınında gösteri yapan bazı gruplar, yakınlardaki kentin ana arterlerinden Begin Otoyolu’na yürüyerek burada trafiği kapattı ve yolda ateş yaktı.
İsrail polisi, göstericilere, atlı birlikler ve TOMA’lardan sıkılan pis kokulu suyla müdahale etti.
Öte yandan, Batı Kudüs’teki gösterilerde, ülkedeki ultra Ortodoks Yahudilerin (Haredi) zorunlu askerlik görevine katılmasını talep eden gruplar da Haredilerin yaşadığı Mea Shearim’de yürüyüş yaptı. Bazı Haredilerle buradaki grupların karşılaşmasında karşılıklı sözlü atışmalar ve zaman zaman da arbede yaşandı.
Batı Kudüs’ün yanı sıra Tel Aviv, Netanyahu’nun şahsi konutunun bulunduğu Kayseriya, kuzeydeki Kfar Saba kenti gibi onlarca noktada düzenlenen gösterilere binlerce kişi katıldı.
Netanyahu, sokakta protestolar devam ederken düzenlediği basın toplantısında, erken seçim taleplerinin İsrail’i 8 ay boyunca “felce uğratacağını” ve “bu durumdan en fazla Hamas’ın memnuniyet duyacağını” savunmuştu.
Gazze’deki İsrailli esirlerin yakınları, başkent Tel Aviv’de toplandıkları meydandaki gösterilerini sonlandırarak bundan sonra ülke genelinde sokaklara ineceklerini duyurmuştu. İsrail’de Netanyahu’yu 7 Ekim’de Hamas’ın düzenlediği sürpriz saldırıdan sorumlu tutan hükümet karşıtı gruplar da gösterilere katılma çağrısı yapmıştı.
Hamas ve İsrail arasında Gazze’de ateşkes ve karşılıklı esir takası için dolaylı müzakerelerin yeni turu bugün Kahire’de başlamıştı.
Son turu Katar’ın başkenti Doha’da gerçekleşen Hamas ve İsrail arasındaki müzakerelerde anlaşma sağlanamamıştı.
BMGK’nin ateşkes kararı uygulanmıyor
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinden (BMGK) 25 Mart’ta Gazze’de ramazan ayında bir ateşkes kararı çıktı ancak İsrail bu kararı hiçe sayarak saldırılarına devam ediyor.
İsrail ordusunun saldırıları ve işgali gölgesinde, Gazze Şeridi’nde 2,3 milyon Filistinlinin yaklaşık yüzde 90’ının evsiz, açlık, kıtlık karşısında yaşam mücadelesi verdiği insanlık felaketi devam ediyor.
Hamas ile İsrail arasında en büyük anlaşmazlıkların başında, Hamas’ın “kalıcı ateşkes talebine rağmen” İsrail’in “geçici ateşkes ve savaşa devam etmeyi talep etmesinin” geldiği aktarılıyor.
Hamas’ın, zorla göç ettirilmiş Filistinlilerin İsrail’in kara işgalini sürdürdüğü, çoğu yıkılmış Gazze’nin kuzeyine dönmesini istediği, İsrail’in ise buna karşı çıktığı ifade ediliyor.
İsrail makamlarına göre, Gazze Şeridi’nde, bazıları hayatta bazıları ölü 136 kadar İsrailli esir bulunuyor. Hamas’ın silahlı kanadı İzzeddin Kassam Tugayları, İsrail’in Gazze’ye saldırılarında öldürülen İsrailli esir sayısının 70’i geçtiğini duyurmuştu.
Gazze’deki İsrailli esirlerin yakınları Hamas ile siyasi bir anlaşma sağlanıp yakınlarının serbest bırakılmasını talep ederek hükümeti çağrılarına kayıtsız kalmakla suçlamıştı.
]]>Gazze’nin yaklaşık 1700 kilometre doğusunda, büyük yardım malzemesi blokları bir Amerikan askeri nakliye uçağına yükleniyor. Katar’daki El Udeid üssünde mürettebat, uçağın kargo bölümüne altında karton bir palet ve üzerinde bir paraşüt bulunan 80 bloku yüklüyor.
Gazze’yi doyurmak şu anda karmaşık, riskli ve çok uluslu bir operasyon. İngiltere Kraliyet Hava Kuvvetleri, iki yardım dağıtımı uçuşu yaptı. Fransa, Almanya, Ürdün, Mısır ve BAE de faaliyetlere katılıyor.
Bu, Amerikan güçleri tarafından gerçekleştirilen 18. yardım uçuşu. Kuşatma altındaki küçük savaş alanına 40 bin öğün yiyecek atmak için Doha’dan kalkan ve gidiş dönüş 6 saat süren bir uçuş gerekiyor.
Yardım dağıtımında en pahalı ve en etkisiz yöntem. Ayrıca kontrol etmesi de zor.
Geçtiğimiz günlerde, denize düşen yardım bloklarını almaya çalışan 12 kişi boğularak can verdi. Altı kişi de, yardıma ulaşmak için oluşan izdihamda ezilerek öldü.
Kokpite girişteki büyük Amerikan bayrağının altında duran yardım görevinin komutanı Binbaşı Boone “Bu haberlerin farkındayız ve kayıpları kısıtlamak için elimizden geleni yapıyoruz” diyor.
“Kelimenin tam anlamıyla elimizden geleni yapıyoruz. Gazzelilerin görüp, yoldan çekilebilmeleri için daha çok vakitleri olsun diye daha yavaş alçalan bir paraşüt kullanıyoruz.
“Ayrıca yardımların düştüğü bölgelerin boşaltılabilmesi için uğraşıyoruz, böylece ilgili noktada insanlar toplanırsa, buralara yardım atmıyoruz.”
Yarbay Boonne uçuş rotasını dikkatle belirlediklerini, Gazze kıyısındaki daha güvenli ve açık alanları hedef aldıklarını, ancak yardımları deniz üzerindeyken atarak, arızalı paraşütlerin binalara ve insanların üzerine değil, denize düşmesini sağlamaya çalıştıklarını söylüyor.
Bunların hiç biri kolay değil.
Büyük bir askeri kargo uçağının gelişi kilometrelerce öteden duyuluyor ve bu da kalabalıkların uçağı takip etmek için hızla toplanmaları anlamına geliyor.
Çaresizlik yüzünden bir çok kişi yardımlara erişebilmek için büyük riskler alıyor ve bir çoğu da boş ellerle geri dönüyor.
Ölen ve yaralanan sayısı artarken, Hamas’ın havadan yardımın durdurulması çağrısı yaptığı, “işe yaramaz ve aç sivillere yönelik gerçek bir tehlike” diye tanımladığı belirtiliyor.
Riskler, yardımlar yere indiğinde örgütlü bir dağıtım olmadığından daha da büyüyor.
Gazze üzerinde manevra yaparken, uçağın kargo kapısı açıldığında, bölgenin yıkılmış başkenti görülüyor. Geriye kalan birkaç yüksek apartman, geriye kalmış tek diş gibi görünüyor.
Amerikan yiyecek paketlerinin, Amerikan yapımı silahların zaten izlerini bıraktığı yerlere ulaştırılması hedefleniyor.
Altımızda, kıyı boyunca uzanan yol hızla aynı yöne doğru giden insanlar ve araçlarla dolu. Uçağı takip etmeye çalışıyorlar.
Paraşütlerin uçaktan atılıp, saniyeler içinde küçük noktalara dönüşmesini izliyoruz. Bir çoğu suyun üzerinde kalıyor, ancak paraşütü açılmaya ikisi doğrudan denize düşüyor.
ABD Hava Kuvvetleri Sözcüsü Binbaşı Ryan DeCamp, havadan yardımın Gazze’deki açlık krizinin çözümündeki en iyi yaklaşım olup olmadığını sorduğumuzda “Mükemmel değil. Yerde yiyeceğe ihtiyacı olan iki milyondan fazla kişinin, bu savaşı istemeyen masum siviller olduğunu biliyoruz ve biz de on binlere yetecek gıda atıyoruz” diyor.
“Denizde bir damla gibi mi gözüküyor? Belki biraz öyle ama yerde bu yardımın bir kısmına ulaşabilen bir aileyseniz, hayatınızı kurtarabilir.”
Gazze’de yerde, BBC’ye çalışan bir gazeteci Amerikan paraşütlerini izledi. O gün 11 havadan yardım dağıtımı saydı. Kuzey bölgelerindeki bazı Filistinlilerin, günlerce gökyüzüne bakıp, yardım uçaklarını beklediği söyleniyor.
Bir başka Gazze kenti sakini Ahmed Tafesh “Bu sabah iki kez yardım almayı denedik ama başaramadık” diyor.
“En azından bir kutu konserve fasulye ya da humus alabilirsek, bugün bir şeyler yiyebiliriz. Açlık çoğu kişiyi tüketti, artık enerjileri yok.”
Son günlerde yayımlanan bir küresel değerlendirme, Gazze’de açlığın kapıda olduğu uyarısında bulundu. Böylece BM’nin en üst düzey mahkemesi de İsrail’e yardımın “engelsiz” akışını sağlama talimatı verdi.
Binbaşı Boone “İnsanlar açlık çekiyorsa ve gıda verebiliyorsak, şu anda elimizden gelenin en iyisi bu. Başka insanlarının daha çok zaman alan yaklaşımları denediğini biliyorum. C17 filoma emir verildi ve 36 saat içinde ihtiyaç sahiplerine gıda götürebilmek için elimizden geleni yapmaya başladık” diyor.
İsrail hem Gazze’de açlık değerlendirmesini hem de BM Mahkemesi’nin talimatını görmezden geldi ve yardımın engellendiği iddialarının “Tamamen temelsiz” olduğunu savundu. Ayrıca Hamas’ı yiyecek yardımlarını çalmakla suçladılar.
Ancak Gazze’ye insani yardım, şu anda ABD ve İsrail arasındaki savaşa dair görüş ayrılıklarından biri.
ABD, Gazze’ye daha çabuk yardım ulaştırılması için geçici bir iskele kuruyor. İsrail’in Gazze Şeridi’nin 48 kilometre uzağındaki en işlek kargo limanı ise yardım dağıtımına açılmadı.
ABD Başkanı Joe Biden, hala büyük yardımları ulaştırmak için en iyi yol olan karadan yardım konvoylarının gönderilmesi için İsrail Başbakanına baskı yapmaya devam ediyor.
Gazze’deki hastanelerden gelen hasta, kötü beslenmiş, ölen çocukların görüntüleri Amerika’daki seçmenleri etkiliyor. Ancak Biden hala isteklerini kabul ettirebilmek için ülkesinin İsrail’e verdiği silahları bir koz olarak kullanmakta isteksiz.
Arap ve Batılı ülkeler yardım uçuşlarını yoğunlaştırıyor. Riskli ve etkisiz olsa da, çaresiz halka küçük miktarlarda yardımları atıyorlar.
Aslında bu son çare.
Değerleri ise basit soruyla ölçülüyor: Gazze nüfusu üzerindeki ve başka yerlerdeki hükümetler üzerindeki baskıyı ne ölçüde azaltıyorlar?
]]>***
30 Mart Filistin Toprak Günü, 15 Mayıs Nekbe (Felaket) Günü’yle birlikte Filistinlilerin ulusal kimliği, varoluş mücadelesi, sembolleri ve kolektif hafızası açısından en önemli iki tarihten biridir. Filistin Toprak Günü’nün kökeninde 30 Mart 1976’da İsrail’in Filistinlilere ait binlerce dönümlük arazilere el koyma girişimlerine karşı gerçekleşen grev ve yürüyüşler bulunuyor.
-Filistin Toprak Günü nasıl doğdu?
1976 itibariyle Filistin topraklarının tamamı İsrail işgali altındaydı ve Filistinli çiftçilere ait arazilere sıklıkla el konuluyordu. O yıl yeni bir müsadereye karar verilmesi sonrasında Filistinliler, güneyde Nakab’dan kuzeyde Celile’ye kadar pek çok yerde artan toprak gasplarına karşı seslerini yükseltti. Yürüyüşler esnasında İsrail askerlerinin halkın üzerine ateş açması sonucunda 6 Filistinli hayatını kaybetti ve yüzlercesi yaralandı. O günden beri her yıl 30 Mart’ta Filistin Toprak Günü, İsrail’in artan toprak gasplarına karşı bir mücadele günü olarak anılıyor.
Diğer yandan 1976 yılında yaşananlar, İsrail’in Filistinlilerin topraklarına el koymasının ilk örneği olmadığı gibi son örneği de değildir. Nitekim bütün bir 20. Yüzyıl tarihi İsrail’in hem siyasi otoriteyi güç kullanarak ele geçirme hem de halkı mülksüzleştirme anlamındaki toprak gasplarıyla doludur.
-Adım adım işgale giden yol
Yaygın spekülasyonların aksine, Osmanlı egemenliğinin son dönemine kadar Yahudi Ulusal Fonu, Filistin’deki arazilerin yüzde 2’den daha azına sahipti. Bu toprak edinimleri ağırlıklı olarak 19. Yüzyıl ortalarından itibaren devletten düşük bedeller karşılığı toprak satın alan ve Filistin’de yaşamayan Lübnanlı ve Suriyeli tüccar ailelerinin ilk Siyonist kafilelere şişirilmiş fiyatlar karşılığında arazileri satmasıyla mümkün oldu. Toprağı işleyen Filistinli köylüler ise gösterdikleri dirence rağmen bu arazilerden zorla çıkarıldı. Birinci Dünya Savaşı sonrasında Filistin’de kurulan Britanya manda yönetimi yerli halkın artan tepkilerine rağmen toprak transferlerini hızlandırdı ve kolaylaştırdı. Ancak 1947 yılı itibarıyla Yahudi Ulusal Fonu mülkiyetine geçen arazilerin Filistin’deki arazilerin toplamına oranı hala yüzde 7’nin altındaydı.
Buna karşın 29 Kasım 1947 tarihinde Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu’nda 13’e karşı 33 oyla kabul edilen Taksim Planı, Filistin’in yüzde 55’lik kısmının Yahudi Devleti’ne verilmesini kararlaştırdı. Zahiren kararı destekleyen David Ben Gurion liderliğindeki Siyonistler gerçekte bundan çok daha geniş bir toprak parçasına sahip olmak için yıllardır hazırlık ve plan yapıyordu. 1948’in nisan ayında Irgun, Haganah ve Lehi örgütleri Filistin köylerine saldırılar düzenleyip köyleri ele geçirmeye ve yerli nüfusu sürgün etmeye başladı. Mayıs ayında “resmen” patlak veren Birinci Arap-İsrail Savaşı sona erdiğinde ise Gazze, Batı Şeria ve Doğu Kudüs dışındaki tüm topraklar İsrail’in eline geçti. Yüzbinlerce Filistinli ise göçe zorlandı.
-İsrail’in toprak gaspında kanun kılıfı
İsrail’in devlet ilanı sonrasında mülkiyeti halen Filistinlilere ait olan topraklara “yasal” yollarla el koyma süreci başladı. Bu doğrultudaki ilk büyük adım, 1950 yılında çıkarılan 5710 sayılı Gaiplerin Mülkleri Yasası oldu. Bu kapsamda, yasanın çıktığı tarih itibarıyla 1 Eylül 1948’den önce ikamet ettiği yerde yaşamayan kişiler yani Nekbe sürecinde yerinden edilen kişiler “gaip” kabul edildi ve mülkleri İsrail’in mülkü haline getirildi. Bunu izleyen 1953 tarihli Toprak Edinimi Yasası ise devlet mülkü haline getirilen arazilerin askeri amaçlarla kullanılmasına ve üzerinde İsrail yerleşimleri kurulmasına olanak tanıdı. Takip eden yıllarda da yeni toprak transferlerine “meşru” çerçeve sağlayan yeni düzenlemelere gidildi.
1967 yılı İsrail’in egemenliğini tarihsel Filistin’in yüzde 78’inden yüzde 100’üne yaydığı bir yıl oldu. Haziran ayındaki Altı Gün Savaşı sonrasında Gazze, Batı Şeria ve Doğu Kudüs de askeri güç yoluyla işgal edildi. Üstelik Dördüncü Cenevre Sözleşmesi hükümlerince açıkça yasaklanan ve savaş suçu kabul edilen bir fiil de işlenerek, işgal edilen topraklara İsrailli yerleşimciler taşındı. Her yeni yerleşim biriminin inşası da yeni toprak gasplarını beraberinde getirdi.
Avrupa Birliği (AB) ülkelerinden ve hatta yer yer Amerika Birleşik Devletleri’nden (ABD) gelen itiraz ve tepkilere rağmen İsrail, işgal altındaki Batı Şeria’da yeni İsrail yerleşim birimleri inşa etmeye devam ediyor. Bu şekilde işgali hem kalıcı hale getirmeyi hem de konsolide etmeyi hedefleyen İsrail, 1950’lerden beri uyguladığı yöntemlerle Batı Şeria’da mülkiyeti Filistinlilere ait olan arazilere de el koymayı sürdürüyor.
Yalnızca birkaç gün önce, Netanyahu hükümeti Batı Şeria’nın Ürdün Vadisi bölgesinde 800 hektarlık dev bir toprak parçasını “devlet mülkü” haline getirmeyi kararlaştırdı. Yine Batı Şeria’nın muhtelif bölgelerinde pek çok köy, geride bıraktığımız yıllarda askeri bölge haline getirilmek üzere Filistinli köylülerin elinden alındı.
20. Yüzyıldan 21. Yüzyıla devredilen bu pratiklerde, askeri güç yoluyla Filistinlilere ait topraklar üzerinde siyasi hakimiyet kurulmasının ve “kanunlar” yoluyla Filistinlilerin arazilerinin ele geçirilmesinin birbirini tamamlayan iki araç olduğu görülüyor. Aynı zamanda, bugüne kadar gerçekleşen tüm toprak transferi süreçlerinde toprağın üzerinde yaşayan ve toprağı geçim kaynağı olarak kullanan yerli Filistinliler yaşadıkları yerden çıkarıldı.
Tıpkı toplu katliamlar ve tehcir gibi, mülksüzleştirme de bir etnik temizlik aracıdır. 1948’de etnik temizlik yoluyla kurulmuş olan İsrail, o günden beri hakimiyetini aynı araçları sistematik olarak kullanarak pekiştiriyor. İçinden geçtiğimiz süreçte dünyanın gözü Gazze’deki soykırıma ve yüzbinlerce kişinin yerinden edilmesine dönmüşken İsrail, Batı Şeria’da da etnik temizliği sürdürüyor.
[Dr. Selim Sezer, İstanbul Gedik Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesidir.]
Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editöryal politikasını yansıtmayabilir.
]]>Kamikava, başkent Tokyo’daki basın toplantısında, Filistinli mültecilere destek konusunda UNRWA’nın uluslararası toplumda yaygın kabul gören vazgeçilmez role sahip olduğunu vurguladı.
Ülkesinin, Ajansa yardımları yeniden başlatabilmesi sürecinin ele alınması amacıyla UNRWA Genel Komiseri Philippe Lazzarini ile Tokyo’da dün görüştüğünü anlatan Kamikava, Ajans yönetiminin güçlendirilmesi eylem planını incelediklerini dile getirdi.
Japonya’nın UNRWA’nın faaliyetlerine 70 yılı aşkın süredir destek verdiğini kaydeden Kamikava, yardımların herhangi bir terör faaliyetinde kullanılmamasını sağlamak için etkili önlemler alınması gerektiğini vurguladı.
Bakan Kamikava, “Japonya’nın katkıları yeniden başlatması için gerekli çabayı sağlamak dahil son düzenlemeleri yapıyoruz. Buna dayanarak nihai bir karar vereceğiz. Değerlendirme sürecini hızlandırmak istiyoruz.” diye konuştu.
” Gazze’deki kritik durumdan Japonya, ciddi şekilde kaygı duyuyor”
İsrail’in yoğun saldırılarının sürdüğü Gazze Şeridi’ndeki duruma değinen Kamikava, “Çocuklar, kadınlar ve yaşlılar dahil çok sayıda ölümün meydana geldiği Gazze’deki kritik durumdan Japonya, ciddi şekilde kaygı duyuyor.” dedi.
İnsani yardımların yapılabileceği ortamın oluşturulmasını ve rehinelerin serbest bırakılmasını sağlayacak insani ateşkesin önemini vurgulayan Kamikava, sürdürülebilir ateşkesin ivedilikle hayata geçirilmesi için çeşitli diplomatik çabalara devam edeceklerini söyledi.
Kamikava, ilgili tarafların Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinde (BMGK) kabul edilen, Gazze’de kalıcı ve sürdürülebilir ateşkese dönüşecek şekilde ramazanda acilen ateşkes sağlanması istenen karara iyi niyetle ve uluslararası hukuka uygun olarak uymaları için çağrıda bulundu.
Japon Bakan, uluslararası kamuoyunda Gazze’deki bombalamaların, ABD’nin İkinci Dünya Savaşı’nda atom bombası attığı Hiroşima’daki duruma benzetilmesini içeren değerlendirmelere ilişkin, “Hükümet olarak bu hususlar hakkında yorum yapmaktan kaçınacağız.” dedi.
Milyonlarca Filistinliye yardım sağlayan UNRWA İsrail’in hedefinde
İsrail yönetimi, 7 Ekim 2023’te Gazze’ye saldırılarının başlamasıyla eş zamanlı olarak işgal ettiği topraklardaki UNRWA’ya karşı karalama kampanyasına başlamış, sadece Gazze’de 12 bin çalışanı bulunan UNRWA’nın 14 çalışanının 7 Ekim saldırılarına katıldığını bu nedenle Ajansın kapatılması gerektiğini savunmuştu.
Tel Aviv yönetimi, işgal altındaki Batı Şeria ve Doğu Kudüs’ün yanı sıra Lübnan ve Ürdün’de Filistinli mültecilere destek olan ve sağlık, eğitim, sosyal hizmetler alanlarında çoğu Filistinli 30 bin çalışanı istihdam eden Ajansın kapatılması için kampanya yürütmüştü.
Aralarında ABD’nin de yer aldığı yaklaşık 10 ülke ve kurum, UNRWA’ya bağışlarını dondurduğunu açıklamıştı.
İsrail’in UNRWA’ya ilişkin suçlamalarını kanıtlayamaması üzerine Avustralya, Kanada, İsveç ve Avrupa Birliği (AB), kararlarından dönerek Ajansı finanse etmeyi sürdüreceklerini duyurmuştu.
İsrail’in Gazze’yi işgalinde 7 Ekim sonrası
Hamas’ın silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları, “Filistinlilere ve başta Mescid-i Aksa olmak üzere kutsal değerlere yönelik sürekli ihlallere karşılık verme” gerekçesiyle İsrail’e 7 Ekim 2023’te kapsamlı saldırı düzenledi.
İsrail, 7 Ekim’deki saldırılarda 1200 İsraillinin öldüğünü, 5 bin 132 kişinin yaralandığını açıkladı.
İsrail’in 7 Ekim’den bu yana Gazze Şeridi’ne düzenlediği saldırılarda en az 14 bin 280’i çocuk, 9 bin 340’ı kadın olmak üzere 32 bin 623 Filistinli öldürüldü, 75 bin 92 kişi yaralandı.
Enkaz altında halen binlerce ölü olduğu bildirilirken halkın sığındığı hastane ve eğitim kurumları hedef alınarak sivil altyapı da tahrip ediliyor.
İsrail ordusu, Gazze Şeridi’ne saldırılarının başladığı 7 Ekim’den bu yana 253’ü karadan işgal sürecinde olmak üzere 597 askerinin öldüğünü duyurdu.
Çatışmalara 24 Kasım 2023’te 4 günlüğüne verilen ve daha sonra 3 gün daha uzatılan “insani ara”da 81 İsrailli ve 240 Filistinli esir karşılıklı serbest bırakıldı. Öte yandan İsrail, binlerce Filistinliyi alıkoyup hapsetmeye devam etti.
İşgal altındaki Batı Şeria ve Doğu Kudüs’te de 7 Ekim 2023’ten bu yana İsrail güçleri ile yasa dışı Yahudi yerleşimcilerin saldırılarında 454 Filistinli hayatını kaybetti.
Son verilere göre, İsrail ordusu ile Hizbullah arasında 8 Ekim 2023’ten beri devam eden çatışmalarda 261 Hizbullah mensubu, 53 Lübnanlı sivil, 12 Emel Hareketi, 13 Hamas, 14 İslami Cihad mensubu ile 7 İsrailli sivil ve 11 asker öldü.
]]>Yüksel, Güney Afrika Cumhuriyeti’nin açtığı soykırım davası kapsamında UAD’nin verdiği yeni tedbir kararlarına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
UAD’nin daha önceki ihtiyati tedbir kararlarının açıklamasından itibaren İsrail’in bu kararların gereğini yapmadığını belirten Yüksel, Gazze’deki insani durumun daha da kötüleştiğini vurguladı.
Cüneyt Yüksel, Güney Afrika’nın, 6 Mart’ta UAD’den daha fazla ihtiyati tedbir kararına hükmetmesini ya da 26 Ocak’ta alınan tedbir kararlarının değiştirilmesini talep ettiğini aktardı.
Uluslararası Adalet Divanının, İsrail’in Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi kapsamındaki yükümlülüklerine uygun olarak, Gazze’deki Filistinlilerin karşı karşıya olduğu kötüleşen yaşam koşulları, yaygınlaşan kıtlık ve açlık dikkate alınarak dün ilave ihtiyati tedbir kararlarına hükmettiğini anımsatan Yüksel, 14 e karşı 2 oyla, 26 Ocak’ta tarihinde verilen ihtiyati tedbir kararlarının yinelendiğini ve bu kararların hala geçerli olduğunun teyit edildiğini belirtti.
Cüneyt Yüksel, oy birliğiyle de İsrail’in, Gazze’deki Filistinlilerin acilen ihtiyaç duyduğu temel hizmetlerin, tıbbi malzeme ve tıbbi bakım ve insani yardımın engelsiz bir şekilde sağlanmasını temin etmek için gerekli ve etkili tüm önlemleri gecikmeksizin almasının kararlaştırıldığını bildirdi.
Ayrıca İsrail ordusunun, Gazze’deki Filistinlilerin haklarının hiçbirini ihlal eden eylemlerde bulunmamasına da hükmedildiğini belirten Yüksel, ilave tedbirlerin uygulanmasının takibi için İsrail’in bir ay içerisinde rapor sunmasının da kararlaştırıldığını aktardı.
“İsrail askerinin yardımları engellemek suretiyle faaliyet göstermesi yasaklanmıştır”
TBMM Adalet Komisyonu Başkanı Yüksel, “Mahkeme, 26 Ocak 2024’ten bu yana İsrail’in askeri operasyonunun Gazze Şeridi’ndeki Filistinliler arasında 6 bin 600’den fazla ilave ölüme ve yaklaşık 11 bin yaralanmaya yol açtığını kararında belirtmiştir. İsrail’in soykırım eylemleri artık izahtan varestedir. Mahkeme, 26 Ocak 2024 tarihinden bu yana yaşanan gelişmelerin ve davanın koşullarının, 26 Ocak 2024 tarihli kararda belirtilen geçici tedbirlere ilaveler yapılmasının gerektiği sonucuna varmıştır.” bilgisini paylaştı.
Yeni tedbir kararları ile UAD’nin, Gazze Şeridi’ndeki feci durumun, Refah da dahil olmak üzere Gazze Şeridi genelinde geçerli olan 26 Ocak 2024 tarihli ihtiyati tedbir kararlarında belirtilen önlemlerin derhal ve etkili bir şekilde uygulanması gerektiğinin altını çizdiğine işaret eden Yüksel, şunları kaydetti:
“İsrail askerinin yardımları engellemek suretiyle faaliyet göstermesi yasaklanmış ve bu yöndeki bir faaliyetin Soykırım Sözleşmesi kapsamında suç teşkil edeceği ortaya konulmuştur. Özellikle karar metninde de geçtiği üzere İsrail’in Birleşmiş Milletler Yardım ve Çalışma Ajansı’nın (UNRWA) feshedilmesini sağlamak için 26 Ocak 2024’ten bu yana yürüttüğü faaliyetler dikkate alındığında Mahkemenin İsrail’i Birleşmiş Milletler ile iş birliğine zorunlu kılması oldukça önem arz etmektedir. Yaşanan gelişmeler ışığında Mahkemenin vermiş olduğu ihtiyati tedbir kararlarının etkili bir biçimde uygulanması önem arz etmektedir. Bizim UAD’den beklediğimiz, İsrail’in işlemiş olduğu soykırım, insanlığa karşı suçlar ve savaş suçlarının derhal Mahkemenin vereceği esasa ilişkin nihai karar ile ortaya konması ve kamuoyuna ilan edilmesi, bu yönde olağanüstü durumlar da dikkate alınmak suretiyle yargılama sürecini hızlandırmasıdır.”
]]>Aylar süren uyarılardan sonra, BM’nin desteğiyle hazırlanan bir rapor, Gazze’deki insani facianın, insan eliyle oluşturulan bir açlık felaketine yol açtığını kanıtlayan net istatistikler sundu.
Rapor, İsrail üzerindeki Filistinli sivilleri korumak ve ihtiyaç sahiplerine yeterli insani yardıma izin vermek gibi yasal sorumluluklarını yerine getirme baskısını artırdı.
BM’nin en üst düzey insan hakları yetkilisi Volker Türk, BBC’ye yaptığı açıklamada, suçun büyük kısmının İsrail’de olduğunu söyledi ve İsrail’in Gazze’de açlığı bir savaş silahı olarak kullandığına dair “makul” bir argümanın söz konusu olduğunu anlattı.
BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri Türk, niyetin bu olduğu da kanıtlanırsa, açlığın silah olarak kullanılmasının savaş suçu anlamına geldiğini belirtti.
Başbakan Benyamin Netanyahu’nun Likud Partisi’nden üst düzey liderlerinden İsrail Maliye Bakanı Nir Barkat, Türk’ün uyarılarını “Tam bir saçmalık ve söylenmesi tamamen sorumsuzluk olan şeyler” diye tanımladı.
Barkat da, İsrail kabinesindeki diğer isimler gibi, İsrail’in ABD’nin ve dünyanın geri kalanının sunduğu tüm yardımların geçişine izin verdiğinde ısrarcı oldu. İsrail ayrıca, “Hamas istediğini aldıktan sonra geriye kalanları BM’nin dağıtamadığını” savunuyor.
Ancak Refah sınırının Mısır tarafında, Gazze’de çok ihtiyaç duyulan yardımlarla dolu kamyon kuyruğu uzuyor. Bir dizi karmaşık ve bürokratik kontrolü geçtikten sonra, İsrail üzerinden Gazze’ye girebiliyorlar.
Yeterli yardım gitmemesi yüzünden, Ürdün ve aralarında ABD ve İngiltere’nin de bulunduğu diğer ülkeler havadan paraşütle yardım atmak zorunda kaldı. Bu, insani yardım dağıtımındaki en etkisiz yöntem.
Havadan atılan yardımlardan bir parça alabilmek isteyen yerdeki Filistinliler, denize düşen yardımlara doğru yüzmeye çalışırken boğuldular ya da düşen yardım paraşütlerinin altında kaldılar.
ABD Donanması ayrıca, denizden yardım ulaştırılabilmesi amacıyla geçici bir iskele inşa etmek üzere bir istihkam filosu yolluyor.
İsrail, Gazze’ye karadan yardım yolunu tam anlamıyla açık tutsaydı ve Gazze’nin kuzeyine sadece yarım saatlik mesafede bulunan Aşdod’daki modern yük limanından yardım dağıtımına izin verilseydi, bunların hiç birine gerek kalmayacaktı.
Türk, Cenevre’deki söyleşimizde, İsrail’in yardım dağıtımını yavaşlattığına ya da engellediğine yönelik kanıtların ortaya çıktığını belirtti.
Türk, Hamas’ın 7 Ekim’de İsrailli siviller ve askerlere karşı, cinayet, tecavüz ve adam kaçırma da dahil saldırısını kınadı.
Ancak Türk, savaşın hiçbir tarafının hesap vermekten kaçmaması gerektiğini ve buna Gazze’de ihtiyaç duyanlara yönelik yardıma herhangi bir engelin de buna dahil olduğunu vurguladı.
Volker Türk, “İnsani yardımla uğraşan çalışma arkadaşlarımız bize çok fazla bürokrasi olduğunu söylüyorlar. Engeller var, engellemeler var. İsrail ciddi bir şekilde suçlu” dedi.
“Sadece gerçeklerin çok açık olduğunu söyleyebilirim. Evet, anlıyorum, yardımların kontrol edilmesi gerekiyor ama bunun yapılması günler süremez.
“Bir acil durumda makul olmayan her tür talebi masaya koyarsanız, şu soru gündeme gelir: Şu anda gördüğümüz tüm kısıtlamalara bakıldığında, açlığın bir savaş silahı olarak kullanılıyor ya da kullanılmış olduğuna dair makul bir iddiada bulunulabilir mi?”
Gazze’deki insani faciayla ilgili kaygılar, geçen hafta bir dizi harita, tablo ve istatistikle birlikte yayımlanan raporla derinleşti. Raporla, İsrail’in müttefiklerinden gelen uyarılar yoğunlaştı. İsrail’e, sivilleri ya patlayıcılar ya da açlık nedeniyle ölümden korumak için savaşma biçimini değiştirmesi gerektiği söylendi.
IPC diye de bilinen saygın uluslararası kuruluş Entegre Gıda Güvenliği Aşama Sınıflandırması’nın yaptığı son çalışmaydı.
IPC, hükümetlere, BM’ye ve yardım kuruluşlarına, açlığın seviyesinin belirlenebilmesi için veriler sunuyor. Raporun başlığı da çarpıcı: “Gazze Şeridi: 1,1 milyon kişi, nüfusun yarısı feci gıda güvensizliği yaşarken, açlığın eli kulağında.”
Çalışmada, bir ateşkes olmaz ve Gazze’ye yardım akmazsa, açlık faciasının önümüzdeki sekiz hafta içinde her an gelebileceği vurgulandı.
İsrail’in saldırılarından sonra, Gazze’de hala açık kalabilen birkaç hastaneden birine hasta ve aç çocuklarını götürebilen Filistinli anne ve babaların istatistikleri görmeye ihtiyacı yok. Haftalardır, aylardır çocuklarını besleyemiyorlar ve giderek kötüleşmelerini izlemek zorunda kalıyorlar.
Gazze hasta olunacak bir yer değil. BBC’ye çalışan Filistinli serbest bir gazetecinin hastaneye getirdiği kız çocuğu yatakta bilinci yarı açık bir şekilde yatıyor.
Nura Muhammed’in akciğer ve karaciğer fibrözü var. Bu hastalıklar, barış dönemlerinde bile ölümcül olabiliyor. Savaş başladığından bu yana süren kötü beslenme ve doğru tıbbi bakıma ulaşamadığı için, durumu hızla kötüleşiyor.
Annesi “Kızım hareket edemiyor” diyor.
“Kansızlık var, hep uyuyor ve yiyecek besleyici hiçbir şey yok.”
Nura en azından hastaneye ulaşabildi. Yardıma tam bağımlı hale gelen 1 milyondan biraz fazla Gazzeli bu seçeneğe sahip olmayacak.
Gazze’deki insani facianın kanıtları her yerde. Hastanede çektiğimiz fotoğraflardaki çocukların eklemlerinde şişme, kol ve bacaklarda kas kaybı yüzünden incelme ve deri iltihabı görülüyor. Bunların hepsi, akut yetersiz beslenmenin klasik belirtileri.
İsrail, BM Güvenlik Konseyi’nin derhal ateşkes talep eden kararını dikkate almadı.
İsrailli Bakan Nir Barkat, Hamas’ı tamamen yok etme ve 7 Ekim’de rehin alınanları kurtarma amaçlarının önüne hiçbir şeyin geçmeyeceğini söyledi.
Barkat, dünya genelindeki müttefiklerinin İsrail’in stratejik amaçlarını desteklediğini belirtti. Ancak başta ABD Başkanı Joe Biden olmak üzere, birçok dostunun İsrail’in savaş yöntemlerini beğenmediğine dikkat çektiğimde Barkat net konuştu.
“Yapacak bir şey yok. Savaşı bitireceğiz. Hamas teröristlerini öldürmek ve sivil kaybını olabildiğince azaltmak için elimizden geleni yapacağız.”
“Kusura bakmayın ama şeytanla savaşıyoruz ve dünyanın Hamas’ı haritadan silene kadar şeytanla savaşmamıza yardımcı olmasını bekliyoruz.
BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri Türk İsrail’den gelen eleştirilere kısa ve öz bir yanıt verdi.
“Onlara söyleyebileceğim tek şey, uluslararası bir konsensüs oluşuyor, eskiden yoktu belki ama, şu anda net bir şekilde var. Buna, insani durum hakkındaki BM Güvenlik Konseyi kararı da dahil.”
“İnsan hakları durumu o kadar trajik ki, derhal ateşkes gerekiyor. Benim bunlara yanıtım bu.”
]]>CHP Genel Başkanı Özgür Özel, “Üç gün sonrası için bütün gençlerimize şu çağrıyı yapmak isterim. Asla enseyi karartmayalım. Birileri konserleri, festivalleri yasaklıyor, Üniversitede özgürlükleri sınırlıyor, yediğinize, içtiğinize, giydiğinize, yaşam biçimine karışan rektörleri Anadolu üniversitelerinin başına musallat ediyor diye biz sinersek, yılarsak, bu mücadeleyi yarıda bırakırsak, gidersek ya da gitmeyi düşünüp küsersek işte o zaman kaybetmiş oluruz” dedi.
CHP Genel Başkanı Özgür Özel ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, Rumeli ve Balkan Türkleri ile İstanbul’un Bakırköy ilçesindeki bir otelde düzenlenen iftar programında bir araya geldi. Özel, burada yaptığı konuşmada; kendisinin de Balkan Türkü olduğunu belirterek şunları söyledi:
“Genel Başkan seçildikten sonra ilk ziyareti KKTC’ye yaptım. Ardından ikinci ziyaretimde Bosna Hersek’te idim. Orada kıymetli temaslarımız oldu. Bundan sonraki süreçle ilgili kendileri ile yaptığımız tüm değerlendirmelerde CHP’nin Balkanlarla ilgili faaliyetlerinin, temaslarının hem anlamlı günlerde, tarihi günlerde hem onun dışında mümkün olduğunca sık ve etkin geliştirilmesi ile ilgili fikir birliğine vardık. Aliya İzzetbegoviç’in mezarının başında şunu hatırladık. Unutturulan, unutulan katliamlar tekrarlanır. Çok büyük acılar çektik. Çok büyük haksızlıklara uğradık. Soykırımlara uğradık ama orada çektiğimiz acıları unutmadığımız ve unutturmadığımız sürece bir daha öyle acılar yaşamayacağız. Soykırımlarda devletlerin uyguladıkları baskılarda hayatını kaybeden şehitlerimize Allah’tan rahmet, o günden bugüne bizleri taşıyan büyüklerimize de minnet duygularımızı ifade etmek isterim.
“BEKA SORUNU YAŞANDIĞINDA KİMİN NASIL DAVRANDIĞINI BİLİYORUZ”
Çokça konuşulan bir mesele var. Türkiye siyasetine son dönemlerde istikamet vermeye çalışan, seçmen davranışlarını etkilemeye yönelik bir beka sorunu tartışması var. Bu topraklar, beka sorununu yaşadı ve o günlerde kim, nasıl davrandı, hepimiz biliyoruz. Yükseliş döneminin aksine 200 yıl matbaayı bu topraklardan uzak tutanlar, 33 yıl boyunca Meclisi Mebusanı kapalı tutanlar, 30 yıl boyunca donanmamızı Haliç’te çürümeye bırakanlar, bu ülkenin yükseliş döneminin aksine en büyük sıkıntıları yaşattılar. Devrin ülkeleri matbaa ile, bilim ile, fen ile, teknoloji, mühendislik ile gelişirken biz bambaşka yerlere savrulmuştuk. En nihayetinde beka sorunu ortaya çıktı, bu toprakları işgal etmeye kalktılar. O işgal donanması, önce Çanakkale’den geçmeye kalktığında bir büyük anti-emperyalist mücadele ilk kez Çanakkale’de tanınan, devleşen ve daha sonra da Kurtuluş Savaşı’nı gerçekleştiren Gazi Mustafa Kemal de İstanbul’daydı. İşgal donanmaları geldiğinde birileri o donanmaya kırmızı halı sererken bizimki Kartal istimbotunun ucuna çıkmış, yanındaki yaverine ufuktaki gökyüzü renkli gözleri ile şöyle sesleniyordu, ‘Üzülme evlat, geldikleri gibi gidecekler’. Birileri Yıldız Sarayı’nın arka iskelesinden İngiliz zırhlısına binerken Selanikli Bandırma vapuruna binip Samsun’a çıkıyor, önce kurtuluşu, sonra kuruluşu örgütlüyordu.
“DEDELERİ KEFENSİZ YATANLAR BEKA SORUNUNU HALLEDER”
Bir beka sorunu olduğunda kimin nasıl davrandığı ortada iken bugün beka sorunu söylemleri üzerinden dışlayıcı bir milliyetçilikle kendilerini milli, kendilerinden olmayan herkesi gayri milli görenlere şunu söylemek gerekir. Bir gün öyle bir şey olur da atalarımız gibi biz de sınanacak olursak o gün, siz çağırdığınızda havaalanına lüks ciplerle gelenler, kot üstüne perdelik kumaştan kefen çekenler senin için ölmeye geldik diyenler değil; dedeleri Çanakkale’de, Dumlupınar’da kefensiz yatanların torunları o beka sorununu yine halleder.
“EKREM BAŞKAN KARNE ALACAK”
Bugün esas beka sorunu, dünyadaki güçlü, gelişmiş ülkelerin Türkiye üzerinde hayal kurması değildir. Bugün esas beka sorunu, bu ülkenin gençlerinin dünyanın başka ülkelerinde hayal kurmasıdır. 4 gencin 3’ünün anketlere göre bavulları zihninde topladığı ve fırsatını bulursam giderim, orada kalırım, yurt dışında yaşarım dediği süreçte üç gün sonraki sayın Ekrem Başkan’ın ifade ettiği o sınavda şunu ifade etmek isterim. Evet, Ekrem Başkan üç gün sonra karne alacak. Ümit ederim, notum iyidir diyor. Ekrem Başkanım, karneden önce bütün öğrenciler heyecanlı olur ve not verecek öğretmenin gözünün içine bakar. Ben hem bu salonda hem de 1,5 gündür ve daha önce geldiğim 4 sefer de size, not verecek öğretmenlerin gözünün içine bakıyorum. Öğretmenlerin gözü gülüyor. Hiç korkmayın başkanım. Üç gün sonrası için gençlerimize şu çağrıyı yapmak isterim. Asla enseyi karartmayalım. Birileri konserleri yasaklıyor, festivalleri yasaklıyor, Boğaziçi’ne kayyum atıyor, üniversitede özgürlükleri sınırlıyor, yediğinize, içtiğinize, giydiğinize, yaşam biçimine karışan rektörleri Anadolu üniversitelerinin başına musallata ediyor diye eğer biz sinersek, yılarsak, hele hele 14-28 Mayıs’ta çok istememize rağmen küçük bir farkla başaramadığımız bu mücadeleyi yarıda bırakırsak, gidersek ya da gitmeyi düşünüp küsersek o zaman işte o zaman kaybetmiş oluruz. Oysa biz bu salonda bulunanlar; dedeleri, nineleri en zor zamanlarda teslim olmak yerine mücadele etmeyi, küsmek yerine gülümsemeyi ve başarıya hep beraber inanmayı başardıkları için biz bugün buradayız.
“ÜLKEYE SAHİP ÇIKMANIN YOLU ATATÜRK’ÜN PARTİSİNE OY VERMEKTİR”
Bu ülkede 5 vakit camilerde ezan okunuyorsa, ay yıldızlı al bayrak özgürce dalgalanıyorsa, herkes istediği gibi ibadet ediyorsa bunların hepsi bu salondakilerin, bu ülkedekilerin dedelerinin, ninelerin, mavi gözlü devin hayaline inandıkları ve onunla birlikte yürüdükleri içindir. Bu yüzden bütün genç arkadaşlarıma şu sorumluluğu hatırlatmak isterim. Gazi Mustafa Kemal Atatürk, bu ülkeyi CHP genel başkanlarına emanet etmedi. Ne milletvekillerine ne belediye başkanlarına emanet etti. Çok kolaydı, askerdi, orduya emanet edebilirdi. Genelkurmay başkanlarına bile emanet etmedi. ‘Bu ülkeyi biz kurduk, onu yükseltecek ve yüceltecek sizlersiniz’ derken vasiyeti, emaneti siz gençlerimizeydi. Bu emaneti hatırlatıyorum. Size çok güvendiğimizi, sizinle birlikte olduğumuzu, bu ülkenin yarınlarının bütün umudunun siz gençlerde olduğunu, asla küskünlük, kırgınlık yerine size yakışan enerji ile size yakışan umutla size yakışan şevkle bu ülkeye sahip çıkmanızı bekliyorum. Bu ülkeye sahip çıkmanın en kısa vadeli eylemliliği, pazar günü sandıklara gitmek ve Atatürkçülere, Atatürk’ün partisine oy vermektir.
“İSRAİL İLE TİCARETİ DURDUR”
Bugün Filistin’de İsrail’in aylardır sürdürdüğü saldırılarla 30 binin üzerinde ve yarısı kadın ve çocuklardan oluşan şehitlerimiz vardır. Bir yandan İsrail ile ilgili kalıcı ateşkes çabalarına dünyadaki 140 siyasi akrabamızın genel başkanlarına yazdığım mektupla destek istediğimizi, başkan yardımcılığını üstlendiğim Sosyalist Enternasyonal’de tüm sol, sosyal demokrat, sosyalist yapıların dünya ve Filistin barışını savunmasının en önemli ortak yükümlülük olduğunu hatırlatmakla birlikte ülkeyi yönetenlere de bilhassa en yakınlarının, akrabalarının, çok yakında sözünü dinleyebileceklerin İsrail ile ticaretine sessiz kalmamaları gerektiğini, İsrail’e gübre, silah, mühimmat, bomba olarak kullanılabileceklerin ham maddesidir, başta gübre olmak üzere her türlü kimyasalın İsrail’e Türkiye’den ticaretinin hepimizi üzüntüye boğduğunu, mahcup ettiğini, dünya kamuoyu önünde de Türkiye’ye yakışmayan bir tutum olduğunu ifade ediyorum. İsrail ile ticaretin sürmesinin zulmün devamının teminatı olduğuna ilişkin kanıya iştirakimi ifade ediyorum ve buradan Filistin’deki çocuklar ve kadınlar için kalıcı bir barışı soykırımlardan, saldırılardan çok çekmiş bir coğrafyanın evladı, torunu olarak hepimiz adına bir kez daha haykırıyorum. Bu duygu ve düşüncelerle bundan sonra da derneklerimizle, federasyonlarımızla, konfederasyonlarımızla birlikte bu güzel ülke için, sizler için, kökleri Balkanlarda, Rumeli’de olan bu güzel ülkenin çağdaş yarınlarını temsil edenlerle birlikte mutlu günlerde bir arada olmayı ümit ediyorum. Son 5 yılı size yakışır, bize yakışır bir kente dönüştürmek için İstanbul’a emek veren sevgili başkanımız Ekrem İmamoğlu’na hepimiz adına bir kez daha teşekkür ediyor, önümüzdeki günlerde bir 5 yıl daha hizmet için ona vereceğiniz oylar, yürekten destek ve bugüne kadar kendisine verdiğiniz emek için her birinize ayrı ayrı teşekkür ediyor, saygılarımı sunuyorum. Sağ olun, var olun.”
]]>İsrail ordusu, Gazze Şeridi’nin kuzeyinde binlerce hasta ve yerinden edilmiş Filistinlinin sığındığı Şifa Hastanesi’ne 18 Mart’ta baskın düzenledi ve yerinden edilmiş Filistinlilerin sığındığı yerleşkeyi kuşatmaya aldı. Baskında 800’den fazla kişinin İsrail güçleri tarafından alıkonularak sorgulandığı ve 170’ten fazla Filistinlinin hayatını kaybettiği duyuruldu.
İsrail’in güneye göçe zorladığı 44 yaşındaki Filistinli anne Avad, Gazze’nin kuzeyinde yaşanan açlık ve kıtlık nedeniyle üçüz bebeklerine süt dahi bulamadığını, bebeklerin giderek zayıfladığını ve sağlık sorunları yaşadığını anlattı.
Güneye yürüyerek gelebildi
AA muhabirine konuşan Filistinli anne Avad, İsrail ordusunun kuşattığı Şifa Hastanesi’nde 6 gün boyunca çok zor şartlar altında hayata tutunabildiklerini dile getirdi.
Gazze Şeridi’nin kuzeyinden güney bölgesine kadar çocuklarıyla birlikte yürüyerek geldiğini anlatan Avad, “Yetersiz beslenmeden kaynaklı sıkıntılar yaşayan üçüz bebeklerimle birlikte Gazze kentindeki Şifa Hastanesi’nden, Gazze Şeridi’nin güneyine gitmek üzere ayrılmak zorunda kaldık.” dedi.
Filistinli anne, sığınacak yeni bir yer buluna kadar şimdilik üçüzleri Melek, Hıdır ve Mustafa ile birlikte kendileri gibi yerinden edilmiş bir başka aileyle aynı çadırı paylaştıklarını söyledi.
8 kilo olması gereken üçüzler 2 kiloya kadar düştü
Filistinli anne Avad, “Çocuklarım, süt ve yiyecek eksikliği nedeniyle yetersiz beslenmeden muzdarip, son zamanlarda çok zayıfladılar.” dedi.
Avad, üçüzlerinin normalde 8 kilo olması gerekirken zayıflayarak 2 kiloya düştüğünü ve bu durumun sağlık standartlarına göre son derece tehlikeli olduğunu vurguladı.
Çaresiz anne acil gıda ve tıbbi bakım istiyor
Üçüzlerinin hayatından endişe ettiğini dile getiren çaresiz anne, acil yardım beklediklerini söyledi.
Filistinli anne “dayanılmaz şartlarda” olduklarına işaret ederek, üçüzlerinin iyileşmesi ve güçlenmesi için gıda ve tıbbi bakım talebinde bulundu.
Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki hayat şartlarının tam anlamıyla “felaket” olduğunu vurgulayan Avad, İsrail ordusunun uyguladığı kuşatma nedeniyle halkın gıdaya ulaşımının çok güç olduğunu ve insanların beslenme konusunda büyük sıkıntı yaşadığını dile getirdi.
İsrail, Gazze’yi kıtlığa sürüklüyor
İsrail ordusunun 7 Ekim 2023’ten bu yana sivil yerleşim yerleri, hastane, okul ve yerinden edilmiş Filistinlilerin sığındığı barınakları da hedef alan saldırılarını sürdürmesinin yanı sıra insani yardımların girişini de engelleyerek halkı açlığa mahkum ettiği 2,3 milyon nüfuslu Gazze Şeridi’nde büyük bir insani felaket yaşanıyor.
Başta BM’ye ait kuruluşlar olmak üzere uluslararası çevreler, çoğu hastanenin hizmet dışı kaldığı, tıbbi malzeme eksikliğinin yaşandığı, açlık, susuzluk ve hijyen malzemeleri eksikliğinin tetiklediği hastalıkların görüldüğü Gazze’de ateşkes ilan edilmesi ve bölgeye insani yardımların girişinin artırılması çağrısında bulunuyor.
UNRWA’dan 10 Mart’ta yapılan açıklamada, İsrail’in 17 yıldır abluka altında tuttuğu Gazze Şeridi’nde “açlığın her yerde olduğu” belirtilmişti.
BM, İsrail’in yoğun saldırısı altındaki Gazze Şeridi’nde 2,3 milyon kişinin kıtlık tehlikesiyle karşı karşıya olduğu uyarısında bulunmuştu.
Gazze’deki Sağlık Bakanlığının son verilerine göre, İsrail’in yardım girişini engelleyerek büyük bir “insani felakete” neden olduğu Gazze Şeridi’nde yetersiz beslenme ve susuzluktan 27 kişi hayatını kaybetti.
İsrail’in 7 Ekim’den bu yana Gazze Şeridi’ne düzenlediği saldırılarda en az 14 bin 280’i çocuk, 9 bin 340’ı kadın olmak üzere 32 bin 414 Filistinli öldürüldü, 74 bin 787 kişi yaralandı.
]]>Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş, Siyaset, Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı (SETA) tarafından İstanbul’da düzenlenen Gazze Sempozyumu’na katıldı. Programa ayrıca SETA Genel Koordinatörü Burhanettin Duran, İstanbul Vali Yardımcısı Hasan Gözen, İl Milli Eğitim Müdürü Murat Mücahit Yentür, akademisyenler ve öğrenciler katıldı.
“7 Ekim’den beri İsrail yönetimi, Filistin’de 32 bini aşkın sivili katletti”
Programda konuşan Bakan Mahinur Özdemir Göktaş,
“1948 yılından 1967 yılına kadar devam eden gerginlik sınır tanımayan bir hukuksuzluğa dönüştü. Bugün Gazze şehri değil, Gazze şeridi olarak tanımlanan coğrafya, yerli halkın ne düzeyde bir sıkışmışlık yaşadığının en belirgin göstergesidir. Nitekim Gazze, İsrail’in yerinden ederek daracık bir koridora sıkıştırdığı insanların adeta ölümü beklediği bir yer haline geldi. Çocukların ölürlerse tanınsınlar diye kollarına ve bacaklarına isimlerini yazdıkları bir dünyada herkesin, hepimizin daha fazla düşünmesi gerektiği açık bir gerçektir. Savaşın hiçbir zaman kazananı olmamıştır. Fakat kaybedeni her zaman kadınlar ve çocuklar olmuştur. Dijital teknolojilerin yarıştığı bir çağda, savaşın gölgesinde yaşayan insanlar, eğitim, sağlık başta olmak üzere pek çok temel insan haklarından mahrum kalıyor. 7 Ekim’den beri İsrail yönetimi, Filistin’de 32 bini aşkın sivili katletti. Sivilleri hedef alan bu saldırılarda hayatını kaybedenlerin yüzde 70’i ise kadın ve çocuklardan oluşuyor. Büyük bir hukuksuzluğa imza atan İsrail karşısında uluslararası yetkililer sessiz kalıyor” dedi.
“Çocuklara ölümün daha merhametli olduğunu düşündüren bir yönetimin insanlık adına hiçbir değeri temsil edebileceğine inanmıyoruz”
Birleşmiş Milletler Kadının Statüsü Komisyonunun 68’inci Oturumu’nda İsrailli Bakan söz aldığı sırada salonu terk ettiğini hatırlatan Bakan Göktaş, “İşte biz de, bu iradeye sadık kalarak, bu yıl, BM Kadının Statüsü 68. Oturumunda, İsrailli Bakanın konuşmaları esnasında salondan ayrıldık. Çünkü, çocuklara ölümün daha merhametli olduğunu düşündüren bir yönetimin insanlık adına hiçbir değeri temsil edebileceğine inanmıyoruz. Acıyla yükselen çığlıklara duyarsız kalan tüm söylemleri, kendi sesleriyle baş başa bırakıyoruz. Sayın Emine Erdoğan Hanımefendinin de belirttiği gibi ‘İnsanlığın zulüm ile bükülen belini ancak mazlumlar arası ayrım gözetmeden doğrultabiliriz’ Bunu daha adil bir hayatın mümkün olduğu inancıyla, kardeşlik hukukunu güçlendirerek yapacağız. ‘Savaş beni mahvetti, eskiden daha güzeldim’ diyen yavrumuzun yüreğinde yeniden mutluluk yeşertmek için, Filistinlilerin yanında olmak, bugün tarihi bir sorumluluktur. Bu sorumluluk duygusuyla Filistinlilere uygulanan soykırımı, küresel gündemin en üst sıralarında tutmak ve buna bir son vermek için kararlı duruşumuzu asla bozmadık, bozmayacağız” şeklinde konuştu.
“Bakanlık olarak, Gazzeli misafirlerimizin sosyal hizmetlerimiz ve psiko-sosyal desteklerimizden faydalanmalarını sağlıyoruz”
Bakanlık olarak Gazzelilere sosyal hizmet ve psikososyal destek verdiklerini söyleyen Bakan Göktaş, “Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan, güçlü bir barış çağrısında bulunmaktadır. Özellikle şiddetin kadınlar ve çocuklar üzerindeki orantısız etkisine dikkat çekerek, temel insan haklarına saygı gösteren adil ve kalıcı bir çözüm ihtiyacına vurgu yapmaktadır. Sayın Cumhurbaşkanımız açıkça, İsrail’e yayılmacı hayallerinden vazgeçmesi ve 1967 sınırlarına dayalı, bağımsız bir Filistin devletinin varlığını tanıması gerektiğini ifade etmiştir. Türkiye olarak, Sayın Cumhurbaşkanımızın önderliğinde Gazze Şeridi’nde yaşanan çatışmaların bir an önce son bulması gerektiğini her fırsatta ve her platformda dile getiriyoruz. Bugün ülkemizde misafir ettiğimiz Gazzeli kardeşlerimizin yaralarını sarmak için elimizden gelen her türlü çabayı ve gayreti gösteriyoruz. Bakanlık olarak, Gazzeli misafirlerimizin sosyal hizmetlerimiz ve psikososyal desteklerimizden faydalanmalarını sağlıyoruz. Diğer yandan, Saygıdeğer Hanımefendinin öncülüğünde Gazzeli çocuklarımızı ülkemizde ağırlamak için girişimlerimiz devam ediyor. Kadınlar ve çocuklar başta olmak üzere dünyanın her neresinde olursa olsun mazlumun umudu, mağdurun sesi olmayı sürdüreceğiz” diye konuştu.
“İsrail’in BM Güvenlik Konseyi’nde alınan bu kararı bir an önce yerine getirmesidir”
Konuşmasına dün BM Güvenlik Konseyi’nde alınan Gazze’de acil ateşkes talep kararına ilişkin konuşan Bakan Göktaş, “BM yetkililerinin dahi söz geçiremediği bir katliamdan bahsediyoruz. Dün, BM Güvenlik Konseyi’nde ilan edilen Gazze’de acil ateşkes talep kararını katliamın sonlandırılması adına atılmış olumlu bir adım olarak görüyoruz. Temennimiz, insani yardımların bir an önce Gazze’ye ulaştırılmasıdır. İsrail’in BM Güvenlik Konseyi’nde alınan bu kararı bir an önce yerine getirmesidir. Her fırsatta dile getirdiğimiz gibi, herkesi bu katliamların sona ermesi ve İsrail-Filistin meselesinde kalıcı bir çözüm sağlanması için ortak bir duruş sergilemeye davet ediyoruz” ifadelerini kullandı. – İSTANBUL
]]>Bartın’ın Kurucaşile ilçesinde partisinin seçim irtibat bürosunu ziyaretinde konuşan Tunç, ilçenin genel seçimlerde kendilerine verdiği destekten ötürü seçmenlere teşekkür etti.
Tunç, ilçeye çok güzel hizmetlerde bulunduklarını anlatarak, “‘Belediye başkanlığını AK Parti’ye verin, gerisini merak etmeyin’ demiştik size, sene 2009’da. Burada Cumhuriyet Halk Partili bir belediye vardı. ‘Muhalefet belediyesi, Kurucaşile’ye faydası olmaz. Kurucaşile’nin önemli problemleri var. Bunları hükümetle beraber gerçekleştirecek olan da AK Parti’li belediye olacaktır’ dedik. Sizler de bizi kırmadınız.” diye konuştu.
Kimsenin inanmamasına rağmen ilçede yapılmaz denen yol ve tünel inşaatlarını hayata geçirdiklerine değinen Tunç, yaklaşık 1600 metrelik Cumayanı Tüneli, 1000 metre uzunluğunda bağlantı yolu ve 2 bin 700 metrelik Karaman Meydan Tüneli gibi çalışmaları kazandırdıklarını kaydetti.
Yapılacak en önemli işlerden birinin ilçenin doğal gaza kavuşması olduğuna değinen Tunç, Karadeniz’de doğal gaz keşfinin yapıldığına inanmayan kişilere oy verilmeyeceğini, inanmayanların zaten doğal gazı ilçeye de getirmeyeceğini ifade etti.
Tunç, geçmiş yıllarda bu bölgedeki arama işlerinin yabancı şirketler tarafından yapıldığına işaret ederek, şöyle devam etti:
“Berat Albayrak enerji bakanıyken 4 yerli sismik araştırma gemileri Karadeniz’e çıktı, işte o zaman aradılar, buldular ve 3 bin metre derinlikte doğal gazı çıkardılar. 180 kilometre denizin dibinden karaya boru döşendi. Ama Cumhuriyet Halk Partililer ne dedi; ‘Doğal gaz yok, tüpü bağlamış’ gibi komik komik laflar etmediler mi? O günkü genel başkanı. Şimdiki de zaten ne dediğini bilmiyor, her gün pot kırmaya devam ediyor. Muhalefetin durumu bu değerli hemşehrilerim. ‘Hayır’ diyen, ‘yok’ diyen, böyle her şeyi paralayana mı? iş yapan, icraat yapan, milletine hizmet edene mi? Hizmet edene tabii ki.”
“Darbe, milli irade hırsızlığıdır”
Bakan Tunç, Kurucaşile ilçesiyle Bartın arasındaki ulaşımı 25 dakikaya düşürecek yol çalışması ve hastane yapımıyla ilgili arsa tahsisinin yapıldığını bildirerek, eğitimden sağlığa, sosyal politikalardan kültüre, adalete ve güvenliğe varıncaya kadar her alanda insanları güçlendirmek için çalıştıklarının altını çizdi.
Bu gelişimden rahatsız olanların muhtıralara ve darbelere başvurduğunu, krizler çıkardığını ancak hiçbirinde başarılı olamadığını anlatan Tunç, 15 Temmuz 2016’da Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın çağrısıyla milletin meydanlara koştuğunu, darbecilerin ülkeye yaşatmak istediği karanlık gecenin darbecilere yaşatıldığını dile getirdi.
Türkiye’nin demokrasisini güçlendirdiklerini ifade eden Tunç, şöyle konuştu:
“Bugün darbeden hala medet umanlar var. ‘Gençler yaparsa darbeyi, başımızın üstünde yeri var’ diyebilen bir ana muhalefetin genel başkanı bile var bu ülkede maalesef. İşte bu yüz karası. Böyle bir durum olabilir mi değerli hemşehrilerim? İnsan darbe iyidir diyebilir mi? Şunlar yaparsa iyidir, bunlar yaparsa kötüdür. Darbenin her türü kötüdür. Dolayısıyla darbe, milli irade hırsızlığıdır. Milli irade hırsızlarına, iktidar yüzü görme fırsatı hiçbir zaman bu millet tarafından verilmez. Bunu anlayabilseler.”
“Ülkemizi terörün her türlüsünden arındıracağız ve kararlı mücadelemiz sürecek” diyen Tunç, ülkeyi huzurlu geleceğe kavuşturmanın gayreti içerisinde çalışmaları sürdüreceklerini, dünyada da adaleti, hakkaniyeti, dengeli dış politikayı savunmaya ve “Türkiye ekseni”ni kurmaya devam edeceklerini vurguladı.
İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarına tepki
Bakan Tunç, ramazan ayında Filistin’de mazlumların katledilmeye devam edildiğini anımsatarak, “Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi ateşkes kararı aldı ama maalesef hala ateşkes kararlarına, konseyin ve uluslararası kuruluşların daha önce aldığı kararlara uymayan bir devlet var. İsrail’e devlet demek mümkün değil. İsrail bir devlet gibi hareket etmiyor. İsrail bir terör örgütü gibi hareket ediyor maalesef.” değerlendirmesinde bulundu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Dünya beşten büyüktür” diyerek uluslararası sistemin adaleti sağlayamadığını, güvenliği, insan haklarını savunamadığını hep söylediğine dikkati çeken Tunç, dünyada her platformda insan hakları savunucusu olarak yer almaya devam edeceklerini dile getirdi.
AK Parti Bartın Milletvekili Yusuf Ziya Aldatmaz, İl Başkanı Yaşar Arslan ile Kurucaşile Belediye Başkan adayı Hulusi Sayın’ın da konuşma yaptığı programın ardından Tunç, esnafı ziyaret etti, vatandaşlarla selamlaştı.
]]>Hasan Kalyoncu Üniversitesi Öğretim Üyesi ve SETA Kıdemli Araştırmacısı Doç. Dr. Murat Aslan, Marmara Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Muhammed Hüseyin Mercan ve Sakarya Üniversitesi Ortadoğu Enstitüsü Öğretim Üyesi Doç. Dr. İsmail Numan Telci, BMGK’de kabul edilen, Gazze’de ramazanda acilen ateşkes sağlanması talep edilen karar tasarısını AA muhabirine değerlendirdi.
Doç. Dr. Aslan, Gazze’de kalıcı ve sürdürülebilir ateşkese dönüşecek şekilde ramazanda acilen ateşkes sağlanması talep edilen karar tasarısının kabul edilmesine ilişkin, BMGK’de BM Antlaşması’nın 6. maddesi referans gösterilerek alınan kararların bağlayıcı olmadığını ancak alınan kararların 7. maddeye referans vermesi halinde bağlayıcı olduğunu belirtti.
BMGK’nin Gazze’de ateşkese ilişkin karar tasarısının herhangi bir maddeye referans vermediğini ancak metin içerisinde “demand (talep etmek)” kelimesinin geçtiğini dile getiren Aslan, söz konusu kelimenin zorunluluk anlamı taşıdığına ve buna istinaden karar tasarısının bağlayıcı olduğuna işaret etti.
Gazze’deki insani dramın, artık uluslararası toplum tarafından tolere edilebilecek düzeyi çoktan geçtiğine dikkati çeken Aslan, şu değerlendirmede bulundu:
“Gerek insan zayiatı gerek açlık, susuzluk, sağlık ihtiyaçları, insani yaşam, genel olarak insan onuru gibi farklı referanslara baktığınızda artık toleransların toptan üzerine çıkmıştı bu ve bu resmen Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararında bir tescil sürecine tabii tutuldu. Bu önemli. Neden? Bundan sonraki süreçte ola ki durum tekrar rayından çıkarsa, artık referans alınacak yeni bir BMGK kararı var.”
Metinde “ramazan ayı sonuna kadar” ifadesinin kullanılmasına yönelik “Böyle kararlar emsal teşkil eder.” diye konuşan Aslan, ramazan bittikten sonra da bu kararın tespit edici yönünün önemli olduğunu vurguladı.
Aslan, karar tasarısının BM Antlaşması çerçevesinde değerlendirebilecek bir olay olduğunu belirterek, uluslararası kamuoyunun baskısının tespitine yönelik bir değerlendirme niteliği taşıdığını kaydetti.
Son iki haftadır basına da yansıyan İsrail ve ABD arasındaki “soğukluğun”, ABD’nin Güvenlik Konseyi’nde çekimser kalmasıyla somut hale geldiğine dikkati çeken Aslan, “Amerikalılar şu andan itibaren bu konu bir sonraki Güvenlik Konseyinin gündemine alındığında, artık çekimser kalmış olmanın verdiği hissiyatla devam edecek. Tabii bu siyaset. Tekrar eski pozisyonlarına dönebilirler ama nihayetinde böyle bir gerçekliği sessiz kalarak dahi olsa orada kabul etmiş oldular.” dedi.
Aslan, söz konusu karar tasarısına ve geçmişte reddedilen karar tasarılarına yönelik şunları kaydetti:
“Bu kararları teklif eden devletlere baktığınızda ki son karar Cezayir tarafından gündeme getirildi, artık İsrail destekçiliği üzerinden Amerikan sempatisini kazanmaya çalışan devletlerin geri adım atma, en azından insani değerlere tekrar dönme gibi bir eğilimi ortaya çıkacak gibi görünüyor çünkü bu süreçte, bu uzun süreçte Amerikan tutumu yıprandı. İsrail prestij kaybetti. BMGK’nin yanında Genel Kurul’da büyük bir çoğunlukla alınan karar da dikkate alınırsa, artık devletlerin bu tip meselelerde daha bir dayanışma içerisine girdiği görülüyor. Bence bu önemli.”
“Kararın uygulanıp, uygulanmayacağı önümüzdeki günlerde, önümüzdeki haftalarda belli olacak”
Doç. Dr. Mercan da bölgede ateşkes kararının uzun zamandır beklendiğine işaret etti.
Mevcut ateşkes çerçevesinde öncelikle ateşkesin çok hızlı şekilde sağlanmasının, İsrail saldırganlığının sona ermesinin ve Hamas’ın elinde bulunan rehinelerin de serbest bırakılmasının öngörüldüğünü belirten Mercan, “Tabii ki bu bir karar ve bu kararın uygulanıp, uygulanmayacağı önümüzdeki günlerde, önümüzdeki haftalarda belli olacak bir durum. Ama en azından şunu ifade edebiliriz ki Hamas’ın hemen akabinde yaptığı açıklamayla beraber ateşkesten memnuniyet duyduğunu ifade etmiş olması en azından çıkarılan kararın Gazze’de veya Filistin’de hoş karşılandığına dair sinyaller vermekte.” şeklinde konuştu.
Mercan, ABD’nin çekimser oy kullanmasının da ateşkesin uygulanabilirliğinin mümkün olduğuna dair bir mesaj verdiğine dikkati çekti.
Bu mesajın gerekçesinin, ABD’nin bir süredir kendi kamuoyu içerisine sıkışması olduğuna işaret eden Mercan, şu değerlendirmede bulundu:
“Özellikle yaklaşan seçimleri dikkate aldığımızda (ABD Başkanı Joe) Biden yönetiminin demokratların desteğini kaybediyor oluşu özellikle Müslüman seçmenin ya da Filistin konusunda duyarlı demokrat seçmenin seçime gitme noktasında daha kararsız olduğu, gönülsüz olduğu ya da protesto edeceği yönündeki haberlerin çoğalmış olması son dönemlerde ABD yönetiminin Filistin’e dair çeşit eylemler veya çeşitli aksiyonlar almasını beraberinde getirmişti.”
BMGK kararlarının bağlayıcı olmasının beklendiğini söyleyen Mercan, “Lakin karşımızda uluslararası hukuk açısından istisnai bir pozisyona sahip olan ve bugüne kadar hiçe saydığı bir sürü BM kararı, Genel Kurul kararı ya da Güvenlik Konseyi kararı olan ya da uluslararası hukuk ve insancıl hukuka dair birçok konuda defalarca ihlal yapmış olan bir devlet olduğu için açıkçası bu kararın uygulanabileceğine dair elimizde yeteri kadar delil yok.” dedi.
Mercan, BMGK kararlarının uygulanmaması halinde BM tarafından bir müeyyide uygulanması, yeri geldiğinde askeri müdahaleye kadar uzanması gerektiğine dikkati çekerek, şunları kaydetti:
“Söz konusu İsrail olduğunda bunun bir askeri müdahaleye dönüp dönmeyeceği meselesi de ayrıca bir tartışma konusu. BMGK’nin almış olduğu karar umutları yeşertici bir karar ama muhatabımız işgalci bir devlet olduğu için ve bugüne kadar uluslararası hukukta zaten uyması gereken birçok karara uymayan İsrail olduğu için bu kararın uygulanabilirliğine ya da uygulamadığı takdirde ona bir müeyyidenin uygulanıp uygulanmayacağına dair ciddi soru işaretleri söz konusu.”
“ABD’nin oylamada çekimser kalması, Filistinlilerin sığınak bulduğu Refah’a herhangi bir saldırının önlenmesi amacıyla uyarı olarak kabul ediliyor”
Doç. Dr. Telci, BMGK’nin ramazanın geri kalan günlerinde Gazze’de ateşkes ilan edilmesini öneren tasarıyı, ABD’nin oylamada çekimser kalması sayesinde 14’e karşı sıfır oyla geçirdiğini hatırlattı.
ABD’nin bu pozisyonunun, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun, Gazze’nin Refah bölgesinde öngörülen askeri müdahalesi hakkında ABD’de yapılacak görüşmeler için planlanan İsrail ziyaretini iptal etmesine neden olduğunu söyleyen Telci, iki ülke arasında bu gelişmelerin derinleşen bir kopukluk göstergesi olarak değerlendirildiğini kaydetti.
Telci, “ABD’nin oylamada çekimser kalması, bir milyonun üzerinde Filistinlinin sığınak bulduğu Refah’a yapılacak herhangi bir saldırının önlenmesi amacıyla bir uyarı olarak kabul ediliyor. Netanyahu’nun karşı tepkisi ve İsrail heyetinin Amerika ziyaretinin iptali, Amerika’nın Gazze’deki harekatla ilgili endişelerini ve Refah operasyonu üzerine alternatif bir planın tartışılacağı yüksek seviyeli toplantıların önemini ortaya koyuyor. BMGK’nin ateşkes çağrısı, Hamas tarafından 7 Ekim saldırısında alınan tüm esirlerin derhal ve şartsız serbest bırakılmasını istiyor.” diye konuştu.
Telci, BMGK’nin ateşkes kararının teorik olarak bağlayıcı olmakla birlikte, kararın sahada somut sonuçlar doğurup doğurmayacağını, ilgili devletlerin ve aktörlerin karara uyup uymama kararlarına bağlı olduğunu aktararak, bu tür kararların uygulanabilirliğinin genellikle karmaşık siyasi dinamikler ve bölgesel güvenlik meseleleri nedeniyle zorluklar içerdiğini belirtti.
BMGK kararlarının, BM Sözleşmesi’nin 25. maddesine göre, tüm üye devletler için bağlayıcı olduğunu hatırlatan Telci, şunları kaydetti:
“Üye devletler, BMGK’nin aldığı kararlara uymayı kabul etmişlerdir. Bu, BMGK’nin uluslararası barış ve güvenliğin korunması amacıyla alınan kararlarının, üye devletler tarafından uygulanması gerektiği anlamına gelir. BMGK kararlarına uymayan devletlere yönelik alınabilecek eylemler, genellikle kararın niteliğine ve ihlalin ciddiyetine bağlı olarak değişiklik gösterir.”
]]>Göktaş, Siyaset, Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı (SETA) İstanbul Ofisi’nde “Medya ve Toplum” başlığında üç oturumda düzenlenen Gazze Sempozyumu’na katıldı.
Sempozyumda Filistinli kadınlar ve çocukların hakları ve medyada nasıl yer bulduklarına dair konuların ele alınacağını belirten Göktaş, bütün dünyanın sessiz kaldığı bu gerçek hakkında konuşma cesareti gösterebilmenin ancak hakiki bir çabayla çözüm arayanların işi olduğunu söyledi.
Göktaş, acıyla yüzleşmenin, insanı bir daha hiçbir şeyin eskisi gibi kalmayacağı bir eşikten geçirdiğini kaydederek, “Bu eşikten geçen herkes artık durdurulamaz bir güçle savaşan bir adalet savaşçısına dönüşür. Bu anlamda her bir katılımcımıza Gazze’de yaşanan insanlık dışı zulmün sesi ve sözü oldukları için şimdiden şükranlarımı sunuyorum.” ifadelerini kullandı.
Dünyada ikinci büyük savaşın sona ermesiyle uzun soluklu bir barış döneminin başlayacağının düşünüldüğünü aktaran Göktaş, fakat yaygın bir şekilde görülen ırk temelli politikaların barış hedefine gölge düşürdüğünü vurguladı.
Göktaş, bugün Filistin’de yaşanan işgalin, bu politikaların acı bir sonucu olarak karşılarında durduğunu ifade ederek, söyle konuştu:
“Mülteci ve sığınmacıların aksine yerleşimciler, Filistin topraklarında baskı ve işgal yoluyla yerli halkın sahip olduğu her şeyi ele geçirmeye başladılar. 1948 yılından 1967 yılına kadar devam eden gerginlik sınır tanımayan bir hukuksuzluğa dönüştü. Bugün Gazze şehri değil, Gazze Şeridi olarak tanımlanan coğrafya, yerli halkın ne düzeyde bir sıkışmışlık yaşadığının en belirgin göstergesidir. Nitekim Gazze, İsrail’in yerinden ederek daracık bir koridora sıkıştırdığı, insanların adeta ölümü beklediği bir yer haline geldi. Çocukların ölürlerse tanınsınlar diye kollarına ve bacaklarına isimlerini yazdıkları bir dünyada herkesin, hepimizin daha fazla düşünmesi gerektiği açık bir gerçektir.”
“Büyük bir hukuksuzluğa imza atan İsrail karşısında uluslararası yetkililer sessiz kalıyor”
Savaşın hiçbir zaman kazananı olmadığını, kaybedenin her zaman kadınlar ve çocuklar olduğunu aktaran Göktaş, dijital teknolojilerin yarıştığı bir çağda savaşın gölgesinde yaşayan insanların, eğitim ve sağlık başta olmak üzere pek çok temel insan haklarından mahrum kaldığını dile getirdi.
Göktaş, İsrail yönetiminin 7 Ekim’den beri Filistin’de 32 bini aşkın sivili katlettiğini vurgulayarak, “Sivilleri hedef alan bu saldırılarda hayatını kaybedenlerin yüzde 70’i ise kadın ve çocuklardan oluşuyor. Büyük bir hukuksuzluğa imza atan İsrail karşısında uluslararası yetkililer sessiz kalıyor. Hannah Arendt’e Kötülüğün Sıradanlığı’nı yazdıran nasyonal sosyalizmin ayrılıkçı politikaları, bugün İsrail yönetimine ilham kaynağı oluyor. Filistin’de ciğer yakan ağıtlar, maalesef Orta Doğu’da bile güçlü bir yankı bulmuyor.” değerlendirmesinde bulundu.
Buna karşılık dünyanın dört bir yanında şehir meydanlarını dolduran insan selinin, İsrail zulmünü protesto ettiğini kaydeden Göktaş, sözlerini şöyle sürdürdü:
“‘Soykırımın ortağı olamam’ diyen ABD askeri Aaron Bushnell, vicdan yangınını ancak kendini ateşe vererek söndürebiliyor. Cemil Meriç’in de söylediği gibi taraf tutmayan insan, şahsiyeti felce uğramış insandır. Ben tarafım, hakikatin tarafıyım. Kötülüğe ‘dur’ demek, hakikatin tarafı olmayı, 7’den 70’e herkes tarafından şahsi bir irade sergilemeyi gerekli kılıyor. İşte biz de bu iradeye sadık kalarak bu yıl BM Kadının Statüsü 68. Oturumu’nda, İsrailli Bakanın konuşmaları esnasında salondan ayrıldık. Çünkü, çocuklara ölümün daha merhametli olduğunu düşündüren bir yönetimin insanlık adına hiçbir değeri temsil edebileceğine inanmıyoruz. Acıyla yükselen çığlıklara duyarsız kalan tüm söylemleri, kendi sesleriyle baş başa bırakıyoruz.”
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan’ın “İnsanlığın zulüm ile bükülen belini ancak mazlumlar arası ayrım gözetmeden doğrultabiliriz” sözünü hatırlatan Göktaş, bunu daha adil bir hayatın mümkün olduğu inancıyla, kardeşlik hukukunu güçlendirerek yapacaklarını ifade etti.
“Mazlumun umudu, mağdurun sesi olmayı sürdüreceğiz”
Bakan Göktaş, Filistinlilerin yanında olmanın tarihi bir sorumluluk olduğunu vurgulayarak, bu sorumluluk duygusuyla Filistinlilere uygulanan soykırımı, küresel gündemin en üst sıralarında tutmak ve buna bir son vermek için kararlı duruşu asla bozmadıklarını ve bozmayacaklarını kaydetti.
Barışın, ancak şiddet karşısında din, dil, ırk ayrımı yapmaksızın bütün mağdurları kuşattığında hakiki bir anlam kazanacağını aktaran Göktaş, “Bunun için uluslararası hukuk normlarının ötesinde insan yaşamının kutsal olduğuna inanan yüksek bir bilinç düzeyinde birleşmemiz gerekmektedir. Nitekim insan haklarını koruma idealiyle oluşturulan birliklerin, Filistin’de yaşanan soykırım karşısında herhangi bir yaptırım uygulamaması bizi yeni arayışlara yöneltmiştir.” diye konuştu.
Göktaş, bu noktada Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın güçlü bir barış çağrısında bulunduğuna dikkati çekerek, “Özellikle şiddetin kadınlar ve çocuklar üzerindeki orantısız etkisine dikkat çekerek, temel insan haklarına saygı gösteren adil ve kalıcı bir çözüm ihtiyacına vurgu yapmaktadır. Sayın Cumhurbaşkanı’mız açıkça, İsrail’e yayılmacı hayallerinden vazgeçmesi ve 1967 sınırlarına dayalı, bağımsız bir Filistin devletinin varlığını tanıması gerektiğini ifade etmiştir. Türkiye olarak, Sayın Cumhurbaşkanı’mızın önderliğinde Gazze Şeridi’nde yaşanan çatışmaların bir an önce son bulması gerektiğini her fırsatta ve her platformda dile getiriyoruz.” değerlendirmesinde bulundu.
Türkiye’de misafir edilen Gazzelilerin yaralarını sarmak için ellerinden gelen her türlü çabayı ve gayreti gösterdiklerinin altını çizen Göktaş, “Bakanlık olarak Gazzeli misafirlerimizin sosyal hizmetlerimiz ve psikososyal desteklerimizden faydalanmalarını sağlıyoruz. Diğer yandan, saygıdeğer Hanımefendinin öncülüğünde Gazzeli çocuklarımızı ülkemizde ağırlamak için girişimlerimiz devam ediyor. Kadınlar ve çocuklar başta olmak üzere dünyanın her neresinde olursa olsun mazlumun umudu, mağdurun sesi olmayı sürdüreceğiz.” ifadelerini kullandı.
“Korkuyla titreyen, erkenden ölen ve vaktinden evvel büyüyen çocukları görmezden gelemeyiz”
Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Göktaş, acının kararttığı dünyada umudun aydınlığıyla dirilmek zorunda olduklarını belirterek, “Korkuyla titreyen, erkenden ölen ve vaktinden evvel büyüyen çocukları görmezden gelemeyiz. Evlatlarının cenazelerini parça parça toplamak zorunda kalan anne, babaların çığlığını yok sayamayız. İnsan hayatının yok edilmesine seyirci kalamayız. Bu yangını dindirmek zorundayız.” dedi.
BM yetkililerinin dahi söz geçiremediği bir katliamdan bahsettiklerini vurgulayan Göktaş, şunları dile getirdi:
“Dün, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde ilan edilen Gazze’de acil ateşkes talep kararını katliamın sonlandırılması adına atılmış olumlu bir adım olarak görüyoruz. Temennimiz, insani yardımların bir an önce Gazze’ye ulaştırılmasıdır. İsrail’in BM Güvenlik Konseyi’nde alınan bu kararı bir an önce yerine getirmesidir. Her fırsatta dile getirdiğimiz gibi, herkesi bu katliamların sona ermesi ve İsrail-Filistin meselesinde kalıcı bir çözüm sağlanması için ortak bir duruş sergilemeye davet ediyoruz. Birçoğunuz gibi akademisyen ve aktivist kimliğiyle tanınan, kariyerini şehadetle zirveye taşıyan Rifat el-Arir bize çok kıymetli bir söz bırakıyor. ‘Eğer ben ölürsem, sen yaşamalısın. Öykümü anlatmalısın. Umut vermeli, destan olmalı’ diyor. Bu sözleri kutsal bir emanet gibi kabul ediyor, sonsuzluğun kalbinden bize seslenen şairi ve Filistin’de şehit olan tüm kardeşlerimizi rahmetle anıyorum.”
Bir daha böylesi zulümlerin yaşanmaması için topyekun bir mücadele verdiklerini dile getiren Göktaş, barışa inanan herkesi “gargat ağaçlarından önce dile gelmeye” davet etti.
]]>Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş, Siyaset, Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı (SETA) tarafından İstanbul’da düzenlenen Gazze Sempozyumu’na katıldı. Programa ayrıca SETA Genel Koordinatörü Burhanettin Duran, İstanbul Vali Yardımcısı Hasan Gözen, İl Milli Eğitim Müdürü Murat Mücahit Yentür, akademisyenler ve öğrenciler katıldı.
“7 Ekim’den beri İsrail yönetimi, Filistin’de 32 bini aşkın sivili katletti”
Programda konuşan Bakan Mahinur Özdemir Göktaş,
“1948 yılından 1967 yılına kadar devam eden gerginlik sınır tanımayan bir hukuksuzluğa dönüştü. Bugün Gazze şehri değil, Gazze şeridi olarak tanımlanan coğrafya, yerli halkın ne düzeyde bir sıkışmışlık yaşadığının en belirgin göstergesidir. Nitekim Gazze, İsrail’in yerinden ederek daracık bir koridora sıkıştırdığı insanların adeta ölümü beklediği bir yer haline geldi. Çocukların ölürlerse tanınsınlar diye kollarına ve bacaklarına isimlerini yazdıkları bir dünyada herkesin, hepimizin daha fazla düşünmesi gerektiği açık bir gerçektir. Savaşın hiçbir zaman kazananı olmamıştır. Fakat kaybedeni her zaman kadınlar ve çocuklar olmuştur. Dijital teknolojilerin yarıştığı bir çağda, savaşın gölgesinde yaşayan insanlar, eğitim, sağlık başta olmak üzere pek çok temel insan haklarından mahrum kalıyor. 7 Ekim’den beri İsrail yönetimi, Filistin’de 32 bini aşkın sivili katletti. Sivilleri hedef alan bu saldırılarda hayatını kaybedenlerin yüzde 70’i ise kadın ve çocuklardan oluşuyor. Büyük bir hukuksuzluğa imza atan İsrail karşısında uluslararası yetkililer sessiz kalıyor” dedi.
“Çocuklara ölümün daha merhametli olduğunu düşündüren bir yönetimin insanlık adına hiçbir değeri temsil edebileceğine inanmıyoruz”
Birleşmiş Milletler Kadının Statüsü Komisyonunun 68’inci Oturumu’nda İsrailli Bakan söz aldığı sırada salonu terk ettiğini hatırlatan Bakan Göktaş, “İşte biz de, bu iradeye sadık kalarak, bu yıl, BM Kadının Statüsü 68. Oturumunda, İsrailli Bakanın konuşmaları esnasında salondan ayrıldık. Çünkü, çocuklara ölümün daha merhametli olduğunu düşündüren bir yönetimin insanlık adına hiçbir değeri temsil edebileceğine inanmıyoruz. Acıyla yükselen çığlıklara duyarsız kalan tüm söylemleri, kendi sesleriyle baş başa bırakıyoruz. Sayın Emine Erdoğan Hanımefendinin de belirttiği gibi ‘İnsanlığın zulüm ile bükülen belini ancak mazlumlar arası ayrım gözetmeden doğrultabiliriz’ Bunu daha adil bir hayatın mümkün olduğu inancıyla, kardeşlik hukukunu güçlendirerek yapacağız. ‘Savaş beni mahvetti, eskiden daha güzeldim’ diyen yavrumuzun yüreğinde yeniden mutluluk yeşertmek için, Filistinlilerin yanında olmak, bugün tarihi bir sorumluluktur. Bu sorumluluk duygusuyla Filistinlilere uygulanan soykırımı, küresel gündemin en üst sıralarında tutmak ve buna bir son vermek için kararlı duruşumuzu asla bozmadık, bozmayacağız” şeklinde konuştu.
“Bakanlık olarak, Gazzeli misafirlerimizin sosyal hizmetlerimiz ve psiko-sosyal desteklerimizden faydalanmalarını sağlıyoruz”
Bakanlık olarak Gazzelilere sosyal hizmet ve psikososyal destek verdiklerini söyleyen Bakan Göktaş, “Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan, güçlü bir barış çağrısında bulunmaktadır. Özellikle şiddetin kadınlar ve çocuklar üzerindeki orantısız etkisine dikkat çekerek, temel insan haklarına saygı gösteren adil ve kalıcı bir çözüm ihtiyacına vurgu yapmaktadır. Sayın Cumhurbaşkanımız açıkça, İsrail’e yayılmacı hayallerinden vazgeçmesi ve 1967 sınırlarına dayalı, bağımsız bir Filistin devletinin varlığını tanıması gerektiğini ifade etmiştir. Türkiye olarak, Sayın Cumhurbaşkanımızın önderliğinde Gazze Şeridi’nde yaşanan çatışmaların bir an önce son bulması gerektiğini her fırsatta ve her platformda dile getiriyoruz. Bugün ülkemizde misafir ettiğimiz Gazzeli kardeşlerimizin yaralarını sarmak için elimizden gelen her türlü çabayı ve gayreti gösteriyoruz. Bakanlık olarak, Gazzeli misafirlerimizin sosyal hizmetlerimiz ve psikososyal desteklerimizden faydalanmalarını sağlıyoruz. Diğer yandan, Saygıdeğer Hanımefendinin öncülüğünde Gazzeli çocuklarımızı ülkemizde ağırlamak için girişimlerimiz devam ediyor. Kadınlar ve çocuklar başta olmak üzere dünyanın her neresinde olursa olsun mazlumun umudu, mağdurun sesi olmayı sürdüreceğiz” diye konuştu.
“İsrail’in BM Güvenlik Konseyi’nde alınan bu kararı bir an önce yerine getirmesidir”
Konuşmasına dün BM Güvenlik Konseyi’nde alınan Gazze’de acil ateşkes talep kararına ilişkin konuşan Bakan Göktaş, “BM yetkililerinin dahi söz geçiremediği bir katliamdan bahsediyoruz. Dün, BM Güvenlik Konseyi’nde ilan edilen Gazze’de acil ateşkes talep kararını katliamın sonlandırılması adına atılmış olumlu bir adım olarak görüyoruz. Temennimiz, insani yardımların bir an önce Gazze’ye ulaştırılmasıdır. İsrail’in BM Güvenlik Konseyi’nde alınan bu kararı bir an önce yerine getirmesidir. Her fırsatta dile getirdiğimiz gibi, herkesi bu katliamların sona ermesi ve İsrail-Filistin meselesinde kalıcı bir çözüm sağlanması için ortak bir duruş sergilemeye davet ediyoruz” ifadelerini kullandı. – İSTANBUL
]]>Giderek daha da sertleşen bir dille Gazze’de yaşananlardan duydukları rahatsızlığı hem İsrail’e hem de dünyanın kalanına aktardılar.
BM Güvenlik Konseyi’nden ilk kez geçen ateşkes kararı, Başkan Biden’ın sözlerin yeterli olmadığına karar verdiğini gösteriyor.
İsrail Gazze’yi hedef alma biçimine karşı diplomatik korumanın kaldırılması önemli bir adım.
Bu, Beyaz Saray ile İsrail başbakanı Binyamin Netanyahu arasındaki çatlağın da derinleştiğini gösteriyor.
Başbakan Netanyahu, karar sonrası ülkesinin en önemli müttefikine sözlü tepki ile karşılık verdi. ABD’nin veto hakkını kullanmama kararını kınadı ve bunun sürdürdükleri savaşa ve rehineleri serbest bırakma çalışmalarına zarar verdiğini iddia etti.
Joe Biden ve yardımcıları bu kınamayı aşırı nankör olarak değerlendirebilir.
Biden 7 Ekim’den bu yana İsrail ihtiyaç duyduğu tüm askeri ve diplomatik yardımı sağladı.
Rehinelerin özgür bırakılması ve Hamas’ın yok edilmesi hedefini paylaşsa da Biden, bunun “doğru şekilde” yapılmasını istiyor.
Savaşın yıkıcı ilk haftalarında Başkan Biden, İsrail’i, İkiz Kule saldırıları sonrası ABD’nin içine düştüğü gibi “öfkeden kör olmaması” uyarısını yaptı.
Biden İsrail’e gitti, 7 Ekim’den önce de çok sıcak bir ilişki içinde olmadığı Netanyahu’yu kucakladı.
Başbakan Netanyahu ise ABD’nin temkinli hareket etme çağrıları gölgesinde İsraillilere “tam bir intikam” sözü veriyordu.
O tarihten bu yana çoğu sivil olmak üzere 30.000’den fazla Filistinli, çoğunluğu ABD tarafından sağlanan silahlarla öldürüldü.
Bugün Gazze harabeye dönmüş durumda. Filistinli siviller açlık tehdidi ile karşı karşıya.
Başkan Biden ise İsrail, güneydeki Refah’a saldırı hazırlığında olduğunu tekrarlarken ve çok daha fazla ölüm ihtimali olasıyken, çağrılarının göz ardı edilmesinden bıkmış görünüyor.
İsrail, savaş hukukuna uyduğunu iddia etmeyi sürdürüyor ve Gazze halkına insani yardım yapılmasını engellediğini de reddediyor.
Ancak İsraillilerin doğruyu söylemediğine dair kanıtlar birikiyor. İsrail ve Mısır’daki yiyecek depolarından birkaç kilometre uzakta çocuklar açlıktan ölüyor.
Amerikalılar ve dünyanın kalanı, BM ve diğer yardım kuruluşlarının Gazze’deki kıtlığa dair sunduğu kanıtların farkında.
ABD ordusu hava ve deniz yoluyla Gazze’ye yardım sokmaya çalışırken, İsrail ise Gazze’nin kuzeyine arabayla yarım saat uzaklıktaki Aşdod Limanı’ndan yalnızca küçük miktarların geçişine izin veriyor.
Amerikalılar, Ramazan ateşkesi kararını veto etmeyerek, aynı zamanda İsrail’e sağladığı imkanlar üzerinden gelen suçlamaları da püskürtmeyi amaçladı.
Beyaz Saray, Tel Aviv’e, uluslararası baskı dokunulmazlığının sınırı olduğunu göstermeye çalışıyor.
Güvenlik Konseyi kararları uluslararası hukuk çerçevesinde değerlendiriliyor. İsrail şimdi, hem Hamas’ın hem de BM’deki Filistin temsilcisinin memnuniyetle karşıladığı karara uyup uymayacağına karar verecek.
Netanyahu, koalisyon hükümetindeki aşırı milliyetçilerin desteğine güveniyor.
Bu koalisyon ona, kararı görmezden gelme çağrısı yapacak. Ancak karar görmezden gelinirse ABD’nin buna yanıt vermesi gerekecek.
Başkan Biden’ın baskı anlamında elindeki en büyük koz, İsrail’e askeri nakliye uçakları ile sağlanan silahlar.
ABD İsrail ittifakının derin kökleri bulunuyor.
ABD Başkanı Harry Truman, 1948’de İsrail bağımsızlığını ilan ettikten 11 dakika sonra ülkeyi tanıdıklarını duyurmuştu.
Ancak iki ülke ilişkileri çıkarlar söz konusu olduğunda zaman zaman gerildi.
Bu, Binyamin Netanyahu’nun Beyaz Saray’ı ilk kez çileden çıkarışı değil.
1996’da İsrail’in başbakanı olduğundan beri bunu düzenli olarak yapıyor.
Ancak Netanyahu’nın meydan okuyuşu hiçbir zaman bu kadar uzun süreli ya da sert olmamıştı. ABD-İsrail ittifakındaki hiçbir kriz, Gazze savaşının neredeyse altı ayında gelişen kriz kadar ciddi olmamıştı.
]]>Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel, İzmir Bayraklı iftar programında konuştu. Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın dün Ankara’daki mitinginde, “İsrail’le ticareti durdur, Ticaret durmadan zulüm bitmez’ pankartı taşıyanların gözaltına alındığına dikkati çeken Özel, “Gözaltına alınan arkadaşların arkasındayız. Biz de Filistin’e destek için İsrail’e ticarete son vermelisin diyoruz” ifadelerini kullandı.
Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel, İzmir’de Bayraklı iftar programında konuştu. Bayraklı Belediyesi Matematik Parkı’nda düzenlenen programa CHP Genel Başkan Yardımcısı ve İzmir Milletvekili Murat Bakan, Bayraklı Belediye Başkanı Serdar Sandal, Bayraklı Belediye Başkan Adayı İrfan Önal ve çok sayıda partili katıldı.
Konuşmasına, Bayraklı Belediye Başkanı Serdar Sandal’a yaptığı hizmetlerden dolayı teşekkür ederek başlayan Özel, şunları söyledi:
“İrfan Önal bizim partide emek veren herkesin çok yakından tanıdığı 20 yaşında gençlik kolları başkanı olan, benimle birlikte parti meclisi üyeliği yapan, 2019’dan beri Bayraklı’da belediye meclis üyeliği ve belediye meclis başkan vekilliği görevlerini götüren, Cumhuriyet Halk Partisi’nde gençlik kollarında emek emek mücadele etmiş ve bu mücadelelerin sonunda nereye geldiyse kendi emeğiyle gelmiş bir kardeşimizdir. Kendisine onu destekleyen bütün gençlik kolları, yüreği onunla birlikte olan adaylaşma sürecinde İrfan için katkı koyan bütün gençlik kollarının ortak adayı olan İrfan kardeşime başarılar diliyorum. Yolu açık olsun.”
Özel, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Orucu sadece sahur vaktinden iftar vaktine kadar bir şey yememek içmemek olarak kabul etmek, Ramazan’ı anlamamaktır. Ramazan’da bu bahsettiğim midenin orucudur. Ama hiç şüphe yok ki ağzın orucu kulağın orucu, aklın ve kalbin orucu midenin orucundan belki de daha önemlidir. Kötü söz söylememek, küfretmemek, hakaret etmemek, dedikodu yapmamak, ağzın orucudur, kem sözlere kulakları kapatmak, dedikoduyu dinlememek, iftiraya prim vermemek kulağın orucudur. İyi şeyler düşünmek, tasarlamak insanların iyiliği mutluluğu için çalışmak, planlamak zihinin aklın orucudur ve kalbin orucu da dünyanın neresinde bir kırık kalp varsa bir üzülen çocuk, korkan çocuk varsa korkan bir kadın varsa onlara sahip çıkmak, onları düşünmek ve o temiz duygularla kalbini oraya açmak da kalbin orucudur.”
PUTİN’E MESAJ YOLLADIM
Konuşmasına, Rusya’nın başkenti Moskova’da yaşanan konser saldırısını hatırlatarak devam eden Özel, “Bugün İslam coğrafyasında pek çok yerde üzücü olaylar oluyor. Ama öncelikle dün Rusya’da yapılan saldırıda son bilgilere göre 160’a yakın kişi IŞİD militanları tarafından yani sözde Müslümanlar kendisinden başkasını Müslüman görmeyenler ve sözde din için bir şeyler yaptığını söyleyenler tarafından Allah’ın yarattığı 160 kişi hem de çocuklarıyla, eşleriyle hiçbir günahları olmayan bir toplumsal alanda katledildiler. Ben Rusya Federasyonu Başkanı Sayın Putin’e ve yine Rusya Büyükelçisi’ne hepimizin üzüntülerini ileten birer mesaj yolladım. Orada hayatını kaybedenlere de Allah’tan rahmet diliyoruz” dedi.
“FİLİSTİN’DE AKAN KAN DURMALI”
İsrail’in Filistin’e yönelik saldırılarını da hatırlatan Özel, “Yine 3 aydır Filistin’de Hamas’ın yapmış olduğu bir saldırıya cevaben İsrail devletinin yapmış olduğu devlet terörüyle Filistin’de 32 bin kişiden fazla kişi hayatını kaybetti. Bunların yarısından fazlası kadın ve çocuktu. Bu katliama dur demek için dünyadaki 140 ülkedeki siyasi akrabalarımıza mektup yazarak Sosyalist Enternasyonal’de Alman Sosyal Demokrat Partisi’nin kurultayında ayrı ayrı çağrılar yaparak ifade etmiştik. Bugün Türkiye’nin sıcak gündeminde de Filistin var olmalı. Orada akan kan durmalı. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak 3. Genel Başkanımız Karaoğlan rahmetli Bülent Ecevit’in durduğu noktadayız. Her ikisine de Allah rahmet eylesin. Yaser Arafat’la kurduğu dostluk, dayanışma ve Filistin’e sahip çıkan pozisyon, Cumhuriyet Halk Partisi’nin pozisyonudur. Türk solu asla ve asla Filistin davasına uzak değildir. Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının Filistin’e koyduğu dayanışma, mücadele, mücadelemizdir. Onların da tarih önünde saygıyla huzurlarında eğiliyoruz” diye konuştu.
“FİLİSTİN’E DESTEK İÇİN İSRAİL’E TİCARETE SON VERMELİSİN DİYORUZ”
Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın dün Ankara’da düzenlediği mitinginde Filistin’e destek amacıyla ‘İsrail’le ticareti durdur, Ticaret durmadan zulüm bitmez’ pankartı taşıyanların gözaltına alındığını söyleyen Özel, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a da seslenerek, şu ifadeleri kullandı:
“Tayyip Erdoğan’ın Ankara mitinginde dün Filistin’e destek olmak için İsrail’le ticareti durdur. Ticaret durmadan zulüm bitmez diyen pankartı taşıyanları yaka paça gözaltına aldılar. Buradan Recep Tayyip Erdoğan’a sesleniyorum. Meydanlara gelen, tepki gösteren gençleri gözaltına alma. Filistin’e sahip çıkanları gözaltına alma. Bunların gereğini yap. Bunu yapmanı bekliyoruz ve ailendekilerin yakın çevrenin yandaşlarının İsrail’le yaptığı ticaretin Filistin’e bomba olarak yağdığını, İsrail’in bundan cesaret aldığını hep birlikte görüyoruz. Bu yüzden biz de toplattığı pankartın gözaltına aldırdığı arkadaşların arkasındayız. Filistin’e destek için İsrail’e ticarete son vermelisin diyoruz.”
Ramazan’ın barış, sevgi, sabır, huzur getirmesini dileyerek sözlerine devam eden Özel, konuşmasını şöyle noktaladı:
“Yapacağınız seçim, gelecek hafta pazar günü bu saatlerde Bayraklı’yı kim yönetecek, İzmir Büyükşehir’i kim yönetecek bunların her birisi belli olmuş olacak. Ümit ediyoruz, Bayraklı’da İrfan Önal kardeşimiz belediye başkanı olacak. Ona inanıyoruz, ona güveniyoruz. Yine bugün bütün gün birlikte çalıştığımız, ardından benim buraya gelirken kendisi Menderes’e giden, daha önce de sizinle defalarca burada olan çok sevgili Cemil Tugay’ın selamlarını getirdim, kabul buyurunuz. Önümüzdeki hafta pazar günü işi ehline İrfan gibi bir gence, Cemil Tugay gibi başarılı bir belediye başkanına sakin, kararlı, inançlı, İrfan kardeşimle birlikte ekip ruhuyla, takım ruhuyla çözecek olan Cemil Tugay’a da sizlerden destek istiyorum.”
]]>İsrail’de Netanyahu hükümeti karşıtı protestolar yeniden ivme kazandı. Son haftalarda hükümet karşıtı gruplar, Gazze’deki savaş, esirlerin geri getirilmesi için siyasi iradenin kayıtsızlığı eleştirisiyle ülke tarihinin “en sağcı hükümetinin” istifası ve erken seçim talep eden protestolarını artırdı.
Hayfa, Batı Kudüs ve Netanyahu’nun konutunun bulunduğu kuzeydeki Kayserya’da, hükümet karşıtı ve esirlerin getirilmesi talebinde bulunulan gösteriler yapıldı.
Gösterilerin odağı başkent Tel Aviv’de, Netanyahu hükümetinin yargı düzenlemelerine karşı protestolarda sembolleşen, polisin demir bariyerlerle kapattığı Kaplan Caddesi’nde binlerce protestocu akşam saatlerinde bir araya geldi.
Caddede kurulan platformda aktivistler hükümeti eleştiren konuşmalar yaparken, protestocular da Başbakan Netanyahu ve hükümetindeki siyasetçiler aleyhinde pankart, afiş ve dövizler taşıdı.
Hükümetin istifası sloganları atan binlerce kişi kortej halinde, güvenlik güçlerinin her yönü demir bariyerler ve otobüslerle kapattığı Menachem Begin Caddesi’ne doğru düdükler ve ıslıklar çalarak yürüdü.
Protesto alanında Netanyahu’nun yüzünün kanlı olduğu pankartların yanı sıra “Suç Bakanı” yazan pankartlar dikkati çekti.
Ayrıca, “Sen baştasın sen suçlusun” afişleri taşıyan katılımcılar, Kolombiyalı suç örgütü elebaşı Pablo Escobar’ın fotoğrafıyla Netanyahu’nun resmini kolajladıkları “Bibi Escobar” yazılı dövizler taşıdı.
Demir bariyerlerle kapatılan caddede polis ile göstericiler arasında arbede yaşandı.
Esir takası talebiyle de gösteriler yapıldı
Hükümet karşıtı protestolara eş zamanlı olarak Menachem Begin Caddesi üzerindeki Savunma Bakanlığının önünde de İsrailli esirlerin salıverilmesi çağrılarıyla başka bir gösteri düzenlendi.
Yüksek sesle Gazze’deki esirlerin bir an önce evlerine dönmesi çağrısı yapan protestocular, davullar ve düdükler çaldı.
“Hepsi hemen eve!”, “Hey Joe! Biden, onları kurtarmamıza yardım et”, “Yardım!” yazılı dövizler taşıyan ve hükümeti suçlayan sloganlar atan göstericiler, Bakanlığın önünde meşaleler yaktı.
Kaplan Caddesi’nden yürüyerek Bakanlığın önüne gelen hükümet karşıtı protestocular, esir takası talep eden göstericilerle birlikte eylemlerine devam etti.
Meydanda megafonlarla bağıran katılımcılar, “Hükümet yolunu kaybetti”, “Hükümetin yaptıklarına inanmıyoruz, biz yaşama inanıyoruz” sloganları attı.
AA muhabirine konuşan bir protestocu, “Bütün esirlerin bir an önce evlerine geri getirilmesini istiyoruz, zamanımız yok. Hepsinin sağ olarak İsrail’e dönmelerini istiyoruz. Bunun için ateşkese ihtiyaç var, aksi halde Gazze’de kalacaklar.” dedi.
Savunma Bakanlığının önünde dört ateş
Savunma Bakanlığının önünde dört yerde ateş yakan protestocular, alevlere müdahale etmeye çalışan polis ve itfaiye ekiplerine karşı etten duvar örerek geçişleri önledi.
Bakanlığın önünde polisin müdahale ettiği eylemciler yürüyüşe devam ederek, Tel Aviv’in ana arteri Ayalon Otoyolu’nda kuzey istikametteki trafiği kapattı.
Otoyolda da ateş yakan eylemcilerden bazıları polis tarafından gözaltına alındı.
Netanyahu’nun konutunun yakınında da yüzlerce kişi toplandı
Öte yandan, İsrail’in kuzeyinde yer alan Kayserya kentindeki Netanyahu’nun şahsi konutunun yakınında da yüzlerce hükümet karşıtı kişi bir araya geldi.
İsrail bayraklarıyla toplanan göstericiler Netanyahu hükümetini eleştiren pankart ve afişler taşıdı. İsrail polisi çevrede çok sayıda birlikle konuşlandı.
Hükümet karşıtı sloganlar atan göstericiler erken seçim taleplerini yineledi.
]]>Haliç Kongre Merkezi’ndeki “Her Anında Hep Yanında İstanbul İftar Buluşması”na katılan Cumhurbaşkanı Erdoğan, iş insanları, Dünyagöz ailesinin doktorları ve yakınları ile iftar vesilesiyle bir araya geldiklerini söyledi.
Katılımcıların Ramazan-ı Şerifi’ni tebrik eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Başı rahmet, ortası mağfiret, sonu ebedi azaptan kurtuluş olan mübarek ramazanın neredeyse artık sonlarına yaklaşıyoruz. Rabb’im tuttuğunuz oruçları, yaptığınız ibadetleri katında kabul eylesin. Mevla bizleri sağlık, huzur ve afiyetle Ramazan-ı Şerif’e kavuşturduğu gibi bayrama da kavuştursun niyazında bulunuyorum.” ifadesini kullandı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Suriye’de, Irak’ta, Sudan’da ve son olarak Gazze’de vuku bulan hadiselerin, bu mübarek günlerin sevincinin layıkıyla idrak edilmesine mani olduğunu belirterek, şöyle konuştu:
“İnsanlıktan nasibini almamış terör devleti İsrail, tam 168 gündür Gazzeli kardeşlerimizi, çocuk, kadın, yaşlı, sivil demeden alçakça katlediyor, İkinci Dünya Savaşı’ndakilerden daha vahşi bir soykırım uyguluyor. Savaşta bile dokunulmaması gereken hastaneler ve sağlık çalışanlarının, ibadethanelerin işgal güçleri tarafından özellikle hedef alındığını görüyoruz. Birleşmiş Milletler başta olmak üzere uluslararası kurum ve kuruluşlar ise İsrail yönetiminin bu barbarlığını basit tepkiler dışında sadece seyrediyor. Türkiye ve birkaç ülke dışında İsrail’e ve Batılı destekçilerine karşı sesini yükselten aktör neredeyse yok. Türkiye olarak bölgedeki dostlarımızla işbirliği içinde Gazzeli mazlumlara yardım etmeye, bir nebze de olsa acılarını hafifletmeye çalışıyoruz. Peygamber Efendimizin hadisişerifine uygun şekilde elimizle, dilimizle ve kalbimizle zulme karşı duruyor, Gazzeli kardeşlerimizi destekliyoruz.”
“İsrail’in Filistinlilere karşı sergilediği vahşete tavrımızı en sert şekilde ortaya koymayı sürdüreceğiz”
Gazzeli mazlumların dramını, Türkiye karşıtlarının ellerine tutuşturduğu argümanlar üzerinden siyaset malzemesi yapanlara üzülerek baktığını kaydeden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Sırf eleştirmek, sırf AK Parti’ye ve Cumhur İttifakı’na vurmak için aslı astarı olmayan ithamlarda bulunanları Rabb’imize havale ediyoruz. Onlar bilmese de Mevla bizim gayretlerimizi ve yardımlarımızı biliyor. Onlar görmese de Filistin halkıyla birlikte Afrika’dan Asya’ya dünyadaki tüm mazlumlar, Türkiye’nin samimi çabalarının en yakın şahididir. Ülkemiz bu vicdanlı, merhametli ve yürekli duruşunun bedelini ödemiştir, ödemektedir. Zulme ve işgalcilere karşı direnen Filistinli kardeşlerimize terörist iftirası atanların söylediklerini ise zaten dikkate bile almıyoruz.” diye konuştu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, başbakan olmadan önce ABD’ye yaptığı bir ziyarette kendisine yöneltilen bir soruya verdiği yanıtı hatırlatarak, şunları kaydetti:
“Henüz başbakan olmamıştım, Amerika seyahatindeydim. Orada Amerika’nın o belli tipleri bana şu soruyu sordular, ‘Siz özellikle Filistin’e nasıl bakıyorsunuz?’ Onu aştılar dediler ki, ‘Siz Filistin’deki bu kişilere nasıl bakıyorsunuz?’ ‘Sizin baktığınızın tam aksiyle bakıyorum, ben Müslümanım onlar da Müslüman. Dolayısıyla onlara elimizden gelen destek neyse, o desteği de sonuna kadar vermeye varız.’ demiştim. Tabii bu işin arkasında nelerin olduğu artık çok açık net ortada. Bunlar Suriye meselesinde olduğu gibi burada da mazluma karşı zalimin yanında esas duruşa geçmişlerdir. İsrail’den özür dileyen değil, dik ve dirayetli tavrıyla İsrail’e özür dileten Türkiye gerçeği ülkemizdeki kimi çevreleri öteden beri rahatsız ediyor. Biz bunların ve arkasında hangi lobilerin olduğunun elbette farkındayız. Bugüne kadar bu lobilere boyun eğmedik, bundan sonra da eğmeyeceğiz. İsrail’in Gazze’de Filistinlilere karşı sergilediği vahşete tavrımızı en sert şekilde ortaya koymayı sürdüreceğiz.”
(Sürecek)
]]>Şanlıurfa’da partisinin mitinginde konuşan Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı Fatih Erbakan, “Günde 8-10 tane gemi Türkiye limanlarından kalkıp harıl harıl katil siyonist rejime mal taşımaya devam edip gübre, çelik, yedek parça, tekstil, giyim kuşam, dikenli tel, tel örgü, metaller… 7 Ekim’de katliam başladı. 7 Ekim’den bu yana 8 milyon lira değerinde dikenli tel Türkiye’den İsrail’e gönderildi. Ramazan’da İsrail Mescid-i Aksa’nın çevresini dikenli tellerle çevirdi. O çevirdiği dikenli teller Müslümanlar Mescid-i Aksa’ya giremesin diye kullandığı dikenli teller Türkiye’den gitti maalesef” dedi.
Fatih Erbakan, Şanlıurfa’da Abide Meydanında düzenlenen mitingde konuştu. “İsrail’in Filistin’e yönelik saldırısında AKP iktidarının somut adımlar atmadığını” vurgulayan Erbakan, “İsrail’deki büyükelçinin çağırılması ve Kürecik radar üssünün kapatılması gerektiğini” ifade etti. Erbakan, şunları söyledi:
“İnsani yardımı da mı ulaştıramıyoruz, bu kadar mı aciziz diyorlar. Ben de üzülerek diyorum ki bırakın oradaki kardeşlerimize bir gıda ulaştırmayı, bir yardım ulaştırmayı biz Türkiye Cumhuriyeti Devleti olarak üzülerek söylüyorum, aylardan beri harıl harıl gemileri İsrail’e göndermeye İsrail’le ticaret yapmaya, ihracat yapmaya maalesef devam ediyor. Gerçekten de çok acı bir durum. Biz söylerken utanıyoruz. Günde 8-10 tane gemi Türkiye limanlarından kalkıp harıl harıl katil siyonist rejime mal taşımaya devam edip gübre, çelik, yedek parça, tekstil, giyim kuşam, dikenli tel, tel örgü, metaller… 7 Ekim’de katliam başladı, 7 Ekim’den bu yana sekiz milyon lira değerinde dikenli tel Türkiye’den İsrail’e gönderildi. Bak mübarek günlerde Ramazan’da İsrail Mescid-i Aksa’nın çevresini dikenli tellerle çevirdi. O çevirdiği dikenli teller Müslümanlar Mescid-i Aksa’ya giremesin diye kullandığı dikenli teller Türkiye’den gitti maalesef. ya biz altı asır, Gazze’nin, Kudüs’ün, Filistin’in bütün ezilenlerin ve mazlumların hamisi olmuş, dünyaya adaleti dağıtmış, bütün dünyada zulmü ve sömürüyü ortadan kaldırmış Osmanlı’nın torunlarıyız. Bize yakışıyor mu bu manzara Allah aşkına? Yakışmıyor elbette.
“KÜRECİK RADAR ÜSSÜNÜ KAPATIN”
Bakınız kınamak, lanetlemek milletin işidir. Miting yapmak vatandaşın, STK’ların işidir, muhalefetin işidir. Konuşmak bizim işimiz. İcraat yapmak, adım atmak, yaptırım uygulamak iktidarın işidir. Siz iktidar olarak sadece konuşarak, kınıyarak, lanetleyerek bu vebalden kurtulamazsınız. Çünkü yetki sahibisin. E ne yapacağım; ya en azından şu ihracatı şu ticarete son verin. Şu İsrail’deki büyükelçimizi geri çağırın. Adamlar Ankara’daki büyükelçisini çağırdı, biz İsrail’deki büyükelçimizi çağıramadık. Lahey Adalet Divanı’na Güney Afrika gitti, İsrail’i şikayet etti. Biz gidip şikayet edemedik. Şu Malatya’daki Kürecik radar üstünü kapatın. İsraili, katil siyonistleri İran füzelerine karşı korumak bize mi düştü Allah aşkına? Biz bağımsız bir devlet değil miyiz? Kapatın gitsin şu Kürecik radar üssünü. Bu zulme böyle açıktan fiilen destek veren, resmi olarak, fiili olarak destek veren Amerika’nın İncirlik üssünü kapatın. En azından bu adımları atın. Bunları atmadan konuşarak, lanetleyerek, kınayarak bu vebalden kurtulamazsın.”
]]>***
Katar’ın başkenti Doha, bir kez daha İsrail ve Hamas arasında dolaylı ateşkes görüşmelerine ev sahipliği yapıyor. Her ne kadar İsrail delegasyonunun başında bulunan Mossad Başkanı David Barnea Doha’dan ayrılsa da Katar Dışişleri Bakanlığı görüşmelerin seyri hakkında “ihtiyatlı bir iyimserlik” içinde olduklarını ifade etti. Filistinliler de genel olarak müzakereleri sürdürme konusunda istekli görünüyor. Bu açılardan bakıldığında Gazze’de geçici ateşkes ihtimalinin ufukta belirdiğini söylemek mümkün olmakla birlikte, sürecin seyrine ilişkin bir dizi belirsizlik ve soru işareti de mevcut.
Hamas’ın 3 aşamalı ateşkes önerisi
Bilindiği gibi görüşmeler, Katar ve Mısır’ın arabuluculuğunda gerçekleşiyor. Doğrudan temasın bulunmadığı süreçte taraflar öneri ya da taleplerini arabuluculara iletiyor. Ardından diğer taraf bu metni inceledikten sonra tutumunu ve varsa değişiklik taleplerini yine aynı arabuluculara bildiriyor. Katar ve Mısır temsilcileri, bazı durumlarda süreci kolaylaştırmak ve sürdürülebilir kılmak adına kendi fikirlerini de hem Filistinli gruplarla hem de İsrail heyetiyle paylaşıyor. Kasım ayı sonlarında uzatmalarla birlikte toplam 7 gün süren ve sınırlı bir esir takasını da içeren ilk geçici ateşkes de bu şekilde gerçekleşti.
Şu ana kadar basına yansıyan bilgilerden anlaşıldığı kadarıyla halihazırda devam eden müzakerelerde, Hamas 3 aşamadan oluşan bir plan sundu. 6 haftalık ateşkesin uygulanacağı 1’inci aşamada, kadınlar ve çocuklar öncelikli olarak bazı İsrailli rehinelerin serbest bırakılması, bu kişilerin karşılığında aralarında müebbet hapis cezasına çarptırılmış bazı isimlerin de olduğu bine yakın Filistinlinin İsrail hapishanelerinden çıkarılması öngörülüyor. Aynı zamanda, bu aşamada işgal güçlerinin Gazze’nin kuzeyiyle güneyini birbirine bağlayan El-Reşid ve Selahaddin caddelerinden çekilmesi talep ediliyor. İsrail’in Gazze’yi ikiye bölme ve kuzeyde daha fazla kontrol sağlama amacı dikkate alındığında, bu husus stratejik bir önem taşıyor. Ateşkesin bu ilk aşamasında, yerinden edilen Filistinlilerin evlerine dönmesi ve Gazze’ye giren insani yardımların arttırılması da taslak metinde yer alan hususlar arasında.
6 haftalık 1’inci aşamanın arkasından gelen 2’nci aşamada geriye kalan rehineler için nasıl bir takas öngörüldüğü net değil. Ancak Hamas daha fazla rehineyi serbest bırakmak için bu aşamada kalıcı ateşkes ilan edilmesini şart koşuyor. Son aşamada ise Gazze ablukasının kaldırılması ve yeniden inşa sürecinin başlaması öngörülüyor.
Netenyahu’nun kaderi Gazze’ye mi bağlı?
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ise Hamas’ın sunduğu bu ateşkes tasarısının “gerçekçi olmayan talepler” üzerine kurulu olduğunu savundu. Belirttiğimiz üzere David Barnea da Doha’dan ayrıldı. Ancak Barnea’nın görevlendirdiği “teknik ekip” müzakerelere devam edecek.
Bununla birlikte, şu an için İsrail’in kalıcı ateşkese varabilecek bir sürece olumlu yaklaşmasını beklememek gerekiyor. Zira, İsrail uluslararası toplumdan gelen yoğun tepki ve itirazlara rağmen Refah bölgesine “operasyon” düzenleme amacından vazgeçmiş değil. Bilakis İsrail bu yöndeki hazırlıklarına hız verdi. Aynı zamanda, İsrail’in Gazze’de 7 Ekim öncesine göre bir statüko değişimini getirmeyecek herhangi bir ateşkes planını kendi isteğiyle kabul etmesi de ihtimal dahilinde görünmüyor.
Pek çok yorumcunun üzerinde mutabakata vardığı bir nokta da Netanyahu’nun siyasi kariyerinin devamının Gazze’deki savaşın devamına bağlı olduğudur. 7 Ekim’e kadar “yargı reformu” girişimi sebebiyle yüzbinlerce kişinin katıldığı protesto gösterilerinde istifası istenen Netanyahu, 7 Ekim sonrasında bu tepkileri büyük ölçüde askıya almayı başarsa da “olağan” siyasi hayata dönülmesi sonrasında bu protestoların yeniden kitlesel bir hal alacağı kesindir.
Ayrıca Gazze’de yapılan soykırım nedeniyle İsrailliler arasında cılız sesler var olsa da Netenyahu’ya karşı ciddi bir tepki yok. Aksine İsrail ordusunun Gazze’deki başarısızlığı iç huzursuzluğu arttırıyor. Bu durumda, savaş bittikten sonra ölen askerler ve rehineler sebebiyle hesap vermek zorunda kalacak ve büyük bir ihtimalle koltuğunu terk etmeye zorlanacak Netanyahu’nun devam eden 4 ayrı yolsuzluk soruşturması sebebiyle hapse girmesi bile ihtimal dahilindedir.
Filistin’in birliğe ihtiyacı var
Bahsedilmesi gereken son nokta ise müzakere sürecinde Filistin tarafının konsensüsle hareket edebileceğinin kesin olmadığıdır. Şu ana kadar farklı Filistinli hareketlerin kendi içinde veya birbiri arasında majör görüş farklılığı yaşandığına dair bir gösterge olmasa da başta İslami Cihad olmak üzere farklı hareketlerin müzakere sürecine mesafeli yaklaştığı biliniyor. Aynı zamanda Hamas’ın siyasi kanadı ve askeri kanadı müzakerelere karşı aynı derecede esnek değil. Son olarak, arabulucu konumundaki Katar ve Mısır’ın Hamas’a daha sınırlı taleplerde bulunması yönünde baskı uyguladığına dair haberler zaman zaman basında yer buluyor.
Sonuç olarak Gazze’de Filistin tarihinin en büyük yıkım süreci yaşanırken yakın bir gelecekte tüm Filistinlilerin rızasıyla ve Filistinlilerin lehine sonuçlanacak bir kalıcı ateşkes için şimdilik bir zemin bulunmuyor. Ancak mevcut müzakere süreci önümüzdeki günlerde veya haftalarda, kısmi bir insani rahatlamayı sağlayacak geçici bir ateşkesi üretebilir.
[Dr. Selim Sezer, İstanbul Gedik Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesidir.]
Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editöryal politikasını yansıtmayabilir.
]]>ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken, 6. Orta Doğu turunun ardından ziyaret ettiği İsrail’de, temaslarının ardından açıklamalarda bulundu. Görüşmelerde esir takasına odaklandığını belirten Blinken, “Son birkaç haftada rehine müzakerelerinde ilerleme kaydettik, boşlukları kapattık, ancak neredeyse tanım gereği son maddelere geldiğinizde, bunlar en zor olanlar olma eğilimindedir. Dolayısıyla hala yapılması gereken çok iş var, yapılması gereken zor işler var, ancak bunu yapmaya kararlıyız” dedi.
Gazze’ye insani yardımın artırılması ve sürdürülmesinin zorluğuna değindiğini aktaran Blinken, “Gazze nüfusunun yüzde 100’ü gıda güvencesinden yoksun durumda. Yüzde 100’ü insani yardıma ihtiyacı var. Durumu iyileştirmek için bazı olumlu adımlar atıldı, ancak bu yeterli değil ve çok daha fazla insana çok daha etkili bir şekilde yardım ulaştırmak için neler yapılması gerektiğini konuştuk” ifadelerini kullandı.
“Refah’ta kara operasyonu İsrail’in daha fazla izole edilmesi riskini taşır”
Görüşmelerde İsrail’in saldırı planları yaptığı Gazze Şeridi’nin güneyindeki Refah kentine de değindiklerini kaydeden Blinken, “Refah’ta büyük bir askeri kara operasyonu daha fazla sivilin ölmesi, insani yardımların daha fazla zarar görmesi, İsrail’in dünya çapında daha fazla izole edilmesi ve uzun vadeli güvenliğinin ve duruşunun tehlikeye girmesi riskini taşır” şeklinde konuştu.
İsrailli yetkilileri önümüzdeki hafta Washington’da ağırlayacaklarını söyleyen Blinken, “Bu gerçekten de entegre bir insani, askeri ve siyasi plan gerektiriyor. Dediğim gibi, önümüzdeki hafta bunu konuşacağız ve ileriye dönük en iyi yol gördüğümüz şeyin detaylarını ele alacağız” dedi.
“Kalan birkaç boşluğu doldurduk, ancak gol çizgisine ne kadar yaklaşırsanız, o kadar zorlaşıyor”
Doha’daki ateşkes görüşmelerine ilişkin detaylı bilgi isteyen gazetecilere, fazla ayrıntı veremeyeceğini söyleyen Blinken, “Ancak bu müzakerelere yoğun bir şekilde dahil olduğumuzu, Katarlılarla çalıştığımızı, Mısırlılarla çalıştığımızı ve İsrail ile çalıştığımızı söyleyebilirim. Kalan birkaç boşluğu doldurduk, ancak gol çizgisine ne kadar yaklaşırsanız, o kadar zorlaşıyor. Dolayısıyla üzerinde çalışılması gereken bazı zor konular var, ancak oraya ulaşmak ve insanları evlerine göndermek için elimizden gelen her şeyi yapmaya kararlıyız. Müzakerecilerimiz de bunu başarıp başaramayacağımızı görmek için yoğun bir şekilde çalışacaklar” ifadelerini kullandı.
“Bu dönemde işleri daha da zorlaştıracak adımlar atılması bizim için sorun teşkil edecektir”
Blinken, İsrail’in işgal altındaki Batı Şeria’da 800 hektarlık bir araziye el koyduğunu açıkladığına ilişkin bir soruya ise, “Bahsettiğiniz haberi görmemiştim. Ama yerleşimlerin genişletilmesi konusundaki görüşlerimizi biliyorsunuz. Yıkımlardan tahliyelere ve diğer adımlara, atılan tek taraflı adımlara kadar, zaten zor olan 2 devlet ihtimalini daha da uzak hale getiren her şey hakkındaki görüşlerimizi biliyorsunuz. Dolayısıyla bu konunun detaylarını görmedim ancak bu dönemde işleri daha da zorlaştıracak adımlar atılması bizim için sorun teşkil edecektir” diye konuştu. – TEL AVİV
]]>TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, Fatih Belediyesi tarafından düzenlenen iftar programında sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri ile bir araya geldi. Kurtulmuş’a Fatih Belediye Başkanı Mehmet Ergün Turan eşlik etti. Programda konuşan TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, “Ergün Turan’a Fatih’e bu dönem içerisinde fevkalade büyük hizmetler yaptığı için teşekkür ediyorum. Allah razı olsun. İnşallah hizmetleri daim olsun ve burada halka hizmet hakka hizmet anlayışıyla yürüttüğü çalışmaların bu dünyada başarılı bir belediye başkanı ve siyasetçi olmasına vesile olduğu gibi öte tarafta da fecir kazanmasına nasip etsin” dedi.
“İsrail saldırıları modern zamanların gördüğü en büyük katliamdır”
İsrail saldırılarının soykırım haline dönüştüğünü söyleyen Kurtulmuş, “Gazze’deki olaylar Ramazan sürecince de hiç hızını kesmeden devam etti. Hatta İsrail’in hızını arttırarak sürdürdüğü trajediye dönüştü. Modern zamanların gördüğü en büyük katliamdır bu yaşadığımız. Hatta tam bir manasıyla soykırım haline dönmüş olan bir vahşettir. Bu vahşet sadece Netanyahu ve hükümeti ya da siyonist İsrail rejiminin defterine yazılan bir zulüm değil. Aynı zamanda bu vahşet bütün insanlık için de bir sınavdır. İşin başından itibaren bu işe seyirci kalanlar, İsrail’i destekleyenler, bu saldırıların arkasında duranlar, kayıtsız şartsız destek verenler ya da lafı eğip bükerek bir şekilde buradan kurtulabileceğini zannedenler kendilerini ortaya koydular. Bu süreç içerisinde dünyanın dört bir tarafında insanlık cephesi diyebileceğimiz bu yaşanan vahşete asla kabul etmeyen kendi ülkelerinin hükümetlerine rağmen meydanlara çıkan ‘yeter artık bu zulmü durdurun artık’ diyen çok sayıda vicdan sahibi insan olduğunu gördüm. Sokakların bu kadar hareketli bir şekilde siyonist rejime karşı böylesine büyük bir insanlık duruşu sergilemesinin arkasında hiç şüphesiz sivil toplum kuruluşlarının güçlü organizasyonlarının büyük payı var. Hep beraber Türkiye’nin pozisyonunu bütün dünyada ortaya koymaya ve Gazze’de acil bir ateşkesin sağlanması ve eşzamanlı olarak da insani yardımın yapılması için seferber olduk” ifadelerini kullandı.
“Hayalimiz Fatih’i tekrar Fatihliler için avantajlı, yaşanabilir bir ilçe haline çevirmek”
Programda konuşan Fatih Belediye Başkanı Mehmet Ergün Turan ise, “Fatih’te 5 yıldır görev yapıyoruz. İstanbul’da doğup büyümüş birisi olarak Fatih’te belediye başkanı olarak görev yaptığım için şükrediyorum. Bu şeref bana nail oldu. Fatih’te hizmet etmeyi şeref olarak görüyorum. Çünkü burası hem yaşayan insanlarıyla hem de yer üstü ve yeraltı kaynaklarıyla çok kıymetli bir yer. Yeni dönemde de tekrar partimiz tarafından aday gösterildim. Bizim bütün hayalimiz ve kurgumuz Fatih’i tekrar Fatihliler için avantajlı, yaşanabilir bir ilçe haline çevirmek. Yani aileler için yaşanabilir bir Fatih oluşturmak” diye konuştu. – İSTANBUL
]]>Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel, Konak iftar programında konuştu, “Türkiye’de maalesef Cumhurbaşkanı’nın yakınlarının, akrabalarının, iş adamlarının İsrail ile ticaretleri sürmekte, hatta gübre gibi patlayıcı yapımında kullanılabilen emtianın dahi ihracatı yapılmakta. İsrail ile bütün ülkeler ticareti yavaşlatmışken bunu fırsat bilip İsrail ile ticareti artırmaktalar” ifadelerini kullandı.
Seçim çalışmaları kapsamında İzmir’de temaslarını sürdüren Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel, Konak Mehtap Mahallesi İftar Programı’na katıldı. İsmetpaşa Muhtarlığı karşısındaki programa, CHP İzmir Milletvekili Ednan Arslan, İl Başkanı Şenol Aslanoğlu, Buca İlçe Başkanı Çağdaş Kaya, İzmir Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Cemil Tugay, Konak Belediye Başkan Adayı Nilüfer Çınarlı Mutlu, Buca Belediye Başkan Adayı Görkem Duman ve çok sayıda partili katıldı.
“İSRAİL’İN BAŞLATTIĞI DEVLET TERÖRÜ DURMALI”
İftar programında konuşan Özel, İsrail’in Filistin’e yönelik saldılarını hatırlatarak şunları söyledi:
“Ramazan oruç tutulan bir ay. Ama sadece sahurla, iftar arasında aç kalınan, su içilmeyen bir ibadetten ibaret değil. O midenin orucu. Ağzın, kulağın zihnin ve kalbin orucu var. Ağzın orucu kötü laf söylememek, yalan konuşmamak, kulağın orucu kötü sözleri duymamak, zihnin orucu kötü düşünmemek, kalbin orucu da dünyanın neresinde bir kalbi kırık varsa, mağdur varsa, mazlum varsa onlara sahip çıkmakla olur. Bunu söylediğimizde Filistin’deki mezalimi hatırlamadan olmaz. Aylar öncesinde Hamas örgütünün İsrail’e yaptığı saldırılara cevaben İsrail’in başlattığı devlet terörü devam ediyor. Gerek dünyadaki 140 siyasi akrabamıza, başbakanlar, cumhurbaşkanları var, gerekse başkan yardımcısı olduğum Sosyalist Enternasyonel’in üyelerine Filistin’deki zulmün sona ermesi için inisiyatif almalarını, hep birlikte barışı savunmamız gerektiğini ifade ettim.”
“İSRAİL İLE TİCARETİ DURDUR”
İsrail’le ticaretin durdurulması çağrısını yineleyen Özel, şunları söyledi:
“Elbette Filistin’de bir şey yapılacaksa, Türkiye tarafından yapılacaksa bu sadece mikrofonu ele alıp kınamakla olmaz. Bir şey yapılacaksa İsrail’e bir yaptırım uygulamakla olur. En basitinden İsrail ile yapılan ticareti durdurmakla olur. Afrika ülkelerinin dahi İsrail’e gelen gemilere karasularını kullandırtmamasından dolayı 20 günlük rotaların 40 günlere çıktığı süreçte Türkiye’de maalesef Cumhurbaşkanı’nın ailesinin yakınlarının, akrabalarının, iş adamlarının İsrail ile ticaretleri sürmekte, hatta İsrail’e gübre gibi patlayıcı yapımında kullanılabilen emtianın dahi ihracatı yapılmakta. İsrail ile bütün ülkeler ticareti yavaşlatmışken bunu fırsat bilip İsrail ile ticareti artırmaktalar. Tüm çağrımız Türkiye’deki herkesin önemli çağrısı, Filistin’de zulmün durması için ticaretin durmasına yönelik talebi bir kez daha dile getiriyoruz. Siyaset olsun diye değil. Siyaseti otobüsün üzerinde Buca’da meydanda yaptık. Emeklinin, öğrencinin, köylünün, esnafını konuştuk. Öğrencilerin ümitlerini kaybetmesini… Her 4 gençten 3’ünün umutsuzlukla ülkeyi terk etmek istemesini, bavullarını zihinlerinde toplamasını elbette konuşuyoruz ama bugün bu iftar sofrasından hepsinden ayrı olarak çağrımız Filistin’deki zulmün durdurulmasıdır.”
“HER TÜRLÜ İNSANİ İHTİYAÇ KARŞILANACAK”
31 Mart yerel seçimlerinin ardından belediye başkanlarının sosyal yardım projelerini artırarak sürdüreceğini ifade eden Özel, “Vatandaşımız büyük ekonomik sıkıntılar çekerken devletin varlığını, birliğini, gücünü göstereceği nokta gerçek anlamda en zor durumda olan toplum kesimi olan emeklilerine sahip çıkmakla olur. Banka promosyonlarının Nisan’dan önce ödenmesiyle, özel bankalara promosyonu verilmesi ile ilgili talimat vermekle değil devletin gerçekten emekli maaşlarında hak edilen zammı yapmasıyla olur. Yoksullara sahip çıkmakla olur. Bundan sonraki süreçte belediye başkanlarımız yoksul aileler için yapılan sosyal yardımları artırarak devam edecekler. Gerek yakacak, gerek et, kıyma için gerek her türlü insani ihtiyacın karşılanmasında yapılacak olan sosyal yardım projelerini artırarak sürdüreceğiz. Bu konuda belediye başkanlarımıza güveniyoruz” diye konuştu.
“YARINLARA UMUTLA BAKABİLMEK”
Sandık çağrısında bulunan Özel, konuşmasını şöyle noktaladı:
“Ben Ramazan’da tuttuğunuz oruçların, ettiğiniz duaların kabul olmasını hep birlikte bayrama ulaşmamızı ama bayramın bayram gibi kutlanabilmesi için ülkemizde 6 Şubat’ta yaşadığımız deprem felaketi gibi felaketlerin bir daha yaşanmamasını ümit ederek, komşusu açken tok yatanın bizden olmadığını söyleyen peygamber efendimizin bu öğüdü hepimizin bilhassa kamu yöneticilerinin tutmasını ümit ederek, bayrama kavuştuğumuzda tüm çocukların yüzünün gülebildiği, ailelerinin yarınlara umutla bakabildiği günlere ümit ederek bir kez daha Ramazanınızı kutluyorum. Bayramınızı şimdiden kutluyorum. ve hepinizi 31 Mart’ta sandık başına giderek ülkenin, şehrin yönetimi ile ilgili hem vatandaşlık görevinizi yapmanızı hem de bir itirazınız varsa sesinizi siyasete duyurabileceğiniz tek mecra olan oy kabinlerinde varsa talebiniz bunların hepsini hayata geçirmenizi sizlerden istirham ediyorum. Böyle güzel bir günde sofranızı paylaştığınız, gönlünüzü açtığınız için her birinize ayrı ayrı teşekkür ediyorum, sevgiler, saygılar sunuyorum. Sağ olun, var olun.”
]]>Bültende, İsrail Devletinin ve İsrail Dışişleri Bakanlığının resmi sosyal medya hesaplarından paylaşılan, “Gazzeli sivillere Kuveyt Meydanı yakınında Filistinli silahlı kişiler tarafından ateş açıldı” iddiasının doğru olmadığı bildirildi.
Euro-Med İnsan Hakları İzleme Örgütünün, İsrail resmi kaynaklarının iddialarının aksine, bahse konu görüntülerin katliamın yaşandığı Kuveyt Meydanı bölgesinden yaklaşık 2 kilometre uzaklıktaki bir bölgede kayda geçtiğini belirlediği aktarıldı.
Ayrıca görüntülerdeki kişinin, sivilleri İsrail askeri araçlarının konuşlandığı bölgeden uzaklaştırmaya çalıştığının tespit edildiği belirtilerek, şu ifadelere yer verildi:
“Filistin resmi haber ajansı WAFA, İsrail ordusunun Kuveyt Meydanı’nda yardımlara eşlik eden ekiplere saldırıları sonucu 23 Filistinlinin hayatını kaybettiğini açıklamıştır. Saldırı sonucu hayatını kaybeden kişilerin birçoğunun cesedi incelenmiş, incelemeler sonucunda İsrail güçlerinin yaygın olarak kullandığı (5,56×45 mm) NATO mermileri tarafından vuruldukları belirlenmiştir. 7 Ekim’den bu yana Gazze’de 30 binden fazla Filistinliyi öldüren İsrail’in dünya kamuoyunu manipüle etmek amacıyla yürüttüğü dezenformasyon kampanyalarına itibar etmeyiniz.”
“Vatandaşların tapularının Dünya Bankasına teminat olarak gösterildiği” iddiası
Bültende, bazı sosyal medya hesaplarından paylaşılan, “Vatandaşların tapularının Dünya Bankasına teminat olarak gösterildiği” yönündeki iddiaların da doğru olmadığı belirtildi.
Taşınmazlara ilişkin kayıtların Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü tarafından tutulmasına yönelik usul ve esasların, kanun, tüzük ve diğer alt mevzuat hükümleri tarafından net bir şekilde belirlendiği vurgulanarak, şunlar kaydedildi:
“Bu konuda mülkiyet güvencesi ile ilgili herhangi bir sorun bulunmamaktadır. TAKBİS’ten verilen ve Webtapu uygulaması üzerinden tapu kayıtlarına uygun olarak alınabilen bazı tam hisseli (1/1) tapu kayıtlarının, e-Devlet üzerinden sorgulandığında sistemsel bir hata nedeniyle ‘müşterek’ olarak gözüktüğü tespit edilmiştir. Bu teknik hatanın düzeltilerek TAKBİS ve Webtapu ile e-Devlet üzerinden ulaşılabilen tapu kayıtlarının yeknesaklığının sağlanması için gereken teknik çalışma başlatılmıştır.”
“Eski Öğrenci Yurdu, Filistin Derneğine verileceği gerekçesiyle boşaltıldı” iddiası
Bazı basın yayın organlarında yer alan ve sosyal medya hesaplarından paylaşılan, “Göç İdaresi Başkanlığının, İstanbul’da geçici görevli personelinin konakladığı eski öğrenci yurdu, bir Filistin derneğine verileceği gerekçesiyle boşaltıldı” iddiasına da yer verilen bültende, iddiaların doğru olmadığı vurgulandı.
Bültende bahse konu öğrenci yurdunun Vakıflar Bölge Müdürlüğünden İstanbul İl Göç İdaresi Müdürlüğünün kullanımına tahsis edildiği ve 31 Aralık 2023 itibarıyla tahsisin süresinin dolduğu aktarıldı.
Göç İdaresi Başkanlığına ait merkezlerin yapımının tamamlanmasının ardından Vakıflar Bölge Müdürlüğünden tahsisli binanın boşaltıldığı belirtilen bültende, “İl Göç İdaresi Müdürlüğünde geçici görevli personeller, yeni yapılan merkezlerde bulunan misafirhaneye yerleştirilmiştir. Kamuoyunu manipüle etmek için dolaşıma sokulan paylaşımlara itibar etmeyiniz.” açıklaması yapıldı.
Dezenformasyon Bülteninde, bazı basın yayın organlarında yer alan, “Bakan Mehmet Şimşek, bankacılarla lüks bir restoranda yemek yedi. Bankacılara faiz artırma talimatı verdi” iddiasının da doğru olmadığı aktarıldı.
Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ile Türkiye Bankalar Birliği Yönetim Kurulu’nun 12 Mart’ta iftarda bir araya geldiği belirtilen bültende, şunlar kaydedildi:
“İftar programı, iddia edildiği gibi lüks bir restoranda değil, İstanbul Finans Merkezi’ndeki Ziraat Bankasının Genel Müdürlüğünde yapılmıştır. Yapılan görüşmede, ekonomideki ve bankacılık sektöründeki güncel gelişmelere dair değerlendirmelerde bulunulmuştur. Türkiye Bankalar Birliği, yaptığı kamuoyu duyurusuyla Bakan Şimşek’in iftara katılan bankacılara ‘faiz artırma talimatı’ verdiği yönündeki iddiaları kesin bir dille yalanlamıştır.”
Gazze’den gelen görüntülere ilişkin iddialar
Bültende, İsrail’in sosyal medyadaki propaganda hesaplarından paylaşılan görüntülerle ilgili, “Gazze’den gelen görüntülerin arkasında büyük bir kurgu ekibi var. Tiyatro sergileniyor” iddiası da yalanlandı.
İddiaya konu görüntülerin bir telekomünikasyon şirketinin, “Dünya bizi aydınlatacak” adlı reklam filmi çekimleri sırasında kaydedildiğinin tespit edildiği aktarılan bültende, “Reklam filminin kamera arkası görüntülerinin, yanıltıcı iddialarla dolaşıma sokulduğu belirlenmiştir. İsrail’in, Gazze halkının yaşadığı acılarla ilgili dünya kamuoyunda şüphe uyandırmak amacıyla yürüttüğü dezenformasyon kampanyasına itibar etmeyiniz.” ifadelerine yer verildi.
“İstanbul’daki bir kaymakama ait lüks araç” iddiası
Bazı sosyal medya hesaplarında paylaşılan fotoğrafta yer alan “İstanbul’daki bir kaymakama ait lüks araç” iddiasının doğru olmadığı kaydedildi.
Fotoğraflarda görülen bahse konu aracın bir kaymakama değil, bir vakıf üniversitesinin rektörüne ait olduğunun tespit edildiği belirtilen bültende, “Kamuoyunu manipüle etmeye yönelik dezenformasyonlara itibar etmeyiniz.” denildi.
Bültende bazı basın yayın organlarında yer alan, “Ziraat Bankasında usulsüz altın alımı yapıldı” iddiasının manipülasyon içerdiği bildirildi.
1 Mart’ta kısıtlı bir zaman diliminde, internet ve mobil bankacılık kanallarında teknik bir aksaklık nedeniyle hatalı fiyattan sınırlı düzeyde işlem gerçekleştiğinin belirlendiği aktarılarak, şu ifadeler kullanıldı:
“Bahse konu haberlerde iddia edilenin aksine bazı müşterilerin önceden aksaklıktan haberdar olması, tüzel müşterilerin veya banka üst yönetimi ve yakınlarından herhangi bir kişinin işlem yapması gibi bir durum kesinlikle söz konusu değildir. Söz konusu işlemlerde sadece az sayıdaki bireysel müşterilerin alım ve satım yönünde işlem yaptığı tespit edilmiştir. Ayrıca internet ve mobil bankacılıkta halihazırda var olan işlem limitleri nedeniyle, iddia edildiği gibi yüksek tutarlı işlemlerin yapılması teknik olarak da mümkün değildir.”
Gerçekleştirilen işlemlerle ilgili olarak Ziraat Bankası tarafından müşterilerle iletişime geçilip, gerekli düzeltmelerin yapıldığı bilgisine yer verilen bültende, “Ayrıca banka tarafından bu gibi operasyonel risklerin bertaraf edilmesi için gerekli tedbirlerin artırılmasına ivedilikle devam edilmektedir.” açıklaması yer aldı.
“TCMB”nin gizli raporu sızdı” iddiası
Bazı basın yayın organlarında yer alan, “TCMB’nin gizli raporu sızdı” iddiasının da doğru olmadığı bilgisine yer verilen bültende, “İddiaların aksine Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının (TCMB) doların 15 günde 40 lira olacağını içeren gizli bir raporu bulunmamaktadır.” ifadesi kullanıldı.
Bahse konu haberlerde, TCMB’nin her ay yayınladığı Piyasa Katılımcıları Anketi’nin manipülatif şekilde dezenformasyona konu edildiğine dikkat çekilen bültende, şunlar kaydedildi:
“TCMB, her ay finansal ve reel sektörden piyasa katılımcılarına temel makroekonomik göstergelere ilişkin beklentilerini sormakta ve sonuçlarını kamuoyu ile paylaşmaktadır. Kamuoyu ile paylaşılan bu anketin, ‘sızdırılmış belge’ olarak nitelendirilmesi manipülasyonu gözler önüne sermektedir. Anket sonuçları sadece katılımcılarının beklentilerini yansıtmakta, piyasa beklentilerindeki aylık değişimleri göstermektedir. Piyasa Katılımcıları Anketi, Merkez Bankasının kurumsal beklenti ve tahminlerini içermemektedir.
Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) ve Merkez Bankası, bahse konu haberlerle ilgili piyasa bozucu bilinçli eylemden dolayı halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma kenar başlıklı TCK md. 217/A hükmünden suç duyurusunda bulunacaktır. Manipülatif amaçlarla kasıtlı olarak servis edildiği açıkça görülen yalan haberlere itibar etmeyiniz.”
]]>İsrail’in Gazze’nin güneyindeki Refah’a düzenleyeceğini açıkladığı operasyondan vazgeçmesini isteyen AB devlet ve hükümet başkanları, Hamas’a da elindeki rehineleri koşulsuz olarak serbest bırakması çağrısını yineledi.
Ekim ayı sonunda yapılan zirvede, Gazze’ye yönelik ateşkes çağrısı konusunda anlaşamayan AB liderleri, Perşembe günü Brüksel’de yeniden bir araya geldi.
ABD’nin, “Gazze’de acil ateşkes ihtiyacına gerek olduğunu” içeren bir kararı Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne sunmasının ardından, AB liderler zirvesinde de bu konuya öncelik verildi.
Brüksel’deki diplomatik kaynaklara göre, Gazze’de benzeri görülmemiş can kaybı ve giderek kötüleşen durum nedeniyle AB liderleri, Ekim ayına kıyasla daha farklı bir noktaya geldi. Bu nedenle 27 Avrupalı liderin, ortak bildiri üzerinde anlaşması beklenildiği kadar zor olmadı.
AB Konseyi Başkanı Charles Michel, zirve sonrası sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı açıklamada, 27 ülke liderinin, Orta Doğu’ya ilişkin güçlü bir ortak açıklama üzerinde anlaştığını duyurdu.
Michel, “AB, sürdürülebilir bir ateşkese yol açacak acil bir insani ara çağrısında bulunuyor” dedi.
Michel, Gazze’deki felaket ortamında sivil halka hayat kurtarıcı yardımların ulaştırılabilmesi için tam ve güvenli insani erişimin sağlanmasının şart olduğunu vurguladı.
Zirve sonrası yapılan açıklamada da, AB liderlerinin “benzeri görülmemiş can kaybı ve kritik insani durum karşısında şok oldukları” belirtildi.
Ortak bildiride, “Kalıcı bir ateşkese, Hamas’ın elindeki tüm rehinelerin koşulsuz serbest bırakılmasına ve insani yardımın sağlanmasına yol açacak acil bir insani ara” çağrısında bulunuldu.
Ekim ayındaki zirvede ‘ateşkes’ ifadesi tartışma yaratmıştı
AB liderlerinin 26 Ekim’de yaptıkları zirvede, Gazze’ye yönelik “ateşkes çağrısı” konusunda uzlaşma sağlanamamıştı.
İspanya’nın, İsrail ve Hamas arasında “ateşkes sağlanması için girişim” talebi, Almanya Başbakanı Olaf Scholz’un tepkisiyle karşılaşmıştı.
Almanya, Macaristan, Avusturya ve Çek Cumhuriyeti liderleri, “ateşkes” teriminin “İsrail’in kendini savunma hakkını elinden alacağını” öne sürmüştü.
Ancak, 7 Ekim’deki Hamas saldırılarından bu yana Gazze’deki insani durumun giderek kötüleşmesi ve bölgenin kıtlığın eşiğinde olması, AB liderlerinin kararını etkiledi.
AB Konseyi’ne göre, Perşembe günü liderlerin “Kalıcı bir ateşkese yol açacak acil insani ara” konusunda uzlaşma sağlaması önemli bir adım.
Volkskrant gazetesine göre Hollanda Başbakanı Mark Rutte, zirveden çıkan sonucu, “Bu, İsrail’in en büyük müttefikleri de dahil olmak üzere 27 üye devletin tamamından gelen ortak bir sinyaldir” diye değerlendirdi.
Belçika medyasına göre, ABD’nin ateşkes ihtiyacına ilişkin kararı sonrası, AB dönem başkanı Belçika Başbakanı Alexander De Croo’nun çabaları da liderler üzerinde etkili oldu.
De Croo zirveye ilişkin, “Avrupa, gelişmeleri takip etmek yerine liderlik etmeli. Ateşkes olmadan sırtımızı sıvazlamanın bir anlamı yok” görüşünü dile getirdi.
Birçok lider zirve öncesi yaptıkları açıklamalarda, İsrail’in günde 500 kamyon gıda yardımının girişine izin vermesi gerektiğinin altını çizdi.
İsrail’e ‘Refah’ uyarısı
AB liderleri İsrail hükümetine de, Gazze’nin güneyinde yaklaşık 1,1 milyon sivilin sığındığı Refah’a operasyon yapma planından vazgeçmesi çağrısında bulundu.
Avrupalı liderler Refah’a yönelik bir operasyonun, bölgedeki sivil halk için “yıkıcı insani sonuçlar” doğuracağını vurguladı.
Hollanda ve Belçika’nın da aralarında bulunduğu bazı AB üyesi ülkeler, Refah’a bir saldırıda bulunması durumunda İsrail’e yaptırım uygulamayı düşündüklerini açıklamıştı.
Ancak İsrail yanlısı tutumlarıyla bilinen Macaristan, Almanya, Avusturya ve Çek Cumhuriyeti gibi ülkeler, böyle bir yaptırım kararına sıcak bakmıyor.
İrlanda ve İspanya ise, AB ile İsrail arasındaki ortaklık anlaşmasının kısmen askıya alınmasını savunuyor.
Ancak hafta başında yapılan AB Bakanları toplantısında bu konuda görüş birliğine varılamadı.
Zirveye katılan AB liderleri, İsrail’den, Uluslararası Adalet Divanı’nın 26 Ocak’ta aldığı “soykırım eylemlerinden kaçınmak için elinden gelen her şeyi yapması gerektiği” yönündeki karara da saygı duymasını istedi.
Bildiride, BM Yakın Doğu’daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansı’nın (UNWRA), Gazze’ye i insani yardım sağlama konusundaki önemini de vurgu yapıldı.
İsrail’in 7 Ekim’deki Hamas saldırılarına 12 UNWRA çalışanın katıldığı yönündeki iddiaları nedeniyle birçok AB ülkesi UNWRA’ya mali yardımı askıya almıştı.
BM’nin, İsrail’in iddialarına ilişkin soruşturması devam ediyor.
]]>İsrail basını, güvenlik teşkilatının, ülke topraklarında ve Doğu Kudüs’te tedavi gören kanser hastası Gazzeliler ile refakatçilerinin geri gönderilmesini kararlaştırdığını aktardı.
İsrail merkezli insan hakları örgütü İsrail İnsan Hakları Doktorlarının, İsrail Yüksek Mahkemesi’ne yaptığı başvuru sonucu söz konusu karar 25 Mart Pazartesi gününe ertelendi.
İsrail ordusuna bağlı İşgal Altındaki Topraklarda Sivil İşler İdaresi (COGAT), basına yaptığı açıklamada, ilk aşamada tedavisi tamamlanan hastalar ve refakatçilerinin Gazze’ye gönderileceğini bildirdi.
Herhangi bir sağlık kuruluşu karara dahil edilmedi
İsrail’in Gazze’ye göndermek istediği hastalar ve refakatçilerin bölgeye ulaşımında koordinasyon eksikliği dikkati çekiyor.
Filistin Sağlık Bakanlığı ve Filistin Kızılayı, hasta ve refakatçilerin Gazze’ye ulaştırılması için kendilerinin bilgilendirilmediğini duyurdu.
Uluslararası Kızılhaç Örgütü Sözcüsü Sarah Davis, AA muhabirinin sorusuna verdiği yazılı yanıtta, hastaların gönderilmesinin İsrail’in kararı olduğunu ve Kızılhaç’ın bu sürece dahil olmadığını belirtti.
Davis, Gazze Şeridi’ndeki sağlık sisteminin çökmesi ve bakım eksikliği nedeniyle hastaların geri gönderilmesinden “endişe duyduklarını” kaydetti.
“Gazze’de kanser tedavisi yapabilen hastane kalmadı. Bu acımasız bir karar”
Doğu Kudüs’teki Augusta Victoria Hastanesi’nde tedavi gören kan kanseri hastası 8 yaşındaki Ali’nin annesi Ümm Ali Ceniyne, 29 Eylül 2023’te Gazze kentinin Rimal Mahallesi’nden tedavi için buraya geldiklerini söyledi.
İsrail’in kendilerini geri gönderme kararını duyduğunda “şok olduğunu ve hastalandığını” belirten Ümm Ali, kan kanseri tedavisinin 2 yıl özenli bakım gerektirdiğini, Gazze’de sağlık sisteminin çöktüğünü ve çocuğunun nerede tedavi olacağını bilmediğini dile getirdi.
Ümm Ali “Gazze’de kanser tedavisi yapabilen hastane kalmadı, hepsi bombalandı. Nasıl gidelim? Ne olursa olsun gitmeyeceğim. Bu acımasız bir karar.” dedi.
“Beni gönderseler de hiçbir yere gitmiyorum”
Filistinli anne, kocasının 2 çocuğuyla birlikte Gazze’nin kuzeyinde, 2 yaşındaki bebeğinin ise Gazze Şeridi’nin güneyinde kız kardeşiyle kaldığını anlattı.
Gazze’de ramazanda insanların aç oruç tuttuğundan, bir paket ton balığının fiyatının on katına çıktığından bahseden Ümm Ali, “kral ve fakir herkesin bu savaşta sıfıra indiğini” söyledi.
Ümm Ali, “Beni gönderseler de hiçbir yere gitmiyorum. Bir anne oğlunun gözleri önünde ölmesine nasıl dayanır? Tüm bunlara 7 aydır oğlum iyileşsin ve babası onu sağlıklı görsün diye katlanıyorum.” diye konuştu.
Filistinli kadın evine nasıl ulaşacağını bilmiyor
Gazzelilerden birinci grubun, İsrail makamlarınca Kerem Ebu Salim Sınır Kapısı’na bu sabah gönderilmesi, buradan da Mısır-Gazze arasındaki Refah Sınır Kapısı üzerinden Gazze Şeridi’ne girmeleri planlanıyordu.
Filistinliler ise, savaş koşulları altında Gazze’deki ailelerine nasıl ulaşacakları veya sınırda nasıl muamele görecekleri endişesi yaşıyor.
Filistinli kadın Ataf Abdulmecid en-Nasr, görümcesi Nasra’nın tedavisine 4 Ekim 2023’te Doğu Kudüs’te başlandığını ancak Nasra’nın ocakta hayatını kaybettiğini söyledi.
Nasr, ailesinin Şifa Hastanesi yakınlarındaki evinin bombalandığını ve şu an Gazze Şeridi’nin merkezindeki Ez-Zuveyde bölgesinde bir çadırda yaklaşık 30 kişi bir arada kaldıklarını ifade etti.
Ailesinin temiz suya erişemediğine dikkati çeken Nasr, konserve gıdalarla beslendiklerini ve açlık çektiklerini aktardı.
Nasr, Gazze Şeridi’ne nasıl gireceklerinin belirsizliğini koruduğunu, sınırın İsrail tarafında kötü muamele görmekten endişe ettiklerini belirtti.
Gazze Şeridi’ne Refah sınırından girdikten sonra ailesinin yanına gitmek için yaklaşık 30 kilometre uzaklıkta yer alan Zuveyde bölgesine nasıl gideceğini bilmediğini aktaran Filistinli kadın, “Ailem gelmememi söyledi. Çadırda nasıl yaşayacağız. Durumları kötü.” şeklinde konuştu.
İsrail askerlerinin daha önce sınırı geçen Filistinlilerin “ellerini, gözlerini bağladığını, telefonlarını aldığını, üzerlerindeki her şeyi aldığını” belirten Nasr, “Sınırı geçtiğimde mesafe çok uzak nasıl gideceğimi bilmiyorum. Ailem bana ne gönderebilir, artık bir at arabası mı eşek mi, neyle ulaşırım bilmiyorum. Olduğum yerde kalacağım artık.” dedi.
“Savaş koşullarında kimse gönderilmemeli”
Augusta Victoria Hastanesi Müdürü Fadi Atraş, İsrail ordusunun sivil işler biriminin Gazze’den gelen kanser hastalarından tedavisini tamamlayanların gönderilmesi yönünde talimat aldıklarını ancak Yüksek Mahkeme’nin bu kararı 25 Mart’a kadar durdurduğunu kaydetti.
Gazzeli hastalar ve yakınlarının sadece Gazze Şeridi’ndeki İsrail’e bağlı Kerem Ebu Salim Sınır Kapısı’na götürüleceği bilgisini aldıklarını ancak sonrasında nasıl ailelerine ulaşacaklarına ilişkin bilgi paylaşılmadığını aktaran Atraş, “Gazze’nin, kimsenin gitmesi için güvenli olmadığını” vurguladı.
Atraş, “Umarım ki biz hastaları savaş sonuna kadar burada ağırlayabiliriz. En azından bir ateşkes sağlandığında evlerine güvenli gidebilmeleri sağlanır.” ifadesini kullandı.
]]>Batı Şeria’nın Nablus şehrinin güneyinde bulunan Akraba beldesi sakini 40 yaşındaki Beni Cabir, 19 Mart’ta tarım arazisine saldıran fanatik Yahudi yerleşimciler tarafından vurularak öldürüldü.
Tarım arazisinin işgal edilmesine karşı koyarken hayatını kaybeden Beni Cabir’in yasını tutan yakınları, İsrail güçleri ve fanatik Yahudi yerleşimcilerin gün geçtikçe artan saldırıları nedeniyle bölgede hayatın giderek zorlaştığını belirtiyor.
Tarlasındaki mahsulleri korumaya çalışırken öldürüldü
Filistinli Beni Cabir’in öldürülmesine şahit olan 64 yaşındaki Yazan Ebu Della, AA muhabirine yaptığı açıklamada, “Aralarında İsrail askeri üniforması giyen kişilerin de bulunduğu Yahudi yerleşimcilerin köyümüze baskın düzenlemesi ile şaşkınlığa uğradık. Beni Cabir, Yahudi yerleşimcilere ait ineklerin tarlasındaki mahsulleri yemelerini engellemeye çalışıyordu.” dedi.
Della, “Beni Cabir’in elinde hiçbir şey yoktu. Yerleşimcilerle tartıştı. İçlerinden birisi onu iki defa itti. Kendisini savunmak için ceketini çıkarmak istediğinde, göğsünden vuruldu.” ifadeleriyle olayı nakletti.
“Olay bize yaklaşık 200 metre uzaklıkta gerçekleşti. Şehit Beni Cabir’in oğlu yanımdaydı, ama ateş edildiği için ona engel oldum.” diyen Della, gözyaşları içerisinde şunları söyledi:
“Akrabanızın ve arkadaşınızın gözlerinizin önünde öldürülmesi çok zor! Ona ambulans bile bulamıyorsunuz.”
Della, Beni Cabir’in evinden sadece 300 metre uzakta öldürüldüğünü vurgulayarak, “Bölgede yaşayanlar, İsrail ordusu ve Yahudi yerleşimcilerin her türlü tehdidine maruz kalıyor.” diye konuştu.
İsrail, Batı Şeria’yı “kademeli olarak ilhak etmeyi” amaçlıyor
Filistin Dışişleri Bakan Yardımcısı Ahmed ed-Dik, Filistinli çiftçi Beni Cabir cinayetini kınayan bir açıklama yaptı.
Dik, “İsrail hükümeti, açıkça Filistin vatandaşlarına karşı suç işlemek için Yahudi yerleşimci milisleri harekete geçiriyor, özellikle Bedevi bölgelerinde yaşayanları yerinden ederek, silahlı saldırıyla ve öldürerek Filistin topraklarını işgal ediyor.” ifadesini kullandı.
İsrail’in Batı Şeria’yı “kademeli olarak ilhak etmeyi” amaçladığına dikkati çeken Dik, olayların bu planın parçası olduğunun altını çizdi.
Dik, artan Yahudi yerleşimci saldırıları ile C bölgesi sakinlerinin yerinden edilmesinin iki devletli çözümün uygulanmasını giderek zorlaştırdığını söyledi.
Filistin ile İsrail yönetimi arasında 1995’te imzalanan “İkinci Oslo Anlaşması” çerçevesinde işgal altındaki Batı Şeria A, B ve C bölgelerine ayrılmıştı.
Yüzde 18’i kapsayan “A bölgesi”nin yönetimi idari ve güvenlik olarak Filistin’e, yüzde 21’lik “B bölgesi”nin idari yönetimi Filistin’e, güvenliği ise İsrail’e devredilirken, yüzde 61’ini kapsayan “C bölgesi”nin idare ve güvenliği İsrail’e bırakılmıştı.
Filistin yönetimi, cinayetten Ben-Gvir’i sorumlu tuttu
Filistin Dışişleri Bakanlığı, Fahir Beni Cabir adlı Filistinlinin Yahudi yerleşimciler tarafından öldürülmesi hakkında yazılı açıklamada yaptı.
Açıklamada, “Beni Cabir’in yerleşimci kurşunu ile öldürülmesi, yerleşimcilere silah dağıtıp onları korumakla övünen Ben-Gvir’in kışkırtmasının bir tercümesidir.” ifadesi kullanıldı.
İsrail’in, Filistinlilerin hayatlarını hiçe saydığı vurgulanan açıklamada, benzer suçlar nedeniyle bazı ülkelerin Yahudi yerleşimcilere yaptırım uygulama kararı aldığı hatırlatıldı.
İşgal altındaki Batı Şeria ve Doğu Kudüs’te 7 Ekim 2023’ten bu yana İsrail güçleri ile yasa dışı Yahudi yerleşimcilerin saldırılarında 15’i Yahudi yerleşimcilerin saldırısıyla olmak üzere 444 Filistinli hayatını kaybetti.
]]>Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı Fatih Erbakan, Çorum’da; “Para yok mu, var. Nereye gidiyor para, faize gidiyor. İmtiyazlı holdinglere gidiyor, israfa gidiyor. Emekli 150 gram kıymayı alamıyor. Yoğurdunu sütünü peynirini alamıyor. Açlık grevine mahkum edilmiş, 84 yaşındaki teyze canının çektiği bir pideyi alamıyor ama makam araçları, makam uçakları, makam konvoyları, bunlar protokol masrafları bunlar almış başını gidiyor” dedi. İsrail’le ticaret yapılmasını da eleştiren Erbakan, “Bize mi kaldı İsrail ile ticaret yapmak, İsrail’e dikenli tel göndermek” diye konuştu.
Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı Fatih Erbakan, seçim çalışmaları kapsamında Çorum’da miting yaptı. Erbakan, şunları söyledi:
“10 bin lira emekli maaşı Kayseri’den 6 kilo pastırma alıyor. Kayseri’ye gittik pastırmacılara ‘Pastırmanın kilosu bin 600 liraya kadar çıkıyor’ dedi. En kalitelisinden 6 kilo pastırma şimdi bayramda 3 bin lira daha verecek 2 kilo pastırma almıyor. Ev kirasını zaten hiç saymıyorum. Ev kirası olmadan kendi evinde otursa bile bu 10 bin lirayla sadece karnını doyurabilmesi bile mümkün değil. Bak İstanbul’da bir pazarda adaylarımız bir teyzemizle rastlaşıyor. 84 yaşında bir teyze diyor ki ‘Bak evladım cebimde 100 lira bunu dostumdan arkadaşımdan borç aldım çünkü ilaçlarım bitti, ilaçlarımı almam lazım. Bu borçla ilaçlarımı alacağım ama şuradan geçerken fırından pide öyle güzel koktu ki burnuma ama pideye 15-20 lira verirsem asıl acil olan ilaçlarımı almaya param kalmayacak’. 84 yaşında bir teyzemiz bir Ramazan mübarek gününde canının çektiği bir pideyi alamayacak noktaya gelmiş. Neden böyle oluyor, para yok mu, var. Nereye gidiyor para, faize gidiyor. İmtiyazlı holdinglere gidiyor, israfa gidiyor. Üç tane gider kalemleri var; faiz, imtiyazlı holdingler, haksız kaynak aktarılması ve aynı zamanda da maalesef kamudaki israf, lüksten, şatafattan asla ödün verilmiyor. Emekli 150 gram kıymayı alamıyor. Yoğurdunu sütünü peynirini alamıyor. Açlık grevine mahkum edilmiş, 84 yaşındaki teyze canının çektiği bir pideyi alamıyor ama makam araçları makam uçakları, makam konvoyları bunlar protokol masrafları bunlar almış başını gidiyor.
“HOLDİNGLERE PARA VAR, EMEKLİYE YOK”
Biz 14 Mayıs’tan önce söylediğimiz neydi, bakın bu yanlış yoldan dönün. Bu borç, faiz, vergi ekonomisini bırakın. Önce millet anlayışıyla milli görüşün ekonomik tedbirlerini uygulayın. Biz mutabakat metnini bu için yazdık. Spor olsun diye yazmadık. Denk bütçe yapın, kamuda israfı önleyin, imtiyazlı holdinglere kaynak aktaran hortumları kesin. Bunları yapmadılar. Aynı tas aynı hamam borç, faiz, zam, vergi ekonomisine devam ettiler. Şimdi gelince emekliye imkanım yok diyor. Emekliye ne kadar para lazımmış, 1.4 trilyon lira. 10 bin liradan emeklinin maaşını 17 bin liraya çıkartabilmek için peki biz Yeniden Refah Partisi olarak ne diyoruz kaç günden beri. ya bu sene hükümet olarak faize vereceğiniz para ne kadar, 1.25 trilyon lira. 10 milyon asgari ücretlinin bir senelik maaşını götürüp faize verecekler. İşte faiz canavarı bu. 1.25 trilyon lira, emekliye ne lazım, 1.4 trilyon lira. Neredeyse aynı meblağ. E bak neymiş demek ki sen bu faiz canavarından bu parayı kurtarabilseydin bu emeklinin maaşını 17 bin liraya çıkartabilirdin. Niye kurtaramadın denk bütçe yapmadığın için. Yeniden Refah Partisinin mutakabat metnini uygulamadığın için. Borç, faiz, zam, vergi ekonomisini aynı tas aynı hamam devam ettiğin için şimdi böyle olunca paralar canavarlara gidiyor. İsrafa, faize, imtiyazlı holdinglere ondan sonra da emekliye, işçiye, çiftçiye köylüye para kalmıyor. İşte milletimiz bundan mustarip.
“BİZE Mİ DÜŞTÜ İSRAİLLE TİCARET YAPMAK?”
7 Ekim’den bu yana TÜİK’in raporlarıyla resmi belgelerle sabit 8 milyon TL değerinde dikenli tel göndermişiz İsrail’e. Şimdi medyada İsrail’in Ramazan’da Müslümanların Mescid-i Aksa’ya giremesin diye Mescid-i Aksa’nın etrafını dikenli tellerle çevirdiğinin haberini yapıyor. Görüyor musunuz rezaleti? Türkiye’den giden dikenli tellerle Mescid-i Aksa’nın etrafını çeviriyor. Çelik, yedek parça, silah mühimmatı, giyim kuşam malzemesi, askerlerin giydikleri içlikler, ne aklınıza gelirse halen daha ihracat devam ediyor. Halen daha ticaret devam ediyor. ya bari gidip İsrail ile savaşamıyoruz da hiç olmazsa şu ticareti kesin. Oradaki Gazzeli masumlara, yavrulara bir gıda yardımı bir insani yardım ulaştırın. 6 asır Filistin’in Kudüs’ün hamisi olmuş, dünyaya adalet ve barış dağıtmış, Osmanlı’nın torunları olan bizlere bu yakışıyor mu? Bize mi kaldı İsrail ile ticaret yapmak, İsrail’e dikenli tel göndermek.”
]]>ÇORUM – Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı Fatih Erbakan, partisinin ülke genelinde büyük teveccüh gördüğünü belirterek, “Önce 31 Mart’ta yerel yönetimlerde, arkasından ise 2028’de iktidar olacağız” dedi.
31 Mart’ta gerçekleştirilecek olan Mahalli idareler Seçimleri öncesi Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı Fatih Erbakan, Çorum’a geldi. Partisinin Seçim Koordinasyon Merkezi’nin açılışına katılan Erbakan, burada yerel seçimler ve gündeme ilişkin acıkmalarda bulundu.
Yeni Kent Meydanı’nda halka seslenen Erbakan, milli görüşün yanardağ olup patladığını ve Türk milletinin Yeniden Refah’ın şahlanışı için gün saydığını belirterek, “Bütün anket firmaları, araştırmacılar, gazeteciler, rakip siyasetçiler tek bir konuda mutabık kaldılar. 31 Mart’ta oylarını artıracak tek parti Yeniden Refah Partisi olacak diyorlar. Bütün Türkiye’de Yeniden Refah rüzgarı esiyor. Meydanlar, sokaklar, caddeler bütün Türkiye yeniden Refah diyor, Milli Görüş diyor. İşte resmi üye sayılarındaki artışı biliyorsunuz. 480 bin oldu. 6 ayda 260 binden 480 bine çıktı. 6 ayda yüzde 85’lik büyüme başka hiçbir partiye nasip olmaz. Seçimlere 500 bin üyeyle gireceğiz. Türkiye’nin üçüncü büyük partisi olacağız. Seçimden sonra bu tempo ile devam edeceğiz 1 milyonu geçeceğiz. Önce 31 Mart’ta yerel yönetimlerde, 2028 de ise ülke genelinde iktidar olacağız” diye konuştu.
14 Mayıs’tan önce yanlış yoldan dönülmesi, borç-faiz ekonomisinin bırakılmasını istediklerini dile getiren Erbakan, önce millet anlayışıyla ekonomik paket modelinin uygulanmasını istediklerini ve mutabakat metnini de bunun için yazdıklarını belirtti. Milletin ‘rantçı’ ve ‘heykelci’ belediyeciliğe değil, Yeniden Refah’a koştuğunu belirten Erbakan, “Millet neden Yeniden Refah’a koşuyor? Çünkü rantçı belediyecilikten bıkmış usanmış. Heykelci belediyecilikten bıkmış usanmış. Belediyenin kaynaklarını israf eden, belediyeyi borca ve faize batıran, yandaşı kollayan, vatandaşın derdi ile dertlenmek yerine makam arabasının markasını ve modelinin düşünen, kibirli, milletle arasına duvarlar örmüş, milleti unutmuş, alın terinin, emeğin hakkını vermeyen, işçisini mağdur eden, milletin hayrına faydasına bir iş yapmaktan aciz olan rantçı belediyecilik. İşte bu belediyecilikten bıkmış, usanmış. Peki çareyi neden Yeniden Refah’ta görüyor? Çünkü Yeniden Refah’ın temsil ettiği mana Milli Görüş. 1988 ve 1994’te belediyecilikte tarih yazdı. Destan yazdı. Çığır açtı da o yüzden. Öyleyse rantçı belediyecilikten, heykelci belediyecilikten kurtulmak için belediyeciliğin kitabını yazan, 94 ruhunu taşıyan ‘Yeniden Refah’ta birleşmemiz lazım’ diyerek Yeniden Refah’a koşuyor. Ahlaklı belediyecilik bereket demektir. Bugün belediyeleri boğazına kadar borca batırdılar. İllerde 1 milyar, büyükşehirlerde 10 milyarın üzerinde. Yerel yönetimlerin toplam borcu 200 milyarın üzerine çıkmış durumda. Neden lüks var, israf var, şatafat var. Geçmişte biz kurtardık, biz düzelttik. Şimdi de sorun değil. ‘İman varsa imkan vardır’ diyerek 2024’te biz geleceğiz ve yine kurtaracağız. Bu ülkenin, bu milletin imdadına aynen geçmiş dönemde olduğu gibi Yeniden Refah koşacak.” ifadelerini kullandı.
Türkiye ile İsrail arasındaki ticari ilişkiler sonlandırılması çağrısında bulunan Erbakan, “Buradan yetkililere, ilgililere sesleniyoruz. Bu ayıptan vazgeçin. İsrail ile ticareti kesin. İhracatı durdurun. Limanlarımızı, hava sahamızı İsrail’e kapatın. Tel Aviv’deki büyükelçimizi geri çağırın. Halen çağıramadınız. İsrail kendi büyükelçisini çağırdı. Biz İsrail’deki büyükelçimizi çağıramadık. Malatya’da İsrail’i korumak için kurulan Kürecik üssünü kapatın. Şu zulme açıktan resmen ve fiilen destek olan Amerika’nın incirlik üssünü kapatın” şeklinde konuştu.
]]>31 Mart’ta gerçekleştirilecek olan Mahalli idareler Seçimleri öncesi Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı Fatih Erbakan, Çorum’a geldi. Partisinin Seçim Koordinasyon Merkezi’nin açılışına katılan Erbakan, burada yerel seçimler ve gündeme ilişkin acıkmalarda bulundu.
Yeni Kent Meydanı’nda halka seslenen Erbakan, milli görüşün yanardağ olup patladığını ve Türk milletinin Yeniden Refah’ın şahlanışı için gün saydığını belirterek, “Bütün anket firmaları, araştırmacılar, gazeteciler, rakip siyasetçiler tek bir konuda mutabık kaldılar. 31 Mart’ta oylarını artıracak tek parti Yeniden Refah Partisi olacak diyorlar. Bütün Türkiye’de Yeniden Refah rüzgarı esiyor. Meydanlar, sokaklar, caddeler bütün Türkiye yeniden Refah diyor, Milli Görüş diyor. İşte resmi üye sayılarındaki artışı biliyorsunuz. 480 bin oldu. 6 ayda 260 binden 480 bine çıktı. 6 ayda yüzde 85’lik büyüme başka hiçbir partiye nasip olmaz. Seçimlere 500 bin üyeyle gireceğiz. Türkiye’nin üçüncü büyük partisi olacağız. Seçimden sonra bu tempo ile devam edeceğiz 1 milyonu geçeceğiz. Önce 31 Mart’ta yerel yönetimlerde, 2028 de ise ülke genelinde iktidar olacağız” diye konuştu.
14 Mayıs’tan önce yanlış yoldan dönülmesi, borç-faiz ekonomisinin bırakılmasını istediklerini dile getiren Erbakan, önce millet anlayışıyla ekonomik paket modelinin uygulanmasını istediklerini ve mutabakat metnini de bunun için yazdıklarını belirtti. Milletin ‘rantçı’ ve ‘heykelci’ belediyeciliğe değil, Yeniden Refah’a koştuğunu belirten Erbakan, “Millet neden Yeniden Refah’a koşuyor? Çünkü rantçı belediyecilikten bıkmış usanmış. Heykelci belediyecilikten bıkmış usanmış. Belediyenin kaynaklarını israf eden, belediyeyi borca ve faize batıran, yandaşı kollayan, vatandaşın derdi ile dertlenmek yerine makam arabasının markasını ve modelinin düşünen, kibirli, milletle arasına duvarlar örmüş, milleti unutmuş, alın terinin, emeğin hakkını vermeyen, işçisini mağdur eden, milletin hayrına faydasına bir iş yapmaktan aciz olan rantçı belediyecilik. İşte bu belediyecilikten bıkmış, usanmış. Peki çareyi neden Yeniden Refah’ta görüyor? Çünkü Yeniden Refah’ın temsil ettiği mana Milli Görüş. 1988 ve 1994’te belediyecilikte tarih yazdı. Destan yazdı. Çığır açtı da o yüzden. Öyleyse rantçı belediyecilikten, heykelci belediyecilikten kurtulmak için belediyeciliğin kitabını yazan, 94 ruhunu taşıyan ‘Yeniden Refah’ta birleşmemiz lazım’ diyerek Yeniden Refah’a koşuyor. Ahlaklı belediyecilik bereket demektir. Bugün belediyeleri boğazına kadar borca batırdılar. İllerde 1 milyar, büyükşehirlerde 10 milyarın üzerinde. Yerel yönetimlerin toplam borcu 200 milyarın üzerine çıkmış durumda. Neden lüks var, israf var, şatafat var. Geçmişte biz kurtardık, biz düzelttik. Şimdi de sorun değil. ‘İman varsa imkan vardır’ diyerek 2024’te biz geleceğiz ve yine kurtaracağız. Bu ülkenin, bu milletin imdadına aynen geçmiş dönemde olduğu gibi Yeniden Refah koşacak.” ifadelerini kullandı.
Türkiye ile İsrail arasındaki ticari ilişkiler sonlandırılması çağrısında bulunan Erbakan, “Buradan yetkililere, ilgililere sesleniyoruz. Bu ayıptan vazgeçin. İsrail ile ticareti kesin. İhracatı durdurun. Limanlarımızı, hava sahamızı İsrail’e kapatın. Tel Aviv’deki büyükelçimizi geri çağırın. Halen çağıramadınız. İsrail kendi büyükelçisini çağırdı. Biz İsrail’deki büyükelçimizi çağıramadık. Malatya’da İsrail’i korumak için kurulan Kürecik üssünü kapatın. Şu zulme açıktan resmen ve fiilen destek olan Amerika’nın incirlik üssünü kapatın” şeklinde konuştu. – ÇORUM
]]>Suç duyurusu dilekçesi, aralarında Şilili hukukçu ve eski büyükelçi Nelson Hadad, Şilili Senatör Francisco Chahuan ve İspanya’nın Valencia Üniversitesinden Şilili akademisyen Rodolfo Marcone-Lo Presti’nin yer aldığı bir delegasyon tarafından UCM’ye iletildi.
Eski Büyükelçi Hadad ve akademisyen Presti, UCM’ye yaptıkları şikayetin kapsamı, deliller, şüpheliler ve soruşturmanın seyrine ilişkin AA muhabirine açıklamalarda bulundu.
İsrail savaş kabinesi üyeleri hakkında suç duyurusu
Hadad, 620 Şilili hukukçunun imzasının bulunduğu suç duyurusu dilekçesinde, Doğu Kudüs de dahil olmak üzere Gazze Şeridi ve Batı Şeria’da Filistin halkına karşı İsrailli yetkililer tarafından işlenen soykırım, insanlığa karşı suç ve savaş suçlarına ilişkin delillerin yer aldığını belirtti.
Başta İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve Savunma Bakanı Yoav Galant olmak üzere savaş kabinesi üyeleri hakkında suç duyurusunda bulunduklarını anlatan Hadad, “Soykırım, insanlığa karşı suç ve savaş suçlarından sorumluluğu olanlar hakkında bu girişimi başlattık.” dedi.
Hadad, açık kaynaklardan ve medyadan çok sayıda görüntü ve delil topladıklarını ifade ederek, “Deliller arasında, Filistin’de yaşayan akrabalarımızdan, İsrail bombardımanlarında hayatını kaybedenlerin yakınlarından aldığımız ifadeler de var.” bilgisini verdi.
UCM’nin içtihatlarına göre savaş suçu
İsrail’in sivillere yönelik bombardımanları, Filistinlilere ait evleri yıkması, mallarına el koyması ve İsrailli yerleşimcilerin Filistinlilere yönelik şiddet eylemlerinin de dilekçelerinde yer aldığını aktaran Hadad, dilekçede, BM ve çok sayıda uluslararası kuruluşun raporlarına ve tespitlerine de yer verdiklerini dile getirdi.
Hadad, evlerin yakılması, sivil alanların bombalanması ve 32 bine yaklaşan sivil can kaybının UCM’nin içtihatlarına göre savaş suçu teşkil ettiğini ve İsrail’in soykırım kastıyla hareket ederek Filistin halkına karşı etnik temizlik ve soykırım suçlarını işlediğini vurguladı.
Şili’nin Ürdün Büyükelçisi olarak görev yaptığı dönemde, Gazze’deki durumu yakından takip ettiğini anlatan Hadad, “Gazze büyük bir açık hava hapishanesi. Yoksulluk, güçlükler ve çalışma haklarının İsrail’in iznine tabi olması gibi zorluklar var. Bunlar 7 Ekim öncesinde de vardı.” ifadelerini kullandı.
“Sorumluların hesap vermesini istiyoruz”
Hadad, “Bu suçların politik ve askeri sorumlularının hesap vermesini istiyoruz. Sivillere karşı işlenen bu acımasız suçların hesabını istiyoruz. Savaşan iki ordu yok, bir ordunun Gazze’dekileri yok etmek, daha sonra diğer yerlerdeki gibi buralara yerleşimcileri koyarak Filistin topraklarının ilhakı amacı var.” değerlendirmesinde bulundu.
İsrailli bakan Galant’ın, Gazze’de elektrik, su, gıda ve ilaca erişimi bilerek engellediklerine yönelik açıklamalarını hatırlatan Hadad, “Bu, açlık yoluyla Filistin halkının kısmi ya da tamamen yok edilmesi amacının itirafıdır.” dedi.
Hadad, Filistin toprakları dışında yaşayan en büyük Filistin diasporasının Şili’de bulunduğunu belirterek, “Burada 600 bin Filistin asıllı Şilili yaşıyor ve biz kökenimizi unutmuyoruz. Bu dramatik durum sebebiyle acı çekiyoruz. Bu sebeple 620 hukukçu bir araya gelerek suç duyurusu yaptık. Adalet arıyoruz.” görüşünü paylaştı.
UCM’den Filistin soruşturması için beklentilerinin olduğunu kaydeden Hadad, “Cezasızlığa yer yok. Sorumlular cezasını bulmalı. Netanyahu, Galant ve diğer sorumlular hakkında Interpol nezdinde yakalama kararı çıkarılmalı ve bunlar UCM’ye getirilmeli.” diye konuştu.
“Bu yüzyılda, Gazze’deki gibi bir yıkımın yaşanmasına inanamıyorum”
Presti ise Gazze’de ve işgal altındaki Filistin toraklarındaki soykırım, insanlığa karşı suç ve savaş suçlarına dikkati çekmek istediklerini belirterek, “Gazze’deki durum korkunç. Milyonlarca insan yerlerinden edildi. Bu yüzyılda, Gazze’deki gibi bir yıkımın yaşanmasına inanamıyorum.” dedi.
Şilili hukukçuların diktatör Augusto Pinochet dönemindeki suçları ve ihlalleri iyi hatırladığını anımsatan Presti, “Şilili avukatlar, insan hakları mücadelesine çok büyük bir inanç besliyor. Bugün Filistinliler bu adaleti hak ediyor. İnsanlığın barışı için bu çok önemli.” görüşünü aktardı.
Presti, UCM’nin kendisine ulaşan delilleri ve belgeleri sınıflandırmada ve işleme almada zorluk yaşadığını anlatarak, “Bu kadar delile sahip olmak suç duyurusunda bulunanlar için iyi ama UCM Savcılığı açısından da zor bir durum. Burada zaman problemi var.” ifadelerini kullandı.
UCM’nin Ukrayna soruşturmasında Rus yetkililere karşı çok hızlı hareket ettiğine dikkati çeken Presti, bu durumun ayrımcılık ve çifte standart olarak görüldüğünü vurguladı.
Presti, “Ne zaman olacağını bilmiyorum ama gelecekte bir gün, Netanyahu’nun yargılanacağına inanıyorum. Bu çılgın suçların biteceğine, Filistin’deki işgalin sonlanacağına ve UCM’de yargılamaların başlayarak adaletin yerini bulacağına inanıyorum. Mahkemeye inanıyorum ama zaman sıkıntısı bir sorun olarak karşımızda duruyor.” değerlendirmesini yaptı.
UCM’nin sitesinden savcılığa doğrudan delil gönderme imkanı bulunduğunu ve bunun çok önemli olduğunu aktaran Presti, “Küresel Güney’deki hukukçular, özellikle bu olayda Filistinlileri savunmak zorunda. Küresel Güney, (Filistin’i) Küresel Kuzey’e karşı savunmalı. Bu şikayetin arkasındaki politik fikir bu ve bu çok önemli.” diye konuştu.
]]>Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi (AHBV) Asya Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezince (ASYAM) düzenlenen ve moderatörlüğünü Çankaya Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mahir Nakip’in yaptığı “İsrail-Filistin Savaşı ve Orta Doğu Çıkmazı” başlıklı panele, Filistin’in Ankara Büyükelçisi Mustafa ile AHBV İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Siyaset ve Kamu Yönetimi Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Tevfik Erdem konuşmacı olarak katıldı.
Etkinlik, 18 Mart Şehitleri Anma Günü ve Çanakkale Deniz Zaferi’nin 109. yıl dönümü münasebetiyle saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunmasıyla başladı.
Panelin açılışında konuşan ASYAM Müdürü Prof. Dr. Varis Çakan, İkinci Dünya Savaşı’nın ardından bütün dinlerin, hoşgörünün ve barışın yaşandığı Filistin coğrafyasının 3’e bölündüğünü anımsatarak, Filistinlilerin haksız ve adaletsiz bölünüşe karşı İsrail’e çok ciddi tepkiler verdiğini dile getirdi.
Çakan, İsrail’in yasa dışı Yahudi yerleşimcilerle Filistin topraklarını işgal etmeye devam ettiğini ve bunun dünyada büyük tepkilere yol açtığını hatırlattı.
İsrail’in uluslararası hukuku hiçe saydığını vurgulayan Çakan, İkinci Dünya Savaşı sonrasında oluşan dünya düzeninde “kurban edilen bölgelerden birinin” Filistin olduğunu söyledi.
Çakan, o günden bu yana o coğrafyada insanlığın vicdanının yaralanmaya devam ettiğini kaydederek, “Yıllardır Filistin halkına silahlarla ve tanklarla saldıran İsrail, 7 Ekim 2023’ten itibaren tekrar bu coğrafyada büyük bir kıyıma başladı. Böyle bir zamanda dünya güçleri ve dengeleri açısından da önemli coğrafya Filistin’deki bu gözyaşı ve kan bir türlü durdurulamamaktadır.” ifadelerini kullandı.
Açılışta konuşan AHBV Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Metin Orbay da yüz yıllardır devam eden bu çatışmada kaybedenin hep Filistin halkı olduğunu aktararak, bu çatışma kültürünün gelecek nesilleri de etkilediğini, bölgesel ve küresel etkileri olduğunu ifade etti.
Orbay, Birleşmiş Milletler (BM) ve küresel güçlerin sorumluluklarını yeri getirmemeleri nedeniyle kısa sürede bir çözüme ulaşılmasının zor olduğunu belirterek, küresel güçlerin bölgede ateşe benzin taşır gibi olduğunu ve söylemden öte eylem gerektiğini vurguladı.
“İsrail bölgede projeyle çizilmiş bir devlettir”
Büyükelçi Mustafa da tarihin detaylı anlaşılması ve anlatılması gerektiğini, Filistin’deki olayların 107 yıllık uzun bir tarihe sahip olduğunu ifade etti.
Balfour Deklarasyonu ile başlayan sürecin rastgele olmadığına dikkati çeken Mustafa, bu projelerin hazırlandığını ve iyi çalışıldığını kaydetti.
Mustafa, geçmişte Osmanlı Devleti’ni hedef alan güçlerin Filistin’i de hedef aldığını ve bunun yüz yıllarca devam ettiğini belirterek, diğer güçlerin bölgede İsrail gibi yabancı bir yapının kurulmasının bütün birlik ve beraberliği olumsuz etkileyeceğini düşündüklerini söyledi.
“İsrail bölgede projeyle çizilmiş bir devlettir, Batılı güçlerin çıkarı içindir. Filistin halkı bunun kurbanı oldu.” diyen Mustafa, 7 Ekim 2023’ten sonra da “emperyalizm devletinin” İsrail’e destek verdiğini çünkü bölgedeki en büyük projesinin İsrail olduğunu ifade etti.
Mustafa, 1917’den bu yana açıkça direndiklerini ve hakları için savaştıklarını vurgulayarak, “Siyonizm işgali sadece Filistin’le kalmıyor, Filistin dışına da çıkıyor. İsrail parlamento girişinde yazdığı gibi, onların hedefi Fırat’tan Nil’e kadardır.” dedi.
Onların projelerinin başarılı olmama sebebinin de Filistin halkının direnişi olduğunu vurgulayan Mustafa, Filistinliler savaşmasaydı “emperyalizm devletlerinin” daha geniş alanda hedeflerini uygulamaya başlayacaklarını söyledi.
“İsrail açık bir şekilde soykırım yapıyor”
İsrail’in Filistin topraklarında kendi demografilerini korumak istediğine işaret eden Mustafa, Yahudilerin farklı ülkelerden İsrail’e göç etmelerinin desteklendiğini ve Filistinlilerin ağır bir baskıyla hicret etmelerinin sağlandığını ifade etti.
Mustafa, bütün bunlara rağmen Filistinlilerin demografik olarak güçlü olduğuna dikkati çekerek, “İsrail açık bir şekilde suç işliyor, soykırım yapıyor. Bütün oradaki altyapıyı her şeyi hedef alıyor.” ifadesini kullandı.
Şimdiye kadar 32 binden fazla şehit verdiklerini, 74 binden fazla yaralıları bulunduğunu kaydeden Mustafa, Gazze’nin yüzde 70’ten fazlasının yok edildiğini aktardı.
Mustafa, İsrail’e geçmişte destek veren devletlerin Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde de veto hakkını kullanarak Gazze’deki insani yardımı engellediğini, Filistinlilerin direnişinin devam edeceğini ve zaferin onların olacağını, tarih boyunca hiçbir şeyi unutmayacaklarını ve affetmeyeceklerini belirtti.
Mustafa, onlara destek veren Arap ya da Müslüman ülkeleri de unutmayacaklarını kaydederek, “Türkiye’nin her zaman bize destek verdiğini ve sahip çıktığını asla unutmayacağız. Hem siyaseten hem sivil toplum kuruluşlarınca. Zulüm hiçbir zaman devam etmeyecek. İnşallah en yakın zamanda Kudüs’te birlikte namaz kılacağız.” diye konuştu.
“Filistin meselesinin temel kaynağı Batı’dır”
Prof. Dr. Erdem de 1914’ten sonra Filistin’in bir çıkmaza girdiğini hatırlatarak, öncesinde oradaki herkesin huzurlu şekilde yaşadığını, Filistin’in bir sorun alanı olmadığını, sorunun çözümünün basitçe işgalcilerin işgali sonlandırması olduğunu ifade etti.
Emperyalizm ve Osmanlı Devleti’nin güç kaybı nedeniyle Filistin meselesinin ortaya çıktığına işaret eden Erdem, “Bugün eğer bir Filistin meselesi varsa bu meselenin temel kaynağı Batı’dır.” dedi.
Erdem, Filistin meselesinin İslam dünyasından kaynaklanmayan ancak önüne geçemediği bir mesele olduğunu belirterek, İsrail’in kuruluş sürecinde “Irgun, Haganah ve Lehi” gibi terör örgütleri bulunduğuna işaret etti.
Erdem, İsrail ile ABD arasında da karşılıklı bir ilişki bulunduğunu, ABD’nin İsrail’in Filistin’de insanlığa karşı işlediği suçlarla ilgili hiçbir şey yapmadığını, ABD’de Yahudi lobisinin güçlü olduğunu, İsrail’in ABD’nin sağladığı askeri yardım fonlarında da görülmemiş bir ayrıcalığı bulunduğunu sözlerine ekledi.
]]>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Bakırköy’de bir otelde düzenlenen “Kadim Dostlar İftarı” programına katıldı. İftar programına Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yanı sıra Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Numan Kurtulmuş, İstanbul Valisi Davut Gül ve birçok davetli katıldı.
“Gazze’de son asrın en vahşi soykırımlarından biri yaşanıyor”
Programda konuşan Erdoğan, “Ramazan-ı Şerif’in bugün 7’nci orucunu tuttuk. Rabbim tuttuğumuz oruçları, eda ettiğimiz ibadetleri, yaptığımız hayır hasenatı katında kabul eylesin diyorum. Sizlerin şahsında buradaki gönüllü teşekküllerimizin tüm mensuplarının Ramazan-ı Şerif’ini tebrik ediyorum. Gazze ve işgal edilmiş Filistin topraklarındaki katliamlar sebebiyle maalesef bu Ramazan-ı Şerif’i buruk karşıladık, buruk idrak ediyoruz. Çoğu çocuk ve kadın 40 bine yakın kardeşimizin şehit edildiği, 73 bin kardeşimizin yaralandığı, 7 binden fazla masumun halen yıkıntıların altında olduğu Gazze’de son asrın en vahşi soykırımlarından biri yaşanıyor. Sahne önünde İsrail’i eleştiren ama İsrail’e katliamlarını yapabilmesi için silah ve mühimmat desteği veren Batılı ülkelerin münafıklığı, Gazze’yi dünyanın en büyük çocuk ve kadın kabristanına çevirdi. Uluslararası kurum ve kuruluşlar Gazze’de bir kez daha sınıfta kaldı. Bu süreçte kabul edelim ki İslam dünyası da çok iyi bir sınav veremedi. Çok gayret gösterildi, çok çaba harcandı. Uluslararası kurumlar nezdinde pek çok girişimde bulunuldu. Ama bütün bu diplomatik çabalar İsrail’in şımarıklığı, hukuk tanımazlığı ve küstahlığı karşısında beklenen tesiri oluşturamadı” dedi.
“Türkiye tüm imkanlarıyla Gazzeli kardeşlerine sahip çıkmaktadır”
Savunma sanayisi projelerinin önemine değinen Erdoğan, “Çeşitli sabotajlara, ambargolara ve engellere rağmen hayata geçirdiğimiz savunma sanayisi projelerinin değeri bugün çok daha iyi anlaşılıyor. Aynı şekilde birilerinin niye Kaan’ı hedef aldığı, Akıncı’dan, TB2’den, Kızılelma’dan, Anka’dan niçin rahatsız olduğu ortaya çıkıyor. Önümüzdeki dönemde inşallah bu projelere yenilerini ekleyeceğiz. İlk günden beri pek çok zorluğa rağmen Gazze’ye gönderdiğimiz 40 bin tonu aşan insani yardımlarımızı artırarak sürdüreceğiz. Burada bir hususu ifade etmek durumundayım. Türkiye, Irak- İran savaşında nasıl komşularına kucak açtıysa, Suriye’deki zulümden kaçan muhacirlere nasıl ensar olduysa, Kafkasya’dan Kırım’a nasıl hiçbir kardeşine sırtını dönmediyse, bugün de tüm imkanlarıyla Gazzeli kardeşlerine sahip çıkmaktadır. Bu gerçeği hiçbir iftira değiştiremez, yalanlar, çarpıtmalar bu hakikatin üstünü asla örtemez. İsrail’in sadece İsrail olmadığını, gerisindeki Amerika’sıyla, İngiltere’siyle, Almanya’sıyla, Fransa’sıyla, daha onlarca destekçisiyle bambaşka bir denklemi ifade ettiğini görmeyenin aklına da, vicdanına da şaşarız” ifadelerini kullandı.
“Tüm terör örgütlerinin karşımızda yer aldığı bu seçimlerden zaferle çıktık”
Seçim süreci ile ilgili konuşan Erdoğan, “Türkiye olarak tarihimizin en kritik seçimlerinden birini, 14-28 Mayıs’ta hamdolsun anlımızın akıyla gerçekleştirdik. Altılı masada oturanlar ne diyordu? ‘Parlamentodayız’, ‘Cumhurbaşkanını bu masa tayin edecek’ diyorlardı. Ama onların dediği olmadı. Tam aksine hamdolsun bizler şu anda Cumhurbaşkanlığı makamındayız, onların hiçbiri şu anda parlamentoya bile giremedi. Zira, onlar kendilerine göre bir hesap yapıyorlar ama bu hesapların üzerinde en büyük hesap Allah’ındır ve o gerçekleşti. Kandil’deki terör baronlarından Pensilvanya’daki hainlere kadar tüm terör örgütlerinin karşımızda yer aldığı bu seçimlerden zaferle çıktık. Şişirilmiş anketler ve ücreti mukabil çalışan kalemşörlerin gazlamalarıyla iktidara yürüdüklerini zanneden faşist zihniyetin seçim sürecinde nasıl pervasız hale geldiğini hep birlikte gördük. Daha ortada hiçbir şey yokken atılan hesaplaşma naralarını, gizleme gereği dahi duymadıkları devr-i sabık oluşturma niyetlerini hep beraber utançla takip ettik. İnşallah 31 Mart akşamı da bu neticeyi hep beraber görmeyi Rabbim bizlere nasip eylesin” dedi. – İSTANBUL
]]>İstanbul’da düzenlenen “Kadim Dostlar İftarı”nda konuşan Erdoğan, muhabbet sofrası olan iftar sofrasının zenginliğinin apayrı olduğunu belirterek, bu sofrada bulunmaktan büyük memnuniyet duyduğunu dile getirdi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Ramazan-ı Şerif’in bugün 7’nci orucunu tuttuklarını anımsatarak, “Rabb’im tuttuğumuz oruçları, eda ettiğimiz ibadetleri, yaptığımız hayır hasenatı katında kabul eylesin diyorum. Sizlerin şahsında buradaki gönüllü teşekküllerimizin tüm mensuplarının Ramazan-ı Şerif’ini tebrik ediyorum.” diye konuştu.
Gazze ve işgal edilmiş Filistin toprakları sebebiyle maalesef bu Ramazan-ı Şerif’i buruk karşıladıklarını, buruk idrak ettiklerini vurgulayan Erdoğan, şunları kaydetti:
“Çoğu çocuk ve kadın 40 bine yakın kardeşimizin şehit edildiği, 73 bin kardeşimizin yaralandığı, 7 binden fazla masumun halen yıkıntıların altında olduğu Gazze’de son asrın en vahşi soykırımlarından biri yaşanıyor. Sahne önünde İsrail’i eleştiren ama İsrail’e katliamlarını yapabilmesi için silah ve mühimmat desteği veren Batılı ülkelerin münafıklığı, Gazze’yi dünyanın en büyük çocuk ve kadın kabristanına çevirdi. Uluslararası kurum ve kuruluşlar Gazze’de bir kez daha sınıfta kaldı. Bu süreçte kabul edelim ki İslam dünyası da çok iyi bir sınav veremedi. Çok gayret gösterildi, çok çaba harcandı. Uluslararası kurumlar nezdinde pek çok girişimde bulunuldu. Ama bütün bu diplomatik çabalar İsrail’in şımarıklığı, hukuk tanımazlığı ve küstahlığı karşısında beklenen tesiri oluşturamadı.”
Erdoğan, Müslümanlar olarak bunun muhasebesini muhakkak yapmaları gerektiğini dile getirerek, “Bu öz eleştiriyi ne kadar erken, ne kadar açık yüreklilikle yaparsak, Filistin halkıyla birlikte tüm ümmet-i Muhammed için o kadar hayırlı olacağına inanıyorum. Türkiye olarak acı da olsa doğruları söylemekten, hakkı ve hakikati haykırmaktan çekinmeyeceğiz. Ülkemizin daha da güçlenmesi için mücadele ederken İslam dünyasında vahdet bilincinin kökleşmesi için de çabalarımızı yoğunlaştıracağız.” ifadesini kullandı.
Gazze’ye yönelik saldırıların, kendileriyle birlikte kardeşlerine yönelik saldırıların engellenmesinde de gücün önemini gösterdiğini söyleyen Erdoğan, çeşitli sabotajlara, ambargolara ve engellere rağmen hayata geçirdikleri savunma sanayisi projelerinin değerinin bugün çok daha iyi anlaşıldığını aktardı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, birilerinin niye Kaan’ı hedef aldığının, Akıncı’dan, TB2’den, Kızılelma’dan, Anka’dan niçin rahatsız olduğunun ortaya çıktığını, önümüzdeki dönemde bu projelere yenilerini ekleyeceklerini vurguladı.
“Türkiye, tüm imkanlarıyla Gazzeli kardeşlerine sahip çıkmaktadır”
İlk günden beri pek çok zorluğa rağmen Gazze’ye gönderdikleri 40 bin tonu aşan insani yardımların artarak süreceğini kaydeden Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Burada bir hususu ifade etmek durumundayım. Türkiye, Irak- İran savaşında nasıl komşularına kucak açtıysa, Suriye’deki zulümden kaçan muhacirlere nasıl ensar olduysa, Kafkasya’dan Kırım’a nasıl hiçbir kardeşine sırtını dönmediyse, bugün de tüm imkanlarıyla Gazzeli kardeşlerine sahip çıkmaktadır. Bu gerçeği hiçbir iftira değiştiremez, yalanlar, çarpıtmalar bu hakikatin üstünü asla örtemez. İsrail’in sadece İsrail olmadığını, gerisindeki Amerika’sıyla, İngiltere’siyle, Almanya’sıyla, Fransa’sıyla, daha onlarca destekçisiyle bambaşka bir denklemi ifade ettiğini görmeyenin aklına da vicdanına da şaşarız.”
(Sürecek)
]]>Özgür Özel, Antalya’da iftar programında konuştu, Filistin’deki katliama bir kez daha dikkati çekti. Özel, “Filistin’de kalıcı bir ateşkes, kalıcı bir barış diliyoruz. Doğu Kudüs’ün başkent olduğu bağımsız bir Filistin için hem Birleşmiş Milletler’i (BM) hem de Türkiye Cumhuriyeti’ni yönetip bu tezleri ısrarla savunması gerekenleri bir kez daha bu haklı davadan haberdar ediyoruz. Filistin ile dayanışmayı göstermek, İsrail ile yapılan ticareti durdurmakla olur. İsrail’le kimin çocuğu, kimin akrabası, kimin yandaşı ticaret yapıyorsa, Filistinli çocuklara patlayıcı olarak gidecek gübreleri kim taşıyorsa, İsrail’in ticaretini kim ayakta tutuyorsa Filistin’e ihanet ediyordur” dedi.
Özgür Özel Antalya’da, Büyükşehir Belediyesi’nin düzenlediği iftar programına katıldı. Burada konuşan Özel, şunları söyledi:
“HANGİ SİYASİ PARTİDEN OLURSA OLSUN, DEPREM BÖLGESİNE YARDIMDA BULUNAN BÜTÜN YEREL YÖNETİCİLERE TEŞEKKÜR EDİYORUM”
“Biz bugün Antalya’ya bir siyasi miting için geldik. Mitingimizi yaptık, siyasetimizi yaptık. İftar sofrası, siyaset yapılacak bir alan değildir. 6 Şubat tarihinde büyük bir deprem yaşandı. Orada 50 binin üzerinde canımızı kaybettik. Bir gün önce sizin, bizim gibi normal hayatını süren insanlar bir kuru ekmeğe, bir bardak suya, bir tas sıcak çorbaya hasret hale geldiler. Bu noktada bütün Türkiye oraya yardım için koştu. Hangi siyasi partiden olursa olsun deprem bölgesine yardımda bulunan bütün yerel yöneticilere teşekkür ediyorum. Ben Hatay’ın Defne ilçesinin Harbiye Mahallesi’nde Uğur Mumcu Meydanı’na depremin üçüncü günü akşamı vardığımda, orada Antalya Büyükşehir Belediyesi’nin önce üç bin sonra beş bin kişiye sıcak yemek verme imkanına sahip olan büyük bir seyyar mutfağını gördük. Yine orada bin kişilik bir çadır kent oluşturuldu. ve Hatay’ın yardımına ilk koşan ve orada aynı burada yediğimiz iftar yemeği gibi son derece güzel, sıcak yemeği tüm Antalyalılar adına oradaki depremzedelere ulaştırdılar. Ben Muhittin Böcek Başkanıma onun şahsında hem belediye meclis üyelerine hem belediyenin kıymetli emekçilerine yürekten teşekkür ediyorum. O gün Büyükşehir Belediyesinin o imkanları depremzedeler için seferber edilmişti. Bugün de mübarek Ramazan’da, bir iftar sofrasında bizim gibi imkanı olup da misafir olanlar için ya da kendi sofrasını kurmaya imkanı olmayanlar için hep beraber oturup iftarımızı yapabildiğimiz bugünkü ziyafet için, iftar yemeği için Sayın Muhittin Böcek’e ve Antalya Büyükşehir Belediyesi’ne; onları bu imkanı yaratan vergileriyle ve verdikleri oylarla kendilerinin bu hizmetleri yapmasını sağlayan tüm Antalyalılara yürekten teşekkür ediyorum.
“FİLİSTİN’DE 32 BİNİN ÜZERİNDE CAN; ON BİNLERCE ÇOCUK VE KADIN HAYATINI KAYBETTİ”
Ramazan sadece aç kalmak, su içmemek değil. O midenin orucu ama dilin orucu var, kulağın orucu var, zihnin orucu var. Dilin orucu kötü söz söylememek; kulağın orucu kem sözleri duymamak, dedikoduyu dinlememek, kulak asmamak; zihnin orucu da geleceğe yönelik olarak en müspet duygularla iyi şeyler hayal etmektir. Bugün Antalya’nın geleceği için iyi şeyler hayal edenlerin, memleketin yarınları için hayırlı işler hayal edenlerin, hayırlı emelleri niyet edenlerin muvaffak olmasını temenni ediyoruz. Bir diğer temennimiz de mübarek Ramazan ayının İslam coğrafyasına ülkemize ve bütün dünyaya barış getirmesi. Barıştan ve savaştan bahsederken Filistin’i unutmak olmaz. Aylar öncesinde, Hamas’ın yaptığı saldırılara mukabele etme niyetiyle İsrail’in giriştiği saldırılar neredeyse üç ayı doldurdu. 32 binin üzerinde can; on binlerce çocuk ve kadın hayatını kaybetti.
“İSRAİL’İN TİCARETİNİ KİM AYAKTA TUTUYORSA FİLİSTİN’E İHANET EDİYORDUR”
Dünyadaki siyasi akrabalarımızdan mektupla talep ettiğimiz, yüz yüze konferanslarda ifade ettiğimiz bir talebi bu kez de Ramazan vesilesiyle talep ediyoruz: Filistin’de kalıcı bir ateşkes, kalıcı bir barış diliyoruz. Biz CHP olarak üçüncü Genel Başkanımız rahmetli Bülent Ecevit’in, Yaser Arafat ile kurmuş olduğu ilişki, onun Filistin davasına bakışı, Filistin’deki barışı savunan ve yine rahmetle andığımız Filistin Kurtuluş Örgütü’nün Başkanı Yaser Arafat’ın, Filistin’in ilk ve doğal lideri Yaser Arafat’ın davasını Sayın Bülent Ecevit’in sahiplendiği gibi bir kez daha sahipleniyoruz. 1967 sınırlarında Doğu Kudüs’ün başkenti olduğu bağımsız bir Filistin’in, İsrail’le barış içinde yaşayacağı yarınlar için hem Birleşmiş Milletler’i (BM) hem de Türkiye Cumhuriyeti’ni yönetip bu tezleri ısrarla savunması gerekenleri bir kez daha bu haklı talepten, bu haklı davadan haberdar ediyoruz. Filistin’de yapılan dayanışmayı göstermek, İsrail ile yapılan ticareti durdurmakla olur. İsrail ile bugün birilerinin evlatları, akrabaları, yandaşları düzenli ticaret yapmaktadır. İftar sofrasının ruhuna uygun olarak daha sert ve siyasete varacak bir eleştiri yapmamakla birlikte; İsrail’le kimin çocuğu, kimin evladı, kimin akrabası, kimin yandaşı ticaret yapıyorsa, Filistinli çocuklara patlayıcı olarak gidecek gübreleri kim taşıyorsa, İsrail’in ticaretini kim ayakta tutuyorsa Filistin’e ihanet ediyordur. Bu konuyu bir kez daha tüm kamuoyunun dikkatlerine sunuyorum. Bundan sonra bu memleketimize açlık, yoksulluğu ortadan kaldıracak ve bundan sonra kimsenin çocuğunun yatağa aç girmemesini sağlayacakların hükümet etmesini ümit ederiz.”
]]>İsrail’in Gazze kentine düzenlediği saldırılarda evleri yıkılan ve ailesiyle enkaz altında kalan küçük Rezzan, sivil savunma ekipleri tarafından kurtarıldı. Enkaz altından çıkarılan Rezzan, saldırıda tüm ailesini ve sol bacağını kaybetti.
Amcası ve ailesiyle saldırılardan kaçarak güneydeki Refah kentine sığınan küçük kız, sığınma merkezi olmuş bir okulda tek bacaklı haline ve ailesinin yokluğuna alışmaya çalışıyor.
Yaşadığı o korku ve acı dolu günü AA muhabirine anlatan Filistinli Rezzan, İsrail uçaklarının bombalaması sonucu Gazze’deki evlerinin yıkıldığını ve bütün ailesini kaybettiğini söyledi.
“Sahip olduğum tek şey bu koltuk değnekleri”
Rezzan, “Şimdi tek başımayım. Annem yok, babam yok, kardeşlerim yok. Sahip olduğum tek şey bu koltuk değnekleri. Refah okulunda amcamın ailesiyle yaşıyorum. Ailemi, bacağımı kaybedecek ne suç işledim ki ben?” diyerek “Dünyadaki diğer tüm çocuklar gibi yürümek, oyun oynamak, koşmak istiyorum. İşgalciler, en doğal haklarımdan, geleceğimden beni mahrum etti.” ifadelerini kullandı.
Bacağına her baktığında yoğun bir ağlama hissi geldiğini ve çok üzüldüğünü dile getiren Rezzan, protez bacağa sahip olmayı ve gelecekte de doktor olmayı hayal ettiğini belirtti.
Hayalini gerçekleştirebilmek için savaşın bitmesini, yaşadıkları şehre geri dönmeyi ve eğitimine kaldığı yerden devam etmeyi çok istediğini anlatan Rezzan, Gazze’deki çocukların büyük sıkıntılar çektiğini, evlerinden çıkmak zorunda kaldıklarını aktardı.
İsrail’in Gazze’yi işgalinde 7 Ekim sonrası
Hamas’ın silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları, “Filistinlilere ve başta Mescid-i Aksa olmak üzere kutsal değerlere yönelik sürekli ihlallere karşılık verme” gerekçesiyle İsrail’e 7 Ekim 2023’te kapsamlı saldırı düzenledi.
İsrail, 7 Ekim’deki saldırılarda 1200 İsraillinin öldüğünü, 5 bin 132 kişinin de yaralandığını açıkladı.
İsrail’in 7 Ekim’den bu yana Gazze Şeridi’ne düzenlediği saldırılarda en az 13 bin 500’ü çocuk, 9 bini kadın olmak üzere 31 bin 553 Filistinli öldürüldü, 73 bin 546 kişi yaralandı.
Enkaz altında hala binlerce ölü olduğu bildirilirken, halkın sığındığı hastane ve eğitim kurumları hedef alınarak sivil altyapı da tahrip ediliyor.
İsrail ordusu, Gazze Şeridi’ne saldırılarının başladığı 7 Ekim’den bu yana 250’si karadan işgal sürecinde olmak üzere 591 askerinin öldürüldüğünü duyurdu.
Çatışmalara 24 Kasım 2023’te 4 günlüğüne verilen ve daha sonra 3 gün daha uzatılan “insani ara”da 81 İsrailli ve 240 Filistinli esir karşılıklı serbest bırakıldı. Öte yandan İsrail, binlerce Filistinliyi alıkoyup hapsetmeye devam etti.
İşgal altındaki Batı Şeria ve Doğu Kudüs’te de 7 Ekim 2023’ten bu yana İsrail güçleri ile yasa dışı Yahudi yerleşimcilerin saldırılarında 434 Filistinli hayatını kaybetti.
İsrail ordusu ve Hizbullah arasında 8 Ekim’den bu yana sınırda yaşanan çatışmalarda 232 Hizbullah mensubu, 51 Lübnanlı sivil, 11 Emel Hareketi, 12 Hamas ve 12 İslami Cihad mensubu ile 6 İsrailli sivil ve 11 asker öldü.
]]>BURDUR – CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Burdur’daki iftar programında, ” Filistin’deki zulmün, saldırıların, savaşın, İsrail’in yapmış olduğu devlet terörünün sona ermesi çağrısında bulunuyoruz” dedi.
Burdur’da CHP Proje ve Aday Tanıtım toplantısına katılan ve 2024 Vizyon Projelerini açılışını gerçekleştiren CHP Genel Başkanı Özgür Özel, ardından Cumhuriyet Meydan’ında Burdur Belediyesi tarafından düzenlenen iftar yemeğine katıldı. Vatandaşlarla birlikte iftarını açan Özel, yemeğin ardından Burdurlu vatandaşlara seslendi.
Burdurlu vatandaşların Ramazan ayını kutlayan Özel, “Bu mübarek ayda tek temennimiz Filistin’de yaşanan zulmün son bulmasıdır” diyerek, “Burada herhalde her birimizin üzerinde mutabakat sağlayacağı bir şeyi talep etmek gerekiyor o da akan gözyaşının ve kanın durmasıdır. Filistin’de aylardır Hamas’ın yapmış olduğu bir saldırıdan sonra İsrail devletinin orantısız şekilde hasta gözetmeden çocuk kadın gözetmeden yaptığı saldırılarda 32 binin üzerinde Filistinli hayatını kaybetti. Bunların çok önemli kısmının kadınlar ve çocuklar olduğunu biliyoruz. Mübarek Ramazan ayında çatışmaların durmasını, İsrail’in saldırılarının durmasını ümit ediyoruz. Ancak olmadı. Dünyadaki 140 ülkedeki sol, sosyal demokrat, sosyalist partilerin liderlerine mektup yazarak ateşkesin sağlanması için çaba içinde olmamız gerektiğini ifade etmiştim. Buradan Burdur’dan bir kez daha Filistin’deki zulmün, saldırıların, savaşın, İsrail’in yapmış olduğu devlet terörünün sona ermesi çağrısında bulunuyoruz” dedi
“CHP’nin Filistin’e desteği bugün de aynı şekilde sürmektedir”
CHP olarak savaşın başından itibaren başlayan desteklerinin bugün de aynı şekilde devam ettiğini belirten Özel, “CHP’nin Genel Başkanı olarak, üçüncü genel başkanımız Kıbrıs fatihi Karaoğlan Bülent Ecevit’in, Yaser Arafat ile vaktinde kurduğu ilişkiyi sahiplendiğimizi ifade etmek isterim. Hem Bülent Ecevit’e hem Yaser Arafat’a Allah’tan rahmet dileriz. Onların birbiri ile olan dayanışması ve CHP’nin Filistin’e desteği bugün de aynı şekilde sürmektedir. Ben 1967 sınırlarında başkenti Doğu Kudüs olan bir bağımsız Filistin devletinin kurulması, tanınması ve bütün dünyanın bu barış formülüne destek vermesini bir kez daha talep ediyorum. Akan kanın durmasını, bütün İslam coğrafyasına ve güzel memleketimize barışın hakim olmasını Cenabı Hakk’tan niyaz ediyorum” şeklinde konuştu.
“Emekçinin alnının terinin rengi yoktur”
“İki şeyin rengi olmaz. Annelerin gözünün yaşının rengi yoktur. Bunun milleti yoktur, ulusu, mezhebi yoktur. Bir de emekçinin alnının terinin rengi yoktur” diyen Özel, “Bu yüzden annelerin ağlamadığı, bütün çalışanların emeğinin karşılığını aldığı ve çok zor günler geçiren emeklilerimizin 10 bin lira gibi en düşük emekli maaşıyla güç günler geçiren emeklilerimizin sesinin duyulduğu, yoksulların karnının doyurulduğu, devletin sosyal devlet olma ilkesiyle ihtiyaç sahiplerine sahip çıktığı, yerel yönetimlerin üzerine düşen görevleri harfiyen yerine getirdikleri ve bu ülkede vatandaşların barış, huzur içinde karınları tok sırtları pek, evleri sıcak, evlatlarının geleceklerinden endişe değil güven duydukları bir Türkiye’de hep beraber yaşamayı arzu ediyoruz. Tutulan oruçların bir kez daha Allah katında kabul olmasını, yapılan ibadetlerin kabul olmasını Ramazan’ın sadece aç kalmak susuz kalmak demek değil aksine bu hislerle güzel bir dille iyi dileklerle yardımlaşarak ve birbirimize sahip çıkarak geçirildiğinde gerçek anlamda Ramazan’ın yaşanmış olacağını bir kez daha hatırlatıyorum. Her birinizi ayrı ayrı selamlıyorum” dedi.
]]>Bültende, bazı basın yayın organlarında yer alan, “Gerekirse kura müdahale edilecek, ÖTV ve KDV’de artış olacak” iddiasının doğru olmadığı belirtildi.
Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in, oda ve borsa başkanları, iş dünyası temsilcileriyle bir araya geldiği toplantıda kura müdahale edileceğini veya ÖTV ve KDV’de artış olacağını söylediği iddiasının gerçeği yansıtmadığı belirtilerek, “Yetkili kişi ve kurumların açıklamaları dışında yapılan spekülatif haberlere itibar edilmemelidir.” ifadesi kullanıldı.
Dışişleri Bakanlığının kuruluş yıl dönümüne ilişkin paylaşımlar
Bültende, bazı sosyal medya hesaplarında yer alan “Dışişleri Bakanlığının kuruluş yıl dönümü” ile ilgili paylaşımların manipülasyon içerdiği belirtildi.
Dışişleri Bakanlığının Osmanlı İmparatorluğu’ndaki ilk karşılığının Reisülküttaplık müessesesi olduğu aktarılan bültende, şunlar kaydedildi:
“Reisülküttaplık müessesesi yazılı olarak ilk kez Fatih Kanunnamesinde yer almaktadır. Sultan 2’nci Mahmut döneminde Reisülküttaplık makamının daha kurumsal bir nitelik kazanmasını sağlamak amacıyla 11 Mart 1836 tarihli fermanla Hariciye Nezareti kurulmuştur. 2023 yılında 500. kuruluş yıl dönümü kutlanan Dışişleri Bakanlığı, 1967 yılında ismi resmi belgelerde geçen ilk Reisülküttap olan Haydar Efendi’nin bu makamda olduğu 1523 yılını kendisine başlangıç olarak belirlemiştir.”
Hafize Gaye Erkan’a ilişkin iddialar
Bültende, bazı basın yayın organlarında yer alan, “Hafize Gaye Erkan, faizleri yüzde 60’a çıkarmak istediği için görevden alındı” iddiasının da doğru olmadığı aktarıldı.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde yürütülen ekonomi programının, kesintisiz ve kararlılıkla sürdürüldüğü vurgulanarak, “Piyasalarda güvensizlik oluşturmaya yönelik kasıtlı bir şekilde dolaşıma sokulan mesnetsiz ve spekülatif haberlere itibar etmeyiniz.” denildi.
Diyanet İşleri Başkanlığı Kütüphanesi’ne ilişkin iddia
Bazı basın yayın organlarında yer alan, “Diyanet İşleri Başkanlığı, Bilkent’te bulunan yerleşkesindeki kütüphaneyi öğrencilere kapattı” iddiası da yalanlandı. Bültende konuya ilişkin şu bilgiler yer aldı:
“Diyanet İşleri Başkanlığı yerleşkesinde bulunan Diyanet İşleri Başkanlığı Kütüphanesi, bir ihtisas ve araştırma kütüphanesi olarak dizayn edilmiştir. Kütüphanede yer alan koleksiyonlar, ağırlıklı olarak İslami ilimler alanında telif edilen eserlerden oluşmaktadır. Dolayısıyla Diyanet İşleri Başkanlığı Kütüphanesi, bu alanda çalışan araştırmacılar ve kurum personelinin faydalanması amacına yönelik hizmet vermektedir. Söz konusu kütüphane, merkez birim personelinin çalışma büroları ile aynı binada yer almakta, dışarıdan gelen ziyaretçiler için ayrı bir giriş ve çıkışı bulunmamaktadır.
Kütüphanenin mevcut yoğunluğunun zaman zaman iş yeri huzurunu ve çalışanların verimliliğini olumsuz etkilediği, güvenlik konusunda da zafiyet oluşturduğu gözlemlenmiştir. Bu sebeple Başkanlık tarafından kütüphanenin sadece lisansüstü öğrenciler ve araştırmacılar ile kurum personeline hizmet vermesi kararlaştırılmıştır. Bahse konu haberlerde iddia edildiği gibi bir olay kesinlikle söz konusu olmamakla birlikte Diyanet İşleri Başkanlığı, bu maksatlı haberlere ilişkin hukuki yollara başvuracağını açıklamıştır.”
“Türkiye’de bir Müslüman’ın, bir Hristiyan’ı bıçaklayarak öldürdüğü” iddiası
Bazı sosyal medya hesaplarında yer alan, “Türkiye’de bir Müslüman’ın, bir Hristiyan’ı bıçaklayarak öldürdüğü” iddiasının doğru olmadığı belirtilen bültende, bahse konu görüntülerin İslamofobik propaganda amacıyla yanlış bilgilerle sunulduğunun belirlendiği ifade edildi.
İddiaya konu görüntülerdeki olayın Aydın’ın Efeler ilçesinde, 2023 yılının Şubat ayında yaşandığı hatırlatılan bültende, şunlara yer verildi:
“Olay, hapisten yeni çıktığı tespit edilen T.E. ile uyuşturucu ve diğer suçlar olmak üzere çeşitli sabıkalarının bulunduğu öğrenilen A.Y. arasında meydana gelmiştir. Şüpheli T.E. kısa sürede gözaltına alınmış, çıkarıldığı adli makamlarca tutuklanarak cezaevine gönderilmiştir. Yaralanan A.Y. ise kaldırıldığı hastanede hayatını kaybetmiştir. Bahse konu görüntüler, daha önce de farklı iddialarla sosyal medyada dolaşıma sokulmuş, olayın aslı 28 Mayıs 2023’te merkezimizce kamuoyu ile paylaşılmıştır.”
Bazı sosyal medya hesaplarından, “Türkiye Medya Ombudsman kararı” başlığıyla yapılan paylaşımların dezenformasyon olduğu belirtilen bültende, bu paylaşımlarda, “Türkiye’de medya ombudsmanlığı kuruluşunun bağımsız ve itibarlı bir kuruluş olduğu ve bazı isimlerle ilgili karar verdiği” yönünde iddialarda bulunulduğunun tespit edildiği kaydedildi.
Türkiye’de kişi ve haberler adına karar merci olan herhangi bir medya ombudsmanlığı kurum veya kuruluşunun bulunmadığı belirtilen bültende, “Paylaşımda ‘karar’ olarak nitelendirilen ifadeler şahsi görüştür. Asılsız iddialara itibar etmeyiniz.” ifadesi yer aldı.
“Polis Suriyeliye ceza yazmadı” iddiası
Bültende, bazı basın yayın organlarında yer alan ve sosyal medyada paylaşılan, “Polis Suriyeliye ceza yazmadı, bir Türk vatandaşına ceza yazdı” iddiasının da doğru olmadığı belirtildi.
Güncelmiş gibi servis edilen görüntülerin 2 Nisan 2022’de Ankara’da kaydedildiği aktarılan bültende, “Araç sahibine abartı egzoz sebebiyle trafik cezası uygulanmıştır. Ayrıca, ‘plakasız araç kullanan sığınmacılara ceza uygulanmadığı’ yönündeki iddialar da asılsızdır. Kamuoyunu provoke etmek amacıyla yürütülen dezenformasyon kampanyalarına itibar etmeyiniz.” ifadesi kullanıldı.
Denizli Devlet Hastanesi’ne ilişkin iddialar
Bazı basın yayın organlarında yer alan, “Denizli Devlet Hastanesi’nde ameliyat sırasında tavandan su akıyor” iddiasının manipülasyon içerdiği aktarılan bültende, söz konusu görüntülerin Denizli Devlet Hastanesi’nde 5 yıl önce bir ameliyat esnasında kaydedildiği bildirildi.
Olay tarihinde ameliyathanenin tavanında yer alan klima santralinin bataryasının patlaması sonucu su sızıntısı yaşandığı belirtilen bültende, söz konusu olaya idare tarafından ivedilikle müdahale edilerek ameliyatların durdurulduğu ve gerekli tadilat işlemlerinin gerçekleştirildiği kaydedildi.
İsrail resmi kurumlarınca paylaşılan iddialar
Bültende ayrıca, İsrail’in resmi kurumları tarafından paylaşılan ve propaganda hesaplarında yer alan, “Zeytun’da öldürülen iki kişide RPG silah vardı” iddiasının doğru olmadığı vurgulanarak, konuya ilişkin şu bilgiler paylaşıldı:
“İsrail Savunma Kuvvetlerinin (IDF) paylaştığı görüntüde, yürüyen iki sivilden birinin elinde un çuvalı taşıdığı görülmektedir. IDF diğer kişinin elinde roketatar olduğunu iddia etmiş ve sivil iki kişiyi dron saldırısıyla katletmiştir. İsrail Kamu Yayın Kuruluşu Kann’ın da paylaştığı görüntüye ilişkin, yerdeki bilgiler ve uzmanların onayı, görünen nesnenin taşınma şekli, nesnenin hareketi ve patlamanın niteliği göz önüne alındığında bir silah olamayacağını gözler önüne sermektedir. Saldırının gerçekleştiği lokasyonun ise Gazze’ye Refah’tan giren tırlardan yardım alan insanlara yakın bir konum olduğunu tespit edilmiştir. Bulunan lokasyonda çok sayıda insan, bisikletleriyle ailelerine un taşımaktadır. Anadolu Ajansı muhabirinin İsrail Ordu Sözcülüğünden aldığı bilgiye göre sözcülük, Zeytun Mahallesi’nde roketatar taşıdığı gerekçesiyle silahlı insansız hava aracıyla öldürdükleri Filistinlinin aslında bisiklet taşıdığını itiraf etmiştir. İsrail Ordu Sözcülüğü, İsrail ordusunun bisikletli kişiyi roketatar taşıyan bir kişi olarak tespit ettiğini, saldırı kararını anlık durum değerlendirmesiyle aldığını iddia ederek, ‘hatalı çıkarım’ için özür dilemiştir. İsrail’in dünya kamuoyunu manipüle etmeye yönelik dezenformasyon kampanyasına itibar etmeyiniz.”
Haiti’ye ilişkin iddialar
Bültende bazı sosyal medya hesaplarından paylaşılan, “Haiti’de insanlar, insan eti yemeye başladı” iddiasının doğru olmadığı da ifade edildi.
Haiti Devlet Başkanı Jovenel Moise’nin bir suikast sonucu öldürülmesinin ardından, çeteler tarafından ülkede oluşturulan kaosa ilişkin sosyal medyada birçok sahte görüntünün servis edildiği bilgisine yer verilen bültende, şunlar kaydedildi:
“Ateş üzerinde çevrilen insanların olduğu görüntüler dolaşıma sokulmuş ancak görüntülerin doğru olmadığı tespit edilmiştir. Bahse konu görüntülerin, 2018 yılı Ekim ayında Çin’in Zhuhai kentindeki Chimelong Ocean Kingdom Tema Parkı’nda düzenlenen Cadılar Bayramı partisinde kaydedildiği belirlenmiştir. Asılsız iddialara itibar etmeyiniz.”
]]>Reuters’ın yer verdiği açıklamaya göre, Netanyahu’nun bir milyondan fazla insanın barındığı Gazze’nin güneyindeki Refah kentine askeri operasyon planlarını onayladığı, ordunun operasyonel konulara ve sivil nüfusun tahliyesine hazırlandığı belirtiliyor.
YNet adlı İsrail haber sitesi de Netanyahu ofisinin açıklamasını aktararak, operasyona onay verildiğini duyurdu.
Netanyahu’nun ofisi, Gazze’de ateşkes konusunda Hamas’ın arabuluculara sunduğu “kapsamlı vizyon” ardından, Hamas’ın “gerçekçi olmayan taleplerde bulunduğunu” belirtti.
Bir Hamas yetkilisinin Cuma günü AFP’ye yaptığı açıklamaya göre örgüt, Gazze’de altı haftalık yeni bir ateşkes ve Filistinli tutuklular karşılığında 42 İsrailli rehinenin takas edilmesini önerdi.
Haftalardır sonuçsuz kalan arabuluculuk çabalarının ardından “Anlaşma altı haftalık bir ateşkes ve esir değişimi için” diyen yetkili, grubun bunun “(İsrail’in) Gazze Şeridi’nden tamamen çekilmesi ve kalıcı bir ateşkes” ile sonuçlanmasını istediğini de sözlerine ekledi.
Görüşmelerin hassasiyeti nedeniyle isminin açıklanmasını istemeyen yetkili, İsrail hapishanelerinde tutulan her bir rehine için 20 ila 50 Filistinli mahkûmun serbest bırakılmasını istediklerini söyledi.
Bu rakam, Şubat ayı sonunda Hamas’tan bir kaynağa göre daha önce önerilen yaklaşık 10’a bir oranından daha yüksek.
Yetkili, yeni teklife göre ilk takasın kadın, çocuk, yaşlı ve hasta rehineleri de kapsayabileceğini kaydetti.
Yetkiliye göre Hamas, altı haftalık bir ateşkes süresince İsrail güçlerinin “Gazze Şeridi’ndeki tüm şehirlerden ve nüfusun yoğun olduğu bölgelerden” çekilmesi ve yerlerinden edilen Gazzelilerin “herhangi bir kısıtlama olmaksızın” geri dönmelerine izin verilmesi gerektiğini söylüyor.
Yetkili, Hamas’ın önerisinin insani yardım akışının hızlandırılmasını da öngördüğünü sözlerine ekledi.
Gazze’de ateşkes için Mısır’da düzenlenen müzakerelere katılan Hamas temsilcileri, henüz bir anlaşmaya varılmadan 7 Mart’ta görüşmelerden ayrılmış, ancak İsrail ile dolaylı müzakerelerin bitmediğini söylemişi.
Ramazan’ın başlamasıyla birlikte 40 günlük bir ateşkes sağlanması umulmuş, bu yönde uluslararası baskılar artmıştı.
’20 kişi yardım beklerken öldürüldü’
Gazze’de Hamas tarafından yönetilen sağlık bakanlığı Perşembe gecesi 20 kişinin yardım beklerken öldürüldüğünü, 155 kişinin yaralandığını açıkladı.
İsrail olayla ilgisi olmadığını söyledi ve Filistinlileri kalabalığa ateş açmakla suçladı.
Olay, Gazze’nin kuzeyine ulaşan az miktarda yardımın bırakıldığı Gazze Şehri’nin güneyinde meydana geldi. Birleşmiş Milletler, Gazze’nin kuzeyi için açlık uyarısı yaptı.
İsrail ordusu yaptığı açıklamada 31 yardım kamyonunun Gazze’nin kuzeyine geçişini kolaylaştırdığını söyledi.
“Konvoyun insani koridora varmasından yaklaşık bir saat önce, Gazzeli siviller yardım konvoyunun gelmesini beklerken silahlı Filistinliler ateş açtı” denildi.
Kalabalığın kamyonları yağmaladığı ve bazı kişilerin ezildiği sırada ateşin devam ettiğini belirten İsrail ordusu, olayı incelemeye devam ettiklerini söyledi.
İspanyol yardım kuruluşuna ait olan ve 200 ton gıda malzemesi ile yüklü bir mavnayı çeken Open Arms adlı kurtarma gemisi de Gazze kıyılarında görüldü.
ABD yardım kuruluşu World Central Kitchen, Gazze’nin işleyen bir limanı olmadığından, kargoyu boşaltmak için burada bir iskele inşa ediyor.
Bölgeye yardım ulaştırmanın en hızlı ve etkili yolu karayolu. Ancak yardım kuruluşları İsrail’in getirdiği kısıtlamalar nedeniyle ihtiyaç duyulan yardımın çok az bir kısmının bölgeye ulaşabildiğini söylüyor.
]]>Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Konseyinin 55. Oturumu’na katılmak üzere Cenevre’de bulunan Hassan, İsrail’in, Filistinlilerin tarım alanlarını hedef alması ve Filistinli gelecek kuşakların karşı karşıya olduğu gıda sorununa ilişkin AA muhabirine değerlendirmelerde bulundu.
“İsrail işgali, kasıtlı olarak Filistin’in gıda sistemlerini hedef aldı. Buna tarım alanları, balıkçılık altyapısı, limanlar ve kırsal alanlar da dahil.” ifadelerini kullanan Hassan, saldırıların, Filistin’in tüm gıda üretim sistemini etkilediğini söyledi.
Hassan, İsrail’in, Filistinlilerin “kendilerini geçindirme” kabiliyetini engellemek adına da gıda sistemini hedef aldığının altını çizerek, “İsrail işgali, bombalarıyla katletmediği Filistinlilerin açlıktan, susuzluktan ya da hastalıktan öleceği bir durum oluşturmaya çalışıyor.” dedi.
Filistin topraklarının, Filistinlileri ayakta tutmak için fazlasıyla yeterli olduğunu belirten Hassan, halkın yaşadığı açlığın kaynak eksikliğiyle ilgili olmadığına işaret etti.
Hassan, “(Gazze’de yaşananlar) Bu insan yapımı bir kriz. İsrail işgali, Gazze Şeridi’ndeki Filistin halkının kitlesel açlığına sebep oluyor. Filistinlilerin doğal kaynakları ve toprakları üzerinde egemenliği olsaydı gıda güvenliğimiz olurdu. Bu yüzden gıda güvenliğinden ziyade gıda egemenliğinden bahsediyoruz.” diye konuştu.
İsrail’in, yerli halkın topraklarıyla bağını maddi olarak koparma girişiminde bulunduğuna dikkati çeken Hassan, “Filistin’deki tarım alanları ve gıda üretim sisteminin büyük bir kısmı şu anda yok edilmiş durumda. İşgal, onları tamamen yok etti. Yıkımın düzeyi şu anda tahmin edebileceğimizin ötesinde.” dedi.
“(İsrail) Buralarda hiçbir şey bırakmamaya çalışıyor”
Yaşanan işgalin bu alanlara erişimi engellediğinin altını çizen Hassan, bu nedenle uzmanların yıkımın boyutunu ölçme imkanına sahip olmadığına işaret etti.
Hassan, “Gıda üretimine saldırılar sadece gıda üretimi ve gıda egemenliğini etkilemiyor. Çevreyi toprağı, suyu, havayı etkiliyor. Bu durumun hayal edilemeyecek çevresel sonuçları olacak. İsrail işgali, bu saldırılarla gelecek nesil Filistinlilerin kendi topraklarında yaşamalarını engellemeye çalışıyor. Bu da yerleşimci sömürgeciliğin bir başka taktik stratejisi. Buralarda hiçbir şey bırakmamaya çalışıyor. Bu bir kaza değil, kasıtlı.” ifadelerini kullandı.
Filistin topraklarının yeniden toparlanmasının ne kadar süreceğini tahmin edemediklerini dile getiren Hassan, kararlı bir millet olduklarını, bunu başaracaklarını ve topraklarını bırakmayacaklarını kaydetti.
“Ulusal egemenliğimiz ile gıda egemenliğimiz ister istemez birbirine bağlı”
Hassan, Gazze’deki yaşananların hiçbirinin 7 Ekim 2023’teki İsrail saldırılarıyla başlamadığını, İsrail’in Gazze Şeridi’ni 17 yıldır abluka altında tuttuğunu söyledi.
İsrail’in Gazze Şeridi’ni defalarca bombaladığını ve bunun yeni olmadığını kaydeden Hassan, bu durumu, “önceden var olan ve devam eden felaketin yoğunlaşması” olarak tanımladı.
Hassan, “İsrail Gazze’de soykırım yaparken, Batı Şeria’da da yerleşimci sömürgeci girişimi genişliyor. Kasıtlı olarak tarım alanları, hayvancılıkla uğraşanlar ve gıda üretim sistemlerinin temelini oluşturanlar hedef alınıyor. (Gazze Şeridi’nde) Soykırım yapılırken yerleşimcilerin Batı Şeria’ya doğru yayılması da devam etti. Ulusal egemenliğimiz ile gıda egemenliğimiz ister istemez birbirine bağlı.” diye konuştu.
]]>Hayatının son anlarında Rami Hamdan Al-Halhouli bir havai fişeğin fitilini tutuşturdu ve havaya kaldırdı. Ondan sonra üç patlama duyuldu. İlki bir polisin mermisi, ikincisi havai fişeğin elinden düşüşü ve sonuncusu da fişeğin Rami’nin bedeni üzerinde kırmızı ve altın sarısı renklerle patlayışı.
Rami al-Halhouli 12 yaşında Filistinli bir çocuktu. İşgal altındaki Doğu Kudüs’te 16 bin kişinin yaşadığı Şuafat Mülteci Kampı’nda doğup büyümüştü.
Salı akşamı erkek kardeşi ve arkadaşlarıyla birlikte, ailesinin evinin önünde oynarken arkadaşları onu bir havai fişek fırlatması için cesaretlendirdi.
Havai fişeği kendisinden uzak bir yöne doğru tuttu. O yönde İsrail sınır polisleri olsa da havai fişek daha çok gökyüzüne bakıyordu.
Olay anını gösteren videoda, havai fişek daha havalanmadan Rami’nin, uzaktaki sınır polisinin açtığı bir el ateşin ardından yere düştüğü görülüyor.
Olay hakkında bir yazılı açıklama yapan İsrail polisi “kolluk kuvvetleri, kendilerine doğru havai fişek fırlatarak tehdit oluşturan bir kişiye bir el ateş etti” dedi.
İsrail polisi Rami’nin cesedini henüz ailesine teslim etmedi.
Yetkililer BBC’nin olayla ilgili sorularına yanıt vermezken BBC’ye konuşan Rami’nin ailesi, oğullarının kalbinden vurulduğunu söylüyor.
Vurulur vurulmaz kardeşinin yanına koşan 19 yaşındaki Mahmut “Hiç umut yoktu. Anında ölmüştü” diyor.
Rami’nin 50 yaşındaki annesi Rawia, silah sesini duyduğunda evdeydi. Adının söylendiğini duyunca evden çıktı.
“Başta kötü bir şey olabileceğini düşünemedim çünkü etrafta gösteri yoktu, polisle bir çatışma da olmamıştı. Silah sesi veya ses bombası da duymamıştık” diyor:
“Sonra Rami’nin yerde yattığını gördüm. Çocuklarla oynarken düştüğünü düşündüm. Fakat sonra bedenini çevirdiklerinde göğsünde bir delik gördüm. Kurşun kalbine girmişti. Çığlık attım.”
Rami işgal altındaki Doğu Kudüs ve Batı Şeria’da Salı günü İsrail güvenlik güçleri tarafından öldürülen altı Filistinliden biri.
Hamas ve İsrail arasında Gazze’de süren savaş nedeniyle halihazırda hüzünlü geçen Ramazan, böylece Batı Şeria’da da ölümlerle başladı.
Çarşamba sabahı bir basın toplantısı düzenleyen İsrail’in aşırı sağcı Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir, Rami’yi vuran polisi “bir kahraman ve bir savaşçı” sözleriyle övdü, “örnek olacak bir iş yaptığını” söyledi ve bakanlığın tüm desteğiyle arkasında olduğunu ekledi.
Ben-Gvir, Rami’ye ise “terörist” dedi.
Rawia al-Halhouli ise basın toplantısının düzenlendiği karakoldan uzak olmayan evinde, arkadaşları ve akrabalarıyla birlikte yas tutuyor.
Evin bahçesinde, Rami’nin 60 yaşındaki babası Ali, gözyaşlarını birkaç dakikadan daha fazla tutamıyor.
“Size soruyorum, 12 yaşında bir çocuk nasıl terörist olabilir?” diye soruyor:
“Oruç tutuyordu ve iftardan sonra dışarı çıktı, arkadaşlarıyla oynuyordu. Ramazan ayındayız, havai fişek atmışlar. Oyun oynuyorlardı.
“O hep iyi bir çocuktu. Okulda iyiydi, zekiydi, komşularına yardım ederdi.
“Burası onun mahallesiydi ve hiç dışarı çıkmadı. Hiç belaya bulaşmadı.”
Rami’yi vuran polisten ise “emirleri uygulayan biri” olarak bahsediyor:
“Bütün bunlar Ben-Gvir’in başının altından çıkıyor. Hiçbir Filistinlinin huzur bulmasını istemiyor.”
BBC İsrail polisine ellerinde, olay anından önceki saatlerde bölgede şiddet, isyan veya benzeri olaylar yaşandığına dair; veya Rami aleyhinde bir kanıt olup olmadığını sordu.
Polis bir yanıt vermek yerine Salı günü yaptıkları ve “Şuafat’ta şiddetli olaylar yaşandı, güvenlik güçlerine molotof kokteyli ve havai fişek atıldı” ifadelerini içeren yazılı açıklamayı gönderdi.
İsrail polisi Salı günü Şuafat’ta yaşayanlara birer el ilanı dağıttı. BBC’nin de gördüğü ilanda “akşam ezanından sonra 15-20 genç bir araya gelerek kuralları çiğnedi, molotof kokteyli ve havai fişek attı. Polis şiddete asla göz yummayacaktır, şiddet uygulayan veya kendilerine zarar vermeye çalışan kişilere karşı müsamahasız davranacaktır” yazıyordu.
İsrail Sınır Polisi Çarşamba akşamı, olayla ilgili sorgulanan bir polisin şartlı salıverildiğini açıkladı.
Birleşmiş Milletler’e göre Gazze’de savaşın başlamasından bu yana Batı Şeria’da en az 418 Filistinli, İsrail güçleri tarafından öldürüldü. Bunların arasında siviller, saldırganlar ve silahlı grup üyeleri bulunuyor.
Aynı dönemde dördü güvenlik gücü olmak üzere 15 İsrailli de öldürüldü.
İsrailli insan hakları örgütü B’Tselem’in en güncel verilerine göre 2000 ile Ekim 2023 arasında Batı Şeria ve Doğu Kudüs’te 519 çocuk İsrail tarafından öldürüldü.
B’Tselem Sözcüsü Dror Sadot “İsrail, Filistinlilere silah doğrultma konusunda çok rahat” diyor:
“Yıllar boyunca bunun gibi onlarca olay belgeledik. Bu vakayı henüz incelemedik fakat Şuafat’taki bu çocuk polise bir tehdit oluşturmuyormuş gibi gözüküyor.”
1965’te inşa edildiğinden beri Şuafat kampında yaşayan ve çalışan doktor Salim Anati, bugüne kadar bir veya iki gözünü plastik mermi sonucu kaybetmiş en az 20 çocukla karşılaştığını ve tanıdığı en az 10 çocuğun da öldürüldüğünü anlatıyor:
“Çok çok yaralandı, çok çocuk hapsedildi. Hapiste olmayanlar da ev hapsinde gibiler, evlerinden çıkamıyorlar. Bir çocuk için çok zor bir hayat.
“Rami bu kamptan kaçabilecek kadar şanslı değildi. Bütün çocukluğu işgal altında geçti.”
Annesi Raiwa’nın anlattığına göre Rami hayatının son gününde öğlene kadar uyudu, öğleden sonra evde oyunlar oynadı, akşama doğru annesi iftar yemeğine yardım etmesini istedi.
İftardan sonra Rami camiye namaza gittikten sonra eve döndü ve babasından bakkala gitmek için harçlık istedi.
Babası evde kalmasını istediği için hayır dedi.
Rawia “Ama ben babasına çaktırmadan yanına gittim ve ‘Hemen gidip döneceksen sana harçlık veririm’ dedim” diyor:
“Evden çıktıktan beş dakika sonra öldürülmüştü.”
]]>Görgü tanıklarının AA muhabirine aktardığı bilgiye göre, dün gece İsrail ordusunun Deyr el-Belah kentindeki evini bombalayıp tamamen yerle bir ettiği ABD’li Darwel’i Filistin Sivil Savunma ekipleri kurtarmayı başardı.
Yıkılan evinin enkazından çıkarıldıktan hemen sonra Deyr el-Belah’taki Mescid-i Aksa Şehitleri Hastanesi’ne nakledilen ve yıllardır Gazze’de yaşayan Darwel (62), AA’ya verdiği röportajda, “İsrail evimi bombaladı, sıkışıp kaldım, nefes almakta zorlandım ve göremiyordum.” diye konuştu.
-İsrail saldırısıyla molozlar arasında kaldı
Darwel, İsrail’in evini bombalaması nedeniyle büyük moloz parçalarının sırtına ve bacaklarına düştüğünü ve büyük bir acı içinde bağırdığını anlattı.
Gazzelileri bırakıp tek başına hayatta kalmak istemediğini söyleyen Darwel, “Gazze’den ayrılırsa tek başına öten bir kuş gibi olacakmış” gibi hissettiğini ifade etti.
Darwel, “Herkese eşit davranılması gerektiğine gerçekten inanıyorum. Filistinlilerin hakkı olduğuna inandığınız bir ülkeyi terk edemezsiniz.” ifadelerini kullandı.
“Gazze’den asla ayrılmayacağım”
İsrail saldırılarının durdurulması gerektiğini ifade eden Darwel, “Şu anda Gazze’deki tek yabancı” olduğunu hissettiğini belirterek, “Gazze’den asla ayrılmayacağım çünkü İsrail Gazze’nin tamamını ya da Filistin’in tamamını alacaksa herkesin gitmesini istiyor. Ben de Filistin’i almalarını istemediğim için kaldım.” dedi.
Gazzelilere yardım çağrısında bulanan ABD’li kadın, “Gazze’de yaşayan bir Amerikalı olarak tüm Arapların ve dünyanın yardım etmek için burada olması gerektiğini düşünüyorum. Tüm Amerikalılar Gazze’yi desteklemeli. Burada olup biten her şey adaletsizliktir ve derhal durdurulmalıdır.” şeklinde konuştu.
İsrail’in Gazze Şeridi’ne saldırılarının ilk iki ayında ABD, Mısır sınırındaki Refah Sınır Kapısı’ndan yüzlerce vatandaşını tahliye etti.
ABD vatandaşları Gazze’deki çeşitli uluslararası kuruluşlarda ve yardım kuruluşlarında çalışıyor ya da Filistinlilerle evli ve Gazze Şeridi’nde onlarla birlikte yaşıyordu.
Gazze şehrini hedef alan baskınlarda çok sayıda ABD vatandaşı Filistinli yaralanmıştı.
İsrail’in 7 Ekim 2023’ten bu yana süren saldırıları ve yaklaşık 17 yıldır süren ablukasının bir sonucu olarak, 2.2 milyon Gazze Şeridi sakini, gıda, su, ilaç ve yakıt tedarikinin yapılamaması nedeniyle şiddetli bir kıtlığın eşiğinde bulunuyor.
İsrail’in Gazze’yi işgalinde 7 Ekim sonrası
Hamas’ın silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları, “Filistinlilere ve başta Mescid-i Aksa olmak üzere kutsal değerlere yönelik sürekli ihlallere karşılık verme” gerekçesiyle İsrail’e 7 Ekim 2023’te kapsamlı saldırı düzenledi.
İsrail, 7 Ekim’deki saldırılarda 1200 İsraillinin öldüğünü, 5 bin 132 kişinin de yaralandığını açıkladı.
İsrail’in 7 Ekim’den bu yana Gazze Şeridi’ne düzenlediği saldırılarda en az 13 bin 500’ü çocuk, 9 bini kadın olmak üzere 31 bin 272 Filistinli öldürüldü, 73 bin 24 kişi yaralandı.
Enkaz altında halen binlerce ölü olduğu bildirilirken, halkın sığındığı hastane ve eğitim kurumları hedef alınarak sivil altyapı da tahrip ediliyor.
İsrail ordusu, Gazze Şeridi’ne saldırılarının başladığı 7 Ekim’den bu yana 249’u karadan işgal sürecinde olmak üzere 590 askerinin öldürüldüğünü duyurdu.
Çatışmalara 24 Kasım 2023’te 4 günlüğüne verilen ve daha sonra 3 gün daha uzatılan “insani ara”da 81 İsrailli ve 240 Filistinli esir karşılıklı serbest bırakıldı. Öte yandan İsrail, binlerce Filistinliyi alıkoyup hapsetmeye devam etti.
İşgal altındaki Batı Şeria ve Doğu Kudüs’te de 7 Ekim 2023’ten bu yana İsrail güçleri ile yasa dışı Yahudi yerleşimcilerin saldırılarında 424 Filistinli hayatını kaybetti.
İsrail ordusu ve Hizbullah arasında 8 Ekim’den bu yana sınırda yaşanan çatışmalarda 232 Hizbullah mensubu, 51 Lübnanlı sivil, 11 Emel Hareketi, 12 Hamas ve 12 İslami Cihad mensubu ile 6 İsrailli sivil ve 11 asker öldü.
]]>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Beştepe’deki iftar yemeğinde büyükelçileri ağırladı. Burada konuşan Erdoğan, şunları söyledi:
“Ramazan’ı maalesef Gazze başta olmak üzere yakın çevremizde yaşanan hadiseler nedeniyle bu sene buruk karşıladık. Gönül coğrafyamızda acıların, gözyaşlarının devam etmesi nedeniyle gerçekten üzüntü içerisindeyiz. İsrail 7 Ekim öncesinde 17 sene boyunca uyguladığı ablukayla zaten Gazze’yi açık hava hapishanesine çevirmişti.
“BİZ BÖYLE KONUŞTUĞUMUZDA NETANYAHU VE CİNAYET ŞEBEKESİ RAHATSIZ OLUYOR”
Gazze dünyanın en büyük çocuk ve kadın mezarlığına dönüşmüştür. Bunu sadece biz değil, bölgeyi ziyaret eden herkes söylüyor. Biz böyle konuştuğumuzda Netanyahu ve cinayet şebekesi rahatsız oluyor. Hemen antisemitizm yaftası vurarak bizi susturabileceğini zannediyor. Şimdiye kadar gizli, açık her yolu denediler. Tayyip Erdoğan’ın hakkı ve hakikati haykırmasına asla engel olamadılar. Bugün de zalime zalim demekten bizi alıkoyamazlar. İsrailli yöneticiler bize saldırarak soykırım gerçeğini saklamak yerine Gazze’de açlıktan ölen bebeklerin hesaplarını versin.
“YAKLAŞIK BİR ASIRDIR ŞIMARTILMANIN FATURASI”
Kimseyi dinlemeyen İsrail, acil ateşkes çağrısı yapan ülkeleri tehdit edecek kadar küstahlaşıyor. İsrail, yaklaşık bir asırdır şımartılmanın faturasını sadece Filistin halkına ödetmiyor aynı zamanda uluslararası kurumlara da ödetiyor. Netanyahu ve suç ortaklarına bu cesareti veren İsrail’e koşulsuz askeri ve diplomatik destek sağlayanların ikircikli politikalarıdır. Kargo uçakları batı başkentlerinden sürekli Tel-Aviv’e silah ve mühimmat taşırken yasak savma kabilinden kurulan cümlelerin hiçbir anlamı yoktur. Gazze’ye yönelik saldırılar ve abluka devam ederken mevcut yardım miktarının yeterli olmadığını hepimiz biliyoruz. İsrail üzerinde daha fazla baskı kurulması gerekiyor.
“SEÇİMLER SONRASINDA RUSYA DEVLET BAŞKANI SAYIN PUTİN’İ AĞIRLAYACAĞIZ”
2 yılı aşkın süredir Ukrayna’da devam eden savaşta da barışın sağlanmasına dönük her türlü çabayı sergiledik. Rusya’nın içinde olmadığı bir barış sürecinin işlevsel olmayacağını belirttik. Karadeniz’de komşumuz olan her iki ülkeyle de diyaloğumuzu sürdürüyoruz. Cuma günü Ukrayna Devlet Başkanı Zelenskiy’i ağırladık. Seçimler sonrasında da Rusya Devlet Başkanı Sayın Putin’i ağırlayacağız. Tahıl ticaretinin güvenli şekilde yapılmasını temin etmek amacıyla çalışıyoruz. Savaşın kazananı, barışın kaybedeni olmayacağı düsturuyla Rusya-Ukrayna arasında barışın tesisi için gayretlerimizi sürdürüyoruz.
“70 YILDAN FAZLADIR ÜYESİ OLDUĞUMUZ NATO, GÜVENLİĞİMİZİN TEMEL TAŞLARINDAN BİRİ”
Azerbaycan ile Ermenistan arasındaki barış anlaşmasının imzalanmasıyla bölgede yeni dönemin başlamasını arzu ediyoruz. KKTC’nin hak ve çıkarlarıyla egemen eşitliği göz ardı edilerek bir çözüme ulaşılması mümkün değildir. Geçtiğimiz ekim ayından bu yana Kosova’daki NATO gücünün komutasını biz yürütüyoruz. 70 yıldan fazladır üyesi olduğumuz NATO, güvenliğimizin temel taşlarından biridir. AB üyeliği de stratejik hedefimiz olmaya devam ediyor.”
]]>Cumhurbaşkanı Erdoğan, AK Parti Konferans Salonu’nda bu yıl 15’incisi düzenlenen Geleneksel Büyükelçiler İftarı’nda konuştu.
Konuşmasına, davete icabet ederek iftar sofrasını paylaşan büyükelçiler ve partisinin Merkez Karar ve Yönetim Kurulu (MKYK) üyelerine teşekkür ederek başlayan Erdoğan, Ramazan-ı Şerif’in tüm insanlığa barış, huzur ve esenlik getirmesini diledi.
Barış, dayanışma ve rahmet ayı olan ramazanı, Gazze başta olmak üzere Türkiye’nin yakın çevresinde yaşanan hadiseler sebebiyle bu sene buruk karşıladıklarını belirten Erdoğan, mübarek günlere rağmen gönül coğrafyasında acıların, gözyaşlarının, gönül yaralarının devam etmesi nedeniyle üzüntü içinde olduklarını söyledi.
Erdoğan, Gazze ve işgal edilmiş Filistin topraklarında 5 aydır süren İsrail saldırılarında 32 bin kişinin şehit olduğunu, sivilleri ve sivil yerleşim yerlerini hedef alan ağır bombardımanlarda da 73 bin Filistinlinin yaralandığını anlattı.
İsrail’in 7 Ekim öncesinde 17 sene boyunca uyguladığı ablukayla Gazze’yi bir açık hava hapishanesine çevirdiğine dikkati çeken Erdoğan, “Son 5 aydır ise Gazze’yi örneklerine ancak İkinci Dünya Savaşı’nda şahit olduğumuz büyük bir imha kampı haline getirdi.” diye konuştu.
İsrail’in vahşi saldırıları sonucu Gazze’nin, dünyanın en büyük çocuk ve kadın mezarlığına dönüştüğünü vurgulayan Erdoğan, şöyle devam etti:
“Bunu sadece biz değil, bölgeyi ziyaret eden, Gazze’de yaşayan, Gazze’yi gören vicdan sahibi herkes söylüyor ama biz böyle konuştuğumuzda Netanyahu ve cinayet şebekesi rahatsız oluyor, hemen antisemitizm yaftası vurarak, bizi susturabileceğini zannediyor. Bu amaçla şimdiye kadar gizli açık her yolu denediler ama Tayyip Erdoğan’ın hakkı ve hakikati haykırmasına asla engel olamadılar. Bugün de katile katil, zalime zalim demekten bizi alıkoyamazlar. İsrailli yöneticiler bize saldırarak soykırım gerçeğini saklamaya çalışmak yerine Gazze’de susuzluktan ve açlıktan ölen bebeklerin hesabını versin.”
“İsrail, savaş suçlarını pervasızca sürdürüyor”
Erdoğan, Netanyahu ve suç ortaklarının, kimsenin itibar etmediği yalanlara sarılmadan önce Gazze’deki 35 hastaneden 31’inin niçin devre dışı bırakıldığını, doktoru ve hemşiresiyle niye 400’e yakın sağlık personelini öldürdüklerini, aralarında tarihi camilerin de olduğu 220 ibadethaneyi neden yıktıklarını ve eğitim kurumlarının yüzde 90’ını niçin enkaza döndürdüklerini açıklamalarını istedi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bir miktar un, bir miktar makarna, belki bir adet kuru ekmek alabilmek için sıra bekleyen masum sivilleri katledenlerin bize söyleyecek sözü olamaz. İsrail yönetimi ne yaparsa yapsın katil, zalim, hırsız, yalancı ve faşist olduğu gerçeğini artık gizleyemez.” ifadelerini kullandı.
Meselenin çok daha vahim tarafının, Uluslararası Adalet Divanının ihtiyati tedbir kararına rağmen İsrail’in hiçbir şey olmamış gibi katliamlarına devam etmesi olduğuna işaret eden Erdoğan, şunları kaydetti:
“Kimseyi dinlemeyen İsrail, savaş suçlarını pervasızca sürdürüyor, hatta acil ateşkes çağrısı yapan ülkeleri dahi tehdit edecek kadar küstahlaşıyor. İsrail yaklaşık bir asırdır şımartılmanın, katliamları, toprak gaspları, hırsızlıkları karşısında sessiz kalınmasının faturasını sadece Filistin halkına ödetmiyor, bu fatura aynı zamanda uluslararası kurumlara da ödetiliyor. Uluslararası kurumlara yönelik güven kaybının bedeli önümüzdeki yıllarda daha fazla terör, daha fazla istikrarsızlık olarak hepimizin önüne gelecektir. Netanyahu ve suç ortaklarına bu cesareti veren, üzülerek ifade ediyorum, İsrail’e koşulsuz askeri ve diplomatik destek sağlayanların ikircikli politikalarıdır.”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, kargo uçakları Batı başkentlerinden Tel Aviv’e sürekli silah ve mühimmat taşırken yasak savma kabilinden kurulan cümlelerin hiçbir anlamı olmadığının altını çizdi.
Gazze’ye yönelik saldırılar ve abluka devam ederken mevcut yardım miktarının yeterli olmadığının çok iyi bilindiğini belirten Erdoğan, Refah Sınır Kapısı’ndan tır geçişlerinin olması gereken düzeye çıkarılmasının en acil ihtiyaç olduğunu bildirdi.
Bunun için İsrail’in üzerinde daha fazla baskı kurulması gerektiğine dikkati çeken Erdoğan, “Türkiye olarak şimdiye kadar 40 bin tondan fazla insani yardım malzemesini Mısır üzerinden Gazze’ye ulaştırdık, ulaştırmaya da devam ediyoruz. Son olarak önceki gün Kızılay’ımıza ve sivil toplum kuruluşlarımıza ait bir gemi Mısır’ın El Ariş limanına vardı.” bilgisini verdi.
“Garantör olarak sorumluluk üstlenmeye de hazırız”
Ramazan ayı boyunca resmi kurumlar, belediyeler, vakıf ve dernekler vasıtasıyla yardımları artırarak sürdüreceklerini dile getiren Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Gazze’deki katliamların tekrar etmemesi ve bölgenin ihyası için garantör olarak sorumluluk üstlenmeye de hazırız. Şu gerçeğin artık herkes farkındadır, Filistin meselesi adil bir çözüme kavuşturulmadan ne bölgemizde ne dünyada kalıcı barış ve istikrar mümkündür. Bunun tek yolu ise 1967 sınırları temelinde Doğu Kudüs’ün başkent olduğu, bağımsız, egemen ve coğrafi bütünlüğü haiz Filistin devletinin kurulmasıdır. Hepimizin katledilen Filistinli çocuklara borcu vardır. Bu borç da ancak bağımsız Filistin devletinin tesis edilmesiyle ödenebilir. Türkiye, bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da Filistinli kardeşlerine sahip çıkacak, hakkı ve hakikati haykırmaya devam edecek, zalimler karşısında da kesinlikle geri adım atmayacaktır.”
“Rusya Devlet Başkanı Sayın Putin’i ağırlayacağız”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, iki yılı aşkın süredir Ukrayna’da devam eden savaşta da Türkiye’nin vicdanlı ve ilkeli yaklaşımıyla barışın sağlanmasına dönük her türlü çabayı sergilediğini anımsatarak, “Ukrayna’nın egemenliğine ve toprak bütünlüğüne desteğimizi ortaya koyarken, Rusya’yı dışlayan barış planlarının sonuç getirmeyeceğini de ifade ettik.” dedi.
Karadeniz’de komşu olan her iki ülkeyle de diyaloğun sürdürüldüğünü anlatan Erdoğan, şunları söyledi:
“Cuma günü Ukrayna Devlet Başkanı Sayın Zelenskiy’i İstanbul’da misafir ettik. Seçimler sonrasında da Rusya Devlet Başkanı Sayın Putin’i ağırlayacağız. Karadeniz’de seyrüsefer güvenliğini yeniden tesis etmek ve tahıl ticaretinin güvenli şekilde yapılmasını temin etmek amacıyla çalışıyoruz. Bölgede çatışmaları kızıştıracak, NATO’ya da sirayet etmesine sebep olacak her türlü adımdan uzak durulması gerektiği inancındayız. Savaşın kazananı, barışın kaybedeni olmayacağı düsturuyla Rusya-Ukrayna arasında barışın tesisi için gayretlerimizi devam ettiriyoruz.”
(Sürecek)
]]>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, AK Parti Genel Merkezi’nde düzenlenen büyükelçilerle iftar programına katıldı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu sene ramazan ayını buruk karşıladıklarını vurguladı. “Gönül coğrafyamızda acıların gözyaşların gönül yaralarının devam etmesi nedeniyle gerçekten üzüntü içerisinde olduklarını” ifade eden Erdoğan, “Gazze ve işgal edilmiş Filistin topraklarında 5 aydır süren İsrail saldırıların da 32 bin kardeşimiz şehit oldu. Sivilleri ve sivil yerleşim yerlerini hedef alan ağır bombardımanlar da 73 bin Filistinli de yaralandı. İsrail 7 Ekim öncesinde 17 sene boyunca uyguladığı ablukayla zaten Gazze’yi bir açık hava hapishanesine çevirmişti. Son 5 aydır ise Gazze’yi örneklerine ancak 2. Dünya Savaşı’nda şahit olduğumuz büyük bir imha kampı haline getirdi. İsrail’in vahşi saldırıları sonucunda Gazze, dünyanın en büyük çocuk ve kadın mezarlığına dönüşmüştür. Bunu sadece biz değil bölgeyi ziyaret eden, Gazze’de yaşayan, Gazze gören vicdan sahibi herkes söylüyor. Ama biz böyle konuştuğumuzda Netanyahu ve cinayet şebekesi rahatsız oluyor. Hemen antisemitizm yaftası vurarak bizi susturabileceğini zannediyor. Bu amaçla şimdiye kadar gizli açık her yolu denediler ama Tayyip Erdoğan’ın hakkı ve hakikati haykırmasına asla engel olamadılar. Bugün de katile katil zalime zalim demekten bizi alıkoyamazlar” diye konuştu.
“İsrailli yöneticiler, soykırım gerçeğini saklamak yerine Gazze’de ölen bebeklerin hesabını versin”
İsrailli yöneticilerin Türkiye’ye saldırarak soykırım gerçeğini saklamaya çalışmak yerine Gazze’de susuzluktan ve açlıktan ölen bebeklerin hesabını vermesi gerektiğinin altını çizen Erdoğan, “Netanyahu ve suç ortakları kimsenin itibar etmediği yalanlara sarılmadan önce niçin Gazze’deki 35 hastaneden 31 devre dışı bırakıldığını doktoru ve hemşiresiyle niye 400 yakın sağlık personelini öldürdüklerini neden aralarında tarihi camilerin de olduğu 220 ibadet yıktıklarını niçin eğitim kurumlarının yüzde 90 enkaza döndürdüklerini açıkladılar. Bir miktar un, bir miktar makarna, belki bir adet kuru ekmek alabilmek için sıra bekleyen masum sivilleri katledenlerin bize söyleyecek sözü olamaz. İsrail yönetimi ne yaparsa yapsın, katil, zalim, hırsız, yalancı ve faşist olduğu gerçeğini artık gizleyemez” diye konuştu.
“Uluslararası kurumlara yönelik güven kaybının bedeli önümüzdeki yıllarda daha fazla terör, daha fazla istikrarsızlık olarak hepimizin önüne gelecektir”
Meselenin çok daha vahim tarafı uluslararası adalet divanının ihtiyati tedbir kararına rağmen İsrail’in hiçbir şeyi olmamış gibi katliamlarına devam etmesi olduğunu vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Kimseyi dinlemeyen İsrail savaş suçlarını pervasızca sürdürüyor, hatta acil ateşkes çağrısı yapan ülkeleri dahi tehdit edecek kadar küstahlaşıyor. İsrail yaklaşık bir asırdır şımartılmanın, katliamları, toprak gaspları, hırsızlıkları karşısında sessiz kalınmasının faturasını sadece Filistin halkına ödetmiyor. Bu fatura aynı zamanda uluslararası kurumlara da ödetiliyor. Uluslararası kurumlara yönelik güven kaybının bedeli önümüzdeki yıllarda daha fazla terör, daha fazla istikrarsızlık olarak hepimizin önüne gelecektir” şeklinde konuştu.
Netenyahu ve suç ortaklarına bu cesareti veren üzülerek ifade ediyorum ki İsrail’e koşulsuz askeri ve diplomatik destek sağlayanların ikircikli politikaları olduğunu aktaran Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Kargo uçakları, batı başkentlerinden Tel Aviv’e sürekli silah ve mühimmat taşırken yasak savma kabilinden kurulan cümlelerin hiçbir anlamı yoktur. Gazze’ye yönelik saldırılar ve devam ederken mevcut yardım miktarının yeterli olmadığını hepimiz çok iyi biliyoruz” dedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Refah sınır kapısından tır geçişlerinin olması gereken düzeye çıkartılması en acil ihtiyaç olduğunu belirtti. İsrail üzerinde daha fazla baskı kurulması gerektiğinin altını çizen Erdoğan, “Türkiye olarak şimdiye kadar 40 bin tondan fazla insani yardım malzemesini mısır üzerinden Gazze’ye ulaştırdık. Ulaştırmaya da devam ediyoruz. Son olarak önceki gün Bugün Kızılay’ımıza ve sivil toplum kuruluşlarımıza ait bir gemi Mısır’ın El-Ariç Limanı’na vardı. Ramazan ayı boyunca hem resmi kurumlarımız hem belediyelerimiz hem de vakıf ve derneklerimiz vasıtasıyla yardımlarımızı arttırarak sürdüreceğiz” ifadelerini kullandı.
“Gazze’deki katliamların tekrar etmemesi ve bölgenin ihyası için garantör olarak sorumluluk üstlenmeye de hazırız”
Gazze’deki katliamların tekrar etmemesi ve bölgenin ihyası için garantör olarak sorumluluk üstlenmeye de hazır olduklarını aktaran Erdoğan sözlerini şu şekilde sürdürdü:
“Şu gerçeğin artık herkes farkındadır, Filistin meselesi adil bir çözüme kavuşturulmadan ne bölgemizde, ne dünyada kalıcı barış ve istikrar mümkündür. Bunun tek yolu ise 1967 sınırları temelinde Doğu Kudüs’ün başkent olduğu bağımsız Egemen ve coğrafi bütünlüğü haiz Filistin Devleti’nin kurulmasıdır. Hepimizin katledilen Filistinli çocuklara borcu vardır. Bu borçla ancak bağımsız Filistin Devleti’nin tesis edilmesiyle ödenebilir. Türkiye bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da Filistinli kardeşlerine sahip çıkacak hakkı ve hakikati haykırmaya devam edecek. Zalimler karşısında da kesinlikle geri adım atmayacaktır.”
2 yılı aşkın süredir Ukrayna’da devam eden savaşta da vicdanlı ve ilkeli yaklaşım ile barışın sağlanmasına dönük her türlü çabayı sergilediklerini ifade eden Erdoğan, “Ukrayna’nın egemenliğine ve toprak bütünlüğüne desteğimizi ortaya koyarken Rusya’yı dışlayan barış planlarının sonuç getirmeyeceğini de ifade ettik. Karadeniz’den komşumuz olan her iki ülkeyle de diyaloğumuzu sürdürüyoruz. Cuma günü Ukrayna Devlet Başkanı Zelenksi’yi İstanbul’da misafir ettik. Seçimler sonrasında da Rusya Devlet Başkanı Putin’i ağırlayacağız. Karadeniz’de seyrüsefer güvenliğini yeniden teşhis etmek ve tahıl ticaretinin güvenli şekilde yapılmasını temin etmek amacıyla çalışıyoruz. Bölgede çatışmaları kızıştıracak, NATO’ya da sirayet etmesine sebep olacak her türlü adımdan uzak durulması gerektiği inancındayız. Savaşın kazananı, barışın kaybedeni düsturuyla Rusya, Ukrayna arasında barışın tesisi için gayretlerimizi devam ettiriyoruz” açıklamalarında bulundu.
“Güney sınırlarımızın ötesinde bir teröristan kurulmasına hiçbir şart altında müsaade etmeyeceğiz”
Cumhuriyet’in 100. yılını geride bırakmanın gururunu yaşayan ülkemiz, Türkiye Yüzyılının inşası için hedeflerine emin adımlarla ilerlediğini söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Gazze ve Ukrayna’nın yanı sıra Suriye, Irak, Libya, Yemen ve Afganistan’da barış ve istikrara yönelik çabalara aktif katkı sağlıyoruz. PKK, PYD, FETÖ ve DEAŞ başı olmak üzere terörün her çeşidine karşı mücadele veriyoruz. Güney sınırlarımızın ötesinde bir teröristan kurulmasına hiçbir şart altında müsaade etmeyeceğiz. Bu konuda artık müttefiklerimiz başta olmak üzere dost ülkelerden en azından DEAŞ bahanesiyle bölücü terör örgütüne verilen desteği keserek Türkiye ile dayanışma sergilemelerini bekliyoruz. Son 10 yılda yaşanan tüm gelişmeler şu gerçeği çok net göstermiştir. Terör örgütleri vasıtasıyla çıkarların korunması mümkün değildir. Bu tür hesaplar tıpkı kumdan kale misali sonuçsuz kalmaya mahkumdur. Bölgemizde kalıcı istikrar ve huzurun tesisi yılanla aynı çuvala girmekten değil meşru aktörlerle ortak bir zeminde buluşmaktan geçiyor. İnşallah önümüzdeki dönemde bu ortak bulunacağına inanıyoruz” dedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Güney Kafkasya’da istikrarın korunması, Türkiye’nin öncelikleri arasında ilk sıralarda yer aldığını vurguladı.
“Balkanların istikrarı ve huzuruna katkı sağlayan adımların her zaman olduğu gibi destekçisiyiz”
Azerbaycan ile Ermenistan arasındaki barış anlaşmasının imzalanmasıyla bölgede yeni bir dönemin başlamasını arzu ettiklerini ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Doğu Akdeniz ve Ege’de Yunanistan ile son dönemde hakim olan olumsuz atmosferin somut sonuçlar vermesini ümit ediyoruz. Burada Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin hak ve çıkarları ile egemen eşitliği göz ardı edilerek bir çözüme ulaşılması mümkün değildir. Balkanların istikrarı ve huzuruna katkı sağlayan adımların her zaman olduğu gibi destekçisiyiz” dedi.
Geçtiğimiz ekim ay bu yana Kosova’daki NATO gücünün komutasını Türkiye’nin yürüttüğünü belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Tam yetmiş yıldan fazladır etkin ve güçlü üyesi olduğumuz NATO güvenliğimizin temel taşlarından biridir. NATO müttefikimiz Amerika Birleşik Devletleri’yle Washington’da düzenlenen son stratejik mekanizma toplantımızda işbirliğimizi geliştirmeyi kararlaştırdık. Avrupa Birliği üyeliği de stratejik hedefimiz olmaya devam ediyor. Yeniden Asya girişimimizi güçlendirirken Latin Amerika ve Afrika politikalarımızın müspet sonuçlarını alıyoruz” ifadelerini kullandı.
Dördüncü Türkiye Afrika ortaklık zirvesini bu yıl içinde gerçekleştirmek üzere çalışmalara başladıklarını açıklayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Antalya Diplomasi Formunun üçüncüsünü 1-3 Mart tarihlerinde 148 ülkeden 4 bin 700 katılımcıyla başarıyla düzenledik. Foruma katılımlarınız için bir kez daha teşekkür ediyorum” dedi.
“Yaklaşık 2 milyar Müslüman’ın inancına ve mukaddesatına yönelik bir saldırı olan bu eylemlere fırsat verilmemesini bekliyoruz”
Her 15 Mart’ı İslamofobi Mücadele Uluslararası günü olarak idrak ettiklerini hatırlatan Erdoğan, “Bu yıl Ramazan’a tekabül eden 15 Mart vesilesiyle giderek artan İslam düşmanlığıyla mücadelenin önemini bir kez daha vurgulamak isterim. Kutsal kitabımızın yakılmasına kadar varan alçakça saldırılara fikir hürriyeti denilerek müsamaha gösterilmesini hiçbir şekilde kabul edemeyiz. Yaklaşık 2 milyar Müslüman’ın inancına ve mukaddesatına yönelik bir saldırı olan bu eylemlere fırsat verilmemesini bekliyoruz” dedi.
30 Mart’ı Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından Uluslararası Sıfır Atık Günü olarak ilan edildiğini aktaran Erdoğan, “Eşim Erdoğan’ın himayesinde yürütülen sıfır atık projesiyle çevre ve atık bilincini yaygınlaştırmaya çalışıyoruz. Gelecek kuşakların bize emaneti olan çevrenin korunması noktasında siz dostlarımızdan gerekli desteği bekliyoruz” dedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, elçilerle en son iftarı Türkiye 14-28 Mayıs’ta yapılan genel seçimlerin hemen arifesinde bulunduğunu hatırlattı. İftarda sizlere dalga dalga büyüyen zaferin seslerini duyduğumuzu söylediklerini belirten Erdoğan, “Yaşadığımız asrın felaketi 6 Şubat depremlerine rağmen Mayıs seçimlerini yüzde 90 bulan rekor katılım oranıyla tam bir demokrasi şöleni havasında gerçekleştirdik. Seçimlerin ikinci turunda yüzde 52 aşan oy oranıyla aziz milletimizden beş sene daha Türkiye’ye ve kendisine hizmet etmeye çalıştık. Tıpkı geçen seneki gibi bugünkü iftar programımızı da yine bir seçim sürecinde yapıyoruz. 31 Mart mahalli idareler seçimlerinde amacımız son 22 yıldaki yirmi 28. sandık zaferimize imza atmaktır. AK Parti ve Cumhur İttifakı olarak yerel yönetimler boyutunda da inşallah neticeler elde edeceğimize inanıyorum” şeklinde konuştu. – ANKARA
]]>Japonya Dışişleri Bakanı Kamikava Yoko, başkent Tokyo’daki basın toplantısında, Gazze’deki insani durumun derhal iyileştirilmesinin, insani yardım faaliyetlerine olanak sağlayacak ortamın oluşturulmasının son derece önemli olduğunu yineledi.
Kamikava, “Bir insani ateşkesin hızla hayata geçirilmesini ve sürdürülebilir bir ateşkesin gerçekleşmesini umuyoruz. Bu inançla, İsrail dahil tüm tarafları, insani açıdan acilen harekete geçmeye çağırıyoruz.” ifadelerini kullandı.
Gazze’de sivil kayıplarının yükseldiğinin farkında olduklarını kaydeden Kamikava, şöyle konuştu:
“(Bölgede) Gerçekleri tam olarak kavramak zor. İsrail ordusunun eylemlerine ilişkin hukuki değerlendirmeler de dahil olmak üzere herhangi bir değerlendirme yapmaktan kaçınıyoruz. Sivil kayıpların sayısının arttığının ve sahadaki insani durumun son derece vahim olduğunun farkındayız.”
Bu koşullar altında ilgili tarafların daha fazla açıklama yapması gereken bir durumda olduğuna inandıklarını kaydeden Kamikava, “Japonya uluslararası insancıl hukuk da dahil olmak üzere uluslararası hukuka uyulması çağrısında bulunuyor.” diye konuştu.
“Yerleşim faaliyetlerini tamamen dondurması” talebi
İsrail’in Batı Şeria’da yeni konut inşa etme planına yönelik konuşan Kamikava, bunun, uluslararası hukuku ihlal ettiğini ve iki devletli çözümün gerçekleşmesine zarar verdiğini kaydetti.
Japon Bakan, “İsrail hükümetinden yerleşim faaliyetlerini tamamen dondurmasını güçlü bir şekilde talep ediyoruz.” şeklinde konuştu.
Gazze Şeridi’ndeki tansiyonun hızla düşürülmesinin önemini vurgulayan Kamikava, bu doğrultuda ülkesinin, ısrarlı ve proaktif diplomatik çabaları sürdüreceklerini bildirdi.
İsrail’in Gazze’yi işgalinde 7 Ekim sonrası
Hamas’ın silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları, “Filistinlilere ve başta Mescid-i Aksa olmak üzere kutsal değerlere yönelik sürekli ihlallere karşılık verme” gerekçesiyle İsrail’e 7 Ekim 2023’te kapsamlı saldırı düzenledi.
İsrail, 7 Ekim’deki saldırılarda 1200 İsraillinin öldüğünü, 5 bin 132 kişinin de yaralandığını açıkladı.
İsrail’in 7 Ekim’den bu yana Gazze Şeridi’ne düzenlediği saldırılarda en az 13 bin 500’ü çocuk, 9 bini kadın olmak üzere 31 bin 184 Filistinli öldürüldü, 72 bin 889 kişi yaralandı.
Enkaz altında halen binlerce ölü olduğu bildirilirken, halkın sığındığı hastane ve eğitim kurumları hedef alınarak sivil altyapı da tahrip ediliyor.
İsrail ordusu, Gazze Şeridi’ne saldırılarının başladığı 7 Ekim’den bu yana 249’u karadan işgal sürecinde olmak üzere 590 askerinin öldürüldüğünü duyurdu.
Çatışmalara 24 Kasım 2023’te 4 günlüğüne verilen ve daha sonra 3 gün daha uzatılan “insani ara”da 81 İsrailli ve 240 Filistinli esir karşılıklı serbest bırakıldı. Öte yandan İsrail, binlerce Filistinliyi alıkoyup hapsetmeye devam etti.
İşgal altındaki Batı Şeria ve Doğu Kudüs’te de 7 Ekim 2023’ten bu yana İsrail güçleri ile yasa dışı Yahudi yerleşimcilerin saldırılarında 424 Filistinli hayatını kaybetti.
İsrail ordusu ve Hizbullah arasında 8 Ekim’den bu yana sınırda yaşanan çatışmalarda 232 Hizbullah mensubu, 51 Lübnanlı sivil, 11 Emel Hareketi, 12 Hamas ve 12 İslami Cihad mensubu ile 6 İsrailli sivil ve 11 asker öldü.
]]>Geleneksel olarak her yıl ramazan ayı öncesinde camilerin ve evlerin süslendiği, cadde ve sokakların fenerler, rengarenk süslemeler ve ışıklarla donatıldığı işgal altındaki Filistin kentlerinde bu yıl hüzün hakim.
İşgal altındaki Batı Şeria’da yaşayan Filistinliler, Gazze ile dayanışma amacıyla bu yıl cadde ve sokakları süslemedi, kandilleri yakmadı.
En acı ve en çaresiz ramazan
Ramallah’ta ramazan süslemeleri satılan bir dükkan sahibi Samih Cihad, AA muhabirine, bu yıl ramazan ayının hüzünle karışık bir mutluluk getirdiğini, İsrail’in Gazze’deki katliamları nedeniyle mübarek ayın coşkusunu yaşayamadıklarını söyledi.
Uzun yıllardır ilk kez bu denli acı ve çaresizlik içinde ramazana girdiklerini dile getiren Cihad, “Geçmiş yıllarda çok fazla ramazan süslemeleri satıyorduk ancak Gazze başta olmak üzere Filistin topraklarında yaşanan acı olaylar nedeniyle bu yıl çok az sayıda aile bu süslemelere rağbet gösteriyor.” dedi.
“Kimse mutlu değil”
Ramallah’ta çarşıda alışveriş yapan 68 yaşındaki Cemal Ebu Halid, “Kimse mutlu değil, kimsede ne sevinç kaldı ne neşe, ama hayat devam ediyor.” diye konuştu.
İsrail’in Gazze’deki katliamlarla ramazan sevincini de kendilerinden aldığını söyleyen Ebu Halid, İsrail’in saldırganlığının sadece Gazze’yle sınırlı kalmadığını Batı Şeria’da da her gün ölümler ve ihlaller gerçekleştirdiğini belirtti.
Ebu Halid, üzgün olduklarını ve bu yıl evlerini ramazan süsleriyle süslemediklerini dile getirdi.
Gazze’deki katliamlar nedeniyle büyük bir “çaresizlik hissi” hakim
Filistinli 70 yaşındaki Nemr Ebu Tuyur, İsrail’in Gazze’yi yerle bir ettiğini, Batı Şeria’da da durumların hiç iyi olmadığını ifade etti.
İnsanların Gazze’deki katliamlar karşısında büyük bir çaresizlik hissi yaşadığını dile getiren Ebu Tuyur, ramazan ayını sadece ibadetle geçirdiklerini söyledi.
Ebu Tuyur ayrıca bölgedeki ekonomik durumun son derece kötü olduğunu, insanların zar zor evlerini idare ettiğini sözlerine ekledi.
“Sevinç yaşayacak durumda değiliz”
Filistinli Abdulmatlab Meshal, ramazan sevincinin bu yıl kendilerine uğramadığını belirtti.
Evlerinde dahi ramazan sevinci yaşayamadıklarını dile getiren Meshal, “Çocuklar bile, Gazze’de insanlar bombalanarak ya da açlıktan ölüyor diye evleri süslemek istemedi. Sevinç yaşayacak durumda değiliz.” şeklinde konuştu.
Bu durumun çarşı ve pazarlara da yansıdığına işaret eden Meshal, eski ramazanlarda çarşıların dolup taştığını ancak bu yıl sıradan günlerden farklı bir kalabalığın olmadığını ifade etti.
Meshal ayrıca İsrail’in her gün Batı Şeria’da da ihlaller gerçekleştirdiğini ve planlarını sessizce hayata geçirdiğini vurguladı.
“Bu sene ramazanı sadece kalbimizde yaşıyoruz”
Antika eşyaların yanında ramazan süsleri de satan 69 yaşındaki Hüseyin Şevamira, bu sene ramazanın çok farklı olduğunu dile getirdi.
Şevamira, “İnsanlar ramazan süsü almıyor. Kim ne için alsın ki? Açlık içinde kıvranan, bombardıman altında yaşayanlar için mi? Güzel günler mi yaşıyoruz? Bu sene ramazanı sadece kalbimizde yaşıyoruz.” diye konuştu.
İsrail’in Gazze’yi işgalinde 7 Ekim sonrası
Hamas’ın silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları, “Filistinlilere ve başta Mescid-i Aksa olmak üzere kutsal değerlere yönelik sürekli ihlallere karşılık verme” gerekçesiyle İsrail’e 7 Ekim 2023’te kapsamlı saldırı düzenledi.
İsrail, 7 Ekim’deki saldırılarda 1200 İsraillinin öldüğünü, 5 bin 132 kişinin de yaralandığını açıkladı.
İsrail’in 7 Ekim’den bu yana Gazze Şeridi’ne düzenlediği saldırılarda en az 13 bin 500’ü çocuk, 9 bini kadın olmak üzere 31 bin 112 Filistinli öldürüldü, 72 bin 760 kişi yaralandı.
Enkaz altında halen binlerce ölü olduğu bildirilirken, halkın sığındığı hastane ve eğitim kurumları hedef alınarak sivil altyapı da tahrip ediliyor.
İsrail ordusu, Gazze Şeridi’ne saldırılarının başladığı 7 Ekim’den bu yana 249’u karadan işgal sürecinde olmak üzere 590 askerinin öldürüldüğünü duyurdu.
Çatışmalara 24 Kasım 2023’te 4 günlüğüne verilen ve daha sonra 3 gün daha uzatılan “insani ara”da 81 İsrailli ve 240 Filistinli esir karşılıklı serbest bırakıldı. Öte yandan İsrail, binlerce Filistinliyi alıkoyup hapsetmeye devam etti.
İşgal altındaki Batı Şeria ve Doğu Kudüs’te de 7 Ekim 2023’ten bu yana İsrail güçleri ile yasa dışı Yahudi yerleşimcilerin saldırılarında 425 Filistinli hayatını kaybetti.
İsrail ordusu ve Hizbullah arasında 8 Ekim’den bu yana sınırda yaşanan çatışmalarda 232 Hizbullah mensubu, 50 Lübnanlı sivil, 11 Emel Hareketi, 12 Hamas ve 12 İslami Cihad mensubu ile 6 İsrailli sivil ve 11 asker öldü.
]]>BBC’ye bilgi veren Gazze’deki sağlık çalışanları, geçen ay bir hastaneye operasyon yapan İsrail askerlerinin kendilerini dövdüğünü, gözlerini bağladığını, kelepçelediğini ve soyunmaya zorladığını anlattı.
Gazze’nin güneyindeki Nasır Hastanesi’nden Doktor Ahmed Abu Sabha, bir hafta gözaltında tutulduğunu, bir İsrail askerinin elini kırdığını kaydetti.
Adlarını açıklamak istemeyen iki Filistinli sağlık çalışanının anlattıkları da Dr. Sabha’nın anlatımına benziyor.
BBC’ye konuşan Filistinli sağlıkçılar, günlerce gözaltına alınıp aşağılandıklarını, dövüldüklerini, soğuk suyla ıslatıldıklarını ve saatlerce rahatsız şekilde diz çöker vaziyette bekletildiklerini söylüyor.
BBC bu iddiaları İsrail Savunma Kuvvetleri’ne (IDF) sordu ancak İsrailli yetkililer iddialara doğrudan bir yanıt vermedi ya da kötü muamele iddialarını reddetmedi. Ancak İsrail’in operasyonları sırasında sağlık personeline zarar verildiği iddialarını reddettiler.
İsrail ordusu, “gözaltındakilere yönelik kötü muamele IDF kurallarına aykırıdır ve kati suretle yasaklanmıştır” açıklamasını yaptı.
IDF, Gazze’nin güneyindeki Han Yunus’ta yer alan Nasır Hastanesi’ne 15 Şubat’ta baskın yaptı. İsrail’in iddiasına göre hastanede Hamas militanları saklanıyordu. Öte yandan 7 Ekim’deki Hamas saldırıları sırasında rehin alınan bazı İsraillilerin de bu hastanede tutulduğu ileri sürülüyordu.
Baskında 4 hasta hayatını kaybetti. Hamas ise savaşçılarının hastanelerde konuşlanmadığını açıkladı.
Operasyondan bir gün sonra, 16 Şubat’ta gizlice çekilen görüntülerde, hastanenin acil servis binasının önünde, iç çamaşırlarıyla diz çökmüş halde bir grup erkek görülüyor. Bu kişilerin ellerinin arkadan bağlı olduğu görüntülerden seçilebiliyor.
Bazılarının yanlarında sağlık çalışanlarının giydiği önlükler olduğu da görülebiliyor.
Hastanenin genel müdürü Dr. Atef Al-Hout, BBC’ye yaptığı açıklamada, “Kafasını kıpırdatan ya da herhangi bir hareket yapan kim varsa vurdular” diyor ve baskın sırasında gözaltına alınanların “utanç verici bir pozisyonda iki saat bekletildiğini” aktarıyor.
IDF ise “bir kural olarak tutuklama işlemi sırasında terör şüphelilerinin ellerini havaya kaldırması ve kıyafetlerde patlayıcı olup olmadığının kontrol edilmesi gereklidir” diyor.
Sağlık çalışanları, hastane binasına götürüldüklerini, burada dövüldüklerini ve ardından giysileri olmadan bir tutuklama merkezine transfer edildiklerini söylüyor.
Nasır’da gönüllü olarak çalışan 26 yaşındaki Dr. Abu Sabha, gözaltında uğradığı muameleyi “işkence” olarak tanımlıyor. Gözaltındakilerin saatlerce ayakta bekletildiğini, aç bırakıldıklarını, midelerinin üstünde uzun süre yatmaya zorlandıklarını da ekliyor.
Doktor: İdam edeceklerini düşündüm
Gözaltına alınıp ardından serbest bırakılan sağlık çalışanları, Mubarak olarak adlandırılan doğumhanenin, IDF’nin sorgu merkezine dönüştürüldüğünü anlatıyor. Burada sağlık çalışanlarının dövüldüğü ileri sürülüyor.
Dr. Abu Sabha, buranın “işkence yeri” haline getirildiğini kaydediyor:
“Beni bir sandalyeye götürdüler, idam sehpası gibiydi. İp sesleri duydum ve idam edileceğimi düşündüm.
“Ardından bir cam kırdılar ve bacağımı kestiler. Kanlar içinde bıraktılar. Diğer doktorları da buraya getirdiler ve sıraya dizdiler. İsimlerini ve seslerini duyabiliyordum.”
IDF bu iddiaları reddediyor.
Uzmanlar BBC’ye sunulan tanıklıkların ve görüntülerin, “son derece kaygı verici” olduğunu dile getiriyor.
Bristol Üniversitesi’nden Uluslararası Hukuk Merkezi yöneticisi Dr. Lawrence Hill-Cawthorne, “Bunlar, silahlı çatışmalara ilişkin temel yasalardan biri olan hastanelerin ve sağlık çalışanlarının korunması prensibini ihlal ediyor” yorumunu yaptı.
BBC hastanede yaşananları birkaç haftadır araştırıyor ve bu doğrultuda doktorlarla, hemşirelerle, eczacılarla ve burada barınmaya çalışanlarla iletişim kuruyor. Paylaşılan bilgiler, BBC tarafından çapraz kontrolle doğrulandı.
BBC’nin edindiği bilgilere göre Nasır Hastanesi’nde 49 sağlık çalışanı gözaltına alındı. Bunlardan 26’sının ismi farkl kaynaklardan teyit edildi.
Gözaltına alınan ve sonra serbest bırakılan üç sağlık çalışanı, daha önceden yaşadıklarını anlatmamıştı. Bunlar arasındaki Dr. Abu Sabha ile BBC iki kez mülakat yaptı. Anlattıkları, BBC tarafından bağımsız olarak doğrulanabiliyor.
Diğer beş sağlık çalışanının ailesi ise yakınlarının halen kayıp olduğunu söyledi. Uluslararası Kızılhaç Komitesi de Nasır Hastanesi’nde olan ve ulaşılamayan çok sayıda kişiyle ilgili telefonlar aldıklarını kaydetti.
Nasır Hastanesi’nde bulunan sağlık çalışanları, IDF’nin operasyonu sonrası hastaların bakımının imkansız hale geldiğini belirtiyor. IDF hastaneye baskın yaptığı sırada 200 hastanın burada tedavi gördüğü kaydediliyor.
Birden çok sağlık çalışanı, baskından sonraki günlerde 13 hastanın hayatını kaybettiğini dile getirdi. Bunların çoğunun hastanedeki koşullar nedeniyle öldüğü belirtildi. BBC bu detayları bağımsız olarak doğrulayamadı. Ancak bir doktorun paylaştığı ceset torbalarına ait fotoğraf doğrulandı.
İsrail Savunma Kuvvetleri ise BBC’ye açıklamasında, “hastaneye gıda yardımı yapıldığını ve elektriğin geri gelmesi için jeneratör sağlandığını” kaydetti.
18 Şubat’ta Dünya Sağlık Örgütü hastanedeki gıdanın ve temel tıbbi malzemelerin tükendiğini duyurmuştu. Hastanede tedavi gören hastalar Gazze’nin diğer hastanelerine sevk edildi.
]]>Göktaş, Kadının Statüsü Komisyonunun 68’inci Oturumu’nda İsrail Sosyal Eşitlik ve Kadının Gelişimi Bakanı May Golan’ın konuşmasına başladığı sırada Genel Kurul Toplantı Salonu’nu terk ederek, İsrail’in Filistin’e yönelik saldırılarına Türkiye’nin tepkisini gösterdi
İsrailli Bakan’ın konuşmanın ardından tekrar salona giren Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Göktaş: “İsrail’in Filistinlilere yönelik eylemlerinin bir sonucu olarak süregelen ve büyük insani acılara yol açan krizi görmezden gelemeyiz”
“Gazze’deki saldırıları şiddetle kınayan Türkiye, derhal ateşkes sağlanması ve insani yardımların hızlı ve engelsiz bir şekilde ulaştırılması çağrılarını yinelemekte ve Filistin halkının yanında olduğunu belirtmektedir”
NEW YORK – Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş, Birleşmiş Milletler Kadının Statüsü Komisyonunun 68’inci Oturumu’nda İsrailli Bakan söz aldığı sırada salonu terk ederek, İsrail’in Gazze saldırılarına yönelik Türkiye’nin tepkisini gösterdi. İsrail Sosyal Eşitlik ve Kadının Gelişimi Bakanı May Golan’ın konuşmasının ardından yeniden salona gelen Göktaş, “İsrail’in Filistinlilere yönelik eylemlerinin bir sonucu olarak süregelen ve büyük insani acılara yol açan krizi görmezden gelemeyiz. Gazze’deki saldırıları şiddetle kınayan Türkiye, derhal ateşkes sağlanması ve insani yardımların hızlı ve engelsiz bir şekilde ulaştırılması çağrılarını yinelemekte ve Filistin halkının yanında olduğunu belirtmektedir” dedi.
Birleşmiş Milletler Genel Merkezi’ndeki Kadının Statüsü Komisyonunun 68’inci Oturumu’na katılan Göktaş, toplantıda söz alan İsrail Sosyal Eşitlik ve Kadının Gelişimi Bakanı May Golan’ın konuşmasına başladığı sırada Genel Kurul Toplantı Salonu’nu terk ederek, İsrail’in Gazze saldırılarına yönelik Türkiye’nin tepkisini gösterdi.
Golan’ın konuşması bitmesinin ardından yeniden Genel Kurul Toplantı Salonu’nu giren Bakan Göktaş, küresel zorlukları ele alırken, başta yoksulluk ve kurumsal kırılganlık olmak üzere temel nedenlerle yüzleşmenin önemini vurguladı.
“Eşitlik konusunu tartışırken, İsrail’in Filistinlilere yönelik eylemlerinin bir sonucu olarak süregelen ve büyük insani acılara yol açan krizi görmezden gelemeyiz” diyen Göktaş, şunları söyledi:
“Gazze’deki saldırıları şiddetle kınayan Türkiye, derhal ateşkes sağlanması ve insani yardımların hızlı ve engelsiz bir şekilde ulaştırılması çağrılarını yinelemekte ve Filistin halkının yanında olduğunu belirtmektedir. Bu vesileyle, silahlı çatışmaların kadınlar üzerindeki orantısız ve benzersiz etkisinin ele alınmasında önemli bir dönüm noktası olan BM Güvenlik Konseyi’nin 1325 Sayılı Kararı’nı hatırlatmak isterim. BM’nin 1325 Sayılı Kararı’nın temel hükümlerinin uygulanması hayati önem taşımaktadır. Filistin’de devam etmekte olan katliamı küresel gündemin en üst sıralarında tutmalı ve bu trajediye son vermek için çabalarımızı iki katına çıkarmalıyız. Ortak acı duygumuzda birleşmeli ve sesimizin daha güçlü ve daha yüksek duyulmasını sağlamalıyız.”
“Cesur ve kararlı adımlar atmaya devam edeceğiz”
Göktaş, kadınların geleceği şekillendirmeye aktif katılımlarının sağlanmasının önemine değinerek, “Türkiye’de hayata geçirdiğimiz her düzenlemeyle kadın haklarının daha da güçlendirilmesi yönünde adımlar atarken, sosyal politikalar aracılığıyla aile değerlerimizi ön planda tutuyoruz.” diye konuştu.
Eşitsizlik ve yoksullukla mücadelede insan merkezli bir yaklaşım benimsediklerini ifade eden Göktaş, 12. Kalkınma Planı’ndaki “Nitelikli İnsanlar, Güçlü Aileler ve Sağlıklı Bir Toplum” vurgusuna dikkati çekti.
Türk medeniyetinde kadının saygın bir yeri olduğunu, kadın-erkek eşitliğini daha da geliştirmek için çalıştıklarını aktaran Göktaş, şöyle konuştu:
“Bu bağlamda, son yirmi yılda genel istihdam oranı yüzde 12 artarken, Türkiye’de kadın istihdamının yüzde 25 arttığının altını çizmek isterim. Ayrıca eğitim ve KOBİ destek programları aracılığıyla kadın girişimciliğini destekliyoruz. Kadınların iş gücüne aktif katılımını kolaylaştıran 0-3 yaş arası çocuklar için Mahalle Odaklı Okul Öncesi Modelimiz gibi gündüz bakım hizmetlerini geliştirerek ebeveynlere destek sağlıyoruz. ‘Genç Kadınlar Geleceğini İnşa Ediyor Projesi’ ile eğitim alamayan ve istihdam edilemeyen genç kızlara yönelik eğitim ve danışmanlık çalışmaları yürütüyoruz. Amacımız, Türkiye genelinde genç kadınların istihdam, staj, eğitim ve girişimcilik desteklerine erişmelerinde yardımcı olmaktır. ‘Türkiye’de Eşitliğe Duyarlı Planlama ve Bütçeleme Projesi’ ile planlama ve bütçelemenin tüm aşamalarının kadın-erkek eşitliği ilkesi temelinde yapılandırılmasını hedefliyoruz. Kapsamlı yasal çerçevelerimiz kadına yönelik şiddetle mücadele etmektedir ve devam eden çabalarımız arasında ‘Kadına Yönelik Şiddete Sıfır Tolerans’ hedefine ulaşma yolundaki Dördüncü Ulusal Eylem Planı ve Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Genelgesi de yer almaktadır.”
Kadınların özerkliğinin ve güçlendirilmesinin hem Türkiye’de hem de küresel düzeyde desteklenmesine öncelik verdiklerini bildiren Göktaş, bunun toplumsal ilerleme ve uluslararası kalkınma için önemini kabul ettiklerini söyledi.
Kadına yönelik şiddetle mücadele etme ile kadın-erkek eşitliğini teşvik etme konusundaki kararlılıklarını yineleyen Göktaş, “Toplumsal eşitsizliklerin ve yapısal engellerin etkin bir şekilde aşılması, çözüm üretme sürecini hızlandırmak için elzemdir. Türkiye olarak, daha adil bir dünya için dikkatimizi vermemiz gereken her alanda cesur ve kararlı adımlar atmaya devam edeceğiz” dedi.
]]>Ramazan ayının gelmesiyle, gözler işgal altındaki Doğu Kudüs’te bulunan Müslümanların en kutsal üçüncü mekanı Mescid-i Aksa’ya çevrildi. İsrail’in 7 Ekim’den bu yana Gazze’ye düzenlediği saldırılar ve buradaki insanlık felaketi devam ederken işgal altındaki Doğu Kudüs ve Batı Şeria’da da Filistinlilere uyguladığı baskı ve şiddet giderek tırmandı. Gazze’ye saldırıların gölgesinde İsrail’in, ramazan ayında Mescid-i Aksa’da başvuracağı engellemeler ve burada çıkabilecek olaylara ilişkin endişe de arttı.
Şeyh İkrime Sabri, AA’ya verdiği röportajında, Müslümanlara Mescid-i Aksa’da ibadet etme çağrısı yaparak, İsrail’in bu kutsal mekana gitmek isteyen Filistinlilere getirdiği kısıtlamaları eleştirdi.
İsrailli yetkililerin sanki Mescid-i Aksa’nın sahibiymiş gibi burada hangi yaştan kimin ibadet edebileceğine ilişkin çelişkili açıklamalar yaptığına dikkati çeken Şeyh Sabri, “Müslümanlar bu kutsal mekana ramazan ayında engel ve endişe duymadan gelebilmeli. Binler, on binler, bu kutsal mekanda bu kutsal ayda vakit namazlarını, cuma ve teravih namazlarını kılmak istiyor.” dedi.
Şeyh Sabri, İsrail’in Gazze’deki savaşına ek olarak ramazan ayında Mescid-i Aksa üzerindeki baskısını artırmak istediğini vurgulayarak, “İsrail, Mescid-i Aksa’da hakimiyet kurmak konusunda açgözlü ve bu ramazanda şaşırtıcı uygulamalara başvurabilir. Müslümanlar uyanık ve tedbirli olmalı. İsrail’in, Aksa’da ibadet etmek isteyenlere yaş kısıtlaması getireceği yönünde göstergeler var. İsrail işgali dışında ibadet yerinde yaş kısıtlaması getiren bir ülke yok. Çünkü Aksa’ya gözlerini dikmişler ve her yöntemle burada hakimiyet kurmaya çalışıyorlar.” ifadesini kullandı.
“İsrail’de geçmişin radikal örgütleri bugün hükümette”
İsrail hükümetinin radikalleştiğini çünkü geçmişin radikal örgütlerinin bugün hükümette yer aldığını vurgulayan Şeyh Sabri, bu dönemde Mescid-i Aksa’ya yönelik emellerine ulaşmak istediklerini ancak Müslümanların “kutsal hakkına engel olamayacaklarını” belirtti.
Müslümanları sünnet üzere Mescid-i Aksa’da ibadet etmeye çağıran Şeyh Sabri, Aksa’ya gitmesi engellenen kişilerin engellendiği noktada namaz kıldıklarında sevabının Mescid-i Aksa’da ibadet etmekle eşdeğer olacağına ilişkin fetva bulunduğuna işaret etti.
İsrail’in aşırı sağcı Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir’in ramazanda “kışkırtıcı yöntemlere” başvurabileceğinin altını çizen Şeyh Sabri, İsrailli siyasetçilerin ramazanı “şiddet ayı” gibi göstererek olumsuz bir algı oluşturmaya çalıştığını söyledi.
Şeyh Sabri, “Mübarek ramazan ayı ibadet, itikaf ve Kur’an-ı Kerim ayıdır. Ramazan ayının bazı Batı ülkeleri tarafından çarpıtılması İsrail’e Müslümanların Aksa’ya gitmesini engelleme fırsatı veriyor.” diye konuştu.
İsrail’in Mescid-i Aksa çevresindeki uygulamalarının gerilimi artırdığını vurgulayan Şeyh Sabri, şunları kaydetti:
“Bir milyon Müslüman Harem-i Şerif’e gelse ve işgal (İsrail) güçleri uzakta beklese herhangi bir olay çıkmaz. Cuma günleri yaşananlarla, İsrail, Mescid-i Aksa’yı, buraya çıkan yolları bir askeri kışlaya çeviriyor. Bu görüntü başlı başına gerilim çıkarıyor ve bunun meşru bir tarafı olamaz. Bu, Müslümanların kalbine korku ve dehşet salmak, Aksa’da cemaatin kalabalık olmasını önlemek için yapılıyor.”
Şeyh Sabri, insanların Aksa’da namaz kılması için Kudüs’teki diğer mescitlerin cuma gününde kapatılması için de çağrılar yapıldığına dikkati çekti.
Kudüs’ün boynu bükük
İsrail’in aralıksız bombardımanı ve ablukası nedeniyle Gazze’de yaşanan insanlık felaketine dikkati çeken Şeyh Sabri, “Ateşkes ve savaşın durması, daha fazla kan akmaması ve hayat kurtarmak için bir gereklilik. Bu sayede insanlar sükunet içinde felaket ve musibetten uzak ibadet edebilir.” şeklinde konuştu.
Şeyh Sabri, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Kudüs, Gazze’deki savaş nedeniyle boynu bükük. Ramazanda Kudüs’te evler ışıklarla süslenir, ramazan sevinci gösterilmeye, paylaşılmaya çalışılırdı. Savaş nedeniyle insanlar bunu yapmıyor ama ibadet yapılacak. Oruç, İslam’ın şartlarından.”
Ramazan ayında israf, gösteriş ve şatafattan kaçınılması gerektiğine işaret eden Şeyh Sabri, varlıklı Müslümanların zekat, fitre ve sadakayla fakiri ve ihtiyaç sahiplerini düşünmesi gerektiğini öğütledi.
Şeyh Sabri, savaş nedeniyle birçok insanın ekonomik açıdan zor duruma düştüğünü zengin Müslümanların din kardeşlerinin içinde bulunduğu müşkül durumu göz önüne alması gerektiğini vurguladı.
İsrail yargısında “kışkırtma” dosyası
Şeyh İkrime Sabri, İsrail savcılığında hakkında “tahrik” suçlamasıyla bir dosya bulunduğunu, savcılığın bunun üzerinde çalıştığını daha sonra avukatlarıyla görüşeceğini belirtti. İsrail’deki aşırı sağcı siyasetçilerin savcılık üzerinde baskı kurmaya çalıştığını paylaşan Şeyh Sabri, hakkında dava açılması için uğraştıklarını dile getirdi.
Ramazan ayının başlamasıyla ilgili ise Şeyh İkrime, şunları söyledi:
“Müslümanlara ramazan ayınız mübarek olsun, Allah ibadetlerinizi, oruçlarınızı, Kur’an-ı Kerim tilavetinizi kabul etsin, diyorum. Müslümanlar, Aksa’yı unutmayın, fakir ve ihtiyaç sahiplerini hatırlayın. Müslüman halklar, hükümetleri üzerinizdeki baskısını artırmalı. Bazı Arap ve İslam ülkelerinde yönetimlerin Filistin davasına kayıtsız kaldığını görüyoruz. Gerek Müslüman gerekse gayrimüslim halklar, Filistin davasına daha duyarlı. Yönetimlerin de halklarıyla aynı çizgiye gelmesi gerekiyor.”
]]>***
Gazze’de ramazan ayını kapsayacak geçici ateşkes girişimleri bu yazının kaleme alındığı tarih itibarıyla sonuç getirmedi. Bu süreçte İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile ABD Başkanı Joe Biden arasındaki görüş ayrılıkları ise bazı yönlerden derinleşmiş gibi görünüyor. Özellikle 29 Şubat’tan itibaren ABD uçakları tarafından Gazze’ye havadan insani yardım bırakılması, bu ayrışmanın önemli sembolik tezahürlerinden biri olarak görüldü. Ancak bu ayrışmanın niteliğinin de sınırlarının da doğru şekilde tanımlanması gerekiyor.
ABD’nin iki yüzlü Gazze politikası
Netanyahu’nun Gazze Şeridi’nin bir kısmını veya tamamını ele geçirme ve bölgede yaşayan Filistinlileri kısmen veya tamamen tehcir etme hedefi en başından beri Washington’dan onay görmedi. Ancak İsrail’e yapılan ABD askeri yardımlarında herhangi bir kesinti veya azalma da gündeme gelmedi. Bununla beraber, başta Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) olmak üzere tüm uluslararası platformlarda İsrail aleyhine sonuç getirecek her türlü girişim ABD tarafından engellendi. Bu açıdan Biden’ın Gazze politikasının ilk günden beri iki yönlü olduğunu söylemek yerinde olacaktır.
Biden yönetiminin İsrail saldırılarına yeşil ışık yakarken ve silah yardımıyla bu saldırıları desteklerken, savaşın nihai hedeflerine sınırlamalar getirmesi ve sivil nüfusun korunmasına pek çok kez vurgu yapması da bir çelişki olarak yorumlanabilir. Ancak bu iki yönlü politikanın 2 unsuru da son kertede İsrail’in korunması amacına dayanıyor. Zira Biden’ın yakın tarihli bir röportajda Netanyahu’yu “İsrail’e iyilikten çok kötülük yapmakla” itham etmesinin de işaret ettiği üzere, savaşın gerek amaçları, gerekse araçları yönünden “aşırıya” kaçan bir İsrail yönetiminin Gazze’de içinden çıkamayacağı bir açmaza saplanması mümkün görünüyor. Ordunun hedeflerine ulaşamadan ve prestij kaybına uğrayarak geri çekilmek zorunda kalması, yahut çok cepheli ve yıkıcı bir savaşa sürüklenmesi, ülke içinde tepkilerin yükselmesi ve kaos yaşanması, İsrail’in uluslararası platformlarda yaptırımlara uğratılması ve nihayet, İsrail’in ontolojik temellerinin ve meşruiyetinin sorgulanması, Beyaz Saray’da en fazla endişe duyulan hususlar oldu.
Sivil nüfusun korunmasına ve açlık krizinin ortadan kaldırılmasına yönelik vurgular da esas olarak bu endişelerden ileri geldi. Birkaç gün önce Gazze’ye gıda ve ihtiyaç duyulan diğer insani yardımların ulaştırılması için geçici bir limanın kurulması da birinci derecede bu endişeden kaynaklanıyor. Liman planı, aynı zamanda ABD kamuoyunda ve Demokrat Parti içinde giderek yükselen tepkiler sebebiyle seçim öncesinde giderek zor bir duruma düşen Joe Biden’ın “soykırım ortağı” yaftasından da kurtulma çabası gibi görünüyor.
Gazze limanı planındaki asıl amaç ne?
ABD’nin liman girişimi zihinlerde bir dizi soru işaretini de beraberinde getirdi. Her şeyden önce pek çok kişi ve kuruluşun belirttiği üzere deniz koridoru yoluyla sağlanacak yardımlar çok daha maliyetli olduğu gibi hacim ve uygulanabilirlik yönünden de kara yoluyla yapılabilecek yardımların gerisinde kalıyor. Buna rağmen ABD yönetimi, Refah ve Kerem Şalom kapılarından yeterli miktarda yardım tırı girişine engel olmaması için İsrail’e baskı yapmayı tercih etmiyor.
Diğer yandan ilk açıklamalarda “geçici liman” inşasının birkaç haftayı bulabileceği ifade edildi. En son değerlendirme ve haberler ise 60 günü bulabilecek bir süreye işaret edildi. Açlıktan ölümlerin her gün arttığı Gazze’de, özellikle de kuzey bölgelerde, halkın bu kadar uzun süre dayanması mümkün değil. Dahası, çatışma sürecinin getirdiği olağanüstü bir duruma çözüm olarak 60 gün sonra devreye girecek bir liman sunuluyorsa, çatışmaların aylarca, belki de yıllarca sürmesi bekleniyor ve kalıcı bir ateşkes gibi bir gündem bulunmuyor demektir. Her ne kadar liman tamamlanmadan önce de Güney Kıbrıs’tan yola çıkacak bazı gemilerin Gazze’ye yardım ulaştıracağından söz edilse dahi bunların büyük ölçekli olması beklenmiyor.
Zihinlerdeki soru işaretlerini daha da derinleştiren bir diğer husus ise liman projesinin İsrail’den tam destek görmesidir. Kuşkusuz deniz yoluyla bir miktar yardımın Gazze’ye ulaştırılması, İsrail’in üzerindeki baskıyı azaltacak, insani krizin hafifletildiği ve gerekli yardımların zaten sağlandığı algısının oluşmasıyla süregiden ağır savaş suçlarının gündemde eskisi kadar yer etmemesini sağlayabilecektir. Diğer yandan zahiren insani yardım için inşa edilecek liman gerçekte başka amaçlara matuf olabilir ve İsrail tarafından bu sebeple destekleniyor olabilir. Akla gelen senaryolardan biri, çatışma ve harekatların derinleşmesiyle bu limanın Gazze sakinleri için bir tahliye kapısı işlevi görmesidir. Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi’nin Sina’ya Filistinli mülteci kabul etmeyeceklerini ısrarla ifade etmesi sonrasında bu seçenek gündeme getirilmiş olabilir.
Bir diğer ihtimal ise bu limanın aslında savaş sonrasının doğal gaz projeleriyle bağlantılı olmasıdır. Özellikle Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin Akdeniz doğal gazıyla ilgili girişimleri düşünüldüğünde, orta ve uzun vadede masada olan şey, Filistinlilerin çok sınırlı bir pay alacağı Gazze doğal gazının, Gazze limanından Larnaka Limanı’na taşınması olabilir. Bu son belirttiğimiz 2 ihtimale işaret eden olgusal bir veriye henüz sahip değiliz. Ancak liman yalnızca insani kriz sebebiyle kurulacak olsa bile, belirttiğimiz tüm sebeplerden ötürü bu girişimin krizde meydana getireceği hafifleme, İsrail’e sağlayacağı hafiflemenin gölgesinde kalabilir.
[Dr. Selim Sezer, İstanbul Gedik Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesidir.]
*Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editöryal politikasını yansıtmayabilir.
]]>İsrail kolluk kuvvetleri ve yargısı, 7 Ekim’in ardından sosyal medya paylaşımları nedeniyle onlarca Filistinliyi gözaltına aldı, haklarında tutukluluk kararı verdi. İsrail polisinin, gözaltına aldığı kişilerin İsrail bayrağı önünde fotoğraflarını çekmesi ve sosyal medyada paylaşması tepki topladı. İsrail polisinin, sosyal medyada uyguladığı baskı sadece Filistinlilerle sınırlı kalmadı.
Sosyal medyada Filistinlilerle ilgili paylaşımları nedeniyle görevden alınan İsrailli 35 yıllık tarih ve vatandaşlık bilgisi öğretmeni Meir Baruchin, AA muhabirine, İsrail makamlarına karşı verdiği hukuk mücadelesini ve yaşadığı baskıları anlattı.
Tel Aviv yakınlarında yer alan Petah Tikva kentindeki bir lisede 17 yıldır görev yaptığını belirten Baruchin, kent belediyesinin 2018’den bu yana İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’yu destekleyen aşırı sağcılar tarafından yönetildiğini söyledi.
Baruchin, Filistinlilerle ilgili paylaşımlar yaptığı aktif bir Facebook hesabının bulunduğunu kaydederek, “Çoğu İsrailli için Filistinliler adı, yüzü, ailesi, umudu, planı, hiçbir şeyi olmayan belirsiz bir imgeden ibaret. Bu nedenle onları Facebook sayfamda ‘insanlaştırmak’ istiyorum. Umarım daha fazla İsrailli, Filistinlileri insan olarak görebilir ve onlarla şiddete başvurmadan iletişim kurabilir. 7 Ekim’den sonra da Gazze’deki Filistinliler, yok olan aileler, kadın ve çocukların hayatlarıyla ilgili paylaşımlar yapıyorum.” dedi.
Petah Tikva Belediyesinin paylaşımlarından rahatsız olup hakkında şikayette bulunduğunu ve 19 Ekim 2023’te işine son verildiğini aktaran Baruchin, 24 Ekim 2023’te de Milli Eğitim Bakanlığının öğretmenlik lisansını askıya aldığını ve başka okullara iş başvurusu yapamadığını belirtti.
Yüksek riskli mahkumların tutulduğu merkezde bir hücreye konuldu
Baruchin, kasım ayında Kudüs Emniyet Müdürlüğünce “İsrail devletine ihanet etmek ve kamu düzenini bozmak” suçlamalarıyla sorguya çağrıldığını belirterek, şunları anlattı:
“Karakola adım attığım an ellerimi ve ayaklarımı kelepçelediler. Telefonuma el koydular. 5 polis memuruyla evime gittik. Her yeri altüst ettiler ve didik didik aradılar. Hiçbir şey bulamadılar. Sonra beni sorgu için tekrar polis karakoluna götürdüler. Sorguda çoğu 7 Ekim’den önce yaptığım 14 paylaşımı önüme koydular. Bana bu paylaşımlarla ne demek istediğim, amacımın ne olduğu, paylaşımı okuyan birinin ne anlayacağı gibi sorular sordular.”
Sorgudan sonra “yüksek riskli mahkumların” kaldığı Batı Kudüs’teki “işkence ve kötü muameleyle şöhrete sahip” Moskobiye Hapishanesinde hücreye yerleştirildiğini ifade eden Baruchin, “Yanıma ne bir kitap ne bir giysi hiçbir şey almama izin verilmedi. 4 gün boyunca aynı kıyafetlerle yattım kalktım.” diye konuştu.
Baruchin, serbest bırakıldıktan sonra Bölge İş Mahkemesinde Petak Tikva Belediyesi ve Milli Eğitim Bakanlığına karşı dava süreci başlattığını dile getirerek, 14 Ocak’ta geçici tedbir kararıyla işe dönüşe hak kazandığını söyledi.
“Bana çok ağır küfrettiler. Benim ve çocuklarımın ölmesini istediler”
Okul müdürünün göreve iadesine şaşırdığını ve öğrencilerle velileri duruma hazırlamak için süre istediğini aktaran Baruchin, derslere başlamadan bir gün önce müdürden okul dışında protestoların olabileceği, bu nedenle belediyeden güvenlik ekipleri ve polislerin okulda bulunacağı bilgisini aldığını söyledi.
Baruchin, 19 Ocak’ta okul önünde öğrencilerin saldırısına uğradığını ve güvenlik için kimsenin bölgede bulunmadığını vurgulayarak, şu ifadeleri kullandı:
“Öğrenciler etrafımı sardı. Çok şiddetliydiler. Bana çok ağır küfrettiler. Benim ve çocuklarımın ölmesini istediler. Göstericiler orta okul öğrencileriydi, aralarında kendi öğrencilerim yoktu. Benim ders vermediğim, hatta tanımadığım öğrenciler vardı. Belediye davayı kaybettikten sonra hayatımı zorlaştırmak, beni aşağılamak için sistematik kampanya başlattı. Okulda sanki kuşatma altındaydım. Onlarca öğrenci öğretmenler odasının camına vuruyor, küfrediyordu. Günün sonunda, okuldan ayrılırken bile öğrenciler hala peşimden koşuyor, hakaret ediyor, tükürüyordu.”
Petah Tikva Belediyesinin, yerel mahkemenin işe dönüş kararını temyize taşıdığını ve dava sürecinin devam ettiğini belirten Baruchin, üst mahkemenin 31 Mart’a kadar fiziki olarak okula gitmeden video kaydı yöntemiyle derslere devam etmesi kararı verdiğini söyledi.
-“Gazze halkına en küçük bir sempati gösteren her İsrailli, siyasi zulme uğrar, kamuoyunda aşağılanır, işini kaybeder”
Baruchin, kendisine gizlice desteklerini dile getiren meslektaşlarının mahalle baskısı nedeniyle seslerini çıkaramadığını kaydederek, “Çok net bir şekilde biliyorlar ki Gazze halkına en küçük bir sempati göstermeye cesaret eden veya hükümetin politikalarını eleştiren her İsrail vatandaşı, siyasi zulme maruz kalır, kamuoyunda aşağılanır, işini kaybeder ve benim durumumda olduğu gibi hapse atılır.” şeklinde konuştu.
İsrailli öğrencilerin, doğdukları andan itibaren sadece “siyonist öğretiyle” büyüdüğüne, Filistinli yaşıtlarıyla aynı ortamları paylaşmadığına dikkati çeken Baruchin, “Vatandaşlık ve tarih dersleri veriyorum ve dersimin özü demokratik diyalog. Benim için demokratik diyalog, herkesin tek sesle konuştuğu ve aynı şekilde düşündüğü bir ortam değil.” ifadesini kullandı.
Baruchin, Hamas’ı “kesinlikle desteklemediğinin” altını çizerek, şu değerlendirmede bulundu:
“Gazze’de 7 Ekim’den sonra ve hatta öncesinde yaşananlar, sadece insani bir felaket değil, aynı zamanda ahlaki bir felaket. Kendilerini liberal ve hümanist olarak gören birçok İsrailli, artık ahlaki sınırlarını kaybetti. Bazıları durumu umursamıyor. Hamas’ın 7 Ekim’de yaptıklarından sonra Gazze’de sivillerin ölmeyi hak ettiğini savunuyor. Diğerleri ise masum sivilleri öldürmemiz kötü, ama bunun sorumlusu İsrail değil, Hamas şeklinde yaklaşıyor. Tüm bu vahşetten sorumluyuz. 7 Ekim’de Hamas’ın bize yaptıklarına bakın, korkunç, şok edici ama bu Gazze’de yaptıklarımızı herhangi bir şekilde haklı çıkaramaz.”
İsrail toplumunun her geçen gün daha fazla aşırı sağa kaydığına ve bunun endişe verici olduğuna işaret eden Baruchin, sözlerini şöyle tamamladı:
“Durum her geçen yıl daha da kötüye gidiyor. Burada yaşamanın delice olduğu sonucuna varan birçok İsrailli ülkeyi terk ederek başka yerlere yerleşiyor. ‘İnşallah’ bir gün Yahudiler ve Filistinliler bu topraklarda barış, eşitlik, haysiyet, dostluk ve işbirliği içinde bir arada yaşarlar.”
]]>İsrail ordusu Gazze’nin doğusundan batısına uzanan bir yol inşa etti.
BBC’nin uydu görüntüleriyle doğruladığı bu yol, Gazze’nin kuzeyi ile güneyini ayırıyor.
BBC’ye bilgi veren İsrail ordusu, bunu operasyonel gerekçelerle yaptıklarını, amaçlarının asker ve ekipmanları gerekli yerlere ulaştırabilmek olduğunu söyledi.
Fakat bazı uzmanlar, bunun Gazze’nin kuzeyindeki evlerini terk etmek zorunda kalan Filistinlilerin geri dönüşünü engellemek için kullanılmasından endişe ediyor.
Bunun, İsrail’in mevcut çatışma bittikten sonra Gazze’de kalıcı olma planının bir parçası olduğunu düşünenler de var.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Gazze’nin geleceğine dair açıkladığı vizyonda bölgenin güvenlik kontrolünün İsrail’de olacağını söylemişti.
Uluslararası toplumsa İsrail’i, Filistinlileri yerinden etmemesi ve Gazze’nin sınırlarını değiştirmemesi konusunda uyarıyor.
Yol hakkında neler biliniyor?
Gazze’nin kuzey ve orta kısımları arasında yer alan bu yol, denizden başlayarak İsrail’deki Nahal Oz’a kadar uzanıyor.
Gazze’nin iki ana yolu olan sahildeki al-Rashid ve merkezdeki Salah al-Din yollarıyla da kesişiyor.
Gazze’nin batısını doğusuyla bağlayan başka yollar olsa da yeni inşa edilen yol, bunu kesintisiz olarak yapan tek yol.
Uydu görüntülerine göre ordunun inşa ettiği yolun uzunluğu yaklaşık 5 kilometre.
Yolun İsrail tarafındaki kısmı Ekim sonu Kasım başı gibi inşa edilmişti.
Geri kalan büyük kısmı ise Şubat ve Mart başında tamamlandı.
Yol, Gazze’deki Salah al-Din hariç tüm yollardan daha geniş.
Uydu görüntüleri, yolun rotası üstündeki depo gibi yapıların Aralık sonu ve Ocak’ta yıkıldığını gösteriyor.
Yolun inşa edildiği bölge Gazze’nin nüfus yoğunluğu düşük olan bölgelerinden biri.
Şubat ayında yolla ilgili bir haber yayımlayan bir İsrail kanalı, buna Otoyol 749 adı verildiğini paylaşmıştı.
Channel 14 kanalından bir muhabir, İsrail ordusuyla birlikte bu yolda seyahat etmişti.
Videoda yolu inşa eden aletler de yer almıştı.
Ne amaçla kullanılabilir?
Savunma istihbaratı şirketi Janes’in analistleri, bu toprak yolun zırhlı araçlar tarafından kullanılabileceğini görüşünde.
BBC Arapça’ya konuşan Eski İsrail Ulusal Güvenlik Konseyi Başkanı, Eski Başbakanlık Güvenlik Danışmanı Emekli Tuğgeneral Jacob Nagel, yeni yolun tehditlerle karşı karşıya olan güvenlik güçlerine hızla destek gönderebilmek için yapıldığını söyledi:
“İsrail’in girip çıkmasını kolaylaştıracak. İsrail Gazze’nin savunması, güvenliği ve sorumluluğunu üzerine almak istiyor.”.
Bunu “Gazze’nin kuzeyini güneyinden ayıran bir yol” olarak tanımlayan Nagel, “Yeni bir tehdit belirene kadar oturup beklemek istemiyoruz” dedi.
Eski Genelkurmay Başkanı Tümgeneral Yaakov Amidror da aynı görüşte:
“Bu yol bölgenin lojistik ve askeri kontrolüne olanak sağlayacak.”
Eski İngiliz ordusu mensubu, risk istihbaratı şirketi Sibylline’ın başındaki Justin Crump, bu yolun önemli olduğunu söylüyor:
“Bu kesinlikle Gazze’de güvenlik ve kontrol için uzun vadede bir müdahale olanağı sağlamak için yapılmış gibi duruyor.
“Bu yol Gazze kentini, Gazze Şeridi’nin geri kalanından ayırırken yol boyunca hareketi denetleme imkanı sağlıyor. Etrafında açık arazi olması da uzun bir menzilde ateş imkanı sunuyor.”
ABD Merkezli Middle East Institute’tan kıdemli araştırmacı Khaled Elgindy de bu yolun uzun vadeli bir planın parçası olduğu görüşünde:
“İsrail Gazze’de kalıcı olmak istiyor gibi gözüküyor.
“Gazze’yi ikiye bölerek İsrail yalnızca Gazze’ye giriş çıkışları değil, Gazze içindeki hareketleri de kontrol edebilecek.
“Gazze’nin kuzeyindeki evlerini terk ederek güneye sığınan 1,5 milyon kişinin evlerine dönmesini bu yol vesilesiyle engellemeleri de ihtimal dahilinde.”
Bu habere Paul Cusiac, Alex Murray ve Erwan Rivault da katkıda bulunmuştur.
]]>İsrail'in Gazze'deki saldırılarında askerlerine havadan ekipman ulaştırdığı belirten açıklamada, "Ordunun kuzeyde de benzer operasyonları gerekirse ateş altında yapacağı" savunuldu. İsrail'in Kanal 13 televizyonunda yer alan haberde, kuzeyde genel bir savaşın çıkması ihtimaline karşı İsrail ordusunun Lübnan'a kara saldırısı seçeneğine hazırlandığı ileri sürülmüştü. HİZBULLAH'I GERİ PÜSKÜRTMA PLANI Genelkurmay Başkanının Lübnan'a olası kara saldırısı planı hazırlaması makrobet için İsrail ordusundan üst düzey bir generali görevlendirdiği iddia edilirken, olası planda Hizbullah'ı İsrail sınırından 8 ila 10 kilometre geriye püskürtmek için "sınırlı kara saldırısı" dahil farklı seçeneklere yer verileceği savunulmuştu.
]]>İsrail'in Gazze'deki saldırılarında askerlerine havadan ekipman ulaştırdığı belirten açıklamada, "Ordunun kuzeyde de benzer operasyonları gerekirse ateş altında yapacağı" savunuldu. İsrail'in Kanal 13 televizyonunda yer alan haberde, kuzeyde genel bir savaşın çıkması ihtimaline karşı İsrail ordusunun Lübnan'a kara saldırısı seçeneğine hazırlandığı ileri sürülmüştü. HİZBULLAH'I GERİ PÜSKÜRTMA PLANI Genelkurmay Başkanının Lübnan'a olası kara saldırısı planı hazırlaması makrobet için İsrail ordusundan üst düzey bir generali görevlendirdiği iddia edilirken, olası planda Hizbullah'ı İsrail sınırından 8 ila 10 kilometre geriye püskürtmek için "sınırlı kara saldırısı" dahil farklı seçeneklere yer verileceği savunulmuştu.
]]>Yahudi örgütü Erev Rav, Herzog’un Filistinlilere karşı soykırımı kışkırtmaktan tutuklanması için Lahey’deki Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne başvurdu.
Amsterdam’da Ulusal Holokost Müzesi’nin açılışına, Herzog’un yanı sıra Hollanda Kralı Willem-Alexander, Hollanda Başbakanı Mark Rutte ile Almanya ve Avusturya’dan temsilciler katıldı.
Hollanda’daki Yahudi kuruluşlarının, geçen Çarşamba günü müze açılışına İsrail Cumhurbaşkanı Herzog’un da katılacağını açıklaması yoğun tartışmalara neden oldu.
Amsterdam’aki Portekiz Sinagog’undaki tören öncesi, kentin birçok yerinde İsrail ve Herzog karşıtı gösteriler düzenlendi.
Zaman zaman göstericiler ile Hollanda polisi arasında arbede yaşandı.
Eski Hollanda Başbakanı Dries van Agt tarafından kurulan Filistin yanlısı Haklar Forumu adlı örgüt, Kral Willem-Alexander’ın Herzog’u karşılamasını, “İsrail’in sevdiklerini öldürmesini ve topraklarını yok etmesini çaresizce izlemek zorunda kalan Filistinlilerin suratına atılan bir tokat” diye değerlendirdi.
Hollanda’daki 200 caminin bağlı olduğu çatı örgütü K7, Hollanda Kralı’ndan, Müslümanlar’ın kutsal ayı Ramazan’ın ilk günü İsrail Cumhurbaşkanı’nı karşılamama çağrısında bulundu.
Cami dernekleri, Herzog’un ziyaretini “Filistin halkının kaderiyle ilgilenen ve adalete büyük önem veren herkes için büyük bir darbe” olarak değerlendirdi.
Çeşitli Yahudi kuruluşları ile insan hakları örgütü The Rights Forum da Herzog’un Hollanda’ya gelişine karşı çıktı.
Siyonizm karşıtı Yahudi örgüt Erev Rav, Cumartesi günü Lahey’deki Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne Herzog için tutuklama emri çıkarılması için başvuruda bulundu.
Bir başka Yahudi örgütü olan Zeytin Ağacı Vakfı öncülüğünde bir bildiri yayınlayan kuruluşlar da, Herzog’u “Filistin halkına karşı soykırım, insanlığa karşı suç ve savaş suçları işlemekle” suçladı. Bildiride, Herzog’un, Holokost tarihini “kendisini ve şu anda işlenen soykırımı meşrulaştırmak için” kullandığı savunuldu.
Bu, kuruluşlar da, Herzog’un Hollanda’da tutuklanmasını talep etti.
Herzog’a karşı ilk gösteri, Uluslararası Af Örgütü tarafından Pazar sabahı Ulusal Holokost Müzesi yakınlarında gerçekleştirildi.
Örgüt, müze civarındaki üç noktada sessiz bir protesto düzenledi.
Af Örgütü’ne göre, müze açılışı, “Filistin halkının aylardır katlandığı inanılmaz acılar göz önüne alındığında” son derece hassas bir olay.
Uluslararası Af Örgütü sözcüsü Nicole Sprokel, Hollanda medyasına, “Ulusal Holokost Müzesi önemli bir müze çünkü İkinci Dünya Savaşı’ndan alınan derslerin öyküsünü anlatıyor. Ama müzenin, uluslararası hakları ihlal eden bir ülkeyi temsil eden biri tarafından açılması oldukça acı” dedi.
Öğle saatlerinde de Amsterdam’daki Waterlooplein’de Filistin bayrakları taşıyan 2000’den fazla kişi toplandı.
Gösteriye katılan Yahudi örgütü Erev Rav’ın kurucusu Yuval Gal, yerel kanal AT5’e, “Tarihten ders almalıyız. ‘Bir daha asla’ dediğimizde, gerçekten bunu kastediyoruz. Ama bu şimdi Gazze’de yaşanıyor” açıklamasını yaptı.
Auschwitz’den sağ kurtulan bir büyükannenin torunu olan Hollandalı Yahudi Ayala Levinger de, Het Parool gazetesine, “Medya tüm Yahudilerin İsrail’i desteklediğini düşünüyor ancak durum hiç de öyle değil” dedi.
Ayala, halen barış içinde bir arada yaşamanın mümkün olduğuna inandığını söyledi.
Sol muhalefet partileri de Herzog’un Hollanda’ya gelmesini tepkiyle karşıladı.
Herzog’a neden bu kadar tepki gösteriliyor?
Hollandalı kamu yayıncısı NOS’a göre, İsrail Devlet Başkanı Herzog’a yönelik tepkilerin bu kadar fazla olmasının nedeni, Gazze konusundaki tartışmalı açıklamaları.
Herzog’un, Gazze’deki sivillerle Hamas militanları arasında hiçbir ayrım yapmadığını söylemesi, uluslararası kamuoyu tarafından eleştiriyle karşılanmıştı.
NOS’a göre Herzog, Hamas’ın 7 Ekim’de İsrail’e düzenlediği saldırılardan bütün Filistin halkını sorumlu tuttu. Bu açıklama, Güney Afrika’nın Lahey’deki Uluslararası Adalet Divanı’nda (UAD) İsrail’e karşı açtığı soykırım davası dilekçesinde de yer aldı.
Aralık ayında İsrail birliklerini ziyaret eden Herzog’un, Gazze’ye atılan bir bombanın üzerine, “Sana güveniyorum” yazması da tepkilerin bir diğer nedeni.
Yahudi kuruluşları tepkileri nasıl karşıladı?
Ulusal Holokost Müzesi’nin yapımında yer alan Yahudi örgütleri ise protestolar nedeniyle hayal kırıklığına uğradıklarını söylüyor.
Müzenin bağlı olduğu Yahudi Kültür Merkezi Müdürü Emile Schrijver, Hollanda medyasına yaptığı açıklamada, eleştirileri anladıklarını belirterek, “Ama aynı zamanda bu müzenin ilgili olduğu insanları da dışlamak istemiyorum. Bu müze Hollandalı Yahudilerin öldürülmesiyle ilgili” diye konuştu.
Schrijver’a göre, Herzog, Cumhurbaşkanı sıfatıyla artık Hollanda’da bir gelecek göremedikleri için savaştan sonra İsrail’e gitmeye karar veren binlerce Hollandalı Yahudiyi simgeliyor.
Amsterdam’da öğle saatlerinde başlayan açılış töreni nedeniyle Holokost Müzesi ve çevresinde geniş güvenlik önlemleri alındı.
Bazı toplu taşıma durakları kapatıldı. Protesto afişleri asan bazı kişiler polis tarafından gözaltına alındı.
Herzog: Müze Yahudi düşmanlığından kaynaklanan dehşeti anlatıyor
Hollanda Kralı Willem-Alexander, protestolar eşliğinde geldiği törende, “Müze, kurbanlara bir yüz ve ses veriyor. Antisemitizmin nasıl yıkıcı sonuçlara yol açabileceğini gösteriyor” dedi.
Hollanda Kralı, “Antisemitizmin her şeyi yok eden bir kasırgaya dönüşmesini önlemenin” herkesin sorumluluğu olduğunu söyledi.
İsrail Cumhurbaşkanı Herzog da, nefret ve Yahudi düşmanlığının dünya çapında yükseldiğini savunarak, Holokost Müzesinin “Yahudi karşıtlığından kaynaklanan dehşeti” hatırlatan bir yer olduğunu dile getirdi.
Herzog, 7 Ekim’den bu yana Hamas tarafından rehin tutulan İsraillilerin serbest bırakılması çağrısında da bulundu.
Hollanda ve Almanya hükümetlerinin de katkıda bulunduğu müzenin kurulması için 32 milyon euro bağış toplandı.
Müze Amsterdam’ın Yahudi mahallesi olan Plantage Middenlaan’da, 2. Dünya Savaşı sırasında çok sayıda Yahudi’nin Nazi toplama kamplarına gönderildiği eski bir okulda açıldı.
Müzede 2 bin 500 parça eşyanın yanı sıra fotoğraflar, filmler, ses kayıtları, belgeler yer alıyor.
Naziler tarafından gerçekleştirilen soykırımda 102 bin Hollandalı Yahudi hayatını kaybetti.
]]>General Frank S Besson adlı destek gemisi Cumartesi günü Virginia eyaletindeki bir askeri üsten yola çıktı.
Başkan Joe Biden, ABD’nin Gazze’ye deniz yoluyla yardım ulaştırılmasına yardımcı olmak için yüzer liman inşa edeceğini açıklamıştı.
Birleşmiş Milletler, Gazze Şeridi’nde kıtlığın “neredeyse kaçınılmaz” olduğu ve çocukların açlıktan öldüğü uyarısında bulundu.
Karadan ve havadan yardım sevkiyatının zor ve tehlikeli olduğu belirtiliyor.
Dünya Gıda Programı, konvoylarının ateş altında kalması ve yağmalanması üzerine karadan sevkiyatı durdurmak zorunda kaldı. Cuma günü de paraşütü düzgün açılmayan bir yardım paketinin düşmesi sonucu
Açıklamanın devamında geminin Gazze’ye “hayati önem taşıyan insani yardım malzemelerini ulaştırmak üzere geçici bir iskele kurmak için ilk ekipmanı taşıdığı” belirtildi.
Pentagon, hiçbiri karaya çıkmayacak olan 1000 askerin yardımıyla iskeleyi inşa etmenin 60 gün kadar sürebileceğini söyledi.
Yardım kuruluşları Gazze’de yardım bekleyenlerin bu kadar uzun süre bekleyemeyeceğini söyledi.
Yaklaşık 200 ton gıda yüklü bir yardım gemisi de Pazar sabahı Kıbrıs’taki bir limandan yola çıkmak için hala izin bekliyor.
Avrupa Birliği hafta sonu yaptığı açıklamada Gazze’ye en yakın AB ülkesi olan Kıbrıs Cumhuriyeti’nden yardımların doğrudan denize açılmasını sağlayacak yeni bir deniz yolunun açılacağını duyurmuştu. Bu amaçla bekleyen Open Arms adlı geminin Pazartesi gününden önce yola çıkabileceği umuluyor.
Open Arms adlı İspanyol yardım kuruluşuna ait gemideki yiyecekler Amerikan yardım kuruluşu World Central Kitchen tarafından sağlandı.
İskele inşa edilmeden önce deniz yoluyla gönderilen yardımların kıyıya nasıl güvenli bir şekilde ulaşacağı belirsiz. Gazze’nin işleyen bir limanı yok ve kıyı suları büyük gemiler için çok sığ.
Open Arms’ın kurucusu Oscar Camps, Amerikan AP ajansına yaptığı açıklamada, gizli tutulan varış noktasında World Central Kitchen’dan bir ekibin yardımı almak için bir iskele inşa ettiğini söyledi.
İsrail bu girişimi memnuniyetle karşıladığını ve yardımın Kıbrıs’ta “İsrail standartlarına uygun olarak” güvenlik kontrolleri yapıldıktan sonra teslim edileceğini söyledi.
İsrail ordusu, Hamas’ın 7 Ekim’de İsrail’e düzenlediği ve yaklaşık 1200 kişinin öldüğü, 253 kişinin de rehin alındığı saldırıların ardından Gazze Şeridi’nde hava ve kara harekâtı başlattı.
Hamas yönetimindeki bölgenin sağlık bakanlığına göre o tarihten bu yana İsrail saldırılarında Gazze’de 31 bin kişi öldürüldü.
BM, Gazze Şeridi’nde en az 576 bin kişinin -nüfusun dörtte biri- felaket boyutlarında gıda güvensizliği ile karşı karşıya olduğu uyarısında bulundu.
Batılı ülkeler İsrail’e, yardım konvoylarının geçişini kolaylaştırarak ve ilave geçişler açarak kara yoluyla yapılan sevkiyatları genişletmesi için baskı yapıyor.
Yardım tırları Gazze’nin güneyine Mısır’ın kontrolündeki Refah ve İsrail’in kontrolündeki Kerem Şalom sınır kapılarından giriyor. Ancak İsrail’in kara harekâtının ilk aşamasında odak noktası olan Gazze’nin kuzeyine son aylarda yardım ulaştırılamadı.
Burada tahminen 300 bin Filistinli gıda ve temiz suya erişim sorunuyla karşı karşıya.
İsrail yardım çabalarını engellemekle suçlanıyor ve geçen hafta bağımsız bir BM uzmanı İsrail’i “Gazze’deki Filistin halkına karşı açlık kampanyası” yürütmekle suçladı.
İsrail’in BM misyonunda hukuk danışmanı olarak görev yapan Yeela Cytrin, İsrail’in açlığı bir savaş aracı olarak kullandığı yönündeki iddiaları reddetti.
]]>“BUGÜN DE AYNI YERDE DİMDİK DURMAKTAYIM”
İsrail’in Gazze’de uyguladığı katliama kayıtsız kalamayacaklarını ifade eden Erdoğan, “Gazze’deki katliamı unutturmayan ülkelerin başında biz varız.Her kim hiçbir şey yapmıyorlar diyorsa, kul hakkına giriyorlardır. Aziz milletimize yönelik bir hakarettir. Tayyip Erdoğan 15 yıl önce katillerin yüzüne ‘one minute’ diyerek duruyorsa bugün de aynı yerde dimdik durmaktadır. Bize haksızlık edenleri kendilerini sorgulamaya davet ediyorum” dedi.
AYAKTA ALKIŞLANDI
15 yıl sonra bir kez daha İsrail’i ‘one minute’ diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu sözleri salondakiler tarafından uzun süre ayakta alkışlandı.
Erdoğan’ın açıklamalarından satırbaşları;
“Ülkemizin en eski, en köklü gönüllü teşekküllerinin başında İlim Yayma Vakfımız geliyor. Kökü derinlere inen çınar misali ilim ve hikmeti kuşatmaya devam ediyor. 1973 yılından beri kuruluşundaki ifadesiyle ilmin yayılmasını teşvik için koşturan tüm vakıf mensuplarına şükranlarımı sunuyorum.
“VAKFIMIZ EKEMTARLARININ AMEL DEFTERİ KAPANMAYACAK”
Bundan 4 yıl önce kaybettiğimiz kıymetli yol ve dava arkadaşımız, merhum Yücel Çelikbilek’i şükranla anmak istiyorum. Bu ocak tütmeye devam ettikçe vakfımız emektarlarının amel defteri kapanmayacak. Vakfımızın 53’üncü Olağan Genel Kurulu’nun daha hızlı yol almamıza katkı sunacağına inanıyorum.
Tüm insanlığa faydalı nesiller yetiştirmek için çalışan vakfımızın her bir mensubuna muvaffakiyetler diliyorum. Allah ömür, milletimiz yetki verdikçe bizler de yanınızda olmayı sürdüreceğiz. Uğruna ömrümüzü adamaktan şeref duyduğumuz medeniyetimizi ihya etme davamızın sahibi yüce Allah’tır. Biz samimiyetimizi koruduğumuz müddetçe önümüzü kimse kesemez. Rabbim bizleri sıratı müstakimden ayırmasın diyorum. İslam dünyası olarak bir Ramazanı şerefi karşılamaya hazırlanıyoruz. İlk sahurumuza kalkacak, ilk orucumuzu tutacağız. Ramazan ayının şimdiden hayırlara vesile olmasını diliyorum. Bu mübarek ayı hep birlikte en güzel şekilde idrak etmeye çalışacağız.
“GAZZE’DE YAŞANANLAR TAHAMMÜL SINIRINI AŞTI”
Ramazan ayını başta Gazze olmak üzere gönül coğrafyamızın pek çok bölgesinde insani dramların yaşandığı bir dönemde karşılıyoruz. Gazze’de yaşananlar tahammül sınırını aşmıştır. Terör devleti İsrail, Filistinli kardeşlerimize yönelik bir soykırım politikası uygulamaktadır. İsrail’in doğrudan sivilleri hedef alan saldırıları sonucunda 32 binden fazla Filistinli şehit oldu. 2 milyon insan evlerini terk etmek zorunda bırakıldı.
Öyle manzara şahit olduk ki uluslararası hukuka asgari düzeyde saygı gösteren bir devletin bunları yapabilmesi mümkün değil. İsrail yönetimi adını, günümüzün Nazileri olarak Hitlerin, Mussolini’nin modern dönemin canilerinin yanına eklemişlerdir. Bu katliamcıların uluslararası hukuk önünde hesap vermeleri için gerekeni yapıyoruz, yapacağız.
BM VE İSLAM ÜLKELERİNE TEPKİ
7 Ekim’den bu yana 155 günde yüreklerimizi dağlayan, yüzümüzü kızartan pek çok hadiseyle karşılaştık. Uluslararası kurumların, insan hakları örgütlerin ve basın kuruluşlarının nasıl hiçbir şeye yaramadıklarını gördük. Mesele Filistinli çocukların, kadınların, masum sivillerin yaşam hakkı olunca İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin kağıt parçasına dönüştüğüne şahitlik ettik.
Yaklaşık 2 milyar nüfuslu İslam alemi, Filistin halkına kardeşlik görevini yerine getirememiştir. Gazze’deki masum çocukların ya açlıktan ölmesine ya da kurşunlarla katledilmesine mani olunamadı. Böyle bir durumun pek çok sebebi bulunuyor. BMGK’nın İslam dünyasını dışlayan yapısı sebeplerden birisidir. Mevcut nizamda Müslümanlar üvey evlat olarak görülmektedir.
Ülke ve millet olarak İsrail’in Gazze’ye saldırılarının ilk gününden itibaren Filistin halkı için tüm imkanları seferber ettik. Tüm görüşmelerde Filistin meselesini gündeme getirdik. Ülkemizdeki İsrail muhipleri dahil herkesin Hamas’a terör örgütü yaftası vurmak için yarıştığı dönemde biz buna itiraz ettik. Filistinli mücahitlere böyle bir kara çalınamayacağını ilan ettik.
FİLİSTİN’E YAPILAN YARDIMLAR
Şimdiye kadar 19 uçak, 7 sivil yardım gemisiyle insani yardımların toplamı 40 bin tonu buldu. Yardımların içerisinde gıda, su, hijyen, barınma malzemelerinin yanı sıra ambulans, jeneratör, sahra hastanesi ve çadır da bulunuyor. Ülkemize getirdiğimiz hasta ve yaralı kardeşlerimizin tedavileri devam ediyor.
“ONE MINUTE” HATIRLATMASI
Türkiye’nin Filistin davası için verdiği mücadelenin şahidi Filistinli kardeşlerimizdir. Gazze’deki katliamı unutturmayan ülkelerin başında biz varız. Filistin davasına en üst seviyede sahip çıkan ülke Türkiye’dir. Her kim ‘Hiçbir şey yapmadılar’ diye eleştiriyorsa kul hakkına giriyor demektir. Tayyip Erdoğan 15 sene evvel ‘One minute’ dediyse bugün de aynı yerde durmaktadır. Genel Başkan olarak ABD’ye yaptığım ziyarette onlara ‘Hamas bir direniş örgütü’ dedim. Kimse bize Hamas için ‘terör örgütü’ ifadesini kullandıramaz. Hamas’ın liderleriyle her şeyi konuşup, onların arkasında dimdik duran bir ülke, Türkiye.”
]]>Price-Awartani çifti, oğullarının uğradığı ırkçı saldırı, Gazze ve Batı Şeria’daki durumla ilgili AA muhabirine değerlendirmelerde bulundu.
Anne Price, Harvard Üniversitesi Antropoloji Bölümü’nde eğitim görürken araştırma yapmak için Batı Şeria’daki Birzeit Üniversitesine gittiğini ve eşiyle 1991’de tanıştıklarını anlattı.
“Filistin’e aşık oldum.” diyen Price, Awartani ile evliliklerine ailelerinin karşı çıktığını, ikna etmenin yaklaşık 7 yıl sürdüğünü dile getirdi.
Price, oğulları Hisham 2 yaşındayken 2004’te Ramallah’a döndüklerini, Hisham’ın tüm eğitimini “Quaker” adlı okulda tamamladığını ve daha sonra Providence’taki ABD’nin önde gelen üniversitelerinden Brown Üniversitesine kabul aldığını söyledi.
Hisham’ın özellikle matematiğe büyük ilgi duyduğunu, matematik felsefesiyle arkeoloji alanında çift dal yaptığını belirten Price, 3. sınıfta olduğunu anlattı.
İsrail’in kısıtlamaları nedeniyle oğullarına ulaşmaları 4 gün sürdü
Kasım ayında anneannesini ziyaret etmek için Burlington’a giden ve iki arkadaşıyla sokakta yürürken vurulan Hisham’ın haberini Ramallah’ta gece yarısı kardeşinden aldığını anlatan Price, “Şoka girdim. İlk etapta şokun etkisiyle sakin kaldım ve diğer vurulan iki çocuk için çok büyük suçluluk duydum. Bu çocuklar benim annemi ziyaret ediyordu.” dedi.
Price “Hisham’ın ilk 24 saati çok kritikti. Önemli tıbbi kararlar alınması gerekiyordu ancak biz çok uzaktaydık. Haberi cumartesi gecesi aldık, Amerika’ya ancak çarşamba günü gelebildik.” diye konuştu.
İsrail’in kısıtlamaları nedeniyle ABD’ye varışlarının geciktiğini, eşinin Amerikan vatandaşı olmasına rağmen 7 Ekim’in ardından Filistin asıllı ABD vatandaşlarına da kısıtlamalar getirildiğine dikkati çeken Price, önce Ürdün’e gitmek zorunda kaldıklarını söyledi.
“Oğlum kendisine değil Gazze’ye odaklanılmasını istedi”
Uğradığı saldırı sonucu tekerlekli sandalyeye mahkum olan oğullarının hastanedeki tedavisinin ardından okuluna döndüğünü ve derslerine devam ettiğini belirten Price, Hisham’ın her gün 2 saat fizik tedavi gördüğünü anlattı.
Price, “Hisham, eski dünyasında yeni perspektifiyle kendisini tekrar konumlandırmaya çalışıyor. Geçen gün ilk kez derse gitti, kaldırımlar nedeniyle bu, 15 dakika sürdü ama üniversite çok yardımcı oldu. Tüm derslerini giriş katına aldı. Çok kolay bir süreç değil ama Hisham pratiğe odaklanan bir çocuk. Oturup haline yakınıp üzülmek yerine hayatına devam etmeye çalışıyor.” şeklinde konuştu.
Oğluyla her zaman gurur duyduğunun altını çizen Price, “Hisham, konuyla ilgili sadece Filistin’deki genel duruma dikkat çekmek için konuştu. Kendisinin gerekli kaynaklara sahip olduğunu söyledi. Oğlum kendisine değil Gazze’ye odaklanılmasını istedi.” ifadelerini kullandı.
Price, “Hisham, bir noktada vurulacağını ancak bunun Amerika’da değil Filistin’de olacağını düşündüğünü söylüyor. Daha önce Batı Şeria’da protestoya katıldığında dizinden vurulmuştu. İsrail ordusu, genellikle felç etmek ya da sakat bırakmak için dizleri hedef alır.” dedi.
“Gazze ve Batı Şeria’da etnik temizlik yapmaya çalışıyorlar”
Price, Gazze’deki saldırılara ilişkin, “Her günümü orada olan bitenin gölgesinde ve hiç bitmeyen bir suçluluk duygusuyla geçiriyorum. Her su içtiğimde, her sıcak yatağıma girdiğimde bir suçluluk duygusu, bunun ne kadar adil olmadığı duygusu kaplıyor içimi.” dedi.
İsrail hükümeti ve ordusunun temel amacıyla ilgili de Price, “Gazze ve Batı Şeria’da etnik temizlik yapmaya çalışıyorlar.” görüşünü paylaştı.
Uluslararası toplumun daha fazla baskı uygulaması gerektiğine dikkati çeken Price, İsrail’in ihlallerinin özellikle ABD ve İngiltere gibi ülkelerin desteğiyle cezasız kaldığını dile getirdi.
Price, Filistin halkının evlerine ve şehirlerine geri dönme hakkından vazgeçilmemesi gerektiğini vurgulayarak, “Gazze, Filistin’in mükemmel bir parçası ve olmaya devam edecek.” mesajını verdi.
“Öldürmeleri için yeşil ışık yakıldı, dünya sadece seyrediyor”
Baba Awartani de Ramallah’ta olayları televizyon ya da gazetelerden takip etmediklerine dikkati çekerek, “Kişisel olarak tanıdığımız arkadaşlarımız yaşadıklarını anlatıyor. Anlattıklarını dinlediğimde söyleyecek söz bulamıyorum. Gazze’den bir saat uzaktayım, başımın üstünde bir çatı var, yiyecek yemeğim var. Bu kadar yakın olmamıza rağmen onlar, komple izole edilmiş durumda.” diye konuştu.
Arkadaşlarıyla görüşmelerinde dinledikleri hikayelerin soykırım gerçekleştirildiğini gösterdiğini dile getiren Awartani, şöyle devam etti:
“İnsanları zorla evlerinden çıkarıyorlar. Arkadaşımın yaşlı bir annesi ve engelli bir eşi var. ‘Evden ayrılın!’ demişler. Önce evden ayrılmamak için direnmişler, sonra evden çıkarken keskin nişancı ikisini de vurmuş. Kadınları vuruyorlar. Filistinlileri korkutmak için ve ‘Bakın, Yahudilere zarar verirseniz sonunuz böyle olur.’ mesajı vermek için bunu yapıyorlar. Öldürmeleri için yeşil ışık yakıldı, dünya sadece seyrediyor. O yüzden çok daha fazla insanı öldürecekler.”
Awartini, artık herkesin çok yorulduğunu belirterek, “Barış için dua ediyoruz. Kimse acıyı sevmez. İki tarafın da kanının akmasını istemiyoruz.” şeklinde konuştu.
“İsrail, her bir Filistinlinin acı çektiğinden emin olmak istiyor”
Batı Şeria’da da Gazze’yle karşılaştırılmayacak düzeyde olsa da gerginliğin arttığına işaret eden Awartani, “Bu, toplu cezalandırmanın bir parçası. Nerede olursa olsun her bir Filistinlinin acı çektiğinden emin olmak istiyorlar. (7 Ekim’in ardından) Batı Şeria’da ilk yaptıkları tüm bölgelerin birbiriyle bağlantısını koparmak oldu. Yeni kurallar getirildi, bu nedenle bir yerden başka bir yere gitmeye çalışmak çok tehlikeli hale geldi.” ifadelerini kullandı.
Awartani, bazı alanları “askeri bölge” olarak kapattıklarını, Filistinlilerin tek çivi dahi çakamadıklarını ama yerleşimcilerin evler yaptıklarını anlattı.
Yerleşimcilerin doğrudan silahlarıyla sivilleri öldürdüklerine işaret eden Awartini, “Yerleşimci şiddeti gerçek. Hiçbir sınır tanımıyorlar.” dedi.
Awartani, bölgedeki taksi şoförlerinin bile yerleşimciler nedeniyle yollarını değiştirdiğini sözlerine ekledi.
]]>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, TÜGVA Gençlik Buluşması’nda konuştu. Gençlere hitap eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Yurtlarıyla, burslarıyla, icraat haneleriyle akademileriyle TÜGVA ailesi her alanda dal budak salıyor. Bu çelik iradeyi daha da yükseltme vaktidir. Cumhuriyetimizin 2. asrına damgamızı vuracağız. Spordan müzeye edebiyattan resme her alanda kabiliyetlerimizi geliştirerek bilgisayar ekranlarındaki sanal dünya ile gerçek dünyanın dengesini kurarak iman varsa imkan da vardır anlayışıyla zorlukları birer birer aşarak şartlara teslim olmadan mücadeleyi her alanda ve her konuda sürdürmeliyiz. Sizlerin böyle bir şuurla hayatınıza yön vermesini dünyanın en şatafatlı üniversitelerin diplomalarından ben daha önemli görüyorum. Diploma zarftır. Elbette kıymetlidir. Ama asıl olan mazruftur. Dünyada donanımın önce ve hatta sadece diploma ile ölçüldüğü dönemler çok geride kaldı. Artık bireysel birikimler kabiliyetler beceriler uzmanlıklar analitik yetenekler çok daha önemli hale geldi. Bunun için gençler, sizlerden eğitiminizi sürdürürken mutlaka kişisel donanımınızı da arttırmanızı istiyorum. Hayatını sadece okuluyla evi veya yurdu arasında geçiren fiziki ve manevi dünyasını genişletecek faaliyetlerden uzak duran akranlarıyla fikri müzakere yapacak birikime sahip olmayan kabiliyetli olduğu alanlardaki farkını ortaya koyamayan ahlaki açıdan da şahsiyetini inşa etmeyi dert etmeyen kısaca olumlu anlamda varlığını ailesinde okulunda arkadaş çevresinde oturup kalktığı her yerde hissettiremeyen bir gençlik bizim için kayıp hükmündedir. Halbuki biz gençlerimizin her birinin gözünde yüreğinde özellikle saklı o cevherin ateşini görebiliyoruz. Damarlarında dolaşan o enerjiyi hissedebiliyoruz. Yeter ki siz azminizle, gayretinizle, çabanızla bu potansiyeli harekete geçirme iradesini ortaya koyun” dedi.
“Bir ülkenin bir milletin en büyük gücü gençleridir”
Bir ülkenin en büyük gücünün gençleri olduğuna dikkati çeken Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Bir ülkenin bir milletin en büyük gücü gençleridir. Gençlerinden ümidi kesen bir millet geleceğini kaybetmiş demektir. Biz öğrenciliğimizden gençlik liderliği yıllarımıza oradan siyasi hayatımızın her safhasına kadar ömrümüzün tüm dönemlerinde gençlerimize güvendik. Bugün de girdiğimiz her mücadelede en çok gençlerimize güveniyoruz. Vesayet ve kavgamızdan darbecilere karşı direnişimize kadar tüm büyük sınamalarımızda gençlerimizi daima şu anda olduğu gibi yanımızda bulduk. Artık sizlerin zamanının misafiri olan bir büyüğünüzüm. Ben misafirim siz ev sahibisiniz. Tek hedefimiz ülkemize kazandırdığımız hizmetlerin zirvesi olarak gördüğümüz Türkiye Yüzyılı hedefini başarıya ulaştırmaktır. Böylece gençlerimize çok daha büyük vizyonları hayata geçirebilecekleri büyük, güçlü müreffeh bir ülke emanet edebileceğiz. Sizlerden beklentilerimiz ise kendinizi bu geleceğe hazırlamanızdır. Tabi bu hazırlığın söylemek kadar kolay olmadığını biliyoruz. Bunun için yeri geldiğinde güncel gelişmeleri takip etmek yeri geldiğinde eskilere kulak vermek, bazı gençlerimize eskilerin tavsiyeleri biraz harcı alem gelebilir. Emin olun öyle değil. Bugün en basitinden selamlaşmayı dahi unutmuş ihmal eder hale gelmiş hatta beceremeyen gençlerimize rastlıyoruz. Halbuki Kuran ve sünnetten destanlarımızdan şiirlerimize kadar medeniyetimize temel teşkil eden tüm eserlerde selamlaşmanın önemine vurgu yapılır” diye konuştu.
“Netanyahu’nun başında bulunduğu İsrail yönetimi katildir”
İsrail yönetiminin katil olduğunu vurgulayan Erdoğan, “Ayasofya’nın ibadete açılması Taksim’e cami yapılması inancı yüzünden tahki edilen kardeşlerimizle başörtülü hanımlarımızın haklarına kavuşmaları Kudüs’ün mahremiyetine saygı gösterilmesi dünyanın çeşitli yerlerinde cihat eden kardeşlerimizin zafere ulaşmaları gibi somut gündemlerimiz vardır. Bu başlıkların bir kısmında mücadelemiz başarıya ulaştı. Ayasofya yeniden ibadete açıldı. Taksim’e cami yapıldı. Kıyafeti yüzünden mağdur edilen insanlarımız haklarına kavuştu. İnanç değerlerimiz üzerindeki baskılara ve yasaklara son verildi. Ancak hala süren ve durum vahim hale geldiği gündemlerimiz de mevcut. Bunların başında Gazze’de yaşanan katliamlar diğer Filistin topraklarında işlenen cinayetler, ve yapılan hırsızlıklar Kudüs’ün mahremiyetinin sürekli ihlali gibi hususlar geliyor. Peygamber efendimiz ‘kim bir kötülük görürse onu eliyle düzeltsin, gücü yetmezse diliyle değiştirsin, ona da gücü yetmezse kalbiyle nüfuz etsin ki bu imanın en zayıf derecesidir. ‘ buyuruyor. Filistin’de uygulanan katliamlara, karşı bize düşen de sırasıyla bu tavırları sergilemektir. Bilhassa, Gazze’deki zulüm dil ile değiştirme safhasını bile geride bırakmıştır. Artık İsrail’in soykırım politikasına karşı insanlığın yekpare bir şekilde eyleme geçmesi gerekiyor. İsrail’e destek ve cesaret veren Amerika, Avrupa devletleri tarihe kadın ve çocuk katillerinin hamisi olarak kaydolmuşlardır. İnsanlığın onurunu kurtarmak için önce bu devletlerin tavırlarını gözden geçirip yanlıştan dönmeleri şarttır. Netanyahu yönetimiyle yan yana anılmak bile başlı başına ağır bir cezadır, utanılacak bir ayıptır. Çünkü Netanyahu’nun başında bulunduğu İsrail yönetimi katildir. Bizzat failinden yapılanlara karşı çıkmayan bireylerine kadar İsrail’deki herkes daha anne karnındaki bebeklerden her yaştan çocuğa, kadına, erkeğe kadar 10 binlerce Filistinli masumun katlinden sorumludur. Netanyahu’nun başında bulunduğu İsrail yönetimi zalimdir. Olup bitenleri gördüğü halde kafasını çeviren kalbi taşlaşmış vicdanını siyonistlere kiraya vermiş herkes de bu zulüm düzenine ortaktır. Netanyahu’nun başında bulunduğu İsrail yönetimi hırsızdır. İsrail yönetimi Filistin halkını binlerce yıldır sahip olduğu evleri, arazileri, tarlaları, bağları içindeki eşyaları gasp etmektedir. Milyonlarca masum insana terörist yaftası vurarak katletmek için yalan üstüne yalan söyleyen İsrail yönetimine bu cesareti ve yalanları peşinen kabul edip tekrarlayanlar vermektedir. Pek çok kesimi yok etmeye amaçlayan Nazi kafasının bugünkü temsilcisi İsrail’dir. İsrail yönetimi korkaktır. Siyonizm adına çocuk ve kadın katliamları yapan kendilerini savuma imkanı olmayan masumlara zulmeden İsrail yönetimi de korkaktır” şeklinde konuştu.
“Bu ülkede siyaset yaptığı halde çıkıp utanmadan Hamas’a terör örgütü iftirası atan İsrail muhiplerine asla aldırmayın”
Hamas’a terör örgütü diyen siyasilere karşı atıfta bulunan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bu ülkede siyaset yaptığı halde çıkıp utanmadan Hamas’a terör örgütü iftirası atan İsrail muhiplerine asla aldırmayın. Bunlar katil İsrail’e selam çakarak siyasi ikballerini garantiye alacaklarını düşünen kifayetsiz muhterislerdir. Hamas bir terör örgütü olsaydı emin olun herkesten önce kendileri savunur işbirliği yapar muhabbet beslerlerdi. Eğer Hamas bunların dediği gibi bir örgüt olsaydı milletvekilleri her yıl dönümünde kurulduğu köyü ziyaret eder aklamak için kırk dereden su getirirler reklamını en çok kendileri yapardı. Hamas terör örgütü kesinlikle değildir. Canları pahasına vatanlarını ve topraklarını savunan bir direniş hareketidir. Biz bunlara aldırmıyor, itibar etmiyor, kesinlikle pirim vermiyoruz” dedi.
“37 bin tondan fazla insani yardım malzemesini uçaklarla ve gemilerle bölgeye ulaştırdık”
” Kızılay’ımızın sivil yardım gemisi 3 bin tonluk malzeme ile dün yola çıktı”
Filistin’e bugüne kadar 37 bin tondan fazla insani yardım malzemesi ulaştırıldığını söyleyen Erdoğan, “Türkiye olarak hiçbir tehdide ve baskıya boyun eğmeden Gazze’de yaşanan katliamın Filistin’de yaşanan zulmün sona ermesi için kalbimizle dilimizle ve elimizle her türlü çabayı gösteriyoruz. Bugüne kadar 37 bin tondan fazla insani yardım malzemesini uçaklarla ve gemilerle bölgeye ulaştırdık. Kızılay’ımızın sivil yardım gemisi 3 bin tonluk malzeme ile dün yola çıktı. Gazze’nin refah sınır kapısından her gün Kızılay tırları Gazze’ye giriyor. Ramazan ayında yardımlarımızı inşallah daha da arttıracağız. Gazze’den çıkan yaralıların bir kısmını refakatçileri ile beraber ülkemize getirip tedavi ettiriyoruz” ifadelerini kullandı. – İSTANBUL
]]>Sinan Erdem Spor Salonu’nda düzenlenen TÜGVA 7. Gençlik Buluşması’nda konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, gençlik çağında “ilayi kelimetullah” diye ifade ettikleri Allah’ın dinini dünyaya yayma davasının her şeyin başı olduğunu söyledi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, bunun yanında Ayasofya’nın ibadete açılması, Taksim’e cami yapılması, inancı yüzünden tahkir edilenlerin, başörtülü hanımların haklarına kavuşmaları, Kudüs’ün mahremiyetine saygı gösterilmesi, dünyanın çeşitli yerlerinde cihat edenlerin zafere ulaşmaları gibi somut gündemlerinin de olduğunu, bu başlıkların bir kısmında mücadelelerinin başarıya ulaştığını anlattı.
Ayasofya’nın yeniden ibadete açıldığını, Taksim’e cami yapıldığını, kıyafeti yüzünden mağdur edilen insanların haklarına kavuştuğunu, inanç ve değerlerin üzerindeki baskılara ve yasaklara son verildiğini kaydeden Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle konuştu:
“Ancak hala süren ve hatta durumun daha da vahim hale geldiği gündemlerimiz de mevcut. Bunların başında Gazze’de yaşanan katliamlar, diğer Filistin topraklarında işlenen cinayetler ve yapılan hırsızlıklar, Kudüs’ün mahremiyetinin sürekli ihlali gibi hususlar geliyor. Peygamber Efendimiz, ‘Kim bir kötülük görürse onu eliyle düzeltsin, gücü yetmezse diliyle değiştirsin, ona da gücü yetmezse kalbiyle buğzetsin ki bu imanın en zayıf derecesidir.’ buyuruyor. Filistin’de uygulanan katliamlara, zulümlere, hırsızlıklara karşı bize düşen de sırasıyla bu tavırları sergilemektir. Bilhassa Gazze’deki zulüm, bırakınız kalple buğzetmeyi, dille değiştirme safhasını bile geride bırakmıştır. Artık İsrail’in soykırım politikasına karşı insanlığın yekpare bir şekilde eyleme geçmesi gerekiyor. İsrail’e cesaret ve destek veren Amerika ve Avrupa devletleri, tarihe kadın ve çocuk katillerinin hamisi olarak kaydolmuşlardır. İnsanlığın onurunu kurtarmak için önce bu devletlerin tavırlarını gözden geçirip, yanlıştan dönmeleri şarttır.”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’yu sert şekilde eleştirerek, “Netanyahu yönetimiyle yan yana anılmak bile başlı başına ağır bir cezadır, utanılacak bir ayıptır. Çünkü Netanyahu’nun başında bulunduğu İsrail yönetimi katildir. Bizzat failinden yapılanlara karşı çıkmayan bireylerine kadar İsrail’deki herkes, daha anne karnındaki bebeklerden her yaştan çocuğa, kadına, erkeğe kadar on binlerce Filistinli masumun katlinden sorumludur.” ifadelerini kullandı.
Netanyahu’nun başında bulunduğu İsrail yönetiminin zalim olduğunu belirten Erdoğan, İsrail işgali altında yaşayan Filistin halkının evinde oturmasından sokakta yürümesine, işine veya okuluna gitmesine kadar hayatının her anını zehir eden bir zulüm düzenine maruz kaldığını, olup bitenleri gördüğü halde kafasını çeviren, kalbi taşlaşmış, vicdanını siyonistlere kiraya vermiş herkesin de bu zulüm düzenine ortak olduğunu dile getirdi.
“Netanyahu’nun başında bulunduğu İsrail yönetimi yalancıdır”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Netanyahu’nun başında bulunduğu İsrail yönetiminin “hırsız” olduğunu belirterek şöyle devam etti:
“İsrail yönetimi, Filistin halkının binlerce yıldır sahip olduğu evleri, arazileri, tarlaları, bahçeleri, içindeki eşyaları, mahsulleri ve ağaçlarıyla gasbetmektedir. Yerleşimci denen hırsızlar çetesinin bu gaspları, İsrail Devleti’nin, adaletinin, ordusunun, polisinin gözetimi ve desteği altında yürütülmektedir. Netanyahu’nun başında bulunduğu İsrail yönetimi yalancıdır. İsrail yönetimi ve yerleşimcisiyle, her türlü melaneti işleyen ama dışarıya karşı tam tersini ifade eden hem yalancı hem kibirli ve kirli bir zihniyetin hakimiyeti altındadır. Milyonlarca masum insana terörist yaftası vurarak katletmek için yalan üstüne yalan söyleyen İsrail yönetimine bu cesareti, yalanları peşinen kabul edip tekrarlayanlar vermektedir.”
Netanyahu’nun başında bulunduğu İsrail yönetiminin faşist olduğunu da söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Dün üstün ırk iddiasıyla Yahudiler başta olmak üzere pek çok kesimi yok etmeyi amaçlayan Nazi kafasının bugünkü temsilcisi İsrail yönetimidir. Kendilerinden başka hiç kimseyi insan yerine koymayan bu kafa, yarın fırsat bulduğunda Filistinlilere yaptıkları zulmün daha beterini diğer milletlerden ve inançlardan insanlara uygulamaktan çekinmeyecektir. Netanyahu’nun başında bulunduğu İsrail yönetimi tehdittir. Tarih bize göstermektedir ki önüne geçilmeyen, kınanmayan, engellenmeyen her zulüm ve katliam, farklı bahanelerle pusuda bekleyen yenilerin yolunu açar. İsrail yönetiminin pervasızca yürüttüğü cinayetler, zulümler, hırsızlıklar ve diğer tüm arızalı politikaların bu zincirleme reaksiyonu başlatma riski giderek artmaktadır.”
Netanyahu’nun başında bulunduğu, tüm büyük zalimler gibi siyonizm adına çocuk ve kadın katliamları yapan, kendilerini savunma imkanı olmayan masumlara zulmeden İsrail yönetiminin korkak olduğunu dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, güçlü olduğunda ceberut kesilen, korktuğunda hayvandan aşağı bir konuma inen bu güruhun, insanlığın kalbinde kendisi için var olan son merhamet kırıntılarını da yok etme yolunda ilerlediğini söyledi.
“Hamas’a terör örgütü iftirası atan İsrail muhiplerine asla ve asla aldırmayın”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, gençlere seslenerek şunları kaydetti:
“Sevgili gençler, şunu çok iyi bilmenizi isterim. İçimizdeki kimi kendini bilmezlerin söylemlerine bakarak, devletinize ve milletine karşı asla tereddüde kapılmayın. Bu ülkede siyaset yaptığı halde çıkıp utanmadan Hamas’a terör örgütü iftirası atan İsrail muhiplerine asla ve asla aldırmayın. Bunlar katil İsrail’e selam çakarak, siyasi ikballerini garantiye alacaklarını düşünen kifayetsiz muhterislerdir. Pusulasını emperyalistlere çevirmiş selefleri gibi, bunlar da yakında tarihin tozlu raflarında kaybolup gideceklerdir. Şayet onların iddia ettiği gibi Hamas bir terör örgütü olsaydı, emin olun herkesten önce kendileri savunur, işbirliği yapar, muhabbet beslerlerdi. Eğer Hamas bunların dediği gibi bir örgüt olsaydı milletvekilleri her yıl dönümünde kurulduğu köyü ziyaret eder, aklamak için kırk dereden su getirirler, reklamını en çok kendileri yapardı. Gerçekten de Hamas dedikleri gibi olsaydı, hiç şüpheniz olmasın Hamas’ın hamiliğini ve avukatlığını bunlar kimseye bırakmazdı. Açık ve net söylüyorum Hamas, bunların iddia ettiği gibi bir örgüt kesinlikle değildir. Bilakis canları pahasına vatanlarını ve topraklarını savunan bir direniş hareketidir. Müfterileri asıl rahatsız eden de Hamas’ın bu özelliğidir. Biz bunlara aldırmıyor, itibar etmiyor, kesinlikle prim vermiyoruz.”
Türkiye olarak hiçbir tehdide ve baskıya boyun eğmeden Gazze’de yaşanan katliamın, Filistin’de yaşanan zulmün sona ermesi için kalpleri, dilleri ve elleriyle her türlü çabayı gösterdiklerini vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Dualarımızda hep Filistinli kardeşlerimizin özgürlüğe kavuşması yakarışı var. Bu meseleyi uluslararası gündemde tutmak ve somut kararlar çıkması için yoğun diplomasi yürütüyoruz. Mısır ve Ürdün üzerinden bölgeye yardım ulaştırmak için yoğun gayret gösteriyoruz. Bugüne kadar 37 bin tondan fazla insani yardım malzemesini uçaklarla ve gemilerle bölgeye ulaştırdık. Kızılay’ımızın sivil yardım gemisi 3 bin tonluk malzemeyle dün yola çıktı. Gazze’nin Refah Sınır Kapısı’nda her gün Kızılay tırları Gazze’ye giriyor. Ramazan ayında yardımlarımızı inşallah daha da artıracağız.” ifadelerini kullandı.
“‘Bizim orada ne işimiz var?’ diye soranlar ya kara cahildir ya da gönüllü veya görevli beşinci kol elemanıdır”
Gazze’den çıkabilen yaralıların bir kısmını refakatçileriyle birlikte Türkiye’ye getirip tedavi ettiklerini anlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Filistin yönetimine ve halkına olan desteklerini her vesileyle sergilediklerini ifade etti.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, sözlerine şöyle devam etti:
“Filistinli kardeşlerimiz arasında vahdetin sağlanması için de tüm taraflarla görüşüyoruz. Osmanlı bölgeden çekildiğinden beri rahat, huzur, güvenlik yüzü görmeyen Orta Doğu coğrafyasına asla sırtımızı dönmeyecek, hep kardeşlerimizin yanında olacağız. Nasıl Orta Asya ve Kafkasya’yla kadim tarihi bağlarımızı, Balkanlar’la kardeşliğimizi, Kuzey Afrika’yla yakın ilişkilerimizi güçlendiriyorsak, bu bölgeye sahip çıkmak da tarihi ve insani sorumluluğumuzdur. Her kim size, ‘Bizim orada ne işimiz var?’ diye soruyorsa, bilin ki bunu söyleyen ya kara cahildir ya da gönüllü veya görevli bir beşinci kol elemanıdır.”
Türkiye’nin en büyük gücünü, “gerisinde böylesine geniş bir coğrafyaya yayılan dost ve kardeş dayanışmasının olması” şeklinde niteleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bizden bu bağları kopartıp atmamızı isteyenler iyiliğimizi değil tam tersine kötülüğümüzü temenni ediyor demektir. İnşallah, medeniyet, tarih ve kültür bilinciyle yetişen siz gençlerimiz, ülkemiz üzerinde oynanan pek çok oyun gibi bu sinsi projeyi de çiğneyip keseceksiniz. Gençler, ben sizlere güveniyorum.” dedi.
Konuşmasının sonunda, kendilerini bir araya getiren TÜGVA yöneticilerine teşekkür ederek, katılımcıların Ramazan-ı Şerifi’ni şimdiden tebrik eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, gençlere sağlıklı, mutlu, huzurlu hayallerde buluştukları güzel günler temenni etti.
“Hedefimiz, Bakırköy’de de AK Parti olarak bu seçimleri almak”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini sonlandırmadan önce, şu anda Bakırköy sınırları içerisinde bulunduklarını, burada da belediye başkan adaylarının Ali Talip Özdemir olduğunu ve kendisini gençlere takdim etmek istediğini dile getirdi.
Ardından sahneye gelen Özdemir ile katılımcıları selamlayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “İnşallah hedefimiz, Bakırköy’de de AK Parti olarak bu seçimleri almak.” diyerek sözlerini tamamladı.
Programa, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan, Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak, Ticaret Bakanı Ömer Bolat, İstanbul Valisi Davut Gül, AK Parti İstanbul İl Başkanı Osman Nuri Kabaktepe, Cumhur İttifakı İBB Başkan adayı Murat Kurum, TÜGVA Başkanı İbrahim Beşinci ile yönetim kurulu üyeleri ve çok sayıda genç katıldı.
Hafız Bekir Büyükyurt’un Kur’an-ı Kerim tilaveti gerçekleştirdiği programda, Grup Aksiyon Kudüs ve şehitlere özel eserleri seslendirdi.
Dabke dansının yapıldığı programda, sanatçı ve AK Parti İstanbul Milletvekili Yücel Arzen 5 kişilik orkestrayla müzik dinletisi sundu.
Programda, 1 Ocak’ta gerçekleştirilen “Şehitlerimize Rahmet, Filistin’e Destek” yürüyüşü ve TÜGVA’nın “Bizim Kahramanımız” adlı reklam filmi izletildi.
TÜGVA Başkanı Beşinci, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a “Şehitlerimize Rahmet, Filistin’e Destek” yürüyüşünün yağlı boya tablosunu takdim etti.
Gençlik Buluşması, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve beraberindekilerin hatıra fotoğrafı çektirmesiyle sona erdi.
(Bitti)
]]>ERDOĞAN: NETANYAHU YÖNETİMİYLE YAN YANA ANILMAK BİLE UTANILACAK BİR AYIPTIR
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın konuşmasında şunları söyledi: “Gazze’deki zulüm bırakınız kalple buğzetmeyi, dille değiştirme safhasını geride bırakmıştır. Artık İsrail’in soykırım politikasına karşı insanlığın yekpare eyleme geçmesi gerekiyor. İsrail’e destek ve cesaret veren Amerika ve Avrupa devletleri tarihe geçmişlerdir. Netanyahu yönetimiyle yan yana anılmak bile başlı başına ağır bir cezadır, utanılacak bir ayıptır. Netanyahu’nun başında bulunduğu İsrail yönetimi katildir. Netanyahu’nun başında bulunduğu İsrail yönetimi zalimdir.

Olup bitenleri gördüğü halde kafasını çeviren, kalbi taşlaşmış herkes bu zulüm düzenine ortaktır. İsrail yönetimi hırsızdır. Filistin halkının binlerce yıldır sahip olduğu evleri, arazileri, tarlaları, mahsülleri ve ağaçlarıyla gasp etmektedir. Bu gasplar İsrail devletinin, polisinin gözetimi altında yürütülmektedir. Netanyahu’nun başında bulunduğu İsrail yönetimi yalancıdır. İsrail yönetimi ve yerleşimcisiyle her türlü melaneti işleyen yalancı, kibirli ve kirli bir zihniyetin hakimiyeti altındadır. Netanyahu’nun başında bulunduğu İsrail yönetimi faşisttir. Dün üstün ırk iddiasıyla yahudiler başta olmak üzere pekçok kesimi yok etmek isteyen Nazi kafası bugün İsrail yönetimdedir.

“İSRAİL YÖNETİMİ KORKAKTIR”
Netanyahu’nun başında bulunduğu İsrail yönetimi tehdittir. İsrail yönetiminin pervasızca yürüttüğü cinayet, zulüm, hırsızlıkları giderek artmaktadır. Netanyahu’nun başında bulunduğu İsrail yönetimi korkaktır, tüm büyük zalimler gibi. Siyonizm adına çocuk ve kadın katliamı yapan İsrail yönetimi de korkaktır. Güçlü olduğunda ceberrut kesilen, korktuğunda hayvandan aşağı konuma inen bu güruh insanlığın kalbinde kendisi için varolan son merhamet kırıntıları da yok etme yolundadır.
Bu ülkede Hamas’a terör iftirası atan İsrail muhiplerine asla inanmayın. Bunlar kifayetsiz muhterislerdir. Pusulasını emperyalistlere çevirmiş, bunlar da yakında tarihin tozlu raflarında kaybolup gideceklerdir. Şayet Hamas terör örgütü olsaydı emin olun herkesten önce kendileri savunur, işbirliği yapar, muhabbet beslerdi. Hamas bunların dediği gibi bir örgüt olsaydı, milletvekilleri her yıl dönümünde ziyaret ederlerdi. Hamas’ın hamiliğini ve avukatlığını bunlar kimseye bırakmazdı.

“HAMAS BİR TERÖR ÖRGÜTÜ DEĞİLDİR”
Hamas bunların iddia ettiği gibi bir örgüt değildir; bilakis direniş hareketidir. Türkiye olarak hiçbir tehdide baskıya boyun eğmeden Gazze’de yaşanan katliamın, Filistin’de yaşayan zulmün sona ermesi için kalbimizle, dilimizle, elimizle her türlü çabayı gösteriyoruz. Dualarımızda hep Filistinli kardeşlerimizin özgürlüğe kavuşması yakarışı var. Mısır ve Ürdün üzerinden bölgeye yardım ulaştırmak için yoğun gayret gösteriyoruz. Bugüne kadar 37 bin tondan fazla insani yardım malzemesini uçak ve gemilerle bölgeye ulaştırdık. Kızılayımızın sivil yardım gemisi 3 bin tonluk malzemeyle dün yola çıktı. Gazze’nin Refah sınır kapısından her gün Kızılay TIR’ları Gazze’ye giriyor.
Osmanlı bölgeden çekildiğinden beri rahat, huzur, güvenlik yüzü görmeyen Ortadoğu coğrafyasına asla sırtımızı dönmeyecek hep kardeşlerimizin yanında olacağız. Nasıl Asya, Kafkasya, Balkanlar, Afrika’da kardeşliğimizi güçlendiriyorsak bu bölgeye sahip çıkmak insani sorumluluğumuzdur. Türkiye’nin en büyük gücü gerisinde böylesine geniş coğrafyaya yayılan dost ve kardeş dayanışması olmasıdır. İnşallah medeniyet, tarih ve kültür bilinciyle yetişen siz gençlerimiz ülkemiz üzerinde oynanan pekçok oyun gibi bu sinsi projeyi de çiğneyip geçeceksiniz.”
]]>Bültende Yunan basınında yer alan, “Yunan Devrimi’nin ulusal yıl dönümünün (25 Mart) araya girmesi ve iki ülkede ulusal bayramlarda tatbikat yapılmamasına rağmen Türkiye, NOTAM yayımladı” şeklindeki iddianın doğru olmadığı belirtildi.
Yunan medyasında Türk Deniz ve Hava Kuvvetlerinin Ege Denizinde yapacağı tatbikat için Türkiye’nin yayımladığı, 4 Mart-30 Nisan tarihlerini kapsayan NOTAM’ın “25 Mart Yunanistan Bağımsızlık Günü” için istisna içermemesinden dolayı Yunan tarafının rahatsız olduğu yönündeki iddialara yer verildiğinin tespit edildiği bildirilen bültende, “Ülkemizce 2 Mart 2024 tarihinde yayımlanan ve 4 Mart-30 Nisan 2024 tarihlerini kapsayan A2099/24 sayılı NOTAM, Yunanistan tarafından 28 Şubat 2024 tarihinde yayımlanan ve Ege Denizi’nde tehlikeli saha ilan eden A0630/24 sayılı NOTAM’a karşılık olarak yayımlanmıştır.” açıklaması yapıldı.
Ayrıca bültende Yunanistan’ın 4 Mart-30 Nisan tarihlerini kapsayan NOT??’ın Ramazan Bayramı ile 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı için istisna içermediği, Türkiye’nin bahse konu NOTAM’ı mütekabiliyet esasına göre yayımladığı, Yunan medyasındaki haberlerde bu konuya yer verilmeyerek manipülasyon yapıldığı kaydedildi.
“Gazze’ye girecek yardımların İsrail tarafından engellenmediği” iddiaları
Bültende İsrail Hükümet Sözcüsü Eylon Levy’nin, “Gazze Şeridi’ne girecek insani yardımların İsrail tarafından engellenmediği” iddiası da yalanlandı.
Birleşmiş Milletler verilerinin de İsrailli yetkililerin “Yardım geçişleri arttı” iddiasının aksini gösterdiği kaydedilen bültende, verilere göre şubatta teslim edilen ortalama yardım tırı sayısının önceki aya göre yüzde 50 azaldığı vurgulandı.
İsrail’in ayrıca, Kuzey Erez ve El Muntar gibi kritik geçişleri kapalı tutarak Gazze’nin kuzeyine erişimi engellediğine işaret edilen bültende, şunlar bildirildi:
“BM’nin çağrısında önlem alınmazsa Gazze’de kıtlığın neredeyse kaçınılmaz olacağı konusunda uyarıda bulunulmuştur. Gazze Sağlık Bakanlığı Sözcüsü Eşref el-Kudra, yaptığı açıklamada, onlarca kişinin hastanelere ulaşamadan açlık nedeniyle sessizce öldüğüne inandıklarını belirtmiştir. BM’nin işgal altındaki Filistin Bölgesi İnsani Yardım Koordinatörü Jamie McGoldrick, çarşamba günü BM Genel Merkezi’nde gazetecilere yaptığı açıklamada, Gazze’de çocukların açlıktan öldüğünü ifade etmiştir. BM Dünya Gıda Programı’ndan yapılan son açıklamada, 14 kamyonluk gıda konvoyunun İsrail ordusu tarafından üç saat boyunca Gazze’nin güneydoğusundaki Wadi Gazze kontrol noktasında bekletildiğini, ardından geri çevrildiğini duyurmuştur.
Tüm uluslararası kuruluşlar, İsrail ordusunun bölgeye yardım girişini engellediğini doğrulamaktadır. İsrail’in, Filistin halkına yönelik soykırımını kamufle etmek amacıyla yürüttüğü propagandaya itibar etmeyiniz.”
“Sığınmacıların Ankara’da bir evi yaktıkları” iddiası
Bültende sosyal medyada yer alan “Sığınmacılar, Ankara’da bir evi yakmış” şeklindeki iddianın da doğru olmadığı vurgulandı.
13 Şubat 2024’te saat 07.00 sıralarında Ankara’nın Altındağ ilçesine bağlı Yıldıztepe Mahallesi’ndeki adresten gelen yangın ihbarı üzerine, emniyet ve itfaiye birimlerinin olay yerine intikal ettiği kaydedilen bültende, ikametin çatı köşe ve ön taraf balkon kısımlarında bulunan eski eşyanın yandığının görüldüğü, herhangi bir yaralanmanın ve çevreye sirayet olmadığının tespit edildiği bildirildi.
İkamette oturan F.K. ile yapılan görüşmede eşinin mutfakta çay demlediğini, bir anda her şeyin alev aldığını, dışarı çıktıklarını ve itfaiye ekiplerinin yangına müdahale ettiğini anlattığı kaydedilen bültende, şu bilgilere yer verildi:
“Adreste oturan vatandaşımız, herhangi bir şikayetlerinin olmadığı yönünde beyanda bulunmuş, konuyla ilgili Cumhuriyet savcısına bilgi verilerek tahkikata başlanmıştır. Gerek güvenlik güçleri gerek itfaiye yetkililerinin yaptığı araştırmalarda herhangi bir kasıt unsuruna rastlanılmamış, ifade veren ev sahipleri yangının tam olarak neden çıktığını bilmediklerini beyan etmişlerdir.”
“Seçimde oy kullanacağınız sandık değişti” bildirimleri
Bültende bazı cep telefonları ve e-posta adreslerine gelen “Seçimde oy kullanacağınız sandık değişti” şeklindeki benzeri mesajlar ve e-postaların dolandırıcılık amaçlı olduğu kaydedildi.
Yüksek Seçim Kurulunun kesin listelerinin ardından kanundaki istisnalar dışında hiçbir seçmenin oy kullanacağı sandığın yerinde değişiklik yapılmadığının hatırlatıldığı bültende, resmi kurum ve kuruluşların ad ve logoları kullanılarak gerçekleştirilmeye çalışılan dolandırıcılık faaliyetlerine karşı dikkatli olunması, resmi kurumların bildirimleri haricinde herhangi bir bildirim veya duyuruya itibar edilmemesi hususunda uyarıda bulunuldu.
“Filistinlilerin oyuncak bebekle propaganda yaptıkları” iddiası
Bültende İsrail’in sosyal medyadaki propaganda hesaplarından paylaşılan görüntülerle ilgili, “Filistinliler, oyuncak bebekle propaganda yapıyor” şeklindeki iddianın doğru olmadığı kaydedildi.
Bahse konu fotoğraftaki bebeklerin Gazze’nin güneyindeki Refah kentinde İsrail’in saldırıları sonucu hayatını kaybeden Rania Abu Anza’nın 4 aylık ikiz bebekleri Naeim ve Wissam olduğu belirtilerek, şu ifadelere yer verildi:
“Rania Abu Anza, İsrail’in 3 Mart’taki saldırısı sonucu çocuklarının yanı sıra eşini ve diğer 11 akrabasını kaybetmiştir. Birçok uluslararası medya kuruluşu, çocukların hayatını kaybetmesiyle ilgili doğrulanmış görüntüleri dünya kamuoyu ile paylaşmıştır. İsrail’in 7 Ekim’den bu yana Gazze’ye düzenlediği saldırılarda en az 13 bin 230’u çocuk olmak üzere 30 bin 410 Filistinli hayatını kaybetmiştir. İsrail’in dünya kamuoyunu manipüle etmeye yönelik propagandasına itibar etmeyiniz.”
“Seçimden sonra IMF ile görüşme yapmak için ABD’den destek istendiği” iddiası
Bültende bazı basın yayın organları ve sosyal medya hesaplarından paylaşılan, “Seçimden sonra IMF ile görüşme yapmak için ABD’den destek istendiği” yönündeki iddiaların doğru olmadığı vurgulandı.
Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in, Brezilya’da düzenlenen G20 Bakanlar ve Merkez Bankası Başkanları toplantısı kapsamında ABD Hazine Bakanı Janet Yellen ile bölgesel ve küresel ekonomik gelişmelerin ele alındığı ikili görüşme gerçekleştirdiği belirtilen bültende, şunlar kaydedildi:
“Görüşmede IMF ile ilgili herhangi bir başlık söz konusu olmamıştır. Bakan Şimşek, gerçekleştirdiği ikili görüşmelerde çok taraflı kalkınma bankaları ve ülkelerle işbirliğini güçlendirecek hususlarda görüş alışverişinde bulunmuştur. Piyasalarda güvensizlik ve tedirginlik oluşturmaya yönelik kasıtlı bir şekilde dolaşıma sokulan spekülatif haberlere itibar etmeyiniz.”
“Gazze’de öldürüldüğü öne sürülen kişinin gözlerini açıp kapattığı” iddiası doğru değil
Bültende İsrail’in sosyal medyadaki propaganda hesaplarından paylaşılan, “Al Jazeera’nın kaydettiği görüntülerde Gazze’de öldürüldüğü iddia edilen bir kişi gözlerini açıp kapatıyor” şeklindeki iddianın doğru olmadığı bildirildi.
İsrail ordusunun saldırısı sonucu Gazze’nin Reşid Caddesi’ndeki Nablusi Kavşağı’nda yardım bekleyen 112 Filistinlinin hayatını kaybettiği, 760 kişinin yaralandığı kaydedilen bültende, “Saldırının ardından açıklamalarda bulunan Filistin Kızılayı Sözcüsü Raed al-Nims, hayatını kaybedenleri ve yaralıları hastaneye taşımaya çalıştıklarını ancak sayının mevcut ambulans ve sağlık ekibi kapasitesinin çok ötesinde olduğunu ifade etmiştir.” bilgisine yer verildi.
Ayrıca bölgeden gelen görüntülerde yaralanan sivillerin kağnı dahil her türlü araç kullanılarak hastanelere ulaştırılmaya çalışıldığı belirtilerek, şu ifadelere yer verildi:
“Al Jazeera da bu çabaların ortasında kaydedilen bazı görüntüleri, ‘Yaralıları yakındaki bir hastaneye taşımak için boş bir kamyonet kullanıldı’ başlığıyla servis etmiştir. Haberin başlığından da anlaşılacağı üzere, kamyonetle ‘yaralı siviller’ taşınmaktadır. Ayrıca görüntülerde hayatını kaybeden sivillerin yanı sıra yaralıların da olduğu açıkça görülmektedir. Dolayısıyla görüntülerde hareket eden veya mimikleri fark edilen kişiler yaralılardır. İsrail’in dünya kamuoyunu manipüle etmeye yönelik dezenformasyon kampanyasına itibar etmeyiniz.”
“Gümrüklerde kaçakçılık faaliyetlerine göz yumulduğu” iddiası
Bültende bazı basın yayın organlarında yer alan, “Gümrüklerde kaçakçılık faaliyetlerine göz yumuluyor, casusluk faaliyetlerine izin veriliyor” şeklindeki iddiaların doğru olmadığı bildirildi.
Türkiye’de gümrük işlemleriyle ilgili denetimlerin, yasalar çerçevesinde aralıksız sürdürüldüğü vurgulanan bültende, belirlenen suçların savcılığa intikal ettirildiği ve gereken kararların da yargı tarafından verildiği kaydedildi.
Geçen günlerde yürütülen çalışmalar sonucu usulsüz işlem yaptığı tespit edilen 5’i kamu personeli 9 kişinin, savcılığın talimatı üzerine gözaltına alındığı ifade edilen bültende, “Konuyla ilgili detaylı inceleme yürütmek üzere 4 ticaret müfettişi de görevlendirilmiştir. Ayrıca bahse konu haberlerde geçen ‘İngilizlerle gizli antlaşmalar imzalandığı’ yönündeki iddialar da doğru değildir. İngiliz yetkililerle müşterek çalışmalar, üye olunan ortak uluslararası kuruluşlar vasıtasıyla yürütülmektedir. İddia edildiği gibi bir anlaşmanın imzalanması söz konusu değildir.” bilgisi paylaşıldı.
“Birçok suçtan yargılanan Andrew Tate’in İstanbul’da olduğuna dair paylaşım yaptığı” iddiası
Bültende bazı sosyal medya hesaplarında paylaşılan “İnsan kaçakçılığı, tecavüz ve suç örgütü kurmak suçlarından yargılanan Andrew Tate, sosyal medya hesabından İstanbul’da olduğuna dair bir paylaşım yaptı” şeklindeki iddiaların manipülasyon içerdiği bildirildi.
Andrew Tate’in en son Türkiye’ye 14 Mart 2021’de giriş yaptığı ve 15 Mart 2021’de ülkeden ayrıldığının tespit edildiği belirtilen bültende, şunlar kaydedildi:
“Tate’in ülkemize giriş yaptığı tarihte hakkında kırmızı bülten ve tahdidinin olmadığı belirlenmiştir. Yapılan incelemelerde şahsın iddiaya konu fotoğrafı Beşiktaş’taki bir otelin alt katında bulunan bir restoranda 2 yıl önce kaydettiği bilgisine ulaşılmıştır. Ayrıca şahıs, İstanbul’da kaydedilen fotoğrafını iddia edildiği gibi, ‘İstanbul’da olduğu’ yönünde bir notla değil ‘şehri tahmin et’ notuyla paylaşmıştır.”
]]>Uzmanlar, yolun Filistinlilerin Gazze’nin kuzeyindeki evlerine dönmesini önlemek için bir engel olarak kullanılacağından korkuyor.
Yeni yol, İsrail’in Gazze’yle sınır hattındaki Nahal Oz kibbutzundan başlıyor, Gazze’yi doğudan batıya tamamen geçip, batıdaki kıyı bölgesinde sona eriyor.
BBC Arapça Servisi’ne konuşan İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu’nun eski güvenlik danışmanı emekli general Jacob Nagel, yeni yolun amacının güvenlik güçlerinin yeni tehditlerle uğraşırken bölgeye hızla erişmelerini sağlamak olduğunu söyledi.
Ancak bazı uzmanlar, yolun saldırılarının ardından İsrail’in Gazze’de kalma planının bir parçası gibi görünmesinden kaygılı.
Yeni yol Gazze’yi kat ediyor ve bölgenin orta ve güney kesimleri altında kalıyor.
Bölgenin doğu ve batısını birbirine bağlayan bir yol şebekesi zaten olsa da, İsrail Ordusu’nun inşa ettiği yol Gazze boyunca hiç kesilmeden devam eden tek güzergah.
Ayrıca bölgeyi kat eden iki ana arter Selahaddin ve El Raşid yollarıyla da kesişiyor.
İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu, geçen ay Hamas’la savaş sonrası Gazze’de İsrail’in güvenlik kontrolünü ucu açık bir şekilde elinde tutacağı vizyonunu açıklamıştı.
Birçok lider de daha önce İsrail’i, Filistinlileri kalıcı olarak yerlerinden etmemek ya da “Gazze’yi küçültmemek” konularında uyarmıştı.
Yeni yol, büyük ihtimalle İsrail’in savaş sonrasındaki stratejisi konusundaki tartışmayı yeniden başlatacak.
İsrail ordusu, BBC’nin yeni yolla ilgili sorularına, bir “operasyonel köprübaşı” elde etmeye, asker ve ekipman taşınmasını sağlamaya çalıştıkları yanıtını verdi.
Yolla ilgili başka neler biliniyor?
BBC’nin uydu fotoğrafları analizine göre İsrail ordusu, daha önce birbiriyle bağlantısı olmayan yolları birleştirmek için beş kilometrenin üzerinde yeni yol inşa etti.
Gazze’nin doğusunda, İsrail sınırı yakınlarındaki yolun ilk kısmı geçen Ekim ayının sonu ve Kasım ayının başında yapıldı.
Ancak yolun yeni kısımlarının büyük çoğunluğu Şubat ve Mart başında inşa edildi.
Yeni yol, Gazze’deki Selahaddin Yolu dışındaki tüm tipik yollardan daha geniş.
Uydu analizi, güzergahın kenarlarındaki depo gibi görünen yapılar, Aralık sonundan, Ocak sonuna dek yıkıldı.
Bunlara birkaç katlı bir bina da dahil.
Yol, Gazze’nin diğer kesimlerine göre daha az bina bulunan ve daha az nüfus yoğunluğu olan bir güzergahtan geçiyor.
Aynı zamanda İsrail ordusunun bölgenin doğusundan batısına geçmek için kullandığı derme çatma ve kavisli bir güzergahın altında.
Bir İsrail televizyon kanalı, yeni güzergahla ilgili olarak geçen ay bir haber yapmıştı yolun kod adının “Otoban 749” olduğu belirtilmişti. Kanal 14 televizyonundan bir muhabir İsrail ordusuyla birlikte yolun bazı kesimlerinde seyahat etti.
Videoda, yol inşaatı araçları ve buldozerler yolun yeni kısımlarını inşa etmek için hazırlık yaparken görülüyordu.
Potansiyel kullanımı ne olur?
Savunma istihbarat şirketi Janes’ten uzmanlar, bu tip asfaltlanmamış yol yüzeylerinin paletli zırhlı araçlara uygun olduğunu söylüyor.
İsrail ordusu açıklamasında bu tür detaylara girmedi ve açıklamasında, “İsrail ordusu kara operasyonunun bir parçası olarak operasyonel bir geçiş güzergahı kullanıyor” dedi.
Eski İsrail Ulusal Güvenlik Konseyi Başkanı Jacob Nagel de, yolla ilgili olarak güvenlik değerlendirmelerine vurgu yaptı.
BBC Arapça Servisi’ne konuşan Nagel “İsrail’in girip çıkmasına yardımcı olacak. Çünkü İsrail, Gazze’de tam bir savunma ve güvenlik sorumluluğuna sahip olacak” dedi.
Nagel ayrıca yolu “Gazze’nin kuzeyini güneyinden ayıran bir yol” diye tanımladı ve “Tehdidin ortaya çıkmasını beklemek istemiyorum” diye de ekledi.
Bir diğer emekli general Yaakov Amidor da benzer bir görüşe sahip.
Amidor, yolun başlıca amacının “bölgenin lojistik ve askeri kontrolünü sağlamak” olduğunu belirtti.
Risk istihbarat şirketi Sibbyline’ın sahibi eski İngiliz subay Justin Crump da yeni yolun önemli olduğunu söyledi:
“Kesinlikle, Gazze Şeridi’nde bir tür güvenlik müdahalesi ve kontrole sahip olmayı öngören uzun vadeli bir stratejinin parçası gibi görünüyor.
“Bu bölge Gazze Şehrini bölgenin güneyinden ayırıyor ve dolaşımı gözlemlek ve kısıtlamak için etkili bir kontrol çizgisi oluşturuyor. Ayrıca görece açık bir ateş alanı var.”
ABD’deki Orta Doğu Enstitüsü’nden Khaled Elgindy de yolun, uzun vadeli bir proje olduğu görüşünde.
BBC’ye konuşan Elgindy, “İsrail ordusu Gazze’de ucu açık bir şekilde kalacak gibi görünüyor” dedi ve ekledi:
“İsrail, Gazze’yi ikiye bölerek sadece Gazze’ye ne girip çıktığını değil, Gazze’deki dolaşımı da kontrol edecek.”
“Çok büyük ihtimalle buna evlerinden edilen güneydeki 1,5 milyon Filistinlinin kuzeydeki evlerine dönmesini engellemek de dahil.”
Katkıda bulunanlar Paul Cusiac, Alex Murray & Erwan Rivault
]]>Kanada Western Ontario Üniversitesinde dilbilim üzerine çalışmalar yapan Doç. Dr. Heap, İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırıları ve ablukası hakkında AA muhabirine değerlendirmelerde bulundu.
Heap, İsrail’in Filistinlilere yönelik soykırım niyetini gizlemediğini belirterek, “İsrailli birçok politikacı, birçok askeri lider, Başbakan ve Cumhurbaşkanı da dahil olmak üzere Knesset’in birçok üyesi niyetlerini açıkça ortaya koymuşlardır. Bu durum Uluslararası Adalet Divanında (UAD) Güney Afrika tarafından açılan davada da belirtilmiştir. Suç kastı da her türlü ceza yargılamasında bir unsurdur ve burada suç kastı olduğu açıktır.” ifadelerini kullandı.
Gazze’de kadınların güvenli şekilde doğum yapmasının imkansız kılındığını söyleyen Heap, “Filistinli kadınların ailelerini normal, güvenli ve sıhhi koşullarda yeniden üretme koşullarına sahip olmadıklarını bilmek, insanları gıda ve yeterli yardım gibi geçim araçlarından mahrum bırakmak, özellikle de gıda, temiz su ve tıbbi yardım gibi araçlardan mahrum bırakmak gibi bir kasıt var.” dedi.
“Her yerde, görevlerinden alınan insanlar var”
Heap, Batı ülkelerinin hükümetlerinin ve ABD’nin etki alanındaki diğer hükümetlerin yaşananlara karşı “sadece sessiz değil, aktif olarak suç ortağı” olduğunu vurguladı.
Kanada hükümetinin İsrail ordusunun Gazze’deki saldırganlığını desteklediğini, silah gönderdiğini ve İsrail işgaline siyasi destek verdiğini hatırlatan Heap, ayrıca Batı ülkelerinde 7 Ekim 2023’ten bu yana halkların İsrail’i destekleyen hükümetleri protesto etmesine karşın Filistin’i destekleyenlere yönelik baskıların arttığını söyledi.
Heap, Ontario’nun en büyük kamusal sanat galerisi Ontario Sanat Galerisi’nde (AGO) sergilerin küratörlüğünü yapan ve Kanada’nın ilk yerli halklarından biri olan Anishinaabe kökenli Wanda Nanibush’un yerli ve vicdan sahibi bir kişi olarak uzun yıllar boyunca İsrail işgaline karşı konuştuğunu, özellikle ekim ayından bu yana İsrail’in Gazze’deki saldırılarına karşı çıktığını ve aniden işinden olduğunu aktardı.
Galerinin bu konuda açıklama yapmadığını, halktan ve sanat camiasından bu karara karşı tepkiler yükseldiğini vurgulayan Heap, “İsrail ile bağlantılı sanat kuruluşları tarafından gönderilen ve görevinden alınmasını isteyen mektuplar olduğunu biliyoruz. Kanıtlar ortada. Ancak AGO yönetimi, Nanibush’un neden görevinden alındığını açıklamadı.” diye konuştu.
Heap, bir akademisyen olarak kendisinin akademik özgürlükten faydalanabildiğini, fakat aynı imkanı olmayan insanların da bir hayli fazla olduğunu belirterek, şöyle dedi:
“Kadrolu olmayan insanlar, öğrenci, araştırma ya da personel pozisyonlarında olan insanlar bu şekilde korunmuyor. Baktığımız her yerde, görevlerinden alınan insanlar var, medya sektöründe görevden alınan insanlar var. İş yerinde söyledikleri şeyler için değil, eğer bir televizyon kanalında ya da başka bir yerde iş yerinde konuşuyorsam, editörlerin kontrolü olması beklenebilir. Ancak bir kişi medya dışında kendi zamanında, kişisel hayatında konuşuyorsa, iş yerinde misillemelere maruz kalmamalıdır. İnsanların işlerinden uzaklaştırıldığını görüyoruz. Bu Kanada’da çok ciddi bir sorun; Filistin’le dayanışma içinde olup ses çıkaranlara karşı susturma, korkutma ve soğutma. Bunu yapma özgürlüğüne sahip olan bizler ise yapabildiğimiz zaman ve yerde sesimizi yükseltmekle yükümlüyüz.”
“Silah ambargosu, İsrail’in Filistin’i işgaline karşı devlet düzeyinde çok önemli yaptırımdır”
İsrail’i destekleyen şirket ve kuruluşlara karşı yürütülen boykotların önemine dikkati çeken Heap, önceki haftalarda “Uluslararası Özgürlük Filosu” kapsamında toplantılara katılmak için geldiği İstanbul’da belirli şirketlere karşı kampanya yürütüldüğünü fark ettiğini söyledi.
Heap, “Şirketlerden İsrail ürünlerini ithal etmeyi bırakmalarını talep etmeliyiz. Sadece kar elde edildiği için değil, aynı zamanda şirketlerin neyi desteklediklerinin farkına varmaları gerektiği için. Bir soykırımı destekliyorlar.” ifadelerini kullandı.
Boykotlarla toplumda farkındalık oluşturulduğuna dikkati çeken Heap şunları kaydetti:
“Bu aynı zamanda boykottan diğer bir hedef olan yatırımları geri çekmeye doğru ilerleyen bir eğitim kampanyasıdır. Yani kurumlarımızın, üniversitelerimizin ya da kamu kurumlarımızın İsrail’de yatırımları olabilir ya da örneğin emeklilik fonlarının İsrail’de yatırımları olabilir. Bireylerin boykotta yer alabileceğini, kurumların yatırımların geri çekilmesinde yer alabileceğini ve en üst düzey eylem olarak devletlerin İsrail’e karşı yaptırımlarda yer alabileceğini ve bu talebin ambargo ile başlayabileceğini söylüyoruz. Son birkaç yıldır İsrail’e karşı silah ambargosu talep eden Kanadalı politikacılar var. Dünya hükümetlerinin apartheid Güney Afrika’ya karşı benzer bir silah ambargosu uyguladığını hatırlayacak kadar yaşlıyım. Silah ambargosu, İsrail’in Filistin’i işgaline karşı devlet düzeyinde çok önemli yaptırımdır.”
Heap, bunların yapılması için ihtiyacın son derece acil olduğuna işaret ederek, “Bu yüzden hükümetlerimizin harekete geçmesini bekleyemeyiz, insanlar harekete geçmeli, insanlar harekete geçtiğinde liderler de onları takip etmeli.” diye konuştu.
“Uluslararası Özgürlük Filosu”
Farklı ülkelerden çok sayıda aktivistin katılımıyla Gazze’ye doğru yola çıkması planlanan “Uluslararası Özgürlük Filosu” hakkında da Heap, birçok ülkede filo için düzenlenen kampanyalarla Gazze’deki durum ile ablukanın sonuçları hakkında insanları bilgilendirdiklerini ve toplayabildikleri kadar fon topladıklarını ifade etti.
Heap, uluslararası sularda serbest ve güvenli geçiş talep ettiklerini ve sadece başta tıbbi olmak üzere yardım malzemeleri taşıyacaklarını kaydetti.
“Akdeniz’de uluslararası sulara ve hatta kendi sularına bile kapalı olan tek liman onlar” diyen Heap, “Hükümetlerimizden, Kanada, ABD ve koalisyonda yer alan diğer tüm ülkelerden, vatandaşlarının Gazze’deki Filistinlilere hareket özgürlüğü ve çok ihtiyaç duyulan yardımların güvenli şekilde ulaştırılması için orada olacakları gerçeğini fark etmelerini talep ediyoruz.” değerlendirmesinde bulundu.
]]>7 Ekim’de Hamas’ın İsrail’e yönelik saldırısında Tel Aviv’de bir inşaatta çalışan Ahmed, İsrail’in ablukası nedeniyle Gazze’deki eşi ve üç kızının yanına dönememişti.
İlerleyen süreçte telefon bağlantıları elverdikçe her gün aynı saatte onlarla konuştu ve 8 Aralık akşamı saldırı gerçekleştiğinde eşi Şirin ile telefonda konuşuyordu.
Ahmed o anı şöyle anlatıyor: “Öleceğini biliyordu ve bana yapmış olabileceği kötülükler için onu affetmemi istedi. Bunu söylemesine gerek olmadığını söyledim. Bu aramızdaki son konuşmaydı.”
O akşam amcasının evine düzenlenen bombalı saldırıda Ahmed’in eşi ve Tala, Lana ve Najla adlı üç kızı hayatını kaybetti.
Ahmed’in annesi, dört erkek kardeşi ve onların aileleri dahil 103 akrabası saldırıda öldü.
Üzerinden iki aydan fazla zaman geçmesine rağmen cesetlerin bir kısmı hala enkaz altında.
Ahmed geçen hafta en küçük kızının doğum gününü kutladı. Najla iki yaşına girecekti.
Çocuklarının cenazelerini kucağına alamadığını, aceleyle gömüldüklerinde yanlarında olamadığını söyleyen Ahmed, “Kızlarım benim için birer küçük kuştu. Kendimi bir rüyadaymış gibi hissediyorum. Başımıza gelenlere hala inanamıyorum” diyor.
Sürekli karşılaşmamak için kızlarının fotoğraflarını telefonundan ve bilgisayar ekranından kaldırdığını söyleyen Ahmed, şimdi hayatta kalan birkaç akraba ve komşusunun anlattıklarından yola çıkarak yaşananları anlamaya çalışıyor.
Şimdiye kadar öğrendiklerine göre önce bir füze ailenin evinin girişine isabet etti, ardından aile üyeleri aceleyle dışarı çıktı ve bir başka akrabanın yakındaki evine gitti.
15 dakika sonra bu ev de vuruldu.
Ahmed’in ailesinin öldürüldüğü dört katlı bina, Gazze Şehri’nin Zeytun mahallesindeki Sahabe Tıp Merkezi’nin yakınındaydı.
Geriye sadece bir beton yığını kaldı. Molozların arasında yeşil plastik bir bardak, tozlu giysi parçaları var.
BBC’ye konuşan Ahmed’in hayatta kalan akrabalarından Hamid el-Guferi, saldırılar başladığında tepeye kaçanların kurtulduğunu, eve sığınanların ise öldürüldüğünü söylüyor.
“Bizimkinin yanındaki dört eve de saldırı oldu. Her 10 dakikada bir bir evi vuruyorlardı” diyen Hamid şöyle devam ediyor:
“Guferi ailesinden 110 kişi oradaydı. Çocuklarımız ve akrabalarımızdı onlar.”
Hayatta kalanlara göre ölenler arasında 98 yaşında bir kadın ve yalnızca dokuz gün önce doğmuş bir erkek bebek de vardı.
Adı Ahmed olan bir başka aile üyesi de hava saldırısı sırasında iki büyük patlama olduğunu anlatıyor:
“Önden hiç uyarı yapılmadı. Bazı insanlar bölgeden ayrılmış olmasaydı bence yüzlerce kişi daha ölebilirdi. Bölge çok farklı görünüyor. Eskiden bir otopark ve su depolama tesisinin yanında dört ev vardı. Saldırı tüm yaşam alanını yok etti.”
Hamid, hayatta kalanların enkaz altındakileri çıkarmak için sabahın erken saatlerine kadar çalıştıklarını söyledi.
Ahmed adlı diğer akraba ise, “Uçaklar tepemizde dönüp duruyordu ve biz onları çıkarmaya çalışırken helikopterler bize ateş ediyordu” diyor.
Olayın üzerinden iki buçuk ay geçmesine rağmen hayatta kalan aile üyeleri hala enkaz altındaki cesetlere ulaşmaya çalışıyor.
Aile, enkazı kaldırmak için küçük bir kepçe kiralamak üzere para topladı.
Ahmed, “Bugün dört ceset çıkardık, aralarında kardeşimin eşi ve parçalar halindeki yeğenim Muhammed de var. 75 gündür enkaz altındaydı” diyor.
Ölen aile üyelerinin geçici mezarları yakındaki boş bir arazide, sopalar ve plastik örtülerle işaretlenmiş.
Eriha’da mahsur kalan Ahmed henüz onları ziyaret edemedi.
İsrail ordusuna ailenin hava saldırılarında hedef alındığına dair iddiaları sorduk.
Ordu yetkilileri söz konusu saldırıdan haberdar olmadıklarını ve Hamas ile süren savaşta “sivillerin zarar görmesini engellemek için mümkün olan önlemlerin” alındığını söyledi.
Ahmed’in ailesinin öldürülmesinden hemen önceki ve sonraki günlerde, El-Guferi ailesinin evinin güneyindeki Şecaiyye bölgesinde İsrail güçleri ile Hamas’a bağlı silahlı kişiler arasında yoğun çatışmalar yaşandı.
İsrail ordusu, 9 Aralık’ta yaptığı bir açıklamada Şecaiyye’deki birliklere yaklaşan “tanksavar füzeler ile silahlanmış bir dizi terörist tespit ettiğini” ve onlara bir helikopter saldırısı düzenlediğini söylemişti.
Açıklamada aynı zamanda kara operasyonları devam ederken savaş uçaklarının Gazze Şeridi’ndeki “terör hedeflerini” vurduğu da belirtildi.
El-Guferi ailesinin evinin bulunduğu Zeytun bölgesi şu anda İsrail ordusunun yeni operasyonlarının odağında yer alıyor.
Babasıyla Eriha’da mahsur kalan Ahmed, bazen Gazze’de hayatta kalan akrabalarını arıyor. Ancak çok sevdiği evinden uzakta aylarca mahsur kaldıktan ve geri dönmek için yanıp tutuştuktan sonra artık geri dönüp dönmeyeceğinden emin değil.
“Hayallerim Gazze’de paramparça oldu. Kimin için geri dönmeliyim? Bana kim baba diyecek? Kim bana sevgilim diyecek? Karım bana hep ‘benim hayatım sensin’ derdi. Şimdi bunu bana kim söyleyecek?”
]]>Hamas liderlerinden Usame Hamdan BBC News Arapça’ya yaptığı açıklamada “Bir hareket olarak hala bağlı olduğumuz net bir pozisyon belirledik, o da İsrail işgali hapishanelerindeki tüm mahkumların ve gözaltındakilerin istisnasız serbest kalması “dedi.
Hamdan “Bunu bir ulusal görev olarak görüyoruz. Kendisini Filistin için kurban etmiş her mahkuma eşit davranılmalı. Wafa el Ahrar Operasyonu’nda da (Hamas’ın İsrail askeri Gilat Şalit karşılığında İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkumların serbest bırakılmasına verdiği ad ) bunu yaptık.
İsrail gazetesi M’ariv’e göre, geçen yıl Şubat ayında “İsrail hapishane makamları, El Barguti’yi Batı Şeria’da üçüncü bir ayaklanma çıkartmak için farklı kanallardan çalıştığına dair istihbarat aldıktan sonra” Ofer Hapishanesi’nden adı açıklanmayan başka bir hapishaneye nakletti ve tecrit hücresinde tutulmaya başlandı.
İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı İtamar Ben-Gvir, Barguti’nin tecrit hücresine nakledilmesini memnuniyetle karşıladı.
Filistinli Mahkumlar ve Kurtarıcılar İlişkileri Komisyonu, Barguti’nin tecritte tutulmasını kınadı. İsrail ise Barguti’nin serbest bırakılmasını reddediyor.
El Fetih hareketi
Barguti, siyasi faaliyetlerine 15 yaşındayken eski Filistin lideri Yaser Arafat’ın önderliğindeki El Fetih haraketinde başladı.
Siyasi kariyeri ilerledikçe, Filistin davasına destek topladı.
Barguti 2002’de Washington Post gazetesine şunları yazmıştı.
“Ben ve ait olduğum El Fetih hareketi, gelecekteki komşumuz İsrail içindeki sivillerin hedef alınmasına şiddetle karşı olsa da, kendimi koruma, ülkemin İsrail tarafından işgal edilmesine direnme ve özgürlüğüm için savaşma hakkımı saklı tutuyorum.”
“İsrail ve İsrail’in 1967’de işgal ettiği Filistin topraklarından çekilmesi temelindeki bir Filistin’in eşit ve bağımsız iki ülke olarak yan yana yaşamasını istiyorum…”
“Açıkçası, tek istediğimiz uluslararası hukukun uygulanmasıyken, İsrail’in uyuşmazlığından yorulduk.”
BBC News Arapça’ya konuşan siyasi uzmanlar, 2002’den bu yana İsrail hapishanelerinde tutulan Barguti’nin, Filistin yönetimini ele alma ve bir anlaşmaya varılırsa bir sonraki aşamaya hazırlanma anlamında “karşılıklı mutabakata dayalı bi seçenek” olabileceğini söylüyor.
El Aksa Şehitleri Tugayları
Barguti, 2002’deki Savunma Kalkanı Operasyonu’nda, El Aksa Şehitleri Tugayları örgütünün kurucusu olduğu suçlamasıyla tutuklanmıştı. Barguti bu suçlamayı reddediyor.
Örgüt, İsrail askerlerine ve Yahudi yerleşimcilerine karşı saldırılar düzenlemişti.
Barguti, beş ömür boyu hapse ek olarak 40 yıl hapis cezası aldı.
İsrail mahkemesinin yetkisini tanımayı reddetmişti.
Eşi Fadwa BBC News Arapça’ya yaptığı açıklamada “Suçlamalar, sanki bu eylemleri kendi elleriyle yapmış gibi değil de, lidermiş gibi yöneltildi” dedi.
Kendisi de bir avukat olan Fadwa, sorgusu sırasında Barguti’nin “kendisine yöneltilen tüm suçlamaları reddettiğini” ve El Aksa Şehitleri Tugayları’nın kurucusu olduğu suçlamasını da kabul etmediğini söyledi.
Barguti nasıl Filistin yönetimi lideri olabilir?
Hamas temsilcisi Usame Hamdan, Barguti’nin şöhretinin işine yarayacağı görüşünde: “Şüphesiz Mervan Barguti gibi birinin devrimci bir geçmişi var ve bazıları kendisini lider olarak görebilir. Buna saygı duyarız ama bir hareket olarak bu meseleyi prensipte görüşmedik.”
“Duruşumuzun net olduğuna inanıyoruz: Filistin halkı liderlerine seçimlerle karar verir, Filistinliler onları kimin temsil edeceğine karar verir ve herkes bu iradeye saygı duyar.”
Aralık 2023’te Filistin Yönetimi’ndeki seçmenlerle yapılan bir ankette Barguti, Filistin yönetimi lideri Mahmud Abbas ve Hamas lideri İsmail Haniye’den daha önde gözükmüştü.
Hamas, Barguti’nin serbest kalması için uzun süredir kampanya yürütüyor.
Hamas Arap ve İslami İlişkiler Bürosu Başkanı Halil el Hayya’nın Hamas’ın Telegram kanalında Kasım 2021’de yayımladığı yazılı açıklamada, “Mervan Barguti’yi ve Filistin Halk Kurtuluş Cephesi Genel Sekreteri Ahmed Sedat’ı mahkum takası anlaşmasına dahil etmeye çalışıyoruz” denilmişti.
İsrail, 2011’de Barguti’nin İsrail askeri Gilad Şalit karşılığında serbest bırakılan Filistinli mahkumlar arasında olmasını reddetmişti. O zaman serbest kalanlar arasında Hamas’ın Gazze’deki lideri Yahya Sinwar da vardı.
Siyasi uzman ve araştırmacı Orayb el Rantawi, Barguti’nin potansiyel olarak Filistin yönetiminin başına geçmesinin, Hamas ve İsrail arasındaki takas anlaşmasına bağlı olacağını söylüyor.
Hamdan ise böyle bir anlaşmayı İsrail’in engellediğini belirtiyor.
Mahkum takası
El Rantawi BBC News Arapça’ya yaptığı açıklamada Barguti’nin serbest kalmasının “İsrail’in ödün vermekten kaçınmak için rehineleri kurban edip etmeyeceğine ve Hamas’ın elindeki İsrailli rehinelerin serbest kalmasına öncelik vermeden savaşa devam edip etmeyeceğine bağlı olduğunu” söylüyor.
Ancak El Rantawi, “Amerika’dan ve İsrail içinden gelecek baskının İsrail Başbakanı Netanyahu’nun bu seçeneğe yönelmesini zorlaştıracağına ve bu nedenle mahkumlara karşılık rehine takası anlaşmasına yönelebileceğine” inanıyor.
Benyamin Netanyahu Hamas’ın çok sayıda Filistinli mahkumun serbest kalması talebini “hayal görüyorlar” diye tanımlamıştı.
Barguti’nin potansiyel serbest kalışı
Barguti, 2009’da Filistin yönetimi liderliğine potansiyel adaylığı konusundaki soruya hapishaneden verdiği yanıtta “Ulusal uzlaşmaya varılır ve seçim yapmak için anlaşma gerçekleşirse, uygun kararı vereceğim” demişti.
2021’de hapiste olmasına karşın, Filistin Yönetimi liderliği seçimlerine girmişti. Mevcut Filistin lideri Mahmud Abbas, bu seçimi İsrail’in Doğu Kudüs’te oylamaya izin vermemesi gerekçesiyle iptal etmişti.
Ancak El Rantawi “Direniş, Mervan ve yoldaşlarının salıverilmesi talebinde ısrarcı olacaktır” diyor.
Kudüs’teki İbrani Üniversitesi’nden Siyaset Bilimi profesörü ve İsrail İşçi Partisi Merkez Komitesi üyesi Meir Masri BBC News Arapça’ya yaptığı açıklamada, Sinrwar’ın serbest kalmasını sağlayan anlaşmaya atfen, “tarihteki emsalleri nedeniyle” İsrail hükümetinin böyle bir adım atacağını düşünmenin zor olduğunu söyledi.
Masri ayrıca, Barguti’nin “birden çok ömür boyu hapis cezasını çektiğini” ve İsrail sağının “terörist” olarak tanımladıklarının serbest kalmasına karşı olduğunu belirtti.
İki devletli çözüm
İsrailli yazar Gerşon Baskin, Ocak ayında Haaretz gazetesinde kaleme aldığı makalede, Gazze Savaşı’ndan sonraki geçiş sürecinde “Filistin birliğini teşvik edecek ve bölgeyi silahsızlandırmaya bağlı bir Filistinli lider gerektiğini” söylemiş ve “Bu lider Barguti olabilir” diye yazmıştı.
Baskin, Barguti’nin “hala iki devletli çözümü desteklediğini” vurguladı.
Bu arada, Ortaoğu Siyaset Konseyi’nin Başkanı Amerikalı diplomat Gina Winstanley, BBC’ye yaptığı açıklamada “Mevcut İsrail hükümeti, iki devletli çözümle ilerleme konusunda bir iradeleri ya da niyetleri olmadığını açıkça gösterdi. Uluslararası toplumun onları bu noktaya taşıması için çok büyük çaba gerekecek. Ancak, İsrailliler ve Filistinliler arasındaki bu dehşet şiddet döngüsünü kırmanın tek yolu da bu” dedi.
Winstanley, Barguti serbest kalsa bile “iki devletli çözüme gidecek net bir yol olmadığını” söylüyor.
“Mevcut İsrail başbakanı uzun vadede görevde kalmayabilir, herhangi bir İsrailli lideri müzakerelere doğru götürmek gerekli ama kolay olmayacak.”
Barguti neden bir seçenek?
Ulusal Ortadoğu Çalışmaları Merkezi’nin İsrail Çalışmaları Birimi’nin direktörü Tarık Fehmi’ye göre İsrail büyük ihtimalle Barguti’yi serbest bırakmayacak.
BBC’ye konuşan Fehmi “Mervan’ın büyük bir devrimci geçmişi var, ancak İsrailliler, Mervan’ın Filistin yönetiminin başına geçmesi için serbest bırakmayacak. Önerilen başka isimler olabilir, ancak Mervan Filistin yönetimi lideri olamayacak” dedi.
Ancak Wistanley, “Mervan Bargut’nin Filistinliler için Hamaslı olmayan bir lider kadrosu anlamında bir seçenek olarak görülmesi nedeniyle, serbest kalmasının İsrail için stratejik bir hamle olacağını” söylüyor.
El Rantawi, Barguti’nin serbest bırakılmasının Hamas’ın lehine olacağı görüşünde. Bunun El Fetih’in yeniden inşasını, Filistin Kurtuluş Örgütü’nün canlandırılmasını, ulusal uzlaşmayı ve Filistin halkı için ortak bir yapı sağlayacağını söylüyor.
Ama Barguti, Filistin’i, hapishane hücresinden yönetebilir mi?
El Rantawi, bir önerinin Barguti’nin hapisteyken Filistin yönetiminin başına geçmesi olduğunu söylüyor. Teoriye göre başkan yardımcısı sembolik görevleri üstlenecek ve daha sonra bölgenin daha etkin yönetilmesi için serbest bırakılması adına İsrail’e baskı yapılacak.
Diğer yandan Meir Masri ise, Barguti’nin hapisteyken Filistin yönetiminin başına geçmesinin “gerçekçi olmadığını” söylüyor.
Masri’ye göre İsrail bu durumda serbest kalması için herhangi bir baskı hissetmeyecek ve Barguti etkisiz kalacak.
El Rantawi, Barguti’nin bazı diğer Filistinli liderlere göre “görece ılımlı” olduğuna inanıyor.
“Ulusal ve birleştirici kişiliği, Filistin ulusal hareketinin aşırılıkçı akımlarıyla bağı olmaması, Barguti’yi gözde ve fraksiyonların büyük bölümünce kabul edilebilir bir isim haline getiriyor. “
Filistin yönetimi, bu yazı yayınlanana dek yorum isteklerimize yanıt vermedi.
]]>Mısri, Filistinli gruplar arasında Moskova’da Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un katılımıyla 29 Şubat’ta başlayan ve iki gün süren uzlaşı görüşmelerinin ardından AA muhabirine yaptığı açıklamada görüşmelere ve Filistinli gruplar arasındaki bölünmüşlük sürecinin yanı sıra İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik saldırıları, sonuçları ve Filistin yönetimine yansımalarına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Hani el-Mısri, Filistinli grupların 7 Ekim’den bu yana ilk kez gerçekleştirdiği Moskova buluşmasını “kendi içinde iyi bir şey, hiç yoktan iyi bir adım” şeklinde değerlendirdi.
Filistinli uzman, iki gün süren görüşmelerin ardından açıklanan sonuç bildirgesinde, bazı ortak noktaların belirlenmesine karşın pratik adımlar içermemesine ve Filistin Kurtuluş Örgütü’nün (FKÖ) ve hükümetin belirlenmesi konusunun göz ardı edilmesine işaret ederek, açıklamanın genel ve beklendiği gibi olduğunu ifade etti.
Mısri, bu görüşmenin ayrıca Rus yönetimine, “Filistinli grupların daha sonra da aralarındaki anlaşmazlıklar patlak vermeden bir araya getirilebileceği” intibaı verdiğini aktardı.
Moskova görüşmesinden sonraki beklentilere ilişkin ise Mısri, “Tüm olasılıklar mümkün olmakla birlikte Filistinli gruplar arasındaki bölünmüşlüğün devam edeceğini tahmin ediyorum. Tüm taraflar İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik saldırılarının sona ermesini bekliyor ve bunun sonuçları ışığında karar verilecek.” dedi.
“Filistin yönetimi mevcut iktidarda kalmayı tercih ediyor”
Filistin resmi yönetiminin, Hamas’ın attığını düşündüğü bir adımın (Aksa Tufanı) bedelini ödemek istemediğini belirten Mısri, İsrail’le herhangi bir mücadeleye girmektense şu anki haliyle iktidarda kalmayı tercih edeceğini, Tel Aviv’le iddialaşmaya hazır olmadığını söyledi.
Mısri, bu görüşünü desteklemek için Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ın Hamas Siyasi Büro Başkanı İsmail Heniyye ile hiçbir şekilde temasa geçmediğini, hatta birlik ve beraberliğin sembolü olarak bir fotoğraf karesi bile paylaşmadığına dikkati çekti.
Şu ana kadar bu konuda herhangi bir ilerleme olmadığını kaydeden Mısri, şunları söyledi:
“Eğer bölgedeki faktörler veya Filistin haritası değişirse; halkın kendi iradesini ve çıkarlarını taraflara dayatmak için baskı yapmaya yönelmesi, Filistinli gruplar arasındaki bölünmeye son verilmesi konusunda teşvik oluşturabilir.”
Filistin hükümetinin istifası ve yeni hükümetin kurulması
Muhammed Iştiyye hükümetinin birkaç gün önce sunduğu istifaya ilişkin ise Mısri, “Iştiyye hükümetinin istifası özellikle Moskova’da konu üzerinde anlaşmaya varılmadığı için dış baskılara yanıt olarak geldi. Geçici hükümet uzun süreli olabilir.” dedi.
Mısri, “Hükümet, Filistin meselesini ve topraklarını tehdit eden ciddi ve tehlikeli durumlarla ve risklerle yüzleşebilecek ve mevcut fırsatları değerlendirebilecek bir kapasiteye sahip mi?” sorusunu yönelterek, dökülen kanların bu atmosferi sağladığını ancak bu durumu değerlendirebilmek için Filistinli, Arap ya da uluslararası mekanizma gerektiğini ifade etti.
Filistin hükümetinin yeniden kurulması konusunda ise Mısri, şunları söyledi:
“Hükümet ne zaman kurulabilir? Kanuna göre devlet başkanının, hükümetin istifasını kabul etmesinden itibaren iki hafta içinde yeni bir hükümet ataması gerekiyor. Ancak mevcut durumda geçici hükümet uzun süreli olabilir.
İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırıları biter ve ABD yönetimi Tel Aviv’i iktidarı Gazze’ye vermeye zorlayabilirse teknokratik bir hükümet kurulacaktır; bu da savaşın sonuçlarından biri olabilir.”
Filistin meselesini tasfiye girişimleri
İsrail’in yaptıklarını “Gazze’yi ne şimdi ne de yakın gelecekte yaşanamaz bir bölge haline getirmeyi amaçlayan bir soykırım savaşı” şeklinde tanımlayan Mısri, şunları aktardı:
“İsrail’in gerçekleştirdiği suçlar, yürüttüğü savaşlar ve insani yardım akışının olmayışı, Filistin meselesinin tasfiye edilmeye çalışıldığını gösteriyor.
İsrail, Filistin meselesinin tasfiyesi için en başından beri belirlenmiş hedeflerini gerçekleştirmek adına 7 Ekim’de kendisini sarsan olaylardan faydalandı. Bu İsrail ve müttefiklerinin başarılı olacağı anlamına gelmiyor aksine büyük bir felaket yaşandı ve bu felaket sabredip direnmekle bağlantılı.”
Mısri, İsrail’in Gazze’ye saldırılarının, mevcut denklemi değiştirecek şekilde Arap, İslam ülkeleri ve uluslararası camiada herhangi bir gelişme olmadan devam etmesinin gösterilecek kahramanlıkla eşdeğer oranda felaketi, yıkımı, katliamı da derinleştireceğini söyledi.
İsrail’in Gazze’ye saldırılarının sona ermesi
İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarının sona ermesinin ertesindeki manzaraya ilişkin ise Mısri, bunun saldırıların sonucuna göre şekilleneceğini; saldırıların 5 ayı geride bırakmasına rağmen sonucunun henüz belli olmadığını, ertesi gün haritasının sonuçlar ışığında netleşeceğini aktardı.
Mısri, ihtimalleri şöyle ifade etti:
“İsrail savaşında başarılı olur ve kesin bir zafer elde ederse sonuç olarak, Batı Şeria’ya benzer şekilde Gazze de kontrol altına alınacak; böylece doğrudan veya dolaylı olarak İsrail’e bağlı yerel yönetimler tertip edilecektir. İsrail, Batı Şeria ve Gazze’de birleşik bir Filistin yönetiminin olmasını istemiyor; Filistin meselesini ortadan kaldırmak için daha fazla parçalanma ve bölünme istiyor.
Bir diğer senaryo ise İsrail’in yenilmesi ki bu da bağımsız bir Filistin devletinin kurulması önünde geniş bir alan açıyor.”
Mısri, İsrail’in saldırılarında dökülen kanın öfkeyi körüklediğini, Filistin ve Filistin meselesine desteğin yayılmasını sağladığını belirterek bu desteğin siyasi, askeri ve mali destek ile olayın örtbas edilmesi konularında İsrail kadar sorumlu olan Batı dünyasından yükseldiğine işaret etti.
Her iki senaryonun yanı sıra en olası ihtimalin ise ne kesin bir galibin ne de kesin bir mağlubun olmadığı ve her iki tarafın da lehine durumlarla sonuçlanabileceğine işaret eden Mısri, böyle bir durumda meselenin bölgesel, uluslararası ve yerel denklemlerin etkileşimlerine bağlı olacağını aktardı.
Mısri, bu senaryoda saldırıların daha az hasarla sona ereceğini ve her iki tarafın da galip geldiğini iddia edeceğini; ABD yönetiminin istediği gibi yenilenmiş bir Filistin yönetimi ya da Filistin halkının istediği gibi yeni bir Filistin yönetimi olabileceğini dile getirdi.
İsrail’le 1993’te imzalanan Oslo Anlaşmasına göre kurulmuş yönetimin değiştirilmesi gerektiğini kaydeden Mısri, artık Oslo Anlaşmasının kalmadığını, sadece Filistinliler üzerindeki yükümlülüklerinin var olduğunu; Filistinlilerin yönetimi öncelikle ve temelde Filistin’e yönelik yükümlülüklerini yerine getirecek şekilde ifade etti.
İsrail’in Gazze’ye saldırılarının ardından Batı Şeria
Mısri, işgal altındaki Batı Şeria’nın geleceğiyle ilgili olarak ise, “7 Ekim öncesinden bu yana İsrail’in saldırılarına maruz kalan Batı Şeria’daki durum pek değişmeyecek.” dedi.
Batı Şeria’daki katliam, gözaltı, Yahudi yerleşimcilerin saldırıları ve bölgenin parçalanması eylemlerinin hız kesmeden devam ettiğine dikkati çeken Mısri, bunların Gazze’ye yönelik saldırıların sona ermesinden sonra neler olabileceğine dair fikir verdiğini söyledi.
Mısri, “İsrail’in hedefi Batı Şeria ve İsrail, büyük devletini kurmak için tüm kalbini, merkezini hazırlıyor. Ancak bazılarının beklediği gibi bu iş İsrail için kolay olmayacak.” değerlendirmesinde bulundu.
Filistinli uzman İsrail’in Gazze’deki saldırılarında ardında bıraktığı derin yaralar, katliamların dünya üzerinde sarsıcı etkileri olduğunu ve bu durumun da Batı Şeria’da suçlarını tekrarlaması için İsrail’e yardımcı olmayacağını söyledi.
Filistinli grupların Moskova’daki toplantısı
Filistinli grupların temsilcileri, 29 Şubat-1 Mart tarihlerinde başkent Moskova’da bir araya gelmişti. Moskova’da bir araya gelen temsilcilerin görüşmelerde, aralarında uzlaşıyı sağlayacak konuları tartışacağı kaydedilmişti.
Görüşmenin ardından 1 Mart’ta yapılan açıklamaya göre, Filistinli gruplar, “Filistin halkının tek meşru temsilcisi olan FKÖ çerçevesinde tüm Filistin güçlerini ve gruplarını kapsayan kapsamlı bir ulusal birliğe ulaşmak için diyalog turlarına devam edilmesi” konusunda mutabık kaldı.
Filistinli gruplar ayrıca “İsrail’in Gazze Şeridi’ndeki Filistin halkına karşı canice saldırıları ve soykırım savaşıyla mücadele edilmesi; başta Gazze Şeridi olmak üzere Batı Şeria ve Kudüs’teki Filistin halkının vatanlarından tehciri girişimlerinin engellenmesi” konularında da anlaştı.
Filistin’de yapılan 2006 seçimlerinde galibiyet elde eden Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yönetime geldiği 2007’den bu yana, İsrail işgali ve ablukası altındaki Filistin topraklarında siyasi bölünmüşlük yaşanıyor.
]]>Furusawa, protesto için başkentte bazı ünlü markaların mağazaları ile ABD ve İsrail’in Tokyo Büyükelçilikleri ve Japonya Dışişleri Bakanlığı gibi binaları tercih ediyor.
Günlük mesaisi sonrası bu tanınmış binaların önüne gelen Furusawa, “Gazze soykırımını durdur” yazılı pankartı havaya kaldırırken “Ateşkes” yazılı pankartı da boynuna asıyor.
Yaya trafiğinin yoğun olduğu noktalarda sessizce yalnız başına bekleyen Furusawa, kent halkının nazarıdikkatini Gazze’deki katliama çekmek istiyor.
Protestolarını, kar yağışı dahil sert kış koşullarında bile aksatmayan Furusawa, sessiz gösterilerinden kareleri, sosyal medya hesabından yayımlıyor.
“Her gün kalbimde”
Kanagawa kökenli 48 yaşındaki Furusawa, dünyanın en kalabalık yaya geçitlerinden, Tokyo’nun Şibuya bölgesindeki gösterisinde, İsrail’in Gazze’deki işgaline yönelik “sessiz ve yalnız duruşunu”, AA muhabirine anlattı.
Tokyo’da üniversiteyi bitirdiğini ve marangozluk yaptığını belirten Furusawa, Filistin-İsrail meselesinin temellerini, eğitim döneminde öğrendiğini, 7 Ekim 2023’teki Hamas saldırısı sonrası İsrail’in Gazze’ye başlattığı işgalle durumun daha da farkına vardığını ifade etti.
İsrail ordusunun Gazze’yi işgalinde hastanelerin ve okulların yıkıldığına, bebekler dahil birçok sivilin öldürüldüğüne ilişkin videoları, sosyal medyada görebildiğini kaydeden Furusawa, başka ülkelerde 100 bini aşkın katılımlı İsrail karşıtı gösteriler düzenlenirken, Japonya’daki gösterilerin oldukça düşük katılımlı olduğunu söyledi.
Gazze’deki sivil katliamına yönelik duygularını paylaşan Furusawa, “Her gün kalbimde hissediyorum, hiçbir şey yapamadığım için üzüntü duyuyorum. Kayıtsız ve sorumsuzca davrananlara nefret besliyorum.” dedi.
“Başka bir ülkede” ve “dini çatışmalar” şeklinde nitelendiriliyor
Çevresinde bu konuda konuşabileceği pek kimsenin bulunmadığını anlatan Furusawa, “Filistin meselesi, Japonya’daki haberlerde pek sık yayımlanmıyor ve arkadaşlarla bu konu hakkında konuştuğumda ‘konuyu anlamadıklarını’ söylüyorlar.” dedi.
Furusawa, Japon toplumunun, Filistinlilerin Gazze Şeridi’ne sıkıştırıldığını duyduğunda bunu, “başka bir ülkede” ve “dini çatışmalar” şeklinde nitelendirdiğini belirtti.
Gazze’deki sivil katliama dayanamadığını ifade eden Furusawa, “durumu sindirmekten başka seçenek olmadığı” duygusuna kapıldığını ve bu aşamada harekete geçme kararı alarak “sessiz ve yalnız protestosuna” başladığını kaydetti.
“Bazıları kulaklarını kapatıp ‘çok ses çıkardığım için’ bana bağırdı”
Beyaz bir kağıt üzerine 29 Ekim 2023’te “Gazze’deki katliamı durdurun” yazıp, yakın bir tren istasyonunda bir saate yakın susarak beklediğini anlatan Furusawa, “Bu ilkti. Kafam karışık duygular içinde. O günden sonra huzursuzluğu hissettikçe, kendimle de yüzleşirken, ayakta durmaya devam ettim.” dedi.
Protestosunu izleyenlerin, “Gazze Soykırımını Durdurun” mesajının ne anlama geldiğini merak etmesini istediğini kaydeden Furusawa, şöyle konuştu:
“Genellikle Japon halkı, ‘Bu da kim? Aniden ortaya çıktı’ diyerek beni tuhaf, yabancı, rahatsız edici olarak görüyor. Bazıları ise kulaklarını kapatıp ‘çok ses çıkardığım için’ bana bağırdı. Olur ya, eylemlerimin anlamsız olduğu da söylenebilir. (Eylemlerimle) ‘Savaşı durduramayacağımı’ yüzüme söyleyen gençler oldu. ‘Burada ne oluyor? Savaşı durdurabilir miyiz ki?’ diye gülenler oldu. Tek kelime etmeden, köşe başında durmaya devam ettim. İsrail ordusunun halen devam eden Gazze Şeridi işgalini her gün tek başıma protesto ediyorum.”
]]>Texas merkezli Keller Williams adlı emlak şirketi tarafından organize edilen bu toplantılardan biri New Jersey’nin Englewood kasabasında protesto edildi.
Englewood’daki Ahavath Torah Sinagogu önünde toplanan, aralarında barış yanlısı Yahudilerin de bulunduğu onlarca gösterici, ellerinde Filistin bayrakları ile yasa dışı yerleşim alanlarından ABD’li siyonist Yahudilere gayrimenkul satılmasına tepki gösterdi.
Polisin etrafında geniş güvenlik önlemi aldığı sinagogun karşı kaldırımında toplanan göstericiler, yağmurun altında saatlerce “Filistin’e özgürlük”, “İsrail işgaline son”, “Yasa dışı yerleşimler bitmeli” sloganları attı.
Göstericiler “Çalınmış toprakları satamazsınız”, “Bu toprak hırsızlığıdır”, “Çalınmış topraklar üzerinde iş yapmayın” pankartları taşıması da dikkati çekti.
“Pek çok açıdan yasa dışı ve ahlaka aykırı”
AA muhabirine konuşan göstericilerden Leila Hazou, babası Kudüs’te doğmuş bir Filistinli olarak “çağın en büyük haksızlığını” protesto etmek için yaklaşık 2 saat uzaklıktaki Pennsylvania’nın Milford şehrinden geldiğini söyledi.
Hazou, sinagog içindeki satış toplantısı için, “Bir yerin, kendisine ait olmayan ve yasa dışı olarak yerleşime konu olan arazileri ve mülkleri satabilmesi benim için iğrenç bir durum. Pek çok açıdan yasa dışı ve ahlaka aykırı. Bu, bu ülkede ve hiçbir yerde yaşanmamalı. Bu yüzden, buna karşı çıkmak için burada olmamız gerekiyordu.” dedi.
Diğer bir gösterici Kasia Lojewska, “Kesinlikle inanılmaz derecede korkunç olan adaletsizlik, işgal ve soykırım nedeniyle buradayız.” diyerek sinagog içindeki, yasa dışı arazi ve konutların satışına tepki gösterdi.
Lojewska, “Hala Filistin halkına ait olan bir araziyi satın alıyorlar. Yasa dışı bir şekilde onu ele geçirip çalıyorlar. Ben Polonya’dan gelen biriyim, Holokost bununla ilgiliydi. ve şimdi bunu başkalarına yapıyorlar ki bu tamamen haksızlık.” diye konuştu.
Gösteriye üniformasıyla gelen ve ismini sadece Eddie olarak veren eski bir asker, “Gelmem gerekiyordu, Filistin’de yaşanan soykırımı, işlenen birçok suçu gördüm. Merhum Aaron Bushnell’in DC’deki İsrail büyükelçiliği önünde kendini yakmasından ilham aldım.” şeklinde konuştu.
Gösteriyi organize eden gruplardan biri olan “Filistin için Amerikalı Müslümanlar” ekibinden Zeyd Abdurrahman, “Buradayız çünkü Englewood, New Jersey’de işgal altındaki Filistin topraklarındaki arazileri satıyor ki bu, Cenevre Sözleşmesi’ndeki uluslararası hukuka göre yasa dışıdır.” ifadesini kullandı.
Söz konusu satışları, Amerikan-İslam İlişkileri Komitesi New Jersey Şubesi (CAIR-NJ) de yazılı açıklama ile kınadı.
Açıklamada, işgal altındaki toprakların sinagoglarda düzenlenen kapalı toplantılarda satılması eleştirilerek, “İbadethaneler kutsal yerler olmalı. Sinagog gibi ibadet yerlerinin uluslararası hukuk ihlal edilerek çalınmış toprakların satılması için kullanılması derin endişe verici.” ifadelerine yer verildi.
“İsrail’deki eviniz” adlı yasa dışı İsrailli yerleşimci bir grup ile ABD’de Texas merkezli Keller Williams adlı emlak şirketi tarafından New Jersey, New York, Toronto ve Montreal’da organize edilen satış toplantıları halka kapalı yapılıyor.
İsrail şehirlerinin yanı sıra Doğu Kudüs ve Batı Şeria’daki yasa dışı yerleşimcilerin bulunduğu alanların pazarlandığı satış toplantıları için önceden kayıt yaptırılması gerekiyor ve sadece Yahudi üyeler girebiliyor.
]]>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas ile Cumhurbaşkanlığı Külliyesinde bir araya geldi. İkili görüşmenin ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan Mahmud Abbas ile ortak basın toplantısı gerçekleştirdi. Türkiye ve Türk milletinin Filistin davasına her zaman destek verdiğini ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Filistin’in gönlümüzde müstesna bir yeri olmuştur. Değerli kardeşim en son geçtiğimiz Temmuz ayında ülkemiz ziyaret etmişti. Bugün yaptığımız istişarelerde Filistin’deki son durumu etraflıca ele aldık. Filistinli kardeşlerimiz tarihlerinin en zor dönemlerinden birini yaşıyor. 7 Ekim’den bu yana Gazze ve Ramallah’ta masum insanlara karşı İsrail’in düzenlediği saldırılar sonucunda 32 bine yakın Filistinli şehit oldu. 72 binden fazla kişi yaralandı” dedi.
“Filistin halkına yönelik apaçık bir soykırım uygulamaktadır”
2 milyona yakın Filistinlinin evini terk etmek zorunda kaldığını, 2,3 milyon Filistinlinin günlük temel ihtiyaçlarına ulaşamadığına vurgu yapan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “İsrail Gazze halkını sadece açlık ve susuzlukla değil aynı zamanda masum insanların tepelerine bomba yağdırarak da vahşice katlediyor. Tam 151 gündür son asrın en büyük barbarlıklarından birine şahit oluyoruz. Batılı güçlerin de sınırsız desteğiyle Netanyahu ve gözü dönmüş yönetimi Filistin halkına yönelik apaçık bir soykırım uygulamaktadır” diye konuştu.
“Türkiye olarak bunun için çalışmaya, tüm kapıları zorlamaya devam ediyoruz, devam edeceğiz”
Türkiye’nin, İsrail saldırılarının sona ermesi için çabalarının devam ettiğini söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan şunları kaydetti:
“Bu vesileyle Mahmut Abbas kardeşimin şahsında Filistin halkına ülkem ve milletim adına taziyelerimi ifade ediyorum. Rabbim şehitlerimize rahmet eylesin. Onları cennetiyle, cemaliyle müşerref eylesin. Yaralılara Mevla’dan acil şifalar niyaz ediyorum. Bildiğiniz gibi bine yakın yaralı ülkemizin değişik hastanelerinde tedavi görmeye devam ediyor. Netanyahu ve cinayet ortakları, döktükleri her damla kanın hesabını hukuk ve mahşeri vicdan önünde mutlaka verecektir. Türkiye olarak bunun için çalışmaya, tüm kapıları zorlamaya devam ediyoruz, devam edeceğiz. 26 Şubat’ta Uluslararası Adalet Divanı’nda sözlü sunumda bulunarak meselenin çeşitli yönlerine ilişkin tutumumuzu beyan ettik. İsrail soykırım sözleşmesindeki yükümlülüklerini ihlalden uluslararası adalet divanı önünde yargılanmaktadır. Ancak alınan ihtiyati tedbir kararına rağmen İsrail yönetimi kadın, çocuk demeden kardeşlerimizi öldürmeyi, gıda sırası beklerken sivilleri katletmeyi sürdürmektedir.”
“Ajansın kurumsal kapasitesinin güçlendirilmesi amacıyla yoğun bir çabanın içindeyiz”
“İsrail’in bu şımarıklığının ve hukuk tanımaz tavrının en büyük sebebi batılı güçlerin Holokost’taki günahlarından dolayı İsrail’e verdikleri destektir” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Elbette bunda İslam dünyasının vahdet olamamasının büyük payı vardır. Türkiye’nin Filistin meselesinde duruşu, hassasiyeti ve Filistin halkına güçlü desteği bellidir. 7 Ekim’den beri bu yönde olağanüstü çaba harcadık. Yaptığımız her görüşmede, her yurt dışı ziyaretimizde işgal edilmiş Filistin topraklarındaki İsrail saldırıları gündemimizin ilk sırasında yer almıştır. İnsani yardım noktasında bugüne kadar toplam 37 bin tonu aşkın malzemeyi gemiler ve uçaklarla bölgeye sevk ettik. Ayrıca 900’den fazla hasta ve refakatçiyi tedavi için Türkiye’ye getirdik. Gazze’deki bir sahra hastanesi kurulması için çalışmalarımız devam ediyor. Birleşmiş Milletler Yakın Doğu’daki Filistin mültecilerine Yardım ve Bayındırlık Ajansı’na yaptığımız mali ve ayni yardımları artırdık. Ajansın kurumsal kapasitesinin güçlendirilmesi amacıyla yoğun bir çabanın içindeyiz” değerlendirmesinde bulundu.
“Uygulamalarının amacı esasen sahada emrivakiler oluşturmak suretiyle iki devletli çözüm vizyonunu baltalamaktır”
İsrail’in yalan ve iftira ile ajansı itibarsız hale getirmeye yönelik propagandalarına prim verilmemesi gerektiğini ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Ajansın mevcudiyetine halel getirilmemelidir. Son olaylarla ilgili olarak İsrail Filistin meselesine adil bir çözüm bulunmadığı takdirde Orta Doğu’da barışın hakim olamayacağı artık iyice anlaşılmıştır. Kalıcı barışın tek yolu ise 1967 sınırlarında başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız egemen ve coğrafi bütünlüğü haiz Filistin Devleti’nin tesisidir. Uluslararası toplumun, bunun yerine süregelen işgalin sonuçlarını yönetmeye çalışması beyhudedir, anlamsız ve faydasız bir yaklaşımdır. Bu itibarla sorunun taraflarına da yardımcı olacak şekilde tüm ilgili devletlerin elini taşın altına koyması gerekiyor. Her geçen gün artan işgal uygulamalarının amacı esasen sahada emrivakiler oluşturmak suretiyle iki devletli çözüm vizyonunu baltalamaktır” dedi.
“Müslümanların, Haremi Şerife girişinin kısıtlanması yönündeki talepleri tam anlamıyla bir hezeyandır”
Sözde yerleşimciler adı verilen, aslında Filistinlilere ait topraklara çöken, çalan gaspçıların eylemlerinin çözümün önündeki en büyük engellerden biri olduğunu vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Uluslararası hukuku hiçe sayan bu aleni hırsızlıklar sonucunda Filistin’in coğrafi bütünlüğünden bahsetmek neredeyse imkansız hale gelmiştir. Artık sadece lafta kalan barış çabaları yerine teminatlara sahip, adil bir barışa ihtiyaç duyulduğu apaçık ortadadır. Türkiye olarak bu bağlamda garantörlük mekanizması çerçevesinde sorumluluk üstlenmeye hazır olduğumuzu açıkladık. Önümüzdeki dönemde bununla ilgili çabalarımızı artırarak sürdüreceğiz. Yaklaşmakta olan Ramazan ayı bağlamında provokasyonların önlenmesi gereğine ilişkin mesajlarımızı ilgili yerlere iletiyoruz. Radikal İsrailli siyasetçilerin, Müslümanların, Haremi Şerife girişinin kısıtlanması yönündeki talepleri tam anlamıyla bir hezeyandır” açıklamasını yaptı.
Böyle bir adım atılmasının sonuçlarının şüphesiz çok ağır olacağının altını çizen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Filistinli kardeşlerimiz arasında birlik ve mutabakat sağlama gayretlerini de yakından takip ediyoruz. Gelinen aşamada İsrail’in zulmüne verilecek en güzel cevaplardan biri Filistinliler arası birliğin ve beraberliğin sağlanmasıdır. Bu alanda da üzerimize düşeni yapmaya her zaman hazırız. Sözlerime son verirken Filistin davasını elimizden gelen en güçlü şekilde savunmaya, Filistin Halkın güvenliğini ve refahını artırmaya yönelik her türlü gayreti desteklemeye devam edeceğimizi vurgulamak istiyorum. Bugün gerçekleştirdiğimiz görüşmelerin hayırlara vesile olmasını diliyorum. Ramazan-ı Şerif’in şimdiden İslam dünyası ve tüm için hayırlara vesile olmasını diliyorum. Tüm Filistinli kardeşlerimize en kalbi selam ve muhabbetlerimi gönderiyorum” ifadelerini kullandı.
“Biz Türkiye’nin rolünü önemsiyoruz”
Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas ise, “İsrail her türlü vahşeti yürütmektedir. Bizler Ramazan ayına girmek üzereyiz. Filistin’in BM daimi üyeliğe sahip olması bizim arzuladığımız bir şeydir. Bu bağlamda AB ülkeleri Filistin’i tanımalıdır. Biz Türkiye’nin rolünü önemsiyoruz. Gazze, Filistin devleti topraklarının ayrılmaz parçasıdır. Bölünmesi mümkün değildir. Barış ve güvenlik sadece İsrail işgalinin son bulmasıyla mümkündür. Bizler Filistin toplumunun bileşenlerini bir araya getirmek için elimizden gelen çabayı göstereceğiz. Filistinlileri bir araya getireceğiz. Sizlere ve Türkiye halkına teşekkürlerimi iletmek istiyorum. Filistin’e desteğinizden dolayı müteşekkiriz. Filistin halkına gönderdiği yardımlardan dolayı da minnettarız. 120 binden fazla Filistinli yaralı ve ölü var. Batı Şeria’da da zulüm devam ediyor” açıklamasını yaptı. – ANKARA
]]>Görgü tanıklarından alınan bilgiye göre, Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus’un batısında yer alan Hamad Mahallesini kuşatma altında tutan İsrail güçleri, bölgeye giriş-çıkışı engelliyor ve çevre bölgeleri de havadan ve karadan vuruyor.
İsrail güvenlik güçleri, Filistinli direniş grupları ile çatışmaya girdiği Hamad Mahallesinde onlarca Filistinliyi alıkoydu.
Alıkoydukları Filistinlileri açık alanda sorgulayıp darp eden İsrail askerleri, daha sonra bazı Filistinlileri araçlara bindirip bilinmeyen bir yere götürdü.
Öte yandan İsrail ordusu, Han Yunus’taki Arayişiye bölgelerini topçu atışlarıyla vurdu, sivilleri hedef aldı.
Han Yunus’ta son 24 saatte 4 konut bombalandı
İsrail ordusu, Han Yunus’un doğusundaki Fahari beldesinde El-Amur ailesine ait evi bombaladı, evin enkazından 2 kişinin cansız bedeni çıkarıldı.
Bu saldırıyla birlikte son 24 saat içinde Fahari beldesinde bombalanan konut sayısı 4 oldu.
Ayrıca İsrail ordusuna ait askeri araçlar, Han Yunus’un kuzeydoğu bölgelerindeki evleri ve evlerine ulaşmaya çalışan Filistinlileri hedef almaya devam ediyor.
İsrail ordusundan yapılan yazılı açıklamada ise askerlerin, Hamad Mahallesine sızma çalışmalarının devam ettiği aktarıldı.
Açıklamada, 98’nci tümenin Hamad Mahallesindeki kuşatmaya devam ettiği, Hamas’a ait alt yapıyı çökerttiği ve çok sayıda silah bulduğu öne sürüldü.
İsrail ordusu daha önce “Hamas’a ait hedeflere” yönelik onlarca bombardıman düzenlediği Han Yunus kentine 3 Mart’ta “sürpriz” bir kara saldırısı başlattığını açıklamıştı.
Ordu, dünkü açıklamasında da Han Yunus’un batı bölgelerine yönelik saldırılarını yoğunlaştırdığını, Hamad Mahallesini kuşatma altında aldığını ve baskınlar düzenlediğini duyurmuştu.
Görgü tanıkları ise bölge sakinlerinin evlerinde mahsur kaldığını aktarmıştı.
İsrail’in Gazze’yi işgalinde 7 Ekim sonrası
Hamas’ın silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları, “Filistinlilere ve başta Mescid-i Aksa olmak üzere kutsal değerlere yönelik sürekli ihlallere karşılık verme” gerekçesiyle İsrail’e 7 Ekim 2023’te kapsamlı saldırı düzenledi.
İsrail, 7 Ekim’deki saldırılarda 1200 İsraillinin öldüğünü, 5 bin 132 kişinin de yaralandığını açıkladı.
İsrail’in 7 Ekim’den bu yana Gazze Şeridi’ne düzenlediği saldırılarda en az 13 bin 430’u çocuk, 8 bin 900’ü kadın olmak üzere 30 bin 631 Filistinli öldürüldü, 72 bin 43 kişi yaralandı.
Enkaz altında halen binlerce ölü olduğu bildirilirken, halkın sığındığı hastane ve eğitim kurumları hedef alınarak sivil altyapı da tahrip ediliyor.
İsrail ordusu, Gazze Şeridi’ne saldırılarının başladığı 7 Ekim’den bu yana 245’i karadan işgal sürecinde olmak üzere 585 askerinin öldürüldüğünü duyurdu.
Çatışmalara 24 Kasım 2023’te 4 günlüğüne verilen ve daha sonra 3 gün daha uzatılan “insani ara”da 81 İsrailli ve 240 Filistinli esir karşılıklı serbest bırakıldı. Öte yandan İsrail, binlerce Filistinliyi alıkoyup hapsetmeye devam etti.
İşgal altındaki Batı Şeria ve Doğu Kudüs’te de 7 Ekim 2023’ten bu yana İsrail güçleri ile yasa dışı Yahudi yerleşimcilerin saldırılarında 422 Filistinli hayatını kaybetti.
İsrail ordusu ve Hizbullah arasında 8 Ekim’den bu yana sınırda yaşanan çatışmalarda 232 Hizbullah mensubu, 45 Lübnanlı sivil, 11 Emel Hareketi, 12 Hamas ve 12 İslami Cihad mensubu ile 6 İsrailli sivil ve 11 asker öldü.
]]>Alınan bilgilere göre, MİT ve İstanbul Emniyeti İstihbarat Şube ile Terörle Mücadele ekipleri, edindikleri bilgileri İsrail dış istihbarat servisi MOSSAD’a sızdırdıkları iddiasıyla aranan 8 kişilik ajan ağını deşifre etti. Yapılan çalışmalar sonunda bu sabah operasyonun düğmesine basıldı. MOSSAD’a bilgi sattıkları iddiasıyla aranan ve uluslararası casusluk faaliyetleri tespit edilen 8 kişiden 7’si yakalanarak gözaltına alındı. Bir şüphelinin firar olduğu öğrenilirken, operasyona ilişkin çarpıcı detaylara ulaşıldı.
FETÖ üyesi hangi sırları MOSSAD’a aktardı
Şüpheliler arasında bulunan ve hücrenin tepesindeki isim; eski emniyet amiri Hamza Turhan Ayberk, Tehdit, taciz ve takip eylemlerinde de bulunduğu öğrenilen Ayberk’in kurduğu ekipte FETÖ/PDY üyesi kilit bir isim de bulunuyor. Hücrenin başındaki eski Emniyet Amiri Hamza Turhan Ayberk’ten sonra en kilit isim olarak öne çıkan FETÖ/PDY üyesi ihraç polis, MİT ve emniyet İstihbaratın düzenlediği operasyonda 4 buçuk kilo kokain ve uyuşturucu ticaretinde kullanılan hassas terazi ile birlikte yakalandı. Yakalanan hücredeki isimlerden Mehmet Yetimova’nın ise İstanbul Vergi Dairesi’nde görevli memur olduğu tespit edildi. Para karşılığı MOSSAD’a bilgi sızdırmakla suçlanan uluslararası casusluk şebekesinin içinde yine cinsel istismar suçundan hakkında soruşturma açılan ve bu nedenle emniyet teşkilatından ihraç edilen Özkan Şahin de bulunuyor. Emekli polis memuru Ercan Kama’nın yanısıra polislikten istifa ettiği öğrenilen Ömer Burak Gezer, özel güvenlik görevlisi Funda Kadayıfçıoğlu ile rüşvet suçundan emniyet teşkilatından atılan Hakan Kabaca, söz konusu casusluk faaliyetlerinde bulunan kişiler olduğu kaydedildi.
Eğitim MOSSAD ajanları tarafından Belgrad’da verildi
Sosyal medya platformlarında İsrail saldırılarına karşı Filistin lehine paylaşımlarda bulunduğu ortaya çıkan hücrenin başındaki Hamza Turhan Ayberk’in, Tel Aviv’de bulunan MOSSAD karargahındaki “Victoria” kod adlı İsrail ajanıyla teması kuran kişi olduğu aktarıldı. Ayberk’in, Victoria kod adlı MOSSAD ajanı tarafından yönlendirildiği anlaşıldı. Özel dedektiflik yaptığı belirtilen Hamza Turhan Ayberk’in, para karşılığında İsrail istihbaratına Filistinli kişi ve kuruluşlarla ilgili bilgi sızdırdığı belgelenirken, Ayberk’in, aldığı talimatlar üzerine Türkiye’de yaşayan Ortadoğu kökenli başka kişi ve şirketler hakkında da bilgi derlediği öğrenildi.
Sırbistan’ın başkenti Belgrad’da 2019’da, MOSSAD’dan eğitim aldığı öğrenilen Ayberk’in, İsrail gizli servisi tarafından önce “yem” diye tabir edilen basit işlerde kullanıldığı kaydedildi. Hamza Turhan Ayberk’in, MOSSAD’ın yönlendirmesiyle gizli haberleşme uygulamaları kullanırken, resmi kayıtlara yansımaması için ödemeleri ise kripto para cinsinden aldığı belirlendi.
İsrail’e çalışan hücrenin, hedef kişilere ait sırlara ulaşıp ulaşmadıkları henüz bilinmiyor
MOSSAD’a bilgi sızdırmanın yanı sıra tehdit ve takip eylemlerinde de bulunan Ayberk’in, hedefindeki kişilerin araçlarına yerleştirdiği takip cihazıyla konumlarını anlık olarak MOSSAD’a aktardığı, bu kişileri taciz ettiği ve zaman zaman tehditlerde bulunduğu öğrenildi.
MİT İsrail istihbarat servisi MOSSAD adına casusluk yapan 8 kişiyi deşifre etmiş, ajan ağıyla ilgili bilgiler tek tek tespit edip bu sabah operasyon için düğmeye basılmıştı. Düzenlenen operasyonla 8 kişiden 7’si yakalandı. İsrail dış istihbarat servisi MOSSAD’a bilgi sattıkları iddiasıyla aranan ve uluslararası casusluk faaliyetleri nedeniyle yakalanan 7 şüphelinin hedef kişilere ait sırlara ulaşıp ulaşmadıkları henüz bilinmiyor. – İSTANBUL
]]>İsrail, Gazze Şeridi’ndeki Filistinlileri sözde “güvenli olduğu” iddiasıyla göçe zorladığı güneydeki Refah kentini de hedef almaya başladı.
Refah’a sığınan yüz binlerce Filistinli, uluslararası hukuku ve kararları hiçe sayan İsrail’in saldırılarının yol açtığı felaketin gölgesinde güvenli bir alan bulmaya çalışıyor.
Refah’taki çadır kamplarında yaşayan Filistinliler, bir taraftan her an üzerlerine bir bomba düşecek korkusuyla yaşarken, diğer taraftan da şiddetli soğuk ve kasvetli karanlık içinde acı çekiyor.
İsrail ordusunun daha önce “güvenli” olduğunu iddia ettiği ve yaklaşık 1,5 milyon kişinin sığındığı güneydeki Refah kenti, Gazze Şeridi’ndeki en yoğun nüfuslu bölgelerden biri olarak kabul ediliyor.
Yerinden edilen Gazzeliler, kış ve zorlu hava koşullarıyla başa çıkmak için ihtiyaç duydukları battaniye, kışlık kıyafet ve ısınma araçlarından yoksun. Halk, bitkin ve yorgun bedenlerini ısıtmak için umutsuz bir çabayla boş alanlarda yakılan ateşlerin etrafında toplanarak ısınmaya çalışıyor.
Yakılan ateşlerin etrafında ısınmaya çalışan aileler, bir yandan da birbirlerine manevi ve psikolojik destek sağlamaya çalışıyor.
Gazze’de “olmayan” güvenli ve sıcak bir yuva arayışı içinde olan siviller, gecelerini üzerlerinde uçan İsrail savaş uçaklarından ya da çevrede bekleyen tanklardan her an gelebilecek bir bomba korkusuyla geçiriyor.
İsrail’in tehditlerinin artmasıyla birlikte Refah’a kara saldırısı düzenleme olasılığına ilişkin endişeler artıyor.
“Havalar çok soğuk, kendimizi ve çocuklarımızı ısıtabilmek için ateş yakıyoruz”
AA muhabirine konuşan yerinden edilmiş Filistinli Nasır el-Hatib, Gazze’nin doğusundaki Şucaiye Mahallesinden 8 kişilik ailesiyle birlikte Refah’a geldiklerini belirterek, yanlarında ne kendilerini ne de küçük çocuklarını sıcak tutabilmek için kıyafet getiremediklerini söyledi.
“Koşullar zor ve trajik olduğu için evden hiçbir şey alamadık. Havalar çok soğuk, kendimizi ve çocuklarımızı ısıtabilmek için ateş yakıyoruz.” diyen Hatib, Gazze Şeridi’ndeki yüz binlerce yerinden edilmiş insan gibi kendilerinin de para ve yiyeceklerinin olmadığını ve yaşam mücadelesi verdiklerini belirtti.
Hatib, “Güvenli ve sıcak bir yuva arıyoruz. Ancak maalesef bu şartlarda bu mümkün görünmüyor. Gazze Şeridi’nde güvenli hiçbir yer kalmadı.” dedi.
“Umarız savaş biter ve evlerimize sağ salim döneriz”
Gazzeli Fayiz Hasaneyn de 6 kişilik ailesiyle Refah’a sığındığını belirterek, geldikleri yerde soğuktan korunmak için battaniye ya da kıyafetlerinin olmadığını dile getirdi.
Derme çatma bir çadırda kaldıklarını ve ısınabilmek için odun, karton ve benzeri şeyler yaktıklarını söyleyen Hasaneyn, “Umarız savaş biter ve evlerimize sağ salim döneriz. Savaş günleri bizi yordu ve henüz akıbetimizi bilmiyoruz.” dedi.
İsrail’in 7 Ekim’den bu yana Gazze Şeridi’ne düzenlediği saldırılarda en az 13 bin 230’u çocuk, 8 bin 860’ı kadın olmak üzere 30 bin 534 Filistinli öldürüldü, 71 bin 920 kişi yaralandı.
Enkaz altında halen binlerce ölü olduğu bildirilirken, halkın sığındığı hastane ve eğitim kurumları hedef alınarak sivil altyapı da tahrip ediliyor.
]]>Beş aya yakın süredir devam eden saldırılarda, Gazze’deki Sağlık Bakanlığına göre yaklaşık 30 bin Filistinli öldü. İsrail önemli ilerleme kaydettiğini ve “topyekun zafer” için bastırması gerektiğini söylüyor.
Ancak Hamas, askeri kapasitesinden öte bir örgüt. Aynı zamanda siyasi, ideolojik ve sosyal bir hareket. Dolayısıyla İsrail’in Hamas’ı toptan yok etme amacı, gerçekçi ve hatta mümkün mü?
Sahada neler oluyor?
İsrail, Gazze’de Hamas’a ait 24 tugaydan 18’ini yok ettiğini söylüyor ve Gazze’nin kuzeyindeki Hamas’ın askeri yapısının yok edilmesinin tamamlandığını” belirtiyor.
İsrail Ordusu, 7 Ekim 1200 dolayında kişiyi öldürdüğü, 250 civarı kişiyi rehin aldığı saldırıyı düzenlediğinde 30 binden fazla savaşçısı olduğunu söylüyor.
İsrail, 13 bin savaşçıyı öldürdüğünü iddia ediyor ve Netanyahu Şubat başında “20 binden fazla teröristi, Hamas’ın savaş gücünün yarısınan fazlasını öldürdük” demişti. BBC bu verileri bağımsız kaynaklardan doğrulatamadı ve İsrail Ordusu, kullandıkları yöntemin detaylarını açıklama isteğimizi karşılıksız bıraktı. İsrail ve Gazze’den gelen sayılar birbiriyle çelişiyor ve Gazze Sağlık Bakanlığı ölenlerin 9 bin kadarının aralarında sivillerin de bulunduğu, yetişkin erkekler olduğunu söylüyor.
Hamas’ın Siyasi Bürosu BBC’ye yaptığı açıklamada İsrail’in iddialarını reddetti ve askeri kanadının Gazze’nin “tüm bölgelerinde kuvvetle” faaliyet gösterdiğini söyledi. İsrailli Haaretz gazetesi de Hamas’ın bazı tugaylarını yeniden oluşturmaya başladığı haberini yaptı.
Jane’s Defence Weekly dergisinin Ortadoğu Editörü Jeremy Binne Hamas’ın “çok kolay bir şekilde saflarına yeni savaşçılar katabildiğini ve bunun büyük olasılıkla meseledeki en önemli veri olmadığını” belirtti.
İsrail’deki Reichman Üniversitesi’nin Uluslararası Terörle Mücadele Enstitüsü’nden emekli Albay Miri Eisin ise İsrail’in Hamas’ın “komutanlarını öldürdüğünü, silah depolarını bulduğunu Hamas’ın yer altındaki terör sistemini sistematik bir şekilde havaya uçurduğunu” söylediğini kaydediyor.
Ancak Binnie, Hamas’ın tünel sisteminin “daha önce tahmin edilenden çok daha büyük olduğunu” ve İsrail’in bu tünelleri tamamen yok etmek için “daha uzun bir yol kat etmesi gerektiğini” söylüyor ve “rehinelerin buralarda tutuluyor olması riskinin çabalarına darbe vurduğunu” kaydediyor.
Binnie ayrıca, İsrail’in Gazze’nin kuzeyinde de operasyonlarının “tam bir etkisiz hale getirmeden çok, açık uçlu, devam eden bir baskı sürecine benzediği” izlenimini verdiğini aktarıyor.
İsrail’in “tamamen çarpıtılmış” olduğunu söylediği Uluslararası hukuku ihlal suçlamaları ve Uluslararası Adalet Divanı’nın, soykırım iddialarına ele almasına karşın, Netanyahu İsrail’in devam etmesi ve kalan Hamas tugaylarını etkisiz hala getirmesi gerektiğini belirtiyor.
İdeolojiyi etkisiz hale getirmek mümkün mü?
Hamas, çoğu Batılı ülke tarafından bir “terör” örgütü olarak görülüyor ve bir çoğu da Hamas liderlerinin hala İsrail’in yok edilmesi çağrısı yaptığına işaret ediyor. Ancak Hamas, Arap dünyasının bazı kesimlerinde bir direniş hareketi olarak görülüyor. Örgüt, 2006’da yapılan seçimleri kazanması ve rakibi El Fetih’i 2007’de şiddet kullanarak bölge dışına atmasından bu yana, Gazze’yi yönetiyor.
Gazze Şeridi, o zamandan bu yana hem İsrail hem de bir ölçüde Mısır tarafından abluka altında tutuluyor ve her iki ülke de bunu güvenlik adına yaptıklarını söylüyor.
Filistinli örgütler, son 20 yılda Gazze’den İsrail’e binlerce roket fırlattı. Bazen de Batı Şeria ve Doğu Kudüs’te İsrail güçleriyle yaşanan çatışmalara misilleme olarak.
Avrupa Dışilişkiler Konseyi’nden Ortadoğu uzmanı Hugh Lovatt, ;Hamas için “Sadece askeri bir hareket ya da sadece siyasi bir hareket değil” diyor.
Lovatt “Bu ideoloji yok edilemeyecek. Özellikle de İsrail’in silah gücüyle” diye konuşuyor.
Lovatt, örgütün İsrail’e silahlı direnişine desteğin “özellikle şimdi, Filistinlilerin kendi kendilerini yönetme hakkını elde etmek için herhangi bir siyasi ufuk olmadığını hissettiğinde yankı bulduğunu” söylüyor
Batı Şeria’daki Arap Amerikan Üniversitesi’nden Dr. Amjad Ebu El Ezz de, çoğu Filistinli’nin “bir gelecek göremediklerinden” Hamas’ı desteklediğini anlatıyor.
İsrail Başbakanı Netanyahu, kariyerinin büyük bir bölümünde bir Filistin devletinin kurulmasına karşı çıktı. Netanyahu bu tutumunu güvenlik kaygılarıyla, Hamas’ın İsrail’i tanımayı reddetmesiyle açıklıyor. Ancak partisi Likud’daki ve aşırı sağcı koalisyon hükümetindeki bir çok kişi de Batı Şeria ve Gazze Şeridi’nin İsrail’e ait olduğuna inanıyor.
İsrailli barış yanlısı grup Peace Now’a göre geçen yıl, Batı Şeria’da rekor sayıda yerleşim inşa edilmesi onaylandı.
2023’te Batı Şeria’da İsrail güçleri ve Yahudi yerleşimciler tarafından en az 81’i çocuk 507 Filistinli öldürüldü ve Birleşmiş Milletler İnsani İşler Koordinasyon Bürosu’nun (OCHA) kayıtları tutmaya başladığı 2005’ten bu yanaki en kanlı yıl oldu.
BM ayrıca, Batı Şeria’daki Filistinlilerin saldırılarında 36 İsrailli’nin öldüğünükayıtlara geçirdi.
Buna ek olarak, El Fetih’in elindeki Filistin Yönetimi’ne karşı büyük bir öfke var. Birçok Filistinli, Filistin Yönetimi’nin yolsuzluklara bulaştığını ve İsrail işgaline karşı zayıf kaldığına inanıyor.
Dr. Ebu El Ezz 7 Ekim’den önce Gazze’deki Filistinlilerin abluka altında, “büyük bir hapishanede” yaşadıklarını düşündüklerini, Batı Şeria’dakilerin de Yahudi yerleşimcilerin saldırılarına, toprak ilhakına ve işsizliğe öfkeli olduklarını söylüyor.
Ebu El Ezz, Filistin toplumunun büyük bir bölümünün gençlerden oluştuğunu ve barış süreci olmadığı için, “diğer partilerin Filistinli gençlere gösterecek her hangi bir şeyleri bulunmadığını” anlatıyor.
“İşgal sürdükçe, katliamlar, ölümler sürdükçe, birçok insan Hamas’ın söyledikerini dinleyecek, çünkü umut arıyorlar” diyor.
Hamas’a verilen destek ne durumda?
Gazze’deki Filistinlilerin 7 Ekim’den sonra ödedikleri büyük bedele karşın, geçen yıl sonlarında yapılan bir araştırma, Filistinlilerin Hamas’a verdiği desteğin arttığını ortaya koydu.
Batı Şeria’daki 750 ve Gazze’deki 481 kişiyle yapılan ankete göre Batı Şeria’da Hamas’a destek Eylül ayında % 12 civarındayken, Aralık’ta % 42’ye yükseldi.
Anketi gerçekleştiren Batı Şeria merkezli Siyaset ve Anket Araştırma Merkezi’nden Dr. Halil Şikaki, Hamas’a verilen desteğin genelde çatışma dönemlerinde arttığını, ancak bu son artışın “çok büyük” olduğunu vurguladı.
Şikaki, anket yapıldığı dönem İsrail ve Hamas arasında ateşkes anlaşması yapıldığını, İsrail hapishanelerindeki Filistinli kadın ve çocukların salındığını anlatıyor.
Bu durumun da, Hamas’ın Filistin amaçlarını gerçekleştirmek için kullandığı şiddetin “çok etkili olduğunu” düşündürmüş olabileceğine vurguluyor.
Dr. Şikaki, yerleşimcilerin saldırıları ve Filistin Yönetimi’nin savaşa tepkisine duyulan öfkenin de Hamas’a desteği artırdığını ifade ediyor.
Gazze’de ise durum farklı. Hamas’a destek % 38’den % 42’ye çıktı ve bu artış, anketin hata payı içinde.
Hamas’ın 7 Ekim saldırılarını düzenlemekte haklı olduğunu düşünenlerin oranı Gazze’de % 57 düzeyindeyken, Batı Şeria’da bu oran % 82 oldu.
Şikaki “Hamas’ın bu savaşla ilgili kararlarının ceremesini çekenlerin Hamas’a çok daha eleştirel baktığı açık” diyor.
Şubat başına dek Gazze’de görev yapan BBC gazetecileri de, Hamas’a yönelik hoşnutsuzluğun arttığına dair işaretlerden bahsediyordu.
Bazı Gazzeliler sevdiklerinin ölümünü, İsrail güçlerinin evlerini yıkması ve açlık nedeniyle Hamas’a öfke duyduklarını söylüyordu.
Ayrıca, Gazzelilerin Hamas’ı açıkça eleştirmekten kaygı duydukları da söyleniyordu.
Yeni bir savaşçı kuşağı mı?
Dr. Ebu El Ezz, Gazze’deki bir çok gencin “İsrail ve işgale karşı nefretle dolu olduklarına” inanıyor.
“Bence sonraki kuşaklar intikam almak için bu askeri örgütlere katılacaklar. Çünkü ailelerini kaybettiler, çocukları kaybettiler, annelerini, çocuklarını, kardeşlerini yitirdiler.”
Ancak Albay Eisin, Hamas’a daha fazla destek verileceği kaygılarının, askeri hedeflerden uzaklaştırmaması gerektiği gröüşünde.
7 Ekim saldırılarının “korkunçluğuna, aşırılığına ve gaddarlığına” dikkat çeken Eisin, “Zaten çok radikalleşmiş haldeler” diyor.
“Bu yüzden bizim tepkimiz öncelikle bu kabiliyetlerini yok etmek olmalı. Bu ideolojiyi zaten olduğundan daha da kötü bir hale getirmeyecektir” diye konuşuyor.
Ancak Dr. Şikaki “Büyük bir savaş, peşinden barış gelirse gençlerin silaha sarılması anlamına gelmeyebilir” diye ekliyor.
Savaştan sonra ne olacak?
Netanyahu, savaş sonrası İsrail’in “silahtan arındırılmış” bir Gazze’deki güvenlik kontrolünü ucu açık bir şekilde elinde tutacağı ve İsrail’e düşman gruplarla bağlantısı olmayan Filistinlilerin yöneteceği bir savaş sonrası planı belirledi.
Albay Eisin, Hamas’ın daime “bir tür varlık göstereceğini” söylüyor, ancak İsrail’in “örgütün büyük bölümünü, tehdidi” yok edebileceğine de inanıyor.
Lovatt ise “Hamas’ı gerçekten marjinalize etmek ve zayıflatmanın tek yolu, siyasi bir yolun yaratılmasıyla olur” diyor.
Ancak iki devletli çözüme giden yol karamsar görünüyor.
Netanyahu geçtiğimiz günlerde X’teki açıklamasında, “İsrail’in tüm Batı Ürdün bölgesindeki güvenlik kontrolünden ödün vermeyeceğini söyledi ve bu da bir Filistin devletiyle çelişiyor” dedi.
Bu, İsrail’in başlıca müttefiki ABD’yle de açık bir çelişki anlamına geliyor.
Biden yönetimi, İsrail’in Gazze’yi uçu açık işgaline devam etmemesi gerektiğini söyledi. Statükoya gerçek bir alternatif olmadığı için şiddetin daha da artması riski devam ediyor.
Binne “İsrailliler’in bir zafer günü yaşayacağını düşünmüyorum. Hamas’ı zayıflatabilirler ama asıl mesele savaştan sonra Hamas’ın geri dönmesini nasıl önleyeceğiniz” diyor.
Katkıda bulunam: Heather Sharp
]]>Devjee, Anadolu Ajansının (AA) “Global İletişim Ortağı” olduğu, Belek Turizm Bölgesi’ndeki NEST Kongre Merkezi’nde düzenlenen Antalya Diplomasi Forumu (ADF) 2024’te, AA muhabirinin sorularını yanıtladı.
Güney Afrikalı Devjee, ülkesinin Uluslararası Adalet Divanına (UAD) yaptığı başvuruya ilişkin, Güney Afrika’nın dış politikasının insan hakları, adalet ve özgürlüğe dayalı olduğunun anlaşılmasının önemli olduğu vurguladı.
Devjee, Güney Afrika, Gazze ve Filistin’de olanları değerlendirdiğinde, “Ülkemizde, Güney Afrika’da benzer baskı, adaletsizlik ve ‘apartheid’ı tecrübe ettik. Aslında Filistin’i, işgal altındaki Filistin’i ziyaret eden Güney Afrikalı liderlerin çoğu Gazze’de gördüklerinin Güney Afrika’da yaşananlardan 10 kat daha kötü olduğunu belirtti. Uluslararası Adalet Divanına yapılan başvuru da buna dayanıyor. Adalet, özgürlük, Gazze ve Filistin’deki baskının son bulmasını istiyoruz.” ifadelerini kullandı.
Bu nedenle İsrail’e karşı bir tavsiye ve yargıda bulunulması için başvuruyu mahkemeye taşıdıklarını kaydeden Devjee, “Çünkü İsrail’in apartheid uyguladığına, Filistinlilere karşı soykırım yaptığına inanıyoruz. Bu tolere edilemez. Bu (mahkeme) adaletsizlik duygusuyla bu ortaya çıktı. Güney Afrika hükümeti, bu soykırımı sonlandırmak için başvuruda bulundu.” dedi.
Devjee, UAD’ye başvurusunun ardından Güney Afrika hükümeti üzerinde davadan vazgeçmesi için çok fazla baskı olduğunu belirterek, “Aslında birçok ülke, Güney Afrika’nın UAD’de bir davası olduğuna inanmadı ancak UAD’nin Güney Afrika lehine bir karar almasıyla herkes bunun çok ciddi bir dava olduğunu fark etmeye başladı.” ifadesini kullandı.
İsrail’e silah satan ülkeler UAD kararının “soykırım” olmasından korkuyor
Birçok ülkenin İsrail’e silah satışını durduğuna dikkati çeken Devjee, bu ülkelerin, mahkemenin “İsrail soykırım yapıyor” kararı vermesinden, buna dahil edilmekten ve soykırımın suç ortağı olmaktan korktuklarını söyledi.
Devjee, bunun Gazze’de şu anda olanları insanların nasıl gördüğü üzerinde büyük bir etkisi olduğunu vurgulayarak, “Bir değişim var. Artık kesinlikle biliyoruz ki Batılı ülkeler bize gelip insan hakları, baskı ve özgürlük hakkında konuşamaz. Çünkü o haklarını bu şekilde davranarak kaybettiler, İsrail’i desteklediler ve Filistinlilerin soykırımının suç ortağı oldular.” diye konuştu.
Bu davanın Gazze ve Filistin’e etkisine ilişkin Devjee, “küresel güney” olarak adlandırılan ülkelerin daha fazla sosyal dayanışmada bulunduğu bir döneme girildiğini ifade etti.
Devjee, “Avrupa, Amerika değil. Latin Amerika, Güney Amerika, Afrika ve Orta Doğu’daki ülkeler bir araya gelerek her ülkeye eşit şekilde davranılan yeni bir uluslararası düzen ve kurallar istiyor” dedi.
“Soykırım ve baskı yapan bir ülkenin ceza almadan kurtulmasına izin veremezsiniz”
Herhangi bir ülkenin adaletsizlik ya da hata yapması durumunda hesap vermesi gerektiğini dile getiren Devjee, “Bu nedenle Güney Afrika, UAD’ye gitti. Soykırım ve baskı yapan bir ülkenin ceza almadan kurtulmasına izin veremezsiniz. Daha fazla ülke Gazze ve Filistin’de olanları; İsrail, ABD ve İngiltere’nin oynadığı rolü anlamaya başladıkça, daha fazlası yeni bir dünya düzenine ve ülkeler arasında yeni bir dayanışmaya ihtiyaç olduğunu fark edecek.” diye konuştu.
Gazze ve Filistin ADF’nin merkezinde
ADF’deki panellerin çok ilginç olduğunu kaydeden Devjee, Gazze ve Filistin meselesinin ADF’deki etkinliklerin merkezinde yer aldığını dile getirdi.
Devjee, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın konuşmasının da çok önemli olduğuna işaret ederek, “Çünkü (Erdoğan) Gazze ve Filistin’in uluslararası politikaya ve düzene ne nasıl baktığımızı yeniden tanımladığından, uluslararası örgütlerin Gazze, Filistin ya da başka bir yerde herhangi bir çözüm sağlamaktaki rolünden bahsetti.” diye konuştu.
Masum insanlara sürekli baskı yapılamayacağını ve öldürülemeyeceklerini aktaran Devjee, “Bu durmalı ve Antalya’daki gibi bir forum farklı grupları ve insanları bir araya getirerek tartışma ortamı sağlıyor, bu çok önemli. Ne olduğuna dair tartışmalara ve bir anlayışa ihtiyaç var.” dedi.
]]>İsmi açıklanmayan yetkili, kabul edilen bu ateşkesin kalıcı olarak bölgede sürmesi için çalışmaların devam edeceğini de ifade etti.
BİDEN, ATEŞKES İÇİN PAZARTESİYİ İŞARET ETMİŞTİ
ABD Başkanı Biden, hafta başında New York’a yaptığı ziyarette basın mensuplarının gündeme ilişkin sorularını yanıtlamıştı. Biden, Gazze’de ne zaman bir ateşkes sağlanabileceğine ilişkin soruya, “Umuyorum bu hafta sonuna kadar. Ulusal güvenlik danışmanım çok yakın olduğumuzu söyledi ama daha tamamlamadık. Umuyorum ki gelecek pazartesiye kadar (Gazze’de) bir ateşkes sağlanacaktır.” şeklinde yanıt vermişti.
ABD Başkanı Joe BidenTASLAK UZLAŞIYA GÖRE ATEŞKESİN İLK AŞAMASI 6 HAFTA SÜRECEK
Hamas ile İsrail arasında arabulucuların müzakere ettiği Gazze Şeridi’nde ateşkes ve karşılıklı esir takası uzlaşısının aşamalı olacağı, ilk başta 6 haftalık bir ateşkes ve Gazze’deki 35 kadar İsrailli esirin serbest bırakılmasının planlandığı belirtildi.
Arapça yayın yapan Londra merkezli Şark el-Avsat’ın Filistinli kaynaklara dayandırdığı habere göre, taraflar arasında Paris’te taslağı oluşturulan uzlaşıya göre ateşkes ilk aşamada 6 hafta süreyle devreye girecek.

Ateşkesin birinci aşamasında Gazze Şeridi’ndeki 35 kadar İsrailli serbest bırakılacak, İsrail hapishanelerindeki yüzlerce Filistinli esir de salıverilecek.
Taraflar arasında “karşılıklı serbest bırakılacak esir listeleri, İsrail ordusunun Gazze’nin kuzeyinden çekilmesi, Filistinlilerin buraya yeniden dönmesi, savaşın kesin biçimde sonlanması” gibi konular, anlaşmanın ikinci ve üçüncü aşaması için yeniden müzakere edilecek.

İsrail devlet televizyonu KAN ise İsrail ordusunun “çatışmalara ara vermeye hazır olduğunu”, bu süreyi “sahadaki güçlerin takviyesi, tedarik, Gazze’nin kuzeyi ve güneyine saldırıya hazırlık olarak” kullanacağını bildirdi.
İsrail’den yayın yapan Kanal 12 televizyonu, ateşkes müzakerelerinin ilerleyen günlerde Kahire ya da Doha’da bir anlaşmayla sonuçlanabileceğini ve ramazan ayında uygulamaya girebileceğini aktardı.

HAMAS’IN ÇEKİNCELERİ
Öte yandan Hamas Siyasi Büro Üyesi Gazi Hamid, el-Gad televizyonuna yaptığı açıklamada, İsrail’in “ateşkes anlaşmasını bir esir takası anlaşmasına dönüştürmek” istediğini ve içeriğini boşaltmaya çalıştığını belirtti.
İsrail basınının aktardığının aksine müzakerelerin “olumlu bir atmosferde geçmediğine” işaret eden Hamid, Hamas’ın “Gazze’ye saldırıların sonlandırılması, İsrail ordusunun gerekirse aşamalı olarak Gazze’den çekilmesi talebine karşı Tel Aviv’in ret yanıtında inatçı davranmasının görüşmeleri zorlaştırdığını” kaydetti.

Hamas’ın Siyasi Büro Başkanı İsmail Heniyye’nin basın danışmanı Tahir en-Nunu, Mısır’ın el-Vatan gazetesine yaptığı açıklamada, Tel Aviv yönetiminin Hamas’ın “taleplerinden taviz verdiğini açıklamasının” gerçeği yansıtmadığını ifade etti.
İsrail’i anlaşmaya varılmasını engellemekle suçlayan en-Nunu, Hamas’ın “anlaşma için savaşın bitmesi, İsrail ordusunun Gazze’den çekilmesi, ablukanın kaldırılması ve Gazze’nin yeniden inşası şartlarına bağlı olduğunu” vurguladı.

İSRAİL’İN GAZZE’Yİ İŞGALİNDE 7 EKİM SONRASI
Hamas’ın silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları, “Filistinlilere ve başta Mescid-i Aksa olmak üzere kutsal değerlere yönelik sürekli ihlallere karşılık verme” gerekçesiyle İsrail’e 7 Ekim 2023’te kapsamlı saldırı düzenledi.
İsrail, 7 Ekim’deki saldırılarda 1200 İsraillinin öldüğünü, 5 bin 132 kişinin de yaralandığını açıkladı. İsrail’in 7 Ekim’den bu yana Gazze Şeridi’ne düzenlediği saldırılarda ise en az 13 bin 230’u çocuk, 8 bin 860’ı kadın olmak üzere 30 bin 320 Filistinli öldürüldü, 71 bin 533 kişi yaralandı. Enkaz altında hala binlerce ölü olduğu bildirilirken, halkın sığındığı hastane ve eğitim kurumları hedef alınarak sivil altyapı da tahrip ediliyor.
]]>İsrail’in Filistin’e yönelik saldırıları sürerken tüm dünyada da tepkiler devam ediyor. Yousef ve Matilde Najmeddin çiftinin çocukları ile yaptığı destek görenlere alkış tutturuyor. Filistin asıllı olan 40 yaşındaki Yousef, 2021 yılında Fransız asıllı eşi Matilde ile Noon (12), Jood (9), Nınawa (6) ve Jal (4) isimli çocuklarını farklı ve özgür bir şekilde eğitmek ve onları Filistin’e götürmek için eşek arabası ile yola çıktı. İsrail’in Filistin’e saldırıları artınca Najmeddin ailesi, gittikleri ülkede İsrail’in Filistin’e yönelik saldırılarını anlatarak boykot çağırısı yaptı. En son geçtiğimiz yıl ekim ayında Bulgaristan’da Amedeo Giacomini (38) ile tanışan Najmeddin ailesi, onunla bisikletle Türkiye’ye kadar geldi. Kocaeli’ye ulaşan Najmeddin ailesi ve Amedeo Giacomini, Filistin’e kadar pedal çevirecek. Filistin’e destek için yola çıkan grup, yılın sonunda Filistin’e varacaklarını söyledi.
“Fransa’dan yolculuğumuza eşek ile başladık”
Eşiyle 14 yıl önce Filistin’de belgesel çekerken tanıştıklarını ve evlendiklerini söyleyen Yousef Najmeddin, “Eşimle Fransa’ya taşındık. Çocuklarımızı farklı ve özgür bir şekilde eğitmek istiyorduk ve onları yavaş yavaş yürüyerek Filistin’e götürmeye karar verdik. Fransa’dan önce eşek arabası ile Bulgaristan’a kadar geldik. Bulgaristan’a gelmemiz 2 senemizi aldı. Yolculuğumuzun amacı baştan beri Filistin’di. İsrail’in soykırımından önce biz yolculuğumuza başladık. Bulgaristan’dayken Filistin’de son olaylar patlak verdi ama biz, ‘Seyahatimize devam etmeliyiz, hayatımıza devam etmeli ve Filistin hakkında yapabileceğimiz her şeyi yapmalı ve konuşmalıyız’ dedik. İsrail’i boykot ettik. Çünkü bunun Filistin için en iyi mesaj olduğunu düşündük. İsrail ürünlerini boykot ediyorduk. İtalya, Hırvatistan, Bulgaristan’a kadar geldik. Bulgaristan’da eşek yolculuğumuzu bitirdik. Tanıştığımız arkadaşlar sayesinde bisiklet yolculuğuna başladık. Bulgaristan’da tanıştığımız arkadaşlar da aynı amaç doğrultusunda yolculuk yapıyordu. 6 bin kilometreye kadar eşekle yolculuk yaptık. Bulgaristan’dan Kocaeli’ye 2 bin kilometre yol yaptık. İstanbul’a geldiğimiz zaman kalabalık ve karmaşadan dolayı araba kullanmak durumunda kaldık. Daha sonra tekrar bisiklet kullanmaya devam ettik” diye konuştu.
“2021’de yolculuk yapmamızın temel amacı İsrail’in Filistin’e yaptığı zulüm ve katliam”
Konuşmasını sürdüren Yousef Najmeddin, “Fransa’da yolculuğa başladığımız zaman yavaş yavaş ilerlemek istedik çünkü çocuklarımızın bulundukları kültürü öğrenmelerini istedik. Aynı zamanda insanlara Filistin hakkında bilgi veriyor, İsrail’i boykot ettiğimizi söylüyorduk. Bu süreç zor oldu ama Filistin’deki durumu, katliamı göstermek için bu sürece girdik. 2021’de yolculuk yapmamızın temel amacı İsrail’in Filistin’e yaptığı zulüm ve katliam. Bu senenin sonunda Filistin’e yetişmeyi planlıyoruz. 2021’den beri Filistin’e hiç desteğimizi kesmedik. Hep İsrail mallarını boykot ettik. Elimizden geldiğince yolculuk esnasında Filistin’deki katliamı tüm insanlara anlattık” şeklinde konuştu.
“Filistin’de hayal edemeyecek kadar büyük katliam var”
Konuşurken duygulanan Matilde Najmeddin, “Dehşetini hayal edemediğimiz bir duyguyu ifade etmek zor. İsrail’in Filistin’e yaptı çok korkunç. Filistin’de hayal edemeyecek kadar büyük katliam var. Fransa’da başladığımız yolculuğumuz boyunca insanlara İsrail’in katliamından bahsettik. İnsanlara bu katliamı durdurmak için ürünleri boykot etmeye davet ettik” ifadelerini kullandı.
“Yousef ve ailesinin yaptığını cesurca buldum ve hayran kaldım”
Bulgaristan’da Najmeddin ailesi ile tanışan ve onlarla yolculuğa başlayan Amedeo Giacomini, “Daha önce İsrail’de çalışmıştım. İsrail halkının iyi olduğunu düşünüyorum ama hükümetin kiracılara eziyetini gördüm. İnsanların yemek yiyemediğini, aç kaldığını, banyo yapamadıklarını gördüm. Daha önce de Filistin’i destekliyordum ancak Yousef ile tanıştıktan sonra onlarla yola çıkmaya karar verdim. Yousef ve ailesinin yaptığını cesurca buldum ve hayran kaldım. Bunun üzerine Yousef ve ailesine katılma kararı aldım” dedi. – KOCAELİ
]]>Maliki, Anadolu Ajansının (AA) “Global İletişim Ortağı” olduğu, Belek Turizm Bölgesi’ndeki NEST Kongre Merkezi’nde düzenlenen Antalya Diplomasi Forumu (ADF) 2024 kapsamında düzenlenen basın toplantısında konuştu.
Bakan Maliki, Filistin davasını desteklediği iddiası olan Irak’taki direniş fraksiyonlarının Amerikalı hedeflere saldırmasına ilişkin soruyu cevaplayarak, bu tür saldırıları, Filistinlilerin yalnız olmadığı konusunda Amerika’ya yapılan bir hatırlatma olarak gördüğünü söyledi.
Bölgedeki halklar ve hükümetlerin Filistinlilerle birlikte durup savaşacağına vurgu yapan Maliki, İsrail’in Filistin topraklarındaki işgalinin bitmesi ve 1967 sınırlarına dayanan bağımsız Filistin Devleti’nin kurulması durumunda, devlet dışı aktörlerin saldırılarının duracağını ifade etti.
Maliki, Batı ülkeleri ve ABD’nin Filistin sorununun çözümünü, müzakere süreçleriyle yürütme konusunda uzun yıllardır çok gönüllü olmadığına dikkati çekerek, “2013’te (Eski ABD Dışişleri Bakanı) John Kerry bölgeden ayrıldıktan sonra bir vakum oluştu, güç boşluğu oluştu. Barış süreci olarak adlandırılan bu süreç, maalesef işlemedi.” diye konuştu.
Bakan Maliki, Hamas’ın silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları’nın 7 Ekim 2023’te İsrail’e düzenlediği kapsamlı saldırıları sonrasında, Amerikalıların çatışmanın bir şekilde çözülmesinin gerekliliğini fark ettiğini dile getirdi.
ABD’nin Filistin’i tanıyacağına ilişkin haberler
“7 Ekim’dekiler gibi olayların önlenmesinin tek yolu, bir Filistin Devleti’nin kurulmasıdır.” diyen Maliki, ABD’nin bağımsız Filistin Devleti’ni tanıyacağı yönünde çıkan haberlerin gerçeği yansıttığını umduğunu belirtti.
ABD’nin Filistin Devleti’ni er geç tanıyacağı değerlendirmesinde bulunan Maliki, “Bu sayede belki (İsrail Başbakanı Binyamin) Netanyahu da kendi pozisyonunu yeniden değerlendirir, yeniden düşünür ve müzakere masasına geri döner. O zaman biz iki devletli çözümü nasıl uygulayabiliriz diye bakarız.” ifadelerini kullandı.
Maliki, Batı Şeria’nın farklı bölgelerinde 200’den farklı yerleşimde, çok sayıda Yahudi yerleşimcinin olduğunu aktararak, “Bu bölge aslında Filistin’in bağımsız toprakları. Ben Filistin Devleti dediğim zaman, toprak bütünlüğü sağlanmış, birleşik ve tam egemen bir Filistin Devleti’nden bahsediyorum. Yerleşimciler yasa dışıdır. Uluslararası hukuka göre, bu yerleşimler tasfiye edilmelidir ve yerleşimciler geldikleri yere, İsrail’e dönmelidir.” dedi.
Yerleşimcilerin işgal altındaki Filistin topraklarında bulunmalarının uluslararası hukuku ve Cenevre Konvansiyonu’nu ihlal ettiğine dikkati çeken Maliki, herkesin uluslararası hukuka saygı gösterip uygulamasını istediklerini vurguladı.
“147 gündür soykırım uygulanıyor”
Maliki, Hamas ile Fetih Hareketi’nin Moskova’daki görüşmesine ilişkin, insanlar arasında mucize beklemediklerini belirterek, biraz gerçekçi olunması gerektiğini söyledi.
Var olan problemlerin ve farklılıkların uzun yıllardır devam ettiğini kaydeden Maliki, Filistin’deki fraksiyonlar arasında da farklılıklar olduğunu ve bunların bir anda, tek bir toplantıda giderilemeyeceğini dile getirdi.
Maliki, başlangıcın olumlu olduğunu ve Moskova’daki toplantının sonucunun da çok pozitif ve teşvik edici göründüğünü kaydederek, fraksiyonlar arasında imzalanmış ve bildiri haline gelmiş formatın takip edilmesi gerektiğine işaret etti.
Her ülkenin siyasi duruşuyla ilgili konuşmayacağını anlatan Maliki, 7 Ekim 2023 itibarıyla ülkelerin gönderdiği mesajlara bakıldığında çok büyük farklılıklar olduğunu ve buradan yargıya varmak istemediğini ifade etti.
Maliki, önemli olanın, bu ülkelerin şu anda ne söyledikleri, nasıl tepki verdikleri ve hangi hükümlere vardıkları olduğunun altını çizerek, “147 gündür soykırım uygulanıyor, insanlığa karşı suç işleniyor, hak ihlalleri gerçekleştiriliyor. İsrail bunu yapıyor 147 gündür, bunu konuşmamız lazım.” değerlendirmesini yaptı.
“Filistin halkının kendi geleceğini tayin etme hakkı vardır”
Amaçlarının otonom bir yapıya kavuşmak olmadığını vurgulayan Maliki, “Biz aynı zamanda Filistin Devleti’nin topraklarının işgalini kabul etmiyoruz zaten. Bizim yapmaya çalıştığımız şey egemen bir Filistin Devleti’nin kurulması ve İsrail işgalinin sona erdirilmesi ve bütün bunların da Batılı devletler tarafından tanınmasını istiyoruz. Bizim olduğumuz yer burası açıkçası. Biz özellikle bu hedeflere ulaşabilmek için çok sıkı çalışıyoruz.” şeklinde konuştu.
Maliki, Netanyahu’nun bütün bunları görmezden geldiğinin açık olduğunu işaret ederek, Filistin halkının en temel haklarını göz ardı ettiğini söyledi.
Netanyahu’nun Filistin halkının mevcudiyetini bile kabul etmediğine dikkati çeken Maliki, “Filistin halkının kendi geleceğini tayin etme hakkı vardır.” dedi.
Maliki, İsrail Parlamentosu’nda kabul edilen bir yasa tasarısında sadece İsrail halkının kendi geleceğini tayin etme hakkı olduğunun belirtildiğini hatırlatarak, “İsrailliler, her zaman Filistin’in, Filistinlilerin en temel haklarından mahrum yaşamasına göz yummuştur.” diye konuştu.
ABD hükümetinin tavrında bazı olumlu değişiklikler gördüklerini dile getiren Maliki, yine de ABD’nin çok istekli görünmediğini ve adım atmadığını belirtti.
Maliki, İsrail yönetiminin işlediği suçların, Biden yönetimini adım atmaya zorladığını kaydederek, “Bu tip gerçekliklerin sahada olması, yeni ve somut adımların atılmasına sebebiyet veriyor.” dedi.
Batı ülkelerinin çifte standart uyguladığını ve bilerek uluslararası hukuka aykırı değerleri savunduğunu anlatan Maliki, “Kendileri de aynı zamanda geçmişlerinin mahkumu. Başkalarına hep tepeden baktılar.” ifadelerini kullandı.
Maliki, ramazan ayı başlamadan önce ateşkesin sağlanacağını ümit ettiğini söyleyerek, ateşkes sağlanmadığı takdirde Filistinlilerin yaralanmaya ve hayatını kaybetmeye devam edeceğini hatırlattı.
Ölenlerin çoğunluğunun kadın ve çocuklardan oluştuğuna vurgu yapan Maliki, masum hayatları korumaya ve yaşatmaya çalıştıklarını kaydetti.
(Bitti)
]]>Anadolu Ajansının (AA) “Global İletişim Ortağı” olduğu, Belek Turizm Bölgesi’ndeki NEST Kongre Merkezi’nde gerçekleştirilen Antalya Diplomasi Forumu 2024’te moderatörlüğünü TRT World Sunucusu Ghida Fakhri’nin üstlendiği panele, Lübnan Dışişleri Bakanı Abdullah Buhabib, Filistin Dışişleri Bakanı Riyad el-Maliki, Bahreyn Dışişleri Bakanlığı Siyasi İşler Müsteşarı Abdullah bin Ahmed Al Halife ve Arap Birliği Genel Sekreter Yardımcısı Hüsam Zeki katıldı.
Filistin Dışişleri Bakanı Maliki, bölgede kalıcı istikrar ve güvenliğin Filistin-İsrail arasında barışın tesis edilmesiyle sağlanacağını belirterek “Filistinliler diğer ülke halklarıyla eşittir. Filistinliler için barış olmadan, tüm Orta Doğu’da barış ve güvenlik olmaz. Bunu Filistinlilerin topraklarına el konulduğu 1948’den beri görüyoruz.” dedi.
İsrail’in kendi güvenliğini sağlamanın yolunu savaşmakta gördüğünü ve 76 yıldır bu savaşı sürdürdüğüne dikkati çeken Maliki, “Savaşın barış ve istikrar getirmediğine onlar da inanmalı. Barışın güvenliği tesis edeceğini kabul etmeliyiz. İsrail, Filistin dışındaki ülkelerle barış yapmak istiyor ve bunu Filistin, Lübnan ve Suriye’deki işgallerini bitirmeden yapmak istiyor. Birçok Arap ülkesiyle ilişkilerini normalleştirdiler ancak güvenlik elde edemediler. 7 Ekim’de yaşananlar bunu gösteriyor.” ifadelerini kullandı.
“İsrail cezasız kaldığı için istediğini yapıyor”
Moderatör Fakhri’nin, “Arap ülkeleriyle normalleştirme süreci devam ederken İsrail neden Filistin’le barış yoluna gitsin?” sorusuna Maliki, İsrail’i barışı zorlamak için uluslararası alandaki cezasızlığının sona ermesi gerektiği cevabını vererek şöyle devam etti:
“İsrail dünyaya meydan okuyabiliyor ve cezasız kaldığı için istediğini yapıyor. İsrail’e ambargo sözünü dahi kullanmıyorlar. Bu sözü kullanan olursa da İsrail ‘antisemitik’ etiketi yapıştırıyor. Bu cesareti Güney Afrika gösterdi. İsrail’in Gazze’de soykırım işlediğini haykırdı. Diğer ülkeler de harekete geçmelidir. İsrail’e ambargo veya yaptırım uygulamak tek çözümdür. Rusya’ya uygulanan ambargo İsrail’e uygulanmıyor.”
Arap ülkelerinin Filistin’e desteği yeterli mi?
Arap ülkelerinin Filistin’e siyasi destek verdiğini ancak finansal destek veremediğini anlatan Maliki, “Mali yardım söz konusu olduğunda problem oluyor. Çok zor maddi durum içinde olduğumuzu da biliyorlar. İsrail bizim vergilerimize el koydu. Son bir yılda kamu çalışanlarımıza maaş ödeyemedik. Arap ülkeleri 100 milyon dolarlık yardım için bir araya gelmişti ancak maalesef şimdiye kadar bu konuda adım atılmadı. Arap ülkelerinin verdiği siyasi destek konusunda tatmin oluyoruz ancak maddi yardım konusunda tatmin olamıyoruz.” diye konuştu.
Maliki, ABD’nin Gazze’deki katliamlara ve savaş suçlarına rağmen İsrail’e verdiği desteğe işaret ederek şunları kaydetti:
“Tek bir süper güç İsrail’e eleştirilere kalkan oluyor. İsrail şu anda soykırım suçu işliyor bir sorun varsa bu gücün İsrail’e arka çıkmasıdır. İsrail’in bir an evvel işgali durdurması ve Filistin devletinin kurulması gereklidir. Filistin’deki durum çok kötü ve çok büyük adaletsizlik görüyoruz.”
Buhabib: “BM, Fransa veya ABD’nin arabuluculuğunda bu sorunun çözülmesi gerekir”
Lübnan Dışişleri Bakanı Buhabib de ABD yönetiminin İsrail’in Gazze ve Lübnan’daki saldırılarını durdurma kapasitesine sahip olduğuna dikkati çekerek BM, Fransa veya ABD’nin arabuluculuğunda bu sorunun çözülmesi gerektiğini söyledi.
İsrail’in Lübnan’ı her gün tehdit ettiğini belirten Buhabib, “Herhangi bir ateşkesi kabul etmeyeceklerini söylüyorlar. Lübnan kesinlikle barış taraftarı. Filistinliler için barış tesis edilmeli. 75 senelik savaştan bahsediyoruz artık barış olmalı, İsrail için de güvenlik böyle sağlanacak. Biz bütün işgal edilen bölgelerden çekilmelerini istiyoruz bu da güvenliği getirecektir.” ifadelerini kullandı.
Hizbullah ile İsrail arasındaki çatışmaların genişlemesi ihtimali
Buhabib, ülkenin güney sınırında Hizbullah ile İsrail arasındaki çatışmalara ilişkin ise “Biz kesinlikle korkuyoruz ancak Hizbullah’tan korkmuyoruz çünkü Hizbullah işgal yoksa savaş istemiyor zaten. Ateşkesin ve sınırlar arasında güvenliğin tesis edilmesi için Avrupa ülkelerinden ateşkesin sağlanmasını istiyoruz. Lübnan’a karşı savaş açılırsa bu tek ülkeyle sınırlı kalmaz, bölgesel savaşa dönüşür. Hizbullah şaka değil, biz muhtemel bir savaşta ülkemizin mahvolacağından korkuyoruz ancak İsrail de bundan çok büyük zarar görecek.” diye konuştu.
Fransa’dan İsrail ile Lübnan arasındaki sorunlarla ilgili mektup
Lübnanlı Bakan, İsrail ile Lübnan arasındaki sorunlarla ilgili Fransa’nın kendilerine içeriğinde olumlu noktalar olan bir mektup sunduğunu ve kendilerinin de yakında cevaplarını ileteceklerini belirtti.
Bahreyn’in İsrail-Filistin meselesine ilişkin tutumu
Panelin konuşmacılarından Bahreyn Dışişleri Bakanlığı Siyasi İşler Müsteşarı Al Halife de ülkesinin Filistin devletinin kurulmasından ve iki devletli çözümden yana olduğunu kaydetti.
Bu çözümün İsrail’in işgal ettiği toprakları terk etmesiyle olacağını söyleyen Halife, Doğu Kudüs’ün Filistin’in başkent olması, Filistinlilerin topraklarına dönmesi ve işgal altındaki Golan Tepeleri’nin de Suriye’ye verilmesi gerektiğini ifade etti.
Halife, İsrail ile ilişkilerini normalleştiren Bahreyn’in Filistin’de “kırmızı çizgisinin” olup olmadığına ilişkin soruya ise “Savaş zamanında herhangi bir ülkenin arabulucu olması mümkün değil çünkü her iki tarafa yaptırım uygulanmalıdır. Bahreyn iki toplumun birlikte yaşaması gerektiğine inanıyor.” cevabını verdi.
Arap ülkeleri İsrail’in saldırılarını durdurmak için ne yapabilir?
Arap Birliği Genel Sekreter Yardımcısı Zeki ise “Arap ülkelerinin İsrail’in Filistinlilere saldırılarını durdurmak için neden adım atamadığının” sorulması üzerine, “Sadece Arap Birliği değil, tüm uluslararası kuruluşlar buna dahil. BM dahi bunu durduramadı. İsrail’in davranışlarını değiştirmesi konusunda başarısız olundu.” dedi.
Arap Birliği’nin görevinin siyasi pozisyon belirlemek olduğunu söyleyen Zeki, Filistin’in desteklenmesi konusunda uluslararası konsensüs oluşturmaya çalıştıklarını ve Arap Birliği’nin Filistin’in desteklenmesinde büyük rol oynadığını savundu.
Moderatörün “Arap Birliği, durumun vahametine dair bir strateji geliştiremez mi?” sorusu üzerine Zeki, “Şu anda Arap Birliği’nin siyasi bir pozisyon oluşturma ve bununla Filistin’i destekleme konusunda tatmin olduğunu söyleyebilirim ancak bu suç unsuru barındıran savaşı durdurma çabalarımızın olmadığı anlamına gelmiyor. Arap ülkeleri bu çabalara dahil oluyor.” değerlendirmesinde bulundu.
]]>Anadolu Ajansının (AA) “Global İletişim Ortağı” olduğu, Belek Turizm Bölgesi’ndeki NEST Kongre Merkezi’nde gerçekleştirilen Antalya Diplomasi Forumu 2024’te moderatörlüğünü SETA Genel Koordinatörü Prof. Dr. Burhanettin Duran’ın üstlendiği panele US Middle East Project Başkanı Daniel Levy, Middle East Eye Genel Yayın Yönetmeni David Hearst, İletişim Danışmanı Mahomed Faizal Dawjee ve Al Sharq Forumu Başkanı Wadah Khanfar katıldı.
ABD’nin küresel ilişkilerini yürütürken “ikiyüzlü” yaklaşım gösterdiğini savunan Levy, “Hayal kırıklığını dile getiren hatta İsrail Başbakanı’na konuşmalarında kaba isimler taktığına dair duyumlar aldığımız bir lideriniz var. Üzgünüm ama bu ciddi değil. Bu, bir koz değil. Bu, ateşkes sağlamaya çalışmak da değil.” değerlendirmesinde bulundu.
Levy, ABD’nin Gazze’de yaşananları durdurmak için attığı adımların Batı Şeria’daki bir grup Yahudi yerleşimciye yönelik yaptırım kararı almanın ötesine geçmediğini belirterek, “Gazze’de bir katliam yaşanıyor ve atılan bu adımlar sadece bir avuç aşırılık yanlısına yönelik oluyor.” ifadesini kullandı.
Gazze’de Filistinli sivillere karşı uluslararası hukuk ihlallerinin sürdüğünü ve bunun durdurulabilmesi için ABD’nin İsrail’e yönelik desteğini sonlandırması gerektiğini kaydeden Levy, “ABD, sadece ateşkes için çabalamamakla kalmıyor, aynı zamanda İsrail’in Soykırım Sözleşmesi’ni ihlal ettiğine dair Uluslararası Adalet Divanında (UAD) bir dava varken bile bu ülkeye aktif bir şekilde silah sağlıyor.” dedi.
Levy, sözlerini şöyle tamamladı:
“İnsanlar, artık bunlara kanmıyor, siyasi liderlerin söylemlerindeki gerçek anlamları görebiliyor. Yaşadıkları toplumdaki ve uluslararası düzendeki adaletsizliğin Filistin meselesinde bu kadar keskin bir şekilde ortaya çıktığına şahit oluyorlar.”
“İsrail, Gazze’yi yaşanmaz hale getirmekte kararlı”
Hearst da şu anda Orta Doğu’da yaşananların bölgenin 10 ila 20 yıl sonra nasıl bir hal alacağında belirleyici bir unsur olacağını ifade ederek, “Eğer öylece durup hiçbir şey yapmadan olanları izlersek sonuçlarına hepimiz katlanmak zorunda kalacağız.” dedi.
Gazze’de yaşananların küresel bir dava haline geldiğini söyleyen Hearst, İsrail’in neredeyse her gün İngiltere’nin başkenti Londra sokaklarında protesto edildiğini dile getirdi.
Hearst, kamuoyunun Filistin devletinin adım adım parçalandığına şahit olduğuna işaret ederek, “İsrailli askerlerin, Filistinli anneleri yeni doğmuş bebeklerini dondurucu soğukta terk etmeye zorladığına şahit oluyoruz. İsrail’in Gazze’yi yaşanmaz hale getirmekte kararlı olduğunu görüyoruz. Peki biz ne yapıyoruz? Bunu normalleştiriyoruz.” değerlendirmesinde bulundu.
“Filistinlilerin özgürlüğü için duyulan istek, Güney Afrika halkının DNA’sına işledi”
Güney Afrika’nın apartheid deneyimi nedeniyle Filistin halkının mücadelesine empatiyle yaklaştığını belirten Dawjee de “Güney Afrika, reklam olsun diye UAD’ye başvurmadı. Başvuruyu, özgürlüğe karşı hissettiği derin arzu ile baskı ve ırk ayrımcılığına karşı sessiz kalmamak için yaptı.” ifadesini kullandı.
Dawjee, Filistinlilerin özgürlüğü için duyulan isteğin Güney Afrika halkının DNA’sına işlediğini, Güney Afrika Ulusal Meclisinde son 30 yılda Filistinlilerin haklarına ilişkin yaklaşık 60 konuşma yapıldığını ve Filistin meselesinin Güney Afrika gündeminin hep en üst sıralarında olduğunu kaydederek, “Her hafta UAD’nin kapısını çalıyor ve bir şeyler yapılması gerektiğini söylüyoruz. Neden diğer ülkeler bunu yapamıyor?” diye sordu.
Güney Afrika’da apartheid ile mücadele kahramanı ve Nobel Barış Ödüllü insan hakları aktivisti Başpisikopos Desmond Tutu’nun sözlerine atıfta bulunan Dawjee, “Merhum Başpiskopos Tutu, Filistin’i ziyaret ettikten sonra ‘Filistin’de gördüklerim, Güney Afrika’da yaşadıklarımızdan 10 kat daha kötü.’ demişti. Bunu aklınızda tutun ve size anlattığım apartheid deneyimlerimi 10 ile çarpın. İşte o zaman Gazze’de neler yapmamız gerektiği konusunda bir fikir edinebilirsiniz.” dedi.
“ABD, Gazze’deki mevcut kriz ve soykırıma suç ortağı”
Khanfar, Gazze’de yaşananlar sonrası, insanlığa liberal değerler, temel insan hakları, hukukun üstünlüğü, eşitlik, adalet ve demokrasi vadeden Batı merkezli dünya düzeninin çökeceğini söyledi.
Batılı hükümetlerin çoğunun ve Amerikan yönetiminin Gazze’deki “mevcut kriz ve soykırıma suç ortağı” olduğunu belirten Khanfar, “Batı’nın dünyaya barış getiremeyeceği gerçeğini en son anlayan Orta Doğu oldu. Belki de Latin Amerika, Asya ve Afrika, bunu bizden önce keşfetti. Gazze sayesinde artık siyah ve beyazı görebiliyoruz.” ifadelerini kullandı.
Khanfar, bundan sonra olacakları, Batı merkezli modern yönetim modelinin, siyasetin, dünya düzeninin çöküşü ve nihayetinde bölgesel düzenin yükselişi olarak sıraladı.
]]>İsrail ordusunun dün Gazze şehrinde gıda yardımı bekleyen kalabalığa ateş açıp 112 sivili katlettiği saldırıya tepkiler sürüyor. Almanya Dışişleri Bakanı Annalena Baerbock sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, “Aileleri için yardım malzemesi arayan insanlar kendilerini ölü buldu. Gazze’den gelen haberler beni şok ediyor. İsrail ordusu, kitlesel paniğin ve silahlı saldırının nasıl meydana geldiğini tam olarak açıklamalıdır. Gazze’de insanlar yaşamaktan çok ölmeye daha yakın. Daha fazla insani yardımın gelmesi gerekiyor. Derhal” ifadelerini kullandı. Bakan Baerbock, Gazze’deki rehinelerin serbest bırakılması ve Gazze’de daha fazla insanın ölmemesi için artık ateşkese ihtiyaç olduğunu belirtti.
“Netanyahu hükümeti, Gazze’deki askeri faaliyetlerinin hiçbir sınırının olmadığını eylem ve açıklamalarıyla bir kez daha gösteriyor”
Brezilya’dan da İsrail’in katliamına tepki geldi. Brezilya Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, “İnsani yardım taşıyan tırların etrafındaki kalabalıklar, Gazze Şeridi’ndeki halkın içinde bulunduğu çaresiz durumu ve bölgedeki gıda temininin zorluğunu gösteriyor. Bu, dünkü ölüm ve yaralanmaların sorumluluğunun belirlenmesinin çok ötesine geçen, kabul edilemez bir durumdur. Birleşmiş Milletler yetkilileri ile farklı kurum ve kuruluşlardan uzmanlar, aylardır Gazze sınırlarında kamyonların sistematik bir şekilde bekletilmesini ve halk arasında artan açlık, susuzluk ve çaresizlik durumunu kınamaktadır. Yine de uluslararası toplumun bu insani trajedi karşısında eylemsizliği, Netanyahu hükümetinin masum sivilleri hedef almaya ve uluslararası insancıl hukukun temel kurallarını göz ardı etmeye devam etmesi için üstü kapalı bir teşvik işlevi görmeye devam ediyor. Netanyahu hükümetinden üst düzey bir yetkilinin saatler sonra saldırının mağdurlarına yönelik yaptığı alaycı ve saldırgan açıklamalar, insan hayatının değerine gerçekten inanan herkes için bardağı taşıran son damla olmalıdır” ifadeleri kullanıldı.
Açıklamada, “Netanyahu hükümeti, Gazze’deki askeri faaliyetlerinin hiçbir etik ve hukuki sınırının olmadığını eylem ve açıklamalarıyla bir kez daha gösterdi. Zulümlere son vermek ve zulümleri önlemek uluslararası topluma düşüyor. İnsanlık Gazze’deki sivilleri yüzüstü bırakıyor. Yeni katliamlardan kaçınmanın zamanı geldi. Brezilya, Filistin halkıyla, özellikle de saldırıda hayatını kaybedenlerin aileleriyle dayanışmasını ifade ederek sivil hedeflere, özellikle de insani ve tıbbi yardım sağlanmasıyla bağlantılı olanlara karşı her türlü askeri eylemi kesinlikle reddettiğini bir kez daha teyit ediyor. Brezilya, ateşkesin aciliyetini, Gazze’ye yeterli miktarda insani yardımın etkin bir şekilde girmesini ve tüm rehinelerin serbest bırakılması yönündeki çağrısını bir kez daha tekrarlıyor” ifadelerine yer verildi.
Bağımsız soruşturma çağrısı
Fransa Dışişleri Bakanı Stephane Sejourne, Fransız medyasına yaptığı açıklamada, insani yardım almak için toplanan Filistinlilerin ölümüne yönelik bağımsız bir soruşturma yapılması çağrısında bulundu. Sejourne, “Açıklama isteyeceğiz. Be olduğunu anlamak için bağımsız bir soruşturma yapılması gerekecek” dedi.
Sejourne, ülkesinin “çifte standart” uygulamayacağını söyledi ve soruşturmanın İsrail’in saldırısının “bir savaş suçu olduğu” sonucuna varması durumunda bunun açıkça yargının meselesi haline geleceğini vurguladı.
İsrail ordusunun dün Gazze şehrinin Reşid Caddesi’nde gıda yardımının yapılacağı kamyonları bekleyen kalabalığa ateş açması sonucu 112 kişi hayatını kaybetmiş, 760 kişi yaralanmıştı. İsrail ordusundan yapılan açıklamada, yardım için bekleyenlerin çoğunun izdiham sonucu yaşamını yitirdiği iddia edilmişti. Ancak Ordu Sözcüsü Peter Lerner, İsrail askerlerinin kontrol noktasına yaklaştığı öne sürülen bir gruba ateş açtığını belirtmişti. – BERLİN
]]>Çeşitli programlara katılmak için Kastamonu’ya gelen Tunç, ilk olarak Kastamonu Valisi Meftun Dallı’yı makamında ziyaret etti.
Valilikte açıklamada bulunan Tunç, İsrail’in 7 Ekim 2023’ten beri insanlık suçu işlediğini söyledi.
Filistinlilere yönelik soykırım yapıldığını dile getiren Tunç, şunları kaydetti:
“Bu konuda Uluslararası Adalet Divanında İsrail’in Soykırımın Önlenmesi Sözleşmesi’ni ihlal ettiği gerekçisiyle açılan bir dava da söz konusu. Bu davada mahkeme tedbir kararı verdi. Maalesef İsrail bugüne kadar, bir asırdır zaten uluslararası hukuka uymuyor. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin, Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun ve diğer uluslararası sözleşmeler ve uluslararası kuruluşların kararlarının hiçbirine bugüne kadar uymayan bir devlet.”
İsrail’in saldırılarında 30 binden fazla Filistinlinin hayatını kaybettiğini belirten Tunç, şöyle devam etti:
“Bunun yüzde 70’i kadın ve çocuklardan, masumlardan oluşuyor. Filistin’de, Gazze’de hastaneler bombalandı, okullar bombalandı, mülteci kampları bombalandı. Uluslararası Ceza Mahkemesi Başsavcısı, artık bir an önce soykırım, savaş suçu nedeniyle soruşturmayı tamamlayıp oradaki katliamı gerçekleştiren yöneticilerle gerçek kişilerle ilgili dava açmalı. Çok geç kalındı. Uluslararası Adalet Divanında geçtiğimiz günlerde alınan tedbir kararı maalesef uygulanmıyor. İsrail mahkeme kararını tanımıyor. Dünkü katliam da bunu gösteriyor. O nedenle Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin acilen toplanması ve bu konuda gereken kararı alması gerekir.”
Türkiye’nin akan kanın durdurulması için bölgede yaptığı girişimlerin devam ettiğini kaydeden Tunç, sözlerini şöyle sürdürdü:
“İsrail bugüne kadar bir devlet olarak hareket etmedi. Adeta bir örgüt gibi hatta bir terör örgütü gibi hareket ediyor. Çocukları, kadınları açlıktan korumak için orada yardım bekleyen Filistinlilerin üzerine bomba yağdıran bir devlet olamaz. Bu ancak terör örgütü işidir. Dolayısıyla insanlık vicdanında İsrail mahkumdur. Uluslararası Adalet Divanının tedbir kararının bir an önce uygulanması ve hayata geçirilmesi, orada bir an önce ateşkesin sağlanması gerekir.”
Bölgede sürekli bir çözümün sağlanması gerektiğini vurgulayan Tunç, “Artık bağımsız Filistin devletinin 1967 sınırları çerçevesinde kurulması vakti çoktan gelmiştir. Biz orada bağımsız bir Filistin devletinin kurulması, Filistinlilerin hakkının uluslararası arenada korunması çağrısını hep yinelemeye devam edeceğiz.” diye konuştu.
Tunç, 8. Yargı Paketi hakkında bilgi verdi
TBMM Genel Kurulunda görüşmeleri süren 8. Yargı Paketi olarak bilinen teklife ilişkin değerlendirmelerde bulunan Tunç, 43 maddeden oluşan paketin yargı hizmetlerinde etkinliğin artırılmasını amaçladığını ifade etti.
Pakette suç ve terörle etkin mücadele noktasında önemli gördükleri maddeler olduğunu aktaran Tunç, şu bilgileri verdi:
“Yine kişisel verilerin korunması ile ilgili, vatandaşlarımızın özellikle küresel şirketler üzerinden alışveriş noktasında, internet alışverişi, tüm bunlarda tabii ki kişisel verilerin hassasiyetle korunmasını gerektiriyor. Vatandaşlarımızın kişisel verilerinin yurt dışına aktarılması noktasındaki özellikle sorumlulukları belirleyen, o şirketlere veri sorumluluğu ve cezai müeyyidelerini belirleyen önemli düzenlemeler var. Türk Ceza Kanunu’nun hem adi örgütler bakımından hem suç örgütleri bakımından hem de terör örgütleri bakımından 220 ve 314’üncü maddeleri var. O maddelerde ‘Örgüt üyesi olmamakla beraber, örgüt adına suç işleyen kişi, örgüt üyesi gibi cezalandırılır’ hükmü vardı. Anayasa Mahkemesi bunu iptal etti. Bu iptal sonrasında yasal düzenlemeyi gerçekleştirmek gerekiyordu. Çünkü burada terörle mücadelede bir rehavetin olmaması lazım. O anlamda TBMM’de milletvekillerimiz de duyarlı davrandılar ve o maddenin bir an önce düzenlenmesiyle ilgili teklifi Genel Kurulun gündemine getirdiler. Orada terör örgütüne üye olmamakla beraber, örgüt adına suç işleyenlerin cezasını yeniden belirliyoruz. Terörle mücadelede kararlıyız. Terörün her türlüsüyle mücadele noktasında, suç örgütlerinin temizlenmesi noktasındaki kararlığımızı da yasal düzenleme bakımında da uygulama bakımından da sürdürmekte kararlıyız.”
Pakette Anayasa Mahkemesine gitmeden Adalet Bakanlığındaki tazminat komisyonuna başvuruları düzenleyen bir madde olduğunu dile getiren Tunç, “Anayasa Mahkemesinde uzun süren tazminat talepleri yerine, daha kısa yoldan hakkına kavuşması noktasında önemli bir düzenleme. Seçimden sonra da 9. Yargı Paketi’ni gündeme getireceğiz. Orada da yargının hızlandırılmasına yönelik, Ceza Muhakemesi Kanunu’ndan cezasızlık algısını ortadan kaldırmaya ve suçla mücadeleye yönelik önemli tekliflerimiz, düzenlememiz olacak ve milletvekillerimizin takdirlerine sunacağız.” ifadelerini kullandı.
(Sürecek)
]]>Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, bir dizi programa katılmak için Kastamonu’ya geldi. Bakan Tunç’un ilk durağı Kastamonu Valiliği oldu. Kastamonu Valisi Meftun Dallı’yı makamında ziyaret eden Bakan Tunç, yürütülen çalışmalarla ilgili bilgi aldı. Daha sonra basın mensuplarının sorularını yanıtlayan Bakan Tunç, İsrail’in dün yardım bekleyen Filistinlilere saldırısı ile ilgili açıklamalarda bulundu.
“Uluslararası Ceza Mahkemesi Başsavcısının bir an önce soykırım, savaş suçu ve saldırı suçu sebebiyle soruşturmayı tamamlaması lazım”
Uluslararası Adalet Divanının tedbir kararı ile ilgili çağrıda bulunan Tunç, “İsrail, 7 Ekim’den bu yana insanlık suçunu işlemeye devam ediyor. Orada bir soykırım suçu işleniyor. Uluslararası Adalet Divanında İsrail’in soykırımın önlenmesi sözleşmesini ihlal ettiği gerekçesi ile açılan bir dava da söz konusu. Bu davada mahkeme tedbir kararı verdi. Maalesef İsrail bugüne kadar, bir asırdır zaten uluslararası hukuka uymuyor. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin, Genel Kurulunun ve diğer uluslararası sözleşmeler ve uluslararası kuruluşların kararına uymayan bir devlet. Aslında dün de bütün dünyayı ayağa kaldırması gereken, bütün uluslararası kuruluşları harekete geçirmesi gereken bir katliamla karşı karşıya kaldık. Maalesef, İsrail 7 Ekim’den bu yana sivillerin üzerine bomba yağdırıyor. 30 binden fazla Filistinli şehit edildi. Bunun yüzde 70’i kadın ve çocuklardan oluşuyor. Bir insanlık dramı yaşanıyor. Hastaneler, okullar, mülteci kampları bombalandı. En son yardım için sırada bekleyen ve o yardım malzemelerini almak için, çocuklarını doyurmak için bekleyen 100’den fazla Filistinlinin üzerine bomba yağdırılarak bir katliam gerçekleştirildi. Sadece bu olay bile oradaki suçun, insanlık suçlarının en önemli delilidir. Uluslararası Ceza Mahkemesi Başsavcısının bir an önce soykırım, savaş suçu ve saldırı suçu sebebiyle soruşturmayı tamamlaması lazım. 2019 yılından bu yana devam eden ve 7 Ekim’den sonra bürün dünyanın gözü nünde bir katliam gerçekleştiriliyor. Uluslararası Ceza Mahkemesi Başsavcısının da bir an önce oradaki katliamı gerçekleştiren yöneticilerle ilgili, gerçek kişilerle ilgili dava açma durumuna artık geç bile kalındı, bir an önce açması lazım” dedi.
“İnsanlık vicdanında İsrail mahkumdur”
“Uluslararası Adalet Divanında geçtiğimiz günlerde alınan tedbir kararı maalesef uygulanmıyor” ifadelerine yer veren Tunç, “İsrail mahkeme kararını tanımıyor, dünkü katliam da bunu gösteriyor. O nedenle Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin acilen toplanması ve bu konuda gereken kararı alması gerekiyor. Bütün dünyanın da tepki göstermesi gerekiyor. Türkiye olarak başından beri Cumhurbaşkanımız, bölge liderleri ile kurduğu temaslarla, Dışişleri Bakanımızın yoğun diplomasi temaslarıyla bu akan kanın durması noktasında gayretlerimiz devam ediyor. Türkiye olarak Filistinli mazlumları savunmaya devam edeceğiz. İsrail maalesef bugüne kadar bir devlet gibi hareket etmiyor, bir örgüt gibi, hatta bir terör örgütü gibi hareket ediyor. Dünkü yardım bekleyen çocukları, kadınları açlıktan korumak için sırada bekleyen Filistinlilerin üzerine bomba yağdıran bir devlet olamaz. Bu ancak terör örgütünün işidir. İnsanlık vicdanında İsrail mahkumdur. Ama Uluslararası Adalet Divanının tedbir kararını uygulaması ve hayata geçirmesi, orada bir ateşkes ilan edilmesi gerekiyor. Bu sorunun kalıcı olarak çözülmesi için Türkiye’nin sürekli dile getirdiği, Uluslararası Adalet Divanında en son yapılan görüşmelerde Türkiye adına Dışişleri Bakanımızın da ifade ettiği gibi artık Filistin Devleti’nin 1967 sınırlarında kurulması vakti çoktan gelmiştir. Biz bağımsız Filistin Devleti’nin kurulması ve Filistinlilerin hakkının uluslararası arenada korunması noktasındaki çağrımızı yenilemeye devam edeceğiz” diye konuştu. – KASTAMONU
]]>Kırgız siyaset bilimci Mederbek Korganbayev, AA muhabirine, “Lahey’deki Uluslararası Adalet Divanı, İsrail ordusunun eylemlerine ilişkin hukuki bir değerlendirme yapmalı ve sorumluları adalet önüne çıkarmalıdır.” dedi.
“Gazze Şeridi’ndeki sivil ölümlerinden İsrail askeri güçleri sorumludur” diyen Korganbayev, “Çatışmanın ilk günlerinden bu yana İsrail Savunma Kuvvetleri, Gazze Şeridi’nde defalarca akıl almaz ve aşırı silah ve askeri uçak kullandı. İsrail’in hava saldırıları ve kara operasyonları nedeniyle binlerce masum Filistinli öldürüldü, mahalleler tamamen yok edildi ve yaşam altyapısı yok edildi.” diye konuştu.
Korganbayev, İsrail komutanlığının hataları nedeniyle İsrail askerlerinin de sözde “dost ateşi” sonucu öldürüldüğüne dikkati çekerken UAD’nin, İsrail ordusunun eylemlerine ilişkin hukuki bir değerlendirme yapması ve sorumluları adalet önüne çıkarması gerektiğini belirtti.
” Türkiye’nin Filistin’deki durumu iyileştirme şansı daha yüksek”
Korganbayev, Türkiye’nin Gazze Şeridi’ndeki durumu iyileştirecek adımlar atma şansının daha yüksek olduğunu söyledi.
Ukrayna’daki savaş nedeniyle Rusya’nın önerilerinin dikkate alınmasının pek mümkün görünmediğine işaret eden Korganbayev, ” Ankara, Orta Doğu’da görüşleri dikkate alınan ve bölgesel bir oyuncu olarak hareket ettiğinden dolayı Türkiye’nin çabaları daha etkili ve daha muhtemeldir.” değerlendirmesini yaptı.
Korganbayev, Türkiye’nin İsrail’den herhangi bir talepte bulunmadan, herhangi bir eleştiri yöneltmeden İsrail-Filistin sorununun çözümüne katkıda bulunabileceğine inandığını dile getirdi.
Ankara’nın Filistinlilere geniş çaplı insani yardım sağladığını kaydeden Korganbayev, “Türkiye, müzakereci olarak zengin diplomatik ve uluslararası deneyime sahip ve Filistin krizinin çözümü ve Gazze Şeridi’nde ateşkes sağlanmasına yönelik bir eylem planı hazırlayacak uluslararası bir çalışma grubunun parçası olabilir.” ifadelerini kullandı.
İki devletli çözüm Filistinlilerin çıkarına
İsrail’in askeri harekatı nedeniyle Gazze’nin ciddi bir insani krizle karşı karşıya olduğunu hatırlatan Korganbayev, şöyle devam etti:
“Bana göre Hamas ile İsrail arasındaki çatışma askeri olarak çözülemez çünkü her iki tarafın eylemleri Filistinli sivillere çok büyük zarar veriyor. ‘İki devletli çözüm’ kavramı, Filistin halkının çıkarlarını ve haklarını karşılıyor ve İsrail’i önceki 1949 sınırlarına döndürüyor. Ancak Filistin devleti kurma yönündeki bu önerinin İsrail tarafından desteklenmesi pek mümkün görünmüyor. Bugün dünya toplumunun temel görevi, İslami ve Avrupalı devletlerin arabuluculuğu yoluyla Hamas ile Tel Aviv arasında uzun vadeli bir ateşkesin sağlanmasıdır.”
UAD, İsrail’e yönelik daha sert karar almalı
Özbekistanlı araştırmacı gazeteci Abduvali Saybnazarov ise UAD’nin, Filistin halkına “soykırım” uygulamakla yargılanan İsrail’e yönelik daha sert karar alması gerektiğini belirtti.
Güney Afrika Cumhuriyeti hükümetinin İsrail’i UAD’ye götürme kararını “cesurca” şeklinde nitelendiren Saybnazarov, bu kararın insanların adaletin yerine geleceğine olan güvenini arttırdığını ifade etti.
Saybnazarov, UAD’nin, İsrail aleyhine açılan “soykırım” davasında ihtiyati tedbir kararı vermesinin İsrail’in haksız olduğunu ispatlama açısından atılan önemli bir adım olduğu değerlendirmesinde bulundu.
İsrail ordusunun saldırılarında çok sayıda insanın öldüğünü ve bunun “çok üzücü” olduğunu dile getiren Saybnazarov, UAD’nin, “En azından çok sayıda insanın ölümüne neden olan bu savaşın durmasına etki edebilecek karar alması gerekiyor.” dedi.
]]>İsrail ordusu dün, Gazze Şeridi’ni kuzeyden güneye bağlayan Reşid Caddesi üzerindeki Nablusi Kavşağı’nda insani yardım bekleyen Filistinlileri bombalayarak ve ateş açarak hedef aldı. Saldırıda 112 Filistinli hayatını kaybetti, 760 Filistinli yaralandı. Gazze’deki hükümetten yapılan açıklamada, İsrail’in insani yardım bekleyenlere yönelik saldırısının “kasıtlı ve planlı” olduğu vurgulanarak, “İşgal ordusu bu kişilerin, bölgeye insani yardım almak için geldiklerini biliyordu ancak onları soğukkanlılıkla öldürdü.” ifadeleri kullanıldı.
GÜVENLİK KAYNAKLARI SALDIRIYI İTİRAF ETTİ, ORDU “İZDİHAM” DEDİ
İsrail güvenlik kaynakları, yardım tırlarının etrafını saran Filistinlilerin tırların geçişini sağlayan İsrail askerlerine “tehdit oluşturacak biçimde yaklaştığını” savunurken, İsrail askerlerinin duruma ateş açarak karşılık verdiğini itiraf etti. Kaynaklar, olayın soruşturulduğunu aktarırken İsrail ordusundan yapılan yazılı açıklamada, “Gazze sakinlerinin tırların etrafını sardığı ve yardımları yağmalamaya başladığı, bazı Filistinlilerin itiş-kakış ve izdihamda yaralandığı” iddia edildi.

OTURUMUN ARDINDAN AÇIKLAMA GELMEDİ
BM’nin New York’taki genel merkezinde yapılan BMGK toplantısında, üye devletlerin Gazze kentindeki Nablusi Kavşağı’nda insani yardım konvoyuna saldırısına tepki niteliğinde açıklama yapılması konusunda müzakere yürütüldü. BMGK’nin kapalı oturumunun ardından herhangi bir açıklama yapılmadı.

ABD’DEN MÜZAKERE METNİNE RET
İsrail’e karşı eleştirel açıklamalar içeren müzakere metninin, ABD’nin BM Daimi Temsilciliği tarafından kabul görmediği belirtildi. Müzakere metninde, “Konsey üyeleri, İsrail güçlerinin Gazze’nin güneybatısında gıda yardımı bekleyen kalabalık topluluğa açtığı ateş sonucu 100’den fazla kişinin hayatını kaybettiğini, yaklaşık 750 kişinin de yaralandığını belirten raporlardan derin endişe duyduklarını ifade ediyor.” cümlelerine yer verildi.

İSRAİL’E İNSANİ İHTİYAÇLAR İÇİN EK GEÇİŞLERİ KOLAYLAŞTIRMA ÇAĞRISI
Metinde, uluslararası insani hukuka uygun olarak Gazze Şeridi’ndeki sivilleri, hayatta kalmak için “vazgeçilmez olan temel hizmetlerden ve insani yardımdan mahrum bırakmaktan kaçınma” çağrısı yer aldı. Aksi durumda, Gazze’deki 2,2 milyon kişinin tamamının “endişe verici düzeylerde akut gıda sorunuyla karşı karşıya kalacağı” kaygısı dile getirildi. Konsey üyeleri müzakere metninde İsrail’i, Gazze’ye insani yardımın girebilmesi için sınır geçişlerini açık tutmaya, insani ihtiyaçları geniş ölçekte karşılamak için ek geçişlerin açılmasını kolaylaştırmaya çağırdı.

BİDEN: ŞU AN BİR YANITIM YOK
Öte yandan; Texas’a gidişinden önce Beyaz Saray’dan ayrılırken basın mensuplarının Gazze’ye ilişkin sorularını yanıtlayan ABD Başkanı Biden, insani yardım beklerken İsrail’in saldırısıyla hayatlarını kaybeden Gazzelilerle ilgili tepkisinin ne olduğu sorusuna, “Şu anda neler olduğuna bakıyoruz. Ne olduğuyla ilgili iki farklı anlatım var. (Bu soruya) Şu an bir yanıtım yok” şeklinde cevap verdi. Bu saldırının devam eden müzakereleri zorlaştırıp zorlaştırmayacağı sorusunu ise Biden, “Zorlaştıracağını biliyorum” şeklinde yanıtladı.

7 EKİM’DEN BU YANA 30 BİNDEN FAZLA CAN KAYBI
İsrail ordusunun 7 Ekim’den bu yana sivil yerleşim yerleri, hastane, okul ve yerinden edilmiş Filistinlilerin sığındığı barınakları hedef alan saldırılarını sürdürmesinin yanı sıra, insani yardımların girişini engellemesi nedeniyle yaklaşık 2,3 milyon nüfuslu Gazze Şeridi’nde büyük bir insani felaket yaşanıyor. İsrail ordusunun düzenlediği saldırılarda hayatını kaybeden Filistinlilerin sayısı 30 bini, yaralıların sayısı da 70 bini aştı.


Gazze şehrinin batısındaki sahil yolunda bulunan İsrail askeri kontrol noktasından geçen yardımı bekleyen siviller, kamyon konvoyuna akın etti.
İsrail ordusu, askerlerin tehdit olduğunu düşündükleri bazı kişilere ateş açtığını söyledi.
Ardından gelen kaosta kamyonlar ilerlemeye çalıştı. Filistinli bir tanık BBC’ye ölenlerin çoğunun ezildiğini söyledi.
Gazze’de Hamas’ın kontrolündeki Sağlık Bakanlığı sözcüsü Eşref El Kudra, Perşembe günü öğleden sonra yaptığı açıklamada, olayda en az 112 kişinin öldüğünü ve 760 kişinin de yaralandığını söyledi.
İsrail ordusu tarafından yayımlanan havadan çekilen görüntülerde kamyonların üzerinde ve çevresinde binlerce insan görülüyor. Sosyal medyada yayımlanan ve olay sonrasına ait videolarda ise bazı cesetlerin boşalmış yardım kamyonlarına ve eşek arabalarına yüklendiği görülüyor.
Gazze’deki Sağlık Bakanlığı “katliam” olarak nitelendirdiği olaydan İsrail’i sorumlu tuttu. ABD Başkanı Joe Biden ise olayın ateşkes sağlama çabalarını zorlaştıracağı yönündeki endişesini dile getirdi.
Türk Dışişleri Bakanlığı da olaya sert bir dille tepki gösterdi.
Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, “İsrail, Nabulsi Meydanı’ndaki Filistinlileri öldürerek, işlemekte olduğu insanlığa karşı suçlara bir yenisini eklemiştir. İsrail’in, yardım kuyruğundaki masum sivilleri hedef alması, Filistin halkını bilinçli ve toplu olarak yok etmeyi hedeflediğinin delilidir” denildi.
Gazze Sağlık Bakanlığı, olaydan saatler önce Gazze’de 21 bini çocuk ve kadın olmak üzere 30 binden fazla kişinin İsrail saldırılarında hayatını kaybettiğini açıkladı.
Bakanlığa göre son dört ay içinde 7 bin kişi de kayıp olarak bildirildi ve 70 bin 450 kişi de yaralandı.
BM Filistinli Mülteciler Ajansı (UNRWA) Başkanı Philippe Lazzarini BBC’ye yaptığı açıklamada, “Bu son derece şoke edici çünkü yaralananların ve kayıpların sayısını da eklediğinizde 100 binden fazla insan ediyor. Bu da nüfusun yüzde 5’ine tekabül ediyor” dedi.
BM’ye göre Gazze’nin kuzeyinde 300 binden fazla kişi gıda ve temiz içme suyu sıkıntısı yaşıyor, nüfusun dörtte biri de “kıtlığın eşiğinde.”
Hamas’ın İsrail’e yönelik 7 Ekim’deki saldırılarında yaklaşık 1200 kişi hayatını kaybetmiş, 253 kişi de rehin alınmıştı. İsrail ordusu da bunun üzerine Gazze’ye büyük bir yıkıma sebep olan saldırılar başlattı.
Perşembe günkü olay, İsrail askeri kontrol noktasının ilerisinde, kıyı şeridi boyunca uzanan Raşid Caddesi üzerinde meydana geldi. Filistinli kaynaklar olayın gerçekleştiği yeri Gazze kentinin güneybatı ucundaki Nabulsi kavşağı olarak verdi.
Birkaç yüz metre uzunluğunda olması muhtemel 18-30 arası yardım kamyonundan oluşan bir konvoy kontrol noktasından geçerek kuzeye doğru ilerliyordu.
Kısa bir süre sonra, son kamyon kontrol noktasının sadece 70 metre kuzeyindeyken, çoğunluğu yardımın gelmesini beklemek üzere yakınlarda kamp kurmuş olan Filistinliler, konvoya doğru hareket etti.
İsrail ordusu sözcüsü Yarbay Peter Lerner, kontrol noktasına yaklaşan bazı sivillerin uyarı ateşine aldırış etmediğini söyledi.
Lerner, bazı sivillerin tehdit oluşturduğundan endişelenen askerlerin “sınırlı bir yanıt” olarak yaklaşanlara ateş açtığını söyledi.
BBC’nin konuştuğu Filistinli bir tanık sivillerin kontrol noktasına yaklaştığını doğrulamadı; insanların sadece yaklaşık 70 metre uzakta olduğunu söyledi.
Kalabalığın konvaya hücum etmesi ve kontrol noktasından makineli tüfeklerle ateş açılmasıyla birlikte panik yaşandığı anlaşılıyor.
Bazılarına çok sayıda insanın tutunduğu kamyonlar ilerlemeye çalıştı.
Filistinli tanık, hayatını kaybeden insanların birçoğunun İsrail’in açtığı ateşten değil, kamyonların insanları ezmesinden dolayı öldüğünü söyledi.
Gazze Sağlık Bakanlığı Sözcüsü Eşref El Kudra, durumu kritik ya da ağır olan onlarca yaralının Gazze’deki Şifa Hastanesi’ne getirildiğini söyledi.
İsrail saldırıları nedeniyle hastanelerin birçoğu ya kısıtlı kapasiteyle çalışabiliyor ya da tamamen çalışamaz durumda. Buna atıfta bulunan El Kudra, sağlık görevlilerin yoğunluk ve yaralıların durumlarındaki ciddiyet nedeniyle başa çıkmakta çok zorlandığını söyledi.
BBC’nin konuştuğu ve hastanede, ölen arkadaşının cesedini kucaklayan Tamer Shinbari isimli bir kişi, Cibaliye’deki okullarda barınan ailesi için bir torba un almak umuduyla Nabulsi kavşağına gittiğini söyledi.
Shinbari, İsrail askerlerinin ateş açtığını ve “yardım kamyonunun yerde olanların üzerinden geçtiğini” belirtti.
Kuzeydeki Beit Lahia kasabasında bulunan Kamal Adwan Hastanesi’nin direktörü Hussam Abu Safieyah, Reuters haber ajansına yaptığı açıklamada 10 kişinin cesedinin ve onlarca yaralının görev yaptığı hastaneye getirildiğini kaydetti.
Cibaliye’deki Avda Hastanesi’nin direktör yardımcısı ise Associated Press haber ajansına, çoğu vurulmuş 161 yaralıyı aldıklarını söyledi.
İsrail ordusu tarafından yapılan açıklamada, “her sivil kayıp bir trajedidir” ifadeleri yer aldı.
Açıklamada şöyle denildi:
“Çok zor koşullara rağmen Gazze Şeridi’ndeki sivillere insani yardım ulaştırılmasını kolaylaştırmak için çalışmaya devam ediyoruz. Yardımların ihtiyacı olanlara ulaştırılması için daha iyi çözümler bulmaya çalışmak amacıyla bu zor olaydan ders çıkaracağız.”
Ancak gerek Hamas ve gerekse de işgal altındaki Batı Şeria’da bulunan Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, “korkunç bir katliam” olarak nitelendirdikleri olaydan İsrail güçlerini sorumlu tuttu.
BM Genel Sekreteri António Guterres’in sözcüsü de olayı “kınadığını” söyledi.
BM’nin Gazze’nin kuzeyine bir haftandan uzun bir süredir yardım ulaştıramadığı açıklandı.
Üst düzey bir BM yardım yetkilisi, Salı günü BM Güvenlik Konseyi’ne yaptığı uyarıda, Gazze’de en az 576 bin kişinin “kıtlıktan bir adım uzakta” olduğunu ve harekete geçilmezse kıtlığın yaygın bir şekilde görülmesinin “kaçınılmaz” olabileceğini söylemişti.
]]>İSRAİL, YARDIM BEKLEYEN SİVİLLERİ KATLETTİ
İsrail ordusu, sabah saatlerinde Gazze kentinin güneyinde, Gazze Şeridi’ni kuzeyden güneye bağlayan Reşid Caddesi üzerindeki Nablusi Kavşağında insani yardım bekleyen Filistinlileri bombalayarak ve ateş açarak hedef aldı. Görgü tanıkları, İsrail’in ölü ve yaralıları Şifa Hastanesine taşıyan sağlık ekipleri ile sivilleri de hedef aldığını açıkladı.

SALDIRIDA CAN KAYBI 112’YE YÜKSELDİ
Saldırıda can kaybı arttı. Filistin Sağlık Bakanlığı Sözcüsü Eşref el-Kudra yaptığı açıklamada, İsrail ordusunun yardım bekleyen sivillere açtığı ateşte hayatını kaybedenlerin sayısının 112’ye yükseldiğini belirterek, bölgede hala ulaşılamayan cesetlerin olduğunu aktardı. Saldırıda 760 kişi de yaralanmıştı.

TÜRKİYE’DEN TEPKİ: BU SALDIRI, İSRAİL’İN FİLİSTİN HALKINI YOK ETMEYİ HEDEFLEDİĞİNİN DELİLİ
Dışişleri Bakanlığından yapılan yazılı açıklamada, “İsrail, Nabulsi meydanındaki Filistinlileri öldürerek, işlemekte olduğu insanlığa karşı suçlara bir yenisini eklemiştir. Gazzelileri açlığa mahkum eden İsrail’in, bu defa yardım kuyruğundaki masum sivilleri hedef alması, Filistin halkını bilinçli biçimde ve toplu olarak yok etmeyi hedeflediğinin delilidir.
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan“İSRAİL’İN GAZZE’DEKİ OPERASYONLARINA DERHAL SON VERMEK ZORUNDADIR”
İsrail, Gazze’deki askeri operasyona derhal son vermek zorundadır, ancak İsrail Hükümeti bu kararı alabilecek sağduyu ve vicdana sahip değildir. Tüm dünya, Gazze’de yaşanan zulmün bölgenin de ötesinde küresel yansımaları olacak bir felakete dönüşmek üzere olduğunu görmelidir. Bu çerçevede, İsrail Hükümeti üzerinde etkisi olan tüm kesimleri, Gazze’de yaşanan vahşeti durdurmaya çağırıyoruz” ifadelerine yer verdi.

BMGK CEZAYİR’İN TALEBİYLE TOPLANIYOR
İsrail ordusunun Gazze Şeridi’nde yardım bekleyen Filistinlilerin üzerine ateş açarak 112 kişiyi öldürmesinin ardından Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi, Cezayir’in talebi üzerine toplanma kararı aldı. Kapalı kapılar ardında yapılacak olan toplantının TSİ 00.15’te başlaması bekleniyor.

“KASITLI VE PLANLI”
Gazze’deki hükümet yaptığı açıklamada, İsrail’in insani yardım bekleyenlere yönelik saldırısının “kasıtlı ve planlı” olduğunu vurgulayarak, “İşgal ordusu bu kişilerin, bölgeye insani yardım almak için geldiklerini biliyordu ancak onları soğukkanlılıkla öldürdü.” ifadelerini kullandı.
İSRAİL ORDUSU, İTİRAF ETTİ
İsrail güvenlik kaynakları, Gazze Şeridi’nin kuzeyinde kıtlıkla mücadele eden Filistinlilerin insani yardım tırlarının etrafını sarması ve İsrail güçlerine yaklaşması nedeniyle askerlerin onları tehdit gördüğünü ve kalabalığa ateş açtığını itiraf etti. İsrail güvenlik kaynakları, AA muhabirine insani yardım bekleyen Filistinlilerin öldürülmesine ilişkin konuştu.

“FİLİSTİNLİLER, İSRAİL ASKERLERİNE TEHDİT OLUŞTURACAK KADAR YAKLAŞTI”
Yardım tırlarının etrafını saran Filistinlilerin, tırların geçişini sağlayan İsrail askerlerine “tehdit oluşturacak biçimde yaklaştığını” savunan kaynaklar, İsrail askerlerinin duruma ateş açarak karşılık verdiğini itiraf etti. Kaynaklar, olayın soruşturulduğunu aktardı.
“İTİŞ KAKIŞ SIRASINDA İZDİHAM YAKLAŞTI”
İsrail ordusundan yapılan yazılı açıklamada ise “Gazze sakinlerinin tırların etrafını sardığı ve yardımları yağmalamaya başladığı, bazı Filistinlilerin itiş-kakış ve izdihamda yaralandığı” iddia edildi.
]]>Zeytinburnu’nda bir oteldeki çalıştayda, “Aksa Tufanı Sonrasında Medya, Kavramlar, Propoganda ve Boykot Çalışmaları” başlığı altında düzenlenen oturumun boykotların konuşulduğu bölümünde, araştırmacı Dr. Yusuf el-Cemel, “Filistin ile Uluslararası Dayanışma ve Boykot”, akademisyen ve BDS (Filistinliler için Boykot, Tecrit ve Yaptırım) gönüllüsü Dr. Emine Canlı da “Bilmeyenler ve Yeni Başlayanlar İçin Akademik Boykot Kılavuzu” başlıklı sunum yaptı.
“Boykotlar, şahısların, insanların, halkların gücünü ortaya koymakta”
Araştırmacı Cemel, ilk olarak İrlanda’da İngiltere’nin çıkarlarına hizmet eden bir tüccara karşı uygulandıktan sonra boykot kelimesinin ortaya çıktığını ve dünyaya yayıldığını söyledi.
İsrail’i destekleyen veya yardım eden şirketlere yönelik boykotlar sırasında adı en çok geçen firmalar olan “McDonald’s ve Starbucks’un 12-14 milyar dolar civarında zarara uğradığını” belirten Cemel, “Bu, ekonomik gücü yansıtmakta. Boykotlar, şahısların, insanların, halkların gücünü ortaya koymaktadır.” ifadesini kullandı.
Cemel, boykot hareketinin hedefinin öncelikle Batı Şeria ve Gazze’deki askeri işgalin bitmesi, Batı Şeria’daki yasa dışı Yahudi yerleşimcilerin işgal ettikleri alanları terk etmesi ve Filistinlilere tarihi Filistin topraklarına haklarının iade edilmesi olduğunu dile getirdi.
ABD menşeli olup da İsrail’e hizmet eden şirketlerin de boykot edildiğini belirten Cemel, yaptırım konusunun da artık gündeme gelmeye başladığını söyledi.
Cemel, yatırımların geri çekilmesi konusunda da ABD ve Avrupa’da bir hareketlilik olduğuna işaret ederek, “Bunlar İsrail’e yansımakta, boykot hareketliliği İsrail’in çöküşüne hizmet etmekte.” diye konuştu.
“Boykot da bir stratejidir”
Akademisyen ve BDS gönüllüsü Canlı da BDS’nin, Filistinli grupların 2004 yılından beri oluşturduğu ve uluslararası etkide bulunan bir boykot çağrısı hareketi olduğunu ifade etti. Canlı, bu hareketin başladıktan bir sonraki sene ulusal komite haline geldiğini anlattı.
Kültürel ve akademik boykotta örnek alınan ülkenin Güney Afrika olduğunu dile getiren Canlı, bunun sebebinin ise ülkenin “apartheid rejim” tecrübesi ve tıpkı orada olduğu gibi bölgenin yerli halkı olan Filistinlilerin İsrail tarafından ikinci sınıf insan muamelesi görmesi olduğuna dikkati çekti.
Canlı, akademik ve kültürel boykotun gerekliliğini vurgularken, “İsrail’in akademik ortamlarda ve kültürel etkinliklerdeki mevcut baskın karakteri ve tüm sermayesiyle birlikte buralarda vücut bulması, aslında insanlara bir pozitif İsrail deneyimi yaşatıyor. Yani İsrail tüm saldırılarını, tüm soykırım faaliyetlerini örtmenin pozitif bir tarafını sunmaya çalışıyor.” diye konuştu.
İsrail kurumları tarafından yapılan ve desteklenen akademik etkinliklere katılmaktan geri durulması, İsrail üniversiteleri ve araştırma enstitüleri gibi kurumlarla işbirliği yapılmaması, uluslararası öğrenciler için İsrail’de yurt dışı eğitim programları düzenlenmemesi, İsrail akademik kurumları resmi temsilcilerine fahri doktorluk ya da ödül verilmemesi gerektiğini belirten Canlı, Avrupa devletlerinin ortak programlara destek vererek Filistinlileri İsraillilerle birlikte akademik çalışma yapmaya zorladığını söyledi.
Canlı, “Başıboş ve dağınık hareketlerden ziyade bir hedef belirleyerek ona yönelmek en makul boykot taktiklerinden biridir. Çünkü boykot da bir stratejidir. Stratejilerde, tüm savaş araçlarında araç hedefi ortadan kaldırana kadar kullanılır, sonrasında terk edilir. Dolayısıyla boykotta da amaç, akademik ve kültürel boykotta bir hedef gözeterek bunu yapmak.” ifadesini kullandı.
Gazeteci Selim Akduman’ın yönettiği oturumda, araştırmacı yazar Dr. Ömer Munassır ve gazeteci yazar Bilali Yıldırım da söz aldı.
]]>Zeytinburnu’nda bir otelde gerçekleşen çalıştayda “Gazze’deki Savaşa İlişkin Bölgesel-Uluslararası Pozisyonlar ve Türkiye’nin Tutumu” başlıklı oturum düzenlendi.
Akademisyen ve araştırmacı İyad Cebir’in yönettiği oturuma, siyaset bilimci Khairy Omar, araştırmacı yazar Ahmed Hasan, akademisyenler Mehmet Rakipoğlu ve İyad Rıfai konuşmacı olarak katıldı.
“İslam ülkelerinin etrafında birleşebileceği bir konu”
Siyaset bilimci Omar, “7 Ekim’le Filistin davası tekrar tartışmanın ana merkezine döndü.” diyerek İslam ülkelerinin İsrail’in Gazze’de yaptığı katliama dikkat çekmeye çalıştığını belirtti.
Omar, ABD başta olmak üzere Batı ülkelerinin Filistinlilerin direniş hakkına sahip olmadığı tezi üzerine yoğunlaştığını söyledi.
Arap ülkelerinin İsrail ile bir normalleşme süreci başlattığını hatırlatan Omar, 7 Ekim sonrasında bu durumun değiştiğini ve “Filistin meselesinin yeniden İslam ülkelerinin etrafında birleşebileceği bir konu haline geldiğini” kaydetti.
“Türkiye’nin garantörlük yapabilecek en doğru ülke olduğu birçok ülke tarafından söyleniyor”
Araştırmacı yazar Hasan, Türkiye’nin 7 Ekim öncesinde bölgedeki sorunlar çözülmeden Filistin meselesinin çözülemeyeceği düşüncesinden hareketle çalışmalar yaptığını söyleyerek Türkiye’nin bu süreçte hem İsrail hem de Hamas ile diyalog halinde olduğunu dile getirdi.
Hasan, 7 Ekim’den sonra Türkiye’nin tavrında değişikliğin meydana geldiğini belirterek “Özellikle artık şu anda garantörlük konusundan bahsediliyor. Türkiye’nin garantörlük yapabilecek en doğru ülke olduğu birçok ülke tarafından söyleniyor.” dedi.
Savaşın yayılmasının hem Türkiye’nin hem de diğer bölge ülkelerinin çıkarına olmayacağını vurgulayan Hasan, “Dolayısıyla Gazze’deki mesele sadece Gazze meselesi değil, Hamas meselesi değil. Türkiye, bu savaşın durması çok önemli olduğu için çaba sarf ediyor.” ifadelerini kullandı.
ABD, Rusya ve Çin’in tutumu
Akademisyen Rakipoğlu, küresel aktörlerden bahsederken hem zorluk hem de kolaylık olduğunu belirterek “Kolaylık şu, hepimiz biliyoruz aslında, Amerika’nın tutumunu anlatmaya gerek yok. Zorluk da şu, görmediğimiz noktalar var aslında.” diye konuştu.
Rakipoğlu, ABD’deki üniversitelerin hiç de anlatıldığı kadar özgür olmadığını, bu okullarda Filistin yanlısı veya İsrail karşıtı herhangi bir eylem yapan kişinin direkt antisemitizm ile damgalandığını söyledi.
Çok fazla kayıp verilmesine rağmen bugün herkesin Filistin meselesini konuşmasının direniş gruplarının başarısı olduğunu ifade eden Rakipoğlu, artık bu konuda “İsrail sorunu” kavramının kullanılması gerektiğini dile getirdi.
Rakipoğlu, 7 Ekim sonrasında ABD Başkanı Joe Biden’ın Orta Doğu politikasının başarısızlığının görüldüğünü, Washington’ın küresel imajının yerle bir olduğunu söyledi.
Çin ve Rusya’nın Filistin politikasına değinen Rakipoğlu, “İkisi de Batı hegemonyasına, özellikle Amerika’nın hegemonyasına karşılık Filistin’e yönelik politika belirliyor.” dedi.
“İsrail Batı’nın bir aparatı”
Suudi Arabistan ve Körfez ülkelerinin tutumunu ele alan akademisyen Rıfai, “İsrail Batı’nın bir aparatı” diyerek Filistin meselesinin Müslüman dünya için merkezde olduğunu söyledi.
Rıfai, Suudi Arabistan’ın bölgesel ve küresel politikalarını 2030 vizyonu çerçevesinde şekillendirdiğini ve bu vizyonun gerçekleşmesi için bölgede herhangi bir çatışma yaşanmasını istemediğini ifade etti.
Körfez ülkelerinin istikrarsızlığının İsrail’in işine yarayacağını belirten Rıfai, bu kapsamda Suudi Arabistan ve İran arasındaki sorunların ortadan kaldırılmasının önemli olduğunu dile getirdi.
]]>İbn Haldun Üniversitesince “Filistin ve Küresel İlişkilerin Geleceği” temasıyla düzenlenen konferansa katılmak için İstanbul’a gelen İsrailli antropolog Halper, AA muhabirine değerlendirmelerde bulundu.
Siyonizmi “yerleşimci sömürgeciliğin bir biçimi” şeklinde tanımlayan Halper, şunları kaydetti:
“Amaç bir Arap ülkesini bir Yahudi ülkesine dönüştürmek, Filistin’i İsrail’e dönüştürmekti. Bunu yapmanın tek yolu da Filistin halkını yerinden etmek, topraklarından koparmak, sonra da topraklarını alıp yerlerine Yahudi yerleşimcileri yerleştirmekti. Böylece ev yıkımları etnik temizlik politikasının ana aracı haline geldi.”
İsrail’in yasa dışı yerleşimci politikası hakkında bilgiler veren İsrailli antropolog, 1948’deki Nekbe’de köy, kasaba ve kentsel alanlardan oluşan 530 yerleşim yerinde Filistinlilere ait 60 bin evin ve 1967 işgalinden bugüne kadar Batı Şeria, Doğu Kudüs ve Gazze’de Filistinlilere ait 60 bin evin daha yıkıldığını bildirdi.
Halper, “Ve şimdi, ekim ayından bu yana geçen dört ayda, Gazze’de 300 bin Filistinlinin evi yıkıldı. Bu rakam Gazze’deki evlerin yüzde 75’i. Yani 1948’den bugüne kadar yıkılan yüz binlerce evi düşünürseniz, Filistinlilerin evlerinin yıkılmasının, İsrail’in Filistinlileri topraklarından sürüp ülkeyi bir Yahudi ülkesine dönüştürmek için kullandığı ana araç olduğunu görürsünüz.” görüşünü paylaştı.
İsrail’in 1948’de ülke nüfusunun yaklaşık yüzde 80’ine tekabül eden 750 bin Filistinliyi Filistin’den sürdüğünü hatırlatan Halper, Gazze’de yaklaşık 2,5 milyon Filistinlinin yaşadığını ve İsrail’in Gazze Şeridi’ndeki her şeyi yok ederek Filistinlileri dışarı çıkmaya zorladığını aktardı.
“İnsanlar kasıtlı olarak mülteci haline getirildi”
İsrailli antropolog, “Su yok, yiyecek yok, ekonomi yok, altyapı yok. İsrail buna güveniyor. İsrail gönüllü transferden bahsediyor, bu da etnik temizlik için başka bir kelime. Gazze’den on binlerce, yüz binlerce insanı mülteci olarak almaları için özellikle Avrupa devletlerine, ABD’ye, Kanada’ya ve benzerlerine güveniyor. Başka bir deyişle İsrail ‘insani yardım’ kisvesi altında 1 milyon ya da daha fazla Filistinliyi Gazze’den mülteci gibi nakletmeye çalışıyor, bu insanlar kasıtlı olarak mülteci haline getirildi.” diye konuştu.
ABD ve İngiltere’nin 50 bin, Fransa’nın 30 bin Filistinliyi alacağını belirten Halper, İsrail’in bu ülkelerin gerçekte mülteci olmayan Filistinlileri sözde mülteci olarak kabul etmelerini sağlamak yoluyla 1948’de ve sonrasında yaptığının aynısını yaparak Gazze’yi Filistinli nüfusundan arındırıp Yahudi yerleşimcileri yerleştireceğini ve bunun “Filistin’in Yahudileştirilmesi” politikasının bir parçası olduğunu söyledi.
Halper, “Her şeyden önce Gazze’de soykırım var. Uluslararası Adalet Divanı (UAD) soykırım olduğuna hükmetmedi ama İsrail’in yaptıklarının Soykırım Sözleşmesi’ne aykırı olduğuna hükmetti.” değerlendirmesinde bulundu.
Halihazırda toplam 14 milyon Filistinliden Gazze’de 2,5 milyonunun yok edilmeye çalışılmasının soykırımın bir göstergesi olduğuna dikkati çeken İsrailli antropolog, Filistin’de 1948’den beri uluslararası hukukun “yavaş soykırım” olarak adlandırdığı bir sürecin işletildiğini vurguladı.
Halper, 1948’de Filistinlilerin yerinden edilmesi, 1967’deki işgal, kültürün yok edilmesi, ekonominin tahrip edilmesi ve insanların öldürülmesi birlikte düşünüldüğünde, Filistin halkının İsrail tarafından kasıtlı ve sistematik olarak yok edildiğinin görülebileceğini kaydetti.
İsrail’in Gazze’ye insani yardımların girmesine izin vermediğini vurgulayan Halper, İsrail’in insanlara bombardımanların yanı sıra açlık ve hastalıklarla bedel ödettiğini, bunun “sadece soykırım eylemi değil, soykırım niyeti” de barındırdığını belirtti.
Halper, “1948’den bugüne kadar Filistin halkını yok etme ve ortadan kaldırma niyetini görebilirsiniz, ancak Gazze muhtemelen bunun en dramatik dışavurumudur.” ifadesini kullandı.
Gösteriler ve boykotların önemine işaret eden Halper, Filistinlilere halkların verdiği desteği artırmak gerektiğini, çünkü Filistinlilerin Avrupa devletlerinin desteğine sahip olmadığını ve İsrail’in soykırımına devam etmesine izin verenin de aslında bu olduğunu aktardı.
İsrail’e yönelik eleştiriler veya protestolar olduğunda İsrail’in antisemitizm silahını kullandığını kaydeden Halper, “Bu durum Yahudiler için de kötü çünkü özellikle ABD’de İsrail’in soykırım politikalarına karşı olan çok sayıda Yahudi, özellikle de genç nesil var.” diye konuştu.
]]>BM kuruluşları, personelinin saldırıya uğradığını ve konvoyların erişiminin sistematik olarak engellendiğini söylüyor.
Üst düzey bir BM yardım yetkilisi, Salı günü BM Güvenlik Konseyi’ne yaptığı uyarıda, en az 576 bin kişinin kıtlıktan bir adım uzakta olduğunu ve harekete geçilmezse kıtlığın yaygın bir şekilde görülmesinin “kaçınılmaz” olabileceğini söyledi.
BM İnsani Yardım Koordinasyon Ofisi’nden koordinasyon direktörü Ramesh Rajasingham, “Çatışmalar devam ederken yapılabilecek çok az şey var ve Gazze’nin güneyindeki aşırı kalabalık alanlara yayılma riski de söz konusu. Bu nedenle ateşkes çağrımızı yineliyoruz” dedi.
BM yetkilileri, Gazze’nin kuzeyinde 2 yaşın altındaki her altı çocuktan birinin yetersiz beslendiğini söylüyor.
Kuşatma altındaki 2,3 milyon Filistinin hayatta kalmak için gıda yardımlarından başka seçeneğinin olmadığını söyleyen Rajasingham, bu yardımların da “yetersiz” olduğunu kaydetti.
Rajasingham, BM ve diğer yardım gruplarının Gazze’ye asgari miktarda yardım malzemesi ulaştırmada bile çok büyük zorluklarla karşılaştıklarını belirtti.
Bunlar arasında çatışmaları, geçişlerin kapatılmasını, hareket ve iletişim üzerindeki kısıtlamaları, detaylı onay prosedürlerini, hasarlı yolları ve patlamamış mühimmatları saydı.
İsrail’in BM Büyükelçi Yardımcısı Jonathan Miller, BM Güvenlik Konseyi’ne, “İsrail’in Gazze’de insani durumu iyileştirmeye kararlı olduğunu” söyledi.
Gazze’ye yapılan yardımların BM ve diğer kuruluşların kapasitesine bağlı olduğunu söyleyen Miller, “İsrail politikalarında net oldu. Kesinlikle sınır koyulmadı. Tekrar ediyorum, Gazze’deki sivil halka gönderilebilecek insani yardım miktarında sınır yok” dedi.
ABD: İsrail daha fazlasını yapmalı
ABD, müttefiki İsrail’e Gazze’ye insani yardım teslimatına imkan sağlamak için sınır geçişlerini açık tutma çağrısında bulundu.
ABD’nin BM Büyükelçi Yardımcısı Robert Wood Güvenlik Konseyi’ne, “Basitçe söylemek gerekirse, İsrail daha fazlasını yapmalı” dedi. “İsrail’e, yardımın güvenli bir şekilde dağıtılabilmesi için prosedürlerini iyileştirme çağrısı yapmaya devam ediyoruz” dedi.
Dünya Gıda Programı İcra Direktör Yardımcısı Carl Skau, Güvenlik Konseyi’ne “ateşkes olması halinde operasyonlarını hızla artırmaya ve genişletmeye hazır olduklarını” söyledi.
Skau, “Fakat bu sırada, kritik gıda malzemelerinin Gazze’ye yeterli miktarlarda getirilememesi ve personelimizin sahada karşılaştığı çalışmayı imkansız kılan koşullar kıtlık riskini körüklüyor” dedi.
Guyana’nın BM Büyükelçisi Carolyn Rodrigues-Birkett Güvenlik Konseyi’ne, “Bir savaş yöntemi olarak açlık çektirme yasa dışıdır ve Guyana bunu Gazze’deki nüfusa karşı kasıtlı olarak bir araç olarak kullananları kınıyor” dedi.
Sınır Tanımayan Doktorlar: İsrail tedaviyi neredeyse imkansız hale getirdi
Öte yandan Sınır Tanımayan Doktorlar örgütü de Salı günü yazılı bir açıklama yaparak, “Gazze’de hiçbir yer, ne siviller ne de onlara yardım sağlamaya çalışanlar için güvenli değil” ifadelerini kullandı.
İsrail’in sağlık tesislerinin ve insani yardım çalışanlarının korunmasını “hiçbir şekilde umursamamasının”, hayat kurtarma ve tıbbi bakım sağlamayı “neredeyse imkansız hale getirdiği” kaydedildi.
Açıklamada şu ifadelere yer verildi:
“Son beş ayda sağlık tesislerine tahliye emirleri verildi, tesisler kuşatıldı ve bu tesislere defalarca saldırıldı, baskın düzenlendi. Sağlık personeli ve hastalar, hastalara bakım verirken tutuklandı, taciz edildi ve öldürüldü. Buna Sınır Tanımayan Doktorlar’ın (MSF) beş çalışanı dahil. Çalışanlarımızın çok sayıda aile üyesi de öldürüldü.”
Gazze’nin güneyindeki en büyük hastane olan Nasser Hastanesi’nin vurulması sonucu, Sınır Tanımayan Doktorlar’ın hastaları geride bırakarak hastaneyi terk etmek zorunda kaldıkları anlatıldı.
“Hastanede kalan sağlık personeli, hastaların sınırlı yiyecekle, elektrik ve su olmadan mahsur kaldığını anlatıyor” denildi.
Açıklamada, Sınır Tanımayan Doktorlar örgütü çalışanlarının araçlarının kontrol noktalarında durdurulduğu, bunun da acil tıbbi müdahaleyi geciktirdiği kaydedildi.
Gazze’nin kuzeyinde durumun daha da kötü olduğu ve insanların temel gıda, su ve tedaviye ulaşamadığı belirtildi.
Gazze’nin kuzeyindeki bir hemşirenin, “Temel tedaviyi bile verebilecek hastane yok, eczanelerde ilaç yok. Çocuklarım haftalardır temiz su ve yeterli gıda eksikliği nedeniyle hasta ve durumları daha da kötüleşiyor” sözlerine yer verildi.
Açıklamada, acil ateşkes çağrısı yapıldı.
]]>Genel Kurulda, Saadet Partisinin “Gazze” ile ilgili araştırma komisyonu kurulmasına dair önergesinin bugün ele alınması önerisi görüşüldü.
Öneri üzerinde söz alan Saadet Partisi Bursa Milletvekili Cemalettin Kani Torun, Gazze’de insanların açlıktan ölümle karşı karşıya kaldığını söyledi.
Gazze’ye yardım için kullanılabilecek 3 sınır kapısından 2’sinin İsrail’in kontrolünde olduğunu dile getiren Torun, “Bugüne kadar yardımlar Refah Sınır Kapısı üzerinden ulaştırılmaya çalışıldı ancak burada da İsrail’in yapmış olduğu baskı ve Mısır ile aralarındaki mevcut anlaşmalar yüzünden süreçler çok uzun sürmekte ve yapılan yardımların önüne geçilmektedir.” diye konuştu.
Türkiye’nin bu insani krize karşı hemen bir aksiyon almak zorunda olduğunu vurgulayan Torun, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, İslam İşbirliği Teşkilatı ve Birleşmiş Milletler nezdinde girişimde bulunarak Refah Sınır Kapısı’ndan yardımların geçişinin koordinasyonunda öncü rol üstlenmesini talep etti.
İYİ Parti Konya Milletvekili Ünal Karaman, Gazze’de çocukların açlıkla ölüme sürüklendiğini belirterek, “Acil yardımın ulaştırılamaması durumunda 335 bin çocuğun daha hayatını kaybetme tehlikesi yaşadığı bilinmektedir. Hiçbir gerekçe, sebep, hırs 21’inci yüzyıldaki bu düşmanlığı meşrulaştıramaz. Bu insanlık dramına son vermek adına uluslararası organizasyonların samimi, gerçekçi ve sonuç odaklı hareket ederek, insanlık onurunu yerle bir eden bu vahşete ‘dur’ demesi gerekiyor.” ifadelerini kullandı.
DEM Parti Diyarbakır Milletvekili Mehmet Kamaç, Gazze’de açlıkla, susuzlukla, ölüme terk edilmiş yaklaşık 2 milyon insan bulunduğunu kaydederek, “Ürdün Hava Kuvvetleri Gazze’ye havadan gıda atmaya başladı. İhtiyaç sahiplerine ulaştı mı bilmiyoruz ama her şeye rağmen yapılabilecek bir şey olduğunu Ürdün bütün dünyaya göstermiş oldu.” diye konuştu.
CHP Grubu adına konuşan İstanbul Milletvekili Zeynel Emre, TBMM’nin, dünyanın ikiyüzlü davrandığı bu konuda, kafasını kuma gömmemesi ve görüşmesi gerektiğini söyledi.
“Yardımlarımız Mısır ile eş güdüm içerisinde devam ediyor”
AK Parti Grubu adına konuşan TBMM Adalet Komisyonu Başkanı ve İstanbul Milletvekili Cüneyt Yüksel, İsrail’in, Uluslararası Adalet Divanında soykırım suçuyla yargılandığını hatırlattı.
Türkiye’nin, Gazze’de savaş suçu işleyen İsrailli yetkililerin uluslararası mahkemelerde hesap vermesi için tüm uluslararası süreçlerin işletilmesine destek verdiğini vurgulayan Yüksel, Güney Afrika’nın açtığı soykırım davasını, deliller başta olmak üzere desteklediklerini anlattı. Uluslararası Ceza Mahkemesinde, İsrailli yetkililerin cezalandırılması için çabalarının devam ettiğini de dile getiren Yüksel, öte yandan İsrail’in, Doğu Kudüs de dahil olmak üzere Filistin topraklarındaki işgal ve ilhakına ilişkin Uluslararası Adalet Divanı nezdindeki diğer bir süreç olan danışma görüşü yargılaması çerçevesinde Türkiye’nin, dün Divan nezdinde bir sunum yaptığını belirtti.
AK Parti’li Yüksel, şunları kaydetti:
“Filistinlileri dünya kamuoyunda savunan ülkelerin başında gelen Türkiye, Batılı ülkeler İsrail barbarlığını meşru müdafaa bahanesiyle gizlemeye, savunmaya çalışırken Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan tüm dünyada Filistin’in, insanlığın, mazlumların sesi olmuştur. Filistinli sivilleri hedef alan barbarca saldırılar devam ederken Gazze’deki insani durumun vahameti karşısında Filistinli kardeşlerimize yönelik yardımlarımız da Mısır ile eş güdüm içerisinde devam etmektedir. Bütün bu yardımlarımız devam ederken yine bu kapsamda 10 milyon dolar gönüllü katkıda bulunmuş olduğumuz BM Yakın Doğu’daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansına son gelişmeler ışığında ilave 1 milyon dolar destekte bulunduk. Gazze halkının topraklarından sürgün ettirilmesi yönündeki girişimler bizler için yok hükmündedir, Gazze’nin insansızlaştırılması hiçbir şekilde kabul edeceğimiz bir durum değildir.”
Görüşmelerin ardından yapılan oylamada, Saadet Partisinin grup önerisi kabul edilmedi.
İYİ Partinin “pahalılık”; DEM Parti’nin “Bitlis” ile ilgili araştırma komisyonu kurulmasına dair önergelerinin bugün ele alınması önerileri de ayrı ayrı görüşüldü. Yapılan oylamada, İYİ Partinin grup önerisi kabul edilmedi.
Genel Kurulda, DEM Parti’nin grup önerisinin oylanmasından önce iki kez toplantı yeter sayısı bulunamadı.
TBMM Başkanvekili Bekir Bozdağ, bunun üzerine birleşimi yarın saat 14.00’te toplanmak üzere kapattı.
]]>Katar’daki ateşkes görüşmelerinde İsrail ve Hamas yetkililerinin anlaşmaya yaklaştığı haberleri gelirken, New York’ta gazetecilere konuşan ABD Başkanı Joe Biden’dan ateşkes anlaşmasının en geç Pazartesi günü başlayabileceğine dair bir açıklama geldi.
Biden, ulusal güvenlik danışmanının kendisine, İsrailli rehinelerin serbest bırakılmasını da içeren ateşkes anlaşmasının yakın olduğunu söylediğini kaydetti.
İsrail ve Hamas yetkilileri Katar’da arabulucularla ayrı ayrı görüşerek müzakereler yürütüyor.
Biden, gazetecilerin sorusu üzerine, “Ulusal güvenlik danışmanım bana yaklaştığımızı söyledi. Yakınız. Henüz işimiz bitmedi. Umudum önümüzdeki Pazartesiye kadar anlaşmaya varılması” dedi.
Reuters, ABD’li bir yetkilinin, 10 Mart’ta başlayacak Ramazan ayına kadar anlaşmaya varılması için Amerikalı müzakerecilerin uğraştığını söylediğini aktardı.
El Cezire’ye konuşan kaynaklar, 400 Filistinli mahkumun, 40 kadın, çocuk ve ileri yaştaki rehineyle değiştirilmesinin masada olduğunu bildirdi.
İsrail ve Hamas gecikmeden birbirini sorumlu tutuyor
Her iki taraf da yaptıkları açıklamalarda, ateşkes anlaşmasına şimdiye kadar varılamamasından birbirini sorumlu tuttu.
Hamas, elinde tuttuğu rehinelerin Filistinli mahkumlarla takas edilmesi ve Gazze’nin yeniden inşası da dahil olmak üzere bir dizi talep içeren ateşkes planını Şubat başında iletmişti.
Örgüt, İsrail güçlerinin tamamen geri çekilmesini ve 45’er günlük üç ateşkes döneminin ardından savaşın sona ermesini önermişti.
Teklif, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu tarafından reddedilmişti.
Katar Emiri Şeyh Temim bin Hamad El Sani ile görüştükten sonra Hamas lideri İsmail Haniye, örgütünün savaşın sona erdirilmesine yönelik çabalarda bulunduğunu söyledi, İsrail’i Gazzeliler kuşatma altında ölürken ayak diremekle suçladı.
Haniye, “Düşmanın müzakereleri suçlarına kılıf olarak kullanmasına izin vermeyeceğiz” dedi.
Netanyahu ise İsrail’in anlaşmaya hazır olduğunu, “başka bir gezegenden” olarak tanımladığı taleplerden vazgeçip vazgeçmemesinin Hamas’a kaldığını söyledi.
ABD merkezli Fox News’a konuşan Netanyahu, “Açıkçası, eğer olursa anlaşmaya varmayı isteriz. Hamas’a kalmış. Bu artık gerçekten onların kararı” dedi ve ekledi:
“Gerçekliğe inmeleri gerekiyor.”
El Sani’nin ofisi, El Sani ve Hamas liderinin, Katar’ın “Gazze Şeridi’nde acil ve kalıcı bir anlaşmaya aracılık etme” çabalarını görüştüklerini duyurdu.
Reuters’a konuşan bir kaynak, daha önce İsrailli bir heyetin, müzakerelerde görev almak için operasyon merkezi oluşturmak üzere Katar’a uçtuğunu bildirdi.
Merkez, Hamas’ın rehin olarak serbest bırakılmasını istediği Filistinlileri onay sürecine tabi tutmakla da görevli.
İsrail, Hamas ortadan kaldırılıncaya kadar savaşın sona ermeyeceğini dile getirmeye devam ediyor. Hamas ise savaşı sona erdirecek bir anlaşmaya varmadan rehineleri serbest bırakmayacağını söylüyor.
Netanyahu, “Gazze’nin güneyindeki Refah’a karadan müdahale, mutlak zafer için gerekli” demişti.
İsrail’de Başbakanlık ofisi dün, ordunun, sivillerin Gazze’nin güneyindeki Refah kentinden tahliyesine yönelik planını savaş kabinesine sunduğunu açıklamıştı. Planın detayları henüz bilinmiyor.
Üst düzey Hamas yetkilisi Sami Ebu Zuhri Pazartesi günü Reuters’e yaptığı açıklamada, varılacak bir ateşkes anlaşmasının “saldırılara son verilmesini, askerlerin geri çekilmesini, yerinden edilmiş kişilerin geri dönmesini, yardım ile barınma ekipmanlarının (Gazze’ye) girişini ve yeniden inşayı” içermesi gerektiğini söyledi.
İsrail, yakında bir ateşkes anlaşmasına varması ve Gazze’nin kuzeyindeki İsrail saldırılarından kaçanların da sığındığı Refah’a kara harekatı planından vazgeçmesi konusunda müttefiki ABD’nin baskısı altında.
Netanyahu ise, Refah’a saldırı planının hâlâ geçerli olduğunu söylüyor.
Washington karşı çıksa bile İsrail’in Refah’a karadan müdahale edip etmeyeceği sorulduğunda Netanyahu, “İçeri gireceğiz. Kararlarımızı kendimiz veririz, ama sivillerin tahliyesi fikrini de göz önünde bulundurarak gireceğiz” dedi.
Görüşmeler, İsrailli yetkililerin rehinelerin serbest bırakılması şartlarını Paris’te ABD, Mısır ve Katar temsilcileriyle görüştüğü Cuma gününden beri hız kazanmış görünüyor.
7 Ekim’de Hamas’ın İsrail’e düzenlediği saldırılarda yaklaşık 1200 İsrailli öldü ve 253 kişi rehin alındı. Gazze’deki Sağlık Bakanlığı İsrail’in saldırılarında 30 bine yakın Filistinlinin öldüğünü söylüyor.
]]>Bu politikalar, Gazze’ye yönelik yoğun saldırıların devam etmesi, zaten az olan insani yardımların daha da kısılması, yerleşim bölgelerinde kara harekatı düzenlenmesi ve hastanelere yönelik saldırıları içeriyor.
UAD, 26 Ocak’ta İsrail ile ilgili ihtiyati tedbir kararları almıştı. Bu kararlar arasında, İsrail’in, Soykırım Sözleşmesi’nin 2. maddesinde tanımlanan fiillerin işlenmemesi için elinden gelen tüm önlemleri alması, Gazze’deki Filistinlilere yönelik soykırım çağrısı yapanları önlemek, engellemek ve cezalandırmak için gereken tüm adımları atması, Filistinlilerin yaşam koşullarının iyileştirilmesi için acil ve etkili önlemler alması yer almış ve karar gününden itibaren bir ay içinde alınan tüm tedbirler hakkında mahkemeye rapor sunması istenmişti.
İsrail’in, UAD’de de tedbir kararlarının alınmasından bu yana geçen 1 aylık süre içerisinde işlediği ihlal ve savaş suçları ise şu şekilde sıralandı:
Bombardıman, kan dökme ve alıkoyma
UAD’nin 26 Ocak’ta aldığı tedbir kararlarının bir gün öncesinde Gazze’de ölü sayısı 25 bin 900, yaralı sayısı ise 64 bin 110 olarak açıklandı. Bugün ise bu sayı 29 bin 782 ölü ve 70 bin 43 yaralıya ulaştı. Bu da son 1 ayda 3 bin 882 kişinin öldürüldüğü, 5 bin 933 kişinin ise yaralandığı anlamına geliyor.
Aynı şekilde tedbir kararları öncesine kadar Gazze’de öldürülen gazeteci sayısı 120 iken bu sayı 132’ye yükseldi; bir ayda 12 gazeteci daha öldürüldü.
26 Ocak öncesinde Gazze’ye 65 bin ton bomba atılmıştı, bu sayı bugün 70 bin tona dayanmış durumda.
Gazze’deki hükümetin Medya Ofisinden 25 Şubat’ta yapılan yazılı açıklamada, Gazze’de 2 bin 600 kişinin alıkonulduğu ya da esir edildiği ve bu kişilere zalimce, insanlık dışı ve aşağılayıcı muamele yapıldığı kaydedildi.
Aynı şekilde, İsrail askerlerinin, Ez-Zeytun, Şeyh Rıdvan ve En-Nasr mahalleleri ile El-Megazi Mülteci Kampı ve Gazze’nin batı bölgesinde yüzlerce kişiyi canlı kalkan olarak kullandığı aktarıldı.
Refah’a muhtemel kara saldırısı
Saldırı ve bombardıman baskısı altında yaklaşık 2 milyon kişi yerinden edildi ve bunların büyük bölümü, İsrail’in daha önce “güvenli olduğunu” iddia ettiği Refah’a sığındı. Kuzey bölgelerden gelenlerle Refah’ın nüfusu 5 katından fazla artarak 1,5 milyona ulaştı.
Nüfus yoğunluğu ve barınma imkanlarındaki sıkıntı nedeniyle kente gelen Filistinliler, kurdukları çadırlarda zor şartlar altında yaşamaya başladı.
İsrail, 1 Şubat’tan bu yana, Refah’ı karadan işgal etme niyetini gösteren sinyaller vermeye başladı.
Sağlık sisteminin çökmesi
İsrail 22 Ocak’ta Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus kentine ve kentteki hastanelere havadan ve karadan saldırılar düzenlemeye başladı.
Saldırılar nedeniyle kentte yaşayan binlerce Filistinli göç etmek zorunda kaldı.
İsrail ordusu, kasım ayının başında 10 gün süren kuşatmanın ardından Han Yunus’taki Filistin Kızılayına bağlı Emel Hastanesi’nin avlusuna baskın düzenledi.
Ordu daha sonra hastane kompleksi içindeki binaları ve su hatlarını bombaladı. Saldırılar nedeniyle yerinden edilmiş kişiler hayatını kaybetti; Kızılay ekibinden 7 kişi alıkonuldu, iletişim araçları ve internet hizmeti kesildi.
İsrail güçleri 15 Şubat’ta da yine Han Yunus kentindeki Nasır Hastanesi’ne baskın düzenledi ve hastaneyi askeri kışlaya çevirdi.
Yaklaşık 10 bin yerinden edilmiş Filistinli ile 300 sağlık çalışanının bulunduğu hastanede İsrail güçlerinin neden olduğu elektrik kesintisi ve oksijen cihazlarının çalışmaması nedeniyle çok sayıda hasta hayatını kaybetti.
İsrail ordusunun saldırılarında, 31 hastane ve 53 sağlık merkezi hizmet dışı kaldı, 150 sağlık kuruluşu kısmen zarar gördü, 122 ambulans kullanılamaz hale geldi.
İnsani yardımların azalması
Uluslararası Adalet Divanı tedbirlerinin açıklanmasından iki hafta önce Birleşmiş Milletler (BM) İnsani İşler Koordinasyon Ofisinin (OCHA) verilerine göre Gazze’ye günlük ortalama 156 yardım tırı giriş yapıyordu.
Gazze’deki hükümetin Medya Ofisi Genel Müdürü İsmail es-Sevabite’nin AA’ya yaptığı açıklamaya göre ise ihtiyati tedbir kararlarının ardından 119 yardım tırı giriş yaptı. Bu ise günde ortalama 4 tıra tekabül ederken, İsrail’in yardım girişini kıstığı anlamına geliyor.
Birleşmiş Milletler Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansına (UNRWA) göre, Gazze Şeridi’ne giren insani yardımlar, nüfusun gıda ve insani yardım ihtiyacının yalnızca yüzde 7’sini karşılıyor.
Gazze’nin kuzeyinde açlık hüküm sürüyor
OCHA 16 Şubat’ta yaptığı açıklamada, 1 Ocak ile 12 Şubat tarihleri ??arasında insani yardım kuruluşlarının, Gazze Vadisi’nin kuzeyindeki bölgelere yardım ulaştırmak ve değerlendirmeler yapmak için planladığı görevlendirmelerin yüzde 51’inin İsrail tarafından engellendiğini duyurdu.
BM raporları, Gazze’nin kuzeyinde açlıktan ölüm riskinin ve çocuklarını doyurmak için mücadele eden ailelerin sayısının arttığını gösteriyor.
OCHA, kuzeye yapılan yardım sevkiyatlarının yarıdan fazlasının ocak ayında engellendiğini, İsrail ordusunun yardımların nasıl ve nereye ulaştırılacağına giderek daha fazla müdahale ettiğini ve kuzeyde yaklaşık 300 bin kişinin büyük oranda yardım erişiminden mahrum kaldığını bildirdi.
Kuzeyde yaşayanlar, ekmek için gerekli unu elde etmek için hayvan yemi öğütmeye başladı ancak yem stokları bile önemli ölçüde azaldı.
Sivil yerleşim yerleri ve kurumlar yerle bir oldu
İsrail ordusu, tedbir kararlarının ardından, şehirleri, köyleri, eğitim binalarını ayrım gözetmeksizin ve kasıtlı olarak yok etmeye devam etti.
Filistin hükümetinin verileri, ordunun 500’den fazla cami ve kiliseyi, 300’den fazla üniversite ve okulu, 360 binden fazla sivil konutu yıktığını ve 31 hastaneyi hizmet dışı bıraktığını gösteriyor.
İsrail ordusu, şubat ayında Gazze’deki El-Aksa Üniversitesini, yine burada Han Yunus’ta ve Gazze’de onlarca evi yerle bir etti. Refah’ta da 2 camiyi bombaladı.
Kız çocuğu Hind’in hazin sonu
İsrail güçleri, 29 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde gerçekleştirdiği katliamlar ve işgal nedeniyle güvenli bir alan kalmayan kentte sığınacak bir yer bulabilmek için yola çıkan bir aracı vurdu.
Gazze’nin Tel el-Heva Mahallesi’nde seyir halindeyken hedef alınan araçta, 6 yaşındaki kız çocuğu Hind ile akrabalarından 5 kişi bulunuyordu. Saldırı sonucunda ilk anlarda araçtaki 4 kişi hayatını kaybetti ancak o sırada Hind ile birlikte hayatta kalan Leyan Hamade adlı 15 yaşındaki kız çocuğu Filistin Kızılayını arayarak yardım istedi.
Hedef alınan araçta Leyan’ın da ölümünden sonra yalnızca 6 yaşındaki Hind kaldı.
Küçük Hind ile dayısı, eşi ve 3 çocuğunun cansız bedenlerine 12 günün ardından 10 Şubat’ta İsrail güçlerinin bölgeden çekilmesi sonrasında ulaşıldı. Hind’in içinde bulunduğu araç, ön camı ve gösterge paneli parçalanmış, yan tarafında kurşun delikleri açılmış halde bulundu.
Olay yerine gönderilen Filistin Kızılayına ait ambulansın da bombalandığı belirlendi. Filistin Kızılayı, Gazze kentindeki Tel el-Heva Mahallesi’nde direkt hedef alınan ambulansın içinde Kızılay ekibinden Yusuf Zeyno ve Ahmed Medhun’un da cansız bedenlerine ulaştıklarını açıkladı.
]]>DENİZE DÜŞEN YARDIMLARI ALABİLMEK İÇİN SAHİLE AKIN ETTİLER
Basına ve sosyal medyaya yansıyan görüntülerde Ürdün’ün havadan 4 uçakla indirdiği yardımların denize düştüğü görüldü. Uçaklardan paraşütle indirilen yardımların denize düşmesi nedeniyle Gazze’nin güneyinde binlerce Filistinli sahillere akın etti. İsrail’in dayattığı açlık ve imkansızlıkların pençesindeki bazı Filistinliler ufak balıkçı tekneleriyle bazıları ise yüzerek yardımlara ulaşmaya çalıştı.

GAZZE’DE İNSANİ FELAKET YAŞANIYOR
İsrail ordusunun 143 gündür saldırılarını sürdürmesinin yanı sıra insani yardımların girişini engellemesi nedeniyle yaklaşık 2,3 milyon nüfuslu Gazze Şeridi’nde insani bir felaket yaşanıyor. Başta Birleşmiş Milletler’e (BM) ait kuruluşlar olmak üzere uluslararası çevreler, çoğu hastanenin hizmet dışı kaldığı, tıbbi malzeme eksikliğinin yaşandığı, açlık, susuzluk ve hijyen malzemeleri eksikliğinin tetiklediği hastalıklar nedeniyle Gazze’de ateşkes ilan edilmesi ve bölgeye insani yardımların girişinin artırılması çağrısında bulunuyor.
BM Yakın Doğu’daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansı (UNRWA) Genel Komiseri Philippe Lazzarini, şubat ayında Gazze’ye giren insani yardımın önceki aya göre yüzde 50 oranında azaldığını belirterek, “Çaresiz yaşam koşullarındaki 2 milyon Filistinlinin artan ihtiyaçlarını karşılamak için yardımların azalması değil artması gerekiyordu.” açıklamasını yapmıştı.

Ürdün Silahlı Kuvvetleri, Gazze Şeridi’ne 4 uçakla havadan gıda ve insani yardım malzemesi indirildiğini açıklamış, yardımların havadan aktarılmasındaki başlıca sebebin, “doğrudan Gazze halkına ulaştırılması ve kuzeyden güneye sahil boyunca Gazze’ye indirilmesi” olduğu vurgulanmıştı.
İSRAİL’İN GAZZE’Yİ İŞGALİNDE SON DURUM
Hamas’ın silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları, “Filistinlilere ve başta Mescid-i Aksa olmak üzere kutsal değerlere yönelik sürekli ihlallere karşılık verme” gerekçesiyle İsrail’e 7 Ekim 2023’te kapsamlı saldırı düzenledi. İsrail, 7 Ekim’deki saldırılarda 1200 İsraillinin öldüğünü, 5 bin 132 kişinin de yaralandığını açıkladı.

GAZZE’DEKİ CAN KAYBI 30 BİNE YAKLAŞTI
İsrail’in 7 Ekim’den bu yana Gazze Şeridi’ne düzenlediği saldırılarda en az 12 bin 660’ı çocuk, 8 bin 570’i kadın olmak üzere 29 bin 782 Filistinli öldürüldü, 70 bin 43 kişi yaralandı. Enkaz altında halen binlerce ölü olduğu bildirilirken, halkın sığındığı hastane ve eğitim kurumları hedef alınarak sivil altyapı da tahrip ediliyor. İşgal altındaki Batı Şeria ve Doğu Kudüs’te de 7 Ekim 2023’ten bu yana İsrail güçleri ile yasa dışı Yahudi yerleşimcilerin saldırılarında 406 Filistinli hayatını kaybetti.
580 İSRAİL ASKERİ ÖLDÜRÜLDÜ
İsrail ordusu, Gazze Şeridi’ne saldırılarının başladığı 7 Ekim’den bu yana 240’ı karadan işgal sürecinde olmak üzere 580 askerinin öldürüldüğünü duyurdu.

ÇATIŞMALARA İNSANİ ARA
Çatışmalara 24 Kasım 2023’te 4 günlüğüne verilen ve daha sonra 3 gün daha uzatılan “insani ara”da 81 İsrailli ve 240 Filistinli esir karşılıklı serbest bırakıldı. Öte yandan İsrail, binlerce Filistinliyi alıkoyup hapsetmeye devam etti.
LÜBNAN SINIRI DA HAREKETLİ
İsrail ordusu ile Hizbullah arasında 8 Ekim 2023’ten bu yana yaşanan çatışmalarda 212 Hizbullah mensubu, 11 Emel mensubu, 12 Filistin İslami Cihad Hareketi ve 12 Hamas Hareketi mensubunun yanı sıra 43 Lübnanlı sivil, 1’i asker 2 Lübnan güvenlik görevlisi, 6 İsrailli sivil ve 11 İsrail askeri hayatını kaybetti.
]]>İsrail ordusunun abluka altındaki Gazze Şeridi’ne saldırıları 4 aydır devam ederken Haredi nüfusun zorunlu askerlik hizmetinden muaf tutulması tartışılmaya devam ediyor.
Haredi nüfusun da askere alınmasını isteyen yaklaşık 1000 kişilik grup, Batı Kudüs’teki Yüksek Mahkeme önünde toplandı.
İsrail bayrakları taşıyan göstericiler, yaralı İsrail askerlerini temsil eden sedyeleri alana getirdi. Göstericiler, “Herkes için eşit görev” ve “Savunma=Eşit askerlik hizmeti” yazılı dövizler taşıdı, müzik aletleriyle ritim tuttu.
Onlarca kişilik Haredi bir grup ise “İsrail halkı Tevrat olmadan var olamaz”, “Yeşivaların (Tevrat okulları) kapatılması halkın organlarının sökülmesi” yazılı pankartlar taşıdı.
İsrail polisi çevrede geniş güvenlik önlemi aldı, karşıt görüşlü gruplar arasında bariyer kurdu.
Yüksek Mahkeme hükümetin kararını görüşüyor
Yüksek Mahkeme, İsrail’de Haredi nüfusun askerlikten muaf tutulmasına ilişkin martta sona erecek hükümet kararının hazirana kadar uzatılması talebini görüşmeye başladı.
İsrail’de hükümet Yüksek Mahkemeye sunduğu savunmada, 7 Ekim’de Gazze’ye yönelik saldırıların başlamasıyla zorunlu askerliğe ilişkin bir yasa teklifi hazırlayamadığını belirterek, hazirana kadar yasa teklifi hazırlamak için süre talep etti.
Haredilerin zorunlu askerlik hizmetine katılmasını talep eden liberal sivil toplum örgütü İyi Yönetim Hareketi, mahkemeye yaptığı sunumda, “devletin vatandaşlarının kanı hakkında ayrım yapamayacağını” ifade etti.
İsrail’de bazı ailelerin savaşta çocuklarını kaybettiği, yaralananların olduğunu aktaran İyi Yönetim Hareketi avukatlarından Eliad Shraga, İsrail ordusunun Gazze’ye saldırısında insan gücüne ihtiyaç duyduğu dönemde bu “ayrımcılığın göz ardı edilemeyeceğini” söyledi.
Mahkemede hükümeti temsil eden avukat Avi Milikovsky ise yaptığı savunmada hükümetin kararının Haredi nüfusu askerlikten muaf tutmadığını, Savunma Bakanlığının ordudan “Haredileri zorla silah altına almamasını talep ettiğini” kaydetti.
Milikovsky, İsrail ordusunun askere alımları yıl boyunca sürdürdüğünü, Yeşivalarda eğitim gören 60 bin Haredi’nin askere alımının yeni yasa hazırlanana kadar bekleyebileceğini dile getirdi.
Yüksek Mahkeme Haredileri askerlikten muaf tutan yasayı iptal etmişti
İsrail’de Yüksek Mahkeme, Haredi nüfusun tamamının zorunlu askerlikten muaf tutulmasını öngören farklı yasaları geçmişte “ayrımcı” ve “hukuka aykırı” olduğu gerekçesiyle iptal etmişti.
Ülkede hükümetler, Savunma Bakanlığı aracılığıyla orduya Tevrat okullarında dini eğitim gören erkeklerin zorla silah altına alınmaması yönünde talimat gönderiyor.
Hükümet Haziran 2023’te söz konusu kararın Mart 2024’e kadar uzatılması yönünde karar almıştı. Haredilerin de askere alınması gerektiğini savunan liberal sivil toplum örgütü İyi Yönetim Hareketi, Yüksek Mahkemeye hükümetin bu kararına itiraz eden dilekçe sunmuştu.
Harediler İsrail nüfusunun yaklaşık yüzde 12’sini oluşturuyor
İsrail’de büyük çoğunluğu dini gerekçelerle askere gitmeyi reddeden Harediler, 9 milyonluk ülkede nüfusun yaklaşık yüzde 12’sini oluşturuyor.
Ülkedeki Haredi Yahudilerinin büyük çoğunluğu Batı Kudüs’teki Meaşerim Mahallesi’nde ve başkent Tel Aviv yakınlarındaki Bney Brak kentinde yaşıyor.
İsrail’de 1 Kasım’daki seçimlerden zaferle ayrılan Likud lideri Binyamin Netanyahu’nun koalisyon ittifakında aşırı sağcı partilerin yanı sıra Ultra Ortodoks Şas ve Birleşik Tevrat Yahudilik partileri yer alıyor.
Laik Yahudilerle aralarında birçok konuda görüş ayrılığı olan ve toplumun geri kalanına entegre olmayı reddeden Haredi Yahudilerin çoğu, orduda dinlerinin gerektirdiği şekilde yaşayamayacakları gibi gerekçelerle askerlik yapmayı reddediyor.
Kadın ve erkekler için İsrail’de 3 yıl zorunlu askerlik hizmeti bulunuyor. Ultra Ortodoks Yahudilik inanca sahip Harediler ise 26 yaşına kadar Tevrat Kursları’nda (Yeşiva) eğitim almaları halinde askerlikten muaf tutuluyor.
İsrail’de koalisyonu ortağı Haredi partiler, “Tevrat eğitiminin temel hak olduğu” yönünde bir kanun geçirerek temsil ettikleri Ultra Ortodoks kesimin askerlikten muaf tutulmasını yasal güvence altına almak istiyor.
]]>Dışişleri Bakan Yardımcısı Yıldız, sunumunda şunları kaydetti:
“Kurala dayalı uluslararası sistem bir yıkım aşamasında. Bunun nedeni de Filistin halkına uygulanan adaletsizlik. Şu anda UAD önünde bir davayı değerlendiriyor. Bu dava İsrail’e karşı açılmış bir dava. 1948 soykırımın önlenmesi ve cezalandırılması çerçevesindeki ihlal iddialarıyla ilgili bir dosya. Bu ihlallerin mevcut durumunu Filistin haklarının haklarının nasıl ihlal edildiğinin net görüşü ve Doğu Kudüs dahil Filistin topraklarının işgal altında olduğunun önemli bir kanıtı.
Türkiye bu konudaki mahkemenin almış olduğu ihtiyati tedbirlerin kararının tam olarak uygulanmasını istiyor. Güvenlik konseyi bu konudaki sorumluluklarını yerine getirerek bu kritik aşamada bunun uygulanmasını sağlar.
Mahkemenin mevcut dosya hakkındaki danışma anlamı taşıyan kararı şunu ortaya koymuştur; İsrail’in işgal ettiği Filistin topraklarında yapmış oldukları davranışlar bütün Filistin’de olumsuz sonuçlara neten olmaktadır. Filistinliler kendi toprakları üzerinde haklarından mahrumdur. Adalet, eşitlik, insan onuru ve çok uzun zamandan beri hak ettikleri bağımsızlığı istemektedirler.
Türkiye Cumhuriyeti, güçlü bir şekilde bölge ile ilişkileri olan bir ülkedir. Sadece Araplar ile değil Yahudiler ile de. Avrupa’da yüzyıllar öncesinde zulme uğramış Yahudiler de Türkiye’ye sığınmış ve burada kendilerine güven bulmuşlardır. 2. Dünya Savaşı da dahil olmak üzere biz hiçbir zaman bu insanlara kimliklerinden dolayı ayrımcılık yapmadık. Türkiye, İsrail’in şu anda işgal altındaki Filistin topraklarının statüsünü değiştirme yönündeki çalışmalarını görmezden gelemez. Şu anda İsrail’in Filistin halkına yönelttiği saldırılarına da kayıtsız kalamaz.
Yazılı beyanımızda belli konularla ilgili olarak biz zaten görüşlerimizi belirttik. Orada söylemiş olduğumuz her şey daha önce de olduğu gibi 7 Ekim’den bu yana meydana gelen durum ile de ilişkilidir. Tabiki İsrail-Filistin çatışmasının kök sebebine bakmadan bölgede bir barış ve istikrar sağlamak mümkün olmayacaktır. İsrail-Filistin çatışması 2023 yılının 7 Ekim’inde başlamadı. Bu çatışma belli bir Filistinli fraksiyon veya grupla alakalı değildir. Bu çatışma bir önceki yüzyıla kadar uzanmaktadır. Ancak barışın önündeki gerçek engel çok barizdir. İsrail’in Filistin topraklarındaki işgalinin daha da derinleşmesi Doğu Kudüs de dahil olmak üzere. Ve iki devletli çözümün uygulanmaması, İsrail-Filistin’in yan yana yana yaşaması çözümünün hayata geçirilmemesidir.
Şu anda Filistinliler İsrail’in boğucu işgali altında çok zor koşullarda yaşamaktadır. On yıllardır devam eden İsrail işgali Filistin halkının kendi temel insan haklarından mahrum olmasına neden olmanın yanında İsrail’in merhametine bağımlı hale getirilmiştir Filistinlileri. Filistinlilerin yaşam alanlarına el konulmuş, geçim kaynaklarına el konulmuştur. 21. Yüzyılda hala bu uygulamalar devam etmektedir. Bazen bu uygulamalar orta çağa ve daha kötüsüne benzemektedir. Filistinliler kendi haklarını ve kendi onurlarını istemektedirler. İsrail’in devam eden işgali ve İsrail’in devam eden ve bilerek uzatılan işgali ve bunun yanında bütün insiyatifleri başarısızlığa uğratan politikaları maalesef Filistinlilerin ülkelerinden edilmeleri ve arafta kalmalarına neden olmuştur ve birçok nesil umutsuz ve yapacak bir şeyi bulunmadan ortada kalmıştır. İsrail’in son dönemdeki yapmış olduğu eylemler Doğu Kudüs dahil olmak üzere İsrail’in işgali altındaki Filistin topraklarının statüsünü değiştirmeyi amaçlamaktadır. Koşulsuz olarak kabul edilemezdir ve Birleşmiş Millerler kararlarına da aykırıdır.
Türkiye yazılı bir beyanını 6 Şubat 2023 tarihi itibarıyla zaten sunmuştur mahkemenin ilgili kararına cevaben. Mahkemenin ortaya koymuş olduğu sorular esasında çok daha geniştir. Ama Türkiye’nin yazılı beyanı kutsal toprakların statüsü ve Kudüs’ün statüsü ile sınırlı kalmış buraya odaklanmıştır. Bu beyan herhangi bir konudaki mevcut hukuki durumu da etkilememektedir. Mahkemeden bir görüş sormuştur Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, dolayısıyla bizim bu noktada sadece kutsal toprakların statüsüne olan odaklanmamız diğer kısımları etkilemeyecektir.
Uluslararası camiaya çatışmanın temel kök sebeplerini ortaya koymak, anlatmak istiyorum. Bu da Filistinliler arasında ve uluslararası camia içerisinde bunun daha iyi anlaşılmasını istiyoruz. Maalesef BMGK birincil sorumluluğu, uluslararası barış ve istikrarın sağlanması ve idame ettirilmesidir. BMGK bu görevde başarısız olmuştur. BM’nin üyelerinin çok büyük bir kısmı kahir ekseriyeti şu anda Gazze’de meydana gelmekte olan konuları kınasa da ve bölgeye insani yardımın gönderilmesini istese de maalesef şu ana kadar BMGK bu noktada böyle bir adım atma konusunda başarısız olmuştur. Bu konudaki çabalar da sonuçsuz kalmıştır.
Aynı minvalde işgal altındaki topraklardaki durum da çok sayıda karar alınmasına rağmen BMGK tarafından ve BM Genel Kurulu tarafından hiçbir zaman için iyileşmemiştir. İsrail, hukuk dışı tek taraflı eylemlerine devam etmiş ve BM kararlarını hiçe saymıştır. İki devletli vizyonu tehlikeye atmıştır. Hukuk dışı yerleşim çalışmaları genişleyerek devam etmiş ve şu anda da işgal altındaki Filistin’in Doğu Kudüs’te dahil olmak üzere artık topraklarında kalıcı barışın gelmesi konusuna da çok büyük balta vurmaktadır. Bu yerleşimler konusunda İsrail bölgede işgal altında tuttuğu toprakların nüfus yapısını değiştirmektedir. Filistinlilerin evlerini yıkmaktadır ve diğer taraftan da İsrail güvenlik kuvvetlerinin koruması altında yeni yerleşimciler Yahudi yerleşimciler için inşaatlar da devam etmektedir.
İsrail-Filistin çatışmasının en önemli unsurlarından bir tanesi de kutsal mekanların statüsünün belirlenmesi ve korunmasıdır. Doğu Kudüs’te El Aksa Camii ve Harem-i Şerif ki bunlar tüm dünyadaki Müslümanlar için kutsal yerlerdir. Kutsallıkları mutlaka bütün zamanlarda geçmişten bugüne hep korunmuştur ve korunmak durumundadır. Kudüs’teki Harem-i Şerif de dahil olmak üzere Osmanlı döneminde buraların korunmasına başlanmış ve bugüne kadar hep korunmuştur bu bölgelerin kutsallığı. 2023 yılının nisan ayında El Aksa Camii’ne İsrail güvenlik kuvvetleri saldırıda bulunmuş ve Ramazan ayı içerisinde yüzlerce Müslümanı ibadet esnasında tutuklamıştır. İsrail güvenlik kuvvetleri Harem-i Şerif’e girmekte olan Yahudiler için yer açmıştır ve orada Müslümanlar ibadet ederken böyle bir uygulama gerçekleştirmiştir. Çok iyi bilinen bu gelişmelerin ışığında İsrail netice itibarıyla daha fazla toprağı kontrol altına almıştır ve BMGK’nin 181 sayılı kararını da ihlal etmiştir. Ortaya bir yeşil hat çıkmıştır.
1967 yılında haziran ayında bildiğiniz gibi İsrail, Gazze Şeridi’ne, Batı Şeria’ya ve Doğu Kudüs’e bir harekat başlatmıştır. O günden bu güne BMGK ve BM Genel Kurulu defalarca karar almıştır ve bu bölgedeki askeri çalışmaların uluslararası hukuka aykırı olduğunu teyit etmiştir. İdari ve hukuki anlamda birçok karar almıştır. İsrail’in atmış olduğu adımların Kudüs’ün işgali konusundaki adımların bu bölgede kamulaştırmalar, topraklara ve yaşanan yerlere el koymaları bunların hepsinin geçersiz olduğu konusunda kararlar alınmıştır BM tarafından.
Bunun da ötesinde BMGK Kudüs şehrinin statüsünün değiştirilmesi yönünde atılan bütün adımları kınamıştır. BMGK’da 1967 yılının 4 Temmuz’unda almış olduğu bir kararla birlikte İsrail’in Kudüs şehrinin statüsünü değiştirme yönündeki attığı adımların geçersiz kılınması için bir karar almıştır. Ancak bu noktada İsrail zaten bu adımları atmıştır ve durumu değiştirmek üzere herhangi bir geri adım atmamıştır. BMGK yine 1968 yılının 16 Temmuz’unda almış olduğu kararla bunu da teyit etmiştir. 1980 yılında haziran ayında İsrail parlamentosu bir temel kanun çıkarmıştır. Bu kanun uyarınca da Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak ilan etmiştir. Birleşmiş Kudüs’ün İsrail’in başkenti olduğunu ortaya koymuştur. Bu da İsrail’in Kudüs şehrinin statüsü ile ilgili değiştirme adımı olarak açık bir şekilde karşımızda durmaktadır.
BM Güvenlik Kurulu 1980 yılında 478 sayılı kararı ile birlikte İsrail’in atmış olduğu bu adımların uluslararası hukukun ihlali olduğuna karar vermiştir. Bu bağlamda bütün hukuki ve idari anlamda İsrail’i işgalci güç olarak atmış olduğu bu adımların Kudüs şehrinin statüsünün değiştirilmesine yönelik olduğunu ve bu noktada bir ihlal olduğunu ortaya koymuştur. Bu adımların mutlaka geriye dönük olarak değiştirilmesi gerektiğini bildirmiştir. BMGK aynı zamanda en ağır şekilde İsrail’in Kudüs’ün başkent olarak ilan edilen kanunu da kınamıştır. Bunun da ötesinde BMGK İsrail’in Kudüs’ü başkent ilan edilişini tanımamıştır ve İsrail’in bu yapmış olduğu adımında yine bir başka kararla birlikte Kudüs şehrinin statüsünün değiştirilmesine yönelik bir adım olduğunun altını çizmiştir. Aynı zamanda yine bundan sonraki dönemde alınan kararlarda da Kudüs şehrinin statüsü ile ilgili bir değişikliğe sebep olabilecek her türlü eylemin önüne geçilmesinin gerekliliği belirtilmiştir.
Yine aynı zamanda sonraki dönemde BMGK’nin almış olduğu kararlar doğrultusunda tüm tarafların adım atması gerektiğini belirtmiştir. Bunların içerisinde şunlar var; 1967 sınırlarının ötesinde yapılacak her türlü sınır değişikliğinin tanınmaması, taraflar tarafından kendi yaptıkları müzakereler ile kabul edilmediği sürece Kudüs ile ilgili bir düzenlemenin yapılmaması ve İsrail’in işgal ettiği topraklar üzerinde egemenliğinin İsrail devleti toprağı olarak tanınmaması. İsrail toprakları ve 1967’den bu yana işgal ettiği topraklar ayrımı burada yapılmaktadır. Birçok ülke maalesef BMGK’nin ortaya koymuş olduğu bu prensiplerden caymıştır. İsrail’in tek taraflı olarak atmış olduğu işgal altındaki Filistin topraklarında atmış olduğu adımlara uluslararası camianın da yaklaşımı bellidir.”
Ayrıntılar geliyor…
]]>Lahey’deki Uluslararası Adalet Divanı’nda 19 Şubat’ta başlayan davada, Dışişleri Bakan Yardımcısı Büyükelçi Ahmet Yıldız bugün Türkiye’nin görüşlerini dile getirecek.
Yaklaşık 30 dakika sürecek sunumda Büyükelçi Yıldız, 1967 yılından bu yana İsrail’in Filistin topraklarında sürdürdüğü hukuksuz uygulamalara ilişkin Ankara’nın görüşlerini aktaracak.
Duruşmaların son gününde Türkiye’nin yanı sıra, İspanya, Arap Birliği, İslam İşbirliği Teşkilatı ve Afrika Birliği de sözlü beyanlarını açıklayacak.
Birleşmiş Milletler’in (BM) kurulduğu 1945 yılından bu yana en çok katılımcının yer aldığı davada, 52 ülke ve üç kurum, İsrail’in Filistin topraklarındaki eylemlerine ilişkin görüşlerini aktarmış olacak.
Bu dava, Güney Afrika Cumhuriyeti’nin soykırım suçlamasıyla İsrail hakkında açtığı ve 26 Ocak’ta kabul edilen davadan farklı.
Dava nasıl gündeme geldi?
Davanın açılmasına, 2021 – 2022 yılları arasında Filistin topraklarındaki durumu kapsamlı bir şekilde inceleyen BM İnsan Hakları Konseyi’nin hazırladığı rapor kaynak teşkil etti.
Raporda, İsrail’in politikalarının insan haklarını ve savaş yasalarını ihlal ettiği vurgulandı.
Bunun üzerine BM Genel Kurulu, “İsrail’in Doğu Kudüs de dahil olmak üzere işgal altındaki Filistin topraklarındaki politika ve uygulamalarının hukuki sonuçlarına” ilişkin bir kararı kabul etti.
Ardından Birleşmiş Milletler yönetimi, 2022 yılı sonunda, tavsiye amacıyla Uluslararası Adalet Divanı’nın görüşünü talep etti.
BM Genel Kurulu’ndaki oylamada Rusya Çin ve Arap ülkeleri, bu talep lehine oy kullanırken İsrail, ABD, Almanya’nın da aralarında olduğu 27 ülke karşı çıktı.
Uluslararası hukuk uzmanlarına göre BM’nin başvurusu, Uluslararası Adalet Divanı’nın, İsrail’in Filistin topraklarındaki eylemleri konusunda resmi ve kapsamlı bir karar almasını öngörüyor.
BM, 1967 yılından bu yana gündemde olan İsrail işgalinin niteliği ve Filistinlilerin kendi kaderini tayin hakkı konusunda mahkemenin vereceği kararı bunun ve uluslararası toplum açısından yaratacağı hukuki sonuçları görmek istiyor.
Dava neden önem taşıyor?
Belçikalı kamu yayıncısı VRT’ye değerlendirmelerde bulunan Londra’daki Queen Mary Üniversitesi uluslararası hukuk uzmanı Prof. Dr. Dimitri Van Den Meerssche’ye göre, mahkeme, İsrail işgalinin yasa dışı olduğuna karar verirse, işgalin derhal sona erdirilmesi gerekiyor.
Van Den Meersche’ye göre, böyle bir karar yalnızca İsrail’e değil, aynı zamanda Birleşmiş Milletler’in tüm üye devletlerine de sorumluluk yükleyecek.
Belçika’daki Leuven Üniversitesi’nden uluslararası hukuk uzmanı Prof. Dr. Jan Wouters da, Uluslararası Adalet Divanı’nın alacağı kararın, diğer BM üye ülkeleri açısından bağlayıcı olmasa da, güçlü bir etkiye sahip olacağının altını çiziyor.
Wouters, VRT’ye yaptığı açıklamada, Uluslararası Adalet Divanı’nın alacağı kararın, üye ülkeleri harekete geçirmek ve İsrail üzerinde baskı oluşturmak için kullanılacağına işaret etti.
Uluslararası Adalet Divanı’nın vereceği kararın ne gibi bir etkisi olacak?
Uluslararası hukuk uzmanlarına göre, Lahey’deki mahkemenin kararı bir tavsiye niteliğinde ve alınacak kararının hukuki bağlayıcılığı bulunmuyor.
İsrail ve ona destek veren ülkelerin, Uluslararası Adalet Divanı kararını görmezden gelme olasılığı oldukça yüksek.
Ancak, siyasal ahlak açısından güçlü bir etkiye sahip olan bu tür kararlar, İsrail üzerindeki diplomatik baskıyı arttırması ve Filistin topraklarındaki uygulamalarının daha yakından izlenmesi açısından büyük önem taşıyor.
Uluslararası Adalet Divanı’nın alacağı kararın neleri içermesi bekleniyor?
Prof. Dr. Dimitri Van Den Meerssche’ye göre, BM, öncelikle Uluslararası Adalet Divanı’nın, İsrail’in Filistin topraklarındaki eylemlerinin ve işgalin yasal olup olmadığını belirlemesini istiyor.
Mahkemenin alacağı karar, eğer bu işgal Filistin halkının kendi kaderini tayin hakkını ihlal ediyorsa, bunun ne gibi hukuki sonuçlar doğurduğunu da ortaya koyacak.
Mahkeme kararı doğrultusunda İsrail işgalinin uzun vadeli etkisi, yerleşimler, demografik değişimler, ilhaklar, işgal altındaki topraklardaki ayrımcı mevzuat ve bazı insani unsurlar gibi sonuçları da mercek altına alınacak.
Dördüncü Cenevre Sözleşmesi’ne göre işgal edilen bölgelerdeki nüfusun zorla yer değiştirmesinin yasaklandığına işaret eden Van Den Meerssche, uluslararası hukuka göre, işgalin geçici olması ve işgal edilen bölgenin demografik yapısının değiştirilemeyeceğini vurguluyor.
Prof. Dr. Jan Wouters da, Filistin sorunu konusunda 57 yıldır “savunulamaz bir durumda olduğunu” düşünen BM’nin, bu dava ile işgal altındaki toprakların durumunu uluslararası hukuk açışından yorumlamak istediğini söylüyor.
İsrail yönetiminin davaya tepkisi ne?
İsrail, bunun, Uluslararası Adalet Divanı’nın karar vermesi gereken bir konu olmadığını savunuyor. Bu nedenle duruşmalara katılmama ve Lahey’e heyet göndermeme kararı aldı.
İsrail tarafı, barış sürecinin hukuki değil, diplomatik kanallardan sürdürülmesi gereken siyasi bir süreç olduğunu öne sürüyor.
İsrail, Filistin topraklarındaki eylemlerinin de işgal olmadığını iddia ediyor.
İsrail, 1967’den önce Filistin devleti bulunmadığı için işgal altındaki yerleri, “tartışmalı bölgeler” olarak tanımlıyor.
Prof. Dr. Van Den Meerssche, “tartışmalı bölgeler” iddiasının İsrail tarafından onlarca yıldır kullanıldığını ancak yasal olarak ciddiye alınmadığını vurguluyor.
Prof. Dr. Jan Wouters de İsrail’in, 2004’te olduğu gibi, uluslararası mahkemenin tavsiyesini görmezden gelme ihtimalinin yüksek olduğuna işaret ediyor.
Uluslararası mahkeme, 2004 yılında aldığı tavsiye kararında, İsrail’in Batı Şeria’da inşa ettiği duvarın Dördüncü Cenevre Sözleşmesi’nin 49. maddesini ihlal ettiğini bildirmişti.
İsrail yönetimi, bu kararı görmezden geldi.
]]>Sullivan, NBC ve CNN’e röportaj verdi. ABD Başkanı Joe Biden’a Refah’taki sivillerin korunmasına ilişkin bir plan sunulmadığını kaydeden Sullivan, ” Gazze’nin diğer tarafında yürütülen operasyonlar nedeniyle küçücük bir alana sıkıştırılmış 1 milyon kişiden bahsediyoruz. Aynı zamanda tüm insani yardım sistemi de burada.” dedi.
“ASKERİ OPERASYON İSTEMİYORUZ”
Sullivan, sivilleri koruyacak, güvenlik, gıda, kıyafet ve barınak sağlayacak bir plan olmadan Refah’ta ilave “askeri operasyon” istemediklerini İsrailli yetkililerle tüm görüşmelerinde açık bir şekilde dile getirdiklerini belirtti. Planı görene kadar Biden’ın İsrail’e silah satışını askıya alma ihtimali bulunup bulunmadığının sorulması üzerine Sullivan, varsayımda bulunmak istemediğini, görüşlerini İsrail’e net bir şekilde aktardıklarını, bu çerçevede Tel Aviv’in dönüş yapmasını beklediklerini bildirdi.
“ATEŞKES GÖRÜŞMELERİNDE GENEL BİR ANLAYIŞ SAĞLANDI”
Sullivan, Paris’te ABD, İsrail, Mısır ve Katar arasında yürütülen görüşmelerle ilgili ise detaya girmeyeceğini ancak esir takası ve çatışmalara aranın nasıl yürütüleceği konusunda “genel bir anlayış” sağlandığını dile getirdi. Mısır ve Hamas yetkililerinin Katar’da ilave görüşmeler yapacağını aktaran Sullivan, konuya ilişkin nihai anlaşma sağlanması için çalışmaların sürdüğünü ifade ederek, “Bekleyip, göreceğiz.” dedi.
YERİNDE EDİLMİŞ FİLİSTİNLİLERİN SIĞINDIĞI REFAH
Gazze’nin güneyinde Mısır sınırında yer alan Refah şehri, İsrail saldırılarından önce yaklaşık 280 bin Filistinliye ev sahipliği yapıyordu. İsrail’in 7 Ekim’deki saldırıları nedeniyle 2,3 milyon nüfusa sahip Gazze Şeridi’nde 1,9 milyon kişi yerinden oldu. Yerinden edilen Filistinlilerin büyük bölümü, İsrail’in daha önce “güvenli olduğunu” iddia ettiği Refah’a sığındı. Kuzey bölgelerden gelenlerle Refah’ın nüfusu 4 katından fazla artarak 1,4 milyona ulaştı. Yeterli konut olmaması nedeniyle Refah’a sığınan Filistinlilerin büyük bir bölümü derme çatma çadırlardan oluşan kamplarda yaşam mücadelesi veriyor.
İSRAİL’İN REFAH PLANI
İsrail güçleri, Refah kentini sık sık hava saldırılarıyla hedef alıyor. İsrail’in Refah kentine kara saldırısı başlatması halinde sivillerin Gazze Şeridi’nde sığınacak bir yerinin kalmayacağından endişe ediliyor. Netanyahu, 9 Şubat’ta İsrail ordusu ve güvenlik teşkilatına “Refah’a saldırı planı hazırlanması” talimatını vermişti.
İSRAİL’İN GAZZE’Yİ İŞGALİNDE SON DURUM
Hamas’ın silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları, “Filistinlilere ve başta Mescid-i Aksa olmak üzere kutsal değerlere yönelik sürekli ihlallere karşılık verme” gerekçesiyle İsrail’e 7 Ekim 2023’te kapsamlı saldırı düzenledi. İsrail, 7 Ekim’deki saldırılarda 1200 İsraillinin öldüğünü, 5 bin 132 kişinin de yaralandığını açıkladı.
GAZZE’DEKİ CAN KAYBI 30 BİNE YAKLAŞTI
İsrail’in 7 Ekim’den bu yana Gazze Şeridi’ne düzenlediği saldırılarda en az 12 bin 660’ı çocuk, 8 bin 570’i kadın olmak üzere 29 bin 692 Filistinli öldürüldü, 69 bin 879 kişi yaralandı. Enkaz altında halen binlerce ölü olduğu bildirilirken, halkın sığındığı hastane ve eğitim kurumları hedef alınarak sivil altyapı da tahrip ediliyor. İşgal altındaki Batı Şeria ve Doğu Kudüs’te de 7 Ekim 2023’ten bu yana İsrail güçleri ile yasa dışı Yahudi yerleşimcilerin saldırılarında 403 Filistinli hayatını kaybetti.
579 İSRAİL ASKERİ ÖLDÜRÜLDÜ
İsrail ordusu, Gazze Şeridi’ne saldırılarının başladığı 7 Ekim’den bu yana 240’ı karadan işgal sürecinde olmak üzere 579 askerinin öldürüldüğünü duyurdu.
24 KASIM’DAKİ ATEŞKES
Çatışmalara 24 Kasım 2023’te 4 günlüğüne verilen ve daha sonra 3 gün daha uzatılan “insani ara”da 81 İsrailli ve 240 Filistinli esir karşılıklı serbest bırakıldı. Öte yandan İsrail, binlerce Filistinliyi alıkoyup hapsetmeye devam etti.
LÜBNAN SINIRI DA HAREKETLİ
İsrail ordusu ile Hizbullah arasında 8 Ekim 2023’ten bu yana yaşanan çatışmalarda 212 Hizbullah mensubu, 11 Emel mensubu, 12 Filistin İslami Cihad Hareketi ve 12 Hamas Hareketi mensubunun yanı sıra 43 Lübnanlı sivil, 1’i asker 2 Lübnan güvenlik görevlisi, 6 İsrailli sivil ve 11 İsrail askeri hayatını kaybetti.
]]>Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan CNN’e yaptığı açıklamada, İsrail, ABD, Mısır ve Katar temsilcilerinin anlaşmanın “ana hatları” konusunda bir mutabakata vardıklarını söyledi.
Anlaşmanın halen müzakere aşamasında olduğunu belirten Sullivan, Katar ve Mısır’ın Hamas ile dolaylı görüşmeler yapması gerektiğini de sözlerine ekledi.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ise CBS’e yaptığı açıklamada, görüşmelerden bir rehine anlaşması çıkıp çıkmayacağının henüz belli olmadığını belirterek, ayrıntılara girmekten kaçındı, ancak Hamas’ın daha makul taleplerde bulunması gerektiğini söyledi.
Öte yandan, Cumartesi günü Paris’te yapılan görüşmelerde ilerleme kaydedildiği haberlerinin ardından İsrail savaş kabinesi de Gazze’de ateşkes anlaşması görüşmeleri hakkında bilgilendirildi.
Paris görüşmeleri, Gazze’de ateşkesi ve rehinelerin iadesini sağlamayı amaçlayan müzakerelerin bir parçası olarak İsrail ile Mısır, Katar ve ABD’den arabulucular arasında yürütüldü.
Varılacak bir anlaşma aynı zamanda İsrail’de tutulan Filistinli mahkumların da serbest bırakılmasını öngörüyor.
Netanyahu sosyal medya platformu X’te paylaştığı mesajda, “Rehinelerimizin serbest bırakılması için başka bir taslak elde etmeye çalışıyoruz. Bu nedenle Paris’e bir heyet gönderdim ve bu akşam müzakerelerde atılacak bir sonraki adımları görüşeceğiz” diye yazdı.
Daha sonra İsrail’in bu hafta Katar’a yeni görüşmeler için bir heyet göndereceği bildirildi.
Göstericilere polisten sert müdahale
Tel Aviv’de Başbakan Binyamin Netanyahu’nun istifasını isteyen gösteriler polis tarafından dağıtıldı.
Demokrasi Meydanı’na gitmeye çalışan göstericilere atlı çevik kuvvet polisleri saldırdı.
Hamas’ın 7 Ekim’de İsrail’e düzenlediği saldırılardan önce de İsrail’de hükümet karşıtı gösteriler nispeten sık görülüyordu.
Ancak Cumartesi günkü gösterilerde Ekim ayından bu yana polis ilk kez daha sert önlemlere başvurdu.
Göstericiler, Gazze’deki savaşta hükümeti rehineleri kurtarmak yerine Hamas’ı yenme güdüsüyle hareket etmekle eleştiriyor.
Ana muhalefet lideri Yair Lapid, İsrail ordu karargahı önünde toplanan göstericilere yönelik saldırgan tutumundan dolayı polisi eleştirdi.
Gösteride en az 21 kişinin tutuklandığı ve onlarca kişinin yaralandığı bildirildi.
Hükümet karşıtı protestoların yanı sıra İsrailli rehinelerin aileleri de savaşa diplomatik bir çözüm bulunması ve rehinelerin geri dönüşüne odaklanılması çağrısında bulunmak üzere şehirde toplandı.
‘Savaşın sonu demek değil’
Cumartesi günü erken saatlerde İsrail medyası Paris’teki görüşmelerde bir rehine ve ateşkes anlaşması konusunda ilerleme kaydedildiğini duyurdu.
İsrail’in istihbarat şefi David Barnea, Cumartesi günü Fransa’nın başkenti Paris’te Mısır, Katar ve ABD’den arabulucularla bir araya geldi.
Görüşmelerde daha sonraki müzakerelerin temelini oluşturacak bir anlaşmanın ana hatları üzerinde mutabık kalındığı ve bu anlaşmanın Cumartesi gecesi İsrail savaş kabinesine sunulduğu bildirildi.
İsrail medyası savaş kabinesinin Katar’a bir heyet göndermeyi kabul ettiğini ve heyetin bir hafta sürecek bir ateşkes ve İsrail’de tutulan yüzlerce Filistinli mahkum karşılığında rehinelerin serbest bırakılmasını öngören bir anlaşma üzerinde müzakerelere devam edeceğini bildiriyor.
Ancak İsrail ulusal güvenlik danışmanı Tzachi Hanegbi Cumartesi akşamı televizyonda yayınlanan bir röportajda “Böyle bir anlaşma savaşın sona erdiği anlamına gelmez” dedi.
Görüşmeleri yakından takip eden üst düzey bir Filistinli yetkili daha önce BBC’ye yaptığı açıklamada Paris’te gerçek bir ilerleme kaydedilmediğini söylemiş ve müzakerecileri Hamas üzerindeki baskıyı arttırmak için yanlış bilgi sızdırmakla suçlamıştı.
Hamas, bir anlaşmaya varılması konusunda ilerleme kaydedildiğine dair son haberler hakkında yorum yapmadı.
‘Biden Refah konusunda bilgilendirilmedi’
Bu arada Gazze’de çatışmalar ve hava saldırıları can almaya devam ediyor.
Netanyahu, X’teki paylaşımında, 1,5 milyona yakın insanın sıkışıp kaldığı Gazze’nin güneyinde, Mısır sınırındaki Refah’a yönelik operasyon planlarını onaylamak için bu hafta kabinesini toplayacağını söyledi.
Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Danışmanı Sullivan Pazar günü NBC’ye verdiği mülakatta, ABD Başkanı Joe Biden’ın İsrail’in Refah’taki askeri operasyon planları hakkında bilgilendirilmediğini ancak sivil yaşamın korunması gerektiğine inandığını söyledi.
Sullivan, “Bu sivilleri korumak, onları güvenli bir yere götürmek, beslemek, giydirmek ve barındırmak için açık ve uygulanabilir bir plan olmadığı sürece Refah’ta bir operasyonun, büyük bir askeri operasyonun devam etmesi gerektiğine inanmıyoruz” dedi.
İsrail savaş kabinesi üyesi Benny Gantz, Hamas’ın 10 Mart’a kadar Gazze’de tuttuğu tüm rehineleri serbest bırakmaması halinde .
İsrail’in artan hava saldırıları yardım operasyonlarını engelliyor.
Yardım kuruluşları ve birçok Batılı hükümet Refah’a yapılacak bir saldırının sonuçlarının korkunç olabileceği konusunda uyarıda bulundu.
BM’nin Filistinli mültecilere yardım kuruluşu UNRWA, halk çaresizlikten konvoyları yağmalaması nedeniyle Gazze’nin kuzeyine yardım sevkiyatını durdurduğunu açıkladı. UNRWA’nın kamyonlarından biri de 5 Şubat’ta İsrail ateşiyle vuruldu.
Hamas tarafından yönetilen sağlık bakanlığı, İsrail saldırılarında en az 29.600 Filistinlinin öldüğünü ve Gazze’de enkaz altında binlerce cesedin daha olduğunu açıkladı.
7 Ekim’de Hamas’ın İsrail’e düzenlediği saldırılarda yaklaşık 1200 İsrailli öldü ve yaklaşık 250 kişi rehin alınmış, rehinelerin bir kısmı serbest bırakılmıştı.
]]>İsrail’in Gazze Şeridi’ne saldırıları sürerken ateşkes görüşmeleri de Katar ve Fransa’da devam ediyor. Mısır medyası ateşkes müzakerelerine Katar’ın başkenti Doha’da yeniden başlandığında duyururken, Paris’teki görüşmelerde ise ateşkes taslağının oluşturulduğu bildirildi. Paris’te hazırlanan ateşkes taslağına göre, ateşkesin ilk aşaması 6 hafta sürecek, Gazze Şeridi’ndeki 35 kadar İsrailli esir serbest kalacak.
DOHA’DAKİ MÜZAKERELER BAŞLADI
Mısır’daki yönetime yakın el-İhbariyye haber kanalı, güvenilir kaynaklara dayandırdığı haberinde, Katar’ın başkenti Doha’da Gazze Şeridi’nde ateşkes sağlanması amacıyla uzmanlar düzeyinde müzakerelere başlandığını duyurdu. Müzakerelerin ne zaman başladığı ve gelişmelere dair ayrıntılı bilgi verilmezken, konuya ilişkin diğer ilgili taraflardan henüz resmi bir açıklama yapılmadı. Ayrıca haberde, Doha’daki görüşmelerin ardından toplantıların Kahire’de devam edeceğine işaret edildi.
İSRAİL, KATAR’A HEYET GÖNDERECEK
Öte yandan İsrail Kanal 12 televizyonu, İsrailli bir yetkiliden aktardığı bilgide, Gazze’de alıkonulan esirlerin serbest bırakılması için görüşmelerde ilerleme kaydedildiğini ayrıca, tüm ayrıntıları görüşmek üzere gelecek birkaç gün içinde Katar’a bir heyet gönderileceğini duyurdu.
ESİR TAKASI İÇİN HAMAS’IN ŞARTI: GAZZE’DEKİ SAVAŞ BİTMELİ
İsrail resmi televizyonu ise, Kahire’de daha önce yapılan görüşmelerde, esir takası için Hamas’ın Gazze’de savaşın bitirilmesi şartında ısrar etmiş olduğunu hatırlattı.
PARİS’TEKİ GÖRÜŞMELER: ATEŞKESİN İLK AŞAMASI 6 HAFTA SÜRECEK
Diğer tarafından Fransa’nın başkenti Paris’te oluşturulan taraflar arasındaki başka bir ateşkes taslağına göre, Hamas ile İsrail arasında arabulucuların müzakere ettiği Gazze Şeridi’nde ateşkes ve karşılıklı esir takası uzlaşısının aşamalı olacağı, ilk başta 6 haftalık bir ateşkes ve Gazze’deki 35 kadar İsrailli esirin serbest bırakılmasının planlandığı belirtildi.
Arapça yayın yapan Londra merkezli Şark el-Avsat’ın Filistinli kaynaklara dayandırdığı habere göre, ateşkesin birinci aşamasında Gazze Şeridi’ndeki 35 kadar İsrailli serbest bırakılacak, İsrail hapishanelerindeki yüzlerce Filistinli esir de salıverilecek.
NETANYAHU: ANLAŞMA ÜZERİNDE ÇALIŞIYORUZ
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu da gelişmelere ilişkin bir açıklama yaptı. ABD merkezli CBS kanalına konuşan Netanyahu, “Hepimiz rehine anlaşması üzerinde çalışıyoruz. Anlaşmaya varıp varamayacağımızı söyleyemem” dedi.
Hamas’ın “makul bir duruma gelmesi” gerektiğini belirten Netanyahu, “Gazze’deki Filistinli sivillerin tahliyesini” ve “Hamas’ın kalan taburlarının yok edilmesine yönelik bir operasyonu” içeren ikili bir askeri planı gözden geçirmek üzere kurmaylarıyla bir araya geleceğini de sözlerine ekledi. İsrail Başbakanı, “Eğer bir anlaşma yaparsak, bu biraz gecikecek ama gerçekleşecek. Anlaşma olmazsa da yine de yapacağız.” dedi.
ABD: TEMEL HATLAR ÜZERİNDE ANLAŞMAYA VARILDI
Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan, I·srail, Mısır, Katar ve ABD’nin, geçici ateşkes için rehine anlaşmasının temel hatları konusunda mutabakata vardığını açıkladı. Sullivan, anlaşmasının hala müzakere aşamasında olduğunu ve Katar ile Mısır’ın Hamas ile dolaylı görüşmeler yapması gerekeceğini bildirdi.
İSRAİL’İN GAZZE’Yİ İŞGALİNDE SON DURUM
Hamas’ın silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları, “Filistinlilere ve başta Mescid-i Aksa olmak üzere kutsal değerlere yönelik sürekli ihlallere karşılık verme” gerekçesiyle İsrail’e 7 Ekim 2023’te kapsamlı saldırı düzenledi. İsrail, 7 Ekim’deki saldırılarda 1200 İsraillinin öldüğünü, 5 bin 132 kişinin de yaralandığını açıkladı.
GAZZE’DEKİ CAN KAYBI 30 BİNE YAKLAŞTI
İsrail’in 7 Ekim’den bu yana Gazze Şeridi’ne düzenlediği saldırılarda en az 12 bin 660’ı çocuk, 8 bin 570’i kadın olmak üzere 29 bin 692 Filistinli öldürüldü, 69 bin 879 kişi yaralandı. Enkaz altında halen binlerce ölü olduğu bildirilirken, halkın sığındığı hastane ve eğitim kurumları hedef alınarak sivil altyapı da tahrip ediliyor. İşgal altındaki Batı Şeria ve Doğu Kudüs’te de 7 Ekim 2023’ten bu yana İsrail güçleri ile yasa dışı Yahudi yerleşimcilerin saldırılarında 403 Filistinli hayatını kaybetti.
579 İSRAİL ASKERİ ÖLDÜRÜLDÜ
İsrail ordusu, Gazze Şeridi’ne saldırılarının başladığı 7 Ekim’den bu yana 240’ı karadan işgal sürecinde olmak üzere 579 askerinin öldürüldüğünü duyurdu.
24 KASIM’DAKİ ATEŞKES
Çatışmalara 24 Kasım 2023’te 4 günlüğüne verilen ve daha sonra 3 gün daha uzatılan “insani ara”da 81 İsrailli ve 240 Filistinli esir karşılıklı serbest bırakıldı. Öte yandan İsrail, binlerce Filistinliyi alıkoyup hapsetmeye devam etti.
LÜBNAN SINIRI DA HAREKETLİ
İsrail ordusu ile Hizbullah arasında 8 Ekim 2023’ten bu yana yaşanan çatışmalarda 212 Hizbullah mensubu, 11 Emel mensubu, 12 Filistin İslami Cihad Hareketi ve 12 Hamas Hareketi mensubunun yanı sıra 43 Lübnanlı sivil, 1’i asker 2 Lübnan güvenlik görevlisi, 6 İsrailli sivil ve 11 İsrail askeri hayatını kaybetti.
]]>İletişim Başkanı Fahrettin Altun, İslam İşbirliği Teşkilatı Enformasyon Bakanları Olağanüstü Toplantısı’nda konuştu
İSTANBUL – İslam İşbirliği Teşkilatı Enformasyon Bakanları Olağanüstü Toplantısı’nda konuşan İletişim Başkanı Fahrettin Altun, “İsrail’in pervasızca hareket etmesinin sebebi uluslararası sistemin adaletsizliğidir. Bu sistemin revizyonu elzemdir” dedi.
İslam İşbirliği Teşkilatı Enformasyon Bakanları Olağanüstü Toplantısı Beşiktaş’ta bir otelde gerçekleşti. Saat 16.00’da başlayan programa Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun’un yanı sıra teşkilata üye ülkelerin enformasyon bakanları da katıldı. Toplantıda konuşan İletişim Başkanı Fahrettin Altun, İsrail’in Filistin toprakları üzerindeki saldırılarının artarak devam ettiğini ve İsrail’in bu denli pervasızca hareket etmesinin arkasında uluslararası sistemin adaletsizliğinin olduğunu söyledi. İsrail’in Gazze’de gazetecileri de hedef alarak hakikati örtbas etmek istediğini ve çeşitli dezenformasyon çalışmaları yürüttüğünü belirten Altun, Türkiye olarak İsrail dezenformasyonları ile sonuna kadar mücadele edeceklerini ve İsrail’in hakikati susturmasına müsaade etmeyeceklerini söyledi.
“İsrail, Gazze’de bu saldırılarda insanlığa karşı apaçık bir suç işlemiştir”
İsrail’in işlediği savaş suçlarını uluslararası hukuk kurallarındaki maddelerden örneklerle anlatan İletişim Başkanı Fahrettin Altun, “Bugünkü müzakerelerimizi en temelde iki ana başlık altında gerçekleştireceğiz. İsrail’in artan dezenformasyonları ve hakikatin sözcüleri gazetecilere yönelik katliam girişimleri. 7 Ekim 2023 tarihinden bu yana İsrail, zulümlerini kat be kat artırmış, dünyanın gördüğü en büyük katliamları, soykırımı Gazze’de, Filistin topraklarında hayata geçirmiştir. İsrail’in zulüm tarihi söz konusu olduğunda 7 Ekim’i bir milad, nevzuhur bir hadise olarak görmek bir illüzyondur, bir yanılsamadır. 7 Ekim ne bir milattır, ne nevzuhur bir zulümdür ne de sebeptir. 7 Ekim’den bu yana Gazze’de devam eden İsrail zulmü bir sonuçtur. İsrail, uluslararası hukuk ve teamüllere aykırı olarak zorla toprak kazanma, etnik temizlik, sivillerin kasten öldürülmesi gibi çok çeşitli savaş suçları işlemiştir, işlemeye de devam ediyor. Bu kapsamda İsrail, 7 Ekim’den bu yana açık ve net şekilde gözlemlenebileceği üzere; Ambulansları ve hastaneleri bombalamak suretiyle Roma Statüsü’nün 8’inci maddesinde savaş suçu olarak tanımlanmış olan “sağlık ve ulaşım birimlerine kasten saldırı düzenlemek” suçunu işlemiştir. Sivilleri ve sivil altyapıyı bombalayarak Lahey Sözleşmesinin 25. Maddesini ihlal etmiştir. Dini mekanları, ibadethaneleri, mimari yapıları bombalayarak yine Lahey Sözleşmesinin 4. Maddesini ihlal etmiştir. Uluslararası insancıl hukuk normları su, yiyecek ve ilaç gibi sivil halkın temel ihtiyaçlara erişiminin temin edilmesi, engellenmemesi gerektiğini söyler. İsrail, Gazze’ye gıda, elektrik ve yakıt akışını keserek ve bölgeye giden insani yardımları engelleyerek 4 No’lu Cenevre Sözleşmesinin 23. Maddesini yine ihlal etmiştir. Bu, aynı zamanda Roma Statüsü 7’inci maddede de yer alan ve “insanlığa karşı suçlar” bölümünde kendisine yer bulan cürümlerden biridir. Bunların yanı sıra, İsrail’in, yine Roma Statüsü Madde 8’de savaş suçları arasında sayılan, fosfor bombası gibi çeşitli sözleşmelerle yasaklanmış bulunan birtakım silahları kullandığı da sabittir. İsrail, Gazze’de yaklaşık 30 bin masumu katlettiği bu saldırılarda, bu savaş suçları ile insanlığa karşı apaçık bir suç işlemiştir” dedi.
“İsrail’in pervasızca hareket etmesinin sebebi uluslararası sistemin adaletsizliğidir”
Altun, Filistin konusunda BM başta olmak üzere birçok uluslararası kuruluşun üzerine düşen vazifeleri yerine getirmediğini belirterek, “İsrail’in suçlarını teşhis ederken elbette onun arkasındaki karanlık mahfilleri de teşhis etmeliyiz. İsrail’in bu denli pervasızca hareket etmesinin başlıca sebebi uluslararası sistemin adaletsizliğidir. Birleşmiş Milletler başta olmak üzere birçok uluslararası kuruluşun sorun ve çatışmalardaki işlevsiz yapısı İsrail’in hak ettiği cezayı henüz alamamış olmasının temel müsebbibidir. İsrail suç işlemekte, katliamlar yapmakta ve fakat Batı dünya düzeni tarafından adeta dokunulmaz kılınmaktadır. Bunu kabul edemeyiz. Bugün Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin yapısı katliamlara engel olamadığı gibi ateşkes kararı dahi alamamaktadır. İsrail’in onca ihlale rağmen bir yaptırımla karşılaşmaması, BM Güvenlik Konseyindeki veto ayrıcalığının sorumsuzca ve kötücül bir şekilde kullanılmasının bir neticesidir. Bu durum bizzat uluslararası sistemin içinde bulunduğu çaresizliği de göstermektedir. ve bu sistemin revizyonu elzemdir. Bu sebeple, Türkiye olarak küresel kriz ve çatışmaların çözümünde öncü rol alabilecek uluslararası bir sistemin inşasını ısrarla vurguluyoruz. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın “Dünya Beşten Büyüktür” ve “Daha Adil Bir Dünya Mümkün” anlayışı uluslararası sistemdeki revizyon ihtiyacının en veciz ifadeleridir. Bu şiar doğrultusunda 1967 sınırları içerisinde başkenti Doğu Kudüs olan egemen, bağımsız ve coğrafi bütünlüğü olan bir Filistin Devleti’nin kurulması hepimizin Filistin konusundaki duruşumuzun temelini oluşturmaktadır. Bağımsız bir Filistin devleti kurulmadığı müddetçe İsrail’in katliamlarını durdurmak ve bölgede, küresel alanda kalıcı bir barışı tesis etmek mümkün değildir” diye konuştu.
“Gazetecileri katleden İsrail’in aslında temel hedefi gerçekleri örtbas etmektir”
Uluslararası sistemdeki adaletsiz ve hakkaniyetsiz yapı ve uygulamaların iletişim ve medya alanında da kendisine yer bulduğunu ifade eden Altun, “İsrail’in katliamlarına sözde meşru gerekçeler sunarak uluslararası kamuoyunu yanıltmayı amaçlayan bir yayıncılık anlayışı söz konusudur. Özellikle birtakım Batılı medya kuruluşlarının, haber kaynaklarını seçerken İsrail’in anlatısını tekrar eden, seçmeci bir yaklaşım sergilediğini görüyoruz. Saldırıların başladığı ilk günlerde Filistinlilerin tanıklığına istisnai olarak başvurulurken, Batılı medya organlarında sıklıkla İsrailli yetkililerin demeçleri dolaşımda tutulmuştur. Birçok medya kuruluşu, bu tutum ve politikasıyla İsrail savaş makinesinin hizmetçisi konumuna düşmüştür. Bütün bunlar bir yana, karşımızda çok daha acı, insanlık için utanç verici bir başka tablo vardır. İsrail, Gazze’de sistematik bir şekilde gazetecileri katletmektedir. Bu süreçte 130 gazeteci katledilmiştir. Gazetecilerin evleri bombalamıştır. Gazetecilerin aile efradından 1000’den fazla çocuk öldürülmüştür. Sahada gazetecileri katleden İsrail’in aslında temel hedefi gerçekleri örtbas etmektir. Allah bize bu masum gazeteci kardeşlerimizin hesabını İsrail’den sorabilmeyi ve İsrail’in hak ettiği cezayı almasına vesile olmayı bize nasip etsin. İsrail hakikati katletmek için gazetecileri katletmektedir. İsrail’in bu amaçla kullandığı bir diğer yöntem ise dezenformasyondur. İsrail bu dezenformasyonunu bizzat devlet eliyle gerçekleştirmektedir. 7 Ekim’den bu yana İsrail’in dolaşıma soktuğu yalan ve kurgu haberler, dezenformasyonun sadece ülkelerimiz için bir ulusal güvenlik sorunu olduğunu göstermiyor, aynı zamanda insanlık için, hakikat için de bir tehdit olduğunu da gözler önüne sermektedir. İletişim Başkanlığımız bünyesinde faaliyet gösteren Dezenformasyonla Mücadele Merkezimiz ve Anadolu Ajansı’nın “Teyit Hattı” birimi, bu tehditleri bertaraf etmeye yönelik önemli çalışmalar yürütmektedir. Çıkardığımız uluslararası yayınlarla, düzenlediğimiz yenilikçi sergilerle, yaptığımız filmlerle İsrail’in ve İsrail yanlısı medya kuruluşlarının dezenformasyonlarını ifşa ediyor tarihe hakikat adına not düşüyoruz. Anadolu Ajansımızın ortaya koyduğu görsellerin Uluslararası Adalet Divanı’nda delil olarak kullanılması, bu yönde atılacak her türlü adımın ne denli önemli olduğunu ortaya koymaktadır” şeklinde konuştu.
“İsrail yaptığı zulümlerle hakikati asla susturamayacaktır”
İletişim Başkanı Fahrettin Altun konuşmasını, “Bedeli ne olursa olsun, İsrail’in barbarlığını, savaş suçlarını ve sadece Gazze’de değil, Filistin’in tamamında kötücül faaliyetleri delilleriyle ortaya koymaya devam edeceğiz. İsrail yaptığı zulümlerle hakikati asla susturamayacaktır. Birkaç yıl evvel kaybettiğimiz şairimiz Sezai Karakoç’un dediği gibi; “Onlar sanıyorlar ki, biz sussak mesele kalmayacak. Halbuki, biz sussak, tarih susmayacak. Tarih sussa, hakikat susmayacak.” Biz İslam ülkeleri olarak hakikati haykırmaya devam edeceğiz. Filistin davasının gündemden düşmesine asla müsaade etmeyeceğiz. İsrail’in suçlarını örtmek için büyüttüğü bu karanlığa ışık tutmaya devam edeceğiz” ifadeleriyle sonlandırdı.
]]>İSRAİL İLE HAMAS FRANSA’DA GÖRÜŞTÜ
İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırıları devam ederken, ateşkese dair umutlar bir kez daha arttı. İsrailde yayın yapan Yediot Ahronot gazetesine göre, Fransa’nın başkenti Paris’te İsrail ile Hamas arasında yeni bir anlaşmaya varmak için yapılan görüşmelere katılan İsrail heyeti ülkeye “olumlu” şekilde döndü. Gazeteye konuşan adı açıklanmayan İsrailli yetkililer, “müzakerelerin iyi ve olumlu havada geçtiğini” belirtti ancak anlaşmaya varmak için henüz erken olduğunu ifade etti.

“MÜZAKERELERDE TAKAS ANLAŞMASI İÇİN ÖNEMLİ İLERLEMELER VAR”
İsrailli Kanal 13 televizyonuna göre ise adı açıklanmayan İsrailli bir siyasi yetkili, “Müzakerelerde takas anlaşması için uygun koşulları yaratan önemli ilerlemeler var.” dedi. İsrail heyetinin kapsamlı müzakerelere başlayabileceği sinyalini veren söz konusu yetkili, Gazze’de alıkonulan esirler için isim listesinin tartışılmasında mutabık kalındığını aktardı.
İsrail devlet televizyonu KAN’a göre ise Paris görüşmeleri, Hamas’ın İsrail’in karşı çıktığı 4 talebinin etrafında yoğunlaştı. KAN, Hamas’ın “Gazze Şeridi’nin kuzeyinde yaşayan ancak güneye göç ettirilenlerin tekrar yaşadıkları yerlere dönmeleri ve İsrail ordusunun da bölgeden çıkmasını talep ettiğini” aktardı. İsrail devlet televizyonu, Tel Aviv yönetiminin bu talebi kabul etmesinin, “Hamas’ın Gazze Şeridi’nin kuzeyini tekrar kontrol etmeye başlaması anlamına geleceği” değerlendirmesinde bulundu. KAN’ın haberinde, tartışılan diğer üç konunun ise “insani yardımın artırılması, ateşkesin süresi ve serbest bırakılacak Filistinli esirlerin sayısı” olduğuna işaret edildi.

İsrail ile Hamas arasında esir değişimi ve ateşkes konusunda anlaşma sağlanması çabaları kapsamında dün İsrail dış istihbarat servisi Mossad Başkanı David Barnea başkanlığındaki İsrail heyeti, ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA) Direktörü William J. Burns, Katar Başbakanı Muhammed bin Abdurrahman Al Sani ve Mısır İstihbarat Şefi Abbas Kamil’in katılımıyla Paris’te müzakereler başlamıştı.
İSRAİL’İN GAZZE’Yİ İŞGALİNDE SON DURUM
Hamas’ın silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları, “Filistinlilere ve başta Mescid-i Aksa olmak üzere kutsal değerlere yönelik sürekli ihlallere karşılık verme” gerekçesiyle İsrail’e 7 Ekim 2023’te kapsamlı saldırı düzenledi. İsrail, 7 Ekim’deki saldırılarda 1200 İsraillinin öldüğünü, 5 bin 132 kişinin de yaralandığını açıkladı.

GAZZE’DE CAN KAYBI 30 BİNE DAYANDI
İsrail’in 7 Ekim’den bu yana Gazze Şeridi’ne düzenlediği saldırılarda en az 12 bin 660’ı çocuk, 8 bin 570’i kadın olmak üzere 29 bin 606 Filistinli öldürüldü, 69 bin 737 kişi yaralandı. Enkaz altında halen binlerce ölü olduğu bildirilirken, halkın sığındığı hastane ve eğitim kurumları hedef alınarak sivil altyapı da tahrip ediliyor.
İsrail ordusu, Gazze Şeridi’ne saldırılarının başladığı 7 Ekim’den bu yana 238’i karadan işgal sürecinde olmak üzere 576 askerinin öldürüldüğünü duyurdu. Çatışmalara 24 Kasım 2023’te 4 günlüğüne verilen ve daha sonra 3 gün daha uzatılan “insani ara”da 81 İsrailli ve 240 Filistinli esir karşılıklı serbest bırakıldı. Öte yandan İsrail, binlerce Filistinliyi alıkoyup hapsetmeye devam etti.

İşgal altındaki Batı Şeria ve Doğu Kudüs’te de 7 Ekim 2023’ten bu yana İsrail güçleri ile yasa dışı Yahudi yerleşimcilerin saldırılarında 403 Filistinli hayatını kaybetti. İsrail ordusu ile Hizbullah arasında 8 Ekim 2023’ten bu yana yaşanan çatışmalarda 212 Hizbullah mensubu, 11 Emel mensubu, 12 Filistin İslami Cihad Hareketi ve 12 Hamas Hareketi mensubunun yanı sıra 43 Lübnanlı sivil, 1’i asker 2 Lübnan güvenlik görevlisi, 6 İsrailli sivil ve 11 İsrail askeri hayatını kaybetti.
]]>31 Mart’ta gerçekleşecek yerel seçimler iyiden iyiye yaklaşırken siyasi partilerin mitingleri de devam ediyor. Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, partisince 15 Temmuz Demokrasi Meydanı’nda düzenlenen mitingde seçmenleriyle buluştu.

“İSRAİL İLE TİCARET UTANCI SONLANDIRILSIN” PANKARTI
Mitingde Filistin’e insanlık dışı saldırılarını ve işgalini sürdüren İsrail’le ilişkilerin kesilmesi istenen bir pankaret açıldı. Pankartta “İsrail ile ticaret utancı sonlandırılsın” ifadeleri kullanıldı.
Miting sırasında pankartı açanların yanına gelindiği ve pankartın kaldırıldığı görüldü.

Erdoğan’ın mitingdeki konuşmasından satırbaşları;
“Bizim Sakarya ile aramızdaki muhabbeti ancak gönül gözüyle bakanlar görebilir. Gönül coğrafyamızın her rengini bağrında yaşatan Sakarya’ya sizlerle hasret gidermeye geldim. Sakarya geleceğe güvenle bakmamızın da teminatıdır. Milli Mücadele’de olduğu gibi 15 Temmuz’da da ayakta durarak hainlere geçit vermeyen bu şehir, Türkiye Yüzyılı’nın da parlayan yıldızıdır. Bir dönem bizimle birlikte olup da sonra yolunu ayıranların veya yolunu kaybedenlerin aksine, Sakarya istikametini hiç bozmadı.

“TEK PARTİ DÖNEMİNDEN BERİ BÖYLELER”
Ülkenin ikinci büyük partisi, işi gücü bırakmış kendi içinde saç saça baş başa kavga ediyor. Dün Türkiye’yi yönetecek Cumhurbaşkanı adayı diye karşımıza çıkardıkları Genel Başkanlarını çiğneyip gezdiler. Cumhurbaşkanı Yardımcısı diye dolaştırdıklarının ne olacakları belli değil. Kongredeki şaibeleri aday belirlemedeki kavgalar izledi. Kıyamet kopsa, millet feveran etse umurlarında değil. Kendi şahsi kariyerlerinden başka hiçbir şeyi gözleri görmüyor. Tek parti döneminden beri böyleydiler. Milletimizden 31 Mart’ta sandıkta desteği, siyasi rant paylaşımı değil, bu vizyonu hayata geçirmek için talep ediyoruz.

“BU TOPRAKLARI HAİNLERE, TERÖRİSTLERE TESLİM ETMEDİK”
Sakarya Türkiye’nin, Türkiye bulunduğu coğrafyanın kalbidir. Boğazları, İstanbul’u, Anadolu’yu almak için çok kanlı savaşlar yapıldı. Anadolu aynı zamanda bir medeniyetler mezarlığıdır. Bu topraklarda nice devletler kuruldu, yıkılıp gitti. Türk milleti olarak biz de Malazgirt’ten beri bu toprakları müdafaa için mücadele ediyor, can veriyoruz.
Bir asır önce Çanakkale’de ve Milli Mücadele’de yüzbinlerce vatan evladını feda ederek, bu toprakları kurtardık. Son 40 yıldır, birliğimize, beraberliğimize, kardeşliğimize kast eden bölücü terör örgütüne karşı mücadele yürütüyoruz. Askeriyle, polisiyle, kamu görevlisiyle, korucusuyla, yaşlısı, genciyle onbinlerce insanı katlederek bizden kopardı. Her karışı şehit kanlarıyla sulanmış bu cennet vatanı; işgalcilere, hainlere, teröristlere teslim etmedik. Artık içeride terör örgütleri kalmadı. Son olarak, güneyimizde teröristan kurmak istediler. Operasyonlarımızla bu senaryoyu yırtıp attık. İHA’larla, SİHA’larla, Akıncılarla bunları yok ettik. Bunları o mağaralarda yok ettik.

“BİZİ KORUYABİLECEK TEK ŞEY BİLEĞİMİZ”
Şimdi en son olarak ortaya Kaanımızı çıkardık. Son teröristi etkisiz hale getirene kadar bu mücadeleyi devam ettireceğiz. Türkiye ve Türk milleti olarak bu topraklarda huzur ve güven içinde yaşamak istiyorsak yapacağımız belli. Güçlü ordu ve güçlü savunma sanayine sahip olacağız. Denizde, havada, karada sahip olacağız. Türkiye için her alanda güçlü olmak mecburiyettir. Bizi düşmanlarımıza karşı ne uluslararası hukuk ne mensubu olduğumuz ittifaklar koruyabilir ne BM koruyabilir. Bizi koruyabilecek tek şey bileğimizdir, kendi gücümüzdür.
Bosna’da 30 yıl önce yaşananları hatırlıyoruz. Boşnak kardeşlerimiz soykırıma uğradı. Batılı devletlerin kılı dahi kıpırdamadı. Irak’ta 2 milyon kişi katledildi. Azerbaycan’da Karabağ yıllarca işgal altında kaldı. Hocalı başta olmak üzere pek çok katliam yapıldı. Suriye’de 1 milyon insan öldürüldü, 12 milyon insan göçe zorlandı. Kimse adım atmadı. Gazze’de 30 bin masum Filistinli şehit edildi. Ne batılı ne BMGK, İsrail vahşetini engelleyecek bir çaba göstermedi. BMGK, İsrail’e acil ateşkes çağrısı bile yapamıyor. Batılı güçler işgalci İsrail ordusuna her türlü silah desteğini vermeyi sürdürüyor. Yarın bizim başımıza da bir felaket gelse, karşılaşacağımız manzara bundan farklı olmayacaktır.

SAVUNMA SANAYİNE YAPILAN YATIRIMLAR
Suriye’den ülkemize yönelik DEAŞ ve PKK tehditleri yoğunlaştığında, müttefik dediğimiz ülkeler hava savunma sistemleri söküp götürdüler. Bugün dünyanın en büyük üreticileri arasında olduğumuz tabanca dahi almamıza engel oldular. Sonra biz yapar olduk, şimdi bizden istiyorlar. Kaan’a, Akıncı’ya, Anadolu’ya, Anka’ya, fırtına obüslerine, Altay tankına, füze sistemlerine sahip olmak bizim için beka meselesidir. Dünyada 5’inci nesil savaş uçağı yapabilen 4 ülke gururunu yaşayamayanlar ülke ve millet sevgisini sorgulasın.

“5,5 MİLYAR DOLAR İHRACAT YAPTIK”
Son 21 yılda savunma sektörüne yaptığımız yatırımların karşılığını hem güvenliğimizle hem ihracatla almaya başladık. Kendimizle beraber dost ve kardeş ülkelerin ihtiyaçlarını karşılar hale geldik. Geçtiğimiz yıl 5,5 milyar dolarlık rekor ihraç tutarı yakaladı.
SAKARYA’YA YAPILAN YATIRIMLAR
Türkiye bugün bölgesel ve küresel güç hedefine sahipse, gerisinde 21 yıldır ülkemize kazandırdığımız eser ve hizmetler var. Ülkemizin her şehri, her karış toprağı bu yatırımlardan istifade etmiştir. Sakarya’da 183 milyar liranın üzerinde yatırım yaptık. Biz hükümet olduktan sonra Sakarya’da yerel yönetimi bizlere verdiğiniz zaman, hem yerel yönetim hem hükümet olarak, Sakarya her türlü hizmeti görecek demektir.”
]]>Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığının ev sahipliğinde düzenlenen İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) Enformasyon Bakanları Olağanüstü Toplantısı, “İşgal Altındaki Filistin Topraklarında İşgalci İsrail Yönetimi’nin Dezenformasyon Faaliyetleri ve Gazetecilere ve Medya Kuruluşlarına Yönelik Saldırıları” temasıyla İstanbul’da yapıldı.
Toplantıya, 43 ülkeden 20 bakan, iletişim ve medya kuruluşlarının başkan ve üst yöneticilerinden oluşan yaklaşık 200 üst düzey temsilci katıldı.
Kur’an-ı Kerim tilaveti ve İsrail’in Filistin’deki zulmünü anlatan kısa filmin izlenmesiyle başlayan toplantının açılışında konuşan Altun, 2022’de gerçekleştirdikleri İİT Enformasyon Bakanları Konferansı’nda İslam alemi ve tüm insanlık için büyük tehlikeler arz eden hakikat krizi ve dezenformasyon tehdidinin ele alındığını hatırlattı.
Bugünkü toplantının ise İslam İşbirliği Teşkilatı tarihi içinde özel bir yeri bulunduğunu belirten Altun, “Teşkilatımız, tarihinde ilk defa sektörel bazda olağanüstü bir toplantı gerçekleştiriyor. İsrail zulmüne karşı ortak bir tavır sergileyebilmek, iletişim ve medya alanında hakikat namına ortak bir mücadele ortaya koyabilmek açısından bu toplantı hayati önemi haiz bir toplantıdır.” ifadelerini kullandı.
İİT’nin kuruluşunun temelinde, Müslümanların Filistin sınavını hakkıyla verebilme kaygısının yattığını dile getiren Altun, konuşmasında teşkilatın kuruluşuyla ilgili bilgiler verdi.
Altun, teşkilatın merkezi olan Kudüs’ün bugün işgal altında olduğunu aktararak, “Ne var ki 7 Ekim 2023 tarihinden bu yana İsrail, zulümlerini katbekat artırmış, dünyanın gördüğü en büyük katliamları, soykırımı Gazze’de, Filistin topraklarında hayata geçirmiştir. Ne yazık ki bu süreç devam etmektedir.” diye konuştu.
İsrail’in zulüm tarihi söz konusu olduğunda 7 Ekim’i bir milat, son zamanlarda ortaya çıkmış bir hadise olarak görmenin illüzyon ve yanılsama olduğunu kaydeden Altun, “7 Ekim ne bir milattır ne nevzuhur bir zulümdür ne de sebeptir. 7 Ekim’den bu yana Gazze’de devam eden İsrail zulmü bir sonuçtur.” ifadelerini kullandı.
İsrail’in, Batıcı, sömürgeci ve emperyalist zihniyetin Orta Doğu’daki fiili uzantısı olarak bölgede zulümlere, ağır insan hakları ihlallerine ve katliamlara imza attığını belirten Altun, bu faaliyetleri ve ihlalleriyle İsrail’in uluslararası hukuk ve teamüllere aykırı olarak zorla toprak kazanma, etnik temizlik, sivillerin kasten öldürülmesi gibi çok çeşitli savaş suçları işlediğini ve işlemeye devam ettiğini söyledi.
Altun, İsrail’in, Roma Statüsü, Lahey Sözleşmesi ve 4 No’lu Cenevre Sözleşmesi’nin ilgili maddelerini ihlal ettiğini aktararak, “İsrail, Gazze’de yaklaşık 30 bin masumu katlettiği bu saldırılarda, bu savaş suçları ile insanlığa karşı suç işlemiştir.” dedi.
“Katliamlar yapan İsrail, Batı dünya düzeni tarafından dokunulmaz kılınıyor”
İsrail’in suçlarını teşhis ederken onun arkasında toplanan karanlık güçleri de görmek gerektiğine işaret eden Altun, “İsrail’in bu denli pervasızca hareket etmesinin başlıca sebebi uluslararası sistemin adaletsizliğidir. Birleşmiş Milletler başta olmak üzere birçok uluslararası kuruluşun sorun ve çatışmalardaki işlevsiz yapısı, İsrail’in hak ettiği cezayı henüz alamamış olmasının başlıca müsebbibidir. İsrail suç işlemekte, katliamlar yapmakta ve fakat Batı dünya düzeni tarafından adeta dokunulmaz kılınmaktadır. Bunu kabul edemeyiz.” diye konuştu.
Altun, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin yapısının katliamlara engel olamadığı gibi, ateşkes kararı dahi alamadığına vurgu yaparak, “İsrail’in onca ihlale rağmen bir yaptırımla karşılaşmaması, BM Güvenlik Konseyindeki veto ayrıcalığının sorumsuzca ve kötücül bir şekilde kullanılmasının bir neticesidir. Bu durum bizzat uluslararası sistemin içinde bulunduğu çaresizliği de göstermektedir. Bu sistemin revizyonu elzemdir.” dedi.
Bu nedenle Türkiye olarak küresel kriz ve çatışmaların çözümünde öncü rol alabilecek uluslararası bir sistemin inşasını ısrarla vurguladıklarını belirten Altun, “Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın ‘Dünya beşten büyüktür.’ ve ‘Daha adil bir dünya mümkün’ anlayışı, ilkesi, uluslararası sistemdeki revizyon ihtiyacının en veciz ifadesidir. Bu şiar doğrultusunda 1967 sınırları içerisinde başkenti Doğu Kudüs olan egemen, bağımsız ve coğrafi bütünlüğü olan bir Filistin Devleti’nin kurulması hepimizin Filistin konusundaki duruşunun temelini oluşturmaktadır.” ifadesini kullandı.
Altun, bağımsız bir Filistin Devleti kurulmadığı müddetçe İsrail’in katliamlarını durdurmanın ve bölgede kalıcı bir barışı tesis etmenin mümkün olmadığını söyledi.
İsrail’in kamuoyunu yanıltmayı amaçlayan yayıncılık anlayışı
Uluslararası sistemdeki adaletsiz ve hakkaniyetsiz yapı ve uygulamaların iletişim ve medya alanında da kendisine yer bulduğunu bildiren Altun, “İsrail’in katliamlarına sözde meşru gerekçeler sunarak uluslararası kamuoyunu yanıltmayı amaçlayan bir yayıncılık anlayışı söz konusudur. Bu yayıncılık politikası, birçok yönüyle sömürgeci habercilik anlayışının günümüzdeki en somut yansımasıdır. Özellikle birtakım Batılı medya kuruluşlarının, haber kaynaklarını seçerken İsrail’in anlatısını tekrar eden, seçmeci bir yaklaşım sergilediğini görüyoruz.” diye konuştu.
Altun, saldırıların başladığı ilk günlerde Filistinlilerin tanıklığına istisnai olarak başvurulurken, Batılı medya organlarında sıklıkla İsrailli yetkililerin demeçlerinin dolaşıma sokulduğunu aktararak, birçok medya kuruluşunun, bu tutum ve politikasıyla İsrail savaş makinesinin hizmetçisi konumuna düştüğünü belirtti.
“İsrail, Gazze’de sistematik bir şekilde gazetecileri katletmektedir”
İsrail’in tutumuna karşı hakikatten yana duran birçok gazetecinin, söz konusu medya kuruluşlarının mobbing ve baskısına maruz kaldığını, birçoğunun işten çıkarıldığını dile getiren Altun, “Bütün bunlar bir yana, karşımızda çok daha acı, insanlık için utanç verici bir başka tablo daha vardır. İsrail, Gazze’de sistematik şekilde gazetecileri katletmektedir.” dedi.
Altun, bu süreçte 130 gazetecinin katledildiğini, ailelerinin hedef alındığını, ailelerinden binden fazla çocuğun öldürüldüğünü ve evlerinin bombalandığını anlattı.
Sahada gazetecileri katleden İsrail’in temel hedefinin gerçekleri örtbas etmek olduğunu ve hakikati katletmek için gazetecileri öldürdüğünü ifade eden Altun, hayatını kaybeden gazetecilere rahmet diledi.
Altun, İsrail’in hakikati gizlemek için dezenformasyon yöntemini de kullandığını anlatarak, “Dünya Ekonomik Forumu tarafından geçtiğimiz hafta ‘Küresel Riskler Algı Araştırması’ adlı bir rapor yayınlanmıştır. Binin üzerinde uzmanın analizinden hareketle hazırlanan raporda kısa, orta ve uzun vadede insanlık karşısındaki 10 büyük tehdit sıralanmıştır. Bu rapora göre insanlığı bekleyen en büyük tehdit, dezenformasyon ve yanlış bilgidir. Benzer öngörüler, dünyanın çeşitli ülkelerindeki üniversiteler, stratejik düşünce enstitüleri ve bilgi merkezleri tarafından yapılan araştırmalarda da yer alıyor.” diye konuştu.
“Filistin davasının küresel gündemden düşmesine asla müsaade etmeyeceğiz”
İsrail’in saldırıları ve dezenformasyon faaliyetlerinin de bu raporları teyit ettiğine dikkati çeken Altun, “Türkiye olarak dezenformasyon kaynaklı tehditlerin karşısında elimizden gelen bütün güçle mücadele etmeye çalışıyoruz. İletişim Başkanlığımız bünyesinde faaliyet gösteren Dezenformasyonla Mücadele Merkezimiz ve Anadolu Ajansı bünyesinde faaliyet gösteren ‘Teyit Hattı’ birimi, bu tehditleri bertaraf etmeye yönelik önemli çalışmalar yürütmektedir. Çıkardığımız uluslararası yayınlarla, düzenlediğimiz yenilikçi sergilerle, yaptığımız filmlerle İsrail’in ve İsrail yanlısı medya kuruluşlarının dezenformasyonlarını ifşa ediyor, tarihe hakikat adına not düşüyoruz.” ifadelerini kullandı.
Altun, Anadolu Ajansı ve TRT başta olmak üzere medya kurum ve kuruluşlarının, doğrudan sahadaki gerçekleri ortaya koyma noktasında büyük fedakarlıklarda bulunduğunu belirterek, “Bilhassa Anadolu Ajansımızın ortaya koyduğu görsellerin Uluslararası Adalet Divanı’nda delil olarak kullanılması, bu yönde atılacak her türlü adımın ne denli önemli olduğunu ortaya koymaktadır.” dedi.
Bu doğrultuda, dezenformasyonla mücadelede, kamu diplomasisinin çeşitli alanlarında, stratejik iletişim çalışmalarında ve sahadaki habercilik faaliyetlerinde ortaya konulacak tüm gayretlerde güçlü bir işbirliğiyle hareket etmeleri gerektiğine inandıklarını söyleyen Altun, böylelikle İsrail’in işlediği cürümlerin bedelini ödemesi için bu adımların çok kritik olduğunu düşündüklerini kaydetti.
Altun, bu çabaların, İslam İşbirliği Teşkilatı üyesi ülkeler nezdinde kurulacak kapsamlı işbirlikleriyle çok daha anlamlı ve güçlü bir seviyeye çıkarılacağını vurgulayarak, “Bedeli ne olursa olsun, İsrail’in barbarlığını, soykırım girişimlerini, savaş suçlarını ve sadece Gazze’de değil, Filistin’in tamamında sürdürdüğü kötücül faaliyetlerini delilleriyle ortaya koymak zorundayız. Bu çabamızı sürdürmeye devam edeceğiz. Biz şuna inanıyoruz, İsrail ne yaparsa yapsın, yaptığı zulümlerle hakikati asla susturamayacaktır.” değerlendirmesinde bulundu.
Şair Sezai Karakoç’un, “Onlar sanıyorlar ki, biz sussak mesele kalmayacak. Halbuki, biz sussak, tarih susmayacak. Tarih sussa, hakikat susmayacak.” dizelerini hatırlatan Altun, “İslam ülkeleri olarak hakikati haykırmaya devam edeceğiz. Filistin davasının küresel gündemden düşmesine asla müsaade etmeyeceğiz. İsrail’in suçlarını örtmek için büyüttüğü bu karanlığa ışık tutmaya devam edeceğiz. Şairin dediği gibi, ‘Karanlık aydınlıktan, yalan doğrudan kaçar.’ İsrail de aydınlıktan ve doğrulardan kaçıyor. Fakat bu kaçışı, tarih ve hakikat önünde mahkum olmaktan İsrail’i kurtaramayacaktır.” diye konuştu.
Altun, yapılan bu olağanüstü toplantının Filistinliler başta olmak üzere tüm İslam alemi için tarihi ve hayırlı sonuçlara vesile olmasını temenni ederek, “Bu toplantının somut bir çıktısı olarak yayınlayacağımız Sonuç Bildirisi’nin, uluslararası topluma güçlü bir mesaj vereceğine inanıyorum.” dedi.
Toplantı, açılış konuşmalarının ardından basına kapalı devam etti. İİT üyesi ülkelerin enformasyon bakanları, ikili görüşmelerde ve konferansta yaptıkları konuşmalarda, İsrail’in dezenformasyon faaliyetlerine karşı Türkiye’nin mücadelesini önemsediklerini ve takdir ettiklerini belirtti.
]]>Cumhurbaşkanı Erdoğan, partisince 15 Temmuz Demokrasi Meydanı’nda düzenlenen mitinge katıldı.
Burada konuşan Erdoğan, “Türkiye ve Türk milleti olarak şayet bu topraklarda huzur ve güven içinde yaşamak istiyorsak yapacağımız iş bellidir. Güçlü bir orduya, güçlü bir savunma sanayine sahip olacağız. Denizde sahip olacağız, havada sahip olacağız, karada sahip olacağız. Olduk mu? Olduk.” ifadelerini kullandı.
Başka ülkeler için bunların bir tercih olabileceğini ama Türkiye için her alanda güçlü olmanın bir mecburiyet olduğunu vurgulayan Erdoğan, “Aksi takdirde bizi düşmanlarımıza karşı ne uluslararası hukuk koruyabilir, ne mensubu olduğumuz ittifaklar koruyabilir, ne de acizliği artık herkesin kabullendiği Birleşmiş Milletler (BM) koruyabilir. Bizi düşmanlarımıza karşı koruyacak olan tek şey bileğimizdir, kendi gücümüzdür, kendi imkan ve kabiliyetlerimizdir. Diğer türlü bize bu coğrafyada nefes bile aldırmazlar.” değerlendirmesinde bulundu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu gerçeği yakın çevredeki örneklerle acı bir şekilde gördüklerini kaydederek, şunları kaydetti:
“Bosna’da 30 yıl önce yaşanan katliamları hepimiz hatırlıyoruz. Avrupa’nın ortasında Boşnak kardeşlerimiz açıkça soykırıma uğradı. Batılı devletlerin ve kurumların kılı dahi kıpırdamadı. Irak’ta 2 milyon kişi resmen katledildi. Kimse dönüp bakmadı. Azerbaycan toprakları ve onun bir parçası olan Karabağ yıllarca işgal altında kaldı. Hocalı başta olmak üzere pek çok katliam yapıldı, kimse harekete geçmedi. Suriye’de 1 milyon insan vahşice öldürüldü, 12 milyon insan göçe zorlandı. Zulmü durdurmak için kimse adım atmadı.”
“Kameralar önünde İsrail’i eleştiren Batılı güçler, ordusuna silah desteğini sürdürüyor”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Gazze’de 7 Ekim’den bu yana çoğu çocuk, kadın ve sivil 30 bin masum Filistinlinin şehit edildiğini, 70 binden fazla sivilin yaralandığını aktararak, şunları söyledi:
“Ne Batılı güçler ne de Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, İsrail vahşetini engelleyecek işe yarar bir çaba göstermedi. Tam 140 gündür İsrail’in işlediği insanlık suçlarını sadece seyrediyorlar. Öyle ki Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, İsrail’e acil ateşkes çağrısı bile yapmıyor, yapamıyor. Kameralar önünde yasak savma kabilinden İsrail’i eleştiren Batılı güçler, işgalci İsrail ordusuna her türlü silah desteğini vermeyi sürdürüyor. Allah korusun, yarın bizim başımıza da bir felaket gelse karşılaşacağımız manzara bundan farklı olmayacaktır.”
Aslında bunun yaşandığını dile getiren Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Suriye topraklarından ülkemize yönelik DEAŞ ve PKK tehditleri yoğunlaştığında, müttefik dediğimiz ülkeler topraklarımızda konuşlu hava savunma sistemlerini söküp götürdüler. Terörle mücadelede ihtiyacımız olan silahları, araç gereci, mühimmatı vermediler. Hatta bugün dünyanın en büyük üretici ve ihracatçıları arasında olduğumuz tabanca almamıza dahi engel oldular. Sonra ne oldu? Biz tabancamızı yapmaya başladık ve onlar bizden şimdi tabanca istiyorlar. Dolayısıyla KAAN savaş uçağına, Anadolu gemisine, Akıncı’ya, Kızılelma’ya, ANKA’ya, Atak’a, fırtına obüslerine, Altay tankına -burada Sakarya’da- çeşit çeşit füze sistemlerine sahip olmak bizim için bir beka meselesidir. Biz bunları yaptık mı? Şimdi onlar bizden istiyor.”
“Geçtiğimiz yıl 5,5 milyar dolarlık rekor ihraç tutarı yakaladık”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Dünyada 5. nesil savaş uçağı yapabilen 4 ülke arasına girmemizin gururunu yaşayamayanlar, dönüp kalplerindeki ülke ve millet sevgisini bir sorgulasın. Şayet, bu savunma sanayi projelerini hayata geçirmemiş olsaydık, Allah göstermesin bugün nasıl bir durumda olurduk düşünmek bile istemiyorum.” değerlendirmesini yaptı.
Son 21 yılda savunma sektörüne yaptıkları yatırımların karşılığını hem güvenlikte hem ihracatta almaya başladıklarını vurgulayan Erdoğan, kendileriyle beraber dost ve kardeş ülkelerin ihtiyaçlarını da karşılayan bir ülke haline geldiklerini kaydetti.
Erdoğan, geçen yıl 185 ülkeye 230 çeşit ürün ihraç ederek 5,5 milyar dolarlık rekor ihraç tutarı yakaladıklarına işaret ederek, Sakarya’nın diğer alanlarda olduğu gibi bu mücadelede de ülkenin önde gelen şehirleri arasındaki yerini aldığını belirtti.
Savunma sanayinde sürekli yükselttikleri hedefler doğrultusunda azim ve kararlılıkla çalışmayı sürdürdüklerinin altını çizen Erdoğan, “Yeter ki şu dört ilkeye sıkı sıkıya sahip çıkmaya devam edelim.” diyerek alandaki vatandaşlarla birlikte, “Tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet. Bir olacağız, iri olacağız, diri olacağız, kardeş olacağız, hep beraber Türkiye olacağız.” sözlerini tekrarladı.
Erdoğan, “Bu irade 85 milyonuyla milletimizde yaşadıkça, Allah’ın izniyle Türkiye Yüzyılı’nın doğuşunun önünü kimsenin kesemeyecektir.” dedi.
Türkiye’nin bugün bölgesel ve küresel bir güç hedefine sahip olmasının gerisinde son 21 yılda ülkeye kazandırdıkları eser ve hizmet altyapısının bulunduğunu söyleyen Erdoğan, ülkenin her şehrinin, her karış toprağının bu yatırımlardan istifade ettiğini dile getirdi.
(Sürecek)
]]>BLİNKEN’DAN BATI ŞERİA’DAKİ KONUT PLANINA TEPKİ: HAYAL KIRIKLIĞI
ABD Dışişleri Bakanı Blinken, Arjantin’i ziyareti sırasında mevkidaşı Diana Mondino ile ortak basın toplantısı düzenledi ve Orta Doğu gündemini değerlendirdi. ABD’li Bakan, İsrail yönetiminin, işgal altındaki Batı Şeria’nın bazı bölgelerinde 3 bin 300’den fazla konut inşasına onay veren planını “hayal kırıklığı” sözleriyle karşıladı.

Blinken, “Yerleşim yerleri konusundaki haberleri gördük ve açıkçası bu duyurudan dolayı hayal kırıklığına uğradığımızı söylemem lazım. İster Cumhuriyetçi ister Demokrat ABD yönetimleri uzunca bir süredir yeni yerleşim yerlerinin barışa ulaşmada ters etkiye sahip olduğu görüşünde. Ayrıca bu yerleşim yerleri uluslararası hukuka da uygun değil.” şeklinde konuştu.
İsrail hükümetinin, işgal altındaki Batı Şeria’nın Beytüllahim kenti yakınındaki Maale Adumim Yahudi yerleşim birimine 2 bin 350, Kedar’a yaklaşık 300, Efrat yasa dışı Yahudi yerleşim birimine ise 700 konut inşasını onaylamayı planladığı kamuoyuna yansımıştı.

“GAZZE’DE HİÇBİR ŞEKİLDE İSRAİL İŞGALİ OLMAMALI VE GAZZE’NİN YÜZ ÖLÇÜMÜ DARALTILMAMALI”
Öte yandan Blinken, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun Gazze’de savaş sonrasına ilişkin kabineye plan sunduğu yönündeki haberleri de değerlendirdi.
Blinken, “Haberleri gördüm ama planı açıkçası görmedim. Dolayısıyla detayları görene kadar değerlendirme hakkımı saklı tutuyorum. Gazze terörizm için platform olamaz. Bununla beraber Gazze’de hiçbir şekilde İsrail işgali olmamalı ve Gazze’nin yüz ölçümü daraltılmamalı.” yorumunu yaptı.
Bölgede Gazze meselesiyle ilgili birçok ülke olduğunu ve bu ülkelerle yakın şekilde çalıştıklarını dile getiren Blinken, Gazze’nin geleceğiyle ilgili yol haritasının belirlenmesinde bu görüşmelerin de önemli olduğunu ifade etti.

NETANYAHU’NUN SAVAŞ SONRASI PLANI
İsrail Başbakanı Netanyahu dünkü kabine toplantısında hükümete sunduğu, Gazze’de saldırıların ardından izleyeceği yol haritası, “Gazze Şeridi’nin silahsızlandırılması, İsrail’in güvenlik için hareket özgürlüğünü koruması ve UNRWA’nın kapatılmasını” içeriyor.
Plana göre İsrail, Gazze Şeridi’nde ve işgal altındaki Batı Şeria’da güvenlik ve askeri konularda hareket özgürlüğünü elinde tutacak, Mısır-Gazze sınırında ABD’nin koordinasyonuyla tampon bölge oluşturarak “kaçakçılık girişimlerini” önleyecek.

Netanyahu’nun hükümete sunduğu yol haritasına göre, Gazze’nin sivil idaresi ise “yönetim becerisine sahip profesyoneller” tarafından gerçekleştirilecek; bu kişiler “terörü destekleyen devlet ve oluşumlara bağlı olmayacak”, maaşlarını bunlardan almayacak.
İsrail ayrıca Ramallah merkezli uluslararası meşruiyete sahip Filistin yönetimini, “terörü desteklemekle” suçlayarak, yol haritasındaki bu maddeyle Gazze yönetiminden uzaklaştırmayı amaçladığına işaret ediyor.

İSRAİL’İN BATI ŞERİA’DA YASA DIŞI KONUT PLANI
İsrail hükümetinin, iki hafta içinde işgal altındaki Batı Şeria’da 3 bin 300’den fazla yasa dışı konut inşa planını onaylayacağı bildirildi.
İsrail devlet televizyonu KAN’da yer alan haberde, İsrailli yetkililerin kararı almak için iki hafta içinde toplanacağı belirtildi. Hükümet, işgal altındaki Batı Şeria’nın Beytüllahim kenti yakınındaki Maale Adumim Yahudi yerleşim birimine 2 bin 350, Kedar’a yaklaşık 300, Efrat yasa dışı Yahudi yerleşim birimine ise 700 konut inşasını onaylamayı planlıyor.
Söz konusu kararın, Maale Adumim yerleşim birimi yakınında dün gerçekleştirilen, bir İsrail askerinin ölümü ve en az 8 askerin çeşitli şekillerde yaralanmasıyla sonuçlanan silahlı saldırıya tepki olarak alındığı iddia edildi.

Onaylandığı takdirde bu yasa dışı konut inşası planının 7 Ekim 2023’teki saldırıların ardından onaylanan en büyük proje olacağı bildirildi.
İsrail’in aşırı sağcı Maliye Bakanı Bezalel Smotrich dün, işgal altındaki Doğu Kudüs’te bir İsraillinin öldüğü saldırı sonrası işgal altındaki Filistin topraklarında bulunan yasa dışı Yahudi yerleşim birimlerine yeni konutlar inşa edilmesi çağrısı yapmıştı.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu liderliğindeki hükümet, Filistin topraklarındaki yasa dışı Yahudi yerleşim birimlerine verdiği büyük destekle biliniyor.
Birleşmiş Milletler, işgal altında bulunan Filistin topraklarındaki Yahudi yerleşim birimlerinin yasa dışı olduğunu belirtiyor ve iki devletli çözümü baltaladığı gerekçesiyle İsrail’i yerleşim birimlerini durdurmaya çağırıyor.
]]>TRT World Araştırma Merkezi’nde Tarek Cherkaoui’nin moderatörlüğünü yaptığı oturumda Filistin’in İngiltere’deki Misyonunun Başkanı Büyükelçi Hüsam Zomlot, yazar ve insan hakları aktivisti Miko Peled ve İsrail Konut Yıkımları Karşıtı Kurul Direktörü Jeff Halper konuşmacı olarak yer aldı.
“Tanık olduğumuz şey küresel dünya için bir dönüm noktasıdır”
Panele çevrim içi olarak katılan Filistin’in İngiltere’deki Misyonunun Başkanı Büyükelçi Zomlot, “Filistin’deki vaziyet korkunç, her anlamda korkunç. Halkımıza yönelik bir soykırımla karşı karşıyayız. Benden öncelikli olarak meselenin uluslararası boyutu hakkında konuşmam istendi. Sembolik olarak ne kadar önemli olurlarsa olsunlar, yapısal olarak anlamlı ve doğrudan bir müdahalede bulunmaktan aciz bir dünya ve küresel kurumlar gerçeğiyle karşı karşıyayız. Filistin, İkinci Dünya Savaşı sonrası dünyanın başarısızlıklarına ve eksikliklerine ışık tutmaktadır. Benim inancım odur ki tanık olduğumuz şey küresel dünya için bir dönüm noktasıdır.” ifadelerini kullandı.
Filistin’de yaşananların küresel sistemin ahlaki temellerinin sınanması olduğunu söyleyen Zomlot, bu sınamanın başarısız bir şekilde devam etmesi durumunda kimsenin uluslararası araçlara inanmadığı bir dünyada, daha derin bölünmelere tanık olunacağını işaret etti.
Zomlot, İsrail’in 76 yıl önce yaptığının aynısını yaparak Gazze’yi boşaltma planı çerçevesinde hareket ettiğini, bunun için on binlerce insanı öldürdüğünü, 1,7 milyon insanı yerinden ettiğini, Gazze Şeridi’nin alt yapısını tamamıyla tahrip ettiğini, açlığın ve bulaşıcı hastalıkların her geçen gün daha fazla yayıldığını anlattı.
Uluslararası hukuktaki tüm savaş suçlarının işlendiğinin ve tüm dünyanın telefonlarından, ekranlarından, bilgisayarlarından canlı olarak izlediğinin, Uluslararası Adalet Divanı (UAD) kararına rağmen devam eden bir soykırım olduğunun altını çizen Zomlot, ABD’nin istese bunu anında durdurabileceğini, diğerlerinin ise ABD öne geçmeden bunu yapmaya cesaret edemediği bir uluslararası sistemin hakim olduğunu dile getirdi.
Zomlot, şu ifadeleri kullandı:
“Uluslararası sistem çalışmıyor, işe yaramıyor. Artık uluslararası bir sistemden söz edemiyoruz. Bu sadece dünyanın en güçlü ülkeleri ve onların emirleri çerçevesinde kullanılabilen ve istismar edilebilen bir yapıdır. Bu nedenle sadece ülkeler tarafından değil, özel çıkar grupları tarafından da suiistimal edilmeye açıktır. ABD gibi ülkelerin içinde de çok özel çıkar grupları var. Eğer bu özel çıkar grupları, bir avuç güçlü insan, ülkedeki güç mekanizmalarını ele geçirebiliyorsa uluslararası bir sistemimiz yok demektir. Eğer durum buysa ne anlamı var? Uluslararası kuralların anlamı nedir?”
Aslında Filistin meselesinin hiç de karışık olmadığını ve üzerine konsensüsün oluştuğu bir konu olduğunu belirten Zomlot, herkesin bağımsız bir Filistin devletine ihtiyaç olduğunun farkında olduğunu ama çözüm üretilemediğine dikkati çekti.
“Kınamaları kınanması gereken yerlere saklayın”
Yazar ve insan hakları aktivisti Miko Peled, ayrımcılığa, diktatörlüğe ve işgale karşı savaşanların kahramanlıklarını duyarak büyüdüğünü, fakat söz konusu Filistinliler olana kadar hiçbir zaman direnişçilerin kınandığını görmediğini kaydetti.
Hamas’ın silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları’nın 7 Ekim’deki saldırısının ardından Filistinlileri kınayanlara seslenen Peled, “Kınama ihtiyacına saplanıp kalmak yerine, insanları öncelikle başlarını öne eğmeye davet ediyorum. Filistin halkının ilk kez değil, belki de çok uzun zamandır görmediğimiz kadar büyük bir cesaret ve fedakarlık göstermesi karşısında başlarını öne eğmeye davet ediyorum. Kınamaları kınanması gereken yerlere saklayın, 75 yıldır devam eden bir soykırımı kınayın, 75 yıldır devam eden bir apartheid rejimi kınayın, bir etnik temizlik kampanyasını kınayın.” diye konuştu.
Peled, “Kınama şiddetin kaynağına, ırkçılığın kaynağına yönelmelidir. Bu da İsrail devleti, siyonist hareket, siyonistler ve dünyanın dört bir yanındaki İsrail destekçileridir.” şeklinde konuştu.
Öldürdükleri Filistinlilerin, işledikleri insan hakları ihlallerinin, sebep oldukları yıkımın listesinin İsrailliler tarafından bir başarı listesi olarak görüldüğünü aktaran Peled, sebep oldukları durumdan sadece İsrailli devlet yetkililerinin ve askerlerin değil, İsrail halkının da memnuniyet duyduğuna işaret etti.
Peled, “Dünyanın en fakir ve en mazlum bölgelerinden birinden gelen küçük bir grup adanmış savaşçı, İsrail devletinde işlevsizlik ve kaos oluşturmayı başardı.” ifadelerini kullandı.
İsrail’in bu sebeple savunmasız insanları hedef aldığını belirten Peled, bunu “meşru müdafaa” ile açıklamaya çalışmanın tamamen “saçmalık” olduğunu vurguladı.
Peled, Filistin’de barış için tek seçeneğin “nehirden denize özgür Filistin” devletinin kurulmasından geçtiğini kaydetti.
“Bütün çatışma Filistinlileri yok etme durumuna kilitleniyor”
İsrail Konut Yıkımları Karşıtı Kurul Direktörü Halper, “Soykırımla yüzleştiğimizde hepimiz içimizde bir şeyler hissediyoruz ama aynı zamanda bu konferans, en başta da vurgulandığı gibi, gelecekle ilgili. Başka bir deyişle, olanları görmezden gelemeyiz, yanından geçip gidemeyiz ama aynı zamanda gözlerimizi gelecekten de ayırmamalıyız.” ifadelerini kullandı.
Filistin meselesinin nihai olarak siyasi çözüme kavuşturulması gereken bir mesele olduğuna vurgu yapan Halper, İsrail Konut Yıkımları Karşıtı Kurul olarak sorunun çözümüne ilişkin bir siyasi program oluşturmaya çalıştıklarını söyledi.
Halper, Filistin’in özgür Filistin devleti kurulduğunda da 1948’deki ya da 1918’deki haline geri dönmeyeceğini, neticede miras olarak kalacak bir yerleşimci-sömürgeci gerçekliği olduğunu ve eğer tek bir Filistin devleti kurulsa dahi yüzde 40’ını İsrailli Yahudilerin oluşturacağını aktardı.
Yerleşimci sömürgeciliğin önemli bir kavram olduğunu ifade eden Halper, “Bu bir sömürge sistemidir. Siyonist hareketin niyeti, geri dönmek ve miraslarını almak. Bunun için kaç mülteci geri gelebilir; diğerlerinin özgürlüğüne ve kültürel yaşamlarına ne tür sınırlamalar getirebilirler? Başka bir deyişle, bütün çatışma Filistinlileri yok etme durumuna kilitleniyor.” dedi.
]]>Plana göre İsrail bölgede güvenliği süresiz olarak kontrol edecek ve İsrail’e düşman gruplarla bağlantısı olmayan Filistinliler bölgeyi yönetecek.
İsrail’in en büyük müttefiki olan ABD, savaştan sonra Gazze’yi Batı Şeria merkezli Filistin Yönetimi’nin yönetmesini istiyor.
Ancak Netanyahu’nun Perşembe gecesi bakanlara sunduğu belgede Filistin Yönetimi’nden hiç bahsedilmiyor.
Plana göre, İsrail, Filistinlilerin bağımsız bir devlet kurmak istedikleri işgal altındaki Batı Şeria ve Gazze de dahil olmak üzere Ürdün’ün batısındaki tüm topraklar üzerinde güvenlik kontrolünü sürdürecek
Uzun vadeli hedefler listesinde Netanyahu bir Filistin devletinin “tek taraflı olarak tanınmasını” reddediyor. Filistinlilerle bir çözüme ancak iki taraf arasında doğrudan müzakereler yoluyla ulaşılabileceğini söylüyor; ancak Filistin tarafının kim olacağı belirtilmiyor.
Netanyahu’nun Gazze için orta vadeli hedefleri ise silahsızlanma ve radikalleşmenin önlenmesi. Bu ara aşamanın ne zaman başlayacağı ya da ne kadar süreceği konusunda ayrıntılı bilgi vermiyor. İsrail’in saldırıları nedeniyle büyük bölümü yıkıma uğrayan Gazze Şeridi’nin yeniden inşası için de bölgenin tamamen silahtan arındırılmasını öngörüyor.
Plana göre, savaş sona erdikten sonra Gazze’nin sivil işleri “idari deneyime sahip” ve “terörizmi destekleyen ülke ya da kuruluşlarla bağlantısı olmayan” yerel yetkililer tarafından yürütülecek.
Netanyahu, Gazze’nin güneyinde Mısır sınırında İsrail güçlerinin varlığını ve Refah sınır kapısı da dahil olmak üzere kaçakçılık girişimlerini önlemek için Mısır ve ABD ile işbirliği yapmasını öneriyor.
Ayrıca Birleşmiş Milletler (BM) Filistinli mülteciler ajansı UNRWA’nın kapatılması ve yerine başka uluslararası yardım gruplarının kurulması çağrısında bulunuyor.
Başbakanlık ofisinden yapılan açıklamada, Netanyahu’nun planı için, “Başbakanın ilkeler belgesi, savaşın hedefleri ve Gazze’deki Hamas yönetiminin sivil bir alternatifle değiştirilmesi konusunda geniş bir kamuoyu mutabakatını yansıtmaktadır” ifadesi kullanıldı.
Belge, konuyla ilgili bir tartışma başlatmak üzere savaş kabinesi üyelerine dağıtıldı.
Filistin Yönetimi tepki gösterdi
Netanyahu’nun önerisini değerlendiren Filistin Yönetimi lideri Mahmud Abbas’ın sözcüsü Nabil Abu Rudeineh Reuters’e yaptığı açıklamada bu önerinin, İsrail’in Gazze’deki coğrafi ve demografik gerçekleri değiştirme planları gibi başarısız olmaya mahkum olduğunu söyledi.
Sözcü, “Eğer dünya bölgede güvenlik ve istikrarla gerçekten ilgileniyorsa, İsrail’in Filistin toprakları üzerindeki işgaline son vermeli ve başkenti Kudüs olan bağımsız bir Filistin devletini tanımalıdır” dedi.
Filistin Yönetimi Dışişleri Bakanlığı X’te yaptığı açıklamada Netanyahu’nun planının “iktidarda kalmak için savaşı uzatma çıkarına hizmet ettiğini” ekledi.
Açıklamada önerinin Filistin Devleti’nin kurulmasına yönelik Amerikan ve uluslararası çabaları engelleyeceği de belirtildi.
İsrail’in başlıca destekçisi ABD de dahil olmak üzere İsrail-Filistin sorununun çözümünde nihai hedef olarak iki devletli çözüm çağrıları Gazze’deki savaşla yeniden canlandı. Ancak bazı üst düzey İsrailli siyasetçiler buna karşı çıkıyor.
İki devletli çözüm uzun zamandır Batı’nın bölgedeki temel politikalarından biriydi ancak 1990’ların başında Oslo Anlaşmalarının imzalanmasından bu yana Filistin devletinin kurulması konusunda çok az ilerleme kaydedildi.
Hamas 7 Ekim’de İsrail’in güneyine saldırı düzenlemiş ve yaklaşık 1200 kişi ölmüş, 253 kişi de rehin alınmıştı.
Abluka altındaki Gazze’ye İsrail’in hava ve kara saldırılarında ise yaklaşık 29 bin 500 kişi öldü. Bölge nüfusunun büyük çoğunluğu yerinden edildi; temel ihtiyaç maddelerinden mahrum bırakıldı.
]]>Gazze Şeridi’ne 140 gündür saldırılarını sürdüren İsrail’in savaş sonrası planı ortaya çıktı. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, savaş sonrası Gazze’nin yönetimine ilişkin ilk resmi planını güvenlik kabinesi üyelerine sundu. Netanyahu’nun planına göre İsrail, Hamas ve İslami Cihad’a ait askeri kapasite ve altyapının yok edilmesi, tüm rehinelerin serbest bırakılması ve Gazze’deki “tüm güvenlik tehditlerinin ortadan kaldırılması” hedeflerine ulaşana kadar Gazze’deki savaş devam edecek. Savaş sona erdiğinde ise Gazze, “terörizmi destekleyen ülke veya kuruluşlarla bağlantısı bulunmayan yerel yetkililer” tarafından yönetilecek.

GAZZE ASKERDEN ARINDIRILACAK
Netanyahu’nun planına göre İsrail, savaşın sona ermesinin ardından “radikalleşmeyi engelleme” konusunda tecrübeli Arap ülkeleriyle iş birliği yaparak Gazze’deki tüm eğitim kurumlarına, dini ve sosyal kurumlara yönelik bir “radikalleşmeden arındırma planı” başlatacak. Plan kapsamında Gazze tamamen askerden arındırılacak. Gazze’nin yeniden inşasına askerden arındırılma sürecinin tamamlanması ve “radikalleşmeden arındırma süreci”nin başlamasının ardından izin verilecek.
GAZZE’NİN GÜNEY SINIRINI KAPANACAK
Netanyahu’nun planında İsrail ordusunun “terör faaliyetlerinin” yeniden ortaya çıkmasını önlemek amacıyla Gazze’ye müdahale etme özgürlüğünün süresiz olarak devam edeceği belirtildi. İsrail, Gazze Şeridi’nin Filistin tarafında tampon bölge kuracak ve “güvenlik ihtiyacı olduğu sürece” bulundurmayı sürdürecek. İsrail, ABD’nin desteği ile Mısır’la iş birliği yaparak Mısır ile Gazze arasındaki sınırı imkanlar çerçevesinde güneyden kapatacak.

BM KURUMLARI KAPATILACAK VE İSRAİL ÜRDÜN’ÜN BATISINDA GÜVENLİK KONTROLÜ YAPACAK
İsrail, işgal altındaki Batı Şeria’dan gelen tehditleri engellemek amacıyla Ürdün’ün batısındaki tüm alan üzerinde karadan, havadan ve denizden “güvenlik kontrolünü” sürdürecek. Plana göre bölgedeki Birleşmiş Milletler Yakın Doğu’daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansı’na (UNRWA) bağlı kurumlar kapatılacak ve yerine farklı uluslararası yardım kuruluşları açılacak.
Netanyahu planında, kalıcı bir çözüme yalnızca taraflar arasında doğrudan müzakere yoluyla ulaşılabileceğini, İsrail’in her türlü uluslararası dayatmayı reddettiğini ifade etti. Planda ayrıca Filistin devletinin tek taraflı tanınması “teröre karşı ödül” olarak nitelendirilerek, İsrail’in buna karşı çıkmaya devam edeceği belirtildi.

“İSRAİL’İN PLANLARI BAŞARISIZLIĞA MAHKUM”
Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ın sözcüsü Nabil Abu Rudeineh ise yaptığı açıklamada, Netanyahu’nun önerisinin veya İsrail’in Gazze’deki coğrafi ve demografik gerçekleri değiştirmeye yönelik herhangi bir planının başarısızlığa mahkum olduğunu söyledi. Gazze’nin yalnızca bağımsız bir Filistin devletinin parçası olabileceğini belirten Rudeineh, ” Dünya, gerçekten bölgede güvenlik ve istikrar istiyorsa, İsrail’in Filistin topraklarındaki işgaline son vermeli ve başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız bir Filistin devletini tanımalıdır.” dedi.
“NETANYAHU’NUN PLANI ‘SOYKIRIMI SÜRDÜRME’ GİRİŞİMİDİR”
Netanyahu’nun planını kınayan Filistin Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada ise söz konusu plan, Gazze Şeridi’nin resmi olarak yeniden işgal edilmesi ve İsrail’in Filistin toprakları üzerindeki kontrolünü dayatma girişimi olarak nitelendirildi. Bakanlık açıklamasında, “Bu, halkımıza karşı soykırımı sürdürmeye yönelik bir plan ve zorla yerinden etme planının uygulanması için daha fazla zaman kazanma girişimidir” ifadesi kullanıldı. Netanyahu’nun önerilerinin savaşın durdurulmasına, mahkumların ve rehinelerin serbest bırakılmasına, Filistin devletinin kurulmasına yönelik uluslararası çabaları engellemeye karşı açık bir manevra olduğu belirtildi.

Filistin Dışişleri Bakanlığı, ABD’yi ve diğer Batılı ülkeleri, bağımsız Filistin devletini tanımaya, Filistin’in BM üyesi olmasına izin vermeye ve işgali sona erdirmek amacıyla uluslararası bir barış konferansı düzenlemeye çağırdı.
]]>İbn Haldun Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Irfan Ahmad moderatörlüğünde yapılan panele, Gazze İslam Üniversitesinden Kamalain Shaath, İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesinden David Miller ve İstanbul Medeniyet Üniversitesi’nden Prof. Dr. Berdal Aral konuşmacı olarak katıldı.
Sempozyumun açılış konuşmasını Norveçli Prof. Dr. Mads Gilbert yaptı.
Gilbert, burada yaptığı konuşmada, Gazze’nin herkesi etkileyen bir mücadele olduğunu vurgulayarak, “Eğer İsrail cezasız kalmaya devam edecekse ve bu Amerika Birleşik Devletleri tarafından desteklenen İsrail’in herhangi bir sonucu olmaksızın öldürmek istedikleri kadar kişiyi öldürmelerine izin verilecekse sırada kim olacak ve çocuklarımız ve torunlarımız için dünya neye benzeyecek?” dedi.
Filistin halkının acı çektiğini, ölüm, yaralanma, açlık ve susuzlukla mücadele ettiğini kaydeden Gilbert, “Hepsinden önemlisi Filistin halkı sömürgeciliğe, işgale ve apartheide karşı direnişlerinde dimdik ayakta duruyor.” diye konuştu.
Gilbert, Gazze’de yaşananların İsrail tarafından yapılan ve ABD’nin desteklediği yüzde 100 beşeri bir felaket olduğuna dikkati çekerek, “Bunun askeri bir anlamı yoktur, bu ortadan kaldırma politikasıdır. Bu, toprak çalmanın ve toprağın sahibi olan insanları öldürmenin sömürgeci siyasetidir.” ifadesini kullandı.
Filistinli sağlık çalışanlarının şu anda bu dünyanın ahlaki pusulaları olduğunu belirten Gilbert, onların gerçek kahramanlar olduğunu söyledi.
Gilbert, Gazze’de derhal ateşkes sağlanması gerektiğini vurgulayarak, bölgeye gıda, su, sağlık ekibi ve tıbbi malzeme girişine de izin verilmesi gerektiğine işaret etti.
Yardımların Gazze’ye girişinin uluslararası toplum tarafından kontrol edilmesi gerektiğini dile getiren Gilbert, Gazze’nin yeniden inşasının da önemine değindi.
Gilbert, sorumluluğun Filistinlilerde olması gerektiğinin de altını çizerek, Gazze’nin çok güzel bir yer olduğunu ve orada uzun yıllar çalıştığını anlattı.
Dört ay boyunca Gazze’de her gün ortalama 10 çocuğun uzuvlarının kesildiğini aktaran Gilbert, gerekli ameliyatlar için Gazze’de rehabilitasyon hizmetine de ihtiyaç duyulduğunu söyledi.
Gilbert, Gazze’deki çocukların yüzde 90’ının ishal, kusma gibi bulaşıcı hastalıklara yakalandığını, hastalıklar nedeniyle su ihtiyacı daha da artan çocukların temiz su kaynaklarına erişiminin olmadığını vurguladı.
Gilbert, şunları kaydetti:
“Bu dünyanın nesi var böyle? İsrail’in dört ay boyunca insanları aç bırakarak, öldürerek, sakat bırakarak ve dondurarak ölümle korkutmasına izin vermek. Orta Çağ’a geri mi döndük? Ormana mı döndük? Her birimiz tavır almak zorundayız çünkü dediğim gibi bu sadece Filistinlilerin davası değil. Şehitleri asla unutmayacağız. Baskıya, ırkçılığa ve sömürgeciliğe asla boyun eğmeyeceğiz. Filistin halkının yanında dimdik duracağız çünkü belki 15 yıl sonra ya da 20 yıl sonra dünyanın Filistinlilere şu anda gösterebileceği dayanışmaya ihtiyacımız olacak. Taleplerimiz basit. Gazze’yi yeniden inşa edeceğiz ama önce ateşkes talep ediyoruz, kuşatmayı kaldırın, Filistinlilerin sağlık hizmetlerini açın, sınırları açın, çocukları koruyun ve Filistin’in işgalini durdurun!”
“Ve şimdi ateşkes çağrısı yapıyoruz, soykırımı durdurun, Filistin’i özgürleştirin”
Gazze İslam Üniversitesinden Shaath, akademik özgürlüğün entelektüel ve fiziksel olmak üzere iki farklı yönü olduğunu dile getirdi.
Entelektüel anlamda akademik özgürlüğün doğru araştırmanın özgürce yayımlanması olmadığına işaret eden Shaath, önemli olanın konuları tartışma özgürlüğünün bulunması olduğunu vurguladı.
Shaath, insanların fikirlerini kamuya açık bir şekilde ifade etmeleri nedeniyle cezalandırma korkusu olmadan hareket edebilmeleri gerektiğine dikkati çekti.
Fiziksel olarak da akademisyen ve öğrencilerin hareket alanlarının kısıtlanmasına, kısıtlı kaynaklara ve personel güvenliğine yönelik tehditlere işaret eden Shaath, “Aslında İsrail ile Filistin bağlamında, aslında belki de entelektüelden ziyade fiziksel tarafa daha fazla vurgu yapıyoruz. Dolayısıyla öğrenciler için yüksek öğretim kurumlarına erişimimiz yok ve akademisyenler için uluslararası konferanslara katılma imkanımız yok. Küresel akademik topluluklarla ilişki kurmanın ve değerli işbirlikleri oluşturmanın bir yolu yok.” ifadelerini kullandı.
Shaath, bu sempozyumun da İsrail kurumlarının ve üniversitelerde Filistinlilere karşı İsrail’i destekleyen akademisyenlerin boykotu için önemine değinerek, “Ve şimdi ateşkes çağrısı yapıyoruz, soykırımı durdurun, Filistin’i özgürleştirin.” şeklinde konuştu.
“Biz entelektüeller ve akademisyenler olarak hegemonyanın bir parçası olmamalıyız”
İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesinden Miller, akademik özgürlüğün gerekliliğine değinerek, “Siyonistler akademik özgürlüğe karşıdırlar çünkü Filistin’in varlığının ifade edilmesine ve hatta buna dair herhangi bir işarete ya da Siyonist projeye yönelik herhangi bir eleştiriye karşıdırlar.” dedi.
İsrail’in Gazze’ye saldırılarında üniversitelerin de hedef alındığını anımsatan Miller, “Gazze İslam Üniversitesi, geçen yıl 10 ve 11 Ekim tarihlerinde, oldukça Siyonist bir şekilde bombalandı ve daha sonra Aralık ayına kadar devam eden bir dizi saldırı ile tamamen yok edildi.” şeklinde konuşarak, “Bunlar kaza değil, Bunlar, duyduğumuz gibi akademisyenlerin hedef alınarak öldürülmesidir, tıpkı kurtarma görevlilerinin, doktorların, öğretmenlerin hedef alınarak öldürülmesi gibi.” diye konuştu.
İstanbul Medeniyet Üniversitesinden Aral da asıl sorunun İsrail’in Gazze’ye yönelik yaptığı saldırlar olduğunu vurgulayarak, şunları kaydetti:
“Çok fazla suç işlediniz, bölgeyi işgal ettiniz, suçlusunuz. Biz entelektüeller ve akademisyenler olarak hegemonyanın bir parçası olmamalıyız. Özgür düşünürler olmalıyız, adaletle hareket etmeliyiz ve baskı ve işgal mağdurlarına verdiğimiz destekle hareket etmeliyiz.”
]]>Yaklaşık 86 bin Lübnanlı, İsrail ordusu ve Hizbullah Hareketi arasında 8 Ekim 2023’ten bu yana Lübnan’ın güneyindeki sınır bölgesinde yaşanan çatışmalar nedeniyle yerinden oldu.
İsrail ile Lübnan arasındaki 120 kilometrelik sınır hattı üzerinde bulunan belde ve köy sakinlerinin çoğu, başkent Beyrut başta olmak üzere güvenli bölgelerdeki yakınlarının yanına veya kendi imkanlarıyla kiraladıkları evlerde kalıyor.
Ev kiralamaya yetecek ekonomik gücü olmayan binlerce Lübnanlı ise çatışmaların başından beri ülkenin güneyindeki Sur kentinde halen eğitimim devam ettiği okullardaki dersliklerde kalıyor.
Okulların bazı katları iç göçmen ailelere ayrılırken, diğer katlarındaki dersliklerde ise öğrenciler eğitim alıyor.
AA muhabiri, Sur’daki okullarda 5 aydır yaşam mücadelesi veren ailelerle görüştü.
Sur’da 26 bin iç göçmen yaşıyor
Sur Belediye yetkililerinin verdiği bilgilere göre okullarda ve kendi imkanlarıyla kiraladıkları evlerde konaklayan iç göçmenlerin sayısı 25 bin 382’e ulaşmış durumda.
Yaklaşık 400 göçmenin kaldığı Sur Meslek Lisesi’nde öğretmen olarak görev yapan Hasan Alluş, okullun bir kısmında yerinden olan ailelerin bir kısmında ise öğrencilerin eğitim aldığını, öğretimde herhangi bir aksamanın meydana gelmediğini söyledi.
Okulun zemin katının yerinden olan ailelere ve diğer katlarının ise öğrencilere tahsis edildiğini belirten Alluş, “Çatışmaların bitmesi halinde aileler elbette evlerine geri dönecek ancak çatışma devam ederse geçim kaynağı sadece köyündeki tarlası olan aileler hiçbir yere gidemez. Ev kiralayacak ekonomik durumları yok.” diye konuştu.
11 çocuğu ve hasta annesi ile aynı derslikte yaşıyor
Ailesi ile birlikle Sur Meslek Lisesi’nde kalan Mustada Seyyid, bir an önce çatışmaların bitmesini ve çok kısa bir mesafede olan evine geri dönmeyi dört gözle beklediğini dile getirdi.
Okulun dersliklerinden birinde 11 çocuğu ve hasta annesi ile yaşayan Seyyid, okulda çoğu zaman elektriğin kesik olduğunu, mutfak ve hijyenik bir banyonun da bulunmadığını belirtti.
Nebatiye vilayetine bağlı Bint Cubeyl ilçesinin Beyt Liv beldesindeki evlerinden çıkıp ailesiyle birlikte okula sığındıklarını anlatan Seyyid, “4 aydan uzun süredir okulda kalıyoruz ve her gün beldemizin bombalandığına dair haberler duyarak yaşıyoruz. 4 günlük ateşkes olduğunda sadece bir kez evimi görme fırsatı elde ettim. Daha sonra evimin İsrail tarafından bombalandığı haberini aldım.” diye konuştu.
Ne zaman evlerine döneceklerini bilmeden çaresiz bir şekilde derslikte beklediklerini ve gün saydıklarını belirten Seyyid, okulda güvende olduklarını ancak hiçbir yerin kendi evleri gibi olmadığını ifade etti.
Seyyid, Lübnan hükümetinin yerinden edilenlere sağladığı yardımlar hakkında, “İlk önce aylık 140 dolar nakdi yardım yapılıyordu ancak şimdi bu 2 ayda bire çıkarıldı.” bilgisini verdi.
“Savaşın bu kadar uzun süreceğini tahmin etmiyorduk”
Okula sığınanlardan Blida beldesi sakini Nime Dahr, “Savaşın bu kadar uzun süreceğini tahmin etmiyorduk. Temmuz 2006’daki gibi 30 gün süren bir savaş olacağını düşünmüştük. Neredeyse 5’nci aya gireceğiz.” dedi.
Evine geri dönebileceği konusunda çok ümitli olmadığını belirten Dahr, İsrail savaş uçaklarının sınıra çok yakın olan Blida beldesine neredeyse her gün hava saldırısı düzenlediğini, bölgedeki birçok evin tamamen yıkıldığını söyledi.
Sınıra yakın yerleşim yerlerinin güvenli olmadığını ifade eden Dahr, çatışmaların seyrinin kendilerini endişelendirdiğini kaydetti.
İsrail ordusu ile Hizbullah Hareketi arasında 8 Ekim 2023’ten beri yaşanan çatışmalarda 211 Hizbullah mensubu, 43 Lübnanlı sivil, 11 Emel Hareketi, 12 Hamas, 12 İslami Cihad Hareketi mensubu, 6 İsrailli sivil ve 11 İsrail askeri öldü.
]]>İbn Haldun Üniversitesince “Filistin ve Küresel İlişkilerin Geleceği” temasıyla bir otelde düzenlenen “Filistin Sempozyumu”, Bilal Erdoğan, İHÜ Mütevelli Heyeti Başkanı Prof. Dr. İrfan Gündüz ve İHÜ Rektörü Prof. Dr. Atilla Arkan’ın açılış konuşmalarıyla başladı.
Erdoğan, buradaki konuşmasında, sempozyumda yalnızca Filistin’de ne olduğu değil bundan sonra ne olacağının da konuşulacağını söyledi.
Dünyanın şu anda büyük bir kayıp yaşadığına dikkati çeken Erdoğan, “İnsanların vicdanının birlikteliği büyük bir kayıp yaşıyor. Şimdiden itibaren olması gereken şey, insanlığın uluslararası sistemin sonuçlarıyla yüzleşmesi. Eğer bu sistem İsrail’in yaptığı şeyi durduramıyorsa, daha fazla savaş, kaos, felaket bizi bekliyor. Bu sebeple vicdanımızı ayaklandırmalıyız.” ifadelerini kullandı.
Açılış konuşmalarının ardından sempozyuma ilişkin basın mensuplarına bilgi veren Erdoğan, üniversite olarak, Filistin’de 7 Ekim’den bu yana devam eden olaylarla ilgilenen önemli isimleri İstanbul’da bir araya getirmek istediklerini belirtti.
Sempozyumda İsrail’in bölgede gerçekleştirdiği soykırımın gelecekte dünya düzenine yansımalarının konuşulacağını kaydeden Erdoğan, “Biz bir üniversite olarak meselenin biraz daha ilmi yönüyle, dünyanın geleceğine nasıl etki edeceğine bakan yönüyle ilgilenmiş oluyoruz. Bu hem İstanbul’un bu merkezi konumuna, hem de üniversitemizin bu konudaki hedeflediği kaliteye dikkat çekiyor.” diye konuştu.
Erdoğan, İsrail’in şu anda devam eden soykırımının Güney Afrika’nın uluslararası mahkemedeki başvurusuyla netleştiğini kaydederek, “Bütün dünyanın ittifak ettiği bir İsrail canavarlığı var.” dedi.
İsrail’deki rejimin bir nazi, soykırım, faşist ve fundamentalist bir rejim olduğunu söylediklerini ifade eden Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
“İsrailli rejim, sivil halkın ölmemesi için bir gayret gösterseydi şu anda Refah Kapısı’nın dışındaki diğer iki kapıdan, kendi kontrolünde kendisi de insani yardımı Gazze’ye sokabilirdi. Kendisi Gazze’deki yaralıları tedavi için İsrail’deki hastanelerine alabilirdi. İsrail oradaki insanların, insan olduğunu dahi düşünmediği için ‘Siz Refah Kapısı’ndan benim izin verdiğim kadar bir şey yapabiliyorsanız yapın ama ben elektriğinizi de suyunuzu da keseceğim, yardımları da kısıtlayacağım. Oradaki insanlar açlığa mahkum olsun, ölsün gitsin ondan sonra biz de hayatımıza devam edelim.’ diye düşünüyor olabilir. Bu, İsrail’in kendi kendini yok etmesine götüreceği bir süreçtir.”
Bilal Erdoğan, “Ümit ediyorum ki insanlık vicdanındaki bu yara böyle açık kalmaz ve bir şekilde buna dur diyecek toplu irade oluşturulabilir. İsrail eğer varlığını devam ettirmek istiyorsa dönüp bütün insanlıktan özür dilemeli, yaptıklarının hesabını açıkça vermeli, sorumluları cezalandırmalı. Bütün insanlığa, kendilerini üstün görmeyip bütün insanlar gibi insanlar olmaktan ibaret olduklarını itiraf ettikleri belki bir bildiriyle yeniden hayatlarına devam etmeliler diye düşünüyorum. ” değerlendirmesinde bulundu.
Sempozyumdaki konuşmalar
Sempozyumun açılışında konuşan İHÜ Mütevelli Heyeti Başkanı Prof. Dr. İrfan Gündüz, Gazze’de bir vahşet yaşandığını, İsrail’in saldırıları nedeniyle kuvözdeki bebeklerin öldüğünü, insanların açlıkla mücadele ettiğini, yaralıların tedavilerinin narkoz olmadığı için canlı canlı yapıldığını anlattı.
Empati yaparak kendilerini Gazzelilerin yerine koymaya çalıştıklarını aktaran Gündüz, “Vatansız bırakılan, evsiz bırakılan, ilaçsız bırakılan ve yurtlarından kovulmaya çalışılan Gazze bütün dünyaya örnek, yiğit de bir direniş sergiliyor. Hiç olmazsa onların bu direnişlerine moral gücü vermek üzere buradayız.” ifadelerini kullandı.
Gündüz, Şair Necip Fazıl Kısakürek’in “Yıkılasın İsrail” şiirine atıfta bulunarak, İsrail’in zulmünü özellikle akademik dünyaya duyurmak üzere bu sempozyumu düzenlediklerini belirtti.
“İsrail, Filistinlilerin eğitim sistemini de sistematik bir şekilde yok ediyor”
İHÜ Rektörü Prof. Dr. Atilla Arkan ise İsrail Devleti’nin Orta Doğu’nun varlığına saplanan bir bıçak olduğunu, bu bıçağın en fazla Filistinlilerin kanını akıttığını söyledi.
Yıllardır süren işgal ve katliamların artık bir soykırıma dönüştüğünü ifade eden Arkan, “Kudüs uzun yıllardır İsrail zulmü altında inliyor. Vatanlarına sahip çıkmaya çalışanları, masumları, kadınları, yaşlıları, çocukları hatta bebekleri İsrail defalarca katletti. Bu katliam artık soykırıma dönüştü. Gazze insanlık tarihinin en acımasız katliamlarıyla karşı karşıya.” değerlendirmesinde bulundu.
Arkan, verilere göre saldırılar sonucunda 90 bin üniversite öğrencisinin eğitimini yarıda bırakmak zorunda kaldığını vurgulayarak, “Şu ana kadar 231 öğretmen ve akademisyen ile 4 bin 237 öğrenci hayatını kaybetti ve şehit oldu. İsrail, Gazze’de Filistinlilerin eğitim sistemini de sistematik bir şekilde yok ediyor.” diye konuştu.
Filistin’in ve Filistinlilerin haklı davasının yanında olduklarının altını çizen Arkan, “Sempozyumla, akademisyenler, aktivistler, araştırmacılar ve medya profesyonellerini Filistin üzerinde birlikte düşünmeye, üretmeye ve Filistin’in geleceğini hep birlikte inşa etmeye davet ediyoruz.” dedi.
Akademisyenler, aktivistler ve öğrencilerin katıldığı sempozyumda, “Akademik Özgürlükleri Korumak ve Kamusal Aydınların Filistin Konusundaki Rolü”, “Apartheid ve Siyonist İşgale Eleştirel Yaklaşımlar,” “Yerleşimci-Sömürgeci Şiddete Karşı Filistin’de Gündelik Direniş”, “İnkardan İkrara: Gazze Soykırımı Üzerine Toplumsal-Hukuki Perspektifler”, “Filistin ile Küresel Dayanışma ve Genişleyen Mücadele”, “Anlatıyı Biçimlendirmek: Filistin Tasvirinde Medyanın Rolü” başlıklı paneller düzenlenecek.
Sempozyum, yarın da devam edecek.
]]>Cenin Mülteci Kampında Filistinli direniş gruplarının varlık gösterdiği biliniyor. İsrail ordusu, 7 Ekim saldırılarının ardından Cenin Mülteci Kampına düzenlediği baskınların şiddetini artırdı. Günlerce süren baskınlarda İsrail ordusuna ait iş makineleri kamptaki yolları kazarak yaklaşık 20 bin Filistinlinin yaşadığı kampın altyapısını sistematik bir biçimde tahrip ediyor.
İsrail ordusunun neredeyse gün aşırı baskın düzenlediği Cenin Mülteci Kampının yanı sıra Cenin kenti de İsrail askeri iş makinelerinin hedefi haline geldi. İş makineleriyle Cenin kentinin en işlek noktalarını birbirine bağlayan döner kavşak ve caddelerdeki asfaltı kazıyan İsrail güçleri, temiz ve atık su şebekesi borularını patlattı.
Cenin Belediye Başkanı Nidal Ebu Salih, AA muhabirine yaptığı açıklamada, İsrail ordusunun son iki yıldır Cenin’e düzenlediği baskın ve saldırıların şiddetini 7 Ekim’den sonra artırdığını söyledi.
İsrail’in 50 bin nüfusu olan Cenin’in alt yapısını kasıtlı olarak hedef aldığını belirten Ebu Salih, 20 Şubat gecesi düzenlenen baskında kentteki yolların, su şebekesi ve altyapının tahrip edildiğini aktardı.
Ebu Salih, “İsrail ordusu Cenin Mülteci Kampındaki altyapının önemli bir kısmını yok etti. Bunun yanı sıra Doğu Mahallesi’nde de büyük zarara yol açtı. İsrail ordusu şimdi çarşı ve şehrin ticari bölümünü hedef almaya başladı.” diye konuştu.
İsrail güçlerinin askeri iş makineleriyle kentin en işlek noktalarının kesiştiği caddeleri kazıdığını ve altyapıya hasar verdiğini aktaran Ebu Salih, “İsrail işgali şehrin kuzeyi ile güneyi ve doğusu ile batısını birbirine bağlayan noktaları hedef almaya başladı. İsrail işgalinin işleyiş mantığı ve yöntemi, Cenin kenti ve mülteci kampında Filistin halkının iradesini kırmayı amaçlıyor” şeklinde konuştu.
Cenin Belediye Başkanı, İsrail ordusunun kentteki temiz ve atık su şebekesini tahrip etmesi sonucu yaklaşık 30 bin kent sakininin haftalarca su kesintisi yaşadığını dile getirdi.
Cenin’in adeta “küçük Gazze”ye dönüştüğünü ifade eden Ebu Salih, kentte son iki yılda İsrail askerleri tarafından öldürülenleri defnetmek için 5 yeni mezarlığın açıldığını, insanların hayatının giderek zorlaştığını belirtti.
Cenin Mülteci Kampındaki tahribat her geçen gün artıyor
Cenin Mülteci Kampı, 20 bin nüfusun yanında silahlı direniş gruplarının yoğunluğuyla biliniyor. İsrail ordusunun, 7 Ekim’den bugüne Cenin Mülteci Kampı’na düzenlediği baskınlarda yolları kazması nedeniyle kamptaki sokaklar toprak yola dönüşmüş durumda.
Kampta yaşanan şiddetli çatışmaların izleri yanmış siyah duvarlarda, terkedilmiş evlerde, binalardaki kurşun izlerinde açıkça görülüyor.
Kampın duvarlarına asılmış veya resmedilmiş, İsrail askerleri tarafından öldürülen Filistinli direnişçilere ait resimlerin tahrip edildiği dikkati çekti.
İsrail özel kuvvetlerinin, kampa düzenlediği baskında kuşattığı ve patlayıcılarla saldırdığı bir evin giriş katındaki dükkan yanık izleriyle kaplanmış durumda. Roket atılan evin sakinleri daireyi temizlemeye çalışıyor. Kadın ve çocuk ev halkı, molozu ve kullanılamaz hale gelmiş eşyaları süpürerek dışarı atıyor. Evin duvarlarındaki şarapnel izleri açıkça görülüyor. Ev sakinlerinden bir kadın, İsrail askerlerinin çocuklarıyla kendisini evinden çıkardıktan sonra yoğun patlayıcılarla binanın giriş katını patlattığını ve büyük dehşet yaşadıklarını anlattı.
İsrail askerleri ile kamptaki direnişçiler arasında çıkan çatışmalarda 3 Filistinli öldürüldü
AA muhabirine konuşan kamp sakinlerinden Fadi Isam Dbayye, İsrail askerleri tarafından gözaltına alındığı sırada bileklerinde oluşan derin kelepçe izlerini gösterdi.
Sivil kıyafetli İsrail askerlerinin kampta yaşayan komşusunu aradığını aktaran Dbayye, askerlerin gözlerini bağladıktan sonra kendisini bir askeri üsse götürdüklerini, burada sorgulandığını ve birkaç saat sonra serbest bırakıldığını söyledi.
İsrail askerleri ile kamptaki direnişçiler arasında çıkan çatışmalarda 3 Filistinli öldürüldüğünü belirten Dbayye, gün aşırı Cenin Mülteci Kampına saldıran İsrail ordusunun kamp sakinlerini yıldırmaya çalıştığını dile getirdi.
Cenin Mülteci Kampı, İsrail ordusunun hedefinde
Cenin Mülteci Kampı son yıllarda sık sık İsrail ordusu tarafından hedef alınıyor.
İsrail askerlerinin üst üste düzenlediği baskınlar nedeniyle kayıplar yaşayan kamp sakinleri yaralarını saramıyor.
Kampa iş makineleriyle giren İsrail ordusu, yolları kazıyor, sembol yapıları yerle bir ediyor ve evlere hasar veriyor. Kampta meydana gelen yıkım her geçen gün artıyor.
İsrail basınında sıkça, “eşek arısı kovanı”, “terörist kuluçkası” şeklinde tanımlanan Cenin ve özellikle buradaki mülteci kampı, Filistin direniş örgütlerinin silahlı kanatlarının yoğun şekilde bulunmasıyla öne çıkıyor.
Filistin siyasi arenasında rekabet içindeki Fetih, Hamas, İslami Cihad Hareketi gibi fraksiyonların askeri kanatlarının Cenin’de tek çatı altında birlikte hareket ettiği biliniyor.
]]>Yıllardır İsrail ablukası altında olan ve 4 ayı aşkın süredir de hava, kara ve denizden saldırılara sahne olan Gazze’de, açlık krizi derinleşirken, belediye hizmetlerinin sağlanamaması sonucu çevrede çöp ve çeşitli atıkların neden olduğu kirlilik de artıyor.
Gazze Şehri’nin batısında Filistinli mültecilerin kaldığı Sahil Kampı’nda yaşayan gençlerden Bilal Abdullatif, AA muhabirine yaptığı açıklamada karşılaştıkları sorunları anlattı.
“Acımasız saldırıların devam etmesi belediyenin çalışmalarını sekteye uğrattı ve sokaklarda ve mahallelerde dayanılmaz atık birikmesine neden oldu.” diyen Abdullatif, Gazze şehrinin merkezindeki el-Vahde Caddesi’ndeki geçici Yermuk çöplüğünün yanından olabildiğince çabuk geçmek için aceleyle yürüdüğünü dile getirdi.
Çöp depolama alanının yanından geçerken, büyük miktarlarda katı atığın birikmesi sonucu çevreye yayılan kötü kokular sebebiyle baş ağrısı ve dönmesi hissettiğini aktaran Abdullatif, “Atık her yere yayıldı ve kokusu havaya yayılıyor. Sadece bu da değil, böceklerin, kemirgenlerin ve bulaşıcı hastalıkların da yayılmasına neden oldu.” dedi.
Abdullatif, Gazze Şehri’ndeki çevre ve sağlık felaketinin genişlemesiyle birlikte insani koşulların ve yaşam koşullarının daha da kötüleşmesinden endişe ettiğini vurguladı.
Atıklar Filistinlilerin sağlığını tehdit ediyor
Gazze’nin doğusundaki eş- Şucaiyye Mahallesinde yerinden edilen 45 yaşındaki Siham el-Kıta, yaşananların büyük bir sağlık ve çevre felaketinin habercisi olduğunu ifade ederek, “Saldırılardan önce toplanan, taşınan ve ayrıştırılan atıklar, şimdi Filistinliler arasında birikerek çeşitli hastalıklarla sağlıklarını tehdit ediyor. Atıklar, fiziksel ve psikolojik sağlık sorunlarına ve birçok hastalığa neden oluyor.” diye konuştu.
Gazze’de ilaç yokluğu ve okulların çevresinde atıkların birikmesi nedeniyle küçük çocukların birçok bağırsak ve cilt hastalığına yakalandığına dikkati çeken Kıta, yaşanan atık krizine acil bir çözüm bulunması çağrısında bulundu.
“80 bin ton çöp ve atık birikti”
Gazze Belediyesi Sözcüsü Hüsni Muhenna, belediye ekiplerinin katı atıkları, Cuhr ed-Dik depolama sahasına aktaramaması nedeniyle Yermuk depolama sahası ve çevresinin artık herhangi bir ilave katı atık miktarını alamayacağını belirtti.
Gazze kentindeki koşulları “felaket” olarak niteleyen Muhenna, İsrail saldırılarının başlangıcından bu yana şehrin doğu sınırında bulunan ana atık depolama alanına taşıma işleminin durdurulması nedeniyle yaklaşık 80 bin ton çöp ve atık biriktiğini kaydetti.
Bölgedeki atık krizinin, İsrail’in yoğun saldırıları sebebiyle güvenlik koşulları, atıkları toplamak için kullanılan araç ve kamyonlar için gereken yakıtın tükenmesi ve bu araçların saldırılarda yok edilmesinden kaynaklandığı vurgulayan Muhenna, yıkıcı İsrail saldırılarının başladığı 7 Ekim’den bu yana İsrail ordusunun, Gazze belediyesine ait çeşitli sektörlerde hizmet veren 90 aracı imha ettiğini aktararak, bu durumun temel hizmetlerin neredeyse tamamen aksamasına neden olduğunu vurguladı.
Belediye yetkilisi Muhenna, İsrail’in yıkıcı saldırılarını durdurarak, vatandaşlara temel hizmetleri sunmaya devam etmek için makine, teçhizat ve yakıt sağlanması için uluslararası kurum ve kuruluşlara, acil müdahale çağrısında bulundu.
]]>Uluslararası Adalet Divanı’nda (UAD) “İsrail’in işgal ettiği Filistin topraklarındaki uygulamalarının hukuki sonuçlarına ilişkin danışma görüşü” duruşmaları devam ediyor. Bugünkü duruşmada İran adına söz alan İran Dışişleri Bakanlığı Hukuk ve Uluslararası İşler Bakan Yardımcısı Rıza Necefi, İsrail yönetiminin devam eden soykırımları ve uluslararası hukuku ihlal etmesi nedeniyle UAD tarafından sanık olarak görülmesi gerektiğini savundu. Hollanda’nın idari başkenti Lahey’deki Barış Sarayı’ndaki duruşmada konuşan Necefi, Filistin halkının kendi geleceğini tayin etme hakkı olduğunu belirterek, “Umut ediyoruz ki UAD binlerce Filistinli kadın ve çocuğun canını kurtararak, İsrail’in Filistin topraklarını işgaline son verecek ve Filistinlilerin hakkını tanıyacak bir karara varır” dedi.
“İsrail rejimi uluslararası hukuku ihlal etmektedir”
Uluslararası toplumun İsrail ile ekonomik, siyasi ve askeri ilişkilerini sonlandırması gerektiğini kaydeden Necefi, “İsrail rejimi açık bir şekilde Filistin topraklarında uluslararası hukuku ihlal etmektedir. Filistin topraklarında uzun süredir devam eden işgal, Filistin topraklarındaki demografik yapının değiştirilmesi, Filistin halkının doğal haklarının elinden alınması, Filistinlilere yönelik ayrımcılıklar ve Kudüs’ün statüsünün değiştirilmesi İsrail rejiminin uluslararası hukukun ihlallerinin en somut örnekleridir. İsrail rejimi uzun süredir devam ettirdiği işgal politikaları ile Filistin topraklarında işgalini kalıcı olarak sürdürmek istediğini göstermektedir. Bu durum Filistinlilerin kendi geleceklerini tayin haklarının ihlalidir” şeklinde konuştu.
“İşgalin son bulması için ülkeler arasında ortaklaşa etkili iş birliği yapılmalıdır”
UAD’nin İsrail konusunda tüm devletlere uluslararası hukuka uyulması yönünde çağrı yapmasını talep eden Necefi, İsrail’in hukuk ihlalleri karşısında Birleşmiş Milletler’e üye devletlerin İsrail ile ilişkilerini sonlandırmaları ve işgale engel olmaları gerektiğini savundu. Necefi, “Yukarıda belirtilen hukuk ihlalleri karşısında yapılması gerekenler; doğrudan veya dolaylı olarak işgalci rejime giden tüm yardımların kesilmesidir. İsrail ile olan tüm askeri, siyasi ve ekonomik ilişkiler kesilerek rejimin Filistinlilere yönelik hak ihlalleri ve işgali sona erdirilmelidir. İsrail’in uzun süreli işgali nedeniyle Filistin topraklarında oluşan hukuka aykırı yeni şartlar diğer devletler tarafından kabul edilmemelidir. Son olarak Kudüs’ün statüsünün korunması, Filistinlilerin hak ihlalleri yaşamaması ve işgalin son bulması için ülkeler arasında ortaklaşa etkili iş birliği yapılmalıdır” ifadelerini kullandı.
İsrail’in Gazze’de her gün ortalama 250 Filistinliyi katlettiğini vurgulayan Necefi, “Bu sayı son yıllardaki diğer çatışmalara göre çok daha fazladır. Bu durum ülkeler arasındaki iş birliğini daha da zaruri ve önemli kılıyor” diye konuştu.
“İnandığımız tek hukuki çözüm yolu Filistin’de ulusal bir referandum yapılmasıdır”
Güney Afrika’nın İsrail aleyhinde açtığı soykırım soruşturmasını hatırlatan Necefi, İsrail aleyhinde alınan karara vurgu yaparak, özellikle İsrail’i destekleyen ülkelerin soykırımın sona ermesi için İsrail’e baskı yapması gerektiğini söyledi. Necefi, “Soykırım suçlularının cezalandırılmaları gerekiyor. Gazze’de devam eden saldırılar nedeniyle mahkemeden işgalci rejimin bir kez daha alınan kararlara uymaya çağrılmasını talep ediyoruz. Bu ise ancak İsrail’in Gazze’ye yönelik devam eden saldırılarına son vermesi ile mümkün olabilir. İran olarak Filistin sorununun çözümü için inandığımız tek hukuki ve demokratik çözüm yolu, Filistin’de ulusal bir referandum yapılmasıdır” dedi. – TAHRAN
]]>Filistinli Bakan Ebu Seyf, işgal altındaki Batı Şeria’nın El-Bire kentinde bulunan ofisinde AA muhabirine konuştu.
İsrail ordusunun Gazze Şeridi’nde Filistin kültürel mirasını yıkıp ve yağmalamasını tıpkı 1948 yılındaki Nekbe dönemine benzeten Ebu Seyf, “Filistinlileri topraklarının yanı sıra kimlik ve tarihlerinden koparmayı planlayan İsrail, Moğolların 1258 yılında Bağdat baskını sırasındaki barbarlığını bile geride bıraktı” ifadesini kullandı.
Kendisi de aslen Gazzeli olan Ebu Seyf, İsrail’in sivilleri hedef alan saldırılarında ailesi ve akrabalarından 130 kişiyi kaybettiğini ifade etti.
İsrail saldırılarının başladığı 7 Ekim 2023’te Gazze Şeridi’nde bulunduğunu ifade eden Ebu Seyf, ancak birkaç hafta önce işgal altındaki Batı Şeria’ya dönebildiğini aktardı.
Gazze’de benzeri görülmemiş bir yıkım söz konusu
İsrail’in Gazze Şeridi’nde benzeri görülmemiş bir yıkım yaptığını belirten Ebu Seyf, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Gazze’de müzelerin ve arkeolojik dilin yağmalanmasıyla kültürel mirasın yok edilmesi, Siyonist çetelerin 1984 yılında Filistin’in kültürel merkezi sayılan Yafa kentinde yaptıklarına benziyor. Gazze’de benzeri görülmemiş bir yıkım söz konusu ve bu en korkunç milletlerin savaşlarda yaptıklarıyla dahi kıyaslanamaz. Hatta Moğolların Bağdat baskınında, Fransa ve İngiltere’nin Afrika’da yaptıklarıyla bile kıyaslanamaz. İsrail, Filistin tarihine savaş açmış durumda, çalamadığı tarihi eserleri de yıkmaya ve yok etmeye çalışıyor.”
İsrail güçlerinin 7 Ekim’den beri sürdürdüğü kapsamlı saldırılarıyla Filistin’in tarihi mirasına verdiği zararın boyutunu tam olarak bilmediklerini dile getiren Ebu Seyf, şu ana kadar Gazze’de 12 müzenin yerle bir edilerek içindekilerin yağmalandığını aktardı.
Müzelere yönelik yıkım ve yağmalamaların çoğunun Gazze kenti ve kuzeydeki bölgelerde yaşandığını vurgulayan Ebu Seyf, “İsrail’in yıktığı müzelerin başında Refah kenti sakinlerinden Leyla Şahin isimli vatandaşın bireysel girişimleriyle kurulan Filistin Geleneksel Kıyafetleri Müzesi geliyor. Bu müzedeki 320 tarihi parça yok oldu. Müzenin tarihi, İsrail’in tarihinden de eskidir.” ifadelerini kullandı.
İsrail saldırılarında 46 yazar ve sanatçı öldürüldü
İsrail’in Gazze’de 230 tarihi binayı yerle bir ettiğini belirten Ebu Seyf, bunlar arasında büyük El-Ömeri Camii ile Hişam Camii’nin yanı sıra kilise, çarşı ve tarihi hamamlar olduğunu kaydetti.
İsrail güçlerinin aynı zamanda 32 kültür merkezi ve tiyatro salonunu yıktığını ifade eden Ebu Seyf, binlerce sanat tablosununun da yok edildiğini aktardı.
Filistin Kültür Bakanı, İsrail’in Gazze’de aralarında ünlü isimlerin de olduğu 46 Filistinli yazar ve sanatçıyı da katlettiğini söyledi.
İsrail’in yıktığı ve yağmaladığı tarihi eserler arasında Tunç Çağı’na (Kenanlılar dönemi) ait parçalar da olduğunu ifade eden Ebu Seyf, İsrail’in Filistin kültürel mirasıyla savaşının müzeleri yerle bir etme ve tarihi parçaları çalmaktan ibaret olduğuna dikkati çekti.
İsrail ordusu, Napolyon Bonapart’ın bile yıkmadığı Paşa Sarayı’nı tanklarla yerle bir etti
Ebu Seyf, İsrail ordusunun yerle bir ettiği Filistin’in en büyük kütüphanesi olan Gazze Belediyesi Kütüphanesinin, İsrail’in kuruluşunu ilan ettiği 1948 yılı öncesine ait gazete ve eserleri barındıran, büyük bir kültürel hazine olduğunu vurguladı.
İsrail’in Filistin kültür mirasını kasıtlı olarak yok etmeye çalışmasını kınayan Ebu Seyf, “Tarihin bütün barbar savaşçıları, İsrail’le kıyaslandığında takdir edilebilir. Napolyon Bonapart, Gazze’de yıkım yapmıştı ancak Paşa Sarayı’nı yıkmamış, içinde ikamet etmişti. İsrail ordusu ise Paşa Sarayı’nı tanklarla yıktı.” dedi.
Filistinli Bakan, İsrail ordusunun Gazze Şeridi’ndeki Eş-Şati Mülteci Kampı’nın kuzeyinde yer alan tarihi Fenikeliler Limanı binası ile kuzeyde yer alan Cibaliya Mülteci Kampı’ndaki dünyanın en eski kilise mezarlığı üzerinden tanklarla geçtiğini belirtti.
Filistinli Bakan Ebu Seyf, dünya mirası Gazze’de yok edilirken dünya kamuoyunun sessiz kalmaya devam ettiğinin altını çizdi.
Filistin, İsrail’in kültürel mirasa açtığı savaşla hukuk yoluyla mücadele edecek
İsrail’in 100 yıllık bir plan çerçevesinde Filistinlileri toprağından, tarihinden, kültüründen ve kimliğinden koparmayı hedeflediğini dile getiren Ebu Seyf,
“Artık Filistinlilerin bu bölgeyle bir ilgileri yok demek istiyorlar. Bu sistematik bir kültür savaşı ve İsrail’in Filistin halkını yerinden ederek topraklarına yerleşme planının bir parçasıdır.” diye konuştu.
Tel Aviv yönetiminin Filistin’in tarihine savaş açtığının altını çizen Ebu Seyf, “İsrail, Filistinlilerin tarih ve hatıralarını yok ederek bu toprakların varisi olduğu iddiasını ispatlamak istiyor.” dedi.
Filistinli Bakan, İsrail’in Gazze’den kaçırdığı tarihi eserlerin takibi için Filistin Dışişleri Bakanı Riyad el-Maliki liderliğinde Kültür Bakanlığı ve Adalet Bakanlığı yetkililerinden üyelerin de bulunduğu bir komite oluşturduklarını belirtti.
Gazze’de Fenikeliler, Kenanlılar ve Romalılar döneminden kalma kültürel mirasın sadece Filistinlilere değil tüm dünyaya ait olduğunu, çalınan tarihi eserler konusunda Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü’ne (UNESCO) bilgi verildiğini belirten Ebu Seyf, İsrail’in Gazze’den çaldığı tarihi eserleri geri almak için uluslararası hukuk yoluyla mücadelelerini sürdüreceklerini belirtti.
“Gazze’deki müzelerdeki eserlerin tümü elimizdeki listelerde kayıtlı”
İsrail’in saldırıların uzamasından ve uluslararası kamuoyunun sessizliğinden yararlanarak çaldığı tarihi eserleri inkar edebileceğini söyleyen Ebu Seyf, “Ne olursa olsun çalınan tarihi eserleri geri almakta kararlıyız. Gazze’deki müzelerin içindeki eserlere ait listelerin tümünü elimizde tutuyoruz.” ifadelerini kullandı.
Ebu Seyf, İsrail’in saldırıları sonlandırmasının ardından Gazze’deki tarihi binaları aslına uygun olarak yeniden inşa edeceklerini, bu zor işin üstesinden gelebilmek için uluslararası uzmanlardan yardım talep edeceklerini kaydetti.
Halihazırda Gazze’deki tarihi eserlere dair verileri koruma çalışmalarını yürüttüklerini vurgulayan Ebu Seyf, uluslararası toplumun Gazze Şeridi’ndeki kültürel mirası sistematik olarak yok eden İsrail karşısındaki sessizliğini kınadı.
Filistin Kültür Bakanı Ebu Seyf, İsrail’in Gazze’den çaldığı tarihi eserlerin nereye kaçırıldığını henüz bilmediklerini, ilgili uluslararası kurum ve kuruluşlardan Gazze Şeridi’ndeki tarihi eserleri koruyacak bir ekip göndermelerini talep etti.
]]>Kurtulmuş, Azerbaycan’ın başkenti Bakü’de düzenlenen Asya Parlamenter Asamblesi (APA) 14’üncü Genel Kurulundaki konuşmasının ardından Azerbaycan medyasının sorularını yanıtladı.
Türkiye’nin 2017’den bu yana üstlendiği APA dönem başkanlığının Azerbaycan’a geçtiğinin hatırlatılarak, bundan sonraki sürece ilişkin değerlendirmesi sorulan Kurtulmuş, Azerbaycan’ın APA dönem başkanlığını layıkıyla yürüteceğini belirterek, Azerbaycan Milli Meclisi Başkanı Sahibe Gafarova’ya ve Azerbaycan Milli Meclisine başarılar diledi.
TBMM Başkanı Kurtulmuş, Türkiye ile Azerbaycan arasındaki ilişkilerin geldiği noktaya ilişkin bir soruya da şöyle yanıt verdi:
“Türkiye-Azerbaycan arasındaki ilişkiler merhum Haydar Aliyev’in söylediği gibi ‘Tek millet, iki devlet’ anlayışıyla devam ediyor. Çok şükür Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan ve Sayın İlham Aliyev liderliğinde her alanda mükemmel ilişkiler sürdürülüyor. Bunu ikili ilişkilerin ötesinde iki kardeş ülkenin, iki devletli tek bir milletin ortak çabası olarak görmek lazım. Bu ilişkiler geliştikçe hem her iki ülke halkının refahı artacaktır hem de bölgesel güven ve istikrara Türkiye’nin, Azerbaycan’ın müşterek çabaları büyük katkı sağlayacaktır. Ben bu vesileyle bir kere daha Azerbaycan’da tekrar cumhurbaşkanı seçilen İlham Aliyev’e tebriklerimizi ifade ediyorum. Türkiye Büyük Millet Meclisi adına ve Türk halkı adına yeni dönemde de üstün başarılar diliyorum. Azerbaycan’ın özellikle 44 gün süren Karabağ Azatlık Savaşı’ndan büyük bir başarıyla çıkan Aliyev’in bu cumhurbaşkanlığı seçiminden de üstün bir başarıyla çıkmış olması hem Azerbaycan halkı için hem de Türk halkı için sevinç vericidir.”
İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırıları
İsrail’in Gazze başta olmak üzere Filistin topraklarına yönelik saldırılarını durdurmak için atılan adımlara ilişkin bir soru üzerine de Kurtulmuş, modern zamanlarda görülen en büyük katliama şahit olunduğunu söyledi.
İsrail’in saldırganlığı nedeniyle Refah’ta sıkıştırılan Filistinli mültecilerden bir kısmının öldürüldüğünü ifade eden Kurtulmuş, şunları kaydetti:
“Şu anda Gazze Şeridi’nde dar bir alana sıkıştırılan yüz binlerce insan, açlıkla imtihan olmaktadır. İnsanlar artık hayatta kalabilmek için bulabildikleri ne varsa yemek mecburiyetindelerdir. Dolayısıyla burada açık bir katliam, hatta katliam sınırlarının çok daha ötesinde, neredeyse bir soykırım boyutlarına varmış olan ağır insanlık suçlarına şahit oluyoruz. Ama daha üzüntü verici olan; İsrail hükümeti, Netanyahu ve çetesi bu suçları işlerken bütün dünya da bunu seyretmektedir. Halkların ortaya koymuş olduğu tepkiler gerçekten ümit vericidir ama sonuç itibarıyla bu katliamların önlenmesi gerekir. Bunun için de bütün uluslararası mekanizmaların devreye girmesi şarttır. İşte burada Asya Parlamenter Asamblesinde konuşan her bir delegasyon başkanının açık bir şekilde İsrail’i kınaması, İsrail’in bu saldırganlığına karşı bir tavır alması da zaten İsrail’in nasıl yalnızlaştığını gösteren işaretlerden biridir. Burada yapmamız gereken her platformda İsrail’in yalnızlaşmasını temin etmemiz lazım. Vicdan ve akıl sahibi halklar arasındaki dayanışmayı arttırmak ve insanlık cephesi adını verebileceğimiz; mazlumdan, haktan, insaftan yana olan bütün kitlelerin bir araya gelerek bu mücadeleye destek vermesini temin etmektir.
Sonunda artık dünya anlamıştır ki İsrail öyle kınamakla, sözle durdurulabilecek bir ülke değildir. İsrail bu anlamda uluslararası hukuk bakımından ‘istisna devlet’ tanımı içerisinde görülmelidir. Yani uluslararası herhangi bir kaideyi tanımayan ve bundan kendisinin uzak olduğunu ilan eden, uluslararası hukuka aykırı hareket eden bir hükümet haline gelmiştir İsrail’deki hükümet. Bunun bir an evvel durdurulması için uluslararası camianın harekete geçmesi lazım. Bakü’den bir kere daha uyarmak istiyorum. Netanyahu’nun son günlerde verdiği demeçlere bakarsanız söylediği şey şudur; ‘Ramazan gelmeden evvel ben Gazze Şeridi’ne sıkıştırdığım bu insanların tamamını oradan sürüp atacağım. Bunlara karşı büyük bir suç işlemeye devam edeceğim.’ Bu, açıkçası şudur; Netanyahu ve hükümeti maalesef sonu belli olmayan bir yola girmek üzeredir. Bir an evvel bu mekanizmanın durdurulması gerekiyor. Bunun için de uluslararası camianın üzerine düşen sorumlulukları yerine getirmesi lazım.”
TBMM Başkanı Kurtulmuş, daha sonra Azerbaycan Milli Meclisi Başkanı Gafarova’nın, APA 14’üncü Genel Kurulu dolayısıyla katılımcı ülkelerin meclis ve heyet başkanları onuruna verdiği öğle yemeğine iştirak etti.
]]>Fetih yetkilisi Saydam, işgal altındaki Batı Şeria’nın el-Bire kentinde bulunan ofisinde, AA muhabirine açıklamalarda bulundu.
Fetih Hareketinin Filistinliler arasında uyum sağlanmasına odaklandığını ifade eden Saydam, “Hamas’ın da uluslararası hukukla uyumlu uzlaşı ve vizyon doğrultusundaki Filistin siyasi denkleminde olması gerekiyor.” diye konuştu.
“(Refah kenti) Filistin halkı için ya zafer ya da mağlubiyet olacak”
Filistin ulusal mücadelesinin son durağı olan Gazze Şeridi’nin güneyinde yaklaşık 1,5 milyon insanın sığındığı Refah kentine odaklandıklarını vurgulayan Saydam, şunları kaydetti:
“Filistin halkı için ya zafer ya da mağlubiyet olacak. Beklenen zafer de saldırılar karşısında tehcirin engellenmesi, akan kanın durması ve saldırılara son verilmesidir. Özellikle de benzeri görülmemiş kalabalığın oluştuğu Refah kentinde işlenen suçların önüne geçilmesi için uluslararası bir duruş olmalı. Her kilometrekarelik alanda 27 bin Filistinlinin toplandığından söz ediyoruz. Dolayısıyla İsrail’in orada şimdiden belli olan bir katliamla insanları daha da dar bir alana sürükleyecek.”
İsrail ordusunun Gazze Şeridi’nde 7 Ekim’den beri işlediği katliamlara dikkati çeken Saydam, “Filistinlilerin duygularını anlamlandıracak sözcük kalmadı. Çünkü soykırım savaşı, katliam ve savaş suçlarıyla sınırları aştı.” şeklinde konuştu.
Saydam, “dünyanın gözü önünde” Filistin halkına dayatılan bir soykırıma tanıklık edildiğini, düzenlenen halk protestolarının yanı sıra zirvelerin ve Uluslararası Adalet Divanının dahi bu trajik manzaranın önüne geçmede başarılı olamadığını söyledi.
“Filistin uzlaşı hükümetini Devlet Başkanı Abbas kuracak”
Gelecekte Gazze Şeridi ve tüm Filistin için bir teknokratlar hükümetinin kurulmasından söz edildiğinin altını çizen Saydam, “Bir hükümeti kurma konusu gündeme gelince Filistin siyasi oluşumlarıyla ilgili tüm detayları göz önünde bulunduracağız. Yani bir uzlaşı hükümeti olacak. Devlet Başkanı Mahmud Abbas tarafından teknokratlardan oluşturulacak hükümet, tüm Filistinliler arasında uzlaşı hükümeti olarak kabul görecek.” değerlendirmesinde bulundu.
Bunun “anlaşamadıkları herkesle aynı masada oturacakları” anlamına gelmediğini, Filistinli siyasi muhaliflerin de olacağını vurgulayan Saydam, Fetih Hareketi olarak herkesin kabul edeceği ve üzerinde anlaşacağı kolektif bir stratejiye odaklandıklarını ifade etti.
Cezayir ve Mısır’ın el-Alameyn kentinde Hamas’la mutabık kaldıkları eksenler olduğunu, bunların da Fetih Hareketi ile Hamas arasında birleştirici olmasını istediklerini aktaran Saydam, İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarından sonra kurulacak Filistin hükümetine ilişkin bölgesel önerilere de değinerek, “Bize bölgesel öneriler geldi ancak konuyu karara bağlama yetkisi Filistin yönetimindedir ve yakında olacaktır.” dedi.
Fetih yetkilisi Saydam, hükümetin kurulması için dünyanın Filistin halkı için ne planlamak istediğinden çok kapsamlı Filistin çerçevesinin anlaşılması gerektiğini kaydetti.
Filistin yönetiminde reformlar
Filistin yönetiminde, reformların konuşulduğu eski Devlet Başkanı ve Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) lideri Yasir Arafat’ın dönemi olan, 2002 yılında yaşananların tekrarlanmaması gerektiğini dile getiren Saydam, “İsrail’in aşırı sağcı hükümetinde Başbakan Binyamin Netanyahu’nun etrafında haklarında davalar açılan 10 suçlu oturuyor. Buna rağmen burada İsrail’in içinde reformdan söz eden kimseyi göremiyoruz.” dedi.
Filistin’e gelince “sanki sürekli yönlendirilmeye ihtiyacı varmış gibi” bir yaklaşımın söz konusu olduğunu ifade eden Saydam, bu yaklaşımları “devam eden bir sömürgecilik uygulaması” olarak nitelendirdi.
Netanyahu’nun Gazze Şeridi’ne topyekün saldırılarını başlattığı ilk günden itibaren orada işlediği suçların üstünü örtmek için Filistin’de reform konusunu gündeme getirdiğine dikkati çeken Saydam, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Birileri Gazze’ye yönelik saldırılarda zaman kazanmak için seni temel konudan uzaklaştırarak başka bir konuyla meşgul etmek istiyor. Bizler de bunları fark ediyoruz. Filistin yönetimi, 7 Ekim 2023’ten önce reformlara başlamıştı ve bu yöndeki çalışmalarımıza devam ediyoruz. Bizler zaten kamu kurumlarından herhangi birinin sürekli olarak gözden geçirilmesi gerektiğini biliyoruz. Ancak İsrail’in suçlulardan oluşan hükümetine sessiz kalarak bunun Filistin halkına dayatılması gibi bir durum söz konusu olamaz.”
Öncelikle Filistin ulusal projesi olan Gazze Şeridi’ndeki tehciri önlemeyi başarmaları gerektiğini dile getiren Saydam, Gazze’nin kendileri için temel bileşen olduğunu kaydetti.
Halihazırda Filistinler olarak kendi aralarında uyum sağlama ve gelecekte Filistin ulusal mücadelesi için birlik olmaya odaklandıklarını aktaran Saydam, “Hamas’ı uzlaşı hükümetine dahil edecek siyasi denkleme odaklanıyoruz.” ifadelerini kullandı.
“Ramazan ayı uygulamalarıyla Batı Şeria’da infialin olması hedefleniyor”
İşgal altındaki Batı Şeria’da “infialin olması için” ramazan ayında birtakım uygulamaları planlayan İsrail’deki aşırı sağcı hükümetin, uluslararası toplumun baskısıyla düşürülmesi gerektiğini söyleyen Saydam, “İsrail güçleri şehirlere baskınlar düzenledi, mülteci kamplarını bombaladı ve aktivistleri gözaltına aldı ancak yine de bizleri Batı Şeria’da çatışmalara sürüklemede başarılı olamadı. Şimdi de İsrail, bu tür uygulamalarla Filistinlilerin ayak bastığı yerleri ateşe vermek istiyor.” diye konuştu.
Netanyahu’nun Filistin halkını “din savaşına” sürüklemeye çalıştığına işaret eden Saydam, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Planlanan uygulamalar aynı zamanda bizleri, hem Kudüs hem de Batı Şeria’da sonuç verecek bir mücadeleye sevk eder. Çünkü bu, kimsenin engellemeyeceği bir insanlık hakkıdır. Kanaatimce bu uygulamalar hızla infiale doğru ilerliyor ve İsrail de geri adım atmak zorunda kalacak. Şu anda bekliyoruz ancak dini bir temel üzerine olabilecek hiçbir baskıcı uygulama kabul edilemez. Bu durumda etkilenen Gazze ve Batı Şeri değil, (1948 toprakları da dahil) tüm Filistin toprakları etkilenecek.”
İsrail yönetiminin Filistin devletinin kurulmasına karşı ısrarlı tutumuna karşı dünyanın Netanyahu hükümetini düşürmesini kaçınılmaz kıldığını vurgulayan Saydam, Netanyahu’nun İsraillileri ve dünyanın farklı yerlerinde düzenlenen Gazze’ye destek gösterilerine katılan Yahudileri temsil etmemesi gerektiğini savundu.
Dünyanın birçok ülkesinde Filistin bayraklarıyla protestolara katılan Yahudilerin, Filistinlileri öldürme temeline dayalı projeyi yeniden gözden geçirmeleri gerektiğine vurgu yapan Saydam, “70 yıldan beri devam eden destansı direniş, askeri güç ne olursa olsun yok edilemez.” dedi.
İsrail medyası, aşırı sağcı Tel Aviv yönetiminin ramazan ayında Filistinlilerin işgal altındaki Doğu Kudüs kentinde yer alan Mescid-i Aksa’ya ulaşmalarını sınırlandıracak uygulamalara dair planına dikkat çekmişti.
]]>Yeni Zelanda Filistin Dayanışma Ağının organizatörü olan ve Gazze kuşatmasını kırmak için düzenlenmesi planlanan Uluslararası Özgürlük Filosu’na destek veren Fowler, görüşmeler yapmak için geldiği İstanbul’da, AA muhabirinin sorularını yanıtladı.
İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarına dikkati çeken Fowler, “Bu kesinlikle soykırım. İsrail rejimi Filistin halkını, özellikle de Gazze’dekileri yok etme ya da yerlerinden etme niyetini gizlemedi. On binlerce insanı öldürmek, daha fazlasını yaralamak ve bu güzel ülkenin büyük bir kısmını yok etmek gibi korkunç bir iş yapıyorlar.” ifadesini kullandı.
İnsanların bu korkunç saldırıların bir an önce durdurulması adına hareket etmesi gerektiğinin altını çizen Fowler, Uluslararası Özgürlük Filosu’nun bu bağlamda büyük etkisi olacağı umudunu dile getirdi.
Fowler, “İsrail’in Gazze’deki soykırıma varan katliamına karşı büyük yürüyüşler ve gösteriler düzenlendiğini” ve kendilerinin de Yeni Zelanda’da her hafta düzenledikleri protestolarla hükümetlerini bu konuda tavır almaya yönlendirerek İsrail’in yaptıklarının kabul edilemez olduğunun açıkça söylenmesi için çalıştıklarını ifade etti.
Bu “trajedi”nin sadece son 4-5 ayın konusu olmadığına dikkati çeken Fowler, “75 yıldır Filistin halkına, özellikle de Gazze’dekilere çok kötü davranıldı ve Gazze’deki insanlar o küçücük toprak parçasına hapsedildi. Yeterli gıda, ilaç, inşaat malzemeleri ve temel gereksinimlere erişimleri engellendi.” dedi.
Fowler, daha önce dayanışma göstermek için kara konvoylarıyla 3 kez Gazze’ye gittiğini ve kötü duruma bizzat şahit olduğunu anlattı.
“(Boykot) Çok etkili bir eylem”
Boykotun “çok etkili bir eylem” olduğunu dile getiren Fowler, “İnanıyorum ki büyük şirketlere İsrail’den çekilmeleri ve desteklerini çekmelerinin yanı sıra İsrail hükümetinin ve kendi hükümetlerimizin yaptıklarını sonlandırmaları gerektiğini anlamaları için baskı yapmak konusunda büyük etkisi var.” ifadelerini kullandı.
Boykot, tecrit ve yaptırımların önemine işaret eden Fowler, dünyanın dört bir yanında bu hareketlerin görmezden gelinemeyecek kadar güçlenmesi ve uluslararası hareket haline gelmesinin etki düzeyini artıracağını vurguladı.
“Bu kesinlikle trajik ve yürek parçalayıcı”
Fowler, İsrail’i yönetenlerin kibirlerinden dolayı Uluslararası Adalet Divanının (UAD) “soykırım kararı”nın dahi etkisiz kaldığını, tüm devletlerin bu kararlara uyulması için ısrarcı olması ve baskı yapması gerektiğini söyledi.
Birleşmiş Milletler (BM) personelinin elinden geleni yapmaya çalıştığını belirten Fowler, “En son Gazze’ye gittiğimde BM personeliyle görüştüm, çok iyi destek programları ve yardım misyonları var ancak kaynakları tamamen yetersiz.” dedi.
Fowler, şöyle devam etti:
“Bu kesinlikle trajik ve yürek parçalayıcı. Kadınların, çocukların ve ailelerin yiyecekleri yok. Su birikintilerinden su içmeye çalışıyorlar. İnsanlar ot yiyor. Bu çok çaresiz bir durum. Onlar için gerçekten çok üzülüyorum. Kimse çocuklardan bahsetmiyor. Binlerce insan enkaz altında, küçük bebekler ve çocuklar. Bunu değiştirmenin tek yolu da insanların dünyanın dört bir yanında birleşerek yetkililere bu soykırımı durdurmaları ve İsrail’i hesap vermeye zorlamaları için baskı yapmalarıdır.”
]]>Çin, veto kararı alan ABD’yi sert bir dille eleştirdi. Pekin yönetimi bu hareketin “yanlış mesaj” verdiğini ve “katliamın devamına yeşil ışık yaktığını” söyledi.
Beyaz Saray, Cezayir tarafından sunulan, Gazze’de acilen ateşkes talep eden karar tasarısının savaşı sona erdirmeye yönelik görüşmeleri “tehlikeye atacağını” söyledi.
ABD, Refah kentini işgal etmemesi konusunda İsrail’i uyaran kendi geçici ateşkes karar tasarısını önerdi.
ABD’nin, Cezayir’in karar tasarısı üzerine verdiği veto kararı geniş kapsamlı bir şekilde kınandı. Karar tasarısı BM Güvenlik Konseyi’nin 15 üyesinden 13’ü tarafından desteklenirken İngiltere çekimser kaldı.
Çin’in BM Büyükelçisi Zhang Jun vetoya cevaben, önergenin devam eden diplomatik müzakerelere müdahale edeceği iddiasının ” savunulamaz” olduğunu söyledi.
Zhang Jun, “Sahadaki durum göz önüne alındığında, acil bir ateşkes konusunda kaçınmaya devam etmek, katliamın devam etmesine yeşil ışık yakmaktan başka bir şey değildir” dedi ve şöyle devam etti:
“Çatışmanın yayılması tüm Orta Doğu’yu istikrarsızlaştırıyor ve daha geniş bir savaş riskinin artmasına neden oluyor. Sadece Gazze’deki savaşın alevini söndürerek cehennem ateşinin tüm bölgeyi sarmasını önleyebiliriz.”
Cezayir’in en üst düzey BM diplomatı Amar Bendjama, “Ne yazık ki Güvenlik Konseyi bir kez daha başarısız oldu” dedi.
Bendjama, “Vicdanınızı sorgulayın, tarih sizi nasıl yargılayacak?” diye ekledi.
ABD’nin müttefikleri de ABD’nin veto kararını eleştirdi.
Fransa’nın BM elçisi Nicolas de Rivière “sahadaki feci durum göz önüne alındığında” kararın kabul edilmemiş olmasından duyduğu üzüntüyü dile getirdi.
Washington’un BM Büyükelçisi Linda Thomas-Greenfield, Hamas ile İsrail arasındaki müzakereler devam ederken derhal ateşkes çağrısı yapmanın doğru zaman olmadığını savundu.
İngiliz mevkidaşı Barbara Woodward ise planın görüşmeleri tehlikeye atarak “ateşkes ihtimalini azaltabileceğini” öne sürdü.
Hamas’ın 7 Ekim’de yaklaşık 1200 kişinin ölümüne sebep olduğu ve 240’tan fazla kişiyi de rehin aldığı saldırılarının ardından İsrail, Gazze’ye yönelik büyük yıkıma sebep olan operasyonlar başlattı.
Gazze Sağlık Bakanlığı, İsrail’in bu saldırılarda 29 binden fazla Filistinliyi öldürdüğünü açıkladı.
ABD tarafından önerilen karar taslağı “mümkün olan en kısa sürede” ve tüm rehinelerin serbest bırakılması koşuluyla geçici bir ateşkes çağrısında bulunuyor, Gazze’ye ulaşan yardımların önündeki engellerin kaldırılmasını talep ediyor.
Beyaz Saray daha önce BM’de savaşla ilgili yapılan oylamalarda “ateşkes” kelimesini kullanmaktan kaçınmıştı.
Ancak Güvenlik Konseyi’nin ABD’nin önerisini oylayıp oylamayacağı ya da ne zaman oylayacağı belli değil.
ABD’nin sunduğu taslakta Refah’a yönelik büyük bir kara harekatının sivillere daha fazla zarar vereceği, daha fazla insanın yerinden edileceği ifade ediliyor.
Ancak İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu Salı günü yaptığı açıklamada “savaşı tüm hedeflerine ulaşana kadar sürdürmeye kararlı olduğunu” ve hiçbir baskının bunu değiştiremeyeceğini söyledi.
Gazze Şeridi’nin toplam nüfusunun yaklaşık yarısına karşılık gelen, yerlerinden edilmiş bir milyondan fazla insan Refah’a sıkışmış vaziyette. Mısır’a sınır komşusu olan bu bölgede savaştan önce 250 bin kişi yaşıyordu.
Yerlerinden edilenlerin çoğu derme çatma barınaklarda ya da çadırlarda, güvenli içme suyu ya da gıdaya erişimin kısıtlı olduğu kötü koşullarda yaşıyor.
BM, şehirde planlanan bir İsrail saldırısının “katliama” yol açabileceği konusunda kendi uyarısını yayımladı. İsrail ordusu ise daha önce yaptığı açıklamalarda sadece Hamas savaşçılarını hedef alındığı konusundaki ifadelerini tekrarladı.
İsrail savaş kabinesi üyesi Benny Gantz, Hamas’ın 10 Mart’a kadar tüm rehineleri serbest bırakmaması halinde kara saldırısının başlatılacağı uyarısında bulundu.
]]>2016 yılına kadar Mossad’ın mali varlıklarla ilgili biriminin başında çalışan Udi Levy, BBC Panorama programına konuştu.
Binyamin Netanyahu’yu Hamas’ın finansal varlıklarına dair defalarca bilgilendirdiğini söyleyen Levy, geçmişte Hamas’ın büyümesini “sadece finansal araçlar kullanarak” durdurabileceklerini belirtti.
Levy, Türkiye’den yönetildiği belirtilen finansal ağla ilgili de Netanyahu’yu 2014 yılında bilgilendirdiğini ekledi:
” Katar ve İran’ın ana finansman olduğuyla ilgili konuştuk. Türkiye’ninse, bazı yönlerden daha da önemli olduğunu konuştuk, çünkü Hamas’ın mali altyapısını yönetmesi açısından kritik bir odak noktası.”
Ancak Levy, Netanyahu’nun bu bilgiler üzerine harekete geçmediğini ifade ediyor.
Netanyahu’nun Hamas’ın mali durumuyla ilgilenme konusundaki isteksizliği ile 7 Ekim saldırısı arasında bir bağlantı olup olmadığı sorulduğunda net bir cevap veriyor:
“Elbette.”
” Gazze’ye giden yüklü miktarda parayı engelleyebilirdi ve Hamas’ın yarattığı canavar, muhtemelen 7 Ekim’de karşılaştığımızla aynı şey olmazdı.”
İsrail Başbakanlık ofisi, Levy’nin bu iddialarına yanıt vermedi.
Levy, Hamas’ın Gazze’de yüzlerce kilometrelik tüneller inşa etmek ve güçlü askeri kuvvet yaratmak için “milyonlar değil milyarlara ihtiyacı olduğunu” söylüyor.
Panorama ekibi, 7 Ekim saldırısından bir süre önce elde edilen ve Hamas’ın yatırım portföyünün boyutunu ortaya koyan belgeleri araştırıyor.
Belgeler, 2018’in başında sona eren sekiz aylık bir döneme ait. İsrail istihbaratı, bunların Hamas’ın parasının bir kısmını nasıl kazandığını ortaya koyduğunu söylüyor.
Orta Doğu ve Kuzey Afrika’dan 40 şirketin bu yatırım portföyüne dahil olduğuna inanılıyor. Aralarında Türkiye, Suudi Arabistan, Cezayir, Sudan, Mısır ve Körfez ülkeleri var.
Bu yatırımlara yol inşaatından, tıbbi ekipman ve ilaca, turizmden madencilik ve lüks gayrimenkul projelerine kadar her şeyin dahil olduğu iddia ediliyor.
‘Gayrimenkul mükemmel bir yöntem’
ABD Hazine Bakanlığı 2022’den beri, bu dokümanlarda listelenen altı şirketin doğrudan ya da dolaylı şekilde Hamas’ın olduğu ya da Hamas tarafından kontrol edildiğini belirtiyor.
Portföy defterinde listelenen her şirketin yanında, Hamas kontrolündeki holdinglere ait olduğu söylenen değerler var. Bu değerlerin toplamı 422 milyon 573 bin 890 dolar.
Çoğunun gayrimenkule bağlı olduğu söyleniyor.
İngiltere merkezli savunma ve güvenlik düşünce kuruluşu RUSI’ye bağlı, Mali Suç ve Güvenlik Araştırmaları Merkezi’nin (CFCS) müdürü Tom Keatinge, değerini koruyan ve kira geliri potansiyeli olan gayrimenkul yatırımlarının, Hamas gibi bir örgütün mali durumunu yönetmesi için “mükemmel bir yol” olduğunu söylüyor.
Türk şirketi Trend GYO’nun adı geçiyor
ABD tarafından yaptırım uygulananlardan biri de Türk gayrimenkul şirketi Trend GYO.
Daha önce bahsettiğimiz, 2018’e ait belgede adı birkaç kez Anda Turk olarak geçiyor. Belgeler bunun Trend GYO olarak yeniden adlandırılıp İstanbul borsasında işlem görmeye başlamadan önceki ticari ismi olduğunu gösteriyor.
7 Ekim saldırıları veya Hamas’ın deyimiyle “El Aksa Tufanı Operasyonu”, yakın zamanda Trend’in eski başkanı Hamid Abdullah el Ahmar tarafından övülmüştü.
Kendisi 2022’de görevinden ayrıldı ancak Trend’in ana şirketinin başkanı olarak görevde kaldı. Ocak 2024’te İstanbul’da bir konferansta “Siyonizm’i ırkçı ve terörist bir hareket olarak suç saymak için çalışma” çağrısında bulundu.
Panorama, el Ahmar’a yazdı ancak yanıt alamadı.
Trend GYO ise BBC’ye yaptığı açıklamada, ABD Hazine Bakanlığı’nın şirket ile Hamas arasındaki bağlantılara ilişkin iddialarının “haksız ve temelsiz” olduğunu söyledi.
Türk yetkililer, Trend’i araştırdıklarını ve “ülkenin mali sisteminin kötüye kullanılmadığını” tespit ettiklerini ve Türkiye’nin uluslararası mali kurallara uyduğunu söylediler.
Katar’dan nakit para desteği
Hamas uzun süreli çeşitli başka mali kaynakları da var.
Kaynak arayan ilk ve en önemli isimlerden biri, şu anda Hamas’ın Gazze’deki siyasi kanadının başındaki Yahya Sinvar. İsrail’e göre, İsrail hapishanesindeyken Hamas için finansman toplamaya başladı.
Sinvar’ı 150 saatten fazla süre sorguladığını söyleyen eski İsrailli yetkili Micha Koubi, hapishaneden gönderdiği mesajlarla İran’la bağlantı kurmayı başardığını söylüyor. İran’dan silah istediğini ve İran’ın da Hamas’a yardım etmeyi kabul ettiğini ekliyor.
Hamas’a Katar’dan da üstü açık ve kapalı şekilde nakit gittiğini belirtiyor.
İsrail, bu paranın bir kısmının kendi onayıyla nakit olarak dağıtıldığını kabul etti. Bu para Hamas yetkililerin maaşlarının ödenmesi ve Gazze halkına insani destek sağlanması amacıyla tahsis edildi.
Levy, “Katarlıların her ay özel bir jetle Refah’a gelen, Gazze’ye giren, Hamas’a bavul verip geri dönen özel bir elçisi vardı” diyor. “Bu paranın önemli bir kısmının Hamas’ın askeri kolunu desteklemeye” gittiğine inandığını ifade ediyor.
Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği, Batı Şeria’daki Filistin yetkilileri ve çok sayıda yardım kuruluşu da milyarlarca dolar desteği doğruladı. Bunların hepsi insani amaçlıydı.
RUSI’den Tom Keatinge, bu paranın Hamas’ın askeri kanadına destek sağladığını düşünmenin “adil bir değerlendirme” olduğunu söylüyor.
Keatinge, “Bu, Hamas’ın tünel inşa etmek veya ordusunu silahlandırmak gibi diğer konularda kullanabileceği bir para” diyor.
Eğer bu doğru ise Hamas’ın bağışçılardan aldığı paranın ne kadarını askeri olarak kullanmak üzere ayırdığını bilmek mümkün değil.
Hamas herhangi bir yardım parasını başka alana yönlendirdiği iddialarını reddediyor. Panorama’ya da askeri kanadının kendi gelir kaynaklarına sahip olduğunu söyledi.
Netanyahu, yakın zamanda Hamas’ın güçlenmesini istediği iddialarını reddetti ve yalnızca insani krizi önlemek için Katar parasının Gazze’ye girmesine izin verdiğini söyledi.
Şimdi ise Hamas’ı yerle bir etmeye yeminli. “Gazze’de terörizmi finanse eden hiçbir unsur kalmayacak” diyor.
Ancak Gazze’yi yerle bir etmek ve bu kadar çok sayıda Filistinliyi öldürmekle İsrail bunun tam tersi etki görebilir.
ABD merkezli, Filistin ve İsrail ilişkileri üzerine çalışan düşünce kuruluşu Orta Doğu Enstitüsü’nden Elgindy, “İran muhtemelen Hamas’ı silahlandırmaya ve finansal olarak desteklemeye devam edecek” diyor.
“Fakat bundan da fazlası, Hamas gibi bir grubun bu silahları ve kaynakları elde etmeye çalışması için bir neden olduğu sürece bunu yapacaklardır. Çünkü bunun gerekçesi hala mevcut.”
]]>AA Genel Müdürlüğündeki AAtölye’de düzenlenen ve moderatörlüğünü AA Görsel Haberler Direktörü Fırat Çağlayan Yurdakul’un yaptığı panele, gazeteci Mehmet Akif Ersoy, AA Orta Doğu Haberleri Müdürü Turgut Alp Boyraz, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Milletlerarası Hukuk Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Hakan Erkiner ve Hacı Bayram Veli Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Uluslararası İlişkiler Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Şuay Nilhan Açıkalın konuşmacı olarak katıldı.
Boyraz, Slovakyalı bir gazeteciyle yaşadığı diyaloğu aktararak, Slovakyalı gazetecinin kendisine “İsrailli gazetecilerin, yabancı gazetecileri belirli yerlere yönlendirdiğini ve belirli yerlerin üzerini örtmek istediğini” söylediğini kaydetti.
Gazze’de yaşananlar için “Bu bir soykırımdır.” diyen İsrailli milletvekili Ofer Cassif’e basının durumunu sorduğunu aktaran Boyraz, Cassif’in “İsrail basınının yüzde 99’u otosansür uyguluyor.” dediğini belirtti.
Boyraz, İsrail basınının uyguladığı otosansürün uluslararası basına da yansıdığını ifade ederek, İsrail’in gazetecilerin Gazze’ye girişine izin vermediğini hatırlattı ve uluslararası basının bunu sorgulaması gerektiğini söyledi.
“Uluslararası kanallar Gazze meselesinde iyi sınav vermedi”
Uluslararası kanalların Gazze meselesinde iyi sınav vermediğini belirten Boyraz, izleyicilerin kanalların önünde gösteri düzenleyerek onları politikalarını değiştirme noktasında zorladıklarını dile getirdi.
Boyraz, Holokost’un bir daha yaşanmaması için hala filmler ve dizilerin çekildiğine işaret ederek, bu endüstri sayesinde yaşananların unutulmadığına dikkati çekti.
Gazze’de öldürülenlerin sayıya indirgenmemesi ve yaşananların normalleşmemesi için “bir daha asla” bilincinin oluşturulması gerektiğini vurgulayan Boyraz, yaşananların kayıt altına alınması, belgeselleştirilmesi, kitaplaştırılması ve sorumlulardan hukuk önünde hesap sorulması gerektiğini vurguladı.
Boyraz, medyanın durumu konusunda pesimist düşünceye sahip olmadığını belirterek, AA gibi kuruluşların yaptığı yayınların görünürlük kazandığını ve uluslararası medyanın Gazze’de olanları yansıtmaya zorlandığını kaydetti.
Bazı İsraillilerin “medeniyet getirdiği” düşüncesine kapıldığını söyleyen Boyraz, “19. ve 20. yüzyılda kaldığını düşündüğümüz o ilkel, kolonyal söylemi, İsrail toplumu hala muhafaza ediyor.” dedi.
“Gazetecilik yapmamızı isteyenler gazetecilik yapmıyorlar”
Gazeteci Mehmet Akif Ersoy, “küresel düzeyde İsrail’in yaptığı her şeyi meşru gören aktörlerin” İsrail’i kurtardığını belirterek, Batı ülkelerinin İsrail-Filistin meselesini 7 Ekim 2023’te başlattığına ve tarihi arka planına hiç değinmediğine dikkati çekti.
Bölgede çalışırken İsraillilerin Türk medyasıyla çok fazla iletişim kurmaya çalıştığını ve “Siz gazeteci değil misiniz? Bizim görüşümüzü de anlatmalısınız.” şeklinde konuştuğunu söyleyen Ersoy, birkaç istisna dışında Batı medyasının Filistinlilerin ya da Filistinli yetkililerin görüşlerini hiçbir şekilde haber yapmadığını anımsattı.
Ersoy, “Hiç kimse şu anda küresel düzeyde İsrail’e ‘İşgal altındaki Filistin topraklarında ne işiniz var?’ demiyor. 7 Ekim’de başlatıyor hikayeyi. Girmiş, her şeyi yapmış orada, dünyaya ‘Bunlar bize saldırdılar.’ diyor.” ifadelerini kullandı.
Batı medyasında yer alan bazı haberlerin dezenformasyona yol açtığına dikkati çeken Ersoy, “Batılı olun, Amerikalı olun, Türk olun, ne olursanız olun yani bir yerde baktığınızda ‘Ne yaşıyoruz biz?’ diye sormuyor kimse. Gazetecilik yapmamızı isteyenler gazetecilik yapmıyorlar.” diye konuştu.
?Somut kanıtların önemine vurgu
Doç. Dr. Erkiner, bir halkın belirli bir bölgeye “sürülmesi” durumunda uluslararası hukuk açısından birçok olanağa dikkat edilmesi gerektiğini söyleyerek, bunun geçmişte, Nürnberg’deki mahkeme sürecinde Naziler aleyhinde kullanıldığını hatırlattı.
Bu açıdan kanıtların toplamasına devam edilmesi gerektiğini vurgulayan Erkiner, koşulların sağlanamaması halinde uluslararası yargı ve devletin sorumluluğu açısından kasıt oluşacağını söyledi.
Erkiner, AA’nın topladığı kanıtların ilerleyen süreçlerde de önemli olacağının altını çizerek, davalarda somut kanıtların sunulmasının “hayati” olduğunu vurguladı.
Bu durumun AA için “olağanüstü bir uluslararası tecrübe” ve “başarı” olduğunu kaydeden Erkiner, devletler için uluslararası hukukun önemine de işaret etti.
Erkiner, dünyada, İsrail’e karşı olan yaklaşımlara da değinerek, İsrail’e yönelik mevcut yaklaşımlarda Güney Afrika’nın tutumunun da etkili olduğunu belirtti.
Ukrayna’daki olaylara yönelik tepkilerle Filistin’i karşılaştıran Erkiner, Filistin konusunda hukuksal alanda halen “soyut” konuşmaların yapıldığını aktardı.
Erkiner, Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun kararlarını aktararak, devletlerin uluslararası sorumluluk hukuku açısından tedbirler alabileceğini anlattı.
Öğretim Üyesi Erkiner ayrıca, uluslararası barış ve güvenlik hukuku ve Uluslararası Adalet Divanının yargılamalarının “çare olmasa”, İsrail aleyhine hemen sonuçlanmazsa veya hiç sonuçlanmazsa bile artık devletlerin tekil olarak İsrail’in sorumluluğunu ileri sürebilme yetkilerinin temel bulduğunu aktardı.
AA’nın perspektifi düzeltici öz güvenli bir faaliyet icra ettiğini vurgulayan Erkiner, “Dünya, Batı’nın kültürel emperyalizmden de ibaret değil ve entelektüel olarak bir sefalet aşamasındalar ve uygarlıklar önce entelektüel olarak geriler, sonraki ahlaki olarak ve en nihayet maddi üstünlük bakımından da geriler.” değerlendirmesinde bulundu.
“Türkiye’nin ortaya koyduğu büyük bir insani çaba var”
Öğretim Üyesi Açıkalın da İsrail’in Refah kentine saldırılarının Batı ülkelerin de bile büyük tartışma meselesi haline geldiğini ifade ederek, “Kuzey Gazze’den buraya göçe zorlanmış Gazzelilerin bu bölgede sıkıştığını bilmemiz lazım.” dedi.
Bölgeye 7 Ekim’de ilk insani yardım uçağı indiren ülkenin Türkiye olduğunu anımsatan Açıkalın, “Türkiye’nin ortaya koyduğu büyük bir insani çaba var.” diye konuştu.
Açıkalın, Türkiye’nin insani yardım konusunda dış politikası olduğunu belirterek, “Hem Sayın Cumhurbaşkanı’nın (Recep Tayyip Erdoğan) hem de Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın yürüttüğü bir diplomasi ayağı var. Yani bu üçü Türkiye’nin pozisyonunu anlatırken birbirinden bağımsız düşünülemeyecek 3 sac ayağı aslında.” ifadesini kullandı.
Bölgede çok boyutlu insani kriz yaşandığına dikkati çeken Açıkalın, zorunlu göç, gıda ve temel ihtiyaçlarda yoksunluk, elektrik ve yakıt sorunu, barınma ve salgın hastalıklar gibi Filistinlilerin yaşadığı problemlere işaret etti.
“İnsani krize yetecek mali gücün sadece UNRWA’dan çıkması mümkün değil”
Açıkalın, “Belki 21. yüzyıl içerisinde farklı bölgelerde birçok insani krize maalesef gözlerimiz tanıklık etti ama buradakinde akla gelmeyecek süreçlerin olduğunu söylemek mümkün. Bu bağlamda tam da dile getirdiğimiz gibi bu çok boyutlu insani krizi tek bir ülkenin çözmesi mümkün değil.” diye konuştu.
Türkiye’nin süreç içinde birçok çözüm önerisi sunduğunu dile getiren Açıkalın, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın sunduğu “insani koridor oluşturma meselesini” anımsattı.
Açıkalın, Türkiye’nin bu konularda deneyimli bir ülke olduğuna vurgu yaparak, “Hem sahadaki faaliyetler konusunda hem de diplomasi açısından bunun en yakın örneğini de Rusya-Ukrayna Savaşı’nda gördük. Ancak maalesef burada belki sadece İsrail’in tutumunun ötesinde, zaman zaman da farklı ülkelerin bu noktadaki isteksizliği insani koridor noktasını şu anda hala bir sonuca erdirememe neticesini gösteriyor.” ifadesini kullandı.
İsrail’i destekleyen Batılı ülkelerin Gazze’ye yapılan yardımları askıya aldıklarını hatırlatan Açıkalın, “İspanya gibi ülkeler bütçe artırımına gitti ama ortadaki çok boyutlu insani krize yetecek bir mali gücün sadece UNRWA’dan (BM Yakın Doğu’daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansı) çıkması mümkün değil.” diye konuştu.
Açıkalın, İsrail’in “rasyonel devlet anlayışından çıkmış bir devlet” olduğunu belirterek, Refah kentine kara saldırısı düzenlemesi konusunda “Geldiğimiz noktada ne yazık ki keşke İsrail yapmayabilir diyebilseydim. Ama İsrail devlet aklını yitirmiş, şu anda orada hepimizin ortak ifade ettiği gibi sadece Filistinlileri değil yaşamı, Filistin’e, Gazze’ye, İslam’a dair her şeyi silmeye çalışan bir İsrail var. Bunun için de insanları insan dışılaştırmayı temel alarak tüm eylemleri kendine meşru görüyor.” dedi.
Doç. Dr. Açıkalın ayrıca şunları kaydetti:
“İsrail’in izlediği sistematik bazı adımlar var. Kamu diplomasisi için izlediği adımların sonucunda en başa dönüyor ve kendi istediğini yapıyor. Bunu da bir şekilde dünya kamuoyuna kendi söylemiyle kabul ettirmeye çalışıyor. Normal devletten bahsetmediğimiz için yapar veya yapamaz demek çok zor.”
AA Akademi ve Yayın Koordinatörü Yahya Bostan, panelin sonunda, konuşmacılara “Kanıt” kitabını hediye etti.
(Bitti)
]]>TBMM Başkanlığı İstanbul Ofisi’ndeki kabulde konuşan Kurtulmuş, iki ülke arasında tarihi, kültürel, siyasi ve coğrafi ilişkilerin çok önemli ve mükemmel bir seviyede olduğunu söyledi.
Marinko Cavara ile ikili olarak kardeşlik ve dostluk ilişkilerini artırırken aynı zamanda parlamentoların da işbirliğini arttırmalarının karşılıklı sorumlulukları olduğunu belirten Kurtulmuş, “İki ülke arasında her alanda işbirliği artıyor. Daha fazla artırmamız gerekir. Bu anlamda en temel meselemiz bu kadar büyük bölgesel ve küresel sorunların yaşandığı bu coğrafyada güven ve istikrarı sağlamaktır.” dedi.
Balkanlar’da güven ve istikrarın sağlanmasının Türkiye’nin bir numaralı perspektifi olduğunu kaydeden Kurtulmuş, Balkanlar üzerinde farklı ülkelerin ve büyük güçlerin nasıl oyunlar oynadığını bildiklerini dile getirdi.
Balkan halklarına ve devletlerine düşen görevin bu oyunların tuzağına düşmeden işbirliğini ve birlikte dayanışmayı artırmak olduğuna dikkati çeken Kurtulmuş, “Güven ve istikrarın temin edilmesinin ilk şartı ise ülkelerin ve halkların karşılıklı olarak birbirine güvenmesidir. Onun için biz Türkiye olarak, Balkan ülkelerinin hepsine temel perspektifimizi sürekli anlatıyoruz. Balkanlar’da işbirliği yapmaktan, dayanışma içerisinde hareket etmekten başka bir çıkış yolu ve gelecek yoktur.” diye konuştu.
TBMM Başkanı Kurtulmuş, bu ülkede birliğin sağlanmasının yolunun ayrışmayı körüklemekten değil, Bosna Hersek’in kurumsal varlığını güçlendirmek, devlet gücünü artırmak ve ülkeyi uluslararası alanda daha güçlü ve itibarlı bir hale getirmekten geçtiğini vurguladı.
Dayton Antlaşması’nın, Bosna Hersek’in yönetilmesini zor hale getirdiğinin farkında olduklarının altını çizen Kurtulmuş, “Dayton Antlaşması’nın zorluklarına rağmen bunu avantaja çevirebilmenin yolu, oradaki farklı etnik kimliklerin arasındaki farklılıkları körüklemek değil tam tersine bu farklılıklar içerisinde bu kültürel bütünlüğü temin edebilmektir.” ifadesini kullandı.
Kurtulmuş, Rusya ve Ukrayna arasındaki savaşın, bölgeyi, Balkanlar’ı ve Karadeniz’i istikrarsızlaştırma potansiyeline sahip olduğunu gördüklerini, bunun için savaşın barışçıl şekilde iki tarafın da kabul edeceği adil bir çözüme kavuşturulması gerektiğini bildirdi.
“Soykırım boyutlarına varan açık bir katliamdır”
Kurtulmuş, büyük bir küresel çatışmanın fitilini ateşleme potansiyeli olan, İsrail’in Gazze ve Filistin halkına gerçekleştirdiği acımasız, bütün uluslararası hukuk kurallarını hiçe sayan ve bütün insani değerlerden soyutlanmış katliamın, başka bir küresel sorun olduğunu belirterek, şöyle devam etti:
“Bu saldırı insanlık tarihinin modern zamanlarda görmediği kadar ağır bir insanlık suçu içermektedir. Bunun adı savaş falan değildir. Bunun adı sadece ‘saldırı’ şeklinde de tanımlanacak bir şey değildir. Soykırım boyutlarına varan açık bir katliamdır. Bu özellikleriyle Srebrenitsa’ya benzemektedir. Buna insanlığın karşı çıkması ve bunu durdurması insanlık vazifesidir. İşlenen suçların dosyası son derece kabarıktır. Sadece Netanyahu ve çetesi değil, buna ses çıkarmayan bütün uluslararası camia da bu suçun altında yıkılacaktır. İnsanlık yakın dönemlerde, modern dönemlerde böyle büyük bir suçla hiç karşı karşıya kalmadı. Şimdiye kadar işlenmiş bütün savaş suçlarının hepsinden çok daha yukarıda, adi ve bütün uluslararası hukuku hiçe sayan suçlar, cürümler işlenmiştir. İsrail’i destekleyen ülkeler ve onların hükümetleri sessiz kalsa da bütün dünyada insanlık vicdanı harekete geçmiştir. Milyonlarca, yüz binlerce insan sokaklara çıkarak İsrail’in işlediği bu sistematik insanlık suçlarını lanetlemektedir.”
Lahey’deki Uluslararası Adalet Divanı’nda görülen mahkemenin ve verilen ara kararın Filistin davasında yeni bir dönemin başlangıcına işaret ettiğini kaydeden Kurtulmuş, Güney Afrika Cumhuriyeti yöneticilerine insanlık adına teşekkür etti.
Kurtulmuş, mahkemenin bundan sonraki safhalarında çok sayıda müdahil ülke ve kurumun işin içerisine gireceğini, TBMM olarak 3 milletvekilini mahkemeyi takip etmesi için görevlendirdiklerini ifade ederek, “Savaş suçlarıyla ilgili delilleri mahkemeye sunmak için harekete geçiyoruz. Mahkemede, Güney Afrika’nın ortaya sunmuş olduğu açık deliller İsrail hükümetini telaşlandırmıştır. Ardından Brezilya Devlet Başkanı Lula’nın İsrail yönetimini, Netanyahu’yu Hitler’e benzetmesi iyice panikletmiştir. Mahkemedeki bu safahatın ve uluslararası camiadaki uyanışın ortaya koyduğu bu tavır tamamıyla İsrail’deki bu Siyonist yöneticileri, Netanyahu ve ekibini telaşlandırmıştır. Onun için yeni bir tehditte bulunuyorlar.” sözlerini sarf etti.
İsrail’in özellikle Gazze’nin güneyine sığınan sivil, masum, kadın ve çocukların bulunduğu Refah Kapısı etrafındaki insanlara karşı katliamlarını artıracaklarını vurgulayan Kurtulmuş, şunları kaydetti:
“Ramazan ayına kadar eğer esirler salıverilmezse oradaki halkın tamamını oradan sürmek üzere harekete geçeceklerini, savaşı çok daha yukarı seviyelere çıkararak insanlık suçlarını daha fazla artıracaklarını ve dünyanın gözü önünde çok daha büyük bir cinayete adım atacaklarını açıkça ilan ediyorlar. Aslında bu Netanyahu ve yönetiminin köşeye sıkışmışlığının ortaya koyduğu bir çaresizliktir. Sonu olmayan bir yola girmek istiyorlar ve dünyaya ‘Biz sonu olmayan bir yola gireriz ve buradaki insanları yok ederiz’ diyerek tehdit ediyorlar. Artık bu sözün bittiği yerdir. Bütün dünya kamuoyuna ve uluslararası camiaya düşen sorumluluk, İsrail hükümetinin bu sonu olmayan yola girmesini önlemektir. Yoksa bu sonu olmayan yola girerse Netanyahu ve hükümeti, bu yolun nereye çıkacağı belli değildir.”
“Bize göre en önemli şey ölümlerim durmasıdır”
Bosna-Hersek Temsilciler Meclisi Başkanı Cavara ise Gazze’nin zor bir durumda olduğunu, yaşanan vahim olaylara bakınca benzer duyguları paylaştıklarını belirtti.
Gazze’de her gün çok sayıda insanın öldüğünü, bütün dünyanın bu konuda sustuğunu, dünyadaki çoğu devletin gözünün Türkiye’de olduğunu dile getiren Cavara, “Biliyorum ki sizin çabalarınız hem Ukrayna’daki savaşın hem Gazze’deki saldırıların durmasından yanadır. Bize göre en önemli şey ölümlerin durmasıdır.” dedi.
Cavara, kendilerinin de 4 yıl boyunca böyle bir savaştan geçtiklerini, bu süre boyunca “barış” denilip hikaye dinlediklerini ifade ederek, hiç kimsenin elini ateşe sokmadığını, bütün dünyanın taraf tuttuğunu ve hiçbirinin barışı düşünmediğini sözlerine ekledi.
]]>Altun, Anadolu Ajansı (AA) tarafından AAtölye’de düzenlenen “Gazze’de Soykırım: Yeni Kanıtlar” paneline katıldı.
Buradaki konuşmasında, İsrail’in Gazze’de 7 Ekim’den bu yana devam eden katliamlarının ele alınacağı, bu katliamı belgeleyen yeni kanıtların sunulacağı panelde bulunmaktan duyduğu memnuniyeti dile getiren Altun, tarihçi Ilan Pappe’nin “Filistin’de Etnik Temizlik” adlı kitabını “İsrail’in Filistin’e yönelik sürdürdüğü etnik temizliğin insanlığa karşı işlenmiş bir suç olarak hafızalarda yer bulması, bilinçlerde kökleşmesini temin etmek için” yazdığını belirttiğine dikkati çekti.
Paneli de benzer bir inancın ve iradenin yansıması olarak gördüğünü vurgulayan Altun, “İnanıyorum ki bu toplantı, İsrail’in Gazze’de işlediği cürümlerin hukuk, tarih ve insanlığın vicdanı önünde kayda alınacağı başlıca etkinliklerden biri olacaktır. Bizler bu tür etkinliklerle sahada gerçekleştirdiğimiz çalışmalarla elde ettiğimiz görüntülerle İsrail’in katliamlarını ‘iddia edilen’ değil, ‘somut delilleri olan, ispatlanmış savaş suçları’ olarak kayda geçireceğiz. Çabamız bu yönde.” ifadesini kullandı.
Bu çalışmalarda emeği geçen herkese teşekkürlerini ileten Altun, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Açık ve net bir şekilde şunu ifade etmek zorundayız, bugün Gazze’de apaçık bir soykırım yaşanıyor, İsrail, Gazze’de büyük bir soykırım suçu işliyor. İsrail, ‘soykırım’ başta olmak üzere Roma Statüsü’nün suç olarak tanımladığı birçok ağır cürüm işledi, işlemeye devam ediyor. Soykırım suçu, yalnızca bir toplu öldürme faaliyeti değildir. Soykırım, bir halkın maddi ve manevi varlığına yönelen topyekun bir saldırıdır.
İsrail sadece Gazze’de yaşayan insanları toplu şekilde katletmiyor, bölgenin manevi varlığını da yok etmek için kültürel bir soykırıma da imza atıyor. Saldırıların başlamasından bugüne kadar, Gazze’de 194 cami ve 100 okul tamamen yıkıldı, 266 cami, 3 kilise ve 295 okul ise ağır hasar aldı. İsrail, kültürü, gelenek, görenekleri ve bütün hafızasıyla bir halkın varlığını külliyen ortadan kaldırmaya çalışıyor. Son günlerde İsrail’in sözüm ona ‘güvenli bölge’ diyerek insanları sürdüğü Refah bölgesine yönelik saldırıları, yürüttüğü soykırım politikasının apaçık bir örneğidir.”
“İsrail, Gazze’de insancıl hukuku tam anlamıyla yok sayıyor”
İnsancıl hukukun devletlerin silahlı çatışma anında nasıl kuvvet kullanacağını düzenlediğini ancak İsrail söz konusu olduğunda hukuktan değil, hukuksuzluktan, zulümden, adaletsizlikten bahsedilebileceğini vurgulayan Altun, Gazze’de insancıl hukukun İsrail tarafından tam anlamıyla yok sayıldığının, ayaklar altına alındığının altını çizdi.
Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Altun, şu değerlendirmelerde bulundu:
“İsrail’in, ısrarlı ve sistematik şekilde sivilleri ve sivil altyapıyı hedef alması insancıl hukukun açık bir ihlalidir. Yine çeşitli sözleşmelerle yasaklanan fosfor bombası gibi silahların da Gazze’de bilhassa sivil nüfus üzerinde yoğun şekilde kullanılması İsrail’in savaş suçu işlediğinin de apaçık delili konumundadır.
‘Kanıt’ kitabında da bugün konuştuğumuz yeni kanıtlar dışında, gerçekten İsrail’in zulümlerine, işlediği soykırım suçuna ilişkin mebzul miktarda görsel ve delil bulmak mümkündür. Bu yüzden de İsrail’in Uluslararası Adalet Divanı’ndaki yargılamasında ‘Kanıt’ kitabındaki delillerin kullanılmasını çok önemsedik, bunun için yoğun çaba sarf ettik. Bugün bizleri hakikat namına gururlandıran bir gelişmeyle, Uluslararası Adalet Divanı’nda Kanıt kitabındaki deliller ve ortaya çıkan yeni delillerin kullanıldığını görüyoruz.”
“İsrail’in dezenformasyon kampanyalarına karşı da duyarsız olmamalıyız”
İsrail’in yaptığı katliamları gizlemek için büyük çaba sarf ettiğini, Gazze’ye, Filistinlilere yönelik vahşetini, barbarlığını normalleştirmek için bizzat devlet eliyle yürütülen kapsamlı bir dezenformasyon politikası sürdürdüğünü aktaran Altun, İsrail’in, katliamlara başladığı ilk günden itibaren dezenformasyonlara da başladığına şahit olunduğunu söyledi.
İsrail’in yaptığı katliamları dezenformatif içeriklerle görünmez kılma gayretinde olduğunu belirten Altun, şöyle devam etti:
“Nasıl ki İsrail’in normalleştirmeye çalıştığı vahşiliklerine, barbarlıklarına ve soykırım girişimlerine karşı duyarsız kalmamamız gerekiyorsa, aynı şekilde İsrail’in dezenformasyon kampanyalarına karşı da duyarsız olmamamız gerekiyor. Eğer duyarsızlaşırsak, hakikatin ve doğruların yerini yalanlar ve kurgu haberler alır. Eğer duyarsızlaşırsak, İsrail’in suçlarını normalleştirmiş, cezalandırılmasının da önüne geçmiş oluruz.
Türkiye Cumhuriyeti İletişim Başkanlığı olarak, duyarsızlığa, unutkanlığa ve dezenformasyona karşı ilk günden itibaren teyakkuz halinde olmayı görev bildik. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın ‘daha adil bir dünya mümkündür’ şiarını esas alarak, hakikat bayrağını dalgalandırmayı en önemli misyonumuz olarak bildik, bilmeye de devam ediyoruz.”
“Dezenformasyonla Mücadele Merkezimiz İsrail’in 200’e yakın dezenformasyonu deşifre etti”
Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı bünyesindeki Dezenformasyonla Mücadele Merkezinin İsrail’in dezenformasyonlarını, yalanlarını tek tek tespit ettiğini, uluslararası kamuoyuyla doğruları paylaştığını anlatan Altun, “Dezenformasyonla Mücadele Merkezimiz 7 Ekim’den bugüne kadar İsrail’in 200’e yakın dezenformasyonu deşifre etti.” ifadesini kullandı.
Gazze’deki el-Ehli Baptist Hastanesi bombalandığında İsrailli yetkililer, İsrailli medya kuruluşları ve sosyal medya kullanıcılarının “Saldırıyı İsrail değil Hamas yaptı” yalanını ortaya attığını ama Dezenformasyonla Mücadele Merkezinin iddiayla beraber paylaşılan görüntülerin 2022 yılına ait olduğunu saptadığını anımsatan Altun, “Merkezimiz ayrıca İsrail Başbakanının eski dijital medya sorumlusu olan şahsın, İsrail ordusunun Gazze’de hastane bombaladığına ilişkin önce adeta zafer paylaşımı yaptığını, bir süre sonra bu paylaşımını silerek saldırının Hamas tarafından yapıldığına ilişkin ikinci bir paylaşım yaptığını ortaya çıkardı.” diye konuştu.
İfşa edilen dezenformasyonların İsrail vahşetinin yanı sıra zihniyetini de göstermesi bakımından ibretlik olduğunu dile getiren Altun, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“İsrail, Gazze’de canlı insanların Hamas tarafından kefenlenerek ölü taklidi yaptırıldığını öne sürdü, bunu uluslararası medyada işledi. Gazze’de bugün ne yazık ki ölü sayısı 30 bine dayanmış durumda ve bunlar içinde masum çocuklar, kadınlar, masum insanlar var. ve hal böyleyken İsrailli yetkililer utanmadan böyle bir iddiayı ortaya attı.
Peki doğrusu neydi? Doğrusunu ifşa ettik. İddiaya konu görüntülerin, geçtiğimiz yıl 19 Ağustos’ta sosyal medya platformlarında paylaşıldığı belirlendi. Görseller Malezya’da bir camide verilen cenaze işlemleri eğitimine aitti. Bu görsellerin, ‘Gazze’de canlı insanlar kefenlenerek ölü taklidi yaptırılıyor’ iddiasıyla paylaşılması esasında İsrail’in hakikati çarpıtmakta sınır tanımadığını ve hakikat karşısında elinin ne kadar da zayıf olduğunu gösterdi.”
“2023’te öldürülen gazetecilerin yüzde 75’i Gazze’de can verdi”
Altun, İsrail’in bölgede hakikati duyurmaya çalışan gazetecileri de doğrudan hedef alıp katlettiğini anımsatarak, “2023’te öldürülen gazetecilerin yüzde 75’inin Gazze’de can vermiş olması tesadüf olamaz. Bugüne kadar 130 gazeteci görevleri başında, orada olanı biteni, hakikati dünyaya duyurmak için görev yaptıkları esnada İsrail tarafından katledildi. Anadolu Ajansı kameramanı Muntasır es-Savvaf da onlar arasındaydı. Allah hepsine gani gani rahmet eylesin.” dedi.
İsrail’in hakikati perdelemeye, gerçeği tahrif etmeye yönelik faaliyetlerinin başarısızlığa uğraması için ellerinden geleni yapmaya devam edeceklerinin altını çizen Altun, “Bugün ne yazık ki Batı medyasının hatırı sayılır bir kısmı, İsrail’in yaptığı katliamları görünmez kılmaya çalışmak için yoğun bir çaba gösteriyor. Batılı medya organlarının birçoğunda yaşanan çatışmalar İsrail’in bakış açısı ile aktarılıyor, Gazze’de yaşanan trajedi ve soykırım gizlenmeye çalışılıyor.” değerlendirmesinde bulundu.
“Zalim, görünmez kılınmaya çalışılıyor”
Yaşanan trajediyi gizlemek ve İsrail’in yaptığı soykırımı örtbas etmek için bu medya organlarının farklı strateji ve taktikler uyguladığını, her şeyden önce ayrıştırıcı bir dil kullandığını belirten Altun, şunları kaydetti:
“Bu tür medya organlarında, Filistin halkı küresel çapta ‘yabancı’, ‘öteki’ ve ‘geri kalmış’ bir topluluk olarak lanse edilirken, İsrailliler ‘ilerici’, ‘modern’ ve ‘Batılı’ bir toplum olarak tasvir edilmektedir. İsraillilerin ölümleri İngilizce manşetlerde ‘cinayete kurban gitti’ şeklinde yer bulurken, Gazze’de katledilen yerel halk için sadece ‘öldü’ ibaresi kullanılmakta ve katil gizlenmeye çalışılmaktadır. Ne yazık ki Filistinliler bu şekilde haberlerde, Batılı medya organlarında ‘insani vasfı olmayan varlıklar’ gibi tanıtılmaktadır. Böylelikle bu haberleri okuyanların mazlumla özdeşlik kurması engellenmeye çalışılmakta, zalim görünmez kılınmaya çalışılmaktadır. Böylece Filistinli kardeşlerimiz daha fazla zulme tabi tutulmaya ve yalnızlaştırılmaya çalışılmaktadır.”
İsrail’e destek veren medyanın “tek taraflı habercilik” gibi tehlikeli bir taktiği de kullandığına değinen Altun, Batılı muhabirlerin İsrail vatandaşlarıyla yaptıkları görüşmelere haber saatlerinde herkesin denk geldiğini, söyleşi yapılan kişilerin izleyicilere “kurbanlar” olarak yansıtıldığını vurguladı.
Altun, bu anlatılarda Filistinlilerin 75 yıldır çektiği zulümlerden asla bahsedilmediğine vurgu yaparak, “Aksine, ne zaman İsrail devleti insanların evlerini, hastaneleri ve okulları bombalasa, bu vahşet İsrail’in sözüm ona ‘kendini savunma hakkı’ olarak lanse edilir. Ama özgürlüğü uğruna, bu istilacılara karşı direnen Filistinlilerin yaptığı herhangi bir eylem anında ‘terörizm’ damgası ile kitlelere servis edilir. Bunlar rastgele yapılan haberler değil, ideolojik saiklerle kurgulanmış stratejilerin uzantısı olarak karşımıza çıkan söylem ve anlatılardır.” şeklinde konuştu.
“Haber kurumlarımızın hakikat mücadelesi son derece önemli”
Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun, konuşmasını şu sözlerle tamamladı:
“İsrail’in pervasızca giriştiği soykırım faaliyetleri ve bu faaliyetler karşısında Batı medyasının büyük bir kısmının içinde olduğu işbirlikçi tavır, Anadolu Ajansı başta olmak üzere haber kurumlarımızın hakikat mücadelesi yolundaki faaliyetlerini daha önemli, stratejik hale getirmektedir.
Hem yaşanan trajediyi belgeleyen hem de uluslararası medyaya insani ve mesleki anlamda örnek teşkil bu faaliyetler, büyük bir takdiri hak etmektedir. ‘Gazze’de Soykırım: Yeni Kanıtlar’ paneli bu bağlamda bir çabaya hizmet etmektedir. Kanıt kitabı, kitaba eklenen yeni kanıtlar, devamında gelecek olan Tanık ve Sanık kitapları da bu kıymetli çabaya hizmet etmektedir ve hak, hakikat mücadelemizin apaçık bir örneğidir. Büyük emeklerle karşımıza çıkan bu değerli çalışmalar ve bu önemli panel için emeği geçen bütün arkadaşlarımı canıgönülden tebrik ediyor, yürekten kutluyorum. Serdar Karagöz başta olmak üzere Anadolu Ajansının bütün çalışanlarını tebrik ediyorum. Hakkın, hakikatin kazanacağı, zulme galebe çalacağı daha adil bir dünya için çalışmaya, çabalamaya el birliğiyle devam edeceğiz.”
Moderatörlüğünü AA Görsel Haberler Direktörü Fırat Yurdakul’un yaptığı panel, uzmanların konuşmalarıyla devam etti.
]]>Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun, Ankara’da düzenlenen “Gazze’de Soykırım: Yeni Kanıtlar” paneline katıldı. Panelde, İsrail’in Gazze’ye yönelik düzenlediği saldırılar ile soykırım suçları fotoğraf ve görüntülerle kanıtlandı.
“Soykırım, bir halkın maddi ve manevi varlığına yönelen topyekün bir saldırıdır”
İletişim Başkanı Altun, yaptığı konuşmada, Gazze’de apaçık bir soykırım işlendiğini söyledi. İsrail’in Gazze’de Roma Statüsü’nün suç olarak tanımladığı birçok ağır cürmü işlediğini belirten Altun, “Soykırım, bir halkın maddi ve manevi varlığına yönelen topyekün bir saldırıdır. İsrail sadece Gazze’de yaşayan insanları toplu bir şekilde katletmiyor; bölgenin manevi varlığını da yok etmek için kültürel bir soykırıma imza atıyor” diye konuştu.
“Gazze’de 194 cami ve 100 okul tamamen yıkıldı”
İsrail’in Gazze’deki saldırıların tahribatına dikkat çeken Altun, şöyle konuştu:
“Saldırıların başlamasından bugüne kadar, Gazze’de 194 cami ve 100 okul tamamen yıkıldı; 266 cami, 3 kilise ve 295 okul ise ağır hasar aldı. İsrail, kültürü, gelenek, görenekleri ve bütün hafızasıyla bir halkın varlığını külliyen ortadan kaldırmaya çalışıyor. Son günlerde İsrail’in sözüm ona güvenli bölge diyerek insanları sürdüğü Refah bölgesine yönelik saldırıları yürüttüğü soykırım politikasının apaçık bir örneğidir.”
“Fosfor bombalarının kullanılması İsrail’in savaş suçu işlediğinin delili”
Gazze’de İsrail’in hukuku yok saydığını dile getiren Altun, “İsrail’in, ısrarlı ve sistematik bir şekilde sivilleri ve sivil altyapıyı hedef alması insancıl hukukun apaçık bir ihlalidir. Yine çeşitli sözleşmelerle yasaklanan fosfor bombası gibi silahların da Gazze’de bilhassa sivil nüfus üzerinde yoğun bir şekilde kullanılması İsrail’in savaş suçu işlediğinin delili konumundadır” ifadelerini kullandı.
Bölgede gerçekleştirilen katliamların gizlemeye çalışıldığını vurgulayan Altun, Filistinlilere yönelik vahşetin ve barbarlığın İsrail tarafından yürütülen kapsamlı bir dezenformasyon politikası ile yürütüldüğünü anlattı.
İsrail’in dezenformatif içerik ve yalan haberlerle görünmez olmayı amaçladığını aktaran Altun, bölgedeki vahşiliklere, barbarlıklara ve soykırım girişimlerine karşı duyarsız kalınmaması gerektiğini dile getirdi.
İletişim Başkanlığının duyarsızlığa, unutkanlığa ve dezenformasyona karşı ilk günden itibaren teyakkuz halinde olduğunu ve çalıştığını belirten Altun, “Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın ‘daha adil bir dünya mümkündür’ şiarını esas alarak, hakikat bayrağını dalgalandırmayı en önemli misyonumuz olarak bildik ve bilmeye devam ediyoruz” kaydetti.
“Merkezimiz, 7 Ekim’den bugüne kadar, 200’ye yakın dezenformasyonu deşifre etti”
İletişim Başkanlığı bünyesinde faaliyet gösteren Dezenformasyonla Mücadele Merkezi’nin İsrail’in yalanlarını tek tek tespit ve ifşa ettiğine işaret eden Altun, şunları kaydetti:
“Dezenformasyonla Mücadele Merkezimiz, 7 Ekim’den bugüne kadar, 200’ye yakın dezenformasyonu deşifre etti. Birincisi Gazze’deki el-Ehli Baptist Hastanesi’nin bombalanmasıyla ilgiliydi. İsrailli yetkililer, İsrailli medya kuruluşları ve sosyal medya kullanıcıları, ‘Saldırıyı İsrail değil Hamas yaptı’ yalanını orta attılar. Dezenformasyonla Mücadele Merkezimiz, yaptığı çalışmada, söz konusu iddiayla beraber paylaşılan görüntülerin 2022 yılına ait olduğunu tespit etti. Yine merkezimiz ayrıca İsrail başbakanının eski dijital medya sorumlusu olan şahsın, İsrail ordusunun Gazze’de hastane bombaladığına ilişkin adeta zafer paylaşımı yaptığını, bir süre sonra bu paylaşımını silerek saldırının Hamas tarafından yapıldığına ilişkin ikinci bir paylaşım yaptığını ortaya çıkardı. Söz konusu İsrailli görevlinin tavrı İsrail’in dezenformasyonu nasıl sistemli şekilde kullandığını ortaya koyan örneklerden biridir.”
“Gazze’de bugün ölü sayısı 30 bine dayanmış durumda”
İsrail’in ifşalarından söz eden Altun, “İsrail, Gazze’de canlı insanların Hamas tarafından kefenlenerek ölü taklidi yaptırıldığını öne sürdü ve bunu uluslararası medya da işledi. Gazze’de bugün ölü sayısı 30 bine dayanmış durumda ve bunlar içinde de binlerce masum çocuk, kadın ve insanlar var ve hal böyleyken İsrailli yetkililer utanmadan böyle bir iddiayı ortaya attı. Peki doğrusu neydi? İddiaya konu görüntüler, geçtiğimiz yılın 19 Ağustos’ta sosyal medya platformlarında paylaşılan görüntülerdi. Görseller Malezya’da bir camide verilen cenaze işlemleri eğitimine aitti” açıklamalarında bulundu.
“Hakikati duyurmaya çalışan gazetecileri de doğrudan hedef alıyor”
İsrail’in ‘Gazze’de canlı insanlar kefenlenerek ölü taklidi yaptırılıyor’ iddiasını değerlendiren Altun, şunları kaydetti:
“Birincisi, İsrail’in hakikati çarpıtmakta sınır tanımaz olduğunu. İkincisi İsrail’in hakikat karşısında elinin ne kadar zayıf olduğunu gösterdi. İsrail, dezenformasyonu sistemli şekilde kullanarak hakikati katlettiği gibi bölgede, hakikati duyurmaya çalışan gazetecileri de doğrudan hedef alıyor onları da katlediyor.”
“130 gazeteci görevleri başında İsrail tarafından katledildi”
2023 yılında öldürülen gazetecilerin yüzde 75’inin Gazze’de can verdiğine dikkat çeken Altun, “Bugüne kadar 130 gazeteci görevleri başında gerçeği ve hakikati dünyaya duyurmak için görev yaptıkları esnada İsrail tarafından katledildi. Bugün ne yazık ki Batı medyasının hatırı sayılır bir kısmı, İsrail’in yaptığı katliamları görünmez kılmaya çalışmak için yoğun çaba gösteriyor. Batılı medya organlarının birçoğunda yaşanan çatışmalar İsrail’in bakış açısı ile aktarılıyor. Gazze’de yaşanan trajedi ve soykırım gizlenmeye çalışılıyor” ifadelerine yer verdi.
“Gazze’de katledilen yerel halk için ‘öldü’ ifadesi kullanılmakta”
Yaşanan trajediyi gizlemek ve İsrail’in yaptığı soykırımı örtbas etmek için söz konusu medya organlarının farklı strateji ve taktikler uyguladığına vurgu yapan Altun, “Bu tür medya organlarında, Filistin halkı küresel çapta ‘yabancı, ‘öteki’ ve ‘geri kalmış’ bir topluluk olarak lanse edilirken İsrailliler ise ‘ilerici’, ‘modern’ ve ‘Batılı’ bir toplum olarak tasvir edilmektedir. İsraillilerin ölümleri İngilizce manşetlerde ‘cinayete kurban gitti’ şeklinde yer bulurken Gazze’de katledilen yerel halk için ‘öldü’ ifadesi kullanılmakta ve katil gizlenmeye çalışılmakta” ifadesini kullandı. – ANKARA
]]>Bugünkü duruşma Filistin Yönetimi Dışişleri Bakanı Riyad el Maliki’nin konuşmasıyla başladı. El Maliki, “Gazze’de soykırım yaşanıyor” dedi, İsrail işgalinin koşulsuz sona ermesi gerektiğini ekledi.
Duruşmalara katılması planlanan ülkeler arasında İsrail’in müttefiki ABD’nin yanı sıra Çin, Rusya, Güney Afrika ve Mısır gibi ülkeler de yer alıyor. Sunum yapmayı reddeden İsrail, yazılı gözlemlerini gönderdi.
Türkiye, İspanya, Arap Birliği, İslam İşbirliği Teşkilatı ve Afrika Birliği duruşmaların son günü olan 26 Şubat’ta beyanda bulunacak.
Bu, ICJ’in kurulduğu 1945’ten bu yana en çok katılımcının olduğu dava olacak.
Duruşmaların ardından hakimlerin, tavsiye niteliğindeki görüşlerini bildirmeden önce birkaç ay müzakere etmesi bekleniyor.
İsrail geçmişte bu tür görüşleri görmezden gelmişti.
Ancak Gazze Sağlık Bakanlığı’na göre 7 Ekim’den bu yana yaklaşık 29 bin Filistinlinin öldürüldüğü savaş, üzerindeki siyasi baskıyı artırabilir.
Duruşmalar, İsrail’in, saldırılardan kaçan bir milyondan fazla Filistinlinin bulunduğu Gazze’nin güneyindeki Refah şehrine bir kara saldırısı düzenlemesiyle ilgili endişelerin arttığı günlerde yapılıyor.
ICJ geçtiğimiz hafta yaptığı açıklamada, davayla ilgili sözlü beyanların yaklaşık bir hafta süreceğini ve bu süre zarfında tüm ülkelerin ve üç uluslararası örgütün İsrail’in tedbirlerini neden desteklediklerini veya karşı çıktıklarını açıklamalarının beklendiğini söyledi.
Adalet Divanı’na kim başvurdu?
Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu, 2022’de de mahkemeden işgalle ilgili tavsiye niteliğinde, bağlayıcı olmayan bir görüş istemişti.
Duruşmalar bunun üzerine başladı.
BM Genel Kurulu, 30 Aralık 2022’de ICJ’den İsrail’in Doğu Kudüs dahil işgal altındaki Filistin’deki politika ve uygulamalarının hukuki sonuçlarıyla ilgili tavsiye niteliğinde görüş vermesini talep etti.
Genel Kurul’da yapılan oylamada Arap ülkeleri, Rusya ve Çin bu talep lehine oy verirken İsrail, ABD, Almanya ve diğer 24 üye ülke karşı oy kullamıştı.
ardından İsrail, Mısır’dan Gazze Şeridi’ni Ürdün’den Batı Şeria ile Doğu Kudüs’ü aldı ve bu toprakları işgal etti. Çok sayıda Filistinli topraklarından sürüldü, kaçmak zorunda kaldı ya da öldürüldü. Gazze Şeridi, Batı Şeria ve Doğu Kudüs’te süren İsrail işgali bazı devletlere göre uluslararası hukuka aykırı.
BM Genel Kurulu, ICJ’e bir mektup göndererek Filistinlilerin haklarının işgal ve devam eden yerinden edilme girişimlerinden nasıl etkilendiği; BM ve üye devletlerin bu ihlallere karşı sorumluluklarının neler olduğu hakkındaki soruları iletti.
Uluslararası hukuk kurallarını dikkate alarak bu soruları yanıtlamasını istedi.
İnsan Hakları İzleme Örgütü’ne göre, İsrail’in işgal altındaki topraklardaki politikaları, insanlığa karşı suç olan apartheid ve zulme varıyor.
Lahey merkezli ICJ, daha önce de 2004 yılında, İsrail’in birçok Filistinli aileyi ayıran Batı Şeria duvarının yasa dışı olduğuna ve yıkılması gerektiğine karar vermişti.
Ancak İsrail kararı reddetti ve o zamandan beri duvarı genişletti.
Güney Afrika’nın ICJ davasından farkı ne?
Bu dava, İsrail’in Gazze’de soykırım suçu işlediği iddiasıyla 29 Aralık’ta Güney Afrika tarafından açılan davadan farklı.
Bu davaya ilişkin ön kararda mahkeme, İsrail’in 26 Şubat’a kadar Gazze’de soykırım eylemlerini önlemek için yetkisi dahilindeki tüm önlemleri alması gerektiğine karar vermişti.
Bugün başlayan duruşmalar ise, Gazze’de devam eden mevcut savaşla doğrudan bağlantılı değil. İsrail’in tüm Filistin topraklarına yaklaşımını bağlayan uluslararası hukuk ihlali endişeleriyle ilgili.
Şimdi ne olacak?
ICJ, dünyanın farklı yerlerinden BM Genel Kurulu tarafından dokuz yıllık dönemler için seçilen 15 yargıçtan oluşuyor.
Lübnanlı Yargıç Nawaf Salam şu anda mahkeme başkanı olarak görev yapıyor.
Jüri üyeleri, duruşmalar boyunca kapsamlı sunumları dinleyecek ve ardından yazılı görüşlerini yayımlayacak. Bu yıl sonunu bulabilir.
]]>Devito, İsrail’in bir yandan havadan ve karadan saldırılarını sürdürdüğü bir yandan da yardım girişini engelleyerek halkı ölüme sürüklediği Gazze’ye destek vermek ve ablukayı kırmak için mart sonunda ya da nisan başında Akdeniz’e açılması beklenen Uluslararası Özgürlük Filosu üzerine çalışmalar yapmak ve toplantılara katılmak üzere İstanbul’a geldi.
“Soykırım uzmanı” olduğunu belirten Devito, İsrail’in Gazze’deki saldırılarını AA muhabirine değerlendirdi.
Devito, “Bu bir ders kitabı vakasıdır. Soykırımın yasal bir tanımı var, birçok koşulu var ve bunların çoğu İsrail tarafından gerçekleştiriliyor. Dolayısıyla bunun, ders kitaplarına girecek nitelikte soykırım vakası olduğunu söyleyebilirim.” dedi.
Böylesine korkunç manzaraların daha önce görülmediğini dile getiren Devito, savaşın devletler arasında olduğunu, söz konusu vakada ise İsrail’in insanlara karşı soykırım uygulayarak üniversiteler, hastaneler, okullar, konutlar dahil karşısına çıkan her şeyi yok ettiğini belirtti.
Devito, “Açlık savaş silahı olarak kullanılıyor. Bu soykırımın sadece bir yönü. Bir tek buna bakarak bile İsrail’in saldırılarının ders kitaplarında yer alacak soykırım vakası olduğunu söyleyebilirsiniz.” dedi.
Uluslararası Özgürlük Filosu
İstanbul’da, Uluslararası Özgürlük Filosu’nun organizasyonuna dair bir dizi toplantıya katıldığını kaydeden Devito, İsrail’in Gazze sınırlarını kontrol ettiğini ve İsrail’in girişe izin vermemesi nedeniyle sınırlarda kilometrelerce uzunlukta yardım tırı kuyruklarının oluştuğunu hatırlattı.
Devito, “Bizim görevimiz, Özgürlük Filosu’nun görevi, kuşatmayı kırmaktır. Amacımız bu, hedefimiz bu. Esasında Filistinlilerin yardıma ihtiyacı yok, hayatta kalmaya ihtiyaçları var ve çok yetenekli insanlar. Şu anda ihtiyaçları olan şey bu savaşın, soykırımın sona ermesi, işgalin sona ermesi, sınırların açılması.” diye konuştu.
Protestolar ve boykotlar
Bütün dünyada insanların bu “korkunç vahşet” karşısında sokaklarda gösteriler düzenlediğini anımsatan Devito, bu gösterilerin ve İsrail mallarına yönelik boykotun önemine dikkati çekti.
Devito, Kuzey Amerika’da özellikle de ABD’de boykotu ve BDS’yi (Boykot, Tecrit ve Yaptırımlar Hareketi) yasa dışı hale getirmeye yönelik çalışmalar yapıldığını aktardı.
Vicdan sahibi insanların yaptıklarının önemine işaret eden Devito, dayanışma gruplarının uzun zamandır boykotlar üzerine çalıştığını söyledi.
Devito, hangi malların İsrail’e ait olduğunun insanlara gösterilmesi ve İsrail gemileri herhangi bir ülkede limana mal getirdiğinde protesto edilmesi gerektiğini vurguladı.
Soykırımın köklerinin 100 yıl öncesine dayandığını dile getiren Devito, İsrail’in 7 Ekim 2023’te soykırıma başlamak için bahane bulduğunu ifade etti.
Devito, Batı ülkelerinde insanların Filistin konusunda bir şeyler öğrenmek için artık daha hevesli olduğunu ve kefiye taktıklarını görenlerin bu konuyu sormak için yanlarına geldiğini anlattı.
“ABD’deki büyük medya şirketleri, gazetecilik görevini kötüye kullanıyor”
Filistin konusunda Batı ülkelerinde, özellikle ABD medyasında büyük sansür uygulandığının altını çizen Devito, şöyle devam etti:
“CNN gibi ABD’deki büyük medya şirketleri, gazetecilik görevini kötüye kullanıyor çünkü Filistin’de olup bitenlerin gerçek hikayesini göstermiyorlar. İsrail’in yanında, çok taraflı bir tutum sergiliyorlar. Çalışanlar işlerini kaybetmekten korkuyor ama bu değişecek. Belki birkaç yıl sonra insanlar ‘dünya buna nasıl izin verdi’ diye soracak.”
Devito, Batı ülkelerindeki protestolara rağmen devletlerin sessiz kalmasının da değişeceğini aktardı.
Protestoların her geçen gün daha da arttığına işaret eden Devito, eğer şimdi harekete geçilmezse ortada harekete geçmek için Gazze kalmayacağını belirtti.
Devito, ABD ve Batı ülkelerinin sorumluluklarına dikkati çekerek, “ABD dünyanın gözünde iyi görünmüyor, soykırıma yardım ve yataklık ediyor.” ifadesini kullandı.
]]>Etiyopya’nın başkenti Addis Ababa’da gerçekleşen Afrika Birliği zirvesine katılan Lula, İsrail’in Gazze’deki saldırılarını Adolf Hitler’in yaptıklarıyla kıyasladı.
Gazze Şeridi’nde Filistin halkının başına gelenlerin bir benzerinin tarihin hiçbir anında yaşanmadığını savunan Lula, “Aslında, Hitler Yahudileri öldürmeye karar verdiğinde yaşandı” dedi.
Lula, Gazze’de askerlerle askerler arasında bir savaş olmadığını, bunun bir savaş yerine soykırım olduğunu söyledi:
“Gazze Şeridi’nde olanlar bir savaş değil. Bu bir soykırım. Bu askerler ile askerler arasında bir savaş değil. Bu hayli yüksek eğitimli bir ordu ile kadınlar ve çocuklar arasında bir savaş.”
İsrail hükümeti ise bu sözleri sonrasında Lula’yı Holokost’u önemsizleştirmekle suçladı ve Hamas’ı yok etmek ve militan grup tarafından 7 Ekim’de kaçırılan rehineleri geri almak için savaştıklarını söyledi.
Brezilya’nın solcu lideri, 7 Ekim’de İsrail’e yönelik saldırılar gerçekleştiren ve en az 1200 kişinin ölümüne neden olup, 253 kişiyi de rehin alan Hamas’ı kınamıştı.
Ancak Lula, Gazze’ye yönelik ağır yıkıma ve on binlerce kişinin ölümüne neden olan saldırıları sonrasında İsrail’i eleştiren ülke liderlerinden birisi oldu.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Lula’nın sözlerinin “Holokost’u önemsizleştirme ve Yahudi halkına ve İsrail’in kendini savunma hakkına zarar verme girişimi” anlamına geldiğini söyledi.
Netanyahu yaptığı açıklamada “İsrail’i Nazilerin ve Hitler’in Holokost’u ile kıyaslamak kırmızı çizgiyi aşmaktır” dedi.
Altı milyon Yahudi 1930’lu ve 1940’lı yıllarda Hitler’in Nazi rejimi tarafından sistematik olarak öldürülmüştü.
İsrail Dışişleri Bakanlığı, Brezilya Büyükelçisi’nin kınanmak üzere Pazartesi günü bir toplantıya çağırıldığını söyledi.
Brezilya Yahudi Konfederasyonu da Lula’nın sözlerini sert bir dille eleştirdi. Konfederasyon, bu sözleri “Holokost kurbanlarının ve onların torunlarının anısını rencide eden, gerçekliğin kötü niyetli bir çarpıtması” olarak nitelendirdi.
Lula, Güney Afrika’nın geçen yıl Uluslararası Adalet Divanı’nda İsrail aleyhine açtığı soykırım davasını da desteklemişti.
Mahkeme, Ocak ayında Güney Afrika’nın İsrail’e karşı açtığı davanın devam edeceğine karar verdi.
Mahkeme, İsrail’e ordusunun soykırım olarak değerlendirilebilecek eylemlerde bulunmasını engellemesi, soykırıma teşviki önlemesi ve cezalandırması ve Gazze halkına insani yardım yapılmasını sağlaması talimatını verdi.
Ancak mahkeme İsrail’e Gazze’deki askeri operasyonlarını derhal durdurması çağrısında bulunmaktan kaçındı. Mahkeme heyeti, kısa bir süre içerisinde, İsrail’in askeri operasyonlarının derhal sona erdirilmesine ilişkin talep ile bu ülke hakkındaki soykırım suçlamalarının esastan görüşülüp görüşülmeyeceğine karar verecek.
Eğer mahkeme, Güney Afrika tarafından sunulan kanıtları yeterli görür ve soykırım davası açılmasını kabul ederse, uzun ve karmaşık bir yargı süreci .
Brezilya ve Güney Afrika, daha zengin Batılı ülkelere karşı bir araya gelen dünyanın en önemli gelişmekte olan ekonomilerinden bazılarının ittifakı olan ülkeler grubunun üyeleri.
Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da birçok kez İsrail’in Gazze’de savaş suçu işlediğini savundu ve İsrail hükümetini soykırım yapmakla suçladı.
Erdoğan, Adalet Divanı’ndaki İsrail’e yönelik soykırım davası ile ilgili olarak, “Şu anda bizim teslim ettiğimiz belgeler, ağırlıklı olarak görsel belgeler de söz konusu, bu belgelerle İsrail mahkum olacaktır. Bunu bekliyoruz. Çünkü Lahey Adalet Divanı’nın adaletine inanıyoruz” demişti.
]]>İsmini belirtmek istemeyen Mısırlı kaynaklar, İsrail’in Gazze güneyindeki Refah şehrine planladığı kara operasyonunun gerçekleşmesi halinde, burada duvarlarla çevrelenmiş bir tampon bölge oluşturulması amacıyla çalışma yapıldığını aktardı.
İnsan hakları örgütleri de bölgede yedi metre uzunluğunda duvarların inşa edilmekte olduğunu bildiriyor.
Mısır resmi ağızdan bu yönde bir hazırlık yapıldığı iddialarını reddediyor.
İsrail Savunma Bakanı Yaov Gallant ise “Filistinli sivilleri Mısır’a doğru tahliye etmeyi” amaçlamadıklarını ileri sürdü.
7 Ekim’de başlayan İsrail-Hamas savaşının ardından Mısır defalarca kez Filistinli sığınmacılara sınırlarını açmasının mümkün olmadığını açıklamıştı.
Mısır’ın tavrında, Filistinlilerin büyük nüfuslar halinde göç ettirilmesinde “rol oynadığı görüntüsünden kaçınmak” etkili oluyor. Öte yandan ekonomik ve güvenlik kaygıları da bu kararın nedenleri arasında.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, yaklaşık 1,4 milyon kişinin halihazırda sığındığı Refah’a yönelik operasyonda ısrarcı görünüyor. Öte yandan uluslararası kamuoyunda, böyle bir operasyonun sivillerin kitlesel ölümüne yol açabileceği doğrultusunda uyarılar var.
İsrail ise şehirdeki Hamas unsurlarının “etkisiz hale getirilmesi gerektiğini” savunuyor. Şimdiye kadar serbest bırakılmayan yaklaşık 130 İsrailli rehinenin de burada olduğu iddia ediliyor.
İsrail ordusu savaşın ilk günlerinde Gazze’nin kuzeyindekileri, “güvenli” olarak tanımladığı güney bölgelere göç etmeye yönlendirmişti. Ardından Gazze’nin güneyindeki birçok yerleşimde İsrail bombardımanı ve kara operasyonu devam etti.
Maxar Technologies tarafından yayımlanan uygu görüntülerinde, Refah’a yönelik operasyonun başlamasına yönelik Mısır’ın hazırlık yaptığını doğrulayabilecek inşaat çalışmaları görülebiliyor.
15 Şubat tarihli bir görselde, Refah sınır kapısı yakınlarındaki bir bölgenin temizlendiği görülüyor.
Mısır’ın Kuzey Sina Valisi Mohammed Shousha, Suudi televizyonu Al Arabiya Al Hadath TV’ye yaptığı açıklamada, söz konusu inşaat alanlarının geçmişte IŞİD’e karşı yürütülen operasyonlarda zarar gören evlere yönelik yapıldığını ileri sürdü.
Shousha Mısır’ın pozisyonunun, “Mısır’a Gazzelilerin zorla gönderilmesine izin vermediğini” de ekledi.
Öte yandan uydu görüntülerinde bazı noktalara duvarların da inşa edildiği seçilebiliyor.
Uydu görüntüleri dışında, Sina İnsan Hakları Vakfı üyelerinin bölgeden çektiği fotoğraf ve videolarda da inşaat çalışmaları görülüyor.
BBC’nin bağımsız olarak doğrulayamadığı bu görsellerle ilgili açıklama yapan vakıf, yedi metre yüksekliğinde duvarların inşa edildiğini aktardı.
Vakfa göre bu çalışmalar, Gazze sakinlerinin kitlesel olarak bölgeye geçmesi halinde sığınmacıların barınması için planlanıyor.
Raporda, tampon bölge olduğu ileri sürülen bu alanın, 20 kilometrekare genişliğinde olduğu ve 100 binden fazla kişiye ev sahipliği yapabileceği kaydediliyor.
İsrail reddediyor
İsrail Savunma Bakanı Yoav Gallant, Perşembe günü yaptığı açıklamada, “İsrail’in Filistinli sivilleri Mısır’a doğru tahliye etmek gibi bir amacının olmadığını” savundu.
Gallant, Mısır’la aralarındaki anlaşmanın bölgedeki istikrarı için kritik önemde olduğunu da ekledi.
İsrail Filistinlileri kendi bölgelerinden “dışarı attığı” görüntüsünü arzu etmese de, kendi iradesiyle Gazze’yi terk etmek isteyenlerin önüne geçmeye de yanaşmayabilir.
Mısır’ın yaklaşık 100 bin sığınmacıyı kabul etmesi durumunda, İsrail’in bu kararın önüne geçmesi beklenmiyor.
Birleşmiş Milletler (BM) yetkilileri ise böyle bir toplu nüfus hareketinin “endişe verici” olacağını söylüyorlar.
BM Mülteciler Yüksek Komiseri Filippo Grandi, Reuters haber ajansına verdiği demeçte, Filistinlilerin Mısır’a toplu olarak göç etmesinin “hem Filistinliler için hem Gazze için hem de barışın geleceği için felaket olacağını” söyledi.
Gazze’deki Sağlık Bakanlığı, İsrail’in başlattığı hava ve kara operasyonlarında 7 Ekim’den bu yana toplam 28 bin 775 kişinin öldürüldüğünü bildirdi.
]]>İsrail’in Gazze Şeridi’ndeki şiddetli saldırılarına destek niteliğinde açıklamalar yapan ve İsrail’e yardım gönderen uluslararası firmalar, dünyanın farklı ülkelerinde boykot ve protesto ediliyor. Küresel çapta olduğu gibi yurt içinde de tüketiciler İsrail’e karşı pozisyon alıyor.
Tüm Restoranlar ve Turizmciler Derneği (TÜRES) Başkanı Ramazan Bingöl, AA muhabirine, yeme-içme sektöründe protesto ve boykot kampanyalarıyla karşı karşıya kalan gazlı içecek markalarının çok fazla tüketildiğini ancak bu durumda 7 Ekim’den bu yana ciddi bir değişiklik yaşandığını söyledi.
Birçok restoran ve lokanta sahibinin Gazze Şeridi’ndeki şiddetli saldırıların ardından kendi isteğiyle söz konusu gazlı içecekleri satmama kararı aldığını aktaran Bingöl, “Şu anda benim gözlemim, restoran ve lokantaların yarısı boykot ürünlerinden olan gazlı içecekleri satmıyor. Bu durum işletmelerin cirosunu olumsuz etkilemedi. Gelen müşteri gazlı içecek satılmadığını öğrendiğinde, demirhindi şerbeti ve ayran gibi alternatif ürünlere yöneliyor.” ifadelerini kullandı.
Bingöl, müşterilerin çoğunluğunun işletmenin gazlı içecek satmama kararına saygı gösterdiğini ifade ederek, şöyle konuştu:
“7 Ekim’den öncesine göre aylık bazda yeme-içme sektöründe gazlı içeceklerin satışı yüzde 20 civarı düştü. Bu oranı marketler, lokantalar ve otelleri dahil ederek söylüyorum. Restoran ve lokantalarda gazlı içecek satışları yüzde 50’den fazla azaldı. Ben boykot bilincinin canlı tutulması gerektiğini düşünüyorum. Boykotun sürekli ve geçerli olabilmesinin tek yolu var, muadilini ve daha iyisini yapacaksın. Benim restoranımda müşterilerimin yüzde 70-80’i demirhindi şerbeti içiyor. Gazlı içecek yok ama muadili var, diyorum. Boykot meselesinde özellikle gazlı içeceklere alternatif olacak, çok da lezzetli olan geleneksel içeceklerimiz var. Şerbet, ayran ve Türk kahvesi gibi lezzetlerimizi daha fazla tanıtmalı daha fazla tercih edilir yapmalıyız.”
“Cephane Bizden Değil’ boykot kampanyası kararlı bir şekilde sürüyor”
Tüketici Birliği Federasyonu Genel Başkanı Mehmet Bülent Deniz de Gazze’de bir soykırım yaşandığını ifade ederek, 18 ülkeden, 34 tüketici örgütüne milyonlarca insanın soykırıma uğramasına seyirci kalmamaları çağrısında bulunduklarını bildirdi.
Yaşanan insanlık dramına karşı tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de en güçlü şekilde tepki gösterildiğini vurgulayan Deniz, şunları kaydetti:
“7 Ekim 2023 tarihinden bu yana, ülkemiz insanı başta İsrail olmak üzere, bu soykırımı destekleyen ülkelerin marka ve ürünlerini satın almayarak, tüketici boykotu geliştirmek istemektedirler. Tüketici Birliği Federasyonu tarafından, özellikle sosyal medyada dolaşıma sokulan birçok listedeki marka ve ürünler üzerinde yapılan araştırma ve incelemede, çoğu marka ve ürünün ABD ve İsrail ekonomilerine ait olmaları bir yana, ülkemizin ekonomisi içinde yer aldıkları, ulusal marka ve ürünler olduğu tespit edildi. Tüketicinin tüketimden gelen gücünün harekete geçirilerek yapılacak boykotta, boykot edilecek marka ve ürünün milliyetinin doğru tespit edilmesi gereklidir. Ayrıca, tüketicinin o ürün yerine, ikame edebilecek başka ürün seçeneğinin olması, boykotun etkili şekilde uygulanmaya uygun olması ve boykot kapsamındaki marka ve ürünün ülkemiz ekonomisi bakımından başta istihdam ve yerli sermayenin zarar görmemesi gibi çeşitli koşulların gözetilmesi gereklidir.”
Tüketici Birliği Federasyonu olarak başlattıkları “Cephane Bizden Değil” boykot kampanyasını kararlı şekilde sürdürdüklerini ifade eden Deniz, “Sadece Türkiye’de değil, Orta Doğu, Afrika ülkeleri ve Türk devletlerinden boykota katılımın yoğun olduğu haberlerini alıyoruz. Boykotun etkili olduğunu halka açık şirketlerin bilançolarından da anlıyoruz. Market raflarındaki boykot ürünlerinin fiyat etiketlerindeki değişimden boykotun gücü anlaşılıyor. Neredeyse zararına ürün satıyorlar ama yine de tercih edilmiyorlar.” şeklinde konuştu.
Deniz, boykot kampanyasını “başarısızlıkla” ve “sürdürülemez olmakla” ilişkilendiren yorumlara katılmadığını ifade ederek, sözlerini şöyle tamamladı:
“Bu yorumlar iki sebebe dayanıyor. Söz konusu markalar, sosyal medya üzerinden böyle bir algı oluşturmak için trolleri ile kampanya yapıyor. Gerçekte ise eşimiz, dostumuzun boykota sadık olduğunu görüyoruz. Sosyal medyada dolaşan ‘boykotun başarılı olmadığı’ şeklindeki yaklaşım tamamen firmaların kendi yalan haberleri. Diğer durum ise boykotun şiddet görüntüleriyle gösterilmesi. Sağduyu sahibi halkımız böyle kolayı dökmekle, kafeyi basmakla, oradaki insanları rahatsız etmekle boykotun olmayacağını çok iyi biliyor. Bu görüntülerdeki şahısların samimi olmadığı, provokatif amaçlarla boykotu sulandırmak için böyle şeyler yaptıklarını düşünüyorum.”
]]>Filistin yanlıları başkent Paris ve Lyon başta olmak üzere ülke genelinde Carrefour protestoları düzenledi.
Başkent Paris’in kuzeyindeki Garges-les-Gonesse şehrinde ise Filistin destekçileri uluslararası fast food zinciri McDonald’s şubesinin önünde toplandı.
Ellerinde Filistin bayrakları ve meşaleler olan göstericiler, Stains kentindeki Carrefour şubesine kadar yürüdü.
“Filistin için özgürlük”, “Bombardımanlara son verin” ve ” Gazze’deki soykırımı durdurun” sloganları atan göstericiler, Tel Aviv yönetimini desteklediği gerekçesiyle Carrefour ve MacDonald’s markalarını boykot çağrısı yaptı.
Göstericiler arasında Boyun Eğmeyen Fransa Partisinden (LFI) milletvekilleri Carlos Martens Bilongo ve Jerome Legavre, Stains Belediye Başkanı Azzedine Taibi ve siyonizm karşıtı Yahudiler de yer aldı.
Gösteride konuşan Bilongo, uluslararası toplumu İsrail’e koşulsuz destek vermekle suçlayarak, Tel Aviv hükümetinin “intikam arzusunun” Gazze’de gözünü kör ettiğini belirtti.
Bilongo, İsrailli bakanların Gazze’de “etnik temizlik” yapmayı haftalar öncesinden planladığı değerlendirmesinde bulunarak, ” Batı Şeria’da Hamas yok, ancak (İsrail’in) aynı katliamı, cinayetleri burada tekrarlanıyor. Bu öldürücü mantık sona ermeli.” dedi.
Boykot çağrısı yapan toplulukları desteklediğini ifade eden Bilongo, sözlerine şöyle devam etti:
“Fransız şirketleri (İsrail ile) işbirlikleri yapıyor, maddi yardım sağlıyor, hatta Fransız ve İsrailli çifte vatandaşlara İsrail ordusuyla savaşmaları için yıllık izin veriyor.”
Bilongo, uluslararası toplumun, Gazze’de bir soykırıma tanık olduğunu ifade ederek, “İsrail ordusunun sözcülerinin gelip oturup yalan söylediği, Gazze’nin küçük çocuklarını hayvan yerine koyduğu açık propaganda aracına dönüşen haber kanalları var.” açıklamasını yaptı.
Legavre ise Gazze’de şu an “soykırım” yaşandığını söyleyerek, İsrail’in önce Gazze’nin kuzeyinden şimdi de güneyinden hıncını aldığı değerlendirmesinde bulundu.
Refah’ta sıkışıp kalan Gazzelilerin, İsrail’in “ölümcül bir tuzağının içine düştüğüne” işaret eden Legavre, “Artık yiyecekleri, içme suları, ilaçları yok.” dedi.
Legavre, Gazze’den aktarılan videolarda, Filistinlilerin hayvan yemiyle ekmek yaptığını gördüğünü anlatarak “(Gazze’de) Şu anda gece gündüz bombalar yağıyor. Soykırım şu anda gerçekleşiyor.” diye konuştu.
İsrail’in bölgedeki saldırılarıyla “tüm Gazze halkını yok etmeyi amaçladığını ifade eden Legavre, İsrail hükümetinin Gazzelileri korkutarak ait oldukları topraklardan gitmeye zorladığını belirtti.
Stains Belediye Başkanı Taibi, AA muhabirine, Gazze’de “soykırım” yaşandığını söyleyerek derhal ve kalıcı bir ateşkes çağrısı yaptı.
Taibi, “Bu felaket durumunu artık kabul edemeyiz.” diyerek, uluslararası toplumun Gazze’deki durum karşısında sessiz kalmasının endişe verici olduğunu söyledi.
Belediye Başkanı Taibi, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun Filistinlilerden, Gazze’nin kuzeyinden güneyine gitmelerini isteyerek onlara tuzak kurdunu belirtti.
Taibi, “Savaş suçlusu Netanyahu’nun mantığı Filistin halkının kökünü kazımak. Bu konuda bir şüphe yok artık.” diyerek bu durumun endişe verici olduğunu ifade etti.
Lyon kentinde Carrefour protestosu
Lyon kentinde bir alışveriş merkezinde Carrefour şubesi önünde toplanan göstericiler büyük bir Filistin bayrağı açarken, İsrail’e desteği ve İsrailli askerlere gıda paketi dağıttığı gerekçesiyle Fransızları marketi boykot etmeye çağırdı.
Elleri kırmızıya boyalı eylemciler, “Katil Carrefour. Ellerinde Kan Var.” yazılı afiş taşıdı.
Eylemciler, “Carrefour’un Gazze’deki soykırıma ve Filistin topraklarındaki sömürgeciliğe suç ortaklığı yaptığını” savundu.
]]>EDİRNE – Edirne’de tıp fakültesi öğrencilerinin terör, soykırım ve İsrail’in Gazze’yi işgalini protesto etmek amacıyla başlattığı sessiz yürüyüşün bu hafta 14’ncüsü gerçekleştirildi. Eski Cami önünde bir araya gelen tıp fakültesi öğrencileri ve hekimler, ellerinde dövizler ve pankartlar sessiz yürüyüş yaptı.
Saraçlar Caddesi’ne kadar yürüyüş yapan tıp fakültesi öğrencileri, sessiz yürüyüşün 14’ncisini gerçekleştirdi. İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırıları protesto eden öğrenciler, Saraçlar Caddesi’nde basın açıklaması yaptı. Açıklamayı Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencisi Muammer Morkoç okudu.
“İsrail şiddetini arttırarak sürdürüyor”
Terör devleti İsrail’in yıllardır sürdürdüğü sistematik işgal politikasını 7 Ekim’den bu yana şiddetini arttırarak sürdürdüğünü söyleyen Morkoç, “‘İsrail insanlıktan daha ne kadar çıkabilir?’ diye düşündükçe her geçen gün hiçbir vicdanın kabullenemeyeceği yeni acılarla güne uyanıyoruz. Biz akıl sağlığımızı korumak için Gazze’deki haberlere bakamıyorken oradaki kardeşlerimiz güne bombalarla uyanmaya devam ediyor. Gazze’nin kuzeyinde 400 bin civarında Gazzeli kardeşimiz topraklarını terk etmeyi reddedip işgalci terörist İsrail’in bombardımanı altında açlık, susuzluk ve soğukla mücadele ediyor. Han Yunus bölgesinde işgalci teröristler özellikle hastane çevrelerinde keskin nişancılar ile sivilleri öldürüyor. Gazze’nin güneyine sıkışmış 1.5 milyon insan hayatta kalma mücadelesi veriyor. Güneyin son noktası Mısır sınırında, Refah kentinde 1.2 milyon insan bir mahalleye sıkışmış durumda ve İsrail bu bölgeyi bombalamaya, sınır bölgesine sığınan sivilleri öldürmeye devam ediyor. Gazze’ye giren su vanaları kapatıldı. Tarlalar bombalanıyor” ifadelerine yer verdi.
“30 hastane ve 53 sağlık merkezinin hizmet dışı bırakıldı”
30 hastane ve 53 sağlık merkezinin hizmet dışı bırakıldığını belirten Morkoç, “Han Yunus’taki Nasır Hastanesi’ne sığınan sivilleri kuşatma altına alan işgal birlikleri hastaneyi zorla tahliye ediyor. Yine de meslektaşlarımız, sağlık çalışanları; elektriksiz, susuz, oksijensiz, ilaçsız şartlarda tedavi vermek için destansı biçimde mücadele ediyor. Bütün bu saldırılar yetmiyormuş gibi Gazze’ye insani yardımın girilmesine izin verilmiyor. Filistin’in ger gün binlerce tır yardıma ihtiyacı varken günde 3-5 tırın girmesine izin veriliyor. Mısır, Gazze sınırına beton barikatlar kurup jiletli teller ile sınırı güçlendiriyor. İsrail işbirlikçisi devletlerin ve şirketlerin, soykırıma olan aleni desteği artarak sürüyor. Bir avuç mazlumun karşısında bütün dünya zalimleri tek safta saldırmaya devam ediyor. Biz hekimler ve sağlık çalışanları olarak buradan bütün meslektaşlarımıza ve halkımıza sesleniyoruz! Hayatımızın her alanında ve mesleklerimizde ‘boykot’ çağrımızı tekrarlıyoruz. Şirketlerin açıkladığı son rakamlardan anlıyoruz ki; günlük hayatımızda gösterdiğimiz en ufak boykot çabası, hep birlikte olunca çığ olup büyüyor” şeklinde konuştu.
“Filistin halkının yararına olacak tüm adımları destekliyoruz” dedi.
Filistin halkının yararına olacak bütün adımları desteklediklerini söyleyen Morkoç, “Sağlık çalışanları olarak gereken bütün desteği gücümüz yettiğince vermeye hazırız. 14. haftasında toplandığımız ‘Sessiz Yürüyüş’ümüzde, tutuklansalar da öldürülseler de görevleri başından ayrılmayan Gazzeli meslektaşlarımızı tekrar selamlıyoruz! İnsanlık dışı bütün eylemlerden kurtulmak için verdiğimiz mücadeleyi sonuna kadar sürdüreceğiz. Bu minvalde tüm hekimleri, sağlık çalışanlarını ve bütün vicdan sahibi insanları harekete geçmeye, bu onurlu yürüyüşte yer alarak zulme karşı durmak adına Sessiz Yürüyüş kervanımızda ses olmaya davet ediyoruz! ifadelerini kullandı.
]]>Avrupa’nın en eski şarkı yarışması olan Sanremo Müzik Festivali’nin 10 Şubat’taki finalinde Tunus asıllı İtalyan rapçi Ghali Amdouni’nin “Soykırımı durdurun” çağrısı yapmasına, İsrail’in Roma Büyükelçisi Alon Bar’ın tepki göstermesi ve bunun üzerine RAI Üst Yöneticisi Roberto Sergio’nun da İsrail’in yanında tutum almasına yönelik tepkiler sürüyor.
Başkent Roma’da Mazzini Caddesi’ndeki RAI Genel Merkezi önünde toplanan yaklaşık 4 bin kişi, ellerindeki Filistin bayrakları ve dövizlerle hem İsrail’in Gazze’ye saldırılarını hem de RAI yönetiminin tutumunu protesto etti.
Mitingde yapılan konuşmalarda, İsrail’in Gazze’de soykırım yaptığı belirtilirken, RAI kanalı kamu yayıncılığı yapmaya davet edilerek Filistin’de yaşananlara bültenlerinde “yeterli” süre vermemesi sebebiyle eleştirildi.
Gösteride, “Benim adıma değil”, “Bizi sansürlemeyin”, “Ateşkes”, “Bütün gözler Refah’ta”, “Özgür Filistin” ve “Soykırımı durdurun” yazılı dövizler dikkati çekti.
Mitingde göstericiler, RAI yönetimine yönelik sık sık “Utanın” ve “İstifa, istifa”, İsrail’e yönelik “Soykırım yapmayı kesin” şeklinde slogan attı.
Bir göstericinin de RAI Genel Merkezi önündeki yola sprey boya ile “Özgür Filistin” yazdığı görüldü.
Roma’da RAI önündeki protestoya katılan soyadını açıklamak istemeyen Davide, “RAI’den kesinlikle hiçbir şey beklemiyorum maalesef. Hem İsrail hem Filistin’den bahsettiklerinde eşitlik olmasını arzu ederim. RAI’de ne yazık ki sadece İsrail’den bahsediliyor.” dedi.
Davide, RAI’deki bülten ve programlarda sadece 7 Ekim’de olanların konuşulduğuna dikkati çekerek, “7 Ekim’den bu yana her gün aralıksız bir kıyım yaşanıyor ki Filistin halkı yıllardır bununla karşı karşıya. Bu 7 Ekim’de başlayan bir mesele değil, en az 50 yıldır süren bir mesele. Ne yazık ki RAI, Filistin’de yaşananları gizliyor.” diye konuştu.
Gazze’de yaşananlarla ilgili ne düşündüğü de sorulan Davide, “Bence hemen ateşkes olmalı. Ancak bu tek başına yeterli olmayacaktır. (İsrail) İşgal altındaki topraklardan mutlaka çekilmeli. Bir adım değil, 100 adım geri atmalılar. Ama maalesef (İsrail Başbakanı Binyamin) Netanyahu orada olduğu sürece orada bu olmayacak, bunu biliyoruz. İtalya’nın bunu anlamasını, hükümetin anlamasını ve tıpkı ABD’dekilerin yapmayı düşündüğü gibi geri adım atmasını umuyoruz.” yanıtını verdi.
Öte yandan, başkent dışında kuzeydeki Torino ve Trieste kentlerinden güneydeki Palermo’ya kadar pek çok şehirde RAI kanalının İsrail yanlısı tutum almasına yönelik protestolar devam etti.
İtalyan ANSA ajansının haberine göre, yaklaşık 2 bin kişinin katıldığı Torino’daki yürüyüş sırasında Başbakan Giorgia Meloni ile İsrailli mevkidaşı Netanyahu’nun el sıkıştığı bir fotoğraf karesi de ateşe verildi.
Verona kentindeki yürüyüşte polis göstericilere copla müdahale etti
Ülkenin kuzeyindeki Verona kentinde düzenlenen yürüyüşte, Filistin destekçileri, “Soykırımı durdurun” çağrısıyla İsrail’in Gazze’ye saldırılarını protesto etti.
Ellerine sürdükleri kırmızı boyalarla Gazze’de katliam yaşandığına dikkati çeken göstericiler, İsrail’in saldırılarını protesto etti.
Göstericiler, kentteki silah fuarına yürümek isteyince zaman zaman güvenlik güçleriyle karşı karşıya geldi ve arbede yaşandı.
Arbedeler sırasında güvenlik güçleri göstericilere copla müdahalede bulundu.
Bu arada, dün Roma’nın ortasından geçen Tiber nehrindeki bir köprüye, üzerinde karpuz dilimi yiyen Netanyahu resmi bulunan ve altında “Soykırımı durdurun” yazan büyük bir pankart asıldı.
]]>Erdoğan, “Geleneksel sporların ihyası” parolasıyla Antalya’da gerçekleştirdikleri 6. Etnospor Forumu kapsamında, AA muhabirine açıklamalarda bulundu.
Sporun birleştirici gücüne inanmak istediklerini belirten Erdoğan, bir yandan Ukrayna’daki savaş bir yandan Filistin’deki İsrail soykırımının olduğunu dile getirdi.
Çifte standardın ortasında kaldıklarını aktaran Erdoğan, şunları kaydetti:
“Rus sporcular uluslararası etkinliklere kabul edilmiyorlar. Batı otoriteleri Rusya’yı cezalandıracağım diye genç sporcuları cezalandırıyor. İsrail apaçık soykırıma imza atarken İsrailli sporcularla ilgili benzer bir tavrı Batı ve uluslararası spor otoritelerinden göremiyoruz. Bu etkinliğimiz davetler itibarıyla maalesef bu tür gelmeler, gelmemeler noktasında bizi de etkiledi. Sporu bu tür tartışmaların dışında tutacağız herkesin birbiriyle konuşabildiği bir araya gelebildiği gençlerin fiziksel etkinlikleri için kötü alışkanlıklardan uzak durmak için korunduğu, korunaklı bir alan olduğunu düşüneceğiz. Eğer sporu siyasi bir araç haline getirecekse Batı, o zaman bunda uyguladığı çifte standartları biz dünyaya haykırmak zorundayız. Bugün eğer bir soykırımdan dolayı sporcular cezalandırılacaksa İsrailli sporcuların ülkelerinde çıkamaması gerektiğini düşünüyoruz. Bu da Batı’nın çifte standartlarının bir göstergesi. Biz yine de davet edebildiğimiz kadar çok ülkeden bakan davet ediyoruz. İrtibata geçebildiğimiz kadar çok üniversiteyle geleneksel spor federasyonuyla irtibat kurmaya çalışıyoruz.”
Erdoğan, dünyanın kültürel zenginliğini korumak için mücadele verdiklerini vurgulayarak, toplumların kendi kültürlerini öz güvenle yaşayıp, yaşatabilmelerini, toplumlararası karşılıklı saygının oluşması için olmazsa olmaz bir koşul olduğunu düşünerek bunu yaptıklarını aktardı.
Mücadeleye devam edeceklerini bildiren Erdoğan, “Umuyorum bu kültürel bilinçlenme öz güvene katkı sağlayacaktır. Dünyanın küçük ülkelerinin bile kendilerine has kültürleri, özellikleri var. Bunları yaşatabilirlerse saygı görebileceklerini düşünüyorum. Yani illa dünyadaki saygı görmek bir yere gelmek için Batı’ya yaranmak, Batı gibi olmak, Batı’ya benzemek gerekmediğini artık tüm dünyanın öğrenmesi gerektiğinin zamanın geldiğini düşünüyorum.” ifadesini kullandı.
Katılımcı bakanlarla iyi niyet belgesi imzalanması
Her forumda katılan bakanlar iyi niyet belgesi imzaladıklarına değinen Erdoğan, imza atan bakan sayısının her geçen yıl arttığına dikkati çekti.
Erdoğan, diğer yandan forumda 60 federasyonla Dünya Etnospor Konfederasyonunun branşlarındaki uluslararası müsabaka kurallarının belirleyicisi olacağına dair belge imzalayacaklarını kaydetti.
Dolayısıyla uluslararası etkinlik yapıldığında Dünya Etnospor Konfederasyonundaki kural setinin kullanılacağına işaret eden Erdoğan, şöyle konuştu:
“Bu konfederasyonumuzun dünya geleneksel sporlarına başka bir katkısı olacaktır. Bunu yaparken de branşın bütün federasyonlarını bir araya getiriyoruz. Kural setinde olması gereken konularda hepsinin söyleyeceklerini alıyoruz. Üzerinde anlaştıklarını kayda geçiriyoruz. Üzerinde anlaşamadıklarını da anlaştırma konusunda elimizden geleni yapıyoruz. Hatta bunun da ötesinde belki bugüne kadar düşünülmemiş yönlerini de yani hakem eğitiminden antrenör eğitimine varıncaya kadar standardizasyonda neler eksikse bunları da kapatmaya, boşlukları doldurmaya çalışacağız. Bu da geleneksel sporların dünyada kurumsallaşması, seyir zevkinin artması, kişi ve canlı sağlığına daha saygı içerisinde gerçekleşmesini teminat altına alacaktır.”
İsrail’in Filistin’e yönelik saldırıları
İsrail’in Filistin’de yaptığı katliamlara spor üzerinden çağrı yaparak, buradaki değerlerin, saygı, barış, dayanışma ve gelenek olduğunu belirten Erdoğan, sözlerini şöyle tamamladı:
“Biz geleneği yaşatarak karşılıklı saygının ve dayanışmanın oluşabileceğini ve bunun da dünya barışına katkı sağlayacağının mesajını vermeye çalışıyoruz. Ama bugün Gazze’de, Filistin’de, Batı Şeria’daki katliamları es geçmemek gerekiyor. Tüm dünya sisteminin barışa yönelik teminatların ayaklar altına alındığını görüyoruz. Hatta sporun barışa hizmet etmesine yönelik hayallerin suya düştüğünü görüyoruz. Bir taraftan Ukrayna Savaşı’nda Rus sporculara yapılanlar bir tarafta İsrailli sporculara yapılmayanlar. Eğer yapılacaksa İsrailli sporculara da yapılması gerektiğini, bu çifte standartların Batı’nın tüm saygınlığını değer verdiklerini söyledikleri tüm değerlerin aslında onlar için kullanışlı birer araç olduğunu göstermiş oluyor. Biz mücadelemizi sürdüreceğiz.”
]]>Saraçlar Caddesi’ne kadar yürüyüş yapan tıp fakültesi öğrencileri, sessiz yürüyüşün 14’ncisini gerçekleştirdi. İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırıları protesto eden öğrenciler, Saraçlar Caddesi’nde basın açıklaması yaptı. Açıklamayı Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencisi Muammer Morkoç okudu.
“İsrail şiddetini arttırarak sürdürüyor”
Terör devleti İsrail’in yıllardır sürdürdüğü sistematik işgal politikasını 7 Ekim’den bu yana şiddetini arttırarak sürdürdüğünü söyleyen Morkoç, “‘İsrail insanlıktan daha ne kadar çıkabilir?’ diye düşündükçe her geçen gün hiçbir vicdanın kabullenemeyeceği yeni acılarla güne uyanıyoruz. Biz akıl sağlığımızı korumak için Gazze’deki haberlere bakamıyorken oradaki kardeşlerimiz güne bombalarla uyanmaya devam ediyor. Gazze’nin kuzeyinde 400 bin civarında Gazzeli kardeşimiz topraklarını terk etmeyi reddedip işgalci terörist İsrail’in bombardımanı altında açlık, susuzluk ve soğukla mücadele ediyor. Han Yunus bölgesinde işgalci teröristler özellikle hastane çevrelerinde keskin nişancılar ile sivilleri öldürüyor. Gazze’nin güneyine sıkışmış 1.5 milyon insan hayatta kalma mücadelesi veriyor. Güneyin son noktası Mısır sınırında, Refah kentinde 1.2 milyon insan bir mahalleye sıkışmış durumda ve İsrail bu bölgeyi bombalamaya, sınır bölgesine sığınan sivilleri öldürmeye devam ediyor. Gazze’ye giren su vanaları kapatıldı. Tarlalar bombalanıyor” ifadelerine yer verdi.
“30 hastane ve 53 sağlık merkezinin hizmet dışı bırakıldı”
30 hastane ve 53 sağlık merkezinin hizmet dışı bırakıldığını belirten Morkoç, “Han Yunus’taki Nasır Hastanesi’ne sığınan sivilleri kuşatma altına alan işgal birlikleri hastaneyi zorla tahliye ediyor. Yine de meslektaşlarımız, sağlık çalışanları; elektriksiz, susuz, oksijensiz, ilaçsız şartlarda tedavi vermek için destansı biçimde mücadele ediyor. Bütün bu saldırılar yetmiyormuş gibi Gazze’ye insani yardımın girilmesine izin verilmiyor. Filistin’in ger gün binlerce tır yardıma ihtiyacı varken günde 3-5 tırın girmesine izin veriliyor. Mısır, Gazze sınırına beton barikatlar kurup jiletli teller ile sınırı güçlendiriyor. İsrail işbirlikçisi devletlerin ve şirketlerin, soykırıma olan aleni desteği artarak sürüyor. Bir avuç mazlumun karşısında bütün dünya zalimleri tek safta saldırmaya devam ediyor. Biz hekimler ve sağlık çalışanları olarak buradan bütün meslektaşlarımıza ve halkımıza sesleniyoruz! Hayatımızın her alanında ve mesleklerimizde ‘boykot’ çağrımızı tekrarlıyoruz. Şirketlerin açıkladığı son rakamlardan anlıyoruz ki; günlük hayatımızda gösterdiğimiz en ufak boykot çabası, hep birlikte olunca çığ olup büyüyor” şeklinde konuştu.
“Filistin halkının yararına olacak tüm adımları destekliyoruz” dedi.
Filistin halkının yararına olacak bütün adımları desteklediklerini söyleyen Morkoç, “Sağlık çalışanları olarak gereken bütün desteği gücümüz yettiğince vermeye hazırız. 14. haftasında toplandığımız ‘Sessiz Yürüyüş’ümüzde, tutuklansalar da öldürülseler de görevleri başından ayrılmayan Gazzeli meslektaşlarımızı tekrar selamlıyoruz! İnsanlık dışı bütün eylemlerden kurtulmak için verdiğimiz mücadeleyi sonuna kadar sürdüreceğiz. Bu minvalde tüm hekimleri, sağlık çalışanlarını ve bütün vicdan sahibi insanları harekete geçmeye, bu onurlu yürüyüşte yer alarak zulme karşı durmak adına Sessiz Yürüyüş kervanımızda ses olmaya davet ediyoruz! ifadelerini kullandı. – EDİRNE
]]>İsrail ordusunun 25 Ekim’de Gazze’nin kuzeyine düzenlediği saldırıda eşi, oğlu ve kızı dahil ailesinden çok sayıda kişiyi, 7 Ocak’ta Han Yunus’ta bir araca düzenlediği saldırıda da kendisi gibi gazeteci oğlu Hamza’yı kaybeden Al Jazeera muhabiri Dahduh, her şeye rağmen görevini yapmaya devam eden Filistinli gazetecilerden biri olarak Gazze’deki direnişin sembol isimlerinden biri haline geldi.
Dahduh, tedavi için getirildiği Katar’ın başkenti Doha’da, AA muhabirinin sorularını yanıtladı.
“Bir gün bile mesleğimi bırakmayı asla düşünmedim”
Ailesinin ölümünden hemen sonra sahada haber yapmaya geri dönen Dahduh, mesleği bırakmayı düşünmediğini belirtti.
Dahduh, “Biz burada (Gazze’de) kalmaya devam edeceğiz ve bu bölgeden asla çıkmayacağız. Bu, üyesi olduğumuz tüm Arap ve Müslüman halklara haykırdığımız asil bir çağrıdır. Kudüs’ün, Mescid-i Aksa’nın ve Filistin halkının özgürlük davasını omuzlarımızda hissediyoruz. Biz bu sorumluluğu yerine getiriyoruz ve getirmeye devam edeceğiz. Bir gün bile mesleğimi bırakmayı asla düşünmedim. Bu Müslümanların davasıdır, bu insanlığın davasıdır.”
“İsrail, basının sesini kısmak için gazetecileri öldürüyor”
Dahduh, İsrail’in, Gazze’de gerçekleştirmiş olduğu soykırımın duyulmaması için gazetecileri de öldürdüğünü söyledi.
İsrail’in Gazze’de tüm dünyanın gözleri önünde işlediği katliama dikkati çeken Dahduh, şöyle konuştu:
“İsrail, gözünü kırpmadan sivilleri hedef alıp çocukları, kadınları ve yaşlıları öldürüyor. Hedef ayırt etmeksizin yaptığı saldırılarda gazeteciler de hedef haline geliyor. İsrail, basının sesini kısmak için gazetecileri öldürüyor. Savaşın başından bu yana 123 gazeteci öldürüldü. Bu, gerçekten çok büyük bir sayı. Bu, tüm dünyanın gözleri önünde gerçekleşen bir hakikat.”
” Türkiye, savaşın başından bu yana Gazze halkının yanında yer aldı”
Dahduh, İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarının durdurulması konusunda Türkiye’nin oynadığı rolü de değerlendirdi.
Türkiye’nin Gazze’deki savaşın bir an önce sona ermesi için elinden gelen tüm diplomatik ve insani çabayı ortaya koyduğunu vurgulayan Dahduh, “Türkiye, savaşın başından bu yana Gazze halkının yanında yer aldı.” dedi.
“AA’nın hazırladığı ‘Kanıt’ kitabı İsrail’in savaş suçlarını gözler önüne seriyor”
Anadolu Ajansının (AA) İsrail’in Gazze’de işlediği insanlık suçlarını belge niteliğindeki fotoğraflarla gözler önüne serdiği “Kanıt” kitabını inceleyen Dahduh, şu ifadeleri kullandı:
“Anadolu Ajansının büyük bir gayretle ortaya koyduğu bu eser, Gazze’de kurban edilen çocukları, kadınları, tüm sivilleri ve özellikle İsrail’in Gazze’de işlemiş olduğu savaş suçlarını gözler önüne seriyor. Ümit ediyorum ki uluslararası mahkemelere sunulacak olan bu fotoğraflar ve kanıtlar Filistin’in özgürlüğü yolunda atılan adımlar olacak.”
Küresel boykot ve protestolar çok önemli
Gazze Şeridi’nde 29 bine yakın Filistinliyi öldüren ve bölgede derin bir insani felaketin yaşanmasına neden olan İsrail’e karşı dünya genelinde yapılan boykot ve protestoların oldukça etkili olduğunu belirten Dahduh, şunları kaydetti:
“Dünyada İsrail’e destek veren firmaların ürünlerine yapılacak boykot hiç şüphesiz İsrail’e karşı atılacak en önemli adımlardandır. Bazıları bunu yapmaya çalışmanın gereksiz olduğunu düşünebilir oysa bu İsrail’e karşı atılacak en etkili adımlardan biridir. Aynı şekilde dünyada İsrail zulmüne karşı küresel protestoların devam etmesi, Gazze halkının sesinin duyurulması açısından çok önemli.”
Dahduh, Gazze’de sembol isimlerden biri oldu
İsrail’in saldırılarında her şeye rağmen görevini yapmaya devam eden Gazzeli gazetecilerden biri olan ve sembol haline gelen Al Jazeera muhabiri Dahduh, ilk olarak 25 Ekim’de Gazze’nin kuzeyindeki saldırıda eşi, oğlu ve kızı dahil ailesinden çok sayıda kişiyi kaybetti.
Eşi ve çocuklarının öldürüldüğü saldırının üzerinden saatler geçmesine rağmen Dahduh, görevine devam ederek bölgedeki saldırıları aktarmayı sürdürdü.
Dahduh, 15 Aralık’ta Gazze’nin güneyindeki Han Yunus’ta düzenlenen saldırıda elinden ve karnından yaralandı, kameramanı Samir Ebu Dakka ise yaşamını yitirdi.
Yaralı olmasına rağmen görevine devam eden Dahduh, 7 Ocak’ta Han Yunus’ta bir araca düzenlenen saldırıda kendisi gibi gazeteci olan oğlu Hamza ed-Dahduh’u kaybetti.
]]>Zeytinburnu Yeşiltepe Mahallesi’nde bulunan Konyalı Camii, 2019 yılındaki Silivri depreminden sonra yıkılma riski nedeniyle mühürlenmiş, 2020 yılında ise yıkım işlemi yapılmıştı. Nisan ayında inşaatı başlayan caminin açılışı bugün yapıldı. Açılış törenine TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, Zeytinburnu Kaymakamı Adem Uslu, Zeytinburnu Belediye Başkanı Ömer Arısoy, parti yetkilileri ve vatandaşlar katıldı.
Programda konuşan TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, “Bugün İslam dünyasının her tarafında yaklaşık 2 milyara yaklaşan büyük bir nüfusa sahip Müslüman dünyasının her yerinde camilerde Allahu Ekber sesleriyle insanlar aynı istikamete dönüyor. İnsanlar ortak dil ve kültür üzerinden müşterek bir noktaya doğru ilerliyor. Bu kadar büyük bir nüfusa sahip olmak bu kadar ciddi bir kalabalığa sahip olmakla birlikte ne yazık ki İslam dünyası caminin bize vermesi gereken birleştirici, bütünleştirici özellikleri yeterince taşıyamadığı için bu hasrete yeterince sahip olmadığı için Müslüman topluluklar çoğu zaman oradan buraya Peygamber Efendimizin ifadesiyle suyun üstündeki saman çöpü gibi savrulup duruyor” şeklinde konuştu.
“İnanın ki İsrail’in en büyük gücü ne elindeki askeri gücüdür, ne elindeki teknolojik gücüdür”
Filistin’de katliam yapan İsrail’i eleştiren Kurtulmuş, “Bunun en son örneğini İsrail’in Gazze’de ortaya koymuş olduğu ağır insanlık suçlarına karşı dünyanın sessiz kalması ve ne yazık ki Müslüman dünyasının bir sonuç geliştirememiş olmasını gösterebiliriz. Üzülerek takip ediyoruz. Büyük bir vahşet sadece Netanyahu ve ekibinin ortaya koyduğu politikalarla değil onların destekledikleri, onların sırtını sıvazladıkları bir takım güç merkezlerinden aldıkları destekle de bunu yapıyorlar. Biz burada konuşurken şu anda Müslümanların en büyük kutsallarından biri olan Mescid-i Aksa’nın sokakları kapatılıyor, oraya çıkan yollarda Müslümanların camiye girmesine engel olunuyor. Bebekler küvözlerde çırpınarak öldürülüyor. 80, 90 yaşındaki nineler keskin nişancılar tarafından keyifle, zevkle vurularak şehit ediliyor. Bütün dünya bunu izliyor. ve bu seyrin ötesinde bazıları da destek veriyor. İnanın ki İsrail’in en büyük gücü ne elindeki askeri gücüdür, ne elindeki teknolojik gücüdür. Ne arkasını dayadığı dayılardır, ne onların desteklediği ülkelerdir. Ne de dünyadaki üstün medya güçleridir. Ne dünya finansına sahip olan egemen olan o büyük güçleridir” ifadelerini kullandı.
“Sadece ortak hedefler, ortak anlayışlar istikametinde birleşmeli, bütünleşmeli ve yolumuza devam etmeliyiz”
TBMM Başkanı Kurtulmuş, “İnanın ki İslam dünyasının bu kadar çaresiz olması, dağınık olması, inisiyatifsiz olması, İsrail yönetiminin arkasındaki en büyük güçtür. Onun için diyoruz ki camiler, bizi fiziki olarak birleştirdiği gibi kalplerimizi ve zihinlerimizi zenginleştirmelidir. Bunun için bir araya gelmemizin kalplerimizin ve gönüllerimizin birleşmesi için bir araya gelmemize gerek yok. Sadece ortak hedefler, ortak anlayışlar istikametinde birleşmeli, bütünleşmeli ve yolumuza devam etmeliyiz. Allah camiler etrafında ruhunu ve kalbini birleştirenlerden eylesin. Müslüman coğrafyasının ve yeryüzünün en her yerindeki büyük Müslüman toplulukları şuurla, inançla ve ortak bir kararlılıkla meselelerine sahip çıkmayı Cenab- ı Allah nasip etsin” ifadelerini kullandı.
Zeytinburnu Belediye Başkanı Ömer Arısoy açıklama yaptı
Programda konuşan Zeytinburnu Belediye Başkanı Ömer Arısoy, “Bizim medeniyetimizde, şehirlerimizde şehrin mimarisi, şehrin oluşması bütün büyük İslam medeniyetlerinde cami eksenli olmuştur. Şehrin yerleşmesi, şehrin ana meydanında mutlaka bir cami var. Yanında toplumsal faaliyetlerin görülebildiği örneğin mektebi, medresesi, aşevleri, arastası, bedesteni, ticaretin olduğu mekanlarıyla birlikte şehre kimlik kazandıran, şehrin aklını bir araya getiren en önemli yapıtlardan birisi camiler olmuştur” dedi.
Konuşmalardan sonra caminin açılışı dualarla gerçekleştirildi. – İSTANBUL
]]>Vatikan’ın mutlak lideri Papa Francesco’dan sonra ikinci en üst düzey görevde bulunan Devlet Sekreteri Kardinal Pietro Parolin, geçen Salı akşamı gazetecilerin sorularını yanıtlarken Vatikan’ın pozisyonunu şöyle açıkladı:
“Bir yandan 7 Ekim’de yaşananları açık ve kayıtsız şartsız biçimde kınıyoruz, her türlü Yahudi karşıtlığını açık ve kayıtsız şartsız kınıyoruz. Ancak aynı zamanda [Gazze’deki] operasyonu meşrulaştırmak için ileri sürülen İsrail’in savunma hakkının orantılı olmasını talep ediyoruz. 30 bin ölüm kesinlikle orantılı değil.”
Kardinal Parolin, “Yaşananlardan, bu katliamdan hepimiz öfke duyuyoruz” diye ekledi.
Bu sözlerin ardından İsrail’in Vatikan Büyükelçiliği dün sert bir açıklama yaptı. Büyükelçilik, “Kardinal Parolin, Hamas kaynaklarına göre Gazze’de 30 bin Filistinlinin öldürülmesinin, İsrail’in 7 Ekim katliamına tepkisinin orantısız olduğunu gösterdiğini belirtti. Bu acınası bir açıklamadır” dedi.
Parolin’i “tüm koşulları ve verileri dikkate almadan” konuşmakla ve hatalı sonuçlara varmakla suçlayan İsrail Büyükelçiliği, Gazze’deki sivillerin de 7 Ekim saldırısında payı olduğunu öne sürdü.
Açıklamada ayrıca, öldürülen her Hamas militanı başına üç sivilin hayatını kaybettiği, bunun Suriye, Irak ve Afganistan’daki “Batı operasyonlarında” görülen oranlardan daha düşük olduğu da öne sürüldü.
Vatikan gazetesi: Katliamı durdurun
Vatikan ile İsrail arasında yaşanan bu atışmaya, Vatikan’ın yayın organı L’Osservatore Romano da dahil oldu.
Gazetenin baş sayfasında dün “Katliamı durdurun” başlıklı bir makale yayımlandı.
Vatikan’ın İletişim Departmanı Yayın Yönetmeni Andrea Tornielli tarafından yazılan makalede, Parolin’in sözleri ile geçmişte Papa Francesco’nun yaptığı çağrılara yer verildi.
Tornielli, “Hiç kimse Gazze Şeridi’nde yaşananları terörle mücadelede ‘tali hasar’ olarak tanımlayamaz. Savunma hakkı, İsrail’in Ekim kıyımının sorumlularını adalete teslim etme hakkı bu katliamı meşrulaştıramaz” dedi.
Vatikan lideri Papa Francesco da daha önce hem 7 Ekim’deki Hamas saldırısını hem de İsrail’in Gazze operasyonunu eleştirmişti. Papa, Gazze’de sivillerin öldürülmesini “terör” olarak da tanımlamış ve birçok kez saldırıların durdurulması çağrısı yapmıştı.
Parolin’in sözleri üzerine iki ülke arasında yaşanan gerginlik bugünkü İtalyan gazetelerinin baş sayfalarında yer aldı.
La Repubblica, “İsrail-Vatikan arasında kıvılcımlar”, Il Messaggero “İsrail ile Vatikan arasında gerilim”, Il Giornale “İsrail-Vatikan arasında soğukluk geri döndü” başlıklarını kullandı.
İtalya Dışişleri Bakanı da benzer açıklamalar yaptı
İtalya basını, Kardinal Parolin’in İsrail’in tepkisini çeken sözlerinin benzerlerinin, İtalya Dışişleri Bakanı tarafından da dile getirildiğini vurguladı.
İtalya Dışişleri Bakanı Antonio Tajani de hafta başında yaptığı açıklamada, “İsrail’in tepkisi orantısız hale geldi, Hamas’la ilgisi olmayan çok fazla kurban var” demişti. Tajani, Gazze’de yaşananın “soykırım” olarak tanımlanmasına karşı çıksa da “Fakat İsrail hata yapıyor, çok fazla sivil ölümüne yol açıyor” eleştirisinde bulunmuştu.
Parolin’in açıklaması da, Tajani’nin bu sözleri hakkındaki görüşlerinin sorulması üzerine geldi.
Öte yandan İtalya Temsilciler Meclisi geçen Salı günü, Gazze’de ateşkes çağrısı yapılan bir önergeyi kabul etti.
Muhalefetteki Demokratik Parti’nin (PD) girişimiyle oylanan önerge, hükümete Gazze’de acil bir insani ateşkes talep etmesi çağrısı yapıyor. Ayrıca İsrailli rehinelerin serbest bırakılmasını amaçlayan girişimlerin desteklenmesi de isteniyor.
PD lideri Elly Schlein, parlamentoda yaptığı konuşmada uluslararası hukuka saygı gösterilmesini talep ederek “Derhal bir insani ateşkesin sağlanması elzem ve acildir. Hükümet, Refah’ta yapılacağı duyurulan ve katliamla sonuçlanacak saldırıyı durdurmak için mümkün olan her şeyi yapmalıdır” dedi.
]]>Aralarında 7 Fransızın da yer aldığı 21 kişilik sağlık personeli heyeti, ocak ayı sonunda Gazze’ye giderek 3 hastanede görev aldı.
Fransa’ya 6 Şubat’ta geri dönen heyetin Fransız üyelerinden acil servis doktoru Benboutrif, bölgede 2 hafta boyunca tanık olduğu olayları AA muhabirine anlattı.
Benboutrif, bölgeye doktorların kurduğu Palmed Derneği aracılığıyla gittiğini, çok zorlu bir sahada görev aldığını belirterek, heyetin geldiğini gören Gazzelilerin sevindiklerini ifade etti.
Büyük bir yabancı heyet gören halkın umutlanmış ve daha az bombardımana maruz kalacaklarını düşünerek daha güvende hissetmiş olabileceklerini dile getiren Fransız doktor, heyettekilerin çoğunun Arap asıllı ve Müslüman olduğunu kaydetti.
Avrupa Hastanesi’nin, Gazze’deki 13 sağlık kuruluşundan ayakta kalan tek hastane olduğunu söyleyen Khaled Benboutrif, içinde, dışında ve etrafında insanların toplandığını belirtti.
Hastanenin yakın çevresinde yaklaşık 25 bin kişinin yaşadığına dikkati çeken Benboutrif, binanın içinde, koridorlar dahil her yerde birilerinin olmasının mesleklerini icra etmeyi zorlaştırdığını dile getirdi.
Benboutrif, hastanelerin uluslararası sözleşmelerle korunan alanlar olduğuna işaret ederek, Gazzelilerin kendilerine İsrail ordusunun hastaneleri ve doktorları hedef aldığını anlattığını aktardı.
Gazze’ye girerken Mısır’dan satın aldıkları tıbbi malzemeleri sınırdan geçirebildiklerini ifade eden Benboutrif, “Refah Sınır Kapısı’na gelince kilometrelerce uzunlukta konvoylar var ve (Gazze’ye) geçmesine izin verilmiyor.” dedi ve bunların yarısının gıda malzemelerinden oluştuğunu söyledi.
Fransız doktor, hastanede boş alan eksikliği ve temizlik sorunu yaşandığını belirterek “O kadar çok insan var ki temizleyemeyiz. Toz var. Hastanede yemek yeniliyor, yemek pişiriliyor, oyun oynanıyor. Hastane değil artık.” değerlendirmesinde bulundu.
Benboutrif, sağlık personelinin yorgun düşmesinin, hastanenin karşı karşıya kaldığı bir diğer zorluk olduğunu söyleyerek “(Hastanenin) Bir diğer eksiği ise ilaçlar. Ağrı kesiciler, morfinde çok eksikler var. Günübirlik idare ediyorduk.” ifadelerini kullandı.
Fransız doktor, Gazzelilerin çektikleri onca şeye rağmen çok onurlu davrandıklarını vurguladı.
Hastanenin 24 saat aralıksız İsrail dronlarıyla gözetlendiğini kaydeden Benboutrif, bölgede İsrail ordusunun silahlı insansız hava aracı (SİHA) ile savaş uçaklarının da kullanıldığını belirtti.
Benboutrif, “Yakınlarda ateş sesi duyduk yani bombalama ve çatışma mahallinden çok uzakta değildik.” dedi.
Görevde kaldıkları son 3 gün bomba parçalarının hastaneye de isabet ettiğini anlatan Benboutrif, “Bomba parçası 16 yaşındaki gencin kafasına denk geldi.” diye konuştu.
Benboutrif, çok sayıda yaralının hastaneye varamadan yolda yaşamını yitirdiğini dile getirerek yaralıları, ambulanslardan önce halkın hastaneye taşıdığını, Gazzelilerin ölüleri de buraya getirdiklerini söyledi.
İsrail’in Gazze’deki bombardımanlarını planlı şekilde yaptığı, bunların hata olmadığı değerlendirmesinde bulunan Benboutrif, şunları ifade etti:
“En dikkat çekici olan keskin nişancı atışları. Pek çok insan keskin nişancılar tarafından kafasından vuruldu. Her gün keskin nişancılar ortalığı kasıp kavuruyor. Bazı apartman, ev, iş merkezleri füzelerce hedef alınıyor. Genel olarak hareket eden her şeyi hedef alan bombardımanlar var. Ne yaptıkları ne oldukları fark etmeksizin Gazzeli olduğu için kadın, yaşlı, çocuklar hedef alınıyor.”
İnsanların öldürüldüğüne, dövüldüğüne, aşağılandığına, mallarından edildiğine şahit olduklarını aktaran Benboutrif, “Gazze’de soykırım sürüyor.” dedi ve bölgede İsrail’in Filistinlilere yönelik “soykırımının” 7 Ekim 2023’te başladığını söyledi.
Benboutrif, Gazze’nin felaketin eşiğinde olduğuna dikkati çekerek “Salgın hastalıklar var, kıtlık var. Hijyen eksik. Hepatit A salgın halinde.” ifadelerini kullandı.
Khaled Benboutrif, Gazze’de çadırlarda buzdolabı olmadığı için insülin iğnesine ihtiyaç duyan çoğu kişinin ve kentteki tek kanser merkezinin de bombalanıp yıkılması nedeniyle kanserli hastaların tedavi göremediklerini anlattı.
Gazze’de veba ve kolera salgını riski
Tedavi göremedikleri için yaşamını yitirenlerin olduğunu ve İsrail’in Gazze’ye saldırıları sırasında hastalık yüzünden ölenlerin kayda geçmediğini belirten Benboutrif, bölgedeki insanların yaşadıkları koşullar sebebiyle veba ve kolera salgını riski olduğunun altını çizdi.
Benboutrif, “İnsanlar yıkanamıyor, yeterli su yok.” diyerek, içme suyunun da eksik olduğunu söyledi.
Khaled Benboutrif, “Tüm halk iltica etmeye, güneye gitmeye zorlandı. Barış ve hayatta kalacakları vadedildi ancak şimdi Refah’ın bombalanacağı açıklanıyor. Buradaki herhangi bir bomba, füze, obüs, felakete neden olur.” dedi.
Bölgede ateşkes sağlanmadığı takdirde hiçbir yardımın işe yaramayacağını kaydeden Benboutrif, “Sivilleri bombalayan bir orduyla karşı karşıyayız, eğer bunu yapmasına izin verirsek suç ortağı oluruz. İsrail’i silahlandırmaya son vermeliyiz. Bombardımanlar acilen sona erdirilmeli.” çağrısında bulundu.
Gazzelilerin sadece resim ve görselden ibaret olmadığını söyleyen Fransız doktor, “Onlar, sadece resim değil sizin ve benim gibi insanlar. Acı çeken insanlar. Çocukları, duyguları, tarihleri, hayatları olan insanlar. İzleyici gibi seyrediyoruz onları. Bazı zamanlarda izlemek bile bir suç bence.” diye konuştu.
Benboutrif, bölge halkıyla bağ kurdukları için gitmenin zor olduğunu, Gazzelileri terk ettikleri hissine kapıldığını sözlerine ekledi.
]]>Aşırı sağcı gruplar, 2,3 milyon Filistinlinin gıda, temiz su ve barınmadan yoksun şekilde yaşam mücadelesi verdiği ve insani krizin her geçen gün daha da derinleştiği Gazze Şeridi’ne giden yardımları engellemek için yaklaşık 5 haftadır eylemlerini sürdürüyor.
İsrail ile Mısır arasındaki Nitzana Sınır Kapısı’nda toplanan yaklaşık 100 kişilik aşırı sağcı İsrailli grup, insani yardımların İsrail tarafından denetleneceği rota üzerinde oturma eylemi yaptı. İsrail askerleri, Mısır tarafında yüzlerce tırın Gazze’ye girmeden önce denetlenmeyi beklediği sınır kapısının önünde zırhlı araçlarını konuşlandırdı.
Sınırdaki geçiş hattını kapatan göstericilere müdahale edilmedi
İsrail askerlerinin, sınırdaki geçiş hattını kapatan göstericilere müdahale etmemesi dikkati çekti.
Eylemin organizatörlerinden Rachel Touitou, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Gazze Şeridi’ne gönderilen yardımların “yüzde 70’inin Hamas’a gittiğini” iddia ederek bu yardımları önlemek için toplandıklarını söyledi.
Gazze’ye gönderilen insani yardımların sivil halka gitmediğini Hamas’ın eline geçtiğini ileri süren Touitou, “İsrail halkı buna artık yeter, diyor. Bugün burada Gazze’deki İsrailli esirlerin, savaşan askerlerin aileleri var. Onlara gıda, mal ve özellikle de savaşlarını sürdürmelerini sağlayacak yakıt gönderemeyiz.” diye konuştu.
Birleşmiş Milletler Yakın Doğu’daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansı’nın (UNRWA) 7 Ekim’deki saldırılara katıldığını ve bu nedenle Gazze’deki yardımları yönetme yetkisini kaybettiğini öne süren Touitou, “İsrail halkı bu yardımın Filistin halkına gönderilmesini istiyor. Gazze halkını aç bırakmak istemiyoruz. Ama bunun Hamas’ın eline geçmesini istemiyoruz.” ifadesini kullandı.
“Filistinlilere yardım etmeye çalışan biziz, Hamas değil”
Oğlu Gazze’de kara işgaline katılarak yaralanan İsrail askerinin annesi Sherryl Singer, “Hamas’a gönderilen insani yardım ve ikmalin önlenmesi için bu eyleme katıldığını” söyledi.
Yardımların sivil halka değil de Hamas’a gittiğini savunan Singer, “Burada eleştirilmesi gereken Hamas. Hamas onları esir tutuyor. Onları yöneten Hamas. Biz orayı yönetmiyoruz. Yardım gönderiyoruz, bunlar Hamas savaşçılarına gidiyor. Bundan biz değil onlar sorumlu. Neden Arap ülkeleri o gariban Filistinlilere yardım göndermiyor? Onlar da Filistinlilere acıyor. Ama önce düşmanımızı yenmeliyiz.” ifadesini kullandı.
Singer, yardımların sınırı geçtikten sonra Hamas’ın eline geçtiğini ileri sürerek “Filistinlilere yardım etmeye çalışan biziz, Hamas değil.” diye konuştu.
“Gazze’de yaşayan bir Filistinli olsaydı kendisini nasıl hissedeceği” sorusuna ise Singer, “Onlara sonuna kadar acıyorum. Sadece acıyorum. Çok feci bir durumdalar. Bunun nedeni, birinci sebebi ise Hamas, İsrail değil. Hamas bu durumun sebebi. Kimse onlara yardım etmiyor? Mısır neden sınır kapılarını açıp onları almıyor?” yanıtını verdi
İsrail’deki aşırı sağcı siyasilerin tabanını oluşturan gruplar, zorunlu açlığa maruz bırakılan, temiz suya ulaşamayan ve barınma krizi yaşayan Filistinliler için Gazze Şeridi’ne gönderilen insani yardımların engellenmesi amacıyla protestolar düzenliyor.
İsrail merkezli “Kanal 12” televizyonunun yaptığı bir ankete göre, İsraillilerin yüzde 72’si, Gazze Şeridi’ndeki İsrailli esirler geri getirilmeden Gazze’ye insani yardım gönderilmesine karşı çıkıyor.
]]>Başkent Bağdat’taki Iraklılar, İsrail ordusunun Gazze’de yaklaşık 5 aydır aralıksız devam eden saldırılarına tepkilerini dile getirdi.
AA muhabirine konuşan Iraklı Musa Ebu Muhammed, İsrail ordusunun Gazze’de yaptıklarının “soykırım suçu” olduğuna inandığını ifade ederek, İslam ülkeleri ve dünya kamuoyunun İsrail’in işlediği suçlar karışındaki tepkilerinin zayıf kaldığı eleştirisinde bulundu.
“İsrail, Gazze halkına soykırım uyguladı.” diyen Ebu Muhammed, “Uygar olarak bilinen Batı ülkeleri bu saldırılara karşı koyabilirdi ama maalesef bunun için çaba göstermediler.” diye konuştu.
Ebu Muhammed, İsrail mallarının tüm Orta Doğu’da güçlü ve etkili şekilde boykot edilmesi gerektiğini vurguladı.
Bağdatlı Sare Settar da, “Filistin’de yapılanlar bir soykırımdır ve buna sessiz kalınmaması gerekiyor. İsrail’i destekleyen tüm ürünlerin boykot edilmesi gerekiyor.” ifadesini kullandı.
“ABD gibi ülkeler İsrail’i desteklediği sürece boykot yeterli olmayacak”
Iraklı insan hakları aktivisti Felah Berzenci, İsrail’in Filistin halkına karşı işlediği suç ve katliamların yeni olmadığına işaret ederek, Tel Aviv’in 1948’den beri Filistin topraklarında genişleme ve halkı göçe zorlama politikası izlediğini söyledi.
Uluslararası ortak bir tepki ve yaptırım kararı alınmadığı sürece İsrail’in katliamlarına devam edeceğini belirten Barzanci, şunları kaydetti:
“Arap ve İslam ülkeleri ile dünya kamuoyu, İsrail’in Gazze ve diğer Filistin şehirlerinde sürdürdüğü kanlı saldırıları karşısında gerekli tutumu sergilemedi. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi de bu suçlara karşısında insani görevini yerine getiremedi. İsrail ürünlerini boykot etmek önemlidir ama ABD gibi ülkeler İsrail’i desteklediği sürece malesef boykotlar yeterli olmayacak.”
“Sivil yerleşim yerleri, hastane ve okullara saldırmak soykırımdan daha büyük bir suç”
Iraklı Gazeteci Ali Haşşan, “Gazze Şeridi’ne yönelik saldırıların başından bu yana sadece siviller öldürüldü, soykırım başka ne şekilde olabilir acaba?” sözleriyle İsrail saldırılarına tepki gösterdi.
“Sivil kadın, erkek, silah taşıyamayan gençler ve çocukların öldürüldüğü eylemler soykırımdır.” ifadesini kullanan Haşşan, şöyle devam etti:
“Siyonistlerin Gazze Şeridi’ndeki Filistin halkına yaptığı kuşkusuz ki bir soykırımdır. Bu, Gazze’yi darmadağın etmek için çizilmiş bir plandır. Sivil yerleşim yerleri, hastane ve okullara rastgele saldırılar düzenlemek soykırımdan daha büyük bir savaş suçudur.”
Boykotun İsrail’e karşı ekonomik savaş yürütmek için etkili bir seçenek olduğunu kaydeden Haşşan, “Arap ülkeleri birleşirse eğer dünyanın en büyük ekonomisine ve ordusuna sahip olabilirler. Boykot eylemleri sadece Irak’ı değil tüm Arap dünyasını kapsamalı. Boykot aynı zamanda İsrail’e karşı bir baskı aracı olabilir. İsrail’e karşı “Arap Tufanı” yapılmalı.” şeklinde konuştu.
İsrail’in Gazze’de yaptığı şey ABD ve Batı ülkelerinin onayını almış bir soykırımdır
Iraklı siyasi analist Envar Musevi, ABD ve Batı ülkelerinin İsrail’in Gazze Şeridi’nde işlediği suçlara ortak olduğunu söyledi.
“Siyonistlerin (İsrail) Gazze’de yaptığı şey ABD ve Batı ülkelerinin onayını almış bir soykırımdır.” ifadesini kullanan Musevi, “Gazze’de yaşananlar insan hakları normlarına aykırıdır ve insanları yerinden etmek bir gasp eylemidir.” diye konuştu.
Musevi, Birleşmiş Milletler ile tüm uluslararası kuruluşların İsrail’e karşı tutum alması gerektiğini, aksi takdirde bugün Gazze’de yaşananların yarın başka bir ülkede yaşanabileceği uyarısında bulundu.
Iraklı analist, “Siyonist oluşumun insanlığı tehdit eden bir risk olduğunu anlayan herkes İsrail mallarını boykot etmeli ve bunu geçici değil, sürdürülebilir şekilde yapmalı.” diye ekledi.
]]>Yeniden Refah Partisi Genel Başkan Yardımcısı Suat Kılıç, Genel Başkan Fatih Erbakan başkanlığında gerçekleştirilen Merkez Yürütme Kurulu (MYK) toplantısı sonrası açıklamalarda bulundu. Suat Kılıç açıklamasında, İsrail ve Amerika Birleşik Devletleri’nin Gazze halkını refah bölgesinde tuzağa düşürdüğünü söyleyerek, ‘İsrail’in soykırım, işgal ve girişimlerinin başından itibaren Refah bölgesi güvenli bölge olarak ilan edilmiştir. Amerika Birleşik Devletleri ve İngiltere gibi iş birlikçiler de Refah bölgesini, Gazze halkının sığınabileceği bir güvenli bölge olarak teyit etmişler ve İsrail’e destek vermişlerdi. Önce güvenli bölge olduğunu ilan ederek Gazze halkını kadın erkek, çocuk ihtiyar, Refah bölgesine sürdüler, Refah bölgesindeki ilkel toplama kamplarına sıkışan milyonların üzerine şimdi bombardıman yağdırıyorlar ve ölüm kusuyorlar. İsrail Refah’ta sıkıştırılan masum Gazzeliler için ölüm emrini verdi. Bu ölüm emri pek tabi olarak baş destekçileri ABD ve İngiltere’nin bilgisi ve himayesinde verilmiş bir ölüm emridir. Hedef öldürerek azaltmak ve Gazze şeridini tamamen insansızlaştırarak Yahudi yerleşimcilerin işgaline açmaktır. Dünyanın en acımasız, en ilkel işgalini yerleşimcilik perdesiyle gizlemeye çalışıyorlar. Gazze’nin tamamında ve bugün refah bölgesinde yaşanan devlet terörünün sorumlusu İsrail kadar ABD’dir. Soykırım son suçlusu Netanyahu kadar Biden’dır. Netanyahu asrın Hitleridir. ve acımasız bir katliam sürdürmektedir. İslam dünyası sessizliğini korurken insani bir adım hiç beklemediğimiz yerden Hollanda’dan geldi. Hollanda Yüksek Mahkemesi İsrail’e F35 parçası satışını durdurdu. Hollanda Yüksek Mahkemesi’nin İsrail’e F35 parçası satışını durdurmasının temel gerekçesi İsrail’in çocukları ve masum sivilleri acımasızca ve ölçüsüzce öldürüyor olmasıdır. İslam dünyasından henüz hala bir tepki söz konusu bile değil. Güney Afrika Cumhuriyeti’nin uluslararası adalet divanına yaptığı başvuru ve aldırdığı ihlal kararının akabinde Hollanda Yüksek Mahkemesi’nden gelen bu kararı insanlığın ölmediğine ilişkin bir umut işareti sayıyor, teşekkür ediyor, ayakta alkışlıyoruz. Temennimiz Refah bölgesindeki katliama devam eden devlet terörüne tüm dünyanın, Birleşmiş Milletler’in ve İslam ülkelerinin de artık bir tepki vermesidir’ diye konuştu.
‘ÇİFTÇİLERİMİZE YÖNELİK OLARAK ACİL DESTEK PAKETİ AÇIKLAMALIDIR’
Suat Kılıç akaryakıt zamları ile ilgili, ’14 Mayıs 2023’te yani milletvekili ve Cumhurbaşkanlığı seçiminin birinci turu gününde bir litre mazot Ankara’da 18 lira 9 kuruş. Bugün bir litre mazot Ankara’da 45 lira 9 kuruş, İstanbul’da bir litre mazot bugün 44 lira 34 kuruş, İzmir’de 45 lira 30 kuruş. Nereden, nereye’ Diyebileceğimiz çarpıcı bir örnekle karşı karşıyayız. Seçimden bu yana bir litre mazota yapılan zam yüzde 125. İnanılır gibi değil. Açıklanan yıllık enflasyon rakamı yüzde 65’ler düzeyinde, bir yılı bile tamamlamayan 10 ay gibi bir devre içerisinde mazotun litresine gelen zam yüzde 125. 18 liradan 45 liraya, ulaşım sektörü bu zammı taşıyamaz. Nakliye sektörü bu zammı taşıyamaz. Pek tabidir bu fiyat artışları akaryakıta gelen hayata iğneler ipliğe yansıyacak. Sonunda da enflasyon rakamlarına yansıyacak. TÜİK enflasyonu olduğu sürece problem yok. Denilebilir ama öyle değil. Maalesef hayatın gerçeği. Markete, bakkala, manava, kasaba girdiğinde vatandaşımız birebir hayatı gerçeğiyle yüzleşiyor. Tarım sezonu açılıyor. Çiftçilerimiz araziye çıkacak. Çiftçilerimiz tarlaya çıkacak, iz bırakacak. Sürecek tohum atması lazım, gübre atması lazım. Bu mazot fiyatlarıyla üreticinin bu mevsimde başa çıkması, araziye çıkması, çiftini sürmesi maalesef mümkün değil. Geçen sene 1 litresi 18 lira, bu sene 45 lira olan mazotla tarlalar sürülemez. Hükümetimiz çiftçilerimize yönelik olarak acil destek paketi açıklamalıdır. Açıklanacak destek paketi en az motorinde tarım kesimine yönelik olarak yüzde 50 indirime karşılık gelmelidir. Destek toprak sahibine değil, ekene biçene yani üreticiye verilmelidir. Destek üreticiye verilmelidir ki icara yani kiralık arazi üzerinde tarımsal üretim yapan çiftçilerimiz mazot desteğinden mahrum kalmasınlar? dedi.
‘ŞEFFAF BELEDİYECİLİĞİ GERÇEK ANLAMDA GÖRECEKSİNİZ’
Partisinin Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı olarak gösterilen Suat Kılıç, yerel seçimlere ilişkin şunları söyledi:
‘Yeniden Refah Partisi Ankara Büyükşehir Belediye Başkan adayı olarak 31 Mart 2024 yerel seçimlerine yönelik çalışmalarımıza başladık. Ankaralı Refah Partisi eliyle yapılan belediyecilik hizmetlerini biliyor. Ankaralı Refah’ı tanıyor, inşallah 31 Mart’ta sandıktan çıkacak netice sonrasında Ankaralıya Yeniden Refah belediyeciliğini de tanıtma imkanını bizler yakalamış olacağız. Yeniden Refah Partisi’nin Ankara’da büyükşehir belediye başkanlığını kazanacağına inanıyorum. Yeniden Refah Partimizin Ankara’da geçmişte olduğu gibi birçok ilçe belediyesini de kazanacağına inanıyorum. Ankara’mızın Milli Görüş belediyeciliğine ilgi duyduğunu, özlem duyduğunu biliyorum. Ankara’nın geri kalan hizmetleri, yitik yılları, kayıp zamanları için çözümün, çarenin Yeniden Refah’ta olduğunu biliyorum. Alternatifsiz kaldığını düşünen Ankaralılar için alternatif olduğunu biliyorum. Alternatif Yeniden Refah Partisi’dir. Alternatif Yeniden Refah Partisi’nin büyükşehir belediye başkan adayı Suat Kılıç’tır. Alternatif ilçelerde Yeniden Refah Partisi’nin ilçe, belediye başkan adaylarıdır. Çok iyi bir belediye yönetimi ortaya koyacağız. Şeffaf belediyeciliği gerçek anlamda göreceksiniz. Halka hizmetkarlığı, gerçek anlamda göreceksiniz. Çocuk yaşta geldiğim Ankara’da, inşallah Cumhuriyetimize, Türkiye Cumhuriyeti’nin yeni yüzyılına yakışan bambaşka bir Başkent heyecanını hep birlikte inşa edeceğiz.’ (DHA)
]]>Valday Uluslararası Tartışma Kulübünce düzenlenen konferansa, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Filistin Sosyal Kalkınma Bakanı Ahmed El-Mecdelani, Rusya ve Türkiye dahil çeşitli ülkelerden Orta Doğu uzmanları katıldı.
Konferansta konuşan Rusya Bilimler Akademisi Doğu Araştırmaları Enstitüsü Başkanı Vitaliy Naumkin, Orta Doğu’da Filistin meselesinin en önemli konulardan biri olduğunu belirtti.
Söz konusu sorunun küresel güvenliği “olumsuz” etkilediğine işaret eden Naumkin, Orta Doğu’da yaşananların Rusya dahil tüm bölgesel ve küresel güçleri endişelendirdiğini belirterek “Filistin sorununun çözülmemesi, Orta Doğu’da ve tüm dünyada barışın tesis edilmesi için en büyük engel.” dedi.
“Filistin’e karşı savaş ABD ve bazı Batı Avrupa ülkeleri tarafından yürütülüyor”
Filistin Sosyal Kalkınma Bakanı Ahmed El-Mecdelani, Filistin devletinin kurulmasının önemine işaret ederek “Filistin halkı adalet konusunda tatmin edilmezse bölgede ne istikrar ne de refah sağlanır.” değerlendirmesinde bulundu.
İsrail’in Filistin halkına yönelik savaş yürüttüğünü ve uluslararası toplumun buna karşı çıkamadığını belirten Mecdelani, “Mevcut savaş, İsrail’in ABD tarafından bir araç olarak kullanıldığını ispatladı. Filistin’e karşı savaş ABD ve bazı Batı Avrupa ülkeleri tarafından yürütülüyor.” şeklinde konuştu.
“Batı ülkeleri, krizi kışkırtan siyaset izliyor”
Ankara Enstitüsü Araştırma Direktörü Taha Özhan, Filistin meselesinin yıllar boyunca sürdüğünü söyleyerek “Bölge ve Batı ülkelerinin siyasi güvenliği sağlaması gerekiyor. Eğer böyle bir siyaset izlenseydi, bu kriz uzun sürmezdi. Batı ve bazı bölge ülkeleri, söz konusu krizi kışkırtan siyaset izliyor.” dedi.
İsrail’in uluslararası toplumun kararlarını tanımadığını ve bölge ülkelerini dikkate almadığını vurgulayan Özhan, oluşan krizin çıkmaza girdiğini söyledi.
Eski Mısır Dışişleri Bakanı Nabil Fahmi de Filistin halkına saygı duyulmadığını ve bunun “acı verici” olduğunu ifade ederek, “Amerikalılar, İsrail’in eylemlerinden dolayı sorumlu tutulmasına izin vermiyorlar. Filistinliler, gelecekte sadece devletini oluşturmayı değil intikam almayı isteyecek.” değerlendirmesinde bulundu.
Fahmi, Orta Doğu bölgesinde hukukun üstünlüğünün sağlanması gerektiğini belirtti.
“Orta Doğu’daki istikrarsızlığın kaynağı İsrail rejimi”
İran Dışişleri Bakanlığına bağlı Uluslararası İlişkiler Üniversitesi Öğretim Üyesi Mohammad Reza Dehshiri, Orta Doğu bölgesinin istikrarsız olduğunu belirterek, “Orta Doğu’daki istikrarsızlığın kaynağı İsrail rejimi. İsrail rejimi, ayrımcılığa, yayılmacı politikaya ve savaşçı ruha dayanıyor. İsrail, Yahudi halkının Müslümanlar ve Hristiyanlar üzerindeki üstün olduğuna inanarak kibir dolu davranış sergiliyor.” ifadelerini kullandı.
İsrail’in, Filistin devletinin oluşturulmasına karşı çıktığına işaret eden Dehshiri, bu konuyla ilgili Birleşmiş Milletlerin (BM) kararlarına saygı duymadığını kaydetti. Dehshiri, “İsrail, Orta Doğu’daki durumun çözümünde bir engel ve tüm bölge için tehdittir.” yorumunu yaptı.
Dehshiri, ABD’nin İsrail’e askeri destek sağladığını anlatarak, “Bu da Orta Doğu’daki istikrarsızlığın nedenlerinden biridir. Amerikalılar bölgedeki gerginliğin devam etmesini istiyor. Filistinliler, Gazze Şeridi’nde İsrail saldırılarına uğruyor. ABD yönetimi ise İsrail’e uçak, silah ve mühimmat sağlıyor.” dedi.
Mohammad Reza Dehshiri, İsrail’in durdurulması, oluşan durumun da siyasi diplomatik yollarla çözülmesi gerektiğini söyledi.
Körfez Araştırmaları Merkezi Danışmanı Saleh Alhkathlan da Gazze Şeridi’nde sivillerin öldüğünü ve bunun acı verici olduğunu vurguladı.
]]>FİLİSTİN’in Ankara Büyükelçisi Faed Mustafa, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun Hamas’ın 3 aşamalı ateşkes teklifini reddetmesine ilişkin, “Ne İsrail ne de İsrail hükumeti bu ateşkesi istemiyor. Bu savaşın devam etmesi Netanyahu’nun özel, şahsi bir konusu oldu. Bu savaşın sonucu onun siyasi hayatının bitmesi demektir” dedi.
Filistin’in Ankara Büyükelçisi Mustafa, Filistin’de çatışmaların başlamasının üzerinden 130 gün geçtiğini ve İsrail’in Gazze’ye saldırıların devam ettiğini belirtti. Mustafa, “Gazze’de açık bir şekilde soykırım yapılıyor. Bugüne kadar 29 bin şehit verdik. 70 bine yakın yaralı ve 10 binden fazla kayıp kişi var. Yıkımın yüzde 65-70’inde altyapıyı hedef aldılar. Sağlık kurumlarını, okulları, camileri hedef aldılar. Suyu, elektriği kestiler. Oradaki insanları insani yardımlardan ve ilaçlardan mahrum bırakıyorlar. Çok büyük bir tehlikenin karşısındayız; çünkü bunlar devam etmektedir. Ağır bir şekilde Gazze’ye saldırarak insanları kuzeyden güneye sürmeye çalışıyorlar. Gazze’nin ortasını hedef alarak oradaki insanların güneye hareket edip, Refah’a göçmesini mecbur ederek, 1 milyon 800 bin kişiyi göçmek zorunda bıraktılar” dedi.
‘ULUSLARARASI TOPLUMUN İSRAİL’E BASKI YAPMASI LAZIM’
Mustafa, İsrail’in güvenli bölge olduğunu iddia ederek insanları sürdüğü Refah Kenti’ne yapılan saldırılarda en az 100 kişinin öldüğünü söyledi. Mustafa, bölgede çok fazla insan olduğunu ve bu saldırıların devam ederse çok daha büyük bir trajediye yol açacağını ifade ederek, “Batı Şeria’da da durum Gazze’den farklı değildir, her yeri işgal etmeye çalışıyorlar. Batı Şeria’da insanlar sadece İsrail ordusu tarafından değil oradaki yerleşimciler tarafından da hedef alınıyor. Kudüs’e insanların gitmesini engelliyorlar. Hiçbir şekilde duracakları yok, bu katliama devam ediyorlar. Refah’a hem karadan hem havadan hem de denizden saldırdılar. Yüzlerce insan hedef alındı ve bu daha verilerin sadece başlangıcıdır. Refah’ta 2 milyon Filistinli yaşıyor, herhangi bir askeri harekat büyük bir katliama yol açar. Uluslararası toplumun İsrail’e böyle bir trajediye yol açmaması için baskı yapması lazım. Faşist İsrail hükumeti, Amerika’nın desteğiyle bunları göz ardı ediyor” diye konuştu.
‘BU TÜM DÜNYAYA BİR ADALET SINAVIDIR’
Güney Afrika’nın Gazze’de sivillere yönelik saldırılara son verilmesi amacıyla Birleşmiş Milletler’in (BM) en yüksek mahkemesi olan Uluslararası Adalet Divanı’na dava açarak, İsrail’in Gazze’de Filistinlilere karşı soykırım yaptığı beyanında bulunmasını, ‘çok cesur’ bir hareket olarak niteleyen Mustafa, “İsrail’in 75 sene boyunca işlediği tüm suçlar göz ardı edilmemeli. 1948’den bu yana, bu suçların 75 senelik tarihi var. İsrail eğer ceza almış olsaydı tekrar bu suça kalkışmazdı. İsrail ilk defa Uluslararası Adalet Divanı’nda durup işlediği suçlara karşı ceza alacaktı. Her zamanki gibi İsrail kararlara saygı duymadı, sivilleri hedef aldı ve insani yardımların girmesine engel oldu. Dava devam etmektedir” dedi.
Dava kararında İsrail’in kendisine bağlı güçlerin Gazze’de soykırım yapmayacağını garanti etmesi gerekliliği bulunduğunu ve İsrail’in uluslararası yasal yükümlülükleri kapsamında, geçici karara uymak için alacağı önlemleri 1 ay içinde Lahey’e bildirmesinin istendiğini anımsatan Mustafa, “İsrail’in yaptıklarını Divan’a bildirmesi lazım. Adalet Mahkemesi 1 ay süre verdi. 1 ay sonra İsrail’e ceza verilmesi gerekiyor. Bu aynı zamanda sadece Adalet Divanı’nda değil tüm dünyaya bir adalet sınavıdır” ifadelerini kullandı.
‘İSRAİL ATEŞKES İSTEMİYOR’
Öte yandan Refah’a gelen insani yardımların ihtiyacın sadece yüzde 8’ini karşıladığını bildiren Mustafa, savaş öncesinde Gazze’ye günde 500-600 TIR geldiğini şimdi ise İsrail’in günde 50-60 arasında TIR girmesine izin verdiğini söyledi. Mustafa, hastaneler hedef alındığı için ilaç ihtiyacı olduğunu vurguladı. Ateşkes için çabaların devam ettiğini belirten Mustafa, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ‘Gazze’de tam zaferin aylar içerisinde mümkün olduğunu’ söyleyerek Hamas’ın üç aşamalı ateşkes teklifini reddetmesine ilişkin, “Ne İsrail ne de İsrail hükumeti bu ateşkesi istiyor. Çünkü özellikle bu savaş durduktan sonra, iç soruşturmalar ve cezalar başlayacak. Bu savaşın devam etmesi Netanyahu’nun özel, şahsi bir konusu oldu. Bu savaşın sonucu onun siyasi hayatının bitmesi demektir. Onun için bu savaşın devam etmesini istiyor. Kendisi ve etrafındaki hükumet hepsi aynı düşüncede” değerlendirmesinde bulundu.
]]>BİDEN VE NETANYAHU TELEFONDA GÖRÜŞTÜ
ABD Başkanı Joe Biden ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu telefon görüşmesi gerçekleştirdi. Beyaz Saray tarafından yapılan açıklamada, Biden’ın görüşmede ABD’nin İsrail’in güvenliğine yönelik verdiği desteği bir kez teyit ettiği aktarılarak, görüşmede Gazze Şeridi’ndeki esirlerin serbest bırakılmasına yönelik devam eden çabaların ele alındığı ifade edildi.
Biden’ın Netanyahu’ya mümkün olan en kısa sürede tüm esirlerin serbest bırakılması için müzakerelerde kaydedilen ilerlemeden faydalanılması gerektiğini aktardığı belirtilen açıklamada, “Başkan ayrıca masum Filistinli sivillere yönelik insani yardımın artırılması ve sürekliliğinin sağlanması için acil ve spesifik adımlar atılması çağrısında bulundu” denildi.
BİDEN: REFAH OPERASYONUNU ‘CİDDİ BİR PLANLAMA YAPILMADAN’ DESTEKLEMEYECEĞİZ
Biden’ın görüşmede Netanyahu’ya ABD’nin İsrail’in Refah operasyonunu “ciddi bir planlama yapılmadan” desteklemeyeceğini yinelediği belirtilen açıklamada, “Başkan, Refah’ta barınan 1 milyondan fazla insanın güvenliğinin sağlanmasına yönelik inandırıcı ve uygulanabilir bir plan olmaksızın askeri operasyona devam edilmemesi gerektiği yönündeki görüşünü yineledi. İki lider yakın temas halinde kalma konusunda mutabık kaldılar” denildi.
MISIR: REFAH’A KARA SALDIRISININ VAHİM SONUÇLARI OLUR
Mısır Dışişleri Bakanlığından yapılan yazılı açıklamada, İsrail hükümetindeki üst düzey yetkililerin Gazze’nin güneyindeki Refah kentine askeri operasyon yapılacağı yönündeki açıklamalarının kesin bir şekilde reddedildiği kaydedildi. Açıklamada, İsrail, kente yönelik muhtemel bir kara saldırısının vahim sonuçları olacağı konusunda uyarılarak, Gazze’deki son güvenli bölge olması hasebiyle 1,4 milyondan fazla kişinin sığındığı kentin hedef alınmasının engellenmesi için tüm bölgesel ve uluslararası çabaların birleştirilmesi gerektiği vurgulandı.
Refah kentinin hedef alınması, insani yardımların engellenmesi ve Filistin halkının göç ettirilmesinin, uluslararası insan hakları ve Birleşmiş Milletler’in (BM) ilgili kararlarının apaçık ihlali olduğu kaydedilen açıklamada, Mısır’ın, ateşkese varılması ve esir takası için tüm taraflarla temaslarını sürdüreceği belirtildi.
Açıklamada, ayrıca uluslararası camiadan İsrail’e, harcanan çabalara olumlu yanıt vermesi ve gerilimi daha fazla tırmandırmaması için baskı yapması istendi.
İSRAİL’DEN REFAH KENTİNE SALDIRI SİNYALLERİ
İsrail Savunma Bakanı Yoav Gallant, 1 Şubat’ta Gazze Şeridi’nin Han Yunus bölgesindeki İsrail birliklerini ziyaretinde yaptığı açıklamada, kara saldırılarını, Mısır sınırındaki Refah kentine taşıyacaklarını söylemişti.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu da 4 Şubat’taki açıklamasında, Refah kentine kara saldırısı başlatacaklarının işaretini vermişti.
İsrail devlet televizyonu KAN’ın 6 Şubat’ta siyasi kaynaklara dayandırdığı haberde, Refah kentinde operasyonlara başlamadan önce kentin tahliye edileceği belirtilmişti.
İsrail Başbakanlık Ofisinden 9 Şubat’ta yapılan açıklamada, Netanyahu’nun, ordu ve güvenlik teşkilatına, Gazze Şeridi’nin güneyine saldırı düzenlenmesi ve buraya sığınmış yaklaşık 1,5 milyon Filistinlinin yerinden edilmesi için gerekli planın hazırlanması talimatını verdiği kaydedilmişti.
Son olarak bugün İsrail Genelkurmay Başkanı Herzi Halevi’nin, İsrail’in Gazze’deki saldırılarından kaçan yaklaşık 1,5 milyon kişinin sığındığı Refah kentine saldırıyı 3 kere onayladığı ve saldırı için hükümetten yeşil ışık beklediği bildirilmişti.
REFAH KENTİ
Gazze Şeridi’nin güneyinde Mısır sınırında yer alan Refah kenti, İsrail saldırıları nedeniyle yerlerinden edilen binlerce kişinin kente sığınmasıyla birlikte 2,3 milyon nüfusa sahip Gazze’nin yaklaşık yarı nüfusuna ev sahipliği yapıyor.
İsrail güçleri, Refah kentini sık sık hava saldırılarıyla hedef alıyor. İsrail’in Refah kentine kara saldırısı başlatması halinde sivillerin Gazze Şeridi’nde sığınacak yerlerinin kalmayacağından endişe ediliyor.
İsrail’in 7 Ekim’den bu yana Gazze Şeridi’ne düzenlediği saldırılarda en az 12 bini çocuk, 8 bin 190’ı kadın olmak üzere 28 bin 176 Filistinli öldürüldü, 67 bin 784 kişi yaralandı.
Enkaz altında halen binlerce ölü olduğu bildirilirken, halkın sığındığı hastane ve eğitim kurumları hedef alınarak sivil altyapı da tahrip ediliyor.
]]>İsrailli askerlerin, Gazze’de gözaltına aldıkları kişilerin elleri ve gözleri bağlıyken çektikleri videoları internette paylaşması, uluslararası hukukun ihlali olabilir.
BBC’ye konuşan hukukçular, savaş hukukuna göre gözaltına alınan kişilerin aşağılama veya kamuya teşhir edilmesinin yasak olduğunu söylüyor.
BBC’nin doğrulama servisi BBC Verify, Kasım’dan bu yana İsrailli askerlerin paylaştığı yüzlerce saatlik videoları izleyerek gözaltındaki sekiz kişiyi teşhis etti.
Israil ordusu, videolardan birini çeken bir askerin sözleşmesinin feshedildiğini, bu tür videoların ordunun değerlerini yansıtmadığını belirtti. Diğer sorularımıza ise yanıt vermedi.
Birleşmiş Milletler’in uluslararası ceza mahkemelerindeki kıdemli danışmanı Dr. Mark Ellis bu videoların, savaş esirlerine yönelik uluslararası kuralların ihlali anlamına gelebileceğini söyledi.
Üçüncü Cenevre Sözleşmesi’nin 31. maddesi savaş esirlerinin şiddet, tehdit, aşağılama veya kamuoyunun merakından korunması gerektiğini belirtiyor.
Muvazzaf askerler
Tespit ettiğimiz videolardan sekizi, İsrailli askerler tarafından kamusal alanda çekilen ve internette herkese açık bir şekilde paylaşılan videolardı.
Hukukçular, İsrailli askerlerin videodaki davranışlarının kötü muamele olarak sınıflandırılabileceğini söylüyor.
Videolardaki askerler de kimliklerini saklamaya ihtiyaç duymayan muvazzaf askerlerden oluşuyor.
Bu askerlerden biri Yossi Gamzoo Letova.
Aralık başından bu yana YouTube hesabında çok sayıda video yüklemiş. Videolarda bağlı olduğu birlik de görülüyor.
24 Aralık 2023’te paylaştığı videoda gözaltında, kıyafetleri çıkarılmış, elleri bağlanmış ve elindeki yaradan kan akan bir Filistinlinin sorgulanması yer alıyor.
Videoda okulun logosunun yer alması sayesinde, buranın Gazze’nin kuzeyindeki Gazze Koleji binası olduğunu tespit ettik.
Videonun geri kalanında da gözaltındaki Filistinlinin bir sokakta çıplak ayak yürüdüğü görülüyor.
Konu hakkında bir açıklama yapan İsrail ordusu görüntünün sorgulama sırasında çekildiğini, Filistinli kişinin yaralı olmadığını, görüntüleri yayımlayan askerin sözleşmesinin feshedildiğini aktardı.
Videolar kaldırıldı
Letova’nın paylaştığı videolardan bir diğerinde de gözaltındaki yüzlerce Filistinlinin bir stadyuma götürüldüğü görülüyor.
Stadyumun Gazze’deki Yarmuk Stadı olduğunu tespit ettik.
Videoda gözaltındaki kişilerin çoğunun kıyafeti, yalnızca iç çamaşırları kalana kadar çıkarılmış. Bazılarının gözleri bağlanmış ve yerde diz çökmeye zorlanmış.
Stadyumda, üç kadının da aralarında olduğu bir grubun diz çöktüğü kalenin üstüne İsrail bayrağı asılmış.
Kadraja birden fazla kere giren bir İsrail askeri, çekildiğinin farkında gözüküyor.
Üniformasındaki işaretlerden bir yarbay veya tabur komutanı olduğu anlaşılıyor.
Letova’nın YouTube hesabında paylaşılan bu iki video da, BBC’nin İsrail ordusuyla temasa geçmesinden kısa süre sonra silindi.
TikTok videoları
Başka bir İsrail askeri tarafından TikTok’a yüklenen iki videoda gözleri bağlanarak gözaltına alınmış Filistinliler yer alıyor. Silahlı İsrailli askerler bu kişilerin yanlarında poz veriyor.
14 Aralık’ta paylaşılan bir videonun arka planında İbranice bir rap şarkısı var.
Videoda baş parmağını kaldırarak poz veren İsrailli askerin adının Ilya Blank olduğunu tespit ettik.
Paylaştığı başka bir videoda da gözü bağlanarak yere yatırılmış bir adamın etrafında, İsrail askeri olduğu anlaşılan kişiler bulunuyor.
Videolarında kullanılan fotoğrafların bir kısmının Gazze’nin kuzeyinde çekildiğini tespit ettik.
İsrail ordusu ve TikTok’la iletişime geçmemizin ardından videolar kaldırıldı.
Hukuki boyut
BM danışmanı Dr. Mark Ellis, savaş esirlerinin aşağılanmaması, küçük düşürülmemesi ve kamuoyunda onlara yönelik merak uyandırılmaması gerektiğini söylüyor:
“İnsanları iç çamaşırlarıyla yürütüp bunu videoya almak kesinlikle bu kuralın ihlalidir.
“Mevcut kurallar bu yapılanların hiçbirine izin vermez.”
İsrail ordusunun etik kurallarının hazırlanmasına yardım eden Prof. Asa Kasher, bu görüntülerin İsrail ordusunun kendi kurallarına da aykırı olduğunu belirtiyor.
Gözaltına alınan bir kişinin üstünde silah olup olmadığını anlamak için kısa süreliğine kıyafetlerinin çıkarılabileceğini söyleyen Kasher bu anların videoya alınıp kamuoyuyla paylaşılmasınınsa herhangi bir gerekçesi olamayacağını vurguluyor:
“Onları aşağılamak için yarı çıplak bırakmışlar.”
İnsan hakları hukukçusu Michael Mansfield da bu videonun bir Birleşmiş Milletler mahkemesince incelenmesi gerektiğini aktarıyor:
“Çatışmalar sırasında savaş esirlerine nasıl muamele edilmesi gerektiği hakkında çok katı kurallar vardır. Onlara saygı göstermeniz gerekir.”
Videolardan altısını gönderdiğimiz TikTok, bunların platform kurallarını ihlal ettiğini söyledi.
TikTok, “şiddetli trajedilerin kurbanlarını aşağılamayı hedefleyen” içeriklere tolerans göstermediklerini belirtti.
Daha sonra bu videolar platformdan kaldırıldı.
Bir YouTube sözcüsü de 7 Ekim’den bu yana on binlerce zararlı videoyu kaldırdıklarını, binlerce hesabı kapattıklarını ve yüklenen içerikleri takip eden ekiplerinin olduğunu aktardı.
]]>İSLAM İşbirliği Gençlik Forumu (ICYF) 5. Genel Kurulu’nda Filistin’e özel oturum düzenlendi. Oturumda konuşan TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, “Birleşmiş Milletler başta olmak üzere bütün uluslararası kuruluşları yok sayan birtakım yönetimler var. 4 asır boyunca Filistin topraklarında barışı tam manasıyla uygulamış bir milletin çocuğu olarak söylüyorum. Bu coğrafyada barış istiyorsak, dünyada barış istiyorsak, Filistin topraklarının özgür olması ve Filistin’de barışın sağlanması şarttır” dedi.
İslam İşbirliği Gençlik Forumu (ICYF) 5. Genel Kurulu, Şişli’de bir otelde gerçekleştirildi. Kurulun kapanışına özel Filistin oturumu düzenlendi. Oturuma TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’un yanı sıra ICYF Başkanı Talha Ayhan, Dünya Etnospor Konfederasyonu Başkanı Bilal Erdoğan ile Filistin Gençlik ve Spor Bakanı Jibril Rajoub katıldı. İstiklal Marşı, saygı duruşu ve Kuran-ı Kerim okunması ile başlayan oturumda Filistin ile ilgili video sunumu gerçekleştirildi.
“İSRAİL İNSANLIK TARİHİNİN EN BÜYÜK KATLİAMLARINDAN BİRİSİNİ YAPIYOR”
Oturumda bir konuşma yapan TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, “Kudüs konusunda, Gazze konusunda, Filistin konusunda konuşurken çok şeyler söylüyoruz. Ben buradan hareketle şunları söylemek istiyorum. Bugün İsrail insanlık tarihinin en büyük katliamlarından birisini yapıyor. Firavuna rahmet okutacak insanlık suçlarını işliyor. İsrail’in bunu ortaya koyarken en büyük gücü ne askeri gücüdür, ne arkasındaki batı dünyasının gücüdür, ne finans gücüdür, ne de başka alanlardaki gücüdür. Hiç şüphesiz bu güçler İsrail’in bu kadar pervasız hareket etmesine neden oluyor ama inanın ki en büyük gücü İslam dünyasının İslam aleminin paramparça olması, dağınık olması, işbirliğinden çok uzak bir noktada durmasıdır. Yani bizim dağınıklığımız, insiyatif alamamamız, karar veremememiz İsrail’in en büyük gücünü, en büyük bu anlamdaki İsrail’e destek olan maalesef bir unsuru oluşturuyor. Dolayısıyla tüm çalışmalarımızın merkezine mutlaka İslam ülkeleri ve İslam toplulukları arasında iş birliğiyle başlayan vahdete kadar uzanan bu yoldaki sosyal, siyasi çalışmaları koymak mecburiyetindeyiz” ifadelerini kullandı.
“DÜNYADA BARIŞ İSTİYORSAK FİLİSTİN TOPRAKLARININ ÖZGÜR OLMASI ŞARTTIR”
Numan Kurtulmuş, “İsrail, Gazze’ye saldırılarını 4 ayı aşkın bir süredir sürdürüyor. Pervasız bir şekilde bunlar devam ediyor. Rakamlar, istatistik rakamlarının artık çok ötesinde. Orada sadece öldürülenler sayıları 30 bine yaklaşmış olan olan Gazzeli şehitlerimiz değil. Orada öldürülenler sadece yok edilen Gazze’deki tarih ve kültür değil, aynı zamanda koskoca insanlık yok ediliyor. ve bunu yaparken de her türlü insani değerlerden uzaklaştırılmış olan siyonist rejimin gözünün içine baka baka bu saldırılarını büyük bir iştahla sürdürdüğünü görüyoruz. Arkalarında ne yaparlarsa yapsınlar sınırsız bir destek veren Batı dünyası var. Birleşmiş Milletler başta olmak üzere bütün uluslararası kuruluşları yok sayan birtakım yönetimler var. 4 asır boyunca Filistin topraklarında barışı tam manasıyla uygulamış bir milletin çocuğu olarak söylüyorum. Bu coğrafyada barış istiyorsak, dünyada barış istiyorsak Filistin topraklarının özgür olması ve Filistin’de barışın sağlanması şarttır. Bu insanlığa yapılacak en büyük hizmetlerden birisidir. Allah bizlere Filistin’in özgür olduğu günleri görmeyi nasip etsin” şeklinde konuştu.
“ULUSLARARASI ADALET DİVANI’NDA AÇILAN DAVALARDA YALNIZ BIRAKILMAMALI”
Filistin Gençlik ve Spor Bakanı Jibril Rajoub, “Son 78 yıldır bütün bu sömürgeci projelerine İsrail’in Filistin Devleti üzerine ve toprakları halkın üzerine gerçekleştirmeye çalıştığı bilgisiyle karşınızdayım. Bir Amerikan ortaklığı içerisinde agresyona ve bunu gerçekleştiren taraflara bir hesap verebilirlik ama şeffaflıktan son derece uzak olarak bunu vermeye çalışmakta. Filistin halkının kendi kendini koruma ve temel insani haklarıyla birlikte ulaşımı engellemeye çalışmakta. 2 buçuk milyondan daha fazla çocuk ve insan etkilendi. Burada çok önemli bir alanın etkilendiğini görmekle birlikte yerinden edildi. ve bunların çok önemli bir kısmı 1948 yılında yerinden edildi. Neredeyse 2 milyon insan zorla evlerinden edildi. Bugüne kadar Gazze’de neredeyse 30 bin Filistinli öldürüldü. Daha da fazlası hala İsrail, Amerikan bombardımanına karşı bir mücadele sergilemekte. Çok önemli bir kısmı yaralandı ve neredeyse buradaki konutların yüzde 40’lık bir kısmı Gazze bölgesinde tahrip edildi. 1 milyon daha fazla insan da yerlerinden edildi ve dışarıda soğukta, susuz ve yemeksiz yaşamlarını devam ettirmeye çalışmakta. Barbar İsrail güçlerinin havadan, denizden ve karadan yaptığı bombardımanlar sonucu. Tüm ülkelere çağrıda bulunarak pozisyonları ve işgalci devlet İsrail ile ilişkilerini yeniden gözden geçirmeye çağırmak istiyoruz. Bütün bu yapılan suçlar bakımında, hiçbir şekilde cezadan kaçamayacaklarını bir kere daha onlara iletilmesini istiyoruz. Uluslararası Adalet Divanı’nda İsrail’e karşı, insanlığa karşı soykırım suçlarının işlenmesine dair açılan davalarda yalnız bırakılmaması ve ilgili kanunların uygulanmasını sağlamak ve buradaki insanların korunmasını sağlamak.. Acil insani yardımın buradaki mültecilere ve yerinden edilmiş insanlara karşı çağrıda bulunmak istiyoruz” şeklinde konuştu.
]]>CUMHURBAŞKANI Recep Tayyip Erdoğan, İslam İşbirliği Teşkilatı Gençlik Forumu 5’inci Genel Kurulu’na video mesaj gönderdi. Cumhurbaşkanı Erdoğan mesajında, “İslam ülkelerinin Gazze’deki İsrail zulmüne ortak tepki vermesi ve ortak hareket etmesi için diplomatik temaslarımızı sürdürüyoruz. Filistin’de işgal politikaları ve katliamlar sona erince 1967 sınırları temelinde başkenti Kudüs olan bağımsız, egemen ve toprak bütünlüğü haiz bir Filistin Devleti kuruluncaya kadar mücadelemizi devam ettireceğiz” dedi.
İstanbul’da 56 üye ülke temsilcisinin katılımıyla İslam İşbirliği Gençlik Forumu 5’inci Genel Kurulu düzenlendi. Şişli’deki bir otelde gerçekleşen genel kurula Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da video mesaj gönderdi. Cumhurbaşkanı Erdoğan mesajında forum üyelerini selamlayarak, davetleri için teşekkür etti ve Müslüman gençlerin birlikte hareket etmesinin hayati öneme sahip olduğunu vurguladı.
GENÇLİK FORUMU GİDEREK ADINDAN DAHA FAZLA SÖZ ETTİRİYOR
Cumhurbaşkanı Erdoğan, “İslam İşbirliği Teşkilatı Gençlik Forumu’nun değerli üyeleri, sevgili genç kardeşlerim, kıymetli misafirler, sizleri şahsım ve milletim adına en kalbi duygularımla selamlıyorum. Nazik davetiniz için teşekkür ediyor, İslam İşbirliği Gençlik Forumu 5. Genel Kurulu’nun başarılı geçmesini diliyorum. Genel Kurulun siz gençlerimizle birlikte tüm İslam alemi ve insanlık için hayırlara vesile olmasını Rabbimden niyaz ediyorum. İslam Dünyası’nın dört bir yanından forum vesilesiyle ülkemizi teşrif eden misafirlerimize hoş geldiniz diyorum. 2004 yılında tohumunu aziz gardaşım Azerbaycan Cumhurbaşkanı Sayın İlham Aliyev ile birlikte attığımız Gençlik Forumu başkanımızın ve ekibinin de gayretleriyle giderek adından daha fazla söz ettiriyor. İslam Gençlik Forumu’nun bugün Asya’dan Afrika’ya, Amerika’dan Arap Yarımadası’na kadar geniş bir coğrafyada, Müslüman gençlere yönelik yürüttüğü faaliyetleri yakından takip ediyoruz. Müslüman gençlerin, ekonomik, kültürel ve sosyal alanlarda güçlenerek özgüvenli yetişmeleri için geniş bir yelpazede çalışmalar gerçekleştiren forumumuzu tebrik ediyorum” dedi.
SİVİL ALT YAPIYA DAİR NE VARSA İSRAİL’İN NAZİLERİ ARATMAYAN SALDIRILARININ HEDEFİ OLDU
Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Müslüman gençler olarak sizlerin birlikte hareket etmenizin ne kadar hayati öneme sahip olduğunu, 7 Ekim’den bu yana Gazze’de ve işgal edilmiş Filistin topraklarında yaşanan katliamlarda bir kez daha müşahede ettik. Tüm dünyanın gözleri önünde İsrail’in işgalci güçleri çoğu çocuk ve kadın, 28 bin Filistinli kardeşimizi canice şehit etti. İsrail’in doğrudan sivilleri hedef alan bombardımanları sonucu 67 binden fazla Filistinli masum yaralandı. İbadethaneler, okullar, hastaneler ve sivil alt yapıya dair ne varsa İsrail’in Nazileri aratmayan saldırılarının hedefi oldu. Bu saldırılar karşısında Türkiye olarak Filistinli kardeşlerimizle tam bir dayanışma içindeyiz. İnsani yardım malzemelerinin ulaştırılmasından kanser hastalarının ülkemize getirilerek tedavilerinin sağlanmasına kadar pek çok adım attık. Uluslararası alanda İsrail’in işlediği insanlık ve savaş suçlarının gözlerden kaçırılmaması adına yoğun çaba harcıyoruz” dedi.
DİPLOMATİK TEMASLARIMIZI SÜRDÜRÜYORUZ
Cumhurbaşkanı Erdoğan, “İslam ülkelerinin Gazze’deki İsrail zulmüne ortak tepki vermesi ve ortak hareket etmesi için diplomatik temaslarımızı sürdürüyoruz. Filistin’de işgal politikaları ve katliamlar sona erince 1967 sınırları temelinde başkenti Kudüs olan bağımsız, egemen ve toprak bütünlüğü haiz bir Filistin Devleti kuruluncaya kadar mücadelemizi devam ettireceğiz. İslam İşbirliği Gençlik Forumu’nun Filistin davasında her daim sergilediği dirayetli ve aktif duruşu takdirle karşıladığımızı belirtmek isterim. Rabbim sizlerden razı olsun diyorum. Sizlerden ülkelerinize döndüğünüzde tüm vatandaşlarınıza özellikle genç kardeşlerimize bizden selam iletmenizi rica ediyorum. İslam İşbirliği Gençlik Forumu 5. Genel Kurulu’nun başarılı geçmesini diliyor, sizleri bir kez daha sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. Kalın sağlıcakla” diye konuştu.
]]>Gazze’de insanlık tarihinin en büyük trajedilerinden birinin yaşanmasına neden olan saldırılarına devam eden İsrail, haber akışını engellemeye ve tek taraflı bir anlatının hakim olmasını sağlamaya çalışırken gazetecileri sistematik olarak hedef alıyor.
İsrail ordusunun saldırılarında, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde 122 gazeteci öldü, onlarcası yaralandı. Ayrıca Lübnan’ın güneyinde de gazetecileri hedef alan saldırılar düzenlendi. Doğrudan hedef almanın yanı sıra gazetecilerin işlerini yapması da çeşitli yöntemlerle engellendi.
İsrail tarafından 13 Ekim’de doğrudan hedef alınarak yaralanan Al Jazeera Lübnan muhabiri Carmen Joukhadar ve 2010’da Gazze’ye yardım götürürken uluslararası sularda İsrail saldırısına uğrayan “Özgürlük Filosu”nda bulunan ve tutuklanarak İsrail hapishanelerinde kalan İspanyol gazeteci David Segarra, AA muhabirine, İsrail’in gazetecilere yönelik doğrudan ve sistemli saldırılarını değerlendirdi.
“Gazeteciler haber yapmalı, asla haber olmamalılar”
Al Jazeera Lübnan muhabiri Joukhadar, Al Jazeera ekibi olarak Lübnan’ın güneyinde biri 9 Ekim, diğeri ise 13 Ekim’de olmak üzere iki kere saldırıya uğradıklarını söyledi.
Reuters muhabiri Lübnanlı gazeteci İsam Abdullah’ın hayatını kaybettiği 13 Ekim’deki saldırıda yaralanan 6 gazeteciden biri olduğunu belirten Joukhadar, “Korkunç bir deneyimdi. Gazeteciler haber yapmalı, asla haber olmamalılar. Herhangi bir çatışmayı ya da savaşı haberleştirirken alınması gereken tüm önlemleri alıyorduk. Ekipmanlarımızı giyiyorduk ve bu bizim gazeteci olduğumuzu gösteriyordu. İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW), Uluslararası Af Örgütü ve Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) tarafından yürütülen soruşturmalara göre, tüm bu önlemlere uyuyorduk ve İsrail güçleri bizim gazeteci olduğumuzu biliyordu. Bu, gazetecilere yönelik kasıtlı bir saldırıydı.” ifadelerini kullandı.
Joukhadar, İsrail’in, sadece kendi anlatısının yayılmasını sağlamak ve bunun dışındaki her şeyin yayımlanmasını engellemek istediğini kaydetti.
Canlı yayında her şeyi gözler önüne serdikleri için hedef alındıklarını belirten Joukhadar, saldırı anını şu şekilde anlattı:
“Aslında 2 roketin hedefi olduk. İlk roket meslektaşımız İsam Abdullah’ı öldürdü, diğeri ise doğrudan Al Jazeera’nın arabasına isabet etti. Ben arabanın hemen yanındaydım. Araba havaya uçtu. Arkamdan şarapnel parçaları geldi. Çok sayıda şarapnel parçası vücuduma isabet etti. Birçok ameliyat geçirmek zorunda kaldım. Şimdi bacağımdaki ana sinirlerden birinde hasar var, bu yüzden hala acı çekiyorum.”
“Gazeteciliğin ve gazetecilerin gücüne inanıyorum”
Joukhadar, İsrail’in gazetecileri hedef almasına rağmen pek çok gazetecinin harika iş çıkardığını vurguladı.
Gerçeği saklamak isteyen medya kuruluşlarının varlığına da değinen Joukhadar, söz konusu kuruluşların olan bitenler hakkında yayın yapmaktan kaçındığını belirtti.
Joukhadar, “Artık sosyal medya çağında yaşıyoruz. Yani her şey sosyal medyada ifşa edilebiliyor. İsrail için Gazze’de ya da Lübnan’ın güneyinde olup bitenleri ve gerçeği saklamak o kadar da kolay değil. Ben gazeteciliğin ve gazetecilerin gücüne inanıyorum. Dünyanın her yerinde iyi gazetecilerimiz var ve onlar fark yaratıyorlar. Bu farkı sokaklarda görüyoruz. Bu sayede dünyanın her yerinde birçok gösteri düzenleniyor. Bu gazeteciler sayesinde oluyor.” diye konuştu.
“Bu bir savaş değil, bir katliam, bir soykırım”
İspanyol gazeteci Segarra da daha önce de bulunduğu Gazze Şeridi’ne 2010’da İstanbul’dan yola çıkan “Özgürlük Filosu” ile gidişinde uluslararası sularda İsrail donanmasının saldırısına uğrayarak kaçırıldıklarını ve önce Aşdod Limanı’na oradan da Negev Cezaevi’ne götürüldüklerini söyledi.
İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarına savaş denilmesine rağmen bunun bir savaş olmadığını söyleyen Segarra, “Bu bir savaş değil, bir katliam, bir soykırım. Mesela 2009’da yıkım çok büyüktü. 2014’te ondan daha kötüydü. Hatta 2014’te gazetecileri öldürmeye, hedef almaya başladılar. 2014’te 17 gazeteciyi öldürdüler. Bu, o zamana kadar basına karşı yapılan en kötü saldırıydı. Şimdi ise GPS ile tespit edip güdümlü füzelerle hedef alınarak öldürülen 120’nin üzerinde gazeteciden bahsediyoruz. Gazetecilere, akademisyenlere ve sivil halka yönelik eşi benzeri görülmemiş bir katliamla karşı karşıyayız.” ifadelerini kullandı.
“Batı medyası artık hegemon değil”
Segarra, savaşlarda insanların ölmesinin kaçınılmaz olduğunu fakat İsrail’in gazetecileri çatışmanın olmadığı alanlarda, evlerinde ve medya ofislerinde kasıtlı olarak öldürdüğünü vurguladı.
İsrail’in haberin yayılmasını engellemek için bunu yaptığını söyleyen Segarra şunları kaydetti:
“Batı medyası artık hegemon değil, dünyadaki bilgi tekeli değil. Bu röportaj bunun bir örneği. Dolayısıyla artık her çatışmanın anlatısında bir çeşitlilik var ve bu iyi bir şey, çünkü gazetecilik bu. Bir hikaye ve diğer hikaye ve hatta diğeri ve diğeri. Yani artık birden fazla sesimiz var. CNN, BBC ya da diğer bazı ajanslar, medya kuruluşları ya da televizyonlar gibi Batılı geleneksel büyük medyanın yüzü kararmaya başladı. Çünkü herkes hikayenin tamamını anlatmadıklarını çok kolay bir şekilde fark edebiliyor. Son derece tek taraflılar, son derece özneller, bir tarafı son derece sustururlar ve hatta dilin kullanımına ilişkin pek çok çalışma yaparlar. Bir İsrailli öldürüldüğünde, ‘Şu isimli ve bu soyada sahip bir İsrailli öldürüldü’ diyorlar, ‘Hadi ailesiyle görüşelim’ diyorlar. Binlerce Filistinli öldürüldüğünde, onların sadece ‘öldüğünü’ söylüyorlar. Filistinlilerin adları, soyadları, aileleri ve hikayeleri yok. Biz gazeteciler olarak bu insanların hikayelerini de anlatmalıyız.”
Segarra, İsrail’in son yıllarda neredeyse dünyanın her yerinde medya dünyası üzerindeki hakimiyetini kaybettiğini de dile getirdi.
Avrupa ve ABD’de gençlerin Filistin yanlısı olmaya başladığını belirten Segarra, “Çünkü Filistin yanlısı olmak adaletten yana olmaktır, barıştan yana olmaktır, dekolonizasyondan yana olmaktır, eşitlikten yana olmaktır. Filistinliler ve yeni küresel güney medyası sessizliği bozuyor, bu sansürü kırıyor. Bu küçük ya da büyük bir medya devrimi ve bunu da düşünmemiz gerekiyor.” diye konuştu.
]]>***
Güney Afrika Cumhuriyeti’nin İsrail’e karşı Uluslararası Adalet Divanı nezdinde İsrail aleyhine 29 Aralık 2023’te, Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi’nin (Soykırım Sözleşmesi) ihlali gerekçesiyle açtığı davada talep edilen geçici tedbirlere dair duruşmalar 11-12 Ocak 2024’te gerçekleşti. Dünya kamuoyu bu duruşmaların sonucunun açıklanmasını büyük merakla bekliyordu. Divan, bu merakı dün gidererek son derece hızlı bir şekilde, geçici tedbir kararlarını açıkladığı 2022 tarihli ve yine Soykırım Sözleşmesi’nin ihlali esaslı Ukrayna’nın Rusya’ya karşı açtığı davadan da hızlı davranarak, 4 günde kararını açıklamış oldu.
Geçici tedbir kararı
Öncelikle şunu hatırlatmak gerekiyor: Açıklanan geçici tedbir kararı sadece bir ara karar. Zira eğer hızlıca müdahale edilmezse telafisi mümkün olmayacak bir zarar ortaya çıkabilir. Bu, ilk bakışta davanın esasıyla talep edilen koruyucu tedbirler arasında makul bir bağlantının kurulabildiği durumlarda alınabilen bir karar, yani davanın esasına ilişkin değil. Hatta her ne kadar Divan’ın yetkili olduğundan şüphe olmasa da Divan teknik olarak bu davaya bakmaya yetkili olduğunu dahi henüz karar altına almadı. Dolayısıyla sadece başlangıç aşaması için Güney Afrika’nın tezlerinin zaferi, İsrail’in tezlerinin ise kabul görmeyişi olarak yorumlanabilecek karar, davanın sonunda İsrail’in eylemlerinin soykırım olarak tescilleneceğine dair herhangi bir anlam taşımıyor. Nitekim 1993 yılında yine soykırım esasında açılan Bosna-Sırbistan Davası’nda aynı yıl içerisinde bazı geçici tedbirlere hükmedilmiş ancak 14 yıl sonra çıkan nihai kararda Srebrenitsa katliamı dışında hiçbir olay soykırım kapsamına sokulmamıştı.
Öte yandan, geçici tedbir kararları tıpkı nihai kararlar gibi bağlayıcı. Bu konuda bir şüphe vardıysa da 1999 yılından itibaren böyle bir şüpheye mahal kalmadı. O yıl Divan’ın aldığı meşhur LaGrand Kararı bu konuda herhangi bir tartışmaya noktayı koydu. Her ne kadar o davanın davalı tarafı olan Amerika Birleşik Devleti (ABD), Divan tarafından alınmış geçici tedbir karlarına uymasa da Divan, davanın sonunda geçici tedbirlere uyulmamış olmasının da müstakil bir ihlal olduğunu hüküm altına aldı.
O halde İsrail dün kendisine karşı alınan kararlarla bağlı. Alınan kararın kapsamında 6 ayrı tedbir bulunuyor. Buna göre İsrail Devleti;
Soykırım Sözleşmesi kapsamındaki yükümlülükleri uyarınca Gazze’deki Filistinlilere karşı işbu Sözleşme’nin 2. maddesindeki fiillerin (bir toplumsal grubun üyelerinin öldürülmesi, grubun üyelerine ciddi bedensel ve zihinsel zarar verilmesi, grubun tamamının veya bir kısmının yok olmasına imkan verecek şekilde hayat şartlarının kötüleştirilmesi, grup içinde doğumların engellenmesi) işlenmesini önlemek,Askeri birliklerinin ve kendisine bağlı askeri grupların bir önceki maddede yer alan fiilleri gerçekleştirmesini engellemek,Filistinlilere yönelik doğrudan ve aleni soykırım kışkırtıcılığı ve çağrısı yapanları engellemek ve cezalandırmak,Gazze’ye Filistinlilerin karşı karşıya kaldığı olumsuz yaşam koşullarının giderilmesi için acilen ihtiyaç duyulan temel hizmetlerin ve insani yardımın ulaştırılmasını sağlamak,Gazze Şeridi’ndeki Filistinli grup üyelerine karşı Soykırım Sözleşmesi’nin ihlali niteliğinde olduğu iddia edilen fiillere ilişkin delillerin yok edilmesini önlemek ve korunmasını sağlamak için tüm gerekli tedbirleri derhal ve etkili bir şekilde almak,Buna ek olarak da hükmedilen tedbirlerin uygulamaya geçirildiğine dair bir raporu 1 ay içerisinde Divan’a sunmak zorundadır.- Güney Afrika ne talep etti, karar ne çıktı?
Söz konusu tedbirler, Güney Afrika’nın talep ettiği tedbirlerin tamamını karşılamıyor. Zaten kararları açıklayan Divan Başkanı Yargıç Joan Donoghue, Divan’ın bu konuda belli bir esneklikle hareket ettiğinin altını çizdi.
En dikkat çekici husus, askeri operasyonların tamamen durdurulması talebinin aynen kabul görmemesi. Bu durum kararı takip edenleri hayal kırıklığına uğratmış olabilir ancak yine de yürütülen askeri operasyonlara dair hiçbir şey söylenmiyor demek isabetli olmaz. Alınan tedbir, aslında operasyonların ölçeğine ve biçimine dair kısıtlayıcı bir nitelik de taşıyor. Çünkü, her ne kadar ifadenin genelliği ve yoruma açıklığı kesin bir çıkarım yapmayı zorlaştırsa da, operasyonların “Soykırım Sözleşmesi’nin ihlaline yol açmayacak” biçime getirilmesinin tek anlamı bu olabilir.
Güney Afrika’nın bir diğer talebi de Soykırım Sözleşmesi’nin ihlali niteliğinde eylemlerde bulunabileceği varsayılan asker yahut sivil tüm kişilere yönelik cezalandırma yükümlülüğüne hükmedilmesiydi. Divan’ın mevcut kararında sadece doğrudan ve aleni soykırım kışkırtması yapan kişilerle sınırlı bir çerçevenin ortaya koyulması da dikkat çekici.
Ayrıca İsrail’in rapor verme yükümlülüğünün Güney Afrika’nın talebi olan 1 hafta içerisinde değil de 1 ay içerisinde olacak şekilde kararlaştırılması, mevcut saldırıların yıkıcılığı göz önüne alınırsa uzun bir süre gibi gözüküyor. Buna karşın, aynı yükümlülüğün 2019 tarihli Myanmar Davası’nda 4 ay olduğu düşünülünce 1 ayın çok uzun olmadığı yorumu da yapılabilir. Bu tedbire dair daha sıkıntılı husus, tedbirin tek bir rapor ile sınırlı tutulması ve belli periyotlarla ek raporların verilme yükümlülüğünün verilmemesi. Bu durum, Güney Afrika’nın talebiyle de Myanmar Davası’nda verilen kararla da ters düşüyor.
Alınan tedbir kararlarının gerekçelendirmesinde Birleşmiş Milletler (BM) organlarının ve uzmanlık kuruluşlarının açıkladığı rapor ve ortaya koyduğu beyanlara geniş biçimde referansta bulunulması da son derece dikkate şayandır. Çünkü, “bu kadar açıklama, kınama ne işe yarıyor?” şeklindeki sorulara tam bu noktada bir cevap verilmiş oluyor: Eğer o çabalar ve açıklamalar olmasaydı bugün bu tedbirleri alabilecek bir hukuki zemini oluşturmak belki de mümkün olmayacaktı. Tüm bu kaynaklardaki göz yumulamaz seviyedeki vahim veriler -bağımsız kaynaklardan teyit edilememiş şerhiyle bile olsa- tüm dünya kamuoyunun önünde dile getirilip Gazze’deki insani açıdan felaket denebilecek durumun teyit edilmesini sağladı. Yine belki de aynı sebepledir ki alınan karar, kimi zaman 15’e karşı 2, kimi zaman ise İsrail’in atadığı ad-hoc Yargıç Barak’ın katılımına rağmen 16’ya karşı 1 gibi ezici bir çoğunlukla alınabilmiş oldu.
Uluslararası Adalet Divanı, 26 Ocak kararıyla İsrail’in uluslararası hukukun üzerinde veya adaletin ulaşamayacağı bir noktada olmadığı konusunda bir umut ışığı yaktı. Elbette bunu, “Dünya Mahkemesi”ni İsrail’in vahşi saldırganlığına karşı birtakım kararlar ilan edebilme noktasına getirme yolunda büyük çaba göstermiş Güney Afrikalı yetkililere, Güney Afrika’nın bu davadaki hukukçu heyetine ve bugüne kadar Gazze’de yaşanan mezalime dair kanıtları en zorlu şartlar altında toplamış ve muhafaza edebilmiş herkese borçluyuz.
[Deniz Baran, İstanbul Üniversitesi Milletlerarası Hukuk Bölümü Öğretim Üyesidir.]
*Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editöryal politikasını yansıtmayabilir.
]]>Yüksel, UAD’de, Gazze’deki insanlık dışı saldırılarla ilgili alınan ihtiyati tedbir kararına ilişkin yaptığı açıklamada, Güney Afrika Cumhuriyeti’nin İsrail’e karşı UAD nezdinde 29 Aralık 2023’te Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi’nin (Soykırım Sözleşmesi) ihlali gerekçesiyle dava açtığını, talep edilen geçici tedbirlere dair duruşmaların 11-12 Ocak 2024’te gerçekleştirildiğini söyledi.
Duruşmaları, Avrupa Birliği Karma Parlamento Komisyonu Başkanı, İstanbul Milletvekili Dr. İsmail Emrah Karayel ve Anayasa Komisyonu Üyesi, Denizli Milletvekili Cahit Özkan’dan oluşan TBMM heyetiyle takip ettiklerini belirten Yüksel, “Divan, bugün 11-12 Ocak’ta yapılan duruşmalarda öne sürülen taleplere dair kararını açıkladı. Bu kararı da titizlikle takip ettik. Divan, geçici tedbir taleplerinin değerlendirilebilmesi için öncelikli olarak gerekli olan ön şartların varlığını incelemiş ve tüm şartların var olduğuna hükmetmiştir.” diye konuştu.
Bu ön şartların, ilk bakışta bir uyuşmazlığın ve Divan’ın yetkisinin varlığı olduğunu ifade eden Yüksel, “İsrail’in, Güney Afrika’nın öne sürebileceği bir uyuşmazlığın olmadığı iddiaları karşısında Divan, Güney Afrika’nın bu davayı açmadan önce İsrail’in Soykırım Sözleşmesi’ni ihlal ettiğini farklı uluslararası mecralarda öne sürdüğünü dikkate almıştır. Dahası, Soykırım Sözleşmesi’nde korunan hakların Sözleşme tarafı ‘erga omnes’ nitelikte, yani tüm devletlere karşı yükümlü olunan özellikte haklar teşkil ettiğinin altını çizmiştir. Dolayısıyla İsrail’in bu tezi kabul görmemiştir. Soykırım Sözleşmesi tarafı tüm devletlerin Sözleşme’nin herhangi bir şekilde ihlali durumunda bu ihlali öne sürebileceği uluslararası yargı mercisinin Uluslararası Adalet Divanı olduğu açıktır.” ifadelerini kullandı.
Sözleşme’nin 9. maddesinin Divan’ı açıkça yetkilendirdiğine dikkati çeken Yüksek, “Nitekim bugünkü kararında Divan da bu gerekçeyle ‘prima facie’ yetkisinin olduğunu ortaya koymuştur. Ayrıca geçici tedbirlere karar verilebilmesi için Divan’ın ilgili davaya bakmak için kesin olarak yetkili olduğuna karar verilmesinin gerekmediğini hatırlatmıştır. Böylece İsrailli yetkililerin hukuki dayanaktan açıkça yoksun sebeplerle Divan’ı yetkisiz kılma çabaları akim kalmıştır.” dedi.
Divan’ın geçici tedbir taleplerini değerlendirme kararı aldıktan sonra tespit etmesi gereken hususları açıklayan Yüksel, “Birincisi, ihlal edildiği iddia edilen hakların korunması için yapılan koruma taleplerinin makul görülmesi. İkincisi, talep edilen tedbirlerle korunması istenilen haklar arasında bir ilginin varlığı. Üçüncüsü, söz konusu haklara yönelik telafisi mümkün olmayan zararların önlenmesini gerektirecek bir ‘acil durum’un, gerçek ve çok yakın bir riskin bulunması.” diye konuştu.
Divan’ın bu hususların tespitini yaparken zorlanmadığını düşündüklerini belirten Yüksel, “Zira Gazze’de İsrail’in gerçekleştirdiği askeri operasyonlara dair BM’nin çeşitli organları ve uzman kuruluşlarının rapor ve beyanları açıktır ve Divan bunları dikkate almıştır. Özellikle de BM İnsani İşlerden Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı ve Acil Yardım Koordinatörü Martin Griffiths ve BM Yakın Doğu’daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansı Genel Komiseri Philippe Lazzarini tarafından Ocak 2024 içerisinde yapılan Gazze’deki vahim durumu ve insanlık suçlarını açıkça ortaya koyan açıklamalara atıfta bulunulmuştur. Ayrıca Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine referans verilmiştir.” ifadelerini kullandı.
İhlal için gerekli olan “soykırım kastı” unsuru konusunda ise İsrailli üst düzey devlet yetkililerinin açıklamalarının dikkate alındığını aktaran Yüksel, “Divan Başkanı’nın bugün tüm dünya kamuoyunun önünde 25 bin 700 Filistinlinin öldürüldüğüne, 63 binden fazla kişinin yaralandığına, 360 binden fazla konutun yıkıldığına veya kısmen hasar gördüğüne, yaklaşık 1,7 milyon kişinin ülke içinde yerinden edildiğine dair BM İnsani İşler Koordinasyon Ofisi verilerini açıkça dillendirmesi, İsrail’in işlediği tüm suçların artık gizlenemeyecek seviyeye geldiğinin açık göstergesi olmuştur.” dedi.
Yüksel, “İsrail’in eylemlerinin soykırım kastı taşımadığı ve bu sebeple Divan’ın bu davayı tümüyle reddetmesi gerektiği” yönündeki iddialara karşı ise Divan’ın başta İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog olmak üzere, İsrailli üst düzey devlet yetkililerinin açıklamalarına yine dünya kamuoyunun önünde işaret etmesinin, bu iddiaların kolayca savunulamayacağını tasdik etmesi açısından dikkate değer olduğunu vurguladı.
Cüneyt Yüksel, İsrail’in üst düzey devlet yetkililerinin soykırım kastını ortaya koyan insanlık dışı söylemlerinin, kaçmaya çalıştıkları uluslararası hukuk mecralarında önlerine çıktığını kaydetti.
“Divan, 6 geçici tedbire hükmetti”
Birtakım geçici tedbirlere hükmedilmesinin zaruri hale geldiğini vurgulayan Yüksel, şöyle devam etti:
“Divan, 6 geçici tedbire hükmetmiştir. Bir, İsrail Devleti, Soykırım Sözleşmesi kapsamındaki yükümlülükleri uyarınca Gazze’deki Filistinlilere karşı sözleşmenin 2. maddesindeki fiillerin işlenmesini önlemek için yetkisi dahilindeki tüm tedbirleri almalıdır. Bu fiiller; bir toplumsal grubun üyelerinin öldürülmesi, grubun üyelerine ciddi bedensel ve zihinsel zarar verilmesi, grubun tamamının veya bir kısmının yok olmasına imkan verecek şekilde hayat şartlarının kötüleştirilmesi, grup içinde doğumların engellenmesidir. İki, İsrail Devleti, askeri birliklerinin ve kendisine bağlı askeri grupların bir önceki maddede yer alan fiillerin gerçekleştirmesini engelleyecek tedbirleri derhal almalıdır. Üç, İsrail Devleti, Filistinlilere yönelik doğrudan ve aleni soykırım kışkırtıcılığı ve çağrısı yapanları engellemek ve cezalandırmak için tüm tedbirleri derhal almalıdır. Dört, İsrail Devleti, Gazze’ye Filistinlilerin karşı karşıya kaldığı olumsuz yaşam koşullarının giderilmesi için acilen ihtiyaç duyulan temel hizmetlerin ve insani yardımın ulaştırılması için gerekli tüm tedbirleri derhal almalıdır. Beş, İsrail Devleti, Gazze Şeridi’ndeki Filistinli grup üyelerine karşı Soykırım Sözleşmesi’nin ihlali niteliğinde olduğu iddia edilen fiillere ilişkin delillerin yok edilmesini önlemek ve korunmasını sağlamak için etkili tedbirler almalıdır. Altı, İsrail Devleti, hükmedilen tedbirlerin uygulamaya geçirildiğine dair Divan’a 1 ay içerisinde rapor sunmalıdır. Tüm bu kararların ya 15’e 2 ya da 16’ya 1 ezici çoğunlukla alınmış olması çok önemlidir.”
Divan’ın ihtiyati tedbirlerle ilgili olarak UAD Statüsü’nün 41. maddesinde kendisine verilen yetkiye dayanarak aldığı bu kararın tartışmasız bir şekilde bağlayıcı olduğuna dikkati çeken Yüksel, “Bu karar, İsrail Başbakanı (Binyamin) Netanyahu başta olmak üzere mevcut mezalimde sorumluluğu olan İsrailli her yetkilinin uluslararası hukuk önünde hesap vermekten kaçamayacağı anlamını taşımaktadır. Uluslararası Adalet Divanı bu kararıyla İsrail’in hukukun üzerinde veya adaletin ulaşamayacağı bir noktada olmadığını ilan etmiştir. Bu karar, İsrail’in Filistin’deki onlarca yıllık işgalini, yerinden etme, zulüm ve apartheid politikalarını gözler önüne sermiştir. Divan’ın, İsrail’in katliamlarını soykırım çerçevesinde ele alması itibarıyla bu karar tarihi bir niteliktedir.” diye konuştu.
“Divan’ın da kararında atıf yaptığı BM Genel Kurulu Kararı’nda isabetli bir şekilde belirtildiği üzere ‘Cinayet, tek tek insanların yaşama hakkının inkarı, soykırım ise tüm insan gruplarının var olma hakkının inkarıdır ve toplumların var olma hakkının bu şekilde inkarı, insanlığın vicdanını sarsar.’ Soykırım niteliğindeki eylemlere göz yumulması BM’nin ruhuna ve amaçlarına aykırıdır.” ifadelerini kullanan Yüksel, konuşmasını şöyle noktaladı:
“Bu ruhun ve amaçların korunması için bugünkü kararla müspet bir adım atan UAD nezdinde devam edecek davanın yakın takipçisi olacağız. İsrail’in Filistin’de yürüttüğü işgal, apartheid ve soykırım politikalarına karşı mücadeleye devam edeceğiz. Bugün, böyle bir kararın çıkması ve uluslararası adalete dair bir ümit ışığı yakılması için büyük gayretler göstermiş Güney Afrikalı yetkililere, halkına ve bugüne kadar Gazze’de yaşanan mezalime dair kanıtları en zorlu şartlarda muhafaza etmiş herkese müteşekkiriz. Türkiye olarak, her platformda Filistin davasına sahip çıkan Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın ifade ettiği gibi ateşkesin tesisi, kalıcı barışa giden yolun temini adına, adaletin süratle tecelli edebilmesi için çalışmaya devam edeceğiz.”
???????Yüksel’e açıklaması sırasında AK Parti milletvekilleri İsmail Emrah Karayel ve Cahit Özkan da eşlik etti.
]]>Çoğu hukukçu mahkemenin, Güney Afrika’nın ihtiyati tedbir talebini veya bazı önleyici talepleri kabul edeceğini düşünüyor.
Hollanda’nın Lahey kentinde görülecek davada Güney Afrika Dışişleri Bakanı Naledi Pandor da bulunacak.
Öte yandan İsrail, bu taleplerin reddedileceği görüşünde.
İsrail Hükümet Sözcüsü Eylon Levy “Tabii ki mahkemenin, Güney Afrika’nın yönelttiği bu tamamen absürt suçlamaları kabul edilemez bulacağını bekliyoruz” diyor.
Dava konusu nedir?
Güney Afrika, İsrail’in Gazze’deki askeri operasyonuyla 1948’te imzalanan BM Soykırım Sözleşmesi’ni ihlal ettiği gerekçesiyle 29 Aralık’ta Uluslararası Adalet Divanı’na başvurdu.
Soykırım kanıtlaması en zor suçlardan biri. Zira “soykırım niyeti” için insanları öldürmenin de ötesinde fiiller gerekiyor.
Bir devletin bir ulusal, etnik veya dini grubu kısmen veya bir bütün olarak yok etmek istediğinin kanıtlanması şart.
Güney Afrika’nın, İsrail’in planının veya davranış biçiminin başka hiçbir şeyle açıklanamayacağını kabul ettirmesi gerekiyor.
Birleşmiş Milletler’in (BM) en üst mahkemesi olan ICJ, devletler arasındaki anlaşmazlıklara bakıyor.
Bugüne kadar hiçbir devlet soykırımdan suçlu bulunmadı.
ICJ 2007’de Sırbistan’ın 1995’te Bosna Hersek’te 8 bin Müslüman erkeği öldürdüğü Srebrenica Soykırımı’nı önlemekte yetersiz kaldığına hükmetmişti.
İhtiyati tedbir nedir?
Bunlar, sahadaki durumun daha da kötüleşmemesi için alınabilecek geçici kararlardır.
Çoğu uzman Güney Afrika’nın, ‘hiçbir şey yapılmazsa’ büyük hayati tehditler olacağını kabul ettirmeyi başardığını düşünüyor.
Bu davanın 11-12 Ocak’taki kısmında yapılmıştı. İsrail 12 Ocak’ta savunmasını yapmıştı.
Güney Afrika mahkemeden İsrail’e Gazze’deki savaşı durdurmas ve Gazze’ye insani yardım girişindeki sınırlamaları kaldırma emri iletmesini talep etmişti.
İsrail neden Gazze’de savaşıyor?
Gazze’de Hamas’ın kontrolündeki sağlık bakanlığının verilerine göre çoğu kadın ve çocuktan oluşan 25 bin 700’den fazla kişi hayatını kaybetti.
Gazze nüfusunun yaklaşık dörtte üçünü oluşturan 1,7 milyon kişinin de evlerini terk etmek zorunda kaldığı hesaplanıyor.
Bu çatışma 7 Ekim’de Hamas militanlarının Gazze’den İsrail’e girerek sınır bölgelerinde asker ve sivillere saldırmasıyla başladı. Militanlar en az 1.200 İsrailliyi öldürdü, 240 kişiyi de rehin aldı.
İsrail buna karşılık olarak önce Gazze’ye hava saldırılarına, ardından da karadan işgale başladı.
İsrail suçlamaya ne yanıt veriyor?
İsrail soykırım suçlamasını “çok ağır bir çarpıtma” olarak niteliyor, kendisini savunma hakkı olduğunu ve Filistinli sivilleri değil Hamas militanlarını hedef aldığını belirtiyor.
ICJ ne karar verebilir?
ICJ ihtiyati tedbir kararı verebiliyor fakat bunlar, Güney Afrika’nın talep ettiği kararlardan farklı da olabilir.
Mahkeme İsrail’e uluslararası insan hakları hukukuna uyma, Gazze’ye gidecek bir araştırma heyetini kabul etme veya insani yardım üzerindeki kısıtlamaları kaldırma emri verebilir.
Mahkemenin kararlarının hukuki bağlayıcılığı var ve herhangi bir temyiz mekanizması bulunmuyor.
Öte yandan mahkeme, devletleri kararlarını uygulamaya zorlayamıyor.
Bu davanın açılması İsrail’in soykırım işlediği anlamına mı geliyor?
Hayır. Mahkeme davayı kabul edilebilir bulmuş olsa da, bugün bir ihtiyati tedbir kararı verse de davanın sonunda bir soykırım işlenmediği sonucuna varabilir.
Bir ihtiyati tedbir kararı, ortada büyük bir riskin bulunduğu ve durum tam anlamıyla incelene kadar her şeyin durması gerektiği anlamına gelir.
ICJ’de davalar yıllar sürebiliyor.
Bir ihtiyati tedbir kararı ayrıca İsrail ve destekçilerine, eylemlerinin uluslararası incelemeye tabii olduğu mesajını verecektir.
]]>Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin Filistin konulu toplantısında; “İsrail ve destekçilerini, hala başarma imkanımız varken diplomatik çözümü aramaya davet ediyorum. Gazze ve ötesinde devam eden savaş, ne barış ne de teslimiyet getirebilir. Bu savaşı durdurmak için tarihi bir sorumluluğumuz bulunmaktadır” dedi.
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, dün New York’taki BM Güvenlik Konseyi’nin Filistin gündemli toplantısına katıldı. Fidan, burada şöyle konuştu:
“İSRAİL CİDDİ SAVAŞ SUÇLARI İŞLEMEKTEDİR”
“Uluslararası toplumun Gazze ve Batı Şeria’da akan kanı durdurmakta hala aciz kaldığını maalesef görüyoruz. Gazze bir açık hava hapishanesiydi. Şimdi ise İsrail Başbakanı’nın siyasi bekasını uzatmak amacıyla askeri operasyonlar düzenleyerek sivilleri katlettiği bir savaş alanına döndü. Halihazırda yaşanan savaşın İsrail’in güvenliğini sağlamak amacı güttüğüne, İsrail’in meşru müdafaa hakkı olduğuna dair iddialar, inandırıcı olmaktan çok uzaktır. Üstelik, bu iddiaları ortaya atanlar, Filistin’in güvenliğinden ya da meşru müdafaa hakkından ise hiçbir şekilde bahsetmiyorlar.
Gazze ve Batı Şeria’daki tablo, güvenliğe ve meşru müdafaa hakkına en çok kimin ihtiyacı olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. İsrail ciddi savaş suçları işlemektedir. Uluslararası hukuka ve kurallara dayalı düzene olan inancın yeniden tesis edilmesini istiyorsak, sorumlular hesap vermelidir. İsrail’in Gazze’de işlediği savaş suçlarının soykırım seviyesine ulaşmış olabileceği yönündeki haberlerden ciddi endişe duyuyoruz
“DÜN RİSK DEDİĞİMİZ, BUGÜN ARTIK GERÇEK OLDU”
Çatışmanın coğrafi olarak tırmanmasının önlenmesi de üzerinde hassasiyetle durduğumuz bir konuydu. Türkiye, olası bir yayılmanın riskleri konusunda müteaddit defa uyarılarda bulundu. Dün risk dediğimiz, bugün artık gerçek oldu. Kızıldeniz, Yemen, Lübnan, Irak, Suriye, İran ve Pakistan’daki son hadiseler çok endişe vericidir. Bu tırmanışın, kimsenin kolay kolay kaçamayacağı jeostratejik bir girdaba dönüşme potansiyeli bulunmaktadır.
İsrail ve destekçilerini, hala başarma imkanımız varken diplomatik çözümü aramaya davet ediyorum. Gazze ve ötesinde devam eden savaş, ne barış ne de teslimiyet getirebilir. Bu savaşı durdurmak için tarihi bir sorumluluğumuz bulunmaktadır.
BM Güvenlik Konseyi, uluslararası barış ve güvenliği korumakta birçok kere olduğu gibi başarısız olmaktadır. Derhal ve kalıcı ateşkes, iki tarafın da tüm esirleri serbest bırakması ve Gazze’ye sürekli insani yardım akışının sağlanması, barışa giden yolda olmazsa olmazlardır. Bunun için, İsrail’in barış ve güvenliğin tüm gereklerini yerine getirmesi gerekiyor. Bu dirençli ulusun onuru, bağımsızlığı ve egemenliğine yönelik çabamızı gerçekleştirmek için birleşik bir Filistin liderliğine ihtiyacımız bulunmaktadır.
“GARANTÖRLÜK MEKANİZMASININ KURULMASI ÇAĞRIMIZI YİNELEMEK İSTİYORUM”
Gazze’nin geleceği sadece ve sadece Filistinlilerin elindedir. Savaş sonrasına ilişkin yanıt bulmamız gereken tek soru; 1967 sınırları temelinde, iki devletli çözüm üzerinde adil ve kalıcı bir barışı nasıl güvence altına alabileceğimizdir. Bu konudaki çabalarımızın odak noktası, başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız ve egemen bir Filistin Devleti’nin kurulması olmalıdır. Bu amaçla, İsrailliler ile Filistinliler arasında barışı sağlayacak ve denetleyecek bir garantörlük mekanizmasının kurulması yönündeki çağrımızı yinelemek istiyorum.
Uluslararası toplumun çoğu üyesi ateşkesin, insani yardımın ve iki devletli çözümün aciliyeti konusunda hemfikir. Ancak İsrail’in bunu hayata geçirmesini sağlayacak etkili bir mekanizma yok. Gazze’deki mevcut durumun devam etmesi, uluslararası sistemin temel ilkelerini ve ahlaki değerlerini daha da sarsacaktır. Bu nedenle, insanlığın geleceği için elzem olan olan bu değerlerin erozyonunu durdurmak için bir an önce harekete geçmeliyiz.”
DİPLOMASİ TRAFİĞİ
İkili temaslarda bulunan Fidan, ilk olarak salı günü Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ile görüştü. Filistin toplantısı öncesinde Fidan, Cezayirli ve Lübnanlı mevkidaşları ile Norveç Dışişleri Bakanı Espen Barth Eide tarafından verilen çalışma yemeğine katıldı.
Salı günü Türkevi’nde Türk-Amerikan Ulusal Yönlendirme Komitesi üyeleri ile bir araya gelen Fidan, Avusturya Dışişleri Bakanı Alexander Schallenberg, Lübnan Dışişleri Bakanı Abdullah Buhabib ve BM Genel Sekreteri’nin Suriye Özel Temsilcisi Geir Pedersen ile görüştü.
BM Genel Sekreteri Antonio Guterres ve Güvenlik Konseyi’nin ocak ayı dönem başkanı Fransa’nın Dışişleri Bakanı Stephane Sejourne ile görüşen Fidan, BM Genel Merkezi’nden ayrılmadan önce Cezayir Dışişleri Bakanı Ahmed Attaf ile bir araya geldi.
]]>Fajon, New York’taki Birleşmiş Milletler (BM) binasında AA muhabirinin sorularını yanıtladı.
Güney Afrika’nın Uluslararası Adalet Divanında (UAD) İsrail’e karşı açtığı “soykırım” davasını yakından takip ettiklerini söyleyen Fajon, “Mahkeme karar verdiğinde, tüm tarafların karara uyması çağrısında bulunuyoruz.” diye konuştu.
Fajon, Slovenya’nın “hesap verilebilirlik” ilkesine büyük önem atfettiğini ve uluslararası mahkemelerin kararlarını desteklediğini dile getirdi.
“Slovenya, UAD’de yasa dışı yerleşim yerlerinde İsrail’in faaliyetleri konusunda davada uzman görüşü sunma kararı aldı.” değerlendirmesinde bulunan Fajon, Slovenya’nın mahkemenin kararlarına saygı duyacağını ve tüm tarafların da saygı duymasını beklediklerini vurguladı.
“Binlerce kadın ve çocuk öldü”
“Avrupa Birliğinin (AB) bir bütün olarak İsrail’e Gazze’ye yönelik saldırıları karşısında yeterince güçlü bir mesaj verip vermediği” ve “İsrail’e yönelik yaptırım uygulanmalı mı?” sorularına ise Fajon, kendi ülkesinin bu konuda çok güçlü bir sesle konuştuğunu söyledi. Fajon, “Acilen ateşkese ihtiyacımız var.” ifadesini kullandı.
Acilen insani yardım sağlanması ve bunun için de çatışmaların durması gerektiğinin altını çizen Fajon, “Her gün insani durumun kötüleştiğini görüyoruz. İnsani krizle karşı karşıyayız. Binlerce kadın ve çocuk öldü. Bunun artık durması gerekiyor. Yeter artık!” dedi.
Fajon, ateşkesin ardından siyasi çözüme odaklanılması gerektiğine işaret ederek, “İki devletli çözüm konusunda ciddi olmamız gerekiyor.” diye konuştu.
İsrail ve Filistin halkının güvenliğini tek güvence altına alacak çözümün Filistin devletinin kurulması olduğunu belirten Fajon, bölgede barış için de siyasi çözüm müzakerelerinin başlaması gerektiğini dile getirdi.
Fajon, İsrail’e yaptırım konusunun ise AB’li mevkidaşlarıyla gündeme geldiğini ancak üye ülkeler arasında farklı görüşler olduğuna dikkati çekti.
“AB ülkeleri iki devletli çözüm ve Filistin halkının Gazze ve Batı Şeria’dan zorla yerinden edilmesine karşı çıkma konusunda mutabık.” şeklinde konuşan Fajon, çözüm için farklı görüşler bulunduğunu ancak Slovenya’nın tüm taraflara acilen ateşkes çağrısında bulunma konusunda kararlı olduğunu söyledi.
“İnsanlığımız sınanıyor”
Slovenya’nın 1 Ocak’tan itibaren BM Güvenlik Konseyinde (BMGK) geçici üye olarak yerini almasını değerlendiren Fajon, şunları kaydetti:
“Dürüst olmak gerekirse, Orta Doğu’daki kriz ve Gazze’deki insani kriz karşısında BMGK’nin temel görevi olan güvenlik ve barış sağlama misyonunu yerine getirmediğini düşünüyorum. Çok daha fazlasını yapmalıyız.”
Fajon, BMGK’nin kolektif bir sorumluluğu bulunduğunu belirterek, “İnsanlığımız sınanıyor. Zor bir sınamayla karşı karşıyayız.” dedi.
Slovenya’nın Gazze’de ateşkes için bir karar tasarısı hazırlığı olup olmayacağına ilişkin ise Fajon, ülkesinin barış için koşullar oluşturacak her girişimi destekleyeceğini dile getirdi.
Fajon, Slovenya’nın her zaman barış, uluslararası hukuk ve uluslararası insancıl hukuka saygı için çalışmaya devam edeceğini ifade etti.
“Türkiye AB’nin çok önemli bir stratejik ortağıdır”
Türkiye-AB ilişkilerine değinen Fajon, Türkiye’nin AB’nin çok önemli bir stratejik ortağı olduğunun altını çizdi. Fajon, Avrupa’nın genişlemesi ve güçlenmesine ilişkin tartışmalarında Türkiye’nin de daha fazla “masada olmaya” başlamasını memnuniyetle karşıladığını vurguladı.
İkili olarak da Türkiye ve Slovenya’nın çok iyi ilişkileri olduğuna işaret eden Fajon, yakın zamanda iş ortaklarıyla birlikte Türkiye’ye ziyaret düzenleyeceği bilgisini paylaştı.
]]>***
Filistin toprakları kadim yıllardan itibaren bir şiddet ve işgal sarmalının içinde oldu. Bu sürecin modern dünya tarihine karşılık gelen boyutu da 1948’den itibaren bu topraklardaki sistematik İsrail terörü ve işgalidir. Her geçen yıl artan bu işgal süreci, Filistin topraklarının demografik yapısının yanı sıra bölgesel istikrarı da tümüyle yok eden bir duruma doğru evrildi. Bölgede bulunan Filistin halkı topraklarından sürüldü. Topraklarında kalarak direnenler de şiddetin her türlüsüne maruz kalıyor. Filistin halkının işgalci terör devletinin topraklarından çıkartılması için verdikleri mücadele ise tüm insanlığın gözü önünde gerçekleşiyor.
İsrail işgal rejimi, 7 Ekim 2023 itibarıyla Amerika Birleşik Devletleri (ABD), İngiltere, Fransa, Almanya başta olmak üzere bazı ülkelerden aldığı destekle kontrolsüz ve ölçüsüz bir saldırganlık içine girdi. Bugün işgal ve saldırının geldiği nokta korkunç bir haldedir. İnsanlığın modern dönemlerde ürettiği tüm vicdani ve normatif değerlerin ayaklar altına alındığı, savaş hukuku prensiplerinin devre dışı bırakıldığı bu saldırı tüm dünyanın gözleri önünde gerçekleşiyor. Tüm bu saldırılar ve katliamlar arasında en cüretkarı da gazetecilere ve medya mensuplarına yönelik olanlardır.
İsrail neden bu kadar açık bir katliama yöneldi?
İsrail, 7 Ekim sonrasında içine düştüğü travmatik korku halinin etkisiyle saldırı ve vahşetini korkunç düzeylere ulaştırdı. Savaşın başından itibaren Gazze’deki gazeteciler ve bazı uluslararası medya kuruluşları olağanüstü gayretleriyle bu vahşeti dünyaya duyurmak için muazzam bir çaba ortaya koydu. Neredeyse yaşanan her türlü ihlal ve savaş suçu tüm insanlığa gazeteciler eliyle servis edildi.
İsrail’in yalan üzerine kurulan propaganda makinesi de gazetecilerin muazzam gayretiyle püskürtüldüğü için İsrail “savaşı” propaganda boyutunda da kaybetti. Yani İsrail, propaganda gücünü ve dolayısıyla meşruiyetini tamamen kaybetmesinden gazetecileri sorumlu tutuyor. Bu sebeple de kendince gazetecilere bu sürecin diyetini ödetiyor. Tüm dünya Gazze’de yaşanan süreci fedakar gazetecilerin gayretleriyle tüm şeffaflığıyla izliyor. Ancak tüm normatif değerler gibi basın özgürlüğü ve gazetecinin emek ve yaşam hakkı da İsrail eliyle yok ediliyor.
Gazetecilik mesleği ve gazeteci emeği uluslararası teamüller ve yasal uygulamalar temelinde özel bir anlama ve korunmaya sahiptir. Basın özgürlüğü temelinde ele alınabilecek pek çok küresel ilke ve uygulamadan bahsedilirken bugün 121 gazeteci Gazze’de ve civar sınır bölgelerde bizzat İsrail güvenlik birimlerince katledildi. Görevini yaparken katledilen gazeteciler arasında farklı ülke vatandaşları yanında Filistin vatandaşları da bulunuyor.
İnsanlık tarihinin milatlarından biri olarak görülecek İsrail’in Gazze’ye saldırılarında, İsrail tarafından 121 gazeteci öldürülmesine rağmen uluslararası kuruluşlardan hatırı sayılır bir yaklaşım, tutum ve tavır hala çıkmadı. Sadece ülkemizde Ankara Filistin Dayanışma Platformu ve bünyesinde oluşturulan Diplomasi ve Basın Komisyonu, tarihin hiçbir döneminde bu kadar cüretkar bir hal almayan gazeteci katliamına odaklanarak bir yol haritası çıkardı ve bazı çalışmalar ortaya koydu. Ulusal ve uluslararası düzeyde basın ve medya konusunun tüm taraflarına açık çağrı yapan Ankara Filistin Dayanışma Platformu gazeteci katliamlarına karşı etkin mücadeleye odaklı ve 2 temel hedefle çalışıyor.
Platform, ulus ötesi etkileşimi temin edecek tematik eylemlerde bulunmaya odaklanarak İsrail vahşetinin etkisini ortadan kaldırmaya ve İsrail’in hukuk ve diplomasi nezdinde haksızlığının ifşasına ve yargılanmasına yönelik çalışmalar hedefliyor.
Gazze’deki gazeteci katliamıyla mücadele
Bir stratejik yol haritasıyla hareket eden komisyon devlet ve devlet dışı tüm organizasyonları da bu sürece destek vermeye çağırdı ve ulusal kuruluşlar yanında uluslararası kuruluşların da katkı verdiği çalışmalarda şu ana kadar çok etkili eylemler gerçekleştirdi. Bu eylemlerden ilki 24 Aralık’ta Ankara’da gerçekleşen Büyük Gazze Yürüyüşü’ndeki Gazeteci Korteji oldu. Yüzlerce yerli ve yabancı gazetecinin katıldığı bu devasa yürüyüşte on binler İsrail’in gazetecilere yönelik katliamına “hayır” dedi. Pek çok mülakat ve görüşmeyle ülkemizde bulunan küresel ölçekli kuruluşlarla beraber Gazze’de yaşanan süreç ve özellikle gazeteci katliamı değerlendirildi. Görüşmeler sonucunda geniş bir uzlaşma ve ortak hareket zemini sağlandı. 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü kapsamında, çalışırken katledilen gazeteciler güçlü ve uluslararası bir anma programıyla gündemde tutulmaya çalışıldı. Uluslararası gazetecilere verilen röportaj ve mülakatlarla konunun geniş bir evrende algılanmasına yönelik çalışmalar yapıldı.
Vicdan ve ahlakın iki kahramanı: Anadolu Ajansı ve Al Jazeera
Gazze’de yaşanan süreçte iki önemli yayın kuruluşu Anadolu Ajansının (AA) ve Al Jazeera’nın da tarihi bir misyon üstlendiği görülüyor. Bu iki kuruluş sahada oynadığı etkin tarihi rol sebebiyle İsrail’in saldırılarına uğruyor ve şu ana kadar şehit verdikleri gazetecilerle de aslında tarihi bir sürecin tarafı oldular.
İki kuruluşla yapılan görüşmeler neticesinde ortak iki önemli faaliyet gerçekleştirildi. AA muhabirlerinin sahadaki etkin faaliyetleri sebebiyle neredeyse tüm dünya Gazze’yi AA kadrajından görüyor. AA tarafından çekilen fotoğraflar, tüm dünya medyası tarafından kullanılıyor. AA, İsrail’in yalan makinesini çökertti ve işin bu boyutuyla milletimizin yüz akı konumundadır. Bu sebeple, AA tarafından çekilen ve başta Lahey’deki Uluslararası Adalet Divanı’na (UAD) soykırım belgeleri olarak sunulan fotoğraflar olmak üzere “Gazze’de Şahitlik” isimli fotoğraf sergisi düzenleniyor. Bu sergi, gazetecilerin sahada yaşadıkları olağanüstü zorluğun anlatıldığı bir tematik sergi olarak önemli anlamlar taşıyor.
Nasıl katledilen gazetecilerin sesi oluruz?
Açılış programında bizzat fotoğrafların sahiplerinin orada hazır bulunduğu buluşmanın aynı gününde yapılan Uluslararası Gazze’ye Özgürlük Konferansı’nda ise gazeteci katliamı ve İsrail’in basın özgürlüğüne yönelik ihlalleri konuşuldu. Pek çok uluslararası kuruluşun canlı verdiği bu etkinlikler, gazeteci katliamlarını gündemde tutmak açısından çok büyük bir anlam taşıyor.
Fakat bu çalışmalar devam eden gazeteci katliamlarını durdurmaya yetmiyor. Bu sebeple tamamlayıcı diğer çalışmaların da devam etmesi gerekiyor. Bu çerçevede hazırlanan yol haritasında yapılması gereken birçok önemli çalışma bulunuyor. Örneğin, uluslararası katılımlı konferansların “İsrail tarafından katledilen gazeteciler” başlığı ile Avrupa başkentlerine taşınması gerekiyor. Avrupa’da kaybolan ve İsrail’in tekeline giren devlet aklının bizzat Avrupalı gazetecilerle birlikte Avrupa başkentlerinde sorgulanması gerekiyor. Bizzat Avrupalı gazeteci konseylerinin bu sürecin etkin tarafı olarak baskılanması gerekiyor.
Bu konuda artık zaman kaybetmeden İletişim Başkanlığı koordinesinde ve etkin bir biçimde, TRT ve AA marifetiyle nitelikli kamu diplomasisi içerikleri oluşturulmalıdır. Yani belgeseller ve infografiklerle basın şehitlerinin biyografik içerikleri üretilmeli ve bunlar çok dilli bir şekilde uluslararası toplantılara taşınmalıdır. Kısacası güçlü bir kamu diplomasisi hamlesi yapılmalıdır. Ayrıca, “İsrail tarafından katledilen basın mensupları” konusunda davalara mesnet oluşturacak nitelikte, katledilen gazetecilerin biyografileri ve katledilme anlarına yönelik bilgilerin ve görsellerin olduğu raporların ve kitapların kaleme alınması gerekiyor.
Ülkemizin yanı sıra yurt dışında da şehirlerin merkezi noktalarında sivil partnerler eliyle katledilen gazeteciler konusunda anma programları gerçekleştirilmesi ve katledilen gazetecilerin aileleriyle etkileşime geçilerek yaygın etki oluşturulması gerekiyor. Ayrıca, Avrupa ülkelerindeki basın konseyleri ülkemizden ve yurt dışından gazeteciler vasıtasıyla ziyaret edilerek tutumlarına göre birlikte ya da ayrı basın açıklamaları yapılmalıdır. Son olarak, İsrail’in bu açık suç sebebiyle uluslararası mahkemelere şikayet edilmesi ve “Gazeteci Katili ve Basın Özgürlüğü Düşmanı” sıfatının uluslararası mahkemeler yoluyla tescilli hale getirilmesinin sağlanması gibi alanlarda da çalışmalar yapılmalıdır.
İsrail’in gazetecilere yönelik katliamı savaş suçudur
İsyanımızı yükselttiğimiz ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) başvuru adımını atacağımız günlerde Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütünün (RSF) bu konuyu uluslararası gündeme taşımasını olumlu fakat ihtiyatla karşıladık. RSF dahil herhangi bir örgütün bu konuyu uluslararası mahkemelere yüksek bir inanç, iyi delil, nitelikli izleme ve sonuçlandırma ilkeleriyle yapmasını arzu ediyoruz. Bu sürecin takipçisi olacak ve günü kurtarma ya da başkalarını oyunda düşürme adımı olarak kullanılmasına müsaade etmeyeceğiz. Bu konudaki en temel tedirginliğimiz RSF’nin her yıl çıkardığı Basın Özgürlüğü Endeksi’nde İsrail ve ABD’yi kapsam dışı tutmasıdır. Bir Fransız kuruluşu olarak İsrail gibi bir vahşi rejimi bu konuda kapsam dışı bırakması, endeks dışı tutması RSF’ye güven konusunda bizi tedirgin ediyor. Tüm bunlara rağmen iyi niyet perspektifi temelinde RSF’nin İsrail’in gazeteci katliamı hakkında Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne (UCM) yaptığı başvuru talebini değerli buluyoruz.
İsrail Gazze’de insanlık tarihinde şu ana kadar görülmemiş bir kontrolsüzlük içinde soykırım yapıyor. Güney Afrika Cumhuriyeti, bu konuyu Lahey’deki UAD’ye taşıdı. İsrail’in bu sefil saldırganlığına karşı mücadele etmeyi bir insani ödev olarak sayıyoruz.
Ankara Filistin Dayanışma Platformu olarak bileşenlerimizle bu süreci gücümüz yettiğince; çok uluslu, çok dilli bir şekilde devam ettirmeye gayret edeceğiz. Kamuoyu önünde gerçekleştirdiğimiz faaliyetlerimiz ve haykırdığımız isyanımızla bu sürecin arkasındayız. Kim yaparsa yapsın, niyet sorgusu yapmadan destek verecek ve nihayetinde İsrail’in bir gazeteci katili olduğunu tescil ettirmeye ve hüküm giymesine gayret edeceğiz.
[Sosyolog İsmail Mansur Özdemir, Türk dış politikası ve kamu/kültür diplomasisi üzerine yazılar kaleme almaktadır.]
Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editöryal politikasını yansıtmayabilir.
]]>***
Dışişleri Bakanlığının 7 Ekim 2023’te yayımladığı 247 sayılı basın duyurusunda Gazze’de yaşanan gelişmeler öngörülerek “itidal” çağrısı yapılmıştı. Duyuruda, sorunların çözülmesine “katkı sağlama” vurgusuna ve “iki devletli çözüm” vizyonuna dem vurulmuştu. Bu açıklamanın önemini görmek gerekiyor. O dönem Hamas’ın saldırısıyla tüm devletler şaşkınlık ve tereddütle Filistin’i bir kenara iterken Türk Dışişleri meselenin çözüm yoluna yönelik gerçekçi bir tespitte bulunmuştu.
Dışişleri’nin 247 sayılı basın duyurusu sonrasında Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve Avrupa başta olmak üzere birçok devlet veya hükümet nezdinde Filistin’in devlet olarak tanınmasına ve İsrail’in kara saldırısının durdurulmasına yönelik eğilim güçlendi. Diğer bir ifadeyle Batılı devletler nezdinde 247 sayılı basın duyurusundaki temel argümanlara yönelme oldu. İsrail’in kara operasyonu sonrasında sivil zayiatı ve insanlık dramlarını öngören Türk diplomasisi ise müteakip angajmanlarında 247 sayılı basın duyurusunun ruhuna sadık kaldı. Bu minvalde diplomatik gayretler bir yandan Gazze’de yaşanan dramın sonlandırılmasına diğer taraftan meseleye kalıcı bir çözüm bulunmasına yöneltildi. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın 23 Ocak’ta Birleşmiş Milletlerde (BM) yapacağı konuşma öncesinde yoğun Türk diplomasisini kısaca özetlemek barışçıl çabaları ortaya koyabilmek adına önemli.
Türkiye’nin yoğun diplomasi trafiği
Dışişleri Bakanı Fidan’ın Filistin konusunu gündeme taşıdığı muhtelif görüşmelere baktığımızda 13-14 Ekim 2023’te Mısır’a gerçekleştirilen ziyarete dikkat etmek gerekiyor. Mısır ile normalleşmeye yönelik uzun süreci takiben mevcut durumda her iki ülke de Filistin konusunda uzlaşı halinde. Fidan, bu görüşmelerde hem Mısırlı mevkidaşı Samih Şukri hem de Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ile görüştü. Ziyaretin 2 gün sürmesiyse önemli bir ayrıntı.
Fidan’ın 17 Ekim 2023’te Lübnan’a yaptığı ziyaret mekik diplomasisinin ikinci ayağını teşkil etti. İsrail’in kara harekatı sonrasında Orta Doğu’da çatışmaların yayılmasını önleme amacı taşıyan bu ziyaret, Mısır’dan sonra bölge ülkelerinin “itidal” içinde kalmasına yönelikti. “Daha büyük bir barışın sağlanması” istikametinde Gazze’deki krizin yayılmasının engellenmesi ve çatışmaların sonlandırılmasında bölge ülkelerinin fikir birliği içinde bulunması gibi hususlar Lübnan ziyaretinin gündemiydi. Lübnan ziyaretinden bir gün sonra, 18 Ekim’de Cidde’de düzenlenen İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) Açık Katılımlı İcra Komitesi Toplantısı’nda somut konular masaya yatırılırken Türkiye’nin garantörlük teklifi gündeme getirildi. Öte yandan İsrail’in 17 Ekim günü bir hastaneye saldırı düzenlemesi, İİT toplantısına katılanlara Gazze meselesinin vahametini hatırlattı.
Dışişleri Bakanı Fidan’ın bir sonraki durağı, Mısır’ın inisiyatifiyle 21 Ekim 2023’te toplanan Filistin konulu zirve oldu. Toplam 35 ülke devlet veya hükümet başkanı ile dışişleri bakanlarının katıldığı “Barış Zirvesi”nde insani ateşkes çağrısı yapıldı. Fidan, konuşmasında “kutsal mekanlara saygı” ve Filistin’e yönelik uluslararası “sistem hatasına” vurgu yaptı. Tarihi dönemeç olarak nitelenen “an” için kalıcı barış istikametinde, 1967 sınırları çerçevesinde egemen bir Filistin’in kurulması çağrısı tekrarlandı. Bu meyanda adil barış için “garanti” mekanizmasına yönelik somut teklif hatırlatıldı.
Fidan, Mısır ziyareti sonrasında 23 ve 25 Ekim’de sırasıyla Birleşik Arap Emirlikleri’ni (BAE) ve Katar’ı ziyaret ederken 1 Kasım’da İran Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan ile Ankara’da görüştü. Çatışmaların sonlandırılmasında “Arap ve Müslüman dayanışması”nı teşvik eden bu görüşmelere paralel olarak İsrail’in Türkiye karşıtı söylemleri nedeniyle Türkiye’nin Tel Aviv Büyükelçisi Şakir Özkan Torunlar istişarelerde bulunmak üzere Ankara’ya çağrıldı. Aynı gün ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken Gazze’deki çatışmalardan bu yana ilk kez Türkiye’yi ziyaret etti. Ancak ABD’nin İsrail’i destekleyen siyasetinde değişiklik olmazken İsrail’in Türkiye karşıtı söylemlerinde artış yaşandığı görüldü. Nitekim Türk Dışişleri, 15 Kasım 2023’te, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve İsrail Dışişleri Bakanı Eli Cohen’in Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan aleyhinde sarf ettiği sözler nedeniyle İsrail’e sert tepki gösterdi.
İİT ve Arap Ligi Olağanüstü Ortak Zirvesi’nin, 11 Kasım 2023’te Riyad’da Gazze gündemiyle toplanması ise dönüm noktası niteliğinde. Bu zirveyle Türkiye, Filistin, Suudi Arabistan, Endonezya, Mısır, Ürdün, Katar ve Nijerya’nın dışişleri bakanlarına savaşın durdurulmasına ve kalıcı barışın sağlanmasına yönelik girişimlerde bulunması misyonu verildi. Böylece vücut bulan “Temas Grubu” Gazze’deki dramı sonlandırmaya etkisi olabilecek ülkeler nezdinde girişimlere başladı. Bu inisiyatif sonucunda da Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulunda İsrail aleyhinde alınan kararlarda Filistin lehine oy veren veya çekimser kalan ülkelerin sayısında dikkate değer bir artış gözlendi.
Temas Grubu’nun 29 Kasım’da BM Güvenlik Konseyi’ni bilgilendirmesiyle İİT ve Arap Ligi ülkeleri birlik mesajı vermiş oldu. Grubun ABD ziyareti, Amerikan yönetimine yönelik olarak 8 Aralık’ta tekrarlandı. Ayrıca Temas Grubu 15 Aralık’ta Oslo’da Norveç, İsveç, Finlandiya, Danimarka, İzlanda, Belçika, Hollanda ve Lüksemburg Dışişleri Bakanları ile bir araya gelerek Filistin meselesinin çözümünde kalıcı barışın nasıl tesis edilebileceğini gündeme taşıdı.
23 Ocak BM görüşmesi ve pratik sonuçlar
Nihayet Dışişleri Bakanı Fidan 23 Ocak’ta BM’de tekrar bir konuşma yapacak ve sorunun sıcak kalmasına gayret edecek. Görüldüğü üzere uzun ve çetrefilli bir diplomasi süreci yürütülüyor. Türkiye’nin 247 sayılı basın duyurusunda vurguladığı temalar uluslararası alanda giderek daha fazla kabul görmeye başladı. Türkiye’nin diğer ülkelerle işbirliği içinde yürüttüğü diplomasinin pratik sonuçlarını sonrasında yaşanan gelişmelere bakıldığında gözlemlemek mümkün.
Mevcut durumda İsrail, diplomatik faaliyetlerle kalıcı çözüme ulaşmak yerine halen çatışmayı devam ettirmeyi tercih ediyor. Nitekim Netanyahu iki devletli çözümü, hatta Biden’ın “silahlı kuvvetleri olmayan bir Filistin devleti” kurulması önerisini reddetti. Ancak ABD yönetimi İsrail’e koşulsuz desteği sorgulamaya başladı. İsrail’e koşulsuz destek veren diğer devletler de artık İsrail’e iki devletli çözüm konusunda baskı yapmaya başladı. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi insani yardım konusunda sembolik bir karara imza atarken, Genel Kurul net bir tutum sergiledi. Batılı toplumlar, İsrail’e destek veren hükümetleri net bir şekilde protesto ediyor ve kamuoyu baskısı artıyor. Güney Afrika tarafından 25 bini aşan sivil can kaybı sonrasında İsrail aleyhine Uluslararası Adalet Divanı’nda (UAD) “soykırım” suçlamasıyla dava açıldı.
Sonuç olarak; silah kullanmanın “son seçenek” olmadığı, çatışmalarda insani değerlerin görmezden gelindiği ve çıkarların evrensel normlara tercih edildiği bir saldırganlığa “sabırlı” diplomasi ile yanıt verilebileceği görülüyor. Ayrıca krizlerin görünen çehresinden ziyade asli nedenlerine eğilmek ve kalıcı çözümleri gündeme oturtmak gerekiyor. Türk Dışişlerinin, ifade edilen uzun ve meşakkatli diplomasi süreci de böyle bir vizyonu amaçlıyor.
[Doç. Dr. Murat Aslan, Hasan Kalyoncu Üniversitesi Öğretim Üyesi ve SETA Kıdemli Araştırmacısıdır.]
Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editöryal politikasını yansıtmayabilir.
]]>Eyüpsultan Kültür ve Sanat Merkezi’nde Eğitimci- Yazar Merve Gülcemal ve Yazar – Televizyon Programcısı Bekir Develi’nin katılımlarıyla “Kudüs Bizim Neyimiz Olur?” konulu bir seminer programı düzenlendi. Söyleşide bütün Müslümanların gönlünde kanayan bir yara olan Filistin özelinde tarihte ‘Darü’s-selam’, yani barış ve huzurun merkezi olan Kudüs konuşuldu. Bekir Develi ve Merve Gülcemal, Gazze’de yaşanan insanlık dramına değinerek İsrail ürünleri için boykot çağrısında bulundu.
“Kaybolan 8 bin kayıp çocuğun akıbetini merak ediyoruz”
Gazze’de devam eden savaşta binlerce insanın hayatını kaybettiğini ve binlerce de kayıp olduğunu söyleyen Bekir Develi, “Bugün 105 gün oldu, 63 bin yaralımız var. 23 bin insan öldürüldü, bunun 13 bininin kadın ve çocuk olduğunu biliyoruz. Bütün bunların yanı sıra 8 bin de kaybımız var. Kayıp sayısının çok olması bizi endişelendiriyor çünkü biliyorsunuz bu siyonistlerin inancına göre organ bağışı yasak. Fakat ne gariptir organ bağışı yasak olmasına rağmen bunların inançlarına göre dünyanın en büyük üçüncü organ transplantasyon merkezi Tel Aviv’de. Organ topluyorlar. Biz kaybolan 8 bin çocuğun akıbetini çok merak ediyoruz ve o çocuklar için endişeleniyoruz” dedi.
“İsrail’in ekonomik kaynaklarını kesmemiz gerek”
Söyleşide İsrail’in ekonomik kaynaklarının kesilmesi gerektiğini ve boykot işini sokaklara taşıdıklarını vurgulayan Develi, şunları söyledi: “Oradaki sorun yıllardır devam ediyor ve biz yıllardır İsrail’in ürünlerini kullanıyoruz. Siyonistlerin malı mıdır diye düşünmüyorduk. Böyle bir derdimiz yoktu. Demek ki bizim önümüze binlerce ölü çocuğun ölü bedenleri serilmiş olması gerekiyormuş ki biz harekete geçelim. Biz hata etmişiz. Faturanın hepsini İsrail’e kesmek çok konforlu ve güvenli bir limandır ama bizi a noktasından b noktasına götürmez. Eğer bu konuda Allah’ın rızasını celbetmek ve bir yaraya merhem olmak istiyorsak herkes evindeki en büyük boy aynasının karşısına geçip kendi endamına bir bakmalı. Benim varlığım Mescidi Aksa için ne ifade ediyor sorusunu samimi bir şekilde kendisine sormalı. İsrail’in kendi öz kaynağı yok, henüz farkında değiller ama aslında bir devletleri de yok, işgalciler bunlar. Bunların öncelikle ekonomik kaynaklarını kesmemiz lazım çünkü İsrail’de petrol, doğal zenginlik yok, bütün gelirleri ticaretten. Bunların dini imanı para. Eğer bunların parasal kaynaklarına makas atarsanız inanın bunlar geri vites yapacaklar. Biz Filistin inisiyatifi olarak bir boykot kitapçığı hazırladık. Bu kitapçıkta sadece marketlerde satılan İsrail ürünlerinin düzenli bir listesi var. Bu boykot listesini salondaki herkese dağıtacağız.”
“Bu zamanın cihadı da boykot”
İsrail ürünlerini boykot için yerli malların tanıtılması gerektiğini ve bu zamanın cihadının boykot olduğunu ifade eden Merve Gülcemal, sözlerine şöyle devam etti: “Bize diyorlar ki Filistin inisiyatifi buluşmalarında, bir araya geliyorsunuz da ne oluyor? Çocukları davet ediyorsunuz bayrak sallatıyorsunuz ne oluyor diyorlar. Belki şu anda Gazze’deki bombaları durduramıyoruz, belki oradaki durumu düzeltemiyoruz ama kendimizi düzeltiyoruz. Ben kendim için yapıyorum bunları, izzetli yaşayabilmek, Allahu Tealaya verebilecek bir cevabım olması için yapıyorum; çünkü bana soracak. Küçükler büyüyecek beş yıl on yıl sonra bizim bu konuda ne yaptığımızla ilgili çocuklarımıza verebileceğimiz bir cevabımız olmalı. İnanın çocuklar biz yetişkinlerden daha temiz kaldıkları için çok daha samimi bir şekilde bu davaya asılıyorlar. Boykot için ne yapabiliriz? Bizim yapmamız gereken şey sosyal medyada ve mahallelerimizde yerli ürün tanıtımı yapın, çok samimi söylüyorum bunu yapmak zorundayız. Bu zamanın cihadı da bu. Evet bu deterjan çay lekesini çıkarmıyor ama kan lekesi de bırakmıyor. Günü Gazze’yi anmadan bitiremeyiz.”
“İsrail’in dini imanı para”
Programın sonunda Bekir Develi ve Merve Gülcemal’e katılımlarından dolayı teşekkür ederek çiçek takdiminde bulunan Eyüpsultan Belediye Başkanı Deniz Köken, ” Aliya İzzetbegoviç’in bir sözü var zulmü unutursanız zulüm tekrarlanır diyor. Biraz önce hocamın da dediği gibi bunların dini imanı para. Biz Elhamdülillah dediğimizde nefes aldığımızı hissediyoruz ama onlar para aldıklarında nefes aldıklarını hissediyorlar. İnşallah hep birlikte elimizden geleni yapacağız, cihadın küçüğü büyüğü olmaz herkes kendi gücü ölçüsünde yapar” diye konuştu. – İSTANBUL
]]>***
İmparatorluk döneminde sömürgesi olan Namibya’da Herero ve Nama soykırımını ve Hitler döneminde Yahudi soykırımını yapan Almanya, on yıllardır her fırsatta dile getirdiği “bir daha asla” (nie wieder) sloganlarına rağmen Gazze soykırımı konusunda da mağdurun karşısında ve failden yana tavır almayı tercih etti. Doğrusu bu şaşırtıcı bir tavır değil zira Alman hükümet yetkililerinin İsrail katliamlarının başladığı günden beri yaptıkları açıklamalar Berlin’in İsrail tarafından gerçekleştirilen soykırıma destek verdiğini zaten gösteriyordu. Almanya’nın bu desteğinin sadece sözlü açıklamalardan ibaret olmadığı, İsrail’in ihtiyaç duyduğu ekonomik ve askeri desteğin de esirgenmediği Alman Federal Hükümeti resmi internet sayfalarında yapılan açıklamalardan biliniyor.[1]
Yani mevcut Alman hükümeti İsrail’in soykırım suçuna ortak olmak için elinden gelen her şeyi büyük bir gayretle yapmaya çalışıyor. Bunu yaparken tam olarak neyi amaçladığı sorusunun cevabı da merak ediliyor. Bu şekilde kendi soykırım suçlarının hafifleyeceğini düşünmeleri ihtimali çok gerçekçi olmasa gerek. Berlin’in tavrını, İsrail ve Amerika Birleşik Devletleri (ABD) merkezli siyonist imparatorluğunun Almanya üzerindeki etkisinin gücüyle açıklamak daha gerçekçi olacaktır.
Almanya UAD’de açılan davada neden müdahil oldu?
Uluslararası Adalet Divanı’nda (UAD) 1948 tarihli Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesinin 9’uncu maddesine dayanarak Güney Afrika Cumhuriyeti’nin İsrail’in Gazze’de işlediği suçların soykırım suçu olduğu gerekçesiyle açtığı davaya, Almanya’nın İsrail lehine müdahil olma kararını da bu çerçevede değerlendirmek gerekir. Uluslararası Adalet Divanı Statüsünün 63/2’nci maddesine dayanarak İsrail lehine davaya müdahil olmak isteyen Almanya’nın Hükümet Sözcüsü Steffen Hebestreit, Güney Afrika Cumhuriyeti tarafından yapılan başvuruyu ve ileri sürülen iddiaları “her türlü dayanaktan yoksun” olarak nitelendirerek Berlin’in İsrail’in yanında tavır takınmasını “Alman tarihi ve İsrail’e karşı özel sorumluluğu” ile gerekçelendirdi.[2] Alman hükümet sözcüsü ülkesinin soykırım yanlısı bu tutumunu İsrail’e karşı sorumlulukla açıklamaya çalışsa da uluslararası ilişkiler bilimi bize, dış politikanın tarihsel sorumluluklar üzerinden değil de mevcut güç mücadelesine dair çıkar hesapları üzerinden yürüdüğünü söylüyor. Yani, Almanya tarihte Yahudilere karşı işlediği soykırım suçunu affettirmek için İsrail’in Gazze halkına karşı yürüttüğü soykırımı desteklemiyor. Bilakis Berlin, mevcut küresel güç mücadelesinde kendisini İsrail ve ABD merkezli siyonist imparatorluğun yanında konumlandırmak zorunda hissettiği için bu soykırıma destek veriyor. Bu desteği verirken Alman siyasetçilerin vicdanen rahatsızlık duyup duymadıklarının ise reel politik açısından pek bir önemi yok. Ancak Alman dış politikasının şekillenmesinde etkili olan siyasetçilerin ne kadarının bu ülkedeki siyonist lobiye mensup olduklarının ya da ne düzeyde bu lobinin güçlü etkisine maruz kaldıklarının araştırılması, soykırım geçmişi oldukça sorunlu Berlin’in Gazze soykırımına neden destek verdiğinin anlaşılması açısından anlamlı bir çaba olacaktır.
Almanya geçmişte benzer davalarda nasıl bir tutum sergilemişti?
Almanya’nın İsrail’in Gazze soykırımına destek veren politikasının açıklanmasında, insani ya da hukuksal normların değil de uluslararası güç mücadelesinin belirleyici olduğunu bu ülkenin Uluslararası Adalet Divanı’ndaki benzer başka iki davada gösterdiği tavır üzerinden örneklendirebiliriz. 5 Eylül 2022’de Almanya Ukrayna’nın Rusya’ya karşı Uluslararası Adalet Divanı’na yaptığı soykırım suçu ile ilgili başvuruya Ukrayna lehine müdahil olmak için başvuruda bulunmuştu. Ukrayna, Moskova’nın Ukrayna tarafından Rus azınlığa karşı soykırım suçu işlendiğine dair iddialarının araştırılmasını istemişti zira Rusya bu iddialara dayanarak Ukrayna’ya saldırmıştı. Almanya da Ukrayna’nın söz konusu suçu işlemediğine dair tezlerini desteklemek üzere davaya müdahil olma başvurusunda bulunmuştu. Berlin’in bu girişimini Rusya’ya karşı ekonomik, askeri, diplomatik ve hukuksal alanda ABD önderliğinde yürütülen güç mücadelesinin bir parçası olarak değerlendirmek gerekir. İnsan haklarının korunması ya da soykırım suçunun önlenmesi bu meselede Berlin’in öncelikleri arasında değildi.
Almanya, Gambiya tarafından 2019 yılında Myanmar hükümetine karşı Rohingya Müslümanlarına yönelik soykırım gerçekleştirildiğine dair açılan davada da UAD’e müdahil olma başvurusunda bulunmuştu. 15 Kasım 2023 tarihinde Almanya hükümeti, Kanada, Fransa, İngiltere, Danimarka ve Hollanda ile birlikte bir ortak bildiri yayınlayarak UAD Statüsünün 63/2’nci maddesine dayanarak Gambiya lehine bu davaya dahil olduklarını açıkladı. Alman Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, davaya müdahil olma gerekçesi; “Almanya, olası soykırımın önlenmesini, soruşturulmasını, soykırımla mücadeleye katkıda bulunmayı ve devletlerin soykırım eylemlerinden dolayı hesaba çekildiklerine dair örnek oluşturmayı özel bir yükümlülük olarak görüyor. Soykırım dünyanın neresinde olursa olsun hepimizi etkiliyor.” şeklinde ifade edildi.[3]
Almanya’nın bu müdahil olma talebi, Berlin’in soykırım meselesi söz konusu olduğunda izlediği dış politika çizgisinin ne olduğuna dair soru işaretlerini artırıyor. Eğer UAD’deki Rohingya Davasında Almanya’nın öncelikli amacı gerçekten insan haklarının korunması ve soykırım suçunu işleyenlerin cezalandırılması ise Güney Afrika Cumhuriyeti’nin açtığı Gazze soykırımı davasında neden İsrail’in yanında yer alındığı merak konusu.
Almanya’dan mağduriyete çifte standart
Bu soruya cevap vermeyi kolaylaştıracağı düşüncesiyle yine Almanya’nın soykırım söz konusu olduğunda izlediği politikanın çelişkisine işaret eden bir başka örnek verelim: 20. yüzyılda işlediği soykırımın kurbanı Yahudilere ve İsrail’e milyarlarca dolar tazminat ödeyen Almanya, aynı yüzyılda işlediği bir başka soykırım karşılığında Herero ve Nama halklarına tazminat ödemeye neden yanaşmıyor? Alman Adalet Bakanı Heiko Maas Mayıs 2021’de sömürge döneminde Namibya’da Herero ve Nama halklarına karşı Alman İmparatorluğu tarafından gerçekleştirilen katliamların soykırım olduğunu kabul etti. Ancak Namibya’dan gelen ısrarlı taleplere rağmen Berlin bugüne kadar tazminat ödemeyi reddetti.
Bu durumda Almanya’nın soykırım konusundaki ikiyüzlü politikasını şu şekilde özetleyebiliriz: Eğer söz konusu olan İsrail ise Almanya hem İsrail’e soykırım tazminatı öder hem de bu ülkenin yaptığı soykırımı sürdürebilmesi ve sonunda cezasız kalması için her türlü desteği verir. Fakat soykırıma uğrayan Namibya halkı ise onların tazminat almaya hakları yoktur. Filistin halkına gelecek olursak, Almanya bu soykırımın devam etmesi için elinden geleni yapar.
Berlin’in bu tavrı Almanya’nın İsrail ve ABD merkezli siyonist imparatorluğun ne derece etkisi altında olduğunu açıkça gösteriyor. Geriye cevabı tam olarak verilmemiş bir soru kalıyor: Aslında şimdiye kadar incelediğimiz bütün örneklerde soykırım meselesi söz konusu olduğunda insan haklarının korunmasına dair norm ve ilkeleri önemsemeyen bir politika izleyen, kendi çıkarlarını ve etkisi altında olduğu İsrail ve ABD’nin çıkarlarını önceleyen Almanya, Rohingya Davası’nda nasıl oldu da doğru tarafta yer aldı? Bu sorunun cevabı için yeni sorular sorulması gerekir. Soykırım meselesinde ya fail olarak ya failin işbirlikçisi rolüne soyunarak ya da tazminat ödeme konusunda ilkesiz bir tavır takınarak hep yanlış yerde duran Almanya bir sefer de olsa doğru yerde durarak vicdanını temizlemeye çalışmış olabilir mi? ya da devletlerin dış politikalarında vicdani tavır aramak beyhude bir beklentidir deyip Almanya’nın bazen insan haklarından yanaymış gibi tavırlarını da yine bir çıkar gösterisi olarak mı yorumlamak gerekir?
Bu sorulara nasıl cevap verilirse verilsin, Almanya’nın İsrail tarafından Gazze halkına karşı gerçekleştiren soykırıma destek vererek ve bu soykırımın önlenmesi için UAD’de görülen davaya karşı çıkarak kendi “soykırım karnesine” kara bir leke daha sürdüğüne şüphe yoktur.
[1] https://www.bundesregierung.de/breg-de/aktuelles/unterstuetzung-israel-2228198
[2] “Bundesregierung stellt sich in Völkermord-Verfahren an Seite Israels”, Stuttgarter Zeitung, 12 Ocak 2024.
[3] “Erklärung anlässlich des Beitritts Deutschlands zum Völkermord-Verfahren vor dem IGH gegen Myanmar”, Auswärtiges Amt, 17 Kasım 2023
[Prof. Dr. Kemal İnat, Sakarya Üniversitesi Öğretim Üyesi]
*Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editöryal politikasını yansıtmayabilir.
]]>Netanyahu, ABD’nin gelecekteki bir Filistin devleti konusundaki baskısını açıktan reddetti ve saldırının “tam zafere kadar” devam edeceğinde ısrar etti.
Ancak savaş kabinesi üyesi Gadi Eisenkot, Hamas’ın “mutlak yenilgisini” savunanların “doğruyu söylemediğini” belirtti.
Emekli general Eisenkot’un oğlu Gazze’de savaşırken öldürülmüştü.
Ayrıca Netanyahu’nun 7 Ekim’de ülkesini koruyamadığı için “kesin ve açık bir sorumluluğu” paylaştığını söyledi ve İsrail’in mevcut liderliğine “güven olmadığını” belirterek yeni seçimler yapılması çağrısında bulundu.
Hamas, İsrail’in güneyine düzenlediği saldırıda yaklaşık 1300 kişiyi öldürmüş ve 240 kişiyi rehin almıştı.
Başbakan Netanyahu ile Savunma Bakanı Yoav Gallant’ın neredeyse hiç konuşmadıklarına dair haberlerle birlikte kabine içindeki gerilim, İsrail ve Batılı müttefikleri arasındaki uçurumun genişlediği bir döneme denk geldi.
Netanyahu’nun Filistin devletine ilişkin yorumlarının ardından Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Danışmanı John Kirby, ABD ve İsrail’in “olayları açıkça farklı gördüğünü” söyledi.
Bir Dışişleri Bakanlığı sözcüsü de İsrail’in güvenlik sorunlarının bir Filistin devleti olmadan çözülemeyeceğini söyledi.
Beyaz Saray, Başkan Joe Biden’ın Cuma günü yaptığı telefon görüşmesinde Netanyahu ile iki devletli çözüm konusunu ele aldığını açıkladı.
Daha sonra Washington’da gazetecilere konuşan Biden, bir gazetecinin Netanyahu’nun görevde olduğu bir dönemde iki devletli bir çözümün imkansız olup olmadığı sorusuna “Hayır, öyle değil” diye yanıt verdi.
Biden “İki devletli çözümün çeşitli türleri var. BM üyesi olup da… kendi orduları olmayan bir dizi ülke var” dedi.
Ancak Netanyahu kariyeri boyunca Filistin devletine karşı çıktı ve daha geçen ay bunu engellemiş olmaktan gurur duyduğunu söyleyerek övündü.
Hamas yönetimindeki sağlık bakanlığına göre Gazze’de ölenlerin sayısı 25.000’e yaklaştı.
Biden yönetiminin Netanyahu’nun iki devletli çözüme yaklaşımına dair yeni yalanlamasının zamanlaması, artan uluslararası izolasyon hissini artırabilir.
ABD bu çatışma sırasında İsrail’in askeri stratejisini etkilemeye çalıştı: Gazze’de kapsamlı hava saldırıları yerine daha hassas güdümlü saldırılar düzenlenmesi; kara harekatının ertelenmesi ya da sona erdirlmesi; ve İsrail’in gelecekteki bir Filistin devletine komşu olacağı ve Filistin Yönetimi’nin de bir rol üstleneceği iki devletli bir çözüm için görüşmeler yapılması çağrısında bulundu.
Ancak bu çağrılar ABD’li yetkililerle yapılan gergin toplantılarda Netanyahu tarafından sık sık reddedildi ve bazı Amerikan çevrelerinde Başkan Biden’ın İsrail’e verdiği koşulsuz destekten duyulan hayal kırıklığını derinleştirdi.
Savaşta ölümlerin arttığı bir ortamda İsrail’in müttefikleri, kalıcı barışı sağlamanın tek yolu olarak iki devletli plana yeniden hayat verilebileceğini umuyor.
Ancak Netanyahu’nun yorumları bunun tam tersini istediğini gösteriyor. Bu pozisyonun ABD’de bu yıl yapılacak başkanlık seçimlerinde Cumhuriyetçilerin adayı olması beklenen Donald Trump’ın seçilmesi halinde gelecekteki yönetimiyle daha uyumlu olacağını umuyor ve ona İsrail yanlısı destekçilerini toparlamak için malzeme sağlıyor.
İsrail’de giderek daha az sevilen bir başbakan, hükümetini destekleyen aşırı sağa geri dönüyor.
Yakın zamanda yapılan bir ankete göre İsraillilerin sadece yüzde 15’i savaştan sonra da onun görevde kalmasını istiyor.
İsraillilerin çoğu Hamas’a karşı askeri harekâtı desteklemeye devam ederken, çoğunluk artık Hamas’ı yok etmek gibi imkânsız bir hedef yerine kalan 130 kadar rehineyi geri getirmeye öncelik verilmesini istediklerini söylüyor.
Netanyahu’nun gelecekte kurulacak bir Filistin devletine ilişkin son yorumları da Arapların çatışmada arabuluculuk yapma girişimlerinin reddedilmesi anlamına geliyor.
Suudi Arabistan, iki devletli bir çözümü içeren bir ateşkes anlaşmasının parçası olarak İsrail ile ilişkileri normalleştirme ödülünü önüne koydu.
Ancak İsrail başbakanı siyasi geleceğini sert bir Filistin karşıtlığına bağlamış görünüyor.
İsrail tarihinin en kötü saldırıları onun döneminde gerçekleştikten sonra “güvenlik” söylemiyle öne çıkamaz.
Artık ” Bağımsız Filistin Yok” söylemine sarılacak. Bu pozisyonun, başbakanını giderek daha fazla sevmese de yanı başında bir Filistin devletini düşünemeyecek kadar travma geçiren halkın ruh haliyle uyuşacağına inanıyor.
]]>Yıllardır, zorunlu askerlik yapan genç kadınların burada tek bir işi vardı. Gözetleme üssünde saatlerce oturmak ve herhangi bir şüpheli duruma dair işaretleri gözlemlemek.
Hamas’ın 7 Ekim’deki saldırısından önceki aylarda bir şeyler görmeye başladılar: Saldırı talimleri, rehin alma provaları ve sınır telinin diğer yanındaki çiftçilerin garip davranışlar sergilemeleri.
Noa (gerçek adı değil) gördüklerini istihbarata ve üst rütbeli subaylara aktardıklarını ancak daha fazlasını yapacak güçleri olmadığını söylüyor.
“Biz sadece gözlerdik” diyor.
Bu kadınların bazıları için, Hamas’ın büyük bir şeyler planladığı açıktı. Noa bu durumu “patlamak üzere olan bir balon gibiydi” sözleriyle tarif ediyor.
BBC bu kadınlarla, gözlemledikleri artan şüpheli faaliyetleri, yaptıkları bildirimleri ve üst düzey İsrail Ordusu subaylarının “tepkisizliği” diye tanımladıkları durumu konuştu.
Kadınların, 7 Ekim’den önceki aylarda sınırdaki olaylarla ilgili yolladıkları WhatsApp mesajlarını da gördük.
Bazıları için durum kötü bir şaka gibiydi: Kaçınılmaz saldırı yaşandığında kim görevde olacaktı?
Saldırı uyarısı yapanlar sadece bu kadınlar değildi. Daha çok şey gün ışığına çıkarken, İsrail devletine yönelik öfke ve verilen tepkiyle ilgili soru işaretleri artıyor.
BBC, kızlarını kaybetmiş, yas tutan aileler ve İsrail ordusunun kadın askerlerin yaptığı uyarılara karşı tavrını daha geniş anlamda bir istihbarat zafiyeti olarak gören uzmanlarla konuştu.
İsrail ordusu “şu anda terör örgütü Hamas’ın oluşturduğu tehdidi etkisiz hale getirmeye odaklandıklarını” söyledi ve BBC’nin sorularını yanıtlamayı reddetti.
Sınır birliklerinin birinin eski bir komutanı BBC’e yaptığı açıklamada “Sorun ordunun noktaları birleştirememiş olması” diyor.
Eski komutan, bunu yapmış olsalardı Hamas’ın daha önce görülmemiş bir şeylere hazırlandığını fark edeceklerini vurguluyor.
7 Ekim’deki saldırı sırasında görev yapan kadın askerlerden biri Şay Aşram’dı.
Ailesiyle yaptığı telefon görüşmesinde arka planda silah sesleri duyuluyordu ve “teröristlerin üste olduğunu ve gerçekten büyük bir olay yaşanacağını” söylüyordu.
Aşram, öldürülen 10’dan fazla gözetleme askerinden biriydi. Bazıları da rehin alındı.
Hamas saldırısı sürerken, Gazze sınırına yaklaşık bir kilometre mesafedeki Nahal Oz üssündeki kadın askerler WhatsApp gruplarında birbirleriyle vedalaşmaya başlamıştı.
O gün görevde olmayan Noa, mesajları evden okuduğunda “işte bu!” diye düşündüğünü hatırlıyor. Uzun süredir korktukları saldırı, şimdi gerçekten yaşanıyordu.
Üslerinin konumu nedeniyle, İbranice “tatzpitaniyot” diye bilinen bu askeri birlikteki kadınlar, Gazze’den gelen Hamas militanlarının ulaştığı ilk İsrailliler arasındaydı.
‘İşimiz tüm İsraillileri korumak’
Kadınlar, sınır yakınlarındaki odaların içinde oturuyor ve saatlerce sınır teli boyunca uzanan kameralardan ve Gazze üzerinde uçurulan balonlardan gelen görüntüleri izliyordu.
Gazze sınır hattı boyunca bu birliklerden birkaç tane var. Diğer birlikler, İsrail sınırlarındaki diğer noktaları gözetliyor. Hepsi 19 ile 20’li yaşlarının başlarındaki genç kadınlardan oluşuyor. Silah taşımıyorlar.
Genç kadınlar boş zamanlarında birlikte dans dersleri alıyor, yemek yiyorlar ve televizyon programları izliyorlar. Askerdeki günleri, birçoğunun ailelerinden uzakta geçirdikleri ilk dönemler ve kız kardeşler gibi olduklarını anlatıyorlar.
Ancak sorumluluklarını da ciddiye aldıklarını söylüyorlar.
Noa “İşimiz tüm İsraillileri korumak. Çok zor bir işimiz var. Mesainizde oturuyorsunuz ve gözünüzü bir an için olsun bile kırpmanız ya da uzaklaştırmanız yasak. Daima odaklanmış halde olmalısınız” diyor.
İsrail ordusunun geçen Eylül ayında yayımladığı bir makalede takzpitaniyotun adı, “düşman hakkında her şeyi bilen” seçkin istihbarat birimleriyle birlikte anılmıştı.
Kadınlar şüpheli bir durum gördüklerinde komutanlarına bildiriyorlar ve daha üst rütbeli subayların da değerlendirmesi için bir bilgisayar sistemine giriyorlar.
İsrail ordusundan emekli Tümgeneral Eitan Dangot, tatzpitaniyotun “bir şeylerin ters gittiğini söyleyen düğmeye basılmasında” büyük bir rol oynadığını anlatıyor.
Bir komutana ilettikleri kaygıların da “bir istihbarat resmi oluşturulması” için emir-komuta zincirinde yukarı doğru iletilmesi gerektiğini söylüyor.
Dangot, bu gözetlemecilerin herhangi bir tehdidin anlaşılmasında “yapbozun önemli parçalarını” sağladıklarını belirtiyor.
Hamas saldırısından önceki aylarda, üst düzey İsrailli yetkililer Hamas’ın oluşturduğu tehdidin kontrol altına alındığına işaret eden açıklamalar yapmıştı.
Ancak sınır hattı boyunca bir şeylerin çok yanlış gittiğini gösteren işaretler vardı.
Nahal Oz üssündeki bir gözetlemeci birlikteki arkadaşlarıyla kurdukları WhatsApp grubunda “Ne, bir başka olay mı var?” diyor.
Sesli mesajla hızla verilen yanıtta “Kızım, sen nerelerdeydin? Son iki haftadır neredeyse her gün bir şeyler oluyor” deniyor.
Konuştuğumuz gözetleme yapan askerler, 7 Ekim’den önceki aylarda gerçek zamanlı izledikleri ve bir saldırı geleceği kaygısı uyandıran bir dizi olayı anlattı.
Hala orduda görev yapan Noa “Her gün saldırıyı andıran talimler yaptıklarını görüyorduk. Hatta ele geçirme talimi yaptıkları bir maket tankları bile vardı.” diyor.
“Ayrıca sınır telindeki silahların maketleri de vardı ve bu silahları nasıl havaya uçuracaklarını, koordine olacaklarını, İsrail askerlerini ele geçireceklerini, öldürüp, kaçıracaklarını talim ediyorlardı.”
Üsteki bir başka gözetlemeci Eden Hadar, askerlik görevine başladığı ilk günlerde gözetlediği kesimdeki Hamas militanlarının asıl olarak beden egzersizleri yaptığını söylüyor. Ancak Ağustos’ta askerliğini tamamlamasının önceki aylarda, “askeri talimlere” doğru bir geçiş fark ettiğini anlatıyor.
Sınır hattındaki bir başka üste görev yapan Gal (gerçek adı değil) de askeri talimlerde artış gözlemlediğini anlatıyor.
Gazze üzerinde uçan bir gözetleme balonunun aktardığı görüntülerde, otomatik bir İsrail silahının maketinin “Gazze’nin tam ortasında yapıldığını” gördüğünü anlatıyor.
Diğer bazı kadınlara, İsrail’in Demir Duvarı diye bilinen sınır hattında, gücünü test edebilmek amacıyla bombaların yerleştirilip, patlatıldığını gördüklerini anlatıyor.
7 Ekim’deki Hamas saldırısından gelen görüntülerde sınır telindeki büyük patlamaların ardından, Hamas’ militanlarının açılan gediklerden motosikletleriyle geçtikleri görülmüştü.
Hamas saldırısı sırasında hala askerlik yapan, ancak o gün görevde olmayan eski gözetleme askeri Roni Lifshitz, saldırıdan önceki haftalarda kendisini en çok kaygılandıran şeyin, Hamas militanlarıyla dolu kamyonetler olduğunu anlatıyor.
Hamas üyelerinin “konuştuklarını ve sınır telinin fotoğraflarını çektiklerini” hatırlıyor.
Giysileri sayesinde, Hamas militanlarının örgütün seçkin üyelerinden oluşan Nukhba Gücüne üye olduklarını tespit edebildiğini söylüyor. İsrail bu gücün 7 Ekim saldırılarındaki başlıca unsurlardan biri olduğunu açıklamıştı.
Roni’nin anlattıkları, BBC’nin konuştuğu diğer kadınların anlattıklarıyla da örtüşüyor.
Kalp emojileri ve GIF’ler
Bazı gözetlemeci kadın askerler de sınırı geçme girişimlerindeki artışlardan bahsediyor.
Bir kadın askerin bizimle paylaştığı mesajlarda, sınır hattındaki kamyonetler ve İsrail ordusunun İsrail’e geçmeye çalışırken durdurduğu kişilere şifreli atıflar yapılıyor.
Kadın asker, bu tür olayların giderek daha sık yaşandığını söylüyor. Birliğin üyeleri sızma girişimleri engellendiğinde birbirlerini kalp emojileri ve GIF’lerle kutluyorlar.
Gözetleme askeri Şahaf Nissani’nin Temmuz’da annesine yolladığı mesajda “Günaydın anneciğim. Mesaimi şimdi bitirdim ve bir sızma girişimi yaşadık Ama bu olay gerçekten sinir bozucuydu. Daha önce hiç kimsenin karşılaşmadığı türden bir olaydı” diyor.
Kadınlar aynı zamanda, sınır hattının diğer yanındaki davranış kalıplarında da garip değişiklikler görmeye başlıyor.
Gazzeli çiftçiler, kuş yakalayıcıları ve koyun çobanlarının sınır teline daha çok yaklaşmaya başladıklarını anlatıyorlar. Askerler şimdi bu kişilerin, saldırıdan önce istihbarat topladıklarına inanıyor.
Gördüklerini anlatabilmek için adının açıklanmamasını isteyen Avigail (gerçek adı değil) “Her birinin yüzlerini, rutinlerini ve saatlerini bilirdik. Yeni alanlara girmeye başladıklarını gördük. Rutinleri değişmişti” diyor.
Noa da sınır hattına “giderek daha çok yaklaştıklarını” hatırlıyor.
“Kuş yakalayıcıları kafeslerini tam sınır hattına koymaya başladılar. Bu garipti, çünkü kafesleri başka herhangi bir yere de koyabilirlerdi. Çiftçiler de, bir şey yetişmediği halde tam sınır hattının yanına gelmeye başladılar. Sistemle ilgili bilgi toplayıp, aktarmaktan başka amaçları olamaz. O zaman bize şüpheli görünmüştü. Hep bundan bahsediyorduk.”
Konuştuğumuz bütün askerler, gördüklerinin öneminin farkında değildi.
Kadınların bazıları, Hamas’ın sürekli bir saldırı talimi yaptığını ancak bunun 7 Ekim’deki kadar büyük bir saldırı olacağını öngöremediklerini söylediler
Büyük bir saldırının geldiğinden korkan bazı gözetleme görevlisi kadın askerler de kaygılarının dikkate alınmadığını anlattı.
Roni, sınırdaki kamyonetleri fark ettiğinde, protokolün komutanını uyarmak ve daha sonra kendi izlediği bölümü terk edene dek takip etmek olduğunu belirtti. Daha sonra bütün bunların emir komuta zinciriyle “iletileceği” bir bilgisayar sistemine giriyordu.
Ancak Roni, bu bildirimlerin gerçekten nereye gittiği konusunda “hiçbir fikri olmadığını” söylüyor.
“Muhtemelen istihbarata gidiyordu ama bu konuda bir şeyler yapıp yapmadıklarını gerçekten bilmiyorum. Bize bildirimlerimizle ilgili olarak yanıt verilmedi.”
Noa da sayısız bildirimde bulunduğunu belirtiyor. Birliğinde “herkesin durumu ciddiye alıp, bildirimde bulunduğunu, ancak sonuçta birlik dışındakilerin bu konuda hiçbir şey yapmadığını” vurguluyor.
Avigail de, üst rütbeli subaylar üsse geldiğinde bile “kimsenin kendileriyle konuşmadığını, fikirlerini sormadığını ya da ne olup bittiği konusunda biraz da olsa bir şeyler söylemediğini” anlatıyor.
“Sadece gelirlerdi, bir görev verirlerdi ve giderlerdi” diyor.
‘Kimse dinlemeyecekse, biz niye buradayız?’
Gal, birliğinin komutanı olarak gözlemcilerin bilgileri kendisine verdiğini, kendisinin de bir üst komutanına ilettiğini söylüyor.
Ancak üsteki rütbelilerin gözetlemecilerin verdiği bilgileri ele aldığı “durum değerlendirmelerinde” ele alındığını, ancak bunun ötesinde bir şey yapılmamış gibi göründüğünü belirtiyor.
Kadın askerlerden bazıları, hayal kırıklıklarını ve kaygılarını ailelerine anlattıklarını vurguluyor.
Şahaf’ın annesi İlana, kızının “Kimse dinlemeyecekse, biz niye buradayız?” dediğini söylüyor.
“Bana kızların bir sorun gördüklerini anlattı. Ben de ‘Şikayet mi ediyorsun’ dedim.”
“Orduyu anlayamıyorum ama benim anladığım, harekete geçmesi gerekenler üstekiler değildi, üst rütbelilerdi.”
Fakat, Şahaf’ın kaygılarına karşın, ailesi diğerleri gibi İsrail ordusuna ve İsrail devletine tam anlamıyla güveniyordu. Bir şeyler planlanıyorsa bile, bunu hızla halledeceklerine inanıyorlardı.
İlana, “Son aylarda tekrar tekrar, ‘Bir savaş olacak, göreceksiniz’ diyordu. Biz de abartıyor diye ona gülüyorduk” diyor.
Hamas, 7 Ekim’de Nahal Oz üssünü ele geçirdiğinde, Şahaf ilk öldürülenlerden biriydi.
O zamanlar bilmeseler de, tatzpitaniyot üyeleri, bir şeylerin geleceğine dair kaygılarını tek dile getirenler değildi. Gözlemleri de alınan tek istihbarat değildi.
New York Times’ın haberine göre, Hamas’ın planları 7 Ekim’den bir yıldan uzun süre önce İsrailli yetkililerin eline geçmişti. Ancak “Fazla hırslı” bulduklarından dikkate almadılar.
Habere göre, İsrail’in istihbarat kuruluşu Birim 8200’den tecrübeli bir istihbarat uzmanı, saldırıdan üç ay önce Hamas’ın planlarda görülenlerle uyumlu yoğun bir talim programı yürüttüğü uyarısı yaptı, ancak kaygıları dikkate alınmadı.
Hamas ve diğer silahlı örgütlerin yaptığı talimler, sosyal medya hesaplarında da paylaşıldı.
Kadınlara ‘hak ettikleri dikkat gösterilmedi’
Emekli Tümgeneral Eitan Dangot “İşaretler ortadaydı.” diyor.
“Tüm bu işaretleri topladığınızda, daha önceden bir karar verip, durdurmak için bir şeyler yaparsınız. Maalesef bu yapılmadı.”
Dangot, henüz kapsamlı soruşturma yapılmasa da, kadınların bildirimlerine “hak ettikleri dikkatin gösterilmediği net” diye konuşuyor.
“Bazen bu, üst düzey subayların kendine güvenleriyle ilgilidir. ‘Tamam sizi dinledim ama sizden daha iyisini biliyorum. Deneyimim var. Sizden daha büyüğüm. Stratejik resme sahibim ve sizin bu anlattıklarınız değil’ gibi örneğin.”
“Ya da bazen sırf şovenizm de olabilir.”
“İstihbarat alanında bir masanın etrafına oturup, bilgi toplayıp, daha sonra yapbozu oluşturursunuz. Gerçekten neler olduğunu anlamak istiyorsanız, bu insanlarla oturmalı, size ne anlattıklarını dikkatle dinlemelisiniz.”
Gazze birliklerinin eski Komutan Yardımcısı Tuğgeneral Amir Avivi, cinsiyetçiliğin rol oynadığına inanmıyor, ancak gözetlemeci kadınların kaygıları konusunda daha çok şey yapılması gerektiğine katılıyor.
“Neler olduğunu tam anlamıyla söyleyemem ama ne olması gerektiğini söyleyebilirim.”
“Sınırdaki insanlar işlerini yaptıklarında, kaygıları olduğunda, bakılıp, değerlendirilmesi gereken bir şeyler gördüklerinde, dinlemelisiniz. Çünkü onlar profesyoneller. Onlar birliklerin gözleri.”
Avivi’ye göre “en büyük hata Hamas’ın engellenmiş olduğu” varsayımı. “Evet talim yapıyorlar, evet bir planları var ama bunu gerçekleştirmeyecekler” varsayımı.
İsrail ordusu, gelecekte bir soruşturma sözü verdi ve BBC’nin yorum taleplerine “Bu türdeki sorulara daha ileriki bir aşamada bakılacak” denildi.
Kadın gözetleme askerlerinin, bildirimlerinin neden daha büyük bir karşılık bulmadığı konusunda farklı görüşleri var. Ancak Avigail, konuştuğumuz bazı birkaç kişinin görüşlerine katılıyor:
“Nedeni bizim sistemdeki en düşük rütbeli askerler olmamız. Dolayısıyla, sözlerimiz daha az profesyonel diye görülüyor.”
Roni de “Herkes, bizi sadece göz olarak görüyor, bir asker görmüyorlar” diyor.
Saldırılardan üç hafta sonra, sağ kurtulan tatzpitaniyot askerleri ve ölenlerin yas tutan aileleri, soruşturmayı beklerken yaşadıklarıyla başa çıkmaya çalışıyor.
Şay Aşram’ın yatak odasında askeri bereler asılı. Masada da üniformalı çizimleri ve fotoğrafları var.
Babası Dror, bazen kızının odasına girip ağladığını söylüyor.
“İşini çok seviyordu. Orduyu ve bir asker olmayı çok seviyordu” diyor.
“Ben bir taksi şoförüyüm, insanları tren garlarından alıyorum. Bazen asker kızını almaya gelmiş bir baba görüyorum. Canım yanıyor. Kıskanıyorum.”
‘Her yerde benimle’
Noa da ailesinin evinde, üsteki arkadaşlarının eski sosyal medya paylaşımlarındaki danslarını ve şarkılarını izliyor. Her gece kanepede uyuyor ve kendi yatak odasında uyumaktan korkuyor.
“Nereye gidersem benimle, kabuslarımda, düşüncelerimde, uykusuzluğumda, iştahsızlığımda. Ben, eski ben değilim.”
Diğer tatpitaniyot üyeleriyle yaptığı WhatsApp sohbetlerine bakarken, “öldürüldü” ya da “kaçırıldı” diyor.
Nahal Oz üssünde, tatzpitaniyot üyelerinin çalıştığı odalar harabe halde. Hamas’ın saldırıya hazırlıklarını izledikleri ekranlar yanmış durumda.
Hamas Nahal Oz üssünü basıp, onlarca askeri öldürdü.
Ölenler arasında, İsrail devleti için sınırı çok yakından izleyenler de vardı. Aynı zamanda, İsrail’in büyük gücü ve kaynaklarına karşın, böyle bir şeyin bir gün yaşanabileceğinden kaygı duyuyorlardı.
Katkıda bulunan: Idan Ben Ari.
Tasarım ve görselleştirme: Tural Ahmedzade, Matt Thomas ve Gerry Fletcher.
]]>7 Ocak gününün ilk saatlerinde dördü kardeş yedi erkek, İsrail’in hava saldırısıyla öldürüldüklerinde, Cenin’in 10 kilometre uzağındaki El Şuheda köyünde, bir yolun kenarında yaktıkları ateşin etrafında oturuyorlardı.
BBC öldürülen erkeklerin yakınları, saldırı sırasında bölgede bulunan görgü tanıkları ve olay yerine gelen ambulans görevlileriyle konuştu. Hepsi, hedef alınanların herhangi bir örgüt üyesi olmadıkları ve saldırı düzenlendiğinde, bu alanda İsrail güçleriyle herhangi bir çatışma olmadığını gösteren güçlü kanıtlar sundu.
O sabah, olay yerine gelen ilk ambulans görevlisi Halid El Ahmed, öldürülen grubun yanlış bir şey yapmadığında ısrarlı.
BBC’ye konuşan El Ahmed, “Birinin üzerinde pijama ve terlik vardı. Sizce İsrail işgaline direnmek isteyen biri, en azından düzgün bir ayakkabı giymez miydi? “ diyor.
İsrail Ordusu ise, saldırının saatler önce Cenin mülteci kampında, bir İsrailli kadın askerin öldüğü olayla bağlantılı olduğunu savundu.
İsrail Ordusu BBC’nin sorusuna karşılık, saldırının ardından yayımlanan yazılı açıklamaya işaret etti. Bu açıklamada “Operasyon sırasında, bir uçak bölgede faaliyet gösteren güçlere karşı patlayıcılar fırlatan terörist grubu hedef aldı” deniyordu.
Hem İsrail Ordusu’ndan hem de yakındaki güvenlik kamerasından gelen görüntüler, saldırı sırasında El Şuheda köyündeki Filistinlilerle herhangi bir çatışma olduğuna dair net bir kanıt sunmuyor.
Alaa, Hazz, Ahmed ve Rami Derviş adlı dört kardeş, 22 ila 29 yaşları arasındaydı. Birkaç yıl önce, anneleri ve beş kardeşleriyle birlikte Ürdün’den geri dönen Filistinli göçmenlerdi.
İsrail’de tarım işlerinde çalışmalarını sağlayan geçiş izinleri vardı. Bu izinleri almak çok zor ve izin sahipleri, İsrail’in bir güvenlik tehdidi olarak gördüğü biriyse ya da böyle biriyle bağlantılıysa izinler derhal geri alınıyor.
Kardeşlerle birlikte ölen diğer erkekler de akrabalarıydı.
BBC’nin gördüğü, kardeşlerin ikisinin elindeki geçiş izni, Eylül 2023 tarihliydi ve süresi birkaç aydı. Hamas’ın Ekim ayındaki saldırısından bu yana, İsrail sınırlarını Filistinli işçilere kapattı.
Ambulans görevlisi Halid El Ahmed, Cenin’de 20 yıldır çalışmanın verdiği tecrübeyle, olay yerlerinde silah ve patlayıcı gözlemi yapmanın, temel bir güvenlik rutini haline geldiğini söylüyor.
El Ahmed “Orada silah olsaydı görürdüm. Gerçekten sivillerdi ve direnişle ilgili hiçbir şey yoktu. Ne mermi, ne silah. Herhangi bir İsrail varlığı da yoktu” diyor.
Silahlı Filistinli örgütler, İsrail güçleri bir üyelerini öldürdüğünde hızla üstleniyorlar. Ancak bu yedi erkek konusunda sessiz kaldılar ve “şehit” olduklarını söyleyen herhangi bir açıklama yapmadılar.
Cenazeleri, aralarında Hamas’ın da bulunduğu Filistinli örgütlerin bayraklarına sarıldı. Ölenlerin kendisi destek vermese bile, İsrail saldırılarında öldürülenlerin cenazeleri sıklıkla, arkadaşlarının ya da ailelerinin destek verdikleri örgütlerin bayraklarına sarılıyor.
Saldırı kurbanlarının akrabaları ve komşuları, gençlerin herhangi bir örgütle bağlantılı olmadıklarını söyledi. Cenin’in başlıca hastanesinin baş hekimi Vissam Bakr da aynı görüşte:
“Silahlı değillerdi, savaşçı değiller. Normalde bir silahlı grubun üyeleri net bir şekilde belli olur. Bu yedisi öyle mi? Hayır hayır, hepsinin sivil oldukları çok net.”
Kurbanların annesi İbtesam Asous çocuklarının cesetlerini bu hastanede gördü.
“Hepsi ölmüştü” diyor.
“Birinin şehit olmasını bekliyordum ama dördünün birden değil. Hepsinin öldürüldüğünü öğrendiğimde şoke oldum.”
İsrail Ordusuna, bu grubun neden hedef alındığını sorduk.
Bir sözcü, askerlerin “bir İsrail vatandaşını öldüren teröristleri takip etmeye başladığını” ve hava saldırısında “bölgede faaliyet gösteren İsrail güçlerine patlayıcılar fırlatıp, tehlikeye atanların hedef alındığını” söyledi.
El Şuheda’daki hava saldırısından saatler önce, 19 yaşındaki İsrailli sınır muhafızı Shai Germai, Cenin’deki Filistinli savaşçılarla çıkan çatışmalar sırasında, aracının bir patlayıcıya çarpması sonucu ölmüştü.
Bunun sonrasında, İsrail Ordusuna ait konvoy, Derviş kardeşlerin üç uzak akrabasıyla buluştuğu El Şuheda köyü üzerinden geri çekildi. Tarım işçileri ve şafak vakti açılan sebze pazarına giden müşterilerin ilgi gösterdiği, 24 saat açık bir kafenin yanındaydılar.
İsrail Ordusu’nun verdiği, gece görüşlü insansız hava aracının sağladığı görüntülerde, araçlar yoldan geçerken küçük parlamalar ve devamında bir patlama görülüyor. Bu ısı izini molotof kokteyli üretmiş olabilir. Videoda tarih ya da saat yok.
İsrail Ordusu, bölgedeki hava saldırısının benzer nitelikteki görüntülerini de verdi. Ancak iki farklı zamanda çekilmiş videolar bir biri ardına eklenmiş haldeydi. Dolayısıyla, aralarında ne kadar zaman farkı olduğu tespit edilemiyor.
İsrail Ordusu’ndan her iki görüntünün tam olarak ne zaman çekildiğini söylemelerini istedik, ancak daha fazla yorum yapmayacaklarını ve bilgi vermeyeceklerini belirttiler.
Zamanlanma önemli, çünkü uluslararası hukuka göre ölümcül güç kullanmanın meşru kabul edilmesi için karşılanması gereken koşullar var.
BM, geçen yılın sonunda Batı Şeria’daki durumu “kaygı verici ve acil” diye tanımlamıştı.
Dört kardeşin annesi İbtesam Asous da, Hamas’ın 7 Ekim’deki saldırısından bu yana İsrail güçlerinin Batı Şeria’da kullandığı yöntemlerin değiştiğini söylüyor.
“Eskisi gibi davranıyolar. Değişen tek şey, daha önce birini bacağından vuruyorlardı. Şimdiyse, roketlerle bombalıyorlar ve mümkün olduğunca çok insan öldürüyorlar” diyor.
BM’nin verilerine göre geçen yıl Batı Şeria’da kayıtlara geçen en kanlı yıl yaşandı. İsrail güçleri 492 Filistinliyi öldürdü. 300’ü Hamas’ın Ekim’deki saldırısından sonra ve bunlara 80 çocuk da dahil.
Geçen yıl Batı Şeria’da Filistinliler tarafından da 28 İsrailli öldürüldü. Ekim’deki Hamas saldırısından bu yana ise ikisi asker, üç İsrailli hayatını kaybetti.
Filistinliler, İsrail içinde de saldırılar düzenledi. Buna geçtiğimiz günlerde bir kadının öldüğü ve 17 kişinin yaralandığı saldırı da dahil.
İki görgü tanığı, o sabah İsrail Ordusuna ait konvoyun El Şuheda köyünden sabaha karşı 4 ila 4:45 arası, hava saldırısı düzenlenmeden önce ayrıldığını söyledi. Tanıklara göre, köy halkıyla İsrail güçleri arasında bir çatışma da yoktu.
Bir görgü tanığı “Askerler dört kez geçti ve kimse onlara yaklaşmadı. Askeri araçlar tamamen köyü terk ettiğinde hava saldırısı düzenlendi. Isınmak için bir ateşin etrafında toplanan gençler, bir roketle vuruldu” diyor.
Bir başka görgü tanığı da BBC’ye yaptığı açıklamada, ordunun köyden çıkmasıyla, sabaha karşı 5’teki saldırı arasında bir saat olduğunu ve kendisi de dahil, bir çok kişinin bu iki olay arasında kafeyi terk ettiğini söylüyor.
Filistin Kızılayı’ndan Halid El Ahmed, İsrail Ordusu’nun sabahın erken saatlerinde Cenin mülteci kampından çekildiğin hatırlıyor ve saldırıdan sonra köye çağrıldığında saatin “neredeyse 5 olduğunu” anlatıyor.
Cenin Hastanesi başhekimi de, cesetlerin 05:15 civarında geldiğini belirtiyor.
Yakındaki bir güvenlik kamerasının bir kısmı bilinmeyen bir kaynak tarafından cep telefonuyla çekilen görüntüleri, saldırıdan 30 saniye öncesinde, boş yolda bir aracın olaysız geçtiğini gösteriyor. Kayıtta herhangi bir saat bilgisi yok.
Derviş kardeşler ve akrabaları, bir ateşin etrafında görülüyor. Sonra da hava saldırısı oluyor.
Anneleri, kardeşlerden bazılarının o sabah işe gideceğini, Hazza’nın ise Cenin Hastanesi’ndeki sabah gideceği diyaliz randevusunu beklediğini söylüyor.
İsrail Ordusu’nun operasyonları nedeniyle yolların kapanmasından kaygılanan Hazza’nın evden erken çıkmak istediğini anlatıyor.
Hastanenin böbrek ünitesi, Hazza Derviş’i o sabah da sabah 7’deki rutin diyaliz randevusunu olduğunu teyit etti ve randevu programındaki ismini gösterdi.
Kardeşlerin amcası Yusuf Assous’un, hava saldırısından kısa süre sonra çektiği videoda, yere dağılmış beden parçaları görülüyor.
Deneyimli ambulans görevlisi Halid el Ahmed, olay yerinin halini kendisinin bile unutamayacağını vurguluyor.
Yusuf “Ellerinde silah olmayan gençlerdi. Silahları olsaydı görürdüm. Sadece oturdukları sandalyeler vardı” diyor.
“Sonuçta, tüm Filistinliler hedef. Silahlıysan hedefsin. Sivilsen, yine hedefsin.”
Bu haberdeki tüm iddiaları İsrail Ordusuna da sorduk ve ordunun başka ekleyecek bir şeyi olmadığı yanıtını aldık.
İbtesam Asous, saldırının gerçekleştiği yere yeni gidebildi. Diğer çocuklarının engellemeye çalıştığını ama kendisinin olay yerini görmek istediğini söylüyor.
“Buraya gelip, her birinin nerede oturduğunu görmeye çalışmak istedim” diyor.
“Alaa oradaydı, Ahmed, Rami ve Hazza da buradaydı. Oğullarımın tam olarak nerede olduğunu görmek istedim. Başa çıkmama yardımcı oluyor.”
]]>***
Güney Afrika’nın 29 Aralık 2023 tarihinde Uluslararası Adalet Divanına (UAD) İsrail aleyhine yaptığı başvuru sonrasında geçen haftanın son günlerinde, talep edilen geçici tedbirlere ilişkin duruşmalar ivedilikle yapıldı. Divanın mevzuatına uygun olarak talep konusu tedbirler, davanın esas konusu olan İsrail’in 1948 Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi kapsamındaki sorumluluğuna ilişkin değerlendirmelerden önce görüşüldü. Tek tur şeklinde yapılan duruşmalarda, Güney Afrika geçici tedbirlerle ilgili sözlü beyanlarını perşembe günü sunarken İsrail tarafı savunmasını cuma günü verdi. Önümüzdeki haftalarda UAD’nin geçici tedbir taleplerine ilişkin kararını açıklaması bekleniyor.
Güney Afrika’nın bu başvurusu ve yapılan duruşmalar siyasi, tarihi ve hukuki açılardan farklı şekillerde değerlendirilebilir. Siyasi açıdan bakıldığında, yıllarca ırkçı rejim tecrübesini yaşayan Güney Afrika’nın kendisine çok uzaktaki bir ihtilaf için ön plana çıkması dikkat çekicidir. Üstelik açılan dava bir başka ırkçı rejime yönelik. Bunun yanı sıra, bölgedeki Arap ülkeleri ve İsrail arasındaki ilişkilerin tarihine bakıldığında bu başvurunun ve yapılan duruşmaların milat olduğu söylenebilir. Onlarca yıllık sorunun İsrail açısından hesap verilebilir şekle sokulması teşebbüsü çok kıymetlidir. Bu başvuru ve duruşmalar hukuki açıdan ele alındığında ise Güney Afrika ekibinin dosyasını gayet kuvvetli delillerle destekleyerek hazırladığı görülüyor. Karşılıklı sözlü beyanlar ve geçmişte uluslararası mahkemeleri boykot etme eğiliminde olan İsrail’in duruşmalara katılması gibi meselelerin her birisi ayrıca önem taşıyor. Duruşmalardaki sözlü beyanlar sonrasında ilerleyen günlerde Güney Afrika’nın talebine uygun şekilde bir tedbir kararının verilmesi beklenebilir.
Güney Afrika’nın iddiaları
Başvuruda Güney Afrika, İsrail tarafından sistematik olarak mülksüzleştirilme, yerlerinden edilme, parçalanma, kendi kaderini tayin hakkı ve geri dönüş haklarının reddedilmesi gibi gerçekliklere atıf yaparak, “1948 senesinden beri devam eden Nekbe” ifadesini kullandı. Kullanılan ifade, açılan davanın 7 Ekim’den önceki fiillere de yönelik olduğunu çağrıştırması açısından önemlidir.
Duruşmada yapılan başvuru hem ahlaki hem de hukuki yönden gerekçelendirildi. Ahlaki yönden bir bütün olarak kabul edilen insanlığın bir parçası olma bilinci ifade edilerek Güney Afrika’nın eski Devlet Başkanı Nelson Mandela’ya atıf yapıldı. Hukuki açıdan ise doğrudan Soykırım Sözleşmesi’nin ilgili maddesi tekrar edildi. İlgili sözleşmeye taraf olan Güney Afrika, sözleşmeye taraf olmanın bir sonucu olarak ve bu sözleşmedeki açık yönlendirmeye dayanarak söz konusu soykırımı önleme yükümlülüğüne işaret etti.
Duruşmada Güney Afrika geçici tedbirlere yönelik sözlü beyanlarını sistematik şekilde ileri sürdü. İlk olarak İsrail’in soykırım teşkil eden eylemleri çeşitli görüntülerle desteklenerek anlatıldı. Gazze halkının hiçbir ayrım yapılmaksızın doğrudan hedef alınması, geniş çaplı cinayetlere yol açan silahların kullanılması suretiyle sivillere saldırılması, altyapının yok edilmesi ve hastane ile ibadethanelerin bombalanması gibi bazı eylemler örnek verildi. Güney Afrika tarafı İsrail’in hem bu fiilleri devlet eliyle gerçekleştirdiğini hem de bu fiillerin engellenmesine yönelik önlemlerin alınmadığını mahkeme gündemine taşıdı.
İkinci olarak soykırım suçunun kabulü için gerekli olan kast unsuruna ilişkin ifadeler öne çıktı. Bu suçun varlığı için soykırım teşkil eden eylemlerin yanında ayırıcı özelliklere sahip bir grubu yok etme kastının da olması gerekiyor. Bu kastı gösteren İsrailli siyasetçilerin, askerlerin, İsrail Meclisi (Knesset) üyelerinin beyanları tekrar edildi ve soykırım kastının devlet politikası olarak kabul edildiği iddia edildi.
Sözlü beyanların devam eden kısmında İsrail’in saldırıları sebebiyle tehlike altında olan haklar ve bunlara bağlı olarak tedbir kararının gerekliliği anlatıldı. Daha önceki ihtilaflarda mahkemenin verdiği içtihatlara bağlı olarak geçici tedbir ve korunması gereken hak arasındaki bağ böylece ifade edilmiş oldu. Böyle bir kararın aciliyeti, yaralı ve ölü sayılarıyla birlikte gündeme getirildi. Tedbir kararının geciktiği her an telafisi önlenemez zararların oluştuğu da açık şekilde beyan edildi.
İsrail’in savunmaları
Güney Afrika tarafından İsrail aleyhine açılan davadan sonra kamuoyunda İsrail’in duruşmalara katılıp katılmayacağı meselesi tartışıldı. Çoğunluk İsrail’in yargılama sürecine katılmayacağını düşündü. Uluslararası mahkeme süreçlerini ve kararları boykot etmesiyle tanınan İsrail’in duruşmalara katılması ve oldukça detaylı savunma yapması herkes için sürpriz oldu.
Beklendiği gibi İsrail tarafı savunmasına “Holokost” atfıyla başladı. İsrail halkının Soykırım Sözleşmesi’nin neden düzenlendiğinin son derece farkında olduğu vurgusu ve 6 milyon Yahudi’nin sistematik olarak öldürülmesinin kolektif hafızaya kazındığı ifadeleri dikkat çeken örnekler arasında gösterilebilir. Güney Afrika’nın başlattığı sürecin çarpıtılmış iddialara dayandığı iddiası dillendirildi.
İsrail tarafı, Güney Afrika’nın başvuru dosyası kapsamında ve sözlü beyanlarında 7 Ekim tarihinde yaşananlardan dolayı Hamas’a yönelik açık kınamalarda bulunmadığını ileri sürdü. Bu söyleme Güney Afrika’nın Hamas ile ilişkisinin yıllardır devam ettiği iddiası da eklendi. Bir süredir Güney Afrikalı siyasetçilere yöneltilen eleştirilerin duruşmalara izdüşümü bu şekildeydi.
Yaşanan olayların sebebinin Hamas olduğu, bu sebeple soykırım varsa bunun geçmiştekiyle benzer şekilde Yahudi halkına yönelik olduğu iddiaları dillendirildi. Hamas’ın kendilerine saldırdığı, dolayısıyla İsrail’in devam eden eylemlerinin meşru savunma kapsamında kabul edilmesi gerektiği ifade edildi. Bu ifadeler, çatışmanın İsrail ve Hamas arasında olduğu gibi bir algı yaratma çabasına işaret ediyor.
İsrail tarafı son kısımda geçici tedbir taleplerinin reddedilmesi gerektiğini beyan etti. Buna dayanak olarak bölgeye gönderilen insani yardıma müsaade edildiği, bu sebeple telafisi mümkün olmayan zararlar oluşmadığı iddia edildi. Ayrıca muhtemel bir tedbir kararı sonrasında İsrail’in kendisini Hamas tehdidine karşı savunamaz hale geleceği ve Hamas’ın elindeki rehinelerin kurtarılamayacağı ileri sürüldü.
Muhtemel gelişmeler
İddia ve savunmalara ayrılan duruşmalar bitti. Güney Afrika’nın iddialarının ve sunduğu delillerin oldukça detaylı ve tatmin edici olduğu görülüyor. İsrail’in savunması ise beklentilerin ötesine geçemedi. “Holokost” hatırlatmasını, soykırımın yalnızca Yahudilerin mağdur olabileceği dar kapsamlı bir suç şeklinde anlaşılması gerektiğini çağrıştıran ifadeler takip etti. İsrail’in yargı yetkisi ve meşru müdafaa gibi savunmaların her birinin Güney Afrika tarafından ilk duruşmada öngörülerek cevaplandırıldığı rahatlıkla söylenebilir.
Divandaki yargıçların teorik olarak bağımsız oldukları söylenir. Bu sebeple bağlı oldukları ülkelerin devlet politikalarına göre karar vermemeleri beklenir. Bununla birlikte atanma süreçleri oldukça siyasi olduğu için pratikte yargıçlar genelde mensup oldukları devletin siyasi tercihlerine göre hareket eder. Yargıçların milliyetleri dikkate alındığında, bir kararın çıkması için de oyçokluğu yeterli olduğundan, kısa süre içinde UAD tarafından bir tedbir kararının verilmesini beklemek gerekir. Soykırımın gerçekleşip gerçekleşmediğinin tespitine ilişkin duruşmaların ise 2 seneden fazla sürmesi muhtemel.
Tedbir kararının ateşkese yönelik olması beklenmemelidir. İsrail savunmasında, silahlı çatışma halinin Hamas ve İsrail arasında olduğunu defalarca ileri sürdü. Hamas ise UAD’nin yetki alanı dışında devlet dışı bir aktör olduğundan, Divanın vereceği bir ateşkes kararı yalnızca İsrail’i kısıtlayacaktır. Bu sebeple çıkacak tedbir kararının iki tarafa yönelik değil de doğrudan İsrail’in eylemlerini engellemeye yönelik olması beklenmeli. Nüfus göçüne sebep olan fiillerin engellenmesi, sivillerin korunması, bölgeye gönderilen insani yardımın denetim altına alınması, bölgeye gözlemcilerin ve araştırmacıların gönderilmesi veya başka yollarla denetim mekanizmalarının kurulması gibi tedbir kararlarının verilmesi mümkün gözüküyor.
Kamuoyunda muhtemel bir tedbir kararına İsrail’in uymayacağı endişesi var. UAD kararlarına uymama durumunda pratikte bir yaptırım olmadığından ilk bakışta bu endişe makul gözükebilir. Bununla birlikte, ilerleyen günlerde Güney Afrika’nın yanında davaya başka devletlerin katılması muhtemel. Bu durum İsrail üzerindeki baskıyı artıracaktır. Bu baskı unsurunun yanında, Avrupa ülkelerinin iç hukuk sistemlerindeki düzenlemeler hatırlanmalıdır. Geçmişte çeşitli ülkelere silah satışlarının yasaklandığı ve ticari, diplomatik ilişkilerin iç hukuk düzenlemelerine bağlı olarak kesildiği biliniyor. İsrail’in UAD tedbir kararlarına uymaması durumunda özellikle ABD ve İngiltere’de iç hukuk alanında çeşitli gelişmeler yaşanabilir. Nitekim halihazırda iki ülke içinde siyasetçilere ve hükümetlere yönelik açılmış veya açılması gündemde olan davalar var. Tedbir kararı iç hukuk yargılamalarını da etkileyecektir. Bu da İsrail ile olan ilişkileri yeniden düzenleyebilir. Uluslararası hukuk çoğu zaman siyasetin dahil olduğu etik ve ahlak dışı bir oyundur, bu sebeple adaletin sağlanması için başka yollar da gerekir. Çeşitli yollarla İsrail üzerindeki baskının artırılması mümkün gözüküyor, bu sebeple İsrail tedbir kararına uymak zorunda kalabilir.
[İstanbul Medipol Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dr. Öğretim Üyesi Abdullah Musab Şahin]
Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editöryal politikasını yansıtmayabilir.
]]>Güney Afrika Cumhuriyeti’nin 29 Aralık 2023’te Gazze Şeridi’ne yönelik saldırıları nedeniyle İsrail’e 1948’de Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından kabul edilen Soykırım Sözleşmesi kapsamındaki yükümlülüklerini ihlal ettiği gerekçesiyle Uluslararası Adalet Divanı’nda açtığı soykırım davasına destek için İran genelinde hukukçular tarafından gösteri düzenlendi. Gösteride “Kahrolsun İsrail, kahrolsun ABD” ve “İsrail’in cinayeti ABD’nin de cinayetidir” sloganları atılırken, “İsrail cinayet işliyor, ABD destekliyor”, “Kahrolsun çocuk katili İsrail” ve “ABD ve İsrail soykırıma devam ediyor” yazılı pankartlar açıldı. Uluslararası Adalet Divanı’na hitaben yapılan basın açıklamasında, İsrail’in yargılanması talep edilerek, İsrail’in işlediği soykırım ve saldırıların derhal durdurulması ve Filistin devletinin kurulması için gereken desteğin sağlanması gerektiği ifadelerine yer verildi.
“BM ilkelerine bağlı olunması gerektiğini ilan ediyoruz”
Gösteriye katılan Avukat Hamed Cemişidi, “Hukukçular olarak BM’ye İsrail aleyhine verdiğimiz imzalar BM Ceza Mahkemesi ve BM Güvenlik Konseyi Başkanı tarafından incelenmelidir. En önemlisi eğer BM gerçekten haklının tespitini ve hakkı ortaya çıkarmak istiyorsa bunları incelemelidir. Neden Gazze dosyasını ele almıyorlar? Eğer hakkı savunmuyor ve hakkı ortaya çıkarmanın peşinde değillerse bu tamamen farklı bir konu ve bu durumda mesela İran gibi bir ülkenin aleyhine verilen her türlü önergeler de geçersizdir. Nitekim pratikte, görüşte ve teoride tüm bu süreç boyunca kesinlikle hakkın ortaya çıkması için çaba gösterilmedi. Öte yandan bu konuyla ilgisi olmayan, adalet ve haktan uzak siyasetler ve meseleler her zaman işin içindeydi. Biz hukukçular olarak eğer adalet peşindeyseler, BM ilkelerine bağlı olunması gerektiğini ilan ediyoruz. Eğer bunlara uyulmazsa söylenen söz ve yapılan eylemlerin bir değeri olmayacaktır” dedi.
“Siyonist rejim, Filistin halkını kendi ülkesinde mülteci konumuna düşürdü”
Avukat Zehra Sadeglu ise, “70 yıldan fazladır katil siyonist rejim, Filistin halkını kendi ülkesinde mülteci konumuna düşürdü. Şimdi ise 100 gündür gerçekten bu katliamları iyice ayyuka çıktı ve masum çocukları, kadınları, yaşlıları ve hastaları öldürmeye başladı. Bu rejim uluslararası savaş suçları kanunları karşısında suçludur. Şu an gıda ve tıbbi malzemelerin ulaşmasını engelliyorlar. Biz acil bir ateşkes ilan edilmesini ve bu mazlum halkın haklarına kavuşmasını istiyoruz” ifadelerini kullandı.
“Bu soykırımda birçok aile tamamen öldürülmüş ve aileden geriye kimse kalmamıştır”
Gösteriye katılan Avukat Ali Ekber Notaş, “Dünyadaki tüm özgürlük taraftarları ve İran halkının her bir ferdi İsrail’in işlediği cinayetler karşısında itiraz ve rahatsızlıklarını, Filistin halkının mazlumiyetini dile getirdiler. Ülkenin hukukçularının da bu konuda girişimlerde bulunmaları gerekir. Sanırım ülkemizin hukukçuları tarafından uluslararası zeminde bir takım hukuki girişimlerde bulunacaklardır. Uluslararası divan ve mahkemelerde soykırım uygulanan Filistin halkını savunmak için girişimler başlamalıdır. Bu soykırımda birçok aile tamamen öldürülmüş ve aileden geriye kimse kalmamıştır. İnsanlık tarihinin bu döneminde işlenen bu cinayetler gerçekten dehşet verici. Bu konuda hukuki girişimlerde bulunulması gerekiyor” dedi.
Soykırımın durdurulması için toplanan imzalar BM temsilciliğine teslim edildi
Başkent Tahran’daki gösteri Birleşmiş Milletler (BM) temsilciliği binası önünde düzenlenirken, ülke genelinde 20 bin hukukçu tarafından İsrail’in işlediği soykırımın durdurulması için toplanan imzalar BM temsilciliğine teslim edildi. – TAHRAN
]]>Tahran’daki Birleşmiş Milletler (BM) Temsilciliği önünde toplanan onlarca hukukçu, İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarının yanı sıra ABD ve İngiltere’nin Yemen’e yönelik hava saldırılarını kınadı.
ABD, İsrail ve İngiltere karşıtı slogan atan grup daha sonra UAD’ye hitaben basın açıklaması yaptı.
Basın açıklamasında, UAD’nin siyasi baskıların etkisinde kalmadan hakkaniyetli bir şekilde İsrail’i yargılaması talep edildi.
İsrail’in Gazze ve Batı Şeria’da Filistinlilere karşı soykırım işlediği belirtilen açıklamada, bu saldırıların bir an önce durdurulması ve bağımsız bir Filistin devletinin kurulması için gerekli desteğin verilmesi gerektiği ifade edildi.
Okunan basın açıklamasının ardından bir grup avukat UAD’ye hitaben yazılmış ve İsrail’in yargılanmasını talep bine yakın imzayı BM yetkililerine teslim etti.
AA muhabirine konuşan hukukçu Ferzad Muhammedi, Tahranlı hukukçular olarak Filistin halkına ve İsrail’in UAD’de yargılanmasına destek vermek amacıyla toplandıklarını belirtti.
Muhammedi, “ABD ve İsrail’in suçlarına karşı mazlum, günahsız kadın, çocuk ve sivillerin öldürülmesinin durdurulması için toplandık.” diye konuştu.
Hukukçular olarak Filistin halkına karşı işlenen suçlarda Filistin halkını savunmayı görev olarak gördüklerini ifade eden Muhammedi, İsrail’in UAD’de yargılanmasını da desteklediklerini söyledi.
Muhammedi, söz konusu duruşmada İsrail’in gerekli cezayı almasını talep ettiklerini belirterek, bunun sonucunda uluslararası toplumun Filistin halkının sesini duyması ve katliamların tekrar yaşanmasının önlenmesini istediklerini dile getirdi.
Avukat Raziye Sehafeti ise Filistin ve Gazze’nin mazlum halkının sesini dünyaya duyurmak için BM binası önüne geldiklerini söyledi.
Sehafeti, Filistin halkına karşı aleni bir suç işlendiğini ifade ederek söz konusu suçlara destek veren ülkelerin bir an önce desteğini kesmesi gerektiğini dile getirdi.
Sehafeti, “Mazlum halkın haklarını korumak bizim vazifemiz. Gazze, Filistin ve ya Yemenli mazlumların uluslararası kanunlara göre haklarını korumak için toplandık.” diye konuştu.
Diğer yandan İran’ın birçok kentinde de Filistin halkına ve İsrail’in UAD’de yargılanmasına destek vermek için gösteriler düzenlendi.
Güney Afrika’nın İsrail’e karşı UAD’de açtığı “soykırım davası”
Güney Afrika Cumhuriyeti, İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarının Soykırım Sözleşmesi’ni ihlal ettiği gerekçesiyle 29 Aralık 2023’te UAD’de dava açarak İsrail aleyhine ihtiyati tedbir kararı alınmasını talep etti.
Güney Afrika bu kapsamda UAD’den 9 ihtiyati tedbir kararına hükmedilmesini istiyor.
Bu kararlar arasında, “İsrail’in Gazze’deki askeri operasyonlarını derhal durdurması, Filistinlilere yönelik soykırımın önlemesi için gerekli tüm makul tedbirleri alması, yerlerinden edilenlerin evlerine dönerek yeterli gıda, su, yakıt, tıbbi ve hijyen malzemeleri, barınak ve giysi dahil olmak üzere insani yardıma erişimini sağlaması, soykırıma karışanların cezalandırılmaları için gerekli adımları atması ve soykırımın delillerini muhafaza etmesi” de bulunuyor.
Güney Afrika, durumun aciliyeti sebebiyle UAD’den tedbir kararına hükmetmesini talep ederken duruşmaların tamamlanmasının ardından Divan, tarafların beyanları ve delillerini inceleyerek karar için müzakerelere başladı.
Kararın açıklanması için hakimleri bağlayan bir tarih bulunmuyor ancak UAD’nin önceki yargılamalarına bakıldığında soykırım gibi aciliyet gerektiren durumlarda bu sürenin birkaç hafta olduğu görülüyor.
]]>İsrail ile Hamas arasındaki savaş, Pazar günü 100. gününe girdi. Çatışmanın bölgeye yayılabileceğine dair korkular artarken, Hamas’a bağlı Sağlık Bakanlığı Gazze’de can kaybının 23 bin 968’e, yaralı sayısının 60 bin 582’ye çıktığını açıkladı.
Hamas’ın Gazze Şeridi’nden İsrail’e düzenlediği saldırıda ise çoğunluğu sivil yaklaşık 1200 kişi ölmüştü. ABD ve Avrupa Birliği tarafından “terörist” olarak sınıflandırılan Hamas yaklaşık 250 kişiyi rehin almıştı. İsrail 132 rehinenin halen Gazze’de olduğunu söylüyor; en az 25’inin öldürüldüğüne inanılıyor.
Cumartesi günü rehinelerin öfkeli aileleri de dahil olmak üzere binlerce İsrailli, Tel Aviv’de 24 saatlik gösteri başlatarak, hükümete rehineleri kurtarmaları çağrısında bulundu.
Organizatörler, İsrail Savunma Bakanlığı yakınındaki “Rehineler Meydanı” ismi verilen meydandaki mitinge 120 bin kişinin katıldığını söyledi. Protestocular hükümeti, kaçırılan kişilerin sorumluluğunu üstlenmeye çağırdı.
47 yaşındaki Edan Begerano, AFP’ye yaptığı açıklamada, “Herkes serbest bırakılıncaya kadar buraya her hafta gelmeye devam edeceğiz” dedi.
Başka yerlerdeki daha küçük mitinglerde ise Başbakan Binyamin Netanyahu’nun görevden alınması çağrısında bulunuldu.
Netanyahu ‘soykırım’ davasının saldırıları durdurmayacağını söyledi
Lahey merkezli Uluslararası Adalet Divanı’nın bu hafta İsrail’i Birleşmiş Milletler Soykırım Sözleşmesini ihlâl etmekle suçlayan davayı görmeye başlamasının ardından Netanyahu, hiçbir mahkemenin veya düşmanın İsrail’in Hamas’ı yok etme amacına ulaşmasını engelleyemeyeceğini söyledi.
Netanyahu Cumartesi günü televizyondan yayınlanan bir basın toplantısında, İran ve müttefikleri Lübnan, Suriye, Irak ve Yemen’i kastederek, “Kimse bizi durduramayacak; ne Lahey, ne Şer Ekseni, ne de başka biri” dedi.
Gazze’deki Hamas pozisyonlarının çoğunun “ortadan kaldırıldığını” söyleyerek, “Zafere kadar devam etmemiz gerekiyor ve bunu yapacağız” diye konuştu.
Gazze’de bir nesil çocuk ‘travma geçiriyor’
Netanyahu, İsrail içerisinde rehineleri geri getirmesi için giderek artan bir baskı altındayken, işgal altındaki Filistin topraklarının çoğunu enkaz haline getiren savaş, Gazze’de bir insani krizi tetikledi.
İsrail kuşatması, sağlık sisteminin çökmekte olduğu Gazze’de ciddi gıda, su, ilaç ve yakıt kıtlığına yol açtı.
BM’nin Filistinli mültecilere yardım kuruluşunun başkanı Philippe Lazzarini, Cumartesi günü Gazze Şeridi’ne yaptığı ziyarette “son 100 günde yaşanan kitlesel ölüm, yıkım, yerinden edilme, açlık, kayıp ve acının ortak insanlığımızı lekelediğini” söyledi.
Gazze’de bir nesil çocuğun “travma geçirdiğini”, hastalıkların yayıldığını ve kıtlığa giderek yaklaşılmakta olduğunu kaydetti.
Kışın getirdiği yağmurlar, BM’nin tahminlerine göre 1,9 milyon kişinin (nüfusun yaklaşık yüzde 85’i) yerinden edildiği Gazze’deki insani durumu daha da kötüleştirdi.
Birçoğu Refah’a ve güneydeki diğer bölgelere sığındı, ancak Sağlık Bakanlığı herkesi barındıracak altyapının bulunmadığını söylüyor.
Gazze Sağlık Bakanlığı sözcüsü İsrail’i “hastaneleri hizmet dışı bırakmak için kasten hedef almakla” suçladı ve bunların “yıkıcı sonuçları” konusunda uyardı.
Uluslararası insancıl hukuk kapsamında koruma altında olan hastaneler, savaşın başından bu yana İsrail saldırılarında defalarca vuruldu.
İsrail ordusu Hamas’ı komuta merkezlerini hastanelerin altındaki tünellere konuşlandırmakla suçluyor, Hamas bu suçlamayı reddediyor.
Dünya Sağlık Örgütü, Gazze’deki hastanelerin yarısından azının çalıştığını, onların da kapasitesinin sınırlı olduğunu söylüyor.
]]>Arıtürk, Güney Afrika Cumhuriyeti’nin UAD’de açtığı davayı AA muhabirine değerlendirdi.
UAD’nin, Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) ile karıştırılmaması gerektiğini söyleyen Arıtürk, “Roma Statüsü”ne tabi devletler tarafından oluşturulan UCM’nin soykırım, insanlığa karşı suçlar, savaş ve saldırı suçlarından dolayı şahısları, Birleşmiş Milletlerin (BM) bir yargı organı olan UAD’nin ise “Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi” çerçevesinde devletleri yargıladığını, iki kurumun da Hollanda’nın Lahey kentinde bulunduğunu aktardı.
UCM’de de İsrail’in 27 Aralık 2008’de “Dökme Kurşun Operasyonu” adı altında Gazze’ye başlattığı saldırının sorumlularına ilişkin davanın 2009’dan beri devam ettiğini dile getiren Arıtürk, 7 Ekim 2022’ye kadar İsrail’in işlediği suçların delillerinin de bu dosyaya sunulduğunu, ancak burada herhangi bir ilerleme yaşanmadığını belirtti.
İsrail’in yaptığı lobi çalışmaları nedeniyle UCM’de doğru düzgün bir aşamaya gelinemediğini vurgulayan Arıtürk, şöyle devam etti:
“UAD’de açılan soykırım davası ise buna son verdi. Bu zamana kadar bırakın İsrail devletini, İsrailli bir eri bile yargılamaya tanıklık etmedi hiçbir uluslararası hukuk mahkemeleri. Hiçbir yerde yargılanamadılar. Bunların lobileri ve devletleri çok güçlü bir imaj verdiler. Çünkü bağlantıları vardı ve bu bağlantılar sayesinde her defasında bunlardan sıyrıldılar. UCM’de 2009’dan beridir süregelen durumda bir arpa boyu yol alınamadı. Ama UAD’de hemen bir karar alındı ve bu kararla birlikte dava görüldü. Bu davanın önemi şu; İsrail devleti yargılanıyor. Bırakın erini, askerini veya oradaki rütbelisini. Uluslararası anlamda birçok suça bulaşmış, çocuklara tecavüz etmiş, öldürmüş, sivilleri öldürmüş, birçok sivil ve askeri yetkili olmasına rağmen işlem yapılmamış olan bir devletten bahsediyoruz ve bu devlet şu anda dünya kamuoyunun vicdanı önünde yargılanıyor. Bu onlar için inanılmaz bir durum.”
Ön mahkeme niteliğinde
Avukat Arıtürk, UAD’deki davanın, İsrail’in eylemlerinin durdurulması için acil tedbir kararı verilip verilmeyeceğine ilişkin ön mahkeme niteliğinde olduğunu, henüz bir yargılama yapılmadığının altını çizdi.
Önceki gün başlayan duruşmada Güney Afrika’nın 15 BM özel çalışma grubunun hazırlamış olduğu rapor ve 21 BM gözlemcisinin raporu ile birlikte İsrail’in soykırım suçuna dair iddialarını sunduğunu anımsatan Arıtürk, dün ise iddialara karşı savunma yapan İsrail temsilcilerinin komik bir şekilde soykırımı meşru müdafaaya dayandırmaya ve kendilerini mağdur taraf olarak göstermeye çalıştıklarını, Güney Afrika’yı da İsrail ile birlikte hareket etmemekle suçladıklarını aktardı.
İsrail’in 70 yılı aşkın süredir yapmış olduğu zulmü, katlettiği insanların, masum çocukların hesabını UAD’de vermeye başladığını ifade eden Arıtürk, “Şu anda İsrail hem kendi içerisinde hem de uluslararası alanda panik halinde. Böyle bir şey beklemiyordu. Böyle bir davanın açılamayacağını, kabul edilemeyeceğini düşünüyordu.” değerlendirmesinde bulundu.
Zeki Arıtürk, 11 Ocak’taki duruşmanın ilk günü İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun yaptığı açıklamada Gazze’yi ilhak etmek, sivillere zarar vermek gibi bir amaçlarının olmadığını söylediğini belirterek, şöyle konuştu:
“Daha önceki açıklamalarının tersi beyanda bulunmuştur. Düne kadar İsrail Cumhurbaşkanının ve yetkililerinin yapmış olduğu açıklamalarla bu açıklama arasında yüz seksen derecelik bir açı farkı olmasının yegane sebebi, Uluslararası Adalet Divanında yargılanıyor olmaları ve bununla ilgili bir ceza almaları durumunda 70 yıldan beri oluşturmuş oldukları yenilmez, güçlü İsrail algısının yerle yeksan olması. İsrail’in kağıttan bir kaplan olduğu, anlamını yitiren bir devlet olduğu, dünya kamuoyunda da zalim bir yapısının olduğu açıkça ortaya çıktı.”
Devletler yaptırım uygulamak zorunda kalacak
UAD’nin vereceği kararın bağlayıcı olduğunu ve bu kararın BM Güvenlik Konseyi’ne gideceğini kaydeden Arıtürk, 5 daimi Güvenlik Konseyi üyesinden (ABD, Rusya, Çin, Fransa ve İngiltere) birinin veto etmesi durumunda bu kararın geçerli olmadığını ancak BM Genel Kurulu’na gittiğinde bu kez devletlerin İsrail’e hukuki yaptırım uygulamak zorunda kalacaklarını bildirdi.
Arıtürk, “Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi”nin devletlere bu yükümlülüğü verdiğini aktararak, şunları dile getirdi:
“Her ne kadar askeri bir müdahale yapılmayacaksa da devletler İsrail’e limanlarını kapatabilirler, ticaretin geçişini durdurabilirler. İsrail vatandaşlarının ülkelerine girmesini engelleyebilirler. Uluslararası para dolaşımını kendi açılarından kapatabilirler. Bunun gibi birçok yaptırım uygulayabilirler ve bu yaptırımların sonucunda İsrail dünyada yalnızlaşmış olur. Bir anda ekonomik alanda, bankacılık alanında dünyada durdurulmuş bir İsrail’in artık yaşama şansının ne kadar olduğu malum. Dolayısıyla buradaki karar o kadar önemli bir karar ki Beyaz Saray’dan sızan haberlere göre ABD’nin çekimser oy kullanacağı, reddetmeyeceği ama kabul de etmeyip kararı uygulanabilir noktaya getireceğiyle ilgili bir algı da var.”
AA’nın birçok fotoğrafı da delil oldu
Davada Güney Afrika tarafını temsil eden hukukçuların başında yer alan Profesör John Dugard’ın hayat hikayesine de değinen Arıtürk, Dugard’ın dedelerinin Hollanda ve İngiltere’nin Güney Afrika’yı sömürdüğü ırkçı Apartheid rejimi döneminde yönetimde bulunmuş kişiler olduğunu aktardı.
Yahudi asıllı Dugard’ın İsrail karşıtı bir insan hakları savunucusu ve önemli bir aktivist olduğunun altını çizen Arıtürk, onun ekibiyle birlikte UAD’deki dava için hazırladığı 82 sayfalık raporun önemini vurguladı.
Anadolu Ajansının (AA) birçok fotoğrafının da Dugard’ın ekibi tarafından davaya delil olarak sunulduğunu hatırlatan Arıtürk, kendisinin de AA Hukuk Müşavirliğinin kurucuları arasında bulunduğunu ve bu kurumun eski bir çalışanı olması nedeniyle gurur duyduğunu söyledi.
]]>Güney Afrika’nın İsrail aleyhine UAD’de açtığı “soykırım” davası duruşmalarını takip etmek için ABD’den Hollanda’ya gelen ve New York merkezli Anayasal Haklar Merkezinde (CCR) kıdemli hukukçu olarak çalışan Shamas, davanın taraflarının iddialarını, muhtemel tedbir kararlarını ve kararların diğer devletlere etkisini AA muhabirine değerlendirdi.
New York’ta avukatlık yaptığını belirten Shamas, “Bu, gerçekten tarihi bir andı. Güney Afrika her ne kadar kendi adına hareket etse de bir anlamda Filistin halkı adına soykırımı gündeme getiren bu davayı UAD’ye götürdü. Bu, gerçekten izlemeye değerdi.” dedi.
Shamas, canlı yayınlanan duruşmaların çok sayıda kişi tarafından izlendiğini, hukukçu olmayanların dahi Güney Afrika’nın iddialarından etkilendiğini ve bunları ikna edici bulduğunu belirtti.
“Filistin’deki apartheid’ı Güney Afrikalı yetkiliden duymak etkileyiciydi”
Güney Afrika’nın iddialarına Filistin’in işgalini anlatan bağlamı hakimlere hatırlatmasının dikkati çekici olduğunu dile getiren Shamas, “Güney Afrika avukatları bunun 1948’de başladığını söyleyerek 75 yıllık apartheid’a atıfta bulundu. Bunu Güney Afrikalı bir yetkiliden duymak, Filistinliler ve dünya için elbette etkileyiciydi.” diye konuştu.
Shamas, Güney Afrika avukatlarının soykırımın tüm unsurlarını karşılayan, hukuken ve ahlaken çok güçlü bir iddialar ortaya koyduğunu vurguladı.
Güney Afrika’nın iddiaları cevaplanmadı
İsrail’in duruşmalardaki savunmasında, Güney Afrika’nın iddialarına cevap vermek yerine 7 Ekim olayları ve Hamas’a odaklamasının Güney Afrika avukatları tarafından beklenen bir durum olduğunu kaydeden Shamas, “İsrail, kamuoyu önünde verdiği tüm röportajlarda mahkemede dile getirdiği (7 Ekim olayları ve Hamas’a yönelik) argümanları tekrar tekrar dile getirmişti. Güney Afrika avukatları bu yüzden konuşmalarına bu meseleden başladılar.” değerlendirmesinde bulundu.
İsrail’in Hamas’ı bahane ederek yaptığı tüm ihlallerin haklı olduğunu ve uluslararası hukuk kurallarının kendisine karşı kullanılamayacağı yönündeki tutumunun makul bir gerekçe olmadığını kaydeden Shamas, “Güney Afrika avukatının duruşmada söylediği gibi vahşet ne kadar büyük olursa olsun ya da saldırı ne kadar ciddi olursa olsun, soykırım asla meşru bir yanıt değildir. Soykırım yasal değildir ve meşru müdafaa hakkı olarak kullanılamaz.” ifadelerini kullandı.
“Uluslararası toplum için bir test olacak”
Shamas, UAD’nin, Güney Afrika’nın tedbir taleplerini kabul etmesini beklediğini dile getirerek şunları kaydetti:
“Bu, uluslararası toplum için bir test olacak. Çünkü İsrail’in hesap vermeden ihlallerine devam etmesine izin verenler, desteğini geri çekmeyen diğer devletler; burada özellikle ABD’yi kastediyorum, İsrail’i kayıtsız şartsız desteklediler ve bu desteği sürekli tekrarladılar.”
Shamas, tedbir kararları karşısında tüm gözlerin ABD ve Avrupa Birliği’ne (AB) çevrileceğini dile getirerek “Umuyorum ki (ABD ve AB) İsrail’e olan askeri, siyasi ve diplomatik desteğini geri çeker.” diye konuştu.
Tedbir kararının Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) dahil olmak üzere iç hukukta da birçok yeni dava açılmasına kapı aralayacağına dikkati çeken Shamas, “Bence farklı devletler de evrensel yargı yetkisine dayanılarak ceza davaları açabilir ve (Divanın) tedbir kararı bu davalar için kesinlikle çok önemli olacaktır.” değerlendirmesinde bulundu.
“Asıl soru, ABD’nin Güvenlik Konseyinde ne yapacağı”
İsraillilerin geçici tedbirlere uymaması halinde Güney Afrika’nın ya da diğer devletlerin alabileceği önlemlere değinen Shamas, şöyle devam etti:
“Bence asıl soru, ABD’nin Güvenlik Konseyinde ne yapacağı ve UAD kararının uygulanmasına yönelik çabaları veto edip etmeyeceğidir. Bu da nihayetinde maalesef durumu siyasi bir soruna dönüşmektedir. Güney Afrikalı avukatlardan birinin dün söylediği gibi uluslararası hukukun değeri, meşruiyeti ve güvenilirliği bu davada terazinin kefesinde durmaktadır.”
Güney Afrika’nın ihtiyati tedbir talebi
Güney Afrika, Divan’dan, İsrail’i “soykırım yapmamaya, soykırımı önlemeye ve soykırımın faillerini cezalandırmaya” zorlamak için geçici tedbir uygulanmasını istiyor.
Bu tür geçici tedbirler, dava süreci devam ederken durumun daha da kötüleşmesini önlemeyi amaçlıyor.
Bu kapsamda Güney Afrika, Divan’dan, İsrail’in;
1- Gazze’deki askeri operasyonları derhal durdurmasına,
2- Kontrolü altındaki herhangi bir grup tarafından, Gazze’deki herhangi bir askeri operasyonu ilerletecek adımlar atmamasına,
3- Filistinlilere yönelik soykırımın önlemesi için gerekli tüm makul tedbirleri almasına,
4- Soykırım Sözleşmesi’nin 2. maddesi kapsamına giren her türlü eylemden kaçınmasına,
5- Yerlerinden edilenlerin evlerine dönerek yeterli gıda, su, yakıt, tıbbi ve hijyen malzemeleri, barınak ve giysi dahil olmak üzere insani yardıma erişiminin sağlamasına,
6- Soykırıma karışanların engellenmesi ve cezalandırılmaları için gerekli adımları atmasına,
7- Soykırımın delillerini muhafaza etmesine ve bu amaçla gelen uluslararası görevliler ve diğer yetkililerin Gazze’ye erişimini engellememesine,
8- Verilen tedbirleri uyguladığına ilişkin Divan’a düzenli rapor sunmasına,
9- Davayı zorlaştıracak veya uzatacak eylemlerden kaçınmasına hükmetmesini istiyor.???????
]]>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, öğle saatlerinde Üsküdar Kısıklı’da bulunan konutundan çıkarak, cuma namazı için Hz. Ali Camii’ne geçti. Burada cuma namazını kılan Erdoğan, cami çıkışı gazetecilerin sorularını yanıtladı. Cuma namazı sırasında Cumhurbaşkanı Erdoğan’a, İstanbul Valisi Davut Gül, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Murat Kurum ve AK Parti İstanbul İl Başkanı Osman Nuri Kabaktepe de eşlik etti.
PAZAR GÜNÜ KALAN İLLERİN AÇIKLAMASINI YAPACAĞIZ
Yerel seçim çalışmalarıyla ilgili Cumhurbaşkanı Erdoğan, ‘Geçtiğimiz Pazar İstanbul merkezli olarak bazı büyükşehirlerle illerin açıklamalarını yaptık. Bu hafta da büyük ihtimalle Pazar günü Ankara merkezli olarak büyükşehirler ve kalan illerin açıklamasını yapacağız. Şu anda ön açıklamaları arkadaşlarımız yapıyor ve pazara yetiştirmeye gayret ediyoruz. Pazar günü inşallah Ankara merkezli olarak büyük ihtimalle ATO Kongre salonunda bu toplantımızı yapıp yine büyükşehirlerle kalan illerimizin açıklamasını, yapacağız. Bugün, yine il merkezimizde İstanbulumuz ve çevre illerle ilgili bir çalışmayı bugün, yarın devam ettireceğiz dedi.
Erdoğan, 15 Ocak’ta yapılması planlanan kalan illerin aday tanıtımlarının Pazar günü yapılacağını duyurdu. Seçim çalışmaları kapsamında ilk olarak hangi ili ziyaret edeceğiyle ilgili Erdoğan, henüz planlamadıklarını söyledi.
CUMHUR İTTİFAKI KARŞI YAKADA OLANLARA HÜSRANI YAŞATACAKTIR
Ankara’da gerçekleşen MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’yle görüşmesine ilişkin Cumhurbaşkanı Erdoğan, ‘Cumhur İttifakı olarak başından itibaren gayet samimi bir havada Cumhur İttifakı olarak neler yapabiliriz, arkadaşlarımız çalışmaları sürdürüyor, arkadaşlarımızın yaptığı çalışmalarda geldikleri nokta nedir, bunların değerlendirmesini yapıyoruz. Yine Devlet Bey’le bu minval üzerinden çalışmamızı yaptık. Malum Manisa ve Mersin’de büyükşehir olarak Milliyetçi Hareket Partisi çalışmalarını sürdürüyor onlar da bu çalışmalarda gayet güçlü bir şekilde gerek büyükşehir adayı noktasında, gerek ilçeler üzerindeki çalışmalarını birlikte arkadaşlarımızla yürütüyorlar. Diğer büyükşehirlerde de bizimle aynı kararlılıkta çalışmaları yürütüyoruz. Çok çok emin adımlarla inanıyoruz ki bu seçimlerde Cumhur İttifakı karşı yakada olanlara beklemediği bir hüsranı yaşatacaktır. Bu konuda teşkilatlarımız çok çok güçlü el ele vererek çalışmalarını sürdürüyor olacak dedi
ORANTILI BİR EYLEM SÖZ KONUSU DEĞİL, HEPSİ ORANTISIZ GÜÇ KULLANIMIDIR
İngiltere ve Amerika’nın Yemen’e yönelik başlattığı saldırıyla ilgili Cumhurbaşkanı Erdoğan, ‘Orantılı bir eylem söz konusu değil. Bu yapılanların hepsi de orantısız güç kullanımıdır. Bu orantısız güç kullanımını şu anda Amerika aynı şekilde İsrail Filistin’de de yapmakta. İran, bütün bunların karşısında kendini nasıl korur ona bakmakta. İngiltere zaten Amerika’yla beraber bu süreç içerisinde adımını atmıştır, atmaya devam ediyor. Şu anda Kızıldeniz’i bunlar adeta kan gölüne çevirme hevesindeler ve Yemen Husilerle şu anda bütün güçlerini kullanmak suretiyle, bölgede ister Amerika olsun ister İngiltere olsun onlara karşı gereken cevabı verdiğini ve vereceğini söylüyor. Bu konuda en ufak bir rehavete yer olmadığını da ifade ediyorlar. Şu anda çok değişik kanallardan değişik haberler alıyoruz. Husilerin gerek Amerika’ya karşı gerek İngiltere’ye karşı çok başarılı savunmalar yaptığını, başarılı cevaplar verdiğini farklı kanallardan alıyoruz dedi.
BİR DEFA, NETANYAHU’NUN ARTIK KAÇACAK DELİĞİ YOK
İsrail’e açılan soykırım davasıyla ilgili Erdoğan, ‘Şu an itibariyle savunmalarını yapmaya başladılar. Bizim vermiş olduğumuz bütün belgeler ciddi manada Lahey’de iş görüyor ve bu belgeleri artırarak vermeye devam edeceğiz. İnanıyorum ki şu anda bizim teslim ettiğimiz o belgeler ağırlıklı olarak görsel belgeler de söz konusu ve bu belgelerle İsrail orada mahkum olacaktır. Bunu bekliyoruz. Çünkü Lahey Adalet Divanı’nın adaletine de inanıyoruz. Bugün itibariyle İsrail kendini savunuyor. Savunurken de tabi savunmadan falan bahsediyor, nasıl bir savunmaysa. İsrail burada savunma değil taarruzla bir defa açık hava hapishanesi durumunda olan Filistin’e karşı ayın 7’sinden itibaren bölgeyi kan gölüne çevirdi. 22-23 bin orada sadece Filistinliye öldürdüler, şehit ettiler. Biz de alabildiğimiz kadarını çocuklardan, kadınlardan yaşlılardan alıp şu anda hastanelerimizde tedavi ettiriyoruz. Önümüzde bunların hepsini görüyoruz. İsrail kimi aldatacak ya Bir defa, Netanyahu’nun artık kaçacak deliği yok, savunacak hiçbir imkanı yok. Ben Cumhurbaşkanı Herzog’u bu noktada çok daha samimi bir havada görüyordum. Son zamanlarda o da Netanyahu’ya özendi, çok farklı açıklamalar yapmaya başladı. Tayyip Erdoğan’a sözlü saldırılarla ellerine bir şey geçmez. Çünkü Tayyip Erdoğan’ı sözlü saldırıyla bitiremezler, çünkü biz hakikatin peşindeyiz. Hakkın yanındayız, mazlumların yanındayız ama onlar zalimliklerinin gereğini yapıyorlar. Sonucun da ben iyi olacağına inanıyorum. Hiçbir zaman mazlumlar kaybetmedi, hep zalimler kaybetti diye konuştu.
]]>İsrail’in hava, kara ve denizden saldırılarını sürdürdüğü Gazze Şeridi’nden oğlu, torunu ve geliniyle birlikte tahliye edilen Türk kadın, AA muhabirine, İsrail’in 7 Ekim’de başlattığı saldırıların ardından tanık olduğu dehşeti anlattı.
Borno, 60 yıl önce geldiği Gazze’den bu şekilde çıkmak zorunda kaldığı için çok üzgün olduğunu söyledi.
“Evin penceresinden bombalanan yerleri görüyordum”
Gazze kentinin orta kesimlerinde yer alan Er-Rimal Mahallesi’nde oturan ve Gazze’deki tüm savaşlara tanıklık ettiğini söyleyen Borno, “7 Ekim sonrası evin penceresinden bombalanan yerleri görüyordum. Her zaman bomba sesleri duyuyorduk. İsrailliler bizleri telefonla arayarak ve mesaj atarak evlerimizi hemen terk etmemizi istediler. Hızlıca toparlanıp evden çıktık ve eve yakın bir hastane bahçesine sığındık.” dedi.
Hastane çevresinde saatlerce kaldıktan sonra evlerine tekrar döndüklerini ancak yine İsrailliler tarafından aranarak evlerinin bombalanacağı ve derhal evlerini terk etmeleri gerektiğinin söylendiğini aktaran Borno, şöyle konuştu:
“İkince kez tekrar hızlıca hazırlanıp evi terk etmek zorunda kaldık. Han Yunus’ta Birleşmiş Milletler Yakın Doğu’daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansına (UNRWA) bağlı bir okula sığındık ve orada 45 gün kaldık. 15 kişi küçük bir odada kalıyorduk. Temiz su yok. Banyo yok. Yiyecek ve içecek çok sınırlıydı. Çok kötü koşullarda orada kaldık.”
“Türkiye bizlere çok iyi davrandı ve çok şeyler yaptı”
BM okulunda kaldıkları sırada onlara sadece Türkiye ve Mısır’dan yardım ulaştığını söyleyen Borno, şöyle konuştu:
“Gazze’de birçok savaşa tanık oldum ama bu en kötüsü ve en acımasız olanıydı. Türkiye bizlere çok iyi davrandı. Türkiye’nin Kudüs Başkonsolosluğu sürekli bizlerle iletişim halindeydi. Türkiye bizlere çok iyi davrandı ve çok şeyler yaptı. Gazze’den Refah Sınır Kapısı’ndan geçerek Mısır’a, ardından da Türkiye’ye gelene kadar Türk devleti bizi yalnız bırakmadı. Buradan Türk devletine ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a şükranlarımı sunuyorum.”
Borno, İsrail’in Gazze Şeridi’ne Mayıs 2021’de düzenlediği saldırılarda evinin yıkıldığını, bu saldırılarda da oturdukları evin bombalandığını aktardı.
“Gazze’den bu şekilde ayrıldığım için çok üzgünüm”
Borno, şunları söyledi:
“Gazze’yi çok seviyorum. Oradan bu şekilde ayrıldığım için çok üzgünüm. Birçok hatıralarım İsrail saldırılarında kayboldu. Geriye hiçbir şey kalmadı. Ev yok. Hayat yok. Yaşamaya dair hiçbir şey bırakmadılar. Buraya (Türkiye’ye) geldim, bazen yüzüm gülse de Gazze’de olup bitenleri izlediğimde içim kan ağlıyor. Tüm bunların bitmesini istiyorum. Burada kalacak bir yerimiz ve çalışacak işimiz olursa çocuğum ve torunumla burada kalmayı düşünüyoruz.”
İsrail ablukası nedeniyle 10 yıl Gazze’den çıkamadı, annesinin cenazesine gidemedi
İsrail’in 2007’den bu yana yaklaşık 2,3 milyon Filistinlinin yaşadığı Gazze Şeridi’ne havadan, karadan ve denizden uyguladığı abluka nedeniyle Gazze’den uzun yıllar çıkamadığını ve Manisa’da olan iki kız kardeşini ziyaret edemediğini söyleyen Borno, “Annem 2017’de vefat etti. Abluka nedeniyle cenazesine gelemedim. Kızım Nermin, 2020 yılında yakalandığı kanser hastalığının tedavisi tedavi için Manisa’ya gitti. Kızım Manisa’da tedavi gördüğü hastanede ziyaretine gelmemi çok istedi ancak tüm girişimlerine rağmen İsrail ablukasından dolayı Gazze’den ayrılarak kızımı ziyaret edemedim. İsrail ablukası nedeniyle 10 yıl Gazze’den çıkamadım.” dedi.
“Eşimin hayatta olduğu günler, en güzel günlerimdi”
Borno, “Gazze’de geçirdiğiniz 60 yıllık süre içinde en güzel günleriniz hangisiydi?” sorusuna, “25 yıl önce vefat eden eşimin hayatta olduğu günler, en güzel günlerimdi.” yanıtını verdi.
Ömrünün 60 yılını Gazze’de geçiren Borno, Türkçesinin zayıfladığına işaret ederek, “Biraz unuttum. Çünkü hiç kimse (Türkçe) konuşmuyor bizimle. Ne zaman biraz konuşsam hemen aklıma geliyor. Ne zaman Türkiye’ye gitsem konuşmaya çalışıyorum.” dedi.
“Gazze’yi yaşanamaz hale getirdiler”
Manisalı Hüsniye Borno’nun oğlu Memduh ise acımasız saldırılarını sürdüren İsrail’in Gazze’yi yaşanmaz hale getirdiğini söyledi.
Memduh, “İsrail, saldırılarıyla hastane ve okullarla birlikte altyapıyı da tamamen yok etti. Yaşama dair hiçbir şey bırakmadı. Savaş sonrası akıllarda büyük soru işreti var. Şu anda hastane, su, elektrik yiyecek ve içecek yok. Gazze’yi yaşanamaz hale getirdiler.” diye konuştu.
Türkiye’ye ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’a teşekkür
Memduh’un oğlu Fazıl da İsrail saldırıları nedeniyle Gazze’de çok sıkıntılı günler yaşadıklarını belirtirken, Türkiye’ye ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’a orada yaşayan Türkleri ve akrabalarını yalnız bırakmadığı için teşekkür etti.
Fazıl, şunları söyledi:
“Erdoğan gibi dünyanın neresinde olursa olsun Türk vatandaşlarıyla ilgilenen bir liderimiz olduğu için çok şanslıyız ve gururluyuz. Gazze’de yaşanan yıkımdan, kadın ve çocukların kasıtlı bir şekilde hedef alınmasından, insanların zorla yerlerinden göç ettirilmesinden dolayı her Filistinli gibi ben de çok üzülüyorum.”
“İsrail’in hedefi iddia ettiği gibi Hamas’ı bitirmek değil, Filistin davasını yok etmek”
Fazıl, İsrail’in Gazze’de devam eden saldırılarının boyutuna ilişkin şu ifadeleri kullandı:
“İsrail’in hedefi iddia ettiği gibi Hamas’ı yok etmek değil. Asıl hedefi Filistin’i ve davasını yok etmek. Filistinlileri aç bırakmak ve sürmek. Hastaneleri, okulları, çocuk ve kadınları tüm sivilleri hedef alıyorlar. Filistin’e dair her şeyi yok ediyorlar. Dünyanın gözü önünde soykırım işleniyor. Müdahale olmazsa bugün Gazze’de yaşananlar tüm bölgeye yayılacak.”
Gazze’de yaşadığı evin ve çalıştığı bankanın bombalandığını söyleyen Fazıl, üzüntüsünü şöyle ifade etti:
“Evim tamamen yıkıldı. Uzun yıllardır sevgili eşimle birlikte ne tür emeklerle alın terimizle inşa ettiğimiz ev İsrail bombardımanında bir anda yıkıldı. Evimizle birlikte hayallerim de yerle bir oldu. Her şeyi bu evde kurdum. Çok yorulmuştum. Ama ne yazık ki İsrail işgalinin acımasız, barbar bombardımanı sonucu birçok Gazzelinin evi gibi o da yıkıldı.”
“Hüsniye ninem Gazze’de çok sevilen biri”
Fazıl’ın eşi Dina ise “Hüsniye ninem Gazze’de çok sevilen biri. Çok sosyal. Karşılaştığım kişiler bana her zaman Hüsniye nineyi sorardı.” dedi.
Gazze’de yaşananlara ve acımasızca devam eden saldırılara çok üzüldüğünü dile getiren Dina, bunların bir an önce bitmesini istediğini söyledi.
Dina, İsrail bombardımanında yıkılan evine işaret ederek, “En çok üzüldüğüm şey, evimi terk ettiğim zaman birkaç gün sonra dönerim düşüncesiyle bir şey almadan çıkmam oldu. Maalesef evden geriye yıkımdan başka bir şey kalmadı.” dedi.
]]>İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, duruşma öncesi yaptığı açıklamada, ülkesi hakkında açılan davayı eleştirerek, “ Dünya tersine döndü. Soykırıma karşı mücadele eden İsrail soykırımla suçlanıyor” dedi.
Güney Afrika Cumhuriyeti tarafından 29 Aralık’ta açılan davanın ilk duruşması dün Lahey’deki Uluslararası Adalet Divanı’nda başladı.
Duruşmanın ilk gününde, İsrail’i, Gazze’deki Filistin halkına soykırım yapmakla suçlayan Güney Afrika, bu konudaki iddialarını sözlü olarak mahkemeye sundu.
Güney Afrika öncelikli olarak, İsrail’in Gazze’deki tüm askeri operasyonlarını derhal durdurması için, uluslararası mahkemenin ihtiyati tedbir kararı almasını talep etti.
Lahey’deki Adalet Sarayı’nda bugün ikincisi yapılacak duruşmada İsrail, soykırım iddialarına yanıt verecek.
Eski Yüksek Mahkeme Başkanı Aharon Barak başkanlığındaki İsrail heyeti, soykırım suçlamasına karşı tezlerini sunarak, mahkeme heyetini ikna etmeye çalışacak.
İsrail Başbakanı Netanyahu, duruşma öncesi yaptığı açıklamada, ülkesi hakkındaki iddiaları reddetti, İsrail’in Hamas’a karşı kendini savunma hakkını elinde tutacağını söyledi.
“Teröristlerle ve yalanlarla savaştıklarını” savunan Netanyahu, Hamas’ı “insanlığa karşı suç işleyen cani teröristler” olarak tanımladı.
İsrail Başbakanı, Güney Afrika’yı da “ikiyüzlülükle” suçladı.
Netanyahu’ya göre, Suriye ve Yemen’de milyonlarca insan Hamas’ın ortakları tarafından öldürülürken ya da yerlerinden edilirken Güney Afrika bunu görmezden geldi.
Bugün mahkemeden hangi kararlar çıkabilir?
İsrail’in bugün yapacağı savunmanın ardından Uluslararası Adalet Divanı, Tel Aviv yönetiminin Gazze’deki tüm askeri faaliyetlerini durdurmasına dair taleple ilgili karar verecek.
Güney Afrika Cumhuriyeti, İsrail’in Gazze’deki tüm askerleri faaliyetlerinin durdurulması için ivedilikle ihtiyati tedbir kararı verilmesini istiyor.
Uluslararası Adalet Divanı, aynı zamanda Güney Afrika’nın soykırım iddiaları ile ilgili davanın esastan görüşülüp görüşülmeyeceğine de karar verecek.
Bu İsrail açısından büyük önem taşıyan bir karar. Çünkü, soykırım ya da diğer suçlamalar konusunda Uluslararası Adalet Divanı’na yalnızca bir kez başvuru yapılabiliyor.
Eğer Güney Afrika, Gazze’de soykırım yapıldığına ilişkin yeterince kanıt sunmazsa, İsrail bir daha soykırımla suçlanamayacak.
Dava İsrail’i nasıl etkileyecek?
Mahkeme, Güney Afrika’nın iddialarını yeterli bularak davayı esastan görüşmeyi kabul ederse, bu İsrail açısından uluslararası arenada büyük bir prestij kaybı olacak.
Hollanda’daki Leiden Üniversitesi’nden Soykırım Hukuku uzmanı Prof. Dr. Larissa van den Herik’e göre, İsrail’in uluslararası itibarı tehlikede.
Van den Herik, Hollandalı kamu yayıncısı NOS’a, mahkemenin vereceği mahkumiyet kararının, İsrail’i daha da yalnızlaştıracağını söyledi.
Güney Afrika’nın açtığı davayı, İsrail için çok büyük bir başarısızlık olarak değerlendiren Hollandalı profesör, bu nedenle İsrail’in zararı sınırlamak için elinden geleni yapacağını söyledi.
İsrail’in bugünkü duruşmada, “kendi halkını Hamas’ın saldırılarına karşı koruma yükümlülüğüne” vurgu yapması bekleniyor.
Ancak Prof. Dr. van den Herik, bunun, her türlü şiddet için bir gerekçe olamayacağına dikkati çekerek, “Meşru müdafaa hakkı sınırsız değil. Bu her şeyi yapabileceğiniz anlamına gelmiyor” dedi.
Güney Afrika’ya ikiyüzlülük’ suçlaması
Amsterdam Üniversitesi’nden uluslararası hukuk siyaseti profesörü Geert-Jan Knoops ise, Güney Afrika’nın iddialarının, hukuki olarak soykırımı kanıtlamak için yeterli olmadığını savunuyor.
Soykırım suçlamasının daha güçlü kanıtlar gerektirdiğini söyleyen Knoops, Hollanda medyasına yaptığı açıklamada, şunları söyledi:
“Askeri eylemlerin, milliyetlerinden dolayı Filistin halkını bir bütün olarak yok etmeyi hedeflediğinin ortaya konması gerekir. Bu çok zor. Güney Afrika’nın sunduğu belgelere dayanarak böyle bir sonuca varamazsınız.”
Hollandalı profesör, Güney Afrika Cumhuriyeti’ni “ikiyüzlülükle” suçlayarak, eski Sudan diktatörü Ömer El Beşir konusunda aynı hassasiyeti göstermediğini savundu.
Knoops, 2015 yılında, dönemin Sudan Devlet Başkanı Ömer El Beşir, uluslararası bir kongre için bu ülkeyi ziyaret ettiğinde, Güney Afrika’nın, elindeki kanıtlara rağmen Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin yakalama kararını uygulamadığını söyledi.
Knoops’a göre, Güney Afrika Cumhuriyeti, Güney Sudan’da belirli bir nüfus grubuna yönelik soykırım suçlamalarıyla ilgili olarak Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin eski Sudan Devlet Başkanı hakkında verdiği tutuklama emrini görmezden geldi.
Güney Afrika neden Filistin’i destekliyor?
İsrail hakkındaki soykırım suçlamasına ilişkin davanın neden Güney Afrika tarafından açıldığı, en çok merak edilen konuların başında geliyor.
Birleşmiş Milletler’in 1948 yılında hazırladığı “Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi”, Türkiye de dahil 140 ülke tarafından imzalandı.
Sözleşme, taraflara “soykırım suçunu önleme ve cezalandırma” yükümlülüğü veriyor.
Güney Afrika Adalet Bakanı Ronald Lamola, dünkü duruşmada ülkesinin, “insanlığın bir parçası olduğu bilinciyle Filistin halkına ellerini uzattığı” için dava açtıklarını söyledi.
Güney Afrika ile Filistinliler arasındaki bağlar, çok eskiye dayanıyor. Her ikisi de bir kurtuluş hareketi olan Afrika Ulusal Konseyi (ANC) ile Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) arasında oldukça köklü ilişkiler bulunuyor.
Her iki örgüt de “ortak bir kader deneyimine” sahip. Bu nedenle Güney Afrika, Filistin’in dünyadaki en önemli destekçilerinden biri.
Belçika da davaya dahil olmak istiyor
Belçika’da iktidar ortağı Yeşil Sol ve Hristiyan Demokratlar, hükümetten, Gazze’deki durumla ilgili uluslararası bir soruşturma talep etmesini istedi.
Yeşil Sol Partili Başbakan Yardımcısı Petra De Sutter, “Belçika Gazze’de olanları izlemeye devam edemez. Yaşananlar giderek soykırıma benzemeye başladı. Bu yüzden Güney Afrika gibi ülkemizin de Uluslararası Adalet Divanı’na gitmesini istiyorum” görüşünü dile getirdi.
Hristiyan Demokrat Parti de, De Sutter’in bu önerisine destek verdi.
Ancak muhalefetteki milliyetçi Yeni Flaman İttifakı Partisi (N – VA), bu öneriye karşı çıkıyor. Sağ görüşlü parti, bölgede çözüm için İsrail’in desteklemesi gerektiğini savunuyor.
Lahey’de yerel saatle 10:00’da başlayacak kamuya açık duruşma, Uluslararası Adalet Divanı’nın internet sitesinden de canlı olarak yayınlanacak.
]]>İsrail’in 7 Ekim’den bu yana Filistin topraklarındaki uluslararası hukuk ihlalleri sürerken Güney Afrika, 29 Aralık 2023’te, 1948 tarihli Birleşmiş Milletler (BM) Soykırımın Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi’ni ihlal ettiği gerekçesiyle İsrail aleyhinde dava açarak ihlallerin durdurulmasına yönelik önemli bir adım attı.
Güney Afrika’nın, İsrail’in Gazze’deki saldırılarını sonlandırmasına ilişkin ICJ’den ihtiyati tedbir talebinde de bulunduğu davaya İslam İşbirliği Teşkilatı ve diğer uluslararası kuruluşların yanı sıra başta Türkiye’nin de bulunduğu birçok ülke ve STK’den destek açıklamaları gelmeye devam ediyor.
Güney Afrika’nın açtığı davaya desteğini açıklayan ülkeler
Davaya desteğini açıklayan ilk ülke olan Filistin, 29 Aralık’ta Dışişleri Bakanlığının X hesabından yaptığı açıklamada, Güney Afrika’nın, İsrail’in soykırım suçu işlediğine ilişkin Uluslararası Adalet Divanı’nda açtığı davayı memnuniyetle karşıladığını belirtti.
Malezya Dışişleri Bakanlığı, 2 Ocak’ta yayımladığı açıklamada, Güney Afrika’nın başvurusunun memnuniyetle karşılandığını belirterek, “1967 öncesi sınırlara dayalı, başkenti Doğu Kudüs olan” bağımsız bir Filistin devletinin tanınması çağrısı yaptı.
Davaya desteğini açıklayan ülkelerin başında gelen Türkiye adına 3 Ocak’ta Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Öncü Keçeli tarafından yapılan paylaşımda Güney Afrika’nın, İsrail aleyhine ICJ’de gerçekleştirdiği başvurunun memnuniyetle karşılandığı vurgulandı.
Türkiye’nin açıklamasında “Keza, yapılan bu başvuru uyarınca, Uluslararası Adalet Divanının (UAD) İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarını durdurmasını içeren bir geçici tedbir kararı alması beklenmektedir. Türkiye, bu kararın uygulanmasının da takipçisi olacaktır.” ifadelerine yer verildi.
Ürdün Başbakan Yardımcısı, Dışişleri ve Yurtdışında Yaşayan Ürdünlüler Bakanı Ayman Safadi, 4 Ocak’ta yayımladığı açıklamada, ülkesinin Güney Afrika tarafından İsrail’e karşı ICJ’de açılan davayı desteklediğini bildirdi.
Belçika Başbakan Yardımcısı Petra de Sutter, ülkesinin İsrail’in Gazze’deki soykırım tehdidine karşı sessiz kalamayacağını ve Güney Afrika’nın İsrail’i soykırımla suçlayarak açtığı davaya destek verilmesi çağrısında bulunarak, “Belçika, Gazze’deki insanların sonsuz çilesini sadece kenarda izleyemez. Soykırım tehdidine karşı harekete geçmeliyiz. Belçika’nın, Güney Afrika’nın liderliğini takip ederek Uluslararası Adalet Divanında eyleme geçmesini istiyorum. Belçika hükümetine bu öneride bulunacağım.” ifadelerini kullandı.
Maldivler Dışişleri Bakanlığından yapılan açıklamada, İsrail aleyhine ICJ’de “soykırım” davası açılmasından memnuniyet duyulduğu belirtilerek, Gazze’de derhal ateşkes sağlanması ve Filistin halkına yardım ulaştırılması için insani koridorların açılması çağrısı yapıldı.
Ayrıca, Bangladeş, Namibya, Malezya ve Pakistan’ın BM elçileri, 9 Ocak’ta BM Genel Kurulundaki konuşmalarında Güney Afrika tarafından açılan soykırım davasına desteklerini ifade etti.
Endonezya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Lalu Muhammad Iqbal, davaya destek verdiklerine ilişkin açıklamasında, “Ahlaki ve siyasi açıdan Endonezya, Güney Afrika’nın Gazze’de yapıldığı iddia edilen soykırıma karşı harekete geçmesi için ICJ’deki girişimini tamamen desteklemektedir.” ifadesini kullandı.
Bolivya Dışişleri Bakanlığından 7 Ocak’ta yapılan yazılı açıklamada, “Bolivya, ICJ nezdinde, İsrail Devleti aleyhine dava açan Güney Afrika Cumhuriyeti’nin attığı tarihi adımı takdirle karşılamaktadır.” ifadesine yer verilerek uluslararası topluma Güney Afrika’nın açtığı davaya destek olunması çağrısı yapıldı.
Venezuela, 9 Ocak’ta Dışişleri Bakanlığınca yayımlanan açıklamada, Güney Afrika’nın Filistin halkını savunmak amacıyla ICJ nezdinde İsrail’e karşı açtığı davayı desteklediğini belirterek, Bolivya’ya benzer şekilde uluslararası topluma Güney Afrika’nın açtığı davaya destek olunması çağrısında bulundu.
Nikaragua hükümeti, 9 Ocak’taki yazılı açıklamasında, “Güney Afrika’nın Gazze Şeridi’ndeki soykırım nedeniyle İsrail’e karşı ICJ’ye yaptığı başvuruyu memnuniyetle karşılıyoruz.” ifadesini kullandı.
İran Dışişleri Bakanlığı, 10 Ocak’taki yazılı açıklamasında, Güney Afrika’nın davasına tam destek verildiğini kaydederek, “İran İslam Cumhuriyeti, ayrıca Güney Afrika hükümetinin eylemini, uluslararası hukuka uygun ve Filistin halkını destekleyen sorumlu, cesur ve onurlu bir adım olarak selamlıyor ve uluslararası toplumu, işlenen suçların faillerinden hesap sorulması için kararlı bir şekilde harekete geçmeye çağırıyor.” ifadesine yer verdi.
Brezilya Dışişlerinden 10 Ocak’ta yapılan yazılı açıklamada, Güney Afrika’nın, İsrail’in soykırım veya bağlantılı suç teşkil edebilecek tüm eylemlerini derhal durdurması talebiyle Uluslararası Adalet Divanındaki girişiminin desteklendiği vurgulandı.
Kolombiya Devlet Başkanlığından 10 Ocak’ta yapılan yazılı açıklamada, Cumhurbaşkanı Gustavo Petro yönetimindeki Kolombiya Hükümetinin, Güney Afrika tarafından Lahey’deki Uluslararası Adalet Divanında İsrail aleyhine açılan davayı memnuniyetle karşıladığı kaydedildi.
Progressive International Konseyinin sitesinde yer alan açıklamada, devletlerin yanı sıra dünya genelinden binin üzerinde insan hakları kuruluşunun, “Güney Afrika’nın İsrail’e Karşı Soykırım Sözleşmesi Davasını Destekliyoruz” başlıklı bildiriye imza attığı ve Güney Afrika davasını desteklemek üzere diğer hükümetlerin, ICJ’deki davaya “müdahil” olmaya davet edildiği bildirildi.
Buna ek olarak yeni kurulan Filistin’de Soykırımı Durdurmak için Uluslararası Koalisyonunun (ICSGP), dünyanın dört bir yanından 800’den fazla kuruluşun da imzacıları arasında bulunduğu Güney Afrika’nın davasına destek mektubunda “işgalci İsrail güçleri tarafından her gün işlenen soykırım eylemlerinin açık kanıtlarına rağmen” İsrail yönetiminin diğer ülkelerden Güney Afrika’nın davasını kınamalarını istemesi eleştirildi.
Bunun yanında İngiltere’den “change.org” sitesi üzerinden Güney Afrika’nın ICJ’de İsrail’e karşı açtığı soykırım davasına destek için başlatılan imza kampanyasına dünyanın dört bir yanından 320 binden fazla kişi katıldı.
Güney Afrika’nın açtığı davaya desteğini açıklayan kuruluşlar
İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT), 30 Aralık’taki yazılı açıklamasında, “İİT, İşgalci İsrail’in Filistin halkına karşı işlediği soykırım suçu nedeniyle Güney Afrika Cumhuriyeti’nin ICJ’de açtığı davayı memnuniyetle karşılıyor.” ifadesini kullanırken soykırımın durdurulması için hızlı bir şekilde müdahale edilmesi amacıyla Divan’a “acil önlemler alma” çağrısında bulundu.
Arap Birliği Genel Sekreteri Ahmed Ebu Gayt, 10 Ocak’ta X’ten yaptığı açıklamada, Birliğin, Güney Afrika’nın İsrail’e karşı açtığı davaya tam destek verdiğini belirterek, “Bu saldırgan savaşı durduracak ve Filistinlilerin kanının dökülmesine son verecek adil ve cesur bir karar bekliyoruz. İnsani değerleri her şeyin üstünde tutan bu ilkeli tutumundan dolayı Güney Afrika hükümetine teşekkür ediyorum.” ifadelerini kullandı.
Uluslararası Af Örgütü, 10 Ocak’ta yaptığı açıklamada, Güney Afrika’nın İsrail aleyhine açtığı soykırım davasının Filistinli sivillerin korunmasına yardımcı olabileceği, işgal altındaki Gazze Şeridi’ndeki insani felaketi sona erdirebileceği ve uluslararası adalet için umut ışığı sunabileceği kaydedilerek, Divan’ın vereceği geçici tedbirlerin uygulanmasıyla ölümlerin, yıkımların ve sivil acının engellenebileceği vurgulandı.
Divan’a desteğini açıklayan ülkeler ve kurumlar
Fransa, Kosta Rika ve Avrupa Birliği (AB) Komisyonu, Güney Afrika’ya doğrudan destekleyen açıklamalar yerine, ICJ’deki dava sürecini ve Divan’ın vereceği kararın destekleneceği yönünde açıklamalarda bulundu.
Fransa’nın BM Daimi Büyükelçisi Nicolas de Rivière, gazetecilerin Güney Afrika’nın açtığı davayla ilgili sorusunu, “Fransa, ICJ’nin güçlü bir destekçisidir. Bu konuda ne karar vereceklerini göreceğiz ve kararın sonucunu destekleyeceğimizden emin olacağız.” ifadeleriyle yanıtlayarak, ICJ’de yürütülen süreci ve kararı destekleyeceklerini belirtti.
Latin Amerika ülkesi Kosta Rika, 5 Ocak’ta Dışişleri Bakanlığınca yayımlanan yazılı açıklamada, ICJ’deki süreci dikkatle takip ettiklerini ve devletler arasındaki uyuşmazlıkların uluslararası hukuka uygun şekilde barışçıl yöntemlerle çözülmesini desteklediklerini kaydederek, “Bu kuruma (ICJ) ve yargıçlarına, ayrıca buradan çıkan ve tüm taraflarca saygı gösterilmesi ve iyi niyetle uyulması gereken kararlara olan güvenimizi yineliyoruz.” ifadelerini kullandı.
Avrupa Birliği (AB) Komisyonu sözcülerinden Peter Stano, 10 Ocak’taki basın açıklamasında Güney Afrika ile İsrail arasındaki dava hakkında görüş belirtmesinin uygun olmayacağını bildirerek, AB’nin ICJ’yi kurum olarak desteklediğini ve devletlerin ICJ’de dava açma hakkının bulunduğunu vurguladı.
Buna karşın ABD, Macaristan, Paraguay ve Guatemala gibi ülkeler, Güney Afrika’nın dava açmasına karşı çıkarak İsrail aleyhine açılan davayı haksız gördüklerini açıkladı.
]]>Çoğunlukla Filistin topraklarında ve komşu ülkelerde yaşıyorlar.
Birleşmiş Milletler’e (BM) göre, buna ek olarak 1,9 milyon kişi, İsrail’in Ekim ayından bu yana gerçekleştirdiği saldırılar nedeniyle Gazze içinde yerlerinden edildi.
Filistin diasporası dünya geneline yayılsa da nüfusun büyük çoğunluğu Orta Doğu’da yaşıyor.
Peki, bu kadar çok sayıda Filistinli neden ata topraklarını terk etmek zorunda kaldı, hangi ülkelere yerleşti?
Filistinliler neden mülteci oldu?
İsrail devleti kurulduğundan bu yana yerinden edilme Filistin tarihinin önemli bir gerçeği.
1947 yılında, İkinci Dünya Savaşı’ndan kısa süre sonra yeni kurulmuş olan Birleşmiş Milletler, 181 sayılı kararı kabul etti. Bu karara göre, o dönem İngiliz mandası olan Filistin toprakları Arap ve Yahudi devleti olarak ikiye bölünecekti.
Filistin 1922’den beri İngiltere tarafından yönetiliyordu ve bu süre boyunca Nazilerden kaçan Yahudilerin bölgeye göçü artmıştı. Bu da Arap ve Yahudiler arasındaki tansiyonu artırdı.
Oxford Üniversitesi Mülteci Araştırmaları Merkezi’nden Profesör Dawn Chatty, “Bu noktada Avrupalılar Yahudi Soykırımı’ndan dolayı suçluluk duyuyordu ve Filistin’e doğru gerçekleşen büyük Avrupalı ??Yahudi göçüne uyum sağlamaya çalışıyorlardı” diyor.
Filistinli Araplar, daha küçük Yahudi nüfusuna daha büyük bir toprak öngören 181 sayılı kararı reddetse de, İsrail bu kararın toprak paylaşımını temel alarak bağımsızlığını ilan etti.
İsrail kurulurken 1948 yılındaki savaşta, yaklaşık 750 bin Filistinli bugün İsrail toprakları olan yerden sürüldü ya da kaçmak zorunda kaldı. Filistinliler bu olayı Nakba, Arapça “Felaket” olarak adlandırıyor.
Yine 1948’de savaş sona erdiğinde, İsrail mültecilerin evlerine dönmelerine izin vermedi.
İsrail, 1967’deki Altı Gün Savaşı’nın ardından Batı Şeria ve Gazze Şeridi’ne el koydu. BM’ye göre, çoğu Ürdün’e gitmek üzere, 325 binden fazla Filistinli buralardan kaçmak zorunda kaldı. Sonraki birkaç sene, her yıl ortalama 21 bin Filistinli İsrail kontrolündeki bölgelerde yerinden edildi.
İsrail, hiçbir barış anlaşmasında Filistinlilerin geri dönme isteğini kabul etmedi.
Dünyada kaç Filistinli mülteci var?
1949’da, Filistinli mültecilere yardım için Birleşmiş Milletler Yakın Doğu’daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansı (UNRWA) kuruldu.
UNRWA, “Filistinli mülteci” terimini, “1 Haziran 1946 ila 15 Mayıs 1948 arasında normal yaşam alanları Filistin olan ve 1948 Savaşı’nda hem evlerini hem geçim kaynaklarını yitiren kişiler” olarak tanımlıyor.
Bu tanıma uyan insanların soyu da, evlat edinilmiş olanlar dahil, mülteci olarak kayıt olabiliyor.
UNRWA, kendi verilerine göre, 1950 yılında faaliyete geçtiğinde, 750 bin Filistinli mültecinin ihtiyaçlarına yanıt veriyordu.
Bugün 5 milyon 900 bin Filistinli mültecinin UNRWA’nın hizmetlerine erişim hakkı var.
Buna UNRWA’nın tanıdığı 58 mülteci kampında yaşayan 1,5 milyon kişi de dahil.
Bu kamplar Ürdün, Lübnan, Suriye, Doğu Kudüs dahil Batı Şeria ve Gazze Şeridi’nde bulunuyor.
UNRWA’nın tanıdığı kamplar dışında da Filistinlilerin kaldığı kamplar var. Örneğin Suriye’nin başkenti Halep yakınındaki Yarmuk.
Neden Batı Şeria ve Gazze Şeridi’nde mülteci kampları var?
Prof. Dawn Chatty’nin aktardığına göre, İsrail’in kuruluşundan dolayı, Yahudi devletine ayrılan topraklarda yaşayan çok sayıda Filistinli Arap, Arap devleti olması düşünülen yerlere göç etti.
“Gazze ve Batı Şeria’da sığınmacı oldular. 1948 mültecileri oldular”.
UNRWA’ya göre, Batı Şeria’da 871 binden fazla kayıtlı mülteci yaşıyor ve dörtte birine yakını 19 mülteci kampında barınıyor.
Gazze’de 1,7 milyon mülteci var. 620 bin kişi UNRWA’nın sekiz tanınmış mülteci kampında yaşıyor.
Filistin diasporası ne kadar büyük?
Batı Şeria’da yaşayan 3,3 milyon Filistinli ve Gazze’de yaşayan 2,3 milyon Filistinliye ek olarak, İsrail’de de 1,75 milyon Filistinli yaşıyor (toplam İsrail nüfusunun yaklaşık %20’sini oluşturuyorlar).
Bu toprakların dışındaki tüm Filistinliler daha geniş bir diasporayı oluşturuyor ki bunlara 1948’den önce bölgeyi terk edenler (bu nedenle BM tarafından sayılara dahil edilmiyorlar), onların torunları ve ayrıca atalarının vatanlarını terk etmiş ancak hiçbir zaman mülteci olarak kaydolmamış olanlar da dahil.
Filistin Merkezi İstatistik Ofisi’nin paylaştığı son verilere göre, Orta Doğu’dan Güney Amerika ve Avustralya’ya kadar uzanan bu küresel diasporada yaklaşık 7,3 milyon Filistinli yaşıyor.
Ancak bu veriye yalnızca kimlik kartı olan veya mülteci olarak kayıtlı Filistinliler dahil, dolayısıyla diaspora nüfusu gerçekte çok daha fazla olabilir.
Filistin Merkezi İstatistik Ofisi’ne göre, Arap ülkelerinde altı milyondan fazla Filistinli yaşıyor ve sürgündeki bu kişilerin yaklaşık yarısı İsrail’in doğu sınırındaki Ürdün’de.
Ürdün’deki Filistinlilerin çoğu ülkenin vatandaşı konumunda ve diğer vatandaşlarla aynı haklara sahip.
Lübnan, Suriye ve Mısır’ın toplamda bir milyondan fazla kişiye ev sahipliği yaptığı tahmin ediliyor.
Lübnan’daki Filistinli mültecilerin çoğu 1948’den bu yana mülteci kamplarında yaşıyor, kamusal ve sosyal haklara erişimleri de yok.
Öte yandan Suriye’deki Filistinliler, Suriye vatandaşlarıyla eşit medeni haklara sahip. Ancak Suriye savaşının patlak vermesinin ardından birçok Filistinli ülkeden kaçtı.
Youssef Courbage ve Hala Nofal’ın ‘Dünya Çapında Filistinliler: Demografik Bir Araştırma’ kitabında, ” Körfez ülkelerindeki Filistinlilerin varlığı yaklaşık yüzyıl önce ortaya çıktı” diye yazıyor.
” Suudi Arabistan ve Kuveyt, İkinci Körfez Savaşı’ndan önce (1990) Körfez’deki Filistinli işgücünün yüzde 90’ını ülkelerine çektiler, (Filistinliler) daha sonra çoğunlukla Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri’ne taşındı” diyorlar.
Prof. Dawn Chatty, Körfez ülkelerinin Filistinli mültecileri kucaklamasının nedeninin, bu ülkelerin İngilizce ve Arapça bilen eğitimli işçilere ihtiyaç duyması olduğunu söylüyor.
Filistinliler UNRWA kamplarında iyi eğitim alıyorlardı.
Orta Doğu dışındaki Filistinliler
Şu anda Orta Doğu dışında yaşayan Filistin diasporasının büyük bir kısmı, bölgenin Osmanlı İmparatorluğu’nun kontrolünde olduğu 19. yüzyılın sonlarına doğru göç etti.
İlk Arap milliyetçiliği hareketlerinin bastırılması ve ekonomik kriz, pek çok Hristiyan Filistinli tüccarın özellikle Kuzey Amerika ve Güney Amerika’ya kaçmasına neden oldu.
Osmanlı İmparatorluğu’nun dağılması ve ardından İsrail’in kurulmasının ardından başka göç dalgaları da geldi. Ancak bireysel göçlere ilişkin sayıya ulaşmak zor.
Courbage ve Nofal şöyle yazıyor: ” Latin Amerika ülkelerinde Filistinlilerin sayısına ilişkin tahminler, ‘Arap’ denilerek tek bir kategori altında tanımlanmaları nedeniyle, belirsizlikle örtülü.”
Şili’deki Filistinli topluluğun sayısının 500 bin civarında olduğu tahmin ediliyor, bu da Şili’yi Orta Doğu dışında en büyük Filistin nüfusuna sahip ülke yapıyor. Ayrıca Honduras, Guatemala ve Brezilya’da da hatırı sayılır sayıda Filistinli yaşıyor.
Filistinlilerin ABD’ye göçü de 19. yüzyılın sonlarına kadar uzanıyor ve şu anda ABD’de tahminen 200 bin Filistinli yaşıyor.
Avrupa’da en büyük Filistin nüfusuna Almanya ev sahipliği yapıyor ve onu İngiltere, Yunanistan, Fransa, Danimarka ve İsveç takip ediyor.
]]>Hollanda’nın Lahey kentindeki Barış Sarayı’nda (Vredespaleis) yerel saatle 10:00’da başlayacak duruşmanın ilk gününde, Güney Afrika, soykırım suçlamasına ilişkin savlarını sözlü olarak dile getirecek.
Güney Afrika Cumhuriyeti öncelikli olarak, İsrail’in Gazze’deki tüm askeri operasyonlarının derhal askıya alınması için, ihtiyati tedbir kararı verilmesini istiyor. Yüksek Mahkeme öncelikli olarak bu talebi ele alacak.
Cuma günü de, İsrail, hakkındaki suçlamalara ilişkin sözlü savunma yapacak.
İsrail’in talebi üzerine bugün ve yarın yapılacak sözlü oturumlar, birer saat uzatıldı. Duruşmalar , iki gün boyunca 10:00 – 13:00 saatleri arasında görülecek ve Uluslararası Adalet Divanı’nın internet sitesinden canlı olarak izlenebilecek.
Güney Afrika tarafından 29 Aralık’ta açılan davada, İsrail’in Gazze Şeridi’ndeki eylemlerinin “soykırım niteliğinde” olduğu vurgulandı.
Dava dilekçesinde, İsrail’in “Gazze’deki Filistinlileri daha geniş bir ulusal, ırksal ve etnik grubun parçası olarak yok etmeye yönelik özel bir niyete” sahip olduğu savunuldu.
İsrail’in, Birleşmiş Milletler Soykırım Sözleşmesi’ni ihlal ettiğini belirten Güney Afrika Cumhuriyeti, İsrail’in Gazze’deki askeri operasyonlarının derhal askıya alınması için, ihtiyati tedbir kararı çıkarılmasını istedi.
Güney Afrika Cumhuriyeti, İsrail hükümetinin Gazze’deki uygulamalarını kendi ülkesindeki “apartheid (ırk ayrımcılığı) rejimiyle” kıyaslıyor.
Davaya yönelik merak edilen soruları ve cevaplarını derledik:
Davayı neden Güney Afrika açtı?
Güney Afrika Cumhurbaşkanı Cyril Ramaphosa, İsrail hükümetinin Gazze’deki uygulamalarını Güney Afrika’nın geçmişindeki apartheid rejimiyle karşılaştırarak Filistinlilere tam destek vermesinin ardından, her iki ülke arasındaki diplomatik ilişkiler askıya alındı.
Güney Afrika, Pretoria’daki İsrail Büyükelçiliği’ni kapattı.
Hem İsrail hem de Güney Afrika, Birleşmiş Milletler (BM) Soykırım Sözleşmesi’nin imzacıları olduğu için, Cyril Ramaphosa yönetimi, dava konusunda inisiyatif aldı.
1948’de imzalanan BM Soykırım Sözleşmesi, taraf ülkelere soykırım suçunu önleme ve cezalandırma yükümlülüğü getiriyor.
Güney Afrika yönetimi, bu sözleşmeden doğan yükümlülüğe dayanarak İsrail aleyhine soykırım suçlamasıyla dava açtı.
Dava neden Uluslararası Adalet Divanı’nda açıldı?
Birleşmiş Milletler’in en üst yargı organı olan Uluslararası Adalet Divanı, Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin aksine, bireysel suçlar yerine sadece devletler arasındaki ihtilafları ele alıyor.
Bu nedenle dava Uluslararası Adalet Divanı’nda açıldı.
İsrail iddialara ilişkin ne diyor?
Duruşmada İsrail’i, eski Yüksek Mahkeme Başkanı Aharon Barak temsil edecek.
İsrail hükümeti, Güney Afrika Cumhuriyeti’nin iddialarına sert bir dille karşı çıkıyor.
İsrail Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Lior Haiat, sosyal medya platformu X aracılığıyla yaptığı açıklamada, “İsrail, Güney Afrika tarafından yayılan kan iftirasını ve Uluslararası Adalet Divanı’na başvurusunu tiksintiyle reddediyor” dedi.
Sözcü Güney Afrika‘yı, “İsrail Devleti’nin yıkılması çağrısında bulunan bir terör örgütüyle işbirliği yapmakla” da suçladı.
Haiat, “Güney Afrika’nın iddiası hem fiili hem de hukuki dayanaktan yoksundur, ve Mahkeme’nin alçakça ve aşağılayıcı bir şekilde istismar edilmesini teşkil etmektedir” ifadesine yer verdi.
Güney Afrika’nın bu girişimi, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve diğer hükümet yetkilileri tarafından da tepkiyle karşılandı.
Duruşmalarda neler bekleniyor?
Bugün ve yarın tarafları dinleyecek olan Yüksek Mahkeme, öncelikli olarak Güney Afrika’nın, İsrail’in Gazze’deki askeri faaliyetlerini derhal durdurulması talebini ele alacak.
Mahkeme, sunulacak belgeler ışığında bu talebi kabul edebilir ya da yetkisizlik kararı verebilir.
Güney Afrika Cumhuriyeti’nin mahkemeye, İsrail’in soykırım suçu işlediğine ilişkin yeterli kanıtı sunması durumundaysa, uzun bir yargılama süreci başlayacak.
Uluslararası hukuk uzmanlarına göre, soykırımın belirlenmesi karmaşık bir hukuki ve siyasi süreç gerektirdiği için, yargılama uzun zaman alabilecek.
Uluslararası hukuk uzmanı Prof. Dr. Jan Wouters’a göre, soykırımı kanıtlamak için yalnızca bir nüfus grubunun öldürülmesi değil, aynı zamanda bunun bir ırksal grubu tamamen veya kısmen yok etmeye yönelik özel bir niyetle yapıldığının da kanıtlanması gerekiyor.
BM Sözleşmesi soykırımı nasıl tanımlıyor?
Birleşmiş Milletler tarafından 1948 yılında kabul edilen “Soykırımın Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi”ne göre, bir eylemin soykırım olarak kabul edilebilmesi için, şunları içermesi gerekiyor:
Uluslararası Adalet Divanı nedir?
Uluslararası Adalet Divanı (ICJ), Birleşmiş Milletlerin en yüksek yargı organı.
Mahkeme, Haziran 1945’te Birleşmiş Milletler Şartı ile kuruldu ve Nisan 1946’da faaliyetlerine başladı.
Yüksek Mahkeme, BM Genel Kurulu ve Güvenlik Konseyi tarafından 9 yıllık bir süre için seçilen 15 yargıçtan oluşuyor.
Mahkemenin merkezi Hollanda’nın Lahey kentindeki Barış Sarayı’nda bulunuyor.
Mahkemenin iki önemli işlevi var;
Birincisi, uluslararası hukuka uygun olarak, sözleşmeye taraf devletler tarafından sunulan hukuki ihtilafların çözümü konusunda karar almak.
Diğeri de, hukuki sorunlarla ilgili tavsiye niteliğinde görüşler bildirmek.
Uluslararası Adalet Divanı’nın vereceği kararlar bağlayıcı nitelikte ve soykırım suçları için zaman aşımı söz konusu değil.
Hamas’ın, 7 Ekim 2023’te İsrail’de düzenlediği saldırılarda 1200 kişiyi öldürmesi ve 200’den fazla kişiyi rehin almasının ardından başlayan savaş, Gazze’de insani felakete yol açtı.
Gazze’deki Hamas Sağlık Bakanlığı’na göre, İsrail’in düzenlediği hava ve kara saldırılarında çoğu kadın ve çocuk 22 binden fazla kişi hayatını kaybetti.
]]>Amerika Birleşik Devletleri Dış İşleri Bakanı Antony Blinken’in 6 Ocak’ta ilk ziyaretini Türkiye’ye gerçekleştirerek; Orta Doğu turu kapsamında görüşmeler yapmasını değerlendiren Siyaset Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Ali Semin, “Blinken’ın Arap ülkelerine yaptığı ziyaretin ana teması Gazze’deki çatışmaların bölgesel bağlamda olası bir savaşa dönüşmemesi için girişimler olduğu şeklinde değerlendirilebilir. Çünkü Gazze çatışmasının Orta Doğu’nun tamamına sıçraması ve bölgesel bir savaşa dönüşmesi ne ABD’nin ne de batılı ülkelerin çıkarlarına gelir. Kısa vadede Gazze savaşının tüm bölgeye sıçraması uzak bir ihtimal olarak görülse de; orta vadede başta Lübnan, Suriye ve Yemen olmak üzere potansiyel bir Orta Doğu savaşlarına dönüşmesi kuvvetlidir. Gazze’de kalıcı bir ateşkesin anahtarının Washington’da olduğunu göz önünde bulundurduğumuzda İsrail’e karşı ciddi baskı kurulması şarttır” dedi.
Gazze’deki gelişmeler bağlamında değerlendirildiğinde Blinken’ın Orta Doğu ziyaretlerinin kalıcı bir ateşkes için bir girişim olmadığını ve Amerika’nın Orta Doğu’daki çıkarlarını korumak amaçlı olduğunun söylenebileceğini belirten Semin, “Gazze’de kalıcı bir ateşkesin anahtarının Washington’da olduğunu göz önünde bulundurduğumuzda İsrail’e karşı ciddi baskı kurulması şarttır. Aksi takdirde kısa vadede Gazze savaşının tüm bölgeye sıçraması uzak bir ihtimal olarak görülse de orta vadede başta Lübnan, Suriye ve Yemen olmak üzere potansiyel bir Orta Doğu savaşlarına dönüşmesi kuvvetlidir” diye konuştu.
7 Ekim çatışmalarının bölgesel bir topyekün çatışmalara yol açacak sinyalleri verdiğini ve uluslararası sistemi de değiştirip şekillendirecek potansiyel güçler dengesini değiştirmesinin beklendiğini belirten İstanbul Gelişim Üniversitesi (İGÜ) İktisadi, İdari ve Sosyal Bilimler Fakültesi (İİSBF) Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden Öğretim Üyesi Dr. Ali Semin, “İsrail’in Gazze’ye yönelik düzenlediği şiddetli saldırılara rağmen ne Arap ne de İslam ülkelerinden kınama dışında herhangi bir somut adım atılamaması Netanyahu hükümetinin savaşı uzatmasına adeta teşvik etti. Günümüz itibarıyla 7 Ekim’den bugüne kadar İsrail tarafından Gazze’de düzenlenen hava, kara ve denizden aralıksız saldırılarda 10 bini çocuk, 7 bini kadın olmak üzere 23 bin 84 Filistinli hayatını kaybetti” ifadelerini kullandı.
Blinken’ın Türkiye ziyaretinin temel sebebinin İsveç’in NATO üyeliği ve F-16 meselelerinin yanı sıra Ankara’nın Suriye-Irak’taki terörle mücadelesi olduğunun bilindiğini ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Semin, “Blinken’ın Arap ülkelerine yaptığı ziyaretin ana teması Gazze’deki çatışmaların bölgesel bağlamda olası bir savaşa dönüşmemesi için girişimler olduğu şeklinde değerlendirilebilir. Çünkü Gazze çatışmasının Orta Doğu’nun tamamına sıçraması ve bölgesel bir savaşa dönüşmesi ne ABD’nin ne de batılı ülkelerin çıkarlarına gelir. Bu açıdan bakıldığında ABD, hem dış politikada hem de bölgesel ve küresel anlamda İsrail’e sınırsız desteğinin yalnızca Gazze’deki çatışmayla sınırlı kalmayacağının farkına varmış gibi görünüyor. Bu nedenle Blinken’ın Orta Doğu turu, Filistin’de yaşanmakta olan çatışmayı önlemenin yolunun iki devletli çözümden geçtiğini ifade ediyor. Blinken’ın iki devletli çözüm arayışının nasıl olacağı yönünde herhangi bir plan sunmaması oldukça düşündürücü diyebiliriz. Bu hususa dikkat çekmek gerekir ki, İsrail artık iki devletli çözümü kabul etmeyeceğini ve Filistin topraklarındaki işgal planını sürdürmek istediğini söylemek mümkündür” dedi.
]]>7 Ekim 2023 tarihinden itibaren Gazze’de cereyan eden Hamas-İsrail çatışmasının Orta Doğu’da ve küresel güç dengelerinde iki kutuplu dünya düzenini geri getirebilecek potansiyele sahip bir gelişme olarak görülüyor. 7 Ekim çatışmalarının bölgesel bir topyekün çatışmalara yol açacak sinyalleri verdiğini ve uluslararası sistemi de değiştirip şekillendirecek potansiyel güçler dengesini değiştirmesinin beklendiğini belirten İstanbul Gelişim Üniversitesi (İGÜ) İktisadi, İdari ve Sosyal Bilimler Fakültesi (İİSBF) Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Ali Semin, “İsrail’in Gazze’ye yönelik düzenlediği şiddetli saldırılara rağmen ne Arap ne de İslam ülkelerinden kınama dışında herhangi bir somut adım atılamaması Netanyahu hükümetinin savaşı uzatmasına adeta teşvik etti. Günümüz itibarıyla 7 Ekim’den bugüne kadar İsrail tarafından Gazze’de düzenlenen hava, kara ve denizden aralıksız saldırılarda 10 bini çocuk, 7 bini kadın olmak üzere 23 bin 84 Filistinli hayatını kaybetti.” dedi.
“Gazze çatışmasının Orta Doğu’nun tamamına sıçraması ve bölgesel bir savaşa dönüşmesi ne ABD’nin ne de batılı ülkelerin çıkarlarına gelir”
Yaşanan gelişmelerle birlikte Amerika Birleşik Devletleri Dış İşleri Bakanı Antony Blinken 6 Ocak’ta ilk ziyaretini Türkiye’ye gerçekleştirerek; Ürdün, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan, İsrail ve Batı Şeria’da Orta Doğu turu kapsamında görüşmeler yaptı. Blinken’ın Türkiye ziyaretinin temel sebebinin İsveç’in NATO üyeliği ve F-16 meselelerinin yanı sıra Ankara’nın Suriye-Irak’taki terörle mücadelesi olduğunun bilindiğini ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Ali Semin, “Blinken’ın Arap ülkelerine yaptığı ziyaretin ana teması Gazze’deki çatışmaların bölgesel bağlamda olası bir savaşa dönüşmemesi için girişimler olduğu şeklinde değerlendirilebilir. Çünkü Gazze çatışmasının Orta Doğu’nun tamamına sıçraması ve bölgesel bir savaşa dönüşmesi ne ABD’nin ne de batılı ülkelerin çıkarlarına gelir. Bu açıdan bakıldığında ABD, hem dış politikada hem de bölgesel ve küresel anlamda İsrail’e sınırsız desteğinin yalnızca Gazze’deki çatışmayla sınırlı kalmayacağının farkına varmış gibi görünüyor. Bu nedenle Blinken’ın Orta Doğu turu, Filistin’de yaşanmakta olan çatışmayı önlemenin yolunun iki devletli çözümden geçtiğini ifade ediyor. Blinken’ın iki devletli çözüm arayışının nasıl olacağı yönünde herhangi bir plan sunmaması oldukça düşündürücü diyebiliriz. Bu hususa dikkat çekmek gerekir ki, İsrail artık iki devletli çözümü kabul etmeyeceğini ve Filistin topraklarındaki işgal planını sürdürmek istediğini söylemek mümkündür.” dedi.
İsrail’e karşı ciddi baskı kurulması şart
Son duruma bakılıp, Gazze’deki gelişmeler bağlamında değerlendirildiğinde Blinken’ın Orta Doğu ziyaretlerinin kalıcı bir ateşkes için bir girişim olmadığını ve Amerika’nın Orta Doğu’daki çıkarlarını korumak amaçlı olduğunun söylenebileceğini belirten Semin, “Gazze’de kalıcı bir ateşkesin anahtarının Washington’da olduğunu göz önünde bulundurduğumuzda İsrail’e karşı ciddi baskı kurulması şarttır. Aksi takdirde kısa vadede Gazze savaşının tüm bölgeye sıçraması uzak bir ihtimal olarak görülse de orta vadede başta Lübnan, Suriye ve Yemen olmak üzere potansiyel bir Orta Doğu savaşlarına dönüşmesi kuvvetlidir.” dedi. – İSTANBUL
]]>***
Orta Doğu’nun onlarca yıldır devam eden sıcak gündemi insancıl hukukun ve bunun denetim mekanizması olan uluslararası mahkemelerin güvenilirliğini tartışmaya açtı. İsrail’in sistematik saldırılarının durdurulması için yetkili merci arayışları başladı. İlk olarak Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) gündeme geldi. Çeşitli sivil toplum kuruluşları ve avukat grupları UCM’ye topladıkları delilleri sundu. Bununla birlikte, arzulanan sonucun çeşitli sebeplerle UCM’den çıkmayacağı anlaşılınca alternatif arayışları başladı. BM (BM) Genel Kurulu, sonrasında BM Güvenlik Konseyi (BMGK) ve nihayet Uluslararası Adalet Divanı (UAD) devreye girdi.
7 Ekim’den bu yana yaşanan silahlı çatışma hali uluslararası mahkemelerin yanında İsrail’in ve bu ihtilafa taraf olmayan devletlerin iç hukuklarında da çeşitli gelişmelere sebep oldu. İsrail açısından bakıldığında; 2019 yılında Binyamin Netanyahu’ya yönelik açılan yolsuzluk davalarının duruşmalarının 2 ay ertelendiği görüldü. 7 Ekim olayları sonrası İsrail’de yaşanan gelişmeler sebebiyle bu davaların görülmesi ertelendiyse de geçen ay ifade alma süreci tekrar başladı. Güney Afrika’nın açtığı davada UAD tarafından verilecek bir tedbir kararının öncelikle uluslararası arenada, sonrasında ise İsrail içinde Netanyahu’ya yönelik tepkilere sebep olacağı muhtemel gözüküyor. Bu da yolsuzluk davalarının tepkisel şekilde daha hızlı görülmesini ve başka suçlamaların da gündeme gelmesini tetikleyebilir.
Silahlı çatışma halinin tarafı olmayan ülkelerde ise siyasetçilerin sorumluluklarının tespitine ve silah satışının engellenmesi gibi tedbirlerin kararlaştırılmasına yönelik davalar açıldı, bazıları da hazırlık aşamasında. Amerika Bileşik Devletleri (ABD) ve İngiltere iç hukuk sistemlerinde İsrail’e ilk günden beri koşulsuz destek veren siyasilerin yargılanmaları ve sorumlu tutulmaları yönünde çabalar yoğunlaşıyor. Davalar doğrudan yöneticilerin 7 Ekim’den bu yana İsrail’e sağladığı koşulsuz desteği konu alıyor. Diplomatik ve ekonomik olarak İsrail’in desteklenmesi suretiyle bir uluslararası sözleşmeden ve uluslararası örf ve adetlerden kaynaklanan soykırımın önlenmesi yönünde gerekli tedbirlerin alınmaması davaların temel dayanağı.
ABD ve İngiltere’de iç hukuk kapsamında açılan veya hazırlık aşamasındaki bu davaların esas itibarıyla Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi kapsamında söz konusu olan devletlerin soykırımı önleme yükümlülüğü ile ilişkilendirildiği görülüyor. Kısa süre önce Güney Afrika’nın da benzer gerekçeye dayanarak devletlerin soykırımı önleme yükümlülüğünü ön plana çıkararak İsrail aleyhine Uluslararası Adalet Divanına gittiği hatırlanırsa, Güney Afrika’nın başvurusunun ABD ve İngiltere’deki mevcut ve açılması beklenen davaları etkilemesi muhtemel gözüküyor. UAD tarafından İsrail için verilecek bir tedbir kararı sonrasında ABD ve İngiltere mahkemeleri de benzer şekilde İsrail’e maddi yardımın meşruiyetinin araştırılması, durdurulması veya silah satışının sona erdirilmesi gibi çeşitli tedbir kararları verebilecektir.
Divan’daki davanın Netanyahu’nun yolsuzluk davalarına etkisi
İsrail’de daha önceki dönemde başlayan soruşturmalar neticesinde savcılık tarafından 2019 yılında Netanyahu’ya çeşitli suçlamalar yöneltilmişti. Yolsuzluk davaları olarak isimlendirilen bu davalar dolandırıcılık, güveni kötüye kullanma ve rüşvet suçlamalarını içeriyor. İlk duruşma 2020 senesinde yapılmıştı. 7 Ekim sonrasında ise olağanüstü dönem şartları ve bu şartlar altında ifadelerin alınmasının mümkün olmaması gibi sebeplerle davalar ertelenmişti. Geçen aralık ayında Kudüs mahkemesi ifadeleri dinlemeye tekrar başladı. Bir sonraki duruşmanın gelecek ay yapılması bekleniyor.
Güney Afrika’nın Uluslararası Adalet Divanına yaptığı sürpriz başvurunun bu yargılamalar üzerinde etki doğurması muhtemel. Son günlerde İsrail hükümetinden veya yargı teşkilatından önemli isimlerin yaptığı açıklamalar Güney Afrika’nın başvurusunun ülke içinde endişeye sebep olduğunu gösteriyor. Divan’ın öncelikli olarak vereceği bir ara karar sonrasında uluslararası kamuoyunun Netanyahu’ya yönelik baskıları artacaktır. Böyle bir senaryoda uluslararası baskının İsrail içindeki muhalefeti de tetiklemesi kaçınılmaz olur. Netanyahu’nun başbakanlık koltuğunu terk etmesi dahi gündeme gelebilir. Bu durum ise mevcut yargılamaların hızlanmasını ve sabık başbakan için tepkisel cezaların devreye girmesini tetikleyebilir.
Divan’daki davanın Batıda siyasetçiler için açılan davalara etkisi
Anayasal Haklar Merkezi (Center For Constitutional Rights) tarafından temsil edilen Çocuklar İçin Evrensel Koruma (Defence For Children International) gibi çeşitli Filistinli insan hakları örgütleri ve Gazze’de yakınlarını kaybeden bazı Filistinli bireyler 13 Kasım 2023 tarihinde Amerikan Federal Mahkemesine bir dilekçe verdi. Açılan davada 3 kilit ismin yargılanması talep edildi: Başkan Joe Biden, Dışişleri Bakanı Antony Blinken ve Savunma Bakanı Lloyd Austin. Davacıların esas dayanağı, ABD’nin 3 üst düzey yöneticisi tarafından 1948 tarihli Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi ve bunun iç hukuktaki yansıması olan 1987 tarihli Soykırım Uygulama Yasası tarafından kabul edilen soykırımı önleme yükümlülüğüne aykırı eylemlerin varlığı. Bu bağlamda ABD’li yetkililerin 7 Ekim’den bu yana İsrail’e sağladığı koşulsuz diplomatik ve askeri destek ile silah yardımı gibi eylemlerin dosya kapsamında detaylı şekilde vurgulandığı görülüyor.
Dosyaya oldukça önemli ilim adamlarının uzman görüşleriyle katkı sunduğunu belirtmek gerekir. Örneğin soykırım çalışmaları uzmanı William Schabas, Bosna-Sırbistan davasında UAD tarafından soykırımı önleme yükümlülüğünün vurgulandığını hatırlatıyor. Bu karara göre; Sırbistan, soykırım sözleşmesinden kaynaklanan soykırımı önleme yükümlülüğünü ihlal etmişti. Aynı şekilde Ukrayna’nın Divan’da Rusya aleyhine soykırım sözleşmesine dayanarak açtığı davada da ABD, soykırım sözleşmesinden kaynaklanan önleme yükümlülüğünü gündeme getirmişti. Uzman görüşlerinin de soykırım önleme yükümlülüğüne yoğunlaştığı görülüyor. Güney Afrika da İsrail aleyhine açtığı davada aynı gerekçelere dayanmıştı. Bu sebeple iç hukuk davası ve Divan’daki davanın eş zamanlı olarak ilerleyecekleri beklenebilir. Amerikan Federal Mahkemesinin Divan’daki yargılamayı takip etmesi muhtemel.
Davacılar tarafından sayılan isimlerin İsrail’e koşulsuz destek vermesini yasaklayan bir acil ara karar çıkarılması suretiyle tedbir alınması talep ediliyor. Uzun vadede ise 3 ismin soykırım sözleşmesine ve bunun iç hukuktaki yansıması olan uygulama yasasına aykırı şekilde soykırımı önleme yükümlülüğü ile çelişen eylemlerinin tespiti bekleniyor. Kasım ayının ortalarında açılan bu dava sonrasında, ABD hükümet temsilcileri tarafından 8 Aralık 2023 tarihinde davanın reddi talep edildi. Buna karşılık, davacıların beyanlarını daha detaylı şekilde mahkemeye sunarak, taleplerini yineledikleri görüldü. Geçen hafta Amerikan-Arap Ayrımcılıkla Mücadele Grubu (American-Arab Anti-Discrimination Committee), Amerikan-İslam İlişkileri Konseyi (the Council on American-Islamic Relations), Arap-Amerikan Sivil Haklar Birliği (the Arab-American Civil Rights League) gibi gruplar davaya taraf olmaksızın sundukları görüş ve delillerle davacıların taleplerini desteklediler. İlk duruşmaların bu ayın sonunda yapılması bekleniyor.
İngiltere’de de şahıslara ve hükümete yönelik davaların hazırlandığı veya açıldığı görülüyor. İngiltere merkezli Filistinliler İçin Uluslararası Adalet Merkezi (International Centre of Justice for Palestinians) İngiliz siyasetçiler için İsrail’in savaş suçlarına yönelik davalar açmaya hazırlanıyor. Ekim ayında bu niyeti gösterir bir bildiri, merkez tarafından yayımlanmıştı. Bildiride savaş suçlarına yardım etmenin Cenevre de dahil olmak üzere çeşitli uluslararası sözleşmelere aykırı olduğu ön plana çıkarılarak siyasetçilerin hukuki sorumluluğunun söz konusu olacağı vurgulanmıştı. Hazırlık aşamasındaki bu davanın soykırım yerine İsrail’in işlediği savaş suçlarına destek olarak İngiliz siyasetçilerin sorumluluğunun tespitine yönelik olacağı anlaşılıyor.
Şahıslara yönelik açılması planlanan bu davaların dışında halihazırda hükümete yönelik olarak açılan davalar da var. Geçen senenin son ayında bir Filistin İnsan Hakları Örgütü (al-Haq) ve GLAN (Global Legal Action Network) tarafından Yüksek Mahkemede hükümete yönelik bir dava açıldı. Bu dava kapsamında İngiltere’nin desteği, tehcir ve soykırım riskleri detaylı şekilde gündeme getirildi. Gündemde silah satışının durdurulması talebi var. İlerleyen aylarda ilk duruşmanın yapılması bekleniyor.
ABD ve İngiltere’de iç hukuk kapsamında görülen bu dava süreçleri uluslararası mahkemelerdeki gelişmelerle sıkı sıkıya irtibatlı. Güney Afrika’nın Divan’da açtığı dava gelecek hafta görülmeye başlanacak. Olası bir tedbir kararı, açılması gündemde olan dava hazırlık süreçlerini hızlandıracağı gibi, mevcut yargılamaların gidişatını da siyasetçiler aleyhine çevirebilir. Çünkü bu davalar ve Güney Afrika’nın başvurusu aynı temele dayanıyor; örf ve adet hukukundan ve soykırım sözleşmesinden doğan soykırımı önleme yükümlülüğü.
[İstanbul Medipol Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dr. Öğretim Üyesi Abdullah Musab Şahin]
Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editöryal politikasını yansıtmayabilir.
]]>Kur’an-ı Kerim tilavetiyle başlayan programın açılış konuşmasını İHH İnsani Yardım Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanvekili Hüseyin Oruç yaptı. İsrail’in insanlık suçu işlediğini belirten Oruç, ‘Gazze ve Kudüs konusunda tüm Müslümanların ve tüm insanlığın sorumlulukları var’ dedi.
‘FİLİSTİN’İN KURTULUŞU, İSLAM ÜMMETİNİN SOMUT VE KARARLI ADIMLAR ATMASINA BAĞLIDIR’
Buluşmaya, telekonferans aracılığıyla katılan Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Erbaş, İsrail’in menfur emellerine ulaşmak için kadın, çocuk, hasta, sivil demeden insanları katlettiğini belirtti. Erbaş, ‘Siyonistler, işledikleri cinayetlerin ve yaptıkları soykırımın hesabını bir gün mutlaka verecekler. Filistin’in kurtuluşu, İslam ümmetinin somut ve kararlı adımlar atmasına bağlıdır’ diye konuştu.
‘ZULMÜN ENGELLENMESİ İÇİN DAHA GÜÇLÜ TEPKİLER ORTAYA KONULMALI’
‘Kudüs bizi vahdete çağırıyor’ diyen Prof. Dr. Erbaş, ‘İslam ümmeti bir araya gelip ortak kararlar alarak somut adımlar atmalı. Kudüs’ün etrafında bütün mümin yürekleri birleştirecek çalışmalara hız vermeliyiz. Kudüs özgür oluncaya kadar hiçbir çalışma yeterli değildir. Zulmün engellenmesi için daha güçlü ve sistematik tepkiler ortaya konulmalıdır. İnanıyorum ki, gücümüzün ve sahip olduğumuz imkanların farkına varıp kendimize güvendiğimizde üstesinden gelemeyeceğimiz bir sorun yoktur’ ifadelerini kullandı.
‘ZİLLETTEN KURTULMAK İSTİYORSAK, GÜÇLÜ MÜMİN OLMAK DURUMUNDAYIZ’
Hadis-i şerifte güçlü müminin, zayıf müminden hayırlı olduğunun belirtildiğini ifade eden yazar Dr. Adem Ergül, ‘Dünyada izzete talipsek, zilletten kurtulmak istiyorsak, fert fert güçlü mümin olmak durumundayız. Fert fert güç biriktireceğiz, devlet devlet güç biriktireceğiz. Azlığımız değil, Allah’ın bize verdiği vazifelerdeki gevşekliğimiz bizi zillete düçar etmektedir’ dedi.
Gazzelilerin İsrail’in zulmü karşısında onurlu bir mücadele verdiğini belirten yazar İsmail Manca, ‘Gazze kaybetmedi. Gazze zaferde şu anda, kaybeden sessiz kalan bizleriz’ diye konuştu.
‘GAZZE’YE SAHİP ÇIKMAK MECBURİYETİNDEYİZ’
Yazar Ramazan Kayan, Gazze’nin herhangi bir toprak parçası olmadığını belirterek, ‘Gazze, ideolojilerin, sistemlerin çöktüğü bir zaman diliminde yeni bir yaşam biçimidir, dik duruşun mekanıdır, yiğitçe direnişin adresidir. Gazze ümmetin dik duruşudur, onurudur, iradesidir, hafızasıdır. Gazze’ye sahip çıkmak mecburiyetindeyiz. Gazze küresel emperyalizme, küresel kötülüğe meydan okumanın adresidir. Şayet biz ümmet olarak tek yürek, tek yumruk, tek irade olabilseydik, İsrail Kudüs’ü başkent ilan edemeyecekti, Kudüs İsrail’e mezar olacaktı’ ifadelerini kullandı.
‘ZULÜMLERİN SON BULMASI İÇİN AZİM VE GAYRET GÖSTERMEMİZ GEREKİYOR’
Yazar Nureddin Yıldız ise ‘Hepimiz bir acıyla kavruluyoruz. Ancak, Allah sadece üzülenleri değil, yarın için çalışanları görmek istiyordur muhakkak. Şu anda dünkü gafletle geçen günlerin faturasını ödüyoruz. Zulümlerin son bulması için, azim ve gayret göstermemiz gerekiyor’ dedi.
‘İNSANİ YARDIMLARI SÜRDÜRMELİYİZ’
Yazar Muhammed Emin Yıldırım da herkesin Gazze konusunda sorumlulukları olduğunu ifade ederek, ‘Hepimizin Gazze için elimizden geleni yapmamız gerekiyor. İnsani yardımları sürdürmeliyiz’ diye konuştu.
Program, Filistinliler için dua edilmesinin ardından sona erdi.
]]>***
Amerika Birleşik Devletleri Dışişleri Bakanı Antony Blinken, 7 Ekim’de başlayan Gazze Şeridi merkezli kriz kapsamında bölgeye yaptığı 4’üncü ziyarette 2’nci kez Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ile bir araya geldi. İsrail’in Gazze saldırısının başlamasının ardından Blinken 9 Ekim’de Dışişleri Bakanı Fidan ile telefon görüşmesi gerçekleştirmişti. Bu görüşmeye istinaden paylaştığı ” Türkiye’nin ateşkes çağrısını teşvik ettim.” ifadesini içeren sosyal medya mesajını silerek, henüz krizin başlangıcında ülkesinin taraflı politikasını açık etmiş ve kendi kalesine gol atmıştı. 18 Ekim’de ABD Başkanı Biden’ın İsrail’e yaptığı ziyaret ise Washington’ın Orta Doğu politikaları tarihine skandal olarak kaydedildi. ABD dış politika tarihinin en tek taraflı diplomasi girişiminde Biden, El-Ehli Baptist Hastanesi’ne saldırının Hamas tarafından düzenlendiği suçlamasına ortak olarak İsrail’in dezenformasyon politikasına prim verdi. Böylece Ürdün’ün başkenti Amman’da Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ve Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ın katılımlarıyla düzenlenecek toplantının kapısını kendi eliyle kapattı. Dahası, ABD diplomasisi, İsrail’in Gazze’deki katliamı şiddetlenirken Türkiye ve bölge ülkeleri ile temasa geçmeyi tercih etmeyerek yanlı tavrını sürdürdü. Bu siyaset, 6 Kasım’da Ankara’yı ziyaret eden Blinken’ın soğuk bir şekilde karşılanması ve Dışişleri Bakanı Fidan ile görüşmesinin ardından açıklama yapılmamasıyla karşılık buldu.
Şartlar Blinken’ı İstanbul’a gelmeye zorladı
Bugün ise Blinken’in “7 Ekim vakasını” takip eden süreçteki 2’nci Türkiye ziyaretini hem Gazze’de hem de küresel jeopolitik düzlemde değişen koşullar çerçevesinde değerlendirmek gerekiyor. ABD’nin İsrail odaklı politikasını değiştirmeye mecbur kaldığını anlatan ilk işaret ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Matthew Miller’in, Blinken’ın uçağının İstanbul’a inişinin ardından paylaştığı sosyal medya mesajında bulunabilir. Matthew, mesajında Türkiye’nin değerli bir NATO müttefiki olduğunun altını çizerken, Gazze’deki çatışmanın yayılmasının önlenmesi de dahil olmak üzere bölgesel güvenlik sorunlarının çözümünde önemli bir role sahip olduğuna işaret etti.
Blinken’ın 6 Ocak’taki Türkiye ziyaretinin içeriği 3 konu başlığı çerçevesinde değerlendirilebilir. Bunlardan ilki İsrail’in Gazze saldırısında gelinen durum, ikincisi F-16 alımı ve modernizasyon projesi, Azerbaycan- Ermenistan görüşmeleri, Irak ve Suriye gibi öne çıkan başlıklar eşliğinde Türkiye-ABD ilişkileri, üçüncü ve son olarak Ukrayna- Rusya savaşının gidişatı doğrultusunda Rusya’ya karşı bölgenin yeniden tasarlanması. İsveç’in NATO üyeliği ve Ukrayna tahılını uluslararası pazarlara ulaştırma gayreti bu kapsamda değerlendirilebilir.
Fidan-Blinken görüşmesi sonrasında yayımlanan açıklamalar dikkatle okunduğunda, aynı içerik ve üsluptaki metinlerin kamuoyu ile paylaşıldığı dikkati çekiyor. Metinlerde her ne kadar Gazze’deki gidişat, F-16’ların alımına dair takvim ve İsveç’in NATO üyelik süreci üzerinde tam uzlaşma olmadığı, dahası Türkiye’nin bu konulardaki pozisyonunu ısrarla vurguladığı dikkat çekse de tarafların yeni bir tartışma yaratmaktan ziyade sorunları çözmeye odaklı yaklaşım ortaya koydukları görülüyor. İsveç’in NATO’ya üyelik süreciyle ilgili nihai kararın TBMM’ye ait olduğu vurgusu, bu kararlı duruşun ifadesi olarak açıklamada yer alıyor.
Beyaz Saray’ın Gazze politikası nasıl değişti?
İstanbul’daki görüşmeden hareketle, ABD’nin 3 aydır İsrail odaklı yürüttüğü Filistin politikasında gedik açıldığı anlaşılıyor. Diplomatik kaynaklara göre Blinken, Türkiye’de ve ardından pazar günü ziyaret ettiği Ürdün ve Katar’da Gazze Şeridi’nin yeniden inşasında, yönetiminde ve potansiyel olarak güvenliğinde rol oynamaları için zemin yokladı. Bu konu başlıkları şüphesiz Blinken’ın bölge turunun Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Suudi Arabistan ve Mısır ayaklarında da değerlendirilecek. Peki ABD’nin Gazze’ye yaklaşımı, en baştan beri olması gerektiği şekilde neden çok taraflı bir sürece evrildi?
Bu değişiklikte Binyamin Netanyahu’nun ilan ettiği 2 hedefe İsrail ordusunun ulaşamaması, yani Hamas askeri kanat lideri Yahya Sinwar’ın etkisiz hale getirilememesi ve 130’dan fazla İsrailli esirin kurtarılamaması etkili oldu. Bu hedeflere ulaşılamadığı her gün Netanyahu ve kabinesindeki radikallerin, İsrail silahlı kuvvetleri ve istihbarat örgütlerinin yöneticileri ile arası açılıyor. Dahası Savunma Bakanı Yaov Gallant ve Savaş Kabinesi Üyesi muhalefet lideri Benny Gantz’ın da Genelkurmay Başkanı Herzi Halevi’nin yanında yer almasıyla ortaya çıkan kaos Washington’ı da rahatsız ediyor. İktidarını ne pahasına olursa olsun sürdürme noktasına gelen Netanyahu’nun, savaşı Lübnan topraklarına yayma eğilimi de ABD’yi rahatsız eden bir başka gelişme. Biden, Orta Doğu’yu yıkıma sürükleyen Netanyahu’nun, kasım ayındaki seçimlerde kendisi için yüke dönüştüğünün farkında.
Meselenin özü: Eşit müttefiklik
Konunun Türkiye-ABD ilişkileri safahatına baktığımızda ise Rusya-Ukrayna savaşı ile gündeme gelen Finlandiya ve İsveç’in NATO üyelikleri Türkiye’nin “eşit müttefiklik” sorununu tartışmaya açmasına da vesile oldu. Türkiye ancak bu vesileyle, tehditlerine maruz kaldığı terör örgütlerinin NATO müttefiklerinin topraklarında ağırlanmasına set çekecek düzenlemeler yapılmasında mesafe alabildi. Eşit müttefiklik bahsinde Ankara’nın sorguladığı bir başka husus ise 2010 yılından bu yana Ege Denizi’nde Yunanistan lehine ABD tarafından bozulan askeri dengenin gidişatıydı. Türkiye paydaşı olduğu F-35 programından çifte standartlı bir kararla dışlanıp talep ettiği F-16’lar için önüne net takvim konamazken, Yunanistan’ın F-35 programına dahil edilmesi ihtimali doğal olarak Türk dış politikasının karar vericileri açısından kabul edilebilir bir durum değildi. Blinken’ın Türkiye’nin ardından yapacağı Yunanistan ziyareti öncesinde komşu ülkenin Dışişleri Bakanı Yorgos Yerapetritis’in şu ifadelerinin üzerinde durmak gerekir; “Bizim için Türkiye’nin ABD ile ilişkilerinde ne yaptığı tamamen önemsiz. ABD kimin güvenilir bölgesel oyuncu olduğunu anladı.” Yerapetritis’in güvenilir bölgesel oyuncu olmaktan anladığı herhalde Girit ve Dedeağaç dahil deniz ve hava limanları ile iradesini ABD’ye teslim etmiş bir ülke olmak. Nitekim 7 Ocak’ta Yunanistan’a giden Blinken’ın Girit’te ağırlanması, Yunanistan’ın sahip olduğu imkanları ABD donanması ve hava kuvvetlerinin hizmetine sunmaktan duyduğu “kıvancın” izlerini taşıyordu. Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis, konuk ABD Dışişleri Bakanı’nı “Suda Körfezi’ndeki evimde sizi ağırlamak büyük mutluluk. İttifak ilişkimizi buradan, Girit Adası’ndan daha iyi sembolize eden bir yer düşünemiyorum.” sözleriyle karşıladı. Yunanistan’ın Akdeniz, Ege, Adriyatik Denizi ve Batı Trakya’daki imkanlarını ABD ordusunun emrine amade etmesi, İsveç’in NATO üyeliği gibi, ABD’nin Rusya’ya karşı yürüttüğü çevreleme hareketinin önemli bir parçası.
ABD ve Yunanistan 2010 yılından itibaren Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’ni ve İsrail’i de yanlarına alarak, Türkiye’yi enerji işbirliği görünümlü bir savunma ittifakı ile Doğu Akdeniz’de kuşatmayı denemişlerdi. Bu teşebbüs önce 2021’de Ukrayna-Rusya savaşının ördüğü jeopolitik gerçekler duvarına çarptı. Ancak bundan dersini almayan Washington yönetimi, Türkiye’yi dışlama hatasını Gazze Şeridi’nde 7 Ekim’de başlayan süreçte tekrar etti. Blinken’ın 6 Ocak’ta Dışişleri Bakanı Fidan görüşmesi ile başlayan yeni Orta Doğu turunun mesajları bölgedeki olayların ABD’nin “temenni politikaları” doğrultusunda şekillenmediği gerçekliğini bir kez daha ispatladı.
[Gazeteci Mehmet A. Kancı, Türk dış politikası üzerine analizler kaleme almaktadır]
Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editöryal politikasını yansıtmayabilir.
]]>Bir araya geldiği Arap liderlere, Filistinlilerin Gazze’den zorla göç ettirilmesine karşı olduklarına dair güvence veren Blinken, “Filistinliler Gazze’den ayrılmaya zorlanamaz ve koşullar el verdiğinde evlerine geri dönmeleri sağlanmalı” dedi.
Blinken, Katar’da Emir Şeyh Temim bin Hamad Al Sani ile Başbakan ve Dışişleri Bakanı Muhammed bin Abdulrahman Al Sani ile görüştü.
Geçen hafta Lübnan’ın başkenti Beyrut’ta düzenlenen saldırıda Hamas’ın siyasi kanadının en üst düzey isimlerinden Salih Aruri’nin öldürülmesi sonrası bölgede tansiyon daha da yüksek. Saldırının İsrail tarafından yapıldığından şüpheleniliyor ancak İsrail’den bir açıklama gelmedi.
Katar Başbakanı Muhammed bin Abdulrahman Al Sani, Blinken’a, Aruri’nin öldürülmesinin “karmaşık süreci” etkilediğini söyledi.
“Bölgede gerginliğin çok yüksek olduğu bir andayız” diyen Blinken, bunun kolaylıkla “metastaz” yapabilecek, güvenlik sorununu ve “acıları” artırabilecek bir çatışma olduğunu ekledi.
ABD Dışişleri Bakanı, bazı İsrailli bakanların, Filistinlilerin Gazze dışına yerleştirilmesine yönelik açıklamalarını da kınadı.
İsrail’in aşırı sağcı Maliye Bakanı Bezalel Smotrich Filistinliler’in Gazze’yi terk etmesi çağrısı yapmış ve İsrail’in “çöle çiçek açtıracağını” iddia etmişti.
İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir de krize “çözüm” olarak Gazzelilerin göçe teşvik edilmesi gerektiğini savunmuştu.
İsrail hükümetinin resmi duruşu ise Gazzelilerin sonunda evlerine dönmesi yönünde ancak bunun ne zaman ve hangi koşullarda olabileceğine yönelik bir plan henüz açıklanmadı.
Hamas’ın 7 Ekim’deki saldırıları sonrası İsrail’in Gazze’ye yönelik havadan ve karadan başlayan saldırılarda şu ana kadar çoğu çocuk ve kadın olmak üzere 22 binden fazla Filistinli öldürüldü. Gazze’deki Sağlık Bakanlığı son 24 saatte İsrail saldırılarında 100’den fazla kişinin daha hayatını kaybettiğini duyurdu.
Blinken Arap liderlerle görüşmelerinde, savaşta ölen masum kadın, erkek, çocuk Filistinli sayısının çok fazla olduğunu ve İsrailli yetkililere Gazzeli sivil ölümlerinin engellenmesinin zaruri olduğunu söyleyeceğini de belirtti.
Ürdün Kralı Abdullah da Blinken’dan, Washington’ın İsrail üzerindeki gücünü “acil ateşkes” için kullanmasını istedi.
Katar’ın ardından Birleşik Arap Emirlikleri’ne geçen Blinken, Pazartesi günü de Suudi Arabistan’ı ziyaret edecek. Ardından İsraile’e geçecek olan Blinken’ın Batı Şeria ve Mısır’ı da ziyaret etmesi planlanıyor.
Gazze’nin kuzeyindeki İsrail saldırısında ‘onlarca sivil öldü’
Öte yandan İsrail’in Gazze’ye yönelik yoğun saldırıları hafta sonu da devam etti.
Son 24 saatte İsrail saldırılarında hayatını kaybeden Filistinli sayısının 100’den fazla olduğu bildiriliyor.
Gazze’nin kuzeyindeki Cibaliye mülteci kampına düzenlenen İsrail hava saldırılarında çoğu çocuk ve kadın onlarca sivilin öldüğü aktarılıyor.
Üç uluslararası sağlık kuruluşu da, Gazze’nin en büyük hastanelerinden olan El Aksa Hastanesi’nden, çok tehlikeli olduğu için çekilmek zorunda kaldıklarını açıkladı. Bunlar arasında “Sınır Tanımayan Doktorlar” örgütü de bulunuyor.
]]>İsrail İstihbarat Servisi ile bağlantılı kişi veya kişilerin, ülkede bulunan Filistin ve Suriye uyruklu kişilerle irtibatlanarak İsrail Devleti için önem arz eden bilgi ve belgelerin elde edildiği, aktarılan bilgiler karşılığında uluslararası para transfer şirketleri, havale ofisleri ve canlı kuryeler vasıtasıyla bilgi aktaran kişilere para transfer edilerek ödeme gerçekleştirildiğinin tespit edildiği hatırlatıldı.
Profesyonelce yapılması istenilen işlerde dedektiflerden istifade edildiği aktarılan yazıda, taktik işlerde ise ağırlıklı olarak şüphe uyandırmayan kişilerden faydalanıldığı, dedektiflere biyografik bilgi toplama, keşif, tahkikat, fotoğraf, video, bilgi, belge, canlı takip etme, takip cihazı yerleştirme, canlı kurye bulma ve siber faaliyetler görevlerinin verildiği, dedektiflerin sistem açıklarından, kritik öneme haiz devlet kurumlarında görev yapan çevrelerinden faydalandığı ve devletin veri tabanındaki bilgileri temin ettikleri kaydedildi.
Yazıda, bu kapsamda uluslararası casusluk faaliyetlerinin tespit ve deşifresine yönelik iltisaklı kurumlarla yürütülen çalışmalar ve savcılığa gönderilen bilgi ve belgeler neticesinde, İsrail İstihbarat Servisi Çevrimiçi Operasyon Merkezi’nin (İÇOM) olası hedeflerine işaret edildi.
Bu kapsamda şüpheli oldukları tespit edilen 46 kişiyle bağlantı kurulduğu belirtilerek, “Tüm bu faaliyetler ile güncel olarak devam eden İsrail-Filistin çatışmasının küresel boyuta evrilmesi kapsamında İÇOM’un ülkemizde insani mülahazalarla ikamet eden Filistin uyruklu şahısları ve ailelerini hedef almayı amaçladığı değerlendirilmektedir.” denildi.
Sevk yazısında ayrıca, tüm dosya kapsamı ve deliller incelendiğinde, şüphelilerin İsrail istihbaratı oluşumu olan İÇOM adına faaliyetlerde bulunarak İsrail Devleti için önem arz eden ve tehlikeli görülen özellikle Filistin vatandaşı ve Hamas bağlantılı kişilerin bilgi, belge ve fotoğraflarını temin etmek suretiyle İsrail istihbaratına aktardıkları, bunun karşılığında özellikle terör örgütleri tarafından kullanılan para sistemlerini kullanarak menfaat temin ettiklerinin anlaşıldığı kaydedildi.
Yazıda, Hazem M.A.E. isimli zanlının sağlık destek personeli olarak çalıştığı, özellikle son dönemde Filistin’den getirilen yaralı ve yardıma muhtaç kişilerle ilgilendiği, bu kişilerle ilgili toparladığı bilgileri de İsrail istihbaratı ile paylaştığının değerlendirildiğine yer verildi.
Şüpheli Muhammed B’nin, amacı Filistin’de yaşayan Müslümanların İsrail tarafından uğradıkları zulmü anlatmak olan bir dernekte çalıştığı belirtilen yazıda, şüphelinin toplantılara katılacak kişilerin kişisel bilgi formlarını topladığını ve bu bilgileri Lübnan uyruklu Kanada vatandaşı Cemal H’ye 500 dolar karşılığında ilettiğini beyan ettiği belirtildi.
Sevk yazısında, şüpheli Amal S.E.S’den Türkiye’deki Süleymaniye Camisi’nin iç ve dış kısımlarının videosunun istendiği, hasta olduğu için kocasına çektirerek bu videoyu irtibat kurduğu kişiye gönderdiği ve bunun karşılığında 150-200 dolar aldığı kaydedildi. Yazıda, zanlıların telefon trafiği ve para transferlerine dair detaylara da yer verilirken, bazılarının suçtan kurtulmaya yönelik savunma yaptıkları ifade edildi.
BAKAN TUNÇ: 34 ŞÜPHELİDEN 15’İ TUTUKLANDI
Öte yandan, Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, sosyal medya hesabından soruşturmayla ilgili paylaşımda bulundu. Bakan Tunç, paylaşımında, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca, İsrail İstihbarat Servisine yönelik “siyasal veya askeri casusluk” suçundan yürütülen soruşturma neticesinde gözaltına alınan ve tutuklanması istemiyle sulh ceza hakimliğine sevk edilen 34 şüpheliden 15’inin tutuklanmasına, 11 şüpheli hakkında adli kontrol hükümlerinin uygulanmasına, 8 şüphelinin ise sınır dışı edilmek üzere İl Göç İdaresine teslim edilmesine karar verildiğini kaydetti.
]]>İSTANBUL – Uluslararası casusluk faaliyetlerinin deşifre edilmesine yönelik yürütülen soruşturma çerçevesinde İsrail İstihbarat Servisi Mossad’a çalıştıkları iddia edilen ve 15’i tutuklanan şüphelilerin tespit edilmesine ilişkin detaylar sevk yazısında ortaya çıktı. Sevk yazısında şüphelilerin, özellikle Filistin vatandaşı ve Hamas bağlantılı kişilerin bilgilerini İsrail İstihbaratı’na aktardıkları belirtildi. 1 şüphelinin Süleymaniye Camisi’nin iç ve dış kısımlarının videosunu çektiğinin belirtildiği yazıda, bilgi aktaran kişi ya da kişilere ödeme yapıldığı kaydedildi.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından uluslararası casusluk faaliyetlerinin tespit ve deşifre edilmesine yönelik yürütülen soruşturma çerçevesinde, Türkiye’de ikamet eden Filistinli ve İsrailli aileler ile aktivistler başta olmak üzere yabancı uyruklulara yönelik İsrail İstihbarat Servisi Mossad adına uluslararası casusluk faaliyetleri içerisinde olabileceği belirlenen toplam 46 şüpheli belirlenmişti. 34 şüpheli ise geçtiğimiz günlerde yapılan operasyonlarla gözaltına alınmıştı. Gözaltına alınan şüpheliler, emniyetteki işlemlerinin tamamlanmasının ardından Çağlayan’da bulunan İstanbul Adalet Sarayı’na sevk edilmişti. Burada Savcılık işlemleri tamamlanan 26 şüpheli, ‘askeri ve siyasal casusluk’ suçundan tutuklama talebiyle nöbetçi hakimliğe çıkarılmış, 15 şüpheli çıkarıldığı nöbetçi hakimlikçe tutuklanarak cezaevine gönderilmişti. 11 şüpheli ise adli kontrol şartıyla serbest bırakılmıştı. Ayrıca 8 şüphelinin ise sınır dışı edilme işlemlerinin gerçekleştirilmesi için İl Göç İdaresi’ne teslim edileceği öğrenilmişti.
Türkiye’deki Filistin ve Suriye uyruklu kişilerle irtibatlandıkları aktarıldı
Konuya ilişkin detaylara Savcılığın sevk yazısında ulaşıldı. Sevk yazısına göre, geçmiş dönemlerde İsrail İstihbarat Servisi’nin faaliyetlerinin amacına ulaşamaması için teknik ve insan istihbarat yöntemleri kullanıldığı, toplanan deliller ışığında soruşturmalar yapıldığı, İsrail İstihbarat Servisi ile bağlantılı kişi veya kişilerin Türkiye’de bulunan Filistin ve Suriye uyruklu kişilerle irtibatlanarak İsrail için önem arz eden bilgi ve belgeleri elde ettiği, aktarılan bilgiler karşılığında ise uluslararası para transfer şirketleri, havale ofisleri ve canlı kuryeler aracılığıyla bilgi aktaran kişi ya da kişilere ödeme gerçekleştirildiği kaydedildi.
Profesyonelce yapılması istenilen işlerde dedektiflerden istifade edildiği belirtildi
Sulh Ceza Hakimliği’ne gönderilen sevk yazısında, İsrail İstihbarat Servisi ile bağlantılı kişilerin internet tabanlı mobil uygulamalar üzerinden uzaktan operasyon ekibi oluşturduğu, bu ekip aracılığıyla canlı kuryeyle kaynaklarına para transferi ve sahadaki hedeflerine yönelik keşif şeklinde işler yapılması amaçlandığı, ayrıca profesyonelce yapılması istenilen işlerde dedektiflerden istifade edildiği ve taktik işlerde ise ağırlıklı olarak şüphe uyandırmayan şahıslardan faydalanıldığı aktarıldı. Dedektiflere biyografik bilgi toplama, keşif, tahkikat, fotoğraf, video, bilgi, belge, canlı takip etme, takip cihazı yerleştirme, canlı kurye bulma ve siber faaliyetler görevlerinin verildiği belirtilen sevk yazısında, dedektiflerin sistem açıklarından ve kritik öneme haiz devlet kurumlarında görev yapan çevrelerinden, devletin veri tabanında bulunan bilgileri temin ettikleri aktarıldı.
Oluşturabileceği milli güvenlik açığını fark ettikleri halde faaliyetlerini sürdürdükleri kaydedildi
Sevk yazısında, İsrail İstihbarat Servisi’nin iş yaptırdığı kişilerin ise kendilerine gelen taleplerin amacını; oluşturacağı maddi veya manevi zararı, hatta oluşturabileceği milli güvenlik açığını fark ettikleri halde faaliyetlerini sürdürdükleri ve kendilerine yapılan ödemeler karşılığında fatura kesmeme şeklinde faaliyetler yürüttükleri kaydedildi. Şüphelilerin İÇOM adına İsrail için önem arz eden ve tehlikeli görülen, özellikle Filistin vatandaşı ve Hamas bağlantılı kişilerin bilgi, belge ve fotoğraflarını temin etmek suretiyle İsrail İstihbaratı’na aktardıkları, karşılığındaysa özellikle terör örgütleri tarafından kullanılan havale sistemini, kripto para birimini ve ‘western union’ sistemini kullanarak menfaat temin ettikleri kaydedildi.
İÇOM’un Türkiye’de ikamet eden Filistin uyruklu şahısları ve ailelerini hedef almayı amaçladığı vurgulandı
İsrail İstihbarat Servisi Çevrimiçi Operasyon Merkezi’nin Türkiye’de ikamet eden Filistin uyruklu kişileri ve ailelerini hedef alacağının öğrenildiğinin aktarıldığı sevk yazısında, şüpheli oldukları tespit edilen 46 kişi ile bağlantı kurulduğu, bu kişilerle sosyal medyadan iş ilanları üzerinden temas sağlandığı, görüntülü veya sesli arama yapmadan irtibatın sürdürüldüğü kaydedildi. Tüm bu faaliyetlerle güncel olarak devam eden İsrail ve Filistin çatışmasının küresel boyuta evrilmesi çerçevesinde, İÇOM’un Türkiye’de ikamet eden Filistin uyruklu şahısları ve ailelerini hedef almayı amaçladığı vurgulandı.
Süleymaniye Cami’sinin iç ve dış kısımlarının videosunu istediler
Sevk yazısında bazı şüphelilere ait tespitler de yer aldı. Şüphelilerden Amal Sallami Ep Siala’nın, Samir Ferat isimli bir kişiyle kurduğu, bu şahsın kendisinden Türkiye’deki Süleymaniye Cami’sinin iç ve dış kısımlarının videosunu istediği ve karşılığında 150-200 dolar para aldığı belirtildi.
Sağlık destek personeli olarak çalıştığı yerde özellikle Filistin’den getirilen kişilerle ilgilendiği aktarıldı
Şüphelilerden Hazem Mounir Amin Elgayyar’ın ise sağlık destek personeli olarak Fatih Sağlık Müdürlüğü’nde çalıştığı, özellikle son dönemde Filistin’den getirilen yaralı ve yardıma muhtaç kişilerle ilgilendiği, bu bilgileri ise İsrail İstihbaratı ile paylaştığının değerlendirildiği ve casusluk faaliyetleri noktasında kuvvetli şüphe oluşturduğu kaydedildi.
]]>Sevk yazısında, geçmiş dönemlerde İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca İsrail İstihbarat Servisinin faaliyetlerinin akamete uğratılması amacıyla yapılan çalışmalar neticesinde toplanan deliller ışığında soruşturmalar yürütüldüğü anımsatıldı.
İsrail İstihbarat Servisi ile bağlantılı kişi veya kişilerin, ülkede bulunan Filistin ve Suriye uyruklu kişilerle irtibatlanarak İsrail Devleti için önem arz eden bilgi ve belgelerin elde edildiği, aktarılan bilgiler karşılığında uluslararası para transfer şirketleri, havale ofisleri ve canlı kuryeler vasıtasıyla bilgi aktaran kişilere para transfer edilerek ödeme gerçekleştirildiğinin tespit edildiği hatırlatıldı.
Profesyonelce yapılması istenilen işlerde dedektiflerden istifade edildiği aktarılan yazıda, taktik işlerde ise ağırlıklı olarak şüphe uyandırmayan kişilerden faydalanıldığı, dedektiflere biyografik bilgi toplama, keşif, tahkikat, fotoğraf, video, bilgi, belge, canlı takip etme, takip cihazı yerleştirme, canlı kurye bulma ve siber faaliyetler görevlerinin verildiği, dedektiflerin sistem açıklarından, kritik öneme haiz devlet kurumlarında görev yapan çevrelerinden faydalandığı ve devletin veri tabanındaki bilgileri temin ettikleri kaydedildi.
Yazıda, bu kapsamda uluslararası casusluk faaliyetlerinin tespit ve deşifresine yönelik iltisaklı kurumlarla yürütülen çalışmalar ve savcılığa gönderilen bilgi ve belgeler neticesinde, İsrail İstihbarat Servisi Çevrimiçi Operasyon Merkezi’nin (İÇOM) olası hedeflerine işaret edildi.
Bu kapsamda şüpheli oldukları tespit edilen 46 kişiyle bağlantı kurulduğu belirtilerek, “Tüm bu faaliyetler ile güncel olarak devam eden İsrail-Filistin çatışmasının küresel boyuta evrilmesi kapsamında İÇOM’un ülkemizde insani mülahazalarla ikamet eden Filistin uyruklu şahısları ve ailelerini hedef almayı amaçladığı değerlendirilmektedir.” denildi.
Sevk yazısında ayrıca, tüm dosya kapsamı ve deliller incelendiğinde, şüphelilerin İsrail istihbaratı oluşumu olan İÇOM adına faaliyetlerde bulunarak İsrail Devleti için önem arz eden ve tehlikeli görülen özellikle Filistin vatandaşı ve Hamas bağlantılı kişilerin bilgi, belge ve fotoğraflarını temin etmek suretiyle İsrail istihbaratına aktardıkları, bunun karşılığında özellikle terör örgütleri tarafından kullanılan para sistemlerini kullanarak menfaat temin ettiklerinin anlaşıldığı kaydedildi.
Yazıda, Hazem M.A.E. isimli zanlının sağlık destek personeli olarak çalıştığı, özellikle son dönemde Filistin’den getirilen yaralı ve yardıma muhtaç kişilerle ilgilendiği, bu kişilerle ilgili toparladığı bilgileri de İsrail istihbaratı ile paylaştığının değerlendirildiğine yer verildi.
Şüpheli Muhammed B’nin, amacı Filistin’de yaşayan Müslümanların İsrail tarafından uğradıkları zulmü anlatmak olan bir dernekte çalıştığı belirtilen yazıda, şüphelinin toplantılara katılacak kişilerin kişisel bilgi formlarını topladığını ve bu bilgileri Lübnan uyruklu Kanada vatandaşı Cemal H’ye 500 dolar karşılığında ilettiğini beyan ettiği belirtildi.
Sevk yazısında, şüpheli Amal S.E.S’den Türkiye’deki Süleymaniye Camisi’nin iç ve dış kısımlarının videosunun istendiği, hasta olduğu için kocasına çektirerek bu videoyu irtibat kurduğu kişiye gönderdiği ve bunun karşılığında 150-200 dolar aldığı kaydedildi.
Yazıda, zanlıların telefon trafiği ve para transferlerine dair detaylara da yer verilirken, bazılarının suçtan kurtulmaya yönelik savunma yaptıkları ifade edildi.
Adalet Bakanı Tunç’un paylaşımı
Öte yandan, Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, sosyal medya hesabından soruşturmayla ilgili paylaşımda bulundu.
Bakan Tunç, paylaşımında, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca, İsrail İstihbarat Servisine yönelik “siyasal veya askeri casusluk” suçundan yürütülen soruşturma neticesinde gözaltına alınan ve tutuklanması istemiyle sulh ceza hakimliğine sevk edilen 34 şüpheliden 15’inin tutuklanmasına, 11 şüpheli hakkında adli kontrol hükümlerinin uygulanmasına, 8 şüphelinin ise sınır dışı edilmek üzere İl Göç İdaresine teslim edilmesine karar verildiğini kaydetti.
Ne olmuştu?
İstanbul Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünün faaliyetleri kapsamında MİT Başkanlığı ve İstihbarat Şube Müdürlüğünce yapılan çalışmada, İsrail Dış İstihbarat Servisi Mossad’ın, Türkiye’de insani mülahazalarla ikamet eden yabancı uyruklu kişilere yönelik keşif, takip, darp ve kaçırma gibi işler yapmayı amaçladığı yönünde bilgiler elde edilmişti.
Söz konusu faaliyetlerin “uluslararası casusluk” kapsamında olabileceğinin değerlendirilmesi üzerine 46 şüphelinin yakalanmasına yönelik harekete geçen emniyet güçleri, 2 Ocak’ta İstanbul’da 15 ilçe ile Ankara, Kocaeli, Hatay, Mersin, İzmir, Van ve Diyarbakır’da belirlenen 57 adrese düzenlenen eş zamanlı operasyonda 34 şüpheliyi yakalamıştı.
Adreslerde yapılan aramalarda 143 bin 830 avro, 23 bin 680 dolar, muhtelif miktarda farklı ülkelere ait nakit para, ruhsatsız tabanca ve çok sayıda fişek ile dijital materyale el konulmuştu.
Şüpheliler, emniyetteki işlemlerinin ardından Çağlayan’daki İstanbul Adliyesi’ne getirilmişti.
Adliyeye gönderilen 34 şüpheliden 26’sı, “siyasal veya askeri casusluk” suçundan tutuklanmaları talebiyle nöbetçi sulh ceza hakimliğine sevk edilmişti.
Hakimlik, şüphelilerden 15’inin tutuklanmasına, 11’i hakkında ise adli kontrol tedbiri uygulanmasına karar vermişti.
8 şüphelinin de sınır dışı edilmek üzere İl Göç İdaresine teslim edildiği öğrenilmişti.
]]>Bağlarbaşı Kongre ve Kültür Merkezi’ndeki etkinlikte konuşan psikiyatr-yazar Prof. Dr. Erol Göka, varoluşun Doğu ve Batı kültürlerinde algılanışına ilişkin, “Kültürümüzde biz, bu dünyaya bir lütuf olarak geldik. Batı’nın felsefesi öyle ki bizi artık virüslerle, solucanlarla aynı kategoriye bile getirdiler.” ifadelerini kullandı.
Göka, Bosna Savaşı sırasında Batı ülkelerinin “duygu ötesi toplum” haline geldiğini belirterek, şöyle konuştu:
“Avrupa’nın gözü önünde bir soykırım yaşandı ama kimse kılını kıpırdatmadı. Akdeniz’de binlerce insan Avrupa’ya geçerken boğuldu, çıtlarını çıkarmadılar. Ama bugün Gazze ile birlikte farklı bir şey oldu. İnsanların kalpleri olduğu gerçeği ortaya çıktı sanki. Geçen gün bir araştırma yayımlandı, ABD’deki gençlerin yüzde 75’i Filistin’i savunuyor, Avrupa’da da durum aynı. Devletleri ne kadar İsrail’e sahip çıktıysa halklar da o kadar reddetti.”
“Bir çocuğun ölümünü partizan bir tavırla değerlendiremezsiniz”
Çevirmen Ayçin Kantoğlu, Gazze konusunda dünyanın vicdanını sorgulaması gerektiğine dikkati çekerek, “Filistin’e dair sesimizi çıkarırken, her gün karşılaştığımız başka sesler de var. ‘Ama onlar Arap, ama onlar toprak sattı, ama onlar bize ihanet etti.’ gibi amalar.” değerlendirmesinde bulundu.
Gazze’de şehit edilen çocuklar için dünyadaki insanların inancı ve ideolojisinin bir önemi bulunmadığını ifade eden Kantoğlu, “Bir çocuğun ölümünü partizan bir tavırla değerlendiremezsiniz. Dindar bir tavırla da değerlendiremezsiniz. Onların dine ihtiyacı yok, din bize lazım. Bir çocuğun ölümünü herhangi bir düşmanlıkla da açıklayamazsınız. Bilir mi o çocuk İsrail kim? Osmanlı ne? Arap ne? Türklük ne?” dedi.
Filistin konusunda ideolojik ayrışmaların doğru olmadığını vurgulayan Kantoğlu, “Ben Filistin için harekete geçersem şu partiye yakın olurum, onunla ortak giderim, sahip olduğum dünya görüşüne aykırı düşerim diye düşünenler var. Sen insan değilsen eğer, senin partinin kime ne faydası var? Bölüne bölüne sonunda bir çocuğun ölümü karşısına bile bölünmeyi başarabildik. Bu şekilde bir ayrışma kabul edilebilir bir ayrışma değildir. Bununla yüzleşmek ve yola öyle devam etmek gerekir.” diye konuştu.
Kantoğlu, din ve ırk birlikteliğine bakılmaksızın dünya genelinde Filistin’e destek verildiğine de işaret etti.
“İsrail’e destek açıklamaları hiç şaşırtıcı değil”
Edebiyatçı-yazar Selahattin Yusuf ise Gazze’nin sıcak bir konu olarak insanlığı harekete geçirdiğini belirterek, “Gazze konusunda herhangi bir hareketin, iyi ile kötü arasındaki mücadelede iyiye bir katkı sağlayacağına inanıyorum.” ifadesini kullandı.
Batılı liderlerin Gazze’ye karşı sessiz kalmasına şaşırmadığını dile getiren Yusuf, “Güç maksimizasyonundan başka hiçbir tanrısı olmayan bu adamların tabii ki bazı lobilerden alacağı para için İsrail’e destek açıklamaları yapması hiç şaşırtıcı değil.” görüşünü dile getirdi.
Yusuf, son olaylar karşısında insanlığın ortak vicdan sergileme konusunda ayrı bir eşik açtığına dikkati çekerek, Türkiye’nin bu dayanışma ruhunu daha ileri boyutlara taşıyabileceğini sözlerine ekledi.
]]>İsrail, Gazze’deki Filistin halkına soykırım uyguluyor mu? Güney Afrika, 29 Aralık 2023’te, Hollanda’nın Lahey kentinde bulunan Uluslararası Adalet Divanı’nda dava açtığını duyurdu.
İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu ise, ülkesinin Gazze’de benzersiz bir “ahlakla” hareket ettiğini söyledi ve bir İsrail hükümet sozcüsü, Güney Afrika’nın açtığı davayı “kan iftirası” diye tanımladı.
Bu ifade, Yahudilerin dini ayinlerinde kanlarını kullanmak için Hristiyanları öldürdüğüne dair tarihteki yanlış iddiaları tanımlarken dile getiriliyor.
Güney Afrika’nın başvurusunda ne var?
Güney Afrika’nın 84 sayfalık başvurusunda İsrail’in yaptıklarının “soykırım özellikleri taşıdığı, çünkü niyetin Gazze’deki Filistinlilerin önemli bir kısmını yok etmek olduğu” söyleniyor.
Başvuruda, bu soykırım fiillerinin arasında Filistinlilerin öldürülmesi, ağır psikolojik ve fiziksel hasara neden olmak ve “bir grup olarak fiziksel açıdan yok olmalarını” sağlamak için kasten gereken koşullara maruz bırakmak olduğu kaydediliyor.
Güney Avustralya Üniversitesi’nden hukuk hocası Juliette McIntyre, Güney Afrika’nın başvurusunun “çok kapsamlı” olduğunu ve “çok dikkatli bir şekilde kaleme alındığını” söylüyor.
BBC’ye konuşan McIntyre “İsrail’in tüm potansiyel argümanlarına yanıt vermeyi amaçlıyor ve mahkemenin yetkisi olmadığına dair olası iddialara da değiniyor” dedi.
“Güney Afrika, başvuruyu yapmadan önce İsrail ile konuyu birçok farklı platformda ele aldığını söylüyor.”
İsrail’in tepkisi ne oldu?
İsrailli Hükümet Sözcüsü Eylon Levy, İsrail’in mahkemede iddialarla mücadele edeceğini söyledi. Levy ayrıca, başlattığı savaşın tüm ahlaki sorumluluğunun Hamas’ta olduğunu belirtti.
Soykırım nedir?
1948 tarihli Birleşmiş Milletler Soykırım Sözleşmesine göre soykırım, bir ulusal, etnik, ırksal ya da dini grubun kısmen ya da tamamen yok edilmesi amacıyla girişilen fiiller. Bu fiiller arasında şunlar bulunuyor
Soykırım, kanıtlaması en zor uluslararası suçlardan biri.
Kim soykırımla suçlanabilir?
Bir devlet ya da birey soykırımla suçlanabiliyor.
Dublin’deki Trinity College’tan hukukçu Michael Becker, bir devletin Soykırım Sözleşmesini ihlal ettiğinin tespit edilmesiyle, bir bireyin soykırımdan suçlu bulunması arasında bir ayrım oldunu söylüyor.
Becker “Bu ayrım karmaşık ve kafa karışıklığına yol açabiliyor” diyor.
Uluslararası Adalet Divanı’nın rolü ne?
Uluslararası Adalet Divanı (ICJ), BM’nin devletler arasındaki ihtilaflarda hüküm veren en üst düzey mahkemesi.
BM Genel Kuurulu ve Güvenlik Konseyi’nin dokuz yıllık görev süreleri için seçtiği 15 yargıçtan oluşan ICJ’ye devletler başvuru yapabiliyor.
Mahkemenin yetkilerinden biri 1948 Soykırım Sözleşmesi’nden doğan ihtilaflarda hüküm vermek.
1939-1945 yılları arasındaki İkinci Dünya Savaşı sırasında Avrupa’da altı milyon Yahudi Naziler tarafından öldürüldü. Daha sonra dünya liderleri böyle bir olayın tekrarını önlemek amacıyla bu sözleşmeyi kabul etti.
İsrail, Güney Afrika, Myanmar, Rusya ve Amerika Birleşik Devletleri anlaşmayı onaylayan 153 ülke arasında.
Peki, Uluslararası Ceza Mahkemesi ne?
2002’de kurulan Uluslararası Ceza Mahkemesi (ICC) de Lahey’de. Ülkelerin içindeki mahkemeler harekete geçmediğinde, devreye giren bir son çare mahkemesi. ABD, Rusya ve İsrail bu mahkemeye üye değil.
ICC ceza davalarını yargılıyor ve savaş suçları, insanlığa karşı suç ve soykırımdan bir kişi hakkında hüküm verebiliyor. Her birinin yasadaki tanımları farklı. Davaları ICC savcısının açması gerekiyor.
Kimler soykırımdan hüküm giydi?
Soykırım suçundan hüküm giyen ilk kişi, 1994’te 800 bin Tutsi’nin öldürüldüğü katliamdaki rolü nedeniyle, 1998’de BM destekli Uluslararası Ruanda Ceza Mahkemesi’nde (ICTR) yargılanan Ruandalı Hutu Jean-Paul Akayesu oldu.
2017’de Uluslararası Eski Yugoslavya Ceza Mahkemesi (ICTY) eski Bosnalı Sırp komutan Ratko Mladiç’i, emrindeki askerlerin 1995’te 8 bin Müslüman erkek ve erkek çocuğunu öldürdüğü Srebrenitza katliamı nedeniyle soykırımdan suçlu buldu.
Ancak Uluslararası Adalet Divanı, Bosna’nın yaptığı başvuruda Sırbistan ya da Eski Yugoslavya’nın Srebrenitza’da doğrudan soykırım yaptığı iddiasını reddetti.
Mahkeme bunun yerine Sırbistan’ı soykırımı önlememekten ve üst düzey bir generali teslim etmemekten suçlu buldu.
Daha önce ICJ’de raportör olarak çalışan Becker, mahkemenin bir devletin “soykırım niyetini” tespit etmek adına çıtayı çok yükseğe koyduğunu söylüyor.
İsrail – Gazze savaşı nedir?
Çatışma, 7 Ekim 2023’te Hamas militanlarının Gazze’den çıkıp, 1200 İsrailli’yi öldürmesi ve 200’den fazla kişiyi de rehin almasıyla başladı.
O günden bu yana İsrail hava saldırıları düzenledi, kara saldırısı başlattı ve Filistinlilere Gazze Şeridi’nin güneyine geçmeleri talimatı verdi. Yakıt ve gıda teslimatlarını da kısıtladı.
Hamas yönetiminin Sağlık Bakanlığı şu ana dek çoğu kadın ve çocuk 22 binden fazla kişinin öldürüldüğünü söylüyor.
İsrail, İngiltere, ABD ve diğer Batılı güçler Hamas’ı bir “terör örgütü” diye tanımlıyor.
11 ve 12 Ocak’ta ne olacak?
Güney Afrika aynı zamanda ICJ’ye ara önlemler alınması başvurusu yaptı. Mahkemenin İsrail’e Gazze’deki tüm askeri faaliyetlerini sona erdirmesi talimatı vermesini istiyorlar. Bu acil bir süreç ve ilk olarak bu başvuru ele alınacak.
McIntyre “Bu süreç bu aşamada soykırım bulgusu yapılmasına gitmeyecek. Kanıt standartları çok düşük. Burada sorulacak soru geri döndürülemez bir hasar verilmesi şansı var mı?” diyor.
McIntyre, Güney Afrika’nın zamanın kaybedecek zamanın olmadığı “makul bir soykırım yaşanması riski” bulunduğunu savunacağını söylüyor.
Ukrayna da 24 Şubat’ta Rusya’nın işgaline uğramasından sonra benzer bir başvuru yapmış, ICJ de birkaç hafta sonra Rusya’ya askeri harekatını durdurma talimatı vermişti. Rusya ise bu talimatı görmezden geldi.
McIntyre, ICJ’nin bu konudaki ara kararını Ocak sonunda vermesini bekliyor ve “Böyle bir karar İsrail üzerinde baskı yaratır” diyor. Ancak kararın nihai olmayacağını ve ICJ’nin uygulanmasını sağlama gücü olmadığını da ekliyor.
McIntyre ayrıca “Mahkeme sonra davanın esasına ve dayanaklarına baktığında, soykırım olmadığına karar verebilir.” diyor.
Becker de, ICJ’nin Rusya’ya karşı verdiği ara kararın, Rusya’ya askeri faaliyetlerini durdurma talimatı verecek kadar ileri gittiği için “çarpıcı” olduğnu söylüyor.
Becker “Mahkemenin İsrail’e durma talimatı vereceği konusunda biraz daha şüpheliyim” derken, ICJ’nin İsrail’den askeri faaliyetlerini “kısıtlamasını” isteyebileceğini vurguluyor.
“Bu da İsrail’in zaten bağlı olduğu uluslararası hükümlere uyması gerektiği anlamına gelir” diye de ekliyor.
ICJ’nin önündeki diğer soykırım davalarında ne oldu?
McIntyre en geçerli kıyaslamanın, Gambiya’nın Myanmar’a karşı açtığı soykırım davasıyla yapılabileceğini söylüyor.
Gazze’deki Filistinliler ve Myanmar’daki Arakan Müslümanları, ulus devlet olmadıkları için ICJ’ye erişemiyor ve davaları onlar adına başka ülkeler açıyor.
Gambiya, 2017’de bir milyon Arakan Müslümanı Bangladeş’e kaçmaya zorlandıktan sonra, Müslüman ülkeler adına Myanmar’ı soykırımda bulunmakla suçladı.
2023 sonlarında da İngiltere, Danimarka, Fransa, Almanya ve Hollanda, Kanada’yla birlikte davaya müdahil olma başvuru yaptı.
McIntyre “Bu, dünyaya ve mahkemeye yapılan başvuruyu destekledikleri sinyali veriyor” diyor.
Batılı ülkeler, ICJ’deki Ukrayna davasında da benzer bir hamle yapmıştı.
Ancak McIntyre, Batı’nın bu kez müdahil olmayacağını düşünüyor ve “Batılı ülkelerin Güney Afrika’ya destek için müdahale edeceğini görmeyeceğiz. Buradaki soru, Arap ülkelerinden bir müdahele görüp görmeyeceğimiz” diyor.
Nihai karar ne zaman çıkabilir?
Gambiya başvurusunu Kasım 2019’da yaptı, ancak henüz davanın esasına dair bir duruşma yapılmadı. Nihai bir karar alınması yıllar sürebiliyor.
McIntyre, ICJ İsrail’in Gazze’de soykırım yaptığı hükmüne varırsa, bunun daha sonra ICC’deki herhangi bir bireysel ceza soruşturmasında kanıt olarak kullanılabileceğini söylüyor.
İki hukuk uzmanı da, İsrail’e karşı böyle bir kararın alınması halinde, bunun diğer ülkelere, özellikle de İsrail’e destek verenlere, Tel Aviv ile ilişkilerini gözden geçirme baskısı yaratacağını söylüyor.
Ancak ABD yönetimi, daha şimdiden Güney Afrika’nın davasına güçlü bir şekilde karşı çıktığını gösterdi. Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Danışmanı davanın “dayanaksız” ve “aslında tamamen temelsiz” olduğunu söyledi.
]]>Bakan ayrıca Hamas’ın artık Gazze’nin yönetiminde olmayacağını ve İsrail’in genel güvenlik kontrolünü elinde tutacağını belirtti.
Plan açıklanırken, Gazze’de saldırılar devam etti ve Hamas yönetimindeki Sağlık Bakanlığı son 24 saatte onlarca kişinin öldürüldüğünü duyurdu.
ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken’ın da bu hafta bölgeyi ziyaret etmesi, İsrail işgali altındaki Batı Şeria’da Filistinli yetkililer ve İsrailli liderlerle görüşmesi bekleniyor.
Blinken’ın ziyareti, Hamas’ın üst düzey liderlerinden Salih El Aruri’nin Lübnan’ın başkenti Beyrut’ta öldürülmesiyle gerginliğin arttığı bir ortamda yapılacak. Suikasttan İsrail sorumlu tutulurken, İsrail herhangi bir açıklama yapmadı.
‘Dört köşeli’ plan
Gallant’ın “dört köşeli” planına göre İsrail Gazze’nin genel güvenliğini elinde tutacak.
İsrail’in saldırıları nedeniyle oluşan yaygın yıkımın ardından, bölgenin yeniden inşasını çok uluslu bir güç üstlenecek.
Komşu Mısır da plan uyarınca bir rol oynayacak, ancak bu rolün ayrıntısı verilmedi.
Ancak yayımlanan belgede bölgenin yönetiminden Filistinlilerin sorumlu olacağı da belirtiliyor.
Gallant “Gazze’de yaşayanlar Filistinliler, dolayısıyla İsrail devletine karşı herhangi bir düşmanca fiil ya da tehdit olmaması koşuluyla, Filistinli kurumlar yetkili olacak” dedi.
Gazze’nin geleceğinin ne olacağı konusundaki tartışmalar İsrail’de büyük görüş ayrılıklarına yol açtı.
İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu’nun kabinesindeki bazı aşırı sağcı üyeler, Gazze’deki Filistin vatandaşlarının sürgüne gitmeye teşvik edilmesi ve bölgedeki Yahudi yerleşimlerinin yeniden kurulması gerektiğini söyledi. Ancak bu tartışmalı öneriler bölgedeki bazı diğer ülkeler ve İsrail’in bazı müttefiklerince “aşırılıkçı” ve “uygulanamaz” diye tanımlanarak, reddedildi.
Galant’ın önerileri diğer bazı kabine üyelerinin gündeme getirdiklerine göre daha pratik görülse de, büyük ihtimalle, savaşın sona ermesinden sonra bölgenin yönetiminin Gazzeliler’de olması gerektiğini söyleyen Filistinli liderler tarafından reddedilecek.
Başbakan Netanyahu, şu ana dek Gazze’nin nasıl yönetilmesi gerektiğini düşündüğü konusunda bir açıklama yapmadı.
İsrail Başbakanı, Hamas’ın tamamen yok edilmesini amaçladığını söylediği Gazze’deki savaşın aylar sürebileceğini söyledi.
Galant’ın planında, İsrail Ordusu’nun Gazze’deki savaşın sonraki aşamalarında nasıl ilerlemeyi amaçladığı da yer aldı.
Savunma Bakanı, İsrail Ordusu’nun Gazze’nin kuzeyinde daha hedefe yönelik bir yaklaşım benimseyeceğini belirtti. Bu operasyonlara, baskınlar, tünellerin yok edilmesi, hava ve kara saldırılarının dahil olduğu kaydedildi.
Gallant, Gazze’nin güneyinde ise İsrail Ordusu’nun Hamas liderlerini bulmaya ve rehineleri kurtarmaya çalışmaya devam edeceğini söyledi.
Gazze’nin güneyindeki en büyük kent Han Yunus dün İsrail hava saldırılarında vuruldu.
İsrail Ordusu “terör altyapısına” yönelik saldırılar yapıldığını ve askerlerin yanında patlayıcı infilak ettirmeye çalışan, “militan” diye tanımladığı kişilerin öldürüldüğünü belirtti.
Bir hava saldırısında da İslami Cihat örgütünün üst düzey militanlarından Memduh Lolo’nun öldürüldüğü açıklandı.
Hamas yönetimindeki Sağlık Bakanlığı ise Gazze genelinde son 24 saatte düzenlenen saldırılarda 125 kişinin öldürüldüğünü duyurdu.
Bir Sağlık Bakanlığı yetkilisi, Han Yunus’un batısındaki El Mawasi’de düzenlen İsrail hava saldırılarında aralarında dokuz çocuğun da bulunduğu 14 kişinin öldüğünü söyledi.
Bu küçük kasaba, İsrail güçleri tarafından yerlerinden edilen Filistinliler için “güvenli alan” ilan edilmişti. İsrail Ordusu, Hamas’ın açıklamaları hakkında bir yorum yapmadı.
Görgü tanığı Cemal Hamad Salih “Gece yarısı çoğu çocuk, insanların uyuduğu sırada, çadırlara hava saldırısı yapıldı. Bir cesedi 40 metre ötede bulduk” dedi.
Save the Children yardım kuruluşunun İsrail işgali altındaki Filistin toprakları sorumlusu Jason Lee “Gazze’de güvenli bir yer yok. Kamplar, sığınaklar, okullar, hastaneler, evler ve sözde ‘güvenli alanlar’ çatışma alanı olmamalı” dedi.
Gazze Sağlık Bakanlığı, İsrail’in saldırılarına başlamasından bu yana Perşembe günü itibarıyla ölenlerin sayısının 22.400’e ulaştığını açıkladı. Bu, 2,3 milyon nüfuslu bölgede yaşayanların neredeyse yüzde 1’i anlamına geliyor.
]]>İSRAİL, BM GÖREV GÜCÜNÜN MERKEZİ OLAN NAKURA KENTİNDEKİ BİNAYI HEDEF ALDI
Önceki gün Beyrut’ta Hamas’ın ikinci ismi Siyasi Büro Başkan Yardımcısı Salih el-Aruri yönelik suikast düzenleyen İsrail ordusu, bu kez de Lübnan’daki Birleşmiş Milletler Geçici Görev Gücü’nün merkezi olan, İsrail sınırına yakın Nakura kentindeki bir binayı bombaladı.

ÖLÜ VE YARALILAR VAR
Bölgeden gelen görüntülerde binanın olduğu sokağın enkaz yığınlarıyla kaplandığı görüldü. İlk belirlemelere göre İsrail saldırısında çok sayıda kişinin öldüğü ve yaralandığı bildirildi.
DIŞİŞLERİ BAKANI FİDAN: İSRAİL, LÜBNAN’LA SAVAŞA GİRMEMEK İÇİN KENDİNİ ZOR TUTUYOR
Dışişleri Bakanlığında basın mensuplarıyla bir araya gelen Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, gündeme ilişkin soruları yanıtladı.
İsrail’in, Hamas Siyasi Büro Başkan Yardımcısı Salih el-Aruri ve arkadaşlarına yönelik Beyrut’taki suikastının ardından savaşın bölgeye yayılma eğilimini göstermesinin bir emaresi olup olmadığına ilişkin soru üzerine Fidan, “İsraillilerin, Lübnan’la savaşa girmemek için kendilerini zor tuttuğunu düşünüyorum. Ama hep söylüyorum. Bu yol çıkmaz sokaktır. Öyle bir şey olursa bu savaş tabii ki bitmez. Tam tersine, meselenin çözülmesi isteniyorsa, barış ve iki devletli çözüme odaklanmak lazım.” diye konuştu.
Dışişleri Bakanı Hakan FidanFidan, İsrail’in Lübnan’daki bu operasyonunun, bir Hizbullah hedefini, Hizbullah yöneticisini vurmadığını ama Lübnan’a “ben senin üstünde uçuyorum, takip ediyorum” mesajını verdiğini aktararak, “Hizbullah buna nasıl aksiyon gösterecek? Yani tamamıyla savaşa girerek mi reaksiyon gösterecek yoksa misilleme yaparak mı? Bugün gelen raporda, ‘3 askeri hedefe saldırdık’ diyorlar. Başından beri savaşın ilk gününden beri ortaya koyduğu aslında tavrın bir devamı. Burada daha farklı bir şey yapılmış değil.” dedi.

İSRAİL BEYRUT’TAKİ HAMAS LİDERİNE SUİKAST DÜZENLEDİ
Hamas lideri Salih el-Aruri ve 6 Hamas üst düzey yetkilisi, dün Beyrut’un güneyinde insansız hava aracıyla düzenlenen saldırıyla öldürülmüştü.

LÜBNAN-İSRAİL SINIRI HAREKETLİ
İsrail ordusu ile Hizbullah arasında 8 Ekim 2023’ten bu yana sınırda devam eden çatışmalarda 28 Lübnanlı sivil, 142 Hizbullah mensubu ile 5 İsrailli sivil ve 9 İsrail askeri öldü.

İRAN’DAKİ TERÖR SALDIRISINDA MOSSAD PARMAĞI
İran’da, General Kasım Süleymani’nin Ocak 2020’de ABD saldırısında öldürülmesinin yıl dönümü dolayısıyla anma töreninin yapıldığı kabristana bombalı saldırılar düzenlendi. Patlamalarda 103 kişi hayatını kaybetti, 211 kişi de yaralandı. İranlı yetkililer, patlamaların terör saldırısı olduğunu açıkladı. İsrail basını ise saldırıların arkasında İsrail istihbarat servisi Mossad’ın olduğunu iddia etti.
]]>***
Kısa süreli insani aranın sona ermesinden bu yana İsrail sistematik saldırılarına aralıksız devam ediyor. Hamas tarafı ve arabuluculuk rolünü üstlenen Katarlı temsilciler, bu saldırgan tutum sebebiyle müzakerelerin durduğunu defalarca ifade etti. Buna rağmen, bütün gelişmeler birlikte değerlendirildiğinde Hamas ve İsrail arasındaki müzakerelerin devam ettiği anlaşılıyor. Çatışmaların yerini henüz siyaset ve akıl almadı ama diplomasi trafiği belirli oranda devam ediyor. Bu sınırlı müzakerelerin yanında son zamanlarda diğer aktörler tarafından çözüme yönelik açıklamaların sıklaştığı da görülüyor. Batı’da sivil kamuoyu tarafından yapılan baskı neticesinde siyasetçilerde tavır değişikliği oldu. İlk olarak (ABD Başkanı) Joe Biden kriz sonrasına dair bir öneri olarak iki devletli çözüme işaret etti. Daha sonra uzun süredir rafa kalkmış bu çözüm önerisine yönelik çağrılar diğer Batılı devletler ve bazı Arap ülkeleri temsilcileri tarafından tekrar edildi. Ayrıca, 7 Ekim’den bu yana ilk somut çözüm önerisi arabuluculuk rolünü oynamaya istekli olan Mısır tarafından geldi. Mısır’ın önerisine yönelik taraflardan veya diğer devletlerden herhangi bir destekleyici açıklama yapılmadı.
Diplomatik temasların hızlanması ve siyasi çözüme yönelik fikirlerin üretilmesi için saldırı halinin sona ermesi şart. Dolayısıyla öncelikle İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik saldırılarının durdurulması gerekiyor. Siyasi çözüm önerileri ancak ikinci aşamada tartışmaya açılabilir. İsrail’in durdurulması maksadıyla uluslararası arenada çözüm arayışlarının ilk olarak Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) odaklı olduğu görüldü. Süreç, çeşitli devletlerin ve sivil toplum kuruluşlarının UCM’ye delil sunması yoluyla ilerledi. UCM, hantal yapısı, geçici tedbir kararı alamaması ve savcının yanlı tutumu gibi sebeplerle çözüm için makul bir zemin değildi. Onun yerine Birleşmiş Milletlerin (BM) yargı organı Uluslararası Adalet Divanı’na yapılacak bir başvuru daha hızlı ve etkili çözümler üretebilirdi. Nihayet, Divan’a ilk başvuru Güney Afrika tarafından oldukça tutarlı ve tatmin edici bir dosyayla yapıldı. Güney Afrika, soykırım sözleşmesinin Divan’ın yetkisini düzenleyen ilgili maddesine atıfla İsrail’in Gazze’deki Filistinlilere karşı soykırım suçu işlediği iddiasıyla Divan’da dava açarak, ivedi şekilde geçici tedbir kararı verilmesi talebinde bulundu. İsrail ise bu başvuruyu yalnızca sözlü olarak reddetmekle yetindi.
Başvurunun önemi ve sonraki süreç
Güney Afrika’nın başvurusu, İsrail’in soykırım teşkil eden eylemlerinin engellenmesi, soykırım olarak tescili, İsrail’in devlet olarak sorumluluğunun tespiti ve Divan’la UCM arasındaki koordinasyon sayesinde suçluların yargılanarak cezalandırılması taleplerini içeriyor. İlk aşamada, acil bir durum söz konusu olduğu için mevzuata göre ivedi şekilde geçici tedbir kararı verilebilecektir.
Başvurunun ardından İsrail’in açık veya örtülü şekilde yürüttüğü askeri operasyonlarının askıya alınması, yukarıda bahsedilen soykırım oluşturan fiillerin durdurulması, delillerin yok edilmesinin önlenmesi, Gazze’ye erişimin engellenmemesi, uluslararası yardım kuruluşlarının bölgeye serbest erişiminin sağlanması gibi tedbir kararları gündeme gelebilir. Güney Afrika, nihai karar açıklanana kadar bahsedilen türden bir geçici tedbir kararının 2024’ün ilk haftalarında mahkeme tarafından gündeme alınmasını ve değerlendirilmesini talep ediyor. Daha önce Divan’da Gambiya’nın başvurusu üzerine Myanmar için benzer tedbir kararları söz konusu olmuştu.
İsrail, Divan’ın kararlarına uymama yönünde bir direnç gösterebilir. Fakat İsrail’in BM’nin yargı organı Divan’ın kararlarına aykırı herhangi bir davranışı uluslararası kamuoyunun baskısını daha da artıracaktır. Böyle bir senaryoda İsrail’in Batılı siyasetçiler tarafından desteklenmesi bütün insan hakları doktrininin reddi manasına gelecektir. Ayrıca İsrail’in Divan’ın kararlarına aykırı tutumu, oluşan kamuoyu baskısıyla birlikte BM Güvenlik Konseyinin devreye girmesini de tetikleyebilir.
İsrail kuruluşundan bu yana hiçbir zaman uluslararası hukuk kurallarına bağlı hareket etmedi. İsrailliler bir balonun içinde etrafa kapalı şekilde yaşıyorlar. Aleyhlerindeki küresel gelişmelere duyarsız kalmayı başarabiliyorlar. Güney Afrika’nın bu hamlesi uluslararası arenada diğer devletlerden destek gördüğü ölçüde bir dönüm noktası olabilir. Onlarca yıldan sonra bir siyasi yapı olarak İsrail’in gerçekleştirdiği eylemlerden dolayı sorumluluğunun hukuken tescil edilebilmesi imkanı doğdu. İsrail’in sorumluluğuna giden yol açıldı. Bu sürecin istenilen şekilde ilerleyebilmesi için Güney Afrika’nın cesur hamlesi diğer devletler tarafından acilen desteklenmeli ve davaya katılma suretiyle müdahil olunmalıdır. Nitekim, Ukrayna’nın aynı gerekçelerle Rusya aleyhine Divan’da açtığı davaya 32 ülke katılmıştı.
Başvurunun kapsamı ve ilgi çekici noktalar
Güney Afrika’nın başvurusu oldukça iyi yapılandırılmış, ayrıntılı ve hukuki zemine sahip. İsrail’in eylemlerinin soykırım suçunu oluşturup oluşturmadığının tespiti Divan’ın yetki alanında. Güney Afrika da kendisinin ve İsrail’in taraf olduğu 1948 tarihli Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi’nin Divan’ın yetkisinin kabul edildiği 9’uncu maddesindeki düzenlemeye dayanarak bu başvuruyu yaptı.
Yine ilgili sözleşmedeki hükümler gereği taraf devletler için soykırımı önleme yükümlülüğü söz konusudur. Güney Afrika, taraf olduğu soykırım sözleşmesinden doğan soykırımı önleme sorumluluğunu öne çıkararak başvurusunu yaptı. İsrail dışındaki diğer devletler için ilk defa soykırımı önleme yükümlülüğünün gündeme getirilmesi oldukça önemli bir hamle. Bu yükümlülük, uzun vadede İsrail’i destekleyen veya İsrail’e karşı aksiyon almayan ülkelerin de soykırımdan dolayı sorumlu tutulabileceği manasına geliyor.
Güney Afrika taleplerini, İsrail’in eylemlerinin meşru savunma kapsamında değerlendirilemeyeceği vurgusuyla ilişkilendiriyor. 7 Ekim’de Hamas’ın yaptığı eylemin İsrail’in soykırıma varan eylemlerini meşrulaştırmayacağını açıkça ifade ediyor. Böylece İsrail’in eylemlerinin meşru savunma kapsamında değerlendirilemeyeceği, aksine soykırım olarak kabulünün gerekliliği öne çıkarılıyor.
Uluslararası ceza hukuku açısından İsrail’in eylemlerinin savaş suçları, insanlığa karşı suçlar ve soykırıma dayandırılması mümkün. Dosya kapsamında geniş bakış açısıyla İsrail’in onlarca yıldır Filistinlilere yönelik eylemlerinin savaş suçları ve insanlığa karşı suçlar kapsamında değerlendirilmesinin mümkün olduğu ifade ediliyor. Bununla birlikte zaman açısından sınırlı, daha dar bir değerlendirme yapıldığında, 7 Ekim’den bu yana İsrail’in soykırım suçunu işlediği ve talebin de buna dayandırıldığı görülüyor. İfadelere göre; Gazze Şeridi’nde devam eden Filistinlilerin yok edilmesine yönelik eylemler, yetkililerin açıklamalarıyla birlikte değerlendirildiğinde soykırım suçunun gerçekleştiği açık. Güney Afrika’nın başvurusu doğrudan uluslararası ceza hukukunun en ağır suçu olan soykırımın varlığının tespiti ve buna yönelik tedbir alınması amacını taşıyor.
Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi’ne göre soykırım suçunun oluşması için sözleşme kapsamında sayılan eylemlerin yanında ayırıcı özelliklere sahip bir grubu yok etme kastının da olması gerekir. Başvuru dosyasında İsrail’in soykırım kapsamında değerlendirilen eylemlerinin oldukça detaylı şekilde sözleşmedeki düzenlemelerle eşleştirildiği görülüyor. Örneğin, İsrail’in çoğu çocuk olmak üzere çok sayıda Filistinlinin ölümüne sebep olması sözleşmedeki eylemlerle örtüşüyor. Bunun dışında meskenlerin yıkılması, yeterli gıdaya, suya, tıbbi bakıma, hijyen koşullarına erişimin engellenmesi ve Filistin’de doğumları önlemeye yönelik tedbirlerin alınması gibi eylemlerle bedensel ve zihinsel zararların verilmesi suretiyle yaşam koşullarının ağırlaştırılması ise suç teşkil eden diğer fiiller. İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog’un bütün Gazze halkını sorumlu kabul eden beyanı, İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir’in Gazze halkının hepsini terörist olarak nitelendirmesi, İsrail Maliye Bakanı Bezalel Smotrich’in Gazze’nin toptan yerle bir edilmesi çağrıları ve benzerleri soykırım kastını gösteren ifadelerdir. Dosya kapsamında kullanılan ifadelere göre; İsrail’in eylemleri bu beyanlarla birlikte değerlendirildiğinde soykırım suçunun varlığı sabittir. Belgede, soykırım iddiası diğer devletlerin temsilcilerinin çeşitli vesilelerle kullandığı ifadelerle destekleniyor. İsrail’in 7 Ekim’den bu yana süren eylemlerinin Türkiye’nin de dahil olduğu 20 devlet tarafından soykırım olarak değerlendirildiği ifadesi ilgi çekici.
[İstanbul Medipol Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dr. Öğretim Üyesi Abdullah Musab Şahin]
• Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editöryal politikasını yansıtmayabilir.
]]>Avrupa’daki aktivistler tarafından “Gazze’deki soykırımın önlenmesi” için kurulan ve adını, İsrail’in, 30 Mart 1976’da Filistinlilere ait binlerce dönüm araziye el koymasının ardından protestoların yaşandığı “Toprak Günü”nden alan hareketin Hollanda’daki temsilcisi avukat Harun Raza, Hollanda vatandaşlığı olan İsrailli askerler ve yerleşimciler hakkında yaptığı suç duyurularına ilişkin AA muhabirinin sorularını yanıtladı.
Raza, 2009’dan bu yana bu tür davaların takipçisi olduğunu belirterek, “Hollandalı ve İsrailli, Belçikalı ve İsrailli, Fransa, Avusturyalı olup İsrail ordusunda savaşanları bulup bu kişiler hakkında buradaki yerel mahkemelerde suç duyurusunda bulunuyoruz. Bu kişilerin Avrupa’daki vatandaşlıkları bize yargı yetkisi veriyor ve ceza davası açılmasını sağlayarak süreci takip ediyoruz.” ifadelerini kullandı.
Kısa süre önce Jonathan Ben Hammu adını kullanan siyonist olduğunu düşündüğü bir kişi hakkında Hollanda savcılığına suç duyurusunda bulunduğunu anlatan Raza, “Hollanda ordusunda teğmen olarak görev yapan ve bir bacağını kaybeden bu kişi, Hollanda’nın AD gazetesine gururla verdiği röportajında, İsrail ordusuyla Gazze’de yaptığı savaşı anlattı. Bu şekilde kişileri tespit ederek çalışıyoruz.” diye konuştu.
Röportajında, Gazze’de bacağını kaybetmesine rağmen Hammu’nun savaş bölgesine geri dönmek istediğine dikkati çeken Raza, “Bu kişi Gazze’yi dümdüz ettiğini, bölgeyi sivillerden arındırdığını kabul etti. Biz de ‘Eğer yaptıklarından bu kadar gurur duyuyorsan sonuçlarına da katlan.’ diyerek şikayette bulunduk.” dedi.
Yerleşimciler hakkında dava
Hollanda vatandaşlığı sahibi İsrailli Yahudi yerleşimciler hakkında da dava açmaya başladıklarını kaydeden Raza, “Bu kişiler hakkında, hırsızlık ve diğer suçlardan dolayı yargılanmaları talebiyle Hollanda savcılığına başvuruyoruz.” bilgisini verdi.
Raza, savcılığın taleplerini kabul etmesini beklediklerini ve suç duyurusunda gerekli tüm delillerin yer aldığını belirtti.
Çifte vatandaşlık sahibi Yahudi yerleşimcilerin, Avrupa’dan Filistin topraklarındaki yerleşim bölgelerine gitmelerini, DEAŞ ya da başka bir terör örgütüne mensup birinin Avrupa’dan bu örgütlerin işgalindeki yerlere gitmelerine benzeten Raza, “Bu ikisi tamamen aynı şey. Bu maddi bir gerçek, hukuki bir gerçek, ahlaki bir gerçek.” tespitini yaptı.
“Bu kişileri, sosyal medya paylaşımlarından buluyoruz”
Bu tür bir davayı ilk olarak 2009’da açtıklarını belirten Raza, 2014’te de İsrail’in Gazze’ye yaptığı saldırıların ardından benzer başvurularda bulunduğunu aktardı. Raza, Gazze’deki Şifa Hastanesi’nin vurulmasının ardından o gece ofisine geldiğini ve Hollanda vatandaşlığı olup İsrail ordusunda görev alanlar hakkında suç duyurusunda bulunmak için çalıştığını aktardı.
Son yaşananların ardından 4 Hollandalı hakkında “savaş suçları” nedeniyle bir yerleşimci hakkında da “hırsızlık” suçundan şikayette bulunduklarını kaydeden Raza, bu kişileri, sosyal medya paylaşımları, basına yaptıkları açıklamalar ve internette açık kaynaklardan elde ettikleri bilgilerle bulduklarını dile getirdi.
Avukat Raza, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bu kişilerin bazıları sahte isimlerle paylaşımda bulunuyor ama resimleri, görüntüleri mevcut ve biz, bu kişilerin gerçekte kim olduklarını tespit ediyoruz. Edemediklerimizi de araştırılması için savcılığa bildiriyoruz. Ayrıca Uluslararası Ceza Mahkemesi Savcılığına da bu bilgileri gönderiyoruz. Ekibimiz, bazıları da çevrim içi olarak İsrail ordusunda görev yapan çifte vatandaşların kimlik tespiti için araştırma yapıyor. Kısa sürede bin kişilik bir listeyi hazırlamaya çalışıyoruz ve umarın bu kişilerin hepsinin cezalandırılmasını sağlayacağız.”
“Suçlarını itiraf ediyorlar”
Gözü olan herkesin soykırım yapıldığını görebildiğini ifade eden Raza, şu görüşleri paylaştı:
“Birçok ülke soykırımı kabul etmeye başladı. Hakkında suç duyurusunda bulunduklarımızın bazıları zaten sosyal medyadaki paylaşımlarında ve açıklamalarında, İsrail ordusunun altında bu suçu nasıl işlediklerini anlatarak itiraf ediyorlar. Bundan kaçış yok.
DEAŞ’lıların eşleri olan ve Suriye’den getirilen Hollanda vatandaşları, sadece bir yapının parçası oldukları için cezalandırıldı. Kocaları savaşırken bu kadınların yemek ve temizlik işlerini yapmaları, terör örgütünün faaliyetlerine katılım olarak yorumlandı. İsrail ordusu için de durum aynı. Filistin halkını terörize eden bu yapıya (İsrail ordusu) destek olursanız, suçlarına iştirak etmiş olursunuz.”
Söz konusu şüphelilerin Hollanda vatandaşlığından da çıkarılmalarını talep ettiklerini belirten Raza, savcılığın etkili ve yeterli bir soruşturma yapmadığını söyledi.
“Politikacıların çifte standardı devam ediyor”
Batı toplumunun Filistin’e bakışı değişse de politikacıların çifte standardının devam ettiğini vurgulayan Raza, “Filistin destekçisi eylemler arttı. Geçen hafta yüzden fazla Hollandalı diplomat, hükümetin İsrail politikasını eleştirmek için oturma eylemi yaptı. Bu kişilerden tanıdıklarımın bazıları gerçekten bir şeyler yapmak istiyor ama politik sebeplerle olmuyor.” ifadelerini kullandı.
Fransa ve Almanya’da siyonist lobilerin politikada hala çok aktif olduğunu anlatan Raza, “Hollanda’da da farklı değil. Siyonist lobiler politikalarda çok etkin.” dedi.
Rotterdam’daki bir Filistin yanlısı gösterideki konuşması nedeniyle Rotterdam Barosuna çağırıldığını belirten Raza, şunları kaydetti:
“Aralarında benim de bulunduğum 500 kadar avukatın imzasıyla desteklediği, Gazze’de ateşkesin desteklenmesi için hükümete ve Hollanda barolarına gönderdiği mektup nedeniyle de baroya çağırıldık. Bazı meslektaşlarımızdan da olumsuz tepkiler alıyoruz ama bu durumu kabulleniyoruz.”
Raza, Hollanda’nın İsrail’e F-35 savaş uçağı ve silah desteği vermesini eleştirerek, Hollanda hükümetinin Filistinlileri umursamadığını ifade etti.
]]>


