İsrail Ordusu – Haber 60 – Tokat Haber https://www.haber60.com.tr Mon, 02 Sep 2024 12:06:16 +0000 tr hourly 1 https://wordpress.org/?v=6.9.4 Gazze’deki aşı kampanyası başladı: İlk günden 87 bin aşılama https://www.haber60.com.tr/gazzedeki-asi-kampanyasi-basladi-ilk-gunden-87-bin-asilama/ https://www.haber60.com.tr/gazzedeki-asi-kampanyasi-basladi-ilk-gunden-87-bin-asilama/#respond Mon, 02 Sep 2024 12:06:16 +0000 https://www.haber60.com.tr/gazzedeki-asi-kampanyasi-basladi-ilk-gunden-87-bin-asilama/

İsrail ordusu 7 Ekim’den bu yana Gazze halkına yönelik saldırılarını sürdürüyor.

Saldırılarda hayatını kaybedenlerin sayısı 40 bin 691’e yükselirken yaralı sayısı da 94 bin 60’a çıktı.

Ölenlerin çoğunluğunu kadınlar ve çocuklar oluşturuyor.

ÇOCUK FELCİ TEHLİKESİ

Çocuk ölümlerinin yanında Gazze’deki çocukları çocuk felci tehlikesi bekliyordu.

En son 23 Ağustos’ta Birleşmiş Milletler yetkilileri, 10 aylık bir bebeğin çocuk felci hastalığına yakalanarak kısmi felç geçirdiğini duyurdu.

Bunun üzerine Dünya Sağlık Örgütü, çocuk felcinin önlenmesi kapsamında çocuk felci aşısının Gazze’deki çocuklara uygulanmasına yönelik çalışma başlattı.

WHO Filistin temsilcisi Dr. Rik Peeperkorn, program kapsamında Gazze Şeridi’nden yaklaşık 640 bin çocuğa aşı yapılmasının planlandığını belirtti.

İSRAİL İNSANİ ARA VERMEYİ KABUL ETTİ

Dünya Sağlık Örgütü, İsrail’in Gazze’de çocuklara yönelik çocuk felci aşısının yapılabilmesi için “insani ara” teklifini kabul ettiğini açıkladı.

ATEŞKESİN DETAYLARI

Ateşkes kapsamında 1 Eylül Pazar günü başlayan insani ara planlamalara göre üç gün boyunca yerel saatle 06.00 ve 15.00 arasında sürdürülüyor ve aşı çalışmaları üç ayrı aşamada yürütülüyor.

“İLK GÜNDEN 87 BİN ÇOCUK AŞILANDI”

BM’nin Filistin Ajansı’ndan (UNRWA) yapılan açıklamada, “Bugün Gazze’nin orta kesimlerindeki çocuk felci aşılama kampanyası ikinci gününe giriyor DSÖ’ye göre UNRWA ekipleri ve ortakları sadece ilk gün yaklaşık 87 bin çocuğa ulaştı. Çocuklara bu önemli aşıyı sağlamak için çabalar devam ediyor, ancak en çok ihtiyaç duydukları şey şu anda ateşkes.” ifadeleri kullanıldı.

HEDEF 10 YAŞ ALTI 640 BİN ÇOCUK

İnsani yardım ve sağlık örgütleri, bir hafta sürecek kampanya boyunca 10 yaş altı 640 bin çocuğu aşılamayı planlıyor.

KAMPANYANIN BAŞLADIĞI GÜN İSRAİL 3 KİŞİYİ ÖLDÜRDÜ

İsrail ordusunun, Gazze Şeridi’nde çocuk felci aşı kampanyasının başlamasından kısa süre sonra kuzeydeki El-Ehli Baptist Hastanesi yakınlarını hedef alan saldırısında 3 Filistinlinin öldüğü, onlarca kişinin de yaralandığı belirtildi.

AŞI KAMPANYASI UZUN SÜRE BAŞLATILAMADI

İsrail’in ateşkes tekliflerini kabul etmemesi sebebi ile uzunca bir süre aşı kampanyası başlatılamamış ve Gazzeli çocuklar bundan olumsuz etkilenmişti.

Haber Kaynağı: Demirören Haber Ajansı (DHA)

Haber Kaynak : ENSONHABER.COM

“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”

]]>
https://www.haber60.com.tr/gazzedeki-asi-kampanyasi-basladi-ilk-gunden-87-bin-asilama/feed/ 0
BBC Arapça Muhabiri: Gazze savaşının haberlerini yaparken ailemi güvende tutma mücadelem https://www.haber60.com.tr/bbc-arapca-muhabiri-gazze-savasinin-haberlerini-yaparken-ailemi-guvende-tutma-mucadelem/ https://www.haber60.com.tr/bbc-arapca-muhabiri-gazze-savasinin-haberlerini-yaparken-ailemi-guvende-tutma-mucadelem/#respond Mon, 29 Apr 2024 02:39:34 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=29723 Adnan El Bursh yaklaşık üç ay boyunca Gazze savaşının haberlerini yaptığı sırada, çadırda yaşıyor, günde bir öğün yemek yiyor, eşi ve beş çocuğunu güvende tutmak için uğraşıyordu. BBC Arapça muhabiri, kendi sınırlarını zorlayan bir savaşı haberleştirirken karşılaştığı üzücü anları aktarıyor.

UYARI: Bu haber, bazı okuyucularımızın rahatsız edici bulabileceği açıklamalar ve görseller içeriyor.

Geçtiğimiz altı ayın en kötü anlarından biri hepimizin sokakta uyuduğu geceydi. Gazze’nin güneyindeki Han Yunus’ta şiddetli soğuktan birbirine sokulmuş eşimin ve çocuklarımın yüzlerine baktığımda çaresiz hissettim.

19 yaşındaki ikizlerim Zakia ve Batul, 14 yaşındaki kızım Yumna, sekiz yaşındaki oğlum Mohamed ve beş yaşındaki en küçük kızım Razan, anneleri Zaynab ile birlikte kaldırımda yatıyorlardı.

Filistin Kızılayı Derneği’nin genel merkezinin önünde dinlenmeye çalışırken top atışlarının sesleri gece boyunca yankılandı ve tepemizde İnsansız Hava Araçları (İHA) vızıldadı.

Kiralayacak bir daire bulmayı başarmıştık ama ev sahibi o gün önceden arayıp İsrail ordusunun binanın bombalanacağı konusunda kendisini uyardığını söylemişti. Ben o sırada çalışıyordum ama ailem çantalarını alıp kaçtı.

Filistin Kızılayı genel merkezinde buluştuk, halihazırda yerinden edilmiş insanlarla doluydu.

Erkek kardeşimle birlikte bütün gece karton kutuların üzerinde oturup ne yapmamız gerektiğini konuştuk.

Birkaç gün önce, 13 Ekim’de, İsrail ordusu Gazze’nin kuzeyindeki herkese güvenlik için güneye gitmelerini söyledikten sonra, Cibaliye kasabasındaki evlerimizden, sahip olduklarımızın çoğunu geride bırakıp kaçmıştık.

Taşınmamız söylenen bölgede bombalanmaktan yeni kurtulmuştuk. Aileme hiçbir koruma sağlayamadığım için kızgın, küçük düşürülmüş ve berbat hissediyordum.

Sonunda ailem Gazze’nin merkezindeki Nuseyrat’ta bir daireye taşındı, ben BBC ekibiyle birlikte Han Yunus’taki Nasır Hastanesindeki bir çadırda kaldım. Onları birkaç günde bir ziyaret ediyordum.

İnternet ve telefon sinyalleri yer yer kesildiği için iletişim kurmakta zorlanıyorduk. Bir keresinde ailemden dört ya da beş gün boyunca haber alamadım.

Han Yunus’ta -yaklaşık yedi kişilik- BBC ekibi olarak günde bir öğün yemek yiyorduk. Bazen yemek olduğunda bile yemiyorduk çünkü tuvalet için gidecek yer yok denecek kadar azdı.

Bu süreçte arkadaşım Al Jazeera televizyonunun Gazze büro şefi Wael Dahdouh korkunç bir kayıp yaşadı.

Ailesinin kaldığı ev İsrail’in hava saldırısında vuruldu. Eşi, ergenlik çağındaki oğlu, yedi yaşındaki kızı ve bir yaşındaki torunu öldürüldü.

İsrail ordusu sivil kayıplarını azaltmak için “makul önlemler” aldığını söylüyor ve bu vakada “bölgedeki Hamas terörist altyapısını hedef aldığını” açıklamıştı.

20 yıldır tanıdığım arkadaşımın Gazze’nin merkezinde çocuklarının kefenlerine sarıldığı görüntüleri izledim. Onun yanında olabilmeyi diledim.

Onun haberi, başka arkadaşların, akrabaların ve komşuların ölüm haberleriyle birlikte geldi. Kalbim acıyordu. Savaşta yaklaşık 200 kişiyi kaybetmiştim.

O gün haberi sunarken canlı yayında ağladım. Gece yanaklarımdan yaşlar süzülerek uyandım. Wael’in görüntüsü aklımdan çıkmıyordu.

15 yıldır Gazze’deki çatışmaları takip ediyorum ama bu savaş, onu tetikleyen benzeri görülmemiş saldırıdan kayıpların boyutuna kadar ayrı bir yere sahip.

7 Ekim günü saat 06.15’te büyük patlamalar ve çocuklarımın çığlıklarıyla uyandım. Çatıya çıktım ve Gazze’den İsrail’e atılan roketleri gördüm.

Hamas’ın – yaklaşık 1.200 kişinin öldüğü ve 250 kişinin rehin alındığı saldırıda – İsrail sınırını aştığını anladığımızda İsrail’in tepkisinin daha önce gördüğümüz hiçbir şeye benzemeyeceğini biliyorduk.

Hamas yönetimindeki Sağlık Bakanlığına göre şu anda Gazze’de 34 binden fazla insan öldürüldü. Yaralanma ve ölüm riski devam ediyor.

Savaşın başlamasından iki gün sonra yiyecek stoklamak için aceleyle Cibaliye’deki pazarımıza gittim. Aynı amaçla gelen çok sayıda kişiyle kalabalıktı.

Ancak ben ayrıldıktan 10 dakika sonra bölge yoğun bir şekilde bombalandı. Birkaç dakika önce alışveriş yaptığım büyük pazar da dahil olmak üzere bütün bir yer yok edildi.

Mağaza sahiplerinin yüzlerini tanıyordum. Çoğu ölenler arasındaydı.

Uluslararası Af Örgütü, en az 69 kişinin öldüğü saldırının savaş suçu olarak incelenmesi gerektiğini açıkladı.

İsrail ordusu BBC’nin bu olayla ilgili sorusuna yanıt vermedi.

İsrail ordusu savaş boyunca, operasyonlarının sivillerin yaşadığı bölgelerde faaliyet gösterdiğini iddia ettiği Hamas’ı hedef aldığını açıkladı.

Ayrıca “askeri hedeflere yönelik saldırıların uluslararası hukukun ilgili hükümlerine tabi olduğu” da belirtiliyor.

Savaştan önce Cibaliye güzel ve sakin bir kasabaydı. Orada doğdum; ailemle birlikte sevgi ve gelecekle ilgili planlarla dolu, sade ve mutlu bir hayat yaşıyordum.

Kasabanın doğusunda kendi ellerimle zeytin, limon ve portakal ağaçları diktiğim bir çiftliğim vardı. Huzurluydu, işten sonra orada çay içmeyi severdim.

Evlerimizi ve BBC’nin Gazze Şehrindeki ofisini geride bırakarak Gazze’nin kuzeyinden Han Yunus’a doğru kaçmaya karar verdiğimiz gün, hayatımda bir dönüm noktasıydı.

Ailem ve ben, bir arabaya 10’dan fazla kişi sığdırılmış halde, yaya ya da eşya yüklü araçların içindeki on binlerce insanla birlikte tek bir yol boyunca, güneye doğru zorlukla ilerledik.

Yolculuk, yolun her iki tarafındaki yakın bölgelere hava saldırılarıyla kesintiye uğradı. Ailemin ve kalabalığın yüzlerinde kafa karışıklığı, keder ve belirsizlik vardı.

Çocuklar bana, “Nereye gidiyoruz? Yarın dönecek miyiz?” diye sorup duruyordu.

Gerçekten çocukluğumun, ebeveynlerimin ve nişan günümüzde eşimle çekilmiş fotoğrafların olduğu albümümüzü yanıma almış olsaydım. Babam Arapça öğretmeniydi, keşke o öldükten sonra sakladığım bazı kitaplarını da alsaydım.

Daha sonra bir komşumdan evimin tamamen yıkıldığını, çiftliğimin yandığını öğrendim.

Güneye doğru korkunç ve gerçeküstü yolculuktan ve Kızılay genel merkezinin dışarısındaki gecemizden sonra, birkaç hafta boyunca Han Yunus’tan çalışmaya devam ettim. Ailem hâlâ Nuseyrat’taydı ve onlardan ayrı kalmak duygusal açıdan beni çok etkiledi.

Ardından Aralık ayı başlarında İsrail, Gazzeliler’e Han Yunus’un bazı bölgelerini terk etmelerini ve Refah dahil daha güneydeki diğer bölgelere gitmelerini söylemeye başladı.

İsrail ordusu beni ve ailemi birbirimize bağlayan kuzeye giden ana yolu da kapattı. Onlara nasıl ulaşacağımı ya da ulaşırsam nereye gitmemiz gerektiğini bilmiyordum. Refah zaten yüz binlerce insanla aşırı kalabalık haldeydi ve kalacak yer neredeyse yoktu.

Günlerce karmaşık duygularla boğuştum. İsrail güçlerinin ana yollara doğru ilerlediği; güneyi orta ve kuzey bölgelerden ayırmayı amaçladığı yönünde haberler yayıldı. Benim ya da ailemin öldürülmemizden ve birbirimizi bir daha göremeyeceğimizden çok korkuyordum.

İlk defa kendimi kaybettiğimi hissettim. Hangi gün olduğunu bile bilmiyordum. İşi bırakıp ailemin yanına dönmeyi düşündüm. Ölürsek birlikte ölürdük.

Sonunda 11 Aralık’ta bir meslektaşımla birlikte arka yoldan Nuseyrat’a doğru yola çıktık. Oraya vardığımda en küçük çocuklarım bana sarılmak için koştular, Razan boynuma uzandı ve sımsıkı tutundu.

Aileyi Refah’a taşımayı başardık. BBC ekibi de oraya taşınmış ve haber yapmaya devam etmişti. Bazı korkunç anlar yaşadık.

Aralık ayı sonlarında İsrail ordusunun Gazze’deki yetkililere yaklaşık 80 cesedi teslim ettiği haberini ben aktarıyordum. Ordu, aralarında rehine olup olmadığının kontrol edilebilmesi için cesetleri Gazze’den İsrail’e götürdüğünü açıkladı.

Büyük bir kamyon Refah bölgesindeki mezarlığa girdi. Konteyner açıldığında çok yoğun bir koku yayıldı. Önlüklü ve maskeli adamlar, mavi plastiğe sarılı kalıntıları, bir kepçenin kumlu zeminde kazdığı toplu mezara yerleştirdi.

Daha önce hiç böyle bir sahne görmemiştim. Ne kadar korkunç olduğunu anlatmak zor.

Ocak ayında, Refah’taki bir hastaneye getirilen birkaç cesetle ilgili haberi aktarıyordum; bunlar arasında Wael Al-Dahdouh’un en büyük oğlu Hamza da vardı, Al Jazeera için çalışan bir gazeteciydi.

Wael’e bunu kim söyleyecekti? Halihazırda karşılaştığı trajedilerden sonra imkansız görünüyordu. Meslektaşlarımdan birinin Wael’in bir yakınını arayıp haberi ilettiğini bile duymak istemedim.

Hamza ve meslektaşı serbest kameraman Mustafa Thuraya, bölgedeki başka bir saldırının haberini yaptıktan sonra İsrail’in arabalarına düzenlediği hava saldırısında öldürüldü.

İsrail ordusu bu kişilerin “Gazze merkezli terör örgütlerinin üyesi olduklarını” iddia ediyor. Aileler ve Al Jazeera iddiaları asılsız olduğu gerekçesiyle reddediyor.

İsrail ordusu ikilinin insansız hava araçları kullanarak “ordu birliklerine yakın bir tehdit oluşturduğunu” söyledi, ancak Washington Post gazetesinin araştırmasında “ikisinin de o gün gazetecilik dışında başka bir faaliyette bulunduğuna dair hiçbir işaret bulunamadı”.

Sınır Tanımayan Gazeteciler örgütüne göre 7 Ekim’den bu yana Gazze’de 100’den fazla gazeteci öldürüldü; bunların büyük çoğunluğunun Filistinli olduğu biliniyor.

İsrail ordusu, “gazetecileri asla kasten hedef almadığını ve almayacağını” söylüyor.

Ordu, “Gazeteciler de dahil olmak üzere sivillere zararı azaltmak için operasyonel olarak mümkün olan tüm önlemleri aldığını” ancak “aktif bir savaş bölgesinde kalmanın doğası gereği riskler taşıdığını” belirtiyor.

Sonunda BBC ekibinin ailelerinin Gazze’den ayrılma izni aldığı haberi geldi. Dört hafta sonra biz de nihayet Mısırlı yetkililerin kolaylaştırıcılığıyla Refah sınır kapısından ayrıldık.

Bunları Katar’da yazıyorum. Ama ben burada temiz bir otelde yemek yerken, Cibaliye’de yemek için ot söküp hayvan yemi öğüttüklerini biliyorum. Yemek yemek bana zor geliyor; zehir yemek gibi.

Gelecek bulanık. Gazze benim hayatım. Bir gün geri dönmek isterim ama şimdilik bu imkansız görünüyor.

]]>
https://www.haber60.com.tr/bbc-arapca-muhabiri-gazze-savasinin-haberlerini-yaparken-ailemi-guvende-tutma-mucadelem/feed/ 0
İsrail, Refah’a saldırı hazırlığı yapıyor https://www.haber60.com.tr/israil-refaha-saldiri-hazirligi-yapiyor/ https://www.haber60.com.tr/israil-refaha-saldiri-hazirligi-yapiyor/#respond Thu, 25 Apr 2024 00:27:35 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=29213 İsrail ordusunun Gazze’nin güneyindeki Refah kentine yönelik bir saldırıya hazırlandığı bildirilirken uydu görüntülerinde bölgede iki yeni çadır alanı kurulduğu görülüyor.

Mısır sınırındaki Refah, İsrail’in Gazze’de henüz saldırmadığı tek şehir.

Gazze’nin diğer bölgelerinden ayrılmak zorunda kalan bir milyondan fazla kişi aylardır Refah’ta barınıyor.

ABD, herhangi bir operasyondan önce Refah’taki insanları koruyacak bir planın uygulamaya alınması gerektiğini söyledi.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Hamas’a karşı tam bir zafer elde etmek ve rehineleri aramak için Refah saldırısının gerekli olduğu konusunda ısrarcı.

İsrail ordusu 7 Ekim’den bu yana Gazze Şehri dahil Gazze’nin kuzeyinin tamamında ve Han Yunus dahil orta ile güneyin bazı kısımlarında kontrolü ele geçirdi.

Ordu ardından Gazze’nin neredeyse tamamından çekilse de bombardıman Refah da dahil olmak üzere Gazze genelinde devam etti.

Cumartesi günü çoğu çocuk yaklaşık 20 kişi İsrail tarafından Gazze’ye yapılan hava saldırısında öldürüldü.

Aynı zamanda İsrail’in inşa ettiği ve Gazze’nin kuzeyi ile güneyini ayıran bir yol üzerinde askerler konuşlandırılmaya devam ediliyor.

Uydu görüntüleri ne gösteriyor?

Uydu görüntülerinde Han Yunus’un batısındaki bir bölgede ve Refah yakınında sıra sıra çadırlar kurulduğu görülüyor.

Daha önce çekilmiş uydu görüntülerine bakıldığında çadır alanlarının bu ay içinde kurulduğu anlaşılıyor.

Bu ayın başlarında İsrail medyası, İsrail’in Filistinli sivillerin Refah’tan tahliyesine hazırlık amacıyla 40 bin çadır satın aldığını bildirmişti.

Çarşamba günü Reuters haber ajansının İsrail hükümet kaynaklarından aktardığına göre her çadır 10-12 kişi alabiliyor.

İsrail HaYom gazetesi, İsrail ile Hamas arasında ateşkes ve rehinelerin serbest bırakılmasını amaçlayan görüşmelerin tıkanmasının ardından İsrail hükümetinin “çok yakında” Refah’ta bir operasyon düzenlemeye karar verdiğini yazdı.

İsrail’deki diğer gazeteler de benzer haberlere yer verdi.

ABD medyasının İsrailli ve Mısırlı yetkililere dayandırdığı haberlere göre Refah’taki siviller birkaç hafta içinde Han Yunus’un yanı sıra Refah ile Han Yunus arasında yer alan ve İsrail’in savaşın başlarında “insani bölge” olarak belirlediği El-Mevasi gibi çeşitli diğer bölgelere tahliye edilecek.

Mısırlı yetkililerin aktardığına göre, İsrail birlikleri Refah’a aşamalı olarak girecek ve çatışmalar yaklaşık 6 hafta sürecek.

‘Hamas yakında Refah’ta ağır darbe alacak’

Reuters’a göre Netanyahu’nun ofisi ve İsrail ordusu Refah saldırısı haberleriyle ilgili bir yorum yapmadı.

BBC de İsrailli yetkililerden bir açıklama istedi, ancak ordu yetkilileri Gazze’deki görevleri için iki yedek tugayı harekete geçirdiğini belirtti.

İsrailli yetkililer Refah’ta 4 Hamas birliği bulunduğunu ve bunların Gazze’nin diğer bölgelerinden gelen savaşçılarla takviye edildiğini öne sürüyor.

Salı günü İsrail devlet televizyonuna konuşan Tuğgeneral İtzik Cohen, “Hamas Gazze’nin kuzeyinde ağır darbe aldı. Merkezinde de ağır darbe aldı. Yakında Refah’ta da ağır darbe alacak” dedi.

ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken geçen hafta ABD’nin “Refah’ta büyük bir askeri operasyonu destekleyemeyeceğini” söyledi.

Blinken henüz sivillerin zarar görmemesi için hazırlanmış bir plan görmediklerini ve herhangi bir askeri operasyonun Refah’ta kalan siviller için “korkunç sonuçlar” doğuracağını belirtti.

Refah’taki koşullar halihazırda kötü. BBC’ye konuşan halk yiyecek, su ve ilaç eksikliğine dikkat çekiyor.

Bu ayın başlarında Refah’ta yerlerinden edilen bazı Filistinliler Gazze’nin kuzeyine dönmeye çalıştı ancak İsrail ordusu tarafından geri püskürtüldü.

Görgü tanıkları askerlerin sahil yolunda ilerleyen kalabalığa ateş açtığını ve beş kişinin öldüğünü söyledi.

İsrail ordusu olayla ilgili doğrudan bir yorum yapmadı ancak Filistinlilerin Gazze’nin güneyinde kalmaları gerektiğini, kuzeyin “tehlikeli bir savaş bölgesi” olduğunu belirtti.

İsrail, Gazze’nin kuzeyinden ayrılmak zorunda kalan Filistinlilerin dönmelerine ne zaman izin verileceğini söylemedi. Bu, Hamas’ın ateşkes görüşmelerindeki taleplerinden biriydi.

Gazze’nin kuzeyindeki bazı bölgelerde de çatışmalar yeniden başladı ve İsrail ordusu Beyt Hanun ve Beyt Lahiya kasabalarının yanı sıra Cibaliye mülteci kampı ve Gazze Şehri yakınındaki Zeytun bölgesini bombaladı.

]]>
https://www.haber60.com.tr/israil-refaha-saldiri-hazirligi-yapiyor/feed/ 0
ABD, İsrail ordusundaki bir birliğe yardımı kesmeyi düşünüyor https://www.haber60.com.tr/abd-israil-ordusundaki-bir-birlige-yardimi-kesmeyi-dusunuyor/ https://www.haber60.com.tr/abd-israil-ordusundaki-bir-birlige-yardimi-kesmeyi-dusunuyor/#respond Wed, 24 Apr 2024 00:24:34 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=29033 ABD’nin İsrail ordusundaki Netzah Yehuda taburuna yönelik askeri yardımını keseceği yönünde henüz teyit edilmemiş haberlere İsrail hükümeti tepki gösterdi.

ABD merkezli Axios haber sitesi Pazar günü yayımladığı bir haberde Netzah Yehuda’nın İsrail’in işgal altındaki Batı Şeria’da insan hakları ihlalleri nedeniyle hedef alındığını belirtti.

İsrail’in başlıca müttefiki Washington daha önce hiç İsrail ordusundaki bir birliğe yönelik yardımı kesmemişti.

Bu hamleyle iki ülke arasında onlarca yıldır süren ortaklıkta ilk kez bir ABD yönetimi İsrail ordusuna yönelik Leahy yasasına başvurmuş olacak.

İsrail ordusu Pazar günü yaptığı açıklamada Netzah Yehuda’ya yönelik “herhangi bir ABD yaptırımından haberdar olmadığını” belirterek taburun uluslararası hukuk çerçevesinde faaliyet gösterdiğini savundu.

“Bu yönde karar alınması durumunda kararın gözden geçirileceğini” söyleyen ordu yetkilileri, “olağan dışı herhangi bir olayı pratik ve yasalara uygun şekilde soruşturmak için çalışmalara devam edileceğini” kaydetti.

ABD kaynaklarına göre, Netzah Yehuda’ya yaptırım uygulamaya karar verilmesi durumunda birliğin ABD’den askeri yardım veya eğitim alması yasaklanacak.

İsrail Kamu Yayın Kuruluşu’nun İsrailli yetkililere dayandırdığı bir habere göre, Washington, Netzah Yehuda’nın Filistinlilere karşı düzenlediği saldırılarla ilgili soruşturmaların sonuçları hakkında İsrail’den birkaç kez bilgi talep etti.

Olası yaptırıma İsrail’den tepkiler ne oldu?

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD’nin olası yaptırımlarını “saçmalığın zirvesi ve ahlaki bir dibe vuruş” olarak nitelendirdi.

İsrail savaş kabinesi üyesi Benny Gantz, ABD’nin İsrail ordusunun bir birimine yaptırım uygulamasının “tehlikeli bir emsal” oluşturduğunu söyledi.

ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken ile yaptığı telefon görüşmesinde Gantz, Washington’a kararı gözden geçirmesi çağrısında bulundu.

Gantz, Netzah Yehuda taburuna yaptırım uygulanmasının savaş zamanında “İsrail’in meşruiyetine zarar vereceğini” söyledi.

İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir, Washington’ın önerdiği yaptırımlara karşılık olarak Filistin Yönetimi’ne İsrail üzerinden aktarılan tüm fonlara el konulması çağrısında bulundu.

Ben-Gvir, “Filistin bankalarına karşı bir dizi yaptırım” uygulanmasını talep etti.

Ben-Gvir ayrıca Şubat ayında yaptığı açıklamada Sınır Muhafızları’nda bir Haredi taburu kurmayı planladığını ve ultra-Ortodoks gençleri orduya kazandırmak istediğini söyledi.

İsrail Maliye Bakanı Bezalel Smotrich hamleyi “tam bir çılgınlık ve bir Filistin devletini dayatma girişimi” olarak nitelendirdi.

Muhalefet lideri Yair Lapid ise “İsrail ordusunun hükümetin yasa dışı politikası ve siyasi başarısızlığından ilk etkilenen olduğu” yorumunda bulunurken, Netzah Yehuda’ya yönelik yaptırımların “bir hata” olduğunu vurguladı.

Öte yandan İsrail İşçi Partisi lideri Merav Michaeli, Netzah Yehuda’nın lağvedilmesi çağrısında bulunarak taburun “şiddet yanlısı ve yozlaşmış davranışlarının yıllardır” bilindiğini söyledi.

Netzah Yehuda taburu kimlerden oluşuyor?

Hahambaşı Yitzhak Yosef’e göre birçok Haredi Yahudisi, zamanlarını Tevrat’ı öğrenmeye ve dini kitapların yorumlarına ayırdıkları için orduya katılmayı reddediyor.

Ancak Haredi gençlerinin hepsi dini okulara gitmiyor, bu nedenle bazıları dini eğitim almak için özel koşullar altında orduya giriyor.

1999 yılında Haredi hahamlarının üye olduğu, kâr amacı gütmeyen Nahal Haredi adlı kuruluş oluşturuldu.

Nahal Haredi, Savunma Bakanlığı ve İsrail ordusu ile birlikte dini okullarda eğitim almayan genç Haredileri orduya almak için çalıştı.

Bu işbirliği, binlerce Haredi askerden oluşan Netzah Yehuda taburunun kurulmasına yol açtı.

Nahal Haredi, “Haredi erkeklerin yaşam tarzlarından ödün vermeden İsrail ordusunda prestijli pozisyonlarda hizmet vermelerini sağlayan ilke ve kısıtlamalara bağlı kaldıklarını” söylüyor.

1999 yılında 30 Haredi askerden oluşan ilk birlik kuruldu.

Birliğe Nahal Haredi’den esinlenerek “Nahal Haredi”, “Netzah Yehuda” ya da “97. Tabur” ismi verildi.

İsrail ordusunun oluşturduğu ilk Haredi muharebe taburu Ramallah ve Cenin’de faaliyet göstermeye başladı.

Yedioth Ahronoth gazetesi, 2019 yılında İsrail ordusunun Netzah Yehuda taburunu Ramallah’tan Cenin’e taşımaya karar verdiğini söyledi.

Aralık 2022’de ise İsrail, Netzah Yehuda’yı Batı Şeria’dan tamamen taşıdı.

Ancak ordu yetkilileri bu değişikliğin askerlerin davranışları nedeniyle yapıldığı yönündeki iddiaları reddetti.

O tarihten bu yana tabur kuzeyde faaliyet gösteriyor.

İsrail’de yayımlanan Jerusalem Post gazetesinde yer alan bir habere göre, birlik 2024 yılının başlarında Gazze’de savaşmaya başladı.

İsrail ordusunun eski komutanı Aviv Kochavi, Netzah Yehuda taburunu da içeren Kfir Tugayı’nın Lübnan, Suriye ve Gazze’de savaşabileceğini söyledi.

Şu anda Netzah Yehuda içinde yaklaşık bin asker bulunuyor.

Askerler İsrail ordusunda toplam 2 yıl 8 ay görev yapıyor.

Times of Israel gazetesine göre erkek askerler, kadın askerlerle çok fazla etkileşime girmiyor ve onlara dua etmek ve dini çalışmalarını tamamlamak için ek zaman veriliyor.

ABD neden yaptırım uygulamak istiyor?

Netzah Yehuda üyeleri, Ocak 2022’de 79 yaşındaki Filistin asıllı Amerikalı Ömer Esad’ı bir kontrol noktası yakınlarında öldürmekle suçlandı.

Esad’ın ailesi askerlerin ellerini kelepçelediğini ve onu yerde bıraktığını söyledi. Esad yerde yatarken ölü bulundu.

Soruşturmanın ardından İsrail ordusu, “güçlerin ahlaki bir başarısızlığı ve muhakeme hatası olduğunu ve insan onurunun değerine ciddi zarar verildiğini” açıkladı.

Netzah Yehuda Komutanı olay için kınandı, ilgili komutanlar görevden alındı ve askerler hakkında açılan soruşturma duruşma yapılmadan kapatıldı.

ABD Dışişleri Bakanlığı, 2022 yılının sonlarında Filistinli sivillere yönelik çeşitli şiddet olaylarından sonra Netzah Yehuda’ya yönelik inceleme başlattı.

Haaretz gazetesinde yer alan bir habere göre bu sırada Ömer Esad’ın ölümü de araştırıldı.

7 Ekim’den bu yana ABD, Filistinlilere yönelik şiddet eylemleri nedeniyle yerleşimci kişilere karşı üç farklı yaptırım kararı aldı.

Washington’ın uygulamak istediği Leahy yasası nedir?

ABD Dışişleri Bakanlığı’na göre Leahy yasası, insan hakları ihlalleri kanıtlanan hükümetlere ABD’nin yardımını yasaklıyor.

Yasaklanan yardımlar arasında ABD Savunma Bakanlığı’nın eğitim programları da bulunuyor.

ABD hükümeti “işkence, yargısız infaz, zorla kaybetme ve tecavüzü” ağır insan hakları ihlalleri olarak değerlendiriyor.

Leahy yasası bu suçlar kanıtlandığında uygulanıyor.

Yasa ismini 1990’ların sonunda bu yasanın çıkarılması için çaba gösteren Senatör Patrick Leahy’den aldı.

]]>
https://www.haber60.com.tr/abd-israil-ordusundaki-bir-birlige-yardimi-kesmeyi-dusunuyor/feed/ 0
İsrail’in Lübnan’a yönelik beyaz fosfor saldırıları: Siviller yaşadıklarını anlatıyor https://www.haber60.com.tr/israilin-lubnana-yonelik-beyaz-fosfor-saldirilari-siviller-yasadiklarini-anlatiyor/ https://www.haber60.com.tr/israilin-lubnana-yonelik-beyaz-fosfor-saldirilari-siviller-yasadiklarini-anlatiyor/#respond Fri, 19 Apr 2024 02:39:34 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=28258 İsrail 7 Ekim’den bu yana Lübnan’ın güney sınırında, Hizbullah hedeflerine karşı beyaz fosfor kullandığını kabul ediyor.

Zehirli bir gaz olan fosfor, gözler ve akciğerler için zararlı ve aynı zamanda ciddi yanıklara neden olabiliyor. Bu nedenle de kullanımı uluslararası yasalarla sıkı bir şekilde düzenlenmekte.

İsrail ordusu, bu tartışmalı silahı, hem Gazze’deki hem de Lübnan’daki silahlı militanlara karşı uluslararası yasalar dahilinde kullandığını savunuyor.

Ancak insan hakları örgütleri bunun savaş suçu olarak soruşturulması gerektiği çağrısını yapıyor.

ABD, İsrail’in her iki bölge de beyaz fosfor kullanımı iddialarını araştıracaklarını söyledi.

İsrail ordusu, bu mühimmatı sivillerin de bulunduğu bölgelerde kullanmakla uluslararası yasaları mı çiğniyor? Yoksa savaşta buna hakları var mı?

‘Beyaz bir sis gibi yayılıyor’

Lübnan’ın güneyinde yaşayan 48 yaşındaki çiftçi Ali Ahmed Abu Samra, 19 Ekim 2023 günü kendisini yoğun beyaz duman bulutunun içinde buldu.

Samra o anları, “Kokusunun sarımsağa benzediğini söylüyorlar ama bundan çok daha kötüydü. Dayanılmaz bir kokuydu. Kanalizasyon kokusundan da kötü” diye anlatıyor.

815 derece sıcaklığa çıkabilen beyaz fosfor aynı zamanda son derecede zehirli bir gaz.

Dayra köyünden Ali yaşadıklarını, “Gözlerimizden yaş akmaya başladı. Ağzımızı ve burnumuzu bir parça ıslak bezle kapatmasaydık bugün hayatta olmayabilirdik” diye anlattı.

Gazze’deki savaşın başlangıcından bu yana, İsrail-Lübnan sınırında da gerilim arttı. Çatışmalar ve karşılıklı atılan bombalar nedeniyle her iki tarafta da sivil kayıplar yaşandı, binlerce kişi evlerini terk etmek zorunda kaldı.

Hamas’ın müttefiki olan Hizbullah, elindeki savaşçı ve silah gücüyle, dünyadaki en güçlü devlet dışı aktörler arasında yer alıyor.

Hizbullah’ın İsrail’e yönelik roket ve insansız hava aracı (İHA) saldırılarına, İsrail ordusu, hava saldırıları ve top atışlarıyla karşılık verdi. Kullanılan silahlar arasında fosfor bombası da vardı.

Fosfor bombası havada patladığında oksijenle reaksiyona girerek yoğun bir sis perdesi oluşturuyor.

Bu sis perdesi, düşmanın görüşünü kısıtlayarak sahadaki silahlı birliklere neredeyse anında koruma sağlıyor.

Bu çok etkili ve belirli koşullar içinde yasalara uygun bir askeri taktik.

Ancak uluslararası hukuka göre silahlı çatışmada sivillerin korunması tüm taraflar için zorunlu.

Fosfor bombası geçen yüzyılda dünyanın büyük ordularının çoğu tarafından kullanıldı.

ABD Merkezî İstihbarat Teşkilatı’na (CIA) göre Sovyetler Birliği, İkinci Dünya Savaşı sırasında bunu yoğun bir şekilde kullandı.

ABD kendisi de bu kimyasalı 2004’te Irak’ta, ardından 2017’de IŞİD’e karşı Suriye ve Irak’ta kullandığını kabul etti.

İsrail de fosfor bombasını 2008-2009’da Gazze’ye düzenlenen saldırı sırasında kullandığını açıkladı.

Ancak Birlemiş Milletler, İsrail ordusunun bu silahı sivillerin sağlığını gözetmeden “sistematik” şekilde kullandığı sonucuna vardı. Bunun üzerine İsrail Silahlı Kuvvetleri 2013 yılında fosforu, sık kullanılan silahlar envanterinden çıkarılacağını vadetti.

Hizbullah savaşçılarının 2 ile 4 kişiden oluşan küçük birimler halinde hareket ettiği biliniyor.

Sınır bölgesinde sık ormanlık alanı siper olarak kullanarak, İsrail ordusuna sık sık füze ve roket fırlatıyorlar.

Onları sis içinde bırakmak İsrail ordusunu hedef almalarını önlemenin bir yolu olarak sunulabilir.

Ancak Lübnan tarafında çiftçilik yapan Ali, köyünün vurulduğu 10-19 Ekim tarihlerinde bölgede silahlı grupların bulunmadığını savunuyor.

Ali, “Hizbullah orada olsaydı, insanlar hedef olma korkusuyla onlara gitmelerini söylerdi” diyor ve ısrar ediyor:

“Hizbullah bölgede değildi”

BBC, söz konusu saldırı sırasında Dayra’da herhangi bir Lübnanlı silahlı grubun varlığını veya yokluğunu bağımsız kaynaklar üzerinden netleştiremedi.

Dayra’da saldırı günü olay yerine ilk ulaşan gönüllü tıbbi müdahale görevlisi Halid Qraitem oldu.

Halid müdahale anını, “Bilinci bulunmayan insanları tahliye etmeye başladık” diye anlatıyor. Ambulans görevlisi insanlara yardım ederken kendi ekibinin de ateş altında kaldığını söylüyor.

Halid, “Bize üç el bombası attılar. Ya insanları kurtarmamızı engellemek için ya da bizi korkutmak içindi” diyor.

Halid en az dokuz kişiyi Tire’deki İtalyan Hastanesine naklettiğini hatırlıyor. Onların arasında kendi babası İbrahim de vardı.

65 yaşındaki İbrahim, şiddetli nefes darlığı nedeniyle üç gün hastanede kaldı. Doktor Muhammed Mustafa, beyaz fosfora maruz kalmış birçok hastayı tedavi ettiğini söylüyor.

Dr. Mustafa, hastaların “şiddetli boğulma hissi, aşırı terleme, kronik kusma ve düzensiz kalp atışı” belirtileriyle hastaneye geldiğini anlatıyor:

“Sarımsak kokuyorlar. Kan sonuçları beyaz fosfora maruz kaldıklarını doğruladı.”

Üç ay sonra İbrahim’le buluşmaya gittiğimizde gözlerinin içi hâlâ kırmızıydı. Kollarında ve ayaklarında deri döküntüsü vardı ve soyulmalar göze çarpıyordu.

65 yaşındaki adam, doktorların kendisine bunun beyaz fosfordan kaynaklandığını söylediğini anlatıyor.

1970 yılından bu yana savaşlar yaşadıklarını söyleyen İbrahim, “Ama bu duruma benzeyen bir şey yok. Patlamalar evlerimizin çok yakınında oluyor” diyor.

İbrahim, kaçmaya çalışırken bir merminin arabasının altı metre yakınına düştüğünü, o anda üzerlerinde İsrail ordusuna İHA’lar bulunduğunu savunuyor.

İbrahim “Bizi görebiliyorlardı. Gelişi güzel ateş ediyorlardı” diyor.

Uluslararası Af Örgütü, Dayra’ya yapılan saldırının “savaş suçu olarak soruşturulması gerektiği” sonucunu açıkladı. Gerekçe olarak, “sivillerin yaşamı gözetilmeden yapılan saldırıda dokuz kişinin yaralanması” gösterildi.

İsrail ordusu ise beyaz fosforun sivillerin bulunduğu bölgede “dikkatsizce” kullanıldığı iddiası için BBC’ye açıklama yaptı.

Ordu açıklamasında, istisnalar dışında, yoğun nüfuslu bölgelerde beyaz fosfor kullanılmadığı iddia edildi. Açıklamada istisnai askeri durumlar üzerinde gizlilik bulunduğu ve bunların kamuoyuna açıklanmadığı kaydedildi.

Ali’nin köyüne yapılan saldırının haberleri önce internet üzerinden yayıldı.

İsrail ordusu beyaz fosforlu mühimmat kullandığı iddiasını önce reddetti. Ancak daha sonra bir U dönüşü ile “uluslararası yasalar dahilinde” bu mühimmatın kullanıldığını kabul etti.

BBC, eldeki kanıtlar üzerinden son altı ayda Dayra’da ve sınırdaki diğer üç köyde daha fosfor bombası kullanıldığını doğruladı.

Kfar Kila’da iki sivil yerleşkesinin arasına düşen bir mermi parçası, laboratuvarda test edildi.

BBC adına incelemeyi yapan ünlü kimya profesörü güvenlik endişesi nedeniyle isminin gizli kalmasını istedi.

Gaz maskesi ve tüm vücudunu kaplayan koruyucu kıyafet giyen profesör, metal parçanın iç kenarındaki koyu renkli yapışkan öbeği incelerken anlatıyor:

“Bu 155 mm’lik bir obüs mermisinin parçası. M825A1 işareti bunun beyaz fosfor içeren mühimmat olduğunu gösterir. Bu Amerikan yapımı” diyor.

Ünlü kimyagerin çakmak tuttuğu bir kalıntı anında alev alıyor:

“Bu malzemeyi yanarken ve cildinize yapışık haldeyken üzerinizden çıkarmaya çalıştığınızı hayal edin.”

Profesör 30 gün sonra bile beyaz fosfor kalıntılarının hala tutuşabildiğini söylüyor.

Ekim ayının üçüncü haftasındaki saldırıda yaralılara müdahale eden sağlıkçı Halid Qraitem, İsrail’i, insanları sınır bölgelerinden uzaklaştırmak için kasıtlı olarak beyaz fosfor kullanmakla suçluyor:

“ Zeytin ağaçlarını, avokado bahçelerini yakmak için ormanlık alanları bilinçli olarak fosforla bombalamaya başladılar.”

Halid’in iddialarına yanıt olarak İsrail ordusu şu yanıtı verdi:

“İsrail Silahlı Kuvvetleri, Lübnan’daki sivilleri sınırdan uzaklaştırmak için sis perdesi mermilerinin kullanıldığı yönündeki her türlü iddiayı tamamen reddediyor.”

İsrail kanunları çiğnedi mi?

Beyaz fosfor kimyasal silah olarak tanımlanmış değil ve “yangın çıkarıcı mühimmat” tanımı üzerinde bile tartışmalar devam ediyor.

Birleşmiş Milletler’in konvansiyonel silahlara ilişkin sözleşmesi (CCW), yangın çıkarmak veya insanları yakmak için tasarlanan silahlara yönelik kısıtlamalar getiriyor.

Bununla birlikte, İsrail’in de aralarında olduğu birçok ülke, sonunda yangına neden olsa dahi, fosforun sis amaçlı kullanılması halinde, bu yasa kapsamında değerlendirilemeyeceğini savunuyor.

Ancak İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW) bu görüşe katılmıyor. Örgüt BM sözleşmesinde çok fazla “boşluk” olduğunu savunuyor.

HRW’den Ramzi Kaiss, sözleşmenin yangın çıkarıcı silahlar tanımında boşluklar olduğunu söylüyor:

“Ancak uluslararası hukuk kurallarına göre, çatışmalarda tüm taraflar, sivillerin zarar görmesini önlemek yükümlülüğünde. Özellikle de beyaz fosfor gibi mühimmatlar kullanıldığında.”

Bağımsız bir avukat ve askeri uzman Prof. Bill Boothby, İsrail’in uluslararası hukuku ihlal edip etmediğini tespit etmek noktasındaki sorunlardan birinin “delillerin çatışması” olduğunu söylüyor.

İsraillilerin fosforu çatışma sırasında bir sis perdesi oluşturmak için kullandığını savunduğunu söyleyen Prof. Boothby devam ediyor:

“Köylüler ise ortada savaşçı olmadığı için sis perdesi oluşturmanın bir meşruiyeti olmadığını savunuyor. Gerçekten beyaz fosforun kullanılmasının amacı bu muydu? Bunun cevabını bilmek, saldırıya karar verenlerin aklında ne olduğunu bilmek anlamına gelir.”

“Orantılı” saldırı kavramını da hatırlatan ve “verilen zararın, beklenen askeri kazanımlardan fazla olmaması” gerektiğini söyleyen Prof. Boothby bunun da yine saldırıya karar verenlerin ne düşündüğünü ve hedeflerinin ne olduğunu bilmeye dayandığını aktarıyor.

BBC’nin Dayra’daki hedeflerinin sorduğu İsrail ordusu, “Bunlar gizlidir ve açıklanamaz” yanıtını verdi.

]]>
https://www.haber60.com.tr/israilin-lubnana-yonelik-beyaz-fosfor-saldirilari-siviller-yasadiklarini-anlatiyor/feed/ 0
İsrail’in Han Yunus’taki birliklerini azaltmasıyla binlerce kişi bölgeye geri döndü https://www.haber60.com.tr/israilin-han-yunustaki-birliklerini-azaltmasiyla-binlerce-kisi-bolgeye-geri-dondu/ https://www.haber60.com.tr/israilin-han-yunustaki-birliklerini-azaltmasiyla-binlerce-kisi-bolgeye-geri-dondu/#respond Mon, 08 Apr 2024 23:12:31 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=26686 İsrail’in Gazze’nin güneyindeki Han Yunus’ta bulunan birliklerinin sayısını azaltacağı yönündeki açıklamasından sonra “binlerce” kişinin bölgeye geri döndüğü düşünülüyor.

İsrail ordusu sözcüsü Yarbay Peter Lerner Pazar günü yaptığı açıklamada, Han Yunus’taki görevlerin tamamlandığını, ancak Gazze’de “ciddi bir gücün” operasyona devam edeceğini söyledi.

Bu açıklamayla birlikte aylardır İsrail’in bombardımanı altındaki Han Yunus’a dönenler evlerini ve enkaz altında kalan yakınlarını aramaya başladı.

Uydu verilerine göre savaşın başlangıcından bu yana kentteki binaların en az yüzde 55’i, yani yaklaşık 45 bin bina hasar gördü ya da yıkıldı.

BBC’ye konuşan Akram isimli bir gazeteci, “binlerce” kişinin Han Yunus’a döndüğünü söyledi.

Ancak tam olarak kaç kişinin bölgeye dönüş yaptığı teyit edilemiyor.

Akram’a göre Han Yunus’ta görev yapan polis veya herhangi bir yardım kuruluşu bulunmuyor.

BBC’nin konuştuğu pek çok kişi bölgede deprem vurmuş gibi bir yıkım olduğunu, evlerinin enkaza dönüştüğünü söylüyor.

“Geriye neredeyse hiçbir şey kalmadı” diyen Najwa Ayyash şöyle devam ediyor:

“Evimizin neredeyse tamamen yok olduğunu gördüm. Üçüncü kata çıkabilmem için merdiven yoktu. Kardeşim yukarı tırmanmayı başardı ve çocuklarım için bize kıyafet getirdi.”

Asad Abu Ghalwa ise kendisinin ve komşusunun evlerinin “dümdüz edildiğini” söylüyor.

Ghalwa, “Evimizi kontrol etmeye geldik. Hiçbir şey bulamadık. Sadece ailemle birlikte kalabileceğim bir yer bulmak istemiştim” diyor.

Han Yunus’taki yıkım bir kişi tarafından “gerçek dışı” diye nitelendirildi.

Ahmad Abu Reesh adlı bir Gazzeli, “Evimize ne olduğunu görmek için geldik ama evimizi bulamadık. Bir moloz yığını var yerinde. Burada yaşamak veya hareket bile etmek mümkün değil. Hayvanlar bile burada yaşayamaz, insanlar nasıl yaşasın?” diye konuştu.

BBC Arapça’ya konuşan Hamed Yaser Ahmed Abo Hayah ise bölgenin “tam anlamıyla yıkıma” uğradığını söylüyor.

7 aydır kıyafetlerini değiştiremediğini söyleyen Hayah, “Uyumadan önce yıkıyorum, sonra pencereye asıyorum ve sabah olduğu gibi giyiyorum. Burada hayat yok” diyor.

‘Gözlerimiz açık uyuyoruz’

BBC Arapça’ya konuşan 14 yaşındaki Saad Ouda, evi olmasa bile Han Yunus’a dönmek istediğini söylüyor.

“Han Yunus’a gidin ve her şeyin yıkılmış olduğunu göreceksiniz, evlerimiz yıkıldı” diyen Ouda şöyle devam ediyor:

“Yine de Refah’ta kalmaktansa evimin kalıntıları üzerinde yaşamayı tercih ederim. Kardeşlerim korkuyor ve ağlıyorlar. Hayattaki tek dileğim evime dönmek ve huzur içinde yaşamak. Bu kadar aşağılanma ve bombardıman yeter. Burada, Refah’ta gözlerimiz açık uyuyoruz.”

Kendisi ve pek çok çocuk için Gazze’de yaşamın savaştan ibaret olduğunu söyleyen Ouda, “Ne yapabiliriz? Biz Gazze’deki çocuklar olarak dünyanın geri kalanındaki çocuklar gibi hayatın tadını çıkarma ayrıcalığına sahip değiliz. Hiçbir şey, oyun yok, su yok, yemek yok” diye devam ediyor.

‘İsrail’in Han Yunus’tan çekilmesi Refah’taki insani krizi hafifletebilir’

BBC’ye konuşan savunma ve istihbarat şirketi Sibylline’ın genel müdürü Justin Crump, İsrail ordusunun Han Yunus’tan çekilmesinin Refah’taki insani sorunları hafifletebileceğini söylüyor.

Bunun aynı zamanda Refah’a düzenlenecek herhangi bir kara harekatını kolaylaştırabileceğini söyleyen Crump, “[İsraillilerin] Han Yunus ve diğer yerlerden çekilmesi, nüfus baskısının kısmen Refah’tan dağılmasına izin verebilir” diyor.

Crump, İsrail’in “Refah’tan ve planladığı saldırıdan vazgeçmediğine” inandığını, kuvvetlerin muhtemelen toparlandığını ve operasyonların bir sonraki aşamasını düşündüğünü söylüyor.

Aralık’tan bu yana bombardıman altında

Pazar günü yapılan açıklamadan sonra İsrail’in Gazze’deki kara operasyonunun devamı ve rehine takası anlaşması ekseninde gelişmeler devam ediyor.

Haftalardır Refah’a yönelik operasyon sinyali veren İsrail ve Hamas arasında Kahire’deki müzakereler devam ediyor.

Dünya liderlerinden ateşkes baskısı ise devam ediyor.

Aralık başında İsrail, Gazze’nin güneyinde bulunan Han Yunus’a yoğun hava saldırıları düzenledi.

5 Aralık’ta ise İsrail ordusu kara kuvvetlerinin bölgeye girdiğini duyurdu.

O tarihten bu yana İsrail ordusu Han Yunus’un merkezini yoğun bir şekilde bombaladı.

İsrail ordusu Mart ayında Hamas üyelerinin orada bulunduğu iddiasıyla Nasır hastanesine bir baskın düzenledi.

Nasır hastanesinin etrafındaki bölge bir zamanlar yoğun bir nüfusa sahipti. Sokaklarda birçok dükkan ve cam bulunuyordu. Bölgede bir futbol stadyumu da vardı.

3 Nisan’da çekilen uydu görüntüleri bölgenin büyük bölümünün dümdüz olduğu anlaşılıyor.

]]>
https://www.haber60.com.tr/israilin-han-yunustaki-birliklerini-azaltmasiyla-binlerce-kisi-bolgeye-geri-dondu/feed/ 0
İsrail ordusunun Gazze’deki sivillere tahliye uyarıları hata ve çelişkiler içeriyor https://www.haber60.com.tr/israil-ordusunun-gazzedeki-sivillere-tahliye-uyarilari-hata-ve-celiskiler-iceriyor/ https://www.haber60.com.tr/israil-ordusunun-gazzedeki-sivillere-tahliye-uyarilari-hata-ve-celiskiler-iceriyor/#respond Fri, 05 Apr 2024 00:12:34 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=26201 BBC’nin yaptığı bir araştırmada, İsrail’in Gazze’ye saldırılarından önce Filistinlilere yaptığı uyarılarda çok sayıda önemli hatanın bulunduğu tespit edildi.

Uyarılarda çelişkili bilgiler vardı, kafa karıştırıcıydı ve bazen bölgelerin adları yanlış yazıldı.

Uzmanlar, bu tür hataların İsrail’in uluslararası hukuk nezdindeki sorumluluklarını ihlali anlamına gelebileceğini söyledi.

İsrail Ordusu ise uyarıların kafa karıştırıcı ya da çelişkili olduğu yönündeki tüm söylemleri reddettiğini açıkladı.

Yazılı açıklamada, BBC’nin incelediği uyarıların “sivilleri zarar görebilecekleri yerlerden tahliyeye teşvik etme yönündeki yoğun çabalarının sadece bir parçası olduğu” savunuldu.

Uluslararası insani hukuk, koşulların el vermediği durumlar dışında, saldıran güçlerin sivilleri etkileyebilecek saldırıları öncesinde etkin bir uyarıda bulunmasını şart koşuyor.

İsrail saldırılarına devam ederken, uyarı sisteminin sivillerin tehlikeden kaçmasına yardımcı olması için tasarlandığını iddia ediyor.

Sistem Gazze haritasını numaralandırılmış yüzlerce bloğa ayırıyor. Bu, Gazze’deki halkın daha önce kullanmadığı bir sistem.

İsrail, Gazzelilerin hangi blokta olduklarını, tahliye uyarısı yapıldığında hangi bloğa gitmeleri gerektiğini söyleyen interaktif bir harita oluşturdu.

Ocak sonunda İsrail Ordusu’nun X’te yaptığı paylaşımda, bir kare kodla ana blok haritasına bağlantı veriliyordu.

Gazzeliler internete girmekte ve sistemi anlamakta zorlanıyor

Ancak konuştuğumuz Gazzeliler, sisteme erişmek için internete girmekte zorlandıklarını, ayrıca anlamanın da kolay olmadığını belirtiyor.

BBC, İsrail Ordusu’nun Facebook, X ve Telegram platformundaki Arapça sosyal medya kanallarını inceledi. Buralarda uyarılar yapılan yüzlerce paylaşım bulduk.

Aynı uyarı sıklıkla, art arda günlerde ya da farklı günlerde, farklı kanallardan tekrar tekrar paylaşılıyor ve bazen küçük değişiklikler yapılıyordu.

Ayrıca, fotoğraflanan ve internette paylaşılan uyarı broşürlerini de inceledik. İsrail Ordusu, Gazze üzerinde 16 milyon bu tür broşür atıldığını söylüyor.

İsrail uluslararası baskı altında, öncesine kıyasla daha net uyarılarda bulunulması amacıyla blok sistemini 1 Aralık’ta başlatmıştı.

Uyarılar üzerindeki analizimiz, bu tarihten sonrakilere odaklandı.

Bu tarihten sonraki tüm İsrail Ordusu paylaşımlarını ve broşürlerini 26 farklı uyarıda gruplandırdık.

Bunların büyük çoğunluğu blok sistemine referansta bulunuyordu.

İsrail Ordusu BBC’ye internetten ve broşürlerin yanı sıra yaklaşan saldırılar konusunda daha önceden kaydedilmiş telefon mesajları ve bireysel aramalarla da uyarılar yaptıklarını söyledi.

Gazze’den sahadan kapsamlı bilgi almak mümkün değil ve telefon şebekesi ağır hasar aldığı için BBC, mesajlar ve sesli aramalar konusunda kanıt toplayamadı.

26 ayrı uyarıda İsrail Ordusu’nun halkın tehlike bölgelerinden kurtulmak için kullanabileceği belirli bilgilerin olduğunu tespit ettik.

Ancak 17’sinde hatalar da vardı.

Bu hatalar şöyleydi:

Buna ek olarak, bir uyarıda bir bölgede listelenen mahalleler aslında bir başka bölgedeydi. Bir diğerinde iki mahallenin blok numaraları karıştırıldı. Bir üçüncüsünde de metinde listelenen bazı bloklar, eşlik eden haritada Gazze’nin öbür tarafında gösteriliyordu.

İsrail Ordusu’yla bu hatalarla ilgili temas ettiğimizde, haritalardaki belirli sorunlara yanıt verilmedi, ancak paylaşımlardaki metnin yeterince açık olduğu savunuldu. Ayrıca, insanlara gidebilecekleri yerler oklarla gösterildiğinde “okların genel bir yönü işaret ettiğinin açık olduğu” iddia edilirken, asıl bilginin metinde verildiği tekrarlandı.

Oxford Etik, Hukuk ve Silahlı Çatışma Enstitüsü’nün Direktörü Janina Dill, bu yanlışların ve hataların İsrail’in uluslararası hukuktaki “etkin önceden uyarı verme” zorunluluğunu ihlal etmiş olabileceği anlamına geldiğini söyledi.

Uyarıların çoğunda hatalar varsa ve sivillerin anlayabileceği kadar net değilse, Dill’e göre “bu uyarılar uluslararası hukuk uyarınca düzgün bir şekilde görevlerini yapmıyor.”

Exeter Üniversitesi’nden Uluslararası Hukuk Profesörü Kuba Macak da hataların uyarıların işlevlerini boşa çıkardığını ve bu işlevin de “sivillere kendilerini koruma şansı vermek” olduğunu söylüyor.

Blokların numaraları anlaşılır değil

Aralık ayında Gazze şehrinden teknoloji girişimcisi Saleh, çocuklarıyla birlikte eşinin ailesinin Gazze’nin orta kesimlerindeki Nuseyrat’ta bulunan evine sığınmıştı.

Saleh evde elektrik ya da telefon sinyali olmadığını ve internetin de uzun sürelerle kesildiğini anlatıyor.

Yakındaki bir okulun bombardımanında insanların öldüğünü ve kaçtıklarını gördüğünü, İsrail Ordusu’ndan herhangi bir tahliye detayı almadıklarını vurguluyor.

En sonunda, birinden Mısır ve İsrail’deki veri şebekelerine erişmesini sağlayan bir sim kart buldu ve İsrail hükümetine ait bir Facebook sayfasında tahliye uyarısını gördü.

“Bazı mesken blokları için tahliye emri vardı, ancak hangi blokta yaşadığımızı bilmiyorduk. Bu büyük bir tartışmaya dönüştü” diyor Salah.

Salah internete ara ara bağlanabiliyordu ve savaştan hemen önce İngiltere’ye giden eşi Amani’ye mesaj attı.

Amani internete girebiliyor ve İsrail Ordusu’nun ana blok haritasına ulaşıp kocasının tam anlamıyla nerede olduğunu tespit edebiliyordu.

Ama sonra Facebook’taki uyarı mesajına baktıklarında, çift Salah’ın kaldığı blokun ikiye bölündüğünü gördü.

Bu da ailenin kafasını daha da karıştırdı.

En nihayetinde, Salah çocuklarıyla birlikte evi terk etmeyi seçti.

Ancak ailesinin bir kısmı çatışmalar iyice şiddetlenene kadar evden çıkmadı.

Bu tutarsızlıklara karşın, İsrail Ocak ayında bu blok uyarı sistemini, Uluslararası Adalet Divanı’nda, Güney Afrika’nın soykırım yapıldığı iddiasıyla açtığı davada savundu.

İsrail’in avukatları, ülkenin sivilleri korumak için elinden geleni yaptığını savunuyor ve “tüm bir bölgenin tahliye edilmesi yerine, belirli bölgelerin geçici olarak tahliye edilebileceği ayrıntılı bir sistem hazırlandığını” söylemişti.

Sosyal medyada yayımlanan bir uyarıyı kanıt olarak sundular. Ancak BBC bu uyarıda da iki hata buldu.

55 ve 99 numaralı bloklar 13 Aralık’taki uyarının metninde geçiyordu. Ancak haritada gösterilmemişlerdi.

Tutarsızlıklar

İsrail Ordusu, bir blok numarası özel olarak metinde geçiyorsa bu uyarının yeterince net olduğunu söyledi.

İsrailli avukatlar ayrıca, İsrail Ordusu’nun Arapça Twitter hesabı üzerinde tahliye edilen alanlara yakın sığınakların yerleri konusunda da bilgi sağladığını savundu.

Ancak incelediğimiz sosyal medya uyarıları ve broşürlerin hiçbirinde sığınakların adları ve tam yerleri yer almıyordu.

BBC araştırması aynı zamanda İsrail Ordusu’nun blok sisteminin tutarsız kullanıldığını buldu.

26 uyarının dokuzunda bir dizi blok numarası ve mahalle ismi vardı.

Dokuzunda ise blok numaraları hiç yoktu.

32 kişilik Abdu ailesi de savaşın başlarında Gazze Şehri’nden bölgenin orta kesimlerine kaçtı.

Sonra da Aralık ayında bir uçaktan atılan uyarı broşürünü aldılar.

BBC’nin gördüğü aile Whatsapp grubundaki mesajlarda, iki gün boyunca broşürde aslında ne demek istendiği tartışılıyor.

Broşürde, tahliye edilmesi gereken mahalleler listeleniyordu, ancak aile bunların çoğunun nerede olduğunu bulamadı.

Uyarıda insanlardan, “El Bureyj kampı, Badr Mahalleleri, Kuzey Kıyısı, ve Gazze Vadisi’nin güneyindeki El Nuzha, El Zahra, El Burak, Al Ravda ve El Safa’nın boşaltılması” isteniyordu.

Yakındaki El Zahra ve Badr’i bulabildik; ancak Gazze Vadisi nehir yatağının kuzeyindeydiler.

Gazze Vadisi’nin “güneyindeki bölgelerde” El Ravda ya da El Nuzha mahallelerini bulamadık.

Abdu ailesi ne yapacaklarına karar vermekte zorlandı.

Kalıp, şiddetli çatışmalara yakalanma riskini mi alacaklardı, yoksa terk edip bulabilecekleri tek sığınaktan mı olacaklardı?

Kaçtıkları yerde daha yoğun saldırılar oldu

Bazıları uyarıyı dinleyip, “Deyr el Balah’taki sığınaklara” gitti.

Ancak buraya ulaştıklarında güvende hissetmeyip, geri döndüler. Öleceklerse, hep beraber ölmeye karar verdiklerini söylediler.

Oregon Eyalet Üniversitesi’nden Jamon Van Dan Hoek ve New York City Üniversitesi’nden Corey Scher’in incelediği uydu verileri, ailenin bir süreliğine kaçtığı Deyr el Balah’ın, terk ettikleri bölgeden daha yoğun saldırılara uğradığını gösteriyor.

İsrail Ordusu, “sivil varlığı ve bu saldırılardan sonraki sivil hareketlerinin” incelendiğini, kafa karıştırıcı ya da çelişkili olmadıklarını” savundu.

Ayrıca uyarılarının “Gazze’de sayısız sivilin hayatını kurtardığını” söylediler.

]]>
https://www.haber60.com.tr/israil-ordusunun-gazzedeki-sivillere-tahliye-uyarilari-hata-ve-celiskiler-iceriyor/feed/ 0
İsrail ordusu Gazze’deki Şifa Hastanesinde işlediği suçları anlattı https://www.haber60.com.tr/israil-ordusu-gazzedeki-sifa-hastanesinde-isledigi-suclari-anlatti/ https://www.haber60.com.tr/israil-ordusu-gazzedeki-sifa-hastanesinde-isledigi-suclari-anlatti/#respond Mon, 01 Apr 2024 23:48:34 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=25680 İsrail ordusunun iki hafta önce baskın yaptığı Gazze kentindeki Şifa Hastanesinde bulunan iki Filistinli, İsrail askerlerinin geride insani felaket ve büyük bir yıkım bırakarak dün çekilmesinin ardından, baskında işlediği suçları anlattı.

Sağlık çalışanı Luey Ebu Asi, AA muhabirine yaptığı açıklamada, 18 Mart gecesi İsrail güçlerinin hastaneye baskın yaptığı sırada hastane yerleşkesindeki özel ameliyathane binasında çalıştığını söyledi.

İsrail askerlerinin baskınını anlatan Ebu Asi, “Baskından önce özel ameliyathane binası doğrudan hedef alındı, yerinden edilen bazı kişiler şehit oldu, çok sayıda sağlık personeli de yaralandı. Sonrasında hastane girişini bastılar ve tüm binalar tamamen İsrail güçleri tarafından kuşatıldı.” dedi.

“24 saat boyunca hareket etmeden kaldık, binaya her yandan kurşun yağıyordu”

Ebu Asi, “İsrail ordusu yerleşkedeki binaları kuşattığında bize çağrıda bulunarak hareket etmememiz ve pencerelere yaklaşmamamız uyarısı yaptı.” diye konuştu.

Baskındaki durumlarına ilişkin Ebu Asi, “24 saat boyunca hareket etmeden kaldık, binaya her yandan kurşun yağıyordu. Bizimle iletişimi tamamen kestiler, elektriği kestiler. Su ve yiyecek yoktu.” ifadelerini kullandı.

Ebu Asi, “Baskından bir gün sonra yerinden edilmiş kişilerden binayı terk etmelerini istediler, önce erkekler sonra kadınlar ayrıldı. İsrail güçleri, yerinden edilmiş kişilerden onlarcasını alıkoydu, kalanları serbest bırakarak Gazze Şeridi’nin güneyine gitmelerini istedi.” şeklinde konuştu.

“Çok sayıda yerinden edilmiş Filistinli ve sağlık çalışanı alıkonuldu, birçoğu öldürüldü”

Yerinden edilenlerin ardından İsrail askerlerinin sağlık personeline yöneldiğini aktaran Ebu Asi, “Binadan çıkmamızı istediler. Çok sayıda doktoru alıkoyup soyunmaya zorladılar ve hastane avlusunda onlara işkence ettiler.” dedi.

Ebu Asi, “Kalan sağlık personeliyle hastalar, ameliyathane binasından acil ve hasta kabul binasına götürüldü. Orada onları 2 gün susuz ve yiyeceksiz bıraktılar, ilaç almalarını veya tıbbi malzeme getirilmesini engellediler.” açıklamasında bulundu.

“İsrail ordusu öldürdü mü, alıkoydu mu bilmediğimiz kayıp insanlar var”

İsrail askerlerinin muamelesine ilişkin Ebu Asi, “Daha sonra bizi ismimizle çağırarak her birimizi sorguya çektiler ve kıyafetlerimizi çıkarmaya zorladılar. Çok sayıda yerinden edilmiş Filistinli ve sağlık çalışanı alıkonuldu, birçoğu öldürüldü. Şu ana kadar İsrail ordusu öldürdü mü, alıkoydu mu bilmediğimiz kayıp insanlar var.” şeklinde konuştu.

“5 gün yiyeceksiz, ilaçsız kaldık. Hastalar hareket edemiyordu ve bazıları tamamen felç oldu”

Ebu Asi, İsrail askerlerinin kendisini Emir Nayif binasında diğer hastalar ve sağlık ekipleriyle birlikte alıkoyduğunu, 12 saat sorguya çektiğini, darp ettiğini aktardı.

Filistinli sağlık çalışanı, “Emir Nayif binasında 5 gün yiyeceksiz, ilaçsız kaldık. Hastalar hareket edemiyordu ve bazıları tamamen felç oldu. Bazı yaralıların yaraları enfeksiyon kaptı, yaralarında kurtlanmalar görüldü çünkü onlara hiçbir tıbbi bakım sağlayamadık.” ifadelerini kullandı.

İsrail güçlerinin kendilerini başka bir binaya götürdüğünü belirten Ebu Asi, “Az miktarda yiyecek ve su gelmeye başladı, İsrail askerleri, bir kişiye verilmesi gereken yemek miktarının 20 kişiye dağıtılmasını istedi. Hastalar acıdan ve açlıktan çığlık atıyorlardı, bazıları hayatını kaybetti.” diye konuştu.

Baskından önce Şifa Hastanesinde tedavi gören yaralı Hasan Mahmud el-Mensi, İsrail ordusunun baskınında 2 hafta boyunca çektikleri acı ve yaşadıkları korkuyu AA muhabirine anlattı.

Mensi, İsrail güçlerinin gece saatlerinde yoğun ateş ve bombalama devam ettiği sırada hastaneyi bastığını söyledi.

İsrail askerlerinin kendilerini kayda aldıklarını ve sorguya çektiğini aktaran Mensi, hasta kabul ve acil binasından Emir Nayif binasına götürüldüklerinde fotoğraflarının çekildiğini, bazı sağlık çalışanı, hasta ve yerinden edilmiş Filistinlilerin alıkonulduğunu aktardı.

Mensi, dün hastaneden çekilmeden önce İsrail güçlerinin onları iki günün ardından başka bir binaya naklettiğini ifade etti.

Şifa Hastanesinde İsrail baskınından geriye yıkım ve katliam kaldı

İsrail ordusu, Gazze kentinin batısında bulunan 7 binden fazla hasta ve yerinden edilmiş Filistinlinin sığındığı Şifa Hastanesine 18 Mart’ın ilk saatlerinde baskın düzenlemiş ve yerinden edilmiş Filistinlilerin sığındığı yerleşkeyi kuşatmıştı.

Gazze’deki hükümet İsrail güçlerinin Şifa Hastanesi ve çevresinde 400’den fazla Filistinliyi öldürdüğünü, 900’den fazlasını alıkoyduğunu ve 1050 evi yıktığını duyurmuştu.

İsrail ordusu ise, 2 hafta süren baskınında 200 Filistinliyi öldürdüğünü, 500’den fazlasını alıkoyduğunu ileri sürmüştü.

Görgü tanıkları, dün İsrail askerlerinin Şifa Hastanesi yerleşkesi ve çevresinden tamamen çekildiğini söylemişti.

Tanıklar, İsrail güçlerinin çekilmeden önce Şifa Hastanesi’nin tüm binalarını yaktığını ve tamamen hizmet dışı bıraktığını, hastanenin cerrahi binasının katlarını ve odalarını tamamen yıktığını, geri kalanını yaktığını, ana resepsiyon ve acil durum binasını da yakarak içindeki tüm tıbbi malzemeleri imha ettiğini belirtmişti.

İsrail ordusu, 15 Kasım 2023’te de Gazze Şeridi’nin en büyük hastanesi Şifa Hastanesine tüneller ve cephanelikler bulunduğu iddiasıyla baskın düzenlemiş, hastaneyi hizmet dışı bırakıp ciddi zarar verdikten sonra iddialarını destekleyecek kanıtlar sunamamıştı.

]]>
https://www.haber60.com.tr/israil-ordusu-gazzedeki-sifa-hastanesinde-isledigi-suclari-anlatti/feed/ 0
Uydu fotoğrafları, İsrail’in Gazze’yi ikiye bölen bir yol inşa ettiğini gösteriyor https://www.haber60.com.tr/uydu-fotograflari-israilin-gazzeyi-ikiye-bolen-bir-yol-insa-ettigini-gosteriyor/ https://www.haber60.com.tr/uydu-fotograflari-israilin-gazzeyi-ikiye-bolen-bir-yol-insa-ettigini-gosteriyor/#respond Fri, 08 Mar 2024 23:09:33 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=17116 BBC’nin teyit ettiği uydu fotoğraflarına göre İsrail ordusu, Gazze’nin kuzeyinde bölgeyi doğudan batıya geçen yeni bir yolun inşasını tamamladı. İsrail bir ikmal güzergahı inşa ettiğini açıkladı. Ancak bazı uzmanlar yolun kalıcı olmasından kaygılı.

Uzmanlar, yolun Filistinlilerin Gazze’nin kuzeyindeki evlerine dönmesini önlemek için bir engel olarak kullanılacağından korkuyor.

Yeni yol, İsrail’in Gazze’yle sınır hattındaki Nahal Oz kibbutzundan başlıyor, Gazze’yi doğudan batıya tamamen geçip, batıdaki kıyı bölgesinde sona eriyor.

BBC Arapça Servisi’ne konuşan İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu’nun eski güvenlik danışmanı emekli general Jacob Nagel, yeni yolun amacının güvenlik güçlerinin yeni tehditlerle uğraşırken bölgeye hızla erişmelerini sağlamak olduğunu söyledi.

Ancak bazı uzmanlar, yolun saldırılarının ardından İsrail’in Gazze’de kalma planının bir parçası gibi görünmesinden kaygılı.

Yeni yol Gazze’yi kat ediyor ve bölgenin orta ve güney kesimleri altında kalıyor.

Bölgenin doğu ve batısını birbirine bağlayan bir yol şebekesi zaten olsa da, İsrail Ordusu’nun inşa ettiği yol Gazze boyunca hiç kesilmeden devam eden tek güzergah.

Ayrıca bölgeyi kat eden iki ana arter Selahaddin ve El Raşid yollarıyla da kesişiyor.

İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu, geçen ay Hamas’la savaş sonrası Gazze’de İsrail’in güvenlik kontrolünü ucu açık bir şekilde elinde tutacağı vizyonunu açıklamıştı.

Birçok lider de daha önce İsrail’i, Filistinlileri kalıcı olarak yerlerinden etmemek ya da “Gazze’yi küçültmemek” konularında uyarmıştı.

Yeni yol, büyük ihtimalle İsrail’in savaş sonrasındaki stratejisi konusundaki tartışmayı yeniden başlatacak.

İsrail ordusu, BBC’nin yeni yolla ilgili sorularına, bir “operasyonel köprübaşı” elde etmeye, asker ve ekipman taşınmasını sağlamaya çalıştıkları yanıtını verdi.

Yolla ilgili başka neler biliniyor?

BBC’nin uydu fotoğrafları analizine göre İsrail ordusu, daha önce birbiriyle bağlantısı olmayan yolları birleştirmek için beş kilometrenin üzerinde yeni yol inşa etti.

Gazze’nin doğusunda, İsrail sınırı yakınlarındaki yolun ilk kısmı geçen Ekim ayının sonu ve Kasım ayının başında yapıldı.

Ancak yolun yeni kısımlarının büyük çoğunluğu Şubat ve Mart başında inşa edildi.

Yeni yol, Gazze’deki Selahaddin Yolu dışındaki tüm tipik yollardan daha geniş.

Uydu analizi, güzergahın kenarlarındaki depo gibi görünen yapılar, Aralık sonundan, Ocak sonuna dek yıkıldı.

Bunlara birkaç katlı bir bina da dahil.

Yol, Gazze’nin diğer kesimlerine göre daha az bina bulunan ve daha az nüfus yoğunluğu olan bir güzergahtan geçiyor.

Aynı zamanda İsrail ordusunun bölgenin doğusundan batısına geçmek için kullandığı derme çatma ve kavisli bir güzergahın altında.

Bir İsrail televizyon kanalı, yeni güzergahla ilgili olarak geçen ay bir haber yapmıştı yolun kod adının “Otoban 749” olduğu belirtilmişti. Kanal 14 televizyonundan bir muhabir İsrail ordusuyla birlikte yolun bazı kesimlerinde seyahat etti.

Videoda, yol inşaatı araçları ve buldozerler yolun yeni kısımlarını inşa etmek için hazırlık yaparken görülüyordu.

Potansiyel kullanımı ne olur?

Savunma istihbarat şirketi Janes’ten uzmanlar, bu tip asfaltlanmamış yol yüzeylerinin paletli zırhlı araçlara uygun olduğunu söylüyor.

İsrail ordusu açıklamasında bu tür detaylara girmedi ve açıklamasında, “İsrail ordusu kara operasyonunun bir parçası olarak operasyonel bir geçiş güzergahı kullanıyor” dedi.

Eski İsrail Ulusal Güvenlik Konseyi Başkanı Jacob Nagel de, yolla ilgili olarak güvenlik değerlendirmelerine vurgu yaptı.

BBC Arapça Servisi’ne konuşan Nagel “İsrail’in girip çıkmasına yardımcı olacak. Çünkü İsrail, Gazze’de tam bir savunma ve güvenlik sorumluluğuna sahip olacak” dedi.

Nagel ayrıca yolu “Gazze’nin kuzeyini güneyinden ayıran bir yol” diye tanımladı ve “Tehdidin ortaya çıkmasını beklemek istemiyorum” diye de ekledi.

Bir diğer emekli general Yaakov Amidor da benzer bir görüşe sahip.

Amidor, yolun başlıca amacının “bölgenin lojistik ve askeri kontrolünü sağlamak” olduğunu belirtti.

Risk istihbarat şirketi Sibbyline’ın sahibi eski İngiliz subay Justin Crump da yeni yolun önemli olduğunu söyledi:

“Kesinlikle, Gazze Şeridi’nde bir tür güvenlik müdahalesi ve kontrole sahip olmayı öngören uzun vadeli bir stratejinin parçası gibi görünüyor.

“Bu bölge Gazze Şehrini bölgenin güneyinden ayırıyor ve dolaşımı gözlemlek ve kısıtlamak için etkili bir kontrol çizgisi oluşturuyor. Ayrıca görece açık bir ateş alanı var.”

ABD’deki Orta Doğu Enstitüsü’nden Khaled Elgindy de yolun, uzun vadeli bir proje olduğu görüşünde.

BBC’ye konuşan Elgindy, “İsrail ordusu Gazze’de ucu açık bir şekilde kalacak gibi görünüyor” dedi ve ekledi:

“İsrail, Gazze’yi ikiye bölerek sadece Gazze’ye ne girip çıktığını değil, Gazze’deki dolaşımı da kontrol edecek.”

“Çok büyük ihtimalle buna evlerinden edilen güneydeki 1,5 milyon Filistinlinin kuzeydeki evlerine dönmesini engellemek de dahil.”

Katkıda bulunanlar Paul Cusiac, Alex Murray & Erwan Rivault

]]>
https://www.haber60.com.tr/uydu-fotograflari-israilin-gazzeyi-ikiye-bolen-bir-yol-insa-ettigini-gosteriyor/feed/ 0
İsrail, Han Yunus’a yönelik saldırılarını sürdürüyor https://www.haber60.com.tr/israil-han-yunusa-yonelik-saldirilarini-surduruyor/ https://www.haber60.com.tr/israil-han-yunusa-yonelik-saldirilarini-surduruyor/#respond Wed, 06 Mar 2024 03:21:04 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=15957 İsrail ordusu, zorla aç ve susuz bıraktığı Gazze Şeridi’nin en büyük ikinci kenti Han Yunus’a yönelik saldırılarını sürdürüyor.

Görgü tanıklarından alınan bilgiye göre, Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus’un batısında yer alan Hamad Mahallesini kuşatma altında tutan İsrail güçleri, bölgeye giriş-çıkışı engelliyor ve çevre bölgeleri de havadan ve karadan vuruyor.

İsrail güvenlik güçleri, Filistinli direniş grupları ile çatışmaya girdiği Hamad Mahallesinde onlarca Filistinliyi alıkoydu.

Alıkoydukları Filistinlileri açık alanda sorgulayıp darp eden İsrail askerleri, daha sonra bazı Filistinlileri araçlara bindirip bilinmeyen bir yere götürdü.

Öte yandan İsrail ordusu, Han Yunus’taki Arayişiye bölgelerini topçu atışlarıyla vurdu, sivilleri hedef aldı.

Han Yunus’ta son 24 saatte 4 konut bombalandı

İsrail ordusu, Han Yunus’un doğusundaki Fahari beldesinde El-Amur ailesine ait evi bombaladı, evin enkazından 2 kişinin cansız bedeni çıkarıldı.

Bu saldırıyla birlikte son 24 saat içinde Fahari beldesinde bombalanan konut sayısı 4 oldu.

Ayrıca İsrail ordusuna ait askeri araçlar, Han Yunus’un kuzeydoğu bölgelerindeki evleri ve evlerine ulaşmaya çalışan Filistinlileri hedef almaya devam ediyor.

İsrail ordusundan yapılan yazılı açıklamada ise askerlerin, Hamad Mahallesine sızma çalışmalarının devam ettiği aktarıldı.

Açıklamada, 98’nci tümenin Hamad Mahallesindeki kuşatmaya devam ettiği, Hamas’a ait alt yapıyı çökerttiği ve çok sayıda silah bulduğu öne sürüldü.

İsrail ordusu daha önce “Hamas’a ait hedeflere” yönelik onlarca bombardıman düzenlediği Han Yunus kentine 3 Mart’ta “sürpriz” bir kara saldırısı başlattığını açıklamıştı.

Ordu, dünkü açıklamasında da Han Yunus’un batı bölgelerine yönelik saldırılarını yoğunlaştırdığını, Hamad Mahallesini kuşatma altında aldığını ve baskınlar düzenlediğini duyurmuştu.

Görgü tanıkları ise bölge sakinlerinin evlerinde mahsur kaldığını aktarmıştı.

İsrail’in Gazze’yi işgalinde 7 Ekim sonrası

Hamas’ın silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları, “Filistinlilere ve başta Mescid-i Aksa olmak üzere kutsal değerlere yönelik sürekli ihlallere karşılık verme” gerekçesiyle İsrail’e 7 Ekim 2023’te kapsamlı saldırı düzenledi.

İsrail, 7 Ekim’deki saldırılarda 1200 İsraillinin öldüğünü, 5 bin 132 kişinin de yaralandığını açıkladı.

İsrail’in 7 Ekim’den bu yana Gazze Şeridi’ne düzenlediği saldırılarda en az 13 bin 430’u çocuk, 8 bin 900’ü kadın olmak üzere 30 bin 631 Filistinli öldürüldü, 72 bin 43 kişi yaralandı.

Enkaz altında halen binlerce ölü olduğu bildirilirken, halkın sığındığı hastane ve eğitim kurumları hedef alınarak sivil altyapı da tahrip ediliyor.

İsrail ordusu, Gazze Şeridi’ne saldırılarının başladığı 7 Ekim’den bu yana 245’i karadan işgal sürecinde olmak üzere 585 askerinin öldürüldüğünü duyurdu.

Çatışmalara 24 Kasım 2023’te 4 günlüğüne verilen ve daha sonra 3 gün daha uzatılan “insani ara”da 81 İsrailli ve 240 Filistinli esir karşılıklı serbest bırakıldı. Öte yandan İsrail, binlerce Filistinliyi alıkoyup hapsetmeye devam etti.

İşgal altındaki Batı Şeria ve Doğu Kudüs’te de 7 Ekim 2023’ten bu yana İsrail güçleri ile yasa dışı Yahudi yerleşimcilerin saldırılarında 422 Filistinli hayatını kaybetti.

İsrail ordusu ve Hizbullah arasında 8 Ekim’den bu yana sınırda yaşanan çatışmalarda 232 Hizbullah mensubu, 45 Lübnanlı sivil, 11 Emel Hareketi, 12 Hamas ve 12 İslami Cihad mensubu ile 6 İsrailli sivil ve 11 asker öldü.

]]>
https://www.haber60.com.tr/israil-han-yunusa-yonelik-saldirilarini-surduruyor/feed/ 0
İsrail, Batı Şeria’da dördü kardeş, yedi Filistinli genç sivili öldürmekle suçlanıyor https://www.haber60.com.tr/israil-bati-seriada-dordu-kardes-yedi-filistinli-genc-sivili-oldurmekle-suclaniyor/ https://www.haber60.com.tr/israil-bati-seriada-dordu-kardes-yedi-filistinli-genc-sivili-oldurmekle-suclaniyor/#respond Wed, 17 Jan 2024 21:33:37 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=3896 İsrail işgali altındaki Batı Şeria’da görgü tanıkları, İsrail’i silahlı örgütlerle bağlantısı olmayan ve İsrail güçlerine hiçbir tehdit oluşturmayan bir grup Filistinli sivili hedef almakla suçladı.

7 Ocak gününün ilk saatlerinde dördü kardeş yedi erkek, İsrail’in hava saldırısıyla öldürüldüklerinde, Cenin’in 10 kilometre uzağındaki El Şuheda köyünde, bir yolun kenarında yaktıkları ateşin etrafında oturuyorlardı.

BBC öldürülen erkeklerin yakınları, saldırı sırasında bölgede bulunan görgü tanıkları ve olay yerine gelen ambulans görevlileriyle konuştu. Hepsi, hedef alınanların herhangi bir örgüt üyesi olmadıkları ve saldırı düzenlendiğinde, bu alanda İsrail güçleriyle herhangi bir çatışma olmadığını gösteren güçlü kanıtlar sundu.

O sabah, olay yerine gelen ilk ambulans görevlisi Halid El Ahmed, öldürülen grubun yanlış bir şey yapmadığında ısrarlı.

BBC’ye konuşan El Ahmed, “Birinin üzerinde pijama ve terlik vardı. Sizce İsrail işgaline direnmek isteyen biri, en azından düzgün bir ayakkabı giymez miydi? “ diyor.

İsrail Ordusu ise, saldırının saatler önce Cenin mülteci kampında, bir İsrailli kadın askerin öldüğü olayla bağlantılı olduğunu savundu.

İsrail Ordusu BBC’nin sorusuna karşılık, saldırının ardından yayımlanan yazılı açıklamaya işaret etti. Bu açıklamada “Operasyon sırasında, bir uçak bölgede faaliyet gösteren güçlere karşı patlayıcılar fırlatan terörist grubu hedef aldı” deniyordu.

Hem İsrail Ordusu’ndan hem de yakındaki güvenlik kamerasından gelen görüntüler, saldırı sırasında El Şuheda köyündeki Filistinlilerle herhangi bir çatışma olduğuna dair net bir kanıt sunmuyor.

Alaa, Hazz, Ahmed ve Rami Derviş adlı dört kardeş, 22 ila 29 yaşları arasındaydı. Birkaç yıl önce, anneleri ve beş kardeşleriyle birlikte Ürdün’den geri dönen Filistinli göçmenlerdi.

İsrail’de tarım işlerinde çalışmalarını sağlayan geçiş izinleri vardı. Bu izinleri almak çok zor ve izin sahipleri, İsrail’in bir güvenlik tehdidi olarak gördüğü biriyse ya da böyle biriyle bağlantılıysa izinler derhal geri alınıyor.

Kardeşlerle birlikte ölen diğer erkekler de akrabalarıydı.

BBC’nin gördüğü, kardeşlerin ikisinin elindeki geçiş izni, Eylül 2023 tarihliydi ve süresi birkaç aydı. Hamas’ın Ekim ayındaki saldırısından bu yana, İsrail sınırlarını Filistinli işçilere kapattı.

Ambulans görevlisi Halid El Ahmed, Cenin’de 20 yıldır çalışmanın verdiği tecrübeyle, olay yerlerinde silah ve patlayıcı gözlemi yapmanın, temel bir güvenlik rutini haline geldiğini söylüyor.

El Ahmed “Orada silah olsaydı görürdüm. Gerçekten sivillerdi ve direnişle ilgili hiçbir şey yoktu. Ne mermi, ne silah. Herhangi bir İsrail varlığı da yoktu” diyor.

Silahlı Filistinli örgütler, İsrail güçleri bir üyelerini öldürdüğünde hızla üstleniyorlar. Ancak bu yedi erkek konusunda sessiz kaldılar ve “şehit” olduklarını söyleyen herhangi bir açıklama yapmadılar.

Cenazeleri, aralarında Hamas’ın da bulunduğu Filistinli örgütlerin bayraklarına sarıldı. Ölenlerin kendisi destek vermese bile, İsrail saldırılarında öldürülenlerin cenazeleri sıklıkla, arkadaşlarının ya da ailelerinin destek verdikleri örgütlerin bayraklarına sarılıyor.

Saldırı kurbanlarının akrabaları ve komşuları, gençlerin herhangi bir örgütle bağlantılı olmadıklarını söyledi. Cenin’in başlıca hastanesinin baş hekimi Vissam Bakr da aynı görüşte:

“Silahlı değillerdi, savaşçı değiller. Normalde bir silahlı grubun üyeleri net bir şekilde belli olur. Bu yedisi öyle mi? Hayır hayır, hepsinin sivil oldukları çok net.”

Kurbanların annesi İbtesam Asous çocuklarının cesetlerini bu hastanede gördü.

“Hepsi ölmüştü” diyor.

“Birinin şehit olmasını bekliyordum ama dördünün birden değil. Hepsinin öldürüldüğünü öğrendiğimde şoke oldum.”

İsrail Ordusuna, bu grubun neden hedef alındığını sorduk.

Bir sözcü, askerlerin “bir İsrail vatandaşını öldüren teröristleri takip etmeye başladığını” ve hava saldırısında “bölgede faaliyet gösteren İsrail güçlerine patlayıcılar fırlatıp, tehlikeye atanların hedef alındığını” söyledi.

El Şuheda’daki hava saldırısından saatler önce, 19 yaşındaki İsrailli sınır muhafızı Shai Germai, Cenin’deki Filistinli savaşçılarla çıkan çatışmalar sırasında, aracının bir patlayıcıya çarpması sonucu ölmüştü.

Bunun sonrasında, İsrail Ordusuna ait konvoy, Derviş kardeşlerin üç uzak akrabasıyla buluştuğu El Şuheda köyü üzerinden geri çekildi. Tarım işçileri ve şafak vakti açılan sebze pazarına giden müşterilerin ilgi gösterdiği, 24 saat açık bir kafenin yanındaydılar.

İsrail Ordusu’nun verdiği, gece görüşlü insansız hava aracının sağladığı görüntülerde, araçlar yoldan geçerken küçük parlamalar ve devamında bir patlama görülüyor. Bu ısı izini molotof kokteyli üretmiş olabilir. Videoda tarih ya da saat yok.

İsrail Ordusu, bölgedeki hava saldırısının benzer nitelikteki görüntülerini de verdi. Ancak iki farklı zamanda çekilmiş videolar bir biri ardına eklenmiş haldeydi. Dolayısıyla, aralarında ne kadar zaman farkı olduğu tespit edilemiyor.

İsrail Ordusu’ndan her iki görüntünün tam olarak ne zaman çekildiğini söylemelerini istedik, ancak daha fazla yorum yapmayacaklarını ve bilgi vermeyeceklerini belirttiler.

Zamanlanma önemli, çünkü uluslararası hukuka göre ölümcül güç kullanmanın meşru kabul edilmesi için karşılanması gereken koşullar var.

BM, geçen yılın sonunda Batı Şeria’daki durumu “kaygı verici ve acil” diye tanımlamıştı.

Dört kardeşin annesi İbtesam Asous da, Hamas’ın 7 Ekim’deki saldırısından bu yana İsrail güçlerinin Batı Şeria’da kullandığı yöntemlerin değiştiğini söylüyor.

“Eskisi gibi davranıyolar. Değişen tek şey, daha önce birini bacağından vuruyorlardı. Şimdiyse, roketlerle bombalıyorlar ve mümkün olduğunca çok insan öldürüyorlar” diyor.

BM’nin verilerine göre geçen yıl Batı Şeria’da kayıtlara geçen en kanlı yıl yaşandı. İsrail güçleri 492 Filistinliyi öldürdü. 300’ü Hamas’ın Ekim’deki saldırısından sonra ve bunlara 80 çocuk da dahil.

Geçen yıl Batı Şeria’da Filistinliler tarafından da 28 İsrailli öldürüldü. Ekim’deki Hamas saldırısından bu yana ise ikisi asker, üç İsrailli hayatını kaybetti.

Filistinliler, İsrail içinde de saldırılar düzenledi. Buna geçtiğimiz günlerde bir kadının öldüğü ve 17 kişinin yaralandığı saldırı da dahil.

İki görgü tanığı, o sabah İsrail Ordusuna ait konvoyun El Şuheda köyünden sabaha karşı 4 ila 4:45 arası, hava saldırısı düzenlenmeden önce ayrıldığını söyledi. Tanıklara göre, köy halkıyla İsrail güçleri arasında bir çatışma da yoktu.

Bir görgü tanığı “Askerler dört kez geçti ve kimse onlara yaklaşmadı. Askeri araçlar tamamen köyü terk ettiğinde hava saldırısı düzenlendi. Isınmak için bir ateşin etrafında toplanan gençler, bir roketle vuruldu” diyor.

Bir başka görgü tanığı da BBC’ye yaptığı açıklamada, ordunun köyden çıkmasıyla, sabaha karşı 5’teki saldırı arasında bir saat olduğunu ve kendisi de dahil, bir çok kişinin bu iki olay arasında kafeyi terk ettiğini söylüyor.

Filistin Kızılayı’ndan Halid El Ahmed, İsrail Ordusu’nun sabahın erken saatlerinde Cenin mülteci kampından çekildiğin hatırlıyor ve saldırıdan sonra köye çağrıldığında saatin “neredeyse 5 olduğunu” anlatıyor.

Cenin Hastanesi başhekimi de, cesetlerin 05:15 civarında geldiğini belirtiyor.

Yakındaki bir güvenlik kamerasının bir kısmı bilinmeyen bir kaynak tarafından cep telefonuyla çekilen görüntüleri, saldırıdan 30 saniye öncesinde, boş yolda bir aracın olaysız geçtiğini gösteriyor. Kayıtta herhangi bir saat bilgisi yok.

Derviş kardeşler ve akrabaları, bir ateşin etrafında görülüyor. Sonra da hava saldırısı oluyor.

Anneleri, kardeşlerden bazılarının o sabah işe gideceğini, Hazza’nın ise Cenin Hastanesi’ndeki sabah gideceği diyaliz randevusunu beklediğini söylüyor.

İsrail Ordusu’nun operasyonları nedeniyle yolların kapanmasından kaygılanan Hazza’nın evden erken çıkmak istediğini anlatıyor.

Hastanenin böbrek ünitesi, Hazza Derviş’i o sabah da sabah 7’deki rutin diyaliz randevusunu olduğunu teyit etti ve randevu programındaki ismini gösterdi.

Kardeşlerin amcası Yusuf Assous’un, hava saldırısından kısa süre sonra çektiği videoda, yere dağılmış beden parçaları görülüyor.

Deneyimli ambulans görevlisi Halid el Ahmed, olay yerinin halini kendisinin bile unutamayacağını vurguluyor.

Yusuf “Ellerinde silah olmayan gençlerdi. Silahları olsaydı görürdüm. Sadece oturdukları sandalyeler vardı” diyor.

“Sonuçta, tüm Filistinliler hedef. Silahlıysan hedefsin. Sivilsen, yine hedefsin.”

Bu haberdeki tüm iddiaları İsrail Ordusuna da sorduk ve ordunun başka ekleyecek bir şeyi olmadığı yanıtını aldık.

İbtesam Asous, saldırının gerçekleştiği yere yeni gidebildi. Diğer çocuklarının engellemeye çalıştığını ama kendisinin olay yerini görmek istediğini söylüyor.

“Buraya gelip, her birinin nerede oturduğunu görmeye çalışmak istedim” diyor.

“Alaa oradaydı, Ahmed, Rami ve Hazza da buradaydı. Oğullarımın tam olarak nerede olduğunu görmek istedim. Başa çıkmama yardımcı oluyor.”

]]>
https://www.haber60.com.tr/israil-bati-seriada-dordu-kardes-yedi-filistinli-genc-sivili-oldurmekle-suclaniyor/feed/ 0
Hollandalı avukat, İsrail ordusunda görev alan 5 kişi hakkında suç duyurusunda bulundu https://www.haber60.com.tr/hollandali-avukat-israil-ordusunda-gorev-alan-5-kisi-hakkinda-suc-duyurusunda-bulundu/ https://www.haber60.com.tr/hollandali-avukat-israil-ordusunda-gorev-alan-5-kisi-hakkinda-suc-duyurusunda-bulundu/#respond Wed, 03 Jan 2024 09:00:32 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=2095 Hollanda’da, 30 Mart Hareketi’nin temsilcisi avukat Harun Raza, İsrail ordusunda görev alan Hollanda vatandaşı 5 kişi hakkında Gazze’deki suçlara ortak oldukları gerekçesiyle suç duyurusunda bulundu.

Avrupa’daki aktivistler tarafından “Gazze’deki soykırımın önlenmesi” için kurulan ve adını, İsrail’in, 30 Mart 1976’da Filistinlilere ait binlerce dönüm araziye el koymasının ardından protestoların yaşandığı “Toprak Günü”nden alan hareketin Hollanda’daki temsilcisi avukat Harun Raza, Hollanda vatandaşlığı olan İsrailli askerler ve yerleşimciler hakkında yaptığı suç duyurularına ilişkin AA muhabirinin sorularını yanıtladı.

Raza, 2009’dan bu yana bu tür davaların takipçisi olduğunu belirterek, “Hollandalı ve İsrailli, Belçikalı ve İsrailli, Fransa, Avusturyalı olup İsrail ordusunda savaşanları bulup bu kişiler hakkında buradaki yerel mahkemelerde suç duyurusunda bulunuyoruz. Bu kişilerin Avrupa’daki vatandaşlıkları bize yargı yetkisi veriyor ve ceza davası açılmasını sağlayarak süreci takip ediyoruz.” ifadelerini kullandı.

Kısa süre önce Jonathan Ben Hammu adını kullanan siyonist olduğunu düşündüğü bir kişi hakkında Hollanda savcılığına suç duyurusunda bulunduğunu anlatan Raza, “Hollanda ordusunda teğmen olarak görev yapan ve bir bacağını kaybeden bu kişi, Hollanda’nın AD gazetesine gururla verdiği röportajında, İsrail ordusuyla Gazze’de yaptığı savaşı anlattı. Bu şekilde kişileri tespit ederek çalışıyoruz.” diye konuştu.

Röportajında, Gazze’de bacağını kaybetmesine rağmen Hammu’nun savaş bölgesine geri dönmek istediğine dikkati çeken Raza, “Bu kişi Gazze’yi dümdüz ettiğini, bölgeyi sivillerden arındırdığını kabul etti. Biz de ‘Eğer yaptıklarından bu kadar gurur duyuyorsan sonuçlarına da katlan.’ diyerek şikayette bulunduk.” dedi.

Yerleşimciler hakkında dava

Hollanda vatandaşlığı sahibi İsrailli Yahudi yerleşimciler hakkında da dava açmaya başladıklarını kaydeden Raza, “Bu kişiler hakkında, hırsızlık ve diğer suçlardan dolayı yargılanmaları talebiyle Hollanda savcılığına başvuruyoruz.” bilgisini verdi.

Raza, savcılığın taleplerini kabul etmesini beklediklerini ve suç duyurusunda gerekli tüm delillerin yer aldığını belirtti.

Çifte vatandaşlık sahibi Yahudi yerleşimcilerin, Avrupa’dan Filistin topraklarındaki yerleşim bölgelerine gitmelerini, DEAŞ ya da başka bir terör örgütüne mensup birinin Avrupa’dan bu örgütlerin işgalindeki yerlere gitmelerine benzeten Raza, “Bu ikisi tamamen aynı şey. Bu maddi bir gerçek, hukuki bir gerçek, ahlaki bir gerçek.” tespitini yaptı.

“Bu kişileri, sosyal medya paylaşımlarından buluyoruz”

Bu tür bir davayı ilk olarak 2009’da açtıklarını belirten Raza, 2014’te de İsrail’in Gazze’ye yaptığı saldırıların ardından benzer başvurularda bulunduğunu aktardı. Raza, Gazze’deki Şifa Hastanesi’nin vurulmasının ardından o gece ofisine geldiğini ve Hollanda vatandaşlığı olup İsrail ordusunda görev alanlar hakkında suç duyurusunda bulunmak için çalıştığını aktardı.

Son yaşananların ardından 4 Hollandalı hakkında “savaş suçları” nedeniyle bir yerleşimci hakkında da “hırsızlık” suçundan şikayette bulunduklarını kaydeden Raza, bu kişileri, sosyal medya paylaşımları, basına yaptıkları açıklamalar ve internette açık kaynaklardan elde ettikleri bilgilerle bulduklarını dile getirdi.

Avukat Raza, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bu kişilerin bazıları sahte isimlerle paylaşımda bulunuyor ama resimleri, görüntüleri mevcut ve biz, bu kişilerin gerçekte kim olduklarını tespit ediyoruz. Edemediklerimizi de araştırılması için savcılığa bildiriyoruz. Ayrıca Uluslararası Ceza Mahkemesi Savcılığına da bu bilgileri gönderiyoruz. Ekibimiz, bazıları da çevrim içi olarak İsrail ordusunda görev yapan çifte vatandaşların kimlik tespiti için araştırma yapıyor. Kısa sürede bin kişilik bir listeyi hazırlamaya çalışıyoruz ve umarın bu kişilerin hepsinin cezalandırılmasını sağlayacağız.”

“Suçlarını itiraf ediyorlar”

Gözü olan herkesin soykırım yapıldığını görebildiğini ifade eden Raza, şu görüşleri paylaştı:

“Birçok ülke soykırımı kabul etmeye başladı. Hakkında suç duyurusunda bulunduklarımızın bazıları zaten sosyal medyadaki paylaşımlarında ve açıklamalarında, İsrail ordusunun altında bu suçu nasıl işlediklerini anlatarak itiraf ediyorlar. Bundan kaçış yok.

DEAŞ’lıların eşleri olan ve Suriye’den getirilen Hollanda vatandaşları, sadece bir yapının parçası oldukları için cezalandırıldı. Kocaları savaşırken bu kadınların yemek ve temizlik işlerini yapmaları, terör örgütünün faaliyetlerine katılım olarak yorumlandı. İsrail ordusu için de durum aynı. Filistin halkını terörize eden bu yapıya (İsrail ordusu) destek olursanız, suçlarına iştirak etmiş olursunuz.”

Söz konusu şüphelilerin Hollanda vatandaşlığından da çıkarılmalarını talep ettiklerini belirten Raza, savcılığın etkili ve yeterli bir soruşturma yapmadığını söyledi.

“Politikacıların çifte standardı devam ediyor”

Batı toplumunun Filistin’e bakışı değişse de politikacıların çifte standardının devam ettiğini vurgulayan Raza, “Filistin destekçisi eylemler arttı. Geçen hafta yüzden fazla Hollandalı diplomat, hükümetin İsrail politikasını eleştirmek için oturma eylemi yaptı. Bu kişilerden tanıdıklarımın bazıları gerçekten bir şeyler yapmak istiyor ama politik sebeplerle olmuyor.” ifadelerini kullandı.

Fransa ve Almanya’da siyonist lobilerin politikada hala çok aktif olduğunu anlatan Raza, “Hollanda’da da farklı değil. Siyonist lobiler politikalarda çok etkin.” dedi.

Rotterdam’daki bir Filistin yanlısı gösterideki konuşması nedeniyle Rotterdam Barosuna çağırıldığını belirten Raza, şunları kaydetti:

“Aralarında benim de bulunduğum 500 kadar avukatın imzasıyla desteklediği, Gazze’de ateşkesin desteklenmesi için hükümete ve Hollanda barolarına gönderdiği mektup nedeniyle de baroya çağırıldık. Bazı meslektaşlarımızdan da olumsuz tepkiler alıyoruz ama bu durumu kabulleniyoruz.”

Raza, Hollanda’nın İsrail’e F-35 savaş uçağı ve silah desteği vermesini eleştirerek, Hollanda hükümetinin Filistinlileri umursamadığını ifade etti.

]]>
https://www.haber60.com.tr/hollandali-avukat-israil-ordusunda-gorev-alan-5-kisi-hakkinda-suc-duyurusunda-bulundu/feed/ 0