(TBMM)- TBMM Adalet Komisyonu Başkanı Cüneyt Yüksel, Uluslararası Adalet Divanı’nın (UAD) danışma görüşü hakkında, ” İsrail’in Filistin topraklarında işgalci olduğu gerçeğinin bu yargı merci tarafından bir kez daha teyit etmesi bakımından büyük önem arz etmektedir” dedi. Yüksel, kadının soyadı düzenlemesinin 9. yargı paketinden çıkarılmasıyla ilgili “Çalışmalar hala devam ediyor. Etki analizleri yapılıyor. Dolayısıyla Genel Kurul’da hep birlikte bu çalışmaları değerlendireceğiz” diye konuştu.
TBMM Adalet Komisyonu Başkanı ve AKP İstanbul Milletvekili Cüneyt Yüksel, TBMM’de düzenlediği basın toplantısında Birleşmiş Milletler (BM) Uluslararası Adalet Divanı’nın İsrail’in Filistin topraklarındaki işgalinin hukuka aykırı olduğu ve bunun derhal sonlandırılması gerektiğine ilişkin danışma görüşü hakkında değerlendirmelerde bulundu. Kararı olumlu karşıladıklarını belirten Yüksel, açıklanan görüşlerin uygulanması noktasında bütün devletlere sorumluluk düştüğünü belirtti. Yüksel, şöyle konuştu:
“İşgalin derhal ve koşulsuz olarak sona erdirmesi gerektiği vurgulandı”
“Birleşmiş Milletler Genel Kurulu 30 Aralık 2022 tarihli toplantısında Uluslararası Adalet Divanı’ndan Kudüs de dahil olmak üzere işgal altındaki Filistin topraklarında Filistin halkının insan haklarını etkileyen İsrail uygulamaları hakkında bir danışma görüşü alınmasına karar vermişti. 19 Ocak 2023 tarihinde Uluslararası Adalet Divanı tüm devletlere bu danışma görüşü talebini bildirmiş ve sonrasında bu konuda yazılı bilgi sunabileceklerini paylaşmıştı. Danışma görüşünün önemi; BM’nin en üst organı olan Uluslararası Adalet Divanını tarafından ilgili soru veya soruna ilişkin uluslararası hukuk kurallarının nasıl uygulanması gerektiğine dair uluslararası topluma yön veren bir hat ortaya koymasıdır. Türkiye, bu süreçte yazılı bilgi sunan 54 devlet arasında beyanını ilk veren devlet olmuş ve söz konusu danışma görüşüne ne denli büyük önem verdiğini göstermiştir. Türkiye, yapmış olduğu sunumda İsrail’in Filistin’deki işgali ile Filistin halkının kendi kaderini tayin hakkını engellediğini ve bu sebeple İsrail’in işgali derhal ve koşulsuz olarak sona erdirmesi gerektiğini vurgulamıştır.
“İşgalciliğin bir kez daha teyit etmesi bakımından büyük önem arz etmekte”
Danışma Kurulu’nda yer alan ifadeleri değerlendiren Yüksel, açıklamasını şöyle sürdürdü:
İsrail’in uygulamalarının Filistin halkının kendi kaderini tayin hakkını kullanması üzerindeki etkilerine ilişkin olarak; İsrail’in on yıllardır süren politikaları ve uygulamaları sonucunda Filistin halkının uzun bir süre kendi kaderini tayin hakkından mahrum bırakıldığını ve bu politikaların daha da uzatılmasının bu hakkın gelecekte kullanılmasının sekteye uğratacağı hususuna yol açacağını değerlendirmiştir. Filistin halkının ekonomik ve sosyal gelişimini sürme hakkının elinden alındığı ifade edilmiştir. Bu danışma görüşünde, işgal altında olsa dahi Filistin toprakları üniterdir, parçalanmış değildir ifadeleri yer almaktadır. İsrail işgal ettiği Filistin topraklarındaki hukuka aykırı varlığını en kısa zaman zarfında sona erdirmelidir. İsrail’in Filistin topraklarında işgalci olduğu gerçeğinin bu yargı mercii tarafından bir kez daha teyit etmesi bakımından büyük önem arz etmektedir.
“Uygulanması tüm uluslararası toplumun görevi”
Divanın bu danışma görüşünü ciddi bir fırsat bilerek İsrail- Filistin meselesindeki bütün noktaları aydınlatmayı ve gelecekte önüne gelebilecek diğer uyumsuzluklara da değinerek meselenin bütün yönlerine değinerek yol göstermeyi amaçladığı ortaya konulmaktadır. Bu danışma görüşleri aslında devlet ve uluslararası kuruluşlar tarafından dikkatle izlenmekte ve verilen görüşe de uygun hareket edildiği de görülmektedir. Divanın görüşü ihlalleri durdurmak ve sorumluların cezalandırılması için Filistin’in ve başta Türkiye olmak üzere Filistin’i destekleyen diğer ülkelerin uluslararası mahkemeleri ve kuruluşları harekete geçirmeyi amaçlayan hukuki mücadelenin sonuç vermeye başladığını da göstermektedir. Verilen bu karardan sonra bu kurallara riayet edilmesini sağlamak sadece Uluslararası Adalet Divanı’nın değil tüm uluslararası toplumun görevidir. “
“Çalışmalar devam ediyor, etki analizi yapılıyor”
CHP Kadın Kolları Başkanı Aylin Nazlıaka’nın dün Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş ile TBMM’de yaptığı görüşmenin ardından 9. yargı paketinden kadının soyadıyla ilgili düzenlemenin çıkarılacağı yönündeki açıklamasının anımsatılması üzerine Yüksel, “Çalışmalar hala devam ediyor. Etki analizleri yapılıyor. Dolayısıyla Genel Kurul’da hep birlikte bu çalışmaları değerlendireceğiz” dedi.
]]>TBMM Adalet Komisyonu Başkanı ve AK Parti İstanbul Milletvekili Cüneyt Yüksel; Uluslararası Adalet Divanı’nın (UAD) ‘danışma görüşü’ne ilişkin mecliste basın toplantısı gerçekleştirdi. Yüksel “Uluslararası Adalet Divanı, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından yöneltilen sorulara dair oluşturduğu bu ‘danışma görüşü’nde; yargıçların ezici çoğunluğu ile işgal altında dahi olsa Filistin’in topraklarının üniter olduğunu, parçalanmış olmadığını söyledi. Filistin toprakları üniterdir, parçalanmış değildir. İsrail’in Filistin topraklarındaki varlığı hukuka aykırılık teşkil etmektedir” dedi.
TBMM Adalet Komisyonu Başkanı ve AK Parti İstanbul Milletvekili Yüksel, “Uluslararası Adalet Divanının (UAD) danışma görüşüne ilişkin mecliste basın toplantısı düzenledi. Yüksel, Uluslararası Adalet Divanı Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından yöneltilen sorulara dair oluşturduğu bu danışma görüşünde yargıçların ezici çoğunluğu ile işgal altında olsa dahi Filistin’in topraklarının üniter olduğunu, parçalanmış olmadığını söyledi” diye konuştu. Yüksel, “İsrail’in Filistin topraklarındaki varlığı hukuka aykırılık teşkil etmektedir. İsrail işgal ettiği Filistin topraklarındaki hukuka aykırı varlığını en kısa zaman zarfında sona erdirmelidir. İsrail tüm yeni yerleşim faaliyetlerini derhal durdurmalıdır ve işgal ettiği Filistin topraklarındaki tüm yerleşimcileri tahliye etmelidir. İsrail işgal ettiği Filistin topraklarındaki tüm gerçek veya tüzel kişilere verdiği zararı tazmin etmelidir. Üçüncü devletler İsrail’in işgal ettiği Filistin topraklarındaki hukuka aykırı varlığından kaynaklanan durumu yasal olarak kabul etmeme ve İsrail’in bu durumunu sürdürmesine destek vermeme yükümlülüğü altındadır. Birleşmiş Milletler de dahil olmak üzere uluslararası örgütler İsrail’in işgal ettiği Filistin topraklarındaki hukuka aykırı varlığından kaynaklanan durumu yasal olarak kabul etmeme yükümlülüğü altındadır. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu ve Güvenlik Konseyi İsrail’in hukuka aykırı işgalini derhal sonlandırması için yöntemleri ve adımları değerlendirin değerlendirmelidir” dedi.
‘ULUSLARARASI HUKUKA AYKIRILIĞINI ORTAYA KOYMUŞTUR’
Yüksel, bu danışma görüşü İsrail’in Filistin topraklarında işgalci olduğu gerçeğinin en üst yargı mercii tarafından bir kez daha teyit etmesi bakımından büyük önem arz ettiğini kaydederek, “Uluslararası Adalet Divanı İsrail’in Doğu Kudüs dahil olmak üzere işgal altındaki Filistin topraklarında devam eden işgal yerleşim ve ilhak uygulamaları ile Kudüs’ün nüfus yapısı karakter ve statüsünü değiştirmeye yönelik uygulamalarının uluslararası hukuka aykırılığını çok net bir şekilde ortaya koymuştur. Uluslararası Adalet Divanı İsrail’in işgal altındaki Filistin topraklarında süre giden mevcudiyetinin yasadışı olduğunu ve İsrail’in bu yasadışı mevcudiyetine derhal sona erdirme yükümlülüğü altında bulunduğunu vurgulamıştır” ifadelerini kullandı.
‘APARTHEİD’A VARAN AYRIMCI UYGULAMALARI UYGULAMIŞTIR’
Uluslararası toplumun bu işgali ve statükoyu tanımaması Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun ve Güvenlik Konseyi’nin işgalin sonlandırılması için en kısa zamanda ilave tedbirleri alması gerektiği hususların altının çizildiğini aktaran Yüksel, “Bu görüş Divan’ın 2004’teki duvar danışma görüşü de dahil olmak üzere İsrail’in Filistin topraklarındaki hukuka aykırı uygulamalarının bu zamana kadar ki en kapsamlı tespitinin ve incelemesinin yapıldığı yasal süreç olarak büyük önem arz etmektedir. Divan İsrail’in özellikle Batı Şeria’daki Filistinlilere ait doğal kaynakları kullanmasının Filistinlilerin doğal kaynaklar üzerindeki daimi egemenlik hakkını ihlal ettiğini kaydederek, İsrail ile söz konusu kaynakların kullanımı ve işletilmesi konularında iş birliği yapan diğer ülke ve şirketler açısından da çok önemli kısıtlamalar getirmiştir. Danışma görüşündeki en dikkati çeken husus ise İsrail’in hukuksuz uygulamalarından zarar görenlerin 1967’den bu yana yerlerinden edilen Filistinlilerin geri dönme hakkının tanınması ve uğradıkları zararların tazmin edilmesi olmuştur. Divan yargıçlarının büyük bir oy çoğunluğuyla çokluğuyla aldığı bu danışma görüşünde kullandığı kesin dil kapsamlı inceleme ve İsrail’in ihlallerinin tespiti divan önündeki İsrail Filistin meselesine ilişkin derdest davanın neticesi açısından da oldukça önemli ipuçları taşıdığını da belirtmek istiyoruz. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’ndan gelen sorunun içerisinde açıkça belirtilmemiş olsa bile divan, hem Filistinlilerin geri dönüş hakkını tanımış, hem de Apartheid’e (ayrılık) varan ayrımcı uygulamaları uygulamıştır” dedi.
‘TÜRKİYE’NİN MÜDAHİLLİK BAŞVURUSU İLE İLGİLİ ÇALIŞMALAR DEVAM EDİYOR’
Güney Afrika’nın Uluslararası Adalet Divanı’nda İsrail aleyhine bir ‘soykırım davası’ açtığını hatırlatan Yüksel, “Bu dava devam ediyor. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan tarafından bu davaya Türkiye’nin müdahil olması kararı alınmıştı. ve 31 Mayıs’ta resmi olarak Lahey Büyükelçiliğimizce Uluslararası Adalet Divanı’na dava için müdahillik başvurusu yapacağımız da bildirilmişti. Bu talebe ilişkin böylece ilk resmi işlem kayıt altına alınmış oldu. Uluslararası Adalet Divanı’ndaki soykırım davasına Türkiye’nin müdahillik başvurusu ile ilgili çalışmalar çok yönlü bir şekilde devam ediyor. ve müdahillik başvurusu hem geniş bir hukuki boyutu olan hem de uluslararası tabii hukukun tüm yönlerini de içeren bir süreç. ve müdahillik tabii başvurusu ile ilgili süreç bizim planlamalarımız ve belirlediğimiz program doğrultusunda devam etmektedir. Özetle aslında şunu söyleyebilirim; uluslararası Adalet Divanı’ndaki ‘soykırım’ davasına müdahillikle ilgili süreçte teknik çalışmalarımızın sona geldiğini belirtebilirim. Şu hususunda özellikle altını çizmek istiyorum” ifadelerini kullandı.
‘CUMHURBAŞKANIMIZ ÇOK YAKINDAN TAKİP EDİYOR’
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın İsrail’in Gazze’de soykırıma varan saldırılarını hem uluslararası Adalet Divanı’ndaki yargılamalar hem de tüm uluslararası kuruluşlar nezdindeki süreçleri yakından takip ettiğini kaydeden Yüksel, “Cumhurbaşkanımız müdahillik başvurumuzla ilgili durumu ve çalışmaları da çok yakından takip ediyor ve sürekli bu konuda bizler tarafından bilgilendiriliyor. Mağdurların ve mazlumların yanında olmaktan bir an olsun çekinmeyen ve ‘dünya beşten büyüktür’ söylemini ortaya koyan Sayın Cumhurbaşkanımızın bu söylemleriyle birlikte biz de bundan aldığımız güçle atılması gereken tüm adımları atmaktan geri durmayacağımızı da belirtmek istiyorum” dedi.
‘ÇALIŞMALAR DEVAM EDİYOR, ETKİ ANALİZİ YAPILIYOR’
CHP Kadın Kolları Başkanı Aylin Nazlıaka’nın dün Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş ile TBMM’de yaptığı görüşmenin ardından 9’uncu Yargı Paketi’nden, kadının soyadıyla ilgili düzenlemenin çıkarılacağı yönündeki açıklamasının sorulması üzerine Yüksel, “Çalışmalar hala devam ediyor. Etki analizleri yapılıyor. Dolayısıyla Genel Kurul’da hep birlikte bu çalışmaları değerlendireceğiz” yanıtını verdi.
]]>ESMA TURAN
(MUĞLA) – Gökova Ekolojik Yaşam Derneği Başkanı Serdar Denktaş, NASA’nın da tanıttığı Kadın Azmağı Deresi kıyısının MUÇEV eliyle işgal edildiğini belirterek, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Mehmet Özhaseki’ye “Kıyı işgallerini kaldıracağınızı söylerken MUÇEV’in yasa dışı ve kamu yararına aykırı faaliyetlerini görecek ve işe öncelikle kendi işgallerinize son vermekle başlayacak mısınız” diye sordu.
Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın Kıyı Kanunu’na aykırı işgallerin kaldırılması için başlattığı ‘Denizler Halkındır’ projesine devam ederken, Muğla’da yaşanan kıyı işgallerine karşı eylemler ve tepkiler de sürüyor.
Gökova Ekolojik Yaşam Derneği Başkanı Serdar Denktaş, Uluslararası Sakin Kentler Birliği (Cittaslow) Genel Sekreterliği tarafından “sakin kent” ilan edilen, ABD Havacılık ve Uzay Ajansı tarafından (NASA) 2021 yılında görüntülerinin yayınlanmasıyla ilginin arttığı Kadın Azmağı Deresi kıyısının restoran ve oteller tarafından işgal altında olduğuna dikkat çekti.
“Kadın Azmağı rant alanına dönüşmüş durumda”
ANKA Haber Ajansı’na konuşan Denktaş, göllerin ve akarsuların da Kıyı Kanunu’na tabi olduğunu belirterek, “Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Mehmet Özhaseki, deniz kıyılarındaki Kıyı Kanunu’na aykırı işgallerin kaldırılması için bir proje başlattıklarını açıkladı. Akyakalılar olarak Sayın Özhaseki, göllerin ve akarsuların da Kıyı Kanuna tabi olduğunu hatırlayacak mı çok merak ediyoruz. Zira yıllardır Akyaka’da Kadın Azmağı’nın kıyısı restoran ve oteller tarafından kapatılarak rant alanına dönüştürülmüş durumda” dedi.
“İşgaller her yıl biraz daha artarak devam etti”
Konuya ilişkin sivil toplum örgütleri olarak Bakanlığa, Muğla Valiliği’ne ve Ula Belediyesi’ne verdikleri dilekçelerden sonuç alamadıklarını vurgulayan Denktaş, şunları söyledi:
“Gökova Özel Çevre Koruma Bölgesi’nin (ÖÇKB) en önemli yaşam kaynaklarından birisi olan Kadın Azmağı kıyı ekosistemi, rant uğruna yok ediliyor. Yıllardır Bakanlık sorumluluğu Valiliğe, Valilik Ula Belediyesi’ne atarak oyalayıp durdular. Sivil toplum örgütleri olarak hazırlanmasına katkı verdiğimiz ve Bakanlığın onayından geçen ‘Gökova ÖÇKB Yönetim Planında’ işgallerin kaldırılması için bir eylem planı oluşturulmasına rağmen yönetim planı uygulamaya alınmadı. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü’nden yaklaşık üç yıl önce verilen bilgiye göre, güya bir komisyon kurulup işgallerin kaldırılmasına başlanılacaktı, hiçbir girişimde bulunulmadı. Aksine, işgaller her yıl biraz daha artarak devam etti. Tıpkı Akbük’te, Muğla’nın ve ülkenin birçok sahilinde yasa dışı işgallerin devam ettiği gibi” ifadelerini kullandı.
“Bakanlık ısrarla kıyıları MUÇEV’e vermeye devam ediyor”
Muğla Çevre Vakfı (MUÇEV) Turizm Ticaret Anonim Şirketi ile ilgili bilgi veren Denktaş, sözlerine şu şekilde devam etti:
“Muğla Valiliği ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın ortaklığında 2014 yılında kurulan Muğla Çevre Vakfı, adına bakıldığında çevre ile ilgili kamu yararına çalışan bir sivil toplum örgütü olduğu algısı yaratıyor. Ancak gerçekte tamamen kar odaklı çalışan bir anonim şirkettir. Bakanlık, korunmasından sorumlu ve plan yetkisinin olduğu özel çevre koruma bölgelerinde birçok kıyı alanında tasarrufta bulunma yetkisini, sözde ‘çevreyi koruyacağı’ algısı yaratarak bu şirkete ihalesiz olarak vermiştir. Muğla’nın birçok deniz kıyısı ile birlikte Kadın Azmağı’nın kıyıları da bu şirkete verilmiştir. Datça Belediyesi’nin, ‘MUÇEV’in bir şirket olduğu, kamu yararına çalışan bir STK olmadığı, dolayısıyla bu devir işlemlerinin ihale kanuna aykırı olduğu’ gerekçesi ile açtığı davayı Danıştay’da kazanmasına karşın, Bakanlık ısrarla kıyılarımızı MUÇEV’e vermeye devam ediyor.”
“Koruma amaçlı adı altında getirilen rant amaçlı projelere gerçekten karnımız tok”
Denktaş, açıklamasının sonunda Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Mehmet Özhaseki’ye seslenerek şunları söyledi:
“Bakanlığın kıyı işgallerini kaldırmak üzere başlattığı bu projeyi Akyakalılar olarak bizler de merakla izliyoruz. Umuyoruz Akyaka İmar Planı Revizyonu ile ortaya koyduğu hayal kırıklığının bir benzerini yaşatmaz. ‘Koruma amaçlı’ adı altında getirilen ‘rant amaçlı’ projelere gerçekten karnımız tok. Sayın Özhaseki’ye samimiyetini göstermesi için şu soruları sormak istiyoruz; Kıyı işgallerini kaldıracağınızı söylerken MUÇEV’in yasa dışı ve kamu yararına aykırı faaliyetlerini görecek ve işe öncelikle kendi işgallerinize son vermekle başlayacak mısınız? Bakanlığınızın Kadın Azmağı kıyısını ve Akyaka’yı rant alanına dönüştürmeyi öngören Akyaka İmar Planı Revizyonu sevdasından vazgeçecek misiniz? Gökova ÖÇKB Yönetim Planını bir an önce uygulamaya alacak mısınız?”
]]>(ANKARA) – Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, NATO Gayriresmi Dışişleri Bakanları Toplantısı sonrası değerlendirmelerde bulundu. Fidan, “NATO’nun nasıl Ukrayna’da işgale karşı gösterdiği bir duruş var. Aynı şekilde Filistin’de de işgale karşı ilkeli bir duruş göstermesi gerekiyor” dedi.
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Prag’da yapılan NATO Gayriresmi Dışişleri Bakanları Toplantısı’nın ardından değerlendirmelerde bulundu. Fidan, şunları söyledi:
“Türkiye olarak biz Ukrayna konusunda yardımların devam etmesini, Ukrayna’nın caydırıcılık konusunda yeterli olmasını destekliyoruz ama NATO’nun bu savaşın bir parçası olmasını da istemiyoruz. Bu ikisi arasındaki dengenin, NATO ülkeleri tarafından gözetilmesi ve NATO’nun teşkilat olarak gözetmesi gerektiğini düşünüyoruz ve bu görüşümüz de genel kabul gören bir görüş. O hattın tutulması gerekiyor. Ukrayna’nın toprak bütünlüğünü sağlamak ve topraklarını özgürlüğe kavuşturmak için desteklenmesi bir süreç ama NATO’nun bu savaşa taraf olması başka bir konu. Bu daha büyük bölgesel yaygınlaştırmayı krizleri beraberinde getirir. Türkiye’nin, Ukrayna’ya desteği tamdır. Cumhurbaşkanımız bu konuda Türkiye’nin iradesini açık seçik ortaya koymuştur.
“Türkiye, Gazze sorununa dikkatçeken hemen hemen tek ülke oldu“
NATO, bir güvenlik örgütü. Küresel güvenlik sorunları çıkmadan önce de ilgilenmesi gerekiyor. Gazze sorununun, İsrail-Filistin meselesinin bölgesel bir sorun olarak görülmekle beraber küresel bir güvenlik sorununa dönüşme probleminin olduğunu hatta belli açılarıyla dönüştüğünü de gündeme getirdik. Türkiye, Gazze sorununa dikkat çeken hemen hemen tek ülke oldu. Burada eğer Gazze’deki katliam, soykırım durdurulamazsa, hemen bir ateşkes anlaşması ve insani yardım hamlesi başlatılmazsa, akabinde iki devletli çözüme gidilmezse, bu sorunun giderek daha da büyüyeceğinin, evrileceğinin, başka aktörleri de içine alacağının ve küresel bir soruna dönüşeceğinin altını tekrar çizdik. NATO’nun nasıl Ukrayna’da işgale karşı gösterdiği bir duruş var. Aynı şekilde Filistin’de de işgale karşı ilkeli bir duruş göstermesi gerekiyor.
“İhtiyaç olan Filistin’e ekonomik destek değil, ihtiyaç olan Filistin’in öncelikli olarak egemenlik haklarının ve toprağının verilmesidir”
Bundan sonra ne yapılmalı konusuna geldik çünkü yaklaşık 150 ülke artık Filistin’i tanımış durumda ama Filistin’in sınırları ve egemenlik hakları inanılmaz bir şekilde ihlal ve işgal edilmiş durumda İsrail tarafından. Bu işgalin bulunduğu yerde Filistin etkili bir devlet olarak hayata geçemiyor. Özellikle geçen hafta Avrupa’da yapılan toplantılarda Brüksel’de, ‘Filistin yönetimi nasıl güçlendirilir’ mali sorunları sürekli gündeme getirildi. Filistin Başbakanı sorunlarını anlattı, başka ülkeler neler yapılmalı onu anlattı. Ama biz şunu söyledik, ‘Filistin yönetimine yardım yapmak yerine Filistin yönetiminin kendi ayakları üzerinde durmasına izin verin, kendi vergilerini toplaması, kendi gümrük yerlerini alması yani tam bir devlet gibi işlemesine izin verirseniz zaten uluslararası toplumun ekonomik olarak çok fazla Filistin’e destek vermesine gerek kalmayacak’. Ama ihtiyaç olan Filistin’e ekonomik destek değil, ihtiyaç olan Filistin’in öncelikli olarak egemenlik haklarının ve toprağının verilmesidir.”
]]>Kocaeli Gönüllü Kültür Teşekkülleri Platformu ve sivil toplum kuruluşlarının üyeleri ile vatandaşlar, Türk ve Filistin bayraklarıyla İstasyon Caddesi’nde toplandı.
Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı Tahir Büyükakın, AK Parti Kocaeli milletvekilleri Veysal Tipioğlu, Mehmet Akif Yılmaz ve Radiye Sezer Katırcıoğlu, AK Parti İl Başkanı Şahin Talus’un da katıldığı yürüyüş Sabri Yalım Parkı’nda son buldu.
Kur’an-ı Kerim tilavetinin ardından konuşan Kocaeli Gönüllü Kültür Teşekkülleri Platformu Dönem Başkanı Muhammet Hanefi Akbulut, insanlığın, tarih boyunca görülen en büyük zulümlerden birine şahitlik ettiğini söyledi.
İsrail’in kadın, çocuk, yaşlı ve sivil ayırt etmeksizin Gazze’de soykırım suçu işlediğini belirten Akbulut, “Yaşanan bu işgal ve soykırım, vicdan sahibi yürekleri kanatıyor, başta bölgemiz ve Orta Doğu olmak üzere tüm dünyanın huzuruna kast ediyor. Filistin’de, 15 bin 239’u çocuk, 10 bin 93’ü kadın olmak üzere toplamda 36 bin 50 Filistinli şehit edildi. 80 bin 643 kişi yaralanırken, on binlerce kişi kayıp, kayıp olan insanların İsrail tarafından gömüldüğü toplu mezarlar her gün açığa çıkıyor.” dedi.
Akbulut, Gazze’de 100 binin üzerinde evin tamamen yıkıldığını, 300 binin üzerinde yapının zarar gördüğünü aktararak, 2 milyon sivilin saldırlar sonucu Gazze içerisinde zorla göç ettirildiğini, mesleklerini icra eden, yaşanan soykırımı haberleriyle dünyaya anlatan 140’tan fazla gazetecinin de Siyonist işgalcilerin saldırıları sonucu hayatını kaybettiğini kaydetti.
İsrail’in dün gece yeni bir caniliğe imza attığını dile getiren Akbulut, şunları kaydetti:
“İsrail başarısızlıklarını, verdiği kayıpları, esir edilen askerlerini unutturmak, dünya gündeminden uzak tutmak için Refah’ta onlarca Filistinliyi bombalarla yakarak şehit etmiştir. Tüm Dünya’nın sessizliğinden aldığı cesaretle Siyonistler, insanlıktan uzak halde terör saldırılarını sürdürürken gerçekleşen bu son saldırı sözün bittiği yer olmuştur. Uluslararası Adalet Divanı’nın saldırıları durdurma kararı aldığı Gazze Şeridi’ndeki Refah kentinde yerinden edilen Filistinlilerin çadırlarını bombalayan Siyonistler’in anlayacağı tek dilin güç olduğu da net şekilde bir kez daha ortaya çıkmıştır. Birleşmiş Milletlerin yardım kuruluşlarını terör listesine almak suretiyle Gazze’ye, Refah’a girişini engellemeye hazırlanan işgalci rejim, yeni katliamların haberini vermektedir. Eğer durdurulmazlarsa daha büyük katliamlarla Gazze halkını yok etmeye hazırlanmaktadırlar.”
Akbulut, acil ateşkes çağrısını yinelediklerini vurgulayarak, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Herkes yaşanan bu büyük soykırıma karşı harekete geçmeli. Uluslararası kuruluşlar, sivil toplum ve devletler, işgalci İsrail’in zulümlerinin önüne geçmek için atılması gereken adımları acil şekilde atmalı. Bir an önce İsrail saldırıları durdurulmalı ve acilen ateşkes sağlanmalıdır. Filistin’de on yıllardır zulmeden işgalci İsrail’e karşı gereken yaptırımlar derhal uygulanmalıdır. Tüm dünya ülkeleri ve halkları bir araya gelip tepkisini ortaya koymalıdır. İsrail, hukuksuz işgal hareketi ve katlettiği insanlar için uluslararası hukuk önünde ve tüm dünyanın vicdanında hapsedilmelidir. Güvenli bölge ilan edilen kadınların, çocukların, yaşlıların bulunduğu çadır kenti vurmak insanlıktan uzak vahşilerin kanlı ve kalleş yüzünü bir kez daha ifşa etmiştir.”
Program edilen duanın ardından sona erdi.
Zonguldak
Zonguldak’ta da üniversite öğrencileri ve sivil toplum kuruluşlarının üyeleri, İsrail saldırısı altındaki Gazze’ye destek için yürüdü.
Kent merkezindeki Madenci Anıtı önünde bir araya gelen grup, Filistin ve Türk bayrakları ile “Sessiz kalma, soykırıma ortak olma”, “Çocuklardan ve adaletten tarafız”, “Müslüman zulme boyun eğmez” yazılı dövizlerle Valilik binası önüne kadar yürüdü.
Grup adına basın açıklamasını okuyan Ensar Yılmaz, yaşanan soykırımı insanlara duyurmak istediklerini söyledi.
Yılmaz, 8 aydır yaşananları duymayan, görmeyen, bilmeyenin kalmadığına işaret ederek, “Vahşice katledilen bebeklerin, kadınların, çocukların ve beli bükülmüş ihtiyarların feryatlarını ve çaresizliklerini bırakın insanları, dağlar, taşlar, ağaçlar, masum hayvanlar ve gökteki yıldızlar bile duydu ve gördü.” şeklinde konuştu.
Refah’ta çadırlarda yaşamak zorunda kalanların yakılarak katledildiğini vurgulayan Yılmaz, “Söz zamanı bitti. Kelimeler tükendi. Cılız kınama mesajlarınızı kimse ciddiye almıyor. Hiç kimsenin kalbini soğutmuyor. İşgalci varlığını tedirgin dahi etmiyor. Kınama, zayıf ve çaresizlerin söylemidir ama ordulara sahip olanlar kınamaz. Tanklara, uçaklara, SİHA’lara, füzelere sahip olanlar kınamaz. Onlar gereğini yaparlar. Zulmedenlerin kanlı ellerini kuruturlar.” ifadesini kullandı.
Tekbir getiren ve Gazze’ye destek sloganları atan grup, sahil girişinde de bir süre devam ettirdikleri eylemi daha sonra sonlandırdı.
]]>Kayseri Büyükşehir Belediyesi önünde toplanan hekimler; İsrail’e Filistin’e düzenlediği saldırılar nedeniyle tepki gösterdi. Grup adına konuşma yapan Muhammed Taşköprü; 7 aydır devam eden saldırılara rağmen canları pahasına hastalar için çalışan Gazzeli doktorlara selam gönderdi. Taşköprü; “7 aydır devam eden soykırım ve zulme sabreden onurlu Gazze halkına ve bütün zorluklar içerisinde açlığa, ilaçsızlığa rağmen kendi canı pahasına hastaları için var gücüyle çalışan Gazze’nin şerefli doktorlarına selam olsun. Türkiye’deki hekimler ve sağlık çalışanları olarak ‘Sessiz Yürüyüş’ümüzün’ 24. haftasında yeniden Gazze’yi hatırlamak ve hatırlatmak için toplandık.
Yaklaşık bir asırdır Filistin’i işgal eden Siyonist rejim, o topraklarda sistematik bir şekilde katliamlar yapmakta, insanları yurtlarından zorla sürgün ederek vatanlarına ve mal varlıklarına el koymaktadır. İşgalci İsrail’in 7 Ekim’den itibaren süren saldırıları neticesinde şehit sayısı 35 bin, yaralılar ise 100 bin kişiyi geçmiş durumda. 20 bine yakın çocuk ise yetim kaldı. İsrail’in Gazze’de bulunan hastanelere yönelik saldırıları katliamlara dönüşmüş, ancak söz konusu saldırılar uluslararası alanda henüz bir yaptırıma maruz bırakılmamıştır. Saldırılardan önce Gazze’de yaklaşık 35 hastane bulunmakta iken bugünlerde ayakta kalan ve hala çalışmaya devam eden yalnızca 3-4 hastane mevcut. Bunların da sadece 2’sinde aktif olarak ameliyat yapılabiliyor. Hastanelerin bazıları bombalanarak tahrip edilmiş, bazılarının içindeki cihaz ve malzemeler parçalanarak kullanılamaz hale getirilmiş durumda. Büyük bir fedakarlıkla 7 aydır maaş almadan mesleklerinde çalışmaya devam eden hekim ve sağlık çalışanlarının şehit edilmesi, tutuklanması ve göçe zorlanması nedeniyle meslektaşlarımız sağlık hizmeti veremez hale gelmiştir. Gazze’nin kuzeyindeki en büyük hastane olan Şifa Hastanesi bombalandı ve hizmet dışı kaldı. Gazze’nin güneyindeki en büyük hastanesi olan El-Nasır Hastanesi bombalandı ve hizmet dışı kaldı. Ülkemiz tarafından 2011-2017 yılları arasında Gazze Şeridi’nde inşa edilen Türkiye-Filistin Dostluk Hastanesinin İşgalci İsrail’in 7 Ekim saldırıları sonrasında askeri amaçlarla kullanıldığı öğrenilmiş oldu. Ayrıca son günlerde Nasır ve Şifa Hastaneleri’ndeki yıkım ve bölgede bulunan toplu mezarlar ve işkence edilerek şehit edilen insanların cesetleri İşgalci İsrail’in vahşetini gözler önüne serdi. Gazze halkı abluka altında açlığa mahkum ediliyor. Bombaların, kitle imha silahlarının dehşetinden kurtulabilen insanlar, yetersiz beslenmenin, susuzluğun, salgın hastalıkların pençesinde ölüme mahkum ediliyor. Çok sayıda artan menenjit ve Hepatit C vakası var olan durumu daha da zorlaştırıyor. Gazze’deki durum kelimenin tam anlamıyla bir soykırım. İsrail, Gazze’nin tamamını bir toplama kampına çevirmiş durumda ve hiçbir hukuk ve ahlak kuralı tanımadan, hiçbir insani değerle açıklanmayacak şekilde adeta bir soykırım yapıyor. İnsanların gidebilecekleri hiçbir yer yok ve en son sığındıkları hastaneler dahi bombalanıyor. Gittikçe zalimliği ve zulmü artan işgalci İsrail’e diyoruz ki; zalimin sonu yaklaştıkça zulmü artar ve daha da azgınlaşır, senin de sonun yaklaştı, geçmişteki tüm zalimler gibi senin de tarihin kara sayfalarında adın geçecek ve lanetle anılacaksın, bugün senin zulmüne susanlar, senin yanında olup yardımcın olanlar da ilerde utancından kaçacak delik arayacak ve yargılanmaktan kurtulamayacak. 2 milyon mazlumun göğü inleten çığlıklarına sessiz kalan sağırlarla hesaplaşacağız. Çocuk ve kadınlar öldürülünce susan dilsizlerle hesaplaşacağız. 35 bin kişinin katledilmesini görmeyen, kör taklidi yapanlarla hesaplaşacağız. Öyle bir hesap ki; bugün silahlarıyla güçlü gözükenler o gün zalimlerin yaşayacağı korkunç akıbeti yaşamaktan kurtulamayacak. Elbet bugünler de tarih olacak, bugünler de gelecekte anılacak. Bugünlere dönüp baktığında elinden geleni yapanların gönlü ferah olacak. Diğerlerinin ise ömrü vicdan hapishanelerinde geçecek. Biz Gazze’yi unutmadığımız, unutturmadığımızda, imkan olursa; gemilerle kardeşlerimizin yardımına koştuğumuzda, imkan ve şartlar müsait olmadığında, zulmedenlerin hangi akıbete uğrayacaklarını haykırdığımızda, dua ile Allah’tan yardım, sabır ve metanet dilediğimizde, boykotu gevşetmediğimizde, alışkanlık haline getirdiğimizde sevinenler mazlumlar olacak” dedi.
Gazze’nin yanında olduklarını da sözlerine ekleyen Muhammed Taşköprü; “Bebeklerin çığlıklarının dünya devletleri tarafından duyulmadığı, 7-8 yaşlarında çocukların yetim kaldığı, annelerin bebeklerine süt bulamadığı, yardım gönüllüleri, sağlık çalışanlarının ve hastanelerin birincil hedef olduğu Gazze kazandı, kazanıyor, kazanacak. Biz vicdanımızla, şuurumuzla, duamızla, eylemimizle Gazze’deki kardeşlerimizin yanındayız ve yanında olmaya devam edeceğiz” ifadelerini kullandı. – KAYSERİ
]]>Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Ermenistan işgalinden kurtarılan Karabağ’daki Hankendi şehrinde Nevruz Bayramı ateşini yakarak ulusa seslendi. Azerbaycan halkını Nevruz Bayramı nedeniyle tebrik eden Aliyev, tarihi zaferin ardından Nevruz Bayramı’nı dördüncü kez Karabağ’da kutladıklarını belirtti.
“İkinci Karabağ Savaşı’nın sonuçları Ermenistan’a ders vermedi”
Geçen sene düzenlenen terörle mücadele operasyonu sonucunda Azerbaycan’ın egemenliğini tam olarak sağladığını ifade eden Aliyev, “İkinci Karabağ Savaşı sırasında ve terörle mücadele operasyonu sonucunda büyük kahramanlıklar gösterdik. Allah tüm şehitlerimize rahmet eylesin. Şehitlerimizin, yiğit askerlerimizin ve subaylarımızın özverisi, profesyonelliği ve kahramanlıkları sonucunda bugün inşa ediyoruz ve bu topraklara hayat dönüyor. Maalesef İkinci Karabağ Savaşı’nın sonuçları Ermenistan’a ders vermedi. Geçen seneki Nevruz Bayramı tebriklerimde bundan bahsetmiştim ve İkinci Karabağ Savaşı’ndaki yenilgilerinin kendilerine ders vermemesinden dolayı üzüntümü dile getirmiştim. Ders olsaydı terörle mücadele operasyonu yapılmasına gerek kalmazdı. Ermenistan, İkinci Karabağ Savaşı’ndan sonra aradan geçen üç yılda doğru bir karar vermemiş, yasadışı silahlı gruplarını sonsuza kadar topraklarımızda tutmak istiyordu ve sözde ‘Dağlık Karabağ Cumhuriyeti’ni yaşatmak istiyordu. Bütün bunlar uluslararası hukuka tamamen aykırıdır ve en önemlisi Azerbaycan halkının iradesine aykırıdır” dedi.
“Yolumuzdan dönmeyeceğimizi gösterdik”
İkinci Karabağ Savaşı sonucunda Azerbaycan’ın savaş alanında işgal edilmiş topraklarının çoğunu kurtardığını belirten Aliyev, “Ancak işgal sırasında birçok başkentten bize defalarca bu çatışmanın askeri bir çözümünün olmadığına dair sinyaller gönderildi. Her türlü çatışmanın askeri bir çözümü olduğunu kanıtladık. İşgalci devlet başka bir ülkenin topraklarını hukuka aykırı olarak işgal ediyorsa ve o toprakları gönüllü olarak terk etmek istemiyorsa tek yol askeri yoldur. Uluslararası hukuk çerçevesinde toprak bütünlüğümüzü ve egemenliğimizi yeniden sağladık. Altı ay önce gerçekleştirilen başarılı terörle mücadele operasyonu, uluslararası hukukun ve Azerbaycan halkının yılmaz ruhunun bir kutlamasıdır. Ermenistan’ın arkasında herhangi bir güç dursa bile yolumuzdan dönmeyeceğimizi, istediğimizi elde edeceğimizi bir kez daha gösterdik ve başardık” ifadelerini kullandı.
“Sonsuza kadar bu topraklarda yaşayacağız”
Azerbaycan Silahlı Kuvvetleri’nin gücünü İkinci Karabağ Savaşı’nda ve terörle mücadele operasyonunda tüm dünyaya gösterdiklerini vurgulayan Aliyev, “En önemlisi halkımıza sonsuz gurur kaynağı olacak, Azerbaycan halkının büyüklüğünü tüm dünyaya göstermiş böyle bir genç nesil yetişmiştir. Gençlerimiz vatanseverlik ruhuyla, milli ruhla yetiştiler. Üç yıl önce toprağımızın kurtuluşu için ölmeye hazırdılar ve öleceklerdi. Tüm şehitlerimize bir kez daha Allah’tan rahmet diliyorum. Savaş alanında tüm şehitlerimizin, Hocalı’nın masum kurbanlarının kanını aldık ve bununla gurur duyuyoruz. Toprak bütünlüğümüzü, egemenliğimizi, uluslararası hukuku, ulusal onurumuzu yeniden sağladık ve bugün özgür bir halk olarak yaşıyor, inşa ediyoruz ve sonsuza kadar bu topraklarda yaşayacağız” ifadelerini kullandı.
Aliyev, Hankendi’nin merkezi meydanına “Zafer Meydanı” adını verdi
Uzun yıllar boyunca Hankendi’nin merkezi meydanının ve merkezdeki idari binanın Ermeni bölücüler tarafından Azerbaycan’a karşı planlar hazırlamak için kullanıldığını söyleyen Aliyev, “Uzun yıllar bu meydan ve bu bina bölücülerin yuvasıydı. Ermenistan tarafından finanse edilen ve silahlandırılan ayrılıkçılar aslında Ermeni ordusunun bir parçasıydı. İşte bu meydanda halkımıza karşı çirkin planlar hazırlanıyordu. Hocalı soykırımının yapılması emri bu binada verildi. Bugün bu meydanda duruyoruz. Bu meydana Zafer Meydanı adını verdiğimi, bundan sonra Zafer Meydanı olacağını değerli halkıma bildirmek isterim. Bugün işgalden kurtarılmış Karabağ’da başımızı dik tutarak yaşıyoruz. Bu yıl vatandaşlarımız Hankendi’ye ve Hocalı, Şuşa, Cebrayıl, Kelbecer gibi diğer şehirlere, birçok köye dönecek” dedi.
Hankendi’de Azerbaycan halkının bayramını tebrik etmekten büyük bir mutluluk duyduğunu belirten Aliyev, “İkinci Karabağ Savaşı’nın ardından hepimiz gururla yaşıyoruz. Adaleti yeniden tesis ettiğimiz, topraklarımızı işgalcilerden kurtardığımız, gücümüzü gösterdiğimiz için hepimiz gurur duyuyoruz ve bundan sonra herkes bizi hesaba katmalıdır, aksi takdirde kendisi pişman olacaktır. Aziz milletimin yaklaşan bayramını bir kez daha en kalbi duygularımla kutluyor, Azerbaycan halkına sağlık ve yeni başarılar diliyorum. Karabağ Azerbaycan’dır” ifadelerini kullandı.
Azerbaycan’da Nevruz Bayramı nedeniyle 20-26 Mart tarihleri arasında resmi tatil ilan edildi. – BAKÜ
]]>İlk olarak Erzurum Valisi Mustafa Çitfçi, 9. Kolordu ve Garnizon Komutanı Tümgeneral Tevfik Algan ve Erzurum Büyükşehir Belediye Başkanı Mehmet Sekmen, Havuzbaşı’ndaki Atatürk Anıtı’na çelenk koydu.
MHP Genel Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Kamil Aydın ve AK Parti Erzurum Milletvekili Mehmet Emin Öz’ün de katıldığı törende Başkan Sekmen, günün anlam ve önemini belirttiği konuşmasında, “Bugün karanlıklardan aydınlığa çıkıldığı günün 106’ncı yıl dönümü Bugün, Dadaşların şahlandığı ve ordu-millet bütünleşmesinin en iyi örneklerini sergileyerek; zulme, esarete ve yok olmaya karşı koydukları günün yıl dönümü Yine bugün, vatanımıza göz diken, el uzatan tüm düşmanların, hainlerin ve zalimlerin bu mukaddes beldeden silinip süpürüldüğü günün yıl dönümüdür” dedi.
“12 Mart; Dadaşlar diyarı, yiğitler ovası Erzurum’un kurtuluş günü olduğu gibi aynı zamanda bu kadim Türk-İslam beldesinin şahlanış günüdür” diyen Başkan Sekmen, şöyle devam etti: “Emperyalist devletlerin, tarihi emelleri doğrultusunda Osmanlı Devleti’ni parçalama siyasetlerini uygulamaya başladıkları Birinci Dünya Savaşı’nda Erzurum’un vatanperver insanları çok zor günler geçirdi. Sarıkamış felaketinden sonra 16 Şubat 1916’da Rus işgaline uğrayan bu tarihi şehir, 2 yıldan fazla bir süre hilalin mübarek gölgesinden uzakta, harap ve bitap düşerek kederli bir hayat yaşadı. Bu elem dolu günler, Tarih sayfalarına ‘Erzurum’un kara günleri’ olarak geçmiştir. Ermeni çetelerinin başlattıkları Müslüman-Türk soykırımı, Rus kuvvetlerinin silah ve cephanelerini Ermenilere bırakarak bölgeden çekilmeye başladıkları 1917 yılı sonlarında daha da artmıştır. Rus işgali esnasında gizlice ve münferiden yapılan katliamlar Rusların çekilmesiyle kitlesel bir hal aldı ve 3 aylık Ermeni idaresinde olan şehrimiz tarihte eşine rastlanmayan bir mezalime ve Müslüman-Türk soykırımına maruz kaldı.”
“Ermeni çeteleri 50 bin masum insanımızı katletmiştir”
Başkan Mehmet Sekmen, konuşmasında Ermeni çetelerinin Erzurum’da yaptığı soykırımı da anlattı. Sekmen, şunları kaydetti: “1914-1918 yılları arasında Birinci Dünya Savaşı içinde Rus ordusu ile ittifak yapan Taşnak, Hınçak ve Ramgavar adlı Ermeni çeteleri Erzurum ve çevresinde; Erzurum-Cinis’te, Tazegül’de, Alaca’da, Ilıca’da, Tepeköy’de, Börekli’de, Dutçu’da, Erzurum merkezde; Yanıkdere’de, Karskapı’da, Ezirmikli Osman Ağa ve Mürsel Paşa Konaklarında, Gölbaşı’nda Hacı Ahmet Hanı’nda, Firdevsoğlu Kışlası’nda, Yeşilyayla’da, Hasankale’de, Tımar’da, Köprüköy’de, Horasan’da, Pazaryolu’nda tam bir Müslüman soykırımı gerçekleştirmişlerdir. Ermeni çeteleri üç ay gibi kısa bir zaman zarfında 50 bine yakın sivil ahaliyi kendi yurtlarında, kendi ocaklarında acımasızca katletmişlerdir. Ermeni çetelerinin Müslüman ahaliye yönelik zulmüne son verme üzere aldığı emir üzerine harekete geçen Doğu’nun muzaffer kumandanı Kazım Karabekir Paşa komutasındaki Birinci Kafkas Kolordusu geceli gündüzlü savaşarak, 12 Mart 1918 sabahı Erzurum’u düşman işgalinden kurtarmıştır. Türk Ordusu, milletiyle birlikte Ermeni işgal ve zulmüne son vermiş, Erzurum’u yeniden ay yıldızlı bayrağımızla kucaklaştırmıştır. Bu yüzden 12 Mart; Türk’ün tarihinde önemli sayfa, kutlu bir zafer günüdür. 12 Mart; Erzurum için tarihin bin bir facialarını örten bir teselli ve saadet günüdür. 12 Mart; aslında sadece Erzurum’un Ermeni çetelerinden kurtuluşu değil, Türkiye’nin emperyalist devletlerin işgallerinden de kurtuluşunun müjdecisidir.”
Başkan Sekmen Ermeni Diasporasına seslendi
Erzurum Büyükşehir Belediye Başkanı Mehmet Sekmen, “Kurtuluş Günü’müz vesilesiyle buradan tüm Dünya’ya ve Ermeni diasporasına seslenmek istiyor ve diyorum ki, Asıl soykırımı kimlerin yaptığını kanıtlayan belge de bilgi de fazlasıyla mevcuttur” diye konuştu. “Arşivlerimizde Ermeni çetelerinin Erzurum’da hunharca işledikleri her cinayetin tutanakları var, raporları var, kayıtları var” diyen Başkan Sekmen şu kaydı düştü: “Kayıtlardaki ve eldeki tüm arşiv belgelerindeki bilgiler; Erzurum’da, üç ay içerisinde Ermeni Hınçak ve Taşnak çeteleri tarafından katledilen Müslüman Türklerin sayısının”50 bin” olduğu bilgisini bize vermektedir. Hatta bu Ermeni çetecilerin, bırakın savunmasız insanlara yaptıklarını, hayvanata zulmedecek kadar nasıl barbarlaştıklarını ortaya koyan tarihi vesikalarımız bile var. Her belge mezalimi özetliyor Her evrak cinayetleri anlatıyor Arşivlerde döneme ait hangi belgeye bakarsanız bakın; içeriğindeki bilgilerde Ermeni mezaliminden, annelerinin karnında süngülenen yavrulara dair kayıtlar çıkıyor. O yıllara dair hangi belgeye baksanız, karşınıza başları gövdelerinden ayrılan Müslümanlar ve gözleri oyulmuş olan biçareler çıkıyor. Hani sürekli diyoruz ya: Erzurum şehitlerin otağıdır, diye Biliniz ki, işte bu sebepledir, işte bu yüzdendir Görüyor ve biliyoruz ki; geçmişte doğrudan işgal ettikleri bu toprakları, bugün de dolaylı yollardan işgale kalkışanlar var. Üzerinde bulunduğumuz coğrafyayı kan ve gözyaşıyla yeniden imar etmeye ve bu bölgede küresel bir güç oluşturmaya kalkışanlar var. Sevr ile tarih sahnesinden silmeyi başaramadıkları Türk milletini, bugün binbir türlü hile ve desiseyle bertaraf etmek isteyenler var. Büyük ve Güçlü Türkiye hedefimize ket vurmak için çalışanlar var, mazlum ümmetin umudu oluşumuzdan rahatsız olanlar var. En kötüsü de, tıpkı geçmişte olduğu gibi, içimizde bu hain emellere bugün bile alet olan, taşeronluk yapan ve kuklalık eden mihraklar var. Geçmişte Ermeni çeteleri vasıtasıyla kan döken o mihraklar ki, bugün de Filistin’de, Gazze’de kan dökmekte ve insanlık suçu işlemeye devam etmektedirler. Ama onlar ve onların destekçileri bilmelidirler ki, karşılarında tarih boyunca erlik ve kahramanlık destanları yazmış olan bir millet var. Bilmelidirler ki, karşılarında vatanına, milletine ve bayrağına ölümüne bağlı; istiklali uğruna can vermeyi canına minnet sayan bir millet var.”
Başkan Sekmen ve protokol üyeleri, Havuzbaşı’ndaki törenin ardından Karskapı ve Polis Şehitliği’ne geçerek aziz şehitlerimizin kabirlerine karanfil bıraktı. – ERZURUM
]]>Türkiye-Avrupa Birliği Karma Parlamento Komisyonu Başkanı ve AK Parti İstanbul Milletvekili İsmail Emrah Karayel ile Anayasa Komisyonu üyesi ve AK Parti Denizli Milletvekili Cahit Özkan’dan oluşan TBMM heyetine başkanlık eden Yüksel, Türkiye’nin sunumunun ardından AA muhabirine açıklamalarda bulundu.
Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulunun, 30 Aralık 2022’de Divan’dan danışma görüşü isteme kararı aldığını hatırlatan Yüksel, “Buna göre Divan’dan, Birleşmiş Milletler Şartı, uluslararası insancıl hukuk, uluslararası insan hakları hukuku, Güvenlik Konseyi, Genel Kurul ve İnsan Hakları Konseyinin ilgili kararları ve Divan’ın 9 Temmuz 2004 tarihli Filistin’de inşa edilen duvarın hukukiliğine ilişkin danışma görüşü de dahil olmak üzere uluslararası hukukun kural ve ilkelerini dikkate alarak, İsrail’in Doğu Kudüs de dahil Filistin topraklarındaki işgal ve ilhakına ilişkin danışma görüşü istedi.” dedi.
49 ülke ve 3 uluslararası kuruluş sunum yaptı
Yüksel, duruşmalarda 49 ülkenin yanı sıra İslam İşbirliği Teşkilatı, Afrika Birliği ve Arap Birliği’nin sözlü sunum yaptığını ifade ederek, “Bizler de Türkiye Büyük Millet Meclisi heyeti olarak Türkiye tarafından yapılan sözlü sunumları bizzat takip ettik ve Divan nezdinde bu konuda yürütülen her türlü hukuki süreci de yakından takip etmeye devam ediyoruz.” diye konuştu.
Danışma görüşlerinin asıl öneminin, “ilgili soru veya soruna ilişkin uluslararası hukuk kurallarının nasıl uygulanması gerektiğine dair uluslararası topluma yön veren bir içtihadı ortaya koyması” olduğunu anlatan Yüksel, “2003 yılında bir danışma görüşü talebi olmuş ve Divan’ın yaklaşık 1 yıl içerisinde verdiği görüşte, İsrail’in Filistin topraklarındaki ve Filistin halkına karşı ihlalleri tespit edilerek, İsrail’in işgalci statüsü tasdik edilmiş, hatta işgalin hukuksuzluğu bir yana, işgalcilikten kaynaklı insancıl hukuk kurallarını da ihlal ettiği kayıt altına alınmıştı.” dedi.
Yüksel, geçen yüzyıl boyunca Filistin halkının, zorla yerinden edilip, kendi kaderini tayin hakkı başta olmak üzere yaşam, özgürlük, haysiyet ve güvenlik gibi en temel haklarının sistematik olarak inkarına maruz kaldığını belirterek, “Filistin halkı, uzun ve sert bir etnik temizlik, soykırım, mülksüzleştirme ve yerinden etme, hakların inkarı, ayrımcılık ve topraklarının zorla ele geçirilmesi sürecine maruz bırakılmıştır.” değerlendirmesinde bulundu.
Yüksel, sözlerini şöyle sürdürdü:
“1948’de İsrail kuruldu ve İsrail o gün bugün hem Filistinliler hem de İslam dünyası için zulmün ve istikrarsızlığın başlıca merkezi olmuştur. İsrail ve onu destekleyen küresel güçler, sadece bölgesel değil, küresel barış, huzur ve istikrara da büyük zararlar vermiştir. İsrail, sömürgeci ve kolonyalist ideolojinin Orta Doğu’daki şımarık temsilcisi ve arsız bir uzak kalesi olarak beslenmiş ve bu şekilde her türlü destek verilerek tüm bölgede telafisi imkansız zulümlere, ağır insan hakları ihlallerine ve korkunç katliamlara imza atmıştır.”
“Gazze’de yaklaşık 30 bin masum katledildi”
İsrail’in, Gazze’de yaklaşık 30 bin masumu katlettiğini dile getiren Yüksel, “İsrail, fütursuzca soykırım suçu, savaş suçu ve insanlığa karşı suç işlemeye devam etmektedir. İsrail’in suçlarını teşhis ederken onun arkasındaki karanlık şerikleri de görmek gerekmektedir. İsrail, Batı dünya düzeni tarafından adeta dokunulmaz addedilmekte ve şımartılmaktadır.” şeklinde konuştu.
Uluslararası hukukun, hiçbir istisnaya ve istisnacılığa izin verilmeksizin, her koşulda herkese eşit uygulanması gerektiğini vurgulayan Yüksel, “Divan’ın da bu prensiple hareket edeceğini umuyor, Divan nezdinde yürütülen bu sürece Türkiye olarak elimizden gelen tüm desteği sunacağımızı bir kez daha ifade ediyoruz.” dedi.
Türkiye’nin sunumu
Yüksel, “Türkiye’nin sunumunda, İsrail’in Filistin’deki işgalinin Filistin halkının kendi kaderini tayin hakkını engellediğini ve bu sebeple İsrail’in işgali derhal ve koşulsuz sona erdirmesi gerektiğini vurguladığını görmek bizi sevindirdi.” diyerek, Türkiye’nin sunumunda vurguladığı ihlallerin, diğer devletler tarafından da büyük çoğunlukla teyit edildiğini aktardı.
Üçüncü ülkelerin, İsrail’in Filistin’deki işgalinin ve Kudüs’ün tarihi, hukuki statüsünün değiştirilmesine yönelik adımlarının tanınmaması yükümlülüğü olduğunu hatırlatan Yüksel, “Türkiye, bugün Uluslararası Adalet Divanında bir kez daha İsrail’in Filistin’deki işgaline son verilmesi, 1967 sınırlarında başkenti Kudüs olan egemen ve bağımsız bir Filistin devletinin kurulmasını öngören kalıcı ve sürekli bir çözüme ulaşılması çağrısını yinelemiştir.” diye konuştu.
Yüksel, Türkiye’nin, Gazze’ye yönelik saldırıların durdurulması amacıyla uluslararası baskı oluşturulması yönündeki tüm çabalara öncülük ettiğini vurgulayarak, “Türkiye, Filistinli kardeşlerimizin haklarını uluslararası planda sonuna kadar savunmaya devam edecektir.” ifadesini kullandı.
“Hiçbir ülke hukukun üstünde değildir”
UAD’den, en kısa sürede bu gidişata son verilmesine yönelik görüş beklediklerini söyleyen Yüksel, “Hiçbir ülke hukukun üstünde değildir, İsrail hukuktan ve insanlıktan muaf değildir. Uluslararası Ceza Mahkemesinin de faillerin yargılanması için gereken tüm adımları ivedilikle atmasını bekliyoruz. Bu süreçlerin takipçisi olmaya devam edeceğiz.” dedi.
Yüksel, Türkiye’nin, ateşkesin tesisi, kalıcı barışın sağlanması ve adaletin süratle tecelli edebilmesi için çalışmalarını sürdüreceğini kaydetti.
]]>Lahey’deki Uluslararası Adalet Divanı’nda 19 Şubat’ta başlayan davada, Dışişleri Bakan Yardımcısı Büyükelçi Ahmet Yıldız bugün Türkiye’nin görüşlerini dile getirecek.
Yaklaşık 30 dakika sürecek sunumda Büyükelçi Yıldız, 1967 yılından bu yana İsrail’in Filistin topraklarında sürdürdüğü hukuksuz uygulamalara ilişkin Ankara’nın görüşlerini aktaracak.
Duruşmaların son gününde Türkiye’nin yanı sıra, İspanya, Arap Birliği, İslam İşbirliği Teşkilatı ve Afrika Birliği de sözlü beyanlarını açıklayacak.
Birleşmiş Milletler’in (BM) kurulduğu 1945 yılından bu yana en çok katılımcının yer aldığı davada, 52 ülke ve üç kurum, İsrail’in Filistin topraklarındaki eylemlerine ilişkin görüşlerini aktarmış olacak.
Bu dava, Güney Afrika Cumhuriyeti’nin soykırım suçlamasıyla İsrail hakkında açtığı ve 26 Ocak’ta kabul edilen davadan farklı.
Dava nasıl gündeme geldi?
Davanın açılmasına, 2021 – 2022 yılları arasında Filistin topraklarındaki durumu kapsamlı bir şekilde inceleyen BM İnsan Hakları Konseyi’nin hazırladığı rapor kaynak teşkil etti.
Raporda, İsrail’in politikalarının insan haklarını ve savaş yasalarını ihlal ettiği vurgulandı.
Bunun üzerine BM Genel Kurulu, “İsrail’in Doğu Kudüs de dahil olmak üzere işgal altındaki Filistin topraklarındaki politika ve uygulamalarının hukuki sonuçlarına” ilişkin bir kararı kabul etti.
Ardından Birleşmiş Milletler yönetimi, 2022 yılı sonunda, tavsiye amacıyla Uluslararası Adalet Divanı’nın görüşünü talep etti.
BM Genel Kurulu’ndaki oylamada Rusya Çin ve Arap ülkeleri, bu talep lehine oy kullanırken İsrail, ABD, Almanya’nın da aralarında olduğu 27 ülke karşı çıktı.
Uluslararası hukuk uzmanlarına göre BM’nin başvurusu, Uluslararası Adalet Divanı’nın, İsrail’in Filistin topraklarındaki eylemleri konusunda resmi ve kapsamlı bir karar almasını öngörüyor.
BM, 1967 yılından bu yana gündemde olan İsrail işgalinin niteliği ve Filistinlilerin kendi kaderini tayin hakkı konusunda mahkemenin vereceği kararı bunun ve uluslararası toplum açısından yaratacağı hukuki sonuçları görmek istiyor.
Dava neden önem taşıyor?
Belçikalı kamu yayıncısı VRT’ye değerlendirmelerde bulunan Londra’daki Queen Mary Üniversitesi uluslararası hukuk uzmanı Prof. Dr. Dimitri Van Den Meerssche’ye göre, mahkeme, İsrail işgalinin yasa dışı olduğuna karar verirse, işgalin derhal sona erdirilmesi gerekiyor.
Van Den Meersche’ye göre, böyle bir karar yalnızca İsrail’e değil, aynı zamanda Birleşmiş Milletler’in tüm üye devletlerine de sorumluluk yükleyecek.
Belçika’daki Leuven Üniversitesi’nden uluslararası hukuk uzmanı Prof. Dr. Jan Wouters da, Uluslararası Adalet Divanı’nın alacağı kararın, diğer BM üye ülkeleri açısından bağlayıcı olmasa da, güçlü bir etkiye sahip olacağının altını çiziyor.
Wouters, VRT’ye yaptığı açıklamada, Uluslararası Adalet Divanı’nın alacağı kararın, üye ülkeleri harekete geçirmek ve İsrail üzerinde baskı oluşturmak için kullanılacağına işaret etti.
Uluslararası Adalet Divanı’nın vereceği kararın ne gibi bir etkisi olacak?
Uluslararası hukuk uzmanlarına göre, Lahey’deki mahkemenin kararı bir tavsiye niteliğinde ve alınacak kararının hukuki bağlayıcılığı bulunmuyor.
İsrail ve ona destek veren ülkelerin, Uluslararası Adalet Divanı kararını görmezden gelme olasılığı oldukça yüksek.
Ancak, siyasal ahlak açısından güçlü bir etkiye sahip olan bu tür kararlar, İsrail üzerindeki diplomatik baskıyı arttırması ve Filistin topraklarındaki uygulamalarının daha yakından izlenmesi açısından büyük önem taşıyor.
Uluslararası Adalet Divanı’nın alacağı kararın neleri içermesi bekleniyor?
Prof. Dr. Dimitri Van Den Meerssche’ye göre, BM, öncelikle Uluslararası Adalet Divanı’nın, İsrail’in Filistin topraklarındaki eylemlerinin ve işgalin yasal olup olmadığını belirlemesini istiyor.
Mahkemenin alacağı karar, eğer bu işgal Filistin halkının kendi kaderini tayin hakkını ihlal ediyorsa, bunun ne gibi hukuki sonuçlar doğurduğunu da ortaya koyacak.
Mahkeme kararı doğrultusunda İsrail işgalinin uzun vadeli etkisi, yerleşimler, demografik değişimler, ilhaklar, işgal altındaki topraklardaki ayrımcı mevzuat ve bazı insani unsurlar gibi sonuçları da mercek altına alınacak.
Dördüncü Cenevre Sözleşmesi’ne göre işgal edilen bölgelerdeki nüfusun zorla yer değiştirmesinin yasaklandığına işaret eden Van Den Meerssche, uluslararası hukuka göre, işgalin geçici olması ve işgal edilen bölgenin demografik yapısının değiştirilemeyeceğini vurguluyor.
Prof. Dr. Jan Wouters da, Filistin sorunu konusunda 57 yıldır “savunulamaz bir durumda olduğunu” düşünen BM’nin, bu dava ile işgal altındaki toprakların durumunu uluslararası hukuk açışından yorumlamak istediğini söylüyor.
İsrail yönetiminin davaya tepkisi ne?
İsrail, bunun, Uluslararası Adalet Divanı’nın karar vermesi gereken bir konu olmadığını savunuyor. Bu nedenle duruşmalara katılmama ve Lahey’e heyet göndermeme kararı aldı.
İsrail tarafı, barış sürecinin hukuki değil, diplomatik kanallardan sürdürülmesi gereken siyasi bir süreç olduğunu öne sürüyor.
İsrail, Filistin topraklarındaki eylemlerinin de işgal olmadığını iddia ediyor.
İsrail, 1967’den önce Filistin devleti bulunmadığı için işgal altındaki yerleri, “tartışmalı bölgeler” olarak tanımlıyor.
Prof. Dr. Van Den Meerssche, “tartışmalı bölgeler” iddiasının İsrail tarafından onlarca yıldır kullanıldığını ancak yasal olarak ciddiye alınmadığını vurguluyor.
Prof. Dr. Jan Wouters de İsrail’in, 2004’te olduğu gibi, uluslararası mahkemenin tavsiyesini görmezden gelme ihtimalinin yüksek olduğuna işaret ediyor.
Uluslararası mahkeme, 2004 yılında aldığı tavsiye kararında, İsrail’in Batı Şeria’da inşa ettiği duvarın Dördüncü Cenevre Sözleşmesi’nin 49. maddesini ihlal ettiğini bildirmişti.
İsrail yönetimi, bu kararı görmezden geldi.
]]>“İşgal bitene kadar barış olamaz”
LAHEY – Ürdün Dışişleri Bakanı Ayman Safadi Uluslararası Adalet Divanı’nda yaptığı konuşmada, “İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırganlığı bir an önce sona ermelidir. Bunun sorumluları adaletle yüzleşmelidir. Hiçbir ülkenin hukukun üstünde olmasına izin verilmemelidir. İsrail, tamamen uluslararası hukuku hiçe sayarak hareket ediyor ve buna izin veriliyor. Bu devam edemez” dedi.
Uluslararası Adalet Divanı’nda “İsrail’in işgal ettiği Filistin topraklarındaki uygulamalarının hukuki sonuçlarına ilişkin danışma görüşü” duruşmaları devam ediyor. Hollanda’nın Lahey kentindeki Barış Sarayı’nda düzenlenen duruşmaların 4’üncü gününde Ürdün Dışişleri Bakanı Ayfan Safadi ülkesinin argümanlarını sundu. Bakan Safadi, “İsrail’in Filistin işgali en kanlı ve en insanlık dışı biçimde devam ederken, bugün Ürdün Krallığı adına karşınızdayım. Mahkemenizin muhtemel soykırımın incelenmesi gerektiğini belirttiği İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırısı tüm şiddetiyle devam ediyor” ifadelerini kullandı. Safadi, “Gazze’deki yarım milyon Filistinli, Entegre Gıda Güvenliği Aşama Sınıflandırmasının 5’inci, yani en kötü seviyesinde açlıkla karşı karşıya. Gazze’de Filistinliler İsrail’in savaşı yüzünden ölüyor. İsrail, uluslararası insani hukuku ihlal ederek ve emrettiğiniz geçici tedbirleri hiçe sayarak gıda ve ilaç dağıtımını da engellediği için açlıktan ve ilaçsızlıktan ölüyorlar. İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırganlığı bir an önce sona ermelidir. Bunun sorumluları adaletle yüzleşmelidir. Hiçbir ülkenin, hukukun üstünde olmasına izin verilmemelidir. İsrail, tamamen uluslararası hukuku hiçe sayarak hareket ediyor ve buna izin veriliyor. Bu devam edemez. İşgal hukuka aykırıdır. Bu insanlık dışı, bitmesi gerekiyor” şeklinde konuştu.
“Yasa dışı olan yerleşimlerin sayısı artıyor. Yerleşimci terörü büyüyen bir kötülüktür”
Safadi, “İsrail sistematik olarak işgali pekiştiriyor, Filistinlilerin kendi geleceğini tayin hakkını açıkça reddediyor. Yasa dışı tek taraflı eylemleri, sahada barışa yönelik tüm umutları yok eden yeni gerçekler doğuruyor. Uluslararası hukuka göre yasa dışı olan yerleşimlerin sayısı artıyor ve işgal altındaki Filistin topraklarında daha da yayılıyor. Oslo Anlaşması’nın imzalandığı 1993 yılında 280 bin olan yerleşimci sayısı bugün neredeyse yüzde 150’lik bir artışla 700 binin üzerine çıktı” dedi. Batı Şeria’daki Yahudi yerleşimcilerin Filistinlilere yönelik uyguladığı şiddete değinen Safadi, “Yerleşimci terörü büyüyen bir kötülüktür. Kurbanları masum Filistinliler, onların evleri ve geçim kaynaklarıdır. İşgalci güç olarak İsrail’in sivilleri koruma, kültürel ve tarihi mirası koruma ve demografik değişiklikleri zorlamaktan kaçınma konusunda yasal yükümlülüğü vardır. Bu yükümlülüğü sürekli ve kasıtlı olarak ihlal etmektedir” dedi. İsrail’in Filistin’in kültürel ve tarihi mirasını yok ettiğini, Filistin topraklarını ilhak ettiğini, Filistinlileri evlerinden, köylerinden ve şehirlerinden sürdüğünü vurgulayan Safadi, “İsrail, erkek ve kadın binlerce çocuğu yasa dışı bir şekilde gözaltına alıyor, onları fiziksel ve zihinsel işkenceye, istismara maruz bırakıyor” ifadelerini kullandı.
“İşgal bitene kadar barış olamaz”
Safadi, “İsrail, Müslümanların ve Hıristiyanların ibadet özgürlüğünü ihlal ediyor. İsrail hükümeti, Müslümanların Mescid-i Aksa’da ibadet etme haklarını ciddi biçimde kısıtlıyor ve Hıristiyan rahipleri fanatik Yahudilerin aşağılaması ve tacizinden korumak için gerçek adım atmıyor. Onlarca yıldır süren işgal boyunca İsrail, işgal altındaki Kudüs’teki kutsal mekanların Arap, Müslüman ve Hıristiyan kimliğini değiştirmeye çalışıyor. Barış, tüm bölge halklarının hakkıdır. Ama işgal bitene kadar barış olamaz. Filistin halkının kendi geleceğini tayin hakkı gerçekleşene kadar barış olamaz” şeklinde konuştu. Ürdün’ün barış için durmadan çalıştığını aktaran Safadi, “Barışın Ürdün, bölge ve dünya için değerini biliyoruz. İki devletli çözüm hayata geçirilmeli, Filistin devleti Birleşmiş Milletlerin tam üyesi olarak tanınmalı ve kabul edilmelidir” dedi. Safadi, Ürdün’ün Kudüs’teki kutsal mekanları savunma çabalarından vazgeçmeyeceğini belirtti.
“İsrail işgalinin sona ermesi gerektiğine hükmedin”
Safadi, konuşmasını şöyle tamamladı: “İsrail işlediği savaş suçlarından ve uluslararası hukuku ihlal etmekten sorumlu tutulmadığı için Gazze’de ve Batı Şeria’da her gün yüzlerce Filistinli öldürülüyor. Gazze’de çocuklar anestezisiz ameliyat ediliyor. 6 yaşındaki Hind, İsrail’in öldürdüğü yakınlarının çürüyen cesetlerinin yanında günlerce arabada kaldı. Sağlık görevlileri onu kurtarmak için geldiğinde İsrail işgal ordusu sağlık ekibini ve Hind’i öldürdü. Bu vahşet, İsrail işgali altındaki yaşamın değişmez bir gerçeğidir. Bu vahşetin artık devam edemeyeceğine hükmedin. Adaletin sağlanmasına yardımcı olun. Bütün kötülüklerin kaynağı olan İsrail işgalinin sona ermesi gerektiğine hükmedin.”
]]>Uluslararası Adalet Divanı’nda (UAD), “İsrail’in işgal ettiği Filistin topraklarındaki uygulamalarının hukuki sonuçlarına ilişkin danışma görüşü” duruşmaları devam ediyor. Hollanda’nın Lahey kentindeki Barış Sarayı’nda düzenlenen duruşmaların 3’üncü gününde Mısır Dışişleri Bakanlığı hukuk danışmanı Jasmine Moussa ülkesinin argümanlarını sundu. Orta Doğu’nun barış ve istikrar hasreti çektiğini belirten Moussa, Filistin-İsrail çatışmasına 1967 öncesi sınırlarında başkenti Doğu Kudüs olan bir Filistin devletinin kurulmasıyla kapsamlı ve kalıcı bir çözümün olabileceğini söyledi.
Devam eden uluslararası hukuk ihlallerinin, Filistinlilerin topraklarının elinden alınmasını amaçlayan geniş bir politikanın parçası olduğunu ifade eden Moussa, bununla işgalin bir bütün olarak hukuka aykırı hale geldiğini vurguladı.
Filistin’in modern tarihin en uzun süreli işgaline maruz kaldığını belirten Moussa, “Bazı devletlerin mahkemenin hukuki görüşünü belirtmesini istememesi şok edici. Bu, onların uluslararası adalete ve hukukun üstünlüğüne saygıları konusunda nasıl bir mesaj veriyor” dedi.
Mahkemenin BM Genel Kurulu’nun rolünü yerine getirmesinde ek ve temel bir unsur olarak hizmet verdiğini aktaran Moussa, “Barışçıl bir çözüme yönelik gerçek bir umudun var olmadığı göz önüne alındığında bu kritik önem taşıyor” ifadesini kullandı.
“Süresiz işgal, Filistinlilerin siyasi statülerini belirleme hakkını ihlal ediyor”
İsrail’in işgal altındaki Filistin topraklarının demografik yapısını kalıcı olarak değiştirmeyi ve egemenliğini bu topraklar üzerinde genişletmeyi hedeflediğine ilişkin çok güçlü kanıtlar bulunduğunu söyleyen Moussa, “Buna, İsrail’in yasa dışı tahliye emirleri ve ayrım gözetmeyen güç kullanımı yoluyla Gazze’deki Filistinlileri toplu olarak zorla yerinden etmesi eşlik ediyor” diye konuştu.
Uluslararası mahkemelerin 1967’deki işgalin meşru müdafaa amacıyla yapılmadığını, bunu saldırgan bir savaş olarak kabul ettiğini belirten Moussa, “Kendi geleceğini tayin etme hakkı uluslararası hukukun temel ilkesidir. Tüm devletlerin bu hakka saygı duyma ve bu hakkı koruma görevi vardır. Süresiz işgal, Filistinlilerin siyasi statülerini belirleme, ekonomik, sosyal ve kültürel gelişimlerini sürdürme haklarını ihlal ediyor” şeklinde konuştu.
“Adalet ve hukukun üstünlüğü olmadan Orta Doğu’da barış sağlanamaz”
“Filistin halkının uluslararası hukuk kapsamındaki meşru haklarından faydalanabilmesi için daha ne kadar beklemesi gerekiyor” diyen Moussa, “Tarih bizi bugünkü tepkimize göre yargılayacak” ifadesine yer verdi. Mahkemeye, İsrail’in tazminat ödemesi, işgale ve yerleşimler de dahil olmak üzere hukuka aykırı uygulamalarına derhal son vermesi gerektiğine yönelik karar alması için çağrıda bulunan Moussa, “Adalet ve hukukun üstünlüğü olmadan Orta Doğu’da refah, güvenlik, istikrar ve barış sağlanamaz” dedi.
“Herkesin gözleri önünde yaşananlar soykırımı doğruluyor”
Küba adına sözlü beyanda bulunan diplomat Anayansi Rodriguez Camejo ise yaptığı açıklamada, uluslararası hukuku ihlal eden İsrail ve müttefiklerinin yaptıklarının hukuki sorumluluğunu üstlenmesi gerektiğini belirtti. “Herkesin gözü önünde yaşanan durum, devam eden soykırımı doğruluyor” ifadesini kullanan Camejo, “Mahkemenin konu hakkında karar vermek için bütün bir ulusun tamamen yok edilmesini beklememesi gerektiğine inanıyoruz” şeklinde konuştu. – LAHEY
]]>Uluslararası Adalet Divanı’nda (UAD) “İsrail’in işgal ettiği Filistin topraklarındaki uygulamalarının hukuki sonuçlarına ilişkin danışma görüşü” duruşmaları devam ediyor. Hollanda’nın Lahey kentindeki Barış Sarayı’nda düzenlenen duruşmaların ikinci gününde Hollanda adına söz alan Dışişleri Bakanlığı Hukuk Danışmanı ve Amsterdam Üniversitesi Uluslararası Hukuk Profesörü Rene Lefeber, argümanlarını sundu. Lefeber, “Mahkemenin tavsiye niteliğinde görüş verme yetkisi bulunmaktadır. BM Şartı uyarınca herkesin kendi geleceğini tayin hakkı vardır. Herkesin bu hakka aykırı eylemlerden kaçınma yükümlülüğü vardır. Kendi geleceğini tayin etme hakkı, bağımsız devletlerde yaşayanların yanı sıra işgal ve sömürge egemenliği altındaki insanlar için de geçerlidir. Uzun süreli bir işgal, kendi geleceğini tayin etme ilkesini ihlal ediyor. Gereklilik ve orantılılık ilkelerine uyulması şartıyla silahlı bir saldırıya cevap olarak yabancı toprakların işgali meşru olabilir. Bu gereklilikleri yerine getirmeyen taraf, hukuki dayanağını kaybedebilir ve dolayısıyla güç kullanma yasağını ihlal edebilir. İşgalci güç, işgal ettiği topraklardaki nüfusun bir kısmını sınır dışı etmeyecek veya sürmeyecektir. Bu, Uluslararası Ceza Mahkemesi Roma Statüsü uyarınca savaş suçu teşkil etmektedir” ifadelerini kullandı. Lefeber, işgal sırasında işgalci gücün sivillere saygı duyma ve onları koruma görevi bulunduğunu vurguladı.
Bangladeş: “İşgal geçici olmalıdır, ilhak yasa dışıdır”
Bangladeş’in Hollanda Büyükelçisi Riaz Hamidullah ise “meşru müdafaa” ilkesinin uzun süreli işgal için “yasal dayanak sağlamadığına” dikkat çekti. Hamidullah, İsrail’in işgalinin kendi geleceğini tayin hakkı, ilhak ve ırk ayrımcılığı olmak üzere uluslararası hukukun üç temel ilkesine aykırı olduğunu vurgulayarak, “Uluslararası hukukun gerektirdiği gibi herhangi bir işgal geçici olmalıdır, ilhak yasa dışıdır. İsrail’in uzun süreli işgali, ilhak ile birleştiğinde uluslararası hukuku ihlal ediyor. Meşru müdafaa hakkı, kendi geleceğini tayin hakkı da dahil olmak üzere uluslararası hukukun ihlalini gerektirmez. İsrail, eylemlerini haklı çıkarmak için meşru müdafaaya güvenemez. İsrail’in, Filistin halkının kendi geleceğini tayin hakkını reddederek uluslararası hukukun emredici normlarını ihlal ettiği, aynı zamanda adil ve kalıcı bir barış umutlarını da engellediği konusunda geniş bir fikir birliği var” şeklinde konuştu.
“İsrail’in uluslararası hukuka uymasını sağlamak için iş birliği şarttır”
İsrail’in Filistin halkının kendi geleceğini tayin hakkının kullanılmasını engelleyen tüm eylemlere son vermesi, aynı zamanda askeri güçlerini geri çekmesi ve yasa dışı yerleşimlerini ortadan kaldırması yönünde çağrıda bulunan Büyükelçi Hamidullah, “İsrail, verilen zararın tazminini sağlamalı ve bir daha yaşanmayacağını garanti etmelidir. Devletler, Doğu Kudüs de dahil olmak üzere İsrail’in haksız eylemlerinden kaynaklanan hukuka aykırı durumu tanımamalı ve yardım sağlamamalıdır. İsrail’in uluslararası hukuka uymasını sağlamak için iş birliği şarttır. BM Güvenlik Konseyi işgali sona erdirmek için daha fazla önlem almalı. Apartheid sistemine son vermek için derhal harekete geçilmesi gerekiyor” dedi.
Belçika: “İsrail, yasa dışı yerleşimlerle Filistin’in demografik yapısını değiştirmeyi amaçlıyor”
Duruşmada Belçika adına söz alan Brüksel Özgür Üniversitesi Uluslararası Hukuk Profesörü Vaios Koutroulis ise İsrail’in yerleşim politikasına ve hukuki sonuçlarına odaklandı. Koutroulis, “Belçika, Filistin halkına karşı şiddet kullanılmasını kınıyor, İsrail’in şiddete son verme ve failleri adalet önüne çıkarma yönündeki yükümlülüklerini vurguluyor. İsrail, yasa dışı yerleşim politikasıyla Filistin topraklarının demografik yapısını ve bizzat Filistin topraklarının statüsünü kalıcı bir şekilde değiştirmeyi amaçlıyor. Bu politika, toprakların zorla ele geçirilmesinin yasak olduğu ve kendi geleceğini tayin etme ilkeleri gibi uluslararası hukukun temel kurallarını ihlal etmektedir. İsrail tüm yerleşim faaliyetlerine son vermeli ve el konulan tüm mülkleri geri vermelidir. Üçüncü devletler durumu hukuki olarak kabul etmemeli, yardım yapmamalı ve ihlallerin sona erdirilmesi için iş birliği yapmalıdır” ifadelerini kullandı. – LAHEY
]]>Bugünkü duruşma Filistin Yönetimi Dışişleri Bakanı Riyad el Maliki’nin konuşmasıyla başladı. El Maliki, “Gazze’de soykırım yaşanıyor” dedi, İsrail işgalinin koşulsuz sona ermesi gerektiğini ekledi.
Duruşmalara katılması planlanan ülkeler arasında İsrail’in müttefiki ABD’nin yanı sıra Çin, Rusya, Güney Afrika ve Mısır gibi ülkeler de yer alıyor. Sunum yapmayı reddeden İsrail, yazılı gözlemlerini gönderdi.
Türkiye, İspanya, Arap Birliği, İslam İşbirliği Teşkilatı ve Afrika Birliği duruşmaların son günü olan 26 Şubat’ta beyanda bulunacak.
Bu, ICJ’in kurulduğu 1945’ten bu yana en çok katılımcının olduğu dava olacak.
Duruşmaların ardından hakimlerin, tavsiye niteliğindeki görüşlerini bildirmeden önce birkaç ay müzakere etmesi bekleniyor.
İsrail geçmişte bu tür görüşleri görmezden gelmişti.
Ancak Gazze Sağlık Bakanlığı’na göre 7 Ekim’den bu yana yaklaşık 29 bin Filistinlinin öldürüldüğü savaş, üzerindeki siyasi baskıyı artırabilir.
Duruşmalar, İsrail’in, saldırılardan kaçan bir milyondan fazla Filistinlinin bulunduğu Gazze’nin güneyindeki Refah şehrine bir kara saldırısı düzenlemesiyle ilgili endişelerin arttığı günlerde yapılıyor.
ICJ geçtiğimiz hafta yaptığı açıklamada, davayla ilgili sözlü beyanların yaklaşık bir hafta süreceğini ve bu süre zarfında tüm ülkelerin ve üç uluslararası örgütün İsrail’in tedbirlerini neden desteklediklerini veya karşı çıktıklarını açıklamalarının beklendiğini söyledi.
Adalet Divanı’na kim başvurdu?
Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu, 2022’de de mahkemeden işgalle ilgili tavsiye niteliğinde, bağlayıcı olmayan bir görüş istemişti.
Duruşmalar bunun üzerine başladı.
BM Genel Kurulu, 30 Aralık 2022’de ICJ’den İsrail’in Doğu Kudüs dahil işgal altındaki Filistin’deki politika ve uygulamalarının hukuki sonuçlarıyla ilgili tavsiye niteliğinde görüş vermesini talep etti.
Genel Kurul’da yapılan oylamada Arap ülkeleri, Rusya ve Çin bu talep lehine oy verirken İsrail, ABD, Almanya ve diğer 24 üye ülke karşı oy kullamıştı.
ardından İsrail, Mısır’dan Gazze Şeridi’ni Ürdün’den Batı Şeria ile Doğu Kudüs’ü aldı ve bu toprakları işgal etti. Çok sayıda Filistinli topraklarından sürüldü, kaçmak zorunda kaldı ya da öldürüldü. Gazze Şeridi, Batı Şeria ve Doğu Kudüs’te süren İsrail işgali bazı devletlere göre uluslararası hukuka aykırı.
BM Genel Kurulu, ICJ’e bir mektup göndererek Filistinlilerin haklarının işgal ve devam eden yerinden edilme girişimlerinden nasıl etkilendiği; BM ve üye devletlerin bu ihlallere karşı sorumluluklarının neler olduğu hakkındaki soruları iletti.
Uluslararası hukuk kurallarını dikkate alarak bu soruları yanıtlamasını istedi.
İnsan Hakları İzleme Örgütü’ne göre, İsrail’in işgal altındaki topraklardaki politikaları, insanlığa karşı suç olan apartheid ve zulme varıyor.
Lahey merkezli ICJ, daha önce de 2004 yılında, İsrail’in birçok Filistinli aileyi ayıran Batı Şeria duvarının yasa dışı olduğuna ve yıkılması gerektiğine karar vermişti.
Ancak İsrail kararı reddetti ve o zamandan beri duvarı genişletti.
Güney Afrika’nın ICJ davasından farkı ne?
Bu dava, İsrail’in Gazze’de soykırım suçu işlediği iddiasıyla 29 Aralık’ta Güney Afrika tarafından açılan davadan farklı.
Bu davaya ilişkin ön kararda mahkeme, İsrail’in 26 Şubat’a kadar Gazze’de soykırım eylemlerini önlemek için yetkisi dahilindeki tüm önlemleri alması gerektiğine karar vermişti.
Bugün başlayan duruşmalar ise, Gazze’de devam eden mevcut savaşla doğrudan bağlantılı değil. İsrail’in tüm Filistin topraklarına yaklaşımını bağlayan uluslararası hukuk ihlali endişeleriyle ilgili.
Şimdi ne olacak?
ICJ, dünyanın farklı yerlerinden BM Genel Kurulu tarafından dokuz yıllık dönemler için seçilen 15 yargıçtan oluşuyor.
Lübnanlı Yargıç Nawaf Salam şu anda mahkeme başkanı olarak görev yapıyor.
Jüri üyeleri, duruşmalar boyunca kapsamlı sunumları dinleyecek ve ardından yazılı görüşlerini yayımlayacak. Bu yıl sonunu bulabilir.
]]>