Konya Sivil Toplum Kuruluşları Platformu tarafından son günlerde artan ırkçı nefret dalgasına dikkat çekmek için basın toplantısı düzenlendi. Aziziye Kültür Merkezinde düzenlenen toplantı, Suriye’den Türkiye’ye savaş sebebi ile gelen öğretmenlerin barışçıl konuşması ile başladı. Daha sonra konuşan Konya Sivil Toplum Kuruluşları Platformu Başkanı Adem Ceylan, “Türkiye, sistematik bir tarzda geliştirilen, kabartılan ırkçı nefret dalgalarıyla adeta boğulma tehlikesi geçiren bir ülke görünümüne sürükleniyor. Sosyal medyadan siyaset arenasına, oradan sokaklara taşırılan yalanlarla, tahrikler ile kitleler salim düşünme melekesini yitirmiş, vicdan ve adalet duygusu taşımayan canavarlara dönüştürülmeye çalışılıyor. Bireylerin işlediği cürümler veya kabahatler öne çıkartılıp toplumsallaştırılmak suretiyle etnik, kavmi, ulusal köken ayrımları ve ithamları üzerinden saldırganlık meşrulaştırılırken, nefret dalgasının beslediği bir linç atmosferi yaygınlaştırılmak isteniyor” şeklinde konuştu.
“Tarihimizin sayfasına toplumumuz adına utanç verici bir hadise olarak kaydedilmiştir”
Kayseri’de yaşanan olayları hatırlatan Başkan Ceylan, “Kayseri’de Danişmentgazi Mahallesi’nde Suriyeli bir çocuğa karşı gerçekleştirildiği söylenen iğrenç taciz olayının ardından, zanlının emniyet güçleri tarafından gözaltına aldığı duyurulmasına rağmen suçun şahsiliği ilkesi tamamen ihlal edilmiş ve toplumsal linç kültürünün iğrenç bir örneği sergilenmiştir. Sonrasında da 7 yaşındaki bir çocuğa yapılan bu iğrenç saldırının zanlısı, çıkarıldığı nöbetçi mahkemece tutuklanmıştır. Bununla beraber, korkunç bir savaştan canlarını bize emanet ederek ülkemize sığınan masum insanları hedef alan saldırılar, tarihimizin sayfasına toplumumuz adına utanç verici bir hadise olarak kaydedilmiştir. Küresel olarak gerilimlerin artırıldığı ve Avrupa başta olmak üzere dünyada ırkçılığın yükseltildiği bir dönemde provokatörlerce tahrik edilmiş kitleler, hiçbir insani ve hukuki ölçü gözetmeksizin, vicdansızca ve ahlaksızca masum insanların iş yerlerine, araçlarına saldırmış; geniş bir kitleye, çoluk çocuk demeden korku dolu bir gece yaşatmışlardır. Yine aynı merkezden talimat alan veya aynı korkunç zihni paylaşan kişiler, bu oyunun yeni bir versiyonunu karşılık verme bahanesiyle bugün Suriye topraklarında da sergileyerek asıl amaçlarını ortaya koymuşlardır” diye konuştu.
“İslam ümmetine zarar vermektedir”
Başkan Ceylan, “Hiç kuşkusuz bu ırkçı provokasyonlar, toplumun huzurunu ve barışını tehdit eden en büyük unsurlardan biridir. Bu provokasyonlar, sadece suçluyu değil masum insanları da hedef alarak, toplumda derin yaralar açmaktadır. Irkçı nefret ve ayrımcılık, birlikte yaşama kültürümüzü zedeleyerek toplumsal uyumu bozmakta, hem dini hem tarihi hem de coğrafi olarak kardeşimiz olan insanlarla beraber bir parçası olduğumuz İslam ümmetine zarar vermektedir. Coğrafyamızın büyük bir kaos içerisinde bulunduğu dönemde istikrarını koruyan Türkiye’yi büyük sorunlarla boğulan bir ülke gibi gösteren bu saldırganlar, adaleti ve vicdanı yaraladığı gibi Türkiye’nin itibarını da zedelemektedir” ifadelerini kullandı. – KONYA
]]>Törene, Untere Werner Caddesi üzerindeki evlerinde 31 yıl önce yaşanan faciada 5 aile ferdini yitiren baba Durmuş Genç’in yanı sıra yaşamını yitirenlerin yakınları, milletvekilleri ve yetkililer katıldı.
Solingen Belediyesi ve Diyanet İşleri Türk İslam Birliği’nin (DİTİB) organize ettiği törende, Kur’an-ı Kerim okundu, dualar edildi.
Türkiye’nin Düsseldorf Başkonsolosu Ali İhsan İzbul, ırkçı saldırıda yaşamını yitirenlerin isimlerini okuyarak başladığı konuşmasında aile fertlerini yitiren ve bir buçuk yıl önce vefat eden Mevlüde Genç’i rahmetle andı.
Başkonsolos İzbul, “Solingen faciasinın sonrasında da, Almanya’da Nasyonel Sosyalist (NSU) yeraltı terör örgütünün cinayetleri, sonrasında ise Hanau ve Halle’deki gibi çeşitli ırkçı saldırılar yaşandı. Son dönemde özellikle camilerimize yönelik çeşitli eylem ve tehditler de artmış durumda.” dedi.
İzbul, şöyle devam etti:
“2024 yılının Mart ve Nisan aylarında Solingen’de ve Düsseldorf’ta üst üste yaşanan, henüz soruşturmaları devam eden kundaklama eylemleri de ister istemez insanlarımızda büyük endişeye sebep oluyor ve 31 yıl önce bulunduğumuz bölgede yaşanan ırkçı felaketi hatırlatıyor. Söz konusu kundaklamaların hemen tüm yönleriyle aydınlatılması, hayatta kalanların çeşitli mağduriyetlerinin giderilmesi ve tespit edilebilecek faillerin hukuk kapsamında en ağır cezalara çarptırılmaları beklentimizi Alman makamlarına her vesileyle iletiyoruz.”
Irkçılıkla mücadelenin sadece Türk ve Müslüman toplumu yada göçmen kökenliler için değil, Alman toplumunun tamamı için büyük önem arz ettiğini ifade eden İzbul, “Zira son dönemde Avrupa’da ve Almanya’da ivme kazanan ırkçı, yabancı düşmanı ve İslam düşmanı akımlar esasen Alman halkının tamamının güvenliğini, huzurunu, esenliğini ve ortak geleceğini tehdit ediyor. Önü alınamayan ırkçılığı ve yabancı düşmanlığını yaratan siyasi ve sosyal iklimin köklü bir biçimde değişmesi topyekün ve sürekli bir çaba gösterilmesini zorunlu kılıyor.” değerlendirmesinde bulundu.
İzbul, şöyle devam etti:
“Irkçılık, yabancı düşmanlığı, İslam karşıtlığı ve ayrımcılıkla mücadele noktasında tüm STK’lara ve vatandaşlarımıza görev düşüyor. Bu bağlamda, çocuklarımızın eğitim gördükleri okullardan ve yerel idarelerden başlayarak hayatın her alanını etkileyen siyasi, idari süreçlerde aktif rol alınması, mümkün olduğunca çok sayıda Türk olsun Alman olsun STK’ya üye olunması, çalışmalarına iştirak edilmesi önem taşıyor. Karşılaşılan yabancı düşmanı olayların ve ayrımcılığın mutlaka gerek yerel makamlara gerek Başkonsolosluğumuza raporlanması ve şikayet konusu yapılmasının da ihmal edilmemesi gerekiyor.”
Solingen Belediye Başkanı Tim Kurzbach ise Solingen’de 31 yıl önce çok büyük bir suç işlendiğini, bu vahim olayın acısını ve üzüntüsünü çok derinden hissettiklerini söyledi.
Solingen faciası
Almanya’nın Kuzey Ren Vestfalya eyaletindeki Solingen kentinde 29 Mayıs 1993’te Genç ailesinin Untere Werner Caddesi’ndeki evleri kundaklanmış, saldırıda Gürsün İnce (28), Hatice Genç (19), Gülüstan Öztürk (12), Hülya (9) ve Saime Genç (5) hayatını kaybetmişti.
Yakalanan failler Markus Gartmann, Felix Köhnen, Christian Reher ve Christian Buchholz, hapis cezalarını çektikten sonra tahliye edildi. Kimlikleri değiştirilerek gizli tutulan saldırganlar, yaşamlarını Almanya’da sürdürüyor.
]]>Cumhurbaşkanı Erdoğan, Uluslararası Demokratlar Birliği Kapasite Geliştirme ve Eğitim Çalıştayı katılımcılarını Cumhurbaşkanlığı’nda kabul etti. Katılımcılara hitap eden Erdoğan, şunları kaydetti:
“Özellikle kültürel ırkçılık, İslam düşmanlığı, ayrımcılık hatta antisemitizmle mücadelede Birlik, Avrupa’da daima en ön saflarda yer aldı. Uluslararası Demokratlar Birliği Avrupa’daki kardeşlerimizin haklarının korunması, Avrupalı Türklerin entegrasyon süreçlerinin kolaylaştırılması, genç kuşakların asimile olmadan içinde yaşadıkları topluma katılımı, siyaset, ekonomi, sivil toplum ve akademide insanlarımızın desteklenmesi gibi çok geniş bir yelpazede kıymetli faaliyetler yürüttü, yürütüyor. Avrupa’daki Türk diasporasının karşılaştığı sınama ve tehditler değiştikçe, Birliğin faaliyet sahası da genişliyor.
Uluslararası Demokratlar Birliği’nin son dönemlerde kendi insanımızla birlikte kardeş topluluklara da el uzatmasını çok kıymetli buluyorum. Hak ve adalet eksenli yürüttüğü çalışmalarla 20 yılda bir marka haline dönüşen birliğimizi canı gönülden tebrik ediyorum.
“AVRUPA TÜRK TOPLUMU OLARAK SAFLARIMIZI SIKLAŞTIRMALIYIZ”
Sadece bizim değil, Avrupalı Türklerin yanı sıra kimliğini ve kültürünü koruma mücadelesi veren 10 milyonlarca kardeşimizin de Uluslararası Demokratlar Birliği’nden büyük beklentileri var. İslam düşmanlığından ırkçılığa, pek çok tehdidin Avrupa’da tırmandığı bir dönemde sizlerin omuzlarınızda gerçekten ağır bir yük bulunuyor. Çalışmak, daha çok çalışmak, daha fazla gayret etmek zorundayız. ‘Hak verilmez, alınır’ şiarıyla mücadele tempomuzu biraz daha artırmalıyız. Avrupa Türk toplumu olarak saflarımızı sıklaştırmalı, her zamankinden daha dinamik, daha kuşatıcı ve kucaklayıcı bir anlayışla hareket etmeliyiz. Her zaman söylüyorum, biz nerede yaşarsak yaşayalım milletçe güçlü olmak mecburiyetindeyiz. Asırlar boyu İslam’ın sancaktarlığını yapmış, tarihi şanlı zaferlerle dolu bir milletin evlatlarına zayıflık yakışmaz, geride olmak asla ve asla yakışmaz.
“ALMANYA’NIN ÇİFTE VATANDAŞLIĞI KOLAYLAŞTIRMASINI OLUMLU KARŞILIYORUZ”
Bugün yaklaşık 7 milyon insanımız Avrupa’da yaşıyor. Avrupalı Türklerin neredeyse yarısı Almanya’da ikamet ediyor. Vatandaşlarımız uzun yıllar haklarını kullanma noktasında sıkıntı çektiler. Alman makamları ile olan görüşmelerimizde sizden gelen taleplere göre biz de bu konuda yaşanan sıkıntıları pek çok kez gündeme taşıdık. Almanya’nın uzun yıl direndikten sonra çifte vatandaşlığı kolaylaştıran düzenlemeleri kabul etmesini şu anda olumlu karşılıyoruz. Bu imkandan yararlanmanız hak ve eşitlik mücadelenizde sizlere fayda sağlayacaktır. Bu konudaki yaklaşımımızı geçen hafta Külliye’de misafir ettiğimiz Almanya Cumhurbaşkanı sayın Steinmeier’e de ifade ettim. Solingen faciasından 31 yıl sonra 25 Mart’ta yine aynı yerde ikisi çocuk dört kardeşimize yönelik düzenlenen ırkçı saldırıyı gündeme getirdik. Bu saldırının hiçbir karanlık nokta bırakılmadan tamamen aydınlatılması ve sorumluların da mutlaka cezalandırılması gerektiğini kendisine söyledim. Yurt dışında yaşayan onlarca vatandaşını ırkçı teröre kurban vermiş bir ülke olarak bu menfur hadiseler karşısında sessiz kalamayız. Vatandaşlarımızla birlikte soydaşlarımızın haklarını da korumak devletimizin asli görevlerinden biridir. Büyükelçiliklerimizin ve Konsolosluklarımızın kapıları sizlere daima açıktır.
Antisemitizme karşı gösterilen hassasiyet ne yazık ki İslam düşmanlığı ve ırkçılık kaynaklı saldırılardan esirgenmektedir. Hatta bu suçlar güvenlik birimlerinin karıştığı cinayetlerde olduğu gibi dönerci cinayeti denilerek önemsiz hale getirilmeye çalışılıyor. Müslümanlara ve göçmenlere yönelik düzenlenen ırkçı saldırıların çoğunun daha soruşturma aşamasında örtbas edildiğini hepimiz biliyoruz.
“İÇERİDE KÖŞEYE SIKIŞAN SİYASETÇİLERİN AKLINA ÖNCE BİZE VE TÜRKİYE’YE SALDIRMAK GELİYOR”
Aşırı sağcı akımların kimi Avrupa ülkelerinde bizzat devlet tarafından himaye edilmesi Batı demokrasileri adına tam bir faciadır, utançtır, skandaldır. Meselenin daha vahim tarafı Türk ve Türkiye karşıtlığının son yıllarda bazı siyasetçiler ve medya eliyle körüklenmesi, teşvik edilmesi, vatandaşlarımızın hedef tahtasına konulmasıdır. İçeride köşeye sıkışan hangi siyasetçi varsa aklına önce bize ve Türkiye’ye saldırmak geliyor. Seçimde başarısız olan kabahati kendinde aramak yerine bize ve ülkemize saldırarak temize çıkmaya çalışıyor.
Şahsımızı ve bizim üzerimizden ülkemizi hedef alan kampanyaların son dönemde artması tesadüf değildir. Bu kampanyaların tek bir hedefi vardır. O da bizi ve Türkiye’yi susturmaktır. Çünkü Türkiye sadece İslam ve yabancı karşıtlığı meselesinde değil, 7 aydır devam eden Gazze krizinde de dirayetli ve cesur bir duruş sergilemiştir.
Yıllardır bize demokrasi ve özgürlük dersi veren batılı yöneticilerin Gazze katliamlarında takındığı ikiyüzlü politikaları ise ibretle takip ediyoruz. ‘Gösteri hakkı kutsaldır’ diyenlerin 7 Ekim’den sonra ilk icraatı kendi sokaklarında Filistin’e destek gösterilerini yasaklamak oldu. Sağa sola insan hakları karnesi düzenleyenler 15 bini çocuk toplam 35 bin Filistinlinin ölümünü sadece seyrettiler. Lafa her başladıklarında özgür basından dem vuranlar İsrail saldırılarında hayatını kaybeden 140’tan fazla gazeteci hakkında tek bir cümle kurmadılar.
Tüm bu vahşet sahneleri yaşanırken bir avuç vicdan sahibi devlet adamı dışında hiçbir batılı lider tepki göstermedi, sesini yükseltmedi. İsrail’e artık yeter diyecek bir cesur yürek maalesef çıkmadı. Aylarca ateşkes çağrısı yapacak cesareti dahi gösteremediler. Hiçbir şey olmamış, 35 bin masum insan ölmemiş gibi İsrail’in arkasında durmaya, diplomatik ve askeri destek sağlamaya devam ettiler. Bazı prestijli Amerikan üniversitelerinde aralarında antisiyonist Yahudilerin de olduğu vicdanlı öğrenciler ve akademisyenler katliama tepki gösteriyor. Bu insanlar ‘Gazze’de katliam dursun’ dedikleri için şiddete, zulme, eziyete, hatta işkenceye maruz kalıyor. Sırf Filistin’e destek verdikleri için rektörler, profesörler işten atılıyor, linç ediliyor. Ancak söz konusu Türkiye olunca başımıza demokrasi havarisi kesilenlerin hiçbirinin bu hadiseler karşısında gıkı dahi çıkmıyor. Ne kadar meşhur demokrasi savunucusu akademisyen, aydın, gazeteci ve siyasetçi varsa hepsi başını kuma gömmüş, olanların yatışmasını bekliyor.
“ANTİSEMİTİK LEKESİ BİZE YAPIŞMAZ”
Türkiye’yi düşmanlaştırarak hiçbir yere varamazsınız. Ne yaparsanız yapın antisemitik lekesi bize yapışmaz. İslam düşmanlığına, yabancı karşıtlığına ve küresel ırkçılığın her çeşidine nasıl karşıysak antisemitizmi de aynı şekilde reddediyoruz. Coğrafyamızda kargaşa, savaş, istikrarsızlık görmek istemiyoruz.
Bugün kabinemizde, partimizde, Meclis’te ve Cumhurbaşkanlığı’nda sizlerin içinden gelen pek çok başarılı arkadaşımız görev alıyor. 14-28 Mayıs seçimleri öncesinde verdiğimiz sözlerin hepsinin arkasındayız. Bu sözleri de daha öncekiler gibi aşama aşama hayata geçireceğiz.
Yakında Avrupa Parlamentosu seçimleri olacak. Sizin sesinizin o salonlarda yankılanması çok ama çok önemlidir. Avrupa Parlamentosu seçimlerinde oy kullanmayı ihmal etmeyin. Seçimlerin şimdiden sizler ve Avrupa’daki kardeşlerimiz için hayırlara vesile olmasını diliyorum.”
]]>YTB Genel Merkezi’nde düzenlenen anma etkinliğine, YTB Başkanı Abdullah Eren, AK Parti Osmaniye Milletvekili ve TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Başkanı Derya Yanık, Almanya’nın Ankara Büyükelçiliği Elçi Müsteşarı Henning Simon, AK Parti Dış İlişkiler Başkanı Zafer Sırakaya, ırkçı saldırıda yaşamını yitirenlerin yakınları ile çok sayıda davetli katıldı.
YTB Başkanı Eren, burada yaptığı konuşmada, 19 Şubat 2020’deki saldırının ardından 4 yıl geçtiğini ve bu menfur eylemi kınadığını ifade ederek, terör kurbanlarının yakınlarına başsağlığı diledi.
“2023’te 350’nin üzerinde vatandaşımıza saldırı düzenlendiğini görüyoruz”
Batı ülkelerinde Türklere, Müslümanlara ve azınlık gruplara yönelen saldırıların 1980’li yıllardan bu yana artan bir ivmeyle devam ettiğini hatırlatan Eren, “Irkçılık, ayrımcılık, yabancı düşmanlığı, İslamofobi ve göçmen karşıtlığı bilhassa Avrupa’da alan kazanmaya devam ediyor.” dedi.
Eren, Federal Alman Hükümeti’nin Ocak 2023’te açıkladığı rapora göre, ülkede her yıl yaklaşık 22 bin aşırı sağcı saldırı gerçekleştiğini ve her 24 dakikada bir “aşırı sağcı suç” işlendiğini söyledi.
“Başkanlığımızca hazırlanan Yurt Dışındaki Türk Varlığını Hedef Alan Saldırılar Raporuna göre, yurt dışındaki vatandaşlarımıza 2018’de 174, 2019’da 253, 2020’de 389, 2021’de 316, 2022’de 274 ve 2023’te 350’nin üzerinde saldırı düzenlendiğini görüyoruz.” diyen Eren, bu artan saldırılarda aşırı sağın gizliden gizliye büyüyen ırkçı teşkilatlanmalarının önemli bir payı bulunduğunu aktardı.
Eren, Avrupa’nın karşı karşıya kaldığı güncel problemlerin kaynağı olarak göçmenleri ve azınlık grupları işaret eden art niyetli anlayışın, maalesef ısrarla varlığını sürdürmeye devam ettiğini vurguladı.
Son dönemde Müslümanların, yaşadıkları ülkelerde adeta potansiyel tehdit unsuru olarak algılanmaya başladığına dikkati çeken Eren, bu durumun bir an evvel son bulmasını temenni ettiklerini aktardı.
Eren, şöyle devam etti:
“Birbirini anlayan, farklılıklara saygı gösteren, çeşitliliğin zenginlik olduğunu idrak eden, ayrıştırmayı ve ötekileştirmeyi reddeden bir Avrupa görmeyi hepimiz istiyoruz. Bu noktada dikkatle altını çizmek isterim ki, bu karamsar tabloyu elbette ki Avrupa toplumunun tamamına da teşmil etmiyoruz. Barış içinde bir arada yaşama kültürünü savunan ve buna her şartta sahip çıkan Avrupalıların çoğunlukta olduğunu biliyor ve onlara teşekkür ediyoruz.
Almanya’ya 60 yılı aşkındır her alanda önemli değerler katan, Almanya ile Türkiye arasındaki ilişkilerin başat aktörü olan Türk Diasporasının da her zaman yanında olduk ve olacağız.”
Irkçı saldırı sonucu 29 yaşında hayatını kaybeden Sedat Gürbüz’ün annesi Emiş Gürbüz, olayın yaşandığı günden bu güne kadar geçen 4 yılda her günü tek tek saydığını söyledi.
Gürbüz, saldırının Almanya için kapkara bir leke olduğunu, “Bu ırkçılık neden 40 yıldır devam ediyor? Neden durmuyor? Neden biz anne babalar, evlatlarımızı, kardeşlerimizi bu şekilde kaybediyoruz? Artık yeter, dursun. Kimse ağlamasın. Anne baba, evladını bu şekilde kaybetmesin.” diye konuştu.
AK Parti Osmaniye Milletvekili ve TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Başkanı Yanık, İslam’ın masum bir insanın öldürülmesini bütün bir insanlığın ölümü olarak gördüğünü hatırlatarak, kötülüğün ve iyiliğin bulaşıcı olduğunu, kötülükle mücadele edilmesi gerektiğini vurguladı.
Yanık, 5-6 milyona yakın Türk vatandaşının Avrupa’da bulunduğunu belirterek, 2022’de Almanya’ya bir ziyaret gerçekleştirdiğini ve orada Türk vatandaşlarıyla bir araya gelip, oradaki vatandaşların problemlerine ilişkin çözüm üretmek üzere görüşmeler yaptığını söyledi.
Almanya’da yaşayan Türk toplumunun ülkeye ekonomik, sosyal ve kültürel katkıda bulunduğunu vurgulayan Yanık, “Türk toplumuna yönelik böylesi ırkçı saldırının hala devam ediyor olması; bizim açımızdan, Türk vatandaşları açısından, Türkiye açısından bir sorun ama Almanya açısından daha büyük sorun.” diye konuştu.
Hanau saldırısında olay yerine giden ilk gazetecilerden İsmail Erel ise olay anına ilişkin hatıralarını paylaştı.
Erel, 30 dakika içerisinde olay yerine ulaştığını belirterek, “Olayla ilgili çok fazla dezenformasyon vardı. Olayın Rus çete tarafından işlendiğine, PKK’nın terör saldırısı olduğuna dair bilgi kirliliği vardı. Polis ilk andan itibaren düzgün bilgi verseydi bu dezenformasyon oluşmazdı. Polis çok ketum davrandı.” dedi.
“Hanau, her türlü radikalizm ve ırkçılığa karşı birlikte hareket edilmesi gerektiğini hatırlatmakta”
Simon, Ankara’daki Alman Büyükelçiliği Müsteşarı olarak Hanau’daki korkunç saldırının dördüncü yılı nedeniyle büyük üzüntü duyduğunu aktararak, “Bugün, derin bir şekilde hafızlarımıza kazındı ve bizlere o günü birlikte anmamız ve ortak hareket etmemiz gerektiğini hatırlatıyor.” ifadelerini kullandı.
Hanau’daki saldırının münferit bir olay olmadığını, nefret suçlarındaki endişe verici gelişmelerin bir parçası olduğunu vurgulayan Simon, failin içine nefret ve ötekileştirme duygularının işlendiğini vurguladı.
Simon, “Hanau’da hayatını kaybedenler her türlü radikalizm ve ırkçılığa karşı birlikte hareket edilmesi gerektiğini hatırlatmaktadır. Kökeni veya dini ne olursa olsun tüm insanların barış ve güvenlik içinde yaşayabileceği açık ve kapsayıcı bir toplum için mücadele etmemiz büyük önem taşımaktadır.” dedi.
]]>Hanau katliamının anma törenlerinde Berlin’de olaylar çıktı, bazı göstericiler gözaltına alındı
BERLİN – 4 yıl önce Almanya’nın Hanau kentinde meydana gelen ırkçı saldırıda hayatını kaybeden 4’ü Türk vatandaşı olmak üzere, katledilen 9 göçmen kökenli kişi Berlin’de anıldı. Akşamüzeri gerçekleştirilen anma programından sonra, ırkçı saldırıyı kınayan bir protesto yürüyüşü düzenlendi. Yürüyüşte polisle göstericiler arasında arbede yaşandı, bazı göstericiler gözaltına alındı.
Anma töreniyle ve konuşmalarla başlayan başkentteki Hanau eylemi sakin başladı. Çoğu gençlerden oluşan kalabalık, Hanau katliamını kınayan pankartlar açtı, Hanau’da ölenler için mumlar yaktılar, fotoğraflarının önüne çiçekler koydular. Yine, Hanau’da hayatını kaybedenlerin isimleri hep bir ağızdan yüksek sesle tek tek okundu. Açılan pankartlarda, ” Kabil’den Hanau’ya kadar güvende değiliz”, “Hanau Alman öncü kültürü”, “Hanau münferit bir olay değil” gibi ifadeler kullanıldı. Daha sonra yürüyüşe geçildi. Göstericiler, ellerinde öldürülenlerin fotoğraflarının ve isimlerinin yer aldığı pankartlar taşıdı. Yağan yağmura rağmen binlerce kişinin katıldığı protesto yürüyüşünde, zaman ilerledikçe gerginlik de arttı. Yoğun güvenlik önlemleri alan polisle göstericiler arasında zaman zaman itiş kakışlar yaşandı. Polis bazı göstericileri gelen tepkilere rağmen gözaltına aldı. Gösteri, kalabalığın dağılmaması üzerine gece geç saatlere kadar devam etti.
Başbakan Olaf Scholz mesaj yayınladı
Başbakan Olaf Scholz, her yıl olduğu gibi bu yıl da sosyal medya hesabından yayınladığı mesajla, Hanau katliamı kurbanlarını andı. Scholz mesajında, “Dört yıl önce, aşırı sağcı bir kişi Hanau’da dokuz kişiyi vahşice öldürdü. Onun dürtüsü nefretti, nedeni ırkçılıktı. Aşırı sağcılar demokrasimize saldırıyor. Vatandaşları dışlamak, hatta kovmak istiyorlar. Buna asla izin vermeyeceğiz!” açıklamasını yaptı.
Federal Ayrımcılıkla Mücadele Sorumlusu Ferda Ataman da, Hanau katliamıyla ilgili yaptığı açıklamada, bir dizi eleştiri getirdi. Almanya’nın bu olaydan ders almadığını söyledi ve birçok kişinin, kendini devlet ve yetkililer tarafından terk edilmiş hissettiğini belirtti. Olayla ilgili ihmallerin hasır altı edildiğine değinen Ataman, “Yetkililerin böylesi bir olayın tekrar yaşanmaması adına, sonuçlarını net bir biçimde belirleme görevi var. Ama ne yazık ki Almanya bu konuda sınıfta kaldı. Hessen İçişleri Bakanı, belgeli polis ihmallerine rağmen henüz özür bile dilemedi. Hanau kurbanları için resmi bir anma bile yapılmadı” dedi.
Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı da, dört sene önce Hanau’da yapılan ırkçı saldırıda hayatını kaybeden Türk vatandaşları ile diğer kurbanları, sosyal medya hesabından yayınladığı bir mesajla andı. Burada yapılan açıklamada, “Hanau’da 4 yıl önce gerçekleşen ırkçı saldırıda hayatını kaybeden vatandaşlarımızı ve tüm kurbanları saygı ve rahmetle anıyoruz. Yabancı düşmanlığı ve İslam karşıtlığının artmakta olduğu bu dönemde, karşılıklı saygı ve barış içinde bir arada yaşama anlayışının güçlendirilmesinde hepimize görev düşmektedir” ifadelerine yer verildi.
Ne olmuştu
19 Şubat 2020 tarihinde, Tobias Rathjen adındaki ırkçı bir saldırgan, Hanau kentinde iki farklı nargile kafeye yaptığı baskında, Ferhat Ünvar, Gökhan Gültekin, Fatih Saraçoğlu, Sedat Gürbüz ile Hamza Kurtovic, Mercedes Kierpacz, Kaloyan Velkov, Vili Viorel Pun ve Said Nasser El Hashemi isimli 9 genç göçmeni tabancayla ateş ederek katletmişti. 43 yaşındaki saldırganın daha sonra evine giderek annesini öldürdüğü ve ardından intihar ettiği açıklandı. O tarihten sonra Hanau katliamı olarak isimlendirilen olay, her yıl dönümünde başta Hanau olmak üzere Almanya’nın çeşitli kentlerinde düzenlenen gösterilerle hatırlanıyor. Katliamın kurbanları anılıyor ve ırkçılık karşıtı protesto eylemleri düzenleniyor.
]]>Törende ırkçı terör saldırısında yaşamını yitirenlerin mezarlarına çiçekler bırakılarak dua edildi.
Alman Federal İçişleri Bakanı Nancy Faeser, Türkiye’nin Berlin Büyükelçisi Ahmet Başar Şen, Hanau Belediye Başkanı Claus Kaminsky, Türkiye’nin Frankfurt Başkonsolosu Erdem Tunçer ve şehir yöneticileri anma törenine katıldı.
Bu yılki “sessiz” anma töreninde konuşma yapılmadı.
Törenin ardından Hanau Diyanet İşleri Türk İslam Birliği (DİTİB) Merkez Camisi’nde saldırıda yaşamını yitirenler için Mevlid-i Şerif okundu.
Saldırıda hayatını kaybeden Sedat Gürbüz’ün defnedildiği Dietzenbach Mezarlığı’nda da anma töreni düzenlendi.
Cumartesi günü Hanau’da gerçekleştirilen ırkçılık karşıtı yürüyüşe ve mitinge saldırıda öldürülenlerin fotoğraflarını taşıyan binlerce kişi katılmıştı.
“19 Şubat 2020’nin yaraları kapanmayacak”
Federal İçişleri Bakanı Faeser, tören öncesi yaptığı açıklamada, bu korkunç ırkçı saldırıda evlatlarını kaybedenleri asla unutmayacaklarını, yaşamını yitirenlerin ailelerinin acısını paylaştığını belirterek, “19 Şubat 2020’nin yaraları kapanmayacak.” dedi.
Hanau’daki ırkçı terör saldırısı ve ülkede artan aşırı sağcılığa dikkati çeken Faeser, “Aşırı sağcılıkla mücadele etmek için anayasal devletimizin tüm araçlarını kullanmaya devam edeceğiz çünkü insanlık dışı nefret söylemlerini parlamentolarımızdan dahi yayan aşırı sağcı şiddetin öncüleri, son dört yılda seslerini daha gür ve daha güçlü bir şekilde duyurmaya başladılar.” ifadelerini kullandı.
Bakan Faeser, şunları kaydetti:
“Aşırı sağcıların yaydığı korku ve ötekileştirmeye daha fazla insanlık ve dayanışma ile karşılık vermeliyiz. Daha güçlü uyum sinyallerine ihtiyacımız var. Ülkemizde 20 milyondan fazla insanın göçmenlik geçmişi var. Aşırı sağcı ağlar ve onların sınır dışı etme fantezileri hakkındaki ifşaatların ardından, bugünlerde pek çok insan Almanya’da hala güvende olup olmadıklarını kendilerine soruyor. Bunun cevabı sadece şu olabilir: Biz, sizi koruyoruz ve yanınızdayız.”
“Aşırı sağcılar demokrasimize saldırıyor”
Başbakan Olaf Scholz da sosyal medya platformu X üzerinden Hanau’da 4 yıl önceki ırkçı saldırıya ilişkin açıklama yaptı.
Başbakan Scholz, “4 yıl önce aşırı sağcı bir kişi, Hanau’da 9 kişiyi vahşice öldürdü. Motivasyonu nefretti, amacı ırkçılıktı. Aşırı sağcılar, demokrasimize saldırıyor. Vatandaşları dışlamak hatta onları kovmak istiyorlar. Buna asla izin vermeyeceğiz.” ifadelerini kullandı.
Irkçı terör saldırısı
Hanau kentinde 19 Şubat 2020 gecesi iki kafeye düzenlenen ırkçı terör saldırısında aralarında 4 Türk’ün de bulunduğu 9 kişi hayatını kaybetmişti.
Özel harekat timinin düzenlediği operasyonda saldırıyı düzenleyen 43 yaşındaki ırkçı terörist Tobias Rathjen ve 72 yaşındaki annesi evlerinde ölü bulunmuştu.
Saldırgan Rathjen’in avcılık belgesinin bulunduğu ve ardında bir mektupla video bıraktığı kaydedilmişti.
Dönemin Başbakanı Angela Merkel, saldırıyla ilgili, “Irkçılık zehirdir, nefret de zehirdir ve bu zehir toplumumuzda vardır.” ifadesini kullanmıştı.
Federal Savcılık tarafından Aralık 2021’de yapılan açıklamada, saldırıyla ilgili soruşturma kapsamında başka kişilerin suç ortağı, azmettirici veya yardımcı ya da failin bir sırdaşının olduğuna dair yeterli delil bulunamadığı gerekçesiyle takipsizlik kararı verildiği bildirilmişti.
]]>