Günümüzde her iki ebeveynin de çalışması, çocuklarla yeterli ve kaliteli zaman geçirebilmelerine engel olabiliyor..
Aileler dinlenmek istediği için de çocukları televizyon, bilgisayar, tablet ve telefon ekranlarına yönlendiriyor. Ne yazık ki, çocuklarda ekran bağımlılığı gelişimlerini engelleyen faktörlerin başında geliyor..
Konuyla ilgili Sağlık Bakanlığı’ndan bir açıklama geldi.
Bakanlığın teknoloji bağımlılığı hakkında yaptığı yazılı açıklamada, her yıl 3-9 Eylül’ün “Halk Sağlığı Haftası” olarak belirlendiği, hafta boyunca halk sağlığı konularında toplumu bilgilendirmeye ve farkındalığını artırmaya yönelik çalışmalar yapıldığı hatırlatıldı.
Bu yıl Halk Sağlığı Haftası’nın ana temasının “Sağlığını Erteleme, Harekete Geç” olarak belirlendiği aktarılan açıklamada, ana tema kapsamında her gün ayrı ayrı konular çerçevesindeki etkinliklerle toplumun bilgilendirilmesi ve farkındalık oluşturulması hedeflendiği kaydedildi.
Açıklamada, Halk Sağlığı Haftası’nın dördüncü gününe tekabül eden 6 Eylül’ün konusunun ise “Ekranı Değil, Hayatı Yaşa” olarak belirlendiği bildirildi.
“EKRAN KARŞISINDA YALNIZ BIRAKILAN ÇOCUKTA GELİŞİMSEL GERİLİK”
Bebeklik ve erken çocukluk dönemi olan 0-6 yaşın beyin gelişimi, dil ve konuşma gelişimi, sosyal beceri gelişimi, güvenli bağlanma ilişkisi gelişimi, sağlıklı iletişimsel ve sosyal davranışların gelişimi açısından çok önemli bir dönem olduğuna dikkat çekilen açıklamada, özellikle 3 yaştan küçük çocukların anne ve babayla karşılıklı sosyal etkileşimde bulunmasının çocuğun dil, bilişsel ve motor becerilerinin, sosyal ve duygusal gelişiminin desteklenmesi açısından oldukça gerekli olduğu kaydedildi.
Açıklamada, “Bu dönemde çocuğun yaşına ve gelişimine uygun olarak anne babaların çocuklarıyla sevgi ve bağlılığı güçlendirecek oyunlar oynaması, onlara masal anlatması, kitap okuması, şarkı, ninni söylemesi çocuğun zekasını, hayal gücünü, iletişimini ve yaratıcılığını geliştirir.” bilgisi verildi.
Bilimsel olarak 3 yaş altındaki çocukların teknolojiden ve internetten kendi başlarına bir şey öğrenmelerinin mümkün olmadığı kaydedilen açıklamada, şu ifadelere yer verildi:
Bebeklik ve erken çocukluk döneminde, ebeveynlerinin açıklamaları olmadan ekran aracılığıyla verilen bilginin öğrenilmesi mümkün değildir. Çocuğun ekran karşısında yalnız başına bırakılması sonucunda çocukta gelişimsel gerilikler ortaya çıktığı bilimsel olarak ispatlanmıştır.

“4-6 YAŞ ARASI DÖNEMDE TEKNOLOİ KULLANIMI EBEVEYN EŞLİĞİNDE OLMALI”
Toplum temelli çalışmalarda, 0-6 yaş aralığına tekabül eden bebeklik ve erken çocukluk döneminde, uzun süre televizyondan, tabletten ve telefondan içerik seyretmenin çocukta dil, bilişsel, sosyal ve duygusal gelişim alanlarında gecikmelere yol açtığı görüldüğü bildirilen açıklamada, şunlar kaydedildi:
Bu gelişimsel sorunlar da ileri çocukluk döneminde, zihinsel esneklik, empati ve dürtü kontrolü fonksiyonlarının olumsuz gelişmesinde risk faktörleridir.
Öte yandan 4-6 yaş arası dönemde teknoloji kullanımının mutlaka ebeveyn eşliğinde olması ve günde en fazla 20-30 dakika ile sınırlı olması gerekmektedir.
GÜNDE EN FAZLA 20-30 DAKİKA İZLEMELİ
Açıklamada, özellikle okul çağındaki çocukların ve gençlerin problemli bilişim teknolojileri kullanımının sosyal ilişkilerin olumsuz yönde etkilenmesine, aile bağlarının zayıflamasına, akademik başarının veya iş başarısının düşmesine neden olabildiği aktarıldı.
Bununla birlikte teknolojiye hızlı ve rahat erişim imkanının kumar bağımlılığının gelişme riskini de artırdığı belirtilerek, şöyle devam edildi:
Öte yandan teknolojinin ve internetin eğitim ve bilgi sağlama amaçlarıyla kullanılmasının aşırı ve zararlı kullanımı azaltabileceği saptanmıştır. Anne babaların çocuklarıyla birlikte sosyal ortamlarda kaliteli vakit geçirmesi, çocukların ve gençlerin yetenek ve becerilerinin sportif ve sanatsal faaliyetlerle desteklenmesi onların çok yönlü gelişimleri açısından faydalı olacaktır.
Açıklamada, bunların yanı sıra anne babaların ve hatta toplumun tamamının bilişim teknolojilerini bilinçli, güvenli ve etkin kullanmasının sağlanması için 0-3 yaş arası çocukların kesinlikle ekranla tanıştırılmaması, 4-6 yaş arası çocuklarını teknolojiyle tanıştırmayı isteyen anne babaların, kendilerinin çocuklarına eşlik etmesi koşuluyla ve çocuğun yaşına ve gelişimine uygun bir içerikle ve günde en fazla 20-30 dakikayı geçmeyecek sürede çocuklarına teknolojiyi kullandırması tavsiyelerine yer verildi.
Kaynak: Anadolu Ajansı (AA)
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İnternet siteleri ve uygulamalar üzerinden dolandırıcılık faaliyetleri her geçen gün artıyor. Yemek uygulamaları üzerinden vatandaşları kandırmak isteyen dolandırıcılar, yemek siparişi vermemesine rağmen verilmiş gibi vatandaşlara gönderdikleri mesajların içerisindeki ‘Size bir kod gönderdik. Bu kodu bize söyleyin yemek siparişinizi iptal edelim’ şeklinde konuşarak ‘yanlışlık’ havasında iletişime geçtikleri kişileri ağlarına düşürmeye çalışıyor. Dolandırıcılar, bu kod sayesinde vatandaşların telefonunun bazı uygulamalarına erişim sağlayarak dolandırıyor.
“Kimse sizin adınıza bir yemek siparişi vermez”
Adli Bilişim Uzmanı Avukat Emre Akman, dolandırıcıların yeni yöntemini İhlas Haber Ajansı (İHA) muhabirine anlattı. Akman, “Son zamanlarda dolandırıcıların yeni yöntemlerinden biri olan yemek sipariş uygulamaları üzerinden vatandaşlar aranarak adreslerine yemek sipariş edildiği, yemek siparişinin akabinde kendilerine bir kod gönderildiği, eğer yemek siparişini kendisi vermediyse bu kodu kendilerine iletmelerini veya mesaj içeriği içerisine gönderilen dolandırıcıların açmış olduğu internet sitesine tıklamalarını, buradan herhangi bir iptal işlemi yapılmasını gerekli bilgiler girerek talep ediyorlar. Vatandaşlar tabii ki bu mesajlara direkt yemek sipariş uygulamaları adıyla geldiği için haliyle inanmak durumunda kalıyorlar ve bu tarz dolandırıcılık yöntemlerine, dolandırıcıların tuzağına düşmüş oluyorlar. Bizim burada yapmamız gereken zaten kendimiz bir yemek sipariş verip vermediğimizi biliriz. Onun haricinde kimse sizin adınıza bir yemek siparişi vermez. Siz bu zamanlarda eğer yemek siparişi vermediğinizi bildiğiniz halde herhangi bir şekilde yemek firması, yemek sipariş firmaları üzerinden arandığımızda ve size bir kod geleceği veya bir internet sitesi adresi geleceği, bunun üzerinden gerekli bilgiler girilerek iptal edilebileceği söylendiğinde bunlara itibar edilmemesi gerekmektedir” şeklinde konuştu.
“İnternet sitelerinin yönlendirdiği herhangi bir adrese tıklamayalım”
Aranılan numaraların, dolandırıcıların numaraları olduğunu belirten Emre Akman, “Bu nedenle bilgiler de girildiğinde vatandaşların bilgileri ifşa olmakta. Aynı zamanda bu durum daha sonrasında kredi kartından para çekme, kendilerine kredi kullandırılma gibi dolandırıcılık yöntemlerine evrilmektedir. Bu nedenle vatandaşlarımız bu tarz bir durumla karşılaştıklarında kesinlikle ilk önce yemek sipariş uygulamaları varsa bir yemek siparişi verip vermediklerini doğrulasınlar. Eğer bir yemek siparişi verilmediyse de bunlar dolandırıcıdır. Bunlara itibar edilmemesi gerekir. Bu nedenle vatandaş adresi tıkladıysa ve karşısında bir bilgi ekranı geldiyse kendi bilgilerini isteyen bir ekran geldiyse veyahut herhangi bir başka internet sitesine yönlendirmeye çalışıyorsa kesinlikle o internet sitesini kapatıp bir daha girmemelerini öneriyoruz. Çünkü oraya girilen bilgiler dolandırıcıların eline geçiyor veya diğer internet adresi tıklandığında bilgisayara zararlı yazılım yüklenme ihtimali doğmaktadır. Dediğimiz gibi daha vahim olaylara yol açar. Hiçbir şekilde bu internet sitelerine bir bilgi yazmayalım. İnternet sitelerinin yönlendirdikleri herhangi bir adrese de tıklamayalım” dedi. – KONYA
]]>COVID-19’DAN SONRA, DÜNYA GENELİNDE SOSYAL MEDYA KULLANIMI YÜZDE 35 ARTTI
Uraloğlu, geçen yıl tekil mobil kullanıcı sayısının yüzde 2,4 artış göstererek 133 milyona ulaştığı bildirdi.
Dünya genelinde internet kullanımının büyük artış gösterdiğine işaret eden Uraloğlu, 2024’te dünya nüfusunun yüzde 67,1’inin yani 5,44 milyar insanın çevrim içi olduğunu belirtti.
Uraloğlu, küresel internet kullanıcı sayısının geçen yıla göre yüzde 3,4 arttığına dikkati çekti. Dünya çapında sosyal medya kullanıcı sayısının Kovid-19 salgınının başlangıcından bu yana yüzde 35’e yakın arttığını ve son 3 yılda 1 milyara yakın yeni kullanıcı geldiğini aktaran Uraloğlu, “Kullanıcı sayısındaki büyüme geçtiğimiz yıl önemli ölçüde yavaşlasa da halen artmaya devam ediyor. 2013 yılında 1,7 milyar, 2018’de 3,46 milyar olan kullanıcı sayısı nisanda bir önceki yıla göre yüzde 5,4 artışla 5,07 milyara ulaştı.” değerlendirmesinde bulundu.
TÜRKİYE’DEKİ 1 KİŞİ, GÜNDE ORTALAMA 7 SAAT 6 DAKİKAYI SOSYAL MEDYADA GEÇİRİYOR
Türkiye’nin nüfusa göre interneti benimseme oranında yüzde 86,5’le 36. sırada bulunduğunu bildiren Uraloğlu, açıklamasını şöyle sürdürdü:”Ülkemiz internette geçirilen süreye bakıldığında, günde 7 saat 6 dakikayla dünyada 19. sırada yer alıyor. Nüfusumuzun yüzde 86,5’i internet, yüzde 67,4’ü sosyal medya kullanıcısıyken, yüzde 93,8’i mobil bağlantı sahibi. Rapora göre, hücresel mobil internet için ortalama indirme hızı 37,66 megabit, sabit internet ortalama indirme hızı da 41,90 megabit. Türkiye’de internet kullanımının başlıca nedenleri, bilgi bulmak, haber ve etkinliklerden haberdar olmak, bir şeyin nasıl yapılacağını araştırmak, ürün ve marka araştırması yapmak ile aile ve arkadaşlarla iletişimde kalmak olarak belirlendi.”
TÜRKİYE, SOSYAL MEDYA FENOMENLERİNİ TAKİP ETMEDE DÜNYA 49’UNCUSU
Uraloğlu, Türkiye’de kullanıcı başına aylık sosyal medya kullanımında ilk sırayı 21 saat 24 dakika ile Instagram’ın, ikinci sırayı da 20 saat 54 dakika ile TikTok’un aldığını bildirerek, “Türkiye’de sosyal medya hesaplarından takip edilen profillerin başında arkadaşlar, aile ve tanıdığımız insanlar geliyor. Bunu, satın aldığımız ve satın almak istediğimiz markalar, televizyon şovları ya da kanallar ile eğlence içerikleri, fenomenler ve parodi hesaplar takip ediyor. Türkiye, dünyada sosyal medyada fenomenlerini takip etme oranında diğer ülkelere göre yüzde 11,7’yle 49. sırada bulunuyor.” ifadesini kullandı.
Dünya genelinde her hafta çevrim içi satın alım yapan internet kullanıcılarının oranına bakıldığında, Türkiye’nin yüzde 64,6’le 3. sırada yer aldığını belirten Uraloğlu, şunları kaydetti:
“Ücretsiz teslimat, kolay iade politikası, kuponlar ve indirimler, hızlı ve kolay ödeme ile müşteri yorumları gibi etkenler vatandaşların çevrim içi alışverişe yönelmesinde en önemli tercih sebepleri olarak karşımıza çıkıyor. Yeni marka, ürün ve hizmetleri keşfeden kullanıcılar incelendiğinde yüzde 36,8’inin sosyal medya reklamları aracılığıyla bu markaları keşfettiği belirlendi. Bu sıralamayı, arama motorları, televizyon ve uygulama reklamları ile marka veya ürünlerin internet siteleri takip etti.”
]]>Eskişehir Şehirler Arası Otobüs Terminali binasında bulunan ve bilet satışı yapan 50 yazıhaneden 25 tanesi kapandı. Son zamanlarda elden bilet satışının oldukça düştüğü terminalde, firmalar bir yazıhanede 5 firmaya kadar birleşerek hizmet verebiliyor. Bu durum esnafı üzerken, durumun nedeni olarak ise iki sebep ön plana çıkıyor. Biri pandemi sonrası her alanda olduğu gibi bilet satışında da insanların online işlemlere yoğunluk vermeleri. Günümüzde firma yetkililerinin aktardığı bilgilere göre bilet satışlarının yüzde 65’i internetten yapılıyor. Diğer neden ise gelişen ve yaygınlaşan Yüksek Hızlı Tren kullanımı. Son olarak Sivas’a yapılan Yüksek Hızlı Tren hattı, otobüs firmalarının işini büyük ölçüde düşürüyor.
“Bilet satışlarımızın yüzde 65’i internet ortamından”
Bir otobüs firmasında 15 yıldır yönetici olan Gökhan Güldaş, internetten yapılan satışların işlerine olan ekinsine değindi. Bilet satışlarının yüzde 65’nin online odluğunu belirten Gültaş, “Şimdi yazıhanelerin kapanmasının en büyük etkeni biliyorsunuz çok büyük bir sıkıntı geçirdik. Pandemi gibi bir dönemden geçtik bütün milletimiz. Bu pandemi sürecinde herkes doğal olarak çok büyük etkilendi. Esnafların bazıları dükkanlarını kapattı, bazıları kepenk kapattı, bazıları iflas etti, battı gitti. Şimdi bu pandemi sürecinde vatandaşlarımızın internetten daha çok yoğunlukla bilet almalarından dolayı bu gibi bazı yazıhaneler kapatmak mecburiyetinde kaldı. Onlar da şöyle bir kendilerini çare buldular, ekonomik krizden biraz daha az etkilenmek adına işte 2 yazıhane bir yazıhane olarak birleşerek işte bir yazıhane 3-4 firma, 5 firma birlikte bilet satarak kendilerine bir ekonomik krizden biraz daha olsun kendilerine göre o şekilde bir plan, program çizdiler. Yani bu aslında büyük bir etken gördüğünüz gibi otogardaki şu anda 50 tane bildiğim kadarıyla yazıhanemiz var. Hemen hemen yarısı faaliyette, yarısı değil bunlar. Şu anda bilet satışlarımızın yüzde 60’ı yüzde 65’i internet ortamından yapılıyor. Yani buraya gelen işte son dakika dediğimiz işte gelip de otogarda, ‘ilk araba hangisiyse işte ona çıkart bineriz. Bursa ilk araba kaçtaysa, Ankara’ya ilk araba kaçtıysa ona bineriz’ gibi gelen yolcularımızın tercihi. Onun haricinde bir biletlerimizi hemen hemen yüzde 65’i 70’i internet bileti. Şöyle baktığınız zaman da ister istemez personel kaybına sebebiyet veriyor. Yani bir firma ortalama burada bir yazıhane de 5 kişi çalıştıracak ister istemez bu 3’e düşürebiliyor. Çünkü niye internet ortamından daha fazla bilet tüketildiği, dolayı burada fazla personel gerek kalmıyor” dedi.
“Şu anda Ankara’ya çalışan Eskişehir firması yok”
25 yıldır yazıhane işletmeciliği yapan Hayati Namal ise gelişen Yüksek Hızlı Tren hatlarının kullanımın yaygınlaştığına, bunun ise işerini önemli ölçüde düşürdüğüne değinirken şöyle konuştu;
“Hızlı tren bizi sıkıntıya soktu, kısa mesafeler açıldı. İstanbul, Ankara şimdi de Sivas’a kadar açıldı. Daha da nereye kadar açılacağı belli değil. Bu yüzden yani hem uzun yolumuz hem kısa yolumuz bitiyor yavaş yavaş. İşlerimiz hızlıydı Ankara istikamet olsun İstanbul istikameti olsun bütün otobüslerimiz dolu gidip dolu geliyordu. Ama tabi hızlı tren bizi çok sekteye uğrattı. Çok firma kapandı, zaten yazıhaneler zaten görüyorsunuz çoğu boş. Yani tamamen bizi etkiledi. Şu anda Eskişehir’den Ankara’ya giden firma yok. Ancak Doğu, Güneydoğu arabaları orada geçiyor, onlar alıyor. Mesela hızlı tren açılmadan önce Eskişehir’den, Ankara’ya nereden baksan günlük 30-40 tane Eskişehir firması gidip geliyordu.Şu anda Ankara’ya çalışan Eskişehir firması yok.” – ESKİŞEHİR
]]>ULAŞTIRMA ve Altyapı Bakanı Abdülkadir Uraloğlu, “Sosyal medya kullanım süresi dünyada 2 saat 23 dakika iken; ülkemizde 2 saat 44 dakika, yaklaşık 3 saati buluyor. Dolayısıyla bu alan asla boş bırakılmaması ve son derece ciddiyetle ele alınması gereken bir konu” dedi.
Bakan Uraloğlu, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu’nda (BTK) ‘Hep Birlikte Daha İyi Bir İnternete’ temasıyla düzenlenen ‘Güvenli İnternet Günü Etkinliği’ne katıldı. Burada konuşan Uraloğu, insanlık olarak bilgiye erişim konusunda sıkıntı çekilmeyen bir çağda yaşadıkları için şanslı olduklarını fakat bununla beraber insanlık tarihinde hiç olmadığı kadar da manipülasyona ve dezenformasyona açık hale gelindiğini söyledi.
‘ÇOCUKLARIMIZI İNTERNET DÜNYASINDA YALNIZ BIRAKMAYIN’
Bugün internet sayesinde bilgiye ulaşmanın yanı sıra bankacılık işlemlerinden fatura ödeme gibi birçok işlemi de internet üzerinden kolaylıkla gerçekleştirildiğini anımsatan Uraloğlu, internetin hayatlarına getirdiği kolaylıkların yanında hayatlarını dönüştüren bir olgu haline de dönüştüğünü ifade etti. İnternet kültürünün, zamanının büyük kısmını internette geçiren gençlerin değerlerini de belirlediğini vurgulayan Uraloğlu, “Örf ve adetlerimiz internet ortamında farklı yorumlanabiliyor, insani değerler de bu mekanda farklılık gösteriyor. Bu nedenle bir ebeveynin, kendi çocuğunun evin dışında, nerede, kiminle olduğunu bilmesi gerekiyorsa; dijital dünyada da çocukların kontrolsüz bir şekilde bırakılması oldukça tehlikeli sonuçlar doğurabilir. Buradan tüm anne-babalara sesleniyorum; lütfen çocuklarımızı, gençlerimizi başıboş ve uçsuz bucaksız bir ortam olan internet dünyasında yalnız bırakmayın. Çok farklı koruma ve güvenlik yöntemleriyle onları dijital alemin kötülüklerinden uzak tutun” diye konuştu.
‘VATANDAŞLARIMIZI BİLİNÇLENDİRMEK İSTİYORUZ’
İnterneti güvenli bir şekilde kullanmanın yollarını öğrenmek ve uygulamanın herkesin sorumluluğunda olduğunu belirten Uraloğlu, “Günlük internet kullanım süresi, dünyada 6 saat 40 dakika iken; ülkemizde bu rakam 6 saat 50 dakika, yaklaşık 7 saate ulaşmış bulunuyor. Sosyal medya kullanım süresi ise dünyada 2 saat 23 dakika iken; ülkemizde 2 saat 44 dakika, yaklaşık 3 saati buluyor. Dolayısıyla bu alan asla boş bırakılmaması ve son derece ciddiyetle ele alınması gereken bir konu. Biz de bu kapsamda bakanlık olarak Güvenli İnternet Günü vesilesiyle, vatandaşlarımızı dijital dünyada güvende tutmanın yolları konusunda bilinçlendirmek istiyoruz” dedi.
‘824 EĞİTİM VE SEMİNER İLE 116 BİN KİŞİYE ULAŞTIK’
Dijital platformlarda karşılaşılan en büyük sorunlardan birisinin de bilgi kirliliği olduğunu söyleyen Uraloğlu, yalan ile gerçeğin iç içe geçtiği dijital ortamlarda interneti ve sosyal medya platformlarını bilinçli bir şekilde kullanmak ve dijital okuryazarlık becerilerini geliştirmek gerektiğini söyledi. Çocukları ve gençleri; siber zorbalık, çocukların çevrim içi istismarı, sosyal medya ve oyun bağımlılığı başta olmak üzere pek çok dijital tehditten korumanın gerekliliğine de vurgu yapan Uraloğlu, bu tehditlere karşı 2016 yılında BTK bünyesinde Güvenli İnternet Merkezi’ni kurduklarını hatırlattı. Güvenli İnternet Merkezi ile 2023 yılında gerçekleştirilen 167 eğitim ve seminer ile yaklaşık 26 bin kişiye ‘İnternetin Bilinçli ve Güvenli Kullanımı’ eğitimi verdiklerini bildiren Uraloğlu, “Böylece son 5 yılda 824 eğitim ve seminer ile toplam 116 bin kişiye ulaştık. ‘İnternet Yardım Merkezi’ ile internetin bilinçli, güvenli ve etkin kullanımı kapsamında kullanıcıların internet ortamlarında yaşadıkları sorunlara çözüm önerileri sunuyoruz. Aynı şekilde hizmet vermeyi sürdüren, ‘ALO 141 İnternet Bilgi Destek Hattı’ ile de dijital ortamlarda yaşanan sorunları, hızlı ve alternatif bir yoldan çözüme kavuşturuyoruz. 2023 yılı itibari ile 70 binden fazla çağrıya cevap verdik” diye konuştu.
‘314 BİNDEN FAZLA ZARARLI BAĞLANTIYI ENGELLEDİK’
Uraloğlu, siber tehditlere karşı da etkin bir mücadele yürüttüklerinin altını çizerek, “Uluslararası kuruluşlar, adli makamlar, araştırma merkezleri ve üniversiteler, özel sektör gibi paydaşlarla koordinasyon içerisinde hareket eden Ulusal Siber Olaylara Müdahale Merkezi, aynı zamanda uluslararası planda ülkemizin temas noktası olma görevini de ifa ediyor. Tamamen yerli ve milli olarak geliştirdiğimiz Avcı, Azad, Kasırga, Atmaca ve Kule gibi uygulamalarımız ile ülkemizin siber güvenliğini sağlıyoruz. Ulusal Siber Olaylara Müdahale Merkezi’miz tarafından bugüne kadar yerli yazılımlarımız ile engellenen 314 binden fazla zararlı bağlantıyı şayet engelleyememiş olsaydık, vatandaşlarımız sadece geçtiğimiz hafta içinde 66 milyona yakın zararlı isteğin hedefi haline gelmiş olacaklardı” diye konuştu.
]]>Bakan Uraloğlu, Antalya’nın Serik ilçesi Kadriye Turizm Merkezi’ndeki bir otelde, Türk Telekom Yönetim Kurulu Başkanı, Ulaştırma ve Altyapı Bakan Yardımcısı Ömer Fatih Sayan, Türk Telekom CEO’su Ümit Önal ile şirket yöneticilerinin yer aldığı 2024 İş Hedefleri Değerlendirme Toplantısı’na katıldı.
Burada katılımcılara hitap eden Bakan Uraloğlu, bir yıl önce ülkenin yaşadığı en büyük felaket olan 6 Şubat depremlerinde hayatını kaybeden vatandaşlara bir kez daha Allah’tan rahmet diledi ve devlet millet el ele büyük bir badireyi atlattıklarını kaydetti.
Bakanlık olarak, birçok stratejik alanda millete hizmet etmenin onurunu gururunu yaşadıklarının altını çizen Bakan Uraloğlu, “Yol Medeniyettir” anlayışıyla aziz vatanımızın dört bir yanında, Mavi Vatan’da, İstikbalimiz olan göklerde çalışma arkadaşlarımızın imzası vardır. Elbette bu hizmetleri yürütürken hızla gelişen teknolojiyle yarıştığımızın farkındayız. Özellikle ulaşım, bilişim, teknoloji ve telekomünikasyondaki projelerimizi, çağın ihtiyaçlarının önünden gitmenin bir zaruret olduğu bilinciyle planlıyoruz” diye konuştu.
Bakan Uraloğlu, yük, insan ve data ulaşımındaki yatırımları Cumhurbaşkanımızın vizyonu, hükümetlerimizin kararlılığı ve Türk Telekom gibi alanında uzman kurum ve kuruluşlarımızın inançlı çalışmalarıyla hayata geçirdiklerini bildirdi.
Geçmişi iki asır evvele dayanan Türk Telekom’un yıllar içerisinde sürekli kendini yenileyerek; mobil, internet, telefon ve TV gibi geniş hizmet ağı ve zengin ürün çeşitliliğiyle hem bireysel hem de kurumsal hizmetler alanında çok güçlü bir markaya dönüştüğüne değinen Bakan Uraloğlu, Türkiye’yi yeni teknolojilerle buluşturma ve bilgi toplumuna dönüşüm sürecini hızlandırma vizyonuyla da 81 ilin tamamında faaliyetlerini başarıyla sürdürdüğünü kaydetti.
“İnternet yaşam tarzı haline geldi”
Türk Telekom’un, afet halleri de dahil olmak üzere her zaman ülkesinin ve milletinin yanında olduğunu gösterdiğini işaret eden Bakan Uraloğlu, “Asrın felaketi 6 Şubat depremleri çerçevesinde, mobil baz istasyonlarını bölgeye sevk ederken, bölgedeki vatandaşlarımızı acil ihtiyaçlarını karşılayabilmeleri için ücretsiz konuşma ve internet yükleyerek büyük faydalar sağlamıştır. Bölge halkı için WiFi internet noktalarını ücretsiz kullanıma sunmuş ve iletişime kapalı olan müşterilerinin mobil, internet ve sabit hatlarını görüşmeye açarak ülkemiz için ne kadar kıymetli bir kurum olduğunu bir kez daha kanıtlamıştır” ifadelerine yer verdi.
İnternetin özellikle son 25 yıl içerisinde alışkanlıkları, zorunlulukları değiştiren ve dönüştüren yeni bir yaşam tarzı haline geldiğini vurgulayan Bakan Uraloğlu, bugün içinde bulunulan dördüncü sanayi devrimini; nesnelerin interneti, kuantum bilgisayarlar, bulut bilişim, makineler arası iletişim, blok zincir uygulamaları ve yapay zeka teknolojilerinin oluşturduğunu belirtti.
“Küresel mobil veri trafiğindeki yükseliş”
Sosyal medya ağları ve dijital platformların önemini ve faaliyet sahasını sürekli arttırdığını ve genişlettiğini işaret eden Bakan Uraloğlu, ” Artık dijital teknolojiler, yeni ürün ve piyasaların gelişmesine yol açarken ekonomik büyümenin en önemli itici gücü haline gelmiştir. Günümüzde yaklaşık 5,5 milyar insan cep telefonu kullanmaktadır. Bu rakam toplam dünya nüfusunun üçte ikisinden fazlasının cep telefonu kullandığını gösterirken, dünya genelinde kullanılan cep telefonlarının yaklaşık yüzde 80’ini ise akıllı telefonlar oluşturmaktadır. 2027 yılı itibarıyla akıllı telefon kullanıcı sayısının 7,7 milyara ulaşması beklenmektedir. Teknoloji dünyasında çığır açan 5G ağlarının, ekonomik değerde trilyonlarca dolar ve milyonlarca iş fırsatı oluşturacağı öngörülmektedir. 2028 yılında ise dünya çapında 5G aboneliklerinin tüm mobil aboneliklerin yüzde 55’ini oluşturarak 5 milyar insana ulaşacağı tahmin edilmektedir. Küresel mobil veri trafiğinin ise 2030 yılına kadar 80 kattan fazla bir artışla aylık 5 bin Exabyte’ı aşacağı düşünülmektedir. Kısaca, her geçen gün veri trafiğinin katlanarak arttığı bir dönemdeyiz. Dünyada üretilen, kopyalanan ve tüketilen veri büyük bir hızla artıyor. Sosyal ağlar ve sosyal medyanın milyarları bulan kullanıcı sayısına ulaşması, uluslararası ilişkiler ve ticaretin yoğun olarak internet üzerinden yürütülmesi bunun en önemli etkenleri arasında yer alıyor” dedi.
Veri hacminin 2010 yılında 2 zetabyte seviyesinde iken 2020’de 64 zetabyte, 2025’te ise 181 zetabyte’a ulaşacağının tahmin edildiğini aktaran Bakan Uraloğlu, sadece 15 yılda verinin neredeyse 90 kat artacağını kaydetti.
“İnternet otobanı”
“Bu nedenle ülkeler ve kıtalar arası internet otobanlarına olan ihtiyaç, öngörülenin de ötesinde artmaktadır” diyen Bakan Uraloğlu, ” Bu çerçevede de hem ihtiyacı karşılama hem de Türkiye’yi bölgenin veri üssü yapma hedefiyle çalışmalarımıza devam ediyoruz. Hem devlet hem de özel sektör olarak yeni yatırımlarımız ve iş birliklerimizle Türkiye’yi bir telekomünikasyon merkezi haline getiriyoruz. Yeni nesil teknolojilere ve özellikle fiber yatırımlara büyük önem veriyoruz. Genişbant altyapısının yaygınlaştırılması ve fiber optik altyapının güçlendirilmesi gibi stratejik adımlarla, ülke genelinde sunulan hizmetlerin daha hızlı, güvenilir ve erişilebilir olması adına çalışmalar sürdürüyoruz. Bugün yaklaşık 19,5 milyonu sabit abone, 74,8 milyonu mobil abone olmak üzere toplam 94,3 milyon genişbant internet abone sayısına ulaştık. Şu anda toplam fiber uzunluğumuz yaklaşık 550 bin kilometre ve fiber altyapı uzunluğumuzu bu yıl 600 bin kilometreye, 2028 yılına kadar da 850 bin kilometreye çıkarmayı hedefliyoruz. Fiberin toplam sabit genişbanttaki payını ise 2024’te yüzde 35’e ulaştırmayı, mobil genişbant penetrasyon oranını ise yüzde 90’a çıkarmayı planlıyoruz. Ayrıca bugün ülkemiz, OECD ülkeleri içinde 2021-2022 yılları arasındaki bir yıllık süreçte sabit internet yaygınlığı en çok artan ülkeler arasında yer almaktadır” ifadelerine yer verdi.
Bakan Uraloğlu, haberleşme, ulaşım, savunma sanayi, otomotiv, denizcilik, hangi alanda olursa olsun yerli, milli ve özgün üretime büyük önem verdiklerini vurguladı.
“Ülkemizi yüksek teknoloji üretim üssü haline getireceğiz”
Bir yandan 5G çalışmalarında yerli ve milli çerçevede ilerlerken bir yandan da 6G teknolojisinin hazırlıklarına başladıklarını vurgulayan Bakan Uraloğlu, “5G altyapıları için kritik öneme sahip 5G çekirdek şebeke, 5G baz istasyonu, 5G’ye özel yönetim, servis ve yazılım ürünleri geliştiriyoruz. Bu noktada Türk Telekom’da, Türkiye’nin dijital dönüşümüne liderlik etme sorumluluğu ile 5G konusundaki çalışmalarını 2013 yılından bu yana sürdürüyor. 5G hız rekorlarının yanı sıra ülkemizin ilk akıllı fabrika uygulaması, ilk özel endüstriyel mobil şebeke, ilk canlı 5G maç yayını, 5G destekli ilk çevrim içi uzaktan ameliyat ve tarımda ilk akıllı traktör kullanımı gibi çok sayıda yenilikçi projeye imza atıyoruz. Bu yenilikçi çalışmaları ve başarıları için teşekkür ediyor, yenilerinin devamını bekliyoruz. Biliyoruz ki 5G’nin yaygınlaştırılması için gerekli olan planlama, strateji, kadro, kaynak, koordinasyon ve eylem entegrasyonu, kabiliyet ve imkanına sahip bir Türkiye var. Yerli üretim ile yüksek teknolojili küresel markalar çıkaracağız. Ülkemizi yüksek teknoloji üretim üssü haline getireceğiz. Ayrıca telekomünikasyon merkezi olma yolunda hızla ilerlerken, artık uydu ve uzay çalışmaları alanında da uluslararası bir oyuncu olma yolunda önemli adımlar atıyoruz. Yayıncılık ve internet erişimi hizmetleri noktasında, stratejik haberleşme sistemlerini sürekli güncelleyerek zamanın gereği olan yenilikleri vatandaşlarımıza dünya ile eş zamanlı olarak sunuyoruz” diye konuştu.
“Türksat 6A’yı haziran ayında yörüngesine göndereceğiz”
Uydu ve uzay teknolojileri alanlarında önemli faaliyetler gerçekleştirdiklerine değinen Bakan Uraloğlu, “İlk defa ülkemizin insanlı uzay misyonu bir Türk astronotumuzu uzaya göndererek hem havacılık hem de uzay çalışmalarımız bakımından çok önemli bir dönem yaşıyoruz. Astronotumuz Alper Gezeravcı 13 farklı alanda uzayda bilimsel çalışmamıza öncülük etti ve yepyeni gelişmelerin kapılarını araladı. Şu anda da dünyaya dönüş yolculuğunda. İnşallah bugün saat 16.30 gibi sağ salim dünyaya inmesini bekliyoruz. Ayrıca, ilk yerli ve milli haberleşme uydumuz TÜRKSAT 6A ile uzay ve uydu teknolojileri alanında teknik bir devrim gerçekleştiriyoruz. Bu sayede Türkiye haberleşme uydusu üretebilen 10 ülke arasına girecek. İnşallah Türksat 6A’yı, önümüzdeki haziran ayında yörüngesine göndermeyi hedefliyoruz” dedi.
Bakan Uraloğlu, Türk Telekom’un yönetici kadrolarının görevinin kurumsal bir yönetim anlayışıyla hizmet kalitesini arttırmak ve Türk Telekom’u faaliyette bulunduğu alanlardaki en değerli marka haline getirmek olduğunu vurguladı. – ANTALYA
]]>HATAY – Depremin vurduğu Hatay’da altyapı sorunları nedeniyle evde internet kullanamayan vatandaşlar, bölgede sinyal alabilecek baz istasyonu da bulunmayınca ‘Alo’ kelimesine hasret kaldı. Köyün yüksek noktalarına çıkarak sinyal arayan vatandaşlar, yağışlı havalarda oldukça zorlanıyorlar.
Kahramanmaraş merkezli depremler sonrası Hatay’da internet alt yapısı büyük oranda zarar görmüştü. Antakya ilçe merkezine 20 kilometre mesafede bulunan yaklaşık bin 500 nüfuslu Yaylacık Mahallesi’nin internet altyapısı da depremden olumsuz etkilendi. Mahallede yaşayan vatandaşlar, bölgede sinyal alabilecek baz istasyonu da bulunmayınca cep telefonu ve internet üzerinden iletişim kurmakta güçlük çekmeye başladılar. Dünyanın 5G’ye geçtiği bu günlerde ‘Alo’ kelimesine ve görüntülü konuşmaya hasret kalan vatandaşlar, bölgeye baz istasyonu kurulmasını istiyorlar.
“Yıl 2024, burada ambulansı arayabileceğimiz nokta bize en az 1 kilometre”
Asrın felaketi sonrası evde internet kullanamadıklarını ifade eden Necdet Temiz, mahallenin yüksek noktalarında kısmi olarak hattın çektiğini belirterek, “Yıl 2024, şu anda bizim köyümüzde şebeke yok. Depremden sonra altyapı çöktüğünden dolayı evde şu anda internette kullanamıyoruz. Baz istasyonu olmadığından dolayı da haberleşemiyoruz. Köyde telefon belirli noktalarda çekiyor. Ben telefonla görüşmek için en azından 1 kilometre ya da 700 metre yükseğe çıkıp öyle konuşmam lazım. Köyün orta alanında caminin olduğu bölümde hat çekiyor, onun haricinde köyün birçok yerinde hat yok. Yıl 2024, burada ambulansı arayabileceğimiz nokta bize en az 1 kilometre” dedi.
İletişim kurmakta güçlük çektiklerini anlatan Yasin Sökmen, “Az önce kepçeyle de aradık maalesef şebekemiz yoktur. Bir ‘alo’ da yok, hiç haberleşme yok. Altyapı da gitti, hiçbir şekilde haberleşemiyoruz. Bir an önce önlemlerimizi alalım, hayat yerine gelsin” ifadelerini kullandı.
“Önce arada da olsa çekiyordu, depremden sonra daha da gitti”
Bölgede yaşanan iletişim sorunu için yetkililerden destek beklediklerini ifade eden Cengiz Yılmaz, “1999’dan bu yana cep telefonu kullanmaktayım, fakat şu an bizim köyümüzde normal telefonla görüşme yapamıyoruz. Sıkıntılı ya da acil bir durumumuz olduğunda köyün yüksek tepelerine ya da yolun dışına bir buçuk kilometre gittiğimiz yerler oluyor. Ancak orada az bir şekilde şebeke gidip geliyor. Yetkililerden bu sıkıntımızı bir an önce çözmelerini istiyoruz. Önce arada da olsa çekiyordu, depremden sonra daha da gitti” şeklinde konuştu.
“Hastamız evde can çekişirken biz telefonumuza şebeke arıyoruz”
Acil çağrı merkezini arayabilmek için 3 kilometreyi bulan yolu yürümek zorunda kaldıklarını ifade eden Osman Ok, “Hastamız olduğunda 112’yi bile arayacak durumumuz yok. 2-3 kilometre dışarıya gidiyoruz. Hastamız evde can çekişirken biz telefonumuza şebeke arıyoruz. Gelsinler burada telefonla konuşup, internete bağlanmayı denesinler, bize hak verirler. Burada çekip çekmediğini görsünler” dedi.
“Yağmurda zor oluyor ama başka çaremiz yok”
İl dışında yaşayan çocukları ile yağmur altında yüksek bir noktada görüşen Celal Demir, “Bizim yaşadığımız yerde telefon çekmiyor. Oradan buraya mecburen geliyoruz. Çocuklar Manisa’da, mecburen görüşmek zorunda kalıyoruz. Yağmurda zor oluyor ama başka çaremiz yok” ifadelerini kullandı.
]]>Kahramanmaraş merkezli depremler sonrası Hatay’da internet alt yapısı büyük oranda zarar görmüştü. Antakya ilçe merkezine 20 kilometre mesafede bulunan yaklaşık bin 500 nüfuslu Yaylacık Mahallesi’nin internet altyapısı da depremden olumsuz etkilendi. Mahallede yaşayan vatandaşlar, bölgede sinyal alabilecek baz istasyonu da bulunmayınca cep telefonu ve internet üzerinden iletişim kurmakta güçlük çekmeye başladılar. Dünyanın 5G’ye geçtiği bu günlerde ‘Alo’ kelimesine ve görüntülü konuşmaya hasret kalan vatandaşlar, bölgeye baz istasyonu kurulmasını istiyorlar.
“Yıl 2024, burada ambulansı arayabileceğimiz nokta bize en az 1 kilometre”
Asrın felaketi sonrası evde internet kullanamadıklarını ifade eden Necdet Temiz, mahallenin yüksek noktalarında kısmi olarak hattın çektiğini belirterek, “Yıl 2024, şu anda bizim köyümüzde şebeke yok. Depremden sonra altyapı çöktüğünden dolayı evde şu anda internette kullanamıyoruz. Baz istasyonu olmadığından dolayı da haberleşemiyoruz. Köyde telefon belirli noktalarda çekiyor. Ben telefonla görüşmek için en azından 1 kilometre ya da 700 metre yükseğe çıkıp öyle konuşmam lazım. Köyün orta alanında caminin olduğu bölümde hat çekiyor, onun haricinde köyün birçok yerinde hat yok. Yıl 2024, burada ambulansı arayabileceğimiz nokta bize en az 1 kilometre” dedi.
İletişim kurmakta güçlük çektiklerini anlatan Yasin Sökmen, “Az önce kepçeyle de aradık maalesef şebekemiz yoktur. Bir ‘alo’ da yok, hiç haberleşme yok. Altyapı da gitti, hiçbir şekilde haberleşemiyoruz. Bir an önce önlemlerimizi alalım, hayat yerine gelsin” ifadelerini kullandı.
“Önce arada da olsa çekiyordu, depremden sonra daha da gitti”
Bölgede yaşanan iletişim sorunu için yetkililerden destek beklediklerini ifade eden Cengiz Yılmaz, “1999’dan bu yana cep telefonu kullanmaktayım, fakat şu an bizim köyümüzde normal telefonla görüşme yapamıyoruz. Sıkıntılı ya da acil bir durumumuz olduğunda köyün yüksek tepelerine ya da yolun dışına bir buçuk kilometre gittiğimiz yerler oluyor. Ancak orada az bir şekilde şebeke gidip geliyor. Yetkililerden bu sıkıntımızı bir an önce çözmelerini istiyoruz. Önce arada da olsa çekiyordu, depremden sonra daha da gitti” şeklinde konuştu.
“Hastamız evde can çekişirken biz telefonumuza şebeke arıyoruz”
Acil çağrı merkezini arayabilmek için 3 kilometreyi bulan yolu yürümek zorunda kaldıklarını ifade eden Osman Ok, “Hastamız olduğunda 112’yi bile arayacak durumumuz yok. 2-3 kilometre dışarıya gidiyoruz. Hastamız evde can çekişirken biz telefonumuza şebeke arıyoruz. Gelsinler burada telefonla konuşup, internete bağlanmayı denesinler, bize hak verirler. Burada çekip çekmediğini görsünler” dedi.
“Yağmurda zor oluyor ama başka çaremiz yok”
İl dışında yaşayan çocukları ile yağmur altında yüksek bir noktada görüşen Celal Demir, “Bizim yaşadığımız yerde telefon çekmiyor. Oradan buraya mecburen geliyoruz. Çocuklar Manisa’da, mecburen görüşmek zorunda kalıyoruz. Yağmurda zor oluyor ama başka çaremiz yok” ifadelerini kullandı. – HATAY
]]>