ÇANKIRI – Çankırı’nın Ilgaz ilçesinde çıkan orman yangınına ekiplerin müdahalesi 14’üncü saatte sürüyor. Yangının etkisini yitirdiği belirtildi.
Olay, dün saat 17.00 sıralarında Ilgaz ilçesi Yukarımeydan köyü mevkiinde meydana geldi. Edinilen bilgiye göre, ormanlık alanda bilinmeyen sebeple yangın çıktı. Kısa sürede büyüyen yangın sebebiyle 4 köyde yaşayan vatandaşlar tahliye edildi. Bölgeye sevk edilen çok sayıda itfaiye ve orman ekibi yangına müdahalede bulundu. Sabah saatlerine kadar süren çalışmalar neticesinde yangının ilerleyişi durduruldu. Ekipler sabah saatleri itibarıyla 4 farklı bölgede soğutma çalışması yapıyor. Öte yandan, yangında 44,17 hektar alanın zarar gördüğü öğrenildi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Dizlerine kadar suyun içine girip Türkiye’nin en iyi pirincini üretmek için ter döküyorlar
ÇANKIRI – Türkiye’nin önemli çeltik üretim merkezlerinden olan Çankırı’nın Ilgaz ilçesinde, Ilgaz Dağı’nın kar suları ile beslenen tarlalarda çeltik ekimine başlandı. Dizlerine kadar suyun içinde ter döken çiftçiler, Türkiye’nin en kaliteli pirinci olduğunu iddia ettikleri sarıkılçık pirinci için yoğun mesai harcıyor.
Yılda ortalama 30 bin ton pirincin üretildiği ve Türkiye’nin önemli pirinç üretim merkezleri arasında yer alan Çankırı’da, çiftçilerin çeltik mesaisi başladı. Havaların ısınması ile birlikte Ilgaz ilçesindeki pirinç üreticileri, bölümlere ayırdıkları tarlalara Ilgaz Dağı’ndan gelen kar sularını verdi. Devrez Çayı çevresindeki köylerdeki tarlalar, su verilmesinin ardından “sarıkılçık” çeltiği ile buluşturulmaya başlandı. Çiftçiler, dizlerine kadar suyun içine girerek, Türkiye’nin en iyi pirincini yetiştirmek için ter döküyor. Sabahın erken saatlerinden itibaren mesaiye başlayan çiftçiler, elleri ile tohumları çeltik tarlalarına serpiyor. Mayıs ayının sonuna kadar ekimi tamamlanacak olan çeltiğin hasadının ise Eylül ve Ekim ayları içerisinde yapılması planlanıyor.
Ilgaz ilçesinde yaşayan çiftçiler, şeker oranı diğer pirinçlere göre daha düşük olan ve lezzetinden vazgeçilmeyen sarıkılçık pirincinin ana üretim merkezinin Ilgaz ilçesi olduğunu belirterek, diğer illerde yetiştirilen sarıkılçık pirincinin daha kaliteli olamayacağını söyledi.
“Geni ile oynanmayan tek pirinç, sarıkılçık pirinci”
Ilgaz ilçesinde çocukluğundan beri pirinç üretimi yapan Hüseyin Çelik, “Doğdumdan beri bu işi yapıyorum. Bizim geçim kaynağımız çeltik. Eskiden hayvancılık yapardık, onu da bıraktılar. Biz de pirinç üretiyoruz. Bu yetiştirdiğimiz pirinç, sarıkılçık pirincidir. Biz bunun Ilgaz sarıkılçık pirinci olarak tanınmasını istiyoruz. Sarıkılçık pirinci atadan, deden gelen tohumumuz. Sürekli olarak her yıl yetiştirdiğimiz ürünle tohumluk yaparız. Geni ile oynanmayan tek pirinç, sarıkılçık pirinci. Bunun şeker oranı çok düşük. Farklı yerlerde de sarıkılçık pirinci olarak satılıyor. Ama bunu almak isteyenler üreticiden almaya çalışsınlar. Toptancılarda yüzde 100 orijinali olmuyor. Alıcılar Ilgaz sarıkılçık pirincini tercih etsin. Kastamonu’nun Ilgaz ilçesi de sarıkılçık pirincini benimsedi. Ama kesinlikle Ilgaz’ın dört köyünde yetişir. Onun haricinde hiçbir yerde yetişmez. Biz burada 21 çeşit çeltik denedik ama hiçbirinden verim alamadık. Ama bizim dededen kalan bu pirincimizin özelliği Ilgaz Dağı’ndan gelen suyla oluyor. 1 kilo sarıkılçık pirinci ile 10 kişi doyurursunuz. Diğer normal pirinçle 5 kişi doyuramazsınız. Bu pirincin bir diğer adı da tencere patlatandır. Bunun piştiği tencere geniş olacak. Artışı çok fazla” dedi.
“Biz Ilgaz’ın sarıkılçık pirincini tüm dünyaya duyuracağız”
Ilgaz sarıkılçık pirincini tüm dünyaya duyurmak istediklerini belirten Çelik, “Ilgaz Belediye Başkanımız gerekli girişimlerde bulundu. İnşallah burada bir çeltik fabrikası kuracağız. Onu kurduktan sonra bizim pazarla işimiz olmayacak. Biz Ilgaz’ın sarıkılçık pirincini tüm dünyaya duyuracağız. Biz sadece Ilgaz ile kalmasın istiyoruz. Vatandaşlar bunu Tosya pirinci olarak biliyor, çünkü biz bunu tanıtamadık. Bu pirinç sadece Ilgaz’daki dört köyde yetişir. Başka yerde yetişmez. Tosya’da yetişse dahi burası daha çok tercih ediliyor. Türkiye’nin en kaliteli sarıkılçık pirinci Ilgaz’da yetiştirilir. Diğer yerlerde sarıkılçık olarak satılan pirinç Ilgaz pirinci değildir. Alıcılarımızdan direkt üreticiden alsınlar” diye konuştu.
]]>Yılda ortalama 30 bin ton pirincin üretildiği ve Türkiye’nin önemli pirinç üretim merkezleri arasında yer alan Çankırı’da, çiftçilerin çeltik mesaisi başladı. Havaların ısınması ile birlikte Ilgaz ilçesindeki pirinç üreticileri, bölümlere ayırdıkları tarlalara Ilgaz Dağı’ndan gelen kar sularını verdi. Devrez Çayı çevresindeki köylerdeki tarlalar, su verilmesinin ardından “sarıkılçık” çeltiği ile buluşturulmaya başlandı. Çiftçiler, dizlerine kadar suyun içine girerek, Türkiye’nin en iyi pirincini yetiştirmek için ter döküyor. Sabahın erken saatlerinden itibaren mesaiye başlayan çiftçiler, elleri ile tohumları çeltik tarlalarına serpiyor. Mayıs ayının sonuna kadar ekimi tamamlanacak olan çeltiğin hasadının ise Eylül ve Ekim ayları içerisinde yapılması planlanıyor.
Ilgaz ilçesinde yaşayan çiftçiler, şeker oranı diğer pirinçlere göre daha düşük olan ve lezzetinden vazgeçilmeyen sarıkılçık pirincinin ana üretim merkezinin Ilgaz ilçesi olduğunu belirterek, diğer illerde yetiştirilen sarıkılçık pirincinin daha kaliteli olamayacağını söyledi.
“Geni ile oynanmayan tek pirinç, sarıkılçık pirinci”
Ilgaz ilçesinde çocukluğundan beri pirinç üretimi yapan Hüseyin Çelik, “Doğduğumdan beri bu işi yapıyorum. Bizim geçim kaynağımız çeltik. Eskiden hayvancılık yapardık, onu da bıraktılar. Biz de pirinç üretiyoruz. Bu yetiştirdiğimiz pirinç, sarıkılçık pirincidir. Biz bunun Ilgaz sarıkılçık pirinci olarak tanınmasını istiyoruz. Sarıkılçık pirinci atadan, deden gelen tohumumuz. Sürekli olarak her yıl yetiştirdiğimiz ürünle tohumluk yaparız. Geni ile oynanmayan tek pirinç, sarıkılçık pirinci. Bunun şeker oranı çok düşük. Farklı yerlerde de sarıkılçık pirinci olarak satılıyor. Ama bunu almak isteyenler üreticiden almaya çalışsınlar. Toptancılarda yüzde 100 orijinali olmuyor. Alıcılar Ilgaz sarıkılçık pirincini tercih etsin. Kastamonu’nun Ilgaz ilçesi de sarıkılçık pirincini benimsedi. Ama kesinlikle Ilgaz’ın dört köyünde yetişir. Onun haricinde hiçbir yerde yetişmez. Biz burada 21 çeşit çeltik denedik ama hiçbirinden verim alamadık. Ama bizim dededen kalan bu pirincimizin özelliği Ilgaz Dağı’ndan gelen suyla oluyor. 1 kilo sarıkılçık pirinci ile 10 kişi doyurursunuz. Diğer normal pirinçle 5 kişi doyuramazsınız. Bu pirincin bir diğer adı da tencere patlatandır. Bunun piştiği tencere geniş olacak. Artışı çok fazla” dedi.
“Biz Ilgaz’ın sarıkılçık pirincini tüm dünyaya duyuracağız”
Ilgaz sarıkılçık pirincini tüm dünyaya duyurmak istediklerini belirten Çelik, “Ilgaz Belediye Başkanımız gerekli girişimlerde bulundu. İnşallah burada bir çeltik fabrikası kuracağız. Onu kurduktan sonra bizim pazarla işimiz olmayacak. Biz Ilgaz’ın sarıkılçık pirincini tüm dünyaya duyuracağız. Biz sadece Ilgaz ile kalmasın istiyoruz. Vatandaşlar bunu Tosya pirinci olarak biliyor, çünkü biz bunu tanıtamadık. Bu pirinç sadece Ilgaz’daki dört köyde yetişir. Başka yerde yetişmez. Tosya’da yetişse dahi burası daha çok tercih ediliyor. Türkiye’nin en kaliteli sarıkılçık pirinci Ilgaz’da yetiştirilir. Diğer yerlerde sarıkılçık olarak satılan pirinç Ilgaz pirinci değildir. Alıcılarımızdan direkt üreticiden alsınlar” diye konuştu. – ÇANKIRI
]]>Tam ismi Afet Muhteremoğlu Ilgaz olan yazar, Zekeriya ve Ayşe Muhteremoğlu çiftinin çocukları olarak 2 Ocak 1937’de Çanakkale’de dünyaya geldi.
Babasının işi nedeniyle Kars, Iğdır ve Ankara’da yaşayan Ilgaz, 5 yaşına geldiğinde ailesiyle İstanbul’a taşındı.
Çocukluğu ve gençliği, hikayelerinde de sıklıkla yer verdiği, İstanbul Kocamustafapaşa’da geçen Ilgaz, bu durumu bir açıklamasında, “Ben çocukluğumdan beri bu havayı soludum. Muhafazakar insanlardan oluşan bir ailede büyüdüm. Yazılarıma yaşadıklarım aksetti. Semtin bende uyandırdığı intibalar ve ruhumda oluşturduğu düğümlerin çözülmesi gerekiyordu. Başörtülüler’de böyle bir girişim vardır.” cümleleriyle ifade etmişti.
Ilgaz, Çapa Uygulama Ortaokulu’nun ardından, Çapa Öğretmen Okulu’nda eğitim gördü. 1954’te 17 yaşındayken Dünya gazetesinde yazmaya başlayan Ilgaz, 1957’de Çapa Eğitim Enstitüsü Edebiyat Bölümünü bitirdi.
Kırklareli Pınarhisar’a ortaokul öğretmeni olarak atanan usta yazar, Türkoloji bölümüne girmek ve üniversitede kalmak düşüncesiyle görevinden ayrılarak İstanbul’a geldi.
Ilgaz, üniversiteye girerken kararını değiştirerek, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe ve Klasik Filoloji bölümlerinde eğitim gördü.
Usta edebiyatçı, bu kararı almasındaki sebebe dair ise “Bir yazar olarak gelişmemde ne çevremin, ne okullarımın, ne okuduğum kitapların beni gereken hızla yetiştirmede bir yararı olmamıştı. Felsefe okumaya karar vermekle sanıyorum ki bu yanlış ve ağır gidişi gene kendi sezgimle, bir dereceye kadar zamanında önledim.” açıklamasını yapmıştı.
Afet Ilgaz, üniversiteden sonra İzmit’te Türkçe öğretmenliği yapmaya başladı, daha sonra İstanbul’da Kasımpaşa Lisesi’nde çalışmaya devam etti.
Kentli ve kırsal hayattan kesitler sundu
Öğretmenliği bırakarak İtalya’ya giden usta yazar, bir süre sonra Türkiye’ye dönerek bir anaokulu açtı, 1962’de İtalya anılarını “İtalya Mektupları” adlı kitabında okuyucuyla buluşturdu.
Ilgaz, eserlerinde hem kentli hem de kırsal yaşamdan kesitler sunarken, öykü, roman ve denemeleriyle edebiyat dünyasında önemli bir yer edindi.
Bireylerin çevreleriyle uyumsuzluğundan kaynaklanan sorunları da konu alan yazar, ilk öyküsünü 1955’te “Yücel” adlı dergide okuyucuyla buluşturdu.
Yazar Ilgaz, önce Muhteremoğlu Kitabevi’ni kurdu, 1968’te evlendiği yazar Rıfat Ilgaz ile de Sınıf Yayınlarını hayata geçirdi.
Dr. Hikmet Kıvılcımlı’nın önderliğinde 19 Mayıs 1968’de açılan, İşsizlik ve Pahalılıkla Savaş Derneğinin kurucuları arasında yer alan Ilgaz, Yeni Şafak, Yeni Çağ ve Milli Gazete’de de köşe yazarlığı yaptı.
Ilgaz’ın yazıları “İstanbul”, “Varlık”, “Türk Dili”, “Yeditepe”, “Gelecek”, “Yansıma”, “Sanat ve Toplum” dergilerinde yayımlandı.
Orta halli aile içi olaylarla toplum katlarının çeşitli sorunlarını konu edinen ilk romanı “Eşiktekiler”, Yeni İstanbul Gazetesi ile Türk Dil Kurumunun (TDK) ortaklaşa verdiği Törehan Sanat Ödülü’ne değer görülen yazar, “Başörtülüler” başlıklı hikaye kitabıyla “TDK Hikaye Ödülü”nü kazandı. Ilgaz’ın, “Yol” romanı ise Türkiye Yazarlar Birliği tarafından “Yılın Romanı” seçildi.
Eserleri TRT’de izleyiciyle buluştu
İtalyancadan çeviriler de yapan Ilgaz’ın “Annem Annem” ve “Toprak İnsanları” eserleri televizyon dizisi olarak TRT’de izleyiciyle buluştu.
“Annem Annem”, “Çocuklar da Savaştı” ve “Filiz Büyüyor” kitapları, radyo oyunu olarak 1987-1988 arasında TRT radyolarında yayınlandı.
Tasavvuf alanıyla ilgilenmeye başlayan ve 1990’lı yıllarda yaşadığı dönüşüm sonucunda İslami dergilerde yazmaya başlayan Ilgaz, Kanal 7’de çeşitli programlara imza attı.
Bir yazısında Seyyid Ahmet Arvasi’nin eserleriyle hayatının değiştiğini ifade eden usta kalem, milli anlayışı savunan siyasal hareketlere destek verdi.
Ilgaz, 1999 Nisan seçimlerinde Fazilet Partisi’nden İstanbul Belediyesi Meclis Üyeliği’ne seçildi.
“Milli” tavırdan taviz vermedi
Türkiye’deki keskin fikri mücadeleler içinde, halkın yönünü ve duygularını anlamak açısından kitapları büyük önem taşıyan Ilgaz, yazılarında “milli” tavırdan taviz vermedi.
Afet Ilgaz’ın ilk evliliğinden Haluk ve Uğur Çırakman adlarında iki oğlu, Rıfat Ilgaz ile ikinci evliliğinden ise Defne Ilgaz adında bir kızı dünyaya geldi.
Unutulmaz romanların da arasında yer aldığı 30’a yakın eser kaleme alan usta yazarın çalışmalarından bazıları Bulgarca, Çekçe, Slovakça ve Almancaya tercüme edildi.
İstanbul’da 16 Ocak 2015’te vefat eden Ilgaz’ın cenazesi, Kocamustafapaşa Sümbül Efendi Camisi’nde kılınan namazın ardından Yedikule Mezarlığı’nda toprağa verildi.
Afet Ilgaz’ın kaleme aldığı eserlerden bazıları şöyle:
“Hikaye” türünde “Bedriye (1963)”, “Başörtülüler (1964)”, “Toprak (1968)”, “Toprak İnsanları (1972)”, “Halk Hikayeleri (1972)”, “Çeribaşı Abdullah’la İdamlık İsmail (1974)”, “Ölü Bir Kadın Yazar (1983)”, “Kazdağı Öyküleri (2000)”
“Roman” olarak “Eşiktekiler (1960)”, “Aşamalar (1977)”, “Sendika (1987)”, “Garip Bir Dava (1987)”, “Bir Feministin Doğruya Yakın Portresi (1988)”, Ad Semud Medyen (1991)”, “Yol (1993)”, “Yolcu (1994)”, “Menekşelendi Sular (1997)”, “Ermiş (2000)”
“Çocuk Romanı” dalında “Annem Annem (1972)”, “Değişen Sevgiler (1976)”, “Çocuklar da Savaştı (1979)”, “Filiz Büyüyor (1991)”, “Karadaylak (1991)”
“Deneme” türünde ise gazete yazılarından oluşan “İbnü’l-Vakt (2000)”, “Ateş Denizinde Yol Alan Gemi (2002)”, “İkindi Güneşi (2003)”
]]>