İletişim – Haber 60 – Tokat Haber https://www.haber60.com.tr Fri, 02 Aug 2024 21:21:35 +0000 tr hourly 1 https://wordpress.org/?v=6.9.4 AYM, İletişim Başkanlığı’na basın ve ifade özgürlüğüne müdahale yetkisi veren kararnameleri iptal etti https://www.haber60.com.tr/aym-iletisim-baskanligina-basin-ve-ifade-ozgurlugune-mudahale-yetkisi-veren-kararnameleri-iptal-etti/ https://www.haber60.com.tr/aym-iletisim-baskanligina-basin-ve-ifade-ozgurlugune-mudahale-yetkisi-veren-kararnameleri-iptal-etti/#respond Fri, 02 Aug 2024 21:21:35 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=43203 (ANKARA) – Anayasa Mahkemesi (AYM), İletişim Başkanlığı’na basın ve ifade özgürlüğüne müdahale yetkisi veren Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’ni iptal etti. Anayasa Mahkemesi, iptal kararını resmi X hesabından da paylaştı ancak paylaşım bir süre sonra silindi. Instagram hesabına erişim yasağı getirildiği gün Resmi Gazete’de yayımlanan kararın X hesabından silinmesi dikkati çekti.

Anayasa Mahkemesi, CHP’nin yaptığı “İletişim Başkanlığının 17 Eylül 2020 tarihli ve 66 numaralı İletişim Başkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin bazı maddelerinin Anayasaya aykırı olduğu gerekçesiyle iptali ve yürürlüğünün durdurulmasına ilişkin” başvurusunu inceleyerek, karara bağladı.

CHP’nin dava dilekçesinde, “Kurallarla, Başkanlığa verilen stratejik iletişim ve kriz yönetimine ilişkin görevlerin, haberleşme ve basın özgürlüğüyle ilgili olması nedeniyle kanunla düzenlenmesi gerektiği, temel hak ve özgürlüklerin Cumhurbaşkanlığı kararnamesi  ile düzenlenemeyeceği, kurallarda öngörülen görevler kapsamında alınacak tedbirlerin genel çerçevesinin ilke ve esaslarının belirlenmediği ve kuralların Anayasa’ya aykırı olduğunu” belirtilmişti.

Davaya konu olan kurallarda ise “Türkiye Cumhuriyeti’ne yönelik iç ve dış tehdit unsurlarını analiz ederek stratejik iletişim ve kriz yönetimi açısından gerekli tedbirleri uygulamanın ve Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı yürütülen psikolojik harekat, propaganda ve algı operasyonu faaliyetlerini belirleyerek her tür manipülasyon ile dezenformasyona karşı faaliyette bulunmanın, İletişim Başkanlığı bünyesinde ihdas edilen Stratejik İletişim ve Kriz Yönetimi Dairesi Başkanlığının görevleri arasında olduğunun düzenlendiği” ifade edildi.

AYM kararında, söz konusu kuralların düzenlendiği 66 numaralı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 5’inci maddesiyle 14 numaralı İletişim Başkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’ne eklenen 6/A maddesinin c ve ç bentlerinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline karar verildi.

Mahkemenin kararında, “Anayasa’nın 104. maddesinde, ‘Anayasa’nın İkinci kısmının Birinci ve İkinci bölümlerinde yer alan temel haklar, kişi hakları ve ödevleriyle Dördüncü Bölümü’nde yer alan siyasi haklar ve ödevlerin Cumhurbaşkanlığı Kararnameleriyle düzenlenemeyeceğinin belirtildiği” vurgulandı.

“Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile düzenlenemeyecek yasak alana ilişkin düzenlemeler içerdiği anlaşılmıştır”

Mahkeme kararında şu ifadelere yer verildi:

“Dava konusu kurallarla, Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı yürütülen algı operasyonu faaliyetleri neticesinde oluşan krizin stratejik iletişimle yönetilmesine ilişkin tedbirler alınması ve her tür manipülasyon ile dezenformasyona karşı faaliyette bulunulması amaçlanmaktadır. Kurallar uyarınca alınacak tedbirler ve yapılacak faaliyetlerin Anayasa’nın 26. maddesinde yer alan düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti ile 28. maddesinde yer alan basın hürriyetine müdahale teşkil edeceği açıktır. Bu bağlamda kuralların, kapsamları itibarıyla Anayasa’nın İkinci Kısım İkinci Bölümü’nde yer alan kişi hakları ve ödevleri ile ilgili düzenlemeler içerdiği görülmüştür. Sonuç olarak kuralların Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile düzenlenemeyecek yasak alana ilişkin düzenlemeler içerdiği anlaşılmıştır.

Anayasa Mahkemesi açıklanan gerekçelerle kuralların konu bakımından yetki yönünden Anayasa’ya aykırı olduklarına ve iptallerine karar vermiştir.”

AYM’nin kararı Instagram’a erişim engeli getirildiği gün yayımlandı

Öte yandan, AYM, söz konusu kararı, resmi X hesabından “İletişim Başkanlığının Basın Özgürlüğü ve İfade Özgürlüğüne Müdahale Etmesine İmkan Tanıyabilecek Kuralların İptali” başlığıyla paylaştı. Ancak paylaşım bir süre sonra silindi.

Resmi Gazete’nin bugünkü sayısında AYM kararının, BTK’nın instagram hesabına erişim yasağıyla aynı güne denk gelmesi dikkati çekti. BTK, İletişim Başkanı Fahrettin Altun’un,  sosyal medya platformu Instagram’a bugün erişim engeli getirmişti. İletişim Başkanı Altun Hamas Siyasi Büro Şefi İsmail Haniye’nin öldürülmesinin ardından, “Heniye’nin şehadeti dolayısıyla insanların taziye mesajı yayınlamasını herhangi bir gerekçe göstermeden engelleyen sosyal medya platformu Instagram’ı da şiddetle kınıyorum” mesajını paylaşmıştı.

]]>
https://www.haber60.com.tr/aym-iletisim-baskanligina-basin-ve-ifade-ozgurlugune-mudahale-yetkisi-veren-kararnameleri-iptal-etti/feed/ 0
İletişim Başkanı Fahrettin Altun, Türkiye İletişim Modeli’ni anlattı https://www.haber60.com.tr/iletisim-baskani-fahrettin-altun-turkiye-iletisim-modelini-anlatti/ https://www.haber60.com.tr/iletisim-baskani-fahrettin-altun-turkiye-iletisim-modelini-anlatti/#respond Wed, 24 Jul 2024 21:54:17 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=41951

İLETİŞİM Başkanı Fahrettin Altun, “Türkiye İletişim Modeli’nin kapsamlı stratejik vizyonu çerçevesinde kamu diplomasisi alanındaki faaliyetlerimizi sistemli ve kurumsal hale getirdik. Bunun için öncelikle Ulusal Kamu Diplomasi Strateji Belgemizi ve eylemlerimizi hazırladık” dedi.

İletişim Başkanı Fahrettin Altun, başkanlık konferans salonunda düzenlenen ‘İletişim Başkanlığı’nın 6’ncı Yılında Türkiye İletişim Modeli Sempozyumu’na katıldı. Altun, İletişim Başkanlığı’nın Cumhurbaşkanı Hükümet Sistemi’nin en temel kurumsal yeniliklerinden biri olduğunu söyleyerek, “İletişim Başkanlığı, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın vizyoner liderliğinin açık bir göstergesidir. Sayın Cumhurbaşkanımızla birlikte yakın çalıştığım bu süre zarfında şunu çok net gördüm ki; zatı devletleri sağlıklı bir enformasyon akışının devlet idaresinde ne denli önemli olduğunu, devletin söylem birliğinin devlet açısından ne kadar stratejik olduğunu ve içinde bulunduğumuz gerçek anlamda bir iletişim çağı olduğunu yakinen bilen ve bunun gereklerini de hayata geçiren bir liderdir. Bunun en açık örneği, başkanlığımız bünyesinde çalışmalarını sürdüren ve halkla ilişkiler alanında uluslararası çapta sürekli ödüller alan dünyaya katılımcı, demokratik hakemi açısından son derece önemli bir tecrübe sunan CİMER’in (Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezi) tarihinin Sayın Cumhurbaşkanımızın başbakanlığı dönemindeki BİMER’e (Başbakanlık İletişim Merkezi) ve hatta İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı döneminde hayata geçirdiği Beyaz Masa uygulamalarına kadar geri gitmesidir” ifadelerini kullandı.

‘ÜLKEMİZİ HAK ETTİĞİ YERE TAŞIYACAK’

İletişim Başkanlığı’nın 6 yılda gerçekleştirdiği çalışmaların en önemli hasılasının, Türkiye İletişim Modeli olduğunu belirten Altun, “Türkiye iletişim Modeli, 360 derece bir iletişim anlayışıyla ülkemizin ekonomiden kültür ve sanata, dış politikaya, turizme, sanayiye, teknolojiye ve eğitime kadar her alandaki potansiyelini göz önünde bulunduran yenilikçi ve proaktif bir iletişim stratejisidir. Türkiye İletişim Modeli aynı zamanda bünyesinde çok sağlam bir ülkesel duruş ve tavır barındıran bir yaklaşımdır. Türkiye İletişim Modeli’ni diğer modellerden ayıran en önemli özellik; milletimizin sesi olma iddiasını hiçbir zaman elden bırakmamasıdır. Her zaman milletimizin değerlerine, inançlarına, beklentilerine, hassasiyetlerine öncelik veriyoruz. Türkiye İletişim Modeli yalnızca bir iletişim stratejisi değil, aynı zamanda yeni Türkiye’nin vizyonunun, dinamizminin ve küresel liderlik iddiasının da bir yansımasıdır. Bu model Türkiye’nin ülkemizi iletişimin yüzyılında lider ülkeler arasında hak ettiği yere taşıyacaktır” diye konuştu.

‘BİRÇOK PROJEYE İMZA ATTIK’

6 yıllık süreçte 300’e yakın panel, sempozyum ve konferans düzenlediklerini ifade eden Altun, “622 basılı kamuya açık eser, 10 bin 697 hizmet için devlet kurumlarına yönelik raporlar hazırladık. 1081 inovatif iletişim projesi, 27 kez devlet teşvikleri tanıtım günlerini hayata geçirdik. Yine 22 defa 360 derece iletişim kampanyasını hayata geçirdik. 55 uluslararası basın turu gerçekleştirdik. Yine kriz merkezlerinde, basın merkezlerimizi kurduk. 151 ulusal, 96 uluslararası etkinlik yaptık. 181 belgesel ve film ürettik. 14 kapsamlı serginin yanı sıra; 116 eğitim programını da gerçekleştirdik ve bütün bunların yanında medyamızla, sivil toplum kuruluşlarımızla ve üniversitelerimizde birçok ortak, nitelikli iş ve projeye imza attık. Elbette bu süreçte Türkiye İletişim Modeli’nin kapsamlı stratejik vizyonu çerçevesinde kamu diplomasisi alanındaki faaliyetlerimizi sistemli ve kurumsal hale getirdik. Bunun için öncelikle Ulusal Kamu Diplomasi Strateji Belgemizi ve eylemlerimizi hazırladık. Geldiğimiz noktada kamu ve özel sektördeki paydaşlarımızla eşgüdüm içerisinde kamu diplomasisi faaliyetlerimizi yürütüyoruz. Bu kapsamda Türk Devletleri Teşkilatı, İslam İşbirliği Teşkilatı gibi kurumlar başta olmak üzere uluslararası platformlarda etkili roller üstlendik, üstleniyoruz. Yine her biri ayrı bir ihtisas gerektiren gastronomi diplomasisi, spor diplomasisi, insani diplomasi gibi kamu diplomasisinin birçok alanında faaliyet gösteriyoruz” dedi.

‘ALTERNATİFLERE İHTİYACIMIZ BULUNUYOR’

Altun, geçen cuma günü uluslararası çapta yaşanan yazılım sorunu ile ilgili, neredeyse tüm dünyada kısa süreli de olsa büyük bir panik, büyük bir kaos yaşandığını söyledi. Sadece bu olayın bile, iletişim ve enformasyon teknolojilerinde giderek artan tekelleşmenin küresel bir tehdit boyutuna ulaştığını gösterdiğini belirten Altun, şöyle konuştu:

“Bu tekelleşme, bütün insanları tehdit eden bir boyuta gelmiştir. Hayatın her alanda dijitalleştiği günümüzde bütün bir insanlığı tek bir seçeneğe mahkum etmek artık kabul edilemez bir hal almıştır. Sayısı bile bir parmağı geçmeyen ve yalnızca kendi karını düşünen teknoloji şirketlerinin, sosyal medya mecralarının ve onların ürettiği algoritmaların yine arama motorlarının inşa ettiği dijital diktatörlüğe, dijital faşizme karşı bütün insanlığın faydasını gözeten, ortak çıkarı olan alternatiflere ihtiyacımız bulunuyor. Bunun içinse hem dijital okuryazarların geliştirilmesi hem de küresel anlamda teknolojilerin demokratikleştirilmesi ve yerli, milli teknoloji kapasitelerinin arttırılması elzemdir. Biz İletişim Başkanlığı olarak özellikle yeni medya ve dijital okuryazarlık noktasında şimdiye kadar birçok içerik ürettik. Birçok eğitim programını hayata geçirdik. Sosyal medya kullanım kılavuzu, sosyal medya terimleri sözlüğü gibi çalışmalar gerçekleştirdik. Hem bu yeni teknolojilerin risk ve tehditlerine karşı toplumsal bilincin yükselmesine hem de bu teknolojilerden azami ölçüde faydalanabilmeye büyük bir önem atıf ediyoruz. Bunu da stratejik bir yaklaşım olarak değerlendiriyoruz.”

]]>
https://www.haber60.com.tr/iletisim-baskani-fahrettin-altun-turkiye-iletisim-modelini-anlatti/feed/ 0
Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Altun “Bab-ı Ali Okulu” programının açılışında konuştu Açıklaması https://www.haber60.com.tr/cumhurbaskanligi-iletisim-baskani-altun-bab-i-ali-okulu-programinin-acilisinda-konustu-aciklamasi/ https://www.haber60.com.tr/cumhurbaskanligi-iletisim-baskani-altun-bab-i-ali-okulu-programinin-acilisinda-konustu-aciklamasi/#respond Sat, 25 May 2024 22:27:32 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=33094 Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun, 45 bin çocuk, kadın ve yaşlıyı katleden İsrail’in dezenformasyon bombardımanıyla hakikati de katletmeye çalıştığını belirterek, “Lakin biz İsrail’in dezenformasyon politikasına, stratejisine karşı çok güçlü bir şekilde mücadele verdik, vermeye devam ediyoruz. ve gün sonunda gür sedası galip geliyor ve gelecek. Bütün baskılara rağmen üniversitelerde İsrail’in soykırımına yönelik tepkiler devam ediyor. Diğer taraftan istilacı ve işgalci kimliğinin yanına soykırım gibi büyük bir utancı da ekleyen İsrail’e, İsrail’i destekleyen uluslararası Batılı sisteme, devletlere rağmen İspanya, Norveç ve İrlanda, Filistin devletini tanıdığını ilan ediyor. Bu gelişmeler tüm baskı ve yıldırma girişimlerine rağmen dezenformasyonla mücadeleyi sonuna kadar kararlılıkla sürdürmemiz gerektiğini bize apaçık göstermektedir.” dedi.

Altun, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı tarafından İletişim Başkanlığı İstanbul Bölge Müdürlüğünde düzenlenen “Bab-ı Ali Okulu: 21. Yüzyılda Dezenformasyon Tehdidi ve İletişim Stratejileri” programının açılışında yaptığı konuşmada, bu yıl ikincisi düzenlenen Bab-ı Ali Okulu’nu sosyal bilimler alanındaki lisans, yüksek lisans ve doktora öğrencilerine yönelik bir eğitim programı olarak tasarladıklarını söyledi.

Geçen yıl programa birçok öğrencinin katıldığını ve sertifikalarını aldığını anlatan Altun, bugün açılışını yaptıkları programın da yine aynı şekilde iletişim alanında uzmanlaşmak isteyen, tecessüs sahibi öğrencilerin teveccühüne mazhar olacağına inandığını ifade etti.

Charles Dickens’ın başyapıtı olan “İki Şehrin Hikayesi” romanına “Hem çağların en iyisi hem de en kötüsüydü. Hem akıl çağı hem de aptallık çağıydı. Bir taraftan aydınlık bir taraftan karanlık çağıydı. Umudun baharıydı ama aynı zamanda umutsuzluk kışıydı.” sözleriyle başladığını aktaran Altun, “Dickens’ın bu tasviri zannediyorum hepimize içinde yaşadığımız bu çağı hatırlatıyor. Bir taraftan insanlık çağının zirvelerinde gezinirken diğer taraftan türlü kötülüklere düçar oluyor. Bir yandan bilişim, yapay zeka, uzay teknolojilerindeki gelişmeler aydınlık bir gelecek vadederken öte yandan da insanlık, tarihinin en çetrefilli meydan okumalarıyla sorunlarıyla yüzleşiyor.” diye konuştu.

Altun, hem bugüne hem de geleceğe ilişkin iyimser ve kötümser senaryoların pek çoğunun merkezinde hep iletişim ve medya alanındaki gelişmelerin yer aldığına dikkati çekti.

Modern dönemde en temel insani etkileşimlerden demokratik çoğulculuğa kadar iletişim ve medya endüstrisinin türlü nimetlerini insanlığın tecrübe ettiğini dile getiren Altun, bu yüzden yaşanılan çağın “iletişim çağı” ile “enformasyon toplumu” gibi farklı terkiplerle nitelendiğini söyledi.

Altun, 1990’lardan itibaren internetin, 2010’lardan sonra ise sosyal medyanın yaygınlaşmasıyla insani etkileşim imkanlarının artmasına, iletişimin demokratikleşmesine daha çok referans verilmeye başlandığına işaret ederek, şöyle devam etti:

“Ne var ki çok zaman geçmeden yaşanan gelişmeler, yeni küresel iletişim ekosistemi içinde fırsatlar yanında tehditlerin de varolduğunu konuşmamız gerektiğini bizlere gösterdi. Oysa ki kitle iletişim süreçleri içinde fırsatlar kadar tehditlerin de yer aldığını daha erken dönemlerden itibaren biliyorduk. Daha 1960’lı yıllarda, örneğin Marshall McLuhan, enformasyonun küresel alandaki yayılımıyla birlikte insanlık ailesinin tek bir bilinç tarafından tek tipleştirildiğini, manipüle edildiğini, yönlendirildiğini söylemişti. Bir başka deyişle internet ve sosyal medya öncesinde de kitle iletişim araçlarının küreselleşmesiyle birlikte farklı renklere, dillere, inançlara ve kültürlere sahip milletlerin tek tipleşmesinden, tek bir zihniyetin diğer zihniyetleri tahakküm altına almasından dem vurulduğuna sıklıkla şahitlik ettik. Ne var ki bu türden eleştiri ve değerlendirmeler yeni medya düzeniyle dijital medya ekosisteminin inşasıyla birlikte çok daha yoğunlaştı. Gelinen noktada, uluslararası alanda iletişim ve medyanın etkilerinden bahsederken çok daha net şekilde kitle iletişim araçlarının insana ait çeşitlilikleri, değerleri, kültürel ögeleri aşındırarak karikatürize ettiğini, farklı yaşam şekillerini ve zihniyetleri aynileştirdiğini, tek tipleştirdiğini görebiliyoruz.”

“Dezenformasyon, modern toplumların bugün gerçek anlamda demokrasi krizi yaşamasının müsebbibidir”

İletişim Başkanı Altun, bunlara ek olarak dijital medya düzeni içinde yeni yeni tehditler ve meydan okumalarla karşılaştıklarını belirterek, “Kuşkusuz bu meydan okumaların en büyüğü hakikatin sıradanlaşması, önemsizleşmesi, yalanın hakikatin yerini almasıdır. Bir anlamda hakikat krizidir. Bu krizi, bu meydan okumayı besleyen başlıca unsur ise ‘çağımızın vebası’ olarak ifade edebileceğimiz dezenformasyondur.” dedi.

Bu nedenle bu seneki “Bab-ı Ali Okulu” programının ana temasını “21. Yüzyılda Dezenformasyon Tehdidi ve İletişim Stratejileri” olarak belirlediklerinin altını çizen Altun, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Program boyunca dezenformasyonun iletişim stratejilerindeki yerini, diplomatik ilişkilerdeki rolünü, siyasal ve sosyal süreçlerdeki olumsuz etkilerini etraflıca ele alacağız. ve elbette dezenformasyonla mücadele stratejileri de alanında uzman kişilerce ortaya konacak. Biz, bu türden programlarla hatırı sayılır bir süredir dezenformasyon tehdidine dikkat çekerken bir yandan da yabancı hükümetlerin ve uluslararası kuruluşların bu tehlikeyi ve onunla mücadeleyi gündemlerine almaya başladıklarını da görüyoruz. Örneğin, Dünya Ekonomik Forumu dezenformasyonun gelecekte savaş, olağanüstü hava koşulları ve enflasyon gibi tehlikelerden daha büyük bir küresel tehdit olduğunu vurgulamıştır. Bu tehdidin daha da büyüyeceği öngörüsünde bulunmuştur. Diğer yandan Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Konseyi, dezenformasyonun insan haklarına zarar veren başlıca etmenlerden birine dönüştüğünü vurgulamıştır.”

Altun, yaşanılan çağın iletişim ve bilişim çağı olmasının yanı sıra aynı zamanda bir dezenformasyon çağı olduğuna dikkati çekerek, şunları anlattı:

“İletişim ve medya alanındaki yeni teknolojik gelişmeler dezenformasyonun yayılmasını yine maalesef hiç olmadığı kadar artırmıştır, kolaylaştırmıştır. Örneğin, bugün tek başına yapay zeka uygulamaları dezenformasyonun yayılımını devasa ölçülerde hızlandırmış durumda. Araştırmalara göre, sadece Mayıs 2023’ten bu yana yapay zeka tarafından üretilmiş dezenformasyon içerikli sitelerin sayısı 49’dan 802’ye yükselmiş durumda. Dezenformasyon faaliyetlerinin bu denli artmasının, siyasal, toplumsal, ekonomik, kültürel ve insani açıdan maliyetler doğurması kaçınılmazdır. Dezenformasyon, esasında hem insanların duygularına hitap eden provokatif içeriklerle hem de sosyo-politik süreçleri yönlendirmeyi hedefleyen radikal müdahalelerle tarihin akışına etki etme çabasıdır. Dezenformasyon, sebebiyet verdiği hakikat kriziyle modern toplumların bugün gerçek anlamda bir demokrasi krizi yaşamasının da müsebbibidir.”

İran Cumhurbaşkanı Reisi’nin vefatı sonrası “milli yas” dezenformasyonu

Demokrasiyi, “özgür bireylerin siyasal alana serbestçe katılmaları ve doğru bilgilerle siyasal karar alma süreçlerine yön vermeleriyle teşekkül eden, işleyen bir sistem” olarak tanımlayan Altun, “Eğer ki bireylerin bilgi kaynakları manipüle edilir ve yalan içeriklerle bireyler etki altına alırsa bu takdirde siyasal özneden değil, manipüle edilmiş medya tüketicisinden söz edebiliriz. Bu da her şeyden önce toplumların kendi kaderine hükmetme, kendi geleceklerini tayin etme noktasında sağlıklı bir ortak irade geliştirmelerine engel olur. ve bütün bunlar demokratik sistemler yerine otokratik yapıların kendilerine alan açmaları sonucunu beraberinde getirir.” değerlendirmesini yaptı.

İletişim Başkanı Altun, ulusal ve uluslararası medya ile iletişim süreçlerine bakıldığında dezenformasyon ürünü haberlere ve uydurulmuş haber içeriklerine rastlandığını anlattı.

Bunu en son İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi’nin vefatı sonrası yapılan dezenformasyonlarda gördüklerini dile getiren Altun, şu ifadeleri kullandı:

“İran Cumhurbaşkanı’nın vefatı üzerine, daha önce görevde olan başka ülke liderlerinin vefatında yapıldığı gibi bir günlük yas ilan edildi. Bunun akabinde, bazı medya organları İran Cumhurbaşkanı’nın vefatı için ‘Milli Yas’ ilan edilirken, 6 Şubat depreminde ‘Milli Yas’ ilan edilmediğine ilişkin yalan haberleri dolaşıma sokmaya başladı. Mesela geçmişte, 6 Şubat için ‘Cumhurbaşkanı Milli Yas ilan etti.’ diye haber yapan bir medya organı çekinmeden ‘Depremde ilan edilmeyen yas niye şimdi?’ diye manşet atabildi. Bir televizyondaki ana haber spikeri ise izleyicilerinin gözünün içine baka baka ne yazık ki bu yalanı tekrarladı. Neyse ki tam yayın esnasında programın editörü, Dezenformasyonla Mücadele Merkezimizin iddianın dezenformasyon olduğunu, 6 Şubat depremleri sürecinde yine Cumhurbaşkanı’mızın ‘7 gün Milli Yas ilan edildiği’ yönündeki bilgilendirmesini ana haber spikeriyle paylaştı ve o da yalan haberini düzeltti. Elbette bu yalan haberin düzeltilmesi olumlu bir durumdu ama düzeltmek zorunda kaldı fakat özür dilemedi, geçiştirdi. Halbuki hakikat geçiştirilmez.”

“İsrail, dezenformasyon bombardımanıyla hakikati de katletmeye çalıştı”

Altun, tüm bu dezenformasyon yağmuruna rağmen “ulusal ve uluslararası alanda hakikatin sesi kısılmasın” diye mücadele verdiklerini ve umutlarını kaybetmediklerini, büyüttüklerini vurgulayarak, Batı üniversitelerindeki İsrail zulmüne direnen öğrencilerin, Filistin’i tanıdığını ilan eden ülkelerin bu umudun diri olduğunun somut nişanesi olduğunu söyledi.

İsrail’in, Gazze’de 230 gündür işlediği suçları örtmek için dezenformasyonu bir silah olarak kullandığının altını çizen Altun, “45 bin çocuk, kadın, yaşlıyı katleden İsrail, dezenformasyon bombardımanıyla hakikati de katletmeye çalıştı. Lakin biz İsrail’in dezenformasyon politikasına, stratejisine karşı çok güçlü bir şekilde mücadele verdik, vermeye devam ediyoruz. ve gün sonunda gür sedası galip geliyor ve gelecek. Bütün baskılara rağmen üniversitelerde İsrail’in soykırımına yönelik tepkiler devam ediyor. Diğer taraftan istilacı ve işgalci kimliğinin yanına soykırım gibi büyük bir utancı da ekleyen İsrail’e, İsrail’i destekleyen uluslararası Batılı sisteme, devletlere rağmen İspanya, Norveç ve İrlanda, Filistin devletini tanıdığını ilan ediyor. Bu gelişmeler tüm baskı ve yıldırma girişimlerine rağmen dezenformasyonla mücadeleyi sonuna kadar kararlılıkla sürdürmemiz gerektiğini bize apaçık göstermektedir.” diye konuştu.

Altun, “Dezenformasyon, demokratik sistemlerin korunması için de mücadele edilmesi gereken, küresel bir sorundur. Eğer dezenformasyonun hakim olduğu bir medya ve siyaset düzeni varsa orada ayrımcılık, nefret söylemi vardır. Orada sivil toplumun parçalandığını, siyasal rekabetin yerini ideolojik düşmanlıkların aldığını, linç kültürünün yaygınlaştığını ve bireylerarası, toplumlararası ilişkilerde güven erozyonu yaşandığını görürsünüz. Bütün bu nedenlerle dezenformasyonun ne olduğunu bilmeli, tanımalı ve onunla mücadele etmeliyiz.” ifadelerini kullandı.

“Türkiye İletişim Modeli’miz dezenformasyonla mücadele etmemizi mümkün kılan stratejileri barındırmaktadır”

Dezenformasyonla mücadelede atılması gereken adımların “kurumsal düzlemde alınması gereken tedbirler” ve “kişilerin dezenformasyona karşı yapması gerekenler” olarak iki noktada toplanabileceğini belirten Altun, kurumsal düzlemde medya okuryazarlığı duyarlılığının geliştirilmesi, yeni medya mesleklerinin standartlarının belirlenmesi ve hukuki altyapının güncel medya-iletişim ekosisteminin ihtiyaçlarına göre güncellenmesi gibi tedbirlerin bu noktada önem arz ettiğini vurguladı.

İletişim Başkanı Altun, diğer yandan dezenformasyonla mücadelede bireysel düzeyde dikkat edilmesi gereken hususların da göz ardı edilmemesi gerektiğine işaret ederek, şunları söyledi:

“Bu bağlamda, herhangi bir haberin doğruluğundan emin olmak için söz konusu haberin kaynağına bakmak ve kaynağının güvenilir olup olmadığını kontrol etmek hayati önemdedir. Yine haberin kaynağına kim veya neresi olduğuna mutlaka bakmak durumundayız. Haberlere eleştirel bakmak, şüpheyi, merakı elden bırakmamak zorundayız. Eski haberlerin yeni gibi yayınlanma ihtimaline karşı haberlerin tarihlerini kontrol etmeliyiz. Paylaşım yaparken içeriğin doğruluğundan mutlaka emin olmalıyız. Sosyal medya paylaşımlarında hukuki ve ahlaki sorumluluğun kullanıcıda olduğunu bilmek, dezenformasyon içerikli bir haberi üretmek kadar onu yaymanın da bir suç olduğunu bilmek, dezenformasyon sarmalına kapılmamak için alınması gereken tedbirlerden biri olarak zikredilebilir.”

Hakikatin sıradanlaştırılmaya çalışıldığı ve adına “post truth” yani “hakikat sonrası çağı” adı verilen bu çağda bu küresel soruna karşı bireysel ve kurumsal düzlemde mücadele etmenin İletişim Başkanlığı olarak en önemli faaliyetlerinde biri olduğuna dikkati çeken Altun, “Cumhurbaşkanı’mız Sayın Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde hayata geçirdiğimiz Türkiye İletişim Modeli’miz, bu noktada birçok farklı enstrümanla dezenformasyonla mücadele etmemizi mümkün kılan stratejileri bünyesinde barındırmaktadır. Ulusal ve uluslararası nitelikte, hakikati merkeze alan yayınlarımızla sempozyum, panel ve çalıştay gibi çok boyutlu faaliyetlerimizle Başkanlığımız bünyesinde faaliyet gösteren Dezenformasyonla Mücadele Merkezimizle 7 gün 24 saat hakikat nöbetini tutmaya devam ediyoruz. Bab-ı Ali Okulu programı da bu çerçevede değerlendirilmeli, hakikat mücadelemizin bir unsuru olarak telakki edilmelidir.” ifadelerini kullandı.

Fahrettin Altun, Bab-ı Ali Okulu programının hakikatperver ve nitelikli medya mensuplarının yetişmesine katkı sunacağına yürekten inandığını ifade ederek, programda emeği geçenleri tebrik etti, programın verimli geçmesini diledi.

]]>
https://www.haber60.com.tr/cumhurbaskanligi-iletisim-baskani-altun-bab-i-ali-okulu-programinin-acilisinda-konustu-aciklamasi/feed/ 0
Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Altun, “16. Geleneksel Küresel İletişim Derneği Konferansı”nda konuştu Açıklaması https://www.haber60.com.tr/cumhurbaskanligi-iletisim-baskani-altun-16-geleneksel-kuresel-iletisim-dernegi-konferansinda-konustu-aciklamasi/ https://www.haber60.com.tr/cumhurbaskanligi-iletisim-baskani-altun-16-geleneksel-kuresel-iletisim-dernegi-konferansinda-konustu-aciklamasi/#respond Wed, 15 May 2024 23:48:33 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=31931 Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun, Türkiye’nin, insanlığın karşı karşıya kaldığı sorunlar karşısında proaktif tutum takındığını ve gerek hakikat krizinin aşılması gerekse de iletişim alanındaki küresel adaletsizliğin ortadan kaldırılması için yoğun mücadele ortaya koyduğunu belirterek, “Bu mücadeleyi, her şeyden önce Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın ‘Daha adil bir dünya mümkündür.’ diyerek yürüttüğü hak ve adalet mücadelesinden ilhamla yürütüyoruz.” dedi.

Altun, Küresel İletişim Derneğince, Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi ev sahipliğinde İbrahim Üzümcü Konferans Salonu’nda düzenlenen “İletişimin Geleceği: Vaatler ve Sorunlar” başlıklı “16. Geleneksel Küresel İletişim Derneği Konferansı”nda yaptığı konuşmada, dijitalleşmenin hızı ve yoğunluğunun, iletişimin geleceğini tartışırken kendilerini meselenin farklı boyutlarını daha derinlemesine düşünmeye sevk ettiğini belirtti.

Her yenilikte olduğu gibi dijitalleşmenin de avantajları ve dezavantajları bulunduğuna değinen Altun, dijitalleşmenin olumlu yönlerinden maksimum verim almanın, olumsuzluklarını ortadan kaldırmanın temel gaye olması gerektiğini vurguladı.

Altun, bu noktada, veri güvenliğinin sağlandığı, kendisini her türlü otoritenin üzerinde gören sosyal medya ve teknoloji şirketlerinin hukukun sınırları içerisine çekildiği, dezenformasyonun kolaylıkla teşhis edilip itibarsızlaştırılabildiği ve hakikatin esas itibarıyla egemen olduğu bir iletişim ekosistemine ihtiyaç olduğunu ifade etti.

Son yıllarda meydana gelen silahlı çatışmalar, siyasi krizler, afetler, düzensiz göçler, küresel salgın, ekonomik kriz gibi sorunların tesirinin, iletişim ve medyadaki dijitalleşmenin etkisiyle katbekat arttığına işaret eden Altun, yakın zamanda şahitlik ettikleri Rusya- Ukrayna Savaşı ve tüm şiddetiyle devam eden İsrail’in Gazze’deki pervasız katliamları, soykırım faaliyetleri gibi tüm bu krizlerde dijital mecraların, küresel kamuoyunu manipüle etmek için yoğun şekilde kullanıldığını vurguladı.

Altun, bugün insanlık olarak bir Frankenstein Sendromu yaşadıklarını dile getirerek, şöyle konuştu:

“Bugün insanlık, kendi eliyle ürettiği teknolojilerin vesayeti altına girmiş durumdadır. Ne diyordu Frankenstein kendisini üreten genç bilim insanına; ‘Benim yaratıcım sensin ama ben senin efendinim.’ Ne yazık ki insanlık bu dijital teknolojilerin yol açtığı sınamalara karşı etkili politikalar, stratejiler, cevaplar ve etik kodlar geliştirmeyi başarabilmiş değil. Son yıllarda sıkça gündeme gelen mahremiyet, veri güvenliği, siber tehditler, hibrit savaşlar, dijital faşizm gibi birçok soruna karşı ne yazık ki insanlık kapsamlı stratejiler ve politikalar üretmedi. Aksine, toplumların ve bireylerin etkileşim imkanlarını genişleten birçok teknolojik yenilik, dezenformasyon, mezenformasyon ve kitle manipülasyonu gibi sebeplerle kötücül odakların yıkıcı faaliyetleri için birer silaha dönüştü.”

“Bugün küresel iletişim sahnesinde katı bir tabakalaşma hatta kast sistemi vardır”

Yeni medya düzenindeki bu enstrümanlarla yalanın artık adeta ışık hızıyla yayıldığına dikkati çeken Altun, sistematik dezenformasyon saldırılarıyla bazen toplumun belirli bir kesiminin bazen de tümüyle uluslararası kamuoyunun, yalanın etkisi uzun süren zehrine maruz bırakıldığını, toplumların bünyesine yalan virüsünün sistematik olarak zerk edildiğini söyledi.

İletişim Başkanı Altun, son aylarda şahit oldukları üzere dezenformasyonun savaş suçlarını, katliamları, soykırımları gizlemek için kullanır hale geldiğine işaret ederek, “Bütün bunlar, esasında insanlığın büyük bir hakikat kriziyle karşı karşıya olduğu gerçeğini gösteriyor. Hakikat krizi, bugün toplumları, bireyleri tehdit eden başlıca meydan okumalardan biridir. Ne yazık ki içinde olduğumuz dünya sistemi bir yandan bu hakikat krizini derinleştirirken, bir diğer yandan da uluslararası alanda, uluslararası iletişim ekosistemi içerisinde bir adaletsizliğin de üremesini beraberinde getiriyor.” ifadelerini kullandı.

Bugün küresel iletişim sahnesinde katı bir tabakalaşma hatta kast sistemi olduğunun altını çizen Altun, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Nasıl ki uluslararası sistemde bir adaletsizlik varsa uluslararası iletişim sistemi içerisinde de bir adaletsizlik vardır. Esasında Batı hegemonyasıyla birlikte varlık gösteren bir medya emperyalizminden bahsediyoruz. Bu emperyalist yaklaşıma göre bir yanda içerik üretenler, içerik üretme hakkına sahip olanlar, bir diğer yanda ise bu içerikleri tüketenler, tüketmek zorunda olanlar vardır. Neyin öne çıkarılıp neyin görmezden gelineceğine karar verme tekelini elinde bulundurduğunu düşünen bir uluslararası medya statükosundan bahsediyoruz. Bu statüko, müesses nizam öyle bir çerçeve ortaya koymaktadır ki buna göre örneğin, Akdeniz’de boğulan 800 göçmenin bir haber değeri yoktur. Zira, bu müesses nizama göre onların canlarının da bir kıymeti yoktur. Oysa bu olayla aynı günlerde Titanic’in enkazına düzenlenen turistik seyahat esnasında hayatlarını kaybeden birkaç kişi günlerce manşette tutulmalıdır. Bu, apaçık bir adaletsizliktir. Ne var ki bu tutum ve dahası bu adaletsiz küresel iletişim düzeni, bugün evrensel anlamda çok ciddi şekilde eleştirilmekte, sorgulanmakta, uluslararası sistem için söz konusu olan adalet talebi iletişim ve medya alanında da kendisini göstermektedir.”

“Hakikat krizi sadece bizim değil, tüm insanlığın ortak meselesidir”

Altun, “Türkiye, insanlığın karşı karşıya kaldığı bu sorunlar karşısında proaktif bir tutum takınmakta ve gerek hakikat krizinin aşılması gerekse de iletişim alanındaki küresel adaletsizliğin ortadan kaldırılması için yoğun bir mücadele ortaya koymaktadır. Bu mücadeleyi her şeyden önce Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın ‘Daha adil bir dünya mümkündür.’ diyerek yürüttüğü hak ve adalet mücadelesinden ilhamla yürütüyoruz.” dedi.

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığının 2018’de ihdas edilmesinin, Türkiye’nin bu konuya verdiği önemin kurumsal bir tezahürü olduğunu ifade eden Altun, “İletişim Başkanlığının kurulmasıyla Türkiye Cumhuriyeti, iletişimi, müstakil bir politika ve strateji üretim alanı olarak tayin etmiştir. Böylelikle Türkiye, bu alandaki imkanlar ve sınamalar konusunda kapsamlı stratejiler ve kamu politikaları geliştiren öncü ülkelerden biri olmuştur. Bu strateji ve politikalarımızı Türkiye İletişim Modeli çerçevesinde hayata geçirmeye gayret ediyoruz. Türkiye İletişim Modeli, iletişim alanındaki yeni teknolojilerin, bilhassa da dijitalleşmenin yol açtığı değişimlerden çekinen bir aktör değil, aksine değişimi kucaklayan ve ona yön vermeye çalışan bir aktör olma yönündeki irademizin de bir beyanıdır. Türkiye, iletişim ve medya alanında akıntıya kapılan değil, akıntıya yön vermeye çalışan bir ülke olma çabası içindedir.” değerlendirmesinde bulundu.

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Altun, konuşmasına şöyle devam etti:

“Bu kapsamda biz, kampanya ve eğitimlerle dijital medya okuryazarlığını yaygınlaştırmaya, 7/24 esasına göre çalışan Dezenformasyon Mücadele Merkezimiz aracılığıyla kamuoyunun doğru bilgilendirilmesini temin etmeye, CİMER gibi yenilikçi araçlarla demokratik katılımı, devlet-millet iletişimini ve müzakere kültürünü geliştirmeye, kriz durumlarında sıhhatli bir iletişim ve enformasyon akışını sağlamaya, afet iletişim süreçlerinin niteliğini güçlendirmeye, iletişim ve medya alanındaki teknoloji ve insan kaynağı kapasitemizi artırmaya, kamu diplomasisi ve stratejik iletişimde hakikatin merkeze alındığı bir anlayışı kurumsallaştırmaya, ulusal ve uluslararası yayıncılık faaliyetleriyle Türkiye’nin marka değerini daha da yükseltmeye, terörizm, yabancı karşıtlığı, İslam düşmanlığı, İslamofobi, nefret söylemi, iklim değişikliği gibi birçok küresel soruna ilişkin ulusal ve uluslararası kamuoyunun duyarlılıklarını geliştirmeye, tüm bu alanlarda ikili ve uluslararası işbirliği mekanizmalarının ihdas edilmesine öncü olmaya çalışıyor ve birçok işbirliği gayretimizi de kararlılıkla sürdürüyoruz. Zira biz şuna inanıyoruz. Hakikat krizi sadece bizim değil, tüm insanlığın ortak meselesidir ve ortak sorunlar, ortak çözümler ister. Hakikat mücadelesi de adalet mücadelesi de bu yüzden küresel bir işbirliğini icbar etmektedir. Türkiye olarak biz bu yöndeki girişimleri artırmaya çalışıyoruz.”

“İnsanlık, iletişim alanındaki yatırımın katbekat fazlasını, hakikati her alanda savunmak için yapmalıdır”

İletişim ve medya başta olmak üzere felsefi, etik, bilimsel ve siyasal alanda hakikat mücadelesinin verilmesinin, geleceğe yapacakları en sağlam yatırım olduğunu vurgulayan Altun, “Bugün insanlık, iletişim alanındaki yeniliklerden yararlanmak için yaptığı yatırımın katbekat fazlasını, hakikati her alanda savunmak için yapmalıdır. Bunu gerçekleştirebilmek için akademyamıza, iletişim fakültelerimize ve medya profesyonellerine büyük sorumluluklar düşmektedir. Zira geleceğin nasıl şekilleneceği, bugün yaptıklarımızla belirlenecek. Tam da Albert Camus’un dediği gibi; ‘Gelecek için göstereceğimiz hakiki cömertlik, şimdiye elimizde olan her şeyi vermektir.’ Evet, hemen şimdi. Bu gayreti, bu mücadeleyi şimdi ortaya koymak zorundayız.” ifadelerini kullandı.

Bu konferansın, tam da böylesi gayretin ürünü olduğuna inandığını dile getiren Altun, etkinliğin düzenlenmesinde emeği geçenlere, tecrübe ve bilgi birikimlerini paylaşacak bilim insanlarına teşekkür ederek, konferansın hayırlara vesile olmasını diledi. ???????

Konuşmaların ardından Marmara Üniversitesi Rektör Vekili Prof. Dr. Mustafa Çelen, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Altun ile Küresel İletişim Derneği Başkanı Prof. Dr. Yahya Kamalipour’a hediye takdim etti.

Konferansın açılış töreni, Altun ile konferans düzenleme kurulu üyelerinin aile fotoğrafı çektirmesinin ardından sona erdi.

]]>
https://www.haber60.com.tr/cumhurbaskanligi-iletisim-baskani-altun-16-geleneksel-kuresel-iletisim-dernegi-konferansinda-konustu-aciklamasi/feed/ 0
Kayseri’de lise öğrencilerine yönelik ‘Fikir Atölyesi’ projesi ile iletişim becerileri geliştiriliyor https://www.haber60.com.tr/kayseride-lise-ogrencilerine-yonelik-fikir-atolyesi-projesi-ile-iletisim-becerileri-gelistiriliyor/ https://www.haber60.com.tr/kayseride-lise-ogrencilerine-yonelik-fikir-atolyesi-projesi-ile-iletisim-becerileri-gelistiriliyor/#respond Mon, 06 May 2024 21:55:09 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=30548 Fikirler bu atölyeden çıkacak

Fikir Atölyesi Projesi Sorumlu Öğretmeni İnayet Eroğlu:

“Projede temel amacımız öğrencilerimizin iletişim becerilerini geliştirmek”

KAYSERİ – Kayseri İl Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından lise öğrencilerine yönelik gerçekleştirilen ‘Fikir Atölyesi’ projesiyle, öğrenciler hem fikir üretiyor hem de iletişim becerilerini geliştiriyor.

Kayseri İl Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından hayata geçirilen ‘Fikir Atölyesi’ projesi çerçevesinde farklı okuldan projeye katılan öğrenciler, Melikgazi Belediyesi Gesi Kamp Merkezi’nde çalışmalarını sürdürüyor. Ürettikleri fikirler üzerinde ekip olarak çalışan öğrenciler, çalışmalarını jüri önünde sunarak, iletişim becerilerini de geçiştiriyor. Projeye katılan öğrenciler 30 saat süren ekip çalışması sonucu fikirlerini geliştiriyor.

“Sosyal sorumluluklarını geliştirmelerini hedefliyoruz”

Kayseri İl Milli Eğitim Müdürlüğü AR-GE personeli ve Fikir Atölyesi Projesinin Sorumlu Öğretmeni İnayet Eroğlu, projede amaçlarının öğrencilerin ekip çalışmasını öğrenmesi ve iletişimlerini geliştirmeleri olduğunu söyledi. Öğrencilerin sosyal sorumluluklarını geliştirmelerini hedef koyduklarını dile getiren Eroğlu; “Kayseri İl Milli Eğitim Müdürlüğü olarak, 2023-2024 eğitim-öğretim yılında fikir atölyesi projesini hayata geçirdik. Bu ikinci fikir maratonumuz. Proje, gençlerin bir araya gelerek, 30 saat gibi kısa bir sürede fikirlerini ilgilendikleri konuları değerlendirerek, bir çalışma yapmalarını sağlıyor. Bu çalışma sonucunda da bir proje ortaya sunuyorlar. Bu projeleri daha sonra jüri önünde sunuyorlar. Bu projede temel amacımız öğrencilerimizin iletişim becerilerini geliştirmek. Yanı sıra onların takım içerisinde hareket etmelerini, sosyal sorumluluklarını geliştirmelerini hedefliyoruz. Öğrenciler bir arada çalışarak, kısa sürede bir ürün ortaya koymaya çalışıyorlar. Hem de sosyalleşiyorlar. Bu açıdan öğrencilerin kişilik gelişimleri için de son derece faydalı bir proje olduğunu düşünüyorum” dedi.

“Çok yararlı bir proje”

Projenin çok yararlı olduğunu ifade eden öğrencilerden Nisanur Kılınç; “Sadece okul dışında bir etkinliğimiz yoktu. Sadece okul içerisindeki arkadaşlarımız ile konuşuyorduk. Bunun sayesinde tanımadığımız okullardaki insanlarla tanıştık. Onların nasıl bir eğitim aldığını öğrendik. Eğitimlerimizi karşılaştırdık. Hepimizde çok güzel eğitim aldığımızı düşünüyoruz. Buradan da okullarımıza çok teşekkür ediyoruz. Bu proje bana daha sabırlı olmamı öğretti. İnsanlarla nasıl iletişim kuracağımı öğretti. Böyle bir ortamda yeni kurallar içerisinde nasıl davranacağımı daha iyi öğretmiş oldu” şeklinde konuştu.

“Böyle bir şans bizim için çok önemli”

Bir diğer öğrenci İlayda Ünal ise böyle bir projeye katılma şansının kendileri için çok önemli olduğunu söyleyerek, sözlerini şu şekilde sürdürdü;

“Bu proje bizim için çok değerli bir proje. Böyle bir şans bizim için çok önemli. Buraya gelip, kendi fikirlerimizi üretebilmemiz, fikirlerimizi projeye dönüştürebilmemiz ve bu projelerinde devamının gelebilecek olma ihtimali bizim için çok değerli. Bu yüzden kendi takımımızla birlikte her şeyimizi ortaya dökerek, bir proje oluşturmaya çalışıyoruz. Biz arkadaşlarımızla daha önce başka projelerde yer almıştık. Takım ruhumuz vardı. Böyle bir proje ilk defa olmasına rağmen çok kolay bir şekilde organize olabildik. Bu yüzden fikirlerimizi birbirimize çok güzel aktarıp, çok kolay ne istediğimizi biliyoruz. Bu nedenle bizim için hiçte sıkıntılı bir süreç değildi. Çok basit bir şekilde hallettik.”

]]>
https://www.haber60.com.tr/kayseride-lise-ogrencilerine-yonelik-fikir-atolyesi-projesi-ile-iletisim-becerileri-gelistiriliyor/feed/ 0
Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Altun, TRT İspanyolcanın tanıtım programında konuştu Açıklaması https://www.haber60.com.tr/cumhurbaskanligi-iletisim-baskani-altun-trt-ispanyolcanin-tanitim-programinda-konustu-aciklamasi/ https://www.haber60.com.tr/cumhurbaskanligi-iletisim-baskani-altun-trt-ispanyolcanin-tanitim-programinda-konustu-aciklamasi/#respond Fri, 26 Apr 2024 21:39:38 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=29485 Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun, “Ne yaparlarsa yapsınlar Filistin davası mevzubahis olduğunda yerimiz bellidir. Yerimiz, hakikatin yanıdır. Yerimiz katledilen o masum gazetecilerin yeridir. Türkiye, 1967 sınırları temelinde, başkenti Doğu Kudüs olan, egemen, bağımsız ve toprak bütünlüğü haiz bir Filistin devletinin her zaman en büyük destekçisi olmuştur ve bu devletin kurulmasıyla bölgeye barış gelebileceğini güçlü bir şekilde vurgulamıştır, bunu vurgulamaya da devam edecektir. Zira, biz hakikat nöbeti tutuyoruz. Hakikat için savaşıyoruz ve buradaki gayretlerimiz de bununla ilgidir.” dedi.

Altun, İstanbul’da bir otelde düzenlenen TRT İspanyolca Konuşulan Ülkeler 1. Yayıncılık Zirvesi ve TRT İspanyolcanın tanıtım programında yaptığı konuşmada, zirvenin, Uluslararası Gazetecilik Çalıştayı ile dün başladığını, bugün de alanında uzman panelistlerin katılacağı oturumlarla devam edeceğini belirtti.

Bugün, “TRT İspanyolca Dijital Haber Platformu”nun lansmanını gerçekleştirdiklerini söyleyen Altun, TRT İspanyolcanın hem Türkiye hem de İspanyolca konuşulan ülkeler nezdinde tüm insanlığa faydalı ve hayırlı olmasını umduğunu ifade etti.

TRT İspanyolcanın, inşa etmek için yoğun bir çaba sarf ettikleri Türkiye İletişim Modeli’nin pratik uzantılarından, somut çıktılarından biri olduğunu vurgulayan Altun, “Sayın Cumhurbaşkanı’mızın başlattığı ‘iletişim seferberliği’ ile kurumsallaştırdığımız Türkiye İletişim Modeli, bir yandan küresel hak ve adalet mücadelemize katkı sunmak, diğer yandan da Türkiye’nin haklı tezlerini tüm dünyaya duyurmak hedefleri doğrultusunda şekillenmiştir. Bu model doğrultusunda İletişim Başkanlığımız, Türkiye Radyo ve Televizyon Kurumumuz, Anadolu Ajansımız ve Basın İlan Kurumumuz çalışmalarını sürdürmekte, ulusal ve uluslararası alanda büyük bir hak, adalet ve hakikat mücadelesi vermektedir.” diye konuştu.

Altun, 19. yüzyılda eser veren Batılı edebiyatçı Alfred de Musset’in kendi dönemini anlatırken kullandığı “Asrın bütün marazları iki sebepten ileri gelmektedir. Bir, vaktiyle ne var idiyse ortadan kalkmış. İki, gelecekteki hiçbir şey ise henüz meydana çıkmamıştır.” sözlerini anımsatarak, bu sözlerin esas itibarıyla modernliğin başlangıç döneminden bugüne modern insanın yaşadığı sıkışmışlığı, çaresizliği gözler önüne serdiğini aktardı.

Bütün modernist anlatılara rağmen bugün Batı dünyasında dahi toplumların, tarihin ve mekanın hızlanması karşısında kurumsal çözümler üretemediğinin altını çizen Altun, şunları kaydetti:

“Tarihin ve mekanın bu denli hızlandığı çağımızda toplumların önünde iki temel meydan okuma bulunmaktadır. Birincisi, istikrarlı sosyopolitik sistemler inşa edebilmek. İkincisi ise güven esasına dayalı, toplumsal ve toplumlararası ilişkiler ağı inşa etmek. Her iki meydan okumaya cevap verebilmek için toplumlar arasında sağlıklı iletişim köprüleri kurulması temel bir unsurdur.”

Bunu söylerken 19. yüzyıl sonrasında teşekkül eden, kurumsallaşan Batılı dünya sistemiyle birlikte kendisini var eden küresel sömürü düzenini görmezden gelemeyeceklerini belirten Altun, küresel hak ve adalet mücadelesi namına bir başlangıç yapacaklarsa, bunu karşılıklı ve iyi işleyen iletişim köprüsü sayesinde, toplumlararası ilişki ve etkileşimleri artırarak yapabileceklerini anlattı.

“Bizim mücadelemiz, bu sömürge düzenine son verme, küresel adaleti tesis etme mücadelesidir.”

Fahrettin Altun, “Bugün her ne kadar küresel adaletsizliği doğuran temel sebep sağlıklı bir toplumlararası iletişim sisteminin yokluğu olmasa da toplumlararası ilişkilerde karşılıklı ve iyi işleyen iletişim köprülerinin azlığı, zayıflığı küresel adaletsizliği derinleştirmektedir. Bugün, etrafımıza, küresel alanda karşı karşıya kaldığımız zulümlere bakalım. Eğer, zalimlerin kulakları sağır eden gürültüleri olmasa bu zulümler meşrulaştırılamaz. Mazlumlar daha fazla konuşabilse, seslerini daha fazla duyurabilse, insanlık mazlumları anlamak için onları dinlese bu zulüm düzeni devam etmez.” değerlendirmesinde bulundu.

İçinde toplumların gerçek ve sağlıklı bir şekilde iletişim kurabildikleri bir dünya sistemi kurmak zorunda olduklarını vurgulayan Altun, şöyle devam etti:

“Bunun için her şeyden önce toplumlar olarak birbirimizi daha yakından tanımaya ihtiyacımız var. Şunu açık ve net olarak söylememiz lazım. En büyük düşmanımız ön yargıdır. Ön yargı, sömürünün gıdasıdır. Ön yargısız sömürü sistemi kurulamaz. Bugün dünyadaki sömürü sistemi ne yazık ki ön yargılar üzerine bina edilmektedir. Sömürü sistemlerini yıkmak ön yargıları ortadan kaldırmakla mümkündür. Bunun içinse ihtiyacımız olan temel unsur sağlıklı iletişim köprüleridir. Burada tek taraflı değil, çok taraflı bir iletişimden bahsediyoruz. Batı’nın konuştuğu, Batı dışı dünyanın sustuğu ve sadece Batı’yı dinlediği, Batı’nın söylem imal edip Batı dışı dünyanın bu söylemleri tükettiği bir dünyada adalet olabilir mi? Olamaz. Sadece ve sadece Batılı sömürge düzeni derinleşir, kökleşir, daha fazla kurumlaşır. Bizim mücadelemiz, bu sömürge düzenine son verme, küresel adaleti tesis etme mücadelesidir.”

“TRT uluslararası dijital haber kanallarının takipçi sayısı 44 milyonu geçti”

İletişim Başkanı Fahrettin Altun, uluslararası yayıncılığı da TRT’nin farklı dillerde giderek artan oranda yaptığı yayınları da bu bağlamda değerlendirdiklerine işaret ederek, sözlerini şöyle sürdürdü:

“TRT, son dönemde uluslararası yayıncılık alanında ciddi atılımlar gerçekleştirdi. Son iki yılda TRT Fransızcayı, 3 farklı dilde yayın yapan TRT Balkan’ı, 4 ayrı dilde yayın yapan TRT Afrika’yı kurdu, hayata geçirdi. Yeni açılan bu kanallar, görüyoruz ki çok kısa sürede milyonlarca takipçi kazandı. Arkadaşlarımdan aldığım bilgiye göre, TRT uluslararası dijital haber kanallarının takipçi sayısı 44 milyonu geçti. Ben inanıyorum ki bugün lansmanını gerçekleştirdiğimiz TRT İspanyolca Dijital Haber Platformumuz da aynı ilgiye mazhar olacaktır.”

Birbirinin derdine bigane kalan insanların yaşadığı bir dünyayı, insanlığın başına gelecek en büyük felaket olarak değerlendirdiklerini vurgulayan Altun, şunları dile getirdi:

“Wael B. Hallaq ‘Bizi kuran karşılaşmalardır, karşılaşmalardır bizi biz yapan. Dünyayı olduğu şey yapan da onlardır. Karşılaşma olmadan, insanların, toplumların, kültürlerin karşılaşması olmadan hiçbir şey mümkün olamaz.’ derken tam da buna dikkat çekmektedir. İnsanların birbirine bigane kaldığı bir dünyanın, esas itibarıyla ne kadar zor ve zulüm üreten bir dünya olduğundan bahsetmektedir. Dışlamadan ve ötekileştirmeden bu karşılaşmaları daha anlaşılır ve görünür kılmak zorundayız. İnsani etkileşimleri, kültürlerarası karşılaşmaları daha görünür kılmak mecburiyetindeyiz.”

Altun, İspanyolca gibi milyonlarca kişinin konuştuğu bir dilde yayın yapmanın, insanlara çeşitli düşünceler ve yeni kapılar aralanması anlamına geldiğini belirtti.

“Uluslararası yayıncılık alanında tek tip yayıncılık kabul edilemez”

Uluslararası medya düzenini çeşitlendiren dijital kamu yayıncılığının aynı zamanda sistematik dezenformasyonun kontrolsüzce yayılmasını, insanlara ve toplumlara zulmetmesini de engelleyen bir unsur olduğunu söyleyen Altun, şöyle devam etti:

“Entelektüel ve derinlikli yayınlarla dezenformasyonun uluslararası kaynakları çökertilebilir ve bu konuda daha fazla farkındalık oluşması sağlanabilir. Tam da bu sebeple öyle inanıyorum ki TRT İspanyolca, Batı merkezli uluslararası yayıncılık anlayışına güçlü bir alternatif teşkil edecektir. Uluslararası yayıncılık alanına birkaç Batılı büyük medya şirketinin hükmetmesini kabul edemeyiz, etmemeliyiz. Uluslararası yayıncılık alanında tek tip yayıncılık kabul edilemez.

Biz bu bağlamda TRT İspanyolca ile uluslararası yayıncılık alanında çeşitliliğe ve çok kültürlü yayıncılık anlayışına katkıda bulunacak, Türkiye’nin barış ve adaletten yana dış politikasını, haklı tezlerini daha fazla insana anlatma imkanına sahip olacak, ülkemizin ekonomik, kültürel ve beşeri potansiyelini daha görünür kılacak ve birçok Latin Amerika ülkesiyle kurduğumuz dostluk köprülerini daha da pekiştireceğiz.”

Altun, bazı Batılı dostlarının, meslektaşlarının bu girişimlerinden, küresel medya tekelini yıkmaya, uluslararası yayıncılık alanında adaleti tesis etmeye dönük girişimlerinden rahatsızlık duyduğunu ifade ederek, “Nitekim dün de bazı Batılı medya kuruluşlarında TRT İspanyolcanın kuruluşuna şüpheyle bakan, Türkiye’nin Batı medyasını ‘ayrımcı, ötekileştirici ve standardize edici’ bulduğu için bu türden girişimler içine girdiğini ifade eden çeşitli yayınlarla karşı karşıya kaldık. Rahatsızlıklarını elbette anlıyoruz, ancak bu rahatsızlıkları bizi haklı davamızdan vazgeçiremez.” değerlendirmesinde bulundu.

” Biz, dünyanın karamsarlığa mahkum edilmesini kabul etmiyoruz”

Altun, bugün küresel toplumun, bilgi kaynaklarının çeşitlenmesine, ülkeler arasında dostane ilişkilerin geliştirilmesine, adil ve hakkaniyetli alternatif bakış açılarına hiç olmadığı kadar muhtaç olduğunu vurguladı.

Uruguaylı yazar ve gazeteci Eduardo Galeano’nun “Barış ve adalet haykırışıyla doğan 20’nci yüzyıl, kanın içinde boğulmuş olarak öldü ve bulduğundan çok daha adaletsiz bir dünya bıraktı geride. Yine barış ve adalet haykırışıyla doğan 21’inci yüzyılın durumu da öncekinden farklı değildir.” sözlerini anımsatan Altun, “Biz Türkiye olarak dünyanın, Galeano’nun tasvir ettiği bu karamsarlığına itiraz ediyoruz ve dünyanın karamsarlığa mahkum edilmesini kabul etmiyoruz. Cumhurbaşkanı’mız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın ‘Dünya beşten büyüktür.’ ve ‘Daha adil bir dünya mümkündür.’ diyerek veciz bir şekilde ifade ettikleri küresel adalet çağrısı, bunun en açık göstergesidir. Bu küresel adaletsizliğe karşı çıkışımız esas itibarıyla insanlığın geleceğine dair bir umudun muştulanması anlamına da gelmektedir.” diye konuştu.

“Biz hakikat nöbeti tutuyoruz”

Bu doğrultuda, son örneğini Gazze’deki soykırımda gördükleri zalimin mazluma zulmettiği bir düzene karşı çıktıklarını söyleyen Altun, “Beklenileceği üzere küresel düzenin bu adaletsizliğine karşı durmamız, haksızlıklar karşısında hakikati haykırmamız, adaletten yana tavır takınmamız İsrail gibi kötücül amaçlara sahip mahfilleri rahatsız ediyor. Bu kötücül mahfiller, terörle soykırımla sistematik yalan ve dezenformasyon kampanyalarıyla hakikati çarpıtmaya, zulümlerini artırmaya çalışıyorlar.” ifadelerini kullandı.

Altun, bugün burada yeni bir medya kanalı kurduklarını belirterek, şunları kaydetti:

“Medya kanalını kurduğumuz bugün de İsrail’in gazetecileri katletmesini lanetlemeliyiz. İsrail’in gazetecileri katlederek haberi, gerçeği tüm dünyaya duyurmak isteyen gazetecileri katlederek, hakikati katlettiğini burada sesli bir şekilde haykırmalıyız ve İsrail’i tedip etmeliyiz. Biz buradan Gazze’de şehit düşen 140’ı aşkın kahraman gazeteci kardeşimizi selamlıyoruz. Allah onlara rahmet etsin diyoruz. Onlar gerçek medya kahramanlarıdır.”

İsrail’in zulümleri dolayısıyla yargılanacağını ve cezalandırılacağını ifade eden Altun, “Ne yaparlarsa yapsınlar Filistin davası mevzubahis olduğunda yerimiz bellidir. Yerimiz, hakikatin yanıdır. Yerimiz katledilen o masum gazetecilerin yeridir. Türkiye, 1967 sınırları temelinde, başkenti Doğu Kudüs olan, egemen, bağımsız ve toprak bütünlüğü haiz bir Filistin devletinin her zaman en büyük destekçisi olmuştur ve bu devletin kurulmasıyla bölgeye barış gelebileceğini güçlü bir şekilde vurgulamıştır, bunu vurgulamaya da devam edecektir. Zira, biz hakikat nöbeti tutuyoruz. Hakikat için savaşıyoruz ve buradaki gayretlerimiz de bununla ilgidir.” diye konuştu.

İletişim Başkanı Altun, TRT İspanyolca Dijital Haber Platformu’nun da bu çabayla ilgili olduğunu, hakikat nöbetini farklı kıtalarda, farklı ülke ve toplumlar nezdinde en güçlü şekilde sürdüreceğini vurguladı.

TRT İspanyolca yayın hayatına başladı

Programa, TRT Genel Müdürü Mehmet Zahid Sobacı, İstanbul Vali Yardımcısı Hasan Hüseyin Can, AK Parti İstanbul Milletvekili Nilhan Ayan, AK Parti Şanlıurfa Milletvekili Abdürrahim Dusak ile ulusal ve uluslararası medyadan basın mensupları katıldı.

TRT İspanyolcayla ilgili tanıtım filmi izletilen programda, İletişim Başkanı Altun ve TRT Genel Müdürü Sobacı ile İspanyolca konuşulan 18 ülkenin medya kurumlarının üst düzey yöneticileri, TRT İspanyolca Dijital Platformu’nun açılışını gerçekleştirdi ve platformun ilk haberlerini paylaştı.

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun, programda, bu kapsamda işbirliği yaptıkları kişilere plaket takdim etti.

TRT İspanyolcanın tanıtım programı, Altun ve beraberindekilerin aile fotoğrafı çektirmesiyle sona erdi.

TRT İspanyolca Konuşulan Ülkeler 1. Yayıncılık Zirvesi ise oturumlarla devam ediyor.

]]>
https://www.haber60.com.tr/cumhurbaskanligi-iletisim-baskani-altun-trt-ispanyolcanin-tanitim-programinda-konustu-aciklamasi/feed/ 0
DİSK İletişim-İş Sendikası, özel çağrı merkezi çalışanlarına baskı iddialarını açıkladı https://www.haber60.com.tr/disk-iletisim-is-sendikasi-ozel-cagri-merkezi-calisanlarina-baski-iddialarini-acikladi/ https://www.haber60.com.tr/disk-iletisim-is-sendikasi-ozel-cagri-merkezi-calisanlarina-baski-iddialarini-acikladi/#respond Fri, 15 Mar 2024 00:00:33 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=18988 HABER: YAĞMUR BERİL VAROL – KAMERA: KERİM UĞUR

Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu’na (DİSK) bağlı İletişim-İş Sendikası, özel çağrı merkezi çalışanlarına mobbing ve baskı uygulandığı iddialarıyla ilgili açıklama yaptı. DİSK Ege Bölge Temsilci Memiş Sarı, “İletişim Sendikası bir kaç yüz üyeyle yetkiyi almak üzereyken tam da araya böyle bir provokasyonun sokulması, üyelerimizin istifa ettirilmesi ve baskı altında kalması, AKP iktidarının çatısı altında bulunan işverenlerin sendikalı ve toplu sözleşmeli bir pozisyondan, örgütten korkmasının gerekçesidir. Biz de karşımıza çıkan bu sahte sendikalara karşı mücadelemizi en büyük boyutta sürdürmek, AKP’nin korkulu rüyası olan örgütlü toplumu yaratmak için mücadeleyi her alanda yapacağımızın sözünü buradan veriyoruz ki patronlar DİSK’ten korktuğunu bir kez daha ifade etmiştir” dedi.

DİSK’e bağlı İletişim-İş Sendikası, özel çağrı merkezi çalışanlarına baskı uygulandığı iddialarıyla ilgili DİSK Ege Bölge Temsilciliği’nde basın toplantısı düzenledi. Toplantıya DİSK Ege Bölge Temsilci Memiş Sarı ve İletişim-İş Genel Başkanı Gürkan Emreoğlu katıldı.

İletişim İş Sendikası olarak uzun yıllardır Türkiye’nin birçok bölgesinde ve farklı işletmelerde örgütlenme faaliyetlerini yürüttüklerini söyleyen Gürkan Emreoğlu, “Yürütmekte olduğumuz bu çalışmalar sırasında, TELUS İnternational’ da örgütlenme çalışmalarımız Çağrı İş Sendikası tarafından sabote edilmeye çalışılmaktadır. Gerek antidemokratik sendikal yasalar ve gerekse birçok keyfi baskı uygulamalarının söz konusu olduğu koşullarda ve işkolumuzda örgütsüz on binlerce işçi dururken bu sendikanın, DİSK ve İletişim İş Sendikamız hakkında asılsız ve yalana dayalı propaganda yürüttüğünü öğrenmiş bulunuyoruz. Bu şahsiyetlerin konfederasyonumuz DİSK ve yöneticileri hakkında yürütmekte olduğu ahlaksızca ve yalana dayalı bu propaganda DİSK tarafından karşılıksız bırakılmayacaktır. TELUS işçilerinin kafasını karıştırmaya çalışarak örgütlenme ve toplu sözleşmeli sendikal hak mücadelesini engellemeye çalışan bu tutum sendikalı çalışma hakkı karşısına kişisel ve grupsal çıkar hesaplarının geçirilmesidir” dedi.

Çalışanlara çağrıda bulunan Emreoğlu, “Birliğimizi bozmaya çalışan bu tutumlara karşı uyanık olmalı ve ne koşulda olursa olsun birliğimizi korumalıyız. Ağır koşullarda kuralsızca ve uzun sürelerle çalışmak zorunda bırakılıyoruz. Neredeyse günlük olarak vardiyalarımızın değiştirilmesi sorunu, keyfi izin uygulamaları, keyfi işten çıkarmalar ve mobbing gibi onlarca sorunla karşı karşıyayız. Bunun karşısında, insanca yaşayabileceğimiz ekonomik ve sosyal haklara sahip olmak üzere yürütmekte olduğumuz sendikal örgütlenme çalışmalarımızı ısrarla sürdürmekten geri durmamalıyız” ifadelerini kullandı.

Toplumda artık örgütlü ve sendikalı olma yolunda çok büyük taleplerin olduğunu söyleyen Memiş Sarı ise “DİSK’in örgütlülüğüne karşı çıkan patronlar kendilerinin kurmuş olduğu bağımsız sendikalar aracılığıyla tırnak içerisinde mücadeleyi bölmek, işçileri örgütsüz hale dönüştürmenin koşulları içerisinde. Konfederasyona bağlı olmayan sendikaların Türkiye genelinde ülke barajını aşıp yetki alamayacağını bildikleri için aradan çıkartmış oldukları bağımsız sendikalarla ya da kendi elleriyle kurdukları sendikalarla var olacak, büyüyecek örgütlülüğün önüne geçmek istemektedirler. Tam da bu noktada biz İzmir’de de bunu yaşamaktayız. Oysa İletişim Sendikası bir kaç yüz üyeyle yetkiyi almak üzereyken tam da araya böyle bir provokasyonun sokulması, üyelerimizin istifa ettirilmesi ve baskı altında kalması, AKP iktidarının çatısı altında bulunan işverenlerin sendikalı ve toplu sözleşmeli bir pozisyondan, örgütten korkmasının gerekçesidir. Biz de karşımıza çıkan bu sahte sendikalara karşı mücadelemizi en büyük boyutta sürdürmek, AKP’nin korkulu rüyası olan örgütlü toplumu yaratmak için mücadeleyi her alanda yapacağımızın sözünü buradan veriyoruz ki patronlar DİSK’ten korktuğunu bir kez daha ifade etmiştir” diye konuştu.

]]> https://www.haber60.com.tr/disk-iletisim-is-sendikasi-ozel-cagri-merkezi-calisanlarina-baski-iddialarini-acikladi/feed/ 0 Prof. Dr. Gonca Kızılkaya Cumaoğlu: Sosyal medya çocukların hayatlarına olumlu katkı yapabilir https://www.haber60.com.tr/prof-dr-gonca-kizilkaya-cumaoglu-sosyal-medya-cocuklarin-hayatlarina-olumlu-katki-yapabilir/ https://www.haber60.com.tr/prof-dr-gonca-kizilkaya-cumaoglu-sosyal-medya-cocuklarin-hayatlarina-olumlu-katki-yapabilir/#respond Thu, 04 Jan 2024 07:06:13 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=2170

İSTANBUL, -Sosyal medya kullanımının hem olumlu hem olumsuz sonuçlara yol açabildiğini söyleyen Prof. Dr. Gonca Kızılkaya Cumaoğlu, “Sosyal medya öğrenmeyi kolaylaştırıyor, dünyayı tanımamızı, çevremizden haberdar olmamızı sağlıyor, zaman zaman yaratıcı fikirlerin de ortaya çıkmasını tetikliyor. Diğer yandan doğru kullanılmadığında özellikle de çocuklarımız açısından önemli zararlarını gözlemliyoruz. Aşırı kullanımını anksiyete ve depresyona dahi neden olabiliyor” dedi.

Yeditepe Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dekan Yardımcısı ve Bilgisayar ve Öğretim Teknolojileri Eğitimi Bölümü Başkanı Prof. Dr. Gonca Kızılkaya Cumaoğlu, sosyal medyanın çocukların hayatlarına olumlu katkı yapmasının nasıl sağlanabileceğini anlattı.

İLETİŞİMİ SAĞLIYOR, EĞLENDİRİYOR, BİLGİLENDİRİYOR

Sosyal medyanın her yerde olduğu bir dönemde, çocuklarımızın neredeyse hepsinin bizim gibi bu platformlarda aktif olduğunu anımsatan Prof. Dr. Cumaoğlu, “Zamanlarının önemli bir bölümü popüler çevrimiçi ortamlarda geçiyor. Bu süreci yönetmeye kalktığımızda, ya büyük kaygılarla tamamen yasaklamaya ya da uygulayamadığımız kurallarla tükenmişlik yaşayıp ipin ucunu bırakmaya kalkıyoruz. Sosyal medyanın cazibesi hepimizin de tanık olduğu gibi iletişim kurma, eğlendirme ve bilgilendirme özeliğinde yatıyor. Bu durum eğitici içeriklere kolayca erişmeyi, öğrenmeyi ve merakın uyanmasını, farklı bakış açılarını tanımayı ve kültürel farklılıklarla küresel farkındalığın artmasını sağlar. Ayrıca, yaratıcı fikirler edinmeyi ve kendini ifade etme fırsatlarını da göz ardı etmemek gerekir” diye konuştu.

ÖZ SAYGIYI OLUMSUZ ETKİLİYOR

Prof. Dr. Gonca Kızılkaya Cumaoğlu, “Zararlarına gelecek olursak; en başta siber zorbalık, çocukların ruh sağlığını ve öz saygısını etkileyen yaygın bir sorun maalesef. Gizlilik ve kişisel verilerin sıklıkla bilinçsizce paylaşılması ise başka bir kritik konu. Ayrıca, aşırı sosyal medya kullanımı gençler arasında anksiyete ve depresyona da neden olabiliyor” ifadelerini kullandı.

Prof. Dr. Cumaoğlu, sosyal medyayı iyi yönetmek için şu önerilerde bulundu:

“Bunu 3 temel boyutta ele alabiliriz: İletişim kurmak, eğitim vermek ve etkili izlemek. En pratik önerileri kısaca sıralayacak olursak; net sınırlar belirleyin: Kuralları tanımlayın, net kurallar ve yönergeler oluşturun. Örneğin, ekran süresi koyulabilecek ilk sınırdır. Evde, aile yemekleri sırasında veya yatmadan önce telefon kullanımına izin vermediğiniz belirli alanlar belirleyin. Yaşlarına uygun olmayan platformlara izin vermeyin. Birçok platformun yaş sınırlaması olmasının bir nedeni vardır.

Bilginin doğruluğunu sorgulamayı öğretin: Yaşadıkları deneyimler hakkında konuşmak, güven ve farkındalığı teşvik eder. Açık ve güvene dayanan bir iletişim yakalanmalıdır. Böylelikle çevrimiçi deneyimlerini sizinle tartışırken kendilerini rahat hissedeceklerdir. Sosyal medyanın potansiyel risklerini ve faydalarını tartışın. Onlara çevrimiçi güvenlik, sorumlu davranış ve gizliliğin önemi hakkında bilgiler verin. Eleştirel olmayı öğretin. Örneğin karşılaştığı bilginin doğruluğu hakkında sorgulama yapabilsin.

İzleyin ve rehberlik edin: Ebeveyn kontrol araçlarını kullanmak ve çocukları sağlıklı çevrim içi uygulamalara yönlendirmek kritiktir. Sosyal medya platformlarındaki ebeveyn kontrolü özelliklerinden yararlanın. Bu kontroller içeriği, ekran süresini yönetmenize ve çocuğunuzun çevrimiçi etkinliklerini izlemenize yardımcı olabilir.  Sosyal medya trendleri, uygulamaları hakkında bilgi sahibi olun. Bu bilgi, potansiyel riskleri anlamanıza ve etkili rehberlik etmenize yardımcı olur. Endişe verici bir davranış veya içerik fark ederseniz, bunu derhal ele alın. Bunun neden uygunsuz olduğunu tartışın, oluşmuş veya oluşacak durumlarla ilgili mutlaka empati yapmasını sağlayın, daha iyi seçimler yapması konusunda rehberlik edin.

Rol model siz olun: Çocuklar genellikle ebeveynlerini taklit ederler, bu nedenle sağlıklı dijital alışkanlıklar gösterin, sınırlı kullanımı siz de hayatınıza alın. Sosyal medyada yaşadığınız olumlu ve olumsuz deneyimleri paylaşın. Bu, onlara içgörü ve rehberlik sağlayacaktır.

Gizliliğin önemini öğretin: Çocuğunuzun gizliliğin önemini anlamasına yardımcı olun. Gizli bilgilerinin ihlali durumunda gerçekleşebilecek olumsuzlukları iyi açıklayın. Gönderilerini ve kişisel bilgilerini kimlerin görebileceğini kontrol etmek için sosyal medya platformlarında gizlilik ayarlarını nasıl yapılandıracaklarını gösterin.

Çevrim dışı aktiviteleri teşvik edin: Çevrimiçi ve çevrimdışı etkinlikler arasında sağlıklı bir denge kurulmasını teşvik edin. Hobileri, sporu ve ekran tabanlı olmayan diğer ilgi alanlarını teşvik edin.

Siber zorbalığı tartışın: Siber zorbalığın ne olduğunu ve bununla nasıl başa çıkılacağı konusunu mutlaka konuşun. İster mağdur ister seyirci olsun, her türlü zorbalık vakasını sizinle paylaşmaları için onları teşvik edin. Siber zorbalığın hukuki sonuçları hakkında tartışın.

Sonuç olarak; dijital ortamı anlamak, çocukların bu ortamda güvenli bir şekilde gezinmesine yardımcı olmanın anahtarıdır. Makul sınırlar koyarak, açık iletişimi sürdürerek ve aktif bir şekilde rehberlik ederek, sosyal medyanın hayatlarına olumlu katkı yapması sağlanabilir.”

]]>
https://www.haber60.com.tr/prof-dr-gonca-kizilkaya-cumaoglu-sosyal-medya-cocuklarin-hayatlarina-olumlu-katki-yapabilir/feed/ 0