Kim kazanırsa kazansın, sonuç tüm dünyada yankılanacak ve Amerika sınırlarının ötesinde milyonlarca insanın hayatını etkileyecek.
Cumhuriyetçi Parti’nin Temmuz ayındaki ulusal kongresinde adaylığının onaylanması beklenen Trump, ülke için ne planladığını her zaman ayrıntılı bir şekilde açıklamıyor.
Ancak politikalarının mevcut Başkan Joe Biden’dan pek çok konuda ayrılacağı açık.
Trump Ukrayna’yı desteklemeye devam eder mi?
Anketler, Cumhuriyetçi seçmenlerin ABD’nin Ukrayna’ya mali ve askeri desteğini Demokrat seçmenlere göre daha az desteklediğini gösteriyor.
Pew Araştırma Merkezi tarafından 8 Mayıs’ta yayımlanan bir ankete katılan Cumhuriyetçilerin yüzde 49’u, Washington’un Ukrayna için çok fazla harcama yaptığını söylerken bu oran Demokrat seçmenlerde yüzde 17.
Donald Trump, Rusya’nın 2022’deki geniş çaplı işgalinden bu yana Ukrayna’ya gönderilen milyarlarca dolarlık askeri yardımı uzun zamandır eleştiriyor.
Başkanlığı sırasında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’i açıkça öven Trump, yeniden seçilmesi halinde savaşı “24 saat içinde sona erdirme” sözü verdi, ancak bunu nasıl yapacağını söylemedi.
Trump’ın sözleri Ukrayna’ya Rusya’ya toprak vermesi için baskı yapacağı yönünde endişelere yol açtı.
Kiev’e 60 milyar dolarlık askeri yardım içeren bir yasa tasarısı, Cumhuriyetçi Parti’deki Trump destekçileri nedeniyle aylarca ABD Kongresi’nde bekledi.
Trump, tasarının Nisan ayında kongreden geçmesinin ardından yorum yapmadı.
Ancak müttefiklerinden Macaristan Başbakanı Viktor Orban, Mart ayında Florida’da eski ABD başkanını ziyaret ettikten sonra, Trump’ın seçilmesi halinde Ukrayna’ya “bir kuruş bile vermeyeceğini” söyledi.
Time dergisine konuşan ve Orban’ın sözlerine yanıt veren Trump, “Avrupa eşitlenmeye başlamadığı sürece vermem” dedi.
“Ukrayna’ya yardım etmeye çalışacağını” paylaşan Trump, Avrupa’nın şu anda “payını ödemediğini” söyledi.
Londra Royal Holloway Üniversitesi’nde uluslararası ilişkiler alanında uzman olan Michelle Bentley, Trump’ın mesajlarının şimdiden etkisini gösterdiğini ve Putin’in Trump’ın olası zaferi karşısında “cesaretlenmiş olabileceğini” belirtti.
Trump, ABD’yi NATO’dan çeker mi?
Aralarında İngiltere, Almanya ve Fransa’nın da bulunduğu 32 ülkeden oluşan Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO), Trump’ın en sevmediği örgütlerden biri.
Trump başkan olduğu dönemde sık sık ABD’yi örgütten çekeceğini söyledi.
Buna gerekçe olarak diğer üyelerin gayrisafi yurtiçi hasılalarının yüzde 2’sini savunmaya harcama hedefini tutturamamalarını gösterdi.
NATO kuralları uyarınca, bir üye ülkeye yönelik herhangi bir saldırı, bloktaki tüm ülkelere yönelik bir saldırı olarak kabul ediliyor.
Ancak bu yılın Şubat ayında Trump, “parasını ödemeyen” bir ülkeyi korumayacağını ve Moskova’yı bu ülkeye “ne isterlerse yapmaları” için cesaretlendireceğini söyledi.
Seçim kampanyası için oluşturulan web sitesinde Trump, NATO’nun amaç ve misyonunu “temelden yeniden değerlendirmeyi” hedeflediğini söylüyor.
Trump’ın ABD’yi ittifaktan çekip çekmeyeceği konusunda görüşler bölünmüş durumda.
Ancak Londra merkezli düşünce kuruluşu Kraliyet Birleşik Hizmetler Enstitüsü’nden Ed Arnold, eski başkanın NATO’dan çekilmeden de, örneğin Avrupa’daki Amerikalı askerlerin sayısını azaltarak ya da Rusya’nın bir NATO üyesini işgal etmesi halinde, ABD’nin vereceği yanıta koşullar koyarak ittifakı “zayıflatmaya” çalışabileceğini düşünüyor.
Trump toplu sınır dışı sözü verdi
Trump’ın başkanlık dönemine agresif göç politikaları damga vurmuştu.
Eski başkan, Beyaz Saray’a dönmesi halinde daha da ileri gideceğini, ilk günden itibaren “Amerika tarihindeki en büyük sınır dışı etme operasyonunu başlatacağını” söyledi.
Trump, yasal belgeleri olmayan göçmenlerin çocukları için doğuştan vatandaşlık hakkını sona erdirme ve Meksikalı uyuşturucu kartellerine karşı savaş açma sözü verdi.
Geçen yıl ise çoğunluğu Müslüman olan bazı ülkelerden gelen insanlara yönelik daha önceki tartışmalı seyahat yasaklarını genişleteceğini öne sürdü.
Şu anda feshedilmiş olan ABD Göçmenlik ve Vatandaşlık Servisi’nin eski komiseri olan ve Washington DC merkezli Göç Politikası Enstitüsü’nde uzman olarak çalışan Doris Meissner, “Trump, onlarca yıldır ABD’de yaşayan milyonlarca izinsiz göçmeni sınır dışı etmenin ötesinde, yasal göçü de azaltmaya çalışabilir” diyor.
Ancak Meissner, Trump’ın yeniden seçilmesi durumunda, ilk döneminde olduğu gibi bu tür planların yasal engellerle karşılaşacağına inanıyor.
Joe Biden göç konusunda daha “insancıl” bir politika sözü veriyor ve başkanlık döneminde Trump döneminden kalma bazı sınır politikalarını askıya aldı ya da iptal etti.
Ancak anketler hem sol hem de sağ seçmenin göç seviyeleri konusunda endişeli olduğunu gösteriyor. Bu da onu hassas bir denge kurmak zorunda bırakıyor.
Biden Haziran ayında, yetkililerin ABD’ye yasa dışı yollardan giren göçmenleri sığınma taleplerini işleme koymadan hızlı bir şekilde sınır dışı etmelerine olanak tanıyan kapsamlı bir düzenleme açıkladı.
İki hafta sonra da ABD vatandaşlarının yüz binlerce belgesiz eşini sınır dışı edilmekten koruyan bir politika duyurdu.
Trump İsrail’i desteklemeye devam eder mi?
Trump, başkanlığı sırasında İsrail’in ve sağcı hükümetinin açık bir destekçisi oldu.
ABD’nin onlarca yıllık resmi politikasını tersine çevirerek Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıdığını açıkladı ve ABD Büyükelçiliğini Tel Aviv’den Kudüs’e taşıdı.
Biden’ın da geri çevirmediği bu iki hamle Filistinliler tarafından taraf tutma olarak değerlendiriliyor.
Trump hükümeti, işgal altındaki Batı Şeria’da bulunan ve uluslararası toplumun büyük çoğunluğu tarafından yasa dışı kabul edilen Yahudi yerleşimlerini de desteklemişti.
Trump yönetimi ayrıca İsrail ile dört Arap Ligi ülkesi Bahreyn, Birleşik Arap Emirlikleri, Sudan ve Fas arasındaki ilişkileri normalleştiren anlaşmalara aracılık etmişti.
Ancak bazıları Trump’ın 2020 ABD başkanlık seçimlerinden bu yana Binyamin Netanyahu’ya karşı kin beslediğini düşünüyor, zira Trump sonuçlara itiraz ederken İsrail Başbakanı Biden’ı arayarak tebrik etmişti.
Trump, 7 Ekim saldırılarının ardından Netanyahu’nun bir Hamas saldırısına “hazırlıklı olmadığını” söylemiş ve Hizbullah’ı “akıllı” olarak nitelendirerek İsrail’i destekleyen Cumhuriyetçiler arasında öfkeye yol açmıştı.
Bugünlerde İsrail’e verdiği desteğin altını çizmeye devam eden Trump, ülkenin Hamas’a karşı “başlattığı işi bitirmesi” gerektiğini söylüyor.
Time dergisine verdiği demeçte İran-İsrail arasında olası bir savaşta “İsrail’i koruyacağını” söyleyen Trump, İran’la ilgili planları konusunda daha fazla ayrıntı vermedi.
Başkan olduğu dönemde Trump, ABD’yi İran nükleer anlaşmasından çekmiş, İran’a yönelik yaptırımları artırmış ve İran’ın en güçlü askeri komutanı Kasım Süleymani’yi öldüren bir saldırıya yetki vermişti.
Trump Çin üzerindeki baskıyı artıracak mı?
Trump görevdeyken Çin ile sert bir ticaret savaşını tetikledi.
Yeniden seçilmesi halinde de Çin’e yönelik yüzde 60’tan fazla gümrük vergisi uygulanmasını önerdi.
Geçen yıl bu konuda konuşan Trump, ABD’de enerji ve telekomünikasyon gibi hayati sektörler için “yapılan tüm Çin alımlarını gelecekte durdurmak” amacıyla “agresif yeni kısıtlamalar”dan söz etmişti.
Güney Çin Denizi’nde ve Tayvan konusunda tansiyon yükselirken çevresindeki bazı kişiler ABD’nin güvenlik politikasının Çin’e daha fazla odaklanmasını istiyor.
Trump yönetimi sırasında savunma bakanlığı danışmanı olan Elbridge Colby, “Bu Ukrayna’ya sırtımızı dönmemiz gerektiği anlamına gelmiyor, ancak Çin’in Amerika’nın çıkarları için Rusya’dan çok daha büyük bir tehdit olduğu bu dönemde Ukrayna’yı desteklemek bir öncelik olmamalı” diyor.
Tayvan kendisini Çin anakarasından ayrı görüyor. Ancak Pekin, Tayvan’ı eninde sonunda kendi kontrolü altına girecek ayrılıkçı bir eyalet olarak değerlendiriyor.
ABD, Çin’in Tayvan’ı işgal etmesi durumunda nasıl bir tepki vereceği konusunda geçmişte belirsiz bir tutum sergiledi.
Biden ise ABD’nin Tayvan’ı savunacağını söyleyerek bu konuda daha açık bir yol izledi.
Trump bu konuda yorum yapmayı reddetti. Ancak 2016’daki seçim zaferinin ardından Tayvan cumhurbaşkanının tebrik telefonunu kabul ederek ABD’nin onlarca yıldır sürdürdüğü diplomatik ilişki kurmama politikasını bozmuştu.
Çevre konusundaki tutumu ne olabilir?
Başkan olduğu dönemde Trump, ABD’yi 2015 Paris İklim Anlaşması’ndan çekmişti.
Joe Biden’ın Beyaz Saray’daki ilk icraatlarından biri ise anlaşmaya geri dönmek oldu.
Trump’ın seçim kampanyası için oluşturulan web sitesinde yeniden başkan seçilmesi durumunda anlaşmadan yeniden çekileceği belirtiliyor.
Daha ucuz enerji vaat ederek petrol arama ve çıkarma çalışmalarının devam edeceği söyleniyor.
Web sitesinde Trump’ın ayrıca çevreciler tarafından açılan “anlamsız davaları” durduracağı, rüzgar enerjisine yönelik sübvansiyonları sona erdireceği, petrol, gaz ve kömür üreticilerine uygulanan vergileri azaltacağı ve Biden tarafından getirilen araç emisyon düzenlemelerini geri alacağı belirtiliyor.
San Diego’daki California Üniversitesi’nde iklim değişikliği uzmanı olan Prof. David G. Victor, son 30 yılda başkan adaylarının iklim konusunda hiç birbirinden bu kadar uzak olmadığını söylüyor.
Birleşmiş Milletler Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli’nin (IPCC) eski yazarlarından biri olan Prof. Victor ise Trump’ın zaferinin ABD hükümetinin mevcut iklim hedefleri için bir “felaket” olacağını söylüyor.
İklim değişikliği konusunda yayın yapan haber sitesi Carbon Brief’in yardımcı editörü Dr. Simon Evans, Trump’ın Beyaz Saray’a dönmesi halinde ABD’nin uluslararası iklim taahhütlerini yerine getirmesinin “çok düşük bir ihtimal” olduğunu söylüyor.
Evans’ın da yer aldığı bir yeni bir araştırma, ABD’nin Biden döneminde de iklim hedeflerini tutturamayacağını, ancak Trump’a kıyasla bunun daha küçük bir farklı gerçekleşeceğini tespit ediyor.
Biden, Enflasyonu Düşürme Yasası aracılığıyla temiz enerji ve iklim girişimlerine 300 milyar dolarlık tarihi bir yatırım yaptı.
Ancak bazı iklim aktivistleri, Alaska’daki Willow petrol projesi de dahil olmak üzere petrol ve gaz üretimini artırmak için attığı adımlara karşı çıkıyor.
]]>Feridun AÇIKGÖZ/ CUMHURBAŞKANI Yardımcısı Cevdet Yılmaz, İstanbul Finans Merkezi’nde düzenlenen ‘Dünya Gazetesi İklim Ekonomisi Zirvesi’nde konuştu. Yılmaz, “İklim yasası hazırlıklarında son aşamaya gelmiş durumdayız. Kanunun 2024 yılı içerisinde TBMM’nin takdirine sunulmasını bekliyoruz” dedi. AB Yeşil Mutabakatı ile uyumlu ulusal bir Emisyon Ticaret Sistemi’nin de kurulacağını ifade eden Yılmaz, “Biliyorsunuz Avrupa Birliği’nin sınırda karbon düzenlemesi var ve 2026 yılında yürürlüğe girecek. Bir taraftan işletmelerimizin bu konuda farkındalığının arttırılması, diğer taraftan da kendi sistemimizin buna adapte edilmesi gerekiyor”dedi.
Cumhurbaşkanı Cevdet Yılmaz, İstanbul Finans Merkezi’nde ‘Dünya Gazetesi İklim Ekonomisi Zirvesi’ne katıldı. Yılmaz, programda gerçekleştirdiği konuşmada yeşil enerji, yeşil ve dijital dönüşüm, ekonomi ve iklim bağlantısı, sürdürülebilir ekonomi yatırımları, Avrupa Birliği Yeşil Mutabakatı, Türkiye’nin sıfır karbon hedeflerine yönelik konuştu.
TÜRKİYE’NİN 2053’E İLİŞKİN ÖNEMLİ HEDEFLERİ VAR
Yılmaz, “Türkiye’nin 2053’e ilişkin önemli hedefleri var. Cumhuriyetimizin yüzyılını geride bıraktık. Yüz yıllık bir birikim zemininde Türkiye Yüzyılı diyoruz. Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılı, bu yüzyılda yeni hedefler, yeni ufuklarla yolumuza devam ediyoruz. Bunlar arasında en önemli hedeflerimizden biri 2053 yılı net sıfır emisyon hedefi ve yeşil kalkınma vizyonumuz çerçevesinde düşük karbonlu ekonomiye geçiş ile iklim değişikliğiyle mücadeleye yönelik somut adımlar. Cumhurbaşkanımız bu konuda gerekli vizyonu ortaya koymuş durumda. Ülkemizin resmi politika dokümanlarına da bu vizyon yansımış durumda. Saygıdeğer Hanımefendi Emine Erdoğan’ın başlattığı sıfır atık hareketi de, çevre ve atık yönetiminde yenilikçi çözümler sunarak dünyaya ilham vermektedir. Türkiye’nin sürdürülebilir kalkınma amaçlarıyla uyumlu bir yol haritası belirlemek açısından güçlü bir birikime ve altyapıya sahibiz. Ekonomik büyümeyi çevresel sürdürülebilirlik ile destekleyecek politikalarımız orta vadeli program ve 12’nci kalkınma planında geniş bir şekilde yer almıştır” dedi.
“PLANIMIZIN OMURGASINI YEŞİL VE DİJİTAL DÖNÜŞÜM OLUŞTURUYOR”
Yılmaz, “Hazırladığımız 12’nci kalkınma planı ve orta vadeli programımızda detaylı bazı politikalar yer almış durumda. 12’nci plan da geçtiğimiz yıl meclisimiz tarafından biliyorsunuz kabul edildi ve şu anda uygulamada. 2024-2028 dönemini kapsıyor. Orta vadeli plan ise 2024-2026 dönemini kapsayan bir politika dökümanımız. Bu dökümanda 12’nci planın omurgasını ne oluşturuyor derseniz, yeşil ve dijital dönüşüm oluşturuyor. İkiz dönüşüm diyoruz buna konjktrel politikalar birçok boyut var ama ana kurgusu yeşil ve dijital dönüşümle bağlantılı” şeklinde konuştu.
İKLİM YASASI HAZIRLIKLARINDA SON AŞAMAYA GELDİK
Yatırım ortamının iyileştirilmesi ve koordinasyon kurulu çalışmaları kapmasında en önemli başlıklarımızdan biri olan iklim yasası hazırlıklarında son aşamaya gelmiş durumdayız. Kanunun 2024 yılı içerisinde TBMM’nin takdirine sunulmasını bekliyoruz” dedi.
EMİSYON TİCARET SİSTEMİ KAPSAMINDA ELDE EDİLECEK KAYNAKLAR ÖZEL SEKTÖRÜN YEŞİL DÖNÜŞÜMÜ İÇİN KULLANILACAK”
AB Yeşil Mutabakatı ile uyumlu ulusal bir Emisyon Ticaret Sistemi’nin de kurulacağını ifade eden Yılmaz, “Biliyorsunuz Avrupa Birliği’nin sınırda karbon düzenlemesi var ve 2026 yılında yürürlüğe girecek. Bir taraftan işletmelerimizin bu konuda farkındalığının arttırılması, diğer taraftan da kendi sistemimizin buna adapte edilmesi gerekiyor. Aksi takdirde işletmelerimizin rekabet gücünü azaltan bir durumla karşı karşıya kalacağız. Bu kapsamda, elde edilecek kaynaklar yani Emisyon Ticaret Sistemi kapsamında elde edeceğimiz kaynaklar özel sektörümüzün yeşil dönüşüm ihtiyacı için kullanılacaktır ana felsefemiz bu” ifadelerini kullandı.
]]>
TARIM ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, “Ormanlarımızı geliştirmek için reel rakamlarla 179 milyar lira yatırım yaptık. Bu zaman zarfında 7 milyardan fazla fidan ve tohumu toprakla buluşturduk” dedi.
Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, Orman Genel Müdürlüğü’nde düzenlenen ‘İklime Dirençli Ormancılık Projesi’ açılış töreninde konuştu. Bakan Yumaklı, ormanların geliştirilmesi amacıyla yapılan çalışmalara ilişkin, “Ormanlarımızı geliştirmek için reel rakamlarla 179 milyar lira yatırım yaptık. Bu zaman zarfında 7 milyardan fazla fidan ve tohumu toprakla buluşturduk. Ülke yüz ölçümümüzün yüzde 30’unu ormanla kaplı hale getirdik. Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) verilerine göre; ülkemiz ağaçlandırma çalışmalarında Avrupa’da 1’inci, dünyada 4’üncü sırada yer alıyor. Yine 5 yılda bir yayınlanan FAO verilerine göre; orman alanı bakımından ülkemiz 2015 yılında 46’ncı sırada iken, 2020 yılında 27’ci sıraya ulaştı” ifadelerini kullandı.
Bakan Yumaklı, Türkiye’nin Akdeniz havzasında olması nedeniyle iklim değişikliğinden en çok etkilenen ülkeler arasında yer aldığını belirterek, “Ülkemizin güneyinde orman yangınları, kuzeyinde sel felaketleri, iç bölgelerde ise kuraklıkla mücadele ediyoruz. Bu nedenle toprağı, suyu, ormanları ve biyoçeşitliliği korumayı ön plana alan politikaları hayata geçirmek için çalışıyoruz. Çünkü küresel iklim değişikliğinin getireceği yıkıcı etkilere ancak bu şekilde direnç sağlayabiliriz” dedi.
‘280 BİN PROJEYE 29,3 MİLYAR LİRA HİBE VE KREDİ VERDİK’
Ormancılık faaliyetleri içerisinde ormanların korunması ve sürdürülebilir yönetimi için orman köylerine özel bir önem verdiklerini ifade eden Yumaklı, “Orman köylerimizin kalkınması için ORKÖY (Orman ve Köy İlişkileri) hibe kredisi ve gelir getirici tür ağaçlandırması çalışmalarını büyük bir titizlikle yapıyoruz. Bu kapsamda son 22 yılda orman köylülerimize 29,3 milyar lira hibe ve kredi vererek yaklaşık 280 bin projeyi destekledik. ‘5 bin Köye 5 bin Gelir Getirici Orman Projesi’yle orman köylülerimizin gelirlerini artırmak için ceviz, badem, kestane, zeytin gibi fidanlar dikiyoruz. Ormanlık alanlarda arıcılığın gelişmesi için bugüne kadar 796 bal ormanı tesisi ettik. Bu sayede bal verimini kat be kat arttırdık” diye konuştu.
‘YANGINA MÜDAHALE SÜREMİZİ 11 DAKİKAYA DÜŞÜRDÜK’
Türkiye’nin orman yangılarına hassas bir bölge yer aldığını kaydeden Bakan Yumaklı, şunları söyledi:
“Geçen yıl 15 bin 520 hektar orman alanımız yangınlardan zarar gördü. Aldığımız tedbir ve önlemlerle bu alanın daha fazla artmasını engelledik. Orman yangınlarıyla mücadelemizi 3 aşamada yürütüyoruz. Birincisi; yangın öncesi bilgilendirme ve bilinçlendirme yapıyoruz. Çünkü orman yangınlarının yüzde 90’ı maalesef insan kaynaklı. Bu konuda vatandaşımızı bilinçlendirmek için 3 Mayıs’ta ‘Orman Benim Kampanyası’ düzenledik. Kampanya ile 81 ilimizde 7’den 77’ye tüm vatandaşlarımızla ormanlarımızda yangına sebep olacak cisim ve maddeleri topladık. İkinci aşama da yangın esnasında alevlerle mücadelemiz. Bu konuda Bakanlığımızın güçlü bir alt yapısı var. Bu yıl ormanlarımızı yangınlara karşı korumak için hava ve kara gücümüzün gücüne güç attık. 26 uçak ve 105 helikopter, 14 İHA, 1649 arazöz, 5 bin kara aracı, 25 bin alev savaşçımız ve 122 bin gönüllümüz ile yangınlara hazırız. Ayrıca, yangınlara hızlı müdahale için 4 bin 727 gölet ve havuz inşa ettik. Yangınların tespiti için 776 adet gözetleme kulemiz var. Bu kulelerin 184’ü akıllı kule. İnsansız hava araçlarını orman yangınlarında tespit için kullanan Avrupa’da ilk, dünyada ikinci ülke biziz. Bu mücadelede yapay zeka temelli uygulamaları da kullanmaya başladık. Bu manada yerli ve milli kaynaklarla geliştirdiğimiz Yangın Karar Destek Sistemi, Birleşmiş Milletler (BM) tarafından ödüle layık görüldü. Yaptığımız bu çalışmalarla yangına ilk müdahale süremizi 40 dakikadan 11 dakikaya düşürdük. Bugün Türkiye orman yangınlarıyla mücadelede en başarılı ülkeler arasında yer alıyor. Üçüncü ve son aşama, yangın sonrası ağaçlandırma faaliyetlerimiz. Yanan orman alanlarımızın bilimsel ve teknik yöntemlerle eski haline kavuşması için büyük gayret sarf ediyoruz. Bu çalışmalarımızda vatandaşlarımızın bize katkı sağlaması için ‘Geleceğe Nefes Kampanyası’ adı altında bir orman seferberliği başlattık. Geleceğe nefes olmak, Türkiye’ye ve dünyaya nefes olmak için ormanların önemini tüm dünyaya anlatmaya ve ormancılıkta öncü olmayı sürdüreceğiz.”
Dünya Bankası ile küresel iklim değişikliğine karşı birçok alanda iş birliği halinde çalışmalar yaptıklarını aktaran Bakan Yumaklı, “Bakanlığımız, sorumluluğu altına giren her konuda bu dirençli yapıyı oluşturmaya kararlıdır. Bu kapsamda, bugüne kadar daha etkin bir sulama sisteminin hayata geçirilmesi amacıyla Sulama Modernizasyonu Projesi, iklim değişikliğinin olumsuz etkileri nedeniyle gelir kaybına uğrayan kırılgan kesimlere alternatif gelir kaynakları oluşturmayı amaçlayan Entegre Havza Yönetimi Projesi, çiftçilerin iklim değişikliğine uyum sağlamalarını desteklemeyi amaçlayan TUCSAP (Türkiye İklim Akıllı ve Rekabetçi Tarımsal Büyüme) Projesi, su kaynaklarımızı çeşitlendirmeyi ve atık su kullanımını desteklemek için Su Döngüselliği Projesi’ni hayata geçirdik. Bakanlığımız ile Dünya Bankası arasında 5 projede yaklaşık 1,5 milyar dolar düzeyinde portföy oluşturduk. Buna ek olarak, taşkın ve kuraklık gibi iklim değişikliğinin diğer olumsuz etkilerine ve deprem bölgesinde tarım sektörünün yeniden yapılandırılmasına ilişkin iki proje için de 850 milyon dolar değerinde proje portföyümüzü hayata geçirmeyi planlıyoruz” dedi.
‘İKLİME DİRENÇLİ ORMANCILIK PROJESİ’NİN BAŞLANGICINI YAPTIK’
Dünya Bankasının 400 milyon dolar kredi sağlayacağı ve 5 yıl sürecek İklime Dirençli Ormancılık Projesi’nin başlangıcını yaptıklarını belirten Yumaklı, “Projenin Kahramanmaraş, Gaziantep, Hatay, Kilis, Adana, Osmaniye gibi illerimizi de kapsaması, deprem bölgesinin yeniden kalkınmasına önemli katkı sağlayacağına yürekten inanıyorum. Proje, yangınlara karşı dirençli orman kurulması açısından önemli alt projeler içeriyor. Bunun yanında; orman köylülerimiz için konut iyileştirme, fenni arıcılık, hayvansal ve bitkisel üretim desteği, orman köylülerimizin çatı güneş enerjisi kurması gibi destekler de proje içinde yer alıyor. Bu projelerin sonuçları, Dünya Bankası ve Bakanlığımızın iklim değişikliğiyle mücadelesinin ortak bir hedefi olduğunu gösteriyor” diye konuştu.
]]>Bakan Yumaklı: Ormanlarımızı geliştirmek için 179 milyar lira yatırım yaptık
TARIM ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, “Ormanlarımızı geliştirmek için reel rakamlarla 179 milyar lira yatırım yaptık. Bu zaman zarfında 7 milyardan fazla fidan ve tohumu toprakla buluşturduk” dedi.
Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, Orman Genel Müdürlüğü’nde düzenlenen ‘İklime Dirençli Ormancılık Projesi’ açılış töreninde konuştu. Bakan Yumaklı, ormanların geliştirilmesi amacıyla yapılan çalışmalara ilişkin, “Ormanlarımızı geliştirmek için reel rakamlarla 179 milyar lira yatırım yaptık. Bu zaman zarfında 7 milyardan fazla fidan ve tohumu toprakla buluşturduk. Ülke yüz ölçümümüzün yüzde 30’unu ormanla kaplı hale getirdik. Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) verilerine göre; ülkemiz ağaçlandırma çalışmalarında Avrupa’da 1’inci, dünyada 4’üncü sırada yer alıyor. Yine 5 yılda bir yayınlanan FAO verilerine göre; orman alanı bakımından ülkemiz 2015 yılında 46’ncı sırada iken, 2020 yılında 27’ci sıraya ulaştı” ifadelerini kullandı. Bakan Yumaklı, Türkiye’nin Akdeniz havzasında olması nedeniyle iklim değişikliğinden en çok etkilenen ülkeler arasında yer aldığını belirterek, “Ülkemizin güneyinde orman yangınları, kuzeyinde sel felaketleri, iç bölgelerde ise kuraklıkla mücadele ediyoruz. Bu nedenle toprağı, suyu, ormanları ve biyoçeşitliliği korumayı ön plana alan politikaları hayata geçirmek için çalışıyoruz. Çünkü küresel iklim değişikliğinin getireceği yıkıcı etkilere ancak bu şekilde direnç sağlayabiliriz” dedi.
‘280 BİN PROJEYE 29,3 MİLYAR LİRA HİBE VE KREDİ VERDİK’
Ormancılık faaliyetleri içerisinde ormanların korunması ve sürdürülebilir yönetimi için orman köylerine özel bir önem verdiklerini ifade eden Yumaklı, “Orman köylerimizin kalkınması için ORKÖY (Orman ve Köy İlişkileri) hibe kredisi ve gelir getirici tür ağaçlandırması çalışmalarını büyük bir titizlikle yapıyoruz. Bu kapsamda son 22 yılda orman köylülerimize 29,3 milyar lira hibe ve kredi vererek yaklaşık 280 bin projeyi destekledik. ‘5 bin Köye 5 bin Gelir Getirici Orman Projesi’yle orman köylülerimizin gelirlerini artırmak için ceviz, badem, kestane, zeytin gibi fidanlar dikiyoruz. Ormanlık alanlarda arıcılığın gelişmesi için bugüne kadar 796 bal ormanı tesisi ettik. Bu sayede bal verimini kat be kat arttırdık” diye konuştu.
‘YANGINA MÜDAHALE SÜREMİZİ 11 DAKİKAYA DÜŞÜRDÜK’
Türkiye’nin orman yangılarına hassas bir bölge yer aldığını kaydeden Bakan Yumaklı, şunları söyledi: “Geçen yıl 15 bin 520 hektar orman alanımız yangınlardan zarar gördü. Aldığımız tedbir ve önlemlerle bu alanın daha fazla artmasını engelledik. Orman yangınlarıyla mücadelemizi 3 aşamada yürütüyoruz. Birincisi; yangın öncesi bilgilendirme ve bilinçlendirme yapıyoruz. Çünkü orman yangınlarının yüzde 90’ı maalesef insan kaynaklı. Bu konuda vatandaşımızı bilinçlendirmek için 3 Mayıs’ta ‘Orman Benim Kampanyası’ düzenledik. Kampanya ile 81 ilimizde 7’den 77’ye tüm vatandaşlarımızla ormanlarımızda yangına sebep olacak cisim ve maddeleri topladık. İkinci aşama da yangın esnasında alevlerle mücadelemiz. Bu konuda Bakanlığımızın güçlü bir alt yapısı var. Bu yıl ormanlarımızı yangınlara karşı korumak için hava ve kara gücümüzün gücüne güç attık. 26 uçak ve 105 helikopter, 14 İHA, 1649 arazöz, 5 bin kara aracı, 25 bin alev savaşçımız ve 122 bin gönüllümüz ile yangınlara hazırız. Ayrıca, yangınlara hızlı müdahale için 4 bin 727 gölet ve havuz inşa ettik. Yangınların tespiti için 776 adet gözetleme kulemiz var. Bu kulelerin 184’ü akıllı kule. İnsansız hava araçlarını orman yangınlarında tespit için kullanan Avrupa’da ilk, dünyada ikinci ülke biziz. Bu mücadelede yapay zeka temelli uygulamaları da kullanmaya başladık. Bu manada yerli ve milli kaynaklarla geliştirdiğimiz Yangın Karar Destek Sistemi, Birleşmiş Milletler (BM) tarafından ödüle layık görüldü. Yaptığımız bu çalışmalarla yangına ilk müdahale süremizi 40 dakikadan 11 dakikaya düşürdük. Bugün Türkiye orman yangınlarıyla mücadelede en başarılı ülkeler arasında yer alıyor. Üçüncü ve son aşama, yangın sonrası ağaçlandırma faaliyetlerimiz. Yanan orman alanlarımızın bilimsel ve teknik yöntemlerle eski haline kavuşması için büyük gayret sarf ediyoruz. Bu çalışmalarımızda vatandaşlarımızın bize katkı sağlaması için ‘Geleceğe Nefes Kampanyası’ adı altında bir orman seferberliği başlattık. Geleceğe nefes olmak, Türkiye’ye ve dünyaya nefes olmak için ormanların önemini tüm dünyaya anlatmaya ve ormancılıkta öncü olmayı sürdüreceğiz.” Dünya Bankası ile küresel iklim değişikliğine karşı birçok alanda iş birliği halinde çalışmalar yaptıklarını aktaran Bakan Yumaklı, “Bakanlığımız, sorumluluğu altına giren her konuda bu dirençli yapıyı oluşturmaya kararlıdır. Bu kapsamda, bugüne kadar daha etkin bir sulama sisteminin hayata geçirilmesi amacıyla Sulama Modernizasyonu Projesi, iklim değişikliğinin olumsuz etkileri nedeniyle gelir kaybına uğrayan kırılgan kesimlere alternatif gelir kaynakları oluşturmayı amaçlayan Entegre Havza Yönetimi Projesi, çiftçilerin iklim değişikliğine uyum sağlamalarını desteklemeyi amaçlayan TUCSAP (Türkiye İklim Akıllı ve Rekabetçi Tarımsal Büyüme) Projesi, su kaynaklarımızı çeşitlendirmeyi ve atık su kullanımını desteklemek için Su Döngüselliği Projesi’ni hayata geçirdik. Bakanlığımız ile Dünya Bankası arasında 5 projede yaklaşık 1,5 milyar dolar düzeyinde portföy oluşturduk. Buna ek olarak, taşkın ve kuraklık gibi iklim değişikliğinin diğer olumsuz etkilerine ve deprem bölgesinde tarım sektörünün yeniden yapılandırılmasına ilişkin iki proje için de 850 milyon dolar değerinde proje portföyümüzü hayata geçirmeyi planlıyoruz” dedi.
‘İKLİME DİRENÇLİ ORMANCILIK PROJESİ’NİN BAŞLANGICINI YAPTIK’
Dünya Bankasının 400 milyon dolar kredi sağlayacağı ve 5 yıl sürecek İklime Dirençli Ormancılık Projesi’nin başlangıcını yaptıklarını belirten Yumaklı, “Projenin Kahramanmaraş, Gaziantep, Hatay, Kilis, Adana, Osmaniye gibi illerimizi de kapsaması, deprem bölgesinin yeniden kalkınmasına önemli katkı sağlayacağına yürekten inanıyorum. Proje, yangınlara karşı dirençli orman kurulması açısından önemli alt projeler içeriyor. Bunun yanında; orman köylülerimiz için konut iyileştirme, fenni arıcılık, hayvansal ve bitkisel üretim desteği, orman köylülerimizin çatı güneş enerjisi kurması gibi destekler de proje içinde yer alıyor. Bu projelerin sonuçları, Dünya Bankası ve Bakanlığımızın iklim değişikliğiyle mücadelesinin ortak bir hedefi olduğunu gösteriyor” diye konuştu.
Haber-Kamera: Taha AYHAN- Mikail KARAMAN/ANKARA,
]]>Anadolu Ajansının (AA) Global İletişim Ortağı olduğu ve ilk kez düzenlenen “Blue Talks” etkinliği “Değişimin İçinde: Okyanus Eylemi ve İklim Değişikliği” temasıyla Ankara’da başladı.
Bizim Dünyamız Vakfı tarafından Birleşmiş Milletler (BM) Barış Üniversitesi işbirliğiyle düzenlenen etkinliğin açılışında konuşan Bozay, okyanuslarda meydana gelen değişimlerin günlük hayatımızı etkilediğini belirterek, sularda yaşayan birçok türün tehlike altında olduğunu aktardı.
Okyanuslarda yaşanan sorunların çözüme kavuşturulması için sürdürülebilir adımların atılması gerektiğine işaret eden Bozay, “Bunları da geleceğimiz için beraber yapmalıyız. Okyanus konusunda daha çok bilinçlenmeliyiz. Tüm bunların ele alınması için bugün burada toplandık.” dedi.
Bozay, iklim haritasının siyasi haritayla aynı olmadığını ifade ederek, “Okyanus; enerji, tarım ve ulaşım gibi birçok alanda temel kanallardan birisini oluşturuyor. Dolayısıyla okyanuslara ihtiyacımız var. Mevcut durum devam ederse ciddi sorunlar yaşayabiliriz.” değerlendirmesinde bulundu.
Türkiye’de yeşil dönüşüme ilişkin çok sayıda projenin hayata geçirildiğini vurgulayan Bozay, yakın zamanda İklim Değişikliği Dijital Merkezi’nin de faaliyete başlayacağını söyledi.
Bozay, sözlerini şöyle sürdürdü:
“İsrafın önüne geçilmesi, atıkların geri dönüşüm ile yeniden kullanılmasının sağlanması için Sayın Emine Erdoğan’ın himayesinde 2017’de başlatılan ‘Sıfır Atık’ projesi ülkemizin dönüm noktası projelerinden oldu. Projenin en başından bu yana çok çalışıyoruz. Atıklardan geri kazanım oranını 2035’e kadar yüzde 60’a çıkarmayı hedefliyoruz. ‘Sıfır Atık’ projesi sayesinde 498 milyon ağaç kesilmekten kurtarıldı, ülke ekonomisine 185 milyar TL geri kazandırıldı, 5,9 ton sera gazı salınımı önlendi. En önemlisi de 20 milyon insan konuya ilişkin eğitim gördü.”
Türkiye’nin iklim meselelerinde çalışmalarına devam edeceğini kaydeden Bozay, uluslararası işbirliği vurgusunu yineledi.
Kosta Rika’dan ekolojik denge vurgusu
Kosta Rika Dışişleri Bakanı Arnoldo Andre Tinoco, video mesajında, dünyadaki oksijen oranının yaklaşık yüzde 50’sinin okyanuslarda üretildiğini vurgulayarak, bunun insan hayatı için ne kadar önemli olduğuna işaret etti.
Okyanuslara her yılı milyonlarca ton çöp atıldığını belirten Tinoco, yasa dışı balıkçılığın okyanusların ekolojik dengesine zarar verdiğini söyledi.
Tinoco, okyanuslardaki kirliliğin farkında olduklarını belirterek, 7-8 Haziran’da, Kosta Rika’da “Değişimin İçinde” adlı okyanuslara ilişkin yüksek seviyeli etkinlik düzenleyeceklerini aktardı.
Açıklamasında Tinoco, söz konusu etkinlikte insanların temiz, sağlıklı ve sürdürülebilir bir çevreye erişim hakkının korunmasına yönelik kararlılığın ele alınacağını kaydetti.
Tinoco, etkinliğin, işbirliğinin okyanusların ve gezegenin korunması için önemini gösterecek “tarihi fırsat” olduğu değerlendirmesinde bulunarak, herkesi “Değişimin İçinde” etkinliğine davet etti.
“Blue Talks”
BM Barış Üniversitesi işbirliğiyle, Dışişleri Bakanlığı ve Kosta Rika’nın Ankara Büyükelçiliği destekleriyle düzenlenen “Blue Talks” etkinliğine, Bozay ve Tinoco’nun yanı sıra Fransa, Japonya ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi birçok ülkenin Ankara büyükelçileri katılıyor.
Etkinlikte “Okyanusta Sıfır Atık, Değişimin İçinde” (Zero Waste on the Ocean, Immersed in Change) ve “İklim Görüşmelerini Geliştirmede Diplomasiden Faydalanmak” (Utilizing Diplomacy in Advancing Climate Negotiations) konulu paneller düzenlenecek.
“Değişimin İçinde: Okyanus Eylemi ve İklim Değişikliği” temasıyla düzenlenen “Blue Talks” etkinliğinde, küresel düzeyde kritik öneme sahip iklim diplomasisi ele alınacak.
Her yıl düzenlenmesi planlanan etkinlik, okyanusların iklim dayanıklılığındaki önemine odaklanacak ve etkinlikte üst düzey yetkililer ile uzmanların görüşlerine yer verilecek.
]]>SAMSUN – Samsun’da deniz av sezonunu geride bırakan balıkçılar, teknelerini 1 ay sürecek çaça avına hazır hale getiriyor.
Denizlerdeki av yasağı 15 Nisan’da başlayacak. Yasağın bitmesine saatler kala balıkçıların çoğu teknelerini Karadeniz’den çekerken, 1 ay sürecek çaça avcılığı için eksikliklerini gideriyorlar. Balık av sezonunun balıkçıları üzmediğini ifade eden Samsun Bölgesi Su Ürünleri Kooperatifleri Birliği Başkanı Atıf Malkoç, çaça sezonunda da 1 ayda 50 bin ton çaça tutmayı umduklarını belirterek, sezonun artıları ve eksilerinin yanı sıra yapılması gerekenleri söyledi.
“İklimden dolayı şu anda denizin her yerinde denizanası var”
Balık av sezonunun kötü geçmediğini anlatan Malkoç, “Av sezonu, balıkçılık açısından normal geçti, kötü geçmedi. Daha iyi geçen seneler de olmuştu ama bu sene de iyi sayılır. İklimden dolayı şu anda denizin her yerinde denizanası var. Herkes avlanma sezonunu neredeyse bıraktı. Deniz suyu çok ısındı. İklim değişikliği nedeniyle dünyanın her yerinde buna bağlı olarak balık boyları kısaldı. Sezon bitti, çaça sezonu başlayacak. Tekneler de ona göre hazırlanıyor. Bu sezon palamut ve çinakop olmadı. Hamsi, barbun, mezgit ve istavrit oldu. Hamsi, kısa zamanda bol çıktı. Erken göçünü tamamladı. İstavritin boyu 13 cm, bizim tuttuklarımız 11-12 cm olduğundan geri bıraktık” dedi.
“Samsun’da 1 ayda 50 bin ton çaça tutulur”
Hedeflerinin 1 ayda 50 ton çaça avlamak olduğunu ifade eden Atıf Malkoç, “15 Nisan’dan sonra Samsun bölgesinde 1 ay çaça avlanacak. Aslında yaz boyunca çaça avlanması lazım. Karadeniz’deki tüm ülkeler, Türkiye hariç yaz boyunca çaça avlıyor. Çaça avı için en verimli sezon şimdi başlıyor. Sanayi balığı olduğundan, balık yapı ve unu yapılıp, ihracata gidiyor. 15 Nisan’dan 15 Mayıs’a kadar çaça avıyla geçecek. Her sene Samsun’da 1 ayda 50 bin ton çaça tutulur. Bu sene de bu rekolteyi bekliyoruz” diye konuştu.
“Dünyanın her yerinde hamsinin ve diğer balıkların boyunda küçülme var”
Tüm denizlerdeki balıkların boylarında küçülme olduğuna dikkat çeken Başkan Malkoç, “Denizde balık bol ama boyları ufak. Deniz suyu sıcaklığından balıklar havyar tutuyor ama boyları büyümüyor. Sıkıntı burada, havalar kurak gittiğinde denize plankton inmiyor. Hamsi planktonla büyüyor. Birkaç yıldır hamsinin boyu büyümüyor. Bu, bizim avlanmamızla ilgili değil. Dünyanın her yerinde hamsinin boyunda küçülme var. Sadece hamsi değil, istavrit dahil tüm balıkların boyunda küçülme var. Suyun sıcaklığına ve iklim değişikliğine herkes bir şekilde ayak uyduruyor. Balıklar da bu iklim değişikliğine küçülerek ayak uyduruyor” şeklinde konuştu.
“Karadeniz’de bilimsel çalışma yapılması gerekiyor”
Av sezonu ile alakalı tarihlerin belirlenmesi için özellikle Karadeniz’de bilimsel çalışma yapılmasının şart olduğuna vurgu yağan Malkoç, şunları söyledi:
“Avlanma tarihi balıkçılık başladığında ileri-geri çekilebilir. Şimdiden bir şey denemez. Şu an deniz suyunun ısınmaya dönmesi lazım ama olmadı. 13 derecen sonra çaça toplanıyor, şu an 13 derecenin altındayız. Deniz geç soğudu şimdi geç ısınıyor. Balıklar buna ayak uydurmaya çalışıyor. Havyar dökmeleri ve büyümeleri değişiyor. Karadeniz’de bunlar göz önüne alınarak bir bilimsel çalışma yapılması lazım. İklim değişikliği ile ilgili yapılacak çalışma sonrasında avlanma sezonunun başlangıç tarihi belirlenebilir. Eski yıllarda da buna benzer iklim değişiklikleri olmuş. 60 yıl önce 3-4 metre kar yağarmış. O zaman da çeşitli iklim değişiklikleri, sıcaklıklar olmuş. Yine aynı sürece geldik. Karadeniz birçok evrim atlattı. Şimdi de böyle gelip, geçecek. Araştırma yapılmadan bir öngörüde bulunmak doğru değil. Önümüzdeki 1-2 sezonda durum daha çok netlik kazanır.
]]>Denizlerdeki av yasağı 15 Nisan’da başlayacak. Yasağın bitmesine saatler kala balıkçıların çoğu teknelerini Karadeniz’den çekerken, 1 ay sürecek çaça avcılığı için eksikliklerini gideriyorlar. Balık av sezonunun balıkçıları üzmediğini ifade eden Samsun Bölgesi Su Ürünleri Kooperatifleri Birliği Başkanı Atıf Malkoç, çaça sezonunda da 1 ayda 50 bin ton çaça tutmayı umduklarını belirterek, sezonun artıları ve eksilerinin yanı sıra yapılması gerekenleri söyledi.
“İklimden dolayı şu anda denizin her yerinde denizanası var”
Balık av sezonunun kötü geçmediğini anlatan Malkoç, “Av sezonu, balıkçılık açısından normal geçti, kötü geçmedi. Daha iyi geçen seneler de olmuştu ama bu sene de iyi sayılır. İklimden dolayı şu anda denizin her yerinde denizanası var. Herkes avlanma sezonunu neredeyse bıraktı. Deniz suyu çok ısındı. İklim değişikliği nedeniyle dünyanın her yerinde buna bağlı olarak balık boyları kısaldı. Sezon bitti, çaça sezonu başlayacak. Tekneler de ona göre hazırlanıyor. Bu sezon palamut ve çinakop olmadı. Hamsi, barbun, mezgit ve istavrit oldu. Hamsi, kısa zamanda bol çıktı. Erken göçünü tamamladı. İstavritin boyu 13 cm, bizim tuttuklarımız 11-12 cm olduğundan geri bıraktık” dedi.
“Samsun’da 1 ayda 50 bin ton çaça tutulur”
Hedeflerinin 1 ayda 50 ton çaça avlamak olduğunu ifade eden Atıf Malkoç, “15 Nisan’dan sonra Samsun bölgesinde 1 ay çaça avlanacak. Aslında yaz boyunca çaça avlanması lazım. Karadeniz’deki tüm ülkeler, Türkiye hariç yaz boyunca çaça avlıyor. Çaça avı için en verimli sezon şimdi başlıyor. Sanayi balığı olduğundan, balık yapı ve unu yapılıp, ihracata gidiyor. 15 Nisan’dan 15 Mayıs’a kadar çaça avıyla geçecek. Her sene Samsun’da 1 ayda 50 bin ton çaça tutulur. Bu sene de bu rekolteyi bekliyoruz” diye konuştu.
“Dünyanın her yerinde hamsinin ve diğer balıkların boyunda küçülme var”
Tüm denizlerdeki balıkların boylarında küçülme olduğuna dikkat çeken Başkan Malkoç, “Denizde balık bol ama boyları ufak. Deniz suyu sıcaklığından balıklar havyar tutuyor ama boyları büyümüyor. Sıkıntı burada, havalar kurak gittiğinde denize plankton inmiyor. Hamsi planktonla büyüyor. Birkaç yıldır hamsinin boyu büyümüyor. Bu, bizim avlanmamızla ilgili değil. Dünyanın her yerinde hamsinin boyunda küçülme var. Sadece hamsi değil, istavrit dahil tüm balıkların boyunda küçülme var. Suyun sıcaklığına ve iklim değişikliğine herkes bir şekilde ayak uyduruyor. Balıklar da bu iklim değişikliğine küçülerek ayak uyduruyor” şeklinde konuştu.
“Karadeniz’de bilimsel çalışma yapılması gerekiyor”
Av sezonu ile alakalı tarihlerin belirlenmesi için özellikle Karadeniz’de bilimsel çalışma yapılmasının şart olduğuna vurgu yağan Malkoç, şunları söyledi:
“Avlanma tarihi balıkçılık başladığında ileri-geri çekilebilir. Şimdiden bir şey denemez. Şu an deniz suyunun ısınmaya dönmesi lazım ama olmadı. 13 derecen sonra çaça toplanıyor, şu an 13 derecenin altındayız. Deniz geç soğudu şimdi geç ısınıyor. Balıklar buna ayak uydurmaya çalışıyor. Havyar dökmeleri ve büyümeleri değişiyor. Karadeniz’de bunlar göz önüne alınarak bir bilimsel çalışma yapılması lazım. İklim değişikliği ile ilgili yapılacak çalışma sonrasında avlanma sezonunun başlangıç tarihi belirlenebilir. Eski yıllarda da buna benzer iklim değişiklikleri olmuş. 60 yıl önce 3-4 metre kar yağarmış. O zaman da çeşitli iklim değişiklikleri, sıcaklıklar olmuş. Yine aynı sürece geldik. Karadeniz birçok evrim atlattı. Şimdi de böyle gelip, geçecek. Araştırma yapılmadan bir öngörüde bulunmak doğru değil. Önümüzdeki 1-2 sezonda durum daha çok netlik kazanır.” – SAMSUN
]]>Tarım ve Orman Bakanlığının peyzaj düzenlemelerinin arttığı dönemler öncesi hazırladığı kurakçıl peyzaj uygulamaları rehberi, 81 ilin valilikleri, belediye başkanlıkları, bakanlıklar ve Türkiye Otelciler Birliği ile paylaşıldı
Bakan Yumaklı: “Çim alanların tamamının kurakçıl peyzaja dönüştürülmesi ile yüzde 80’lere varan su verimliliği sağlayabiliriz”
ANKARA – Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, yaz aylarının yaklaşmasıyla artan peyzaj düzenlemelerinde suyun akılcı kullanımına özen gösterilmesi gerektiğini belirterek, sadece çim yerine kuraklığa dayanaklı bitkilerin tercih edilmesiyle yüzde 80’lere varan su verimliliği sağlanabileceğini bildirdi.
Bakan Yumaklı, Akdeniz havzası ülkelerinden biri olan Türkiye’de iklim değişikliğinin olumsuz etkilerinin giderek daha belirgin hissedildiğine, uluslararası göstergelere göre Türkiye’nin su stresi yaşayan ülkeler arasında bulunduğunu ifade etti.
Bakanlık olarak suyun her anlamda verimli kullanılması ve israfının önlenmesine yönelik çalışmalar yürüttüklerini vurgulayan Yumaklı, şu bilgileri aktardı:
“31 Ocak 2023 tarihinde Sayın Emine Erdoğan’ın himayelerinde ve Bakanlığımız koordinasyonunda başlatılan ‘Su Verimliliği Seferberliği’ ile kaynaklarımızın sürdürülebilirliğinin sağlanması ve verimli kullanımı için ülke ölçeğinde büyük bir dönüşüm hayata geçirildi. Seferberlik kapsamında, değişen iklime uyum sağlanması, su kaynaklarının korunması ve sürdürülebilir yönetiminin gerçekleştirilmesi hedeflenerek hazırlanan Değişen İklime Uyum Çerçevesinde Su Verimliliği Strateji Belgesi ve Eylem Planı Sayın Cumhurbaşkanımızın genelgesiyle yürürlüğe girmişti.
Su Yönetimi Genel Müdürlüğümüzün bu genelgeye dayanarak hazırladığı Kurakçıl Peyzaj Uygulamaları Rehber Dokümanı internet sitemizde yayımlandı. Ayrıca rehberimizi 81 ilimizin valilikleri ve belediye başkanlıkları ile tüm bakanlıklarımız ve Türkiye Otelciler Birliği ile paylaştık. Kurakçıl peyzaj, kurak iklime sahip ve su kaynaklarının sınırlı olduğu alanlarda ‘estetik peyzaj’ kaygısı gütmeden ‘klasik peyzaj’ düzenlemelerinden vazgeçilerek suyun akılcı kullanılması anlamına gelir. Bu bağlamda, tüm paydaşlarımızın peyzaj uygulamalarımızda rehberimizde dikkat çektiğimiz hususları dikkate alarak gerekli hassasiyeti göstereceklerini ümit ediyoruz.”
“Doğaya uyumlu ve sürdürülebilir peyzaj alanları”
Peyzaj alanlarında gerek estetik kaygılar gerekse temininin kolay olması nedeniyle suya çok fazla ihtiyaç duyan çim alan kullanımının yaygın olduğuna işaret eden Bakan Yumaklı, “Çim alanların bir kısmının kurakçıl peyzaja dönüştürülmesi ile yüzde 20-50, tamamının kurakçıl peyzaja dönüştürülmesi ile de ortalama yüzde 80’e varan su verimliliği sağlayabiliriz. Bu uygulamayla aynı zamanda bakım ve enerji maliyetlerinin de yaklaşık yarı yarıya azaltılabildiğini unutmayalım. Bu nedenle doğaya uyumlu ve sürdürülebilir peyzaj alanları oluşturulması ülkemizin su kaynaklarının korunup geliştirilmesi için büyük önem taşıyor” ifadelerini kullandı.
Süsleme için kurakçıl bitkiler, sulama için arıtılmış su
Bahar aylarında başlayan peyzaj düzenlemelerinde suyun verimli kullanımı için gözetilmesi gereken hususların altının çizildiği rehbere göre peyzaj düzenlemelerinde suyun verimli ve etkili kullanılması için uyulması gereken kurallar şöyle:
Peyzaj alanlarında toprakta buharlaşmanın minimize edilmesi amacıyla bölgenin iklim koşullarına ve doğal yapısına uyumlu malçlama (toprağın üstüne organik veya sentetik malzemeler serilerek bitki köklerinin etrafında tabaka oluşturulması) yapılmalıdır.
Suyu verimli kullanan sulama sistemleri tercih edilmelidir.
Sulama gün ağarmadan veya gün batımı sonrasında yapılmalıdır.
Sulamada, içme suyu standardı taşıyan sular yerine dezenfekte edilmiş arıtılmış atık sular gibi alternatif su kaynakları kullanılmalıdır.
Kurakçıl peyzaj tasarımı esnasında su tüketimi yüksek olan geniş çim yüzeyler yerine bölgenin iklim koşullarına uyumlu, çok yıllık yer örtücüler ve kuraklığa dayanıklı doğal bitkiler (Dam koruğu, acı damkoruğu, Japon ipeği, fare kulağı, yıldız halısı, ak üçgül, Cezayir menekşesi, Japon süpürgesi, kara yosunu vb.) tercih edilmelidir.
Çim alan miktarı mümkün olduğunca düşük tutulmalı ve kuraklığa dayanıklı çim türleri (Kamışsı yumak, çayır salkım otu, koyun yumağı, bermuda çimi vb.) seçilmelidir.
Enerji ihtiyacı mümkün olduğunca yenilenebilir enerji kaynaklarından sağlanmalıdır.
Yeşil binalar, yeşil çatılar, yeşil sokaklar, dikey bahçeler ve çatı bahçeleri gibi yeşil altyapı uygulamaları kurakçıl peyzaj anlayışıyla entegre edilmelidir.
Kurakçıl peyzaj tasarımı esnasında doğal drenaj kanalları inşa edilerek bu alanlarda biriken sular uygun filtreleme yöntemi sonrası tekrar sulamada kullanılmalıdır.
Yağışlardan kaynaklanan yüzey akışı filtrelenerek yerinde yağmur suyu etkin kullanılmalı ve yağmur bahçeleri uygulamaları aracılığı ile yağmur suları yer altında depolanmalıdır.
]]>AFAD Risk Belirleme ve Önlem Dairesince yürütülen, Avrupa Birliği ile Türkiye Cumhuriyeti tarafından finanse edilen “Türkiye’de İklim Değişikliğinden Kaynaklanan Afet Risklerinin Azaltılması ve Uyum Konusunda AFAD’ın Kapasitesinin Artırılması Teknik Destek Projesi” kapsamında Afet Uyum Eylem Planı Paydaş Katılım Çalıştayı çalışmaları sürdürülüyor.
Trabzon’un coğrafi ve iklimsel özellikleri göz önünde bulundurularak sel, taşkın, toprak kaymaları, erozyon, deniz seviyesi yükselmesi gibi risklerin analizlerinin görüşüleceği çalıştay, Trabzon’un Yomra ilçesindeki bir otelde başladı.
Çalıştaya çevrimiçi katılan UNFPA Türkiye Temsilcisi Mariam Khan, iklim değişikliğiyle mücadelenin aciliyetinin giderek daha belirgin hale geldiğini ve bunun dünya çapındaki topluluklar üzerindeki etkisinin görüldüğünü belirtti.
Yükselen deniz seviyelerinden aşırı hava olaylarına kadar yaşananların savunmasız popülasyonları orantısız bir şekilde etkilediğine işaret eden Khan, “UNFPA iklim değişikliğinin çevresel bir sorun olmanın ötesinde insan haklarına, sosyal adalete ve sürdürülebilir kalkınmaya yönelik bir tehdit olduğunun bilincindedir.” diye konuştu.
Khan, iklim krizinden en çok etkilenenlerin, en büyük ekonomik kayıplarla ve kalkınmada gerilemeyle karşı karşıya kalanların en yoksul ülkeler ve topluluklar olduğuna dikkati çekerek, şu değerlendirmede bulundu:
“Araştırmalar, iklim değişikliğinin anne ve yeni doğan sağlığı üzerindeki doğrudan ve dolaylı etkisini gösteriyor. Isıya maruz kalma ve yetersiz beslenme, bebek ve anne ölümlerini artırabilir. İklim bağlantılı afetler sırasında plansız gebelikler artma eğilimindeyken, insani krizler ve iklim krizleri sırasında ekonomik yükü azaltmak için çocuk yaşta evliliklerin yaygınlığı artıyor. Giderek artan sayıda kanıt, gençlerin yaşlılara kıyasla iklim krizi konusunda daha fazla karamsarlık ve kaygı taşıdığını gösteriyor. Bu kaygı onların geleceğe bakışını, çocuk sahibi olma konusundaki düşüncelerini olumsuz etkiliyor. Sosyal ve davranışsal etkiyi anlamak için daha fazla araştırmaya ihtiyaç var.”
Çevresel krizlerin temel hizmetlerin sunumunda da aksamalara yol açarak herkes için sağlık sonuçlarını kötüleştirebileceğini vurgulayan Khan, “Genel olarak iklim krizi, toplumsal cinsiyet eşitliği de dahil olmak üzere önceden var olan eşitsizlikleri ve barınma, ulaşım, bilgi ve diğer kaynaklara erişimi etkileyen sayısız eşitsizliği daha da kötüleştiriyor ve kadınları toplumsal cinsiyete dayalı şiddet, insan kaçakçılığı ve cinsel istismar gibi artan risklere maruz bırakıyor.” ifadesini kullandı.
Khan, Türkiye’nin, BM ilkelerine bağlı bir üye ülke olarak, iklim değişikliği ile nüfus dinamikleri arasındaki karmaşık bağın ele alınmasına yönelik işbirlikçi çabaların öneminin bilincinde olduğunu sözlerine ekledi.
“Çalışmalarımızın yüzde 95’lik kısmını tamamladık”
Ankara Üniversitesi Beşeri İktisadi Coğrafya Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Mehmet Somuncu ise Türkiye’nin iklim değişikliğine maruz kalan ülkelerin başında geldiğini söyledi.
Proje kapsamında Antalya ve Trabzon’un yer aldığı iki alanın seçildiğini ifade eden Somuncu, şunları kaydetti:
“Zaten istatistiklere baktığımızda en fazla afete maruz kalan iki ilimiz bunlar. Dolayısıyla bu iki il için proje kapsamında iklim değişikliğinden kaynaklanan afet risklerinin azaltılması ve iklime uyum çalışmalarına yaklaşık 1,5 sene önce başladık. Buradaki arkadaşların büyük bölümüyle yüz yüze ve online olarak çalıştaylar yaparak çalışmalarımızın yüzde 95’lik kısmını tamamladık. Bu eylem planı süreci katılımcı bir yöntemle yürütüldü ve geliştirildi. Şu anda da eylem planının son aşamalarında yapacağımız birkaç iş kaldı. Bugün ki çalıştay onlardan bir tanesi. Nisan ayı başında proje tamamlanmış olacak.”
Somuncu, iklim değişikliğinin ve sonuçlarının artık daha görünür hale gelmeye başladığına dikkati çekerek, “Biz bunun sadece afet boyutunu biliyoruz. Bunun bir de ekonomik boyutu var. Hem de çok ciddi bir boyutu var, ekonomiyi de önemli ölçüde etkilemeye başladı. Buna karşı akılcı ve bilimsel yöntemlerle mücadele etmek ve karşı koymak gerekiyor. Bunun yöntemi de bir eylem planı çerçevesi çizip buna göre yola devam etmektir. Dolayısıyla eylem planının ana amacı budur.” dedi.
Avrupa Konseyi Çevre ve İklim Değişikliği Sözcüsü Cemal Baş da “Afet Uyumunda Toplumsal Değişim İçin Adım Atma Zamanı” konulu sunum yaptı.
Çalıştay, gün içinde düzenlenecek çeşitli oturumların ardından sona erecek.
]]>Bursa Ticaret Borsası’nın (Bursa TB) dijital eğitim platformu Bursa TB Akademi’de, yeni eğitim dönemi başladı. Çevre bilincinin artırılması ve sürdürülebilirlik konusunda farkındalık oluşturulması amacıyla, yıl boyunca “En Parlak Dönüşüm” temasıyla gerçekleştirilecek “Çevre ve İnsan”konulu eğitim serisinin ilki “Çevre ve Doğa Krizleri” eğitimi oldu.
Eğitimde küresel ısınma ile birlikte son yıllarda yaşanan iklim felaketlerine dikkat çeken Eğitmen Senem Tanju, iklim değişikliği, habitat kaybı ve kirlilik gibi çevresel krizlerin, doğal yaşamın yok olmasına ve ekosistemin bozulmasına yol açtığını dile getirdi. Bu krizlerin arkasındaki ana etkenlerin ise plansız kentleşme, aşırı tüketim ve kısıtlı kaynakların yanlış kullanılması olduğunu ifade eden Tanju, “Doğal dengenin tehlikeye girmesi, gelecek nesiller için endişe verici bir tablo oluşturuyor. Eğer iklim krizi ile mücadele etmezsek, 21. yüzyılın sonuna kadar mevcut canlı türünün yüzde 24’ünün yok olma tehlikesiyle karşı karşıyayız. Bu durum hem biyolojik çeşitlilik açısından hem de insan yaşamı için büyük bir tehdit oluşturuyor” dedi.
İş dünyası değişime ayak uydurmalı
Sürdürülebilir bir gelecek inşa etmek için, öncelikle doğayı korumak ve kaynakları sürdürülebilir bir şekilde kullanmak gerektiğini ifade eden Senem Tanju, enerji verimliliği, yenilenebilir enerji kaynaklarına geçiş ve sorumlu tüketim alışkanlıklarını benimsemenin bu hedefe ulaşmada kritik önem taşıdığını söyledi.İklim krizinin toplumları olduğu kadar is dünyasını da olumsuz etkilediğine vurgu yapan Tanju, “Şirketler çevresel, sosyal ve ekonomik sorumluluklarını yerine getirirken sürdürülebilir bir iş modeli oluşturmak zorundadır. Özellikle şeffaflık ve doğru bilgilendirme kavramları ön plana çıkarken, yenilikçi ve sürdürülebilir çözümler geliştirmek ve değişime ayak uydurmak hayati önem taşıyor” diye konuştu.
“Çevresel bilinç için kolektif çaba şart”
İklim değişikliğinin en şiddetli biçimde etkileyeceği ülkelerin başında Türkiye’nin de yer aldığını ifade eden Senem Tanju, orta vadeli kalkınma planında yeşil dönüşüm ve iklimle mücadelede 2053 yılına kadar net sıfır sera gazı emisyonu hedefine odaklanılmasının son derece değerli olduğunu vurguladı. Türkiye’nin Kyoto Protokolü ve Paris İklim Anlaşması gibi uluslararası anlaşmalara taraf olduğunu hatırlatan Tanju, ortaya konan hedeflerin Türkiye’nin sürdürülebilir bir geleceğe doğru ilerlemesinde önemli bir rehber görevi gördüğünü belirterek, “Çevresel bilinci artırmak ve sorumlu bir dünya inşa etmek için kolektif olarak çaba harcamalıyız” dedi.
“Sürdürülebilir bir gelecek inşa etmek bizim elimizde”
Bursa Ticaret Borsası (Bursa TB) Yönetim Kurulu Başkanı Özer Matlı, iklim değişikliği ve çevre sorunlarının günümüzün en acil ve hayati meselelerinden biri olduğunu vurguladı. Sürdürülebilir bir gelecek için iklim kriziyle topyekün mücadele edilmesi gerektiğini dile getiren Matlı, “Çünkü bu sadece bir çevre sorunu değil, aynı zamanda ekonomik ve sosyal bir sorundur. Bu nedenle, iş dünyası olarak üzerimize düşen sorumluluğun bilincindeyiz. Zira sürdürülebilir bir gelecek inşa etmek hepimizin elinde. Bu konuda bilinçli olmak, harekete geçmek ve üzerimize düşeni yapmak adına oluşturduğumuz özel eğitim içerikleriyle toplumun ve iş dünyamızınçevresel bilinç düzeyini yükseltmeyi hedefliyoruz. Sadece kendi işlerimize odaklanmak yerine,sürdürülebilirlik konusunda daha etkin bir rol oynamak istiyoruz” ifadelerini kullandı.
Ücretsiz eğitimler yıl boyunca devam edecek
Bursa TB Akademi’de “Çevre ve İnsan” konulu eğitim serisi çerçevesinde “Eko-Anksiyete” ve Doğa ve İnsan” eğitimlerinin yanı sıra Sürdürülebilirlik Teknik Uzman Eğitimi gibi firmaların sürdürülebilirlik konularında bilgi ve yeteneklerini geliştirmeyi, rekabet güçlerini artırmayı hedefleyen eğitimler düzenlenecek. Eğitim programlarına katılmak isteyenler başvurularını www.btbakademi.org adresi üzerinden ücretsiz gerçekleştirebilirler. – BURSA
]]>Bankadan yapılan açıklamaya göre, Türkiye’nin kapsayıcı ve nitelikli kalkınması için kalıcı değer yaratma misyonuyla çalışan TSKB, iklim değişikliği ve sürdürülebilirlik odaklı çalışmalarını kararlılıkla sürdürmeye ve bu alanda yenilikçi adımlar atmaya devam ediyor.
Türk bankacılık sektöründe ilk olan ve 2021’de yayımlanan “İklim Riskleri Raporu” ile iklim değişikliğinin etkilerini Task Force on Climate-related Financial Disclosures (TCFD) perspektifinde değerlendiren TSKB, ikinci raporunu “2023 TSKB İklim Raporu” adıyla yayımladı.
Banka, bu kapsamda hazırlanan raporda iklim değişikliği ile mücadeleye yönelik kararlılığını, güncel çalışmalarını ve gelişim alanlarını ortaya koyarken gelecek perspektifini de paylaşıyor.
“Yeşil dönüşüm alanında ölçeklenebilir çözümlere ihtiyaç var”
Açıklamada görüşlerine yer verilen, TSKB Genel Müdürü Murat Bilgiç, Bankanın iklim değişikliğini ekonomik, çevresel ve sosyal boyutlarının ötesinde temel stratejisi ve başarı kriteri olarak ele aldığını, Türkiye’nin düşük karbon ekonomisine dayalı bir sanayiye geçişine katkıda bulunmayı önceliklendirdiklerini belirtti.
Ortak gelecek için yenilenebilir enerji, enerji verimliliği ve iklim finansmanı, emisyon ölçümü ve azaltımı, adaptasyon ve döngüsel ekonomi yatırımları gibi konuları barındıran yeşil dönüşüm alanında ölçeklenebilir çözümlere ihtiyaç bulunduğunu kaydeden Bilgiç, şu ifadeleri kullandı:
“TSKB olarak iklim risklerini ölçerek kredilendirme süreçlerimize entegre ediyoruz. İklim risklerinin azaltımına yönelik dönüşüm yatırımları, gezegenimizin geleceğinde oldukça önemli bir yer tutuyor. Türkiye’de iklim konusunu gündemine alan ilk kurumlardan biri olarak, BM Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları’na ve ülkemizin kalkınma hedefine doğrudan katkı sağlayan yatırım temalarını önceliklendiriyoruz.”
Kömür finansmanından çıkma hedefi
Murat bilgiç, SKA bağlantılı kredilerinin oranının yüzde 90 olduğunu belirterek, şu bilgileri verdi:
“Sadece iklim ve çevre ile ilgili SKA bağlantılı kredi oranı hedefimiz ve 2023 yıl sonu gerçekleşmesi de yüzde 62 seviyesinde. Sürdürülebilir bankacılık anlayışımızın yanı sıra uzun yıllara dayanan danışmanlık tecrübemizden kazandığımız deneyimi, 2011’de kurduğumuz sürdürülebilirlik danışmanlığı alanındaki iştirakimiz Escarus aracılığıyla farklı sektörlerle paylaşarak bu alandaki etkimizi büyütüyoruz. Sunduğumuz akıllı finansman olanakları, çok yönlü danışmanlık kapasitemiz ve iş ortaklarımızla sinerji içinde somut başarılara imza atıyoruz.”
Bilgiç, kömür yakıtlı termik santral ve elektrik üretim amaçlı kömür madenciliği yatırımlarını finanse etmeme taahhütlerinin arkasında durduklarını anımsatarak, bu hedeflerini kapasite artış yatırımlarını da kapsayacak şekilde ve 2035’in sonuna kadar kömür finansmanından tamamen çıkmak üzere güncellediklerini anlattı.
Murat Bilgiç, “2023 TSKB İklim Raporumuz ile iklim değişikliği konusunda bankacılık faaliyetlerimize entegre olarak gerçekleştirdiğimiz çalışmaları sunarken, paydaşlarımıza örnek oluşturmasını amaçladığımız kıymetli bir ekip çalışması gerçekleştirdik. Önümüzdeki dönemde de iklim risklerinin en aza indirilmesi ve bu mücadelede başarı kazanılması yönünde nitelikli uzman kadrolarımız ve iş ortaklarımızla hep birlikte kalıcı değer üretmeye devam edeceğiz.” değerlendirmesinde bulundu.
“2030 sonuna kadar 4 milyar dolarlık iklim finansmanı sağlamayı planlıyoruz”
TSKB Genel Müdür Yardımcısı ve Sürdürülebilirlik Lideri Meral Murathan da, TSKB kredi portföyünün ağırlıklı olarak SKA bağlantılı kredilerden oluştuğunu belirterek, şu ifadeleri kullandı:
“2021-2030 yılları arasında 10 milyar ABD doları tutarında SKA bağlantılı finansman sağlamayı hedefliyoruz. Bunun yanı sıra 2030 sonuna kadar 4 milyar dolarlık iklim finansmanı sağlamayı planlıyoruz. Hedeflerimize emin adımlarla ilerlerken eş zamanlı pek çok çalışmaya imza atıyoruz. 2022 yılının ekim ayında, Birleşmiş Milletler Çevre Programı Finans Girişimi (UNEP FI) tarafından kurulan Net-Sıfır Bankacılık Birliği’nin imzacısı olduk. Bu imzayla kredi portföyümüzü 2050 yılına kadar Paris İklim Anlaşması doğrultusunda net sıfır emisyon hedefleriyle uyumlu hale getirmeyi taahhüt ediyoruz. 2023 yılında 2027 ve 2035 yıllarına yönelik yakın dönem bilim temelli hedeflerimizi onaylatarak kamuoyuna duyurduk.”
“Bankamızın emisyon azaltım hedefleri, SBTi tarafından onaylandı”
Meral Murathan, iklim değişikliğiyle mücadele konusunda önemli yönlendirmeleri bulunan Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları’nın iklim değişikliği ile mücadele ve adaptasyon kapsamında öne çıkan amaçlarını yakından takip etmeye devam edeceklerini belirtti.
Bankanın Bilim Temelli Hedefler Girişimi (SBTi: Science Based Targets initiatives) kılavuzlarına uyumlu olarak hesapladığı emisyon azaltım hedeflerinin SBTi tarafından onaylandığını anımsatan Murathan, “Bütün bu çalışmalarımızın yanında yeni bir yapılanmaya giderek, Banka içinde farklı çalışma grupları altında uzun yıllardır devam eden sürdürülebilirlik faaliyetlerimizi daha da derinleştirmek için kapasite geliştirmemize de fayda sağlayacak şekilde TSKB İklim Değişikliği ve Sürdürülebilirlik Yönetimi Müdürlüğü’nü kurduk.” açıklamasında bulundu.
]]>Mersin Büyükşehir Belediyesi’nin kardeş kenti Almanya’nın Oberhausen Belediyesi iş birliğinde ‘İklim Eğitimi ve İklim Diyaloğu Güçlendirme Projesi’nin açılış toplantısı Mercan 100. Yıl İklim ve Çevre Bilim Merkezi’nde gerçekleştirildi.
Toplantıda, özellikle son yıllarda artış gösteren iklim krizinin getirmiş olduğu problemler ve yaşanan iklim değişikliklerinin önüne geçilmesi için yapılması gereken konular ele alındı. İklim ve çevre konusunda hem yerel, hem de uluslararası yönetimlere çok sorumluluk düştüğünün ve bu paydaşların iş birliği içerisinde hareket etmesi gerektiğinin vurgulandığı toplantıda; Oberhausen’dan gelen temsilciler ile Büyükşehir Belediyesi’nin iklim ve çevre ile ilgili gerçekleştirmiş olduğu proje ve çalışmalardan bahsedilerek bilgi alışverişinde bulunuldu.
Almanya’nın Oberhausen kentinden Oberhausen Belediyesi’ni temsilen 6 kişilik bir ekiple toplantı yaptıklarını kaydeden İklim Değişikliği ve Sıfır Atık Dairesi ile Afet İşleri Dairesi Başkanı Dr. Kemal Zorlu, etkinliğin 3 gün süreceğini dile getirdi. Projenin Oberhausen Belediyesi ile ortak bir şekilde yürütüldüğünü aktaran Zorlu, şunları söyledi:
“Projenin amacı; hem Mersin Büyükşehir Belediyesi’nde, hem de Oberhausen’da iklimin korunması, iklim değişiklikleri ile ilgili uyum ve azaltım çalışmaları hakkında birbirimize bilgi aktarmaktan oluşuyor. Bizler burada yapmış olduğumuz çalışmaları, onlar da kendi yaptığı çalışmaları bize aktaracaklar. Aynı zamanda iklim konusundaki eğitimlerin nasıl yapılacağına dair de bilgi paylaşacağız.”
İklim ve çevre ile ilgili çalışmaları, Mercan 100. Yıl İklim ve Çevre Bilim Merkezi ile birlikte bir adım daha ileri taşıdıklarını da aktaran Zorlu, merkezin açıldığı günden bu yana çoğunluğu 6-14 yaş arası çocuklardan oluşan 45 bin kişi tarafından ziyaret edildiğini de sözlerine ekledi.
Oberhausen’dan gelen ekibin Mercan 100. Yıl İklim ve Çevre Bilim Merkezi’ni de incelediğini dile getiren Zorlu, şöyle devam etti:
“Onlar burayı gezmekten çok memnun oldular. Almanya’da böyle bir merkezin bulunmadığını ve burayı gıpta ile gezdiklerini ifade ettiler. Böyle bir şeye öncülük etmek de, bizler için oldukça mutluluk verici bir duygu. Daha önce de bir proje kapsamında merkezimizi Almanya’dan ziyaret eden bir ekip oldu. Yakın zamanda biz de bir ekip olarak Oberhausen’ı ziyaret ederek, onların yürüttüğü çalışmaları yerinde inceleyeceğiz. Böylece uluslararası ilişkilerimizi daha iyi noktaya taşımış olacağız. Bu yürütülen çalışmaların bir amacı da, burada vermek istediğimiz eğitimleri vermek ve iyi uygulama örneklerini diğer alanlara taşımak. Böylelikle karşılıklı olarak bilgi aktarma ve diyalog sağlamış olacağız.”
Etkinliğin sonunda, Mersin Büyükşehir Belediyesi ile Oberhausen Belediyesi’nin kardeş şehir olmasının 20. yıl dönümü kutlandı. 20. yıla özel pasta kesilen etkinlikte, Mersin Büyükşehir Belediyesi Başkan Danışmanı İbrahim Evrim de yer alarak, Oberhausen’dan gelen temsilcilere hediyelerini takdim etti.
]]>Okyanus Vakfı ve Antarktik Bilimsel Araştırmalar Komitesince hazırlanan “Kutup Bilimlerinde 100 Kadın Projesi”ne giren ilk Türk kadın olan Caymaz, 2013’ten bu yana Norveç-Svalbard, Grönland, İzlanda ve Kuzey Kutbundaki Arktik bölgesinde sürdürdüğü çalışmalar kapsamında Norveç’in kuzeyinde bulunan Lofoten Adaları’na gitti.
Kuzey Kutup Dairesi’ndeki adalarda 15 gün kalarak özel izinle dalış yapan Caymaz, soğuk iklim dalışına dikkati çekmek isterken deniz habitatında küresel ısınmanın etkilediği kelp ormanlarında istilacı hale gelen deniz kestanelerinin verdiği zararı kamerasıyla kaydetti.
Kayıtlarda, deniz kestanelerinin boyutlarının sudaki ısınmanın etkisiyle büyüdüğü, deniz bitkilerinin yapraklarının büyük ölçüde yok olduğu ve sadece gövdelerindeki dalların kaldığı dikkati çekti.
Doç. Dr. Ebru Caymaz, AA muhabirine, 2013 yılından bu yana Arktik bölgelerde bazı faaliyetlere katıldığını, 2015’ten bu yana da aktif olarak ekstrem çalışmalarda bulunduğunu söyledi.
Lofoten Adaları’nın 68. kuzey enleminde yer aldığını belirten Caymaz, “Normalde kış dönemi orada dalışlar yok. Benim ziyaretim sezon dışındaydı ancak oradaki yetkililerle önceden görüşmeler yapıp izin aldım. Soğuk iklim dalıcısı olduğum için o bölgede kış döneminde de dalış yapmak istedim.” dedi.
Caymaz, dalıştaki amacının diğer ekstrem faaliyetlerinde olduğu gibi halkın ilgisini çekmek, o bölgede iklim değişikliğinin olumsuz etkilerinin günlük hayata ve genel olarak bölgeye etkileri ve potansiyel sonuçlarından bahsetmek olduğunu aktardı.
Grönland’da, Baykal Gölü’nde yaptığı buz altı dalışlardan farklı bir durumla karşılaştığını dile getiren Caymaz, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Lofoten Adaları’ndaki kelp ormanlarında artan su sıcaklığıyla beraber inanılmaz sayıda deniz kestanesi ile karşılaştım. Deniz kestaneleri kelplere çok ciddi ölçüde zarar vermişti. Bizzat yerinde gözlemledim. Burada dikkati çekeceğim konu aslında dalıştı fakat dalışta doğrudan iklim değişikliğinin olumsuz etkilerini kamerayla kaydettim. Burada bu şekilde görmek ve deneyimlemek benim için de açıkçası çok korkutucu bir tecrübeydi. Bu denli yoğun şekilde olumsuz etkiyi görmeyi beklemiyordum. O bölgede de artan su sıcaklığıyla deniz kestaneleri sayısındaki artış ve su altı yağmur ormanları dediğimiz, su döngüsünü, oksijen döngüsünü ayakta tutan kelp ormanlarının bu denli olumsuz etkilenmesini görmek benim için acı bir tecrübeydi.”
“30 yıl sonra biz bunu bir afet olarak konuşmaya başlayacağız”
Doç. Dr. Caymaz, Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli’nde küresel ısınmadaki artışın 2 derecede tutulmasının hedeflendiğini ancak her yıl yapılan ölçümlerde bu durumun daha kötüye gittiğini vurguladı.
Karbon emisyonlarındaki artışla dünyanın normalde kendini yenileyebilen bir kapasiteye sahip olduğuna değinen Caymaz, “Biz ona yerküre diyoruz ama aslında bahsettiğimiz şey su küre. Yani su küredeki olumsuzluklar, yaşanan bu döngüdeki olumsuzluklar su kürenin kendi adaptasyon becerisini de bozuyor ve su kürede meydana gelen bu dengesizlikler dünyamızın iklimini de oldukça olumsuz etkileme potansiyeline sahip.” ifadesini kullandı.
Caymaz, yerli halklarla faaliyetler yaparken bir yandan da iklim mültecileri (doğal afetler ve iklim değişiklilerinin sonucu olarak koruma talep eden insanlar) konusunda çalışmalar yürüttüğünü belirtti.
Bu tür olumsuz etkiler nedeniyle 20-30 yılda iklim mültecilerinin ortaya çıkacağı yönünde öngörüler olduğunu anlatan Caymaz, “Bu işin afet yönetimi boyutu. Dolayısıyla biz buna aslında artık iklim değişikliğine yeni nesil afet diyoruz ve bu noktada artık 30 yıl sonra biz bunu bir afet olarak konuşmaya başlayacağız gibi görünüyor.” değerlendirmesinde bulundu.
Öncelikle somut adımlar atılması gerektiğini kaydeden Caymaz, “Biz burada aslında küresel ölçekte bir durumdan bahsediyoruz. Tüm dünyada mesela karbon emisyonlarını azaltmak için yeşil enerji örneği gibi pek çok yöntem var. Bu çok boyutlu ve çok katmanlı bir süreç. Yani sadece ‘şunu yapın’ ya da sadece ‘bunu yapın’ değil. Çok ciddi, önemli bir yönetim süreci gerektiriyor.” dedi.
Konuyla ilgili Tüm devlet kurumlarının ve ülkelerin eş zamanlı çalışabilmesi gerektiğini aktaran Caymaz, “Alınacak temel önlemler belli, bunların uygulanması noktasında halk tabanına da inilmesi gerekli. Toplumda bir karşılık bulmadığı sürece başarılı olamayız.” sözlerine yer verdi.
]]>DENİZ suyu sıcaklığının yarım derece arttığı Karadeniz’de, başta hamsi olmak üzere avlanabilen balık türleri azaldı. İklim değişikliği, aşırı avcılık ve kirlilik sorununa dikkati çeken Karadeniz Teknik Üniversitesi’nden (KTÜ) Prof. Dr. Coşkun Erüz, “Karadeniz’de 160 tür balıktan bahsederken; bugün avlanabilen 4-5 tür balık kaldı” dedi.
Küresel iklim krizinin etkileriyle sel, taşkın ve heyelan afetlerinin sıkça yaşandığı Doğu Karadeniz’de, deniz suyu sıcaklığında da artış yaşanıyor. Deniz suyu sıcaklığının yarım derece arttığı Karadeniz’de, mevsim normallerinin üzerinde seyreden sıcaklık başta hamsi olmak üzere birçok balık türünü olumsuz etkiliyor. Periyodik büyüme, üreme ve gelişme süreçleri tehdit altında olan balık türleri, denizde yeterli soğuma olmayınca güneye doğru göç etme eğilimine giriyor.
KTÜ Deniz Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Coşkun Erüz, “Okyanuslardaki sıcaklık değişimi dünyadaki iklimi etkileyen ana faktördür. İklim değişikliğine bağlı olarak Atlantik’te oluşan basınç sistemlerinin Avrupa üzerinden Türkiye ve Karadeniz’i etkilemesi de aynı oranda değişime neden oldu. Bunun sonucunda Karadeniz’de de bu iklim değişiminin etkisi ile ısınma gerçekleşti. Yıl boyunca baktığımız zaman, soğumanın yeterince olmaması ne anlama geliyor? Ekosistem ve canlı yaşamı olarak Güney Karadeniz’de sıcaklığın kışın 7 derece ve yazın 26 derecelere kadar bir değişim aralığı var. Kışın deniz sıcaklığı 7 derecelere düştüğünde Karadeniz’in kuzeyinde, özellikle donmaya bağlı soğumalarda, balıklar güneye doğru hareket ediyor. İklim değişimine bağlı olarak kuzeyde yeterince soğuma meydana gelmeyince balık güneye doğru göç etme eylemine girebiliyor” dedi.
‘HAMSİ KARADENİZ’DE BULUNSA DAHİ AV VERMİYOR’
Deniz suyu sıcaklığının balık avcılığını da etkilediğini anlatan Prof. Dr. Erüz, “Sudaki sıcaklık değişimleri, balıkların ve diğer canlıların davranışlarında ciddi bir etki yapıyor. Örneğin hamsiyi avlarken bu fiziksel koşullardaki değişimin daha önceki yıllarda beklendiği gibi olmadığında; balığı beklediğimiz dönemde, beklediğimiz miktarda görememe şeklinde kendini gösteriyor. Bu balığın olmadığı anlamına gelmiyor. Balık toplanarak av vermediği için o balığı göremiyoruz. Aslında hamsi Karadeniz’de bulunsa dahi av vermediği için onu avlayıp, o yılki üretime katamıyoruz. Hamsiyi avlayamadık diyoruz. Aşırı avcılık mutlaka büyük bir etken ama asıl sebebi; iklim değişimine bağlı olarak deniz suyundaki beklenen dönemdeki, beklenen soğumanın gerçekleşmemesi de balık stoklarındaki davranışında değişikliğe neden oluyor. Balıkların yumurtlama, beslenme ve göç etme dönemlerinde değişimler meydana gelince beklediğimiz sezon içinde o davranışı görünce avcılığı yapamıyoruz. ya da o balığı o dönemde yeterince bulamıyoruz” diye konuştu.
‘CİDDİ VE BÜYÜK AZALMALAR SÖZ KONUSU’
?Karadeniz’de avlanabilen balık türlerinde ciddi azalmalar yaşandığına dikkat çeken Prof. Dr. Erüz, “Isınmaya bağlı olarak tuzluluğa karşı toleransı yüksek olan, düşük tuzlulukta yaşayabilen Akdeniz türleri, ‘Akdenizleşme’ dediğimiz olay ile Karadeniz’e doğru giriş yapıyor. Bu organizmalara genelde istilacı ve yabancı türler diyoruz. Onlar eğer Karadeniz’de fırsatı bulursa yerli türlerin yerini almaya başlıyor. İklim değişikliğinin yanında aşırı avcılık ve kirliliğe bağlı balık miktarında ciddi ve büyük azalmalar söz konusu. Karadeniz’de 160 tür balıktan bahsederken; bugün avlanabilen 4-5 tür balık kaldı. Bu da Karadeniz’de, iklimsel değişim, kirlilik ve aşırı avcılığa bağlı balık stoklarındaki ciddi bir düşüşün göstergesidir ama bunun üzerinde en büyük etki yine insanın neden olduğu kirliliğe aittir” dedi.
]]>Hayvanların verimleri, yaşam biçimleri, dayanıklılık ve çeşitlilikleri üzerinde doğrudan etkisi bulunan küresel ısınma ve iklim değişikliğinden kaynaklanan olumsuzlukların bertaraf edilmesi amacıyla Tarımsal Araştırmalar ve Politikalar Genel Müdürlüğü (TAGEM) tarafından “Hayvan Gen Kaynaklarının Korunması ve Geliştirilmesi Projesi” yürütülüyor. Bu çerçevede büyükbaş hayvan yetiştiriciliğinde küresel ısınma ve iklim değişikliğine bağlı ortaya çıkması muhtemel şartlara uyum sağlamış, hastalıklara dayanıklı ırkların geliştirilmesi ve ıslah edilmesi büyük önem taşıyor. Proje çerçevesinde ilk kez halk elinde yerli sığır ıslahı projesi başlatıldı. Söz konusu proje ile yerli genetik kaynakların sürdürülebilirliği ile bakım ve besleme avantajlarından yararlanılması amaçlanıyor.
Yeni ıslah projesi Diyarbakır, Batman ve Şanlıurfa’da GAK, Ankara’da yerli kara sığır ırkları için yürütülecek. Proje çerçevesinde anaç sığır başına 4 bin lira, doğum, 6 ay ve 1 yaş canlı ağırlık tartımları alınan yavrularına ise 3 bin 250 lira destekleme ödemesi yapılacak. Projeler 5’er yıllık süreyi kapsayacak. Her iki yerli sığır ırkında yapılacak ıslah projesi ile Türkiye’nin hem yerli genetik kaynakları korunacak hem de süt ve et gibi verim kabiliyetleri artırılarak ülke hayvancılığına katma değer sağlanacak.
İklime uyum kabiliyetleri çok yüksek
Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından yapılan yazılı açıklamada, yayılma alanı Güney Anadolu Bölgesi olan Güney Anadolu kırmızısının (GAK) bu bölgenin iklim ve çevre şartlarına adapte olmuş bir ırk olduğu belirtildi. Sarıdan kırmızı ve kahverengiye kadar renk çeşitliliğine sahip olan GAK’ın hem et hem de süt açısından kombine verimliliğe sahip olduğu ve düşük kalitedeki yemleri iyi değerlendirebildiği belirtilen açıklamada şu ifadelere yer verildi:
“İklime uyum kabiliyeti çok yüksek bir ırk olan GAK, sıcaklık, stres ve yem değişikliklerine, her türlü olumsuz doğa şartlarına, açlığa, yetersiz beslenmeye, hastalık ve parazitlere karşı dayanıklıdır. Yavrusunu besleme ve koruma bakımından annelik içgüdüleri gelişmiş bir ırk olan GAK’ın sürü kabiliyeti de yüksektir. Halk elinde ıslah projesi Ankara’da yürütülecek yerli karalar ise Orta Anadolu Bölgesi’nin iklim ve çevre şartlarına adapte olmuş bir ırktır. Nispeten daha az gelişmiş bakım, besleme ve barındırma şartlarında yetiştirilebilen yerli kara sığır ırkının en önemli özelliklerinden birisi de çok uysal olmasıdır. Az ot ve samanla beslenen bu sığır ırkı kanaatkar bir hayvan olarak bilinmektedir” ifadelerine yer verildi.
TAGEM tarafından GAK sığır ırkının Diyarbakır, Batman, Şanlıurfa ve Hatay’da, yerli kara sığırının ise Ankara, Çankırı ve Antalya’da saf olarak yetiştirici elinde halihazırda korunduğu ve ıslah projesi için önem taşıyan koruma programı çerçevesinde hayvan başına bin 600 lira destekleme ödemesi yapıldığı belirtildi.
“Yerli hayvan ırklarımızın korunmasına ayrı bir önem veriyoruz”
Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, Tarımsal Araştırmalar ve Politikalar Genel Müdürlüğü tarafından yürütülen halk elinde ıslah projeleri sayesinde hem ülkenin genetik kaynaklarının korunduğunu hem de Anadolu coğrafyasına uyum sağlamış ırklardan daha yüksek verimler elde edildiğini bildirdi. Hayvansal üretimin daha da geliştirilmesi ve ileriye taşınması için yaptıkları desteklemelerin meyvelerini aldıklarını vurgulayan Yumaklı, “Hayvansal üretimimizde yerli hayvan ırklarımızın korunmasına ayrı bir önem veriyoruz. Bu bağlamda hayvan yetiştiriciliğinde ıslah çalışmalarının uzun soluklu ve kesintiye uğramadan devam etmesi önceliklerimiz arasındadır. Çok sayıda ilimizde başlattığımız projeler ivme kazanarak sürüyor. Halk elinde ıslah projeleri kapsamında üreticilerimizi desteklemeye devam edeceğiz” ifadelerini kullandı. – ANKARA
]]>