Malatya’da insansız hava araçlarını (İHA) lazer silahlarına karşı koruyacak kompozit bir madde geliştiren İnönü Üniversitesi’nde görevli akademisyen çifte yönelik trafikte gerçekleşen saldırı ile ilgili yeni gelişmeler ortaya çıktı.
SALDIRGAN ŞAHISLARIN ALACAKLI OLDUĞU İDDİASI
Akademisyen Murat-Yeliz Toptaş çiftinin, 2021 yılında kayısıdan roket yakıtı, 2023 yılında ise yengeç kabuğundan radyasyon kalkanı ürettikleri öğrenildi. Aracın önünü kesen şahısların ise mucit olduklarını iddia eden çifte para kaptıran vatandaşlar oldukları iddia edildi.

MALATYA EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ’NDEN AÇIKLAMA
Malatya Emniyet Müdürlüğü de olayla ilgili araştırma yaptığını duyurarak açıklama yayınladı. Emniyet Müdürlüğü tarafından yapılan açıklamanın ise “suikast girişimi” iddialarını yalanlar nitelikte olması dikkatlerden kaçmadı.

İşte Malatya Emniyet Müdürlüğü’nün olayla ilgili açıklaması:
“22.07.2024 tarihinde bazı basın yayın organlarında, ‘Malatya’da hava araçlarını lazer silahlarına karşı koruyacak kompozit bir madde geliştiren akademisyen çifte yönelik saldırı girişimi polis tarafından engellendi’ yönündeki haberler ile ilgili olarak yapılan araştırmalar neticesinde; 21.07.2024 günü Yeşilyurt İlçemiz Yakınca Mahallesinde meydana gelen maddi hasarlı kazada Müşteki M.T. isimli şahıs aracıyla seyir halindeyken 44 ACS 482 plaka sayılı araç sürücüsü ani manevra ile şerit değiştirerek maddi hasarlı kazaya sebebiyet vermiş, akabinde müşteki şahıs ile kısa süreli tartışma yaşanmıştır. Bu sırada devriye görevi yürüten trafik ekibimiz konuya müdahale ederek gerekli işlemleri yaptığı sırada, şüpheli şahıslar olaya konu 44 ACS 482 plaka sayılı araç ile olay mahallinden kaçmaya çalışmışlardır.
Trafik ekibimiz söz konusu aracı fiziki takibe alarak şahısları yakalamıştır. Şüpheli şahsın yapılan kontrollerde 1.46 promil alkollü olduğunun anlaşılması üzerine trafik yönünden gerekli cezai işlemleri uygulanarak araç trafikten men edilmiştir. Şüpheli A.L.E. isimli şahsın yapılan kontrollerde ‘Uyuşturucu veya Uyarıcı Madde Ticareti Yapma’ suçundan aranması olduğunun tespit edilmesi üzerine şahıs Polis Merkezine intikal ettirilmiş, ayrıca ‘Mala Zarar Verme-Kasten Yaralama- Hakaret’ suçlarından gerekli yasal işlem yapılmıştır.
Araç sürücüsünün yanında bulunan B.Ç. isimli şahsın 2019-2020 yılları arasında sözleşmeli askeri personel olarak görev yaptığı, sözleşme süresinin sona ermesi üzerine görevinden ayrıldığı tespit edilmiş, şahsın olaya müdahil olmaması ve hakkında şikayet bulunmaması üzerine herhangi bir adli işlem tesis edilmemiştir. Yakalanan şüpheli A.L.E. isimli şahıs Malatya Cumhuriyet Başsavcılığından alınan talimatlar doğrultusunda gözaltına alınarak adli makamlara sevk edilmiş, çıkarıldığı mahkemece adli kontrol şartıyla serbest bırakılmıştır. Kamuoyuna saygıyla duyurulur.”

İHA’LARI LAZER SİLAHLARINA KARŞI KORUYACAK MADDE
Öte yandan İHA’ları lazer silahlarına karşı koruyacak kompozit madde geliştirdiklerini belirten akademisyen çiftin, 1 ay önce söz konusu buluşla ilgili basına demeç verdikleri tespit edildi. Toptaş çifti, bor içerikli kompozit maddenin, 2 bin 600 derece üzerindeki sıcaklıklara dayanabildiğini iddia etmişti.

YENGEÇ KABUĞUNDAN RADYASYON KALKANI
Toptaş çiftinin geliştirdiklerini öne sürdükleri bir diğer buluş ise tatlı su yengeçlerinin kabuğundan ürettikleri “radyasyon kalkanı”. Dikkat çeken buluşa ilişkin haberlere ise geçtiğimiz mart ayında basında yer verilmişti. Haberlerde, akademisyen çiftin, “radyasyon kalkanı”nın patentini almak için Türk Patent ve Marka Kurumuna başvurduğu” yazılmıştı.

KAYISIDAN ROKET YAKITI
Akademisyen çiftin 2021 yılında basına yansıyan bir diğer keşfi ise kayısıdan üretilen roket yakıtı. Murat Toptaş, buluşa ilişkin basına şunları söylemişti: “Kilogramı birkaç lira olan atık kayısıdan kilogramı 200 dolara ulaşan bir roket yakıtı elde etmeyi başardık. Elde ettiğimiz roket yakıtını sıkıştırarak bir roket motoru haline getirdik. Bundan sonraki aşamada bu roket motorumuza uygun bir nozül tasarlayarak motorun tasarımını bitirmeyi düşünüyoruz.”

TBMM Genel Kurulu’nda, grup başkanvekillerinin konuşma yaptığı esnada ‘Mülakat’ ve ‘Kürt’ tartışması çıktı.
TBMM Genel Kurulu, tasarruf tedbirlerine ilişkin düzenlemelerin yer aldığı, ‘Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifini’ görüşmek üzere Meclis Başkanvekili Celal Adan başkanlığında toplandı. Genel Kurul görüşmeleri sürerken grup başkanvekillerinin görüşlerini açıkladığı bölümde söz alan DEM Parti Grup Başkanvekili Sezai Temelli, “Bugün, hem Irak Kürt federe bölgesinde yaşananlar hem kuzeydoğu Suriye bölgesinde yaşananlar bize bunu fazlasıyla gösteriyor. Bu bir çözüm yolu değildir. Bu yolun bizi nereye getirdiğini, aslında geriye dönüp baktığımızda tarihsel olarak da son dönem yaşadıklarımızda da çok iyi görüyoruz. Bakın, şimdi, dönüp dolaştık nereye geldik, ‘Esad’la görüşelim’ meselesine geldik. ‘Kardeşim Esad’dı sonra ‘Katil Esad’ oldu, Emevi Camisi’nde namaz kılmalardı, şimdi ‘Tekrardan görüşebiliriz’ ne görüşeceksiniz? Ben biliyorum, görüşmenizin başlığı şu, ‘Kürt, annesini görmesin’ görüşmesi. Şimdi, Kürtlerle barış üzerinden yol almak yerine Kürtlere karşı bir siyaseti örgütlemek üzerinden hareket ettiğiniz için şimdi de ‘Gelin, Esad’la görüşelim’ ne yapalım? ‘Kürtlere rağmen, Kürtlersiz bir çözüm üretelim,’ Bakın, Orta Doğu’nun barışı da Türkiye’nin demokrasisi de Kürtlerle birlikte ancak mümkün olabilir. Artık, bu yolu açma zamanı gelmiştir; bu düşmanlıktan, bu savaş siyasetinden kurtulma zamanı gelmiştir” ifadelerini kullandı.
‘AYNI SOYADINA SAHİP 9 EŞ ÇALIŞIYOR, SEN YAPMADIYSAN KİM YAPTI’
CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın ise ” Uşak’taki İl Sağlık Müdürlüğüyle ilgili atamaların tamamının doğrudan arkadaşın kontrolü altında yapıldığını da biliyoruz. Peki, ne olmuş? 1 Temmuz 2024 tarihi itibarıyla aynı soyadına sahip 9 eş, karı-koca orada çalışıyor, sen yapmadıysan kim yaptı? 2 kardeş orada çalışıyor, sen yapmadıysan kim yaptı? Bir anne-kız orada çalışıyor, sen yapmadıysan anne-kızı kim oraya soktu? Bir amca-yeğen orada görev yapıyor, kim bunları oraya soktu? Arkadaşlar, bir eve taş atmadan evvel kendi evinizin camdan olduğuna bir dönüp bakacaksınız. Kaldı ki dün burada bir araştırma önergesi verdik. Bu, Türkiye’nin kanayan yarasıdır, milletvekilleri böyle işlerle muhatap olmasınlar. Ne yapalım o zaman? O zaman, gelin, mülakatı ortadan kaldıralım. Eski doktor, eski başhekim, bilmem ne sağlık müdürlüğünün atamalarında yetki sahibi olmasın. Adı ister AKP vekili olsun ister CHP vekili olsun. Ne yapalım? Tümüyle mülakatı ortadan kaldıralım ve Kamu Personel Seçme Sınavı’na (KPSS) göre adam alalım, dolayısıyla hiç kimse etki edemesin. (AK Parti
Uşak Milletvekili İsmail Güneş: Bunların herhangi birinde benim bir müdahalem olduğunu) Ya, arkadaşın heyecanlanması normal, o heyecanlansın sabaha kadar, sorun yok, neden, ‘Hayır’ dedin kardeşim, neden hayır dedin? Bu kadar basitti bak. Uşak’taki bütün sorunları çözecektik” diye konuştu.
‘İDDİASINI İSPATLAMAYAN MÜFTERİDİR’
Günaydın’ın sözleri üzerine sataşma olduğunu belirterek söz alan AK Parti Uşak Milletvekili İsmail Güneş, “Bir kere sağlık müdürlüğünde 300 kişi civarında çalışan var; bunların hepsi ya KPSS’yle gelmiştir veya diyelim ki noter huzurunda kurayla gelmiştir. Bunların içinde geçici görevlendirmeler vardır. 20 yılda oraya aşağı yukarı 4-5 tane sağlık müdürü gelmiştir; bunların yaptığı işlemlerdir. Bunlardan bir tanesinde dahi benim dahlim olduğunu ispatlayın, ben ne gerekirse yaparım. Diğer taraftan şunu söylediniz, benim birinci, ikinci, üçüncü dereceden herhangi bir akrabam hiçbirisi yönetici de değildir, sağlık müdürlüğünde de çalışmamaktadır. Uşak Milletvekili Ali Bey bunu iddia ediyor. Diyorum ki ben, iddiasını ispatlamayan müfteridir kardeşim, böyle bir şey olamaz. Gökhan Başkan, ben size soru soruyorum, ben size şunu soruyorum: Gençleri niye tehdit ediyorsunuz kardeşim? Gençleri tehdit etmeyin, gençleri, insanları işinden etmeyin” dedi.
‘SON DERECE AĞIR, TEMELSİZ VE KARŞILIKSIZ İDDİALAR’
İYİ Parti Grup Başkanvekili Turhan Çömez, DEM Parti Grup Başkanvekili Sezai Temelli’nin açıklamaları üzerine, “Sayın Temelli az önce yaptığı değerlendirmede Türkiye’nin savaş siyaseti güttüğünü ifade etti, bölgeyi istikrarsızlaştırdığını söyledi, Kürtlere karşı bir siyaset örgütlediğinden bahsetti. Yine, eğer yanlış anlamadıysam, ‘Türk ordusunun çetelere kendi üniformasını giydirdiğini’ söyledi, eğer yanlışsam cevap verirken düzeltebilir. Şimdi, bakın, bunlar son derece ağır, temelsiz ve karşılıksız iddialar. Türkiye şu anda sınırında önemli bir tehditle karşı karşıya, önemli bir güvenlik problemiyle karşı karşıya. Büyük Ortadoğu Projesi’nin ilk aşaması olan Irak’ın kuzeyinde bir defakto yapının kurulması bir anlamda tamamlandı. Suriye’nin istikrarsızlaştırılması, Suriye’de iç savaşın yaşanması ve Suriye’nin kuzeyinde bazı örgütlerin nüfuz alanı oluşturması, tamamen, bu Büyük Ortadoğu Projesi çerçevesindedir. Suriye’nin kuzeyinin doğusunda yaşayan Kürtlerin oradaki PYD/ YPG terör unsurlarından ayrılması şart. Bu ülkede yaşayan Kürtler eşit ve birinci sınıf vatandaştırlar, hiç kimsenin birbirinden ayırımı yoktur; olamaz, olmamalıdır” değerlendirmesinde bulundu.
‘BU MESELE YOKMUŞ GİBİ YAPMAK MÜMKÜN MÜ?’
Çömez’in açıklamalarının ardından söz alan DEM Parti Grup Başkanvekili Sezai Temelli, “Biz iktidara soru sorduk, muhalefetten yanıt üretilmeye çalışıldı, bu da ilginç bir şey çünkü biz bu soru önergesini verdik, bu iddiayı sorduk, bu 800 kişiyle ilgili böyle haberler var. Dolayısıyla da Milli Savunma Bakanlığı’na soruyu sorduk ve aylar oldu bir tek yanıt gelmedi, onu dile getirdik, iddianın yanıtını bekliyoruz. Dolayısıyla ortada böyle bir iddia var. Büyük Orta Doğu Projesi’yle ilgili bir şey söyleyecekseniz, eş başkanlarının orada olduğu bir kurum, yapı orada onlara söyleyin, büyük Orta Doğu Projesi’nin ne olduğunu en iyi onlar bilir, bunun bizimle alakası yok. İkincisi, Kürt düşmanlığı meselesi, ‘Asılsız iddiadır, şudur budur.’ Nasıl asılsız iddiadır? Bu ülkenin en temel sorunu bu meseleyi çözmek için bunca bedel ödenmiş, bunca kaynak gitmiş, bu meseleyi çözmek için bunca çaba harcanmış. Şimdi, bu mesele yokmuş gibi yapmak mümkün mü?” ifadelerini kullandı.
‘AYRIŞTIRICI DİL KULLANILMASINI REDDEDİYORUM’
Temelli’nin açıklamaları üzerine yeniden söz alan İYİ Parti Grup Başkanvekili Turhan Çömez, “Sayın Temelli, ben iktidar adına söz almadım, muhatabınız iktidardır. Büyük Orta Doğu Projesi’yle ilgili de iktidarın yıllardır yapmış olduğu hatalara dair çok kereler değerlendirmeler yaptım ve çok sert ifadelerle eleştirdim. Hatta 22’nci Dönemde milletvekiliyken Sayın Erdoğan, ‘Ben Büyük Orta Doğu Projesi’nin Eş Başkanıyım’ dediğinde, partinin mensubu olarak ilk itiraz edenlerden biriydim. Öte yandan, ‘Kürt düşmanlığı yapılıyor’ ifadenizi kabul etmiyorum. Bir kere daha söylüyorum, bu Parlamento çatısı içerisinde her şeyi açık yüreklilikle konuşuyoruz. Bir kere daha vurgulayarak ifade ediyorum: Bu ülkede Kürtler bu ülkenin asil ve birinci sınıf insanlarıdır, öyle olmalıdırlar. Bu ülkede herkes eşit ve birinci sınıf olarak dostça, kardeşçe yaşayacağız ama ısrarla birtakım meseleler üzerinden politika üreterek bir ayrışma dili kullanılmasını reddediyorum” diye konuştu.
‘MÜLAKAT MESELESİNDE GERÇEK DIŞI BİLGİLERLE KAMUOYU ALDATILIYOR’
AK Parti Grup Başkanvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu, mülakat konusundaki tartışmalara değinerek, “Şunu ifade etmek istiyorum, bu mülakat meselesi gündeme geliyor ama gerçek dışı bilgilerle dezenformatik olarak kamuoyu aldatılıyor. Hepimizin malumu değil mi Sayın Mehmet Moğultay’ın ve Sayın Seyfi Oktay’ın, ‘Yahu, ben şu kadar bin hakim ve savcı kadrosunu tabii ki CHP’lilere verecektim, SHP’lilere verecektim’ diyen, CHP, SHP kongresinde bizzat kendisi değil miydi? Hakim ve savcılarla ve kaymakamlıklarla ilgili mülakatın devam edegeldiğini herkesin bildiği halde kariyer meslekleriyle ilgili her zaman sınavların yapıldığı, mülakatların yapıldığı hepimizin malumu olduğu halde bu konuyla ilgili tamamen farklı noktadaki, ‘Bilgilendirme’ adı altındaki dezenformatik, manipülatif ve yanlış bilgilerle kamuoyunun başka noktalara çekilmesinin doğru olmadığını bir kez daha vurgulamak istiyorum. KPSS sınavları çerçevesinde mülakatsız da kamuya alımlar söz konusudur. Biraz evvel örneğini gördüğümüz sağlık mensuplarıyla ilgili, doktorlarla ilgili, hemşirelerle ilgili kamuda birçok kura yöntemiyle ve noterlerin huzurunda alınan alımlarda mülakat olmadan da yüz binlerce insanın kamuda çalışma imkanı var” dedi.
‘TERÖRİST AĞZIYLA MİLLETİN ORDUSUNA DİL UZATILMASINI ZİNHAR REDDEDİYORUZ’
Akbaşoğlu, DEM Parti Grup Başkanvekili Sezai Temelli’nin iddialarına ilişkin ise, “Aynı zamanda, bu konuda terörist ağzıyla ordumuza, bu milletin ordusuna dil uzatılmasını zinhar reddediyoruz ve aynen iade ediyoruz. Şunu ifade edeceğim, Türkiye; Suriye’de, Irak’ta bu ülkelerin ve devletlerin toprak bütünlüğüne halel gelmemesi için oradadır ve uluslararası hukuktan kaynaklı bir şekilde 85 milyon insanımızın, Türk, Kürt, Arap, Sünni, Alevi, bütün yurttaşlarımızın hepsinin can, mal, ırz, namus güvenliğini muhafaza için oradadır ve bu konuda PYD’siyle, YPG’siyle, DAEŞ’iyle, PKK’sıyla, bütün teröristlerin başını ezmektedir. Burada teröristan geçiş devletli, emperyalistlerin ve siyonistlerin Nil’den Fırat’a Büyük İsrail ve Büyük Ermenistan projelerini tarihin çöp sepetine atan liderin adı Recep Tayyip Erdoğan’dır” değerlendirmesinde bulundu.
‘NASIL KANITLAYACAĞIM ACABA?’
CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın, Akbaşoğlu’nun sözleri üzerine, “Şimdi, bir bilginin Sayın Akbaşoğlu’nun deyimiyle, ‘Dezenformatif’ ya da manipülatif olup olmadığı, verinin nasıl ortaya koyulduğuyla ilişkilidir. Deniliyor ki, ‘Kaymakamlık sınavında bu adam sınavı ilk 5’te bitirdi sonra mülakattan çok düşük puan aldı, elendi; adı, soyadı bu. Sonra deniyor ki, ‘AKP’li bir vekilin bilmem yeğeni, kızı, damadı çok düşük bir puan almasına rağmen mülakattan 91 aldı ve kaymakam olarak atandı. ‘RTÜK üyesinin, kontenjanınızdan RTÜK üyesi olmuş, insanın oğlu atandı, milletvekilinizin danışmanı atandı. Siz bunlara dilediğiniz kadar, ‘Dezonformatif’ demeye devam edin, dilediğiniz kadar ‘Manipülatif’ demeye devam edin. O kaymakamlık sınavına girmiş, hakkı yenmiş olan insanlar sizin ne yaptığınızı biliyorlar. Siz şimdi bana diyorsunuz ki, ‘Kanıtlayın.’ Nasıl kanıtlayacağım acaba?” ifadelerini kullandı.
‘MECLİSİ YETERİNCE TERÖRİZE EDİYOR’
DEM Parti Grup Başkanvekili Sezai Temelli ise Akbaşoğlu’nun sözlerine, “Şimdi, ‘Terörist ağzı gibi’ yakışıksız, bu Meclis çatısı altında ağza alınmayacak bir sözle bize hakaret eden bu yaklaşımı kabul etmiyoruz ve aynen iade ediyoruz. Zaten, kendileri her konuşmasında Meclisi yeterince terörize ediyor, bağırmalarıyla, hamasetiyle aslında esas meseleyi konuşmak yerine üste çıkmaya çalışıyor ki bütün halk bunu izliyor. Bu hamasetin ne kadar boş bir şey olduğu da ortadadır ama hakaret kabul edebileceğimiz bir şey değildir. Biz kimseyi itham etmedik, iddialar var, iddiaları sorduk. İddialara ya yanıt verirsiniz ya da susarsınız, öyle bağıra çağıra, hakaret ederek o iddiaları geçiştiremezsiniz. Ortada bir itham yok, iddia vardır, tutanaklar da ortadadır. Biraz önce de bu konuda sözümüzü söyledik” diye konuştu.
‘KÜRTLERİN DÜŞMANI DEĞİL KÜRTLERİN DOSTLARIYIZ’
AK Parti Grup Başkanvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu, “Teröristlerin iddialarıyla ne ordumuza ne grubumuza ne milletimize ne devletimize ne 85 milyon insana birtakım yakışıksız ifadeler kullanmanın doğru olmadığı ile ilgili beyanda bulundum. Bizi Kürt düşmanlığıyla tanımlamak ancak PKK’nın bir yaklaşımı olabilir. Biz Kürtlerin düşmanı değil Kürtlerin dostuyuz dedim. Türklerin, Kürtlerin, Arapların, halkların, bölgenin dostu olan bir Hükümetiz, bir partiyiz, bir grubuz, bir Meclisiz diyorum. Hepinize teşekkürlerimi sunuyorum” dedi.
‘NAMUS SÖZÜNÜ NASIL TUTMADIĞINIZI MEMLEKET BİLİYOR’
CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın ise “22 yıldır bu belediyelerde kayırmacılığın tarihini yazdınız. Bu belediyelerde kamu hazinesine el uzatmanın tarihi yazıldı, akrabalarıyla iş tutmanın tarihi yazıldı ve bütün bunları yok sayarak İstanbul belediyesine lafı getiriyorsun. Bir içişleri bakanınız vardı, hatırlıyor musun? İstanbul belediyesinde teröristler çalışıyordu, yanına bütün güvenlik bürokrasisini alarak konuşup duruyordu, 800 tane terörist vardı. İçişleri Bakanınız değişti. Yeni gelen İçişleri Bakanı teröristi mi koruyor? Niye hiçbir işlem yapılmadı? Bu iftiralarla daha nerelere varılacak ya. Bunlardan bir vazgeçelim. Bir kere daha söylüyorum: Objektif kurallar koymadığınız sürece lafügüzaftır, tarihini yazdığınız şeyin burada propagandasını yapmanıza izin vermeyeceğiz, bu kadar basit. (AK Parti Grup Başkanvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu: Namus sözü verip de tutmamak yalan mı?) Namus sözünü nasıl tutmadığınızı bu memleket biliyor. Yani, ‘Katil Esad’dan, ‘Kardeşim Esad’a nasıl geçtiğinizi biliyor” değerlendirmesinde bulundu.
]]>(ANKARA) – Kahramanmaraş Onikişubat Belediyesi’nin, AK Parti’li Meclis Üyesi ve eski İmar Komisyonu Başkanı Süleyman Şenel hakkında “görevi kötüye kullanma” ve “rüşvet” suçlarından suç duyurusunda bulunulduğu ortaya çıktı.
Kahramanmaraş Onikişubat ilçesinde Üngüt Mahallesi’nde bulunan Necat Park Sitesi bloklarının yapım aşamasında hukuksuzca 3’üncü şahıslara devir yapıldığı iddia edildi. Söz konusu duruma ilişkin açılan dava sonuçlanıncaya kadar davaya konu taşınmazın 3’üncü şahıslara devir ve temlikinin önlenmesi için sicil kayıtlarına ihtiyati tedbir konulmasına karar verilmesi talep edilmiş ve bu talep de kabul edilmişti.
Buna rağmen dava süreci devam ederken ve bu süreçte taşınmazın 3’üncü şahıslara devrinin mahkeme kararıyla engellenmesine rağmen Kahramanmaraş Onikişubat Belediyesi AK Parti’li Meclis Üyesi ve eski İmar Komisyon Başkanı Süleyman Şenel’in eşi Hatice Şenel, Üngüt Mahallesi 4735 ada 11 parsel üzerinden 154 bin TL’lik arsa payı satın aldı. Sonradan iş yerine dönüştürülen taşınmazın şu anki değerinin ise 40 milyon TL olduğu iddia edildi. Söz konusu davalık olan taşınmaza tapu çıkartılması işlemi sırasında kamu görevlilerinin rüşvet aldığı iddia edilirken konuya dair suç duyurusunda bulunulduğu ortaya çıktı.
“Kat irtifakı kurulmadan imar komisyon başkanının eşi arsa maliki oluvermiştir”
Oniki Şubat Belediyesi eski İmar Komisyon Başkan Üyesi Süleyman Şenel, Murat Maraşal İnşaat Sanayii ve Tic. LTD. ŞTİ yetkilileri ve Arfen Yapı Denetim Sanayii ve Ticaret LTD. ŞTİ. hakkında Kahramanmaraş Cumhuriyet Başsavcılığı’na yapılan suç duyurusunda, “kat irtifakı kurulmadan müteahhitin annesinin payından imar komisyonu başkanı Süleyman Şenel’in eşi Hatice Şenel adına arsadan pay temlik edilmiştir. Kat irtifakı kurulmadan imar komisyon başkanının eşi arsa maliki oluvermiştir” denildi.
Soruşturma kapsamında, firma yetkilileri hakkında mevcutlu şekilde savcılıkta ifade verildiği ancak Şenel hakkında herhangi bir işlem yapılmadığı iddia edildi.
Apartman 6 Şubat’ta “ağır hasar” aldı
Öte yandan, Maraşal İnşaat Sanayii ve Ticaret LTD. ŞTİ. tarafından yapılan Necat Park Sitesi’nde yer alan binada blokların daire içi havalandırma boşluklarının iptal edilerek dairelere eklendiği ve dairelerin büyütüldüğüne yönelik yapılan şikayetler sonucunda da para cezası kesildiği öğrenildi. Söz konusu apartman ise 6 Şubat 2023 depremlerinde ağır hasar aldı. Söz konusu blokların altından deprem sonrası su çıktığı ve suların da asansör kuyusuna biriktiği kaydedilerek şirketin rüşvet ile ağır hasarlı binanın hasarını orta hasar yaptırmaya çalıştığı iddia edildi ve CİMER’e de şikayette bulunuldu.
Bakanlık “ağır hasar” dedi, mahkeme “orta hasar”
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürü Yardımcısı Vekili tarafından Kahramanmaraş Cumhuriyet Başsavcılığı Deprem Suçları Soruşturma Bürosu’na gönderilen yazıda konuya dair “Aynı ada-parselde 71120. Sokak No: 7 adresli 73JJN askı kodlu taşınmaz Bakanlığımız tarafından ‘Ağır Hasarlı’ olarak belirlenmiş fakat idare mahkemesi tarafından ‘Orta Hasarlı’ kararı verilmiştir” yazısı gönderildi.
Kahramanmaraş Cumhuriyet Başsavcılığı ise dün söz konusu CİMER şikayetini,” blokların yapımında rüşvet döndüğü” iddiasına yönelik soruşturma ile birleştirme kararı verdi.
]]>AYŞE ATEŞ’TEN ARA KARARA ZEHİR ZEMBEREK TEPKİ
Mahkeme heyetinin ara kararına duruşmanın ardından sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımla tepki gösteren Sinan Ateş’in eşi Ayşe Ateş “Aslında diyorlar ki biz ne diyorsak onu kabul edecek, çizdiğimiz çerçevenin dışına çıkmayacaksın. Çıkarsan seni mahvederiz. Çıktım, çıkıyorum, çıkacağım! Çizdiğiniz çerçeveyi de paramparça edip ayaklarınızın altına atacağım” dedi.
Ateş paylaşımında şu ifadeleri kullandı; “Öncelikle sizlerden şu anda burada dudağımdan dökülecek her sözün kanayan bütün vicdanlar için adalet dilenen birer yoksulluk olarak kayda geçmesini talep ediyorum. Dost dediklerimizden gördüğümüz onca vefasızlıktan ve alçaklıktan, Düşman bildiklerimizin gösterdiği bunca merhametten ve şefkatten sonra
“KUMPAS TİYATROSU BUGÜN SONLANDI”
Hayatta tutunduğum tek dalın iyilik olduğunun, insanları iyiler ve kötüler olarak ayırdığımın altını da bir kez daha çizmek istiyorum. Değerli Basın Mensupları, Sincan yerleşkesinde beş gün boyunca sanıkların ve müdafilerin siyasi bir cinayeti alacak verecek davasına indirgeme çabalarına sahne olan, basın yayın ve sosyal medya destekli kumpas tiyatrosu bugün sonlandı.
Malumunuz olduğu üzere kapsadığı şüpheliler, şüpheliler arasındaki bağlantılar ve ihtiva ettiği deliller bakımından bütünüyle ilişkili olmasına karşın birbirinden ayrılan iki ayrı dosya var. Bu yüzden biz Sincan’daki bu yargılamaya eksik iddianameyle görülen yarım mahkeme diyoruz. Olumlu olsun ya da olmasın alınan her kararı da hukuki olarak eksik bulduğumuzu aziz milletimize beyan ediyoruz.
Bunun sebeplerini sıralamam gerekirse; Bildiğiniz üzere bir emniyet mensubu tarafından Tolgahan Demirbaş’ın Olcay Kılavuz’un evinde gözaltına alınmış olmasına rağmen tutanakların değiştirildiğine dair bir suç duyurusu yapıldığı basına yansıdı. Diğer taraftan, önceki dönemde dosyaya bakan savcılar hakkında FETÖCÜ oldukları gerekçesiyle HSK’ya suç duyurusunda bulunuldu. Bu suç duyurusunun en önemli dayanağı da torbacıların, kiralık katillerin beyanlarıydı. Düne kadar eksik iddianameyi beğenip bize nispet yapanlar ise bugün beğenmez oldu.
“100 AVUKAT TUTSAN KURTULAMAZSIN”
İddianamenin, hakkında suç duyurusunda bulunulan savcıların soruşturma süreci boyunca ortaya koyduğu tablo üzerinden hazırlandığının bilinmesine rağmen, Meclis kürsüsünden yapılan “İddianame bir an önce kabul edilmeli, yargılama başlamalı!” çağrısı akla gelen yeni bir senaryoyla bir anda unutuldu.
Hatırlayınız; Çok değil, birkaç hafta önce sosyal medyada Burak Bekiroğlu isimli bir şahıs, yapmış olduğu paylaşımda beni etiketleyerek “Eğer bir daha konuşursan seni FETÖ’ye öyle bir monte ederim ki 100 avukat tutsan kurtulamazsın. Seni Pensilvanya’ya gömerim.” şeklinde tehditlerde bulunmuş, bu cinayeti de firari FETÖ İmamı olduğu bilinen Mustafa Özcan’ın azmettirdiği iddiasını ortaya atmıştı. Üstüne bir de zihnimi okuyarak “Bu gerçeği sen de biliyorsun.” demişti. Ben, tehditlerine ilişkin avukatlarım aracılığı ile kendisi hakkında suç duyurusunda bulundum. Kendisi ise bu cinayeti firari FETÖ İmamı Mustafa Özcan’ın azmettirdiğine dair bilgi ve belgeleri henüz savcılığa teslim etmedi.
Peki, sonra ne oldu? Müdafiler bu cıvık iddiaları ısıtıp duruşma salonunda önümüze koydular. Bulgu ya da belge sunmadılar. Tıpkı Sinan’ı çocukluğu Selman’ın öldürdüğüne dair kiralık katil beyanını esas alarak konuşanlar, bu beyanlarla aklandığını iddia edenler gibi…
Müdafilerin duruşma boyunca yaptığı sorguların çerçevesi sosyal medyada belirli bir odak tarafından günler önce öne sürülen iddia ve ithamları kapsıyordu. Dün X hesabım üzerinden bununla ilgili belgeli bir paylaşım yaptım. Gerçekleri görmek isteyenler oraya bakabilirler.
Ayrıca dün sabah yaptığım basın açıklamasında da duruşma esnasında maruz kaldığımız bu saldırıya dikkat çekmiştim. Hemen akabinde karanlık gücün satılık kalemleri “Ayşe Ateş, FETÖ İmamı’nı savundu” şeklinde tezvirat yapmaya başladı. Çünkü “Bu olayı FETÖ yaptı” diyerek kapatmak istiyorlar.
“ÇIKTIM, ÇIKIYORUM, ÇIKACAĞIM”
Tezgâhı açmışlar, Aksi beyanlarınızı “FETÖ’yü, FETÖCÜleri, FETÖ İmamı’nı savunmak” olarak pazarlıyorlar. Aslında diyorlar ki biz ne diyorsak onu kabul edecek, çizdiğimiz çerçevenin dışına çıkmayacaksın. Çıkarsan seni mahvederiz Çıktım, çıkıyorum, çıkacağım! Çizdiğiniz çerçeveyi de paramparça edip ayaklarınızın altına atacağım!
Değerli Basın Mensupları, Müşahede ettiğimiz süreç bizi şu sonuca ulaştırdı: Hem katledilmeden hemen önce resmî hesaplar üzerinden hem de katledildiği andan itibaren açılan sahte hesaplar aracılığıyla Sinan’la alakalı olarak yürütülen karalama kampanyalarının, FETÖCÜ iftiralarının merkezinde, kurgulanan ve içinde bulunduğumuz süreçte sergilenen bu tiyatro varmış.
“Biz bunu öldürdükten sonra savcı, emniyet mensubu; ana, bacı, eş demeden karşımıza kim çıkarsa FETÖCÜ ilan eder. Sinan da FETÖCÜ’ydü. Bu bizi hedef almak için gerçekleştirilmiş örgüt içi infaz, der ve elimizdeki gücü kullanarak da üzerini bu şekilde kapatırız.” şeklinde bir plan yapılmış. Bunu iddia etmiyorum. Bu senaryoyu karanlık gücün satılık kalemleri ve trol hesapları sosyal medyada ve basında her gün yazıp çiziyor. Bu organize kötülüğü sizler de müşahede ediyorsunuz.
“SİNAN’IN KATLİ SİYASİ CİNAYET SİLSİLESİNİN SON HALKASI OLARAK KALMALIDIR”
Lafı daha da uzatıp hem sizlerin hem de bizlere kulak veren aziz milletimizin değerli vaktini çalmak istemiyorum. Zaten görünen köy de kılavuz istemiyor. Çünkü her gelişme bir kez daha kamuoyu önünde cereyan ediyor. Saygıdeğer Basın Mensupları, Bir daha bu dosyada delil karartıldığına dair en ufak bir şüphe uyanmaması, bu yargılama sürecinin hızlı bir şekilde ilerleyip hakikatten şaşmaması, korkutucu bir güce sahip bu karanlık tarafından yargının ve emniyetin üzerinde kurulmak istenen baskının önüne geçilmesi ve bu siyasi cinayetin bütün yönleriyle aydınlatılabilmesi için bir “Meclis Araştırma Komisyonu” kurulması gerekliliği açıkça ortadadır.
Çünkü Ankara’nın göbeğinde, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nin dibinde, kameraların önünde ve güpegündüz işlenen bu siyasi cinayet karartılırsa bu namlunun bir sonraki hedefi karanlık ve kuytu bir köşede herhangi bir vatandaşımız olabilir. Buradan alınan cesaretle peş peşe birçok siyasi cinayet işlenebilir. Malumunuz olduğu üzere tarih; bu ve benzeri acı tecrübelerle doludur. Sinan’ın katli siyasi cinayet silsilesinin son halkası olarak kalmalıdır. Şüphesiz ki kurulacak olan bu komisyonla birlikte ülkemizde adalet dilenen bütün yoksulluklara umut olacak yeni bir sürecin ilk adımı da atılmış olacaktır. Bu kapsamda Yüce Meclis’imizdeki her bir milletvekilimizden bu hususta ortaya bir irade koymasını rica ediyorum. Teşekkür ederim.”
]]>Aksu Belediyesi’nin Yapı Kontrol Müdürü Nevzat Avcı’nın geçen şubat ayında bir iş yerinin yıkım kararını kaldırtmak için bina sahibi Suriye uyruklu Faten E.’den cinsel ilişki talebinde bulunduğu anların görüntüsü, sosyal medyanın gündemine oturdu. Görüntüler sonrası eski Aksu Belediye Başkanı Halil Şahin, Avcı’yı görevinden alıp, belediyeyle ilişiğini kesti. Nevzat Avcı’nın, olay öncesinde çok sayıda yolsuzluk yaptığı, birçok kişi tarafından savcılığa ve CİMER’e şikayet edildiği, Mülkiye Teftiş Kurulu ve Sayıştay raporlarında yapılan tespitlere rağmen görevine devam ettirildiği iddia edildi. Cinsel ilişki karşılığında pazarlık yaptığı tespit edilen Nevzat Avcı, tutuklanarak cezaevine gönderildi.
‘DELİLLENDİRMEK İÇİN TEKLİFE ‘TAMAM’ DEDİM’
Antalya Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Nevzat Avcı hakkında iddianame hazırlandı. İddianamede, Aksu Belediyesi Yapı Denetim Müdürü olarak görev yapan Nevzat Avcı’nın, bir kadına ait iş yerinin yıkımının durdurulması karşılığında cinsel ilişki talebinde bulunduğu görüntülerin sosyal medyada yayınlandığı belirtildi. İfadesine yer verilen Faten E.’nin, iş yerini eşiyle birlikte işlettiği, iş yerinin ruhsat ve çalışma kaydının kendi üzerinde olması nedeniyle oturma ve çalışma izni olduğu aktarıldı. Faten E. ifadesinde, 4 yıldır işlettiği dükkanı hakkında daha önce yıkım kararı verildiğini, bu durumu sonradan öğrendiğini belirterek, “İş yerinin ruhsatını kaybetmiştim. Yenisini almak üzere Aksu Belediyesi’ne gittim. Yapı işleri ile ilgili bir kısımda Nevzat Avcı ile ruhsat konusunda görüşme sağladım. Kendisi bana iş yeri ile ilgili yıkım kararı olduğunu söyledi. ‘Bu dükkanı yıkacağız ama bu senin elinde’ dedi. Ben de ‘Tam olarak ne dediğinizi anlamadım’ demem üzerine tekrar bana, ‘Dükkanın yıkılması tam olarak senin elinde’ dedi. Gitmem gerektiğini söyleyerek ‘Yarın dükkana kahvaltıya geleceğim’ dedi. Ertesi gün Nevzat Avcı, iş yerime geldi. İş yerinde bana ‘Dükkanı yıkmamak için benimle bir gece birlikte olacaksın’ dedi. Ben de kendisine ‘Tamam, olur’ dedim. Aslında şahsın bana yaptığı bu teklifi delillendirmek için teklife ‘tamam’ dedim” dedi.
‘180 BİN LİRALIK CEZANIN İPTAL EDİLECEĞİ SÖYLENDİ’
Ertesi gün Aksu Belediyesi’ne giderek Nevzat Avcı ile görüştüğünü, görüşmeyi cep telefonu ile kayda aldığını, Avcı’nın yüzünün gözükmemesi nedeniyle ertesi gün tekrar yanına giderek, ikinci bir kayıt aldığını aktaran Faten E., sosyal medya ve basında yer alan görüntülerin de bunlar olduğunu söyledi. Faten E., görüntülerde görüleceği üzere Avcı’nın kendisi ile birlikte olması karşılığında yıkım kararını erteleyeceğini, iş yerine kesilen 180 bin lira cezanın da iptal edileceğini söylediğini belirtti. Görüntü kaydını arkadaşı Mustafa B. ile eski Aksu Belediye Başkanı Halil Şahin’e götürdüklerini, ancak görüşemediklerini belirten Faten E., görüntüleri özel kalem müdürü Hasan K.’ye verdiklerini söyledi. Faten E. görüntülerin nasıl yayıldığı konusunda bilgisi olmadığını savundu.
SUÇLAMALARI REDDETTİ
Nevzat Avcı ise Faten E. ile iş yeriyle ilgili işlemleri görüşmek için Aksu Belediyesi’ne geldiğinde tanıştığını belirterek, kendisinin değil; Faten E.’nin cinsel birliktelik karşılığı yıkım kararını kaldırma talebinde bulunduğunu öne sürdü. Bu teklifi reddetmesi sonrası para teklifinde bulunduğunu iddia eden Avcı, birkaç gün sonra tekrar gelen Faten E’nin, yıkım kararının kaldırılması ve 180 bin lira cezanın iptali karşılığında kendisiyle 4 kez birlikte olacağını söylediğini iddia etti. Görüntülerde yer alan ifadelerin bu teklif üzerine ‘dalga geçmek’ amacıyla yapılan konuşmalar olduğunu savunan Avcı, “Hakkımdaki suçlamaları kabul etmiyorum. İrtikap suçunu işlemedim. Herhangi bir menfaat temin etmedim. Faten E. isimli kadınla da bu kasıtla konuşmadım. Kendisini ciddiye almadım” dedi. Video kayıtlarında kaydedilen ses analizlerinin de yer verildiği iddianamede, Nevzat Avcı’nın ‘rüşvet talebinde bulunma’ suçundan 6 yıla kadar hapisle yargılanması istendi. Avcı’nın yargılanmasına önümüzdeki günlerde başlanacak.
]]>ANNESİ FENALAŞARAK HASTANEYE KALDIRILDI
Bugün gerçekleşen duruşmada hayli gergin dakikalar yaşanırken, oğlu Sinan Ateş’in öldürülmesiyle ilgili davayı takip etmek için Sincan Cezaevi’nde bulunan Saniye Ateş’in duruşma sırasında tansiyonu düştü. Ateş, tansiyon düşüklüğü ve kolunun uyuşması nedeniyle cezaevi içinde bulunan hastaneye kaldırıldı.
AYŞE ATEŞ: KUMPAS BUNLARIN BAŞINA GEÇECEK
Öte yandan adliye önünde yaşananlara tepki gösteren Sinan Ateş’in eşi Ayşe Ateş “Bu kurulan kumpas bunların başına geçecek, geçirilecek. Devletle tanışacaklar, devletin adil yüzüyle herkes tanışacak. Sanki bu kadar insan tesadüfen bir araya gelmiş gibi bir izlenim oluşturmaya çalışıyorlar. Bu siyasi cinayetin, siyasi ayağı ortaya çıkmasın istiyorlar. Kurdukları her oyun onların başına geçecek” ifadelerini kullandı.

KILIÇDAROĞLU VE BAZI VEKİLLER DE SALONDAYDI
Ankara 32. Ağır Ceza Mahkemesince, Sincan Ceza İnfaz Kurumları Kampüsü’ndeki salonda görülen duruşmaya, sanıklar, taraf avukatları, müşteki Ayşe Ateş ve yakınları katıldı. Eski CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile bazı milletvekilleri de duruşmayı takip etti. Duruşmaya, davanın dinlenecek son sanığı Umut Ersoy’un savunmasının alınmasıyla başlanacaktı ancak Ersoy’un avukatının duruşmada olmaması nedeniyle avukat beyanlarına geçildi. Tetikçi Eray Özyağci’nin avukatı Zeynettin Aktürk, yargılamanın eksik ve hatalı olduğunu savundu. Özyağci’nin, savunmasında “Ben oraya yaralamaya gittim, sadece ayaklarına sıkacaktım.” dediğini hatırlatan Aktürk, kamera görüntülerinin de bunu doğruladığını öne sürdü.
Müvekkilinin üç kez ateş ettiğini ve bunların Ateş’in ayaklarına isabet ettiğini iddia eden Aktürk, “Maktulün yanında bulunan Selman Bozkurt, müvekkile doğru ateş ederken müvekkilim kaçıyor. Bu kaçış esnasında iki kez daha ateş etmektedir ve Selman Bozkurt’u yaralamıştır. Olay yerinde ilk amacınız neyse ona odaklanırsınız. İlk amaç yaralama olduğu için ayaklarından vurup kaçmayı planlamaktadır. Kaçarken arkasından ateş edildiği için buna karşılık vermek zorunda kalmıştır.” ifadelerini kullandı. Aktürk, Özyağci’ye yöneltilen suç vasfının “silahla kasten yaralama” olarak değiştirilerek bu kapsamda yeniden savunmasının alınmasını talep etti.
SANIK SAVUNMALARI TAMAMLANDI
Daha sonra avukatının salona gelmesi üzerine sanık Umut Ersoy’un savunmasına geçildi. Üzerine atılı suçlamaları kabul etmediğini belirten Ersoy, taksi şoförü olduğunu, dosyanın sanıklarından Doğukan Çep’i de müşterisi olduğu için tanıdığını söyledi.
Gözaltına alınmasının ardından Ankara’ya götürüldüğünü anlatan Ersoy, “İddianame çıkana kadar ne ile suçlandığımı bilmiyordum. İddianamede Suat Kurt’u aradığım söyleniyor. Ben, Suat Kurt’u tanımam etmem, kendisini hiç aramadım. Tahliyemi ve beraatimi istiyorum.” dedi.
AVUKAT BEYANLARINA DEVAM EDİLDİ
Özyağci’yi olay yerinden kaçıran motosiklet sürücüsü sanık Vedat Balkaya’nın avukatı Cem Ali Kılıç, müvekkilinin cinayetin gerçekleşeceğinden haberdar olmadığını öne sürdü. Tetikçi Eray Özyağci’nin, Ateş’in ofisinin olduğu bölgede gözlem yaptığı sırada müvekkilini uzak tuttuğunu belirten Kılıç, “Özyağci, olayı gerçekleştireceği gün ‘eğer silah sesi duyarsan korkma’ diyor. Beraber tasarlayarak adam öldürmeye gittiğiniz bir kişiye ‘silah sesi duyarsan korkma’ denmez. Müvekkilim, olay tarihinden 10 gün önce cezaevinden çıkmıştır. Beraber plan yapıp olayı tasarlamasının imkanı yok. Müvekkilimin müşterek fail iradesi yok. Tutuksuz yargılanmasını talep ediyorum.” beyanlarında bulundu.
Cinayet öncesi keşif yaptığı belirtilen sanık Suat Kurt’un avukatı Fuat Saatçıoğlu da müvekkilinin olayın yaşanmasından dolayı üzüntü duyduğunu ve bildiklerini samimi bir şekilde anlattığını söyledi. Kurt’un cinayetin işleneceğinden haberdar olmadığını öne süren Saatçıoğlu, “Sanık Doğukan Çep, müvekkilimi arayarak Ankara’da bir kişinin adresine gidip ofisinden saat kaçta girip çıktığını takip etmesini istiyor. Müvekkilim, hatıra binaen yardımcı olmak kastıyla hareket ediyor.” ifadelerini kullandı.
“YARALAMA TALİMATI” İDDİASI
“Cinayetin azmettiricisi” konumundaki sanık Doğukan Çep’in avukatı Emine Tosun ise Özyağci’nin, Ateş’i öldürme kastıyla hareket etmediğini savundu. Ateş’in bir çatışma ortasında kaldığını iddia eden avukat Tosun, şöyle devam etti; “Sinan Ateş’in vücudundan çıkan bütün mermilerin Eray Özyağci’nin silahından çıktığına dair bir bulgu yok. Dosyadaki belirsizlikler nedeniyle kamera kayıtlarını inceledik. Kayıtlara göre olay 13.34’te gerçekleşiyor, 13.35’te Ateş’in yanında bulunan Ahmet Keçik, silahları alıp kaçıyor. Buna gerekçe olarak da ‘silahlar kaybolmasın diye götürdüm’ gibi mantık dışı bir ifade kullanıyor. Acaba Sinan Ateş’in vücudunda Ahmet Keçik ya da Selman Bozkurt’un silahından çıkan mermiler vardı da bunların üstü örtbas mı edilmeye çalışılıyor, diye düşünüyoruz.”
Tosun, Çep’in, Özyağci’ye “Sinan Ateş’i yaralama” talimatını verdiğini, bu nedenle müvekkilinin cinayetten sorumlu tutulamayacağını iddia etti. Sanık Tolgahan Demirbaş’ın avukatı Murat Ofli de müvekkilinin cinayetle ilgisinin olmadığını öne sürerek, Demirbaş’ın sosyal medyada “peşinen yargılandığını” söyledi. İddianamenin hatalı olduğunu savunan Ofli, “Müvekkilimin olay anında, öncesinde ve sonrasında hiçbir ilgisi olmamasına rağmen azmettiren sıfatıyla yargılanmaktadır. Bu iddianamedeki hukuka aykırılıkları kabul etmiyoruz. Bir insanın azmettiren olması için maktulle arasında husumet olması lazım. Müvekkilimin, maktulle bir tanışmışlığı veya husumeti yok.” şeklinde savunma yaptı. Sanıklar Zekeriya Asarkaya, Hakan Saraç ve Aşkın Mert Gelenbey’in avukatlarının beyanları sonrası duruşmaya öğle arası verildi.
]]>AVUKATLARIN KATILMA TALEBİNİN REDDİNE KARAR VERİLDİ
Ankara 32’nci Ağır Ceza Mahkemesince, Sincan Ceza İnfaz Kurumları Kampüsü’nde görülen duruşmaya 22 tutuklu sanığın tamamı katıldı. Cinayetin azmettiricisi olduğu iddia edilen sanık Doğukan Çep, ‘Bay Kemal nerede’ diye bağırdı. Jandarmalar tarafından salondan çıkarılan Çep, bir süre sonra mahkeme başkanının talebiyle yeniden salona getirildi. Avukatlar İbrahim Ethem Yiğit ve Çağrı Can Pak, MHP adına davaya katılma talebinde bulundu. Sanıklar ve avukatları talebin kabul edilmesini istedi. Savcı ise katılma talebinin reddini istedi. Mahkeme başkanı, MHP’nin suçtan zarar gören sıfatı bulunmadığı gerekçesiyle katılma talebinin reddine karar verdi. Avukatlar salonun izleyici bölümüne alındı.
‘POLİS ARKADAŞLARIM, BERABER GİDELİM DEDİLER’
Ardından sanıkların savunmasına geçildi. İddianamede Sinan Ateş cinayetinin tetikçisi olarak yer alan Eray Özyağcı, emniyetteki ifadelerinin baskı altında alındığını öne sürerek, “Sinan Ateş’e ulaşmaya çalışıyordum. Bir dosya için bana sözünü tutmadı. Benden para istedi. Suat ağabeyi aradım, ‘Yardım eder misin’ dedim. ‘Evet’ dedi. Doğukan ağabey ile beraber otoparka gittik. Otururken bana ‘Her şeyi ayarladım, Ankara’ya gitmem kaldı’ dedi. Benden Sinan Ateş’i ayaklarından vurmam talep edildi. Polis arkadaşlarım Ankara’ya eğlenmeye gidecekti. ‘Beraber gidelim’ dediler. İfadelerimde Doğukan Çep’i korumak için kendim tasarlamışım gibi ifade verdim, yalan söyledim. Doğukan Çep bana Gölbaşı’nda gideceğim konumu atmıştı, ‘Sinan Ateş’i sadece ayaklarından vur uzaklaş’ dedi, ben de önlerine çıktım Sinan Ateş’in sağlı sollu sadece ayaklarına ateş ettim. Ateş ettikten sonra Ateş’in yanındaki şahıslar bana karşılık verdiler. Ardından ‘Reisi vurduk, reisi vurduk’ diye bağırdıklarını duydum. Olaydan sonra Doğukan Çep beni aradı, ‘Sinan Ateş ölmüş, ben sana sadece yarala demedim mi’ dedi. ‘Ben öldürmek istemedim, ben bu adamı öldürmedim’ dedim. Akşam tekrar aradı, ‘Vedat yakalanmış sakın İstanbul’a gitmeyin, orada saklan çıkma dışarı’ dedi. 4 güne yakın kadar kaldık. Ben Doğukan Çep ağabeyimin Sinan Ateş ile sorunlarından dolayı ayaklarına sıktım. Ben öldürmedim, nasıl öldürüldüğü araştırılsın istiyorum. Tahliye talebim yoktur” diye konuştu.
‘BU DAVANIN BAŞ AKTÖRÜYÜM’
Mahkemeden izin almadan konuşan, sanıklardan silahlı eylemi organize ettiği iddia edilen Doğukan Çep, “Ben bu davanın baş aktörüyüm, azmettiricisiyim, ifade vermek istiyorum” dedi. Mahkeme Başkanı ‘Sıran gelince konuşursun, otur yerine” diye karşılık verdi.
İddianameye göre tetikçi Eray Özyağcı’yı olay yerine getiren ve oradan kaçıran motokurye sanık Vedat Balkaya ise emniyette verdiği ifadeleri baskı altında verdiğini öne sürerek “Doğukan Çep, alacağının olduğunu, tahsilatı ise Eray Özyağcı’nın yapacağını söyledi. Beni kandırarak buraya getirdiler, ben alacak verecek durumu için araç konusunda yardımcı olmak için oraya gittim. Burada birinin vurulacağını bilmiyordum. Eray’ın vurduğu kişinin öldüğünü emniyette öğrendim. Beni kandırdılar, yaptıkları iyiliğin altında kalmamak için yardım etmek istedim. Suç işlemedim yasa çiğnemedim. Tahliyemi talep ediyorum” diye konuştu.
‘TAKSİYE BİNDİM, SİLAH SESLERİNİ DUYDUM’
İddianamede, cinayet öncesi keşif yapan olarak yer alan sanık Suat Kurt, Doğukan Çep’in kendisinin manevi kardeşi olduğunu söyleyerek kendisinden ricada bulunduğunu iddia etti. Eray Özyağcı’yı tanımadığını iddia eden Kurt, “Doğukan Çep, ‘Ankara gider misin; adres vereceğim bu şahıs adrese kaçta giriyor kaçta çıkıyor, ne yapıyor ne ediyor?’ dedi. ‘Dövülecek, en fazla ayaklarından yaralanacak’ dendi. Olayın olduğu gün Eray’ın orada olduğundan haberim yok. Eray’ı İstanbul’dan geldiğinde karşılayan benim. Rahmetlinin adreslerini atan benim. Benim meselem de değil, olayı ben yaptırmışım gibi ne torbacılığımız kaldı ne başka bir şey. Ben sadece bilgileri attım” dedi. Doğukan Çep’in kendisine adres bilgilerini attığını belirten Kurt, Ateş’in adrese giriş çıkış saatlerini Çep’e söylediğini belirtti. Eray’la Doğukan telefonda görüşürken Sinan Ateş’in vurulacağını öğrendiğini iddia eden Kurt, “Adamı gördüğümü Doğukan’a söyledim. Geldiklerini söyledim. Doğukan ‘Ağabey sen taksiye bin git’ dedi. Taksiye bindim, taksideyken silah seslerini duydum. Sonra otobüs değiştirip kaçtım” dedi.
‘AYAKLARINDAN VURDURMAYA GÖNDERDİM’
Sanıklardan Doğukan Çep ise cinayeti kendisinin azmettirdiğini söyleyerek “Dışarıdaydım, aranıyordum. Bir gün sabah namazında Ateş’le yan yana kıldık. 2013’te ceza aldım. ‘Yardımcı olabilir misin’ dedim Ateş’e. Ateş de ‘Ne demek, yardımcı olurum’ dedi. Telefonda olayı anlattım. 2020 yılında telefonum çaldı; ‘Kanalı buldum dosyayı halledecekler, 1 milyon lira istiyorlar’ dedi. ‘Ben o kadar bulamam’ dedim. ‘200 bin verelim peşinat geri kalanı hallederiz’ dedi. Parayı bir otelde verdim, ayrıldık. Bazen İstanbul’dan birilerini soruyordu. 2021 yılında tekrar telefonum çaldı; ‘Kardeşim 200 bin lira daha lazım aynı kişiler değil, farklı kişilere vereceğiz’ dedi. Borç harç hallettim verdim. Kız Kulesi’nin karşısında bir gün oturuyorlar beni çağırdılar; ‘iş uzun sürebilir ama hallolacak’ dedi. 2022 yılı Kasım ayı ‘Artık sona yaklaştık, paranın tamamını vermen lazım’ dedi. Ankara’ya geldim. Parayı verdim bir poşette. Poşeti beyaz bir arabaya koydu, arabanın plakasını da gördüm. Aralık ayı başlarında aradım. ‘Haber bekliyorum ben de’ dedi. ‘Ağabey hani sonuna gelmiştik?’ dedim. 2-3 gün sonra tekrar aradım; ‘müsait değilim’ dedi telefonu kapattı. Daha sonra aradım açmadı. Dedim ki ‘benim paraya el koydu, ‘ben bunu ayaklarından vuracağım’ dedim. Ben öldürmeye gönderseydim ‘öldürmeye gönderdim’ derdim. Ben gerçekten ayaklarından vurdurmak istedim. Ben 4’üncü gün yakalandım İstanbul’da. Bir baktım ölmüş, istemediğim bir şeydi üzüldüm. Ben cezama razıyım; ama ayaklarından vurmaya gönderdim. Suikast yapmaya gelen adam ayaklarına sıkmaz, arkasından, sırtından atar, kimse de görmez” dedi.
Çep, Sinan Ateş’in gövdesine isabet eden kurşunun olay sırasında onun yanında bulunan arkadaşı Selman Bozkurt’un silahından çıktığını iddia ederek, araştırılmasını talep etti ve tahliye talebinin olmadığını söyledi.
Sanıkların savunmalarının ardından duruşmaya ara verildi.
]]>“SAVCI ‘EMRİ DEVLET BEY’DEN Mİ ALDIN’ DİYE SORDU”
Duruşmanın değişen savcısı Durmuş Ali Kaya’ya da çeşitli suçlamalar yönelten Özyağcı, “Beni Yunan askerleri yakaladı. Bana ‘Türk müsün diye sordular ve dövdüler sonra attılar. Ardından da Türk askerlerini gördüm kaçmadım. Emniyete geldiğim ilk andan itibaren şahsıma yönelik baskı başladı. İşkence yapmadılar ama baskı yaptılar. Savcı Dursun Ali Kaya ‘Devlet Bey’den emir aldıysan söyle’ demeye başladı” ifadelerini kullandı.
SİYASİLER DE SALONDA HAZIR BULUNDU
Bugün Sincan Cezaevi’nde görülmeye başlanan 22 sanıklı Sinan Ateş cinayeti davasının ilk duruşmasını CHP Genel Başkanı Özgür Özel, CHP’nin önceki Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, CHP Parti Sözcüsü Deniz Yücel, CHP Grupbaşkanvekili Murat Emir, CHP Genel Başkan Yardımcısı Aylin Nazlıaka, Memleket Partisi Genel Başkanı Muharrem İnce, Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ, Gelecek Partisi Genel Başkan Yardımcısı Selçuk Özdağ, Milli Yol Partisi Genel Başkanı Remzi Çayır, İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, DEVA Partisi Sözcüsü İdris Şahin, DEVA Partisi Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Emin Ekmen ve Sinan Oğan salonda takip etti.
3 SANIK İÇİN MÜEBBET HAPİS İSTENİYOR
İddianamede, tetikçi Eray Özyağcı ile onu olay yerine getirip ardından kaçıran Vedat Balkaya ve Suat Kurt hakkında eylem üzerinde ortak hakimiyet ile müşterek fail olarak Sinan Ateş’e yönelik toplu halde, iştirak halinde “tasarlayarak kasten öldürme” suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası isteniyor. Sanıklardan ‘silahlı eylemi organize ettiği’ iddia edilen Doğukan Çep ve şüpheli eski Ülkü Ocakları yöneticisi Tolgahan Demirbaş’ın ise ‘suça azmettiren olarak maktüle yönelik toplu halde, iştirak halinde tasarlayarak kasten öldürme’ suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası isteniyor.
Sanıklardan Zekeriya Asarlaya, Hakan Saraç, Ufuk Köktürk, Mehmet Yüce, Mustafa Uzunlar, Askın Mert Gelenbey, Murat Can Çolak, Osman Bayraktar, Caner Güney, Umut Ersoy, Çaglar Zorlu, Aytaç Ataç, Emre Yüksel, Serdar Öktem, Erdem Karadeniz, Alper Atay, Mustafa Ensar Aykal’ın ‘istirak halinde islenen suça yardım eden fail olarak maktüle yönelik toplu halde, istirak halinde tasarlayarak kasten öldürme’ suçundan hapis cezası isteniyor. İddianamede olayda Ülkü Ocaklarının rolü, cinayetin nedeni ve azmettiriciden bahsedilmiyor. Ayşe Ateş’in ifadesi de yer almıyor. Sincan’daki duruşmaya ilk olarak Zafer Partisi lideri Ümit Özdağ geldi.
ARAÇLAR ARANDI
Sinan Ateş cinayeti davası öncesinde Sincan Ceza İnfaz Kurumları Kampüsü çevresinde ve içinde yoğun güvenlik önlemleri alındı. Cezaevi kampüsüne giden yolda trafik ve çevik kuvvet polisleri tarafından bazı araçlara arama işlemi uygulandı. Cezaevine giden yolda trafik yoğunluğu yaşanırken, yol kenarında TOMA araçları bekletildi. Cezaevi kampüsünde 10 kilometre çapında güvenlik önlemleri alındı. Kampüs önünde onlarca çevik kuvvet aracı ve çevik kuvvet polisleri beklerken basın için ayrı bir alan hazırlandı. Kamuoyunun yakından takip ettiği davayı çok sayıda gazeteci de izliyor.
AYŞE ATEŞ: BEKLENTİMİZ YENİ BİR İDDİANAMENİN YAZILMASI
Sinan Ateş’in eşi Ayşe Ateş, duruşma öncesi yaptığı açıklamada beklentisini şöyle açıkladı; “Ayrılan dosyadaki 17 kişinin hakkında gerekli işlemlerin yapılarak bu dosyanın da bizim dosyamıza eklenmesi ve yeni ve doğru bir iddianamenin yazılması. Eksik deliller var. Bazı arkadaşların ifadeleri eklenmedi. İddianamedeki boşlukların doldurulması ve yargılanmanın başlamasını istiyoruz.”
“CEZAEVİ HAYATINI BİZE LAYIK GÖRDÜLER”
Ateş, bir basın mensubunun “Bugün yoğun güvenlik önlemleri var, yanınızda da korumaları görüyoruz, bu korumalarınız uzun süredir var mı?” sorusu üzerine, “Yaklaşık bir buçuk ay oldu sanırım koruma talebinde bulunalı, uzun süredir korumalarım var. Yoğun güvenlik önlemleri altında yaşıyorum. Normal bir hayat yaşamıyorum. Evde, kızlarımla akşama kadar, çok gerekli haller dışında dışarıya çıkmadan. Bazılarının halen yaşamadığı ancak yaşaması gereken cezaevi hayatını maalesef bize layık gördüler.” ifadelerini kullandı.
MHP’NİN TALEBİNE RET
Milliyetçi Hareket Partisi ( Mhp ) adına avukatlar İbrahim Ethem Yiğit ve Çağrı Can Pak, davaya katılma talebinde bulundu. Sanıklar da MHP’li avukatların katılma talebini kabul etti. Savcılık makamı MHP’nin ‘suçtan zarar görmediği’ gerekçesiyle MHP’nin katılma talebinin reddedilmesini istedi. Mahkeme Başkanı da bu yönde karar verdi.
]]>20 Haziran gecesi Diyarbakır’ın Çınar ilçesine bağlı Köksalan Mahallesi’nde henüz belirlenemeyen bir sebeple çıkan yangın, rüzgarın etkisiyle yayılarak Bağacık, Yazçiçeği ve Ağaçsever ile Mardin’in Mazıdağı ilçesine bağlı Yücebağ ve Yetklinler Mahallesi’ne sıçradı. 15 kişinin ölümüne ve 73 kişinin yaralanmasına yol açan yangının çıkışıyla ilgili incelemeler sürerken, yangının elektrikten kaynaklandığı iddialarıyla ilgili Dicle Elektrik’ten açıklama yapıldı. Dicle Elektrik Yönetim Kurulu Başkanı Memet Atalay, yaptığı açıklamada,”Yangının elektrik kaynaklı olmadığı belge ve görüntülerle sabit. Ancak vatandaşlarımızdan, Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturmanın sonuçlarını sabır ve sükunetle beklemelerini istirham ediyoruz” dedi.
Yangın çıkış sebebini uydu ve farklı kamera kayıtları ile doğruladıklarını iddia eden Atalay, “20 Haziran’da meydana gelen yangının ardından saha ekiplerimizle birlikte yaptığımız ilk çalışmalarda yangının elektrik hatlarından kaynaklanmadığını tespit etmiştik. Ardından yangın ile ilgili basına, kamuoyuna ve savcılığa intikal eden iddiaları da cevaplamaya devam ediyoruz. Yangının başladığı Köksalan Mahallesi mezarlık bölgesinde elektrik hattımızın bulunmadığını bir kez daha ifade etmek isterim. Yangının hemen ertesi günü saat 10: 00 sularında Köksalan Mahallesi’nin genelinde, hem köy içi alçak gerilim şebekesi hem de orta gelirim şebekesinin bulunduğu alanlarda yaptığımız incelemelerde herhangi bir iletken kopukluğu, direk düşmesi veya alçak gerilim arızasına rastlamadık. Bu tespitlerimizi son olarak yaptığımız detaylı tespit ve incelemelerle, uydu görüntüleri ve farklı kamera kayıtları aracılığıyla da doğruladık” dedi.
‘Yangın, özel mülkte anız yakımından sonra yayıldı’
Yangının iki farklı özel mülkte gerçekleştirilen anız yakımından kaynaklandığını belirten Atalay, şunları söyledi:
“Bazı medya organları ve sosyal medya kanallarında yangının elektrik kaynaklı olduğu iddia edilmiş olsa da, biz elektrik hatlarından kaynaklanmadığını kanıtlarıyla beraber tekrar ifade ediyoruz. 17 Haziran 2024 ve 20 Haziran 2024 tarihlerinde Sentinel 2 uydusundan aldığımız görüntülerde de görüleceği üzere, yangının anız yakımından kaynaklı olduğu görülmektedir. Nem ve ısı göstergeleri de anız yakımının, yangından saatler önce parsellerin çevrilerek planlı bir şekilde yapıldığını net olarak gösteriyor. Arazinin, anız yakımı olmadığını iddia eden ve valilik açıklamasını da yalanlayarak yangının elektrik tellerinin tutuşmasından kaynaklandığını belirten sözde görgü tanığının ailesine ait olduğu tespit edildi. Yangının meydana geldiği diğer arazinin de bir başka tanığın ailesine ait bir alan olduğu da tespit ettik.”
‘Görsel deliller adli makamlara sunuldu’
Bazı medya organlarınca yangına ilişkin servis edilen kamera görüntülerinin de 23 Haziran 2024 tarihine ve gündüz saatlerine ait olduğunu aktaran Atalay, “15 vatandaşımızın vefatı ve onlarca insanımızın yaralanması ile sonuçlanan yangın, 20 Haziran 2024 tarihinde akşam saatlerinde başlamışken, medya ve sosyal medya mecralarında yayılan söz konusu kamera kaydı 23 Haziran 2024 tarihine ait olup gündüz saatlerini gösteriyor. 24 Haziran Pazartesi günü sabah saatlerinde, Mardin’in Derik ilçesinde bir meyve bahçesinde çıkan ve elektrik tellerinden kaynaklı olduğu öne sürülen bu yangın videosunda, kamera kaydında kamera görüntülerinde kayıt tarihinin ‘2024.06.23’ olduğu açıkça görülüyor. Yangında hayatını kaybeden vatandaşlarımıza bir kez daha Allah’tan rahmet, yaralılarımıza acil şifalar diliyoruz. Konuyla ilgili tüm görüntü ve delilleri, kamu kurumları ve ilgili makamlarla paylaşmaya devam ediyoruz. Yangının elektrik kaynaklı olmadığı belge ve görüntülerle sabit. Ancak vatandaşlarımızdan, Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturmanın sonuçlarını sabır ve sükunetle beklemelerini istirham ediyoruz” açıklamalarında bulundu.
]]>
“HER YERE AYNI ANDA YALANLAR SERVİS EDİLMİŞ”
X hesabından yaptığı açıklamada hakkındaki tüm iddiaları yalanlayan Hasan Can Kaya, “Arkadaşlar bahse konu haberler gerçek dışı iddialardan ibaret olup ahlaksızca iftira atanlara yönelik tüm yasal haklarımı kullanacağımın bilinmesini isterim. Arkadaşlar itibar suikasti var. Her yere aynı anda aynı yalanlar servis edilmiş. Sabahtan beri okuduğum mide bulandırıcı Emniyet, savcılık, gözaltı, madde verme, alıkoyma vb iftiraları atanlardan hukuk önünde hesap soracağım. Büyük şaşkınlık ve üzüntü içerisindeyim.”

NE OLDU?
Olay, geçtiğimiz hafta Salı günü saat 04.00 sıralarında Beşiktaş Levent’te meydana geldi. Edinilen bilgiye göre, ünlü komedyen Hasan Can Kaya, İstanbul’daki özel bir üniversitenin mezuniyet partisine katıldı. Kaya, burada eğlendiği esnada yine partiye katılan 23 yaşındaki Nazlıcan A. ile tanıştı. Bir süre sohbet eden ikili, partinin bitiminde Kaya’nın Levent’teki evine gitti. İçeride sohbet etmeye başlayan ikili bu esnada iddiaya göre alkol aldı. Sohbet devam ederken gecenin ilerleyen saatlerin Nazlıcan A. iddiaya göre, Hasan Can Kaya’nın kendisiyle yakınlaşmasından rahatsız oldu. Bunun üzerine genç kız evden çıkmak istedi ancak iddiaya göre Kaya, çıkmasına izin vermedi. Kaya’ya tepki gösteren genç kız cep telefonundaki mesajlaşma uygulaması üzerinden arkadaşına canlı konum attı. Daha sonra da “Bana madde verdiler, nerede olduğumu bilmiyorum. Evden çıkmama izin vermiyor” dedi.

GENÇ KADIN, POLİS EŞLİĞİNDE EVDEN ÇIKARILDI
Mesajları gören arkadaşı polis ekiplerine ihbarda bulundu. Canlı konumdan genç kızın yerini tespit eden Beşiktaş polisi, gece saatlerinde adrese geldi. Genç kızın içeride olduğu belirlenmesi üzerine polis ekipleri, Nazlıcan A.’yı içeriden çıkarttı. Genç kızın şikayetçi olduğunu söylemesi üzerine Hasan Can Kaya da emniyete götürüldü.
“BENİMLE YAKINLAŞMAK İSTEDİ”
Emniyette ifadesi alınan genç kız, özel bir üniversitenin mezuniyet partisinde Hasan Can Kaya ile tanıştığını, daha sonra birlikte evine gittiklerini, burada bir süre alkol alıp sohbet ettiklerini, sohbet esnasında Kaya’nın kendisiyle yakınlaşmak istediğini, kendisinin ise reddedince evden çıkmak istediğini söyledi. Kaya’nın kendisinin evden çıkmasına izin vermediğini anlatan genç kız, bunun üzerine arkadaşına canlı konum ve mesaj atarak polise ihbarda bulunmasını istediğini söyledi. Ancak Nazlıcan A. emniyette, kendisini alıkoyan Kaya’dan şikayetçi olmadığını belirtti.

GENÇ KADIN ŞİKAYETÇİ OLMADI, HASAN CAN SERBEST KALDI
Bunun üzerine polis ekipleri genç kıza, olay yasal hakları hakkında bilgi vererek yaşanan olayı ve genç kızın ifadesine savcılığa aktardı. Savcılık ise tutanak tutulması sonrasında emniyette bulunan Hasan Can Kaya’nın serbest bırakılmasını talimatını verdi. Emniyette ifadesi alınan Kaya ise suçlamaları reddederek iddia edilenlerin yaşanmadığını ve Nazlıcan A. evde bulunduğu esnada evde başka kadınların da olduğunu iddia etti. Tutanak tutulması sonrasında Hasan Can Kaya serbest bırakıldı.
]]>Melihcan ÇALIŞKAN/ FATİH’te 21 yaşındaki eşi Fatma Narman’ı öldürdüğü iddiasıyla yargılanan tutuklu sanık Yalçın Narman hakkında savcı, ‘Eşe karşı kasten öldürme’ suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasıyla cezalandırılmasını talep etti. Mütalaaya karşı savunması sorulan tutuklu sanık Yalçın Narman, “Eşim şiddet mağduru değildir. Eğer öyle olsaydı etrafına anlatmaz mıydı” şeklinde konuştu.
Olay, 24 Nisan 2022 tarihinde Fatih Zeyrek Mahallesi’nde meydana geldi. Şüpheli ölüm ihbarı üzerine adrese giden polis ekipleri Fatma Narman’ın cansız bedenini yerde sırtüstü halde buldu. İddiaya göre Fatma Narman, eşi Yalçın Narman’ın başka bir kadınla ilişkisi olması nedeniyle boşanmak istedi. Bunun üzerine Yalçın Narman, eşi Fatma Narman’ı çocuklarının gözü önünde öldürdüğü iddiasıyla gözaltına alınarak tutuklandı.
Yalçın Narman ve olaya karıştığı iddia edilen kardeşi Bahattin Narman’ın yargılanmasına İstanbul 31.Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam edildi. Duruşmaya tutuklu sanık Yalçın Narman, tutuksuz sanık Bahattin Narman, ölen Fatma Narman’ın ailesi ve taraf avukatları katıldı. Mahkeme başkanı olayda kullanıldığı iddia edilen silahın dosyaya eklendiğini ve raporda bulunan 7.65’lik silahın vahim silahlar arasında yer aldığının ve cinayetin bu silahla işlendiğinin belirtildiğini ifade etti.
AĞIRLAŞTIRILMIŞ MÜEBBET HAPİS TALEBİ
Cumhuriyet Savcısı esas hakkındaki mütalaasını açıklayarak; Bahattin Narman’ın suç unsurlarının oluşmadığını ifade ederek beraatini talep ederken, Yalçın Narman’ın “Eşe karşı kasten öldürme” suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılmasını ve tutukluluk halinin devamını talep etti.
“KIZIM SUÇSUZ GÜNAHSIZDI”
Ölen Fatma Narman’ın babası mütalaaya karşı ifadesinde, “Kızım suçsuz günahsızdı. Ömür boyu cezalandırılmasını istiyorum. Adaletinize güveniyorum,” dedi. Savunma için söz verilen tutuklu sanık Yalçın Narman, “Savunmamı hazırlamak için ek süre istiyorum. Eşim, benim tarafımdan zarar göreceğini bilse her zaman ailesinden yardım isteyebilirdi. Eşim şiddet mağduru değildir. Eğer öyle olsaydı, etrafına anlatmaz mıydı?” şeklinde konuştu. Mahkeme, taraflara mütalaa dolayısıyla savunmalarına ek süre vererek duruşmayı erteledi.
İDDİANAMEDEN
Olay, 24 Nisan 2022’de Fatih Zeyrek Mahallesi’nde bulunan bir evde şüpheli ölüm ihbarı üzerine ortaya çıkmıştı. İstanbul Cumhuriyet Savcılığınca tamamlanan soruşturma sonucunda hazırlanan iddianamede, Fatma Narman’ın sırt üstü, çıplak şekilde yatar vaziyette bulunduğu, bir tanesi maktulün vücudunda olmak üzere toplam 4 adet mermi çekirdeğinin bulunduğu kaydedildi. Fatma Narman’ın kocası Yalçın Narman’ın kendi dükkanında çalışan Ayşe G. ile alınan mesaj içeriklerine göre bir gönül ilişkisi olduğu, bu durumun da sanığın evliliğine son vermek istediğini gösterdiği belirtildi. İddianamede, olay yerinde 4 adet mermi çekirdeği bulunmasına rağmen maktul Fatma’da 2 adet ateşli silah yarası olduğu, yaralanmaların da bitişik ateş mesafesinde olmadığı nedeniyle kasten bir başkası tarafından öldürüldüğü, olay yerinde sanık Yalçın Narman ve Fatma Narman dışında kimsenin olmadığı ve sanık Yalçın Narman’ın evdeki çocuklarını aşağıya indirerek araç içerisine bıraktıktan sonra tekrar eve çıktığı belirtildi. Yalçın Narman’ın olay sonrası 112 ihbar hattını aradığı, Bahattin Narman’ın çocukları araç içine alıp bekleyerek ağabeyinin eşini öldürmesine yardım ettiği aktarıldı. Yalçın Narman’ın “Eşi kasten öldürme” suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına, Bahattin Narman’ın ise “Kasten öldürmeye yardım etme” suçundan 10 yıldan 15 yıla kadar hapis cezasına çarptırılması talep edildi. İlk duruşmada ifade veren Fatma Narman’ın annesi Şekra Genç, “O gün kızım beni aradı, ‘Kocam benim üzerime kuma getiriyor, yeniden evleniyor’ dedi. Ben de ‘Kuma getirsin kızım, yuvanı bozma’ dedim. 6 aylık çocuğu varken kızımı öldürdü” demişti.
]]>
ANKARA’da, alkollü kullandığı otomobille hız sınırını aşıp, kaldırımda yürüyen matematik öğretmeni Ekin Sert (31) ile üniversite öğrencisi Umut Can’a (24) çarparak ölümlerine yol açıp kaçan sürücü Mehmet Can Dandin (25), 3 ay sonra tahliye edildi. Araç kullanırken silahla havaya ateş açtığı görüntüler ortaya çıkan ve suç örgütü üyesi olduğu iddia edilen sürücü Dandin’in tahliyesine, kazada yaşamını yitiren Sert ve Can’ın yakınları tepki gösterdi.
Etimesgut ilçesi 1’inci TBMM Caddesi’nde, 26 Şubat’ta; Mehmet Can Dandin’in kontrolünü yitirdiği 06 AEG 869 plakalı otomobil, kaldırımda yürüyen Süleyman Demirel Üniversitesi Turizm İşletmeciliği Bölümü 2’nci sınıf öğrencisi Umut Can ve ODTÜ Endüstri Mühendisliği mezunu matematik öğretmeni Ekin Sert’e çarptı. Can ve Sert, hayatını kaybederken, sürücü Mehmet Can Dandin ve yanındaki 3 arkadaşı kaçtı. Hız sınırı 50 kilometre olan yolda 112 kilometreyle gittiği, kavşakta ışık ihlali yaptığı ortaya çıkan ve alkollü olan Dandin, 2 gün sonra polise teslim oldu. Dandin, çıkarıldığı Sulh Ceza Hakimliği’nde tutuklanırken, 3 arkadaşı ise serbest bırakıldı.
İDDİANAME HAZIRLANMADAN TAHLİYE
Mehmet Can Dandin, tutuklanmasından yaklaşık 3 ay sonra 22 Mayıs’ta avukatının itirazıyla Sulh Ceza Hakimliği’nce, 500 bin lira teminat bedeli ödemesi kabul edilip, konutu terk etmeme ve yurt dışı çıkış yasağı adli kontrol tedbiriyle tahliye edildi. Dandin’in tahliyesinden 2 gün sonra, 24 Mayıs’ta ise iddianame hazırlandı. Dandin hakkında ‘Taksirle ölüme ve yaralanmaya neden olmak’ suçundan 15 yıla kadar hapis istemiyle hazırlanan iddianame, Ankara Batı 3’üncü Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edilip, dava açıldı. İddianamede Dandin’in, yanındaki 3 arkadaşıyla lokantada alkol aldıktan sonra kiralık otomobile bindiği belirtildi. Mehmet Can Dandin’in, hız sınırının 50 kilometre olduğu yolda 112 kilometre hızla gittiği, yolun virajlı olması ve alkolün de etkisiyle aracın kontrolünü kaybettiği ve kaldırıma çıkarak, birbirini tanımayan Umut Can ve Ekin Sert’e çarpıp ölümlerine yol açtığı belirtildi. Adli tıp raporuna göre Dandin’in asli kusurlu olduğu, ölen Ekin Sert ve Umut Can’ın kusursuz olduğunun anlaşıldığı belirtildi.
‘ADALETTEN YARDIM İSTİYORUZ’
Daha önce araç kullanırken silahla havaya ateş açtığı görüntüler ortaya çıkan ve suç örgütü üyesi olduğu da iddia edilen Mehmet Can Dandin’in henüz soruşturma tamamlanmadan tahliye edilmesi tepki çekti. Ölen Umut Can’ın annesi Hülya Can, tahliye kararına tepki göstererek, “Benim oğlum ve Ekin, kaldırımda yürürlerken hiçbir suçları yokken bir cani tarafından katledildiler. ‘Katledildiler’ diyorum; çünkü kaza değildi bu, cinayetti. Ama 3 ay yattı, birçok suçu olmasına rağmen dışarıda geziyor. Şu anda belki başka Ekinleri, Umutları öldürecek. Biz adaletten yardım istiyoruz; ‘onlara sığınıyoruz’ dedik, ‘onlara güveniyoruz’ dedik ama salıverildiler dışarıya, biz bunu istemiyoruz. Herkes cezasını çekmeli. Benim çocuğum mezarda yatıyor. O dışarıda serbestçe geziyor, biz bunu istemiyoruz adaletimizden. Benim çocuğumun hayalleri vardı, gitara çok meraklıydı. ‘Ben müzisyen olacağım’ diyordu” dedi.
Baba İbrahim Can da acılarının hala çok taze olduğunu anlatarak, “Acımız hala geçmedi, yıllardır Türkiye’de trafik kazalarının önüne geçilemediğinden bahsediliyor. Suçu işlemiş sabit olan bir kişiyi, katili 3 ay yatırıp serbest bırakmak mevcut kazalara, cinayetlere, mevcut olaylara davetiye çıkartmaktan başka bir şey değildir. Bunun tek sorumlusu devlettir, Adalet Bakanlığı’dır. Sen 2 tane fidan gibi genci, hiçbir suçları yokken kaldırımda yürürken katlet, ez. 3 ay yat sonra güle oynaya dışarıya çık, gez. Bu hangi adalette var, hangi mantıkta var? Suçluların en ağır cezayı, gerekli en ağır cezayı almasını talep ediyorum. Benim çocuğumun kanı yerde mi kalacak? Sanık suç makinesi, bir sürü suçu var, örgüt üyeliği var, magandalığı var” diye konuştu.
‘2 KİŞİNİN CANININ BEDELİ 500 BİN LİRA MIYDI?’
Matematik öğretmeni Ekin Sert’in öğretmen eşi Gözde Sert ise “Eşim ve Umut, Mehmet Can adı verilen bir cani, bir katil, insanlık dışı biri tarafından öldürüldü. Fakat daha 3’üncü ayını doldurmadan bu adamın dışarı çıktığını öğrendik. Yani bu kişi insan diyemiyorum, sokaklarda o kadar rahat yürüyebiliyor ki, şu an belki de Eryaman’da bir başka Ekin’i, bir başka Umut’u öldürmek için sokaklarda. Benim eşim hayat dolu bir insandı. Hayatı güzel yaşamayı seviyordu, adaletli olmayı seviyordu, herkes için adaleti arayan biriydi, herhangi bir yerde bir adaletsizlik varsa orada bulunmayı tercih etmeyen biriydi. 2 kişinin canının bedeli 500 bin lira mıydı? Talebim bu insanın bir an önce tutuklu olarak yargılanması, en azından mahkeme sürecine kadar. ‘En ağır cezayı alsın’ diyeceğim; ama inanın umudum yok. Ama mahkeme sürecine kadar tutuklu yargılansın ki, Umut’un ailesi, Ekin’in ailesi ve öğrencilerimizin içi ferahlasın. Çünkü ben kimseye ‘Başaramadık’ demek istemiyorum. Eşimin mezarına gittim kararı duyduğumda; ‘Ekin ben başaramadım’ demek o kadar koydu ki, çünkü yapamadık. Bizlik bir problem yoktu, elimizden geleni yaptık, sesimizi de duyurmaya çalışıyoruz ama olmuyor, başaramıyoruz” ifadelerini kullandı.
‘KARARA İTİRAZ ETTİK’
Ailelerin avukatı Akıner Tosun ise tahliye kararına itiraz ettiklerini belirterek, “Sulh Ceza Hakimliği’nin tahliyeye karar verme gerekçesi delillerin toplanmış olması. Delillerin hepsinin toplanmış olması tek başına tahliye için yeterli değil. Olayın oluşunu incelediğimiz zaman da hız sınırını aşıyor. Bu bile bilinçli taksir hükümlerinin uygulanması için tek başına yeterli bir sebep. Sanığın olay yerinde olan arkadaşları, daha öncesinde alkol aldıklarını dile getiriyorlar ve her ne kadar kendisi inkar etmiş olsa da arkadaşları sürücünün de alkollü olduğunu söylüyor. Olaydan önce sanık kırmızı ışıkta geçme, drift atma şeklinde trafik kurallarını ihlal eden çok sayıda harekette bulunuyor. Sanığın 3 adet kesinleşmiş cezası varken bu olaydan da tekrar tahliye edilmesi kamunun vicdanını rahatsız etmektedir” diye konuştu.
]]>ABD’Lİ GÜVENLİKLER ARTIK YERİNDE DEĞİL
FETÖ üyelerinin yoğunlukla yaşadığı Saylorsburg ve Wind Gap gibi kasabalarda bulunan ve örgüt üyelerini tanıyan bazı yerli esnaf da bir süredir kampa gelen giden kimse olmadığını teyit ederken, çiftliğin satılığa çıktığı yönünde duyumlar aldıklarını aktardı. AA’nın dron çekimlerine yansıyan görüntülerde de çiftlikte daha önce boş yer olmayan otoparkta sadece birkaç araç bulunduğu, yaklaşık 60 dönümlük kamp alanında sadece bir kişinin misafirhanelerden birine giriş çıkış yaptığı görüldü. Daha önce çiftliğin girişinde 24 saat aralıksız nöbet tutan silahlı ve üniformalı Amerikalı güvenlik görevlilerinin de artık yerinde bulunmadığı görüntülere yansıdı.
ÖRGÜT ELEBAŞLARININ GÖMÜLDÜĞÜ MEZARLIK GÖRÜNTÜLENDİ
AA, FETÖ’nün karakutusu olan ve Fetullah Gülen’i çiftlikten kaçırdığı iddia edilen Cevdet Türkyolu ile kızlarına ait evlerin bulunduğu bölgeyi de havadan görüntüledi. Çiftliğe yaklaşık 5 dakika mesafede bulunan bölgede FETÖ’ye ait Gurbet Cemetery isminde ve ABD’de ölen örgüt elebaşlarının gömüldüğü bir de mezarlık bulunuyor.
GÖRÜNTÜLENDİKLERİNİ ANLAYINCA HIZLI ADIMLARLA KAÇTILAR
Alanın görüntülendiğini fark eden 2 örgüt üyesi, hızlı adımlarla üzeri örtülü bir yeri kontrol etmeye gelip daha sonra buradan uzaklaştı.
CANLI YAYINDA BOMBA “BÜYÜ” İDDİASI
FETÖ elebaşı Gülen’in kaçırıldığı iddiası gündemdeki yerini korurken dün akşam bir televizyon programına katılan Hürriyet Gazetesi Ankara Temsilcisi Hande Fırat, Pensilvanya’da yaşananların detaylarına ilişkin önemli bilgiler verdi.
Süreç içinde bir mektubun ortaya çıktığını belirten Fırat, mektupta elebaşı Fethullah Gülen’in mevcut karargâhına büyü yapıldığı ve sürekli takip altında tutulduğu söz konusu adresten ayrılması halinde sağlık sorunlarının düzeleceği söylemleriyle ikna edilerek ayrılmasının sağlandığını ifade etti.
FIRAT: GENİŞ BİR ARAZİDE SATIN ALINAN EVE TAŞINDI
Yine mektuba göre Gülen’in Nisan 2024’te geniş bir arazide satın alınan yeni bir eve taşındığını belirten Hande Fırat, terör örgütü elebaşısının yalnızca Cevdet Türkyolu’nun izin verdiği sınırlı sayıda insanla görüşebildiğini söyledi.
ÖRGÜT İÇİNDE KARŞILIKLI SUÇLAMALAR SÜRÜYOR
Geçen hafta, FETÖ elebaşı Fetullah Gülen’in yeğeni (kardeşi Mesih Gülen’n oğlu) Ebuseleme Gülen tarafından sosyal medyada yapılan paylaşımlarla örgüt yandaşları arasında alevlenen tartışmalar sürüyor. Ebuseleme Gülen, örgüt çiftliğinin hemen yanında yer alan bir evin girişinden yaptığı videolu paylaşımda, Fetullah Gülen’in “başka bir yere kaçırıldığını” iddia etmişti. Yeğeninin iddialarına göre Fetullah Gülen, örgütün karakutusu olarak bilinen Cevdet Türkyolu başta olmak üzere, Barbaros Kocakurt, Mustafa Özcan ve Gülen’in özel doktoru Kudret Ünal tarafından bilinmeyen bir yerde tutuluyor. İddiaların örgüt yandaşları tarafından yoğun etkileşim alması üzerine de Fetullah Gülen adına uzun zamandır paylaşımların yapıldığı bir sosyal medya hesabında, FETÖ elabaşının çiftlikten “daha sakin bir ortamda” rutin faaliyetlerine devam ettiği ifadelerine yer verilmiş, yer değişikliğinin doktorların ısrarından kaynaklandığı öne sürülmüştü. Ebuseleme Gülen, X paylaşımlarında, amcasının 15 Temmuz hain darbe girişimiyle ilgili “gerçekleri açıklamadan ölmemesi gerekir” yorumlarında bulunurken, Türkyolu, Adil Öksüz, Kudret Ünal ve Barbaros Kocakurt gibi örgütün önde gelen isimlerini suçlamayı sürdürüyor.
ELEBAŞININ YERİ TARTIŞMASI SÜRÜYOR
Tartışmalara, Kemal Gülen ve Ahmet Kurucan gibi örgütün bazı etkili isimleri de sosyal medya hesaplarından katılarak elebaşı Gülen’in, “çok az kişinin bildiği bir evde bulunduğu, sağlık durumunun hassasiyetinden dolayı, kamp gibi kalabalık bir ortamda tutulmak istenmemesinin normal olduğu”nu savundu. Yapılan bu açıklamalar, örgüt tabanını tatmin etmezken, sosyal medyada Ebuseleme Gülen’in paylaşımlarına destek veren FETÖ üyelerinin sayısının arttığı görüldü. Ayrıca örgütün sitesinde paylaşılan görselin profil fotoğraf olarak tercih edilmesi, Gülen’in gerçek sağlık durumunu gizleme amacı taşıdığı yorumlarına neden oldu.
]]>İDDİALARI YEĞENİ GÜNDEME GETİRDİ
15 Temmuz hain darbe girişiminin bir numaralı ismi Gülen’in, 1999’dan bu yana kaldığı ve örgüt mensuplarını kabul ettiği merkezden kaçırıldığı iddiası yeğeni Ebuseleme Gülen tarafından gündeme getirilmişti. Bu gelişmenin ardından, örgüte ait yayın organlarında adı “Golden Generation Worship & Retreat Center” olarak geçen FETÖ merkezine ziyaretlerin durduğu ve çiftlikteki misafirhanelerde kalanların bulundukları evleri boşalttığı öğrenildi.

GÜVENLİK GÜÇLERİ YERLERİNDE DEĞİL
FETÖ üyelerinin yoğunlukla yaşadığı Saylorsburg ve Wind Gap gibi kasabalarda bulunan ve örgüt üyelerini tanıyan bazı yerli esnaf da bir süredir kampa gelen giden kimse olmadığını teyit ederken, çiftliğin satılığa çıktığı yönünde duyumlar aldıklarını aktardı. AA’nın dron çekimlerine yansıyan görüntülerde de çiftlikte daha önce boş yer olmayan otoparkta sadece birkaç araç bulunduğu, yaklaşık 60 dönümlük kamp alanında sadece bir kişinin misafirhanelerden birine giriş çıkış yaptığı görüldü. Daha önce çiftliğin girişinde 24 saat aralıksız nöbet tutan silahlı ve üniformalı Amerikalı güvenlik görevlilerinin de artık yerinde bulunmadığı görüntülere yansıdı.

MEZARLIKLAR DİKKAT ÇEKİYOR
AA, FETÖ’nün karakutusu olan ve Fetullah Gülen’i çiftlikten kaçırdığı iddia edilen Cevdet Türkyolu ile kızlarına ait evlerin bulunduğu bölgeyi de havadan görüntüledi. Çiftliğe yaklaşık 5 dakika mesafede bulunan bölgede FETÖ’ye ait Gurbet Cemetery isminde ve ABD’de ölen örgüt elebaşlarının gömüldüğü bir de mezarlık bulunuyor.

Alanın görüntülendiğini fark eden 2 örgüt üyesi, hızlı adımlarla üzeri örtülü bir yeri kontrol etmeye gelip daha sonra buradan uzaklaştı.

ÖRGÜT İÇİNDE KARŞILIKLI SUÇLAMALAR SÜRÜYOR
Geçen hafta, FETÖ elebaşı Fetullah Gülen’in yeğeni (kardeşi Mesih Gülen’n oğlu) Ebuseleme Gülen tarafından sosyal medyada yapılan paylaşımlarla örgüt yandaşları arasında alevlenen tartışmalar sürüyor. Ebuseleme Gülen, örgüt çiftliğinin hemen yanında yer alan bir evin girişinden yaptığı videolu paylaşımda, Fetullah Gülen’in “başka bir yere kaçırıldığını” iddia etmişti. Yeğeninin iddialarına göre Fetullah Gülen, örgütün karakutusu olarak bilinen Cevdet Türkyolu başta olmak üzere, Barbaros Kocakurt, Mustafa Özcan ve Gülen’in özel doktoru Kudret Ünal tarafından bilinmeyen bir yerde tutuluyor. İddiaların örgüt yandaşları tarafından yoğun etkileşim alması üzerine de Fetullah Gülen adına uzun zamandır paylaşımların yapıldığı bir sosyal medya hesabında, FETÖ elabaşının çiftlikten “daha sakin bir ortamda” rutin faaliyetlerine devam ettiği ifadelerine yer verilmiş, yer değişikliğinin doktorların ısrarından kaynaklandığı öne sürülmüştü. Ebuseleme Gülen, X paylaşımlarında, amcasının 15 Temmuz hain darbe girişimiyle ilgili “gerçekleri açıklamadan ölmemesi gerekir” yorumlarında bulunurken, Türkyolu, Adil Öksüz, Kudret Ünal ve Barbaros Kocakurt gibi örgütün önde gelen isimlerini suçlamayı sürdürüyor.

ELEBAŞININ YERİ TARTIŞMASI SÜRÜYOR
Tartışmalara, Kemal Gülen ve Ahmet Kurucan gibi örgütün bazı etkili isimleri de sosyal medya hesaplarından katılarak elebaşı Gülen’in, “çok az kişinin bildiği bir evde bulunduğu, sağlık durumunun hassasiyetinden dolayı, kamp gibi kalabalık bir ortamda tutulmak istenmemesinin normal olduğu”nu savundu. Yapılan bu açıklamalar, örgüt tabanını tatmin etmezken, sosyal medyada Ebuseleme Gülen’in paylaşımlarına destek veren FETÖ üyelerinin sayısının arttığı görüldü. Ayrıca örgütün sitesinde paylaşılan görselin profil fotoğraf olarak tercih edilmesi, Gülen’in gerçek sağlık durumunu gizleme amacı taşıdığı yorumlarına neden oldu.
]]>“OLAYLAR 2010-2013 YILLARI ARASINDA YAŞANMIŞTIR”
Olayın içeriğinin doğru bir şekilde tespit edilmeden haber yapıldığını vurgulayan Doygun, “13 yaşındaki bir kız çocuğunun 3 yıl boyunca tehdit ve şantajla sistematik olarak cinsel istismar uygulandığı şeklinde dehşet ve ürkütücü şekilde lanse edilmesinden dolayı toplumuzda her bir bireyin gönlü yaralanmış, doğruyu yansıtmayan haberlerle tarafım hedef alınmıştır. Olaylar 2010-2013 yılları arasında yaşanmıştır. Şahıs şu an 27 yaşındadır fakat olay yeni meydana gelmiş gibi lanse edilmiş ve hala 13 yaşındaymış gibi yanıltıcı haberler yapılmıştır. Davanın katılanı 2013 senesine kadar iddia ettiği olaylarla ilgili herhangi bir şekilde emniyete başvurmamıştır. 7 Nisan 2013 tarihinde katılanın telefonunda ağabeyinin mesajları görmesi üzerine aralarında tartışma çıkmış ve ağabey şiddet uygulayınca katılan emniyete giderek iddialarını ortaya atmıştır. Emniyete müracat ettiğinde yaşı 16’dır fakat bu hiçbir şekilde haberlere konu olmadı” dedi.
“BEKARET RAPORUNU GÖRMESEM DOSYAYI ÜSTLENMEM”
Tecavüze uğradığını öne süren 13 yaşındaki A.A.’nın olayın emniyete intikal etmesiyle birlikte Adli Tıp Kurumu’na gönderildiğini ve bakire olduğu yönünde bir rapor verildiğine dikkat çeken Doygun, “Dosyada katılanın 15 kişi tarafından tehdit ve şantajla cinsel istismara uğradığına dair beyanı var. Bu iddialara rağmen dosyanın başlamasıyla beraber muayeneye sevk edildi. Ancak istismar olayına maruz kalmadığı tıbbi delillerle tespit edilmiştir ve bakire olduğu kurum raporunda yer almıştır. Ancak şahsım yargılamaya konu olan sanık müdafini üstlendiğim noktasında kınandığım raporudur. 3 sene boyunca sistematik olarak tecavüze uğrayan birinin bakire olması zaten hayatın olağan akışına aykırı. Bu iftirayı ortaya koymaktadır. Ben bu raporu gördükten sonra görevi üstlendim. Bu rapor devletin resmi kurumundan alınmıştır. Raporu görmesem zaten dosyayı üstlenmem asla söz konusu olamaz. Kimse bu konularda benim kadar hassas olamaz” şeklinde konuştu.
“ETEK BOYU İLE İLGİLİ BİR SORU SORDUM ANCAK…”
Mahkemede “Etek boyu” sorusunu neden sorduğunu da anlatan Doygun, “Etek boyu ile ilgili bir soru sordum ancak maksadım anlaşılmadan sadece etek boyu kelimesi cımbızla çekilerek farklı lanse edildi. Benim amacım ne giydiği değil. Rapora rağmen yargılamanın yapılıyor olması bir kere hukuki değil. 11 yıldır bu dava rapora rağmen devam etmekte. Burada kanun uygulanmıyor. Şahıs beyanıyla yargılama olmaz. O zaman herkes herkese iftira atsın. Bugün yargılanan sanıkların hepsi evli ve çocuklu. Ben bu davanın bitmesi için ortaya daha ne koyabilirim?” ifadelerine yer verdi.
TUTUKLU SANIKLARDAN BİRİ NASIL SERBEST KALDI?
Tecavüz iddiasıyla yargılanan sanıklardan birinin şimdilerde 27 yaşında olan genç kızın “Onu tanımıyorum” demesi üzerine serbest kaldığını belirten Doygun, “18 Nisan 2024 tarihinde davanın katılanının 2012-2013 senesinde bir tane şahısla ilgili iddiaları var. ‘Beni ormanda istismar etti” diye. Bu beyana rağmen 18 Nisan 2024 tarihinde katılan, bu şahsı tanımadığını söyledi. Bu şahıs tam 1 buçuk senedir tutuklu yargılanıyor ve mahkeme tahliyesine karar veriyor” dedi.
]]>“SADAT ÇATIŞMA BÖLGELERİNDE BULUNMAMAKTADIR”
Ortaya atılan bu iddialar SADAT tarafından kesin bir dille yalanlandı ve, “SADAT Savunma’nın savaş şirketi olarak tanımlanması şirketin faaliyet kapsamı ile taban tabana zıt düşmektedir. Israrla yapılan bu tanımlamayı maksatlı bulmaktayız. SADAT Savunma çatışma bölgelerinde bulunmamaktadır.” açıklaması yapıldı.
Şirketten yapılan açıklamada, “SADAT Savunma devletlerin savunma ve güvenlik alanında etkin ve stratejik planlama ile kapasitesini yeniden inşa ederek, mevcut askeri kapasitenin eksiksiz kullanılmasına ve imkanlar dahilinde kapasitenin artırılmasına hizmet ederek, barış ortamının garanti altına alınmasına katkı sağlamakta ve savaş için caydırıcı rol oynayacak mühendislik çalışmaları yürütmektedir.” ifadeleri kullanıldı.
“OLUMSUZ ALGI OLUŞTURMAYI AMAÇLAMIŞLARDIR”
Fransız haber ajansı AFP kaynak gösterilerek Türkiye’yi ve Şirketimizi karalamayı amaçlayan küresel yayın organlarının yanı sıra yerli bir takım basın kuruluşlarının da dolaşıma soktuğu haberlerde, gazetecilik etik kuralları ve araştırma yükümlülüğü kapsamında kamuoyuna doğru bilgi verme sorumluluğu hiçe sayılmış, SADAT Savunma’ya asla ilgisinin bulunmadığı korkunç bir iftira daha atılmıştır. Ne yazık ki kötü niyetli bazı medya kuruluşları doğru ve gerçek bilgileri içeren araştırmacı habercilik yerine, clickbait haberciliği ile okuyucu kitleleri nezdinde SADAT Savunma hakkında olumsuz algı oluşturmayı amaçlamışlardır.” sözleriyle ortaya atılan iddialar reddedildi.
“SURİYE VE NİJER İLE HİÇBİR FAALİYETTE BULUNULMADI”
İlgili haberlerde, SADAT Savunma’ya karşı ağır ve gerçek dışı ithamlar yöneltildiği ifade edilirken, SADAT Savunma’nın Nijer’e Suriyeli paralı askerler gönderdiği iddiasının kati surette gerçekle alakasının bulunmadığı kaydedildi ve, “SADAT Savunma bugüne kadar Suriye ve/veya Nijer ile ilgili hiçbir faaliyette bulunmamıştır. SADAT Savunma paramiliter bir yapılanma değildir. Haberlerde Nijer’de SADAT Savunma’nın Türkiye Devletinin emrinde çalıştığı intibaı oluşturulmaya çalışıldığı da görülmektedir. SADAT Savunma bağımsız, ticari bir firma olmakla birlikte bugüne kadar (Türkiye Cumhuriyeti Devletinin tekemmül etmiş savunma ve güvenlik sistemi sebebiyle ihtiyacı olmadığından) Türkiye Cumhuriyeti devletine ana veya alt yüklenici olarak hiçbir hizmet satışı da gerçekleştirmemiştir.” denildi.
“İFTİRA NİTELİĞİNDEKİ İDDİALAR ÇÜRÜKTÜR”
Şirketin yaptığı yazılı açıklamada, “Türklerin tarih boyunca İnsanlığa ve Dünya Barışına katkıları, bugün Türk Dış Politikasında olduğu gibi SADAT Savunma’nın misyon ve vizyonunda da belirleyici ana rolü oynamaktadır. Dolayısıyla delile dayanmayan iftira niteliğindeki iddialar hangi açıdan bakılırsa bakılsın çürüktür.
“ÇALIŞMALARIMIZI KARARLILIKLA SÜRDÜRECEĞİZ”
Kamuoyunu kışkırtan, algı oyunları ile her fırsatta çeşitli platformlardan SADAT Savunma’ya saldıran yayınlara itibar edilmemesi gerekmektedir. Bugüne kadar şirketimizi asılsız ithamlarla hedef alanlara, hukuk mahkemelerinde Manevi Tazminat Davaları açarak bu iddialarını Mahkeme huzurunda ispatlama imkânı tanıdık. Fakat görüyoruz ki bugüne kadar hiçbir muhatabımız, asılsız iddialarını ispata yarar tek bir delil sunamamıştır. Hakkımızda yapılmaya çalışılan kara propagandalara fırsat vermeyeceğimizi ve çalışmalarımızı da kararlılıkla sürdüreceğimizi kamuoyunun bilgisine sunarız.” ifadeleri yer aldı.
]]>Noam, İsrail ordusunun gayrimeşru uygulamaları ve üst düzey İsrailli yetkililerin tartışmalı açıklamalarının “istisnai” olduğunu ve bunların İsrail’in politikasını veya yaklaşımını yansıtmadığını ileri sürdü. Noam, “Hiçbir devlet, hatasız değildir. İsrail, uluslararası yükümlülüklerine uygun bir şekilde hareket etme bağlılığını korumaktadır” dedi.
“Tüm acil tedbir talepleri dayanaksızdır”
Güney Afrika’yı bu “istisnai” olayları ve açıklamaları seçici bir yaklaşımla öne çıkararak mahkemeyi manipüle etmeye çalışmakla suçlayan Noam, “Güney Afrika tarafından talep edilen tüm acil tedbir talepleri dayanaksızdır” diyerek İsrail’in Gazze’den çekilmesi yönünde bir emir verilmemesi gerektiğini söyledi. Noam, “Aksi takdirde, halen yüzden fazla İsrailli rehine Hamas’ın hiçbir engelle karşılaşmadan faaliyet göstermeye devam edeceği topraklarda kalacaktır. Böyle bir emir verilmesi durumunda İsrail, uluslararası hukukun kendisine tanıdığı haklardan mahrum bırakılmış olacaktır. Böyle bir karar alması halinde mahkeme, Soykırım Sözleşmesini koruyucu bir kalkan olmaktan çıkarıp bir kılıç haline getirecektir” dedi.
“Eğer birine ‘Artık yeter” denilmesi gerekiyorsa bu İsrail değil Güney Afrika’dır”
Savunmada Güney Afrika’yı Gazze’ye ilişkin gerçekleri İsrail aleyhinde çarpıtmakla suçlayan İsrailli hukukçu Noam, “Belki de en iğrenç olanı, Güney Afrika’nın Holokost sırasında Avrupalı Yahudilerin sistematik bir şekilde yok edilişlerini hatırlatan bir terminolojiye başvurarak İsrail’in ‘imha bölgeleri’ oluşturduğunu öne sürmesidir” dedi.
Noam, İsrail’in Gazze’ye kritik sınır geçişlerini kapattığı iddialarının ise açık bir şekilde yalan olduğunu ileri sürdü. Güney Afrika’nın iddialarının büyük bir kısmının mesnetsiz olduğunu savunan Noam, “Eğer birine ‘Artık yeter” denilmesi gerekiyorsa, bu İsrail değil Güney Afrika’dır. Güney Afrika’nın bu mahkemenin ihtiyati tedbir prosedürünü defalarca böylesine alçak ve sinsi bir şekilde istismar etme girişimlerine ne zaman dur diyeceğiz?” dedi.
Tourgeman, İsrail’in yardım geçişini engellemediğini iddia etti
İsrail Dışişleri Bakanlığı yetkilisi Tamar Kaplan Tourgeman ise ülkesinin Refah’a tıbbi gereçler ve gıda geçişini engellemediğini savundu. Uluslararası kuruluşların beyanlarının aksine İsrail’in Gazze’ye yardım geçişini kolaylaştırdığını iddia eden İsrailli hukukçu, havadan bırakılan yardımlar ile Güney Kıbrıs deniz koridoru gibi uygulamaların İsrail’in yardım ulaştırılmasında işbirliği yaptığının kanıtları olduğunu söyledi. İsrail’in Gazze’de sivilleri korumak için olağanüstü tedbirler aldığını savunan Tourgeman, “Sivillerin uyarılması, insani yardımlara ilişkin bilgi sağlanması ve mesajlar ile broşürler yardımıyla tahliye rotalarının bildirilmesi bunlar arasında yer almaktadır” açıklamasını yaptı.
İsrail’in kendini savunma hakkı olduğunu ve bu hakkın elinden alınmasının düşünülemez olduğunu savunan İsrailli yetkili yargıçlara seslenerek, “İsrailli rehineler acımasız bir şekilde Refah’ta esir tutulurken, İsrail’in onları kurtaramayacağı iddia edilebilir mi? Hamas, Gazze’yi ayrım gözetmeyen saldırıları için bir saldırı merkezi olarak kullanmaya devam ederken İsrail’in bunlar aleyhinde kendisini savunamayacağı gerçekten iddia edilebilir mi?” diye sordu.
İsrail “Yalancılar” diyerek protesto edildi
Tourgeman’ın İsrail’in sözlü savunmasını tamamladığı sırada mahkemedeki katılımcılardan biri “Yalancılar” diye bağırarak İsrail heyetini protesto etti. Katılımcılardan birinin “yalancılar” diye bağırdığı sırada canlı olarak yayınlanan anlar yarıda kesilerek mahkemenin logosu ekrana yansıtıldı.
Uluslararası Adalet Divanı, ocak ayında İsrail’in soykırımı engellemek ve insani yardım geçişini sağlamak için elinden geleni yapmasını emretmiş fakat askeri saldırıların sona erdirilmesi için ihtiyati tedbir kararı almaktan kaçınmıştı. Mahkeme, Mart ayında verilen ikinci bir emirle, İsrail’in Gazze’deki insani durumun iyileştirilmesi için yeni önlemler alması gerektiğini açıklamıştı. Bir süre önce Türkiye ve ardından Mısır, Güney Afrika’nın BM’nin en üst düzey mahkemesi Uluslararası Adalet Divanındaki davasına müdahil olacağını açıklamıştı.
]]>TÜRKİYE GÜNDEMİNE OTURAN SORUŞTURMA
Sertçelik’in ifadeleri doğrultusunda, geçen hafta görevden uzaklaştırılan Ankara İl Emniyet Müdür Yardımcısı, Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürü ve Müdür Yardımcısı ile 2 komiser ve 3 sivil gözaltına alındı. İşte soruşturmanın Ankara Emniyeti’ne sıçramasına ilişkin süreci özetleyen 7 soru ve 7 cevap.
AYHAN BORA KAPLAN KİMDİR VE NASIL YAKALANDI?
Ankara’da “Kaplanlar” olarak bilinen suç örgütünün lideri olmakla suçlanan Ayhan Bora Kaplan, 8 Eylül 2023 tarihinde Almanya’ya gitmek üzere Esenboğa Havalimanı yolunda Ankara Emniyet Müdürlüğü ekiplerince gözaltına alındı. Soruşturma kapsamında 28 kişi tutuklandı, 61 şüpheli hakkında iddianame düzenlendi. Kaplan hakkında, iki cinayet suçundan ağırlaştırılmış müebbet ile 169 yıl 6 aya kadar hapis cezası istendi.

SORUŞTURMA NASIL BAŞLADI, NEYLE SUÇLANIYOR?
İddianameye göre soruşturma, 7 Eylül 2023’te Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına giderek Ayhan Bora Kaplan ve suç örgütü üyelerinden şikayetçi olan müşteki Erkan D’nin beyanları üzerine başlatıldı. Suç örgütü üyelerinin Kaplan’ın talimatı ve bilgisi doğrultusunda farklı tarihlerde Mahfuz Tatar ve Semih Arslan’ın öldürülmesi, müştekiler Altan T, Murat Y, Serhat T. ve Serdar H’nin silahla yaralanması, müşteki Erkan D’ye 2 gün boyunca alıkonularak işkence edilmesi, müşteki Mehmet Taha E’nin sahibi olduğu işletmelerin zorla alınması, müşteki Muhammed S’nin iki otomobilinin gasbedilmesi ve zorla çek yazdırılması ile müşteki Emirhan B’nin darbedilmesi olaylarını gerçekleştirdikleri ileri sürüldü. Kaplan ve örgütün diğer yöneticileri, suç örgütünün işlediği tüm suçlardan sorumlu tutuldu.
SORUŞTURMA ANKARA EMNİYETİ’NE NASIL SIÇRADI?
Bazı polislerin suç örgütüyle bağlantılı olduğu iddiası üzerine Emniyet Genel Müdürlüğü’nce başlatılan idari soruşturma neticesinde 11 Ekim 2023 tarihinde 9 polis açığa alındı. Açığa alınanlar arasında Ankara Emniyet eski Asayiş Şube Müdürü ile yine Ankara Emniyet eski Silah Ve Patlayıcı Maddeler Şube Müdürü ve 2 komiserin de bulunduğu öğrenildi.

SORUŞTURMADAKİ GİZLİ TANIK VE OLAY YARATAN İDDİALARI NEDİR?
Ayhan Bora Kaplan suç örgütünün iki numaralı ismi olduğu iddia edilen Serdar Sertçelik, dava M7 kod adı ile gizli tanık yapılarak 19 sayfa ifade verdi. Sertçelik’in ev hapsindeyken yurt dışına kaçması ve dosyaya gizli tanık yapılma süreci tartışma yarattı. Sertçelik, yurt dışına çıktıktan sonra geçtiğimiz günlerde katıldığı bir Youtube kanalında gizli tanık olduğunu açıkladı ve polisler tarafından ifadesinin yönlendirildiğini iddia etti. Sertçelik, polisler tarafından bazı eski bakanlar ve mevcut bazı bakanlar ile bazı siyasiler hakkında ifade vermeye zorlandığını öne sürdü. Öte yandan AK Parti ve MHP’ye yönelik bir kumpas kurulduğunu iddia etti.
GİZLİ TANIĞIN İDDİALARI SONRASI NELER YAŞANDI?
Yeni bilgiler çerçevesinde, daha önce açığa alınan Ankara Emniyet Müdür Yardımcısı Murat Çelik, Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürü Kerem Öner ile yardımcısı Şevket Demircan’ın evlerine polis ekipleri gelerek savcılık talimatı üzerine arama başlattı. Şüpheli emniyet görevlileri hakkında, “suç işlemek için anlaşmak”, “adil yargılamayı ve tanığı etkilemeye teşebbüs”, “görevi kötüye kullanma” ve “suçluyu kayırma” suçlarından devam eden soruşturmada şüphelilerin evlerinde dijital materyallere el konulması amacıyla arama yapıldı. Ayrıca soruşturma hakkında kısıtlama kararı alındı.

MHP LİDERİ BAHÇELİ VE ALİ YERLİKAYA NE DEDİ?
Süreç devam ederken Bahçeli, 14 Mayıs’taki grup konuşmasında “Birkaç emniyet müdürünün açığa alınmasıyla geçiştirilemeyecek bir komplo devrededir, nitekim hedef Milliyetçi Hareket Partisi, AK Parti, Cumhur İttifakı ve son tahlilde Türkiye’dir. 17-25 emniyet ve yargı ortaklı darbe girişiminin tekrarını planlayanlara boyun eğersek boyumuz devrilsin, göz yumarsak gözümüz çıksın, eyvallah edersek de kanımız kurusun” dedi. Gizli tanık Serdar Sertçelik’in gündeme getirdiği hükümete komplo iddiası sonrası Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Adalet Bakanı Yılmaz Tunç ve MİT Başkanı İbrahim Kalın’ı Beştepe’de kabul etti. Toplantıda, polislerin neden açığa alındığı, kimlerle ilişki içinde olduklarının ele alındığı belirtildi. Dosyaya bazı siyasetçi ve bürokratların isimlerinin sokulmaya çalışıldığı iddiasına ilişkin de kapsamlı değerlendirme yapıldı.
15 Mayıs’ta İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya da soruşturmayla ilgili bir açıklama bulundu. Yerlikaya, Bahçeli’nin aksine “darbe girişimi” ifadesi yerine “oyun kurma” ifadesini kullandı. Yerlikaya şunları söyledi: “Kimler, terör örgütleri ve onların uzantılarıyla, organize suç örgütleriyle bir olup, FETÖ taktikleriyle Sayın Cumhurbaşkanımıza, hükümetimize ve siyasilerimize, sosyal medya destekli “oyun kurmaya” çalışıyorsa; onların oyunlarını da kurdukları tuzakları da yerle bir edeceğiz. Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde dün olduğu gibi bugün de organize suç örgütlerine, şehir eşkıyalarına, uluslararası kartel haline gelmiş zehir tacirlerine, uluslararası örgütlenmiş göçmen kaçakçılarına, yabancı istihbarat servisleriyle irtibatlı illegal yapılara ve suç odaklarına göz açtırmadık, açtırmıyoruz ve açtırmayacağız.
Bu mücadelemizi kimler engellemeye çalışıyorsa, kimler FETÖVARİ gizli tanık taktikleriyle kendi karanlık düzenlerinin hakim olmasını istiyorsa, onların o düzenlerini de başlarına yıkıyoruz, yıkmaya da devam edeceğiz. Hangi kurum içinde Sayın Cumhurbaşkanımıza, hükümetimize ve siyasilerimize yönelik bir yapılanma varsa, sonuna kadar gidip, o yapıları tespit edip adalete teslim edeceğiz. Mülkiye Müfettişlerinin ilgili raporu kısa süre içinde tamamlanacak. Atılan her adımı, telefon kayıtlarını tek tek inceliyorlar. Hazırlanan bu raporu en ince ayrıntısına kadar kamuoyu ile de paylaşacağız. Ve gereğini yapacağız. Aziz Milletimiz müsterih olsun; Nasıl Bölücü Terör Örgütü (BTÖ) ve FETÖ ile mücadelede hainlerin inlerine kadar girdiysek; bu suç odaklarını da saklandıkları her delikten bulup çıkartacağız.”

KAÇ KİŞİ GÖZALTINA ALINDI?
Evlerinde arama yapılan ve dijital materyallerine el konulan Ankara Emniyet Müdürlüğü’nde görevli 3 polis müdürü ve 1 komiser gözaltına alındı. Bugün de Serdar Sertçelik’in yasa dışı yollarla yurt dışına kaçırılmasıyla ilgili 3 sivil ve 1 komiser gözaltına alındı. Böylece gözaltı sayısı 8’e çıktı.
YANIT BEKLEYEN SORULAR
Soruşturmada gizli tanık “M7″nin gözaltındayken kimlerle görüştürüldüğü, elektronik kelepçeyle nasıl rahat dolaştığı, nasıl kaçtığı, bazı siyasetçi ve bürokrat isimlerinin neden dosyaya sokulmaya çalışıldığı gibi soruların yanıtları da aranıyor.
]]>EV HAPSİNDEYKEN YURT DIŞINA KAÇTI
Ayhan Bora Kaplan suç örgütüne ilişkin 61 sanığın yargılandığı dava süreci devam ederken, davanın gizli tanığının iddiaları Emniyet’i sarstı. Ayhan Bora Kaplan suç örgütünün iki numaralı ismi olduğu iddia edilen ve davada M7 kod adı ile gizli tanık yapılan Serdar Sertçelik’in ev hapsindeyken yurt dışına kaçması ve dosyaya gizli tanık yapılma süreci tartışma yarattı.
GİZLİ TANIK M7
Ankara 32. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davanın 26 Nisan’daki duruşmasında Mahkeme Başkanı, savcılığın gizli tanıklardan M7’nin kontrol tedbirlerine uymadığı için dinlenmek üzere duruşmada hazır edilemeyeceği yönünde yazı gönderdiğini belirtti. Mahkeme, tutuklu 8 sanığın adli kontrol şartıyla tahliyelerine karar vererek duruşmayı 20 Mayıs’a erteledi.
EMNİYET’TE DİKKAT ÇEKEN GELİŞMELER YAŞANDI
Yargılama süreci devam ederken soruşturmanın Emniyet ayağında ise ilginç gelişmeler yaşandı. Davanın kritik gizli tanığı M7’nin dosyanın sanıklarından Serdar Sertçelik olduğu, ev hapsinde tutulduğu ve bu süreçte yurt dışına kaçtığı ortaya çıktı. Gizli tanık M7 Ankara Emniyet Müdürlüğü Organize Suçlarla Mücadele ile ilgili şok iddialarda bulundu.
TELEFON GÖRÜŞMESİNİN SES KAYITLARINI YAYINLADI
Kendisinin tehditle zorla gizli tanık yapıldığını iddia eden Sertçelik, 4 Mayıs’ta Emniyet Müdürü Şevket Demircan ile yaptığı telefon görüşmesinin ses kayıtlarını yayınladı. Kendisi üzerinden komplo kurulmaya çalışıldığını iddia eden Sertçelik, emniyetin daha önce AK Parti’de bakanlık yapan birçok isim ile aktif görevde bulunan bazı bürokratların isimlerini de dosyaya sokmaya çalıştığını ileri sürdü.
İŞKEMBECİDE BACAĞINDAN VURULDU
Sertçelik, operasyondan 28 gün sonra Kıbrıs’tan getirilerek ifadesi alındı. Gizli tanık yapılarak ev hapsine alındı. Elektronik kelepçe takılan Sertçelik9 kez evden çıktı. 21 Kasım’da Ankara’da bir eğlence mekanında sabaha kadar eğlendi ve sevgilisi ile işkembeciye gitti. Burada çıkan çatışmada bacağından 4 kurşun ile vuruldu. Hastaneden rapor alan Sertçelik, evine döndü. Vurulmasından bir gün sonra da kendi iddiasına göre Bodrum’dan Kos’a geçti. Sertçelik’in oradan da Dubai’ye geçtiği iddia ediliyor.
GİZLİK TANIK M7 İLE İLGİLİ CEVAP BEKLEYEN SORULAR
Soruşturmada başmüfettiş başkanlığında araştırmayı sürdüren ekibin hazırlayacağı raporda “*Gizli tanık gözaltında kimlerle görüştürüldü? Hücrede kayıt alınmadan nasıl çıkarıldı? *Kamera olmayan odada kimlerle görüştürüldü? * Elektronik kelepçe takılıyken ve evden ayrılmaması gerekirken nasıl rahat rahat dolaşabildi? * Silahlı saldırıya uğradıktan sonra Cumhuriyet savcılığının tutuklamaya yönelik gözaltı kararı neden yerine getirilmedi? *Hastanedeki tedavisinin ardından hazırlanan doktor raporuna müdahale edildi mi? *Taburcu edildikten sonra evinde gözetim altında olması gerekirken yurtdışına nasıl kaçtı? *Kaçmasında kim veya kimler yardımcı oldu? *Tanık koruma programına alınan gizli tanık ile neden görüşüldü?” sorularına yanıt bekleniyor.
SERTÇELİK’İN KAÇIŞIYLA İLGİLİ 4 GÖZALTI DAHA
Öte yandan suç örgütü lideri Ayhan Bora Kaplan soruşturmasında bugün de dikkat çeken bir gelişme yaşandı. Serdar Sertçelik’in yasa dışı yollarla yurt dışına kaçırılmasıyla ilgili 3 sivil ve 1 komiser gözaltına alındı. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yapılan açıklamada, “Serdar Sertçelik’in yasa dışı yollarla yurt dışına kaçırılmasıyla ilgili 3 sivil şahıs ve 1 komiser gözaltına alınmıştır” ifadeleri kullanıldı.
]]>Ayhan Bora Kaplan suç örgütüne ilişkin 61 sanığın yargılandığı dava kapsamında, suç örgütüne yönelik iddialarda adı geçen Ankara Emniyet Müdürlüğü’nün 3 kamu kamu görevlisi hakkında geçtiğimiz günlerde Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nca resen soruşturma başlatıldı. Görevden uzaklaştırılan Ankara Emniyet Müdür Yardımcısı Murat Çelik, Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürü Kerem Öner ve yardımcısı Şevket Demircan ile gizli tanık Serdar Sertçelik’in “Ufuk komiser” adıyla açıkladığı personelin evinde savcılık talimatıyla arama yapıldı.
YURT DIŞINA KAÇAN GİZLİ TANIK SERDAR SERTÇELİK NE DEMİŞTİ?
Ayhan Bora Kaplan suç örgütünün iki numaralı ismi olduğu iddiasıyla gözaltına alındıktan sonra M7U koduyla gizli tanık olan, elektronik kelepçeli olmasına rağmen Ece Ronay ile birlikte gittiği bir restoranda silahla yaralanan Serdar Sertçelik, yurt dışına kaçmıştı. Sertçelik iddialarında “Bir şekilde zaten gizli tanık yaratacaklar bu belli. Ben de kabul ettim. Kendimi ve ailemi kurtarabilmek için, benim ve abimin üzerine yıkılacak dosyaları engelleyebilmek için. Daha sonrasında bu ifadeyi kendileri isim isim ‘Bu ismi koyalım mı? Koyalım. Bu olay böyle olmuş mudur? Olmuştur.’ diye beni baskılarla tehditlerle hiçbir şekilde irademin altında olmayarak 19 sayfalık gizli tanık ifadesi oluşturdular.” ifadelerini kullandı.
“SADIK SOYLU, BEKİR BOZDAĞ, ABDULHAMİT GÜL…”
“Bütün o giren isimler ilk ifadede. Benim bir sonraki ifadede söyleyeceğim isimleri duyduğunuzda herkes şaşıracak” diyen Sertçelik, “Serdar, Bekir Bozdağ, Mücahit Aslan, Abdülhamit Gül, Fahrettin Koca, Sadık Soylu… bu isimlerle ilgili bir şablon oluşturulacak. Bunlarla da oturup karşılıklı konuşacağız. Gizli tanık ifadene bunları da ekleyeceksin.’ denildi. Bu şahıslar eklendiğinde ben nasıl kendimi kurtarabilirim. Bu şahısların isimlerini ben kullandığımda, AK Parti’nin gücü altında nasıl bunları yapabilirim diye anlamaya çalışıyorum. Ortada bir savaş var çünkü kendi içerilerinde. Ne olduğunu anlayamıyorum.” ifadelerini kullandı ve Ankara İl Emniyet Müdürlüğü üzerinden AKP’ye darbe yapıldığı iddiasında bulundu.
SERTÇELİK SES KAYDI YAYIMLADI
Serçelik’in iddialarında gündeme getirdiği ve kendisini Süleyman Soylu ve Hasan Doğan’a karşı komplo kurmaya teşvik eden Ankara Emniyeti’nden olduğu iddia edilen bir isimle yaptığı görüşmenin kaydını Youtube üzerinden yayımladı.
Sertçelik, “Ankara Emniyet Müdürlüğü AKP’ye darbe yapıyor” iddiasını ileri sürmüş, “Yarın yapacağım paylaşımlarla tüm söylediklerimi ispat edeceğim” ifadesini kullanmıştı.
Ankara İl Emniyet Müdürlüğü’nden Şevket Demircan ile Serdar Sertçelik arasında geçen konuşma ise şu şekilde:
“Serdar Sertçelik: Orada da karşıda Mücahit Aslan var. Bu tarafta Bekir Bozdağ var. Şimdi Mücahit Aslan reise çok yakın. Şimdi ben bunu söylediğimde ben iyice kötüye gitmeyeyim müdürüm.
Şevket Demircan: Bu iki. İki konu ile ilgili söylüyorum, iki konuyla ilgili görüşeceğim ben. Gerek yok istersen sana söyleyeyim. Söylemeyeceğine söyleyeceğim. Açık ve net söyleyeyim. Bekir Bozdağ ile ilgili bir şey demiyorum. Muhtemelen söyle derler. O ayrı bir konu. Ama bu diğer konuyla ilgili tabi bakmak lazım.”
]]>Cinsel ilişki iddialarına ilişkin müstehcen ayrıntılar New York’taki tarihi ceza davasında hararetli tartışmalara neden oldu.
Trump, 2016 seçimlerinden kısa bir süre önce eski porno film yıldızı Daniels’a yaptığı ödemeyi örtbas etmek için kayıtlarda tahrifat yapmakla suçlanıyor.
77 yaşındaki Trump, hakkındaki suçlamaları reddediyor ve suçsuz olduğunu savunuyor.
Davada ilk kez tanık sandalyesine oturan Daniels, ifadesi boyunca ilişki iddiasına ilişkin detaylı anlatımlarda bulundu.
2006 yılında otel odasında yaşananlara ilişkin anlattıkları öylesine detaylıydı ki, Trump’ın avukatları ‘hatalı yargılama’ kararı talebinde bulundu.
Hakim Juan Merchan, bu talebi reddetse de Daniels’ın ifadesindeki bazı “ayrıntıların derecesinin tamamen gereksiz olduğunu” kabul etti.
Hakim Merchan, tanığın kontrol edilmesinin zor olduğunu da söyledi ve “Bazı şeylerin söylenmemesinin daha iyi olacağını” kaydetti.
Hakim, savcılık makamına özel detaylara girilmemesi için çaba harcama uyarısında da bulundu.
İddia makamı ise Daniels’a yapılan ödemenin nasıl geliştiğini netleştirmek için bu konuları sormaları gerektiğini savundu.
Stormy Daniels’ın daha önce paylaştığı ayrıntılar arasında prezervatif kullanmadıkları iddiası, Trump’a bir dergiyle şaplak attığı iddiası da yer alıyordu.
Daniels mahkeme salonunda Trump’ın ipek pijamasına ilişkin anlatımlarda da bulundu.
İddiaların ilk kez dile getirildiği 2016 yılından bu yana ilk kez Trump’la karşı karşıya gelen Daniels, cinsel ilişkinin rızaya dayalı olduğunu kabul etti.
Trump’ın avukatlarından Susan Necheles ile Daniels arasında yüksek sesli bir çapraz sorgu yaşandı. Necheles Daniels’ı iddia uydurmakla suçladı.
Eski ABD Başkanı Trump, mahkeme sonrası gazetecilere yaptığı açıklamada, miting yapmak yerine duruşmalara katılmak zorunda kalmasından yakındı.
Trump neyle suçlanıyor?
2016 yılında porno yıldızı Stormy Daniels farklı medya kuruluşlarını arayarak Donald Trump ile 2006’da yaşadığını iddia ettiği ilişkinin görüntülerini satmayı teklif etti.
Bunun üzerine Trump’ın avukatı Michael Cohen, Daniels’in sessiz kalması için ona 130 bin dolar ödedi.
Bu yasadışı değildi. Ancak Trump’ın Cohen’e yaptığı ödeme yasal ücretler olarak kayda geçirildi. Savcılar bunun resmi kayıtlarda sahtecilik olarak yorumlanabileceğini ve bir suç teşkil edebileceğini savunuyor.
Savcılar bunun seçim yasasını çiğnediğini de iddia ediyor. Çünkü savcılara göre Trump’ın Daniels’a yaptığı ödemeleri saklama girişimi, seçmenlerin porno yıldızıyla ilişkisi olduğunu bilmesini istememesinden kaynaklanıyordu.
Bir suçu örtbas etmek için kayıtlarla oynamak daha ciddi bir suçlama sayılıyor.
Geçmişte siyasetçileri, seçim kampanyası finansmanı ile kişisel harcamaları arasındaki sınırı aşmakla suçlama girişimleri başarısızlıkla sonuçlanmıştı.
Daha sonra akşam yemeği için Bay Trump’ın süitine geldiğini ve burada ipek pijamalarla kapıda onunla buluştuğunu anlattı. O gecenin ilerleyen saatlerinde, banyodan çıktıktan sonra Bayan Daniels, Bay Trump’ı yatakta yatarken ve üzerinde boxer ve tişörtten başka bir şey olmadan bulduğunu iddia etti.
İddia edilen karşılaşmanın rızaya dayalı olduğunu ileri sürerek seks yaptıklarını söyledi. Yine de mahkemeye bu karşılaşmanın kendisini şaşırttığını söyledi.
]]>(ANKARA) – Yüksek Seçim Kurulu’nun (YSK) CHP’nin Hatay ve İskenderun seçimlerine ilişkin ‘tam kanunsuzluk’ gerekçesiyle yaptığı başvuruya yönelik ret kararının gerekçesi belli oldu. ANKA Haber Ajansı’nın ulaştığı kararda, “… Dilekçede yer alan genel ve soyut iddialardan ibaret olan itiraz konusu hususlara itibar edilmemiş ve yapılan olağanüstü itirazın reddine, karar verilmiştir” denildi.
31 Mart yerel seçimlerinde Hatay’da AKP’nin adayı Mehmet Öntürk 346 bin 212, CHP’nin adayı Lütfü Savaş ise 343 bin 477 oy almıştı. CHP’nin itirazları devam ederken; Hatay İl Seçim Kurulu mazbatayı AKP’li Mehmet Öntürk’e vermişti. CHP, itirazının İl Seçim Kurulu tarafından reddedilmesinin ardından YSK’ya başvurmuştu.
CHP, başvurusunda Hatay’da “oyların yeniden sayılması”, bu reddedilirse “geçersiz oyların sayılması”, bu da reddedilirse “seçimin yenilenmesi” talep edilmişti. Kurul, partinin itirazını reddetmişti. CHP, bunun üzerine “tam kanunsuzluk” gerekçesiyle itirazda bulunmuştu. CHP Genel Başkanı Özgür Özel, itiraz başvurusunun ardından YSK önünde yaptığı açıklamada “YSK’nın siyasi baskılara boyun eğmeyeceğine yürekten inanıyorum” demişti. YSK, 17 Nisan’da ‘tam kanunsuzluk’ başvurusunu da reddetmişti..
YSK’nın kararını ANKA Haber Ajansı’na değerlendiren Özel, “Talebimiz YSK tarafından, YSK’daki temsilcimizin ifadesiyle kapağı dahi açılmadan reddedildi… Bu siyasi bir karardır, siyasi talimat ile yapılmıştır. Siyasi talimat bu sefer öyle gizli kapaklı verilmemiştir. Erdoğan tarafından daha YSK toplantısı başlamadan önce şu ifade kullanıldı, grup toplantısında, canlı yayında, ‘YSK Hatay konusunda son noktayı koydu’. Toplanmadılar ki nereden biliyorsun son noktayı koyduğunu? Bu ifade zaten açıkça talimattır, verdiğin talimatın itirafıdır” demişti.
“İDDİALAR SOYUT…”
YSK’nın ret kararının gerekçesi belli oldu. ANKA Haber Ajansı’nın ulaştığı kararda, özetle şöyle denildi:
“Olağan itiraz yönünden, 31 Mart 2024 tarihinde yapılan Hatay Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçiminde iddia edildiği gibi kanuna bir aykırılık görülmediğinden, il seçim kurulu kararları usul ve yasaya uygun olduğundan itirazın reddine, karar verilmiştir. Olağanüstü itiraz yönünden, 298 sayılı Kanun’un 112 ve 130’uncu maddelerinde düzenlenen genel ve soyut iddiaların dikkate alınmayacağı ve somut belgelerle delillendirilmeyen itirazların incelenmeyeceği kuralı karşısında, Cumhuriyet Halk Partisi Yüksek Seçim Kurulu Temsilcisi Av. Ömer Koçak tarafından sunulan dilekçede yer alan genel ve soyut iddialardan ibaret olan itiraz konusu hususlara itibar edilmemiş ve yapılan olağanüstü itirazın reddine, karar verilmiştir.”
“TAM KANUNSUZLUK OLARAK DEĞERLENDİRİLEMEZ”
YSK’nın verdiği kararın kesin olduğu ve yeniden inceleme yolunun kapalı olduğu belirtilen kararda, “2972 sayılı Mahalli İdareler ile Mahalle Muhtarlıkları ve İhtiyar Heyetleri Seçimi Hakkında Kanun’da yer alan seçilme yeterliğine ilişkin hükümlerin bir kısmı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 76’ncı maddesindeki amir hükme dayandığından seçilenin Türk olmadığı, yaşının kanunda gösterilenden küçük olduğu, okur-yazar olmadığı ve seçilme yeterliliğini kaybettiren bir mahkumiyeti bulunduğu ile ilgili iddia ve itirazların süresine bakılmaksızın ve seçim sonuçlarının kesinleşmesinden sonra dahi Anayasanın 79’uncu maddesinin verdiği görev ve tam kanunsuzluk hali sebebiyle, Yüksek Seçim Kurulunca her zaman ele alınıp karara bağlanabileceği Kurulumuzca kabul edilmektedir. Muterizin dilekçesinde ileri sürülen hususlar, tam kanunsuzluk olarak değerlendirilen olgu ve olaylar kapsamında değerlendirilemeyeceğinden itibar edilememiştir. Bu itibarla, gerekçeleri açıklanmış bulunan Kurulumuzun 8/4/2024 tarihli ve 2024/1087 sayılı Kararının kesin olması ve tam kanunsuzluk hali bulunmaması nedeniyle talebin reddine karar verilmesi gerekmiştir” ifadelerine yer verildi.
]]>
(ANKARA) – Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından eski Ülkü Ocakları Başkanı Sinan Ateş’in öldürülmesine ilişkin soruşturma kapsamında hazırlanan iddianamede, Ateş’i öldürdüğü belirtilen Eray Özyağci’nin, “Toplam 10-11 el ateş ettim. Bu atışlardan 4-5 tanesi kaçarken, hedef gözetmeden yaptığım atışlardır. Onlar bana daha çok ateş etti. Ama vuramadılar. Bence onlar beni öldürmek için ateş etti” şeklinde savunma yaptığı ortaya çıktı.
145 sayfalık iddianamede tetikçi Eray Özyağci ile onu olay yerine getiren ve kaçıran Vedat Balkaya ile Suat Kurt hakkında eylem üzerinde ortak hakimiyet ile müşterek fail olarak Sinan Ateş’e yönelik toplu halde, iştirak halinde “tasarlayarak kasten öldürme” suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istendi.
CİNAYETİ ORGANİZE ETTİĞİ İDDİA EDİLEN SANIKLAR HAKKINDA AĞIRLAŞTIRILMIŞ MÜEBBET
Ayrıca şüphelilerden silahlı eylemi organize ettiği iddia edilen Doğukan Çep ve eski Ülkü Ocakları yöneticisi Tolgahan Demirbaş’ın suça azmettiren olarak maktüle yönelik toplu halde, iştirak halinde tasarlayarak kasten öldürme suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istendi.
SİNAN ATEŞ’İN YANINDA OLAN SELMAN BOZKURT: “BENİ DE ÖLDÜREBİLİRDİ”
İddianamede; olayda yaralanan ve olay anında Sinan Ateş’in yanında bulunan Selman Bozkurt’un ifadesi de yer aldı. Bozkurt ifadesinde, “Sinan Ateş benim yaklaşık 2 metre önümde, ben de arkada yürüyorduk. Tam olay yerine geldiğimiz esnada saat 13.30 sıralarında sağda bulunan park halinde aracın önünden bir şahıs Sinan Ateş’in önüne geçerek elinde bulunan siyah renkli tabanca ile art arta ateş etmeye başladı. Sinan Ateş vurularak yere düştü. Ben Sinan’ın yanına gelip müdahale edecekken bana da 2 el ateş etmesiyle ben de yaralanarak hemen kendimi solda bulunan bir aracın arkasına atarak sipere geçtim. Bu esnada bize ateş eden şahıs tekrar ateş ederek yaya vaziyette kaçmaya başladı. Ben de belimde Sinan Ateş’in vermiş olduğu tabanca ile kaçan şahsın arkasından havaya doğru 4-5 el ateş ettim. Bize ateş eden şahıs kısa bir müddet sonra yaya olarak kaçıp gözden kayboldu. Bu şahıs Sinan Ateş’e 7- 8 el ateş ettikten sonra silahın namlusunu bana çevirerek 2-3 el de bana ateş etti. Ben sırtımdan yaralandım. Bu şahıs bana hedef göstererek ateş etmiştir, beni de öldürebilirdi” dedi.
“BİR HAYLAZ ARKADAŞIMIZ VAR UYARACAĞIZ”
Eski Ülkü Ocakları yöneticisi Tolgahan Demirbaş’a Sinan Ateş’in konumunu gönderen eski MİT mensubu Çağlar Zorlu’nun ise 2015 yılında hakkında açılan soruşturma nedeniyle Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü’ne naklen atamasının yapıldığı ortaya çıktı. Zorlu’nun ifadesinde Tolgahan Demirbaş’ın kendisine hitaben “bir haylaz arkadaşımız var, uyaracağız ama bulamıyoruz, adresine ihtiyacımız var” dediği iddiasında bulundu. Olay olduğu gün ise şüphelilerden Aytaç Ataç’ın kendisine, “Sinan Ateş öldürüldü, sana onunla ilgili bir şeyler sorulmuştu ya, onların hepsini sil” dediğini öne sürdü.
VEDAT BALKAYA: “DOĞUKAN ÇEP VE ERAY ÖZYAĞCI İLE UYUŞTURUCU KULLANIYORDUK”
Şüphelilerden Vedat Balkaya ise savcılık ifadesinde uyuşturucu kullandığını itiraf etti ve “Doğukan Cep ve Eray Özyağcı’yı cezaevine girmeden yaklaşık 1 yıl kadar önce kız arkadaş ortamından tanıyorum, birlikte uyuşturucu alıp kullanıyorduk, bu şekilde de samimiyetimiz oldu” dedi.
OLAYDAN 3 GÜN ÖNCE DE TETİKÇİ SİNAN ATEŞ’İ BEKLEMİŞ
Balkaya ifadesinde olay gününden üç gün öncesine ilişkin şu beyanlarda bulundu:
“Eray kendisinde bir konum olduğunu o konuma gideceğimizi söyledi. Ben bu konumda ne olduğunu sorduğumda ‘husumetli’ olduğu şahsın bu konum civarında ikamet ettiğini söyledi ve o konuma doğru yola çıktık. Konuma yaklaştığımızda Müslüm Kebap isimli lokantanın sokağına girdik, o sokakta bulanan büfenin önünde kendisini indirmemi, ‘sen buralarda dolaş, işim bitince ben seni ararım, beni ana caddeden alırsın’ dedi. Ben de yaklaşık iki saat kadar oralarda dolaştım, bir büfeden abur cubur aldım, onları yedim, iki saatin sonunda Eray beni aradı, ana cadde üzerinde bulunan bir otoparkın hemen yanında cadde üzerinde bekledim, Eray da yanıma geldi, motora bindi, sonra tekrar Aydınlıkevlerdeki eve doğru gittik. Sorduğumda bana hasmı ile karşılaşmadığını, dolayısıyla kafede oturup hasmını beklediğini, gelmeyince de kafeden ayrıldığını söyledi. Ayrıca öğrendiğim kadarıyla hasmım dediği kişi o kafeye takılırmış, o yüzden orada beklemiş.”
Sinan Ateş’in öldürüldüğü güne dair de beyanda bulunan Balkaya, “Yaklaşık 30-40 dakika kadar sonra Eray koşarak bulunduğum yere geldi, motosiklete bindi, acelemizin olduğunu ve hızlıca gitmemiz gerektiğini söyledi ve telefonundan bir konum açtı, konum gördüğüm kadarıyla önüme çıkan ilk sağa dönüp yolun bitiminden tekrar sağa ana artere doğru idi. Ben Eray’ı beklerken herhangi bir silah sesi duymadım, ancak Ankara’ya geldiğim ilk günden itibaren Eray’ın normalinden daha uzun şarjörlü siyah renkli bir tabancasının olduğunu gördüm ve biliyorum” dedi.
SUAT KURT GÜNLERCE SİNAN ATEŞ’İN OFİSİNİN ETRAFINDA KEŞİF YAPMIŞ
Şüphelilerden Suat Kurt savunmasında Doğukan Cep’ten Ankara’ya gitmesini istediğini ve bunu kabul ederek Sinan Ateş’in ofisinin olduğu yerde günlerce keşif yaptığını ve Cep’e Sinan Ateş’in ofise kaçta girip kaçta çıktığını bildirdiğini anlattı ve şu iddialarda bulundu:
“BANA DÖVÜLECEĞİ SÖYLENDİ”
“Ben Eray Özyağcı isimli şahsın kime saldırıda bulunacağını önceden bilmiyordum. Olaydan iki gün önce Doğukan Çep kime yönelik eylem yapılacağını söyleyerek isim verdi. Eray Özyağcı bana şahsın dövüleceğini söyledi. Şahsa ateşli silahla saldırıda bulunacağını bilmiyordum. Kasten adam öldürme suçunu işleme niyet ve kastım olmamıştır. Üzerime atılı suçlamayı anlattığım şekilde kabul ederim.”
DOĞUKAN ÇEP, KEŞİF İDDİASINI KABUL ETMEDİ
Şüpheli Doğukan Çep ise savcılıkta verdiği ifadede bir başka dosyadan 35 yıl hapis cezası olduğu ve bu suçtan dolayı kaçtığını itiraf ederek Vedat Balkaya ile uyuşturucu kullandığını reddetti ve hiçbir görüşmesinin olmadığını öne sürdü. “Sinan Ateş ve yanında bulunan şahısları tanımam, olayla herhangi bir alakam yoktur, kimseye husumet beslemedim, kimseye de husumetim yoktur. Böyle bir olayın olacağını bilmiyordum” dedi. Çep öte yandan Suat Kurt’un kendisi hakkındaki iddialarını da reddetti ve “Suat Kurt isimli şahsın Ankara’ya gelmesi yönünde herhangi bir telkinim ve ya talebim olmadı, beyan ettiği gibi herhangi bir araba veya ofis tarif etmedim, kendisinden iddia ettiği gibi keşif yapması ve bana bilgi vermesi yönünde bir talebim olmadı, başkasının ismini vermemek için benim ismimi vermiş olabilir, ne yaşadığını bilmiyorum, benim hakkımda neden böyle bir beyanda bulunduğu hususunda bir fikrim yok” iddiasında bulundu.
TOLGAHAN DEMİRBAŞ, OLCAY KILAVUZ’UN EVİNDE YAKALANDIĞI İDDİALARINI KABUL ETMEDİ
Eski MHP Milletvekili Olcay Kılavuz’un evinde yakalandığı belirtilen şüpheli Tolgahan Demirbaş da hakkındaki iddiaları reddederek “Ben Milliyetçi Hareket Partisinin üyesi değilim, partide resmi veya özel hiçbir görevim yoktur. Herhangi bir organik, doğrudan veya dolaylı bağım bulunmamaktadır. Bu süre zarfında sosyal medyada ve bazı görsel basında ifade edildiği gibi bir milletvekilinin evinde de yakalanmadım” dedi.
ERAY ÖZYAĞCI: “VEFA GÖSTERDİM, KARŞILIK GÖRMEDİ. BU YÜZDEN ONA HUSUMET BESLEDİM”
Şüphelilerden Eray Özyağcı da savcılıktaki ifadesinde hakkındaki kesinleşmiş cezalar nedeniyle yakalama kararı bulunduğunu ve yaklaşık 3 yıldır firari olduğunu söyleyerek olayla ilgili “Ben sadece Vedat Balkaya’ya kişisel bir husumetim var, bir hesabım var dedim. Suat Kurt’a hiç bahsetmedim” dedi. Özyağcı, Sinan Ateş ile arasındaki husumetin nedeni hakkında ise “Maktul Ülkü Ocakları Başkanı iken ben kendisini arayarak tanıştım. Birkaç defa telefonla görüştüm. 2020 yılıydı. Ben kendisine bir vefa gösterdim. Karşılık görmedi. Bu yüzden ona husumet besledim” beyanında bulundu.
“ONLAR BANA DAHA ÇOK ATEŞ ETTİLER”
“Amacım Sinan Ateş’i bacaklarından vurmaktı” iddiasını öne süren Özyağcı “İlk önce ben ateş ettim. Sinan ATEŞ tam yere düşmed isallandı. O sırada yanında esmer olan şahıs silahını çekti. Ona da ateş ettim. O da bana ateş etti. Toplam 10-11 el ateş ettim. Bu atışlardan 4-5 tanesi kaçarken, hedef gözetmeden yaptığım atışlardır. Onlar bana daha çok ateş ettiler. Ama vuramadılar. Bence onlar beni öldürmek için ateş ettiler. Ben maktulün bacaklarına ateş ettim. Amacım onu yaralamaktı. Ancak düşerken ve sendelerken önüme doğru düşünce amacımın dışında mermiler bacaklarının dışındaki bölgelere isabet etti” ifadelerini kullandı.
]]>Yunusemre Belediye Başkanı Semih Balaban, eski başkan Mehmet Çerçi’nin yaptığı basın açıklamasında kendisine yönelik iddialarına yanıt verdi. Mehmet Çerçi’nin makam odasındaki eşyaları kendi parası ile yaptırdığı, kamuoyunun bu konuda yanlış yönlendirildiği yönündeki iddialarına yanıt veren Başkan Balaban, kendilerinde bu eşyaların Mehmet Çerçi tarafından alındığına dair herhangi belge olmadığının altını çizdi. Çerçi’nin “Eşyalarımı istiyorum” sözlerine ise “Bunlar belgelenmeden buradan Melek Hanım’ın yaptığı tablolar dışında bir eşya vermek gibi bir şansımız yok” dedi.
“Bu eşyaların kendisine ait olduğunu belgelemesi gerekiyor”
Başkan Semih Balaban konuya ilişkin yaptığı açıklamada, “Mehmet Çerçi makam odasındaki eşyaların kendisine ait olduğunu iddia ediyor. Biz de diyoruz ki bu eşyaların kendisine ait olduğunu belgelemesi gerekiyor. Eşyaların kendisine ait olduğuna dair fatura olması gerekiyor. Bu yeterli değil. Aynı şekilde Mehmet Çerçi tarafından hangi firmadan alındıysa, ama banka dekontu ama ödeme makbuzuyla kendisi tarafından ödendiğinin belgelenmesi gerekiyor. Bunun dışında tutanaktır, herhangi bir iddiadır bunların hiçbirini kabul etmiyoruz. Bu iddialar boş. Gerçekçi iddialar olmuyor” ifadelerini kullandı.
“Kapalı kapılar ardında bir planımız yok”
Çerçi’nin “Belediyede olan biten her şey bana geliyor” sözlerine de yanıt veren Başkan Balaban, “Kendisi demiş ki ‘belediyede olan her şey bana geliyor.’ Çok güzel. Gelebilir. Biz zaten her konuda şeffafız, açığız. Kapalı kapılar ardında bir plan programımız yok. Her şeyi de herkes öğrenebilir. Çünkü bizim halka hizmetten başka bir düşüncemiz yok. Belediyede olan her şey halkın kulağına gidecek. Açık, şeffaf bir belediyecilik nasıl yapılır halkımız en iyi şekilde görecek” dedi.
“Kaynak oluşturularak borçlar kapatılacak”
Konuşmasında Mehmet Çerçi’ye olumlu işlerinden dolayı teşekkür eden Yunusemre Belediye Başkanı Semih Balaban, bu dönemde devasa borcu da en kısa sürede kapatacaklarını sözlerine ekleyerek, “Kendisi 1 milyar 100 milyon gibi çok ciddi bir borç bırakmış. Bu borcu da doğru bulmuyoruz. Ancak devlette devamlılık esastır ilkesiyle kaynak oluşturarak bu borcu da ödeyeceğiz. Yunusemre Belediyesi’ni yeniden inşa edeceğiz. Bizler bu borçlar yapılırken her zaman bu borçların hesabını verebilen bir belediye olsun dedik. Fakat hesap da verilemiyor. Diyorlar ki; ‘şu kadar hizmet yaptık’ peki 10 yılda belediye büyükşehir yasası ile birlikte köylerin ne kadar gayrı menkulleri belediyeye geçti. Kaç bin dönüm arazi satıldı. Bunları da araştırıyoruz. Önümüzdeki süreçte de kamuoyuyla paylaşacağız” diye konuştu.
Başkan Semih Balaban açıklamasını şu sözlerle tamamladı: “Artık bu polemiklere de girmek istemiyoruz. Hizmetle, halkçılıkla anılıyoruz. İlk hizmetlerimizden biri de köylerde kırsal mahalle olmak isteyen köylülerimizin talebini yerine getirmek. İsteyen köylerimizi yasaya uygun olarak kırsal mahalleye dönüştüreceğiz. Yine temizlik kampanyaları ile şehrimizin birçok noktasında kanalları, dereleri temizleyeceğiz. Temiz Yunusemre’yi, gönüllülerimizle, çalışanlarımızla kuracağız. Köylerde ve şehirde yarım kalan hizmetleri de tasarruf tedbirleri ve iyiliksever insanlarla birlikte tamamlayacağız. Hiçbir zaman mazeret üretmiyor, iş üretiyoruz. Üretmeye de devam edeceğiz. Bu belediyeyi halkın yönettiği bir belediye yapmaya kararlıyız. Bunun da adımlarını attık. En önemli itibar halkın gönlünde olmaktır” – MANİSA
]]>PROJELERE ÖDENEN MİKTARLARI TEK TEK AÇIKLADI
Belediyeyi borçsuz devrettiğini söyleyen Asya, iddialara görev süresince yaptığı projelere harcanan ödemeleri tek tek açıklayarak yanıt verdi. Feyat Asya’nın, “20 gündür bürokratları ‘Belediyeye borç çıkarın’ diye tehdit eden müfterilere cevabımdır’ başlıklı açıklaması şu şekilde: “Atıksu Arıtma Tesisi yapım işi Japon Uluslar Arası işbirliği Ajansı tarafından finanse edildi. Söz konusu kredinin geri İadesi işletmeye alınarak 7 yıl sonra işletme planı hazırlanıp 20 yıl taksitli bir şekilde ödenecektir. Henüz kredi kullanım aşamasına gelinmediği için bunu borç olarak gören yönetim sözleşmeyi feshederek işi sonlandırabilir.
ALTYAPI PROJESİ
Altyapı projesi 2016 yılında İller Bankası tarafından ihale edildi. 15 mahallenin tüm içme suyu, yağmur suyu ve kanalizasyon hatları yenilendi. Bu proje için kullanılan krediden kaynaklı 170 Milyon TL ana para olmak üzere toplam 246 milyon TL borç bulunmaktadır. Bugüne kadar 80 taksit ödenmiş olup 100 taksit kalmıştır. 2033 yılına kadar her ay düzenli olarak iller Bankası payından kesilecek şekilde planlanmıştır.
SGK ÖDEMESİ
Sosyal Güvenlik Kurumuna 31.03.2024 tarihi itibari ile güncel borç bulunmamaktadır. Daha önce yapılandırılmış olan taksitler düzenli olarak ödenmiştir ve 23 taksit kalmıştır.
BELEDİYE ŞİRKETİNE OLAN BORÇ
Belediye şirketinin gayrimenkul varlığı 100 Milyon TL civarında olup iddia edilen borç bulunmamaktadır. Aksine Şirket-Belediye arasında mahsuplaşma yapılması halinde borç değil alacak vardır.
PERSONEL MAAŞ ÖDEMELERİ
10 yıllık görev süremde mesai arkadaşlarımın 1 gün bile maaş ödemeleri aksamamıştır. Günü gelmemiş maaş ödemesini gündeme getirerek kendilerini rezil edenleri Muş Halkının vicdanına havale ediyorum.
Eski Muş Belediye Başkanı Feyat AsyaİCRA BORÇLARI
Görevi devrettiğim gün itibariyle hiç bir icra borcu bulunmamaktadır. 3 Nisan 2024 tarihi itibari ile ödemeyi hak edip muhasebeye intikal hiç bir piyasa borcu bulunmamaktadır. İhale-Rehin Alınan Borçlar-Kale Mahallesi Su Deposu olarak isimlendirerek iddia edilen bir borç bulunmamaktadır.
İÇME SUYU İSALE VE ARITMA TESİSİ PROJESİ
Muş’un 100 yıllık su sorununu çözmek üzere büyük uğraşlar verdiğimiz ve DSi tarafından ihale edilerek yapımına başlanan ve devam eden proje için iddia edilen borcun ödeme planı henüz hazırlanmamıştır. Projenin tamamlanması ile geri ödemeler hesaplanıp 30 yıl içerisinde ödenecektir. Muş Belediyesi, Hasköy, Korkut, Karaağaçlı, Konukbekler, Serinova, Sungu, Yaygin, Yeşilova, Düzkışla ve 39 köyün içme suyu temininin yapılacağı projede Muş Belediyesi yüzde 59,90’lık kısmından sorumludur.
ÇÖP KAMYONU KİRALANMASI
Temizlik ihalesi kapsamında aylık olarak düzenli olarak ödeme yapılmıştır. Son olarak Nisan ayı borcu olarak 2.017.148 TL ödeme yapılmıştır. Hak edişi yapılıp ödemesi yapılmayan hiç bir borç bulunmamaktadır.
“İDDİA ETTİKLERİ BORÇLAR ASILSIZDIR”
Sonuç olarak; hizmet için değil ve algı ve karalama hesabı ile gündemi işgal edenler, 10 yıllık yatırım ve projelerimizi hazmedemedikleri için iddia ettikleri borçlar asılsızdır. Devir teslim tutanağında da imzaladıkları gibi altyapı borcu dışında günü gelmiş ve geçmiş herhangi bir borç bulunmamaktadır. İftira atanları önce Allah’a, sonra aziz Muş halkına havale ediyorum.
Sizlerin hayalini bile kuramadığı hizmetleri biz yaptık. Takdir edemiyorsanız, iftira atarak kendinizi rezil etmeyin. Emeğimizi kirli siyasetinize alet etmeyin.”

Son günlerde uluslararası basında Hamas’ın merkezini Katar’ın dışına taşıyacağı yönünde haberler yer almıştı.
Erdoğan, Hamas’ın siyasi lideri İsmail Haniye ile 20 Nisan’da İstanbul’da görüşmüştü.
Irak ziyaretinden dönüşünde uçakta gazetecilerin sorularını yanıtlayan Erdoğan, “Katar’daki Hamas üyelerine yönelik ciddi baskılar olduğuna, Hamas yönetiminin oradan ayrılmasına yönelik iddialar var. Türkiye’ye gelmeleri mümkün olabilir mi? Sizden bir talepte bulunuldu mu?” diye soruldu.
Erdoğan soruya, “Önemli olan Hamas liderlerinin nerede olduğu değil, Gazze’deki durumdur. Bu söylediğiniz konuyla ilgili olarak Katar’daki konumlarının ne olacağı hususunda doğrusu bana böyle bir bilgi gelmedi” diyerek yanıt verdi ve sözlerini şöyle sürdürdü:
“Fakat Katar Emiri Sayın Şeyh Temim’in, bu kardeşlerimizle ilgili, onların Katar’daki pozisyonunu yok farz edecek bir adımı atacağına dair bir şey duymadım. Böyle bir adım atacağını da düşünmüyorum.
“Onlara karşı olan samimiyeti, onlara karşı olan tavrı, her zaman ailenin bir ferdi gibidir. Bundan sonraki süreçte de yine onlara karşı bu tavrın değişeceğine asla ihtimal vermiyorum.”
Hamas’ın merkezini Katar’dan taşıyacağı iddiaları nasıl gündeme geldi?
Birleşik Arap Emirlikleri merkezli Sky News Arabia haber sitesi 19 Nisan’da yayımladığı bir haberde Hamas liderlerinin bir sonraki merkezinin İran ya da Türkiye olabileceğini öne sürmüştü.
Amerikan Wall Street Journal gazetesinin 20 Nisan’da yayımladığı bir başka haberde ise Hamas’ın siyasi liderlerinin Katar’dan ayrılmak için alternatifleri araştırdığı iddia edilmişti.
Arap yetkililere dayandırılan haberde, Hamas’ın yakın zamanda aralarında Umman’ın da bulunduğu iki ülkeyle, liderlerinin oraya taşınması konusunda temas kurduğu belirtiliyordu.
Gazeteye konuştuğu belirtilen Arap yetkililer, “Hamas’ın yavaş ilerleyen rehine müzakerelerinin aylarca sürebileceğine inandığını, bunun da grubun Katar’la yakın bağlarını ve Doha’daki varlığını riske attığını” söylüyordu.
Bu haberlerin yayımlanmasından kısa bir süre sonra Müslüman Kardeşler’e ait Londra merkezli internet yayını Arabi 21, ismini vermek istemeyen Hamas kaynaklarına atıfta bulunarak, grubun “ABD’nin baskısıyla liderlerinin Katar’dan ayrılmasına yönelik düzenlemeler ve müzakereler” yürüttüğünü yalanladığını yazdı.
Katar, Hamas ve İsrail arasındaki müzakerelerde ana arabulucu olarak görev yapıyor.
Ancak Katar Başbakanı Şeyh Muhammed bin Abdurrahman Al Sani, geçen hafta Doha’da Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ile birlikte düzenlenen basın toplantısında, Katar’ın arabulucu rolünü yeniden değerlendirdiğini açıklamıştı.
Al Sani, bazı tarafların arabulucuğu “dar siyasi amaçlara” alet ettiğini söylemişti.
Katar’ın aynı zamanda Dışişleri Bakanı olan Al Sani, müzakerelerin “kırılgan bir aşamada” olduğunu belirtmiş ve bir “engelle” karşılaştıklarını kaydetmişti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Hamas’ın siyasi lideri İsmail Haniye ile 20 Nisan’da İstanbul’da basına kapalı bir görüşme gerçekleştirmişti.
Hamas ve Katar iddialarının yanında Orta Doğu’da İran-İsrail geriliminin arttığı döneme rastlayan görüşmede, Gazze’ye yardım ve ateşkes konularının ele alındığı açıklandı.
İletişim Başkanlığı tarafından yapılan açıklamada, görüşmede İsrail’in Gazze ve Filistin topraklarına yönelik saldırıları, insani yardımların Gazze’ye yeterli düzeyde ve kesintisiz ulaştırılması için yapılması gerekenler, bölgede adil ve kalıcı barış süreci ile ilgili konuların ele alındığı belirtildi.
Haniye ile yapılan görüşmede, ateşkes için atılacak adımların yanı sıra Hamas ile Fetih grupları arasında uzlaşmanın sağlanması konusunun da yer alması bekleniyordu.
]]>Azerbaycan tarafından, “Her Türlü Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılmasına İlişkin Uluslararası Sözleşme”nin ihlal edildiği iddiasıyla 2021’de Ermenistan aleyhine açılan davada, Ermenistan “ırk ayrımcılığı” yaptığı iddialarını reddetti
Hollanda’nın Lahey kentinde yer alan Birleşmiş Milletlerin yargı organı UAD’de, bugün başlayan duruşmalarda Ermenistan, bu iddialara karşı çıkarak UAD’den davayı düşürmesini talep etti.
Ermenistan avukatları, Ermenistan’ın, 1987’den 2020’ye kadar, eskiden işgali altındaki topraklarda ve Ermenistan’da yaşayan Azerbaycan Türklerine karşı “ulusal ve etnik köken” temelinde ırk ayrımcılığı yaptığına dair suçlamaları reddederek, “zaman bakımından yetkisi olmadığı” gerekçesiyle Divan’dan davayı, esasına girmeden reddetmesini talep etti.
Azerbaycan’ın davasına dayanak teşkil eden Irk Ayrımcılığı Sözleşmesi’nin iki ülke arasında 15 Eylül 1996’dan itibaren yürürlüğe girdiğini savunan Ermenistan avukatları, Azerbaycan’ın Ermenistan’a yönelik iddialarının 1987’de ve sonrasındaki olayları da kapsadığını belirterek, sözleşmenin geriye dönük uygulanamayacağını öne sürdü.
Ermenistan tarafından Karabağ ve çevresindeki illerde geçmişte döşenen mayınların savunma amaçlı olduğunu iddia eden avukatlar, Azerbaycan’ın asıl amacının Ermenistan’ın UAD’de Azerbaycan aleyhine açtığı davaya karşı koymak olduğunu savundu.
Azerbaycan’ın Divan’a yeterli delil sunmadığını iddiasında bulunan avukatlar, söz konusu iddiaların, Irk Ayrımcılığı Sözleşmesi’nin kapsamında yer almadığını ileri sürdü.
26 Nisan’da sona erecek duruşmaların ardından Divan hakimlerinin birkaç yıl içerisinde karar vermesi bekleniyor.
Azerbaycan’ın iddiaları
Azerbaycan, Ermenistan’ın, “Her Türlü Irk Ayrımcılığının Tasfiye Edilmesine Dair Uluslararası Sözleşmesi”ni, etnik temizlik, kültürü yok etme, çevresel saldırı ile nefret söylemi ve dezenformasyon yapmak suretiyle 4 farklı şekilde ihlal ettiğini savunuyor.
Azerbaycan ilk olarak, Ermenistan’ın, 1987’den 2020’ye kadar “ulusal ve etnik köken” temelinde eskiden işgal ettiği topraklarda ve Ermenistan’da yaşayan Azerbaycanlılara karşı “etnik temizlik” yaptığını ve bu “etnik temizlik politikasının” Karabağ’da sadece Ermeni etnisitesinden olanlardan oluşan bir devlete ulaşmak amacıyla uyguladığını ifade ediyor.
Azerbaycan, en üst düzeyindeki devlet kademesinden itibaren tüm Ermenistan makamlarının ırkçı ve nefret söylemlerinde bulunduğunu ileri sürüyor.
Azerbaycan, Ermenistan’ın işgal ettiği topraklarda yaşayan yaklaşık bir milyon Azerbaycanlıyı topraklarından sürerek Azerbaycan şehirlerini, kasabalarını ve kültürel mirasını tahrip ettiğini belirtiyor.
Azerbaycan son olarak Ermenistan’ı, Azerbaycanlıları temel kaynaklardan mahrum bırakmak, işgal altındaki topraklarda doğal kaynakları sömürmek ve çevreyi tahrip etmekle itham ediyor.
İki ülke arasındaki karşılıklı dava
İki ülke birbirine karşı karşılıklı aynı davayı açtı.
Ermenistan, 16 Eylül 2021’de “Her Türlü Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılmasına İlişkin Uluslararası Sözleşme”nin ihlal edildiği iddiasıyla Azerbaycan aleyhine UAD’de dava açtı.
Ermenistan’ın Azerbaycan aleyhine iddiaları, Azerbaycanlıların “Vatan Muharebesi” dediği, Eylül 2020’de başlayarak 44 gün süren 2. Karabağ Savaşı ve sonrasında yaşananları kapsıyor.
Azerbaycan, 21 Nisan 2023’te, mahkemenin yargı yetkisine ilişkin ön itirazlarda bulundu ve bu itirazlar hakkında verilecek karara kadar davanın esası hakkındaki yargılamanın askıya alınmasını istedi.
Divanın, 15-19 Nisan’da her iki ülkenin de yargı yetkisine ilişkin sözlü beyanlarının alındığı duruşmalarda Azerbaycan, mahkemenin yargı yetkisinin bulunmadığını, Ermenistan’ın gerekli kabul edilebilirlik şartları oluşmadan siyasi amaçla dava açtığını ve UAD nezdindeki dava açma amacını kötüye kullandığını belirterek, davanın reddini istemişti.
Bugün başlayan duruşmalar ise Azerbaycan’ın, 23 Eylül 2021’de, yine aynı sözleşmenin ihlal edildiği iddiasıyla Ermenistan aleyhine açtığı davaya ilişkin.
Ermenistan, 21 Nisan 2023’te Azerbaycan’ın açtığı davada mahkemenin yargı yetkisine ilişkin ön itirazlarda bulundu ve bu itirazlara ilişkin bugün başlayan duruşmalar 26 Nisan’da sona erecek.
]]>Süreçle birlikte Trump ABD tarihinde bir ceza davasında yargılanan ilk eski ABD Başkanı olacak.
77 yaşındaki Trump, suçlu bulunması halinde dört yıla kadar hapis cezasına çarptırılabilir. Ancak hapis cezasından kurtulma ihtimali de bulunan Trump, bunun yerine para cezasına da çarptırılabilir.
Trump, hakkındaki suçlamaları reddediyor ve suçsuz olduğunu savunuyor.
Kasım ayında seçime gidecek ABD’de Trump, Cumhuriyetçilerin Başkan aday adaylarından birisi. Trump bu tarihi dava nedeniyle, seçimden aylar önce hüküm giymiş bir suçlu haline gelebilir.
Bu tarihi davayla ilgili bazı kilit soruları ve yanıtlarını derledik.
Stormy Daniels kim?
Gerçek ismi Stephanie Clifford olan Stormy Daniels, 1979 yılında Louisiana eyaletinde doğdu.
Daniels, porno sektöründe ilk oyuncu olarak çalışmaya başladı, 2004 yılından sonra da senaryo yazmaya ve film yönetmeye başladı.
Stormy Daniels ismi, Mötley Crüe müzik grubunun bas gitaristi Nikki Sixx’in kızı Storm ile viski markası Jack Daniels’dan geliyor.
Daniels ayrıca The 40-Year-Old Virgin ve Knocked Up filmleri ile Maroon Five grubunun Wake Up Call şarkısının müzik videosunda konuk oyuncu olarak yer aldı.
2010 yılında Louisiana’da ABD Senato koltuğuna aday olmayı düşünen Daniels, daha sonra adaylığının ciddiye alınmadığı gerekçesiyle geri çekilme kararı almıştı.
Trump’a karşı iddiaları ne?
İkisinin tanışıklığı 2006’ya kadar geri gidiyor.
Daniels, Trump ile California ve Nevada arasında bulunan Tahoe Gölü’ndeki bir tatil beldesinde, golf turnuvası sırasında tanıştığını söylüyor.
2011’de In Touch Weekly dergisine verdiği bir röportajda Daniels, Trump’ın kendisini yemeğe davet ettiğini ve onunla otel odasında buluştuğunu anlatıyor.
Daniels’ın bu röportajının tamamı 2018 yılına kadar yayımlanmadı.
Röportajda Daniels, “Koltukta uzanmış televizyon izliyordu. Pijama giyiyordu” diyor.
Daniels ikisinin ilişki yaşadığını iddia ederken Trump’ın avukatı bu iddiayı “şiddetli bir şekilde” reddediyor.
Eğer Daniels’ın anlattıkları doğruysa, iddiaya konu olan olay, Trump’ın en küçük çocuğu Barron’un doğumundan sadece dört ay sonra yaşanmış olabilir.
Mart 2018’de bir televizyon kanalına verdiği röportajda Daniels, ilişki hakkında sessiz kalmak için tehdit edildiğini aktardı.
Daniels, In Touch Weekly röportajını kabul ettikten kısa bir süre sonra, Las Vegas’taki bir otoparkta bir adamın kendisine yaklaşıp, “Trump’ı rahat bırakmasını” söylediğini iddia etti.
Bu iddialar neden yeniden gündeme geldi?
Ocak 2018’de Wall Street Journal, 2016 yılında Trump’ın avukatı Michael Cohen’in Daniels’a sessiz kalması için 130 bin dolar ödediğine dair bir haber yayımladı.
Wall Street Journal’ın iddiası doğruysa bu olay, Trump’ın kazandığı ABD başkanlık seçiminden bir ay önce yaşandı.
Haberde söz konusu ödemenin Daniels ile konuyu kamuya açık şekilde konuşmamasına yönelik yapılan bir gizlilik anlaşmasının parçası olduğu belirtildi.
Peki bu yasadışı mıydı?
Ödeme tek başına yasadışı değil.
Ancak Trump’ın Cohen’e yaptığı ödeme, yasal ücret olarak kayda geçirildi.
Savcılar bunun resmi kayıtlarda sahtecilik olarak yorumlanabileceğini ve suç teşkil edebileceğini savunuyor.
Savcılar ayrıca bunun seçim yasasını çiğnediğini de iddia edebilir çünkü Trump’ın Daniels’a yaptığı ödemeleri saklama girişimi, seçmenlerin porno yıldızıyla ilişkisi olduğunu bilmesini istememesinden kaynaklanıyordu.
ABD yasalarına göre, bir suçu örtbas etmek daha ciddi bir suçlama sayılıyor.
Avukatlar kendilerine veya Trump’a yaklaşmakta olan bir iddianameyle ilgili önceden bilgilendirme yapılmadığını söyledi.
2018 yılında Michael Cohen, Trump’ın 2016 yılındaki başkanlık kampanyası sırasında Daniels’a ve bir başka kadına yapılan ödemeler ile kampanya finansmanı ihlalleri ve birtakım diğer suçlamalarla hapis cezasına çarptırılmıştı.
Stormy Daniels’ın da savcılarla görüştüğü belirtiliyor.
Süreçten neler bekleniyor?
Davanın Trump’ın eski avukatı Michael Cohen üzerinden ödeme etrafında şekillenmesi bekleniyor.
Davada 57 yaşındaki Cohen’in, Trump ile yaşadığı iddia edilen ilişki hakkında sessiz kalması karşılığında Daniels’a 130 bin dolar ödeme yapmaya yönlendirildiği yer alıyor. Savcılar ise bunu 2016 seçimlerini “yasadışı bir şekilde etkileme” girişimi olarak tanımlıyor
ABD’de sus payı ödemeleri yasa dışı değil. Ancak Manhattan Bölge Savcılığı, Trump’ın Cohen’e yaptırdığı ödemeyi yasal giderler olarak uygunsuz bir şekilde kaydederek suç işlediğini iddia ediyor.
Trump toplamda 34 kez birinci dereceden ticari kayıtlarda tahrifat yapmakla suçlanıyor. Bir karara varılması için 12 jüri üyesinin de Trump’ın belirli bir suçlamadan suçlu ya da suçsuz olduğu konusunda hemfikir olması gerekiyor.
Manhattan’daki duruşmada Cohen, Daniels ve Trump’ın skandal nedeniyle hapse giren kişisel avukatı da dahil olmak üzere birçok kişinin ifade vermesi bekleniyor.
Peki bu süreç neden önemli?
Trump’ın destekçileri, eski başkanın geçmişteki davranışlarını ve kadınların kendisine yönelttiği suçlamaları büyük ölçüde geçiştirdi.
BBC Kuzey Amerika Muhabiri Anthony Zurcher’a göre Trump hakkında bir iddianame düzenlenmesi hatta mahkumiyet alması Trump’ı başkanlık yarışından alıkoymak için yeterli olmayabilir.
Zurcher, ” Hatta ABD yasalarında, suçlu bulunan bir adayın hapisteyken bile başkanlık için kampanya yürütmesini ve başkan olarak görev yapmasını engelleyen hiçbir şey yok. Ancak Trump’ın tutuklanması elbette başkanlık kampanyasını zorlaştırır” diyor.
]]>“SARI SAÇLI OLDUĞU İÇİN ONA ‘SENİN BABAN UĞUR DÜNDAR’ DEMİŞLER”
Dün Akşam Sözcü TV’ye konuk olan Uğur Dündar, dava süreciyle ilgili şunları söyledi: “Bu dava 2022 yılında başladı. Dava dilekçesine baktığımda güya 1985 yılında İzmir’de tanışmışız. Ben o zaman bekarım. Bir süre beraber yaşamışız ve 1986 yılında da benden bir çocuğu olmuş. Davayı açan kişi de benden olduğunu iddia eden hanımefendi. Kendimden o kadar emindim ki… Metin Akpınar ‘Bir gecelik hikaye’ diyor ama bizim bir süre birlikteliğimiz olmuş. İnsan muhakkak hatırlar, ben böyle bir isimle asla birlikte olmadım. Kendimden çok eminim. Anadolu’da bir şehirde oturuyorlar ben o eve gidip ben sizin babanız değilim diyebilirdim. Hanımefendi evli, 2 çocuğu var. İkna da ederdim. Yetiştirme yurdunda büyüyen çocukların yaşadıkları travmaları çok iyi bilirim, onlara böyle hikayeler anlatılır. Anladığım kadarıyla da kızın sarı saçlı olduğunu gören bir kişi ‘Senin baban Uğur Dündar’ demiş ve onu inandırmış. Bu duruma kızmadım, içerlemedim ve empati yaptım. Kız çocuğunun ne kadar ıstırap çektiğini düşünebiliyorum.”

“BİZ KAMERA ÖNÜNDE SAÇ VE KAN ÖRNEĞİ VERDİK”
“Ben konuşmak yerine dava yoluna gitmeyi tercih ettik. Gizlilik kararı olduğu için ne ben ne de hanımefendi bir açıklama yapmadı. Ablası benim ismimi verdi. DNA raporunun doğruladığını bildiği halde haberi yokmuş gibi çıktı. Kendimden emin olduğum için eşime ve çocuklarıma da endişe etmemeleri gerektiğini söyledim. Biz hastanede kamera önünde kan ve saç örneği verdik, rapor 7 ay sonra geldi. Bu rapor 15-20 gün önce geldi. Raporda benim, kızın babası olmadığımı söyleniyor.”
“DUYGU NEBİOĞLU’NUN BİLMEDEN KONUŞTUĞUNU DÜŞÜNÜYORUM”
Duygu Nebioğlu’nun “Adli Tıp raporunun manipüle edildiğini düşünüyoruz” sözlerine de cevap veren Dündar, “Bunun bilmeden söylenen ifadeler olduğunu düşünüyorum. Hiç kimse Adli Tıp Kurumu’nun raporunu tarif edemez. O raporun altında imzası bulunan saygı değer bilim insanlarına da hakaret kabul ederim. Onların da bu konuda suç duyurusunda bulunma hakkı doğdu” dedi.

“ANNE VE BABASINI BULMASI İÇİN ELİMDEN GELENİ YAPARIM”
Kızı olduğunu iddia eden Dilara G. ile konuştuğunu söyleyen Uğur Dündar,”Son derece terbiyeli, iyi aile terbiyesi almış biri. Ben onların yaşadığı şehre dedikodu olabilir yuvası etkilenebilir diye gitmedim. Hanımefendiye her şeyi anlattı. Annesini tanımadığımı ve ilişki yaşamadığımızı söyledi. Anne ve babasını bulma konusunda da elimden geleni yapacağımı söyledim. Onun adına çok üzülüyorum adına asla dava açmayacağım. Zor şekilde büyüdüğünü biliyorum. Haziran ayında karar davası olacak ve mahkemenin bizim haklılığımızı ortaya çıkaracağını biliyorum. İzmir’de birlikte olduğumuzu söylemiş ben İzmir’e o dönem gitmedim. Ben eşimle evlendikten sonra 1993 yılından sonra İzmir’e gitti. Benden hamile kaldığını söylediği dönem ben Hürriyet’te çalışıyordum, hamile kalan biri gelip işyerime hesap sormaz mı, rakip kanala gidip bunu anlatmaz mı? Dava sonuçlandığında bizim de karşı dava açma hakkımız doğacak ama ben çocuklara dava açmam. Onlara kızamam. Elimden gelen yardımı da yapmaya hazırım. Sonuçta onlara da öyle anlatmışlar” ifadelerini kullandı.
NE OLDU?
Sabah’a röportaj veren Duygu Nebioğlu, Bir ablamın da babası medya dünyasından çok ünlü bir isim “Annemin 6 çocuğu var. İkisi Almanya’daki evliliğinden. 4 kardeşim de benimle aynı kaderi yaşadı. Evlilik dışı ilişkiden dört çocuğu var annemin. Bir ablamın da babası çok ünlü bir isim ve medya dünyasından. O da dava açtı, hukuk mücadelesi veriyor” dedi. Nebioğlu’nun bahsettiği kişinin Uğur Dündar olduğu ortaya çıktı.
UĞUR DÜNDAR’DAN AÇIKLAMA: ADLİ TIP KURUMU BİYOLOJİK BABALIK İDDİASINI REDDETTİ
Hakkındaki iddianın ardından sabaha karşı X hesabından bir açıklama yapan Uğur Dündar, davanın devam ettiğini ve gizlilik kararı olduğunu belirterek şunları söyledi: “Bugünkü bir gazetede hakkımda babalık davası açıldığı ve haziran ayında karara bağlanacağı açıklanmış. Bugüne kadar mahkemenin aldığı gizlilik kararına titizlikle uyduk ve hep sustuk. Ama mademki karşı taraftan biri konuştu; kısaca net bir cevap vereyim: Mahkemenin her iki tarafı sevk ettiği ve son söze söyleyecek kurum olan Adli Tıp Kurumu DNA incelemesini bitirdi ve biyolojik babalık iddiasını reddetti. Benim ve Avukatım Murat Ergün için konu kapanmıştır. Kamuoyuna saygıyla duyurulur” ifadelerini kullandı.
]]>CHP Bolu Milletvekili Türker Ateş, yenilenebilir enerji yatırımı vaadiyle dolandırılan vatandaşların yaşadığı mağduriyeti TBMM gündemine taşıdı. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar’ın yanıtlaması istemiyle soru önergesi veren Ateş, “Dolandırıcılar bu kez de yenilenebilir enerji alanını mesken tuttu. ‘Güneş santralleri kurup, devlete elektrik satıp kar payı dağıtacağız’ dediler, binlerce yurttaşın milyonlarca lirasını toplayıp ortadan yok oldular. Devlet bu insanların zararını karşılamalı ve ihmali olan kamu görevlileri hesap vermeli. Savcılıklar bir an önce harekete geçmeli” dedi.
CHP Bolu Milletvekili TBMM Sanayi ve Enerji Komisyonu Üyesi Türker Ateş, yenilenebilir enerji yatırımı vaadiyle bir çok vatandaşın dolandırıldığını ve mağdur olduklarını belirterek konuyu TBMM gündemine taşıdı. Ateş, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar’ın yanıtlaması istemiyle TBMM Başkanlığı’na yazılı soru önergesi verdi.
Ateş, önergesiyle ilgili yaptığı açıklamada; Kainat Holding, Kainat Elektrik, Elektrik Tarlası adı altında faaliyet gösteren şirketlerden hiç birine ulaşılamadığını belirterek, dolandırılan binlerce yurttaşın CİMER’e defalarca şikayet yazmalarına rağmen sonuç alamadıklarını ve savcılıklara başvurduklarını belirtti.
Ateş, açıklamasında şunları dile getirdi:
“Söz konusu şirketler, Manisa, Kütahya, Konya, Mersin (2 Etap), Aydın (2 Etap), Kırklareli (2 Etap) olmak üzere en az 6 ilde Güneş Enerji Santralleri kurduktan sonra, üretilen elektriğin gelirinin kar payı olarak dağıtılacağı bir sistem oluşturacaklarını iddia etmişler ve mağdur vatandaşlarımızı da adı geçen illerde kurulan kooperatiflere ortak etmişler. Şimdi mağdur vatandaşlar şirketten hiçbir yetkiliye ulaşamıyor. Savcılıklar hızlı bir biçimde sorumluları bulmalı.
Söz konusu şirket 100 bin lira sermaye ile kurulmuş, ancak iddiaya göre milyarlarca lira yurttaşlarımızdan para toplamış ama hiçbir kurum bu durumu sorgulamamış. Gitmiş, EPDK, 18 Kasım’da basın açıklaması yapmış, ‘dolandırıcılık var’ diyerek vatandaşlarımızı uyarmış ama altı aydır bu saadet zincirinin devam etmesine göz yumulmuş. Hala haklarında işlem yapılan hiçbir şüpheli yok. Bu dolandırıcılıkta hem 6 aydır haberi olmasına rağmen ilgili kurumları harekete geçirmeyen EPDK ve Enerji Bakanlığı’nın, hem yanıltıcı reklamlarla dolandırıcılığa dur demeyen Reklam Kurulu ve Ticaret Bakanlığı’nın, hem de milyonlarca lira kar payı vaadiyle toplanırken olaya müdahil olmayan Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın ihmali var. Mutlaka yurttaşlarımızın zararları devlet tarafından giderilmeli ve ihmali olan kamu görevlileri hesap vermeli.”
Ateş, Bakan Bayraktar’a yanıtlaması istemiyle şu soruları yöneltti:
“EPDK, LİSANS VERDİĞİ ŞİRKETİ ARAŞTIRDI MI?”
– EPDK’ya “kar ortaklığı modeline dayalı yenilenebilir enerji kaynaklarından elektrik üretme” iddiasındaki dolandırıcılık amaçlı reklamlara” yönelik şikayetler ilk ne zaman ulaşmıştır?
– Dolandırıcılık iddiaları ile alakalı, EPDK’ya kaç şikayet ulaşmıştır? Kaç farklı şirket hakkında şikayet ulaşmıştır? Şikayet edilen şirketler arasında üretim ya da diğer gerekçelerle daha önce alınmış lisanslar iptal edilen bir şirket var mıdır?
– EPDK kendisine gelen şikayetler üzerine, hangi yasal süreçleri başlatmıştır? Bu yasal süreçler hangi aşamadadır?
– Kar ortaklığı modeline dayalı yenilenebilir enerji kaynaklardan elektrik üretme” iddiasındaki dolandırıcılık amaçlı reklamlara yönelik, Hazine ve Maliye Bakanlığı’na ya da diğer bakanlara bilgi verilmiş midir?
– Vatandaşlarımızı dolandırdığı iddia edilen Kainat Holding ile tedarik lisansı verilen Kainat Toptan ve Perakende Enerji Satış Anonim Şirketi arasındaki ilişki araştırılmış mıdır?
]]>
ŞEYMA DÖĞÜCÜ İLE İLGİLİ BOMBA JAKUZİ İDDİASI
CHP, AK Parti’nin 16 yıldır yönettiği Sancaktepe Belediyesi’ni 31 Mart yerel seçimlerde yüzde 50,59 oy ile kazandı. Eski başkan Şeyma Döğücü, görevini Alper Yeğin’e devretti. Ancak devir teslim sonrasında başkanlık katının 6 bin metrekareden oluştuğu ve içinde jakuzi bulunduğu iddia edildi. Çok konuşulan bu iddialar üzerine Şeyma Döğücü bir açıklama yaparak, “Mevcut başkana sesleniyorum; Jakuzi olduğunu iddia edenlere karşı hemen şimdi başkanlık makamından canlı yayın açarak bu mevzuyu temizlemenizi vicdan ve haysiyetinize havale ediyorum! Hodri meydan!” ifadelerini kullandı.

“BAŞKANLIK KATI 6 BİN METREKARE, JAKUZİ VAR”
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun kampanya direktörü Necati Özkan, Sancaktepe Belediyesi’ne yaptığı ziyarete ilişkin değerlendirmelerini Ruşen Çakır’ın Medyascope kanalında anlattı. Özkan, Alper Yeğen’i kutlamak için Sancaktepe Belediyesi’ne gittiğini ifade ederek, “Başkanlık katı 6 bin metrekare; oda, oda, oda, dinlenme odası, dinleme odası, dinlemen odası, jakuzi, 200 metrekarelik mutfak. Bu nasıl olabilir? Kamu nasıl böyle yönetilebilir? Aşağıda millet büyük fakirlik çekerken, çadırda iftarlık almak için insanlar varken, bunu nasıl yapabilir bir siyasi yönetim. Bugün Adalet ve Kalkınma Partisi’nin kaybetmesi boşuna değil.” sözleriyle makam odasında jakuzi iddialarını dile getirdi.
“JAKUZİ OLDUĞUNU İSPATLAMAZSAN SENDEN AŞAĞI İNSAN YOK”
Bu iddiaların üzerine Eski Sancaktepe Belediye Başkanı Şeyma Döğücü sosyal medya hesabından açıklama yaparak ‘hodri meydan’ dedi. Döğücü, “Bir anneye, bir kadına iftira atmanın bedelini hem hukuk önünde hem de milletin vicdanında yargılanarak vereceksiniz. Necati Özkan, jakuzi olduğunu ispatlamazsan senden aşağı insan yok. Ayrıca mevcut başkana sesleniyorum; Jakuzi olduğunu iddia edenlere karşı hemen şimdi başkanlık makamından canlı yayın açarak bu mevzuyu temizlemenizi vicdan ve haysiyetinize havale ediyorum! Hodri meydan!” ifadelerini kullandı.
YEĞİN: DÖĞÜCÜ DÖNEMİNDE TADİLAT İŞLEMİ YAPILMADI AMA…
Döğücü’nün çağrı yaptığı yeni Sancaktepe Belediye Başkanı Alper Yeğin’den de yanıt gecikmedi. Sosyal medya hesabından açıklama yapan Yeğin, “Basında ve sosyal medya da yer alan Sancaktepe haberleri ile ilgili olarak; Sayın Şeyma Döğücü dönemindeBaşkanlık katında herhangi bir tadilat işlemi yapılmamıştır. Önceki Belediye Başkanı lüks bir banyo ve belediye başkanının ihtiyacı olmayacak şekilde bir kat tasarlamıştır. Jakuzi meselesinin çok değersiz kalacağılüks ve batırılan bir belediye hikayesini yakın zamanda sizlerle paylaşacağım” dedi.

ESKİ BELEDİYE BAŞKANI İDDİALARA YANIT VERDİ
Sancaktepe Belediye Başkanı Alper Yeğin’in “Önceki Belediye Başkanı lüks bir banyo ve belediye başkanının ihtiyacı olmayacak şekilde bir kat tasarlamıştır” sözleriyle hedef aldığı İsmail Erdem de Twitter hesabından iddialara yanıt verdi.
Erdem, “Sancaktepe Belediye binasını 2017 de yaptıran ve hizmete alan biziz. Yalan ve iftiralara alışkın zavallılar,kirlenmiş ruh halleriyle tezgah peşindeler. Başkanlık katı denilen yer, binanın çatı arası kattır. Başkanlık makamı vardır, toplantı odası (yönetim odası) var, Halkla ilişkiler odası, Misafir bekleme salonu,özel kalem odası, Başkanlık danışman birim odaları, mesciti ve 20 metre kare mutfak. Jakuzi hikayesi tamamen yalan ve iftira. Yalancının mumu ne zaman söner bunu milletimize havale ediyoruz. Kamu binaları; halkın malıdır unutulmamalıdır. Sancaktepe belediye binası da Sancaktepe halkınındır” dedi.

Bültende, bazı basın yayın organlarında yer alan, “Türkiye’den İsrail’e barut, silah ve mühimmat ihracatı devam ediyor” iddiasının doğru olmadığı belirtildi.
Türkiye Cumhuriyeti’nin, her zaman Filistin’in haklı davasının yanında yer aldığına vurgu yapılan bültende, Filistinlilere zarar verecek herhangi bir faaliyet içinde bulunulmasının mümkün olmadığı ifade edildi.
Türkiye Cumhuriyeti’nin, İsrail ile askeri mühimmat ticareti, askeri eğitim ve tatbikat da dahil hiçbir faaliyette bulunmadığına dikkatin çekildiği bültende, şunlar kaydedildi:
“Bu çerçevede bazı sosyal medya paylaşımlarıyla ilgili yapılan incelemeler sonucunda, iddiaya konu ihracat listesinde yer alan 93. fasıldaki ürünler, savaş silahları ve mühimmatı değil, spor ve av gibi kişisel amaçlı kullanılan, yivsiz av tüfeği yedek parça ve aksesuarlarıyla balıkçılık malzemeleridir. TÜİK verilerine göre, ihracatı zaten çok düşük olan spor ve av amaçlı tüfeklerin ihracatı, 2023 yılı Mayıs ayından bu yana gerçekleşmemektedir. Yine ihracat listesindeki 36. fasılda yer alan, ‘barut ve patlayıcı maddeler, pirotekni mamülleri, kibritleri, piroforik alaşımlar, ateş alıcı maddeler’ başlığı altında ihraç edilen ürünlerin, ‘jel yakıt ve çakmak gazı’ olduğu tespit edilmiştir. Gümrük Tarife Cetveli’nin fasıl başlıklarında yer alan ve özel firmalar tarafından ihraç edilen ürünlerle ilgili kamuoyunun manipüle edilmeye çalışıldığı belirlenmiştir. Asılsız iddialara itibar etmeyiniz.”
“Adana’da iki gencin polis tarafından darp edildiği” iddiası
Bültende, terör örgütü PKK’nın propaganda hesaplarından paylaşılan, “Adana’da iki genç, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı eleştirdikleri için polis tarafından darp edildi” iddiası da yalanlandı.
Adana’nın Seyhan ilçesine bağlı Çakmak Caddesi üzerinde 23 Mart’ta devriye ekiplerince plakasız bir motosikletin durdurulduğu ifade edildi.
Motosikletin sürücüsü olan ve kasten yaralama suçundan iki kaydı bulunan 2006 doğumlu T.A.B. isimli şahsın ehliyetsiz olduğunun tespit edildiği aktarılan bültende, “Bunun üzerine trafik ekibi tarafından şahsa cezai işlem uygulandıktan sonra bahse konu şahıs, elinde bulunan elektrikli testereyi göstererek görevli memuru tehdit etmiş, küfür ve hakarette bulunarak polise mukavemet göstermiştir. Polise mukavemette bulunan şahıs, gözaltına alınmış ve emniyet birimlerince tahkikata başlanmıştır. Bahse konu olayın, iddia edilenin aksine Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’la herhangi bir ilgisi bulunmamaktadır.” değerlendirmesinde bulunuldu.
“Emeklilerin ikramiyeleri konusunda tartışma yaşandı” haberleri
Bültende, bazı basın yayın organlarında yer alan, “Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Bakan Şimşek arasında elektrik ve doğal gazda yapılan devlet katkısı ile emeklilerin ikramiyeleri konusunda tartışma yaşandığı” iddiasının da asılsız olduğu aktarıldı.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek arasında Cumhurbaşkanlığı Kabine Toplantısı’nın öncesinde veya sonrasında böyle bir diyalog yaşanmadığı belirtilen bültende, “Elektrik faturalarında birinci kademede yüzde 50, doğal gazda ise yüzde 75’lik devlet desteği devam etmektedir. Ayrıca emeklilere verilen bayram ikramiyelerine 2024 yılında yüzde 50 zam yapılmıştır. Hazine ve Maliye Bakanlığı, bahse konu asılsız iddiaları ortaya atanlarla ilgili yasal işlem başlatacaktır. Kamuoyunu seçim öncesinde manipüle etmek amacıyla ortaya atılan mesnetsiz iddialara itibar etmeyiniz.” ifadesine yer verildi.
Bazı sosyal medya hesaplarından paylaşılan, “Akaryakıt dağıtım şirketlerinin, bayilerinden yıl sonuna kadar fiyat tabelalarını 3 haneli olacak şekilde yenilemelerini istediği” iddiasının da yalanlandığı bültende, yapılan araştırmalar sonucunda, akaryakıt dağıtım şirketlerinin ileri sürüldüğü gibi bir talepte bulunmadığının belirlendiği vurgulandı.
Akaryakıt dağıtım şirketlerinin, “bu sene sonunda akaryakıt fiyatlarının üç hanelere geleceğine dair” bir öngörüsü veya tahmininin bulunmadığına işaret edilen bültende, “Seçim öncesinde kamuoyunu manipüle etmek amacıyla kasıtlı bir şekilde üretilen dezenformasyonlara itibar etmeyiniz.” ifadesi yer aldı.
“Hükümet IMF ile anlaştı, seçimden sonra ortaya çıkacak” iddiası
Bazı basın yayın organlarında yer alan “Hükümet IMF ile anlaştı, seçimden sonra ortaya çıkacak” haberlerinin de yalanlandığı bültende, Türkiye’nin Uluslararası Para Fonu (IMF) ile herhangi bir kredi anlaşması yapmadığı belirtildi.
Türkiye’nin ekonomi programının, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde güçlü bir şekilde kararlılıkla sürdürüldüğü belirtilen bültende, “Kamuoyunu seçim öncesinde manipüle etmek amacıyla kasıtlı bir şekilde ortaya atılan mesnetsiz iddialara itibar etmeyiniz.” değerlendirmesine yer verildi.
Bazı sosyal medya hesaplarından paylaşılan, “Bakan Şimşek, ‘1,5 yıllık çok zor bir süreç bizi bekliyor’ dedi” iddiasına da yer verilen bültende, şunlar kaydedildi:
“Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, güncel herhangi bir açıklamasında böyle bir ifade kullanmamıştır. ‘Bakan Şimşek’in açıklaması’ iddiasıyla yapılan paylaşımlar dezenformasyondur. X platformunda bot hesaplar aracılığıyla dolaşıma sokulan bahse konu iddiaların hiçbir dayanağı bulunmamaktadır. Seçim öncesi kamuoyunda paniğe yol açmak saikiyle yürütülen bu tür dezenformasyon kampanyalarına itibar etmeyiniz.”
]]>Arnavutköy’de 2003’ün kış aylarında 15 aylık öz oğlu Armağan’ı tekme ve yumruk atmak, duvara fırlatmak ve eşarpla boğazını sıkmak suretiyle darp edip ölümüne neden olduktan sonra gizlice gömdüğü iddia edilen ve 2016’da 3 çocuğunun ihbarı üzerine olaydan 20 yıl sonra hakkında dava açılan sanık baba Hüseyin K.’nın yargılanmasına devam edildi. İstanbul 36. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmaya tutuklu sanık Hüseyin K. Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) aracılığıyla bağlandı. Sanığın 1 çocuğu ise ‘müşteki’ sıfatıyla salonda yer alırken, tarafların avukatları hazır bulundu.
“Çocuklarım bu olayı bir araya gelerek uydurmuşlardır”
Duruşmada bir algı oluşturulmaya çalışıldığını belirterek savunma yapan sanık Hüseyin K. “Hiç bir delil yok. Sadece yorum yapılıyor. Çocuklarımın anneleri, çocuğumuz öldüğünde ilk benimle paylaştı. Kurumda kalan çocuklarım bu olayı bir araya gelerek uydurmuşlardır. Eşimi seviyorum ve 5 tane pırlanta gibi evladım var. Avukatım beni savunuyor mu? Benim hakkımda hiçbir şey bilmiyor oysaki. Öcü gibi bekliyorum. Kızım ‘biz rutubetli evde yaşıyorduk’ demiş. Biz giriş katta bile oturmadık. 2. katta oturuyorduk. Müştekiler harici diğer aile üyelerinin tanık olarak dinlenmesini istiyorum ve tahliyemi talep ediyorum” ifadelerini kullandı.
“Ölen çocuğun saatler önce sanık tarafından şiddete uğradığını kanıtlamış bulunmaktayız”
Duruşmada beyanda bulunan müşteki avukatı “Kayıt dışı çocuk olup ölenler de var. Çocukları nüfusa kaydetmediğinden dolayı çocukların ölüm kaydı yoktur. Çocukların annesi kaç çocuk doğurduğunu bilmiyor. Annenin bugüne kadar 13 çocuğu olduğu ve 9’unun yaşadığına dair ifadesi var. Müvekkillerim şiddetten kaçıp yurda yerleşmişlerdir. Ölen çocuğun saatler önce sanık tarafından şiddete uğradığını kanıtlamış bulunmaktayız. Sanığın kasten öldürmekten cezalandırılmasını talep ediyoruz” dedi. Duruşmada son sözü sorulan sanık, beraatını talep ettiğini ifade etti.
Müebbet hapis cezasına çarptırıldı
Kararını açıklayan mahkeme, sanık Hüseyin K.’yı ‘kendini beden bakımından savunamayacak durumda bulunan çocuğunu kasten öldürme’ suçundan müebbet hapis cezasına çarptırdı. Sanık hakkında adli kontrol tedbirlerinin yetersiz kalacağına hükmeden heyet, sanığın tahliye talebini de reddederek tutukluluk halinin devamına karar verdi.
Olayın geçmişi
Edinilen bilgiye göre 14 Temmuz 2016 tarihinde Arnavutköy İlçe Emniyet Müdürlüğü’ne giden 3 kardeş V.K. (25), Ö.K. (23) ve M.K. (21) bir ihbarda bulunmuş, babaları Hüseyin K.’nın (57) 2003 yılında o dönem 15 aylık olan kardeşleri Armağan’ı döverek öldürdüğünü ve bir arkadaşıyla Arnavutköy Mezarlığı’na gömdüğünü iddia etmişlerdi. Olaya ilişkin Gaziosmanpaşa Cumhuriyet Başsavcılığı’nca yürütülen soruşturmada ise 9 Haziran 2022’de şüpheli baba Hüseyin K.’nın gösterdiği alanda ‘fethi kabir’ denilen ‘mezarın açılması’ işlemi yapılmış, işlem sonrası bulunan bebek cesedinde yapılan DNA incelemesiyle şüpheli babanın DNA’sının uyumlu olduğu ortaya çıkmıştı.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına fezleke ile gönderilen soruşturma çerçevesinde ise 27 Ekim 2023’te iddianame hazırlanmış, hazırlanan iddianamede şüpheli baba Hüseyin K.’nın 2003’ün kış aylarında öz oğlu olan 2001 doğumlu Armağan’ı kablo ile başına vurmak, tekme atmak, yumruk atmak, eşarpla boğazını sıkmak ve duvara fırlatmak suretiyle darp ettiği kaydedilmişti. İddianamede ayrıca, şüpheli Hüseyin K.’nın ‘olası kastla nitelikli kasten öldürme’ suçundan müebbet hapis cezasına çarptırılması talep edilmişti.
Konuya ilişkin yargılama İstanbul 36.Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam ederken 13 Şubat 2024’te mahkeme, Hüseyin K.’nın suçun değişme ihtimalini de göz önüne alarak tutuklanmasına karar vermişti. – İSTANBUL
]]>Bültende, İsrail Devletinin ve İsrail Dışişleri Bakanlığının resmi sosyal medya hesaplarından paylaşılan, “Gazzeli sivillere Kuveyt Meydanı yakınında Filistinli silahlı kişiler tarafından ateş açıldı” iddiasının doğru olmadığı bildirildi.
Euro-Med İnsan Hakları İzleme Örgütünün, İsrail resmi kaynaklarının iddialarının aksine, bahse konu görüntülerin katliamın yaşandığı Kuveyt Meydanı bölgesinden yaklaşık 2 kilometre uzaklıktaki bir bölgede kayda geçtiğini belirlediği aktarıldı.
Ayrıca görüntülerdeki kişinin, sivilleri İsrail askeri araçlarının konuşlandığı bölgeden uzaklaştırmaya çalıştığının tespit edildiği belirtilerek, şu ifadelere yer verildi:
“Filistin resmi haber ajansı WAFA, İsrail ordusunun Kuveyt Meydanı’nda yardımlara eşlik eden ekiplere saldırıları sonucu 23 Filistinlinin hayatını kaybettiğini açıklamıştır. Saldırı sonucu hayatını kaybeden kişilerin birçoğunun cesedi incelenmiş, incelemeler sonucunda İsrail güçlerinin yaygın olarak kullandığı (5,56×45 mm) NATO mermileri tarafından vuruldukları belirlenmiştir. 7 Ekim’den bu yana Gazze’de 30 binden fazla Filistinliyi öldüren İsrail’in dünya kamuoyunu manipüle etmek amacıyla yürüttüğü dezenformasyon kampanyalarına itibar etmeyiniz.”
“Vatandaşların tapularının Dünya Bankasına teminat olarak gösterildiği” iddiası
Bültende, bazı sosyal medya hesaplarından paylaşılan, “Vatandaşların tapularının Dünya Bankasına teminat olarak gösterildiği” yönündeki iddiaların da doğru olmadığı belirtildi.
Taşınmazlara ilişkin kayıtların Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü tarafından tutulmasına yönelik usul ve esasların, kanun, tüzük ve diğer alt mevzuat hükümleri tarafından net bir şekilde belirlendiği vurgulanarak, şunlar kaydedildi:
“Bu konuda mülkiyet güvencesi ile ilgili herhangi bir sorun bulunmamaktadır. TAKBİS’ten verilen ve Webtapu uygulaması üzerinden tapu kayıtlarına uygun olarak alınabilen bazı tam hisseli (1/1) tapu kayıtlarının, e-Devlet üzerinden sorgulandığında sistemsel bir hata nedeniyle ‘müşterek’ olarak gözüktüğü tespit edilmiştir. Bu teknik hatanın düzeltilerek TAKBİS ve Webtapu ile e-Devlet üzerinden ulaşılabilen tapu kayıtlarının yeknesaklığının sağlanması için gereken teknik çalışma başlatılmıştır.”
“Eski Öğrenci Yurdu, Filistin Derneğine verileceği gerekçesiyle boşaltıldı” iddiası
Bazı basın yayın organlarında yer alan ve sosyal medya hesaplarından paylaşılan, “Göç İdaresi Başkanlığının, İstanbul’da geçici görevli personelinin konakladığı eski öğrenci yurdu, bir Filistin derneğine verileceği gerekçesiyle boşaltıldı” iddiasına da yer verilen bültende, iddiaların doğru olmadığı vurgulandı.
Bültende bahse konu öğrenci yurdunun Vakıflar Bölge Müdürlüğünden İstanbul İl Göç İdaresi Müdürlüğünün kullanımına tahsis edildiği ve 31 Aralık 2023 itibarıyla tahsisin süresinin dolduğu aktarıldı.
Göç İdaresi Başkanlığına ait merkezlerin yapımının tamamlanmasının ardından Vakıflar Bölge Müdürlüğünden tahsisli binanın boşaltıldığı belirtilen bültende, “İl Göç İdaresi Müdürlüğünde geçici görevli personeller, yeni yapılan merkezlerde bulunan misafirhaneye yerleştirilmiştir. Kamuoyunu manipüle etmek için dolaşıma sokulan paylaşımlara itibar etmeyiniz.” açıklaması yapıldı.
Dezenformasyon Bülteninde, bazı basın yayın organlarında yer alan, “Bakan Mehmet Şimşek, bankacılarla lüks bir restoranda yemek yedi. Bankacılara faiz artırma talimatı verdi” iddiasının da doğru olmadığı aktarıldı.
Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ile Türkiye Bankalar Birliği Yönetim Kurulu’nun 12 Mart’ta iftarda bir araya geldiği belirtilen bültende, şunlar kaydedildi:
“İftar programı, iddia edildiği gibi lüks bir restoranda değil, İstanbul Finans Merkezi’ndeki Ziraat Bankasının Genel Müdürlüğünde yapılmıştır. Yapılan görüşmede, ekonomideki ve bankacılık sektöründeki güncel gelişmelere dair değerlendirmelerde bulunulmuştur. Türkiye Bankalar Birliği, yaptığı kamuoyu duyurusuyla Bakan Şimşek’in iftara katılan bankacılara ‘faiz artırma talimatı’ verdiği yönündeki iddiaları kesin bir dille yalanlamıştır.”
Gazze’den gelen görüntülere ilişkin iddialar
Bültende, İsrail’in sosyal medyadaki propaganda hesaplarından paylaşılan görüntülerle ilgili, “Gazze’den gelen görüntülerin arkasında büyük bir kurgu ekibi var. Tiyatro sergileniyor” iddiası da yalanlandı.
İddiaya konu görüntülerin bir telekomünikasyon şirketinin, “Dünya bizi aydınlatacak” adlı reklam filmi çekimleri sırasında kaydedildiğinin tespit edildiği aktarılan bültende, “Reklam filminin kamera arkası görüntülerinin, yanıltıcı iddialarla dolaşıma sokulduğu belirlenmiştir. İsrail’in, Gazze halkının yaşadığı acılarla ilgili dünya kamuoyunda şüphe uyandırmak amacıyla yürüttüğü dezenformasyon kampanyasına itibar etmeyiniz.” ifadelerine yer verildi.
“İstanbul’daki bir kaymakama ait lüks araç” iddiası
Bazı sosyal medya hesaplarında paylaşılan fotoğrafta yer alan “İstanbul’daki bir kaymakama ait lüks araç” iddiasının doğru olmadığı kaydedildi.
Fotoğraflarda görülen bahse konu aracın bir kaymakama değil, bir vakıf üniversitesinin rektörüne ait olduğunun tespit edildiği belirtilen bültende, “Kamuoyunu manipüle etmeye yönelik dezenformasyonlara itibar etmeyiniz.” denildi.
Bültende bazı basın yayın organlarında yer alan, “Ziraat Bankasında usulsüz altın alımı yapıldı” iddiasının manipülasyon içerdiği bildirildi.
1 Mart’ta kısıtlı bir zaman diliminde, internet ve mobil bankacılık kanallarında teknik bir aksaklık nedeniyle hatalı fiyattan sınırlı düzeyde işlem gerçekleştiğinin belirlendiği aktarılarak, şu ifadeler kullanıldı:
“Bahse konu haberlerde iddia edilenin aksine bazı müşterilerin önceden aksaklıktan haberdar olması, tüzel müşterilerin veya banka üst yönetimi ve yakınlarından herhangi bir kişinin işlem yapması gibi bir durum kesinlikle söz konusu değildir. Söz konusu işlemlerde sadece az sayıdaki bireysel müşterilerin alım ve satım yönünde işlem yaptığı tespit edilmiştir. Ayrıca internet ve mobil bankacılıkta halihazırda var olan işlem limitleri nedeniyle, iddia edildiği gibi yüksek tutarlı işlemlerin yapılması teknik olarak da mümkün değildir.”
Gerçekleştirilen işlemlerle ilgili olarak Ziraat Bankası tarafından müşterilerle iletişime geçilip, gerekli düzeltmelerin yapıldığı bilgisine yer verilen bültende, “Ayrıca banka tarafından bu gibi operasyonel risklerin bertaraf edilmesi için gerekli tedbirlerin artırılmasına ivedilikle devam edilmektedir.” açıklaması yer aldı.
“TCMB”nin gizli raporu sızdı” iddiası
Bazı basın yayın organlarında yer alan, “TCMB’nin gizli raporu sızdı” iddiasının da doğru olmadığı bilgisine yer verilen bültende, “İddiaların aksine Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının (TCMB) doların 15 günde 40 lira olacağını içeren gizli bir raporu bulunmamaktadır.” ifadesi kullanıldı.
Bahse konu haberlerde, TCMB’nin her ay yayınladığı Piyasa Katılımcıları Anketi’nin manipülatif şekilde dezenformasyona konu edildiğine dikkat çekilen bültende, şunlar kaydedildi:
“TCMB, her ay finansal ve reel sektörden piyasa katılımcılarına temel makroekonomik göstergelere ilişkin beklentilerini sormakta ve sonuçlarını kamuoyu ile paylaşmaktadır. Kamuoyu ile paylaşılan bu anketin, ‘sızdırılmış belge’ olarak nitelendirilmesi manipülasyonu gözler önüne sermektedir. Anket sonuçları sadece katılımcılarının beklentilerini yansıtmakta, piyasa beklentilerindeki aylık değişimleri göstermektedir. Piyasa Katılımcıları Anketi, Merkez Bankasının kurumsal beklenti ve tahminlerini içermemektedir.
Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) ve Merkez Bankası, bahse konu haberlerle ilgili piyasa bozucu bilinçli eylemden dolayı halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma kenar başlıklı TCK md. 217/A hükmünden suç duyurusunda bulunacaktır. Manipülatif amaçlarla kasıtlı olarak servis edildiği açıkça görülen yalan haberlere itibar etmeyiniz.”
]]>31 Mart’taki yerel seçimlerde Ankara’dan aday gösterilen Turgut Altınok, seçim sürecinde kendisine yönelik iddialarla ilgili bir basın açıklaması yayınladı. Altınok, mal beyanını açıkladıktan sonra ortaya atılan iddiaların gerçek dışı olduğunu ve manipülatif çabaların bir sonucu olduğunu belirtti.
Altınok, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, “Bazı kişi ve kurumlarca basın etiğine ve meslek kurallarına aykırı ve seçim sathı mahallinde, seçmeni ve toplumu kötü niyetli ve kasıtlı olarak yanıltan asılsız haberler yer almıştır.” ifadelerini kullandı.
Cumhur İttifakı’nın Ankara Büyükşehir Belediye Başkan adayı Turgut Altınok“HER İKİ HABER DE MORAL BOZUKLUĞU VE TELAŞ İÇERİSİNDE YAPTIRILMIŞ MANİPÜLATİF ÇABALARDIR”
AK Partili isim, açıklamasında “Şahsımla ilgili mal beyanımı açıkladıktan sonra yapılan bu gerçek dışı yalan ve iftira içerikli haberlerden biri Ankara’da TOGO Kuleleri’nde Sayın Sinan Aygün ile ortak olduğum, diğeri ise Antalya’da 600 evim bulunduğudur.
Her iki haber de bir moral bozukluğu ve telaş içerisinde yaptırılmış manipülatif çabalardır. Yönlendirilmiş anket sonuçlarının aksine sokakların ve Başkentimizin şahsıma olan teveccühü ve güveni yükselmiş, sonuçlar hızla lehimize dönmüştür ki, bu moral bozukluğu ve çaresizlik içerisinde seviyesizce uydurulmuş yalan haberler süratle servis edilmeye başlanmıştır.” dedi.
Cumhur İttifakı’nın Ankara Büyükşehir Belediye Başkan adayı Turgut Altınok“ÇİRKİN DAVRANIŞLARA DEVAM ETMELERİ HALİNDE YASAL SÜREÇ BAŞLATILACAKTIR”
Altınok, açıklamasının devamında şu ifadeleri kullandı:
“Siyasete girmeden önce kazanılmış, hak edilmiş mal varlığımın tartışılması abesle iştigaldir. Zira belediye başkanlığım döneminde mal varlığım artmamış azalmıştır. Bunların tamamı külliyen yalan ve iftiradan ibarettir. Hakkımda bu ve benzeri hayal ürünü, gerçek dışı, kötü niyetli, yalan ve iftira içeren panik duygusuyla yaptırılan haberleri paylaşan, yayan, duyuranlar ve yorum yapan, her türlü yorumu yayan müfteriler hakkında, bu açıklamalarımdan sonra aynı çirkin davranışlara devam etmeleri halinde yasal süreç başlatılacaktır.
Sn. Murat Ağırel hakkında iddia olarak ve kaynak göstermeden ve dahi şahsıma sorulmadan servis ettiği yalan haberler sebebiyle Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusunda bulunulacaktır.”
Cumhur İttifakı’nın Ankara Büyükşehir Belediye Başkan adayı Turgut AltınokTURGUT ALTINOK MAL VARLIĞI LİSTESİNİ PAYLAŞMIŞTI
Turgut Altınok 15 Mart’ta, mal varlığı listesini paylaşmıştı. Bildirimde çoğunluğu anne ve babadan miras yoluyla kaldığı belirtilen 22 arsa, 23 tarla, 9 ev, 1 bostan, 1 bağ, 2 kargir ev ile 2 kargir bina yer aldı.

Altınok, şirket ortaklığıyla ilgili açıklamasında da şunları kaydetti: “Altınok Gayrimenkul AŞ adında aile şirketinde yüzde 36,59 oranında şirket ortaklığım bulunmaktadır. 1991 yılında Maviş Koç’tan almış olduğum arazi, 2014 yılında adı geçen aile şirketimize ayni sermaye olarak konulmuştur. Şirkette bulunan yüzde 36,59 hisse payım buradan gelmektedir. Bu arazi daha sonra kat karşılığı inşaat sözleşmesi ile müteahhide verilmiştir. Buradan alınan daireler, Eskişehir yolu üzerinde bir projede yer almaktadır. Daireler şahsıma ait değildir. Şirketin aktifinde kayıtlıdır. Bu projeden şirketteki payıma düşen gayrimenkuller de yaklaşık olarak şu şekildedir: Yüzde 36,59 şirket hissesine karşılık 183 1+1 daireden 67 daire, 12 dükkandan 4,4 dükkan, 2 dükkandan yüzde 18 şirket hissesi karşılığı 0,36 dükkan, 3 dükkandan 0,09 şirket hissesi karşılığı 0,27 dükkandır.”

Turgut Altınok, bildirimde yer alan Kızılcaşar arazisiyle ilgili, “1988 yılında Gölbaşı Kızılcaşar’da almış olduğum arazi imar çalışması sonrası 12 parsele bölünmüştür, 2014 yılında 9 parseli satılmıştır. Kalan 3 parsel mal beyanımda bulunmaktadır.” ifadelerini kullandı.

2009 mal beyanında görülen Antalya’daki daireyi daha sonra sattığını belirten Altınok, anne ve babadan kalan gayrimenkullerde miras olması sebebiyle değişen oranlarda hissesinin bulunduğu ve Etimesgut ilçesinde babasından miras kalan daire ve arsaların muhtelif tarihlerde satıldığı bilgisini paylaştı.
Cumhur İttifakı’nın Ankara Büyükşehir Belediye Başkan adayı Turgut Altınok“600 DAİRE” İDDİASI
Gazeteci Murat Ağırel, Turgut Altınok’un mal varlığına ilişkin yeni bir iddiada bulunmuş ve Halk TV’de yaptığı açıklamada “Bana bir takipçim ulaştı, listelerdeki 6 milyon metrekarenin haricinde, Antalya’daki havalimanına yakın bir yere konut yapılıyor ve orada Sayın Altınok’un 600 dairesi olduğunu söyledi” demişti. Ağırel son yaptığı paylaşımda bu sayının ‘660’ olduğunu yazmıştı. Bu arada Now Haber muhabiri, daire iddiasını Turgut Altınok’a sormuş, Altınok muhabirin “Antalya’da 600 konutunuz var mı?” sorusuna “Babadan kalan, daha önceki mal varlığımızı söylüyorum. Babadan kalan…” cevabını vermişti.
]]>Bakırköy 44. Asliye Ceza Mahkemesi’ndeki duruşmaya, 2 tutuksuz sanık ile taraf avukatları katıldı.
Söz alan Galatasaray Mağazacılık ve Perakendecilik AŞ avukatı, celse arasında ürünlerin satışa koyulduğu internet sitesinden istenen yazı cevabının geldiğini belirterek, sanık Buğra Fatih Ünsal’ın hesap hareketlerinin incelenmesini ve ne kadar gelir elde ettiğinin tespit edilmesini talep etti.
Duruşmada, cumhuriyet savcısı esas hakkındaki mütalaasını sundu.
Mütalaada, çalınan ürünlerin satışa sunulduğu ikinci el satan internet sitesi ile yapılan yazışmalar sonucunda, ürünleri satışa koyan kişilerin Galatasaray Futbol Kulübü’nde şoför olarak çalışan sanık Ahmet Kör’ün eşi Ergül Kör ile sanık Buğra Fatih Ünsal olduğunun tespit edildiği kaydedildi.
Mütalaada, kulüp yetkililerince alıcı gibi hareket ettirilen Murat Kabaş isimli şahsın, sanıklardan Ünsal ile iletişime geçtiğinde, sanığın kulübe ait formaları satmaya çalıştığının anlaşıldığı bildirildi.
Antalya’da ikamet eden ve futbol kulübü ile bağı bulunmayan sanık Ünsal’ın, kullandığı GSM hattının kayıtlarının incelendiği aktarılan mütalaada, sanığın, kulüpte görev yapan diğer sanıklar Gürsel Polat, Turgut Uygun ve Sedat Peker ile irtibatının tespit edildiği aktarıldı.
Satılan ürünlerin kaybolan ürünler olduğu anlaşıldı
Mütalaada, usulüne uygun alınan arama kararı gereğince sanık Buğra Fatih Ünsal’ın evinde yapılan aramada 6 koli halinde forma, çorap, şort gibi ürünler ele geçirildiği, bunlardan 54 adedinin futbolcuların ve teknik heyetin kullanımına verilen özel ürünler olduğunun belirlendiği kaydedildi.
Sponsor firma yetkililerince bu ürünler üzerinde inceleme yapıldığı ifade edilen mütalaada, bu 54 üründen 44’ünün orijinal ve piyasada temini mümkün olmayan ürünler olduğu belirtildi.
Mütalaada, bu kapsamda sanıklar Yılmaz Yanık, Ahmet Kör, Gürsel Polat ve Turgut Uygun’un “zincirleme şekilde bina ve eklentileri içinde muhafaza altına alınmış olan eşya hakkında hırsızlık” suçundan 6 yıl 3 aydan 17 yıldan 6 aya kadar hapisle cezalandırılması talep edildi.
Sanık Buğra Fatih Ünsal’ın da “suç eşyası satın almak” suçundan 7 ay 15 günden 5 yıl 3 ay kadar hapisle cezalandırılması istenen mütalaada, sanık Sedat Peker’in ise atılı suçu işlediğine ilişkin cezalandırılmasına yeterli kesin ve inandırıcı delil bulunmadığından beraatine karar verilmesi öngörüldü.
Mütalaaya karşı diyecekleri sorulan sanıklar ile taraf avukatları, beyanda bulunmak için süre istedi.
Ara kararını açıklayan mahkeme, taraflara mütalaaya karşı beyanlarını sunmaları için bir sonraki celseye kadar süre verilmesine karar vererek, duruşmayı erteledi.
İddianameden
Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan iddianamede, Galatasaray Mağazacılık ve Perakendecilik AŞ tarafından, sponsor firmanın kulüp oyuncuları ile teknik heyeti için ürettiği orijinal yeni sezon forma, antrenman yeleği, şort, çorap gibi ürünlerin, şirketin rızası dışında üçüncü kişilerce internet ortamında satışa sunulduğu yönünde savcılığa şikayette bulunulduğu belirtiliyor.
Firmanın kulübe verdiği ürünlerin profesyonel standartlarda olduğu, özellikle antrenmanda ve müsabakada görev yapan futbolcuların performansını artırma ve terlemeyi önleme gibi birçok özelliği bulunduğu anlatılan iddianamede, bu ürünlerin piyasada satılmadığı anlatılıyor.
İddianamede, 13 Ocak 2022’deki sayımda tesiste bulunması gereken 2 bin 443 parça ürünün haksız şekilde kulüp dışına çıkarıldığının anlaşıldığı belirtilerek, bunların ikinci el eşyaların sunulduğu internetteki bir sitede satıldığı aktarılıyor.
Araştırmada, sanık Yılmaz Yanık’ın berber olduğu, bazı Galatasaraylı futbolcularla tıraş yapmak için irtibat kurduğu belirtilen iddianamede, diğer sanıklardan Sedat Peker’in kulüpte masörlük, Ahmet Kör’ün de futbol takımında şoförlük yaptığı, Turgut Uygun’un çamaşırhanede çalıştığı, Gürsel Polat’ın ise akademi sorumlusu olduğu kaydediliyor.
Kulüpte görev yapan sanıkların bir araya gelerek futbolcuların ve teknik heyetin kullanımına sunulmuş ürünleri hukuka aykırı şekilde ele geçirdiklerine işaret edilen iddianamede, Buğra Fatih Ünsal’a satışı yapılarak özel nitelikteki ürünlerin piyasaya arz edildiği ve satıcıların haksız kazanç sağladıkları ifade ediliyor.
İddianamede, 6 sanığın “iştirak halinde zincirleme şekilde bina ve eklentileri içinde muhafaza altına alınmış olan eşya hakkında hırsızlık” suçundan 6 yıl üçer aydan 17 yıl altışar aya kadar hapsi isteniyor.
]]>Bültende, bazı basın yayın organlarında yer alan, “Gerekirse kura müdahale edilecek, ÖTV ve KDV’de artış olacak” iddiasının doğru olmadığı belirtildi.
Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in, oda ve borsa başkanları, iş dünyası temsilcileriyle bir araya geldiği toplantıda kura müdahale edileceğini veya ÖTV ve KDV’de artış olacağını söylediği iddiasının gerçeği yansıtmadığı belirtilerek, “Yetkili kişi ve kurumların açıklamaları dışında yapılan spekülatif haberlere itibar edilmemelidir.” ifadesi kullanıldı.
Dışişleri Bakanlığının kuruluş yıl dönümüne ilişkin paylaşımlar
Bültende, bazı sosyal medya hesaplarında yer alan “Dışişleri Bakanlığının kuruluş yıl dönümü” ile ilgili paylaşımların manipülasyon içerdiği belirtildi.
Dışişleri Bakanlığının Osmanlı İmparatorluğu’ndaki ilk karşılığının Reisülküttaplık müessesesi olduğu aktarılan bültende, şunlar kaydedildi:
“Reisülküttaplık müessesesi yazılı olarak ilk kez Fatih Kanunnamesinde yer almaktadır. Sultan 2’nci Mahmut döneminde Reisülküttaplık makamının daha kurumsal bir nitelik kazanmasını sağlamak amacıyla 11 Mart 1836 tarihli fermanla Hariciye Nezareti kurulmuştur. 2023 yılında 500. kuruluş yıl dönümü kutlanan Dışişleri Bakanlığı, 1967 yılında ismi resmi belgelerde geçen ilk Reisülküttap olan Haydar Efendi’nin bu makamda olduğu 1523 yılını kendisine başlangıç olarak belirlemiştir.”
Hafize Gaye Erkan’a ilişkin iddialar
Bültende, bazı basın yayın organlarında yer alan, “Hafize Gaye Erkan, faizleri yüzde 60’a çıkarmak istediği için görevden alındı” iddiasının da doğru olmadığı aktarıldı.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde yürütülen ekonomi programının, kesintisiz ve kararlılıkla sürdürüldüğü vurgulanarak, “Piyasalarda güvensizlik oluşturmaya yönelik kasıtlı bir şekilde dolaşıma sokulan mesnetsiz ve spekülatif haberlere itibar etmeyiniz.” denildi.
Diyanet İşleri Başkanlığı Kütüphanesi’ne ilişkin iddia
Bazı basın yayın organlarında yer alan, “Diyanet İşleri Başkanlığı, Bilkent’te bulunan yerleşkesindeki kütüphaneyi öğrencilere kapattı” iddiası da yalanlandı. Bültende konuya ilişkin şu bilgiler yer aldı:
“Diyanet İşleri Başkanlığı yerleşkesinde bulunan Diyanet İşleri Başkanlığı Kütüphanesi, bir ihtisas ve araştırma kütüphanesi olarak dizayn edilmiştir. Kütüphanede yer alan koleksiyonlar, ağırlıklı olarak İslami ilimler alanında telif edilen eserlerden oluşmaktadır. Dolayısıyla Diyanet İşleri Başkanlığı Kütüphanesi, bu alanda çalışan araştırmacılar ve kurum personelinin faydalanması amacına yönelik hizmet vermektedir. Söz konusu kütüphane, merkez birim personelinin çalışma büroları ile aynı binada yer almakta, dışarıdan gelen ziyaretçiler için ayrı bir giriş ve çıkışı bulunmamaktadır.
Kütüphanenin mevcut yoğunluğunun zaman zaman iş yeri huzurunu ve çalışanların verimliliğini olumsuz etkilediği, güvenlik konusunda da zafiyet oluşturduğu gözlemlenmiştir. Bu sebeple Başkanlık tarafından kütüphanenin sadece lisansüstü öğrenciler ve araştırmacılar ile kurum personeline hizmet vermesi kararlaştırılmıştır. Bahse konu haberlerde iddia edildiği gibi bir olay kesinlikle söz konusu olmamakla birlikte Diyanet İşleri Başkanlığı, bu maksatlı haberlere ilişkin hukuki yollara başvuracağını açıklamıştır.”
“Türkiye’de bir Müslüman’ın, bir Hristiyan’ı bıçaklayarak öldürdüğü” iddiası
Bazı sosyal medya hesaplarında yer alan, “Türkiye’de bir Müslüman’ın, bir Hristiyan’ı bıçaklayarak öldürdüğü” iddiasının doğru olmadığı belirtilen bültende, bahse konu görüntülerin İslamofobik propaganda amacıyla yanlış bilgilerle sunulduğunun belirlendiği ifade edildi.
İddiaya konu görüntülerdeki olayın Aydın’ın Efeler ilçesinde, 2023 yılının Şubat ayında yaşandığı hatırlatılan bültende, şunlara yer verildi:
“Olay, hapisten yeni çıktığı tespit edilen T.E. ile uyuşturucu ve diğer suçlar olmak üzere çeşitli sabıkalarının bulunduğu öğrenilen A.Y. arasında meydana gelmiştir. Şüpheli T.E. kısa sürede gözaltına alınmış, çıkarıldığı adli makamlarca tutuklanarak cezaevine gönderilmiştir. Yaralanan A.Y. ise kaldırıldığı hastanede hayatını kaybetmiştir. Bahse konu görüntüler, daha önce de farklı iddialarla sosyal medyada dolaşıma sokulmuş, olayın aslı 28 Mayıs 2023’te merkezimizce kamuoyu ile paylaşılmıştır.”
Bazı sosyal medya hesaplarından, “Türkiye Medya Ombudsman kararı” başlığıyla yapılan paylaşımların dezenformasyon olduğu belirtilen bültende, bu paylaşımlarda, “Türkiye’de medya ombudsmanlığı kuruluşunun bağımsız ve itibarlı bir kuruluş olduğu ve bazı isimlerle ilgili karar verdiği” yönünde iddialarda bulunulduğunun tespit edildiği kaydedildi.
Türkiye’de kişi ve haberler adına karar merci olan herhangi bir medya ombudsmanlığı kurum veya kuruluşunun bulunmadığı belirtilen bültende, “Paylaşımda ‘karar’ olarak nitelendirilen ifadeler şahsi görüştür. Asılsız iddialara itibar etmeyiniz.” ifadesi yer aldı.
“Polis Suriyeliye ceza yazmadı” iddiası
Bültende, bazı basın yayın organlarında yer alan ve sosyal medyada paylaşılan, “Polis Suriyeliye ceza yazmadı, bir Türk vatandaşına ceza yazdı” iddiasının da doğru olmadığı belirtildi.
Güncelmiş gibi servis edilen görüntülerin 2 Nisan 2022’de Ankara’da kaydedildiği aktarılan bültende, “Araç sahibine abartı egzoz sebebiyle trafik cezası uygulanmıştır. Ayrıca, ‘plakasız araç kullanan sığınmacılara ceza uygulanmadığı’ yönündeki iddialar da asılsızdır. Kamuoyunu provoke etmek amacıyla yürütülen dezenformasyon kampanyalarına itibar etmeyiniz.” ifadesi kullanıldı.
Denizli Devlet Hastanesi’ne ilişkin iddialar
Bazı basın yayın organlarında yer alan, “Denizli Devlet Hastanesi’nde ameliyat sırasında tavandan su akıyor” iddiasının manipülasyon içerdiği aktarılan bültende, söz konusu görüntülerin Denizli Devlet Hastanesi’nde 5 yıl önce bir ameliyat esnasında kaydedildiği bildirildi.
Olay tarihinde ameliyathanenin tavanında yer alan klima santralinin bataryasının patlaması sonucu su sızıntısı yaşandığı belirtilen bültende, söz konusu olaya idare tarafından ivedilikle müdahale edilerek ameliyatların durdurulduğu ve gerekli tadilat işlemlerinin gerçekleştirildiği kaydedildi.
İsrail resmi kurumlarınca paylaşılan iddialar
Bültende ayrıca, İsrail’in resmi kurumları tarafından paylaşılan ve propaganda hesaplarında yer alan, “Zeytun’da öldürülen iki kişide RPG silah vardı” iddiasının doğru olmadığı vurgulanarak, konuya ilişkin şu bilgiler paylaşıldı:
“İsrail Savunma Kuvvetlerinin (IDF) paylaştığı görüntüde, yürüyen iki sivilden birinin elinde un çuvalı taşıdığı görülmektedir. IDF diğer kişinin elinde roketatar olduğunu iddia etmiş ve sivil iki kişiyi dron saldırısıyla katletmiştir. İsrail Kamu Yayın Kuruluşu Kann’ın da paylaştığı görüntüye ilişkin, yerdeki bilgiler ve uzmanların onayı, görünen nesnenin taşınma şekli, nesnenin hareketi ve patlamanın niteliği göz önüne alındığında bir silah olamayacağını gözler önüne sermektedir. Saldırının gerçekleştiği lokasyonun ise Gazze’ye Refah’tan giren tırlardan yardım alan insanlara yakın bir konum olduğunu tespit edilmiştir. Bulunan lokasyonda çok sayıda insan, bisikletleriyle ailelerine un taşımaktadır. Anadolu Ajansı muhabirinin İsrail Ordu Sözcülüğünden aldığı bilgiye göre sözcülük, Zeytun Mahallesi’nde roketatar taşıdığı gerekçesiyle silahlı insansız hava aracıyla öldürdükleri Filistinlinin aslında bisiklet taşıdığını itiraf etmiştir. İsrail Ordu Sözcülüğü, İsrail ordusunun bisikletli kişiyi roketatar taşıyan bir kişi olarak tespit ettiğini, saldırı kararını anlık durum değerlendirmesiyle aldığını iddia ederek, ‘hatalı çıkarım’ için özür dilemiştir. İsrail’in dünya kamuoyunu manipüle etmeye yönelik dezenformasyon kampanyasına itibar etmeyiniz.”
Haiti’ye ilişkin iddialar
Bültende bazı sosyal medya hesaplarından paylaşılan, “Haiti’de insanlar, insan eti yemeye başladı” iddiasının doğru olmadığı da ifade edildi.
Haiti Devlet Başkanı Jovenel Moise’nin bir suikast sonucu öldürülmesinin ardından, çeteler tarafından ülkede oluşturulan kaosa ilişkin sosyal medyada birçok sahte görüntünün servis edildiği bilgisine yer verilen bültende, şunlar kaydedildi:
“Ateş üzerinde çevrilen insanların olduğu görüntüler dolaşıma sokulmuş ancak görüntülerin doğru olmadığı tespit edilmiştir. Bahse konu görüntülerin, 2018 yılı Ekim ayında Çin’in Zhuhai kentindeki Chimelong Ocean Kingdom Tema Parkı’nda düzenlenen Cadılar Bayramı partisinde kaydedildiği belirlenmiştir. Asılsız iddialara itibar etmeyiniz.”
]]>1. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen duruşmada, maktul H.S’nin (51) müşteki eşi S.A.S, çocukları B.B.S, A.S. ve M.S. ile sanık avukatı hazır bulundu. Sanık İ.K. (45) ise tutuklu bulunduğu cezaevinden Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) aracılığıyla duruşmaya katıldı.
Müşteki S.A.S, komşuları olan sanıkla aralarında herhangi bir husumet bulunmadığını söyledi.
Sanığın iddia ettiği üzere, kendisine herhangi bir borcu olmadığını ifade eden S.A.S, “Eşim ile 32 yıl sırt sırta vererek 3 çocuk büyüttüm. Küçükbaş hayvanlarımız var. Olay günü oğlum B.B.S. ile dağda baktığımız koyunların yanından ayrılarak eve geldik. Kapıyı çaldık, açan olmadı. Lamba yanıyordu, televizyon açıktı. Oğlum evin arka mutfak kapısından içeri girdi. Bana kapıyı açınca, ağlıyordu. Eşim antrede kanlar içinde yerde yatıyordu. Şoka girdim.” diye konuştu.
Müşteki B.B.S. ise olaydan kısa bir süre önce sanık ile karşılaştıklarını dile getirdi.
Kendisine borçları olmadığını iddia eden B.B.S, “Madem borcumuz olduğunu iddia ediyor, neden bizden istemedi? Annemi o halde gördüğümde dünyam döndü. Annemin yüzü yere yatıktı. Önce yaşıyor zannettik. Babamla birlikte çevirdiğimizde kafasının dağılmış olduğunu gördük. Böyle bir vahşet, canavarlık yok. 15-20 keser darbesi vardı.” dedi.
Müştekiler M.S. ve A.S. de annelerinin kolunda daha önce gördüğü 5 bileziği çalmak için cinayeti işlediğini öne sürdükleri sanığın en ağır cezayı almasını talep etti.
Duruşma savcısı mütalaasında, sanığın “kadına karşı kasten öldürme” ve “konutta silahla yağma” suçlarından cezalandırılmasını istedi.
Sanık İ.K. ise savunmasında, cinayeti işlediğini kabul edip, yağma suçunu işlemediğini iddia etti.
Müştekiler ile gübre taşıma karşılığında 4 günlüğüne anlaştığını, bir günlük ücreti olan 500 lirayı aldığını ancak 3 günlük ücreti olan 1500 lirayı vermediklerini öne süren sanık, “Evlerine gidip H.S’ye oğlu B.B.S’yi sordum. Eşim için çok ağır sözler söyledi. Elindeki kevgirle bana vurmaya çalışınca kendimi korudum. Niyetim öldürmek değildi. Cinayeti işledim ama yağma suçunu kabul etmiyorum. Bin kere pişmanım.” ifadelerini kullandı.
Mahkeme heyeti, sanık İ.K’ye “kadına karşı kasten öldürme” suçundan ağırlaştırılmış müebbet, “konutta silahla yağma” suçundan ise 10 yıl 6 ay hapis cezası verdi.
“Eşim rahat uyusun”
Maktul H.S’nin eşi S.A.S, duruşmadan sonra adliye çıkışında gazetecilere, eşinin cinayete kurban gittiğini söyledi.
Komşuları olan sanığa sürekli yardım ettiklerini iddia eden S.A.S, “3 ay boyunca ekmek aldık, verdik. Sonuç bu olmamalıydı. Yaşasın Türk adaleti. Eşim rahat uyusun ama geri gelmez. Çok acılıyım. Eşim ile çektirdiğimiz bu resme sarılmadan uyuyamıyorum. Psikolojim çok bozuk. Destek olan herkese teşekkür ediyorum.” diye konuştu.
Gesi Mahallesi Yüksel Çavuşoğlu Caddesi’ndeki müstakil evinde 13 Kasım 2023’te H.S’nin öldürülmüş halde bulunmasıyla ilgili İl jandarma Komutanlığı, Melikgazi İlçe Jandarma Komutanlığı ve Jandarma Suç Araştırma Timleri tarafından yapılan çalışmalar kapsamında gözaltına alınan İ.K. tutuklanmıştı.
]]>Eskişehir 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmaya, tutuklu sanıklar Nur Elif T’nin babaannesi Cihangül K, amcası Sezer T. ve halası Deniz T, cezaevinden Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) aracılığıyla katıldı.
Nur Elif T’nin babası Gökhan T. ve annesi Sibel T. ile tarafların avukatları duruşma salonunda yer aldı. Sibel T’nin babası Ali T, duruşmada SEGBİS üzerinden tanık olarak dinlendi.
Ali T, duruşmadaki beyanında, hala Deniz T’nin çocuklara iyi baktığını söyledi.
Çocukların daha önce Bursa’da kendisinde de kaldığını ifade eden Ali T, çocukları yanına almak için gittiğinde, onların kendisiyle gelmek istemediklerini aktardı.
Sibel T. ise tanık babasının beyanlarına ilişkin aleyhte olan hususları kabul etmediğini belirterek, “Babama, çocuklarıma kötü baktıklarını söyledim. 3 çocuğumu da yanımda götürmesini istemiştim.” dedi.
Sanıklardan Deniz T, konuyla ilgili, “Amcam doğru söylüyor. Yeğenlerim amcamda da kaldı. Bende de kalmıştı.” ifadelerini kullandı.
Sanık ve tanık beyanlarının ardından esas hakkındaki mütalaasını açıklayan cumhuriyet savcısı, Nur Elif T’nin ölümüne ilişkin, sanıklar Cihangül K, Deniz T. ve Sezer T. hakkında, “Canavarca hisle öldürme” suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası talebinde bulundu.
Ölen Nur Elif T’nin annesi Sibel ve babası Gökhan T, mütalaaya ilişkin adaletin yerini bulmasını istediklerini ifade etti.
Duruşma 2 Nisan’a ertelendi.
İddianameden
Tepebaşı ilçesi Fevzi Çakmak Mahallesi Uzunpınar Sokağı’nda iki ağabeyi ile yaşayan Nur Elif T. (6), 14 Aralık 2022’de rahatsızlanmasının ardından tedaviye alındığı Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Hastanesi’nde hayatını kaybetmiş, bakımsız kaldığı iddia edilen kızın ölümüne ilişkin gözaltına alınan halası Deniz T, amcası Sezer T. ve babaannesi Cihangir K. tutuklanmıştı.
Babası Gökhan T. ile annesi Sibel T. cezaevinde tutuklu bulunan Nur Elif T’nin ağabeyleri Y.T. (9) ve M.T. (12) ise Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğünce korumaya alınmıştı.
Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılığınca iddianamede yer verilen adli tıp raporunda, Nur Elif T’nin farklı tarihlerde fiziksel istismara maruz bırakıldığı ve ölümünün uzun süreli beslenme yetersizliğine bağlı gerçekleştiği belirtilmişti.
Ayrıca iddianamede, maktul ve mağdurların insani şartlarda ve insani koşullarda yaşamadıkları, soğuk bir ortamda, eşyasız, çocukların fiziksel ve ruhsal gelişimine uygun olmayan koşullarda yaşadıkları, odadan ayrılmalarına engel olacak şekilde kapıya çan bağlamak suretiyle kapının açılmasından sanıkların haberdar oldukları, mağdur çocukların ve maktulün günlerce herhangi bir besin maddesi yemeden çatı arasında kaldıklarına yer verilmişti.
Elif Nur T’nin günlerce hatta haftalarca aç bırakılarak şüpheliler tarafından ölüme terk edildiği aktarılan iddianamede, mağdurların ise yine açlığa ve susuzluğa terk edildikleri buna rağmen sanıkların bu duruma aldırış etmeden yaşantılarına devam ettikleri, kendileri uygun ortamda ve yeterli beslenme imkanı bulmuşken maktul ve mağdurları bu imkanlardan bilerek mahrum ettikleri belirtilmişti.
Sanıkların, “çocuğa ya da beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı canavarca hisle veya eziyet çektirerek öldürme” suçundan ağırlaştırılmış müebbet, korumaya alınan 2 kardeş için “çocuğa karşı eziyet” suçundan 16’şar yıla kadar hapsi isteniyor.
]]>Sancaktepe’de elleri ve ayakları külotlu çorapla bağlı şekilde ölü olarak bulunan Semih Sevim cinayetine ilişkin eski sevgilisi olduğu öne sürülen Seçil Çiftçi ile cesedi birlikte ormanlık alana bıraktığı iddia edilen babası Cemal Çiftçi’nin yargılanmasına devam edildi. İstanbul 19. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmada tutuklu sanık Seçil Çiftçi ile tutuksuz sanık Cemal Çiftçi hazır bulundu. Duruşmaya öldürülen Semih Sevim’nin ailesi ile tarafların avukatları da katıldı.
“Sanık tarafından yapılabileceği gibi başkaları tarafından da yapılabilmiş olabilir”
Mahkemede Adli Tıp Kurumu’ndan rapor geldiğini, raporda ölen Sevim’de tespit edilen yaralanmaların tamamının bağla boğma öncesi meydana getirilmiş olduğu, ayrıca ölende meydana gelen yaralanmaların tamamının sanığın kendisi tarafından yapılabileceği gibi bir başkası ya da başkaları tarafından da yapılmış olabileceği, bunlar arasında tıbben ayrım yapılamadığı aktarıldı. Raporda ayrıca, kişinin bağla boğma sonucu olay esnasında ölmüş olduğu da belirtildi.
“O anda yerde bulduğum kilotlu çorap ile kollarını bağlamak istedim”
Duruşmada savunma yapan sanık Seçil Çiftçi, “Adli Tıp Kurumu raporu benim olayı anlattığım şekli zaten doğrulamıştır. Kafasının arkasına önce alkol şişesiyle vurmuştum ancak herhangi bir şekilde etkilenmedi. Elinde bıçak olduğu için bu defa sopayla birkaç kez kendisine vurdum. Sağ kolundaki yaralanmalar muhtemelen bu sırada oluşmuştur. Semih darbe almasına rağmen etkilenmeyip tekrar kalkmaya çalıştı. Boğma olayına ilişkin olarak da sadece o anda yerde bulduğum külotlu çorap ile kollarını bağlamak istedim, o anda boğazına nasıl geldiğini hatırlamıyorum. Olay sebebiyle çok pişmanım, ben istemeden bu durum yaşandı. Takıntılıydı, olaylara kendisi sebebiyet verdi. Tahliyemi talep ediyorum” dedi.
“Rahatsız edildiği yönündeki cümleleri doğru değildir”
Söz alan müşteki Sevgi Arslan ise ifadesinde, “Seçil’in kendisi de ağabeyimi sürekli cep telefonuyla aramaktaydı. Sürekli barışma talepli konuşmaları vardır, rahatsız edildiği yönündeki cümleleri doğru değildir” diye konuştu. Diğer müştekiler de Seçil Çiftçi’ye yardım eden başkalarının da olduğunu ve sanığın eylemi tek başına yapmasının mümkün olmadığını söyleyerek 2 sanığın da cezalandırılmasını talep ettiler. Ayrıca müşteki avukatları, sanık Cemal Çiftçi’nin de tutuklanmasını istediler.
Bu sırada söz alan sanık Seçil Çiftçi, “Ben eylemi tek başıma yaptım, yanımızda başkası yoktu. Ben yalnız yaşayan bir insanım, deliller ortadadır” ifadelerini kullandı.
Mütalaa hazırlanacak
Ara kararını açıklayan mahkeme, sanık Seçil Çiftçi’nin tutukluluk halinin devamına ve dosyanın mütalaasını hazırlaması için Cumhuriyet Savcısı’na gönderilmesine karar vererek duruşmayı erteledi.
İddianameden
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nca hazırlanan iddianamede, 1 Ocak 2023’te Sancaktepe Sazak Çeşme Mesire Yeri yakınlarında bir kişinin ölü olarak bulunması üzerine soruşturma işlemlerine başlandığı, ölen kişinin ise hakkında öncesinde ‘kayıp şahıs’ ihbarında bulunulan Semih Sevim (40) olduğunun tespit edildiği kaydedildi.
Müşteki olarak ifade veren Sevim’in kardeşi Sebile Selvitopu’nun ifadesine yer verilen iddianamede, kardeşi Semih Sevim’in 22 Aralık 2022’de Tokat’tan İstanbul’a gittiğini, kardeşinin Seçil Çiftçi ile karşılıklı olarak birbirlerini tehdit etmeleri iddiasıyla ilgili duruşması için gittiğini ve kardeşinin Seçil Çiftçi ile yaklaşık 5-6 yıldır Tokat’tan tanıştıklarını söylediği aktarıldı.
Dosyaya sunulan yazışmaların incelenmesine de yer verilen iddianamede, Seçil Çiftçi’nin ölen Semih Sevim’e hitaben, “Ölümün benim elimde, seni vurduracağım, senin kafanın kesildiğini paylaşacağım. Israrla belirtmek isterim ki bu şahsın yaklaşık 5 senedir tehditlerine maruz kaldım, hep beni ailemle tehdit etti. Sıkıldım bu tehditlerden, benim babam baba gibi baba, benim anam ana gibi ana. Seni öldüreceğim, paşa paşa da cezasını yatacağım, seni vurduracağım” gibi mesajlar gönderildiği kaydedildi.
Hazırlanan iddianamede şüpheliler Cemal Çiftçi ile Seçil Çiftçi’nin ‘tasarlayarak kasten öldürme’ suçundan ayrı ayrı ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılması talep edildi. – İSTANBUL
]]>Bültende Yunan basınında yer alan, “Yunan Devrimi’nin ulusal yıl dönümünün (25 Mart) araya girmesi ve iki ülkede ulusal bayramlarda tatbikat yapılmamasına rağmen Türkiye, NOTAM yayımladı” şeklindeki iddianın doğru olmadığı belirtildi.
Yunan medyasında Türk Deniz ve Hava Kuvvetlerinin Ege Denizinde yapacağı tatbikat için Türkiye’nin yayımladığı, 4 Mart-30 Nisan tarihlerini kapsayan NOTAM’ın “25 Mart Yunanistan Bağımsızlık Günü” için istisna içermemesinden dolayı Yunan tarafının rahatsız olduğu yönündeki iddialara yer verildiğinin tespit edildiği bildirilen bültende, “Ülkemizce 2 Mart 2024 tarihinde yayımlanan ve 4 Mart-30 Nisan 2024 tarihlerini kapsayan A2099/24 sayılı NOTAM, Yunanistan tarafından 28 Şubat 2024 tarihinde yayımlanan ve Ege Denizi’nde tehlikeli saha ilan eden A0630/24 sayılı NOTAM’a karşılık olarak yayımlanmıştır.” açıklaması yapıldı.
Ayrıca bültende Yunanistan’ın 4 Mart-30 Nisan tarihlerini kapsayan NOT??’ın Ramazan Bayramı ile 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı için istisna içermediği, Türkiye’nin bahse konu NOTAM’ı mütekabiliyet esasına göre yayımladığı, Yunan medyasındaki haberlerde bu konuya yer verilmeyerek manipülasyon yapıldığı kaydedildi.
“Gazze’ye girecek yardımların İsrail tarafından engellenmediği” iddiaları
Bültende İsrail Hükümet Sözcüsü Eylon Levy’nin, “Gazze Şeridi’ne girecek insani yardımların İsrail tarafından engellenmediği” iddiası da yalanlandı.
Birleşmiş Milletler verilerinin de İsrailli yetkililerin “Yardım geçişleri arttı” iddiasının aksini gösterdiği kaydedilen bültende, verilere göre şubatta teslim edilen ortalama yardım tırı sayısının önceki aya göre yüzde 50 azaldığı vurgulandı.
İsrail’in ayrıca, Kuzey Erez ve El Muntar gibi kritik geçişleri kapalı tutarak Gazze’nin kuzeyine erişimi engellediğine işaret edilen bültende, şunlar bildirildi:
“BM’nin çağrısında önlem alınmazsa Gazze’de kıtlığın neredeyse kaçınılmaz olacağı konusunda uyarıda bulunulmuştur. Gazze Sağlık Bakanlığı Sözcüsü Eşref el-Kudra, yaptığı açıklamada, onlarca kişinin hastanelere ulaşamadan açlık nedeniyle sessizce öldüğüne inandıklarını belirtmiştir. BM’nin işgal altındaki Filistin Bölgesi İnsani Yardım Koordinatörü Jamie McGoldrick, çarşamba günü BM Genel Merkezi’nde gazetecilere yaptığı açıklamada, Gazze’de çocukların açlıktan öldüğünü ifade etmiştir. BM Dünya Gıda Programı’ndan yapılan son açıklamada, 14 kamyonluk gıda konvoyunun İsrail ordusu tarafından üç saat boyunca Gazze’nin güneydoğusundaki Wadi Gazze kontrol noktasında bekletildiğini, ardından geri çevrildiğini duyurmuştur.
Tüm uluslararası kuruluşlar, İsrail ordusunun bölgeye yardım girişini engellediğini doğrulamaktadır. İsrail’in, Filistin halkına yönelik soykırımını kamufle etmek amacıyla yürüttüğü propagandaya itibar etmeyiniz.”
“Sığınmacıların Ankara’da bir evi yaktıkları” iddiası
Bültende sosyal medyada yer alan “Sığınmacılar, Ankara’da bir evi yakmış” şeklindeki iddianın da doğru olmadığı vurgulandı.
13 Şubat 2024’te saat 07.00 sıralarında Ankara’nın Altındağ ilçesine bağlı Yıldıztepe Mahallesi’ndeki adresten gelen yangın ihbarı üzerine, emniyet ve itfaiye birimlerinin olay yerine intikal ettiği kaydedilen bültende, ikametin çatı köşe ve ön taraf balkon kısımlarında bulunan eski eşyanın yandığının görüldüğü, herhangi bir yaralanmanın ve çevreye sirayet olmadığının tespit edildiği bildirildi.
İkamette oturan F.K. ile yapılan görüşmede eşinin mutfakta çay demlediğini, bir anda her şeyin alev aldığını, dışarı çıktıklarını ve itfaiye ekiplerinin yangına müdahale ettiğini anlattığı kaydedilen bültende, şu bilgilere yer verildi:
“Adreste oturan vatandaşımız, herhangi bir şikayetlerinin olmadığı yönünde beyanda bulunmuş, konuyla ilgili Cumhuriyet savcısına bilgi verilerek tahkikata başlanmıştır. Gerek güvenlik güçleri gerek itfaiye yetkililerinin yaptığı araştırmalarda herhangi bir kasıt unsuruna rastlanılmamış, ifade veren ev sahipleri yangının tam olarak neden çıktığını bilmediklerini beyan etmişlerdir.”
“Seçimde oy kullanacağınız sandık değişti” bildirimleri
Bültende bazı cep telefonları ve e-posta adreslerine gelen “Seçimde oy kullanacağınız sandık değişti” şeklindeki benzeri mesajlar ve e-postaların dolandırıcılık amaçlı olduğu kaydedildi.
Yüksek Seçim Kurulunun kesin listelerinin ardından kanundaki istisnalar dışında hiçbir seçmenin oy kullanacağı sandığın yerinde değişiklik yapılmadığının hatırlatıldığı bültende, resmi kurum ve kuruluşların ad ve logoları kullanılarak gerçekleştirilmeye çalışılan dolandırıcılık faaliyetlerine karşı dikkatli olunması, resmi kurumların bildirimleri haricinde herhangi bir bildirim veya duyuruya itibar edilmemesi hususunda uyarıda bulunuldu.
“Filistinlilerin oyuncak bebekle propaganda yaptıkları” iddiası
Bültende İsrail’in sosyal medyadaki propaganda hesaplarından paylaşılan görüntülerle ilgili, “Filistinliler, oyuncak bebekle propaganda yapıyor” şeklindeki iddianın doğru olmadığı kaydedildi.
Bahse konu fotoğraftaki bebeklerin Gazze’nin güneyindeki Refah kentinde İsrail’in saldırıları sonucu hayatını kaybeden Rania Abu Anza’nın 4 aylık ikiz bebekleri Naeim ve Wissam olduğu belirtilerek, şu ifadelere yer verildi:
“Rania Abu Anza, İsrail’in 3 Mart’taki saldırısı sonucu çocuklarının yanı sıra eşini ve diğer 11 akrabasını kaybetmiştir. Birçok uluslararası medya kuruluşu, çocukların hayatını kaybetmesiyle ilgili doğrulanmış görüntüleri dünya kamuoyu ile paylaşmıştır. İsrail’in 7 Ekim’den bu yana Gazze’ye düzenlediği saldırılarda en az 13 bin 230’u çocuk olmak üzere 30 bin 410 Filistinli hayatını kaybetmiştir. İsrail’in dünya kamuoyunu manipüle etmeye yönelik propagandasına itibar etmeyiniz.”
“Seçimden sonra IMF ile görüşme yapmak için ABD’den destek istendiği” iddiası
Bültende bazı basın yayın organları ve sosyal medya hesaplarından paylaşılan, “Seçimden sonra IMF ile görüşme yapmak için ABD’den destek istendiği” yönündeki iddiaların doğru olmadığı vurgulandı.
Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in, Brezilya’da düzenlenen G20 Bakanlar ve Merkez Bankası Başkanları toplantısı kapsamında ABD Hazine Bakanı Janet Yellen ile bölgesel ve küresel ekonomik gelişmelerin ele alındığı ikili görüşme gerçekleştirdiği belirtilen bültende, şunlar kaydedildi:
“Görüşmede IMF ile ilgili herhangi bir başlık söz konusu olmamıştır. Bakan Şimşek, gerçekleştirdiği ikili görüşmelerde çok taraflı kalkınma bankaları ve ülkelerle işbirliğini güçlendirecek hususlarda görüş alışverişinde bulunmuştur. Piyasalarda güvensizlik ve tedirginlik oluşturmaya yönelik kasıtlı bir şekilde dolaşıma sokulan spekülatif haberlere itibar etmeyiniz.”
“Gazze’de öldürüldüğü öne sürülen kişinin gözlerini açıp kapattığı” iddiası doğru değil
Bültende İsrail’in sosyal medyadaki propaganda hesaplarından paylaşılan, “Al Jazeera’nın kaydettiği görüntülerde Gazze’de öldürüldüğü iddia edilen bir kişi gözlerini açıp kapatıyor” şeklindeki iddianın doğru olmadığı bildirildi.
İsrail ordusunun saldırısı sonucu Gazze’nin Reşid Caddesi’ndeki Nablusi Kavşağı’nda yardım bekleyen 112 Filistinlinin hayatını kaybettiği, 760 kişinin yaralandığı kaydedilen bültende, “Saldırının ardından açıklamalarda bulunan Filistin Kızılayı Sözcüsü Raed al-Nims, hayatını kaybedenleri ve yaralıları hastaneye taşımaya çalıştıklarını ancak sayının mevcut ambulans ve sağlık ekibi kapasitesinin çok ötesinde olduğunu ifade etmiştir.” bilgisine yer verildi.
Ayrıca bölgeden gelen görüntülerde yaralanan sivillerin kağnı dahil her türlü araç kullanılarak hastanelere ulaştırılmaya çalışıldığı belirtilerek, şu ifadelere yer verildi:
“Al Jazeera da bu çabaların ortasında kaydedilen bazı görüntüleri, ‘Yaralıları yakındaki bir hastaneye taşımak için boş bir kamyonet kullanıldı’ başlığıyla servis etmiştir. Haberin başlığından da anlaşılacağı üzere, kamyonetle ‘yaralı siviller’ taşınmaktadır. Ayrıca görüntülerde hayatını kaybeden sivillerin yanı sıra yaralıların da olduğu açıkça görülmektedir. Dolayısıyla görüntülerde hareket eden veya mimikleri fark edilen kişiler yaralılardır. İsrail’in dünya kamuoyunu manipüle etmeye yönelik dezenformasyon kampanyasına itibar etmeyiniz.”
“Gümrüklerde kaçakçılık faaliyetlerine göz yumulduğu” iddiası
Bültende bazı basın yayın organlarında yer alan, “Gümrüklerde kaçakçılık faaliyetlerine göz yumuluyor, casusluk faaliyetlerine izin veriliyor” şeklindeki iddiaların doğru olmadığı bildirildi.
Türkiye’de gümrük işlemleriyle ilgili denetimlerin, yasalar çerçevesinde aralıksız sürdürüldüğü vurgulanan bültende, belirlenen suçların savcılığa intikal ettirildiği ve gereken kararların da yargı tarafından verildiği kaydedildi.
Geçen günlerde yürütülen çalışmalar sonucu usulsüz işlem yaptığı tespit edilen 5’i kamu personeli 9 kişinin, savcılığın talimatı üzerine gözaltına alındığı ifade edilen bültende, “Konuyla ilgili detaylı inceleme yürütmek üzere 4 ticaret müfettişi de görevlendirilmiştir. Ayrıca bahse konu haberlerde geçen ‘İngilizlerle gizli antlaşmalar imzalandığı’ yönündeki iddialar da doğru değildir. İngiliz yetkililerle müşterek çalışmalar, üye olunan ortak uluslararası kuruluşlar vasıtasıyla yürütülmektedir. İddia edildiği gibi bir anlaşmanın imzalanması söz konusu değildir.” bilgisi paylaşıldı.
“Birçok suçtan yargılanan Andrew Tate’in İstanbul’da olduğuna dair paylaşım yaptığı” iddiası
Bültende bazı sosyal medya hesaplarında paylaşılan “İnsan kaçakçılığı, tecavüz ve suç örgütü kurmak suçlarından yargılanan Andrew Tate, sosyal medya hesabından İstanbul’da olduğuna dair bir paylaşım yaptı” şeklindeki iddiaların manipülasyon içerdiği bildirildi.
Andrew Tate’in en son Türkiye’ye 14 Mart 2021’de giriş yaptığı ve 15 Mart 2021’de ülkeden ayrıldığının tespit edildiği belirtilen bültende, şunlar kaydedildi:
“Tate’in ülkemize giriş yaptığı tarihte hakkında kırmızı bülten ve tahdidinin olmadığı belirlenmiştir. Yapılan incelemelerde şahsın iddiaya konu fotoğrafı Beşiktaş’taki bir otelin alt katında bulunan bir restoranda 2 yıl önce kaydettiği bilgisine ulaşılmıştır. Ayrıca şahıs, İstanbul’da kaydedilen fotoğrafını iddia edildiği gibi, ‘İstanbul’da olduğu’ yönünde bir notla değil ‘şehri tahmin et’ notuyla paylaşmıştır.”
]]>Gizli fon dolandırıcılığı davası bugün İstanbul 41. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmeye devam edecek. Futbolcular ve iş insanlarını yaklaşık 26 milyon dolar dolandırmakla suçlanan eski bankacı Seçil Erzan 4. kez hakim karşısına çıkacak.
Erzan’ın da aralarında bulunduğu 7 sanık önceki duruşmalarda savunma yapmıştı. Dolandırıldıklarını iddia eden 11 kişi de müşteki sıfatıyla mahkemeye ifade verdi.
200 SAYFALIK RAPOR DAVA DOSYASINDA
3’üncü duruşmanın ardından Erzan’a ait cep telefonlarında yapılan bilirkişi incelemesine ilişkin 200 sayfalık rapor da dava dosyasına dahil edildi. Erzan’la banka yetkilileri arasındaki yazışmaların da yer aldığı raporda Fatih Terim ve Arda Turan’ın kredileri hakkında konuşmaları dikkat çekmişti.
TURAN, BELÖZOĞLU, MUSLERA VE İNAN’IN DURUŞMAYA KATILMASI BEKLENİYOR
Yaklaşık 7,5 milyon dolar dolandırılan Arda Turan, 3 duruşmaya da katılmayan isimler arasında. Turan’la birlikte mazeret bildirip duruşmaya gelmeyen eski futbolcular Emre Belözoğlu, Selçuk İnan ve kaleci Fernando Muslera 4. duruşmada müşteki olarak dinlenecek. İstanbul Adliyesi’ne ilk gelen isimse Galatasaraylı futbolcu Muslera oldu. Bu isimlerin duruşmaya gelmemeleri durumunda haklarında zorla getirme kararı çıkarılacak.
ERZAN HAKKINDA 252 YILA KADAR HAPİS CEZASI İSTENİYOR
Sanık Erzan’ın “özel belgede sahtecilik” ve “tacir veya şirket yöneticisi olan ya da şirket adına hareket eden kişilerin ticari faaliyetleri sırasında, kooperatif yöneticilerinin kooperatifin faaliyeti kapsamında nitelikli dolandırıcılık” suçlarından 69 yıldan 226 yıla kadar hapsi istenen ana iddianamenin ardından hazırlanan yeni iddianameyle Erzan hakkında istenen hapis cezası da yükseldi.
Erzan’ın, 77 yıldan 252 yıla kadar hapsinin talep edildiği iddianamede, sanıklar Ali Yörük, Kerem Can, Hüseyin Eligül, Nazlı Can, Atilla Yörük ve Asiye Öztürk’ün ise aynı suçlardan 3 yıl ile 85 yıl arasında hapisle cezalandırılması isteniyor.
NE OLMUŞTU?
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan iddianamede, sanık Seçil Erzan’ın, bir bankanın Levent’teki şubesinde müdür olarak çalıştığı ve müşteki Bülent Çeviker’den kişisel güven ilişkisine dayalı 2 milyon dolar alarak yüksek kar vaadiyle yeniden kendisine iade edeceğini bildirdiği kaydediliyor.
İddianamede, müşteki Çeviker’e para karşılığında yazılı evrak verildiği, ancak daha sonra Çeviker’in Erzan’a ulaşmaya çalışsa da ulaşamadığı, durumu bankaya bildirdiği, banka tarafından araştırma yapıldığı, Erzan hakkında suç duyurusunda bulunulduğu ifade ediliyor.
Sanık Erzan’ın bu yöntemle futbolcular, iş insanları ve çeşitli meslek gruplarından müştekilere, yüksek kar getirisi olan güvenilir bir fon bulunduğunu ve yine kamuoyunda tanınan Fatih Terim ve Hakan Ateş gibi isimlerin bu fona dahil olduğunu söyleyerek, müştekileri bu fona para yatırmaya ikna ettiği anlatılan iddianamede, gerçekte ise böyle bir fonun hiç olmadığının tespit edildiği belirtiliyor.
İddianamede, Erzan’ın, müştekilerin verdiği paralara ilişkin sahte belgeler oluşturup, bu belgelere bankanın kaşesini ve ıslak imzasını atıp müştekilere teslim ettiği ve dolandırıcılık kastıyla hareket ettiği kaydediliyor.
]]>Kocasının görüntülü sohbet sitelerinde kadın kılığına girerek para kazandığını iddia etti
KOCAELİ – İnternet ortamındaki görüntülü sohbet siteleri 2 çocuk sahibi evli çiftin arasını bozdu. U.A. isimli şahsın para kazanmak amacıyla karısı F.A’yı bu sohbet sitelerine girmeye zorladığı, eşinin bunu kabul etmemesi üzerine “kadın” gibi davranarak kendisinin başkalarıyla görüştüğü ve karşılığında bu kişilerden para istediği iddia edildi. Eşinin baskılarına dayanamadığı için boşanma davası açtığını söyleyen F.A., “Külotlu çorap giyiyordu. Yüzünü göstermiyordu. Canlı sohbet sitelerinde bulunan görevliler ‘Erkek misin?’ diye şüphelenip aradığında eşim beni konuşturuyordu” dedi.
Edinilen bilgiye göre, İzmir’de bir anaokulunda hizmetli olarak çalışan F.A. ile Tokat’ta restoranda çalışan U.A. (37), yaklaşık 5 yıl önce sosyal medyadan tanıştı. Evlenmeye karar veren çift, bir süre Tokat’ta ikamet ettikten sonra sırasıyla İzmir, Gebze ve Sakarya’da yaşadı. Aynı zamanda çiftin bu evliliklerinden biri 3, diğeri 5 yaşlarında olmak üzere 2 kızı dünyaya geldi. 5 yıllık evli çiftin arasında taşındıkları Sakarya’da problemler başladı. İnternet ortamındaki görüntülü sohbet siteleri, U.A. ile F.A’nın arasını bozdu. U.A’nın karısı F.A’yı bu sohbet sitelerine girmeye ve başka erkeklerle konuşmaya zorladığı öne sürüldü. İddiaya göre, F.A’nın bunu kabul etmemesi üzerine U.A. farklı bir yönteme başvurdu. Kadın kılığına girdiği, sesini de değiştirerek başka erkeklerle sohbet ettiği ileri sürülen U.A’nın, bu şekilde canlı sohbet sitelerinden para kazandığı iddia edildi.
“Eşim benim telefonumdan birçok kişiyle yazıştı” iddiası
Öte yandan, 2022 yılının temmuz ayında Bursa’da yaşayan C.S. (34), iddiaya göre, sosyal medya üzerinden F.A. ile tanıştı ve ikili bir süre mesajlaştı. F.A’nın görüntülü konuşma için 100 TL istediği, C.S’nin de parayı gönderdiği öğrenildi. Bir süre sonra F.A’nın C.S’yi aralarında geçen yazışmaları yaymakla tehdit ederek, düzenli olarak para istediği iddia edildi. Şantaja dayanamayan C.S’nin ise Bursa Cumhuriyet Başsavcılığına giderek şikayetçi olduğu, F.A. hakkında dava açıldığı bildirildi. Suçlamaları reddeden F.A. ise bu yazışmaları kendi telefonundan U.A’nın yaptığını, eşinin bu şekilde birçok kişiyle yazıştığını iddia etti.
2023 yılının ocak ayında Sakarya’dan Kocaeli’nin Gölcük ilçesine gelen F.A., eşi U.A’dan boşanmak için dava açtı.
“Yaşadığımız mağduriyetlerden dolayı delilleri oluşturmam iki senemi sürdü”
Yaklaşık bir yıldır eşinden ayrı yaşadığını söyleyen F.A., “Boşanma davası henüz sonuçlanmadı. 3 ve 5 yaşında 2 kızım var. Yaşadığımız mağduriyetlerden dolayı delilleri oluşturmam iki senemi sürdü. Delilleri elde ettikten sonra polise ihbar ettim ve boşanma davası açtım. Eşimle evlenirken bana restoranda çalıştığını söylemişti. Dışarıdan normal aile gibi görünüyorlardı. İnternetten tanıştık ve evlendik. Evlendikten sonra sürekli adres değiştirmeye başladık. Sürekli çevresindeki insanlara yalan söylüyordu. Daha sonra bana da yalanlar söylediğini anladım” dedi.
“Külotlu çorap giyiyordu”
Eşinin kendisine bu sohbet sitelerine girmesi için baskı yaptığını iddia eden F.A., “Sitelerde soyunmamı isteyenler oluyordu. Ben yapamadığım için para gelmiyordu. Para gelmeyince eşim bana hakaret ediyordu. Hatta bir kişi bizden şikayetçi olmuş. Hat adıma kayıtlı olduğu için adamla konuşmadığım halde bana dava açıldı. Eşim, siteden konuştuğu adamdan şantaj ve tehditle para istemiş. Bu şekilde şikayet üzerine adıma dava açıldı. Eşim aldığı paraları sürekli kumarda yiyordu. Kadın külotlu çorabı giyiyordu. Yüzünü göstermiyor, sadece bacaklarını gösteriyordu. Canlı sohbet sitelerinde bulunan görevliler ‘Erkek misin?’ diye şüphelenip aradığında eşim beni konuşturuyordu. Eşim önceden bana ne diyeceğimi söylerdi. Sözünü dinlemediğim zaman bana kızıyor, hakaret ediyordu. Eşim 2 seneye yakın bu şekilde para kazandı” ifadelerini kullandı.
(FK-HFV-BA-Y)
]]>Edinilen bilgiye göre, İzmir’de bir anaokulunda hizmetli olarak çalışan F.A. (31) ile Tokat’ta restoranda çalışan U.A. (37), yaklaşık 5 yıl önce sosyal medyadan tanıştı. Evlenmeye karar veren çift, bir süre Tokat’ta ikamet ettikten sonra sırasıyla İzmir, Gebze ve Sakarya’da yaşadı. Aynı zamanda çiftin bu evliliklerinden biri 3, diğeri 5 yaşlarında olmak üzere 2 kızı dünyaya geldi. 5 yıllık evli çiftin arasında taşındıkları Sakarya’da problemler başladı. İnternet ortamındaki görüntülü sohbet siteleri, U.A. ile F.A’nın arasını bozdu. U.A’nın karısı F.A’yı bu sohbet sitelerine girmeye ve başka erkeklerle konuşmaya zorladığı öne sürüldü. İddiaya göre, F.A’nın bunu kabul etmemesi üzerine U.A. farklı bir yönteme başvurdu. Kadın kılığına girdiği, sesini de değiştirerek başka erkeklerle sohbet ettiği ileri sürülen U.A’nın, bu şekilde canlı sohbet sitelerinden para kazandığı iddia edildi.
“Eşim benim telefonumdan birçok kişiyle yazıştı” iddiası
Öte yandan, 2022 yılının temmuz ayında Bursa’da yaşayan C.S. (34), iddiaya göre, sosyal medya üzerinden F.A. ile tanıştı ve ikili bir süre mesajlaştı. F.A’nın görüntülü konuşma için 100 TL istediği, C.S’nin de parayı gönderdiği öğrenildi. Bir süre sonra F.A’nın C.S’yi aralarında geçen yazışmaları yaymakla tehdit ederek, düzenli olarak para istediği iddia edildi. Şantaja dayanamayan C.S’nin ise Bursa Cumhuriyet Başsavcılığına giderek şikayetçi olduğu, F.A. hakkında dava açıldığı bildirildi. Suçlamaları reddeden F.A. ise bu yazışmaları kendi telefonundan U.A’nın yaptığını, eşinin bu şekilde birçok kişiyle yazıştığını iddia etti.
2023 yılının ocak ayında Sakarya’dan Kocaeli’nin Gölcük ilçesine gelen F.A., eşi U.A’dan boşanmak için dava açtı.
“Yaşadığımız mağduriyetlerden dolayı delilleri oluşturmam iki senemi sürdü”
Yaklaşık bir yıldır eşinden ayrı yaşadığını söyleyen F.A., “Boşanma davası henüz sonuçlanmadı. 3 ve 5 yaşında 2 kızım var. Yaşadığımız mağduriyetlerden dolayı delilleri oluşturmam iki senemi sürdü. Delilleri elde ettikten sonra polise ihbar ettim ve boşanma davası açtım. Eşimle evlenirken bana restoranda çalıştığını söylemişti. Dışarıdan normal aile gibi görünüyorlardı. İnternetten tanıştık ve evlendik. Evlendikten sonra sürekli adres değiştirmeye başladık. Sürekli çevresindeki insanlara yalan söylüyordu. Daha sonra bana da yalanlar söylediğini anladım” dedi.
“Külotlu çorap giyiyordu”
Eşinin kendisine bu sohbet sitelerine girmesi için baskı yaptığını iddia eden F.A., “Sitelerde soyunmamı isteyenler oluyordu. Ben yapamadığım için para gelmiyordu. Para gelmeyince eşim bana hakaret ediyordu. Hatta bir kişi bizden şikayetçi olmuş. Hat adıma kayıtlı olduğu için adamla konuşmadığım halde bana dava açıldı. Eşim, siteden konuştuğu adamdan şantaj ve tehditle para istemiş. Bu şekilde şikayet üzerine adıma dava açıldı. Eşim aldığı paraları sürekli kumarda yiyordu. Kadın külotlu çorabı giyiyordu. Yüzünü göstermiyor, sadece bacaklarını gösteriyordu. Canlı sohbet sitelerinde bulunan görevliler ‘Erkek misin?’ diye şüphelenip aradığında eşim beni konuşturuyordu. Eşim önceden bana ne diyeceğimi söylerdi. Sözünü dinlemediğim zaman bana kızıyor, hakaret ediyordu. Eşim 2 seneye yakın bu şekilde para kazandı” ifadelerini kullandı. – KOCAELİ
]]>İSTANBUL – Beyoğlu’nda alkollü şekilde kaldırımda oturan Engin Yalçın ile iş yeri sahibinin aracına cisim fırlatılması nedeniyle tartışan, tartışma sırasında elinde bulunan sipariş kalemiyle Yalçın’ı alnından yaralayarak ölümüne neden olduğu iddia edilen şüpheliye dava açıldı. Hazırlanan iddianamede kalem ‘silah’ sayılırken, şüphelinin 18 yıla kadar hapis cezasına çarptırılması talep edildi.
Beyoğlu’nda 10 Kasım 2023’de iddiaya göre 22 yaşındaki Derviş Karadağ, çalıştığı iş yeri olan börekçiden gürültü duyması üzerine dışarı çıktı. Dışarı çıktığında, Engin Yalçın ile arkadaşının alkollü vaziyette kaldırımda oturduğunu ve hemen karşılarında park halinde bulunan işletme sahibinin aracına bir cisim fırlatıldığını gördü. Bunun üzerine çıkan tartışma sırasında Karadağ, elinde bulunan sipariş kalemiyle Yalçın’ın alnına doğru yumruk attı. Yaralanan ve yoğun kan kaybı yaşayan Yalçın ise kaldırıldığı hastanede olaydan 1 hafta sonra hayatını kaybetti.
Kalem silahtan sayıldı
Olaya ilişkin İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nca yürütülen soruşturma tamamlandı. Hazırlanan iddianamede, Engin Yalçın’ın olay günü 08.00 sıralarında bir arkadaşıyla birlikte alkollü vaziyette kaldırım önünde oturduğu, gürültülü şekilde konuştukları, Yalçın’ın arkadaşının hemen karşılarında park halinde bulunan araca doğru bir cisim fırlattığı, bunun üzerine yan tarafta bulunan işletmeden iş önlüğüyle şüpheli Derviş Karadağ’ın çıktığı aktarıldı. İddianamede, başlayan sözlü tartışma sırasında şüpheli Karadağ’ın, sağ elinde ele geçirilemeyen fakat plastikten yapılma kalem olduğu değerlendirilen, ayrıca silahtan sayılan cisim bulunduğu, o vaziyette Yalçın’ın sol kaş kısmına doğru 1 kez yumruk attığı ve orada uzaklaştığı kaydedildi.
Olaydan 1 hafta sonra vefat ettiği belirtildi
Yalçın’ın yoğun kan kaybı yaşayarak hastaneye kaldırıldığının anlatıldığı iddianamede, olaydan 1 hafta sonra vefat ettiği, düzenlenen otopsi raporunda ise Yalçın’ın otopsisinden alınan örneklerinde uyuşturucu madde tespit edildiği, ayrıca ölümünün cisim yaralanmasına bağlı kafatası kırıklarıyla birlikte beyin kanaması, beyin doku hasarı ve gelişen komplikasyonlar sonucu meydana geldiği belirtildi.
İş yeri sahibinin aracına taş attıklarını görünce uyarmak için dışarı çıktığını söyledi
Şüpheli Derviş Karadağ’ın ifadesine de yer verilen iddianamede, olay sırasında vefat eden Yalçın’ın, arkadaşıyla birlikte alkollü vaziyette taşkınlık yaptıklarını, sağa sola sataştıklarını, içlerinden birinin çalıştığı iş yeri işletmecisine ait araca taş attığını görmesi üzerine uyarmak amacıyla yanlarına gittiğini söylediği belirtildi. Şüpheli ifadesinin devamında ise uyarmak için yanlarına gitmesine rağmen Yalçın’ın kendisine küfür etmesine sinirlenerek elinde iş yerinde kullandığı kalemle öldürme kastı bulunmaksızın ve anlık öfkeyle başına doğru yumruk attığını, ardından eylemini sürdürmeksizin olay yerinden ayrıldığını söylediği aktarıldı.
İddianamede ayrıca, şüpheli Karadağ’ın ilk ifade işlemleri sırasında Yalçın henüz vefat etmediğinden adli kontrol şartıyla serbest bırakıldığı ancak vefat sonrasında yeniden işlemleri yapılarak tutuklandığı kaydedildi.
18 yıla kadar hapis talebi
Hazırlanan iddianamede şüpheli Derviş Karadağ’ın ‘silahla kasten yaralama neticesinde ölüme neden olma’ suçundan 12 yıldan 18 yıla kadar hapis cezasına çarptırılması talep edildi. Şüphelinin yargılanmasına önümüzdeki günlerde İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’nde başlanacak.
]]>Beyoğlu’nda 10 Kasım 2023’de iddiaya göre 22 yaşındaki Derviş Karadağ, çalıştığı iş yeri olan börekçiden gürültü duyması üzerine dışarı çıktı. Dışarı çıktığında, Engin Yalçın (43) ile arkadaşının alkollü vaziyette kaldırımda oturduğunu ve hemen karşılarında park halinde bulunan işletme sahibinin aracına bir cisim fırlatıldığını gördü. Bunun üzerine çıkan tartışma sırasında Karadağ, elinde bulunan sipariş kalemiyle Yalçın’ın alnına doğru yumruk attı. Yaralanan ve yoğun kan kaybı yaşayan Yalçın ise kaldırıldığı hastanede olaydan 1 hafta sonra hayatını kaybetti.
Kalem silahtan sayıldı
Olaya ilişkin İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nca yürütülen soruşturma tamamlandı. Hazırlanan iddianamede, Engin Yalçın’ın olay günü 08.00 sıralarında bir arkadaşıyla birlikte alkollü vaziyette kaldırım önünde oturduğu, gürültülü şekilde konuştukları, Yalçın’ın arkadaşının hemen karşılarında park halinde bulunan araca doğru bir cisim fırlattığı, bunun üzerine yan tarafta bulunan işletmeden iş önlüğüyle şüpheli Derviş Karadağ’ın çıktığı aktarıldı. İddianamede, başlayan sözlü tartışma sırasında şüpheli Karadağ’ın, sağ elinde ele geçirilemeyen fakat plastikten yapılma kalem olduğu değerlendirilen, ayrıca silahtan sayılan cisim bulunduğu, o vaziyette Yalçın’ın sol kaş kısmına doğru 1 kez yumruk attığı ve orada uzaklaştığı kaydedildi.
Olaydan 1 hafta sonra vefat ettiği belirtildi
Yalçın’ın yoğun kan kaybı yaşayarak hastaneye kaldırıldığının anlatıldığı iddianamede, olaydan 1 hafta sonra vefat ettiği, düzenlenen otopsi raporunda ise Yalçın’ın otopsisinden alınan örneklerinde uyuşturucu madde tespit edildiği, ayrıca ölümünün cisim yaralanmasına bağlı kafatası kırıklarıyla birlikte beyin kanaması, beyin doku hasarı ve gelişen komplikasyonlar sonucu meydana geldiği belirtildi.
İş yeri sahibinin aracına taş attıklarını görünce uyarmak için dışarı çıktığını söyledi
Şüpheli Derviş Karadağ’ın ifadesine de yer verilen iddianamede, olay sırasında vefat eden Yalçın’ın, arkadaşıyla birlikte alkollü vaziyette taşkınlık yaptıklarını, sağa sola sataştıklarını, içlerinden birinin çalıştığı iş yeri işletmecisine ait araca taş attığını görmesi üzerine uyarmak amacıyla yanlarına gittiğini söylediği belirtildi. Şüpheli ifadesinin devamında ise uyarmak için yanlarına gitmesine rağmen Yalçın’ın kendisine küfür etmesine sinirlenerek elinde iş yerinde kullandığı kalemle öldürme kastı bulunmaksızın ve anlık öfkeyle başına doğru yumruk attığını, ardından eylemini sürdürmeksizin olay yerinden ayrıldığını söylediği aktarıldı.
İddianamede ayrıca, şüpheli Karadağ’ın ilk ifade işlemleri sırasında Yalçın henüz vefat etmediğinden adli kontrol şartıyla serbest bırakıldığı ancak vefat sonrasında yeniden işlemleri yapılarak tutuklandığı kaydedildi.
18 yıla kadar hapis talebi
Hazırlanan iddianamede şüpheli Derviş Karadağ’ın ‘silahla kasten yaralama neticesinde ölüme neden olma’ suçundan 12 yıldan 18 yıla kadar hapis cezasına çarptırılması talep edildi. Şüphelinin yargılanmasına önümüzdeki günlerde İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’nde başlanacak. – İSTANBUL
]]>Sultangazi’de 30 Mayıs 2022’de eski sevgilisi Zehra Ejderha’nın evinin önünde cansız bedeni bulunan Murathan Yılmaz’ın ölümünden sorumlu oldukları iddia edilen anne Türkan, baba Ahmet ve abi Mehmet Ejderha’nın yargılandığı dava karara bağlandı. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’nde geçtiğimiz günlerde görülen duruşmada tutuklu sanıklar Ahmet Ejderha ve Mehmet Ejderha, tarafların avukatlarıyla birlikte hazır bulundu. Duruşmaya maktul Murathan Yılmaz’ın ailesi de müşteki sıfatıyla katıldı. Duruşmada son sözleri sorulan sanıklar, tahliyelerini ve beraatlarını talep etti.
Karar açıklandı
Kararını açıklayan mahkeme, sanıklar Ahmet Ejderha ile Mehmet Ejderha’yı ‘kasten öldürme’ suçundan önce ayrı ayrı müebbet hapis cezasına çarptırdı. Sanıkların eylemlerini haksız tahrik altında işlediğini de dikkate alan heyet, bu cezayı 14’er yıl 2’şer ay hapis cezasına çevirdi.
2 sanığa 15’er yıl hapis cezası
Sanıklara ‘ruhsatsız silah bulundurma’ suçundan ayrı ayrı 11 ay 20 gün hapis cezası veren mahkeme, bu suçtan hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verdi. Toplamda 15’er yıl 1’er ay hapis cezasına çarptırılan sanıkların tutukluluk hallerinin de devamına karar verildi.
1 sanığa beraat
Öte yandan mahkeme, sanık Türkan Ejderha’nın üzerine atılı suçtan kesin ve inandırıcı delil elde edilemediği gerekçesiyle beraatına karar verdi.
İddianameden
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nca hazırlanan iddianamede, Murathan Yılmaz ‘maktul’, Binnaz Yılmaz ile Hamza Yılmaz ‘müşteki’, Mehmet Ejderha, Türkan Ejderha ve Ahmet Ejderha ise ‘şüpheli’ sıfatıyla yer aldı.
Hazırlanan iddianamede, şüpheliler Ahmet, Türkan ve Mehmet Ejderha’nın 30 Mayıs 2022’de maktul Murathan Yılmaz’ın ikamet adreslerinin önünde gördükleri, bunun üzerine şüpheli Ahmet ile Mehmet’ in fikir ve eylem birliği içerisinde hareket ederek Murathan Yılmaz’a ateş ederek öldürdükleri, olay yerinden 2 silaha ait kovan ele geçirildiği, olayın hemen sonrasında ise şüpheli Türkan’ın diğer şüpheliler Ahmet ve Mehmet’ e yardım ederek silahlardan birini komşusu Raziye’ye vererek saklanmasını istediği aktarıldı.
İddianamede, kimliğinin gizli kalmasını isteyen bir şahsın olayın bir kısmını gördüğünün, şüpheli Ahmet’in maktule doğru 2-3 el ateş ettiğini, daha sonra bu silahı olay yerinde bulunan eşi şüpheli Türkan’a verdiğini, Türkan’ın da komşusu olan Raziye’ye verdiğini söylediği kaydedildi.
Olay sonrası şüpheli Mehmet’in 2.silahı alarak ve kamera kayıt cihazını da sökerek tespit edilemeyen bir yere gizlediğinin anlatıldığı iddianamede,, böylece şüphelilerin fikir ve eylem birliği içerisinde hareket ettikleri, şüpheli Ahmet ve Mehmet’ in maktule ateş ettikleri, şüpheli Türkan’ın da yardım eden sıfatıyla diğer şüphelilerin eylemlerine iştirak ettiği kaydedildi.
Hazırlanan iddianamede şüpheliler Mehmet Ejderha ve Ahmet Ejderha’nın ayrı ayrı ‘kasten öldürme’ suçundan müebbet ile ‘ruhsatsız silah bulundurma’ suçundan 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezalarına çarptırılmaları talep edildi. Şüpheli Türkan Ejderha’nın ise ‘yardım eden sıfatıyla kasten öldürme suçuna iştirak’ suçundan 10 yıldan 15 yıla kadar hapsi istendi. – İSTANBUL
]]>Bültende, İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog’un Münih Güvenlik Konferansı’nda ileri sürdüğü, “Bu, Gazze’deki askerlerimiz tarafından bulunan Yahudilerin Sonu adlı kitap. Bu kitabı Hamas’ın üst düzey lideri Mahmud el-Zahar yazmış.” iddiasının doğru olmadığı belirtildi.
Yapılan araştırmalar sonucunda kitabın, 1990’lı yıllarda Mısırlı yazar Abu Al Fida Muhammad Aref tarafından yazıldığının ve Filistin haricindeki iki ülkede basıldığının, iddia edildiği gibi Hamas veya Filistin meselesiyle herhangi bir ilgisinin bulunmadığının tespit edildiği bildirildi.
Öte yandan bazı sosyal medya hesaplarında paylaşılan, yaşlı bir kadının Türkçe bilmediği için havalimanında hizmet alamadığı ve iki buçuk saat rehin alındığı iddiasının doğru olmadığının anlatıldığı bültende, şu bilgilere yer verildi:
“17 Ocak’ta Van’dan İstanbul Havalimanına gelen S.Ç. isimli vatandaşımızın uçağı, 14.26’da piste iniş yapmıştır. Güvenlik kamerası görüntüleri incelendiğinde iddiaların tamamen asılsız olduğu, uçuş ekibinin yaptığı talep doğrultusunda vatandaşımıza uçaktan inişinden, havalimanı çıkış noktasına kadar gerekli tüm hizmetlerin sağlandığı belirlenmiştir. 14.36’da uçağın körük kapısından çıkışı akabinde S.Ç, 14.44’te tekerli sandalye ile alınmıştır. Görevliler tarafından 14.51’de bagaj alım salonuna getirilen S.Ç, 15.39’da bagajını almış ve 2 dakika sonra salondan çıkış yapmıştır. İddiaya konu görüntülerin, 15.42’de bagaj alım salonu önünde kaydedildiği belirlenmiştir.”
Yılda 4 kez MTV alınacak iddiası doğru değil
Bazı basın yayın organlarında yer alan ve sosyal medya hesaplarında paylaşılan, “Yılda 4 kez motorlu taşıtlar vergisi (MTV) alınacak” iddiasının da doğru olmadığı, iddia edilenin aksine Hazine ve Maliye Bakanlığının böyle bir çalışmasının bulunmadığı aktarıldı.
Bültende ayrıca, “İsrail ordusunun Gazze’nin Şucaiyye semtinde kullandığı Türk yapımı füzelerden çıkan şarapnel parçası” iddiasının doğru olmadığı vurgulanarak, şunlar kaydedildi:
“Türkiye’nin savunma sanayii alanında İsrail ile dolaylı veya direkt yoldan herhangi bir mühimmat ticareti bulunmamaktadır. İddiaya konu görselde yer alan parçanın herhangi bir mühimmata ait olup olmadığı dahi belli değildir. Ayrıca markalama için kullanılan made by ifadesi Türk savunma sanayii alanında kullanılmamaktadır.”
Bazı sosyal medya hesaplarından paylaşılan, “Türkiye’de Afganlar, iltica sistemine alınarak geçici koruma verilmesi için bir hazırlık yapılıyor” iddiasının da gerçeği yansıtmadığı, İçişleri Bakanlığı Göç İdaresi Başkanlığının iddia edildiği gibi bir çalışmasının kesinlikle söz konusu olmadığı vurgulandı.
Bültende, bazı sosyal medya hesaplarından, “Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığının açıklaması” iddiasıyla paylaşılan belgenin sahte olduğu bildirildi.
Ayrıca bazı basın yayın organlarında yer alan, “Sağlık Bakanlığı, ilaçları artık kendisi analiz etmeden piyasaya sürecek. Yurttaşlar denek olarak kullanılacak.” iddiasının da gerçek dışı olduğu, Mecliste konuyla ilgili gazetecilerin sorularını yanıtlayan Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın, Sağlık Bakanlığının ilaçları analiz etmeden piyasaya süreceğine ilişkin iddianın doğru olmadığını belirttiği, ruhsat ve denetim sürecinin iyileştirilerek sağlanacağı hatırlatıldı.
“Süper Kupa finali iptal edildi” iddialarının doğru olmadığının belirtildiği bültende, Süper Kupa Finalinin, her iki takımın da lig ve Avrupa maçlarından dolayı fikstür sıkışıklığı olmaması için nisanda yapılmasının planlandığı kaydedildi.
FETÖ’nün manipülasyon amaçlı kullandığı sosyal medya hesaplarından paylaşılan bazı görüntülerin, “Erzincan’daki toprak kayması sırasında kaydedildiği” iddiasının da gerçeği yansıtmadığı, görüntülerin, 22 Şubat 2023’te Çin’in İç Moğolistan Özerk Bölgesindeki bir kömür madeninde meydana gelen kaza sırasında çekildiğinin tespit edildiği bildirildi.
]]>Alınan bilgiye göre, A.A., Antalya Cumhuriyet Başsavcılığının 2022/95605 soruşturma sayılı dosyası kapsamında uyuşturucu madde ticareti suçundan 8 Aralık 2022 tarihinde tutuklandı. A.A., koğuşundaki bir mahkumun yardımıyla avukat M. A.B.’i bularak ailesinin görüşmesini istedi.
495 bin TL vermeleri halinde oğlunun 2-3 ay içerisinde tahliye edileceğini söyledi
İddiaya göre aile ile görüşen avukat, 80 bin TL karşılığında dosyayı takip edebileceğini, ancak oğlunun 2-3 ay içerisinde cezaevinden erken tahliye edilmesini istiyorlarsa kendisinin alacağı vekalet ücreti dışında 150-200 bin TL civarında olduğunu tahmin ettiği bir meblağ karşılığında dosyaya bakan hakim/savcılar ile görüşüp, erken tahliyesini sağlayabileceğini söyledi. İddiaya göre görüşmeden 1 hafta sonra avukat aileyi tekrar arayarak, dosyaya bakan hakim ve savcıların 450 bin TL para istediğini, kendisinin de 80 bin TL yerine 40 bin TL alabileceğini, 5 bin TL de dosya masrafına gideceğini, bu şekilde 495 bin TL vermeleri halinde oğlunun 2-3 ay içerisinde tahliye edileceğini ve dosyadan beraat edeceğini söyledi. Aile çevresinden para toplayarak bu parayı ödedi. Paranın bir kısmı avukatın eşinin banka hesabına, 7 bin dolar ise elden ödendi. 4 Nisan 2023 tarihinde yapılan ilk celsede ise A.A. hakkında mahkumiyet kararı verildi. Aile A.A.’in cezaevinden tahliyesini sağlamak amacıyla 450 bin TL’sini dosyaya bakan hakim/savcılara vermek üzere, 45 bin TL’sini de avukatlık ücreti ve masraf olarak alarak kendilerini dolandıran avukattan şikayetçi oldu.
Konuşma kaydı ortaya çıktı
Dosyada şüpheli avukata ait ses kayıtlarına da yer verildi. İddia edilen kayıtlarda ise şu ifadeler yer aldı:
“İddianame diyor yazılırsa fiyat değişir, şartlar değişir. Ha garanti yapar mıyız, yapamaz mıyız, belki aksi bir mahkemeye denk gelecek. Bu savcı tıfıl bir savcı dedi başsavcı. Ben bunu yönetirim alırım dedi merak etme. Gider dedi gerekli talimatı veririm yaptırtırım çıkartırım çocuğu. Yüzde doksan dokuz bu şekil çıkacak. Savcı tutuksuz yargılanmasına diye karar yazacak salacak. İddianameyi de içicilik üzerine yazacak. İlk duruşmada çıkarırım. Tahliyesini veririm ilk duruşmada yine içiciliğe gönderirim olayı satıcılıktan beraat ettiririm. İşte bizim hem avantajımız var hem dezavantajımız var. Diyor bitirip çıkacağım. Hatta bana dedi yarın getir dedi, dedim abi yarın getiremem. Çünkü ailenin durumunu biliyorum. Bana dediler ev var, araba var. Satmaya çalışacağız. Nerden baksan bir hafta, on gün sürer dedim. Dedi ben bir hafta, on gün bekleyemem. Sana vereceğim en kısa süre çarşamba gününe kadar hallet.”
İncelenen hesap hareketlerinde söz konusu para gönderimlerinin doğrulandığı, müştekinin bu paraları verirken şikayet edilenin kendilerini dolandırabileceğinden şüphelenmesi ve başka delil elde etme imkanlarının bulunmaması nedeniyle kaydettikleri görüşmelerin hukuka uygun olarak elde edilen delil niteliğinde olduğu değerlendirildi. Yine şikayet edilen avukatın daha öncesinde de başka mağdurlardan, tanıdığı yargı görevlilerine iş gördüreceği vaadiyle menfaat temin ettiğine yönelik iddialar bulundu.
Mağdur yakınlarını çeşitli vaatlerde bulunarak dolandırdığı iddiası ile hakkında 15 Mayıs 2023 tarihinde inceleme fezlekesi düzenlenen şüpheli avukatın Antalya 5. Sulh Ceza Hakimliği tarafından 2024/150 sorgu sayılı kararı ile tutuklanmasına karar verildi. – ANTALYA
]]>İstanbul 11. Asliye Ceza Mahkemesi’ndeki duruşmaya tarafların avukatları katıldı.
Müşteki İsmail Aydemir’in avukatı Deniz Alp İmamoğlu, mütalaaya katıldıklarını belirterek, sanığın cezalandırılmasını talep etti.
Sanığın avukatı Ali Öztürk, Akersoy’un “Sen Arap sevicisin” şeklindeki sözlerinin, suçun kanunda tanımlanan unsurları arasında bulunan sosyal, sınıf, ırk ve bölge farklılıklarını temsil etmediğini iddia etti.
Bu sözlerin nefret ve kin oluşturma ihtimali bulunmadığını öne süren Öztürk, “Birisinin birisine ‘Sen bir Arap sevicisin’ demesinin ‘Sen bir Arap hayranısın’ demesinden ne farkı vardır? Bu cümlede hakaret yoktur. Ben Batıcıyım, biri bana ‘Sen Batıcısın’ dese ben bundan niye tahrik olayım? İngiliz hayranı olduğum da söylenebilir bundan da tahrik olmam.” diye konuştu.
Davayı karara bağlayan hakim, Akersoy’un üzerine atılı “halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik” suçunun unsurlarının oluşmadığına kanaat getirip, sanığın beraatine karar verdi.
Hakim, “basit bir tıbbi müdahaleyle giderilebilecek ölçüde kasten yaralama” suçuna ilişkin ise sanığı 2 bin lira adli para cezasına çarptırıp, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını kararlaştırdı.
İddianameden
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan iddianamede, Beyoğlu’nda 1 Ocak’ta kavga olduğu anonsu üzerine Refik Saydam Caddesi’ne giden ekiplerin incelemesinde, sanık Ege Akersoy’un, müşteki İsmail Aydemir’e yumruk attığının tespit edildiği aktarılmıştı.
İddianamede, Adli Tıp Kurumu raporuna göre, müştekinin yaralanmasının “mevcut tıbbi belgedeki arızasının kişinin yaşamını tehlikeye sokmadığı, basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde hafif nitelikte olduğu” kaydedilmişti.
Sanığın kamuya açık alanda Filistin’de yaşanan olayları protesto etmek için toplanan grupta yer alan, üzerinde Arapça ifadeler bulunan bayrağı taşıyan müştekiye yönelik “Sen tam bir Arap sevicisin. Arap kültürünü savunuyor” söylemleriyle halkın sosyal sınıf, ırk veya bölge bakımından farklı özelliklere sahip bir kesimini, diğer bir kesimin aleyhine kin ve düşmanlığa alenen tahrik ettiği dile getirilen iddianamede, sanığın eyleminin kamuoyu tarafından yakından takip edilip tepki gösterilen Filistin’de yaşananlar ve şehit haberleri gibi halk arasında infial uyandıran olaylarla ilgili yapılan bir miting sonrasında gerçekleştiği vurgulanmıştı.
İddianamede, sanığın bu eyleminin soyut tehlike suçu olmaktan çıkıp somut tehlike suçu haline geldiği, sanığı tanımayan ve sadece miting sonrası elinde bayrak taşıması nedeniyle saldırıya maruz kalan müştekiye yapılanın, toplumun bir kesimine karşı nefret uyandıracak mahiyette olduğu belirtilmişti.
Olay sonrası görsel ve yazılı medyada gösterilen tepkiler dikkate alındığında eylemin kamu güvenliği açısından açık ve yakın bir tehlike oluşturduğunun kabulünün gerektiği ifade edilen iddianamede, sanık Ege Akersoy’un, “basit bir tıbbi müdahaleyle giderilebilecek ölçüde kasten yaralama” ve “halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik” suçlarından 1 yıl 4 aydan 4 yıla kadar hapisle cezalandırılması istenmişti.
İstanbul 11. Asliye Ceza Mahkemesince hazırlanan tensip zaptında, sanık Akersoy’a isnat edilen “halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik” suçunun vasfının değişme ihtimali nedeniyle yurt dışına çıkış yasağı şeklindeki adli kontrol şartıyla tahliyesine karar verilmişti.
]]>Bayramiç ilçesine bağlı Külcüler köyünde bulunan yaklaşık 200 kişiden oluşan Hilafeti Muhammediye Tarikatı üyeleri, ‘mehdi’ olarak kabul ettikleri Mustafa Çabuk’la 1 yıl önce kendilerini depremzede olarak göstererek, köyün yakınlarında bulunan Koç Termal ve Hilal Evleri’ni 2 yıllığına kiraladı. Ardından termal tesislerde, sosyal medya üzerinden sözde tebliğ hesapları bulunan ve canlı yayınlarla ‘Hz. Mehdi as. Ulusa Sesleniyor’ programları yapan tarikat, sosyal medya hesapları ve youtube üzerinden dini bilgiler vermeye başladı. Müritleri ile birlikte termal oteli kiralayan sözde mehdi burada “Mehdi’ye Bağlılık” töreni düzenledi. Youtube hesabı üzerinden yapılan ‘Hz. Mehdi as. Ulusa Sesleniyor’ programında soruları yanıtlayan Çabuk, mehdinin alametlerinden bahsediyordu. Savaşların, yangın, deprem ve sellerin kıyamet öncesi mehdi alameti olduğunu savunan Çabuk, “Haç durdurulacak, camiler kapatılacak, Şam bölgesinde Türk beldeleri yıkılacak, Melhame savaşı olacak, seller şehirleri yok edecek, yangınlar çıkacak, afetler ve belalar yükselecek, kıtlık ve kuraklık artacak, fiyatlar aşırı derecede yükselecek. Şu söylediklerimden hangisini yaşamadınız” dediği görüldü.
Kasım ayında kaçak kazı yaparken yakalandı
Bayramiç ilçesine bağlı Külcüler köyünde bulunan Hilafeti Muhammediye Tarikatı üyeleri, ‘mehdi’ olarak kabul ettikleri sözde mehdi Mustafa Çabuk’la birlikte Çanakkale İl Jandarma Komutanlığı ekipleri tarafından kaçak kazı yaparken gözaltına alındı. Şüphelilerin, kazdıkları alanda ‘ahit sandığı’ aradıkları öğrenildi. Hadislerde bahsedilen mehdi olduğunu iddia eden şüpheli Mustafa Çabuk, ahit sandığının yerinin kendisine melekler tarafından bildirildiğini iddia ediyor. Sözde mehdi Mustafa Çabuk’un da aralarında bulunduğu 21 kişi tutuklandı. Tutukluluk sürelerinin bitiminin ardından serbest kalan sahte mehdi Mustafa Çabuk, Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesine akıl sağlığının yerinde olup olmadığının tespit edilmesi için aranmasının olduğu ortaya çıktı. Bu arada kızlarından bir süre haber alamayan, sonrasında bu grupla birlikte olduğunu öğrenen bir ailenin A Tv’deki programa katılarak kızının kurturulmasını istemesi üzerine, Bayramiç’teki bu gruptan Türkiye haberdar oldu.
Daha önceki yıllarda Gülen cemaatine mensup olduğu iddia edilen dönemin 18. Asliye Ceza Mahkemesi Hakimi İlhan Karagöz, 4 Temmuz 2016 günü çıkarttığı mahkeme kararı ile Gülen’i “Mehdi” ilan etmişti. ve yine kendinin sözde ‘resul’ ve ‘mehdi’ olduğunu iddia eden İskender Evrenesoğlu’na ait 5 internet sitesine; Ankara 3. Sulh Ceza Hakimliğince erişim engeli kararı verilmişti.
Öte yandan Külcüler köyü halkı ise, terma’de sözde mehdi Mustafa Çabuk ile 200’e yakın kişinin kalmasını istemiyor. Termalde grubun, 20’ye yakın küçükbaş hayvan bakmaya çalıştıklarını belirten köylüler, hayvanların tarlalarını zarar verdiğini ileri sürerek şikayetçi oldular. Termalde kalanlara durumu anlattıklarında ise tehdit edildiklerini ifade ediyorlar. Köylüler, termal yanından geçerken ise termalde kalanların kendilerine sopa gösterdiklerini belirtiyorlar. Jandarma ve kaymakamlığa defalarca şikayette bulunan köylüler, huzursuz olduklarını belirterek, bu sorunun çözüme kavuşturulmasını bekliyor. İddiaya göre, sözde sahte mehdinin termal otelde yüzlerce kişiyi zorla tuttuğu iddia ediliyor. – ÇANAKKALE
]]>Erzincan’ın İliç ilçesindeki Çöpler Altın Madeni’nde toprak kayması sonucu göçük altında kalan 9 işçi için arama kurtarma çalışmaları sürüyor. CHP Şanlıurfa Milletvekili Av. Mahmut Tanal, 2022’de, CHP’nin Çöpler Altın Madeni’ne ilişkin önergeyle Meclis’i acil toplantıya çağırdığını ancak çağrının dikkate alınmadığını söyledi. Tanal, şunları söyledi:
“ALTIN MADENİNİN OLUŞTURDUĞU TEHDİDE KARŞI 2022’DE TBMM’Yİ ACİL TOPLANTIYA ÇAĞIRDIK ANCAK ÇAĞRI DİKKATE ALINMADI”
“Erzincan’ın İliç ilçesinde bulunan, 9 işçinin göçük altında kaldığı siyanürlü altın madeniyle ilgili tartışmalar sürerken, CHP TBMM Grubu olarak Kanadalı bir maden şirketinin işlettiği altın madeninin oluşturduğu tehdide karşı, 2022 yılında Genel Görüşme önergesiyle TBMM’yi acil toplantıya çağırdık ancak bu çağrı dikkate alınmadı.”
Buna göre, CHP’li Tanal ile diğer milletvekilleri, 27 Haziran 2022 tarihinde, Erzincan’ın İliç ilçesinde özel bir firmanın işlettiği altın madeni sahasında siyanür taşıyan boruların patladığını belirterek, söz konusu siyanür akıntısının çevreye, toprağa ve suya verdiği zararın tespit edilmesi, 20 ton siyanürlü suyun, sülfürik asit ve çok sayıda zehirli kimyasal maddenin Fırat Nehri’ne aktığı iddiasının araştırılarak gerekli tedbirlerin acilen alınması amacıyla TBMM Genel Kurulu’nda Genel Görüşme açılmasını talep etti.
“FIRAT NEHRİ’NİN HAYAT VERDİĞİ KENTLERDE YAŞAYAN VATANDAŞLARIMIZ, DİKEN ÜSTÜNDEDİR”
2022 tarihli genel görüşme önergesinin gerekçesinde şu ifadeler yer aldı:
“Ülkemizin Doğu’sunda Fırat Nehri’nin hayat verdiği kentlerde yaşayan vatandaşlarımız, birkaç gündür deyim yerindeyse diken üstündedir. Erzincan’ın İliç ilçesinde özel bir firma tarafından işletilen altın madeni sahasında siyanür taşıyan borular patlamıştır. Akabinde yaklaşık 20 ton siyanürlü suyun, sülfürik asit ve çok sayıda zehirli kimyasal maddenin, önce madenin altındaki dereye, oradan da Fırat Nehri’ne karıştığı iddia edilmektedir. Nitekim sorumlu özel maden firması, siyanür akıntısını doğrulamıştır. Yalnız dökülen siyanür miktarının 8 kilogram olduğu öne sürülmüştür. İlgili kamu kurumlarından da kamuoyunu tatmin etmekten çok uzak açıklamalar yapılmıştır. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, siyanür sızıntısından kaynaklı kirliliğin dere yatağına ulaşmadığını savunurken maden şirketine üst sınırdan 16 milyon ceza verildiğini duyurmuştur. Erzincan Valiliği de sızıntının Fırat Nehri’ne ulaşmadığını iddia etmiştir.
“FIRAT NEHRİ’NE 20 TON SİYANÜRLÜ SUYUN AKTIĞI İDDİASI BİLE KORKUNÇTUR”
Siyanür, çevreye yayıldığında, toprağa, suya karıştığında tüm canlı yaşamı için ölümcül tehdit oluşturan son derece tehlikeli bir kimyasaldır. Bu sebeple Fırat Nehri’ne 20 ton siyanürlü suyun aktığı iddiası bile korkunçtur. Türkülere, romanlara ve şiirlere konu olan Fırat Nehri, sırasıyla Erzincan, Tunceli, Elazığ, Malatya, Diyarbakır, Adıyaman, Gaziantep ve Şanlıurfa illerimizden geçmektedir. Fırat Nehri üzerinde İliç, Keban, Karakaya, Atatürk, Birecik ve Karkamış barajları bulunmaktadır. Ortadoğu’nun en uzun akarsuyu konumundaki Fırat Nehri, Türkiye sınırlarını aşarak Suriye ve Irak’taki kentlere de hayat vermektedir. Fırat Nehri aracılığıyla belirtilen illerde vatandaşlarımızın içme suyu ihtiyacı karşılanmaktadır. Fırat suyu, tarımsal sulamada kullanılmaktadır.
“TEHLİKENİN BOYUTU KAVRANMALIDIR”
Erzincan merkezli siyanür akıntısı, kamu sağlığını, vatandaşlarımızın güvenliğini ve yaşama hakkını doğrudan ilgilendirmektedir. Halkı temsil eden TBMM’nin bu tür ciddi bir mesele karşısında kayıtsız kalması beklenemez. Tehlikenin boyutu kavranmalıdır. İlgili kamu kurumlarının açıklamalarının ve savunmalarının, ikna edici nitelikte olmadığı da ortadadır. TBMM Genel Kurulu’nda bir genel görüşme açılarak Erzincan’da maden sahasındaki siyanür akıntısının çevreye, toprağa, suya verdiği zarar ele alınmalı, 20 ton siyanürlü suyun Fırat Nehri’ne aktığı iddialarına yönelik atılması gereken adımlar masaya yatırılmalıdır.”
]]>Yunus Emre YALÇIN/ FATİH’te bir yaya, aracıyla ayağını ezdiğini iddia ettiği taksi şoförüyle tartıştı. Taksi şoförünün biber gazı kullandığı tartışmada, F.A. isimli yaya, şoföre küfürler savurdu. Polisi çağıran taksi şoförü, karakola giderek F.A.’dan şikayetçi oldu. Esenyurt’ta yaşanan bir başka tartışmada ise taksi şoförü, taksimetre ücretini eksik ödediğini iddia ettiği yolcudan şikayetçi olacağını belirtti. Her iki olay da cep telefonu kamerasına yansıdı. kaydedildi.
Fatih’te, 6 Şubat Salı günü saat 08.45 sıralarında meydana gelen olayda, trafikte seyir halindeki taksi şoförü Numan Önder’in yanına gelen F.A. isimli yaya, aracın ayağının üzerinden geçtiğini söyledi. Hakaret ettiği iddia edilen F.A. ile taksi şoförü tartışmaya başladı. Önder, tartışma sırasında F.A.’ya biber gazı sıktı. F.A.’nın küfür ve hakaretler etmeye devam etmesi üzerine Numan Önder, savcılığa suç duyurusunda bulunarak F.A.’dan şikayetçi oldu. Numan Önder, “Üzerime yürüdü, belki biber gazı sıkmasaydım zarar verecekti. 3 yaşında bir kız çocuğum olduğu için panik yaptım korktum.” dedi.
TAKSİ ÜCRETİNİ EKSİK ÖDEDİ
Bir başka tartışma ise Esenyurt’ta yaşandı.Taksi şoförü Muhammet Gürbüz, iddiaya göre taksi ücretini eksik ödeyen yolcu ile tartıştı. Aksaray’dan Esenyurt’a giden yolcu 650 lira tutan taksi ücretinin 200 lirasını ödedi. Taksi şoförü Gürbüz, yolcu ile aralarında geçen diyaloğu cep telefonuyla kaydederek şikayetçi olacağını belirtti.
“İDDİASINA GÖRE AYAĞININ ÜZERİNDEN GEÇMİŞİM”
5 yılldır taksicilik yapan Numan Önder, ayağının ezildiğini iddia eden F.A.’nın kendisine hakaret ettiğini belirterek, “Sabah şoförüm aracımı bana teslim etmek üzere getirdi benim de 3 yaşında bir kız çocuğum olduğu için onlarla birlikte bakıcıya götürecektim çocuğumu. Daha sonra şoförüm evine ben de işime koyulacaktım. Fakat Çapa Hastanesi’nin arkasında trafiğin çok yoğun ve yavaş olduğu bir esnada bir vatandaş ansızın şoför camına yaklaşarak, ‘Siz taksicileri gebertiyorlar ya hakediyorsunuz’ şeklinde canavarca bir nefretle söylemini gerçekleştirdi. İddiasına göre ayağının üzerinden geçmişim. Fakat geçmişe dönük görüntüleri izlediğimizde hiçbir şekilde ayağının üzerinden geçtiğim gözükmüyor. Vatandaş artık nasıl bir taksici düşmanı ise bu söylemlerde bulundu. Ben de bana cebir uygulayacağını düşünerek biber gazıyla müdahale ettim.” dedi.
“BİBER GAZINI SIKMASAYDIM ZARAR VERECEKTİ”
F.A.’dan şikayetçi olduğunu belirten Önder “Polis memurlarını çağırdım, geldiler şikayetçi oldum. Üzerime yürüdü, belki biber gazını sıkmasaydım zarar verecekti. Benim 3 yaşında bir kız çocuğum olduğu için panik yaptım, korktum. O yüzden biber gazını kullanmak zorunda kaldım. Biber gazının acısı geçtiğinde ben sana gününü göstereceğim, seni öldüreceğim gibi söylemlerde bulundu. İlk önce karakola gittiğimde biber gazını kullanmanın suç olduğunu söyleyince orada biraz tedirgin oldum, baskı altında hissettim kendimi. Daha sonra meslektaşımızın bir cinayete kurban gittiği gözümün önüne gelince ben vicdanen rahatsız oldum. Ceza alma pahasına da olsa bu şahıstan şikayetçi olmak istedim. Bu olayla ilgili tazminat hakkım olursa bunu vefat eden meslektaşımızın ailesine yardım amaçlı göndereceğim.” diye konuştu.
“PARASININ OLMADIĞINI EVDEN GETİRECEĞİNİ SÖYLEDİ”
8 yıldır taksi şoförlüğü yapan Muhammet Gürbüz ise aracına aldığı yolcuyla ücret anlaşmazlığı yaşadı. Yolcuyu Aksaray’dan Esenyurt’a götürdüğünü belirten Gürbüz, 650 lira tutan ücretin 200 lirasının ödendiğini iddia etti. Gürbüz, “Dün gece saat 00.30 civarı Aksaray-Yenikapı metro istasyonunun önüne bir bay bir bayan geldi, aracıma bindi. Esenyurt Balıkyolu’na gideceğini söyledi. Aldım, götürdüm. Balıkyolu’nda parasının olmadığını evden alıp ineceğini söyledi. Ben de kendisine, ‘Sana nasıl güvenebilirim her gelen böyle söyleyip gitmek istiyor’ dedim. ‘Eve çıkıp para alacağım’ dedi. O zaman ‘Ben de seninle kapının önünde bekliyorum’ dedim. ‘Telefon aç ya da annene söyle gelsin’ dedim. ‘Yok olmaz. Erkek kardeşim evde, alkollü seni görünce yanlış anlar’ dedi. Niyetinin kaçmak olduğunu anladım. Ben de onun yaptığı hareketleri bana karşı tavırlarını kameraya aldım ve kaçarak arka sokakta gözden kayboldu. Aracımla geri geldim. Onu bulamadım. Güvenlik güçlerine haber verdim. Güvenlik güçlerinden de bir cevap alamadım.” diye konuştu.
“NE İLE KARŞILAŞACAĞIMIZI BİLMİYORUZ”
Yolcudan şikayetçi olacağını belirten Gürbüz, “450 lira vereceğini söyledi. Daha da geri gelmedi. Bay, bindirdi ayrıldı. Bayan sağ arka koltukta oturdu. Esenyurt’a kadar hiç ses çıkarmadı. Esenyurt’ta tam adresine geldik adresinde bana bu şekilde davrandı. Tabii ki şikayetçiyim. Can güvenliğimiz yok derken dün akşam mesela bayan arkadan benim paramı vermeyip de arkadan bana bıçak çekeceği veya silahla saldıracağı meçhul, neyle karşılaşacağımızı bilmiyoruz. Devletten istediğimiz kabinli araç. Güvenliğimizi sağlayacak bir araç istiyoruz.” diye konuştu.
Gürbüz, yolcu ile aralarında geçen diyaloğu cep telefonuyla kaydetti. Görüntülerde, taksi şoförüne “Çekme beni” diyen yolcunun “Git polis çağır” sözlerinden sonra yürüyerek gözden kaybolduğu görülüyor.
]]>Yunus Emre YALÇIN/ FATİH’te bir yaya, aracıyla ayağını ezdiğini iddia ettiği taksi şoförüyle tartıştı. Taksi şoförünün biber gazı kullandığı tartışmada, F.A. isimli yaya, şoföre küfürler savurdu. Polisi çağıran taksi şoförü, karakola giderek F.A.’dan şikayetçi oldu. Esenyurt’ta yaşanan bir başka tartışmada ise taksi şoförü, taksimetre ücretini eksik ödediğini iddia ettiği yolcudan şikayetçi olacağını belirtti. Her iki olay da cep telefonu kamerasına yansıdı. kaydedildi.
Fatih’te, 6 Şubat Salı günü saat 08.45 sıralarında meydana gelen olayda, trafikte seyir halindeki taksi şoförü Numan Önder’in yanına gelen F.A. isimli yaya, aracın ayağının üzerinden geçtiğini söyledi. Hakaret ettiği iddia edilen F.A. ile taksi şoförü tartışmaya başladı. Önder, tartışma sırasında F.A.’ya biber gazı sıktı. F.A.’nın küfür ve hakaretler etmeye devam etmesi üzerine Numan Önder, savcılığa suç duyurusunda bulunarak F.A.’dan şikayetçi oldu. Numan Önder, “Üzerime yürüdü, belki biber gazı sıkmasaydım zarar verecekti. 3 yaşında bir kız çocuğum olduğu için panik yaptım korktum.” dedi.
TAKSİ ÜCRETİNİ EKSİK ÖDEDİ
Bir başka tartışma ise Esenyurt’ta yaşandı.Taksi şoförü Muhammet Gürbüz, iddiaya göre taksi ücretini eksik ödeyen yolcu ile tartıştı. Aksaray’dan Esenyurt’a giden yolcu 650 lira tutan taksi ücretinin 200 lirasını ödedi. Taksi şoförü Gürbüz, yolcu ile aralarında geçen diyaloğu cep telefonuyla kaydederek şikayetçi olacağını belirtti.
“İDDİASINA GÖRE AYAĞININ ÜZERİNDEN GEÇMİŞİM”
5 yılldır taksicilik yapan Numan Önder, ayağının ezildiğini iddia eden F.A.’nın kendisine hakaret ettiğini belirterek, “Sabah şoförüm aracımı bana teslim etmek üzere getirdi benim de 3 yaşında bir kız çocuğum olduğu için onlarla birlikte bakıcıya götürecektim çocuğumu. Daha sonra şoförüm evine ben de işime koyulacaktım. Fakat Çapa Hastanesi’nin arkasında trafiğin çok yoğun ve yavaş olduğu bir esnada bir vatandaş ansızın şoför camına yaklaşarak, ‘Siz taksicileri gebertiyorlar ya hakediyorsunuz’ şeklinde canavarca bir nefretle söylemini gerçekleştirdi. İddiasına göre ayağının üzerinden geçmişim. Fakat geçmişe dönük görüntüleri izlediğimizde hiçbir şekilde ayağının üzerinden geçtiğim gözükmüyor. Vatandaş artık nasıl bir taksici düşmanı ise bu söylemlerde bulundu. Ben de bana cebir uygulayacağını düşünerek biber gazıyla müdahale ettim.” dedi.
“BİBER GAZINI SIKMASAYDIM ZARAR VERECEKTİ”
F.A.’dan şikayetçi olduğunu belirten Önder “Polis memurlarını çağırdım, geldiler şikayetçi oldum. Üzerime yürüdü, belki biber gazını sıkmasaydım zarar verecekti. Benim 3 yaşında bir kız çocuğum olduğu için panik yaptım, korktum. O yüzden biber gazını kullanmak zorunda kaldım. Biber gazının acısı geçtiğinde ben sana gününü göstereceğim, seni öldüreceğim gibi söylemlerde bulundu. İlk önce karakola gittiğimde biber gazını kullanmanın suç olduğunu söyleyince orada biraz tedirgin oldum, baskı altında hissettim kendimi. Daha sonra meslektaşımızın bir cinayete kurban gittiği gözümün önüne gelince ben vicdanen rahatsız oldum. Ceza alma pahasına da olsa bu şahıstan şikayetçi olmak istedim. Bu olayla ilgili tazminat hakkım olursa bunu vefat eden meslektaşımızın ailesine yardım amaçlı göndereceğim.” diye konuştu.
“PARASININ OLMADIĞINI EVDEN GETİRECEĞİNİ SÖYLEDİ”
8 yıldır taksi şoförlüğü yapan Muhammet Gürbüz ise aracına aldığı yolcuyla ücret anlaşmazlığı yaşadı. Yolcuyu Aksaray’dan Esenyurt’a götürdüğünü belirten Gürbüz, 650 lira tutan ücretin 200 lirasının ödendiğini iddia etti. Gürbüz, “Dün gece saat 00.30 civarı Aksaray-Yenikapı metro istasyonunun önüne bir bay bir bayan geldi, aracıma bindi. Esenyurt Balıkyolu’na gideceğini söyledi. Aldım, götürdüm. Balıkyolu’nda parasının olmadığını evden alıp ineceğini söyledi. Ben de kendisine, ‘Sana nasıl güvenebilirim her gelen böyle söyleyip gitmek istiyor’ dedim. ‘Eve çıkıp para alacağım’ dedi. O zaman ‘Ben de seninle kapının önünde bekliyorum’ dedim. ‘Telefon aç ya da annene söyle gelsin’ dedim. ‘Yok olmaz. Erkek kardeşim evde, alkollü seni görünce yanlış anlar’ dedi. Niyetinin kaçmak olduğunu anladım. Ben de onun yaptığı hareketleri bana karşı tavırlarını kameraya aldım ve kaçarak arka sokakta gözden kayboldu. Aracımla geri geldim. Onu bulamadım. Güvenlik güçlerine haber verdim. Güvenlik güçlerinden de bir cevap alamadım.” diye konuştu.
“NE İLE KARŞILAŞACAĞIMIZI BİLMİYORUZ”
Yolcudan şikayetçi olacağını belirten Gürbüz, “450 lira vereceğini söyledi. Daha da geri gelmedi. Bay, bindirdi ayrıldı. Bayan sağ arka koltukta oturdu. Esenyurt’a kadar hiç ses çıkarmadı. Esenyurt’ta tam adresine geldik adresinde bana bu şekilde davrandı. Tabii ki şikayetçiyim. Can güvenliğimiz yok derken dün akşam mesela bayan arkadan benim paramı vermeyip de arkadan bana bıçak çekeceği veya silahla saldıracağı meçhul, neyle karşılaşacağımızı bilmiyoruz. Devletten istediğimiz kabinli araç. Güvenliğimizi sağlayacak bir araç istiyoruz.” diye konuştu.
Gürbüz, yolcu ile aralarında geçen diyaloğu cep telefonuyla kaydetti. Görüntülerde, taksi şoförüne “Çekme beni” diyen yolcunun “Git polis çağır” sözlerinden sonra yürüyerek gözden kaybolduğu görülüyor.
]]>Kahramanmaraş merkezli 6 Şubat depreminde Adana’nın merkez Çukurova ilçesini Güzelyalı Mahallesi’nde 96 kişinin ölümü ile sonuçlanan Hasan Alpargün Apartmanı’nın yıkılması ile ilgili açılan davanın ikinci duruşması Adana 12. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. “Taksirle ölüme ve yaralanmaya neden olma” suçundan 22 yıl 6 aya kadar hapis cezası istemiyle açılan davada tutuklu yargılanan sanık Hasan Alpargün duruşmaya Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile katıldı.
“Kolon kesildiği için bina yıkıldı, tahliyemi istiyorum”
İlk duruşmadaki savunmasını yineleyen Alpargün, “Yasal tüm şartları sağladım. Zemin etüdü yaptırdım, iskanı zamanında aldım. Hiçbir suç ve kabahatim yoktur. İTÜ raporu da bu yöndedir. 73 yaşındayım ve hastalıklarım var, burada tedavi olamıyorum. Tahliyemi istiyorum. Benim yaptığım binada hiçbir sorun yok. Kolon kesildiği için bu bina yıkıldı” dedi.
Sanığın ardından duruşmaya katılan müştekilerin ifadeleri dinlendi. Duruşmada arama kurtarma çalışmalarına katılanlar betonların vinçle kaldırılırken dağıldığını, taşları elle kırabildiklerini belirtti.
Cumhuriyet savcısı, sanığın binanın neden yıkıldığı ve sanığın kusur durumuna ilişkin bilirkişi raporu alınması, bu aşamada sanığın mevcut halinin devamına karar verilmesi ve eksik hususların giderilmesi yönünde mütalaasını bildirdi.
Mahkeme heyeti, Alpargün’ün tutukluluk halinin devamına, binanın neden yıkıldığı ve binanın yıkılmasında müteahhit olan sanığın kusur durumuna ilişkin Konya Teknik Üniversitesinden bilirkişi raporu alınmasına ve eksik hususların giderilmesine karar vererek duruşmayı 27 Haziran’a erteledi.
“Sonuna kadar süreci takip edeceğiz”
Duruşma sonrası Hasan Alpargün Apartmanı’nda hayatını kaybedenlerin yakınları adına avukat Beşir Ekinci gazetecilere açıklamalarda bulundu. Ekinci, “Ben, meslektaşlarım ve aileler duruşmayı son ana kadar bütün dikkatimizle izledik. Mahkeme, sunduğumuz tüm delilleri, taleplerimizi, tanık beyanlarımızla beraber yeniden ve kapsamlı bir rapor alınarak dosyaya sunulmasını talep etti. Yine sanığın iddia ettiği kolon kesme iddiaları bu mahkemede tamamen çürütüldü. Bu iddia artık söz konusu değil. Ben ve arkamda görmüş olduğunuz meslektaşlarım ve aile yakınları olarak bizim gözlerimizde acı var, üzüntü var, keder var, hüzün var, ama tek bir şey yok o da korku. Hiçbir zaman da olmayacak. Sadece bu celse değil bundan sonraki bütün celselerde burada olduğu gibi yılmadan, dimdik ayakta giden canlarımızın hesabını sormak için süreci sonuna kadar takip edeceğiz” ifadelerini kullandı.
Ayrıca Avukat Ekinci, sanık Hasan Alpargün, duruşmada hiçbir suçunun olmadığını öne sürdüğünü söyledi.
Alpargün Apartmanı’nda ki depremde anne, baba ve ağabeyini kaybeden Azem Yaren Coşkun ise adalet beklediklerini söyledi. Coşkun, “Mahkemenin tekrardan bilirkişi raporu aldırmasına yönelik ara karar çıkarması gerçekten bizi rahatlattı. Beklediğimiz bir karardı. İnşallah hak ettiğimiz sonucu alacağız. Bu şahsın gerekli cezayı almasını bekliyoruz” dedi. – ADANA
]]>Beyoğlu’nda 25 Ağustos 2023’de 19 yaşındaki Abdullah Şakun’u tekme ve tokatlarla darp ederek, sığındığı iş yerinin bahçesinde ölümüne neden oldukları iddia edilen E.A. (16), E.D. (17), E.Ö. (14) ve M.E.D. (15) hakkında yürütülen soruşturma tamamlandı. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nca hazırlanan iddianamede, suça sürüklenen çocuklarrı olay günü 19 yaşındaki Abdullah Şakun’u el ve ayaklarıyla vurarak darp ettikleri, Şakun’un kaçtığı sırada bir iş yerinin bahçesine sığındığı ve orada şdud yığılarak vefat ettiği belirtildi. Vefat eden Şakun’un iş yeri bahçesine sığınarak demir parmaklıklı kapıyı kapatması sonucu saldırılardan kurtulduğunun aktarıldığı iddianamede, aksi durumda suça sürüklenen çocukların Şakun’u darp etmeye devam edecekleri ve öldürme kastıyla hareket ettiklerinin anlaşıldığı belirtildi.
Ani solunum durması sonucu vefat etti
Suça sürüklenen çocukların fikir ve eylem birliği içerisinde Şakun’u darp ettikleri kaydedilen iddianamede, darp sonucu Şakun’un maruz kaldığı travmanın etkisiyle sinir uçlarının aşırı uyarıldığı, buna bağlı olarak ani solunum ve dolaşım durması ile gelişen komplikasyonların Şakun’un ölümüne neden olduğu aktarıldı.
“Ağzından burnundan hiç kan gelmedi, gelmiş olsaydı kendisine yardımcı olurduk”
İddianamede ifadesine yer verilen şüpheli M.E.D., Şakun’u hayatında ilk kez gördüğünü söyleyerek, “Mahalleden tanıdığımız yaşı benden küçük bir arkadaşım, Şakun ile daha önceden bir sorun yaşadığı için yanıma gelerek ‘Ağabey beni dövmeye geldiler’ dedi. Bunun üzerine Şakun’un olduğu meydana gittik ve kendisiyle konuştuk. Şakun’un yanında yaşı küçük 2-3 çocuk daha vardı. Şakun benim ölmüş babama küfür etti, özür dilemesini istedim ancak bunu reddetti ve bana yumruk atmaya çalıştı. Eğildim, yumruk E.A.’nın çenesine geldi. Daha sonra Şakun’a yumruk ve tokat attılar. Ben de tekme atmaya çalıştım ama tekme değmedi. Şakun daha sonra kaçtı, demir kapıya gelip kendisini içeri sakladı, ‘Bittiniz siz’ diye bağırdı. Kavga sırasında normaldi, kendisine vurduğumuzda asla yere düşmemişti. Ağzından burnundan hiç kan gelmedi, gelmiş olsaydı kendisine yardımcı olurduk. Kendisinin oradan ayrılırken yere düştüğünü de görmemiştim. 3-4 saat sonra hastaneye kaldırıldığını ve vefat ettiğini öğrendim. Amacım kesinlikle kavga etmek değildi, kendisine fiziki müdahalede bulunmadım, neden öldüğünü bilmiyorum” dedi.
“Öldürmek istesem başka türlü hareket ederdim, tokat atmazdım”
Suça sürüklenen çocuk E.A. ise ifadesinde, “Tartışma kavgaya dönüşünce yumruk çeneme geldi. Bunun üzerine Şakun’a bir tokat attım, vurmaya ve tekme atmaya başladılar. Şakun da kaçtı. Kavga sırasında normaldi, ben kendisine sadece bana vurdu diye tokat attım. Öldürme kastıyla hareket etmedim, öldürmek istesem başka türlü hareket ederdim, tokat atmazdım” ifadelerine yer verdi.
3 suça sürüklenen çocuğa 15’er yıla kadar hapis talebi
Hazırlanan iddianamede suça sürüklenen çocuklar E.A., E.D. ve M.E.D.’nin ‘kasten öldürme’ suçundan 18 yaşından küçük oldukları da dikkate alınarak 12’şer yıldan 15’er yıla kadar hapis, suça sürüklenen çocuk E.Ö.’nün ise ‘kasten öldürme’ suçundan 15 yaşından küçük olduğu da dikkate alınarak 9 yıldan 11 yıla kadar hapis cezasına çarptırılması talep edildi. Çocukların yargılanmasına önümüzdeki günlerde İstanbul Çocuk Ağır Ceza Mahkemesi’nde başlanacak. – İSTANBUL
]]>ERZURUM’da, yemek yüzünden tartıştığı Rus sevgilisi Anastasia Emelianova’nın (33) cam parçasıyla bacağını keserek ölümüne neden olan Suriyeli Mohammad Nizar Arnabeh (30), hakkında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istemiyle dava açıldı.
Olay, Yakutiye ilçesi Ömer Nasuhi Bilmen Mahallesi Cengiz Topel Caddesi’ndeki 4 katlı bir apartmanda meydana geldi. Ukrayna-Rusya savaşından sonra Türkiye’ye gelip Erzurum’a yerleşen Anastasia Emelianova, bir iş yerinde bilgi işlem personeli olarak çalışmaya başladı. Emelianova, yaklaşık 8 ay önce sosyal medya üzerinden bir kafede baristalık yapan Suriye uyruklu Mohammad Nizar Arnabeh ile tanıştı. İkili arkadaş olup, sık sık görüşmeye başladı.
Geçen yıl 20 Eylül saat 23.00 sıralarında ikili arasında tartışma çıktı. Apartmanda oturanların da duyduğu tartışmadan birkaç saat sonra Mohammad Nizar Arnabeh, alt kat komşusuna giderek Anastasia Emelianova’nın yaralandığını belirtip yardım istedi. 112 Acil Çağrı Merkezi’ne yapılan ihbar üzerine apartmana polis ve sağlık ekibi sevk edildi. Eve giren ekipler, Anastasia Emelianova’ın kan kaybından öldüğünü belirledi. Genç kadının cansız bedeni Erzurum Adli Tıp Kurumu’na kaldırılırken, Mohammad Nizar Arnabeh ise İl Emniyet Müdürlüğü Cinayet ve Gasp Büro Amirliği ekipleri tarafından gözaltına alındı ve çıkarıldığı mahkemece tutuklanarak cezaevine gönderildi. Yaşamını yitiren Emelianova’nın cenazesi ise uçakla ülkesine gönderildi.
SAVUNMALARINA İTİBAR EDİLMEDİ
Hazırlanan iddianame ile Mohammad Nizar Arnabeh hakkında Erzurum 1’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde dava açıldı. İddianamede, Arnabeh emniyetteki sorgusunda cinayeti işlediğini kabul ederken, savcılıktaki ifadesinde ise reddetti. ‘Kadına karşı kasten öldürme’ suçundan kurtulmaya yönelik olduğu, bu sebeple şüphelinin savunmalarına itibar edilmediği belirtilen iddianamede, “Tanık beyanları ile de işlenen suçun sabit olduğunun anlaşıldığı ifade edilerek şüphelinin olay günü işten eve geldikten sonra maktulün yapmış olduğu yemeği yemeyeceğini ve bunu kendisine söylemesi üzerine aralarında sözlü tartışma çıktığı, akabinde şüphelinin maktulü iteklediği ve maktulün salonda bulunan cam sehpanın üzerine doğru çarparak düştüğü, çarpma neticesinde sehpa üzerindeki cam kısmın kırılması ile Emelianova’nın sol bacak kısmından yaralandığı ve ardından şüphelinin kırılan cam sehpadan eline geçirmiş olduğu cam parçası ile Emelianova’nın yaralandığı, camı sol bacağına saplayıp maktulün ölümüne sebebiyet vererek üzerine atılı kadına karşı kasten öldürme suçunu islediği kanaatine varılmıştır” denildi.
KAZA OLDUĞUNU İDDİA ETTİ
Sanık Mohammad Nizar Arnabeh, savcılıktaki ifadesinde, olayın kaza ile gerçekleştiğini, Anastasia’nın yaralandığını görmediğini, eğer görmüş olsaydı yardım edeceğini, tartışma sonrası sinirlendiği için evden çıkıp yaklaşık 2,5 saat yürüdüğünü, eve geri döndüğünde Anastasia’nın düşme sonucunda yaralandığını gördüğünü ve komşulardan yardım isteğini söyledi.
‘EN ÜST SINIRDAN CEZA TALEP EDİYORUZ’
Anastasia Emelianova’nın ailesinin avukatlığını üstlenen İstanbul Barosu’na kayıtlı Önce Çocuklar ve Kadınlar Derneği gönüllü avukatlarından Begüm Osma, iddianameye ilişkin görüşlerini paylaştı. Osma, “Anastasia, kadın hakları konusunda çalışmalar yürüten bir kadın. Anastasia’nın arkadaşları sanığın yurt dışına yerleşmek için Anastasia ile görüştüğünü, onu bu anlamda kullandığını da söylüyor. Aralarında bu nedenle mi bir tartışma çıktı bilmiyoruz. Cinayetin bir intikam alma saikiyle, hırsla işlenmiş olabileceği ihtimali üzerinde de duruyoruz. Ortada canavarca hisle işlenmiş bir cinayet var. Bu yargılama aşamasında ortaya çıkacaktır. En üst sınırdan, indirim almadan cezalandırılmasını talep ediyoruz” diye konuştu.
]]>Bayrampaşa’da 22 Ekim 2023’de ‘Badem’ isimli sahipli kediyi yakalayarak poşete koyduğu, daha sonra sokağa fırlattığı kediye tekmeler atarak ölümüne neden olduğu iddia edilen sanığın yargılandığı dava karara bağlandı. İstanbul 50.Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmada tutuklu sanık Yunus Can ve müşteki Ebru Dilaver hazır bulundu. Duruşmaya müşteki avukatı ile İstanbul Barosu Hayvan Hakları Merkezi avukatı da katıldı.
“Bize araba çarptığını söyledi, GBT sorgulaması ve kaba üst aramasını yaptık”
Duruşmada tanık olarak dinlenen bekçi T.U., olay günü sabaha karşı devriye görevi sırasında bir kepenk sesi gelmesi üzerine sesin geldiği sokağa doğru geçtiklerini söyleyerek, “Gittiğimiz yerde cansız bir kedi bulunuyordu, çevresinde de sanığı gördük. Bize araba çarptığını söyledi, GBT sorgulaması ve kaba üst aramasını yaptık. Herhangi bir olumsuzluğa rastlamadık. Kedi cansız bir halde, yaşam belirtisi göstermiyordu, ağzından da kan geliyordu. Sanık, ‘kedi ölmüş, ben bunu çöpe atayım’ dedi. Biz karışmamasını söyledik ve oradan uzaklaştırdık. Sanık, kedinin ölüsüne bir zarar vermesin diye bir karton parçasına koyup veterinerin önüne bıraktık. Birkaç gün sonra da haberlerde görünce şahsı tespit edip olay hakkında ifademizi verdik” şeklinde konuştu.
“Herhangi bir şiddet uygulamış olsaydım benim üzerimde de kan lekesi olurdu”
Duruşmada savunma yapan sanık Yunus Can, “Ben herhangi bir şiddet uygulamış olsaydım benim üzerimde de kan lekesi olurdu. Önceki ifademde araba çarpmasın diye kediyi ittirdiğimi söylemiştim” dedi.
“Bugün hayvana bunları yapan yarın insana da yapar”
Müşteki Ebru Dilaver beyanında, sanıktan şikayetçi olduğunu belirterek, “Bugün hayvana bunları yapan, yarın insana da yapar, ileride bizlere de zarar verebilir. Dosyada bilgilerim mevcut olduğu için tehdit altındayım, bu kişinin ceza almasını istiyorum” diye konuştu.
“İnsan kendi vasfında olanı söyler”
Duruşmada son sözü sorulan sanık, “Olayı olduğu gibi aktardım, ortada bir şiddet, taş, sopa yok. Şiddeti gösteren bir delil yok. Kedi, sokak kedisidir. Tasması yok, boynunda cep telefonu yazardı. Kedi, sokaktan aldığım bir kedidir. Ayrıca, ben sokak kedilerini beslemekte ve tedavisini yaptırmaktayım. Hatta veterinerde buna ilişkin kayıtlar mevcuttur. Sabıkam temizdir, insan kendi vasfında olanı söyler. Kimseyi tehdit edecek bir halim yoktur. Beraatımı talep ederim” ifadelerini kullandı.
2 yıl hapis cezasına çarptırılarak tahliye edildi
Kararını açıklayan mahkeme, sanık Yunus Can’ın ‘bir ev hayvanını veya evcil hayvanı kasten öldürme’ suçundan 2 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Sanığın tutuklulukta geçirdiği süreyi de dikkate alan mahkeme, sanığın tahliyesine karar verdi.
Mahkeme ayrıca, sanık Can’ın ‘hırsızlık’ suçundan kesin delil elde edilemediği gerekçesiyle beraatına karar verdi.
İddianameden
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nca hazırlanan iddianamede, müşteki Ebru Dilaver’in polis merkezine gelerek sahipli olan ‘Badem’ isimli kedisinden uzun süredir haber alamadığını, kamera sistemlerini kontrol ettiğinde tanımadığı bir şahsın kedisini, poşetin içerisine atarak götürdüğünü söylediği anlatıldı.
Olay yeri ve çevresine ait kamera kayıtları incelemesine yer verilen iddianamede, şüpheli Yunus Can’ın kediyi yakalayarak poşete koyduğu, götürdükten sonra kediyi sokağa fırlattığı ancak bir süre sonra gelerek kediye tekme attığı ve kedinin yerde hareketsiz şekilde kaldığı kaydedildi.
Hazırlanan iddianamede, şüpheli Can’ın müşteki Dilaver’e ait kediyi gece vakti aldığı, sahipli hayvana tekme attığı ve böylece zarar verdiği aktarıldı.
İddianamede şüpheli Yunus Can’ın ‘bir ev hayvanını veya evcil hayvanı kasten öldürme’ ve ‘gece vakti hırsızlık’ suçlarından toplamda 2 yıldan 8 yıl 6 aya kadar hapis cezasına çarptırılması talep edildi. – İSTANBUL
]]>Merkez Sarıçam ilçesinde 13 Ağustos 2022’de iki farklı ormanlık alanda yangın çıkardığı gerekçesiyle aynı gün tutuklanan ve eylemlerini terör örgütü PKK adına gerçekleştirdiği belirlenen F.D. ile keşif ve eylem çalışmaları için terör örgütüne fon sağladıkları iddiasıyla 13 Nisan 2023’te tutuklanan A.B. ve tutuksuz A.E, A.A, A.K, F.K, M.D, M.H.B, M.Ö, S.B, S.İ. ve S.B. hakkında Adana Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma tamamlandı.
Sanık F.D. hakkında, “devletin birliği ve ülke bütünlüğünü bozmak” suçundan ağırlaştırılmış müebbet, “terör örgütü faaliyeti çerçevesinde kasten orman yakma” suçundan müebbet, “terörizmin finansmanının önlenmesi hakkındaki kanuna muhalefet” suçundan 10 yıla kadar hapis, tutuklu A.B. hakkında “silahlı terör örgütüne üye olma” ve “terörizmin finansmanının önlenmesi hakkındaki kanuna muhalefet” suçlarından 25 yıla kadar hapis, diğer 10 sanık için ise “terörizmin finansmanının önlenmesi hakkındaki kanuna muhalefet” 10’ar yıla kadar hapis cezaları talebiyle hazırlanan iddianame, Adana 2. Ağır Ceza Mahkemesince kabul edildi.
Belgeler, ifade tutanağı, tanık anlatımları, Sarıçam Orman İşletme Şefliği tutanakları, HTS, PTS, dijital veri inceleme kayıtları ve bilirkişi raporlarına yer verilen iddianamede, sanığın kentteki orman yangınlarını terör örgütü PKK’nın talimatıyla çıkardığı anlatıldı.
İddianamede, F.D’nin Adana 11. Ağır Ceza Mahkemesince aynı suçlama yönüyle yargılaması süren R.B. ile terör örgütü PKK’nın talimatı üzerine 13 Ağustos 2022’de, R.B’nin kullanımındaki araçla gittiği Sarıçam ilçesi Ünlüce ve Çamlıca mahallelerinde 2 ayrı ormanı yakıp Mersin’e kaçtığının tespit edildiği belirtildi.
PKK’nın talimatıyla bölgede keşif çalışması yapmış
Sanığın yangınları çıkardığını gördüklerini anlatan 3 tanığın ifadelerinin de yer aldığı iddianamede, F.D’nin yangınlar öncesinde de PKK adına sansasyonel eylem arayışında olduğu bilgisine yer verildi.
F.D’nin telefonunun baz istasyonlarından sinyal verdiği adreslerin incelendiği de iddianamede belirtildi. Buna göre Kozan ve Yüreğir ilçeleri arasındaki kırsal alanlara hizmet veren geniş kapsama alanı olan baz istasyonlarından sanığın telefonundan sinyal alındığı, buraların orman yangını çıkan bölgelere yakın olduğunun tespit edildiği iddianamede anlatıldı.
İddianamede, “Sanık F.D. ve R.B’nin birlikte merkez Sarıçam, Kozan ve Aladağ ilçelerinde örgütün talimatıyla keşif çalışması yaptıkları, terör örgütü PKK’nın talimatıyla ormanlarda yangın çıkaran ‘ateşin çocukları’ yapılanmasıyla bağlantılı oldukları tespit edilmiştir.” ifadeleri yer aldı.
PKK’nın keşif ve eylem çalışması adı altında sanığa farklı tarihlerde para gönderdiği iddianamede aktarıldı.
Sanığın PKK’nın keşif ve eylem çalışması adı altında gönderdiği para için A.B. ile irtibata geçtiği anlatılan iddianamede, “F.D’nin PKK terör örgütü adına keşif ve eylem çalışmaları için kullanacağı paraları kendi banka hesaplarını kullanarak temin etmediği, 2022 yılının farklı tarihlerinde A.B’nin parayı parça parça A.E, A.A, A.K, F.K, M.D, M.H.B, M.Ö, S.B, S.İ. ve S.B’nin banka hesaplarına aktardığı, sanık F.D’nin de bu paraları deşifre olmamak için diğer sanıklardan farklı zamanlarda bizzat elden teslim aldığı tespit edilmiştir.” denildi.
İki ayrı ormanlık alanı yakıp kaçmış
F.D’nin terör örgütü PKK’nın talimatıyla sansasyonel eylem arayışında olduğu bilgisine yer verilen iddianamede, şunlar kaydedildi:
“Sanığın, Sarıçam, Kozan ve Aladağ ilçelerinde örgütün talimatıyla R.B. ile keşif çalışması yaptığı, 13 Ağustos 2022’de Sarıçam ilçesi Çamlıca ve Ünlüce mahallelerindeki iki ayrı orman yangınını terör örgütü PKK’dan aldığı talimatla kasten çıkardığı, yangınları 3 tanığın F.D. ve R.B’nin çıkardığını gördüğü ve tanık anlatımlarına göre sanığın yangın sonrasında araçla hızlı bir şekilde bölgeden uzaklaştığı, sanığın aracının yangınların çıktığı saatlerde olay yerine yakın PTS kayıtları ve o bölgede cep telefonunun sinyal kaydının bulunduğu, olay yerinde o saatlerde başka araç ve kişinin tespit edilmediği, Sarıçam’daki 2 ayrı noktada 20 dakika arayla orman yangını çıkardığı değerlendirildiğinde, F.D’nin ‘terör örgütü faaliyeti çerçevesinde kasten orman yakma’ ve ‘devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozma’, ve ‘terörizmin finansmanının önlenmesi hakkındaki kanun’a muhalefet’ suçlarından, terör örgütüne fon topladığı ve F.D’ye yardım ettiği belirlenen A.B’nin ‘silahlı terör örgütüne üye olma’ ve ‘terörizmin finansmanının önlenmesi hakkındaki kanuna muhalefet’ suçlarından, diğer 10 sanığın ise ‘terörizmin finansmanının önlenmesi hakkındaki kanuna muhalefet’ suçundan cezalandırılması talep olunur.”
]]>Yüksek kar getirisi bulunan güvenilir bir fon olduğunu ve Fatih Terim gibi isimlerin de bu fona dahil olduğunu söyleyerek aralarında tanınmış futbolcular Arda Turan, Fernando Muslera, Emre Belözoğlu ve Selçuk İnan’ın da bulunduğu 21 kişiyi yaklaşık 25 milyon dolar ile 7 milyon 384 bin lira dolandırdığı iddia edilen Şube Müdürü Seçil Erzan’ın yargılanmasına İstanbul 41.Ağır Ceza Mahkemesi’nce devam edilecek. Duruşmada aralarında futbolcu Semih Kaya’nın da bulunduğu tanıkların dinlenmesi bekleniyor. Önceki duruşmada ara kararını açıklayan mahkeme, dinlenmemiş olan tanıkların dinleneceğini de dikkate alarak duruşmayı 15 Ocak Pazartesi tarihine ertelemişti. Mahkeme ayrıca, sanıklar Seçil Erzan ile Ali Yörük’ün tutukluluk hallerinin devamına hükmetmişti.
Davanın geçmişi
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nca hazırlanan iddianamede, aralarında Buse Terim Bahçekapılı, Emre Belözoğlu, Emre Çolak, Fernando Muslera, Arda Turan, Selçuk İnan, Volkan Bahçekapılı’nın da bulunduğu 18 kişi ‘müşteki’ sıfatıyla yer alırken; Seçil Erzan, Ali Yörük, Asiye Öztürk, Atilla Yörük, Hüseyin Eligül, Kerem Can ve Nazlı Can’un bulunduğu 7 kişi ise ‘şüpheli’ sıfatıyla yer aldı.
Güven ilişkisine dayanarak parayı teslim etti, daha sonra Erzan’a ulaşamadı
Hazırlanan iddianamede, Denizbank’ın Levent Büyükdere Caddesi Şubesi müdürü olarak çalışan şüpheli Seçil Erzan’ın, müştekilerden Bülent Çeviker’den kişisel güven ilişkisine dayanarak 2 milyon dolar parayı değerlendirmesi amacıyla elden aldığı, 3 Nisan’da 3 milyon olarak iade edeceğini bildirdiği, bunun karşılığında da müşteriye yazılı bir evrak verildiği ancak şube müdürüne ulaşmaya çalışsa da ulaşamadığı anlatıldı. Şüpheli Erzan’a ulaşamayınca durumun bankaya bildirildiğinin aktarıldığı iddianamede, banka tarafından araştırma yapılmaya ve Seçil Erzan’a ulaşılmaya çalışıldığı ancak ulaşılamadığı, bu nedenlerden dolayı Erzan hakkında suç duyurusunda bulunulduğu ve soruşturmaya başlandığı kaydedildi.
Kim ne kadar para yatırdı
İddianamede, müştekilerden Buse Terim Bahçekapılı’nın 190 bin Amerikan Doları verdiği, Emre Belözoğlu’nun bu fona para yatırması için bir kısmını Volkan Bahçekapılı ile göndermek suretiyle toplamda 4 milyon 292 bin doları şüpheli Erzan’a teslim ettiği, Fernando Muslera’nın 1 milyon 200 bin dolar teslim ettiği ancak şüpheli Erzan’ın bu paranın 700 binlik kısmını geri vererek 500 bin dolar dolandırdığı kaydedildi. Öte yandan şüpheli Erzan’ın Arda Turan’dan 13 milyon 900 bin dolar nakit elden para alıp sadece 6 milyon 400 bin doları fon getirisi olarak geri vermek suretiyle 7 milyon 500 bin dolandırdığı belirtildi. Şüphelinin Selçuk İnan’dan ise 3 milyon 685 bin dolar alıp bunun 2 milyon 150 binini fon getirisi olarak geri iade ederek toplamda 1 milyon 535 bin dolandırdığı kaydedildi.
Erzan hakkında istenen ceza 252 yıla yükseldi
18 müştekili iddianamede şüpheli Erzan’ın ‘nitelikli dolandırıcılık’ ve ‘özel belgede sahtecilik’ suçlarından toplamda 66 yıldan 216 yıla kadar hapis cezasına çarptırılması talep edildi. Diğer 6 şüphelinin ise 3 yıl ile 65 yıl arasında değişen oranlarda hapis cezasıyla cezalandırılmaları talep edildi. Daha sonra 3 mağdurun da eklenmesiyle müşteki sayısı 21’e yükselirken, Erzan hakkında istenen hapis cezası da 77 yıldan 252 yıla kadar yükseldi. – İSTANBUL
]]>İstanbul 41. Ağır Ceza Mahkemesindeki davanın ikinci duruşmasında savunma yapan tutuklu sanık Seçil Erzan, savcının, “Birçok kişiden para alıyorsunuz. Bu sistemi nasıl aklınızda tutuyorsunuz?” sorusuna, Nisan 2023’e kadar problem yaşamadığı yanıtını verdi.
Mahkeme Başkanı’nın, “(Hakan Ateş, Mehmet Aydoğdu ve Fatih Terim Fonu var, para kazandırıyor.) dediğin kimler var?” sorusuna karşılık Erzan, hangi müştekiye ne söylediğini hatırlamadığını ancak Volkan Bahçekapılı, Emre Belözoğlu ve Bülent Çeviker’in de aralarında olduğu bazı mağdurlara, “Gizli bir işlem, genel müdürlükte yapıyorlar, insanlar çok para kazanıyor.” dediğini ifade etti.
Erzan, basında da yer alan arabada çekilen videoyu kimin kaydettiğinin sorulması üzerine, “Moji, o videodaki sözleri bana zorla söyletti. Diğer insanlar gibi fazla para alanların içerisinde. O gece Tanın’la Merve geldiler, Hüseyin Avni de bizdeydi. Mutfakta kaldım, kapıyı açtırmadılar, 10-15 senet imzalattırdılar.” dedi.
Söz konusu işlemlerin Nisan 2023’ten sonra olduğunu ve kimseyi dolandırmayı düşünmediğini iddia eden Erzan, Nur Erkasap’tan para aldığını ancak miktarı hatırlamadığını söyledi.
Erzan, ödemelerin yüzde 90’ının elden yapıldığını belirterek, “Semih’in parasını hesabından Ali aldı. Daha sonra Ali, Semih’in hesabına 750 bin dolar olarak geri gönderdi. Semih bana parayı göndermek için Ali’nin hesabına yolladı. Ben 50-100 bin gibi ufak krediler çektim. Yüksek miktarda kredi çekmedim.” diye konuştu.
Avukat Epözdemir’den telefon sorusu
Bir kısım müştekinin avukatı Rezan Epözdemir’in, “Madem bankanın tüm bu işlemlerden haberi yok, niçin gözaltına alınmadan hemen önce banka telefonunuzu kırarak başka bir telefon veriyor size?” sorusuna karşılık Erzan, bankanın kendisine yeni hat verdiğini, diğer telefona ilişkin de “Ne yaparsan yap.” denildiğini, hiçbir yöneticisiyle bu durumu paylaşmadığını kaydetti.
Epözdemir’in, “Telefonun internet aramalarında neden Gürcistan’da para birimi araması yaptınız?” sorusuna ise Erzan, “Bir müşterimiz Gürcistan’da parası olduğunu ve Türkiye’ye getirmek istediğini söylediğinde para birimini öğrenmek için arama yaptırdım.” yanıtını verdi.
Avukat Epözdemir’in, “BDDK, 43 milyon eksi olduğunu söylemiş, bu para nerede?” sorusu üzerine Erzan, bu rakamın 43 milyon olmadığına dikkati çekerek, “Normalde 300-500 bin arasında eksidir. Herkes aldığını söylerse ortaya çıkar. 43 milyona benim söylediğim rakamlarla ulaşılmıştır. 53 milyon gibi toplanan bir para hesaplanmıştı ancak o dönem kendimde değildim. Bazılarına daha fazla, bazılarına daha az yazmışım o dönem verdiklerime.” şeklinde konuştu.
Mesaj kayıtlarında Tanın Yılmaz ile arasında geçen avukat Candaş Gürol’un 100 bin dolar aldığı iddialarına ilişkin de Erzan, bunun doğru olmadığını savundu.
Tutuksuz sanık Nazlı Can ise Erzan’ın işlemlerinin yasa dışı olduğunu anlamadığını ve kendisinin de sistemde parası olduğunu iddia etti.
Bilerek işlem yapmadığını, Erzan’ın kendi hesaplarını da kullandığını ancak şüpheleneceği durum olmadığını anlatan Can, Erzan’ın yanındayken “İmza atacağım.” sözleriyle birileriyle görüştüğünü dile getirdi.
Sanık Can, Erzan’la 2019’da tanıştığını ve akrabalarını ikna edip onlardan para aldığını belirterek, “Bize dönem dönem paralar veriyordu, sonra geri alıyordu.” dedi.
“Erzan’a para teslim etmeden önce konuyu babamla konuşmadım”
Müşteki Buse Terim Bahçekapılı ise vadeli hesabında bulunan 190 bin doları sanık Erzan’a verdiğini söyledi.
Fatih Terim ile baba-kız ilişkilerinde parasal konuları görüşmediklerini, kazançlarının ayrı olduğunu anlatan müşteki Bahçekapılı, Erzan’a para teslim etmeden önce babasıyla konuyu konuşmadıklarını vurguladı.
Sanık Erzan’la ilk kez babaannesinin cenazesinde yüz yüze görüştüklerini ifade eden Bahçekapılı, öncesinde ise bankacılık işlemlerine ilişkin yalnızca telefonda konuştuklarını bildirdi.
Bahçekapılı, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Eşim beni arayıp böyle bir işlemden söz ettiğinde ‘Evet, benim de param burada.’ dedim o kadar. Terim Arıcan’a sorduğumda, kendisi para yatırırken yazılı kağıt verildiğini ama o gün para yatırırken hazineye yetişmesi gerektiği için evrakı yarın vereceklerini söyledi ama biz daha sonra evrak alamadık. 190 bin doları tek seferde verdim. Seçil Erzan Denizbank şube müdürü olmasaydı, sokaktan geçen biri olsaydı bu parayı vermezdim. Şikayetçiyim, davaya katılma talebim var.”
Müşteki Bülent Çeviker de sanık Erzan ve müşteki Mert Zeydanlı’dan şikayetçi olduğunu belirterek, davaya katılma talebinde bulundu.
Müşteki Zeydanlı sanık Erzan’a dört kez para vermiş
Müşteki Mert Zeydanlı, 30 Ocak 2023’te bankaya para yatırdığı gün Erzan’ın kendisini odasına çağırdığını ve burada özel bir fondan bahsettiğini, isterse buna katılabileceğini söylediğini kaydetti.
Özel fonların işlem sürecine ilişkin bilgi sahibi olduğundan bahseden Zeydanlı, Erzan’a güvencesinin ne olacağını sorduğunda, sanığın kendisine senet alacağını belirttiğini anlattı.
Zeydanlı, sanıktan senet istediğinde kendisine, “Bu fonla Fatih Terim’in ve Müfit Erkasap’ın eşleri ilgileniyor, senedi onlardan alalım.” dediğini iddia ederek, “Ben bu belgeyi bankadan alamayacağımı zaten biliyordum. Senedi alınca da kendisine dört kez para verdim. Bir kere de 400 bin dolar aldım. Hemen ertesi gün Seçil, yeni bir teklifle geldi ama içeride 2 milyon 700 bin dolar param olduğu için kabul etmedim.” dedi.
Sanık Erzan’dan şikayetçi olduğunu dile getiren Zeydanlı, davaya katılma talebinde bulundu.
Görüşü sorulan cumhuriyet savcısı, tutuklu sanıkların mevcut halinin devamına karar verilmesini istedi.
Söz alan tutuklu sanıkların avukatları, müvekkillerinin tahliyesini talep etti.
Mahkeme heyeti, ara kararında tutuklu sanıkların bu halinin devamına hükmetti.
Duruşma, müşteki beyanlarının alınması ve tanıkların dinlenilmesi için 15 Ocak’a ertelendi.
İddianamede kamuoyunun yakından tanıdığı isimler yer alıyor
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan iddianamede, sanık Seçil Erzan’ın bir bankanın Levent’teki şubesinde müdür olarak çalıştığı ve müşteki Bülent Çeviker’den kişisel güven ilişkisine dayalı 2 milyon dolar alarak, yüksek kar vaadiyle yeniden kendisine iade edeceğini bildirdiği belirtiliyor.
İddianamede, müşteki Çeviker’e para karşılığında yazılı evrak verildiği ancak daha sonra Çeviker’in Erzan’a ulaşmaya çalışsa da ulaşamadığı, durumu bankaya bildirdiği, banka tarafından araştırma yapıldığı, Erzan hakkında suç duyurusunda bulunulduğu ifade ediliyor.
Sanık Erzan’ın bu yöntemle futbolcular, iş insanları ve çeşitli meslek gruplarından müştekilere, yüksek kar getirisi olan güvenilir bir fon bulunduğunu ve yine kamuoyunda tanınan Fatih Terim, Hakan Ateş gibi isimlerin bu fona dahil olduğunu söyleyerek, müştekileri bu fona para yatırmaya ikna ettiği anlatılan iddianamede, gerçekte ise böyle bir fonun hiç olmadığının saptandığı belirtiliyor.
İddianamede, Erzan’ın, müştekilerin verdiği paralara ilişkin sahte belgeler oluşturarak, bu belgelere bankanın kaşesi ve ıslak imzasını atıp müştekilere ulaştırdığı ve dolandırıcılık kastıyla hareket ettiği kaydediliyor.
Sanık Erzan hakkında istenen ceza 252 yıla yükseldi
Sanık Erzan’ın “özel belgede sahtecilik” ve “tacir veya şirket yöneticisi olan ya da şirket adına hareket eden kişilerin ticari faaliyetleri sırasında, kooperatif yöneticilerinin kooperatifin faaliyeti kapsamında nitelikli dolandırıcılık” suçlarından 69 yıldan 226 yıla kadar hapsi istenen ana iddianamenin ardından hazırlanan yeni iddianameyle Erzan hakkında istenen hapis cezası da yükseldi. Erzan’ın 77 yıldan 252 yıla kadar hapsi talep ediliyor.
İddianamede, sanıklar Ali Yörük, Kerem Can, Hüseyin Eligül, Nazlı Can, Atilla Yörük ve Asiye Öztürk’ün ise aynı suçlardan 3 yıl ile 85 yıl arasında değişen oranlarda hapisle cezalandırılması isteniyor.
]]>Yüksek kar getirisi bulunan güvenilir bir fon olduğunu ve Fatih Terim gibi isimlerin de bu fona dahil olduğunu söyleyerek aralarında tanınmış futbolcular Arda Turan, Fernando Muslera, Emre Belözoğlu ve Selçuk İnan’ın da bulunduğu 21 kişiyi yaklaşık 25 milyon dolar ile 7 milyon 384 bin lira dolandırdığı iddia edilen Şube Müdürü Seçil Erzan’ın yargılanmasına önümüzdeki dakikalarda İstanbul 41. Ağır Ceza Mahkemesi’nce devam edilecek.
Bu çerçevede futbolcu Semih Kaya ‘tanık’ sıfatıyla, Fatih Terim’in kızı Buse Terim Bahçekapılı ile eşi Volkan Bahçekapılı da ‘müşteki’ sıfatıyla adliyeye geldi. Ayrıca Seçil Erzan’ın yeğeni Tanın Yılmaz da adliyeye geldi.
Davanın geçmişi
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nca hazırlanan iddianamede, aralarında Buse Terim Bahçekapılı, Emre Belözoğlu, Emre Çolak, Fernando Muslera, Arda Turan, Selçuk İnan, Volkan Bahçekapılı’nın da bulunduğu 18 kişi ‘müşteki’ sıfatıyla yer alırken; Seçil Erzan, Ali Yörük, Asiye Öztürk, Atilla Yörük, Hüseyin Eligül, Kerem Can ve Nazlı Can’un bulunduğu 7 kişi ise ‘şüpheli’ sıfatıyla yer aldı.
Güven ilişkisine dayanarak parayı teslim etti, daha sonra Erzan’a ulaşamadı.
Hazırlanan iddianamede, Denizbank’ın Levent Büyükdere Caddesi Şubesi müdürü olarak çalışan şüpheli Seçil Erzan’ın, müştekilerden Bülent Çeviker’den kişisel güven ilişkisine dayanarak 2 milyon dolar parayı değerlendirmesi amacıyla elden aldığı, 3 Nisan’da 3 milyon olarak iade edeceğini bildirdiği, bunun karşılığında da müşteriye yazılı bir evrak verildiği ancak şube müdürüne ulaşmaya çalışsa da ulaşamadığı anlatıldı. Şüpheli Erzan’a ulaşamayınca durumun bankaya bildirildiğinin aktarıldığı iddianamede, banka tarafından araştırma yapılmaya ve Seçil Erzan’a ulaşılmaya çalışıldığı ancak ulaşılamadığı, bu nedenlerden dolayı Erzan hakkında suç duyurusunda bulunulduğu ve soruşturmaya başlandığı kaydedildi.
Kim ne kadar para yatırdı
İddianamede, müştekilerden Buse Terim Bahçekapılı’nın 190 bin Amerikan Doları verdiği, Emre Belözoğlu’nun bu fona para yatırması için bir kısmını Volkan Bahçekapılı ile göndermek suretiyle toplamda 4 milyon 292 bin doları şüpheli Erzan’a teslim ettiği, Fernando Muslera’nın 1 milyon 200 bin dolar teslim ettiği ancak şüpheli Erzan’ın bu paranın 700 binlik kısmını geri vererek 500 bin dolar dolandırdığı kaydedildi. Öte yandan şüpheli Erzan’ın Arda Turan’dan 13 milyon 900 bin dolar nakit elden para alıp sadece 6 milyon 400 bin doları fon getirisi olarak geri vermek suretiyle 7 milyon 500 bin dolandırdığı belirtildi. Şüphelinin Selçuk İnan’dan ise 3 milyon 685 bin dolar alıp bunun 2 milyon 150 binini fon getirisi olarak geri iade ederek toplamda 1 milyon 535 bin dolandırdığı kaydedildi.
Erzan hakkında istenen ceza 252 yıla yükseldi
18 müştekili iddianamede şüpheli Erzan’ın ‘nitelikli dolandırıcılık’ ve ‘özel belgede sahtecilik’ suçlarından toplamda 66 yıldan 216 yıla kadar hapis cezasına çarptırılması talep edildi. Diğer 6 şüphelinin ise 3 yıl ile 65 yıl arasında değişen oranlarda hapis cezasıyla cezalandırılmaları talep edildi. Daha sonra 3 mağdurun da eklenmesiyle müşteki sayısı 21’e yükselirken, Erzan hakkında istenen hapis cezası da 77 yıldan 252 yıla kadar yükseldi. – İSTANBUL
]]>Yüksek kar getirisi bulunan güvenilir bir fon olduğunu ve Fatih Terim gibi isimlerin de bu fona dahil olduğunu söyleyerek aralarında tanınmış futbolcular Arda Turan, Fernando Muslera, Emre Belözoğlu ve Selçuk İnan’ın da bulunduğu 21 kişiyi yaklaşık 25 milyon dolar ile 7 milyon 384 bin lira dolandırdığı iddia edilen Şube Müdürü Seçil Erzan’ın yargılanmasına yarın İstanbul 41.Ağır Ceza Mahkemesi’nde saat 10.30’da devam edilecek.
Tutukluluk halinin devamına hükmedilmişti
20 Kasım 2023’de görülen 7 sanıklı davanın ilk duruşmasında sanıklar Seçil Erzan ile Ali Yörük’ün tutukluluk hallerinin devamına hükmedilirken, sanıklar Atilla Yörük ile Nazlı Can’ın mevcut delil durumu ve tutuklulukta kaldıkları süre de göz önüne alarak tahliyesine karar verilmişti.
Bazı müştekilerin duruşmaya gelmesi bekleniyor
Davanın ilk duruşmasının ara kararında mahkeme ayrıca, gelmeyen müştekiler Arda Turan, Selçuk İnan, Emre Belözoğlu, Buse Terim Bahçekapılı, Bülent Çeviker ve İsmail İbrahim Çağlar’ın hazır edilmesi için avukatlarına süre verilmesine hükmetmişti.
İddianameden
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nca hazırlanan iddianamede, aralarında Buse Terim Bahçekapılı, Emre Belözoğlu, Emre Çolak, Fernando Muslera, Arda Turan, Selçuk İnan, Volkan Bahçekapılı’nın da bulunduğu 18 kişi ‘müşteki’ sıfatıyla yer alırken; Seçil Erzan, Ali Yörük, Asiye Öztürk, Atilla Yörük, Hüseyin Eligül, Kerem Can ve Nazlı Can’un bulunduğu 7 kişi ise ‘şüpheli’ sıfatıyla yer aldı.
Güven ilişkisine dayanarak parayı teslim etti, daha sonra Erzan’a ulaşamadı
Hazırlanan iddianamede, Denizbank’ın Levent Büyükdere Caddesi Şubesi müdürü olarak çalışan şüpheli Seçil Erzan’ın, müştekilerden Bülent Çeviker’den kişisel güven ilişkisine dayanarak 2 milyon dolar parayı değerlendirmesi amacıyla elden aldığı, 3 Nisan’da 3 milyon olarak iade edeceğini bildirdiği, bunun karşılığında da müşteriye yazılı bir evrak verildiği ancak şube müdürüne ulaşmaya çalışsa da ulaşamadığı anlatıldı. Şüpheli Erzan’a ulaşamayınca durumun bankaya bildirildiğinin aktarıldığı iddianamede, banka tarafından araştırma yapılmaya ve Seçil Erzan’a ulaşılmaya çalışıldığı ancak ulaşılamadığı, bu nedenlerden dolayı Erzan hakkında suç duyurusunda bulunulduğu ve soruşturmaya başlandığı kaydedildi.
Kim ne kadar para yatırdı
İddianamede, müştekilerden Buse Terim Bahçekapılı’nın 190 bin Amerikan Doları verdiği, Emre Belözoğlu’nun bu fona para yatırması için bir kısmını Volkan Bahçekapılı ile göndermek suretiyle toplamda 4 milyon 292 bin doları şüpheli Erzan’a teslim ettiği, Fernando Muslera’nın 1 milyon 200 bin dolar teslim ettiği ancak şüpheli Erzan’ın bu paranın 700 binlik kısmını geri vererek 500 bin dolar dolandırdığı kaydedildi. Öte yandan şüpheli Erzan’ın Arda Turan’dan 13 milyon 900 bin dolar nakit elden para alıp sadece 6 milyon 400 bin doları fon getirisi olarak geri vermek suretiyle 7 milyon 500 bin dolandırdığı belirtildi. Şüphelinin Selçuk İnan’dan ise 3 milyon 685 bin dolar alıp bunun 2 milyon 150 binini fon getirisi olarak geri iade ederek toplamda 1 milyon 535 bin dolandırdığı kaydedildi.
Erzan hakkında istenen ceza 252 yıla yükseldi
18 müştekili iddianamede şüpheli Erzan’ın ‘nitelikli dolandırıcılık’ ve ‘özel belgede sahtecilik’ suçlarından toplamda 66 yıldan 216 yıla kadar hapis cezasına çarptırılması talep edildi. Diğer 6 şüphelinin ise 3 yıl ile 65 yıl arasında değişen oranlarda hapis cezasıyla cezalandırılmaları talep edildi. Daha sonra 3 mağdurun da eklenmesiyle müşteki sayısı 21’e yükselirken, Erzan hakkında istenen hapis cezası da 77 yıldan 252 yıla kadar yükseldi. – İSTANBUL
]]>Merkez Antakya ilçesi General Şükrü Kanatlı Mahallesi Fevzi Paşa Caddesi’ndeki 6 katlı apartmanın, depremde yıkılması ve 5 kişinin yaşamını yitirmesiyle ilgili Hatay Cumhuriyet Başsavcılığı Deprem Soruşturma Bürosunca yürütülen soruşturma tamamlandı.
Binanın statik proje müellifi ve inşaat mühendisi tutuklu Nezir G. (64) ile binanın mimari proje müellifi ve fenni mesulü tutuksuz Hikmet B. (64) hakkında “bilinçli taksirle birden fazla kişinin ölümüne neden olma” suçundan 22 yıl 6’şar aya kadar hapis talebiyle hazırlanan iddianame, Hatay 1. Ağır Ceza Mahkemesince kabul edildi.
İddianamede yer alan müşteki beyanlarında, binanın 6 Şubat’ta saat 04.17’deki ilk depremde kısa süre içerisinde yıkıldığı belirtildi.
Tutuklu sanık Nezir G, iddianamedeki ifadesinde, suçlamaları kabul etmeyerek bilirkişi raporunu “hayali” olarak yorumladı.
Yıllardır inşaat mühendisliği ve bilirkişilik yaptığını belirten Nezir G, “Antakya’da en iyi statikçi olduğumu iddia ediyorum. Türkiye’de el ile hesap yapıp bilgisayar ortamına sonradan geçen sayılı inşaat mühendislerindenim. O zamanlar belediyeler zemin etüt raporunu aramıyorlardı. Bu nedenle zemin etüt raporu yapmadık. Projede zemin etüt raporu yoktu. Diğer tespit edilen eksiklikler ise bilirkişi heyetince yanlış tespit edilmiş olup hayali olduğunu düşünüyorum.” iddiasında bulundu.
Sanık Hikmet B. de mimarlığını yaptığı binanın yıkıldığını ve enkazında ölenlerin olduğunu bilmediğini öne sürdü.
Binayı tamamen yönetmeliklere ve mevzuata uygun şekilde yaptırdıklarını savunan Hikmet B, “Gerekli zemin etüdü yapıldıktan sonra belediyeden onay alınarak inşaata başlandı. İnşaatta tamamen mevzuata uygun kaliteli malzeme kullandık, kusurlu herhangi bir eylemimiz olmadı. İnşaat yapılırken işçiliğine de özen gösterdik, deprem çok büyük bir depremdi, biz de zaten mağdur olduk, arabalarda uyuduk. Adana’ya, oradan da İstanbul’a geldim, depremin büyüklüğü nedeniyle bina yıkılmış olabilir.” ifadesini kullandı.
İddianamede, binanın yıkılmasına ilişkin tali kusurlu oldukları belirtilen belediye yapı birim sorumluları ve ilgili diğer görevliler hakkında da soruşturmanın sürdürüldüğü kaydedildi.
Bina, projesiz ve mühendislik hizmeti alınmadan inşa edilmiş
İddianamede, Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Mühendislik Fakültesi Bölümü’nün hazırladığı bilirkişi raporuna da yer verildi.
Binaya ait mimari, statik, elektrik ve tesisat projelerinin bulunmadığı kaydedilen raporda, şu bilgilere yer verildi:
“Binanın projesinin olmayışı, projesiz ve mühendislik hizmeti almadan inşa edilmiş olmasının yıkılmasında önemli etken olduğu düşünülmektedir. Dosya kapsamında bina için hazırlanmış zemin etüt raporunun da bulunmadığı görülmüştür. Analizler sonucunda kolonların genellikle kesit açısından yeterli, boyuna donatı alanı açısından ise yetersiz olduğu belirlenmiştir. Kolonlar için belirtilen etriye aralıklarının yeterli olmadığı ve kolon-kiriş birleşim bölgesinde sıklaştırma yapılmadığı tespit edilmiştir.”
Asli kusurlu bulunan Nezir G. ve Hikmet B’nin yargılanmasına gelecek günlerde başlanacak.
]]>Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi kampüsünde, 3 Mayıs 2023’te köpeğe silah doğrulttuğunu görenlerin durumu üniversitenin güvenliğine bildirilmesi üzerine olay yerinden kaçan yabancı uyruklu öğrenci A.S.K’nin (25), suç örgütünce kendilerine ait silahı düşürdüğü gerekçesiyle darbedilmesine ilişkin 3 tutuklu 6 sanık hakkında yürütülen soruşturma tamamlandı.
Zonguldak Cumhuriyet Başsavcılığınca sanıklar hakkında “birden fazla kişi ile birlikte konutta silahla yağma”, “cebir, tehdit veya hile kullanarak kişiyi hürriyetinden yoksun kılma”, “eziyet etme”, “nitelikli cinsel saldırı” ve “ruhsatsız ateşli silahlarla mermileri satın alma veya taşıma veya bulundurma” suçlarından 4 yıldan 68 yıla kadar değişen oranlarda hapis cezası istemiyle hazırlanan iddianame, 3. Ağır Ceza Mahkemesince kabul edildi.
İddianamede, A.S.K’nin şüphelilerden bazıları tarafından darbedildiği, günlük kiralık evde zorla tutulduğu, başına dayadıkları silahla öldürmekle tehdit edildiği, nitelikli cinsel saldırıya uğradığı ve bu durumun videoya çekildiği belirtilerek, telefon ve pasaportunun zorla alındığı, çekilen videonun anne ve babasına gönderileceği söylenerek tehdit edildiği ve yurt dışında bulunan babası aranarak çocuğunun serbest bırakılması karşılığında 500 bin lira para istendiği ifade edildi.
Tutuklu M.C.A, iddianamede yer verilen ifadesinde, yaptıklarından pişman olduğunu ve kendi isteğiyle yapmadığını söyleyerek, A.S.K’ye yapılanlar konusunda şüphelilere bunu yapmamalarını söylediğini ancak dinlemediklerini öne sürdü.
Tutuklu S.K. de kendisine yönelik suçlamaları kabul etmeyerek, A.S.K’ye ait olan telefonları zorla almadığını savundu.
Tutuklu A.K. ise araba almak için yanına aldığı 500 bin lira tutarındaki parayı A.S.K’nin çaldığını, A.S.K’nin de bu durumu itiraf ettiğini iddia ederek, parayı ödemek için babasını arayacağını söylediğini ve kendisine ait telefondan aradığını, daha sonra ağlayarak telefonu kapattığını ve ne konuştuklarını bilmediğini aktardı.
Tanık F.B. de üniversitede güvenlik görevlisi olarak çalıştığını, A.S.K’nin üst araması yapılacağı sırada rızasıyla silahı masaya bıraktığını belirtti.
Şefiyle görüştüğü sırada A.S.K’nin kaçmaya çalışırken şarjör ve uyuşturucu madde düşürdüğünü aktaran F.B, daha sonra kimliklerini bilmediği iki kişinin gelerek “Özel harekatçıyız, bize kimlik soramazsınız. O benim beylik silahım, silahı ver.” dediği ve bu sırada polislerin gelerek silahı, şarjörü ve uyuşturucu madde olduğunu düşündükleri maddeyi ve diğer iki kişiyi alarak gittiklerini kaydetti.
Öte yandan kamera görüntüleri incelemesinde, A.S.K’nin eziyete uğradığını söylediği apartman dairesinden kaçışı, ardından başka bir apartman dairesine sığınması, A.S.K’nin kaçışı sırasında bazı şüphelilerin kendisini kovaladıklarını, kuvvetle muhtemel yakalama amacıyla apartmanın etrafında bulundukları iddianamede yer buldu.
Şüphelilerin savunmalarının suçtan kurtulmaya yönelik kanaatinin oluştuğu, A.S.K’yi hürriyetinden yoksun kıldıkları süre içerisinde sistematik olarak darbederek eziyet ettikleri, şüpheliler hakkında kamu davası açılması için yeterli şüphe oluşturacak delil elde edildiğinin anlaşıldığı belirtildi.
Sanıkların yargılanmasına 7 Mart’ta günlerde başlanacak.
Olay
Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi kampüsünde, 3 Mayıs 2023’te yabancı uyruklu öğrenci A.S.K’nin köpeğe silah doğrulttuğunu görenler, durumu üniversitenin güvenliğine bildirmiş, olay yerinden kaçan A.S.K’nin düşürdüğü silaha, polis ekiplerince el konulmuştu.
Ekiplerce aranan A.S.K, bir suç örgütünce kendilerine ait silahı düşürdüğü gerekçesiyle darbedilmiş, görüntüleri çekilen A.S.K’ye şantaj yapılarak ailesinden 500 bin lira istenmişti.
Suç örgütünün elinden kurtulan A.S.K, polise giderek durumu anlatmış, İl Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şube Müdürlüğü ekiplerince, kente uyuşturucu getiren ve üniversite öğrencilerine şantajla torbacılık yaptırdığı öne sürülen suç örgütüne yönelik çalışma başlatılmıştı.
Farklı adreslere düzenlenen operasyonda 8 şüpheli yakalanmış, şüphelilerden A.K. (49), S.K (24) ve M.C.A. (25) çıkarıldıkları hakimlikçe tutuklanmıştı. Diğer şüpheliler ise 3’ü tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmıştı.
]]>ZONGULDAK’ta, aynı uyuşturucu çetesine üye üniversite öğrencisi Ali S.K.’ye (24), tabancayı polise yakalattığı için dövüp işkence yapan ve tahta kaşıkla cinsel saldırıda bulunduğu iddia edilen 3’ü tutuklu, 6 kişi hakkında iddianame hazırlandı. İddianamede, tutuklu sanıklar Ayhan Küçükdere (49), oğlu Samet Küçükdere (24) ve Mehmet Can Arslaner (25) hakkında ‘birden fazla kişiyle birlikte konutta silahlı yağma’, ‘cebir tehdit veya hile kullanarak kişiyi hürriyetinden yoksun kılma’, ‘eziyet etme’ ve ‘nitelikli cinsel istismar’ suçlarından 52’şer yıl, tutuksuz sanıklar F.O. (35), H.C. (35), Y.A. (39) ‘hürriyeti yoksun kılma’ suçundan 14’er yıl ve F.O. hakkında ayrıca ‘eziyet etme’ suçundan 5 yıl olmak üzere toplamda 203 yıl hapis cezası istendi.
Azerbaycan uyruklu üniversite öğrencisi Ali S.K., dahil olduğu uyuşturucu çetesine ait tabancayı geçen yıl nisan ayında Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi kampüsünde yere düşürdü. Polis ekipleri silaha el koyup, Ali S.K.’yi arama çalışması başlattı. Çetenin üyeleri, silahı düşürüp kendilerini riske attığı için Ali S.K.’ye, işkence yaptı. Tahta kaşıkla cinsel istismara da maruz kalan Ali S.K., öldürülmek üzereyken 3 Mayıs’ta kaçıp polise sığındı. Ali S.K. çetenin ilişkilerini ve bağlantılarını polise anlattı. Ali S.K.’nin sunduğu deliller ve ifadeler ışığında polis ekipleri operasyon düzenledi. Operasyonda gözaltına alınan 8 kişiden Ayhan Küçükdere, oğlu Samet Küçükdere ve Mehmet Can Arslaner tutuklandı. 3 kişi savcılık ifadesinin ardından, H.C. ve F.O. ise adli kontrolle serbest bırakıldı. Ali S.K., polis ekiplerinin refakatinde memleketi Azerbaycan’a gönderildi.
ŞİKAYETÇİ OLDU
Zonguldak Cumhuriyet Başsavcılığı soruşturmasını tamamlayarak, 6 kişi hakkında iddianame hazırladı. İddianamede Ali S.K.’nin Gaziantep’te bulunduğu sırada Ayhan Küçükdere, oğlu Samet Küçükdere, Mehmet Can Aslaner ve F.O.’nun kendisini zorla tutarak aralıklarla darbettiğini söyledi. Daha sonra Zonguldak’a getirildiğini anlatan Ali S.K., burada da dayağa maruz kaldığını, kolunun kırıldığını, tutsak gibi tutulduğunu ve pasaport ile telefonlarının elinden alındığını ifade ederek şikayetçi oldu.
CİNSEL İSTİSMAR, DARP VE EZİYETİ KAMERAYA ÇEKMİŞLER
Ali S.K.’nin tahta kaşık ile cinsel saldırıya maruz kalıp, kayda alındığı olaya da iddianamede yer verildi. 6 dakika 40 saniye ve 2 dakika 7 saniyelik 2 videoda, Ali S.K.’ye banyoda yapılan cinsel saldırı anları olduğu belirtildi. Ayrıca çetenin elinden kaçan genci, Ayhan ve oğlu Samet Küçükdere ile H.C. ve G.T.’nin kovalama anlarının da sokaktaki güvenlik kameralarına yansıdığına iddianamede yer verildi.
BİRBİRLERİNİ SUÇLADILAR
İddianamede ifadesine yer verilen şüphelilerden Mehmet Can Aslaner, Ali S.K.’yi Samet Küçükdere’nin darbettiğini, vücudunda sigara söndürdüğünü ve şişeyle cinsel saldırıda bulunmakla tehdit ettiğini söyledi. Ali S.K. darbedilirken ve cinsel saldırıya maruz kalırken kendisinin de zorla bulunduğunu öne süren Aslaner, “Onların zoruyla Ali’yi tehdit ettim. Silah doğrulttum ama içi boştu. Samet, Ali’nin üstünde sigara söndürdü. Bunlar yaşanırken Ayhan da video çekiyordu. ‘Yapmayın’ dedim ama dinlemediler” dedi. Ayrıca ruhsatsız silah bulundurmaktan dava açılan Mehmet Can Aslaner, silahı kendisine F.O.’nun verdiğini ancak sahibinin Ayhan Küçükdere olduğunu söyleyerek suçlamaları reddetti.
Ali S.K.’ye ait telefonlar üstünde yakalanan Samet Küçükdere ise telefonları Mehmet Can Aslaner’in verdiğini, zorla almadığını söyleyerek suçlamaları reddetti.
Babası Ayhan Küçükdere ise araç satın almak için hazırladığı 500 bin TL’nin Ali S.K. tarafından çalındığını öne sürdü. Cinsel istismar görüntülerinin çıktığı cep telefonunu evde unuttuğunu, oğlu ile Mehmet ve bir başka kişinin bu görüntüleri çektiğini kendisinin olayla ilgisi olmadığını savundu.
HAKİM KARŞISINA ÇIKACAKLAR
Ayhan Küçükdere, oğlu Samet Küçükdere ve Mehmet Can Arslaner’in ‘birden fazla kişiyle birlikte konutta silahlı yağma, cebir tehdit veya hile kullanarak kişiyi hürriyetinden yoksun kılma, eziyet etme ve nitelikli cinsel istismar’ suçlarından 52’şer yıl, tutuksuz sanıklar F.O. (35), H.C. (35) ve Y.A. (39) ‘hürriyeti yoksun kılma’ suçundan 14’er yıl, Arslaner hakkında ruhsatsız silah bulundurmak suçundan 3 yıl ve F.O. hakkında ayrıca ‘eziyet etme’ suçundan 5 yıl olmak üzere toplamda 206 yıl hapis cezası istenen iddianame, Zonguldak 3’üncü Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi. 3’ü tutuklu, 6 sanık ilerleyen günlerde hakim karşısına çıkacak.
]]>Üniversitelinin kaçarken düşürdüğü silah çeteyi çökertti
ZONGULDAK – Zonguldak’ta bir üniversite öğrencisinin uyuşturucu çetesine ait olduğu iddia edilen silahı düşürdüğü gerekçesiyle işkenceye maruz bırakıldığı olayda, 3’ü tutuklu 6 sanık hakkında 4 yıldan 68’er yıla kadar çeşitli yıllarla hapis cezası istendi.
İddialara göre olay geçen 3 Mayıs’ta üniversite kampüsü yakınlarında yaşandı. Yabancı uyruklu üniversite öğrencisi A.S.K. (25), köpeğe silah doğrulttu. Silahı gören çevredekiler durumu üniversitenin güvenlik görevlilerine bildirdi. Üst araması yapılacağı sırada kaçmak isteyen A.S.K., silahı yere düşürdü. Polis ekiplerine de haber verilmesi üzerine olayla ilgili çalışma başlatıldı. Silaha el konulurken ekipler çevrede A.S.K.’yi arama çalışması başlattı. Çete üyelerinin yanına giden A.S.K.’ya silahın nerede olduğu sorulunca düşürdüğü cevabını verdi. Bir hücre evine götürülen gence nitelikli cinsel saldırıda bulunan çete üyeleri aynı zamanda darp edip kamera ile video kaydı da yaptı.
Gencin ailesini arayan çete üyeleri 500 bin lira gönderilmesi karşısında A.S.K.’yı bırakacaklarını söyledi. Bir şekilde tutulduğu evden kaçan A.S.K., polise sığınarak başından geçen olayları anlattı. Yapılan eş zamanlı operasyonda yakalanan çete üyelerinden 3’ü tutuklanarak cezaevine gönderildi.
Videolu şantajla ailesinden 500 bin lira istemişler
Zonguldak Cumhuriyet Başsavcılığınca 3’ü tutuklu 6 sanık hakkında 3. Ağır Ceza Mahkemesince kabul edilen iddianamede ise ilginç detaylar yer aldı.
“Birden fazla kişi ile birlikte konutta silahla yağma”, “cebir, tehdit veya hile kullanarak kişiyi hürriyetinden yoksun kılma”, “eziyet etme”, “nitelikli cinsel saldırı” ve “ruhsatsız ateşli silahlarla mermileri satın alma veya taşıma veya bulundurma” suçlarından hapis cezası talep edilen 3’ü tutuklu 6 sanık hakkında 4 yıldan 68 yıla kadar çeşitli yıllarla hapis cezası istendi.
A.S.K.’nin şüphelilerden bazıları tarafından darp edildiği, günlük kiralık evde zorla tutulduğunu ve başına dayadıkları silahla öldürmekle tehdit edildiği yer alan iddianamede; nitelikli cinsel saldırıya uğradığını, bu durumun videoya çekildiğini, telefonu ve pasaportunun zorla alındığını, çekilen videoyu anne ve babasına gönderileceği söylenilerek tehdit edildiğini ve yurt dışında bulunan babasının aranarak kendisinin serbest bırakılması karşılığında 500 bin lira para istendiği aktarıldı.
Tutuklulardan M.C.A., ifadesinde yaptıklarından pişman olduğunu ve kendi isteği ile yapmadığını; A.S.K.’ye yapılanlar konusunda yapmamalarını söylediğini ancak dinlemediklerini ifade etti. Tutuklulardan S.K. ise ifadesinde A.S.K.’ye ait olan telefonları zorla almadığını, kendisine yönelik suçlamaları kabul etmediğini söyledi.
Tutuklu sanık A.K. ise yanında bulunan 500 bin lirayla araba satın almak istediğini ancak A.S.K.’nın bunu çaldığını ve daha sonra da itiraf ettiğini ifade etti.
A.S.K.’nın ailesini arayarak para istediğini ancak ağlayarak telefonu kapattığını ve aralarında geçen diyaloğu bilmediğini öne sürdü.
Görevliye gidip “Özel harekatçıyız, silahı ver” demişler
Tanık olarak ifadesi alınan F.B. ise güvenlik görevlisi olarak çalıştığı üniversitede, ihbar edilen A.S.K.’nın üst araması yapılacağı sırada silahı masaya bırakıp kaçtığını; kaçarken de şarjör ve uyuşturucu madde düşürdüğünü aktardı. Bir süre sonra tanımadığı iki kişinin yanına gelerek “O silah benim beylik silahım. Silahı ver. Bize kimlik soramazsın. Biz jandarmayız, özel harekatçıyız” şeklinde ifadelerde bulunduklarını ancak polis ekipleri olay yerine gelerek silahı, şarjör ve uyuşturucu maddeyle söz konusu kişileri de alarak olay yerinden ayrıldıklarını ifade etti.
İddianamede A.S.K.’nin eziyete uğradığını söylediği apartman dairesinden kaçması, ardından başka bir apartman dairesine sığınması, A.S.K.’nin kaçışı sırasında bazı şüphelilerin kendisini kovaladıkları ve aradıkları; kuvvetle muhtemel yakalama amacıyla apartmanın etrafında kaldıkları kamera görüntülerine yansıdığı yer aldı.
Sistematik olarak darp edip eziyet etmişler
A.S.K.’yı hücre evinde alıkoydukları süre boyunca sistematik olarak darp ederek eziyet ettikleri iddia edilen şüphelilerin savunmalarının ise suçtan kurtulmaya yönelik olduğu yönünde kanaatin oluştuğu da iddianamede yer aldı. Şüpheliler hakkında kamu davası açılması için yeterli şüphe oluşturacak delillerin de elde edildiği de iddianamede yer aldı.
Sanıkların önümüzdeki günlerde hakim karşısına çıkması bekleniyor.
]]>İddialara göre olay geçen 3 Mayıs’ta üniversite kampüsü yakınlarında yaşandı. Yabancı uyruklu üniversite öğrencisi A.S.K. (25), köpeğe silah doğrulttu. Silahı gören çevredekiler durumu üniversitenin güvenlik görevlilerine bildirdi. Üst araması yapılacağı sırada kaçmak isteyen A.S.K., silahı yere düşürdü. Polis ekiplerine de haber verilmesi üzerine olayla ilgili çalışma başlatıldı. Silaha el konulurken ekipler çevrede A.S.K.’yi arama çalışması başlattı. Çete üyelerinin yanına giden A.S.K.’ya silahın nerede olduğu sorulunca düşürdüğü cevabını verdi. Bir hücre evine götürülen gence nitelikli cinsel saldırıda bulunan çete üyeleri aynı zamanda darp edip kamera ile video kaydı da yaptı.
Gencin ailesini arayan çete üyeleri 500 bin lira gönderilmesi karşısında A.S.K.’yı bırakacaklarını söyledi. Bir şekilde tutulduğu evden kaçan A.S.K., polise sığınarak başından geçen olayları anlattı. Yapılan eş zamanlı operasyonda yakalanan çete üyelerinden 3’ü tutuklanarak cezaevine gönderildi.
Videolu şantajla ailesinden 500 bin lira istemişler
Zonguldak Cumhuriyet Başsavcılığınca 3’ü tutuklu 6 sanık hakkında 3. Ağır Ceza Mahkemesince kabul edilen iddianamede ise ilginç detaylar yer aldı.
“Birden fazla kişi ile birlikte konutta silahla yağma”, “cebir, tehdit veya hile kullanarak kişiyi hürriyetinden yoksun kılma”, “eziyet etme”, “nitelikli cinsel saldırı” ve “ruhsatsız ateşli silahlarla mermileri satın alma veya taşıma veya bulundurma” suçlarından hapis cezası talep edilen 3’ü tutuklu 6 sanık hakkında 4 yıldan 68 yıla kadar çeşitli yıllarla hapis cezası istendi.
A.S.K.’nin şüphelilerden bazıları tarafından darp edildiği, günlük kiralık evde zorla tutulduğunu ve başına dayadıkları silahla öldürmekle tehdit edildiği yer alan iddianamede; nitelikli cinsel saldırıya uğradığını, bu durumun videoya çekildiğini, telefonu ve pasaportunun zorla alındığını, çekilen videoyu anne ve babasına gönderileceği söylenilerek tehdit edildiğini ve yurt dışında bulunan babasının aranarak kendisinin serbest bırakılması karşılığında 500 bin lira para istendiği aktarıldı.
Tutuklulardan M.C.A., ifadesinde yaptıklarından pişman olduğunu ve kendi isteği ile yapmadığını; A.S.K.’ye yapılanlar konusunda yapmamalarını söylediğini ancak dinlemediklerini ifade etti. Tutuklulardan S.K. ise ifadesinde A.S.K.’ye ait olan telefonları zorla almadığını, kendisine yönelik suçlamaları kabul etmediğini söyledi.
Tutuklu sanık A.K. ise yanında bulunan 500 bin lirayla araba satın almak istediğini ancak A.S.K.’nın bunu çaldığını ve daha sonra da itiraf ettiğini ifade etti.
A.S.K.’nın ailesini arayarak para istediğini ancak ağlayarak telefonu kapattığını ve aralarında geçen diyaloğu bilmediğini öne sürdü.
Görevliye gidip “Özel harekatçıyız, silahı ver” demişler
Tanık olarak ifadesi alınan F.B. ise güvenlik görevlisi olarak çalıştığı üniversitede, ihbar edilen A.S.K.’nın üst araması yapılacağı sırada silahı masaya bırakıp kaçtığını; kaçarken de şarjör ve uyuşturucu madde düşürdüğünü aktardı. Bir süre sonra tanımadığı iki kişinin yanına gelerek “O silah benim beylik silahım. Silahı ver. Bize kimlik soramazsın. Biz jandarmayız, özel harekatçıyız” şeklinde ifadelerde bulunduklarını ancak polis ekipleri olay yerine gelerek silahı, şarjör ve uyuşturucu maddeyle söz konusu kişileri de alarak olay yerinden ayrıldıklarını ifade etti.
İddianamede A.S.K.’nin eziyete uğradığını söylediği apartman dairesinden kaçması, ardından başka bir apartman dairesine sığınması, A.S.K.’nin kaçışı sırasında bazı şüphelilerin kendisini kovaladıkları ve aradıkları; kuvvetle muhtemel yakalama amacıyla apartmanın etrafında kaldıkları kamera görüntülerine yansıdığı yer aldı.
Sistematik olarak darp edip eziyet etmişler
A.S.K.’yı hücre evinde alıkoydukları süre boyunca sistematik olarak darp ederek eziyet ettikleri iddia edilen şüphelilerin savunmalarının ise suçtan kurtulmaya yönelik olduğu yönünde kanaatin oluştuğu da iddianamede yer aldı. Şüpheliler hakkında kamu davası açılması için yeterli şüphe oluşturacak delillerin de elde edildiği de iddianamede yer aldı.
Sanıkların önümüzdeki günlerde hakim karşısına çıkması bekleniyor. – ZONGULDAK
]]>ZONGULDAK’ta eski sevgilisi Murat Dursun (50) tarafından bıçaklanan beden eğitimi öğretmeni Buket Y. (49), duruşmada, “2 ameliyat oldum, 7 yerimde yara var. Olay sırasında sanık, beni 7 yerimden bıçaklamış. Öğretmenim, bedenim ile para kazanıyordum. Mesleğimi yapamıyorum. Beni yarım insan olarak bıraktığı için davacıyım. Şikayetçiyim” dedi.
Olay, 22 Mayıs’ta Kozlu ilçesi Fatih Sitesi mevkisindeki bir evin otoparkında meydana geldi. Murat Dursun, ‘kıskançlık’ nedeniyle tartışarak ayrıldığı beden eğitimi öğretmeni Buket Y.’nin evinin otoparkına gitti. Dursun, Buket Y.’nin otomobilinin lastiklerini bıçakla kesti, apartmanın güvenlik kameralarını kırdı. Bina görevlisinin gelmesi ile Dursun, otoparkta saklandı. 2 saat sonra Buket Y., otomobilinin yanına geldiğinde ortaya çıkan Dursun, kadına yanında getirdiği bıçakla saldırdı. Buket Y. yaralanırken, Murat Dursun kaçtı. Polis ekiplerince yakalanan Dursun tutuklanırken, tedavisi tamamlanan Buket Y. 6 Haziran’da taburcu edildi.
‘PAZARTESİ EN MUTLU GÜNÜM OLACAK’
Murat Dursun hakkında hazırlanan iddianamede ‘kadına karşı tasarlayarak öldürmeye teşebbüs’ suçunda 20 yıla kadar hapis cezası istemiyle dava açıldı. Dursun’un sosyal medyadaki paylaşımları da iddianamede yer aldı. Paylaşımlarda Dursun’un, ‘Pazartesi en mutlu günüm olacak. Herkesin gecesi güzel olsun. Herkes yalanlarını, yaşattıklarının hesabını vermeden yaşayamayacak. Herkes yaptıklarının bedelini ödemeden ölmeyecek, yanlış yapanlar cezalarını ağır ödeyecektir. Pazartesiyi bekle, yanındakilerle senin yarın ve yarından yakın hayatın özel olacak. Ölümü görsün, benim korkum yok, pazartesiyi bekleyin, ölüm güzel olacak’ gibi ifadeler kullandığı belirtildi. Dursun, iddianamedeki ifadesinde ise Buket Y.’nin kendisini N.U. isimli kişiyle aldattığını iddia ederek, olayı bu nedenle gerçekleştirdiğini söyledi. Ayrıca Dursun’un N.U.’nun kendisine Buket Y. ile çekilmiş fotoğraf ve mesajlaşmalarını gösterdiğini de iddia ettiği ifadeler, iddianamede yer aldı.
‘DAHA ÖNCE DE ŞİKAYETLERDE BULUNMUŞTUM’
Davanın 2’nci duruşması, Zonguldak 3’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Duruşma salonunda tutuklu sanık Dursun, bıçaklanan Buket Y. ile avukatlar hazır bulundu. Daha önce tedavisi nedeniyle ifadesi alınamayan Buket Y., duruşmada ifade verdi. Sanık ile 3,5 yıllık ilişkisi olduğunu, olaydan 3 ay önce ayrıldıklarını belirten Buket Y., “Sanık hakkında daha önce uzaklaştırma kararı almıştım. İlişkimiz içinde sürekli beni öldüreceğinden bahsediyordu. Daha önce de şikayetlerde bulunmuştum. Ama aileler araya girince ilişkiye devam ettim. Kendisiyle dini nikahımız olduğunu söyleyip, beni eşi gibi tanıtıyordu. Bekar bir insanım. İstesem resmi nikahla da evlenirdim, imam nikahına ihtiyacım yok ki” dedi.
‘SANIĞI ELİ BELİNDE GELİRKEN GÖRDÜM’
Sanığın daha önce otomobilinin lastiklerini kestiğini, o yüzden her sabah kontrol ettiğini anlatan Buket Y., “O gün de lastiklerin kesildiğini gördüm. Arkadaşımı arayarak yine lastiklerin kesildiğini söyledim. Kamera kayıtlarını izledim. Tam o sırada arkamı döndüğümde, sanığı eli belinde gelirken gördüm. Daha önce bana kafasına silah dayalı fotoğraflar attığı için belinde silah olduğunu düşündüm. Rampaya doğru kaçmaya başladım. O esnada ‘Murat yapma’ dedim. Murat da homurdanıp, ‘Sana yapma demiştim’ dediğini duydum. Sonra bıçaklandığımı ve kanı gördüğümü hatırlıyorum. O sırada telefon açıktı. Telefondaki arkadaşıma, ‘Beni bıçakladı’ dedim. 2 ameliyat oldum, 7 yerimde yara var. Olay sırasında sanık, beni 7 yerimden bıçaklamış. Öğretmenim, bedenim ile para kazanıyordum. Mesleğimi yapamıyorum. Beni yarım insan olarak bıraktığı için davacıyım. Şikayetçiyim” diye konuştu.
KAMERA GÖRÜNTÜLERİ TALEBİ REDDEDİLDİ
Sanık avukatı, müvekkilinin aldatıldığını düşündüğünü, bu nedenle kendisine birtakım yazışmalar ve fotoğraflar gösteren N.U. ile bir araya gelip gelmediğinin tespit edilmesi için güvenlik kamera kayıtlarının dosyaya eklenmesini talep etti. Savcı da güvenlik kamerası görüntülerinin ‘haksız tahrik’ indirimi açısından önemli olduğu için alınması yönünde mütalaa verdi. Mahkeme heyeti de sanığın N.U. ile bir araya gelip, gelmemesinin dosya için önemli olmadığına kanaat getirerek, talebi reddetti. Ancak heyet, sanığın ilgili yazışmaları gösterebilmesi için adli emanetteki telefonunun belirlediği bir kişiye teslim edilmesine karar verip, eksik hususların giderilmesi için duruşmayı erteledi.
]]>