Adalet ve Kalkınma Partisi’nin TBMM Başkanlığı’na sunduğu sokak hayvanlarıyla ilgili yasa teklifine karşı İzmir’de başlatılan protesto eylemleri üçüncü gününde de devam etti. Hayvanseverler akşam saatlerinde Alsancak Kıbrıs Şehitleri Caddesi ÖSYM binası önünde toplanarak oturma eylemi yaptı.
ÖSYM binası önünde toplanan grup adına basın açıklamasında bulunan Avukat Bilge Berk, “Değişiklik yapılması istenen yasa, hayvanları koruma yasası 5199. Oysaki bu değişiklikle ölüm fermanı hazırlanıyor. Bu yasanın adının sokak hayvanlarını öldürme yasası olarak değişmesi gerekiyor. Maddelere baktığımız zaman ölümden başka hiçbir şey yok. Bir de bizi cahil sanıyorlar herhalde. Ötanazi tabirini kullanmışlar. Ötanazi; bir kişinin acı, ızdırap çeken bir kişinin kendi isteğiyle rızasıyla hayatına son verilmesi. Diyorlar ki; sokak hayvanlarının ve ötanazi hakkı ve barınak hakkı varmış. Ne mutlu bizim sokak hayvanlarımıza. Ölüme, mapusa, tecrite, sürgüne gitme hakları var” dedi.
“Hepsi sokak hayvanlarının öldürülmesi için”
Sözlerini yasa teklifi üzerinden sürdüren Avukat Bilge Berk, şunları kaydetti:
“Yasa diyor ki; eğer bir köpek saldırgansa saldırganlığı neye göre tespit edilecek? Buradan bir kişi diyecek ki bu köpek saldırgan. Belediye geldi, köpeği hemen öldürecek. Ölüm. Bulaşıcı bir hastalığı olursa; uyuz bulaşıcı bir hastalık. Bir tane hapla tedavi olur hayvan. Uyuzsa bir köpek o köpek öldürülecek. Demişler ki popülasyon artarsa hiçbir sebep olmaksızın sokak hayvanlarını öldürürüz. Hayvandan hayvana bir hastalık bulaşırsa ölüm. Yani bir köpek soğuk algınlığı geçiriyorsa bunun da sonucu ölüm. Hayvandan insana hastalık geçerse ölüm. O kadar cahiller ki hayvandan insana dostluk, sevgi dışında hiçbir şey geçmeyeceğini bilmiyorlar. Yaban hayatına müdahale ediyorsa, su kaynaklarına müdahale ediyorsa sokak hayvanları öldürülür. Bakın arkadaşlar hepsi ölüm. Hepsi sokak hayvanlarının öldürülmesi için neden?
“Kutsal olan yaşamaktır, yaşatmaktır”
Popülasyonun azaltılması için nedense ‘üretim ve satışa hayır’ diye bir madde yok. Bu popülasyonu sen madem azaltmak istiyorsun neden üretime ve satışa ‘yasak, hayır’ diyemiyorsun? Çünkü sermayeden korkuyorsun. Sistem kar etmediği hiçbir şey istemiyor. Bakın kısırlaştırma, üretim ve satışa ‘hayır’ bu sorunu çözer. Bu sorunu çözmek istemiyorlar. Bunlar çıktılar balkona sanki bir zafer edasıyla ölümü muştuladılar. Ölüm müdür kutsal olan? Kutsal olan yaşamaktır, yaşatmaktır. Onurlu, erdemli bir şekilde.
“Yasanın elle tutulur hiçbir yanı yok”
Bu yasanın elle tutulur hiçbir yanı yok. Bakın dışarıda sokak hayvanı bırakmayacaklar. Sokakta bir tane sokak kedisi buldunuz onu beslemek istediniz. Ceza alacaksınız. Çünkü bu bir suç teşkil edecek. Biz yerel hayvan koruma gönüllülerinin bütün yetkileri sona erdiriliyor. Yani devlet ‘ben gönüllerle muhatap değilim, ben istediğimi yaparım’ diyor. Siz sokağınızdaki hayvanların katledilmesini, öldürülmesini istiyor musunuz? Kanun bu kanuna karşı duralım. Artık son düzlükteyiz. Herkes sokaklara dökülsün, Sokak canlarımıza sahip çıkalım.”
Milletvekillerine isim isim tepki
Eylemde sokak hayvanlarıyla ilgili yasa teklifine destek veren milletvekillerine de isim isim tepki gösterildi. Açıklamaların ardan hayvanseverler, geç saatlere kadar oturma eylemi gerçekleştirdi.
]]>ÇEVRE, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, geçen yıl meydana gelen 6 Şubat depremlerinin ardından 11 kentte 276 bin konut ve iş yerinde inşa çalışmalarını yürüttüklerini belirterek, “Şu ana kadar 76 bin yuvamızı, vatandaşlara teslim ettik. Amacımız, yıl sonuna kadar 200 bin konutun teslimini sağlamak olacak. 2025 yılı sonuna geldiğimizde deprem bölgelerinde evine girmeyen hiçbir vatandaşımız kalmasın istiyoruz” dedi.
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, bir dizi incelemede bulunmak ve toplantılara katılmak için deprem bölgesi Hatay’a geldi. İlk olarak, AFAD İl Müdürlüğü’nde katıldığı Koordinasyon Toplantısı’nda yetkililerden çalışmalar hakkında bilgi alan Bakan Kurum, daha sonra rezerv alanlardaki kentsel dönüşüm inşaat alanlarını ziyaret etti. Kurum, tarihi Ulu Cami şantiyesi ve çevresinde de inceleme yaptı.
‘TÜM ŞANTİYELERDE 200 BİN KİŞİ ÇALIŞIYOR’
İncelemelerinin ardından basın açıklaması yapan Bakan Kurum, göreve geldiği andan itibaren deprem bölgesine öncelik verip, proje alanlarını gezerek incelediklerini belirtti. Kurum, “Vatandaşımızdan gelen hiçbir soruna kulak tıkamadan, onların taleplerini ve ihtiyaçlarını çözecek adımları da yerinde kararları almak suretiyle atmadan, o masadan kalkmıyoruz. Deprem bölgesinde kaybedecek tek bir saniyemiz yok. Bu anlayış ve bilinçle, tüm şantiyelerde çalışan 200 bin ekip arkadaşımla birlikte vatandaşımız için yapılması gereken çalışmaların, gece gündüz sürdüreceğimizin sözünü bir kez daha ifade ediyorum. Bu manada yüksek bir motivasyon içerisindeyiz. Kararlıyız ve vatandaşlarımızın evlerine bir an önce kavuşması için gereken her türlü adımı atmaya devam edeceğiz” diye konuştu.
‘BÖLGEDE 76 BİN KONUT HAK SAHİPLERİNE TESLİM EDİLDİ’
Malatya’da başlayan ziyaretleri, Kahramanmaraş ve Hatay’da sürdürdüklerini söyleyen Bakan Murat Kurum, “Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün bize emaneti olan Hatay’da, gün boyunca zarar görmüş alanlar olan Antakya, Defne, Samandağ ve Kırıkhan’da bilfiil incelemeleri yapacak, vatandaşlarımızla görüşecek, istişare edecek ve inşallah süreci de hızlı bir şekilde yürüteceğiz. 11 ilde 276 bin konut ve iş yerinde faaliyetlerimizi yürütüyoruz. 4 bin 500’e yakın köyümüzde de kalkınmayı sağlamak, vatandaşlarımıza evlerini teslim etmek için adımları atıyoruz. Çelik veya betonarme olacak şekilde köy konutlarımızı yerel mimariye uygun şekilde inşasını gerçekleştirmeye gayret gösteriyoruz. Şu ana kadar 76 bin yuvamızı, vatandaşlara teslim ettik. Amacımız, yıl sonuna kadar 200 bin konutun teslimini sağlamak olacak. 2025 yılı sonuna geldiğimizde deprem bölgelerinde evine girmeyen hiçbir vatandaşımız kalmasın istiyoruz. Dolayısıyla Hatay’ımızda, Kahramanmaraş’ımızda yine Adıyaman’ımızda, 11 ilimizde vatandaşlarımız evine girene kadar biz ekibimizle birlikte sahada olacağız” ifadelerini kullandı.
‘HATAY’DA 10 BİN 889 KONUT SAHİPLERİNE TESLİM EDİLDİ’
Bakan Kurum, Ulu Cami’den ezanlar yükselene kadar, Habib-i Neccar Camisi’nde vatandaşlar huşu içinde namaz kılana kadar, Asi Nehri kenarında yürüyüş yollarında, bisiklet yollarında Hataylılar huzur içinde gezene kadar sahada olacaklarını belirterek, “İşte burası bize tarihin emaneti. Burası bize ecdadımızın emaneti. Tüm saydığım bu tescilli eserleri de ilgili bakanlıklarımızla birlikte ayağa kaldıracağız. Kurtuluş Caddesi’nde yeniden o tescilli eserlerin içerisinde inşallah yürüyeceğiz ki, onun da kararını aldık. O karar çerçevesinde inşallah Toplu Konut İdaresi Başkanlığımız orada aslında uygun bir şekilde inşaat sürecini yine Hatay’da Kurtuluş Caddesi’nde yapıyor olacak ve bu kapsamda baktığınızda Hatay’ımızda şu ana kadar 10 bin 889 konutumuzu bitirip hak sahibi vatandaşlarımıza teslim ettik ve halen Antakya, Defne, İskenderun, Altınözü, Kırıkhan, Reyhanlı ve Samandağ’daki birçok mahallemizde 156 bin konutumuzun, iş yerimizin yapım ve inşa faaliyetleri de devam etmektedir. Amacımız afetlere karşı dirençli şehirler kurmak” dedi.
Hatay’ın sıradan bir şehir değil, bir medeniyet hazinesi ve insanlık tarihi olduğunu vurgulayan Bakan Kurum, “Ne yazık ki, işte bugüne geldiğimizde bu tarihi eserlerimizin, tescilli binalarımızın 6 Şubat depremi sebebiyle yıkıldığını görüyoruz. İnşallah bu tarihi eserlerle birlikte ayağa kaldıracağız. Birlikte inşa edeceğiz ve amacımız, önceliğimiz önümüzdeki yıl şubat ayında inşallah Atatürk Caddesi’nde, Fatih Caddesi’nde burada dükkanlarımızın, oradaki hak sahiplerine teslim edildiği, burada konutlarımızın yine yükseldiği, orada vatandaşlarımıza teslim süreçlerinin başlatıldığı ve depremin yıl dönümünü orada vatandaşlarımızla birlikte inşallah onların gülen yüzünü görerek, onların duasını alarak yine yad etmek istiyoruz. Asi Nehri kenarında inşallah Büyükşehir Belediye Başkanlığımızla da birlikte burada yürüyüş yollarıyla, bisiklet yollarıyla tarihi meclis binamıza bakacağımız, arkada Ulu Cami’yi seyredeceğimiz ve burada bu caddelerde gezerken inşallah vatandaşımızın huzur bulacağı Hatay’ı hep birlikte inşa edeceğiz. Tabii burada bunları yaparken etrafta bulunan tüm camilerimizi, Ulu Cami’mizi, Habib-i Neccar Cami’mizi buradaki kiliselerimizi, havralarımızı da inşallah Kültür Bakanlığımızla, hayırseverlerimizle birlikte inşa etmek ve aslında uygun bir şekilde ayağa kaldırmak önceliğimizdir” ifadelerini kullandı.
‘REZERV ALANLARA DIŞARIDAN KİMSE ALINMAYACAK’
Bakan Murat Kurum, rezerv alanlarla ilgili de bilgi vererek, “Şunun altını özellikle çizmek istiyorum, rezerv alanda yaptığımız, şehrin merkezinde yaptığımız projelerde, burada oturan vatandaşımızın dışında hiçbir vatandaşımızı bu alanlara almayacağız. Burada kim yaşıyorsa, burada kim komşuysa yine komşuluk ilişkilerini aynı mahallesinde sürdürsün, istiyoruz. Dolayısıyla rezerv alanda herhangi bir ilçeden, herhangi bir mahalleden bu alanlara hiçbir vatandaşımız gelmeyecek. Herkes oturduğu yere en yakın yerde, oturduğu şerefiyeye en yakın şerefiyede dairesini alacak. İstiyoruz ki, burada eski demografik yapı devam etsin. Burada, Kürt’üyle, Türk’üyle, Laz’ıyla, Çerkez’iyle, Alevi’siyle vatandaşlarımız Hataylı kardeşlerimiz o kardeşlik hukukunu yine devam ettirsinler, istiyoruz. Dolayısıyla bunun dışındaki hiçbir söze, hiçbir söyleme vatandaş itibar etmesinler ve burada yaşayan, rezerv alanda yaşayan vatandaşlarımız kimse yine onlar yaşayacak. Yine Ayşe teyzemiz, Mehmet amcamız sahada çıktığında karşılaşacak. Apartmandan çıktığında orada aynı esnafımızla yine karşı karşıya gelecek. Bu anlayışla yapacağız. Bu anlayışla ne il dışından, ne ilçe dışından hiçbir vatandaşlarımız bu bölgelere gelme durumu söz konusu değildir” diye konuştu.
Değer tespit çalışmalarına da değinen Bakan Kurum, sözlerini şöyle tamamladı:
“Konutları verirken de zaten yerindeki değer tespitleri çerçevesinde, vatandaşların evi yıkılmışsa arsa değeri, eğer evi yıkılmamış, az hasar almışsa, evinin değerini de dahil etmek suretiyle, bugünkü hakları neyse bu hakları koruyacak, yeni projelerde yapacağımız yine projelerin değerlemelerinden düşmüş olacağız. Burada işte AFAD’da hak sahibi olan vatandaşlarımıza ne yapıyorsak kentsel dönüşüm alanlarında da rezerv dönüşüm alanlarında da aynısını vatandaşlarımıza sunacağız. Hiçbir fark olmayacak. Burada aslolan milletimizin burada mağdur olmaması adına, atılmış adımlar, alınmış kararlardır. Dolayısıyla AFAD’dan hak sahibi olanla rezerv alanda hak sahibi olan vatandaşımız arasında inşallah hiçbir ayrım olmayacaktır. Bunun da altını özellikle ifade etmek istiyorum. Biz millet olarak yüzyıllardır bu coğrafyada büyük sıkıntılar çektik. Allah’ın izniyle bu zorluğun sürecin de üstesinden hep birlikte geleceğiz.”
]]>CUMHURBAŞKANI Recep Tayyip Erdoğan, “Toplumda yabancı düşmanlığını ve sığınmacı nefretini körükleyerek hiçbir yere varılamaz. Dün Kayseri’de küçük bir grubun yol açtığı müessif olayların sebeplerinden biri muhalefetin bu zehirli söylemleridir. Kim olursa olsun insanların evlerini, akrabalarını yakmak; vandallık yapmak, sokaklara ateşe vermek kabul edilemez. Siyasi kazanım uğruna nefret siyasetine tevessül edilmesini acizlik olarak görüyoruz” dedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Ankara’nın Kızılcahamam ilçesindeki bir otelde düzenlenen ‘AK Parti Yerel Yönetimler İstişare ve Değerlendirme Toplantısı’nda konuştu. Erdoğan, “Son 1 yılda 10 ay arayla üst üste üç seçim geçirdik. Seçim döneminde belediye başkanlarımızla çeşitli vesilelerle elbette bir araya geldik. Ancak AK Parti’nin adeta alametifarikası olan geniş katılımlı istişare ve değerlendirme toplantılarımızı seçimler sebebiyle gerçekleştiremedik. Geçen ay başında yine burada Kızılcahamam’da ilk etapta partimizin eski-yeni kurmay kadrosuyla ve milletvekilleriyle beraber olduk. Her kademede danışmaya, diyaloğa önem veriyor; ülkemizin ve partimizin gündemindeki konulara ortak akılla çözüm yolları arıyoruz. Bu anlayışla büyükşehirden il, ilçe ve belde belediyelerine kadar AK Parti’nin tüm belediye başkanı arkadaşlarımızla bir araya gelelim, istedik. Böylece hem yerel seçim sonuçlarını sizlerle de masaya yatıralım hem şehirlerimizin ihtiyaçlarını ve projelerimizi detaylıca görüşelim hem de önümüzdeki döneme dahil yol haritamızı sizlerin de önerileri ile beraberce şekillendirelim, dedik. Davetimize icabetle burada bulunan tüm belediye başkanlarımıza, grup başkan vekillerimize ve il genel meclisi başkanlarımıza teşekkür ediyorum. İnşallah bundan sonra da gerek ziyaretler gerekse farklı toplantılarla siz başkanlarımızla sık sık bir araya geleceğiz” dedi.
‘AK PARTİ, TÜM DÜNYANIN EN DONANIMLI SİYASİ HAREKETİDİR’
Erdoğan, AK Parti’nin hikayesinin yerelden genele ilerleyen bir başarı hikayesi olduğunu belirterek, “Biz başkaları gibi tepeden inme bir parti değil, yerelden bizzat halkın içinden zuhur etmiş ve yükselmiş bir partiyiz. Bundan tam 30 sene önce millete hizmet yolculuğumuza belediyelerden başladık, mahalli idarelerdeki örnek karnemizle yeni hedeflere yürüdük. Yerel yönetimlerdeki başarılarımız önümüze yeni kapıların ve yepyeni ufukların açılmasına vesile oldu. Politikalarımızı önce belediyelerdeki uygulamalarla ortaya koyduk. Milletimizin sorunlarına önce belediyelerde çözüm ürettik. Kendimizi halkımıza önce belediyelerde ispat ettik. Milletimiz bizi ilk olarak yerel yönetimlerde gördü, tanıdı, bize orada inandı ve güvendi. Mahalli idarelerdeki üstün hizmetlerimiz sonrasında 2002 yılında bu sefer ülkeyi yönetme sorumluluğunu AK Parti’li kadrolara tevdi etti. Şunu unutmayınız; 2002’de bize iktidar kapısını açan da 22 yıl boyunca iktidarda tutan da hiç tartışmasız yerel yönetimlerdeki başarılarımızdır, gayretlerimizdir. AK Parti’nin en büyük referans kaynağı son 30 yıldır yerel yönetimlerdir. Bu gerçek 1994 senesinden beri değişmemiştir ve değişmeyecektir. Bakınız burada şunu büyük bir gururla ifade etmek isterim; AK Parti birikimiyle, vizyonuyla, referanslarıyla, yerel yönetimlerde sadece Türkiye’nin değil, tüm dünyanın en yetkin, en donanımlı siyasi hareketidir” diye konuştu.
‘SİYASİ RAKİPLERİMİZE KOÇLUK YAPIYORUZ’
Erdoğan, AK Parti belediyeciliğinin bugün küresel ölçekte bir marka haline geldiğini ifade ederek, “Mahalli idareler alanında ülkemizde 30 yıldır standartları biz belirliyoruz. Öyle ki rakiplerimiz bile bizi taklit etmeye, bizden kopya çekmeye başladı. Pek çok başlıkta onların da yol haritasını dolaylı olarak biz şekillendiriyor, bir nevi siyasi rakiplerimize koçluk yapıyoruz. Tüm bunları söylerken elbette mükemmel olduğumuz iddiasında değiliz. Dünya değişirken Türkiye muazzam bir dönüşümden geçerken bizim de değişime daha hızlı adapte olmamız gereken kimi başlıklar vardır. Toplumun özellikle gençlerimizin nabzını daha iyi tutmamız, beklentilerini daha iyi karşılamamız, belediye hizmetlerinde daha yenilikçi uygulamalar geliştirmemiz gereken konular mutlaka olabilir. Ama şehirlerimizin sorunlarını çözme, şehirlerimizi geleceğe hazırlama, popülizme bulaşmadan politikalar üretme noktasında hiçbir parti, hiçbir belediye başkanı AK Partili kadrolarla yarışamaz, bizimle rekabet edemez” ifadelerini kullandı.
‘İNSANLARIMIZIN POPÜLİZM DALGASINA KAPILMASINA MAALESEF ENGEL OLAMADIK’
Taşlar yerine oturdukça herkesin daha sağlıklı ve objektif değerlendirmeler yapabildiğini işaret eden Erdoğan, son seçimlerde muhalefetin tamamen ucuz popülizme dayanan bir kampanya yürüttüğünü belirterek, şöyle dedi:
“Ekonomideki sıkıntıları da istismar ederek, ‘kim ne veriyorsa benden 5 katı’ anlayışı ile hiçbir temeli olmayan uçuk vaatlerde bulundular. Deprem riski ve kentsel dönüşüm dahil şehirlerimizin kanayan yaraları dahil maalesef ortaya hiçbir somut proje koymadılar. Hayat pahalılığının yükü altında ezilen insanlarımızın popülizm dalgasına kapılmasına maalesef engel olamadık. Muhalefetle yine ülkemize ve milletimize zarar verecek bir vaat yarışına girmeyi de açıkçası AK Parti’nin siyaset kodlarıyla bağdaştıramadık. İnsanımızla aramızdaki güven duygusunu zedeleyerek, Türk ekonomisine ağır bedeller ödetecek her türlü popülizmden uzak durduk. 31 Mart günü milletimiz sandığa gitti, son sözü söyledi. İradesini oraya özgürce yansıttı. Biz de bu iradeyi öperek başımızın üstüne koyduk. Yüksek Seçim Kurulu’nun açıkladığı kesin sonuçlara göre Cumhur İttifakı 31 Mart seçimlerinde yüzde 40 buçuk oy oranına ulaşmıştır. Milletimiz 12 büyükşehir, 12 il, 347 ilçe ve 170 belde olmak üzere toplam 541 belediyenin yönetimini AK Parti’ye emanet etmiştir. Cumhur İttifakı’ndaki müttefikimiz Milliyetçi Hareket Partisi ise 8 il, 114 ilçe ve 97 belde belediyesi kazandı. Böylece Cumhur İttifakı 12’si büyükşehir, 20’si il, 461’i ilçe, 267’si belde olmak üzere toplam 760 belediyede ipi göğüslemiş oldu. 31 Mart’ta seçim yapılan 1393 belediyenin yüzde 54,6’ünü önümüzdeki 5 yıl boyunca inşallah Cumhur İttifakı yönetecektir.”
‘HATAYI DA KUSURU DA KENDİMİZDE ARIYORUZ’
Hatay’ın AK Parti’ye geçmesinden de ayrıca mutluluk duyduklarını söyleyen Erdoğan, şunları kaydetti:
“Bu vesileyle bir kez daha tercihini Cumhur İttifakı’nın gerçek belediyecilik vizyonundan yana kullanan tüm kardeşlerime şükranlarımı sunuyorum. Bir önceki yerel seçimlere kıyasla oy oranları ve belediye sayısından ortaya çıkan negatif sapmayı elbette göz ardı etmiyoruz. Her ne kadar ekonomideki zorluklar öne çıkmakla birlikte bunun haricinde sonuçları etki eden başka faktörlerin de olduğunu görüyoruz. Milletimizin iradesini sorgulamadan, seçmenin verdiği mesajların ışığında çok boyutlu olarak muhasebemizi yaptık ve yapıyoruz. Hatayı da kusuru da kendimizde arıyoruz. Muhalefetin son 21 yılda defalarca düştüğü halkı ve sandığı suçlama gafletine düşmeden, iğneyi kendimize çuvaldızı başkasına batırıyoruz. İnşallah bu hassas süreci kendi takvimimiz çerçevesinde tam manasıyla bir bayrak değişimi havasında, birlik ve kardeşliğimizden taviz vermeden bir kuyumcu titizliği ile yürüteceğiz. Milletimizin AK Parti’den talepleri gerçekleşene kadar tüm kademelerde gereken adımları atmayı kararlıkla sürdüreceğiz.”
‘KAYIRMACILIĞIN ADETA KİTABINI YAZIYORLAR’
Seçimler bitince muhalefetin vaat yağmurunun da sonuna gelindiğini; gençlere, kadınlara, esnafa ve emekliye verilen sözlerin tamamının unutulduğunu söyleyen Erdoğan, şöyle devam etti:
“Düne kadar seçim kazanmak için hesapsızca atıp tutanlar, bakıyorsunuz bugün ekmekten suya, ellerinin altındaki her şeye zam yapıyorlar. ‘Ucuzlatacağız, fiyatını indireceğiz, hatta bedava yapacağız’ dedikleri hizmetlerin neredeyse tamamında astronomik fiyat artışlarına gittiler. Bu konuda gemiyi öyle bir azıya aldılar ki kendi partilileri bile isyan etmeye başladı. İş üretmek, verdikleri sözlerin arkasında durmak, hizmet etmek yerine bütün enerjilerini artık bahane bulmaya harcıyorlar. Devraldıkları kimi belediyelerden eski başkanlarımıza iftiralar atacak kadar siyasi ahlaktan yoksun davrandılar. Allah var, bu süreçte sadece bir kesime verdikleri sözlere sadık kalıyorlar. Şahsi reklam ajansı olarak kullandıkları bazı medya mensuplarına Roma turuyla diyet borçlarını ödemekte hiçbir kusur etmiyorlar. Despotizmin ne demek olduğunu 3 ay içinde uygulamalı milletimize gösterdiler. Eş, dost, akraba, tanıdık çiftliğine çevirdikleri belediyelerde kayırmacılığın adeta kitabını yazıyorlar. Geride bıraktığımız 3 aylık dönemde güya özgürlük adına alkol tüketimini teşvik etmek, cinsiyetsizleştirme politikalarına aleni destek verme, belediye binalarını LGBT paçavralarıyla donatmak dışında herhangi bir icraatları olmadı. Makam odalarında vatandaş darbetmek, kadınların serbestçe hayata katılım alanlarını kısıtlamak, Arapça tabelalara karşı savaş açmak, gençlerimize hizmet eden vakıflara, derneklere, gönüllü kuruluşlara baskı uygulamaktan başka hiçbir iş yapmadılar. ‘İşçinin ekmeğiyle oynamayacağız’ dediler fakat göreve geldikleri birçok il ve ilçede emekçi kardeşlerimizi kapı dışarı ettiler. Buna benzer örnekleri çoğaltmamız mümkün. Görüyoruz ki muhalefet belediyelerinde 31 Mart’a kadar devam eden vaat yağmurunun yerini 1 Nisan sabahından itibaren zam yağmuru aldı, işçi kıyımı aldı, baskı tehdit, yıldırma aldı.”
‘SIĞINMACI NEFRETİNİ KÖRÜKLEYEREK HİÇBİR YERE VARILAMAZ’
Yerel yönetimlerden güç zehirlenmesine kapılarak vatandaşa hayat biçimi dayatılmasının doğru olmadığını belirten Erdoğan, Türkiye’nin yakın geçmişte ideolojik fanatizmden çok çektiğini ifade ederek, şöyle konuştu:
“Milyonlarca insanımız sadece inancına uygun hayat sürmek istediği için 2’nci sınıf vatandaş muamelesi gördü. Ötekileştirildi, haksızlığa uğradı. Çağdaşlık bahanesiyle bu ülkede yıllarca milletimize eziyet edildi. Belli bir yaşam tarzına kayıtsız şartsız uyması beklendi. Tepeden inmeci yönetim anlayışının ülkemize ve demokrasimize ağır faturaları olmuştur. Biz bu anlayışa 1994 yılında belediyelerde 2002 yılında da tüm Türkiye genelinde son verdik. Kimsenin hayat tarzına, inancına, tercihlerine karışmadık. Siyasi rövanşizmden her zaman her şartta uzak durduk. Ancak son dönemde özellikle el değiştiren belediyelerde eski hastalıklar tekrar nüksetmeye başladı. Muhalefet içindeki radikal unsurların da kışkırtmasıyla 28 Şubat dönemini anımsatan uygulamalar yeniden devreye alınmak isteniyor. Buna müsaade edilmemeli. Türkiye’nin fay hatları ile oynamaktan herkes uzak durmalı. Muhalefetin aklıselim sahibi aktörlerinden eski Türkiye’nin kötü hatıralarını tekrar canlandıran sahnelerin önüne geçilmesi noktasında daha çok çaba bekliyoruz. Aynı şekilde birilerinin kendi beceriksizliğin faturasını savaşlar ve terör sebebiyle evinin barkını vatanını terk etmek zorunda kalmış sığınmacılara kesme kurnazlığına da göz yumulmamalıdır. Toplumda yabancı düşmanlığını ve sığınmacı nefretini körükleyerek hiçbir yere varılamaz. Dün Kayseri’de küçük bir grubun yol açtığı müessif olayların sebeplerinden biri muhalefetin bu zehirli söylemleridir. Kim olursa olsun insanların evlerini, akrabalarını yakmak; vandallık yapmak, sokaklara ateşe vermek kabul edilemez. Siyasi kazanım uğruna nefret siyasetine tevessül edilmesini acizlik olarak görüyoruz. Biz hiçbir zaman böyle olmadık, inşallah bundan sonra da olmayacağız.”
]]>(İSTANBUL)- Hayvan, kadın, doğa ve çocuk hakları savunucuları, sahiplenilmeyen sokak hayvanlarının “uyutulmasını” da içeren kanun teklifi hazırlığını, İstanbul Yenikapı’da protesto etti. “Susma haykır, katliama hayır” sloganlarının yükseldiği mitingde konuşan TİP Milletvekili Sera Kadıgil, “Ben 40 yaşına geldim, 18 yaşımdan beri bize ‘bu işin bir çözümü’ diye anlatıp duruyorlar. En sonunda hiçbir iş yapmadıkları için, hiçbir şey beceremedikleri için sokaktaki canlarımızın tümünün canına göz dikmiş durumdalar. İzin vermeyeceğiz. Öldüremezsiniz, müsaade etmeyeceğiz” ifadelerini kullandı.
Hayvan Hakları Kanunu’nda sahiplenilmeyen sokak hayvanlarının “uyutulmasını” da içeren değişiklik hazırlığını protesto etmek için ülke genelinde miting, yürüyüş ve basın açıklamaları yapıldı. İstanbul Yenikapı’da düzenlenen ‘Adalet Mitingi’ne de çok sayıda vatandaş katıldı. Hayvanların toplanarak barınaklarda hapsedilmesi veya ‘uyutulması’ gibi uygulamalara kesinlikle karşı olduklarını dile getiren hayvanseverler, çeşitli sloganlarla tepkilerini dile getirdi.
Miting alanında konuşan İstanbul Barosu Hayvan Hakları Merkezi temsilcileri, “Bizler hayvan katillerine karşı her alanda hukuki mücadelemizi sürdürmekteyken görevi yasayı uygulamak ve hayvanları korumak olan devleti karşımızda görmekten büyük bir utanç duyuyoruz. Hayvan hakları alanında bizi vicdanlı ve uygar bir toplum olmaya sevk eden 5199 sayılı yasa ne yazık ki uygulanmadı. Belediyelere, bakanlıklara ve adli makamlara yaptığımız şikayetler sonuçsuz kalmış, sorumsuzluk bir kartopu gibi büyüyerek kapımıza dayanana dek yetkililer gözlerini kapamışlardır” ifadelerini kullandı.
“Ölümü gösterenlere sıtmaya razı olmayacağımızı söylemeye geldik”
Avukat Yasemin Babayiğit, “Gönül burada kutlama yapmak için bir araya gelelim isterdi ancak malumunuz ölümü gösterenlere sıtmaya razı olmayacağımızı söylemeye geldik. Siz yerel yönetimler 20 yılı aşkın süredir aşıla, kısırlaştır, rehabilite et, aldığın yere bırak yönündeki görevlerini yerine getirmedi ve bakımevi kurmadılar diye, bakanlık da belediyeleri denetleyip yaptırım uygulamadı diye hayvanların kontrolsüz üremesinin faturasını yaradandan ötürü sevdiğimiz yaratılanlara keserek 21. yüzyılın dünyasında vermediğiniz canı alma hakkını kendinizde görerek zaten yıllardır kamuoyuna yansıdığı üzere gayriresmi olarak öldürdüğünüz canlarımızı resmi olarak da öldürmenize müsaade etmeyecek, onları kanlı ellerinize teslim etmeyeceğiz” dedi.
“Sokak hayvanlarının değil bizi 20 yıldır tek başına yönetenlerin suçudur”
Mitingde konuşan TİP İstanbul Milletvekili Sera Kadıgil de şunları söyledi:
“Ben 40 yaşına geldim, 18 yaşımdan beri bize ‘bu işin bir çözümü’ diye anlatıp duruyorlar. En sonunda hiçbir iş yapmadıkları için, hiçbir şey beceremedikleri için sokaktaki canlarımızın tümünün canına göz dikmiş durumdalar. İzin vermeyeceğiz. Çünkü bizler şunu çok iyi biliyoruz ki o sokaktaki kedinin köpeğin değil, bütün başımıza gelenler bizi 20 yıldır tek başına yönetenin suçudur. Kanun arıyorlarmış, çözüm önerisi arıyorlarmış. Ben çözüm önerisini söyleyeyim; 2004 yılında çıkardığınız kanun 20 yıldır var orada. 5199 ne diyor? Alacaksın, aşılatacaksın, kısırlaştıracaksın, yerine bırakacaksın. Siz 20 yıldır ne yapıyorsunuz?
Meclis’teki araştırma komisyonunda o AKP’li vekiller de MHP’li vekiller de vardı. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde bizler oy birliğiyle dedik ki; yapılacak şey net, kısırlaştırma seferberliği başlatacaksınız. Beş kuruş para ayırmadılar, hiçbir iş yapmadılar şimdi de öldüreceğiz diyorlar. Öldüremezsiniz, müsaade etmeyeceğiz”
]]>Trendyol Süper Lig’in 35. haftasında MKE Ankaragücü, sahasında ağırladığı Alanyaspor ile 1-1 berabere kaldı. Maçın ardından düzenlenen basın toplantısında karşılaşmayı değerlendiren MKE Ankaragücü Teknik Direktörü Belözoğlu, “Tabii her şeyden önce üzgünüm. İlk yarıdaki oyun ve ikinci yarıdaki oyunla 10 kişi kalmış rakibe karşı bu kadar panik yapan bir oyun. Açıkçası kendi takımlarım arasında düşündüğümde ilk defa böylesine bir senaryo ile karşı karşıya kaldığım bir maç oldu. İkinci yarıdaki performanstan dolayı çok üzgün olduğumu söylemek istiyorum. Oyuna hamleler yaptık. Hiçbir karşılığı olmadı. İlk yarıdaki oyunun karşılığı belki 2-0’a getirebilirdik. Orada belki maç kopabilirdi. Alanyaspor iyi bir takım, organizasyonu yüksek. Kazanarak buraya geldiler. Bizim de durumumuzda birazcık herhalde zor gitmek var, zor olması var. Bu işin olacağını düşünüyorum ama zor olacak gibi gözüküyor. Oyuncu arkadaşlarıma yine teşekkür ediyorum. Ellerinden gelen, kendi kalitelerince her şeyi yapmaya çalışıyorlar. Ama ikinci yarıdaki oyunu kabul etmek mümkün değil. Bundan dolayı üzgünüm” diye konuştu.
” Beşiktaş’a karşı oynadığımız iki maçta da takımımın oyun anlamında çok iyi işler yaptığını düşünüyorum”
Alanyaspor müsabakasının ardından aldıkları skor için üzgün olduklarını ve Ziraat Türkiye Kupası’nda hedefleri için çalışmalarına devam edeceklerini dile getiren Belözoğlu, “Bu skor moralimizi bozdu, gerçekçi olmak lazım. Soyunma odasında da o havayı hissettim, oyuncularım üzgün. Ben Ankaragücü’ne geldiğimden beri gerçekten çok mesai harcıyorum bir şeyler yapmak için. Oyuncular özelinde değerlendirmeler yapıyoruz. Oyuncularla birebir tesislerde ve dışarıda hep bir şey yapmaya çalışıyorum. Bu kupa hedefini de devam ettirmek adına önümüzde üç günümüz var. Ben Beşiktaş’a karşı oynadığımız iki maçta da takımımın oyun anlamında çok iyi işler yaptığını düşünüyorum. Bunu uygulamada yine tereddüt etmeyeceğiz, ama skorlar gelmiyor. Bu da benim oyuncularımın da pes edeceği anlamına da gelmiyor. Biz sonuna kadar orada bu taraftara yakışır bir şekilde oyuncuların enerjisinin bir an önce yukarıya çekerek İnönü’de bir meydan okumaya gitmek istiyoruz. Kolay bir maç yok. İki takım için de kolay maç olmayacak. Belki bu sene bu yaşadığımız talihsizliklerin hepsini örtbas edecek bir maç oynarız ve bu sefer de bizden yana olur bazı şeyler. Öyle ümit ederek İstanbul’a gitmek istiyorum” dedi.
“Hiçbir topluma dünyanın hiçbir yerinde bu kadar zulmedilemez”
Müsabakadan önce Ankaragücü tribünlerinden sarkıtılan Filistin koreografisi hakkında, Gazze’de işlenen insanlık suçunun artık dayanılacak noktasının kalmadığını vurgulayan Belözoğlu, “İslam aleminin bu dağınıklığı, Müslüman aleminin bu dağınıklığının çok büyük bir fotoğrafı. Bu orada olanlara hiçbir cevap veremeyen hiçbir aksiyon alamayan bir İslam alemi var. Bence biz kendimize bakmalıyız. Oradaki insanların çektiği acılar, bize sadece bir iki damla gözyaşı olarak geliyor ama baktığınızda İslam alemi kendi haline acımalı, kendimize acımalıyız. Hiçbir topluma dünyanın hiçbir yerinde bu kadar zulmedilemez ve bu kadar uzun süreli zulmedilemez ki dünyada milyarlarca Müslüman var ona rağmen bu yapılıyor. Buna sadece ses çıkararak, lafla karşılık vererek ve ‘İsrail sen teröristsin’ diyerek olmaz. Olmadığını da görüyoruz” ifadelerini kullandı. – ANKARA
]]>Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Hüseyin Baş, 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü’nde çıkan olayları değerlendirdi. Baş, şunları kaydetti:
“1 Mayıs Türkiye’de hiçbir zaman bayram değil aksine hep gösterilere sahne olan, çekişmenin, kavganın had safhada olduğu bir gün olarak geçiyor.Bunun temelinde ne var? Sendikalar, işçiler Taksim’i istiyor, hükümet vermiyor. Ne olur işçiler Taksim’e çıksa, ne zararı var? Hiçbir zararı yok ama kayıkçı kavgası, yani ‘çıkamaz – çıkmayacak’ anlayışıyla Taksim’e izin verilmiyor. Kıbrıs’ın verilmesinde bile bir mahsur görmeyen iktidar, Taksim’in işçilere verilmesinde mahsur görüyor. Bu da iktidarın enteresan bir paradoksu.
“İŞÇİLERİN POLİS DÖVMEK GİBİ BİR DERDİ Mİ VAR?”
Türkiye’de işçiler haklarını elde etmek için bir şeyler yapabilirler, gösteri yapabilirler, tamam da işçilerin polis dövmek gibi bir isteği mi var? Orada toplanan grup polise saldırıda bulunuyor. Türkiye’deki bütün işçilere soralım; polis dövmek mi istiyorlar, olayların gergin olmasını mı istiyorlar? Dolayısıyla yapılan eylemle talepler farklı, böyle bir şeyin olduğunu gözlemliyoruz. Bu gergin ortam ülkemiz için riskli bir durum. Gerilim iki tarafın da istediği bir şey aslında. Türkiye iki partili sisteme oturtulmuş olsun isteniyor. Bir tarafını iktidar temsil etsin, bir tarafını muhalefet temsil etsin isteniyor. Bu iki görüş arasında kavgalar, gerginlikler devam etsin gibi bir beklenti var. Dolayısıyla iktidar sürekli muhalefetin istediği şeylere set çekiyor, muhalefet de bunları elde etmek için gerginlik oluşturuyor. Günün sonunda kazanan kim? Kazanan hiç kimse!
“MADENLER PEŞKEŞ ÇEKİLİRKEN HİÇ KİMSE BİR ŞEY SÖYLEMİYOR”
İşçiler Taksim’e çıksa ve miting yapsa bunun iktidara zararı ne, hiçbir şey! Peki bunun işçiye faydası ne, bu da hiçbir şey! Madenler peşkeş çekilirken hiç kimse bir şey söylemiyor, fabrikalar özelleştiriliyor, kapatılıyor, binlerce işçi işsiz kalıyor kimse bir şey söylemiyor. Nitekim buna karşı muhalefet partililerinin de bir şeyi yok. Bundan gayet mutlular, ‘evet özelleştirme yapmak durumundayız’ gibi bir düşüncesi var muhalefet partilerinin. Muhalefetin, ‘biz kaynaklarımızı kullanamayız veya bizim ülkemizde maden yoktur dolayısıyla bu madenleri işletemeyiz veya işletmesi için yabancılara verebiliriz’ görüşüyle ilgili muhalefetin bir kavgası, bir gürültüsü yok.”
“SENDİKALARIN İŞÇİ HAKLARINI ARAMAK DİYE BİR DERDİ YOK”
Sendikaların tavrını da eleştiren Hüseyin Baş, şöyle devam etti:
“Türkiye’de işçi haklarını arama diye bir gündem yok. İşçilerin haklarının teslim edilmesi diye Türkiye’de bir gündem yok. Sendikalar var ama ‘işçilerin haklarını temsil edelim’ diye bir gündemleri yok. Bugün iktidara yakın sendika var, muhalefete yakın sendika var. İşçileri bile sendikalar yoluyla ikiye böldüler. Birisi iktidarın sözcülüğünü yapıyor, diğeri muhalefetin sözcülüğünü yapıyor. Oradan iktidara ve muhalefete insan taşımakla meşguller, oy taşımakla meşguller. Başka bir gündemleri, başka bir dertleri yok.”
ASGARİ ÜCRET GÖRÜŞMELERİ NASIL YÜRÜYOR?
Asgari ücret gündemini de değerlendiren Hüseyin Baş, şunları söyledi:
“Asgari ücret görüşmeleri nasıl yürüyor? Şöyle yürüyor adeta; geliyor işveren diyor ki ‘ne vereyim abime?’ O da ‘ne verirsin bana’ diyor. ‘Ne vereyim abime – ne verirsin bana’ derken ne işçiyi mutlu eden, ne işvereni mutlu eden bir rakam çıkmıyor. Mesela asgari ücret Ocak’ta en son belirlendiğinde 17 bin 2 lira diye belirlendi. İşveren ortalığı ayağa kaldırıyor doğal olarak kendi penceresinden, ‘ben bunu nasıl vereceğim’ diyor. Tamam işveren mutsuz anladık bari işçi mutlu olsun ama daha 4 ay geçmeden açlık sınırının altında kalan bir ücret olmuş oldu. Temmuz’da asgari ücret artışı olmayacak. Eskiden en azından bir beklenti vardı; 3-4 ay acı çektik ama sonra Temmuz’da bir daha güncelliyoruz, birkaç ay da oradan kurtarıyoruz’ diye işçinin bir hesabı vardı. Şimdi seçimler bitti artık, seçimler bitince iktidar ‘daha artış falan yok’ dedi. Türkiye’de yoksulluk, açlık endeksleri var. Bence sefalet endeksi, sefillik endeksini de koymamız lazım, ciddi anlamda sefaletle yaşayan yani açlığı falan geçtim sefaletle sefillik içinde yaşayan bir toplum oluşturuluyor. İktidarın buna hiçbir çözümü yok, bunun karşılığında bununla ilgili pazarlık yapması gereken o sendikal faaliyetleri sürdüren örgütler de hiçbir çözüm ortaya koymuyor. Dolayısıyla sendikalar tamamen içi boşaltılmış hale geldi.”
]]>Zaman zaman duygusal anlar yaşadığı gözlenen Akşener’in 19 dakikalık konuşmasının sonunda John F. Kennedy’nin sözünden de alıntı yaparak “Kennedy’nin çok meşhur bir sözü vardır; ‘Zaferin bin babası vardır, mağlubiyet yetimdir’ der. İşte ben o bin babanın kaçıştığı yerde o yetim mağlubiyeti öksüz bırakmadım. Haksız olduğumuz için değil söz verdiğim için bırakmadım başarısızlığı ben aldım artık, başarıyı sizler yakalayacaksınız. bedeli ben ödedim artık, hesabı siz tutacaksınız” ifadelerini kullandı.
SALT ÇOĞUNLUK ARANACAK
Kongrede tüzük gereği genel başkanlık seçiminde 1311 delegenin salt çoğunluğu aranacak. Tüm delegelerin katılması halinde beş adaydan birinin ilk turda 656 oy alması gerekiyor. Bu sayıya hiçbir aday ulaşamazsa seçim ikinci tura kalacak. Bu turda da yine salt çoğunluk aranacak. Hiçbir aday seçimlerde salt çoğunluğa ulaşamazsa en çok oyu alan 2 aday 3’üncü tura kalacak.
DIŞARIDAN KATILIMCI YOK
Kurultay delegeleri, il, ilçe ve belediye başkanları ile önceki dönem milletvekilleri dışında salona dışarıda katılımcı alınmadı. Tepki çeken bu kararı Genel Başkan Yardımcısı Hakan Şeref Olgun “Salonun fiziki şartları nedeniyle katılımcı kısıtlaması getirildi” sözleriyle savundu.

4 ADAY YARIŞIYOR
5. olağanüstü kurultayda Koray Aydın, Müsavat Dervişoğlu, Tolga Akalın ve Günay Kodaz genel başkanlık için yarışıyor.
Akşener’in açıklamalarından satırbaşları;
“Bugün karşınızda bu kürsüden son kez konuşuyorum. Çünkü bugün emaneti devretme günü. Hayatımın 30 yılını farklı dönemlerde memleketimizin geleceği devletimizin güvenliği için siyaset sahnesinde çalışarak geçirdik. Beni motive eden tek bir şey vardı o da tüm eğitim hayatım boyunca beni parasız yatılı okutan milletimize ve her geçen gün tahrip edilen devletimize karşı vefa borcumu ödemekti. Bu uğurda 30 yıl boyunca bir kadın olarak zorluklarla iftiralarda tehditlerle karşılaştım. Her devrin ahlaksızlarıyla mücadele ettim. Zihnim de vicdanım da rahat oldu. Hiçbir zaman kişisel bir çıkarım olmadı. Hiçbir zaman utanacağım bir yaram olmadı. Hiçbir zaman vicdanımı susturabilecek bir güç olmadı. Yalan dolana hiç tahammülüm olmadı. Tehdide hiç eyvallahım olmadı. Toz zerresi kadar korkum da olmadı.
“CAZİP TEKLİFLER BENİ SUSTURAMADI”
Milletin hakkı için karşısında durduklarımın parmak sallayan elleri beni yıldıramadı cazip teklifleri beni susturamadı makam vaatleri beni durduramadı tutuklanacaksın tehditleri umurumda bile olmadı. Verdiğim tüm kararların hep arkasında durdum bugün de durmaya devam ediyorum. 28 Şubat’ta ölümle tehdit edilmeme rağmen vesayetçilere karşı tutum aldım. 2010 yılında herkes yetmez ama evet diye diye ortalıkta gezinirken iktidarın en tepesi dahil olmak üzere önde gelenlerine bizzat gittim söyledim yapmayın bu garabet sizi de vuracak dedim maalesef ki milletimiz devletini sokaktan köprüden toplamak zorunda kaldı ve haklı çıktım. 2018’de 2019’da 2020’de ve 2023 yılında da milletle inatlaşılmaz diyerek hem iktidar hem ana muhalefeti uyardım. Herkes sustuğunda bile milletin sesini haykıran oldum. Şahsıma her türlü hakareti küfrü edenler iftiraya sarılanlar bugün benimle aynı şeyleri söylemeye başladılar. Bazıları kısık sesle de olsa haklıymış bile diyenler var. Ne diyeyim sabah şerifleriniz hayır olsun.

“SATIN ALINMIŞLARA KARŞI YÜREKTEN İNANMIŞLARIN MÜCADELESİNİ YÜRÜTTÜĞÜMÜZÜN FARKINDAYDIM”
Gelelim bugüne yani 2024’e… Yetkili kurullarımızın kararı doğrultusunda 31 Mart seçimlerine hür girdik. İYİ Parti’yi kavgalara korkulara mahkum edilen milletimize yeni bir seçenek kurmak için kurmuştuk. Ben de bugüne kadar hem kendimin hem de partimizin aldığı tüm kararların arkasında durduğum gibi bu kararın da arkasında durdum. Ne kadar zorlu bir yola çıktığımızın farkındaydım. Karalamalarla üzerimize gelineceğinin farkındaydım. Satın alınmışlara karşı yürekten inanmışların mücadelesini yürüttüğümüzün farkındaydım. Bedel ödeme sırasında da en önde karşınızda duruyorum.
“GEREKTİĞİNDE BEDEL ÖDEMEYİ BİLDİM”
Gerektiğinde bedel ödemeyi bildim. Bundan dolayı asla pişman olmadım, bugün de pişman değilim. Bugün üzerime düşen her şeyi yapmış olmanın huzuruyla son kez karşınızdayım. Hiçbir hesaba pazarlığa girmeden milletin sesini duyurmuş olmanın mutluluğu ile son kez karşınızdayım. Duruşumuzu pazarlık masalarına meze ettirmemiş olmanın gururuyla son kez karşınızdayım. İYİ Parti’yi kurduğumuz ilk günkü gibi bir an bile pes etmeden mücadele etmiş olmanın gönül rahatlığı ile karşınızdayım. Allah herkese böyle veda etmeyi nasip eylesin. Bu günlere çiçek bahçelerinden değil mayın tarlalarından geçerek geldik.”

“ZAFERİN BİN BABASI VARDIR, MAĞLUBİYET YETİMDİR”
Kennedy’nin çok meşhur bir sözü vardır; “Zaferin bin babası vardır, mağlubiyet yetimdir” der. İşte ben o bin babanın kaçıştığı yerde o yetim mağlubiyeti öksüz bırakmadım. Haksız olduğumuz için değil başarısızlığı ben aldım artık başarıyı sizler yakalayacaksınız bedeli ben ödedim artık hesabı siz tutacaksınız. Kiminiz abla kardeş diye geldiniz benden bir yuva istediniz ben de İYİ Parti’yi sizlere bir ev yuva yaptım. Yıkmak dağıtmak isteyenlere çökmek isteyenlere müsaade etmedim. Bugünden sonra artık bu evi siz koruyacaksınız. Bu eve artık siz bakacaksınız. Yolunuz bahtınız açık olsun.”
]]>(İSTANBUL) Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Erdoğan, Parlamenterler Arası Kudüs Platformu 5. Konferansı’nda konuştu. Erdoğan, “Ellerindeki basın ve lobi gücüyle Gazze’de işledikleri cinayetlerin üstünü örtebileceklerini düşünüyorlar. Buradan onlara şu hakikati tekrar hatırlatmakta fayda görüyorum. Ne yaparsanız boş, ne kadar uğraşsanız da beyhude, Tayyip Erdoğan’ın kalbine de, kavline de zincir vuramazsınız. Sizin tehditlerinize ve baskılarınıza asla boyun eğmeyiz. Biz şartlara göre, esen rüzgara göre tavrını belirleyen tatlı su siyasetçilerinden değiliz. Biz bu yola kefenimizi giyerek çıktık” dedi. Erdoğan, Kürecik’teki radar merkezinin, Türkiye ve ittifakının güvenliği dışında hiçbir devletle ilişkisi ve bağı olmadığını da belirtti. Konferansa, platformun Türkiye Başkanı Nureddin Nebati ile Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş da katıldı.
İstanbul Bahçelievler’de “Filistin için Özgürlük ve Bağımsızlık” temalı 5’inci Parlamenterler Arası Kudüs Platformu Konferansı düzenlendi. Bir otelde düzenlenen konferansa Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, Parlamenterler Arası Kudüs Platformu Başkanı Hamid Abdullah Al Ahmar, Parlamenterler Arası Kudüs Platformu Türkiye Başkanı Nureddin Nebati, Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş ve yerli ve yabancı 600’e yakın milletvekilinin yanı sıra çok sayıda davetli katıldı. Program, Kur’an-ı Kerim tilaveti ve ardından videolu tanıtım gösterimi ile başladı. Kur’an-ı Kerim, Ayasofya-i Kebir Camii Şerifi İmamı Bünyamin Topçu tarafından okundu.
Erdoğan, Parlamenterler Arası Kudüs Platformu’nun faaliyetleriyle, toplantı ve konferanslarıyla Filistin davasının küresel ölçekte sesi ve nefesi olduğunu belirterek şu değerlendirmelerde bulundu:
“HAÇLI ZİHNİYETİNİN TEKRAR HORTLATILDIĞINI GÖRÜYORUZ. HİÇBİR GÜÇ KALBİMİZDEN KUDÜS SEVGİSİNİ SÖKEMEZ”
“Bilhassa ilk kıblemiz Mescid-i Aksa’nın mahremine, tarihi statüsüne ve kutsiyetine yönelik tacizler giderek artıyor. İşgalci İsrail tarafından Kudüs’ün kadim kimliği adım adım yok ediliyor. Kandan ve gözyaşından beslenen haçlı zihniyetinin tekrar hortlatılmak istendiğini görüyoruz. Haçlı zihniyetinin tekrar hortlatıldığını görüyoruz. Hiçbir güç kalbimizden Kudüs sevgisini sökemez. Türkiye olarak Kudüs’e sahip çıkmayı bir görev biliyoruz.
“NE YAPSANIZ NAFİLE TAYYİP ERDOĞAN’IN KALBİNE ZİNCİR VURAMAZSINIZ”
Türkiye olarak Kudüs’e sahip çıkmayı bir görev biliyoruz. Kudüs’ü savunmanın insanlığı savunmak inancıyla mücadelemizi azimle sürdürüyoruz. İnsanlık ve barış adına yürüttüğümüz mücadeleye destek veren Kudüs Platformu’na şükranlarımı sunuyorum. Filistinli kahramanlara bir kez daha saygılarımı gönderiyorum. 7 Ekim’den bu yana yaşananları anlatmaya artık kelimeler yetersiz kalıyor. Modern dönem firavunlarını görmek isteyenler Filistinlileri katledenleri baksın. Nazi zihniyeti Gazze’de 35 bin insanı katletti. Günümüzün Hitler’i Gazze kasabıdır. İsrail yönetimi bizi susturabileceğini zannediyor. Buradan onlara şu hakikati tekrar hatırlatmak istiyorum. Ne yapsanız nafile Tayyip Erdoğan’ın kalbine zincir vuramazsınız. Sizin tehditlerinize ve baskılarınıza asla boyun eğmeyiz. Biz şartlara göre, esen rüzgara göre tavrını belirleyen tatlı su siyasetçilerinden değiliz. Biz bu yola kefenimizi giyerek çıktık.
“ESEN RÜZGARA GÖRE TAVRINI BELİRLEYEN TATLI SU SİYASETÇİLERİNDEN DEĞİLİZ”
Hiç kimse bizden soykırıma sessiz kalmamızı bekleyemez. Hamas’a terör örgütü iftirası atanlardan olamayız. Varsın birileri rahatsız olsun, biz işgalcilere karşı vatanlarını savunan Hamas’ı Filistin’in Kuvay-ı Milliye’si olarak görmeye devam edeceğiz. Gazzeli kardeşlerimizin direnişine destek vermeye devam edeceğiz. Duam şu; “Ya Rabb, Kahhar ismi şerifinle tecelli ederek başta Netanyahu olmak üzere bu siyonistleri kahru perişan eyle”. İsrail’le artık ilişkilerimizi ticari anlamda başta olmak üzere kestik, kesiyoruz. 2000 yılı aşkın tarihimizin hiçbir döneminde asla soykırım yapmadık, masumlara dokunmadık. Nazilerden kaçanlara biz sahip çıktık ey Netanyahu. Gazze’ye yardımlarda ilk sırayı Türkiye yer alıyor. Gönderdiğimiz yardımlar 50 bin tona yaklaştı.
“AHLAK DIŞI BİR SÜRÜ İDDİALAR GÜNDEME TAŞINDI”
Samimi bir üzüntümü paylaşmak istiyorum. Geçen ay seçim yapıldı. Bu konuda büyük bir haksızlığa maruz kaldık. Filistin’e verdiğimiz destek gölgelemeye çalışıldı. İsrail’e jet satışı yapıldı iftirası yapacak kadar gözlerini kararttılar. Jet yakıtı gönderdiler kadar ahlak dışı bir sürü iddia gündeme taşındı. Sizin vicdanınız var mı ya? Ahlak dışı bir sürü iddia gündeme taşındı. Ülkemiz aleyhine kullanılması çok yaralayıcı, yaralandık. Bu propagandanın içinin boş olduğu görüldü. Onlar bu iftirayı atsalar da biz yolumuza aynı kararlılıkla devam ediyoruz. Kürecik’teki radar merkezinin, ülkemizin ve ittifakımızın güvenliği dışında hiçbir devletle ilişkisi ve bağı yoktur, olamaz da. Siyasi çıkar için bize iftira attılar. Yalan söylemeyin, kurtulamazsınız. Bunun hesabını da ebedi alemde vereceksiniz. Yalan üzerinden siyaset yapılmasın. Hukukun da siyasetin de temel kuralı bellidir, müddei iddiasını ispatla mükelleftir. Varsa elinizde bir belgeniz çıkarsınız. Gündeme gelmek uğruna Türkiye’nin Filistin davasında duruşuna gölge düşürmeye hakkı yoktur.
“BUGÜNE KADAR KİMSENİN İNANCINA, KÖKENİNE, KİMLİĞİNE BAKMADAN BAŞI DARA DÜŞEN HERKESE BİZ KAPIMIZI AÇTIK”
Çok açık söylüyorum, çocuğunun doğum gününü Gazzeli sabileri öldürerek kutlayan bir zihniyetin insanlıkla, en temel insani değerlerle bağı kalmamış demektir. İsrail yönetimi bize laf söylemeden önce bu vahşetle yüzleşmeli, terör örgütü gibi değil hukukla mukayyet bir devlet mantığıyla hareket etmeyi öğrenmelidir. Bunu yapmadıkları müddetçe bizim de İsrailli yöneticilere karşı tavrımız değişmeyecektir. Son olarak daha yeni açıkladım. İsrail’le artık ilişkilerimizi ticari anlamda başta olmak üzere bunu Dışişleri Bakanım da açıkladı kestik, kesiyoruz. Şunun da özellikle altını çiziyorum, Türkiye iki bin yılı aşan tarihinin hiçbir döneminde asla soykırım yapmamış, sömürgeci olmamış, savaşta bile olsa masumlara dokunmamış bir ülkedir. Bugüne kadar kimsenin inancına, kökenine, kimliğine bakmadan başı dara düşen herkese biz kapımızı açtık.
“GEZİ OLAYLARINDA İSTANBUL’A KAMP KURANLARIN GAZZE PROTESTOLARINI GÖRMÜYOR”
1915 olayları üzerinden Türkiye’ye yönelik asılsız iddialar yerine ABD Gazze’ye bakmalı. İki yüzlü politikalarını reddediyoruz. Siyonizmin küresel ölçekteki tahakkümünü görmüş olduk. Ekonomiyi, ticareti, sanatı, akademi dünyasını nasıl esir aldığını ortaya çıkardı. Batı’nın demokrasi, özgürlük, hukuk, basın hürriyeti gibi değerleri işin ucu İsrail’e gelince unutuldu. Gezi olaylarında İstanbul’a kamp kuranların Gazze protestolarını görmüyor. Basın kuruluşları Gazze’de öldürülen meslektaşları hakkında tek bir cümle kuramıyor.
“BMGK GAZZE’DEKİ KATLİAMI ÖNLEYEMEDİ”
Kürecik’teki radar merkezinin ülkemizin ve ittifakımızın güvenliği dışında hiçbir devletle herhangi bir ilişkisi, bağı, irtibatı yoktur ve olamaz. Amerikan yönetimi İsrail’e verdiği koşulsuz askeri ve diplomatik destekle çözüme katkı sunmuyor. Sorunun daha da büyümesine vesile oluyor. BMGK, İsrail’e söz geçirememiş, Gazze’deki katliamın önüne geçememiştir. Bütün insanlığın kaderini 5 ülkenin kaderine bırakan mevcut yapıya bırakılması mümkün değildir. Gazzeli kardeşlerimizin yaşadığı dramların gündem düşürülmemesi için çok daha çaba harcayacağız”
]]>İlhan Palut, Mehmet Cengiz Tesisleri’nde gazetecilere yaptığı açıklamada, herkesin Ramazan Bayramı’nı tebrik etti.
Ligin 32. haftasında 14 Nisan Pazar günü sahalarında Bitexen Antalyaspor’u konuk edeceklerini anımsatan Palut, Laine, Benhur Keser ve Mithat Pala’nın sakat olduğunu söyledi.
Palut, ligde son yedi maç kaldığını belirterek, “İlk rakibimiz Antalyaspor. Gerçekten potansiyeli yüksek oyunculara sahip özellikle uç bölgesinde. Çok çok tecrübeli bir teknik direktörü olan güçlü bir ekip. Çok iyi hazırlanmamız, yüksek tempoda oynamamız, çok iyi mücadele etmemiz gerekiyor.” diye konuştu.
Her puanın hedefleri için değerli olduğunu vurgulayan Palut, “İstanbulspor karşısında uzun bir aradan sonra deplasman galibiyeti aldık. Artık devamlılığı olan galibiyet serisi yakalamak istiyoruz. Pazar günü puanlar için elimizden gelen bütün mücadeleyi ortaya koyacağız.” ifadelerini kullandı.
“Şu an için hiçbir sıkıntı yok”
Palut, sözleşme süresinin sezon sonunda biteceğinin hatırlatılması üzerine, şu değerlendirmede bulundu:
“Hiçbir zaman buradan ayrılacakmış gibi düşünerek çalışmıyoruz. Bu zaten doğru değil. Biz burada bütün planlamaları yapıyoruz. Olay şu boyutta değil, ‘Hocam kontrat için oturalım şartları konuşalım.’ Ben ligde maçlar devam ederken bunun için uygun zaman olduğunu düşünmüyorum. Zihnen burada bütün planlamaları yapıyorum orta vade en azından ama en büyük ağırlığı, en büyük konsantrasyonumu bugüne veriyorum. Dediğim gibi yönetim kurulu ile aramızda hiçbir sorun yok. Şehirle, camiayla hiçbir sorunumuz yok. Her şey güzel gidiyor ama dediğim gibi sadece bunun resmi kontrat kısmını konuşmaya başlamadık. Zaten işin en kolay kısmı orası. Şu an için hiçbir sıkıntı yok. Benim bu duruma konsantrasyonum yok ama böyle bir gündemin de olduğunu biliyorum. Yönetim kurulu başta olmak üzere hepimiz, ‘Bu seneyi en iyi nerede bitirebiliriz?’ konsantrasyonu içindeyiz.”
Futbolda gelecek için net mesajların doğru olmadığına değinen Palut, güne konsantre olduklarının altını çizdi.
Palut, ligde kalan 7 maçın çok belirleyici olduğuna işaret ederek, “Artık her takımın yarım puana bile ihtiyacı var. Ligde 7-8 üst sıralardaki dört takımı çıkardıktan sonra diğer grubun bir anda hem ilk 5-6’yı zorlaması hem de küme düşme pozisyonuna girmesi muhtemeldi. Bugüne geldiğimiz zaman 3-4 takım biraz daha ‘Acaba ligin üst tarafında, 5-6’ncı bitirebilir miyiz?’ düşüncesini kendilerine hedef olarak seçti. Biz de dahil olmak üzere alt taraf ile puan olarak fark oluştu. Kalan maçlar büyük oranda rakiplerimizle ama şu anda sadece Antalyaspor maçına odaklanmış durumdayız.” şeklinde görüş belirtti.
Takımın yaklaşık bir ay önce Avrupa hedefi stresine girdiğine dikkati çeken Palut, “Çok güzel bir heyecan ama Avrupa stresini genç takımın omuzuna çok erken bıraktık. Bence maç maç bakmalıyız. Yapabileceğimizin en iyisini yaparsak geleceğimiz nokta belli.” diye konuştu.
Palut, Türk futbolunun çok gerildiğini dile getirerek, “Keşke sahanın içindeki mücadeleye daha çok odaklanılsaydı ama bizi çok fazla etkilemiyor. Türk futbolunun birer paydasıyız. Biz saha içindeki yarışa odaklanıyoruz. Geri kalan periyot buna aday. Son düzlükte sportif yarış devam eder ve biz de bu yarışta oluruz.” ifadelerini kullandı.
]]>Ersoy; 31 Mart’ta yapılan ve 2 Haziran’da yenilenecek olan Pınarbaşı seçimi ile ilgili açıklamalarda bulundu. “Demokrasinin sağlıklı işlemesi için yaptığımız itirazların sonuç vermesi, hukukun üstünlüğü ve milli iradenin sağlıklı tecelli etmesi için şüphesiz çok değerlidir” diyen Baki Ersoy; “Kayseri’mizin güzide ilçelerinden Pınarbaşı’mızda 31 Mart 2024 tarihinde yapılan Mahalli İdareler seçimlerinin, 2 Haziran 2024 tarihinde yenilenmesine karar verilmiştir. Demokrasinin sağlıklı işlemesi için yaptığımız itirazların sonuç vermesi, hukukun üstünlüğü ve milli iradenin sağlıklı tecelli etmesi için şüphesiz çok değerlidir. Ülkemiz gündeminden yerel seçimlerin düşmesi ve normal hayatın devam etmesi yegane arzumuz olduğu için bundan sonraki süreçte bu seçimin sadece Pınarbaşı ölçeğinde verilen örnek bir demokrasi mücadelesi olmasını arzu etmekteyiz. Milliyetçi Hareket Partisi ve Cumhur ittifakı olarak 2 Haziran seçimlerinin huzurlu bir şekilde gerçekleşmesi, memleketimizin, milletimizin dirliği ve birliği içerisinde sürecin sonuçlanması hususunda gayret gösterme noktasında kararlıyız. Zira, hiçbir seçim ve seçim sonucu alınmış hiçbir makam candan, hemşehrimizin birliğinden ve huzurundan daha önemli değildir. Sağlığın, huzurun, insan hayatının her türlü dünya nimetlerinin ötesinde olduğunun da farkındayız. Bu vesileyle değerli dostum, kardeşim Cumhuriyet Halk Partisi Kayseri İl Başkanı Feyzullah Keskin’in evladı Hüseyin Keskin’in elim bir hadise sonucunda vefatından dolayı duyduğumuz derin üzüntüyü tekrar ifade ederek kardeşime Allah’tan rahmetler diliyorum” ifadelerini kullandı.
2 Haziran’daki seçimde kazanın ilçe birlikte kardeşliğin ve huzurun olacağını kaydeden MHP’li Ersoy; “Diğer taraftan; Pınarbaşı kamuoyuna, değerli seçmenlerimize ve hemşerilerimize de Milliyetçi Hareket Partisi’ni sahiplenme hususunda gösterdikleri yüksek alakaya teşekkür ediyoruz. Bununla birlikte Cumhur İttifakı’nın paydaşı olan tüm arkadaşlarımızın daha yüksek düzeyde sağduyuyla, yenilenecek seçimlere müdahil olmalarını ve adayımız Memduh Uzunoğlu’na daha güçlü şekilde destek vereceklerinden hiçbir şüphemiz yoktur. Ayrıca bu süreçte yine bunun sadece bir seçim olduğu gerçeğini unutmadan, komşuluğun, hısımlık ve akrabalık hukukunun varlığını ve süreç sonunda herkesin yüz yüze bakacağı gerçeğini asla unutmayacağız. Diğer taraftan bu seçimin, Pınarbaşı üzerinde hiç kimsenin bir meydan okuma yeri olarak görmemesi, kişisel çıkar ve menfaat duygusu ile güzel ilçemizin huzurunu bozmaya kalkmasına da en başta Pınarbaşılı hemşehrilerimiz müsade etmeyecektir. Zira Pınarbaşı kendi köklü geleneği ile değerleriyle Avşarıyla Çerkeziyle, huzurun, kardeşliğin, dayanışmanın ve kaynaşmanın yaşandığı, ve ayrıca kendi içerisinde hep birlikte Türk milleti olmayı başarmış büyük hatıraların olduğu bir ilçemizdir. Bu itibarla Sayın Genel Başkanımız Devlet Bahçeli Beyefendi’nin de ilkeleri doğrultusunda bizim için esas olan milletin huzurudur, kardeşliğidir. Bu seçimde de en önemli husus yine sayın Genel Başkanımızın ve partimizin ilkeleri doğrultusunda yolumuza devam etmektir. Bu vesileyle büyük bir olgunlukla ve sağ duyu ile bu seçim sürecinin tamamlanmasını, kazananın Pınarbaşı’mızla birlikte, kardeşliğin, komşuluğun ve huzurun olacağından hiçbir şüphemiz yoktur” diye konuştu. – KAYSERİ
]]>Ankara Büyükşehir Belediye (ABB) Başkanı Mansur Yavaş, Beypazarı’nda, “Sayın Altınok’un babadan kalma olduğunu söylediği epey bir malı var. Allah daha ziyade etsin. Bu kadar variyet varken iki çocuğunu KPSS sınavına girmeden, istisnai kadroyla memur yapmasını doğru buluyor musunuz? Bu kul hakkı değil mi? İşte geçen seçim söz vermişlerdi mülakat kalkacak diye. Hala mülakat kalkmadı. Kendi yakınlarını akrabalarını bu şekilde mülakatsız işe başlatıyor. Bu vatan evlatları, ihtiyacı olan gençler de kapı bucak iş arıyor. Bunlara en büyük cevabı sandıkta vereceksiniz. Başka türlü olmaz. Hükümet değişmiyor. Hükümeti ikaz etmenin tam zamanı” dedi.
ABB Başkanı ve CHP Başkan Adayı Mansur Yavaş, Beypazarı Belediye Başkan Adayı Özer Kasap ile birlikte Beypazarı’nda miting düzenledi.
Yavaş, mitingde yaqtığı konuşmada şunları söyledi:
“SİZ DEĞİL MİSİNİZ 25 YILDIR KAPI KAPI PAKET DAĞITAN”
“Bir seçimin daha sonuna gelmiş bulunuyoruz. Bir belediye başkanı bir kentin annesidir, babasıdır, abisidir, kardeşidir elbette. Dolayısıyla bir ailede anne, baba, kendi ailesindeki bütün bireylerin nasıl sağlığıyla, geçimiyle, eğitimiyle ilgileniyorsa Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı da 6 milyonun hiçbirisini ayırmadan tamamen onun bütün ihtiyaçlarıyla ilgilenmek durumundadır. Zaten anlayamadıkları konu şu; adaylar belli olduktan sonra anketler yaptılar. Onlara göre hiçbir şey yapmadık ya çıkan anket bunları şoke etti. Mansur Yavaş niye bu kadar seviliyor diye. Daha sonra Mansur Yavaş’ın yaptıklarını taklit edecek projelerle ortaya çıktılar. Taklit etmeye çalıştılar. Başkent Kart üç yıldır hayata geçirildi. Esnaf da para kazanıyor. İnancımıza uygun bir şekilde bir elin verdiğini diğeri görmüyor. Bir baktım bir gün miting de yapamıyor ama gittiği bir toplantıda eline benim karta benzer bir şeyi gösteriyor ben diyor Başkent Kart yapacağım seçilirsem bunun içine para yükleyeceğim diyor. Siz değil misiniz 25 yıldır kapı kapı paket dağıtan, vatandaşın gözünün içine sokan, bunları fotoğraflayan, yayınlayan siz değil misiniz? Eskiyi inkar mı ediyorsunuz? Ayrıca siz beş yıldır dördüncü dönem Keçiören Belediye başkanısınız. Bu beş yıl içerisinde Başkent Kart’a benzer hangi kartı çıkarttınız? Doğalgaz yükleyecekmiş. Ben 200 bin aileye doğalgazı üç yıldır yüklüyorum. Siz beş yıldır beş kişiye yüklememişsiniz, seçilirse doğalgaz yükleyecekmiş. Aynı şekilde 200 bin ailenin protein ihtiyacını karşılıyorum. Bu çocukların kursağından et geçsin, sağlıklı büyüsünler diye aşağı yukarı 30 aydır birer kilo et parası yatırıyorum. Almış eline mikrofon diyor ki ben but dağıtıyorum. Faaliyet raporunu açtık baktık. Ocak ayında 2 kişiye kasım ayında 11 kişiye destek olmuş. Halbuki Keçiören’de ben tam 50 bin aileye destek oluyorum. Siz Keçiören’de 50 bin ailenin destek ihtiyacı olduğundan habersiz ne işlerle uğraştınız?
“TÜRKİYE PROJE ÇÖPLÜĞÜNE DÖNDÜ”
Bunlar insanları kentte yaşayan insanların ihtiyaçlarını, eğitimlerini, sağlıklarını düşünmekten çok proje adı altında hep çöp projelere para yatırdılar. Artık Türkiye proje çöplüğüne döndü. En büyük proje insandır arkadaşlar. İnsanı yaşat ki devlet yaşasın demişler. Önce sen kentte yaşayan insanların dar gelirli olanların çocuklarını da diğer akran gibi aynı eğitim seviyesine getireceksin. Onlar KPSS’ye girecekse onların sınav ücretini ödeyeceksin ki bu insanlar hiçbir zaman şu olmadı şunu yapmadım diye eğitimlerden mahrum kalmasın. Okusunlar ki onlar bari kendilerini kurtarsın. Hem kendilerine hem ailelerine hem ülkemize faydası olsun. Dolayısıyla pandemi döneminde de aynı çalışmalarla öyle bir önderlik yaptık ki kaç ay insanlar evinden çıkamazken Ankara’da bir mağdur insan kalmadı. Ankara halkı bu şeffaf, hesap verebilir belediyeciliği sevdi. Bu nedenle son iki gündür yayınlanan anketlerde kiminde 30 kiminde 25 en azında 20’nin üstü puan aramızda fark var. Ankara halkı tercihini vermiş.
“ÇAKARLI ARAÇLARLA GEZMEDİM”
Beş yıl boyunca Ankara’nın hiçbir yerinde fotoğrafımı görmediniz. Çoluğumu çocuğumu belediyede gören almadı. Çocuklarımı televizyon, spor kulübü gibi işlerle uğraştırmadım. Onlar emekleriyle çalışıyor. Çok şükür alınterlerini yiyorlar. Dolayısıyla hiçbir yakınımın belediyeden işi de olmadı. ve çakarlı araçlarla gezmeden, kaç defa buraya cenazeye düğüne geldim, gördünüz bir minibüs, bir koruma, bir şoför. Hiç kimseyi ayırmadım ki. Neden korkayım? İşte Mansur Yavaş belediyeciliği budur. ve Ankara’da tutulmuştur.
“BEYPAZARI’NA TURİST GÖNDERMEYE DEVAM EDECEĞİZ”
Biraz önce söylediğimiz gibi bir yönetim yönetmelik değişik nedeniyle Ankara’da bulunan Seğmen Su’ya ait fabrikaların süresini uzattık. Kısa bir süre verdiler. Bir an önce buraya Seğmen Su’yun en büyük tesisini kurmak suretiyle Ankara’daki bütün fabrikaların su dolum tesislerini buraya getiriyoruz. İnşallah en büyüğü olacak. 400-500 milyon liralık bir yatırım olacak. Yine Ankara’nın çevresinde Nallıhan’da Ayaş’ta da böyle su bulabilirsek oralara da birer tane fabrika inşallah yapacağız. Kültür turları yeniden başlıyor. Onlarca otobüs inşallah kültür turu adı altında Beypazarı’na yine turist göndermeye de devam edeceğiz. ve sonuç itibariyle değerli hemşehrilerim sizlerle beraber olmak güzel. Ama rakibim hiçbir yerde kendi başına gidip miting yapamazken, bu oy oranına rağmen vatandaşa olan saygımdan dolayı hala ilçelerin birçoğunu ikinci üçüncü defa gidiyorum.
“KENDİ YAKIN AKRABALARI MÜLAKATSIZ İŞE BAŞLIYOR”
1999 yılından beri bütün diyorum banka hesaplarını inceleyebilirsiniz. 2019 yılında aday olduğum zaman mal beyanını açıkladım. Rakibim diyor ki ‘Ankara’ya geldiğinde burada bir evi yoktu’ diyor. Gerçekten yoktu kayınvalidemin evinde kalıyordum. Bu iyi mi kötü mü bir belediye başkanı için? Demek ki temiz yönetmişiz değil mi? Ben Beypazarı’ndayken bir tek soruşturma geçirmedim bu konularla ilgili. ve bunu sanki suçmuş gibi anlatıyor. Mal beyanında bulun dedik zor bulundu tamamını bulmadı. Kamuoyundaki siyasetçiler şeffaf olmalıdır. Açık olmalıdır. Biraz önce size söyledim. Yolsuzluk ve israfın kalkması kamu yöneticilerinin bütün mallarının mülklerinin açık olarak yayınlanmasıyla mevcuttur. Yoksa şaibe altında kalır. Niye şaibe altında yaşayayım? Herkes her şeyi bilsin. Gizlimiz yok. Bakın yüzlerce işsiz var. Peki değerli hemşerilerim buradan şu soruyu tekrar soruyorum; Sayın Altınok’un babadan kalma olduğunu söylediği epey bir malı var. Allah daha ziyade etsin. Bu kadar variyet varken iki çocuğunu KPSS sınavına girmeden, istisnai kadroyla memur yapmasını doğru buluyor musunuz? Bu kul hakkı değil mi? İşte geçen seçim söz vermişlerdi mülakat kalkacak diye. Hala mülakat kalkmadı. Biz söyledik; kendi yakınları işe girer yine aynı düzen devam eder diye. İşte örneğini görüyorsunuz. Mülakat hala kaldırılmadı. Kendi yakınlarını akrabalarını bu şekilde mülakatsız işe başlatıyor. Bu vatan evlatları, ihtiyacı olan gençler de kapı bucak iş arıyor. Bunlara en büyük cevabı sandıkta vereceksiniz. Başka türlü olmaz. Hükümet değişmiyor. Hükümeti ikaz etmenin tam zamanı.”
“BU KADAR OLAĞANÜSTÜ TEDBİRE GEREK YOKTU”
Yavaş, mitingde polis tarafından alınan yoğun önlemler için de şöyle konuştu:
“Siz henüz Beypazarlıları tanımamışsınız. Kimse siyaset yüzünden birbirini kırmaz. Hepsi akrabadır, arkadaştır. 31 Mart akşamı biter herkes birbiriyle kucaklaşır. Yine aynı şekilde samimiyetine devam eder. Akşam seçim bitmiştir. Seçilen belediye başkanıdır. Hiç kimseyi ayırmaz. Onun için Beypazarı’nda bu kadar olağanüstü tedbire gerek yoktu. Umarım bir daha olmaz. Umarım özellikle yapılmamıştır.”
]]>
AK Parti Malatya Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Sami Er’in ilk durağı Canlı Hayvan Pazarı oldu. Burada kırsal bölgelerden hayvanlarını satışa getiren yetiştiriciler ile görüşen Er’e çiftçiler desteklerini açıkladı. Üreticilerin sorun ve sıkıntılarını da dinleyen Sami Er, göreve geldiklerinde tüm sorunları kısa sürede çözme adına yoğun gayret sarf edeceklerini dile getirdi. Büyükşehir Başkan Adayı Sami Er daha sonra AK Parti Malatya Milletvekili Abdurrahman Babacan ve AK Parti Battalgazi Belediye Başkan Adayı Bayram Taşkın, Şire Pazarı esnafı ile bir araya geldi.
Meydanda toplanan kalabalığa seslenen Sami Er, Malatya’nın sorunlarını çok iyi bildiklerini belirterek, “Allah’ın izniyle Malatya’yı hep birlikte ayağa kaldıracağız. En birinci önceliğimiz, en son insanımız kalıcı konutuna erişinceye kadar en son esnafımız kalıcı iş yerine erişinceye kadar bize durmak da yasak, yorulmak da yasak” dedi.
“Devlet vatandaşının her zaman malının garantörüdür”
Şire Pazarı esnafının sorunlarını bildiğini ifade eden Sami Er, “Herkes de şu endişe var, ‘Seçimden sonra bizi kaldıracaksınız’. Böyle bir şey olabilir mi? Bir algıdır yönetiliyor maalesef. Piyasa da işte burası olduğu gibi yine rezerv alanları ile ilgili de çeşitli algılar yönetiliyor. Şu anda Malatya’mıza 43 tane rezerv alanı ilan edilmiş. Bu rezerv alanlarında yerinde dönüşüm olacak. İnsanlarımız evlerinde kendi mahallelerinde kendi sokaklarında yaşamaları için böyle bir yönteme gidildi. Maalesef öyle bir algı yayıyorlar ki işte buralara çökecekler diye. Allah aşkına devlet hiçbir zaman milletin malına çöker mi kardeşlerim. Böyle bir şey mümkün mü? Devlet bir kere vatandaşın garantörüdür. Bir vatandaşın malını korumakla görevlidir. Allah izin verirse siz bizi seçerseniz, sizleri mağdur eder miyiz? Böyle bir şey olabilir mi? Her zaman yüz yüze bakacağız. Burayla ilgili birtakım spekülasyonlara inanmayın” dedi.
Hiçbir esnafın yerinden zorla edilemeyeceğinin altını çizen Er, “Şimdi burada bir ticari bir sirkülasyon var. Kimi insanları zorla şuraya gideceksiniz, zorla buraya gideceksiniz diye bir şey söylememiz mümkün değil. Bunu biz de kabul etmeyiz. Hiçbir vicdan da kabul etmez. İçiniz rahat olsun, onun için hiçbir tereddüdünüz olmasın” ifadelerine yer verdi.
Yine çeşitli algılarla AK Parti ve Cumhur İttifakı’nın Malatya’da kaybettiği yönünde dedikoduların yayıldığına da dikkat çeken Büyükşehir Adayı Sami Er, “Yaptığımız araştırmalarda AK Parti ve Cumhur İttifakı açık ara önde götürüyor. Burada sadece belli bir grup tarafından AK Parti’nin ve Sami Er’in oylarını nasıl tırtıklayabiliriz, nasıl biraz daha düşürebiliriz bunun çabası içerisindeler. Bununla da ne elde edecekler, hakikaten anlayabilmiş değilim. Onun için rahat olun, Allah’ın izniyle hep birlikte sizlerin de desteğiyle 1 Nisan sabahı göreve geldiğimizde bunları artık konuşmayacağız. Şunu özellikle söylüyorum. Biz Malatya’yı Malatyalılara birlikte yöneteceğiz” ifadelerini kullandı.
“Allah’ın izniyle ortak aklı burada egemen kılacağız”
AK Parti Battalgazi Belediye Başkan Adayı Bayram Taşkın da burada yaptığı konuşmada göreve geldikten sonra Şire Pazarı esnafının daha rahat çalışması için ellerinden ne gelirse yapacaklarını belirterek, “Tabii ki sorunlarınız var sıkıntılarınız var, bunun da farkındayız. Şire Pazarının yapısından işte ağır hasar, orta hasar, taşınma hikayesi hepsini biliyoruz. Bunun farkındayız kıymetli arkadaşlar. İçiniz rahat olsun Allah’ın izniyle ortak aklı burada egemen kılacağız. Birlikte en güzel kararları vereceğiz. Hiçbir şeyi oldu bittiye getirmeyeceğiz. Bizler iktidar partisi mensupları olarak yarın altında ezeceğimiz bir cümleyi kuramayız. Bundan müsterih olun. Birlikte ortak bir karar alacağız. Uygun bir çözüm bulacağız” dedi.
Seçimlerde uygunsuz bir duruma müsaade etmeyeceklerini ve hiçbir oylarını kaptırmayacaklarını ifade eden Taşkın, “Tahriklere gelmeyeceğiz, vakarlı duruşumuzla oyumuza sahip çıkacağız, geleceğimize sahip çıkacağız. Hep birlikte ortak akılla Allah’ın izniyle Malatya’mızı inşa edeceğiz” şeklinde konuştu.
“Şire Pazarı’nın tüm sorununa vakıfım”
AK Parti Malatya Milletvekili Abdurrahman Babacan ise bu seçimlerde AK Parti’nin kullandığı ‘Adil Belediyecilik’ sloganına dikkat çekerek, “Bunun özellikle altını çiziyorum, bakın adil belediyecilik diyoruz. Adil belediyecilik ne demek? Aynı anda bütün arkadaşlarımızın esnafımızın, tüccarımızın ticaret erbaplarımızın ya da sanayicinin, çiftçinin, memurun aynı anda haklarını eşit olarak koruyacağım demek. Allah’ın izniyle ne bugün ne 31 Mart’a 3 gün kala ne 31 Mart’tan sonra bizim derdimiz sadece gelip burada seçim öncesi size propaganda yapmak değil” dedi.
Şire pazarının taşınması konusunda tüm duruma vakıf olduğunu da ifade eden Babacan, “Aylardır süren pazarın taşınma meselesinin içindeyim. Oradaki dükkanların ne olacağı, oradaki dükkanların yeterli olup olmadığı, kaç tane olduğu, burayı nasıl değerlendireceğimiz, burayı nasıl kullanacağımız, oradaki dükkanların çok yüksek fahiş fiyatta oluşu bunların hepsinin farkındayız. Böyle bir şeyi en başta ben istemem. En az sizin kadar biz bu meseleyi güzel bir şekilde çözmek için dertleniyoruz. Çünkü şunun bir çözüm olmadığını biliyorum. Hiçbir zaman da olmayacak. Bakın belediye başkan adaylarımız burada. Büyükşehir Başkan Adayımız inşallah Sami Er, sizin desteğiniz ile 1 Nisan’dan itibaren Büyükşehir Belediye başkanımız olacak. İnşallah Bayram Başkanım burada sizin desteğiniz ile Battalgazi Belediye Başkanımız olacak. Ben buradayım hiçbir yere gitmiyoruz, hiçbir yere gitmeyeceğiz de. 1 Nisan’dan sonra da gitmeyeceğiz. Sizleri buradan zorla çıkarmak gibi bir anlayışımız olmadı” diye konuştu.
Babacan ve adaylar daha sonra esnaf ziyaretinde bulunarak 31 Mart seçimlerinde AK Parti ve Cumhur İttifakına güçlü bir destek istediler. – MALATYA
]]>Beşiktaş Dolmabahçe Caddesi üzerinde geçtiğimiz hafta Pazartesi günü saat 02.10 sıralarında yaşanan kazada, Kuruçeşme’de garson olarak çalıştığı ünlü bir restorandan çıkan 25 yaşındaki Semanur Hacıoğlu, 34 GDU 632 plakalı motosikletine binerek yola koyulmuştu. Genç kız Dolmabahçe istikametine seyrettiği esnada 17 ST 964 plakalı hafif ticari araca yandan çarpmıştı. Çarpmanın etkisiyle motosiklet sürücüsü Hacıoğlu yola savrulmuştu. Kazayı gören çevredeki vatandaşlar bir yandan yardıma koşarken bir yandan durumu polis ve sağlık ekiplerine bildirmişti. İhbar üzerine olay yerine gelen polis ekipleri yolda güvenlik önlemi alırken, sağlık ekipleri de yerde yatan yaralıya müdahalede bulunmuştu.
Genç kız hastanede yaşam savaşı veriyor
İlk müdahalenin ardından ağır yaralı Hacıoğlu, ambulansla Taksim Eğitim ve Araştırma Hastanesine kaldırılarak tedavi altına alınmıştı. Hastaneye kaldırılan Hacıoğlu’nun durumunun ağır olduğu ve entübe edildiği öğrenilmişti. Olayla ilgili çalışma başlatan Beşiktaş İlçe Emniyet Müdürlüğü polisleri, kazaya neden olan hafif ticari aracın sürücüsü Alpay Ö.’yü (47) gözaltına alarak polis merkezine götürmüştü. Burada ifadesi alınan ve “taksirle yaralama” suçundan adli işlemi yapılan Alpay Ö. adliyeye sevk edilmişti.
Sürücü adli kontrolle serbest bırakıldı
Mahkemeye çıkartılan sürücü Alpay Ö.’nün yurtdışına çıkış yasağı konularak adli kontrol şartıyla tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldığı ortaya çıkmıştı. Yaşanan kaza anı ise güvenlik kameralarına saniye saniye yansımıştı. Görüntülerde hafif ticari araç yasak yerden “U” dönüşü yaptığı esnada motosikletli genç kız araca yandan çarpıyor. Çarpmanın etkisiyle kız yere düşerken araç sürücüsü ise birkaç metre ilerleyip duruyor. Bir taksi sürücüsü ise durup araçtan iniyor.
“Kendisi hiçbir pişmanlık hissiyatı yaşamadı, ailesini ve bizleri arayıp özür dilemedi”
Öte yandan olayla ilgili konuşan genç kızın sözlüsü Mustafa Subaşı, “Semanur motosikletle sol şeritte seyir halindeyken hafif ticari aracın, en sağ şeritten yasak olmasına rağmen ‘u’ dönüşü yaparak bir anda geçmesiyle kaza gerçekleşti. Semanur acil bir şekilde hastaneye götürüldü. Şahıs kesinlikle araçtan hiçbir şekilde inmeyip daha sonra da hastaneye gelip yardımda bulunmadı. Kendisi hiçbir pişmanlık hissiyatı yaşamamıştır. Hiçbir şekilde ailesini ve bizleri arayıp özür dilemedi. Şikayette bulunduk, olay görüntülerini aldık ama hiçbir sonuç alamadık. Kendisine denetimli serbestlik ve yurtdışı yasağı konuldu. Söyleyecek hiçbir şey bulamıyorum. Demek ki biz birine zarar vermek isteyeceğimiz zaman bu kişiyi araçla onun üstüne kırarak, canını hiçe sayarak bunu yapabiliriz. Sonrasında da elimizi kolumuzu sallayarak dışarıda gezebiliriz. Ben bundan bunu çıkartıyorum” dedi.
“9 gündür kendisini yoğun bakımda, bilinci kapalı şekilde entübe edildi”
Subaşı, “9 gündür kendisini yoğun bakımda, bilinci kapalı şekilde entübe edildi. Olayın tekrardan savcılığa gitmesini, kamera görüntülerinin izlenmesini istiyoruz. Her şey zaten apaçık ortadadır. Şahsın dışarıda birine tekrar zarar vermesinin önlenmesini istiyoruz. Semanur için adalet istiyoruz. Olayın yerinde kız arkadaşım canıyla cebelleşirken bazı kendini bilmez dışarıdaki insanlar cebine girip telefonunu çalmaya yeltenip, sonucunda başarılı da oldular. Olayı esnasında telefonunu da çalmışlar. Beni bir telefoncu aradı böyle bir telefonu satmaya geldiler diye bahsetti” diye konuştu.
Subaşı, sözlüsünün parmağındaki söz yüzüğünü kendi boynuna asıp uyanmasını bekliyor. – İSTANBUL
]]>Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, Ankara Keçiören’deki Atatürk Cumhuriyet Kulesi açılış törenine katıldı. Erdoğan özetle şöyle konuştu:
“Malumunuz Ankara’nın Çankaya tarafında yapıldığı tarihten itibaren şehrin simgelerinden biri haline gelen bir Atakule’si vardır. Aynı mimarımızın tasarladığı Atatürk Cumhuriyet Kulesi ile şehrimize yeni bir sembol daha kazandırıyoruz. Tabii temelinin atılmasının üzerinden 20 yılı aşkın süre geçtikten sonra açılışını yaptığımız bu kulenin serencamı da ayrı bir hikayedir.
“ÇİFTLERİMİZİN DE YENİ HAYATLARINA BULUTLARIN ÜZERİNDE GİRECEKLERİ ANLAŞILIYOR”
Nikahlarını 152 metre yüksekliğindeki salonda kıyacak çiftlerimizin de yeni hayatlarına bulutların üzerinde girecekleri anlaşılıyor. Nasıl? Yani, bundan sonra herkes herhalde nikahını Keçiören’de kıymaya gelir.
“CUMHURBAŞKANI OLARAK BEN YANINDAYIM”
İnşallah bu kule Ankara’ya hizmet ettiği müddetçe Turgut Altınok kardeşimize edilen hayır dualar da sürüp gidecektir. Turgut kardeşimiz, çok değil 30-40 yıl önce imarıyla, altyapısıyla, çevre düzeniyle başkentin en sorunlu ilçelerinden birini en gözde yerleşim yeri haline getirmiştir. Kendisi inşallah bu birikimini, bu üretkenliğini, bu vizyonunu, bu çalışkanlığını 31 Mart’tan sonra Ankara’nın tamamı için kullanacak. 31 Mart’a kadar gece-gündüz demeden çalışmaya var mıyız? Kap kapı dolaşmaya var mıyız? Şu CHP zihniyetinin fetret devrinden Ankaramızı kurtarmaya var mıyız? Bunlardan bir şey olmaz. Bunların Ankaramıza, başkentimize verecekleri hiçbir hizmet yoktur, bundan sonra da olmayacaktır. Şehrin kaybolan son 5 yılını telafi etmenin ötesinde Ankara’yı Türkiye Yüzyılı’na hazırlayacak yeni bir dönemin kapılarını Turgut kardeşimizin açacağına ben inanıyorum. Cumhurbaşkanı olarak ben yanındayım. Cumhur İttifakı olarak biz yanındayız. Vereceğimiz desteklerle sadece Keçiören değil inşallah Ankaramız yeniden ayağa kalkacak. Yeniden Ankara’ya var mıyız?
Düşünebiliyor musunuz, yol yapmayan, hizmet üretmeyen, verdiği sözlerin arkasında durmayan siyasetçi profilleri arzı endam etmeye başlıyor. Ya, havalimanından şehir merkezine kadar şu yollarda en ufak bir adım atıldı mı? Yani, sadece Melih Bey’in döneminde atılmış adımlar var ama gel gör ki bu beyefendi geldi geleli yollarda ne asfalt ne şu ne bu hiçbir şey yok. E ben Ankaralıyım. Havalimanından şehir merkezine kadar ne yapıyorsak biz yapıyoruz. Metro filan bir şey yok. Derdi de yok. Hatta yaptığı hiçbir şey olmamakla övünen, bundan sonra da hiçbir şey yapmayacağını göğsünü gererek söyleyebilen siyasetçiler, belediye başkan adayları türedi Ankaramızda.
“BU ZİHNİYETİ 31 MART’TA SİYASETTEN TASFİYE ETMELİYİZ”
Nerede CHP belediyesi varsa her taraf dökülüyor, rezalet. Çünkü Rabbimiz bizlere ancak çalıştığımız kadarının karşılığını alacağımızı buyuruyor. Biz eser ve hizmet siyaseti diyerek gecemizi gündüzümüze katarken meydanı tembel siyasetiyle gençlerimize kötü örnek olanlara bırakamayız. Ankara başta olmak üzere ülkemizin en büyük şehirlerine tebelleş olan bu zihniyeti mutlaka ama mutlaka 31 Mart’ta siyasetten tasfiye etmeliyiz.
“HESAP UZMANI NEREDE? EMEKLİYE AYRILDI. BUNUN DA AKIBETİ AYNI, BU DA GİDECEK”
Desteleri gördünüz, değil mi? Dolarları gördünüz, değil mi? Hayırdır ya, ne iş bu? Bu durum başka bir dönemde başka bir partinin mensuplarının başına gelse yer gök yıkılırdı. Bir dönem ağızlarını her açtıklarında ne diyorlardı, ‘Ben hesap uzmanıyım.’ Şimdi hesap uzmanı nerede? Ankara’da bir apartman dairesinde. Emekliye ayrıldı. Bunun da akıbeti aynı, bu da gidecek. Ama belediye başkanı çok daha önceden gidecek. Onun için 31 Mart çok önemli. Ankara’da da İstanbul’da da İzmir’de de Allah’ın izniyle, bunları 31 Mart’ta emekli edeceğiz.
Başımıza bir de tüm bunları gördüğü, bildiği, yakinen şahit olduğu halde kazanmak değil sadece bize kaybettirmek için paçamıza yapışanlar çıktı. Kimler olduğunu biliyorsunuz, değil mi? ya sizin bizim paçamızda ne işiniz var ya? Peki, biz kaybedince kazanacak olanlar kim? Tabii ki tek parti faşisti CHP ve artık onun tescilli ortağı haline dönüşen DEM. Çaydaki dem değil ha.
Küresel krizlerin tetiklediği hayat pahalılığı ve asrın afeti depremin getirdiği 104 milyar dolarlık ilave yük bizi hedeflerimizden uzaklaştırmadı. Fakat hiç arzu etmediğimiz sorunlara yol açtı. Bilhassa, çalışanlarımızın ve küçük esnafımızın yaşadığı refah kaybının farkındayız. Bunun üstesinden gelmenin yolu afaki söylemler değil, daha çok çalışarak, daha çok üreterek, daha çok kazanarak devletimizin imkanlarını arttırmaktır.
“ENFLASYONUN YILIN İKİNCİ YARISINDAN İTİBAREN HIZLI DÜŞÜŞÜNÜ BERABERCE İZLEYECEĞİZ”
Hem piyasaların hem vatandaşımızın gönlü rahat olsun. Cumhurbaşkanı Yardımcımızla, Hazine ve Maliye Bakanımızla, diğer Bakanlarımızla, bürokratlarımızla ekonomi programımızın başarısı için yoğun mesai sarf ediyoruz. Milli gelirden istihdama, ihracattan kamu mali dengesine kadar tüm göstergeler hamdolsun doğru istikamette gittiğimizi gösteriyor. En büyük sorunumuz olan enflasyonun yılın ikinci yarısından itibaren geçeceği hızlı düşüşü beraberce izleyeceğiz.”
]]>
Ankara Büyükşehir Belediye (ABB) Başkanı Mansur Yavaş, “Rakibimiz sürekli olarak aslında Sayın Cumhurbaşkanı’nın bir kararnamesiyle çözeceği her şeyi vaat ediyor. Mesela diyor ki; ‘Herkesi neredeyse bedava taşıyacağım.’ Bedava taşımanın yolu Cumhurbaşkanlığı kararnamesinden geçiyor. Bugün bir özel okul öğretmeni bize mesaj atmış. ‘Niye bize öğretmen saymıyorsunuz’ diye. Maalesef kanun nedeniyle saymıyoruz. Benim rakibim şu anda belediye başkanı, söylediklerinin hiçbirisini şimdiye kadar kendi belediyesinde yapmamış, elinden tutan yok, meclis çoğunluğu var. Dolayısıyla diyorum ki; ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz. Biz buradayız, onlar orada ve Allah nasip ederse Erdal Başkan ile beraber büyük bir oy farkıyla seçileceğiz ve inşallah sizlere daha güzel hizmet edeceğiz” dedi.
ABB Başkanı ve CHP ABB Başkan Adayı Mansur Yavaş, bugün Etimesgut Belediye Başkan Adayı Erdal Beşikçioğlu ile birlikte Batı Adliyesi Yanı Parkı açılış törenine katıldı. Burada konuşan Yavaş şunları söyledi:
“ÖNÜMÜZDEKİ DÖNEMDE 20 MİLYON METREKARE DAHA YEŞİL ALAN YAPACAĞIZ”
“‘Rakibim bir tane park yapmadı’ demiş. Bizde önceki 25 yılda yapılanlar çok daha fazla. 18 milyon metrekare inşallah yeşil alanı Ankara halkına kazandırdık. Seçimden önce tanıtımı yapılırken şunu söylemiştim; Ankara’yı betona değil yeşile boğacağız. İnşallah önümüzdeki dönemde 20 milyon metrekare daha yeşil alan yapacağız. El ele verirsek inşallah Erdal Başkan’ımla çok daha güzel işler yapacağız. Çünkü farklı bir belediyecilik yaptık. Farklı bir anlayışı Ankara halkına gösterme imkanı bulduk sizlerin sayesinde. ve inşallah bu belediyecilik anlayışı Türkiye’ye model olacak ve bizden sonra gelenler de inşallah gerçek belediyeciliğin beton ve asfalt olmadığını anlayacak. Kaldı ki hani ikide bir ne yaptı diye soruyorlar. Bunu hatırlatmakta fayda görüyorum. Çünkü Sincan’da da iddialıyız. İstasyon Caddesi’ni hiçbirisi beceremedi öyle mi? Bizi beklemişler. Yapmak bize nasip oldu. İstasyon Caddesi dahi onların şimdiye kadar yaptığı işlerin birçoğuna bedel. Ama dediğim gibi biz onları belediyecilik olarak görmüyoruz. Kentte yaşayan herkesin her türlü derdine derman olmak durumundayız. Bu derde derman olmak derken iş dünyası olabilir, esnaf olur, sosyal destek ihtiyacı olanlar olur yani belediyecilik yaptığı faaliyetlerin tamamında insan olmalıdır. Yani insana yaramayan hiçbir şey proje falan değildir.
Bir belediye başkanının önceliği halkın sağlığıdır, halkın mutluluğudur, halkın iyi yaşamasıdır. Az bir zaman kaldı. Belli ki Ankara’da ilçe belediyelerinin hemen hemen tamamında yönetim değişiyor. Bunda biraz daha sizin desteğinize ihtiyacımız var. Malum belediye meclisi çok önemli. Bunu lütfen belli yaşın üstündeki insanlara da gençler hep beraber Erdal Başkan’ımı da çok seviyorlar ama maalesef belediyeciliği bilmeyen sadece parti olarak olaya bakan insanlarımız hala var. Halbuki siz bir şehri emanet ediyorsunuz. Bir bütçeyi emanet ediyorsunuz. Bütçeyi emanet eden insanın nereye para harcadığı çok önemli. Çünkü para sizin paranız. Biz hesap vermek suretiyle bugüne kadar bütün çalışmalarımızı yaptık.
Burada 96 bin metrekare, aşağı yukarı yüz dönüm, 26 bin metrekare çim alan, 3 bin 548 adet ağaç, 105 bin 96 adet bitki yer almış, içerisinde spor alanı, bir kilometre bisiklet yolu, sekiz kilometre yürüyüş yolu, basketbol sahası ve çocuk oyun alanı bulunmaktadır. Gördüğünüz gibi buralarda ticari hiçbir şey yok.
“RAKİBİM ŞU ANDA BELEDİYE BAŞKANI. SÖYLEDİKLERİNİN HİÇBİRİSİNİ ŞİMDİYE KADAR KENDİ BELEDİYESİNDE YAPMAMIŞ. DOLAYISIYLA DİYORUM Kİ; AYİNESİ İŞTİR KİŞİNİN LAFA BAKILMAZ”
Beş yıl boyunca gayet şeffaf bir şekilde yönettik. Zaman zaman böyle kamu yöneticilerine iftiralar, suçlamalar atılır. Bizlerde de yapıldı. Ankara’nın meşhur bir trolü var biliyorsunuz. Bizim yaptığımız şikayetler bekletilirken hemen müfettişler geldi incelediler. Biz bundan son derece de mutlu oluyoruz. Çünkü kendileri denetliyorlar. Sonuç itibarıyla da bugüne kadar daha benim bir tane personelim savcılığa gitmedi. Allah’a bin şükür bizlere güvenenlerin, sizlerin başını eğdirecek hiçbir işin içerisinde olmadık. Artık biz bu ülkenin de düzgün ve dürüst yolsuzluk olmadan, yolsuzluğa izin vermeden ve israf edilmeden yönetileceğini kendi üzerimizde ispat edip artık inşallah bütün Türkiye’de böyle gelir. ve kişiler arasındaki gelir dağılımı da adil bir şekle gelir.
Rakibimiz de sürekli olarak aslında Sayın Cumhurbaşkanı’nın bir kararnamesiyle çözeceği her şeyi vaat ediyor. Mesela diyor ki; ‘Herkesi neredeyse bedava taşıyacağım.’ Bedava taşımanın yolu Cumhurbaşkanlığı kararnamesinden geçiyor. Bugün bir özel okul öğretmeni bize mesaj atmış. ‘Niye bize öğretmen saymıyorsunuz’ diye. Maalesef kanun nedeniyle saymıyoruz. Benim rakibim şu anda belediye başkanı, söylediklerinin hiçbirisini şimdiye kadar kendi belediyesinde yapmamış, elinden tutan yok, meclis çoğunluğu var. Dolayısıyla diyorum ki; ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz. Biz buradayız, onlar orada ve Allah nasip ederse Erdal Başkan ile beraber büyük bir oy farkıyla seçileceğiz ve inşallah sizlere daha güzel hizmet edeceğiz. Hayırlı uğurlu olsun.”
]]>Ankara Büyükşehir Belediye (ABB) Başkanı ve CHP’nin adayı Mansur Yavaş, “Hiçbir Allah’ın kulunu hiçbir sebeple ayırmadık. Beş yıl boyunca insanların verdiği oydan dolayı küçümseyen veya onlara laf atan bir tane benim sosyal medya açıklamam olmamıştır. Bu ne zamana kadar olur bu rekabet? İşte en yoğun olduğu ay bu ay. Bu ay bitecek. Hepimiz rozetimizi çıkarıp, el ele verip Ankara için neler yapabileceğiz? diyeceğiz. Ama şunu söylemekten geçmeyeceğim; ilçe belediye başkanlarımız çok kusurlular bu işten. Benimle görüşmeleri yasaklandı. Benim odamı görmedi hiçbirisi hemen hemen. Bir ikisi haricinde hiçbirisi benim odamı da görmedi. Bana telefon açıp herhangi bir talepleri olmasını zül saydılar. Partililerini ilçelerinden çok sevdiler. Özellikle küçük ilçeler. Bunları yapan belediye başkanlarının birçoğu şimdi gidiyor arkadaşlar. Anketlere göre hepsi gidiyor. İnşallah ders almışlardır. Seçim sonucunu görecekler, bu dersi alacaklar. ve inşallah Allah nasip ederse onu gösteriyor ki büyük bir oy farkıyla geliyoruz, rekor kırarak geliyoruz” dedi.
Mansur Yavaş, bugün Yenimahalle Belediye Başkanı Fethi Yaşar ile birlikte GİMAT esnafını ziyaret etti. Esnaf ile yaptığı toplantıda konuşan Yavaş şunları söyledi:
“ÇALIŞAN HERKES MESAİ ARKADAŞIMIZDIR DEDİK”
Gelir gelir gelmez biz öncelikli olarak hiçbir işçimizi atmadık. Çalışan herkes mesai arkadaşımızdır dedik. Yine sosyal destekleri biraz sonra anlatacağım ama ilk başlarken meclis toplantımızı açık yaparak başladık. İlk toplantıyı. Herkes görsün diye. Çünkü Ankara halkı büyükşehire belediye başkanı olarak beni seçerken ilçelerin çoğunluğunda da rakiplerimizden seçtiler ve ilk meclis toplantısında dedim ki; böyle bir tablo ortaya çıktı. Seçmenin tercihine saygımız saygı duymamız lazım. Hep el ele verelim beraber çalışalım. Ama maalesef öyle olmadı. Biz 40 kişiydik 148 kişilik Meclis’te. Zaman zaman engellemeler oldu. Hukuka başvurduk ama mümkün olduğu kadar bunu kamuoyu gündemine taşımadan yaptık. Gün geldi sayın Cumhurbaşkanına çıktık. Bakanlarımızla görüştük ama bunların hepsi Ankara halkının menfaatine taleplerimizdi. Kimseyle kavga etmemeye çalışarak çatışmadan hizmet etmeye başladık. İlk yaptığımız işlerden birisi yine tüm ihalelerin canlı yayınlanması. Canlı yayınlanınca zaman zaman belki burada da vardır bilmiyorum, bazı toplantılara gittiğimiz zaman ilk defa müteahhitlerimizle yüz yüze geliyoruz. Artık müteahhitler belediye gelip bir şekilde işte ‘Biz şu ihaleye gideceğiz’ falan diye hiç kimse sormuyor. Şunu gördük, gelmeden önce ülkemizde yaşanan israfı gördüğümüz için bu açık yayınlanan ihaleler nedeniyle eski ve yeniyi kıyasladık. Katılımcı sayısı arttı. Kırım oranları arttı. Örneğin belediyemizde iş yapan bir müteahhit 2015 yılında 80 liraya yaptığı işi bizim yaptığımız açık ihalede 20 liraya aldı. Hatta ‘Niye o adama iş veriyorsun’ dendi. Aradaki farkı 40-50 milyon liraydı. Sırf böyle olacak diye 40 milyon lirayı biz çöpe atamayız dedik ve eşit şartlarda ihaleye girmesini sürdürdük. Daha sonra baktık araba bolluğu var belediyede. Lüks araba bolluğu da var. Eskiden kalma alışkanlık. Tümünü sattım, kiralık araçlara biniyorlar daha ucuz şimdi. Hepsi aynı arabalara biniyorlar. Çünkü ben de örnek oldum. Yıllardır hiçbir konvoy olmadan zaten çakarları gelir gelmez söktürmüşüm ben bütün araçlardan, bir koruma bir şoförle beş yılımızı geçirdik. Beş yıl boyunca genel seçim dahil gelmiş yerde fotoğrafımı görmediniz. Sadece belediyenin icraatlarını astık. Şimdi astığımız pankartların parasını da il başkanlığımız karşılıyor. Belediyenin içinde de resmimizin asılmasını yasakladık.
“SEÇİM SONUCUNU GÖRÜP DERS ALACAKLAR”
Ben yardım yapmak istiyorum. Özellikle yarın Ramazan geliyor. Ne yapacağını bilmiyor insanlar. Bu köprüyü biz kurmuştuk. Yine bu köprüyü biz açık tutacağız. Kırtasiye destekleri sadece kırtasiyeciden alabiliyor. Üç harfli zincir markete ve AVM’de geçmiyor. Yakında kasaplarınkini de kapatacağız AVM’lere. Dolayısıyla esnafın da bir şekilde ayakta kalması lazım. Hiçbir Allah’ın kulunu hiçbir sebeple ayırmadık. Beş yıl boyunca insanların verdiği oydan dolayı küçümseyen veya onlara laf atan bir tane benim sosyal medya açıklamam olmamıştır. Bu ne zamana kadar olur bu rekabet? İşte en yoğun olduğu ay bu ay. Bu ay bitecek. Hepimiz rozetimizi çıkarıp, el ele verip Ankara için neler yapabileceğiz? diyeceğiz. Ama şunu söylemekten geçmeyeceğim; ilçe belediye başkanlarımız çok kusurlular bu işten. Benimle görüşmeleri yasaklandı. Benim odamı görmedi hiçbirisi hemen hemen. Bir ikisi haricinde hiçbirisi benim odamı da görmedi. Bana telefon açıp herhangi bir talepleri olmasını zul saydılar. Partililerini ilçelerinden çok sevdiler. Özellikle küçük ilçeler. Bunları yapan belediye başkanlarının birçoğu şimdi gidiyor arkadaşlar. Anketlere göre hepsi gidiyor. İnşallah ders almışlardır. Seçim sonucunu görecekler, bu dersi alacaklar. ve inşallah Allah nasip ederse onu gösteriyor ki büyük bir oy farkıyla geliyoruz, rekoru kırarak geliyoruz. İnşallah belediye meclisimizdeki sayı çok olur. Tek sorunumuz o. Ankara’da 55-60 da oy alsam ben belediye meclisinde hala çoğunluğun olmama durumu var. Sebebi de şu; Evren’den iki bin 500 oya iki tane meclis üyesi geliyor, Çankaya’da ve Keçiören’den 70 bin oya bir tane geliyor. Merkezden Ankara Büyükşehir’le beraber Yenimahalle, Çankaya, Keçiören inşallah alıyoruz orayı da, Etimesgut, Gölbaşı, Mamak’ı da alsanız yetmiyor. Onun için ilçelerde oturanlardan da özellikle ayrıca destek istiyorum.”
]]>Sultandere 75. Yıl Mahallesi’ndeki vatandaşlar bölgede yaşanan asayiş sorunlarından şikayetçi. 13 Şubat’ta 17 yaşındaki Rahman Efe O. ile husumetli olduğu H.C.T. arasında çıkan tartışmanın büyüyerek kavgaya dönüşmesi sonucunda Rahman Efe O.’nun bıçaklanarak hayatını kaybettiği ve H.C.T.’nin tutuklanarak cezaevine gönderildiği olayın meydana geldiği mahalledeki vatandaşlar, kendi mahallelerinde diğer mahallelere göre daha sık yaşandığı iddia edilen asayiş olaylarından endişe duyuyor. Mahallede cinayet, adam kaçırma, uyuşturucu ticareti, tehdit, taciz ve kavga gibi pek çok olayın meydana geldiğini öne süren vatandaşlar, henüz sorunlarının çözülmediğini söyledi. Mahalle nüfusunun 20 binin altında olması nedeniyle karakol yapılamadığını ancak bir olay olduğu zaman polisin çok geç geldiğini belirten ve güvenlik amacıyla mahallede bir polis noktası oluşturulmasını isteyen vatandaşlar, çocuklarını rahatça dışarıya çıkartamadıklarını dile getirerek yetkililerden yardım istedi.
“Nüfusumuz 20 binin altında kaldığından dolayı karakol gelmiyor”
Mahalle sakinlerinden Özlem Değirmenci, bölgede çok ciddi asayiş sorunları yaşadıklarını ifade ederek, “En son birkaç gün önce çocuğun birini bıçakladılar, çocuk öldü. Bir diğeri hapse girdi. Akşam saatlerinde yine bir olay oldu. Kaçırma olayı diye söylendi. Yani o kadar çok fazla olay oluyor ki biz artık mahallemizde bir nokta istiyoruz. Biz polis noktası istiyoruz. Nüfusumuz 20 binin altında kaldığından dolayı karakol gelmiyor. Ama biz istiyoruz ki, mahallemizde bir nokta ve güvenlik kameralarımız olsun. Yani bizim çocuklarımız da güvenle dışarıya çıkabilsinler” dedi.
“Mahallemizde polis noktası olursa güvenliğin daha rahat sağlanacağını düşünüyoruz”
Geçtiğimiz günlerde meydana gelen cinayet olayına değinen Ahmet Koyuncu, “2 genç arasında daha önceden kendi aralarında bir tartışmadan husumetler olmuş. Cinayeti işleyen çocuk daha önce ölen kişi tarafından bıçaklanıyor, daha sonra arkadaş cinayeti işliyor. Maalesef 2 gencimizden biri cezaevinde, biri de defnedildi. Yani mahallemiz adına üzücü bir haber. Mahallemize bu tarz güvenlik sorunları günden güne artmakta. Biz bununla ilgili ne yapabiliriz diye çalıştık. Mevzuat gereği nüfusumuz 20 binin altında olduğundan dolayı karakol kurulamıyor ama mahallemizde polis noktası olursa güvenliğin daha rahat sağlanacağını düşünüyoruz. Belediye başkanımızla görüştük. Burada karakola uygun bir noktamız var. Eski muhtarlık binamız şu an boş vaziyette bekliyor. Sadece hafta sonları bir kısmını zabıta arkadaşlar halk pazarı için kullanılır ama eski muhtarlık binamız boş. Yer olarak mahallede hükmeden bir noktada. Başkanımıza burayı sorduk, rica ettik. ‘Eğer emniyette dilekçeyle başvuru yapılırsa verebiliriz’ diye söylediler kendileri. Bu konuyla ilgili emniyet müdürümüzden de randevu talep edeceğiz, bu noktayla ilgili polislerin gelmesi için bizzat müracaatımızı yapacağız” şeklinde konuştu.
“Polis gelene kadar herkes dağılıyor, hiçbir şey göremiyor”
Derya Mandalı ise, bir anne olarak mahalledeki çocukların can ve mal güvenliğinden endişelendiğini dile getirerek şunları söyledi:
“Çocuklarımızı güvenerek hiçbir yere gönderemiyoruz. Tek başına göndermek gerçekten çok sakıncalı. Hani biz nereye kadar gideceğiz? Bir birey olarak izleriz ama çocuklar büyüdükleri zaman kendilerine özgüveni olmayacak sonuçta. Mahalleli olarak biz karakol için, polis noktası için imza topladık ama hiçbir sonuç alınmadı. Biz bu konuda çok rahatsızız, Sultandere için hiçbir ilgilenen yok. Hani bunu gerçekten isteyerek dile getirmek, görülmek istiyoruz artık. Yani çocuklarımızla parkta oturamıyoruz, hiçbir şekilde hiçbir etkinlik yapamıyoruz. Bu çok üzücü bir şey. Çocuk kaçırma ve madde dağıtma olayları var. Mesela okulların çıkışlarında farklı farklı arabalar, farklı farklı insanlar görüyoruz. Ben Nazlı Apartman’da oturuyorum, orada yoldan değişik değişik arabalar geçiyor. Hız yapıyorlar, çocuklara laf atıyorlar. Tanımadığımız arabalar, tanımadığımız plakalar okullarımızın önünden çok hızlı bir şekilde geçip rahatsız ediyorlar. Zaten polis gelene kadar herkes dağılıyor, hiçbir şey göremiyor. Hiçbir şekilde müdahale edilemiyor, hiçbir bir şekilde de hakkımızı savunamıyoruz. Bir delil gösteremiyoruz. Yani bu konuda haklı haksız duruma düşüyor, haksız da haklı duruma düşüyor.” – ESKİŞEHİR
]]>Mansur Yavaş, “Bizim projelerimizin hepsinde insan var. İçinde insana yararlı olmayan hiçbir faaliyet yok. Çok uzatmayacağım, en son taklit ettiklerini söyleyeyim… ‘Emeklilere para vereceğiz’ diyorlar. İstanbul’da diyor ki ‘İki bin lira vereceğiz’, Ankara’daki diyor ki ‘Ben beş bin lira vereceğim’ Artırın, artırın belki hükümet duyar da onlar sizden fazla verir, hiç olmazsa emeklilerimiz rahat eder. Türkiye’de 30 tane büyükşehir belediyesi var. benden başka büyükşehir belediyelerinin içerisinde emekliye destek olan yok. Tam 31 bin emekliye, aldıkları bu insancıl olmayan maaşlarına, hiç olmazsa dertlerine çare olmaya çalışıyoruz. Biz de doğal gaz vereceğiz’ diyorlar. Türkiye’de benden başka üç yıldır üçer ay mühletli 200 bin aileye doğal gaz veren yok” dedi.
Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş, Batıkent Seçim Koordinasyon Merkezi’nin açılışında konuştu. Yavaş’a burada CHP milletvekilleri ve yeniden aday gösterilen Yenimahalle Belediye Başkanı Fethi Yavaş eşlik etti.
Yavaş, açılışta yaptığı konuşmada, alanı dolduran Başkentlilere şöyle seslendi:
“DÜRÜST BELEDİYECİLİK YAPARSANIZ, VATANDAŞTAN YANA ÇALIŞIRSANIZ SANDIKTAN ÇIKARINIZ”
“Beş yıl geçti, hesap vermeye geldik. Hesap nasıl verilir, hesap sandıkta verilir. İnsanlar sizden memnun mu bunu sandık sonucuyla anlarsınız. Eğer hiç kimseyi ayırmazsanız, dürüst belediyecilik yaparsanız, vatandaştan yana çalışırsanız sandıktan çıkarsınız. Eğer böyle yapmazsanız sokakta dahi gezemezsiniz. Beş yıl boyunda hiçbir yerde bizim fotoğrafımızı görmediniz, hiçbir yerde reklamlarımızı görmediniz, çakarlı araçlarla gezdiğimizi görmediniz. Öyle mi? Çünkü biz hükmetmeye gelmedik, hizmet yapmaya geldik. Dolayısıyla biz Fethi başkanım gibi mütevazi bir şekilde kendimizi sadece başka bloklardan farkı atanmış olan bir il idare başkanı, bir sağlık müdürü, bir il müdürü nasılsa kendimizi öyle gördük. Sizlerin parasıyla maaşımızı alıyoruz. Sizlerden aldığımız vergilerle, paylarla sizlere hizmet ediyoruz. O zaman ne yapmamız lazım? Bize emanet edilen parayı düzgün kullanmamız lazım. Hangi yatırımları yapacağımızı kent konseyi kurmak suretiyle bin 800’den fazla bileşenle, sivil toplum kuruluşlarıyla, üniversitelerle, meslek odalarıyla görüşerek yatırımları yapmaya karar verdik. Peki bunu nasıl yaptık? Dört binin üzerinde ihaleyi canlı yayınlayarak yaptık. Her şeyimiz açık. Korkacak hiçbir şeyimiz yok. Web sayfamızda Sayıştay raporlarımıza kadar hangi harcamayı nereye yaptık kuruşuna kadar hepsini görebiliyorsunuz.
“BU DUALARIN HEPSİNE ORTAKSINIZ”
Sahte hiçbir şeyimiz yok. Dolayısıyla bazıları gibi ‘Biz hesabımızı öbür tarafta veririz’ demiyoruz. Hesabınızı önce parasını kullandığımız halkın önünde vereceğiz. Halkın önünde vereceğiz ki yarın öbür tarafa giderken alnımız açık gideceğiz. Sizler bütün kötü propagandalara rağmen, iftiralara rağmen bizlere güvendiniz ve görev verdiniz. Allah’a çok şükür beş yıl geçti, bugüne kadar sizlerin başını eğdirecek, utandıracak hiçbir işin içerisinde olmadık. Tam tersine, yaptığımız çalışmalarla sizler bize destek oldunuz ve binlerce insanın şu anda duasını alıyoruz. Bu duaların hepsine ortaksınız. İnşallah aynen devam edeceğiz. Ankara’ya dürüst, şeffaf bir şekilde hizmet etmeye devam edeceğiz. Beş yıl oldu, beş yılda önceki dönemler kadar kavşaklar yaptık. Önceki dönem kadar asfaltlar döktük. Hiçbirisine hayırlı olsun demedik. Zaten yapacağımız hizmeti başına kakar gibi hayırlı olsun diyerek pankartlarla duyurmadık. Oralara yaptığımız işlerin maliyetlerini astık. Sadece ve sadece ‘Bu kavşak hizmete açılmıştır, kullanabilirsiniz’ dedik. 25 yıl kadar yeşil alan yaptık. Bu yeşil alanların bir tanesi hemen şu Antares’in arka tarafında… 500 bin metrekare. Yenimahalle’nin bir parkı var, onunla birlikte tam 500 bin metrekare, 50 futbol sahası büyüklüğünde. Orayı park yapmak suretiyle betonlaşmaktan kurtarmış olduk. Biz Batıkent’teki parkta artık yeşille yarışıyoruz. Bütün dünya başketleriyle yarışıyoruz. Betonla işimiz yok. Bir tane Gölbaşı’nda yaptığımız Türkiye’nin en büyük tarım ve rekreasyon alanı var. Orayı da mutlaka görmenizi isteriz.
“İNSANLARIN BAŞINI EĞDİRME ÇOKTAN ORTADAN KALKTI”
‘İşçileri çıkaracak’ dediler. Fethi başkanım için de ilk göreve geldiğinde aynısını söylediler. Hiçbir işçiyi çıkartmadık. Bir tane işçiyi işten çıkartmadık. Alın teriyle çalışan herkes bizim mesai arkadaşımızdır dedik. Ancak kendileri ne kadar gariptir ki işbaşına gelir gelmez 2019 yılında, kendi partilileri dahi hepsini işten attılar. Şimdi diyorlar ki ‘İşçiye biz sahip çıkacağız’ Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin işçilerine sahip çıkacaklarmış. Sendikaları dahi yok. Sendikası olmayanların işçi haklarından bahsetmesi mümkün değildir. ‘Projesi yok’ deyip, bizim yaptıklarımızı taklit etmeye başladılar. Başkent Kart vereceklermiş, içine de para yükleyeceklermiş, esnaf para kazanacakmış… Yani merak ediyorum, nerede yaşıyorlar? Biz bunu üç yıldır uyguluyoruz. Kapı kapı paket dağıtma utancı ortadan kalktı. İnsanların başını eğdirme çoktan ortandan kalktı. İstanbul’daki adayları çorba dağıtacakmış. Mansur yavaş çorba dağıtıyor diye dalga geçiyorlardı. Diyorlar ki ‘Kadınlar otobüslerden istediği yerde inebilecekmiş’. Üç yıldır iniyor Ankara. ‘Mansuryavasneyaptı.com’, ‘Mansur Yavaş Ankara’ isimli bir de mobil uygulama var. Girin oraya, benim yaptıklarımı yapın öyle mi? Benim yaptıklarımı yapın yeter. Proje arıyorsanız orada fazlası var. Bizim projelerimizin hepsinde insan var. İçinde insana yararlı olmayan hiçbir faaliyet yok. Çok uzatmayacağım, en son taklit ettiklerini söyleyeyim… ‘Emeklilere para vereceğiz’ diyorlar. İstanbul’da diyor ki ‘İki bin lira vereceğiz’, Ankara’daki diyor ki ‘Ben beş bin lira vereceğim’ Artırın, artırın belki hükümet duyar da onlar sizden fazla verir, hiç olmazsa emeklilerimiz rahat eder.
“BENDEN BAŞKA BÜYÜKŞEHİR BELEDİYELERİNİN İÇERİSİNDE EMEKLİYE DESTEK OLAN YOK”
Türkiye’de 30 tane büyükşehir belediyesi var. Benden başka büyükşehir belediyelerinin içerisinde emekliye destek olan yok. Tam 31 bin emekliye aldıkları bu insancıl olmayan maaşlarına, hiç olmazsa dertlerine çare olmaya çalışıyoruz. ‘Biz de doğal gaz vereceğiz’ diyorlar. Türkiye’de benden başka üç yıldır üçer ay mühletli 200 bin aileye doğal gaz veren yok. Hadi onunla da yarışın da hükümet bir açıklama yapsın. ‘Biz daha çok doğal gaz vereceğiz’ desin de millet evinde rahatça ısınsın inşallah. Daha bizden çok şey öğrenecekler. Belediyecilik öğrenecekler. Ama en büyük özelliğimiz hiçbir Allah’ın kulunu ayırmamak. Cenab-ı Allah’ın yarattığı kutsal varlık olarak görüp, bir kişiyi ayırmadık. Ankara’da bir tane muhtar, bir tane insan ‘Verdiğim oydan dolayı ya da herhangi bir sebepten dolayı ayrıma uğradım’ diyemez. Herkesi Cenab-ı Allah’ın yarattığı şerefli bir varlık olarak görüyoruz. Herkesin vergisinden istifade ediyorsak, herkese eşit olarak hizmet etmek durumundayız. Bugün bir açıklama duyduk. ‘Cumhuriyet Halk Partili belediyeler kendinden olana hizmet etmez’ diye. Duymadık mı daha önceki yıllarda ‘En fazla oy verenlere hizmet yapacağız’ diyenleri. Duymadık mı? Bu anlayışın tümünü ortadan sildik. Dürüst çalışmak suretiyle çalışılabileceğini gösterdik. Başkanımın da benim de bugüne kadar hiçbir personelimiz savcılık yolu görmemiştir. İnsandan yana farklı bir belediyecilik yaptık. Bunun karşılığını her yerde alıyoruz. Rakiplerimizin mitinglerinde görüyoruz. Bizlerin açılışlarında görüyoruz. İnşallah beş yıldır Belediye Meclisi’nden çektiğimiz sıkıntıyı bu sefer ortadan kaldırıyoruz. Sadece üç belediye değil, çevredeki belediyeleri almak suretiyle belediye meclisindeki çoğunluğu bu sefer istiyoruz. Dünkü yayınlanan anketi görmüşsünüzdür. Fark şu anda yüzde 14. Yetmez, yetmez. Daha fazlasını istiyoruz. Mecliste vatandaşın lehine kararları çok daha rahat almak istiyoruz. Bunun üzerine diyorum ki, inşallah önümüzdeki seçimlerde bir şeyler değişecek. Belli oluyor. Artık halkı düşünen belediyeler, vatandaşı düşünen belediyeler işbaşına gelecek.”
]]>Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Ankara’da düzenlenen “Seçmen İletişim Merkezi Açılış Töreni’ne” katıldı. Bahçeli şöyle konuştu:
“50 GÜN SONRA YAPILACAK MAHALLİ İDARELER SEÇİMLERİNDE ANKARA’NIN PRANGALARINDAN KURTULUŞUNU HEDEFLİYORUZ”
“50 gün sonra yapılacak Mahalli İdareler Seçimlerinde Ankara’nın prangalarından kurtuluşunu hedefliyoruz. Başarmanın dışında ikinci bir seçeneğe elbette kapalı duruyoruz. Üzerimize düşen görev ve sorumluluğun idrakiyle adımlarımızı sağlam şekilde atıyor, boşa zaman geçirmiyoruz. Eser, erdem ve hizmet belediyeciliğinin tesisini; dejenere ve deforme olmuş, değersizliğin ve dedikodunun içine gömülmüş belediyecilik anlayışının terkini istiyor, bu uğurda azim ve inançla çalışıyoruz. Nitekim Cumhur Bizim Türkiye Hepimizindir. Ankara Bizim Türkiye Hepimizindir. Ayırmadan, ayrışmadan, canla, başla hem Ankara hem de Türkiye için çalışacağız. Kaçan fırsatların, heba olan yılların, kırılan umutların telafisini yapmak suretiyle başkentimizin yeniden küllerinden doğacağına inanıyoruz.
“ANKARA’NIN HIZINI YAVAŞLATANLARLA OYALACAK HALİMİZ DE KALMAMIŞTIR”
Geçmişi bugününe kefil olmayanların miadı dolmuş, raf ömrü bitmiştir. Ankara’nın hızını yavaşlatanlarla oyalanacak halimiz de kalmamıştır. Yavaş yavaş bu kentimizin enerjisini sömürenlerin gerçek yüzü ortaya çıkmıştır. Cumhuriyet’in yeni yüzyılında tıpkı kutup yıldızı gibi parlamasını, milli birliğin ve kardeşliğin timsali olmasını arzuladığımız başkentimizin hak ettiği, layık olduğu; tarihine, kültürüne ve sosyal dokusuna yakışan bir mevkie ulaşması hepimizin görevidir.
“BEŞ YILDA ANKARA’YA ÇİVİ ÇAKILMAMIŞTIR”
Düne kadar CHP’ye demediğini bırakmayan, hatta partimizin CHP’ye benzediği iftirasını atacak kadar hayatın ve siyasetin gerçeklerinden kopanların son beş yıldır CHP’de iştahla siyaset yapması, belediye başkanı veya adayı olması ahlaken ağır bir savrulmadır. Bu ikiyüzlü siyaset anlayışının Ankara’ya samimiyetle hizmet etmesi; dürüst ve ilkeli şekilde şehremini unvanını taşıması mümkün değildir. Kaldı ki, geride kalan beş yılda Ankara’ya çivi çakılmamıştır. Alt yapı sorunu bir türlü çözülememiştir. Kutuplaşma ve kargaşadan başka bir şey görülmemiştir. Yollar, köprüler, tüneller kaderine terk edilmiştir. Ulaşım hizmetleri aksamış, trafik yoğunluğu daha da artmıştır.
“SAYIN TURGUT ALTINOK İŞİNİN EHLİ, ANKARA’NIN SEVDALISIDIR”
Büyükşehir Belediye Başkan Adayımız da Sayın Turgut Altınok’tur. Sayın Altınok işinin ehli, Ankara’nın sevdalısıdır.
Gölbaşı’ndan Etimesgut’a, Polatlı’dan Ayaş’a, Kalecik’ten Keçirören’e, Kahramankazan’dan Yenimahalle’ye, Sincan’dan Beypazarı’na, Çankaya’dan Mamak’a, Çamlıdere’den Çubuk’a, Elmadağ’dan Evren’e, Güdül’den Haymana’ya, Akyurt’tan Bala’ya, Altındağ’dan Nallıhan’a, Kızılcahamam’dan Pursaklar ve Şereflikoçhisar’a, yani Ankara’nın tamamına Cumhur İttifakı mührünü vuracaktır. Elbette yapacağız, hep birlikte başaracağız.
“BİZİM ÜSTESİNDEN GELEMEYECEĞİMİZ, ALTINDAN KALKAMAYACAĞIMIZ HİÇBİR SORUN YOKTUR”
Bize göre uzlaşmanın adresi de büyük Türk milletinin kutlu varlığıdır. Uzlaşmanın zemini başkent Ankara’nın tarihi miras ve emanetleridir. Bizim üstesinden gelemeyeceğimiz, altından kalkamayacağımız hiçbir sorun yoktur. Sürekli erteleyerek, sürekli yok sayarak, bunların yanı sıra ihmal ve iradesizliğin pençesine düşerek ulaşacağımız hiçbir yer yoktur, olması mümkün değildir. Kriz meraklılarına, krizlerden nemalanan yozlaşmış zihniyetlere, Türkiye’yi uçurumdan uçuruma sürüklemek için heves ve iştah sahibi olan muhterislere istiklal ve istikbal haklarımızı heba ettiremeyiz. Şayet cumhur ile Cumhuriyet kucaklaşmışsa, devlet ve millet arasında uyum tam manasıyla sağlanmışsa, bunun ana kaynağı, yegane sebebi, altın hissesi Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne aittir. Çok şükür devlet hayatında çatlak sesler dinmiş, karar alma süreçleri seriye bağlanmış, kuvvetler ayrımı billurlaşmış, çok başlılık devri kapanmış, bürokratik oligarşinin suyu kesilmiştir.”
]]>KAHRAMANMARAŞ’ta depremde 96 kişinin hayatını kaybettiği Ebrar Siteleri F Blok’la ilgili 1’i tutuklu, 9 kişinin ‘Bilinçli taksirle ölüme ve yaralanmaya neden olma’ suçundan 22 yıl 6’şar aya kadar hapis istemiyle yargılandığı davada, binadan sağ kurtulanlar betonun çok kalitesiz olduğunu ve toz gibi dağıldığını söyledi. Depremde eşini ve kızını kaybeden bina görevlisi Halil İbrahim Hasırcı, “Apartmanın asansörünün tabanından su çıkardı biz o suyu motorlar dışarı atardık ve biz bunu devamlı yapardık. Suyun niye olduğunu şimdi anlıyoruz, zeminin sulak bir arazi olduğunu, tabanının sulak olduğunu, sağlam olmadığını şimdi anladık” dedi.
Geçen yıl 6 Şubat’ta meydana gelen depremlerde Ebrar Siteleri’nde yaklaşık 1400 kişi yaşamını yitirdi. 96 kişinin hayatını kaybettiği yıkılan F Blok ile ilgili yürütülen soruşturma sonunda sitenin kurucusu Tevfik Tepebaşı (81), F bloku yapan Çetin Konut Yapı Kooperatif Başkanı Çetin Kurt (64), Tevfik Tepebaşı’nın damadı Ahmet Doğan (51), Atilla Öz (62), Berra Elbistanlı (48), Mehmet Akif Özgüler (73), Metin Kazancı (60), Mustafa Timurbanga (55) ve Tamer Kurtaran (60) hakkında ‘Bilinçli taksirle ölüme ve yaralama neden olma’ suçundan 22 yıl 6’şar aya kadar hapis istemiyle Kahramanmaraş 5’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nde dava açıldı. Davanın ilk duruşmasına tutuksuz sanık Metin Kazancı, binadan sağ çıkanlar, ölenlerin yakınları ve tarafların avukatları katıldı. Tutuklu sanıklar Çetin Kurt ile başka dosyalardan tutuklu olan Tevfik Tepebaşı, Ahmet Doğan ve Atilla Öz, tutuklu bulundukları cezaevinden SEGBİS sistemi ile duruşmaya bağlanırken, diğer tutuksuz 5 sanık duruşmaya katılmadı.
‘İNŞAATLA İLGİM YOK, YARDIMCI OLMAK İÇİN İMZA ATTIM’
Duruşmada ilk olarak Çetin Kurt savunma yaptı. Suçlamaları kabul etmeyen Kurt, Tevfik Tepebaşı’nın muhasebecisi olduğunu, kooperatifi Miraç Apartmanı’nı yapmak için kurduğunu belirterek, “Bizim inşaatta borçlar nedeniyle ilerleyemez hale gelmişti. Tevfik hoca da sevdiğim bir insan, dürüst insan. Bana geldi, ‘Bana bir kooperatif kur’ dedi. Ben de ‘Hocam bizim kooperatif bitmek üzere’ dedim. Metin Kazancı’nın yönetime geçmesinin sebebi Miraç Apartmanı’nın arsası kendilerinindi, yani hiçbir ilgisi yok arkadaşın, Tamer Kurtaran da öyle. Yani Ebrar’la ilgili, inşaat yapımıyla ilgili hiçbir alakamız yok. Arsayı, parayı kimden aldı bilmiyorum. Arsayı aldı mecburen imzaladık, Metin Bey de imzaladı. Yönetim kurulunda olduğu için yardımcı olmak maksadıyla. Bu inşaatı hangi mühendis yaptı, statikcisi kim bilmiyorum. Deprem anında öğrendim bunları. A’dan Z’ye hiçbir ilgim yok, sadece muhasebesine baktım. Kooperatifin yönetiminde olmak benim suçum. Bunun için vereceğiniz ceza müebbet ise de ben buna razıyım. İnşaatla hiçbir ilgim yok. Ben kooperatifi bitirdim, çevre düzenlemesi var, borcu olan üyeler var. Orayı bitirdikten sonra ben çıkarım sizin adınıza burayı alabilirsiniz dedim ve aldı. Kimden aldı arsayı bilmiyorum. Sonra G Blok’u da almış, G Blok’a da imza attım. Benim suçum bu. İddia ediyorum, oradan bir tane vatandaş çıksın beni tanıyan, bana aidat veren, bana para veren çıksın müebbet hapis verin cezama razıyım” dedi.
Çetin Kurt, “İnşaat yapımıyla ilgili hiçbir bağlantım yok diyorsunuz ama inşaat yapımıyla ilgili tüm sözleşmelere neden imza attınız?” sorusu üzerine ise, “Ben Tevfik Bey için canımı veririm. Yardımcı olmak istedim, hepsi bu. Ben evime ekmek götürmek zorundayım. Yaptık, tamam suç, o suçun cezasını çekmeye razıyım” diye cevap verdi.
‘ÇETİN KURT, ATTIĞI İMZADAN SORUMLUDUR’
Tevfik Tepebaşı ise binanın Çetin Konut Yapı Kooperatifi tarafından yapıldığını ve kendisinin kooperatif üyesi dahi olmadığını ve bu nedenle hiçbir sorumluluğunun bulunmadığını, kooperatifin de görevinin binayı yapacak ekibi bulup malzemeleri temin etmek dışında hiçbir bir sorumluğu olmadığını söyledi. Binanın temelinden bitimine kadar belediye ekiplerince 15 defa denetlendiğini ifade eden Tepebaşı, kendisini şöyle savundu:
“İnşaatın yapım safhasından ve denetiminden benim hiçbir sorumluluğum yoktur. Bundan dolayı bana ve yönetime suç isnat etmek mümkün değildir. Çünkü yasada böyle bir görev yoktur, yasada olmayan görevden dolayı bir insanı suçlamak zaten mümkün değildir. Çetin Kurt’a bu bölgenin fay hattı olduğu, çürük olduğu, altından su çıktığı söyleniyor ve niye öngörmedin, tedbir almadın diye soruluyor. Yöneticinin bu hususta bir ilgisi yoktur. Belediyenin imar komisyonu incelemiştir, DSİ incelemiş, bayındırlık incelemiş burası uygun mu diye. Uygun görüldükten sonra şartlarını belirlemiş belediye meclisinde bu konular görüşülmüş, sonunda da bu başkan tarafından imzalanarak imara açılmıştır. Çetin Kurt teknik eleman değildir, inşattan anlamaz, yasada sen burayı inceleyeceksin diye bir sorumluluğu da yoktur. Ben de orada kooperatife üye değilim, kooperatif yöneticisi de değilim. Bundan dolayı da bana suç isnat etmek mümkün değildir. Benim orada resmi bir görevim yoktur ve hiçbir yerde de imzam yoktur. Çetin bey ‘Ben hatır için yaptım’ diyor ama yönetiyorsa, yönetimden, attığı imzadan sorumludur.”
‘YÖNETİM KURULU ÜYESİ OLDUĞUMU DEPREMDEN SONRA ÖĞRENDİM’
Metin kazancı da suçlamaları kabul etmeyerek dava konusu binanın yapımıyla ilgili hiçbir bilgisi olmadığını söyledi. Miraç Apartmanı’nı 7 daire karşılığında Çetin Kurt’a verdiğini ve binanın daha iyi yapılması için kooperatife üye olduğunu belirten Kazancı, “Ben ayakkabıcıyım, inşaat işinden hiç anlamam, inşaatın İ’sini bilmem. Arsamı verdim, karşılığında Çetin’den 7 daire aldım. Benim Ebrar’la, F Blok’la uzaktan yakından hiçbir alakam yok. Deprem olduktan sonra yönetim kurulu üyesi olduğumdan haberim oldu. Orada da her şeyi yapan Çetin’di. Bizim inşaatı bize teslim ettikten sonra ne yaptı hiç bilmem. Orayla uzaktan yakından hiç alakam yok. Ben sadece Miraç’ta üye olduğumu biliyorum” diye konuştu.
Ahmet Doğan ile Atilla Öz de F Blok’la hiçbir alakaları olmadığını ifade ederek suçlamaları
reddetti.
‘BETON TOZ GİBİ ELİMDE DAĞILIYORDU’
Daha sonra duruşmaya katılan ölenlerin yakınlarına söz hakkı verilip şikayetçi olup olmadıkları soruldu. Binada 2 çocuğunu kaybeden Hilmi Çiftçi, sorumlulardan şikayetçi olduğunu belirterek, “Depremden 4 ay önce taşındım. 99 depreminden sonra yapıldığını ve güvenli olduğunu söylediler ama betonu toz gibi elimde dağılıyordu. Fazla demir kullanılmış tamam ama beton özelliği yoktu. Ben deprem anını ayakta yaşadım ve bina 8-10 saniye dayandı” dedi.
‘ASANSÖRÜN TABANINDAN SU ÇIKARDI’
Eşini ve kızını kaybeden bina görevlisi Halil İbrahim Hasırcı da binanın 5-6 saniye içinde çöktüğünü ifade ederek, “Zaten dayanıksız olduğu oradan belliydi. Apartmanın asansörünün tabanından su çıkardı biz o suyu motorlar dışarı atardık ve biz bunu devamlı yapardık. Suyun niye olduğunu şimdi anlıyoruz, zeminin sulak bir arazi olduğunu, tabanının sulak olduğunu, sağlam olmadığını şimdi anladık. Kimin yaptırdığını bilmiyorum ama Tevfik Tepebaşı’nın yaptırdığını söylüyorlardı. 7 gün boyunca cenazemizi bekledik. Kepçeler demirleri kaldırırken beton akıp gidiyordu” diye konuştu.
‘TABLAYI DEMİRLE KIRDIM’
Muhammed Çetinkaya ise ailesiyle birlikte enkaz altında kaldığını ve kızını kaybettiğini söyledi. 6-7 saniye içinde binanın yıkıldığını belirten Çetinkaya, “Binanın çok kötü dağıldığını betonların un ufak olduğunu gördüm. Enkazdan çıktıktan sonra ölü ya da diri çocuklarımı çıkarmak için balkondan aldığım bir demirle binanın tablasını kırdım başkanım. Ne kadar sağlam olduğunu siz hesap edin artık. Asansörün altından su çekildiğini birkaç defa gördüm. Yöneticimiz rahmetli oldu, binanın bahçesine beni araçla sokmadı. ‘Hayırdır, ne oluyor?’ diye sorduğumda ‘Altı bataklık batarsın, arabayla çökersin’ dedi. Burayı Tevfik Tepebaşı yaptı olarak biliyoruz” diye konuştu.
‘TUZ GİBİ DAĞILIYORDU’
Binada babası ve yeğenini kaybeden Ömer Durna da betonun çok kalitesiz olduğunu belirterek, “Ben 04.30 da F Blok’un üzerindeydim. Canlı ve ölü en az 10 kişiyi çıkardım. Beton parçalarını birbirine vurduğumuz da tuz gibi dağılıyordu. Ebrar Sitesi’nde Tevfik Tepebaşı dışında hiç kimsenin ismini duymadık, orayı yapan Tevfik Tepebaşı’dır” ifadelerini kullandı.
Mahkeme heyeti, tutuksuz sanıklardan Mehmet Akif Özgüler ile Mustafa Timurbanga hakkında da yakalama kararı çıkartılmasına karar vererek duruşmayı erteledi.
]]>