Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, İzmir’in Selçuk ilçesi Pamucak mevkiinde saat 17.00 sıralarında başlayan yangına dair incelemelerde bulunmak üzere bölgeye gelmiş ve basın mensuplarına ilk açıklamayı yapmıştı. İlerleyen süre zarfında bölgede çalışmalarını sürdüren Bakan Yumaklı, incelemelerin ardından tekrar açıklamalarda bulundu. İzmir’e ve bugün yangın çıkan 7 ilde farklı şekiller ve 11 farklı büyüklükte yangının olduğunu söylediklerini belirten Yumaklı, “Bunlardan 6 tanesi kontrol altına alınmıştı. En son yaptığımız açıklamadan şu ana kadar geldiğimiz noktada Çeşme ve Torbalı’yla alakalı kontrol altına alındı bilgisini veriyoruz. Balıkesir, Susurluk ve İzmir Selçuk ile Menderes’te halihazırda müdahaleler devam ediyor. Susturuluk’taki yangının enerjisi ciddi bir şekilde düşürülmüş vaziyette. Selçuk’taki ve Menderes’teki yangınlara müdahaleler devam ediyor ama onlarda da her geçen an kolaylıyor” diye konuştu.
“Yanan herhangi bir ev ya da tesis yok”
Tehdit altında olan herhangi bir yerleşim merkezi, birimi ya da tesisin söz konusu olmadığını vurgulayan Bakan Yumaklı, “Selçuk- Kuşadası yolunun tedbiren kapalı olduğunu söylemiştim. Yanan herhangi bir ev ya da başka bir tesis söz konusu değil. Yaralanan herhangi bir vatandaşımız yok. Dumandan etkilenen vatandaşlarımız vardı ama onlar da ciddi derecede değil. Şu anda sağlık tehlikesi olan herhangi bir vatandaşımız yok” cümlelerine yer verdi.
Sosyal medyadaki ‘dezenformasyona’ değindi
Sosyal medyada yer alan dezenformasyonlardan da bahseden Yumaklı, şunları kaydetti:
“Biz geçen bu süre zarfında sosyal medyadaki dezenformasyonla da maalesef mücadele etmek zorunda kalıyoruz. Burada arkadaşlarımız can siper mücadele verirken hiçbir şekilde anlam veremediğimiz, Kuşadası’yla alakalı hiç olmayan hususların konuşulması ya da Selçuk’la alakalı. Bunları gözlemliyoruz. Bizim verdiğimiz bilginin dışındaki hiçbir şey doğru değil. Zaten burada açıklamalarımızı yapıyoruz.”
“Son derece şeffaf bilgi verdik”
Sözlerini sürdüren Yumaklı, ” Türkiye’de aynı anda 44 yangın çıktığı ve bunun bir zafiyet oluşturduğu yönünde bazı iddiaları duyduk. Gün içerisinde farklı zamanlarda farklı şehirlerde çıkan yangınlardan bahsediyoruz. Bunların orman içi, orman dışı alanlardan çıktığından bahsediyorum. Son derece şeffaf bir şekilde vermiş olduğumuz bilginin bu şekilde çarpılmasını da anlayabilmiş değiliz. Ne amaçlanıyor? Devletin hiçbir şekilde müdahalesinde, zamanlamasında, bütün kurumlarıyla, AFAD’ıyla, valiliğiyle, bakanlıklarıyla o eş güdüm ve koordinasyon son derece seviyede devam ediyor. Burada böyle anlamlandıramayacağımız bir husus üzerinden bir zafiyet görüntüsü oluşturmayı anlayabilmiş değilim. Doğru değil, kesinlikle yanlış. Gecenin bu vaktinde bizim bunları konuşmuyor olmamız gerekir” açıklamalarında bulundu.
“Endişeye sevk edecek herhangi bir durum söz konusu değil”
İlerleyen saatlerde hem Balıkesir Susur’luk hem de İzmir’deki hali hazırda devam eden yangınlar için ekiplerin çabalarının sürdüğü bilgisini aktaran Yumaklı, “Bunlarla ilgili bilgilendirmeye de devam edeceğiz. Fakat şu anda bizi endişeye sevk edecek herhangi bir durum söz konusu değil. Yine bu hatta biraz önce incelemelerimizi yaptık. Bunları çok kısa bir zamanda atlatmış olacağız. Bütün vatandaşlardan en üst düzeyde hassasiyet beklediğimizi ifade ediyoruz. Yangınla ilgili başarının her zaman için yangının çıkmamasının olduğunu söylüyorum” ifadelerine yer verdi. – İZMİR
]]>“Kazanın meydana geldiği tarihten 5,5 yıl sonra mahkeme kararını açıklayabildi. Ortaya çıkan sonuçlara göre, 13 sanıktan 9 sanığa mahkeme bir ceza verilmesini uygun gördü. Ailelerin ölüme sebebiyet vermekten ceza verilmesini yönelik talepleri yerine mahkeme olası kastan ceza vermeyi uygun gördü. Oysa şunu söyleyelim; tabii Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları’nın bölge Müdürlüğünde çalışan insanlara ceza verilmesi, kusurları ve sorumlulukları çerçevesinde Ceza Kanununun bir gereğidir. Buna karşın şu durumu özellikle altını çizerek ifade etmek isterim. Ulaştırma Bakanlığından herhangi bir yetkilinin anlaşılan bu meselede herhangi bir suçu, kusuru yok ki hiçbir ceza verilmemiş. Bu demiryolunun yapımında, ihalesinde, uygulanmasında görev alanlar, yöneticiler demek ki hiçbir suç ve kusur sahibi değiller ki, onlara da ceza verilmemiş ve nihayet Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları Genel Müdürlüğünden üst düzey herhangi bir yetkiliye de bir ceza yok. Bu çerçevede ben yaşamını kaybeden yurttaşlarımıza bir kere daha Allah’tan rahmet diliyorum, acılı ailelerine başsağlığı diliyorum. Bu kararın onların vicdanlarında yanan ateşi söndürüp söndürmediğini kendilerine sormak lazım. Ama Türkiye’de hukuk düzeninin gerçek sorumlularının üzerine gitme konusundaki tereddüttü herkesin dikkatini çekmeye maalesef devam ediyor.”
NUMAN KURTULMUŞ’A TEPKİ
Erzincan İliç’teki maden faciasını araştırmak için kurulan komisyonun çalışmalarına 71 gün sonra başlamasını da eleştiren Günaydın “Neden Amasra’da 12. günde toplanan komisyon bu kez 71 gün beklemek zorunda kaldı” dedi. İktidar milletvekillerinin bu durumu, TBMM’nin 31 Mart yerel seçimleri için ara vermesini gerekçe olarak sunduklarını dile getiren Günaydın, grubu bulunan tüm partilerin en geç 22 Şubat’ta komisyon üyelerini TBMM Başkanlığına bildirdiğini hatırlattı. Günaydın TBMM’nin çalışmalarına ara vermesinin herhangi bir facianın araştırılmasına engel olmaması gerektiğini vurgulayarak TBMM Başkanı Numan Kurutulmuş’e tepki gösterdi:
“22 Şubat’tan Meclis’in ara verdiği 1 Mart’a kadar olan bir haftalık zaman dilimi içerisinde Meclis Başkanı, sen bunu neden Meclis’te okutmadın? Neden bu komisyonun kurulup çalışmasına izin vermedin? Meclis’in ara vermesi ya da seçim takvimin başlaması böyle bir facianın araştırılmasını engellemez. Meclis Başkanı üzülerek söylüyorum ki resmi gezilere ailesiyle beraber özel jetlerle gitmek yerine bunu gündemine almak ve komisyonu çalıştırma konusunda herhangi eylemde bulunmadı. 7 çocuğumuz hala toprak altındayken 71 gün sonra komisyon kurulabildi.”
“BİRLEŞİK ARAP EMİRLİKLERİ İLE YAPILAN ANLAŞMA”
TBMM Genel Kurulu’nda görüşülmesi planlanırken İliç maden faciası sebebiyle geri çekilen ve dün görüşmelerine başlanan Maden Kanunu’nu da hatırlatan Günaydın, Türkiye’nin Birleşik Arap Emirlikleri ile yaptığı anlaşmanın hukuka aykırı olduğunu kaydetti:
“Bizim Meclis’te Dışişleri Komisyonu’nda gündeme alınmayı bekleyen bir anlaşma var. Türkiye’yle Birleşik Arap Arap Emirlikleri Arasında Enerji ve Doğal Kaynaklar Alanında Stratejik Ortaklık Çerçeve Anlaşması. Türkiye’nin kurulu enerji kapasitesinin yüzde 10’u kadar büyüklükte yeni enerji yatırımlarını Birleşik Arap Emirlikleri’nde yaptıracaklar. Bu anlaşmayla taahhüt ediyorlar. Bu Birleşik Arap Emirlikleri’yle yapılan anlaşma ne ulusal ne uluslararası hukuka ne de tahkime atıf yapıyor. Dostane yollarla çözülecekmiş. Yani milyarlarca dolarlık yatırımlarla ortaya çıkan anlaşmazlıklar dostane yolla çözülemezse ne olacak? Herhangi bir cevabı yok. Çünkü memleket bir kabile devletine dönüştürülmüş durumda.
“BU RANT SEVİCİLİĞİNİZ 31 MART’TA SİZE YURTTAŞIN GEREKLİ DERSİ VERMESİNE NEDEN OLDU AMA AKILLANMIYORSUNUZ”
Şimdi bunun altyapısı yapılmaya, kurgulanmaya ve bir mıntıka temizliğini Meclis’e yaptırmaya çalışıyorlar. Örneğin madencilik açısından son derece önemli bir düzenleme var, UMREK. Yani madenciliğin uluslararası standartlarda, bilimsel ölçütlere göre bağımsız denetçiler tarafından denetlenmesine dayalı bir sistem. Soma faciasından sonra getirilmişti, şimdi UMREK’i ortadan kaldırıyorlar. Sebebi neymiş? Efendim, bürokratik zorluklara, gecikmelere ve bazı finansal kayıplara yol açıyormuş. Yani bize İliç’in 72 günü demek istiyorlar ki, ‘Biz bu şirketlere daha da kolaylık getireceğiz, bürokratik zorlukları da ortadan kaldıracağız.’ Sanki bürokratik zorluk demek işin gereğini yapmak değil de illa bir adama kasten zorluk çıkartmak gibi; yani liberalize etmek, şirket karını maksimize etmek… Ayıptır, çocuklarımız hala liç yığınları altında, ayıptır… Bu şirket seviciliğiniz, bu rant seviciliğiniz 31 Mart’ta size yurttaşın gerekli dersi vermesine neden oldu ama bir türlü akıllanmıyorsunuz.”
“EMEKLİNİN MAAŞININ 140 KATINI THY GENEL MÜDÜRÜ ALIYOR”
Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in kemer sıkma politikasına da atıfta bulunan Günaydın, Türk Hava Yolları’nda çalışan bir genel müdürün 1 milyon 400 bin lira maaş aldığını gündeme getirerek bunu 10 bin TL olan emekli maaşları ile kıyasladı. Günaydın, “Emeklinin maaşının 140 katını THY Genel Müdür alıyor. O maaşı kazanabilmek için 1 milyon 400 bin TL’yi edinebilmek için emeklinin 12 yıl aylık alması gerekiyor ve bunu bize utanmadan normal bir düzenlemeymiş gibi anlatmaya çalışıyorlar. Bizim yurttaşlarımızın, emeklilerimizin açlıktan mutfaklarını kaynatamamaları durumundan hiç bahsetmiyorsunuz ama utanmadan ‘THY Genel Müdürü o maaşı alacak çünkü Swiss Air Genel Müdürü de o maaşı alıyor’ diyorsunuz” tepkisini gösterdi. Günaydın, ayrıca THY’de üst düzey görevli diğer çalışanların da yüksek maaşlarına da dikkat çekerek, “Ayıp değil mi, hiç utanmıyor musunuz? Türkiye’de açlık, sefalet bu boyutlara erişmişken üstelik de bu maaşları da utanmadan bize savunmaktan hiç hicap duymuyorsunuz. Artık insanlar ev alamıyor, araba alamıyor, kira ödeyemiyor, bu utanç bizim. 31 Mart’tan sonra Türkiye’nin önüne yeni bir ajanda açılmıştır CHP halkın sorunlarını kendine dert ederek bunların her birini teker teker çözme gücüne de kararlılığına sahiptir. Önümüzdeki dönemde bunlara tanıklık edecek” dedi.
“BİRİYLE GÖRÜŞMEK ONUNLA MÜCADELE ETMEMEK ANLAMINA GELMİYOR”
Günaydın, toplantının ardından gazetecilerin sorularını yanıtladı. CHP 7. Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun dün sosyal medya hesabından paylaştığı mesaja ilişkin bir soruya Günaydın, “Biriyle oturup toplantı yapmak, onu bir görüşmeye davet etmek ya da onun görüşmesine icabet etmek, onunla mücadele etmemek anlamına gelmiyor. CHP sıkılı yumruklarla değil, akılla ve rahat bir yürekle önündeki döneme bakıyor. Türkiye’yi temsil eden tüm siyasal partilerle görüşürüz ancak Cumhuriyet’in ilke ve devrimlerinden bir milim sapmayız. Herkes lütfen bu tavrımızı çok iyi bilsin” yanıtını verdi.
Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in mülakat açıklamaları ile Şimşek’in kamuda tasarruf açıklamalarına ilişkin de Günaydın, şunları ifade etti:
“İSRAF EN YUKARIDAN SÜRDÜĞÜ SÜRECE KİMSEYİ TASARRUFA INANDIRAMAZSINIZ”
“Türkiye’de kamuda müthiş bir israfın olduğunu herkes biliyor. ‘İtibardan tasarruf edilmez’ diye diye başta Cumhurbaşkanı olmak üzere bir saltanat düzenini kurdular ve bu saltanat düzenine tamamı uydu. Arkadaşlar, bugün herhangi bir spor bakanı Avrupa’daki bir maça özel jetle gidiyor. Meclis Başkanı Mardin’deki ziyaretine özel jetle gidiyor. Eğer inandırıcı olmak istiyorsa Cumhurbaşkanı -ben söyleyeyim- 13 uçağından 10 tanesini derhal açık artırmayla satar, biz de deriz ki çok ciddi bir tasarruf başlıyor. Bakanlar incileri dökülmez, bir yerlere gidecekleri zaman tarifeli uçaklarla giderler, Cumhurbaşkanı tarifeli uçağa bir kere biner, biz de deriz ki; ‘Ne güzel, Avrupa ülkelerinde olduğu gibi Türkiye’nin siyasetçileri de tarifeli uçağa binmeye başlamışlar.’ ya da eğer bir siyasetçi özel jetle bir yere gidiyorsa, faturasını da ertesi gün yayınlar, o jetin parasını, uçuşunu kendi cebinden finanse ettiğini ortaya koyar, kimse de bir şey diyemez ona. Kamu kaynaklarının üzerine binmekten vazgeçsinler. Dolayısıyla bu israf en yukarıdan sürdüğü sürece, bu şatafat devam ettiği sürece kimseyi tasarrufa inandıramazsınız.
“MÜLAKATI KALDIRIN BU AYIP MEMLEKETİN ÖNÜNDEN KALKSIN”
Gelelim mülakat meselesine. Dün bize AKP Grup Başkanvekili diyor ki, aldığımız kanun, karar var. Mülakat gerekli olmazsa yapılmayacakmış. Her yerde şakır şakır yapıyorsunuz. Kimi kandırıyorsunuz? Dolayısıyla gelin bunu bir düzenlemeye konu edin; yerel yönetimlerden merkezi hükümete kadar ancak özel yetenek gerektiren durumlar hariç olmak üzere mülakatı kaldırın. Onun dışında istisnaları kaldırın, mülakatı kaldırın. Tüm belediyeler, tüm yerel yönetimler, tüm genel yönetim yazılı sınavla personel alsın ve bu büyük şaibe, büyük ayıp memleketin önünden kalksın.”
]]>Erzincan’ın İliç ilçesinde 13 Şubat Salı günü saat Anagold Madencilik tarafından işletilen Çöpler Altın Madeni’nde toprak kayması sonucu 9 işçinin siyanürlü liç yığını altında kaldığı alanda Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Mehmet Özhaseki, Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan açıklama yaptı. Bakan Bayraktar, şöyle konuştu:
“ŞU ANDA TESİSTE HERHANGİ BİR FAALİYET YAPILMIYOR”
“Adli süreç devam ediyor. Şu anda 6’sı tutuklu 3’ü adli kontrol şartıyla serbest olmak üzere 9 kişi hakkında adli işlemler devam ediyor. Bu sayı artabilir. Daha çok çalışana, buradaki sorumlu kişilere adli organlar gerekli soruşturmaları yapacaklardır. Dolayısıyla bu süreç büyük bir titizlikle, gayretle devam ediyor.
14 Şubat itibarıyla buranın maden faaliyetleri durduruldu. Şu anda tesiste herhangi bir faaliyet yapılmıyor. Sadece temel odaklandığımız konu buradaki heyelana uğramış toprağın doğru bir alanda sağlıklı bir şekilde tekrar depolanmasıyla alakalı faaliyetlerdir.”
“SABIRLI DERESİ VE MANGAN’DAKİ ARAMA FAALİYETLERİNE ARAMA VERİYORUZ”
Alandaki arama çalışmalarına ilişkin bilgi veren İçişleri Bakanı Yerlikaya da şunları kaydetti:
“Jeo radar sismik ölçümlerden bahsetmiştik. Her anını takip ediyoruz, kayıt altına alıyoruz. Bunları bilim insanlarından oluşan bir kurulumuz var, bunlar teknik personel, sahada burayı tanıyanlar velhasıl istişaresi ve bilimi bize katkı sunacak herkesle bunu değerlendiriyoruz. Gelinen nokta şu: üç gün öncesinde Mangan sahasındaki alandaki arama çalışmalarına ara verilmişti, güvenlik gerekçesiyle. İki günden beri de Sabırlı Deresi’nin oradaki arama faaliyetlerine de yine ara verilmişti. Sebebi şu: biz her zaman olduğu gibi AFAD olarak, AFAD koordinasyonundaki tüm arama-kurtarma veya arama faaliyetlerinde önce arama işini yapan arkadaşlarımızın güvenliğini önceliyoruz. Yukarıdaki kaymaya vesile olan stabilite hiçbir şekilde durmadı, devamlı surette aktif.
Her iki tarafta, yani Sabırlı ve Mangan açık ocağındaki arama faaliyetlerine ara veriyoruz. Ne zamana kadar? Yukarıdaki yığın liç alanındaki aktivasyon durup stabil, aşağıda, güvenli çalışmaya vesile oluncaya kadar biz arama çalışmalarına ara veriyoruz.”
MEHMET ÖZHASEKİ: ŞU ANA KADAR NUMUNELERDE ZEHİRLİ ATIĞA RASTLANMADI
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Özhaseki de son durumu şöyle değerlendirdi:
“Bizim bakanlığımızı ilgilendiren tarafıyla bu bölgede arkadaşlarımız geldikten sonra ilk yaptıkları iş bu heyelan alanında biriken toprağın nehirle bulaşmasını kesmek gerekiyordu. O anlamda kapakları kapattılar. Bu toprağın güvenli bir yere nakli için gerekli aramaları yaptılar, çalışmaları yaptılar.
Toprağın herhangi bir şekilde insan sağlığına, çevreye zararı var mı, havada, suda, toprakta tehlikeli atıklar oluştu mu gibi bir soruya cevap olabilmek amacıyla da arkadaşlarımız her gün 9 noktadan burada numune alıyorlar. Sonra bunu gerek kendi mobil cihazımızda gerekse üç ayrı dışarıdaki yetkin laboratuvarlarda inceletiyorlar. Şu ana kadar çok şükür tehlike oluşturacak bir zehirli atığa rastlanmadı. Bundan sonra da bu titizliği devam ettireceğiz. Herhangi bir tehlikenin oluşmaması için elimizden ne geliyorsa onu yapacağız.”
YUMAKLI: YÜZEY SULARINDAN BARAJA YA DA HERHANGİ BİR YERE AKAN BİR SU SÖZ KONUSU DEĞİL
Devlet Su İşleri yöneticilerinin acil eylem planı oluşturduğunu ve yüzey sularının baraja akmaması için sedde yapılmaya başladığını ifade eden Tarım ve Orman Bakanı Yumaklı da “Şu anda 8 metreye ulaştı. 11 metreye kadar ulaştıracağız. Bunun önünde ve arkasında birikme ihtimali olan suları da atık havuzuna aktarmak üzere pompa sistemi de kurulmuş vaziyette” dedi. Yumaklı, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Gelecek olan yağışları da depolama amacıyla, şu an için planlamalar 30 metre yüksekliğinde adeta küçük bir baraj inşa edilecek. Bunun dışında da bu maden sahasının bir üst tarafında gelecek olan temiz suların alana girmemesi için bir bypass sistemi planlanıyor.
Yüzey sularından baraja ya da herhangi bir yere akan bir su söz konusu değildir. Herhangi bir tehlike arz edecek bir durum yok.”
VEDAT IŞIKHAN: İHMALİ OLAN KİM VARSA HUKUK ÖNÜNDE GEREKLİ HESABI VERECEK
Müfettişlerin yürüttüğü inceleme ve araştırmaların devam ettiğini belirten Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan ise şu bilgileri verdi:
“Olayın gerçekleşmesinde ortaya çıkan kök nedenlerin bulunması noktasında müfettişlerimiz çalışmalarını sürdürüyor. Olayla ilgili idari ve hukuki süreç devam ediyor. Ancak müfettişlerimizin hazırlayacağı raporlar belli bir zamanı alacaktır. Ama en son noktada, ihmali ve kusuru olan kim varsa hukuk önünde gerekli hesabı vereceğini ifade etmek isterim.”
ÖZHASEKİ: İLK GÜN GELEMEMEMİN NEDENİ ÖZEL SAĞLIK NEDENLERİ. ÖZÜR DİLEMEM GEREKİYORSA KAMUOYUNDAN ÖZÜR DİLERİM
Bakanlar açıklamalarının ardından basın mensuplarının sorularını yanıtladılar. Özhaseki, kendisine yönelik ilk gün gelmediği yönündeki eleştirileri şu yanıtı verdi:
“Kendi özelimle ilgili bir şey söylemek istemezdim. Ancak 1 ay kadar önce 8 saat süren bir operasyon geçirdim. Buradaki hadisenin vuku bulduğu gün de 2 saatlik bir operasyon daha geçirdim. Hastanede kalıp doktorların nezaretinde uzunca bir süre tedavi oldum. Mecburen bu tür hadiseler olduğu için de dışarı çıkarak şu gördüğünüz kara gözlüklerle gezmeye devam ediyorum. Kusura bakmayın ondan dolayı. Olayın olduğu ilk andan itibaren narkozun tesirinden kurtulmamla birlikte çevreden sorumlu Bakan Yardımcısı arkadaşımızı, ÇED Genel Müdürü, Çevre Yönetimi Genel Müdürü, bilim adamları ekibimiz burada olduğu için anbean olayları takip ettik. Buradaki olayların hepsinden sonuna kadar haberim var. Gelememe nedenim sadece özel sağlık nedenleri. O yüzden eğer özür dilemem gerekiyorsa bütün kamuoyundan özür dilerim.”
]]>Tutuklanan 6 zanlıdan firmanın Kanadalı yöneticisi J.R.G, İliç Sulh Ceza Hakimliğinde tercüman aracılığıyla verdiği ifadesinde, maden sahasında yapılan işlemlerin gözlemlenmesi ve raporlanmasından sorumlu olduğunu anlattı.
Madenden asıl sorumlu kişinin operasyon direktörü olarak görev yapan K.Ö. olduğunu, bu kişinin yerine A.C’nin görev yaptığını belirten J.R.G, “Görevim maden sahasını gözlemleyerek şirket merkezindeki ülke müdürüne raporlama yapmaktır. M.B’den aldığım bilgiyi şirket merkezindeki ülke sorumlusuna aktarmaktayım.” dedi.
“Olay günü çatlakları gördük, Amerika’daki merkeze bu durumu bildirdim”
Liç bölgesinde herhangi bir görevi olmadığını ifade eden J.R.G, şunları anlattı:
“Olay günü liç bölgesine gittik, çatlakları gördük. Amerika’daki merkeze bu durumu saat 11.00’de bildirdim. Saat farkından dolayı 02.00 olması nedeniyle herhangi bir dönüş yapılmadı. Bana 2022 Ağustos ayında 8 metre olması gereken yüksekliğin geçildiği bildirildi. Ben başlamadan önce söz konusu raporlama yapılmıştı hatta gereken seviyeye indirilmesi için rapor düzenlenmişti. Projeye uygun hale gelmesini raporladım. Zaten liç bölgesinde firmalar düzenli olarak denetim yapıyordu. Olay günü sahaya çıktığımda küçük çatlaklar gördük, en büyük çatlak 6 santimetre büyüklüğündeydi. Daha iyi görebilmek için yüksek bir noktaya çıktık, solüsyon verilmeye devam ediyordu. Tehlike anlaşıldığından solüsyonun farklı noktalara aktarılmasını söyledim.”
Tutuklu zanlı, üzerine atılı suçlamaları kabul etmediğini ve kalp rahatsızlığı olduğunu belirtti.
“Çatlak görüldükten sonra yol kapatılmasıyla ilgili mail attı”
Tutuklu şüphelilerden, firmanın liç bölgesindeki borulamadan sorumlu süpervizörü S.D. ise liç bölgesinin 2010 yılından itibaren oluşturulmaya başladığını belirterek, “Görevim solüsyonların geçtiği boruları düzenlemekten ibarettir. Liç bölgesinde fazla yüklemeye ilişkin herhangi bir şeyle karşılaşmadım. Liç bölgesinde 2018’de borularda patlak olması nedeniyle yarıklar olmuş ancak bunlar kaymadan kaynaklı değildir. Bu kısımlar çimentolu malzemeyle kapatılmaktadır.” ifadelerini kullandı.
Olay günü sabahı toplantıda olduğunu anlatan S.D, “Toplantıdan ayrıldıktan sonra K.Ö. beni aradı, arabayla gelip aldı. İki noktada çatlak olduğunu gördük. Amirim K.M.A. yolun kapatılması emrini verdi. Ş.D. de yol kapatılmasıyla ilgili mail attı. Saat 13.30 civarında solüsyonun kapanması talimatını aldık ve ADR bölümü solüsyonu kapattı. Görevim sadece boru döşenen yerlere solüsyonun verilmesiydi.” şeklinde ifade verdi.
“Olay sabahı liç bölgesinde çatlak olduğunu gösteren fotoğraflar gruptan gönderildi”
Tutuklanan şüphelilerden, firmanın oksit kırıcı mühendisi Ş.D. de liç kısmına gidecek malzemenin kırma işinde görev yaptığından bahsetti.
Bölgede her gün aglomerasyon (cevherin iri kütleler haline getirilmesi, topaklaştırma) testleri yapıldığını ifade eden Ş.D, “Bu testlerde liçe gönderilen toprakta ne kadar çimento, kireç ve su katıldığı denetlenmektedir. Olay sabahı liç bölgesinde çatlak olduğunu gösteren fotoğraflar gruptan gönderildi. Olaydan dolayı çalıştığım bölümde herhangi bir zarar olmadı.” dedi.
Ş.D, ifadesinde şunları anlattı:
“Çatlamalardan dolayı kırma tesisi çalışmıyordu. Bu çatlamaları öğrendiğimde aşağıdaki kısımda ana ofisimdeydim. Liç bölgesinin arka kısmında genişletme sırasında patlatmalar yapılıyordu ancak olay günü bir patlatma yapılmadı diye hatırlıyorum. Olay günü 08.30’da yığın bölgesinde online toplantıya katıldım, iş güvenliği konusunda görüşme başladı. Süpervizör K.Ö. çatlakları bize bildirdi, buna istinaden M.B. sahaya geldi. Jeofizik ve İSG uzmanlarına bilgi verildi, sonra sahada inceleme başlatıldı. Liç alanı mühendisi K.M.A, liç bölgesinin kapatıldığına dair mail atmamı istedi. Ofis kısmına indiğimde bu maili attım. Maili hatırladığım kadarıyla iş güvenliği, bakım, maden, oksit operasyon, sülfit operasyon ve İliç beyaz yaka birimine attım.”
Ş.D. toprak altında kalan kişilerin neden orada olduklarına ilişkin bilgisinin olmadığını belirtti.
“J.R.G’ye yardımcı olma maksadıyla K.Ö’nün yerine bakıyordum”
Tutuklu şüphelilerden bakım müdürü A.C. ise oksit ve tesis ekipmanlarının bulunduğu alanda görev yaptığını söyledi.
Liç bölgesinde herhangi bir görevinin bulunmadığını belirten A.C, maden ocağında “ADR ve sart kısımları ile sülfit tesisi”nin bakımlarını yaptığını dile getirdi.
Olay günü sabahı liçten sorumlu M.B’nin kendisine çatlaklar konusunda bilgi verdiğini ifade eden A.C, “M.B’ye bunun saat 10.00 toplantısında aktarılmasını söyledim. Toplantıya J.R.G. de katılıyordu ve ona aktarmasını söyledim. Bütün operasyonlar ve iş güvenliği birimleri J.R.G’ye bağlıydı. Olay günü liç bölgesine gitmedim.” şeklinde savunma yaptı.
Teknik olarak da liç bölgesinin herhangi bir bölümünden ve aktivitesinden sorumlu olmadığını savunan A.C, bu konularda teknik bilgisinin de olmadığını anlattı.
İngilizcesinin iyi olması ve firmanın Kanadalı yöneticisi J.R.G. ile daha iyi iletişim kurabilmesi için kendisine K.Ö’nün yerine vekaleten bakmasının söylendiğini belirten A.C, “Aslında benim K.Ö’nün çalıştığı birimle ilgili çok bilgim yok. J.R.G’ye yardımcı olma maksadıyla K.Ö’nün yerine bakıyordum. Asıl işi yapacak olan J.R.G’dir, zaten K.Ö’nün alanıyla ilgili teknik bilgim yoktur. Liç bölgesinin fizibilitesinde asıl görevli birim proje birimidir. Benim uzmanlık alanım elektrik mühendisliğidir, bu alanla ilgili herhangi bir görevim yoktur.” ifadelerini kullandı.
İliç’e bağlı Çöpler köyündeki altın madeninin bulunduğu bölgede 13 Şubat’ta meydana gelen toprak kayması sonucu kaybolan 9 işçinin bulunması için çalışma başlatılmıştı.
Toprak kaymasına ilişkin soruşturmada, aralarında firmanın Kanadalı yöneticisinin de bulunduğu 6 zanlı tutuklanmış, şirketin Türkiye’deki müdürü C.D’nin de olduğu 3 zanlı ise adli kontrol şartıyla serbest bırakılmıştı.
(Bitti)
]]>Olay, 21 Aralık 2022’de Çenedağ Mahallesi Cımbızdere Viyadüğü altında meydana geldi. Viyadük altında hareketsiz yatan bir kişiyi görenler, durumu 112 Acil Çağrı Merkezine bildirdi. İncelemede hayatını kaybettiği belirlenen kişinin Gökçe Ergen olduğu tespit edildi. Olayla ilgili Kocaeli Cumhuriyet Başsavcılığı, soruşturma başlattı. Soruşturma, delillerin tplanmasıyla tamamlandı. Soruşturma kapsamında yapılan incelemede, Ergen’in ölümünün intihar olduğu belirlendi.
KANINDA HERHANGİ BİR UYARICI MADDEYE RASTLANMADI
Soruşturma dosyasında Adli Tıp Kurumu (ATK) Başkanlığı’nın raporu da yer aldı. Raporda, Ergen’in olay anında kanında uyuşturucu, uyarıcı madde ya da ilaca dair maddeye rastlanmadığı belirtildi. Otopside de Ergen’in ölümünün genel beden travması sonrası çoklu kemik ve kafatası kırıklarına bağlı beyin kanaması, iç organ yaralanması ve iç kanama sonucu ölümün meydana geldiği tespit edildi.
‘KISA BİR SÜRE BEKLEDİKTEN SONRA KORKULUĞA TIRMANDI’
Olay anı ile ilgili ilçe polis merkezi amirliğinin kamera incelemeleri tutanağı da dosyada yer aldı. Buna göre, Gökçe Ergen’in köprü üzerinden görüntüye girdiği ve yalnız olduğu belirtildi. Ergen’in köprünün orta kısmına kadar yürüdüğü, bir süre sonra durduğu, kısa bir süre bekledikten sonra korkuluğa tırmanıp, kendini aşağıya bıraktığı ifadeleri tutanakta yer aldı.
‘NE YAPIYORSUN DEMEYE KALMADAN KENDİNİ AŞAĞI BIRAKTI’
Tanıkların ifadesinin de yer aldığı soruşturma dosyasında olayı gören, bölgede bulunan futbol sahasında arkadaşları ile top oynadıktan sonra eve doğru gittiğini söyleyen A.O., “Çenedağ Mahallesi’ndeki köprünün altına doğru geldiğim sırada bir kızın köprünün korkuluklarına tırmandığını gördüm. Sonrasında yürümeye devam ettim. Yine baktığımda kızın korkulukları aşıp, ayaklarını aşağı doğru sarkıttığını gördüm. ‘Ne yapıyorsun’ demeye kalmadan kız kendini aşağı bıraktı ve kafası üzerine düştü. Benim yanımda telefon olmadığı için oradaki 2 bayandan ambulansı aramasını söyledim ve olay yerine ambulans geldi. Köprüden atlayan kızın etrafında ve yanında kimseyi görmedim. Sadece atlamadan önce geriye, sağa doğru baktı ve atladı. Herhangi bir kavga görmedim” dedi.
‘İNTİHAR EDECEĞİM DEMEYE BAŞLADI’
Gökçe Ergen’in arkadaşı E.A. (14) verdiği ifadede Ergen’in sık sık intihar edeceğini söylediğini belirterek, şunları anlattı:
“Gökçe tanıştığımızdan beri gerek benimle konuşurken gerekse diğer arkadaşlarla konuşurken sürekli intihar edeceğini söylemekte idi. Ancak bunu şaka yollu ve sürekli söylediğinden dolayı kendisini ciddiye almıyorduk. ‘İntihar edeceğim’ veya ‘Kendimi öldüreceğim’ derken bunu neden yapacağına dair herhangi bir şey söylemedi. Son 10-15 gündür de ‘İntihar edeceğim’ demeye başladı. Ancak yine kendisini ciddiye almadık. Sene başında bir kez koluna kesik atmıştı ancak bu olayı okul dışında gerçekleştirmişti. Bu kolundaki kesi izini sınıf öğretmenimiz görmüş ve onunla konuşmuştu.”
‘İNTİHAR ETMENİN ÇÖZÜMÜ OLMADIĞINI SÖYLEDİK’
Aile ile daha önce aynı binada oturan T.A., ifadesinde, “Gökçe’nin babası bir konudan dolayı cezaevinde bulunmaktadır. Ancak Gökçe babasının bu durumunu bilmemekteydi. Annesi, babasının iş için yurt dışında olduğunu söylemişti. Gökçe, daha önce birkaç kez çocuklarıma intihar edeceği yönünde söylemlerde bulunmuş. Bu durumu öğrenince daha önce bir kez Gökçe’nin annesi ile birlikte konuşarak uyardık. Ancak Gökçe şakaya vurarak öyle bir maksadının olmadığını söyledi. Yine benzer şeyleri çocuklarımdan duyunca yine Gökçe’nin annesi ile bundan 3 gün kadar önce bize oturmaya geldiklerinde konuştum ve birlikte yine Gökçe’ye intihar etmenin hiçbir şeyin çözümü olmadığını ve doğru olmadığını, bir sorunu sıkıntısı varsa bizimle paylaşabileceğini söyledik. Ancak Gökçe yine şakaya vurdu ve öyle bir niyeti olmadığını söyledi. Gökçe, çok akıllı ve zeki bir kızdı. Kendisini intihara neyin sürüklemiş olabileceğini bilmiyorum” dedi.
‘İNTİHARINA YÖNELİK HERHANGİ BİR SÖYLEMİ FARK ETMEDİK’
Olayla ilgili ifadesi alınan rehber öğretmen S.S. daha önce Gökçe ile konuştuklarını belirterek, şunları kaydetti:
“Gökçe’nin intihar etmesine yönelik herhangi bir söylemi veya davranışı, buna dair davranış bozukluklarını ne ben ne de sınıf öğretmeni duymadık ve fark etmedik.” Sınıf öğretmeni Ö.A. ise Gökçe’nin derslerinde başarılı, İngilizcesi çok iyi, arkadaşıyla ise arasının iyi olduğunu söyledi. Ö.A., “İntiharın ardından bazı öğrenciler, Gökçe’nin kendi aralarında sürekli olarak intihar edeceğini söylediğini ancak kendilerinin bunu ciddiye almadıklarını söylemeye başladılar. Ancak ne ben ne de diğer öğretmenlerin bu konuya dair herhangi bir şey duymadık. Bu çocukların kuruntuları da olabilir, gerçek de olabilir ancak benim bu duruma dair herhangi bir bilgim yoktur” dedi. Soruşturma dosyasında Gökçe’nin yanında bulunan cep telefonunun kilidinin açılmadığı belirtilirken, olay ile ilgili Gökçe’nin intihara yönlendirildiğine veya azmettirildiğine veya teşvik edildiğine dair dosyada herhangi bir delilin bulunmadığı vurgulanarak kovuşturmaya yer olmadığına karar verildi. (DHA)
]]>Vatandaşların herhangi bir işlem için kimlik verirken üzerine ne için verdiklerini yazmaları gerektiğini söyleyen Hakan Topuzoğlu, “Öncelikle şunu ifade etmek istiyorum; bu konuda yasal anlamda çok ciddi düzenlemeler yapıldı. Herhangi bir şekilde cirosu ve çalışan sayısı ne olursa olsun eğer kimlik bilgileri alınıyorsa mernis kaydı ve eğer bu kişilere de toplu şekilde ileti gönderiliyorsa İleti Yönetim Sistemi (İYS) kaydının yapılması gerekiyor. Bununla birlikte eğer e-ticaret üzerinden satış yapılıyorsa da EGBİS kaydının yapılması gerekiyor. Biz de bu konuda firmaları uyarmak istiyoruz. Çünkü çok ciddi yaptırımları da var. Kişisel anlamda da bu verilerimizi verirken, mesela bir telefon aboneliği yapacağız diyelim kimlik veriyoruz. Kimliğin üzerine en azından ne için olduğunu yazarsak ileride yaşayabileceğimiz sorunların da önüne geçmiş olabiliriz” dedi.
Topuzoğlu, firmaların ve kurumların yazılımcı firma ile sözleşme yapmamasının veri saklamada açık oluşturacağını söyleyerek, “Yine çok önemli bir konuya temas etmek istiyorum; herhangi bir yazılım alınıyor ve kullanılıyor. Bilgiler burada kayıt ediliyor. Derneklerde, vakıflarda, siyasi partilerde ya da şirketlerde yine aynı şekilde kurslar, okullar ve eğitimle ilgili kurumlarda bu bilgiler alınıyor ve bir programa kaydediliyor ama o programı yazan yazılımcı firmayla ilgili olarak gerekli sözleşmeler yapılmazsa ve onlar da gerekli önlemleri almazsa bu sefer arka kapı dediğimiz backdoor üzerinden girerek bu bilgilere ulaşmak ve bunları da çok rahat bir şekilde sızdırmak, dağıtmak ve satmak ne yazık ki mümkün olabilecektir. Şu anda herhangi bir denetim bu konuda da yok. Yani bir kişi ben yazılım yaptım deyip de bunu rahatlıkla satabiliyor. Bu konuda bir düzenlemenin faydalı olabileceği inancındayız” ifadelerini kullandı.
Verilerin bilinmeyen yerlerde saklanmasının sonucunda daha sonra nereye gideceğinin de belirsiz olduğunu söyleyen Hakan Topuzoğlu, sözlerine şu şekilde devam etti:
“Aslında devletin resmi kurumları bu yazılımları inceleyip bir arka kapı olup olmadığını çok rahat bir şekilde görebilir. Burada sorumluluk yazılım firmasına da eğer herhangi bir zafiyet varsa ait olarak kabul edilebilir. KVKK kaydı olan firmalarda veri sızdırılması durumunda 1 milyon 800 bin TL’den başlayan para cezaları verilebiliyor. Geçmişte yine çok ünlü sipariş firmalarında da bunlar yaşanmıştı. Ne yazık ki birçok kurumda da yine bununla karşılaşıyoruz ve şu anda böyle bir durum olduğu zaman saklama gibi imkanları da yok KVKK gereğince. Kendilerinin de bu konuyu açıklamaları gerekiyor ve KVKK’nın sitesinde de resmi bir şekilde yayınlanıyor. Bu konu çok önemli çünkü herhangi bir şekilde siz verilerinizi bir yerde saklıyorsanız ya da bilmediğiniz internetten indirdiğiniz ücretsiz olduğu için tercih ettiğiniz bir programda saklıyorsanız daha sonra verilerin nereye gideceğini de bilemezsiniz.” – KAYSERİ
]]>