İsrail’in Filistin’e yönelik saldırıları devam ederken Hamas’ın lideri İsmail Haniye’nin öldürülmesi, bölgedeki gerilimi daha da artırdı.
Saadet Partisi 81 ilde eş zamanlı olarak “Şehitlere Rahmet, Zalimlere Lanet” başlıklı basın açıklaması düzenledi.
Saadet Partisi İzmir İl örgütü Konak Meydanı’nda düzenlenen basın açıklamasında İsrail’i kınarken, TBMM’ye de İsmail Haniye’nin ölümünün ardından yeni davet çağrısında bulundu.
Açıklamayı Saadet Partisi İzmir İl Teşkilat Başkanı Yaşar Eroğlu yaptı, İsrail ile ticarete devam eden Müslüman ülkelere tepki gösterdi.
“Soykırımı açıktan desteklemek İsrail’i daha da cesaretlendirmiştir”
İsrail’in durdurulmaması durumunda Türkiye ve diğer Müslüman ülkelerin de tehlikede olduğunun altını çizen Eroğlu, şunları söyledi:
“İsrail’in 7 Ekim’den itibaren Gazze’de başlattığı işgal maalesef ki tüm acımasızlığıyla devam etmektedir. Yakın tarihin en acımasız ve en vahşi işgali; bugüne kadar on binlerce mazlumun canını almıştır. Siyonist rejim kadın, çocuk, yaşlı demeden hunharca bir şekilde katliamlar yaptı, yapmaya da devam ediyor. Hastaneleri, camileri, kiliseleri okulları ve mülteci kamplarını dahi hedef alan terör devleti; tüm dünyanın gözü önünde bütün savaş suçlarını işlemiştir. İsrail hapishanelerinde Filistinli mazlumlara uygulanan işkence ve tecavüzler ise artık uygulanan zulmün ne denli korkunç olduğunu gözler önüne sermektedir. Evet! Gazze’de bir soykırım vardır ve bu soykırım tüm dünya devletlerinin gözü önünde yapılmaktadır. Bütün bunlar yaşanırken bizler Batı’nın ikiyüzlü tutumuna bir kez daha şahit olduk. Rusya- Ukrayna savaşında tüm dünyayı ayağa kaldıran ABD ve Batı; aylardır uygulanan soykırımı açıkça desteklediğini her fırsatta dile getirmiştir. Tarihleri kötülükle yazılanların, bugün Netanyahu’ya alkış tutması sadece ve sadece Batı’nın gerçek yüzünü göstermiştir. Geçmişinde Leopold, Hitler, Mussolini ve daha nice caniler bulunduranlar tabii ki de Netanyahu’yu alkışlayacak, zulme destek verecektir. Uluslararası Adalet Divanı’nın bile savaş suçu işlendiğine hükmettiği bir dönemde soykırımı açıktan desteklemek İsrail’i daha da cesaretlendirmiştir. Netanyahu’nun ABD Kongresi’nde bir kahraman gibi karşılanması ise işgale verilen desteği bir kez daha tüm dünyaya ilan etmiştir.
“Terör devleti; yarın Mısır’ı, Türkiye’yi, Suudi Arabistan’ı ve diğer İslam ülkelerini hedef alacaktır”
Batı’nın bu ikiyüzlü politikası geçmişten beri aşina olduğumuz bir durumdur. Fakat İslam ülkelerinin aylardır kınamaların ötesinde bir adım atmaması, yaşananları sadece izlemesi ve hatta kimisinin devam etmesi Müslümanların vicdanını yaralamıştır. Ülkemiz de başta olmak üzere ticarete devam eden bazı İslam ülkeler, İsrail’in işlediği tüm suçlara ortak olmuştur. Silah sanayisinde kullanılan malzemeleri bile gönderen iktidar, tüm uyarılara rağmen aylarca ticarete devam etmiştir. İslam ülkelerinin bu sessizliği İsrail’e cesaret veren en başat unsur olmuştur. İslam İşbirliği Teşkilatı’nın yaşanan her vahşeti sadece kınamakla geçiştirmesi soykırımın değirmenine su taşımaktan başka bir işe yaramamıştır. İsrail’in yegane hedefi bölge ülkelerini kana ve gözyaşına boğmaktır. Bugün zulme göz yumanlar, siyonizmin bir sonraki hedefi olduğunu unutmamalıdır. Bugün Yemen’i, Lübnan’ı, Filistin’i Suriye’yi ve İran’ı hedef alan terör devleti; yarın Mısır’ı, Türkiye’yi, Suudi Arabistan’ı ve diğer İslam ülkelerini hedef alacaktır. İsrail bölgemiz için en büyük tehdittir ve her devlet için en büyük beka sorunudur. Güvenliğini Filistin’den başlatmayanlar, yarın emniyette olmayacaktır. Kudüs’ü sahiplenmeyen, işlenen soykırımın karşısında durmayan ve somut hiçbir adım atmayan her yönetim; günü gelince pişman olacaktır. Çünkü İsrail’in hedefi sadece Filistin değil, tüm Müslüman coğrafyadır.
“Filistin davası, hepimizin davasıdır”
Biliyor ve inanıyoruz ki zafer Filistin’e nasip olacak. Öldürerek, yok ederek kazandığını sananlar; bugünün de yarının da en büyük kaybedenleridir. Hitler’i örnek alan Siyonist zihniyet, aynı akıbeti paylaşmaktan kaçamayacaktır. Türkiye başta olmak üzere tüm İslam ülkelerinin ve Filistin’den yana olan devletlerin atacağı adımlar, Siyonizm’i yerle yeksan edecektir. Bizler, ABD’nin katil Netanyahu’yu kongrede konuşturmasının ardından İsmail Haniye’nin TBMM’ye davet edilmesi çağrısı yapmıştık. Bugün de kendisinin çağrısı üzerine meydanlardayız. Genel Başkanımız Temel Karamollaoğlu ile yaptığı telefon görüşmesinde Gazze ve İsrail hapishanelerindeki mahkumlar için destek mitingleri isteyen Haniye’nin şehadetinin ardından çağrımızı yineliyor ve Hamas’ın yeni lideri Halid Meşal’in Millet Meclisimize davet edilmesini talep ediyoruz. Filistin davası, hepimizin davasıdır.”
]]>Cumhuriyet Meydanı Bürüngüz Cami önünde düzenlenen basın açıklamasına Saadet Partisi Kayseri İl Başkanı Baki Coşkun, il yönetimi, üyeler ve vatandaşlar katıldı. Saadet Partisi Kayseri İl Başkanı Baki Coşkun, ” İsrail’in 7 Ekim’den itibaren Gazze’de başlattığı işgal maalesef ki tüm acımasızlığı ile devam etmektedir. Yakın tarihin en acımasız ve en vahşi işgali; bugüne kadar on binlerce mazlumun canını almıştır. Siyonist rejim kadın, çocuk, yaşlı demeden hunharca katliamlar yaptı, yapmaya da devam ediyor. Hastaneleri, camileri, kiliseleri, okulları ve mülteci kamplarını dahi hedef alan terör devleti; tüm dünyanın gözü önünde bütün savaş suçlarını işlemiştir. İsrail hapishanelerinde Filistinli mazlumlara uygulanan işkence ve tecavüzler ise artık uygulanan zulmün ne denli korkunç olduğunu gözler önüne sermektedir. Evet! Gazze’de bir soykırım vardır ve bu soykırım tüm dünya devletlerinin gözü önünde yapılmaktadır. Daha önce nice İslam ülkesinde yaşananlar bugün Gazze’de tekrar etmektedir. İnsanlığın, vicdanın ve uluslararası hukukun yok sayılarak işlendiği bu katliamlar, şimdiden tarihe kara bir leke olarak geçmiştir. İsrail barışı, huzuru ve uluslararası hukuku hedef alarak tüm dünyayı büyük bir kaosa çekmektedir” dedi.
Baki Coşkun, “Bütün bunlar yaşanırken bizler Batı’nın iki yüzlü tutumuna bir kez daha şahit olduk. Rusya- Ukrayna savaşında tüm dünyayı ayağa kaldıran ABD ve Batı; aylardır uygulanan soykırımı açıkça desteklediğini her fırsatta dile getirmiştir. Sözde demokrasinin ve medeniyetin beşiği olanlar; uygulanan kan dondurucu vahşete alkış tutmaktadır. Soykırımla, işkencelerle ve katliamlarla maruf olanların İsrail’i desteklemesi bizleri şaşırtmamıştır. Tarihleri kötülükle yazılanların, bugün katil Netanyahu’ya alkış tutması sadece ve sadece Batı’nın gerçek yüzünü göstermiştir. Geçmişinde nice caniler bulunduranlar tabii ki de Netanyahu’yu alkışlayacak, zulme destek verecektir. Uluslararası Adalet Divanı’nın bile savaş suçu işlendiğine hükmettiği bir dönemde soykırımı açıktan desteklemek İsrail’i daha da cesaretlendirmiştir. Katil Netanyahu’nun ABD Kongresi’nde bir kahraman gibi karşılanması ise işgale verilen desteği bir kez daha tüm dünyaya ilan etmiştir. Batı’nın bu ikiyüzlü politikası geçmişten beri aşina olduğumuz bir durumdur” ifadelerini kullandı.
İktidara çağrıda bulunan Coşkun, “Buradan iktidara sesleniyoruz; İsrail ancak güçten anlar. Bu sebeple Siyonist terör örgütüne karşı somut adımlar atılmalı, ülkemizin gücü gösterilmelidir. Bu çerçevede; diplomatik ilişkiler kesilmelidir. Ticari ambargo kararı alınmalı, ticaret tamamen sona erdirilmelidir. Hatta ülkemizin kara, hava ve deniz sahası kullanılarak katil İsrail’e lojistik destek sağlanmasına engel olunmalıdır. Petrol vanaları acilen kapatılmalı, enerji temini durdurulmalıdır. İncirlik ve Kürecik üsleri başta olmak üzere tüm NATO üslerinden, katil İsrail’e verilen her türlü destek durdurulmalıdır” dedi.
İsrail’in yegane hedefi bölge ülkelerini kana ve gözyaşına boğmaktır
Baki Coşkun, “İslam ülkelerinin bu sessizliği, Katil İsrail’e cesaret veren en başat unsur olmuştur. İslam İşbirliği Teşkilatı’nın yaşanan her vahşeti sadece kınamakla geçiştirmesi, soykırımın değirmenine su taşımaktan başka bir işe yaramamıştır. Bizler Necmettin Erbakan Hocamızın ilk günden itibaren söylediğini söylemeye, bölge ülkelerini ikaz etmeye devam ediyoruz. ve diyoruz ki; İsrail’in yegane hedefi bölge ülkelerini kana ve gözyaşına boğmaktır. Bugün zulme göz yumanlar, siyonizmin bir sonraki hedefi olduğunu unutmamalıdır. Bugün Yemen’i, Lübnan’ı, Filistin’i, Suriye’yi ve İran’ı hedef alan terör devleti; yarın Mısır’ı, Türkiye’yi, Suudi Arabistan’ı ve diğer İslam ülkelerini hedef alacaktır. İsrail bölgemiz için en büyük tehdittir ve her devlet için en büyük beka sorunudur. Güvenliğini Filistin’den başlatmayanlar, yarın emniyette olmayacaktır. Kudüs’ü sahiplenmeyen, işlenen soykırımın karşısında durmayan ve somut hiçbir adım atmayan her yönetim; günü gelince pişman olacaktır. Çünkü İsrail’in hedefi sadece Filistin değil, tüm Müslüman coğrafyadır. Bunu da Büyük İsrail Projesi olan BOP’un eliyle işletmektedir. O yüzden diyoruz ki; Bugün Gazze yarın Türkiye, İsrail’e karşı BOP’a dur de. Bu hakikati yıllardır tüm İslam ülkelerine anlatmaya çalışan, hayatını Filistin’in özgürlüğü için adayan Şehit Komutan İsmail Haniye’nin şehadeti, bölgemizdeki ateş çemberinin gittikçe büyüyeceğini göstermektedir. Bir kez daha söylüyoruz; İslam ülkeleri için birlik ve beraberlikten başka çıkar yol yoktur. Batı’nın ve siyonist rejimin böl, parçala, yok et stratejine karşı; birlik, bütünlük ve cesaret anlayışı dışında kurtuluş olmayacaktır. Kurtuluşun tek yolu vardır. Şahsiyetli bir dış politika ile İslam Birliğinin kurulmasıdır” şeklinde konuştu.
Başkan Baki Coşkun, “Bizler işlenen vahşetin, uygulanan soykırımın ve dökülen kanın zaferle neticelenmeyeceğini biliyoruz. Zalimin mazluma, batılın hakka, zulmün merhamete, kötülüğün iyiliğe galebe çaldığı görülmemiştir ve görülmeyecektir. Bu dava yetimlerin, öksüzlerin, biçarelerin davasıdır. Bu dava ümmet-i Muhammed’in, insanlığın ve vicdandan yana olanların davasıdır. Bu dava Yaser Arafat’ın, Şeyh Ahmed Yasin’in, Abdülaziz El Rantisi’nin, Salih Aruri’nin ve İsmail Haniye’nin davasıdır. Biliyor ve inanıyoruz ki zafer Filistin’e nasip olacak. Öldürerek, yok ederek kazandığını sananlar; bugünün de yarının da en büyük kaybedenleridir. Zulüm ile abad olunduğu görülmemiştir. Hitler’i örnek alan siyonist zihniyet, aynı akıbeti paylaşmaktan kaçamayacaktır. Dünün Nazileri hangi hüsranı yaşadıysa, bugünün neonazileri de aynı hüsranı tadacaktır. Netanyahu’ya alkış tutanlar Vietnam’da, Afganistan’da, Irak’ta nasıl kaybettiyse Filistin’de de kaybedecektir” dedi.
Coşkun, “Türkiye başta olmak üzere tüm İslam ülkelerinin ve Filistin’den yana olan devletlerin atacağı adımlar, siyonizmi yerle yeksan edecektir. Bizler, ABD’nin katil Netanyahu’yu kongrede konuşturmasının ardından İsmail Haniye’nin TBMM’ye davet edilmesi çağrısı yapmıştık. Bugün de kendisinin çağrısı üzerine meydanlardayız. Gazze ve İsrail hapishanelerindeki mahkumlar için destek mitingleri düzenlenmesini isteyen Haniye’nin şehadetinin ardından çağrımızı yineliyor ve Hamas’ın yeni lideri Halid Meşal’in Millet Meclisimize davet edilmesini talep ediyoruz. Meydanları dolduran kardeşlerimiz, Şehit Komutan İsmail Haniye’nin bizler için vasiyet olan isteğini yerine getirmektedir. Buradan bir kez daha kendisine ve Filistin için canını ortaya koyarak şehadete eren şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyoruz. Filistin davası, hepimizin davasıdır ve zafer Allah’ın izniyle bizlere nasip olacaktır. “Nehirden denize özgür Filistin” bir hayal değil, bir hakikattir ve bu hakikat mutlaka gerçekleşecektir. Buradan bir kez daha en gür sesimizle haykırıyoruz; bir Filistin vardı, bir Filistin gene var ve daima var olacak” ifadelerini kullandı. – KAYSERİ
]]>Atatürk Kültür Merkezi’nde (AKM) basın toplantısı düzenleyen Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, 2024 yılı ilk 6 aylık turizm verilerini ve turizmdeki yeni hedefleri açıkladı. Bakan Ersoy, bu sene ilk 6 ayda 26 milyon 137 bin ziyaretçi rakamıyla rekor bir seviyeye ulaşmış olduklarını belirtti.
Bakan Ersoy, 21 Ağustos 2020 tarihinde Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle cami statüsüne çevrilen ve restorasyonu tamamlanan Kariye Camii’nin 19 Ağustos itibarıyla ücretli olarak hizmete girmesiyle ilgili detayları da aktardı. Bakan Ersoy, Kariye Camii’nin 19 Ağustos itibariyle 20 avro giriş ücretiyle turistik ziyaretler için hizmete açılacağını belirtti. Camii, cuma günleri ibadete, diğer günler ise hem ziyarete hem de ibadete açık olacak.
“HEDEF RAKAMIMIZ İSE 60 MİLYON ZİYARETÇİ”
Bakan Ersoy, “Pandemi öncesinde 21 milyon 152 bin olan rekor sayısı 2019’un, pandemi sırasında aşağı inmişti biliyorsunuz. Sonra tekrar pandemi sonrası yükselişe geçti. Sırasıyla 19,5 milyon, sonrasında yaklaşık 23 milyon ve bu sene de ilk 6 ayda 26 milyon 137 bin rakamıyla rekor bir seviyeye ulaşmış oldu. Yani yüzde 13,9’luk bir artıştan bahsediyoruz. Pandemi öncesine kıyasladığımızda yüzde 23,6’lık bir ziyaretçi sayısı artışı görüyoruz. Yıl sonu karşılaştırmaları olarak baktığımızda ise pandemi öncesi 51 milyon 747 bin sayısına gelmiştik. 2022’de Türkiye, pandemiden en hızlı çıkmaya başlayan ülke olmuştu. 2023’te ise rekor bir ziyaretçi elde ederek 56 milyon 694 bin sayısına çıktı. Bu seneki hedef rakamımız ise 60 milyon ziyaretçi. Yıl sonu beklentisi artışımız yüzde 5.8. İlk 6 aylık artışa baktığımız zaman yüzde 13,8. Yıl sonu hedefleriyle uyumlu bir şekilde büyüme hızına devam ediyoruz” dedi.
“TURNUVALARIN AVRUPA’DA OLUŞU TURİZMİ ETKİLEDİ”
Avrupa Şampiyonası’nın Türkiye’de turizme etki ettiğine vurgu yapan Ersoy, “Hedeflerimizden biri de; ziyaretçileri sezona 12 ay yaymaktı. Aslında sezon dışı kabul edilebilecek rakamlardaki, artış oranı, yıl ortalamasının üzerinde gerçekleşiyor, tam da hedeflediğimiz gibi. Sezonu düşük aylar dediğimiz döneme de yaymayı stratejimizle paralel olarak geliştirdiğimizi görüyoruz. Ay bazındaki rakamlara da baktığınız zaman 2023-2024 karşılaştırmalarına baktığımızda Ocak-Şubat-Mart-Nisan-Mayıs aylarında ciddi bir artış var yolcu sayılarında. Haziran ayında bir azalma görüyorsunuz. Artış oranında bir yavaşlama görüyorsunuz. Bu artış oranındaki yavaşlama Temmuz-Ağustos aylarında da devam edecek.
Neyin etkisiyle oluyor bu; biliyorsunuz Avrupa Şampiyonası vardı bu sene. 14 Haziran- 14 Temmuz arasında Almanya’da Avrupa Şampiyonası vardı. O bitti hemen akabinde, 24 Temmuz-11 Ağustos tarihleri arasında Fransa Yaz Olimpiyatları başladı. Bunun da etkisiyle, bu iki önemli uluslararası turnuvanın etkisiyle, bu turnuvaların da Avrupa’da gerçekleşiyor olmasının etkisiyle Haziran ayındaki yavaşlamanın Temmuz ve Ağustosta da devam ettiğini göreceğiz. Yani artış oranları devam edecek, daha yavaş bir oranda artış oranları devam edecek. Eylül itibarıyla yani bu turnuvaların etkisinin tamamen ortadan kalkmasıyla birlikte tekrar artış oranlarında yükselme göreceğiz. Ekim-Kasım ve Aralık rakamları ile birlikte yılsonu hedefimiz olan 60 milyon ziyaretçi ortalama yüzde 6’lık bir artış oranına yakalayacağımızı hatta belki geçebileceğimizi şu anki rakamlar gösterebilmekte” ifadelerini kullandı.
“YUNAN ADALARI’NIN TÜRKLERE DAHA RAHAT VİZE VERMESİ DE ETKİLİ OLMUŞ OLABİLİR”
Türk ziyaretçilerin konaklama sürelerine değinen Bakan Ersoy, “Burada özellikle bir şey daha belirtmek istiyorum. Basında da çok yer aldı Çeşme ve Bodrum içeriğindeki doluluk oranlarıyla ilgili. Buradaki önemli konu gündeme geliyor her seferinde sadece bu turnuvaların olması değil veya işte tabii ki Yunan Adaları’nın Türklere daha rahat vize veriyor olması etkili olmuş olabilir. Tabii ki Türk ziyaretçilerin geçen seneye oranla daha kısa süreli konaklıyor olması buradaki doluluklara etki etmiş olabilir. Ama burada konunun esasına özüne bakmamız gerekirse; bunun özü aslında Çeşme ve Bodrum bölgelerinin sezonun kısa olması, yani 2-3 ayla sınırlı olması, sezonun 12 aya yayılamamış olması ve ağırlıklı olarak tek pazara endeksli bir sektör olmuşmuş olması. 2018’de biz göreve başladıktan sonra belki hatırlarsınız ilk hayata geçirmek için oluşturduğumuz proje, Ege Turizm Merkezleri Çeşme Projesi’ydi. Ama maalesef projeye siyasi ve yerel yönetimler siyasi yaklaştılar ki biz her seferinde lütfen bu projeye siyasi yaklaşmayın bölgeye ihtiyacı var diye uyarmamıza rağmen siyasi yaklaşıldı. Bir hukuki süreç başlatıldı projenin gelişim hızı yavaşlatıldı, önü tıkandı. Çok yavaş da olsa ilerliyor. Ama eğer bu süreç bu şekilde tıkanmasaydı 2018’e başladığımız süreç şu anda hayata geçmiş olacaktı ve biz bugün Çeşme ve Bodrum’la ilgili ilgili bir konuşma yapmak zorunda almayacaktık” şeklinde konuştu.
“EN ÖNEMLİ KONU KİŞİ BAŞI GECELİK HARCAMA”
Rus turistlerin ziyaretçi sayısında başta yer aldığını belirten Bakan Ersoy, “Avrupa Şampiyonası etkisi burada da görülüyor. Geçen çeyrekte Almanya, birinci sıradaydı Rusya ikinci sıradaydı. Şimdi yer değiştirdiler. Rusya Federasyonu 2.7 milyon ziyaretçi ile birinci sırada, Almanya 2,5 milyon ziyaretçi sayısı ile ikinci sırada, Birleşik Krallık da 1,8 milyon ziyaretçi sayısı ile üçüncü sırada yer aldı. Ortalama kalış sürelerinde, 2019’da pandemi öncesinde 9,4’tü. Sonra normalizasyon başlıyor. 2022’de 11,5; 2023’te 11,1; 2024’te ilk 6 ayda 10,1 oluyor. Yıllık bazda baktığımız zaman da aşamalı bir şekilde aşağı doğru gittiğini görüyoruz. 2024 hedefimiz 9,7. İlk 6 aydaki gerçekleşmeye baktığımız zaman burada 10,1 ve 9,7’yi karşılaştırdığımızda muhtemelen 9,7 kalış hedefini üzerinde gerçekleşeceğini gösteriyor. En önemli konu kişi başı gecelik harcama, bizim en çok önemsediğimiz, vurguladığımız konu aslında bu. 2021 itibarıyla kovid sonrası tekrar normalleşme başlıyor, 75 dolara, 2022’de 95, 2023’te ilk 6 ayda 103 dolara çıkıyor. 2024’te de 109 dolar olarak açıklanıyor. Geçen seneye göre de artış var. 103 dolardan 109 dolara çıktığını burada görebiliyoruz. Yıl sonu hedefimizin 103 dolar olduğunu düşünürsek, hedefimizle uyumlu bir şekilde ilerlediğimizi görüyoruz. Turizm gelirinde baktığımız zaman; 1 ve 2’inci çeyrekte artışlar devam ediyor. İlk 6 ayda 23,7 milyar dolar gelir elde edilmiş. Türkiye’nin rekor bir gelir elde ettiğini gösteriyor. 3 ve 4’ünü çeyreklerde de bu rekor devam edecek. İnşallah 60 milyar dolar yılsonu hedefimizle uyumlu bir şekilde süreci götüreceğiz gibi gözüküyor” diye konuştu.
“3 BİN 203 TESİS, İŞ YERİ ÇALIŞMA RUHSATI OLMADIĞI İÇİN İPTAL EDİLDİ”
Turizm konutlarında belgeleme verilerine ilişkin detayları aktaran Ersoy, “Biraz da turizm tesisleri belgelendirme ile ilgili bilgi vermek istiyorum. Biliyorsunuz turizm konutları ile ilgili bir çalışma yapılmıştı. Yasa devreye girdi. Buradaki sonuçları şu an an itibarıyla sonuçları sizinle paylaşmak istiyoruz. Şu ana kadar 32 bin 904 konuta belge verildi. Bunların 29 bin 789’unun işlemlerinin tamamı tamamlandı, çalışır durumda. Belgeleme sürecinde 3 bin 115 konut var. Hepsi aldığı zaman yaklaşık 40 binin üzerinde konut turizm amaçlı hizmet verebilecek durumda gözüküyor. 3 bin 203 tesis, iş yeri çalışma ruhsatı olmadığı için iptal edildi” dedi.
Bakan Ersoy, verileri açıklamasının ardından Kültür Yolu Festivali etkinlikleri hakkında bilgi verdi.
]]>
Dünya Superbike (WSBK) 2021 şampiyonu Toprak Razgatlıoğlu, yeni takımı Rokit BMW adına yarıştığı Çekya’daki üç yarışı da kazanarak superpole yarışlarıyla birlikte üst üste 10. kez birinci oldu. Şampiyona’nın 4., 5. ve 6. ayaklarındaki bütün yarışları kazanarak büyük başarı elde eden Razgatlıoğlu, genel klasmanda 303 puanla liderliğini sürdürüyor. Portekiz’de 9-11 Ağustos’ta gerçekleşecek yarışlara hazırlandığını belirten imzalayan Toprak Razgatlıoğlu, İhlas Haber Ajansı (İHA) muhabirine yaptığı açıklamada, Superbike tarihinin üst üste yarış kazanma rekorunu Jonathan Rea ve Alvaro Bautista’nın elinden almak istediğini belirtti.
“Hedefi tamamen artık dünya şampiyonluğuna çevirdik”
Rakiplerini rahatça geçtiğini belirten Razgatlıoğlu, “Özellikle çok mutluyuz çünkü rakiplerimize aslında birazcık sinir bozucu oluyoruz ama kendi açımdan söyleyeyim, üst üste yarış kazanmaktan çok mutluyum. Çünkü BMW ile çok büyük bir hedef koyduk. BMW bugüne kadar yarış kazanamayan bir markaydı ve özellikle son 6 senedir hep 10. ve 8. bitiren bir markaydı ve şimdi tamamen farklı bir yerlerdeler. BMW sayesinde benim de ismim ve tanınırlık açısından çok farklı bir yerlere gitti. Bugüne kadar BMW’yi kimse birinciliğe taşıyamamıştı, biz o şanslı kişi olduk. Şimdi BMW tamamen farklı bir seviyede. Bizler aslında tamamen tanınırlık açısından farklı bir yere geldik. İnşallah böyle devam eder çünkü hedefimiz dünya şampiyonluğuydu. BMW ile ilk senemizde sadece bir öğrenme yılı diye düşünüyorduk ama yarışları kazanmaya başladıktan sonra hedefi tamamen artık dünya şampiyonluğuna çevirdik. İlk seneden dünya şampiyonu olmak bambaşka bir şey olacak. Tabii ki de şu an emin adımlarla gidiyoruz. İnşallah dünya şampiyonu oluruz” dedi.
“Şu an 10 yarış kazandık eğer 2 yarış daha kazanırsak yeni bir rekor kıracağız”
Superbike tarihinin üst üste yarış kazanma rekorunu Jonathan Rea ve Alvaro Bautista’nın elinden almak istediğini belirten Toprak Razgatlıoğlu, “6 yarışımız kaldı. 2 hafta sonra Portekiz’de yarışımız var. Bu senenin içinde en büyük hedefim 12 yarışı üst üste kazanmak. Şu an 10 yarış kazandık eğer 2 yarış daha kazanırsak yeni bir rekor kırmış oluyoruz üst üste 12 yarış kazanarak. Şu an en büyük hedefim o. Daha sonraki tekrardan dünya şampiyonluğuna hedefi çevireceğiz. Şu an her şey yolunda gittiği için rahatlıkla hareket edebiliyoruz. Özellikle motorun üstünde çünkü puan durumunda da gerçekten büyük bir fark var. İnşallah böyle devam ettiririz ve rahat bir şampiyonluk kazanırız. Çünkü 2021’e baktığımızda 2021 yılında son yarışımda dünya şampiyonluğunu elde etmiştim. Gerçekten çok stresliydi. İnşallah bu biraz daha rahat olur. ve şu an tabii ki de öyle gözüküyor. Sadece hata yapmadan motosiklet sürmemiz lazım” diye konuştu. – SAKARYA
]]>TGS, 24 Temmuz Basın Özgürlüğü için Mücadele Günü nedeniyle yazılı açıklama yaptı. TGS, yaptığı açıklamada; MHP’nin Sinan Ateş Davası’na sunduğu dilekçede aralarında gazeteci, siyasetçi ve akademisyenlerin de bulunduğu 154 kişinin hedef gösterilmesine de değindi.
TGS, aralarında sendika üyelerinin de olduğu 63 gazetecinin hedef gösterilmesine tepki göstererek bugünün sansür memurlarının da dayanışma ile yenilebileceğini belirtti.
TGS’nin açıklaması şöyle:
“Bundan 116 yıl önce, bu ülkede yayımlanan tüm gazeteler önce sansür memurlarının okumasından geçer ve ancak onlar tarafından uygun bulunursa basıma gönderilirdi. Sansür, 2. Abdülhamid’in İstibdat Döneminin alameti farikalarından biriydi. Meşrutiyetin ilan edildiği 24 Temmuz 1908 günü, gazeteciler sansür memurlarını kapıdan sokmayarak gazeteleri doğrudan baskıya gönderdiler. O günden sonra da sansür memurları bir daha gazeteleri denetleyemedi. Bu o kadar önemli bir gündü ki, 24 Temmuz 63 yıl boyunca basın bayramı olarak kutlandı. Bu arada Osmanlı gitti, Türkiye Cumhuriyeti kuruldu. 12 Mart 1971 Muhtırası sonrası yaşananlar İstibdat Dönemi’ni hatırlattığı için o tarihten sonra 24 Temmuz ‘Basın Özgürlüğü İçin Mücadele Günü’ olarak anılmaya başlandı.
“Belki artık sansür memurları yok ama Basın İlan Kurumu, RTÜK, İletişim Başkanlığı var”
O günden bu yana da 53 yıl geçti. Ama Türkiye’de basın ve ifade özgürlüğü üzerindeki baskılar hiç bitmedi. Belki artık sansür memurları yok ama Basın İlan Kurumu, RTÜK, İletişim Başkanlığı var. 2024 yılındayız ve hemen her gün gazeteciler mahkeme salonlarında haberlerini savunmak zorunda bırakılıyor. Şu anda 13 meslektaşımız gazetecilik faaliyetleri nedeniyle Türkiye’nin çeşitli cezaevlerinde tutuklu bulunuyor. Tam 24 Temmuz öncesi basın özgürlüğüne yönelik yeni bir saldırı, iktidar ortağı MHP’den geldi. Ülkü Ocakları Başkan Yardımcısının, Sinan Ateş cinayeti davasını takip eden gazetecilere yönelik tehditlerinin ve hedef göstermesinin ardından, dün de parti merkezinin bir grup gazeteci ve siyasetçi hakkında şikayette bulunduğu ortaya çıktı.
“MHP, aralarında sendika üyelerimizin de bulunduğu 63 gazetecinin ismini vererek mahkemeye çağrılmalarını istedi”
Sinan Ateş davasına ‘suçtan zarar gören’ olarak katılma talebinde bulunan MHP, başvuru dilekçesinde aralarında sendika üyelerimizin de bulunduğu 63 gazetecinin ismini vererek mahkemeye çağrılmalarını istedi. Dilekçede ‘Bölücü, liberal, marksist, FETÖ’cü yapıların elemanları, sistematik ve istikrarlı bir şekilde, küresel çeşitli güçlerle ittifak içinde ve siyasi meşreplerine de uygun paylaşım, haber ve yazılarla MHP’ye iftira etmektedir’ deniyor, gazeteciler yine hedef gösteriliyor.
“Bugünün sansür memurlarını ancak dayanışma ile medyadan gönderebileceğimizi unutmayalım”
Gazetecilere yönelik saldırıların cezasız bırakılması, saldırı çıtasını her geçen gün bir basamak yukarı taşıyor. Tehditler ve hedef göstermeler endişe verici boyutlara ulaşıyor. Halkın haber alma hakkı ve kamu yararı için çalışan gazetecilerin 116 yıllık mücadelesi bugün de sürüyor. Bugünün sansür memurlarını ancak dayanışma ile medyadan gönderebileceğimizi unutmayalım.”
]]>
Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Yönetim Kurulu, MHP’nin gazetecileri hedef göstermesiyle ilgili açıklama yaptı.
Açıklamada şu ifadeler yer aldı:
“TGC Basın Müzesi’nde Öldürülen Gazeteciler Galerisi’nde Türkiye’de siyasetçiler tarafından hedef gösterildikleri için öldürülmüş 67 gazetecinin adı ve fotoğrafı bulunmaktadır. Tetikçileri ortaya çıkarılsa bile tetiği çektiren karanlık ellerin bulunamadığı ülkemizde gazeteciler her gün hedef gösterilmekte, saldırıya uğramakta ve saldırganlar cezasızlıkla ödüllendirilmektedir.
Son olarak Sinan Ateş Ateş Cinayet Davası’nın dosyası üzerinden gazeteciler yine hedef gösterilmiştir. İktidar ortağı MHP, Sinan Ateş cinayetine ilişkin haber yapan gazeteci, değerlendirmede bulunan siyasetçi, akademisyen ve hukukçuların yer aldığı 154 kişiden şikayetçi olmuştur. Dava dilekçesinde yer alan 63 gazeteci MHP sözcüleri tarafından etki ajanlığı ile suçlanmakta ‘yakın takipteyiz’ diyerek açıkça tehdit edilmekte, fişlenmektedir.
Listede TGC Başkan Vekilimiz Doğan Şentürk, Denetim Kurulu üyemiz Hilmi Hacaloğlu, üyelerimiz Emre Kongar, İsmail Saymaz, Hakan Çelenk, Merdan Yanardağ, Miyase İlknur, Murat Ağırel, Yalçın Doğan, Murat Yetkin, Namık Koçak, Orhan Bursalı, Murat Muratoğlu, Mustafa Balbay, Çiğdem Toker, Deniz Zeyrek, Fatih Polat, Atakan Sönmez, Orhan Uğuroğlu, Nurcan Gökdemir, Taha Akyol ve Uğur Dündar yer almaktadır. Listede ayrıca meslektaşlarımız; Akif Beki, Ali Kemal Erdem, Altan Sancar, Asuman Aranca, Ayşen Şahin, Bahadır Özgür, Barış Pehlivan, Caner Taşpınar, Dinçer Gökçe, Nedim Türkmen, Elfin Tataroğlu, Elif Doğan Şentürk, Ersin Eroğlu, Fatih Ergin, Fırat Fıstık, Fikret Bila, Hüsnü Mahalli, İbrahim Kahveci, İnanç Uysal, İslam Özkan, Kemal Göktaş, Masum Gök, Mehmet Bal, Mehmet Tezkan, Murat Karan, Nevşin Mengü, Nevzat Çiçek, Özlem Akarsu Çelik, Sertaç Eş, Seyhan Avşar, Timur Soykan, Yaşar Aydın, Yavuz Oğhan, Yavuz Selim Demirağ, Yıldız Yazıcıoğlu, Zübeyde Sarı, Mustafa Kurdaş, Hilal Köylü, Umut Taştan, Alican Uludağ, Özlem Gürses bulunmaktadır.
“Cinayatleri işleyenler gazeteci değildir”
Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Yönetim Kurulu olarak uyarmaya devam ediyoruz. Bugüne kadar gazetecileri tehdit ederek, hedef göstererek, yaralayarak ve öldürerek kimse bir yere varamamıştır. Gerçekler saklanamamıştır. Cinayetleri işleyenler gazeteciler değildir.
“Gazeteci halka ve gerçeğe karşı sorumludur”
Türkiye Gazetecileri Hak ve Sorumluluk Bildirgesi’ne göre; Gazeteci; basın özgürlüğünü, halkın doğru haber alma, bilgi edinme hakkı adına dürüstçe kullanır. Her türlü sansür ve otosansürle mücadele eder. Gazeteci, önce halka ve gerçeğe karşı sorumludur. Gazeteci; tüm bilgi kaynaklarına serbestçe ulaşma ve kamu yaşamını belirleyen, halkı ilgilendiren tüm olayları izleme, araştırma hakkına sahiptir. Gazeteci; bilgiyi yok edemez, görmezlikten gelemez, metinleri ve belgeleri değiştiremez”
“Basın özgürlüğü demokratik basın özgürlüğü demokratik toplumun temelidir”
Basın ve ifade özgürlüğünün önemine vurgu yapılan açıklama şöyle devam etti:
“AİHM ve AYM kararlarında ifade edildiği gibi basın ve düşünceyi ifade özgürlüğü demokratik toplumun temelidir. Sadece lehte olduğu kabul edilen haber ve düşünceler için değil, devletin veya nüfusun bir bölümünün aleyhinde olan, onlara çarpıcı gelen, onları rahatsız eden haber ve düşünceler için de uygulanır. Bunlar, çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin gerekleridir.
“Gazetecilik suç değildir”
Gazeteciler, kamu yararının bulunduğu tüm alanlarda olduğu gibi, mahkemelerin önüne gelmiş sorunlarla ilgili haber ve düşünceleri vermekle yükümlüdür. Bu bir görevdir. Anayasamızda Basın Kanunu da bunu söylemektedir. Üyelerimiz ve meslektaşlarımıza yönelik her türlü şiddet eyleminin sorumluları bellidir. Meslektaşlarımızın başına gelecek her türlü olumsuzlukta hedef gösterenleri, olaylarda adı geçenleri sorumlu tutacağımızı kamuoyunun bilgisine sunarız. İktidara ve muhalefete basın ve düşünceyi ifade özgürlüğünün korunması için sağduyu çağrısında bulunuyoruz. #Gazetecilik suç değildir”
]]>
“FENERBAHÇE BENİ İSTEMEZ”
Kendisine Fenerbahçe’den teklif gelmeyeceğini ifade eden Ataman, “Fenerbahçe kulübü hiçbir zaman bana gelmez, onun için de bunu konuşmanın bir esprisi yok” sözlerini söyledi.
“FAIR PLAY İÇİNDE HER ŞEYİ YAPARIM”
Fenerbahçe’yle yaşadığı gerginlikler hakkında da konuşan Ergin Ataman şu açıklamaları yaptı:
“Bir kez daha söylemem gerekirse benim hiçbir camiaya karşı bir tepkim yok. Benim tepkim azınlık bir provokatör grupları var. Berlin’de de bunu yaşadık. Benim tepkim de onlara karşı. Ben bugüne kadar Ülker Arena’da çok maça çıktım. Benim bir kez dahi orada toplu halde Fenerbahçe taraftarına tepkim olmadı. Zaman zaman hakeme itiraz ediyorsun veya bireysel olarak maç boyu sana küfür eden biri varsa onu güvenliğe söylüyorsun. Ancak toplu halde olmadı. Çünkü bunu anlayabiliyorum, rakipsin ve taraftar moralini bozmaya çalışıyor. Haksız bir şekilde de yıllardır beni 2-0’dan döndüğümüz seriyle ilgili olmamış bir şeyle beni eleştiriyorlar. Defalarca bunu anlatıyorsun ama onlar için değişmiyor. Şu anda da bence Ergin Ataman yok diye sıkılıyorlardır. Çünkü beni orada gördüklerinde daha bir heyecan duyuyorlar. Şimdi takip ediyorum ‘Efes’i yendik, şampiyon olduk, günlük güneşlik’ diyorlar. Şampiyon olunca güzel tabi ama şampiyon olamayınca o zaman tepkiyi yiyen ben oluyorum. Ben rakip takım antrenörü olarak şampiyon olmak için fair play kuralları içinde her şeyi yapacağım. O zaman çoğu beni sevmiyor.

“BENİM YAPTIĞIM ŞEY FENERBAHÇE’Yİ YENMEK”
Bana, ‘Hocam sen neden Fenerbahçe’ye bunu yapıyorsun’ diyorlar. Benim Fenerbahçe’ye yaptığım tek şey onları yenerek kupayı almak. Çok şükür ki bugüne kadar hep böyle oldu. Hedef maçların çoğunda kazanan benim takımım oldu. Öyle olunca da kızıyorlar sana ama bu kızma bazı provokatörler tarafından abartılarak olunca da ben tepki gösteriyorum, ben de böyle bir insanım ancak benim tepkim camialara karşı değil. Maalesef bazı yöneticiler kulüplerini sosyal medya üzerinden yönetmeye çalıştıkları için ve o sosyal medyada yazılanlara hoş gözükmek için onlar da sana karşı bir tepki oluşturunca bu çark daha da büyüyorlar. Tekrar söylüyorum ben sözlerimin arkasındayım. Fenerbahçe camiasına hiçbir tepkim yok.”

“GALATASARAY BAŞKANI OLMAK İSTİYORUM”
Hedefinin Galatasaray Kulübü başkanı olmak olduğunu söyleyen Ergin Ataman, “Fenerbahçe’yle basketbolda çoğu kez karşılaştık. Benim hedefim günün birinde kulüp bazında karşı karşıya gelmek. Benim hedefim basketbol antrenörlüğünü bırakınca Galatasaray Kulübü başkanı olmak. Onlar da bunu biliyorlar. Hiçbir zaman bana teklifle gelmezler. Benim de etik olarak böyle bir planım varsa en büyük rakibe gitmemem gerekiyor. Bu bir gerçek. Onun için ben Fenerbahçe’ye gelmem demiyorum, Fenerbahçe bana gelmez diyorum. Zaten artık Türkiye’de de değilim, Atina’dayım. Kader yine de bizi Final Four’da da karşı karşıya getirdi.” açıklamasını yaptı.
]]>Esenyurt Belediye Başkanı Prof. Dr. Ahmet Özer, göreve geldiği günden bu yana kente kazandırdığı, yapımı devam eden ve projelendirilen çalışmaları “Esenyurt’ta 100 Gün” tanıtım programında kentin paydaşlarına anlattı. Düzenlenen programa; CHP Genel Başkan Yardımcısı Özgür Karabat, Büyükçekmece Belediye Başkanı Hasan Akgün, Eyüpsultan Belediye Başkanı Mithat Bülent Özmen, İBB CHP Meclis Başkan Vekili Nuri Aslan, Esenyurt Sanayici ve İş İnsanları Derneği Başkanı Turgut Şavlı, Esenyurt Kent Konseyi Başkanı Tuncer Dağ, İl Dernekler Birliği Başkanı Orhan Onur, Esenyurt Muhtarlar Derneği Başkanı Ahmet Kuzğun, Gaziler Derneği Başkanı İsmail Kalaycıolu, CHP Esenyurt İlçe Başkanı Hüseyin Ergin, CHP Esenyurt ve İBB meclis üyeleri, muhtarlar, STK temsilcileri, basın mensupları ve vatandaşlar katıldı. Başkan Özer, ilçede ilk 100 günde yapılan hizmetlerin yer aldığı sinevizyon gösterisi ile başlayan programda bir sunum gerçekleştirdi. Katılımcıları yaptığı çalışmalarla ilgili bilgilendiren Özer, “Nihai hedefimiz; güçlü yanlarımızı geliştirip Esenyurt üzerindeki negatif algıyı ortadan kaldırarak barış ve kardeşlik şehrini birlikte inşa etmektir” diye konuştu.
“Halka hesap vereceğiz”
Yaptığı ve yapacağı çalışmalarla ilgili düzenli periyotlarla halka hesap vereceğini açıklayan Başkan Özer şunları söyledi: “Bana göre siyasetçi halkına hesap veren kişidir. Demokrasiyi otokrasiden ayıran çok ince bir nokta var. O da şu; otokraside kim ne yaparsa yanına kar kalır, asla hesap vermez. Ama demokrasi hesap verme rejimidir. Biz de istedik ki 100 günde neler yaptığımızın hesabını sizlere ve değerli halkımıza verelim. Sonra 6 ayın ve bir yılın hesabını vereceğiz. Sonra her sene, seneyi devriyesinde Esenyurt halkına, İstanbul halkına ve sizlere hesap vereceğiz. Biz belediye başkanları olarak halkın parasıyla halka hizmet eden kişileriz. Halkın, kendi parasıyla ne yapıldığını bilmesi lazım. O nedenle bu tarzımızı 5 yıl boyunca sürdüreceğiz. Biz neler yaptığımızı hizmetlerimizle anlatacağız. Bir belediye başkanı hizmetleriyle konuşur. Biz adil, kapsayıcı, eşit ve erişilebilir bir belediyecilik ve bir Esenyurt hayal ediyoruz. Bizim en temel ilkemiz bu. Çünkü adil değilseniz, adalet yoksa orada ne yaparsanız yapın işe yaramaz. Kapsayıcı değilseniz, herkesi kucaklamıyorsanız o zaman adaletsiz olursunuz. Adil yaklaşmıyorsanız terazinin bir kefesi daima aşağıda olur ve siyasetin işlevini yerine getirmemiş olursunuz. Çünkü siyasetin üç temel işlevi var. Üretimi arttırmak, üretilenin adil bölüşümünü sağlamak ve bunu toplumsal barış içinde gerçekleştirmek. Biz de bunu yapmaya çalışıyoruz. Demokratik, katılımcı, şeffaf bir belediyecilik uygulamaya çalışıyoruz. Bugün, burada katılımcılığın da bir başka örneğini yaşıyoruz. Şu ana kadar yaptığımız çalıştaylarımız var. Muhtarlarla, kadınlarımızla, dezavantajlı gruplarımızla, sanayicilerimizle yaptığımız çalıştaylar devam ediyor. İlçemizi yönetirken her şeyi biz biliyoruz, demiyoruz. Bizim fikrimiz var, projelerimiz var ama halkımızın dediklerine öncelik veriyoruz. Bu nedenle onları proje ağımıza alıyoruz. Geri dönüşü, kaynağı, halka dokunuşu yüksek olan; çevreci, kente katma değer katacak olan projeleri teker teker hayata geçiriyoruz”
“Hedefimiz: Sorunları çözülmüş bir Esenyurt”
Başkan Özer hedeflerini ise şöyle sıraladı: “Bizim Esenyurt için en önemli hedefimiz; barış ve kardeşlik kenti Esenyurt. Bu hedef sadece Esenyurt için değil bütün belediyelerimiz için, İstanbul’umuz için, Türkiye’miz için de çok elzem bir hedef. İkinci hedefimiz; temiz, yeşil, ulaşılabilir bir Esenyurt. Üçüncüsü kültür, sanat ve sporun başkenti Esenyurt. Dördüncü hedefimiz; sosyal belediyeciliğin kalbi Esenyurt, beşincisi; lojistik, sanayi ve ticaret üssü Esenyurt. Altıncı hedefimiz; imar sorunları, planlama sorunları çözülmüş bir Esenyurt. İlk altı hedefimizi gerçekleştirip yedinci hedefimize ulaşmış olacağız. O da; 21. yüzyıla yakışan bir Esenyurt. Hepimizin en temel özlemi bu. Bunun için gece gündüz çalışıyoruz. Temizlik filomuzu 12 yeni çöp kamyonu ile güçlendirdik. 540 tane yeni temizlik konteyneri aldık. Var olan tüm konteynerimizin bakımını, onarımını gerçekleştirdik. Çok şükür temiz bir Esenyurt oluşturduk. Yeşil bir Esenyurt oluşturmak için de çalışmalarımız tüm hızıyla devam ediyor. Normalde kişi başına düşen yeşil alanın 10 metrekare olması lazım. Bu oran Esenyurt’ta 72 santimetrekare. Bu kentin durumunu değiştirmek için kolları sıvadık. 100 bin metrekarelik bir yeşil vadiyi gece gündüz çalışarak tamamlama aşamasına getirdik. İstiklal ve Akçaburgaz Mahallelerinde iki park açtık. 14 tane park çalışmamız da devam ediyor. Barbaros Hayrettin Paşa Mahallesi’nde 10 bin metrekarelik bir parkın temelini attık. O parkımızın içinde bir kreş de var, bitki tünelleri var, antik tiyatroları var, çocuk oyun alanları var. İnşallah en kısa sürede biz bunu bitirip halkımızın hizmetine sunacağız” ifadelerini kullandı.
“100 bin ton asfalt dökeceğiz”
Başkan Özer sözlerine şöyle devam etti: “Hedefimiz, ulaşılabilir bir Esenyurt. Bu çarpık kentleşmenin getirmiş olduğu en büyük problemlerden biri; yolların, asfaltın bozuk olması, otopark probleminin olması, trafiğin çok büyük bir sorun haline gelmesi. Gelir gelmez bu işe el attık ve 45 bin ton asfalt döktük. Hedefimiz bu sezon 100 bin ton asfalt dökmek. 70 tane caddemizi asfaltlayacağız. 2 tane prestij cadde yapıyoruz. 54 bin metrekare parke ve bordür taşı döşedik. 8 bin noktada yol bakım onarım çalışması yaptık. Bin 625 metre yağmur suyu hattı, 6 bin 552 asfalt yama çalışması yaptık. 16 bin 865 metre refüj ve bordür boyaması ve 20 kilometre yol çizgi boyası yaptık. 2 prestij caddemizin düzenleme çalışmalarına başladık. Bu çalışmalarda İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin katkıları var. Buradan Sayın İmamoğlu’na ve ekibine teşekkür ediyorum. 70 caddemizde asfalt için hazırlık çalışmalarını yapıyoruz. Hazırlığını sürdürdüğümüz 24 adet geometrik düzenleme ve kavşak projesiyle ulaşılabilir bir Esenyurt için çalışıyoruz”
“3 bin öğrencimize hayal ettikleri okullara kavuşmaları için eğitim verdik”
Eğitim ve spor alanında da yaptığı çalışmalara değinen Özer, “29 farklı branşta 14 bin 683 vatandaşımıza toplam 109 bin 594 spor hizmeti verdik. 3 dünya şampiyonu, 1 dünya ikincisi, 1 Avrupa birincisi, 2 milli sporcumuzu ödüllendirdik. 19 amatör spor grubunun tesislerimizden faydalanmasını sağlıyoruz. 211 özel ihtiyaçlı çocuğumuzu yüzme havuzlarımızdan faydalandırıyoruz. Sınavlara hazırlık noktasında ise 100 günde 600 öğrenciye, 22 farklı branşta 415 kursiyere eğitim verdik. LGS ve YKS kurslarımızda 3 bin öğrencimize hayal ettikleri okullara kavuşmaları için eğitim verdik. Geldiğim günden beri en önemsediğim ikinci konu sosyal belediyecilik. Bin 600 evladımızın sünnet operasyonunu gerçekleştiriyoruz. Günde 15 bin kişiye sıcak yemek dağıtacak bir aşevinin açılışını yaptık. 2 adet kent lokantasını en kısa sürede hayata geçireceğiz. 117 beyaz eşya yardımı gerçekleştirdik. Bunları gelecekte ikiye üçe katlayacağız. 2 bin 450 metrekare alan üzerinde projelendirilmesi hazırlanan et entegre tesisi ve kuru gıda tanzim satış marketinin çalışmalarını yürütüyoruz. Bu gerçekleştiği takdirde özellikle alım gücü olmayanlara yardımlarımızı dağıtmayı düşünüyoruz” dedi.
İlçeye 15 yeni kreş geliyor
Esenyurt’a 40 yılda sadece 9 tane kreş yapıldığını belirten Prof. Dr. Özer, “Biz gelir gelmez bir kreşi bitirdik. Bir tanesinin temelini attık. 15 yeni kreşin de çalışmalarını yürütüyoruz. Kariyer merkezimizdeki çalışmaları hızlandırdık, sayıları arttırdık. İlk 100 günümüzde 3 bin 844 vatandaşımızla görüşme yaptık. Bin 397 kişiyi iş sahibi yaptık. Burada hedefimiz 100 bin istihdam. 11 bin 143 Esenyurtlu kadına 27 farklı kategoride mesleki eğitim verdik. Kadınların ürettikleri ürünlerin sergilendiği kadın ve sanat sergisini açtık. Ekrem Başkan’dan üretilen ürünlerin İstanbul’da da, örneğin; Sultanahmet Camii’nin altında satılabileceği bir yer tahsis etmelerini istedik. Düzenlediğimiz 7 gezi ve 4 etkinlik ile 792 kursiyerimize, 260 çocuğumuza bu anlamda keyifli anlar yaşattık. Kadınlara 3 bin 188 seans psikolojik destek sunduk. 5 tane kreşi birlikte yapıyoruz. Yaşam Vadisi’nin 3. etabını bitiriyoruz. Mahmut Bey-Esenyurt metrosu çok önemli. Başkanımız da bunun üzerinde çok duruyor. Ayrıca Esenyurt Hızray Projesi var. Nihai hedefimiz güçlü yerlerimizi geliştirip Esenyurt üzerindeki negatif algıyı ortadan kaldırarak barış ve kardeşlik şehrini birlikte inşa etmektir” ifadelerini kullandı.
Başkan Özer’den uluslararası dans festivaline çağrı
Prof. Dr. Özer, programda ayrıca 18 Temmuz’da, 35 ülkeden 500 dansçının katılacağı 3. Uluslararası Esenyurt Halk Dansları, Müzik ve Sanat Festivali düzenleyeceklerini duyurarak katılımcıları festivale davet etti. – İSTANBUL
]]>Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer, göreve geldiği günden bu yana kente kazandırdığı, yapımı devam eden ve projelendirilen çalışmaları “Esenyurt’ta 100 Gün” tanıtım programında kentin paydaşlarına anlattı. Düzenlenen programa; CHP Genel Başkan Yardımcısı Özgür Karabat, Büyükçekmece Belediye Başkanı Hasan Akgün, Eyüpsultan Belediye Başkanı Mithat Bülent Özmen, İBB CHP Meclis Başkan Vekili Nuri Aslan, DEM Parti İstanbul İl Başkanı Murat Kalmaz, CHP Esenyurt İlçe Başkanı Hüseyin Ergin, CHP Esenyurt ve İBB meclis üyeleri, muhtarlar, STK temsilcileri, basın mensupları ve vatandaşlar katıldı.
Başkan Özer, ilçede ilk 100 günde yapılan hizmetlerin yer aldığı sinevizyon gösterisi ile başlayan programda bir sunum gerçekleştirdi. Katılımcıları yaptığı çalışmalarla ilgili bilgilendiren Özer, “Nihai hedefimiz; güçlü yanlarımızı geliştirip Esenyurt üzerindeki negatif algıyı ortadan kaldırarak barış ve kardeşlik şehrini birlikte inşa etmektir” dedi.
Yaptığı ve yapacağı çalışmalarla ilgili düzenli periyotlarla halka hesap vereceğini açıklayan Başkan Özer şunları söyledi:
“Halka hesap vereceğiz”
“Bana göre siyasetçi halkına hesap veren kişidir. Demokrasiyi otokrasiden ayıran çok ince bir nokta var. O da şu; Otokraside kim ne yaparsa yanına kar kalır, asla hesap vermez. Ama demokrasi hesap verme rejimidir. Biz de istedik ki yüz günde neler yaptığımızın hesabını sizlere ve değerli halkımıza verelim. Sonra altı ayın ve bir yılın hesabını vereceğiz. Sonra her sene, seneyi devriyesinde Esenyurt halkına, İstanbul halkına ve sizlere hesap vereceğiz. Biz belediye başkanları olarak halkın parasıyla halka hizmet eden kişileriz. Halkın, kendi parasıyla ne yapıldığını bilmesi lazım. O nedenle bu tarzımızı 5 yıl boyunca sürdüreceğiz.
“Adil, kapsayıcı, eşit ve erişilebilir olacağız”
Biz neler yaptığımızı hizmetlerimizle anlatacağız. Bir belediye başkanı hizmetleriyle konuşur. Biz adil, kapsayıcı, eşit ve erişilebilir bir belediyecilik ve bir Esenyurt hayal ediyoruz. Bizim en temel ilkemiz bu. Çünkü adil değilseniz, adalet yoksa orada ne yaparsanız yapın işe yaramaz. Kapsayıcı değilseniz, herkesi kucaklamıyorsanız o zaman adaletsiz olursunuz. Eşitlikçi yaklaşmıyorsanız terazinin bir kefesi daima aşağıda olur ve siyasetin işlevini yerine getirmemiş olursunuz. Çünkü siyasetin üç temel işlevi var. Üretimi arttırmak, üretilenin adil bölüşümünü sağlamak ve bunu toplumsal barış içinde gerçekleştirmek. Biz de bunu yapmaya çalışıyoruz. Demokratik, katılımcı, şeffaf bir belediyecilik uygulamaya çalışıyoruz. Bugün, burada katılımcılığın da bir başka örneğini yaşıyoruz. Şu ana kadar yaptığımız çalıştaylarımız var. Muhtarlarla, kadınlarımızla, dezavantajlı gruplarımızla, sanayicilerimizle yaptığımız çalıştaylar devam ediyor. İlçemizi yönetirken her şeyi biz biliyoruz demiyoruz. Bizim fikrimiz var, projelerimiz var ama halkımızın dediklerine öncelik veriyoruz. Bu nedenle onları proje ağımıza alıyoruz. Geri dönüşü, kaynağı, halka dokunuşu yüksek olan; çevreci, kente katma değer katacak olan projeleri teker teker hayata geçiriyoruz.
“Hedefimiz: Sorunları çözülmüş bir Esenyurt”
Bizim Esenyurt için en önemli hedefimiz; barış ve kardeşlik kenti Esenyurt. Bu hedef sadece Esenyurt için değil bütün belediyelerimiz için, İstanbul’umuz için, Türkiye’miz için de çok elzem bir hedef. İkinci hedefimiz; temiz, yeşil, ulaşılabilir bir Esenyurt. Üçüncüsü kültür, sanat ve sporun başkenti Esenyurt. Dördüncü hedefimiz; sosyal belediyeciliğin kalbi Esenyurt, beşincisi; lojistik, sanayi ve ticaret üssü Esenyurt. Altıncı hedefimiz; imar sorunları, planlama sorunları çözülmüş bir Esenyurt. İlk altı hedefimizi gerçekleştirip yedinci hedefimize ulaşmış olacağız. O da: 21. yüzyıla yakışan bir Esenyurt. Hepimizin en temel özlemi bu. Bunun için gece gündüz çalışıyoruz
“Esenyurt’un zehirlenmiş ruhunu iyileştirmeye geldik”
Geldiğimizde çöp dağları vardı ve hemen temizlik filomuzu 12 yeni çöp kamyonu ile güçlendirdik. 540 tane yeni temizlik konteyneri aldık. Var olan tüm konteynerimizin bakımını, onarımını gerçekleştirdik. Çok şükür temiz bir Esenyurt yarattık. Yeşil bir Esenyurt yaratmak içinde çalışmalarımız tüm hızıyla devam ediyor. Normalde kişi başına düşen yeşil alanın 10 metrekare olması lazım. Bu oran Esenyurt’ta 72 santimetrekare. Deprem toplanma alanlarını bile betona boğmuşlar. Esenyurt’un ruhu zehirlenmiş. Biz onu yeniden iyileştirmeye geldik. Onun için gelir gelmez betona boğulmuş bu kentin kaderini değiştirmek için kolları sıvadık. Yüz bin metrekarelik bir yeşil vadiyi gece gündüz çalışarak tamamlama aşamasına getirdik. İstiklal ve Akçaburgaz Mahallelerinde iki park açtık. 14 tane park çalışmamız da devam ediyor. Barbaros Hayrettin Paşa Mahallesi’nde 10 bin metrekarelik bir parkın temelini attık. O parkımızın içinde bir kreş de var, bitki tünelleri var, antik tiyatroları var, çocuk oyun alanları var. İnşallah en kısa sürede biz bunu bitirip halkımızın hizmetine sunacağız””100 bin ton asfalt dökeceğiz.
“Hedefimiz, ulaşılabilir bir Esenyurt”
Hedefimiz, ulaşılabilir bir Esenyurt. Bu çarpık kentleşmenin getirmiş olduğu en büyük problemlerden biri; yolların, asfaltın bozuk olması, otopark probleminin olması, trafiğin çok büyük bir sorun haline gelmesi. Gelir gelmez bu işe el attık ve 45 bin ton asfalt döktük. Hedefimiz bu sezon 100 bin ton asfalt dökmek. Yetmiş tane caddemizi asfaltlayacağız. İki tane prestij cadde yapıyoruz. 54 bin metrekare parke ve bördür taşı döşedik. 8 bin noktada yol bakım onarım çalışması yaptık. 1.625 metre yağmur suyu hattı, 6.552 asfalt yama çalışması yaptık. 16 bin 865 metre refüj ve bordür boyaması ve 20 kilometre yol çizgi boyası yaptık. İki prestij caddemizin düzenleme çalışmalarına başladık. Bu çalışmalarda İstanbul Büyükşehir’ Belediyesi’nin katkıları var. Buradan Sayın İmamoğlu’na ve ekibine teşekkür ediyorum. 70 caddemizde asfalt için hazırlık çalışmalarını yapıyoruz. Hazırlığını sürdürdüğümüz yirmi dört adet geometrik düzenleme ve kavşak projesiyle ulaşılabilir bir Esenyurt için çalışıyoruz.
“3 bin öğrencimize hayal ettikleri okullara kavuşmaları için eğitim verdik”
29 farklı branşta 14 bin 683 vatandaşımıza toplam 109 bin 594 spor hizmeti verdik. 3 dünya şampiyonu, 1 dünya ikincisi, 1 Avrupa birincisi, 2 milli sporcumuzu ödüllendirdik. 19 amatör spor grubunun tesislerimizden faydalanmasını sağlıyoruz. 211 özel gereksinimli çocuğumuzu yüzme havuzlarımızdan faydalandırıyoruz. Sınavlara hazırlık noktasında ise 100 günde 600 öğrenciye, 22 farklı branşta 415 kursiyere eğitim verdik. LGS ve YKS kurslarımızda 3 bin öğrencimize hayal ettikleri okullara kavuşmaları için eğitim verdik. Yapımı yarım kanun kampüs lise projemizde devam ediyoruz.
“Sosyal belediyeciliğin kalbi Esenyurt”
Geldiğim günden beri en önemsediğim ikinci konu sosyal belediyecilik. 1.600 evladımızın sünnet operasyonunu gerçekleştiriyoruz. Günde 15 bin kişiye sıcak yemek dağıtacak bir aşevinin açılışını yaptık. İki adet kent lokantasını en kısa sürede hayata geçireceğiz. 117 beyaz eşya yardımı gerçekleştirdik. Bunları gelecekte ikiye üçe katlayacağız. 2.450 metrekare alan üzerinde projelendirilmesi hazırlanan et entegre tesisi ve kuru gıda tanzim satış marketinin çalışmalarını yürütüyoruz. Bu gerçekleştiği takdirde, özellikle alım gücü olmayanlara yardımlarımızı dağıtmayı düşünüyoruz.
“İlçeye 15 yeni kreş geliyor”
Esenyurt’a 40 yılda sadece 9 tane kreş yapılmış. Biz gelir gelmez bir kreşi bitirdik. Bir tanesinin temelini attık. On beş yeni kreşin de çalışmalarını yürütüyoruz. Kariyer merkezimizdeki çalışmaları hızlandırdık, sayıları arttırdık. İlk yüz günümüzde 3 bin 844 vatandaşımızla görüşme yaptık. 1.397 kişiyi iş sahibi yaptık. Burada hedefimiz 100 bin istihdam. 11 bin 143 Esenyurtlu kadına 27 farklı kategoride mesleki eğitim verdik. Kadınların ürettikleri ürünlerin sergilendiği kadın ve sanat sergisini açtık. Ekrem Başkandan, üretilen ürünlerin İstanbul’da da, örneğin Sultanahmet Camii’nin altında satılabileceği bir yer tahsis etmelerini istedik. Düzenlediğimiz 7 gezi ve 4 etkinlik ile 792 kursiyerimize, 260 çocuğumuza bu anlamda keyifli anlar yaşattık. Kadınlara 3 bin 188 seans psikolojik destek sunduk.
“Barış ve kardeşlik şehrini birlikte inşa edeceğiz”
Beş tane kreşi birlikte yapıyoruz. Yaşam Vadisi’nin 3. etabını bitiriyoruz. Mahmut Bey-Esenyurt metrosu çok önemli. Başkanımız da bunun üzerinde çok duruyor. Ayrıca Esenyurt Hızray Projesi var. Ama maalesef bir buçuk yıldır Cumhurbaşkanlığının önünde, bir türlü imzalanmıyor. Halbuki bu imzalandığı takdirde İstanbul’un çok önemli bir ulaşım sorunu giderilmiş olacak. Nihai hedefimiz güçlü yerlerimizi geliştirip Esenyurt üzerindeki negatif algıyı ortadan kaldırarak barış ve kardeşlik şehrini birlikte inşa etmektir.”
“Başkan Özer’den uluslararası dans festivaline çağrı”
Başkan Özer, programda ayrıca 18 Temmuz’da, 35 ülkeden 500 dansçının katılacağı 3. Uluslararası Esenyurt Halk Dansları, Müzik ve Sanat Festivali düzenleyeceklerini duyurarak katılımcıları festivale davet etti.
]]>YÜKSEKÖĞRETİM Kurumları Sınavı (YKS) birincilerinden Rizeli Fatih Emre Düzcan, “Dersleri severek başarılı oldum. Aile, öğretmen, hatta arkadaş desteği de çok önemli” dedi.
Milyonlarca öğrencinin heyecanla beklediği YKS sonuçları açıklandı. Bahçeşehir Koleji Rize Kampüsü’nden Fatih Emre Düzcan, AYT sözelde Türkiye birincisi oldu. Sınav sonuçlarını Rize’de ailesiyle yaşadığı evde öğrenen ve büyük mutluluk yaşayan Düzcan, başarısını disiplinli çalışmaya borçlu olduğunu, hayallerine ulaşacağı günün gerçekleşeceğine hep inanıp, hiç vazgeçmediğini söyledi. Düzcan, “Engebeli bir süreç; zaman zaman çok mutlu olduğum, çok zorlandığım zamanlar oldu. Ancak ailemin desteği, arkadaşlarımın, okulumun desteği benim için çok önemli ve değerliydi. Onların yardımıyla bu süreci güzel bir şekilde atlattım. Ailem, arkadaşlarım olmasaydı şu an bu konuşmayı yapıyor olmazdım” ifadelerini kullandı.
‘DERSLERİ SEVEREK BAŞARILI OLDUM’
Öğrencilere tavsiyelerde bulunan Fatih Emre Düzcan, “Özel bir programım yoktu. Ben ders çalışmayı seviyordum. Edebiyatı, tarih, fen, her alanı genelde sevmeye çalıştım. Sevmediklerimi de severek başarılı oldum, diyebilirim. Kendime bir hedef koydum; o anlamda yürüdüm. Öncelikle meslek ve kariyer hedeflerini yola çıkmadan önce koymaları, bunu belirlemeleri gerekiyor. Bu onlar için çok önemli. Çünkü YKS onlar için bir amaç değil bir araç. Yani istedikleri mesleğe istedikleri bölüme fakülteye gitmek için YKS bir araç. Öncelikle bunu anlamaları gerekiyor ve tabii ders çalışmayı sevmeleri gerekiyor. İdealist olmaları gerekiyor sadece kendinizle de bitmiyor bir ekip çalışmasıyla bu mümkün” diye konuştu.
‘ARKADAŞ DESTEĞİ ÇOK MÜHİM’
Aile, öğretmen ve arkadaş desteğinin önemini vurgulayan Düzcan, hedefinin hukuk alanında ilerlemek olduğunu belirtti. Düzcan, “Aile, öğretmen, hatta arkadaş desteği de çok mühim. En mühimlerinden bir tanesi bence arkadaş desteği. Bazı arkadaş olur sizi geriye çeker, bazı arkadaşlar olur sizi çok yukarı çeker. O yüzden arkadaş seçiminin de çok önemli olduğunu düşünüyorum. Körü körüne çalıştığım anlar da oldu, hiç çalışmadığım anlarda oldu. Yani 20-24 saat oturun çalışın bu imkansız; hiç kimse çalışamaz. Zaman zaman çalışacağız, zaman zaman dinleneceğiz ama her zaman hedefimiz aklımızın bir köşesinde olacak. Bundan sonra tabii hukuk alanında ilerlemek istiyorum. Türk bürokrasisine, ülkemize hizmet etmek istiyorum” dedi.
‘TARİFİ İMKANSIZ DUYGULAR İÇERİSİNDEYİZ’
Fatih Emre Düzcan’ın annesi Akkız Düzcan, “Tarifi imkansız duygular içerisindeyiz; emeklerinin karşılığını alması açısından çok mutluyuz. Severek sürekli çalışırdı, çalışmak için de değil severek çalışmalarını sürdürdü. Programlı, planlı çalışma onu hedefe taşıdı. Planlı bir öğrenciydi, sonuçlar çok güzel oldu bizim için” ifadelerini kullandı.
Yüksel Düzcan da “İnanılmaz çok mutlu olduk. Oğlumun mutlu oluşu, ailecek mutlu olmamız farklı bir duygu. O sabah güzel bir uyanıştı. Emek veren herkese ve oğluma çok teşekkür ederim” diye konuştu.
‘ÖĞRENCİMİZ BİZE ÇOK ÖNEMLİ IŞIK OLDU’
Bahçeşehir Koleji Rize Kampüsü Kurucu Temsilcisi Aziz Sonkaya ise “Aşırı güzel bir duygu. Her işte insanı besleyen bazı şeyler vardır. Bizim işimizde de bizi besleyecek en önemli duygu budur. İşinizi yaptığınızda motive oluyorsunuz, geleceğe ne güzel, daha umutlu, daha büyük hedefler çiziyorsunuz. Bu açıdan öğrencimiz bize çok önemli ışık oldu” dedi.
]]>İsrail, camiyi hedef aldı: 10 ölü
GAZZE – İsrail’in 7 Ekim’den beri Gazze Şeridi’ne gerçekleştirdiği saldırılarda hayatını kaybedenlerin sayısı 38 bin 443’e yükseldi.
İsrail, Gazze Şeridi’ne yönelik katliamlarına 281 gündür devam ediyor. Gazze’deki Filistin Sağlık Bakanlığından yapılan açıklamada, İsrail ordusunun son 24 saatte gerçekleştirdiği saldırılarda 61 kişinin hayatını kaybettiği, 129 kişinin de yaralandığı bildirildi. Saldırıların başladığı 7 Ekim’den bu yana yaşanan can kaybının 38 bin 443’e, yaralananların sayısının ise 88 bin 481’e yükseldiği aktarıldı.
Hamas’tan 71 Filistinlinin öldürüldüğü saldırıya tepki
İsrail ordusunun “güvenli bölge” olarak ilan ettiği ve yerinden edilen sivillerin sığındığı El Mevasi bölgesine saatler önce gerçekleştirdiği saldırıda ise 71 kişi hayatını kaybederken, 289 kişi de yaralandı. İsrail ordusundan yapılan açıklamada, saldırıda Hamas’ın askeri kanadı İzzeddin El Kassam Tugayları’nın lideri Muhammed Deif’in hedef alındığı iddia edildi. Hamas’ın üst düzey yetkililerinden Ebu Zühri ise Reuters haber ajansına yaptığı açıklamada, söz konusu iddiayı yalanlayarak hayatını kaybedenlerin tamamının sivil olduğunu ifade etti. Zuhri, saldırının İsrail’in ateşkes anlaşmasına varmak istemediğini gösterdiğini söyledi.
Hamas’tan yapılan yazılı açıklamada ise “El Mevasi bölgesindeki katliam, halkımıza yönelik soykırımının bir devamıdır ve bu suça ABD yönetimi doğrudan ortaktır” ifadeleri kullanıldı. Söz konusu saldırının kınandığı belirtilen açıklamada, “Siyonist işgal ordusunun gerçekleştirdiği bu menfur katliam, Han Yunus’un batısında, işgal ordusu tarafından ‘güvenli bölge’ olarak sınıflandırılan ve sivillerin buralara taşınmaya teşvik edildiği bir bölge olan El Mevasi’de gerçekleştirildi. İşgalci savaş uçakları, topları ve insansız hava araçları, yerinden edilenlerin çadırlarını farklı silahlarla ağır ve sürekli hedef alırken, yüzlerce silahsız sivilin şehit olmasına ve yaralanmasına yol açtı. İşgalin, liderlerimizi hedef aldığı yönündeki iddialar asılsızdır. İşgalin Filistinli liderleri hedef aldığı iddiası ilk değildir ve daha sonra bunların yalan olduğu ortaya çıkmıştır. Bu asılsız iddialar, korkunç katliamın boyutunun örtbas edilmesinden başka bir şey değildir. 80 binden fazla yerinden edilmiş insanın yoğun olarak yaşadığı bir bölgeyi hedef alan katliam, Siyonist hükümetin Filistin halkına yönelik soykırımı sürdürme kararlılığının açık bir göstergesidir. Bu, masum sivilleri hedef almayı durdurma çağrılarına veya onların korunmasını zorunlu kılan herhangi bir savaş kanununa uyulmasına bakılmaksızın, çadırlarda, barınma merkezlerinde ve yerleşim bölgelerindeki silahsız sivillerin tekrar tekrar ve sistematik olarak hedef alınması, onlara karşı en iğrenç suçların işlenmesi yoluyla yapılmaktadır” denildi. ABD’nin sağladığı desteğin, İsrail’in söz konusu suçları işlemesinin önünü açtığı vurgulandı.
İsrail yine sivilleri vurdu: 10 can kaybı
İsrail ordusu, El Mevasi’ye yönelik saldırının ardından Gazze’nin batısındaki Şati Mülteci Kampında öğle namazını kılmak için toplanan sivillerin bulunduğu bir camiyi hedef aldı. Sivil Savunma Sözcüsü Mahmud Basal, 10 kişinin hayatını kaybettiğini, 20 kişinin de yaralandığını aktardı.
]]>ENERJİ ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, “İletim sistemimizi genişletmek, artan ihtiyacı karşılayacak yeni yatırımları, kapsamlı yatırımları yapabilmek için önümüzdeki 10 yıl içerisinde yaklaşık 10 milyar dolarlık bir yatırım hedefimiz var” dedi.
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, Ankara’da düzenlenen, Dünya Bankası Türkiye Enerji Dönüşümü Çalıştayı’na katılarak, Dünya Bankası yöneticileri ve enerji sektörünün temsilcileriyle bir araya geldi. Bakan Bayraktar, Türkiye’nin 2053 yılına kadar karbon nötr bir ekonomi olma hedefine ilişkin değerlendirmede bulundu. Bayraktar, bu hedef doğrultusunda yenilenebilir enerji kapasitesini artırmak, enerji verimliliğini en etkin şekilde uygulamak ve nükleer enerjinin yanı sıra kritik madenlerin de rolünü güçlendirmek istediklerini söyledi. Bayraktar, “Barajların üzerindeki alanları değerlendirerek yüzer GES’lerle toplam kurulu gücümüzü arttırmayı hedefliyoruz. Burada önümüzdeki 10 yıl için daha net ve somut bir hedef ortaya koyacağız. Hedefler için mutlaka şebekelerin ihtiyaç duyduğu yatırımları da yapmamız gerekiyor. Burada bizim karşı karşıya olduğumuz birkaç zorluk var. Bunların en başındaki husus, sistem işletmesinin, yani bizim elektrik işletim sistemimizin sağlıklı bir şekilde bu kadar yenilenebilir kaynağı sisteme katarken, doğru bir şekilde yönetilmesi ve bunun güçlendirilmesi ihtiyacı. Bu anlamda iletim sistemimizi genişletmek, artan bu ihtiyacı karşılayacak yeni yatırımları, kapsamlı yatırımları yapabilmek için de önümüzdeki 10 yıl içerisinde yaklaşık 10 milyar dolarlık bir yatırım hedefimiz var. Dolayısıyla daha güçlü bir iletişim şebekesinin sahibi olan bir Türkiye, aynı zamanda komşularıyla elektrikli iletim bağlantı kapasitesi daha artmış bir ülke. Bugün Gürcistan’da bizim 700 megavatı bulan bir enterkonneksiyonumuz var; ama komşularımızla mevcut kapasiteleri mutlaka artırmamız lazım. Avrupa yönünde mutlaka Bulgaristan’la ve Yunanistan’la olan mevcut enterkonneksiyon kapasitemizi daha da arttırmamız lazım. Dolayısıyla bir taraftan enterkonneksiyon kapasitesi artmış, iletim şebeke yatırımları, genişleme yatırımları artmış bir Türkiye’den bahsediyoruz” dedi.
‘TÜRKİYE’NİN ÇOK CİDDİ BİR POTANSİYELİ VAR’
Uluslararası Enerji Ajansı Elektrik 2024 Raporunu değerlendiren Bayraktar, “Rapora göre kritik ham maddelere olan talep küresel ölçekte 2030 yılına kadar bugünkü ihtiyacının iki katına çıkacak. Ama eğer biz küresel anlamda net sıfır emisyonu hedefliyorsak, 2030 yılına kadar bu talep yaklaşık üç katına çıkacak. Dolayısıyla böyle bir artan talebi karşılayacak bütün küresel anlamda artan bu talebi karşılayacak kaynakları da doğru bir şekilde ortaya koymamız gerekiyor. Bu anlamda Türkiye’nin çok ciddi bir potansiyeli var. Çok yakın bir zamanda biz Türkiye’de, Eskişehir Beylikova’da önemli bir nadir toprak elementi rezervi bulduk. Bunun en hızlı şekilde, en doğru şekilde ekonomiye kazandırılması sadece Türkiye için değil küresel ölçekte enerji dönüşümüne önemli katkılar yapacak” dedi.
Bayraktar, binalarda, tarımda, ulaştırmada ve birçok farklı sektörde enerji verimliliğinde ciddi bir potansiyel olduğuna dikkat çekerek, “Türkiye olarak biz bu konuda bakanlık olarak özellikle bu işin koordinasyonundan sorumlu kurum olarak 2024-2030 yıllarını kapsayan bir ulusal enerji verimliliği eylem programı tanımladık. Burada adeta her sektörde hangi alanlarda ne kadarlık bir iyileştirme yapacağımızı ifade ettik. Buna göre Türkiye’nin bu süre içerisinde yaklaşık 20 milyar dolarlık bir yatırım ihtiyacı var, bir yatırım hedefi var. Bunun sonucunda da Primer enerjide yüzde 16’lık bir tasarruf ve dolayısıyla enerji yoğunluğunu iyileştirme ve aynı zamanda yaklaşık 100 milyon tonluk bir karbon emisyonundan da kaçınma gibi bir sonuç ve hedefle karşı karşıyayız. Dolayısıyla enerji verimliliği konusu bizim büyük bir dikkatle üzerine eğileceğimiz, yine burada uluslararası finansal kuruluşlarla birlikte iş birliği yapacağımız önemli alanlardan bir tanesi” değerlendirmesinde bulundu.
]]>Avrupa Konseyi oturumundaki konuşmasını Gezi Davası tutuklularından Çiğdem Mater ve Mine Özerden ile birlikte Cumartesi Anneleri’ne ithaf eden Bankoğlu, popülist hükümetlerin en çok kadın hareketlerini hedef aldığını belirtti. Bankoğlu, AKPM Genel Kurulu’ndaki konuşmasında şunları söyledi:
“Feminist gece yürüyüşüne katılan binlerce cesur kadına…”
“Popülizmin yükselişiyle birlikte kadın insan hakları savunucularının karşılaştığı zorlukları anlatan bu rapor için Sayın Petra Bayr’a teşekkür ederim. Türkiye’de hak savunucularının, hükümetin ataerkil zihniyetine karşı etkili muhalefet oluşturduğunu belirtmekten gurur duyuyorum. Bir parlamenter olarak ve daha da önemlisi, Türkiye’de kadın hakları aktivizmine katılan binlerce kadından biri olarak, bugün sözlerimi haklarını erkeklerin veya siyasi gücün lütfuyla değil, kendi mücadeleleriyle elde eden kadınlara, İstanbul Sözleşmesi’ni geri getirmek için hala direnen kadınlara, her yıl 8 Mart’ta İstanbul’da feminist gece yürüyüşüne katılan binlerce cesur kadına, sevdiklerinin akıbetini öğrenmek için mücadele eden Cumartesi Annelerine, Gezi protestoları nedeniyle cezaevinde olan çevre insan hakları savunucuları Çiğdem Mater ve Mine Özerden’e ithaf ediyorum.
“Bu kalıplar konusunda çok dikkatli olmalıyız”
Raporda popülizme yapılan vurgu çok önemli. Popülizmin kadın hakları savunucularını nasıl hedef aldığını gördük. Hak savunucuları, siyasi görüşlerinden dolayı birçok platformda, sosyal medyada ve siyasi mecralarda linç edilmektedir. Online nefret kampanyaları, kadın düşmanlığı yani mizojiniyle iç içe geçmiş durumda. Popülist hükümetler genellikle ahlak, aileyi koruma ve güçlü bir ülke olma bahanesi ve ataerkil düzeni sürdürme amacıyla kadın hakları savunucularını bir kalıba sokup hedef almaktadır. Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmesi, bu tutumun açık bir örneğidir. Bu kalıplar konusunda çok dikkatli olmalıyız. Güç ve ahlak üzerinde düşünmeliyiz, popülist yönetimlerin amaçlarını ve popülizmin nasıl kullanıldığını iyi analiz etmeliyiz. Eğer kadınlar, iktidar pozisyonlarına veya ahlaki bir yapıya sığdırılamıyorsa, bu mevcut yapıları yeniden tanımlamalıyız.
“Kadın hakları savunucuları hedef alınmaktadır”
Tam da bu yüzden, kadın hakları savunucuları, insan haklarının temel bir parçasıdır ve aynı zamanda popülist hareketlere karşı önemli bir direnç kaynağıdır. Yine bu nedenle dünya genelinde sürekli olarak kadın hakları savunucularını hedef alınmaktadır. Dolayısıyla, Avrupa Konseyi’nin hak savunucularını koruma konusundaki desteği, her zamankinden daha kritik bir öneme sahiptir.”
CHP’li Bankoğlu ayrıca İstanbul Sözleşmesi’nin mimarlarından, GREVIO başkanlığı ve CEDAW üyeliği yapmış ve Avrupa Konseyi’nin 75.yılında rol model gösterilen 75 kadından biri seçilen Prof. Dr. Feride Acar’ı ve AKPM tarafından onursal üyelik ve Meclis madalyası ile ödüllendirilen CHP Genel Sekreteri Selin Sayek Böke’yi tebrik etti.
]]>(DİYARBAKIR) – Diyarbakır Barosu, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin bugün grup toplantısında baroya yönelik yaptığı suçlamalar üzerine açıklama yaptı. “Dilimiz de duruşumuz da hedefimiz de hukuku ve barışı amaçlar” başlıklı açıklamada, “Yangın faciasından sonra sosyal medya hesaplarından nefret içerikli paylaşımları yapanlara karşı yapılan eleştiriyi anlamlı bulmakla birlikte baromuza yönelik itham edici ve hedef gösterici ifadelere sessiz kalmamız mümkün değildir” denildi.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, TBMM’deki grup toplantısında, Diyarbakır Barosu’nun yangın faciasında sosyal medyada yapılan nefret içerikli paylaşımlara ilişkin suç duyurusunda bulunulmasına yönelik sarf ettiği sözlere Diyarbakır Barosu’ndan yanıt geldi. “Dilimiz de duruşumuz da hedefimiz de hukuku ve barışı amaçlar” başlığıyla yapılan açıklamada, Bahçeli’ye tepki gösterildi.
Bahçeli’nin grup toplantısında yaptığı konuşmaya da yer verilen açıklamada, “MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin, partisinin grup toplantısında 20.06.2024 tarihinde Diyarbakır ve Mardin illerimizde yaşanan yangın faciasına ilişkin değerlendirmelerde bulunurken; ‘Yangını Bahane ederek potansiyel nefretlerini dışa vuran, kinlerini deşifre eden her kim ve kimler varsa tescilli Türkiye muhalifi ve milli birlik muarızıdır. Diyarbakır Barosu’nun 22 Haziran’da yaptığı açıklamada, sosyal medya aracılığıyla Kürt kökenli kardeşlerimize hakaret ve nefret içerikli paylaşımlarda bulunanlar hakkında suç duyurusunda bulunulduğu ifade edilmiştir. Hiçbir Türk vatandaşı böylesi bir fahiş ve feci yanlışın içinde olamaz. Hiçbir sağduyu ve vicdan sahibi Türk vatandaşı bu tip ayırıcı ve bölücü bir komplonun kıyısında köşesinde, yanında yöresinde yer alamaz. Sosyal medyada tedavüle sokulan kara kampanyanın, müfteri ve müfsit ifadelerin failleri bu milletin zaten evladı olarak görülemez. Ancak Diyarbakır Barosu’nun sivri ve sipariş açıklamasıyla hangi emel ve hedefleri canlı tutmak istediği de gözden uzak tutulamaz’ şeklinde bir açıklaması olmuştur” denildi.
Açıklamada, yangın faciasından sonra sosyal medya hesaplarından nefret içerikli paylaşımları yapanlara karşı yapılan eleştiriyi anlamlı bulmakla birlikte, baroya yönelik itham edici ve hedef gösterici ifadelerin kabul edilemez olduğuna vurgu yapıldı.
Diyarbakır Barosu’ndan yapılan açıklama şöyle:
“Diyarbakır Barosu’nun, kurulduğu günden beri adalet ve insan hakları mücadelesiyle yarattığı kimliğin, hukuk camiasında ve toplum nezdindeki saygın yeri herkesin malumudur. Diyarbakır Barosu’nun bu kimliği, şüphesiz sağduyulu ve her türlü güç odağından bağımsız tutumunun eseridir. Diyarbakır Barosu, tüm zorlu koşullarda bu kimliğinden taviz vermediği gibi bu kimliğini korumak adına ağır bedeller ödemiş bir kurumdur. 22 Haziran 2024 tarihinde Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına yapmış olduğumuz suç duyurusuyla; MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin de ifade ettiği gibi ‘nefretlerini dışa vuran, kinlerini deşifre edenlere’ yönelik yargı makamlarının hukuki süreci başlatması, yıllardır süre gelen nefret içerikli ve ayrımcı dilin cezasız kalmaması ve bir daha benzer söylemlerin önüne geçilerek toplumsal barışa ve bir arada yaşama kültürüne katkı sunmak amaçlanmıştır. Nitekim Avukatlık Kanunu’nun barolara, hukukun üstünlüğünü koruma ve insan haklarını savunma sorumluluğunu yüklediğini bir kez daha hatırlatmakta fayda görmekteyiz. Bu vesileyle ifade etmek isteriz ki Diyarbakır Barosu’nun dili, hukuk ve adaletin dili; açıklamaları, tarihsel tutumuyla uyumlu kurumsal duruşunun eseri; hedefi ise adil ve barışın hakim olduğu toplumsal bir yaşam düzeninin inşasına katkı sunmaktır.”
]]>
(MALATYA) – CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Türkgün gazetesinin Timur Soykan, Barış Terkoğlu, Barış Pehlivan ve Murat Ağırel’i hedef göstermesine ilişkin, “4 gazeteci bizim yaptığımız gibi bu konuları konuşuyor. Türkgün gazetesi hedef gösteriyor, olmadık şekilde. Siyasette olmaması gereken bir şey. Bahçeli’ye bütün Türkiye’nin huzuru için bir kez daha sesleniyorum. Bu partinin bir evladı öldürülüyor. 2 isim var. Bütün kamuoyu bu kişilerin sorgulamaya dahil edilmesini istiyor” dedi.
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Malatya’da Rönesans Konteyner Kenti ziyaretinin ardından gazetecilerin sorularını cevapladı.
Özel, “Deprem bölgesinde değişen bir şey gördünüz mü, sıkıntılar devam ediyor mu” sorusunu şöyle cevapladı:
“100 evden 12’si teslim edilmiş”
“Depremden en çok etkilenen 4-5 ilimizde durum birbirinden farklı değil. 10 ilde de verilen sözler tutulmadı. En büyük sıkıntı barınma sorunu. Şu anda bir konteyner kentteyiz. Buradaki insanların barınma sorunu olmasa diğer sorunlarına el atılabilir. Ama az önce bir ablamız söyledi. Malatya’daki bütün özel çocuklar bu konteyener kentte. Ailesiyle birlikte 60-70 özel çocuk var. Onların ayrı bir yere mutlaka alınması gerekiyor. Haluk Levent ile telefonda bugün konuştum. 15 gün içinde gelerek Veli Ağbaba ile buraya bir çare olmaya çalışacak. Ama bu işin böyle konteyner kenti ziyaret ederken ailelerin bize söylemesi, bizim Haluk Bey’e söylememiz ya da bizim belediyelerimizin gelip de kendi görev alanlarının dışındaki bu yerlere yetişmeleri yerine bu devleti yönetenler bu konuda üstlerine düşeni yapsalar çok daha doğru olacak. ‘Oyu bana verin. 1 sene sonra evlerinizi teslim edeceğim’ dedi. Dedi mi demedi mi? Şu ana kadar Türkiye’de 100 evden 12’si teslim edilmiş. Malatya’da 100 evden 7’si teslim edilmiş. 93 kişi ya çadırda ya konteynerde ya da yarı çadır yarı konteynerde kalıyor. 8 kişi aynı yerde kalıyor. 8 kişi bir konteynerin içinde kalır mı? Burada özel çocukların konteynerlerine Bornova Belediyesi klima verdi. Diğerlerinde o da yok. Perişan durumdalar. Verilen sözler tutulmuyor. Deprem bölgesi oy alana kadar gündemdeydi. Oyu aldıktan sonra maalesef gündemlerinden düşürdüler. Biz bu konuyu gündeme getirmeye devam edeceğiz. Rezerv alan sorunu var. Belirsizlik sorunu var. Hangi birini anlatsam bilmiyorum. Bu belirsizliğin ortadan kalkması lazım. Buradaki insanların çığlığını Türkiye’ye duyuracağız. Şu anda bu şehrin başkanı Veli Ağbaba olsaydı bu sorunların hiçbirini konuşmuyor olacaktık. Ben elimden geldiğince bu meseleleri dile getirmeye devam edeceğim.”
Özel, Türkgün gazetesinin gazetecileri hedef göstermesine ilişkin soruya şu yanıtı verdi:
“Tetiği çektirenler, azmettirenler, hedef gösterenler, kaçtıktan sonra bunlara yardım edenler yok”
“Siyasetçi dediğiniz eleştiriye açık olması lazım. Hep bunu savunduk. Bugüne kadar da bunu yerine getirdik. Bir gerçek var. Başkentin göbeğinde yerde bir cenaze duruyor. Cenaze Ülkü Ocakları Başkanı’na ait. Normalde böyle bir kayıp olduğunda MHP’nin yeri göğü inletmesi gerekirken bir taziye tweeti, bir geçmiş olsun mesajı, cenazesine gidip bir çelenk yollama, bir hatır sorma bile yok. Ben konuyu siyasileştirmemek istediğimi hep söyledim. Ama Ayşe Hanım en son geldi bana, ‘Bu konuyu konuşun. Ben onlar için susuyordum. Bu konuyu duyurun. Cumhurbaşkanı’ndan, Bahçeli’den randevu istedim’ dedi. Bahçeli çağırsa oraya da gidecek. Kadıncağızın bir tane derdi var. İki tane kızı babasız kaldı. Babalarının kanı yerde kalmasın diyor. Suçlular hesap versin diyor. Timur Soykan’ın deyimiyle yarım bir iddianame yazmışlar. Tetikçiler var. Tetiği çektirenler, azmettirenler, hedef gösterenler, izlettirenler, kaçtıktan sonra bunlara yardım edenler yok. Bunların altına Audi arabaları çekenler yok.
“4 gazeteci bizim yaptığımız gibi bu konuları konuşuyor”
O yüzden de 4 gazeteci bizim yaptığımız gibi bu konuları konuşuyor. Türkgün gazetesi hedef gösteriyor, olmadık şekilde. Siyasette olmaması gereken bir şey. Bahçeli’ye bütün Türkiye’nin huzuru için bir kez daha sesleniyorum. Bu partinin içinde bazıları var, genellemek istemiyoruz. Ama bu partinin bir evladı öldürülüyor. 2 isim var. 2 isimle ilgili iki şey var. Bütün kamuoyu bu kişilerin de bilgisine başvurulmasını, bağlantılı kişilerin sorgulamaya dahil edilmesini istiyor. Bu ikisinden bu parti yaka silkiyor. Bu ikisini ikisinden başka savunan var mı? ya birbirlerini ya kendilerini savunuyorlar. Bu ikisinin durumu Türkiye’de vicdanları sızlatıyor. Her şeyin altından çıkıyorlar. Dün Kayseri’de bir seçimi kaba kuvvetle iptal ettirmeye uğraşanlar… Vatandaştan demokrasi tokadı yediler. Yine tokat yediler, hazmetmediler. Olmadık işler oluyor. Gerilim tırmanmasın. Ben MHP’nin Grup Başkanvekilini arattırmışım. ‘Devlet Bey ile konuşun bu gerilimi tırmandırmayalım. Ben bizim tarafta intikam almak yok. Karşı saldırı, hedef gösterme yok’ demişim. Adamlar dünya kadar hakaret ediyorlar. Bu gücü nereden alıyorlar? Bunları bu siyasetten birilerinin temizlemesi lazım. Bu da Devlet Bey’e düşer. MHP’nin tümünü içerdeki bir odaktan ayrı değerlendiriyoruz. O odak normalleşmeye karşı. Normal bir Türkiye’de vücut bulamaz. Onlar siyasetçi değil başka bir şeyler.”
Özel, yargıyla ilgili soru hakkında “Bugün yargının, üstünden siyasetin el çekmesine ihtiyacı var. Suç türüne göre değil işleyene göre sınıflanıyor. Türkiye’de bir suça, kim işledi diye bakıyorlar. Gariban birinin üstüne gidiliyorsa sonuna kadar gidiyorlar. Arkası olan biriyse o taraflara doğru gidilmiyor. Yürütmenin ve yasamadaki bazı partilerin liderlerinin yargıdan elini çekmesi lazım” diye konuştu.
]]>Türkiye Futbol Federasyonu (TFF) Başkanı Mehmet Büyükekşi, A Milli Futbol Takımı’nın 2024 Avrupa Futbol Şampiyonası (EURO 2024) F Grubu ikinci maçında yarın oynayacağı Portekiz karşılaşması öncesinde İhlas Haber Ajansı (İHA) Spor Müdürü Mustafa Karagöl’ün sorularını yanıtladı.
“Tarihimizde ilk defa bir turnuvaya galibiyetle başladık”
Gürcistan maçındaki destek için Almanya’da bulunan Türk taraftarlara teşekkür eden Büyükekşi, EURO 2024’e galibiyetle başlamanın çok önemli olduğunu dile getirdi. İlk defa bir Avrupa Şampiyonası’na galibiyetle başladıklarına dikkat çeken Büyükekşi, “Tarihimizde ilk defa grup lideri olduk. Tarihimizde ilk defa bir turnuvaya galibiyetle başladık. Yine tarihimizde bir rekor kırıldı. Arda Güler attığı golle Cristiano Ronaldo’nun rekorunu geçerek, turnuvada gol atan en genç futbolcu oldu. İlkleri gerçekleştiriyoruz. Turnuva başlamadan önce ‘Almanya’da evimizde gibi oynayacağız’ demiştik. Bunu şu anda gerçekleştiriyoruz. Gürcistan maçında 60 bin seyircinin 50 bini Türk’tü, 10 bin Gürcü seyirci vardı. Bu da şu demek; biz sahada 11 futbolcu, 12. futbolcu seyirci. Şu anda o konuda avantajlı duruma geçmiş durumdayız. O yüzden de Almanya’da yaşayan, çevre ülkelerde yaşayan, Türkiye’den gelen tüm seyircilerimize çok teşekkür ediyorum. Takımımızı çok güzel desteklediler. Onlara kırmızı formalarını giymelerini rica etmiştik, hepsi kırmızı formaları ile maça geldiler. Önümüzdeki Portekiz maçı için de ‘Beyaz formanı giy gel’ diyoruz. İnşallah yarın da beyaz formalarını giyip gelecekler” ifadelerini kullandı.
“2032 yılında hedefimiz Avrupa şampiyonu olmak”
EURO 2024’ün en genç iki takımından biri olduklarını aktaran Başkan Büyükekşi, “Takımımız Çekya ile birlikte Avrupa’nın en genç iki takımında bir tanesi. Arda, Kenan, Semih, Can, 18-19 yaşındaki futbolcularımız. 2032 yılında tarihimizde ilk kez İtalya ile birlikte Avrupa Futbol Şampiyonası’nı gerçekleştireceğiz. Ona da şu andan hedef koyuyoruz. Diyoruz ki; ‘2032 yılında hedefimiz Avrupa şampiyonu olmak.’ Genç oyuncuları artırarak geleceğin takımını kuruyoruz. Şu anda Hakan Çalhanoğlu milli takımımızın en genç kaptanı. Takımımızın abiliğini yapıyor, kaptanlığını yapıyor ve son derece başarılı. Diğer oyuncularımız da aynı şekilde. Onlara hep şunu söylüyoruz; ‘Siz kendi takımlarınızda gerek Türkiye’de gerek Avrupa’da bizim için en değerli oyuncularsınız.’ Futbolcularımızın da bu galibiyeti aldıktan sonra kendilerine güvenleri tam. Son derece motiveler, moralleri yüksek. İnşallah yarın da maçta onlardan aynı şekilde büyük bir moralle, güzel bir oyunla galibiyet istiyoruz” diye konuştu.
Almanya’daki taraftar desteğinden bahseden Mehmet Büyükekşi, “Almanya bizim en büyük ticari ortağımız. En çok ihracat yaptığımız ülke, en çok ithalat yaptığımız ülkelerden de biri. Almanya da en çok yabancı nüfus Türk nüfusu. Bugün sokakları dolaştığınızda bir döner furyası görüyorsunuz ve hepsinin önünde kuyruklar var. Aslında bir taraftan da kültürümüzü de buraya getirmiş oluyoruz. Bazı konularda önemli olan nokta güzel şeyleri paylaşabilmek” cümlelerine yer verdi.
“EURO 2024’te ilk hedefimiz gruplardan çıkmak”
Mehmet Büyükekşi, “Hocamız, ‘Büyük hedeflere ulaşabilmek için küçük adımlarla gitmek gerek ki daha sonra herhangi bir motivasyon kaybı yaşamayalım’ diyor. Onun için bizim ilk hedefimiz gruplardan çıkmak. Gönül ister ki kupayı alabilelim ama biz o hedefi 2032’ye koyuyoruz. Burada da gruplardan çıktıktan sonra sıralamamıza göre son 16’da yapacağımız maç son derece önemli. Onu geçebilirsek zaten kendimizi çeyrek finalde, belki yarı finalde bulabiliriz. Hayalimiz, beklentimiz, özlemimiz o. Bu bir ekip çalışması, hep birlikte hareket ediyoruz. Futbolcularımızı şu anda kampta kendi evlerindeymiş gibi hissettiriyoruz. Kamp yerini çok özenle seçtik. 1 yıl önce bunu planlamıştık. Kamptan hiç dışarı çıkmıyorlar. Her şeyi eksiksiz yerine getirmek için yönetim olarak her türlü özveriyi gösteriyoruz. İnşallah bu da bize başarı olarak yansıyacak. Onun için milletimizin, milli takımımızı desteklemesini ve dua etmesini istiyoruz” diyerek sözlerini noktaladı. – DUSSELDORF
]]>Tarihinde ilk kez Süper Lig’de mücadele edecek Bodrum FK’da teknik direktör İsmet Taşdemir, Demirören Haber Ajansı’na özel açıklamalarda bulundu. Ligde kalıcı olmayı hedeflediklerini söyleyen Taşdemir, “Tarihimizde ilk defa yakaladığımız bu ligi korumak ve kalıcı olmak ilk hedefimiz. Başkanımız ve yönetim kurulumuzla bir araya gelip istişare ettikten sonra gerçekçi bir hedef belirlememiz lazım” dedi.
Adana’daki 1’inci Lig Play-Off final maçında Sakaryaspor’u 3-1 mağlup ederek adını Süper Lig’e yazan Bodrum FK, büyük sevinç yaşadı. Henüz 9 sezon önceye kadar amatör liglerde yer alan takımı 2’nci Lig’de devralıp, 3 sezonda 3 final oynatarak Süper Lig’e taşıyan Teknik Direktör İsmet Taşdemir, Bodrum’un tarihi başarısında en büyük pay sahiplerinden oldu. Haklı gurur yaşayan tecrübeli teknik adam, Süper Lig’deki hedeflerini anlattı.
“HEDEFİME ULAŞTIM”
“Çok özel ve çok farklı duygular içerisindeyiz” diyen Taşdemir, “Daha önce 2’nci Lig’den 1’inci Lig’e çıkmanın sevincini yaşadık. Onların da ayrı güzelliği ve mutluluğu vardı. Ben teknik adamlığa başlarken kendimce hedefler koymuştum, bu hedefi 3 yıl gecikmeli de olsa başardım. Çünkü daha öncesinde Süper Lig’de olmayı planlıyordum. 3 yıl gecikmeli de olsa hedefi yakaladım ve çok mutluyum. Bununla beraber oyuncu grubum için çok mutluyum” diye konuştu.
ÖZTÜRK AİLESİ’NE ÖZEL TEŞEKKÜR
Taraftarın kaybettikleri anda da yanlarında olduğunu belirten İsmet Taşdemir, “Oyuncularım özveri ve birliktelikle sahada ve saha dışında da güzel mücadele örneği sergileyerek buraya kadar geldiler, onlar için ayrıca mutluyum. Bana güvenip şampiyon olduktan sonra beni burada tutan ve destekleyen yönetim kurulumuza başkanlarımız Fikret Öztürk ve Ali Şafak Öztürk’e çok teşekkür ederim. Çok güzel bir birlikteliğin sonucunu aldık. Taraftar grubumuz Asi Tayfa’mızı unutmadan geçemeyeceğim çünkü onlarda sadece kazandığımızda değil, bizde kaybettiğimizde de yanımızdalardı” ifadelerini kullandı.
“DOĞRU TAKVİYELER YAPACAĞIZ, BUNLARIN İLLA FLAŞ TAKVİYE OLMASINA DA GEREK YOK”
Daha önce 2’nci Lig’den 1’inci Lig’e çıktığı kadronun iskeletini koruyup lige uygun transferler yapan Bodrum FK’da teknik direktör İsmet Taşdemir, aynı şeyi Süper Lig’de de uygulayacaklarını söyledi. Taşdemir, “Biz 2’nci Lig’den 1’inci Lig’e çıktığımızda da aynı şeyi yaptık. 1’inci Lig’de oynamayı hak eden oyuncuları oynattık. Süper Lig farklı bir arena ve Türkiye’nin en zor ligi. Bu lige doğru hazırlanmak lazım. Bizim iskeletimiz var, Süper Lig’de oynama kapasitesi olan çok arkadaşımız var. Mutlaka takviyeler olacaktır. Doğru takviyelerle kendi takımımızı doğru süsleyebilirsek, doğru noktalara doğru transferler yapabilirsek ki bunların illa flaş takviye olmasına da gerek yok. Takımımızın için doğru adamı bulabilirsek o zaman biz de bu ligde seyredenlerin beğendiği bir takım olabiliriz. Süper Lig’de kalıcı olmak ilk hedefimiz. Tarihimizde ilk defa yakaladığımız bu ligi korumak ve kalıcı olmak ilk hedefimiz. Başkanımız ve yönetim kurulumuzla bir araya gelip istişare ettikten sonra gerçekçi bir hedef belirlememiz lazım. Bu hedefi ne kadar çok üste taşıyabiliriz diye onun peşine düşeceğiz” dedi.
MOTİVASYON KONUŞMASI ORTAYA ÇIKTI
Bodrum FK’yla tarih yazan teknik direktör İsmet Taşdemir’in Sakaryaspor ile oynanan final maçı öncesinde soyunma odasında oyuncularına yönelik yaptığı motivasyon konuşması görüntüleri ortaya çıktı. Taşdemir’in motivasyon konuşması büyük beğeni topladı. Tecrübeli teknik adam konuşmasında takımına, “Sizden bugün isteğim, odak noktamız saha, rakip, mücadele, azim ve hırs. Sahaya odaklanın. Bu zamana kadar imkansız kelimesinin anlamını değiştirdiniz. Sizin sayesinde imkansız diye bir şey artık yok. Geçen sene tesadüf dediler, bu sene yapamazlar dediler ama yaptınız. İlçeniz için, kendiniz için, tarihe geçmek için, tarihe adınızı altın harflerle yazdırmak için bunu başarmak zorundayız. Bunu benim karakterli, hırslı, mücadeleci ve vazgeçmeyen oyuncularım başarabilir” ifadelerini kullandı.
]]>Buruk’un açıklamalarından satırbaşları şu şekilde;
“TRANSFERLER TARAFTARLARI MUTLU EDECEK”
“Transferde Galatasaraylı taraftarları çok mutlu edecek opsiyonlarımız var. Başkanımız bu konuda çok istekli, özellikle transferde ne istersek yapacağımızı söyledi. Başkan ve yönetimizin desteğiyle taraftara güçlü bir takım seyrettirmek istiyoruz. Galatasaray takımı çok güçlü bir kadro kuracak. Geçen sene bizim için ders. İki sene önce ortada transfer yokken hedefimizin şampiyonluk olduğunu söylemiştim. Bugün başkanımızla toplantı yaptık. Başkanım sağolsun bu sene çok güçlü bir bütçeyle transfer işinde olacağının müjdesini verdi.”
“4 MEVKİDE EKSİKLERİMİZ VAR”
“Müzedeki bütün kupaları getirsek bütün adayı dolduracağız herhalde. Galatasaray’ın teknik direktörü olmak çok ayrı bir şey. Galatasaraylıları mutlu etmek için çok çaba sarf ettik ve mutlu olduk. Önümüzdeki Süper Kupa’yı da alarak bi kupa daha hediye etmek istiyoruz taraftarlarımıza. Bir bütün olduk ve bu bütünlük bize başarıları getirdi. Şampiyonlar Ligi bizim için büyük bir hedef. Galatasaray’ın hedefleri çok büyük, Galatasaray camiası aksine izin vermez. Transferde 4 mevkide eksiklerimiz olduğunu düşünüyoruz ve buralara transfer yapacağız. Aile olabileceğimiz, bizim yapımıza uygun, uyum sağlayabilecek oyuncular arzuluyoruz. Ciro Mertens’in de sözleşmesini uzatacağız. 2 şampiyonluk sahibi oldu şimdiden.”
MOURINHO VE BRONCKHORST SÖZLERİ
Beşiktaş dün yeni hocasını açıkladı. Avrupa’da çok başarılı olmuş ve adından söz ettirmiş bir isim van Bronckhorst. Mourinho’yu zaten söylemeye gerek yok. Avrupa’da Türk futbolundan bahsettirebilecek iki isim geldi. Bu bizi daha da motive eden bir şey. Onun dışında Trabzonspor’un başında Abdullah Avcı gibi bir teknik direktör var. Bizim hedefimiz yine bu zorlu yarıştan şampiyonlukla çıkmak. Hedef 25. Bir sene bitiyor, yeni hedefler başlıyor. Transfer çalışmaları başlıyor, Galatasaray taraftarlarını mutlu edecek çok opsiyonumuz var. Başkanımız bu konuda çok istekli. Transfer konusunda ne isterse yaptığımızı söyledi.”
“KUTLAMALARDA ABARTTIĞIMIZ YERLER OLDU”
Şampiyonluk kutlamalarıyla ilgili bir şey söylemek istiyorum. Kutlamalarda abarttığımız yerler oldu. Bu konuda rahatsız olduğum, mutsuz olduğum yerler oldu. Okan Buruk olarak yıllarca insanların gözünde bir imajım var. Bunun etkilenmesinden dolayı üzüldüm. Özür dilemek istiyorum. Kutlamalar bazen o coşkuyla abartılabiliyor. Kimseyi hedef göstermesek de bazen yanlışlıklar olabiliyor. Kulüp başkanları ve futbolcularda da oluyor. Birçok şeyde görüyoruz. Bu konuda rahatsız olduğumu söylemek istiyorum. Bizler örnek insanlarız. Örnek olmaya devam etmeliyiz. Türk futboluna doğru bir şekilde hizmet etmeliyiz. Türk futboluna yakışır kişiler olmalıyız. Altını çizmek istedim.
ICARDI TAKIMDA KALACAK MI?
Bugün Icardi ile konuştum. Keyfi çok iyi. Mutlu. Ailesiyle beraber. Önümüzdeki hafta Arjantin’e gidecek. Ondan sonra Temmuz’da bizimle birlikte kampa katılacak. Barış Alper bu sezon da bizimle olacak. Onunla devam edeceğiz.”
]]>(BALIKESİR)- Balıkesir Büyükşehir Belediyesi tarafından düzenlenen ve 2 gün sürecek “Balıkesir Dönüşüm Kongresi” başladı. Kongrede; yenilikçi ve dirençli kentler, kırsal kalkınma, sürdürülebilir kentsel planlama gibi farklı başlıklarda 10 oturum yapılacak, 10 farklı çalışma grubunda ise kentin temel sorunları ve çözüm önerileri konuşulacak. Balıkesir Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Akın, “Kentsel dönüşüm binalara kat çıkmak değildir, daha fazla beton değildir. Çünkü kentsel dönüşüm, aslında refahtır, huzurdur ve özgürlüktür” dedi.
Balıkesir’in temel sorunlarının masaya yatırılarak ortak akılla çözümler üretilecek “Balıkesir Dönüşüm Kongresi” açılış konuşmalarıyla başladı. Balıkesir Büyükşehir Belediyesi tarafından Avlu Kongre ve Kültür Merkezi’nde düzenlenen kongre iki gün sürecek.
Kongrenin açılışında konuşan Balıkesir Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Akın, “Öyle bir kent düşünün ki, Kurtuluş Mücadelemizin simgesi Kuvayı Milliye Hareketi’nin başladığı, milli mücadeleyi örgütleyen 5 kongreye ev sahipliği yapan ve haklı olarak Kuvayı Milliye şehri olarak anılan bir kent. Böyle bir kentte Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunun üzerinden 100 yıl geçtikten sonra Balıkesir Büyükşehir Belediyesi öncülüğünde Balıkesir Dönüşüm Kongresi’ni düzenliyoruz. Bu onur yalnızca bu salonda bulunanların değil, bu onur bütün Balıkesir’indir. Dönüşüm hayatın en temel gerçeğidir. Evrende hiçbir şey durmaz, her şey dönüşür.? Coğrafya dönüşür, dağlar, taşlar dönüşür. İnsanlar dönüşür, toplumlar dönüşür, dil dönüşür, bakmak ve görmek bile dönüşür. Kentler de dönüşür. Ancak kentsel dönüşüm binalara kat çıkmak değildir, daha fazla beton değildir. Çünkü kentsel dönüşüm, aslında refahtır, huzurdur ve özgürlüktür. Bugün buraya asıl bunu konuşmak, yeni bir bakış açısı ortaya koymak için bir aradayız. 75 yıldan sonra büyük bir siyasi dönüşüm yaşayan, bana göre dünyanın en güzel şehri Balıkesir’de, siyasi dönüşümü kentsel zihniyet dönüşümüne evirmek için bir aradayız. Bir tırtılın bir kelebeğe dönüşmesi mümkün olduğu için biz de dönüşüm kongremizin simgesini kelebekle görselleştirdik” diye konuştu.
“Balıkesir için çalışmak için buradayız”
“Balıkesir, tarihi, kültürü, doğal kaynakları, çevresi, insanı ve ekonomisi ile öylesine zengin bir kent ki, böylesine muazzam bir kentin bugünü ve geleceğine yön verecek söz söylerken bir o kadar da büyük bir sorumluluk hissediyorum” diyerek konuşmasını sürdüren Akın, şunları söyledi:
“Bir kenti geliştirmek, o kenti iyi bilmek ve iyi analiz etmekle başlar. Varlarını ve yoklarını, geçmişini ve gelecek hedeflerini, hassasiyetlerini; insanlarını ve onların hayata bakışını, duygusunu, duruşunu, beklentilerini iyi öğrenmek, tanımak ve yol haritasını ona göre belirlemekle başlar. İşe tam da buradan başlıyoruz. Balıkesir’i Balıkesir yapan değerleri özümseyerek, sindirerek, içselleştirerek. Yerelden kalkınma hedefiyle yola çıkmış bir belediye olarak; rekabet gücü yüksek, dünyayla entegre olmuş, sürdürülebilir bir kalkınma anlayışına sahip, kısıtlı kaynakları en verimli şekilde kullanan, yaşam kalitesi her geçen gün biraz daha artan bir Balıkesir için çalışmak için buradayız. Bu yolda ilerlerken, ailem dediğim siz çok kıymetli Balıkesirli hemşehrilerimden aldığım güçle bu kenti bir dünya kenti yapma yolundaki yürüyüşümüze başlamış bulunuyoruz.
“Kongre önemli bir adım olacak”
Bu kongre, kentimizin stratejik yol haritasını ve kalkınma planını belirlemede önemli bir adım olacak. Ortak akıl yürüterek ve fikir alışverişi yaparak yeni bir Balıkesir vizyonunu hep birlikte ortaya koyacağız. Belediyeler artık sadece yol, su, altyapı, imar ve planlama gibi klasik hizmetlerle sınırlı olmadığı; kentleri kalkındırmanın ve yaşam kalitesini artırmanın da belediyelerin asli görevi olduğu bir dönemin içindeyiz. Bir kent düşünün; hem sanayi, tarım, hayvancılık, turizm, ticaret ve hizmet sektöründe yüksek bir potansiyele sahip, hem de sakin ve huzurlu yaşam olanağı sunan yapısıyla tam bir ‘yaşanacak şehir’ sıfatını tam anlamıyla hak eden bir kent Balıkesir. Çok sayıda potansiyeli aynı anda taşıyan, eşine çok az rastlanan farklı ve özgün bir kent.
“Balıkesir’in geleceğine bir tuğlayı da sen koy”
Bu yola çıkarken, Balıkesir’in gelecek vizyonuyla ilgili önemli hedefler belirlemiştik. Balıkesir’in yaşam kalitesini geliştirmek, bunlardan en önde gelenlerden biriydi. ‘Sürdürülebilir kentsel gelişmeyi sağlamak’ demiştik ve ardından eklemiştik: Katılımcı, demokratik bir yerel yönetim modeli oluşturmak ve dayanışma ruhu içinde birlikte yaşam kültürünü geliştirmek. Gururla ve heyecanla söylemeliyim ki, belirlediğimiz bu hedefler doğrultusunda siyaset yapmadan en büyük siyaseti tüm Balıkesir’i kucaklayarak 1 Nisan’dan itibaren kimseyi ayırmadan çalışmaya başladık. Demokratik ve katılımcı bir yönetim anlayışımızın belki de ilk ve en önemli adımı olarak Balıkesir Dönüşüm Kongremizde, Balıkesir’imizin geleceğine yön vermek için siz kıymetli aileme diyorum ki: 31 Martta oyunu verdiniz ve bizi göreve getirdiniz. Buyurun şimdi söz sizde. Balıkesir’in geleceğine bir tuğlayı da siz koyacaksınız. Balıkesir aynen şu durumda; şeker var, un var, yağ var, şimdi helva yapma zamanı. Bunu bütün Balıkesirlerle birlikte yapacağız.
“Bizler Kuvayı Milliyeciyiz”
Bir insanın kaderi neyse, kentimizin kaderi de odur. İnsanın tek başına hedefi olduğu gibi, bir kentin de tek başına hedefi olmalı. Bu hedef de, bir insanın hayatının sınırıyla eşdeğer olmamalı, bir insanın ömrünü aşmalı. 50-100 yılı planlanmalı. Benim Balıkesir’e biçtiğim hedef, Balıkesir’in bir dünya markası haline gelmesidir. Türkiye’nin en çağdaş, en yaşanabilir kenti haline gelmesidir. Bunun için Balıkesir’de sürdürülebilir bir kalkınma modeli hep birlikte hayata geçireceğiz. Bunun için teknolojik alt yapıya ve inovasyona çok önem veriyoruz. Bu hedefin gerçekleşmesinin kendi ömrümü aşacağını biliyorum. Bir şey daha biliyorum; bu güç güç, bu enerji, bu vizyon Balıkesir’de ve Balıkesirlide var. Çünkü bizler Kuvayı Milliyeciyiz. Balıkesir Dönüşüm Kongresi’nde Balıkesir’e dair her şeyi konuşacağız, fikirlerimizi, düşüncelerimizi özgürce söyleyeceğiz. Bu düşünceler ve fikirler doğrultusunda Balıkesir’imizin 2024-2029 dönemi Strateji Planı’nı hazırlayıp Balıkesir’ime hatta bütün Türkiye’ye sunacağız.
“İkinci yüzyılda Türkiye’nin gelişimine önderlik edecek vizyona sahibiz”
Türkiye’nin yaşam kalitesi en yüksek illerinden biri olmayı hedefliyoruz. Ama bunu yaparken dikkat edeceğimiz çok önemli bazı noktalar var. Bana göre en önemlisi çevremiz ve doğal kaynaklarımız. Ne yapacaksak önce çevreyi gözeterek yapmak zorundayız. Havamızı, suyumuzu, ormanımızı, börtümüzü, böceğimizi koruyarak gelişmek zorundayız. Bir kere önce geçmişten gelen ezberlerimizden ve alışkanlıklarımızdan kurtulmamız gerekiyor. Artık doğal kaynaklarımızı sınırsızca kullanabileceğimiz dönem kapandı. Gelişerek medeniyetimizi devam ettirebileceğimiz yeni bir yol açmamız lazım. Nasıl ki 100 yıl önce Anadolu’nun düşman işgalinden kurtuluşuna önderlik ettiysek, Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılında da Türkiye’nin gelişimine önderlik edecek vizyona da ruha da enerjiye de sahibiz. Önümüzdeki 5 yılın sonunda Balıkesir’imizi demokratik, katılımcı ve şeffaf bir şekilde yönetilen, yüksek yaşam kalitesine sahip, dünya ile rekabet eden, ihracat odaklı, Yüksek teknolojili ve marka değeri yüksek ürünlere yoğunlaşan, İklim değişikliğine ve afetlere karşı dirençli, yenilikçi, tarımda, turizmde, kültürde, teknolojide öncü bir kent haline getirmenin sözünü veriyorum. Bu söz, orta gelir tuzağından, betona teslim olmuş kentleşme anlayışından ve umutsuz gençler üreten sistemden kurtuluş için mücadelenin sözüdür. Çünkü bu sözün ve mücadelenin feyz aldığı isim ise ‘Hayatta en hakiki mürşit ilimdir’ diyen Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’tür!”
]]>
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuştu. Gündeme ilişkin değerlendirmelered bulunan Bahçeli, Filistin’in Birleşmiş Milletler’e (BM) tam üyeliğinin yeniden görüşülmesi kararına ilişkin şunları ifade etti:
“SOYKIRIMIN BAHANESİ OLAMAZ”
“Netenyahu yönetimi terör arıyorsa, terörist görmek istiyorsa bir boy aynasına ilk elden bakamyı tercih etmelidir. İsrail’in azgın şımarıklığı, işlediği korkunç cinayetler haddi ve hududu çoktan aşmıştır. ABD’nin Filistin üyeliğini bir kez daha veto etmesi muhtemeldir. Uluslararası toplum İsrail saldırılarını durdurmak kalıcı barışı temin etmek için mutlak suretle somut adımlar atmalıdır. Gazze’de bebekler katledilirken BMGK’da veto silahına sarılıp İsrail’e payende olanlar bunun hesabını asla veremeyecekler. Soykırımın bahanesi olamaz. 35 bin insanın cinayeti örtbas edilemez.
Türkiye atılgan, ahlaklı ve cesur politikalarıyla Fİlitinli kardeşlerimizin destekçisidir. Öylesine insani ve vicdanlı bir dış politika takip edilmektedir ki İsrail’le yapılan 9.5 milyar dolarlık ticaret bir kalemde silinmiş atılmıştır. Bu süreçte Cumhurbaşkanımızın ve kabinesinin sonuna kadar yanında olduğumuzu, ne karar alınırsa alınsın arkasında duracağımızı herkesin bilmesinde sayısız yarar olacaktır. Vaat edilmiş toprakların nihai hedefi Anadolu coğrafyasıdır. Bugün Gazze’de boyun eğersek gelecekte, son yurdumuzda çok çetin olaylar yaşanabilecektir. Gazze’yi savunmak demek Gaziantep’i savunmak demektir. Hiç kimse Gazze’yi günlük polika malzemesi haline getirmesin.”
Bahçeli, şöyle devam etti:
“ÖĞRETMENLİK MESLEK KANUNU’NDA YAPILACAK DEĞİŞİKLİK TEKLİFİNİ DE YÜREKTEN DESTEKLEYECEĞİZ”
“Milli Eğitim Bakanlığı marifetince hazırlanan Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’ni yeni yüzyılın milli eğitim çatısı olarak değerlendiriyor samimiyetle destekliyoruz. Mesnetsiz eleştirilerin iyi niyetten yoksun olduğu kanaatindeyiz. Beden ve ruh üzerine kurulan bir modele canlı ceset gibi ortalıkta dolaşanlar dışında itiraz edenlerin tuttarlı dalı veya haklı eleştirileri söz konusu mudur? Karalamak için kuyruğa girenlerin asıl amacı nedir? Niyet halistir, hedef parlaktır. Milli eğitimin milli geleceğimizi inşa etmesi başlıca temennimdir. Ümit ederim ki yeni yüzyılda atanamayan tek bir öğretmen kalmasın bu dram artık sonlansın. TBMM gündemine gelecek Öğretmenlik Meslek Kanunu’nda yapılacak değişiklik teklifini de yürekten destekleyeceğiz. Öğretmenlerimize yönelik her şiddeti lanetliyor faillere tutuksuz yargılama yerine doğrudan tutuklama tedbirlerinin uygulanacak olmasını da son derece yerinde görüyoruz.
“BİZİ DOYURAN ÇİFTÇİLERİMİZİN DOYMASI İÇİN ÖTV VE KDV SORUNUNA NEŞTER VURULMALI”
Tarımsal üretimdeki girdi fiyatlarının yüksekliğine bağlı sorunların gün geçtikçe büyümesi çiftçilerimizin başlıca şikayetidir. Bir litre mazorun satış fiyatının yaklaşık yüzde 38’ini vergilerden oluştuğunu göz önüne alındığında tarımsal üretimin sürdürülmesinin ve sorunun köklü çözümünün tarımda kullanılan mazottaki ÖTV ve KDV’nin kaldırılmasına bağlı olduğu da görülecektir. Bizi doyuran çiftçilerimizin doyması için ÖTV ve KDV sorununa neşter vurulmalıdır. Gübre hammadesininyüzde 90’dan fazlası ithal edilmektedir. Kİmyasal gübre fiyatındaki artışın temel nedenleri arasında döviz kurundaki oynaklıklar ve dünya piyasalarına tesir eden gerilimler yer almaktadır.
“GÜBRE VE MAZOT DESTEĞİNİN BÜTÇE İMKANLARI DAHİLİNDE YÜKSELTİLMELİ”
Dün açıklanan ‘Kamuda Tasarruf ve Verimlilik Paketi’yle eşzamanlı olarak, Türkiye ekonomisinde düzelme yaşandıkça, enflasyon canavarının boğazı sıkıldıkça ve döviz piyasalarında hedeflenen istikrar sağlandıkça bundan çiftçilerimiz de kazançlı çıkacak, onlar da rahata ve feraha ulaşacaktır. 2024 yılı bütçesinde tarım kesimine verilecek destek yüzde 44,4 artırılmış ve 91,5 milyar liraya çıkarılmıştır. Buna rağmen çiftçilerimize verilen gübre ve mazot desteğinin bütçe imkanları dahilinde yükseltilmesi dileğimizdir.
“HEDEF CUMHUT İTTİFAKI”
Olan biten tüm kanun dışı irtibat ve ilişki ağlarının farkındayız. Birkaç emniyet müdürünün açığa alınmasıyla geçiştirilemeyecek bir komplo devrededir, nitekim hedef Milliyetçi Hareket Partisi, AK Parti, Cumhur İttifakı ve son tahlilde Türkiye’dir. 17-25 emniyet ve yargı ortaklı darbe girişiminin tekrarını planlayanlara boyun eğersek boyumuz devrilsin, göz yumarsak gözümüz çıksın, eyvallah edersek de kanımız kurusun. Gizli tanık ifadeleriyle şerefli isimleri karalama kumpasını ve tecelli eden millet iradesini gölgeleme arayışını himaye eden ve buna hizmetkarlık yapan kim varsa haindir, haşhaşidir, emniyet, yargı ve medya uzantılarının tepesine binilmelidir. Bakalım temiz eller operasyonu nasıl oluyormuş, hepsine göstermek, hepsini yaka paça içeri tıkmak da hukuk devletinin varlık ve şeref konusudur.
“DEVŞİRİLMİŞ SÖZDE GAZETECİLERİN BEDEL ÖDEMESİ YAKINDIR VE KAÇINILMAZDIR”
Meclis gündemine gelecek olan 9’uncu yargı paketinde, casusluk suçu ilgili yeni düzenlemeden rahatsız olanlar çok iyi araştırılıp incelenmelidir. Yurt içinden ve yurt dışından hain FETÖ’cülerin, onlara sözcülük yapan satılmış, devşirilmiş sözde gazetecilerin bedel ödemesi yakındır ve kaçınılmazdır.”
(SON)
]]>SPORLA BULUŞMAYAN GENÇ KALMAYACAK
Günümüzde neredeyse her ailenin ortak sorunu çocuklarını bilgisayar, tablet ve telefon gibi dijital bağımlılığa neden olan teknolojik aletlerden uzak tutmaya çalışmak. Öte yandan madde bağımlılığına yönelim korkusu da ebeveynleri ciddi anlamda tedirgin eden konular arasında. Kayseri Valiliği tarafından başlatılan “Her Mahalleye Bir Spor Okulu” projesiyle bu endişe ortamı dağılmaya başlamış durumda.
Kayseri’de, Emniyet, Jandarma, Müftülük, Milli Eğitim gibi resmi kurumların yanı sıra Esnaf ve Ticaret Odaları, Borsa birlikleri, Organize Sanayi Bölgeleri yönetimlerinin bir araya gelmesiyle her mahallede Erdemlerimizle Varız (ERVA) Spor Okulları açılmaya başladı.

PROJENİN YAKIN ORTA VE UZUN VADELİ HEDEFLERİ VAR
Bu projenin amacı gençleri kazanarak her türlü zararlı alışkanlıktan korumak ve geleceğin başarılı sporcularını yetiştirmek. Projenin hedeflerini yakın orta ve uzak anlamda değerlendirmek mümkün. Yakın vadeli hedeflerin başında gençleri teknoloji bağımlılığı, uyuşturucu madde kullanımı, suç ve suça entegre, kavga ve akran zorbalığı ile her tür zararlı alışkanlıktan uzak tutmak. Gençlik spor il müdürlüğüne bağlı antrenörlerin koordinesinde gençlere spor disiplini kazandırmak ve enerjilerini doğru biçimde yönlendirmek, potansiyel becerilerine göre spor branşlarına yönlendirilerek lisanslı sporcular yetiştirmek.
AİLELER SÜRECE DAHİL EDİLİYOR
Orta vadeli hedefleri ise büyükşehirlerde gençler arasında hızla yayılabilen uyuşturucu veya madde bağımlılığına karşı polisiye tedbirlerin yanı sıra toplumsal tedbirleri faydaya dönük olarak hayata geçirmek. Ailelerinde sürece dahil edilmesiyle birlikte çocuklar gerek pedagojik gerekse sportif profesyonellerce kontrol edilebiliyor.
Uzun vadede ise hedef madalyalı şampiyonlar yetiştirmek. Spor disiplini ve sporcu ahlakı ile donanmış olan gençler Erva Spor Okulları dahilinde açılan spor kulüplerinde lisanslı sporcular olarak yetenekleri doğrultusunda farklı spor branşlarında yetiştirilerek, katıldıkları yerel ve ulusal müsabakalarda sporda başarı, şampiyonluklar ve madalyalar hedefleniyor.

SPORCULARIN TÜM MASRAFLARI ÜCRETSİZ KARŞILANIYOR
Projenin en cazip imkanlarının başında materyallerin spor kulüplerine üye olan gençlerin tüm gereksinimleri malzemeleri, ekipmanları ve hatta ulaşımları dahi bağlı oldukları spor kulüplerince tamamen ücretsiz olacak şekilde karşılanıyor.
28 MAHALLEYE 28 SPOR KULÜBÜ
Proje dahilinde şu ana kadar Kayseri’de 28 mahallede 28 spor kulübü açılmış durumda. Bu sayının artarak devam etmesi hedeflenirken, spor kulüplerine üye olan lisanslı sporcu sayısı ise 8 bin. Ayrıca proje sahası genişletilerek ilçelerde kapsama alındı. İlk etapta Yahyalı, Bünyan, İncesu ve Hacılar ilçelerinde Erva Spor Okulları açıldı. Kayıtların tamamlanmasıyla bu ilçelerdeki spor okullarındaki gençlerde sporla buluşturuldu.
20 FARKLI SPOR BRANŞI BULUNUYOR
Bu spor kulüplerinde ise Basketbol, Çim Hokeyi, Floor Curling, Masa Tenisi, Muaythai, Tekvando, Futbol, Wushu, Karate, Judo, Futsal, Boks, Jimnastik, Dart, Badminton, Güreş, Kickboks, Bilek Güreşi gibi 20 farklı branşta sporcular yetiştiriliyor.

“BU ÜLKENİN FEDA EDİLEBİLECEK TEK BİR GENCİ YOK”
Kayseri Valisi Gökmen Çiçek; ‘Bu ülkenin feda edilebilecek tek bir genci dahi yok. Gençlerimiz çok kıymetli ve ülkemizin geleceği. Her biri kendi içinde özel ve gerçekten potansiyelleri çok yüksek. Biz de bu potansiyeli işleyebilecek, ülkemize ve milletimize faydalı olacak şekilde nasıl değerlendirebiliriz diye düşündüğümüzde tüm gençleri harekete geçirebilmek adına evrensel bir ortak nokta olarak sporu düşündük. Evde koltukları başında ekranlara gömülmelerine, dijital bağımlılık sahibi olmalarına gönlümüz razı olamazdı. Ancak doğru yönlendirilemeyen, vakitlerini verimli şekilde değerlendirme imkanına sahip olamayan gençlerin sokaklarda bulunması ve çeşitli zararlı alışkanlıklar kazanmaları da tercih edebileceğimiz bir durum değildi. Spor her ne kadar cazip olsa da davette bulunmak tek başına yeterli olmayabilirdi. O nedenle talebi beklemeden arzı sunmak istedik. Her mahalleye spor okulları açarak spor okullarını gençlerimizin ayağına getirdik.’ ifadelerini kullandı.

PROJE İLK MEYVELERİNİ VERMEYE BAŞLADI
Vali Çiçek, “Türk gencine imkan verildiğinde neleri başarabileceğini şimdiden görmeye başladık. Sporcularımız katıldıkları müsabakalardan şampiyonluklarla, madalyalarla dönmeye başladı. Bu durum bizi aldığımız karar ve uygulamaya başladığımız ERVA Spor Okulları, Her Mahalleye Bir Spor Okulu projemizde motive eden çok güçlü bir unsur.” dedi.
]]>Sabreen daha bebeğini kucağına almadan ve sarılmadan hayatını kaybetmişti.
Genç anne yedi buçuk aylık gebeliği boyunca bebeğini taşıdı. Gece gündüz sürekli korkuyorlardı, ancak Sabreen’in ailesi, savaş sona erene kadar ailenin şansının devam edeceğini umuyordu.
Bu şans, 20 Nisan’da gece yarısından bir saat öne bir patlamanın gürlemesi ve ateşiyle sona erdi.
İsrailler, Sabreen’in eşi ve üç yaşındaki büyük kızları Melek ile birlikte uyuduğu El Sakani ailesinin, evine bomba attı.
Sabreen ağır yaralandı, eşi ve Melek öldü. Fakat acil durum görevlileri olay yerine geldiğinde, bebek hala annesinin rahminde canlıydı.
Sabreen’i hastaneye yetiştirdiler ve doktorlar acil sezaryenle bebeği dünyaya getirdiler.
Sabreen kurtarılamadı, ancak bebeğin yaşama döndürmeye çalışan doktorlar, yavaşça göğsüne vurup nefes almasını sağladılar. Akciğerlerine hava verildi.
Refah’taki Emirlikler Hastanesi’nde bulunan yeni doğan ünitesinde acil servisin baş hekimi Dr. Muhammed Salama “Ciddi bir solunum sorunuyla doğdu” diyor.
Ancak sadece 1,4 kilo ağırlığındaki bebek, doğumda yaşananlardan sağ kurtuldu.
Doktor bir bant parçasına “Şehit Sabreen el Sakani’nin bebeği” yazıp, bebeğin üzerine yapıştırdı, sonra da kuvöze konuldu.
Dr. Salama “Sağlık durumunda bir parça gelişme olduğunu söyleyebiliriz. Ancak risk hala devam ediyor. Solunum zorluğu sorunu prematüre doğum kaynaklı. Bebek şu anda annesinin rahminde olmalıydı, ancak bu hakkı elinden alındı” diyor.
Doktor, kız bebeğin bir ay kadar hastanede kalmasını bekliyor.
“O aşamada taburcu etmeyi düşüneceğiz. En büyük trajedi de burada. Bu çocuk yaşasa bile, öksüz dünyaya gelmiş olacak.”
Bebeğe ismini verecek anne baba yok. Hayatını kaybeden ablası Melek, kardeşine Ruh isminin verilmesini istiyordu. Ancak annesinin anısına bebeğe Sabreen denilmeye başlandı.
Hayatta kalan aile üyeleri, öksüz kalan bebek Sabreen’e yeni bir aile oluşturma çabalarıyla birlikte yaşadıkları öfke ve acının ortasında kaldı.
Bebeğin anneannesi Mirvat El Sakani “hiçbir şeyle ilgisi olmayan insanların yaşadıkları “adaletsizlik ve karalamadan” bahsediyor.
“Kızım hamileydi ve bebeği karnındaydı, kızı da onunlaydı, oğlum da onlarla birlikteydi.
“Oğlumun bedeni parçalandı ve onu daha bulamadılar. Tanıyamadılar. Niye onları hedef aldılar ki? Bilmiyoruz. Bilmiyoruz…sadece çocukları ve kadınları hedef alıyorlar.”
Bebeğin dayısı Rami el Şeyh, babasının kendisiyle birlikte berberlik yaptığını anlatıyor.
“Suçları neydi ki? Tüm bir aile kayıtlardan silindi ve tek sağ kalan küçük bir kız bebek. Bunlar sıradan siviller”
Sabreen’in dedesi Ahalam El Kürdi, bebeği kendisinin büyüteceğini söylüyor. “Benim aşkım, ruhum o. Babasının hatırası. Ona ben bakacağım.” diyor.
Gazze’deki yönetime göre savaşın başladığı 7 Ekim’den bu yana 34 bin kişi öldürüldü ve bunların en az üçte ikisi, kadınlar ve çocuklar.
İsrail, çoğu sivil 1200 İsrailli ve yabancının öldürüldüğü ve 253 kişinin de rehin alındığı Hamas saldırısından sonra Gazze’yi hedef almaya başladı.
İsrail Ordusu, sivilleri hedef almadığı konusunda ısrar ediyor ve Hamas’ı sivilleri kalkan olarak kullanmakla suçluyor.
İsrail’in 20 Nisan’da Refah’ta düzenlediği hava saldırısında aynı zamanda hepsi bir sülaleden 15 çocuk da öldürüldü.
Çocuklardan bazılarının babası Abid el Aal, tüm çocuklarının ve eşinin öldürülmesiyle kimliğinin kayıtlardan silindiğini söylüyor.
“Bana aralarında bir erkek gösterin. Hepsi kadın ve çocuktu” diyor.
Saldırılardan sonra İsrail Ordusu’nun BBC’ye gönderdiği yazılı açıklamada, “Bahsedilen zamanlarda, İsrail Ordusu Gazze’deki terör örgütü hedeflerine saldırı düzenledi. Bunlara askeri tesisler, saldırı düzenlenen yerler ve silahlı teröristler de dahil” demişti.
Şu anda, Refah’ta İsrail Ordusu savaşın önceki dönemlerinde güneye gitmenin güvenli olacağını söylediği için toplanan 1,4 milyon kişi yaşıyor.
Ancak son günlerde, İsrail güçlerinin Hamas’la savaşa devam etmek için Refah’a gireceği spekülasyonları büyüdü.
ABD, İsrail’e büyük bir insani bir krize yol açabilecek Refah’ın topyekun işgali yerine, daha hedef gözeten bir tutum takınması çağrısı yaptı.
]]>Türkiye’nin eski Kahire Büyükelçisi Şafak Göktürk, İran’ın İsrail’e yaptığı misilleme saldırının ardından Ankara’da uzun süre hakim olan sessizliğe ilişkin, “Ankara’daki bu sessizlik dikkat çekici, alışılmış değil. Düşündürücü bir durum. Çünkü Türkiye’nin gerek bölgesinde gerek uluslararası konularda belli bir saygınlığı, ağırlığı vardır. Bu konuda konuşmak ince hesaplar gerektiriyor. Ama bunları yapabilecek bir diplomasimiz bizim öteden beri olmuştur” değerlendirmesini yaptı.
İran’ın 300’den fazla insansız hava aracıyla İsrail’e yönelik “Gerçek Vaat Operasyonu” adı verilen saldırısının, İsrail’in 1 Nisan 2024 tarihinde Şam’daki İran Konsolosluğu’na düzenlediği saldırıya misilleme olarak yapıldığı açıklandı.
Türkiye’nin eski Kahire Büyükelçisi Şafak Göktürk, ANKA Haber Ajansı’na yaptığı değerlendirmede, Ankara’dan uzun süre resmi bir açıklama yapılmayışına değindi. Göktürk, ilk haberin Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın İranlı mevkidaşı Hüseyin Emir Abdullahiyan ile yaptığı telefon görüşmesine dair olduğunu belirterek, “Bu kadar büyük bir olayın yaşanmış olmasının ardından Ankara’daki bu sessizlik dikkat çekici, alışılmış değil. Düşündürücü bir durum. Çünkü Türkiye’nin gerek bölgesinde gerek uluslararası konularda belli bir saygınlığı, ağırlığı vardır. Bunlar sanki yokmuş gibi bir tablo ortaya çıkıyor. Evet, bu konuda konuşmak ince hesaplar gerektiriyor. Ama bunları yapabilecek bir diplomasimiz bizim öteden beri olmuştur” dedi. Göktürk devamında şunları kaydetti:
“TÜRKİYE BÜYÜK ÖLÇÜDE KENDİSİNİ ETKİSİZ KILDI”
“Saldırı zaten gerçekleşmiş. Dolayısıyla bu işin adresi İran değil. İsrail ile konuşabilecek menzilin dışına çıktık bir süredir. O bakımdan herhangi bir temas imkanı olamayacağı anlaşılıyor. Türkiye büyük ölçüde kendisini etkisiz kıldı. Hükümet bölgede etkisiz kıldı, yanlış zamanlarda, gereksiz derecede sert çıkışlarıyla.”
Yaşananların ardından Irak, Ürdün gibi hava sahalarını kapatan kimi ülkelerin hava sahalarını açtıklarını anımsatan emekli Büyükelçi Göktürk, “Bu işin can alıcı noktası İran hava sahasının tekrar ne zaman ulaşıma açılacağı değil” dedi.
İran’ın, 7 Ekim 2023’te Hamas’ın İsrail’e saldırısıyla başlayan çatışmaların tetikçisinin kendisi olmadığını belirttiğini aktaran Göktürk, “Bu büyük ölçüde uluslararası alanda kabul görmüş bir açıklamaydı. İran’ın esasen bölgesinde ve onun da ötesindeki hareket tarzına bu uygundu. İran genellikle vekillerini kullanarak bir şey yapmayı öngörür. Bu sayede kendisini bir koruma zırhı altına alır. Doğrudan kendisini husumet içinde olduğu devletler arasında bir çatışma menziline sokmamaya özen gösterir. 7 Ekim’de Hamas’ın İsrail’e yapmış olduğu saldırıda da kendisi bunun talimatını vermediğini veya vekili dahi olsa bunun talimatını vermediğini, bunun bağımsız bir Hamas kararı olduğunu söylemişti” ifadelerini kullandı. Sonraki gelişmelerin bölgenin genelinde yaşanmaya başlanan, İsrail ve İsrail ile birlikte hareket eden diğer devletlerin varlıklarına karşı sürdürülen eylemlerde İran’ın arkasında olduğunu gösterdiğini kaydeden Göktürk, şöyle devam etti:
“İSRAİL BU ÇİZGİYİ 15 GÜN ÖNCE AŞTI”
“İsrail, İran’ın bölgedeki hem askeri varlıklarını hem de komutanlarını hedef almaya başladı. Bunları nerede hedef aldığı önemliydi. Özellikle Lübnan’da daha dikkatli davrandı. Evet, Beyrut’ta Hamas’ın liderliğini hedef almıştı. Ama İran’ın, özellikle Devrim Muhafızları’nın uluslararası gücü olarak bilinen Kudüs Gücü’nün komutanlarını Lübnan dışında hedef aldı. Bunun için de Suriye’de onları vurdu ve operasyonlarını gerçekleştirdi.
Bundan 15 gün öncesine kadar İsrail’in bu şekildeki nokta vuruşlarında yer çok önemliydi çünkü genellikle İran askeri varlıkları veyahut onunla bağlantılı bulundukları yerleri hedef alıyordu. Hiçbir zaman bir diplomatik misyonu, ki diplomatik misyon devletlerin kendi toprağı kabul edilir, dolayısıyla siz bir diplomatik misyona saldırdığınızda o devlete doğrudan bir saldırıda bulunmuş addedilirsiniz. İsrail bu çizgiyi 15 gün önce aştı. Aşarken şunu söyledi; ‘Bu İran’ın Suriye’deki Büyükelçiliği’nin konsolosluk şubesi olabilir ama bunu başka amaçlarla kullanıyorlar. Viyana Diplomatik İlişkiler Konsolosluk İlişkileri Sözleşmesi çerçevesinde belirtilen kuralların dışında, askeri amaçlarla, terör amaçlarıyla kullanıyor’ diyerek bu eylemi gerçekleştirdi. İran açısından durum açıktı, diplomatik misyonuna yönelik bir saldırıydı, yani İran toprağına yönelik bir saldırı olarak kabul edildi. O zaman İran İsrail’in kendisinin hedef alması gerektiği bir duruma geldi. Bu tür merdivenleşmelerde bu yeni bir aşamayı ifade ediyor. Çünkü İran’ın İsrail’e yönelik, İsrail birlikleri veya şehirlerine yönelik saldırılar hep bu dolaylı unsurlar, vekiller üzerinden gerçekleştirilmişti. Bunu bu şekilde yapamayacağını, doğrudan kendisinin bir hamlede bulunması gerektiğine karar verdi.”
“İSRAİL’İN İRAN’I ENDİŞEDE BIRAKACAK BİR ÇİZGİDE HAREKET EDECEĞİ ANLAŞILIYOR”
İran’ın İsrail’e doğrudan saldırmasıyla İsrail’de meşru olarak karşılık verme hakkı olduğu düşüncesi olduğunu kaydeden Göktürk, “Bu merdivenleşme devam ederken bu aşamalar önceden değerlendiriliyordu” diye konuştu. Emekli Büyükelçi Göktürk, ABD Başkanı Joe Biden’ın İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu ile görüşmesinde İsrail’i desteklediklerini anımsatarak, ABD’nin “Ama bunun ötesinde İran’a dönük bir eyleminizin içinde biz olmayız” mesajını verdiğini söyledi. Göktürk son olarak şunları söyledi:
“İsrail bunu kendi başına yapar mı, hangi hedeflere yönelik yapar, İsrail Silahlı Kuvvetleri ve istihbaratı bu füzelerin ve insansız hava araçlarının hangi rotalardan fırlatıldığını biliyor. Bu askeri tesisleri mi hedef alır yoksa nükleer kapasitesini mi hedef alır, onları bilemiyoruz, hedef alır mı almaz mı onu da bilmiyoruz. Ama İsrail’in bu konuda İran’ı sürekli bir endişe ve düşüncede bırakacak bir çizgide önümüzdeki günlerde hareket edeceği anlaşılıyor. İran’ın bugün hava sahasını açıp açmamış olması da çok önemli değil.”
]]>Henüz 17 yaşında olimpiyatlara katılarak badminton branşında Türkiye adına bir ilke imza atan Neslihan, bir kez daha dünyanın en büyük spor organizasyonunda boy göstermeye hazırlanıyor.
Kota için yeterli puanı almayı garantileyen Neslihan, Londra 2012 ve Tokyo 2020’den sonra 3’üncü defa olimpiyatlarda mücadele edecek.
Çalışmalarına bir süredir Fransa’da devam eden Neslihan, aynı zamanda ikinci lisansla Fransa liginde de oynuyor.
Neslihan, bu yaz Paris’in ev sahipliği yapacağı 33. Olimpiyatlar öncesinde kendisine hedef koyduğu bir diğer organizasyon Avrupa Badminton Şampiyonası’nda da yarın korta çıkacak.
2021 ve 2022’de Avrupa 3’üncüsü olan tecrübeli sporcu, Paris 2024 hazırlıkları, kariyerinin kalan bölümündeki hedefleri ve spor hayatı dışındaki planlarına ilişkin AA muhabirine açıklamalarda bulundu.
“Paris 2024’ün farklı geçeceğini düşünüyorum”
Neslihan, 3’üncü olimpiyat deneyimini yaşayacağı Paris 2024 hakkında “Farklı geçeceğini düşünüyorum. Hazırlanırken de aslında o mantaliteyle hazırlandım. İlk olimpiyatıma hazırlanırken çocuktum, 17 yaşında katıldım. Benim için bir acemilik dönemiydi. İkinci katıldığımda biliyordum, ortama adapte oluyordum, maçlarım daha rahattı. Şu an diyorum ki ‘Katılmaktan ziyade artık orada bir şey yapmalıyız. Gruptan çıkmalıyız, çeyrek final oynamalıyız, madalya almalıyız’. Bunların artık badmintonu bir adım daha öteye taşıyacağını düşünüyorum. Umarım bunu başarabiliriz.” ifadelerini kullandı.
Milli badmintoncu, 2012’deki Neslihan ile şimdiki arasında nasıl bir fark olduğu sorusuna, “Daha profesyonel bakıyorum açıkçası. Bakış açım, antrenman metodum, disiplinim değişti, büyüdüm. En büyük fark aslında bu. Şu an daha bilinçliyiz, bilinçli bir şekilde hazırlandık. Bilinçli bir şekilde de hedefe doğru gidiyoruz.” yanıtını verdi.
30 yaşındaki sporcu, kariyerinin sonunda kendisini nerede görmek istediğiyle ilgili “Açık konuşmak gerekirse artık ‘Adım adım sona yaklaşıyoruz’ diyorum. Eksik olan madalyaları toplama peşindeyim. İki tane Avrupa 3’üncülüğüm var. İlk hedefim aslında o madalyayı değiştirmek. Sonra olimpiyatlarda katılmaktan ziyade farklı bir şey yapıp ismimizi duyurmak istiyorum. ‘Neslihan bu şekilde bıraktı’ imajı bırakmak istiyorum. Olimpiyatlarda çeyrek final oynamak istiyorum.” dedi.
“Keşke dediğim bir şey yok”
Geriye dönüp baktığında hayatında keşke dediği bir şey olup olmadığı sorusu yöneltilen Neslihan, “Açıkçası yok. Hepsini dolu dolu yaşadığımızı düşünüyorum. Çok ufak yaşta başladım, 20 senedir bu işi yapıyorum. Arkadaş ortamım spor hayatım oldu. Ailemden uzak kaldım. Son 1,5 senedir evliyim. Evlenince artık antrenörüm eşim oldu. Her şeyi bir şekilde sporla yürütmeyi öğrendik. Ona adapte etmeyi öğrendik. Onun için hiç sorun olmadı ve ‘böyle olsaydı, böyle yaşasaydık’ demiyorum. Çünkü baktığımda arkada çok güzel başarılar biriktirdik.” diye konuştu.
Neslihan, spordan arta kalan zamanı nasıl değerlendirdiği konusunda şunları söyledi:
“Açıkçası çok yoruluyoruz. Boşluk buldum mu eve gidip köpeğimizle vakit geçirmeye çalışıyorum. Çünkü ister istemez şöyle oluyor: Günde çift antrenman yapıyorum. Ertesi günü düşünmek zorundayım. Eve gidip yemek yapmak zorundayım. Böyle bir döngü içindeyim. Ekstra aslında arkadaşlarımla görüşmek dışında farklı bir şey yapmıyorum.”
Spor eğitmenliği yapmayı planlıyor
Neslihan, spor dışında hayata geçirmeyi planladığı bir proje bulunup bulunmadığına ilişkin soruya “Eşim eski basketbolcu ve spor salonu var. Orayı işletiyor, eğitmenlik yapıyor. Açıkçası ben de birazcık bu yola girmek istiyorum. Geçmişte bilinçli değildik ve benim için her şey badminton odaklıydı. Beden eğitimi bölümünü okudum ve öğretmenlik yapıyorum şu an. Artık bu kulvardan biraz uzaklaşıp eğitim vermek, sporcularla çalışmak gibi bir hedefim var. Fitness olabilir, kondisyonerlik olabilir. Buna ufak ufak başlamak istiyorum.” cevabını verdi.
Neslihan, badmintona başlamak isteyen genç sporcu adaylarına “Öncelikle ne istediklerini bilmeliler. Sahaya girdiklerinde ‘ne istiyoruz, burada mutlu muyuz, hedefimiz ne’ sorularını sormalılar. İlla bir başarı kazanmak zorunda değiliz, uzun bir serüven çünkü bu. Düşebiliriz, yenilgiler de olabilir ama asla pes etmemeliler. Kalplerinin sesini dinlesinler.” tavsiyesinde bulundu.
]]>Ege Mobilya Kağıt ve Orman Ürünleri İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Ali Fuat Gürle, İzmir’de bir otelde düzenlenen iftar yemeğinde basın mensuplarıyla bir araya geldi. Düzenlenen iftar yemeğinin ardından sektöre dair değerlendirmelerde bulunan Gürle, 2023 yılında Türkiye’nin 8 milyar dolarlık mobilya, kağıt ve orman ürünleri ihracatına 906 milyon dolarlık katkı sağladıkları bilgisini verdi. Mobilya, kağıt ve odun dışı orman ürünleri olmak üzere üç alt sektöre hizmet verdiklerini kaydeden Gürle, “Kağıt ve kağıt mamulleri ihracatımız 538 milyon dolar seviyesinde gerçekleşirken, odun dışı orman ürünleri olarak adlandırdığımız defne, kekik, ıhlamur, adaçayı, biberiye, tıbbi bitkiler, meşe palamudu gibi ürünleri kapsayan ihracatımız ise aynı yıl 103 milyon dolar bandında seyretti ve bu ürünlerin Türkiye geneli ihracatının yüzde 68’lik kısmına imza attı. Mobilya sektörüne baktığımızda, Türkiye’nin mobilya ihracatı 2001 yılında 192 milyon dolar olarak gerçekleşirken, 2023 yılında önemli oranda artarak 5,1 milyar dolara ulaştı. Birliğimizin mobilya ihracatı ise 224 milyon dolar oldu” diye konuştu.
“2024 yılında 1 milyar dolar ihracat barajını aşmayı hedefliyoruz”
“2024 yılında ihracat hedeflerimize TURQUALİTY, UR-GE projeleri, Sektörel Ticaret Heyetleri ve Alım Heyeti organizasyonları ile ulaşmayı amaçlıyor ve yüzde 10’luk bir artışıyla 2024 yılında 1 milyar dolar ihracat barajını aşmayı hedefliyoruz” diyen Gürle şunları kaydetti:
“2024 yılının ilk iki ayına baktığımızda bir önceki yıla göre yüzde 6’lık bir artış görüyoruz, yüzde 10 ortalama ihracat artışına ulaşabilmemiz için 2024 yılında daha çok çalışmamız ve daha çok proje üretmemiz gerekiyor. Tıbbi ve Aromatik Bitkiler Ur-Ge Projemiz, Turkish Herbal Tea Turquality Projemiz, Mobilya Turquality Projemiz, Aegean Furniture Ur-Ge Projemiz, Ezberbozan Tasarım Yarışmamız, Alım Heyeti ve Sektörel Ticaret Heyetlerimiz, Fuar organizasyonlarımız 1 milyar dolar ihracat hedefine ulaşmak için hayata geçirdiğimiz yeni projelerimiz. Bu projelerimize halkalar eklemek için istişarelerimiz sürüyor.”
“Türk markasının en iyi şekilde tanıtımının yapılmasını amaçlıyoruz”
2024 yılında sürdürecekleri projelerle ilgili özet bilgiler veren Ali Fuat Gürle, “İzmir Ticaret Odası ve İzmir Ticaret Borsası iş birliğinde, tıbbi ve aromatik bitkiler sektörünün ve sektörde faaliyet gösteren firmaların rekabet gücünü artırmaya yönelik olarak yürüttüğümüz Tıbbi ve Aromatik Bitkiler Sektöründe Uluslararası Rekabetin Geliştirilmesi Ur-Ge Projesi”nin ihtiyaç analizi sürecini tamamladık. Proje faydalanıcısı 19 firma talepleri dikkate alınarak faaliyetlere başlayacağız. Ticaret Bakanlığımızın ‘2028 İhracat Vizyonu’ kapsamında, sektörlerimizin hedef ülke olarak seçtiği ABD ve Almanya gibi pazarlarda Türk markasının en iyi şekilde tanıtımının yapılması amacıyla Birliklerimiz koordinasyonunda Akdeniz Mobilya, Kağıt ve Orman Ürünleri İhracatçıları Birliği ortaklığında mobilya, kağıt ve tıbbi aromatik bitkiler sektörlerinde 4 sene boyunca Turkish Herbal Tea Turquality Projesini yürüteceğiz. Dünya 1. si olduğumuz kekik defne biberiye vb. gibi odun dışı orman ürünlerinin bu sefer farklı bir yönünü, ‘Tıbbi ve Aromatik Bitkiler’ gücünü, ‘Türk Bitki Çayı’ markası tanıtımıyla dünyaya göstereceğiz” cümlelerini aktardı.
Aegean Furniture Ur-Ge Projesinde ikinci faz başlayacak
2021 yılında Aegean Furniture isimli Ur-Ge projesini başlattıklarını hatırlatan Başkan Gürle, nandemi nedeniyle yurt dışı pazarlama faaliyetlerinin tamamını gerçekleştirememelerine rağmen Fas’a yönelik gerçekleştirdikleri sektörel ticaret heyetinin çok başarılı geçtiğini, sona eren projelerinin ikinci fazı için 33 mobilya firmasının katılımıyla yeni bir proje yazdıklarını ve Ticaret Bakanlığı onayını aldıklarını, yeni projeyle daha fazla sektörel ticaret ve alım heyeti, daha fazla fuar ziyareti yaparak, Egeli mobilya ihracatçılarının yeni pazarlara yelken açmasını sağlamayı ve uzun vadede ihracat artışına katkı sağlamayı hedeflediklerini ifade etti.
Ege Mobilya Kağıt ve Orman Ürünleri İhracatçı Birlikleri olarak, mobilya sektöründe, küresel ihracat analizleri ve pazar araştırmaları ile geleneksel pazarlarımızın yanı sıra potansiyeli olan, pazar payından faydalanabileceklerin ülkelere ihracatlarını artırmayı hedeflediklerini anlatan Gürle, “2023 yılında Güney Afrika Sektörel Ticaret Heyeti ile Fas ve Suudi Arabistan Sektörel Alım Heyeti gerçekleştirdik. Sektörel ticaret heyetlerine 2024 yılı içerisinde devam edeceğiz, bu çerçevede 5-9 Mayıs 2024 tarihlerinde Suudi Arabistan Sektörel Ticaret Heyeti, Ağustos ayında Güney Afrika Sektörel Ticaret Heyeti, Eylül ayında Fas ve Kasım ayında ise Hindistan’a yönelik sektörel ticaret heyetleri düzenlemeyi planlıyoruz” diyerek sözlerini tamamladı.
Ege Mobilya Kağıt ve Orman Ürünleri Birliği, 2024 yılında “mobilyaşam” temasıyla 4. kez düzenleyecek. Yarışma, profesyonel ve öğrenci olmak üzere 2 kategoride gerçekleştirilecek. – İZMİR
]]>Karşılaşma sonrası düzenlenen basın toplantısında konuşan Kocaelispor Teknik Direktörü Mustafa Gürsel, “Böyle bir galibiyete çok ihtiyacımız vardı. Tüm paydaşların bu 3 puana ihtiyacı vardı. Böyle olacağını biz de tahmin edemezdik. 2-0’dan geri dönmek de çok güzel duyguymuş. Bizi çok memnun etti. Maçın ilk yarısında sahada iyi durduk ama oyunsal anlamında istediklerimizi iyi yapamadık. Rakibe de pozisyon vermedik aslında. İkinci yarı diziliş ve oyuncu değişikliği yaptık. Pozisyon da bulduk. Oyunu ofansif tarafında oynamaya başladık ama golü bulamadık. O arada ikinci golü yedik. Bir kıvılcıma ihtiyacımız vardı. İlk golün gelmesi kıvılcımdı. Sonra tüm taraftarımızla, oyuncularımızla maçı birsek ikiyi istemeye başladık. Üçü bulduk. Oyuncularım adına da çok mutluyum. Yalnızca 3 puan kazandık bunun da bilincindeyiz. Kocaelispor olarak hedefimizi hep biliyoruz. O hedefe gitmek için başlangıç yaptık. Bir adım attık. Önemli olan sezon sonunda hedefe hep birlikte ulaşmamız. Ayaklarımızı yere sağlam basıp bundan sonraki maçları, buradaki moral ve motivasyonu geliştirerek, tempomuzu artırarak sezon sonu hedefine ulaşmak tek isteğimiz. O zaman gerçek sevinci yaşayacağız ve bu maçın da anlamı olacak. Meşaleyi yakmış olduk. Bugün taraftarımıza, oyuncularımıza, yöneticilerimize çok teşekkür ediyorum. İlk defa camianın enerjisini hissetim. Bunu büyüterek devam ettirmemiz lazım. Hedefe hep birlikte gideceğiz. Galibiyette emeği geçen herkese çok teşekkür ediyorum” dedi.
“Böyle biteceğini tahmin edemezdik”
Takımın çıkış yapma sinyali verdiğini belirten Gürsel, “Futbol bir az sonuç oyunu. İlk kıvılcımı bir türlü alamıyorduk. Futbol, özgüven, coşku ve enerji olayı. Geldiğimizden beri bunu yakalayamamıştık. Tempo artışı vardı zaten. Çocuklar çok istediler. Coşku ve keyif aldılar. Değişikliklerimiz de tuttu. Giren ve çıkan herkese teşekkür ediyorum. İnşallah bundan sonra böyle olur” diye konuştu. Soruları da yanıtlayan Gürsel, “Uzak hedef koymayı sevmiyorum. Yola bakmak lazım. Maç maç gideceğiz. Gerçekçi hedefimiz play-off’a da kalsak bir maçta Süper Lig’e bu takımı taşımak. Benim için geldiğim günden beri amacım; finalleri oynayan, temposu ve taktiğiyle iyi bir takım olmak. Bu takımı bir üst lige çıkarmak hedefimizin hedefi. Bugün moral ve motivasyon anlamında bizim için iyi oldu. Geldiğim günden beri yanımızda olmayan şans bugün bizimleydi. Maçtan önce bu maçın böyle biteceğini hiçbirimiz tahmin edemezdik. Kazanmak güzel” sözlerini kaydetti.
Stoilov: “Duygusallaştık ve oyun aklımızı kaybettik.
Göztepe Teknik Direktörü Stanimir Stoilov ise, “Bugün çok iyi oyun vardı. Özellikle bizim takım gerçekten çok iyi oynadı. İstediğimiz futbolu sahaya yansıttık. Son 5-10 dakika oyun anlamında duygusallaştık. Bu nedenle de oyun akılımızı kaybettik ve defansif organizasyonumuzu kaybetmemize yol açtı. Futbolda bunlar oluyor. Başımızı kaldırıp önümüzdeki maçlara odaklanacağız. Önümüzdeki maçı kazanıp hedefimize ulaşacağız” dedi. Basın mensuplarının sorularını da yanıtlayan Stoilov, “Kariyerimde böyle özel bir maç hatırlamıyorum. Futbolda bazen son dakikalarda kaybedersiniz. Sadece son dakikalarda duygusallaştık. İstemediğimiz gollere sebep oldu. Öte yandan atmosfer çok iyiydi. Her zaman taraftarın stada gelmesi çok güzel. Futbol taraftar için oynanıyor. Bir sonraki maçta da umarım stat tekrar ful olur. Her maçımızda dolu stadyuma oynuyoruz. Buna alışkınız. Her zaman taraftarı sahaya çekmek için çalışıyoruz” dedi. – KOCAELİ
]]>Bakan Bayraktar, Rusya’nın Soçi kentinde düzenlenen Uluslararası ATOMEXPO-2024 Forumu kapsamında Türk gazetecilerin sorularını yanıtladı.
Geçen hafta Moskova’da meydana gelen terör saldırısını lanetleyen ve saldırıda hayatını kaybedenlerin ailelerine başsağlığı dileyen Bayraktar, “Bugün bu toplantıya gelmemizin nedenlerinden biri, bizim dayanışmaya verdiğimiz önem. Rusya ile birçok alanda, özellikle enerji alanında önemli bir işbirliğimiz var. Böyle bir günde burada olmanın, onlar açısından da önemli olduğunu düşünüyorum. Terörün her türlüsüne, terörle çok mücadele vermiş bir ülke olarak karşı olduğumuzu her zaman ifade ediyoruz. Buradaki terör saldırısını da şiddetle bir kez daha sizler vesilesiyle kınadığımızı ifade etmek istiyorum.” dedi.
Bayraktar, bir önceki Uluslararası ATOMEXPO Forumu’ndan bu yana Türkiye’de nükleer enerji sektöründe önemli gelişmelerin yaşandığını ifade ederek, “Türkiye, geçtiğimiz yıl nisan ayında Akkuyu’ya ilk taze yakıtın gelmesiyle beraber nükleer ülke haline geldi. Bu önemli bir değişim. Bir sonraki ATOMEXPO’ya geldiğimizde, Akkuyu’dan elektrik üreten bir ülke olarak burada olacağız.” değerlendirmesinde bulundu.
Nükleerin, Türkiye’nin yenilenebilir enerji hedeflerinin gerçekleştirilmesi noktasındaki rolüne de değinen Bayraktar, “Biz yenilenebilir enerjiyi kullanmak istiyoruz. Ülkemizde çok büyük bir potansiyel var. Mevcut kapasiteyi arttırmak istiyoruz. Ama bu kesintili güneş ve rüzgar gibi kaynakları, mutlaka baz yükle dengelememiz gerekiyor. Dolayısıyla nükleer bu açıdan, yani bizim yenilenebilir enerji hedeflerimizi gerçekleştirmemiz için çok önemli. Türkiye’nin küresel ısınma, iklim değişikliğiyle mücadele hedeflerinde nükleer; temiz, çevreci yakıt olarak da katkı sağlayacak.” diye konuştu.
Sinop ve Trakya için görüşmeler devam ediyor
Bayraktar, Türkiye’nin nükleer enerjide ortaya koyduğu hedeflerin küresel nükleer enerji hedefleriyle uyumlu olduğunu kaydederek, “Türkiye’de 3 ayrı yerde muhtemelen 4’er reaktörle toplam 12 reaktör ve 15 bin megavatlık bir nükleer güce ulaşmayı hedefliyoruz. 2050 yılına kadar da, yani önümüzdeki 20-25 yılda Türkiye’nin mutlaka 20 bin megavat kurulu güce ulaşması gerekiyor. Bizim uzun dönemli enerji planlamamızın içerisinde bu var. Belki geri kalan kısmını küçük modüler reaktörlerle yapacağız. Bu nedenle Sinop fevkalade önemli, Trakya fevkalade önemli.” ifadelerini kullandı.
Trakya’daki projeye değinen Bayraktar, “Trakya tarafında Çin ile sürdürdüğümüz müzakereler var. Bu yıl içerisinde netleştirmek ve nihayete erdirmek istiyoruz. Anlaşma safhasını geçip, inşaat safhasına geçmemiz gerekiyor. Çünkü oranın da 2030’lu yılların başında elektrik üretir hale gelmesi lazım. Trakya bizim elektrik ihtiyacımızın en yoğun olduğu yerlerden biri.” dedi.
Bayraktar, Sinop’ta 2013’te Japonlarla başlayan sürecin ise sonlandığını vurgulayarak, şunları kaydetti:
“Farklı bir alternatif üzerinde çalışıyoruz. Rosatom, Rusya Federasyonu çok ciddi bir ilgi gösterdi. Türkiye’de olmaları, Akkuyu’da olmaları, Akkuyu’da elde ettikleri tecrübe, oradaki insan kaynağı, bunlardan istifade ederek bu tecrübeyi Sinop’a da aktarmak istiyorlar. Biz de bu anlamda Sayın Cumhurbaşkanımız ile Sayın Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Putin’in görüşmelerinde ortaya koydukları bu ortak çalışma hedefi konusunda ilgili kurumlarımız, bizim tarafta bakanlığımız başta olmak üzere, Rosatom ile çalışmalarımıza devam ediyoruz. Çalışma grupları belirli alanlarda, teknik alanlarda, finansal alanlarda çalışmalarını sürdürüyorlar. Bunların neticesine bakacağız.” bilgisini paylaştı.
Türkiye’nin bu projelerin hayata geçirilmesi noktasındaki beklentilerine dikkati çeken Bayraktar, şöyle devam etti:
“Türkiye’nin hem Rusya’yla hem de Çinli şirketlerle süren müzakerelerde üç temel beklentisi var. Bir, biz rekabetçi bir enerji fiyatı istiyoruz. İki, yerlileşme. Artık Akkuyu’dan da daha ileride bir yerlileşme hedefi istiyoruz. Çerçevesi ortaya konmuş bir yerlileşme planı istiyoruz. Üçüncüsü de bizim binlerce insan kaynağına ihtiyacımız var. Hem nükleer santrallerin yapımı esnasında hem de onların işletimi esnasında, yani önümüzdeki 60-80 yıl boyunca. Dolayısıyla bu anlamda da bize önerilecek tekliflerin mutlaka bu üç temel kriteri karşılayacak şekilde sunulmasını bekliyoruz. Bu anlamdaki beklentilerimiz de kendilerine ilettik. Bunların dışında da ilgi alaka gösteren ülkeler var. Dolayısıyla biz diyoruz ki henüz hiç kimseyle nihai imzalar atılmadı. Dolayısıyla bu projeler bu anlamda diğer ilgilenen taraflara da açıktır diyoruz. Onlarla da farklı şekilde görüşmelerimiz devam ediyor.”
Bayraktar, Akkuyu Nükleer Güç Santrali (NGS) projesinde, 29 Ekim’in hedef tarih olarak belirlendiğini anımsatarak, “Akkuyu NGS’nin ilk reaktörünü bu yıl içerisinde devreye almak için yoğun bir gayret sarf ediyoruz. Özellikle Rosatom tarafı, yükleniciler, bizim Nükleer Düzenleme Kurumumuz, bu çerçevede çalışıyoruz, hedef bu. Ama elbette ki nükleer işi, çok dikkatle yapılması gereken, üzerinde nükleer güvenlikle alakalı tüm uluslararası standartlara uyulması gerekerek yapılacak bir iş. Dolayısıyla hiçbir şekilde bunlardan taviz vermeden, bunlara riayet etmek suretiyle bunu gerçekleştirmek istiyoruz. Karşı karşıya kaldığımız farklı zorluklar da var. Teknik zorluklar da, başka zorluklar da var ama hedefimiz bu. Umarım bunu gerçekleştiririz. Rosatom ile ortaya konmuş anlaşma kapsamında bu süre 2025 yılıydı. Biz bunu biraz daha öne çekmeye gayret ediyoruz.” değerlendirmesinde bulundu.
2050’li yıllarda talebin yüzde 20’sinin nükleer enerjiden karşılanması hedefleniyor
Akkuyu NGS’nin, Türkiye’nin elektrik ihtiyacının yüzde 10’unu tek başına karşılayacağını aktaran Bayraktar, diğer santrallerin devreye girmesiyle 2050’li yıllarda Türkiye’nin, enerjisinin en az yüzde 20’sini nükleer enerjiden karşılayacağını söyledi.
Bayraktar, Akkuyu NGS projesinde deniz suyu sıcaklığı da dahil olmak üzere birçok çevresel etkinin değerlendirildiği çalışmaların yapıldığı ve sonrasında inşaata başlandığını vurgulayarak, “Bu konuda endişe edecek bir şey yok. Süreç bu anlamda takip ediliyor. Gerekli izinler ilgili taraflardan alınmış durumda.” dedi.
]]>AK Parti Yalova İl Başkanlığı tarafından kente görev yapan basın mensuplarına yönelik iftar düzenlendi. Yalova Uygulama Oteli’nde gerçekleştirilen iftar sonrasında AK Parti İl Başkanı Umut Güçlü ve Yalova Belediye Başkanı Mustafa Tutuk, gazetecilerin sorularını yanıtladı.
Başkan Tutuk, Yalova’da en öncelikli projelerinin kentsel dönüşüm olduğunu dile getirdi. Kentsel dönüşümün bir an öne hayata geçirilmesi için Rezerv Konut Projesi’nin öneminde dikkati çeken Tutuk, şöyle konuştu:
“Rezerv konut 10 yılda yapılacak kentsel dönüşümü 3 yılda yapmamızı sağlayacak. Düşünün 500 daire yapacağız ve şehirde vatandaşlarımıza diyeceğiz ki, isterseniz eski dairenizi verin buradan size yeni daire verelim. Bir anda 500 daireyi kentsel dönüşüme sokmuş olacağız. Gerekirse apartman apartman vereceğiz. Takas yöntemleri kullanacağız. Veyahut bir site kentsel dönüşüme girecek, 100 daire kiralık yer bulamıyor. Diyeceğiz ki gelin size 100 daire burada, 2 yıl kiralayalım düşük fiyatla. Siz de 2 yıl içinde kentsel dönüşümüzü planlayın.”
Kentsel dönüşümde hedef 2 bin 500 bina
Tutuk, vatandaşların cebinden en az miktarda para çıkacak şekilde kentsel dönüşümü yapmayı da hedeflediklerini söyledi. Tutuk, kentte birkaç sitede vatandaşlar ceplerinden hiç para çıkmadan kentsel dönüşümü yaptıklarını belirterek, “Tek amacımız, gayemiz bizim 2 bin 500 civarı depremden önce yapılmış apartman var Yalova’mızda. Biz bütün çalışmalarımızı sokak, ada, mahalle bazlı tamamladık. Kaç bina hangi yılda yapılmış, hangisi depreme dayanıksız kalem kalem biliyoruz. Tek gayemiz önümüzdeki 5 yıl içinde maksimum seviyede şehrimizi eski yapılardan kurtarıp yeni yapılarda depreme hazır tutmak” açıklamasında bulundu.
Hastane depreme dayanıklı
Yalova Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nin girişindeki yolla ilgili açıklamalarda da bulunan Belediye Başkanı ve AK Parti adayı Mustafa Tutuk, “Tüm hemşehrilerimiz rahat olsun. Hastanemiz depreme dayanıklı, sıfır bina, izolatörlü. Sadece hastanenin giriş yolunda 9 metrelik karayollarının yaptığı duvarın önündeki dolguda oturma oldu. Karayolları fore kazıklara başlıyor. Emniyet binasının önündeki fore kazıklar, hastanenin girişinden devam edip karşı yamaca kadar saplanacak. Öndeki 15 metrelik yol 20 metreye genişleyecek ve fore kazıklar üzerinde olacak. Oturma durdu sayılır. Gerekirse belediyemiz, gerekirse karayolları yapar ve bir daha da öyle bir şey söz konusu olmaz” ifadesini kullandı.
Tutuk, seçimin hemen ardından ilk keseceği kurdelenin Millet Bahçesi olduğunu söyledi. Tutuk, buraya birkaç spor tesisi de ekleyerek yaşayan bir millet bahçesini hayata geçireceklerini ifade etti.
Yalovaspor’da hedef 3. Lig
Yalova Belediyespor bünyesine aşınan Yalovaspor’u da en geç 2 yılda profesyonel lige çıkarmayı hedeflediğini anlatan Tutuk, “Gayemiz Yalovaspor’umuz 3. Lig’e çıksın. Süper amatörde kaldık. Önümüzdeki yıl BAL’a çıkacağız. BAL’dan bir yılda 3. Lige çıkmayı hedefliyoruz. Bir yılda çıkacağıma inanıyorum. Oldu ki 2 yılda çıktık diyelim. 3. Lig’den de Yalova Belediyesinin bünyesinde olduğu sürece, 3. Lig’den Yalovaspor bir daha düşmez. Ben varken düşürmem. Bunu bütün taraftarlara müjdeliyorum” dedi.
“Seçimlerden 10 belediyeyle çıkarız”
İl Başkanı Umut Güçlü, Yalova’da yaptırdıkları anketlerde geride oldukları hiçbir ilçenin olmadığını belirterek, “4 ilçemizde 5 puan ve üstü bazı farklar gözüküyor. 2 ilçemizde de birinde 1.90, birinde de 2.02 üste gözüküyoruz. Yani, en düşük olduğumuz iki ilçede bile ortalama 1,5-2 puan üste gözüküyoruz. 2014’te 9 belediye aldık. Sonra 2019’da 5 belediyeye düştük. 4 ilçe belediyesi bir belde alabildik. Bu dönem hedefimiz toplamda 10-11 belediye alabilmek. Şu anki veriler de bunu gösteriyor. İnşallah son günlerde çok büyük sıkıntılar olmazsa inşallah seçimlerden 10 civarında çıkarız diye düşünüyorum” dedi. – YALOVA
]]>MHP Bursa teşkilatları tarafından Merinos Atatürk Kongre ve Kültür Merkezi Fuaye Salonu’nda iftar programı düzenlendi.
Ala, programda, Cumhur İttifakı’nın Türkiye’nin hedef birliği olduğunu söyledi.
İttifakın, Türkiye’yi bu problemli büyük coğrafyada istikrar içinde hedeflerine taşımayı amaçladığını belirten Ala, “Sağlam bir ittifakın, pazarlıkların değil ülke sevdasının adıdır Cumhur İttifakı. Hedefimiz dünyanın en güçlü 10 ülkesi içine Türkiye’yi sokmaktır. Türkiye’nin büyümesi, güçlü olması milletini sevenler için tercih meselesi değil bir mecburiyettir. Türkiye ne zaman güçlendi, etrafında inisiyatif aldı.” ifadesini kullandı.
Ala, Alinur Aktaş’la Büyükşehir’de, ilçelerde de Cumhur İttifakı adaylarıyla yola devam ettiklerini dile getirdi.
Cumhur İttifakı’nda olmayan belediyeleri kazanmalarının önemine işaret eden Ala, şunları söyledi:
“Bizde olmayan ilçeleri Cumhur İttifakı’na hediye edersek, bölge hedeflerine doğru emin adımlarla yürüyecek ve hedeflerini yakalayacaktır. Alinur Aktaş yoluna devam edecek inşallah. Güçlü desteğinizle onu sandıktan çıkaralım istiyoruz. Togg, on yıllarca Türkiye’nin ve ümmetimizin rüyalarını süslemiş bir markamız, hedefimiz. Karşımızda, ‘Togg neden Bursa’da yapıldı? Yapılmamalıydı’ diyen bir zihniyetle mücadele ediyoruz. Bu yakışır mı Bursa’ya? Türkiye markasının herkesin gönlünde çarpıntıya neden olduğunu herkes biliyor. Bu kadar açık bir konuda bile bu kadar inanılmaz bir yanlış cümle kuranlarla hangi hedefi gerçekleştirebiliriz? Bu bakımdan biliyorum ki Türkiye’de milliyetçilerin kalbi Cumhur İttifakı için atıyor.”
“Şimdi sıra, yerel yönetimlerden zilleti söküp atmaya gelmiştir”
MHP Genel Sekreteri İsmet Büyükataman ise organizasyonda emeği geçenlere teşekkür etti.
İftar programının, geçen hafta sonu yapılan 14. Olağan Büyük Kurultay’ın coşkusuyla gerçekleştiğini vurgulayan Büyükataman, kurultayın partinin yarım asırlık mazisine yakışır olgunlukla gerçekleştirildiğini anlattı.
Türkiye’nin 14 ve 28 Mayıs 2023’teki seçimlerde demokratik bir olgunluk içinde kararını verdiğini dile getiren Büyükataman, şöyle devam etti:
“Şimdi sıra 31 Mart Mahalli İdareler Genel Seçimleri’nde yerel yönetimlerden zilleti söküp atmaya gelmiştir. Önümüzdeki 9 gün bu açıdan çok önemlidir. 9 gün sonra Türkiye, yerel yönetimler vasıtasıyla geleceğine vurulmak istenen prangaları Allah’ın izniyle söküp atacak ve adeta şaha kalkacaktır. Bu yüzden MHP’nin ve Cumhur İttifakı’nın başarısı için durmadan çalışacağız. DEM’lenmiş, özünden koparılmış, Türkiye düşmanlarının esiri olmuş CHP’nin, Türkiye’nin geleceği önündeki en büyük engel olduğunu görüyoruz.”
CHP Genel Başkanı Özgür Özel’i, “Gençler darbe yapsa teslim olurum.” sözünden dolayı eleştiren Büyükataman, “Gençlerin arkasına saklanarak Türk demokrasisine olan kinini kusan Özgür Özel, demokratik yollardan umudunu kesmiş, Türkiye Cumhuriyeti’ni kirli senaryolarla hedef alan darbecilere selam çakmıştır. CHP, iktidarı milletin iradesinde değil, 15 Temmuz’da Türk devletine ve milletine kurşun sıkanların kapısında aramaktadır. Fakat Türk milleti bu hastalıklı anlayışa, ihanet taşeronlarına bugüne kadar geçit vermediği gibi bundan böyle de asla geçit vermeyecektir.” diye konuştu.
Büyükataman, 31 Mart seçimlerinin yalnızca bir seçim değil, Türk milletinin beka savunması, Türkiye Cumhuriyeti’nin geleceğinin muhafazası olduğunu belirtti.
Cumhur İttifakı olarak bu sorumluluğun bilinciyle Bursa’da tam bir uyum içinde, azim ve kararlılıkla çalışmayı sürdürdüklerini anlatan Büyükataman, şunları kaydetti:
“Tüm adaylarla bir ve birliktelik halinde ayırmadan, ayrışmadan ‘yerelde iktidar, ülkede istikrar’ diyerek Türk milletinin zaferi için kenetleneceğiz. Hem Büyükşehir’de hem de tüm ilçelerimizde Cumhur İttifakı’nın zaferi için merkezden yerele istikrarı bozmadan umuda doğru aziz milletimizle omuz omuza mücadele edeceğiz. Biz Cumhur İttifakı ve MHP olarak daima aziz Türk milletinin tarafında ve sonsuza kadar hizmetindeyiz. Bizim belediyecilik anlayışımız insanı önceleyen, her vatandaşımızın en iyi hizmeti hak ettiğine inanan, şehirlerimizi Türk devrine yakışır yönetim anlayışına kavuşturmayı hedefleyen bir anlayıştır. Biliyoruz ki Bursa zillete geçit vermeyecek, terör partisinin kapısında DEM’lenen CHP’ye 31 Mart 2024’te sandıkta dersini verecektir.”
Programa, Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Alinur Aktaş, AK Parti İl Başkanı Davut Gürkan, MHP İl Başkanı Muhammet Tekin, milletvekilleri, Cumhur İttifakı partilerinin il ve ilçe yöneticileri, belediye başkanları, belediye başkan adayları ve meclis üyesi adayları ile partililer katıldı.
]]>Bir zamanlar Süper Lig’in önemli takımlarından olan ve yetiştirdiği futbolcularla Türk futboluna katkılar sağlayan Trendyol 1. Lig temsilcisi Sakaryaspor, sezon başında hedef belirlediği üst lig hayali için çalışmalarını sürdürüyor. Ligin 27. haftasında sahasında Altay’ı 2-0 mağlup eden yeşil-siyahlılar, 27 maçta 13 galibiyet, 8 beraberlik ve 6 mağlubiyet sonucu 47 puanla 3. sırada yer alıyor.
Milli takım arasından sonra deplasmanda Şanlıurfaspor ile karşılaşacak olan Sakaryaspor, yıllardır özlemini duyduğu Süper Lig için adımlarını sağlam atıyor. Aynı zamanda Teknik direktörlük kariyerinde ilk şampiyonluğunu Sakaryaspor’da yaşayan Tuncay Şanlı, takımı yeniden şampiyon yapmak istiyor.
“Bizim bir düşüncemiz, bir hedefimiz var”
Hedefleriyle ilgili İhlas Haber Ajansı (İHA) muhabirine konuşan Sakaryaspor Teknik Direktörü Tuncay Şanlı, “Tabii ki önemli hedeflerimiz vardı, Sakaryaspor’un hedefleri zaten bitmez. Fakat oyun, coşku olarak sahada taraftarın istediği o mücadele gücü yüksek bir oyun istiyorduk ki çoğu maçta da bunu gösterdik. Hem oyun olarak hem de mücadele olarak onu gösterdi. Genel anlama baktığımızda eksiklerimiz tabii ki var. Daha iyi olma noktalarımız vardı, kazanmamız gereken maçlar vardı. Belki iyi oynamayıp kazandığımız maçlar vardı. Bunun geneline baktığımızda şuanda 3. sıradayız. Önemli olan burada kalıcı olmak ve bundan sonraki maçlarda da aynı coşku, oyun ve düşüncede beraber düşünen bir takımla birlikte istediğimiz skorları alıp burada kalmak istiyoruz. Maç maç düşünüyoruz, kolay değil. Sonlara yaklaştıkça da mücadele gücü yüksek oluyor. Kimin ne zaman ne yapacağı belli olmuyor. Ama bizim bir düşüncemiz, bir hedefimiz var. Bu hedef doğrultusunda da yolumuza devam ediyoruz” dedi.
“Buranın da bir evladı olarak şampiyonluk yaşamak isterim”
Sürecin sonunda takımın play-off’lara kalacağı ön görüsünde bulunan Şanlı, “Bizim derdimiz, amacımız Sakaryaspor. Teknik direktörlük tabii ki önemli bir düşüncemiz, kariyerimiz ve planlamamız; bundan önceki yaşadıklarımızdaki tecrübeleri aktarmamız, oyuncularla olan diyaloğumuz, bunlar tabii ki çok değerli ama önemli olan burada Sakaryaspor’un başarısı. Biz de bu başarı için ben ve ekibim elimizden geleni yapıyoruz. Ekibimde saatlerce çalışıyorlar, sürekli kafa yoruyorlar. O yüzden çok güzel bir ekibimiz var ve oyuncu grubumuzla da çok iyi anlaşıyor. Hedefimiz tabii ki şampiyon olmak. Evet play-off gözüküyor şu anda. Ama dediğim gibi en azından 3. olup final oynamak istiyoruz. 7 maç daha var neler olabileceğini görebiliyoruz, göremediğimiz anlar da olacaktır. Biz maç maç düşünüp, Sakaryaspor teknik direktörü ve buranın da bir evladı olarak şampiyonluk yaşamak isterim” diye konuştu.
“Başarıyı taraftarımızla elde edebiliriz”
Yeşil-siyahlı takımın taraftarları hakkında da konuşan Şanlı, “Taraftarımızın desteği bizim için çok önemli. Tabii ki cezalar, blok kapamalar oldu. Bunlar üzerinde çok yorum yapmak istemiyorum. Çünkü bu oyun taraftarla güzel ve taraftar olmadan bir anlamı yok. Ama bizim taraftarımız yanımızda olduğunda ve özellikle deplasmanda çok güzel bir taraftar grubumuz var. Onların desteğini her zaman hissediyoruz. İçeride de artık bu coşku son maçlarda olmaya başladı. Umarım bundan sonraki maçlarda da bizle beraber olurlar. Çünkü onların desteğine çok ihtiyacımız var. Başarı elde etmek istiyorsak taraftarımızla elde edebiliriz. O yüzden onları da aramızda görmek istiyoruz” şeklinde konuştu. – SAKARYA
]]>Gezeravcı, Ege Üniversitesi Prof. Dr. Yusuf Vardar MÖTBE Kültür Merkezi’nde Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır’ın katılımıyla düzenlenen Gençlik Buluşması’nda, Türkiye Milli Uzay Programı, insanlı ilk uzay misyonu ve Uluslararası Uzay İstasyonu’nda gerçekleştirdiği deneylerle ilgili bilgiler verdi.
Uzay misyonundaki bilimsel deneylerden birinin Ege Üniversitesi akademisyenleri Doç. Dr. Rengin Özgür Uzilday ve Doç. Dr. Barış Uzilday’ın projesi olduğunu ifade eden Gezeravcı, akademisyenlere teşekkür etti.
Uzay alanında faaliyet gösteren ülkeler arasında kendi uzay ajansını en son kuranlardan biri olmasına rağmen Türkiye’nin çok hızlı mesafe aldığını, bunda genç ve dinamik nüfusun etkisinin büyük olduğunu anlatan Gezeravcı, gençlere tavsiyelerde bulundu. Gezeravcı, şöyle konuştu:
“Attığınız adımda, girdiğiniz yolda niyetlendiğiniz hiçbir işte potansiyelinizin sorgulanmasına, kapasitenizle ilgili tereddüt yaşamanıza müsaade etmeyin. En büyük çeldiriciniz, civarınızda negatif enerji taşıyan, potansiyelinizi sorgulayan insanların varlığıdır. Lütfen potansiyelinize her daim güvenin. Kademe kademe kendi özgüveninizi ayağa kaldıracak işleri devletimizin iradesiyle gerçekleştirmeye devam edeceğiz Allah’ın izniyle.”
Uzay taşımacılığı şirketi SpaceX’in çalışanlarının yaş ortalamasının 26 olduğunu, 2 gün önce Mars’a erişim konusunda dünyanın en büyük roketini fırlattıklarını ve üçüncü denemelerinde kısmi başarı elde ettiklerini belirten Gezeravcı, başarısızlıklara rağmen en ufak bir motivasyon kaybı yaşamayan bir kafa yapılarının olduğuna dikkat çekti.
Ay’a sert iniş hedefi
İnsanlığın Mars’a gitmek için Ay’ı lojistik bir üs olarak kullanacağını, bunun Türkiye’nin uzay misyonunu yakından ilgilendirdiğini dile getiren Gezeravcı, şunları kaydetti:
“İnsanoğlu günün birinde Mars’a erişecek ve bu süre çok uzak değil. Ancak bunu yaparken içinde bulunduğumuz coğrafyanın, dünya ortamının ortaya koymuş olduğu çeldiriciler, zorluklar sebebiyle bir ara istasyon kurulacak. Burası da neresi? Ay. Ay’da kurulabilecek bir lojistik üsle orayı bir ara durak haline getirip Mars’a gidiş operasyonlarını oradan yürütmeyi planlıyorlar. Dolayısıyla kurulacak uzay ortamındaki iki tane ekosistemde farklı yaşam döngülerinin ihtiyacı içerisinde insanoğlu. Yapmış olduğumuz deneyler, şu anda büyüklüğü 600 milyar dolar olan, 2030’da 1,7 trilyon dolara erişmesi beklenen uzay ekosisteminden ileride çok daha büyük getirilere imkan tanıyabilir.”
Gezeravcı, Türkiye’nin 2026-2028 arasında aya erişim hedefi olduğunu dile getirerek, şöyle devam etti:
“Öncelikle Ay’a sert iniş hedefimiz var. Sert iniş nedir? Uzaya yani Ay’a Dünya’dan gönderilmiş bir roketin doğru hesaplamayla eriştirilmesi. Sonrasında da faydalı bir yük olabilir ya da başka araştırma yapabilecek bir yükün oraya kontrollü iniş yapan bir modülle eriştirilmesi… Bunu şu ana kadar gerçekleştirmiş sadece 4 tane ülke var. Dolayısıyla hedef basit bir hedef değil. Buraya da kendi roketimizle ve kendi itki sistemimizle erişmeyi planlıyoruz.”
Doç. Dr. Rengin Özgür Uzilday ise yaptığı konuşmada, Gezeravcı sayesinde, Tuz Gölü’nde endemik olarak yetişen Parvula bitkisinin yer çekimsiz ortamda yaşayıp yaşamayacağını ya da tuza karşı verdiği bu ekstra yanıtların yer çekimsiz ortamda devam edip edemeyeceğini araştırma fırsatı bulduklarını söyledi.
Uzilday, “İlk deneyimin sonuçlarından da bahsedeyim. Yer çekimsiz ortamda da tuza karşı verdiği bu üstün yanıtların devam ettiğini bulduk. Yani bizim canavar bitkimiz orada da aynı sonuçları vermeye devam etti.” diye konuştu.
Gezeravcı, konuşmasının ardından öğrencilerin sorularını yanıtladı.
]]>Muğla’nın Fethiye ilçesindeki bir restoranda düzenlenen “Fethiye Turizm Sektörü Temsilcileri Buluşması” programında konuşan Ersoy, son zamanlarda dünyanın çok büyük küresel ve bölgesel sorunlarla karşı karşıya kaldığını, ülke olarak devlet ve sektör el ele verip sektörü krizlerden en az etkilenen, kriz sonrası da en hızlı geriye dönen ve büyümeye devam eden bir konuma getirdiklerini kaydetti.
Türkiye’nin Kovid-19 krizinden en hızlı çıkan ülke olduğuna dikkati çeken Ersoy, “Turizm Geliştirme Ajansıyla çok kısa bir sürede Türkiye’nin 200’den fazla ülkede tanıtımını yapan, dünyada en etkili, en yoğun tanıtım yapan ülke olduk. Eskiden Türkiye altıncı sıraya kadar gelmişti şimdi dördüncü sırada. Yani Türkiye dünyada en fazla turist alan dördüncü ülke konumuna geldi. Bundan sonra da inşallah hedefimiz 2028’e kadar üçüncü sıraya gelebilmek.” dedi.
Bakan Ersoy, 2018’de bir hedef koyduklarını anımsatarak, artık nicelik kadar niteliğin de önemli olduğunu, sadece fazla turist hedefi koymayarak kişi başı gecelik gelirleri de artıracaklarını dile getirdi.
Kişi başı gecelik gelirin 2017 sonunda 65 dolara düştüğünü belirten Ersoy, yaptıkları çalışmalar sonucu geçen yılı 99 dolarla kapattıklarını, önlemler sayesinde yüzde 54 artış gerçekleştirdiklerini kaydetti.
Ersoy, bu yıl da yeni rekorlarla karşılaşmayı hedeflediklerini ifade ederek, geçen yıl 54,3 milyar dolar gelir hedefiyle kapattıklarını, bu yıl hedeflerinin 60 milyar dolar, kişi başı gecelik hedefinin de 106 dolar olduğunu, 2028’e kadar da kişi başı gecelik hedefin 130 doları geçeceğini söyledi.
Ege Bölgesi’nin turizmden alması gereken pasta payını yüzde 10’lardan yüzde 20’lere çıkarmak gerektiğini aktaran Ersoy, şöyle konuştu:
“Bu işler sadece Kültür ve Turizm Bakanlığının çalışmasıyla olmuyor. Büyükşehir belediyeleri ve yerel yönetimlerle koordine edilmesi gereken bir çalışma. Eğer siz büyükşehir belediyeleri ve yerel yönetimlerle koordineli bir çalışma gerçekleştirmezseniz, turizmde ne kalıcı hedefler yakalayabilirsiniz, ne de sürdürülebilir ve büyüyen hedefler yakalayabilirsiniz. Aydın Ayaydın hocamız inşallah 31 Mart’ta seçildiği takdirde Muğla’nın master planını oluşturacağız. Bu büyükşehir belediyesinin yapması gereken bir şeydir. Biz bakanlık olarak ne kadar yaparsak yapalım sonuçta belediyelerle birlikte çalışmamız gerekiyor.”
“Fethiye Kalesi’nde 12 ay kazı yapılacak”
Ersoy, 144 kazı başkanlığıyla kazı programını başlattıklarını belirterek, Fethiye Kalesi’ni de 12 ay kazı programına aldırma talimatını verdiğini söyledi.
Çalışmalara “Geleceğe Miras” projesini de dahil edeceklerine işaret eden Ersoy, “Geleceğe Miras programı son 60 yılda arkeoloji adına Türkiye’de ne yapıldıysa, aynı oranda işi gelecek dört yılda yapıyoruz. Bunu yoğun kazı programıyla yapıyoruz. Gece müzeciliğini de ekliyoruz. Antik şehirlerin amfi tiyatrolarında ve antik meydanlarda Kültür ve Turizm Bakanlığına ait Devlet Opera ve Güzel Sanatlar birimlerimiz artık bütün yaz etkinliklere başlıyor. Kültür Yolu Festivallerimiz geçen yıl 11 şehirdeydi bu yaz 16 şehirde var, önümüzdeki yılda 20 şehre çıkacağız.” diye konuştu.
Muğla’yı da önümüzdeki yıl Kültür Yolu Festivallerine davet ettiklerini dile getiren Ersoy, şöyle devam etti:
“Muğla’da önümüzdeki yıldan itibaren Kültür Yolu Festivallerine davet edilecek. Bu festival 9 gün sürüyor. Sadece ilkbahar mı yoksa sonbahar mı olacak onun zamanına karar vereceğiz. Bunu bölgede sezonu uzatmak için yapıyoruz. Göreceksiniz ki Kültür Yolu Festivali olduğu tarihte oteller de dolu olacak, çarşınız da dolu olacak. Bu her yıl yapılıyor. Festival grubuna dahil edildikten sonra 9 gün boyunca otellerde de yer bulunmuyor. Bütün gastronomi yerlerinde de veya etkinlik alanlarının hiç bir yerinde yer bulunmuyor. Çok yoğun bir turizm oluyor. Sezonunu uzatmış veya erken başlatmış oluyoruz. Biz turizm sektöründe kalıcı başarılar istiyorsak, hem yerel yönetimleri doğru sorgulamamız lazım, büyükşehirler olsun ilçe belediyeleri olsun. Artı hükümetlere de vadettikleri şeylerin nasıl olacağını doğru bir şekilde anlatmasını istememiz lazım.”
Ersoy, Bodrum’da son 5 yılda bir tane arıtma altyapısı yapıldığını onu da Kültür ve Turizm Bakanlığının hayata geçirdiğini söyledi.
Dünyanın hiçbir yerinde Kültür ve Turizm Bakanlıklarının arıtma altyapıları yapmadığına dikkati çeken Ersoy, kendilerinin gereksinim duyulması halinde bunu yaptığını kaydetti.
Buna yapmalarının önemli sebepleri bulunduğunu ifade eden Ersoy, “Biz gerekirse yapıyoruz. Yapmazsak mavi bayrakları kaybedeceksiniz. Mavi bayrağı kaybederseniz turizmi kaybedeceksiniz, turizmi kaybedersiniz Fethiye’yi kaybedeceksiniz. Bu kadar basit bir matematiği var bunun. Siz kendi haklarınızı arayacaksınız, talep edeceksiniz. İnsanları vadedenleri doğru sorgulayacaksınız.” dedi.
Programa Muğla Valisi İdris Akbıyık, Fethiye Kaymakamı İsmail Hakkı Ertaş, AK Parti Muğla Büyükşehir Belediye Başkan adayı Aydın Ayaydın, Fethiye Belediye Başkan adayı Muhammet Kökten, AK Parti İl Başkanı Gültekin Akça ile ilçedeki otel ve turizm sektör temsilcileri katıldı.
]]>Samsun Turizm Master Planı (2024-2028) lansmanı, Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy’un katılım ile dün yapıldı. Samsun Büyükşehir Belediyesi ile Kapadokya Üniversitesi ile iş birliğinde hazırlanan Samsun Turizm Master Planı’nın detaylarını Hacı Bayram Veli Üniversitesi Turizm Fakültesi Rekreasyon Yönetimi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Bilgehan Gülcan tarafından açıklandı.
Prof. Dr. Bilgehan Gülcan, “2019’da dünya turizmi zirveye ulaşmıştı. 1 trilyon 500 milyar dolarlık bir gelir ve 1 milyar 500 milyon kişilik bir insan hareketliliği vardı. Pandemi ile birlikte düşüş oldu ve dünya turizmi kendini toparlamaya çalışıyor. Türkiye dünya turizminden daha hızlı hareket etti. 2020’deki düşüş Türkiye’de de yansıma buldu. Türkiye’de hem ziyaretçi sayısında hem de gelirinde dramatik bir düşüş olurken, dünya ortalamasının üzerinde bir çıkış yakalayarak Türkiye kayıplarını çok çabuk telafi etti. TGA’nın çabaları, Sürdürülebilir Turizm Programı ve stratejilerle birlikte çabucak telafi edilebilir hale geldik. 2023 yılında ulaştığımız rakamlar 56,7 milyon ziyaretçi sayısı ve 54,3 milyar dolar da turizm geliri hedeflerine ulaştık. Türkiye 2024 yılı için ortaya koyduğu 60 milyar dolar hedefinden başka 2028’de de 100 milyar dolarlık ziyaretçi gelirlerini hedeflemiş durumda” dedi.
“Samsun Turizm Master Planı 14 proje, 50 politika, 7 stratejik hedeften oluşuyor”
Turizm Master Planının ana hatlarından ve nasıl oluştuğundan bahseden Prof. Dr. Gülcan, “Samsun Turizm Master Planı 3 farklı arama konferansı ile başladı. Paydaş buluşmaları ile devam etti. Kültür ve Turizm Bakanlığı, 12. Kalkınma Planı ve Türkiye Turizm Ana Planı’na uygun 7 hedef ve amaç belirlendi. 14 öncelikli alan, 50 adet uygulanabilir ve ölçülebilir politika ve bunların bileşkesi olarak da 14 adet proje üretildi. İlk arama konferansı 92 katılımcı Samsun’da yapıldı. Samsun Valiliği ve Büyükşehir Belediyesi arasında güçlü bir iş birliği gerçekleşti. Samsun Valiliği tarafından 2 tematik çalıştay yapıldı. Bunlar Deniz Turizmi Çalıştayı ve Spor Turizmi Çalıştayı temasıyla yapıldı. GZFT analizi, değer zinciri analizi, sürdürülebilirlik, rekabet, markalaşma ve ilin risk yönetimi analizleri ortaya konuldu. Analiz sonuçlarına göre Samsun Turizm Sürdürülebilir Büyüme Modelinde gelir odaklı bir model ortaya konuldu. Sürdürülebilir, rekabetçi, turizm geliri sızıntısını azaltan, yerel kalkınma ve istihdam odaklı bir yaklaşım belirlendi. Yönetim kısmında Samsun turizm yönetiminde güçlü bir destinasyon yönetim örgütü ihtiyacı ortaya çıktı. Rotalar belirlendi. Hikayelere dayalı rotalar ve etkileşimli turizm yöntemi belirlendi. Tanıtımda sosyal medyanın etkisini, marka değerini arttıracak ve hedef pazar odaklı bir strateji ortaya kondu. Turizm gelişmesinde altyapı olan konaklama, ulaşım, yeme-içme ve bazı yatırımlarda da geliştirme yapılması kararı verildi” diye konuştu.
“Yerli turist sayısının yüzde 220, yabancı turist sayısının da yüzde 381 oranında artmasını hedefliyoruz”
Hedeflenen proje ve politikaların uygulanması ile birlikte Samsun’un turizm gelirlerinde ve turist sayılarında artış yaşanacağının altını çizen Gülcan, “7 adet stratejik hedef belirlendi. Yerli ziyaretçi sayısında Samsun’da ciddi bir artış öngörüyoruz. Hedefimiz yerli ziyaretçi sayısını 1 milyon 905 bin kişi seviyesine çıkarmak. Bu çerçevede 2028 yılında Samsun’u ziyaret eden yerli turist sayısının 2023 yılına göre yaklaşık yüzde 220 oranında arttırılması hedeflendi. Samsun’un yabancı ziyaretçi sayısına baktığımızda 2023 yılındaki 47 bin yabancı turist sayısına göre yüzde 381 oranında bir artış hedeflendi. Ortalama kalış süresindeki 2028 yılındaki hedef 1,67’dir. Turizm gelirlerinde ortaya konulan politika ve projelerin devreye girmesiyle yerli turistlerde artışın yüzde 282,5 seviyesine çıkartılarak 306,4 milyon ABD dolarına ulaşmak hedefleniyor. Yabancı turist gelirlerini arttırma hedefinde ise politika ve projelerin devreye girmesiyle yüzde 469 seviyesinde artarak 53,6 milyon dolar seviyesine ulaşılması hedeflendi. Bu 4 ana stratejik hedeften başka Samsun Büyükşehir Belediyesi tarafından ortaya konulan master planda rekabetçiliği ve sürdürebilirliği arttıracak, ziyaretçi hareketliliğini il sathına yayacak ve turizmde dijital entegrasyonu sağlayacak hedefler ortaya kondu” şeklinde konuştu.
Master planda 14 proje
Projeler ve hedefleri hakkında detayları paylaşan Prof. Dr. Bilgehan Gülcan, “Plan ile birlikte 14 adet proje üretildi. Bu projeler 50 plan ve 14 öncelikli alanı matrix ile birleştirerek elde ettiğimiz sonuçtur. 1’incisi Samsun’un somut ve somut olmayan kültürel mirası ile endüstriyel mirasını ele alan ‘Miras Samsun Projesi’dir. Bu proje ile ATAFEST19 ile Samsun’da 1 hafta süreli Atatürk’ün hatırasını yansıtan kent içi ve kent kırsalındaki somut ve somut olmayan unsurlarını değerlendiren, temaya uygun farklı ekinliklerle zenginleşen bir festivalin oluşturulması ve bu kapsamda mevcut Kurtuluş Yolu rotasının Ankara’ya kadar uzatarak canlandırılması, Kültür Yolu Festivali’nin Haziran ayında düzenlenmesi, Amisos Tepesi’ndeki mezar alanların ziyarete açılması ve alan rehabilitasyon çalışmalarının yapılması ile arkeolojik alanlarda rehabilitasyon ve kazı etkinliklerini artırılması yer alıyor” ifadelerini kullandı.
“TanıtYönet Projesi”
Gülcan diğer projeler hakkında şunları söyledi:
“TanıtYönet Projesi’nde Samsun’da paydaş katılımlı bir destinasyon yönetim organizasyonunun oluşturulması, ‘Batmayan Güneşin Doğduğu Şehir’ mottosunun şehir tanıtımında kullanılması ile kentte farklı turizm türlerine hizmet edecek 3, 5 ve 10 günlük paketlerin oluşturulması yer alıyor. ‘Spor Samsun Projesi’nde Türkiye’nin en güçlü spor altyapısına sahip olan Samsun’un bu altyapısını turizm amaçlı geliştirmeyi hedeflemekte. Bu kapsamda sahil spor etkinliklerinde markalar oluşturulması, tenis alanlarının geliştirilmesi ve ilin tenisle anılır hale getirilmesi, Karadeniz Yat Rallisi’nin yeniden hayata geçirilmesi, rotada yer alan kentlerle iş birliği yapılması ile Kunduz Ormanları Milli Takımlar Eğitim Kampı’nın yurt içi ve dışından farklı futbol kulüplerinin ziyaretine konu olması yer alıyor.”
“Atafest19 Projesi”
“Atafest19 Projesi’ ile Samsun’un şehir marka kimliğini güçlendirecek, ilerleyen dönemde yabancı ziyaretçiler için de cazibe değeri oluşturacak ve farklı destinasyonlarla güçlü iletişim ve iş birliği imkanı vererek ilde geceleme ve harcama rakamlarını etkileyecek Cumhuriyetin kuruluşu temalı markalaşacak bir etkinlik geliştirmeyi hedeflemektedir. Bandırma adlı sembolik bir geminin öncülük yaptığı bir deniz filosu ile karadan da farklı araçlarla seyahate eşliği içeren, İstanbul çıkışlı ve 19 Mayıs tarihinde Samsun varışlı bir yolculuk ve şehirde yaklaşık 1 hafta sürecek etkinliğin organize edilmesi planlanıyor.”
“EkotruizmSamsun Projesi”
“EkotruizmSamsun Projesi’ ile Samsun’un ekoturizm açısından zengin olan yaylalarını, kırsal yaşamı ve sulak alanları gibi doğal cazibelerini sürdürülebilir ilkelere dayalı olarak il turizminde etkin olarak kullanacaktır. Bu kapsamda organik tarımın yapıldığı Sürmeli Köyü’nün UNWTO’nun (Dünya Turizm Örgütü) ‘En İyi Turizm Köyü’ statüsüne başvuru sürecinin hazırlıklarının başlatılması ile Samsun’da yeni ekoturizm merkezlerinin ilan edilmesi ve bu amaçla Miliç Irmağı çevresi, Kocadağ Yaylası Kamp ve Mesire Alanı, Akdağ-Ladik Gölü çevresi, Nebiyan ve Salıpazarı yöresi (Çağlayanlar güzergahı) seçeneklerinin değerlendirilmesi ve bu alanlarda ekoturizm etkinliklerinin geliştirilmesi yer alıyor.”
“MaceraSamsun Projesi”
“Macera Samsun Projesi’ ile Samsun ulusal ve uluslararası düzeyde yerli ve yabancı turistler için macera rekreasyonlarında marka bir destinasyon haline gelecektir. Bu kapsamda Terme İlçesi’nde Amazon Tematik Parkı’nın oluşturulması ayrıca sahildeki Amazonlar Köyü’nün işletme anlayışının ve sergi konseptinin yeniden ele alınarak sahildeki Terme Amazon Tematik Parkı’na etkili yönlendirme yapmasının sağlanması, İlde açık alan macera rekreasyonlarının ilin önemli ürünleri olarak konumlaması, Vezirköprü başta olmak üzere ilin doğal cazibelerini değerlendirecek marka etkinlik firmalarıyla organizasyonlar yapılması ile macera etkinlik takviminin diğer etkinlikler dikkate alınarak planlanası yer alıyor.”
“TurizmLüks Projesi”
“TurizmLüks Projesi’ ile Samsun’un ulusal ve uluslararası lüks segmentteki turistleri destinasyona daha fazla çekecek, destinasyondaki harcamaları artıracak ve bu sayede il turizm gelirlerini en yüksek seviyeye çıkaracaktır. Bu kapsamda DELTA55 Projesi kapsamında Kızılırmak Deltası içinde glamping alanlarının ölçeklendirilerek belirlenmesi ve ayrıca ilin doğa ve kültürle buluşan çekici noktalarında glamping alanlarının oluşturulması, kuratörler ve tasarımcılar desteğiyle nitelikli hediyelik eşya envanterinin geliştirilmesi (Amisos hazineleri, Amazonlar, Atatürk, kenevir gibi), lüks oteller için yatırım alanların belirlenerek kent içi butik otellerin sayısının artırılması ile lüks turizme hitap eden Beach Kulüplerin oluşturulması projede yer alıyor.”
“GastroSamsun Projesi”
“GastroSamsun Projesi’ ile Samsun’un büyük potansiyel sunan gastronomi varlığını turizmde öne çıkaracak, geleneksel mutfağının ve tariflerinin gelecek kuşaklara aktarılmasını sağlayacak ve il turizm gelirleri içinde gastronominin payını yükseltecektir. Bu kapsamda projede ‘UNESCO Yaratıcı Şehirler Ağı’na gastronomi alanında dahil olmak hedefiyle, Samsun’un öncelikle ulusal gastronomi şehirleri arasında yer alması, yerel gastronomi ürünlerinde take away uygulamalarının geliştirilmesi, geniş yenilebilir ot envanterinin gastronomide değerlendirilmesi ile geniş manda popülasyonundan gastronomide yararlanılması yer alıyor.”
“SamsunPort Projesi”
“SamsunPort Projesi’ ile Samsun Karadeniz Bölgesi’nde yerli ve yabancı rakip destinasyonlara göre kurvaziyer turizminde kısa sürede üstün duruma geçecektir. Bu proje kapsamında en az 2 adet geminin yanaşabileceği liman inşası, kurvaziyer limanında yiyecek içecek, alışveriş, oto kiralama gibi ihtiyaçları karşılayacak işletme ve rekreasyon alanlarının inşa edilmesi ile porttan şehre uzanan alanın düzenlenmesinin yapılması yer alıyor.”
“Sağlık Turizmi Projesi”
“Sağlık Turizmi Projesi’ ile Samsun’u büyük potansiyel sunan sağlık turizmini öne çıkaracak, sadece Karadeniz Bölgesi’nde değil Türkiye çapında bir sağlık destinasyonu haline gelerek il turizm gelirleri içinde sağlık turizminin payını yükseltecektir. Bu projeyle medikal turizm ağırlıklı sağlık turizminin geliştirilmesi ve ürün tutundurmasında seyahat acenteleri etkililiğinin artırılması, Samsun’un termal turizm alanında önemli bir potansiyeli olan Havza ilçesinin ilin Karadeniz Bölgesi’nin termal turizm merkezi olarak konumlanması ile sağlık turizmi katılımcıları ve refakatçileri için 3, 5 ve 10 günlük tatil paketleri hazırlanması yer alıyor.”
“SamsunBeach Projesi”
“SamsunBeach Projesi’ ile Samsun büyük potansiyel sunan kıyı turizmini öne çıkaracak, ildeki yaşam kalitesi artıracak ve il turizm gelirleri içinde kıyıların payını yükseltecektir. Projede Samsun Plaj Sporları Festivali’nin fizibilite çalışmasının yapılarak söz konusu festivalin mümkün olan durumlarda uluslararası takvimde yer alabilmesi için ilgili ulusal ve uluslararası federasyonlarla görüşülmesi, halk plajlarında iyileştirmeler yapılması ile lüks turizme hitap eden beach kulüplerin oluşturulması yer alıyor.”
“SmartKent Projesi”
“SmartKent Projesi’ ile Samsun’u Karadeniz Bölgesi’nde yerli ve yabancı rakip destinasyonlara göre üstün duruma geçirerek, kent halkı ve turistlerin yaşamını kolaylaştıracak ve seyahat kısıtı olan bireyler için de Samsun erişilebilir bir destinasyon haline gelecektir. Projeyle birlikte geliştirilecek SMARTSAMSUN kent kartı ile ödeme kolaylıkları (müze, toplu taşım, taksiler, restoranlar, diğer harcamalar gibi) sağlanması ve Avrupa Akıllı Turizm Başkenti olabilecek altyapının geliştirilmesi hedefleniyor.”
“ŞehriniTanı Projesi”
“ŞehriniTanı Projesi’ ile Samsun’un yerel halkının yüksek turizm bilinci ve turizme etkin katılımını sağlayacak, turizmdeki girişimcilik kültürünü geliştirecek ve turizm farkındalığı yüksek bir toplum oluşturacaktır. Projeyle Samsun Büyükşehir Belediyesi’nin ‘Samsun’u Keşfet, Şehrini Fark Et’ projesinin kapsamının genişletilmesi ve gençlerin turizm kariyeri yapma istekliliğini artırılacak modüller eklenmesi hedefleniyor.”
“Delta55 Projesi”
“Delta55 Projesi’ ile Samsun mevcut Kızılırmak Delta’sının koruma ve turizm amaçlı kullanma dengesini sürdürülebilir biçimde sağlayarak, ulusal ve uluslararası düzeyde tanınırlığını artıracak ve Türkiye’nin diğer sulak korunma statüsünün gelişmesinde ilk örnek olacaktır. Proje kapsamında Kızılırmak Deltası’nın kapsayan alan, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na bağlı ve üst ölçekli alan yönetimi olan Kızılırmak Deltası Alan Başkanlığı’nın yasalaşması, alanda yenileyici (rejeneratif) turizm uygulamalarının geliştirilmesi ve UNESCO geçici miras listesindeki alanın UNESCO kalıcı listeye Türkiye’nin ilk ve tek doğal miras statüsünde girmesi hedefleniyor.”
Prof. Dr. Bilgehan Gülcan, sunumunun sonunda “Tüm bu 14 proje ve 50 politika ile beraber Samsun’un sürdürebilir büyüme modeline göre etkili bir yönetim, etkili bir tanıtım, güçlü bir altyapı geliştirme ve cazip ürünlerle geliştirme ile stratejik amaç olan 7 ana hedefi hedefleyeceğiz ve öncelikle gelir artışı sağlanacaktır” dedi.
Başkan Mustafa Demir: “Samsun Turizm Master Planı ile tüm alanlarda 4 katlık gelişme öngörülüyor”
Samsun Turizm Master Planı hakkında konuşan Samsun Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Demir ise “Bu çalışmalar sayesinde Samsun bundan sonra tüm alanlarda ürettiği değerlerini, imkan ve kabiliyetlerini nereye yönlendireceğini önümüze koydu. Planı izlerken planı oluşturacak altyapı yatırımlarına ciddi anlamda yönelmişiz. Yine de bir master planı bir alanda yürümeyi, gelişmeyi çok verimli hale getiren özelliğini bir kez daha gördük. 5 yıl önce belediyede göreve gelince ulaşım master planına odaklanmıştık. Ciddi bir otopark ve trafik problemleri vardı. Turizm noktası da önceliklerimiz arasındaydı. Şimdi Samsun Turizm Master planı ile ilimiz turizm açısından 2028’de 4 katlık bir gelişmeyi öngörüyor. Samsun’da kırsal altyapı tamamlandı. Turizme destek olacak projeler büyük çapta inşa ediliyor. Yeni projeler de devam ediyor. İnşallah planımız Samsun’un turizm potansiyelinin gelişmesi ve gelirinin artmasında Türkiye’ye ve dünyaya örnek olur” açıklamasında bulundu. – SAMSUN
]]>Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, partisinin Adliye Meydanı’ndaki Şırnak mitingine katıldı. Erdoğan’ın konuşmasının satır başları şöyle:
“Yaptığımız hizmetlerin en yakın şahitlerinden biri de Şırnak’tır. Gerçi, Şırnak ile aramıza girmek için her yolu deneyenler de oldu. Sadece Şırnak ile değil bu bölgenin tamamıyla bizim ve ülkemizin bağını koparmaya çalıştılar. Halbuki kalpsiz bir vücut olur mu? Şırnak’sız, Mardin’siz, Diyarbakır’sız bir Türkiye de olmaz. Geçmişte yaşanan kimi olumsuzluklar bu gerçeği asla değiştiremez.
Bölücü terör örgütü tek parti faşizmi ile bu topraklarda kurulmaya çalışılan zulüm düzeninin sürmesi için ülkemizin başına bela edilen bir araçtır. Devletin hataları elbette olmuştur. Ama bölücü örgüt aleni bir ihanetin hepimizi birden hedef alan karanlık bir senaryonun maşalığını yapmıştır. Son 21 yılda gerçekleştirdiğimiz demokrasi ve kalkınma devrimi ile içerideki ve dışarıdaki tüm unsurlarıyla biz işte bu sinsi oyunu bozduk. Şimdi de güney sınırlarımız boyunca oluşturmaya başladığımız güvenlik koridoru ile etrafımızdaki ateşin ülkemize sıçramasının önüne tamamen geçiyoruz. Türkiye’yi bu ateşin içine çekmek için kullanılan terör örgütleriyle sınırlarımız arasına set çekerek hem emperyalistlere hem maşalarına mesafe koyuyoruz.
Siz bakmayın felaket tellallığı yapanlara. Türkiye’nin önünü de ufku da bahtı da açıktır. Hiç kimse merak etmesin. Türkiye Yüzyılı güneşinin doğuşuna kimse mani olamayacaktır. Artık sadece daha kararlı değil, aynı zamanda daha güçlüyüz. Yıllarca vaktimizi ve enerjimizi heba eden yüklerden kurtuldukça ülkemizi geliştirme, milletimizi zenginleştirme yolunda daha hızlı ilerliyoruz. Ülkemizi demokrasisiyle, alt yapısıyla, ekonomisiyle, sosyal destekleriyle dünyanın ilk 10 ülkesi arasına dahil etmeye az kaldı. Şu anda satın alma paritesine göre milli gelirde dünyada 11’inci sıradayız. Biraz daha gayretle, çalışmayla, üretmeyle inşallah bu işi başaracağız. Herkesi iş sahibi yaparak, milli gelirimizi artırarak, kişi başına gelirimizi çoğaltarak, garip gurabaya kol kanat gererek hedeflerimize mutlaka ulaşacağız. Mahalli idareler seçimlerinden sizlerden desteği bu mücadeleyi tüm şehirlerimizle birlikte vermek için istiyoruz. Bilhassa Şırnak’ın desteği bizim için ayrı bir öneme sahiptir.
“BURALAR UÇACAK, UÇACAK”
Gabar’da günlük petrol üretiminde, nereye vardık biliyor musunuz, 37 bin varili geçmiş durumdayız. Hedef 100 bin varil. Buralar uçacak uçacak, uçacak. Bu ay sonuna kadar günlük 40 bin varili geçmek, yıl sonunda da 100 bin varil üretime ulaşmayı hedefliyoruz. Kato Dağı ve Faraşin Yaylası da yeni petrol arama alanlarımız arasına girdi. Boş durmuyoruz, çalışıyoruz çalışıyoruz. Hayata geçirdiğimiz yatırımlarla Şırnak’ı madenleriyle, jeotermaliyle, güneşiyle, rüzgarıyla ülkemizin önde gelen enerji üslerinden biri yapmakta kararlıyız. Daha düne kadar terör yüzünden kimsenin giremediği yerlerde bugün insanlarımız huzur içinde yaşıyor, geziyor, dolaşıyor. Hatta Gabar’daki Süryani vatandaşlarımızdan Beytüşşebap’taki Keldani vatandaşlarımızdan köylerine geri dönenler oldu. Vatandaşlarımızın rahatı için yaylalara, mesire alanlarına içinde her türlü ihtiyacı karşılayacak tesislerin yer aldığı dinlenme alanları inşa ediyor, yollarını yapıyoruz. Bir dönem adı korkuyla anılan Cehennem Deresi’nde cam ve ahşap seyir terasları, yürüyüş parkurları kuruluyor. Nereden nereye. Şırnak giderek daha yoğun bir şekilde ülkemizin önemli turizm destinasyonları arasına giriyor.”
]]>Cumhurbaşkanı Erdoğan konuşmasına, “Bu şehir dünyanın en güzel sevda hikayelerinden birine ev sahipliği yapan yerdir. Yavuz’un emaneti Şırnak, dağlarıyla, nehirleriyle, vadileriyle, en önemlisi insanıyla bugün yine bir başka güzel. Bin yılı aşkındır medeniyetimizin, kardeşliğimizin, inancımızın, birlik ve beraberlik ruhumuzun nabzının attığı bu şehri biz Allah için seviyoruz. Yaşadığı acıları ve sevinçleri türküleriyle destana dönüştüren Şırnak’ın bize olan muhabbetini biliyoruz. İnşallah başı rahmet, ortası marifet, sonu ebedi azaptan kurtulu olan Ramazan-ı Şerif bu muhabbetin güçlenmesine vesile teşkil edecektir. Rabbim bu kutlu ayda tuttuğumuz oruçları, yaptığımız ibadetleri katında kabul eylesin. Rabbim dünyadaki tüm mazlumlara, mağdurlara, gariplere huzur, esenlik, selamet ihsan eylesin” sözleriyle başladı.
Erdoğan sözlerine şöyle devam etti:
“Bizler kendi evlerimizde, yuvalarımızda oruçlarımızı tutar, ibadetlerimizi eda ederken yakın uzak coğrafyamızda durum hiç iç açıcı değil. Her an başlarına bir şey gelme endişesiyle yaşamak, iftarını açacak bir lokma bulabilmek umuduyla koşturmak zorunda kalan insanların Allah yardımcısı olsun diyoruz. Sahip olduğumuz huzurun, güvenin, sağlığın, nimetin şükrünü ifa etmek için ramazan ayı önemli bir fırsat. Kendimizi gelip geçici sıkıntıların girdabına kaptırıp elimizdekinin değerini bilmezsek Hakk’ın huzuruna vardığımızda mahcup oluruz. Çoğu yalan yanlış haberlerle milletimizi karamsarlığa sürüklemek isteyenlerin amacı, eleştirdiklerinin yerine daha iyisini koymak değildir. Bunların gayesi ülkeyi tekrar eski istikrarsızlık, kavga, terör günlerine döndürmektir. Türkiye’nin geleceği için en küçük hayalleri, vizyonları, programları olmayanların heybesindeki tek malzeme budur. Bizim ise bu ülke ve bu millet için çok büyük hayallerimiz var. Önce 2023 hedefleriyle ülkemizi bugünlere hazırladık. Şimdi de Türkiye Yüzyılı ile ülkenin geleceğini inşa etmenin mücadelesini veriyoruz. Hep söylediğimiz gibi biz sadece eser ve hizmet siyaseti yaptık.

“BU BÖLGENİN TAMAMIYLA BİZİM VE ÜLKEMİZİN BAĞINI KOPARMAYA ÇALIŞTILAR”
Geçtiğimiz 21 yılda vatan topraklarının her karışına terimizi akıttık. Ülkenin her bireyinin hayatına olumlu yönde dokunduk. Yaptığımız hizmetlerin en yakın şahitlerinden biri de Şırnak’tır. Gerçi, Şırnak ile aramıza girmek için her yolu deneyenler de oldu. Sadece Şırnak ile değil bu bölgenin tamamıyla bizim ve ülkemizin bağını koparmaya çalıştılar. Halbuki kalpsiz bir vücut olur mu? Şırnak’sız, Mardin’siz, Diyarbakır’sız bir Türkiye de olmaz. Geçmişte yaşanan kimi olumsuzluklar bu gerçeği asla değiştiremez.
“MİLLETİMİZ KAZANIMLARINA HEP SAHİP ÇIKTI”
Cumhuriyet tarihi boyunca ülkemizin pek çok yerinde insanlarımız farklı sebeplerle sıkıntı çekti, eziyet çekti, yokluk yaşadı. Geri kalmışlık sadece bu bölgenin değil belli bir kesim dışında milletimizin tamamının ülkedeki her şehrin kaderi yapılmak istendi. Tek parti faşizmi hem maddi mahrumiyetleriyle, hem manevi eziyetleriyle bu anlayışın en başta gelen temsilcisiydi. Rahmetli Menderes bu gidişe dur diyen ilk lider olarak milletimizin önüne yeni bir ufuk açtı. Darbeler, cuntalar ve vesayetler devriyle bu ufuk sürekli karartılmak istenmişse de milletimiz kazanımlarına hep sahip çıktı. Millet bununla kalmadı yakaladığı her fırsatta tercihini milli iradenin güçlenmesinden yana yaparak kazanımlarını adım adım ileriye taşıdı. Dolayısıyla bir döneme damgasını vuran faşizan uygulamalar sizlerle birlikte bu ülkenin inancına, kültürüne, değerlerine sahip çıkmak isteyen tüm insanların başına musallat olmuştur.

“GÜNEY SINIRLARIMIZDA GÜVENLİK KORİDORU OLUŞTURUYORUZ”
Bölücü terör örgütü tek parti faşizmi ile bu topraklarda kurulmaya çalışılan zulüm düzeninin sürmesi için ülkemizin başına bela edilen bir araçtır. Devletin hataları elbette olmuştur. Ama bölücü örgüt aleni bir ihanetin hepimizi birden hedef alan karanlık bir senaryonun maşalığını yapmıştır. Son 21 yılda gerçekleştirdiğimiz demokrasi ve kalkınma devrimi ile içerideki ve dışarıdaki tüm unsurlarıyla biz işte bu sinsi oyunu bozduk. Şimdi de güney sınırlarımız boyunca oluşturmaya başladığımız güvenlik koridoru ile etrafımızdaki ateşin ülkemize sıçramasının önüne tamamen geçiyoruz. Türkiye’yi bu ateşin içine çekmek için kullanılan terör örgütleriyle sınırlarımız arasına set çekerek hem emperyalistlere hem maşalarına mesafe koyuyoruz. Elbette bu noktaya kolay gelmedik. Kendi mücadelemizi, kendi imkanlarımızla yürütecek seviyeye gelmek kolay olmadı. Çok fedakarlık yaptık. Hamdolsun emeklerimizin karşılığını alıyoruz.
Daha düne kadar bu ülkenin kaynaklarını sömürmek için bize uçağından tankına, helikopterinden radarına envai çeşit savunma sanayii ürünü pazarlayanlar şimdi bizim ürünlerimize talip olmaya başladılar. Yıllarca ülkemizi pazar, insanımızı ucuz insan gücü, topraklarımızı ucuz hammadde kaynağı olarak görenler şimdi bizim pazarımız haline dönüştü. Yani oyunu tersine çevirdik. Şayet, istikrar ve güven iklimimizin zarar görmesine engel olursak, birliğimize, beraberliğimize, kardeşliğimize sahip çıkarsak, aramıza fitne sokmak isteyen muhterislere fırsat vermezsek, sahip olduğumuz imkanları çok çalışarak fırsata dönüştürürsek emin olun Allah’ın izniyle daha fazlasını gerçekleştireceğiz.

“MİLLİ GELİRDE DÜNYADA 11. SIRADAYIZ”
Siz bakmayın felaket tellallığı yapanlara. Türkiye’nin önü de ufku da bahtı da açıktır. Hiç kimse merak etmesin. Türkiye Yüzyılı güneşinin doğuşuna kimse mani olamayacaktır. Artık sadece daha kararlı değil aynı zamanda daha güçlüyüz. Yıllarca vaktimizi ve enerjimizi heba eden yüklerden kurtuldukça ülkemizi geliştirme, milletimizi zenginleştirme yolunda daha hızlı ilerliyoruz. Ülkemizi demokrasisiyle, alt yapısıyla, ekonomisiyle, sosyal destekleriyle dünyanın ilk 10 ülkesi arasına dahil etmeye az kaldı. Şu anda satın alma paritesine göre milli gelirde dünyada 11’inci sıradayız. Biraz daha gayretle, çalışmayla, üretmeyle inşallah bu işi başaracağız. Herkesi iş sahibi yaparak, milli gelirimizi artırarak, kişi başına gelirimizi çoğaltarak, garip gurabaya kol kanat gererek hedeflerimize mutlaka ulaşacağız. Mahalli idareler seçimlerinden sizlerden desteği bu mücadeleyi tüm şehirlerimizle birlikte vermek için istiyoruz. Bilhassa Şırnak’ın desteği bizim için ayrı bir öneme sahiptir.
“ŞIRNAK’A 100 MİLYAR LİRA KAMU YATIRIMI YAPTIK”
Eser ve hizmet siyasetimizin en somut örnekleri şehirlerimize yaptığımız yatırımlardır. Biz bu anlayışla Şırnak’a 100 milyar lira kamu yatırımı yaptık. Eğitimde, 4 bin 244 adet yeni derslik inşa ettik. Şırnak Üniversitesi’ni şehrimize kazandırdık. Gençlik ve sporda, 2 bin 476 kişi kapasiteli yükseköğrenim yurtları açtık. 4 gençlik merkezi, Şırnak Şehir Stadyumu ile 38 spor tesisi yaptık. Ayrıca 10 bin kişilik Cizre Stadyumu yapımı için şu anda ihale aşamasındayız. İhtiyaç sahibi vatandaşlarımıza toplam 10 milyar lira tutarında kaynak aktardık. Sağlıkta, 545 yataklı 8’i hastaneden oluşan toplam 64 sağlık tesisini şehrimize kazandırdık. 517 yataklı Şırnak Merkez Devlet Hastanemiz ile Silopi Kadın Doğum ve Çocuk Hastanesi ek binamızın inşaatına devam ediyoruz. TOKİ aracılığı ile Şırnak’ta bugüne kadar 11 bin 111 konut yaptık.
“YIL SONUNDA 100 BİN VARİL ÜRETİME ULAŞMAYI HEDEFLİYORUZ”
Gabar’da günlük petrol üretiminde 37 bin varili geçmiş durumdayız. Hedef 100 bin varil. Buralar uçacak uçacak. Bu ay sonuna kadar günlük 40 bin varili geçmek, yıl sonunda da 100 bin varil üretime ulaşmayı hedefliyoruz. Kato Dağı ve Faraşin Yaylası da yeni petrol arama alanlarımız arasına girdi boş durmuyoruz. Hayata geçirdiğimiz yatırımlarla Şırnak’ı madenleriyle, jeotermaliyle, güneşiyle, rüzgarıyla ülkemizin önde gelen enerji üslerinden biri yapmaya kararlıyız. Daha düne kadar terör yüzünden kimsenin giremediği yerlerde insanımız huzur içinde yaşıyor, geziyor, dolaşıyor. Hatta Gabar’daki Süryani vatandaşlarımızdan Beytüşşebap’taki Keldani vatandaşlarımızdan köylerine geri dönenler oldu. Vatandaşlarımızın rahatı için yaylalara, mesire alanlarına içinde her türlü ihtiyacı karşılayacak tesislerin yer aldığı dinlenme alanları inşa ediyor, yollarını yapıyoruz. Bir dönem adı korkuyla anılan Cehennem Deresi’nde cam ve ahşap seyir terasları, yürüyüş parkurları kuruluyor. Nereden nereye. Şırnak giderek daha yoğun bir şekilde ülkemizin önemli turizm destinasyonları arasına giriyor.”
]]>Kacır, TÜBİTAK BİGG Spor Ödülleri Töreni’nde yaptığı konuşmada, teknolojik ilerlemelerin hayatın her alanını yeniden şekillendirdiği bir dönemde spor endüstrisinin de bu dönüşümden etkin bir biçimde payını aldığını söyledi.
Yapay zeka, büyük veri ve nesnelerin interneti gibi teknolojilerin öncülüğünde, spor endüstrisinde yaşanan devrim niteliğindeki gelişmelerin spor ekosisteminin tüm paydaşları için eşi benzeri görülmemiş düzeyde erişim, kişiselleştirme ve verimlilik imkanı sunduğunu dile getiren Kacır, “Yenilikçi teknolojiler veri odaklı karar alma süreçlerinin önünü açarak sporcu performansı ve güvenliğini üst düzeye çıkarıyor.” dedi.
Kacır, “Giyilebilir cihazlardan artırılmış ve sanal gerçeklik sistemlerine, taraftar etkileşim platformlarından gerçek zamanlı analitiklere kadar teknolojinin sporda yenilikçi uygulamaları ise spor endüstrisinde yeni standartları belirliyor.” ifadelerini kullandı.
Spor teknolojileri pazarının büyüklüğünün geçen yıl yaklaşık 20 milyar dolarken, 10 yıl içinde bu düzeyin 53 milyar dolara ulaşmasının öngörüldüğünü aktaran Kacır, “Büyüyen ve gelişen spor teknolojileri, aynı zamanda inovasyon odaklı yeni nesil girişimlere fırsat penceresi oluşturuyor.” diye konuştu.
Kacır, Türkiye’nin spor teknolojilerinde dünya çapında başarı hikayeleri çıkarmak için gerekli tüm unsurlara sahip olduğunu belirterek, “Hedefimiz ülkemizi spor teknolojilerinde dünya çapında bir teknoloji geliştirme üssü haline getirmek. Bu anlayışla, spor alanında proje yürüten teknoparklarımızdaki 450 teknoloji girişimimize ve 1 Ar-Ge merkezimize vergisel destekler sunuyoruz.” değerlendirmesinde bulundu.
TÜBİTAK destek ve burs programları kapsamında spor alanında toplam 237 proje ve 871 bilim insanı ile gence 1,2 milyar TL destek sağladıklarını aktaran Kacır, “Gençlik ve Spor Bakanlığı’mızın destek ve iş birlikleriyle bugüne kadar ülkemizin insan kaynağını güçlendirecek pek çok vizyon projeyi hayata geçirdik.” ifadelerini kullandı.
“Girişimcilerin ‘spor teknolojilerine’ yönelik yenilikçi fikirlerinin ticarileşmesini sağlıyoruz”
Bakan Kacır, 81 ilde hayata geçirdikleri Deneyap teknoloji atölyeleri ile bugüne kadar 17 binden fazla özel yetenekli öğrenciyi yenilikçi teknolojilerle buluşturduklarını anımsatarak, Çalışan ve Üreten Gençler Programı kapsamında Türkiye’nin dört bir yanında yürüttükleri 109 projeyle 53 binden fazla gencin istihdamının önünü açtıklarını dile getirdi.
Spor bilimlerinde nitelikli bilimsel araştırma ve geliştirme kapasitemizi güçlendirmek üzere açtıkları TÜBİTAK Spor Araştırmaları Çağrısıyla sporun insan fizyolojisindeki etkilerinden yapay zeka tabanlı destek sistemlerine kadar toplam bütçesi 62 milyon lira olan 30 projeye eş finansman sağladıklarını bildiren Kacır, şunları kaydetti:
“Yine Gençlik ve Spor Bakanlığı’mız ile beraber gerçekleştirdiğimiz artık başlı başına bir marka haline gelmiş BİGG SPOR Ödülleri Yarışması ile de teknoloji ve sporu bir araya getiriyoruz. Girişimcilerin “spor teknolojilerine” yönelik yenilikçi fikirlerinin ticarileşmesini sağlıyoruz. Programın ilk çağrısına Ekim 2021’de çıktık. Yoğun ilgi gören bu ilk çağrıdan sonra ödüle hak kazanan 5 girişimcimize 1 milyona yakın ödül takdim ettik.
İkinci çağrıya ise sizlerin de bildiği üzere geçtiğimiz yılın ekim ayında çıkmıştık. İthal spor malzemelerinin yerlileştirilmesinden spor teknolojilerinde artırılmış ve sanal gerçeklik uygulamalarına, büyük veri analizi uygulamalarından sporda sensör teknolojisine kadar 7 farklı kategoride 67 girişimimiz çağrıya başvurdu. Yapılan değerlendirmeler sonrasında ilk 5 sırada yer alan girişimcilerimize 4,5 milyon lira destek sağlıyoruz. Ödül almaya hak kazansın kazanmasın tüm girişimcilerimizi en içten duygularımla tebrik ediyorum.”
“100 Turcornumuz arasında spor girişimleri de yer alacak”
Kacır, hayata geçirdikleri Turcorn 100 Programı’yla erken aşamayı başarıyla geçmiş, hızlı büyüme potansiyeli taşıyan teknoloji girişimlerinin, daha hızlı ölçeklenmesine ve küresel pazarlara açılmasına rehberlik ettiklerini altını çizdi.
Hedeflerinin 2030 yılına kadar 100 Turcorn ve 100 bin teknoloji girişimine ulaşmak olduğuna işaret eden Kacır, “Nitelikli insan kaynağımız, hedef odaklı destek programlarımız, inovasyon dostu mevzuat düzenlemelerimizle bu hedefe ulaşacağız.” dedi.
Kacır, erken aşamayı başarıyla geçmiş, hızlı büyüme potansiyeli taşıyan teknoloji girişimlerinin daha hızlı ölçeklenmesine ve küresel pazarlara açılmasına rehberlik edecekleri ve terzi usulü destekler sunacakları Turcorn 100 Programını başlattıklarını hatırlatarak, “Geçtiğimiz hafta da yapay zekadan dijital hizmet teknolojilerine, yeşil dönüşümden finansal teknolojilere kadar farklı sektörlerde faaliyet gösteren ve Turcorn 100 Programı’na seçilen ilk 15 teknoloji girişimimizi kamuoyu ile paylaştık.
Önümüzdeki dönemde Turcorn 100 programı kapsamında spor girişimlerinin de destekçisi olmaya, girişimcilerimizle beraber başarı hikayeleri oluşturmaya hazırız. Gençlerimizin, girişimcilerimizin enerjisi ve yenilikçi iş fikirleri gösteriyor ki 100 Turcornumuz arasında spor girişimleri de yer alacak.” değerlendirmesinde bulundu.
“Bilimsel çalışmaları, Türk sporunun gelişimine entegre etmeyi hedefliyoruz”
Türkiye Yüzyılında ülkeye değer katacak girişimcilerle, gençlerle güçlü ve büyük Türkiye hedefine doğru emin adımlarla ilerlediklerini aktaran Kacır, odağında gençlerin yer aldığı birçok farklı proje ve programı paydaşlarla aktif şekilde yürüttüklerini dile getirdi.
Bugün Gençlik ve Spor Bakanlığı ile birlikte spor araştırmaları programı kapsamında yeni bir çağrıya çıktıklarını belirten Kacır, “Bu çağrı ile sportif faaliyetlerde karşı karşıya kalınan zorlukları ve güncel yönelimleri ele alan bilimsel araştırma projelerini destekliyoruz.” dedi.
Kacır, bilimsel çalışmaları, Türk sporunun gelişimine entegre etmeyi hedeflediklerini ifade ederek, “Aynı zamanda yakın zamanda ilk kez çıkacağımız Gençlik Araştırmaları Çağrısı kapsamında yine Gençlik ve Spor Bakanlığımızla beraber, gençlerimizi 21. Yüzyılın yetkinlikleriyle buluşturarak genç istihdamını güçlendireceğiz.” açıklamasını yaptı.
Gençlerin iyi oluşlarını ve toplumsal hayata katılımını hedefleyen araştırma projelerini destekleyeceklerine dikkati çeken Kacır, “Gençlerimizde iklim ve çevreye duyarlılıklarını, bilinçlerini artıracak politika ve uygulama modellerini geliştireceğiz. Bu iki programı geleneksel hale getirerek de Türkiye Yüzyılının mimarı gençlerimizin gücüyle Milli Teknoloji Hamlesi hedeflerimize daha hızlı ulaşacağız.” şeklinde konuştu.
TÜBİTAK Başkanı Prof. Dr. Hasan Mandal da 15 tane finale gelen girişimcileri yürekten kutladığını belirterek, hepsinin bu aşamaya gelene kadar birçok zorlayıcı koşuldan geçtiğini ifade etti.
Mandal, salonun diğer tarafında bulunan fuaye alanında 30 tane projenin sergilendiğine dikkati çekerek, “Gelecekteki hayalimiz, hedefimiz oradan çıkan fikirler, bilimsel çalışmaların gelecek yıllarda ticarileşme tarafındaki girişimlere dönmesi.” dedi.
]]>Almanya’nın başkenti Berlin’de düzenlenen ITB Berlin Uluslararası Turizm Fuarı, bir kez daha kapılarını dünya turizmine açtı. “Seyahat ve Turizmde Dönüşüme Birlikte Öncülük Edin” temasıyla düzenlenen fuara, Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy da katıldı.
Dünyanın önde gelen turizm fuarından olan ITB, 150 bin metrekarelik fuar alanında, 170 farklı ülkeden 5 bin 500’ü aşkın katılımcı 3 gün boyunca bütün paydaşlarıyla birlikte seyahat sektörünü ele alacak. Fuar çerçevesinde, farklı alanlarda düzenlenecek oturumlarla ve konferanslarla sürdürülebilirlik, turizmde yapay zekanın etkisi, sektörü bekleyen zorluklar, seyahat endüstrisinin geleceği, pazarlama, satış, konaklama, yeni eğilimler gibi sektörel temalar küresel olarak uzman konukların katılımıyla münazara edilecek.
Berlin Turizm Fuarı’nın bu seneki konuk ülkesi ise Umman Sultanlığı. Umman, “Güzelliğin Bir Adresi Vardır” sloganıyla 5 bin yıllık tarihini ve ülkenin kültürel zenginliklerini fuarda sergiliyor.
Türkiye, fuarda yine geniş bir katılımla yerini aldı
Türkiye, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın Turizm Geliştirme ve Tanıtma Ajansı (TGA) organizasyonunda toplam 700 metrekarelik stant alanında temsil edildi. Kültür ve Turizm Bakanı Ersoy, Türkiye’den gelen katılımcıları ziyaret ederek, açıklamalarda bulundu.
Hedef 60 milyon ziyaretçi, 60 milyar dolar gelir
Türkiye’nin 2023 yılında sıkıntılı geçen bir sürece rağmen rekor sayılarla turizm sezonunu kapattığını hatırlatan Ersoy, “2023’te bir dizi sıkıntılı süreçle karşılaşmamıza rağmen, deprem felaketi, savaşlar, seçim stresi gibi sıkıntılarla karşılaşmış olsak da, aslında rekor sayıda turist, ziyaretçi ve turizm gelirleriyle kapattık sezonu. 2024’de hedefimiz çok daha iddialı, 60 milyon ziyaretçi, 60 milyar dolar gelir hedefimiz var. İnşallah bu hedefi de aşacağız. Erken rezervasyonun yoğun olduğu ülkelerden ilk veriler gelmeye başladı. Bunlardan en önemlisi Almanya pazarı. Geçen sene rekor seviyede 6,2 milyon ziyaretçiyle kapatmıştık. Rusya’dan 6,3 milyon, Almanya’dan 6,2 milyon ziyaretçi gelmişti. İnşallah hedefimiz bu yıl çok iyi, ilk veriler de çok çok iyi. Erken rezervasyonlarda yüzde 20’nin üzerinde artış gözlemleniyor. Bazı operatörlerde bu sayının çok daha fazla olduğunu görüyoruz. Bu yıl Almanya pazarında 7 milyon ziyaretçiyi geçmeyi umuyoruz ” ifadelerini kullandı.
Türkiye’nin Avrupa pazarında pasta payını artırmak istediklerini dile getiren Bakan Ersoy, Almanya dışında İngiltere ve Uzakdoğu pazarları gibi yeni destinasyonları da portföye koyulduğunu aktardı.
“Destinasyon sayısını sürekli artırıyoruz”
Avrupa pazarında özellikle nitelikli turisti artırabilmek için 2018 sonu itibarıyla yeni stratejilere geçildiğinin altını çizen Bakan Ersoy, “Biliyorsunuz 2017 sonu gecelik harcama açısından 65 dolarla kapatılmıştı. Geçen seneyi 99 dolar rakamına kadar taşıdık. Önümüzdeki senede hedefimiz 106 dolar. 2028 yılına kadar da 130 dolarları geçmeyi planlıyoruz Türkiye olarak. Bu düşünceyle farklı ürün çeşitleriyle pazara girmeyi hedefliyoruz. Eskiden olduğu gibi sadece deniz, kum, güneş değil, turizm geliştirme ajansının yoğun tanıtım gücüyle birlikte hem ürün çeşitliliği yakalamak istiyoruz, hem de yolcu destinasyon sayısını artırmayı planlıyoruz. Son 4 yıldır dünyanın birçok noktasında, 200’den fazla ülkede yoğun turizm tanıtımı yapıyoruz ve bütün bu ülkelerden de yolcu trafiği başlattık” dedi.
“Arkeoloji turizmine ve gece müzeciliğine yatırım yapıyoruz”
Tanıtımla birlikte deniz, kum güneşin yanına eskiden de çok kuvvetli olduğumuz arkeolojiyi ön plana çıkaran projeler hazırladıklarını söyleyen Bakan Ersoy, arkeoloji turizmine paralel olarak gece müzeciliğinin de geliştirileceğini vurguladı. Bakan Ersoy, “Bunu, geleceğe miras projesi olarak tanıyorsunuz. Özellikle arkeolojik kazı noktalarındaki hem kazı, hem restorasyon, hem de yeniden ihya bütçelerini 15 ila 20 kat oranlarda artırdık. Şu anda 144 ayrı noktada Türk kazı başkanlarıyla birlikte çok yoğun kazı çalışmaları başladı. Bununla birlikte şehir merkezlerinde ya da şehir merkezlerine çok yakın olan arkeolojik bölgelerde gece müzeciliğini de başlattık. Gece 12.00’ye kadar belli başlı müzelerimizi açık tutma kararı aldık. Aşamalı bir şekilde talep gören bütün müzelerimize ve ören yerlerimize bu sistemi kaydıracağız. Bu sene en çok ziyaretçi alan 15 noktada bu sistemi kaydıracağız” dedi.
Ürün çeşitliliğini artırma adına bisiklet turizmine de önem vereceklerine değinen Ersoy, “Ürün çeşitliliğimizi artırıyoruz. Örneğin Almanya’da bisiklet turlarıyla ilgili çalışmalarımızı da artırdık. Özellikle buradaki bisiklet federasyonuyla son bir kaç yıldır çalışma içerisindeyiz ve buradaki, Avrupa’daki bisiklet destinasyonlarına Türkiye rotalarını da eklemeye başladık. Oradan da yoğun bir şekilde talep alıyoruz” ifadelerini kullandı.
Gastronomi turizmine de önem vermek istediklerini açıklayan Ersoy, Türkiye’nin gastronomi değerlerinin çok fazla olduğunu fakat bugüne kadar doğru tanıtılmadığını belirtti. Gastronomi alanında da Türkiye’yi marka bir ülke haline getirmek istediklerinin altını çizen Ersoy, “Türkiye son bir kaç yıldır Michelin yıldız rehberine dahil edildi. Aşamalı bir şekilde önce İstanbul’da başladık, geçen sene itibarıyla da İzmir’i, Çeşme’yi, Urla’yı ve Bodrum’u bu rehbere dahil ettik. Gastronomi alanında da artık Türkiye’yi marka bir ülke haline getirmeyi ve gastro stillerimizi ön plana çıkarmayı hedefliyoruz” dedi.
Bakan Ersoy, doğa turizmi olsun, inanç turizmi olsun, spor turizmi olsun, yeni ürünleri sisteme dahil ederek, tanıtarak hem sezonu 12 aya yaymak istediklerini hem de pazar destinasyonlarının sayısını artırmayı hedeflediklerini sözlerine ekledi. – BERLİN
]]>Bakan Ersoy, Almanya’nın başkenti Berlin’de düzenlenen 55. Uluslararası Turizm Borsası (ITB) Fuarı’na katıldı.
Geçen yılın verilerine ve Türkiye’nin turizm hedeflerine ilişkin basın mensuplarına açıklamalarda bulunan Ersoy, Türkiye’nin geçen yılı, deprem felaketi, savaşlar ve seçim süreci gibi sıkıntılarla karşılaşmış olsa da rekor sayıda ziyaretçi ve turizm geliriyle kapattığını anlattı.
Bakan Ersoy, turizm konusunda 2024 hedefinin çok daha iddialı olduğunu dile getirerek, “Bu sene inşallah 60 milyon ziyaretçi ve 60 milyar dolar gelir hedefimiz var. İnşallah bu hedefi aşacağız. Erken rezervasyon ülkelerden ilk veriler gelmeye başladı. Bunlardan önemlisi Almanya pazarı. 2023’ü çok iddialı bir rekor sayıyla kapatmıştık. Almanya’dan 6,2 milyon ziyaretçiyle 2023’ü kapattık. İlk veriler de çok çok iyi. Erken rezervasyonlarda yüzde 20’nin üzerinde artış gözlemleniyor. Bazı operatörlerde bu sayının çok fazla olduğunu gözlemliyoruz. 2024’te Almanya bazında 7 milyon sayısını geçmeyi umuyoruz.” şeklinde konuştu.
“Türkiye olarak 2028’e kadar kişi başı harcamada 130 dolarları geçmeyi planlıyoruz”
Türkiye’nin özellikle Avrupa pazarında pasta payını arttırmayı hedeflediğini ifade eden Ersoy, şunları kaydetti:
“Bunun yanında da Uzak Doğu pazarlarında yeni destinasyonları hedef pazar olarak portföyümüze koymuş durumdayız. Avrupa pazarında özellikle nitelikli turisti arttırabilmek için 2018 sonu itibarıyla yeni stratejilere geçmiştik. 2017’yi kişi başı harcama olarak 65 dolarla kapatmıştık. Geçen sene de kişi başı harcamayı 99 dolar rakamına kadar taşıdık. Önümüzdeki sene 106 dolar hedefliyoruz. Türkiye olarak 2028’e kadar kişi başı harcamada 130 dolarları geçmeyi planlıyoruz. Bu bağlamda da farklı ürün çeşitleriyle pazara girmeyi hedefliyoruz.
Eskiden olduğu gibi sadece deniz, kum, güneş değil. Turizm Geliştirme Ajansı’nın yoğun tanıtım gücüyle hem ürün çeşitliliği yakalamak istiyoruz hem de hedeflenen destinasyon, yani bize yolcu, turist sağlayan hedef destinasyon sayısını artırmayı planlıyoruz. Başarılı da sonuçlar almaya başladık. Son dört yıldır 200’den fazla ülkede şu anda ülkemiz yoğun turizm tanıtımı yapıyor. Bütün bu ülkelerden yolcu trafiği başlattık.”
Ersoy, özellikle Türk Hava Yolları’nın 330’dan fazla şehre direkt uçuyor olmasının bu noktadaki önemine değindi.
Türkiye’nin tanıtımı amacıyla arkeolojiyi de ön plana çıkaran “Geleceğe Miras Sonsuz Efes” projesini hazırladıklarına işaret eden Ersoy, özellikle arkeolojik kazı noktalarındaki hem kazı hem restorasyon hem de yeniden ihya bütçelerini 15-20 kata varan oranlarda, bölgesine göre değişen noktalarda artırdıklarını söyledi.
Ersoy, şu anda 144 ayrı noktada çok yoğun kazı programları başladığını anlatarak, aşamalı olarak da şehir merkezlerinde olan veya bu noktalara yakın konumdaki arkeolojik bölgelerde gece müzeciliğini başlattıklarını ifade etti.
Gündüz hava sıcaklığının yüksek olduğu bölgelerde gece müzeciğiyle turistlerin rahat gezebileceği bir ortam oluşturulduğunu, o nedenle saat 00.00’a kadar belli başlı müzeleri açık tutma kararı aldıklarını belirten Ersoy, “Aşamalı bir şekilde talep gören bütün müzelerimize bu sistemi kaydıracağız. Bu sene, en çok ziyaretçi alan 15 noktada inşallah yetiştirebilirsek başlıyoruz. Sonra aşamalı olarak bu sayıyı da arttırmayı planlıyoruz.” diye konuştu.
Ersoy, arkeolojinin ürün çeşitliliği olarak yeterli olmadığını vurgulayarak, “Almanya’da bisiklet turlarıyla ilgili çalışmalarımızı da hazırladık. Özellikle buradaki bisiklet federasyonuyla son birkaç yıldır yoğun çalışma içindeyiz ve buradaki Avrupa bisiklet destinasyonlarına Türkiye rotalarını eklemeye başladık. Oradan da yoğun bir şekilde talep alıyoruz. Bugün de aslında burada Alman milli takımından bir sporcunun bir etkinliği olacak.” ifadelerini kullandı.
Bakan Ersoy, bunların yanında Türkiye’nin gastronomi değerlerinin çok fazla olduğunu ve bunu tanıtmaya çalıştıklarını kaydetti.
Türkiye’nin 3 yıldır Michelin Rehberi’ne dahil edildiğini, aşamalı bir şekilde önce İstanbul’da başladıklarını, geçen sene itibarıyla İzmir, Çeşme, Urla ve Bodrum’u bu rehbere dahil ettiklerini dile getiren Ersoy, gastronomi konusunda da artık Türkiye’yi marka bir ülke haline getirmeyi ve gastro stillerini ön plana çıkarmayı hedeflediklerini, bu çalışmanın da başarıyla devam ettiğini söyledi.
“2028’e kadar (turizm) geliri 100 milyar dolara çıkarmayı hedefliyoruz”
Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, bundan sonra inanç, doğa, spor turizmi gibi yeni ürünleri sisteme dahil ederek hem sezonu 12 aya yaymak istediklerini hem de hedeflenen pazar sayısını arttırmayı hedeflediklerini vurgulayarak, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Bunu da her yıl birbirini izleyen rekorlarla taçlandırmayı umuyoruz. Bu sene inşallah 60 milyon ziyaretçi ve 60 milyar dolar gelir hedefimiz var. 2028’e kadar (turizm) gelirini 100 milyar dolara çıkarmayı hedefliyoruz. Şu andaki ilk göstergeler 2024 için çok çok iyi. Daha açıklanmadı ama havalimanlarından bana şubat verileri geliyor. Geçen seneyle kıyaslandığında şubat ayında çok ciddi bir sıçrama var. Zaten nisan sonunda üç aylık veriler açıklandığında göreceğiz. Mart verileri şubattan da iyi gidiyor. İnşallah bu şekilde giderse 60 milyar dolar gelir hedefimizi aşacağımız bir yıl olur diye düşünüyorum.”
Türkiye’nin Almanya’da yaz tatil paketleri için erken rezervasyonlarda İspanya’yı geçerek birinci sıraya yerleştiğini aktarması üzerine Ersoy, şunları kaydetti:
“Tabii biz çok yoğun tanıtım yapıyoruz. Türkiye bu yoğun tanıtımın karşılığını alıyor. Türkiye ürün çeşitliliğine gitti ve artık tek ürünle çıkmıyor. Herkesin zevkine, keyfine uygun ürünleri de piyasaya sürmüş durumdayız. Aslında bunlar eskiden de vardı ama bu kadar yoğun ve detaylı şekilde tanıtılmıyordu. Bu bütün bunlar sağlandığı için Türkiye özellikle Almanya pazarında parlayan yıldız. Almanya pazarında daha çok potansiyelimiz var alabileceğimiz. Özellikle Almanya ve İngiltere pazarlarında bu güçlü büyüme ivmesini göreceğiz. Ama biz sadece Avrupa’yla sınırlı kalsın da istemiyoruz. Özellikle Amerika kıtasına çok yoğunlaştık. Kültür turlarında da Uzak Asya pazarlarına yoğunlaştık. İnşallah bu çeşitliliği Anadolu’nun her yerinde göreceğiz.”
Mehmet Nuri Ersoy, sürdürülebilirlik konusunda Türkiye’nin sahip olduğu sertifikalarla Avrupa’da en iyi durumda olduğunu belirterek, bunu daha ileriye taşımak için yoğun çalışmalar yaptıklarını sözlerine ekledi.
Bakan Ersoy daha sonra Türk şirketlerinin stantlarını ziyaret ederek bilgi aldı.
Berlin Uluslararası Turizm Borsası Fuarı
Kovid-19 sonrası hızlı değişim sürecinde olan seyahat endüstrisi, dünyanın en büyük ve önemli turizm fuarlarından olan Berlin Uluslararası Turizm Borsası Fuarı’nda (ITB Berlin) bir araya geliyor.
Her yıl mart ayında Almanya’nın başkenti Berlin’de gerçekleştirilen ITB Berlin, bu yıl “Seyahat ve Turizmde Dönüşüme Birlikte Öncülük Edin” temasıyla kapılarını açtı.
Alanında dünyanın en büyüğü olarak kabul edilen fuarda, bu yıl 165 ülkeden yaklaşık 5 bin 500’den fazla firmanın yer alması bekleniyor. Fuar 7 Mart’a kadar devam edecek.
Pazarlama, satış, teknoloji, konaklama ve destinasyon yönetimi alanlarındaki güncel eğilimlerin yer alacağı fuarda, teknolojik ve ekolojik zorluklar, düzenlenecek etkinliklerle masaya yatırılacak.
Fuarda 17 farklı alanda düzenlenecek oturumlarla sürdürülebilirlik, iklimin korunması ve sosyal adalet için küresel turizmin neler yapabileceği değerlendirilecek, iklim değişikliği, yapay zekanın etkisi, kalifiye eleman sıkıntısının devam etmesi ve Kovid-19 sağlık krizinin turizme etkileri gibi zorluklar tartışılacak.
Popüler seyahat destinasyonları ve turizmdeki en son yeniliklere ek olarak fuarda, dünyada turizmi etkileyen ve etkileyecek krizlerle nasıl başa çıkılacağı da masaya yatırılacak.
Türk turizmciler fuarda
Fuarın bu yılki konuk ülkesi Arap Yarımadası’ndaki Umman olacak. Türkiye 2010’da ITB’de konuk ülke olmuştu.
Ummanlı sanatçılar, ülkelerinin kültür çeşitliliğini ulusal kıyafetlerle fuara gelen izleyicilere sunacak. Umman Kraliyet Senfoni Orkestrası da fuar kapsamında konser verecek.
Fuarı, geçen yıl 186 ülkeden yaklaşık 170 bin kişi ziyaret etmişti. Bu yıl ziyaretçi sayısının daha da artması bekleniyor.
Türk turizm sektöründen temsilciler de yenilikleri ve trendleri sergilemek için fuarda yerini alacak. Turizmciler, Türkiye’nin en önemli pazarlarından olan Alman turizm pazarına ve diğer ülkelerden gelecek konuklara ülkeyi anlatacak.
Gelecek yıl ise ITB Berlin’in konuk ülkesi Arnavutluk olacak.
]]>Türkiye’nin giyim ve aksesuar markaları arasında öne çıkan DeFacto, 2023’te Yandex Reklam Ağı’ya olan iş birliğini Türkiye ve Mısır’daki Ecomm+ kampanyalarını da kapsayacak şekilde genişletti ve esnek e-ticaret büyüme stratejisiyle geçen yıl büyük bir sıçrama gerçekleştirdi.
İstanbul’da 2005 yılında kurulan DeFacto, 500’den fazla mağazanın yanı sıra Almanya, Sırbıstan, Fas, Mısır ve Gürcistan’ı kapsayan 100’den fazla ülkedeki çevrimiçi varlığıyla Türkiye’nin en büyük moda şirketlerinden biri haline geldi.
DeFacto BEBEK, DeFacto FIT, DeFacto MODEST, DeFacto PLUS gibi koleksiyon seçenekleri sunan DeFacto, uluslararası e-ticaret stratejisinin bir parçası olarak 2021 yılında Yandex Reklam Ağı’yla çalışmaya başladı. Bu iş birliği, başlangıçta Türkiye, Rusya, Beyaz Rusya, Kazakistan ve Mısır gibi ana pazarlarda Marka Arama kampanyalarına odaklandı.
Amaç, hedefe yönelik pazarlama stratejileriyle hedef kitleyi genişleterek satışları artırmaktı. 2023’te ise DeFacto’nun Yandex Reklam Ağı’ya olan iş birliği Türkiye ve Mısır’daki Ecomm+ kampanyalarını da kapsayacak şekilde genişledi ve dikkate değer verimli sonuçlar alındı.
Makine Öğrenimi ile fark yarattı
Yandex Reklam Ağı’nın güçlü Ecomm+ dinamik banner reklam çözümü, potansiyel müşterilere ulaşmak için makine öğrenimini kullanıyor. Bu, hem ürünle ilgilenen ancak henüz satın alma yapmamış olanları hem de geçmiş çevrimiçi etkinliklerine dayanarak ilgilenebilecekleri kişileri hedefliyor.
Hedef ülkelerde etkileyici kitle alanı, özel trafik kaynakları, e-ticaret verilerine dayalı makine öğrenimi algoritmaları, şeffaf sonuçlar ve sonuç başına ödeme gibi avantajlarıyla Yandex Reklam Ağı, sektörde yükselen bir büyüme garanti eden nadir çözümlerden birisi.
Kampanya gelirlerinde artış
DeFacto, 2023’te Yandex Reklam Ağı’nın hem Arama Markası hem de Ecomm+ kampanyalarını kapsayan 13.92’lik ortalama reklam harcama getirisi (ROAS) sağladı. Kara Cuma ve kış tatili satışlarının öne çıktığı yılın son 3 ayında Defacto, özellikle Yandex Reklam Ağı Ecomm+ kampanyalarıyla dikkat çekici sonuçlar elde etti; gelirde yüzde 116 artış, eylem başına maliyette yüzde 49 düşüş ve dönemsel olarak ROAS’da yüzde 626 artış sağladı.
Yenilikçi reklam format uygulaması
Küresel bir IT şirketi olan Yandex’e bağlı olan Yandex Reklam Ağı, oyun, gayrimenkul gibi birçok farklı alana özel çözümleri bulunuyor. Yandex Reklam Ağı, etkili pazarlama, ürün tanıtımı ve performans analizi için bir dizi araç sunuyor. Yapay zeka destekli hedefleme konusundaki uzmanlığıysa, DeFacto’nun reklam başarısında kritik bir rol oynadı.
E-ticaret reklamcılığında yeni teknolojilerin önemine dikkat çeken DeFacto’dan Sorumlu Yandex Reklamları Hesap Yöneticisi Elvira Bagautdinova, “Ekibimiz, Defacto ile birlikte iddialı hedefler belirledi ve bunları gerçekleştirdiğimizi söylemekten gurur duyuyorum. Yenilikçi reklam formatlarının uygulanması sayesinde başarıya ulaştık. Bunlar, hedef kitlenin ilgisini ve kampanyamızın etkisini artırdı. Standart çözümlerle sınırlı kalmadık, her zaman Yandex’in sunduğu en son teknolojilere dayanarak bir adım öne çıktık” dedi.
DeFacto ile ortaklıklarının herhangi bir iş birliğinden öteye geçtiğini dile getiren Bagautdinova, sözlerini şöyle sürdürdü: “Müşterimizle aramızdaki açık, üretken ve keyifli iletişim onların ihtiyaçlarını da anlamamızı ve pazar değişikliklerine hızlıca tepki vermemizi sağladı. Geçen yıl, zorluklarla ve başarılarla dolu bir yıldı ve DeFacto ile başarılı iş birliğimizin iyi tanımlanmış hedefler, yenilikçi çözümler ve güçlü bir ekip çalışmasıyla nasıl etkileyici sonuçlara ulaşılabileceğine dair parlak bir örnek oluşturduğuna inanıyorum.”
Yandex Hakkında
Yandex, makine öğrenimi ile desteklenen akıllı ürünler ve hizmetler geliştiren bir teknoloji şirketidir. Şirket, tüketicilere ve işletmelere çevrimiçi ve çevrimdışı dünyada daha iyi yol almalarında yardımcı olmayı amaçlamaktadır.
1997 yılından bu yana, dünya standartlarında yerelde ilgili aramalar ve navigasyon ürünleri sunmanın yanı sıra, mobilite, e-ticaret, çevrimiçi eğlence, bulut bilişim ve diğer pazarlara da yayılmıştır ve dünya genelinde milyonlarca tüketiciye hizmet etmektedir.
Siz bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz? Görüşlerinizi yorumlarda paylaşın!
]]>İSRAİL, YARDIM BEKLEYEN SİVİLLERİ KATLETTİ
İsrail ordusu, sabah saatlerinde Gazze kentinin güneyinde, Gazze Şeridi’ni kuzeyden güneye bağlayan Reşid Caddesi üzerindeki Nablusi Kavşağında insani yardım bekleyen Filistinlileri bombalayarak ve ateş açarak hedef aldı. Görgü tanıkları, İsrail’in ölü ve yaralıları Şifa Hastanesine taşıyan sağlık ekipleri ile sivilleri de hedef aldığını açıkladı.

SALDIRIDA CAN KAYBI 112’YE YÜKSELDİ
Saldırıda can kaybı arttı. Filistin Sağlık Bakanlığı Sözcüsü Eşref el-Kudra yaptığı açıklamada, İsrail ordusunun yardım bekleyen sivillere açtığı ateşte hayatını kaybedenlerin sayısının 112’ye yükseldiğini belirterek, bölgede hala ulaşılamayan cesetlerin olduğunu aktardı. Saldırıda 760 kişi de yaralanmıştı.

TÜRKİYE’DEN TEPKİ: BU SALDIRI, İSRAİL’İN FİLİSTİN HALKINI YOK ETMEYİ HEDEFLEDİĞİNİN DELİLİ
Dışişleri Bakanlığından yapılan yazılı açıklamada, “İsrail, Nabulsi meydanındaki Filistinlileri öldürerek, işlemekte olduğu insanlığa karşı suçlara bir yenisini eklemiştir. Gazzelileri açlığa mahkum eden İsrail’in, bu defa yardım kuyruğundaki masum sivilleri hedef alması, Filistin halkını bilinçli biçimde ve toplu olarak yok etmeyi hedeflediğinin delilidir.
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan“İSRAİL’İN GAZZE’DEKİ OPERASYONLARINA DERHAL SON VERMEK ZORUNDADIR”
İsrail, Gazze’deki askeri operasyona derhal son vermek zorundadır, ancak İsrail Hükümeti bu kararı alabilecek sağduyu ve vicdana sahip değildir. Tüm dünya, Gazze’de yaşanan zulmün bölgenin de ötesinde küresel yansımaları olacak bir felakete dönüşmek üzere olduğunu görmelidir. Bu çerçevede, İsrail Hükümeti üzerinde etkisi olan tüm kesimleri, Gazze’de yaşanan vahşeti durdurmaya çağırıyoruz” ifadelerine yer verdi.

BMGK CEZAYİR’İN TALEBİYLE TOPLANIYOR
İsrail ordusunun Gazze Şeridi’nde yardım bekleyen Filistinlilerin üzerine ateş açarak 112 kişiyi öldürmesinin ardından Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi, Cezayir’in talebi üzerine toplanma kararı aldı. Kapalı kapılar ardında yapılacak olan toplantının TSİ 00.15’te başlaması bekleniyor.

“KASITLI VE PLANLI”
Gazze’deki hükümet yaptığı açıklamada, İsrail’in insani yardım bekleyenlere yönelik saldırısının “kasıtlı ve planlı” olduğunu vurgulayarak, “İşgal ordusu bu kişilerin, bölgeye insani yardım almak için geldiklerini biliyordu ancak onları soğukkanlılıkla öldürdü.” ifadelerini kullandı.
İSRAİL ORDUSU, İTİRAF ETTİ
İsrail güvenlik kaynakları, Gazze Şeridi’nin kuzeyinde kıtlıkla mücadele eden Filistinlilerin insani yardım tırlarının etrafını sarması ve İsrail güçlerine yaklaşması nedeniyle askerlerin onları tehdit gördüğünü ve kalabalığa ateş açtığını itiraf etti. İsrail güvenlik kaynakları, AA muhabirine insani yardım bekleyen Filistinlilerin öldürülmesine ilişkin konuştu.

“FİLİSTİNLİLER, İSRAİL ASKERLERİNE TEHDİT OLUŞTURACAK KADAR YAKLAŞTI”
Yardım tırlarının etrafını saran Filistinlilerin, tırların geçişini sağlayan İsrail askerlerine “tehdit oluşturacak biçimde yaklaştığını” savunan kaynaklar, İsrail askerlerinin duruma ateş açarak karşılık verdiğini itiraf etti. Kaynaklar, olayın soruşturulduğunu aktardı.
“İTİŞ KAKIŞ SIRASINDA İZDİHAM YAKLAŞTI”
İsrail ordusundan yapılan yazılı açıklamada ise “Gazze sakinlerinin tırların etrafını sardığı ve yardımları yağmalamaya başladığı, bazı Filistinlilerin itiş-kakış ve izdihamda yaralandığı” iddia edildi.
]]>Türkiye ekonomisi geçen yıl yüzde 4,5, 2023’ün son çeyreğinde de yüzde 4 büyüme kaydetti. Türkiye, 2023’ün son çeyreğinde, yıllık bazda, ekonomik büyüme verisi açıklanan Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütüne (OECD) üye ülkeler arasında ikinci, G20 ülkeleri arasında üçüncü ülke oldu.
Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) Başkanı Nail Olpak, GSYH sonuçlarına ilişkin AA muhabirine yaptığı açıklamada, “İş dünyası olarak, yılın son çeyreğinde büyümenin yüzde 4,0 gerçekleşerek, yılın tamamında Orta Vadeli Program’da öngörülen yüzde 4,4’ün üzerinde, yüzde 4,5 olarak gerçekleşmesini memnuniyetle karşılıyoruz.” dedi.
Olpak, 2023 yılının pek çok açıdan zorlu bir yıl olduğunu ifade ederek, jeopolitik gelişmelerin dünya ekonomisi ve küresel ticaret üzerindeki olumsuz etkileri ile düşük küresel büyüme oranlarının gerçekleştiğini belirtti.
Türkiye’nin 2023 yılı büyüme performansı açısından hedef büyüme oranının aşılması ve büyüme istikrarının korunmasının değerli bir kazanım olduğunu vurgulayan Olpak, “Sektörel olarak değerlendirdiğimizde ise tarım sektöründeki ufak daralma dışında her sektörün büyümeye pozitif katkı verdiğini görüyoruz. Sanayideki büyümenin yüzde 0,8 artmasını da dikkatli okumalıyız. Çünkü sanayimizdeki ivme, ihracatımızın artışıyla da doğrudan etkilidir.” değerlendirmelerinde bulundu.
Olpak, şunları kaydetti:
“Sonuçları yıllık olarak değerlendirdiğimizde, ihracatımızın özellikle 2023’ün ilk yarısında küresel ekonomideki gelişmelere bağlı olarak negatif katkı vermesiyle, yılın ikinci yarısındaki toparlanmaya rağmen yılın tamamında büyümeye negatif katkı veren tek kalem olduğunu görüyoruz. 2024 yılına da yine küresel zorluklarla mücadele ederek başladık. Elbette yurt içinde finansal istikrarı sağlayarak, yatırım, üretim ve ihracatı artırma odaklı politikaların uygulanmasına devam etmek önemli. Özellikle küresel büyümenin yavaş seyrettiği bir ortamda ihracatımızın büyümeye daha fazla katkı sağlaması açısından, sanayi sektöründeki büyümenin bu dönemde daha fazla ön plana çıkması gerektiğini düşünüyoruz.”
“Türkiye üretim ve ihracata dönüşecek yatırımlarla büyüdü”
Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Başkanı Mustafa Gültepe de büyümede yaşanan bu istikrarın son derece değerli olduğunu belirtti.
Gültepe, dünyanın ilk 10 ekonomisi arasında yer almak gibi büyük bir hedef olduğuna işaret ederek, şunları kaydetti:
“Türkiye İhracatçılar Meclisi olarak en büyük hedefimiz, ülkemizin küresel ihracat liginde de ilk 10 ülke arasında yer alması. 2023 yılında büyüme rakamlarının detaylarını iyi okumamız gerekiyor. Büyümenin çok önemli bir bölümü makine ve teçhizat yatırımlarından geldi. Bu yatırımları, yakın gelecekte daha çok üretimin ve daha çok ihracatın müjdecisi olarak değerlendiriyoruz. Diğer yandan ihracatın büyümeye katkısında bir miktar gerileme var. Bu durum da dış talepte daralma ve rekabetçilik kaybına işaret ediyor.
Bu iki rakamı birlikte okuduğumuzda, sanayicinin yatırım iştahının yüksek olduğunu ancak rekabetçilik noktasında yaşanan gerilemenin ihracatı olumsuz etkilediğini görüyoruz. Bu yatırımların artmasında, önceki yıllarda rekabetçilikte kazandığımız güçlü rüzgarın bir etkisi var. 2024 yılında küresel talep noktasında önemli artışlar bekleniyor. İhracat ailesi olarak ülkemizde üretim, yatırım ve istihdamın dinamosu olmaya devam edeceğiz.”
“Büyüme oranları 2024 yılı için çok büyük bir motivasyon kaynağı olacak”
Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği (MÜSİAD) Genel Başkanı Mahmut Asmalı da milli ekonominin pozitif büyüme eğilimini üst üste 14’üncü çeyreğe taşıyarak “Türkiye Yüzyılı” iddiasına yaraşır bir başlangıç yaptığını söyledi.
Asrın felaketi olarak nitelenen 6 Şubat Kahramanmaraş depremlerinin yanı sıra mayıs ayında yapılan iki büyük seçim sürecinin getirdiği belirsizliklere rağmen Türkiye ekonomisinin göstermiş olduğu bu performansın takdire şayan bir gelişme olduğunu dile getiren Asmalı, şöyle devam etti:
“MÜSİAD olarak, söz konusu büyüme oranlarının 2024 yılı için de çok büyük bir motivasyon kaynağı olacağına inanıyor, ülke ekonomimizin üretim, ihracat ve istihdam odaklı büyüme sürecinin devam edeceğine olan inancımızı yineliyoruz. Makro-finansal dengelenme bağlamında Türkiye ekonomisi için oldukça önemli ve başarılı bir dönem olarak geride kalan 2023’ün ardından Türkiye ekonomisi; enflasyonu kalıcı bir şekilde düşürme, kurda istikrarı sağlama, kamu mali dengeleri ve dış ticarette sürdürülebilirliğe ulaşma hedeflerine adım adım yaklaşmayı sürdürecektir.”
“OVP hedefinin aşılması pozitif bir gelişme”
İstanbul Ticaret Odası (İTO) Başkanı Şekib Avdagiç de büyümenin 14 çeyrektir sürmesi ve 2023’te yüzde 4,5 ile OVP hedefinin aşılmasının pozitif bir gelişme olduğunu ifade ederek, “2023’te tüketimin katkısı öne çıkarken, iş dünyası olarak 2024’ün katma değerli dış taleple fark oluşturacak bir yıl olması için çalışacağız. Öte yandan, yatırımların artması ve tarımsal üretime yeni bir soluk getirmek için de daha çok gayret etmeliyiz.” dedi.
“Ülkemiz hak ettiği not artırımlarına kavuşacaktır”
Anadolu Aslanları İş Adamları Derneği (ASKON) Genel Başkanı Orhan Aydın da Türkiye’nin kesintisiz bir şekilde 14 çeyrektir ekonomisini büyütmesinin büyük bir başarı olduğunu ifade ederek, kamu maliyesindeki tasarrufun etkilerinin son çeyrekte görülmesinin gayet memnuniyet verici olduğunu kaydetti.
Gelişmiş ülkelerde teknik resesyonun konuşulduğunu aktaran Aydın, “Rotamız, OVP hedeflerinden sapmadan üretimle büyüyen kalıcı sürdürebilir bir ekonomik büyümedir. Özellikle son çeyrekte kamu maliyesinde görülen harcamalarda tasarruf tedbirlerine uyulduğunu görmek OVP hedeflerine de uygun gösterilmektedir. Bu aynı zamanda kredi derecelendirme kuruluşlarının da dikkatlerinden kaçmayacak ve ülkemiz hak ettiği not artırımlarına kavuşacaktır.” diye konuştu.
“Gelecek için umut verici”
İstanbul Ticaret Borsası (İSTİB) Başkanı Ali Kopuz da küresel ekonomilerde yön arayışının sürdüğü ve zayıflama beklentisinin olduğu bir süreçte, Türkiye ekonomisinin 2023 yılının tamamında gösterdiği yüzde 4,5’lik büyüme performansının gelecek için umut verici olduğunu ve önemli bir başarıya imza atıldığını söyledi.
Küresel ticarette yaşanan olumsuzluklardan, Rusya-Ukrayna Savaşı’ndan, ABD, Çin ve AB ekonomilerindeki zayıflıklardan bahseden Kopuz, şu değerlendirmelerde bulundu:
“Tüm olumsuzluklara rağmen 2024 için Türkiye olarak OVP hedefimiz olan yüzde 4 büyüme hedefimizde bir bozulma olmayacağını düşünüyoruz. 2023 yılında elde edilen bu güçlü büyüme oranı, küresel piyasalarda faizlerin düşeceği ve yatırım iştahının artacağını umduğumuz bir sürece daha güçlü girmemizi sağlayacaktır. Bu noktada fiyat istikrarına karşı uygulanan sıkılaştırıcı politika adımlarını ekonomik aktiviteye ve istihdama halel gelmeyecek şekilde sürdürülmesi önem arz ediyor.”
]]>Karaaslan, AK Parti Samsun Büyükşehir Belediye Başkan adayı Halit Doğan’ın Şehit Ömer Halisdemir Konrefans Salonu’nda düzenlediği “Samsun’a Fikrinle Yön Ver” programında, şehrin sadece bugününün değil, gelecek sorunlarını çözmek için bir araya geldiklerini söyledi.
Şehri gelecek süreçteki beklentilerine göre şekillendirmek istediklerine işaret eden Karaaslan, şunları kaydetti:
“Biz Samsun’un 30 yıl, 40 yıl, 50 yıl sonra nerede olması gerektiğinin hayalini kurarak, onu hedef belirleyerek üzerimize neler düştüğünü sizlerle değerlendirmek istiyoruz. Bizim 2019 yılında ‘Şehrim 2023’ diyerek yola çıktığımız Sayın Cumhurbaşkanı’mız Recep Tayyip Erdoğan’ın önderliği ve vizyonuyla Türkiye’nin büyük şehirlerini mercek altına aldık. Onların röntgenini çektiğimiz, fotoğrafını çektiğimiz, şehrin beklentilerini o şehirde yaşayanlardan aldığımız ve dolayısıyla gelecek vizyonuna onların katkısıyla yön verdiğimiz bir süreçte, bugün 2024 yılında özellikle yerel yönetimlerin, yerel seçimlerin bu kadar konuşulduğu bir dönemde yine aynı bakış açısıyla toplantımızı gerçekleştirdik.”
Proje kapsamında gençlerin kapı kapı gezeceğini dile getiren Karaaslan, şöyle devam etti:
“Proje içinde görevli yüzlerce gencimiz var, onlar kapı kapı dolaşacaklar bu süreçte ve sadece broşür dağıtmayacaklar. Sadece başkanımızın selamını iletmeyecekler. Başkanımız için çok önemli olan başka bir şey isteyecekler. O da vatandaşlarımızın görüşleri, önerileri, hayalleri… Çünkü bu şehirde doğup, bu şehirde büyümüş ve bu şehirde hayatını hatta kendi çocuklarının hayatını yaşaması noktasında yüreğinde heyecan duyan herkesin bu sürece paydaş olmasını bekliyoruz. Bugün biz şehirlerimizi konuşuyoruz. Cumhur İttifakı olarak sahadayız. Ama bu gerçekleştirdiğimiz ‘Samsun’a Fikrinle Yön Ver’ konseptiyle başlayan bu toplantılar serisi şöyle bir farklılık içeriyor. Tüm vatandaşlarımızın şehri ile ilgili fikirlerini alacağız ve bunları değerlendireceğiz. Güzel sonuçlar çıkaracağız. Burada biz akademik bilginin önemine inanıyoruz ve en temel zemine de onu alıyoruz. Akademik bilginin üzerine vatandaşlarımızın, gençlerin, çocukların, engellilerimizin, yaşların, esnafımızın, ticaretle uğraşanların, sanayicimizin, akademisyenimizin her birinin görüşlerini bu noktada çok önemsiyoruz.”
Karaaslan, bu verilerin önemli olduğunu vurgulayarak, şöyle konuştu:
“Bütün yapılan çalışmalarla güçlü yerel kalkınmayı çok önemsiyoruz. Ben bunun adına aslında ‘yeni yerel’ demeyi uygun buluyorum. Çünkü yerelde yapılan işler sadece o şehri ilgilendiren işler değil. Adını Türkiye Yüzyılı koyduğumuz vizyonumuzun gereklilikleri yerine getirmek istiyorsak, tarımda, sanayide, turizmde, eğitimde, adalette Türkiye bambaşka bir noktaya taşımak gibi bir ortak hayalimiz varsa işte onu Samsun, Antalya, Isparta, İzmir, Muş, 81 kentimizde, şehirlerin kendi hedeflerini ortaya koyup kendi hedeflerini gerçekleştirmeden ulusal hedefe ulaşmak mümkün değil.”
AK Parti Samsun Büyükşehir Belediye Başkan adayı Halit Doğan ise her meslek grubunun “Samsun’a Fikrinle Yön Ver” programına katıldığını dile getirerek, “Toplantımız burada kalmayacak, arkadaşlarımız 1 hafta süreyle tüm Samsun’u gezecek. İnsanlarımızı dinleyecekler ve şehrimizin yeni projelerini birlikte oluşturmaya gayret edeceğiz. İnşallah 7 Mart’ta projelerimizin lansmanını yapacağız. Ama insanların bu proje lasmanı içinde kendisinden bir şeyler bulacaklar. Dolayısıyla şehrini sahiplendiği, kendini şehrine ait hissettiği yüksek bir bilinçle herkes tarafından kabul edilen bir Samsun’u birlikte oluşturmayı hedefliyoruz.” dedi.
]]>Ersoy, Alanya Ticaret ve Sanayi Odasında gerçekleşen Turizm ve Otel İşletmecileriyle Sektör Değerlendirme Toplantısı’nda, geçen ay turizmde 56,7 milyon ziyaretçi ve 54,3 milyon dolarla Türkiye tarihinin en iyi rakamlarını sektör olarak elde ettiklerini açıkladı. Burada Antalya ve Alanya’nın pastadaki payının büyük olduğunu ifade eden Ersoy, Antalya’nın geçen yıl 16 milyon turisti ağırlayarak en yüksek geliri elde ettiğini belirtti.
Ersoy 2024 yılına umutla baktıklarını anlatarak, “60 milyon ziyaretçi ve 60 milyar dolar hedefimiz var. Antalya’nın da 17,5 milyon sayısına ulaşacağını bekliyoruz. El birliğiyle çalışarak sektör olarak bu hedeflere ulaşacağız.” dedi.
Bu hedeflere ulaşmak için birçok etkinliği paralel götürmek, birçok hamleyi önceden görüp atmak gerektiğinin altını çizen Ersoy, dünyada turizm sektöründe lider konumda olmak için orta ve uzun vadeli projeleri hazırlamak ve bunları harfiyen uygulamak gerektiğini belirtti.
“2022 yılında pandemiyi iyi yönettiğimiz için dünyada en çok turistle dördüncü sıraya kadar geldik”
Bakan Ersoy, 2018’de belirledikleri orta ve uzun vadeli yol haritasında belirlenen hedeflere tek tek yaklaştıklarını anlatarak, “Eksiklerimizin başındaki tanıtımdı. Bunu Turizm Geliştirme Ajansıyla 2019 yılında yoluna soktuk. Şu anda dünyada en iyi, en yoğun şekilde tanıtım yapan turizm ülkesi Türkiye. Bunun sonuçlarını da aldık. Çok hızlı bir şekilde basamaklarda yukarı çıktık. 2022 yılında pandemiyi iyi yönettiğimiz için dünyada en çok turistle dördüncü sıraya kadar geldik. Şimdi bu sene inşallah beşinci sıramızı korumuş olacağız. Hedefimiz burada kalmak değil. 2028’e kadar üçüncülüğe gelmek. Gelir hedefimiz de çok büyük. 2028’de 100 milyar dolar hedefimiz var. Bunu da aşama aşama bütün planları zamanda ve adımları yerinde atarak gerçekleştireceğiz diye düşünüyorum.” ifadelerini kullandı.
Ersoy hedefleri koymanın kolay, sonuçları görmenin de güzel olduğunu ifade ederek, bunun kendi kendine olmadığını sistemli ve programlı çalışarak gerçekleştirildiğini kaydetti.
Bakanlık olarak, arıtma tesisleri ve halk plajları projelerini de hayata geçirdiklerini dile getiren Ersoy, Antalya’da son beş yıl içerisinde iki arıtma tesisi ve 15 halk plajı açtıklarını vurguladı.
Turizmde en önemli konunun gelen turistten şehrin bütün paydaşlarının yaralanması olduğunun altını çizen Ersoy, şöyle konuştu:
“Geçen dönem gelen turistin otele hapsolmaması, esnafla buluşmasını sağlamakla ilgili bir çalışma hazırladık. Arkeolojik çalışmaları 12 aya çıkardık. Eskiden 45-60 günlük kısa vadeli çalışmalar vardı ve yıllar sürüyordu. Şu anda 172 kazı noktasında ‘Geleceğe Miras Projesi’ kapsamında 12 ay kazı programı ve kazı noktalarımızı hazırlıyoruz. Bu anlamda da çok iddialı bir hedef koyduk. Son 60 yılda gerçekleştirdiğimiz kazı sayısını gelecek dört yılda gerçekleştireceğiz. Ortalama 15 kat daha yoğun çalışacağız demektir. Eskiden bir noktada kazı varken şimdi 15 noktada kazı çalışması yapıyoruz. Otomatikman 15 yılda yaptığınız işi 1 yıla sığdırabiliyorsunuz. Bu kolay olmuyor. Kazı ekibini ciddi şekilde desteklemeniz gerekiyor. Kültür ve Turizm Bakanlığı olarak inanılmaz derecede bütçeleri artırdık. Basit bir rakam verecek olursam 2019 yılında 36,7 milyon lira olan kazı bütçemizi geçen sene 1,1 milyara çıkarttık. Bu seneki rakamı da 6 milyar lira olarak belirledik.”
Ersoy, bu konuda bir adım daha atarak gece müzeciliği uygulamasına başlayacaklarını anlatarak, sahil bölgelerindeki yüksek sıcaklık nedeniyle gündüz plajları tercih eden tatilcileri akşam saatlerinde otellerinden çıkararak müzelere yönlendirmek istediklerini vurguladı.
Gece müzeciliğini şehir merkezi ve yakın bölgelerdeki müzeler başta olmak üzere yavaş yavaş yoğunluğuna göre yayacaklarını anlatan Ersoy, “Bu çalışmaları bu yıl tamamlayıp aşamalı şekilde gece müzeciliğini başlatacağız. Amaç turist dışarı çıksın, esnafla buluşsun.” dedi.
Toplantı basına kapalı gerçekleştirilen soru cevap kısmıyla sona erdi.
]]>“7 Okyanus” hedefindeki parkurlardan 4’üncüsünü tamamlayan Avcı, 3 Ağustos 2018’de 36 kilometrelik Manş Denizi’ni, 5-6 Eylül 2022’de ABD’de Catalina Adası ile Los Angeles’ı bağlayan 34 kilometrelik Catalina Kanalı’nı, Ağustos 2023’te de İspanya ile Fas arasındaki Cebelitarık Boğazı’nı geçti.
Bengisu Avcı, 13 Şubat’ta Cook Boğazı’nda 26 kilometrelik parkuru, 13 derecelik su sıcaklığı ve hipotermi tehlikesine rağmen tamamlayarak kariyer hedeflerinden birini daha gerçekleştirdi.
Başarılı kadın yüzücünün hedefine ulaşabilmesi için Molokai Kanalı (Hawaii), Kuzey Kanalı (İrlanda-İskoçya) ile Tsagaru Kanalı’nı (Japonya) da geçmesi gerekiyor.
Cook Boğazı’nı geçtiği organizasyonun ardından memleketi İzmir’e gelen Avcı, AA muhabirine, hayatındaki en zor parkurlardan birini tamamladığını, 2018’den itibaren çıktığı bu yolda aşması gereken bir engeli daha geride bırakmanın mutluluğunu yaşadığını anlattı.
“Zorlandığımda bana inanan insanları düşündüm”
Şimdiye kadarki en zorlu parkurun Cook Boğazı olduğunu vurgulayan Avcı, şunları kaydetti:
“Beklemediğimiz bütün deniz şartlarıyla karşılaştık. Gerçekten çok zordu, çok soğuktu ve çok dalga vardı. Bir şekilde karşıya attım kendimi. Güneş doğduktan sonra fırtına çıktı. Fırtına beklentisi alıyorduk zaten. Fakat oraya gidip suya girdikten sonra artık dönüş yoktu benim için. Çünkü bir daha gelme şansım yoktu. Çok zorlandım, üşüdüğüm zaman hep bana inanan insanları düşündüm. Bir yerde kulaçlarımı hissedemedim artık. O kadar zor bir parkurdu. Fakat karşıya gidip sonunda tekneye ulaştığımda bütün bu emeklerin bir yere vardığını hissettim ve ilk defa bu parkuru bir Türk geçmiş oldu. Bu gurur bana yeter. İçimde tarif edilemez bir güç vardı sanki ve bu beni karşı kıyıya kadar attı.”
Catalina Kanalı’nı solo olarak aşan ilk Türk kadını olma unvanını da elinde bulunduran Bengisu Avcı, küçüklüğünden itibaren suyun içinde olduğunu ve okyanusta olmanın tarif edilemez kadar güzel bir duygu olduğunu söyledi.
Avcı, açık denizde yüzdüğü sırada su altı ve üstündeki tüm canlıların kendisine destek verdiği duygusunu yaşadığını, Cook Boğazı geçişi sırasında çok yorulduğu bir anda yanına konan albatrosun kendisini izleyerek motive ettiğini, bu anıyı unutamadığını anlattı.
Kendisini suyun bir parçası gibi hissettiğini dile getiren Avcı, “İsmimde de zaten Bengisu var. Kendime bir hedef koydum. Bu parkurları sudaki yaşamın da korunmasına dikkat çekmek için yapıyorum. Kendi hedefimin yanında bir hedefim daha var yani.” ifadelerini kullandı.
“Türk kadınını temsilen gidiyorum”
Bengisu Avcı, bundan sonraki hedeflerinin “7 Okyanus” ayaklarının kalan üç parkurunu 2025-2026 yılları arasında bitirmek olduğunu dile getirdi.
Yine soğuk ve uzun parkurların kendisini beklediğini vurgulayan Avcı, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Denizde ve havuzda antrenman yapmaya devam edeceğim. Yılmadan burada Türk kadınını da temsilen özellikle çalışıyorum ve antrenmanlarımı bu şekilde sürdürüyorum. Tek ihtiyacım olan oraya gidip o suya atlamak. Bu parkurlar çok zor. Fakat destek gördüğümüzde, öncesinde bize inananları ve oraya gittiğimizde de gerçekten destek mesajlarını okuyorum, görüyorum. Bu bana çok yardımcı oluyor. Türk kadınını temsilen gidiyorum oraya. Orada kulaç atıyorum.”
]]>Ticaret Bakanı Ömer Bolat, Ankara’da bir otelde düzenlenen ‘6. Kümelenme Konferansı Çalıştayı’na katıldı. Çalıştayda yaş meyve sebzeden tohum ve sanayideki gelişmelere kadar geniş bir yelpazede konular ele alındı. Bakan Bolat, burada yaptığı konuşmada Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın önderliğinde kalkınma planlarının hedefler doğrultusunda gerçekleştirildiğini söyledi.
“Hizmetler ihracatımızı 200 milyar dolara çıkarma azmindeyiz”
Beş yıllık kalkınma planı hedefleri doğrultusunda toplam mal ihracatını 2028’e kadar 375 milyar dolara çıkarmayı hedeflediklerini belirten Bakan Bolat, “Hizmetler ihracatımızı da 200 milyar dolara çıkarmak azmindeyiz. Bu asla ütopik bir hedef değildir. Çalışılmış, düşünülmüş, hesapları yapılmış hedeflerdir. Zaten şükürler olsun Allah’a biz geçen yılı cumhuriyetimizin yüzüncü yılını 255,8 milyar dolar ihracatla kapatmıştık, rekor kırmıştık” diye konuştu.
2024 yılının ilk 45 gününde yıllıklandırılmış ihracatın 257,3 milyar doları aştığına dikkati çeken Bakan Bolat, “Geçen yılın rekorunun üzerine 1,5 milyar dolar daha ilave ihracatımız oluştu. Bu trendle Orta Vadeli Program’daki hedefimiz olan mal ihracatında hizmetler ihracatında da 110 milyar doları Allah’ın izniyle aşacağız, o rakamlara ulaşacağız” ifadelerini kullandı.
“Hedefimiz 2028’de orta yüksek ve yüksek teknolojili ürünlerin payını yüzde 50’ye çıkartmak”
Orta yüksek ve yüksek teknolojili ürünlerde de ilerleme kaydettiklerini aktaran Bakan Bolat, şöyle konuştu:
“2002 yılında yüzde 30’luk bir pay, 2022 yılında yüzde 36’lık bir pay varken geçen yılı yüzde 40,3’le kapattık. İnşallah 2028 hedefimiz orta yüksek ve yüksek teknoloji ürünlerin payını yüzde 50’ye yükseltmek olacaktır. Yine güzel bir haber. Küresel mal ihracatındaki payımız da 2002’de yüzde 0,50 iken, 2022’de yüzde 1,02’di. 2023’ün dokuzuncu ayı sonunda yüzde 1,06’ya ulaştık. 12’inci ay rakamı yakında çıktığında bu payın inşallah daha da yükseldiğini hep birlikte göreceğiz.”
Söz konusu ihracatın yüzde 94’ünün sanayi ürünleri olduğunu bildiren Bakan Bolat, 241 milyar dolarlık sanayi ürünleri ihracatı yaptıklarını vurgulayarak, daha ileriyi hedeflediklerini belirtti.
“Aylık bazda yüzde 2,4, 12 aylık bazda yüzde 1,6 artış kaydetti”
Geçtiğimiz günlerde sanayi üretimi rakamlarının açıklandığını hatırlatan Bakan Bolat, şunları kaydetti:
“Aylık bazda yüzde 2,4, 12 aylık bazda yüzde 1,6 artış kaydetti. Bu aralıktan önceki 5-6 ayda aylık baz nispeten yavaş yavaş bir artış oranı geriliyordu. Şimdi tekrar artış oranında bir ivme yakalamış olduk. İthalatımız da önemli. İthalatta da önemli çabalar içindeyiz. Ağustos ayından bu yana Allah’a şükür ithalatımızda her ay bir azalış trendi var. Dış ticaret açığımızda da ağustos ayından itibaren her ay bir azalış trendimiz var.”
Dış ticaret açığının 2022’de 100 milyar dolar olduğunu hatırlatan Bakan Bolat, 2023 yılında bu rakamın 106 milyar dolara gerilediğine dikkat çekerek, “Şu anda 45 gün içinde 2024’te 100 milyar doların altına çektik. 97 milyar dolar civarında bir dış ticaret açığımız var yıllıklandırılmış olarak. Amacımız bunu yıl sonuna kadar daha da aşağıya çekmek. Temmuz, ağustostan bu yana burada önemli tedbirler aldık” ifadelerine yer verdi.
Ticaret Bakanı Ömer Bolat’ın konuşmasını tamamlamasının ardından hatıra fotoğrafı çektirildi. – ANKARA
]]>FİLİSTİN’in Ankara Büyükelçisi Faed Mustafa, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun Hamas’ın 3 aşamalı ateşkes teklifini reddetmesine ilişkin, “Ne İsrail ne de İsrail hükumeti bu ateşkesi istemiyor. Bu savaşın devam etmesi Netanyahu’nun özel, şahsi bir konusu oldu. Bu savaşın sonucu onun siyasi hayatının bitmesi demektir” dedi.
Filistin’in Ankara Büyükelçisi Mustafa, Filistin’de çatışmaların başlamasının üzerinden 130 gün geçtiğini ve İsrail’in Gazze’ye saldırıların devam ettiğini belirtti. Mustafa, “Gazze’de açık bir şekilde soykırım yapılıyor. Bugüne kadar 29 bin şehit verdik. 70 bine yakın yaralı ve 10 binden fazla kayıp kişi var. Yıkımın yüzde 65-70’inde altyapıyı hedef aldılar. Sağlık kurumlarını, okulları, camileri hedef aldılar. Suyu, elektriği kestiler. Oradaki insanları insani yardımlardan ve ilaçlardan mahrum bırakıyorlar. Çok büyük bir tehlikenin karşısındayız; çünkü bunlar devam etmektedir. Ağır bir şekilde Gazze’ye saldırarak insanları kuzeyden güneye sürmeye çalışıyorlar. Gazze’nin ortasını hedef alarak oradaki insanların güneye hareket edip, Refah’a göçmesini mecbur ederek, 1 milyon 800 bin kişiyi göçmek zorunda bıraktılar” dedi.
‘ULUSLARARASI TOPLUMUN İSRAİL’E BASKI YAPMASI LAZIM’
Mustafa, İsrail’in güvenli bölge olduğunu iddia ederek insanları sürdüğü Refah Kenti’ne yapılan saldırılarda en az 100 kişinin öldüğünü söyledi. Mustafa, bölgede çok fazla insan olduğunu ve bu saldırıların devam ederse çok daha büyük bir trajediye yol açacağını ifade ederek, “Batı Şeria’da da durum Gazze’den farklı değildir, her yeri işgal etmeye çalışıyorlar. Batı Şeria’da insanlar sadece İsrail ordusu tarafından değil oradaki yerleşimciler tarafından da hedef alınıyor. Kudüs’e insanların gitmesini engelliyorlar. Hiçbir şekilde duracakları yok, bu katliama devam ediyorlar. Refah’a hem karadan hem havadan hem de denizden saldırdılar. Yüzlerce insan hedef alındı ve bu daha verilerin sadece başlangıcıdır. Refah’ta 2 milyon Filistinli yaşıyor, herhangi bir askeri harekat büyük bir katliama yol açar. Uluslararası toplumun İsrail’e böyle bir trajediye yol açmaması için baskı yapması lazım. Faşist İsrail hükumeti, Amerika’nın desteğiyle bunları göz ardı ediyor” diye konuştu.
‘BU TÜM DÜNYAYA BİR ADALET SINAVIDIR’
Güney Afrika’nın Gazze’de sivillere yönelik saldırılara son verilmesi amacıyla Birleşmiş Milletler’in (BM) en yüksek mahkemesi olan Uluslararası Adalet Divanı’na dava açarak, İsrail’in Gazze’de Filistinlilere karşı soykırım yaptığı beyanında bulunmasını, ‘çok cesur’ bir hareket olarak niteleyen Mustafa, “İsrail’in 75 sene boyunca işlediği tüm suçlar göz ardı edilmemeli. 1948’den bu yana, bu suçların 75 senelik tarihi var. İsrail eğer ceza almış olsaydı tekrar bu suça kalkışmazdı. İsrail ilk defa Uluslararası Adalet Divanı’nda durup işlediği suçlara karşı ceza alacaktı. Her zamanki gibi İsrail kararlara saygı duymadı, sivilleri hedef aldı ve insani yardımların girmesine engel oldu. Dava devam etmektedir” dedi.
Dava kararında İsrail’in kendisine bağlı güçlerin Gazze’de soykırım yapmayacağını garanti etmesi gerekliliği bulunduğunu ve İsrail’in uluslararası yasal yükümlülükleri kapsamında, geçici karara uymak için alacağı önlemleri 1 ay içinde Lahey’e bildirmesinin istendiğini anımsatan Mustafa, “İsrail’in yaptıklarını Divan’a bildirmesi lazım. Adalet Mahkemesi 1 ay süre verdi. 1 ay sonra İsrail’e ceza verilmesi gerekiyor. Bu aynı zamanda sadece Adalet Divanı’nda değil tüm dünyaya bir adalet sınavıdır” ifadelerini kullandı.
‘İSRAİL ATEŞKES İSTEMİYOR’
Öte yandan Refah’a gelen insani yardımların ihtiyacın sadece yüzde 8’ini karşıladığını bildiren Mustafa, savaş öncesinde Gazze’ye günde 500-600 TIR geldiğini şimdi ise İsrail’in günde 50-60 arasında TIR girmesine izin verdiğini söyledi. Mustafa, hastaneler hedef alındığı için ilaç ihtiyacı olduğunu vurguladı. Ateşkes için çabaların devam ettiğini belirten Mustafa, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ‘Gazze’de tam zaferin aylar içerisinde mümkün olduğunu’ söyleyerek Hamas’ın üç aşamalı ateşkes teklifini reddetmesine ilişkin, “Ne İsrail ne de İsrail hükumeti bu ateşkesi istiyor. Çünkü özellikle bu savaş durduktan sonra, iç soruşturmalar ve cezalar başlayacak. Bu savaşın devam etmesi Netanyahu’nun özel, şahsi bir konusu oldu. Bu savaşın sonucu onun siyasi hayatının bitmesi demektir. Onun için bu savaşın devam etmesini istiyor. Kendisi ve etrafındaki hükumet hepsi aynı düşüncede” değerlendirmesinde bulundu.
]]>Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, 2024-2028 Stratejik Planı’nı yayınladı. Planda, 6 Şubat’ta meydana gelen ve 11 ili yıkıcı şekilde etkileyen depremlerden sonra yapılanlara ilişkin, “Bir yıl içerisinde 311 bin konutun tamamlanarak afetzedelere teslim edilmesi planlanmaktadır. 45 adet sanayi alanı için yer seçimine uygunluk verilmiştir” ifadeleri yer aldı. Ayrıca Orta Vadeli Program kapsamında İstanbul’da ‘Yarısı Bizden Kampanyası’ ile 200 bin adet bağımsız bölümümün dönüşümü hedeflendi. Söz konusu strateji planında Dünya Bankası, Japonya Uluslararası İşbirliği Ajansı (JICA) iş birliği ile 15 milyar 294 milyon ayrılan bütçe ile deprem bölgesine iki yılda 6 bin 500 kırsal konut yapılması da hedefler arasında yer aldı.
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, 2024-2028 Stratejik Planı’nı yayınladı. Planda, 6 Şubat depremleri sonrasında yapılanlar şöyle sıralandı:
“DEPREMDEN ETKİLENEN İLLERDEKİ HASAR TESPİT ÇALIŞMALARINDA 6 MİLYON 618 BİN 166 BAĞIMSIZ BÖLÜMDEN OLUŞAN 2 MİLYON 381 BİN 981 BİNADA İNCELEME YAPILMIŞTIR”
“6 Şubat 2023 tarihinde Kahramanmaraş merkezli yaşanan depremlerde 18 ilimizde 14 milyon vatandaşımız etkilenmiştir. Bu depremler 11 ilimizde büyük yıkıma neden olmuş olup 50 binden fazla vatandaşımızın hayatını kaybetmesine neden olmuştur. Depremin ilk gününden itibaren Bakanlığımızın tüm birimleri büyük bir özveri ve seferberlik ruhu ile görev yapmıştır. Bu bağlamda, depremden etkilenen illerdeki hasar tespit çalışmalarında yaklaşık 9 bin 284 personel ile 6 milyon 618 bin 166 bağımsız bölümden oluşan 2 milyon 381 bin 981 binada inceleme yapılmıştır.
Hasar tespit çalışmaları kapsamında, 680 bini konut, 115 bini ticari, 55 bini de depo, ahır vb. olmak üzere toplam 850 bin bağımsız bölümün hasar gördüğü tespit edilmiştir. Yapılan hasar tespit çalışmalarına göre yıkılan binaların yüzde 96.7’sinin 1999 öncesi inşa edilen yapılar olduğu, 2002’de yapılan yönetmelikteki güncellemeler ve yapı denetim sistemindeki düzenlemeler çerçevesinde yıkılan binaların sadece yüzde 3.3’ünün 1999 sonrasında inşa edildiği belirlenmiştir.
“BİR YIL İÇERİSİNDE 311 BİN KONUTUN AFETZEDELERE TESLİM EDİLMESİ PLANLANMAKTADIR”
Deprem sonrasında şehirlerimizin tarihiyle, kültürüyle, demografisiyle, sanayisiyle, altyapısıyla bir bütün olarak yeniden ihyası ve inşası için çalışmalar devam etmektedir. Deprem bölgesinde oluşan hasarın giderilmesi amacıyla 680 bin konut, 170 bin ahır, iş yeri, depo inşa edilecektir. Bir yıl içerisinde 311 bin konutun tamamlanarak afetzedelere teslim edilmesi planlanmaktadır.
“45 ADET SANAYİ ALANI İÇİN YER SEÇİMİNE UYGUNLUK VERİLMİŞTİR”
Depremlerden etkilenen bölgelerde Bakanlığımızca yaklaşık 60 bin hektarlık alanda 106 adet İmar Planına Esas Mikrobölgeleme Etüt çalışmaları gerçekleştirilmiştir. Bu çalışmalar ışığında 148 adet kesin ve geçici iskan alanı, 693 adet köy yerleşim yeri seçimi yapıldı. 45 adet sanayi alanı için yer seçimine uygunluk verilmiştir. Ayrıca, İller Bankası Genel Müdürlüğünce deprem bölgesinde şehir merkezlerinde oluşan altyapı hasarlarının giderilmesi ve rezerv konut bölgelerinde gerekli altyapının oluşturulması amacıyla 101 adet proje geliştirilmiş olup uygulama süreci devam etmektedir.
“BAKANLIĞIMIZA BAĞLI ‘KENTSEL DÖNÜŞÜM BAŞKANLIĞI’ KURULMUŞTUR”
Ülkemizin deprem gerçeği dikkate alındığında kentsel dönüşüm sürecinin önemi ve çalışmaların hızlandırılması gerekliliği ortaya çıkmaktadır. Bu bağlamda gerek deprem bölgelerinde gerekse olası Marmara depremine hazırlık için kentsel dönüşüm sürecini hızlandırmak amacıyla Bakanlığımıza bağlı ‘Kentsel Dönüşüm Başkanlığı’ kurulmuştur. Kentsel Dönüşüm Başkanlığı altında, Kentsel Dönüşüm Genel Müdürlüğü, Marmara Kentsel Dönüşüm Genel Müdürlüğü, Taşınmaz ve Kaynak Geliştirme Genel Müdürlüğü olmak üzere 3 ayrı ana hizmet birimi kurulmuştur.”
OVP KAPSAMINDA İSTANBUL’DA ‘YARISI BİZDEN KAMPANYASI’ İLE 200 BİN ADET BAĞIMSIZ BÖLÜMÜMÜN DÖNÜŞÜMÜ HEDEFLENİYOR
Bakanlık, 2024-2026 Orta Vadeli Program kapsamında da Marmara Bölgesinde yaşanması olası depreme yönelik ‘Yarısı Bizden Kampanyası’ ile İstanbul’da afetlere karşı dirençsiz olan 200 bin adet bağımsız bölümün dönüşümünün hedeflendiği belirtildi.
DÜNYA BANKASI VE JAPONYA İLE İKİ YILDA 6 BİN 500 KIRSAL KONUT YAPILMASI HEDEFLENİYOR
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından yayınlanan 2024-2028 Stratejik Planı’nda, ‘Nitelikli planlama anlayışıyla özgün kimliği korunan, afetlere dirençli şehirler oluşturmak ve güvenli yapılaşmayı sağlamak’ başlığı kapsamında 6 Şubat depremlerinden sonra hasar gören kırsal konutların yeniden inşa edilmesinin hedeflendiği yer aldı.
Bu hedef çerçevesinde Yapı İşleri Genel Müdürlüğü’nün sorumluluğunda olan ve Dünya Bankası, Japonya Uluslararası İşbirliği Ajansı (JICA) ve İl Müdürlükleri’nin iş birliğiyle 15 milyar 294 milyon 500 bin ayrılan bütçe ile iki yılda kırsal konutların tamamlanması bekleniyor. Kahramanmaraş merkezli depremler kapsamında uluslararası finans kuruluşlarından sağlanan kredi ile yapılan kırsal konut sayısının 2024 yılında 2 bin 500, 2025 yılında ise 4 bin olması hedefleniyor.
JICA ile Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeleri Geliştirme ve Destekleme Başkanlığı KOSGEB arasında deprem bölgesindeki işletmeleri desteklemek amacıyla geçen ay, kredi anlaşması yapılmıştı. Deprem bölgesindeki işletmelerin desteklenmesi için 20 milyar Japon yenlik (yaklaşık 4 milyar lira) kredi anlaşması imzalanmıştı.
“KALDIRIM YÖNETMELİĞİ HAZIRLANACAK”
Ayrıca, yine raporda 2024 yılı Cumhurbaşkanlığı Programı kapsamında yaya yolları ve kaldırım standartlarına ilişkin yönetmeliğin hazırlanacağını bildirildi. “Yaya trafiğinin kesintisiz hale getirilmesini gözetecek şekilde yaya yolları ve kaldırımlara ilişkin standartlar güncellenecek, kent merkezlerinde tarihi ve kültürel cazibe noktaları ile alışveriş bölgelerinde motorlu taşıtlardan arındırılmış yaya bölgeleri oluşturulmaya devam edilecektir” ifadelerine yer verildi.
]]>Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, 2023 yılı turizm rakamlarını ve turizmde yeni hedefleri açıkladı. 2023 yılında turizm geliri yüzde 17’lik artışla 54,3 milyar dolar olarak gerçekleşti. 56,7 milyon ziyaretçi, 99 dolar dolar kişi başı gecelik gelir, 54,3 milyar dolar toplam gelirle 2023, turizmde rekor yıl oldu. Kişi başı gecelik harcama 2022 yılında 89 dolardan 2023 yılında 99 dolara çıktı. Geçen seneye göre yüzde 12 arttı. Kişi başı gelir 2023’te 952 dolara çıktı.
İlk sırada Ruslar var
“2023 yılı verilerinde rekorlara imza attığımız yıl olarak gerçekleşti” diyen Bakan Ersoy, “2023 yılında 56,7 milyon ziyaretçi sayısına ulaşıldı. Ziyaretçi sayılarında 6,3 milyon ziyaretçiyle Rusya Federasyonu, 6,2 milyonla Almanya, 3,8 milyon rakamla Birleşik Krallık sıralaması oluştu. İngiltere pandemide önceliklendirdiğimiz hedef destinasyonlarımız arasındaydı. Pandemi öncesi 2,5 milyon rakamlarında olan İngiltere pazarını pandemi sonrasında 3,8 milyon sayısına ulaştırdık” dedi.
Ortalama kalış süresinin 2023 yılında yüzde 5 azalışla 9,8 gece olarak gerçekleştiğini açıklayan Bakan Ersoy, “2023’deki ortalama kalış süresi pandemi öncesi kalış süresine geri geldiğimizi gösterdi. Pandemi sonrası dünyadaki ekonomik gelişmelerle birlikte alım gücü düştü. Bundan dolayı seyahat eden turist seyahat isteğinden vazgeçmeyip ortalama kalış süresini azaltıyor. Yurt dışı yerleşik Türk vatandaşlarının pasta payı azalıyor. Yurt dışı yerleşik Türkler 20 gün ve üzeri konaklama, yabancılar 8,5 ila 9,5 ortalama konaklama yaptıkları için yabancının payı arttıkça ortalama kalış süresinde hafif bir gevşeme oluyor” şeklinde konuştu.
Kısa süreli konaklama ürünlerinin geceleme sürelerine etki ettiğini anlatan Ersoy, “2018 yılı itibariyle strateji değiştirmiştik, bu çalışmaların yansımaları oluyor. Deniz, kum, güneş ağırlıklı turizm yapıyorduk, artık kısa süreli konaklama ürünlerini oluşturduk. Ortalama kalış sürelerinin gerilemesinin nedenlerinden biri de bu. Konaklamalarda bir gevşeme olabilir önümüzdeki dönemlerde 9,8’lik geceleme bir parça daha aşağı gidebilir, bu sağlıklı bir gelişmedir. Sezonun 12 aya yayılması konusunda doğru çalışmalar yapıldığını gösteriyor” ifadelerini kullandı.
“2024’te 60 milyon ziyaretçi, 60 milyar dolar gelir hedefliyoruz”
Bakan Ersoy, toplam gelirlerde geçen yıl 46,5 milyar dolar rekor bir gelir elde edildiğini anımsatarak, “2023 yılında turizm geliri yüzde 17’lik artışla 54,3 milyar dolar olarak gerçekleşti. 56,7 milyon ziyaretçi, 99 dolar dolar kişi başı gecelik gelir, 54,3 milyar dolar toplam gelirle 2023, turizmde rekor yıl oldu. 2024 yılında yeni rekorlara imza atacağız. 2024’te 60 milyar dolar gelir hedefliyoruz. OVP’de 59,6 milyar dolar gelir hedeflenmişti. Kişi başı gecelik harcamalarda 2024 yılında 106 doları hedefliyoruz. Ortalama kalış süresinde 9,7 geceleme ile 2024 yılını tamamlamayı hedefliyoruz” şeklinde konuştu.
Bakan Ersoy, Türkiye’nin krizlere bağışıklı hale gelerek turizm hedeflerini yakaladığının altını çizerek, “Geçen seneki bir çok olumsuzluğa rağmen turizmde artış sağladığımızı düşünecek olursak, bu sene yeni bir sürpriz bir krizle karşılaşmazsak hedeflerimizi tutturacağımızı öngörüyorum” dedi.
“Uzak pazarlarda büyüyeceğiz”
2024’te klasik pazarlardaki büyümenin süreceğini belirten Bakan Ersoy, “Yeni pazarlara da odaklanacağız” ifadesini kullandı. Bakan Ersoy, “2024 yılında geliştireceğimiz destinasyonlarımız var. İskandinav pazarlarından büyüme hedefliyoruz. Yeni destinasyonlarımız da var. ABD pazarında yüzde 31’lik, Kuzey Amerika yüzde 33’lik büyüme, Kanada yüzde 41’lik büyüme Hindistan yüzde 64’lük, Çin’de yüzde 102, Avustralya’da yüzde 30 büyüme hedefliyoruz. Avustralya destinasyonunda yeni uçuş programıyla daha hızlı bir büyümeyi hedefliyoruz. Uzak destinasyonlar turizmin gelişmesi açısından çok önemlidir. Ortalama kalış süresinin uzaması, ürün çeşitliliği konusunda önem arz ediyor” diye konuştu.
“Sürdürülebilirlik programında Türkiye öne çıkıyor”
Sürdürülebilirlik programını kapsamında toplam 15 bin 178 tesisin Ocak ayı itibariyle birinci aşama sertifkasyon sürecinin başarıyla tamamladığını açıklayan Bakan Ersoy, “Yıl sonuna kadar 21 bini aşmasını ve sektörün tamamını kaplamasını bekliyoruz. Türkiye geriden gelerek bu süreci en iyi ve en hızlı yöneten ülke oldu. Bütün tesisler program dahiline alındı” dedi.
Sürdürülebilirlik programının öneminden bahseden Bakan Ersoy, “Eğer hedef destinasyonlarımızdan yolcu almayı planlıyorsanız bu programı tamamlamanız gerekiyor. Tamamlamayan ülkelere bir süre yolcu veren ülkeler tarafından vergi uygulanacak. Yatırımlarla ilgili de bir süreci var, bir süre sonra programı tamamlamayan ülkelerin kredi maliyetleri yükselecek. Bu nedenlerden dolayı sürdürülebilirlik çok önemli” şeklinde konuştu.
“Rekor sayıda arkeolojik kazı yapıyoruz”
Bakan Ersoy, tarihi korumak ve keşfetmek açısından önemli olan arkeoloji çalışmaları hakkında da bilgi verdi. Ersoy, “2023’te yıllık arkeolojik çalışma sayısı 720’ye çıkardık. 2024’te bu rakamı 750’ye 2026’de 800’e çıkarmayı planlıyoruz. 720 rakamı dünyada rekordur. Son 60 yılda yapılanlar kadar, gelecek 4 yılda çalışma yapılacak. Rekor sayıda arkeolojik çalışma yapıyoruz. Kazı projesine aktarılan ödenek 2023 yılında 1,1 milyar liraya ulaştı. 160 yıldan fazla süredir Türkiye’de arkeolojik çalışmalar yapılıyor. Yabancı kazı başkanlıkların tamamına Türk koordinatör kazı başkanı atadık. Milli ve yerli süreci kazı başkanlıklarında da tamamladık” şeklinde konuştu.
“Gece müzeciliğiyle turizmi tüm paydaşlara yayacağız”
Gece müzeciliği çalışmalarına değinen Bakan Ersoy, “Gece müzeciliği turizm bölgelerinde ürün çeşitliliği açısından önemli. Turisti otelin dışına çıkarmamız gerekiyor. Turizm bölgelerinde gece müzeciliğini başlatılıyoruz. Gece 12’ye kadar müzelerimizi açık tutacağız. Turizm gelirlerinden alınan payı şehir paydaşlarına yayacağız. Uzak destinasyonlardan turist getirebilmesine destek veriyor” ifadelerini kullandı.
“2024’te ilave 6 yeni halk plajı hizmete sunulacak”
Halk plajları projesini yaymaya devam ettiklerini anlatan Bakan Ersoy, “Halk plajları projesi 15 ücretsiz girişli halk plajına ek, 2024 sezonunda 6 yeni plaj daha hizmete girecek. 5 yıldız konforunda halk plajı hizmete alıyoruz. Turizmin yoğun olduğu noktaları halk plajını sayısını artıracağız. Çeşme Ovacık, Bodrum Yalıkavak, Manavgat Ilıca, Kemer Tekirova plajları gelecek, Adana’da Karataş ve Giresun’da halk plajları ilave olarak eklenecek” açıklamasını yaptı. – İSTANBUL
]]>Gazze’de insanlık tarihinin en büyük trajedilerinden birinin yaşanmasına neden olan saldırılarına devam eden İsrail, haber akışını engellemeye ve tek taraflı bir anlatının hakim olmasını sağlamaya çalışırken gazetecileri sistematik olarak hedef alıyor.
İsrail ordusunun saldırılarında, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde 122 gazeteci öldü, onlarcası yaralandı. Ayrıca Lübnan’ın güneyinde de gazetecileri hedef alan saldırılar düzenlendi. Doğrudan hedef almanın yanı sıra gazetecilerin işlerini yapması da çeşitli yöntemlerle engellendi.
İsrail tarafından 13 Ekim’de doğrudan hedef alınarak yaralanan Al Jazeera Lübnan muhabiri Carmen Joukhadar ve 2010’da Gazze’ye yardım götürürken uluslararası sularda İsrail saldırısına uğrayan “Özgürlük Filosu”nda bulunan ve tutuklanarak İsrail hapishanelerinde kalan İspanyol gazeteci David Segarra, AA muhabirine, İsrail’in gazetecilere yönelik doğrudan ve sistemli saldırılarını değerlendirdi.
“Gazeteciler haber yapmalı, asla haber olmamalılar”
Al Jazeera Lübnan muhabiri Joukhadar, Al Jazeera ekibi olarak Lübnan’ın güneyinde biri 9 Ekim, diğeri ise 13 Ekim’de olmak üzere iki kere saldırıya uğradıklarını söyledi.
Reuters muhabiri Lübnanlı gazeteci İsam Abdullah’ın hayatını kaybettiği 13 Ekim’deki saldırıda yaralanan 6 gazeteciden biri olduğunu belirten Joukhadar, “Korkunç bir deneyimdi. Gazeteciler haber yapmalı, asla haber olmamalılar. Herhangi bir çatışmayı ya da savaşı haberleştirirken alınması gereken tüm önlemleri alıyorduk. Ekipmanlarımızı giyiyorduk ve bu bizim gazeteci olduğumuzu gösteriyordu. İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW), Uluslararası Af Örgütü ve Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) tarafından yürütülen soruşturmalara göre, tüm bu önlemlere uyuyorduk ve İsrail güçleri bizim gazeteci olduğumuzu biliyordu. Bu, gazetecilere yönelik kasıtlı bir saldırıydı.” ifadelerini kullandı.
Joukhadar, İsrail’in, sadece kendi anlatısının yayılmasını sağlamak ve bunun dışındaki her şeyin yayımlanmasını engellemek istediğini kaydetti.
Canlı yayında her şeyi gözler önüne serdikleri için hedef alındıklarını belirten Joukhadar, saldırı anını şu şekilde anlattı:
“Aslında 2 roketin hedefi olduk. İlk roket meslektaşımız İsam Abdullah’ı öldürdü, diğeri ise doğrudan Al Jazeera’nın arabasına isabet etti. Ben arabanın hemen yanındaydım. Araba havaya uçtu. Arkamdan şarapnel parçaları geldi. Çok sayıda şarapnel parçası vücuduma isabet etti. Birçok ameliyat geçirmek zorunda kaldım. Şimdi bacağımdaki ana sinirlerden birinde hasar var, bu yüzden hala acı çekiyorum.”
“Gazeteciliğin ve gazetecilerin gücüne inanıyorum”
Joukhadar, İsrail’in gazetecileri hedef almasına rağmen pek çok gazetecinin harika iş çıkardığını vurguladı.
Gerçeği saklamak isteyen medya kuruluşlarının varlığına da değinen Joukhadar, söz konusu kuruluşların olan bitenler hakkında yayın yapmaktan kaçındığını belirtti.
Joukhadar, “Artık sosyal medya çağında yaşıyoruz. Yani her şey sosyal medyada ifşa edilebiliyor. İsrail için Gazze’de ya da Lübnan’ın güneyinde olup bitenleri ve gerçeği saklamak o kadar da kolay değil. Ben gazeteciliğin ve gazetecilerin gücüne inanıyorum. Dünyanın her yerinde iyi gazetecilerimiz var ve onlar fark yaratıyorlar. Bu farkı sokaklarda görüyoruz. Bu sayede dünyanın her yerinde birçok gösteri düzenleniyor. Bu gazeteciler sayesinde oluyor.” diye konuştu.
“Bu bir savaş değil, bir katliam, bir soykırım”
İspanyol gazeteci Segarra da daha önce de bulunduğu Gazze Şeridi’ne 2010’da İstanbul’dan yola çıkan “Özgürlük Filosu” ile gidişinde uluslararası sularda İsrail donanmasının saldırısına uğrayarak kaçırıldıklarını ve önce Aşdod Limanı’na oradan da Negev Cezaevi’ne götürüldüklerini söyledi.
İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarına savaş denilmesine rağmen bunun bir savaş olmadığını söyleyen Segarra, “Bu bir savaş değil, bir katliam, bir soykırım. Mesela 2009’da yıkım çok büyüktü. 2014’te ondan daha kötüydü. Hatta 2014’te gazetecileri öldürmeye, hedef almaya başladılar. 2014’te 17 gazeteciyi öldürdüler. Bu, o zamana kadar basına karşı yapılan en kötü saldırıydı. Şimdi ise GPS ile tespit edip güdümlü füzelerle hedef alınarak öldürülen 120’nin üzerinde gazeteciden bahsediyoruz. Gazetecilere, akademisyenlere ve sivil halka yönelik eşi benzeri görülmemiş bir katliamla karşı karşıyayız.” ifadelerini kullandı.
“Batı medyası artık hegemon değil”
Segarra, savaşlarda insanların ölmesinin kaçınılmaz olduğunu fakat İsrail’in gazetecileri çatışmanın olmadığı alanlarda, evlerinde ve medya ofislerinde kasıtlı olarak öldürdüğünü vurguladı.
İsrail’in haberin yayılmasını engellemek için bunu yaptığını söyleyen Segarra şunları kaydetti:
“Batı medyası artık hegemon değil, dünyadaki bilgi tekeli değil. Bu röportaj bunun bir örneği. Dolayısıyla artık her çatışmanın anlatısında bir çeşitlilik var ve bu iyi bir şey, çünkü gazetecilik bu. Bir hikaye ve diğer hikaye ve hatta diğeri ve diğeri. Yani artık birden fazla sesimiz var. CNN, BBC ya da diğer bazı ajanslar, medya kuruluşları ya da televizyonlar gibi Batılı geleneksel büyük medyanın yüzü kararmaya başladı. Çünkü herkes hikayenin tamamını anlatmadıklarını çok kolay bir şekilde fark edebiliyor. Son derece tek taraflılar, son derece özneller, bir tarafı son derece sustururlar ve hatta dilin kullanımına ilişkin pek çok çalışma yaparlar. Bir İsrailli öldürüldüğünde, ‘Şu isimli ve bu soyada sahip bir İsrailli öldürüldü’ diyorlar, ‘Hadi ailesiyle görüşelim’ diyorlar. Binlerce Filistinli öldürüldüğünde, onların sadece ‘öldüğünü’ söylüyorlar. Filistinlilerin adları, soyadları, aileleri ve hikayeleri yok. Biz gazeteciler olarak bu insanların hikayelerini de anlatmalıyız.”
Segarra, İsrail’in son yıllarda neredeyse dünyanın her yerinde medya dünyası üzerindeki hakimiyetini kaybettiğini de dile getirdi.
Avrupa ve ABD’de gençlerin Filistin yanlısı olmaya başladığını belirten Segarra, “Çünkü Filistin yanlısı olmak adaletten yana olmaktır, barıştan yana olmaktır, dekolonizasyondan yana olmaktır, eşitlikten yana olmaktır. Filistinliler ve yeni küresel güney medyası sessizliği bozuyor, bu sansürü kırıyor. Bu küçük ya da büyük bir medya devrimi ve bunu da düşünmemiz gerekiyor.” diye konuştu.
]]>ABD ve İngiltere, Yemen’deki Husilere ikinci kez ortak operasyon gerçekleştirdi. ABD Savunma Bakanlığından (Pentagon) yapılan açıklamada, ABD ve İngiltere ordularının Avustralya, Bahreyn, Kanada ve Hollanda’nın da desteğiyle, Husilerin Kızıldeniz’den geçen ticari ve donanma gemilerine yönelik devam eden saldırılarına karşılık Yemen’deki 8 Husi hedefine saldırı gerçekleştirildiği duyuruldu. Husilerin yeraltı depolama tesisleri ile füze ve hava gözlem noktalarının hedef alındığı aktarıldı. Saldırıların Husilerin askeri kabiliyetini zayıflatmak amacıyla düzenlendiği belirtilen açıklamada, “Husilerin Kasım ayının ortasından bu yana gemilere yönelik 30’dan fazla saldırısı uluslararası bir zorluk teşkil ediyor. Amacımız Kızıldeniz’de gerilimi azaltmak ve istikrarı yeniden tesis etmek. Ancak Husi liderlerine uyarımızı yineleyelim. Devam eden tehditler karşısında dünyanın en kritik su yollarından birinde insan hayatını ve ticaretin serbest akışını savunmaktan çekinmeyeceğiz” ifadeleri kullanıldı.
ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığından (CENTCOM) yapılan açıklamada da vurulan hedefler arasında füze sistemleri ve rampaları, hava savunma sistemleri, radarlar ve yeraltı silah depolama tesislerini yer aldığı belirtildi.
Başkent Sana yakınları, Taiz kenti ve Bayda hedef alındı
İngiltere Savunma Bakanlığından yapılan açıklamada ise Husilere yönelik son saldırılarda Kraliyet Hava Kuvvetlerine ait 4 Typhoon savaş uçağının yer aldığı aktarıldı. Açıklamada, “Uçaklarımız, Sana hava sahası yakınındaki 2 askeri bölgede birden fazla hedefi vurmak için Paveway IV lazer güdümlü bombaları kullandı. Bu noktalar, Kızıldeniz’de gemilere karşı devam eden saldırıları için kullanılıyordu” ifadeleri kullanıldı.
İngiltere Savunma Bakanı Grant Shapps ise Yemen’e yönelik saldırıları, Husilerin ticari gemilere yönelik saldırılarına karşı “meşru müdafaa” olarak nitelendirdi.
Husilere bağlı Al-Masirah kanalı, başkent Sana yakınlarındaki El-Dailami Hava Üssü de dahil olmak üzere Yemen’in Sana, Taiz ve Bayda eyaletlerinde saldırılar olduğunu bildirdi.
ABD medyasının iki ABD’li yetkiliye dayandırdığı haberlere göre Yemen’e yönelik son operasyona “Poseidon Archer Operasyonu” adı verildi.
Kızıldeniz’deki gerilim
İran destekli Husiler, İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik saldırılarına karşılık olarak Kızıldeniz’de İsrail ile bağlantılı ticari gemileri hedef almaya başlamıştı. Kızıldeniz’deki gemileri İsrail’e doğru gitmemeleri konusunda uyaran Husiler, ticari gemilere füze ve dron saldırıları düzenlemiş, çok sayıda gemicilik şirketi Kızıldeniz’deki seferlerini durdurmuştu. Gazze’deki saldırılar sona erene kadar İsrail’e giden tüm gemileri hedef alacaklarını açıklayan Husilerin 19 Kasım’dan bu yana Kızıldeniz’deki saldırılarından küresel tedarik zinciri olumsuz etkilenmişti.
Washington yönetimi Aralık ayında Husilerin Kızıldeniz’de uluslararası gemilere yönelik artan saldırılarına karşı “Refah Muhafızı Operasyonu” adıyla çok uluslu bir koalisyon kurulduğunu duyurmuştu.
Husilere yönelik saldırılar
ABD ve İngiltere Yemen’deki Husilere ilk olarak 12 Ocak’ta havadan ve denizden saldırılar gerçekleştirmişti. ABD 13 Ocak’ta ise tek başına Tomahawk füzeleriyle Husilere ait radar tesisini vurmuş, 16 Ocak’ta Husilerin kontrolündeki bölgelerden fırlatılmak üzere konuşlandırılmış 4 gemisavar balistik füzesini imha etmiş, 17 Ocak’ta Husilerin kontrolündeki bölgelerden ateşlenmek üzere konuşlandırılmış 14 füzeyi, 19 Ocak’ta ise yine Husilere ait fırlatılmaya hazırlanan 3 gemisavar füzesini vurmuştu.
ABD, Husileri yeniden terör örgütü listesine aldığını duyurmuştu. – SANA
]]>Geçen yıl Kahramanmaraş merkezli depremler nedeniyle Türkiye Futbol Federasyonu (TFF) tarafından verilen ligden çekilme hakkını kullanmayan ve 2. Lig biletini play-off yarı finalinde kaybeden Şanlıurfa temsilcisi, bu sezona iddialı girdi.
Ligin ilk yarısında oynadığı 14 maçta rakiplerine yenilmeyen Karaköprü Belediyespor, sadece 2 maçta berabere kalarak şu ana kadar 38 puan topladı.
İkinci sıradaki en yakın rakibine 11 puan fark atan Şanlıurfa ekibi, ikinci devre de aynı performansını sürdürerek bu başarısını bir üst lige direkt çıkarak taçlandırmayı hedefliyor.
Besim Durmuş: “Maç maç bakıyoruz”
Karaköprü Belediyespor Teknik Direktörü Besim Durmuş, AA muhabirine, başarılı bir ilk devre geçirdiklerini söyledi.
İkinci devreye de iyi hazırlandıklarını vurgulayan Durmuş, “Kendi iç sahamızda rakipten daha çok koşmak ve daha çok mücadele etmek istiyoruz. İnşallah maç maç giderek hayal ettiğimiz şampiyonluğun içini doldurmayı hedefliyoruz. Bunun çok zor olduğunu biliyoruz ama hafta hafta bu işleri başararak inşallah şampiyonluğa ulaşacağız.” dedi.
Sahada emek veren ve alın terinin son damlasına kadar mücadeleyi bırakmayan futbolcularına teşekkür eden Durmuş, şöyle devam etti:
“Depremin yıl dönümüne giriyoruz, depremin olduğu dönemde biz aslında ligden çekilebilirdik. ya da o sezonu boş geçirebilirdik. Belediye Başkanımız Metin Baydilli’nin isteği üzerine biz sosyal yapı olarak gençlere ve geleceğe hayal kuranlara öncülük yapmak adına geçen sene o zor şartlarda ligimize devam ettik. Çok başarılı bir dönem de geçirdik. Geçen sene yarı finalden döndük. Bu sene de hem kulübümüz büyüyor hem bu bölgeye ışık oluyor hem gençliğe ve geleceğe hizmet ediyor. Geçen sene de bir final oynayarak köklerinde bir şampiyonluk hafızası oluşmaya başladı. Geçen sene o deprem sürecinden sonra psikolojik olarak çok hırpalandık, çok sıkıntılar yaşadık ama oyuncularla, kulübümüzle beraber, taraftarımızla beraber el ele takımımızın yapısı büyüdü. Hem saha sonuçları hem oyun karakterimiz gelişti.”
Takım kaptanı Muhammed Raşit Şahingöz: “Tek hedef kupa”
Takım kaptanı Muhammed Raşit Şahingöz de ilk yarıyı hayallerinin ötesinde geçirdikleri için mutlu olduklarını belirterek, “Başarılı bir sezon geçirdik ama bu bizim için şu an bir şey ifade etmiyor. Bizim bunu taçlandırmamız, asıl amaca yürümemiz lazım. O da işte şimdi çalışmalarını yaptığımız ikinci yarıdan geçiyor. İkinci yarıya da iyi hazırlandık, götürdüğümüz başarılı sürecin adını koymak istiyoruz. Onun adı da kupa, inşallah o kupayı almak istiyoruz. Tek amacımız, tek hedefimiz bu.” diye konuştu.
Başkan Osman Uludağ: “Rehavete girmeden devam etmek istiyoruz”
Kulüp Başkanı Osman Uludağ ise profesyonel liglerde namağlup olan ender takımlardan biri olmanın gururunu ve mutluluğunu yaşadıklarını dile getirdi.
İkinci devreye de çok dikkatli ve iddialı hazırlandıklarını aktaran Uludağ, “Şu an hiçbir şeyi bitirmiş değiliz. Önümüzde uzun bir devre daha var. Yine çok dikkatli ve konsantre bir şekilde kalan maçlarımızı kazanıp sezonu şampiyon olarak bitirme hedefimiz var. Bunları yaparken rehavete girmeden, ciddiyeti kaybetmeden devam etmek istiyoruz. Hatta namağlup olduğunuz için buraya gelen takımlar da bizim gittiğimiz maçlarda da o takımlar size karşı çok daha direnerek ve konsantre olarak oynuyor. Biz de bu unvanımızı kaybetmeme adına daha fazla bastıracağız.” değerlendirmesinde bulundu.
]]>İran’ın son dönemde Ortadoğu’da bir çok problemli noktada aktif rol aldığını ve her sorunun altında İran’ın parmadığı olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. İsmail Köse “İran’da siyaset İran toplumunu bir arada tutmaya İran’daki otoriter teokratik iktidarı devam ettirmeye yönelik politikalar doğrultusunda şekilleniyor. İran’da Acemlerin nüfusu Kürt ve Türkmenler’den daha fazla değil. Dolayısıyla demografik olarak sorunlu bir bölge fakat İran tarih boyunca Orta Doğu’da mezhepçi politikaları sonuna kadar acımasız bir şekilde kullanan müslüman coğrafyada katliamlar uygulanmasından herhangi bir şekilde rahatsız olmadan katliam uygulayan terör örgütlerine lojistik sağlayan bir devlet olarak olageldi. Hatırlanacağı üzere PKK’nın Türkiye’de kanlı saldırılar düzenlediği dönemde de İran PKK’nın lojistiğini sağlayan devletti. Hala İran PKK’yı Türkiye’ye karşı bir kaldıraç olarak elinde tutmaya devam ediyor. Aynı İran Suriye’de Şii politikaları acımasız bir şekilde kullanarak Sünnilere karşı Esat ailesinin katliamlarını destekledi ve beş milyondan fazla Suriye halkını mülteci göçmen durumuna düşmesini seyretti. Çocukların, bebeklerin ölmesi İran’ın çok umurunda olmadı. Aynı İran şu anda Filistin’de ve Lübnan’da Hizbullah’ı destekliyor. Hizbullah-Hamas anlaşmazlığında İran’ın Hizbullah’ı kesinlikle desteklediğini ve Sünni Hamas karşı mezhepçi politikalarla her koşulda Hizbullah’a destek sağladığını da biliyoruz. Son gelişmeler bu doğrultuda okunmalı bu doğrultuda ele alınmalı İran neden durduk yere Pakistan’a saldırı düzenledi. Çünkü İran’ın agresif sert söylemine rağmen ne ABD hedeflerine karşı ne İsrail hedeflerine karşı saldırı düzenleyebilme kapasitesi potansiyeli mevcut değil. Dolayısıyla İran’ın kendi içindeki muhalefeti kendisine karşı yükselen sesi bir şekilde susturması gerekiyor. Bunu da zayıf bir hedefe karşı yapabilir. Pakistan zaten kuruluşundan 1948’den günümüze istikrarın sağlanamadığı topraklar bir türlü sorunların, problemlerin çözülemediği Hindistan’la sorunların Keşmir üzerindeki problemlerin çözülemediği topraklar. Dolayısıyla Pakistan İran için kolay bir hedef. İran hangi devlete saldırsa ağır bir şekilde karşılık görebilirdi. Fakat Pakistan’ın kendisine ağır şekilde karşılık veremeyeceğini biliyor dolayısıyla Pakistan’a karşı sünnileri kışkırttığı iddiasıyla füze saldırısı düzenledi. Başka bir devletin egemen bir devletin toprağına füze atmak bir savaş sebebidir. Ama İran Pakistan’ın kendisine etkili şekilde karşılık veremeyeceğini biliyor kolay bir hedef seçiyor” diye konuştu.
“Mezhepçi politikalarla Orta Doğu’yu karıştıran bir İran var karşımızda”
“İran tarihinde çok güçlü bir şekilde çok sert söylemler kullanmasına rağmen hiçbir hristiyan devletle çatışmış bir devlet değildir” diyen Köse “İran mezhepçi politikalarla kendisine gelebilecek baskıları uzakta karşılıyor. Yemen’de Husileri kışkırtıyor, Birleşik Arap Emirliklerinde Şiileri kışkırtıyor, Mısır’da Şiileri kışkırtıyor, Filistin’de Şiileri kışkırtıyor. Irak’ta şu anda Şiiler üzerinde etki sağlamış durumda. Mezhepçi politikalarla Orta Doğu’yu karıştıran bir İran var karşımızda. Tarih boyunca da İran Anadolu’yu ‘da kışkırttı Şii politikalarla. Yine İran son yıllarda PKK’ya lojistik destek sağlayarak Türkiye’nin de istikrarsızlaşmasını kendisinin gelecekteki çıkarları üzerinden fayda görüyor” ifadelerini kullandı. – TRABZON
]]>Önceki gün Irak ve Suriye’nin kuzeyini vuran Devrim Muhafızları, bir sonraki akşam da Pakistan’da iki hedefe saldırdı.
Devrim Muhafızlarına yakın medya, Pakistan saldırılarının geçtiğimiz haftalarda İranlı sınır muhafızlarını öldüren Ceyş el-Adl adlı militan gruba misilleme olduğunu bildirdi.
Ceyş el-Adl, İran’ın güneydoğusundaki Beluçların hakları için savaştıklarını söyleyen İranlı Sünni Beluç bir grup.
Devrim Muhafızları Komutanı Hüseyin Selami, İran İslam Cumhuriyeti’nin hiçbir düşmanının korkusuzca uyuyamayacağını ilan etti.
Orta Doğu’daki ABD üslerinin yanı sıra Tel Aviv ve Hayfa’daki İsrail üslerinin de balistik füzelerinin menzili içinde olduğunu açıkça ifade ediyor.
Pazartesi gecesi Devrim Muhafızları’nın Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin (IKBY) başkenti Erbil’i hedef alan 11 balistik füze fırlatmasıyla Tahran niyetini açıkça ortaya koydu.
Bölgesel hükümet en az dört sivilin öldüğünü ve altı sivilin de yaralandığını açıkladı. Başbakan Mesrur Barzani bunu “Kürt halkına karşı işlenmiş bir suç” olarak nitelendirdi.
İran Devrim Muhafızları’na yakın Fars haber ajansı, saldırıda İsrail istihbarat servisine bağlı üç Mossad üssünün imha edildiğini iddia etti.
IKBY hükümeti topraklarında yabancı ajanların varlığını reddederken İsrail sessizliğini koruyor.
Ancak Devrim Muhafızları, önde gelen Kürt iş insanı Peşrev Dizayee’nin evini hedef alarak nokta saldırıları düzenleyebileceğini gösterdi.
Dizayee, 2003’te ABD’nin Irak’ı işgalini takip eden yıllarda Falcon Group ve Empire World adlı iki şirketin sahibi ve kurucusuydu. Reuters haber ajansına göre Barzani ailesine yakındı.
Evine dört füze isabet etti ve yerel haberlere göre 11 aylık kızı da saldırıda hayatını kaybetti.
Falcon Group güvenlik, inşaat, petrol ve gaz gibi çeşitli sektörlerde faaliyet gösteriyor. Grubun güvenlik bölümü Irak’taki Amerikan ve çeşitli Batılı temsilci ve şirketlere destek sağladı.
Bu nokta saldırıları, Devrim Muhafızları’nın sadece sivil yapıları hedef almakla kalmayıp, ABD öncülüğündeki koalisyon üssünden sadece birkaç kilometre ötedeki Erbil Uluslararası Havaalanı yakınlarındaki askeri tesisleri de vurabileceği mesajı veriyor.
ABD’nin Irak’ta, Erbil de dahil olmak üzere, IŞİD örgütüne karşı ABD öncülüğündeki koalisyonun bir parçası olarak 2 bin 500 askeri bulunuyor.
Washington, yerel güçleri desteklemek ve bir zamanlar Irak ve Suriye’nin büyük bölümünü kontrol eden IŞİD’in yeniden canlanmasını önlemek için orada olduklarını söylüyor.
Ancak bu saldırılar, İsrail’in Suriye’deki son eylemleri göz önüne alındığında, İran açısından ülke içi amaçlara da hizmet ediyor.
25 Aralık’ta üst düzey bir Devrim Muhafızları komutanı Şam’ın dış mahallelerinden birine yönelik İsrail hava saldırısı olduğuna inanılan bir saldırıda öldürüldü.
Devrim Muhafızları 15 Ocak’taki saldırısında da Suriye’nin kuzeybatısındaki İdlib vilayetine balistik füzeler fırlattı. Saldırıda IŞİD ve diğer “terörist grupların” hedef alındığı belirtildi.
İdlib, Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’a karşı 2011’deki ayaklanmaya destek veren 2,9 milyon yerinden edilmiş Suriyeliye ev sahipliği yapan son muhalif kale.
Esad, Rusya ve İran’ın askeri desteğiyle iktidarda kalmayı başardı.
İslamcı grup Heyet Tahrir el-Şam (HTŞ) İdlib’de kontrolü elinde tutan ana grup olmakla birlikte IŞİD ve El-Kaide de İdlib’de varlık gösteriyor.
Devrim Muhafızları saldırının 3 Ocak’ta İran’ın güneyindeki Kerman’da misilleme olduğunu açıkladı.
Devrim Muhafızları komutanı Kasım Süleymani’nin ölüm yıl dönümü nedeniyle mezarı yakınında toplanan kalabalığa yönelik iki intihar bombacısının saldırısı olmuştu.
İran Devrim Muhafızları İdlib’i hedef almak için bin 450 km menzile kadar gidebilen Hayber Şekan (Kale Yıkan) füzesi kullandığını açıkladı.
Ayrıca saldırıyı güneydeki Huzistan vilayetinden yaptığını söylüyor.
Ancak Devrim Muhafızları füzeleri İdlib’e çok daha yakın olan Batı Azerbaycan eyaletinden de fırlatabilirdi.
Yer seçimi ve Hayber Şekan füze sistemi, İran’ın Suriye sınırındaki İsrail’in çeşitli noktalarına ulaşma kabiliyetini dünyaya göstermek istediğine işaret ediyor.
]]>AA muhabirinin derlediği bilgilere göre, Türkiye’nin uzay yolculuğu 13 Aralık 2018’de Türkiye Uzay Ajansının (TUA) kurulmasıyla hız kazandı. TUA’nın görevleri arasında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından açıklanan politikalar doğrultusunda Milli Uzay Programı hazırlamak, uygulamak ve işbirlikleri arasındaki koordinasyonu sağlamak yer aldı.
Erdoğan, 9 Şubat 2021’de “Ay’ı görmek istiyorsan gökyüzüne bak” sloganıyla Türkiye’nin Milli Uzay Programı’nı duyurdu. Programda belirlenen 10 hedef içerisinde bir Türk vatandaşının uzaya gönderilmesi de bulunuyor.
İlk Türk astronotu Alper Gezeravcı’nın uzaya gönderilecek olması da söz konusu programın başarısının tescillenmesi olarak yorumlanıyor. Florida’dan yapılacak fırlatma işlemi, Türkiye saatiyle 17 Ocak’ı 18 Ocak’a bağlayan gece saat 01.11’de, Uluslararası Uzay İstasyonu’na (ISS) kenetlenme ise 19 Ocak saat 13.15’te gerçekleşecek. Bu adımla birlikte Türkiye’nin uzay hedefleri yeni bir boyut kazanacak.
Yeni hedeflere odaklanılacak
Türkiye, gelecek dönemde programdaki hedefleri uygulamaya devam edecek. Bu kapsamda ikinci uzay yolcusu olarak seçilen Tuva Cihangir Atasever’in nisan ayında uzaya gönderilmesi planlanıyor.
Programda yer alan Ay’a ilk temasın sağlanması hedefi içinse çalışmalar sürüyor. Ayrıca yeni nesil uydu geliştirme alanında dünyayla rekabet edebilecek ticari marka ortaya çıkarılması hedefleniyor.
Ülkeye ait bölgesel konumlama ve zamanlama sistemi geliştirilmesi, uzaya erişimi sağlamak ve bir uzay limanı işletmesi kurulması, uzay havası ya da meteorolojisi olarak tabir edilen alana yatırım yapılması ve bu alanda yetkinliğin artırılması ana hedefler arasında bulunuyor.
Türkiye’yi astronomik gözlemler ve uzay nesnelerinin yerden takibi konularında daha ileri seviyeye taşımak, ülkede uzay sanayi ekonomi sistemini daha da geliştirmek ve bir uzay teknolojisi geliştirme bölgesi kurmak da programdaki başlıklar arasında yer alıyor.
Böylece Türkiye, 600 milyar dolara erişen ve hızla 1 trilyon dolara çıkması öngörülen uzay ekonomisinden pay alma hedefinde emin adımlarla ilerliyor.
Milli Uzay Programı’nın açıklanmasından bugüne atılan adımlarsa satır başlarıyla şöyle:
Şubat 2021
Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından Milli Uzay Programı ilan edildi.
Temmuz 2021
TUA’nın 2021 yılı kurumsal mali durum da beklentiler raporunda ISS’te yapılacak deneylere ilişkin ön çağrıya çıkılacağı bilgisine yer verildi.
Ekim 2021
TUA 2022-2026 dönemine ilişkin temel ilke ve politikaları, orta ve uzun vadeli amaçları, performans ölçütleri, bunlara ulaşmak için izlenecek stratejiler ile kaynak dağılımlarını içeren Stratejik Plan’ı yayımlandı. Plan kapsamında, 4 stratejik amaç ve 13 hedef doğrultusunda, sorumluluklar, performans göstergeleri, riskler, stratejiler, maliyet ve ihtiyaçlar belirlendi.
TUA’nın 71 ülkeden 407’yi aşan üyeye sahip en büyük uzay oluşumu Uluslararası Astronot Federasyonu’na resmi üyeliği tescillendi.
TUA ile Japonya Havacılık ve Uzay Keşif Ajansı Arasında Barışçıl Amaçlar İçin Uzay Faaliyetleri Alanında İş Birliği Zaptı imzalandı.
Nisan 2022
Milli Uzay Programı kapsamında çalışmalarda bulunan TUA ve TÜBİTAK UZAY’a Türk Astronot ve Bilim Misyonu’nu yürütme görevi verildi.
Mayıs 2022
“Türk Uzay Yolcusu ve Bilim Misyonu” görevi başladı. Bu görev için 2 Türk vatandaşının seçileceği bildirildi ve Türk astronot başvurusu hakkındaki bilgiler TUA’nın internet sitesinde yayımlandı.
Haziran 2022
TÜBİTAK Uzay tarafından ISS’te gerçekleştirilecek deneylerin belirlenmesi amacıyla “Bilim Misyonu Çağrı Dokümanı” hazırlandı. Buraya 50’ye yakın deney teklifi geldi. Çağrıya gelen dönüşler TUA ve TÜBİTAK UZAY uzmanlarından oluşan komisyon tarafından değerlendirildi.
Eylül 2022
Misyon kapsamında Türk astronot seçimleri için 36 bin aday başvuru yaptı. Başvuru yapan adaylar arasından 30’u Ankara’ya çağrıldı. Adayların seçilmesinde mühendislik, fizik, tıp ve astronomi alanlarında gösterdikleri faaliyetlerin yanı sıra yaptıkları sporlar da belirleyici oldu. Gerekli şartları sağlayan adaylar Ankara’da tıbbi ve psikolojik testlerden geçirildi.
Türkiye’nin insanlı ilk uzay görevini gerçekleştirecek “uzay yolcusu”nun eğitim ve uçuş hizmeti için Axiom Space ile işbirliğine gidildi.
Nisan 2023
Erdoğan, Atatürk Havalimanı’nda düzenlenen dünyanın en büyük havacılık, uzay ve teknoloji festivali TEKNOFEST’te Alper Gezeravcı ve Tuva Cihangir Atasever’in Türkiye’nin ilk uzay yolcuları olarak belirlendiğini duyurdu.
Mayıs 2023
TUA, Alper Gezeravcı’nın ISS’te kaldığı 14 gün boyunca üniversite ve araştırma kurumları tarafında hazırlanan 13 farklı deney gerçekleştireceği bilgisini paylaştı. Bu kapsamda uzay yolcuları, ABD’de gerekli eğitimleri almaya başladı.
Eylül 2023
Axiom Space, ISS’e göndereceği “Ax-3” görevi için 4 kişiden oluşan mürettebatı tanıttı. Gezeravcı’nın Ax-3 uçuşunda birlikte görev alacağı kişiler ABD ve İspanya’yı temsilen misyon lideri Michael Lopez-Alegria, İtalyan Hava Kuvvetlerinden Pilot Walter Villadei ve Avrupa Uzay Ajansı adına katılan İsveçli Marcus Wandt olarak belirlendi.
Kasım 2023
Ax-3 görevi kapsamında ISS’e gidecek astronotların görev arması tanıtıldı. Arma gücü ve cesareti göstermek için bir kalkan şeklinde tasarlandı.
Aralık 2023
Gezeravcı, uzay misyonunda taşıyacağı uzay armasına ilişkin şu bilgileri paylaştı:
“Armanın en dikkat çeken yerinde, yuvarlak formda bayrağımız yer alıyor. Hemen üstünde ise Cumhuriyet’imizin 100. yılını simgeleyen 100 sayısını görmektesiniz. Etrafında ise 16 yıldız yer almakta. Bunlar şanlı tarihimizin gurur kaynağı 16 Türk devletini simgeleyen yıldızlar. Yıldızların hemen altındaki dünya haritasında evrensel olarak kabul gören Turkuaz rengiyle ülkemizi görüyorsunuz. Anlamları olan 8 köşeli Selçuklu yıldızı var. Yerle gök arasındaki bağlantı geçişini simgeleyen ve ayrıca İslam’ın temel prensiplerini temsil eden 8 köşeli yıldızla da armamızın bütünlüğünü sağlamış olduk.”
Ocak 2024
Türkiye’nin ilk uzay yolcusu Alper Gezeravcı’nın uzay misyonu öncesinde 14 günlük karantina süreci başladı.
Gezeravcı’yı ISS’e taşımak için yola çıkacak Dragon kapsülü, Florida’daki 39A numaralı fırlatma rampasının hangarına ulaştı.
]]>Tatbikat kapsamında Deniz Kuvvetleri bağlısı komutanlıkların harekatı, sevk ve idare etkinliğinin değerlendirilmesi karargah personeli ve tatbikata katılan unsurların çok tehditli ortamda muhakeme, öngörü ve karar verme yeteneklerinin geliştirilmesi, diğer kuvvet komutanlıkları ve kamu kurumları ile müşterek çalışılabilirlik usullerinin denenmesi hedefleniyor.
Tatbikatın Doğu Akdeniz’i kapsayan kısmına katılan fırkateynler, hücumbotlar, denizaltılar, yardımcı sınıf gemiler, mayın gemileri, karakol gemileri Aksaz Limanı’ndan sabah erken saatlerinde hareket etti.
Doğu Akdeniz’de icra edilen tatbikatın basın gününde TCG Salihreis Fırkateyni’nde Donanma Harekat Başkanı Tuğamiral Kaan Türkkan brifing verdi.
Tatbikatta, liman çıkışından itibaren mayın karşı tedbirleri harekatı, amfibi harekat, denizaltı savunma harbi ve su üstü harbi ve temel deniz harekat nevilerini ve seyir gemicilik uygulamalarını kapsayan faaliyetler icra edildi.
İlk faaliyet olarak mayın karşı tedbirleri harekatı kapsamında TCG Akçay mayın avlama gemisi ve helikopterlerde bulunan su altı savunma timi, yüksek değerli birliğin mayın tehdidine karşı korunması senaryosuna istinaden taktik pençe harekatını gerçekleştirdi.
Bölgede tespit edilen mayınlar etkisiz hale getirilirken, harekat kapsamında hedef adaya yönelik ilk giriş harekatı iki safha halinde icra edildi.
İlk safhada amfibi harekata tehdit teşkil eden hedefler taarruz helikopterleri ve su altı taarruz botu tarafından yapılacak havadan ve denizden atışlar ile etkisiz hale getirildi.
Havadan sızma harekatı kapsamında su altı taarruz timi hedef adaya paraşütle iniş yaparken, ilk giriş harekatın ikinci safhasında ise amfibi hücum timleri ve amfibi deniz piyadeleri havadan ve denizden çıkarma plajına intikal ederek hedef ada sualtı taarruz komandoları ile koordineli olarak ele geçirildi.
Amfibi harekatın ardından denizaltı savunma harbi kapsamında DSH helikopterleri ile sonar daldırması yapılarak elde edilen temasın güvenlik seviyesi deniz karakol uçağından atılan sonoboy ve aksungur siha tarafından yapılan veri aktarımıyla yükseltildi.
Angajman kriterlerini karşılayan hedef, deniz karakol uçağı tarafından Rextorp talim torbidosu atışı icra edildi.
Denizaltı savunma harbi senaryosu satha gelmeye zorlanan denizaltıyı tanziren TCG Doğanay denizaltısının TCG Salihreis’in sancak bordası istikametinde satıh yapması ile tamamlandı.
Tatbikat kapsamında TCG Salihreis ve ada sınıfı korvetler arasında yakın manevralar icra edilerek denizde malzeme transferi yapıldı.
Tatbikat kapsamında SH-70 Seahawk helikopteri tarafından havadan satha temren güdümlü mermi atışı yapılırken, bir sonraki aşamada ise bahse konu hedef geminin imha edilmesi maksadıyla 4 hücumbot tarafından eş zamanlı su üstü atış gerçekleştirildi.
Daha sonra aynı hedefe süper kobra helikopterleri tarafından top atışları icra edildi.
Tatbikatta, hava savunma atışları, kara bombardımanı atışları, deniz hava vasıtalarından güdümlü mermi atışları (TEMREN, MAM-L) gerçekleştirildi.
Tatbikatın basın safhası 30 gemi, 4 denizaltı ve 15 hava aracının denizdeki resmi geçit töreni ile tamamlandı.
Tatbikatı, TCG Salihreis Fırkateyni’nden Donanma Komutanı Koramiral Kadir Yıldız, Deniz Kuvvetleri Harekat Başkanı Tümamiral Mehmet Baybars Küçükatay, Harp Filosu Komutanı Tümamiral Hüseyin Tığlı, SAT Komutanı Tuğamiral Ercan Kireçtepe, Amfibi Görev Grup Komutanı Tuğamiral İbrahim Özdoğan, Deniz Hava Komutanı Tuğamiral Savaş Eser, Denizaltı Filosu Komutanı Tuğamiral Timur Yılmaz, Donanma Harekat Başkanı Tuğamiral Kaan Türkkan ile 24 ülkeden 28 ataşe de takip etti.
]]>İsrail’in Gazze Şeridi’ne saldırılarında 98. güne girilirken, ABD ve İngiltere ordusu Kızıldeniz’de İsrail ile bağlantılı ticari gemileri hedef alan Yemen’deki Husileri vurdu. Yerel kaynaklar, ABD ve İngiltere’nin gece boyunca düzenlediği saldırılarda İran destekli Husilerin kontrolünde olan başkent Sana’nın kuzeyindeki bir askeri üssün, Hudeyde Havalimanı çevresinin, Saada ili ve Zamar şehrindeki bazı noktaların, askeri birliklerinin hedef alındığını aktardı.
Biden: “Husilerin saldırına karşılık olarak gerçekleştirildi”
ABD Başkanı Joe Biden yaptığı yazılı açıklamada, “Bugün benim talimatım doğrultusunda ABD askeri kuvvetleri İngiltere ile birlikte, Avustralya, Bahreyn, Kanada ve Hollanda’nın desteğiyle Husilerin dünyanın en hayati öneme sahip su yollarından birinde seyrüsefer özgürlüğünü tehlikeye atmak için kullandığı bazı hedeflere başarılı bir saldırı gerçekleştirdi. Bu saldırılar, tarihte ilk kez gemisavar balistik füzelerin kullanılması da dahil olmak üzere Husilerin Kızıldeniz’deki uluslararası ticaret gemilerine yönelik benzeri görülmemiş saldırılarına doğrudan yanıt olarak yapıldı” ifadelerini kullandı. Biden, Husilerin Kızıldeniz’deki ticari gemilere yönelik saldırılarının ABD personelini ve sivil denizcileri tehlikeye attığını, seyrüsefer özgürlüğünü tehdit ettiğini belirten Biden, Husilerin 19 Kasım’dan bu yana bölgede gerçekleştirdiği 27 saldırıdan 50’den fazla ülkenin etkilendiğini, 20’den fazla ülkeden mürettebatın tehdit edildiği veya rehin alındığını vurguladı. Biden, 2 binden fazla geminin Kızıldeniz’deki saldırılar nedeniyle rotasını değiştirmek zorunda kaldığını, bu durumun da nakliye süresinin uzattığını belirtti.
“Bu saldırı açık bir mesajdır”
Biden, “9 Ocak’ta Husiler, doğrudan ABD gemilerini hedef alarak bugüne kadarki en büyük saldırısını başlattı. Uluslararası toplumun bu pervasız saldırılara tepkisi ortak ve kararlı olmuştur. Geçtiğimiz ay ABD, uluslararası gemiciliği savunmaya ve Kızıldeniz’deki Husi saldırılarını caydırmaya kararlı 20’den fazla ülkenin bir araya geldiği bir koalisyon olan Refah Muhafızı Operasyonu’nu başlattı. Ayrıca Husi tehditlerini kınamak için 40’tan fazla ülkeyle birlikte hareket ettik. Geçtiğimiz hafta, 13 müttefikimiz ve ortağımızla birlikte Husi isyancıların saldırıları durdurmadığı takdirde sonuçlarına katlanacaklarına dair açık bir uyarıda bulunduk. Dün de Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, Husilerin ticari gemilere yönelik saldırılarına son vermesini talep eden bir kararı kabul etti” ifadelerini kullandı. Biden, “Bu hedefli saldırılar, ABD ve ortaklarımızın personelimize yönelik saldırılara tolerans göstermeyeceğine veya düşman aktörlerin dünyanın en kritik ticari yollarından birinde seyrüsefer özgürlüğünü tehlikeye atmasına izin vermeyeceğine dair açık bir mesajdır. Gerektiğinde halkımızı ve uluslararası ticaretin serbest akışını korumak için daha fazla önlem almaktan çekinmeyeceğim” ifadelerine yer verdi.
Husilere ait askeri noktalar vuruldu
ABD Savunma Bakanı Lloyd Austin de yaptığı yazılı açıklamada saldırıyla ilgili detay verdi. Austin saldırıda Husilerin insansız hava araçlarının, balistik ve seyir füzesi ile kıyı radarı ve hava gözetleme kapasitelerinin hedef alındığını aktardı. Austin, “ABD meşru müdafaa hakkını saklı tutuyor ve gerekirse ABD güçlerini korumak için daha fazla eylemlerde bulunacağız” ifadelerini kullandı. ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) da Husilere ait radar sistemlerine, hava savunma tesislerine, silah depolama, insansız hava araçları ve füzeler için kullanılan fırlatma alanlarına saldırı düzenlendiğini aktardı.
“4 Typhoon savaş uçağının hassas saldırı gerçekleştirdi”
İngiltere Savunma Bakanı Grant Shapps ise sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, Kraliyet Hava Kuvvetlerine ait 4 Typhoon savaş uçağının Husilere ait 2 askeri noktaya “hassas saldırılar” gerçekleştirdiğini açıkladı. Shapps, “Masum hayatlara ve küresel ticarete yönelik tehdit o kadar büyük hale geldi ki bu eylem sadece gerekli değildi, aynı zamanda gemileri ve seyrüsefer özgürlüğünü korumak da görevimizdi” ifadelerini kullandı.
“ABD ve İngiltere hata yaptı”
Husilerin üst düzey isimlerinden Muhammed El Bukhaiti ise yaptığı açıklamada, ABD ve İngiltere’nin Yemen’e yönelik saldırılarından “pişman olacaklarını” ifade etti. Londra ve Washington’un Yemen’e savaş başlatmakla “hata” yaptığını belirten El Bukhaiti, dünyanın artık “haklıyı ve haksızı” destekleyenlerin açıkça belirlenebildiği benzersiz bir savaşa tanık olduğunu kaydetti. El-Bukhaiti, “Taraflardan birinin amacı, Gazze’deki soykırım suçlarını durdurmak, diğer tarafın hedefi ise ABD ve İngiltere’nin temsil ettiği failleri desteklemek ve korumaktır. Bu dünyadaki her kişi, üçüncüsü olmayan iki seçenekle karşı karşıyadır, ya soykırım kurbanlarının yanında ya da faillerinin yanında yer alacak” dedi.
Yemen Dışişleri Bakanlığından yapılan açıklamada da ülkedeki hedeflerin bombalanması nedeniyle ABD ve İngiltere’ye karşı “güçlü bir misilleme” yapılacağı konusunda uyarıda bulunuldu. Açıklamada, “Ülkemiz, ABD ve İngiliz gemileri, denizaltıları ve savaş uçakları tarafından büyük bir saldırıya maruz kalmıştır ve onlar, bu bariz saldırganlığın tüm vahim sonuçlarına karşı ağır bir bedel ödemeye hazırlanmak zorunda kalacaklardır” ifadeleri kullanıldı.
Riyad: “Yemen’deki saldırılardan büyük endişe duyuyoruz”
ABD ve İngiltere’nin Yemen’e yönelik saldırısına Suudi Arabistan’dan da açıklama geldi. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığından yapılan açıklamada, ABD ve İngiltere’nin Yemen’deki Husi hedeflerine yönelik saldırılarının ardından “bölgede tansiyonun yükselmesinin önlenmesi” çağrısında bulunuldu. Açıklamada, “Suudi Arabistan Krallığı, Kızıldeniz’de gerçekleştirilen askeri operasyonları ve Yemen’deki bazı noktalara düzenlenen saldırıları büyük endişeyle takip ediyor” denildi. – WASHINGTON
]]>“HER ŞEYE RAĞMEN GAZZE’NİN YANINDA DURACAĞIZ”
Yemen’deki Husilerin Sözcüsü Muhammed Abdusselam, X sosyal medya platformundan yaptığı yazılı açıklamada, “Yemen Cumhuriyeti, İsrail’i korumak ve Yemen’in Gazze’ye destek operasyonlarını durdurmak için yapılan alçak bir Amerikan-İngiliz saldırısına maruz kaldı. Bu hain saldırganlıkla aptallık ettiler.” ifadelerini kullandı.
Filistin ve Gazze’ye desteklerinin süreceğine dikkati çeken Abdusselam, şunları kaydetti: “Yemen’i, Filistin’e ve Gazze’ye destek vermekten caydıracaklarını sanıyorlarsa yanılıyorlar. Yemen, dini ve insani duruşunu sürdürerek elinden gelen her şeyle Gazze’nin yanında duracaktır. Bu saldırılar Yemen’in sağlamlığını ve gücünü daha da artıracaktır.”
“GEMİLERİ HEDEF ALMAYA DEVAM EDECEĞİZ”
Abdusselam, İsrail gemilerini hedef almak dışında uluslararası denizciliğe herhangi bir tehdit teşkil etmediklerini ve ABD-İngiliz saldırılarının hiçbir haklı gerekçesi olmadığını belirterek, şu ifadeleri kullandı: “Yemen’e yönelik bu saldırıların kesinlikle hiçbir haklı gerekçesi yok. Kızıldeniz ve Umman Denizi’nde uluslararası seyrüsefere yönelik bir tehdit yoktu. İsrail gemileri veya işgal altındaki Filistin limanlarına giden gemilerinden başka hedef alınan yoktu, bunlar hedef alınmaya da devam edilecek.”
“ABD VE İNGİLTERE AĞIR BEDEL ÖDEYECEK”
Husilerin sözde hükümetindeki Dışişleri Bakan Yardımcısı Hüseyin el-İzzi de X sosyal medya platformundan yaptığı açıklamada, “Ülkemiz, ABD ve İngiliz gemileri, denizaltıları ve savaş uçakları tarafından büyük bir saldırıya maruz kaldı. Hiç şüphesiz ABD ve İngiltere, bu bariz saldırganlığın tüm vahim sonuçlarına ağır bir bedel ödemeye hazırlanmak zorunda kalacak.” ifadelerini kullandı.
Yemen’deki İran destekli Husilerin lideri Abdulmelik el-Husi, ülkesine karşı askeri risk alan herkesi “bedelini ödemekle” tehdit ederek, hiçbir ABD saldırısının cevapsız kalmayacağını söyledi.
KIZILDENİZ’DE NELER OLUYOR?
Son dönemlerde Yemen’deki Husilerin, İsrail’in Gazze’ye saldırılarına karşılık ticari gemilere yönelik eylemlerinin ardından çok sayıda gemicilik şirketi Kızıldeniz’deki seferlerini durdurma kararı almıştı.
Pentagon, 6 Aralık 2023’te Yemen’deki Husi güçlerinin Kızıldeniz’deki ticari gemilere yönelik saldırılarına karşı uluslararası “Deniz Görev Gücü” kurulması için görüşmeler yaptıklarını bildirmiş, 18 Aralık’ta da “Refah Muhafızı Operasyonu” adında çok uluslu misyon oluşturulduğunu duyurmuştu.
Husilerin saldırıları, Akdeniz’i Kızıldeniz’e bağlayarak Avrupa ile Asya arasındaki en kısa rotayı sunan ve küresel ticaretin yaklaşık yüzde 12’sinin yapıldığı Süveyş Kanalı’ndan geçişleri tehlikeye atarken, Kızıldeniz’de ticari gemilerin uğradığı saldırılar ve şirketlerin pes peşe aldığı kararlar, küresel ekonomide yeni bir “tedarik zinciri krizi”nin başlayacağına ilişkin endişeleri artırmıştı.
Son olarak ABD ve İngiltere ordusu dün gece, Kızıldeniz’deki saldırılara misilleme olarak Yemen’deki Husi hedeflerini savaş uçakları ve Tomahawk füzeleriyle vurdu. En az 12 Husi hedefi infilak ederken Yemen’in başkenti Sana, Hudeyde ve Taiz kentlerinde patlama sesleri duyuldu. Saldırıyla ilgili konuşan ABD Başkanı Biden, “Bugün, talimatımla, ABD ordu güçleri İngiltere ile birlikte ve Avustralya, Bahreyn, Kanada ve Hollanda’nın da desteğiyle Yemen’de Husi isyancıları tarafından kullanılan bazı hedeflere hava saldırısı düzenledi” ifadelerini kullandı.
]]>Şırnak’ın dağlarında sağlanan huzur ve güven ortamıyla birlikte bölgede yapılan sismik ve sondaj çalışmaları sonrasında günlük 30 bin varil petrol üretimine ulaşıldı. Gabar Dağı’nda şehit Astsubay Esma Çevik ve şehit Öğretmen Aybüke Yalçın’ın adlarının verildiği iki sahada günlük yaklaşık 30 bin varil petrol üretimi seviyesine ulaşıldı. Üretimi 2024 yılı sonunda 100 bin varile çıkarmak üzere çalışmalar yoğun şekilde devam ediyor.
Şırnak Valiliği ve Belediye Başkanlığı’nı ziyaret eden Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, Şehit Esma Çevik SEÇ-26 No’lu Sondaj Kulesi’ni ziyaret etti. Bakan Bayraktar burada yaptığı açıklamada, “Şu saatlerde Gabar’dayız. Gabar’da Şehit Esma Çevik sahasında petrol kuyularımızın, petrol sondajlarımızın olduğu sahadayız. Dolayısı ile biz de o bilinçle ve o azim ve kararlılıkla büyük ve güçlü Türkiye yolunda burada kararlılıkla bu çalışmaları yürütüyoruz. Gabar ve Şırnak, bu bölge biliyorsunuz terör ile anılan bir bölgeydi. Yıllarca buralarda terör kol gezdi ve halkımıza huzur vermedi. Binlerce cana mal oldu. Ama bugün burada bu topraklarda, Şırnak’ta Cumhuriyet tarihinin en büyük karadaki keşfini yaptık 2021 yılında. Çok kısa bir süre içerisinde buradaki üretimi bugün itibari ile 30 bin varile çıkardık. Çok kısa bir sürede Şırnak, önümüzde ki 3 ay içerisinde inşallah hedeflerimiz o minvalde. Şırnak Türkiye’nin en büyük petrol üreten ili haline gelecek ve 2024 yılı sonuna geldiğimizde, yani 100 bin varil üretim hedefine geldiğimizde de açık ara Türkiye’nin bir numaralı petrol şehri olacak” dedi.
Bakan Bayraktar, “Biz adeta Şırnak’ı enerji üssü diye tanıtıyoruz. İnşallah sadece petrol değil, burada madenler, jeotermal kaynakları, güneş santralleri, rüzgar santralleri, inşallah Kato Dağı’nda da, Cudi Dağı’nda artık rüzgar santralleri olacak. Dolayısı ile adeta bir enerji üssü haline gelmiş bir Şırnak’ı hedefliyoruz. Bunun en önemli projelerinden bir tanesi de Gabar’da ki petrol. Bu gün bu sahalarda 30 civarında kuyu açtık. 23 kuyudan şuanda üretim yapıyoruz ve biraz önce ifade ettiğim gibi, yaklaşık 30 bin varillik bir üretim var. Bu üretimi 100 bin varile çıkarmak 2024 sonunda hedefimiz ve bu sayede Türkiye’nin sadece bu bölgeden günlük ihtiyacının yüzde 10’nunu karşılamış olacağız. Elbette ki Gabar’a bu hizmetler, bu projeler geldiği sürece buradaki istihdam alanları artacak. Hepinizin malumu, Cumhurbaşkanımız aile ve gençlik bankası ile gerek Gabar’da gerekse Sakarya gaz sahasındaki doğal gaz keşfimizin gelirlerini, milletimizin ihtiyaçları doğrultusunda sarf edilmesi ile alakalı bir vizyon ortaya koymuştur. Bu yasalaştı. Meclisimizden geçti. Dolayısı ile biz burada ki petrol üretimini arttırdıkça önce gençlerimiz, ailelerimiz başta olmak üzere burada ki zenginliği, refahı inşallah tüm milletimize yaymış olacağız. Bu bölgeye istihdam imkanları artacak. Biraz önce onu söylüyorduk. Şuanda burada bin 200 kişiye istihdam sağlıyoruz. Bunu 2024 yılının sonuna kadar 100 kuyuya çıktığımız gün inşallah bu rakam yaklaşık 5 bine çıkacaktır. ve kalıcı sürede de burada istihdam imkanları daha da artacaktır” dedi.
“Türkiye’nin farklı illerinde, bölgedeki illerde de Hakkari’de olsun, Van’da kış koşulları nedeniyle başlayamadık” diyen Bakan Bayraktar, “İnşallah ilk çeyrekte orada da başlatmayı hedefliyoruz. Lokasyonu tespit ettik. Siirt’te olmak üzere Türkiye’nin her yerinde çalışmalarımız devam ediyor. Biz Türkiye’de, ülkemizin ihtiyacı olan petrol ve doğal gazı nerede varsa orada olmak için çalışmalarımıza ve gayretlerimize devam ediyoruz. Türkiye’nin mutlaka enerjide dışa bağımlılığı konusunda büyük bir hedefimiz var. İnşallah bu hedefler doğrultusunda hep birlikte çalışacağız. Sakarya Gaz sahasında yine Cumhuriyet tarihinin en büyük doğal gaz keşfini yapmıştık. Hatırlarsanız 2020 yılında. ve çok kısa bir sürede dünya tarihinde rekor olabilecek bir sürede kıyıdan 170 km uzaklıktaki doğal gazı biz karaya çıkardık. 20 Nisan 2023 tarihinde karada bu gazı yaktık. Bu gün Sakarya Gaz sahasında üretilen gaz, şuanda evlerimizde kullanılıyor. Şebekeye bağlı ve biz onu BOTAŞ hatlarından tüketim noktalarına taşıyoruz. Elbette ki, üretimin daha artmasını bekliyoruz ve hedefliyoruz. İlk etapta 10 milyon metre küp. Ondan sonra da günlük 40 milyon metre küpe çıkıp, inşallah Türkiye’de konutların doğalgaz ihtiyacını karşılayabilecek seviyede bir üretime çıkmayı hedefliyoruz. Elbette Türkiye’de doğal gazda sadece evlerde değil sanayide doğal gazı kullanıyoruz, elektrik üretiminde kullanıyoruz” dedi.
21 yıl önce sadece 5 ilde doğal gaz olduğunu söyleyen Bakan Bayraktar, “Bugün içerisinde bulunduğumuz Şırnak’ta dahil olmak üzere 81 ilde doğal gaz kullanılıyor. 828 yerleşim yerinde doğalgaz gitmiş durumda. 2018 yılından beri Şırnak’ta doğal gaz var. inşallah Şırnak’a doğal gaz gitmemiş ilçelerine de önümüzde ki süreçte doğal gazı götürmek istiyoruz. Ama bunu kendi ürettiğimiz, kendi gazımızla yapmak istiyoruz. Onun için Sakarya Gaz sahasındaki çalışmalarımız devam ediyor. Gabar’ı görüyorsunuz, inşallah bu çalışmalarda tüm Türkiye’nin enerjide dışa bağımlılığını düşürme noktasındaki çalışmalarımıza devam edeceğiz. Bütün bu faaliyetlerimizden eminin 85 milyon, milletimiz büyük bir gurur duyuyor. Büyük bir memnuniyet duyuyor. Hepimiz çok büyük bir onuru yaşıyoruz burada. Çok büyük bir emek var bu işin arkasında. Tabi bundan rahatsız olanlar da var. yani Türkiye dışa bağımlı olsun, Türkiye kendi petrolünü gazını çıkarmasın diyenlerde var. Bu nokta da sayın Cumhurbaşkanımız biliyorsunuz, Türkiye yüzyılı hedefi koydu önümüze. Önümüzde ki süreçte de bu hedef doğrultusunda, bu vizyon doğrultusunda enerji de dışa bağımlılığı bitirecek tam bağımsız bir Türkiye’yi ideali ile hep birlikte, burada gördüğünüz bütün ekip ile çalışıyoruz, çalışmaya devam edeceğiz” dedi.
Yeni yıl ile ilgili de mesaj veren Bakan Bayraktar, “2023 yılı Cumhuriyet’imizin 100’üncü yılıydı. 2023 yılında biliyorsunuz çok büyük talihsiz hadiseler yaşandık. Özellikle 6 Şubat depremleri ülkemizin tamamını etkiledi. Sadece o bölgede ki 11 ili değil. Bir sürü can kaybımız oldu, yaralılarımız oldu. Şehirlerimiz yıkıldı. Öncelikli hedeflerimizden bir tanesi yeni yılda da inşallah deprem bölgeleridir. Çok hızlı bir şekilde, insanların normal yaşamlarını sağlayacak, tekrar sosyal iştimai ve ticari hayatı tekrar normalleştirecek çalışmaları önceliklendirme olacak. Ümit ediyorum Cenab-ı Hakk bize böyle acıları tekrar göstermesin. Onun dışında da Türkiye yüzyılı hedefleri doğrultusunda Türkiye’nin enerjide dışa bağımlılığını düşürecek ve ülkemizi daha ileri götürecek, inşallah halkımızın gelir seviyesini arttıracak bir yıl olmasını diliyorum. Bu doğrultuda biz çalışmalarımıza devam edeceğiz. ve hep birlikte inşallah bunu başaracağız. Tüm milletimize hayırlı, huzurlu bir sene diliyorum. Biz milletimizin dualarını her daim arkamızda hissettik, onların duaları ile bugünlere geldiğimizi düşünüyoruz. Bundan sonra da dualarını onlardan bekliyoruz. Onlara layık olacağımızı, onlara mahcup olmayacak şekilde çalışmalarımıza devam edeceğiz. Herkese sağlık, huzurlu, güzel bir yıl diliyorum” dedi.
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Bayraktar’a Vali Cevdet Atay, Belediye Başkanı Mehmet Yarka, Emniyet Müdürü Cemal Dalman, AK Parti Şırnak Milletvekili Arslan Tatar, TPAO Şırnak Bölge Müdürü Oğuz Şahin eşlik etti. – ŞIRNAK
]]>Şırnak’ın dağlarında sağlanan huzur ve güven ortamıyla birlikte bölgede yapılan sismik ve sondaj çalışmaları sonrasında günlük 30 bin varil petrol üretimine ulaşıldı. Gabar Dağı’nda şehit Astsubay Esma Çevik ve şehit Öğretmen Aybüke Yalçın’ın adlarının verildiği iki sahada günlük yaklaşık 30 bin varil petrol üretimi seviyesine ulaşıldı. Üretimi 2024 yılı sonunda 100 bin varile çıkarmak üzere çalışmalar yoğun şekilde devam ediyor.
Şırnak Valiliği ve Belediye Başkanlığı’nı ziyaret eden Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, Şehit Esma Çevik SEÇ-26 No’lu Sondaj Kulesi’ni ziyaret etti. Bakan Bayraktar burada yaptığı açıklamada, “Şu saatlerde Gabar’dayız. Gabar’da Şehit Esma Çevik sahasında petrol kuyularımızın, petrol sondajlarımızın olduğu sahadayız. Dolayısı ile biz de o bilinçle ve o azim ve kararlılıkla büyük ve güçlü Türkiye yolunda burada kararlılıkla bu çalışmaları yürütüyoruz. Gabar ve Şırnak, bu bölge biliyorsunuz terör ile anılan bir bölgeydi. Yıllarca buralarda terör kol gezdi ve halkımıza huzur vermedi. Binlerce cana mal oldu. Ama bugün burada bu topraklarda, Şırnak’ta Cumhuriyet tarihinin en büyük karadaki keşfini yaptık 2021 yılında. Çok kısa bir süre içerisinde buradaki üretimi bugün itibari ile 30 bin varile çıkardık. Çok kısa bir sürede Şırnak, önümüzde ki 3 ay içerisinde inşallah hedeflerimiz o minvalde. Şırnak Türkiye’nin en büyük petrol üreten ili haline gelecek ve 2024 yılı sonuna geldiğimizde, yani 100 bin varil üretim hedefine geldiğimizde de açık ara Türkiye’nin bir numaralı petrol şehri olacak” dedi.
Bakan Bayraktar, “Biz adeta Şırnak’ı enerji üssü diye tanıtıyoruz. İnşallah sadece petrol değil, burada madenler, jeotermal kaynakları, güneş santralleri, rüzgar santralleri, inşallah Kato Dağı’nda da, Cudi Dağı’nda artık rüzgar santralleri olacak. Dolayısı ile adeta bir enerji üssü haline gelmiş bir Şırnak’ı hedefliyoruz. Bunun en önemli projelerinden bir tanesi de Gabar’da ki petrol. Bu gün bu sahalarda 30 civarında kuyu açtık. 23 kuyudan şuanda üretim yapıyoruz ve biraz önce ifade ettiğim gibi, yaklaşık 30 bin varillik bir üretim var. Bu üretimi 100 bin varile çıkarmak 2024 sonunda hedefimiz ve bu sayede Türkiye’nin sadece bu bölgeden günlük ihtiyacının yüzde 10’nunu karşılamış olacağız. Elbette ki Gabar’a bu hizmetler, bu projeler geldiği sürece buradaki istihdam alanları artacak. Hepinizin malumu, Cumhurbaşkanımız aile ve gençlik bankası ile gerek Gabar’da gerekse Sakarya gaz sahasındaki doğal gaz keşfimizin gelirlerini, milletimizin ihtiyaçları doğrultusunda sarf edilmesi ile alakalı bir vizyon ortaya koymuştur. Bu yasalaştı. Meclisimizden geçti. Dolayısı ile biz burada ki petrol üretimini arttırdıkça önce gençlerimiz, ailelerimiz başta olmak üzere burada ki zenginliği, refahı inşallah tüm milletimize yaymış olacağız. Bu bölgeye istihdam imkanları artacak. Biraz önce onu söylüyorduk. Şuanda burada bin 200 kişiye istihdam sağlıyoruz. Bunu 2024 yılının sonuna kadar 100 kuyuya çıktığımız gün inşallah bu rakam yaklaşık 5 bine çıkacaktır. ve kalıcı sürede de burada istihdam imkanları daha da artacaktır” dedi.
“Türkiye’nin farklı illerinde, bölgedeki illerde de Hakkari’de olsun, Van’da kış koşulları nedeniyle başlayamadık” diyen Bakan Bayraktar, “İnşallah ilk çeyrekte orada da başlatmayı hedefliyoruz. Lokasyonu tespit ettik. Siirt’te olmak üzere Türkiye’nin her yerinde çalışmalarımız devam ediyor. Biz Türkiye’de, ülkemizin ihtiyacı olan petrol ve doğal gazı nerede varsa orada olmak için çalışmalarımıza ve gayretlerimize devam ediyoruz. Türkiye’nin mutlaka enerjide dışa bağımlılığı konusunda büyük bir hedefimiz var. İnşallah bu hedefler doğrultusunda hep birlikte çalışacağız. Sakarya Gaz sahasında yine Cumhuriyet tarihinin en büyük doğal gaz keşfini yapmıştık. Hatırlarsanız 2020 yılında. ve çok kısa bir sürede dünya tarihinde rekor olabilecek bir sürede kıyıdan 170 km uzaklıktaki doğal gazı biz karaya çıkardık. 20 Nisan 2023 tarihinde karada bu gazı yaktık. Bu gün Sakarya Gaz sahasında üretilen gaz, şuanda evlerimizde kullanılıyor. Şebekeye bağlı ve biz onu BOTAŞ hatlarından tüketim noktalarına taşıyoruz. Elbette ki, üretimin daha artmasını bekliyoruz ve hedefliyoruz. İlk etapta 10 milyon metre küp. Ondan sonra da günlük 40 milyon metre küpe çıkıp, inşallah Türkiye’de konutların doğalgaz ihtiyacını karşılayabilecek seviyede bir üretime çıkmayı hedefliyoruz. Elbette Türkiye’de doğal gazda sadece evlerde değil sanayide doğal gazı kullanıyoruz, elektrik üretiminde kullanıyoruz” dedi.
21 yıl önce sadece 5 ilde doğal gaz olduğunu söyleyen Bakan Bayraktar, “Bugün içerisinde bulunduğumuz Şırnak’ta dahil olmak üzere 81 ilde doğal gaz kullanılıyor. 828 yerleşim yerinde doğalgaz gitmiş durumda. 2018 yılından beri Şırnak’ta doğal gaz var. inşallah Şırnak’a doğal gaz gitmemiş ilçelerine de önümüzde ki süreçte doğal gazı götürmek istiyoruz. Ama bunu kendi ürettiğimiz, kendi gazımızla yapmak istiyoruz. Onun için Sakarya Gaz sahasındaki çalışmalarımız devam ediyor. Gabar’ı görüyorsunuz, inşallah bu çalışmalarda tüm Türkiye’nin enerjide dışa bağımlılığını düşürme noktasındaki çalışmalarımıza devam edeceğiz. Bütün bu faaliyetlerimizden eminin 85 milyon, milletimiz büyük bir gurur duyuyor. Büyük bir memnuniyet duyuyor. Hepimiz çok büyük bir onuru yaşıyoruz burada. Çok büyük bir emek var bu işin arkasında. Tabi bundan rahatsız olanlar da var. yani Türkiye dışa bağımlı olsun, Türkiye kendi petrolünü gazını çıkarmasın diyenlerde var. Bu nokta da sayın Cumhurbaşkanımız biliyorsunuz, Türkiye yüzyılı hedefi koydu önümüze. Önümüzde ki süreçte de bu hedef doğrultusunda, bu vizyon doğrultusunda enerji de dışa bağımlılığı bitirecek tam bağımsız bir Türkiye’yi ideali ile hep birlikte, burada gördüğünüz bütün ekip ile çalışıyoruz, çalışmaya devam edeceğiz” dedi.
Yeni yıl ile ilgili de mesaj veren Bakan Bayraktar, “2023 yılı Cumhuriyet’imizin 100’üncü yılıydı. 2023 yılında biliyorsunuz çok büyük talihsiz hadiseler yaşandık. Özellikle 6 Şubat depremleri ülkemizin tamamını etkiledi. Sadece o bölgede ki 11 ili değil. Bir sürü can kaybımız oldu, yaralılarımız oldu. Şehirlerimiz yıkıldı. Öncelikli hedeflerimizden bir tanesi yeni yılda da inşallah deprem bölgeleridir. Çok hızlı bir şekilde, insanların normal yaşamlarını sağlayacak, tekrar sosyal iştimai ve ticari hayatı tekrar normalleştirecek çalışmaları önceliklendirme olacak. Ümit ediyorum Cenab-ı Hakk bize böyle acıları tekrar göstermesin. Onun dışında da Türkiye yüzyılı hedefleri doğrultusunda Türkiye’nin enerjide dışa bağımlılığını düşürecek ve ülkemizi daha ileri götürecek, inşallah halkımızın gelir seviyesini arttıracak bir yıl olmasını diliyorum. Bu doğrultuda biz çalışmalarımıza devam edeceğiz. ve hep birlikte inşallah bunu başaracağız. Tüm milletimize hayırlı, huzurlu bir sene diliyorum. Biz milletimizin dualarını her daim arkamızda hissettik, onların duaları ile bugünlere geldiğimizi düşünüyoruz. Bundan sonra da dualarını onlardan bekliyoruz. Onlara layık olacağımızı, onlara mahcup olmayacak şekilde çalışmalarımıza devam edeceğiz. Herkese sağlık, huzurlu, güzel bir yıl diliyorum” dedi.
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Bayraktar’a Vali Cevdet Atay, Belediye Başkanı Mehmet Yarka, Emniyet Müdürü Cemal Dalman, AK Parti Şırnak Milletvekili Arslan Tatar, TPAO Şırnak Bölge Müdürü Oğuz Şahin eşlik etti. – ŞIRNAK
]]>