Etimesgut Belediye Başkanı Erdal Beşikçioğlu, Hayvan Hastanesi’nde gazetecilerin sorularını yanıtladı. Beşikçioğlu, şöyle konuştu:
“Şimdi barınaklarımızı yeni atadığımız müdürümüzle beraber dolaşıp, bu bölgelerin rehabilitasyon eğitim merkezlerine dönüştürülmesi konusuyla ilgili eylemleri bir an önce başlatıyoruz. Bu bağlamda çok büyük bir yüz ölçümüne sahip ilçe olduğu için veterinerlik ünitelerimizi iki bölgede daha açmayı planlayıp, sokak arkadaşlarına biraz daha yakından ilgilenme imkanı sağlayacak. Belediyenin içerisinde birçok bina ve yapının olduğunu hepimiz biliyoruz ve bu binalarında bir şekilde korunması gerektiği düşüncesinden yola çıkarak bu sokakta bazı başıboş dolaşan arkadaşlarımızı önce rehabilitasyon merkezimizde misafir ettikten sonra bu görev yerlerinde görevlerine başlatmayı planlıyoruz. Bu tabii ki afaki bir şekilde gerçekleşmeyecek. Yavru köpeklerimizi kreşlerimizde değerlendireceğiz. İnsan ve canlı ilişkisini biraz daha sıcak tutacağız. Biraz daha eril hale geldiği zaman bunları ilçemizin, belediyemizin otoparklarında bekçi köpeği olarak değerlendireceğiz. Yaşlı hayvanlarımızı da emekli konaklarımızda ve sosyal tesislerimizde değerlendirerek canlılarımızın insan ilişkilerini biraz daha motive eder hale geleceğiz.
“Hayvan-insan ilişkisini arttıracağız”
Tabii ki bir belediyenin kendi içerisindeki kısırlaştırma, hayvanların bakımlarıyla ilgili unsurları da elimizden geldiğince bir üst standarda taşımayı planlıyoruz. Geçenlerde kısırlaştırmayla ilgili bir makale okudum. İlla ameliyat etmeye gerek yok, yeni yapılar/serumlar var. Bunları araştırıyoruz. Özellikle hayvancılık konusunda çok fazla kullanılan çip uygulamaları var. Bu çip uygulamalarıyla ineğin gebe olduğunu, ne kadar süt dolu olduğunu vs. görüyoruz. Bu konuyla ilgili bugün Çankaya Üniversitesi’ndeki arkadaşlarla görüştüğümüzde bu modelin uygulanabileceğini, böylelikle çiplenen sokak hayvanlarının saldırma motivasyonunu, açlık motivasyonunu, gebelik motivasyonlarını vs. bunların hepsini yerinden izleyeceğimiz dijital alt yapı kurma düşüncesi içerisindeyiz. Bu düşüncelerimizi üniversitedeki hocalarımızla paylaştık. Bunun mümkün olabileceğini söylediler. Bu ve benzeri uygulamalarla hayvan-insan, doğa-insan ilişkisini bir üst kademeye taşımak için elimizden gelen gayreti göstermeye çalışıyoruz. Bu alınan yeni yasadaki kararlara alternatif olarak.
Ne kadar çok hayvan sever yurttaşımız varsa onlarla derdi olan bir o kadar yurttaşımız var. Şimdi evladına saldıran bir köpeği aile bireyleri olarak bazen nefretle karşılayabiliriz. Bu yasadan sonra zehirleme olaylarının çok artmasından korkuyorum. Bu anlamda da hem bu sokak evcillerimizin, sokak arkadaşlarımızın daha güvende bir ortam içerisinde bulunmalarını ben çok önemsiyorum. Yavru hayvanlarımızı kreşlerimizde değerlendirelim. İnsan-hayvan ilişkisini, sevgisini güçlendirelim ki bir sonraki kademede bunu çok daha insani şartlarda değerlendirelim niyetinde olduğumuz için bu eylemlerin hepsini yaptık.
“Hayvan hastanesinin ruhsatı yok”
Gereken bilgileri müdürümüz bize getirecek. Yeni atadık kendisini, eski müdürümüzü gönderdik. Çünkü veteriner hekimlerinin harcadığı bütçe 12 milyon TL idi. Bu incelememiz doğrultusunda eski arkadaşımızın görevini sonlandırdık. Keşke bu hastanenin ruhsatı olsa fakat burası yeşil alan. Aslında bu hastanenin bulunduğu alanda yandaki sitenin satış ofisi… Yani bir devşirmeyle burası yapılmış. Fakat ruhsatı yok. Ruhsatı olmamasına rağmen de seçime bir ay kala birçok veteriner arkadaş burada göreve başlamış. Bu bir etik davranış değil. Biz bu arkadaşlara personel alımı işinde tekrar bizlere başvurabilirsiniz dedik. 20 yıllık bir geçmişi olan, aynı şekilde yönetilen ilçe olduğu için sancısı da o yönde güçlü oluyor. İster istemez bu süreç içerisinde can dostlarımızın süreçlerini ve buradaki uygulamaların onların üzerindeki etkisini gözlemlemeye karar verdik. Hayvan dostu arkadaşlarımızla yaptığımız incelemeler doğrultusunda bazı bizim uygun görmediğimiz uygulamalarla karşılaştık. Bu arkadaşları belirledik, gerekenlerde belediye içerisinde yapılacaktır. Etimesgut, sokak hayvanları için örnek bir ilçe olacak. Niyetimiz budur.”
]]>KAYSERİ – AK Parti Kayseri Milletvekili Murat Cahid Cıngı; Sokak Köpekleri Yasası ile ilgili olarak; “Yasanın hiçbir maddesinde köpeklerin uyutulacağı diye bir gerçeklik yok” dedi.
AK Parti İl Başkanlığı’nda vatandaşlarla buluşarak sorunlarını dinleyen AK Parti Kayseri Milletvekili Murat Cahid Cıngı; mecliste kabul edilen Sokak Hayvanları Yasası ile ilgili İhlas Haber Ajansı’na açıklamalarda bulundu. Sokak köpekleri probleminin geleceği tehdit eden bir hakikat olduğunu söyleyen Cıngı; “Sokak köpekleri probleminin ülkemizin geleceğini, çocuklarımızı, gençlerimizi ve kendimizi de tehdit eden bir hakikat olduğunun kimse inkar etmiyor. Herkes bunu kabul ediyor mutabakat sağlanıyor. Bu iyi bir gelişme. Bunun çözümünde çeşitli metotlar öne sürüldü. Kayseri’mizde biz bu sorunu asgari seviyede yaşıyoruz. Büyükşehir belediyemizin, Talas, Kocasinan ve Melikgazi Belediyelerimizin de hayvan barınakları var. Belediye başkanlarımız yıllardır bu işe kafa yoruyorlar ve Kayseri’de sosyal hayatı tehdit eden bir duruma henüz gelmedi. İstanbul dahil olmak üzere birçok şehrimizde insanlar sokağa çıkma riskine girmek istemiyorlar. İstanbul’da oturan bir dostumuz boğaza yakın bir yerde oturuyor ve “köpek korkusundan gece boğaza inemiyorum” diyor. Nasıl bir seviyeye geldiğimizi düşünebiliyor musunuz. Bu problemin çözümünü de daha önce yakala, aşıla ve bırak diye bir çözüm üzerine bina edilmişti. Şuanda da bu köpekler artık sosyal hayata, cadde ve sokaklara çok fazla girdiği için barınaklarda yetiştirilsin ve sahiplenilsin. Hayvanseverlerimiz petshoplardan hayvan almasınlar, bu köpekleri sahiplendirsinler diye sahiplendirmeyi özendirecek bir formülasyon üzerine kanun çıktı” ifadelerini kullandı.
Hayvanları Koruma Kanunu ilk olarak 2004 yılında AK Parti’nin çıkardığını söyleyen Cıngı; çıkan yasada köpek öldürme, telef etme gibi maddelerin bulunmadığını söyleyerek; “Bu kanunlara hayvanları insanlar koruyacak tedbirler alındı ve hayvanlara eziyet edenlere ceza ve yaptırımlar getirildi. Bunu etrafında da şekillenen bir anlayış ile sokak köpekleri aşılandı, kısırlaştırıldı ve yine sokaklara bırakıldı ama şuanda popülasyonu ve nüfusu çok arttığı için bunun korunaklı alanlarda beslenmesi ön görülüyor. Küçük ama sesi çok fazla çıkan bir azınlık sanki çıkan yeni kanunda köpek öldürme, telef etme ve uyutma gibi bir formülasyon olduğu imajını uyandırdı. Böyle bir şey yok. Kanunun 17 maddesine bakarsanız hiçbir maddesinde köpeklerin uyutulacağı diye bir gerçeklik yok. Sadece 2014 yılında çıkan kanunda, köpekler salgın hastalık taşıyorsa, aşırı saldırgan ve zapt edilemiyorsa, insanları tehdit eder bir mahiyet arz ediyorsa veteriner raporu ile veterinerler kontrolünde uyutulur diye bir madde var zaten. Bu şimdiye kadar yapılmıyordu veya çok elzem olan durumlarda yapılıyordu. Mevcut kanunda aynısını tekrardan o kanunu atfederek ifade ediyor. Değişen bir şey yok. Yeni çıkan kanunda köpeklerin uyutulması, telef edilmesi gibi bir madde yok. Önceden neyse şuanda da aynısı devam edilsin isteniyor ama barınaklara alınsın, insanlar zararlı etkilerinden kurtarılsın, ondan sonrada vatandaşlarımız köpekleri sahiplensinler ve bu nüfus kontrol altına alınsın diye devletimizin bir ön görüsü var. Bundan sonra daha rahat ve sistemli bir sahiplenme olacağını tahmin ediyorum” diye konuştu.
]]>AK Parti Kayseri İl Başkanlığı’nda vatandaşlarla buluşarak sorunlarını dinleyen AK Parti Kayseri Milletvekili Murat Cahid Cıngı, TBMM’de kabul edilen Sokak Hayvanları Yasası ile ilgili İhlas Haber Ajansı’na açıklamalarda bulundu. Sokak köpekleri probleminin geleceği tehdit eden bir hakikat olduğunu söyleyen Cıngı, “Sokak köpekleri probleminin ülkemizin geleceğini, çocuklarımızı, gençlerimizi ve kendimizi de tehdit eden bir hakikat olduğunu kimse inkar etmiyor. Herkes bunu kabul ediyor, mutabakat sağlanıyor. Bu iyi bir gelişme. Bunun çözümünde çeşitli metotlar öne sürüldü. Kayseri’mizde biz bu sorunu asgari seviyede yaşıyoruz. Büyükşehir Belediyemizin, Talas, Kocasinan ve Melikgazi belediyelerimizin de hayvan barınakları var. Belediye başkanlarımız yıllardır bu işe kafa yoruyorlar ve Kayseri’de sosyal hayatı tehdit eden bir duruma henüz gelmedi. İstanbul dahil olmak üzere birçok şehrimizde insanlar sokağa çıkma riskine girmek istemiyorlar. İstanbul’da oturan bir dostumuz boğaza yakın bir yerde oturuyor ve ‘Kköpek korkusundan gece boğaza inemiyorum’ diyor. Nasıl bir seviyeye geldiğimizi düşünebiliyor musunuz. Bu problemin çözümü de daha önce yakala, aşıla ve bırak diye bir çözüm üzerine bina edilmişti. Şu anda da bu köpekler artık sosyal hayata, cadde ve sokaklara çok fazla girdiği için barınaklarda yetiştirilsin ve sahiplenilsin, hayvanseverlerimiz petshoplardan hayvan almasınlar, bu köpekleri sahiplensinler diye sahiplendirmeyi özendirecek bir formülasyon üzerine kanun çıktı” ifadelerini kullandı.
Hayvanları Koruma Kanunu’nu ilk olarak 2004 yılında AK Parti’nin çıkardığını söyleyen Cıngı, çıkan yasada köpek öldürme, telef etme gibi maddelerin bulunmadığını söyleyerek, “Bu kanunla hayvanları, insanlar koruyacak tedbirler alındı ve hayvanlara eziyet edenlere ceza ve yaptırımlar getirildi. Bunun etrafında şekillenen bir anlayış ile sokak köpekleri aşılandı, kısırlaştırıldı ve yine sokaklara bırakıldı ama şu anda popülasyonu ve nüfusu çok arttığı için bunun korunaklı alanlarda beslenmesi öngörülüyor. Küçük ama sesi çok fazla çıkan bir azınlık, sanki çıkan yeni kanunda köpek öldürme, telef etme ve uyutma gibi bir formülasyon olduğu imajını uyandırdı. Böyle bir şey yok. Kanunun 17 maddesine bakarsanız hiçbir maddesinde köpeklerin uyutulacağı diye bir gerçeklik yok. Sadece 2014 yılında çıkan kanunda, köpekler salgın hastalık taşıyorsa, aşırı saldırgan ve zapt edilemiyorsa, insanları tehdit eder bir mahiyet arz ediyorsa veteriner raporu ile veterinerler kontrolünde uyutulur diye bir madde var zaten. Bu şimdiye kadar yapılmıyordu veya çok elzem olan durumlarda yapılıyordu. Mevcut kanunda aynısını tekrardan o kanunu atfederek ifade ediyor. Değişen bir şey yok. Yeni çıkan kanunda köpeklerin uyutulması, telef edilmesi gibi bir madde yok. Önceden neyse şu anda da aynısı devam edilsin isteniyor ama barınaklara alınsın, insanlar zararlı etkilerinden kurtarılsın, ondan sonra da vatandaşlarımız köpekleri sahiplensinler ve bu nüfus kontrol altına alınsın diye devletimizin bir öngörüsü var. Bundan sonra daha rahat ve sistemli bir sahiplenme olacağını tahmin ediyorum” diye konuştu. – KAYSERİ
]]>Yenişehir Belediye Başkanı Ercan Özel’in, seçim vaatlerinden biri olan Yenişehir Belediyesi Canlı Hayvan Pazarı’nın ruhsat sorunu çözüldü. Yıllardır, uygun olmayan şartlarda ve kaçak olarak işletilen Canlı Hayvan Pazarı’nda göreve gelir gelmez çalışma başlatan Başkan Ercan Özel, gerekli alt yapıyı tamamladıklarını duyurdu. Tarım ve Orman İl Müdürlüğü’nden ruhsat aldıklarını ifade eden Başkan Ercan Özel, “Bugün ilçemizde yıllardır süregelen bir sorunun daha çözümünü sizlerle paylaşmanın mutluluğunu yaşıyoruz” dedi.
‘Kapanma tehlikesi vardı’
Yenişehir Belediyesi Hayvan Pazarı’nın kapanma tehlikesiyle karşı karşıya kaldığını ifade eden Başkan Ercan Özel, “Göreve başladığımız ilk hafta, tarım ve orman bakanlığı yetkilileri bizleri ziyaret ederek yıllardan bu yana gerekli uyarıları yaptıklarını, hayvan pazarının ruhsatının alınması gerektiğini, aksi takdirde kapatılacağını ve cezai yaptırımlar uygulanacağını ifade ettiler. Bu önemli uyarının ardından, ilçemizde faaliyet gösteren hayvan pazarının kapatılmaması ve geçimini hayvancılıkla sağlayan vatandaşlarımızın zor durumda kalmamaları için eksiklikleri hızla tespit ederek gerekli düzenlemeleri özenle gerçekleştirdik ve nihayetinde hayvan pazarımızın ruhsatını aldık” diye konuştu.
Düzenli ve kaliteli hizmet
Tarım ve Orman İlçe Tarım Müdürlüğü ile birlikte koordineli çalıştıklarını ifade eden Başkan Ercan Özel, “Hayvan pazarımızın ruhsatını almış olmak, sadece yasal bir zorunluluğu yerine getirmek değil, aynı zamanda pazarımızın daha düzenli ve kaliteli hizmet vermesi adına atılmış büyük bir adımdır. Bundan böyle, hayvan pazarımızda yapılan her işlem ve faaliyet, yasal zeminde ve halkımızın menfaatleri doğrultusunda gerçekleştirilecektir” ifadelerini kullandı.
‘Hastalık riski kalmayacak’
Başkan Ercan Özel, konuşmasına şöyle devam etti: “Her hafta salı günleri kurulan hayvan pazarında, ilçe tarım ve orman müdürlüğü yetkilileri ile veteriner hekimlerimiz hazır bulunacaklardır. Ayrıca hastalık riski taşıyan hayvanlar için de karantina alanı oluşturulmuştur. Bu çalışmalar sonucunda salgın ve parazitler nedeniyle hastalıkların yayılması engellenecek. Satış yerinin atık ve artıklarının toplum sağlığına zarar vermesinin önüne geçilecek. Bunun yanı sıra Kaçak ve hasta hayvanların girişine de izin verilmeyecek. İlçe tarım müdürlüğümüz küpeleme, pasaport ve sağlık raporlarıyla ilgili sürecin hızlandırılmasıyla ilgili her türlü desteği verecektir.”
Destek için teşekkür
Başkan Ercan Özel, konuşmasını şöyle tamamladı: “Bu ruhsatlandırma çalışmasıyla birlikte uzun yıllardır ilçemizde kaçak olarak hizmet veren ve kapanma tehlikesiyle karşı karşıya olan canlı hayvan pazarımızın hem kapanmasını önledik hem de uygun şartlarda hijyenik ortamda sağlıklı ve kaliteli olarak hizmet vermesini sağladık. Emeği geçen ilçe tarım ve orman müdürlüğü yetkililerimize, Yenişehir Celepler Derneğimize, Belediye çalışanlarımıza, hayvancı esnafımıza ve destek veren herkese teşekkür ediyorum.”
Tarım ve Orman Müdürlüğü’nden Ercan Özel’e teşekkür
Tarım ve Orman İlçe Müdürlüğü de Canlı Hayvan Pazarı’nın ruhsatlandırılması konusunda Yenişehir Belediye Başkanı Ercan Özel’in hassasiyetinden dolayı teşekkür etti. Tarım ve Orman İlçe Müdürlüğü açıklamada şu ifadelere yer verdi:
“İlçemizde Salı günleri faaliyet gösterecek olan Canlı Hayvan Pazarının, yapılan düzenlemeler ve incelemeler sonucunda “Hayvan Satış Yerlerinin Ruhsatlandırılma ve Denetleme Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik” şartlarını taşıdığı tespit edilmiştir. Pazarın ruhsatlandırma işlemi Bursa İl Tarım ve Orman Müdürlüğü tarafından yapıldı. Bu sayede hayvanların uygun teknik, sağlık ve hijyenik şartlara sahip bir ortamda alım-satımları gerçekleştirilebilecek, salgın ve paraziter hastalıkların yayılması engellenebilecek, satış yerinin atık ve artıklarının çevre ve toplum sağlığına zarar vermesinin önüne geçilebilecektir. Canlı Hayvan Pazarının İlçemize, ilimize ve yetiştiricilerimize hayırlı olmasını dileriz.” – BURSA
]]>Partisinin Eskişehir İl Başkanlığını ziyaretinin ardından bina önünde kendisini bekleyen vatandaşlara hitap eden Özel, yerel seçimlerde CHP’nin oylarını artırdığını, birçok belediyeyi kazandığını anımsattı.
Belediyelerin Sosyal Güvenlik Kurumuna (SGK) olan borçlarının tahsiliyle ilgili tartışmalara değinen Özel, şu değerlendirmelerde bulundu:
“Bütün belediyelere SGK’dan yazı yolladılar. Mersin’den başladı dün Ankara’da Çankaya Belediye Başkanımız söyledi, birçok belediye başkanımız… Teker teker herkese icra kağıdı geliyor. ‘Efendim SGK borçlarını faiziyle ödeyin.’ Kardeşim biz bu belediyelerin çok önemli bir kısmını sizden devraldık. Bu sefer devralmadıysak geçen sefer devraldık. Ankara’nın borcunu şişiren Melih Gökçek. Adam hayatında 1 lira SGK ödememiş ki bir vergi ödememiş ki geçen sefer almışız faiziyle katlanmış katlanmış buralara gelmiş.”
Millete çağrı yaparak büyük dayanışmayla, el birliğiyle en büyük yükleri kaldırabileceklerini anlatan Özel, “Biz buralara geçmişteki AK Parti’nin her türlü manipülasyonundan geliyoruz ama direnerek geliyoruz. Ayakta kalarak, öğrenerek geliyoruz. Bir de hiç kusura bakmasın bu sefer karşısında 47 yıl sonra birinci parti olmuş, yerel seçimlerden zaferle çıkmış Türkiye’nin en çok oy alan, Avrupa’nın en çok oy alan partisi var Cumhuriyet Halk Partisi var.” ifadesini kullandı.
Özel, dünyada en güçlü sosyal demokrat partinin Cumhuriyet Halk Partisi olduğunu ifade etti.
Kötülükle yola çıkanların başarılı olamayacağını, iyilerin kazanacağını dile getiren Özel, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Her gece karanlıktır ama günün doğmasına engel olamazsınız. Kötüler her zaman kötülük yapar ama iyiliğin kazanmasına engel olamazsınız. İyiler kazanacak, dürüstler kazanacak. Çalışkan olanlar kazanacak. Halktan yana olanlar kazanacak. Rantçılar, kötü niyetliler halkın kararına direnenler ve buna karşılık kötü planlar yapanlar kaybedecek. Ben milletimizi bu kötülüğün karşısında iyilikle, güzellikle ve belediye başkanlarımızın yapacağı hizmetlere sahip çıkarak, destek olarak bu ‘mali darbe girişimi’ni püskürtmeye davet ediyorum.”
Özel, Eskişehir’in Seyitgazi ilçesinden olan ve görev yaptığı Somali’de kalp krizi sonucu vefat eden Uzman Çavuş Seydi Ünlü ile 86 yaşında hayatını kaybeden tiyatro ve sinema oyuncusu Genco Erkal’a Allah’tan rahmet diledi.
“Talimatı uygulamayacağız”
Hayvanları Koruma Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un TBMM’de kabul edilmesine de değinen Özel, şunları kaydetti:
“Bu sorundan bu iktidar sorumlu. Niye sorumlu? Kırsaldaki yabani hayatın içine geçmiş ve köylerdeki aşırı üremeye Tarım ve Orman Bakanlığı eliyle bir çare üretmeden yani işin kaynağında kesmeden bu köpeklerin, bu şehirlerde yarattığı bu sorunu durduramayacağımızı veteriner hekimler söylüyor. Bir bütünleşik kampanya yapmak varken, kırsala Tarım ve Orman Bakanlığı, şehirlere belediyeler bakacakken 2020 yılında hep birlikte ‘Hayvan hakları fonu kurulsun’ diye Meclis raporuna, AK Parti, MHP, CHP, HDP o tarihte birlikte imza atmışken bu kanunu getirip, bütün yükü belediyelerin sırtına koyup, hayvan hakları fonunu kurmayıp yerine yalandan ‘sorunu hesaplattırdık.’ Mesela İstanbul’da ihtiyaç duyulan paranın yüzde 1,5’ini veriyorlar sadece. Sorunun yükünü belediyelerin sırtına bırakıp bir kenara çekilip ‘Yetki, sorumlu belediyelerde ben belediye başkanından hesap sorarım.’ Böyle bir anlayış yok.”
Bu konuyla ilgili yükün belediyelere verildiğini ancak para verilmediğini öne süren Özel, sözlerini şöyle tamamladı:
“Dün bütün belediye başkanlarımız teker teker açıkladı. Biz çaresiz kalsak da parasız kalsak da tüm imkansızlıklar olsa da bu gizli talimatı üstü örtülü ‘katliam yasası’ndaki talimatı uygulamayacağız. Bir tane cana kıymayacağız. CHP yaşatmak için var. Cumhuriyet Halk Partisi yaşam hakkını savunuyor. İnsan haklarını savunuyor. Doğa haklarını, savunuyor. Hayvan haklarını savunuyor. Birileri öldürme talimatı verebilir. Onların talimatına uyup da kimse böyle bir katliama kalkışmasın. 411 belediyemizle bulunduğumuz yerde duruyoruz. Gücümüz yettiğince toplarız. Gücümüz yettiğince barınak yaparız. Gücümüz yettiğince kısırlaştırırız. Gücümüz yettiğince sahiplendiririz. Gücümüz yetmiyorsa bilin ki sorumlusu bu iktidardır. Bunu da bu millete anlatırız.”
Özgür Özel’e, CHP Eskişehir Milletvekilleri Utku Çakırözer, Jale Nur Süllü ve İbrahim Arslan, Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Ayşe Ünlüce, Tepebaşı Belediye Başkanı Ahmet Ataç, Odunpazarı Belediye Başkanı Kazım Kurt, CHP İl Başkanı Talat Yalaz ve partililer eşlik etti.
]]>TARIM ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, TBMM Genel Kurulu’nda kabul edilen sahipsiz sokak hayvanlarına ilişkin düzenlemeye, “Bu bir ‘katliam’ yasası değildir, bu bir ‘sahiplendirme’ yasasıdır. Lütfen bu açıdan bakılsın” dedi.
Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, katıldığı televizyon programında sokak hayvanları düzenlemesine ilişkin konuştu. Yumaklı, bu yasadan önce birçok nahoş olay olduğunu söyleyerek, “Bu sorun hayvanların sahipsiz olma sorunudur; başıboşluluk. Çünkü eğer bir sahip yoksa sorumlu da yok. Dolayısıyla gittikçe büyüyen, çözüm mümkün olmayan bir süreç başlamış oldu. Biz evvel emirde sokaklarda sahipsiz hayvan, sahipsiz köpek olmamasına dönük bir çalışma başlatmış olduk. Süreç içerisinde çok doğru bilinen yanlışlar oldu. Aslında hiç olmayan veya gündeme getirilmeyen konular sanki varmış gibi söylendi. Hatta o kadar ileri gidildi ki, ‘katliam yasası geldi’ dendi. Çünkü böyle bir şey değil. Sokaklarda sahipsiz başıboş köpeklerin insanlara saldırması ya da sosyal alanları bir anlamda işgal etmesi normal midir? Buna taraflı-tarafsız herkes ‘hayır’ diyor. ‘Katliam yasası’ diyerek toplumun algısını gerçeklerden başka yere doğru yönlendirmek isteyenlere bir daha kanunu okumalarını tavsiye ediyorum. Sokaklarda sahipsiz hayvan olmaz, sosyal hayatı etkileyecek bu tür hususları engellemek için barınakları oluşturmanız lazım, kısırlaştırmalar yapmanız lazım, sahiplendirme kampanyaları yapmanız lazım, bütün bunlardan sonra yine hala başıboş hayvan varsa, belediyeler, yerel yönetimler bunları barınaklarda kendileri sahiplenmiş olarak hayatlarını idame ettirmelerine, devam ettirmelerine ortam hazırlamaları gerekiyor. Dolayısıyla şunu söylüyoruz; bu bir ‘katliam’ yasası değildir, bu bir ‘sahiplendirme’ yasasıdır. Lütfen bu açıdan bakılsın” dedi.
Yumaklı, önceki dönemde uygulamanın hayvanları yakalayıp, kısırlaştırdıktan sonra alınan yere bırakma şeklinde olduğunu; ancak bunun yapılmadığını söyleyerek, “Sorunu çözecek düzeyde kısırlaştırma ve rehabilitasyon süreçleri olmadı. Bir süre sonra da kendi haline bırakıldı zaten. Kendi haline bırakıldığından itibaren de hepimizi rahatsız eden ve hatta küçük çocuklardan başlayarak sokakta normal yürünmesini bile engelleyecek hususlar ortaya çıkmış oldu” ifadelerini kullandı.
‘TOPLUMSAL MUTABAKATIN OLUŞTUĞUNU HERKES GÖRDÜ’
Yumaklı, belediyeler CHP’ye geçtikten sonra özellikle bu düzenlemenin yapıldığı iddialarına ilişkin, “Yasada parti ayrımı mı var? Sorumluluklarla ilgili ‘şu parti, bu parti’ diye doğrudan ya da dolaylı bir ayrım mı yapılmış? Burada mevcut hali hazırda sorun teşkil eden hususların ortadan kaldırılması söz konusu idi. Hem çalışma böyleydi, hem meclis sürecindeki kanunlaşma sürecindeki gidişat da bu şekilde oldu. Zaten şu anda çıkmış olan yasa bu problemin çözümü için en uygun halidir. Burada aslında toplumsal mutabakatın oluştuğunu herkes gördü. Hakikaten maalesef böyle sessiz çoğunluk çok dar bir çevrenin tabiri caizse baskısına maruz kaldı; ama şu anda bu sorun çözülmüş oldu” diye konuştu.
‘SÜRATLİ BİR ŞEKİLDE YAPMAK ZORUNDALAR’
Kanununun, Resmi Gazete’de yayımlandığı andan itibaren yürürlüğe gireceğini belirten Bakan Yumaklı, “Belediyeler bununla ilgili bütün tedbirlerini o yürürlüğe giriş tarihinden itibaren almak durumundalar. Burada hali hazırda mevcutta barınakları olan belediyeler var. Olmayanlar da süratli bir şekilde bunun yapımına girmek zorundalar. 2028’e kadar bir mühlet diye bir şey yok. Zaten kanundaki şuydu; öncesinde de vardı, hali hazırda da devam eden bir husus bu. Belediyeler türüne göre kesinleşmiş olan bütçe gelirlerinin binde 3’ünü ya da ya da binde 5’ini ayırmak zorundalar bunlar için” dedi.
‘YAPTIRIMLARDA PARTİ AYRIMI YOK’
Bakan Yumaklı, yasayı uygulamayanlara ilişkin, “Bence en büyük yaptırım halkın vicdanıdır. Milletimiz gereğini yapar. Kanunda da yapmayanlara karşı hapis cezaları da dahil olmak üzere yaptırımlar var. Bu yaptırımlarda şu parti, bu parti ayrımı yok, yerel yönetimlerde. Kim görevini yerine getirmiyorsa buradaki yaptırımlara tabi olur. Biz bu kanundan sonra ikinci mevzuatın zaten hazırlıklarını büyük oranda tamamladık. Kanunun son haline gelmesini bekliyorduk. Kanunun son haline göre kanunda yer alan hususları uygulamasını da tarifleyerek bir yönetmelik çıkartmış olacağız. Doğa Koruma Milli Parklar Genel Müdürlüğü, bu konuda görevli genel müdürlüğümüz. Dolayısıyla bütün denetim hususlarını bu genel müdürlüğümüz takip edecek. Bu kayıtlık sistemi içerisinde bununla ilgili herhangi bir şekilde bunun istismarı noktasına giderse biz bunları takip edebilmiş olacağız zaten. Yine kanunda herhangi birisinin ister barınaktan sahiplenmiş olsun, isterse hali hazırda mevcutta sahipli hayvanını sokağa bıraktığında bunun da cezai yaptırımları var. Onlar da buna maruz kalmış olacaklar” ifadelerini kullandı.
‘HAYVANA EZİYETİN ÖNÜ AÇILMIYOR’
Bakan Yumaklı, sokak hayvanları için oluşturulan barakalara ilişkin, “Yakında yayımlayacağımız ikinci mevzuatta zaten bunların standartları belirlenmiş olacak. Onun dışındakilere izin vermeyeceğiz. Bu yasa çıktıktan sonra maalesef bazı spekülasyonlar yapılmaya başlandı. İşte efendim, ‘hayvanlara daha önceden yapıldığı gibi işkence edilecek.’ Bu yasa bundan önce olduğu gibi her hangi bir hayvana eziyet etmeyi, işkence yapmayı ya da insanlık dışı bir faaliyette bulunmayı gerektirecek bir şeyi haklı kılmıyor ya da bunun önünü açmıyor. Dolayısıyla orada mevcut halinde bunun yaptırımları neyse hiçbir eksilme olmadan aynısı devam edecek” dedi.
]]>TBMM Genel Kurulu’nda kabul edilen sahipsiz sokak hayvanlarına ilişkin, ‘Hayvanları Koruma Kanunu’nda Değişlik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın imzasıyla Resmi Gazete’de yayımlanmasının ardından yürürlüğe girecek.
TBMM Genel Kurulu’nda, sahipsiz sokak hayvanlarına yönelik düzenlemeler içeren 17 maddelik, ‘Hayvanları Koruma Kanunu’nda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’ kabul edildi. TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu’nda 3 gün, Genel Kurul’da ise 2 gün süren görüşmelerin ardından kabul edilen kanun, Cumhurbaşkanlığına gönderildi. Kanun, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın imzasıyla birlikte Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girecek. Resmi Gazete’de yayımlanmasının ardından kanunun iptali için Anayasa Mahkemesine başvuruda bulunabilmek için 60 günlük süre bulunuyor. CHP Genel Başkanı Özgür Özel, yaptığı açıklamada, kanunu Anayasa Mahkemesi’ne götüreceklerini söyleyerek, “En kısa zamanda yürütmeyi durdurma talebiyle bunu yapacağız” dedi.
KOMİSYONDA İKİ MADDE DEĞİŞTİ
Teklifin komisyon toplantılarında 4’üncü ve 5’inci maddelerinde değişiklik yapıldı. 4’üncü maddede yapılan değişiklikle, sokak hayvanları arasındaki ayrım netleşti. Buna göre, sokaktan toplanarak rehabilitasyon işlemleri gerçekleştirilecek olan kedilerin doğal hayata salıverilmesi öngörülürken köpekler ise sahiplendirinceye kadar bakımevlerinde kalacak. 5’inci maddedeki değişiklikle bakımevlerinde toplanacak köpeklerden insan ve hayvanların sağlığı için tehlikeli olan, olumsuz davranışları kontrol edilemeyen, bulaşıcı veya tedavi edilemeyen hastalığı bulunan ya da sahiplenilmesi yasak olan hayvanlara yapılması planlanan, ‘Ötenazi’ ibaresi kanundan çıkarıldı. Bunun yerine, ‘Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu’nun 9’ncu maddesinde yer alan madde getirilerek, ‘Hayvanlara ötenazi yapmak yasaktır. Ancak, hayvanlara acı ve ıstırap çektiren veya iyileşme durumu bulunmayan hastalık durumlarında, akut bulaşıcı bir hayvan hastalığının önlenmesi ya da eradikasyonu amacıyla veya insan sağlığı için risk oluşturan durumlarda, davranışları insan ve hayvanların hayatı ve sağlığı için tehlike teşkil eden ve olumsuz davranışları kontrol edilemeyen durumlarda veteriner hekim tarafından ötenazi yapılmasına karar verilebilir. Ötenazi işlemi veteriner hekim tarafından veya veteriner hekim gözetiminde yapılır’ hükümleri eklendi.
BÜTÇE ÜZERİNDEKİ HARCAMANIN YÜZDE 40’I BAKANLIKTAN
Kanun ile birlikte büyükşehir belediyeleri, il belediyeleri ve nüfusu 25 bini aşan belediyelere, sahipsiz veya güçten düşmüş ya da tehlike arz eden hayvanların korunması ve sahiplendirilinceye kadar bakımının yapılması ile rehabilitasyonu sağlamak için hayvan bakımevleri kurmalarına 31 Aralık 2028’e kadar süre tanınacak. Bununla birlikte belediyeler en son bütçe gelirlerinin binde 5’i, büyükşehirler ise binde 3’ü kadar kaynak ayırmakla yükümlü olacak. Genel Kurul’da kanunun 14’üncü maddesinde değişiklik yapıldı. Değişikliğe göre, belediyeler kanun ile ayrılan bütçelerin üstünde yaptığı harcamaların yüzde 40’lık dilimini Hazine ve Maliye Bakanlığı’ndan ödenek olarak alabilecek. Kanun ile belirtilen kaynağı ayırmayan, sahipsiz hayvanları toplamayan, bakımevleri kurmayan belediye başkanı ve yetkililerine 6 aydan 2 yıla kadar hapis cezası verilecek. Ayrıca sahip olduğu hayvanı sokağa bırakması durumunda aldığı 2 bin liralık ceza 60 bin liraya kadar çıkarılacak.
]]>Sahipsiz hayvanlara ilişkin yürütülecek çalışmalarda, tereddüde mahal verilmemesi, kedi ve köpeklerin sahipli hayvan statüsüne alınabilmesi için Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu kapsamında Tarım ve Orman Bakanlığı veri tabanına kaydedilmesi zorunluluğu bulunduğundan “sahipli hayvan” ve “sahipsiz hayvan” kavramları açık şekilde tanımlanacak. Uygulamada tereddüde mahal verilmemesi amacıyla ve Kanun’daki “yakala-kısırlaştır-sal” metodunun kaldırılması nedeniyle hayvan bakımevi tanımında uyum değişikliği yapılacak. Hayvan bakımevinin tanımı, “Bakanlıktan izin alınmak suretiyle kurulan ve hayvanların sahiplendirilinceye kadar barındırıldığı ve rehabilite edildiği bir tesis” şeklinde değiştirilecek.
Sahipsiz ve güçten düşmüş hayvanların hayvan bakımevlerine toplanması ve buralarda rehabilite edilerek sahiplendirilinceye kadar bakılacak olması sebebiyle bakımevleri dışında bir hayvana bakmanın onun yasal sorumluluğunu alarak sahiplenilmesi suretiyle mümkün olabileceği ilkesi kabul edilecek. Kanun’un ilkeleri arasında yer alan “Evcil hayvanlar, türüne özgü hayat şartları içinde yaşama özgürlüğüne sahiptir. Sahipsiz hayvanların da sahipli hayvanlar gibi yaşamları desteklenmelidir.” ifadesi yürürlükten kaldırılacak.
Hiçbir maddi kazanç ve menfaat amacı gütmeksizin, sadece insani ve vicdani sorumluluklarla, sahipsiz ve güçten düşmüş hayvanları sahiplenmek isteyen ve Kanun’da öngörülen koşulları taşıyan gerçek ve tüzel kişilerin teşviki ve bu kapsamda eş güdüm sağlanması esas olacak. Yerel yönetimler, gönüllü kuruluşlarla iş birliği içerisinde, sahipsiz hayvanların sahiplendirilinceye kadar bakılmaları için hayvan bakımevleri kurarak onların bakımlarını ve tedavilerini sağlayacak, eğitim çalışmaları yapacak. Hayvan bakımevlerine alınan hayvanlardan rehabilite edilen köpekler sahiplendirilinceye kadar bu yerlerde barındırılacak. Doğru ve güncel veri sağlanabilmesi amacıyla hayvan bakımevlerine alınan hayvanlar Tarım ve Orman Bakanlığı veri sistemine kaydedilecek.
TEŞVİK VE İDARİ TEDBİRLER
Bakımevine alınan köpeklerden insan ve hayvanların hayatı ve sağlığı için tehlike teşkil eden ve olumsuz davranışları kontrol edilemeyen, bulaşıcı veya tedavi edilemeyen hastalığı bulunan ya da sahiplenilmesi yasak olanlarına, Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu’nun 9. maddesindeki “Hayvanlara ötenazi yapmak yasaktır. Ancak, hayvanlara acı ve ıstırap çektiren veya iyileşme durumu bulunmayan hastalık durumlarında, akut bulaşıcı bir hayvan hastalığının önlenmesi ya da eradikasyonu amacıyla veya insan sağlığı için risk oluşturan durumlarda, davranışları insan ve hayvanların hayatı ve sağlığı için tehlike teşkil eden ve olumsuz davranışları kontrol edilemeyen durumlarda veteriner hekim tarafından ötenazi yapılmasına karar verilebilir. Ötenazi işlemi veteriner hekim tarafından veya veteriner hekim gözetiminde yapılır.” hükümleri uygulanacak.
Yerel yönetimler sahipsiz köpeklere ilişkin yürüttüğü iş ve işlemlerde Ev Hayvanlarının Korunmasına Dair Avrupa Sözleşmesi kapsamında gerekli idari tedbirleri almaya yetkili olacak. Hayvanlara yapılacak müdahalenin sadece tıbbi gerekçelerle değil Kanunda yer alan diğer istisnai durumlarda da yapılabilmesine imkan sağlanacak. “Yerel yönetimler adına toplanan sahipsiz hayvanların bakımevi dışında bir yere terk edilmesi veya bakımevinde barındırılan köpeği bakımevi dışında bir yere bırakmak” fiilleri yasak kapsamına alınacak. Böylece sahipsiz hayvanların toplanması, hayvan bakımevlerine götürülmesi ve bu hayvanların sahiplendirilinceye kadar hayvan bakımevi bünyesinde bakılmasına ilişkin hükümlerin uygulanmasının ve yerel yönetimlerin görev ve sorumluluklarını eksiksiz olarak yerine getirmelerinin sağlanması amaçlanacak.
İl Hayvanları Koruma Kurulunun görevleri arasına, sahipsiz hayvanların korunmasına yönelik yürütülen çalışmaların yanı sıra insan, hayvan ve çevre sağlığını korumaya yönelik olarak sahipsiz hayvanlardan kaynaklı sorunları belirlemek ve bu sorunlara ilişkin çözüm önerileri üretmek eklenecek. Düzenlemeyle başta yerel yönetimler olmak üzere diğer ilgili kurum ve kuruluşlara yapılacak desteğin kapsamı genişletilecek. Buna göre de insan, hayvan ve çevre sağlığının korunması amacıyla bakımevleri, hastaneler ve ameliyathaneler kurmak; bunlara ilişkin ilaç, alet ve ekipmanları temin etmek ile bakımevlerinde bakım, rehabilitasyon ve sahiplendirme gibi faaliyetleri yürütmek için başta yerel yönetimler olmak üzere diğer ilgili kurum ve kuruluşlara teşvik veya Bakanlıkça uygun görülen miktarlarda mali destek sağlanacak.
ÖDENEKLER BAŞKA BİR AMAÇ İÇİN KULLANILAMAYACAK
Hayvanları korumaya yönelik hükümlere aykırı hareket eden veya sahiplendiği hayvanların bakımını ciddi şekilde ihmal eden ya da onlara ağrı, acı veya zarar veren kişilerin denetimle yetkili merci tarafından hayvan bulundurması yasak olacak ve hayvanlarına el konulacak. Söz konusu hayvanlardan sahiplendirilme niteliği olanlar sahiplendirilinceye kadar hayvan bakımevinde barındırılacak. Caydırıcılığın sağlanması amacıyla sahipli hayvanın sahibi tarafından terk edilmesi kabahatine ilişkin idari para cezası hayvan başına 2 bin liradan 60 bin liraya çıkarılacak. Yerel yönetimler adına toplanan sahipsiz hayvanları bakımevi dışında bir yere terk eden veya bakımevinde barındırılan hayvanı bakımevi dışında bir yere bırakanlara ise hayvan başına 50 bin lira idari para cezası verilecek.
Kanunla, sokakta bakıma ve korunmaya ihtiyacı olacak sahipsiz hayvan bulunmaması amaçlandığı için Hayvanları Koruma Kanunu’ndaki “yerel hayvan koruma görevlileri”ne ilişkin hüküm yürürlükten kaldırıldı. Büyükşehir belediyeleri, il belediyeleri ve nüfusu 25 bini aşan belediyeler, sahipsiz veya güçten düşmüş ya da tehlike arz eden hayvanların korunması ve sahiplendirilinceye kadar bakımının yapılması ile rehabilitasyonunun sağlanması amacıyla hayvan bakımevleri kuracak. Belirtilen hayvanlar, ilgili belediyeler tarafından hayvan bakımevine götürülecek. Hayvan bakımevi kurma zorunluluğu olmayan belediyeler ile il özel idareleri, sorumluluk alanındaki bu hayvanları en yakın hayvan bakımevine götürecek. Belirtilen kaynağı ayırmayan belediye başkanı ve meclis üyeleri ile ayrılan kaynağı hayvan bakımevi kurmak, sahipsiz hayvanları toplamak, rehabilite etmek veya sahiplendirilinceye kadar bakmak için harcamayan veya bu kaynağı başka amaçlar için sarf eden belediye başkanı ve belediye yetkililerine 6 aydan 2 yıla kadar hapis cezası verilecek. Söz konusu belediyeler 31 Aralık 2028’e kadar belirtilen hayvan bakımevlerini kurmakla ve mevcut bakımevlerinin koşullarını iyileştirmekle yükümlü olacak.
“BU KANUNDA ÖLDÜRME YOK, SAHİPLENME VAR”
Belediyeler, 31 Aralık 2028’e kadar hayvan bakımevleri kurmak, rehabilitasyon işlemlerini gerçekleştirmek ve sahipsiz hayvanlara sahiplendirilinceye kadar bakmak için kesinleşmiş en son bütçe gelirlerinin binde 5’i oranında kaynak ayıracak. Bu oran, büyükşehir belediyelerinde binde 3 olarak uygulanacak. Belediyelerce bu oranların üzerinde yapılan harcamaların yüzde 40’ı, Hazine ve Maliye Bakanlığınca belediyeye aktarılacak. Aktarılacak tutar hiçbir şekilde maddedeki oranların yüzde 40’ını geçemeyecek. Ayrılan ödenekler başka bir amaç için kullanılamayacak. Kedi ve köpek sahipleri, hayvanlarını en geç 31 Aralık 2025’e kadar dijital kimliklendirme yöntemleriyle kayıt altına aldırmak zorunda olacak. Teklifin görüşmeleri sırasında söz alan AK Parti Grup Başkanı Abdullah Güler, bazı milletvekillerinin “medeni dünya”, “bilimsel görüş” söylemlerini kullandığını ifade etti. ABD’de, İngiltere’de sahiplenilmeyen hayvanlara ötanazi yapıldığını belirten Güler, muhalefet milletvekillerinin “Bu kanun, öldürme kanunu” dediğini aktararak, “Bu kanunda öldürme yok, sahiplenme var, teşvik var.” dedi. Güler, şunları kaydetti; “Dünya Sağlık Örgütü raporlarını okuduk. Tarım ve Orman ile Sağlık bakanlıklarımızın raporlarını okuduk. Grup Başkanvekilimiz Bahadır Yenişehirlioğlu başkanlığında akademisyenleri, sanatçıları, hayvanseverleri, mağdur aileleri, evladı, kızı vefat edenleri dinledik. Bu ölçüler ışığında teklifi hazırladık. Teklifin hayırlar getirmesini diliyorum. Belediye başkanlarımıza güçlü destek veriyoruz. Barınakları kurun. Kısırlaştırma seferberliği yapalım, aşılayalım. Vicdanlarınıza sesleniyorum, barınakları kurun.”
Kanun teklifinin görüşmelerinin son bölümünü CHP Genel Başkanı Özgür Özel, İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, DEM Parti Eş Genel Başkanı Tulay Hatımoğulları Oruç da izledi. TBMM Başkanvekili Celal Adan, teklifin oylanmasından önce yaptığı konuşmada, Meclisin 1 Ekim’e kadar tatile gireceğini belirtti. 28. Yasama Dönemi 2. Yasama Yılı’nda Meclis’te çok sayıda önemli düzenleme yapıldığını ifade eden Adan, ayrıca TBMM’nin bu süreçte milletin sesini dünya kamuoyuna duyurduğunu vurguladı. Teklifin yasalaşmasının ardından, TBMM Genel Kurulu tatile girdi. TBMM Başkanvekili Celal Adan, birleşimi, 1 Ekim Salı günü saat 15.00’te toplanmak üzere kapattı.
]]>TBMM Genel Kurulunda sahipsiz hayvanlara yönelik düzenlemeler içeren Hayvanları Koruma Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin tümü üzerindeki görüşmeler tamamlandı.
Bölüm üzerinde söz alan Saadet Partisi Grup Başkanvekili İsa Mesih Şahin, kanun teklifinde sahipsiz köpeklerin sokaktan toplanması, kısırlaştırılması ve sahiplendirilinceye kadar barınaklarda tutulmasının öngörüldüğünü ancak sonrasındaki durumunun ise belirsiz olduğunu söyledi.
Hayvanların sahiplendirilmesi konusunda vatandaşlara teşviklerin ortaya konulması gerektiğini ifade eden Şahin, “Buradaki temel sorun, barınakların yetersizliği ve mevcut koşulların kötü halidir. Barınaklarda önce sahipsiz hayvanların yaşatılabileceği özel yaşam alanları, doğal yaşam parkları oluşturulması gerektiğini savunuyoruz. Toplayalım, kısırlaştıralım, aşılayalım ve doğal yaşam parklarında güven içinde yaşatalım diyoruz.” şeklinde konuştu.
Şahin, kanun teklifiyle merkezi yönetimin sorumluluğu daha çok belediyelerin üzerine bıraktığını belirterek, “Belediyeler bu yükü tek başına kaldıramaz. Merkezi yönetimin belediyelere bütçe desteği sağlaması önemlidir. Özel yaşam alanları için belediyelere özel alanlar da tahsis edilmelidir.” dedi.
İYİ Parti İzmir Milletvekili Ümit Özlale, kanun teklifinin hayvanları korumaya yönelik olmadığını öne sürerek, sokakların daha güvenli hale getirilmesi için çözümlerin olduğunu söyledi.
Veteriner Hekimleri Birliği, özel poliklinikler, hayvanseverler, kamu kurumları, belediyelerle beraber hayvan hakları kurulunun oluşturulmasını savunan Özlale, şunları kaydetti:
“Bu işe bir çözüm getirelim. Öbür türlü getireceğiniz yasa, sizin elinizi kana bulamaktan başka hiçbir işe yaramaz. Eğer bizler bu seferberlikte de başarılı olursak zaten sokak hayvanlarının yaşama süresi maalesef 5 ila 7 yıl, çok değil dört sene içerisinde sokak hayvanlarının sürdürülebilir bir sayıya ulaşacağını görebiliriz. Yani çözüm var ve bu çözüm insanların güvenliği ile sokak hayvanlarının yaşam hakkı arasında bir tercih yapmayı da gerektirmiyor.”
MHP Adana Milletvekili Muharrem Varlı, kanun teklifinin hazırlanırken uzman görüşlerinin alınmadığı eleştirilerinin gerçeği yansıtmadığını ifade ederek, komisyon görüşmeleri sırasında da uzmanların ve sivil toplum kuruluşlarının dinlendiğini söyledi.
Yasanın özünde sokaklarda hem hayvanların hem de insanların hayatını koruyabilmek olduğunu dile getiren Varlı, “Kanunun özünde de ‘Al kısırlaştır ve sahiplendir’ var. Barınaklar konusunda ciddi eksiklikler var. Bunların bir an önce tamamlanması lazım. Barınakları hayvanların orada en iyi şartlarda yaşayabileceği hale getirmemiz lazım. Bunun Türkiye’de birçok belediye de örnekleri var. Belediyelere verilecek yetkiler, Tarım ve Orman Bakanlığının da katkısıyla barınakları yapıp hayvanlara en iyi koşulları sağlamamız lazım.” dedi.
Varlı, hayvan hakları konusunda daha önce birçok yasanın çıkarıldığını hatırlatarak, “Bu yasalar yetirince kabul görmemiş ya da uygulanmadığı için bugün hayvan popülasyonunda çok ciddi artış var. Bu popülasyonu azaltmak ve en asgariye indirmek için zaten bu yasa yapılıyor.” ifadelerini kullandı.
DEM Parti İzmir Milletvekili Burcugül Çubuk, insanların da bir kuş ve balık kadar yaşam hakkına sahip olduğunu savunarak, “Onların yaşam hakkı bir Mecliste durdurulduğu takdirde insanın da yaşam hakkı yoktur. Burada ‘Sokakta yaşayan köpekler nasıl öldürülecek?’ diye tartışıyorsak yarın ‘Biz, bu insanların önce hangilerini öldürelim, sonra nasıl öldürelim?’ deriz.” şeklinde konuştu.
Sahipsiz hayvanlarla ilgili sorunun çözümü için önerilerde bulunan Çubuk, “Canlı, özellikle cins canlı üretimi engellenmeli, hayvan dövüştürme engellenmeli, dövüştürülen canlılar korunmalı, yunus parkları ve hayvanat bahçeleri kapatılmalı, canlıların satışı yasaklanmalıdır. Bunlar suç olarak tanımlanmalı ve cezaları caydırıcı olmalı. Bir cins hayvanı üretip satana 80 bin lira ceza, devede kulaktır. Hayvanlara yönelik şiddet, işkence, cinayet suçları mala zarar olarak değil cana zarar olarak tanımlanmalıdır.” diye konuştu.
“Teklifi derhal geri çekin”
CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın, kanun teklifinin, Meclisin ziyaretçiye kapatıldığı bir pazar günü görüşüldüğünü belirterek, “Meclisi kapatmak yerine keşke bu localarda kanun teklifini destekleyen, desteklemeyen tüm yurttaşlarımız olsaydı da onların gözetimi ve denetimi altında bu yasayı konuşabilseydik.” dedi.
Başıboş hayvan popülasyonunun artması, barınakların yetersiz olması ve kısırlaştırmaların yapılmaması gerekçesiyle kanun teklifinin hazırlandığını dile getiren Günaydın, daha düne kadar Türkiye’nin neredeyse tüm belediyelerinin AK Parti’de olmasına rağmen bu eksikliklerin tamamlanmadığını söyledi. Günaydın, “Son 15 yılda 1 milyon 200 bin hayvan kısırlaştırılmışsınız, CHP’li belediyeler ise 2019’dan 2024’e kadar 1 milyon 300 bin hayvan kısırlaştırmış. Demek ki biz, sizin 15 yılda yaptığınızdan daha fazlasını 5 yılda yapmışız.” diye konuştu.
Günaydın, 2002 yılında 120 barınak olduğunu, son 20 yılda sadece 200 barınak daha yapıldığının altını çizerek, 2028 yılına kadar yaklaşık 4 milyon hayvanı içine alacak barınak inşa edilmesinin mümkün olmadığını savundu. Bu kanun teklifiyle özellikle CHP’li belediyelerin zor duruma düşeceğini savunan Günaydın, “Hayvan barınağının tanesi 60 milyon lira. 1600 barınak için 96 milyar lira bütçeye ihtiyaç var. Bir barınağın aylık maliyeti 20 milyon lira. Sizin bu barınakları çalıştırabilmeniz için ayda 35 milyar, yılda 960 milyar lira kaynağa ihtiyacınız var. Bu kaynağı nereden bulmayı planlıyorsunuz?” diye sordu.
Günaydın, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Teklifi derhal geri çekin, Türkiye Belediyeler Birliği dahil olmak üzere herkesle müzakereyi yapın, paydaşlarla yeniden görüşün, sorumluluğu sadece belediyelere değil bakanlıklara da dağıtın. 2019 Komisyonunda olduğu gibi fonu kur, belediyelere fon ver, 2 milyon dişi köpeği, yılda 700 binini kısırlaştıracak şekilde kampanyaya gir, aşılamayı etkinleştir, yılda 30 bin civarında olan sahiplendirmeyi 100 bine çıkar, saldırganlık eğitimi gösteren köpekleri öldürme, rehabilite et. Bir tek yurttaşımıza sahipsiz köpek saldırmasın, bunun önlemini al, bunun üzerinden propaganda yapma. STK’lerle birlikte çalış, hayvan öldürmekten vazgeç.”
“Kontrol edilemeyen köpek popülasyonu maddi ve manevi kayıplara sebep oluyor”
AK Parti Grup Başkanvekili Bahadır Yenişehirlioğlu, hayvanların rahat yaşamalarını, iyi ve uygun muamele edilmesini, hayvanların acı ve eziyet çekmelerine karşı en iyi şekilde korunmalarını sağlamak amacıyla 2004 yılında Hayvanları Koruma Kanunu’nun kabul edildiğini, 2021 yılında da aynı kanunda yapılan değişikliklerle hayvanların mal statüsünden çıkarılarak canlı statüsüne alınmasının sağlandığını anlattı.
Mevcut kanunun, başıboş köpeklerin rahat yaşamasını ve can güvenliğini tam anlamıyla sağlayamadığı gibi insanların ve diğer canlıların yaşadıkları sorunları çözmekte yetersiz kaldığının altını çizen Yenişehirlioğlu, şöyle konuştu:
“Başıboş, sahipsiz köpekler, son yıllarda popülasyonu kontrol altına alınamaması nedeniyle giderek büyüyen bir sorun haline gelmiştir. Sayıları her geçen gün artan ve sokaklarda sürüler halinde yaşamaya başlayan başıboş köpekler, en temel insan hakkı olan yaşam hakkını dahi tehdit eder bir boyuta ulaşmıştır. Halihazırda yaşanan sahipsiz hayvan sorununun farklı boyutları da bulunmaktadır. Bir bölgede sahipsiz hayvan sorununun artması sonucunda orada yaşayan insanların, vücut bütünlüğü, can güvenliği ve yaşam standartları tehlikeye girmektedir. Emniyet Genel Müdürlüğü verileri doğrultusunda 2019-2023 yıllarında hayvana çarpma şeklinde 3 bin 534 trafik kazası, buna bağlı olarak 55 ölüm, 5 bin 147 yaralanma meydana gelmiştir. Sahipsiz hayvanların kamusal alanlarda beslenmesi vatandaşlar arasında sözlü ve fiziksel tartışmalara sebep olmakta, bu da toplumsal gerginliği arttırmaktadır. Başıboş köpek saldırısı sonucu yaralanan ve hayatını kaybedenlerin medyaya yansıyan haber ve görüntüleri infiale neden olmakta ve bu da kamu kurumlarına güvenin azalmasına neden olmaktadır.”
Yenişehirlioğlu, “Kontrol edilemeyen sahipsiz köpek popülasyonu nedeniyle artan saldırılar, kuduz vakaları, zoonoz hastalıklarıyla maddi ve manevi kayıplara sebep olunmaktadır. Bu durum Anayasa ile koruma altına alınan sağlık, güvenlik, yaşam hakkı, maddi varlık ve vücut bütünlüğünün korunması gibi insan haklarının ihlalleriyle sonuçlanmaktadır. Sahipsiz hayvanlar, koyun, keçi, inek, tavuk gibi ekonomik değeri olan hayvanlara saldırarak maddi kayıplara sebebiyet vermektedir. Ülkemiz DSÖ’nün yayımladığı kuduz riski temasının yüksek olduğu ülkeler kategorisinde yer almaktadır.” şeklinde konuştu.
Konuşması sırasında muhalefet milletvekillerinin sık sık sataşmada bulunduğu Yenişehirlioğlu, Genel Kurula hitabının bir bölümünde sesini yükseltti. Sahipsiz hayvanların koyun, keçi, inek, buzağı, tavuk gibi ekonomik değeri olan çiftlik hayvanları için tehdit oluşturduğunu belirtirken “sahipsiz hayvanlar” ifadesini yüksek sesle söyleyen Yenişehirlioğlu’na muhalefet milletvekilleri tepki gösterdi.
Tartışmalar üzerine Meclis Başkanvekili Bekir Bozdağ, birleşime ara verdi.
Aranın ardından yeniden söz alan Yenişehirlioğlu, Mecliste en uzlaşmacı, herkesle diyalog kuran ve muhabbeti önemseyen biri olduğunu belirterek, “Kürsüde okuduğum metnin dışında doğaçlama bir şey söylemedim. Konuşmamı yaparken sesler yüksekti. Eleştiriler yükselince doğal olarak oradaki konuşmacı sesini yükseltiyor, el kol hareketleri yapabiliyor. Bir Allah’ın kulunu kastettiysem öbür dünyada gün yüzü görmeyim. Öyle bir kastım yok. Hepiniz benim için değerlisiniz, anlamlı ve önemlisiniz. Kalbinizi istemsiz, bilinçsiz olarak kırdıysam hepinizden helallik istiyor, özür diliyorum.” şeklinde konuştu.
]]>ABD’li sinema yıldızı Marilyn Monroe’ya benzerliğiyle bilinen ve ‘Mardinli Monroe’ olarak tanınan Melek Karahan, yeni ameliyat ettirdiği köpeğini dövdüğünü iddia ettiği bazı kişilerle yaşadığı tartışma sonrası sosyal medya hesabından paylaştığı videoda, “Kızıltepe, Urfa, Viranşehir, Ceylanpınar, sizden nefret ediyorum. Bu insanlar benim iş yerimin önünden de geçmesinler” dedi. Karahan, gelen tepkiler üzerine bir video daha paylaşarak, “Ben her zaman söylüyorum; hayvan sevmeyen insanları sevmiyorum. Hayvan sevmeyen doğayı sevemez, çok bencil olur. Çok tehlikeli insanlardır. O yüzden o insanlardan uzak durun. Eğer bir hayvana, kadına şiddet uyguluyorsa çok tehlikelidir. Zaten paylaşımlar yapılıyor, karalama kampanyaları yapılıyor. Hiç umurunda değilsiniz tamam mı? Kızıltepe, Viranşehir, Ceylanpınar, Urfa; istemiyorum, gelmeyin. Benim iş yerime gelmeyin, fotoğraf çekmek için. Bana bir faydanız yok” dedi.
‘MARDİN HALKI ADINA SUÇ DUYURUSUNDA BULUNDUK’
Paylaşımların ardından Mardin Barosu avukatlarından Gurbet Bilbay, ‘Hakaret’ ve ‘Bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığını rencide etme’ suçundan Melek Karahan hakkında suç duyurusunda bulundu. Mardin halkı adına suç duyurusunda bulunduğunu söyleyen avukat Bilbay, “Halkımızdan da destek bekliyoruz. Zaten bununla ilgili imza kampanyası da başlattık. Kendisinin Mardin halkını sevmediğini biliyoruz. Her defasında bize sövmeleri, hakaretleri hiçbir şekilde bitmiyor ve bununla alakalı gerekenin yapılmasını istiyoruz” diye konuştu.
‘KIZGINLIKLA SÖYLEDİM, ÖZÜR DİLİYORUM’
Söz konusu videoları Kızıltepeli birileriyle yaşadığı tartışma sonrası paylaştığını belirten Melek Karahan, il ve ilçe isimleri sayarak genelleme yaptığı için üzgün olduğunu, bu yerleşim yerlerindeki hayvanseverlerden özür dilediğini belirtti. Karahan, şunları söyledi:
“İş çıkışı evime giderken yeni ameliyat yaptırdığım sokak köpeğine Kızıltepe’den birinin taş attığını görünce ‘Neden atıyorsunuz?’ diye sordum. O da ‘Kendimi korumak amaçlı atıyorum’ dedi. Dedim ki, ‘Ne yaptı bu köpek size?’ Orada bir tartışmamız başladı. Kızım darbedildi. Oradan biraz yukarı doğru video çekerek gittim. Dedim ki, ‘Kızıltepe, Viranşehir, Ceylanpınar, Urfa gibi bölgeleri hayvan sevmedikleri için sevmiyorum’ dedim. ‘Benim iş yerime gelmesinler’ dedim. Tabii daha sonra bu videoyu alarak bazı yerel haber siteleri insanları kışkırtarak üzerime tehditler, hakaretler gibi, üzerimden bir propaganda yapmaya başladılar. Bununla alakalı savcılığa suç duyurusunda bulundum. Ben kendilerine ne hakaret ettim ne de küfrettim. ‘Benim iş yerime gelmeyin’ dedim. Bunu genellediğim için üzgünüm. Oralardaki güzel insanlar bana dediler ki, ‘Melek Hanım, biz ne yaşadığınızı biliyoruz.’ Ben her gün saldırıya uğruyorum. Sabah evden çıktığımda, ‘Acaba bugün başıma ne gelecek, beni, kedimi ve köpeğimi kim dövecek?’ diye düşünüp bu psikoloji ile yaşıyorum. Benim çocuğumun da psikolojisi bozuldu.”
]]>(ANKARA) – Yaşam hakkı savunucularının, Hayvanları Koruma Kanunu’nda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu’nda kabul edilmesi sonrası protesto eylemleri devam ediyor. Ankara’da Sakarya Caddesi’nde bir araya gelen Yaşam İçin Yasa İnisiyatifi, Hayvan Yaşam Özgürlük İnisiyatifi üyeleri ve yurttaşlar yaptıkları basın açıklamasıyla teklife tepki gösterdi. Meclis’e yürümek isteyen kitleye polis müdahale etti, 4 kişi gözaltına alındı.
17 maddeden oluşan Hayvanları Koruma Kanunu’nda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’ni 62 gündür Sakarya Caddesi’nde protesto eden yaşam hakları savunucuları, teklifin Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu’nda kabul edilmesinin ardından TBMM’ye yürümek istedi. Kitlenin yürüyüşüne izin vermeyen polis ile eylemciler arasında çıkan arbedede 4 kişi gözaltına alındı. Polisin eylemcileri sürüklereyerek ve yere yatırarak gözaltına aldığı görüldü. Protestoya oturma eylemi ile devam eden yaşam hakkı savunucuları gözaltına alınanların serbest bırakılmasını talep etti.
Kitle adına basın açıklamasını okuyan Ezgi Eylem Geziş, yasa teklifinin maddelerine dikkat çekerek şöyle konuştu:
“Kabul edilen 4. madde ile birlikte Yakala-Kısırlaştır-Aşıla-Bırak metodu yerine Yakala-Kısırlaştır-Tut-Sahiplendir metoduna geçilmiştir. Bu da yıllardır uygulanmayan mevcut kanunun 6. maddesinin iptali anlamına gelmektedir. Bu madde ile sokaklardan alınan ve kısırlaştırılan hayvanlar sokaklara bırakılmayacak, barınaklara hapsedileceklerdir. Türkiye’de 4 milyon köpek olduğu iddia edilirken, bin 390 belediyenin sadece 237 tanesinde barınak varken ve mevcut barınakların kapasitesi 130 bin iken sokaktan toplanan köpeklerin ölüme gönderileceği açıktır. Kabul edilen 5. madde ile Türkiye’de katliam yasalarla güvence altına alınmıştır. Maddeye göre ‘İnsan ve hayvanların sağlığı için tehlike teşkil eden, olumsuz davranışları kontrol edilemeyen ve bulaşıcı hastalığı olan yada sahiplendirilmesi yasak olan hayvanlara Veteriner Hizmetleri Kanunu 9. maddesi uygulanacaktır’ denmektedir. Her ne kadar ‘ötanazi’ kelimesi maddeden kaldırılmış olsa da bu maddeyle birlikte yasaklı ırklar, herhangi bir bulaşıcı hastalığı olan hayvanlar veya travmaya maruz bırakılmış hayvanlar doğrudan öldürüleceklerdir. Yine 5. maddenin kabulüyle ‘hiçbir farklı gerekçe aranmaksızın sadece sayıyı azaltmak üzere’ sokakta yaşayan hayvanların katledilmesinin önü açılmıştır. Hak savunucularının ‘Ötanazi, rıza verebilen bireylere uygulanır. Hayvanlar rıza veremez. Bunun adı katliamdır’ söylemlerinin ardından AKP, hayvanları katletmek istediğini açıkça tekrardan belirtmiştir. Bu maddeyle birlikte yaşadıkları yerlerden alınıp dağ başlarına bırakılan, açlığa, şiddete, tecavüze maruz bırakılan ve buna tepki veren hayvanlar öldürüleceklerdir. Aşılama ve bakımları sağlanmadığı için hastalık kapan hayvanlar öldürüleceklerdir. ‘Yasaklı ırk’ olarak tabir edilen, hayvan üreticileri para kazansın diye üretilen, üretiminin, ithalatının ve satışının yasaklanmadığı hayvanlar öldürüleceklerdir. Yani yine iktidar ve belediyelerin yerine getirmedikleri sorumlulukları bu hayvanlar canlarıyla ödeyeceklerdir.
“Bu komisyon toplantısı Türkiye’nin tarihine kanlı bir leke olarak geçmiştir”
Geziş, komisyon toplantısının antidemokratik şartlarda geçtiğini vurgulayarak açıklamasında şu ifadeleri kullandı:
” Ne yazık ki bu komisyon toplantısı Türkiye’nin tarihine kanlı bir leke olarak geçmiştir. Komisyon toplantısı başlamadan önce Meclis’e ismini daha önceden yazdıran ve randevu alan hak savunucularının, bilim insanlarının, avukatların Meclis’e alınmamasının ardından, komisyon salonunun önündeki televizyonun ‘bozuldu’ diyerek kaldırılması ve toplantının halka kapatılması, bu toplantının antidemokratik şartlarda gerçekleştirileceği öngörüsünü yaratmıştır. Bütün bunların takibinde meclis önündeki hak savunucuları saatlerce polis tarafından tehdit ve darp edilmiştir. Komisyon toplantısında ise konuşma yapacak olan vekillerin sözleri sınırlandırılmış, sorulan sorulara cevap verilmemiştir. AKP Konya Milletvekili Mehmet Baykan’ın bir kadın milletvekiline yönelik ‘Sizin gibileri de uyutmak lazım’ sözleri Meclis tutanağına yansımıştır. Halkın ve vekillerin tüm itirazlarına rağmen, hiçbir bilimsel veriyi dikkate almayıp koltuklarında uyuyan ve sadece oylama sırasında ellerini kaldıran AKP ve MHP’li vekillerin suratlarını hiçbir zaman unutmayacağız. Bu yasayı halkın tüm itirazlarına rağmen Meclis’ten geçirseniz dahi sokaktan geçiremeyeceğinizi bir kez daha buradan bildiriyoruz.”
]]>CHP Grup Başkanvekili Ali Mahir Başarır, bugün TBMM’de basın toplantısı düzenledi. Başarır’ın açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:
“Bugün basında sansürün kaldırılışının 116’ncı yıl dönümü. ve biz, 1948 24 Temmuz’dan bugüne kadar basın özgürlüğü için mücadele ediyoruz ve o günü kutluyoruz. Ama ülkeme baktığım zaman gazeteciler, televizyonlar, gazeteler büyük bir baskı altında. Birçok gazeteci soruşturma ve kovuşturma tehdidi altında mesleğini yapmak zorunda kalıyor. Tutuklanıyor, gözaltında alınıyor, işsizlik tehdidi altında kalemini, düşüncesini kullanmak zorunda kalıyor. Tam bugün bu özel günü kutlarken bir partinin genel başkanı, 154 tane gazeteci, aydın, siyasetçiyi bir anlamda fişledi. Türkiye’nin en önemli davalarından birine dilekçe vererek ki buradaki gazetecileri 63 kişi, ne şüpheli ne de tanık sıfatına sokmaksızın isimlerini verdi. Evet, bu şartlarda bugünü kutluyoruz. Ben Sayın Bahçeli’ye sormak istiyorum: O verdiğin 154 kişi içerisindeki 63 gazetecinin herhangi birine, bu süreçte bir zarar gelirse bunun hesabını verebilecek misin? Çünkü sen, onları tarafı olmadığı bir davada dilekçe vererek fişledin, hedef gösterdin. Bu fişlemeyi yapan, gazetecileri hedef gösteren bir siyasi parti liderini kınıyorum ve tüm kamuoyunu buna tepki vermeye davet ediyorum.
“Savcılara sesleniyorum: Lozan’a, İsmet İnönü’ye hakaret eden Melih Gökçek’e soruşturma açın”
Bugün Lozan Antlaşması’nın 101’inci yılı. Onurla, gururla kutluyoruz. Lozan, Türkiye’nin kurucu senedi, tapu senedi. Ben bu anlaşmayı yapıp, Sevr’i yırtıp bir kenara iten Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve en önemli yol arkadaşı İsmet İnönü’yü saygıyla anıyorum. Lozan’da boğazlar, İstanbul kurtuldu. Hiçbir batılı ülkenin artık boğazlarla ilgili hayali kalmadı, hepsini bir kenara attık. Yani boğazlarımızı, ülkemizi bağımsızlaştıran, tam bağımsız Türkiye Cumhuriyeti’nin tapusunu keskin bir şekilde sağlamlaştıran metindir Lozan. Üzülerek söylüyorum, sosyal medyaya bakıyorum, bazı hadsizlere bakıyorum, bazı kirli insanlara bakıyorum, AKP’nin 25 yıl başkentini yönetmiş bir isme, Melih Gökçek gibi bir tipe bakıyorum. İsmet Paşa’yı, Lozan’ı imzalayan bu önemli devlet adamını dinsizlikle suçluyor. Oysa ben Melih Gökçek ve benzerlerine şunu söylüyorum: Eğer Gazi Mustafa Kemal Atatürk, İsmet Paşa ve silah arkadaşları, mücadele kahramanları olmasaydı adı ne olacaktı? Bilemiyorum. Camilerimiz olacak mıydı bilemiyorum. Bugün özgürce insanlar bu ülkede yaşayabiliyorsa, tam bağımsız Türkiye Cumhuriyeti dimdik ayaktaysa bunu Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve İsmet Paşa’ya borçluyuz. Bu arkadaşlar sürekli dinden, ahlaktan bahsediyor. Bu ülkeyi soyacaksın, hırsızlık yapacaksın, her ahlaksızlığa imza atacaksın, kirli mal varlığın hesabını veremeyeceksin; sonra bu ülkede en keskin Müslüman olarak geçinip insanlara vaaz vereceksin. O yüzden ben savcılara sesleniyorum: Bu ülkede göreviniz sadece gazetecileri ve muhalefete soruşturma açmak değil; Lozan’a, İsmet İnönü’ye, devlet büyüklerine hakaret eden Melih Gökçek gibi bir ahlaksızla lütfen resen soruşturma açın. Onlar toplumu ayrıştırıyor, bu topluma zarar veriyor.
“Hayvanları Koruma Kanunu geri çekilmeden, Meclis’te bekleyen hiçbir yasayla ilgili beyefendilere yol açmayacağız”
Dün muhalefetin tüm çabasına, direncine, toplumun direncine rağmen hayvanların katledilmesini öngören hayvan koruma kanunu Meclis Tarım ve Hayvancılık Komisyonu’ndan geçti. Bunu Genel Kurul’a getirmeyin. Bunu önümüzdeki yasama döneminde tekrar değerlendirelim. Tüm komisyonlar yazın çalışsın. Daha insancıl, hayvanların yaşam hakkını koruyan, yerel yönetimlerle merkezi yönetimin el ele vereceği ve birlikte yürüteceği aşı ve kısırlaştırma kampanyasını nasıl yapacağımızın sınırlarını çizen bir çalışmayı yapalım. Bu yasa, toplumun hatta küçük ortağın bile vicdanını ki Devlet Bahçeli’nin bir yasa vicdanını rahatsız ediyorsa bir değil, bin kez düşüneceksin. Bu kolay olan bir şey değil. Beş tane önemli yasa, üç tane uluslararası anlaşma şu anda Meclis’te. Yasama tatilinden önce kanunlaşmayı bekliyor. Biz, Hayvan Koruma Kanunu geri çekilmeden, bu konuda geri adım atılmadan hiçbir yasayla ilgili beyefendilere yol açmayacağız, önünü açmayacağız. İçtüzük’ün, Anayasa’nın bize vermiş olduğu tüm yetkileri kullanacağız.
“AKP, MHP grubu mensuplarına sesleniyorum: Bu yanlıştan dönün. Bu yasa geçse de uygulanamaz”
Toplumu ayrıştırıyorlar, kirli algılarla maalesef ki Meclis’i susturmak istiyorlar. Evet, 4 milyon sokak hayvanının bulunması bir sorun. Ama bunun çözümü toplayarak, katlederek değil; yaşatarak, aşılatarak, kısırlaştırarak yapılabilir. Tamamen sorumluluğu yerel yönetimlere atmaya çalışıyorlar. Tüm bu sıkıntıların çözüm odağı olarak belediyeleri görüyorlar. Hayır, 2004’ten beri oluşturduğunuz kurul, bakanlık, valilik hiçbir şey yapmadı. Müftü, il sağlık müdürlüğü, tarım müdürleri hepsi bu komisyondaydı. Belediyeler hiçbir şey yapmadı. Yıl 2024, 4 milyon hayvan var, belediyeler çözsün. Böyle bir mantık yok. Burada samimiyseniz hep beraber el ele vereceğiz. Bu hayvanları aşılayıp, kısırlaştırıp, doğaya bırakacağız. Ortalama bu sorunu yedi-sekiz yılda çözmüş olacağız. O yüzden ben buradan AKP, MHP grubu mensuplarına sesleniyorum: Bu yanlıştan dönün. Bu hatayı yapmayın. Bu vahşeti yapmayın. Bu yasa geçse de uygulanamaz. Belediyelerin ne bunu çözecek yeterlilikte bütçesi ne de kadrosu var. Ancak bunu birlikte, tüm Türkiye, 85 milyon, tüm idare beraber çözebiliriz. Burada da kaybettiğin yerel seçimlerin intikamını almak için bari hayvanlarla ilgili, köpeklerle ilgili, doğayla ilgili belediyeleri suçlama.
“Sayın Cumhurbaşkanı, sen bu kadar tahsile meraklıydın da bu borçlar 1999’dan bugüne kadar nasıl geldi”
Belediyelerimizi takıntı haline getirmiş, son seçimlerdeki büyük mağlubiyeti hazmedemeyen Cumhurbaşkanı, belediyenin borçlarının hepsinin tahsiline başlayacakmış. Sayın Cumhurbaşkanı, sen bu kadar tahsile meraklıydın da bu borçlar 1999’dan bugüne kadar nasıl geldi? Hala senin döneminden gelen borçlar var İstanbul’da. Niye bu yetkiyi kullanmadın da bugün bu yetkiyi kullanıyorsun? Sen bunu yaparak Denizli’yi, Mersin’i, Adana’yı, İstanbul’u, Ankara’yı, Muğla’yı, Kilis’i, Adıyaman’ı cezalandıracaksın. Niye, beyefendimiz kaybetmiş? Sen kaybettin ve bundan sonra da kaybetmeye mecbursun Recep Tayyip Erdoğan. Çünkü sen bu ülkenin, 85 milyonun cumhurbaşkanı olamadın, olmaya da niyetin yok. Suların musluğunu keseceksin, asfaltın musluğunu keseceksin, hizmet yaptırmayacaksın. Buna izin vermeyiz. Ben buradan Türkiye’ye, Cumhurbaşkanı’nı halkımıza şikayet ediyorum. Belediye başkanlarımızı tehdit ediyor. ve yaşadığımız şehirleri yaşanmaz hale getirmek istiyor. O belediyeler, o bütçeyle mahalle mutfaklarını, halk ekmek fabrikalarını, sosyal yardımları yani bütçeyi zaten halka veriyor. Bundan da rahatsızsan sana yazıklar olsun.
“Sen kamu kurumlarını çiftlik gibi yönetiyorsun. Hiçbir AK Partiliyi ziyan etmiyorsun”
Yine Cumhurbaşkanı, ‘Eş, dost tuttuklarını belediye yönetimine getirip işe yerleştiriyorlar’ demiş. Tek bir şey söylüyorum: Bunu söyleyen zatı muhterem, tek adam biricik damadına Hazine ve Maliye Bakanlığı’nı teslim etmiş adam. Bir bunu söyleyen adama bakın, bir damadına bakın, bir de Ziraat Bankası’nın, Vakıfbank’ın, Halk Bankası’nın yönetim kurullarına bakın. Sen zaten kamu kurumlarını çiftlik gibi yönetiyorsun. Hiçbir AK Partiliyi ziyan etmiyorsun. Bence bundan utan.
“Emekliye yaptığınız 2 bin 500 liralık zammı yük olarak gören iktidarsınız, milletvekiliniz şirketlerinin vergisini vermemiş. Haram olsun”
Vergi Kanunu’nu görüşüyoruz ve bir vergi yasası Meclis’e sunuldu. İlk imza Denizli Milletvekili Nilgün Ök’ündü. Sonra bir baktık ki eşinin şirketi, kendisi yönetim kurulu üyesi. Abisinin şirketi, Doğa Plastik. Kendisi yönetim kurulu üyesi hala. Hiç vergi vermemiş. Peki ne kazanmış? Toplam, döviz hesabı olarak baktığımız zaman bugünkü değerinden paranın 70 milyon ciro yapmış dört buçuk yılda. Niye ödememiş? Zarar etmiş. AK Partili olup da şirketi olup tek zarar eden bu, türünün son örneği. Zarar falan etmemiş. Bunlar vergi vermez. Bunlar ihaleleri alır. Dünya bunların etrafında döner. ‘Vergide adalet’ deyip ‘Fakirden az, zenginden çok vergi alacağım’ diyen bir milletvekili, ilk imzayla Meclis’e vergi yasasını getiriyor. Bir bakıyoruz ki bugünkü kurdan şirketleri 70 milyon ciro yapmış, tek kuruş vergi ödememiş. ‘Ödeyemedim’ diyor. Niye ödemiyorsun? Bunlar vergi vermez. Almış olduğu işlerin vergisini bile vermekten aciz, utanmaz insanlar. Emekliye yaptığınız 2 bin 500 liralık zamla övünen, bunu biz yük olarak gören iktidarsınız, Plan Bütçe Komisyonun’daki milletvekiliniz, şirketlerinin vergisini vermemiş. Haram olsun.”
“
]]>Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, TBMM’de AK Parti grup toplantısından önce gazetecilerin sorularını yanıtladı. AK Parti Ankara Milletvekili Tuğrul Türkeş’in, cezaevindeki Osman Kavala’yı ziyaret etmek istediği yönündeki açıklamasıyla ilgili soru üzerine Tunç, şöyle konuştu:
“Tabii onula ilgili bir dilekçe verildi, 19 Temmuz’da bize ulaştı. Değerlendirme aşamasındayız, gerekli kararı veririz.
Burada yeniden yargılamayla ilgili bir başvuru söz konusu oldu. Yeniden yargılamayla ilgili 13. Ağır Ceza Mahkemesi yeniden yargılama talebini reddetmişti. 14. Ağır Ceza Mahkemesi de itirazı reddetti. Sonrasında kanun yararına bozma dilekçesiyle Adalet Bakanlığı’na başvuruldu. Tabii burada yeniden yargılamayla ilgili sebep olarak ‘hükümeti ortadan kaldırmaya teşebbüs’ suçu bakımından, parlamenter sistem hükümet döneminde işlenen bir suç. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nde Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçilmiştir. O nedenle suçun mağduru değişmiştir gibi bir gerekçe sunuldu. Bu gerekçeyi Adalet Bakanlığı olarak biz uygun görmedik. Çünkü suçun mağduru ortada. Dolayısıyla Gezi davasıyla ilgili olarak İstinaf ve Yargıtay incelemesinden kesinleşen bir durum söz konusu. Dolayısıyla temyiz incelemesinden geçen kararlarla ilgili kanun yararını bozmaya gidilemiyor. Hem usul bakımından hem esas bakımından uygun olmayan bir başvuru olarak değerlendirdik. Tuğrul Türkeş görüşmek istediğini belirtti. Yazılı olarak da Meclis Başkanlığı’na başvuru yapmış. Meclis Başkanlığı’ndan da bize bir dilekçe gönderildi. Onu değerlendiriyoruz.”
“Siyasi sonuç çıkarmaya çalışanlar yanlış yapıyor”
Tunç, sokak hayvanlarıyla ilgili kanun teklifi konusundaki soru üzerine şunları söyledi:
“Sahipsiz hayvanlarla ilgili konu komisyonda görüşüldü. Şu anda Meclis Genel Kurulu’nun gündemine gelecek. Tabii burada özellikle bazı konular çarpıtılıyor. Sanki hayvanlara yönelik bir katliam gerçekleştirilecekmiş gibi bir algı oluşturulmaya çalışılıyor. Bu kesinlikle doğru değil. Tarım Bakanlığı’mızın yürütmüş olduğu bir taslak çalışmasına bizler de Adalet Bakanlığı olarak destek verdik. Biz hayvanları koruma noktasında ne kadar hassas olduğumuzu bugüne kadar gösterdik ve göstermeye de devam edeceğiz. Hayvanları öldürenler, sebepsiz yere, hayvan öldürenlerle ilgili hapis cezası getiren bir iktidarız biz. Dolayısıyla sebepsiz yere hayvan öldüren, hayvanlara işkence yapanlarla ilgili zaman zaman siz de yargının gündemine geldiğini ve bu konuda soruşturmalar açıldığını görüyorsunuz. Hatta en son bir kediyi canavarca bir hisle öldüren kişiyle ilgili olarak iki buçuk yıl hapis cezası verildi. Bir kediyi öldürmekten dolayı ve bu ceza kesinleşti. Dolayısıyla hayvanların korunması konusunda hassasız. Sebepsiz yere hayvan öldürülmesi konusundaki hapis cezasını getiren iktidar biziz. Burada asıl problem, sokakların güvenli hale getirilmesi. İnsanlara zarar veren hayvanların insanlardan çocuklardan uzaklaştırılması. Bu anlamda Meclisimiz konuya el attı. ve burada sokakları daha güvenli hale getirecek olan bir yasa teklifi. Bu yasa ekibiyle ilgili komisyonda da birtakım önergelerle değişiklikler yapıldı. Özellikle yanlış anlamalara sevk eden cümleler ile ilgili düzeltmeler yapıldı ve Genel Kurulun takdirinde, Meclis’in takdirinde burada hayvanlarımızı da koruyacağız. Ama tehlike arz eden, insan sağlığına zarar veren, hatta diğer hayvanlara zarar veren, diğer hayvanların sağlığını tehdit eden unsurlarla ilgili olarak da kanunda birtakım tedbirler alınıyor. Bu tedbirleri almak da elbette ki ülkeyi yöneten iktidarın ve meclisin sorumluluğunda. O nedenle bu sorumluluğu omuzlayan bir meclisimiz var. Burada vatandaşlarımızı, özellikle sokakları daha güvenli hale getirmeye yönelik bir tedbirden bahsediyoruz. Hayvanlarımızı da koruyacağız, insanlarımızı da koruyacağız.”
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin “Köpeklere uygulanacak her türlü yanlışın karşısında dururuz. MHP gerekeni yapar” sözleriyle ilgili soru üzerine Tunç, “Sebepsiz yere hayvan öldürmek hapis cezasını gerektirir. Burada kanun teklifini okusun arkadaşlar. O teklifte sebepsiz yere bir hayvan öldürme söz konusu değil, zaten bu suçtur. Dolayısıyla, insan sağlığına zarar veren, tehlike arz eden, hem insanlara hem de hayvanlara zarar veren hayvanlarla ilgili tedbir alınmasıyla alakalı bir konu. Bunu çarpıtmaya hiç gerek yok. Bu eleştirileri yaparak bir siyasi sonuç çıkarmaya çalışanlar maalesef yanlış yapıyorlar. Özellikle Meclisteki bağırmalar, çağırmalar hiç yakışmıyor” dedi.
]]>(ANKARA) – Hayvanları Koruma Kanunu’nda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin, Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu’nda kabul edilmesinden sonra komisyondan ayrılan milletvekilleri Kuğulu Park’ta Yaşam Nöbeti tutan aktivistlerle bir araya geldi. DEM Parti milletvekilleri İbrahim Akın, Burcugül Çubuk, Keziban Konukçu ve Perihan Koca, komisyon sürecine ilişkin bilgileri paylaştı.
17 maddeden oluşan Hayvanları Koruma Kanunu’nda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu’nda 3 günde 42 saati aşkın süren görüşmeler sonucu hayvan hakları savunucularının, STK’ların ve muhalefetin karşı çıkmasına rağmen AK Parti ve MHP’li üyelerin oylarıyla kabul edildi. Komisyondan ayrılan DEM Parti Milletvekilleri Kuğulu Park’a gelerek Yaşam Nöbeti’nde olan yaşam hakkı savunucularına destek verdi.
DEM Partili İbrahim Akın ” bu kötü niyete teslim olmayacağız, mücadele etmeye devam edeceğiz” diyerek şöyle konuştu:
“Bu yasanın, bu haliyle hayatta sürekli problem üretecek, bizi birbirimize düşürecek, hayvan hakları savunucularıyla belediyeleri birbirine düşürecek, sokaktaki dostlarımızla komşularımızla bizi birbirimize düşürecek bir yasa olduğu çok açık. Bazı maddelerde hayvan meselesini sadeleştirip sadece köpekler diye bahsettiler, kedileri saf dışı bıraktılar. Bu şu anlama geliyor, maddeler arası çelişki çok. Bazı yerlerde hayvanlar diye geçiyor, her bakımdan tutarsız bir yasa. Bu süreç yıllardan beri devam eden sorunun 2 ay içinde tartışarak bitirilecek bir mesele değil. Veteriner hekimleri başkanını bile bugün almayan bir zihniyetle karşı karşıya kaldık. Televizyonları ortadan kaldıran, kaçırarak yasa çıkarmak isteyen bir zihniyetle karşı karşıya kaldık. Burada kötü bir niyet var ve bunu çok iyi görüyoruz. Ancak bu kötü niyete teslim olmayacağız, mücadele etmeye devam edeceğiz. İşimiz bitmedi, her ne kadar komisyondan geçmiş olsa bile Meclis’teki ayağı var. Bu yasayı hayatın içinden yapacağız ve onlara bu yasayı değiştirteceğiz. Mutlaka başaracağız.”
DEM Parti Mersin Milletvekili Perihan Koca ise kanun teklinin anayasayı, yasamayı, iç tüzüğü, halkı, yaşam hakkını yok sayarak komisyondan geçirildiğini vurgulayarak şunları dile getirdi:
“İkili bir tarih yazılıyor. Ne yazık ki haftalardır bütün itirazlarımıza, tepkilerimize rağmen yangından mal kaçırır gibi bir katliam yasasını getirdiler. Katliam yasasını getirirken yasama organından, milletvekillerinden saklayarak bunu yaptılar. Biz yasa teklifine ulaşmak için haftalarca yasa tasarısının peşinden koştuk, mücadele verdik. Bir anda önümüze katliam yasası darbe gibi dayatıldı. 17 Temmuz’dan itibaren saatlerce yasama organını katleden, tümüyle antidemokratik bir şekilde gerçekten, ‘yaptım oldu’, faşizm hukukuyla bu komisyonu yönettiler. Günlerdir ifade ettik AKP neden bu katliam yasasına ihtiyaç duyuyor? AKP bu katliam yasasına ihtiyaç duyuyor çünkü, faşizmi inşa etmekten başka seçenekleri yok. O yüzden sokak hayvanlarını katletmekten başlayacaklar ve bunun sonu yok biliyoruz. Bir katliam ülkesi yarattılar 22 yıldır bunu ilmek ilmek ördüler. Bu güzelim ülkeyi emekçiler için cehenneme, kadınlar ve çocuklar için mezarlığa, tüm toplumsal kesimler için bir cehenneme çevirdiler. O cehenneme bir rejim statüsü kazandıramak istiyorlar. Faşizm anayasasını şuanki mevcut anayasayı, yasamayı, iç tüzüğü, halkı, yaşam hakkını yok sayarak meclisten geçirdiler. Bunun adı darbedir. Olağanüstü koşullarda bir komisyon görüşmesinden söz ediyoruz. Bilim insanlarını meclis koridorlarında dövdüler. Veteriner hekimleri, avukatları, yaşam hakları savunucularını, STK üyelerini, yaşamdan yana tavır alan yurttaşları meclis koridorlarında tartakladılar, vekillerle beraber.”
]]>Hayvanları Koruma Kanunu’nda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifine karşı hayvan hakları savunucuları Kadıköy’de bir eylem düzenledi.
Okunan ortak basın açıklaması şöyle;
“Tek bir hayvanı dahi incitmelerine izin vermeyeceğiz”
“Çok öfkeliyiz ama bir o kadar da kararlı ve dirençliyiz. Sokakta yaşayan dostlarımıza yönelik bu savaş devam ederken umutsuz olma lüksümüz yok. Öfkemizi bu örgütlülüğümüzü ve mücadelemizi büyütmeye yönlendireceğiz. Tek bir hayvanı dahi incitmelerine izin vermeyeceğiz. Dostlarımızdan da haklı mücadelemizden de vazgeçmiyoruz. Biliyorsunuz bu kanlı yasa teklifine karşı direnişimiz 2 aydır sürüyor. İstanbul’da Beşiktaş’ta, Ankara’da Sakarya Caddesi’nde bir avuç hayvan hakları savunucusuyla başlayan yaşam nöbetlerimiz birçok ile yayıldı, büyüdü ve bugün tüm Türkiye’de hayvan katliamına karşı çıkan yüzde 85’iz. Kitlesel itirazımızın yankısını milletvekillerinin attığı geri adımlarda, değişen söylemlerinde net bir şekilde görüyoruz. Siyasetlerini kesinlike ama kesinlikle etkiliyoruz. Tam da bu nedenle bu mücadeleye bugün daha çok sarılmamız gerekiyor. Etkimizin farkındayız; umutluyuz, kararlıyız.
“Meclis içerisindeki televizyon ekranlarını söktürecek kadar korkaklar”
Sevgili arkadaşlar, biz bu yasayı durdurabiliriz, durduracağız. Komisyon başkanı Vahit Kirişçi kimdi, hatırlayalım. Şimdi hayvan sorunu var diyen bu zat, 1 yıldan uzun süre Tarım ve Orman Bakanlığı yapmıştı. Bugün bu katliam yasası komisyondan geçsin de hayvanlar bir an önce öldürülsün isteyen Vahit Kirişçi, üstü kapalı olarak bize bir itirafta bulunuyor: Diyor ki “ben bakanken görevimi yapmadım, Hayvanları Koruma Yasası’ndaki kısırlaştır-aşıla-yerine bırak maddesini uygulamadım”. Bu sorumsuzluğunun hesabını vermek bir yana dursun, kendisinin ve kendisine bağlı Tarım İl Müdürlüklerinin ihmalinin yükünü, olan bitenden hiçbir haberi olmayan, sokakta açlık, susuzluk, soğuk, şiddet, işkence gibi türlü zorluklara rağmen yaşam mücadelesi veren hayvanlara yüklüyor; onları öldürmekten, hapsetmekten yana duruyor. Biliyorsunuz ki biz hayvan hakları savunucularını geçen hafta olduğu gibi dün de meclise almadılar, direnerek, saatlerce mücadele ederek girdik. Komisyon toplantısına almıyorlar. Dün biz komisyon toplantısındaki tartışmaları takip edemeyelim, itirazları dinleyemeyelim diye meclis içerisindeki televizyon ekranlarını söktürecek kadar korkaklar.
“Soykırımdan vazgeçildi algısı yaratmaya çalıştığını da görüyor ve yüksek sesle kınıyoruz”
Söyleyecek bir tek sözleri yok. Çünkü manipülasyonları basına yansısın, toplum tarafından duyulsun istemiyorlar. Çünkü aldıkları talimat uyarınca, teklif metnini tartışmaksızın el kaldırıp indirmek, evet oyu kullanıp teklifi komisyondan geçirmek istiyorlar. Başka bir düşünceleri de yetkinlikleri de vasıfları da yok. Ancak biz, tüm engelleme çabalarına rağmen, haysiyetli ve tarihin doğru tarafında duran muhalif milletvekillerinin komisyon toplantısından yaptığı canlı yayınlarla ve sosyal medya paylaşımlarıyla neyin ne olduğunu gayet iyi görüyoruz. Basının ve iktidarın kullanışlı aparatı olmaktan başka hiçbir vasfı olmayan bazı kişilerin “ötanazi yasa teklifinden çıkarıldı” diye haber yayarak toplumda yasa teklifinin değiştiği ve hayvanlara yönelik soykırımdan vazgeçildi algısı yaratmaya çalıştığını da görüyor ve yüksek sesle kınıyoruz.
“AKP’li milletvekili Mehmet Baykan’a da bir çift lafımız var”
Oysa ötanazi kelimesi teklif metninden şeklen çıkarılsa bile amaçlanan soykırımı yapmalarını sağlayacak hükümleri hala içeriyor. Çarpıtmalarınızla gözümüzü boyayabileceğimizi mi sandınız? Emir kulu milletvekilleri, Komisyon görüşmelerinde teklife karşı duran vekilleri de susturmaya çalışıyorlar. Muhalefet vekilleri “bari bir kıpırdayın da canlı olduğunuzu anlayalım” dediğinde gülüşüyor ve yine susuyorlar. İstiyorlar ki bu teklifi kapalı kapılar ardında sessiz sedasız oylayıp komisyondan geçirsinler, hak savunucuları da basın da sağlıklı haber alamasın, muhalefet vekilleri sussun, halk da “aa ne güzel ötanazi kalkmış” deyip mücadeleyi bıraksın. Tepki vermesin, sussun.Dünkü komisyon toplantısında, kendisini geç geç saatte arayıp yasa teklifine karşı olduğunu söyleyen kadından bahsedip “sizi uyutmak lazım” dediğini utanmadan anlatan AKP’li milletvekili Mehmet Baykan’a da bir çift lafımız var. Görüyoruz ki çapsızlığınızın ve sınırsız yalakalığınızın bir sınırı yok. “Şaka” yapıyorsunuz sözümona, ancak biz şakanın ardındaki kadın düşmanlığını, mizojiniyi görüyoruz. Seçimlerden önce “kadınları sahiplendirelim” diyen zihniyetin devamı olduğunu biliyoruz. Mücadelemizde bu faşist hayallerinize yer yok.”
]]>(ANKARA) – CHP’nin TBMM Genel Kurulu’nda ‘hayvan haklarının korunmasında ortaya çıkan sorunların tüm yönleriyle araştırılması’ önerisi reddedildi. CHP Trabzon Milletvekili Sibel Suiçmez, “Bu teklifte ticari satışların yasaklanması, hayvan üretimini yasaklamak, mamadan KDV indirimi, bütçe fonu oluşturmak yok. Teklifte şiddet, zulüm, katliam, nefret, bölme, hayvan kırımı var. Bu yasada ölüm var, kan var” dedi. Saadet Partisi Grup Başkanı Selçuk Özdağ ise hayvanlara yönelik kanun teklifinin yeni yasama dönemine bırakılmasını önerdi.
CHP’nin TBMM Genel Kurulu’nda ‘hayvan haklarının korunmasında ortaya çıkan sorunların tüm yönleriyle araştırılması’ için verdiği grup önerisi reddedildi.
“Teklifte zulüm, şiddet var”
Önerinin gerekçesini açıklayan CHP Trabzon Milletvekili Sibel Suiçmez şunları söyledi:
“Şu anda komisyonda hayvanları koruma kanununda değişiklik yapılmasına ilişkin kanun teklifi görüşülmeye devam ediyor. Anlaşılan o ki böylesine antidemokratik ve insan haklarına aykırı bir şekilde komisyondan geçirecekler. 1 Temmuz 2004 tarihinde yürürlüğe giren hayvanları koruma kanununun hedefi hayvanları korumak iken yeni kanun teklifi hayvanları katletmenin önünü açmaktadır. Bu konu niye şimdi gündeme gelmiştir; burada tipik bir gündem saptırma devreye girmiştir. Amaç hayvanları korumak değil, hayvanları katletmek, belediyeleri zor durumda bırakmaktır. Sokaklarda hayvan popülasyonu artışı olduğunu görüyoruz. Yasama olarak görevimiz toplumun sorunlarını yasa yaparak çözmektir. Katılımcılıktan, bilimselliten uzak, verileri saptırılmış, kanun yapma teklifine aykırı bir yasa teklifiyle çözüm üretilemeyeceği açıktır. Söz konusu mevcut kanunu uygulamamış, uygulatmamışsınız. 22 yılın başarısızlığı hayvanlara değil sizlere aittir. Bu başarısızlığınızı katliama yol açacak kalitesiz bir yasa yaparak örtemezsiniz. Bu teklifte bilimsellik, katılımcılık, şeffaflık, ticari satışların yasaklanması, hayvan üretimini yasaklamak, sahiplendirmeye teşvik etmek, mamadan KDV indirimi, bütçe fonu oluşturmak yok. Teklifte şiddet, zulüm, katliam, nefret, bölme, hayvan kırımı var. Bu yasada ölüm var, kan var.”
“Hayvan hakları yasasını yeni döneme bırakalım”
Saadet Partisi Grup Başkanı Selçuk Özdağ şunları söyledi:
“Adalet Bakanını aradım, Amerika’yı yeniden keşfetmiyoruz dedim. Mevcut kanun şu anda Meclis’te duruyor, onu yeniden şekillendirelim gelin çözelim dedik. Bu ciddi bir problem. Hem dini tarihimizde hem Osmanlı ve Cumhuriyet tarihinde büyük travmalar var, çeşitli güzellikler de var. Şimdi ise yeni bir kanun getirmeden önce önceki dönemlerde burada 5 parti Meclis araştırma komisyonu kurmuş. Bu komisyon ciddi şekilde aylarca çalışmış ardından da bir kanun çıkartmışsınız. Ama kanunun ciddi eksikleri var. Belediyelere görevler vermişsiniz ama bakıyoruz karşısında müeyyideler yok. Belediyeler bunları yapmazsa ne oluyor, bir şey olmuyor. Bu problem devam etmiş. Gelin bu kanunu gelecek döneme, yeni yasama yılına bırakalım ve paydaşlarla bunu yeniden görüşelim.”
“Siz ne kadar büyüksünüz ki öldürmeyi düşünebiliyorsunuz”
İYİ Parti adına söz alan İstanbul Milletvekili Nimet Özdemir ise şunları söyledi:
“45 saattir bir komisyondayız ve 45 saattir anlatmaya çalışıyoruz. Diyorsunuz ki, ‘biz öldüreceğiz’. ‘Yaratılanı yaratandan ötürü severiz’ dedi Sayın Cumhurbaşkanı. Siz ne kadar büyüksünüz ki öldürmeyi düşünebiliyorsunuz? Kimden daha büyüksününüz? Canlı, kanlı, duygusu olan canlıları öldürünce çocuklarınızın yüzüne nasıl bakacaksınız? Hayvanseverleri çocuk düşmanı yaptınız, karşı karşıya getirip kutuplaştırıyorsunuz. Biz çocuklarımızın saçının teline zarar gelsin istemeyiz. Sanki bütün köpekler çıktı çocukları yemeye çalışıyor. Bir sorun var, biz bunu biliyoruz. Bu sorun, hayvanlarımız, çocuklarımız siyaset üstüdür diyoruz. Akla, bilime, vicdana dayalı bir şekilde bu sorunu çözelim diyoruz. Biz problemi inkar etmiyoruz. Bu kanundan önce lütfen dört tane barınak gezin.”
” Dünya’daki en kötü örnekleri getiriyorsunuz”
DEM Parti İzmir Milletvekili Burcugül Çubuk şunları söyledi:
Bir önerge görüşüyoruz, hergün Meclis bahçesinde gördüğünüz kedilerden utanmayanların hazırlayıp buraya getirdiği bir yasa tasarısı var. Bu yasa tasarısı komisyonda vekillerin sesleri kesilerek, söz hakları tırpanlanarak yapılıyor. Biz mütemadiyen yaşamı savunduk, siz başka bir şey söyleyemiyoruz. Bütün muhalefeti bu yasa karşsında bir araya getirdiniz. Yunus parklarını kapatmazsınız, üretimi durdurmazsınız, hayvana işkence, cinsel şiddete yönelik bir şey yapmazsınız. Daha birkaç gün içerisinde kaç hayvan katledildi, başı kesik kediler bulunuyor. Siz yaşama dair bir şey getirin buraya buraya biz de konuşalım. En kötü örnekleri önümüze getiriyorsunuz, Romanya örneği ile getiriyorsunuz. Romanya dünyanın en kötü örneklerinden biri. Hollandaya bakabiliyor musunuz? Çok uzağa gitmeyin adalarda gönüllülerin yaptıklarına bakın. “
]]>TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu’nda, 17 maddelik ‘Hayvanları Koruma Kanunu’nda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 13. maddesi kabul edildi. AKP tarafından verilen önergeyle; 5199 Sayılı Kanunun ek 1. maddesinin ikinci fıkrasının değiştirilen dördüncü cümlesindeki “Rehabilite edilen” ibaresi “Rehabilite edilen köpekler” şeklinde değiştirildi.
Kabul edilen maddeye göre; hayvan bakımevi kurmak, sahipsiz hayvanları toplamak, rehabilite etmek veya sahiplendirilinceye kadar bakmakla büyükşehir belediyeleri, il belediyeleri ve nüfusu yirmi beş bini aşan belediyelerin belediye başkanları ve meclis üyeleri yükümlü kılınıyor. Belediyeler, yükümlülükler için kesinleşmiş en son bütçe gelirlerinin binde beşi oranında; büyükşehir belediyeleri ise binde üç oranında kaynak ayıracak.
Kabul edilen 13. madde şöyle:
“Maddeyle, 5199 sayılı Kanunun ek 1 inci maddesinde değişiklik yapılmaktadır.
Düzenlemeyle, bu Kanunla sahipsiz hayvanların popülasyon yönetimine dair getirilen yeni yaklaşıma yönelik uyum düzenlemesi yapılmakta ve il özel idarelerine sorumluluk alanındaki sahipsiz hayvanları en yakın hayvan bakımevine götürme sorumluluğu yüklenmektedir.
Maddeye eklenen fıkrayla, büyükşehir belediyeleri, il belediyeleri ve nüfusu yirmi beş bini aşan belediyelerin belediye başkanları ve meclis üyeleri tarafından, geçici 4 üncü maddenin ikinci fıkrasında belirtilen kaynağın ayrılmaması fiili ile ayrılan bu kaynağın belediye başkanı ve belediye yetkililerince hayvan bakımevi kurmak, sahipsiz hayvanları toplamak, rehabilite etmek veya sahiplendirilinceye kadar bakmak için sarf etmemek ya da bu kaynağı başka amaçlar için sarf etmek fiilleri suç olarak düzenlenmektedir. Böylelikle, yerel yönetimlere Kanun kapsamında verilen sorumlulukların titizlikle yerine getirilmesini sağlamak suretiyle sahipsiz hayvan popülasyonundan kaynaklı sorunların çözülmesi ve bu sorunların tekrarlanmaması amaçlanmaktadır.”
“Belediyelerimizi halkla karşı karşıya getirme çabası var”
13. maddeye ilişkin konuşan CHP Adana Milletvekili Ayhan Barut, iktidarın kanunun arkasında durmadığını söyledi ve sorumluluğu üzerinden atma çabalarına tepki gösterdi:
“13. madde belediyeler sorumluluğu altında olan başlığı yerel yönetimler sorumluluğu altında olarak değiştiriliyor. 31 Mart yerel seçimleri sizde büyük bir travma yaratmış ki kanunu yerel belediyeler üzerine yüklediniz. Küçük belediyelerde belediyelerin bütçesinden binde 5, büyük belediyelerin bütçesinden de binde 5, bakımevi kurması için gerekli kaynağı ayırmayan ve bu kaynağı başka amaçlar için kullananlar için ceza getiriliyor.
Çıkarmaya çalıştığınız bu kanunun arkasında neden durmuyorsunuz? Uygulamada sorumluluğu üzerinizden atma çabalarınızı burada görüyoruz. Eğer bunu daha önce önemsemiş olsanız 22 yıldır iktidarda bulunan AKP iktidarı, özellikle son yerel seçimlerde başarı gösteren CHP’li belediyelerin üzerine bu kadar yüklenmezdi çünkü 22 yıllık iktidarında bunu yapmadı. Belediyelerimizi halkla karşı karşıya getirme çabası var. Belediyelere fon ayırmaktan imtina ediyorsunuz.”
“Kanunlar sorumluluk yükleyerek sorunun tüm sosyal maliyetini yerel yönetimlere ödetmektedir”
Saadet Partisi Antalya Milletvekili Şerafettin Kılıç da iktidarın sadece yerel yönetimlere sorumluluk yükleyerek sorunun tüm sosyal maliyetini de yerel yönetime ödettiğini belirtti. Kılıç’ın yaptığı açıklama şöyle:
“Ülkemizde sokak köpekleri sorunu yıllardır merkezi ve yerel yönetimlerin çözümlemekte başarısız olduğu ve sürekli olarak ertelenen bir mesele olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu nedenle sorunun çözümü için sivil toplumun da etkin bir rol oynaması gerekmektedir. Kanunların öngördüğü politikalar yalnızca yerel yönetimlere sorumluluk yükleyerek sorunun tüm sosyal maliyetini de yerel yönetimlere ödetmektedir. Oysa sorunların yalnızca kamu eliyle çözülmesi gerçekçi değildir.
Barınaklarda hayvanlara yönelik kötü muamele, kötü yaşam koşulları, yetersiz altyapı ve fiziksel şartları hayvanların hastalanmasına, daha saldırgan olmalarına ve konunun ciddi şekilde istismar edilmesine neden olmaktadır. Barınak ve bakımevlerinin şartlarınını iyileştirilmesi için bağış toplayan hayvansever kuruluşlara barınak ve bakımevleri kurma yükümlülüğü getirilimeli, barınak ve bakımevlerinin şartları iyileştirilmeli, ortamın hayvanseverler tarafından şeffaf şekilde gözetlenmesine imkan tanınmalıdır.”
“Çok bütçe verilse de, modern mekanlar yaratılsa da bu hayvanlar doğada kalmalı”
CHP Bursa Milletvekili ve Komisyon Sözcüsü Orhan Sarıbal, sorunun ekonomiyle alakalı değil, hayvanların doğadan alıkonulmasıyla ilgili olduğunu ifade etti. Sarıbal, kanun teklifinin tümünü reddedeceklerine dikkati çekerek şunları söyledi:
“Kanunun bütününü reddediyoruz ve bu kanunla sorunun çözülemeyeceğini biliyoruz. Böyle bir yatırımla böyle bir sorunun çözülmesi ihtimali yok. Tümünü toplama değil ama belirli hayvanların bile barınaklarda kalması için bile bu yatırımın gerçekleşmeyeceğini biliyoruz. Bu kanunun bütün yükünü belediyelere atarak belediyeleri cezalandırma yoluna gidiyorsunuz. Elbette yapanlar olur ama bu bütünüyle çözülecek bir iş değil. Önce kanunun kendisi yanlış, sonra da bütün bu sorumluluğu belediyelere vermiş olması. Bu sorunu bir ekonomik sorunmuş gibi görmüyoruz. Çok bütçe verilse de, modern mekanlar yaratılsa da bu hayvanlar doğada kalmalı.”
]]>(ESKİŞEHİR) – CHP Eskişehir İl Başkanı Talat Yalaz, sokak hayvanlarıyla ilgili yapılan bir basın açıklamasında sarf ettiği, “Biz can dostlarımızla yaşamaktan mutluyuz. Bu yasayı hazırlayanalar tarihi mücadeleye hazır olsun. Bu AKP’ye son uyarımız. Bu yasayı geçirirlerse tarihi bir direnişe hazır olsunlar diyorum” sözleri nedeniyle ifadeye çağrıldı.Yalaz, “Perşembe günü Eskişehir Adliyesi’nde savcılığa ifade vereceğim. Ne linç kampanyaları ne de asılsız suçlamalar mücadele azmimizi zerre kadar etkilemeyecektir” dedi.
CHP Eskişehir İl Başkanı Talat Yalaz, sokak hayvanlarıyla ilgili yapılan bir basın açıklamasında sarf ettiği, “Biz can dostlarımızla yaşamaktan mutluyuz. Bu yasayı hazırlayanalar tarihi mücadeleye hazır olsun. Bu AKP’ye son uyarımız. Bu yasayı geçirirlerse tarihi bir direnişe hazır olsunlar diyorum” sözleri nedeniyle ifadeye çağrıldı. Yalaz, parti binası önünde yaptığı basın açıklaması ile ifadeye çağrılmaktan korkmadığını, sokakta siyaset yapmaya devam edeceğini ifade etti. Yalaz’a, CHP Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer başta olmak üzere birçok partili, hayvansever ve sivil toplum örgütü temsilcisi destek verdi.
“Tarihimize kara bir leke olarak geçecek”
Talat Yalaz konuşmasında şu ifadeleri kullandı:
Cumhuriyet Halk Partisi olarak tüm vicdan sahibi insanlarla ve hayvan severlerle birlikte katliam yasasına karşıyız. Konu sadece politik ve hukuki değildir. Asıl olarak vicdan ve merhametle ilgilidir. İktidar artık yönetim zafiyetleri yanında vicdanını da kaybettiğini bu yasa ile göstermektedir. Yine sokak hayvanları ilgili yasa için veteriner hekimlerin ve sosyologların bilimsel araştırmalarının, konunun sosyolojik, kültürel ve hatta ekonomik boyutlarının irdelenmesi gerektiği açıktır. Ne bu mecralarda ne de vicdanen konu irdelenmeksizin bu yasa tasarısı toplumun karşısına çıkarılmıştır. Sunulan yasa tasarısının sorunu çözmeyeceği gibi tarihimize kara bir leke olarak geçecek uygulamaları beraberinde getirdiği de açıktır.
“Toplumun vicdanını karşınıza almayın”
Burada bugün için yapılması gereken yasa tasarısının geri çekilmesi ve bilimsel, toplumsal, sosyolojik ve diğer bütün boyutlarıyla irdelenmiş bir önerinin topluma sunulmasıdır. Bu anlamda günlerdir tepkimizi dile getiriyoruz. Sadece politik duruşumuz değil vicdan sahibi insanlar olmanın getirdiği sorumluluk da bizleri buna mecbur etmektedir. İktidara bir kez daha sesleniyoruz. Vicdana, merhamete davet ediyoruz. Yasayı geri çekin. Toplumun vicdanını karşınıza almayın. Can dostlarımıza dokunmayın.
Talat Yalaz’dan, MHP İl Başkanı İsmail Candemir’e tepki
Üç gün önce hayvan severlerle ve vicdan sahibi hemşerilerimizle yaptığımız basın açıklaması sırasında bu uyarılarımızı yineledik. Sayın Genel Başkanımız Özgür Özel’in grup toplantısında sarf ettiği tarihi bir direnişe hazır olun sözünü vurguladık. Onların tabiriyle iki ağaç kesildi diye başlayan mücadele kararlılığımızı yine göstereceğimizi ifade ettik. Siyaset sokakta yapılır. Sokak demek halk demektir. Sokak demek demokrasi demektir. Sokak demek ezilen, sefalete mahküm edilen emekçilerin, emeklilerin haykırışı, iktidara ses duyurma çabası demektir. Sokak demek barış demektir. Sokakta siyaset yapmak hem siyasetin ta kendisidir hem de anayasal bir haktır. Ama Cumhur İttifakı mensupları sokağın S’si dahi ağzımızdan çıktığı zaman tedirgin oluyorlar. MHP İl Başkanı İsmail Candemir bir açıklama yapmış, 15 Temmuz’u hatırlatmış bana. Sokakta siyaset yapmakla 15 Temmuz arasında açıklamadığı bir bağlantı kurmuş kendince. 15 Temmuz’un sokakla bir alakası olmadığı gibi, 15 Temmuz hain darbe girişimi yurtsever Atatürkçü askerler ve sokağın mücadelesiyle engellenmiştir. Açıklamadan ben şunu anlıyorum. MHP siyasi tarihi; mevcut yöneticilerine göre, AKP ile ittifakla başlatılmaktadır.
“Sokağın sesi demokratik tepki iken ne zaman kalkışmaya dönüşmüştür?”
O yüzden öncesine dair MHP Genel Başkanı Sn. Devlet Bahçeli’nin bazı sözlerini mevkidaşıma hatırlatmak isteriz. 18 Haziran 2013’te Sayın Bahçeli kızgınlıkla şunları söylemiştir: ‘Yıllardır ezilen, özel hayatı tarumar edilen kim varsa Başbakan’a göre provokatördür. Gençlere TOMA’larla, şiddet araçlarıyla karşı konulması utançtır.’ ‘Gençlerin kurduğu çadırlara şafak vakti saldıran sen mi demokratsın?’ Sayın Devlet Bahçeli, 9 Kasım 2013’te Ankara Tandoğan Meydanı’nda on binlerce kişiye sesleniyor yine: ‘Başbakan Gezi Parkı’nın acısını çıkarmak için her şeyi yapmaktadır. Tencere- tava çalanlardan hıncını almak, demokratik tepkileri sindirmek için her suçlamadan fayda beklemektedir. Başbakan’ın gözünü hırs bürümüştür. Erdoğan ölçüyü kaçırmış, oto kontrolü kaybetmiştir. Ancak Türk gençliği AKP’nin ipini çekecek, sandığı kafasına geçirecektir. Türk gençliği iktidarı geldiği gibi gönderecektir.’ Sayın mevkidaşıma 15 Temmuz’u her hali ve asıl olarak sebepleriyle unutmadığımızı ifade ederek ve bunları yani genel başkanının sözlerini de hatırlatarak sormak isterim. Sokağın sesi demokratik tepki iken ne zaman kalkışmaya dönüşmüştür? Cumhur İttifakı sokaktan ne zaman bu kadar kopmuştur ki sokak kelimesine dahi tahammül edemez hale gelmiştir?
“Eskişehir adliyesinde savcılığa ifade vereceğim”
Tekrar ifade ediyorum. Sokak demokrasinin ta kendisidir. Sırtını saraya değil halka dayayan herkes sokağın sesine kulak verir. Sokağın sesi çoğu zaman vicdanın sesidir. Katliam yasasıyla ilgili bu sesi yok sayanlar ve yandaş medya tarafından günlerdir sistemli şekilde sosyal medyada linç edilmeye çalışılıyorum. Hakkımda halkı kanunlara karşı direnmeye tahrik suçundan soruşturma başlatılmıştır. Perşembe günü saat 14.00’te Eskişehir adliyesinde savcılığa ifade vereceğim. Ne linç kampanyaları ne de asılsız suçlamalar mücadele azmimizi zerre kadar etkilemeyecektir. Bizler sokağın sesine adanmışlar olarak sonuna kadar mücadele edeceğiz. Bugün katliam yasasına karşı, bugün çetelerin doğayı yok eden maden aramalarına karşı, bugün sefalete mahküm edilen emeklilerle, emekçilerle birlikte. Yarın ezilenlerle, aydınlığa yürüyenlerle birlikte mücadeleye devam edeceğiz.”
“FETÖ taktiğiyle Talat Yalaz’ı hedef gösteriyorlar”
CHP Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer ise şunları söyledi:
“Talat Başkan o gün ne dedi? Burada, birçok dost o gün orada yanındaydı hatırlayacaklardır. Dedi ki, bunu geri çekin. Neyi geri çekin? 4 milyon sokak hayvanı var diyorlar. ‘Bunları katledeceğiz, ötenazi adı altında katledeceğiz’ diyorlardı. Bunu geri çekin. Geri çekmezseniz bu halk direnir diyordu. Buna önce troller dadandı, arkasından hemen ifadeye çağırıldı. Biz bunları nereden hatırlıyoruz? İlk defa yaşanmıyor Türkiye’de. Hatırlayın; Ergenekon’da, Türkiye’nin aydın insanları nasıl kumpaslarla önce isimsiz, imzasız ihbar mektuplarıyla sonra açılan soruşturmalarla nasıl zindanlarda çürütüldü, arkasından yine sadece düşüncesini ifade ettiği için aydınlarımız nasıl zindanlarda çürütüldü. Benzer bir FETÖ taktiğiyle karşı karşıyayız. Ben bir kez daha ifade ediyorum; tüm CHP’liler, başkanımızın sonuna kadar yanındayız. ve inanıyorum ki başta can dostlarımız hayvanları koruyan, kollayan hayvanseverler olmak üzere ama onlarla sınırlı değil. Çünkü aynı zamanda Talat Başkan’ın ifade özgürlüğü, en temel hakkımız olan ifade özgürlüğü elinden alınmaya çalışılmaktadır. Tüm hak ve özgürlük savunucuları da sonuna kadar Talat Başkan’ın yanında olacağız. Perşembe günü 14.00’de ben, tüm Eskişehir’deki hak ve özgürlük savunucularını Talat Başkan’la birlikte olmaya davet ediyorum. Bizler orada olacağız.”
]]>
CHP Eskişehir İl Başkanı Talat Yalaz, hayvanseverlerin düzenlemiş olduğu eyleme katıldı. Burada bir konuşma yapan Yalaz, özellikle hayvanseverlerin Eskişehir Büyükşehir Belediyesi tarafından yıllarca yapılmasını beklediği barınağı unutarak, Gezi olayları üzerinden örnek vererek direniş göstereceklerini belirtti. Yalaz eylemde yaptığı konuşmada, “Bu yasayı Meclis’e getirenler, ‘Can dostlarımızı yok sayıyoruz. Onları önemsemiyoruz ve katletmesi için belediyeye talimat veriyoruz’ diyorlar. Genel Başkanımızın da ifade ettiği gibi tarihi bir direnişe hazır olsunlar. Bir iki ağaç kesildi diye sokakları gümbür gümbür titrettiysek, can dostlarımızı dokunurlarsa mücadelemizi vereceğiz. Pazartesi günü yasa tasarısı Meclis’e geliyor. Bu AK Parti’ye son ihtarımız. Bu yasayı geçirirlerse tarihi bir direnişe hazır olsunlar” dedi.
“Tehdit edenler her zaman gerçekten alması gereken her şeyi aldı”
AK Parti Eskişehir İl Başkanı Gürhan Albayrak, “Hayvan hakları yasa tasarısı sayın AK Parti Grup Başkan Vekilimiz Abdullah Güler beyin de ifade etmiş olduğu gibi, katliam yasası değil. Aksine sahiplendirme yasasıdır. Tabii ki burada hayvanların özellikle sokaklarda olması çoğu noktada herkesi etkileyen bir durumda. Sokak hayvanlarının ister istemez insanlara artık zarar verme noktasında çok uç noktalara gittiği gerçeğini her şehirde görmekteyiz. Tabii ki bunun muhakkak bir tedbiri alınması konusuyla alakalı devletimiz, hükümetimiz bir girişimde bulundu. Tabii ki ondan önce şunu özellikle dile getirmek gerekir ki; bugün Eskişehir Büyükşehir Belediyesi, 25 yıldan beri bir hayvan barınağı dahi yapmayıp, ortaya bir fikir ve hizmet koymayıp, kalkıp yapılan bir şeyle alakalı farklı algı oluşturarak, insanları kışkırtma noktasına getirerek CHP İl Başkanı’nın böyle bir açıklama yapması tam bir talihsizlik. Talat bey, aslında kendisi bir hukukçu. O yasa tasarısını bir okumuş olsaydı aslında bu konunun hayvanları uyutma değil, bir sahiplendirme olduğunu bilecekti. Ama ne hikmetse bugün CHP’nin vekilleri olsun, il başkanı olsun devlete karşı olan bu kin ve nefretlerini her defasında insanları galeyana getirme, sokağa dökme noktasında bir çaba içerisinde olduklarını görüyoruz. Şunu da özellikle dile getirmek istiyorum, bu milleti ve vatanı tehdit etme noktasında önceki dönemlerde çok çaba gösterdiler. Ama tehdit edenler her zaman gerçekten alması gereken her şeyi aldı. Bu noktada da ben şunu özellikle dile getireyim, olayı kalkıp Gezi Parkı olaylarına getirmek tam bir talihsizlik yani. Hangi dünyadalar, hangi ruh alemindeler? Ben onu tam olarak bilemedim. Yani Talat beyin bir avukat olarak bu konuyu hayvan yasasından Gezi Parkı olaylarına getirmiş olması gerçekten kendi ruh dünyasının iyi olmadığını gösteriyor ve de bunu Hamamyolu’nda yapıyor. Orada yüzlerce ağaç kesilirken Cumhuriyet Halk Partisi neredeydi? Hiçbir değere saygı duymayan, hiçbir değere kalkıp önem vermeyen bir CHP’yle karşı karşıyayız. Büyükşehir Belediyesi hep bir mazeret uydurma noktasında. Yani bir şeyi yapmak noktasında değil” dedi.
“Biz siyasilerin görevi vatandaşı sokağa çağırmak değil, sokağın sesini Meclis’e taşıyarak sorunları orada çözmektir”
MHP Eskişehir İl Başkanı İsmail Candemir ise “Öncelikle sokak hayvanları meselesi Türkiye gündeminde olan ve son dönemlerde çok fazla tartışılan bir konuydu. Mevcut yasanın uygulanmaması ve eksik olan kısımlarının tamamlanması için Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından bir yasa teklifi hazırlandı. Bu yasa teklifinin komisyonlarda görüşülmesinde yaşanan sıkıntılara baktığımız zaman DEM ve CHP tarafından provoke edildiğini gördük. Mağdur olan ailelerin Meclis’ten kovulması, onlara yapılan hakaretler hepimizin içini acıttı. Benzeri bir olayın devamı da Eskişehir’de. Belki de haklı gerekçeleri var. Mutlaka haklı gerekçeleri de var. Bizim de ilk hazırlanan teklife karşı olduğumuz noktalar vardı. Bunlarla alakalı eylem yapan hayvanseverleri tahrik ve provoke ederek gezi eylemlerinden CHP il başkanı, ‘İki ağaç için memleketi ayağa kaldırdık. Gerekirse ikinci Gezi Kalkışması’na kalkışırız’ gibi ifadeleri oldu. Bu kendisi hukukçu olan Talat Yalaz’a hiç yakışmadı. Biz siyasilerin görevi vatandaşı sokağa çağırmak değil, sokağın sesini Meclis’e taşıyarak sorunları orada çözmektir. 15 Temmuz gecesi Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları ordusuyla, polisiyle, askeriyle, milletiyle birlikte demokrasisine sahip çıkmıştır. Şu an Cumhurbaşkanımız, mevcut parlamento meşru olarak seçilmiş. Kimse bu meşrutiyeti sorgulayamaz. Kimse de Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı’nı, Meclis’ini tehdit edemez. Buna da müsaade etmeyiz” şeklinde konuştu. – ESKİŞEHİR
]]>Hayvanların yaşatılması ve korunması amacıyla Yenişehir Kent Konseyi tarafından hazırlanan Hayvan Hakları Tutum Belgesi’ni imzalayan Başkan Özyiğit, Yenişehir Kent Konseyi Başkanı Belgin Gürağaç, Yenişehir Belediye Meclis üyeleri, mahalle muhtarları ve hayvanseverlerle Yenişehir Belediyesi Geçici Hayvan Bakımevi ve Rehabilitasyon Merkezi’ni gezdi.
Bakımevinde devam eden çalışmalar hakkında katılımcılara bilgi veren Özyiğit, şunları söyleid:
“Bakımevimizi mart ayında hizmete açtık, kentimizde ihtiyaç vardı. Mersin Üniversitesi 15 bin dönümlük bu alanı bize tahsis etti. Şu anda 65 köpek ve 46 kediye ev sahipliği yapıyoruz. Mart ayından bu yana 380 kedi ve 20 köpeği kısırlaştırdık. Burada birlikte yaşadığımız canlıları doğru ortamda yaşamlarını sağlıyor ve sahiplendiriyoruz. Bu çalışmaları yapmamızda bize destek olan, bizleri teşvik eden gönüllülerimize teşekkür ediyorum.”
Yenişehir Belediyesi’nin hayvan bakımevinden sahiplenilen kedi ve köpeklerin bir yıllık mamalarını Yenişehir Belediyesi olarak karşılayacaklarını söyleyen Özyiğit, şöyle devam etti:
“Sahiplenilen kedi ve köpeklerin bir yıllık mamaları Yenişehir Belediyesi tarafından karşılanacak”
“Sorumluluğu ortaklaştırmak adına teklifte bulunacağız. Sahiplenilen kedi ve köpeklerin bir yıllık mamaları Yenişehir Belediyesi tarafından karşılanacak. Biz hayvanların her şeyinden faydalanıyoruz. Onlar bizim çizgi filmlerimizde, onlar çocuklarımızın oyuncalarında, filmlerimizde. Ancak maalesef vicdanların kaldıramayacağı bir şekilde onlardan kurtulma noktasında bir çaba var. Muğlak biçimde sorumluluklar veren bir yasa maddesi ile karşı karşıyayız. Elbette ki yasalar halk için yapılır. Yasalarda yanlış teklifler de olabilir. Halk bunlara tavrını göstermeli ki yasa yapıcılar da bunlardan ders alsınlar ve buna göre davransınlar. Dolayısıyla bu hayvanlara doğru biçimde bakmak için herkesin sorumluluğunu bilmesi gerekiyor. Herkes sorumlu davranmalı, yerel yönetimlere de sorumluluk düşüyor. Biz de görevimizi yerine getirmeye çalışıyoruz. Sadece bir ilçenin bir ilin değil herkesin sürece dahil olması gerekiyor. Doğru bir uygulama ile biz Türkiye’de sokak hayvanlarını sorun olarak değil, birlikte yaşamaktan mutluluk duyacağımız bir hale getirebileceğimizi biliyoruz. Buradan bir öneri getirmek gerekiyorsa kaynak mı yok? İşte o kitaplarda, dizilerde hayvan figürü kullanan kim varsa belli bir vergi ödesin. Oradan oluşacak vergi hayvanların bakımına ve rehabilitasyonuna kullanılsın. Bir hayvanın canını almak ile ilgili ne kendi vicdanımda ne de toplumunun vicdanında anılmak istemem. Sokak hayvanları sorununu yok saymıyoruz. Hepimize bir sorumluluk düşüyor. Sokak hayvanlarının rehabilite edilmesi, kısırlaştırılması, eğitilmesi ve sahiplendirilmesi konusunda çalışmamız gerekiyor.”
Belgin Gürağaç’tan Başkan Özyiğit’e teşekkür
Yenişehir Kent Konseyi Başkanı Gürağaç ise “Yenişehir Belediyesi bu bakımevi olanağı ile ülkemizin vicdanına uygun, kalıcı çözümler üretilmeye çalışıyor. Bu imkanı sağlayan ve tutum belgesini de imzalayacak olan Başkanı’mız Abdullah Özyiğit’e teşekkür ediyoruz. Kısırlaştır, aşılat ve yaşat bilinciyle hayvanların yaşatılması noktasında iş birliği içerisinde olacağız” dedi.
]]>Teklifin kabul edilen maddelerine göre, hayvan bakımevlerine alınan hayvanlardan rehabilite edilen köpekler sahiplendirilinceye kadar bu yerlerde barındırılacak. Doğru ve güncel veri sağlanabilmesi amacıyla hayvan bakımevlerine alınan hayvanlar Tarım ve Orman Bakanlığı veri sistemine kaydedilecek.
TARTIŞMALI MADDE DE KOMİSYONDAN GEÇTİ
Bakımevine alınan köpeklerden insan ve hayvanların hayatı ve sağlığı için tehlike teşkil eden ve olumsuz davranışları kontrol edilemeyen, bulaşıcı veya tedavi edilemeyen hastalığı bulunan ya da sahiplenilmesi yasak olanlarına, Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu’ndaki 9. maddesindeki “Hayvanlara ötenazi yapmak yasak olacak ancak hayvanlara acı ve ıstırap çektiren veya iyileşme durumu bulunmayan hastalık durumlarında, akut bulaşıcı bir hayvan hastalığının önlenmesi ya da eradikasyonu amacıyla veya insan sağlığı için risk oluşturan durumlarda, davranışları insan ve hayvanların hayatı ve sağlığı için tehlike teşkil eden ve olumsuz davranışları kontrol edilemeyen durumlarda, veteriner hekim tarafından ötenazi yapılmasına karar verilebilecek. Ötenazi işlemi veteriner hekim tarafından veya veteriner hekim gözetiminde yapılacak.” hükümleri uygulanacak.
Yerel yönetimler sahipsiz köpeklere ilişkin yürüttüğü iş ve işlemlerde Ev Hayvanlarının Korunmasına Dair Avrupa Sözleşmesi kapsamında gerekli idari tedbirleri almaya yetkili olacak. Hayvanlara yapılacak müdahalenin sadece tıbbi gerekçelerle değil Kanunda yer alan diğer istisnai durumlarda da yapılabilmesine imkan sağlanıyor. “Yerel yönetimler adına toplanan sahipsiz hayvanların bakımevi dışında bir yere terk edilmesi veya bakımevinde barındırılan köpeği bakımevi dışında bir yere bırakmak” fiilleri yasak kapsamına alınıyor. Böylece sahipsiz hayvanların toplanması, hayvan bakımevlerine götürülmesi ve bu hayvanların sahiplendirilinceye kadar hayvan bakımevi bünyesinde bakılmasına ilişkin hükümlerin uygulanmasının ve yerel yönetimlerin görev ve sorumluluklarını eksiksiz olarak yerine getirmelerinin sağlanması amaçlanıyor.
İl Hayvanları Koruma Kurulunun görevleri arasına, sahipsiz hayvanların korunmasına yönelik yürütülen çalışmaların yanı sıra insan, hayvan ve çevre sağlığını korumaya yönelik olarak sahipsiz hayvanlardan kaynaklı sorunları belirlemek ve bu sorunlara ilişkin çözüm önerileri üretmek ekleniyor.
GÖRÜŞMELERDEN
Muhalefet milletvekilleri, teklifin 7. maddesi üzerindeki görüşmelerde komisyon toplantısının çok uzun sürdüğünü, sağlıklı çalışma koşullarının kalmadığın belirterek, komisyonun çalışmalarına ara vermesini istedi. Tartışmaların devam etmesi üzerine Komisyon Başkanı Vahit Kirişci, toplantıya ara vererek siyasi partilerin temsilcilerini görüşmeye davet etti.
Bazı milletvekilleri sıralara vurarak tepkilerini gösterdi. Türkiye İşçi Partisi (TİP) İstanbul Milletvekili Saliha Sera Kadıgil, 2019 yılında hazırlanan TBMM Hayvan Haklarının Korunması ile Hayvanlara Eziyet ve Kötü Muamelelerin Önlenmesi İçin Alınması Gereken Tedbirlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan Meclis Araştırma Komisyonu Raporu’nu Komisyon Başkanı Kirişci’nin önüne fırlattı. Aranın ardından teklifin 7. maddesi kabul edildi. Böylece kabul edilen toplam madde sayısı da 7 oldu. Kirişci, yaklaşık 14 saat süren görüşmelerin ardından toplantıyı bugün saat 12.00’de toplanmak üzere kapattı.
]]>Hayvanları Koruma Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi görüşmeleri TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu’nda sürüyor.

“ÖTANAZİ” İBARESİ TASARIDAN ÇIKARILDI
Görüşmelerde AK Parti tarafından verilen değişiklik önergesiyle kanun teklifinin 5. maddesinde yer alan “ötanazi” ibaresi metinden çıkarıldı. Kanun teklifinin 13’ncü maddesinin birinci fıkrasından önce gelmek üzere, ‘Bakımevlerine alınan köpeklerden insan ve hayvanların hayatı ve sağlığı için tehlike teşkil eden ve olumsuz davranışları kontrol edilemeyen, bulaşıcı veya tedavi edilemeyen hastalığı bulunan ya da sahiplenilmesi yasak olanlarına ‘Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu’nun 9’ncu maddesinin 3’ncü fıkrasında belirtilen tedbir uygulanır’ ibareleri eklendi.
Atıf yapılan kanun ise şöyle: “Hayvanlara ötenazi yapmak yasaktır. Ancak, hayvanlara acı ve ıstırap çektiren veya iyileşme durumu bulunmayan hastalık durumlarında, akut bulaşıcı bir hayvan hastalığının önlenmesi ya da eradikasyonu amacıyla veya insan sağlığı için risk oluşturan durumlarda, davranışları insan ve hayvanların hayatı ve sağlığı için tehlike teşkil eden ve olumsuz davranışları kontrol edilemeyen durumlarda, veteriner hekim tarafından ötenazi yapılmasına karar verilebilir. Ötenazi işlemi veteriner hekim tarafından veya veteriner hekim gözetiminde yapılır.”

DERNEK TEMSİLCİLERİ VE HUKUKÇULARIN TOPLANTIYA ALINMASI İSTENDİ
Öte yandan görüşmenin yapıldığı Plan ve Bütçe Komisyonu salonunda gerginlik çıktı. Muhalefet milletvekilleri, bazı hayvan hakları derneklerinin temsilcileri ile bazı hukukçuların toplantıya alınmasını talep etti. CHP Grup Başkanvekili Ali Mahir Başarır, “Özellikle Türkiye Barolar Birliği Hayvan Hakları Komisyon Başkanı, Veterinerler Birliği ve bazı gazeteciler içeri alınmıyor. Yani Barolar Birliği Hayvan Hakları Komisyon Başkanı’nın burada olmasının hiçbir sıkıntısı yok. Bir şey daha söylemek isterim; Meclis geleneklerinde komisyondaki görüşmelerin televizyonda yayınlanması gibi bir şey yok; ancak 4 milyon hayvanın katledileceği bir yasayı görüşmek de yok. O yüzden çok hassas bir konu bu ve sizlerin biraz daha hassasiyet göstermenizi diliyorum. Özellikle bazı büyük gazetelerin temsilcileri, Barolar Birliğinin Hayvan Hakları Komisyonu Başkanı ve Veterinerler Birliği Başkanı’nın buraya alınmasını talep ediyoruz.” ifadelerini kullandı.
Komisyon Başkanı Vahit Kirişci, CHP Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal’ın talebi üzerine veteriner hekimleri temsilen bir veterinerin toplantıya alındığını belirterek, “Maddelere geçtik ve şu anda kanun teklifinin maddelerini görüşüyoruz. Geneli üzerindeki görüşmelerde bu sözünü etmiş olduğunuz bütün STK’ların, odaların veyahut baroların bunların konuşmalarını sağladık. Buna birlikte karar verdik ve yaptık. Sizden istirhamım bizim yol almamız gerekir.” dedi.

“TELEVİZYONDAN YAYINLANSIN” TALEBİ TARTIŞMAYA NEDEN OLDU
Muhalefet milletvekillerinin komisyon görüşmesinin salon dışında bulunan televizyonda yayınlanması talebinin reddedilmesi üzerine tartışma çıktı. DEM Parti Grup Başkanvekili Gülüstan Kılıç Koçyiğit, “Herkes bu yasayı takip etmek istiyor. Bu bir lütuf değil sayın başkan, demokratik teamülü uygulamanızı istiyoruz. Bu yasa toplumu yakından ilgilendiren bir yasa, günlerdir kamuoyunda tartışılıyor. Burada hayvan hakları savunucuları var, ilgili barolar var, avukat arkadaşlar var. Televizyon sorunu varsa ben odamdaki televizyonu indirebilirim. Bir televizyon temin edilebilir, Meclisimizin herhalde imkanları bu kadar sınırlı değildir. Şimdi mikrofon bozulunca yapılmayacak mı? Televizyon bozulmuş yapılmıyor. Orada insanlar buradaki komisyon görüşmelerini izlerlerse bu sizin açınızdan da, bu komisyonun açısından da, halk açısından da daha faydalı olur.” diye konuştu.
DIŞARIDAN SLOGANLAR YÜKSELDİ
Komisyon Başkanı Vahit Kirişci, tartışmalar arasında kanun teklifinin 4’üncü maddesini okuttu. Muhalefet milletvekilleri masalara vurarak protestoda bulundu. Tartışmaların sürmesi üzerine Vahit Kirişci, toplantının televizyonda yayınlanmayacağını ifade etti. Bir vekilin, ‘Yalan söylüyorsunuz’ demesi üzerine Kirişci, “Ben yalan söylemem, yalan söyleyen sizin gibilerdir. Siz yalan söylüyorsunuz, ben söylemiyorum” dedi. Kirişci, tartışmaların sürmesi üzerine toplantıya 5 dakika ara verdi. Öte yandan toplantıya alınmayan hayvanseverler de dışarıda ‘Direne direne kazanacağız’, ‘Yasayı geri çek’ sloganları atarak tepki gösterdi. Aranın ardından komisyon yeniden toplanarak, teklifi görüşmeye devam etti.

(İSTANBUL) – Hayvan hakları savunucuları, Hayvanları Koruma Kanunu’nda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin Meclis’te görüşüldüğü sıralarda yasaya karşı Kadıköy Yoğurtçu Parkı’nda eylem yaptı. Ortak açıklamada “Biz bu yasanın karşısındayız. Bu yasayı reddediyoruz. Bütün hükümlerini reddediyoruz. Ne ötanazi diyerek, ne uyutma diyerek üstünü örtebilirsiniz. Biliyoruz, hayvanları katletmek istiyorsunuz” denildi.
Yaşam İçin Yasa inisiyatifi ve Hayvan Yaşam Özgürlük İnisiyatifi, ilk 3 maddesi kabul edilen sokak hayvanlarıyla ilgili Hayvanları Koruma Kanunu’nda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin diğer maddelerinin TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda görüşüldüğü sıralarda Kadıköy Yoğurtçu Parkı’nda toplanarak eylem yaptı. “Toplayamazsın, hapsedemezsin, öldüremezsin” yazılı pankart açan hayvanseverler yasanın bir an önce geri çekilmesini istedi.
“Mecliste ne bilim insanları ne hayvan savunucuları var”
Yapılan ortak basın açıklamasında katliam yasasına karşı iki aydır mücadele halinde olduklarını belirten hayvanseverler, “Arkadaşlarımız bugün Kuğulu Park’ta Ankara’da direnmeye devam ediyorlar. Ama meclisin içinde ne bilim insanları var, ne hayvan savunucuları var. Sadece bu katliam yasasının lobisini yapmak isteyenler var” dedi.
“Bu yasayı reddediyoruz”
Mücadeleye sonuna kadar devam edeceklerini belirten hayvanseverler şöyle konuştu:
“Bu yasa teklifine ilişkin komisyon görüşmelerini, bu görüşmeleri komisyon toplantısı içerisinden canlı yayınla sosyal medya mecralarından yayımlayan vekillerin yayınlarını takip ederek, orada olan arkadaşlarımızdan bilgiler alarak anbean takip edeceğiz. Biz bu yasanın karşısındayız. Bu yasayı reddediyoruz. Bütün hükümlerini reddediyoruz. Ne ötanazi diyerek, ne uyutma diyerek üstünü örtebilirsiniz. Biliyoruz, hayvanları katletmek istiyorsunuz. Bunun karşısındayız. Hayvanları öldürmeyeceğiz sadece barınaklara toplayacağız derseniz eğer bir sonraki aşamada buna da karşıyız. Çünkü biz biliyoruz ki hayvanları toplamanız demek, bizim onları takip edemememiz demek. Sizin topladığınız hayvanların hepsinin de öleceğini, sefalet içerisinde öleceğini çok iyi biliyoruz.
“Hayvanlarımızı ölüm kamplarına göndermeyeceğiz”
Bu aslında köpek düşmanı, kedi düşmanı, sokakta yaşayan hayvanların düşmanı gibi gözüken, ama aslında kılıfı bu olan, yasada nasıl büyük bir rant dönmesi planlandığını da çok iyi biliyoruz. Teklife baktığımız zaman bu doğal yaşam alanı diye güzel dedikleri, barınak diye güzelledikleri ölüm kamplarının açılması için kişilere, kuruluşlara teşvikler, mali destekler sağlanması öngörülüyor. Ayrıca toplama yapmayan ya da hayvanları öldürmeyen belediyelere iki yıla kadar hapis cezası öngörülüyor. Fakat yine toplama yapmak için valilere yine bir sorumluluk verilmişken kendilerine herhangi bir yaptırım uygulanmıyor. Bunun da ne kadar ideolojik, siyasi bir tercih olduğu çok net ortadadır. Herkes bunun farkında, bunu bilmiyoruz zannetmesinler. Biz burada sadece hayvan düşmanlarıyla bunu yapmadığınızı biliyoruz. Ama hayvan düşmanı olduğunuzu da biliyoruz. Dolayısıyla biz bu yasa teklifi meclisten, komisyondan öncelikle, sonra genel kuruldan reddedilene kadar mücadelemizi sürdüreceğiz. Eğer ki geçerse her ikisinden de tek tek mahallelerimizde örgütlenip bütün hayvanlarımızı kucaklayıp o barınaklara, o ölüm kamplarına göndermenizi de engelleyeceğiz. Mücadelemiz sona ermeyecek.”
]]>TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu’nda, sokak hayvanlarına ötanazi uygulanması yolunu açan 17 maddelik ‘Hayvanları Koruma Kanunu’nda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 4. maddesinin görüşmeleri devam ediyor. Teklifin 4. maddesi, “Hayvanların sokaklardan toplanılması ve sahiplendirilinceye kadar hayvan bakımevlerinde barındırılması” hükmünü içeriyor.
“Belediyelerin barınaklar yaparak sokak hayvanlarını sahiplendireceğini kimse düşünmüyor”
CHP’nin Komisyon Sözcüsü Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal maddeyi, “Sahiplendirme olmaz ise hayvanların ölüme terk edilmesinin ilk aşaması” olarak gördüğünü söyledi.
Sarıbal, “Bugüne dair bir değerlendirme yapalım; 105 bin hayvan kapasiteli 322 barınak yani bakım alanı olduğu var kayıtlarda. 105 bin kapasiteden, 4 milyon hayvandan bahsediyoruz, üç yıl süre vereceğiz ve daha sonra bütün bunların alt yapısı hazırlanacak; 20 yılda olan 322, kapasite 105. Bu süreci biraz bilen, anlayan, gören herkesin çok net bir şekilde şunu görmesi lazım ki ne dört yıl sonra ne beş yıl sonra belediyelerin barınaklar yaparak sokak hayvanlarını toplayıp ve daha sonra bunları kayıt altına alıp Bakanlığın kayıt sistemine dahil edip, buradan bakıp sahiplendirme yoluna gideceğini herhalde hiç kimse düşünmüyor. Büyükşehirlerde bin de 3; küçük il ve ilçelerde binde 5 bütçeden ayrılan paylar bunları karşılayabilme şansına sahip değil” diye konuştu.
“Damdaki sahipli hayvanlarımızın sayısını bilmiyorken, sokak hayvanlarının kaydını kim yapacak”
Sarıbal, Tarım ve Orman Bakanlığı’nca 2001 yılından bugüne kadar tarımsal sayım yapılmadığına dikkat çekerek, “Son yaşanan Kurban Bayramın da bile biz ne kadar büyükbaş, ne kadar küçükbaş hayvanın Kurban Bayramı’nda kesildiğini bile bilmiyorken, damdaki sahipli hayvanlarımızın sayısını bilmiyorken, merada, yaylada koyunlarımızın sayısını bilmiyorken, elimizde yeterli veri yokken sokak hayvanlarının kaydını kim yapacak, nasıl yapacak? Kimsenin inanmadığını hepimiz biliyoruz” dedi.
“Ölüm kampları…”
Barınakları ‘ölüm kampları’ olarak nitelendiren Sarıbal, “Açlıktan ölüyorlar, birbirlerini yiyerek ölüyorlar, bakıcıların zulmüne maruz kalıyorlar; birçok sebebi var. Yani, bu madde geçerse ötanaziyi zaten aşağı yukarı onaylamış oluyorsunuz. Biz biliyoruz ki bu hayvanları toplamak bile başlı başına bir sorun. Hangi yöntemle, nasıl toplayacaksınız? Herhalde, toplarken zaten yarısını orada öldüreceksiniz, en az yani en az yarısını öldüreceksiniz” ifadelerini kullandı.
CHP Ankara Milletvekili Semra Dinçer de şöyle konuştu:
“Kanun teklifinde yer alan düzenlemeler 22 yıldır iktidarda olan AKP’nin basiretsizliğini ortaya koyan bir yasa teklifidir. Kanun teklifinin gerekçesi, hayvanların korunması olarak anlatılsa da bu yasa teklifi büyük bir katliama kapı açacaktır. Yaşam alanlarında insanlar ve hayvanların bir arada yaşayabileceği, hayvanların da haklarının gözetileceği bir yasa teklifi yapılmalıydı. Ancak siz kolayı, katliamı seçtiniz. Her alanda olduğu gibi bu yasa ile de kolaycılığa kaçıyorsunuz. Sorunları çözmek yerine ‘hayvanları katledelim’ anlayışıyla yaklaşıyorsunuz. Ancak çözüm asla katliam olmamalıdır. Bu kanun teklifiyle sokak hayvanları sahiplendirilmedikleri sürece alındıkları ortamlara bıraklımayacak, bakımevlerinde kalacak, hatta katledilecekler.
]]>KAMUOYUNDA tartışmalara neden olan sahipsiz hayvanlara ilişkin yasa teklifinin görüşmelerine TBMM Tarım, Orman ve Köy İşleri Komisyonu’nda devam edildi. Muhalefet milletvekillerinin, içeriye alınmayan hayvanseverlerin takip etmesi için toplantının koridordaki televizyondan yayınlanması talebi kabul edilmeyince tartışma yaşandı. Hayvanseverler de salonun dışında slogan atarak tepkilerini gösterdi.
TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu, sayıları kamu güvenliği açısından tehdit oluşturan sahipsiz hayvanlara ötenazi yapılmasına da öngören, ‘Hayvanları Koruma Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’ni görüşmek üzere Plan ve Bütçe Komisyonu salonunda toplandı. Muhalefet milletvekilleri, bazı hayvan hakları derneklerinin temsilcileri ile bazı hukukçuların toplantıya alınmasını talep etti. CHP Grup Başkanvekili Ali Mahir Başarır, “Özellikle Türkiye Barolar Birliği Hayvan Hakları Komisyon Başkanı, Veterinerler Birliği ve bazı gazeteciler içeri alınmıyor. Yani Barolar Birliği Hayvan Hakları Komisyon Başkanı’nın burada olmasının hiçbir sıkıntısı yok. Bir şey daha söylemek isterim; Meclis geleneklerinde komisyondaki görüşmelerin televizyonda yayınlanması gibi bir şey yok; ancak 4 milyon hayvanın katledileceği bir yasayı görüşmek de yok. O yüzden çok hassas bir konu bu ve sizlerin biraz daha hassasiyet göstermenizi diliyorum. Özellikle bazı büyük gazetelerin temsilcileri, Barolar Birliğinin Hayvan Hakları Komisyonu Başkanı ve Veterinerler Birliği Başkanı’nın buraya alınmasını talep ediyoruz” ifadelerini kulandı.
Komisyon Başkanı Vahit Kirişci, CHP Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal’ın talebi üzerine veteriner hekimleri temsilen bir veterinerin toplantıya alındığını belirterek, “Maddelere geçtik ve şu anda kanun teklifinin maddelerini görüşüyoruz. Geneli üzerindeki görüşmelerde bu sözünü etmiş olduğunuz bütün STK’ların, odaların veyahut baroların bunların konuşmalarını sağladık. Buna birlikte karar verdik ve yaptık. Sizden istirhamım bizim yol almamız gerekir” dedi.
Muhalefet milletvekillerinin komisyon görüşmesinin salon dışında bulunan televizyonda yayınlanması talebinin reddedilmesi üzerine tartışma çıktı. DEM Parti Grup Başkanvekili Gülüstan Kılıç Koçyiğit, “Herkes bu yasayı takip etmek istiyor. Bu bir lütuf değil sayın başkan, demokratik teamülü uygulamanızı istiyoruz. Bu yasa toplumu yakından ilgilendiren bir yasa, günlerdir kamuoyunda tartışılıyor. Burada hayvan hakları savunucuları var, ilgili barolar var, avukat arkadaşlar var. Televizyon sorunu varsa ben odamdaki televizyonu indirebilirim. Bir televizyon temin edilebilir, Meclisimizin herhalde imkanları bu kadar sınırlı değildir. Şimdi mikrofon bozulunca yapılmayacak mı? Televizyon bozulmuş yapılmıyor. Orada insanlar buradaki komisyon görüşmelerini izlerlerse bu sizin açınızdan da, bu komisyonun açısından da, halk açısından da daha faydalı olur” diye konuştu.
Komisyon Başkanı Vahit Kirişci, tartışmalar arasında kanun teklifinin 4’üncü maddesini okuttu. Muhalefet milletvekilleri masalara vurarak protestoda bulundu. Tartışmaların sürmesi üzerine Vahit Kirişci, toplantının televizyonda yayınlanmayacağını ifade etti. Bir vekilin, ‘Yalan söylüyorsunuz’ demesi üzerine Kirişci, “Ben yalan söylemem, yalan söyleyen sizin gibilerdir. Siz yalan söylüyorsunuz, ben söylemiyorum” dedi. Krişci, tartışmaların sürmesi üzerine toplantıya 5 dakika ara verdi. Öte yandan toplantıya alınmayan hayvanseverler de dışarıda ‘Direne direne kazanacağız’, ‘Yasayı geri çek’ slonganları atarak tepki gösterdi. Aranın ardından komisyon yeniden toplanarak, teklifi görüşmeye devam etti.
]]>Sokak hayvanlarına “ötanazi” öngören Hayvanları Koruma Kanunu’nda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi görüşmeleri TBMM komisyonlarında devam ederken kanun teklifine karşı protestolar da devam ediyor. Teklifin ilk 3 maddesi Meclis komisyonu’nda kabul edilirken İzmir Yaşam Hakları Savunucuları, ‘yaşam hakkı nöbetinin’ 9. gününde sokak hayvanları için seslerini yükseltti.
Hayvan hakları savunucuları Alsancak ÖSYM binası önünde bir araya gelip Türkan Saylan Kültür Merkezi önüne kadar yürüyerek kanun teklifini protesto etti. Azrail canlandırmasının ve tabutun olduğu eylemde hayvan hakları savunucuları, “Devlet öldürmez, yaşatır”, “Kafesler kırılsın, hayvanlara özgürlük” ve “Hayvana şiddete hapis cezası” sloganları atarak kanun teklifinin geri çekilmesi çağrısında bulundu.
“AKP ve MHP’li milletvekillerinin oylarıyla kabul edildi”
Eylemde basın açıklamasını Yaşam Hakkı Savunucularından Necla Gizem Tarhan Kasapoğlu yaptı. Kanun teklifinin Meclis’te kabul edilmesi durumunda sokakta uygulamaya koyulmasını engelleyeceklerini belirten Kasapoğlu şunları söyledi:
“Ne yazık ki çarşamba günü toplanan Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu’nda 18 saat süren toplantının ardından tecrit ve katliam kanun teklifinin ilk üç maddesi AKP ve MHP’li milletvekillerinin oylarıyla kabul edildi. TBMM’nin tutanaklarını ve komisyon toplantısının görüntülerini incelediğimizde ise ne yazık ki komisyon başkanı AKP’li Vahit Kirişçi’nin toplantıyı hiç de adil yönetmediğini, usulsüzlük üstüne usulsüzlük yaptığını; kanun teklifine karşı olup soru soran muhalif milletvekillerinin hiçbir sorusuna cevap alınmadığını gördük.
“Sağlanacak bütçe ile Türkiye’deki tüm köpekler kısırlaştırılabilir”
Meclise getirilen kanlı yasa tasarısında bahsedilen, ‘barınakların, hayvanların sahiplendirilinceye kadar bakıldığı ve rehabilite edildiği yerler’ olarak değiştirilmesini kabul etmiyoruz! Barınaklar, ihtiyacı olan hayvanların tedavilerinin yapıldığı geçici bakım evleridir. Bu yasa tasarısı ile açıktır ki; AKP iktidarının tek amacı, üzerinden hiçbir çıkar sağlayamayacağı aksine onlar için ekstra bütçe ve sorumluluk olan hayvanlar üzerinden barınak rantı devşirmektir. Yasa tasarısında talimatları verilen barınaklara sağlanacak bütçe ile Türkiye’deki tüm köpekler kısırlaştırılabilir. Bilimsel veriler ortadadır. Her belediye günde 11 köpek kısırlaştırsa Türkiye’de yaşayan tüm köpekler bir yıl içinde kısırlaştırılabilir. İddia edilenin aksine 20 yıldır görevini yapmayan belediyelere ve köpek popülasyonunun artışına rağmen kuduz vakaları artmamıştır.
“Gerekirse canlı kalkan olacağız”
Yıllardır yerel yönetimler ve bakanlıklar üzerinden hayvanlar için ayrılan bütçeyi cebine indiren AKP iktidarı, son yerel seçimlerde kaybettiği belediyelerin başkanlarına ‘Yasayı uygulamazsanız size hapis cezası veririm’ diyor. Popülasyon artışına çözüm olmayacağı bilimsel verilerle ve neredeyse 100 yıl önce yaşanan hayırsız ada katliamı ile de görülmüş bu katliam teklifine karşı duran; tarihsel sorumluluğunu yerine getiren, bilimsel ve etik tek çözümün kısırlaştırıp, aşılayıp, yerinde yaşatmak olduğunu ve elini kana bulamayacağını söyleyen belediye başkanlarını buradan selamlıyoruz!
Tecrit ve katliama hayır oyu kullanmanızı ve mecliste pazartesi günü tekrar görüşülecek olan toplantı salonunda bizzat bulunarak muhalefet etmenizi bekliyoruz. Biz bu yasa tasarısı geri çekilene kadar sokaklardan, meydanlardan geri çekilmeyeceğiz. Herkesi haklı mücadelemiz olan yaşam nöbetimize katılmaya ve destek olmaya çağırıyoruz. Bedeli ne olursa olsun bu kanun teklifinin bütün maddeleri komisyondan geçip mecliste onaylansa dahi bu yasanın sokaklarda uygulanmasına asla izin vermeyeceğiz! Mahallelerimizde, sokakta yaşayan dostlarımız için gerekirse canlı kalkan olacağız! Yine de sizin o kanlı ellerinize teslim etmeyeceğiz!”
]]>(ESKİŞEHİR) – Saadet Partisi Eskişehir İl Teşkilatı ve hayvanseverler, sokak hayvanlarına ötanazi yapılmasına dair kanun teklifini protesto etti. İl Başkanı Fesih Bingöl, “Bugün çözüm aradığımız, sahipsiz sokak köpekleri sorunu bugün ortaya çıkmış değildir. Bugün çözülmesi zor, yükü ağır olarak karşımızda duran bu sorun, daha küçük sorunların ihmal edilmesi sonucunda oluşmuştur” dedi.
Saadet Partisi Eskişehir İl Teşkilatı ve hayvanseverler, Hamamyolu Caddesi’nde sokak hayvanlarına ilişkin kanun teklifine tepki göstermek için basın açıklaması yaptı. Hayvanların öldürülmesini doğru bulmadıklarını belirten Saadet Partisi Eskişehir İl Başkanı Fesih Bingöl, şunları söyledi:
“Sahipsiz sokak köpekleri sorunu bugün ortaya çıkmış değildir”
“Milli Görüş hareketinin mensupları Saadet Partililer olarak bizler için siyaset; yaşanabilir şehirler, yaşanabilir bir ülke ve yaşanabilir yeni bir dünyanın kurulabilmesi için kullanılabilecek yegane araçtır. İktidar mücadelesi yolunda her şeyi araçsallaştıran anlayışı kabul etmediğimiz gibi, iktidara gelmek için her yolu mübah sayan zihniyeti de reddediyoruz. Zira böyle bir anlayışın uzun vadede yaşanabilir ortamları tesis etmesi mümkün olmaz. Bugün hem insanlar hem de diğer bütün canlılar için yaşanabilir şehirlere ihtiyaç vardır. Siyaset üstü yaklaşım; toplumun ihtiyaçlarını gözeten hem aklın hem de vicdanın gözetildiği, kişisel veya partisel hırsların ve hedeflerin bir kenara bırakıldığı, toplum yararına fedakarlıktan kaçınmayan bir tavrı ifade eder. Bu yaklaşım ortaya konduğu sürece siyaset; sorunların gerçek çözümlere kavuşturulduğu, toplumun yararına çalışarak gerçek niteliğine kavuştuğu bir merci olabilecektir. Bakınız; bugün çözüm aradığımız, sahipsiz sokak köpekleri sorunu bugün ortaya çıkmış değildir. Bugün çözülmesi zor, yükü ağır olarak karşımızda duran bu sorun, daha küçük sorunların ihmal edilmesi sonucunda oluşmuştur.”
“Ötanazi infiale yol açabilir”
Ötanazi ifadesinin infiale yol açabileceğine dikkat çeken Bingöl, “Bizler, ‘karıncayı yaşat ki, devlet yaşasın’ hassasiyetiyle hareket etmeyi inancımızın bir gereği olarak görürüz. Ancak şunu da kabul ederiz ki; belli bir aşamadan sonra sahipsiz sokak köpeklerinin uyutulması, istemesek de zorunlu hale gelebiliyor. Ancak getirdiğiniz teklifte ‘ötanazi’ olarak ifade ettiğiniz yöntem birçok infiale yol açabilecek, çerçevesi geniş tutulmuş olması nedeniyle kabul edilebilir değildir. Üstelik bunu belediyelere verdiğiniz bir imkan olarak tanımlamanız asla vicdani değildir, son derece kusurlu ifadelerdir. Bu konunun siyasi saiklerle yerel yönetimler üzerinde bir baskı unsuru haline getirebilecek düzenlemelerden kaçınmak gerekir. Merkezi yönetim sadece denetim kısmında değil, uygulama kısmında da sorumluluk almalıdır. Bunun yanında hayvan hakları kuruluşları ve veterinerlerimiz de sürece mutlaka dahil edilmelidir” diye konuştu.
“Sokaklar çocuklar ve yaşlılar için güvenli değil”
Sokakların çocuklar ve yaşlılar için güvenli olmadığını fakat hayvanlara yönelik şiddetin de kabul edilebilir olmadığını belirten Bingöl, “Kamusal alanlar olan sokaklar, parklar ve kaldırımlarda hayvanların rastgele beslenmesi birçok tartışmaya yol açıyorken aynı zamanda bu ortamlara bırakılan sağlıksız besinler hastalık yayabiliyor. Teklifinizde bu durumu düzenleyen bir hüküm konulmamış. Şunu kabul etmeliyiz ki; sahipsiz sokak köpekleri diye bir sorun var ve sokaklarımız özellikle çocuk ve yaşlılarımız gibi zayıf bireyler için güvenli değil. Bunun yanında hayvanlara kötü muamele, şiddet ile birlikte barınaklarda çok kötü şartların olduğu da kabul etmemiz gereken bir gerçektir” şeklinde konuştu.
Fesih Bingöl Saadet Partisi’nin önerilerini açıkladı
Konuya ilişkin partisinin önerilerini açıklayan Bingöl, konuşmasını şu şekilde sürdürdü:
“Biz, parti olarak ortaya koyduğumuz raporlar ve kanun teklifimizle özetle diyoruz ki; sokaklar güvenli, hayvanlar güvende olacak. Bunun için özetle önerilerimiz şunlardır: Sokak köpekleri kısırlaştırıldıktan sonra tekrar sokağa bırakılmamalıdır. Köpeklerin alındıkları ortama geri bırakılması popülasyonun kontrolünü imkansız hale getirmektedir. Barınak ve bakımevlerinin yanı sıra yaşam alanları kurulmalıdır. Uygun bulunan açık alanlar sahipsiz sokak köpekleri için yaşam alanına dönüştürülmeli, daha doğal ve özgür bir ortamda yaşamaları sağlanmalı. Gerekli görüldüğü halde yaşam alanı içerisinde de barınak kurulması sağlanmalıdır. Barınak ve bakımevlerinin şartları iyileştirilmeli, kamera sistemleri ile 7/24 izlenebilmelidir. Bağış toplayan hayvansever kuruluşlar, barınak ve bakımevleri kurmakla yükümlü olmalıdır. Böylece belediyeler ve bakanlık üzerindeki mali yük paylaştırılmalıdır. Bağış yapmak isteyen hayvanseverler hem yaptığı bağışın karşılığını görebilmeli hem de çalışmaları bizzat denetleyebilmelidir. Barınak, bakımevi ve yaşam alanlarında çalışan personellere yönelik eğitim zorunlu hale getirilmelidir. Gönüllülerin barınak ve bakımevlerini ziyaret etmesi ve aktif görev almaları kolaylaştırılmalıdır. Evcil hayvan satışı kontrol altında olmalıdır. Hayvan sahiplendirme esas alınmalı, merdiven altı üretim ve satışa izin verilmemelidir. Tüm evcil hayvanlar mikro çip ile kayıt altına alınmalıdır. Hayvanların sokağa bırakılması, kaybolması, hastalık bulaştırması gibi olumsuzlukların önüne geçilmelidir. Tehlikeli ırklara izin verilmemeli, tehlikeli ve yasak ırkların saldırılarından sahipleri sorumlu tutulmalıdır. Yasak ırk köpeğin bir insana zarar vermesi durumunda sahibine Türk Ceza Kanunu uyarınca ceza verilmelidir.”
]]>(OSMANİYE) – Osmaniye Patileri Derneği basın açıklaması düzenleyerek TBMM’de görüşülen ve sokak hayvanlarına ‘ötanazi’ yapılmasını da içeren ‘Hayvanları Koruma Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin geri çekilmesini talep etti. Dernek Başkanı Merve Turhan, “Telaffuz edilmesi bile bir insanlık suçu olan yasa tasarısını geri çekmenizi bekliyoruz” dedi.
Osmaniye Patileri Derneği üyeleri bugün Cumhuriyet Meydanı’nda bir araya gelerek sokak hayvanlarına ‘ötanazi’ yapılmasını da içeren kanun teklifine tepki gösterdi.
“1200’e yakın belediyede bakımevi de yok kısırlaştırma yok”
Merve Turhan tarafından okunan basın açıklamasında şu ifadelere yer verildi:
“Kedi ve köpeklerin toplatılıp ötenazi ve benzeri kılıflarda öldürülmesini getiren, içinde üremeye yönelik hüküm olmayan, sadece topla- öldür içeren, adeta hayvanlardan ve hayvan severlerden hınç ve intikam almak için hazırlanmış bir yasa tasarısı kabul edilemez. Anayasal hakkını kullanarak öldürmeye karşı direnen hayvan hakkı savunucularının yerlerde sürüklenerek darp edilmesi kabul edilemez. TBMM Tarım Komisyonunda tasarının görüşüldüğü toplantıya STK’ların alınmayıp sadece ‘köpekler öldürülsün, silahlanılsın, hayvansever kanı dökülsün’ diyen ve kedi köpek üretip satan dernek başkanı ve üyelerinin alınması kabul edilemez çünkü sorunu çözümü bilen ve yıllardır bunun için mücadele edenler biz hayvan hakları savunucularıyız. Dünya’ya örnek olarak 2004 yılında ana hükmü belediyelerin bakımevi kurup kısırlaştırma yapması olarak çıkartılan Hayvanlar Koruma Kanunu’na rağmen hala 1389 belediyenin 1200’e yakınında bakımevi de yok kısırlaştırma da yok fakat, yasayı uygulamayan ve görev ihmalinde bulunan bu belediyelere, bakanlıklar ve mülki idarelerce denetim yapılmadı, idari cezai yaptırım getirilmedi.
“Sorunun çözümü için ciddi bir çalışma başlatılmalıdır”
Hınç ve intikam yasa tasarısında, kedi ve köpeklerin ötenazi ve diğer kılıflar altında öldürülmeleri hükme bağlanıyor. Çelişkilerle dolu olan bu hınç ve intikam Yasa Tasarısının ve yasalaşması halinde bir taraftan kedi ve köpekler öldürülürken, öte yanda üremeye çoğalmaya devam edecekler çünkü bu tasarıda üremenin kontrol altına alınmasına yönelik tedbirler yok. En önemli husus, sokak köpeklerinin ana kaynağı olan, Türkiye’de bulunan 20 bine yakın köyde yaşayan tarım ve hayvancılık uğraşan 10 milyonlarca vatandaşın canını, malını, davarını koruyan 100 binlerce sahipli bekçi ve çoban köpeklerinin, sahiplerince beldelere ilçelere atılan ve sonra da sokak köpeği denilen yavrularına yönelik kısırlaştırma ve diğer tedbirler bu hınç ve intikam tasarısında yer almadığı için üreme devam edecek. Bu tasarıda, bir taraftan bütün kedi ve köpekleri hemen toplamayan belediyelerin başkanlarına hapis cezası getirilirken, öte yandan belediyelerin bakımevi kurmaları için 2028 yılına kadar süre verilmektedir. Bunun anlamı topla- öldür demektir. Tasarı komisyondan çekilmeli, yeni dönemde TBMM Hayvan Hakları Araştırma Komisyonu kurularak sorunun çözümü için ciddi bir çalışma başlatılmalıdır.
“Telaffuz edilmesi bile bir insanlık suçu olan yasa tasarısı geri çekilmeli”
Çözüm çok basit; 916 belediyede kısırlaştırma üniteleri kurulmalı ve her belediyenin günde 10 köpek kısırlaştırması ile 1 yılda 2 milyona yakın köpeğin kısırlaştırılması durumunda ilk 6 aydan başlayarak üreme kontrol altına alınmalıdır. Sayın Cumhurbaşkanımız; biz ki hayvanlar için vakıflar kurmuş, kuş evleri yapmış, kedi ve köpeklerin sokaklardaki beslenmelerine özel kişiler görevlendirimiş bir medeniyetin mensuplarıyız.
Kedisi ölen bir çocuğa taziyeye giden, yavrularını emziren bir köpeği rahatsız etmemek için ordularının yolunu değiştiren Peygamberi olan bir dinin ümmetleri olarak, TBMM’ye kedi ve köpeklerin öldürülmesini içeren kanun teklifi sunan bürokratlardan şikayetçiyiz. Bir merhamet dini olan yüce dinimiz İslam, bütün canlılara şefkat ve sevgiyle muamele etmeyi emreder. Hayvanların yaşam haklarına yönelen her türlü eylemi yasaklar. Telaffuz edilmesi bile bir insanlık suçu olan yasa tasarısını geri çekmenizi bekliyoruz.”
]]>MUSTAFA USTA
(SİNOP) – CHP Sinop Milletvekili Barış Karadeniz, TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu’nda Sahipsiz Hayvanlara yönelik teklifin görüşülmesi sırasındaki konuşmasıyla ilgili açıklama yaptı. Karadeniz, “Konuşmam sırasında acılı ailemiz Batuhan’ın babası Halil bey oradaymış. O tabi bir serzenişte bulundu. O serzenişte bulunduğu an ben tamamen konuşmamı bitirdim ve komisyon başkanı da beş dakikalık ara verdi. Ondan sonra ne olduysa iş bizim üstümüze yüklendi. Benim komisyon odasında Halil Bey’e ‘çıkın oradan siz kimsiniz’ dediğim söylendi, kesinlikle böyle bir şey yok” dedi.
CHP Sinop Milletvekili Barış Karadeniz, sahipsiz hayvanlara yönelik Hayvanları Koruma Kanunu’nda Değişiklik yapılmasına dair teklifinin görüşmelerinde yaşanan olayları açıkladı.
“Benim kesinlikle böyle bir sözüm olmadı”
Sinop Milletvekili Barış Karadeniz, şöyle konuştu:
“Çarşamba günü toplantımız başladı. Normal binadaki komisyon salonundan plan, bütçe, komisyon salonuna toplantıyı naklettik. Çünkü, geniş bir alan olması lazımdı ve yoğun bir baskı vardı. O baskı içinde de içeri alınan arkadaşlarımız oldu, alınmayanlar da oldu. Konuşma sırası bana geldiğinde ben de orada komisyon üyelerine seslenerek bir iki kelime ettim. Tamamen iyi niyet çerçevesinde ‘eğer bu yasaya imza verirseniz, çocuklarınız var ise o çocuklarınız sizi iki gün sonra yargılayabilir. Onun için çocuklarınıza bir sorun’ dedim. O ara bir ses geldi. Ben ilk başta fark edemedim. Acılı ailemiz Batuhan’ın babası Halil bey oradaymış. O tabi bir serzenişte bulundu. O serzenişte bulunduğu an ben tamamen konuşmamı bitirdim ve komisyon başkanı da beş dakikalık ara verdi. Ondan sonra ne olduysa iş bizim üstümüze yüklendi. Benim komisyon odasında Halil Bey’e ‘çıkın oradan siz kimsiniz’ gibi kelimeler ettiğim söylendi ama kesinlikle böyle bir şey yok. Bu konuyla ilgili sosyal medya ve bazı basın camiaları tarafından yüklenilmesinin doğru olduğunu bulmuyorum. Hatta kınıyorum. Baksınlar tutanaklara, baksınlar kayıtlara. Bir basın haber yaparken o tutanaklara bakmaz mı? ya da video kayıtlarına bakmaz mı? Benim kesinlikle böyle bir sözüm olmadı. Hatta, bırakın olmasını o acıyı yaşayan bir insana bunun yapılması bence hiç doğru olmadı.
“Ben çocuk yaştan beri hayvan sevgisiyle büyüyen bir insanım”
Ben çocuk yaştan beri hayvan sevgisiyle, insan sevgisiyle büyüyen, kimseyi kırmamaya gayret gösteren bir insanım. Öyle bir algı yarattılar ki, Türkiye’de şuan da katliamcı, hayvan düşmanı olduk. Biz hayvan haklarını savunurken, insan haklarını daha çok savunuyoruz. Bununla ilgili kimsenin şüphesi olmasın. Ama bir yandan herkes tarafından linç edilen bir pozisyona düştük. Bunu yapan arkadaşlara da sesleniyorum. Lütfen, haber yaparken kayıtlara bakın, videolara bakın ve doğru haber yapın. Bizi de burada linç ederken, araya atarken tweet atan eski siyasetçilerimiz de var. Onlara da yazık. Nasıl siyaset yapmışlar yıllarca? Aslı, astarı olmayan haberlerle Türkiye’yi yönetmeye kalkmanın faturasını işte şimdi görüyoruz.
“Genel bütçeyle, yerel bütçeyi birbirine endekslersek Türkiye’de bu sorunu çok kısa zamanda çözeriz diye düşünüyorum”
Türkiye’de bir çok sorun var. Sadece bu sorun değil. Bir anda bu yasayı getirme çabaları, insanların şuan da geçim derdini unutturma çabaları hiç doğru değil. Sorunu çözmek ortak akılla olur. İktidarı, muhalefeti, halk, vatandaş, sivil toplum örgütleri, dernekler bir araya gelir ve bu sorunu çözeriz. Ama ortak akılla çözülür. Ortak akılda bence, ilk başta yapılması gereken şeydi ama insanları maalesef böyle ayrıştırarak, kutuplaştırarak aslı, astarı olmayan haberlerle insanları bölerek bu ülkeyi yönetmenin acısını inanın yakın zamanda hep beraber çekeceğiz. Bu işin çözülmesi hem yerel hem genel bütçeyle olur. Yerel yönetimler bunu tek başına yapacak güçte değil. Ama genel bütçeyle, yerel bütçeyi birbirine endekslersek Türkiye’de bu sorunu çok kısa zamanda çözeriz diye düşünüyorum. Evet bu bir sorun gerçekten ama bu sorunu öldürerek değil, yaşatarak, çocuklarımız zarar görmeden, büyüklerimiz korkmadan bu işi çözmek hepimizin elinde diye düşünüyorum.”
]]>Konuyla ilgili değerlendirmelerde bulunan Başkan Ataç, “Düzenlenen etkinliğe katılarak can dostlarımızı sahiplenen vatandaşlarımıza teşekkür ediyorum. Tepebaşı Belediyesi olarak ‘Kısırlaştır, aşılat yerinde yaşat’ anlayışımızla çalışmalarımızı sürdürüyoruz” dedi.
Tepebaşı Belediyesi Doğal Yaşam Merkezi, sahiplendirdiği binlerce sokak hayvanı ile örnek olmaya devam ediyor.
Bu alanda çalışmalarını aralıksız olarak sürdüren Tepebaşı Belediyesi, Can Dostum Projesi kapsamında 13 Temmuz Cumartesi günü Atila Özer Karikatürlü Ev yanında düzenlenen “Satın Alma Sahiplen” adlı şenlik yoğun katılımla gerçekleşmişti. Tepebaşı Belediyesi Doğal Yaşam Merkezi’nde tedavi ve bakımları tamamlanan sahiplendirilmeye uygun yaklaşık 50 hayvandan 8’i köpek, 15’i de kedi olmak üzere toplam 23 hayvan alana getirilerek vatandaşlarla buluşturulmuştu. Gerekli incelemelerden sonra sahiplenilen 12 can dostun işlemleri tamamlanarak sıcak yuvalarına teslim edildi.
“Para vererek almak yerine sahiplenilmesini isterim”
Etkinliğe getirilen engelli yavru kedilerden birini sahiplenen Semra Acar, “Ben ilk gördüğümde çok beğendim, içim ısındı. Bir kedim hayatını kaybetti. Ben tekrar sorumluluk sahibi olmak istedim. Yavru olduğu için de ben büyütmek istedim. Mutluyum. Ben herkesin dışarıdan para vererek almak yerine sahiplenmesini isterim. Çevreme de bunu öneriyorum. Bir sürü çok güzel cins hayvanlar var, onlara yuva olmalarını isterim. Tepebaşı Belediyesi’nin de böyle bir etkinlik yapması çok hoşuma gitti. Barınağa gidemeyenler oluyor. Hayvanları merkeze getirmeleri onların yuva bulabilmeleri için imkan sağlamaları çok güzel” dedi.
“Kedi ve köpekleri çok seviyorum”
Şenlikte gördüğü köpeği sahiplenen Figen Köseler kendisinin yerel hayvan koruma görevlisi olduğunu belirterek “Kedi ve köpekleri çok seviyorum. Çok mutluyum. Eve gelmesi çok güzel. Onların evde varlığı bize farklı bir enerji veriyor. Ben aynı zamanda sokak hayvanlarını da besliyorum. Ben bütün vatandaşlara barınaklardan almasını öneriyorum. Ben de sürekli barınaklardayım. Tepebaşı Belediyesi ile de iletişimimiz güzel” diye konuştu.
“Bir canı sahiplenmek çok güzel”
‘Leo’ ismini verdikleri yavru köpeği sahiplenen Damla Yalçın, “Çok mutluyuz. En azından bir yuva olduk. Bir canı sahiplenmek çok güzel bir duygu, herkese de tavsiye ederim. Tepebaşı Belediyesi’ne de çok teşekkür ederim, çok güzel ilgilendiler” ifadelerini kullandı. Nidan Yalçın, “Ben Leo’yu çok sevdim. Adı artık Leo. Çok duygusal hissediyorum” dedi.
“Onların da yaşamaya hakkı var”
Yavru kedilerden birine sıcak yuva olan Hatice Kılıç, “Böyle ince bir duygu yaşattığınız için teşekkür ederiz. Doğada canlıların hepsi birbirini tamamlıyor. Herkesin belli bir görevi var. Doğanın dengesi için herkesin yaşam hakkı var. Konuşuyoruz, dilimiz var diye diğer canlıları öldürmeye hakkımız yok. Yanlış şeyler yapılıyor. Doğru yetiştirdiğimizde insandan daha sadık. Tepebaşı gerçekten yaşanılacak bir kent. Ahmet Ataç başkanımız da halkın yanında, doğada ben de varım diyen canlıların yanında. Çok güzel bir bakım sağlanıyor. Onların da yaşamaya hakkı var” dedi.
“Kısırlaştır, aşılat, yerinde yaşat”
Konuyla ilgili değerlendirmelerde bulunan Başkan Ataç, “1999’da göreve geldiğimde, Tepebaşı Belediyesi’nde görevli bir veteriner hekim dahi yoktu. Biz de süratle bu kadro için alım yapmıştık. İnsanlar kadar hayvanların da yaşam hakkı var. Bu konuda herkesin hemfikir olması gerekir. Şehir hayatında en büyük sıkıntıyı yerel yönetimler yaşıyor. Aşı, tedavi, besleme, kısırlaştırma ya da derneklerimizden, hayvanseverlerimizden gelen taleplerin karşılanması gibi konularda can dostlarımız için özveri ile çalışıyoruz. Bir hekim olarak hayvanlarımız için de en iyisini yapmaya çalıştığımızı söyleyebilirim. 2009 yılında hizmete açılan Doğal Yaşam Merkezi’nde bugüne 13 bin 241 sokak hayvanını sahiplendirilirken 22 bin 636 sokak hayvanı kısırlaştırıldı ve 35 bin 637 sokak hayvanının da tedavisi yapıldı. Düzenlenen etkinliğe katılarak can dostlarımızı sahiplenen vatandaşlarımıza teşekkür ediyorum. Tepebaşı Belediyesi olarak ‘Kısırlaştır, aşılat yerinde yaşat’ anlayışımızla çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Sokaktaki canlar için hep birlikte yapacağımız çok iş var, biz Tepebaşı’nda imkanlarımızın çok üstünde işler başardık. Kamu, özel sektör ve vatandaş iş birliği ile sokak hayvanlarının sayısı kontrol altına alınabilir. Uyutmak çözüm değil, hep birlikte kurtaralım” ifadelerine yer verdi. – ESKİŞEHİR
]]>UĞUR İSTANBULLU
(ARTVİN) – Arhavi Hayvan Hakları Koruma Derneği ve hayvanseverler, sokak hayvanlarına ilişkin kanun teklifini protesto etti. “Katliam yasasını geri çek” diyen hayvan hakları aktivisti Nazlı Demet Uyanık, “Hayvanların sesi olmak, yaşam hakkını savunmak için canımız pahasına mücadele etmekten asla vazgeçmeyeceğiz” dedi.
Arhavi Hayvan Hakları Koruma Derneği ve hayvanseverler, ‘Hayvanları Koruma Kanunu’nda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’ni protesto etti. “Yasalar yaşatır, öldürmez” diyen hayvan hakları aktivisti Nazlı Demet Uyanık, şunları söyledi:
“Bildiğiniz üzere, Tarım Komisyonu’na gelen Hayvanları Koruma Kanunu’nda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nde ‘kısırlaştır, aşılat, yerinde yaşat’ ilkesinden vazgeçilip; ‘yakala, kısırlaştır, tut, sahiplendir ya da öldür’ modeline geçilmek isteniyor. Görüşülecek teklifteki çelişki ve yanlışlıkları Tarım Bakanlığı’nın ve sizlerin dikkatine sunuyoruz. Taslakta ötanazinin Türkiye’de ve Osmanlı Devleti’nde kullanılmış ve sonuç vermemiş olmasına değinilmemiş. Ayrıca, ötanazi, bireylerin kendi iradesiyle yaşamına son verme beyanı sonucu uygulanan bir eylemdir. Yaşamak isteyen, yaşam savaşı veren canlılar ve bireyler için böyle bir kavram uygulanmak şöyle dursun, kullanılamaz. Bu tarz bir uygulamaya ötanazi denmez, olsa olsa cinayet denir.
“Yasalar yaşatır, öldürmez”
Taslağın amacının sokaktaki hayvan nüfusunu kontrol altına almak olduğu söyleniyor. Ama köpek nüfusunu arttıran kök nedenlere dair hiçbir çalışma yok. Gün gibi açık ki, bu yasa geçtiği takdirde, belediyeler barınaklarda katliam yaparken, hayvanlar birileri tarafından üretilmeye, çoğaltılmaya, sömürülmeye, nüfus sürekli olarak artmaya devam edilecek. Bir taraftan hayvan üretimi ve satışı devam ederken, hayvanlar ticari birer mal haline getirilip rant elde edilirken, diğer taraftan sokakta yaşam savaşı veren hayvanların öldürülmesini bize çözüm diye sunmaya kalkıyorlar. Buna kim inanır? Doğu Karadeniz bölgesindeki hayvan popülasyonunun artışında, avlanma ya da diğer gerekçelerle köye götürülen ve kısırlaştırılmayan hayvanların yaz sonunda ilçe merkezlerine bırakılmalarının yattığını çok iyi biliyoruz. Bu da ilçe ve şehir merkezlerindeki hayvan nüfusunun kontrolsüzce çoğalmasına yol açıyor. Sokaktaki kısır ve uyumlu hayvanlarla uğraşmak yerine, işe köylerden ve kırsaldan başlayın ve evine hayvan alan herkesin bu konudaki sorumluluklarını yerine getirmeleri için sıkı denetimler uygulayın. Yasalar yaşatır, öldürmez. Hepimiz farklı siyasi görüşlerden, inançlardan insanlar olarak burada hayvanlar için bir araya geldik. Buradan İstanbul’da ve Ankara’da hayvanların hakkı için parklarda, meydanlarda, Meclis’te toplanan, günlerdir alanlarda nöbet tutan tüm dostlarımıza da selamlarımızı gönderiyoruz. Hayvanların sesi olmak, yaşam hakkını savunmak için canımız pahasına mücadele etmekten asla vazgeçmeyeceğiz. Toplayamazsın, hapsedemezsin, öldüremezsin.”
“Arhavi’de hayvanlar için de doğa için de değişen hiçbir şey yok”
Hayvan hakları aktivisti Gözde Aylin Akgümüş ise “Var olan 5199 sayılı kanun gerektiği şekilde uygulansaydı şu an bugünleri yaşamıyorduk” diyerek şunları söyledi:
“Buradan Arhavi Belediyesi’ne sesleniyoruz. Arhavi’de pek çok siyasi parti dönemi yaşandı, geldi geçti ama Arhavi’de hayvanlar için de doğa için de değişen hiçbir şey yok. Buradaki bir avuç gönüllü, bin bir zorlukla mücadele ederek hayvanlara yardımcı olmaya çalışırken hedef gösterildiler, engellendiler. Hani diyorlar ya, kısırlaştırma denendi ama işe yaramadı diye. Arhavi özelinde konuşursak, son 5 senedir ki bu süreçte iki parti değişti, Arhavi’de neredeyse hiç kısırlaştırma yapılmadı. Kısırlaştırıldığı söylenen hayvanların ise bir kısmı sonradan doğurdu. Hangi siyasi parti gelirse gelsin, hayvanların hali içler acısıydı, hala da aynı şekilde devam ediyor. Var olan 5199 sayılı kanun gerektiği şekilde uygulansaydı şu an bugünleri yaşamıyorduk. Belediyeler ve devletin diğer yetkili kurumları kendileri ihmalleri sonucu yarattığı bu durumu, gün gibi ortada olan, toplum vicdanına ve kültürüne uyan, vicdanlı uygulamalarla çözmek zorundadır. Aynısı Arhavi Belediyesi için de geçerlidir. Hayvan sevgisini cins kedi köpek satın alıp canı sıkılınca sokağa bırakmaktan ibaret zanneden sahte hayvan severlere, hayvanlara kötü muamele eden, şiddet uygulayan canilere ağır para ya da hapis cezaları getirilmelidir! Bu sorun ancak gerçekçi, vicdani, bilimsel yollarla çözülebilir, cinayet yasaları çıkararak değil, Çözüm belli: Kısırlaştır, aşıla, yerinde yaşat.”
]]>TEKLİFİN İLK 3 MADDESİ KABUL EDİLDİ
AK Parti milletvekillerin imzasını taşıyan Hayvanları Koruma Kanunu’nda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Vahit Kirişci başkanlığında toplanan Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu’nda görüşüldü. Sık sık tartışmalara sahne olan toplantıda teklifin ilk 3 maddesi kabul edildi.
SAHİPLİ VE SAHİPSİZ HAYVAN KAVRAMLARI TANIMLANACAK
Kabul edilen maddelere göre Kanun’un amaçlarına “insan, hayvan ve çevre sağlığı gözetilmek kaydıyla” ifadesi ekleniyor. Sahipsiz hayvanlara ilişkin yürütülecek çalışmalarda, tereddüde mahal verilmemesi, kedi ve köpeklerin sahipli hayvan statüsüne alınabilmesi için Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu kapsamında Tarım ve Orman Bakanlığı veri tabanına kaydedilmesi zorunluluğu bulunduğundan “sahipli hayvan” ve “sahipsiz hayvan” kavramları açık bir şekilde tanımlanıyor.

HAYVAN BAKIMEVLERİNİN TANIMI DEĞİŞTİRİLİYOR
Uygulamada tereddüde mahal verilmemesi amacıyla ve Kanun’daki “yakala-kısırlaştır-sal” metodunun kaldırılması nedeniyle hayvan bakımevi tanımında uyum değişikliği yapılıyor. Hayvan bakımevinin tanımı, “Bakanlıktan izin alınmak suretiyle kurulan ve hayvanların sahiplendirilinceye kadar barındırıldığı ve rehabilite edildiği bir tesis” şeklinde değiştiriliyor.
Sahipsiz ve güçten düşmüş hayvanların hayvan bakımevlerine toplanması ve buralarda rehabilite edilerek sahiplendirilinceye kadar bakılacak olması sebebiyle bakımevleri dışında bir hayvana bakmanın onun yasal sorumluluğunu alarak sahiplenilmesi suretiyle mümkün olabileceği ilkesi kabul ediliyor. Kanun’un ilkeleri arasında yer alan “Evcil hayvanlar, türüne özgü hayat şartları içinde yaşama özgürlüğüne sahiptir. Sahipsiz hayvanların da sahipli hayvanlar gibi yaşamları desteklenmelidir.” ifadesi yürürlükten kaldırılıyor.
“CHP’Lİ BELEDİYELER BU KANUNA UYMAYACAK”
Toplantıda teklifin maddeleri üzerinde konuşan CHP Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, düzenleme yasallaşsa bile CHP’li belediyelerin bu kanuna uymayacağını söyledi. Hayvan barınaklarının yetersizliğine işaret eden Sarıbal, “Rehabilite edilsin veya edilmesin, gelinen noktada yeteri kadar barınak olmadığını hepimiz biliyoruz. Hayvan sayısı azken yeteri kadar barınak yapılmadı, bundan sonra tüm hayvanları nasıl toplayacaksınız? Yeni barınaklar açarak bütün hayvanları toplamanız mümkün değil. Dolayısıyla açılacak barınaklar ölüm kampı olacak.” dedi.
DEM Parti Şanlıurfa Milletvekili Ferit Şenyaşar, Türkiye’deki barınakların kapasitesinin 105 bin olduğunu, sayısı 4 milyona ulaştığı söylenen sahipsiz hayvan sayısının barınaklarda tutulmasının mümkün olmadığını kaydetti. Türkiye İşçi Partisi (TİP) İstanbul Milletvekili Sera Kadıgil, teklifle kedilerin de sahipsiz hayvanlar kategorisine alındığını belirterek “Siz bu kedilerden ne istiyorsunuz? 4 milyon sahipsiz hayvanı barınaklara alacağınızı ifade ediyorsunuz? Bunu nasıl yapacaksınız?” sorusunu yöneltti.

Teklif sahibi AK Parti Rize Milletvekili Harun Mertoğlu, “Resmi rakamlara göre yaklaşık 1 milyon 410 bin 858 kediye çip takılmış durumda. Biz kanun gerekçesinde zarar veren hayvanlarla ilgili düzenleme yapıyoruz. Kediler zarar vermediği için şu anda gündemde değil.” dedi. CHP Adana Milletvekili Ayhan Barut, CHP’li belediyelerin ötanazi uygulamasını asla gerçekleştirmeyeceğini belirterek yol yakınken yasa teklifinin geri çekilmesini istedi.
“BARINAKLAR İŞKENCE HALİNE GELEN YERLERDİR”
Saadet Partisi Antalya Milletvekili Şerafettin Kılıç, hükümetin sahipsiz hayvanlar konusunda başarısız olduğunu ve çareyi barınaklarda aradığını, sorumluluğu ise yerel yönetimlere bıraktığını anlattı. Kılıç, “Barınaklar sahipsiz hayvanlar için çözüm olmakta çok yetersizdir. Bu barınaklar hayvanların yaşam kalitesini düşüren ve zaman zaman işkence haline gelen yerlerdir.” diye konuştu.
CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, yasa teklifinin toplanan hayvanların imha edilmesine yol açacağını savunarak, bunun “doğaya, insana ve yaşama saygısızlık” olduğunu, bu nedenle kanun teklifinin geri çekilmesi gerektiğini söyledi. Komisyonun dün saat 14.00’te başlayan toplantısının sabah saatlerine kadar sürmesi üzerine muhalefet milletvekilleri, sağlıklı çalışma koşullarının kalmadığını belirterek ara verilmesini istedi. Bazı milletvekilleri sıralara vurarak tepkilerini dile getirdi. 18 saat süren görüşmelerin sonunda Komisyon Başkanı Kirişci, 22 Temmuz 14.00’te yeniden toplanmak üzere toplantıyı kapattı.
]]>NİSANUR YILDIRIM
(ANKARA) – Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu’nda ‘Hayvanları Koruma Kanunu’nda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam ediliyor. Kısa aralıkların dışında 16 saat boyunca çalışmalarını sürdüren Komisyon’da başkan, AK Parti Kahramanmaraş Milletvekili Vahit Kirişci, bazı STK temsilcilerini dinleyeceklerini açıkladı. Hayvan hakları aktivisti Güliz Gündüz, “Mahallerimizden kedilerimizi, köpeklerimizi almaya gelirseniz set olacağız, önlerine duracağız. Bizi öldürmeden o hayvanları öldüremezsiniz” dedi.
Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu’nda kamuoyunda sokak hayvanlarına “ötanazi” yapılmasına yol açacak kanun olarak bilinen, 17 maddeden oluşan ‘Hayvanları Koruma Kanunu’nda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam ediliyor.
16 saat süren çalışmalar sonrası maddeler üzerine görüşmeye geçilmeden önce komisyon başkanı AK Parti Kahramanmaraş Milletvekili Vahit Kirişci, her grup adına bir STK temsilcisini dinleyeceklerini açıkladı.
Türk Veteriner Hekimleri Birliği Başkanı Murat Arslan, şunları söyledi:
“Ya 1.5 milyon hayvanı kısırlaştıracağız ya da 4 milyon hayvanı kademeli olarak öldürmek zorunda kalacağız”
“Bu kanun bu haliyle çıkarsa kaygı verici. Burada yapılacak hataların günahını hayvanlar çekecek. İtlaf mı kısırlaştırma mı sürekli bunu tartışıyoruz. Dünyada yapılan hiçbir tartışmada itlaf veya kısırlaştırma tek başına önerilmiyor. Dünyada sokak hayvanlarının itlafıyla ilgili kesin sonuç alan bir ülke yok. Eğer ortam hazırlanırsa bir veteriner hekim bugün günde 10 kısırlaştırma operasyonu yapabilir. 2016’da yapılan bir araştırmaya göre itlaf, 20 yıl içinde popülasyonu sadece yüzde 13 azaltıyor. 2024 yılına ait bir çalışmada kısırlaştırmanın yüzde 78 popülasyonu başarı sağladığı belirtiliyor. Kuduz aşısından yapılan değerlendirme de çok doğru değil. İtlafın ya da diğer önlemlerin kuduzu azalttığına dair bir belge yok. Kısırlaştırma popülasyonu belli oranda azaltabilir ama itlafın buna bir etkisi yok. Burada yanıltıcı bilgiler var. Konuştuğumuz taslakta, Dünya Hayvan Sağlığı Örgütü’nün 2023’te yayınlanan raporunda verdikleri sayılar üzerinden ksıırlaştırmanın etkisiz olduğu temel gerekçe olarak gösterilmiş. Taslakta bahsedilen 4 milyon hayvanın yarısı doğal olarak dişidir. Bu 2 milyon dişinin, 1 milyonu zaten kısırlaştırılmış durumda. ya 1.5 milyon hayvanı kısırlaştıracağız ya da 4 milyon hayvanı kademeli olarak öldürmek zorunda kalacağız. Eğer biz itlafı seçersek emin olun şu anda yaşadığımızın kat kat fazlasını tekrar yaşayacağız.”
Komisyonda “Gazze” tartışması
Hayvanların Yaşam Hakları Konfederasyonu ikinci başkanı Haydar Özkan, konuşmasının başında Gazze geçen bir cümle kurunca AK Partili milletvekilleri bağırmaya başladı ve iktidar ile muhalefet parti milletvekillerinin arasında tartışma çıktı. İktidar ve muhalefet milletvekillerinin birbirlerinin üzerine yürümesi üzerine komisyon çalışmasına 10 dakika ara verildi.
Özkan’ın bitiremediği cümlesinde ise “Gazze’de yakılan bebekler, öldürülen çocuklar ile yapılan soykırımı destekleyen batının öldürme kültürü alınarak hazırlanan bu tasarı kabul edilemez” ifadesi yer aldı.
“Meslek örgütlerinden herhangi bir görüş alınmadığı için bu yasayı doğru bulmuyoruz”
Veteriner Hekimler Derneği Başkanı Gülay Ertürk, 35 yıldır veterinerlik yaptığını belirterek “Benim hasta sahiplerim sürekli beni arayarak geceleri uyuyamadıklarını söylüyorlar. Kanun teklifi, hayvan sahiplerini dikkate alsa iyi olurdu. 1990 yılında ‘Köpek Populasyonu Yönetim Kılavuzu’ yayınlandı. Kılavuzda en doğru ve geçerli yöntemin kısırlaştırma ve aşılama olduğu belirtiliyor. Ötanazi gibi bir çözümsüzlük olmamalı. Meslek örgütlerinden herhangi bir görüş alınmadığı için bu yasayı doğru bulmuyoruz” diye konuştu.
Yerel hayvan koruma görevlisi, hayvan aktivisti Güliz Gündüz, şöyle konuştu:
“Bütün belediyeler oradan oraya hayvan atıyor”
“Belediyeler yıllardır bu hayvanlara işkence yapıyor. Biz gözlerimizle görüyoruz çünkü barınak ziyaret ediyoruz. Kendi dışkılarının içerisinde yavrular açlıkla ölümü bekliyorlar. Anneler, yavrularını koruyamıyorlar. Bütün belediyeler oradan oraya hayvan atıyor. Dağ başları hayvan dolu. Bu hayvanlar normalde kendi mahallerinde yaşayan hayvanlardı. Belediyeler oraya buraya attıkları için açlıktan, susuzluktan berbat halde yaşıyorlar. Biz Cumartesi Anneleri gibi hayvanlarımızı arıyoruz. Küpe numaralarını yazıyoruz, ‘Hayvanım kayboldu, sizin mahallede mi?’ diye soruyoruz.
“Bizi öldürmeden o hayvanları öldüremezsiniz”
Öldürmek çözüm olsaydı 2004’ten önce zaten belediyeler hayvanları öldürüyorlardı. Çözüm olmamış demek ki değil mi? Biz kimiz ki bir hayvanın doğuştan gelen yaşam hakkını elinden alacağız? Bir hayvanın gözlerinin içine bakıp ona iğneyi siz vurabiliyorsanız bu yasayı gerçekten geçirin. Ama bunu siz yapamayacaksanız eğer bunun vebalini veteriner hekimlere atacaksanız bu yasayı geçiremezsiniz. Bunu yapabiliyorsanız zaten çok gaddarsınız. Bu size vicdani, insani geliyor mu? Devlet eğer bunu yasallaştırırsa her yerde bu katliam artacak. Biz bunu istemiyoruz. Bizim vicdanımızla, aklımızla oynamayın. Biz aylardır uyuyamıyoruz. Bizim vicdanlarımızı bu kadar yaralamaya hakkınız yok. Biz bu suça ortak olmayacağız. Mahallerimizden kedilerimizi, köpeklerimizi almaya gelirseniz set olacağız, önlerine duracağız. Bizi öldürmeden o hayvanları öldüremezsiniz.”
Ankara Barosu Hayvan Hakları Merkezi Başkan Yardımcısı Neşe Özkanoğlu ise şunları söyledi:
“Yasa teklifinin geri çekilmesini istiyoruz. Ne vicdana ne bilime uygun”
“Bir şiddet ihtimali bile sizi bu kadar rahatsız ediyorken biz burada milyonlarca hayvanın katledilmesinden bahsediyoruz. Hayvan hakları savunucuları yıllardır sokak hayvanı popülasyonu kontrol altına alınsın diye çalışıyor. Bu yasanın vicdana aykırı olduğu ortada. İktidar vekilleri ‘Uyutma gelmeyecek, bunu nereden çıkarıyorsunuz? Bizim kültürümüz bunu mu alır’ dediniz. Önümüze gelen yasada ucu açık bir hayvanları katletme potansiyeli var. Bu yasa kesinlikle popülasyonu kontrol altına alacak bir yasa değil. Toplumsal kutuplaştırmayı da çok arttıracak bir yasa. Yasa teklifinin geri çekilmesini istiyoruz. Ne vicdana ne bilime uygun değil.”
Teklifin tümü üzerine görüşmelerin tamamlanmasının ardından madde görüşmelerine saat 03.40’ta geçildi.
Komisyon Başkanı AK Parti Kahramanmaraş Milletvekili Vahit Kirişci’nin madde görüşmelerinde milletvekillerinin konuşma süresini 5 dakika ile sınırlandırılmasına ilişkin verdiği önerge kabul edildi.
]]>CHP Genel Başkanı Özgür Özel, “Hayvan Hakları Yasası’nda CHP grubu kırmızı alarmdadır. En üst düzey kırmızı alarmdadır. Çok özel ve sağlık sorunlarına dayalı ve birinci derece akrabaların sağlık sorunlarına dayalı mazeretler hariç, grubumuz Meclis’te mücadelesini sürdürecektir” dedi.
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, parti genel merkezinde DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan ile bir araya geldi. Basına kapalı gerçekleşen görüşme sonrası ortak basın toplantısı düzenlendi. Özel, son derece verimli bir toplantı yaptıklarını belirterek, “Her iki partinin bundan önce sürdürdükleri iyi ilişkileri bir kez daha teyit eden, bundan sonraki süreç için de ülkenin yararına, Türkiye’nin yararına olabilecek her konuda yoğun bir iş birliğini de yapabileceğimizi gösteren son derece verimli bir toplantı oldu. Ben Sayın Genel Başkanımıza, kıymetli heyetime bir kez daha teşekkür ediyorum” ifadelerini kullandı.
‘GEÇİNEMEYEN EMEKLİLERLE DALGA GEÇMEKTİR’
Özel, açıklamasının ardından gazetecilerin sorularını yanıtladı. En düşük emekli maaşının 12 bin 500 liraya yükseltilmesine ilişkin kanun teklifini değerlendiren Özel, “Biz en düşük emekli maaşının asgari ücretin altında olmaması gerektiğini savunuyoruz. Adalet ve Kalkınma Partisi’nin ilk iktidara geldiği gün en düşük emekli maaşı 1,5 asgari ücretli düzeyindeydi. Bugün gelinen nokta, en düşük emekli maaşının 10 bin liradan 12 bin 500 yüz liraya çıkarılması sadece geçinemeyen emeklilerle dalga geçmektir. Bugün asgari ücret düzeyine çıkarılmayan her rakam, emeklinin cebinden bir şeyleri almaktır. Bu 10 bin lira ocak ayında verildiğinde tam 25 kilo dana kıyma alıyordun. Zamdan önce bu 16 kiloya düşmüştü. Zamla birlikte 20 kiloya çıktı. Burada verilen 2 bin liranın yani 12 bin 500 yüz liranın getirdiği nokta 20 kilo dana kıyma parası. Ocak ayına göre emeklinin sofrasından, mutfağından 5 kilo dana kıyması alınmıştır. Emeklinin maaşından 5 kilo dana kıyma parası ocaktan bugüne çalınmıştır. Dün yapılan ayarlama bir zam değil. Emeklinin hakkı olan parayı cebinden çalmaktan başka bir şey değildir. Bunu bir kez daha kabul etmeyeceğimizi ve emeklilerle birlikte en sert tepkiyi verip, mücadeleyi bu noktada devam edeceğimizi ifade etmek isterim” diye konuştu.
Özel, İzmir’de iki kişinin su birikintisine bastıktan sonra elektrik akımına kapılıp hayatını kaybetmesine ilişkin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ‘Vebali olanlar, özür dilesin’ sözüne yanıt verdi. Özel, “Eğer suç bizdeyse biz çıkar üzerimize düşen sorumluluğu yerine getiririz. Peki suç elektrik dağıtım şirketindeyse ki ilk bilirkişi raporunda bununla ilgili çok önemli işaretler var. Sayın Erdoğan, çıkıp özür dileyecek mi? 2010-2013 arası bütün elektrik dağıtımını ben mi özelleştirdim, Erdoğan mı özelleştirdi? Türkiye’yi 21 bölgeye bölüp bütün elektrik dağıtım işini verirken, Elektrik Mühendisleri Odası ve CHP, ‘Elektrikte özelleştirme cinayettir’ diyor muydu, demiyor muydu? ‘Elektrik özelleştirmesi bakım onarımı aksatır. Bu kamu görevidir. Elektrik özelleştirmesi birtakım tedbirleri aksatır, bunların hepsi kamunun görevidir. Özele verirseniz kara bakar ve geri kalan kısmı aksatır’ diyorduk. ‘Elektrikte özelleştirme cinayettir’ diyenlere, pazar günü yaşananlardan sonra, ‘Çık özür dile’ diyorlar. Suç bizdeyse ben özür dileyeceğim ama elektrik şirketindeyse Sayın Erdoğan dileyecek mi” açıklamasında bulundu.
‘BARINAK YAPMAK İÇİN PARA VAR’
Sahipsiz sokak hayvanları yasa teklifine ilişkin uzun süredir değerlendirmeler yaptıklarını aktaran Özel, “Sayın Genel Başkanın vurguladığı, benim de iki grup toplantısında üzerinde durduğum Hayvan Hakları Komisyon Raporu var. O raporda, çok net olarak hayvan hakları fonu kurulması söyleniyor. Bunun geliri at yarışlarından, şans oyunlarından ve toplanan bazı yerel vergilerin küçük bir kısmı. Böylelikle devasa bir bütçe oluşuyor. Barınak yapmak için para var. Aşılama yapmak için, kısırlaştırma için para var. Ama bu kanun teklifinde altında imzaları olan bu fonun kurulmasına ilişkin bir şey yok. Ne var, para yok diye erteleme var. Kaç yılına, bundan 4 yıl sonraya, 2028 yılına barınak yapma yükümlülüğünü erteliyor. Bu şu demek; ‘Para yok. Sorumluluk sizde. Yetki sizde, hayvanlar sokakta, katledin onları’ demek. CHP’li belediyeler bunu yapmayacak elbet. Ama bunu yapacak birçok belediye başkanı çıkacak. ‘Kamu güvenliği tehdit altındaysa’ diyor. Birisine göre bir tek köpek bile kamu güvenliğini tehdit ediyor olabilir. Bunun tarifi nedir? Kamu güvenliğinin tehdit altında olup olmadığına kim karar verecek? Engelli hayvanların doğrudan itlafının önünü açan çok kötü kullanılmaya müsait bir ifade var. Bu yüzden biz buna karşı, Hayvan Hakları Yasası’nda CHP grubu kırmızı alarmdadır. En üst düzey kırmızı alarmdadır. Çok özel ve sağlık sorunlarına dayalı ve birinci derece akrabaların sağlık sorunlarına dayalı mazeretler hariç, grubumuz Meclis’te mücadelesini sürdürecektir. Kırmızı alarm halindeyiz. Bu yasanın yasalaşmaması, yok çoğunluk gücüyle yasalaşıyorsa da tarih önünde biz sorumluluklarımızı yerine getirmek üzere gereğini yapacağız” diye konuştu.
‘ÜLKEMİZİN GÜNDEMİNDE OLAN SORUNLARI ELE ALDIK’
DEVA Partisi Genel Başkanı Babacan ise ‘Hayırlı olsun’ ziyareti gerçekleştirerek yerel seçim sonuçlarıyla ilgili tebrikleri ilettiklerini belirterek, “Ülkemizin gündeminde olan sorunları ele aldık. Bunlardan birincisi ülkenin herhalde şu anda en önemli sorunu, en yakıcı sorunu geçim sorunu. Enflasyon, ekonomik sıkıntıların geniş kesimlere gittikçe daha fazla yayılması ve sosyal ayağı olmayan bir ekonomik modelin Türkiye’de son 1 yıldır uygulanmaya çalışılması. Bunları konuştuk. İkinci önemli gündem maddemiz sığınmacı sorunu ve bu bağlamda bu sorunun çözümüyle alakalı Sayın Genel Başkan’ın Suriye rejimiyle temas programı ve Sayın Esad’la görüşme planı gerçekten son derece kıymetli. Türkiye’de sadece iktidarın değil ana muhalefet partisinin de Suriye’yle bir normalleşme iradesinin ortaya konulması bizim dış politikamız açısından ve bölgemizin ilerideki istikrarı barışı ve huzuru açısından son derece kıymetli. Suriye konusundaki geniş kapsamlı bir değerlendirme yaptık. Suriye sorununun çözümünün Türkiye’deki sığınmacı sorununun çözümü için de önemli bir perspektif olduğunu beraberce teyit ettik. Üçüncü önemli gündem maddemiz de Meclis Başkanı Sayın Kurtulmuş’un başlattığı yeni anayasa arayışı. Biliyorsunuz dün biz Meclis Başkanı’yla beraber hukukçu arkadaşlarımız, hukukçu milletvekillerimizle beraber bir toplantı gerçekleştirdik. Yeni anayasanın ana sütunlarının ne olması gerektiğini kendisine ilettik. Bugüne kadar anayasayla ilgili yaptığımız çalışmaları kendisine emanet ettik. Önümüzdeki süreçte de DEVA Partisi ve CHP arasında bir temas trafiğinin, bir diyaloğun olmasının kıymetli olacağını beraberce değerlendirdik. Yani gündemimizde bu üç konu vardı” ifadelerini kullandı.
]]>TTB’den yapılan yazılı açıklamada, sokak hayvanlarına yönelik düzenlemeler içeren kanun teklifi ile ilgili değerlendirmede bulunuldu. Sokak hayvanları için “ölüm fermanı” olan bu teklifinin geri çekilmesi istenilen açıklamada, şunlar kaydedildi:
“Ne yazık ki merkezi ve yerel yönetimler Hayvanları Koruma Kanunu’nun gereklerini yerine getirme konusunda sınıfta kalmıştır. Hayvan haklarını ve yaşamını yok sayan hükümetler, belediyeler, partiler, bakanlıklar, resmi kurumlar ile sokaklar ve kentler güvenli hale getirilemez. Bugüne dek üretim ve ticaretin yasaklanması gerekirken, merdiven altı üretim, petshoplarda kataloglardan hayvan seçme, illegal yollarla yurtdışından cins hayvan ticareti devam etmiştir. Yetkili kurumlar hayvan sahiplerinin hayvanlarının bakımını takip etmemiş, sokağa terk etme gibi eylemlerine idari para cezaları uygulamamış, pek çok belediye Hayvanları Koruma Kanunu uyarınca veterinerlik hizmetleri, kısırlaştırma gibi görevlerini yerine getirmemiş, artan mama fiyatlarına yönelik vergi indirimleri sağlanmamış, artan veteriner hekim ve tedavi masraflarının karşılanabilmesi için zorunlu hayvan sigortası benzeri uygulamalar desteklenmemiştir. Görevini yapmayan belediyeler, denetleme yapmayan Doğa Koruma ve Milli Parklar Müdürlüğü, Tarım ve Orman Bakanlığı, şimdi kendi suçlarını bu kanun ile sokak hayvanlarına atmaya çalışıyor.”
“Bu ‘ölüm’ kanununu hayvanların korunması ve özgürleşmesi hedefinden geri adım atma olarak görüyoruz
Sokak hayvanlarının yaşam alanlarından koparılıp sahiplendirilemezlerse öldürülmelerinin gündeme getirilmesi, merkezi ve yerel yönetimlerinin başarısızlıklarının maskelenmesinden başka bir şey değildir. Hayvanları Koruma Kanunu’nun neden uygulanmadığı, denetimlerin neden yapılmadığı, yaptırımlar ve cezalandırmaların neden devreye sokulmadığı gibi çok sayıda sorularımız yanıtsız kalırken; sokak hayvanlarının toplatılmasını ve katledilmesini getiren bu kanun taslağını kabul etmiyoruz. Bu ‘ölüm kanunu’nu hayvanların korunması ve özgürleşmesi hedefinden geri adım atma olarak görüyoruz.”
“İtlafta ısrar, COVID -19 mücadelesinde olduğu gibi akıl ve bilime ters düşmektir”
Sokak hayvanları için kısırlaştırma, gözetleme ve aşılama gibi birçok seçenek bulunmasına rağmen “ısrarla” itlaf uygulanmak istendiği belirtilen açıklamada, şöyle denildi:
“Sokak hayvanları için üretimin durdurulması, ticaretin yasaklanması, kısırlaştırma, aşılama, yerine bırakma ve gözetim gibi bilimsel, adil ve akılcı çözümler bulunmaktadır. Yapılan bilimsel çalışmalar itlafın kısırlaştırmadan daha az etkili ve geçici olduğunu bizlere göstermektedir. Gerek iktidarın gerekse yerel yönetimlerin bunları gerçekleştirecek insan gücü, araç gereç, donanım ve finansman kaynağı bulunmaktadır. Tüm bunlara rağmen itlafta ısrar, COVID -19 mücadelesinde olduğu gibi akıl ve bilime ters düşmektir. Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sokak hayvanlarının itlafının gündeme getirilmesi bir çözüm değil, daha büyük bir katliamın gelen sesidir ve bu kanunun bir halk sağlığı önlemi olarak takdim edilmesi kabul edilemez. Sahipsiz sokak hayvanlarından geçen kuduz başta olmak üzere zoonotik hastalıkları, halk sağlığı ile gerekçelendirerek sokaktaki hayvanların ötenazisine yasal bir zemin hazırlamak bilimsellikten uzak, çarpıtılmış bir yaklaşımdır.
Diğer taraftan ülkemizde hayvan hastalıkları ve hayvanlardan geçen hastalıkların önlenmesi konusunda gerekli yasal düzenlemeler, hayvanların itlafı ile değil, Türkiye’de ‘tek sağlık sistemi’nin kurumsal olarak oluşturulabilmesi ile mümkündür. Asıl üzerinde durulması gereken, buradaki eksikliklerin bir an önce tamamlanması olmalıdır.”
]]>(TBMM) – İYİ Parti İstanbul Milletvekili Nimet Özdemir, TBMM’de yaptığı basın açıklamasında sokak hayvanlarına ilişkin kanun teklifini eleştirdi. Özdemir, “Bu tasarı, üzülerek ifade ediyorum ki, katliam teklifinden başka bir şey değildir. Sayıları milyonlarla ifade edilen sahipsiz hayvanların kısa zamanda toplanarak kısırlaştırılacağı, olmayan barınaklara yerleştirileceği, ötanazi adı altında katledileceği, bu düzenlemeyi yasa olarak bizlerin önüne getirdiler” dedi.
Hayvanları Koruma Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin yarın Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu’nda görüşmelerine başlanacak. İYİ Parti İstanbul Milletvekili Nimet Özdemir konuya ilişkin TBMM’de basın toplantısı yaparak şunları söyledi:
“Bu tasarı, üzülerek ifade ediyorum ki, katliam teklifinden başka bir şey değildir. Sayıları milyonlarla ifade edilen sahipsiz hayvanların kısa zamanda toplanarak kısırlaştırılacağı, olmayan barınaklara yerleştirileceği, ötanazi adı altında katledileceği, bu düzenlemeyi yasa olarak bizlerin önüne getirdiler. Bu eylemi de ötanazi adı altında yumuşatma gayretindeler. Peki, nedir ötanazi? Ötanazi, dünya genelinde uygulaması yasaklanan, bazı ülkelerde ise sınırları ve çerçevesi son derece titiz kurallara bağlanmış bireysel bir tercihtir. Yani, öldürülme isteğidir. Oysa önümüze getirilen tasarıda ötanazi ibaresinin kullanılması, uyutma ve vahşeti örtbas etme çabasıdır. Bu hayvanlar sizlerden ölmeyi mi talep ediyorlar?
AKP’nin 22 yıllık iktidarında yapılamayan, başarısız olunan, hatta kendi yakınlarına çıkar sağlamak amacıyla başvurdukları bir yöntemi, yasa metni içerisinde doğrudan itiraf etmiyorlar mı? Mevzuatla kendilerine çizilen sınır olmasa bu sorunu çoktan halledeceklermiş. Peki, neydi o sınırlama? Rehabilitasyon merkezi kurmak istediniz de bu yasa mı engelledi? Hayır. Kısırlaştırma yapmak istediniz de bu yasa mı size yapamazsınız dedi? Hayır. Peki, nedir o zaman yasanın sınırlandırdığı şey? Çok açık; öldürme eylemi. Yeni söylemleriyle ötanazi. Temel amaçları bu. Yasanın gerisi teferruattan ibaret.
“Bu kadar hayvanı nereye nasıl sığdıracaksınız”
Gerekçede toplam 105 bin kapasiteli 322 bakımevi olduğu ifade edilmiş. Tahmin edilen hayvan popülasyonu ise 4 milyon civarında. Nasıl olacak bu iş? 4 milyon nerede, 105 bin nerede? Yasa çıkınca hemen toplamaya başlanacağına göre, bu kadar hayvanı nereye nasıl sığdıracaksınız? Hayvan başına 3 metrekare yaşam alanı düşünseniz 12 milyon metrekare eder. Hazır hale getirilmiş böyle bir yer var mı? Yok. Belediyelerin bir kısmı sahipsiz hayvanları öldürürken, diğer bir bölümü kendi sınırlarındaki belediyelere, dağa, taşa, ıssıza bırakarak kontrolsüz üremeye neden olurken, şimdi ne yapılacak? Toplanacak hayvanlar, tasarının 5. maddesinin son fıkrasına göre, gidişatı önlemek adına kısa yoldan öldürülecek.
Dolayısıyla, iyi niyetlerle hizmete sokulan pek çok bakımevi, maalesef bir süre sonra hayvanlar için toplu ölüm merkezleri haline dönüştü. Büyük bakımevlerinin olduğu illerde, yıl içerisinde binlerce kısırlaştırma yapılması gerekirken, rakamlar çok düşük kaldı. Bu da üreme-katledilme döngüsünü beraberinde getirmiştir. Kırsalda yaşanan üreme sorunu göz ardı edildi, herhangi bir çözüm sunulmadı. 18 binden fazla köyde tarım ve hayvancılıkla uğraşan milyonlarca vatandaşımızın bağını, bahçesini, ekinini, sürüsünü korumak için beslediği on binlerce köpeği bulunmaktadır.
“Milyonlarca köpek için maliyeti 16 milyar liradan fazla”
Uyutma olarak tabir edilen operasyonda, bir hayvana kullanılacak ilaç ve diğer işlemlerin maliyetinin bugünkü rakamlarla yaklaşık 4 bin TL olduğu ifade ediliyor. Milyonlarca köpek için bu rakamın maliyeti 16 milyar liradan daha da fazla. Tesis maliyetlerini konuşmuyorum bile. Kısırlaştırma, 500 lira. Ki birçok veterinerimiz ücretsiz kısırlaştırma yapmaya hazırdır. Yani öldürmek, yaşatmanın kat kat üstünde. Bu maliyeti kim yüklenecek? Zaten zor durumda oldukları seçimden sonra ortaya çıkan belediyeler mi? Maliyeti bir yana, sahipsiz hayvanları öldürdükten sonra ne yapacaksınız?
2019 yılında TBMM’de oluşturulan Araştırma Komisyon raporu, bilimsel metotlarla bu sorunun giderilmesi için, yapılması gerekenleri ortaya koymuştur. Hükümet edenler, milletin iradesinin ortaya koyduğu bu önerileri bir kenara atıp, çözüm olarak kendi bildiklerini okumaktan başka bir tutum ortaya koymamaktadırlar. Bu kanun, bir çözüm yöntemi değildir.”
]]>
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin Türkiye Büyük Millet Meclisinde gerçekleşen grup toplantısında gündeme dair değerlendirmelerde bulundu. Açıklanan en düşük emekli maaşının 12 bin 500 TL olmasını eleştiren Özel, bunun zam olmadığını tam aksine emekliye ihanet olduğunu söyledi. TBMM’nin gündemine getirilen ‘Hayvan Hakları Yasası’ hakkında da konuşan Özel, bu yasanın bir katliam yasası olacağını bu nedenle CHP olarak bu yasaya sonuna kadar direneceklerini söyledi.
“Bu konuda kusuru olan kim varsa cezalandırılacak”
İzmir’in Konak ilçesinde elektrik akımına kapılarak hayatını kaybeden 2 kişi için adalet arama sözü veren Özel, “Görüntülere hiçbirimizin kalbinin dayanamadığı, izlemeye katlanamadığımız akıl almaz bir ihmal sonucunda gencecik 2 evladımızı, kardeşimizi kaybettik. Birisi 23 yaşında Özge Ceren Deniz. Babası Ahmet abiyle uzun konuştum. 3 kızın en büyüğü. Bir başka tıp fakültesinde okurken daha iyi bir okulda okumak, daha iyi şartlarda okumak için İzmir’e yatay geçiş yapan ve su geçerken, sudan geçerken, yağmur suyundan geçerken elektrik akımına kapılan Özge Ceren Deniz’in babası. ve o düşünce onu kaldırmaya koşan yine gencecik, 44 yaşında İnanç Öktamay’ın abisi Gökhan Bey’le konuştum, 2 erkek kardeşten biri. Yüreğinin yarısını kaybeden Gökhan Bey’le. 2 tarafın da söylediği şu; ‘Yüreğimize su serpen şey, Cumhuriyet Halk Partisi’nin bu işin siyaseti olmaz, ucu nereye giderse gitsin soruşturulacak’ demesidir. Bu ülkede ihmaller ölenin kimliğine göre ya da sorumluluğu olanın pozisyonuna göre değerlendirildikçe bu işler tekrarlanacak. Biz pozisyonumuzu tekrar söylüyoruz. İzmir Büyükşehir Belediye başkanına talimatımız şu oldu; sorunlu kimse belediye personeli ise belediye dağıtım şirketi ise dağıtım şirketi savcılarla tam bir iş birliği içinde, bu mesele nasıl olmuş ve o olmaması için ne gerekirdi? Bundan sonrası için ne lazım? Sorumluların saptanması, cezaların çekilmesi. Üstümüze düşen ne varsa yapılmasında kati bir tutum içinde olacağız dedik. Bu öz güvenle bu inançla bu yaklaşımla meseleyi takip ediyoruz. 2 ailede ‘böyle olsun, adalete kavuşulsun, başka canlar yanmasın’ diyorlar. Ben bir kez daha hem Özge Ceren Deniz evladımızın, kardeşimizin hem de yere düşen bir kadını kurtarmak için hayatını veren İnanç Öktemay’ın aziz hatıralarının önünde saygıyla eğiliyorum. Bu konuda kusuru olan kim varsa cezalandırılacak. Adalet arayışının önünde engel olanlardan değil, ailelerin yanında adaleti arayanlardan olacağız. Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı olarak söz veriyorum, hepinizin önünde söz veriyorum” ifadelerini kullandı.
“Bu, ‘Hayvan Hakları Yasası’ diye getirilen, ölüm ve infaz yasasına grubumuz tarihi bir direniş gösterecek, söz veriyoruz”
Düzenlemesi yapılan ve TBMM’nin gündemine getirilen sokak hayvanlarına yönelik düzenleme hakkında konuşan Özel, “Evet Türkiye’de başıboş köpek sorunu var. Bu sorun maalesef sabah erken saate okuluna giden çocuklara, servisine giden işçilere, namaza giden yaşlılara karşı önemli bir sorun ve çözülsün istiyoruz. Ama bunun çözümü için insancıl, akılcı, bilimsel yöntemlerin uygulanması gerekirken verilen kanun teklifi muğlak ifadelerle öldürmeyi meşrulaştıran ve çözümü tamamen belediyelerde uygulayıcıların inisiyatifine bırakan, bakımevi açma zorunluluğunu 2028’e kadar erteleyen, yani kaş yapayım derken göz çıkartan hayvan hakları derken hayvanların en birincil hakkı olan yaşam hakkını tehdit eden bir ölüm yasasını getirdiler. Biz CHP olarak bunun karşısındayız. Bu ‘Hayvan Hakları Yasası’ diye getirilen ölüm ve infaz yasasına bu salonda bulunan grubumuz sonuna kadar bütün gücüyle, tarihi bir direniş gösterecek, söz veriyoruz” diye konuştu.
“Bunun adı zam değil emekliye ihanettir”
En düşük emekli maaşlarına yapılan zam konusunda da değerlendirmede bulunan Özel, “AK Parti geldiğinde 8 çeyrek altın alan en düşük emekli maaşı bugün 2 buçuk çeyrek altın alamıyor artık. Bugün en düşük emekli maaşının artışını bekledik, beklentimiz asgari ücretti AK Parti Grup Başkanı Abdullah Güler açıkladı. Zaten Abdullah Güler, denilince manzara ortaya çıktı. Tayyip Bey hangi iyi haberi Abdullah Güler’e açıklatmışta en düşük emekli maaşını Abdullah Güler açıklayacak? Abdullah Güler açıkladı, 12 bin 500 lira. Bugün siz emekliye zam yapmıyorsunuz. Siz emeklinin cebinden altı ay öncesine göre 5 kilo kıyma parası çalıyorsunuz. 6 ay önce 25 kilo alan 10 bin TL, bugün 12 bin 500 olarak 20 kilo alıyorsa bunun adı zam değil emekliye ihanettir. Yazıklar olsun” dedi. – ANKARA
]]>İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, tartışma yaratan AK Parti’nin TBMM’ye sunduğu Hayvan Hakları Kanunu’nda değişiklik öngören ve sokak hayvanlarına ‘ötanazi’ uygulanması hükmünü getiren yasa teklifi ile ilgili sosyal medya hesabından bir paylaşım yaptı. İmamoğlu, “TBMM gündemine gelen, sokak hayvanlarıyla ilgili yasa tasarısı neden uygulanamaz” başlığı altında yaptığı paylaşımda şu ifadelere yer verdi:
“İlgili bakanlıklar da bu konuda gerekli desteği vermemiştir”
“Mevcut yasa bile tam uygulanmamış, ilgili yönetimler tarafından yeterli sayıda barınak açılmamış, kısırlaştırma yapılmamış, personel ve kaynak ayrılmamıştır. İlgili bakanlıklar da bu konuda gerekli desteği vermemiştir.
Özellikle bazı bölgelerde sahipsiz sokak hayvanları tarafından saldırıya uğrayan vatandaşlarımız olduğu bir gerçektir ancak bu vakaların hangi bölgelerde yoğunlaştığının analizi yapılmadan her yere aynı uygulama dayatılmak istenmektedir. Hayvan ve insan refahının sağlandığı, bu yaşam dengesinin çok başarılı bir şekilde sağlandığı birçok bölgemiz, ilimiz, ilçemiz mevcuttur.
“Yasa tasarısında hedeflenen sürede sokak hayvanlarının barınaklara toplanması olanaksızdır
Sahiplendirme çalışması bugüne kadar yeterince yapılmamıştır. Bu konuda başarılı birçok örnek olmasına rağmen yaygın ve etkili bir teşvik çalışması yapılmamıştır. Yasa tasarısında hedeflenen sürede sokak hayvanlarının barınaklara toplanması hem olanaksızdır hem de bu tarz toplamanın popülasyonu daha da artıracağı bir gerçektir. Bazı bölgelerde kedi ve köpek popülasyonunun azaltılması ya da bitirilmesi biyolojik dengeyi bozup başka kemirgen ve vahşi hayvanların çoğalmasına yol açacaktır. Dünyada bunun birçok örneği mevcuttur.
İllegal ya da denetimsiz evcil hayvan satışı ve üretimi kontrol altına alınmamıştır. Bu konuda gerekli çalışmaları yapmayan yerel yönetimlere yönelik denetim ve uygulama yapılmamış, gerekli durumlarda bakanlık devreye girmemiştir. Yeni yasa tasarısının uygulanması için gerekli bütçe mevcut yasanın uygulanması için gerekli bütçeden çok daha büyüktür. En önemlisi de uzun bir tarihsel sürede evcilleştirdiğimiz, yaşamımızın bir parçası olmuş bu canlıların yasa gereği milyonlarcasının uyutulmasının vicdanlarda oluşturacağı derin tahribattır.
Ortak akılla hareket etmeli
Çözüm; bu konuda ortak akılla hareket etmek, pratikte başka sorunlara yol açan adımlar yerine uygulanabilir bir yasa hazırlamak. Mevcut yasada tanımlanmış ama bir türlü pratikte uygulanmamış adımları tek tek hayata geçirmektir. Sosyal olarak topluma uyum sağlamış, rehabilitasyonu yapılmış canlıların gönüllüler işbirliği ve desteğiyle alındığı yere bırakılması, takibinin yapılması, kayıt altına alınması, çip takılması, ‘bakımını yap, aşıla, kısırlaştır ve sahiplendir’ yaklaşımı temel olmalıdır. Sorun yaşanan bölgelere özel olarak eğilmek, Bakanlığın da dahil olduğu altyapı, personel ve kaynak ile kültürümüze, geleneklerimize, canlılığımıza, insanlığımıza yakışan pratik uygulamaları hayata geçirmektir”
]]>CHP Tarım ve Ormancılık Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Erhan Adem, TBMM Başkanlığı’na sunulan Hayvanları Koruma Kanunu’nda değişiklik öngören yasa teklifiyle ilgili yazılı açıklama yaptı. Teklifin birçok açıdan yeniden değerlendirilmesi gerektiğini belirten Adem, şunları kaydetti:
“Sahipsiz hayvan popülasyonunun kontrol altına alınması gerektiği ortadadır. Ancak, bu kontrolün ötenazi yoluyla sağlanması uygun bir yaklaşım değildir. Halk sağlığının korunması için modern veterinerlik hizmetlerinin artırılması, belediyelere bağlı veterinerlik birimlerinin güçlendirilmesi ve kapsamlı aşılama programlarının uygulanması gereklidir.
“Uzman veteriner hekimlerin görüşleri alınmalı ve karar süreçleri şeffaf olmalıdır”
Yasa teklifi, sokak hayvanlarının varlığının yarattığı psikolojik etkilerden bahsetmekte ancak, hayvanların ötenazi ile öldürülmesinin toplumda yaratacağı derin üzüntüyü göz ardı etmektedir. Bu durum, toplumsal barışı ve ruh sağlığını olumsuz etkileyecektir. Mevcut hayvan bakımevlerinin kapasiteleri göz önüne alındığında, sokak hayvanlarının tamamının bu merkezlerde barındırılması gerçekçi değildir. Belediyelerin, bakımevlerini artırma hedefi iyimser bir yaklaşımdır, ancak bu sürecin idari ve mali açıdan sürdürülebilirliği konusunda ciddi şüpheler bulunmaktadır. Ötenazi kararının verilmesi için yerel yönetimlere yetki verilmesi, bu kararın nasıl ve kimler tarafından verileceği konusunda belirsizlikler yaratmaktadır. Bu konuda, uzman veteriner hekimlerin görüşleri alınmalı ve karar süreçleri şeffaf olmalıdır.
“Gerekli altyapı ve bilinçlendirme çalışmalarının yapılması gerekmektedir”
Belediyelere hayvanlar için yeni sağlık hizmetleri kurma zorunluluğu getirilmesi yerine, mevcut veteriner klinikleri ve hastanelerinin daha etkin kullanılması sağlanmalıdır. Bu, kaynakların daha verimli kullanılması ve hayvanların daha hızlı hizmet alması açısından önemlidir. Hayvan sahiplerinin, evcil hayvanlarını dijital kimliklendirme yöntemleriyle kayıt altına aldırma zorunluluğu, hayvan sahiplenmeyi teşvik etmek ve sahipsiz hayvanların sayısını azaltmak için önemli bir adımdır. Ancak, bu sürecin etkin bir şekilde yürütülmesi için gerekli altyapı ve bilinçlendirme çalışmalarının yapılması gerekmektedir.
“Veteriner hekimlerin ve halk sağlığı uzmanlarının iş birliği önemlidir”
Yerel hayvan koruma görevlilerinin önemi göz ardı edilmemelidir. Bu kişilerin görev tanımları netleştirilmeli ve denetim mekanizmaları güçlendirilmelidir. Bu sayede, sahipsiz hayvanların korunması ve bakımı daha etkin bir şekilde sağlanabilir. Sokak hayvanları popülasyonunun kontrol altına alınması için kısırlaştırma çalışmalarının hızlı ve yaygın bir şekilde yapılması gerekmektedir. Kapsamlı bir kısırlaştırma seferberliği ile sokak hayvanlarının sayısının azaltılması hedeflenmelidir. Hayvanlardan insanlara bulaşabilecek hastalıklarla mücadele için ‘Tek Sağlık’ yaklaşımının benimsenmesi gereklidir. Bu yaklaşım, insan, hayvan ve çevre sağlığını bir bütün olarak ele almakta ve entegre çözümler sunmaktadır. Bu doğrultuda, veteriner hekimlerin ve halk sağlığı uzmanlarının iş birliği önemlidir.
Sonuç olarak, hayvan hakları ve toplum sağlığı açısından bu yasa tasarısının yeniden değerlendirilmesi gerektiği düşünülmektedir. Hayvan refahı ve halk sağlığı konularında daha sürdürülebilir ve etkili çözümler üretilmesi için uzman görüşlerinin dikkate alınması önem arz etmektedir.”
]]>
Büyükşehir Tarım ve Peyzaj A.Ş. desteğiyle gençler artık köylere geri dönecek
BURSA – Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey Keles ilçesine giderek Tarım A.Ş.’nin çiftçilere saman ve küçükbaş hayvan dağıtımına katıldı. Çiftçiye ve köylüye verilecek desteklerle artık gençlerin köylerden şehre değil, şehirden köylere geri döneceğini ifade eden Başkan Bozbey, “Yeni projeleri hayata geçireceğiz. Çiftçimize mazot desteği de sağlayacağız. Akıllı projeler getirenlere destek olacağız” dedi. Bozbey, kendisinden destek isteyen yaşlı kadın üreticinin isteğini de anında yerine getirdi.
Türkiye’de bir ilke imza atarak makamını ilçelere taşıyan Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey, verdiği müjdelerle de vatandaşın yüzünü güldürdü. Dağ ilçelerinde tarım, hayvancılık, kırsal turizm ve kültürel faaliyetlerle ayağa kaldıracaklarını belirten Başkan Bozbey, yapılacak desteklerle şehirden köye geri göçü sağlayacaklarını söyledi. Bozbey’e saman ve hayvan desteği için Keles’e gelen Tarım Peyzaş A.Ş.’nin kamyonlarının yanında vatandaşlarla bir araya geldi. Vatandaşların isteklerini ve şikayetlerini dinleyen Başkan Bozbey, kendisinden destek isteyen yaşlı bir kadının ise isteğini anında yerine getirilmesini sağladı.
Vatandaşlarla yaptığı sohbette hayvancılığı çoğaltacaklarını belirten Başkan Bozbey, “BESAŞ olarak biz buradaki süt tesisimiz için süt alımını yapıyoruz. Fiyatları da köylümüzün de gelirini yükseltmek için yukarıya çekeceğiz. İşleyip bir çok yerdeki BESAŞ büfelerimizde satıyoruz. Sütünden yoğurduna, peynirinden kaşarına kadar en kaliteli ürünleri üretiyoruz. Daha farklı ürünleri de ortaya çıkaracağız. Biz en sağlıklı ürünü vatandaşımıza, vatandaşımızdan aldığımız süt veya diğer malzemelerle üreterek ulaştırıyoruz. Süt konusunda köylümüzün hayvancılıktan vazgeçmesini değil, tam tersine hayvancılığı arttırarak devam etmesini istiyoruz. Onun için elimizden gelen desteği sağlayacağız. Buradaki gençlerin gelirlerini yükseltirsek, şehirlere göçlerinin önüne geçmiş oluruz. Onun için çabalıyoruz” diye konuştu.
Başkan Bozbey, yaptıkları ve yapacakları destekleri açıkladı. Bozbey, “Çiftçimize ve hayvancılıkla geçimini sağlayan vatandaşımıza hem saman desteği, hem de küçükbaş hayvan konusunda destek veriyoruz. Zaten bundan önce de yaptıklarımız var. Ama bundan sonra bunları daha planlı bir şekilde bütün köylerimize, hayvancılığı yapmak isteyen hemşerilerimize ulaştırıp oralarda aile işletmeleri adı altında bu aile işletmelerini çoğaltarak hem gelirlerinin artmasını aynı zamanda da kendilerinin de bulundukları yerlerde güvenli bir yaşam sürmesini arzu ediyoruz. Dağ yöresi son derece önemli bir yer. Burada turizm, hayvancılık, özellikle tarım yapılıyor. Bugün buranın kirazı Avrupa’ya da ihraç ediliyor. Birçok yere gidip özel stantlarda satılıyor. Ama biraz daha tanıtmamız lazım” diye konuştu.
“Artık gençler, köylere göç edecek”
Yakın süre içinde bir kooperatif kurarak gereken desteği profesyonel olarak vereceklerini belirten Başkan Bozbey, “Biz de elimizden gelenin fazlasını vereceğiz. Bu sayede artık gençler şehre değil, şehirden gerisin geriye buraya yerleşecekler. Hem burada gelirlerini yükseltecekler aynı zamanda sağlıklı huzurlu bir yaşam sürecekler. Bunun yanında tabi sosyal imkanları ve kültürel imkanları da çoğaltmayı planlıyoruz. Bu yöremiz hem yaşanabilir aynı zamanda da temiz bir havayı soluduğumuz gibi sağlık bir hayat sürmemiz anlamında da önemli bir yer bunu mutlaka başaracağız ve sağlayacağız” dedi.
Başkanın yapmış olduğu açıklamadan mutluluk duyan vatandaşlar, ‘Sizlere çok güveniyoruz. Allah sizden bin kere razı olsun” diye temennide bulundu.
]]>Türkiye’de bir ilke imza atarak makamını ilçelere taşıyan Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey, verdiği müjdelerle de vatandaşın yüzünü güldürdü. Dağ ilçelerinde tarım, hayvancılık, kırsal turizm ve kültürel faaliyetlerle ayağa kaldıracaklarını belirten Başkan Bozbey, yapılacak desteklerle şehirden köye geri göçü sağlayacaklarını söyledi. Bozbey’e saman ve hayvan desteği için Keles’e gelen Tarım Peyzaş A.Ş.’nin kamyonlarının yanında vatandaşlarla bir araya geldi. Vatandaşların isteklerini ve şikayetlerini dinleyen Başkan Bozbey, kendisinden destek isteyen yaşlı bir kadının ise isteğini anında yerine getirilmesini sağladı.
Vatandaşlarla yaptığı sohbette hayvancılığı çoğaltacaklarını belirten Başkan Bozbey, “BESAŞ olarak biz buradaki süt tesisimiz için süt alımını yapıyoruz. Fiyatları da köylümüzün de gelirini yükseltmek için yukarıya çekeceğiz. İşleyip bir çok yerdeki BESAŞ büfelerimizde satıyoruz. Sütünden yoğurduna, peynirinden kaşarına kadar en kaliteli ürünleri üretiyoruz. Daha farklı ürünleri de ortaya çıkaracağız. Biz en sağlıklı ürünü vatandaşımıza, vatandaşımızdan aldığımız süt veya diğer malzemelerle üreterek ulaştırıyoruz. Süt konusunda köylümüzün hayvancılıktan vazgeçmesini değil, tam tersine hayvancılığı arttırarak devam etmesini istiyoruz. Onun için elimizden gelen desteği sağlayacağız. Buradaki gençlerin gelirlerini yükseltirsek, şehirlere göçlerinin önüne geçmiş oluruz. Onun için çabalıyoruz” diye konuştu.
Başkan Bozbey, yaptıkları ve yapacakları destekleri açıkladı. Bozbey, “Çiftçimize ve hayvancılıkla geçimini sağlayan vatandaşımıza hem saman desteği, hem de küçükbaş hayvan konusunda destek veriyoruz. Zaten bundan önce de yaptıklarımız var. Ama bundan sonra bunları daha planlı bir şekilde bütün köylerimize, hayvancılığı yapmak isteyen hemşerilerimize ulaştırıp oralarda aile işletmeleri adı altında bu aile işletmelerini çoğaltarak hem gelirlerinin artmasını aynı zamanda da kendilerinin de bulundukları yerlerde güvenli bir yaşam sürmesini arzu ediyoruz. Dağ yöresi son derece önemli bir yer. Burada turizm, hayvancılık, özellikle tarım yapılıyor. Bugün buranın kirazı Avrupa’ya da ihraç ediliyor. Birçok yere gidip özel stantlarda satılıyor. Ama biraz daha tanıtmamız lazım” diye konuştu.
“Artık gençler, köylere göç edecek”
Yakın süre içinde bir kooperatif kurarak gereken desteği profesyonel olarak vereceklerini belirten Başkan Bozbey, “Biz de elimizden gelenin fazlasını vereceğiz. Bu sayede artık gençler şehre değil, şehirden gerisin geriye buraya yerleşecekler. Hem burada gelirlerini yükseltecekler aynı zamanda sağlıklı huzurlu bir yaşam sürecekler. Bunun yanında tabi sosyal imkanları ve kültürel imkanları da çoğaltmayı planlıyoruz. Bu yöremiz hem yaşanabilir aynı zamanda da temiz bir havayı soluduğumuz gibi sağlık bir hayat sürmemiz anlamında da önemli bir yer bunu mutlaka başaracağız ve sağlayacağız” dedi.
Başkanın yapmış olduğu açıklamadan mutluluk duyan vatandaşlar, ‘Sizlere çok güveniyoruz. Allah sizden bin kere razı olsun” diye temennide bulundu. – BURSA
]]>Tarım ve Orman İl Müdürlüğünce, “Mera Islah ve Amenajman Projesi” çerçevesinde Ani Köyü’ndeki atıl arazinin ekonomiye kazandırılması amacıyla çalışma yürütüldü. İlk olarak 500 dekar alan yabancı ve istilacı ot olan yavşan otundan arındırılarak meraya fiğ tohumu ekildi.
Ani köyü yaylasında düzenlenen tören saygı duruşu ve İstiklal Marşının okunmasıyla başladı. Törenin açılış konuşmasını Tarım ve Orman İl Müdürü Enver Aydın yaptı.
Aydın’ın ardından söz alan ve Kars’ın çok geniş meraları olduğunu, hayvanlarının da organik beslendiğini ifade eden Kars Milletvekili Adem Çalkın, “Tarım ve Orman İl Müdürlüğümüz çok büyük işler yapıyor. Zamanı geliyor hayvanlarımızla ilgili salgın hastalıklarda, hayvan üreme konusunda hayvanların yakın takibinde çiftçilerimizle ilgili yağış oluyor, dolu oluyor, hasat zamanı oluyor ve diğer zamanlar oluyor onları görüyorsunuz. Yani anlayacağımız çiftçinin kara gün dostu ofis diyorlar ama ben çiftçinin kara gün dostu Tarım ve Orman İl Müdürlüğü’dür diyorum. Allah sizden razı olsun, emekleriniz çok büyük, hepinize teşekkür ediyorum” dedi.
Bu millet için, bu devlet için üretmek zorunda olduğumuzu ve ürettikçe güçleneceğimizi dile getiren Vali Ziya Polat, “Güçlendikçe mazlumların lideri olan milletimiz bu dünyaya adaleti getirecektir. Onun için hep beraber bizler, sahadaki sizler, STK’larımız, muhtarlarımız devletin tüm kurum ve kuruluşlarındaki sahadaki milletimizle kol kola girip üreteceğiz, üreteceğiz, üreteceğiz. Ürettiğimizi de iyi fiyata satmamız gerekiyor, iyi fiyata satmak için de iyi ürün yetiştirmemiz gerekiyor. Ham maddeyi maddeye çevirmemiz gerekiyor. Tarlada aldığımız ürünü, hayvanımızın karkas etini raflarda görmemiz gerekiyor. Geçtiğimiz günlerde bir fabrikamızı ziyaret ettim. Allah’a şükür karkas et, Kars sucuğu, Kars kavurması olarak raflardaki yerini almaya başladı ve yatırım yapan, yakında açılışını yapacağımız birçok fabrika da var. Bunu çiftçi kardeşlerimizden de bekliyoruz; kavılcamız, buğdayımız meşhur. Ancak biraz önceki köyde Esenkentli bir hemşehrimiz bana biçerdöverden veryansın etti. Biçerdöverler çok pahalı oluyor, saman alıyoruz diye. Bizim burada yapmamız gereken bir iş daha var. Hayvan besleyen insanımıza bizim saman değil de fiğ, yonca, korunga, silajlık mısır üretimini arttırmak için destek olmalıyız. Hayvanlarımıza saman yerine bunları yedirmemiz gerekiyor hem maliyetleri azaltmamız lazım hem de hayvanın hem et hem de süt verimini arttırmamız lazım. Saman mecburiyetten yedirilecektir. Ama biz maalesef biçerdövere herhalde saman karşısında veriyoruz. Biçerdöver biçiyor, otumuzu ve buğdayımızı veriyoruz saman alıyoruz. Biz, fiğ, korunga, silajlık mısır üretimine de inşallah önümüzdeki yıllarda itibaren devletimizin katkısıyla daha da arttıracağız” diye konuştu.
Yapılan konuşmaların ardından hayvanlar meraya salındı. Kars’ta “2024 yılında 2 bin 400 dekarlık alanda aktif olarak yürütülen 5.790.910,45 TL maliyetli mera ıslah ve amenajman projeleri çiftçilerin yüzünü güldürüyor.
Ani köyünde 2.959.800,00 TL maliyetli mera ıslah ve amenajman projesi kapsamında büyük çoğunluğu istilacı bir yabancı ot olan yavşan otu ile kaplanarak tahrip olan meranın ıslahında üç ayrı ıslah yöntem uygulandı. – KARS
]]>Adalet ve Kalkınma Partisi’nin TBMM Başkanlığı’na sunduğu sokak hayvanlarıyla ilgili yasa teklifine karşı İzmir’de başlatılan protesto eylemleri üçüncü gününde de devam etti. Hayvanseverler akşam saatlerinde Alsancak Kıbrıs Şehitleri Caddesi ÖSYM binası önünde toplanarak oturma eylemi yaptı.
ÖSYM binası önünde toplanan grup adına basın açıklamasında bulunan Avukat Bilge Berk, “Değişiklik yapılması istenen yasa, hayvanları koruma yasası 5199. Oysaki bu değişiklikle ölüm fermanı hazırlanıyor. Bu yasanın adının sokak hayvanlarını öldürme yasası olarak değişmesi gerekiyor. Maddelere baktığımız zaman ölümden başka hiçbir şey yok. Bir de bizi cahil sanıyorlar herhalde. Ötanazi tabirini kullanmışlar. Ötanazi; bir kişinin acı, ızdırap çeken bir kişinin kendi isteğiyle rızasıyla hayatına son verilmesi. Diyorlar ki; sokak hayvanlarının ve ötanazi hakkı ve barınak hakkı varmış. Ne mutlu bizim sokak hayvanlarımıza. Ölüme, mapusa, tecrite, sürgüne gitme hakları var” dedi.
“Hepsi sokak hayvanlarının öldürülmesi için”
Sözlerini yasa teklifi üzerinden sürdüren Avukat Bilge Berk, şunları kaydetti:
“Yasa diyor ki; eğer bir köpek saldırgansa saldırganlığı neye göre tespit edilecek? Buradan bir kişi diyecek ki bu köpek saldırgan. Belediye geldi, köpeği hemen öldürecek. Ölüm. Bulaşıcı bir hastalığı olursa; uyuz bulaşıcı bir hastalık. Bir tane hapla tedavi olur hayvan. Uyuzsa bir köpek o köpek öldürülecek. Demişler ki popülasyon artarsa hiçbir sebep olmaksızın sokak hayvanlarını öldürürüz. Hayvandan hayvana bir hastalık bulaşırsa ölüm. Yani bir köpek soğuk algınlığı geçiriyorsa bunun da sonucu ölüm. Hayvandan insana hastalık geçerse ölüm. O kadar cahiller ki hayvandan insana dostluk, sevgi dışında hiçbir şey geçmeyeceğini bilmiyorlar. Yaban hayatına müdahale ediyorsa, su kaynaklarına müdahale ediyorsa sokak hayvanları öldürülür. Bakın arkadaşlar hepsi ölüm. Hepsi sokak hayvanlarının öldürülmesi için neden?
“Kutsal olan yaşamaktır, yaşatmaktır”
Popülasyonun azaltılması için nedense ‘üretim ve satışa hayır’ diye bir madde yok. Bu popülasyonu sen madem azaltmak istiyorsun neden üretime ve satışa ‘yasak, hayır’ diyemiyorsun? Çünkü sermayeden korkuyorsun. Sistem kar etmediği hiçbir şey istemiyor. Bakın kısırlaştırma, üretim ve satışa ‘hayır’ bu sorunu çözer. Bu sorunu çözmek istemiyorlar. Bunlar çıktılar balkona sanki bir zafer edasıyla ölümü muştuladılar. Ölüm müdür kutsal olan? Kutsal olan yaşamaktır, yaşatmaktır. Onurlu, erdemli bir şekilde.
“Yasanın elle tutulur hiçbir yanı yok”
Bu yasanın elle tutulur hiçbir yanı yok. Bakın dışarıda sokak hayvanı bırakmayacaklar. Sokakta bir tane sokak kedisi buldunuz onu beslemek istediniz. Ceza alacaksınız. Çünkü bu bir suç teşkil edecek. Biz yerel hayvan koruma gönüllülerinin bütün yetkileri sona erdiriliyor. Yani devlet ‘ben gönüllerle muhatap değilim, ben istediğimi yaparım’ diyor. Siz sokağınızdaki hayvanların katledilmesini, öldürülmesini istiyor musunuz? Kanun bu kanuna karşı duralım. Artık son düzlükteyiz. Herkes sokaklara dökülsün, Sokak canlarımıza sahip çıkalım.”
Milletvekillerine isim isim tepki
Eylemde sokak hayvanlarıyla ilgili yasa teklifine destek veren milletvekillerine de isim isim tepki gösterildi. Açıklamaların ardan hayvanseverler, geç saatlere kadar oturma eylemi gerçekleştirdi.
]]>Hayvan hakları savunucuları, ülke genelinde, sokak hayvanlarına “ötanazi” yapılmasını öngören kanun teklifine karşı eylemler düzenleyerek, basın açıklamaları yapıyor.
Ankara’da Ulus Meydanı’nda toplanan PATİKO, Doğa İnsan Hayvan Hakları Federasyonu, Hayvanların Yaşam Hakları Konfederasyonu ve Halkın Kurtuluş Partisi üyeleri ile çok sayıda hayvansever, “Yasayı geri çek”, “Sokaktayım yanındayım”, “Sessiz kulları öldürmek istiyorlar onların sesi ol”, “Kısırlaştır, aşılat, yerinde yaşat”, “Yaşam hakkı kutsaldır”, “Patili canlarımızı AKP’giller’in zulmüne terk etmeyeceğiz” yazılı dövizlerle eylem yaptı.
“Milyonlarca kedi köpek öldürülürken, evinize gittiğinizde çoluk çocuğunuzun gözlerine bakabilecek misiniz?”
PATİKO Derneği Yöneticisi İsmail Erdoğan, yaptığı açıklamada, “Kapalı kapılar ardında kelime oyunları ile kılıflar uydurularak hazırlanan tasarı ile sokaklardaki bütün kedi ve köpeklerin toplanarak bir süre sahiplendirme kılıfı ile bekletilip sonra öldürülmelerini içeren yasa tasarısını tüm kalbimiz, tüm ruhumuz, tüm benliğimizle karşısındayız” dedi. Erdoğan, “Niçin doğrudan öldüreceğiz diyemiyorsunuz? Eğer kamu güvenliği ve toplum sağlığını çok düşünüyorsanız katilleri, canileri, uyuşturucu mafyalarını hedefe koysanıza. Gücünüz bu gariban hayvanlara mı yetiyor? Sokağa çıktığınızda bir köşede size masumca bakan kedinin gözlerine siz de bakabilecek misiniz? Kendi iradesi dışında bu vahşi dünyanıza gelmiş olan kara burunlu bir köpeğin gözlerine bakabilecek misiniz? Milyonlarca kedi köpek öldürülürken, evinize gittiğinizde çoluk çocuğunuzun gözlerine bakabilecek misiniz?” sorularını yöneltti.
“Tarih sizi yargılayacak”
Doğa İnsan Hayvan Hakları Federasyonu Başkanı Tülay Danacıoğlu da “Hani hayvanları mal kapsamından can kapsamına almıştınız? Can kapsamına aldığınız bu canların canını nasıl alacaksınız? Bütün tasarı kedi ve köpeklerin nasıl öldürüleceği konusunda uluslararası sözleşmeler, kanunlar ve gerçekler çarpıtılmıştır. Ey tasarıyı hazırlayanlar; hayvanların öldürülmesi üzerine verdiğiniz bu emeği yıllardır kanunun uygulatılmasına vermiş olsaydınız, bugün sahipsiz hayvan üremesi kontrol altına alınmış olacaktı. Şimdi 100 sene önce hayvanları ‘Hayırsız Ada’ya yollayanları lanetliyoruz. 100 sene sonra da bugün bu kanunu çıkarmaya çalışanları lanetleyeceğiz. Tarih sizi yargılayacak” diye konuştu.
“Yasa teklifi geri çekilmelidir”
Gönüllü hayvansever Mine Haktanır ise Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a şöyle seslendi:
“Bizler 20 yıl boyunca hayvanseverler, gönüllüler ve sivil toplum örgütleri olarak, belediyelerin bakımevi kurup kısırlaştırma yapması için, yetkili kurumlarca belediyelere denetim, idari ve cezai yaptırım gelsin diye mücadele ettik etmeye de devam ediyoruz. Fakat, yasayı uygulamayan ve görev ihmalinde bulunmaya devam eden belediyelere, yetkili kurumlarca ne denetim yapıldı ve ne de idari cezai bir yaptırım getirildi ve şimdi bir kısım bürokratlar ve bazı siyasiler belediyelerin görev ihmallerinin bedelini, kendi iradeleri dışında bu dünyaya gelen hayvanları öldürerek bu masumlara ödetmek istiyorlar.
Bugün bir kısım bürokrat ve siyasilerin ‘saldırgan olanlar toplanacak uyutulacak öldürülecek’ diyerek ölümlerden ölüm biçmeye çalıştıkları bir insanlık ayıbı olan öldürülmeleri yasaya konmaya çalışılan sokak köpeklerinin yüzde 99’u bu korumacı bekçi çoban köpeklerinin sahiplerince atılan yavrularıdır. TBMM’de, sorunu ve çözümü gerçek anlamda görebilen aklıselim siyasiler olduğuna, TBMM’den tuzaklar içeren bir katliam kanunu çıkmasına geçit vermeyeceklerine inanıyor, milletvekillerine ve cumhurbaşkanına sesleniyoruz. Sivil toplum örgütleri ve kamuoyundan gizli hazırlanan, katliam ve üreme döngüsünü devam ettirecek bu kan kokan yasa teklifi geri çekilmelidir.”
Milletvekillerine seslendi
Hayvanların Yaşam Hakları Konfederasyonu 2. Başkanı Haydar Özkan da “Ucu açık tanımlarla, yerel yönetimlere ötanazi ile öldürme yetkisi veren tasarı asla çözüm getirmemekle birlikte öldürme ve üreme kısır döngüsüne devam edecektir. Öldürme-ötenazi bizim kültürümüzde yok. 1800’lü yıllarda Avrupa’da öldürme-ötenazi, gaz odaları önce hayvanlarla başladı. Bu ötenazinin arkası nereye gidecek? Bakımevi kurmak için, tıpkı 2021’de olduğu gibi, tekrar belediyelere 4 yıl süre tanımak, ‘bakımevi kurmaya gerek yok, türlü gerekçelerle köpekleri öldürebilirsiniz’ demektir” ifadelerini kullandı.
Özkan, tasarıda “uyutma” kelimesinin türlü keyime oyunlarıyla “ötanazi” adıyla daha da pekiştirildiğini belirterek, “Kalbinde zerre kadar Allah inancı olan, insanlığını ve vicdanını yitirmemiş hiçbir vekilin bu tasarıya onay vermeyeceğini düşünüyorum. Tasarının geri çekilmesi için kanunların bize verdiği yetkiler çerçevesinde ‘Yasayı Geri Çek’ sloganı ile tasarı geri çekilene kadar mücadeleye devam edeceğiz” diye konuştu.
]]>(DİYARBAKIR) – Diyarbakır’da bir araya gelen hayvan hakları savunucuları, AK Parti’nin TBMM’ye sunduğu sokak hayvanlarına “ötanazi” yolunu açan Hayvanları Koruma Kanunu’nda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’ne tepki göstererek, yasanın geri geçilmesi için çağrıda bulundu.
AK Parti’nin Meclis Başkanlığı’na sunduğu sokak hayvanlarına “ötanazi” yolunu açan ve 17 maddeden oluşan Hayvanları Koruma Kanunu’nda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’ne tepkiler sürüyor. Diyarbakır’da Dağkapı Meydanı’nda bir araya gelen hayvan hakları savunucuları, yasanın geri çekilmesi için çağrıda bulundu.
Grup adına basın açıklamasını okuyan Diyarbakır Hayvanları Koruma Derneği Yöneticisi Meryem Ercan, dünyaya örnek olarak 2004 yılında ana hükmü belediyelerin bakımevi kurup kısırlaştırma yapması olarak çıkartılan Hayvanlar Koruma Kanunu’na rağmen, halen bin 389 belediyenin bin 200’e yakını nda bakımevinin olmadığını ve kısırlaştırmanın yapılmadığını söyledi.
Kısırlaştırılma yapmayan belediyelerin görev ihmaliyle hayvanlar aç sefil yaşam savaşı verirken, çoğalan hayvanlardan dolayı vatandaşın şikayetçi olduğuna dikkat içeken Ercan, şunları kaydetti:
“Belediyeler bu hayvanları toplarken birazını öldürüp, kalanları da birbirlerine, başka ilçelere, beldelere çöplüklere, ormanlara ve otobanlara öatıyor. Atılan hayvanlar üremeye devam ediyorlar. Bu katliam ve üreme döngüsü devam ediyor. Bizler 20 yıl boyunca hayvan severler, gönüllüler ve sivil toplum kuruşları olarak, belediyelerin bakımevi kurup kısırlaştırma yapması için, yetkili kurumlarca belediyelere denetim, idari ve cezai yaptırım gelsin diye mücadele ettik etmeye de devam ediyoruz. Fakat, yasayı uygulamayan ve görev ihmalinde bulunmaya devam eden belediyelere, yetkili kurumlarca ne denetim yapıldı ve ne de idari cezai bir yaptırım getirildi. ve şimdi, bir kısım bürokratlar ve bazı siyasiler belediyelerin görev ihmallerinin bedelini, kendi iradeleri dışında bu dünyaya gelen hayvanları öldürerek bu masumlara ödetmek istiyorlar.”.
“Ötenazi diye hayvanları öldürmeye başka başka isimler bularak milleti kandıracağınızı mı sanıyorsunuz?”
“Kanun teklifinin, kan kokan teklif olduğunu” ifade eden Ercan, şöyle devam etti:
“Meclis’te sorunu ve çözümü gerçek anlamda görebilen aklıselim siyasiler olduğuna, tuzaklar içeren bir katliam kanunu çıkmasına geçit vermeyeceklerine inanıyor ve sayın milletvekillerine ve Sayın Cumhurbaşkanı’na sesleniyoruz. STK’lar ve kamuoyundan gizli hazırlanan, katliam ve üreme döngüsünü devam ettirecek bu kan kokan yasa teklifi geri çekilmelidir. Kapalı kapılar ardında kelime oyunları ile kılıflar uydurularak hazırlanan tasarı ile sokaklardaki bütün kedi ve köpeklerin toplanarak bir süre sahiplenme kılıfıyla bekletip sonra öldürülmelerini içeren yasa tasarısını lanetliyoruz.
“Çoluk çocuğunuzun gözüne nasıl bakacaksınız?”
Bu kanlı tasarıyı hazırlayanlara soruyoruz, 20 senedir belediyeler kısırlaştırma yapmaz hayvanlar çoğalırken aklınız neredeydi? Siz milleti kör ve aptal mı sanıyorsunuz. Ötenazi diye hayvanları öldürmeye başka başka isimler bularak milleti kandıracağınızı mı sanıyorsunuz? Öldürme sözünü kullanmaya korktuğunuz için mi ötenazi kelimesinin arkasına sığınıyorsunuz? Niçin doğrudan öldüreceğiz diyemiyorsunuz? Eğer kamu güvenliği ve toplum sağlığını çok düşünüyorsanız katilleri, canileri, uyuşturucu mafyalarını hedefe koysanıza! Gücünüz bu gariban hayvanlara mı yetiyor? Sokağa çıktığınızda bir köşede size masumca bakan kedinin gözlerine siz de bakabilecek misiniz? Kendi iradesi dışında bu vahşi dünyanıza gelmiş olan kara burunlu bir köpeğin gözlerine bakabilecek misiniz? Milyonlarca kedi köpek öldürülürken, evinize gittiğinizde çoluk çocuğunuzun gözlerine bakabilecek misiniz?”
“Bu kanunu çıkarmaya çalışanlar lanetlenecek”
“Hani hayvanları mal kapsamından can kapsamına almıştınız? Can kapsamına aldığınız bu canların canını nasıl alacaksınız?” diyen Ercan, sözlerini şöyle tamamladı:
“Ey tasarıyı hazırlayanlar, hayvanların öldürülmesi üzerine verdiğiniz bu emeği yıllardır kanunun uygulatılmasına vermiş olsaydınız, bugün sahipsiz hayvan üremesi kontrol altına alınmış olacaktı. Siz bakanlık bürokratları, gönüllü varlığından bu kadar mı korktunuz ki yerel hayvan koruma görevliliğini kaldırdınız? Şimdi 100 sene önce hayvanları hayırsız adaya yollayanları lanetliyoruz. 100 sene sonra da bugün bu kanunu çıkarmaya çalışanlar lanetlenecek. Tarih sizi yargılayacak. Andımız olsun ki size bu hayvanları öldürtmeyeceğiz.”
]]>CHP Niğde Milletvekili ve Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Üyesi Ömer Fethi Gürer, Niğde’nin Altunhisar ilçesinde İstanbul’da medikal sektöründe çalışırken memleketine dönerek hayvancılık yapmaya başlayan ve 13 yıldır hayvancılık ile uğraşan Yavuz Solak’ı işletmesinde ziyaret ederek hayvancılığın sorunlarını dinledi. Yavuz Solak, yem girdisinde yaşanan artış, süt fiyatlarının maliyetin altında gerçekleşmesi, sanayicilerin süt fiyatlarını baskılama politikaları, sektördeki denetim eksikliği ve hayvancılık politikalarında yaşanan sorunlardan dert yandı.
Küçük aile tipi işletmeler kapandı
Niğde’nin Altunhisar ilçesinde küçük aile tipi işletmelerin artan girdi fiyatlarına dayanamayıp faaliyetlerine son verdiğini verdiğini ve ilçede çok sayıda ahırda hayvan olmadığını belirten Gürer, “1 ila 10 arasında hayvanı olan ahırlarımızın çoğu boşaldı, çünkü yem fiyatlarındaki aşırı artış çiftçilik yapmayanları(yemini kendi üretemeyenleri) bu işten kopardı. Küçük aile tipi işletmelerde artık ahırlarda çok az hayvan var. Orta büyüklükteki işletmelerde ise hayvan olmasına rağmen giderleri arttı. Dolayısıyla bu işi yapanların da sıkıntıları var. Önemli olan hayvancılığın sürdürülebilirliği.” diye konuştu.
“Faize koysam daha karlıyım”
13 sene önce İstanbul’da medikal sektöründe çalışırken memleketine dönerek yatırımlarını besiciliğe başlayan Yavuz Solak yaşadığı sıkıntıları anlatırken, ” Ben işimi yürekten yapıyorum, severek yapıyorum. Tekrar yapılması gerekirse yaparım ama şöyle ki, yatırdığımız paranın karşılığını alamıyoruz. Bugün bu işletmeyi kurabilmek için en az 15-20 milyon TL para lazım, hayvanlar hariç. Ben bu parayı şimdi götürüp bankaya yatırsam, aylık getirisini siz hesap edin. para kazanıyor muyuz? Kazanıyoruz, yalan yok, ama yatırdığımızın karşılığını alamıyoruz. Bunun tedavi masrafları var, ölümü var, kalımı var, işçi masrafı var. 24 saat biz buradayız” şeklinde konuştu.
“Bizim sırtımızdan hem sütün fiyatını çekiyorlar, hem süt almama gibi bir duruma gidiyorlar”
Gürer, şunları söyledi:
“1 litre süt, şu an ulusal süt konseyi tavsiye fiyatı 14 lira 75 kuruş, ama sütün kalitesine göre fiyat değişiyor. Küçük işletmeler çiğ sütü anında satmak zorunda, daha çok zarar ediyorlar. Şu anki süt fiyatı sizi kurtarıyor mu?” şeklinde sorması üzerine üretici Yavuz Solak, “Ben şöyle basit bir hesap yapıyorum. Normalde hayvanlara verdiğimiz fabrika yemi, 1 aylık süt parası eğer 3 aylık kesif yemi karşılıyorsa sütten para kazanıyorsunuz anlamına gelir, şu anda onu yapamıyoruz. Çünkü fabrikalar da şu anda süt fiyatlarını geri çekmeye başladılar. %38 elektriğe gelen maliyet, mazota gelen maliyet. Sağ olsunlar, bizim sırtımızdan hem sütün fiyatını çekiyorlar, hem süt almama gibi bir duruma gidiyorlar. Sıkıntı şu, konsol mekanizması yok yani. Bugün itibarıyla yaklaşık 4-5 tane süt tozu fabrikası teşvikle kuruldu, hiçbiri çalışmıyor, vatandaşın sütünü aşağı çekmeye çalışıyorlar süte gelen 10 kuruşluk zammın ardından 20 kuruşluk yeme zam geliyor. Arpa geçen sene 6 liraydı, şu anda 6 lira. Kepek fiyatı düştü ama ne hikmetse yem fiyatları düşmüyor. Televizyonlarda bas bas bağırıyorlar et yüksek, süt yüksek bunun maliyetini bilen yok. Bugün bir çuval yemi fabrikadan ben direk alıyorum 530-540 liraya alıyorum, ufak işletmeler 600-650 liraya alıyor. Bu da tabii ki insanları çok zora sokuyor, ben yonca mı kendim yetiştirdiğim halde başa baş çıkıyorum.”
“Teşvikler takip edilmeli”
Yavuz Solak, “Yapılması gereken, teşviklerin kontrol edilmesi gerekiyor. Ben burayı kurdum, ne hayvanlarıma ne de ahırıma hibe almadım. Önüne gelene hibe veriliyor. Yani dediğim gibi, esas sıkıntı kontrol mekanizması. Bugün makine teşviği alıyorlar, 3 gün kullanıyorlar. Bu makineyi kullanıyor musun, kullanmıyor musun diye soran yok. Ben akılsız mıyım burada, hiçbir hibeden faydalanmıyorum, gece gündüz çalışıyorum, vergi mi veriyorum? Yönetimin en büyük sıkıntısı, ben destek veriyorum, zam yapmıyorum. Ben destek veriyorum, diyor, ete zam yapmıyor, böyle bir mantık yok” dedi.
“Hayvan ilaçları 4-5 bin lirayı buldu”
Gürer, “Sütü topladıktan sonra sanayiciye veriyorsunuz, sonra sanayici kendisi yemi kolayca zam yapıyor, süte zam yapmıyor. Hayvancılığın yüzde 70 gideri de yemden oluşuyor. 1 litre süt satarsan, bir buçuk kilo yem almam lazım, ama şu an o denge bozuldu. bir hayvanın ufacık bir iğnesi 2000-3000 lira. Bir kontrol yok, kafasına göre ilaç satıyor firmalar. Bugün bir hayvanınız hastalandığı zaman tedavisi 4-5 bin lirayı buluyor” ifadesini kulandı.
“Bir hayvan 10 kilo yem yiyor”
Besici Yavuz Solak, “Bir hayvan 10 kilo yem yiyor, yaklaşık 5-6 kilo yonca yiyor, 1 kilo saman yiyor, 25 kilo civarı da silaj yiyor. 1 yıl sonunda bu hayvanın maliyeti, sattığınız zaman yerine yenisini alacaksınız, alamazsınız. Hayvana iyi bakar ve sütten verim alırsanız, yavruyu öldürmezseniz kar edersiniz, ama işletmelerin en büyük sıkıntısı da bu. Buzağı ölümü bende yüzde 10’u geçmez, ama yüzde 20-yüzde 30’u bulanlar var. Normalde yüzde 5’i geçmemesi lazım” diye konuştu.
“Sektörün en büyük sorunu yem fiyatlarındaki artış”
Gürer, “Sektörün en büyük sorunu yem fiyatlarındaki artış, sütün değerini alınamaması. Bunun yanı sıra hayvanın giderinin artması, buna rağmen gelirinin daralması mevcut faiz sisteminde. bu parayı faize koysam daha çok kazanırım, noktasına besici geldi” dedi.
Yavuz Solak, “Şu an ben şöyle söyleyeyim, asgari ücret yaklaşık 6-7 bin lira arttı, bugün SSK primi 6.500-7000 lira olmuş, elektriğe geçenlerde yüzde 38 zam geldi, mazota geldi ama süte zam yok. Peki şimdi bu nasıl tolere edilecek, nasıl karşılanacak? Gider artıyor, gelir daralıyor. Ben şunu istiyorum, çiftçi üstünden enflasyonu düşürmeye çalışmasınlar, yani çiftçinin çiğ sütü şu anda para etmezken markette 2-3 katıyken, o zaman enflasyonu marketi baz alsın. Enflasyona değer biçeceklerse gitsinler, marketteki fiyatı değerlendirsinler, aracılık sistemini takibe alsınlar. Yani şu anda Hal Yasası çıkacaktı, hal kurulacaktı” dedi.
Gürer ise, “Üreticinin üzerinden enflasyonu düşürmek mantıklı değil, üretici üretimden uzaklaşırsa, bu kez de piyasadaki ürün azalır, ürün darlığı fiyatı katlar. Onun için mutlak suretle üretici destekleyecek politikalar geliştirilmeli.” şeklinde konuştu.
Üretici Yavuz Solak, ülkemizdeki hayvan sayısına ait verilerin doğru olmadığını belirterek, “Benim ahırım burada, Niğde’deki sayılı en düzenli ahırlardan bir tanesi. Bakanlık diyor ki, “Ya efendim, Türkiye’de şu kadar hayvan var.” Mümkün değil, hayvan yok. Örnek veriyorum, bu arada 150 hayvan varken, 160-170 hayvan görünüyor. Ne yapıyorlar? Hayvanın düşümü yapılmıyor. Kredi kullanırken çiftçi, onu kullanmaya çalışıyor. Hayvan sayısı çok gösterilmiş, halbuki özünde o kadar hayvan yok. Devlet büyükleri ahırları tek tek gezecekler mi bilmiyorum ama hayvan varlığını doğru çıkarmaları gerekiyor.” diye konuştu.
Gürer, “Türkiye’de tarım sayımı en son 2001 yılında yapılmış. Ondan sonra son 10 yılda ciddi oranda Türkiye’de küçükbaş ve büyükbaş hayvan eksilmiş, bayramda da 4 milyon eksildi, toplamda 10 milyon hayvan eksildi. Bu hayvan varlığında bu kadar düşmeye rağmen Avrupa birincisi diyorlar, ya o komik oluyor, çünkü küpe sayısı olarak doğru varlığımız var, ama hayvan varlığı olarak yok.” dedi.
“Süt ineklerinin kesime gidilmesi seyredildi”
Gürer, “Bundan 3 yıl önce dişi inekler, düveler, gebe inekler kesime gitti. Bir ineğin kesilmesi ile en az 4 tane hayvanın da beraberinde dünyaya gelmesi önlendi. Bugünkü yaşanan krizin bir nedeni de et fiyatları düşük olsun diye piyasayı dengelemek adına o dişi hayvanların kesimini seyrettiler. Çünkü yem fiyatı arttı mı millet kesime gönderiyor, bunun da rolü var. Bak, şimdi ne diyorsun, 9 kere yavruladı diyorsun. Eğer bir hayvan sağlıklı bir biçimde bakılır ise, buzağı için o hayvan yetiştirilirse Türkiye’de hayvancılığın sorunu kalmaz” şeklinde konuştu.
Yavuz Solak, şunları söyledi:
‘Şu karşı kaşağının oradaki hayvan 10 tane yavru doğurdu, ben 2 sene önce buzağı olmasın diyordum. Samimi söylüyorum, buzağı olmasın diyordum, çünkü içtiği sütün karşılığını alamıyordum. Bizim burada konuşmamız da bir şey düzelecek mi zannetmiyorum ama.” Şeklindeki sözleri üzerine CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, ” Yetkililere, şimdi bu konuları anlatıyoruz, söylüyoruz. Genelde ahıra gelip de yerinde tespit çok az olduğu için, sizler konuştuğunuz duyulsun ülke için önlem alınsın. Ben her zaman söylerim, tarım stratejik bir alandır, ülkenin geleceğidir. Biz de bu nedenle burada sizleri ziyaret ediyoruz, sorunları yerinde saplamaya çalışıyoruz.”
]]>ÖSYM binası önünde toplanan grup adına basın açıklamasında bulunan Melodi Zengin, “Bilim insanları ve hayvan hakları savunucuları olarak tek söylediğimiz şey; kısırlaştır, aşılat, yerinde yaşat. Bunu biz değil devlet söylüyor. 2004 yılından beri kanunda yazan şey; hayvanı bulunduğu yerden al, kısırlaştır ve aldığın yere geri bırak. Hatta bu 2004 yılında çıkan yasayla da kalmamış iki sene önce bu sorun mecliste gündeme geldiğinde tüm partilerdeki vekiller bir araya gelmişler gibi bir araştırma komisyonu oluşturmuşlar. Bu komisyondan çıkan sonuç da aynı. Peki biz buna rağmen aylardır bu ülkede ne yaşamaktayız? AKP’den HÜDA Par’dan, Yeniden Refah’tan birileri çıktı ve sokak köpeklerini hedef göstermeye başladı. Bunu da parayla tuttukları trolleriyle desteklediler” dedi.
“Öldürmenin adını ‘ötanazi’ diye yumuşatmışlar”
Zengin sözlerinin devamında ise şunları kaydetti:
“Biz hayvan hakları savuncuları olarak aylardır uyuyamıyoruz. Her sabah uyandığımızda, sokakta yaşayan hayvanlarla ilgili yeni bir iftiraya, yeni bir manipülasyona, yeni bir spekülasyona maruz kalıyoruz. Şimdi o çok övdükleri yasalarını meclise getirdiler. Ne diyor yasada biliyor musunuz? ‘Sokaktaki hayvanların hepsini toplayacağız, barınaklarda tecrit edeceğiz, eğer sahiplendirilmezlerse öldüreceğiz’ diyorlar. Bir de öldürmenin adını ‘ötanazi’ diye yumuşatmışlar. Ayrıca ‘hastalıklı, yaşlı, olan tüm hayvanları öldüreceğiz’ diyorlar. Zaten sizin yüzünüzden sokakta sağlıklı hayvan kalmadı ki. Hayvanlara yaşayacak alan mı bıraktınız? Sorumluluklarınızı yerine mi getirdiniz? Yasada yazanları mı uyguladınız? Her köpeği aşıladınız mı? Bunların hiçbirisini yapmazken yasada yazanı uygulamayarak bir de suç işlerken neden bu suçu sokakta tek derdi bir lokma ekmek bulmak olan köpeklere atıyorsunuz? Bir de bu yasa sadece köpeklerle sınırlı değil. ‘Sokakta yaşayan tüm hayvanlar’ diyor. Yani bu sadece köpeklerle sınırlı kalmayacak. Yarın bir gün kedileri de almaya gelecekler. Kedileri de öldürecekler gözümüzün önünde. Kuşları da öldürecekler. Sanki şimdi yapmıyorlarmış gibi bunu bir de yasayla meşrulaştırmaya çalışıyorlar.
“Yasa tasarısına geri çekilene kadar, sokaklarda olmaya devam edeceğiz”
Biz İzmirli Yaşam Hakkı Savunucuları olarak iktidarı buradan uyarıyoruz. Bu tecrit ve katliam yasasını hemen geri çekin. Bilim insanlarına, hayvan hakları aktivistlerine kulak verin. Bu konuda sorumluluk alacak binlerce insan var. Eğer bir günde 11 köpek kısırlaştırılırsa bir yılda bu sorun dediğiniz şey çözülecek. Ama siz sırf nefret pompalayacaksınız, barınak rantı elde edeceksiniz diye hayvanların yaşamıyla oynamanıza izin vermeyeceğiz. Bu sokak dünyada yaşayan kedisiyle, köpeğiyle, kurduyla, kuşuyla hepimizin. Yüzyıllardır birlikte inşa ettiğimiz, birlikte yaşama kültürümüze dokunmanıza izin vermeyeceğiz. Bu yasa tasarısına geri çekilene kadar, sokaklarda olmaya devam edeceğiz.”
“Çok yönlü krizle karşı karşıyayız”
Eyleme katılan DEM Parti İzmir Milletvekili İbrahim Akın da “Ülkemiz olağanüstü koşullardan geçiyor. Çok yönlü krizle karşı karşıyayız. Bu kriz karşısında çözüm politikaları üretmek, halkımızın yaşamını daha iyileştirmek yerine maalesef önümüze dün bir yasa geldi. Bu yasanın altında imzası olan AKP’li bir miktar milletvekili var. Biz bütün muhalefet olarak buna itiraz ettiğimizi ve bu milletvekillerinin eğer yasa geçerse sokaktaki bütün hayvanların katiline imza attıklarını söylemek istiyoruz. Meclisteki bütün muhalefet partileriyle yaptığımız diplomaside mevcut iktidar partisinin ve küçük ortanın dışında hiç kimse bu yasadaki öldürme işlemine katılmadıklarını söylüyorlar. Farklı düşünebilirler, farklı görüşler olabilir. 2004 yılından bu yana çıkmış olan yasa maalesef Türkiye’de özellikle AKP’nin hem yerel yönetimlerde hem de iktidarda olduğu dönemlerde uygulanmamış durumda. Eğer sokakta daha fazla bir hayvan sirkülasyonu varsa bunun sorumlusu hayvanlar değil, hayvanlarla ilgili alınmış olan kararı, yasayı sorumlu olanların uygulamamasından kaynaklanıyor” diye konuştu.
“İnsanlar için bile söz konusu değil”
Akın, sözlerinin devamında ise şunları kaydetti:
“2009 yılında bütün milletvekilinin ortak imzasıyla 250 sayfa elimizde bir dosya var. Bu dosya açıkçası şu andaki mevcut yasanın birtakım eksiklerini gidererek sürdürülebilir bir çalışma olduğunu ifade ediyor. Ama maalesef kendi imzası olan AKP milletvekilleri de bunu kabul etmeyerek yeni bir yasa çıkartmak için önümüze önerge getirmiş durumdalar. Bu önerge neyi ifade ediyor? Bu önerge sözde ötanazi kavramını getiriyor. Biliyorsunuz ülkemizde ötanazi kavramı düşünen, kendi iradesiyle karar verebilen insanlar için bile söz konusu değil. Uygulanabilir değil. Ama birileri uygulamak istiyorlar. Kim için uygulamak istiyorlar? Sözü olmayan, dili olmayan konuşmasını bilmeyen, iradesini beyan etmesi mümkün olmayan hayvanlarımızdan bunu istiyorlar.
“Hayvanların ve canlarımızın öldürülmesine imza attıklarını teşhir edeceğiz”
Biz insanların gözleri önünde, sokakta birlikte yaşadığımız canların öldürülmesini kabul etmek istemiyoruz. Böyle bir suça ortak olmak istemiyoruz. Bu suça ortak olmak isteyenlerin toplumda katil olduğunu, hayvanların ve canlarımızın öldürülmesine imza attıklarını teşhir edeceğiz. Kim imza atarsa, hangi vekil imza atarsa bunun ortağı olduğunu, suç ortağı olduğunu ifade edeceğiz. Bu yasanın geçmemesi için komisyondan, mecliste, sokakta her yerde direneceğiz. AKP’nin ve MHP’nin yapmak istediği bir katliam girişimi karşısında ortak mücadele etmek gerektiğini düşünüyorum. Yaşam hakkını savunan herkesin kim olursa olsun kedi, köpek ya da başka bir hayvanın öldürülmesine ortak olmamalı.”
]]>Adalet ve Kalkınma Partisi’nin TBMM Başkanlığı’na sunduğu sokak hayvanlarıyla ilgili yasa teklifi, İzmir’de hayvanseverler tarafından protesto edildi. Akşam saatlerinde Adalet ve Kalkınma Partisi İzmir İl Başkanlığı binası önünde toplanan hayvan severler, “Kısırlaştır aşılat yerinde yaşat!, Susma haykır katliama hayır!, Toplayamazsın, hapsedemezsin, öldüremezsin!, Susmuyoruz, korkmuyoruz, dostlarımızı vermiyoruz!, AKP elini hayvanlardan çek!” sloganları atarak milletvekillerine seslenerek yasa tasarısının komisyondan geçmemesi ve yasalaşmamasını istedi.
Veteriner Hekim Kaan Gencel tarafından okunan basın açıklaması metnininde “Bugün, aylardır tartışılan tecrit ve katliam yasası meclise getirildi. Biz de, bu yasayı meclise getiren, aylardır köpeklerin yaşamları üzerinden siyasi rant devşiren AKP’nin önündeyiz. Canımızı veririz, canlarımızı vermeyiz diyerek, gözlerini köpeklerin canlarına dikenlerin yakasında olduğumuzu ve olmaya devam edeceğimizi buradan bir kez daha bildiriyoruz!” denilerek şu ifadelere yer verildi:
“AKP döneminde, tam 20 yıldır, Hayvanları Koruma Kanunu uygulanmadığı, kısırlaştırma, aşılama yapılmadığı, yasaya uymayanların cezalandırılmadığı, denetlenmediği, devlet ve sermaye ortaklığıyla devam eden hayvan üretimi ve satışı yasaklanmadığı ve hayvanları terk edenlere cezalar verilmediği apaçık ortadayken; Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ve Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı’nın, AKP Grup Başkanı Abdullah Güler’in her yol denenmiş ve işe yaramamış gibi, belediyeler için yepyeni yükümlülükler içeren kanun maddeleri getirilmiş gibi açıklama yapmasını kabul etmiyoruz. Meclise getirilen yasa tasarısında bahsedilen, ‘barınakların hayvanların sahiplendirilinceye kadar bakıldığı ve rehabilite edildiği yerler’ olarak değiştirilmesini kabul etmiyoruz. Barınaklar, ihtiyacı olan hayvanların tedavilerinin yapıldığı geçici bakım evleridir. Bir hayvanın bir sorunu olmamasına rağmen barınak adı altındaki ölüm kamplarına hapsedilmesi kabul edilemez. Hayvandan hayvana veya hayvandan insana bulaşıcı hastalığı olan ve su kaynaklarının, yaban hayatının ve biyolojik çeşitliliğin zarara uğramasına sebep olan hayvanların ötenazi ile katledilmesini kabul etmiyoruz! Sokakta yaşayan hayvanların hasta olmalarının en büyük sebebi de, ekolojik yıkımın en büyük de rant hırsıyla hayvanların yaşam alanlarını işgal eden, sokaklarda aç kalmalarına sebep olan, hayvanlar için bütçe ayırmayan veya ayrılan bütçeyi cebine indiren iktidar ve yerel yönetimlerdir.
“Köhnemiş bir Nazizm girişiminden farksızdır”
Ayırmaları gereken bütçeleri ayırmayıp yasalarla belirlenmiş yükümlülükleri yerine getirmeyerek çağdışı bir yöntem ve kafatasçı bir zihniyetle, kendi demeçlerinden alıntılarla ‘saldırgan, hasta, anatomisi bozulmuş, yeme bozukluğu çeken, güçten düşmüş’ tüm köpekleri toplamayı, hapsetmeyi ve öldürmeyi 21. yüzyıl Türkiye’sinde inatla siyasi söylem ve eylem biçimi olarak ileri sürmek, köhnemiş bir Nazizm girişiminden farksızdır. ‘Saldırgan’ diyerek canavarlaştırdığınız, insanlar tarafından travmatize edildiği için kendini ve alanını korumak zorunda kalan köpekleri de, doğası gereği ‘havlayan’, iyileşme ve yuva imkanı bulabilecek hasta, engelli, yaşlı tüm köpekleri sizin zulmünüzden ve gazabınızdan koruyacağız! AKP’nin tecrit ve katliam tasarısı girişimi, adeta ‘toplum ve devlet düşmanı’ olarak seçtikleri köpeklerden sonra bu kez sıranın kimlere geleceğini kaçınılmaz olarak sorgulatıyor!
“Yasa tasarısı geri çekilene kadar sokaklardayız!”
Bu yasa tasarısı geri çekilene kadar Türkiye’nin dört bir yanında sokaklardayız! Bu kanlı yasa tasarısı geri çekilene kadar İzmir’de yaşam nöbetimizi başlattığımızı ve her akşam 20.00’da sokakta olacağımızı ilan ediyoruz! Yarından itibaren her gün Alsancak Kıbrıs Şehitleri Caddesi ÖSYM binası önündeyiz. Tüm İzmir halkını haklı nöbetimize destek olmaya sokağa çağırıyoruz! Tüm Türkiye’yi de kendi mahallelerinde, semtlerinde örgütlenmeye, eylemler yapmaya, nöbetler başlatmaya davet ediyoruz. Tasarının komisyondan geçmemesi ve yasalaşmaması için hak, hukuk ve adaleti savunan tüm milletvekillerine sesleniyoruz: Tecrit ve katliama ‘hayır’ oyu kullanmanızı, tasarının içerdiği Nazi pratiklerini kabul etmediğinizi açıklamanızı ve muhalefet etmenizi bekliyoruz!”
]]>Sahipsiz sokak hayvanlarına yönelik düzenlemeler içeren Hayvanları Koruma Kanunu’nda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, TBMM Başkanlığı’na sunuldu. AK Parti Grup Başkanı Abdullah Güler, kanun teklifiyle ilgili yaptığı açıklamada, 20 yıl içerisinde 2,5 milyona yakın sokak köpeğinden 550 bine yakınının sahiplendirildiğini söyledi.
Güler, “Ülkemizin bir çok bölgesinde bu alınan tedbirlere rağmen mahalli idarilerimizin geldiği bu aşama yetersiz kalıyor” dedi. Kuduz riskli temaslı insanların hastane başvurularının arttığına dikkati çeken Güler, “Bu rakam 400 binlerin üzerine çıkmış durumda. Bazı mahallelerimizde kuduz riskinden dolayı karantina uygulaması yapılıyor. Hayvan dışkılarından kaynaklı birçok hayvan hastalığı da toplumumuzu tehdit ediyor. 5199 sayılı kanunumuzun hayvanları koruma çerçevesinden çıkartıp merkezinde insan, hayvanları koruma, çevreyi koruma toplum sağlığını koruma başlığına getiriyoruz” diye konuştu.
Güler’in konuşması özetle şöyle:
“Kanunumuzun hedefi sadece hayvanları koruma değil, merkezinde insan hayatını koruma toplum sağlığını koruma gibi bir tanımlama getiriyoruz. Kanunumuzun belli maddelerinde uygulamayı değiştiriyoruz. Tarım ve Orman Bakanlığımızın ve diğer bakanlıklarımızın tanıtım ve uygulama desteğinin yanında sahipsiz sokak köpeklerinin bulunduğu yerlerden alınması, barınaklarda nitelikli yaşam alanları oluşturulması, sahiplendirilmenin güçlü bir şekilde teşviki özellikle bu barınaklarda kısırlaştırma için ameliyathane kurulması diğer cihazlar için alet edevat desteği sağlanacak.
“Ötenazi yoluyla da hayatlarına son verme”
Ancak biliyoruz ki barınaklar bir yaşam kalitesi olarak, yine hayvanlardan hayvana geçecek hastalıklar, yine hayvandan insana geçecek, hastalıkların da mevcudiyetini biliyoruz. Yine özellik itibariyle kuduz riski taşıyan saldırganlaşmış herhangi bir şekilde rehabilite edilme imkanı olmayan özelliği itibariyle anatomik yapısı bozulmuş, gerekirse mevcut bulunduğu ırksal özelliği itibariyle sahiplendirme imkanı olmayan köpeklerin hukuki ve sağlık kavramı yönüyle belirlenmiş bir kavramı kullanıyoruz. Ötenazi kavramını Bu sahipsiz köpeklerin ötenazi yoluyla da mevcut bakım evlerinin, yaşam kalitesinin, barınma imkanlarının niteliğinin arttırılması, orada da sağlıkaltı alı hayvanlarımızın daha iyi imkanlarda bakılması için bu hayvanları ötenazi yoluyla da hayatlarına son verme noktasına bir imkan tanıyoruz.
“Uygulamaları yapmayan mahalli idarelere hapis cezası”
Buradaki yetki, 2004 yılında yürürlüğe giren kanunumuz Avrupa’ya da baktığımızda tüm görev yetki sorumluluk mahalli idarelerinindir belediyelerindir. Dolayısıyla bunda da çok iyi örnekler sergileyen bu kanunlarda bölgesinde hem hayvanlara bakım tedavisi onların beslenmesi barınması noktasında çok iyi örnekleri olan belediyelerimiz olduğu gibi maalesef kanunun açık emrine rağmen 5199 sayılı büyükşehirlerde kesinleşmiş bütçe büyüklüğünün binde 3’ü. Nüfusu 25 binin üzerindeki ilçelerimizde ve illerimizde de bunların binde 5’ini mutlaka ayırması, bu barınakların ve hayvanların bakımı noktasında bu bütçenin kullanılması gerekirken maalesef kullanmayan, bu hususta yeterli çalışma yapmayan mahalli idarelerimiz de var.
“Belediye başkanı, meclis üyesine altı aydan iki yıla kadar hapis cezası”
Kanunun açık emrine rağmen gereğini yapmayan ve bundan dolayı da bu sorunun büyümesine sahipsiz köpek popülasyonun artmasına sebebiyet veren belediye başkanları, meclis üyeleri ve idari görevliler hakkında da altı aydan iki yıla kadar hapis cezası yaptırımı öngörüyoruz.
“Hayvan başına 60 bin TL idari para cezası”
Sahiplendiği köpeği doğrudan sokağa bırakan insanlara da hayvan başına 60 bin TL idari para cezası getirilecek. Hayvanları toplayıp başka ilçenin sınırlarına atanlara da hayvan başına 50 bin TL idari para cezasını verilecek.
Belediyelerin yeni uygulamaya geçiş dönemi süresi 2028 yılına kadar uzatıldı
Güler açıklamasının ardından gazetecilerin sorularını yanıtladı.
Belediyelerin yeni uygulamaya geçiş dönemi hazırlıklarını 2028 yılına kadar uzattıklarını söyleyen Güler, “Ancak bu geçiş dönemi bütçe imkanlarını hemen kullanacaksınız, dolayısıyla yaptırıma tabi. Bu işe kayıtsız kalan ilgilenmeyen yönetimler de var” dedi.
Ötenaziyi barınaklardaki görevli uygulayacak
Köpeklerin sahiplendirilmesi süresine ilişkin soruya ise Güler, “Barınaklarda hayvanların bakımları devam edecek. Birlikte yaşanılan bir alanda zarar verecek köpeklerin ayrıştırılması ve sağlıklı hayvanların da yaşam kalitesinin arttırılması gerekiyor. Görevli arkadaşlarımız veteriner barınak yetkilisi veya müdürün vereceği kararlar noktasında bu uygulanacak” dedi.
Güler, ötenazi yapılıp yapılmadığının denetlenmesine ilişkin de “Herhangi bir sebepten dolayı hayvanı öldürmenin cezası 1 yıldan 4 yıla kadar. Ötenazi kelimesinin kullanılmasının sebebi hayvanımıza eziyet etmeden ilaç vasıtasıyla hayatına son vermek gerekiyor” açıklaması yaptı.
]]>CHP Grup Başkanvekili Murat Emir, sokak hayvanlarına yönelik kanuni düzenlemeyle ilgili AK Parti ile görüşeceklerini belirterek, “Kamuoyundan anlıyoruz ki bir şey hazırlamışlar; sokak hayvanlarını, ‘ötanazi’ adı altında katledecekler ve bizi de bu katliamın ortağı yapmaya çalışmak için bize geliyorlar” dedi.
CHP’li Murat Emir, TBMM’de düzenlediği basın toplantısında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. Emir, kamuda tasarruf tedbirlerine ilişkin düzenlemeleri içeren kanun teklifinin Plan ve Bütçe Komisyonu’ndan geçtiğini belirterek, “Tasarruf tedbirleri paketinde ilk bakışta gerçekten ikinci ve üçüncü maaşlar belli bir usule bağlanıyor. Diyorsunuz ki, ‘Acaba gerçekten niyetleri bu çoklu maaşları azaltmak mı?’ ama hemen anlıyorsunuz ki asıl amaç başka. Çünkü özellikle Varlık Fonu kapsamındaki şirketleri bu düzeltmenin dışına taşımışlar. Bu Varlık Fonu’ndaki şirketler hangileri? Türkiye’nin göz bebeği şirketler, bankalar, azıcık kar eden şirketler ve bunların da son derece geniş yönetim kurulları var. Bu yönetim kurullarında da kendi bürokratlarını, yandaşlarını ikişer, üçer maaşla beslemeye devam ediyorlar” ifadelerini kullandı.
‘EMEKLİNİN DURUMUNU KONUŞMAYACAKSANIZ NİYE TOPLANIYORSUNUZ’
Emekli maaşlarına zam yapılıp yapılmayacağına ilişkin kargaşa olduğunu kaydeden Emir, “AK Parti Grup Başkanı Abdullah Güler, ‘Şu haliyle emekli maaşının asgari ücrete çekilmesi olanaksız’ diyor. Sayın Güler, sizin asıl anlamanız gereken 12 bin lira maaşla, 10 bin lira maaşla emeklinin yaşamasının olanaksız olduğu. Emekliyi unuttuğunuz, asgari ücretliyi unuttuğunuz bir dönemde ciddi çalışmanız gerekirken ve bu konuda umutları tükettirmemeniz gerekirken, ‘Evet durumun farkındayız, elimizden ne geliyorsa yapacağız’ demeniz gerekirken siz dönüyorsunuz; ne yaptığınızı bile söylemiyorsunuz. Efendim akşama bir toplantı koymuşlar. Emekli bakıyor bu toplantıda ne konuşulacak diye. ‘Durun, çok heyecanlanmayın, bu olağan bir toplantı’ diyorlar. Niye yapıyorlar? Çünkü biz her gün saat 21.00’de ‘Ayağa kalk Türkiye’ diyoruz. Asgari ücretle geçinemeyenler, zam isteyenler, emekli maaşına zam isteyenler, ‘Geçinemiyoruz’ diyenler, ‘Bu düzen böyle gitmez’ diyenler ayağa kalkıyor ve seslerini saraya duyurmaya çalışıyorlar. Ama siz ne yapıyorsunuz? O sırada toplanıyorsunuz ama emeklinin, asgari ücretlinin durumunu konuşmayacağınızı söylüyorsunuz. Ne konuşacaksınız? Türkiye’de emeklinin kök maaşı 8 bin lirayken bunu konuşmayacaksanız niye toplanıyorsunuz?” diye konuştu.
‘İŞ HAYVANLARI KATLETMEYE GELİNCE KAPIMIZI ÇALIYORLAR’
AK Parti’nin Öğretmenlik Mesleği Kanunu’nun hiçbir maddesini kendilerine sormadığını ancak sokak hayvanlarına yönelik düzenlemeyle ilgili CHP grubunu ziyaret edeceğini söyleyen Emir, “Kamuoyundan anlıyoruz ki bir şey hazırlamışlar; sokak hayvanlarını, ‘ötanazi’ adı altında katledecekler ve bizi de bu katliamın ortağı yapmaya çalışmak için bize geliyorlar. Tabii gelirler. Bekliyoruz kendilerini. Konuşuruz elbette ama biz bekliyoruz ki Türkiye’nin en temel sorunlarında, anayasasında, milli eğitiminde, sağlığında, tasarruf tedbirlerinde, emekli maaşında, asgari ücrette de bize danışsınlar. Bizimle birlikte yol alsınlar. Önerilerimizin hiç olmasa bir kısmını hayata geçirsinler. Bunu yapmak yerine bütün taleplerimizi, çalışmalarımızı, kanun tekliflerimizi ellerinin tersiyle bir çırpıda itiyorlar. Meclis’te konuştuğumuz hiçbir konuyu dikkate almıyorlar ama iş hayvanları katletmeye gelince kapımızı çalıyorlar. Gelsinler, biz onlara söyleyeceğimizi biliyoruz. Sokak hayvanları sorunu son derece önemli bir sorun. Bunun bir tarafında, gerçekten çocuğunu sabahın köründe saldırgan sokak köpeklerinin olduğu sokaklarda okula yürüyerek göndermek zorunda olanlar var. Ama bir yanıyla da hayvanlar bu doğayı bizimle paylaşıyorlar. Bir tarafta çözülmesi gereken önemli bir sorun var ama bir tarafta da hayvan hakları var. Hayvanların yaşam hakkı var” değerlendirmesinde bulundu.
]]>ANKARA’da, geçen yıl aralık ayında okula giderken başıboş sokak köpeklerinin saldırısıyla ağır yaralanan Tunahan Yılmaz (10), en son deri nakli yapılan 15’inci ameliyatının ardından hastaneden taburcu edildi. Yaraları büyük oranda iyileşen Tunahan, yürüyüp konuşabilmesine rağmen yaşadığı travma nedeniyle eve kapandı. Ziyaretine gelen arkadaşları ve komşularından da kaçan Tunahan’ın babası Halil Yılmaz, “Herkesten korkuyor. Ağırlıklı olarak agresif. Hayvan canlısı olan çocuk, herkesten kaçıyor şimdi” dedi.
Kentte yaşayan 4’üncü sınıf öğrencisi Tunahan Yılmaz, geçen yıl 7 Aralık’ta, Keçiören ilçesi Kafkaslar Mahallesi’nde okula giderken sokak köpeklerinin saldırısında ağır yaralandı. Tunahan, 3 ay Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nde art arda yapılan ameliyatlardan sonra, mart ayında taburcu edildi ancak tedavi süreci devam etti. Tunahan’a, 26 Haziran’da aynı hastanede geçirdiği 15’inci büyük operasyonda deri nakli yapıldı. Yaklaşık 13 saat süren ameliyatın ardından tedavisi tamamlanan Tunahan, tekrar taburcu edildi. Yaraları büyük oranda iyileşen, yeniden yürüyüp konuşabilen Tunahan, şimdi yaşadığı olayın psikolojik etkisiyle mücadele ediyor. Dışarıya çıkmak istemeyen ve kendisini eve kapatan Tunahan, ziyaretine gelen arkadaşları ve komşularından da kaçıyor.
‘EN BÜYÜK AMELİYATINI GEÇİRDİ’
Baba Halil Yılmaz, Tunahan’ın son ameliyatının 12 saat 45 dakika sürdüğünü söyleyerek, “Şu anda gayet durumu iyi. 3 ay sonra bir ameliyatı daha var. En büyük ameliyatı, en risklisi buydu. Daha zor süreçleri atlattı ama bu ameliyatımız çok zordu. Uzun süre kan aradık. Biz hayvan karşıtı değiliz. Herkes istediği gibi hayvanlarına sokakta baksın, evinde baksın, istediği yerde baksın. Tasmasıyla sokakta gezdirebilir. Biz de hayvanseveriz ama bizim 8 ayda çektiğimizi Allah hiçbir anne babaya hiçbir zaman yaşatmasın. Burada herkes bir sorumluluk alsın. Çocuklar bizim geleceğimiz. Bizim tek isteğimiz, sokaklarda başıboş köpek olmasın. Dün yine buradan 4 köpek geçti. Çocuklarımız artık bakkaldan ekmek almaya bile tek gidemez halde bu köpekler yüzünden. Çocuklarımızı ne okula ne parka artık tek başına gönderemiyorum” dedi.
Tunahan’a 3 ay boyunca deri beslemesi yapıldığını anlatan Yılmaz, “Tunahan’ın vücudunda kas yoktu. Sırtına bir tane balonlu besleme yaptılar, etini büyüttüler. Oradan alınan deriyi, kafasına enjekte ederek deri nakli yaptılar. Çok ağır bir süreçti. Tunahan’ın epikriz raporları bile kaç yerinden ısırıldığının tam sayısını yazamaz. Bütün kas bölgeleri, kemiğe kadar sıyrılmıştı saldırı sonrası. Tunahan’ın yaşaması bile bir mucize. Allah onu bize bağışladı. Şu ana kadar büyük ameliyat olarak 15 tane ameliyat geçirdi. Büyük küçük dediğin zaman yaklaşık 20-25 ameliyat geçirdi” diye konuştu.
‘PSİKOLOJİK SORUNLARI DEVAM EDİYOR’
Yılmaz, Tunahan’ın sağlık durumu hakkında doktorların genel olarak iyi olduğunu söylediğini belirterek, “8 aydır, ilk kez 3-4 gündür yemesi içmesi iyi. Önceden yemiyordu, sadece birkaç lokma yiyordu, yürüyemiyordu. Şu an gayet iyi. Sadece psikolojik sorunları var. Bazen günü gününü tutmuyor. Ağırlıklı olarak agresif, sinirli. Melek gibi çocuğum oldu asabi, agresif. Pencereden köpekleri gördüğünde, sayıyor köpekleri. Eğer ki o gece köpekleri gördüyse kesinlikle lambayı söndürmüyor. ‘Lamba açık kalsın’ baba diyor. Korkuyor, aydınlık olsun istiyor gece olduğunda. Çok ürperiyor. O kadar hayvan canlısı olan bir çocuk, ‘Hayvan istemem’ diyor. Yeni düzenlemeyle ilgili gereken neyse, sağlıklı bir şekilde düzenleme istiyoruz. Biz sadece sokakları güvenli hale getirsinler istiyoruz. İnşallah Tunahan son olur” ifadelerini kullandı.
]]>Diyarbakır’ın Çınar ilçesine bağlı kırsal Köksalan Mahallesi’nde 20 Haziran’da gece yarısı çıkan yangın, rüzgarın etkisiyle Bağacık, Yazçiçeği ve Ağaçsever ile Mardin’in Mazıdağı ilçesine bağlı Yücebağ ve Yetklinler Mahallesi’ne sıçradı. Yangında, 15 kişi yaşamını yitirdi, 73 kişi ise yaralandı. Hastanelerdeki tedavilerinin ardından 70 kişi taburcu olurken, 3 kişinin ise tedavileri sürüyor.
Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, yangında 14 bin 900 dönüm arazinin etkilendiğini açıklarken, Köksalan Mahallesi’nde 924 küçükbaş hayvanın öldüğünü, tedavi edilemeyecek durumda ağır yaralı 83 küçükbaş hayvan Et ve Süt Kurumu’na kesime gönderildiğini ifade etti.
Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Sağlık İşleri Daire Başkanlığı Hayvan Bakım ve Rehabilitasyon Merkezi de yangından yaralı kurtulan hayvanların tedavisi için çalışmaları sürüyor. Sağlık İşleri Daire Başkanlığı’nın verilerine göre, çok sayıda büyükbaş ve küçükbaş hayvanla birlikte doğal yaşamın önemli bir parçası olan farklı türde canlı da yaşamını yitirdi.
Yangın söndürme çalışmaları sürerken 2 veteriner hekim, 3 saha çalışanıyla birlikte Van ve Mardin Büyükşehir Belediyeleri ile Dicle Üniversitesi ekipleri de ilkyardım çalışmalarında yer aldı. Ekipler, yangın bölgesinde çok sayıda hayvanın tedavisini gerçekleştirdi. İlk müdahaleden sonra Hayvan Bakım ve Rehabilitasyon Merkezine nakledilen yaralı hayvanlar, İstanbul Beşiktaş Belediyesi’nden gelen ekiplerle birlikte tedavi edildi.
’11 yaralı hayvanın tedavisi sürüyor’
Sağlık Daire Başkanlığı olarak ilk andan itibaren alanda müdahalede bulunduklarını anlatan Hayvan Bakım ve Rehabilitasyon Merkezi Sorumlusu Jehat Altun, Hayvan Bakımevi olarak ekipleriyle birlikte Diyarbakır Veteriner Hekimler Odası, Tarım İl Müdürlüğü ve Dicle Üniversitesi ile koordineli bir şekilde yaralı hayvanların tedavilerinin yapıldığını belirtti. Altun, “İlk gün 7 koyun, 4 keçi toplam 11 yaralı hayvan bakım evine alınarak gerekli tedavileri ve bakımları yapıldı. Ertesi gün tetanos aşıları için İstanbul’a sevk edildiler. İkinci gün yine Beşiktaş Belediyesi’nden gelen ekiple yangının etkilediği alana gidildi. Orada çiftlik hayvanlarının gerekli tedavileri yapıldı” dedi.
Yangının etkilendiği alandan aralarında bir tane tek tırnaklı olmak üzere 11 hayvanın daha getirildiğini ifade eden Altun, söz konusu hayvanların bakım evindeki tedavilerinin devam ettiğini söyledi. Altun, hayvanları, tedavisinin bitmesinin ardından sahiplerine vereceklerini kaydetti.
Beşiktaş Belediyesi Mobivet’le çalışmalarda yer alıyor
Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi ekiplerine destek olan Beşiktaş Belediyesi ekipleri de çalışmalarda yer alıyor. Beşiktaş Belediyesi Veteriner Hekimi Özgür Karadeniz, Mobivet Hayvan Ambulansı ile yangının üçüncü günü Diyarbakır’a geldiklerini söyledi. Karadeniz, “Yaşanan yangın felaketinden etkilenen hayvanların tedavisini üstlenmek üzere burada bulunmaktayız. Bugün sahadaki dördüncü günümüz. Maalesef bugüne kadar yüzlerce ölüm gerçekleşmiş olsa da geriye kalanların tedavisini Hayvan Bakım Evi ve Rehabilitasyon Merkezi’nde buradaki ekiplerle birlikte sürdürmekteyiz. Aynı zamanda sahada da çalışmalarımız birlikte devam etmektedir. Hafif seyreden vakaları yerinde tedavi etmek üzere günlük olarak yangın bölgesinde bulunmaktayız. Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi çalışanlarına misafirperverliklerinden ve duyarlılıklarından ötürü çok teşekkür ediyoruz” diye konuştu.
]]>İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin sokak hayvanlarının yaşam kalitesini artırmak, onların kontrollü şekilde üremesini sağlayarak hem hayvanların hem de insanların sağlığını korumak adına hayata geçirdiği çalışmalar sürüyor. Büyükşehir’e ait 4 büyük geçici köpek bakımevinde yaklaşık 2 bin sahipsiz hayvan bulunuyor. Bakım ve tedavilerin yürütüldüğü bakımevlerinde, can dostlara sevgi ve şefkatle hizmet sunuluyor. İzmir Büyükşehir Belediyesi, yılın ilk altı ayında yaklaşık 20 bin sahipsiz hayvanın tedavi ve muayenesini gerçekleştirdi. Yine 15 bine yakın sahipsiz hayvanı kısırlaştırdı. İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin yaptığı çalışmalar, sahipsiz hayvanların sıcak bir yuvaya kavuşmasını da sağladı. Yılın ilk 6 ayında 500 sahipsiz can, yeni yuvalarıyla tanıştı.
PAKO’da farklı cinslerde köpekler bulunuyor
Veteriner İşleri Halk Sağlığı Dairesi Başkanlığı bünyesinde görev yapan Veteriner İşleri Şube Müdürü Umut Polat, tüm bakımevlerindeki konuklara çok iyi baktıklarını söyledi. Özellikle PAKO Sokak Hayvanları Sosyal Yaşam Kampüsü’nde, hayvanların bakım ve tedavilerinin yanı sıra onların sosyalleşmesine yönelik farklı etkinliklerin yapıldığını belirtti. Polat, “Tesisimizde özellikle melez ağırlıklı ırklar barınıyor. Temel isteğimiz, bakımını üstlendiğimiz sahipsiz hayvanların sıcak bir yuvaya kavuşması” dedi.
“Sahiplenin”
Sahiplendirmeyi bekleyen birçok hayvanın bulunduğuna dikkat çeken ve yurttaşların barınakları ziyaret ederek, can dostları sahiplenmesi çağrısında bulunan Umut Polat, “Sahipsiz hayvanlara sıcak bir yuva açmalarını istiyoruz. Bu hem onları çok mutlu edecek hem de can dostlarımızın daha güzel, daha sıcak bir yuvaya kavuşmalarına vesile olacak” dedi.
“Bu tasarıya karşı hep birlikte mücadele edebiliriz”
Sokak hayvanlarına yönelik yasa tasarısına da değinen Umut Polat, şunları söyledi: “Bu yasa tasarısı hepimizi derinden üzüyor. Birlikte yaşadığımız bu masum canların toplumda bir yer edinmiş olmasını tüm vatandaşlarımızın benimsemesi gerekiyor. Bizler insanların bilinçlenmesi adına eğitim ve sosyal faaliyetlerimizi aksatmadan yürütüyoruz. Bu tasarıya karşı hep birlikte mücadele edebiliriz. Yurttaşlarımızdan isteğimiz özellikle üretim çiftliklerinden veya pet shoplardan, merdiven altı üretim yapılan yerlerden hayvan almamaları. Bu üretim yerlerinin yasaklanması çok önemli. Bakım evlerinde baktığımız bu güzel canların onlardan hiçbir farkı yok. Barınaklardan hayvan sahiplenince sahipsiz hayvan popülasyonunu da asgari düzeyde tutmuş olacağız. Böyle bir yasanın konuşulmasına engel olacağız.”
“Gece kafamı yastığa rahat koyuyorum”
PAKO’da görevli veteriner hekim Sude Adışen de bakımını üstlendikleri tüm hayvanlarla aralarının çok iyi olduğunu söyleyerek “Zamanla birbirimizi daha iyi tanıyoruz ve elimizden geldiğince onlara yardım ediyoruz. Onları sahiplendirdiğimizde gerçekten çok mutlu oluyoruz” dedi.
Can dostlarla arasında özel bir bağ bulunan hayvan bakıcısı Muhammed Serdar Ocakçı ise “Benim de bir kedim ve köpeğim var. Özellikle bu görevi yapmak için başvuruda bulundum ve 9 aydır da çalışıyorum. Burada her hayvan sahiplendirildiğinde, gece kafamı yastığa çok rahat koyuyorum. Onun mutluluğu bende inanılmaz güzel bir duygu yaratıyor. Terk edilen ve çok agresif olan köpeklerin bakımını yapıyorum. O sevgiyi gösterdikten sonra kısa sürede değişiyorlar. Onlara sevgiyle yaklaşmak zaten bütün sorunları çözüyor. Hayvanları çok seviyorum, çünkü onlar bizim dilsiz dostlarımız. Lütfen onları terk etmeyin, satın almayın ve sahiplenin” diye konuştu.
]]>İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin sokak hayvanlarının yaşam kalitesini artırmak, onların kontrollü şekilde üremesini sağlayarak hem hayvanların hem de insanların sağlığını korumak adına hayata geçirdiği çalışmalar sürüyor. Büyükşehir’e ait 4 büyük geçici köpek bakımevinde yaklaşık 2 bin sahipsiz hayvan bulunuyor. Bakım ve tedavilerin yürütüldüğü bakımevlerinde, can dostlara sevgi ve şefkatle hizmet sunuluyor. İzmir Büyükşehir Belediyesi, yılın ilk altı ayında yaklaşık 20 bin sahipsiz hayvanın tedavi ve muayenesini gerçekleştirdi. Yine 15 bine yakın sahipsiz hayvanı kısırlaştırdı. İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin yaptığı çalışmalar, sahipsiz hayvanların sıcak bir yuvaya kavuşmasını da sağladı. Yılın ilk 6 ayında 500 sahipsiz can, yeni yuvalarıyla tanıştı.
PAKO’da farklı cinslerde köpekler bulunuyor
Veteriner İşleri Halk Sağlığı Dairesi Başkanlığı bünyesinde görev yapan Veteriner İşleri Şube Müdürü Umut Polat, tüm bakımevlerindeki konuklara çok iyi baktıklarını söyledi. Özellikle PAKO Sokak Hayvanları Sosyal Yaşam Kampüsü’nde, hayvanların bakım ve tedavilerinin yanı sıra onların sosyalleşmesine yönelik farklı etkinliklerin yapıldığını belirtti. Polat, “Tesisimizde özellikle melez ağırlıklı ırklar barınıyor. Temel isteğimiz, bakımını üstlendiğimiz sahipsiz hayvanların sıcak bir yuvaya kavuşması” dedi.
“Sahiplenin”
Sahiplendirmeyi bekleyen birçok hayvanın bulunduğuna dikkat çeken ve yurttaşların barınakları ziyaret ederek, can dostları sahiplenmesi çağrısında bulunan Umut Polat, “Sahipsiz hayvanlara sıcak bir yuva açmalarını istiyoruz. Bu hem onları çok mutlu edecek hem de can dostlarımızın daha güzel, daha sıcak bir yuvaya kavuşmalarına vesile olacak” diye konuştu.
“Bu tasarıya karşı hep birlikte mücadele edebiliriz”
Sokak hayvanlarına yönelik yasa tasarısına da değinen Umut Polat, şunları söyledi:
“Bu yasa tasarısı hepimizi derinden üzüyor. Birlikte yaşadığımız bu masum canların toplumda bir yer edinmiş olmasını tüm vatandaşlarımızın benimsemesi gerekiyor. Bizler insanların bilinçlenmesi adına eğitim ve sosyal faaliyetlerimizi aksatmadan yürütüyoruz. Bu tasarıya karşı hep birlikte mücadele edebiliriz. Yurttaşlarımızdan isteğimiz özellikle üretim çiftliklerinden veya pet shoplardan, merdiven altı üretim yapılan yerlerden hayvan almamaları. Bu üretim yerlerinin yasaklanması çok önemli. Bakım evlerinde baktığımız bu güzel canların onlardan hiçbir farkı yok. Barınaklardan hayvan sahiplenince sahipsiz hayvan popülasyonunu da asgari düzeyde tutmuş olacağız. Böyle bir yasanın konuşulmasına engel olacağız.”
“Gece kafamı yastığa rahat koyuyorum”
PAKO’da görevli veteriner hekim Sude Adışen de bakımını üstlendikleri tüm hayvanlarla aralarının çok iyi olduğunu söyleyerek “Zamanla birbirimizi daha iyi tanıyoruz ve elimizden geldiğince onlara yardım ediyoruz. Onları sahiplendirdiğimizde gerçekten çok mutlu oluyoruz” cümlelerini aktardı.
Can dostlarla arasında özel bir bağ bulunan hayvan bakıcısı Muhammed Serdar Ocakçı ise “Benim de bir kedim ve köpeğim var. Özellikle bu görevi yapmak için başvuruda bulundum ve 9 aydır da çalışıyorum. Burada her hayvan sahiplendirildiğinde, gece kafamı yastığa çok rahat koyuyorum. Onun mutluluğu bende inanılmaz güzel bir duygu oluşturuyor. Terk edilen ve çok agresif olan köpeklerin bakımını yapıyorum. O sevgiyi gösterdikten sonra kısa sürede değişiyorlar. Onlara sevgiyle yaklaşmak zaten bütün sorunları çözüyor. Hayvanları çok seviyorum, çünkü onlar bizim dilsiz dostlarımız. Lütfen onları terk etmeyin, satın almayın ve sahiplenin” diye konuştu. – İZMİR
]]>CHP Ankara Milletvekili Akdoğan, 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu ile 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu’nda değişiklik yapılmasına ilişkin TBMM Başkanlığı’na kanun teklifi sundu.
“Sokak hayvanları sorununun çözümü öldürmek değil”
Sokaktaki hayvanların ötanazi adı altında katletmek değil, yaşatmanın temel hedef olması gerektiğini belirten Akdoğan, “Bunun için de her soruna öldürmekle çözüm öneren bir grubun katliamcı zihniyetine değil, akla, vicdana ve bu toprakların kültürüne uygun çözümler üretilmeli. Sokak hayvanları sorunu var. Ama bu sorunun çözümü öldürmek değil” dedi.
2021 yılında Hayvanları Koruma Kanunu’na eklenen düzenlemeyle büyükşehir belediyeleri, il belediyeleri ve nüfusu 25 bini aşan büyükşehir ilçe belediyeleri ile diğer belediyelerin, sahipsiz veya güçten düşmüş ya da tehlike arz eden hayvanların korunması ve bakımının yapılması ile rehabilitasyonunun sağlanması amacıyla hayvan bakımevleri kurmakla görevlendirildiğini hatırlatan Akdoğan, devamında şunları kaydetti:
“494 belediyeden sadece 189’u barınağa sahip”
“Bu düzenlemeyle büyükşehir belediyeleri, il belediyeleri ve nüfusu yetmiş beş bini aşan belediyelerin 31/12/2022, diğer belediyelerin ise 31/12/2024 tarihine kadar söz konusu hayvan bakımevlerini kurmaları öngörülmüştü. Ancak 2022 yılı sonuna kadar yasaya göre hayvan bakımevi kurması gereken 494 belediyeden sadece 189’u barınağa sahip. Toplam hayvan bakımevi sayısı da sadece 234. Gelinen noktada 2024 yılı sonuna kadar Türkiye’deki tüm belediyelerde hayvan bakımevi kurulması gerekiyor ancak ne belediyelerde böyle bir kaynak var, ne de iktidarın kendi yaptığı düzenlemenin neden hayata geçirilemediğini değerlendirmek gibi bir yaklaşımı var. Ülkemizde bu yasal zorunluluğu tartışmak yerine ‘uyutma’ adı altında sokak hayvanlarının katliamına yönelik tartışmalar gündeme getiriliyor. Oysa bizim tam da bu yasal zorunluluk neden yerine getirilemedi, belediyeler neden bu görevi isteseler de yapamadı onu tartışmamız lazım. İnsanın ihmaliyle nüfusu artan hayvanları katletmek çözüm de değil, insancıl da değil, çocuklarımıza bırakacağımız bir anlayış mirası asla değil.
Biz öldürmek değil yaşatmak odağından konuya yaklaşıyoruz. Tıpkı insanı yaşatmayı hedeflediğimiz gibi, hayvanları da ağacıyla çiçeğiyle bitkileri de yaşatmak bizim temel odağımız. O nedenle Hayvanları Koruma Kanunu’nda yapılması düşünülen değişiklikle topyekun bir hayvan katliamına sebep olacağını şimdiden öngördüğümüz yaklaşıma karşı çözümsüzlük değil bir çözüm üretiyor ve hayvan bakımevi kuracak belediyelere, sivil toplum kuruluşlarına ve kişilere yapılacak yardım ve bağışlarla bu bakımevleri inşaatları için yapılacak giderlerin kurumlar vergisi ile gelir vergisinden indirilmesini öneriyoruz. Böylece bu amaçla yapılacak çalışmalara destek verilmesini de teşvik ediyoruz. Teşvik adı altında yıllardır vatandaşın sırtında kambur olan yap işlet devret projelerinin müteahhitlerine sağlanan onlarca imkan var. Biz bu teklifimizle Belediyelere ve hayvan bakımevleri kuranlara destek olanlara vergi indirimi sağlansın, sokaktaki canlar için de önceliğimiz olan yaşatmak hedefi için kaynak sağlanmış olsun diye öneriyoruz.”
“Kanun teklifi ile hayvan bakımevleri için kaynak sağlanması için yasal düzenleme amaçlanmaktadır”
Akdoğan’ın 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu ile 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu’nda değişiklik yapılmasına ilişkin kanun teklifinin gerekçesinde ise, “Teklif ile hayvan bakımevleri inşası dolayısıyla yapılacak harcamalar veya bu tesislerin inşası için ilgili kuruluşlara yapılacak her türlü bağış ve yardımlar ile mevcut tesislerin faaliyetlerini devam ettirebilmeleri için yapılan her türlü nakdi ve ayni bağış ve yardımların tamamının gelir ve kurumlar vergisi beyannamesinde bildirilecek gelirlerden yapılabilecek indirimler arasında yer alması böylece bu hayvan bakımevleri için kaynak sağlanması için yasal düzenleme yapılması amaçlanmaktadır” denildi.
Akdoğan’ın teklifte sunduğu madde gerekçeleri ise şöyle:
“Madde 1 – Hayvan bakımevleri inşası dolayısıyla yapılacak harcamalar veya bu tesislerin inşası için ilgili kuruluşlara yapılacak her türlü bağış ve yardımlar ile mevcut tesislerin faaliyetlerini devam ettirebilmeleri için yapılan her türlü nakdi ve ayni bağış ve yardımların tamamının gelir vergisinin matrahının tespitinde, gelir vergisi beyannamesinde bildirilecek gelirlerden yapılabilecek indirimler arasında yer alması düzenlenmektedir.
Madde 2 – Hayvan bakımevleri inşası dolayısıyla yapılacak harcamalar veya bu tesislerin inşası için ilgili kuruluşlara yapılacak her türlü bağış ve yardımlar ile mevcut tesislerin faaliyetlerini devam ettirebilmeleri için yapılan her türlü nakdi ve ayni bağış ve yardımların tamamının kurumlar vergisinin matrahının tespitinde, kurumlar vergisi beyannamesi üzerinde ayrıca gösterilmek kaydıyla kurum kazancından yapılacak indirimler arasında yer alması düzenlenmektedir.”
]]>(ANKARA) – Diyarbakır’ın Çınar ile Mardin’in Mazıdağı ilçeleri arasındaki bölgede çıkan yangınla ilgili çalışma yürüten Diyarbakır Veteriner Hekimler Odası Başkanı Muhammed Ali Süleymanoğlu, felakette 500’e yakın koyunun can verdiğini 214 ağır yaralı olduğunu duyurdu.
Türk Veteriner Hekimleri Birliği, Diyarbakır Veteriner Hekimler Odası ve Mardin Hekimler Odası’nın oda başkanları, gönüllü veteriner hekim ve veteriner sağlık teknikerleriyle yangın sahasında çalışma yürütüyor. Çalışmalar, Dicle Üniversitesi Veterinerlik Fakültesi ve il tarım ve orman müdürlükleriyle birlikte sürdürülüyor.
Türk Veteriner Hekimleri Birliği’nden yapılan açıklamada, “Hekim Odalarımız ile ilk saatlerden itibaren iletişim kurulmuştur. Yangından daha fazla etkilenen Diyarbakır’da Oda Başkanlığımız, Dicle Üniversitesi Veteriner Fakültesi ve İl Tarım ve Orman Müdürlüğü ile iletişime geçmiştir. Oda Başkanımız gönüllü veteriner hekim ve veteriner sağlık teknikeri arkadaşlarımız ile yangın sahasında yaralı hayvanlara müdahaleye devam etmektedir. Alandan gelen bilgilere göre koyunlar ağırlıkta olmak üzere 500 civarında hayvan ölmüş, çok sayıda hayvan da yaralıdır. Yaban hayvanlarının durumu konusunda ne yazık ki yeterli bilgi alınamamıştır.” ifadelerine yer verildi.
Açıklamada, yangın bölgesinde yaralı bulunan hayvanlar için yapılması gerekenler şu şekilde anlatıldı:
“Işık ve ses stresinden uzak tutarak en hızlı şekilde veteriner hekime ulaştırmalıdır”
“Duman ve yangın riskinden dolayı bulabilirseniz kıyafet/örtü ile sarıp bölgeden uzaklaştırılmalı Yangın bölgesinden uzaklaştırılan hayvanı sıcak bir bölgeye alınmalı. Vücut ısısı düşeceği için 25-26 derecede kalmalı. Yanık bölgesini ılık su ile yıkayın. 12-18 derece su ile yıkanması gerekmektedir. Hayvanın yanık bölgesinin üzeri imkanınız varsa steril bir bezi ıslatarak sarılabilir. Hayvanın hareketi kısıtlanmalı. Kutu yada kafes gibi bir alana koyabilirsiniz. Işık ve ses stresinden uzak tutarak en hızlı şekilde veteriner hekime ulaştırmalıdır.”
“50 gönüllü veteriner hekimle yaralı hayvanlara müdahale ettik”
Yangın bölgesinde bulunan Diyarbakır Bölgesi Veteriner Hekimler Odası Başkanı Muhammed Ali Süleymanoğlu ANKA Haber Ajansı’na yangın bölgesindeki son durumu anlattı. Bölgede ilk saatten itibaren veteriner odaları arasında iletişim kurulduğu bilgisini paylaşan Süleymanoğlu şunları söyledi:
“Köksalan Köyü’ndeyiz. Sabah dokuzdan beri üniversite, il tarım ve orman müdürlüğü ve veteriner hekimleri odasından katılan ortalama 50 gönüllü veteriner hekimlerle yaralı hayvanlara müdahale ettik. Şu anda yaralı müdahaleleri sona ermiş durumda. Ağır durumda olan hayvanlar kesime sevk edilecek. Hafif yaralı hayvanların tedavisi devam edecek. Ortalama 504 can kaybı var. 214 hayvan ağır yaralı. Şu anda veteriner hekim müdahalesi olarak yapabileceğimiz müdahale sadece tekrar. Tedavi edilen hayvanlarının doz tekrarlarının yapılması. Ulaşılmadık hayvan kalmadı. Yangın çıktığı zaman insanlar yanan bir hayvanı gördükleri zaman yapabilecekleri şey, onu güvenli bir yere taşımalı ve tedavi için veteriner hekimi beklemeli. Bunun haricinde olası bir hekim olmaması durumunda ılık suyu ile bir duş aldırılabilir. Yapılabilecek herhangi bir müdahale hayvanın canına sebep olabilir. Yangında boğazı, dili şişen hayvanlara su içirmeye çalışanlar oluyor. Bu tür davranışlarda bulunmasınlar. Gelecek olan yardım ekiplerini beklesinler.”
]]>Kentte havaların ısınmasıyla yeniden görülmeye başlayan kene ısırması sonucu, son 1 haftada Gülbidin Ekberi (25), Şehri Tanrıveren (36) ve Emre Nacar (25), tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybetti. SCÜ Tıp Fakültesi Dahili Tıp Bilimleri Bölümü Halk Sağlığı Uzmanı Prof. Dr. İlhan Çetin, Türkiye geneli güncel vaka sayıları hakkında bilgi vererek KKKA hastalığı hakkında uyarılarda bulundu. Havaların ısınmasının ardından KKKA vakalarında artış olduğunu söyleyen Prof. Dr. Çetin, “Kırım Kongo Kanamalı Ateşi hastalığı bahar aylarının gelmesiyle başlar. Türkiye’de nisan ayı ile vakalar başlar ve artarak ekim ayına kadar devam eder. Haziran ve temmuz ayı genelde vakaların en fazla olduğu dönemdir. Ülkemizde genellikle ortalama olarak yıllık bin ila 1200 vaka oluyor. Bu sene nisan ayında ilk vakamız geldi. Şu an için Sivas’ta 35 civarında vaka sayımız var. Ne yazık ki, 3 vatandaşımız da hayatını kaybetmiş durumda. Özellikle iklimin ısınması nedeniyle bundan sonraki dönemlerde vaka sayılarında artış bekliyoruz. Aldığımız bilgilere göre, Türkiye genelinde 270-300 civarında vakanın oluştuğunu biliyoruz. Bu yıl 750 ile bin civarında vakayla dönemi kapatacağımızı tahmin ediyoruz. Umarız ki, şu ana kadar ilgili kurumların almış oldukları tedbirlerin etkisiyle bu sayı daha az olur. Maalesef bu yıl bahar aylarının çok sıcak geçmesi sebebiyle arazideki kene sayısında çok ciddi bir artış olduğunu gözlemledik. Otların yağmurlardan dolayı hem miktar olarak hem de boyut olarak artmasıyla kene popülasyonunda bir artış var. Umuyoruz ki, bu durum vaka sayılarına yansımaz” dedi.
‘KKKA HASTALIĞI TEDBİR ALINDIĞINDA ÖNLENEBİLİR’
Kenelerden korunmak için dikkatli ve tedbirli olunması gerektiğine değinen Prof. Dr. Çetin, “Halk sağlığı açısından önemli hastalıklar, tedbir alındığında önlenebilen hastalıklardır. Özellikle KKKA hastalığı da tedbir alındığında önlenebilir bir hastalık. Bu nedenle tedbirli olmamız gerekiyor. Tarım ve hayvancılıkla uğraşan insanların sahada çalışırken üzerlerine kene yapışmaması için alacakları birtakım tedbirler var. Bunları mutlaka almaları gerekiyor. Eve gittiklerinde üzerlerini kontrol etmeleri gerek. Bizim üzerine basarak söylediğimiz bir diğer husus da, eğer üzerlerine kene yapışmışsa mutlaka kendileri çıkartmamalı. Hastane ortamında çıkarılmasının çok değerli olduğunu bir kez daha ifade etmek isterim” diye konuştu.
KURBAN ALIMLARINDA DİKKAT
Kurban Bayramı nedeniyle vatandaşların kenelere karşı daha dikkatli olmaları gerektiğini belirten Çetin, “İçinde bulunduğumuz dönem İslam alemi için önemli günler. Kurban Bayramı yaklaşıyor. Hem küçük hem büyükbaş hareketliliğinde artma oluyor. Orta Anadolu ve Doğu Anadolu Bölgesi’nden batıya doğru hayvan taşımacılığı ve satışı için gidildiğini biliyoruz. Bu noktada hayvanları götüren insanların mutlaka tedbir alması, hayvanlarını kontrol etmesi gerekiyor. Özellikle hayvan pazarlarında daha çok dikkat edilmesi gerek. Hayvan satın alan insanların da hayvanın üzerinde kene olup olmadığını kontrol ederek almaları gerekiyor. Bütün bunların yanı sıra kurban kesiminde de hasta hayvanların kanından eldeki açık yaralardan virüs girebiliyor. Bunun için de mutlaka eldiven kullanarak işlemlerin yapılmasını ve hijyene dikkat edilmesini önemseyip öneriyoruz” ifadelerini kullandı.
]]>Zengin yayla ve meralara sahip olan Doğu Anadolu’da besiciler, yetiştirdikleri hayvanları İl Tarım ve Orman Müdürlüğünde yapılan kontrol ve işlemlerin ardından batı illerine sevk için hazırlıyor.
Büyükbaş ve küçükbaş hayvanlar kamyonlara yüklenerek yaklaşan Kurban Bayramı öncesi İstanbul, Ankara, İzmir ve Kocaeli başta olmak üzere ülkenin farklı illerine götürülüyor.
Şu ana kadar söz konusu illerden 87 bin 45 küçük ve büyükbaş kurbanlık sevki gerçekleştirildi.
Erzurum, Ağrı ve Kars’taki hayvan borsalarında da bayram yaklaştıkça yoğunluk artıyor. Besiciler, yaylalar ve ahırlarda besleyip bakımını yaptıkları hayvanları satmak için kamyonlara yükleyip sabahın erken saatlerinde hayvan borsasına getiriyor. Besiciler ile bütçelerine uygun kurbanlık almak isteyen vatandaşlar arasında zaman zaman sıkı pazarlıklar yaşanıyor.
Vatandaşlar, Tarım ve Orman Bakanlığının “Tarım Cebimde” uygulaması ile küpe sorgulama kısmından kurbanlıklarının sağlık durumu, ırkı, aşıları ve diğer tüm bilgilerini hızlı ve kolay bir şekilde ücretsiz olarak kontrol edebilecek.
Erzurum’dan 59 bin 800 kurbanlık sevk edildi
Erzurum Tarım ve Orman İl Müdürü Alpaslan Kenger, AA muhabirine, sevklerde şu ana kadar herhangi bir salgın hastalık veya başka bir olumsluzlukla karşılaşmadıklarını söyledi.
Geçen yıla göre sevklerde değişkenliğin olduğunu anlatan Kenger, şöyle devam etti:
“Geçen yılki sayılarımıza bu yıl büyükbaş hayvan sevkimizde yüzde 50 artış yaşanırken, küçükbaş hayvan sevkinde tam tersi durum var. Geçtiğimiz kurban sezonunda 30 bin büyükbaş hayvan sevk etmiştik, bu sene 45 bin 500 büyükbaş hayvan sevk ettik. Geçen sene 29 bin küçükbaş hayvan sevkimiz gerçekleşirken bu yıl 14 bin 300 küçükbaş hayvan batı illerimize gönderdik.”
Kurbanlık hayvan gönderiminin tamamlanmak üzere olduğunu ve nadiren sevklerin olabileceğini ifade eden Kenger, sağlıklı hayvan sevki noktasında aşılama çalışmalarının da gerçekleştirildiğini bildirdi.
Açıldığı günden bu yana 158 bin hayvan denetlendi
Bu yıl ilk defa Kurban Bayramı sezonunu geçiren ve Türkiye’de pilot olarak kurulan Erzurum Veteriner Yol Kontrol ve Denetim İstasyonu’nda sevk döneminde günlük ortalama hayvan taşıyan 200 aracın kontrol edildiğini kaydeden Kenger, “İstasyon açıldığı günden bu yana 4 bin 500 araçta, 140 bin büyükbaş, 18 bin küçükbaş hayvan kontrol ettik.” diye konuştu.
Ağrı’dan 11 bin 500 kurbanlık gönderildi
Ağrı Tarım ve Orman İl Müdürü Mehmet Hüseyinoğlu da tarım ve hayvancılıkta ülkenin önde gelen şehirlerinden olan Ağrı’da 350 bin büyükbaş, 1 milyon 400 bine yakın da küçükbaş hayvanın bulunduğunu söyledi.
Kurban Bayramı’na sayılı günler kala batı illeri ve büyükşehirlere ciddi bir hayvan sevki yapıldığını anlatan Hüseyinoğlu, bu hayvanlar gönderilmeden 21 gün önce şap aşısı yapıldığını belirtti.
Ekiplerce hayvanların kontrol edildiğini ve sağlıksız olanların gönderilmesine izin vermediklerini vurgulayan Hüseyinoğlu, şöyle devam etti:
“Geçen yıl Ağrı’dan Kurban Bayramı süresince 12 bin 500 büyük ve 25 bin de küçükbaş hayvan batı illerine sevk edildi. Bu sene de yaklaşık geçen seneki rakamları bekliyoruz. Şimdiye kadar 6 bin 500 büyükbaş, 5 bin de küçükbaş hayvan sevki yapıldı. Bayram yaklaştıkça bu sevkler artacaktır. Tüm Türkiye’ye sevkler yapılıyor çünkü Ağrı’nın geçim kaynağı hayvancılık.”
Kars’tan 15 bin 745 kurbanlık sevk edildi
Kars Tarım ve Orman İl Müdürü Enver Aydın ise merada doğal beslenen hayvanların tercih nedeni olduğunu, kurbanlık hareketliliğinin de yoğunlaştığını söyledi.
Bulaşıcı hayvan hastalıklarının engellenebilmesi ve sağlıklı gıda tüketiminin sağlanabilmesi için denetimlerin tüm hızıyla devam ettiğini vurgulayan Aydın, kentten hayvan sevklerinin de tüm hızıyla sürdüğünü kaydetti.
Kars’ta 29 bin 730 büyük, 31 bin 123 de küçükbaş kurbanlık hayvanın bulunduğunu dile getiren Aydın, “Bu miktar, ilimizin kurbanlık hayvan ihtiyacını karşılamaya yeterli düzeydedir. Ayrıca il dışına da ilimizden kurbanlık hayvan sevki yapılmaktadır. Bu güne kadar Kars’tan diğer illere 8 bin 325 büyük ve 7 bin 420 küçükbaş hayvan sevki gerçekleştirilmiştir.” ifadelerini kullandı.
]]>(ANKARA) – İstanbul’daki bir sitede “Eros” isimli kedinin katledilmesiyle ilgili davada istinaf karanını verdi. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 32. Ceza Dairesi, hukukçuların ve Sivil Toplum Örgütleri’nin, sanık İbrahim Keloğlan’a verilen cezanın artırılması ve davaya katılma taleplerini reddetti. İstinafın kararını ANKA Haber Ajansı’na değerlendiren, İstanbul Barosu Hayvan Hakları Merkezi adına avukat Hafize Hilal Koçak, “Bu gerekçeyi ve verilen kararı hiçbir düzlemde kabul etmemiz mümkün değil. Verilen bu karar neticesinde Eros, adalete olan inanç ile birlikte bir daha öldü, öldürüldü” dedi.
İstanbul Bahçeşehir’de “Eros” adlı kediyi dakikalarca tekmeleyerek katleden İbrahim Keloğlan, Küçükçekmece Adliyesi 16. Asliye Ceza Mahkemesi, “evcil hayvanı kasten öldürme” suçundan 3 yıl hapis cezası “iyi hal” indirimi uygulayarak cezayı 2 yıl 6 aya indirmişti. Sanığa yurt dışı çıkış yasağı da konulmuştu.
Sanığa “iyi hal” indirimi uygulanması hayvanseverler tarafından tepkiyle karşılanmıştı. Hukukçular ve Sivil Toplum Örgütleri, yerel mahkemenin kararına itiraz ederek, kararı İstinaf Mahkemesi’ne taşıdı.
“Sanık üst sınırdan cezalandırılsın” talebi
Müşteki Ebubekir Fırat avukatı aracılığıyla, hayvanın sahibi olmadığını ancak kedinin bakımını üstlendiğini, kendisinin psikolojik olarak olaydan zarar gördüğünü söyleyerek, sanık aleyhine talepte bulundu.
Davaya katılma talebinde bulunan ve bu talepleri, “suçtan doğrudan zarar görmedikleri” gerekçesiyle reddedilen İstanbul Barosu Başkanlığı Hayvan Hakları Merkezi, Ankara Barosu Başkanlığı Hayvan Hakları Merkezi, Hayvanları Çaresizlik ve İlgisizlikten Koruma Derneği (HAÇİKO), Mazmel Derneği ve Halkın Kurtuluş Partisi avukatları, “Öncelikle suçtan zarar gördükleri gerekçesiyle davaya katılan olarak kabulleri gerektiği, katılan olarak da sanığın üst sınırdan cezalandırılması ve TCK 62’inci maddesinin uygulanmaması gerekçesiyle” sanık aleyhine talepte bulundu.
“Sanığa üst sınırdan ceza tayini yapılsın” talebi
Tarım ve Orman Bakanlığı vekili ile Cumhuriyet Savcısı da “sanığa üst sınırdan ceza tayini yapılmaması, TCK 62’inci maddesinin uygulanmaması” nedeniyle sanık aleyhine talepte bulundu.
Beraatini talep etti
Sanık Keloğlan ise “savunma ve itirazları doğrultusunda hükmün bozularak beraati, aksi durumda alt sınıra yaklaşarak tayin edilecek cezanın hükmünün açıklamasının geri bırakılmasını” talep etti.
“Yerel mahkemenin kararında herhangi bir isabetsizlik görülmemiştir”
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 32. Ceza Dairesi’nin konuya ilişkin verdiği karara ANKA Haber Ajansı ulaştı. Kararda, “… Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve teşdiden ceza tayini suretiyle takdiren sonuç ceza uygulamasına ve incelenen dosya içeriğine göre, mahkemenin kararında usule ve esasa ilişkin herhangi bir hukuka aykırılığın bulunmadığı, delillerde ve işlemlerde herhangi bir eksiklik olmadığı, ispat bakımından değerlendirmenin yerinde olduğu, eylemin doğru olarak nitelendirildiği ve kanunda öngörülen suç tipine uyduğunun anlaşıldığı, yerel mahkemece sanığın mahkumiyetine iilişkin verilen kararda herhangi bir isabetsizlik görülmemiştir” ifadesine yer verildi.
Mahkeme, istinaf başvurularını reddetti. Hukukçuların ve Sivil Toplum Örgütleri’nin karara itiraz itiraz edeceği öğrenildi.
“Bu karar neticesinde Eros adalete olan inanç ile birlikte bir daha öldü, öldürüldü”
İstanbul Barosu Hayvan Hakları Merkezi adına avukat Hafize Hilal Koçak, istinafın kararını ANKA Haber Ajansı’na değerlendirdi.
Koçak, şöyle konuştu:
“Ne yazık ki, açıkça hakka, hukuka ve kamu vicdanına aykırı olan bu karara karşı istinaf başvurularımız ‘eylemin doğru olarak nitelendirildiği ve kanunda öngörülen suç tipine uyduğunun anlaşıldığı, yerel mahkemece sanığın mahkumiyetine ilişkin verilen kararda herhangi bir isabetsizlik görülmemiştir’ gerekçesi ile reddedildi. Bu gerekçeyi ve verilen kararı hiçbir düzlemde kabul etmemiz mümkün değil. Verilen bu karar neticesinde Eros adalete olan inanç ile birlikte bir daha öldü, öldürüldü. Hayvana şiddetin arttığı, hayvan düşmanlığının popülarite kazandığı ve hatta hayvan yaşamının tartışıldığı şu günlerde özellikle belirtmez isteriz ki; biz sessiz canların sesi olmaktan asla vazgeçmeyeceğiz.”
]]>(İSTANBUL)- Hayvan, kadın, doğa ve çocuk hakları savunucuları, sahiplenilmeyen sokak hayvanlarının “uyutulmasını” da içeren kanun teklifi hazırlığını, İstanbul Yenikapı’da protesto etti. “Susma haykır, katliama hayır” sloganlarının yükseldiği mitingde konuşan TİP Milletvekili Sera Kadıgil, “Ben 40 yaşına geldim, 18 yaşımdan beri bize ‘bu işin bir çözümü’ diye anlatıp duruyorlar. En sonunda hiçbir iş yapmadıkları için, hiçbir şey beceremedikleri için sokaktaki canlarımızın tümünün canına göz dikmiş durumdalar. İzin vermeyeceğiz. Öldüremezsiniz, müsaade etmeyeceğiz” ifadelerini kullandı.
Hayvan Hakları Kanunu’nda sahiplenilmeyen sokak hayvanlarının “uyutulmasını” da içeren değişiklik hazırlığını protesto etmek için ülke genelinde miting, yürüyüş ve basın açıklamaları yapıldı. İstanbul Yenikapı’da düzenlenen ‘Adalet Mitingi’ne de çok sayıda vatandaş katıldı. Hayvanların toplanarak barınaklarda hapsedilmesi veya ‘uyutulması’ gibi uygulamalara kesinlikle karşı olduklarını dile getiren hayvanseverler, çeşitli sloganlarla tepkilerini dile getirdi.
Miting alanında konuşan İstanbul Barosu Hayvan Hakları Merkezi temsilcileri, “Bizler hayvan katillerine karşı her alanda hukuki mücadelemizi sürdürmekteyken görevi yasayı uygulamak ve hayvanları korumak olan devleti karşımızda görmekten büyük bir utanç duyuyoruz. Hayvan hakları alanında bizi vicdanlı ve uygar bir toplum olmaya sevk eden 5199 sayılı yasa ne yazık ki uygulanmadı. Belediyelere, bakanlıklara ve adli makamlara yaptığımız şikayetler sonuçsuz kalmış, sorumsuzluk bir kartopu gibi büyüyerek kapımıza dayanana dek yetkililer gözlerini kapamışlardır” ifadelerini kullandı.
“Ölümü gösterenlere sıtmaya razı olmayacağımızı söylemeye geldik”
Avukat Yasemin Babayiğit, “Gönül burada kutlama yapmak için bir araya gelelim isterdi ancak malumunuz ölümü gösterenlere sıtmaya razı olmayacağımızı söylemeye geldik. Siz yerel yönetimler 20 yılı aşkın süredir aşıla, kısırlaştır, rehabilite et, aldığın yere bırak yönündeki görevlerini yerine getirmedi ve bakımevi kurmadılar diye, bakanlık da belediyeleri denetleyip yaptırım uygulamadı diye hayvanların kontrolsüz üremesinin faturasını yaradandan ötürü sevdiğimiz yaratılanlara keserek 21. yüzyılın dünyasında vermediğiniz canı alma hakkını kendinizde görerek zaten yıllardır kamuoyuna yansıdığı üzere gayriresmi olarak öldürdüğünüz canlarımızı resmi olarak da öldürmenize müsaade etmeyecek, onları kanlı ellerinize teslim etmeyeceğiz” dedi.
“Sokak hayvanlarının değil bizi 20 yıldır tek başına yönetenlerin suçudur”
Mitingde konuşan TİP İstanbul Milletvekili Sera Kadıgil de şunları söyledi:
“Ben 40 yaşına geldim, 18 yaşımdan beri bize ‘bu işin bir çözümü’ diye anlatıp duruyorlar. En sonunda hiçbir iş yapmadıkları için, hiçbir şey beceremedikleri için sokaktaki canlarımızın tümünün canına göz dikmiş durumdalar. İzin vermeyeceğiz. Çünkü bizler şunu çok iyi biliyoruz ki o sokaktaki kedinin köpeğin değil, bütün başımıza gelenler bizi 20 yıldır tek başına yönetenin suçudur. Kanun arıyorlarmış, çözüm önerisi arıyorlarmış. Ben çözüm önerisini söyleyeyim; 2004 yılında çıkardığınız kanun 20 yıldır var orada. 5199 ne diyor? Alacaksın, aşılatacaksın, kısırlaştıracaksın, yerine bırakacaksın. Siz 20 yıldır ne yapıyorsunuz?
Meclis’teki araştırma komisyonunda o AKP’li vekiller de MHP’li vekiller de vardı. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde bizler oy birliğiyle dedik ki; yapılacak şey net, kısırlaştırma seferberliği başlatacaksınız. Beş kuruş para ayırmadılar, hiçbir iş yapmadılar şimdi de öldüreceğiz diyorlar. Öldüremezsiniz, müsaade etmeyeceğiz”
]]>Programda konuşan Malatya Ticaret Borsası Başkanı Ramazan Özcan, “Hayvan yetiştiriciliğinde genel sorunlar ve çözüm önerileri, kırmızı et üretiminde karşılaşılan sorunların neler olduğunu, hayvan yetiştiriciliğinde Malatya’ya ait özel sorunlar ve çözüm önerileri, Malatya’da hayvan yetiştiriciliğinde imkan ve fırsatlar nelerdir ve bunları nasıl kullanabiliriz, depremin Malatya hayvancılık sektörüne etkisi ve beklentiler, et ürünlerinde AR-GE çalışmaları ve Markalaşma, hayvancılık sektöründe eğitimli beceri sahibi iş gücünün sağlanması doğrultusunda gerçekleştirdiğimiz çalıştayda sektöründe akademik ve sektörel bakış açılarının bir araya getirilmesini hedefledik. Sektörün sorunlarına yönelik politika belirlemek üzere, kalıcı çözüm önerileri oluşturmak ve her paydaşımızın kazandığı bir değer zinciri tesis etmektir. Hayvancılık sektörünün ülkemizde ve ilimizdeki mevcut durumu, sorun alanları ve çözüm önerilerinin konuşulacağı çalıştayımızda, küresel arzdaki zayıflama nedeniyle kendi kendine yeterli üretimin stratejik önemi, üretimde sürdürebilirliği sağlayacak devlet politikaları, ürün piyasalarında fiyat istikrarı mekanizmalarının güçlendirilmesi gerektiği önem arz etmektedir. Sektörün geleceğini planlamak yönünden bu tip çalıştay ve toplantıların önemi çok büyüktür. Bu toplantılarda ortaya çıkan fikirler bize hem vizyonu güncellemek hem de gelecek planlaması bakımından çok yararlı olduğunu düşünüyoruz. İnşallah bu yöndeki çalışmalardan iyi sonuçlar elde edeceğiz” ifadelerini kullandı.
Çalıştayda sektör temsilcilerinin sorunlarına kısa, orta ve uzun vadede somut çözüm önerileri almaya çalışacaklarını belirten Özcan, “Kısa ve orta vadede altyapı sorunlarının çözümü için planlamalar yapılması, destekleme politikalarının ihtiyaç analizi doğrultusunda revize edilmesi, verim ve kalitenin iyileştirilmesi, verilerde güvenilirliğin sağlanması, ticari işletmelerin yenilikçi ve rekabetçi olması, aile işletmelerinin refahını güçlendirici tedbirlerle sürdürülebilirliğin sağlanmasının doğru olacağını düşünüyoruz. Çalıştay akademik kurulumuzun, düzenleme kurulumuzun ve sektör temsilcilerimizin görüş ve önerileri doğrultusunda sonuç bildirisi yayınlayacağız” dedi.
Malatya Tarım ve Orman İl Müdür Osman Akar ise, “Pandemi ve ekonomik gelişmelerle beraber tarımın üretimin önemi ön plana açıktı. Her türlü varlığa sahip olabiliriz. Ama olmazsa olmazımızın gıda üretimi olduğunun herkes farkına vardı. Bizlerde ülke olarak bulunduğumuz konum itibariyle kendi kendimize yetme zorunluluğumuz var. Gerek bitkisel gerekse hayvansal üretimde kendi kendimize yetmek zorundayız. En küçük üretim dahi çok değerlidir. Bu küçük üretim bir araya gelerek büyük üretimler oluşturuyor. Tarımsal üretim bugün devletlerin esas güç kaynağıdır. Tarımsal üretime bizimde çok dikkat etmemiz gerekiyor. Kendi kendimize yetme kadar üretim yapmak zorunluluğumuz var. “şeklinde konuştu
İnönü Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Gökhan Tuncel de “Üniversite olarak bu tür çalışmaların şehrimize katkı olsun. Var olan bilgileri sizin önerileri, talep ve beklentilerinizi gelecekle ilgili öngörülerinizi toplu bir rapor haline getirmek. Hayvancılık konusunun Malatya için daha derli toplu olarak ne anlam ifade ediyor. Malatya hayvancılık konusunda belli bir mesafe almış. Hayvancılık konusunda daha da ilerleme potansiyeli var. Hayvancılık kayısının gerisinde kalıyor. Kayısı bizin için çok önemli bizim bir marka değerimiz, şehrimizin dışa açılan en önemli yüzlerinden bir tanesidir. Ama biz hayvancılığı ihmal etmemeliyiz. Daha nasıl geliştirebiliriz diye çalışmalıyız. Üniversite olarak sizin bilgilerinizi sistematize hale getirmek istiyoruz. Sizden gelen öneriler çerçevesinde yetkili bölümlerimiz de harekete geçirmek istiyoruz. İnşallah güzel bir çalışma olacak” diye konuştu. – MALATYA
]]>Trabzon’un Ortahisar Belediyesi yaklaşan Kurban Bayramı nedeniyle Akoluk Mahallesi’nde 20 dönümlük alanda kurban satış ve kesim alanı hizmete girdi. 120 adet büyükbaş havyan çadırı ile 70 adet küçükbaş hayvan çadırının kurulacağı alana Türkiye’nin değişik illerinden besiciler gelmeye başladı. Çoğunlukla Doğu Anadolu Bölgesi’nden gelen üreticilerin hayvanları satışa sunduğu kurban sahasında yemekhane, çay ocağı ve lavabo gibi alanlar da oluşturuldu. Bazı besicilerin çadır kurma işlemlerine devam ettiği kurban pazarına getirilen büyükbaş hayvan fiyatları ise 80 bin TL’den başlayarak 160 bin TL’ye kadar çıktı.
“Alacağım oni İsmail”
Kurban Bayramı’na sayılı günler kala besiciler ile vatandaşlar arasında ise sıkı pazarlıklar da başladı. Büyükbaş hayvan fiyatlarındaki yükseliş nedeniyle pazarlıkların kıran kıran geçtiği kurban satış yerinde Trabzonlu Rahman Durmuş ile Bayburtlu besici İsmail Balık’ın arasında geçen pazarlık kameralara yansıdı. Bayburtlu besicinin satışa sunduğu danayı 80 bin TL’ye almak isteyen Rahman Durmuş’un ‘Bismillah’ diyerek başladığı pazarlık süreci dakikalarca sürdü. 85 bin TL’den aşağıya düşmeyen Bayburtlu besici İsmail Balık’ın kolunu hiç bırakmayan, kolunu her sallayışta besmele çeken ve diyalogları ile herkesi güldüren Rahman Durmuş “İsmail alacağım oni, gerekirse benim için zarar et” diyerek sonunda 80 bin TL’den kurbanlığını almayı başardı.
“Çok sıkı pazarlık yaptık”
Çok sıkı pazarlık yaptıklarını kaydeden Rahman Durmuş, geçen yıla göre bu yıl alım gücünün zorlaştığını belirterek “Yaklaşık 30 yıldır bu pazarlardayız. Geçen yıla göre bu yıl alım gücü zorlaşacak. Hayvan pahalı. Yem ve imalatı pahalı. Ondan dolayı bu maliyetlere çıkıyorlar. İnşallah dileğimiz üreticilerin hayvanların hepsini satarak buradan mutlu bir şekilde gitmesini istiyoruz. Seneye tekrar bu insanlar bu üretimi yapıp Trabzon’a gelsin ve insanlar kurban ibadetini yapsınlar. Çok sıkı pazarlık yaptık. Kurban kesenlerden ricam üreticileri üzmesinler. Zor şartlarda bu hayvanlar bakılıyor” dedi.
Bayburtlu besici İsmail Balık da “Yem pahalı. Hayvanların buraya gelmesi ve yerler yüksek maliyetler. Onun için mecburen hayvanın fiyatı yükseliyor. Her yıl Kurban pazarı için Bayburt’tan Trabzon’a geliyoruz. Bu sene 24 büyükbaş hayvan ile geldik. Bu sene şuana kadar 2 kez satış yaptık” ifadelerini kullandı.
“Vatandaşlar şuanda sadece soruyor, almıyor”
Yaklaşık 12 yıldır Trabzon’a hayvan satmak için geldiklerini belirten Adem Tekeş ise “Bu sene de nasip oldu Ağrı’dan Trabzon’a geldik. İnşallah hayvanları satıp döneceğiz. Baktığımızda çadır sayısının iki katına yükseldiğini görüyoruz. Geçen sene 80-85 çadır vardı bu sene 160’a çıktı. İnşallah herkes satışını yapıp evine döner. Bu sene 30-35 tane hayvanla geldik. Geçen sene yaklaşık 50 hayvan ile gelmiştik. Taban yüksek olduğu için satılmaz diye az hayvanla geldik. Kilogram işi 500-550 arasında değişiyor. Vatandaşlar şuanda sadece soruyor, almıyor” diye konuştu.
Hüseyin Kibar isimli besici ise “Kurban pazarı kuruldu hayvanlarımızı getirdik. Şuanda satışlar biraz yavaş. Vatandaş alamıyor. Geçen sene güzel satış yapmıştık. İnşallah bu sene de satılacak. Fiyatlara baktığımızda en ufak hayvan 80 bin TL’den başlıyor. 150-160 bin TL’ye kadar çıkıyor. Vatandaşın alım gücü zayıf. Havalar kötü gittiği için kimse gelmiyordu. Havaların ısınmasıyla vatandaşların pazara geleceğini düşünüyoruz” şeklinde konuştu.
]]>MEHMET REBİİ ÖZDEMİR
(SAMSUN)- CHP Samsun Milletvekili Murat Çan, “Biz yerelde 31 Mart’ta iktidar olan CHP bunun üzerine, başka şeylerde kurarak yeni bir manifesto oluşturmak üzereyiz. Bu manifesto bütün toplama merkezlerinde barınaklara hayvan barınaklarını gezip rapor oluşturup, Genel Merkezimiz tarafından hayvan canlılığının türlerin devamına dönük hayvan canlılığının sürdürülebilmesi için bir sonuç oluşturacağız” dedi.
CHP İlkadım ilçe örgütü, İlkadım ilçesinde Hayvan Hakları Kanun tasarısını protesto etti. CHP İlkadım İlçe Örgütü Başkan Yardımcısı Aylin Özdemir, şunları söyledi:
“Uzunca bir süredir kamuoyu tarafından da bilindiği üzere, sokaklarda ve her halükarda onlara da ait olan doğada yasayan patili dostlarımız hakkında tartışmalar yaşanmaktadır. Bu tartışmaların odak noktası ise hemen her zaman bu canların yasam haklarının ellerinden alınmaları gerektiği olmuştur. Memleketimizde iktidarı elinde bulunduranlar, her sorunu kaba kuvvetle halletmeye o kadar alışmış durumdalar ki, konuya başka türlü bir çözüm önerisi getirmeyi akıllarından dahi geçirememektedirler. Bugün burada toplanma amacımız, sokakta yasayan hayvanların ‘uyutulma’ adı altında katledilme fermanını çıkaracaklara; patili dostlarımızın hiçbir şekilde yalnız olmadıklarını hatırlatmak, partili ya da partisiz ancak bizim gibi vicdanı hür tüm insanların hayvanların da bir yaşam hakları olduğu bilinciyle bu tarz yasal düzenlemelerin sonuna kadar karsısında olacağını göstermektir. Bu kapsamda şimdi söyleyeceklerimizin kamuoyunca önemle dikkate alınması ve serbestçe tartışılması gerekmektedir. Asıl suçlular cezalandırılmıyor ‘ölüm’ çözüm değildir. Yetkililer, yasadan doğan yükümlülüklerini yerine getirmişler midir?
“Meclis kabul ederse hayvan katline ‘evet’ demiş olur”
Halkı adına devlet yetkilerini kullanan bakan ve mülki idare amirleri basta olmak üzere diğer ilgili kişiler üstlerine düsen denetim görevini neden yapmamıştır? Gelinen noktada söz konusu kişilerin görevlerini yapmamaları sorunun büyümesine neden olmuş mudur? Eğer sorun bu kişiler nedeniyle artmış ise asıl suçlular cezalandırılmazken neden masum canlara kıyılmak istenmektedir? Asıl suçlu yasasında açıkça sayılmasına rağmen görevlerini yapmayanlar mı yoksa düşünme yetisi dahi olmayan, tek derdi tekmelenmeden karınlarını doyurup ısınacak bir yer bulmak olan masum hayvanlar mıdır? Çıkartılması düşünülen yasa tasarısında bir ay içerisinde sahiplenilmeyen hayvanların ‘uyutulma’ adı altında öldürülmeleri öngörülmektedir. Bir canlının başka bir canlı tarafından öldürülmesi cinayettir. İçerisinde bulunduğumuz durumda belki de binlerce hayvanın öleceği söz konusu olduğundan buna soykırım veya katliam kelimelerini kullanmayı daha doğru buluyoruz. Bu tasarının meclis tarafından kabul edilerek yasalaşması halinde ise bu meclis hayvan katline ‘evet’ demiş bir meclis olarak anılacaktır.”
“Barınakları gezerek rapor oluşturacağız”
CHP Samsun Milletvekili Murat Çan ise şunları söyledi:
“Parlamento adına bir iki cümle etmek isterim. 27. dönemde parlamentoda bütün grubu bulunan partiler, bir araya gelerek komisyon oluşturup bu komisyon 2019’un Ekim ayında bir rapor hazırladı ve 2020’de bu rapor okundu. 2020’nin Ocak ayında bütün partilerin üzerinde uzlaşarak, oluşturduğu komisyonda hiçbir itiraza ya da tam bir konsensüs haliyle, ortaya çıkan haliyle bütün canlılar, uyutulmadan bu gibi toplama merkezlerinde kısırlaştırılarak belli fonlar oluşturarak, canlılıklarının devamı ama toplum için, zararlı hale gelmeyecek önlemler, çözümler üreterek bir sonuca ulaşıldı. Biz yerelde 31 Mart’ta iktidar olan CHP bunun üzerine, başka şeylerde kurarak yeni bir manifesto oluşturmak üzereyiz. Bu manifesto bütün toplama merkezlerinde barınaklara hayvan barınaklarını gezip rapor oluşturup, Genel Merkezimiz tarafından hayvan canlılığının türlerin devamına dönük hayvan canlılığının sürdürülebilmesi için, bir sonuç oluşturacağız. Bütün toplum katmanlarının buna destek vermesini temenni ediyor, bu uğurda fedakarca çalışan tüm sivil toplum kuruluşlarına teşekkür ediyorum.”
]]>
Emir Efe BENLİOĞLU/ İSTANBUL, KURBAN Bayramı sebebiyle Türkiye’nin birçok şehrinden İstanbul’a getirilen hayvanlar kurban pazarlarında görücüye çıktı. Türkiye Kasaplar Besiciler Et ve Et Ürünleri Federasyonu Bölge Başkan Vekili Veysel Günal, “Bu sene halkımız rahat olsun, Türkiye’de yeteri kadar kurbanlık var. Küçükbaşlar şu anda gelmedi, havanın sıcaklığından dolayı. Küçükbaşlar da kurbana 1 hafta kala giriş yapacaklar. Burada kurban fiyatları 80 bin liradan başlayıp 250 bine kadar gidiyor ” dedi. Kurban pazarında ‘Kızılelma’ adı verilen bin 650 kilogram ağırlığındaki dana ise 650 bin liradan satışa çıkarıldı.
Kurban Bayramı için İstanbul’a getirilen hayvanların şehre girişine dün gece yarısı itibariyle izin verildi. İstanbul İl Tarım ve Orman Müdürlüğü ekiplerinin kontrolünden geçirilen hayvanlar kurban pazarlarındaki yerlerini almaya başladı. Sultangazi Belediyesi Kurban Pazarı’nın ilk gününde satıcıların hazırlıkları sürerken müşteriler de çadırları gezmeye başladı. Türkiye Kasaplar Besiciler Et ve Et Ürünleri Federasyonu Bölge Başkan Vekili Veysel Günal kurban pazarlarındaki faaliyetleri ve Türkiye’de bu yılki kurbanlık hayvan durumunu değerlendirdi. Günal, “Bu sene halkımız rahat olsun, Türkiye’de yeteri kadar kurbanlık var. Kimse kapılmasın, yani yeteri kadar hayvanımız var. Küçükbaşlar şu anda gelmedi, havanın sıcaklığından dolayı. Küçükbaşlar da kurbana 1 hafta kala aşağı yukarı giriş yapacaklar. Ama büyükbaşların yüzde 30’u girdi, yüzde 70’i bu hafta içinde tamamen dolar. Müşterilerimiz de bekliyoruz. Çok güzel geçmesini Cenab-ı Allah’tan niyaz ediyoruz. Burada kurban fiyatları 80 bin liradan başlayıp 250 bine kadar gidiyor. Tabi bu hayvanın ağırlığına göre gidiyor. Hayvanlardan 3 kişilik olan var 5 kişilik olan var 7 kişilik olan var” dedi.
“TELEFONLA SİSTEME GİRDİĞİ ZAMAN HAYVAN HAKKINDA HER ŞEYİ GÖRÜR”
Kurbanlık almak isteyenlere bazı hatırlatmalarda bulunan Günal, “Kurban alırken halkımız ilk önce gözüne, rengine, hayvanın duruşuna, kulağı kesik olmaması, boynuzu kırık olmaması, daha canlı daha parlak olması, 2 yaş dediğimiz 24 ayı doldurması lazım. Böylece hayvan kurban vasfını taşımış olur. Etçi ırklardan fiyatı bu yüzden farklı olur. Bir de hayvan alırken vatandaşlarımız şunlara çok dikkat etmeli. Pasaportu, 2 yaş dediğimiz, TR dediğimiz kulağında Tarım Bakanlığı’nın web sitesi vardır. Bu siteye girdiğimizde bu hayvanın annesi, babası, doğum yeri, nereden geliyor bunları telefonla sisteme girdiği zaman zaten görür.” diye konuştu.
“KIZILELMA, 1 TON 650 KİLO İLE GÖRÜCÜYE ÇIKACAK”
Kurban pazarlarında her yıl yapılan en güzel hayvan yarışmasını kazanmak için bu yıl aday olan hayvan hakkında da bilgi veren Veysel Günal, “Bu sene de güzel bir danamız var. Onun ismini de sizlerin huzurunda ‘Kızılelma’ koyuyoruz. Kızılelma, 1 ton 650 kilo ile inşallah görücüye çıkacak. Fiyatı da 650 bin lira inşallah Kızılelma’mız Türkiye’nin lensi olacak. Türkiye’nin bir Kızılelma’sı, yarışmaya da podyuma da yakışan bir kızıl elma olacak” dedi.
“1-2 GÜNE KALMAZ İĞNE ATSAN BURADA YERE DÜŞMEZ”
Kurbanlık almak için hayvan pazarına gelen Muhittin Akıncı, “Ortam normal şu an sakin ama fiyatlar yüksek. Yani alıcı bakımından da satıcı bakımından da fiyatlar yüksek. Biz ortak kesiyoruz, 2 kişi. Baktık 150, 150, 180’e kadar çıkıyor. Daha almadım bakıyorum. Çadırların hepsini gezeceğiz, başka yerlere de gideriz. Fiyat nerede uygunsa oradan kısmet olursa alacağız.ö dedi. Pazarlığı tamamlayıp kurbanlık hayvanını satın alan Yakup İfaret ise, “Hayvan görüldüğü gibi gayet güzel bir hayvan. Zaten bu arkadaş benim senelerden beri aldığım bir arkadaş. Sultangazi Belediyesi de burada bütün imkanları da sağlıyor. Aldık hayvanımızı, arkadaş sağ olsun gelmeden arıyoruz, görüşüyoruz. Allah kısmet ederse Kurban Bayramı’nın ikinci günü kesimhaneye gidip orada kesilecek. Allah inşallah bizim ve tüm Müslüman aleminin kesmiş olduğu kurbanları kabul eyler. Yoğunluk şu an o kadar değil ama 1-2 güne kalmaz iğne atsan burada yere düşmez. Belki hayvan bile bulamazsınız” şeklinde konuştu.
“HİZMETLERİMİZİ 24 SAAT ESASINA DAYANARAK BURADA SÜRDÜRÜYORUZ”
Sultangazi Belediyesi Kurban Pazarı’ndaki faaliyetler hakkında bilgi veren Veteriner Hekim Soner Bozkurtlar da, “Burada bu sene 200 çadır kurduk. Bunlardan 160 tanesi büyükbaşlar için, 40 tanesi küçükbaş hayvanlar için hizmet verecek. Burada veteriner işleri olarak hayvan kontrollerimiz, hayvanların sağlık kontrolleri, yaş kontrolleri, kurbanlık vasfı taşıyıp taşımadıklarının kontrollerini gerçekleştiriyoruz. Aynı zamanda hem buraya ziyarete gelecek olan vatandaşlarımız için hem de burada hayvan satmaya çalışan çadır sahipleri için haşere mücadelesi ve sinek mücadelesini hizmetlerimizi 24 saat esasına dayanarak burada sürdürüyoruz” ifadelerini kullandı.
]]>
Trabzon’un Ortahisar Belediyesi yaklaşan Kurban Bayramı nedeniyle Akoluk Mahallesi’nde 20 dönümlük alanda kurban satış ve kesim alanı hizmete girdi. 120 adet büyükbaş havyan çadırı ile 70 adet küçükbaş hayvan çadırının kurulacağı alana Türkiye’nin değişik illerinden besiciler gelmeye başladı. Çoğunlukla Doğu Anadolu Bölgesi’nden gelen üreticilerin hayvanları satışa sunduğu kurban sahasında yemekhane, çay ocağı ve lavabo gibi alanlar da oluşturuldu. Bazı besicilerin çadır kurma işlemlerine devam ettiği kurban pazarına getirilen büyükbaş hayvan fiyatları ise 80 bin TL’den başlayarak 160 bin TL’ye kadar çıktı.
Böyle pazarlık görülmedi
Kurban Bayramı’na sayılı günler kala besiciler ile vatandaşlar arasında ise sıkı pazarlıklar da başladı. Büyükbaş hayvan fiyatlarındaki yükseliş nedeniyle pazarlıkların kıran kıran geçtiği kurban satış yerinde Trabzonlu Rahman Durmuş ile Bayburtlu besici İsmail Balık’ın arasında geçen pazarlık kameralara yansıdı. Bayburtlu besicinin satışa sunduğu danayı 80 bin TL’ye almak isteyen Rahman Durmuş’un ‘Bismillah’ diyerek başladığı pazarlık süreci dakikalarca sürdü. 85 bin TL’den aşağıya düşmeyen Bayburtlu besici İsmail Balık’ın kolunu hiç bırakmayan, kolunu her sallayışta besmele çeken ve diyalogları ile herkesi güldüren Rahman Durmuş “İsmail alacağım oni, gerekirse benim için zarar et” diyerek sonunda 80 bin TL’den kurbanlığını almayı başardı.
^Çok sıkı pazarlık yaptık”
Çok sıkı pazarlık yaptıklarını kaydeden Rahman Durmuş, geçen yıla göre bu yıl alım gücünün zorlaştığını belirterek “Yaklaşık 30 yıldır bu pazarlardayız. Geçen yıla göre bu yıl alım gücü zorlaşacak. Hayvan pahalı. Yem ve imalatı pahalı. Ondan dolayı bu maliyetlere çıkıyorlar. İnşallah dileğimiz üreticilerin hayvanların hepsini satarak buradan mutlu bir şekilde gitmesini istiyoruz. Seneye tekrar bu insanlar bu üretimi yapıp Trabzon’a gelsin ve insanlar kurban ibadetini yapsınlar. Çok sıkı pazarlık yaptık. Kurban kesenlerden ricam üreticileri üzmesinler. Zor şartlarda bu hayvanlar bakılıyor” dedi.
Bayburtlu besici İsmail Balık da “Yem pahalı. Hayvanların buraya gelmesi ve yerler yüksek maliyetler. Onun için mecburen hayvanın fiyatı yükseliyor. Her yıl Kurban pazarı için Bayburt’tan Trabzon’a geliyoruz. Bu sene 24 büyükbaş hayvan ile geldik. Bu sene şuana kadar 2 kez satış yaptık” ifadelerini kullandı.
“Vatandaşlar şuanda sadece soruyor, almıyor”
Yaklaşık 12 yıldır Trabzon’a hayvan satmak için geldiklerini belirten Adem Tekeş ise “Bu sene de nasip oldu Ağrı’dan Trabzon’a geldik. İnşallah hayvanları satıp döneceğiz. Baktığımızda çadır sayısının iki katına yükseldiğini görüyoruz. Geçen sene 80-85 çadır vardı bu sene 160’a çıktı. İnşallah herkes satışını yapıp evine döner. Bu sene 30-35 tane hayvanla geldik. Geçen sene yaklaşık 50 hayvan ile gelmiştik. Taban yüksek olduğu için satılmaz diye az hayvanla geldik. Kilogram işi 500-550 arasında değişiyor. Vatandaşlar şuanda sadece soruyor, almıyor” diye konuştu.
Hüseyin Kibar isimli besici ise “Kurban pazarı kuruldu hayvanlarımızı getirdik. Şuanda satışlar biraz yavaş. Vatandaş alamıyor. Geçen sene güzel satış yapmıştık. İnşallah bu sene de satılacak. Fiyatlara baktığımızda en ufak hayvan 80 bin TL’den başlıyor. 150-160 bin TL’ye kadar çıkıyor. Vatandaşın alım gücü zayıf. Havalar kötü gittiği için kimse gelmiyordu. Havaların ısınmasıyla vatandaşların pazara geleceğini düşünüyoruz” şeklinde konuştu. – TRABZON
]]>Kurban Bayramı’na günler kala Türkiye’nin birçok noktasından yola çıkan kurbanlıklar İstanbul’a gelmeye başladı. Gece yarısı itibarıyla ilk kurbanlıklar İstanbul’a getirilirken, İstanbul İl Tarım ve Orman Müdürlüğü ekipleri, Kuzey Marmara Otoyolu Riva mevkiinde bulunan Canlı Hayvan Sevk Kontrol Noktası’nda denetim gerçekleştirdi. Jandarma ve zabıta ekiplerinin de destek verdiği denetimlerde, İl Tarım ve Orman Müdürlüğü’ne bağlı veteriner hekimler, kurbanlıkların olduğu kamyon ve TIR’ları tek tek kontrol etti. İl dışından gelen sürücülerin evraklarını tek tek inceleyen ekipler, hayvanların küpe numaraları ile evrak üzerindeki numaralarını karşılaştırdı. Kontrolü yapılan araçlar, hayvan pazarlarına doğru yoluna devam etti.
‘İSTANBUL’DA 123 SATIŞ, 788 KESİM YERİ BELİRLENDİ’
İstanbul İl Tarım ve Orman Müdürü Ahmet Yavuz Karaca, İstanbul girişine kurulan kontrol noktalarındaki denetimlerde 26 adet uygunsuz sevke 2 milyon 600 bin TL idari para ceza uyguladıklarını söyleyerek, “2024 yılı itibariyle kurbanlıklarımız İstanbul’a 1 Haziran itibariyle girmeye başladı. Şu an için giriş noktası olan Riva Hayvan Sevk Kontrol Noktası’ndayız. Bundan önce biz, kurban hizmetleri komisyonunun tebliğinin yayınlanmasıyla beraber kurban hizmetleri komisyonları toplandı satış ve kesim yerleri belirlendi. Şu ana kadar 123 satış, 788 kesim yeri belirlendi. Biz kurbanda hayvan hareketlerinin yoğun miktarda artmasından dolayı zaten yol kontrollerimizi sıkılaştırmıştık. 13 Mayıs itibariyle daha da sıkılaştırıldık, 26 adet uygunsuz sevke 325 büyükbaş 823 adet küçükbaş hayvanla ilgili olarak idari işlem uygulandı ve yaklaşık 2 milyon 600 bin TL idari para cezası uygulandı. Burada ne yapıyoruz, bir kere hayvanlar geldikleri yerde il, ilçe tarım orman müdürlüklerinde ilk etapta sağlık kontrollerinden geçirilir akabinde bu sağlık kontrollerinden sonra pasaportları düzenlenir, aşıları kontrol edilir ve hayvanlara veteriner sağlık raporu düzenlenir.” şeklinde konuştu.
‘GEÇEN YIL 76 BİN BÜYÜKBAŞ, 93 BİN KÜÇÜKBAŞ HAYVAN KESİLDİ İSTANBUL’DA’
Ahmet Yavuz Karaca yeterli sayıda kurbanlık hayvan olduğunu belirterek, “Şu anda saat 18.00 itibariyle aldığımız bilgilerle de yaklaşık 28 – 30 bin civarında hayvanın yollarda olduğunu biliyoruz. Geçen yıl 76 bin büyükbaş, 93 bin küçükbaş hayvan kesildi İstanbul’da, yine aynı sayıları bekliyoruz. Vatandaşlarımızın herhangi bir endişeye düşmesine gerek yok, yeterli sayıda hayvanımız var, kurbanlıkla ilgili bir sıkıntımız olmayacak. Biz buradaki kontrollerimizde, veteriner sağlık raporları var mı? Pasaportları var mı? Araçlardaki hayvanlarla küplerdeki numaralar birbirine tutuyor mu? Onlara bakıyoruz. Bir de Trakya bölgemiz 2010 yılından itibaren Şap’tan ari bölge, Şap’tan ari bölgeye hayvan geçişleri sadece ve sadece kurbanda 15 gün kala yani bugünden itibaren gerekli kan analizleri yapıldıktan sonra oluyor bununla ilgili olarak da veteriner sağlık raporundan ayrıca Trakya’ya geçiş sağlık sertifikası düzenleniyor. Bu belgelerin kontrolleri yapıldıktan sonra karşıya geçişine izin veriliyor, bu şekilde geçen yıl 25 civarında büyükbaş 18 bin civarında küçükbaş hayvan girişi oldu, Avrupa yakasından Anadolu’muza. Geçen yıl ki rakamlarla aynı rakamları yine bekliyoruz, bir problemimiz yok. Vatandaşlarımıza şunu söylüyoruz, kurbanlarını mutlak suretle izinli yerden alsınlar ve valilik tarafından izin verilen kurban kesim yerlerinde ehli kişilere kestirsinler. Başka yerlerde sokakta, parkta, çadırda kestikleri takdirde idari işlemle karşılaşabilirler. Hem de birçok olumsuzlukla karşılaşırlar, yani o kadar hassas bir konu. Hızlı bir şekilde davranılması ve ehli kişilerin yapması gereken bir şey bu.” dedi.
MOBİL UYGULAMA İLE AŞISI, YAŞI VE GELDİĞİ YERE ERİŞEBİLME İMKANI
Mobil bir uygulama ile kurbanlık hayvanlarla ilgili bütün detaylara ulaşabilme imkanının olduğunu vurgulayan Karaca, “Bir de hayvan pazarlarında hayvanları alırken ‘Tarım Cebimde’ diye bir uygulamamız var bizim. Tarım cebimde uygulamamıza girdiklerinde hayvan görüntüleme, küpe sorgulama dediklerinde, o hayvan ile ilgili bütün bilgilere ulaşabiliyorlar. Aşısı, yaşı, cinsiyeti, nereden gelmiş, sahibi kim. Bu da onların işlerini kolaylaştırıyor. Biz son kurban kesilene kadar sahada olacağız kontrollerimiz devam edecek hayvan pazarlarında, çiftliklerde işimizi bütün veteriner hekim arkadaşlarımızla beraber süreci yöneteceğiz” ifadelerini kullandı.
‘BİR HAYVANIN 120 – 130 BİN TL MASRAFI VAR’
Ardahan’dan gelen çiftçi Muhammet Karakaş bir hayvanın maliyetinin 130 bin TL olduğunu söyleyerek, “60 tane hayvan getiriyoruz, Ardahan’dan geliyoruz biz buraya. Böyle kontrol noktalarından geçiyoruz, çok sağlıklı ve çok doğru bir şey yapıyorlar aslında. Ama buradaki insanlar çiftçi bir sürü emekleri var onların. Onların birçoğuna yardımcı olmaları lazım. Bu insanların karşıya geçip kendi akrabalarına hayvan satacaklar. Burada kalmaları onlar için tabi ki de zarar, kötü bir şey bu. Burada adam 20 tane hayvan getiriyorsa 10 tane akrabası var 10 tanesini oraya satacak ki geçimini sağlayabilsin. Bu adamlar 10 aydır emek veriyor, içerde bakıyor bunun yemi, samanı bunların hepsi para çok ciddi masraflar. Şimdi bizim hayvanlar Ardahan’dan gelecek 2 gündür yol geliyor. Burada şu anda beklemeleri o hayvanlar için zarar, yazık günah yani burada izin vermeleri lazım ki onlar geçsinler buradan. Yarın hafta sonu, bu hafta sonu hayvanları satamazlarsa bir sonraki hafta sonu hayvanları kalacak ya da Ardahan’a geri dönecek bu hayvanlar. Bu adamlara yazık günah, insanların hayvanlarını karşıya geçirmesi lazım ki hayvanlarını satıp para kazansın. Hayvanlar şu anda maliyetleri düşündüğümüzde canlı kilo 280 300 kilo arasında biz düşünüyoruz, bunun aşağısında verdiğimiz zaman biz zaten zarar ediyoruz. Şu an 60 tane hayvan getireceğiz buraya 60 tane hayvanın nakliye masrafı 95 bin TL. Ardahan’dan buraya çadır parası ile 100 bin TL. Bir hayvanı örnek veriyorum önceden 5’e alıp 10’a rahat satabiliyorduk. Şu anda Ardahan’dan buraya gelen kadar sadece bir hayvanın 120 – 130 bin TL masrafı var. Burada da hayvan başına 20-25 bin lira kazanacağız da gittiğimizde tekrardan Ardahan’a aynı hayvanı tekrar alamayacağız. Öyle bir durumda var şu anda, bütün çiftçilere Allah kolaylık versin. Bizim pazarımız İstanbul Esenyurt’ta, orada 2 tane çadır yeri aldık biz, 230 bin lira çadır parası verdik. Samanı, yemi her şeyi ayarladık, nasipse bu akşam geçeceğiz, yarın sabah satışa başlayacağız” dedi.
Öte yandan İstanbul’da, Riva (Yavuz Sultan Selim Köprüsü), Çamlıca Canlı Hayvan Sevk Kontrol Noktası (Fatih Sultan Mehmet Köprüsü) ile Kurtköy Mehmetçik Vakfı Dinlenme Tesisleri, Kuzey Marmara Otoyolu Kurnaköy ve Mecidiye Gişeleri, Ahmediye Gişeleri Yol Kenarı Denetim İstasyonu ve Selimiye TEM Gişeleri Yol Kenarı Denetim istasyonlarında 24 saat denetimlerin süreceği belirtildi. Bu denetimlerde il ve ilçe tarım ve orman müdürlüklerinde görevli veteriner hekimleri ile acil müdahale ekipleri, jandarma, emniyet ve belediye zabıta ekipleri koordineli olarak çalışacak.
]]>AK Parti Grup Başkanı Abdullah Güler, “Ülkemizin kuduz riskiyle karşı karşıya kaldığı bazı sorunlar var. Şimdi bunların çözümü noktasında; anatomik yapısı bozulmuş, farklı üreme durumlarından kaynaklı saldırganlaşmış ve normalleşmesi mümkün olmayan, kuduz riski taşıyan, hayvan sağlığı açısından olumsuz, acı çeken, hastalıklı hale gelmiş hayvanlarımızın bizim merhamet iklimimize uygun olarak, onları ‘uyutma’ dediğimiz şekliyle beraber normalleştirmemiz gerekiyor” dedi.
AK Parti Grup Başkanı Abdullah Güler, TBMM’de düzenlediği basın toplantısında, 30 maddeden oluşan ‘Türk Sivil Havacılık Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin TBMM Başkanlığına sunulduğunu belirtti. Teklifte, ulaştırma, denizcilik, haberleşme, uzay ve bilgi teknolojileri alanlarında düzenlemelerin bulunduğunu kaydeden Güler, ayrıca, Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararları doğrultusunda hükümlerin de yer aldığını söyledi.
‘YEŞİL DENİZCİLİK ARAŞTIRMALARI İÇİN BÜTÇE AYRILACAK’
Güler, limanlara gelen veya ayrılan ticari gemilerin doğrulanmış sera gazı emisyonları için kanuni fiyatlandırma araçları ile ilgili düzenlemenin yapıldığını vurgulayarak, “Burada hesaplanan tutarlar, yeşil denizcilik araştırmaları için, araştırma, geliştirme, dönüşüm ve yeni yapım faaliyetlerinin desteklenmesi amacıyla Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı bütçesine özel ödenek olarak öngörülmesi de kanun teklifimizde yer almaktadır. Liman giriş ve çıkış işlemlerinin denetiminin, dijital sistem üzerinden sunulan belgelerle yapılabilmesi de kanun teklifimizde yer almaktadır. Yine ticaret gemilerinin tahsis edildikleri işlere ve yapacakları yolculuklara göre tekne, makine, kazan, genel donanım, can kurtarma, yangından korunma, yangın söndürme, seyir ve telsiz ekipmanları ve sair araç ve teferruatının haiz olmaları gereken durumları ve bu hususların denetiminin; uluslararası sözleşmeler kapsamında olan gemiler için taraf olduğumuz uluslararası sözleşmelere göre belirlenmesi, uluslararası sözleşme kapsamı dışında kalan gemiler için ise İdare tarafından çıkarılacak yönetmeliklere göre belirlenmesi hedeflenmektedir” dedi.
‘YOLCU DIŞINDAKİ KİŞİLERE GÜVENLİK SORUŞTURMASI YAPILACAK’
Kanun teklifiyle, Uluslararası Sivil Havacılık Teşkilatı tarafından getirilen standartlara uyumun amaçlandığını vurgulayan Güler, “Bu çerçevede havacılık güvenliği tedbirlerinin uygulanması amacıyla sınırlı olmak üzere havaalanlarında yapılan arama ve kontrol işlemlerine ilişkin yeni düzenlemeler getirmekteyiz. Havacılık güvenliği tedbirleri kapsamında havacılık alanında çalışacak ve gizlilik dereceli bilgilere erişim sağlayacak kişilere, havaalanlarının güvenlik tahditli alanlarına refakat edilmeden erişim sağlayacak kişilere, bu alanlarda güvenlik kontrolü uygulamak ya da uygulanmasını sağlamaktan sorumlu kişilere ve yolcu dışındaki diğer kişilere güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapılmasına ilişkin düzenlemeler teklifimizde yer almaktadır” diye konuştu.
‘KUDUZLU TEMAS SAYISINDA CİDDİ MANADA ARTIŞ VAR’
Ardından basın mensuplarının sorularını yanıtlayan Güler, sokak hayvanlarına yönelik düzenlemeye ilişkin, “Tabii vatandaşlarımızın bugüne kadar yaşadığı sıkıntılar var. Bunları asla görmezden gelme imkanımız yok. Sabah okula giden çocuklarımızın, sabah parkta, bahçede, mahallede yürüyüş yapan vatandaşlarımızın, sabah namazına giden cami cemaatimizin yaşadığı birçok saldırı olayları var. Sahipsiz, başıboş, saldırganlaşmış, çeteler halinde gezen köpeklerimiz var. Kuduzlu temas sayısının ciddi manada artış gösterdiğini görüyoruz. Şu anda ülkemizin kuduz riskiyle karşı karşıya kaldığı bazı durumlar var. Bu da maalesef orman alanlarına yapılan barınaklardaki vahşi hayvanlarla diğer köpeklerin teması sonucu ortaya çıkmıştır. Yani ülkemizin kuduz riskiyle karşı karşıya kaldığı bazı sorunlar var. Şimdi bunların çözümü noktasında; anatomik yapısı bozulmuş, farklı üreme durumlarından kaynaklı saldırganlaşmış ve normalleşmesi mümkün olmayan, kuduz riski taşıyan, hayvan sağlığı açısından olumsuz, acı çeken, hastalıklı hale gelmiş hayvanlarımızın bizim merhamet iklimimize uygun olarak, onları ‘uyutma’ dediğimiz şekliyle beraber bir normalleştirmemiz gerekiyor. Yani diyorlar ki; ‘Bütün sokak köpeklerini topluyorlar ve onlara ötenazi, öldürme işlemi uygulanacak.’ Böyle bir şey öz konusu değil” ifadelerini kullandı.
‘HERKES SORUMLULUKLARINI YERİNE GETİRSİN’
Başıboş sokak hayvanlarının saldırıları nedeniyle ağır yaralanmaların da meydana geldiğini vurgulayan Güler, “Çok yüksek sayıda trafik kazalarına sebebiyet veriyorlar. Birçok ölüm meydana geliyor. Kurumsal manada gerekli önlemleri almak ve o önlemleri hayata geçirmek bizim sorumluluğumuz. Bizim esasımız, bu köpeklerimizi barınaklara almak, barınakların yaşam kalitesini de yükseltmek, orada yaşamalarını sağlamak. Bu tür olumsuz durumları olan köpeklerimizi de ayırt etmek gerekiyor. Ben bunu ifade etmek istiyorum. Buradaki 5199 sayılı kanuna baktığımızda, 25 binin üzerindeki ilçelerimiz, il belediyelerimiz ve büyükşehir belediyelerimiz, bu kanun kapsamının içerisinde sokak köpeklerini veya kedilerimizin de yaşayacağı barınakları yapma sorumluluğu var. Keyfiyet yok, 20 yıldır zaten zorunluluğu var. Dolayısıyla bu sorumluluklarını herkese yerine getirsin, sahiplenmeyi güçlü bir şekilde destekleyelim. Aynı zamanda kısırlaştırma faaliyetimizi yoğun bir şekilde devam ettirelim. Aşılayarak, çip veya kulaklık takmak suretiyle de hayvan severlerimizle beraber bu süreci yönetelim diye düşünüyoruz” dedi.
]]>CHP İstanbul Milletvekili Türkan Elçi, sokak köpeklerini “uyutma” adı altında öldürülmesinin önünü açan tasarıyı Meclis gündemine taşıdı. Elçi, konuya ilişkin Tarım ve Ormancılık Bakanı ibrahim Yumaklı’nın yanıtlaması için soru önergesi verdi.
“Uyutma” seçeneğine karşı kamuoyunda tepkilerin olduğunu kaydeden Elçi, önergenin gerekçesinde, yaşayan tüm canlıların insanlara tanınan “yaşam hakkına” sahip olduklarını, insanoğlu tarafından hayvanlara saygı gösterilmesinin zaruri ve aynı zamanda hayvanların güvenliğinin koruma altına alınmasının, devlet örgütleri düzeyinde temsil edilmesi gerektiğinin, hayvanların rahat yaşamalarını, iyi ve uygun muamele edilmesini temin etmek, hayvanların acı, ıstırap ve eziyet çekmelerine karşı en iyi şekilde korunmalarına, her türlü mağduriyetlerinin önlenmesinin gerektiğini belirtti. Elçi, Bakan Yumaklı’ya şu soruları yöneltti:
“Sağlık Bakanlığı verileri; 2018-2022 yılları arasında kuduz riskli temas sayısı ortalama 267 bin iken, 2023 yılında bu sayının 438 bine ulaştığı yönündedir. Kuduzun başka hayvanlardan da bulaşabileceği göz önünde bulundurularak, kaç vakanın köpeklerden bulaşmış olduğu yönünde tespit yapılmış mıdır? 2022-2023 yılları arasında kaç hayvana kuduz aşısı yapılmıştır? Tarım ve Orman Bakanı Sayın İbrahim Yumaklı, Dünya Sağlık Örgütü tarafından ülkemizin kuduz riski açısından yüksek risk kategorisinde gösterildiğini, kuduz riskine ve başıboş köpeklerden kaynaklı tehlikelere karşı seyahat uyarısı yapıldığını açıklamıştır.
Türkiye’nin risk kategorisindeki sıralaması nedir? Bakım, rehabilitasyon, aşılama ve kısırlaştırma gibi faaliyetleri yürütmek için yerel yönetimlere ve ilgili kurum ve kuruluşlara ödenen ödeneğin meblağı nedir? Hayvan bakımevleri ve hastanelerin kurulması amacıyla hazineye ait tahsis edilen arazilerin denetimi yapılmakta mıdır? Amacı dışında kullanılan arazilerin tahsisi iptal edilmiş midir? Sokağa terk edilmiş hayvanlar hakkında yaşanan problemlerin çözümü için STK’lar ve özellikle hayvan hakları savunucuları ile istişare edilerek görüşmeler, toplantılar gerçekleştirilmiş midir? Bilindiği üzere her ilde, vali başkanlığında hayvanların korunması ve mevcut sorunların çözümüne yönelik İl Hayvanlarını Koruma Kurulları mevcuttur. Kurulun ‘Hayvan sevgisinin korunması ve yaşatılması ile ilgili eğitici faaliyetler düzenlemek’ görevinin de olduğu göz önünde bulundurularak, ülkemizde kaç ilde bu yönde eğitim çalışması yapılmıştır Hayvan Haklarının Korunması ile Hayvanlara Eziyet ve Kötü Muamelelerin Önlenmesi İçin Alınması Gereken Tedbirlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan Meclis Araştırma Komisyonunun yaptığı araştırma ve inceleme sonucu düzenlemiş olduğu 21 Ekim 2019 tarihli (iktidar ve muhalefet milletvekillerinin imzasının bulunduğu) rapordaki önerilerden biri de ‘Hayvanlara yönelik süreçlerin yönetilmesinde kullanılmak üzere Hayvan Hakları Fonu ya da başka bir ad altında bir fonun oluşturulması’ önerisidir. Bu öneri hayata geçirilmiş midir? Geçirilmemişse hangi nedenlerden dolayı geçirilmemiştir?”
]]>Haber: NİSANUR YILDIRIM/ Kamera: EYLEM LADİN DEĞER
(ANKARA) – Kurbanlık fiyatlarına gelen zamlar, Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) yüzde 69,80; Enflasyon Araştırma Grubu’nun (ENAG) yüzde 124,35 olarak açıkladığı yıllık enflasyonu geçti. Ankara’da büyükbaş kurbanlık fiyatları yüzde 238, küçükbaş kurbanlık fiyatları ise yüzde 300 arttı. Büyükbaş fiyatları 220 bin TL’ye kadar çıkarken, küçükbaşlar 15-20 bin TL’den alıcı bekliyor. Karslı besici Köroğlu Dağdelen, “Halkın çoğu sadece sormaya geliyor. Boş dönüyorlar. Alım gücü çok düşük” dedi. Şanlıurfalı üretici Cumali İzol, “Bu ülkenin bize bir faydası yok. Olan hep çiftçiye, hayvancılara oluyor” diye konuştu.
Kurban Bayramı’na iki hafta kala Ankara’nın Çankaya ilçesine bağlı Mühye Mahallesi’nde kurulan kurban pazarında besiciler, hayvanlarını satmaya çalışıyor. Neredeyse müşteriye hiç denk gelinmeyen pazarda, besiciler maliyetlerin yüksek olmasından ve hayvanların ellerinde kalacak olmasından endişeli.
TÜİK, nisan ayı yıllık enflasyonunu yüzde 69,80; bağımsız iktisatçıların oluşturduğu ENAG ise yüzde 124,35 olarak açıkladı. TÜİK, nisan ayı gıda enflasyonunu ise yüzde 68,5 olarak bildirdi. Mayıs ayı yıllık enflasyonu 3 Haziran Pazartesi günü saat 10.00’da belli olacak. Türkiye’de asgari ücret hala 17 bin 2 TL, en düşük emekli maaşı ise 10 bin TL…
Büyükbaş fiyatları 220 bin TL’ye kadar çıkıyor
Kurbanlık fiyatlarına gelen zamlar ise hem TÜİK’in hem de ENAG’ın açıkladığı yıllık enflasyonu solladı. Ankara’da büyükbaş kurbanlık fiyatları geçen yıla göre yüzde 238, küçükbaş kurbanlık fiyatları ise yüzde 300 arttı. Büyükbaş kurbanlıklar, geçen yıl 65-70 bin TL’ye alıcı bulurken, bu yıl fiyatlar 220 bin TL’ye kadar çıkıyor. Küçükbaş kurbanlıklar ise geçen yıl 5-6 bin TL’ye satılırken, bu yıl kurbanlık fiyatları 15-20 bin TL arasında değişiyor.
Diyanet’in kurban kesim bedeli de yüzde 97,47 artarak TÜİK enflasyonunu geçti
Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş, 2024 yılı için vekaletle kurban kesim bedelini yurt içinde 11 bin 750 lira, yurt dışında ise 4 bin 750 lira olarak açıkladı. Böylece, Diyanet’in kurban kesim bedeli de geçen yıla göre yüzde 97,47 artarak TÜİK’in yıllık enflasyonunu geçmiş oldu.
2023 yılında kurban kesim bedeli yurt içinde 5 bin 950 TL iken yurt dışında ise 2 bin 750 TL idi. 2023 yılında yıllık enflasyon yüzde 64,77 iken kurban kesim bedeline yapılan zam yüzde 164,45 olmuş, son 4 yılın rekorunu kırmıştı. Diyanet İşleri Başkanlığı, son dört yıl içinde kurban kesim bedeline sadece 2021 yılında enflasyonun altında zam yaptı. 2021’de yıllık enflasyon 36,08 iken, kurban kesim bedeline yapılan zam yüzde 15,38 oldu.
Satış yapamamaya ve maliyetlerin çok yüksek olduğuna dikkati çeken üreticiler, ANKA Haber Ajansı’na konuştu.
Ortalama kurbanlık fiyatlarının 100 bin TL’den başlayıp 220 bin TL’ye kadar çıktığını belirten Karslı besici Köroğlu Dağdelen, şunları söyledi:
“Halkın çoğu sadece sormaya geliyor. Boş dönüyorlar”
“Hem satan hem alan için çok zor. İnsanların alım gücü çok zayıf. Biz Kars’tan bin 300 kilometrelik yoldan geldik. Emek vererek bu hayvanları 2-3 yaşına kadar yetiştirip buraya getiriyoruz. Emeğimizin karşılığını almak için hayvan yetiştiriyoruz fakat buraya geldiğimizde o talebi göremiyoruz. Şu anda gelen halkın çoğu sadece sormaya geliyor. Boş dönüyorlar. Alım gücü çok düşük. Kurban almak isteyip alamadıklarında biz de üzülüyoruz. Biz de vermek istiyoruz ama maliyetler çok yüksek olduğundan dolayı biz de veremiyoruz. Onların da alım gücü yok. Durumlar, şartlar çok zor.”
Büyükbaş hayvanların hepsinin kesinlikle satılamayacağının altını çizen Dağdelen, şöyle konuştu:
“Çoğu hayvanlarını geri götürecek”
“Türkiye genelinde hayvancılık bitme noktasında, bitiyor. Hayvancılıkta destek az. Maliyetler çok yüksek olduğundan dolayı hayvan da çok yüksek satılıyor. Bir yem şu anda 500 TL. Kurban satışları çok zayıf. Çoğu hayvanlarını geri götürecek. Geri götüremezse de çoğu zarar edecek ve batacak. Bu işten cayacaklar ve ‘Ben bu işi artık yapmayacağım’ diyecekler.”
“Yemi 500 TL’den değil de 200 TL’ye alırsam, hayvana 160 bin TL değil 120 bin TL isteyeceğim”
Dağdelen, “Ben hayvana yedirdiğim yemi 500 TL’den değil de 200 TL’ye alırsam, hayvana 160 bin TL istiyorsam otomatik olarak pazarlıkla 120 bin TL isteyeceğim. Bu neden kaynaklanıyor? Maliyetlerin yüksek olmasından kaynaklanıyor. Devlet, dışarıdan hayvan getirerek değil, çobanına, yemine destek verirse kesinlikle ekonomiye can katacağına inanıyorum” diye konuştu.
“Geçen yıl danayı 65-70 bin TL’ye veriyorduk. Şu anda bu hayvan 170-175 bin TL”
Geçen yıla göre kurbanlık fiyatlarına yüzde 169 zam yapmak zorunda kalan Dağdelen, “Geçen yıl 650 kilogramlık danayı 65-70 bin TL’ye veriyorduk. Şu anda bu hayvana 170-175 bin TL civarı istiyoruz. Bu esnek hali. Piyasa çok durgun. Bizim amacımız buradan yüksek bir kazanç elde etmek değil. Sadece hayvanlarımızı geri götürmemek amaçlı piyasayı daha da aşağı çektik. Esnek bir şekilde veriyoruz. Üstüne çok cüzi karlar koyuyoruz” dedi.
TÜİK’in açıkladığı enflasyon verisine inanmadığını belirten Köroğlu, şöyle konuştu:
“Hayvancılığın bitmesini istemiyorlarsa çoban, yem desteği verilmesi lazım”
“Kesinlikle doğru değil. İçinde biz varız. Maliyetler yüksek olduğundan dolayı zaten yükseliyor. Maliyeti düşük olursa, besiciye ve çiftçiye destek olursa bunların maliyetleri yüzde 70 aşağı düşebilir. Kesinlikle düşer. Çoban desteği de verilirse çok iyi olur. Hayvancılığın bitmesini istemiyorlarsa çoban, yem desteği verilmesi lazım. Saman 30 kuruş iken şimdi kilosu 3,5-4 TL. Bu destekler verilirse fiyatların düşeceğine inanıyoruz.”
Şanlıurfa’dan gelen besici Cumali İzol, küçükbaş kurbanlık fiyatlarının 15-20 bin TL arasında değiştiğini belirterek, şunları söyledi:
“Bu ülkenin bize bir faydası yok. Olan hep çiftçiye, hayvancılara oluyor”
“Kaliteye göre fiyat değişiyor. 15 bin TL’ye de 17 bin TL’ye de kurbanlık var. Geçen yıl 5-6 bin TL’ye satıyorduk. Geçen yıla göre bu sene çok pahalı. Aşırı derecede pahalı. Yemler, arpa pahalı. Urfa’dan buraya hayvanları getirmek için 40 bin TL nakliye parası verdik. Bizi kurtarmıyor. Bu ülkenin bize bir faydası yok. Olan hep çiftçiye, hayvancılara oluyor. Sıkıntılar çok. Geçen sene en kaliteli malı 6 bin TL’ye satıyorduk. Bu sene en kötüsü 15 bin TL. Düşünün, ne kadar yükselmiş.”
“İşimiz iyi değil. Allah’a kalmış”
İzol, “İnsanlarımızın hayvancılığa yönelmesi ve maddi destek verilmesi gerekiyor. Dışardan hayvan gelmemesi gerekiyor. Bizi kurtarmamasına rağmen mecbur bu işi yapıyoruz. Bu işi yapmazsak ne yapacağız? Bir kere bu işe alışmışız. İşimiz iyi değil. Allah’a kalmış” diye konuştu.
“Talep çok az görünüyor”
Iğdır’dan Ankara’ya kurbanlık satmak için gelen Hakan Yiğitalp, “Kurbanlıkların fiyatı, kilosu ve boyuna göre 120-200 bin TL arasında değişiyor. Şu anda talep çok az görünüyor. Yem fiyatlarından dolayı maliyetler arttığı için biz de mecburen fiyatları yükselttik. Geçen yıl neredeyse yarı yarıya bir fiyat farkı var. Yüzde 100’den fazla” dedi.
“Enflasyon, yüzde 70 falan değil, yüzde 170’tir”
TÜİK’in açıkladığı yıllık enflasyonun yüzde 69,80 olmasını eleştiren Yiğitalp, “Resmiyette öyle ama normalde yüzde 70 falan değil, yüzde 170’tir. Enflasyonu çok hissediyoruz. Yemi geçen sene aldığımızda 300 liraya alıyorduk. Şu an 600-700 TL’ye alıyoruz. Geçen yıl yol parası TIR geldiğinde 20-25 bin TL’ye geliyordu. Şu an 50-60 bin TL. Yüzde 100’ün üzerinde zam bize yansıyor. Ama enflasyon yüzde 70 görünüyor. Ondan dolayı fiyatlar baya yüksek” diye konuştu.
“Çiftçiye, üreticiye destek verilmesi gerekiyor. O da biraz zor”
Maliyetler yükseldiği için üreticilerin hayvan saklamadığını belirten Yiğitalp, “Olan da kesime geliyor. Bu yüzden et üretiminde azalma var. Maliyetlerin düşmesi lazım. Yem, nakliye vs. Hepsi yakıt olduğu ve dolar üzerinden geldiği için bunun düşmesi gerek. Çiftçiye, üreticiye destek verilmesi gerekiyor. O da biraz zor görünüyor” dedi.
]]>
CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, iktidarın, sahipsiz sokak hayvanlarının uyutulmasına yönelik getirmek istediği düzenlemeye karşı olduklarını söyledi. Gürer, dün TBMM’de düzenlediği basın toplantısında sokak hayvanları nedeniyle zaman zaman yaşanan olumsuzlukların gündeme geldiğini belirtti. İktidar tarafından hazırlanan düzenlemede; sokak köpeklerinin belediyelerce toplanması, sahiplenilmesi, ardından 30 gün içinde sahiplenilmeyen köpeğin uyutulmasının yer alacağının ifade edildiğini kaydeden Gürer, “Uyutma olayına CHP olarak bizler karşıyız. Ancak bu sorunun çözümü için de hayvanları yok etmeden kısırlaştırma başta olmak üzere yöntemler geliştirilmesi gerektiğine inanıyoruz. Bu bağlamda bir fon oluşturulması, bu kaynağın yalnızca bu amaçla kullanılması esas alınmalıdır. Bağış yolu ile toplanan paraların dahi yerine erişmediği süreçte böylesine kurulacak bir fonda toplanacak gelirin mutlaka yalnızca bu iş için kullanılması önemlidir. 5199 sayılı Hayvan Hakları Koruma Kanunu yer almasına rağmen sahipsiz hayvanların bakımevi ve kısırlaştırılması ile ilgili düzenlemede istenen sonuca erişilmemesinin nedenleri öncelikle değerlendirilmelidir” dedi.
“Nüfusu 25 bini aşan belediyelere kısırlaştırma ünitesi ve bakımevi fon desteği sağlanmalı”
Gürer şunları söyledi:
“Doğanı öldürmek değil, doğmasını engellemek yönünde düzenlemelere gidilmesi doğru olandır. Kanunda kurallar konarken uygulanmaması durumunda yaptırımlar da yer almalıdır. Bakımevi ve kısırlaştırmada belediyelere gereken destek sağlanıp oluşturulacak fondan aktarılacak kaynaklarla bu sorunu çözmeyen belediyeler için yaptırımlar getirilmelidir. Nüfusu 25 bini aşan tüm belediyelere kısırlaştırma ünitesi ve bakımevi fon desteği sağlanmalıdır.
Bir köpek günde 400 gram mama ihtiyaç duymaktadır. Piyasada köpek maması 15 kilosu 600 lira civarındadır. Veteriner hizmetleri, hijyen koşulları oluşturulması ve diğer barınak giderleri maliyet artırıcı unsurlardır. Çevre, Şehircilik ve İklim Bakanlığı ve il özel idareler de sürecin içinde olması zorunlu bir ihtiyaçtır. Bölgelerde, köy ve kasabalarda sahipsiz sokak hayvanlarına yönelik faaliyetlere bu Bakanlıklar ve il özel idare katılmalıdır.
“Belli ırk ve cinslerin kontrolü sağlanmalı”
Kırsaldan kente göç hayvanların sahipsiz kalmasına yol açmıştır. Köpek sayısındaki bu artışın bir nedeni bu kontrolsüzlüktür. Hafta sonu kullanılan hobi bahçeleri, sezonluk edinilen hayvanlar ve farklı nedenlerle hayvanları terk edenlerin de sorunun artmasında bir neden olduğu bilinmelidir. Kontrolsüz üretim ve hayvan ticareti yapanlar kontrol altına alınıp ticari amaçlı hayvan satışlarında da mutlak surette kısırlaştırma işlemi gerçekleştirilmelidir. Belli ırk ve cinslerin kontrolü sağlanmalıdır. Merdiven altı cins hayvanların üretimi ve yurda kaçak hayvan sokulması, çocuklara karne hediyesi diye alınan cins hayvanların bir süreç içinde terk edilmesini önlenecek tedbirlere gidilmelidir.
“Bin 393 belediyeden bin 200’ünde bakımevi yok”
Bazı kentlerde yapılan hayvan barınaklarının yetersiz kalması, giderlerinin karşılanamaması, bin 393 belediyeden yalnız bin 200’ünde dahi bakımevi olmaması ve kısırlaştırma sağlanamaması bu sorunun derinleşmesine neden olmuştur.
Bin 393 belediyede bir günde bir veteriner hekim operasyon hazırlığı tamamlanarak 20 köpeğin kısırlaştırılması olasıdır. Tüm sokak hayvanları için böylesine bir çalışma yürütülebilir.
Sokak köpeklerinin hepsi aynı oranda saldırgan hayvanlar değildir. Sınırlı sayıda saldırgan hayvan bulunduğu bir gerçektir. Bu köpeklerin eğitilmesi ya da kontrol altına alınması, bakımevlerine alınması, kısırlaştırılması yoluna gidilmelidir. Uyutma düşüncesi kabul görmeyecek bir anlayış ve yaklaşımdır.”
“Şeker pancarı için avans fiyatı bir an önce açıklanmalı”
Tarımdaki güncel sorunlara değinen Gürer, şeker pancarı ekiminin tamamlanmış olmasına rağmen her yıl ekimden önce açıklanan avans fiyatının açıklanmadığını ve bunun kaygı verici olduğunu belirtti. Gürer, “Bitkisel tarım üretiminin bu yıl şeker pancarı üretiminde TÜİK 2,1 oranında gerileme beklemesine rağmen yine de üreticiler şeker pancarı ekimini gerçekleştirmiştir. Bir an önce avanslar açıklanmalıdır. 20 Eylül’de kampanya başlayıp yıl sonuna kadar devam etmekte, daha sonra da Mart ayına kadar ödemeleri gerçekleşmektedir. Şeker pancarı üreticilerinin bu taleplerini Tarım ve Orman Bakanı’nın duymasını temenni ediyorum” dedi.
]]>
İzmir’de baro, tabip odası ve TMMOB’a bağlı meslek odaları ile hayvan hakları dernekleri ve hayvanseverler, sokak hayvanlarına yönelik yasa çalışmasına karşı yürüyüş düzenledi. İzmir Barosu önünde toplanan grup “Uyutma değil öldürme! Katliam yasasına hayır” pankartı açarak “Kan kokuyor barınaklarınız kan kokuyor”, “Toplayamazsın, hapsedemezsin, öldüremezsin” “İktidar elini dostlarımızdan çek”, “Susma haykır yaşamak haktır”, “Kısırlaştır aşıla sokaklarda yaşat”, “Hayvana insana yeryüzüne özgürlük”, “İktidar yasanı al başına çal” sloganlarıyla Kıbrıs Şehitleri Caddesi boyunca yürüdü. Grup daha sonra Türkan Saylan Kültür Merkezi önünde basın açıklaması yaptı.
İzmir Barosu üyesi avukat Melike Özdemir Ballı tarafından yapılan açıklama şöyle:
“Son günlerde basına yansıyan haberlerden ve siyasilerden yapılan açıklamalardan öğrendiğimiz üzere sokakta yaşayan köpeklerin toplatılıp bakım evlerine kapatılarak otuz gün içinde sahiplendirilmeyenlerin uyutulacağı bir yasa teklifi meclis gündemine girmek üzeredir. Bu teklif ile sokakta yaşayan köpeklerin tamamının ‘uyutma’ adı altında öldürülmesi planlanmaktadır. Bugün buradayız çünkü 2021 yılı yasa değişikliği sürecinde bize verilen sözlerden ve Hayvanları Koruma Kanunun 6’ıncı maddesinden vazgeçileceğinden endişe etmekteyiz. Aylardır yürütülen algı operasyonları ile sokakta yaşayan hayvanlar insanlar için tehdit ve bir güvenlik sorunu olarak gösterilmiş, görevini ihmal eden ve mevcut yasaları dahi uygulamayan başta yerel yönetimler ve kurumlar ile bu kurumları denetlemekle yükümlü Tarım ve Orman Bakanlığı’ndan hesap sorulmamıştır. Asıl failler kendilerini görünmez kılarken yoksulluğun, ihmaller sonucu meydana gelen ölümlerin, ekonomik krizin ve çarpık kentleşmenin faturası her şeyden habersiz sokaklarda yaşam mücadelesi veren bir canlı türüne kesilmiştir. Sonuç olarak doğal yaşam alanı, Avrupa modeli, medeniyet, uyutma gibi sevimli ama aldatıcı ifadeler ile sokakta yaşayan hayvanları tecride ve ölüme götürecek bir yaklaşımın topluma kabul ettirilmeye çalışıldığına şahit olmaktayız” denildi.
“Medeniyet, sokak hayvanlarına gösterilen şefkattir”
Sokakta yaşayan hayvanların yalnız ve savunmasız olmadığının vurgulandığı açıklamanın devamında ise şu ifadelere yer verildi:
“‘Avrupa’da nasıl çözüme kavuşturulduysa aynı uygulamaları hayata geçireceğiz’ diyen siyasi iktidar temsilcilerine buradan seslenmek istiyoruz. ‘Medeniyet, sokak hayvanlarına gösterilen şefkattir.’ Biz biliyoruz ki Avrupa’da sokakta yaşayan hayvanlara gösterilen muamelenin medeniyet ile bir ilgisi yoktur. Bazı Avrupa ülkelerinde yapıldığı bilinen ‘hayvanların hapsedilmesi ve belirli bir süre sonunda yuvalandırılamayan hayvanların öldürülmesi’ bir çözüm değil katliam olmakla birlikte bizim yüzyıllardır var olan geleneklerimize, birlikte yaşam kültürümüze ve mevzuatımıza aykırıdır. Çünkü bu kadim ve köklü kültürde bizler; hayvanlarla kendi suyumuzu bölüşen, evlerimizin önüne bir kap da onlar için koyanlarız. Onların yanından başlarını okşamadan geçip gitmeyenleriz. Bu dünyanın yalnızca bize ait olmadığını, onların da hak ve özgürlüklerinin var olduğunu bilenleriz. Bizler vicdanlı, yaşamdan ve yaşatmaktan yana olanlarız. Hepimizi birleştirmesi gereken bir alan olan hayvan hakları ve hayvan sevgisi; bu ülkenin tarihi ve kültürü değerlerinin bir parçasıdır. Çözüm hiçbir zaman öldürmek veya hapsetmek olamaz. 2004 yılına kadar bu yöntemler maalesef denenmiş, hayvanlar ‘yasal olarak’ zehirlenmiş ve öldürülmüştür. Seksen bin köpeğin, bir adada aç ve susuz bırakılarak birbirlerini yiye yiye katledildiği Hayırsız Ada Katliamı toplumsal belleğimizde halen onarılmaz bir yara olarak durmaktadır. Ancak tüm bunlara rağmen popülasyon kontrol altına alınamamıştır. Çünkü yetkililer esas çözüm olan ‘Kısırlaştır, aşılat, yaşat, kayıt altına al’ politikasını hiçbir zaman uygulamamıştır. Toplumun ve sokakta yaşayan hayvanların sağlığı için bu uygulamanın titizlikle yerine getirilmesi gerekmektedir.
“Hayvanların kaderini şaibeli anketleriniz ile belirlemenize izin vermeyeceğiz”
2004 yılında çıkarılan Hayvanları Koruma Kanunu’nun ana maddelerinden biri olan kısırlaştırmayı TBMM Araştırma Komisyonu raporu da tek yöntem olarak önermiş ancak kurumların, 20 yıldır hayvanları kısırlaştırmaması, beslememesi, bakım ve rehabilitasyonu üstlenmemesi ve yasada yer alan görevlerini yerine getirmemesi nedeniyle popülasyon artmıştır. Eğer bir sorumlu arıyorsanız sorumlu köpekler değil, gerekli bütçe, ekipman, personel desteği sağlamayan, kısırlaştırma, aşılama, bakım ve rehabilitasyon yapmayan, denetim yükümlülüğünü yerine getirmeyen, STK ve gönüller ile işbirliği yapmanın önünü açmayan, üretim çiftliklerini kapatmayan, hayvan satışını yasaklamayan, hayvan sahiplenme konusunda gerekli eğitim ve prosedürü koymayan, eğitim ve öğretim müfredatlarında, yazılı ve görsel basında birlikte yaşama kültürü ve hayvan davranışları konusunda eğitim ve farkındalık yaratmayan, konu üzerinde politikalar üretmeyen siyasi iktidar, görevini gereği gibi yerine getirmeyen yerel yönetimler ve 5199 sayılı yasada görevli olan diğer kurumlardır. Onca emek ve çabaya rağmen hak savunucularının ve TBMM Araştırma Komisyonu raporunun önerilerini dikkate almayan yasa koyuculardır. Yıllardır görevlerini yerine getirmeyen kurumlardan hesap sormak yerine; görev ihmallerinin bedelinin hayvanlara ödetilmesini kabul etmiyoruz. Doğal yaşam alanı, uyutma adı altında hayvanların yaşam hakkını ve özgürlüklerini ellerinden alacak her türlü düzenleme ve uygulamanın karşısında olacağımızı bildiriyoruz. Gerçek dışı haberler ve sosyal medya çalışmaları ile katliamları meşru kılmanıza, nefret söylemleri ile şiddeti teşvik etmenize, hayvanların kaderini şaibeli anketleriniz ile belirlemenize izin vermeyeceğiz!
“Sokaktayız, yanınızdayız”
Sizleri en temel hakları dahi görmezden gelinen, ormanlara, çöplüklere, otoyol kenarlarına atılan, barınak ve doğal yaşam alanı denilen toplama kamplarında ölüme, hastalığa, açlığa mahküm edilen, zehirlenen, açlıktan birbirini yiyen, canlı canlı gömülen, yakılan, işkence gören, tecavüz edilen, vahşice öldürülen hayvanlardan yana saf tutmaya ve yüzyıllardır var olan birlikte yaşam kültürümüze sahip çıkmaya davet ediyoruz. Kültürümüzün, inançlarımızın, değerlerimizin, geleneklerimizin, vicdanımızın, bilimin, hak ve özgürlüklerin ışığında; yine gerekirse can veririz, canlarımızı vermeyiz diyerek hiçbir hayvanı sürgüne, toplama kamplarına, ölüme göndermeyeceğimizi kamuoyuna duyuruyoruz. Yaşamı paylaştığımız mahalle sakinlerimizin, dostlarımızın tek bir tanesinin dahi tecrit edilmesine, katledilmesine izin vermeyeceğiz. Bin yıllardır bu topraklarda hep birlikte vardık, var olacağız. Sokakta yaşayan hayvanlar yalnız ve savunmasız değildir! Sokaktayız, Yanınızdayız!”
]]>(ANKARA) – Hayvan Hakları Federasyonu (HAYTAP) Ankara Temsilcisi Pelin Sayılgan, sokak hayvanlarının uyutulmasına yönelik yasa hazırlığına ilişkin “Yaşam hakkı tüm canlılar açısından eşittir. İnsanın daha zeki bir canlı olması hayvanın yaşam hakkını önemsizleştirmez” dedi. 2004 yılında yasa çıkmasına rağmen etkin bir kısırlaştırma yapılmadığını kaydeden Sayılgan, “Bakanlık bu konuda gerekli desteği vermiyor. Devletin bu konuda bir denetimi, takibi yok. Dolayısıyla geldiğimiz nokta bu” dedi.
HAYTAP Ankara Temsilcisi Pelin Sayılgan, sokak hayvanlarının uyutulmasını da içeren yasa hazırlığına ilişkin düşüncelerini ANKA Haber Ajansı’na anlattı. Duruma tepki gösteren Sayılgan, şunları söyledi:
“Bu konu birçok açıdan ele alınabilir aslında. Birincisi, vicdani değil. İkincisi, etik değil. Üçüncüsü de bilimsel değil ve bir çözüm teşkil etmiyor. Bilimsel olarak sokak hayvanlarını, sokak köpeklerini sokaklardan tamamen tecrit etmek popülasyonu kontrol altına almakta bir çözüm değildir. Çünkü siz sokakları tamamen boşalttığınızda illa ki tek tük köpekler kalacaktır veya kırsalın çeperlerinden o alana girecektir köpekler. Nüfus da az olduğu için çok daha rahat beslenme ve üreme imkanı bulurlar ve popülasyon tekrar eski haline gelir. Üstelik bunun şöyle bir riski de var, sokak köpekleri alan koruma özelliğine sahip olduğu ve sürüler halinde yaşadığı için dışarıdan başka köpeği sokmuyor alana. Bu sokaklarımızda gördüklerimiz hep kısırlaştırılmış ve aşılı hayvanlar. Ama bunları aldığınız zaman kırsaldan gelen hayvanlar yaban hayatla teması olan ve zoonoz hastalık riski taşıyan hayvanlar olacak. Üstelik bunlar evcil de değil, sosyal de değil. İnsanla yeterince bir araya gelip sosyalleşmemiş hayvanlar olduğu için saldırı vakaları çok daha fazla artacaktır.
“Kesinlikle geri adım atılması gerekiyor”
İkinci olarak da etik bakımdan değerlendirdiğimizde de yaşam hakkı tüm canlılar açısından eşittir. İnsanın daha zeki bir canlı olması hayvanın yaşam hakkını önemsizleştirmez. Acı çekmemekte çıkarı olan canlılarız hepimiz. Hayvanlar da acı çekme yetisine sahip olduğu için, yaşamak istediği için onlar için de tıpkı bizim gibi önemli ve korunması gereken bir hak. Dolayısıyla hiçbir açıdan doğru bulmuyoruz. Yani vicdani yönünü ele aldığımızda bizim toplumsal yapımımıza da uygun değil aslında. Osmanlı’dan beri yüzlerce yıldır bu halk hayvanlarda iç içe yaşamaya alışmış. Biz toplum olarak hayvanlarla birlikte yaşamaya kültürüne sahibiz. Hayvanları hepimiz çok seviyoruz. Dolayısıyla bu yasa teklifi çok büyük bir tepki çekecektir ki çekiyor zaten. Kesinlikle geri adım atılması gerekiyor.
“Hayvan bir ticari meta olmaya devam ederse bu popülasyonu kontrol altına almanız mümkün olmaz”
Çözüm olarak da bizim yıllardır önerdiğimiz ama kanunlaştıramadığımız bir husus var; üretimin durdurulması. Hayvanlar üretiliyor, üretim çiftliklerinde satılıyor, pet shoplarda kataloglar üzerinden satışlar devam ediyor. Onun dışında merdiven altı üretim yapılmış, insanların bilinçsiz bir şekilde ‘cins’ dediğimiz özel ırka sahip hayvanları çiftleştirip sattığını biliyoruz. Yani hayvan bir ticari meta olmaktan çıkarılmadıktan sonra bu satışlar, üretimler devam ettiği sürece bu popülasyonu kontrol altına almanız mümkün değil.
Çözüm önerilerinde diğer bir önemli başlık ise etkin kısırlaştırma yapmaması. 2004 yılında çıkmıştı bu kısırlaştırmayı içeren kanun. 5 bin 199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu. Bunun 6’ncı maddesi kısırlaştır, aşılat, yerine bırak diyor. 2004 yılından beri bu uygulanmadı. Aradan 20 yıl geçti ve şimdi belediye başkanları çıkıp diyor ki ‘biz kısırlaştırmayla bu sorunu çözemiyoruz’. Hayır, kısırlaştırma yapmıyorsunuz. Bakanlık gerekli destekleri vermiyor. Merkezi bir planlama yok. Devletin bu konuda bir denetimi, takibi yok. Dolayısıyla geldiğimiz nokta bu. Olması gereken, üretimin yasaklanması, hayvan satışlarının durdurulması, hayvan ticaretinin durdurulması, etkin kısırlaştırma ve yurttaşların bilinçlendirilip, sokaklardan, bakım evlerinden hayvan sahiplenmeye teşvik edilmesi.
“Avrupa’nın her şeyini örnek almak zorunda değiliz”
Yeri geliyor çok milliyetçi olduğunu, çok vatansever olduğunu savunan kişiler sanki tıpkı bir sömürge valisi gibi ‘Avrupa’da sokakta hiçbir hayvan yok’ diyebiliyor. Ben bunu samimiyetsizlik olarak görüyorum. Kesinlikle kabul etmiyoruz bu yaklaşımı. Avrupa’da daha önce toplu itlaflar yapıldı ve veba salgını oldu. Avrupa’nın her şeyini örnek almak zorunda değiliz. Bazı konularda biz de üstün olabiliriz. Bu bir kompleks.
Tabii ki biz demiyoruz ki sokaklarda sürüler halinde köpekler gezsin. Asıl yıllardır bu popülasyonun düşmesi, sokak köpeklerinin sokaklarda yaşamaması için mücadele eden biziz.”
]]>Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, partisinin grup toplantısında konuştu. İsrail’in Filistin’e yönelik saldırıları ile sokak hayvanlarıyla ilgili yapılacak düzenlemelere değinen Erdogan, Mayıs 2023’de yapılan genel seçimlerin birinci yıl dönümüne işaret etti. Erdoğan, Erdoğan pazartesi günü yapılacak kabine toplantısı sonrasında, hükümetin bir yıllık karnesini kamuoyuyla paylaşacaklarını söyledi.
Erdoğan, İstanbul’un Fethi’nin 571. yıl dönümünü kutlayarak, “Birileri hala kabul etmese de İstanbul Türk’tür, İstanbul Müslümandır ve ebediyen öyle kalacaktır. Fethe işgal diyenlerin İstanbul’ın duvarlarını ‘Zulüm 1453’te başladı’ diye kirletenlerin haçlı sürülerinden hiçbir farkı yoktur. İstanbul’a şehirlerden bir şehir olarak bakmadık. Bize o kutlu ordunun neferlerinin bize emanetidir. İstanbul bizim göz bebeğimizdir, Ayasofya’yı Fatih’in mirasına uygun şekilde ibadete açtık. Eserlerimizle, hizmetimizle mührümüzü vurduk. Güzelleştirmeye devam edeceğiz” dedi.
“İşaret diliyle ve imalarla konuşmayı bıraksın”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, eski CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun geçtiğimiz günlerde adaylık ve seçimlerle ilgili açıklamalarını eleştirdi. Erdoğan, “Altılı koalisyon masasının cumhurbaşkanı adayının hazır bolca vakti varken, üzerindeki şüphe bulutlarını temizlemesi önemlidir. Gereksiz tartışmaların içine ülkemizi sürüklemek yerine çıksın milletin zihnindeki soru işaretlerini gidersin. İşaret diliyle ve imalarla konuşmayı bıraksın. Her şeyi açık açık itiraf etsin. Biz kimin kimi hançerlediği meselesiyle hiç ilgilenmedik. Ama ucundan kan damlayan o zehirli hançerin, milletimizin saplanmasına da izin vermedik” dedi.
Erdoğan, konuşmasından İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarını da değerlendirdi. Erdoğan şunları söyledi:
Görüntülere bakmaya can dayanmıyor. 15 bin masum çocuktan ne istediniz? Hiç mi değeriniz sınırınız, haddiniz hududunuz yok. İnsanlığa bu kadar mı düşmansınız? Yeryüzünde hiçbir din şu vahşeti meşrulaştırmaz. Dünya bir hastanın, bir manyağın, bir psikopatın Netanyahu denilen kanla beslenen vampirin barbarlığını izliyor hem de canlı yayında izliyor. Ey Amerikan devleti bu kan senin eline de bulaşmıştır. Bu soykırımdan sen de en az İsrail kadar sorumlusun.”
” Gazze’de sadece insanlık değil BM ruhuyla birlikte ölmüştür”
Erdoğan Birleşmiş Milletlere de seslenerek, “21. yüzyılda canlı yayınla tüm insanlığın izlediği bir soykırımı durduramayacaksan sen ne işe yararsın? Eğer dünyanın geleceği beş ülkenin geleceğine kaldıysa ne gerek var o kadar binaya. Gazze’de sadece insanlık değil, BM ruhuyla birlikte ölmüştür. Buradan İslam dünyasına da bir çift sözüm var. Ortak karar almak için daha neyi bekliyorsunuz? Bir avuç terörist İslam coğrafyasının tam kalbinde Müslüman soykırımı yaparken görmezden gelene, sessiz, tepkisiz kalana Allah bunun hesabını sorar” diye konuştu.
” İsrail’e karşı açılan soykırım davasına müdahil olmayı kararlaştırdık”
Erdoğan, Türkiye’nin uluslararası Adalet Divanı’nda İsrail’e karşı açılan soykırım davasına müdahil olmayı kararlaştırdıklarını belirterek, “Elimizdeki tüm belgeleri ve bilgileri muhataplarımıza ulaştırıyoruz. İsrail yönetiminin ve siyonist lobinin adalet divanını ve yargıçlarını açıktan tehdit ederek baskı altına almaya çalıştığını görüyoruz, buna fırsat verilmemelidir” dedi.
“Başıboş köpek sorunumuz var. Bizim bu sorunu köklü şekilde bir çözüme kavuşturmamız şart”
Cumhurbaşkanı Erdoğan sokak hayvanlarıyla ilgili getirilecek yeni düzenlemeye ilişkin ise şunları söyledi:
“Hemen her gün başıboş köpeklerin sebep olduğu ya bir saldırı ya bir yaralanma ya da bir trafik kazası haberi alıyoruz. Gelişmiş hiçbir ülkede olmayan bir başıboş köpek sorunumuz var. Türkiye’de 4 milyon civarında sahipsiz köpek olduğu tahmin ediliyor. Bu sayı asimetrik bir şekilde her yıl katlanarak artıyor. Kuduz tehdidi de bununla beraber büyüyor.
Canlıya insan olsun hayvan olsun her zaman merhametle yaklaşırız. Bizim siyaset ilkemiz belli. Yaratılanı severiz, Yaradan’dan ötürü. Kimse bize merhamet üzerinden ders vermeye kalkmasın. 2004 yılında Hayvanları Koruma Kanunu’nu biz çıkardık. 2021 yılında bu yasada değişiklik yaptık, hayvanları mal statüsünden çıkarıp can statüsüne aldık. Biz köpeğe zarar gelmesin diye başına nöbetçi diken bir peygamberin ümmetiyiz.
Yakala-kısırlaştır metodunu denedik, çözüm olmadı. Bizim bu sorunu köklü şekilde bir çözüme kavuşturmamız şart. Örnekleri inceliyoruz. Gerçek şudur; toplumun büyük bir kesimi bu meselenin bir an önce çözülmesini, sokakların güvenli hale gelmesini istemektedir. Bu çığlığa kayıtsız kalmamız beklenemez.
Mevzuatta yapacağımız değişikle sahipsiz köpeklerin sahiplenilmesini istiyoruz. Barınak olmayan yerlere barınak yapılacak. Sahipsiz hayvanlar bakım evlerinde tutulacak. Sahiplenenler aşılanacak, kısırlaştırılacak, çip takılıp sahibine verilecek. Belediyelerin sürece olumlu katkı sağlamasını bekliyoruz. İstiyoruz ki barınaklara alınan tüm hayvanlar sahiplenilsin. Bunu başarabilirsek bir sonraki adıma ihtiyaç kalmayacağını düşünüyoruz.”
]]>
İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, ” Türkiye’de başıboş köpek sayısı 4 milyonu aşmış, bu muhteremler daha yeni fark ediyorlar. Biz bunları biliriz; çünkü bunlar kendi canları dışında, kendi malları dışında hiçbir şeyi önemsemezler. Bu konuda da bizi yanıltmadılar ve yine vurdumduymazlıklarını ispatladılar. Beklediler ve toplumun kucağına büyük bir vicdan bombası attılar” dedi.
Müsavat Dervişoğlu, TBMM’de partisinin grup toplantısında konuştu. Dervişoğlu, iktidarın yeni anayasayı 27 Mayıs vesilesiyle gündemde tutmaya çalıştığını belirterek, “Gereksiz tartışmalara hiç gerek yok. 60’lara, 71’lere, 80’lere dönmenin de anlamı yok. 1982 Anayasası’nda değişmemiş sadece 58 madde var. O maddeler de askeri vesayetle falan ilgili değil. Ayrıca yapılan anayasa değişikliklerinin çoğunu da 22 yıldır iş başında bulunan iktidar, yani sizler gerçekleştirdiniz. 2010’daki anayasa değişikliğiyle, devlet yönetimine ve yargıya FETÖ’yü ortak ettiniz. 15 Temmuz hain darbe teşebbüsünün yaşanmasına vesile oldunuz. Sonra 2017’de Olağanüstü Hal koşullarında, zata mahsus bir anayasa değişikliği yaparak, Cumhurbaşkanlığı Hükumet Sistemi’nin anayasal çerçevesini siz belirlediniz. 2018’den beri bu milletin başına tek adamlığı siz bela ettiniz. Ayrıca neden şikayet edersiniz ki bizleri hayatımızın baharında, zindanlara gönderen askeri darbeler, sizleri saraylara taşıdı işte. Yürürlükte olan 1982 Anayasası’nda vesayet yok değil. Elbette var. Var; ama askeri yönetimlerin vesayetinden ziyade, yaptığınız anayasa değişikliklerinden kaynaklı olarak Recep Tayyip Erdoğan vesayeti var. Gelin, doğru bir iş yapmak istiyorsanız biz hazırız. Bu anayasadan bütün vesayetlerin izlerini birlikte silelim. İşe de Tayyip Erdoğan vesayetini kaldırmakla başlayalım. ‘Cumhurbaşkanlığı Hükumet Sistemi’ diye adlandırılan ‘Tayyipizm’den el birliği ile kurtulalım” ifadelerini kullandı.
‘ÇÖZÜMLERİ HER ZAMAN İKİYE BÖLMEKTİR’
Dervişoğlu, iktidarın gündemi şişirmek için sokak hayvanları meselesini gündeme taşıdığını vurgulayarak, “Sokak hayvanları meselesi çıkıyor. Türkiye’de başıboş köpek sayısı 4 milyonu aşmış, bu muhteremler daha yeni fark ediyorlar. Biz bunları biliriz, çünkü bunlar kendi canları dışında, kendi malları dışında hiçbir şeyi önemsemezler. Bu konuda da bizi yanıltmadılar ve yine vurdumduymazlıklarını ispatladılar. Beklediler ve toplumun kucağına büyük bir vicdan bombası attılar. Erdoğan’ın yeni kutuplaşma bombası; ‘Çocuklar mı ölsün, köpekler mi ölsün?’ Elbette soruları ölümle soracaklar, çünkü şairin de dediği gibi; ‘Onlar ümidin düşmanıdır/Akar suyun/Meyve çağında ağacın/Serip gelişen hayatın düşmanı.’ İşte o yüzden sordukları sorular da yaşamaya değil, ölüme dairdir. Çözümleri de toplumu her zaman ikiye bölmektir. ‘Çocuklar mı, köpekler mi?’ Bizi bölünmeye ve terazide eşdeğer olmayan hakları birbiriyle yarıştırmaya, sorgulatmaya, ikilemde bırakmaya mecbur kılan şey, ‘Yanlış politikalardır’ lafıyla geçiştirilemez. Her sorunu potansiyel bir fırsat, siyasal ya da ekonomik bir rant gören ve bu sorun her ne ise ölümler olmadan, milletin canı, malı zarar görmeden, toplumda bir infial, bir öfke patlaması yaşanmadan onu gündemine almayan, bir organize kötülük ve aymazlık şebekesiyle karşı karşıyayız” diye konuştu.
‘HAYVAN HAKLARI YASASI ÇIKARTILMALIDIR’
Sokak hayvanları sorununa ilişkin çözüm önerilerinden bahseden Müsavat Dervişoğlu, “Hükümet ile yerel toplum arasında, sivil toplum ve gönüllüler arasında, koordinasyon ve iş bilirliği gereklidir. Sonra yapılacak şeyin formülü bellidir; topla, kısırlaştır, aşıla ve koru. Bu süreçte barınakların kapasitesi ve imkanları da arttırılmalıdır. Evcil hayvan ticareti tamamen yasaklanmalıdır. Hayvanlar takip edilmeli, onları sokağa terk edenlere yaptırım uygulanmalıdır. Yani hayvan hakları yasası çıkartılmalı ve bunlar hükme bağlanmalıdır. Eğer insanlara illa bir soru soracaksanız, ‘Barınak mı, sahiplenme mi’ dersiniz. İşte o zaman bu millet de emin olun vicdanıyla tercih yapar. ‘Maliyet’ diyecekseniz, hemen söyleyeyim. Bir hayvanı uyutmanın maliyeti, kısırlaştırma maliyetinin 3 katı kadardır. ‘Veteriner yok mu’ diyorsunuz? Çocuklarımızı tabela üniversitelerinde okutmak yerine veteriner yaparsınız. Bu bölümlere 2 sene ek kontenjan verirsiniz, o sorun da çözülür. Sonra ne mi olur? Sudan’dan, Brezilya’dan, Venezuella’dan hayvan ithal edeceğinize, burada sağlıklı hayvanlar üretebileceğimiz, bir veteriner hekim havuzumuz olur. Gençler de iş bulur. Yani asıl sorun, sadece başıboş köpekler değildir. Bağıra bağıra gelen sorunları görmezden gelen, sonra da konuyu milletin kucağına bırakan, devletteki başıbozukluktur esas olan ve çözülmesi gereken” ifadelerini kullandı.
Dervişoğlu, tasarruf tedbirleri kapsamında kamuda servislerin kaldırılmasını eleştirdi. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in ‘vergi kaçakçılarını ihbar edenlere ikramiye verileceği’ yönündeki açıklamasına da tepki gösteren Dervişoğlu, şöyle konuştu:
“Ekonomik krizi çözeceğinden o kadar emin olmuş olacak ki eşsiz uygulamalarına bir yenisini daha eklemeye karar verdi. Bu proje ile hem vergi gelirleri artacak hem de esnafın ve vatandaşın ek gelir ihtiyacı karşılanmış olacak. Biz adını, ‘MUYAP’ koyduk. Yani muhbirlik yap, para kazan projesi. Sen, garibanı gammazla da biz kalantoru kayıralım projesi. Buna göre vatandaşlar ve esnaf, birbirlerini ihbar ederek, kesilen cezadan yüzde 10 pay alabileceklermiş. Hayatın her alanında vatandaşı birbirine düşürerek siyasi rant sağlamaya çalıştıklarını biliyorduk; ama bunu iktisadi alana taşıyacaklarını daha da önemlisi istibdat dönemlerinden kalma, sayın muhbir vatandaş uygulamasını hayata geçireceklerini doğrusu düşünememiştik. Öncelikle bu açıklamalar, ‘Biz, devlet olarak denetim görevini yapamıyoruz ve vergi kaybını önleyemiyoruz’un açık itirafıdır. İkinci olarak, ekonomik sorunları düzeltmek deyince her zaman ilk düzeltecekleri, emekliler, kamu çalışanları, dar, sabit ve orta gelirliler, işinde gücünde olup, ayakta kalmaya çalışan vatandaşlar olmalıdır.”
]]>ZEHRA DEĞİRMENCİ/ SİBEL KAHRAMAN
(BURSA) – Osmangazi Belediye Başkan Yardımcısı Mücahit Yıldızhan, sokak köpeklerinin uyutulması fikrine karşı çıktılarını belirterek, kısırlaştırma yoluyla popülasyonun kontrol altına alınabileceğini söyledi. Yıldızhan, “Bu işin merkez ilçe ve büyükşehirle birlikte üç yıla kalmaz belli bir popülasyona düşeceğine inanıyorum. O yönde de ilerlememiz gerektiğini düşünüyorum” dedi.
Hükümetin sokak hayvanlarının uyutulmasına yönelik düzenleme hazırlığına ilişkin tartışmalar sürüyor. Kendisi de veteriner hekim olan Osmangazi Belediye Başkan Yardımcısı Mücahit Yıldızhan, barınakta yapılan çalışmalara ilişkin ANKA Haber Ajansı’na konuştu. Yıldızhan, “Osmangazi barınağımız 114 dönüm üzerine kurulu, Türkiye’nin en modern, en güzel, en prestijli barınaklarından biridir. Barınağımızda 10 uzman veteriner hekim, 10’a yakın sağlık destek personeli arkadaşımızla birlikte yaklaşık bir milyon nüfuslu ilçemizde hizmet vermekte” dedi. Yıldızhan, şöyle konuştu:
“Barınağımızın temel amacı sokak hayvanlarının kısırlaştırılması. Yıllık tahmini sekiz bin civarı hayvan burada kısırlaştırılıyor. Kısırlaştırılan kedi ve köpeklerin burada bir hafta 10 günlük post-operatif dönem dediğimiz ameliyat sonrası bekleme dönemi oluyor. Burada da veteriner hekim arkadaşlarımız gerekli tedavilerini yaptıktan sonra tekrar kedi ve köpeklerimizi, almış oldukları mahalle ve sokaklarımıza bırakıyor.”
“Çocuklar hayvanları tanıyınca sahiplenmek istiyor”
Okul gezileriyle birlikte çocukların barınak ziyaretleri hakkında konuşan Yıldızhan, şunları söyledi:
“Biz göreve geleli iki aya yakın bir zaman oldu. Benim de veteriner hekim olmam dolayısıyla sık sık ziyaretlerim oluyor. Çocuklar okul gezileriyle barınağa gelince bizim veteriner hekim arkadaşlarımız aşılı kedi ve köpekleri çocuklarla temas ettirip aralarında güzel bir ilişki kuruyor. Bunu bizzat ben de yaşadım. İlk geldiklerinde ‘burada ne oluyor, ne yapacağız’ diyen çocuklar hayvanlarla etkileşim kurduktan sonra neredeyse yüzde 100’ü kedi ve köpekleri eve götürmek istiyorlar. Ben de ’18 yaş altı sahiplenme yok, anne ve babanızla gelin, hangisini istiyorsanız size verelim’ diyorum ve çocuklar çok mutlu şekilde ayrılıyorlar. Buna rutin olarak okullarla beraber devam ediyoruz.”
“Sokak hayvanlarının uyutulmasına karşıyız”
Yıldızhan, son günlerde gündemde yer alan sokak köpeklerinin uyutulması önerisine dair görüşlerini şöyle açıkladı:
“Belediye Başkanımız Sayın Erkan Aydın’ın da dediği gibi biz asla ve asla sokak hayvanlarının uyutulmasına karşıyız. Sayın Genel Başkanımız Özgür Özel’in de dediği gibi bunun daha modern, çağdaş bir şekilde kısırlaştırılarak işin üstesinden gelineceğine inanıyoruz. Bu birikmiş bir sorun. Bunun için belli bir bütçe ve kaynak ayırmak lazım. Gerek merkezi hükümet gerek yerel yönetimlerle birlikte güçlü bir iş birliğiyle bu işin hallolacağını düşünüyorum. Bu iş dünyada da böyle yapılıyor. Burada da olması gereken budur. Bizim barınağımız kapasitesini artırarak, Bursa’daki popülasyonu da biliyoruz. Bu anlamda üç-beş yıl içerisinde istenen düzeye geleceğine canı gönülden inanıyoruz. Bu şekilde uyutma çok yanlış. Hem siyasal ideoloji hem belediye hem de meslek örgütü olarak karşıyız.”
“3 yıl içinde popülasyon azalır”
Yıldızhan, il ve ilçe belediyelerinin koordinasyonuyla sokak köpeklerinin popülasyonunun kontrol alınacağını ifade ederek, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Osmangazi’nin merkez ilçe olması nedeniyle Bursamızın en büyük ilçesi. Gün içerisinde bir milyon 150 bine ulaşan bir nüfus yaşıyor. Bursa’nın diğer çevre ilçelerle birlikte kontamine şekilde süreci yürütmesi gerekiyor. Biz bunu çok iyi bir şekilde yaptığımıza inanıyoruz. Yalnız, çevre ilçelerden gelen kedi ve köpeklerin burada gün boyu yaşam olmasından dolayı etkileşimi oluyor. Bu işi sadece Osmangazi Belediyesi özelinde değil de bütün belediyeler özelinde çalışılmasının daha büyük bir fayda sağlayacağına inanıyorum. Büyükşehirle birlikte sorumluluğumuzun daha fazla olduğuna inanıyorum. Onunla ilgili belediyeler arası görüşmeler devam ediyor. Bu işin merkez ilçe ve büyükşehirle birlikte üç yıla kalmaz belli bir popülasyona düşeceğine inanıyorum. O yönde de ilerlememiz gerektiğini düşünüyorum.”
]]>
Köpeklerin saldırdığı Nurbahar Sarıkaya:
“Benden daha küçük olan çocukların tek başına okula gidemedikleri biliyorum”
KONYA – Konya’nın Seydişehir ilçesinde geçtiğimiz günlerde sokak köpreklerinin saldırdığı lise öğrencisi Nurbahar Sarıkaya, korku dolu anlar yaşadığını, kendisinden daha küçük çocukların tek başına okula gidemediklerini söyledi.
Olay, 20 Mayıs Pazartesi günü Seydişehir ilçesi Kızılcalar Mahallesi Gazi Ortaokulu çevresindeki bir parkta meydana geldi. Edinilen bilgiye göre, okuldan evine giden 17 yaşındaki lise öğrencisi Nurbahar Sarıkaya, başıboş sokak köpeklerinin saldırısına uğradı. Köpekler Nurbahar Sarıkaya’nın etrafını çevirip peşini bırakmazken, öğrenci kendisini sırt çantası ile savunmaya çalıştı. Çevredeki vatandaşların da yardımı ile köpekler kovalandı. Olayda kız öğrenci yara almazken, köpeklerin saldırısı bir binanın güvenlik kamerasına saniye saniye yansıdı.
“Allah’tan yara almadan kurtuldum”
Köpeklerin saldırdığı korku dolu anları anlatan Nurbahar Sarıkaya, “Köpek saldırısına uğradım. Parkta bulunan banklarda arkadaşlarımla otururken her gün gördüğümüz 10-15 köpek o gün garip bir şekilde saldırdı. Onların saldırmasıyla birlikte onlara karşı mücadele ettim, arkadaşlarım kaçtı, ben kaçamadım. Onlar kaçınca ben tek kalınca köpekler gitmeye başladı. Daha sonra ben de arkadaşlarımın yanına giderken köpeklerin birinin gelmesiyle hepsi geldi. Hepsi beraber gelince ben de çantamla onlara karşı koymaya, bir şekilde kendimi savunmaya çalıştım. Allah’tan bir yara almadan kurtuldum” dedi.
“Küçük çocukların tek başına okula gidemedikleri biliyorum”
Lise öğrencisi Sarıkaya, “Bunun önüne geçilmesini istiyoruz. Gerekirse barınaklara veya gerekirse hayvan severler tarafından daha fazla sahiplenilmesi iyi olur. Yasanın çıkmasıyla sadece ben değil birçok şehirdeki çocukların da rahata kavuşabileceğini düşünüyorum. Ben belki yaş olarak büyük olabilirim ama benden daha küçük olan çocukların tek başına okula gidemedikleri biliyorum” şeklinde konuştu.
“Bu yasa sayesinde sorun çözüme ulaşır diye düşünüyorum”
Saldırıya uğrayan Nurbahar Sarıkaya’nın babası emekli polis memuru Hüseyin Sarıkaya ise, “Bizim kızımız bu olayda ucuz kurtuldu. Bizim çocuğumuza öğretmiş olduğumuz köpekten kaçılmaması gerektiğini, elinde bir şey varsa savurmayla kendini savundu. Tabii bu savunma esnasında küçük biri olsaydı savunması zor olurdu. Çocuk düştüğü zaman köpekler onu parçalardı. Bunun bir çok örneğini televizyonlarda görüyoruz. O yüzden bizim hayvan severlere söylediğimiz şey, lütfen kaldırımlara yem bırakmayalım. Belediyenin belirlediği yerlere koyalım ki belediye oralarda baksın. Hayırseverler bakım evlerine versinler bu şekilde yardım etmek istiyoruz desinler. Kaldırımlar insanlarındır hayvanların mama yeri değildir. Bu çocuk kendi çocukları da olabilir. O yüzden bu kanunun çabuk çıkması gerekiyor. Öldürülmesine karşıyız, uyutulmasının ne olduğunu bilmiyorum ama daha iyi olacaktır diye düşünüyorum. Kısırlaştırmakla sadece biz hayvanların çoğalmasını önlüyoruz dişlerini kesmiyoruz, dişlerini kısırlaştırmıyoruz. Hayvanların bir an önce kanununun çıkması lazım. Duyduğumuz 4 milyona yakın hayvan varmış ancak bu yasa sayesinde bu sorun çözüme ulaşır diye düşünüyorum” diye konuştu.
Habere arşiv görüntüler eklenmiştir.
]]>(ANKARA) – Sokak hayvanlarının uyutulmasını öngören kanun teklifi taslağına vatandaşlar tepki gösterdi. ABB Karataş Geçici Hayvan Bakım Evi ve Rehabilitasyon Merkezi’ni ziyaret eden hayvanseverlerden Aynur Öztürk, söz konusu yasa tasarısını eleştirerek, “Köpeklerin uyutulması yumuşatılmış hali. Aslında bu uyutulma adı altında ölüm. Allah’ın yarattığını hiçbir insan alamaz. Önce benim canımı alsınlar, sonra köpeklerime dokunabilirler” dedi. Gül Türkan ise uyutulma yerine kısırlaştırma seferberliği başlatılmasını istedi.
Ankara Büyükşehir Belediyesi (ABB) Karataş Geçici Hayvan Bakım Evi ve Rehabilitasyon Merkezi’ni ziyaret eden hayvanseverler, sokak hayvanlarının uyutulmasıyla ilgili yasal düzenleme hazırlığına tepki gösterdi. ANKA Haber Ajansına görüşlerini anlatan hayvanseverler, hayvanların rehabilitasyonu ve bakımına yönelik alternatif çözümlerin önemine vurgu yaptı.
Hayvanseverler şunları söyledi:
Gurbet Koca: “En az 4-5 senedir sokak köpeklerini besliyorum. Onları çok sevdiğim için bunu yapıyorum. Onların dünyalarını tanıyınca bende bir sorumluluk oluşturdu. Buraya gelme nedenim; sokakta baktığımız, bunca zaman emek verdiğimiz hayvanlara haliyle manevi olarak bağlanıyoruz. Evimizdeki candan, yeri geliyor annemizden, babamızdan, kardeşimizden hiçbir farkı olmuyor o bağ oluşunca.”
Koca, hayvanların uyutulmasına kesinlikle karşı olduğunu ifade ederek şunları söyledi:
“Kesinlikle yaşamalarından yanayım. Onları çok seven insan olarak onlarla birlikte bir hayat sürmeyi de çok istiyorum. Fakat yaşatılacaksa da ‘iyi’ yaşatılmasından yanayım. Onları tek kurtaracak işlemin ‘kısırlaştırma’ olduğunu çok iyi biliyorum. Ne olacaksa olsun sonucu onlar için iyi olsun istiyorum.
Bu zamana kadar uyutulma olmasa bile kapalı kapılar ardında birsürü hayvanı daha işkence çekerek öldürüldüğünü bizler biliyoruz. Konya barınağında da bunun örneğini yaşadık.”
Aynur Öztürk: “5 yıldır sokaktaki hayvanları besliyorum. Köpeklerin uyutulması durumu yumuşatılmış hali. Aslında bu uyutulma adı altında ‘ölüm’. Benim elimden köpeklerimi alamazlar. Önce beni ‘uyutssunlar’ yani ‘öldürsünler’, ancak o şekilde benim köpeklerimi elimden alabilirler. Ben onları evlat gibi görüyorum. Sosyal medyada inanılmaz derecede hayvan saldırısıyla ilgili söylenti var. Bence bu bilerek yapılan bir şey. İnanın bana biz 500-600 köpeğin içine giren insanlarız. 15 yıldır daha bir kere ısırılmadım. Köpeklerin uyutulmasına kesinlikle karşıyım. İnsanlara da ‘uyutulma’ olarak konuşmayın, bu öldürmektir. Allah’ın yarattığını hiçbir insan alamaz. Önce benim canımı alsınlar, sonra köpeklerime dokunabilirler.”
Gül Türkan: “15 yılı aşkındır beslemeler yapan, sokak köpeklerini koruyan gönüllü birisi olarak bu süre zarfında uyutulmaya karşıyım. Uyutulma diye güzelleme yapıyorlar. Uyutulma eşittir öldürmedir. Kesinlikle kabul etmiyoruz. Ancak bizi uyuturlar, ondan sonra canlarımıza dokunabilirler. Sokakta insanlar havladı diye artık karşı taraf yani hayvan düşmanları diyeyim, havlayan köpeği bile saldırdı diye şikayet ediyor. Aalında saldırma diye bir şey yok. Bizler baktığımız için öyle bir olay yok. Dağlarda, taşlarda, ormanlarda o kadar köpeğin içine giriyoruz da bize neden saldırmıyorlar? Yetkililer görevini eksik yaptığı için bunun bedelini köpeklerimiz, hayvanlarımız ödememeli. Sıkı bir kısırlaştırma seferberliği istiyoruz. Hatta gerekirse özel klinikleri de zorunlu tutsunlar. Biz gönüllüler, barınak iş birliği halinde kısa zamanda çözeceğimizi düşünüyorum.”
]]>CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, TBMM Genel Kurulu’nda gündem dışı yaptığı konuşmada TBMM Dışişleri Komisyonu’nda kabul edilen anlaşma ile Sudan’dan bardo sakatatının da ithal edilecek ürünler arasında yer almasını eleştirdi.
Türkiye’de tarımın sorunlarının her geçen gün arttığına işaret eden Gürer, “Hayvancılıkta da ortaya çıkan tablo vahim, son beş yılda büyükbaş ve küçükbaş hayvanlarda yedi milyona yakın hayvanımız eksilmiş bulunuyor. Kurban Bayramı’nda kesilecek hayvan varlığıyla yaklaşık 10 milyon hayvan beş yılda ne yazık ki kesime gitmiş olacak çünkü artan yem fiyatlarından dolayı özellikle küçük aile tipi işletmelerde ahırlar boşaldı, dişi inekler, süt inekleri kesime gitti. İktidar bu durumu düzenleyemeyince ne yaptı? İthalata sarıldı ve yurt dışından 2023 yılında 818 bin baş hayvan ithal etti, 1 milyar 163 milyon dolar yurt dışına paramız gitti. Yetmedi, aynı dönemde 34 bin 417 ton da et ithalatı gerçekleştirdi. Yine, 2024 yılının ilk üç ayında 109 bin baş sığır ithal edildi, 18 bin ton et de ithal edilerek 113 milyon 392 bin lira da yurt dışına verildi.”
“Nasıl oluyor da insan sağlığına zararlı et getiriliyor?”
Kırsal kesimde çoban bulmanın zorlaştığını, köyde yaşayanların yaş ortalamasının 55 olduğunu ifade eden Gürer, şöyle konuştu:
“Bu sorunların oluşumu, iktidarın yanlış hayvancılık politikalarıyla doğrudan ilgili ama daha vahim bir durum var. Yurt dışından getirilen etlerde 2016 yılında da bakteriler saptanmış ve bunların imhasına karar verilmişti. Yine, 5’inci ayda ithal edilen bir ette ortaya çıkan ‘salmonella’ denilen, insanlarda şiddetli ishal ve ateşe sebebiyet veren, oldukça zararlı bir bakteri tespit edildi. Sorduğumuz zaman diyorlar ki; ‘Oraya, kesim merkezine veteriner görevlendiriyoruz. Orada helal kesim yaptırıyoruz, incelemede bulunuyoruz.’ Türkiye’ye giriyor, Türkiye’ye girdikten sonra laboratuvarda, burada bakteri saptanıyor insan sağlığına zararlı. Bu nasıl kontroldür? Kim yapıyor bu denetimi? Kim getiriyor bu eti? Bu etlerin insanlarca tüketimi örnekleme usulü yapıldığına göre acaba başka mercilerden yurt içinde piyasaya veriliyor mu, verilmiyor mu? Bir de utanmadan ‘Piyasa regülasyonunu etkisizleştirme ve dezenformasyon amaçlı şu haberlere aman itibar etmeyin’ diye Et ve Süt Kurumu açıklama yapıyor. Arkadaş, bakterili ürünü getiren sensin, o geldiği yerde bunu inceleyen sensin ‘Türkiye’ye girdikten sonra laboratuvar denetimi yapıldı’ diyen sensin ve bu et Türkiye’ye nasıl gidiyor, kimler bu işten vurgun vuruyor? Nasıl oluyor da insan sağlığına zararlı et getiriliyor? Bu etlerin Türkiye’ye gelmemesi lazım. Kendi besicimizi, kendi üreticimizi desteklememiz lazım.”
“Bardo sakatatı geliyor yani katırın kuzeninin sakatatı ülkeye ithal edilecekmiş”
Sudan’dan et, süt, yumurta gibi ürünlerin ithal edilmesine imkan tanıyan anlaşmayı da hatırlatan Gürer, “Sudan’la yeni bir anlaşma yapılıyor; oradan et gelecekmiş, hayvan gelecekmiş, tarla ürünleri gelecekmiş, yumurta gelecekmiş… 19 günde oradan buraya konteyner geliyor. İlginçtir, bakın, bunu çoğunuz bilmiyorsunuz, bu da bardo. Bardo sakatatı geliyor yani katırın kuzeninin sakatatı ülkeye ithal edilecekmiş, gümrüğü sıfır. ‘Bunu nerede kullanacaksınız, niye kullanacaksınız?’ ‘Mevzuat böyle.’ Ben bu mevzuatı, bardoyu yedi yıl önce yine göstermiştim, ‘düzelteceğiz’ dediler; şu anda baktım, Sudan’dan bardo da geliyor, gözünüz aydın. Yani bu kadar anlamsız, bu kadar manasız, Türkiye’nin tarımını bu kadar hiçe sayan bir anlayış bu ülkede görülmedi.”
]]>
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, TBMM’de partisinin grup toplantısında gündemdeki konulara ilişkin değerlendirmelerde bulundu. İsrail’e yönelik saldırıları kınayan Bakırhan, “Uluslararası devletler kınamakla yetindiler bizler de bunlara çok şahit olduk. Katliamlara devam eden Netenyahu hükümetini de kınıyoruz. Dünya haklarına çağrı yapmak istiyorum, lütfen bulunduğunuz ülkelerde Filistinlilerin yaşamış olduğu bu katliamlara itiraz edin” dedi.
Bakırhan, 27 Mayıs 1960 darbesinin yıl dönümünü de hatırlatarak, “Her gün halkın iradesine dönük işlenen hukuksuzluklar darbe değil de nedir? Darbe postal mıdır, tank mıdır? Darbenin en iyisini 22 yıldır her gün maalesef yaşıyoruz” dedi.
“Cezaevinde bizden kaynaklı yer yok”
Bakırhan, konuşmasının devamında şunları söyledi:
“Erdoğan ‘Türkiye’nin en fazla darbe girişimine maruz kalan hükümetiyiz’ diyor. Peki siz darbe girişimine maruz kaldıysanız biz ne olduk? 12. partimiz insaf… Önceki dönem eş başkanlarımız, milletvekillerimiz, belediye başkanlarımız cezaevinde… Cezaevinde bizden kaynaklı yer yok. Beyefendi en fazla darbeye maruz kalan parti biziz diyorlar. Buna gülüp geçmek gerekiyor. 15 Temmuz Allah’ın lütfu diyenler sanki kendileri değildi. Kobani kumpas davası, Gezi davası, HDP’nin kapatılma davası bugüne kadar süren rehin darbelerinin tamamı açık birer darbedir.
Darbelerin karargahı haline gelmiş MHP-AKP genel merkezleri.
Son 70 yıldaki darbelerin yürütücülerine, bildirilerine ve sonrasına baktığımız zaman tek parti görülecektir. Sürekli bu darbelerde MHP’yi görüyoruz. 1970’lerdeki kriz ve kaosa bakın MHP’yi göreceksiniz. Çünkü bunlar varlığını krizden, kaostan ve darbeden alıyor. Bugünde AKP’yi yanına alarak demokratik siyasete ve toplumsal taleplere her gün darbeler yapıyorlar. İki partinin genel merkezleri siyasi darbelerin planlandığı, hazırlandığı ve yürürlüğe konulduğu genel merkezler olarak tarihe geçecektir. Darbelerin karargahı haline gelmiş MHP-AKP genel merkezleri.
“Çete düzeninin bekası”
Düşünün tuğgeneral olmuş sınırda insan kaçakçılığı yapıyor… Resmi çakarlı araçlar Türkiye’de katilleri taşıyor, bunu görmeyen yok ama yargı görmüyor. Kimse kalkıp bize bu çete düzenini, kamu düzeni olarak satmasın… Ankara’nın ortasında bir cinayet işlendi, tüm detayları sonuçlarıyla birlikte ortada işlem yapan yok. Peki niye işlem yapmıyorlar? Çünkü beka dedikleri şey bu çete düzeninin bekasıdır. Onlar beka dedikleri zaman ülkemizin demokratik geleceği aklınıza gelmesin. Onların beka dedikleri şey çürümüş düzenin bekasıdır. Daha bir yıl önce çeteleri koruyan bir bakanımız vardı değil mi?
JİTEM ittifakıyla bu ülkeyi yönetiyorsunuz.
‘Uyuşturucuyla en büyük mücadele amacımız’ diyor hükümet. İçişleri Bakanlığı’na ve AKP hükümetine sesleniyorum, uyuşturucu ile mücadele mi etmek istiyorsunuz, iktidarınızı içindeki çöreklenmiş çetelere ‘dur’ deyin. Çürümeye son vermek mi istiyorsunuz, JİTEM ittifakını bitirin. JİTEM ittifakıyla bu ülkeyi yönetiyorsunuz.
MHP ile ittifak bugün AKP’nin işine geliyor olabilir ama 70’lerden bu zamana kadar kaosların krizlerin baş aktörü olan MHP, bir gün hep birlikte göreceğiz AKP’nin sonunu yavaş yavaş getirecektir. Nereye gidiyorsak sokakta, mitingde, ziyaretlerimizde AKP’liler bu ittifaktan rahatsız. Bu rahatsızlıkları hepimiz biliyoruz ama saray bilmiyor, çünkü işine gelmiyor. Türkiye gri listesinden çıkmak istiyorsa önce MHP’nin, AKP’nin kol kanat gerdiği çetelerin durdurulması ve tasfiye edilmesi gerekiyor.
“Her şeyi kapatma sevdanızdan önce o ağzınızı kapatın”
Tuttuğu takım küme düşüyor diye ‘bu sene düşmesin kalksın’ diyen oyu düştüğünde ‘baraj kalksın’ diyen, hoşuna gitmediğinde ‘güneş doğmasın’ diyen, fikren de siyaseten de başedemiyor diye ‘DEM Parti kapatılsın’ diyen bu toplum ve akıl düşmanı anlayışa bir önerimiz var. Lütfen her şeyi kapatma sevdanızdan önce o ağzınızı kapatın, Türkiye’ye en büyük hayrınız bu olacaktır.
“Taht kavgalarını izleyecek sabra sahip değiliz”
Biz ne iktidarın taht kavgalarını izleyecek bir zamana ne de muhalefetin iktidarını bekleyecek bir sabra sahip değiliz. Memleket çürüyor, batıyor. Barış, demokrasi, özgürlük, AŞ diye insanlar haykırıyor… Demokratik bir ülke için Türk halkının statüsünü tanıyan, eşit yurttaşlığı esas alan herkesi kapsayan bir Türkiyelilik tek çözümdür.”
“Kampanya yürüteceğiz”
Tasarruf paketinin adının “tasarruf değil hak gasbı” olduğunu söyleyen Bakırhan, “Halkımıza emekçilere, emeklilerimize reva görülen bu yaşamı kabul etmiyoruz. Bugünden başlayarak DEM Parti olarak temmuz ayına kadar asgari ücretin ve emekli maaşlarının iyileştirilmesi için bir kampanya yürüteceğiz. İlkesel tutumumuzda şudur yoksulluk sınırı neyse en az asgari ücrette onun kadar olsun” dedi.
Sokak hayvanlarına ilişkin AKP’nin getirmek istediği kanun teklifini değerlendiren Bakırhan, “İçeriğinde hayvan hakları yok hayvanları katledecek teklifler var… Sahiplendirilen hayvanları sahiplerine verecekler gerisini de uyutacaklarmış. Birileri daha uyutmanın ne olduğunu bile bilmiyor. Zannediyorki güneşin önünde hayvanlar uyutulacak, gece uyandırılacaklar. Uyutma dedikleri hayvanları katledecekler… Sokak köpekleri diye bir sorun yarattılar. Allah aşkına barınaklar açsaydınız barınaklardaki hayvanların yaşam koşullarını iyileştirseydiniz, kısırlaştırmak için gerçek bir plan ve program hayata geçirseydiniz bugün sokak hayvanlarının bir sorun olduğundan bahsetmeyecektiniz” dedi.
]]>
CAHİDE Vakfı Kurucusu Dr. Av. Cengiz Bayram, sosyal sorumluluk projeleriyle adından sıkça söz ettirmeye devam ediyor. Son olarak, toplamda 67 dönümlük bir arazide gerçekleştirdikleri yeni projeyle dikkatleri üzerine çeken CAHİDE Vakfı, Gaziantep’in Oğuzeli ilçesinde 21 dönümlük alana 645 hayvan kapasiteli bir barınak inşa etti. Bu barınak, sokak hayvanlarına güvenli bir yuva sağlarken, aynı zamanda onlara uygun yaşam şartları sunmayı hedefliyor. Barınakta, hayvanların rahatça dolaşabileceği geniş alanlar, hijyenik yaşam şartları ve felçli köpeklerin tedavisinde kullanılan 15 santimetrelik deniz kumu bulunuyor. Diğer yandan projede, sadece hayvanların barınma ihtiyaçları göz önünde bulundurulmayarak arazinin geri kalan 46 dönümlük kısmında ise zeytin ve fıstık üretimi yapılarak vakfa ekonomik katkı sağlanıyor. Bu tarımsal faaliyetler, vakfın kendi kendine yeten bir yapıya kavuşmasına yardımcı oluyor.
“Bu ülke geneli için büyük örnek”
Yapılan barınağın Türkiye için örnek model olduğunu söyleyen ve inşa ettikleri barınak hakkında bilgi veren Dr. Av. Cengiz Bayram, “Allah insanları bu canlıları koordine etsin diye görevlendirdi ve bizde bu görevi üstlendik. Oğuzeli tarafında Organize Sanayi var oraya giderken hayvanların kaza geçirip öldüğünü görüyorduk ve biz bir barınak yapmak istedik. İlk barınağımızı Araban yolu üzerinde 7 bin 500 metrekarelik bir alanda yaptık. Orası çok küçük geldi ve 2 yıl önce burayı kurma kararı aldık. Bu bir örnek model. Alanımız toplamda 67 dönümlük araziden oluşuyor. Bulunduğumuz kapalı alan 21 bin metrekare ve diğer 46 bin metrekaresi zeytinlikten oluşuyor. Buradan elde ettiğimiz zeytin ve fıstık gelirini tekrar vakfa koyuyoruz. Diğer yandan alanımızda 15 kW’lık güneş enerjisi var ve bunu 50 kW’ya çıkaracağız. Buradaki hayvanlara bu enerjiyi kullanarak kuru mama üretiyoruz. Şuanda bu barınakta 166 tane köpek mevcut ama çok yerimiz var. Her bölüm 300 metrekareden oluşuyor ve 30 tane var. Bu alanlarda ise 15 köpek kapasitesi var” ifadelerini kullandı.
“Aç bırakılan her canlı saldırır”
Hayvanların uyutulmasına tepki gösteren ve bu olayların tamamen gündemsizlikten dolayı ortaya atıldığını söyleyen Bayram, hayvanların insanlara saldırısından önce, insanların insanlara olan saldırısını durdurmak gerektiğini ifade etti. Bayram, “İnsanoğlu Allah’ın yarattığı en önemli canlı ve bu canlıları korumak için hayvanları uyutma dahil her şeyin yapılabileceği söylendi. Bizim inandığımız Allah kendi verdiği canı sadece kendisi alır. Bugün hayvanların insanlara saldırısından önce, insanların insanlara olan saldırısına bakmak lazım. Bugün kaç tane kadın kocası tarafından öldürülüyor. Biz bunları çözmek yerine 2 tane 3 tane hayvanın insanlara saldırısını gündem ediyoruz. Bence bu tamamen gündemsizlik. Bizim çözmemiz gereken konu bu değil. Aç bırakılan her canlı saldırır. Sen o hayvanları aç bırak, besleme sonra da insana saldırdı. Böyle bir şey olmaz. Ben bu durumu duyunca gerçekten üzüntü duydum” ifadelerine yer verdi.
“Deniz kumu hayvanlara masaj gibi geliyor”
Barınak içerisine özel deniz kumu getirilerek felçli hayvanlara kolay hareket imkanı sunduklarını belirten CAHİDE Derneği Başkanı Cemal Güneş, “Biz bu barınakta felçli köpeklerimiz için yer yaptırdık ve içerisine 15 santimetrelik deniz kumu koyduk. O kum hayvanlara masaj gibi geliyor. Normal toprakta sürünen hayvanların süründükleri yerleri yara oluyor. Biz onlara bu gerçekleştirdiğimiz alanda ömrünün sonuna kadar bakacağız” şeklinde konuştu.
“Gönüllü vatandaşlarımız mümkünse gelsinler”
Gönüllü vatandaşları barınağa davet eden Emine Güneş, “Biz burada gönüllüyüz. Yemek topluyoruz, mama yapıyoruz, hayvanlarla ilgileniyoruz. Gönüllü vatandaşlarımız mümkünse her gün gelsinler. Hem hayvan sevgisini öğrensinler. Hem de son yaşanan olaylardan dolayı hayvanların kendilerine bir şey yapmayacağını öğrensinler” diye konuştu. – GAZİANTEP
]]>Karamahmutoğlu, parti genel merkezinde düzenlediği basın toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Sahipsiz sokak hayvanlarının uyutulmasına ilişkin tartışmalara değinen Karamahmutoğlu, şunları söyledi:
“Zafer Partisi olarak, her canlının yaşaması ve yaşatılmasının yanındayız. Canlılara yönelik hiçbir vahşi saldırının yanında değiliz. Sorunun doğması ve büyümesi ele alınmadan bugünü ele alınıyor. Ülke genelinde ilgili kurumların verdiği rakama göre 3 buçuk milyon sahipsiz sokak köpeği var. Oysa belediyelere yasanın yüklemiş olduğu yükümlülükler var. Belediyeler; bakımevi, hayvan barınağı bulundurmak zorunda ve bunu sağlayabilmek için de bütçelerinden belli bir oranda kaynak ayırması kanunla kayıt altına alınmış. Ancak ülkemizdeki barınak sayısı sadece 254. Oysa bin 389 belediyemiz var. Bin 389 belediyenin bin 135’inde barınak, hayvan bakımevi yok. Öyleyse sorunun kaynağının meseleye eğilmemekle, ilgilenmemekle alakalı olduğunu, çözümüne dair hiçbir şey yapmamakla alakalı olduğunu anlıyoruz. 2021 yılında çıkartılmış yasa gerektiği şekilde uygulanabilseydi sorun bugünkü boyutuna ulaşmazdı. Bundan sonrası için, elbette ki sahipsiz sokak hayvanlarının kendi doğal yaşam alanlarında ve korunaklı bir şekilde kısa ömürlerini tamamlamaları insanlık görevimiz olmalı.”
Karamahmutoğlu, “Belediyeler şehrin dışında, çevresinde, ormanlık alanlarda çevrili, koruma altına alınmı yerlerde barınaklar tesis edebilir. Bunların bakımı hayvanseverler ve hayvanların ihtiyaçlarına dönük eşya, mama üreten firmaların da gönüllü katkılarıyla sağlanabilir. Bunun belediyelere yükleyeceği külfet çok yüksek maliyetler değildir. Bizim canlılara karşı uygulayacağımız muamele, gelecek yıllarda bizim karşımıza çıkartılacak olan davranış kalıbımız olacaktır.” şeklinde konuştu.
“İşleri güçleri kendisi gibi düşünmeyenleri de ihanetle, memlekete düşmanlıkla suçlamak”
Karamahmutoğlu, etki ajanlığı tartışmaları konusunda da “AKP’nin etki ajanlığına ilişkin yasayı getirmekteki maksadının hiç de iyi olmadığını biliyoruz. Zira toplumsal muhalefeti, medyayı ve aydınları daha da susurmak ve baskı altına almak için bunu yapıyor. İstatistiki rakamların bile yayınlanmasının yasak hale geleceği bir Türkiye’ye, daha da kendi içine kapanmış, karanlığa itilmiş, konuşmayan, düşünmeyen bir Türkiye’ye doğru götürülmek isteniyoruz. Bunun için hükümetin 22 yıldır beslediği medyası var, kendi eliye yarattığı sermayederler var. Parlamentoya taşınıp vekil yapılan aydınlar var. Bunların işi gücü, çocukluk sanrılarını büyüyünce de taşımak ve bunu kabul ettirmek, kendisi gibi düşünmeyenleri de ihanetle, memlekete düşmanlıkla suçlamak.” değerlendirmesinde bulundu.
“Nüfus hızının düşmesi ekonomik koşullardan kaynaklanıyor”
Türkiye’de doğurganlık hızının düşmesine ilişkin de Karamahmutloğlu, “Nüfus artış hızımız Türkiye geneline yüzde 1 buçuk. Bu oran, nüfusun kendini yenileme hızı olan 2,1’in çok altında. Bu gidişat Türkiye nüfus yapısı bakımından gelecek için tehlike çanları çalıyor. Ne yazık ki Birleşmiş Milletler’e göre Türkiye artık yaşlı ülke statüsünde. Bu sorunu doğuran nedenlerin başında ekonomik koşullar gelmekte” dedi.
]]>Köpeğin dişleri küçük kızın kolunu kesti, aile duruma tepki gösterdi
Köpek saldırısına uğrayan 5 yaşındaki kız: “Başka köpekleri bir daha sevmeyeceğim”
SAKARYA – Sakarya’nın Adapazarı ilçesinde 5 yaşındaki kız çocuğu, parkta oyun oynadığı esnada kaydırak altında yatan sokak köpeğinin saldırısına uğradı. Çocuklarının hayvan sevgisiyle büyütüldüğünü belirten anne, “Benim kızlarım hayvanları çok sever. Bizim kapımızdaki köpekleri severler, onlara yemek verirler. Artık sokak köpeklerini görünce benim yanımda duruyor, korkuları var” dedi.
Karaman Mahallesi Karaman Millet Bahçesi’nde yaklaşık 1 hafta önce meydana gelen olayda, 5 yaşındaki Erva Dinç, parkta oyun oynadığı esnada kaydırak altında yatan sokak köpeğinin saldırısına uğradı. Bir anda köpeğin saldırısına uğrayan minik kız, can havliyle koşmaya başladı. Annesinin yardımıyla Yenikent Devlet Hastanesi’ne götürülen küçük kızın kolunda köpek ısırması neticesinde kesik olduğu anlaşıldı.
Köpeklerin ısırdığı minik kız, hastanedeki tedavisi sonrasında taburcu edildi. Yaşanan dehşet anlarını anne Elem Dinç, İhlas Haber Ajansı muhabirlerine anlattı. Sakarya Büyükşehir Belediyesi tarafından 2020 yılında kurulan parkta olayın gerçekleştiğini belirten anne Dinç, gerekli önlemlerin alınmasını istiyor.
“Koşarak köpekten kurtuldu”
Olayın, her zaman geldikleri parkta yaşandığını ifade eden Elem Dinç, “Kızım parkta oynuyordu ve köpek de orada yatıyordu. Kızım bana doğru gelmek istediği esnada köpek bir anda ısırdı. Kızıma ilk olay yaşandığında 4 iğne vuruldu. Sonrasında 7 iğne daha vuruldu. Şuanda da tedavi sürecinde ve 4 kuduz aşısı yapılacak. Çok dehşet dolu bir andı. Burada durduğumuz süre zarfında biz köpeği beslemiştik ancak kızım bana doğru gelirken saldırdı. Köpek kızımdan büyüktü üzerine atladığı anda kızım kendini kurtararak kaçmaya başladı. Köpekten koşarak kurtuldu. Kızımın kolu çok kötüydü. Hastane çok yakın olduğu için hemen acile gittik ve tedavi altına alındı. İlk günler çok kötüydü sabah kadar ateşlendi, gece boyunca kusmaları oldu. Kızımın ilk tedavi süreci benim içinde çok zordu. İlk 2 gün bende kendime gelemedim. Kızımın psikolojisi kötüleşti, sadece evimizin önündeki köpekleri seveceğini söylüyor. Benim kızım hayvanları çok sever. Benim kızlarım bebekliklerinden beri hayvanları çok sever. Bizim kapımızdaki köpekleri severler, onlara yemek verirler. Artık sokak köpeklerini görünce benim yanımda duruyor, korkuları var. Biz sokak hayvanları her zaman seviyoruz ama başımıza böyle bir olay geldi” dedi.
“Artık benim kızım parka çekinerek geliyor”
Sokak köpeklerine karşı bir önlem alınmasını isteyen anne Dinç, “Sakarya Büyükşehir Belediyesi’nin yaptığı parktaydık. Hiçbir şekilde güvenlik alanı yok. Olayın yaşandığı gün burada en az 10 köpek vardı ve sürekli buradalar. Bizim sokaklarımızda da her yer köpek. Sokak köpeklerine karşı kesin ve güvenilir bir çözüm olması lazım. Çocuk parkı burası, çocukların oynayacağı bir yer. Artık benim kızım parka çekinerek geliyor, bazen hiç gelmek istemiyor” diye konuştu.
“Hiçbir canlı benim çocuklarımdan değerli değil”
Olay günü haber alır almaz hastaneye gittiğini ifade eden baba Emre Dinç, “Ben olay günü işten gelmiştim ve uyuyordum. Eşim aradığında apar topar hastaneye gittim. Gittiğimde çocuğum ağlıyordu ve koluna 2 dikiş atmışlardı. Hastanede gerekli tedavi uygulandıktan sonra hayvan barınağını aradık ve köpeği aldılar. Karaman ve Camili mahalleleri bölgesinde genel olarak sokak köpekleri çok yoğun. Sadece bizim binamızın önünde yaklaşık 5 köpek var. Tabii benim de canım yandı ve bu gibi olaylar burada çok oldu. Daha vahim bir durumda olabilirdi. Hiçbir canlı benim çocuklarımdan değerli değil. Devlet bunun önlemini alacaktır ama ben hayvanların uyutulması taraftarı değilim. Daha iyi çözümler üretilebilir örneğin bu bölgede ormanlık alan çok etrafı çevrilerek sokaktaki başıboş köpekler oraya konulabilir” şeklinde konuştu.
“Başka köpekleri bir daha sevmeyeceğim”
Köpeğin saldırısına uğrayan 5 yaşındaki Erva ise “Beni annemin yanına giderken köpek ısırdı ve hızlı koşarak kendimi kurtardım. Bizim evimizin önündeki köpeğin kafasını sevdiğimde beni hiç ısırmıyor. Başka köpekleri bir daha sevmeyeceğim” ifadelerini kullandı.
]]>Karaman Mahallesi Karaman Millet Bahçesi’nde yaklaşık 1 hafta önce meydana gelen olayda, 5 yaşındaki Erva Dinç, parkta oyun oynadığı esnada kaydırak altında yatan sokak köpeğinin saldırısına uğradı. Bir anda köpeğin saldırısına uğrayan minik kız, can havliyle koşmaya başladı. Annesinin yardımıyla Yenikent Devlet Hastanesi’ne götürülen küçük kızın kolunda köpek ısırması neticesinde kesik olduğu anlaşıldı.
Köpeklerin ısırdığı minik kız, hastanedeki tedavisi sonrasında taburcu edildi. Yaşanan dehşet anlarını anne Elem Dinç, İhlas Haber Ajansı muhabirlerine anlattı. Sakarya Büyükşehir Belediyesi tarafından 2020 yılında kurulan parkta olayın gerçekleştiğini belirten anne Dinç, gerekli önlemlerin alınmasını istiyor.
“Koşarak köpekten kurtuldu”
Olayın, her zaman geldikleri parkta yaşandığını ifade eden Elem Dinç, “Kızım parkta oynuyordu ve köpek de orada yatıyordu. Kızım bana doğru gelmek istediği esnada köpek bir anda ısırdı. Kızıma ilk olay yaşandığında 4 iğne vuruldu. Sonrasında 7 iğne daha vuruldu. Şuanda da tedavi sürecinde ve 4 kuduz aşısı yapılacak. Çok dehşet dolu bir andı. Burada durduğumuz süre zarfında biz köpeği beslemiştik ancak kızım bana doğru gelirken saldırdı. Köpek kızımdan büyüktü üzerine atladığı anda kızım kendini kurtararak kaçmaya başladı. Köpekten koşarak kurtuldu. Kızımın kolu çok kötüydü. Hastane çok yakın olduğu için hemen acile gittik ve tedavi altına alındı. İlk günler çok kötüydü sabah kadar ateşlendi, gece boyunca kusmaları oldu. Kızımın ilk tedavi süreci benim içinde çok zordu. İlk 2 gün bende kendime gelemedim. Kızımın psikolojisi kötüleşti, sadece evimizin önündeki köpekleri seveceğini söylüyor. Benim kızım hayvanları çok sever. Benim kızlarım bebekliklerinden beri hayvanları çok sever. Bizim kapımızdaki köpekleri severler, onlara yemek verirler. Artık sokak köpeklerini görünce benim yanımda duruyor, korkuları var. Biz sokak hayvanları her zaman seviyoruz ama başımıza böyle bir olay geldi” dedi.
“Artık benim kızım parka çekinerek geliyor”
Sokak köpeklerine karşı bir önlem alınmasını isteyen anne Dinç, “Sakarya Büyükşehir Belediyesi’nin yaptığı parktaydık. Hiçbir şekilde güvenlik alanı yok. Olayın yaşandığı gün burada en az 10 köpek vardı ve sürekli buradalar. Bizim sokaklarımızda da her yer köpek. Sokak köpeklerine karşı kesin ve güvenilir bir çözüm olması lazım. Çocuk parkı burası, çocukların oynayacağı bir yer. Artık benim kızım parka çekinerek geliyor, bazen hiç gelmek istemiyor” diye konuştu.
“Hiçbir canlı benim çocuklarımdan değerli değil”
Olay günü haber alır almaz hastaneye gittiğini ifade eden baba Emre Dinç, “Ben olay günü işten gelmiştim ve uyuyordum. Eşim aradığında apar topar hastaneye gittim. Gittiğimde çocuğum ağlıyordu ve koluna 2 dikiş atmışlardı. Hastanede gerekli tedavi uygulandıktan sonra hayvan barınağını aradık ve köpeği aldılar. Karaman ve Camili mahalleleri bölgesinde genel olarak sokak köpekleri çok yoğun. Sadece bizim binamızın önünde yaklaşık 5 köpek var. Tabii benim de canım yandı ve bu gibi olaylar burada çok oldu. Daha vahim bir durumda olabilirdi. Hiçbir canlı benim çocuklarımdan değerli değil. Devlet bunun önlemini alacaktır ama ben hayvanların uyutulması taraftarı değilim. Daha iyi çözümler üretilebilir örneğin bu bölgede ormanlık alan çok etrafı çevrilerek sokaktaki başıboş köpekler oraya konulabilir” şeklinde konuştu.
“Başka köpekleri bir daha sevmeyeceğim”
Köpeğin saldırısına uğrayan 5 yaşındaki Erva ise “Beni annemin yanına giderken köpek ısırdı ve hızlı koşarak kendimi kurtardım. Bizim evimizin önündeki köpeğin kafasını sevdiğimde beni hiç ısırmıyor. Başka köpekleri bir daha sevmeyeceğim” ifadelerini kullandı. – SAKARYA
]]>Artvin’in Hopa ilçesinde Belediye Veteriner hekimleri ve gönüllülerle birlikte sokak köpeklerinin kısırlaştırma işlemlerine bugün itibariyle başladı. İlk olarak barınakta bulunan erkek köpeklerin kısırlaştırılması, küpelenmesi ve mikroçip takılması işlemleri gerçekleştirildi. Hopa Belediyesi Başkanı Utku Cihan sokak hayvanlarını kısırlaştırarak kontrol altına alınabileceğini dile getirerek “Yaklaşık 300 tane sokak köpeği olduğunu düşünüyoruz. Bu yaptığımız çalışmayla bir envantere de ulaşmış olacağız. Dolayısıyla bu çalışmanın bir diğer amacı da bu. Tam sayıyı tespit edeceğiz. Sadece sokakta gezen değil bahçelerimizde olanları da tespit edeceğiz. Yarı ev yarı bahçede yaşayan hayvanlarımız var. Onların kısırlaştırılması için de çağrılarımız olacak. Aynı zamanda evdeki hayvanlarımızın da kısırlaştırılmasına yönelik destek olmak istiyoruz. Bütün Hopa’da ki sokak hayvanlarının, bahçedekilerin, evdekilerin tamamının kısırlaştırılması sayesinde ancak sayıyı kontrol altına alabiliriz. Hepsinin bir envantere girmesiyle sayıyı kontrol altına alabiliriz. Bu yüzden de bu süreci takip edeceğiz. Bütün vatandaşlarımıza da bu sürece katılmaları için çağrıda bulunacağız. Vatandaşlarımızın da besledikleri hayvanlar varsa onların da kısırlaştırılması için bizimle iletişime geçmesini istiyoruz” ifadelerini kullandı.
Sokak hayvanlarının verdiği huzursuzluğu 6 ay içerisinde çözmeyi planladıklarını ifade eden Cihan “Bir yasa tasarısı var. Sokak hayvanlarının barınaklarda 30 gün boyunca tutulması ve sahiplendirilmeye çalışılması. Sahiplendirilmezlerse uyutulması, diğer anlamıyla öldürülmesi ile ilgili bir yasa tasarısı var. Biz bunun doğru olmadığını düşünüyoruz. Bunun alternatifleri var. Biraz ilgilenerek. Gönüllüler ile hayvan severlerle iş birliği yapılarak sokak hayvanları ile mücadele edilebilir. Dolayısıyla biz bunun örneğini burada gösteriyoruz. Sayıyı kontrol altına alma şansımız var. Bakınca bu bir maliyet meselesi değil. Bütçe meselesi değil. Sadece bir yol haritası yapılması lazım. 1910 yılında da benzer bir köpeklerin toplanması ve öldürülmesi süreci olmuştu. Gelin görün ki bir sonuç olmamış. Yine aynı şey yapılsa bile bir sonuç alınmayacaktır. Bunun en önemli çözümü gerekli kurumların gerekli iş birliklerini yaparak bu sorunu devamlı takip etmek. Biraz vatandaşların eğitilmesi, biraz kurumların görevlerini yerine getirmesi halinde gönüllülerin de desteği ile sorunu çözebiliriz. Biz bunu Hopa çevresine yapmaya çalışıyoruz. Bu sürecinin sonunda da sayılarını kontrol altına alarak sokaklarda yaşanan huzursuzluğu 6 ay içerisinde çözmüş olacağımızı düşünüyoruz” şeklinde konuştu.
Cihan sözlerinin devamında, “Tarım ve Orman Bakanlığının tahsis ettiği ve isteyen her belediyeye olumlu olarak baktıkları bir süreç yaşanmış. Burada bir tahsis var. Burada bizim yaptığımız barınaklar var. Onun üzerine bizim yaptığımız alanlar var. Bu alanları biz doğayı fazla tahrip etmeden yapıyoruz. Bu alanı biraz daha genişletmek istiyoruz. Sokak hayvanlarının, sokak köpeklerinin serbest olarak gezdiği ve yine yapı yapmayacağımız alanlar tahsis ettirmek istiyoruz. Sokak hayvanlarının aşıları yine Tarım ve Orman bakanlığı tarafından yapılıyor. Kurumlar aslında iş birliği yaptığı zaman bu işin çözümü çok kolay yapılıyor” ifadelerini kullandı. – ARTVİN
]]>Türkiye Cumhuriyeti ve Sudan Cumhuriyeti Arasında Ticaret ve Ekonomik Ortaklık Anlaşması kapsamında Cumhurbaşkanına doğrudan yetki verilmesine ilişkin kanun teklifi TBMM Dışişleri Komisyonu’nda edildi. Teklife, CHP’li üyeler muhalefet şerhi koydu.
Komisyon Üyesi CHP Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer, komisyonda teklifle ilgili yaptığı konuşmada şunları söyledi:
“Türkiye’de hayvancılık bitme noktasına getirildi. Bizim çiftçilerimiz, üreticilerimiz destek beklerken yüzde 100 kota içi tarife indirimi uygulanarak Sudan’dan tarımsal ve hayvansal gıdalar ithal edilecek. İthal edilecek ürünler arasında 50 bin büyükbaş, 2 bin küçükbaş hayvan, 8 bin ton et, 2 bin ton tereyağı, 2 milyon yumurta, 500 ton bal, 5 bin ton patates, 5 bin ton domates, bin ton sarımsak, 2 bin ton üzüm, her biri 5 milyar ton olmak üzere buğday, arpa, yulaf, mısır, 2 bin ton buğday unu yer almakta. Bu ürünlerin istisnasız tamamı Türkiye’de yetiştiriliyor. Sudan’dan yapılacak bu ithalat bizim kendi üreticilerimizin aleyhine olacak. Üreticilerimizin haklarını korumak Meclis’in temel görevi olmalıdır” dedi.
At, eşek ve domuz eti de listede
Türkiye’nin Sudan’dan sıfır vergi ile ithal edilmesini kabul ettiği ürünlerin listesinde 500 ton (taze, soğutulmuş veya dondurulmuş) at, eşek, katır veya bardo etleri ile 500 ton sığır, domuz, koyun, keçi, eşek, katır veya bardoların yenilen sakatatının da bulunması dikkat çekti. Anlaşmaya göre, Türkiye de Sudan’a indirilmiş vergi tarifesi ile balina, fok, papağan ve bazı diğer hayvanları ihraç edecek.
“Türkiye’de hayvancılığı bitirdiniz”
CHP’li Çakırözer, Türkiye’de kapsamlı politikalar uygulanarak Türkiye’deki üreticilerin desteklenmesi gerektiğini belirterek şöyle konuştu:
“Eskişehir’de Beylikova ilçemiz ‘süt diyarı’ olarak anılır. Ama şimdi Beylikova’da insanlar süt bulamıyor, hayvan bulamıyor. Hayvancılık bitme noktasında. Ama bakıyoruz önümüze getirdiğiniz bu anlaşmanın ekleri arasında ek 1.2b Türkiye’nin Tarım Ürünlerinde Kota Bazı Tavizleri başlıklı belge uyarınca, yüzde 100 kota içi tarife indirimi uygulanarak Sudan’dan ithal edilecek ürünler arasında; 50 bin büyükbaş, 2 bin küçükbaş hayvan, 8 bin ton et, 2 bin ton tereyağı, 2 milyon yumurta, 500 ton bal, 5 bin ton patates, 5 bin ton domates, 1 bin ton sarımsak, 2 bin ton üzüm, her biri 5 milyar ton olmak üzere buğday, arpa, yulaf, mısır, 2 bin ton buğday unu yer almaktadır. Bu ürünlerin istisnasız tamamı Türkiye’de yetiştirilmektedir. Sudan’dan yapılacak bu ithalatın belirtilen şekilde düzenlenmesi iç piyasanın ve kendi üreticilerimizin aleyhine olacaktır” dedi.
]]>(AYDIN) – Aydın’ın Nazilli ilçesinde hayvancılık yapan Süleyman Sağkol, “Geçen sene ağılımızda 30 koyunu satmıştık. Şu anda henüz 8 tane satabildik. Bu işin sonu nereye varacak bilmiyoruz” dedi.
Aydın’ın Nazilli ilçesinde hayvan üreticileri, yaklaşan Kurban Bayramı’nda satışlardan umutlu olmadıklarını belirterek gelecek senelerde bu iş ile uğraşmayacaklarını söyledi. Emeklerinin karşılığını alamadıklarını belirten üreticiler öte yandan düşük emekli maaşı ve asgari ücretle çalışan vatandaşların da bütçelerinden pay ayırmalarının zor olduğunu ifade etti.
“On bin lira emekli maaşıyla nasıl kurban alacaklar?”
Aslanyaka Mahallesi’nde kurban üreticiliği yapan Süleyman Sağkol şunları söyledi:
“Ben küçükbaş hayvan yetiştiriciliği ile uğraşıyorum. Kurbanlıkları mart ayından itibaren ağıllara getiririz. Kuzuları son 2 ay besiye çekeriz. Bizler bu hayvanları besiye çekerken zorlanıyoruz çünkü yem, yonca, saman gibi zaruri ihtiyaçları karşılamaya çalışıyoruz fakat fiyatlar çok yükseldi. Geçtiğimiz sene ile bu sene arasında fiyatlar 2 kat arttı. Geçen sene 250 liraya aldığımız yemin çuvalı bu sene 600 lira oldu. Yonca ise 3 liradan 8 lira oldu. Bizler bunlara bakmakta oldukça zorlanıyoruz fakat bu işin içinden nasıl çıkacağımızı da bilemiyoruz. İnsanlar kurban kesmek istiyorlar fakat iki taksit, üç taksit olur mu diye teklifte bulunuyorlar. Geçen sene ağılımızda 30 koyunu satmıştık. Şu anda henüz 8 tane koyun satabildik. Bu işin sonu nereye varacak bilmiyoruz. Buradaki koyunlar 35- 40 kilo ete tekabül ediyor. Bizler hayvanlarımıza 17 ile 20 bin lira arasında fiyat biçtik. İnsanların da durumları belli. 10 bin lira emekli maaşı alıyor, 17 bin lira asgari ücret alıyor. Biz de 20 bin lira koyun parası istiyoruz. İnsanlar da haklı, biz üretici olarak da haklıyız.
“Kuzuları satamazsak ucuza kasaba gidecek”
Koyunlarımızın ağırlığı canlı olarak 80 kilo civarında. Ben bu kurbanlıkları 20 bin lira civarında satacağım. Eğer bu kurbanlıkları satamazsam, kurban bayramından sonra bu kuzular büyük ihtimalle kasaba gidecek. Şu anda 450- 500 lira arasında olan karkas et fiyatı, kurbandan sonra daha da düşecek. Kasabın eline düştüğüm zaman zarar edeceğim, emeğimin karşılığını alamayacağım. Bayramdan sonra kasap etin kilogramını 700- 800 lira arasında satacak. Kasapta bir pirzola 750- 800 liradan aşağı değil. Bu hayvan aslında 20 bin lira civarında para çok değil fakat halkın alım gücü olmadığı için büyük sıkıntı var. Bir hayvanın bir günlük yem maliyeti 35- 40 lira arasında. İşçiliğimiz, elektriğimiz, suyumuz hariç. Her gün bu hayvan 40 lira para yiyor. 2 kilo saman, 1 kilo yonca, 1,5 kilo civarında besi yemi. Bunun maliyeti 40 lira.”
“Yıl geçtikçe üretici azalıyor”
Nazilli Ticaret Borsası hayvan pazarında ise kurbanlık üreticileri bu sene çok sıkıntı yaşadıklarını söyledi. Alıcı bulamadıklarını belirten üretici, kendi maliyetlerinin ise her geçen gün yükseldiğini ifade etti. Bir üretici, “Fiyatlar yerinde ama müşteri yok. Her şey pahalı. Her gün her şeye zam. Yem, un, yoncaya zam. Ne olacağını biz de bilmiyoruz” dedi. Bu sene emekli kurban keser mi sorusuna üretici, “zor” diye cevap verdi, “2-3 taksitle kurban kesmek isteniyor. Kurbanlar bile takside bağlandı” ifadelerini kullandı.
Diğer bir üretici ise, “Bu işi seneye biz de bırakacağız. Bir kilo kirazın 200 lira olduğu yerde, 10 bin liraya 9 bin liraya kurbanlık alınıyor. Bu adalet değil. Biz bir yıl boyunca emek veriyoruz. Bir kilo arpa 10 lira. Hayvanlara 7-8 bin lira para veriyorlar. Kesici haklı, üretici haklı ama ceza hep üreticiye kesiliyor. Bir şişe kola 50- 60 lira, bir kilo süt 10- 13 lira. Bunlar kolay üretilmiyor. Yıl geçtikçe üretici azalıyor. Artık biz de bırakacağız. 100 hayvan bakıyorduk, seneye biz de yokuz artık” diye konuştu.
Bir diğer üretici ise, “Kuzunun karkas fiyatı en az 230 lira olmalıydı. Günlük yem fiyatları yüksek, masraf fazla oluyor. Ben bu hayvanlara 12 bin lira para istiyorum, şu anda fiyat veren yok. Bilmiyorum artık ne olacak” derken, başka bir üretici ise, “Kuzunun fiyatı her gün düştü. 250 liraydı, 240 lira, 220 lira derken fiyat düştü. Şu anda kuzu 180 lira. Kasapta kaç lira? Bu kuzudan 1,5 kilo et bin lira. Burada üst üste 45 kilodan aşağı kuzu yok. Bu paraya verilir mi, bu işin içinden çıkılır mı? Çobanlık yapılır mı” diye konuştu.
]]>
Hayvanları Koruma Kanunu ile ilgili fikirlerinin alınmadığını açıklayan veteriner hekimler,”Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, Tarım ve Orman Bakanlığı, Adalet Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı’nın iş birliğinde Hayvanları Koruma Kanunu’na ilişkin yasa değişiklik tasarısı hazırlandığını, teklifin önümüzdeki haftalarda TBMM’ye geleceğini basından öğrenmiş bulunuyoruz” dedi.
Sağlıklı hayvanların ötanazisi ve itlafının veteriner hekimler açısından da etik, insani ve vicdani olmadığını kaydeden hekimler, evrensel hekimlik değerlerini hatırlattı:
“Veteriner hekimler olarak bizler bu yasa çıksa da ötanazi yapmayacağız. Önerilen bu yöntem sanıldığının aksine maliyet açısından da avantajlı değildir. Basındaki haberlerden edindiğimiz bilgilere göre bu taslakla getirilenlerin daha önceki değişiklikler gibi sahadan ve bilimsellikten uzak, uygulanması mümkün olmayan, toplum vicdanını rahatsız eden değişiklikleri içerdiği ve ülkemize bu alanda bir 20 yıl daha kaybettireceği kaygısı taşımaktayız. 2004 yılında çıkan 5199 sayılı Hayvan Koruma Kanunu öncesinde, sahipsiz hayvanlar maalesef insani olmayan yöntemlerle yok edilmekteydi. Ancak gelişen toplumsal bilinç ve itirazlar sonrası 5199 sayılı kanun çıkarılmış ve her türlü itlaf yasaklanmıştı.”
“5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu uygulanmadı”
Yerel yönetimlerin birkaçı dışında Hayvanları Koruma Kanunu’na uygun hareket eden belediyenin olmaması sebebiyle sahipsiz hayvan popülasyonunun bir sorun haline geldiğine dikkati çeken hekimler “5199’a göre yerel yönetimler geçici bakımevi kuracak, sahipsiz hayvanların tedavisi ve rehabilitasyonunu gerçekleştirerek, kısırlaştırıp, aşılayarak yaşadığı bölgeye geri bırakacaktı” dedi. Hekimler, hayvan haklarının ise “seçimden seçime hatırlandığını” dile getirerek siyasetçileri eleştirdi.
Veteriner hekimler, 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu’na rağmen denetim yapılmadığını, bütçe ayrılmadığını, kanunun gereğini yapmayanlara ise yaptırım uygulanmadığını dile getirdi. Sahipsiz hayvanların uygun olmayan barınak koşullarında toplatıldığını kaydeden veteriner hekimler, kısırlaştırma işlemlerinin ise maliyetli olduğu gerekçesiyle yapılmadığını söyledi ve tasarıyı şu sözlerle eleştirdi:
“Tasarıda olduğu söylenen ötanazi işlemi, hayvanların tıbbi yöntemler yoluyla, hızlı, ağrısız ve acısız bir şekilde yaşamının sonlandırılması anlamına gelmektedir. Ötanazi, ölümle karşı karşıya kalınması halinde, acının ve ağrının kalıcı olduğu veya hafifletilemediği durumlarda tıbbi gerekçeler ile uygulanan bir yöntemdir.
“Sağlıklı hayvanlara ötenazi uygulamak katliamdır”
Ötanazi sadece veteriner hekimler tarafından uygulanabilir ve sağlıklı bir hayvana uygulandığında katliamdan başka bir anlam taşımaz. Sağlıklı hayvanların ötanazisi ve itlafı veteriner hekimler açısından da etik, insani ve vicdani değildir, evrensel hekimlik değerleri ile de bağdaşmamaktadır. Veteriner hekimler olarak bizler bu yasa çıksa da ötanazi yapmayacağız.
“Kısırlaştıma işleminden daha maliyetli”
Hayvana ötanazi yapılmadan önce uygulanacak prosedürler ile birlikte kısırlaştırmadan daha maliyetli ve zorludur, sahipsiz hayvan popülasyonun kontrolüne yönelik aktif bir yöntem olarak da değerlendirilemez. Ayrıca iletişim çağında Türkiye Yüzyılında ülkemizin uluslararası kamuoyunda algısını olumsuz olarak etkileyecektir.”
“Sokağa terkedilen hayvanların sahiplerine yaptırım uygulanmalı”
Türk Veteriner Hekimleri Birliği, soruna ilişkin çözüm önerilerini şöyle sıraladı:
“Büyükşehir Belediyelerinde Veteriner Halk Sağlığı Daire Başkanlığı ve diğer belediyelerde Veteriner İşleri Müdürlüğü kurulmalıdır.
Veteriner Halk Sağlığı Daire Başkanlığı ve Veteriner İşleri Müdürlükler’inde nitelikli ve yeterli sayıda personel istihdamı sağlanmalıdır.
Geçici bakımevi kapasitesini karşılar sayıda veteriner hekim, hayvan sağlığı yardımcı personeli ve işçi personel bulunmalıdır. Bu konuda standartlar oluşturulmalıdır. Geçici hayvan bakımevinde çalışan yardımcı personeller hijyen, hayvan davranışları, hayvan refahı ve bakımı, hayvanların tutulması ve yakalanması konusunda eğitim almalıdır.
İhtiyaç duyulan bölgelerde veteriner fakülteleri ve serbest veteriner hekimlerden kısırlaştırma çalışmalarında destek alınmalıdır.
Sahipli hayvanlar da dahil olmak üzere kontrolsüz üreme ve denetimsiz ticari satışların önüne geçilmeli, üretim yapılacaksa ilgili bakanlığın denetimi ve mutlaka veteriner hekimlerin denetimi ve onayıyla yapılmalıdır.
Sahipsiz kedi ve köpeklerin sokaktan sahiplenilmesi özendirilmeli, sahiplenilmesi halinde kimliklendirilmesi ile ilgili zorluklar ortadan kaldırılmalı, her yaştaki hayvan kimliklendirilebilmelidir.
Çevreye uyum gösteremeyen, yaşlı, zayıf, engelli vb. köpekler ve kediler sahiplendirilinceye kadar veya hayatları boyunca bakımevlerinde kalmalıdır.
Hayvan sahiplenme şartları yeniden düzenlenmelidir.
Sokağa terkedilen hayvanlara ilişkin hayvan sahiplerine ciddi yaptırımlar uygulanmalıdır.
Önemli bir sokak hayvanı kaynağı olan kırsal yerleşim alanları ile tarım işletmelerindeki hayvanlar denetim altına alınmalıdır. Sahiplendirmenin özendirilmesi, devletin bu konuda destek vermesi, bireysel sahiplenmenin yanı sıra, ülkemizde bulunan çok sayıda şirketin ve kamu kurumlarının hayvanları sahiplenmesi sağlanmalıdır.
Çözüm için başta meslek örgütleri olmak üzere sivil toplum örgütleri ve diğer gönüllülerden yardım alınmalı, destekleri istismar eden kişi ve kurumlar denetlenmelidir.”
]]>(ANKARA) – Hayvan hakları savunucuları, hayati tehlike oluşturdukları gerekçesiyle “sokak köpeklerinin uyutulmasını” da içereceği bildirilen yasa teklifine tepkiler sürüyor. Umutlu Patiler Derneği Başkanı Gülden Yüce, “Burada madur sokak hayvanı ama fatura da sokak hayvanına kesiliyor. Bu saatten sonra biz de hayvanları uyutmak için almaya çalışanların karşısındayız. Can vereceğiz ama canlarımızı vermeyeceğiz. Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır” dedi.
Yasa tasarısı hakkındaki düşüncelerini ANKA Haber Ajansı ile paylaşan vatandaşlar ve hayvan hakları savunucuları, gündeme getirilen yasa teklifine tepki gösterdiler.
Feryel Yanık: “Böyle bir yasa çıkarılmasına kesinlikle karşıyız, karşıyım. Adına uyutmak dedikleri şey katletmek. Bizler daha önce barınaklarla ilgili her zaman ‘ölüm kampları’ dedik. Yıllarca mücadele verdik. Onların yaşam hakları var. Böyle bir yasayı kabul etmiyorum. 30 günde hiçbir sokak hayvanı sahiplenemez.”
“Vicdanlı olan hiçbir insan buna ‘evet’ demez”
Aygül Umaçlı: “Belediyeler görevlerini yapmadıkları için bu hayvanların kısırlaştırılıp yerine bırakılma kanununu uygulamadıkları için buna para harcamak istemedikleri için bu hayvanların popülasyonu oldukça arttı. Ancak bu hayvanların yüzde 80-90’ı son derece uysal ve insanlarla birlikte uyumlu yaşayan hayvanlar. Hayvanları yok edebilek için birkaç yıldır planlı olarak karşı görüş oluşturuldu. Toplanılan hayvanlarda da örnek olarak Konya Barınağı’nda gördüğünüz gibi bilinmeze ve öldürülmeye gidiyor. Bu bir vahşet. Vicdanlı olan hiçbir insan buna ‘evet’ demez.”
Umutlu Patiler Derneği Başkanı Gülden Yüce: “Bu dini ya da siyasi değil vicdani bir durum. Bu artık iyi insanlarla kötü insanların savaşı. Müslüman bir ülkeyiz. Yaratılanı seviyoruz yaratandan ötürü ama bu sadece ağzımıza pelesenk olmuş. Gerçekleştiremiyoruz. Hayvanseverler bu güne kadar hümanist ve çözümcül yaklaştı. Bu sorun kısırlaştırmayla çözülür denildi. Belediyeler ve kurumlar gerekli görevlerini yapsalardı bu günlere asla gelinmeyecekti. Burada madur sokak hayvanı ama fatura da sokak hayvanına kesiliyor. Bu saatten sonra biz de hayvanları uyutmak için almaya çalışanların karşısındayız. Can vereceğiz ama canlarımızı vermeyeceğiz. Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır.”
“Bu uyutma değil, acılı bir ölüm”
Hayvan Hakları Aktivisti Aslı Alpar: “Sokak köpeklerinin tamamının toplatılarak barınakta 30 gün bekledikten sonra sahiplenilmezlerse hepsinin zehirli iğneyle öldürülecekleri haberi için buradayım. ‘Uyutulacak’ deniyor ama tabii ki bu uyutma değil. Benzer şekilde acılı bir ölüm aslında. Sağlıklı, hayatta olması gereken bir hayvanın hayattan iradesi dışında koparılması cinayettir, katliamdır. Bunun dışında burada olmamın olmamın sebeplerinden bir tanesi de Meclis’te Hayvan Hakları Komisyonu’nun bir raporu vardı. Aradan 2-3 sene geçti ve ne doğru düzgün kısırılaştırma yapıldı ne hayvanlar sağlıklarına kavuşturuldu ne rehabilitasyon oldu. Şu anda 3 sene önceki bilgiler yokmuş gibi rapor yokmuş gibi hayvanları toplayalım ve öldürelim diyorlar. Bu kabul edilebilecek bir şey değil.”
DEM Parti İzmir Milletvekili İbrahim Akın: “Yapılan açıklamanın özeti şu, sokak köpeklerinin kimi insanlara verdiği zararlardan dolayı sokaktaki köpekleri toplayıp sahiplenilenleri sahiplendirmek, sahiplenilmeyenleri de öldürmek istiyorlar. Alınacak tedbir hayvanlarla ilgili katliama dönüşme çerçevesinde asla ele alınamaz, kabul edilemez.”
DEM Parti Mersin Milletvekili Perihan Koca: “Sokak hayvanlarının ne olacağı ile ilgili bir gündemimiz var. Bununla ilgili uzun zamandır doğa-yaşam savunucuları mücadele veriyorlar. Hayvan hakları savunuculrı tarafından bununla ilgili yasa tasarıları daha önce Mecliste görüşüldü. 2019 yılında da buna ilişkin bir kanun taslağı parlamentodan geçmişti. Ama ne yazık ki hukukun, anayasanın rafa kaldırıldığı bir ülke gerçekliği içerisinde olduğumuz için fiili olarak çıkan yasaların herhangi bir yaptırımı olmadığı bir gerçekliğin içerisindeyiz. Medya aracılığıyla, kimi iktidar temsilcileri aracılığıyla sokak hayvanlarının ‘uyutulması’ dedikleri ‘öldürmeye, katliama’ neden olabilecek bir gündemle cebelleşiyoruz.”
]]>2024 yılı Kurban Bayramında dini amaç ve ibadet maksadıyla kurban kesmek isteyen vatandaşların, kurbanlarını dini hükümlere, sağlık şartlarına ve çevre güvenlik ve temizliğine uygun olarak kesebilmelerini sağlamak amacıyla kurban satılacak veya kesilecek yerlerin belirlenmesi, kesim yapacak kişilerin eğitilmesi ve bu konulara ilişkin diğer hususlarla ilgili tedbirlerin alınması ile ilgili şartların düzenlenmesi için Aydın Valiliği İl Kurban Hizmetleri Komisyonu Vali Yardımcısı Ali Murat Kayhan başkanlığında toplandı.
Toplantı sonunda 37 maddelik karara imza altına alındı. Alınan kararlardan öne çıkanlar ise şunlar oldu; “5996 sayılı Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu ve ilgili Yönetmelikler ile 11/05/2024 tarihli ve 32543 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 2024 Yılı Kurban Hizmetlerinin Uygulanmasına Dair Tebliğ doğrultusunda, bütün kurum ye kuruluşların üzerine düşen sorumlulukları titizlikle yerine getirmelerine, 2024 Yılı Kurban Hizmetlerinin Uygulanmasına Dair Tebliğ doğrultusunda Aydın İlinde Kurban Bayramından 1 ay önce kurban satış yerleri hazır hale getirilir ve bu tarihten önce kurbanlık hayvan girişine izin verilmez, İlimize giriş noktalarında, İl Emniyet Müdürlüğü, İl Jandarma Komutanlığı ve İl/İlçe Tarım ve Orman Müdürlükleri elemanlarınca denetim ve kontrollerinin birlikte yapılmasına, hayvan taşıma ihtimali bulunan kamyonların tamamının durdurularak kontrol edilmesine ve özellikleri belgelerine uymayan hayvan sevkleri ile raporsuz hayvan sevkleri hakkında gerekli yasal işlemlerin uygulanmasına, kaçak hayvan hareketlerine karşı düzenlenen yol kontrol ve denetimlerinin etkinliğini artırmak amacıyla ilgili kurum ve kuruluşlarca yeterli sayıda araç gereç ve personel görevlendirilmesine, ayrıca yol kontrollerinde kullanılmak üzere motorize ekiplerin ilgili kurumlar tarafından oluşturulmasına, denetimler esnasında, Yurt içi Veteriner Sağlık Raporu ve beraberinde bulunması gereken belgeler olmadan kaçak olarak yapılan hayvan sevklerinin tespiti halinde hayvanların yed-i emin ile sahibine teslim edilerek hayvan sahibinin göstereceği bir işletmede karantinaya alınmasına, hayvan sahibinin karantina için yer gösterememesi durumunda, masrafları hayvan sahibince karşılanmak üzere başka bir yerde karantinaya alınmasına ve 5996 sayılı Veteriner Hizmetleri Bitki Sağlığı Gıda ve Yem Kanununun ilgili maddeleri gereğince, gerekli cezai işlemlerin uygulanmasına, yed-i emine muhalefet edilmesi durumunda Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusunda bulunulmasına, İlçe Kurban Hizmetleri Komisyonlarının Kaymakamlar başkanlığında toplanarak belirlediği kurbanlık hayvan satış ve kesim yerlerine ait koordinatları, sahip kişi/kurum adı ve TC/Vergi numarası bilgilerinin listelenerek Aydın Büyükşehir Belediye Başkanlığı Veteriner Hizmetleri Müdürlüğüne, Aydın İl Tarım ve Orman Müdürlüğüne ve Aydın İl Müftülüğüne en geç 24.05.2024 tarihine kadar bildirilmesine; 2020 yılı itibari ile Tarım ve Orman Bakanlığı Gıda ve Kontrol Genel Müdürlüğünce TÜRKVET sistemi üzerinde tüm geçici kurban satış ve kesim yerleri kapatılmış olup, sistem üzerinde Aydın iline canlı hayvan sevklerinin mümkün olabilmesi için, belirlenen geçici kurban satış yeri listesinin İl Sistem Sorumluları tarafından TÜRKVET’e kaydedilmesine oy birliği ile karar verilmiştir.” – AYDIN
]]>(ANKARA) – Hayvan, Yaşam, Özgürlük İnisiyatifi kurucularından Güliz Gündüz, “TBMM Tarım Komisyonu’nda köpekler için ‘ölüm fermanı’ anlamına gelen bu tasarı görüşülecek. Halkın oylarıyla seçilmiş vekiller, bizzat bizi kutuplaştırmaya ve halkın hassas dengelerini bozmaya devam ediyor” dedi.
Hayvan hakları savunucuları, hayati tehlike oluşturdukları gerekçesiyle sokak köpeklerinin uyutulmasını da içereceği bildirilen yasa teklifini protesto etmek için TBMM’deki Mlili Egemenlik Parkı’nda bir araya geldiler. Eylemde, “hayvan, yaşam, özgürlük,” “toplayamazsın, hapsedemezsin, öldüremezsin”, “katilleri topla, hayanları değil” sloganları atıldı. Sözü edilen yasa teklifinin hayvanları korumak değil “öldürmek” olduğunu söyleyen hayvanseverler, bir araya gelerek basın açıklaması ve ardından bir süre oturma eylemi gerçekleştirdiler.
Basın açıklamasını okuyan Hayvan, Yaşam, Özgürlük İnisiyatifi kurucularından Güliz Gündüz, şunları söyledi:
“Bugün; Cumhurbaşkanlığı, AKP, iktidarın küçük ortakları olan gerici siyasi partiler ve Tarım Bakanlığı tarafından öne sürülen ‘tecrit ve katliam odaklı’ yasa tasarısına karşı, sokakta yaşayan köpekleri, yani mahalle sakinlerimizi savunmak için buradayız, tek bedeniz. ‘Ötenazi, uyutma, doğal yaşam alanı, Avrupa modeli’ gibi yumuşatılmış ifadeler ile sokakta yaşayan köpeklerin ömür boyu hapsedilmesine ve öldürülmesine yönelik ‘etik dışı ve kanun dışı’ uygulamaları protesto etmek, hayvanların yalnız olmadığını haykırmak için buradayız.
AKP Genel Başkan Yardımcısı Ömer Çelik’in dün gazetecilerle paylaştığı bilgiye göre; bahsi geçen düzenleme önümüzdeki birkaç hafta içinde, komisyon toplantıları sonrası oylanmak ve yasalaşmak üzere meclise sunulacak.
” Tarım ve Orman Bakanlığı’yla ve iktidar partisiyle daimi bir mücadele içindeyiz”
Hayvanlarla birlikte içine çekildiğimiz nefret örgütlenmesi yeni değil. 2000’li yılların ortalarından bu yana sokakta yaşayan hayvanları toplamak, hapsetmek ve öldürmek için hep aynı tehditle karşı karşıya bırakılıyoruz. Yıllardır ismini hak etmeyen 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu’nun ‘kısırlaştır, aşılat, yerinde yaşat’ ilkesini temel alan 6’ncı maddesini delmek isteyen Tarım ve Orman Bakanlığı’yla ve iktidar partisiyle -tabiri caizse- ‘daimi bir mücadele içindeyiz’. Hayvanları ve haklarını korumakla yükümlü olanlar, bizzat onları yok etmeye ve suç işlemeye devam ediyor! Halkın oylarıyla seçilmiş vekiller, bizzat bizi kutuplaştırmaya ve halkın hassas dengelerini bozmaya devam ediyor.
20 yıldır kanunda yer alan yükümlülüklerini yerine getirmeyen, yani hayvanları kısırlaştırmayan, besleme, bakım ve rehabilitasyonlarını yapmayan, onları başka ilçelere, ormanlara, çöplüklere atan ve popülasyonun artmasına sebep olan belediyelerin suçunu köpeklere atamazsınız. Hissiz birer eşyaymış gibi, hayvanların kataloglardan, internetten, merdiven altından yasal ve yasa dışı üretimine, satışına ve ticaretine izin verip hayvan terk etme fiillerine caydırıcı cezalar getirmeyen yasa yapıcıların sorumluluğunu köpeklere yıkamazsınız. Geçici bakımevlerinde ve toplamalar sırasında hayvanlara yönelik şiddet ve işkence fiillerinde bulunan belediye çalışanlarının, veteriner hekimlerin ve emri veren belediye başkanlarının ‘soruşturma engeline takılmadan yargılanmasına’ engel olan iktidarın ve siyasi partilerin ellerindeki kanı köpeklere bulayamazsınız.
“Yapmanız gerekenlerin hiçbirini yapmayıp hayvanları hedef gösteremezsiniz”
Yapmanız gerekenlerin hiçbirini yapmayıp hayvanları hedef gösteremezsiniz. Yok etmeye çalıştığınız milyonların hak ve adalet anlayışı, beraber yaşamayı nesilden nesile aktarmaya devam eden kültürel kodlarımız buna izin vermeyecek. Sokaktaki dostlarımızı öldürmeyi hedefleyen tecrit ve katliam tasarısı meclisten geri çekilene kadar her gün sokaklarda olacağız. Etik, bilimsel ve yaşam hakkından taraf olan tek çözüm kısırlaştırmak, yerinde yaşatmak, üretim ve satışı yasaklamaktır.”
]]>Sokak hayvanlarının gerektiğinde “uyutulmasını” da içeren yasa teklifinin TBMM’ye geleceği haberleri üzerine İstanbul Beşiktaş’ta açıklama yapıldı. Yaşam İçin Yasa İnisiyatif adına yapılan açıklamayı Öykü Yağcı okudu.
Açıklamada, “Cumhurbaşkanlığı, AKP, iktidarın küçük ortakları olan gerici siyasi partiler ve Tarım Bakanlığı tarafından öne sürülen ‘tecrit ve katliam odaklı’ yasa tasarısına karşı, sokakta yaşayan köpekleri, yani mahalle sakinlerimizi savunmak için buradayız, tek bedeniz” sözleri ile başlayan açıklamada, “‘Ötenazi, uyutma, doğal yaşam alanı, Avrupa modeli’ gibi yumuşatılmış ifadeler ile sokakta yaşayan köpeklerin ömür boyu hapsedilmesine ve öldürülmesine yönelik ‘etik dışı ve kanun dışı’ uygulamaları protesto etmek, hayvanların yalnız olmadığını haykırmak için buradayız” ifadelerine yer verildi.
Açıklamada, şu görüşlere yer verildi:
“‘Artık yeter’ demek için yine sokaklardayız. Çünkü; Hayvanlarla birlikte içine çekildiğimiz nefret örgütlenmesi yeni değil. 2000’li yılların ortalarından bu yana sokakta yaşayan hayvanları toplamak, hapsetmek ve öldürmek için hep aynı tehditle karşı karşıya bırakılıyoruz. Yıllardır ismini hak etmeyen 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu’nun ‘kısırlaştır, aşılat, yerinde yaşat’ ilkesini temel alan 6. maddesini delmek isteyen Tarım ve Orman Bakanlığı’yla ve iktidar partisiyle -tabiri caizse- ‘daimi bir mücadele içindeyiz’. Hayvanları ve haklarını korumakla yükümlü olanlar, bizzat onları yok etmeye ve suç işlemeye devam ediyor! Halkın oylarıyla seçilmiş vekiller, bizzat bizi kutuplaştırmaya ve halkın hassas dengelerini bozmaya devam ediyor.
Toplumsal huzura ve barışa zarar veren bu suni gündemleri ise; taraflı medya kuruluşlarını, yandaş gazetecileri ve parayla tutulmuş trol çetelerini devreye sokarak yapıyorlar. Bireysel silahlanmayı hedefleyen, provokasyon ve dezenformasyonla köpekleri ve yaşam savunucularını canavarlaştıran ama bir türlü kapatılmayan sözde dernekler de, adeta sözcülük yapıyor. Yetkililer, Türkiye’de ekonomik, sosyal ve kültürel başka hiçbir ‘hayati’, hatta ‘ölümcül’ sorun yokmuş gibi, kendi sorumsuzluklarını, suçlarını, ihlal ve ihmallerini örtmek için hayvanları ve hayvan hakkı savunucularını hedefe koyuyorlar”
“Suçu köpeklere atamazsınız”
“Asıl sorumluların, 20 yıldır kanunda yer alan yükümlülüklerini yerine getirmeyen, yani hayvanları kısırlaştırmayan, besleme, bakım ve rehabilitasyonlarını yapmayan, onları başka ilçelere, ormanlara, çöplüklere atan ve popülasyonun artmasına sebep olan belediyeler olduğu” ileri sürülen açıklamada, “suçu köpeklere atamazsınız” denildi. Açıklamada, şunlar kaydedildi:
“Hissiz birer eşyaymış gibi, hayvanların kataloglardan, internetten, merdivenaltından yasal ve yasadışı üretimine, satışına ve ticaretine izin verip hayvan terk etme fiillerine caydırıcı cezalar getirmeyen yasa yapıcıların sorumluluğunu köpeklere yıkamazsınız. Barınaktan hayvan sahiplendirme bilincini aşılamayan, hayvanlarla beraber yaşamanın yükümlülükleri konusunda sistemli bir şekilde farkındalık ve eğitim çalışmaları yapmayan yerel ve merkezi yönetimlerin yükünü köpeklere atamazsınız. Halihazırda yasalara aykırı şekilde işleyen dev ‘toplama merkezlerinin’ ihalelerine ve inşaatlarına halkın vergileriyle binlerce dolar harcayan ve bu tesisleri ‘ölüm kampları’ şeklinde kullanan belediye başkanlarının rant hırslarını köpeklerden çıkaramazsınız.
Geçici bakımevlerinde ve toplamalar sırasında hayvanlara yönelik şiddet ve işkence fiillerinde bulunan belediye çalışanlarının, veteriner hekimlerin ve emri veren belediye başkanlarının ‘soruşturma engeline takılmadan yargılanmasına’ engel olan iktidarın ve siyasi partilerin ellerindeki kanı köpeklere bulayamazsınız.
Hayvana zulmedenlere ‘yatarı olmayan, ertelenebilen, iyi hal indirimi uygulanan ve para cezasına çevrilebilen’ caydırıcılıktan uzak göstermelik hapis cezalarını, ‘devrim gibi yasal düzenleme’ güzellemesiyle sunan vekilleri, katilleri aramıza salan cezasızlık sistemini köpeklere karşı kullanamazsınız. Yapmanız gerekenlerin hiçbirini yapmayıp hayvanları hedef gösteremezsiniz! Yok etmeye çalıştığınız milyonların hak ve adalet anlayışı, beraber yaşamayı nesilden nesile aktarmaya devam eden kültürel kodlarımız buna izin vermeyecek”
]]>CHP Genel Başkanı Özgür Özel, BBP Genel Başkanı Mustafa Destici ile parti genel merkezindeki makamında bir araya geldi. Görüşmede CHP’den Genel Sekreter Selin Sayek Böke, Genel Başkan Yardımcıları İlhan Uzel ve Sevgi Kılıç, BBP’den de Genel Başkan Yardımcısı Ahmet Yelis ve Genel Başkan Yardımcısı Durmuş Boztuğ da yer aldı. Basına kapalı olarak gerçekleşen görüşme yaklaşık 1 saat sürdü. İkili, daha sonra ortak basın açıklaması gerçekleştirdi.
“Hayırlı olsun ziyareti olarak son derece önemli buluyoruz”
Yerel seçimlerin ardından siyasette normalleşme süreci gerçekleştiğini söyleyen Özel, “Biz, hem nezaket hem protokol kuralları çerçevesinde hep birlikte olmuş ve temaslarımızı sürdürmüş iki partiydik. Bayramlaşmalarda heyetlerinin birbirini ziyaret ettiği, genel başkanlarının birbirini aradığı iki siyasi parti olarak bugünkü ziyareti, hayırlı olsun ziyareti olarak da son derece önemli buluyoruz” ifadelerini kullandı.
Gündeme dair konularla alakalı konuştuklarını belirten Özel, “Bazı siyasi partilere hazine ve seçim yardımı yapılıyorken, bazı siyasi partilerin bundan mahrum olmasının kabul edilemez olduğu noktasında bir kez daha karşılıklı fikir birliği içinde olduğumuzu gördük” diye konuştu.
“Şu anda köpekler toplanıyor”
Gazetecilerin sokak hayvanlarına yönelik hazırlanan teklif hakkındaki soruları üzerine Destici, “Biz bu konuda çok netiz. Seçim öncesi yerel seçim beyannamemizde de sokak hayvanları meselesini çözeceğimizi ifade ettik. Çünkü şu anda insan hayatı için ciddi bir tehdit oluşturmaya başladı. Şimdi tabii nasıl çözüleceği konusunda ben biliyorsunuz Mustafa Kemal Atatürk’ün 1932 Tamimi’ni hatırlattım. Bunu kamuoyuyla paylaştım. Tabii ki o günün şartlarıyla bugünün şartları aynı değildir. Bugün teknoloji daha gelişmiştir, kısırlaştırma vardır. İmkanlar daha fazladır. Barınaklar yapılır, aşılar yapılır. Bütün bu imkanlar devreye sokulmalıdır. Ama neticede biz Büyük Birlik Partisi olarak zaten bize teslim edilen belediyelerde bir ay içinde bu çalışmaları başlatacağımızı ve en kısa zamanda da sokaklarımızı bu saldırgan ve hastalıklı olan sokak köpeklerinden temizleyeceğimizi ifade ettik. Şu anda belediyelerimiz bu çalışmalarını tamamladılar. Şu anda köpekler toplanıyor ve tedavi görmesi gerekenler tedavi göreceği yere, barınak imkanı olanlar barınaklara, hastalıklı ve terbiye edilemeyecek şekilde saldırgan olanların da uyutulması konusunda çalışmalarımızı biz yürütüyoruz” diye konuştu.
“Yoksulların tehdit altında olduğu, zenginlerin de hayvan haklarını savunduğu bir ikilemden çıkarılması gerektiğini düşünüyoruz”
TBMM’de daha önce sokak hayvanları konusunda fon kurulmasına yönelik bir karar alındığını ve bu kararın arkasında durulması gerektiğini belirten Özel ise, konuya ilişkin şunları söyledi:
” Türkiye’de bu sorun iki başlıdır. Bir yanda okula giden çocuklar, sabah erken vakitte ibadete giden yaşlılar, aracı olmayan, toplu taşımaya erken vakitte ulaşmaya çalışan belli bir gelirden yoksun yoksullar açısından bir güvenlik sorunudur. Bu sorun görülmezse ve meseleye bu sorun görülmeden bakılırsa çözüm olmaz. Diğer yandan da bu hayvanların yaşam hakkı vardır. Hayvan hakları vardır. Hayvanseverlerin hassasiyeti vardır. O yüzden kurulacak böyle bir fona çok ciddi bağışların, katkıların yapılabileceği, bu konuda hiçbir sıkıntının olmayacağı da aşikardır. Ama tasarruf tedbirleri konusunda binlerce, on binlerce, yüz binlerce candan tasarruf edemezsiniz. Burada çok istikrarlı, çok dengeli, çok bilimsel işler yapmak gerekiyor. Biz bu meselenin maalesef bir sınıfsal sorun haline dönüşüp yoksulların tehdit altında olduğu, zenginlerin de hayvan haklarını savunduğu bir ikilemden çıkarılması gerektiğini düşünüyoruz. Böyle bir inceleme düşünülmemesi gerektiğini düşünüyoruz. Sorun Türkiye’nin sorunudur. Hep beraber çözeceğiz.” – ANKARA
]]>Koçyiğit, Meclis’te düzenlediği basın toplantısında, dün Resmi Gazete’de yayımlanan Seferberlik ve Savaş Hali Yönetmeliği’ne göre Cumhurbaşkanının kuvvetli eylemli bir kalkışmanın ortaya çıkması durumunda seferberlik ilanına karar verebileceğini söyledi.
Önceki tüzük ile yerine konulan yönetmelik arasında mevzuatın ruhunu temelden değiştirecek bir yaklaşım olduğunu belirten Koçyiğit, “15 Temmuz sonrasında bile iktidar böyle bir değişiklik yapma ihtiyacı duymadı. O zaman soruyoruz; neden şimdi?” diye konuştu.
Yönetmelikte yer alan “ülkenin ve milletin bölünmez bütünlüğünü içten ya da dıştan tehlikeye düşüren davranışların ortaya çıkması durumunda” ifadesine dikkati çeken Koçyiğit, “Seferberlik gibi oldukça önemli bir meseleyi getirip davranış gibi oldukça muğlak, kişiden kişiye değişebilecek, herkesin farklı yorumlayabileceği bir şeye indirgemek tam bir akıl tutulması.” değerlendirmesinde bulundu.
Yönetmelikteki “buhran dönemleri” ifadesini de eleştiren Koçyiğit, “Yönetmeliğin, aslında ülkeyi olası bir tehlikeden korumaya yönelik değil, bizzat Erdoğan’ın kendisinin tehdit olarak gördüğü meseleleri engellemeye dönük olduğunu anlayabiliyoruz. Bu yönetmelikle bir parti genel başkanı seferberlik ilan edebilecek.” sözlerini sarf etti.
Koçyiğit, yönetmeliği, protesto gösterilerini tarihe gömme amaçlı bir adım olarak değerlendirdi.
Yönetmelikle Cumhurbaşkanının yedek er toplama yetkisine de sahip olacağını dile getiren Koçyiğit, “Yedek er kategorisi dediğiniz aslında AKP-MHP ittifakına bağlı bir paramiliter grubun devlet tarafından içerilmesi meselesi midir sorusuna da bir açıklık getirilmesi gerekiyor.” ifadesini kullandı.
9. Yargı Paketi’ni değerlendirdi
DEM Parti Grup Başkanvekili Koçyiğit, hazırlıkları süren 9. Yargı Paketi’ne ilişkin, “İlk etapta yargıda bir iyileşme yaratmayı amaçlıyorlar gibi duruyor. Daha önce gelen 8 paket, hukuk düzenini telafisi olmayacak şekilde tahrip etti. Aslında her gelen paket, hukuk devleti ilkesi, yargı bağımsızlığı ve adaleti paket yapıp götürdü.” yorumunda bulundu.
“Etki ajanlığı” meselesine karşı muhalefetin ses yükseltmesi gerektiğini vurgulayan Koçyiğit, “AKP-MHP ittifakı anayasa tartışmalarının gölgesinde ‘etki ajanlığı’ gibi bir düzenlemeyle demokrasinin, basın özgürlüğü, temel hak ve özgürlüklerin tabutuna son çiviyi çakmak istiyor.” görüşünü paylaştı.
Kadının soyadı düzenlemesine ilişkin, Anayasa Mahkemesi’nin, kadınlar lehine bir karar verdiğini anımsatan Koçyiğit, “Şimdi bu lehimize olan kararı tekrar aleyhimize çevirmeye çalışan bir düzenleme yapılıyor.” dedi. Muhalefet ve iktidar partilerindeki kadın milletvekillerine çağrıda bulunan Koçyiğit, “Gelin, kadınların safında yer alın; gelin kadınların hakkını hep beraber savunalım.” diye konuştu.
Sahipsiz hayvanlara ilişkin yasal düzenleme çalışmalarına işaret eden Koçyiğit, “Böyle bir katliam ve tecrit yasasının getirilmesini kabul etmiyoruz.” ifadesini kullandı.
Hayvan hakları örgütleriyle beraber çalışma yapılmasını ve daha önce kurulan Hayvan Hakları Araştırma Komisyonu raporunun esas alınmasını öneren Koçyiğit, sokak hayvanlarının bir risk oluşturabileceğini ama bunun çözüm yönteminin sahipsiz hayvanları uyutmak olmadığını vurguladı.
]]>(AYDIN)- Aydın’ın Nazilli ilçesinde hayvancılık yapan Osman Ekinci, “Ben bu işletmede 200 ile 250 kilogram arasında süt döküyorum. Bu sütü almak için bu hayvanlara bir buçuk çuval yem veriyorum, bunun maliyeti 600 ile 900 lira arasında değişiyor. Bu hayvanlara 5 paket, 100 kg yonca veriyorum, 600 lira. 2 paket saman veriyorum, 100 liradan 200 lira tutuyor. Gelen süt parası aylık bazda 6 ton, 15 liradan versem 90 bin lira yapıyor. Gider maliyetimizi topladığımızda, veteriner gideri ve diğer masrafları saymıyorum. Bunlar bizim sürekli yaptığımız masraflar ve kalan parayı hesapladığımızda, asgari ücretin kazandığı paraya denk gelmiyor” dedi.
Nazilli’de hayvancılıkla uğraşan Osman Ekinci, süt üreticiliğinde yaşadığı sıkıntıları anlattı. Girdi maliyetlerinin çok yüksek olduğunu belirten Ekinci, bu yüzden şehirde yaşayan asgari ücretli vatandaşın et, süt ve peynire erişiminin her geçen gün zorlaştığını söyledi.
“Biz ülkemiz için üretmek istiyoruz”
Osman Ekinci, şunları söyledi:
Biz bu sütü üretiyoruz, hayvanı besliyoruz. Bu yaptığımız bile ülkenin enflasyon oranını düzenliyor. Biz ister istemez ülkeye bir şeyler katıyoruz. Biz, girdi maliyetlerinin biraz düşürülmesini istiyoruz. Aldığımız yemler çok pahalı. Samanlarımız dışarıdan geliyor, nakliye çok yüksek tutuyor. Su olmadığı için artezyenlere muhtacız. Artezyenler, 2 saatte bir dekar yer suluyor, saati 300- 400 lira arasında, 700 lira para tutuyor. Kuraklıkta ve susuzlukta neler başarmaya çalışıyoruz. Bizler elimizden geleni yapıyoruz. Biz ülkemiz için üretmek istiyoruz. Ben bu işletmede 200 ile 250 kilogram arasında süt döküyorum. Bu sütü almak için bu hayvanlara bir buçuk çuval yem veriyorum, bunun maliyeti 600 ile 900 lira arasında değişiyor. Bu hayvanlara 5 paket, 100 kg yonca veriyorum, 600 lira. 2 paket saman veriyorum, 100 liradan 200 lira tutuyor. Gelen süt parası aylık bazda 6 ton, 15 liradan versem 90 bin lira yapıyor. Gider maliyetimizi topladığımızda, veteriner gideri ve diğer masrafları saymıyorum. Bunlar bizim sürekli yaptığımız masraflar ve kalan parayı hesapladığımızda, asgari ücretin kazandığı paraya denk gelmiyor.
“Çocuklarımız yiyip içemez oldu”
En kötü peynir almaya gittiğinde 300 liradan başlıyor. 17 bin lira asgari ücret alan bir insan kirasını mı düşünecek, çocuğunun yediği içtiği sütü, peyniri mi düşünecek? Çocuklarımız yiyip içemez oldu. Bizler üretiyoruz ki evde yaptıklarımızla çocuklarımızı besliyoruz. Şehir ne yapsın? Bana 14.5 lira çok pahalı deniliyor. Benden alan 400- 500 liraya peynir satıyor. Neden pahalı satıyorsun diye kimse seslenmiyor. Bu sene köyümüzde kurbanlık yapan arkadaşlarımız var. Ellerinde 80- 100 tane düve, dana olanlar ve 50 tane küçükbaş hayvanı olanlar var. Geçtiğimiz zamanlarda bu zamanlarda ellerinde hayvan kalmazken, şu an ellerinde hayvanlar yarı yarıya durmakta. İnsanların alım gücünün zayıflığı üreticiyi zora soktu. Üreten kişi masraf etti, hayvanın önüne yem döktü, 6 aydır bakıyor. Bu arkadaşlar da perişan.”
]]>KTB Konferans Salonu’nda düzenlenen basın toplantısına, KTB Başkanı Recep Bağlamış, Kayseri Kırmızı Et Üreticileri Birliği Başkanı Ercan Aras, Kayseri Veterinerler Odası Başkanı Akgün Ergül ve Kayseri Kasaplar Odası Başkanı Mustafa Bayırbaş katıldı. Toplantıda kurbanlık fiyatlarını açıklayan KTB Başkanı Recep Bağlamış, “Büyükbaş kurbanlık erkek kurbanlık hayvan için canlı kilogram fiyatı 270 TL, damızlık vasfını yitirmiş büyükbaş dişi kurbanlık hayvan için canlı kilogram fiyatı 220 TL, küçükbaş erkek kurbanlık hayvan için kilogram fiyatı 250 TL, damızlık vasfını yitirmiş küçükbaş kurbanlık canlı kurbanlık fiyatı 220 TL olarak belirlenmiştir. Yine kurbanlık büyükbaş hisse olarak 25-30 bin TL arasında, küçükbaş adet olarak kurbanlık ise 10 bin TL ile 20 bin TL arasında tavsiye fiyatları oluşmuştur. Büyükbaş kesim ücreti olarak 5 bin TL, yine büyükbaş paylama ve parçalama olarak 3 bin 500 TL, küçükbaş kesim ücreti olarak bin TL, yine küçükbaş paylama ve parçalama ücreti ise bin TL olarak öngörülmüştür. Kıyma çekim ücreti ise kilogram başına 15 TL olarak öngörülmüştür. İl Tarım ve Orman Müdürlüklerimizin belirlemiş olduğu alanlarda, belediyelerimizin belirlemiş olduğu kesim alanlarında, özel kombinalarda ve kurbanlık satışı yapılan tesislerde kurban kesim hizmeti verilecektir” şeklinde konuştu.
“Ortalama 3 bin 500 ile 5 bin arasında kurbanlık satışı yapılıyor”
Satışların geçen yıl ile aynı oranda olacağını aktaran Bağlamış, “Fiyat artıyor ancak bütün gıda ürünlerinde artış olduğu için kurbanlık döneminde vatandaşlarımız kurban kesmekten vazgeçmiyorlar. Ortalama olarak geçen yıl ile aynı oranda satış olacağını öngörüyoruz. Şehrimizde küçükbaş ve büyükbaş olarak ortalama 3 bin 500 ile 5 bin arasında satış yapılıyor. Geçen yıl bu rakamları yakaladık. İnşallah bu yılda aynı rakamlar üzerinden satış yapılacağını öngörüyoruz” dedi.
” Türkiye’de bir hayvan açığı oluşturuyor”
Türkiye’de hayvan açığı olduğunu söyleyen Kayseri Kırmızı Et Üreticileri Birliği Başkanı Ercan Aras ise, “Türkiye’mizde kurban bayramında yaklaşık olarak 950 bin ile 1 milyon arasında büyükbaş hayvan kesimi yapılmakta. 3 milyona yakında küçükbaş hayvan kesimi yapılmaktadır. Bu kurban bayramı döneminde yapılan kesim, Türkiye’de bir hayvan açığı oluşturuyor. Et ve Süt Kurumu’da bu durum için bazı tedbirler aldı. Hayvan sayımızda aşağı doğru giden bir eksiklik var. Bunun içinde yaklaşık olarak 850 bin adet yurt dışından hayvan temin edildi. Bu yılda yapılan anlaşmada 650 bin adet yurt dışından üreticilerimize hayvan temini yapılacak. Kurbanlık fiyatı fazla yükselişe geçmedi. Şu anda bizim tüketicilerimizin gözünde yüksek gözüküyor ancak enflasyona baktığımız zaman her şeyde yüzde 200-300 oranında bir artış var. Et fiyatlarında da yüzde 100 oranında bir artış var. Bu olağan bir artıştır” diye konuştu.
Kayseri Veterinerler Odası Başkanı Akgün Ergül de, hastalığı bulunan hayvanların tespit edildiğini ve kurbanlık olarak kesiminin önlendiğini söyledi. – KAYSERİ
]]>Van Ticaret Borsası (VANTB) Başkanı Nayif Süer, Ankara’da yapılan Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) 80. Mali Genel Kurul Toplantısı’na katıldı. Başkan Süer, TOBB İkiz Kulelerde gerçekleştirilen programda, Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı ile görüştü. Görüşmenin ardından bir açıklama yapan Başkan Süer, “Bakanımız ile şehrimizin vebölgemizin tarım ve hayvancılığını konuştuk. Van ve bölgemizin tarım hayvancılık taleplerini bakanımıza ilettik. Genel potansiyelimizi ve üretimin daha da artırılması için önemli istişarelerde bulunduk” dedi.
Bakan Yumaklı ile genel değerlendirmelerde bulunduklarının altını çizen VANTB Başkanı Süer, “Şehrimizin ve bölgemizin genel şartlarını dile getirdim. Zorlu kış şartları altında büyük emekler vererek bereketli topraklarımızı eken çiftçilerimize daha fazla destek talebinde bulundum. Tarım ve hayvancılık sektörünün Van’da ve bölgemizde istenen noktaya gelebilmesi için verilen desteklerin artırılmasının hayati önemde olduğuna dikkat çektik” ifadelerini kullandı.
Bakan Yumaklı’ya, küçükbaşta Türkiye birincisi olan Van başta olmak üzere bölgenin küçükbaş hayvancılığa elverişli olduğunu söylediğini belirten Başkan Süer, “Bakanımıza, Van’ın ülkemiz tarım ve hayvancılığında önemli bir yeri olduğunu, şehrimizin yaklaşık 1,5 milyon hektar mera varlığı ile ülkemizin toplam mera varlığının yüzde 10’unu oluşturduğunu, yayla ve meralarımızda yetiştirilen küçükbaş hayvanların satışı konusunda büyük bir pazar-piyasa sorunu olduğunu, yayla ve meralardan dönen hayvanların yem bitkileri maliyetinin hayli yüksek olması nedeniyle çiftçilerimizin hayvanlarının büyük bir kısmını satmak zorunda kaldığını, verilen emekleri karşılayan bir fiyata değil daha ucuza satıldığını, piyasa sorunu ile birlikte hayvanların başka bölgelere satıldığını ancak bu kez de nakliye maliyetleri ve diğer giderler ortaya çıktığından çiftçimizin ucuza satmak zorunda kaldığını ilettim” şeklinde konuştu.
Cumhuriyet tarihi boyunca Türkiye küçükbaş hayvan varlığında lider konumda olan Van’ın 1970’li ve 1980’li yıllarda 7-7,5 milyon civarında küçükbaş hayvan varlığının 3 milyona kadar düştüğünü hatırlatan Başkan Süer, “Bakanımıza 1990’lı yılların başlarına kadar Van’dan Ortadoğu’ya koyun ihracatının yapıldığını, ithal eden ülke konumundan çıkmak için 1980’li yıllardaki politikalara dönülmesi gerektiğini, Van’da nüfusun 6-7 katına çıkmasına rağmen hayvan varlığında ise önemli sayıda düşüşün olduğuna vurgu yaptım” dedi.
Bakan Yumaklı’ya Et ve Süt Kurumu Van Et Kombinası’nın sınırlı sayıda değil tıpkı Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO) gibi uygun fiyatlarla sınırsız alım garantisi vermesi gerektiğini anlattığının altını çizen VANTB Başkanı Nayif Süer, “Bakanımıza sezon sonunda küçükbaş hayvanların bölgemiz şartları göz önünde bulundurularak, uygun fiyata satın alınmasını, Van Et Kombinası’nın et ihtiyacını karşılamak adına bölge menşeili hayvanları uygun fiyata satın alma garantisinin hayvancılığa olumlu yansımaları olacağını belirttim. Aksi takdirde yem bitkilerinin pahalılığı ve mali girdilerinin yüksek olması nedeniyle işletmelerin ya küçülmeye gittiğini ya da hayvancılığın bırakıldığını hatırlattım” ifadelerini kullandı.
Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı’nın gereken hassasiyeti gösterdiğini vurgulayan Süer, “Sorunlarımızı ve çözüm önerilerimizi sunduğumuz bakanımız hassasiyet göstermiştir. Taleplerimizi dikkatle dinlemiştir. Çiftçilerimizin hububatlarını uygun fiyata alan TMO’ya teşekkür ettim. Van Ticaret Borsası olarak bizlere gösterdiği ilgi nedeniyle Bakanımız İbrahim Yumaklı’ya teşekkür ediyoruz” diye konuştu. – VAN
]]>Coğrafi konumu ve iklim şartlarının uygun olması dolayısıyla tarımın yoğun olarak yapıldığı Mersin’de, tarım uygulamalarını sürdürülebilir kılmak ve üreticileri teşvik etmek amacıyla tarımsal desteklerde bulunan Büyükşehir Belediyesi, özellikle küçük ölçekli üretim yapan çiftçinin ve üreticinin yanında oluyor.
Bu çerçevede, Toroslar Mahallesi’nde yaşayan ve uzun yıllar büyükbaş hayvancılık yaparak geçimini sağlayan Kocaoğ ailesi de Mersin Büyükşehir Belediyesinin destek olduğu üreticilerden biri. Küçük yaşlarda babasına yardım ederek başladığı hayvancılıktan geçimini sağlayan Vedat Kocaoğ, belediyenin sağladığı mısır silajı ve mısır flake yem desteğinden faydalanarak hem büyük bir gider kaleminden kurtuldu hem de ayırdığı bütçe ile yeni bir hayvan sahibi oldu.
Verdiği destekle mısır silajı ve mısır flake yemlerinin içerisinde bulunan nişastanın sindirilebilirliği ile açığa çıkan enerji miktarının artması sonucu süt kalitesinde yaşanabilecek yağ, protein ve kuru madde kayıplarının önüne geçen Büyükşehir Belediyesi, üreticinin günlük süt verimliliğinin ve kalitesinin de artışını sağladı. Şimdilerde süt üretimini artıran üretici, hem süt kalitesinin ve verimliliğinin hem de gelirlerinin artmasından dolayı oldukça mutlu.
“Verdiğimiz desteklerle üreticinin girdi maliyetlerini azaltıyoruz”
Büyükşehir Belediyesi Tarımsal Hizmetler Daire Başkanlığında görev yapan ziraat yüksek mühendisi Özgür Güldoğan, 2020 yılından beri süt üreticilerine ve büyükbaş hayvan yetiştiricilerine yapılan destekler hakkında bilgi vererek, “Kooperatiflerimiz üzerinden 5 süt soğutma tankı ile başladığımız desteklerimize, 2021 yılından günümüze kadar 3 milyon 25 bin 800 kilogram mısır flake ve yem destekleri ile devam ettik. Böylelikle üreticilerimizin en büyük girdilerinden biri olan yem maliyetlerini yüzde 50 hibeli karşılayarak, onların ekonomilerine katkı sağlamış olduk. Mısır flake yemini tercih etmemizin sebebi ise geçirdiği üretim aşamalarında bünyesindeki nişastanın hidrolozi sonucu, yüksek miktarda enerji açığa çıkması ve bu enerjinin hayvanlarda hem süt verimini hem de süt kalitesini artırmasıdır. 2024 yılı süresince de küçükbaş hayvan üreticilerimize desteklerimiz devam edecek”dedi.
“Büyükşehir, maddi manevi destekleri ile üreticinin yanında oluyor”
Üretici Vedat Kocaoğ ise ailesinin büyükbaş hayvancılık yaptığını ve kendisinin de küçük yaşlardan beri ailesine destek olduğunu ifade etti. Küçük ölçekli üretim yaptıklarını kaydeden Kocaoğ, “Çok büyük bir çiftliğimiz yok. Çiftliğimizde genel anlamda süt hayvanları mevcut. Bu hayvanlarımızı mısır yoğunluklu olmak üzere süt yemi, arpa ve soya gibi ürünlerle besliyoruz. Mısır silajı kullanıyoruz. Daha önce bize böyle bir yardımda bulunan olmadı. Bizim maliyetlerimiz çok yüksek ve üreticinin yanında olduğunu gösterdiği için Büyükşehir Belediyesine teşekkür ediyoruz” diye konuştu.
Belediyenin üreticilere desteklerinin oldukça fazla olduğunu da aktaran Koacaoğ, “Vahap Başkan insanlarla iç içe biri. Özellikle ziraat ve çiftçiliğe de çok önem veriyor. Bunun için çiftçilere çok sayıda destekte bulunuyor. Zeytin fidanı, sulama borusu, mısır flake yem desteği, süt soğutma tankı ile hem tarımı modernleştirmeye çalışıyor hem de üreticiye maddi manevi desteklerde bulunuyor” ifadelerini kullandı. – MERSİN
]]>Kurban Bayramı’na bir aydan daha az bir süre kalırken hayvan besiciliği yapan üreticilerin yoğunluğu başladı. Satışlara başlayan büyükbaş besicisi Baran Türkmen, geçtiğimiz yıl en pahalı kurbanlığı 100 bin liraya sattığını belirtirken bu yıl en ucuzun 100 bin lira olduğunu belirtti. Özellikle yem girdilerinin artışının fiyatlarını etkilediğini belirten Türkmen, 7 ortak olarak alınan büyükbaş kurbanlığın kişi başına maliyeti minimum 15 bin maksimum ise 25 bin TL olduğunu belirtti.
Kurbanlık seçecek vatandaşlara da tavsiyelerde de bulunan tecrübeli, alışverişi tanıdıkları esnaflardan yapmalarını söyledi. Kurbanlık seçilen hayvanın sağlıklı görünmesinin çok önemli olduğunu söylen Baran Türkmen, hayvanın ibadeti gerçekleştirecek kişinin gönlüne ve gözüne hoş gelmesi gerektiğini belirtti.
“En ucuz kurbanlık 100 bin lira”
Kurbanlık piyasasını geçtiğimiz yıla göre kıyaslayan Baran Türkmen, yüzde 50’lik bir artışın fiyatlarda gözlemlendiğinin altını çizdi. Yaklaşan Kurban Bayramı’ndan dolayı piyasa hakkında besici Türkmen, “Kurbanlıklarımız hazır, satışlar başladı. Her şeyde olduğu gibi kurbanlıklarda bu sene enflasyona yetişemiyor. Bu sene kurbanlık fiyatları her seneye göre yüzde 50 daha arttı. Hepsinin aşısı, bakımları, bütün veteriner bakımları yapıldı. Kulak küpesinde hiçbir sıkıntı yok, hepsi veteriner kontrolünde. Yeni hayvanları satmadan seneye olacak kurbanlıkları almaya başlıyoruz. Sistemin dönebilmesi için biz bu hayvanları satmayı bekleyip buradan gelen parayla hayvan almaya çalışırsak yetişemiyoruz. Biz bunu satmadan diğerini almamız lazım. Yetiştirmek için buzağılıktan çıkmış, 8-10 aylık hayvanları alıp bir dönem sonraki yani bir dahaki döneme yetiştirebildiğimiz kadarını yetiştirmeye çalışıyoruz. Yetiştirebildiğimizi kurbanlık vasfını taşıyanı kurbanlık, kurbanlık vasfı olmayanı da karkas satıyoruz. Geçen sene en pahalı kurbanlık 100 bin liraydı. Bu sene en ucuz kurbanlık 100 bin lira. Geçen sene tavan olan fiyat, bu sene en düşük kaldı. Her şeyde olduğu gibi hayvanda da böyle maalesef. Bunun sebebi de girdilerimiz yükseldi. Yem, silaj, küspe ve geçenlerde haberlere konu olan bakıcı, bir bakıcı şu an 50 bin lira. Benim çiftliğimde şu an 10’a yakın bakıcı çalışıyor. Bunların hepsinin maliyetleri çok fazla arttığı için biz kar marjını onlara yaptığımız zama yansıtamıyoruz. Biz sadece bu işin sürekliliğini devam ettirebilmek için çok düşük karlarla sürümden para kazanmaya çalışıyoruz. Bununla da bir nevi savaşıyoruz. Aldığımız maliyetlerin hepsi kendini ikiye katlamasına rağmen biz bunu hayvana yansıtamıyoruz.
“Güvendikleri yerden almalarını tavsiye ediyorum”
Vatandaşlara kurbanlık seçerken dikkat etmesi gerektiği konular hakkında da uyaran Baran Türkmen, şöyle devam etti;
“İnsanlar güvendiği kişilerden alıyorlar. Kurbanlık vasfı taşıyan hayvanları alabilmek için güvenilir yerden almak lazım. Hayvanların şap hastalığı geçirmemiz olması lazım, geçirmişse bile o an şaplı olmaması lazım. Hayvanların dişlerini yani 2 yaşını geçmiş olması lazım. Kurban işi yılda bir defa insanın gönlüne ve gözüne hoş gelmesi lazım. Kurbanı önden almaları aslında dezavantaj ya da avantaj değil. Çünkü artık fiyatlar kurbana bir buçuk ay kala oturuyor. Kurban sonuna kadar devam ediyor. Üç aşağı beş yukarı değişmiyor. İnsanlar artık önceden şunun için alıyor, kesim sırasını öne alabilmek için. Kurban sabahı ilk sırayı, beşinci, onuncu sırayı almak için bir ay, iki ay öncesinden kurbanlık alıyor. Bu da artık insanların o an ki bütçesine bağlı. Eğer insanların o an bütçesi uygunsa kafasında tamamlamışsa öncesinden gidip alabiliyorlar. Güvendikleri yerden almalarını tavsiye ediyorum. Arkadaşlar kendi aralarında grup oluşturuyorlar artık beşli altılı yedili gruplar. Zaten artık onlarda değişmiyor minimum 18’den başlayıp 25’e kadar çıkıyor kişi başına yedi kişili gruplarda. 140-150 bin lira gibi hayvanlar. 15’er bin lira verip düveye de girebiliyorlar ama minimum bence böyle dolu dolu hayvan kesmek isteyen 17-18 bin liradan aşağı hayvan yok, özellikle erkek dana yok. Bakıldığı zaman piyasaya göre kurbanlık temel gıda ihtiyaçlarında en ucuzu et kaldı yine. Şu an Türkiye’de temel gıda üzerine en ucuzu et. Kurbanlık da geçen sene 10-13 bin lira arasındaydı. Bu sene yarı yarıya artış yok aslında hayvanda. Her şeyde olduğu gibi hayvanda artış yok. Geçen senede minimum alan 10-11 bin liraydı, maksimum alan 15-16 bin lira civarındaydı. Bu sene maksimum alan 20-25 bin lira civarında minimum alanda 16-17 bin lira civarında. Hayvanda aslına çok büyük bir şey yok. İnsanlar aslında gündelik hayatta harcamalarının çok daha azını yaparak kurbanlıklarını çok rahat kesebilirler.” – ESKİŞEHİR
]]>CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Ziraat Bankası öncülüğünde düzenlenen Tarım Ekosistemi Buluşması’nda çiftçilere yaptığı konuşmayı gündemine alarak değerlendirdi.
“GİRDİ FİYATLARI SORUNUNU ÇÖZEMEMİŞSENİZ TARIM SORUNLUDUR ÖTESİ YOK”
Konuya ilişkin yazılı açıklama yapan Gürer, Erdoğan’ın “Ülkemizin son 21 yılda başarı hikayesi yazdığı alanların en başında tarım, hayvancılık ve su ürünleri var. Tarımsal girdi fiyatlarındaki artış gibi çözmemiz gereken sorunlar var. Kırmızı ve beyaz et fiyatlarındaki dalgalı hareketleri yok sayamayız. Tarımda da çözüm odaklı bakış açısıyla hareket ediyoruz. Eksik gidermenin derdindeyiz” sözlerinde hem başarı hem de başarısızlığı bir arada ifade ettiğine dikkati çekti. Gürer, “Tarımsal girdi fiyatları sorununu çözememişseniz tarım sorunludur ötesi yok” dedi.
“SORUNLARI YENİ Mİ FARK ETTİNİZ”
Gürer, Erdoğan’ın “Her yeni küresel kriz; gıda üretimi ve tedarikinin ne kadar stratejik bir alan olduğunu teyit edecek. İklim değişikliği, çevre kirliliği, küresel ısınma ve bölgesel riskler arttıkça, rekabet kızışacak, hatta belki de daha kanlı hale gelecek. Bizim ülke olarak tüm hazırlıklarımızı buna göre yapmamız gerekiyor” şiklindeki sözlerine “22 yıldır iktidarsınız yapmadınız.Yeni mi sorunları fark ettiniz” diyerek tepki gösterdi.
Gürer, Erdoğan’ın “Küçükbaş hayvan üreticilerimize işlerini büyütmeleri, hayvan sayılarını çoğaltmaları, atıl işletme kapasitelerini üretime kazandırmaları amacıyla verilen kredinin limitini de 400 Bin liradan 600 Bin liraya getiriyoruz. Büyükbaş, süt hayvancılığıyla iştigal eden üreticilerimiz için bu rakamı 1 milyon liradan buçuk milyon liraya yükseltiyoruz” açıklamasını da şöyle değerlendirdi:
“Kredi bir borç ilişkisidir, şartları vardır. Kredi döngüsü sağlayacak destek verilmezse hayvan varlığı borcu karşılayamaz duruma düşer ki, bazı sürü sahipleri kredi borcu için hayvanını sattığında borcu ödeyemedikleri duruma düştüklerini anlatıyorlar. Yem sübvanse edilmeden, ahır, ağıl giderleri düşürülmeden, küçük aile tipine gerekli destek sağlanmadan sorunlar bitmez. Ayrıca geçen yıl kredi faizi yüzde 7,5 ile kredi çekenin faiz oranını yüzde 17’ye çıkararak esnafı faizle zora sokan iktidarın kredi faizleri ödeyebilmekte çiftçi,esnaf için ayrı bir sorun.
“CUMHURBAŞKANI’NNI TARIMDA ANLATTIKLARI BİR BAŞARI DEĞİL BAŞARISIZLIĞIN İFADESİ”
Neredeyse her hafta gidip köyde yerinde hayvancılık çiftçilik yapanları yerinde ziyaret ediyorum.Masa başında yazılan raporlar gibi değil bizzat üretici,besici çiftçiyi yerinde dinliyorum. Cumhurbaşkanı’nın tarımda anlattıkları bir başarı değil, başarısızlığın ifadesidir. Bizi izlesinler gerçeği yerinde tespit ediyoruz. 2001 yılından beri yapılmamış tarım sayımı varlığında artan sorunlar çiftçiyi tarımdan soğutuyor. Tarımda yaş ortalaması 54 ve de kırsalda 60 ortalaması dayanmışsa gençlerin tarımdan uzaklaştığı görülecektir.Gençleri ve kadınları tarıma kazandırmanın yolu kırsala dönmeleri halinde SGK primini karşılamak başta olmak üzere gerçekçi destekler vermektir.”
“HAYVANCILIK BÖLGEMİZDE SORUNLU HALE GELDİ”
Hayvancılık yapmanın zor olduğunu, tatilinin, bayramının olmadığını belirten Gürer, “Sürekli hayvanlarla ilgilenmek durumundasınız. Ülkemizde uygulanan yanlış hayvancılık politikası nedeniyle yem fiyatlarındaki sürekli artışlar, özellikle küçük işletmelerde hayvancılığı zora soktu. Doğal olarak, hayvanlara verilen yemin maliyeti, üreticinin hayvanını pazara çıkardığında sattığı zaman paraya dönüşmediğinde hayvancılık bölgemizde sorunlu hale geldi” ifadelerini kullandı.
]]>– Antalya Kırmızı Et Üreticileri Birliği Başkanı İlhan Ayhan:
– “Ruhsat için başvurulduğunda karşımıza Büyük Ova Projesi çıkıyor”
– “Büyük Ova Kıyı Korum Alanı Projesi hayvancılığa engel olmamalı”
ANTALYA – Antalya Kırmızı Et Üreticileri Birliği Başkanı İlhan Ayhan, Türkiye’de hayvancılık yapan üreticilerin işletmelerinin yüzde 95’inin ruhsatsız olduğunu söyledi. Ayhan, “Bizim üreticilerimiz ruhsatlı işletmeler yapmak istiyor ama Büyük Ova Koruma Alanı Projesi’nden dolayı üreticilerimiz ruhsat almakta çok büyük sıkıntı çekiyor” dedi.
Antalya Kırmızı Et Üreticileri Birliği Başkanı İlhan Ayhan, Türkiye’de hayvancılık, hayvancıların yaşadığı ruhsat sorunu ve Kurban Bayramı öncesi hayvan alımı hususunda dikkat edilmesi gereken özellikler hakkında konuştu. Başkan İlhan Ayhan, toprak kaynaklarının korunması ve sürdürülebilir kullanımının sağlanması amacıyla Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından ilan edilen, “Büyük Ova Kıyı Koruma Alanı Projesi”nde hayvancılık yapan üreticilerin koruma alanında bir engel teşkil etmeyeceğini iddia etti.
Hayvancılık da tarıma dahil
Yerli üreticinin desteklenmesi yönünde çağrıda bulunan Başkan İlhan Ayhan, hayvancılık yapan işletmecilerin Tarım ve Orman Bakanlığı’na ruhsat için başvurduğunda “Büyük Ova Projesi”nin karşılarına çıktığını kaydetti. Ayhan, “Büyük Ova, tarımsal arazilerimizi korumak demek. Tarım arazilerimizin korunması gerekiyor ama hayvancılık da bir tarım ürünü olduğu için, bakanlıkta nedense yetki verilmiyor, izin verilmiyor. Büyük ova Türkiye genelinde var. Arkadaşlarımız, işletmelerine ruhsat almakta çok ciddi sıkıntı çekmektedir. Bizim ülkemizdeki üreticilerin işletmelerinin yüzde 95’i ruhsatsız. Bizim üreticilerimiz ruhsatlı işletmeler yapmak istiyor ama bakanlıktan izin alamadığı Büyük Ova Koruma Alanı Projesi’nden dolayı üreticilerimiz ruhsat almakta çok büyük sıkıntı çekiyor” diye konuştu.
Ruhsatlara onay çağrısı
Başkan İlhan Ayhan, hayvancılar dışında birçok işletmenin kolayca ruhsat alabildiğine dikkat çekerek, “Örneğin bir otel, lokanta, restoran faaliyete geçecek olsa ruhsat alımı bu kadar zor değildir. Büyük Ova Koruma Alanı Projesi ile ilgili acilen tarım ve hayvancılık yapılabilecek kişilerin ruhsatları, bakanlığımız tarafından onaylanması gerekmektedir. Koruma alanlarında, hayvancılığın yapılmasında bir sıkıntı olmadığını düşünmekteyim. Hayvancılık da bir tarım ürünü olduğu için, bunun ruhsatlandırılması gerekiyor, bu kapsamda bizlerin kolaylıkla izin alması gerekiyor. Ruhsat için, yedi tane resmi kuruldan yazı alıyoruz, biz ruhsatsız yapmak istemiyoruz ama tarım il müdürlüğü gelsin bizim yerimizi incelesin. Bir otel ruhsatı almak için belediyeye giderek iş halledebiliyorsa bizim de hayvan ahırların ruhsatlarını tarım ilçe müdürlüğüne, belediyeye giderek alabilmemiz gerekli. Maalesef ki, işletme ruhsatını almak çok ciddi şekilde sıkıntılar doğuruyor” dedi.
Tek çare yerli üretici
Hayvancılıkta geçmişe kıyasla birçok sorunun aşıldığına işaret eden İlhan Ayhan, hayvan ithalatının et fiyatının düşmesi konusunda çözüm olmadığını söyledi. Ayhan, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Hayvancılığın sürdürülebilmesi için para kazanmamız lazım. Geçtiğimiz yıllarda çok ciddi zarar ettik, hatta Ankara’ya yürüyoruz demiştik. Çünkü o günlerde zarar ederken feryadımızı kimseye duyuramamıştık, bugün gelmiş olduğumuz ortamda şu an da hayvancılık para kazanıyor ama bizim sıkıntılarımız bitmiyor. İşletmelerimizdeki girdi maliyetlerinin çok yüksek olması, beslemiş olduğumuz hayvanları bulmakta. Geçen sene 600 bin hayvan ithal edilmesine rağmen hala ateşin nabzı çözülmedi, ithalle hiçbir yere varamayacağımızı düşünüyorum. Daha önceki yıllarda da bunların denemesi oldu, bizim tek çaremizin yerli üretici olduğunu düşünüyorum.”
Hayvan almak için, bayramı beklemeyin
Kurban bayramı öncesi vatandaşlara hayvan alımı öncesi dikkat etmesi gereken özellikler hakkında da konuşan İlhan Ayhan, tüketicilerin hayvanlarını bayram gününe bırakmaması yönünde uyarıda bulundu. Ayhan, konuşmasını şu şekilde sonlandırdı:
“Kurban Bayramı yaklaşıyor, bütün üreticilerimiz hazırlıklarını yaptı. Satışlar başladı, çok fazla hayvanda sıkıntı çekilebileceğini düşünmüyorum. Herkes kurbanlığını bulabilir ama tüketicilerin de son zamanı beklememeleri, uygun gördükleri yerlerden çiftliklerden hayvanlarını bir an evvel almalarını dilerim. Son zamanı bekleyip de hayvan fiyatlarını düşecek diye bir düşünceye girenler varsa istedikleri hayvanları bulamazlar, belki fiyatlar daha da yüksek olabilir. Bir de istenilen sağlıklı hayvanları bulmakta sıkıntı çekebilirler. Dikkat etmesi gereken hususlar; büyükbaşta tüylerinin parlak olmasına, hayvanın sağlık durumuna, kulak gözünde burnu akıntı olmamasına dikkat ederek, hayvanlarını almasını tavsiye ederim.”
]]>Antalya Kırmızı Et Üreticileri Birliği Başkanı İlhan Ayhan, Türkiye’de hayvancılık, hayvancıların yaşadığı ruhsat sorunu ve Kurban Bayramı öncesi hayvan alımı hususunda dikkat edilmesi gereken özellikler hakkında konuştu. Başkan İlhan Ayhan, toprak kaynaklarının korunması ve sürdürülebilir kullanımının sağlanması amacıyla Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından ilan edilen, “Büyük Ova Kıyı Koruma Alanı Projesi”nde hayvancılık yapan üreticilerin koruma alanında bir engel teşkil etmeyeceğini iddia etti.
Hayvancılık da tarıma dahil
Yerli üreticinin desteklenmesi yönünde çağrıda bulunan Başkan İlhan Ayhan, hayvancılık yapan işletmecilerin Tarım ve Orman Bakanlığı’na ruhsat için başvurduğunda “Büyük Ova Projesi”nin karşılarına çıktığını kaydetti. Ayhan, “Büyük Ova, tarımsal arazilerimizi korumak demek. Tarım arazilerimizin korunması gerekiyor ama hayvancılık da bir tarım ürünü olduğu için, bakanlıkta nedense yetki verilmiyor, izin verilmiyor. Büyük ova Türkiye genelinde var. Arkadaşlarımız, işletmelerine ruhsat almakta çok ciddi sıkıntı çekmektedir. Bizim ülkemizdeki üreticilerin işletmelerinin yüzde 95’i ruhsatsız. Bizim üreticilerimiz ruhsatlı işletmeler yapmak istiyor ama bakanlıktan izin alamadığı Büyük Ova Koruma Alanı Projesi’nden dolayı üreticilerimiz ruhsat almakta çok büyük sıkıntı çekiyor” diye konuştu.
Ruhsatlara onay çağrısı
Başkan İlhan Ayhan, hayvancılar dışında birçok işletmenin kolayca ruhsat alabildiğine dikkat çekerek, “Örneğin bir otel, lokanta, restoran faaliyete geçecek olsa ruhsat alımı bu kadar zor değildir. Büyük Ova Koruma Alanı Projesi ile ilgili acilen tarım ve hayvancılık yapılabilecek kişilerin ruhsatları, bakanlığımız tarafından onaylanması gerekmektedir. Koruma alanlarında, hayvancılığın yapılmasında bir sıkıntı olmadığını düşünmekteyim. Hayvancılık da bir tarım ürünü olduğu için, bunun ruhsatlandırılması gerekiyor, bu kapsamda bizlerin kolaylıkla izin alması gerekiyor. Ruhsat için, yedi tane resmi kuruldan yazı alıyoruz, biz ruhsatsız yapmak istemiyoruz ama tarım il müdürlüğü gelsin bizim yerimizi incelesin. Bir otel ruhsatı almak için belediyeye giderek iş halledebiliyorsa bizim de hayvan ahırların ruhsatlarını tarım ilçe müdürlüğüne, belediyeye giderek alabilmemiz gerekli. Maalesef ki, işletme ruhsatını almak çok ciddi şekilde sıkıntılar doğuruyor” dedi.
Tek çare yerli üretici
Hayvancılıkta geçmişe kıyasla birçok sorunun aşıldığına işaret eden İlhan Ayhan, hayvan ithalatının et fiyatının düşmesi konusunda çözüm olmadığını söyledi. Ayhan, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Hayvancılığın sürdürülebilmesi için para kazanmamız lazım. Geçtiğimiz yıllarda çok ciddi zarar ettik, hatta Ankara’ya yürüyoruz demiştik. Çünkü o günlerde zarar ederken feryadımızı kimseye duyuramamıştık, bugün gelmiş olduğumuz ortamda şu an da hayvancılık para kazanıyor ama bizim sıkıntılarımız bitmiyor. İşletmelerimizdeki girdi maliyetlerinin çok yüksek olması, beslemiş olduğumuz hayvanları bulmakta. Geçen sene 600 bin hayvan ithal edilmesine rağmen hala ateşin nabzı çözülmedi, ithalle hiçbir yere varamayacağımızı düşünüyorum. Daha önceki yıllarda da bunların denemesi oldu, bizim tek çaremizin yerli üretici olduğunu düşünüyorum.”
Hayvan almak için, bayramı beklemeyin
Kurban bayramı öncesi vatandaşlara hayvan alımı öncesi dikkat etmesi gereken özellikler hakkında da konuşan İlhan Ayhan, tüketicilerin hayvanlarını bayram gününe bırakmaması yönünde uyarıda bulundu. Ayhan, konuşmasını şu şekilde sonlandırdı:
“Kurban Bayramı yaklaşıyor, bütün üreticilerimiz hazırlıklarını yaptı. Satışlar başladı, çok fazla hayvanda sıkıntı çekilebileceğini düşünmüyorum. Herkes kurbanlığını bulabilir ama tüketicilerin de son zamanı beklememeleri, uygun gördükleri yerlerden çiftliklerden hayvanlarını bir an evvel almalarını dilerim. Son zamanı bekleyip de hayvan fiyatlarını düşecek diye bir düşünceye girenler varsa istedikleri hayvanları bulamazlar, belki fiyatlar daha da yüksek olabilir. Bir de istenilen sağlıklı hayvanları bulmakta sıkıntı çekebilirler. Dikkat etmesi gereken hususlar; büyükbaşta tüylerinin parlak olmasına, hayvanın sağlık durumuna, kulak gözünde burnu akıntı olmamasına dikkat ederek, hayvanlarını almasını tavsiye ederim.” – ANTALYA
]]>SERDAR ÜNSAL
(IĞDIR)- Iğdır’da hayvancılık yapan üreticiler, maliyetlerin artması nedeniyle zor durumda olduklarını, devletten de gerekli desteği göremediklerini ifade etti. Bir üretici, “Besicilerin ineklerine hayvanlarına yeterince yem alamadıkları için ineklerini kesime veriyorlar. Süt fiyatları çok uygun 13 liraya süt olmaz. Su fiyatı sütün önüne geçti. Sütün önü alınırsa hayvanlarımız kesilemez” dedi.
Iğdır’da hayvan üreticileri artan maliyetler karşısında hayvanlarını kesime gönderdiklerini belirterek süt fiyatının artırılmasını istedi.
“HAYVAN KENDİ YEMİNİN PARASINI KARŞILAMIYOR”
Hayvan üreticisi bir vatandaş şunları söyledi:
“Yem fiyatları çok yüksek. Sadece süt fiyatları artmadı halen 13 liradan satıyoruz. Kendi yemini karşılamıyor. Çözüm; büyüklerimizden destek istiyoruz. Bize yılda bir sefer destek veriyor o da yeme yetmiyor. Kaliteli yem 550 lira tutuyor. Bu hayvanın sütten hariç bu yavru dananın günlük yiyeceği 250 lirayı geçiyor. Kaliteli yem olmayınca yavru gelişmiyor. Mecburen proteini yüksek olan kaliteli yem kullanıyoruz. Biz yemi geçen yıl 320 liradan alıyorduk. Bir balya ot 100 lira, samanın kilosu 3 liradan aşağı değil. Yetiştiricilerimizi zor duruma sokan yüksek fiyatlardır. Devletimiz biraz daha desteklemeye önem vermeli. Her şey yükseldi. Sütün fiyatının en az 20 lira olması lazım ki ihtiyaçlarının bir kısmını karşılasın.”
Diğer üretici, “Piyasa şu an uçmuş durumda düzelmesi iyi olur çünkü ete zam geldikçe hayvan fiyatları da yükseliyor. Et fiyatını düşürmek lazım o zaman hayvan fiyatı da düşer” dedi.
“DEVLET DESTEĞİ GEREKİYOR”
Iğdır Damızlık Sığır Yetiştiricileri Birliği Başkanı Öztürk Kayla ise şunları söyledi:
“Ülkede tarım ve hayvancılık bitmiş durumda. Iğdır ilinin gelir kaynağı tarım ve hayvancılıktır. İki dalda da ilimizde çok büyük sıkıntılar çekmekteyiz. Et konusu; bugün karkas etin fiyatı kilosu 400 lira kasapta da 500 lira. Bunun için üreticiyi desteklememiz lazım ki üretim olsun. Üretim olmadıktan sonra ülkenin sonu felaket. Hayvancılığı düzeltmek için sivil toplum kuruluşları, damızlık birlikleri, süt birlikleri ve il tarımın koordineli çalışması lazım. Buradaki üreticiler devletin desteğinden yakınıyor. Devlet yeterli desteği vermiyor. Geçen yıl suni tohumlama vardı. Bu danalar bakanlığın teşviki ile yapılan tohumlamadır. Geçen yıl bizim girişimlerimizle yapıldı bu sene yok. Bir suni tohumlama veterinerde uygulaması bin liradır. Devletin veterinerleri, il tarım müdürleri ve ilçe tarım müdürlüklerinde bir kaynak sağlanırsa suni tohumlama yapılabilir.”
“SUYUN FİYATI SÜTÜ GEÇTİ”
Bir diğer besici ise “Sütlerimiz şu an 13 lira, en az 17- 18 olmalı. Bu fiyattan almalı ki kurtarsın. Gerçekten hayvanlarımız kurtarmıyor bu yüzden anaç ineklerimiz kesime gidiyor. Ülkemizde et fiyatları bu yüzden yükseliyor. Günden güne etin önü alınamıyor. Fiyatlar yükseliyor artık İnsanımız bu eti yiyemez duruma geldiler. Bunun sebebi sütün fiyatının uygun olması. Besicilerin ineklerine hayvanlarına yeterince yem alamadıkları için ineklerini kesime veriyorlar. Süt fiyatları çok uygun 13 liraya süt olmaz. Su fiyatı sütün önüne geçti. Sütün önü alınırsa hayvanlarımız kesilemez” şeklinde konuştu.
]]>
4 Mayıs Dünya Çiftçiler Günü nedeniyle tarım ve hayvancılığa dair açıklamalarda bulunan Başkan Süer, “Hem bölgemiz hem de ülkemiz için ziraat olmazsa olmazdır. Geleceğin tarım ve hayvancılıkta olduğunun bilincine varmalıyız. İnsan neslinin geleceği, tarım ve hayvancılıktadır. Pandemi sürecinde insanların büyük bir telaş içerisine girdi. Marketlerde yoğunluk yaşandı. O süreçte tarım ve hayvancılık üretiminin de büyük bir sekteye uğraması nedeniyle, herkes telaş içerisine girdi. İnsanlar gıdaya ulaşamayacağını düşünerek 2-3 aylık alışverişler yaptı. Bu da gösteriyor ki insan hayatının devamlılığı olan temel beslenme ürünleri çok kıymetlidir. Tarımsal ve hayvansal ürünlerin üretimi vazgeçilmezdir. Tarım, ülkemizin kalkınmasında ve ekonomimizin büyümesinde can damar sektörler arasındadır. Türkiye’nin tarım ve hayvancılığa dayalı önemli kentlerden biridir. Van’da bu sektörü bağrında barındırıyor. Van ekonomisinin önemli bir kısmı başta küçükbaş hayvancılık olmak üzere tarım hayvancılığa ve hayvan ürünlerini işleyen sanayiye dayanıyor. 13 milyon 600 bin dekarlık çayır ve mera alanına sahip Van’ın, 3 milyon 551 bin 257 dekarlık tarım alanı işleniyor. 1 milyon 359 bin 22 hektar mera alanımız ile ülkemizin toplam mera varlığının yüzde 10’nunu oluşturuyoruz. Van’da yaklaşık 40 bin çiftçimiz, bereketli topraklarımızda emek veriyor. Faal nüfusumuzun yaklaşık yüzde 20-25’i, kırsal nüfusun ise yaklaşık yüzde 75-80’i tarım ve hayvancılık sektörü ile bağlantılı olarak çalışıyor. Van, cumhuriyet tarihi boyunca küçükbaş hayvan sayısındaki birinciliğini korudu. Ülkemizin yüzde 6,27 küçükbaş hayvancılığı ile Türkiye birincisi olan Van’da, TÜİK 2023 verilerine göre 3 milyon 280 bin 145 adet küçükbaş bulunuyor. Van’da, 2 milyon 993 bin 722 koyun bulunuyor. Van’da 133 bin 193 büyükbaş, 462 bin 32 kanatlı hayvan bulunuyor. Geçen yıl Van’da 22 bin 211 ton kırmızı et, 298 bin 650 ton süt, 176 bin 713 kovanda 2 bin 225 ton bal ve 62 bin 100 adet yumurta üretildi” dedi.
“Canlı hayvan ihraç ederken, ithal eden bir ülke konumuna geldik” diyen Süer, şöyle devam etti:
“Tarımsal ve hayvansal üretimde dış ticaret açığımız var. Van, 1980-1990’lı yıllarda Ortadoğu’ya canlı hayvan ihraç ediyordu. İran, Irak, Azerbaycan ve Ermenistan ile Türkiye’nin Ortadoğu ve Orta Asya’ya açılan kapısı konumunda olan Van, 125 milyonluk hinterlanda hitap eden bir konumdadır. Tarımsal ve hayvansal ürünlerde iç talebin artış eğiliminde ve ithalatın yüksek olması, Van ve bölgemiz için önemli bir fırsat oluşturuyor. Van otlu peynirinin de endemik ot türlerini barındıran şehrimizde 673 yayla bulunuyor. Yaylalar ve meralar canlandırılmalı ve daha fazla verim için ıslah edilen arazilerin oranı acil olarak artırılmalıdır. Islah çalışmalarının yaygınlaştırılmasını talep ediyoruz. Ayrıca nadasa bırakılan tarım arazisi alanının hayli fazla olması ve atıl durumda kalmasının önüne geçecek politikalar hayat bulmalıdır.”
Türkiye-İran dış ticaret hacminin 30 milyar dolara yükseltilmesinin kıymetli olduğunu ifade eden Süer, “Başta tarım ve hayvancılık olmak üzere tüm sektörlerde sınır ticareti teşvikleri arttırılabilir. Tarım dış ticareti teşvik edilmelidir. Tarımsal ürünlerin İran’dan alınıp satılması konusunda VANTB, oluşturulacak kurullarda yer almalıdır. 114 km olan Van İskelesi-İran arası demiryolu ile ticaretin devamlılığı esastır. Sınır ticaretinde tarım ve hayvancılık ürünlerinde kotalar karşılıklı olarak kaldırılmalı ya da minimize edilmelidir. Böylece potansiyelimiz yükselebilir. Doğu Anadolu Gümrük ve Dış Ticaret Bölge Müdürlüğü Van’da bulunuyor ancak Van’da alınan numuneler genellikle Mersin ve Ankara’ya gönderiliyor. İhtisas Gümrüğü yetkisi verilmesi gereken Kapıköy Gümrük Kapısı’nda tam donanımlı laboratuvar kurulmalıdır. Van Lojistik Merkez Üssü projesi hayat bulmalıdır. Çalışan vefakar çiftçilerimize, daha fazla üretebilmesi için verilen destekler artırılmalıdır. Tarım ve hayvancılığın sekteye uğramaması için çiftçilerimizin verdiği büyük emeklerin karşılığını alması önemlidir. Devletimizin çiftçilerimize sunduğu destekler, potansiyelimize olumlu olarak yansımaktadır. Pozitif destek çiftçilerimizin üretimine büyük katkı sunuyor. Tarımsal yatırımlarının istenen boyuta ulaşması için bölgemize özel ekonomik teşvik ve destek paketleri uygulanmalıdır. Yaşanan son ekonomik gelişmeler dikkate alınarak çiftçilerimize hibe kredi ya da faizsiz desteğin yanı sıra akaryakıt ve yem bitkileri desteği de sunulmalıdır. Tarım aletleri ve makine alımlarında hibe destekler verilmelidir. Küçükbaş ve büyükbaş hayvancılık kapsamında devlet destekleri artırılmalıdır. Kamu bankaları limitleri artırarak ve kredi şartlarını kolaylaştırarak, finansa erişimi sağlamalıdır. Verilen mazot ve gübre desteklerinin nakdi olarak ödenmelidir. Özellikle endüstriyel tarım yapan firmalarımızın önemli bir enerji sorunu var. Devlet destekli Güneş Enerjisi Santrali yenilenebilir enerji (GES) ve Rüzgar Enerjisi Santrali (RES) projeleri ile çiftçilerimizin enerji yükü azaltılmalıdır. Jeotermal kaynaklarımızı, organize jeotermal sera bölgesinde değerlendirebiliriz. 2015 yılında yapılan araştırmalara göre Van Gölü’nde, piyasa değeri 7,5 milyar dolar olan 50 bin tonluk uranyum vardır. Bu da Türkiye’nin 50 yıllık uranyum ihtiyacını karşılıyor. Uranyumun çıkarılması çalışmaları enerji alanında Van’a büyük bir değer katacaktır” ifadelerini kullandı.
Geleneksel tarım yerine, dijital ve endüstriyel tarım ve hayvancılığa geçilmesinin büyümeyi ve kalkınmayı hızlandıracağını kaydeden Süer, “İklim nedeniyle zorlu kış şartlarının uzun süre devam ettiği Van, Bitlis, Hakkari ve Muş illerinden oluşan TRB 2 bölgesinde çiftçilerimize bu yönde destekler sunulmalıdır. Böylece daha bilinçli ve profesyonel çiftçi ve firmalar ile planlı tarım uygulanabilir. Tarihi ve turistik değerleri bakımından bazı dünya değerlerini bağrında barındıran ve turizm şehri olan Van’da yeni turizm otelcilik projelerine daha fazla destek verilmelidir. Kırsal turizm ön plana çıkarılabilir. Gastro Van değerleri hizmete sunulabilir. Van’da Liman Başkanlığı’nın kurulması ve TMO Başmüdürlüğünün açılması önemlidir. Kuzey Van Gölü Demiryolu Projesi, Van Çevre Yolu ve Van-Şırnak karayolunu tamamlayan, merkezinde tramvay ve deniz otobüsü yolcu taşımacılığının yapıldığı bir Van istiyoruz. Sürekli gelişen Van’da işlerin yoluna gireceğine inanıyoruz. 2023 yılı İşgücü Piyasası Araştırması’na göre, işgücüne katılım oranı yüzde 49,7 seviyesinde. İşsizliğin en yüksek olduğu Van, Muş, Bitlis ve Hakkari’yi kapsayan TRB2 bölgesindeyiz. TÜİK’in 2023 verilerine göre, bölgede kayıtlı işsizlik oranı yüzde 17,2 olarak gerçekleşti. 2023 yılı sonu itibarıyla Van’da kayıtlı işsizlerin sayısı 39 bin 459 oldu. Hem Van hem de bölgemizde büyük bir genç işsizlik sorunu var. Van’da, 15-24 yaş arası genç nüfus oranı 217 bin 452 ile yüzde 19,29’u buldu. 277 bin 484 ile 25-39 yaş arası nüfus oranı ise yüzde 24,61 olarak gerçekleşti. Van, Muş, Bitlis ve Hakkari’yi kapsayan TRB2 bölgesinde 15 yaş ve üstü 1 milyon 436 bin genç var. Bu durum hem Van için hem de bölgemiz için büyük bir iş potansiyeli demektir. Genç potansiyeli değerlendirmek gerekiyor. Tarım mesleklerinin edindirilmesi konusunda ilgili kurumlar aracılığıyla tarım meslek edindirme kursları açılabilir. Firmalar eliyle İş Garantili Meslek Edindirme Kursları Projesi hayata geçirilebilir. Sürü Yöneticiliği, Paketleme Elemanı, Seracılık, Manav, Doğa ve Tarım Bakıcısı, Tarımsal Dış Ticaret Eğitimi vb. kurslar açılabilir. Tarım işçiliğine teşvik oluşturulmalıdır. Her köye, mesleki atamalar gerçekleştirilmelidir. Nüfusu 1 milyon 127 bin 612 olan Van’da, 11 bin 215 işyerinde 125 bin 893 kişi sigortalı olarak çalışıyor. Oysa bu rakam tarım ve hayvancılık yatırım imkanları ile daha da artırılabilir. Batıya göç veren ve Türkiye’nin en çok göç alan 30 büyükşehrinden biri olan Van, TÜİK 2022 verilerine göre, 33 bin 900 göç alırken, 62 bin 400 kişi göç etti. Tarımsal potansiyelin tam kapasite ile değerlendirilmesi durumunda, 90’lı yıllardan buyana devam eden göç sorununa bir nebze olsun çözüm olabileceğine inanıyoruz. Van’ın en büyük geçim kaynaklarından biri tarım ve hayvancılıktır ancak girdi maliyetlerinin artması nedeniyle tarım ve hayvancılık yapılamaz bir duruma gelmiştir. Akaryakıt, yem, enerji, personel, kira vb. giderler çiftçimizi çok zorluyor. Kırsal mahallelerde yaşayan çiftçilerimizin hem sosyal güvencesine hem de sosyal yaşamına katkıda bulunmalı ki bu kişiler çiftçilik yapsın ve topraklarını bırakmasın. Çiftçilerimizin emeğinin karşılığını alabilmesi hayati derecededir. Tahsis edilecek kamu arazilerinde yapılabilecek olan, Kent tarım-hayvancılık uygulamaları ile göç ve işsizlik bir nebze de olsa azaltılabilir. Türkiye küçükbaş hayvan varlığında lider konumda olan Van’da, 1970’li ve 1980’li 7-7,5 milyon civarında hayvan varlığımız bulunuyordu. Bu sayı şimdilerde maalesef yaklaşık 3 milyona düştü. 70’li, 80’li yıllarda Suudi Arabistan, Katar, Kuveyt, Birleşik Arap Emirlikleri gibi Ortadoğu ülkeleri başta olmak üzere Afrika, Libya, Mısır, dağılmadan önce Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’ne Türkiye’den canlı hayvan ve et ihraç edilirdi. Bunun büyük bir bölümü de Van’dan gönderilirdi. Şimdi ise ithal ediyoruz. Dişi hayvan ihracatına hiçbir zaman izin verilmediği, 1980’li yıllardaki politikalar gibi hayvancılık yine koruma altında olmalı. 1994’de kilosu 19 lira olan et, 2020’de 60 lira oldu. Son 4 yılda ise yüksek düzeyde artış göstererek çeşidine göre 450-900 TL’yi bulmuştur. Et ve Süt Kurumu’nda ise 279-600 TL’ye kadar satılıyor. Türkiye’de et fiyatları son dönemlerde yüksek bir artış meydana geldiğini görüyoruz. Arz düşüşünün yaşanması et fiyatlarının yükselmesine neden olmuştur. Kombine ırk hayvanları kullanılarak hem et hem de süt üretimi arttırılabilir. Süt hayvanları kesilmek zorunda kalınıyor oysa ana olmadan dana olmaz. Son 21 yılın en yağışlı dönemini yaşıyoruz. Bu yıl mart, nisan ve mayıs aylarında yağmur bereketiyle gelmiştir. Rekor düzeydeki yağışlar, çiftçimizi sevindirmiştir. Rekoltelerin artmasını bekliyoruz. Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO), hububatları piyasaların üzerinde bir fiyata satın almalıdır. Türkiye Ziraat Odaları Birliği’nin yaptığı açıklamaya göre, 1 kilogram buğdayın maliyeti 10 lira 87 kuruştur. Yıllık enflasyon, mazotta yüzde 100’ün üzerinde zam, gübrede yüzde 40’lık zam, ilaç, araç ve gereç ile diğer masraflar da göz önünde bulundurularak, hububatlar maliyetleri ve verilen emekleri karşılayacak fiyatlar ile alınmalıdır. Her çiftçi ve besici kendi imkanları ile ayakta durmaya çalışıyor. Ham madde alımında ve ürün satışında dar bir pazar alanı bulunuyor. Nakliye başlı başına büyük bir sorun teşkil ediyor. Ürünlerin piyasa bulma ve pazarlama sorunu çiftçilerimize verilecek teşvik ile kooperatif ve birlik kurmaları sağlanmalıdır. Yaklaşık 14 bin kişiye ekmek kapısı olan ve 39 adet tesisin bulunduğu Van’da, Van Balığı İnci Kefali başta olmak üzere, alabalık, sazan, karabalık, kayabalıkçılığı yapılıyor. 2023 yılında, 2 bin 625 ton iç su balığı, 8 Bin 750 ton ise Van Balığı İnci Kefali avlandı. İşleme tesisleri ile Van Balığı İnci Kefali Döneri, Köftesi ve Ton Balığı Projesi ilealabalık, su ürünleri balıkçılığı (fileto)desteklenmelidir. Çanakkale Dardanel Ton ile yapılan görüşmeler hızlandırılmalıdır. Coğrafi olarak Türkiye’nin en büyük ilçesi olan Gürpınar, ayrıca değerlendirilmelidir. Özellikle dünyada sadece Gürpınar’da olan 12 kaburgalı Norduz koyununun tanıtımı için Gürpınar’ın ilçe olduğu tarih seçilerek o gün Norduz Koyunu Günü ilan edilmelidir ve Norduz Koyunu Festivali ile şenlikler yapılmalıdır. Ülkemizde yavaş yavaş yaygınlaşmaya başlayan dikey tarım uygulamalarını Van’da başlatmak istiyoruz. Topraksız tarım olarak nitelendirilen dikey tarım için harekete geçmenin zamanı geldi. Özellikle Van’da, 1 milyar 350 milyon ton rezervi bulunan perlit hazinesi mutlaka değerlendirilmelidir. Topraksız tarım uygulamaları arasında yer alan perlit ile tarımı yaygınlaştırabiliriz. Perlit çiçek, sebze ve meyve köklendirilmelerinde kullanarak, domates ve salatalık başta olmak üzere çeşitli sebze ve meyveler üremek mümkündür. Kuraklığın oluşturduğu tarımsal ve hayvansal su sorunu çözüm bekliyor. Van’da bulunan 63 bin 199 hektarlık, 11 sulak alan korunmalıdır. 80 kilometrelik uzunluğu olan ve Karasu üzerine inşa edilen, 32 mahalle ile 140 bin dönüm araziyi sulayan Sarımehmet Barajı’nın 32 yıllık ömrü kaldı. Barajın mutlaka yenilenmesi gerekiyor. Yağmur suları depolama sistemi ve Hayvan İçme Suyu (HİS) ile su kaynaklarımızı değerlendirebiliriz. İlimizde ilk önemli sanayileşme hareketi, 1969 yılında üretime başlayan Van Çimento Fabrikası ile başladı. 1976’da Van Yün İpliği Sanayi, 1977’de Van-Et Entegre Et Sanayi, 1980’de Et ve Balık Kurumu Van Et Kombinası, 1981’de Sümer Holding A.Ş. Van Deri ve Kundura Sanayi İşletmesi, 1989’da Türkiye Şeker Fabrikaları Erciş Şeker Fabrikası ve 1998’de Van Organize Sanayi Bölgesi takip etmiştir. Ardından, un-yem, ağaç-plastik sanayi, tarım-süt ve süt ürünleri işletmeleri ve çeşitli sektörlerde gelişim olmuştur. Dönerdere Tarımsal Kalkınma Kooperatifi 1966’da, Emek Tarımsal Kalkınma Kooperatifi 1967’de, Van Süt 1974’de, Kır Gülü Tarımsal Kalkınma Kooperatifi ise (İşletme Van YYÜ’deydi) 1998’de kuruldu. Dört işletmede o dönem, günlük var olan toplam 48 tonluk kapasitenin 13 tonluk kısmı değerlendirilebiliyordu. Van Süt önce İl Özel İdare’ye devredildi, ardından özelleştirildi. Van Yün ve İplik Fabrikası’nın çalıştığı günlerin özlemi içerisindeyiz. Bir konsorsiyum oluşturularak Van’da yün ve iplik fabrikası kurulabilir. 90’lı yıllarda en büyük gücü olan fabrikaların tarihe karışması üzüntü vericidir. Bir zamanlar hayvan derisi ve yünü çok kıymetliydi. Şimdilerde ise değerlendirilemiyor. 1990’lı yıllarda etin kilosu 15 lira iken koyun derisi 90-100 lira arasındaydı. Bu da 6-7 kilo et fiyatına denk geliyordu. Türkiye’de 1990’da, 10 milyon 300 bin adet olan koyun derisi sayısı, 2007’de 6 milyon 900 Bin oldu. Türkiye koyun derisinde artık net ithalatçı bir ülke oldu.Bereketli topraklarımızda alın teri döken, toprağı yoğuran, tarladan soframıza gelen her türlü nimette büyük emeği olan tüm çiftçilerimizin, 14 Mayıs Dünya Çiftçiler Günü’nü kutluyoruz. Tarım ve hayvancılık sektörünün tüm emektarlarına en içten sevgilerimi ve saygılarımı sunuyorum” şeklinde konuştu. – VAN
]]>Kurban Bayramı’na yaklaşık 1 ay kala kurbanlık satışlarında yoğunluk gözleniyor. Bazı vatandaşların hayvanlarını geçtiğimiz Ramazan Bayramı’ndan itibaren ayırttığı öğrenilirken küçükbaş kurban piyasasında da fiyatlar belli olmaya başladı. Geçtiğimiz yıl 5 bin liradan başlayan ve en kaliteli küçükbaşın 12 bin liradan satılığı piyasada, bu yıl küçükbaş fiyatları 10 bin liradan başlayıp 25 bin liraya kadar yükseliyor. Koyunun canlı baskül kilogram fiyatı 140 liradan başlarken, kuzuda ise canlı baskül kilogram fiyatı 240 liradan alıcı buluyor. Üreticiler kurban ibadetini yerine getirecek vatandaşlara tavsiyelerde bulunurken, dikkat edilmesi gereken konular hakkında da uyarılarda bulundu.
“Küçükbaş fiyatı şu anda 10 ile 25 bin lira arasında”
Sakintepe Mahalle muhtarlığı ve aynı zamanda küçükbaş hayvan üreticiliği yapan Osman Alem, küçükbaş piyasası hakkında, “Hayvanın ufak ve büyüklüğüne göre, kalitesine göre şu anda 10 ile 25 bin lira arasında besihanelerinizde değişiyor, üreticilerimiz de değişiyor. Yem girdilerinin, işçi maliyetlerinin ve şartların vermiş olduğu şekilde bu konuma gelmiş bulunmaktadır. Geçen sene Kurban Bayramı’nda kurbanlık fiyatları 5 ile 12 bin arasındaydı. Bu sene fiyatlar bir misli atmış bulunmakta . Sakintepe Mahalle’mizde büyük ve küçükbaş hayvanların satışı Ramazan Bayramı’nda başlar. Vatandaş küçükbaşta ne kadar erken alan olursa o kadar kaliteli, güzel mal alır. Son zamana kalan ayıklanmış malı almış olur. Koyunun canlı baskül kilogram fiyatı 140 liradan, kuzuda ise canlı baskül kilogram fiyatı 240 liradan satışta. Bu vatandaşın kendi şahıs ve görüşüne bağlı. Hayvan çok kalitelidir, besici kilo satar. Satış yöntemi kişilerin kendi öz tercihlerine göre değişebiliyor ” dedi.
“Temizliğe insanlar çok dikkat ediyor”
Eskişehir’de 18 yıldır küçükbaş üreticisi olan Halil İbrahim Kaya ise besihanelerde verilen kurban kesimi hizmeti hakkında şöyle bilgi verdi:
“Burada en büyük etkenimiz bizim besihanede satmamız. Kent merkezinde 5-10 katlı binalarda yaşayan vatandaşların kurban kesme durumu yok. Vatandaşlar çok sıkıntı yaşıyor. O yüzden biz burada kesim, parçalama yaptığımız için vatandaşlar bizi tercih edebiliyorlar. Buradan hayvanların yaşam alanları gözüküyor. Ayrıca hayvanlarımız temiz hayvanlar. Kurban kesimin yapan arkadaş İslami şartlara göre tekbirini getirir, duasını okur, sonra vekaletini alır, kurbanı öyle keser. Biz bayramın ikinci ve üçüncü gün de kurban keseriz. Ortam gördüğünüz gibi temiz, çamur vesaire yok. Alıcı bu temizliğe da çok dikkat ediyor. Şimdi hayvana baktığınızda topal olmayacak, ayağı kırık ya da boynuzunun kırık olmaması gibi durumlar olmayacak. Bunları biz zaten satmıyorsun. Kurban edilecek hayvanda göz mesela çok önemli. Kulağının yarısı olamaması ve dişlerinde gedik olamaması gerekiyor. İbadeti edecek vatandaşlar bun konulara bakması, dikkat etmesi lazım. Örneğin bizim bu hayvanlarda hep genç hayvan. Hayvanda gençlik de önemli.” – ESKİŞEHİR
]]>Veteriner teknikeri ve fizyoterapist Yağmur Denli’nin girişimiyle, çeşitli dernek ve hayvanseverlerin katkılarıyla hayvana şiddet ve engelli hayvanlara farkındalık yaratmak için “Engelimiz Kalmasın” sloganıyla İncek’te defile düzenlendi.
Trafik kazası, deprem, insan şiddeti gibi nedenlerle engelli kalan 8 köpek ile 2 kediye kendileri için özel tasarlanan kıyafetler giydirildi, tüylerine bakım yapıldı.
Hayvanseverler tarafından özenle hazırlanan engelli hayvanlar, mankenlerin eşliğinde podyumda yürüdü.
Vatandaşların büyük ilgi gösterdiği, spor ve sanat camiasının da destek verdiği engelli hayvanların defilesine yapılan bağışlar, çeşitli dernekler aracılığıyla engelli ve hasta hayvanların tedavilerinde kullanılacak.
Yağmur Denli, AA muhabirine yaptığı açıklamada, son zamanlarda engelli hayvanlarla ilgili ciddi bir artışın olduğunu ancak sahiplenme ve tedavi konusunda geri kalındığını söyledi.
Denli, hayvanseverlerin sponsor olduğu etkinlikte, organizasyona harcanacak paranın da bu şekilde hayvanlar için kullanılmasını sağladıklarını kaydetti.
“Amacımız engelli hayvanlara farkındalık yaratmak”
Denli, “Türkiye genelinde ünlü insanlar, siyasi isimler destek verdi. İlk amacımız engelli hayvanlara farkındalık sağlamak, ikinci amacımız da sahipsiz engelli ve hasta hayvanlara destek çıkmak. Bunun için de yasal bir dernekle anlaştık, yapılan bağışlar oraya gidiyor, hayvanların tedavileri, mama masrafları için kullanılacak.” diye konuştu.
Denli, defilede 6 Şubat depremlerinde enkazdan çıkartılan, silahla vurulan, trafik kazası sonucu sakat kalan, gördüğü şiddet üzerine görme engelli olan Türkiye’nin farklı yerlerinden kurtarılan hayvanların yer aldığını söyledi.
“Günün yıldızı onlar”
Podyumda yürüyen engelli hayvanları sahiplendirmek için de çaba harcadıklarını anlatan Denli, “Buradaki kedi ve köpekleri takip şartıyla sahiplendirmek istiyoruz. Bugün onların günü, özel kostümler dikildi, tüy bakımları, taramaları yapıldı. Podyuma çıkarak yürüdüler, bir süre sonra poz vermeye de başladılar. İlgi onlarındı, günün yıldızı onlar.” ifadelerini kullandı.
Denli, engelli hayvanların tedavileri için onlara şans tanınması gerektiğini vurgulayarak, şunları söyledi:
“Biz kaza sonrası aslında hepimiz bir engelli adayıyız. Onların yerinde olsalardı ne hissederlerdi ya da sevdikleri insanlar onlardan vazgeçselerdi ve hiçbir şans tanımasalardı ne hissederlerdi? Bence insanlar bunu düşünürseler, engelli canların da sonuna kadar şanslarını değerlendirmek isteyeceğini düşünüyorum. Son zamanlarda hayvana şiddetin arttığını görüyoruz, bunun en büyük nedeni yaptırımının olmaması, onları hediye, süs eşya olarak görüyorlar. İnsanların öncelikle bu konuda eğitilmesi gerekiyor. Asıl kolay olan öldürmek ve vazgeçmek, denemeden bilemezsiniz. Tedavi sürecinde çok fazla yanıt alınabiliyor. Onların engelinin kaldırılması tamamen bizim kalplerimizdeki engelin kalkmasıyla alakalı.”
“Defilede yer alanların çoğu sokak hayvanı”
Patipark Hayvanseverler Derneği kurucusu Hülya Akçal da engelli hayvanlara farkındalık yaratmak için organizasyonun yapıldığını söyledi.
Yaşam alanlarında onlarca engelli hayvan bulunduğunu ama psikolojilerinin kalabalık ortamlara hazır olmadığı için temsilen az sayıda hayvanla organizasyonu yapmaya karar verdiklerini anlatan Akçal, “Bunların çoğu sokak hayvanı, onları sevmeyen insanların şiddetine maruz kalan hayvanlar, trafik kazaları sonucu engelli kalan hayvanlar var, onları alıp klinikte tedavi edip, yaşam alanlarımızda hayatlarını sürdürmelerini sağlıyoruz.” diye konuştu.
Hayvanlara yönelik şiddete dikkati çeken Akçal, şunları söyledi:
“İnsan olarak bir canlının yaşam hakkına saygı varsa içimizde, zaten bu hayvanların başına hiçbir şey gelmez. Her şeyin temeli onların yaşam hakkına saygı duymak. Kanun yapıcıların kesinlikle bu canları mal saymamaları lazım. Bir kanun çıktı ama sadece sahipli hayvanlar için, o da çok az bir ceza. Başına vurularak öldürülen kedi, camdan atılan hayvanlar için bir ceza yok. Bu şiddeti uygulayanlara bir ceza olmalı.”
Engelli hayvanların uyutulmaması, tedavi hakkının tanınması gerektiğini vurgulayan Akçal, “Bizim derneğimizde de ‘bu kadar yürüyecek, ancak sürünebilir’ denilen birçok köpeğin tedavi sonucu yürüdüğüne onlarca kez şahit olduk.” sözlerine yer verdi.
]]>MUHAMMET FATİH BAŞCI
(BURDUR) -Burdur Veteriner Hekimleri Odası Başkanı Kazım Üstüner, “Çözüm ithalat degˆil üretim demis¸tik. Üreticilerimize verilebilecek en büyük destek hayvan ve hayvansal ürün ithalat baskısından kurtarmak olmalıdır demis¸tik. Bakandan bakana degˆis¸en tarım hayvancılık politikalarıyla bir yere varılamaz. Bir taraftan kuraklıgˆın digˆer taraftan tarım hayvancılıkta yanlıs¸ uygulamaların yanlıs¸ faturası ile kars¸ı kars¸ıyayız. Köylerimiz bos¸alıyor, tarlalarını satan satana, kimin aldıgˆı belli degˆil” dedi.
Burdur Veteriner Hekimleri Odası Başkanı Kazım Üstüner, Türk Veteriner Hekimler Birliği Merkez Konseyi Başkanı Prof. Dr. Murat Arslan, Burdur Ticaret Borsası Başkanı Ömer Faruk Gündüzalp ile basın toplantısı düzenledi.
“SURİYE VE AFGANLILAR OLMASA TARIM VE HAYVANCILIKTA ÇALIŞACAK NÜFUS KALMADI”
Kazım Üstüner, açıklamasında şunları söyledi:
“Elden gelen ögˆün olmaz. Çözüm ithalat degˆil üretim demis¸tik. Üreticilerimize verilebilecek en büyük destek hayvan ve hayvansal ürün ithalat baskısından kurtarmak olmalıdır demis¸tik. Bakandan bakana degˆis¸en tarım hayvancılık politikalarıyla bir yere varılamaz, ülkemiz gıda açısından da bagˆımlı hale geliyor tespitini yapmıs¸tık. Üretici hakları savunulmadan tüketici hakları savunulamaz vurgusunu yapmıs¸tık. Kes¸ke yanılsaydık. Bir taraftan kuraklıgˆın digˆer taraftan tarım hayvancılıkta yanlıs¸ uygulamaların yanlıs¸ faturası ile kars¸ı kars¸ıyayız. Köylerimiz bos¸alıyor, tarlalarını satan satana kimin aldıgˆı belli degˆil. Kim 5 lira fazla verirse toprak onun oluyor. Bugün için Burdur’da 10 binlerce dönüm toprak el degˆis¸tirdi. Satan belli ama alanın arkasında kim var bilen yok. Daha önemlisi üretim kültürü bitiyor. Kırsalda yas¸ayan nüfusun gençleri s¸ehire, yas¸lılar öbür dünyaya göçüyor. Yas¸ ortalaması 60’a yaklas¸tı. Suriye ve Afganlılar olmasa neredeyse tarım hayvancılıkta çalıs¸acak nüfus kalmadı. 1 kilo kıymanın fiyatı 560-600 TL’yi geçti. Halkımız et almakta hayvansal proteine ulas¸makta büyük zorluk çekiyor.
“KESTİRECEK YETERLİ BESİ HAYVANI BULAMIYORUZ”
3-4 yıl önce üreticimizin hayvanını kestirecek mezbaha bulmakta sıkıntı çekiyordu. O dönemin tarım bakanından yardım istemis¸tik Burdur ziyaretinde. S¸imdi yeterli besi hayvanı bulamıyoruz kestirecek. O kadar oransız ve ayarsız et ithalatı yapıldı ki o günlerde elimizde 50 bin ton dondurulmuş¸ ithal eti 25 TL’den I·ran’a satmak istedik. I·ran 20 TL verince elimizde kaldı. Bozulmaya yüz tutan 50 bin ton eti I·stanbul ağırlıklı tükettik. 50 bin ton et deyince 1974 yılında Erzurum et balık kombinasından Rusya’ya ihraç edilen 50 bin ton koyun eti akla geliyor. Dolayısıyla 1974 nere 2024 nere. Nereden nereye gelmişiz diyesi geliyor. Ama umutsuz değiliz. Biz veteriner hekimler olarak dertlere derman sorunlara çözüm bulma noktasında katkı vermeye devam edeceğiz. Yanlışları da dile getirmek boynumuzun borcu.”
“TARİHİMİZDE MESLEK BÜYÜKLERİMİZİN SÖYLEDİKLERİNE BAKTIĞIMIZDA BİZİ UYARMIŞLAR”
Türk Veteriner Hekimler Birliği Merkez Konseyi Başkanı Prof. Dr. Murat Arslan, ise şöyle konuştu:
“Biz hep verimlilik diyoruz. Verimlilik deyince de şunu anlamışız, en yüksek verimli inek ırkını buraya getirelim, onu bu şartlara uygun bir hale getirince en yüksek verimi alacağımızı düşünmüşüz. Soya demişiz sanki soya olmadan biz hayvan beslemeyecekmişiz gibi bir kanıya kapılmışız, onu dayatmışlar bize. Aslında tarihimize baktığımızda özellikle veteriner hekimler bununla ilgili uyarılarda bulunmuşlar. Bizim burada yüzyıllardır yaptığımız üretime, dışarıdan kayıtsız şartsız sadece oradaki şartlara ve verimliliğe göre hesaplayıp, buraya bazı ürünleri, bazı canlıları getirirseniz aynı verimi alamazsınız sağlık açısından da ileride problem yaşarsınız demiş meslektaşlarımız, büyüklerimiz.
“DÜNYANIN SORUNLARI BİZE BİR ŞEYLER DAYATIYOR”
Biz istemesek de bu toplum istemese de ya da farkında olmasak da dünyanın sorunları bizi bir yere götürüyor, bir şeyler dayatıyor. Bazı meslekleri dayatıyor. O mesleklere artık önem vermek gerekiyor ve bunlardan en önemlisi veteriner hekimliktir. Bugün gıda kıtlığı, gelecekle ilgili antibiyotik dirençliği ve benzeri sorunları alt alta dizdiğinizde ilk 10 soru içerisinde bizim mesleğimizin ilgili olmadığı neredeyse bir sorun yok. Dolayısıyla çözüm noktasında da veteriner hekimliğin bu ülkede de yeniden gözden geçirilmesi gerekiyor. Eğitimi, istihdamı, bilimsel niteliği, üniversiteye girerken öğrencilerin niteliği ile çok ayrı bir yere koymak lazım. Çünkü bu mesleğin yaygın etkileri var. Şöyle bir örnek vereyim, cümlelerimi de dikkatli kullanmak istiyorum. Mühendis bir teknik hata yaptığı zaman belki o cihazla ilgili bir konu ama o teknik hata bir uçakta yapılıyorsa yaygın etkisi vardır. Veteriner hekimin yaptığı bir hata, veteriner hekimin yeterli olmadığı, veteriner hekimin nitelikli olmadığı bir noktada da örneğin salgınlar oluşuyor. Eğer siz veteriner hekimleri yeterli miktarda donatmazsanız, onunla ilgili altyapı ve imkanları sağlamazsanız, hayvancılığınız bitiyor. Toplum sağlığı zora giriyor. Dolayısıyla bizim gerek devlet içerisindeki Bakanlık içindeki yapılanma, gerekse taşrada en ücra köşedeki veteriner hekimlerin birbiri ile iletişim halinde dinamik hareket edebileceği bir yapı mutlaka bu ülkede gereklidir.”
]]>Bölgenin en hareketli ve rağbet gören hayvan pazarlarından biri olan İnegöl Belediyesi Hayvan Pazarının Kurban Bayramı öncesi kotra kiralama ihalesi Pazartesi günü gerçekleştirildi. İnegöl Hayvan Pazarında kurbanlık hayvan satış yeri kiralama işlemi, saat 10.00’da Beşinci Mevsim Kültür Sanat Merkezi salonunda yapıldı. Hayvan üreticilerinin kotra kiralamak üzere hazır bulunduğu salonda, 60 metrekarelik 115 adet büyükbaş hayvan kotrası, 18 adet 25 metrekare küçükbaş hayvan kotrası, 18 adet 12,5 metrekare küçükbaş hayvan kotrası ile 8 adet kurban kesim yeri ihaleye çıkarıldı. Açık arttırma usulü ile yapılan kiralamalar sonucunda 46 adet büyükbaş ve 26 adet küçükbaş hayvan kotrasının satışı gerçekleştirildi.
Hayvan pazarı Kurban Bayramı’na hazır
Belediye Başkan Yardımcısı Hasan Aydın’ın Başkanlığında gerçekleştiren kotra kiralamalarında, Başkan Yardımcısı Emin Dündar, İnegöl Belediyesi Meclis Üyesi ve Tarım Komisyonu Başkanı Selahattin Külcü ile Veteriner İşleri Müdürlüğü personeli de hazır bulundu. Kotra ihalesi öncesi katılımcılara yönelik bir konuşma yapan Belediye Başkan Yardımcısı Hasan Aydın, “Kurban Bayramı’na 2 aydan az bir süre kaldı. Hem hayvan üreticilerinin hem de kurbanlık almak isteyen vatandaşların bölgemizde en çok tercih ettiği hayvan pazarlarından biri İnegöl Belediyesi Hayvan Pazarıdır. Bu sorumluluğun şuurunda olarak 2021 yılında şehrimizde tüm imkanlarıyla hem alıcıları hem satıcıları memnun eden modern bir hayvan pazarı kazandırdık. İnegöl Belediyesi Modern Hayvan Pazarımız; idari binalarımızla, hayvan satıcılarının konaklaması için prefabrik yatakhanelerimizle, tuvalet ve duş alanlarıyla, mescit, yeme içme alanları ve sosyal alanlarla, karantina binasıyla, yem deposu ve veteriner noktasıyla hizmet veriyor. Hayvan pazarımızda Kurban Bayramı hazırlıklarımız da başladı. 3 yıldır kullandığımız hayvan pazarımızda bu yıl da yine Kurban Bayramı öncesi hazırlıklarımızı tamamlayıp kotra ihalesi aşamasına geldik. Üreticilerimizin ve kurbanlık alacak vatandaşlarımızın konforu için tüm detayları düşünerek oluşturduğumuz hayvan pazarımız bayram sürecine hazır” dedi.
Kotra fiyatları
Aydın, kotra fiyatlarının açık artırma ile belirleneceğini de kaydederek şöyle devam etti: “2024 yılı açılış fiyatları ise şöyle; 60 metrekare büyükbaş hayvan kotraları 30 bin lira, 25 metrekare küçükbaş kotraları 10 bin lira, 12,5 metrekare küçükbaş kotraları 5 bin lira ve büyükbaş hayvan kesim alanları 6 bin lira olarak belirlendi. Satış işlemlerinden sonra kalan kotralardan yer almak isteyenler için; büyükbaş 60 metrekare kotralar 35 bin lira, küçükbaş 25 metrekare kotralar 12 bin lira, küçükbaş 12,5 metrekare kotralar 6 bin lira, kesim yerleri ise 7 bin liradan satılacaktır. Bu yıl da yine kotra sahibi kiralamış olduğu kotrayı bir sonraki yıl için 28 Haziran 2024 tarihine kadar parasını peşin ödeyerek tekrar kiralayabilir. Hayvan pazarına girişler ise 27 Mayıs 2024 tarihinde başlayacak, 19 Haziran 2024 tarihinde ise pazar boşaltılarak idaremize teslim edilecektir”
Açıklamanın ardından kotra kiralama işlemine geçildi. Küçükbaş kurbanlık hayvanların bulunacağı kotraların satışıyla başlayan kiralamalar, daha sonra büyükbaş hayvanlar için ayrılan bölüme geçildi. 36 adet küçükbaş hayvan kotrasının 26 tanesi satıldı. 115 adet büyükbaş kotranın ise 46 tanesinin satışı yapıldı. Toplamda 72 kotranın kiralaması yapıldı. 8 adet kurban kesim yerinin ise tamamı kiralandı. Yapılan kotra kiralamalarından İnegöl Belediyesi 1 milyon 684 bin TL gelir elde etti. – BURSA
]]>1 MAYIS-1 HAZİRAN ARASINDA YAYLALARA GİRİŞ YASAKLANDI
Yaz aylarının gelmesiyle hayvancılıkla geçinen aileler ile çiftçiler, yayla ve meraların yolunu tutmaya hazırlanıyor. Damızlık Koyun ve Keçi Yetiştiricileri Birliği Başkanı Mahmut Sezer, hayvan yetiştiricilerinin, 1 Mayıs ve 1 Haziran arasında çevre illerdeki mera ve yaylalara yaya gidilmesinin valilik kararıyla yasaklandığını belirterek, “Küçükbaş hayvancılık içeride olmaz. Elazığ Valiliği’nin yayınlamış olduğu bir kararname var, ‘Küçükbaş hayvanlar yaylaya yaya gitmeyecek’ diye. Biz göçer hayvancılık yaptığımız için mecburen dışarıya yaya gitmek zorundayız. Gittiğimiz yaylalar da 1 ay sonra açılacak. 1 ay bizim için büyük bir zamandır. Bu 1 ayı yolda geçirerek yaya gitmemiz lazım. Bunun da önünü kapatmışlar. Elazığ, Tunceli, Bingöl, Muş ve Erzurum’a yaya gidişlerini kapattıkları için zor durumdayız. 1 Mayıs’tan 1 Haziran’a kadar küçükbaş hayvanlar, Elazığ’da iklimsel şartlardan dolayı kalamıyor” dedi.

MÜLTECİLER İÇİN ÇAĞRI
Hayvancılığın bitme noktasına geldiğini belirten Sezer, “Şu an çoban bulamıyoruz, daha doğrusu yetişen bir eleman bile bulamıyoruz. Gerekirse mültecilerin de Tarım ve Orman İl Müdürlüğü bünyesinde yetiştirilip, tarım ve hayvancılığa eleman olması için devletimize çağrıda bulunuyoruz. Çoban olmayınca hayvancılık yapamayız. Şu an hayvancılık zor durumda, bitme noktasındadır.
Sağım hayvan çobanını 100 bin liraya kadar bulamıyoruz. Vasıfsız birisi bile 60 bin liradan başlayıp 100 bin liraya kadar kazanır ancak bulamıyoruz. Bu da bizi zor durumda bırakıyor. Hayvancılığı bırakma noktasına geldik. Devletimizin bu sektöre bir el atması lazım, kırsalda insanları tutmamız lazım. Kırsaldaki insanı tutmazsanız, ülke zor durumda kalır. Şu an çoğu hayvanlarımızı sattık, bitme noktasına geldi. Böyle giderse büyükbaşta şu anda nasıl ki dışarıya bağlı kaldıysak, küçükbaşta da dışarıya bağlı kalacağız. Bunların başlıca sebeplerinden biri çoban, biri de mera sorunudur. Meralar bize kullandırılmıyor. Meralarımız var ama kullanamıyoruz” diye konuştu.
“HERKES ŞEHRE ÖZENİYOR, KİMSE KIRSALDA KALMADI”
Hayvanlarının otlatılabilmesi için meralara da ihtiyaç duyulduğunu belirten Sezer, “Buradan cumhurbaşkanımıza, bakanımıza, ilimiz siyasilerine, yetkililere sesleniyorum. Biz zor durumdayız. Yasaklarla hiçbir yere varamayız. Gençlerimiz zaten bu işe hevesli değil. Hayvancılığı sevdirmemiz için bir güzergah belirleyip, gerekirse dışarıdan da çoban getirip onu eğiterek üreticiye vermek gerekiyor. Şehir merkezinden dışarıya kimse gitmiyor. Biz kırsalda insanları nasıl tutarız, onun hesabını yapmamız lazım. Şu an biz kırsala et ve sütü şehirden götürüyoruz. Eskiden köyden şehre bir akrabamızın yanına gelirken, bir bidon süt ya da bir kova yoğurt ile gelirdik. Maalesef şu an biz köylere yoğurt ve süt götürüyoruz. Kimse kırsalda kalmadı. Herkes şehre özentilik yaptı. Devletimizden yetiştiriciler olarak hayvanlarımızı otlatacak mera, çalışan eleman istiyoruz.” ifadelerini kullandı.
]]>Tarımsal Hizmetler Dairesi Başkanlığı, tarım ve hayvancılığa verdiği destekleri sürdürüyor. Bu kapsamda ‘Güneş Topluyoruz Sizin İçin’ sloganıyla hayata geçirilen Güneş Paneli Desteği projesi, küçükbaş hayvancılıkla uğraşan konar-göçer ailelerin ve arıcılık yapan üreticilerin yaşamlarına katkı sunmaya devam ediyor.
Yenişehir İlçesi Değirmençay Mahallesi’nde geçimlerini küçükbaş hayvan yetiştiriciliği ile sağlayan ve çadırda yaşayan Asiye ve Ali Yağmurkaya çifti de proje sayesinde elektriğe kavuştu. Asiye Yağmurkaya’nın başvurusu üzerine çiftin yaşadığı çadıra güneş paneli desteği sağlandı. Elektrik olmadığı için çoğu işlerini gündüz yapmak zorunda kaldıklarını aktaran Yağmurkaya ailesinin fertleri, Büyükşehir Belediyesi sayesinde artık istedikleri zaman işlerini kolaylıkla halledebildiklerini anlattı.
“Karanlık olduğu için yemeği akşam yapamıyorduk”
Güneş paneli desteğine başvuru yapan Asiye Yağmurkaya, “Başvurumuzu yaptık ve panelimizi aldık. Paneli almadan önce hayatımız karanlıktı şimdi çadırımız aydınlandı. Şarjımızı doldurabiliyoruz ve sürekli ışığımız oluyor” dedi.
Güneş paneli desteğinden önce çoğu işlerini gündüz yapmak zorunda olduklarını belirten Yağmurkaya, şöyle konuştu: “Karanlık olduğu için yemeği akşam yapamıyorduk. Mecburen gündüz yapmak zorundaydık. Şimdi akşam da olsa hayvanlarımızın işlerini hallettikten sonra yemeğimizi yapabiliyoruz. Çocuklarımız ışığın şavkında dersine çalışabiliyor, televizyonumuzu rahatlıkla izleyebiliyoruz, yemeğimizi rahat yiyebiliyoruz. Daha önce işlerimizi el lambalarıyla yapmak zorundaydık. Şimdi geç de olsa akşam ışığın şavkında her şeyimizi yapabiliyoruz. Karanlıktan kurtulduk, hayatımız aydınlandı.”
Aldıkları destekten dolayı da Başkan Vahap Seçer’e teşekkürlerini ileten Yağmurkaya, kadınlara seslenerek, “Her kadın başarabilir, her kadın yapabilir, her kadın başvuruda bulunup, tarımsal desteğini alabilir. Hiçbir kadının başaramayacağı bir iş yok” diye konuştu.
“Destek sayesinde çadırımız aydınlandı”
Ali Yağmurkaya da güneş panelinin hem iş, hem günlük hayatta kendilerine büyük kolaylık sağladığını kaydetti. Yağmurkaya, “Eskiden akşam vakitlerinde karanlıktaydık, ışıldakla veya çapa motorunun aküsüyle idare ediyorduk. Şimdi çadırımız aydınlandı” dedi. Biri Açıköğretim lise son sınıfta, diğeri 7. sınıfta olan iki çocuğunun panel sayesinde aydınlık ortamda ders çalışabildiklerini ifade eden Yağmurkaya, bu tür projelerin devam etmesini istedi.
“Akşamları ışığımızı yakıp dersimize çalışabiliyoruz”
Lise son sınıfta eğitim gören Hasan Hüseyin Yağmurkaya ise “Akşamları ışığımızı yakıp dersimize çalışabiliyoruz. Önceden akşam vakitlerinde ışığımız yoktu, telefonları ve lambaları şarj etmek için köye götürüyorduk. Şimdi gündüz keçileri güdüyor, akşam eve gelip sıcak sıcak yemeğimizi yiyebiliyoruz” şeklinde konuştu.
“Bu yıl toplam 400 üreticiye güneş paneli desteğinde bulunduk”
Tarımsal Hizmetler Dairesi Başkanlığı’nda ziraat mühendisi olarak görev yapan Zeynep Durmaz da, bu yıl toplam 400 üreticiye güneş paneli desteğinde bulunduklarını ifade etti. Bunların 150’sinin arıcılar, 250’sinin de küçükbaş hayvan yetiştiricileri olduğunu belirten Durmaz, geçen yıl da 360 üreticiye destek sağladıklarının altını çizerek, “2023 yılında 54 kadın üreticimiz, 2024 yılında da 52 kadın üreticimiz projeden faydalanmış oldu” dedi. – MERSİN
]]>Kamera: MEHMET MEHMETLİOĞLU
(ANKARA) – Türk Veteriner Hekimler Birliği, Dünya Veterinerler Günü dolayısıyla Ulus Atatürk Anıtı önünde bir araya geldi. Türk Veteriner Hekimler Birliği Merkez Konseyi Başkanı Prof. Dr. Murat Arslan, “Gelinen noktada, insan onuruna yakışır yaşam ve görev yapma şartlarımız tamamen ortadan kalkmış, önlem alınması kaçınılmaz hale gelmiştir. Veteriner hekimler özellikle son 40 yıldır her geçen gün hak kayıpları yaşamış, sorunlar dayanılmaz noktaya gelmiştir” dedi.
Türk Veteriner Hekimler Birliği, bugün Dünya Veterinerler Günü dolayısıyla Ankara Ulus Meydanı Atatürk Anıtı önünde basın açıklaması düzenledi. Açıklamayı okuyan Türk Veteriner Hekimler Birliği Merkez Konseyi Başkanı Prof. Dr Murat Arslan, konuşmasında şunları söyledi:
“Her yıl tüm dünyada Nisan ayının son Cumartesi günü Dünya Veteriner Hekimler Günü olarak kutlanmaktadır. Kutlamayla, hayvan, çevre ve halk sağlığına olan katkıları ve insanlık yararına verdiği hizmetler nedeniyle veteriner hekimler onurlandırılmaktadır. Ancak üzülerek ifade etmek isteriz ki 1800’lü yıllardan itibaren, yaptıkları çalışmalarla dünya literatürüne girmiş, çığır açan araştırmalar yapmış Türk Veteriner Hekimleri aynı takdiri görmemiş, aksine 1980’li yıllardan itibaren hem çalışma alanları daralmış hem de özlük hakkı kayıpları giderek artmıştır. Türk Veteriner Hekimleri Birliği Merkez Konseyi olarak odalarımızla birlikte meslektaşlarımızın insan onuruna yakışır şartlarda çalışmaları ve yaşamaları için çaba harcıyoruz. Mesleğimizin uğradığı haksızlıklara karşı yıllardır sürdürdüğümüz diyalog yolları artık tükenmiş, sorunlarımızı kamuoyuna açık ifade etmekten başka bir yol kalmamıştır.
“SORUNLAR DAYANILMAZ BİR NOKTAYA GELMİŞTİR”
Bu nedenle; geçen yıldan itibaren başlayarak, mesleğimizin yıllardır yaşadığı hak kayıplarını, bunun toplum, hayvan ve çevre sağlığına muhtemel etkilerini kamuoyu ile paylaşmak ve yetkililerin dikkatini çekmek için, kutlama yerine alanlardan sesimizi duyurmaya çalışıyoruz. Veteriner hekimler olarak çok uzun zamandır, yaşadığımız hak kayıplarına, ötekileştirilmeye ve yok sayılmaya rağmen fedakarca ve sabırla görevimizi yapmaya çalışıyoruz. Çünkü üstlendiğimiz görevlerin ihmal edilmesi, koruyucu hekimlik, aşı üretimi, güvenilir ve yeterli gıdaya erişim, hayvan, insan ve çevre sağlığı gibi hayati alanlarda ciddi sorunlara sebep olabilecek niteliktedir. Ancak aldığımız risklere ve yıllardır süren sabırlı bekleyişimize rağmen, yaşanan haksızlık ve mesleki değersizleştirme artarak devam etmektedir. Gelinen noktada, insan onuruna yakışır yaşam ve görev yapma şartlarımız tamamen ortadan kalkmış, önlem alınması kaçınılmaz hale gelmiştir. Veteriner hekimler özellikle son 40 yıldır her geçen gün hak kayıpları yaşamış, sorunlar dayanılmaz noktaya gelmiştir.
“VETERİNER HEKİMLER İŞ VE ÜCRET GÜVENCESİZ ÇALIŞMAKTA”
Mesleğimizin hemen her alanında benzer sorunlar yaşanmaktadır; Cenevre veteriner hekimliği sözleşmesine aykırı olarak Veteriner İşleri Genel Müdürlüğü ve bağlı birimleri reorganizasyon adı altında kapatılmış, mesleğimize ve hayvancılığa önemli bir darbe vurulmuştur. Zaman geçirilmeden doğrudan Bakana bağlı Veteriner İşleri Genel Müdürlüğü yeniden açılmalıdır. Plansız arttırılan fakültelerle eğitimde nitelik tartışılır hale gelmiş, her yıl mezun olan 3000’in üzerinde genç veteriner istihdam sorunu yaşamaya başlamıştır. Hiçbir uygulama dersi almadan iki yıllık uzaktan eğitim bölümlerinden mezun olanların veteriner fakültelerine geçiş yapması bilime aykırı olup, hayvan ve insan sağlığı açısından da risktir. Atanamayan binlerce genç meslektaşımızın umutları kırılmış, geleceklerini yurt dışında aramaya başlamışladır. Son iki yılda yurt dışına gitmek için başvuranların sayısı 20 kat artmıştır. İnsana yapılan yatırım boşa gitmiş, nitelikli beyinler ülkeyi terk etmeye başlamışlardır. Serbest çalışan veteriner hekimler orantısız mevzuatın getirdiği ağır ceza ve baskılarla hastalarına yeterli zaman ayıramaz, işlerini yapamaz hale getirilmişlerdir. Belediyelerde çalışan veteriner hekimler, merkezi ve yerel idarecilerin inisiyatif almamaları nedeniyle hedef haline getirilmiş, mobbing, psikolojik ve fiziki şiddet altında çalışmak zorunda kalmışlardır. Veteriner hekimler sağlıkta şiddet yasası kapsamı dışında tutulduğundan çalıştıkları her alanda şiddet girişimlerine açık hale gelmişlerdir. Gıda, ilaç ve diğer alanlarda çalışan veteriner hekimler yıllardır iş ve ücret güvencesi olmadan çalıştırılmaktadırlar.
“ÖNÜMÜZDEKİ SÜREÇTE DEMOKRATİK HAKLARIMIZI KULLANACAĞIZ”
Tüm bunlara ek olarak uzun soluklu hayvancılık politikalarının uygulanmaması ve ithalat nedeniyle yetiştirici zor duruma düşmüş, sürdürülebilir bir hayvancılık maalesef her geçen gün zorlaşmıştır. Büyükbaş ve küçükbaş alanında çalışan meslektaşlarımız yıllardır çalıştıkları bu alanı bırakmak zorunda kalmaktadırlar. Bu durum önümüzdeki yıllarda bu alanda çalışan veteriner hekim yokluğu nedeniyle hayvancılığa daha çok zarar verecektir. Dünya Veteriner Hekimler Birliği her yıl bu özel gün için bir tema belirlemektedir. Bu yıl belirlenen tema ‘Veteriner hekimler temel sağlık çalışanıdır’. Ancak ülkemizde yürürlükteki mevzuata rağmen veteriner hekimler kanuna aykırı olarak sağlık sınıfı dışında değerlendirilmektedir. Kamuoyunun bilmesini isteriz ki, bu alanlarda yaşanan olumsuzluklar esasen, toplum, hayvan ve çevre sağlığı ile hayvansal gıdaya ulaşmada yaşanacak sorunlar anlamına gelmektedir. Bir dahaki Dünya Veteriner Hekimler Günü’nü tüm bu sorunların çözüldüğü bir ortamda kutlamak için mücadelemizi sürdüreceğimizi, sürdürülen ayrımcılığın devam etmesi durumunda da önümüzdeki süreçte, iş bırakma dahil tüm demokratik haklarımızı kullanacağımızı meslektaşlarımıza ve kamuoyuna saygıyla duyururuz.”
“HAKLARINIZIN TAKİPÇİSİ OLACAĞIM”
Mitinge katılan CHP Ordu Milletvekili Mustafa Adıgüzel ise şunları söyledi:
“Bugün sizin konuşma gününüz ama ben milletvekili olarak değil, bir tıp doktoru olarak söz istedim. Sağlık hizmeti bir bütündür asla ayrılamaz. Yani hayvan, insan ve çevre sağlığı bir bütündür, birbirinden ayrılamaz. Sağlık hizmetinin hekimler gibi olmazsa olmaz bir diğer parçasını veteriner hekimler olduğunun bilinciyle konuşuyorum. Gıda, insan, hayvan, çevre sağlığında ve bütün bilimsel araştırmalarda heryerde olması gereken bir meslektaşlarım olarak sizleri görüyorum. Bu nedenle sosyal haklarınızı, ek ödemeler dahil özlük haklarınızın hepsinin takipçisi olacağımı buradan söylemek istiyorum. Tüm meslektaşlarımı sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.”
]]>
Erzincan genelinin koyun yetiştiriciliğine elverişli yapısı ile küçükbaş işletmelerinin kapasitelerini artırarak yerel ırkların gelişmesine katkı sunması ve bölgesel anlamda ekonomik güce dönüşmesi amacıyla Erzincan Valiliği himayelerinde başlatılan, “Köyümde Yaşamak İçin Bir Sürü Nedenim Var” projesi kapsamında özellikle genç ve kadın çiftçilerin sayısı artarak devam devam ediyor. Proje kapsamında 100 koyun alarak hayvancılığa başlayan 40 yaşındaki 4 çocuk annesi Hilal Kalkan ise hayvan varlığını her geçen yıl artırarak üreticilikte örnek oluyor.
2020 yılı Ekim ayından itibaren bu güne kadar toplam proje kapsamında, merkezde 34 işletmeye 3 bin 700 Çayırlı’da 17 işletmeye bin 650, İliç’te 1 işletmeye 80, Kemah’ta 28 işletmeye 2 bin 643, Otlukbeli’de 5 işletmeye 500, Refahiye’de 21 işletmeye 2 bin 30, Tercan’da 28 işletmeye 2 bin 639, Üzümlü’de 28 işletmeye 2 bin 286, Kemaliye’de 6 işletmeye 558 hayvana olmak üzere Erzincan geneli 162 işletmeye 14 bin 186 küçükbaş hayvan için ilgili banka tarafından ödemeleri yapıldı. 2020 yılının ekim ayında başlanan proje ile şuana kadar 17 bin 848 küçükbaş hayvan için 31 milyon 400 bin TL kredi kullanıldı.
“Devletimizden Allah razı olsun, 60 yaşıma kadar bu mesleği yapacağım”
2021 yılında “Köyümde Yaşamak İçin Bir Sürü Nedenim Var” projesi kapsamında 100 koyun alarak hayvancılığa başlayan 40 yaşındaki 4 çocuk annesi Hilal Kalkan hayvan varlığını artırdığını ve uzun yıllar bu mesleğe devam edeceğini belirterek, “2021 yılında hiç koyunumuz yoktu. Bu proje sayesinde 100 tane koyun aldık ve 200-250 oldu derken bu işi devam ettirmeye başladık. Devletimizden Allah razı olsun. Geldiğimde hiçbir şey bilmiyordum, eşimle beraber koyunlara gittik, davara gittik, koyunlarımızı da sağdık, yaylaya da çıktık. Şimdi de hepsinden alasını yapıyoruz. Devletimizin bizlere desteklerini her zaman bekliyoruz. Zaten devletimiz de bize desteklerini veriyor. Bu işi devam ettirmek istiyoruz. İşimiz zor. Yağmur demiyoruz, çamur demiyoruz, gördüğünüz gibi dışarıda yağmur yağıyor ama biz hayvanımızı dışarıya suya götürüyoruz. Her işte olduğu gibi bu işin de zorluğu var ama biz severek yapıyoruz. Bu işe alıştık. Çocuklarımız, biz başka geçim kaynağımız olmadığı için bu işi yapıyoruz. 40 yaşındayım. İnşallah 50-60 yaşıma kadar da bu işi yapmayı düşünüyorum” dedi.
“Erzincan’da küçükbaş hayvan sayısı yüzde 10 arttı”
Erzincan İl Tarım ve Orman Müdür Yardımcısı Serkan Kütük ise, proje sayesinde ilde ki küçükbaş hayvan varlığının yüzde 10 oranında arttığını söyleyerek, “Erzincan’da 2020 yılı Ekim ayında başlanan ‘Köyümde Yaşamak İçin Bir Sürü Nedenim Var’ projesi kapsamında faaliyete geçen bu proje ile Erzincan’daki çitçilerimiz, özellikle yeni başlayacak üreticilerimiz, genç ve kadın çiftçilerimiz artarak devam etmektedir. Erzincan’daki bu üreticilerimizin 200 bin liralık kredi limiti 400 bin liraya çıkarılmıştır. Erzincan’da şuana kadar 183 kişi proje kapsamında faydalanmış olup 31 milyon 400 bin lira değerinde nakdi bir ödeme yapılmıştır. Bu kapsamda, Erzincanlı çiftçilerimiz ve özellikle küçükbaş yetiştiricilerimiz büyüyerek devam etmektedir. Aslında bir çığ gibi düşünülürse, küçük bir kar tanesi büyüyerek çığ haline gelmiştir. Erzincan’daki hayvan sayımızda ise, yüzde 10 oranında artış gözlenmiştir. Proje başladığında 16 bin 862 olan hayvan sayımız şuan da 30 bini geçmiştir” ifadelerini kullandı. – ERZİNCAN
]]>CHP’li Gürer, “Kurban Bayramı yaklaşıyor, büyükbaş hayvanlarda da kurbanlık satışları başladı. Kurban fiyatları geçen yıla göre yüzde 100’e yakın artış göstermiş bulunuyor. Bir yıl içinde özellikle yemdeki artış, ahır giderleri, aşılar ve veteriner giderleri artış hayvan fiyatlarını katladı” dedi.
Üretici Ertuğrul Koç da “750 kilo bir tosun 210 bin liraya satıyoruz. Geçen yıl bu hayvan 95-100 bin liraydı. Geçen yıl yemin çuvalı 250 liraydı, şimdi 600 lira oldu. Geçen yıl bakıcı aylığı 15 bin liraydı, şimdi 30 bin lira oldu. Geçen yıl ilaç 150 liraydı, bu yıl 350 lira oldu. Yani, ilaç arttı, yem arttı, ahır gideri arttı, işçilik arttı, veteriner masrafları arttı ve bu yüzde 100’lük artış hayvan maliyetine yansıdı” diye konuştu.
“TULUMTAŞ’TA HAYVANCILIK YAPAN İKİ KİŞİ KALDI”
Gürer, hayvancılık yapan küçük aile tipi işletmelerde çok ahırın boş olduğunu yerinde gidip gördüğünü ifade etmesi üzerine üretici Ertuğrul Koç, “Ben 40 senedir bu işle uğraşıyorum. Bizim köyde benimle beraber bir kişi var, diğerleri sattılar hayvanlarını. Tulumtaş’ta hayvancılık yapan iki kişi kaldı köyde. 30 hane vardı, hepsi hayvancılık yapıyordu, herkes de hayvan vardı. Şimdi iki kişi de kaldı, çünkü bu işi sürdürmek çok zorlaştı. Yükünü çekmek isteyen azaldı. Yem giderleri pahalı, işçilik giderleri pahalı. Bu işi yapmak isteyen böyle giderse kalmayacak” dedi.
Gürer, “Büyükbaş hayvanlarda yetişkinlerin fiyatları 210 bin TL’yi buluyor. Geçen yıl 80 bin liraya kadar büyükbaş kurbanlık vardı, bu yıl ise katlamış” derken; üretici Ertuğrul Koç, büyükbaşların bulunduğu bölümlerde hayvanları göstererek şöyle konuştu:
“Bu yıl danalar 110 bin liradan başlıyor. En ufak hayvan erkek tosun 110 bin lira. Büyükbaş hayvanlar kilosuna göre fiyat değişiyor. Ahırda kurbanlık hayvanlarımız bölüm bölüm ayırdık. Bir grup kurbanlık 140-150 bin lira, diğer bölümdekiler 135-140 bin lira. Holstein Simental, onlarda 120 bin lira. Geçen yıl bu hayvanların fiyatı 40-45 bin lira aralığındaydı. Farklı bölümde cinsine, kilosuna göre hayvanları müşteri daha iyi görsün diye ayrı ayrı koyduk. Geçen yıl 55 bin lira olan hayvan giderlerinden dolayı bu yıl 110 bin lirayı buldu. Bakım masrafı çok arttı. Besici olarak emeğimizi de katarak fiyat koysak bu rakamları da aşar. Piyasada bakın giderleri, her şey ikiye katladı. Geçen yıl 200 lira olan şey, bu yıl 400 lira oldu. Bu hayvan 450 kilo besili hayvan, erkek tosun yüzde 65 randıman verir. Yüzde 65 demek, 100 kiloda 65 kilosu et olur. Zayıf hayvan da yüzde 50’ye düşer, erkek hayvan yüzde 60-65 randıman yapar. 100 kilo gelen hayvanın en az 65 kilo eti olur.”
“KÖYLERİMİZİ KALKINDIRMALIYIZ Kİ TÜRKİYE’DE TARIM, HAYVANCILIK BİTMESİN”
Gürer, hayvancılıkta desteklerin artırılması ve planlı bir politikanın uygulanması, yemin sübvanse edilmesi gerektiğini söyledi. Besici Ertuğrul Koç, “Yemde destek var, yeme az bir destek veriyorlar, o da kurtarmıyor yani. O da az oluyor. Yemin sübvanse edilmesi lazım, yüzde 50 destek olması lazım, yüzde 10 veriyorlar” dedi.
Hayvancılıkta yaşanan sorunlara değinen Gürer, “Hayvancılık giderek sorunlu hale geliyor. Artık bu işi yapanların sayısı geçmişe göre çok azaldı. Tulumtaş köyünde 30 hanede hayvan vardı, şimdi iki hanede hayvan var. Hayvancılık yapanlar hayvancılıktan vazgeçiyor, elde kalan hayvanlarını da maliyeti yüksek olunca satmakta da zorlanıyor, kurban için bekliyorlar. Kurbandan sonra hayvanları satınca, yerine yenisini koymakta zorlanacaklar” diye konuştu.
Gürer’in, “İthal hayvan geliyor, bunun size faydası yok mu” sorusuna cevap veren besici Ertuğrul Koç, “O hayvanlar bizim beslediğimiz hayvanların et lezzetini vermiyor. Alıp bir süre bakıp beslemek gerekiyor da maliyetleri artırıyor” dedi.
CHP’li Gürer, “Ülkemiz besicisi en az altı ay beslediği büyükbaş hayvanın etinin tadıyla ithal gelen hayvanın etinin tadı da bir olmuyor. Yerli ırkımızı geliştirmeliyiz, kendi kaynaklarımıza dönmeliyiz. Bu anlamda besicilerimize ve süt inekçiliği yapanlara gerçekçi destekler vermeliyiz, köylerimizi kalkındırmalıyız ki Türkiye’de tarım bitmesin, hayvancılık bitmesin” ifadesini kullandı.
]]>CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, yaptığı yazılı açıklamada, Ulusal Süt Konseyi (USK), çiğ süt tavsiye fiyatını 1 Mayıs’tan itibaren geçerli olmak üzere 14,65 TL’ye yükselttiğini, ancak bu artıştan hemen önce süt yemine zam geldiğini söyledi. Türkiye’deki süt ineği sayısının 5 milyon 500 bine gerilediğini, girdi maliyetlerinin arttığını ve kırsalda küçük aile işletmelerinin sorunlarının katlandığını söyleyen Gürer, “Çoklu hayvan varlığı olan çiftlikler kısmen önlemler alarak ayakta kalmaya çalışıyor. Hayvancılığın en önemli gider kalemini yem oluşturuyor. Kaba yem ve sanayi yeminde fiyat artışı hayvancılık yapanı yaptığı işten soğuttu” dedi.
“VERİLEN FİYAT MALİYETİ KARŞILAMIYOR”
Çiftçilerin yaşadığı sorunlara değinen Gürer, şunları söyledi:
“Çiftçilik yapmayan yonca, arpa, saman kendi üretmeyen giderlere dayanımı kalmadı. Bu nedenle hayvancılığı sürdürebilmesi iyice zorlaştı. Hayvancılıkta tüketilen yem yarısı ithal geliyor. USK daha çiğ süt fiyatında artışa gitmeden geçen hafta 19 protein 50 Kg süt yemi bazı süt kooperatife geliş fiyatı 552 liradan 547 liraya çıktı. Kooperatifte üyesine 567 liradan süt yemi veriyor. Farklı kooperatiflerde ya da bayide daha yüksek fiyat ile satanlarda var. Bir inek günlük sabah 5 kg akşam 5 kg süt yemi tüketir. Saman, yonca, arpa, mısır, küspede hayvanlara yem olarak veriliyor. Yonca tonu bazı bölgelerde 8 bin liraya erişmiş durumda, hayvan en az günlük 2 kiloda yonca tüketiyor. Hasat dönemi samanı ve yoncayı stoklayarak fiyatlar artışından büyük işletmesi olan besici artışların etkisinden korunmaya çalışıyor. Pancar küspesi de tonu 1400 TL. Bölgede çiğ süt sağan üretici stoklama olağanı olmadığı için hemen çiğ sütün satmak zorunda, küçük üretici stoklama şansı olmadığı için aracı yada Kooperatife ürün hemen veriyor. Aracı ya da Kooperatif fabrikaya taşıyor. Bazı süt fabrikaları aynı zamanda süt yemi de satıyor. Süte daha artış gelmeden yem fiyatı artırılıyor. Üretici ‘çiğ süte zam istemiyoruz. Yem fiyatını düşürün yoksa litresi 16 liradan alım olsa dahi giderlerimize yetişemiyoruz’ diyorlar. Çiğ süt fiyatı artmadan yeme gelen zamla bu kerede USB tavsiye fiyatı 1 Mayıs’ta olacağı için artış olmadan besiciden artış geri alınmış oldu. Çiğ süt maliyet fiyatı üreticiye litresi 16 TL geçerken verilen fiyat maliyeti karşılamıyor.”
“ÇİĞ SÜT FİYAT ARTIŞI ÜRETİCİYE MERHEM OLMAYACAK”
Evlere açık süt satan satıcılarda da benzer sıkıntıların olduğunu kaydeden Gürer, “Bu arada süte zam gelecek diye süt fabrikalarından stoklu marketler ürün aldığı ve yeterli stok nedeni ile yeni talep düşük geldiği içinde süt işlenen bazı fabrikaların süt toplamada nazlı davrandığını da üreticiler anlatıyor” dedi.
Gürer küçük aile tipi işletmelerde hayvan varlığının her geçen gün eridiğini de belirterek, “Bu süreç sürdürülebilir değil. Çiğ süt yüzde 8.5 artış peynir, işlenmiş süte daha çok fiyat artışı olarak yansıması da tüketiciyi mağdur ediyor. Çiğ süt fiyatı yem fiyatı artışına bağlı yükselirken çözüm yem fiyatları düşürüp hatta sübvanse ederek üretici desteklenmesinden geçiyor. Artan ahır giderini düzenli artan yem fiyatlarını düşürmeden çiğ süt fiyat artışı besici yarasına merhem olmayacaktır” diye konuştu.
]]>Kastamonu’nun Ağlı ilçesinde Kırlardere Mahallesi Ayanoğlu Sokak’ta yaşayan 70 yaşındaki Nazmi Özsoy, fitre vermek için gelen komşuları tarafından baygın halde bulundu. Aldığı aylığı ile yaşadığı barakada 36 kedi besleyen Özsoy’u hareketsizce bulan komşuları durumu 112 Acil Çağrı Merkezine bildirdi. İhbar üzerine gelen sağlık ekipleri tarafından ilk müdahalesi yapılan Özsoy, Kastamonu Eğitim ve Araştırma Hastanesine kaldırıldı. Burada ilk müdahalesi yapılan Özsoy, Tosya Devlet Hastanesine sevk edilerek yoğun bakım ünitesinde tedavi altına alındı. 1 haftadır hastanede yaşam mücadelesi veren Özsoy’un kedileri ise sahipsiz kaldı. Özsoy’un komşuları ve köyde yaşayan gençler, kedilere mama ve su bırakıyor. Özsoy’un komşuları, bakmakta zorlandıkları kedilerin sahiplendirilmesini ya da hayvanseverlerin kendilerine destek olunmasını istedi.
“Kedileri sahiplendirmek istiyoruz”
Özsoy’un kedilerini besleyen Muhammed Ömer Ersoy, “Biz, buraya arkadaşlarımızla 2-3 günde bir geliyoruz. Kedilere mama ve su veriyoruz. Amcamız rahatsızlandığı için buradaki kedileri sahiplendirmek istiyoruz. Ağlı ilçe merkezi köye biraz uzak. Kediler o yüzden susuz ve aç kalıyor. Amcamız şu anda yoğun bakımda rahatsız kendisi” dedi.
“Köylüler ellerinden geldiği kadar yardım ediyor ama yeterli olmuyor”
Fitre vermek için geldikleri sırada köyün imamı tarafından evinde baygın halde bulunduğunu söyleyen Ersoy, “Hocalar Ramazan ayı olduğu için fitre vermeye gelmişler. Amcamızın evine giriyorlar, amcamız yatakta baygın şekilde yatar vaziyette buluyorlar. Amcamızı öyle gördükten sonra ambulansa telefon açıyorlar. Ambulans gelip amcamızı alıyor. Amcamız şu anda yoğun bakımda tedavi görüyor. Buradaki kediler de aç ve susuz kaldı. Arkadaşlarımızla biz buraya gelmeye çalışıyoruz fakat ilçe merkezi köye uzak. Her zaman köye gelip gidemiyoruz. Kedilerimiz sahipsiz kaldı. Köylüler ellerinden geldiği kadar yardım ediyor ama yeterli olmuyor. Kedilere sahip çıkılmasını istiyoruz. Kedileri sahiplendirmek istiyoruz” diye konuştu.
“Devletimizin büyüklerinden ve hayvan severlerden yardım bekliyoruz”
İstanbul’dan Ramazan Bayramı için Ağlı ilçesine gelen Hüseyin Efe Yürük ise, “Biz, Ağlı ilçe merkezinden köye geliyoruz. Köyde yaşlı bir amcamız vardı. Kendisi tek başına yaşıyordu ve burada 30-40 civarında kedisi bulunuyordu. Kedilere tek başına bakmaya çalışıyordu. Yaşlandığı için çalışamıyor, maddi durumu da çok iyi değildi. Kendisi elinden geldiğince köylülerden aldığı yardımlarla birlikte kedilerine bakıyordu. Artık yediği bir şey mi dokundu yoksa başka şüpheli bir durum mu var bilemiyoruz. Yoğun bakımda şu anda tedavi görüyor. Köydeki hoca, fitre getirmeye geldiği zaman fark etmiş. Ambulans ile hastaneye kaldırmışlar. Bizlerde köyün gençleri olarak hayvanlara elimizden geldiği kadarıyla bakmaya çalışıyoruz. Bugün yine geldik ve kedilere mama getirdik. Biz elimizden geldiğince kedileri beslemeye çalışıyoruz ama elimizden bu kadarı geliyor. Daha fazlasını devletimizin büyüklerinden, hayvan severlerden bekliyoruz. Bizim elimizden daha fazlası gelmiyor. Kedilerinde artık sahiplendirilmeye ihtiyacı var. Burada köyde çok fazla insanda yok. Kedilere bakabilecek çok kişi de yok. Bizde elimizden geldiğince köyün gençleri olarak yardım etmeye çalışıyoruz, hayvanlara sahip çıkmaya onlara bakmaya çalışıyoruz” şeklinde konuştu. – KASTAMONU
]]>Othan, yüzlerce hayvan türünün neslinin tükenme tehlikesiyle karşı karşıya kalındığını söyledi. Avukat Eylem Othan, “Bugün 4 Ekim Dünya Hayvanları Koruma Günü, hayvanlar insanlar için hayati önem taşıyan canlılardır. Doğanın dengesi, insan yaşamının sürebilmesi için insanların hayvanlara ihtiyacı vardır ve hep olacaktır. Yaşadığımız coğrafyada, hayvanları korumak bir yana; türlerini yok edecek düzeyde hak ihlalleri ile hak ettiği değeri görmeyen ve hatta toplumun bir kesimi tarafından görülmek istenmeyen en savunmasız canlı türü olarak hayvanları ilk sıraya koyabiliriz. Her gün sayısız sahipli veya sahipsiz hayvana ‘vicdan’ ‘merhamet’ yoksunu insanlarca kanuni tanımı ile işkence edilmekte veya acımasız ve zalimce muamelede bulunulmaktadır” dedi.
“Günümüzde yüzlerce tür, yüzlerce av hayvanı nesli tükenme tehlikesiyle karşı karşıya bulunuyor” diyen Othan, “Avcılığın resmi makamlar nezdinde kabul görmesi neticesinde hayvanların yaşam hakkına devlet eliyle müdahale edilmektedir. Deneylerde kullanılarak öldürülen yunus parklarında, hayvanat bahçelerinde, pet shoplarda sömürülen canlılar insanlık adına affedilemez bir ayıptır. Temelde bu canların yaşam hakkı ihlal edilmektedir. Maalesef ki bu haksız muamelelerin tek kaynağı da insandır. Kendini her şeyin sahibi sanan, her şey insan için mantığıyla hareket eden insanoğlu, bu canlıların yaşam alanlarına müdahale ettiği yetmezmiş gibi doğanın da yalnız ve daimi sahibi gibi davranmakta ve merhametsiz, canice davranışlarla hayvanların yaşam hakkına haksızca müdahale etmektedir. Yıllardır değişmeyen bu gerçeklik son yıllarda devlet yetkilileri ve kurumların 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu ve 7332 Sayılı “Hayvanları Koruma Kanunu ile Türk Ceza Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunu’na ve yönetmeliklere aykırı nefret söylemi denebilecek hayvan düşmanı açıklamaları ile daha vahim bir hal almıştır” diye konuştu.
Othan, “Caydırıcı olmayan yasaların ve devlet kurumlarının hayvanları koruyamamasından güç alan vicdan merhamet duygusundan yoksun kişilerce sosyal medya üzerinden sahipsiz köpeklerin insanlara saldırdıklarına yönelik gerçek dışı video ve haber paylaşımları ile tüm topluma nefret aşılanmaktadır. Yasaya göre yaşam alanlarından alındıktan sonra hayvanların bakım evlerinde rehabilite edilip, aşılanıp, kısırlaştırılmaları sonrasında tekrar alındıkları yere bırakılmaları veya sahiplendirilmeleri düzenlenmişken, ömür boyu hapis olacakları ve haberlerde de gördüğümüz üzere kimi bakım evi çalışanlarınca işkenceye maruz kalmalarına göz yumularak, bilinmezliğe sürüklenmeleri, barınak adı altında ölüm kamplarına kapatılmaları istenilmektedir. Mevzuatımızda mevcut 5199 sayılı kanun ise hayvanların yaşam hakkına yönelik yalnızca sözde bir koruma sağlamaktadır. Adli makamlarca söz konusu hayvanlar olduğunda etkin soruşturma ve kovuşturma yürütülmemektedir. Caydırıcı olmayan yaptırımlar neticesinde hayvanların yaşam hakkına müdahale edenlerin bu eylemleri karşılıksız kalmaktadır. 5199 sayılı kanunun geliştirilmesi ve daha etkin hale getirilmesi için çalışmalar yapılması gerekliliği aşikardır. Ancak her ne kadar mevcut hali yetersiz kalıyor olsa da sonuç itibariyle mevzuatımızda hayvanların yaşam hakları güvence altına alınmıştır. Adli makamların hayvanların yaşam hakkına yönelik olaylarda 5199 sayılı kanunu mevzuattaki diğer kanunlardan ayırmadan en etkin ve işlevsel şekilde uygulaması gerekmektedir. İlgili makamların hayvanlarla ilgili olaylarda daha az duyarlı inceleme yapmaları kabul edilemez olup başlıca problemlerden biridir. Mevzuat kapsamında yerel yönetimlere yüklenen sorumluluklar yerine getirilmedikçe, kısırlaştırma seferberliği başlatılıp en etkin şekilde yürütülmedikçe, hayvanlar asılsız komplolarla hedef haline getirildikçe, popülasyon artmaya devam edecek ve hayvanlar açlık ve ölüme terk edilecektir. Yanlış politikalara son verilerek, işlevsel mekanizmalar geliştirilerek ve en nihayetinde hayvanlara bir canlı olarak değer verilmesi zihniyetinin topluma aşılanmasına yönelik faaliyetlerle günümüzde sorun olarak yansıtılan durumlar kalıcı çözüme kavuşabilecektir” şeklinde konuştu. – KARS
]]>Bu yılın başlarında Almanya Çevre Bakanlığı hayvanlardan elde edilen “av ganimetlerinin” ithalatına daha sıkı sınırlamalar getirilmesini önermişti.
Botsvana Cumhurbaşkanı Mokgweetsi Masisi, Alman medyasına yaptığı açıklamada bunun ülkesindeki insanları yoksullaştırmaktan başka bir işe yaramayacağını söyledi.
Masisi, koruma çabaları sonucunda fil sayılarında patlama yaşandığını ve avlanmanın filleri kontrol altında tutmaya yardımcı olduğunu söyledi.
Masisi, Alman Bild gazetesine verdiği demeçte “Almanlar, sizin bize önerdiğiniz şekilde hayvanlarla birlikte yaşamalı. Bu şaka değil” dedi.
Botsvana, 130 bin fil ile dünya fil nüfusunun yaklaşık üçte birini barındırıyor.
Masisi, fil sürülerinin mülklere zarar verdiğini, ekinleri yediğini ve bölge sakinlerini ezdiğini söyledi.
Botsvana daha önce komşu Angola’ya 8 bin fil vermiş ve nüfusu azaltmak için Mozambik’e de yüzlerce fil vermeyi teklif etmişti.
“Almanya’ya da böyle bir hediye sunmak isteriz” diyen Masisi, “Hayır” cevabını kabul etmeyeceğini söyledi.
Botsvana Yaban Hayatı Bakanı Dumezweni Mthimkhulu da geçen ay, İngiliz halkının “fillerle birlikte yaşamanın tadına varabilmesi” için Londra’daki Hyde Park’a 10 bin fil göndermekle tehdit etti.
Mart ayında İngiltere parlamentosu av ganimeti ithalatının yasaklanmasını desteklemek üzere yeni bir tasarıyı görüşmeye başladı.
Botsvana ve diğer Güney Afrika ülkeleri, bir hayvanı vurma izni için binlerce dolar ödeyen ve daha sonra kafasını ya da derisini ülkelerine götüren Batılı zenginlerden büyük gelir sağlıyor.
Bu paranın koruma çabalarına ve yerel halka yardım etmek için kullanıldığını, böylece kaçak hayvan avına fazla yönelmediklerini söylüyorlar.
Hayvan hakları grupları ise bu uygulamanın zalimce olduğunu ve yasaklanması gerektiğini savunuyor.
Botsvana’nın vahşi yaşamından sorumlu bakan, “Bazı bölgelerde bu hayvanların sayısı insanlardan daha fazla. Yollarına çıkan çocukları öldürüyorlar. Çiftçilerin mahsullerini çiğneyip yiyorlar ve Afrikalıları aç bırakıyorlar” dedi.
Humane Society International’ın 2021 raporuna göre Almanya, Avrupa Birliği’nin en büyük Afrika fili ve genel olarak av ganimeti ithalatçısı.
Botsvana bu uygulamayı 2014 yılında yasaklamış, ancak yerel halkın baskısıyla 2019’da kısıtlamaları kaldırmıştı.
Ülkede artık yıllık avlanma kotaları düzenleniyor ve bunun lisanslı olduğu ve sıkı bir şekilde kontrol edildiği belirtiliyor.
Daha önce fillerin evcil hayvan maması olarak kullanılması düşünülmüştü.
Berlin’deki çevre bakanlığı sözcüsü AFP haber ajansına yaptığı açıklamada Botsvana’nın konuyla ilgili olarak Almanya’ya herhangi bir kaygı iletmediğini söyledi.
Sözcü, “Biyolojik çeşitlilik kaybı endişe verici ve av ganimeti ithalatının sürdürülebilir ve yasal olmasını sağlamak için elimizden geleni yapmak gibi bir sorumluluğumuz var” dedi.
Bakanlık sözcüsü, Botsvana da dahil olmak üzere ithalat kurallarından etkilenen Afrika ülkeleriyle görüşmelerin devam ettiğini söyledi.
Avustralya, Fransa ve Belçika av ganimeti ticaretini yasaklayan ülkeler arasında.
Botsvana, komşuları Zimbabve ve Namibya ile birlikte, sahip olduğu çok sayıdaki filden para kazanabilmek için fildişi stoklarını satmasına izin verilmesi gerektiğini savunuyor.
Doğu Afrika’daki ülkeler ve hayvan hakları grupları, kaçak avcılığı teşvik edeceği gerekçesiyle buna karşı çıktı.
]]>Tepebaşı İlçesi’nin Keskin Mahallesi’nde bulunan hayvancılık işletmesi mevzuat çerçevesinde istenen gereklilikleri yerine getirerek AB Onaylı Süt Çiftliği statüsü almaya hak kazandı. Eskişehir İl Tarım ve Orman Müdürlüğü yetkililerince gerçekleştirilen işletme ziyaretiyle sertifika firma yetkililerine teslim edildi.
“Tepebaşı ilçemizde ilk AB Onaylı Süt Çiftliği Sertifikası verilmiştir”
Hayvan Sağlığı, Yetiştiriciliği ve Su Ürünleri Şube Müdürü Mehmet Yurt, “Eskişehir’de ikinci AB Onaylı Süt Çiftliği Sertifikası’na sahip olan işletmemiz, brucella ve sığır tüberkülozu hastalıklarına karşı ari olup, Hastalıktan Ari İşletme Sertifikası’na sahiptir. Ayrıca AB standartlarında ve belirlenen kriterler çerçevesinde yapılan denetimler sonucunda AB standartlarında süt ürettiği belirlenmiş ve İl Müdürlüğümüz tarafından işletmeye Eskişehir’de ikinci, Tepebaşı ilçemizde ilk AB Onaylı Süt Çiftliği Sertifikası verilmiştir” dedi.
Çiftlik bünyesi altında çalışan personeline eğitim veriliyor
Avrupa Birliği standartlarındaki süt çiftliğinde ari işletmelerdeki hastalık taramalarının yanı sıra çiğ süt kalite ve özellikleri için de ayrıca bir tarama yapılıyor. İçindeki bakteri sayısı, somatik hücre sayıları, yağ, protein ve kuru madde oranları, donma noktası, aflatoksin ve antibiyotik kalıntıları onaylı laboratuvarlarda teste tabi tutuluyor. Çiftlik bünyesi altında çalışan personeline eğitim veriliyor. Öte yandan değerlerinde sorun çıkan veya antibiyotikli olan sütler tutanak tutularak hemen imha ediliyor. Hayvanlarda kullanılan yemler de devamlı kontrol edilerek üretimin en sağlıklı şekilde tüketiciye ulaşması sağlanıyor.
2024 yılı için destekleme miktarının artırılması bekleniyor
Türkiye’de görülen Sığır Tüberkülozu ve Sığır Brusella hastalıkları ile etkin mücadele edilmesi, sürdürülebilir hayvancılığın sağlanması ve halk sağlığının korunması amacıyla Hastalıktan Ari İşletme Sağlık Sertifikası almış işletmelerin desteklenmesi için, Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından 2023 yılı için Tarımsal Desteklemelere İlişkin Cumhurbaşkanlığı Kararı gereğince hayvan başına bin 200 TL destekleme ödemesine ilave olarak AB onaylı süt çiftliklerine hayvan başı 200 TL destekleme ödenmektedir. 2024 yılı için destekleme miktarının artırılması öngörülüyor.
Çiğ sütün perakende olarak satışı ancak ari işletmelerden yapılabiliyor
Tarım ve Orman Bakanlığı’nca uygulanan hastalıktan ari işletmelerin desteklenmesi, hayvan sağlığının korunması yanında, kaliteli ve sağlıklı süt üretilmesi ile Türkiye’deki süt sektörünün Avrupa Birliği’ne süt ve süt ürünleri ihracatı yapabilmesi için temel teşkil ediyor. Çiğ sütün perakende olarak satışı ancak ari işletmelerden yapılabilirken, ari olmayan işletmelerden elde edilen sütler ise toplanarak süt işleme tesislerinde işlem görmesinden sonra satışına izin veriliyor. Ayrıca ari işletme sahiplerine ürettikleri süt, yetiştirdikleri buzağı ve sattıkları düveler için Bakanlık tarafından daha yüksek desteklemeler yapılarak ari işletme sahipleri teşvik ediliyor. Yetiştiriciler, konu ile ilgili daha ayrıntılı bilgi almak için İl ve İlçe Tarım ve Orman Müdürlüklerine başvurabiliyor.
Ziyarete Tepebaşı İlçe Tarım ve Orman Müdürü Zeki Sert, Hayvan Sağlığı, Yetiştiriciliği ve Su Ürünleri Şube Müdürü Mehmet Yurt ile görevli veteriner hekimler katılım gösterdi. – ESKİŞEHİR
]]>Veteriner İşleri Müdürlüğü bünyesinde faaliyet gösterecek olan ve bölgenin en modern tesisi olarak gösterilen Hayvan Hastanesi’nde kedi, köpek ve kanatlılar başta olmak üzere tüm hayvanlara müdahale edilebilecek.
Tesisin açılışında konuşan Çorum Belediye Başkanı Dr. Halil İbrahim Aşgın, bölgenin en güzel Hayvan Hastanesi’ni açmanın onurunu yaşadığını söyledi.
Hayvan Hastanesi’nin 6 bin 500 metrekare bir alana kurulduğunu anlatan Başkan Halil İbrahim Aşgın, “Burası göstermelik yapıp geçiştirilebilecek bir tesis değil. Bugüne kadar olduğu gibi burada da işimizi göstermelik yapmadık. Burası baştan sona bize ait bir proje.
Bir hastanede olması gereken ne varsa hepsi var. Ameliyathanelerimiz, müşahede, gözlem ve muayene odalarımız, laboratuvarımız, röntgen cihazlarımız var. Buraya gelen sahipsiz, kimsesiz bir sokak hayvanı kendi diliyle kendi yüreğinden geçtiği şekliyle dua bize etsin. Hastanemiz 46 milyon 500 milyon liraya mal oldu. Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’mızdan 3 milyon liralık bir ödenek tahsis edildi. Bu projeye gönül verdik. Burasının parasına değil duasına talip olduk. Çorum nasıl ki sıradan bir şehir değilse Çorum Belediyesi’de sıradan bir belediye değil. Hiçbir müteahhide gecikmiş bir kuruş borcumuz yok. Sadece sahipsiz sokak hayvanları hastanesi değil kimsesiz, sokakta kalmış, yaşlanmış, yardımı muhtaç hayvanları geçici bakımevinde barındıracağız. Orada da her türlü konforu düşündük” dedi.
Türkiye genelinde ve Çorum’da sahipsiz sokak hayvanları ile ilgili ciddi bir problem olduğuna dikkat çeken Aşgın, “Bu problemi hiçbirimiz görmemezlikten gelemeyiz. Şehir içi hayvan popülasyonu bütün şehirlerde olduğu gibi ilimizde de yüksek. Merhamet ikliminin çocukları, şefkat medeniyetinin insanları olarak asla sokaktaki hayvanlara farklı bir gözle bakamayız. Onları da Allah yarattı. Peygamber efendimiz (Sallallahü teala aleyhi ve sellem) siz yerdekilere rahmet edin, şefkat gösterin ki Allah’ta size rahmet etsin, şefkat göstersin buyuruyor. Sahipsiz sokak hayvanları meselesini en güzel şekilde çözmek için çalışma başlattık. Önce durum tespiti yaptık. Sadece mücavir alanlarda sokak hayvanları ile mücadele etse belediye asla başarılı olamaz. Çünkü sokak hayvanları meselesi sınır tanımıyor. Türkiye’ye örnek bir projeyi hayata geçirdik. Çorum Sahipsiz Sokak Hayvanları Birliği’ni kurduk. Birliğe Valiliğimiz üye olsun, Özel İdare köyler nedeniyle üye olsun. Tüm belediyelerimiz üye olsun dedik. Belediyelerimiz gelir bütçesinin binde 5’ini buraya versin dedik. Bu birlik sıradan kurulan bir birlik değil. Cumhurbaşkanımızın da onayına tabi” ifadelerini kullandı.
‘Sokak hayvanları için 75 bin metrekare doğal yaşam alanı kurulacak’
Sokak hayvanları için doğal bir yaşam alanı oluşturacaklarını açıklayan Aşgın, “Birlik aracılığıyla 6 ayda binlerce köpeğimiz kısırlaştırıldı. İlk kez köylerde kısırlaştırma faaliyetleri birlik marifetiyle devam ediyor. Ancak esas yapılması gereken sokak hayvanları sokaktan alınsın. Doğal bir alana getirilsin. Özgürce orada yaşasın. Doğal yaşam alanında sağlık ve gıda hizmetleri ile ilgili hiçbir sorun yaşamasın. Demir parmaklıkların arkasında sanki mahpus gibi kalmasın doğal yaşamını sürdürsün istedik. İnsanları mutlu olan bu şehrin sokak hayvanları da mutlu olsun. Bütün telaşımız, gayretimiz bu olsun. Birlik marifetiyle il geneli 4 bölgeye ayrıldı. Sungurlu, İskilip, Osmancık ve merkezde sokak hayvanları için doğal yaşam alanları oluşturulacak. Merkeze kurulacak olacak olan doğal yaşam alanı için Çatak yolunda 75 bin metrekarelik bir alanı birliğe tahsis ediyoruz. Tahsisin ardından doğal yaşam alanında sokak hayvanı neye ihtiyaç duyacaksa onları Türkiye’ye örnek bir doğal yaşam alanı oluşturacağız. En kısa sürede onu da gerçekleştireceğiz” şeklinde konuştu. – ÇORUM
]]>Kastamonu Üniversitesi Veteriner Fakültesi Vahşi Yaşamı Araştırma ve Koruma Öğrenci Topluluğu ve Orman Fakültesi Yaban Hayatı Ekolojisi ve Yönetimi Bölümü işbirliği ile Kastamonu Üniversitesi Merkez Kütüphanesi Sezai Karakoç Salonu’nda düzenlenen “Yabani Hayvanlarda İlk Yardım ve Rehabilitasyon” çalıştayını Kastamonu Üniversitesi Veteriner Fakültesi Dr. Öğretim Üyesi Veysel Doğan düzenledi. Çalıştaya, Dünya Doğayı Koruma Vakfı (WWF-World Wide Fund for Nature) Türkiye Yaban Hayat Danışmanı Veteriner Hekim Ahmet Emre Kütükçü ve Kastamonu Üniversitesi Orman Fakültesi Yaban Hayatı Ekolojisi ve Yönetimi Bölüm Başkanı Dr. Öğretim Üyesi Özkan Evcin konuşmacı olarak katıldı.
Çalıştayda konuşan Dünya Doğayı Koruma Vakfı (WWF-World Wide Fund for Nature) Türkiye Yaban Hayat Danışmanı Veteriner Hekim Ahmet Emre Kütükçü, 1975 yılında kurulan ve birçok alanda faaliyet veren Doğal Hayatı Koruma Vakfı’nın (WWF) tarihçesine kısaca değinerek Türkiye’de ve Dünyada yaban hayatı rehabilitasyonu faaliyetleri hakkında bilgiler verdi.
Doğal Hayatı Koruma Vakfı’nın çalışmalarından ve projelerinden de bahseden Kütükçü, yürütülen faaliyetlerin kurtarma, ilk yardım ve tedavi, bakım ve rehabilitasyonun yanı sıra eğitim gibi konuları kapsadığını söyledi.
Veteriner Hekim Kütükçü, yaban hayvanlarının immobilizasyonu ve nakilleri hususunda doğru yöntemlerin hassasiyetle kullanılmasının gerekliliğine de vurgu yaptı.
Kastamonu Üniversitesi Orman Fakültesi Yaban Hayatı Ekoloji ve Yönetimi Bölüm Başkanı Dr. Öğretim Üyesi Özkan Evcin ise, yaban hayatı kavramını merkeze alan bir konuşma yaptı.
“Yaban Hayatı Yönetimine Genel Bir Bakış” konusunun üzerinde duran Dr. Öğretim Üyesi Evcin, Türkiye’de 160 binden fazla omurgasız hayvan türü, 500’den fazla balık türü, 30 iki yaşamlı, 120 sürüngen, 500’e yakın kuş ve 160 memeli türünü görülebileceğinden bahsetti.
Yaban hayatı konusunda katılımcılara video gösterimi yapan Dr. Öğretim Üyesi Evcin, sorulan soruları cevaplayarak sunumunu tamamladı.
Türkiye’nin biyoçeşitliliği açısından dünyada önemli bir yere sahip olduğunu dile getiren Dr. Öğretim Üyesi Evcin, bu çeşitliliğin korunması için önlemlerin acilen alınması gerektiğine dikkat çekti.
Dr. Öğretim Üyesi Evcin’den sonra yeniden söz alan Veteriner Hekim Ahmet Emre Kütükçü, National Geographic tarafından hazırlanan kurtarma ve nakil sürecinde bulunması gereken kurtarma nakil aracı, narkotik tüfek ve hayvan kurtarma ekipmanlar hakkında bilgi verdi.
Yabani hayvanlara hassas davranılması gerektiğini ifade eden Kütükçü, kaya sansarı, kerkenez, alaca baykuş, hazar yılanı, çulluk, leylek, kirpi, bıldırcın kılavuzu, küçük kumru hayvanlarının bakım ve rehabilitasyon yaptıklarını söyledi.
Sunumun sonunda canlandırma yapan Kütükçü, yabani hayvanı tutarken uyulması gereken kurallardan bahsetti.
Çalıştay Veteriner Fakültesi ve Orman Fakültesi öğrencilerinin sorularının cevaplanmasıyla sona erdi. Çalıştayın ikinci gününde de Ilgaz Dağı Milli Parkı’nda gerçekleştirilen arazi uygulamasında doğa yürüyüşünün ardından yaban hayvanlarının doğrudan ve dolaylı gözlem yöntemleriyle izlenmesi ve fotokapanlar üzerine uygulamalı olarak çalışma gerçekleştirildi. Sahada yaban hayvanlarına ait iz ve dışkıların tespit edilmesi, tanınması ve fotokapan yöntemiyle izlenmesi üzerine Dr. Öğretim Üyesi Özkan Evcin ve Veteriner Hekim Dr. Ahmet Emre Kütükçü tarafından bilgilendirmeler yapıldı. – KASTAMONU
]]>Erzurum ile özdeşleşen ve ‘Cann’ adı verilen gübrenin tanıtımı düzenlenen görkemli bir törenle yapıldı. İbrahim Erkal Dadaş Kültür ve Sanat Merkezi’nde yapılan toplantıda çiftçiler adına konuşan Erzurum Ziraat Odası Başkanı İslam Yıldırım, “2014 yılından bu yana şehrimizin her alanda kalkınması, değişimi ve dönüşümü noktasında, altyapısından üst yapısına, çevre planlamasından park ve bahçe düzenlemelerine, kentsel dönüşümden tarihi eserlerimizin gün yüzüne çıkarılmasına, turizm hizmetlerine kültürel zenginliklerimizin gün yüzüne çıkarılmasında ve daha sayamayacağım birçok alanda Başkanımız Sayın Mehmet Sekmen, Erzurum’u dört başı mamur bir hale getirdi. Tarım ve hayvancılık sektörlerinde yapılan dev yatırımlar sayesinde Erzurum şimdi başa güreşiyor. Gübre biz çiftçilerin en büyük ihtiyacıydı. Cann Gübre’den ötürü de Sayın Başkanımıza çiftçiler adına şükranlarımı sunuyorum” dedi.
“Gübre ithalatı artık sona ercek”
Ziraat Mühendisi Yakup Görenç de, şunları kaydetti: “Tarım biliyorsunuz binlerce yıldan sonra teknoloji ile birebir örtüşmüş halde dünya nüfusunu besleyen 20 cm’lik humus tabakasından bahsedelim. Bu 2011 yılında Crans Montana Formu’nda tez olarak sunduğumuz bir çalışmanın eseridir. Orada da aynı şekilde dünyanın nüfusuna 20 santimetrekarelik bir humus tabakasıyla beslediğimizi ve bu tabakanın her geçen yıl daha da düşme seviyesinde olduğunu dile getirmiştik. Şu anda 9 milyar nüfusu besleyebilmemiz için şu anda mevcut tarımın iki katını yapmak durumundayız. Bu konjonktürden mümkün olmayacak gibi görünüyor. Çünkü kimyasal gübrelerle artık topraklarımızın yapısında olumsuz değişimler var. Dolayısıyla topraktaki bir takım nitrifikasyon dediğimiz olayların azalması söz konusu. Sağlıklı beslenmenin yolu organik tarımdan geçiyor ve bu anlamda belediyemizin hazırlamış olduğu çiftçilerimizin daha çok ürün alması için daha fazla nitrojen tükettiklerini biliyoruz. Evet Büyükşehir Belediye Başkanımız Sayın Mehmet Sekmen’in öncülüğünde gübre üretimine başladık. Çiftçilerimize daha uygun fiyatta sunacağımız daha iyi bir gübre elde ettik. Hepimize inşallah hayırlı ve uğurlu olur. Rabbim hayırlı eylesin.” Erzurum Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı Ahmet Kılıç da, “Sayın Başkanımız Mehmet Sekmen Bey sayesinde şu anda Türkiye’de tarımda bir numara olan bir belediyeyiz. Dünya Belediyeler Birliği kurucu üyelerinden biriyiz. 13 belediye ile başlayan bu birlik şu anda 1000’in üzerinde üyesi var ve dünyada birçok ülkede bu birliğe üye olmuş durumda. Burada yapmış olduğumuz gübre çalışması bize çok büyük bir avantaj sağladı. Gübremizle birlikte tüm dünya belediyelerine ve çiftçilerimize ulaşacağız inşallah.” kaydını düştü.
“10 yılda tarım ve hayvancılık sektöründe adeta çığır açtık”
Erzurum Büyükşehir Belediye Başkanı Mehmet Sekmen de, “Hiç kuşku yok ki; ülkelerin kalkınması noktasında kilit diyebileceğimiz bir rol üstlenen tarım sektörü, günümüzde giderek artan rekabet ortamı, arz-talep ilişkisi ve küresel ekonomik sistemin de etkisiyle önemini giderek arttırmaktadır” şeklinde konuştu. “Türkiye özelinde ise, işin içerisine coğrafi ve jeopolitik şartlar girince; karşımıza gerek bitkisel, gerek hayvansal ve gerekse de su ürünleri açısından çok önemli bir potansiyel çıkar ki; bu da başta tarım olmak üzere, tarıma dayalı hayvancılık ve sanayiyi önemli bir kalkınma enstrümanı haline getirir” diyen Başkan Sekmen, şöyle devam etti: “Binlerce yıl boyunca çeşitli medeniyetlere ev sahipliği yapmış olan bu toprakların tarımsal faaliyetlerle olan tanışıklığı da yeni değildir. Anadolu, dünyanın en eski ticaret merkezlerinden birisi olmasının yanında, yine tarımsal üretimin çok köklü bir maziye sahip olduğu bir coğrafyadır. Öyle ki; iklimsel değişiklikler bile bölgelere göre farklılık göstermekte; ülkenin bir tarafı karla kaplıyken, diğer tarafında aynı dönemde meyve ağaçları çiçek açabilmektedir. Bu bile ülke olarak nasıl bir tarım ve üretim çeşitliliğine ve zenginliğine sahip olduğumuzun en temel göstergelerinden birisidir. Bundan 22 yıl önce izlenen yanlış tarım ve hayvancılık politikaları yüzünden üretim sürecinin sekteye uğradığı doğrudur. Ancak Hükümetimizin 22 yılda hayata geçirdiği dev proje ve yatırımlar sayesinde tarımsal üretimin yeniden cazibe kazanmaya başladığı da, artık su götürmez bir gerçektir. Bugün merkezi hükümetimizin üretimi teşvik edip, artırmaya yönelik olarak attığı yüzlerce teşvik adımı var. Üreticinin maliyetine ortak olma, ürettiği ürüne pazar ve piyasa oluşturma ya da satın alma şeklinde atılan bu adımlar, üreticinin toprağına ve emeğine yeniden değer katmıştır. Zaten resmi üretim rakamlarına da bakılacak olunursa; Türkiye’de tarımsal üretimin her geçen yıl gelişme kaydettiği ve artış gösterdiği rahatlıkla görülecektir.”
“Çiftçimize her alanda lojistik destek verdik. “
Yerel yönetimler olarak gelişim sürecine sadece seyirci kalmakla yetinmediklerini ifade eden Başkan Sekmen, ” İşin ucundan bizler de tuttuk, sürece bizler de dahil olduk. Sırf üreticimizin maliyetlerini azaltabilmek ve üretim sürecinde aktif rol alabilmek için belediyemiz bünyesinde 100’ü aşkın araçtan oluşan tarım araçları filosunu kurduk.Çiftçimizle birlikte hasat kaldırdık, iş makinelerimizi üreticilerimizin emrine tahsis ettik. Onlara hem zamandan, hem işgücünden ve hem de maliyetten kazandırdık. Yanı sıra hayvancılığa yönelik atılım ve yatırımlarımız da oldu. Türkiye’de bir rekora imza attık ve sayıları 700’ü aşan göletler ve 500 sulama tesisi oluşturduk. Toplum sağlığa verdiğimiz değerlerin en önemlisi de kuşkusuz il genelinde inşa ettiğimiz mobil mezbahalardır. Çiftçilerimiz için 10 bin kilometre arazi ve yayla yolu inşa ettik. Üreticimize 35 bin sıvat dağıttık. Yayla barınakları diğer adıyla gölgelikler, çelik yardımı ile saksıda gül üretimi, göletlere 1 milyon alabalık ve sazan, 2 bin dekar tarla üzerinde buğday, arpa, fiğ, silajlık mısır ve çeşitli tarımsal ürünlerin ekimiyle çiftçimizin daima yanında olduk.
Erzurum’da göreve geldiğimiz günden bu zamana kadar her platformda her alanda ve her sektörde markalaşmaya ve eser siyasetimizle marka yatırımlar yapmaya büyük gayret gösterdik. Bunlardan en önemlisi kuşkusuz Doğu Anadolu Canlı Hayvan Borsası ile Et ve Et Ürünleri Entegre Tesisi’dir. Bugün Erzurum’da tarım ve hayvancılıkta tartışmasız en özel yatırımları tek tek hayata geçirdik. Ulaşımda, çevrede, kentsel dönüşümde, istihdam ve üretimde, eğitimde, kültür ve sanatta ve hatta sporda daima tabiri yerindeyse başa güreştik. Tarım ve hayvancılıkta bir belediyeden belki de hiç beklenmeyecek bir performansı ortaya koyarak et entegre tesisleri, canlı hayvan borsaları, açık ve kapalı hayvan pazarları ile mobil mezbahalar kurduk. Çiftçimize her alanda lojistik destek verdik. Çünkü tarım da, hayvancılık da, Erzurum için marka bir değer demekti. Dünya’nın ikinci Avrupa’nın da birinci tesisini Erzurum’a kazandırdık. 160 bin metrekare alan üzerine kurulu olan Doğu Anadolu Canlı Hayvan Borsamız bugün gelinen noktada yabancı bilim insanlarını bile kendisine hayran bırakıyor.” dedi.
“Cann gübre ile erzurum tarımda da şaha kalkacak”
Başkan Mehmet Sekmen, “Türkiye’de bir ilk. Erzurum Büyükşehir Belediyesi olarak kendi gübremizi kendimiz ürettik” şeklinde konuştu. Erzurum Büyükşehir Belediyesi olarak gübre üretimine başladıklarını bildiren Başkan Sekmen, şu değerlendirmede bulundu: “Şehrimizde geleneksel bir söz olan “Cann” adını verdiğimiz gübremizin laboratuvar ve patent işlemleri tamamlandı. Cann Gübre Projemiz ile bitkisel üretimi desteklemek amacıyla yerli ve milli ibareli bir ticari ürün tasarlayarak ihraç edilebilir bir model oluşturduk. Bilindiği gibi zirai ilaç kalıntılarından dolayı her yıl Avrupa’ya gönderilen ürünlerimiz geri gönderilmektedir. 2023 yılında da 430 parti ürünümüz geri gönderilmiştir. Türkiye’de tarıma dayalı sanayinin temel taşlarından biri olan gübre üretimi için biz de elimizi taşın altına koyduk ve “Cann Gübre”yi ürettik. Projemizle birlikte yıllık ortalama 6 milyon ton olan kimyasal gübre ithalatı ile döviz çıktısını en aza indirgeyerek, tarımda kimyasal gübre kullanımını ortadan kaldırıp tamamen organik üretime dayalı bir tarım materyali kullanımına zemin hazırlamayı da hedefliyoruz.
Bu arada Tarım ve Hayvancılıkta da bölgesinin lider şehri olan Erzurum’umuzda; saatte 1.5 ton gübre serpme, 213 dekar tarla ve ağaç ilaçlama kapasitesine sahip DJİ Agras T40 Zirai İlaçlama Dronumuz sayesinde modern tarım teknikleri ile çalışmaya devam ediyoruz. Cann Gübremizin kent ve Türkiye tarımına bereket ve bol kazanç getirmesini temenni ediyor, gübre üretiminde canla başla görev alan tüm mesai arkadaşlarımı tebrik ediyorum.” – ERZURUM
]]>Kıtada vahşi yaşamın en iyi korunduğu yerlerin başında gelen Güney Afrika ülkeleri, birçoğu on binlerce kilometrekare alana yayılan onlarca ulusal parka ev sahipliği yapıyor.
Güney Afrika savanaları, aslan, leopar, çita, yaban köpeği, sırtlan, fil ve gergedan başta olmak üzere yüzlerce hayvan türü için adeta sığınak özelliği taşıyor.
Kaçak avcılık
Bu, aynı zamanda bölgeyi Asya ülkelerinde statü simgesi takı ve geleneksel ilaç üretiminde kullanılmak üzere yoğun talep gören aslan kemiği ve gergedan boynuzu gibi piyasa değeri yüksek ürünlere ulaşmak isteyen suç örgütlerinin hedefi haline getiriyor.
Uzak Doğu mafyasından yerel çetelere uzanan kaçak avcılıkla mücadele ise koruculardan ve kolluk kuvvetlerinden oluşan yüksek bütçeli operasyon gerektiriyor.
Kaçak avcılar, onlarca yıl hapis cezasına çarptırılsa da avcılığın maddi getirisi nedeniyle hayvanlar katledilmeye devam ediyor.
Yırtıcıları zehirliyorlar
Güney Afrika Cumhuriyeti’nin Mozambik ve Zimbabve sınırı boyunca 19 bin kilometrekareden fazla alanı kaplayan Kruger Ulusal Parkı, kıtada kaçak avcılıkla mücadelenin en başarılı örneklerinden birini teşkil ediyor.
Kruger Ulusal Parkı’nın korucularından Don English, AA muhabirine, son yıllarda parkta gergedan avcılığında büyük düşüş yaşandığını, başta aslan olmak üzere yırtıcı türlerin daha sıklıkla hedef alındığını söyledi.
English, aslan ve diğer yırtıcıların, geleneksel ilaç yapımı nedeniyle avlanmasının yanı sıra çevredeki çiftlik hayvanlarının korunması için de öldürüldüğüne dikkati çekerek, “Bu da Kruger Parkı yakınındaki çiftlik hayvanlarına yönelik tehdit nedeniyle onları ortadan kaldırmak anlamına gelir. Yırtıcı hayvanlar, burada olduğu sürece onların hayvanlarını öldürecekler. Öyleyse yırtıcı hayvanları yok edince sığırlarının güvenliğini sağlamış oluyor ve aynı zamanda yırtıcı hayvanları öldürürse onu satabilir, böylece bir taşla iki kuş vurmuş olur.” diye konuştu.
Son yıllarda aslanlar ve diğer yırtıcıların avlanmasında zehirleme yönteminin giderek arttığına dikkati çeken English, bunun zehirli küçük et parçalarının, akbabaların görmeyeceği, yalnızca yırtıcıların kokusunu alıp erişebileceği noktalara yerleştirilmesi suretiyle yapıldığını ifade etti.
English, kaçak avcıların zaman zaman fil avında da zehir kullandıklarını kaydederek, gergedanların ise yalnızca otlayarak beslendikleri için bu yöntemden etkilenmediklerini söyledi.
Akbaba nüfusu tehlikede
Parkın korucularından Richard Sowry de zehirleme yöntemiyle avcılığın vahşi doğada yarattığı tahribata dikkati çekerek, “Zehirleme yöntemiyle avcılık ayrım gözetmiyor. Zehirli leşler, böceklerden en büyük yırtıcılara kadar, bununla temas eden herkesi öldürüyor.” dedi.
Son dönemde akbaba nüfusunun avcılar tarafından kasıtlı hedef alındığını belirten Sowry, akbabaların kaçak avlanan hayvanların leşlerini, dolayısıyla kaçak avcıların tespitini kolaylaştırdığı için yok edilmek istendiğini söyledi.
Sowry, “Son birkaç yılda 2 bine yakın akbabayı kaybettik. Bu, diğerlerinin tüm ekolojisini ciddi şekilde etkiliyor. Bu aşamada bölgemizde muhtemelen 100’ün üzerinde olan aktif akbaba yuvasının sayısı yaklaşık 9’a geriledi.” diye konuştu.
Zehirlenme vakaları nedeniyle Kruger Ulusal Parkı’nın kuzeyinde akbaba popülasyonunun endişe verici seviyeye düştüğünü kaydeden Sowry, “Uzmanların görüşüne göre, bölgedeki aslan ve leopar popülasyonu da neredeyse yok olmak üzere.” ifadesini kullandı.
]]>CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, İstanbul’daki işinden emekli olduktan sonra baba toprağına dönerek hayvancılığa başlayan ve 13 yıldır Kızılca Köyünde hayvancılık yapan Ramazan Ünlü ile girdi maliyetlerinde yaşanan artış, üreticiden alınan süt fiyatının yetersizliği ve hayvancılık yapanların yaşadığı çeşitli sorunlar üzerine konuştu.
“SON DÖNEMDE HAYVAN VARLIĞI GİT GİDE AZALDI”
13 yıldır hayvancılıkla uğraşan Ramazan Ünlü, başlangıç sürecinde işlerin iyi gittiğini ve hayvan varlığını 75-80 büyükbaşa kadar çıkardığını anlattı. Ancak Bakan değişikliği ve politika değişikliği sonrasında düşük seyreden çiğ süt fiyatı ve yüksek yem fiyatlarının hayvancılığı zora soktuğunu belirterek, “Ben 20 hayvanla başlamıştım, sonunda 75-80 hayvana çıktı. Tüm üreticilerin üretimde çektiği sıkıntıları yaşadık. Bizim hayvancılık sektöründe de tarımda da olduğu gibi, gerekli desteği göremedik. Gerekli desteği göremediğimiz için de sürekli zarar ettik” dedi.
“GİRDİ MALİYETLERİ ZARAR ETTİRİYOR”
Gürer, mera hayvancılığının azalmasıyla birlikte üreticilerin hazır yeme yönelmek zorunda kalması ve bu durumun yem maliyetlerini artırarak işletme giderlerini arttırdığını vurguladı. Bunun sürdürülebilirlik açısından ek bir zorluk oluşturduğunu ve birçok küçük aile işletmelerinde ahır ve ağılların boşaldığını ifade etti. Ayrıca, hayvan varlığıyla ilgili verilerin tartışmalı olduğunu da söyledi.
Besici Ramazan Ünlü girdi fiyatlarıyla ilgili, “Bizim ürünlerimiz veya hayvanlarımız para etmiyor, ama girdi fiyatları hepsi yükseliyor; başta yem, mazot, elektrik. Yani sonuçta su, sulama yapıyoruz. Bunlar zarar ettiriyor. 50 kiloluk bir torba hayvan yem Son fiyat 600 lira” diye konuştu. Ünlü, bir miktar yem bitkisini de kendilerinin yetiştirdiğini ancak yem bitkisi yetiştirmenin dahi artık maliyetli olduğunu belirtti.
Mera hayvancılığının bittiğini ve hayvanlarını kapalı ortamda hazır yemle beslemek durumunda kaldıklarını belirten üretici, “Yem olmayınca yonca olmayınca silaj olmayınca, hayvanların et oranı da düşüyor. Bir inek günlük 3-4 torba süt yemi tüketiyor. Bir ineğin ortalama 12-13 kilo yem yemesi gerekiyor. Bu iş verimli olmaktan çıktı, gitgide zorlaştı. Hayvancılık, zor hale getirildi. Pancar küspesi bile normal pancardan pahalı, bu iş maliyetli bir iş” dedi.
KARKAS KESİM FİYATLARI İLLERE GÖRE DEĞİŞİM GÖSTERİYOR
Ramazan Ünlü, karkas kesim fiyatlarıyla ilgili olarak yaşadığı sorunu şu cümlelerle anlattı:
“Ankara’da karkas et kesim fiyatı 340 lira, büyükbaş hayvanın; bizim burada kesiyorlar, 280 liraya. Biz inek kestirdiğimiz zaman ya da kasaptan et aldığımız zaman hiç kimse şey demiyor ki, bu inek eti ucuz, kestik ucuz fiyata verelim demiyor ki, herkes dana fiyatında kesilmiş gibi satış yapıyorlar. Dolayısıyla, sadece biz değil, üreticiler değil, tüketiciler de bence zarar ediyor, mağdur oluyor. Bundan dolayı biz sürekli zarar ettik, arazi kendimizin olmasına rağmen.”
]]>Tarımsal alanda modern çalışmalarda bulunulması amacıyla 1885 yılında 26 bin dönüm arazide yapımına başlanan ve inşaatı 1891’de tamamlanan okul, “Nazari ve Ameli Hüdavendigar Hamidiye Ziraat Mektebi” adıyla açılmasının ardından 133 yıldır Türk tarımı ve hayvancılığının geliştirilmesi için deneysel çalışmaların yanı sıra üretim faaliyetlerinde de bulunuyor.
Uygulamalı eğitim veren meslek lisesinin en çok tercih edilen bölümlerinden olan Hayvan Yetiştiriciliği ve Sağlığı Alanındaki 178 öğrenci, at bakımı ve yetiştiriciliği, binicilik gibi konularda hem üniversiteye hem de mesleğe hazırlık aşamasında deneyim kazanıyor.
“Teveccüh gören bir bölüm”
Okul müdürü Ali Cihan, AA muhabirine, söz konusu alanda at sağlığı, yetiştiriciliği ve binicilik konusunda öğrencilere eğitim verdiklerini söyledi.
Hayvan Yetiştiriciliği ve Sağlığı Alanına sınavla öğrenci aldıklarını belirten Cihan, “Alanımız yoğun talep görüyor ve sınavla öğrenci almamıza rağmen kontenjanı doluyor. Teveccüh gören bir bölüm. Öğretmen ve öğrencilerin mutlu olduğu, tamamen uygulamalı eğitimin hakim olduğu bir bölüm diyebiliriz.” dedi.
Türkiye’de at yetiştiriciliği konusunda Ceylanpınar ve Karacabey haralarının dünyaya hizmet verdiğini hatırlatan Cihan, bu alanda sektörün yetişmiş eleman ihtiyacını karşılamaya çalıştıklarını dile getirdi.
Bursa’da bu alanın sadece kendi okullarında faaliyet gösterdiği bilgisini veren Cihan, şöyle devam etti:
“Tam kapasiteyle sınavlı öğrenci alıyoruz. Velilerden çok yoğun talep var. Özellikle bu sektörde iştigali olan velilerimiz, çocuklarının burada eğitim almasını istiyor. Tabii ki tek okul olmanın belki şanslı avantajını da kullanıyoruz. Oldukça yüksek seviyeli öğrencilerimiz var. Akademik yönelimleri var. İşlerini severek yapıyorlar. Okulumuza kaydı olan ve yerleşen öğrenci bir daha başka bir okula geçmeyi kesinlikle düşünmüyor. Bu da bizim için sevindirici. İşimize de dört elle sarılmamızı sağlayan bir unsur.”
Cihan, okulda yetişen ziraatçıların, kendi işletmelerinde, üretim çiftliklerinde çalışmayı sürdürmesi ve mevcut öğrencilere yol gösterici olmalarından büyük memnuniyet duyduğunu ifade etti.
“Öğrencilerimiz ‘Atlara gidecek miyiz?’ diye soruyor”
Alanda görevli öğretmenlerden Serpil Erdem, tarihi lisede öğrencilere at yetiştiriciliği, binicilik ve at bakımı konularında eğitimler verdiklerini aktardı.
Arazilerinde çeşitli hayvanların bulunduğunu söyleyen Erdem, “Okulda kaz, ördek ve tavuk gibi kanatlı hayvanlarımız var. Yumurtacı tavuk ırkıyla yumurta üretimi yapılıyor. Koyun ve keçi ırkından yaklaşık 40 küçükbaşımız var. Onların üretimini burada yapıyoruz. Tavlamızda aynı zamanda atlar yetiştirirken öğrencilerimizle bu derslere uygulamalı bir şekilde devam ediyoruz.” ifadesini kullandı.
Erdem, öğrencilerin derse ilgisinin yüksek olduğuna değinerek, şunları kaydetti:
“Özellikle uygulama dersini anlatırken öğrencilerimiz ‘Atlara gidecek miyiz? Atlarla ilgili ders işleyecek miyiz?’ diye soruyor. Tavlamızda atlara günlük tımar yapma, bakım ve besleme, su verme, hayvan konforu ve refahının nasıl sağlanması gerektiği, barınak şartlarının ne olması gerektiğiyle ilgili konuları işliyoruz. Bölümümüze talep çok fazla. Kontenjanımız okul başladığı anda dolmaya başlıyor. İsteyerek, severek geliyorlar.”
10’uncu sınıf öğrencisi Ender Karakuş, derslerin çok güzel ve zevkli geçtiğini belirtti.
Bu okulda eğitim gördüğü için çok memnun olduğunu ifade eden Karakuş, “Atlarla aram iyi. Bizim kendi haramız da var. Ondan dolayı ata binmeyi az çok biliyordum. Tabii burada hocalarımın sayesinde daha çok öğrendim. Yani biniciliği buraya gelince öğrendim.” diye konuştu.
]]>Kocaeli Büyükşehir Belediyesince iki yıl önce hayata geçirilen, “Fikir Sizden, Destek Bizden” projesi kapsamında, tarımsal üretim ve hayvancılık faaliyetinde bulunan kooperatiflere yüzde 75 hibe desteği bu sene de devam ediyor.
Geçen yıl projeleriyle katılan ve değerlendirme komisyonunca uygun görülen hak sahibi 7 kooperatife, anahtar teslimi modern sera kurulumu, çapa makinesi, sulama sistemi, yem bitkisi, karabuğday ve sebze tohumu, fide, arı kovanı ve ekipmanları, depo ve tarımsal alet ve ekipmanları desteğinde bulunuldu. Destek sonrası kooperatifler, sebze, meyve ve bal üretimine başladı.
Başvurular alınmaya başladı
Muhtarlık İşleri Dairesi Başkanlığı Tarımsal Hizmetler Şube Müdürlüğü tarafından başvurular alınmaya başlandı. Projeye katılmak isteyen birlik ve kooperatif üyesi çiftçilerle yönetim kurulu üyeleri, Büyükşehir Belediyesi Muhtarlık İşleri Dairesi Başkanlığı Tarımsal Hizmetler Şube Müdürlüğüne 29 Mart Cuma günü mesai bitimine kadar başvuruda bulunabilecek. Projeler, hayvancılık ve tarımsal üretim olmak üzere iki kategoride hazırlanacak.
Tarımsal üretim desteği
Tarım alanında fide, meyve fidanı, yem bitkisi tohumu, yerel tohum, yumru, üretim materyalleri, gübre, sera yapımı ve malzemeleri, alet ekipman, mekanizasyon, tarımsal sulama, tarım makineleri ile alternatif ürün ve üretim faaliyetleri, tıbbi ve aromatik bitki üretimine yönelik faaliyetleri, yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımını destekleyici faaliyetleri, bitkisel üretimde kullanılan tuzaklar, ilaçlar ve verimliliği artırmaya yönelik çalışmalar, organik ürünün işlenmesi, kurutulması, dondurulması, paketlenmesi ve depolanmasına yönelik kapasite artırımı, teknoloji yenileme veya modernizasyon, tarımsal tesis küçük onarım ve sözleşmeli üretim konularında, kooperatif ve birliklere hibe desteği verecek.
Hayvansal üretim desteği
Hayvansal üretim desteği doğrultusunda ise tüm tarım ve hayvancılık üretim yöntemlerinde verimliliği ve kaliteyi yükseltmek amacıyla büyükbaş, küçükbaş, ipekböcekçiliği, kanatlı hayvan, arıcılık, su ürünleri yetiştiriciliği, damızlık hayvan, yem ve katkı maddesi, taşınır, taşınmaz desteklemeleri, hayvan ve hayvansal üretim için kullanılan her türlü mal, malzeme ile mekanizasyon, alet ve ekipman, yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımını destekleyici faaliyetleri ilgili bakanlıkların görev ve yetki sınırları haricinde kalan ve ilgili bakanlıklarca yapılması zorunlu olmayan her türlü ilaç, vitamin, yem katkı maddesi, probiyotik, su ürünleri ile ilgili yetiştiricilik ve avlanma malzeme ve ekipman malzemesi alımı, organik ürünün işlenmesi, kurutulması, dondurulması, paketlenmesi ve depolanmasına yönelik kapasite artırımı, teknoloji yenileme veya modernizasyon, tarımsal tesis küçük onarım ve sözleşmeli üretim desteği sağlanacak.
Katılımcılar “fikir projesi” üretecek
Kocaeli’de faaliyet gösteren kooperatif ve birlikler ile üye çiftçilere, hazırlayacakları fikir projelerinin kabul görmesi halinde, nüfus ve hizmet alanları dikkate alınarak mali ve teknik imkanlar çerçevesinde hibe desteği verilecek. Kooperatif ve birlikler, hibe kapsamında başvuruya uygun konuda destek almak istediği alanı net ve basit bir şekilde yazılı olarak belirterek, projesini sunmuş olacak. Hibe desteği kapsamında sunulacak fikir projeleri, değerlendirme komisyonu tarafından Hibe Başvuru Uygunluğu ve Öncelik Sağlanacak Kriterler esas alınarak değerlendirilecek. Komisyon, desteklenecek proje sayısının iki katına kadar belirleyecek.
Ürünler ihtiyaç sahiplerine dağıtılacak
Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, yüzde 75 hibe desteğinden yararlanan üreticilerden ödemesi gereken yüzde 25’i nakdi olarak tahsil edecek, ödemeleri geniş bir takvime yayacak. İsteyen üreticiler ise geri ödemeleri ürettiği ürünlerden verebilecek. Bu ürünler, Büyükşehir’den sürekli yardım alan ihtiyaç sahibi ailelere dağıtılacak. – KOCAELİ
]]>CHP Genel Başkan Yardımcısı Erhan Adem, “Vatandaşımız müthiş derecede sıkıntı içerisindedir. Et ve Süt Kurumu olmasına rağmen, kurum ne vatandaşın hayvanını alıp kesim yapıyor ne de sütünü alıyor. Kırmızı ete Et Kurumu’nun yaptığı açıklamaya göre 1 yıl içerisinde Şubat ayında et fiyatlarına yüzde 119 zam gelmiş. Vatandaş maalesef et alıp yiyemiyor. Sabahın 5’inde Et ve Süt Kurumunun önünde ucuz et almak için kuyruğa giriyor” dedi.
Erhan Adem seçim çalışmaları kapsamında Van’a geldi. Burada Van Barosu ve Van Ticaret Odasını ziyaret eden Adem’e Parti Meclisi Üyesi Uğurcan İrak, Van İl Başkanı Seracaettin Bedirhanoğlu, Van Büyükşehir Belediyesi Başkan Adayı Şükrü Şahar, Edremit Belediye Başkan Adayı Av. Rıza Özcan, Tuşba Belediye Başkan Adayı Adil Şahinoğlu, Gevaş Belediye Başkan Adayı İsa Baran da eşlik etti.
Erhan Adem, şunları söyledi:
“Ziraat Odası ve halk ile yaptığımız görüşmelerde çiftçi bölgesi olmasına rağmen maalesef çiftçilerimiz çok şikayetçi. Norduz isimli bu bölgeye has bir koyun var. İlk defa Türkiye’de ihracatı bu bölgeden yapılmış bir hayvan ancak bunun üretimi gerçekleştirilmemiş, üretimi arttırılmamış, üzerinde bir inceleme yapılmamış ve yok olmayla karşı karşıyadır. Emin olun Tarım Bakanının Norduz cinsi koyundan haberi bile yoktur. Vatandaşımız müthiş derecede sıkıntı içerisindedir. Et ve Süt Kurumu olmasına rağmen, kurum ne vatandaşın hayvanını alıp kesim yapıyor ne de sütünü alıyor. Hiçbir şekilde çalıştırılmıyor. Vatandaş bundan şikayetçi. Ticaret ve Sanayi Bakanı bir açıklama yapmış ete çok cüzi miktarda zamların geleceğini söylemiş. Ramazan ayında merkezi hükümetin söylediği et fiyatlarının ucuzlayacağıydı fakat bakan bu söylemiyle merkezi hükümeti de yalanlamış oluyor. Kırmızı ete Et Kurumu’nun yaptığı açıklamaya göre 1 yıl içerisinde Şubat ayında et fiyatlarına yüzde 119 zam gelmiş. Vatandaş maalesef et alıp yiyemiyor. Sabahın 5’inde Et ve Süt Kurumunun önünde ucuz et almak için kuyruğa giriyor.
“VAN’DA EN BÜYÜK SORUNLARDAN BİRİ İŞSİZLİK”
Çiftçi mağdur, çiftçi şikayetçi, Türkiye’de mera ortalamasının yüzde 10’unun olduğu bir memlekette maalesef hayvancılığımız ölmek üzeredir. Bir an önce özellikle Van kücükbaş hayvan yetiştiriciliğinde ve Norduz cinsi koyunun mutlaka büyütülüp genişletilip yaygınlaştırılması gerekiyor. Hem endemik bir türdür hem et ve süt verimi olarak çok kaliteli bir hayvandır. Çiftçilerimiz bunu istiyor, destek istiyor. Mazot, gübre desteği istiyor. Maalesef kredi verilirken de kredinin bir kısmı veriliyor, bir kısmıyla da vatandaşın kredi kartları ile mazot ve gübre alımı zorlanıyor. Halbuki bu kredinin daha uygun bir şekilde vatandaşa verilmesi gerekir. Vatandaş ister mazotunu alır ister gübresini, ister yemini alır. Vatandaşı sıkıştırmamak gerekiyor. Devletin merkezi hükümetin uyguladığı tarım politikası kredi uygulaması tamamen yanlış ayrıca vatandaşlarla gezdiğimizde söylenen konulardan bir tanesi de belediye başkanlığında Vanlı vatandaşların halkımızın kullandığı oylarla seçilen belediye başkanının belediyeyi yönetmesidir. Kayyum atanması istenmiyor. Kayyum atanması olacaksa belediye başkanı eğer suçluysa yargılansın, suçu açığa çıkarılsın isteniyor. İstenilen bu önümüzdeki seçimlerde 31 Mart’ta halk tarafından kim seçilirse seçilsin layıkıyla yöneteceğine inanıyor Vanlılar. Vatandaşın beklentisi bu, vatandaşın beklentisi yüksek, vatandaş mağdur yoksul ve işsiz. Van’da en büyük sorun işsizlik, genç nüfus hızla kenti terk ediyor. Bir an önce önlem alınması gerekiyor.”
]]>BM’nin merkezi Roma’da bulunan, gıda, açlık ve tarımsal konularda faaliyet gösteren kuruluşu FAO’nun acil durumlardan da sorumlu genel direktör yardımcısı Bechdol, Gazze’deki açlık, tarımsal üretim kayıpları ve iklim krizini AA muhabirine değerlendirdi.
Aylardır İsrail’in yoğun saldırısına maruz kalan, şu ana kadar 31 binden fazla insanın yaşamını yitirdiği Gazze’de hayatta kalabilenlerin açlık sıkıntısının ne durumda olduğu sorusu üzerine Bechdol, “Gazze’de yaşayan insanların felaket düzeyinde bir kıtlığın eşiğinde olduğunun dünyadaki herkes için açık hale geldiğini düşünüyorum.” dedi.
BM olarak birkaç ay önce yaptıkları genel değerlendirmede 2,2 milyon nüfuslu Gazze’deki halkın tamamının akut gıda güvensizliği içinde bulunduğunu belirlediklerini anlatan Bechdol, “Yıllardır yaptığımız bu tür değerlendirmelerde bu kadar ciddi seviyeye ulaşmış bir durumla karşılaşmadık. Bu, eşi benzeri görülmemiş bir durum. Gazze’de tespit edilen her bir kişinin akut gıda güvensizliği olduğu düşünülüyor.” diye konuştu.
Bechdol, Gazze’deki durumla alakalı kısa dönem içinde “Entegre Gıda Güvenliği Aşama Sınıflandırması (IPC)” raporunun açıklanacağına işaret ederek, “Bu sınıflandırmada 3. aşama kriz, 4. aşama acil durum ve 5. aşama kıtlığa yakın felakettir. Önümüzdeki haftalarda yeni bir IPC raporu yayımlanacak ve bu raporun, 2,2 milyon insanın tamamının bu ağır durumla karşı karşıya olduğunu göstermeye devam edeceğinden eminim. 4. aşamaya giren insanların sayısında artış göreceğiz hatta 5. aşamaya girenlerin sayısında da artış olacağını düşünüyorum.” ifadelerini kullandı.
“(Ateşkes) Kesinlikle gerekli”
Gazze için uluslararası kamuoyunda yükselen ateşkes çağrılarına katıldığını belirten Bechdol, “Bu, kesinlikle gerekli ve kesinlikle hayati. FAO olarak, ilk aşamada güçlü biçimde acil insani ateşkes çağrısı yapan BM Genel Sekreteri ve diğer BM kuruluşlarıyla aynı çizgideyiz.” dedi.
FAO olarak Dünya Gıda Programı (WFP) ya da BM Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF) gibi diğer BM kuruluşlarının sahada ilk yaptığı insani yardımdan daha farklı görev tanımlarının bulunduğuna dikkati çeken Bechdol, özellikle Gazze’deki tarım arazilerinin ve hayvancılık da dahil olmak üzere tarımsal üretimin nasıl yeniden ayağa kaldırılabileceğiyle ilgilendiklerini vurguladı.
Bechdol, “FAO, Gazze’de nihai aşamada ihtiyaç duyulacak tarımsal destek ile yeniden yapılanmayı desteklemek için elinden gelen her şeyi yapmaya hazırdır.” dedi.
Gazze’ye son dönemde havadan indirilen yardımların sorunu çözmede yetersiz olduğuna dair eleştirilerin hatırlatılması üzerine Bechdol, “Gazze halkına yönelik bir destek işareti olması ve gıdanın da bir insan hakkı olduğunun kabul edilmesinin önemli olduğunu, bu nedenle de kritik olduğunu düşünüyorum.” değerlendirmesinde bulundu.
FAO’dan Gazze’deki hayvancılığı ayağa kaldıracak adımlar
FAO’nun Gazze’de geçim kaynaklarının yeniden inşası gibi hayati konulara odaklandığını ve buna yönelik adımlar atmaya hazır olduğunu vurgulayan Bechdol, hayvancılığın önemine işaret etti.
“İsrail makamlarından 500 metrik ton hayvan yemi taşıyan 20 kamyonun sınırı geçmesi için onay aldık.” diyen Bechdol, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Hayvan yemi neden önemli? Hayvancılığın halihazırda yıkıma uğradığı konusunda çok endişeliyiz. Binlerce hayvan kaybettik. Yine de bazı analizler, halen yeterince küçük hayvanlar ve stoklar olduğunu gösteriyor. Etkilenen yerlere hayvan yemi ulaştırabilirseniz bu, sadece çiftçiler için ekonomik bir varlık olan hayvanın yaşamını sürdürmekle kalmaz, aynı zamanda bir beslenme kaynağı olur. Kırsalda koyundan keçiye birkaç tavuğu besleyebiliyorsanız bu, bir aile için protein demektir. Burada sütle beslenme vardır ki çocukların günde iki bardak süt içmesi çok kritik. Halihazırda çocukların ve yaşlıların yetersiz beslenmeden öldüğüne dair raporların geldiğini görüyoruz.”
Gazze’de tarım arazileri ile tarımsal üretim ciddi zarar görmüş durumda
İsrail’in bombardımanlarında tarım arazilerinin ne denli zarar gördüğü sorusu üzerine Bechdol, çoğunlukla uydu görüntülerine dayalı analiz yaptıklarını belirterek, “Elimizdeki rakamlar, tarım arazilerinin yaklaşık yüzde 43’ünün harap, seraların yüzde 26’sının yok olduğunu, sulama ve tarımsal su kaynaklarının, su kuyularının yaklaşık yüzde 30’unun da tamamen zarar gördüğünü gösteriyor. Dolayısıyla yeniden inşa ve rehabilitasyon açısından yapılması gereken çok sayıda iş var.” yanıtını verdi.
Bechdol, ateşkes sağlandığında FAO olarak en kısa sürede yeniden inşa çalışmalarına doğru şekilde destek sağlamak için hazırlandıklarını sözlerine ekledi.
Tarım arazilerine düşen patlamamış bombaların hem ekim hem de hasat açısından sıkıntı yarattığını dile getiren Bechdol, patlayıcıların toprağın kirlenmesine de yol açtığına dikkati çekti.
“Karadeniz Tahıl Koridoru, önemli bir etki yarattı”
Karadeniz Tahıl Koridoru’nun tahılın Afrika ve diğer pazarlara taşınmasında oynadığı rolün önemine ilişkin soruya Bechdol, “Karadeniz Tahıl Girişimi, geçen yıl Ukrayna’da başarılı bir şekilde hasat edilen tahılın Karadeniz’den çıkarılmasında ve sadece bazı Afrika ülkelerine değil aynı zamanda önemli bölgesel pazarlara ulaştırılmasında oldukça pozitif bir etki yarattı. BM Genel Sekreteri, Türkiye ve diğer ülkelerdeki liderlerin hala bir anlaşmaya varılmasını ve Karadeniz Tahıl Girişimi’nin bir kez daha yinelenmesini kolaylaştırmak için çalıştığını biliyorsunuz.” yanıtını verdi.
İklim krizi
İklim krizinin ciddiyetiyle ilgili Kovid-19 salgınında dünyanın geçtiği süreci anımsatan Bechdol, pek çoğu için Kovid’in hayatları boyunca küresel çapta her insanı etkileyen ilk şeylerden biri olduğunu düşündüğünü söyledi.
Bechdol, “Bu, her insanın Kovid geçirdiği anlamına gelmiyor ama kimileri aile üyelerini kaybetti, kimileri birçok kez bunu geçirdi ama bu ortak bir deneyim halini aldı. İklim krizinin de Kovid-19 gibi hepimizin hayatını etkileyecek seviyede olduğunu düşünüyorum.” dedi.
“Somali’de aslında olumlu bir eğilim var”
İklim krizinin etkilerinin ciddi biçimde görüldüğü Somali’yi geçen hafta ziyaret etme imkanı bulduğunu anlatan Bechdol, “Somali’de aslında olumlu bir eğilim var ve geçen yıl akut gıda güvensizliği yaşayan insan sayısında bir azalma gördük. 4 milyondan 3,4 milyona geriledi. Mütevazı bir düşüş var, eğilim doğru yönde ancak hala 1,7 milyon çocuk yetersiz besleniyor. Bazı açılardan Somali beni çok etkiledi.” ifadelerini kullandı.
Bechdol, 10 yıldır kuraklık-sel döngüsünün aşırı düzeyde yaşandığı Somali’de FAO’nun tarıma katkılarını şöyle anlattı:
“FAO’nun kendi verileri ve istatistiksel modelleme projesi, selin birkaç ay içinde geleceğini ve son derece zarar verici ve çok şiddetli olacağını öngördü. Bu bilgiyi paylaştık ve ilgili bakanlıklar ve ortaklarla nehir kıyısı bölgelerini inşa ettik. Çiftçileri farklı uygulamalara ikna etmek her zaman kolay olmasa da ürünlerini erken hasat etmeleri için teşvik ediyoruz. Mısır yetiştiriyorlardı, tamamen olgunlaşmasını beklemek yerine hala yeşilken hasat etmelerini ve bunu hayvan yemi pazarlarında kullanabileceklerini söyledik. Bunu yaptık ve tüm mahsulü kurtardık.
Sel geldiğinde zarar görecek hiçbir mahsul yoktu çünkü onları zaten insani tüketim pazarlarının aksine hayvan pazarlarına götürmek amacıyla hasat etmiştik.”
]]>Ankara Büyükşehir Belediyesi, kırsal kalkınma projeleriyle Başkentli üreticilerin yanında olmaya devam ediyor. Kahramankazan Fethiye Mahallesi’nde muhtar ve vatandaşlarla bir araya gelen Kırsal Hizmetler Daire Başkanlığı ekipleri, ilçe ilçe gezerek “Kırsal Kalkınma Bilgilendirme Toplantısı” düzenliyor.
Ankara’da toplam sulamaya açılmayı bekleyen alan miktarının 850 bin dönüm olduğunu 130 bin dönümünü Büyükşehir olarak sulamaya açtıklarının altını çizen ABB Kırsal Hizmetler Daire Başkanı Ahmet Mekin Tüzün, şu bilgileri verdi:
“ANKARA’DA 2 YILDA 130 BİN DÖNÜM ALANI SULAMAYA AÇTIK”
“Üreticilerin kartlarına para yatıracağız tohum bayisinden nohudunuzu alabileceksiniz. Ankara’mızın ve ülkemizin bel kemiğini küçük tarım işletmeleri oluşturuyor. Küçük ve orta boy işletmeler üretime devam etmeliler. Biz 500 dönüm altındaki işletmelere destek veriyoruz. 14 tane yeni gölet yaptık ve 18 tane göleti temizledik. İnşa ettiğimiz sulama şebekeleriyle Ankara’da 2 yılda 130 bin dönüm alanı sulamaya açtık. Gübre fabrikası ve damla sulama fabrikası kurduk, sulama boruları üretiyoruz. Avrupa Birliği FAO’dan bir proje alarak bütün ilçeler için çok detaylı çalıştık. Her ilçenin önemli olan ürünlerini belirledik. Sizin ürünlerinizi işleyerek satmayı sağlayacağız. Örneğin Fethiye’de karadut var, onu çoğaltacağız. Kapama bahçeler kuracağız. Kahramankazan için en büyük Akıncıovası Sulama Projesi’ni hayata geçirmeyi hedefliyoruz.”
TARIMSAL SULAMA BORUSU DESTEĞİ SAĞLANDI
Kırsal mahallelerde bitkisel üretimi artırmak, sulu tarım ürünleri yetiştiriciliğini yaygınlaştırmak, tarımsal sulama altyapısının güçlendirilmesini sağlamak ve bitkisel üretim verimi arttırmak için Kırsal Hizmetler Daire Başkanlığı’na iletilen talepler ihtiyaç sırasına göre değerlendirilerek, 2022 yılında 16 milyon 584 bin 19 TL maliyet ile 248 metre, 2023 yılında 275 milyon 143 bin 58 TL maliyet ile 4 bin 410 metre, 2024 yılında ise 179 milyon 931 bin 79 TL maliyet ile 2 bin 956 metre uzunluğunda boru desteği sağlandı.
GÖLET VE KANAL BAKIM ONARIMI YAPILDI
Sulama kanalları, tarımsal sulama ve hayvan içme suyu göletlerinin zaman içerisinde rüsubat dolması sebebiyle verimleri düşerek ve kullanım güçlükleri yaşanmaya başlaması nedeniyle ihtiyaç olan yerlerde yeni gölet yapım çalışmaları tamamlandı. Yakupderviş Mahallesi’nde 114 milyon 804 bin 79 TL maliyet ile 14 bin 700 metrekare HİS Göleti, Bitik Mahallesi’ne 241 milyon 742 bin 09 TL maliyet ile 4 bin metrekaresulama kanalı temizliği desteği sağlandı.
SIVAT DESTEĞİ
Hayvancılıkla uğraşan mahallelerde hayvancılığı teşvik etmek, yayla ve mera alanlarında hayvanların su kaynaklarına daha kolay ulaşmasını sağlayarak et ve süt verimini arttırmak, yaban hayvanlarının su ihtiyaçlarını karşılamak ve kısıtlı olan su imkanlarının daha verimli kullanılmasını, ekolojik dengenin korunmasını sağlamak amacıyla olukları çatlamış, kırılmış ve atıl durumdaki bakımsız hayvan sulama olukları yenilendi. Kahramankazan’da 2022 yılında 16 mahallede toplam 23 adet başlık, 189 adet oluk dağıtılarak 223 milyon 993 bin 50 TL’lik yatırım yapıldı.
VATANDAŞTAN BÜYÜKŞEHİR’E TEŞEKKÜR
Kırsal Hizmetler Bilgilendirme Toplantısı’na katılan muhtar ve vatandaşlar memnuniyetlerini, şu sözlerle dile getirdi:
Selahattin Kavak: “Kırsal hizmetlerle ilgili köyümüze mazot, nohut ve tohum desteği verildi. Bugün burada Kırsal Hizmetler Daire Başkanı sulama ve tohumlama hakkında bilgiler verdi. Bizi bilgilendirmeleri bize çok faydalı oluyor.”
Hacı İbrahim Güral: “Büyükşehir Belediyesi tarafından yol olsun, içme suyu olsun, kanalla ilgili olsun mahallemize çalışmaları yaptı, hayata geçirdi. Kırsal Hizmetler olarak da bugün yapılan ve bilmediğimiz hizmetlerle ilgili bilgilendirme toplantısı yaptık. Toplantıda bilmediğimiz konularda bilgi sahibi olduk. Bugüne kadar buğday, arpa, sebze fidesi gibi desteklerden yararlandım. Gereken hizmetleri ve desteği gördük. Mansur Başkan’ın çiftçinin, üretenin, üreticinin yanında olduğuna bizzat şahidim, kendilerine teşekkür ediyorum.”
]]>CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer yerel seçim çalışmaları kapsamında Niğde ve Nevşehir’de vatandaşlarla buluştu. Çitfçinin yaşadığı sorunlara dikkat çeken Gürer, “Geçen yıl 650 bin büyükbaş hayvan ithal edildi. Bugün 600 bin hayvan ithal edeceğiz. Üreticimiz kazanmıyor, vatandaş da pahalı et yiyor. Sistem bozuk, planlama yok, aracılık sistemi size kazandırmıyor ama birilerinin cebini dolduruyor” dedi.
Gürer, Niğde Edikli, Konaklı, Bahçeli, Çukurkuyu kasabaları ile Havuzlu ve Kızılca köyleri ile Nevşehir ili Derinkuyu, Kozaklı ilçeleri ve Göle kasabasına ziyaretlerde bulunup vatandaşlara hitap etti. Gürer tarım ile geçim sağlayan ilçe ve kasabalarda yaptığı konuşmada Türkiye’de tarımın 22 yılda plansız ve öngörüsüz yönetilmesi bedelinin rafta ürüne yüksek fiyatlar olarak yansıdığını söyledi.
Gürer, “Bölgenin sorunlarını bilen bir milletvekili olarak söylüyorum, tarım milli güvenlik kadar önemlidir. Stratejik bir alandır. Üretilen ürün sizin değil, bu ülkenin milli değeridir. Onun için, onun doğru değer bulmasını, çiftçi refahının sağlanmasını, çiftçinin bu yolda mutlu olmasını önemsiyoruz. Bu ülkenin geleceği açısından önemli olduğunu biliyoruz. Çiftçi, eli öpülesi insandır. İyi ki varsınız, iyi ki üretiyorsunuz” dedi.
Gürer açıklamasının devamında şöyle konuştu:
“Tarımda ülkemizin dışa bağımlılıktan kurtulması için mücadele ediyoruz. Hani deniyor ya milli ve yerli, işte biz milli ve yerliliği gerçek savunanlarız. Meksika’dan nohut, Kanada’dan mercimek, Yunanistan’dan pirinç, Rusya’dan buğday ve bitkisel ham yağı getirerek milli ve yerli olunmaz. Onu bizim çiftçimiz üretebilir, yetiştirebilir, katma değerli ürüne döndürebiliriz ve fayda sağlayabiliriz.
“ARACILIK SİSTEMİ SİZE KAZANDIRMIYOR AMA BİRİLERİNİN CEBİNİ DOLDURUYOR”
İneğimizin adı Holstein, Simental, Jersey, Montofon, Angus olacağına kırmızı kara Boz inek olsaydı, onları geliştirseydik, bugün Türkiye’deki süt inekleri sayısı Fransa’nın iki katı olurdu ama Fransa’daki ineğin sütü kadar süt alamıyoruz. Nedeni ise çünkü hayvanların yemini de sağlayamıyoruz. İthal hayvana ne kadar yem verirseniz, o kadar süt verir. Eskiden sığıra bir hayvanı gönderirdik, akşama kadar yayılır gelirdi. Akşam da önüne elmanın kabuğunu, karpuzun kabuğunu koyardık. Hem sütünden faydalanır hem de etinden faydalanırdık o garip hayvanlara. Eğer bugünkü yemini alıp verseydik, onlar bunlardan daha çoğunu bize verirdi ama ne oldu? Türkiye’nin bugün 16 milyon hayvan varlığı içinde 1 milyon yerli ırk kaldı. O zaman adapte olamadığı için sorunlarda artış oldu. Buzağı ölümlerinde dünya ortalamasının üzerindeyiz, hayvan hastalıklarında dünya ortalamasının üzerindeyiz. Sonuçta geçen yıl 650 bin büyükbaş hayvan ithal edildi. Bugün 600 bin hayvan ithal edeceğiz. Üreticimiz kazanmıyor, vatandaş da pahalı et yiyor. Sistem bozuk, planlama yok, aracılık sistemi size kazandırmıyor ama birilerinin cebini dolduruyor. Biz de diyoruz ki, kim bu işi besiciliği yapıyorsa, o arkadaş kazansın. Aradaki ithalatçının, rantçının yarattığı olumsuzluk vatandaşa pahalı et olarak gitmesin. Bilmiyorum kaçınız hesap yaptınız ama size bir şey söyleyeyim: şu anda tavuk eti dana etinden pahalı. Nasıl diyeceksiniz? Tavuk 40 günlüğe, 70 gün aralığında yetişiyor ama bir danaya bir yıl bakacaksın, ona yem vereceksin, aşısını yaptıracaksın, veteriner hizmeti var. Ona göre, eğer orantılarsanız, dana eti şu anda tavuk etinden ucuza geliyor. Vatandaş da tavuğu ucuz sanıyor. Bakın yemin Türkiye’ye yarısı ithal geliyor. İtalya’dan gelen yem ne biliyor musunuz? Pamuk tohumu küspesi, ayçiçek tohumu küspesi, soya, mısır, arpa. Bunlar burada da yetişir. İşte bizim milliyetçiliğimiz, siz üreteceksiniz, siz kazanacaksınız, siz gelişeceksiniz, ülke büyüyecek. Biz bu bağlamda düşüncelerimizi sürekli paylaşıyoruz.”
“YEREL YÖNETİMDE TARIM”
“Şimdi yerel seçimde tarımda ne olur” diye soran Gürer şu ifadeleri kullandı:
“Örneğin Mansur Yavaş’taki gibi olur. Ne yapmış? Kırsalın tohumunu karşılıyor, gübresini karşılıyor, fidanını veriyor. Tarımla uğraşana sahip çıkıyor. Bunu niye yapıyor? Ankara’nın kırsalında insanlar göç etmesin, olduğu yerde tarım gelişsin diye yapıyor. Bugün kırsalda yaş ortalaması artıyor, gençler tarımın içinde değil, tamamı dışa bağlı olduğumuz zaman ülkenin güvenliği tehdit altına girer. Bakınız pandemide, kuraklıkta neler yaşıyoruz. Kendi kendine yeten ülkeler, bu bağlamda dışarı bağımlı olmuyor. Ama bu kendi kendine yetmeyen ülkeler bağımlı oluyor. Bu durum nereye götürür? Hiç farkında olmadan sömürge ülke haline dönüşürsün. Bağımsızlığımız dahi tarımın varlığıyla doğrudan ilgili. Patates yetiştirildi, para etmedi. Bırak bu “Ahmet’in patatesi” diyemezsin. Bu milli gelir, bu yani bu ülkenin ürünü. Onun için değerli arkadaşlar, çok şeyi farklı biçimde konuşabiliriz ama ben milletvekiliyim, süresince hep tarımı öncelikledim ve dünyadaki örneklerini de gördükten sonra çoğu kişiye tarımın ne olduğunu anlattım. Bakın, Fransa’da eylem var, Yunanistan’da eylem var, İngiltere’de eylem var, İtalya’da eylem var. Çiftçiler niye eylem yapıyor biliyor musunuz? Bir, ithal ürün istemiyoruz diyorlar. İki, mazot çok pahalı, indirim yapın diyorlar. Üç, sübvansiyon verin bize, destek verin diyorlar. Şimdi Türkiye 12 Eylül’den sonra makas değiştirdi. Taban fiyatı uygulamasını çiftçinin aleyhine işletiyor. Taban fiyat uygulaması aleyhine işlediği gibi ne oluyor ithalci bir anlayışla Türkiye’de tarım politikası belirleniyor. Bu neden oldu? Dünya Bankası, IMF gibi dış güçler dediler ki, Türk’te sanayide, turizmde gelişin. Siz pahalı ürün üretiyorsunuz, gelin bunun yerine biz size verelim, paranız varsa alırsınız, arkadaş. Onun için içinde bulunduğumuz koşullarda, sorunlu bir coğrafyada tarımın, çiftçinin, üreticinin, besicinin değerini bilerek sahiplenmek bizim temel görevimiz.”
]]>TACETTİN DURMUŞ
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu tarafından ‘Kardeş Belediyecilik Projesi’ kapsamında Kars’ın Susuz ilçesine yapılan canlı hayvan pazarı halaylar eşliğinde açıldı.
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu tarafından ‘Kardeş Belediyecilik Projesi’ kapsamında Kars’ın CHP’li Susuz İlçe Belediyesi tarafından yapılan canlı hayvan pazarının açılışı yapıldı. Açılışa, İstanbul Halk Ekmek A.Ş. Yönetim Kurulu Başkan Vekili Özgen Nama, CHP’li Ardahan Belediye Başkanı Faruk Demir, Ardahan Damal Belediye Başkanı Ayhan Büyükkaya, eski CHP Kars İl Başkanı Taner Toraman, Kars Damızlık Sığır Yetiştiricileri Birliği Başkanı Eren Alp ve vatandaşlar katıldı.
“HAYVAN İTHALATINDA VE TARIMDA DA İRİLİ UFAKLI BEŞLİ ÇETELER VAR”
İstanbul Halk Ekmek A.Ş. Yönetim Kurulu Başkan Vekili Özgen Nama, açılışta yaptığı konuşmada şunları söyledi:
“Burası zor bir coğrafya, kışı ayrı bir zor yazı ayrı bir zor. En önemlisi de kaynakların çok kısıtlı, yaşamın çok zor olduğu bir yöredir. Hayvancılık bu bölge için en az eğitim kadar, en az ekmek kadar önemlidir. Zaten ekmeğimiz hayvancılıktan geliyor ve hayvancılık bu yöre insanının yaşamın önemli bir parçasıdır. Bizim için bu kutsal geçim kaynağımızdır. Bizi hayatın her alanına hazırlayan hayvancılık geçim kaynağımızdır. Burada hayvancılığı büyütmek için geliştirmek için inanın İstanbul Büyükşehir Belediyesi olarak elimizden geldiğince tüm çorbaları sarf ediyoruz. İstanbul’un çevre köylerine gübre desteği, yem desteği ve mazot desteği sağlamaya çalışıyoruz. Oradaki çiftçileri kalkındırmaya çalışıyoruz ki belediyenin işi de değil üstelik ama bu ülkede hayvancılıkla adeta belirli tüccarlara teslim edilmiştir. Hep ‘beşli müteahhitlerden’ bahsederiz ya. Sanki betondan, ranttan, imardan, barajlardan olduğu gibi birçok alanlardan, yollardan devlet ihalelerinden sadece beşli müteahhitleri yok. Bugün hayvan ithalatında ve tarımda da ayrı alanlarda da beşli çeteler olduğu gibi irili ufaklı çeteler de var. Maalesef bu ülke tarım ve hayvancılık ülkesi iken dışa bağımlı bir hale getirildi. Bundan 40 yıl önce bu ülkede bir kişiye 2 canlı hayvan düşerken, bugün 4 kişiye bir canlı hayvan düşüyor. Bu sürdürülebilir bir politika değildir. Bu bir çıkmazdır ve dışa bağımlılıktır. Buğdayda, canlı hayvanda dışa bağımlı hale getirilmişiz. Bunları kalkındırmamız ve yaşatmamız için her birimizin üzerine büyük görevler düşüyor. “
“BELEDİYE BAŞKANININ SAĞCISI SOLCUSU OLMAZ”
Ardahan Belediye Başkanı Faruk Demir ise şunları söyledi:
“Bugün burada çok güzel bir günü yaşıyoruz. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanımız ve Susuz Belediye Başkanımız Oğuz Yantemur’u kutluyorum. Yerel yönetimler yani belediye başkanlığı statükocuysa, sadece çöp vergisini, su vergisini toplar, İller Bankası’ndan gelen para ile çöpü toplar, toplanmazsa çıkar gider. Böylece belediye başkanlığı yapmış olur ama belediye başkanı mücadeleci ise beldesini, ilini, ilçesini Oğuz Başkan gibi seviyorsa tuttuğunu koparır ve Susuz’a yeni hizmetler getirir. Belediyelerde 5 yıl çok kısa bir süredir. Şimdi bunların devamı olan projeler vardır. Her şeyi 5 yılda yapmak mümkün değildir. Bu nedenle bir belediye başkanı mücadeleci ise o ilin ve ilçenin daha fazla gelişmesi için o belediye başkanlığını devam ettirmek lazım. Belediye başkanlarının sağcısı solcusu olmaz. Bir siyasi partiden gelir mazbatayı aldıktan sonra rozetlerini çıkartır ve hizmete başlarlar. Sadece sağcı yada solcu kalmaz çünkü yok demeden herkesten kaynak alır ve ilini, ilçesini güzelleştirir. Sevgili başkanımız da bunu yaptı ve bu hizmetlerinde devamı için de kendisini tekrar bu seçimlerde de seçmemiz gerekiyor.”
“İLÇELERİMİZİ SOSYAL DEMOKRAT BELEDİYECİLİKLE TAÇLANDIRACAĞIZ”
Susuz Belediye Başkanı Oğuz Yantemur da şöyle konuştu:
“Susuz’da 2019 yılından bu yana bizlere çeşitli destekler veren, tohumları bize gönderen, çiftçimizin yanında olan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanımız Sayın Tunç Soyer’e selam olsun. Bizleri iş makineleri ile destekledi, iki adet minibüs gönderdi bir kere bir adet kar küreme aracı gönderdi. Susuz’da bu hayvan pazarının yanı sıra yolların yapımında, çoban evlerinin yapımında bizlere destek veren, her aradığımızda yanımızda olan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanımız ve Başkan Adayımız Sayın Ekrem İmamoğlu’na ilçe halkım adına Susuz’dan, Kars’tan, Iğdır’dan ve Ardahan’dan selamlar gönderiyoruz. Çok teşekkür ediyoruz. Yine bu dönemlerde bizi destekleyen ve yanımızda duran, Susuz halkına, ekibime, belediye çalışanlarıma teşekkür ediyorum. 31 Mart’ta Kars ve Ardahan ile birlikte tüm ilçelerimizi sosyal demokrat belediyecilikle yeniden taçlandıracağız.”
]]>
Köpekten korkup düşen doktor ayağını kırdı, mahkeme köpeğin sahibine 700 bin TL’ye yakın ceza verdi
SAMSUN – Samsun’da bir doktor, kendisine havlayan golden cinsi köpekten korkup düşerek ayağını kırdı. Doktorun şikayeti üzerine mahkeme, köpeğin sahibini 700 bin TL’ye yakın maddi ve manevi para cezasına çarptırdı.
Samsunlu 61 yaşındaki esnaf Bülent Petek, 10 yıl önce dükkanının önünde pitbull saldırısına uğrayan golden cinsi yavru köpeği tedavi ettirip sahiplendi. Dükkanında ve evinde yanından ayırmadığı ‘Kont’ ismini verdiği köpek, yıllar sonra başına iş açtı. İddiaya göre köpek, 29 Ağustos 2017 tarihinde yazlık evlerinde komşularına misafirliğe gelen Dr. Ferda Turutoğlu’na havladı. Korkup kaçmaya çalışırken düşen doktor, ayağını kırdı. Kadın doktor, köpeğin sahipleri Bülent ve eşi Nuran Petek’ten şikayetçi oldu.
Samsun 1. Asliye Hukuk Mahkemesi, Dr. Ferda Turutoğlu’nun açtığı maddi ve manevi tazminat davasında lehine karar verdi. Mahkeme davacıyı haklı bularak Petek çiftini 285 bin 441 TL maddi tazminat, 30 bin TL manevi tazminat, 21 bin TL karar-ilam harcı gideri, bin 668 TL harç yargılama gideri, 6 bin 515 TL yargılama gideri, 44 bin 816 TL vekalet ücreti ve 17 bin 900 TL vekalet ücretinin yasal faizleri ile birlikte toplam 465 bin 976 TL para cezasına çarptırdı.
Petek çifti kararı istinafa taşıdı. Petek ailesinin talebi Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi tarafından da bozulmadı. İstinaf kararında davalı tarafın istinaf başvurusunun ‘esastan reddine’ hükmedildi. Bölge Adliye Mahkemesi’nin 29 Şubat 2024 tarihinde verdiği kararında “Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 6100 sayılı HMK’nın 362/1 maddesi gereğince kesin olmak üzere oybirliği ile karar verildi” denildi. Kararın kesinleşmesinin ardından davacı tarafından, davalıya toplam 549 bin 310 TL’lik haciz gönderildi. Yasal faizleri ile birlikte yaklaşık 700 bin TL cezaya mahkum edildiğini belirten davalı Bülent Petek, yaptığı basın açıklamasında mahkemenin verdiği kararları eleştirdi.
“Benimle alakası olmayan bir köpek davasından başıma gelmeyen kalmadı”
Söz konusu olayda kendisinin bir suçu ve ihmalinin olmadığını, tekrar yargılanmak için yetkililerden yardım istediğini ifade eden Bülent Petek, “Komşuya gelen bir misafir, köpeğimden korkup kendini duvardan atıp ayağını kırmış. Biz bir ses duyunca el feneri ile mahallede gezdik. Ağacın dibinde ayağı kırılmış bir şekilde yatan Ferda Turutoğlu’nu gördük. Olay anında benim köpeğim bahçede bağlı şekilde duruyordu. Misafirim de şahidim de var. Olayın ardından 1 yıl geçmesinden sonra 2018 yılında davacı olundu. Karşı taraf, ‘köpek ısırdı’ diye dava açtı. Bu köpeğin kimseyi ısırması ve kovalaması mümkün değil. Hakimler dava sonucunda bize 700 bin TL civarında bir ceza kesti. Benim bu cezayı ödeme şansım yok. Tüm hesaplarıma haciz geldi. Her alandan kilitlendim. Bundan sonraki süreçte Allah bize yardım etsin. Davacı tarafla bugüne kadar bir görüşmem olmadı. Çünkü olayın benimle bir alakası yok. Yazlık yer, herkesin kapısında köpek var. Kış akşamı saat 21.00’de bu hayvanın olduğunu nasıl gördü? Golden cinsi köpeklerin hepsi birbirine benzer. Bir iftiraya uğradığımı düşünüyorum. Bizim ne suçumuz var? Benimle alakası olmayan bir köpek davasından başıma gelmeyen kalmadı. Ağır kalp hastasıyım. Hala daha köpeğime bakıyorum, bakmakla da sorumluyum. Çok hayvanseverim. Sokak hayvanlarını dahi veterinerlere götürürüm. Bu cezayı ödeme şansım yok. Adaletin yerine gelmesini ve tekrar dava açılmasını istiyorum” dedi.
“Köpeğin ısırdığına ya da saldırdığına dair bir rapor yok”
İstinaf mahkemesinin verdiği kararın emsal teşkil edebileceğini, sokak köpeğinden kaçarken ayağını kıran bir başka vatandaşın belediyeleri mahkemeye vererek tazminat talep edebileceğini ifade eden Bülent Petek’in kardeşi Cemil Petek ise, “Bu golden cinsi köpek dünyada engellilere yardım eden ‘rehber köpek’ olarak kullanılıyor. Davacı taraf, ‘beni ısırdı, saldırdı’ diyor. Böyle bir ısırma ya da saldırdığına dair rapor yok. Bizi dava eden kişi aile hekimi olduğundan 6 kez iş göremez raporu almış. Bundan dolayı bize 30 bin TL maddi, 285 bin TL de manevi tazminat cezası verildi. Bu rakam şu anda faiziyle 677 bin TL oldu” diye konuştu.
“Bu hayvanın saldırganlaşabileceğini hiç sanmıyorum”
Arastada esnaf olan Mithat Ulcay ise, “Kont adındaki golden cinsi köpek bir esnaf ağabeyimizin köpeği. Yıllardır bu arastada bizimle birlikte yaşıyor. 5-6 yıldır Kont’u tanıyorum. Ne bir insana saldırdığını ne de bir kediyi kovaladığını gördüm. Büyük ihtimal bir yanlış anlaşılmadan dolayı böyle tatsız bir olay gerçekleşti. Ben de bir köpek sahibiyim. Bu hayvanın saldırganlaşabileceğini hiç sanmıyorum” şeklinde konuştu.
Davacı avukatı Kılıçoğlu: “Müvekkilimde olay sonrası yüzde 3,4 oranında maluliyet oluştu”
Söz konusu dosyanın kalıcı olarak kendileri lehine sonuçlandığını açıklayan davacı Ferda Turutoğlu’nun avukatı Barış Kılıçoğlu, “İstinaf lehimize sonuçlandı. Müvekkilim köpeğin saldırması sonucu duvardan düşüyor. Düşme sonucunda da dizinden ameliyat oluyor. Bacağında platinler var. Bununla ilgili tazminat davası görüldü, lehimize sonuçlandı. Karar, istinaftan da geçerek kesinleşti. Konuyla ilgili yargılama aşaması tamamlandı. Köpek, davalı tarafın köpeği. Bununla alakalı bir inkarları da olmadı. Dava da bu haliyle kesinleşti. Bundan sonra karar kesin olduğu için bir daha dava görülmeyecek. Dosya da icra aşamasında. Doktor Ferda Turutoğlu’nun olayın ardında yüzde 3,4 oranında maluliyeti var. Ayrıca dava karara çıktıktan kısa bir süre sonra davalı taraf üzerine kayıtlı taşınmazı yakın bir tanıdığına devretti. Bununla ilgili de dava açtık. Taşınmaza tedbir uygulandı. Tasarrufun iptali davası da ayrıca devam etmektedir. O davanın da yargılama aşamasının başındayız. Bu olayda ‘hayvan idare edenin tazminat sorumluluğu’ var. Dava özü itibarıyla hayvan idare edenin tazminat sorumluluğudur. Konunun başka alanlara çekilmesinin manası yok. Başıboş köpeklerle alakalı konularda idarenin sorumluluğu var. Orada kamu hizmeti işlememiş ya da kötü işlemiştir. Orada belediyenin sorumluluğu vardır. Bizim konumuzda ise hayvan sahibinin yasadan doğan sorumluluğu vardır. Bunların birbirine emsal teşkil etmesi konusunda birinde idarenin sorumluğu, diğerinde hayvan sahibinin sorumluluğu var. Özü itibarıyla aynı şeyler olsa da sorumluluk makamları farklıdır” ifadelerini kullandı.
]]>Yumaklı, Afyonkarahisar Valiliğini ziyaret ederek Vali Kübra Güran Yiğitbaşı’dan kentteki çalışmalara ilişkin bilgi aldı.
Daha sonra AK Parti Afyonkarahisar Belediye Başkan adayı Hüseyin Ceylan Uluçay’ın Seçim Koordinasyon Merkezi’ni ziyaret eden Yumaklı, ardından Milli Egemenlik Caddesi’nde esnaf ziyaretinde bulundu, vatandaşlarla sohbet etti.
Afyon Kocatepe Üniversitesi (AKÜ) Veteriner Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezinin Kocatepe Hayvan Hastanesinin açılışına katılan Yumaklı, burada yaptığı konuşmada, bugün gıda arz güvenliğinin bir parçası ve hayvansal üretimle alakalı önemli unsurlardan biri olan hayvan sağlığıyla ilgili bir tesisi açmak üzere bir arada olduklarını söyledi.
Bakanlık olarak politikalarının “sağlıklı insan için sağlıklı gıda, sağlıklı gıda için de sağlıklı hayvansal üretim” olduğunu aktaran Yumaklı, şöyle konuştu:
“Herkes artık herhangi bir tereddüde mahal vermeyecek şekilde tarımsal üretimin stratejik bir sektör olduğu ve stratejik öneme sahip bu sektörün çok farklı dış etkenlerle etkilendiği, özellikle son dönemde salgınlar, savaşlar, doğal afetler, iklim değişikliği ve nüfus artışıyla beraber bu konunun önem derecesinin arttığında mutabık. Biz bu risk faktörlerini, yeni normal olarak niteliyoruz. Bu minvalde bir yandan daha çok gıda üretmemiz gerekirken diğer yandan da üretimi baskılayan girdi maliyetlerini yükselten bazı süreçlerle karşı karşıya kalıyoruz.”
-“130 yıllık AR-GE kültürümüzde çalışmalarımıza devam ediyoruz”
Yumaklı, etkin politikalar ile sektör paydaşlarının azmiyle hep birlikte tarımsal üretimi daha ileriye taşıyacaklarını vurguladı.
Tarımsal AR-GE’ye yatırım yaptıklarına değinen Yumaklı, “Bakanlığımız birimlerinden Tarımsal Araştırma Geliştirme Genel Müdürlüğü 35 ilimizde faaliyette bulunan araştırma enstitüleri ile ülkemizin en büyük, dünyanın da önde gelen ilk 10 AR-GE kuruluşundan birisidir. 49 araştırma enstitümüzde 2 bin 400’ü araştırmacı, 6 bin 500 çalışanımız, 300 laboratuvarımız, 130 yıllık AR-GE kültürümüzde çalışmalarımıza devam ediyoruz. Ayrıca, AR-GE destek programımızla ülkemizin ihtiyaç duyduğu bilgi ve teknolojileri özel sektör ve üniversitelerle birlikte paylaşıyoruz. Sonuna kadar da onlara destek veriyoruz.” diye konuştu.
-“Ülkemizin tarımsal üretimdeki rekabet gücünü arttırmak için var gücümüzle çalışacağız”
Yumaklı, veteriner hekimlerin ülke hayvancılığının gelişmesi için kamu ve özel sektörde çok önemli rol oynadığına dikkat çekti.
Veteriner fakültesi bünyesinde faaliyet gösterecek olan hayvan hastanesinin de genç veteriner hekim adayları için iyi bir uygulama merkezi olması temennisinde bulunan Yumaklı, şunları kaydetti:
“Bu modern hastanenin bölge için önemli bir eser olduğunun altını çizmek istiyorum. Bizler ‘Ambarın anahtarı kimdeyse güç ondadır.’ düsturuyla ülkemizin tarımsal üretimdeki rekabet gücünü artırmak için var gücümüzle çalışacağız. Ülkemizde her şey bol olsun, bereketli olsun. Verimli olsun, kaliteli olsun. Buradaki bütün öğretim üyesi hocalarım, öğrencilerim ve buna destek olan kimler varsa canıgönülden tebrik ve teşekkür ediyorum. Bakanlığımızın her daim destekleri onların yanında olacaktır.”
Programda, Afyonkarahisar Valisi Kübra Güran Yiğitbaşı, AK Parti Afyonkarahisar Milletvekili Ali Özkaya ve AKÜ Rektörü Prof. Dr. Mehmet Karakaş da konuşma yaptı.
Konuşmaların ardından Kocatepe Hayvan Hastanesinin açılışı yapıldı.
]]>Gürer, Niğde’de kurulan hayvan pazarını ziyaret etti. Gürer’e sorunlarını anlatan besiciler, süt ve et ile ilgili üreticiden alınan fiyatla tüketiciye sunulan fiyatlar arasındaki farklara işaret etti, maliyetlerin yüksekliğinden yakındı.
“KÜÇÜK AİLE TİPİ İŞLETMELERDE AHIRLAR BOŞALIYOR”
Besicilerle sohbet eden CHP’li Gürer, “Yem fiyatlarındaki artış nedeniyle besicilik yapanlar bu işten para kazanamadığını söylüyor. 12 ay hayvana kapalı alanda bakmak zorundalar. Çünkü mera hayvancılığı önemli ölçüde bitti. Ama çoğu yerde gittiğim zaman ahırları boş görüyorum, hayvancılık yapan sayısında ciddi bir azalma var. Biraz evvel de hayvan pazarını gezdik, artık çok kişi elindeki hayvanını sattıktan sonra bu işi gerçekleştiremeyeceğini, bırakacağını söylüyor çünkü kazanamıyoruz diyorlar.” dedi.
Besici Hacı Kahramaner “Köylerde 3-5 hayvanı olup evinin altında besleyenler, ilkel hayvancılık yapanlar hiç kalmadı. Küçük işletmeler kapandı. İki ineği vardı ya oğlunu evlendirdi sattı ya da kızını evlendirmek için hayvanını sattı. Yani artık büyük şirketlere, işletmelere kaldı. Küçük aile tipi işletmelerde hayvancılık bitiyor.” diye konuştu.
“EMEĞİMİZİN KARŞILIĞINI ALAMIYORUZ”
Gürer’in “Aşısı var, veterineri var, cumartesi-pazar tatili yok.” sözleri üzerine Kahramaner, “Bizim gecemiz de yok, gündüzümüz de yok, pazarımız da yok, tatilimiz de yok. Biz 12 ay gece gündüz bu işi yapıyoruz. Ben 7 kişi nüfusum, çocuklarım da bu hayvanın içinde, ben de bu hayvanın içindeyim gece gündüz ama kazanamıyoruz. Mesela 80 bin liraya hayvan aldık, 100 bin liraya mal ettik. Besledik, büyüttük. Biz bu hayvanı 110 bin liraya satıyoruz ama yerine 110 bin liraya hayvan alamıyoruz. Bu aradaki 10 bin liralık kazancı biz almıyoruz vekilim, devalüasyon yiyip gidiyor.” dedi.
Bunu üzerine Gürer, “Tabii hayvancılık yapan da diyor ki o raftaki et fiyatını görünce, ‘bu işten bu kadar da ben kazanayım’ ama kazanamıyor.” diye konuştu.
“DESTEKLER YETERSİZ, GİRDİLER PAHALI”
CHP’li Gürer’in “Destek alıyor musunuz?” sorusuna Hacı Yamaner, “Ne desteği vekilim, dananın kesim desteği 250 lira, yani hiçbir şey değil.” karşılığını verdi. Yamaner, erkek dana kesim fiyatının 310-315 lira arasında olduğunu söyledi.
Gürer’in, desteklerin yetersizliğinin ve yem fiyatlarındaki artışın hayvancılıkla uğraşanları zorladığını vurgulaması üzerine Yamaner, “Geçen sene 220 liraya yem aldım, 535 liraya da bu yıl aldım. Mazot giderimiz var, işçi giderimiz var. Her şey üçe katladı ama aradaki bu fiyat farkını biz yemiyoruz. Ben çocuklarımla çalışıyorum, 7 kişi. Çok zor şartlarda çalışıyorum, geceli gündüzlü çalışıyorum ama yine kazanamıyorum.” diye konuştu.
Başka bir besici ise yem fiyatlarındaki artışların et fiyatlarını etkilediğine vurgu yaparak “10 hayvanım varsa, 7’ye düşürdüm yem pahalı olduğu için. Hayvancılığı bırakan çok, yem pahalı. Şimdi ithal geliyor da et düşüyor diyorlar, yem niye düşmüyor o zaman? Yani bu yeme bağlı.” şeklinde konuştu.
“KÜÇÜK BESİCİLERİ BİTİRMEK İÇİN İTHALAT YAPILIYOR“
Yaşadıkları sorunları çay hesabıyla anlatan besici İsmail Öngörmüş de “Vekilim, çarşıda bir bardak çay 12 lira, 1 litre süt 13 lira.” dedi. Gürer’in, “Hayvan ithalatı sizi etkiliyor mu?” sorusuna besici İsmail Öngörmüş, “Etkilemez olur mu, bize sekte vuruyor. Onlar zaten bize düşmüyor ki büyük baronlar, büyük şirketler alıyor, bize vermediler ki.” karşılığını verdi.
Besici Hacı Kahramaner de “Benim 50 kapasitem var, 5 tane hayvan veriyor. 5 hayvanı ben beslesem ne olur, beslemesem ne olur. Bir çiçekle bahar gelmez. Onu büyük işletmeler alıyor. İthal gelen hayvanın da bize bir faydası yok, ancak fiyatları düşüyor. Yani küçük hayvancıyı bitirmek için ithalat yapılıyor, bizim elimizdeki hayvanlar ucuz fiyatla gidiyor, büyük hayvancılar da bunları piyasaya sürüyor. Mesela et buçuk rakama çıkıyor. Biz o esnada mezbahadan sıra alıyoruz, kestirecek adam bulana kadar et fiyatı geri düşüyor, o esnada onlar işi götürüyor, kesiyorlar.” diyerek tepki gösterdi.
“SÜT İNEKLERİ KESİME GİTMEYE DEVAM EDİYOR”
CHP’li Gürer’in süt inekleri ve düvelerin kesime gittiği sürecin iktidar tarafından doğru yönetilemediğini söylemesi üzerine besici Yamaner, hayvanını göstererek, “İşte bakın ben bu hayvanı aldım, besleyip et hayvanı olarak keseceğim. Damızlık süt ineği bu. Besleyeceğim, keseceğim. 2-3 ay bu hayvanda besi yapacağım, sonra keseceğim. Çünkü 10 kilo süt verimi var, o da bu hayvanın yediğini karşılamıyor, hayvan yediği yemin karşılığını ödemiyor.” diye konuştu.
“YEM DESTEK KREDİSİNİN FAİZİ YÜZDE 4’TEN YÜZDE 20’YE ÇIKTI”
Gürer, hayvancılığın en önemli girdi kalemi olan yem girdisinin devlet tarafından sübvanse edilmesi gerektiğini, yem ithal geldiği için döviz yükseldikçe yem fiyatının da yükseldiğini ifade etti. Besici Hacı Yamaner, “Yüzde 4 ile yem destek kredisi alıyorum, bunu yüzde 20 yaptılar. Ben önceki gün yine aynı krediyi aldım, bir de bunu artırılabilir faize döndürdüler. Yüzde 20 faiz ödüyoruz, yüzde 4’tü bu kredi, yüzde 20 yaptılar, faizi artırdılar. Yemin torbası 600 lira olur mu?” sözleriyle tepkisini dile getirdi.
]]>Van’ın ilçeleri Gürpınar ve Gevaş’taki programlarının ardından Tuşba’ya geçen Yumaklı, Tarımsal Araştırma Enstitüsü’nde düzenlenen “Yem Bitkileri Tohumu ve Sıvat Dağıtım Töreni”ne katıldı.
Yumaklı, burada yaptığı konuşmada, Van’ın tarımsal üretim açısından önemli bir il olduğunu söyledi.
Kentin küçükbaş hayvancılık ve mera varlığında Türkiye birincisi olduğunu belirten Yumaklı, Van’ın korunga, arpa, yonca ve diğer yem bitkileri ürünlerinde de ilk üç il arasında yer aldığını ifade etti.
Van’da bal üretiminin de çok önemli bir noktada olduğunu vurgulayan Yumaklı, şöyle konuştu:
“Buradaki Araştırma Enstitüsü de Van’a yakışacak bir enstitü. Daha önce olmaması bir eksiklikti. Van ve 5 ilimizi ilgilendirecek, tarımsal ve üreticimizin ihtiyacı olan ürün araştırmalarının enstitüde yapılıyor olmasının mutluğunu yaşıyoruz. Son dönemlerde dünya farklı bir süreçten geçiyor. İklim değişiklikleri var. Sizler de Van’da bunun etkisini zaman zaman görüyorsunuz. Tüm bunlar, aslında gıda arzı güvenliğiyle alakalı. İnsanların temel ihtiyaçlarını temin etme konusunda tüm ülkeleri yeniden düşünmeye sevk etmiş durumda. İşte tüm bunlar Araştırma Enstitülerinin ülkeyi geleceğe hazırlama noktasındaki önemini bir kez daha ortaya koymuş durumda.”
“Anaç hayvan sayısını artırmayı hedefliyoruz”
Van’ın hayvansal üretimde de önemli bir merkez olduğunu ifade eden Yumaklı, halihazırdaki potansiyelin istedikleri düzeyde olmadığını aktardı.
Yumaklı, 5 yıllık hayvancılık yol haritasında belirttikleri gibi kaliteli ve verimli küçükbaş hayvan sayısının artırılması konusunda kararlı olduklarını kaydederek, “Bununla ilgili devletimizin tüm unsurları şu an konsantre olmuş durumda. Verilecek kredilerden desteklere, üretilecek ürünlerden üretim bölgelerine kadar çok önemli bir hazırlığımız var. Çok kısa zamanda resmi yayınlama süreci bitecek ve tüm vatandaşlarımız bundan faydalanmaya başlayacak.” dedi.
Hayvan hastalıklarıyla ilgili konuyu bir kez daha gündeme getirdiğini ifade eden Yumaklı, şunları söyledi:
“Bu bölgede küçükbaşı 10 milyonluk bir sayıyla hedefleyelim. Buradaki en önemli hususlardan biri de hayvan hastalıklarının engellenmesidir. Özellikle aile işletmelerine buzağı, kuzu ve oğlakta koruyucu aşı desteği vereceğiz. Ayrıca küçükbaş hayvanlara koyun, keçi, çiçek aşısı, yeni doğan tüm küçükbaş hayvanlara ise koyun, keçi vebası aşılarını yapacağız. Tüm bunları Bakanlık olarak ücretsiz karşılayacağız. Anaç hayvan sayısını artırmayı amaçlıyoruz. 5 yıllık hayvancılık yol haritasında Van’ın da çok önemli bir pay alacağını düşünüyorum.”
“Hayvan sayısını 10 milyona çıkarma kararlılığındayız”
Yumaklı, 3 milyar liralık yatırım olan Van-Çaldıran Çubuklu Barajı ve Sulama Projesi’nin ihalesini 2023’te yaptıklarını ve inşasını en kısa sürede tamamlayacaklarını belirtti.
AK Parti hükümetlerinin en büyük özelliklerinden birinin de başladığı işi en kısa sürede bitirmek olduğunu dile getiren Yumaklı, şöyle devam etti:
“Barajın açılışını da inşallah Sayın Cumhurbaşkanımızın katılımıyla en kısa sürede yapacağız. Projeyle 50 bin dekar alan sulanacak. Daha verimli, daha kaliteli bir üretim yapılacak. Van merkeze 215 milyon liralık yaklaşık 11 taşkın koruma projemiz var. 2024 yatırım programına alındı. Türkiye’de en çok mera ıslahının yapıldığı il Van’dır. 23 kırsal mahalledeki yetiştiricilerimize 30 ton yonca, 25 ton korunga tohumu,160 ton gübre ve 1250 sıvat dağıtımını gerçekleştirdik. Hayvan sayısını 10 milyona çıkarma kararlılığındayız. Köyümde Yaşamak İçin Bir ‘Sürü’ Nedenim Var Projesi’ne bakanlık olarak gereken desteği vereceğiz.”
Politikalarını “önce millet” düsturuyla yaptıklarını vurgulayan Yumaklı, sözlerini şöyle tamamladı:
“Potansiyellerimizi, üretimlerimizi marka haline getirmeden, satışını sağlamadan gerekli ilerlemeyi sağlamamız mümkün değil. Dolayısıyla sektörlerimizin ve üretimlerimizin güçlü, kaliteli verimli olması lazım. Coğrafi işaret almış 18 ürün var. Daha çok coğrafi işaret alıp Van’ın mutlaka dünya çapında bir markasının olmasını sağlamamız lazım.”
“İlimiz tarım ve hayvancılık memleketi”
Vali ve Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Ozan Balcı ise kentte tarım ve hayvancılık alanında önemli çalışmaların yapıldığını ifade etti.
Tarım ve hayvancılığa çok önem verdiklerini bildiren Balcı, “İlimiz tarım hayvancılık memleketi. Çok çalışkan çiftçilerimiz var. Tüm zor şartlara rağmen üretim yapmaya çalışıyorlar. İlimizin tüm birimleriyle uyum içinde tarım ve hayvancılığı daha ileriye götürme gayretindeyiz.” dedi.
AK Parti Van Milletvekili Kayhan Türkmenoğlu da bölgenin en önemli istihdam kaynaklarından birinin tarım ve hayvancılık olduğunu belirtti.
Türkmenoğlu, “Tarım ve hayvancılık alanında sessiz devrimler yaptık. Çiftçimiz de gerçek manada hem üretiyor hem de devletine desteğini sürdürüyor. Emek veren, üreten tüm çiftçilerimize teşekkür ederim.” ifadelerini kullandı.
Çiftçilere tohum ve sıvat dağıtımının yapıldığı programa, Tarım ve Orman Bakan Yardımcısı Ebubekir Gizligider, Tarım ve Orman Bakanlığı Gıda ve Kontrol Genel Müdürü Ersin Dilber, Hayvancılık Genel Müdürü Salih Çelik, Tarımsal Araştırma ve Politikalar Genel Müdürü Metin Türker, Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Gülşen Orhan, AK Parti İl Başkanı Emre Güray, AK Parti Van Büyükşehir Belediye Başkan adayı Abdulahat Arvas ve çiftçiler katıldı.
Törenin ardından Atmaca Mahallesi’ndeki küçükbaş hayvan işletmesini ziyareti ederek besicilerin taleplerini dinleyen Yumaklı, ardından Tuşba ilçesindeki AK Parti Seçim Koordinasyon Merkezi’ne geçerek partililerle buluştu.
Bakan Yumaklı, daha sonra sektör temsilcileriyle bir araya gelerek talep ve önerilerini dinledi.
]]>Sattıkları sütten para kazanmaya başlayan çiftçiler hayvan sayısını arttırmak istiyor
KASTAMONU – Kastamonu’da devlet desteği ile kurulan süt toplama merkezinin faaliyete geçmesiyle, sattıkları sütten gelir elde etmeye başlayan üreticiler hayvan sayısını artırmak istiyor.
S.S. Köy Kalkınma ve Diğer Tarımsal Amaçlı Kastamonu Kooperatifler Birliği tarafından hazırlanan ve Kuzey Anadolu Kalkınma Ajansı 2022 yılı Batı Karadeniz Bölge Kalkınma Programı çerçevesinde desteklenerek kurulan süt toplama merkezi çiftçilerin yüzünü güldürüyor. Toplam bütçesi 2,3 milyon lira olan projeye KUZKA tarafından 1 milyon 725 bin lira tutarında destek sağlandı. Proje ile Kastamonu merkeze bağlı köylerde süt hayvancılığı yapan çiftçilerin kullanımına yönelik kurulan süt toplama merkezi hizmet vermeye başladı. Bina yapım süreçlerinin ardından proje çerçevesinde 2 adet 5 tonluk ile 1 adet 3 tonluk süt soğutma tankı, 3 adet ön alım tankı, 1 santrifüj pompa, 1 ph metre, 1 analiz cihazı, 1 jeneratör, elektronik baskül, bilgisayar ve elektrikli termosifon tedarik edildi.
“Üretici gelirlerinin yüzde 50 oranında arttırmasını hedefliyoruz”
Süt Toplama Merkezinin faaliyete geçmesiyle üretici gelirlerinin yüzde 50 oranında artırılmasını hedeflediklerini vurgulayan Kuzey Anadolu Kalkınma Ajansı Genel Sekreteri Dr. Serkan Genç, “BAKAP çerçevesinde kırsal kalkınmaya yönelik tarım ve kırsal turizm temalarında projelerini uygulama imkanı elde ettik. Program çerçevesinde öncelik verdiğimiz hususlardan bir tanesi de süt üretimiydi. Bu projelerimizden bir tanesini Köy-Koop Kastamonu Bölge Birliği ile gerçekleştirdik. KUZKA olarak projeye 1 milyon 725 bin TL mali destek sağladık. Proje sayesinde süt üretimi ile uğraşan üreticilerin pazarlama noktasında yaşadıkları sorunları ortadan kaldırmayı ve sütün değer fiyatından satılmasını sağlayarak üreticinin gelirlerinin korunmasını amaçladık. Kastamonu merkeze bağlı Kayı Köyü’nde bir süt toplama merkezi yapıldı. Yine merkezin içerisinde 2 adet 5 tonluk, 1 adet 3 tonluk olmak üzere 13 tonluk süt soğutma tankı tedarik edildi. Yine 3 tane ön alım tankımız var. Süt alım cihazı ve diğer makine ekipmanlarda proje çerçevesinde tedarik edildi. Merkezin hayata geçmesiyle öncelikle süt toplama konusunda karşılaşılan nakliye ve toplama gibi sorunlar önemli ölçüde azaltıldı. Sütün soğuk zincire alınmasıyla birlikte sütte karşılaştığımız kalite sorunlarına da çözüm getirmiş olduk. Süt kalitesinin korunması, üreticinin devlet desteklemelerinden daha etkin faydalanmalarına imkan sağladı. Bu civardaki köylerdeki yaklaşık 200’ün üzerinde üreticiye tesisin hizmet vermesini bekliyoruz ve üretici gelirlerimizin de yüzde 50 oranında arttırma gibi bir hedefimiz söz konusudur. Bugünkü piyasa imkanlarında yaklaşık yıllık 45-50 milyon lira değerindeki sütün pazara ulaştırılması ve kırsal alanda da bu ekonomik hareketliliğin sağlanmasına projemiz vesile oluyor. Ayrıca tesiste 2 kişiye de istihdam imkanı oluşturduk” dedi.
“Kastamonu’da şu anda 43 tane süt toplama merkezi bulunmaktadır”
Kastamonu Köy Kalkınma ve Diğer Tarımsal Amaçlı Kooperatifleri Birliği Başkanı Erol Akar ise, “Kuzey Anadolu Kalkınma Ajansı’na proje hazırladık. Projemiz kabul edildi ve bu tesis ortaya çıktı. Bu tesiste yaklaşık yılda 1,5 milyon litre süt toplanıyor. Süt fiyatı Türkiye genelinde ne ise burada da aynı fiyat bizzat üreticinin hesabına gönderiliyor. Süt üretiminde Türkiye’deki standartlar ne ise Kastamonu’da da bizler sağlamış olduk. Devlet desteklerinden azami ölçüde yararlanma imkanı ortaya çıktı. Dolayısıyla burasının önemli bir kazancı oldu. Öncesinde korsan sütçü diye tabir ettiğimiz insanlar süt topluyordu. Fiyat belli değildi. Sütte kalite sorunu vardı. Her türlü problem söz konusu iken şu anda bu sorunlar büyük ölçüde halledilmiş oldu. Bu yörenin ihtiyaçlarına cevap verebilecek bir tesisi kazandırmış olduk” diye konuştu.
“İnsanlar ürettiklerini değerlendirebildikleri için hayvan sayılarını artırmaya teşvik edildi”
İnsanların daha daha kendi süt ve süt ürünü ihtiyaçları için hayvancılık yaptığına işaret eden Akar, “Ürettiği üründen para kazanamazsa, emeğinin karşılığını alamazsa bu insanlar üretimden uzaklaşır. Geçmiş dönemde insanlar kendi ihtiyaçları için hayvancılık yapıyordu. Kalan sütü de korsan diye tabir ettiğimiz kişilere pazarlamaya çalışıyordu. Fiyat belirsizdi. Ne zaman alacakları belli değildi. Şu anda insanlar ürettiklerini değerlendirebildikleri için hayvan sayılarını artırmaya, daha fazla üretim yapmaya teşvik edilmiş oldu. Bu alanda bu tesisin çok önemli katkısının olduğunu söyleyebilirim” şeklinde konuştu.
Köy Koop Kastamonu Birliği kurulmadan önce Kastamonu’da soğuk süt zincirinin olmadığını söyleyen Akar, “Birliğimizi kurarken Kastamonu’da hiç soğuk zinciri yoktu. 1 gram bile aktif soğuk zinciri yoktu. Kooperatifte yoktu. Şu anda bu çalışmalarımızdan ötürü bugün geldiğimiz noktada 43 tane süt toplama merkezi bulunuyor. Günlük 250 ton soğuk zincirimiz var. 130 tane kooperatif şu anda süt pazarlama çalışması yürütüyor. Her gün 4-5 bin kişiye yakın üreticiye dokunuyoruz. Köylerden toplanan sütler, bu 43 tane süt toplama merkezine getiriliyor veya bireysel olarak kendileri getiriyor. Hatta şu anda kendi soğutma tanklarını alıp sütünü pazarlayan kooperatiflerimiz var. Biz, onlara da aynı şekilde destek veriyoruz. Hayvancılıkta çok iyi mesafe alındı özellikle süt pazarlama konusunda” ifadelerini kullandı.
“Sütten para kazanıyorum, bu yüzden hayvan sayımı artırmak istiyorum”
Sütten para kazandığını ve hayvan sayısını arttırmak istediğini belirten Terzi köyü sakinlerinden Alibey Yavuz da, “Süt üreticisiyim. Süt hayvancılığını çok uzun zamandır yapıyoruz. Şu anda bizler inekten çıktığı gibi sütümüzü süt toplama merkezine getiriyoruz ve Türkiye genelindeki bütün sütçülerde süt kaç para ise aynı parayı bizlerde alıyoruz. Eskiden 3-4 ayda bir para özel süt toplayanlardan alabiliyorduk şu anda her ay paramızı alıyoruz. Çok güzel, çok memnunuz şu anda. Buraya da böyle bir tesis kazandırılması çokta güzel oldu. Kayı köyü merkezi bir yer, etrafında 15 tane köy var. Oraların sütleri bu tesise geliyor. Köyde bizler için süt parası güzel bir geçim kaynağı oldu. Benim şu anda 15 tane hayvanım var ama ben bunu 30 yapmak isterim. Çünkü biz şu anda para kazanıyoruz” dedi.
]]>Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından Kars’ta tarımsal üretim planlama toplantısı yapıldı.
Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından uygulamaya konulan tarımsal üretim planlaması kapsamında Kars ve Ardahan illeri tarımsal üretim planlama toplantısı, Kars İl Tarım ve Orman Müdürlüğü toplantı salonunda gerçekleştirildi. Toplantıya, Hayvancılık Genel Müdür Yardımcısı Emre Gürçay, Balıkçılık ve Su Ürünleri Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Nuri Yılmaz, Strateji Geliştirme Başkanlığı İdari işlerve Koordinasyon Daire Başkanı Barış Orhan, Tarım Reformu Genel Müdürlüğü Entegre İdare Kontrol Daire Başkanı Ahmet Turan Gürkan, Bitkisel Üretim Genel Müdürlüğü Tarım Havzaları Daire Başkanı Ergin Toprak, Kars İl Müdürü Enver Aydın, Ardahan İl Müdürü Muhammet Fatih Cineviz, DSİ 24. Bölge Müdürü Serdar Kotan, Strateji Geliştirme Başkanlığı Ziraat Mühendisi Erkan Atilla, Doğa Koruma ve Milli Parklar Şube Müdürü Resul Gök, Şeker Fabrikası Müdürü Hasan Ergün, Kars Orman İşletme Müdürü
Yüksel Saraç, Sarıkamış Orman İşletme Şefi Mustafa Alptekin Gelegen, Toprak Mahsulleri Ofis Müdürü Ömer Apak Kars İl Gıda Kontrol Laboratuvar Müdürü Erdoğan Doğan, Kars ve Ardahan İl Müdür Yardımcıları ile İlçe ve Şube Müdürleri katıldı. Hayvancılık Genel Müdür Yardımcısı Emre Gürçay ve Balıkçılık ve Su Ürünleri Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Nuri Yılmaz yaptıkları sunumlarda; Tarımsal üretimin planlanması, gıda güvenliğinin sağlanması, verimliliğin artırılması, çevrenin korunması ve sürdürülebilirliğin sağlanması ülke genelinde tüm paydaşlarımızla istişare içinde üretim odaklı devam edeceklerini belirttiler. Bu çerçevede Bakanlık politikalarımıza bağlı olarak bitkisel, hayvansal ve su ürünleri üretiminde kayıtlılık, kalite, verimlilik, sektöre yatırım ve sürdürülebilirlik olmak üzere beş eksen üzerinde şekillendirilmektedir. Bu amaçla, 5488 ve 5403 sayılı kanunlarda değişiklik yaparak üretim planlaması, sözleşmeli üretim, kayıtlılık ve sürdürülebilirlikle yeni politikalar oluşturulmaktadır. Bölgesel istikrarlı bir büyüme ile tarımsal üretim planlama modeli uygulanarak stratejik ürünlerin en uygun yerde üretilmesi planlandığının önemini vurguladılar.
Kars İl Tarım ve Orman Müdürü Enver Aydın, ilin genel durumu, tarımsal potansiyeli ve planlamaya alınacak projelere ilişkin konuşmalarının ardından ilgili konularda sunum gerçekleştirdi.
Enver Aydın, Kars’ta ağırlıklı olarak mera hayvancılığı yapıldığı düşünüldüğünde, hayvan içme sulukları mera ve yayla yollarının yapılması, yaylada yaşayan göçerlerin altyapı eksikliklerini giderilmesi gerekliliği ile Birim hayvandan ve birim alandan verim artışı hedefinde, suni tohumlama ile hayvan ırkında gelişim sağlanması, meraların ıslahı ile birim mera alanından ot veriminin arttırılması, küçükbaş ve büyükbaş hayvancılığı geliştirme programları, Sulanan alanlarda modern sulama sistemleri ile birim alandaki verimliliğin ve kaba yem üretiminin arttırılması Hayvan refahının artırılması, verimliliğin yükseltilmesi ve çeşitli hayvan hastalıklarının önüne geçilmesi amacıyla modern barınakların inşa edilmesi konularına dikkat çekti
Toplantıda, üretim planlaması çerçevesinde Kars’ta yapılan çalışmalar gözden geçirilerek Tarım ve Orman Bakanlığı yetkililerince planlama süreci detaylı olarak anlatıldı. – KARS
]]>Vize ilçesine bağlı Doğanca köyünde yaşayan kadınlardan bazıları, sabahın ilk ışıklarında güne erkenden başlıyor. Sırtına yüklendiği saman balyasını ağıl ve ahıra götüren kadınların mesaisi, süt sağımından sonra ev halkı için kahvaltı hazırlamayla devam ediyor.
Bazı kadınlar ise kışlık ihtiyaçlarını karşılamak, aile bütçesine katkı sunmak için tarlalarda çapa yapıyor, kimi traktör ile buğday tarlasına gübre saçıyor. Evinin odun ihtiyacını karşılamak için motorlu testere veya balta ile odun kesen bazı kadınlar, zaman zaman pancar temizleyerek zorlu köy yaşamında emeklerini ortaya koyuyor.
Doğanca köyünde yaşayan 38 yaşındaki Nazlı Varol, köyde çiftçilik ve hayvan besiciliği yaparak geçimlerini sağladıklarını söyledi.
Istranca Dağları’nın eteklerindeki köylerinde yaşamın güzel olduğunu anlatan Varol, “Sabah kalktığımızda hayvanlarımıza uğraşıyoruz. Hemen ardından tarla işimize başlıyoruz. İlaçlama, ekimi ve toprağı karıştırma gibi her türlü işimizi yapıyoruz.” dedi.
Köyde bir erkeğin yapabileceği her işi yaptığını dile getiren Varol, traktör kullanırken kendini öz güvenli hissettiğini vurguladı.
Varol, kadınların erkeklere göre daha planlı olduğunu dile getirerek, “Dünyaya bir daha gelsem kesinlikle köyde yaşamak isterdim çünkü o kadar temiz havası, insanları, komşuluk ilişkileri var. Çiftçilik bize çok iyi geliyor. Havasından suyundan vazgeçemiyoruz.” dedi.
Köyde yaşamayı çok sevdiğini belirten Varol, huzur bulmak, çalışmak, mücadele etmek isteyen tüm vatandaşları köyde yaşamaya davet etti.
Varol, “Köydeki hayat şehirden çok çok mükemmel ve güzel. Üretmek, insanlara faydalı olmak harika bir şey.” ifadelerini kullandı.
“Biz toprağa basmadık mı olmaz”
Köyde çiftçilik yaparak geçimini sağlayan 58 yaşındaki Cevriye Dinar da köyde sağlıklı bir yaşam sürdüklerini söyledi.
Köyde çok mutlu olduklarını anlatan Dinar, kızlarına gittiğinde hemen köye dönmek istediğini ifade ederek, “Biz şehirlerde yaşayamayız. Biz toprağa basmadık mı olmaz.” şeklinde konuştu.
Ayşe Ürkmez ise hayvancılık ve çiftçilik yaparak yaşamlarını sürdürdüklerini anlattı.
Günün büyük bir bölümünün çalışarak geçtiğini ifade eden Ürkmez, pancar, domates, biber, bezelye ekimi yaptıklarını belirtti.
Köyünü çok sevdiğini dile getiren Ürkmez, köyde yaşamanın ayrı bir güzelliğinin olduğunu sözlerine ekledi.
“Köyde yaşam çok güzel”
Doğanca köyüne gelin gelen 56 yaşındaki Sadiye Ürkmez de hayvan bakıcılığı yaparak aile bütçesine katkı sağlayan kadınlardan biri.
Tüm zorluklara rağmen köyde yaşamayı çok sevdiğini vurgulayan Ürkmez, her sabah hayvanlarının yanına koşarak gittiğini belirterek, “Köyde yaşam çok güzel. Her şeyini kendin üretiyorsun. Sabah hayvanlara geldiğimde onların kokusunu hissediyorum, çok mutlu oluyorum. Başkasına bu koku derler ya ‘ay nasıl kokuyor’, benim yine genizlerim açılıyor, seviniyorum yani. Mutlu oluyorum onları görünce severek, aşkla bakıyorum. Garip kalacaklar diye ilk önce oğlakları tutuyor sütünü veriyor, onları biberonla emziriyorum. İğnelerini yapıyorum. Yaşayamam şehirde, ömrüm kısalır zaten.” diye konuştu.
Suna Yüksel de köyde sürekli çalıştığını ancak hiçbir zaman “of” bile demediğini vurguladı.
Köyde çalışılmadığında hayatın daha zor olacağına inandığını dile getiren Yüksel, köyde kendisini daha özgür hissettiğini kaydetti.
64 yaşındaki Cemile Yaraş ise gününün büyük bir bölümünü tavuklarıyla geçiriyor.
Sabah kahvaltı yapmadan tavuklarının yanına gittiğini belirten Yaraş, yaklaşık 5 yıl önce ayaklarından ameliyat olduğu için büyükbaş hayvan bakamadığını, bu nedenle de tavuk beslediğini anlattı.
Yumurta satarak aile bütçesine katkı sunduğunu ifade eden Yaraş, “Köyde yaşam benim için çok güzel.” dedi.
Büyükbaş hayvan besiciliği yapan 59 yaşındaki Şengül Varol ise köyde yaşamanın çok güzel olduğunu belirtti.
Sabahın erken saatinde hayvanlarının bakımıyla güne başladığını dile getiren Varol, “Köyde yaşamak güzel. Temiz hava bol gıda, her şeyimiz elimizin altında. Şehirde yaşayamayız alışığız köyümüze.” ifadelerini kullandı.
61 yaşındaki Yaylagül Yılmaz da köyde yaşayan kadınlardan biri. Köyde komşuluk ilişkilerinin çok iyi olduğunu belirten Yılmaz, hayatından memnun olduğunu söyledi.
]]>Çayıralan ilçesine bağlı 1780 rakımlı Güzelyayla köyünde doğan ve 13 yaşında ailesiyle Ankara’ya göç eden Çölkuşu, 2017’de Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi Astronomi ve Uzay Bilimleri Bölümünden mezun oldu.
Ankara’da yaklaşık 15 yıl yaşayan 56 yaşındaki baba Hamdi Çölkuşu, 2019’da 15 büyükbaş hayvan alarak köyüne döndü.
Üniversite eğitiminin ardından bir firmada yönetici olarak çalışmaya başlayan Emine Çölkuşu da 2021 yılında işinden ayrılarak köyüne dönüp besiciliği babasından devraldı.
Hayvanların yemlerini veren, ahırı temizleyen ve süt makinesiyle sağım yapan Çölkuşu, tüm işlerle kendi ilgileniyor.
Emine Çölkuşu, AA muhabirine, Ankara’da çalışırken fırsat buldukça köye anne ve babasını ziyarete gittiğini söyledi.
Hayvan sayısı 210’a kadar çıktı
Köye geldikçe hayvanlarla arasında bir bağ oluştuğunu ve daha fazla dayanamayıp tamamen köye döndüğünü anlatan Çölkuşu, “Daha sonra 15 olan hayvanımızı artırmak için elimizden ne geliyorsa yaptık. Doğan dişi buzağıları damızlık olarak bıraktık. Erkekleri satıp düve alarak hayvanlarımızın sayısını 210’a kadar çıkarttık. Bu zaman aralığında üretmek bize gurur verdi.” dedi.
Çölkuşu, babasının hayvanlarla artık ilgilenmediğini, erkek kardeşinin kendisine destek olduğunu belirterek, 2 ahırda 100 büyükbaşa baktıklarını aktardı.
Süt üretiminin günlük 250 litreye kadar çıktığını bildiren Çölkuşu, şöyle konuştu:
“Köyümüz ilçeden uzak, çok yağış alan bir bölge olduğu için süt satışında zorluk yaşadık. Biz de bunu peynir ve tereyağı yaparak değerlendiriyoruz. Ankara’da, İstanbul’da ve diğer illerde müşterilerimiz var, ürünlerimizi dondurulmuş şekilde muhafaza ederek kargoyla ulaştırıyoruz. Bu işten çok memnunum ve çok çok mutluyum. Kadın elinin değdiği her yer ayrı bir güzelleşiyor. Mesleğimizde cinsiyet ayrımı kesinlikle yoktur.”
Hayvanların bakımının özellikle buzağı olduğu dönemde zorlaştığını vurgulayan Çölkuşu, “Buzağılar, bir bebek kadar ilgi istiyor. Doğduğu andan itibaren gece gündüz onlara odaklıyoruz. Onlar büyüdüğünde buzağı zamanları gözümüzün önüne geldiğinde gurur duyuyoruz. Satarken çoğu zaman ağlıyorum. Zayiat olduğu zamanlar da oluyor, o zaman çok üzülüyorum. Hatta birkaç gün yasta gibi geziyorum.” ifadelerini kullandı.
Eğitimine de devam ediyor
Çölkuşu, köydekilerin kendisine farklı tepkiler verdiğini anlatarak, şunları kaydetti:
“Genellikle benimle gurur duyuyorlar. İlk başlarda ‘Hayvanlarla ilgilenmek için mi geldin, sen üniversiteyi bunun için mi okudun?’ ya da ‘Masa başı iş bırakılıp gelinir mi?’ gibi tepkiler alsam da orada sabah saat 8’den akşam 6’ya kadar kapalı alanda bulunmaktansa burada köyümde doğayla iç içe olmak beni gerçekten daha mutlu ediyor. Hayvancılıktan yüzde yüz memnunum. Hayvanları çok seviyorum. Onlar bizim için bir nimet diyebilirim.”
Anadolu Üniversitesi Açık Öğretim Fakültesi Laborant ve Veteriner Sağlık Bölümünde aktif öğrenci olduğunu da dile getiren Çölkuşu, daha profesyonelleşmek adına eğitim hayatına devam ettiğini sözlerine ekledi.
]]>Ürdünlü eşi ve 2 çocuğuyla bir süre önce Türkiye’ye yerleşen Son, tarım ve hayvancılık sektöründe yatırım yapmaya karar verdi. Doğası ve insanından etkilendiği Kandıra’da 22 dönümlük arsa alarak yaklaşık 600 Saanen keçisinin bulunduğu çiftlik kurdu.
Kırsal Sinanlıbilallı Mahallesi’ndeki çiftlikte test aşamasında keçi sütü ve peyniri üreten ve hayvanların her türlü bakımıyla da ilgilenen Son, marka tescil ve lisanslama işlemlerinin tamamlanmasının ardından ürünlerini zincir marketlere, otel ve restoranlara satmayı planlıyor.
Keçilerin bakımıyla yakından ilgilenen Jonghee Son, kadınların tarım ve hayvancılık alanında daha fazla yer alması gerektiğine inanıyor.
Gördüğü sıcak ilgiden sonra Türkiye’ye yerleşme kararı aldı
Jonghee Son, AA muhabirine, Güney Kore’de doğup büyüdüğünü, üniversiteden mezun olduktan sonra çıktığı yurt dışında Ürdünlü Khalil Almasaeid ile evlendiğini anlattı.
Ürdün’de yaşadıkları dönemde her yaz tatilinde Türkiye’ye seyahat ettiklerini, yer bakma amacıyla arabayla gezip kamp yaptıklarını aktaran Son, gittikleri her yerde çok iyi karşılandıklarını ve sevildiklerini dile getirdi.
Son, gördükleri ilginin de etkisiyle tarım ve hayvancılık yapmak için Türkiye’ye yerleşmeye karar verdiklerini belirterek, “Türkiye tarıma ve hayvancılığa uygun çok geniş araziye sahip. Bu yüzden burasının mükemmel yer olduğunu ve mükemmel karar verdiğimizi düşünüyorum.” diye konuştu.
İki çocuğundan birinin hukuk eğitimi aldığını ve diğerinin de psikoloji bölümü okuduğunu aktaran Son, hali hazırda Ürdün’de turizm işletmesi bulunduğunu fakat oradaki işlerini buradan da takip edebildiğini anlattı.
“Kandıra’yı seçmemizde ilk faktör insanların çok iyi olması”
Jonghee Son, çiftlik kurmak için Kandıra’yı tercih etmelerinde ilk önemli faktörün insanları olduğuna işaret ederek, “Sonuçta çevremizde güzel bir mahalleye ihtiyacımız var. İkinci olarak da büyük şehirlerle çevriliyiz. İstanbul yaklaşık 1,5 saatlik sürüş mesafesinde. İzmit’e artık arabayla sadece 20 dakika sürüyor çünkü yeni yol yapıldı. Bir de Sakarya, Sapanca var. Her yer çok yakın. Yani burası mükemmel bir yerdi. Kandıra’yı seçtiğimiz için asla pişman değiliz.” şeklinde konuştu.
Koreli olarak uzun süre Ürdün’de yaşadığı için bir kültüre uyum sağlamanın kendisi için çok kolay olduğunu vurgulayan Son, Türk kültürünü de çok iyi tanıdığını, özellikle Türk dizilerini izlediğinde aynı duygu atmosferini yaşayabildiğini söyledi.
Son, çiftlikteki evde bakıcıların kaldığını, aile üyelerinin ise Kandıra’da yaşadığını aktararak, şöyle devam etti:
“Gittiğim her yerde bana çok iyi davranan insanlar tarafından karşılanıyorum. Bana ‘Nerelisin?’ diyorlar. Koreli olmamı beklemedikleri için sürekli ‘Özbekistanlı mısın?’ diyorlar. ‘Hayır ben Koreliyim’ deyince çok şaşırıyorlar. Kore filmleri, Koreli şarkıcıların isimleri hakkında konuşmaya başlıyorlar. Benimle tanıştıklarına çok mutlu oluyorlar. Çok iyi ilişkiler kurdum, gerçekten mutluyum. Nereye gitsem bana gülümsüyorlar, ilişkimiz çok iyi.”
“Türkiye’nin yatırım altyapısı çok iyi”
Salgın sürecinde çiftliğin inşasının aksadığını, eksik kısımların bitmesi için biraz daha zamana ihtiyaçlarının bulunduğundan bahseden Son, küçükbaş hayvan yetiştiriciliğine 250 keçiyle başladıklarını, Saanen ırkının süt kalitesi ve miktarı bakımından verimli olduğunu anlattı.
Jonghee Son, süt ve salamura peynir üretiminde test aşamasında olduklarını ve ürünlerini zincir marketlere, otel ve restoranlara satabileceklerini aktararak, modern ekipmanlar alarak ürün çeşitliliğini artırmayı hedeflediklerini kaydetti.
Kadınların rahatlıkla hayvancılık yapabileceklerine işaret eden Son, “Fırsat bulurlarsa hayvancılığa daha fazla katılmaları gerektiğini düşünüyorum. Günümüzde her makinenin çalıştırılması kolay. Yani kadın traktörü çok rahat kullanabiliyor. Kadınlar pek çok şeyi yapabilirler. Bu yüzden tarıma ve hayvancılığa daha fazla katılmalarını tavsiye ediyorum. Harika işler yapabilirler.” ifadesini kullandı.
Jonghee Son, Türkiye’nin doğal kaynaklarının çok zengin ve yatırım altyapısının çok iyi olduğuna işaret ederek, yabancı kadın ve erkek yatırımcılara kendilerine katılma tavsiyesinde bulundu.
]]>Koyunculuk Araştırma Enstitüsü’nün “Geleneksel Damızlık Koç Satış Töreni” gerçekleştirildi. Törene Balıkesir Valisi İsmail Ustaoğlu, Bandırma Kaymakamı Engin Aksakal, Balıkesir Milletvekili Burak Dalgın, Balıkesir İl Jandarma Komutanı Tümgeneral Nurettin Alkan, Balıkesir İl Emniyet Müdürü Hasan Yiğit, Bandırma Onyedi Eylül Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. İsmail Boz, TAGEM Genel Müdür Yardımcısı İbrahim Halil Sözmen, Bandırma Orman İşletme Müdürü Faruk Tuna Yüksek, Bandırma Koyunculuk Araştırma Enstitüsü Müdürü Erdinç Veske, Bandırma Ziraat Odası Başkanı Süleyman Dönmez ve çok sayıda hayvan yetiştirici katıldı. Enstitüde yetiştirilen merinos ırkı damızlık bir koç, açık artırmada Erdekli hayvan yetiştiricisi Ceyhun Mırız tarafından 150 bin liralık rekor fiyatla satın alındı.
Programda konuşan TAGEM Genel Müdür Yardımcısı Dr. İbrahim Halil Sözmen, “Bandırma Hayvancılık Araştırma Enstitüsü, köklü geçmişi ve tarımsal araştırmalar ve politikalar konularındaki tecrübesiyle Tarımsal Araştırmalar ve Politikalar Genel Müdürlüğü’ne bağlı olarak hayvan yetiştirme konusunda araştırma faaliyetleri yürüten öncü kuruluşlardan birisidir. Enstitümüz 1935 yılında “Merinos Yetiştirme Çiftliği” olarak kurulmuş olup 90 yıldır misyonunu sürdürmektedir. Bugüne kadar üreticilere 60 bin adet damızlık vasıflı Karacabey Merinosu teslim edilmiştir. Özellikle Karacabey (Türk) Merinosu, bölgede bir marka haline gelmiştir. Yerli ve milli üretimin günümüzde çok daha fazla önem kazandığı bir dönemde, yetiştiricilere sunduğumuz Karacabey Merinosu damızlıkları, titizlikle yürütülen ıslah çalışmaları sonucunda elde edilmiştir. Verim artışına yönelik olarak gerçekleştirilen ıslah çalışmalarına, 2016 yılından itibaren çağın getirdiği yenilikler genetik yöntemler de eklenmiştir. Verim kayıplarını önleyen, hastalıklara dirençli genetik seleksiyon yapılmış damızlıkları üretmenin haklı gurunu yaşamaktayız. Bugün burada, geleneksel hale gelen damızlık koç satış törenimizin 81. yılını kutluyor olmanın coşkusunu hep birlikte yaşıyoruz. Geçmişten geleceğe uzanan bu zorlu yolculukta heyecanımıza ortak olduğunuz için sizlere şükran duyuyor, damızlık koçlarımızın sürünüze bereket katmasını diliyor, tüm üreticilerimize şimdiden hayırlı ve uğurlu olmasını temenni ederek sevgi ve saygılarımı sunuyorum” dedi.
Balıkesir Valisi İsmail Ustaoğlu ise konuşmasında, Balıkesir’in tarım ve hayvancılık alanında önemli bir rolü olduğunu ifade etti. Ustaoğlu, “Enstitümüzün 81 yıllık tecrübesi ile gerçekleştirilen bilimsel araştırmalar, ülkemizin tarım ve hayvancılık politikalarına yön vermiştir.. Ülkemiz için stratejik olduğuna inandığımız böyle bir müessesenin Bandırma’da faaliyet göstermesine ayrı bir anlam kazandırıyor. İlimizde tarımsal faaliyete, hayvancılık sektörünün gelişmesine katkı sağlıyor. Ülkemizde önemli besi işletmecileri ilimizde faaliyet gösteriyor ve ülkemiz ekonomisine ciddi katkı sağlıyor. Balıkesir ilimiz Türkiye’yi doyuran il vasfının hakkıyla endinmiş bir ildir. Türkiye’de kırmızı ete olan talep her geçen gün artmaktadır. Küçükbaş hayvancılıkta yerli ırkların muhafazası ve ıslahı da çok önemlidir. Bandırma Hayvancılık Araştırma Enstitüsü bu durumda çok stratejik bir öneme sahiptir. Sağlıklı nesli oluşturmak, hastalıklara karşı dirençli ırk yetiştirmek, damızlık üretimiyle bu gibi yerlerde yetiştirmelidir. bu vesile ile hayırlara vesile olmasını diliyorum” ifadelerine yer verdi.
Açık artırmada merinos ırkı damızlık bir koçu, 150 bin liralık rekor fiyatla satın alan Erdekli hayvan yetiştiricisi Ceyhun Mırız, yaptığı açıklamada, “Merinos koçlarımız çok ünlü. Aldığımız koçun şeceresine bakmıştık, takip ediyorduk. Bu koçu almak bize nasip oldu. Merinos’a bir nebze olsun faydamız olsun istedik. Erdek’te bir çiftliğimiz var. Koçumuzu damızlık olarak kullanacağız inşallah. Hayırlı olsun,” diye konuştu.
Mırız’a rekor fiyata satın aldığı koç dolayısıyla, günün anısına bir plaket takdim edildi. – BALIKESİR
]]>Şarhöyük Mahallesi sakinleri, Anıt Park adıyla da bilinen Büyük Park ve çevrelerinde sürü halinde gezen sokak köpekleri nedeniyle endişeli. Bazı zamanlar bölgeden geçenlere saldırdığı iddia edilen hayvanlarla ilgili mahalleli yetkililere yardım çağrıları yaparken, konuyla ilgili gözle görülür hiçbir çalışma yapılmaması ve Eskişehir Şehirlerarası Otogarı yakınlarındaki Kent Park’ta evcil hayvanların bile girişine müsaade edilmemesi halk arasında ‘Çifte standart’ tartışması çıkarttı. Şarhöyük Mahallesi’ndeki vatandaşlar Büyük Park’ın, Kent Park’a göre daha kenar bir mahallede kalması nedeniyle Eskişehir Büyükşehir Belediyesinin yaşadıkları sıkıntıları umursamadığını düşünerek tepki gösterdi. Kent Park yakınlarındaki hayvanseverler ise parka hayvan alınmamasını yanlış bulduklarını söyleyerek belediyenin daha duyarlı olmasını istedi.
Büyük Park yakınlarındaki hayvanseverler iddiaları kabul etmedi
Son günlerde sokak hayvanlarıyla ilgili tartışmaların yaşandığı Şarhöyük Mahallesi’ndeki hayvansever vatandaşlar, Büyük Park’ta sokak hayvanlarının vatandaşlara saldırdığıyla ilgili iddiaların doğru olmadığını ifade etti. Bu iddiaları öne sürenlerin yalan söylediğini düşünen hayvanseverler, sokak köpeklerinin insanlara saldırmasından ziyade insanların sokak köpeklerine taş, sopa ve pala gibi aletlerle zarar verdiğine dikkat çekti. Bazen dışarıdan gelen köpekler olabildiğini ancak park içerisinde yaşayan hayvanların kimseye saldırmadığını vurgulayan hayvanseverler, her gün mama ve su bırakarak onları aç bırakmamaya çalıştıklarının altını çizdi.
“Çifte standart uygulanıyor gibi geliyor bana”
Eskişehir Şehirlerarası Otogarı ve çevresindeki sokak hayvanlarının bakımını üstlenen Rahmi Yaş, “Diğer büyük parklarda köpeklerin gezmesi serbest, ama maalesef bizim Kent Park’ta köpeklerin gezmesini yasaklıyorlar. Aslında böyle bir uygulama olmaması lazım. Halkımızın duyarlı olması lazım. Belediyeler geçen sene de barınakları kapatmaya çalıştılar, ama hayvan severler engel olmaya çalıştılar. Belediyemizin duyarlı olması lazım. Hayvanların yaşam haklarını engellememesi lazım. Çifte standart uygulanıyor gibi geliyor bana. Büyük parklarda hayvanların insanlara saldırdıklarını söylediklerini duyuyoruz ama hayvanlar durup dururken de insanlara saldırmazlar. Mutlaka bir etkisi vardır. Sopalarla vuruyorlar, taş atıyorlar. Yoksa hayvanlar durup dururken insanlara saldırmazlar” dedi.
“Belediye ekipleri bunu görmüyorlar mı”
Yaklaşık 1 yıldır Şarhöyük Mahallesi’nde yaşadığını ve bir dönemler her gün koşu yaptığı Büyük Park’ta birkaç defa sokak köpekleri tarafından kovalandığını aktaran Hasan Hilmi Arı, “Çok fazla köpek var. Yaklaşık 10-15 köpek sürü şeklinde geziyorlar. Belediye ekipleri bunu görmüyorlar mı artık nasıl olduğunu bilmiyorum ama gerçekten köpek sıkıntısı çok fazla. Şu anda burada bu kadar fazlayken Kent Park’ta hiç olmaması gerçekten bana da bir çifte standart var mı diye düşündürttü. Demek ki çifte standart uyguluyorlar. Zaten Büyük Park’a gelen giden çok fazla olmuyor sanırım ama Kent Park’a biraz daha herkes gidebiliyor. O yüzden böyle yapmış olabilirler, ama yanlış bir uygulama” şeklinde konuştu.
“Saldırmıyorlar, insanlar yalan söylüyorlar”
Büyük Park içerisindeki hayvanların kimseye zararı olmadığını dile getiren Bora Erbaş, şunları söyledi:
“Hepsi buradalar işte. 10 tane falan var herhalde. Başka dışarıdan gelen köpekler oluyor. Tabii buradakilerle birbirlerine havlıyorlar ama bunlar insanlara zarar vermiyor. Görüyorsunuz, park içinde bunlardan dolayı kendi hallerinde bir sıkıntı yok. Bunları ne yapalım? Bakmayalım mı, yani açlıktan ölsünler mi? Evimizde de köpek var. Onları gezdirmek için çıktığımızda yanımıza geliyorlar, oynuyorlar. Burada mutlular yani. Tepebaşı Belediyesi buraya yuva getirdi. İnsanların çöpe attığı battaniye ve yorganları alıp üşümesinler diye onların altlarına seriyoruz. Saldırmıyorlar, insanlar yalan söylüyorlar. Artık birbiriyle anlaşamıyorlar ki. Hayvanları istemiyorlar. O hale geldiler artık. Aşağı mahalleden yürüyerek buraya geçerken özellikle çocuklar sopayla o demirlere tık tık tık vurduruyorlar, hayvanları kızdırıyorlar. Bu hayvan yani sonuçta, insan değil. İster istemez tepki gösteriyor. Benim apartmanımda adam bana diyor ki, ‘Ezan okunduğu zaman uluyor.’ ya kardeşim, böyle bir saçmalık var mı ya? Ne yapayım? Bunlarla biz çok mutluyuz.” – ESKİŞEHİR
]]>Sağlıklı yaşam sürdürebilmeleri için doğru beslenmeye ve uygun diyetlere ihtiyaç duyan evcil hayvanlar, verilen ev yemekleri nedeniyle sağlık sorunları yaşayabiliyor.
Evcil hayvanların beslenme sorunlarına çözüm üretmek amacıyla AÜ Veteriner Fakültesi Hayvan Hastanesi’nde kurulan “Veteriner Beslenme ve Diyetetik Birimi”nde hem sağlıklı hem de hastalıkları olan evcil hayvanların doğru beslenmesi için özel programlar hazırlanacak, sahiplerine beslenme danışmanlığı hizmeti verilecek.
Ankara Üniversitesi Veteriner Fakültesi Hayvan Besleme ve Beslenme Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Pınar Saçaklı, AA muhabirine yaptığı açıklamada, “Türkiye’de ilk kez” evcil hayvanlara yönelik böyle bir birim kurulduğunu söyledi.
Saçaklı, evde beslenen hayvan sayısındaki artışa paralel olarak, beslenmeye karşı bilinç ve ilginin de arttığını belirtti. Hayvan sahiplerinin herhangi bir hastalık, obezite ve yaşlılık durumunda “patili dostlarını” nasıl besleyecekleri hakkında bilgi eksikliği olduğunu dile getiren Saçaklı, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Kedi ve köpekler için böyle bir hizmetin verildiği bir bölüm bu zamana kadar kurulmamıştı. Beslenmeye ilişkin sorunlara uzman çözümü sunmak için bu bölümü kurduk. Hayvan sahipleri doğru besleme konusunda tereddüt yaşayabiliyor. Medyadan ya da birbirlerinden duydukları bilgileri sentezleyip doğrulara yönelemiyorlar. Hayvanseverlerin kafaları çok karışık. ‘Nasıl besleyeceğim, ne kadar besleyeceğim, hangi mamayı vereceğim?’ gibi o kadar çok sorun var ki normal sağlıklı hayvanlar için de biz burada bir beslenme modeli oluşturabileceğiz.”
Hayvanlardaki, böbrek hastalığı, diyabet, obezite gibi rahatsızlıklarda ilgili klinik birimlerdeki takibin yanı sıra beslenmenin de düzene sokulması gerektiğini vurgulayan Saçaklı, iyileşme süreçleri, hastalığın şiddetinin azalması, hatta hayvanların ömürlerinin uzaması için doğru beslemenin çok önemli olduğunu anlattı.
“Hayvanlar bireysel olarak değerlendirilecek”
Birime getirilen sağlıklı hayvanların öncelikle genel sağlık durumunun kontrol edileceğini, altta yatan bir hastalık yoksa günlük hayatı için gerekli enerji, mineral ve vitamin ihtiyacına göre program hazırlanacağını ifade eden Saçaklı, şöyle konuştu:
“Altta yatan başka önemli hastalıklar varsa o zaman burada mutlaka ilgili klinik birimlerde takibi yapılacak. Klinik tedavinin yanı sıra beslenme desteği de sağlayacağız. Çünkü bu tip hayvanların beslenmesinde özel olarak dikkat edilecek şeyler var. Hayvanlar bireysel olarak değerlendirecek. Örneğin bir böbrek hastası geldiğinde, onun klinik tedavi süreci devam edecek, fakat beslenmesine ilişkin o hayvanın durumuna özel program verilecek.”
Saçaklı, evcil hayvan sahiplerinin beslenme konusunda yaptıkları hatalara ilişkin de şunları kaydetti:
“Hayvanları ev yemekleriyle beslemenin doğru, hazır mamaların sakıncalı olduğu yönünde düşünceleri var, bu böyle değil. Eğer hayvanı, ihtiyacına uygun kaliteli mamayla besliyorlarsa başka hiçbir takviyeye gerek yok. Ev yemekleriyle beslediğiniz zaman o dengeyi sağlayamıyorsunuz. Sadece, hazır bir mamayı alıp vermek sahipleri için çok duygusal gelmiyor. İster istemez kendileri, çocukları gibi evde de bir şeyler vermek, beslemek istiyorlar. Bu yapılamaz değil ama mutlaka bir veteriner diyetisyen kontrolünde, uygun bir ev mama formülasyonuyla yapılmalıdır. Ondan sonra evde bunu hazırlayarak devam ederler. Ama çok sık kontrollerinin de yapılması lazım. Çünkü bizim ‘marjinal eksiklik’ dediğimiz durumlar oluşuyor. Bunu tespit edemezsek, gözden kaçarsa bu marjinal eksiklik veya fazlalık nedeniyle ileri dönemlerde çok ciddi problemlerle karşılaşabiliyoruz.”
]]>Saadet Partisi, TBMM’ye sokak hayvanları sorununun çözümüne yönelik düzenlemeler içeren kanun teklifi verdi. Saadet Partisi Ankara Milletvekili Mesut Doğan, “Bu sorun, hem insanlarımızın can güvenliği hem de sokak hayvanlarının refahını olumsuz etkileyen bir boyuta ulaşmıştır. Sorunu ortaya çıkaran aslında sahipsiz sokak köpekleri değil uygulamalar ve yetkili mercilerin yaklaşımlarıdır” dedi.
Saadet Partisi, TBMM’yi sokak hayvanları sorununun çözümüne yönelik düzenlemeler içeren 12 maddelik kanun teklifi verdi. Saadet Partisi Ankara Milletvekili Mesut Doğan, düzenlediği basın toplantısında kanun teklifine ilişkin açıklamalarda bulundu. Doğan şunları söyledi:
“Hepinizin yakından takip ettiği üzere sahipsiz sokak köpekleri sorunu son zamanlarda gündemimizi sık sık meşgul eden bir konu haline gelmiştir. Bu konu, üzerinde en çok konuşulan meselelerden biri olmasına rağmen somut hiçbir adımın atılmadığı ve aynı zamanda suiistimal edilen bir konu olarak karşımızda durmaktadır. Bu sorun, hem insanlarımızın can güvenliği hem de sokak hayvanlarının refahını olumsuz etkileyen bir boyuta ulaşmıştır. Sorunu ortaya çıkaran aslında sahipsiz sokak köpekleri değil uygulamalar ve yetkili mercilerin yaklaşımlarıdır. Kısacası sorunu büyüten temel sebepler; yerel yönetimlerin ve hükümetin sorunu çözmekteki isteksizliği ve kanunların hem eksik hem de uygulanmamış olmasıdır.
20 yıl önce yapılmış fakat birtakım sebeplerle uygulanmamış kanunlar ve düzenlemeler için kurumları suçlamak, sorunun kontrolden çıktığı bir aşamada kimseye fayda getirmeyecektir. Bu nedenle yeni bir düzenlemeye ihtiyaç olduğu açıktır. Bilinmelidir ki sokak köpekleri sorunu, sadece toplumu ilgilendiren bir güvenlik, sağlık ve çevre koruma sorunu değil aynı zamanda sahipsiz hayvanların da mağdur olmasına sebep olan bir olgudur. Bu konu üzerine çalıştığımız süre boyunca toplumun kimi kesimleri arasında ciddi bir kutuplaşma meydana geldiğini üzülerek gördük.”
“EN BÜYÜK EKSİKLİK, HAYVANLARIN ORTAMA BIRAKILMASI”
Saadet Partisi’nin verdiği kanun teklifinde yer alan maddeler şöyle:
“- Mevcut kanundaki sokak hayvanlarının kısırlaştırıldıktan sonra alındıkları alana bırakılması uygulaması değiştirilecek. Sokak köpekleri kısırlaştırıldıktan sonra tekrar sokağa bırakılamayacak.
-Barınak ve bakımevlerinin yanı sıra yaşam alanları kurulacak. Barınak ve bakımevlerinin şartları iyileştirilecek. Tüm mekanlar 7/24 canlı izlenebilecek.
-Bağış toplayan hayvansever kuruluşlar barınak ve bakımevi kurmakla yükümlü olacak.
-Barınak, bakımevi ve yaşam alanlarında çalışan personellere eğitim zorunluluğu getirilecek. Gönüllülerin barınak ve bakımevlerini ziyaret etmesi ve aktif görev almaları kolaylaştırılacak.
-Evcil hayvan satışı kontrol altında olacak. Hayvan sahiplendirme esas alınacak. Kedi ve köpeklerin izinsiz satışı engellenecek. Bu hayvanlar üzerinden maddi gelir elde etmek isteyenlere caydırıcı cezalar uygulanacak.
-Tüm evcil hayvanlar mikroçip ile kayıt altına alınacak. Hayvanların sokağa bırakılması, kaybolması, hastalık bulaştırması gibi olumsuzlukların önüne geçilecek.
-Tehlikeli yasak ırklara izin verilmeyecek. Bu hayvanlar için verilen cezalar artırılacak. Tehlikeli yasak ırkların saldırılarından sahipleri sorumlu olacak.
-Cezalar daha caydırıcı olacak. Hayvanlara şiddet ve işkence uygulayanlara, eziyet edenlere ve kötü muamelede bulunanlara, hayvanları sokağa terk edenlere daha caydırıcı cezalar uygulanacak.”
]]>
Kırşehir’de MALYA Tarım İşletmesi Müdürlüğünü ziyaret ederek, kuzu katımı programına iştirak eden Bakan Yumaklı, gazetecilere açıklamada bulundu.
Kırşehir’deki ziyaretleri kapsamında kendileri için çok önemli olan bu işletmeyi de ziyaret ettiklerini belirten Yumaklı, “Kuzu katımı yaptık. Gerçekten ifade edilmesi zor görüntüler, sadece hissedilebilir. Ben de kendimi şanslı addediyorum bu noktada.” ifadesini kullandı.
Bu yerin 219 bin dönümlük hari bir işletme olduğunu dile getiren Yumaklı, işletmede 12 bine yakın Akkaraman ve Malya cinsi koyun bulunduğunu anlattı.
Pazartesi günü açıkladıkları hayvancılık yol haritasında söyledikleri hususların aslında burada tezahürünü gördüklerini vurgulayan Yumaklı, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Ne demiştik orada biz, büyükbaş hayvancılıkla alakalı verimi arttıracağız. Küçükbaş hayvancılıkta da hem verimi hem kaliteyi arttıracağız. Özellikle hayvan hastalıklarıyla alakalı çok ciddi mücadele planımız ve programımız var. Burada küçükbaş hayvanlar için yapılacak olan hem çiçek aşısı hem de koyun, oğlak vebası ile alakalı aşıları bakanlık olarak bizler karşılayacağız. Yine aile işletmelerimizi destekleyeceğiz. Onlara ilk defa verilecek birçok destek programı belirledik. Çok kısa bir süre içerisinde de detaylarını arkadaşlarımız açıklayacaklar. Özellikle gençlerimizin ve kadın girişimcilerimizin tarımsal üretimin içerisinde hem bitkisel üretim hem de hayvansal üretim yönüyle olmalarını istiyoruz. Onlara da yine bu üretimi yapmaları ve Türkiye’nin üretimine katkıda bulunmaları sebebiyle desteklerimiz olacak. Bir konu daha söylemiştik. O da Türkiye’nin hem büyükbaş hayvancılık hem de küçükbaş hayvancılıkta damızlık ihtiyacını Et ve Süt Kurumu ile TİGEM işbirliğiyle çok daha üst kademeye taşımak ve üreticilerimizin, besicilerimizin o damızlık ihtiyacını, üstün nitelikli damızlık ihtiyacını karşılayacak bir yapıya kavuşturmak. Bunlar zaten yapılıyor idi. Ancak biz bunu bir üst seviyeye taşıyarak, üreticilerimizin ellerindeki halihazırda yapmış oldukları hem besi açısından hem de süt açısından büyükbaş ve küçükbaş hayvanların daha iyileriyle değiştirilerek, onların sürülerinin kabiliyetini, kapasitesini ve verimliliğini arttırmak istiyoruz.”
Bakan Yumaklı, işletmedeki kuzuların her birinin besicilerin, üreticilerin çiftliklerine gideceğini ve ülke üretimine katkıda bulunacağını söyledi.
Geçen yıl burada yüzde 46 olan ikiz kuzulamanın, bu yıl yüzde 51’e çıktığına dikkati çeken Yumaklı, verimlilikle alakalı çıtayı çok daha yukarılara taşıyacak uygulamaları devam ettirdiklerini aktardı.
“Bunun adı fırsatçılıktır”
Son dönemde özellikle et üzerinden devam eden bir tartışma olduğunu kaydeden Yumaklı, şunları söyledi:
“Bizim ülkemizin tarımsal üretim açısından gıda arz güvenliğini etkileyecek herhangi bir problemi yoktur. Ben bunu söylemekten imtina etmeyeceğim, hep söyleyeceğim. Hem bitkisel üretimde hem hayvansal üretimde bizim gerekli üretimimiz mevcut. Peki bu tartışma neden çıkıyor, bu tartışmayı, Rekabet Kurulu bugün açıkladı, sektör paydaşları açıkladı. Bunların herhangi bir maliyet artışıyla ya da üretimin azlığı ya da çokluğuyla açıklanabilir bir yönü yok. Bunun adı fırsatçılıktır. Ramazan öncesi fırsatçılığıdır. Açıkçası bunu da anlamakta güçlük çekiyoruz. Biz, Ticaret Bakanlığımızla birlikte bu fırsatçılara göz açtırmayacağız. Şöyle bir algı var, sanki Türkiye’de tüketilen etin hepsi yurt dışından geliyor, değil. Yani bizim hayvan sayılarımıza baktığımız zaman şu anda piyasa regülasyonu için yapılan ithalatın çok küçük bir oran olduğunu görürüz. Maalesef bu biraz da ‘kuşa bak’ diye bakışların yönünü o tarafa çevirip, fırsatçıların bu taraftan hakikaten tüketicilerin, bu ülke halkının cebinden tabiri caizse hiç hak etmedikleri bir geliri elde etmeleri anlamına gelir. Biz mücadelemize devam edeceğiz. Biz üreteceğiz, daha fazla üreteceğiz. Bugün bu içinde bulunduğumuz işletme gibi işletmeler bizim üreticilerimizin sürülerinin ya da bizim üreticilerimizin üretim yaptıkları alanların verimli üretim kapasitesini arttırmaya devam edecek. Buna da birebir sizler de şahit oldunuz. Ben şimdiden bütün besicilerimize hayırlı, uğurlu olmasını diliyorum. Gerçekten bu üstün nitelikte hem büyükbaşta hem küçükbaşta ırkların, bizim hayvansal üretim kapasitemizi çok daha yukarılara taşıyacağını tekraren ifade etmek istiyorum.”
Yumaklı, hayvancılık yol haritaları açıklandığı andan itibaren sektörden çok güzel dönüşler aldıklarını belirtti.
Ülkenin gıda arz güvenliği açısından herhangi bir problemi olmadığını da vurgulayan Bakan Yumaklı, “Biz üretimimize devam edeceğiz. Hem kendi vatandaşlarımızın hem ülkemize gelen turistlerin ihtiyacını karşılayacağız. 2023 yılı ihracat rakamımız 31 milyar dolardı, bunu 35 milyar dolarlara, 40 milyar dolarlara çıkaracak gerekli üretim artışını yapacağız inşallah, üreticilerimizle birlikte. Bu konuda hem onlar kararlı hem de biz kararlıyız.” diye konuştu.
Bakan Yumaklı, açıklamasının ardından, yaralı halde bulunan ve tedavisi tamamlanan puhuyu doğaya saldı.
]]>Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, Türkiye’nin 2024-2028 hayvancılık yol haritasını paylaştı. Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü’nün (TİGEM) Gazi Yerleşkesi’nde gerçekleştirilen basın toplantısında hayvan hastalıkları ile mücadele, anaç hayvan üretimini arttırma, ‘Islah Eylem Planı’ gibi konu başlıkları masaya yatırıldı.
“Sözleşmeli üretim modelini yaygınlaştırıyoruz”
Kırmızı et, beyaz et, süt ve yumurtada; kaliteli, yeterli ve sağlıklı üretiminin devamlılığı için suyu merkeze alan ve doğal kaynakların korunduğu bir sistemle üretim planladıklarını kaydeden Bakan Yumaklı, “Hayvansal üretimin en temel girdisi kaliteli kaba yem üretim kapasitesini, Mera varlığımızı ve yapılarını, Pazarlama imkanlarını dikkate alarak gerçekleştiriyoruz. Hem alıcıyı hem satıcıyı güvence altına alan sözleşmeli üretim modelini yaygınlaştırıyoruz” diye konuştu.
“Üreten herkese ürettiği kadar destek veriyoruz”
Aşısı ve kaydı olan her buzağıya destek verdiklerini hatırlatan Bakan Yumaklı, “Mevcut desteklemelerimizde işletme büyüklüğüne göre belirli sınırlandırmalar vardı. Yeni desteklemelerimizde bu sınırlandırmaları kaldırıp, üreten herkese ürettiği kadar destek veriyoruz” ifadesini kullandı.
“İlk defa genç ve kadın üreticilerimize yüzde 70 ilave destek veriyoruz”
Aile işletmelerine tüm hayvancılık desteklemelerinde ilk defa ilave destek verdiklerine işaret eden Bakan Yumaklı, “Bu sayede aile işletmeleri temel destekle aynı oranda ilave destek alarak en az iki kat destek almış olacak. Kırsalda üretimin ana direği olan kadınlara ve geleceğimizin teminatı gençlere pozitif ayrımcılık yapıyoruz. İlk defa genç ve kadın üreticilerimize yüzde 70 ilave destek veriyoruz. Ayrıca suni tohumlama, yerli sperma, soy kütüğü, ari işletme gibi verimliliği artırıcı destekleri artırarak vermeye devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.
Sahibi kadın olan aile işletmeleri daha fazla destek alacak
Yeni destekleme modelinden örnek veren Bakan Yumaklı, şöyle konuştu:
“Mesela sahibi kadın olan bir aile işletmesi düşünelim. Tüm şartları yerine getirdiğinde, buzağı başına mevcut modelde 2 bin 68 lira destek alırken, yeni sistemde, ilave verdiğimiz aile işletmesi, kadın desteği ve diğer verimlilik destekleriyle 5 bin 200 lira alacak. Yani 2 buçuk kat fazla destek alacak. Eğer bu işletme, ari işletme olursa ilave destek vereceğiz ve bu rakam buzağı başına 7 bin 900 liraya kadar çıkabilecek. Böylece desteği yaklaşık 4 kat artmış olacak.”
Bakan Yumaklı, besici aile işletmelerin 20 buzağıyı kesimine kadar beslediği takdirde, kesim anında dana başına ilave olarak 4 bin 500 liraya kadar destek verileceğini belirtti.
IPARD kredi üst limiti 40 milyon liradan 60 milyon liraya çıkartıldı
Kırsal kalkınma destek programlarından biri olan IPARD desteklerini 42 ilden 81 ile yaygınlaştırıldığını ve faydalanıcı sayısını arttırdıklarını dile getiren Bakan Yumaklı, “Sübvansiyonlu kredilerde; kadınlara, gençlere ve planlı üretim bölgelerine ilave indirim oranları uyguluyoruz. Ayrıca hayvancılıkta işletme başına 40 milyon lira olarak verilen kredi üst limitini 60 milyon liraya, eğer ari işletme olursa 80 milyon liraya çıkardık” ifadelerine yer verdi.
Ari işletme sayısının 2024 yılında 2 bin 500’e çıkartılması hedefleniyor
Bakan Yumaklı, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Vereceğimiz ilave desteklerle ari işletme sayısını bin 136’dan 2024 yılında 2 bine, 2025 yılında ise 2 bin 500’e çıkarmayı hedefliyoruz. Hastalıktan ari işletmelerden, ülkenin ihtiyacı olan genetik kapasitesi yüksek anaç hayvan üretimini sağlamış olacağız”
Şap aşısı sayısı 2 dozdan 3’e çıkartıldı
Hayvansal hastalıklara karşı alınan tedbirlere değinen Bakan Yumaklı, şunları kaydetti:
“Bulaşıcı hastalıklardan koruyucu aşı uygulamasını da yaygınlaştırıyoruz. Şap hastalığına karşı her yıl rutin olarak 2 doz uygulanan aşı sayısını bu yıl 3’e çıkarttık. Bu ek aşının ücretini bakanlık olarak biz karşılıyoruz. Aile işletmelerinde buzağı, kuzu ve oğlak sağlığını koruyucu tedbirlere ağırlık vererek gerekli aşı desteğini bakanlık olarak biz sağlayacağız. Buzağı kayıplarını azaltmak için, ilk etapta 200 bin gebe sığırı aşılayacağız. Kuzu kayıplarını azaltmak amacıyla, ülke genelindeki tüm küçükbaş hayvanlara bu yıl içinde koyun keçi çiçek aşısı, yeni doğan tüm küçükbaş hayvanlara ise koyun keçi vebası aşısı yapılacak. Bahsettiğim tüm bu aşıların ücretlerini bakanlık olarak biz karşılayacağız.”
Veteriner Yol Kontrol ve Denetim İstasyonları açılıyor
Hayvansal hareketliliğin kontrolü amacıyla Veteriner Yol Kontrol ve Denetim İstasyonları açacaklarına işaret eden Bakan Yumaklı, “Buradaki amacımız, hastalıklı hayvanın başka bir bölgeye giderek hastalığın yayılmasını engellemek. Ayrıca bu istasyonlarda yapılan kontrollerle hastalığa yerinde ve erken müdahale etmek. 7 gün 24 saat görev yapacak bu istasyonlardan ilkini Erzurum’da açtık. Önümüzdeki günlerde ikincisini Elazığ’da açıyoruz. Yılsonunda bu sayıyı 7’ye çıkartacağız” kaydetti.
Veteriner Tıbbi Ürün Kontrol Merkezi oluşturulacak
Pendik Veteriner Kontrol Enstitü Müdürlüğü’n yeni bir Ulusal Aşı Üretim Tesisi kurduklarına dikkati çeken Yumaklı, “Burada daha modern ve teknolojik imkanlarla yüksek kapasiteli aşı üretimleri gerçekleştireceğiz. Ayrıca Veteriner Tıbbi Ürün Kontrol Merkezini de oluşturuyoruz. Burada da her türlü ilaç, aşı ve tıbbi malzemenin testlerini yapacağız” dedi.
100 bin yetiştiriciye farkındalık eğitimi verilecek
Buzağı ve kuzu kayıplarını azaltmak amacıyla her ilçede eğitimler düzenlediklerini belirten Yumaklı, bu yıl ve gelecek yıl içinde 100 bin yetiştiriciye yönelik eğitim ve farkındalık çalışmaları yapacaklarını aktardı.
Soğuk zincir izleme sistemi kurulacak
Bunun yanı sıra Yumaklı, hayvan hastalıklarından korunmak amacıyla aşıların ve ilaçların üretimden uygulama aşamasına kadar geçen süreçte, soğuk zincir izleme sisteminin bu yılın ilk yarısında kuracaklarını belirtti.
“Dişi buzağılara ilave destek veriyoruz”
Bir başka hedeflerinin ise anaç hayvan üretiminin arttırılması olduğunu dile getiren Yumaklı, “Bu kapsamda; hastalıktan ari işletmelerde cinsiyeti belirli sperma kullanımını teşvik ediyoruz. Anaç hayvan sayısının arttırılması amacıyla dişi buzağılara ilave destek veriyoruz. Bir diğer önemli adımımız ise TİGEM ve ESK iş birliğinde hayata geçireceğimiz yeni bir proje” dedi.
TİGEM işletmeleri damızlık merkezi olacak
‘Yerli Üreticimizi Güçlendirmek’ parolasıyla yola çıktıklarına işaret eden Yumaklı, söz konusu projede TİGEM işletmelerinin damızlık merkezi olacağını söyledi. ESK’nın desteğiyle sayıları artacak damızlık aile işletmelerine uygun maliyetle dağıtılacağını söyleyen Tarım ve Orman Bakanı Yumaklı, bu sayede yerli üreticinin damızlık ihtiyacını kamu güvencesiyle kaşılaşmış olacaklarını belirtti.
Türkiye’de en yaygın sütçü ırk olan Siyah Alaca ırkına vurgu yapan Bakan Yumaklı, şöyle konuştu:
“Ülkemizde en yaygın sütçü ırk olan Siyah Alaca ırkında yaklaşık 22 bin hayvanı verimlilik durumlarını genetik olarak ortaya koyarak referans popülasyonumuzu oluşturduk. Bu sayıyı her geçen yıl artırıyoruz. 2024 yılında artık bu ırktan doğan buzağılarda genetik yapısına bakarak, damızlık değerini belirlemeye başladık. Bu testi yaptıran yetiştiricilerimizin test maliyetini bakanlık olarak biz karşılıyoruz. Yine bu yıl içerisinde ülkemizde sayısı en fazla ikinci ırk olan Simental ırkında da genetik testler ile damızlık değerini belirlemeye başlıyoruz. Her iki ırk için bu hizmeti yetiştiricimizin hizmetine sunuyoruz. Bu testin yaygınlaşması amacıyla Genomik Test Merkezi’ni Haziran 2024’te Ankara’da açmış olacağız. Genomik seleksiyon ve embriyo transferi yöntemiyle, yüksek genetik kapasiteli üretim boğalarını Ocak 2025’te üretmeye başlıyoruz.”
Açıklamalarını tamamlayan Bakan Yumaklı, gazeteciler ile birlikte hatıra fotoğrafı çekindi. – ANKARA
]]>CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, et fiyatlarındaki artışın iktidarın süreci yönetememesinden kaynaklandığını belirterek, “Hayvancılık yapan zarar ederek bu işten uzaklaşırken yemin sübvanse edilmesi sağlanmamış, sorun giderek derinleşmiştir. 50 kg süt yemi 600 TL’ye dayanmış, kimi ürünlerde de bu fiyatın üstüne çıkmıştır. Üç yılda üç katı aşan girdi artışı hayvancılık yapanın hayvanını satıp bu işten uzaklaşmasına neden olmuş ve bu durum sadece büyükbaş hayvan varlığında bir buçuk milyonu aşkın azalmaya yol açmıştır” dedi.
CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, hayvancılığa verilen destekler ve et fiyatlarındaki artışla ilgili açıklama yaptı. Gürer, Et ve Süt Kurumu’nun piyasa dengeleme görevini yerine getiremediğini ve ithalatın da beklenen faydayı sağlamak yerine hayvancılıktan vazgeçenlerin sayısını artırdığını belirtti. Gürer, hayvancılık yapanın en azından kaba yemi olsun kendi üretmemesi halinde artan yem fiyatları ile hayvancılığı sürdürebilmesinin mevcut şartlarda giderek zorlaştığını, özellikle küçük aile tipi denilen 1-10 büyükbaş hayvanı olan ahırların boşaldığını ve bunun et, süt ve bunlardan mamül ürünlere olumsuz yansıdığını ifade etti.
Gürer, “Piyasada yükselen et fiyatlarını düşürme yönünde regülasyon görevini yerine getiremeyen ESK, geçtiğimiz yıllarda yerli üreticiye maliyetin altında kesim fiyatı belirleyip hayvancılık faaliyetlerini durağanlaşmasına neden olmuş, ardından da ithalata koşmuştur” dedi.
Ulusal Kırmızı Et Konseyi’nin haftalık periyotlar halinde kombinalar ve kesimhanelerden alınan yağsız dana kesim ve yağsız kuzu karkas fiyatlarına bakıldığında, 4 Ocak ile 22 Şubat tarihleri arasında dana karkas kesim fiyatının 45 TL, kuzu karkas kesim fiyatının ise 104 TL arttığını belirten Gürer, “Ortalama 50 günde karkas kesim fiyatına dana etinde 45 TL, kuzu etinde ise 104 TL zam geldi. Yani her gün dana eti ortalama 1 TL, kuzu eti ise 2 TL zamlanmaktadır. Üreticiden tüketiciye kadar olan tedarik zincirindeki tüm paydaşların girdi maliyetleri düşürülmediği sürece et fiyatlarının sorunun devam edeceği gözükmektedir” diye konuştu.
ÇÖZÜM İTHALATTA ARANIYOR
Gürer konuya ilişkin şunları söyledi:
“Et fiyatları son üç yılda uygulanan yanlış hayvancılık politikalarının yansımasıdır. Yem başta olmak üzere artan girdi maliyetleri nedeniyle zorlandığı için hayvanını satanın sorununa duyarsız kalan iktidar, kesimlik hayvan sorunu oluşunca fiyatlarda artış olacağını dahi öngörememiş ve et fiyatlarının düşük kaldığı dönemde bu durumun ilerleyen süreçte olumsuzluğa dönüşeceğini hesaplayamamıştır. Sürekli fiyat istikrarı sağlayacak planlamadan uzak ve çözümü ithal hayvan getirmek olarak gören anlayıştan dolayı et fiyatları kontrol altında tutulamamıştır.
Hayvancılık yapan zarar ederek bu işten uzaklaşırken yemin sübvanse edilmesi sağlanmamış, sorun giderek derinleşmiştir. 50 kg süt yemi 600 TL’ye dayanmış, kimi ürünlerde de bu fiyatın üstüne çıkmıştır. Üç yılda üç katı aşan girdi artışı hayvancılık yapanı hayvanını satıp bu işten uzaklaşmasına neden olmuş ve bu durum sadece büyükbaş hayvan varlığında bir buçuk milyonu aşkın azalmaya yol açmıştır. Yerli üreticinin desteklenmesinin öneminin hala kavranamayıp çözümü ithalatta arayanlar, et fiyatlarının bu kadar yükselmesinin başlıca sorumlularıdır. 2023 yılında 700 bin başa ulaşan hayvan ithal edilirken 2024 yılında da benzer sürecin devam edeceği görülüyor. İktidar 600 bin büyükbaş hayvan getirileceği açıklamış ve bu konuda birlikler eliyle çalışma yürütüldüğü duyurmuştu. Yılın ilk aylarında olmadı. Beklenen ithalat mart ayında olabilirliği belirtilirken ithalatın gecikeceği, haziran ayına kadar sarkacağı söylentileri dahi fiyatları olumsuz etkilemektedir. Bu yaşanan belirsizlik, karkas kesim fiyatlarının artmasına da neden olmaktadır.”
]]>
Ankara Büyükşehir Belediyesi, kırsal mahallelere tarım ile hayvancılığın kalkınması ve sürdürülebilirliğin sağlanması amacıyla destek olmaya devam ediyor. Bu çerçevede ABB Kırsal Hizmetler Daire Başkanı Ahmet Mekin Tüzün, Güdül ilçesinde 5 yıl boyunca tarım, hayvancılık ve sulama alanında yapılan çalışmaları ve yeni dönemde hayata geçirilecek projeleri mahalle muhtarlarına ve vatandaşlara anlattı.
GÜDÜL İLÇESİNDE 53 MAHALLEYE KIRSAL DESTEK
Tarım ve hayvancılık faaliyetlerinin daha sağlıklı bir şekilde yürütülmesi için Güdül’de hayvan içme suyu oluğu (sıvat), tarımsal sulama borusu, gölet ve kanal bakım onarım konusunda destek sağlandı. Hayata geçirilen projeler kapsamında ilçenin 53 mahallesine toplam 5 milyon 343 bin 619 TL’lik yatırım yapıldı.
Güdül Çukurören Mahallesi’nde düzenlenen bilgilendirme toplantısında konuşan Kırsal Hizmetler Daire Başkanı Ahmet Mekin Tüzün, şunları kaydetti:
“Güdül Çukurören Mahallesi ve civar mahallelerden muhtarlarımız ve vatandaşlarımızla bir istişare toplantısı yaptık. Yaptığımız projeleri anlattık. Önümüzdeki 5 yılda neler yapacağımız hakkında kendilerini bilgilendirdik. Aynı zamanda muhtarlar ve vatandaşlarımızın taleplerini dinledik. İmkanlarımız doğrultusunda hizmetlerimize 25 ilçemizde de devam edeceğiz. Amacımız üretimimizi artırmak. Yavaş yavaş desteklerimizi de artıracağız ve farklılaştıracağız.”
Kırsal ilçelerde hayvancılıkla uğraşan mahallelerde hayvancılığı teşvik etmek, yayla ve mera alanlarında hayvanların su kaynaklarına daha kolay ulaşmasını sağlayarak et ve süt verimini artırmak, yaban hayvanlarının su ihtiyaçlarını karşılamak, kısıtlı olan su imkanlarının daha verimli kullanılması ile ekolojik dengenin korunmasını sağlamak amacıyla olukları çatlamış, kırılmış ve atıl durumdaki bakımsız hayvan sulama olukları yenilendi.
Güdül’de 2022 yılından itibaren Adalıkuzu, Afşar, Akbaş, Akçakese, Aşağı, Boyalı, Çağa, Çukurören, Emirler, Garipçe, Güneyce, Güzel, Kadıobası, Kamanlar, Karacaören, Kavaközü, Kayı, Kırkkavak, Meyvebükü, Öz, Özçaltı, Salihler, Sapanlı, Sorgun, Tahtacıörencik, Taşören, Yelli, Yeşilöz ve Yukarı olmak üzere toplam 29 mahalleye 396 adet oluk dağıtılarak 518 bin 315 TL’lik yatırım yapıldı.
TARIMSAL SULAMA BORUSU DESTEĞİ
Bitkisel üretimi artırmak, sulu tarım ürünleri yetiştiriciliğini yaygınlaştırmak, tarımsal sulama altyapısının güçlendirilmesini sağlamak ve bitkisel üretim verimini artırmak için iletilen talepler doğrultusunda 2021 yılından itibaren Akçakese, Boyalı, Çukurören, Güneyce, Kavaközü, Meyvebükü, Tahtacıörencik ve Yeşilöz olmak üzere 8 mahalleye dağıtılan 8 bin 642 metrelik çeşitli çaplarda sulama boruları ile 938 bin 369 TL yatırım yapılarak yaklaşık 3 bin 621 dekar arazi sulu tarım imkanına kavuşturuldu.
GÖLET VE KANAL BAKIM ONARIMI
Mülga Köy Hizmetleri ve İl Özel İdaresi tarafından yapılmış sulama kanalları, tarımsal sulama ve hayvan içme suyu göletlerinin zaman içerisinde rüsubat dolması sebebiyle verimleri düşmüş ve kullanım güçlükleri yaşanmaya başlamıştı. İhtiyaç olan yerlerde de yeni gölet yapım çalışmaları da tamamlandı. Bu kapsamda 13 mahallede gölet temizliği ve genişletilmesi çalışması yapılarak 25 bin 900 metreküp rüsubat uzaklaştırılmış; 3 mahalle de ise 92 bin 500 metreküp su tutma kapasiteli hayvan içme suyu göletinin yapımı tamamlanarak toplamda 16 mahalleye 3 milyon 886 bin 935 TL’lik yatırım yapıldı.
]]>İstanbul’un Eyüpsultan ilçesinde ilçesinde, kedilere kezzap ve asit döktüğü iddiasıyla yargılanan Murat Özdemir’in 10 buçuk aydan 7 yıla kadar hapisle cezalandırılması talep edildi.
Murat Özdemir’in İstanbul 60. Asliye Ceza Mahkemesi’nde yargılanmasına devam edildi. Duruşmaya İstanbul Barosu Hayvan Hakları Merkezi avukatları, Halkın Kurtuluş Partisi vekilleri de katıldı.
Hayvan Hakları avukatlarından Umut Yıldız mahkemede söz alarak, “Hayvan Haklarının gündemde olduğu bu dönemde sanığın vahşice, 40’a yakın hayvana zarar verdiği sunduğumuz veteriner hekimce düzenlenen raporda anlaşılıyor. Sanık hakkında caydırıcı ceza verilmesini ve sanığın eylemlerinin birden fazla kez devam ettiği de dikkate alınarak tasarlayarak gerçekleştirdiği sebebiyle üst sınırdan cezalandırılmasını talep ederiz” dedi.
7 YILA KADAR HAPSİ TALEP EDİLDİ
Esas hakkındaki mütalaasını açıklayan duruşma savcısı sanığın üzerine atılı suçu işlediğinin anlaşıldığı gerekçesiyle, ‘Bir ev hayvanını veya evcil hayvanı kasten öldürme’ suçundan 10 buçuk aydan 7 yıla kadar hapsini talep etti.
Mahkeme sanığın ek savunmasını yapması için hakkında zorla getirilmesine karar vererek uruşmayı 8 Mart’a erteledi.
“HAYVANLARA UZANAN O KANLI ELLER YARIN HEPİMİZE YÖNELECEK OLAN ŞİDDETİN HABERCİSİDİR”
Duruşma sonrasında adliye önünde açıklama yapan Hayvan Haklarını Koruma Federasyonu Başkanı Nihal Kasa şunları söyledi:
“Bugün burada birçok yaşam hakkı savunucusu ve toplumun vicdanlı insanlarıyla birlikte Eyüp’te aylarca gözleri oyularak, derisi yüzülerek iç organları parçalanarak bir cani şahıs tarafından kezzap gibi maddelerle canice işkence gören bir kısmı ölen, ölmeyenler de hala acılar içinde kıvranan o zavallı hayvanlar için bir araya gelmiş bulunuyoruz. Bugün bu şahsın en ağır biçimde cezalandırılması umuduyla bu davaya geldik. Şu anda biz toplumun vicdanına sesleniyoruz zaten kamu vicdanı yaralanmıştır. Bu hayvanların acısını, o acı çeken hayvanların yani bazı görsellerde haykırışlarını görüyoruz, hepimizin vicdanını derinden yaraladı. Bugün bu dava ertelendi. Bugün masum hayvanlara uzanan kanlı eller biliniz ki yarın insana, hepimize yönelecek olan şiddetin ön habercisidir.
Ve ben bu şahsın basına verdiği açıklamasından bir cümleyi tekrar etmek istiyorum, ‘Ben o kedileri sevmiyordum. Böyle yaptım. Onları besleyenleri de sevmiyorum. ‘Yani bu açıkça kediyi sevmiyordum, kezzap attım öldürdüm, onları besleyenleri de aynı mantıkla sevmiyorum. Bu işin çok tarafı var. Tabii ki ağır bir cezanın yanı sıra şiddet eylemini de önlenmesi gereklidir.
“HER SERİ KATİLİN GEÇMİŞİNDE BİR HAYVAN DÜŞMANLIĞI VARDIR”
Halkın Kurtuluş Partisi İl Başkanı Pınar Akbina Karaman ise şöyle konuştu:
“Eyüp’te kezzapla katledilen canlarımızın davasıydı. Daha geçen hafta canice katledilen Eros gündemdeydi. Yargımız da iktidarın hukuk bürolarına dönüşmüş durumda. Ama biz mücadele edeceğiz. Ne yazık ki bu tür davalarda kamuoyu baskısı etkisiyle verilirse bir karar veriliyor. Dolayısıyla bizler bu davanın da sonuna kadar takipçisi olacağız. ve yasal düzenlemeler yeterli değil. Bakın bilim insanları ne diyor? Davada da söyledik. Profesör Doktor Sevil Atasoy diyor ki, ‘Her seri katilin geçmişinde bir hayvan düşmanlığı, bir hayvan katliamı vardır. İşte bu davalarda gereken cezalar verilmezse, katiller dolaşacak aramızda. Dolaşıyor da. Yeterli cezayı almadıkları için.”
]]>Bursa Uludağ Üniversitesi Ziraat Fakültesi Zootekni Bölümü’nden 2019 yılında mezun olan 30 yaşındaki Oğuzhan Gökköz, Uşak’ta bir büyükbaş hayvan çiftliğinde görev yaptı.
Hayvanların üretimi, beslenmesi, hastalıkları ve genetik özellikleri hakkında aldığı teknik eğitimi çalışma hayatında pratiğe dönüştüren Gökköz, kendi işini kurmak için 2022 yılında Tarım ve Orman Bakanlığının “Uzman Eller Projesi”ne başvurdu.
Bakanlık tarafından başvurusu onaylanan ve 100 bin lira hibe desteği sağlanan Gökköz, 2022 yılının Ağustos ayında dedesinin memleketi olan Sarıdere köyüne giderek akrabalarına ait atıl vaziyetteki bir ev ile ahırı kiraladı.
Hibe desteğiyle 50 koyunla işe başlayan Gökköz, kısa sürede 120 koyuna ulaştı. Sabahın erken saatlerinde kuzularını besledikten sonra koyunlarını meraya otlatmaya götüren Gökköz, adak ve kurbanlık satışı yaparak geçimini sağlıyor.
Gökköz, AA muhabirine yaptığı açıklamada, çocukluğundan bu yana kendi işini yapmanın hayalini kurduğunu söyledi.
Mezuniyet sonrası köye yerleşme fikrini ortaya attığında ailesinin karşı çıktığını, kararlı olduğunu anladıklarında destek verdiklerini ifade eden Gökköz, köyde yaşam şartlarının şehre göre daha zor olmasına rağmen yaşamından keyif aldığını ve huzurlu olduğunu belirtti.
Yaptığı işi çok sevdiğini anlatan Gökköz, şöyle konuştu:
“Ben ilk başta bu işe başlayacağım zaman, ‘sen çobanlıktan ne anlarsın, üniversitede öğrendiğin teorik bilgilerle bu işi beceremezsin’ gibi söylemler çok oldu. Ben hiçbirini takmayarak inandığım yolda yürümeyi tercih ettim. Geldim burada çobanlık yaptım. Ahır da temizledim. Hayvanları yemledim. Bütün işleri yaptım. Köye ilk geldiğimde ‘3 ay sonra gidersin’ diyen kişiler artık bana bilgi sormaya başladılar. ‘Kuzulara ne vereyim, hangi yemle besliyorsun’ gibi çevreden bilgi sormaya gelenler oluyor. Onlara da yardımcı olmaya başladık. Benim düşüncem, kendinize inanıyorsanız bu işe girin. Kimse bilemez sizin yapıp, yapamayacağınızı. Ben şu an aldığım kuzularla, yaptığım üretimle bu işi sürdürülebilir olarak yapabildiğimi gördüm, millete de gösterdim.”
Bu işe girmek isteyenlerin korkmaması gerektiğini, Tarım ve Orman Bakanlığının hibe destekler sağladığını belirten Gökköz, özellikle hayvancılık üzerine eğitim alanlara başka meslek gruplarında çalışmak yerine bu işlere girmelerini önerdi.
Hedef daha yüksek verim elde etmek
Okulda aldığı eğitimler sayesinde yaptığı uygulamalarla koyunlardan elde ettiği verimin arttığına dikkati çeken Gökköz, şunları kaydetti:
“Benim hedefim, hayvanlardan yüksek verim elde edebilmek için neler yapabiliriz, üniversitede öğrendiğimiz bilgileri kullanarak günlük canlı ağırlık artışını nasıl arttırabilirim, iki yılda 3 kuzu nasıl alabilirim gibi çalışmalar yapmak. Burada, literatürde geçen, 3 ayda 30 kilo canlı ağırlık artışı rakamını yakalayabiliyoruz şu an. Ben bunun daha da üstüne çıkmak istiyorum. İthal hayvanlarla bu iş daha rahat yapılabiliyor ama ben seçtiğim Eşme ırkı olan yerli ırkla bu işi ilerletmek istiyorum. Uşak’ta bulunan Eşme ırkından daha yüksek verim elde etmek, et verimi açısından ilerlemek istiyorum. Üretim yapmak, hayvanlara verdiğim emeğin karşılığını almak beni heyecanlandırıyor. İleride hedefim, ıslah çalışması yaparak Uşak’ta güzel bir koyun ırkı elde etmek.”
]]>İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin geçen ay Menemen Seyrek’te hizmete aldığı Türkiye’nin en modern ve kapsamlı sahipsiz hayvan hastanesi can dostlara şifa dağıtıyor. Bir yerel yönetim tarafından ilk defa hayata geçirilen, içinde yoğun bakım ve yatan hasta üniteleri bulunan Seyrek Sahipsiz Hayvan Hastanesi’nde 24 saat uzman veteriner hekim kadrosu ile cerrahi operasyonlar yapılıyor. Hastanede yer alan yoğun bakım ünitesi, modern teşhis ve tedavi cihazları ve tam donanımlı laboratuvarı ile sokak hayvanları modern tedavi imkanı ile buluşuyor.
EN ZORLU AMELİYATLAR BAŞARIYLA YAPILIYOR
Ocak ayında hizmete giren hastanede 107’si köpek, 7’si kedi, 4’ü de kuş, güvercin ve tavşan olmak üzere 118 hasta hayvanı tedavi altına aldıklarını anlatan Veteriner Hekim Oğuz Emre Özlülerden, “İlk muayeneden sonra teşhisi koyuyor ve gerekli tedavi için tüm imkanlarımızı seferber ediyoruz. Çiğli Belediyesi’nden hastanemize getirilen 50-55 kilogram civarında bir kangal köpeğin ameliyatını başarıyla yaptık. Dirsek ekleminde çıkık ayrıca kaval kemiğinde de açık kırık vardı. Bu kiloya sahip bir köpeğin ameliyatı zorlu olur. Ameliyat sonrasındaki süreç de meşakkatli olur. Biz kaval kemiğine plaka yönetimi ile operasyon yaptık. Çıkan dirsek eklemini de açık redüksiyon yöntemi dediğimiz müdahale ile yerine oturttuk. Ardından burayı atele aldık ve stabil hale getirdik. Yaklaşık 3 buçuk saatlik bir ameliyattı. Başarıyla tamamladık” diye konuştu.
ÖLECEĞİ DÜŞÜNÜLEN CAN DOSTLAR SAĞLIĞINA KAVUŞTU
Öleceği düşünülen zor durumdaki can dostu sağlığına kavuşturduklarının altını çizen Özlülerden, “Hastanemize getirilen ve durumu ne kadar kritik olursa olsun her hasta için ekstra çaba gösteriyoruz. Tüm ekip arkadaşlarımız elinden gelenin fazlasını yapıyor. Emek verince bunun da karşılığını alıyoruz. Tedavi ettiğimiz canların yürüyerek, koşarak yaşadıkları bölgelere kavuştuklarını görmek bizi mutlu ediyor. Umarım daha çok cana dokunup, daha çok hastamızı iyileştirebiliriz” dedi.
YOĞUN BAKIM ÜNİTELERİNDE ÖZEL BAKIM
Hastanede aynı zamanda kedi ve köpeklere özel kafeslerde yoğun bakım hizmeti de sunuluyor. Ameliyattan sonra hastaları yoğun bakım ünitesinde tuttuklarını vurgulayan Veteriner Hekim Oğuz Emre Özlülerden, “Anesteziye alınan hayvanlar kış aylarında uyanmakta güçlük çekebilirler. Yoğun bakım ünitelerinde nem, sıcaklık oranını ayarlayabiliyoruz. Bu da hastalarımız açısından doğabilecek riskleri ortadan kaldırıyor. Durumu stabil hale gelen hastalarımızı müşahede kafeslerimize alıp tedavimize orada devam ediyoruz” diye konuştu.
TAM TEŞEKKÜLLÜ HAYVAN HASTANESİ
Yaklaşık 600 metrekare kapalı alana sahip olan hastanede, haftanın 7 günü 24 saat sahipsiz hayvanların bakım, tedavi ve rehabilitasyonu yapılıyor. Kapalı devre gaz anestezi cihazından tam otomatik operasyon masalarına kadar her türlü donanımın bulunduğu Cerrahi Müdahale Ünitesi’nde birçok komplike cerrahi operasyon yapılabiliyor. Renkli doppler ultrason cihazı ve yoğun bakım ünitelerinin yer aldığı Dahili Vakalara Müdahale Ünitesi hızlı teşhis ve müdahale imkanı sunuyor. Kavitron cihazlarının yer aldığı Diş Tedavi Ünitesi ile sokak hayvanlarına ağız sağlığı hizmeti veriliyor. Tesis içerisinde sahipsiz hayvanların ikamet etmesine olanak sunan padokların yanında Türkiye’nin en düzenli sahipli pet hayvanı gömü alanı da bulunuyor.
]]>Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Niğde Milletvekili ve TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyon Üyesi Ömer Fethi Gürer, Niğde’nin Çiftlik ve Ulukışla ilçelerinde ziyaret ettiği kasaplardan et fiyatlarını öğrendi, sorunlarını dinledi. Gürer, “Yem fiyatlarındaki artış hayvancılıkta maliyeti artırırken, kasap dükkanının giderleri de rafta et fiyatlarına yansıyor” dedi.
“BEYAZ ET BUGÜN İÇİN KIRMIZI ET FİYATLARINA GÖRE DAHA PAHALI”
CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in Çiftlik ilçesinde konuştuğu beyaz et ve kırmızı et satan kasap, “Yetiştirme maliyeti dikkate alındığında beyaz et bugün için kırmızı et fiyatlarına göre daha pahalı. Tavuk 70 günde kesime gidiyor. Büyükbaş bir hayvan doğumundan sonra en az 1,5- 2 yıl bakım gerektiriyor. Ahır gideri, yem gideri, yetişme süreci dikkate alındığında rafta beyaz et kırmızı etten daha pahalı duruma geldi” dedi.
Geçen yıl 50 lira olan yumurtanın kolisinin bu yıl yüzde 100 artarak 100 liraya çıktığını belirten esnaf, “Fiyatlar artıyor, vatandaşın alım gücü düşüyor. Satışlarımız önemli ölçüde azaldı” diye konuştu.
“ET FİYATLARINDAKİ ARTIŞIN DURMASI İÇİN İTHALAT ÇÖZÜM OLMADI”
Gürer, et fiyatlarındaki artışla ilgili şu değerlendirmeyi yaptı:
“70 Günde yetişen tavuk, iki yıl beslenen dananın et fiyatında peşine düşmüş durumda. Beyaz etin için butundan kanadına farklı satış fiyatı var. Beyaz etin fiyatı 80 lira ile 140 lira arasında değişiyor. Kırmızı et fiyatları artışını sürdürüyor. Kesilen her hayvan parçası artık değerli. Öyle ki ciğer fiyatı, lop et fiyatını geçti. İşkembesinden kellesine, ayaklardan koyun kuyruğuna kadar malın her bölümü değer buluyor, hatta kemik dahi artık ücretli satılıyor. Bölgeye göre kemik 50 lira ile 80 lira aralığında fiyatlar ile satışa sunuluyor. Et fiyatlarındaki artışın durması için ithalat çözüm olmadı. Ne canlı hayvan ithalatı ne de karkas et ithalatı fiyatları durdurmadı, çünkü maliyet giderleri hayvancılık yapanlar için çok arttı. Başta yem fiyatları durmuyor. Hayvancılıkta bakım masrafının artması sürdürülebilirliği zorluyor. Bu arada kırmızı et gibi beyaz et fiyatları da durmuyor. Raf fiyatlarında beyaz et, kırmızı et alamayanlar için tercih edilse de maliyete bakınca kasapların dediği gibi beyaz et, tavuk yetişme süreci dikkate alındığında kırmızı ete oranla daha pahalı hale geldi.”
“KEMİĞİ BİLE PARAYLA SATMAYA BAŞLADIK”
Esnaf, Gürer’e dükkan giderlerindeki artışlardan da yakındı. Geçen yıl ayda 3 bin lira civarında ödedikleri elektrik faturalarının üç kat arttığını belirten esnaf, “Bir işçi için bugün 20 bin lira ödüyoruz. 3 bin lira olan işçi sigortası primi 6 bin 500- 7 bin liraya çıktı. 2 bin lira olan dükkan kiramız 7 bin lira oldu. Biz de kemiği bile parayla satmaya başladık. Yapacak bir şey kalmadı. ya bu deveyi güdeceğiz ya bu diyardan gideceğiz. Bu diyardan gideceğiz Allah’a şükür” dedi.
İktidarın tarım politikalarına dikkat çeken esnaf, “Yurtdışından büyükbaş hayvan ve karkas et ithal ediyorlar. 15 gün fiyatlar baskılanıyor, 4 gün sonra yine et fiyatlarına 20-25 lira zam geliyor” diye konuştu.
“VATANDAŞIN ALIM GÜCÜ DÜŞTÜ”
CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer ise esnafın satış yapamamaktan vatandaşın ise fiyat artışları nedeniyle alışveriş yapamamaktan şikayetçi olduğunu vurguladı. Gürer, “Hayvancılıkta maliyet artışları çok yüksek. Yem fiyatlarındaki artış, işçilik masrafları, veterinerlik giderleri, kira ve diğer giderler bu alandaki maliyetleri ciddi şekilde artırdı. Vatandaşın alım gücü düştüğü için giderini kısıyor. Üreten maliyetler ile işini sürdürmekten korkar halde tüketen zamlar durmadığı için farklı ürünleri alamaz halde” diye konuştu.
]]>Antalya’da büyüyen Sonsöz, 1998’de İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesinde öğrenime geldiğinde kaldığı yurdun bahçesindeki kedilere bakmaya başladı. İlk başta bir iki kediyi besleyen Sonsöz, 4 yılın sonunda mezun olurken kendini yurdun bahçesinde onlarca kediye bakarken buluverdi.
Şu an edebiyat alanında doktora eğitimine devam eden Sonsöz, Kadıköy Feneryolu’ndaki dairesinde 10 kedisiyle yaşıyor. Sokakta beslediği ve bakımı yaptığı yaklaşık 30 kediye de adeta annelik yapan Sonsöz, yıllardır süren kedi sevgisini 17 Şubat Dünya Kediler Günü’nde AA muhabirine anlattı.
Günde 3 saatini kedilerin bakımına ayırıyor
Sonsöz, ailesindeki hayvan sevgisi nedeniyle evlerinde hep kedi ve köpek beslendiğini ancak annesi eve ilk kez kedi getirdiğinde çok korktuğunu hatta hayvana hiç dokunamadığını kaydetti.
Üniversitede okurken ilk başta korkup kedilere dokunamadığını belirten Sonsöz, “Sadece onları gözlemliyordum. Sonra sanat tarihi hocam kedilere olan bu ilgimi görünce bana yavru bir kedi hediye etti. Yıl 2000’di. Bu kediyle birbirimize tam alışmıştık ki bir araba çarptı. Bu beni çok üzdü. Sonra sokaktaki kedilere hassasiyetim daha çok arttı. Mama, ilaç ve bakım ihtiyaçlarıyla yakından ilgilenmeye başladım. Bu acı tecrübeden sonra sokakta rastladığım gözü göremeyen, ayağı sakat olan kedilere sahip çıkmaya başladım.” ifadelerini kullandı.
Sonsöz, günün en az 3 saatini evde ve sokaktaki kedilere ayırdığını dile getirerek, “Şu an evde 10 kedim var. Evim 3+1, yarısını kedilere ayırdım. Sabah kalktığımda ilk olarak evdeki kedilerin bakımını, temizliğini yapıyorum, sonra onların karnını doyuruyorum. Ardından sokağa çıkıyorum, yaklaşık 30 kedinin beslenmesini sağlıyorum. Bu işlemi günde iki kez yapıyorum. ‘Evde bu kadar çok kedinin olması hijyen sorunu yaratmıyor mu?’ şeklinde sorulara sıkça maruz kalıyorum ama gerekli hijyen sağlanınca sorun olmuyor.” diye konuştu.
“Hayvanın sorumluluğunu alacağına inanmayanlar bu işe adım atmamalı”
Herkesin hayvanları sevmesini beklemediğini ancak onların yaşam hakkına saygı duyulması gerektiğini vurgulayan Sonsöz, “Sokak hayvanlarının hakları ve korunması noktasında belediyelere çok görev düşüyor. Osmanlı ve Türk medeniyetinde hayvan hakları ve sevgisi çok kıymetlidir. Kuşlar için bile evler yapan bir medeniyetin torunlarıyız. Sokak hayvanlarının varlığı insanların göstereceği merhamet ve saygıdan geçiyor. ” dedi.
“Dünya Kediler Günü” vesilesiyle bir mesaj vermek istediğini aktaran Sonsöz, şöyle devam etti:
“Kedileri ponçik hayvanlar olarak görüp eve alıp sonra sokağa bırakmak çok acımazlık. Bunlara heveskar tipler diyoruz. İnsan sorumluluk alabilen bir varlıktır bu nedenle aciz olanı ezmek yerine onun yaşam hakkına saygı duymalıdır. Bir hayvanın sorumluluğunu alacağına inanmayanlar bu işe adım atmamalıdır. İnsanların kedi ve köpekleri görsel açıdan daha cazip hale getirmek için faklı cinsler arasında çiftleşmeler yapmasının da çok acımasız olduğunu düşünüyorum. Cins hayvan üretiminin durdurulması lazım.”
“Kısırlaştırma şu an en masum ve en kalıcı çözüm”
Hande Sonsöz, sokak hayvanları ile ilgili kısırlaştırmanın şu an en masum ve en kalıcı çözüm olduğunu aktararak, vatandaşların şikayetiyle sokak hayvanlarını toplayan yerel yönetimlerin kısırlaştırma konusunda yetersiz kaldığını dile getirdi.
Hayvanlarla insanlar arasında bir duygu bütünlüğü olduğunu belirten Sonsöz, “Hayvanlar ruhunuzu okşuyor, sizi rahatlatıyor, halinizden anlıyor. Her şeyden önce bir can taşıyor, üzülüyor hatta ağlıyorlar. Ailelerin küçük yaştan itibaren çocuklarına bir hayvan edindirmesi lazım. Hayvan edinmek çocuklarda merhamet ve sorumluluk duygularının gelişmesini sağlıyor. Paylaşmayı, bencil olmamayı öğreniyor.” dedi.
Zaman zaman karşısına hayvanlara kötü davranan insanların çıktığını belirten Sonsöz, bu insanlar yüzünden sokakta bakımını yaptığı birçok hayvanın öldüğünü anlattı.
]]>“KEDİLERİ BESLEDİĞİM İÇİN ŞİKAYET ALINCA AĞLIYORDUM”
İkizlerden Meral Ozan, yaşamını sürdürdüğü Moda’da 1990’dan bu yana kedilere baktığını söyledi. Bir komşusunun o yıllarda yeni çıkan kuru mamayı kedilere verdiğini görünce kendisinin de çantasında mama taşımaya başladığını dile getiren Ozan, “O günden sonra çantama mama alıp sokakta rastladığım kedilere vermeye başladım. Daha sonra hayvanlara mama verme işini sisteme koydum. Kapının önüne belirli aralıklarla mama koymaya başladım. Bu da binada oturanlarda rahatsızlık yarattı. ‘Burada kedi besleme, etraf kedi doldu.’ gibi şikayetler aldım. Bu şikayetler karşısında o kadar üzülüyordum ki eve gidip ağlıyordum” diye konuştu.
“ŞİKAYETLER YÜZÜNDEN TANSİYON VE ŞEKER HASTALIĞIM ÇIKTI”
Hatta bu şikayetler yüzünden kedilere bakamadığı için tansiyon ve şeker hastalığının nüksettiğini vurgulayan Ozan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Kedi baktığım için bana bağıran çağıran insanlara da hayvan sevgisi versin, diye Allah’a çok içten dua ettim. Duam kabul olmuş olacak ki bir baktım bana bağıran, çağıran insanlar kedi, köpek almaya başladı. Şimdi Moda’da kediden köpekten geçilmiyor. Herkesin bir kedisi ya da köpeği var. Kar da yağmur da yağsa her sabah kalkıp, kedilerimi besliyorum. Şimdi böbreğimde taş çıktı ağrım da oluyor ama ona rağmen sürüklene sürüklene sokağa çıkıp, kedilerimi besliyorum.”
“KEDİLERE BAKTIĞIM İÇİN 1990’DAN BERİ TATİLE GİTMİYORUM”
Ozan, kedilere bakmanın çok ağır bir sorumluluk olduğunu dile getirerek, “1990’dan bu yana hiç tatil yapmadık. Hatta Bodrum’da bir yazlığımız vardı, kedileri bırakıp gidemiyoruz diye onu da sattık. Bizim elimize bakan 150 kediyi başkalarına emanet edip gidemiyoruz. Bütün vaktim kedilerle geçiyor” dedi. Sadece mama vermediğini, hastalandıklarında da kedileri veterinere götürdüğünü anlatan Ozan, “Kısırlaştırma yaptırıyorum. Çok vaktimi alıyor gerçekten çok yoruluyorum. Her gün 150 kediye bakmak yorucu olabiliyor.” ifadelerini kullandı.
“KEDİLERE NANKÖR DENMESİNİ HİÇ ANLAMIYORUM”
Hayvan beslemenin verdiği huzuru hiç bir şeyde bulamadığının altını çizen Ozan, “Hayvan beslemenin çok faydasını gördüm. Vücudunuzda neresi hasta ise kedi orayı anlar ve gelip o bölgenize yatar. Size bir arkadaş olur, huzur verir. Kedilere nankör denmesini hiç anlamıyorum.” diye konuştu. Zühal Şener Kandemir ise 1985’li yıllardan itibaren kedi beslediğini belirterek, “Evdeki artan yemekleri kedilere vermeye başladım. Her gün iki kez 4 kat aşağı inip kedileri besliyordum. Fakat beslediğim kediler tek tek arabanın altında kalıp ölünce psikolojim bozuldu. Bir süre ara verip, kedi bakım işini kardeşim Meral’e bıraktım.” dedi.
“KIŞIN EVDEKİ KEDİ SAYISI 15’E ÇIKIYOR”
Kandemir, hayvan sevgisinin annelerinin kendilerine aldığı bir kedi ile başladığını vurgulayarak, şöyle konuştu:
“Kedimizin adı Minnoş’tu, bir sokak kedisiydi. Babamın işi nedeniyle Zonguldak’tan Denizli’ye taşınınca onu yanımızda götürememek bizi çok üzmüştü. Denizli’deki komşumuzun kedisinin yavruları olunca birini aldık. Ondan sonra içimizdeki kedi sevgisi hiç bitmeden büyüdü. Hiç kedisiz evimiz olmadı. Şu an 10 kedim var evde. Havalar soğuduğunda sokaktaki kedileri de eve alıyoruz. Eşim de çok hayvansever ve merhametli bir insan. ‘Evde çok kedi var almayalım.’ desem de o alıyor. Kışın, 15’e kadar çıkıyor evdeki kedi sayısı.”
“MAAŞLARIMIZ KEDİLERİN BAKIMINA GİDİYOR”
Kandemir, kedilere bakmanın çok yorucu olduğunu belirterek, “Sabah kalkar kalmaz kedilerin bakımını yapıyor ve karınlarını doyuruyorum. Bir kedim yaşlılıktan idrarını tutamıyor. O yüzden sürekli paspas elimde geziyorum. Bütün günüm onlara bakmakla geçiyor. Benim de Meral’in de emekli maaşı kedilerin bakımına gidiyor. Veteriner ve mama ücretleri çok yüksek.” ifadelerini kullandı.
Kedi beslemenin insan psikolojisi üzerinde çok olumlu bir etki yarattığını aktaran Kandemir, kedilerin uğur ve şans getirdiğine inandığını söyledi. Kandemir, bir hevesle hayvan alıp, sonra sokağa bırakılmasının sorumsuzluk ve vicdansızlık olduğunu dile getirdi.
PARAM YOK PULUM YOK ŞARKISIYLA TANINDILAR
Türk müzik tarihinin önemli isimlerinden biri olan Fecri Ebcioğlu tarafından keşfedilen Meral ve Zuhal kardeşler, 1970’li yıllarda müzik dünyasına adım attı. İkizlerin, seslerini duyurduğu “Param Yok Pulum Yok” adlı şarkısı 1974 yapımı Kadir İnanır ve Müjdat Gezen’in başrolündeki “Uyanık Kardeşler” filminin müziği olarak dönemin klasiği haline geldi.
]]>MERSİN – Mersin’de bir apartmanın demir korkuluklarına bacağı saplanan ve itfaiye ekipleri tarafından kurtarılan kendi, tedavisinin ardından sağlığına kavuştu.
Alınan bilgiye göre, demir korkuluklara saplanmış bir kedi olduğuna dair ihbar alan Mersin Büyükşehir Belediyesi, ilk olarak itfaiye ekipleri ile bölgeye ulaştı. Mezitli’deki bir apartmanın demir korkuluklarına bacağı saplanan kediyi korkulukları keserek kurtaran ekipler, Mersin Büyükşehir Belediyesi veterinerlerine teslim etti. Kaşlı Geçici Hayvan Bakımevi’nde tedavisi yapılan sağlıklı bir şekilde yürümeye başlayan kedi, alışkın olduğu ve beslendiği doğal ortamına bırakıldı. Zamanında müdahale ile kedinin bacağının ampute edilmeye gerek kalmadan kurtarıldığı ifade edildi.
“Can dostlarımıza gerekli tüm ilgiyi gösteriyoruz”
Yaralı kedinin bacağını eski sağlığına kavuşturduklarını anlatan Mersin Büyükşehir Belediyesi Tarımsal Hizmetler Dairesinde Veteriner Hekim olarak görev yapan Yusuf İncir, “Yapılan ilk tespitler sonucunda, balkon demirinin bacağından yaklaşık 10-15 cm civarında geçtiği görülmüştür. Yapılan dezenfeksiyon ve temizlik işlemlerinin ardından, balkon demiri anestezi altındaki kedinin bacağından çıkarıldı. Çıkarılırken dokuya mümkün olduğu kadar zarar vermemeye dikkat ettik. Yaptığımız tespitlerde kaslardan bir tanesinin kopmuş olduğu, yalnız sinir dokusunda herhangi bir hasar oluşmadığı tespit edilmiştir. Yapılan yara temizliği ve dezenfeksiyonun ardından, kopan kas kısmı dikişle tekrar eski haline getirildi. Dezenfeksiyonun ardından, yırtılan ve hasar gören dokuların dikiş işlemini gerçekleştirdikten sonra, deri dikişi ile işlemimizi tamamladık. 12 gün zarfında kedimiz sağlığına kavuştu” ifadelerine yer verdi.
Sahipsiz sokak hayvanlarını tedavi ettikten sonra doğal ortamlarına bıraktıklarını ifade eden İncir, “Büyükşehir Belediyesi çalışanları olarak, can dostlarımıza gerekli ilgiyi gösteriyoruz. Elimizden geldiği kadar onları tedavi etmeye ve işlemlerini en iyi şekilde yapmaya çalışıyoruz. Sadece sokak hayvanlarına hizmet ediyoruz. Burada gerek kısırlaştırdığımız, gerekse de tedavisini yaptığımız hayvanları, süreç sonunda doğal ortamlarına geri bırakıyoruz” dedi.
“Hepimizin hayvanlar konusunda elimizi taşın altına koymamız lazım”
İkamet ettiği Mezitli’de yaklaşık 60 kediye bakan Yerel Hayvan Koruma Gönüllüsü Canan Keven, bir sabah sitesindeki bir kedinin sesine uyandığını ve demir korkuluklara saplandığını söyledi.
Büyükşehir Belediyesi İtfaiyesi’ni aradığını, ardından da Alo 185’i arayarak ihbar oluşturduğunu anlatan Keven, “Yarım saat içerisinde geldiler. Onlardan tek bir ricam vardı. ‘Kediyi arka tarafa bırakmayın’ dedim. Çünkü saplandığı demir kesildi. Yanlarında tutmalarını rica ettim, onlar da bu isteğimi yerine getirdiler. Başta başkanımıza, barınak müdürümüze ve görevli arkadaşlara sonsuz teşekkürlerimi iletiyorum. Benim canım, tamamlanan tedavisi sonrasında sapasağlam geldi. O kadar çok mutluyum ki, sanki bana dünyalar bağışlanmış gibi” şeklinde konuştu.
Bakımını üstlendiği can dostların belediyenin bakımevinde kısırlaştırıldığını da sözlerine ekleyen Keven, “Bütün vatandaşlardan tek bir talebim var. Mersin Büyükşehir Belediyesine Alo 185’i arayarak başvurabilirler. Bütün hayvanseverler bilirler ki onlar bizim için bir hayvan değil, bir can. Allah’ın sessiz kulları. Hepimizin hayvanlar konusunda elimizi taşın altına koymamız lazım” ifadelerine yer verdi.
]]>Alınan bilgiye göre, demir korkuluklara saplanmış bir kedi olduğuna dair ihbar alan Mersin Büyükşehir Belediyesi, ilk olarak itfaiye ekipleri ile bölgeye ulaştı. Mezitli’deki bir apartmanın demir korkuluklarına bacağı saplanan kediyi korkulukları keserek kurtaran ekipler, Mersin Büyükşehir Belediyesi veterinerlerine teslim etti. Kaşlı Geçici Hayvan Bakımevi’nde tedavisi yapılan sağlıklı bir şekilde yürümeye başlayan kedi, alışkın olduğu ve beslendiği doğal ortamına bırakıldı. Zamanında müdahale ile kedinin bacağının ampute edilmeye gerek kalmadan kurtarıldığı ifade edildi.
“Can dostlarımıza gerekli tüm ilgiyi gösteriyoruz”
Yaralı kedinin bacağını eski sağlığına kavuşturduklarını anlatan Mersin Büyükşehir Belediyesi Tarımsal Hizmetler Dairesinde Veteriner Hekim olarak görev yapan Yusuf İncir, “Yapılan ilk tespitler sonucunda, balkon demirinin bacağından yaklaşık 10-15 santimetre civarında geçtiği görülmüştür. Yapılan dezenfeksiyon ve temizlik işlemlerinin ardından, balkon demiri anestezi altındaki kedinin bacağından çıkarıldı. Çıkarılırken dokuya mümkün olduğu kadar zarar vermemeye dikkat ettik. Yaptığımız tespitlerde kaslardan bir tanesinin kopmuş olduğu, yalnız sinir dokusunda herhangi bir hasar oluşmadığı tespit edilmiştir. Yapılan yara temizliği ve dezenfeksiyonun ardından, kopan kas kısmı dikişle tekrar eski haline getirildi. Dezenfeksiyonun ardından, yırtılan ve hasar gören dokuların dikiş işlemini gerçekleştirdikten sonra, deri dikişi ile işlemimizi tamamladık. 12 gün zarfında kedimiz sağlığına kavuştu” ifadelerine yer verdi.
Sahipsiz sokak hayvanlarını tedavi ettikten sonra doğal ortamlarına bıraktıklarını ifade eden İncir, “Büyükşehir Belediyesi çalışanları olarak, can dostlarımıza gerekli ilgiyi gösteriyoruz. Elimizden geldiği kadar onları tedavi etmeye ve işlemlerini en iyi şekilde yapmaya çalışıyoruz. Sadece sokak hayvanlarına hizmet ediyoruz. Burada gerek kısırlaştırdığımız, gerekse de tedavisini yaptığımız hayvanları, süreç sonunda doğal ortamlarına geri bırakıyoruz” dedi.
“Hepimizin hayvanlar konusunda elimizi taşın altına koymamız lazım”
İkamet ettiği Mezitli’de yaklaşık 60 kediye bakan Yerel Hayvan Koruma Gönüllüsü Canan Keven, bir sabah sitesindeki bir kedinin sesine uyandığını ve demir korkuluklara saplandığını söyledi.
Büyükşehir Belediyesi İtfaiyesi’ni aradığını, ardından da Alo 185’i arayarak ihbar oluşturduğunu anlatan Keven, “Yarım saat içerisinde geldiler. Onlardan tek bir ricam vardı. ‘Kediyi arka tarafa bırakmayın’ dedim. Çünkü saplandığı demir kesildi. Yanlarında tutmalarını rica ettim, onlar da bu isteğimi yerine getirdiler. Başta başkanımıza, barınak müdürümüze ve görevli arkadaşlara sonsuz teşekkürlerimi iletiyorum. Benim canım, tamamlanan tedavisi sonrasında sapasağlam geldi. O kadar çok mutluyum ki, sanki bana dünyalar bağışlanmış gibi” şeklinde konuştu.
Bakımını üstlendiği can dostların belediyenin bakımevinde kısırlaştırıldığını da sözlerine ekleyen Keven, “Bütün vatandaşlardan tek bir talebim var. Mersin Büyükşehir Belediyesine Alo 185’i arayarak başvurabilirler. Bütün hayvanseverler bilirler ki onlar bizim için bir hayvan değil, bir can. Allah’ın sessiz kulları. Hepimizin hayvanlar konusunda elimizi taşın altına koymamız lazım” ifadelerine yer verdi. – MERSİN
]]>Mersin Büyükşehir Belediyesi Tarımsal Hizmetler Dairesi bünyesindeki Bozyazı, Silifke ve Kaşlı Geçici Hayvan Bakımevi’nde misafir edilen can dostların yanı sıra sokakta yaşayan hasta, yaralı ve kaza geçirmiş patili dostlar için önemli çalışmalar yapılıyor. Başıboş, hasta, yaralı kedi ve köpekleri toplayarak tedavi etme, kısırlaştırma, sahiplendirme ve mama desteği vermeyi sürdüren Büyükşehir, Alo 185 üzerinden gelen ihbarlara da en kısa sürede yanıt veriyor.
30 Ocak günü Alo 185 üzerinden demir korkuluklara saplanmış bir kedi olduğuna dair ihbar alan Büyükşehir Belediyesi, ilk olarak İtfaiye ekipleri ile bölgeye ulaştı. Mezitli’deki bir apartmanın demir korkuluklarına bacağı saplanan kediyi korkulukları keserek kurtaran İtfaiye ekipleri, can dostu, Büyükşehir’in veterinerlerine teslim etti. Kaşlı Geçici Hayvan Bakımevi’nde yaklaşık 12 günlük tedavisinin ardından sağlıklı bir şekilde yürümeye başlayan patili dost, alışkın olduğu ve beslendiği doğal ortamına bırakıldı. Büyükşehir İtfaiyesi’nin hızı, veteriner hekimlerin de etkin müdahalesi sonucu can dostun bacağı, ampute edilmeye gerek kalmadan kurtarıldı.
Büyükşehir Belediyesi Tarımsal Hizmetler Dairesi’nde Veteriner Hekim olarak görev yapan Yusuf İncir, yaralı kedinin bacağını eski sağlığına kavuşturduklarını anlatarak, şöyle konuştu:
“Yapılan ilk tespitler sonucunda, balkon demirinin bacağından yaklaşık 10-15 cm civarında geçtiği görülmüştür. Yapılan dezenfeksiyon ve temizlik işlemlerinin ardından, balkon demiri anestezi altındaki kedinin bacağından çıkarıldı. Çıkarılırken dokuya mümkün olduğu kadar zarar vermemeye dikkat ettik. Yaptığımız tespitlerde kaslardan bir tanesinin kopmuş olduğu, yalnız sinir dokusunda herhangi bir hasar oluşmadığı tespit edilmiştir. Yapılan yara temizliği ve dezenfeksiyonun ardından, kopan kas kısmı dikişle tekrar eski haline getirildi. İçerinin dezenfeksiyonun ardından, yırtılan ve hasar gören dokuların dikiş işlemini gerçekleştirdikten sonra, deri dikişi ile işlemimizi tamamladık. 12 gün zarfında kedimiz sağlığına kavuştu. Büyükşehir Belediyesi çalışanları olarak, can dostlarımıza gerekli ilgiyi gösteriyoruz. Elimizden geldiği kadar onları tedavi etmeye ve işlemlerini en iyi şekilde yapmaya çalışıyoruz. Sadece sokak hayvanlarına hizmet ediyoruz. Burada gerek kısırlaştırdığımız, gerekse de tedavisini yaptığımız hayvanları, süreç sonunda doğal ortamlarına geri bırakıyoruz.”
İkamet ettiği Mezitli’de yaklaşık 60 kediye bakan Yerel Hayvan Koruma Gönüllüsü Canan Keven, bir sabah sitesindeki bir kedinin sesine uyandığını ve demir korkuluklara saplandığını söyledi. Büyükşehir İtfaiyesi’ni aradığını, ardından da Alo 185’i arayarak ihbar oluşturduğunu anlatan Keven, şunları dile getirdi:
“Yarım saat içerisinde geldiler. Onlardan tek bir ricam vardı. ‘Kediyi arka tarafa bırakmayın’ dedim. Çünkü saplandığı demir kesildi. Yanlarında tutmalarını rica ettim, onlar da bu isteğimi yerine getirdiler. Başta Başkanımıza, barınak müdürümüze ve görevli arkadaşlara sonsuz teşekkürlerimi iletiyorum. Benim canım, tamamlanan tedavisi sonrasında sapasağlam geldi. O kadar çok mutluyum ki, sanki bana dünyalar bağışlanmış gibi. Başkan Vahap Seçer, hayvan hakları konusunda Mersin için mucize.”
Bakımını üstlendiği can dostların Büyükşehir’in bakımevinde kısırlaştırıldığını da sözlerine ekleyen Keven, “Bütün vatandaşlardan tek bir talebim var. Büyükşehir Belediyesi’ne Alo 185’i arayarak başvurabilirler. Bütün hayvanseverler bilirler ki onlar bizim için bir hayvan değil, bir can. Allah’ın sessiz kulları. Hepimizin hayvanlar konusunda elimizi taşın altına koymamız lazım” diye konuştu.
]]>DİYARBAKIR’da Dicle Yaban Hayvanı Kurtarma ve Rehabilitasyon Merkezi’ne geçen yıl getirilen 285’i kanatlı, 15’i memeli 300 yaralı yabani hayvandan 103’ü, tedavi edilerek doğal yaşam alanlarına salındı. Merkeze getirilen hayvanlardaki yaralanma sebeplerinin çoğunun insan kaynaklı olduğunu belirten Dicle Üniversitesi Veterinerlik Fakültesi Öğretim Üyesi ve merkezin Müdür Yardımcısı Prof. Dr. Alaettin Kaya, “Bize gelenlerin durumları çoğunlukla travmatik vakalardır. Yani araç çarpması, elektrik tellerine takılma veya ateşli silahla yaralanmalar gibi. Bu sebeplerin içerisine baktığımızda çoğunlukla insan etkisi, yani insan faktörü çok fazladır” dedi.
Diyarbakır’da Dicle Üniversitesi ile Tarım ve Orman Bakanlığı Doğa Koruma ve Milli Parklar Şube Müdürlüğü tarafından üniversite yerleşkesinde 2020’de kurulan Dicle Yaban Hayvanı Kurtarma ve Rehabilitasyon Merkezi’nde çoğunluğu ‘insan’ kaynaklı yaralanan yabani hayvanlar tedavi ediliyor. 2023’te merkeze getirilen 285’i kanatlı 15’i memeli 300 yaban hayvanından 103’ü tamamen iyileşerek doğaya salındı. Geride kalan yaban hayvanlarının tedavileri, rehabilitasyonları ve kanatlıların beslenme sistemlerinde önemli yere sahip gagaları ve tırnaklarının bakımı DKMP Diyarbakır Şube Müdürlüğünde görevli veteriner hekimler Kasım Ertürk ve Emre Yalçın tarafından yapılıyor.
‘2020’DEN BU YANA BİN HAYVAN GETİRİLDİ’
Dicle Üniversitesi Veterinerlik Fakültesi Öğretim Üyesi ve Dicle Yaban Hayvanı Kurtarma ve Rehabilitasyon Merkezi Müdür Yardımcısı Prof. Dr. Alaettin Kaya, merkezlerine getirilen hayvanların büyük bir bölümünün araç çarpması veya ateşli silahla yaralanma gibi ‘insan’ kaynaklı olduğunu vurgulayarak, “2020’den itibaren fiili olarak hayvan almaya başladık. O tarihten bu yana bin civarında hayvan bize getirildi. Bunların yaklaşık yüzde 30’u tekrar doğaya salındı. Bunların içerisinde çoğunlukla kuş sınıfına ait türler bize gelmektedir. Onların içerisinde de daha çok yırtıcı kuş türleri ve sucul olanlar vardı. Ondan sonra ikinci olarak memelilerden bize hayvan geldi. Üçüncü olarak da az sayıda sürüngen geldi. Bunların içerisinde bize gelenlerin durumları çoğunlukla travmatik vakalar. Yani araç çarpması, elektrik tellerine takılma veya ateşli silahla yaralanmalar. Onun dışında göçmen kuşlar, özellikle göç dönemlerinde geçiş yaptıkları sıralarda, bunların da habitatlarında bozulmalardan dolayı enerjilerini kazanamamaları veya yeterince beslenememelerinden dolayı tekrar bizim bu merkeze getiriliyorlar. Bu sebeplerin içerisine baktığımızda çoğunlukla insan etkisi, yani insan faktörü çok fazladır. Bu yüzden insanlarımıza buradan bir çağrı yapalım; lütfen doğalarına ve kendilerine saygı gösterelim, koruyalım” diye konuştu.
‘ERKEN TEDAVİ HAYAT KURTARIR’
Bütün canlılarda olduğu gibi yabani hayvanlarda da erken müdahalenin hayat kurtardığına işaret eden Prof. Dr. Kaya, bu nedenle doğada yaralı bulunan hayvanların en kısa sürede yetkililere teslim edilmesi gerektiğini belirterek, şunları söyledi:
“Bu hayvanlar bazen bize geç geldiğinde maalesef artık müdahale etme şansımız olmuyor ya da yaralı kalıyor ve doğaya da artık salamıyoruz. Vatandaşlarımız bu tür hayvanları gördüklerinde Doğa Koruma ve Milli Parklar Şube Müdürlüklerinin çağrı merkezi hattı var. Onlara haber verilmesi ve o hayvanların buraya hızlıca getirilmesi önemlidir. Bu hayvanların en büyük problemi habitat tahribatlarıdır, habitatlarında zarar görmeleridir. O bakımdan bunları doğalarında korumak bizim için oldukça önemlidir. Hayvanlar buraya getirildiklerinde eğer iyileştirilebiliyorsa, doğaya salınabiliyorsa gönderiyoruz. Ama maalesef bazıları buraya geç geldikleri için kanatları veya ayaklarında problem olduğunda ampute oluyorlar. 2020’nin başından beri gelen bazı hayvanlar var. Biz bunları beslemeye ve rutin bakımlarını yapmaya devam ediyoruz. Özellikle yırtıcılarda gaga ve tırnak bakımlarını yapıyoruz. 2023’te 300 civarında hayvan bize getirildi. Özellikle göç dönemlerinde bu sayı artıyor.”
]]>CHP Milletvekili Ömer Fethi Gürer, ziyaret ettiği bir kasap dükkanında, işletme sahibinden sektörle ilgili sorunları dinledi. Gürer, kırsalda ahırların boşalmaya devam ettiğini belirterek, üreticiye gerçek anlamda destek sağlanmaması halinde, et fiyatlarının yakında altınla yarışacak duruma gelebileceği uyarısında bulundu.
Kasap Zeki Güçlü, 50 kg’lık bir torba yemin 550 liraya çıktığına dikkat çekerek, yem fiyatlarının önüne geçilmediği müddetçe, etteki fiyat artışlarının önlenmesinin mümkün olmadığını söyledi. Son 20 gün içerisinde et fiyatlarının yüzde 20 oranında arttığına işaret eden Zeki Güçlü, fiyat artışları nedeniyle et satışlarında da yüzde 20-30 oranında kırılma olduğunu belirtti. 1 kilo kemiksiz kuzu kuşbaşı fiyatının 390 liraya, dana kuşbaşı fiyatının 370 liraya ulaştığını ve bu şartlarda vatandaşın ucuza et almasının mümkün görünmediğini dile getirdi. Güçlü, 20 yıl önce emekli bir vatandaşın en düşük emekli maaşı ile 120 kg et alabilirken, bugün 10 bin lira en düşük emekli maaşı alan bir vatandaşın, emekli maaşıyla ancak 25 kg et alabildiğini hatırlattı.
“İTHAL HAYVAN GELMESİNE RAĞMEN FİYATLAR DENGELENEMİYOR”
CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer ise hayvan ithalatının artmasına rağmen et fiyatlarındaki artışın devam ettiğini belirterek, “Çünkü kesim için hayvan bulmakta zorlanılıyor. Hayvan varlığı azaldı, fiyatlardaki artış devam ediyor. Büyükbaştaki fiyat artışları küçükbaşa da yansıdı. TÜİK verilerine göre üç yılda 2 milyon büyükbaş hayvan varlığında azalma var.Küçük baş varlığında azalmada artıyor. Çok yerde ahırlar boş. Hayvan varlığı azaldıkça sorun katlıyor. Köylerde de bu olumsuz tablo görülebiliyor. Hayvan varlığı azaldıkça fiyatlar artıyor. İthal hayvan gelmesine rağmen fiyatlar dengelenemiyor. Ramazan ayı geliyor, vatandaş zaten et almakta zorlanıyordu” diye konuştu.
“80 LİRAYA ÇIKAN KEMİK FİYATI BİLE GEÇEN YILIN İKİ KATINA ÇIKTI”
Önceki dönem Tarım ve Orman Bakanlarının, 2023 yılında büyükbaş hayvan ithalatının biteceğini yönündeki açıklamalarını hatırlatan CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, “Geçen yıl 650 bin baş büyükbaş hayvan ithal eden ülkemizin bu yıl da 600 bin bay büyükbaş hayvan ithal edeceği söyleniyor. Buna rağmen et fiyatları düşmüyor. Özellikle dar gelirli ve emekli, et alıp yiyemez duruma geldi. 80 liraya çıkan kemik fiyatı bile geçen yılın iki katına çıktı. Siyasi İktidarın yapması gereken; doğru bir hayvancılık politikası uygulamak, ahırların neden boşaldığını araştırmak, hayvancılığı geliştirecek destekler vermektir. Gerçek anlamda destek sağlanmaz ise arttık et fiyatları sarrafın sattığı altın fiyatlarına denkleşecek. Millet yüksek yem fiyatları, ahır giderleri arttıkça, destekler verilmedikçe, köyden kente göç devam ettiği müddetçe hayvancılıkta geriye dönüş devam edecek. Küçük aile tipi işletmeler mutlaka desteklenmeli” dedi.
]]>İddiaya göre, kimliği belirsiz kişiler, 19 Ocak akşamı araçla geldiği Ankara-Eskişehir yolunda köprü üstünde onlarca tavşanı yola bırakarak uzaklaşmış, yola dağılan tavşanları gören sürücüler, hayvan koruma derneklerine ihbarda bulunmuştu.
İhbar üzerine harekete geçen ekipler, tavşanları kurtarmak için günlerce sürdürdükleri operasyon sonucu, 32 tavşanı kurtarmış, 3 tavşanı da bölgede ölü bulmuştu.
Belli aralıklarla kurtarma operasyonu yapmaya devam eden hayvanseverler, geçtiğimiz günlerde 4 tavşanı daha kurtardı.
Kurtarılan tavşanlar için çözüm arayan hayvanseverler, İzmir’de bir çiftliğin yardım elini uzatmasıyla sağlıklarına kavuşan tavşanları kısırlaştırarak yolculuğa hazırladı.
Tavşanlar pet nakil aracıyla yaşamlarının geri kalanını sürdürecekleri farklı türden hayvanların bulunduğu çiftliğe gönderildi.
PATİKARA Hayvan Koruma ve Hayvanlara Acil Müdahale Derneği kurucu üyesi Mahir Kaya, AA muhabirine yaptığı açıklamada, ihbar üzerine harekete geçerek, tavşanları kurtarmak için operasyon düzenlediklerini söyledi.
Kaya, Doğa Dostu ve Hayvanları Koruma Derneği, Diren Tekir Doğa ve Hayvanları Koruma Derneği ve Ankara Pet Taksi’nin destekleriyle 5 gece aralıklarla yapılan operasyon sonucu 36 tavşanın kurtarıldığını, tedaviye alınan tavşanlarının sağlık durumunun iyi olduğunu ifade etti.
Hayvanseverlerin ve gönüllülerin desteğine ihtiyaç duyduklarını belirten Kaya, “Göndereceğimiz yer tavşanlara iyi bakacaklarını söyledi, tavşanlarımız yola çıktı.” dedi.
Hamile olan tavşanın klinikte doğum yaptığını aktaran Kaya, 4 yavrunun erken doğumdan kaynaklı, 2 yavru tavşanın da birkaç gün sonra hayatını kaybettiğini söyledi.
Henüz ilgili kurumlar tarafından tutanak tutulmadığını ifade eden Kaya, yasal sürecin başlatılabilmesi için kurumlardan yazı istediklerini aktardı.
“Kürk ticaretinden, yasa dışı üretimden şüpheleniyoruz”
Kaya, tavşanların kimler tarafından bırakıldığına ilişkin şunları söyledi:
“Tecrübe ettiğimiz şey şu, tavşanların bırakıldığı noktaya birkaç kilometre uzaklıkta jandarma çevirme noktası var. Muhtemelen yasa dışı yollarla Ankara’ya girmek isteyen birilerinin gözcü aracı jandarmaya takılınca, nakil aracı da tavşanları o noktaya saldı. Bölgeyi bilen biri olsa tavşanların güvenliği için onları köy içlerine doğru götürürdü. Kürk ticaretinden, yasa dışı üretimden şüpheleniyoruz. Dernekler olarak yaşatmaya, mücadeleye devam edeceğiz.”
Kaya, 36 tavşanın İzmir’de kurtarılan hayvanların bulunduğu Haybap Ferdinand Hayvanlara ve Doğaya Ahbap Derneğinin çiftliğinde yaşamlarını sürdüreceklerini belirtti.
Tavşanların İzmir’e naklini sağlayan Ankara Pet Taksi ekibinden Kadir Çevik de bölgeye tavşan atıldığı ihbarı üzerine hemen alana giderek tavşanları kurtarmaya başladıklarını anlattı.
“Tavşanlar çiftlikte farklı hayvanlarla yaşayacak”
Bölgeye gittiğinde her yerde tavşanların olduğunu, bazılarının da hayatını kaybettiğini gördüğünü belirten Çevik, kurtarma çalışmalarında büyük çaba sarf ettiklerini söyledi.
Çevik, “Teslim edeceğimiz çiftlikte umarım güzel hayatları olur. Çiftliğin çok özverili çalıştığını biliyoruz, orada her türden, farklı olaylardan kurtarılan hayvanlar var. Çiftlikte deve, inek, tavşan, papağan, deprem sonrası kurtarılan hayvanlar var. Biz burada olayın yüzde 50’sini yaptıysak kalan yüzde 50’sini de çiftlik yapacak. Tavşanları yolculuğa uygun şekilde araçta konumlandırdık, yolculuğumuz uzun sürecek.” diye konuştu.
]]>Hava sıcaklığının gündüz sıfırın altında 15 dereceye kadar düştüğü kentte yaban hayatını korumak için çalışan DKMP ekipleri, sabahın ilk ışıklarında arazi araçlarıyla av faaliyetlerinin yapıldığı bölgelere ve avlaklara gidiyor.
Ekipler, ormanlık alanlarda ve kırsalda kış şartlarından dolayı yiyecek bulmakta güçlük çeken yaban hayvanları için doğada yemleme ve besleme çalışması yapıyor.
Kar kalınlığının yer yer bir metreyi bulduğu arazilerde dolaşan ekipler, bitkin ve yaralı buldukları hayvanları da korumaya alıyor.
Yaban hayvanlarının dondurucu soğuklarda aç kalmaması ve yaşamlarını sürdürmesi amacıyla ekiplerin karlı arazilerdeki yolculuğu ve yemleme çalışması Anadolu Ajansı (AA) ekiplerince dronla görüntülendi.
“Sebze hallerinde çöpe gidecek yiyecekleri yemlemede kullanıyoruz”
DKMP Şube Müdürü Nebi Doğan, AA muhabirine, kış şartları ağır geçen Erzurum’da yabani hayvanların aç kalmaması için yoğun şekilde çalıştıklarını söyledi.
Her yıl kendilerine verilen bütçe ve vatandaşların da kendilerine hibe ettiği yemlerle çalışmalarını yürüttüklerini anlatan Doğan, “Geçen yıl 63 bin kilogram yemleme faaliyetini gerçekleştirdik. Bu yıl 2 bin kilogram kadar buğday, 600 kilogram da çayır otu ve yonca tarzı yemleme faaliyeti gerçekleştirdik. Bunun dışında sebze hallerinde de çöpe gidecek ve insanların kullanamayacağı yiyecekleri değerlendiriyoruz.” dedi.
Yabani keçilerin olduğu kuzey bölgelere ot, kuşların olduğu bölgelere ise daha çok buğday bıraktıklarını ifade eden Doğan, şöyle devam etti:
“Yemleme faaliyetlerinde çayır otu, buğday ve pazar atığı dediğimiz ve insanlar tarafından kullanılamayan yeşillikleri kullanıyoruz. Bunların içerisinde meyveler, sebzeler, lahana ve ıspanak var. Pazar atıklarının çöp değil, yabani hayvanlar için yem olmasını istiyoruz. Bu yemleri yabani keçiler ve tavşanlar için kullanıyoruz. Pazar ve hallerden yılda 2 ton civarında sebze ve meyve atığı toplayıp doğaya bırakıyoruz. Doğada yem bırakırken bizi gören vatandaşlar da bize ot ve buğdayda destek oluyor.”
Ulaşımın sağlanamadığı bölgelerde yabani hayvanların aç kalmaması için o bölgede yaşayan duyarlı vatandaşlara yem bıraktıklarını belirten Doğan, vatandaşların, yemleme faaliyetini gerçekleştirip görüntülerini kendilerine gönderdiğini dile getirdi.
Son 1 yılda 293 yabani hayvan tedavi altına alındı
Yaralı yaban hayvanlarını da tedavi ettiklerini vurgulayan Doğan, şunları kaydetti:
“Yaralı yaban hayvanlarını 112 üzerinden vatandaşlar bize bildiriyor. Veterinerimiz olay yerine gidip yaralı hayvanı uygun şekilde alıp getiriyor. Erzurum Şubesi olarak ilk müdahaleyi yapıyoruz. Eğer ağır bir vaka değilse ve veterinerimiz müdahale yapabiliyorsa, müdahalesini yapıp tekrar doğaya bırakıyoruz. Ameliyat içerikli ağır vakalar olduğu zaman Kars Kafkas Yaban Hayvanı Kurtarma ve Rehabilitasyon Merkezi’ne gönderiyoruz. Orada iyileşen hayvanlar tekrar Erzurum’a gönderiliyor ve alındıkları bölgeye bırakıyoruz.”
Son 1 yılda 293 yaralı yabani hayvanı tedavi altına aldıklarını ve 72’sini Erzurum’da tedavi edip doğaya bıraktıklarını aktaran Doğan, memeli hayvanların yanı sıra daha çok kuş türünü tedavi ettiklerini ifade etti.
]]>Oğlakören Mahallesi’nde ailesiyle besicilik yapan Bünyamin Beyazıt, AA muhabirine, depremde evlerinin ve ahırlarının yıkıldığını söyledi.
Depremin ardından alışılmışın dışında bir hayatla karşılaştıklarını ifade eden Beyazıt, ilk zamanlarda hayvancılığı bırakmayı bile düşündüğünü söyledi.
Sonunda direnmeye ve mahallelerini terk etmemeye karar verdiklerini anlatan Beyazıt, geride kalan bir yılı çok zor geçirdiklerini dile getirdi.
Beyazıt, hayvanları ve onlardan elde ettikleri ürünleri değerinde satamadıklarına dikkati çekerek, “İstediğimiz gibi pazara erişemiyoruz. Depremzede olmamıza rağmen aldığımız ilaçlar, hayvan yemleri aynı şekilde pahalı ve erişimi zor. Hayatımızı güç bir şekilde devam ettirdik bir yıl boyunca.” dedi.
Hayvancılık sektörünün sorunlarının deprem bölgesi için daha ağır olduğunu anlatan Beyazıt, işlerini yapmakta ve para kazanmakta zorlandıklarını söyledi.
Beyazıt, sektörün yaşadığı sorunlara ilişkin çözüm önerilerini de sıralayarak, sadece özel sektörün varlığıyla işlerinin yürümeyeceğini bildirdi.
Beyazıt, “Özel sektör sütü ederinde almıyor. Kendi hesabına göre en minimum düzeyde sütü alıyor bizden, kar amacını kendisine daha çok ayırıyor. Hayvancılıkta bu kazanç, bizim daha az gelir elde etmemize neden oluyor.” diye konuştu.
“Devlet alım yaparsa ayakta kalmak daha kolay olacak”
Devletin deprem bölgelerinde süt ve et işleyici fabrikalar kurması, bu fabrikaların da sütü ve eti değerinde almaları gerektiğini vurgulayan Beyazıt, sektörün sadece desteklerle ayakta kalamayacağını söyledi.
Beyazıt, sattığı ürünlerin para etmesi durumunda köylünün üretmeye devam edeceğini dile getirerek, şunları kaydetti:
“Ama özel sektör, ürünleri bizden ucuza alıyor. Aldığı ürünler de hayatı çevirmeye, işi döndürmeye yetmiyor. Zarar ediyoruz bu şekilde. Bugün biz sütü 13,5 liraya satıyoruz. Bu 13,5 liranın içerisinde ilaç giderleri var, yem giderleri var, hayvanın ölüm riski var, emeğimiz var. Bize hiçbir şey kalmıyor. Tüccar, bunu bu şekilde düşünmüyor. Kendi karını düşünüyor, kendi hesabını düşünüyor. Ama devletimiz burada kendi eliyle bu sütleri ve ürünleri tekrar değerinde alırsa biz daha çok kazanacağız ve ayakta kalmak daha kolay olacak. Köylerde bu işi yapan sayısı artacak. Ben daha güzel olacağını düşünüyorum.”
“Sütün fiyatını, alacak kişi belirliyor”
Depremin ardından başka geliri olmayan mahallelerindeki çiftçilerin çoğunun hayvancılığı bıraktığını ifade eden Beyazıt, bir ailenin sadece hayvancılıkla geçinmesinin zor olduğunu söyledi.
Ürün ya da malzeme alırken pazarlık yapamadıklarını belirten Beyazıt, şu ifadeleri kullandı:
“Her aldığımız yem bir sonrakinden daha pahalı. Ama süt, depremden bu yana sadece 3 lira arttı. Aldıklarımız yüzde 300, yüzde 200 zam yedi. Sattıklarımıza sadece 3 lira zam yapabildik. Onu da biz değil sadece alacak kişi sütün fiyatını belirliyor. Biz bir şey söyleyemiyoruz. ‘Ben bu kadara alacağım.’ diyor, biz de kabul etmek zorunda kalıyoruz. Çünkü rekabet etme şansımız yok. Başka tüccar yok.”
]]>TARIM ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, Kahramanmaraş merkezli 6 Şubat depremlerinden etkilenen illerde felaketin ilk anından itibaren çalışmalarının aralıksız sürdüğünü belirterek, tarımsal üretimde ülkenin can damarı olan bölgede, üretimin aksamadan devam etmesi için üreticilere 2023 yılında toplam 14 milyar 150 milyon TL tarımsal destekleme ödemesi yapıldığını bildirdi.
Bakan Yumaklı, yaptığı yazılı açıklamada, 11 ili etkileyen 6 Şubat depremlerinin yıl dönümünde felakette hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet, yaralananlara geçmiş olsun temennisinde bulundu. Geride derin acılar bırakan felaket sonrası ülkenin tek vücut halinde yaraları sarmak için seferber olduğunu hatırlatan Yumaklı, Tarım ve Orman Bakanlığı Bakanlığı olarak da depremin ilk anından itibaren AFAD ile koordinasyon içerisinde çalıştıklarını vurguladı.
‘DEPREMZEDE ÜRETİCİLERİMİZİN HER DAİM YANINDA OLDUK’
Yumaklı, dünyada bile ‘asrın felaketi’ olarak adlandırılan büyük yıkıma rağmen bölge insanının zor şartlar altında bile üretime devam ettiğini vurgulayarak, “Bizler de Bakanlık olarak üretimin sürdürülebilirliğini sağlamak için gerekli her türlü desteği vererek çiftçilerimizin yanında olduk, bundan sonra da olmaya devam edeceğiz” dedi.
Bu çalışmalar kapsamında 6 Şubat depremlerinden etkilenen illerde üreticilerin mağdur olmaması adına tarımsal desteklemeler başta olmak üzere birçok konuda uygulama ve düzenlemeyi hayata geçirdiklerini hatırlatan Yumaklı, şu değerlendirmelerde bulundu:
“Çiftçi Kayıt Sistemi Yönetmeliği’nde yapılan değişiklikle 2023 üretim yılı için ürün değişikliği başvuru süresi uzatılarak deprem bölgesindeki çiftçilerin tarımsal desteklerden faydalanmaları konusunda oluşabilecek mağduriyetlerin önüne geçildi. Afet bölgesi ilan edilen illerimizde ve diğer illerimizde üreticilerin zamanında müracaat yapamayacağı, gecikmeler olabileceği öngörülerek birçok projede destekleme ve hibe başvuru süreleri uzatıldı. Yine deprem afetinden etkilenen illerimizde mazot gübre desteği kapsamında ayni olarak yapılması gereken ödemenin nakdi olarak yapılması suretiyle çiftçilerimizin ihtiyaçlarına yönelik harcama kolaylığı sağlandı. Bu kapsamda, deprem bölgesindeki çiftçilerimize toplam 2 milyar 900 milyon TL mazot gübre destekleme ödemesi yapıldı.”
‘BEDELSİZ HAYVAN DAĞITIMI YAPTIK’
Yumaklı, depremden etkilenen 11 ilde hayvanları telef olan ve tarım sigortası yaptıran üreticilere, devlet destekli Tarım Sigortaları Havuzu (TARSİM) kapsamında 37 milyon TL hasar tazminatı ödendiğinin altını çizerek, şunları kaydetti:
“Depremden etkilenen illerimizdeki üreticilerimizin üretime devam etmeleri amacıyla, başta yağlı tohumlu bitkiler, baklagiller ve hububat ile sebze üretiminin artırılmasına yönelik olarak Tarım Arazilerinin Kullanımının Etkinleştirilmesi Projesi kapsamında, 127 milyon TL kaynak tahsis edilerek ekim-dikimlerle ilgili faaliyetler yürütüldü. Deprem bölgesinde bitkisel üretimin kesintisiz devam etmesi adına Bakanlığımızca gübre üretici firmalar ile irtibata geçilerek, yapılacak gübre sevkiyatlarında önceliğin deprem bölgesine verilmesi ve bölgeden gelebilecek ilave gübre taleplerinin ivedilikle karşılanması amacıyla koordinasyon süreci yürütüldü. Sayın Cumhurbaşkanımızın ‘depremde hayvanları telef olan vatandaşlarımızın bütün kayıpları birebir karşılanacak’ talimatları doğrultusunda, depremden etkilenen illerimizde, büyükbaş, küçükbaş, kanatlı hayvan ve arılı kovan gibi hayvanları telef olan yetiştiricilerimize bu kayıplarının yerine bedelsiz hayvan dağıtımını tamamladık. Bu kapsamda, toplam 909 milyon TL maliyetli; 5 bin 804 büyükbaş, 43 bin 317 küçükbaş, 549 bin kanatlı hayvan ve 26 bin 318 arılı kovanı bedelsiz olarak yetiştiricilerimize teslim ettik. Ayrıca deprem bölgesindeki 10 bin 328 arıcımıza 5 bin 358 ton besleme şekerini bedelsiz dağıttık. Yine hayvancılık kapsamında, depremden etkilenen illerimizde yetiştiricilerimize 1 milyar 372 milyon TL yem desteği ödendi.”
DEPREM BÖLGESİNDE 10 MİLYON DOZ ÜCRETSİZ ŞAP AŞISI
Deprem bölgesinde hayvan sağlığının korunmasına yönelik de gerekli tedbirleri aldıklarını bildiren Yumaklı, “Genel hayata etkili afet bölgesi ilan edilen bu illerimizde yaklaşık 60 milyon TL bedelli 5 milyon doz büyükbaş şap aşısını ücretsiz yaptık. 2024 yılında da bu uygulamaya devam edilecek. Böylelikle 2 yılda 145 milyon lira bedelli yaklaşık 10 milyon doz aşı Bakanlığımızca ücretsiz yapılmış olacak” vurgusu yaptı. Yumaklı, bunun yanında, merada hayvancılık yapan çiftçilerin çoban ve hayvan çadırları ile yemlik, sıvat ve çoban çantası ihtiyaçlarının karşılanması amacıyla Çayır Mera Islah ve Amenajman Projeleri kapsamında da toplam 50 milyon TL bütçeli çalışma yürütüldüğünü belirterek, şu değerlendirmelerde bulundu:
“Bakanlığımız koordinasyonunda, deprem bölgelerindeki yetiştiricilerimizin pazarlama imkanı olmayan çiğ sütleri; üretici örgütleri ve özel sektöre yönlendirildi. Bu şekilde bugüne kadar, bölgedeki süt işletmelerinin ve yetiştiricilerin ürettiği 431 bin ton sütün toplanarak üretime dönüştürülmesi konusunda koordinasyon sağlandı. Yine Bakanlığımız koordinasyonunda depremde barınakları zarar gören hayvanlar için 20 bin 351 adet hayvan çadırı/branda bölgeye gönderilerek dağıtımı yapıldı. Bununla birlikte afet bölgesine 16 bin ton da hayvan yemi gönderildi. Ayrıca, depremden etkilenen sokak hayvanlarının bakım ve beslenmeleri için Bakanlığımız koordinasyonunda Türk Veteriner Hekimler Birliği ve AFAD aracılığı ile yaklaşık 55 ton mamanın dağıtımı sağlandı.”
BALIKÇILIK SEKTÖRÜ DESTEKLERİ
Depremden etkilenen illerde ülkenin önemli tarımsal üretim kalemlerinden su ürünleri yetiştiriciliği ve avcılığının da yapıldığına işaret eden Yumaklı, bu üreticilerin mağduriyetinin önlenmesi için de çalışmalar yürüttüklerine dikkati çekti. Yumaklı, “Deprem bölgesindeki deniz ve iç sularda faaliyet gösteren toplam 1021 gemi sahibine, yoksun kaldıkları avcılık faaliyetinden dolayı oluşan gelir kayıplarının karşılanması ve avcılık faaliyetlerinin sürdürülebilirliğini temini amacıyla bir defaya mahsus olmak üzere toplam 11 milyon 300 bin TL destekleme ödemesi yapıldı” dedi.
Depremde üretim tesisleri zarar gören 26 su ürünleri yetiştiriciliği işletmesine de toplam 44 milyon 700 bin TL destekleme ödemesi yapıldığını aktaran Yumaklı, böylelikle depremden etkilenen balıkçılık sektörüne toplam 56 milyon TL destekleme ödemesinde bulunulduğunu bildirdi.
KIRSAL KALKINMA DESTEKLERİ
Bakanlık tarafından yürütülen ve kabul edilen proje tutarının yüzde 50’sinin ödendiği Kırsal Kalkınma Yatırımlarının Desteklenmesi Programı’nın (KKYDP) afet bölgesindeki illerde de uygulandığına işaret eden Yumaklı, 2023 yılında KKYDP kapsamında söz konusu illerde 1928 proje tamamlandığını ve bunlar için 131,8 milyon TL hibe desteği ödendiğini aktardı. Yumaklı, proje başına 250 bin TL’ye kadar yüzde 100 hibe verilen Kırsalda Uzman Eller Projesi kapsamında da depremden etkilenen illerde 233 adet projeye 57,3 milyon TL hibe desteği ödemesi yapıldığının altını çizerek, “Gerçekleştirilen tüm bu faaliyetler çerçevesinde, depremin meydana geldiği 6 Şubat tarihinden bugüne kadar, afet bölgesindeki çiftçilerimize toplam 14 milyar 150 milyon TL tarımsal destekleme ödemesi yapıldı. Tarımsal üretimde ülkemizin can damarı olan bu illerimize üretimin aksamadan devamı için bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da her türlü desteği vermeye devam edeceğiz” değerlendirmesinde bulundu.
Ayrıca Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu projelerinin bulunduğu Kahramanmaraş, Hatay, Malatya illerindeki IPARD projelerinin hibe tutarlarında fiyat farkı uygulamasına gidildiğini belirten Yumaklı, “Böylelikle 207 projenin hibe tutarı 490 milyon TL’den 710 milyon TL’ye yükseltilerek toplam 220 milyon TL’lik ilave destek sağlandı” dedi.
ORMANCILIK VE ORMAN KÖYLÜSÜ
Afet bölgesi ilan edilen illerde 3 bin orman köylüsü ile Tarımsal Kalkınma Kooperatiflerinin 6 Şubat- 31 Temmuz 2023 tarihleri arasına tekabül eden 11,3 milyon TL ORKÖY kredi borçlarını faizsiz olarak 31 Aralık 2023 tarihine kadar ertelediklerini hatırlatan Yumaklı, şunları kaydetti: “Depremden etkilenen illerimizdeki orman köylerinde kullanılmak üzere tahsis edilen 345,3 milyon TL ek deprem ödeneğiyle birlikte depremden etkilenen illerdeki toplam ORKÖY bütçesi 458,4 milyon TL’ye yükseltildi. Böylelikle afet bölgesinde bulunan orman köylerimizdeki 4 bin 312 orman köylüsü ailemize 2023 yılında yüzde 20’si hibe olmak üzere faizsiz ORKÖY desteği sağlanmış oldu.”
TARIMSAL SULAMA VE İÇME-KULLANMA SUYU İLE TAŞKIN KORUMA ÇALIŞMALARI
Yumaklı, Kahramanmaraş merkezli 11 ili etkileyen depremler nedeniyle afet bölgesi içerisinde kalan barajların Bakanlığa bağlı Devlet Su İşleri (DSİ) Genel Müdürlüğü teknik ekiplerince detaylı olarak incelendiğini, bu çerçevede 110 baraj ve 30 göletin kontrol edildiğini bildirdi. İçme suyu sondajı ve sulama altyapısı onarım ile ilgili de faaliyetler yürütüldüğünün altını çizen Yumaklı, şunları belirtti:
“DSİ Genel Müdürlüğümüzce deprem bölgesindeki Malatya, Hatay, Adıyaman, Kahramanmaraş ve Osmaniye illerimizde toplam 143 kuyuda sondaj çalışmaları tamamlanarak saniyede 2 bin 926 litre içme ve kullanma suyu elde edildi. Yine Bakanlığımıza bağlı DSİ Genel Müdürlüğümüzce 6 Şubat’ta meydana gelen depremler sonrası başlatılan sulama altyapı projelerinin bakım ve onarımı çalışmalarının büyük bölümünü tamamlayarak tarım topraklarını tekrar suyla buluşturduk. Bölgede, toplam 56 kilometre uzunluğundaki kanaletlerde bakım ve onarım çalışması yürüttük. 16,7 kilometrelik sulama kanalı inşa ederek, işletme bakım yollarının da onarımını tamamladık. Ayrıca Hatay, Gaziantep, Kahramanmaraş, Elazığ ve Diyarbakır’da toplam 515 kooperatif kuyusu kontrol edildi. Böylelikle deprem bölgesinde vatandaşlarımızın acil içme ve kullanma suyu ihtiyacının karşılanması ile tarımsal sulamanın aksamaması amacıyla DSİ Genel Müdürlüğünün rutin faaliyetlerine ilaveten yaklaşık 1,2 milyar TL bedelli çalışma
gerçekleştirildi.”
‘PLANLAMALARIMIZI TİTİZLİKLE YÜRÜTÜYORUZ’
Tarımsal desteklemelerin haricinde Bakanlığa bağlı kuruluşlarca da deprem bölgesi için yaklaşık 6 milyar TL tutarında ödenek kullanıldığını aktaran Yumaklı, “Depremden etkilenen yetiştiricilerimizin talep etmeleri halinde sahipsiz kalmış veya bakım imkanı olmayan hayvanları, Et ve Süt Kurumu tarafından mahallinden teslim alındı. Toprak Mahsulleri Ofisi tarafından afet bölgesinde hububat ve baklagil için kota ve cins ayrımı yapmadan alım gerçekleştirildiğini de özellikle vurgulamak istiyorum” dedi.
Verimli toprak yapısı ve iklim koşulları ile ülkenin gıda arz güvenliği açısından stratejik bir öneme sahip bölgedeki tarımsal üretimin eskisinden daha iyi hale getirilmesine yönelik bütün destek ve planlama çalışmalarını titizlikle yürüttüklerini bildiren Yumaklı, şunları kaydetti:
“6 Şubat depremlerinden sonra da devlet millet el ele vererek birlik olduk, yaralarımızı birlikte sardık. Tarımsal üretimin kesintiye uğramaması için var gücümüzle çalıştık. Bakanlığımızın planlı üretim ve sözleşmeli üretim gibi yeni uygulamalarını inşallah bu illerimizde de hayata geçirerek bölgenin tarımsal üretimini daha da geliştirip ileriye taşıyacağız. Bu süreçte bölgemizin çiftçisi, üreticisi ve işletme sahipleriyle birlikte hareket edip birlikte yol alacağız. Rabb’imiz bizleri ve ülkemizi bu tür afetlerden her daim muhafaza etsin, bir daha böyle acı günler göstermesin.”
]]>Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, 6 Şubat 2023’te Kahramanmaraş’ta meydana gelen depremlerin ardından bölgede yapılan faaliyetlere ilişkin yazılı açıklama yaptı. Bakan Yumaklı, 11 ili etkileyen 6 Şubat depremlerinin sene-i devriyesinde felakette hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet, yaralananlara geçmiş olsun temennisinde bulundu. Geride derin acılar bırakan felaket sonrası ülkenin tek vücut halinde yaraları sarmak için seferber olduğunu hatırlatan Yumaklı, Tarım ve Orman Bakanlığı olarak da depremin ilk anından itibaren AFAD ile koordinasyon içerisinde çalıştıklarını vurguladı. Yumaklı, dünyada bile ‘Asrın felaketi’ olarak adlandırılan büyük yıkıma rağmen bölge insanının zor şartlar altında üretime devam ettiğini vurgulayarak, “Bizler de Bakanlık olarak üretimin sürdürülebilirliğini sağlamak için gerekli her türlü desteği vererek çiftçilerimizin yanında olduk, bundan sonra da olmaya devam edeceğiz” dedi.
“2 milyar 900 milyon TL mazot gübre destekleme ödemesi yapıldı”
6 Şubat depremlerinden etkilenen illerde üreticilerin mağdur olmaması adına tarımsal desteklemeler başta olmak üzere birçok konuda uygulama ve düzenlemeyi hayata geçirdiklerini hatırlatan Yumaklı, şu bilgileri paylaştı:
“Çiftçi Kayıt Sistemi Yönetmeliği’nde yapılan değişiklikle 2023 üretim yılı için ürün değişikliği başvuru süresi uzatılarak deprem bölgesindeki çiftçilerin tarımsal desteklerden faydalanmaları konusunda oluşabilecek mağduriyetlerin önüne geçildi. Afet Bölgesi ilan edilen illerimizde ve diğer illerimizde üreticilerin zamanında müracaat yapamayacağı, gecikmeler olabileceği öngörülerek birçok projede destekleme ve hibe başvuru süreleri uzatıldı. Yine deprem afetinden etkilenen illerimizde mazot gübre desteği kapsamında ayni olarak yapılması gereken ödemenin nakdi olarak yapılması suretiyle çiftçilerimizin ihtiyaçlarına yönelik harcama kolaylığı sağlandı. Bu kapsamda, deprem bölgesindeki çiftçilerimize toplam 2 milyar 900 milyon TL mazot gübre destekleme ödemesi yapıldı.”
“Hayvancılık kapsamında depremden etkilenen illerimizde yetiştiricilerimize 1 milyar 372 milyon TL yem desteği ödendi”
Yumaklı, depremden etkilenen 11 ilde hayvanları telef olan ve tarım sigortası yaptıran üreticilere devlet destekli Tarım Sigortaları Havuzu (TARSİM) kapsamında 37 milyon TL hasar tazminatı ödendiğinin altını çizerek, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Depremden etkilenen illerimizdeki üreticilerimizin üretime devam etmeleri amacıyla, başta yağlı tohumlu bitkiler, baklagiller ve hububat ile sebze üretiminin artırılmasına yönelik olarak Tarım Arazilerinin Kullanımının Etkinleştirilmesi Projesi kapsamında 127 milyon TL kaynak tahsis edilerek ekim-dikimlerle ilgili faaliyetler yürütüldü. Deprem bölgesinde bitkisel üretimin kesintisiz devam etmesi adına bakanlığımızca gübre üretici firmalar ile irtibata geçilerek, yapılacak gübre sevkiyatlarında önceliğin deprem bölgesine verilmesi ve bölgeden gelebilecek ilave gübre taleplerinin ivedilikle karşılanması amacıyla koordinasyon süreci yürütüldü. Cumhurbaşkanımızın ‘depremde hayvanları telef olan vatandaşlarımızın bütün kayıpları birebir karşılanacak’ talimatları doğrultusunda, depremden etkilenen illerimizde, büyükbaş, küçükbaş, kanatlı hayvan ve arılı kovan gibi hayvanları telef olan yetiştiricilerimize bu kayıplarının yerine bedelsiz hayvan dağıtımını tamamladık. Bu kapsamda, toplam 909 milyon TL maliyetli; 5 bin 804 büyükbaş, 43 bin 317 küçükbaş, 549 bin kanatlı hayvan ve 26 bin 318 arılı kovanı bedelsiz olarak yetiştiricilerimize teslim ettik. Ayrıca deprem bölgesindeki 10 bin 328 arıcımıza 5 bin 358 ton besleme şekerini bedelsiz dağıttık. Yine hayvancılık kapsamında, depremden etkilenen illerimizde yetiştiricilerimize 1 milyar 372 milyon TL yem desteği ödendi.”
Deprem bölgesinde 10 milyon doz ücretsiz şap aşısı
Deprem bölgesinde hayvan sağlığının korunmasına yönelik de gerekli tedbirleri aldıklarını bildiren Yumaklı, “Genel hayata etkili afet bölgesi ilan edilen bu illerimizde yaklaşık 60 milyon TL bedelli 5 milyon doz büyükbaş şap aşısını ücretsiz yaptık. 2024 yılında da bu uygulamaya devam edilecek. Böylelikle 2 yılda 145 milyon lira bedelli yaklaşık 10 milyon doz aşı bakanlığımızca ücretsiz yapılmış olacak” dedi.
“Yaklaşık 55 ton mamanın dağıtımı sağlandı”
Bakan Yumaklı, merada hayvancılık yapan çiftçilerin çoban ve hayvan çadırları ile yemlik, sıvat ve çoban çantası ihtiyaçlarının karşılanması amacıyla Çayır Mera Islah ve Amenajman Projeleri kapsamında da toplam 50 milyon TL bütçeli çalışma yürütüldüğünü belirterek, “Bakanlığımız koordinasyonunda, deprem bölgelerindeki yetiştiricilerimizin pazarlama imkanı olmayan çiğ sütleri; üretici örgütleri ve özel sektöre yönlendirildi. Bu şekilde bugüne kadar, bölgedeki süt işletmelerinin ve yetiştiricilerin ürettiği 431 bin ton sütün toplanarak üretime dönüştürülmesi konusunda koordinasyon sağlandı. Yine Bakanlığımız koordinasyonunda depremde barınakları zarar gören hayvanlar için 20 bin 351 adet hayvan çadırı/branda bölgeye gönderilerek dağıtımı yapıldı. Bununla birlikte afet bölgesine 16 bin ton da hayvan yemi gönderildi. Ayrıca, depremden etkilenen sokak hayvanlarının bakım ve beslenmeleri için Bakanlığımız koordinasyonunda Türk Veteriner Hekimler Birliği ve AFAD aracılığı ile yaklaşık 55 ton mamanın dağıtımı sağlandı” ifadelerini kullandı.
Balıkçılık sektörü destekleri
Depremden etkilenen illerde ülkenin önemli tarımsal üretim kalemlerinden su ürünleri yetiştiriciliği ve avcılığı da yapıldığına işaret eden Yumaklı, bu üreticilerin de mağduriyetinin önlenmesi için çalışmalar yürüttüklerine dikkati çekerek, “Deprem bölgesindeki deniz ve iç sularda faaliyet gösteren toplam bin 21 gemi sahibine, yoksun kaldıkları avcılık faaliyetinden dolayı oluşan gelir kayıplarının karşılanması ve avcılık faaliyetlerinin sürdürülebilirliğini temini amacıyla bir defaya mahsus olmak üzere toplam 11 milyon 300 bin TL destekleme ödemesi yapıldı” dedi.
Depremde üretim tesisleri zarar gören 26 su ürünleri yetiştiriciliği işletmesine de toplam 44 milyon 700 bin TL destekleme ödemesi yapıldığını aktaran Bakan Yumaklı, böylelikle depremden etkilenen balıkçılık sektörüne toplam 56 milyon TL destekleme ödemesinde bulunulduğunu söyledi.
Kırsal kalkınma destekleri
Bakanlık tarafından yürütülen ve kabul edilen proje tutarının yüzde 50’sinin ödendiği Kırsal Kalkınma Yatırımlarının Desteklenmesi Programı’nın (KKYDP) afet bölgesindeki illerde de uygulandığına işaret eden Yumaklı, 2023 yılında KKYDP kapsamında söz konusu illerde bin 928 proje tamamlandığını ve bunlar için 131,8 milyon TL hibe desteği ödendiğini aktardı. Bakan Yumaklı, proje başına 250 bin TL’ye kadar yüzde 100 hibe verilen Kırsalda Uzman Eller Projesi kapsamında da depremden etkilenen illerde 233 adet projeye 57,3 milyon TL hibe desteği ödemesi yapıldığının altını çizerek, “Gerçekleştirilen tüm bu faaliyetler çerçevesinde, depremin meydana geldiği 6 Şubat tarihinden bugüne kadar, afet bölgesindeki çiftçilerimize toplam 14 milyar 150 milyon TL tarımsal destekleme ödemesi yapıldı. Tarımsal üretimde ülkemizin can damarı olan bu illerimize üretimin aksamadan devamı için bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da her türlü desteği vermeye devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.
Depremden etkilenen ve Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu projelerinin bulunduğu Kahramanmaraş, Hatay, Malatya illerindeki IPARD projelerinin hibe tutarlarında fiyat farkı uygulamasına gidildiğini belirten Yumaklı, “Böylelikle 207 projenin hibe tutarı 490 milyon TL’den 710 milyon TL’ye yükseltilerek toplam 220 milyon TL’lik ilave destek sağlandı” dedi.
“2023 yılında yüzde 20’si hibe olmak üzere faizsiz ORKÖY desteği sağlanmış oldu”
Afet bölgesi ilan edilen illerde 3 bin orman köylüsü ile Tarımsal Kalkınma Kooperatiflerinin 6 Şubat- 31 Temmuz 2023 tarihleri arasına tekabül eden 11,3 milyon TL ORKÖY kredi borçlarını faizsiz olarak 31 Aralık 2023 tarihine kadar ertelediklerini hatırlatan Yumaklı, “Depremden etkilenen illerimizdeki orman köylerinde kullanılmak üzere tahsis edilen 345,3 milyon TL ek deprem ödeneğiyle birlikte depremden etkilenen illerdeki toplam ORKÖY bütçesi 458,4 milyon TL’ye yükseltildi. Böylelikle afet bölgesinde bulunan orman köylerimizdeki 4 bin 312 orman köylüsü ailemize 2023 yılında yüzde 20’si hibe olmak üzere faizsiz ORKÖY desteği sağlanmış oldu” diye konuştu.
“DSİ Genel Müdürlüğünün rutin faaliyetlerine ilaveten yaklaşık 1,2 milyar TL bedelli çalışma gerçekleştirildi”
Bakan Yumaklı, Kahramanmaraş merkezli 11 ili etkileyen depremler sebebiyle afet bölgesi içerisinde kalan barajların Bakanlığa bağlı Devlet Su İşleri (DSİ) Genel Müdürlüğü teknik ekiplerince detaylı olarak incelendiğini, bu çerçevede 110 baraj ve 30 göletin kontrol edildiğini bildirerek, şunları kaydetti:
“DSİ Genel Müdürlüğümüzce deprem bölgesindeki Malatya, Hatay, Adıyaman, Kahramanmaraş ve Osmaniye illerimizde toplam 143 kuyuda sondaj çalışmaları tamamlanarak saniyede 2 bin 926 litre içme ve kullanma suyu elde edildi. Yine bakanlığımıza bağlı DSİ Genel Müdürlüğümüzce 6 Şubat’ta meydana gelen depremler sonrası başlatılan sulama altyapı projelerinin bakım ve onarımı çalışmalarının büyük bölümünü tamamlayarak tarım topraklarını tekrar suyla buluşturduk. Bölgede toplam 56 kilometre uzunluğundaki kanaletlerde bakım ve onarım çalışması yürüttük. 16,7 kilometrelik sulama kanalı inşa ederek, işletme bakım yollarının da onarımını tamamladık. Ayrıca Hatay, Gaziantep, Kahramanmaraş, Elazığ ve Diyarbakır’da toplam 515 kooperatif kuyusu kontrol edildi. Böylelikle deprem bölgesinde vatandaşlarımızın acil içme ve kullanma suyu ihtiyacının karşılanması ile tarımsal sulamanın aksamaması amacıyla DSİ Genel Müdürlüğünün rutin faaliyetlerine ilaveten yaklaşık 1,2 milyar TL bedelli çalışma gerçekleştirildi.”
Bakanlığa bağlı kuruluşların faaliyetleri
Tarımsal desteklemelerin haricinde DSİ, OGM, ESK, TİGEM, ÇAYKUR, TÜRKŞEKER, TMO ve AOÇ gibi bakanlığa bağlı kuruluşlarca da deprem bölgesi için yaklaşık 6 milyar TL tutarında ödenek kullanıldığını aktaran Yumaklı, “Depremden etkilenen yetiştiricilerimizin talep etmeleri halinde sahipsiz kalmış veya bakım imkanı olmayan hayvanları, Et ve Süt Kurumu tarafından mahallinden teslim alındı” dedi.
Yumaklı, TMO tarafından afet bölgesinde hububat ve baklagil için kota ve cins ayrımı yapmadan alım gerçekleştirildiği vurguladı. Bakan Yumaklı, Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğünün (TİGEM) de afet bölgesindeki yetiştiricilerin hayvanlarının yem ihtiyacını karşılanması için çalışmaları koordine ettiğini belirterek, “Bununla birlikte depremde hayvanları telef olan yetiştiricilerimize bedelsiz hayvan dağıtımları için canlı büyükbaş ve küçükbaş hayvan tedarikinin büyük çoğunluğu da TİGEM işletmelerinde yetiştirilen hayvanlardan karşılandı” dedi.
“Depremden etkilenen bölgede planlamalarımızı titizlikle yürütüyoruz”
Verimli toprak yapısı ve iklim şartları ile ülkenin gıda arz güvenliği açısından stratejik bir öneme sahip bölgedeki tarımsal üretimin eskisinden daha iyi hale getirilmesine yönelik bütün destek ve planlama çalışmalarını titizlikle yürüttüklerini bildiren Bakan Yumaklı, şunları kaydetti:
“6 Şubat depremlerinden sonra da devlet millet el ele vererek birlik olduk, yaralarımızı birlikte sardık. Tarımsal üretimin kesintiye uğramaması için var gücümüzle çalıştık. Bakanlığımızın planlı üretim ve sözleşmeli üretim gibi yeni uygulamalarını inşallah bu illerimizde de hayata geçirerek bölgenin tarımsal üretimini daha da geliştirip ileriye taşıyacağız. Bu süreçte bölgemizin çiftçisi, üreticisi ve işletme sahipleriyle birlikte hareket edip birlikte yol alacağız. Rabbimiz bizleri ve ülkemizi bu tür afetlerden her daim muhafaza etsin, bir daha böyle acı günler göstermesin. 6 Şubat depremlerinin seneidevriyesinde vefat eden kardeşlerimize ve mesai arkadaşlarımıza bir kez daha Allah’tan rahmet, yaralananlara acil şifa, tüm milletimize geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum.” – ANKARA
]]>Malatya Tarım ve Orman Müdürü Osman Akar, AA muhabirine, “asrın felaketi” olarak nitelendirilen depremlerin tüm sektörler gibi, tarım sektörünü de etkilediğini söyledi.
Depremler dolayısıyla üreticilerin büyük sıkıntı yaşadığını belirten Akar, “Ülkenin gıda ihtiyacının karşılanması adına özverili çiftçilerimiz üretime devam etti. Devlet ve millet olarak kenetlenme süreci oluştu. Deprem sürecinde sıkıntı yaşayan insanlarımız da üreticilerimizi yalnız bırakmadı, büyük katkı sağladı. Barınma, tohum, hayvan yemi ihtiyaçlarının giderilmesi, hayvanları telef olan vatandaşlarımıza ayni olarak hayvanların verilmesi gibi birçok konuda destek sağlandı.” dedi.
Akar, bundan sonra da imkanlar dahilinde üreticilere destek verileceğinin altını çizerek, şu değerlendirmede bulundu:
“Malatya’da şimdiye kadar üreticilerimizin 1918 ton tohum buğday, arpa, nohut, ay çekirdeği ve yem bitkileri tohumu gibi ihtiyaçları karşılandı. 3 bin 500 ton hayvan yemi, arıcılık yapanlara 442 ton şeker ve 1347 arılı petek, 863 bin sebze fidesi verildi. Hayvanların suluk ihtiyacının karşılanması için 3 bin 420 sıvat, barınma ihtiyacının karşılanması için 1200 çadır ve 2 bin 486 branda üreticilere dağıtıldı. Bunun yanında Bakanlığımız, 117 milyon lira nakit yem desteğini de çiftçilerimize dağıttı.”
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın kararıyla depremde hayvanları göçük altında kalarak telef olan üreticilere destekte bulunulduğunu vurgulayan Akar, “Bu kapsamda Malatya’da 85 çiftçimize 3 bin 291 küçükbaş, 238 yetiştiricimize de 550 büyükbaş hayvan dağıtımı yapıldı.” diye konuştu.
Besiciler sağlanan desteklerden memnun
Yeşilyurt ilçesine bağlı Görgü Mahallesi’nde geçimini hayvancılıkla sağlayan 71 yaşındaki Mehmet Mutlu, 6 Şubat’taki ikinci depremin mahallelerinde büyük yıkıma neden olduğunu söyledi.
Depremde ev ve ahırın çöktüğünü belirten Mutlu, “50 hayvanım telef oldu, sağ olsun devlet telafi ederek hayvan verdi. Devletimiz 2 de koç verdi.” dedi.
Kadiruşağı Mahallesi’ndeki besicilerden 26 yaşındaki Hasan Arslan da 700 civarındaki küçükbaş hayvandan 38’inin ahırın yıkılmasıyla telef olduğunu anlattı.
Depremin ardından Bakanlığın çeşitli destekler verildiğini vurgulayan Arslan, “Devletimiz haziran ayında bize havyan verdi. Aldığımız küçükbaş hayvanlardan 10’u yavruladı. Bir adet büyükbaş hayvanımız enkaz altında telef oldu, devlet onu da bir ay önce verdi.” diye konuştu.
Elbistan’da yetiştiricilere 862 küçük ve büyükbaş hayvan verildi
Kahramanmaraş’ın Elbistan ilçesinde de Bakanlık tarafından yetiştiricilere çeşitli destekler aktarıldı.
Elbistan Tarım ve Orman Müdürü İsmail Çitil, üretimin aksamaması amacıyla ilçede telef olan hayvanlar için üreticilere 796 küçük, 66 da büyükbaş hibe edildiğini söyledi.
Elbistan’daki çiftçilere 28 milyon lira nakdi yem desteği sağladığına işaret eden Çitil, 50 yetiştiriciye süt sağma makinesi, 10 yetiştiriciye süt soğutma tankı ve 212 çiftçiye büyükbaş hayvanları için 112 metrekarelik çadır dağıtıldığını kaydetti.
İlçenin Akbayır Mahallesi’nde ahırının yıkılması sonucu hayvanları telef olan besici Mehmet Özgen’e de destek ulaştı.
Evinin depremde yıkıldığını, ahırın çökmesi sonucu da 150 küçük, 1 de büyükbaş hayvanının telef olduğunu belirten Özgen, eşi ve üç çocuğuyla birlikte ağabeyinin aynı mahalledeki evinde yaşadıklarını anlattı.
Özgen, hayvan bilgi sistemine kayıtlı 68 küçükbaşın Bakanlık tarafından hibe edildiğini, bu sayede tekrar işine dönmenin mutluluğunu yaşadığını vurgulayarak, şunları söyledi:
“Şok yaşarken devletimiz geldi, yetkililer tespitlerde bulundu. Bizi tekrar hayata bağladı. Hayvanlarımızı karşıladı, her türlü destekte bulundu. Çadırımızı aldık, yem ihtiyacımızı karşıladı. Yaralarımızı sardıktan sonra biz de kendi ayaklarımızın üzerinde durmaya başladık. Şükür, devletimizin verdiği imkanlarla devam ediyoruz.”
]]>Bayrampaşa’da 22 Ekim 2023’de ‘Badem’ isimli sahipli kediyi yakalayarak poşete koyduğu, daha sonra sokağa fırlattığı kediye tekmeler atarak ölümüne neden olduğu iddia edilen sanığın yargılandığı dava karara bağlandı. İstanbul 50.Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmada tutuklu sanık Yunus Can ve müşteki Ebru Dilaver hazır bulundu. Duruşmaya müşteki avukatı ile İstanbul Barosu Hayvan Hakları Merkezi avukatı da katıldı.
“Bize araba çarptığını söyledi, GBT sorgulaması ve kaba üst aramasını yaptık”
Duruşmada tanık olarak dinlenen bekçi T.U., olay günü sabaha karşı devriye görevi sırasında bir kepenk sesi gelmesi üzerine sesin geldiği sokağa doğru geçtiklerini söyleyerek, “Gittiğimiz yerde cansız bir kedi bulunuyordu, çevresinde de sanığı gördük. Bize araba çarptığını söyledi, GBT sorgulaması ve kaba üst aramasını yaptık. Herhangi bir olumsuzluğa rastlamadık. Kedi cansız bir halde, yaşam belirtisi göstermiyordu, ağzından da kan geliyordu. Sanık, ‘kedi ölmüş, ben bunu çöpe atayım’ dedi. Biz karışmamasını söyledik ve oradan uzaklaştırdık. Sanık, kedinin ölüsüne bir zarar vermesin diye bir karton parçasına koyup veterinerin önüne bıraktık. Birkaç gün sonra da haberlerde görünce şahsı tespit edip olay hakkında ifademizi verdik” şeklinde konuştu.
“Herhangi bir şiddet uygulamış olsaydım benim üzerimde de kan lekesi olurdu”
Duruşmada savunma yapan sanık Yunus Can, “Ben herhangi bir şiddet uygulamış olsaydım benim üzerimde de kan lekesi olurdu. Önceki ifademde araba çarpmasın diye kediyi ittirdiğimi söylemiştim” dedi.
“Bugün hayvana bunları yapan yarın insana da yapar”
Müşteki Ebru Dilaver beyanında, sanıktan şikayetçi olduğunu belirterek, “Bugün hayvana bunları yapan, yarın insana da yapar, ileride bizlere de zarar verebilir. Dosyada bilgilerim mevcut olduğu için tehdit altındayım, bu kişinin ceza almasını istiyorum” diye konuştu.
“İnsan kendi vasfında olanı söyler”
Duruşmada son sözü sorulan sanık, “Olayı olduğu gibi aktardım, ortada bir şiddet, taş, sopa yok. Şiddeti gösteren bir delil yok. Kedi, sokak kedisidir. Tasması yok, boynunda cep telefonu yazardı. Kedi, sokaktan aldığım bir kedidir. Ayrıca, ben sokak kedilerini beslemekte ve tedavisini yaptırmaktayım. Hatta veterinerde buna ilişkin kayıtlar mevcuttur. Sabıkam temizdir, insan kendi vasfında olanı söyler. Kimseyi tehdit edecek bir halim yoktur. Beraatımı talep ederim” ifadelerini kullandı.
2 yıl hapis cezasına çarptırılarak tahliye edildi
Kararını açıklayan mahkeme, sanık Yunus Can’ın ‘bir ev hayvanını veya evcil hayvanı kasten öldürme’ suçundan 2 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Sanığın tutuklulukta geçirdiği süreyi de dikkate alan mahkeme, sanığın tahliyesine karar verdi.
Mahkeme ayrıca, sanık Can’ın ‘hırsızlık’ suçundan kesin delil elde edilemediği gerekçesiyle beraatına karar verdi.
İddianameden
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nca hazırlanan iddianamede, müşteki Ebru Dilaver’in polis merkezine gelerek sahipli olan ‘Badem’ isimli kedisinden uzun süredir haber alamadığını, kamera sistemlerini kontrol ettiğinde tanımadığı bir şahsın kedisini, poşetin içerisine atarak götürdüğünü söylediği anlatıldı.
Olay yeri ve çevresine ait kamera kayıtları incelemesine yer verilen iddianamede, şüpheli Yunus Can’ın kediyi yakalayarak poşete koyduğu, götürdükten sonra kediyi sokağa fırlattığı ancak bir süre sonra gelerek kediye tekme attığı ve kedinin yerde hareketsiz şekilde kaldığı kaydedildi.
Hazırlanan iddianamede, şüpheli Can’ın müşteki Dilaver’e ait kediyi gece vakti aldığı, sahipli hayvana tekme attığı ve böylece zarar verdiği aktarıldı.
İddianamede şüpheli Yunus Can’ın ‘bir ev hayvanını veya evcil hayvanı kasten öldürme’ ve ‘gece vakti hırsızlık’ suçlarından toplamda 2 yıldan 8 yıl 6 aya kadar hapis cezasına çarptırılması talep edildi. – İSTANBUL
]]>Bünyesinde bulunan Evcil ve Sahipsiz Hayvanlar Şube Müdürlüğü aracılığıyla Bozyazı, Silifke ve Kaşlı Geçici Hayvan Bakımevi’nde, Mersin’in sokaklarında yaşayan patili dostlara hizmet veren Mersin Büyükşehir Belediyesi, her geçen yıl hizmet kalitesini ve alanını artırma hedefiyle çalışmalarını sürdürüyor. Tarımsal Hizmetler Dairesi Başkanlığı bünyesindeki Bakımevi’nde bulunan alanında uzman personeli ile 2023 yılında da binlerce sahipsiz dosta el uzatan Büyükşehir Belediyesi, 2024 yılında hayata geçireceği yeni projelerle, hizmet kalitesini ve alanını daha da artırmayı planlıyor.
Bakım Evleri’ndeki can dostları sağlıklı ve konforlu bir şekilde misafir etmeyi sürdüren Evcil ve Sahipsiz Hayvanlar Şube Müdürlüğü’nün sokak hayvanlarına yönelik gerçekleştirdiği hizmetleri; başıboş, hasta, yaralı olan kedi ve köpeklerin toplanarak tedavi edilmesi, kısırlaştırma, sahiplendirme ve mama desteği oluşturuyor. Her yıl kısırlaştırma yaptığı, tedavi ettiği ve aşı uyguladığı hayvan sayısı ile dağıttığı mama miktarını artıran ekipler, patili dostların Mersin’de sağlıklı, güvenli ve huzurlu bir şekilde yaşaması için çalışıyor.
YIKILMAZ: “2023 YILINDA 6 BİN CİVARINDA KISIRLAŞTIRMA SAYIMIZ VAR”
2023 yılında verdikleri hizmetlerin detaylarını paylaşan Evcil ve Sahipsiz Hayvanlar Şube Müdürü Hünkar Yıkılmaz, “2023 yılında 6 bin civarında bir kısırlaştırma sayımız var. 7 bin 200 civarında kedi ve köpeğe kuduz ve karma aşısı yaptık. 843 hayvanımızın sahiplendirilmesini sağlayarak, sıcak yuvalarına kavuşturduk. Beslenme odakları oluşturarak, yerel hayvan koruma görevlileri ve derneklerle birlikte kedi ve köpeklerin beslenme işlemlerini gerçekleştirdik. 2 yıldan bu yana özellikle kedileri besleyen yerel hayvan koruma görevlerine vermiş olduğumuz mama miktarını belirlerken; gerek belediyeye ait bakımevlerinde, gerekse de özel kliniklerde yapılan kısırlaştırma sayılarını dikkate alıyoruz. 3 yıl öncesinde 800, geçtiğimiz yıl 1800, bu yıl ise yüzde 50 artış olarak 2 bin 800 adet kedimizi kısırlaştırdık. Bu da yaklaşık yüzde 50’lik bir artışın olduğunu gösteriyor” dedi.
“TEKNİK EKİP, EKİPMAN VE ARAÇ SAYISINDA ARTIŞA GİTTİK”
Sokakta yaşayan sahipsiz hayvanlar için ciddi miktarda mama desteği verdiklerini de kaydeden Yıkılmaz, “Geçtiğimiz yıl 145 ton civarında kuru mama kullanmıştık. Bu yıl 174 ton civarında kullandık. Burada da ciddi bir artış var. Belediyenin bütçesi doğrultusunda elimizden geldiğince bu işe katkı sunduk” diye konuştu.
Yıkılmaz, teknik ekip ile araç sayılarında da artışa gittiklerini sözlerine ekleyerek, hizmet kalitesini daha çok artırdıklarını kaydetti. Yıkılmaz, 1 olan ambulans sayısını 5’e, 7 olan tekniker sayısını 15’e, 10 olan veteriner hekim sayısını ise 12’ye çıkardıklarını hatırlattı. 2019 yılında yaptıkları çalıştayda aldıkları kararların ne noktada olduğunu görmek adına, 2023 yılında da çalıştay yaptıklarını söyleyen Yıkılmaz, kentin paydaşlarının görüşlerini de aldıklarını belirtti. Yıkılmaz, sorun ve çözüm önerilerini yeniden belirlediklerini söyleyerek, talepler doğrultusunda bazı yenilikler yapacaklarını söyledi.
“BU YIL KOMPOST MAMA ÜRETİMİNE DE BAŞLAYACAĞIZ”
2024 yılında önemli bir projeyi hayata geçirerek, kompost mama üretimine geçeceklerini belirten Yıkılmaz, bakımevlerine gelen artık yemekleri bozulmadan mamaya çevireceklerini söyledi. Yıkılmaz, “Bu yıl kompost mama üretimine başlayacağız ve bunun ihalesini gerçekleştiriyoruz. Bu yıl içerisinde kırıcı ünitesi, kompost makinesi, kurutma makinesi ve pelet makinesinden oluşan bir ünitenin alımını gerçekleştireceğiz. Böylece Kaşlı Geçici Hayvan Bakımevindeki köpeklerin beslenmesinde kullanmış olduğumuz yemek miktarının yaklaşık yüzde 50’lik kısmını, bu üniteden faydalanarak sağlayacağız” diye konuştu.
“MERSİN VETERİNER HEKİMLERİ ODASI İLE ORTAK BİR PROJEYİ HAYATA GEÇİRECEĞİZ”
2024 yılı için yapmayı planladıkları bir diğer projenin de Mersin Veteriner Hekimleri Odası ile hayata geçeceğini belirten Yıkılmaz, “Biz her ne kadar bakımevlerinde kedi ve köpeklere yönelik hizmet sunsak da, özellikle akşam ve gece saatlerinde ve özellikle yaz mevsimindeki trafik yoğunluğundan kaynaklı yaşanan kazalarda çok sayıda kedi ve köpeğimiz maalesef yaralanmakta ve hatta birçoğu da olay yerinde hayatını kaybetmekte. Burada kedi ve köpeklerimize daha erken müdahale sağlayabilmek için, Mersin Veteriner Hekimler Odası aracılığıyla özel veteriner kliniklerinden acil müdahale desteği alacağız” dedi.
]]>
Bakım evlerindeki can dostları sağlıklı ve konforlu bir şekilde misafir etmeyi sürdüren Evcil ve Sahipsiz Hayvanlar Şube Müdürlüğünün sokak hayvanlarına yönelik gerçekleştirdiği hizmetleri başıboş, hasta, yaralı olan kedi ve köpeklerin toplanarak tedavi edilmesi, kısırlaştırma, sahiplendirme ve mama desteği oluşturuyor. Her yıl kısırlaştırma yaptığı, tedavi ettiği ve aşı uyguladığı hayvan sayısı ile dağıttığı mama miktarını artıran ekipler, patili dostların Mersin’de sağlıklı, güvenli ve huzurlu bir şekilde yaşaması için çalışmalarını sürdürüyor.
“2023 yılında 6 bin civarında kısırlaştırma sayımız var”
2023 yılında verdikleri hizmetlerin detaylarını paylaşan Evcil ve Sahipsiz Hayvanlar Şube Müdürü Hünkar Yıkılmaz, “2023 yılında 6 bin civarında bir kısırlaştırma sayımız var. 7 bin 200 civarında kedi ve köpeğe de kuduz ve karma aşısı yaptık. 843 hayvanımızın sahiplendirilmesini sağlayarak, sıcak yuvalarına kavuşturduk. Beslenme odakları oluşturarak, yerel hayvan koruma görevlileri ve derneklerle birlikte kedi ve köpeklerin beslenme işlemlerini gerçekleştirdik. 2 yıldan bu yana özellikle kedileri besleyen yerel hayvan koruma görevlilerine vermiş olduğumuz mama miktarını belirlerken; gerek belediyeye ait bakımevlerinde, gerekse de özel kliniklerde yapılan kısırlaştırma sayılarını dikkate alıyoruz. 3 yıl öncesinde 800, geçtiğimiz yıl bin 800, bu yıl ise yüzde 50 artış olarak 2 bin 800 adet kedimizi kısırlaştırdık. Bu da yaklaşık yüzde 50’lik bir artışın olduğunu gösteriyor” dedi.
“Teknik ekip, ekipman ve araç sayısında artışa gittik”
Sokakta yaşayan sahipsiz hayvanlar için ciddi miktarda mama desteği verdiklerini de kaydeden Yıkılmaz, “Geçtiğimiz yıl 145 ton civarında kuru mama kullanmıştık. Bu yıl 174 ton civarında kullandık. Burada da ciddi bir artış var. Belediyenin bütçesi doğrultusunda elimizden geldiğince bu işe katkı sunduk” diye konuştu. Yıkılmaz, teknik ekip ile araç sayılarında da artışa gittiklerini sözlerine ekleyerek, hizmet kalitesini daha çok artırdıklarını kaydetti.
1 olan ambulans sayısını 5’e, 7 olan tekniker sayısını 15’e, 10 olan veteriner hekim sayısını ise 12’ye çıkardıklarını hatırlatan ve 2019 yılında gerçekleştirdikleri çalıştayda aldıkları kararların ne noktada olduğunu görmek adına, 2023 yılında da çalıştay yaptıklarını söyleyen Yıkılmaz, kent paydaşlarının görüşlerini de aldıklarını belirtti. Yıkılmaz, sorun ve çözüm önerilerini yeniden belirlediklerini söyleyerek, talepler doğrultusunda bazı yenilikler yapacaklarını belirtti.
“Bu yıl kompost mama üretimine de başlayacağız”
2024 yılında önemli bir projeyi hayata geçirerek, kompost mama üretimine geçeceklerini ifade eden Yıkılmaz, bakımevlerine gelen artık yemekleri bozulmadan mamaya çevireceklerini söyledi. Yıkılmaz, “Bu yıl kompost mama üretimine başlayacağız ve bunun ihalesini gerçekleştiriyoruz. Bu yıl içerisinde kırıcı ünitesi, kompost makinesi, kurutma makinesi ve pelet makinesinden oluşan bir ünitenin alımını gerçekleştireceğiz. Böylece Kaşlı Geçici Hayvan Bakımevindeki köpeklerin beslenmesinde kullanmış olduğumuz yemek miktarının yaklaşık yüzde 50’lik kısmını, bu üniteden faydalanarak sağlayacağız” diye konuştu.
“Mersin Veteriner Hekimleri Odası ile ortak bir projeyi hayata geçireceğiz”
2024 yılı için yapmayı planladıkları bir diğer projenin de Mersin Veteriner Hekimleri Odası ile hayata geçeceğini belirten Yıkılmaz, “Biz her ne kadar bakımevlerinde kedi ve köpeklere yönelik hizmet sunsak da, özellikle akşam ve gece saatlerinde ve yaz mevsimindeki trafik yoğunluğundan kaynaklı yaşanan kazalarda çok sayıda kedi ve köpeğimiz maalesef yaralanmakta ve hatta birçoğu da olay yerinde hayatını kaybetmekte. Burada kedi ve köpeklerimize daha erken müdahale sağlayabilmek için, Mersin Veteriner Hekimler Odası aracılığıyla özel veteriner kliniklerinden acil müdahale desteği alacağız” ifadelerine yer verdi. – MERSİN
]]>OMÜ Ziraat Fakültesi Zootekni Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ünal Kılıç yürütücülüğünde hazırlanan “Kenevir Atıklarından Yapılan Silaj ve Toplam Karma Rasyon Silajlarının Yem Değerinin On Vitro ve İn Vivo Yöntemlerle Belirlenmesi Enterik Metan Üretimi Üzerine Etkilerinin Shotgun Metagenom Yaklaşımı ile Değerlendirilmesi Projesi”, TÜBİTAK 1001 Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Projeleri Destekleme Programı kapsamında kabul edildi.
Çalışmaların 36 ayda tamamlanması planlanan projede OMÜ öğretim üyeleri Prof. Dr. Mehmet Akif Çam, Prof. Dr. İsmail Kaya, Prof. Dr. İsmet Boz, Doç. Dr. Levent Mercan ve OMÜ Kenevir Araştırmaları Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Selim Aytaç’ın yanı sıra Niğde Ömer Halisdemir Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Boğa danışman olarak görev alıyor. Projeye, lisans ve lisansüstü düzeyde 4 öğrenci katılıyor.
Prof. Dr. Kılıç, AA muhabirine, kenevir bitkisinin hasadı sırasında bazı kısımlarının imha edildiğini söyledi.
Kenevirin bu kısımlarının geviş getiren hayvanlarda süt veriminin artmasına ve metan gazı üretiminin azaltılmasına katkı sağladığını belirten Kılıç, “Besicilerimize bu konuda yardımcı olmak, metan üretimini azaltıcı bazı stratejilerle hayvanların beslenmesini desteklemek gerekiyordu. Bu kapsamda keneviri kullanabileceğimizi düşündük.” dedi.
Metan üretiminin azaltılmasının tek başına kenevirin kullanılmasıyla mümkün olmadığına dikkati çeken Kılıç, “Kenevirden katkı maddesi olarak faydalanmayı düşünüyoruz. Bu kapsamda kenevir az miktarlarda dahi kullanılsa, yemlerdeki metan üretimini azaltacak ve yemle israf olan enerjinin kaybolmadan hayvanın performansına, et ve süt verimine aktarılabileceği bir strateji amaçladık. Hayvanların metan üretimini azaltırsak, bir taraftan küresel ısınmayı önleyip bir taraftan da yemin daha etkin şekilde kullanmasıyla önemli kazanımlar sağlayabiliyoruz.” ifadelerini kullandı.
Kenevirin hasadı sonrasında ortaya çıkan, kıtık adı verilen atıkların birçok kullanım alanı bulunduğunu belirten Kılıç, “Yem olarak kullanıldığında yüksek protein değeri bulunduğunu, besleme değerinin samandan daha yüksek olduğunu yaptığımız ön çalışmalarda belirlemiştik. Bunu tek başına kullanmak zor olacağından belirli miktar kullanıldığında samandan daha yüksek performans alınabileceğini düşündük.” diye konuştu.
Ziraat Fakültesi Tarımsal Biyoteknoloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Levent Mercan ise kenevir atıklarından üretilen yemlerle beslenen hayvanların işkembesinden alınacak sıvılardaki mikroorganizma çeşitliliğinin ve buna bağlı metan üretiminin azalıp azalmadığını kontrol edeceklerini anlattı.
Yaptıkları çalışmanın Türkiye’de öncülük yapacağını vurgulayan Mercan, “Hayvanlardan alınan rumen (işkembe) sıvısı örneklerinin içerdiği mikroorganizmalar üzerine, yeme kenevir ilavesinin nasıl etki edeceğini moleküler düzeyde analiz edeceğiz. İşkembenin iç ortamı, tanımlanmış ve tanımlanmamış pek çok canlıdan oluşuyor. Çalışmamızda hedefimiz daha önce tanımlanmamış olduğunu varsaydığımız birtakım mikroorganizmaların bulunup bulunmadığını moleküler düzeyde tespit etmek.” diye konuştu.
Projelerinde, hayvanların kenevir içeren yemlerle beslendikten sonra durumlarındaki değişikliği de belirlemeyi hedeflediklerini aktaran Mercan, mevcut işkembe içeriğindeki mikroorganizmalar ile diğer biyomoleküllerin değişim eğilimlerini de belirlemeyi hedeflediklerini kaydetti.???????
]]>Üniversitenin Kezer Yerleşkesi’nde geçen yıl 8 bin 300 metrekarelik alanda kurulan ve kentin yanı sıra çevre illere de cerrahi, iç hastalıkları, doğum ve jinekoloji, suni tohumlama ve döllenme klinikleriyle hizmet sunulan hastanede, inek, koyun, keçi, at gibi çiftlik hayvanlarının yanı sıra sahipli ve sahipsiz kedi, köpek ve egzotik hayvanların da tedavileri yapılıyor.
Hastanede ultrasonografi, radyoloji ve ekokardiyografi gibi teknolojilerle tanı konuluyor, gelişmiş laboratuvarlarda mikrobiyolojik, patolojik ve parazitolojik analizler gerçekleştiriliyor.
SİÜ Rektörü Prof. Dr. Nihat Şındak, AA muhabirine, geçen yıl kurulan ve 8 ay önce hasta kabulüne başlayan hastanede her türlü hizmetin verilebildiğini söyledi.
Hastanede ameliyat sonrası hasta bakım, karantina ve izolasyon ünitelerinin yer aldığını bildiren Şındak, son teknoloji cihazlarla donatılan hastanede iç hastalıklar, cerrahi ve doğum alanlarındaki kliniklerde tedavilerin yapıldığını belirtti.
“Türkiye’de sayılı hayvan hastaneleri arasında yer almaktadır”
Hastanede 7 gün 24 saat esasına göre hizmet verildiğini dile getiren Şındak, şöyle konuştu:
“Hayvan Sağlığı Uygulama ve Araştırma Hastanesi, bütün hayvan türlerinin tedavi edilmesi için uygun koşullar taşımakta. Burada muayene, hasta tanısı için laboratuvar tetkikleri, ameliyatlar gerçekleştiriliyor. Türkiye’de sayılı hayvan hastaneleri arasında yer almaktadır. En yüksek teknolojik donanıma sahip ülkemizin en iyi hayvan hastanelerinden biridir.”
“Sahipli ve sahipsiz hayvanlara elimizden geldiğince hizmet veriyoruz”
Hayvan Sağlığı Uygulama ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Dr. Öğretim Üyesi Ali Gülaydın, hastanede 5’i idari, 3’ü tekniker olmak üzere 9 destek personeli ve 30 öğretim üyesinin görev yaptığını bildirdi.
Hastanenin acil servisinde her türlü hayvana hizmet verildiğini ifade eden Gülaydın, bölgedeki illerden de hayvanların getirildiğini, klinik muayene, tedavi, teşhis ve hospitalizasyon hizmeti verildiğini söyledi.
Hastanenin bölgede tek, ülkede sayılı hastaneler arasında yerini aldığını kaydeden Gülaydın, şöyle devam etti:
“Hastane tam teşekküllü ve personel açısından tedavi hizmeti veren ekipmanlardan oluşmaktadır. Hastanede Pet Polikliniği, Büyükbaş ve Küçükbaş Poliklinikleri, Egzotik Hayvan ve Acil Polikliniği mevcut. Polikliniklerimizde Cerrahi Ana Bilim Dalı, Doğum ve Jinekoloji Ana Bilim Dalı, İç Hastalıklar Ana Bilim Dalı ile Suni Tohumlama ve Döllenme Ana Bilim Dalı olarak hizmeti vermektedir. Radyoloji ünitemizde, son teknolojiye sahip röntgen cihazı, ultrasonografi cihazı, endoskopi cihazlarımız mevcuttur. Bu şekilde sahipli ve sahipsiz hayvanlara elimizden geldiğince hizmet veriyoruz. Son 8 ayda 969 hayvan tedavi edildi.”
Gülaydın, Siirt Belediyesinin yanı sıra Doğa Koruma ve Milli Parklar Şube Müdürlüğüyle yapılan protokol ile ortak çalışmalar da gerçekleştirildiğini aktardı.
Özellikle nesli tükenmekte olan hayvanların tedavi rehabilitasyonunun hastanede gerçekleştirildiğini aktaran Gülaydın, “Tedavinin ardından bu hayvanlar, doğal yaşam alanlarına bırakılıyor. Bakımları ve detaylı ameliyatları hastanede sürdürülmekte.” dedi.
Hayvan hastalıklarına yönelik bilimsel araştırma yapılıyor
Hayvan Sağlığı Uygulama ve Araştırma Hastanesi Mikrobiyoloji Ana Bilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Özgül Gülaydın, hastanede hayvan hastalıklarına yönelik bilimsel araştırma da yapıldığını anlattı.
Gülaydın, “Mikrobiyoloji laboratuvarında hayvanlarda hastalıklara neden olan bakteriyel etkenlerin konvansiyonel ve moleküller yöntemleri kullanarak laboratuvar teşhisini gerçekleştiriyoruz. Aynı zamanda antimikrobiyal duyarlılık testlerini yaparak bu bakteriyel etkenlere karşı hangi antibiyotiklerin kullanılması gerektiğine yönelik önerilerde bulunuyoruz.” ifadelerini kullandı.
]]>Ağaçlar ve bitkilerle çevrili alanı, içinden geçen deresi ve etrafını saran Berdan Barajı ile doğal bir yaşam alanı olan Tarsus Doğa Parkı, bünyesinde bulunan hayvanlarla ilgi odağı oldu. Çeşitli illerden de ziyaretçi sayısı oldukça fazla olan doğa parkı, hareketli bir yıl geçirdi.
Farklı şehirlerde bulunan hayvanat bahçelerinden bazı farklı türleri de bünyesine kazandıran Tarsus Doğa Parkı’nda 2023 yılı içinde en çok doğum da toynaklı gurubunda oldu. Yeni doğum ve transferlerle popülasyon sayısı 2 bin 700’e çıkan Tarsus Doğa Parkı’nda, yıl boyunca yaban hayatında yaralanan 273 hayvan da tedavi edildi.
“Yaklaşık 400 bin ziyaretçi ağırladık”
Tarsus Doğa Parkı’nda Biyolog olarak görev yapan Yılmaz Ölmez, hareketli bir yıl geçirdiklerini belirterek, “2023 yılı bizim için hem ziyaretçi hem de hayvan sirkülasyonu bakımından çok hareketli geçti. Yaklaşık 400 bin ziyaretçi sayısına ulaştık. Bunların 23 binini ücretsiz ağırladığımız öğrenci arkadaşlarımız oluşturuyor. Mersin Büyükşehir Belediyesinin hazırlamış olduğu Minikbüs projesi bünyesinde de öğrenci arkadaşlarımızı ağırladık” dedi.
“2 bin 700 bireye kadar çıkmış olduk”
Tarsus Doğa Parkı’nda hayvan çeşitliliğini artırdıklarını ifade eden Ölmez, “Erkek aslan, dişi zebra, erkek lama, ceylan ve kuş türleri gibi çeşitli hayvanları, diğer hayvanat bahçeleriyle değişim sonucunda buradaki tür ve çeşitliliği fazlalaştırdık. Bünyemizde 69 tür barındırıyoruz. Bu değişimlerle 2 bin 700 bireye kadar çıkmış olduk. Aynı zamanda koyun keçi gibi toynaklı grubumuzda, yırtıcı olarak sırtlanlarımızda ve kurtlarımızda da doğumlar oldu” şeklinde konuştu.
Ölmez, doğada yaralanan hayvanlarında Doğa Koruma ve Milli Parklar Mersin Müdürlüğü tarafından tedavi amaçlı getirildiğini kaydetti. Tedavisi yapılan hayvanların sayısını paylaşan Ölmez, “Yıl boyunca toplam 273 tane hayvanın tedavi ve rehabilitasyonunu yaptıktan sonra sağlığına kavuşturduk. İyileşenlerin doğa salımı yapıldı, iyileşmeyenler de Tarsus Doğa Parkı içerisine yerleştirildi” ifadelerini kullandı.
“Leylekler yaşam alanı olarak burayı seçiyor”
Tedavi edilen ve uçabilecek durumda olan bazı leyleklerin ise kendi isteğiyle göç etmediğini ve yaşam alanı olarak Tarsus Doğa Parkı’nı seçtiğini ifade eden Ölmez, “Bunlar tekrar göç etmeyi istemiyor. Çünkü hava olarak ılıman, su kenarı, yiyecek var, barınma var. O yüzden göç etmeyip kışı burada geçiriyorlar. Bizim de artık sakinimiz olmuş oluyor” diye konuştu. Vatandaşların, özellikle de çocukların Tarsus Doğa Parkı’nı çok sevdiğin de ifade eden Ölmez, “Burası doğayla iç içe olduğu ve doğal ortamın üzerine kurulu bir hayvanat bahçesi olduğu için hem buraya gelip piknik yapabiliyorlar hem hayvanlarla zaman geçirebiliyorlar. O yüzden mutlu ve memnun ayrılıyorlar” diye konuştu.
“Güzel zaman geçiriyorum”
Tarsus Doğa Parkı’nı ziyarete gelen öğrencilerden Sude Gençdal, “Sincap, yılan, kuş, aslan, kaplan, flamingo bir de tavşan gördüm. Flamingonun kanatları ilgimi çekti. Burayı çok beğendim” dedi.
Doğa Parkı’nı beğenen öğrencilerden Sıla Çelik de gördüklerini anlatarak, “Aslan ve flamingo gördüm. Güzel buldum. En ilgimi çeken aslandı. Burası ormanlık bir yer, bayağı güzel. Tekrar gelmek isterim” ifadelerini kullandı. – MERSİN
]]>Doğal yaşam alanı, hayvan tür ve popülasyon zenginliğiyle ziyaretçilerin en sevdiği yerlerden biri olan Mersin Büyükşehir Belediyesi Tarsus Doğa Parkı 2023 yılını da renkli ve hareketli geçirdi. Yıl içerisinde yaklaşık 400 bin kişinin ziyaret ettiği Doğa Parkı, transfer edilen yeni türlerle zenginleşirken, yıl içinde en çok doğum toynaklı grubunda oldu. Yaban hayatında yaralanan 273 hayvan da Doğa Parkı’nda tedavi edildi.
Ağaçlar ve bitkilerle çevrili alanı, içinden geçen deresi ve etrafını saran Berdan Barajı ile doğal bir yaşam alanı olan Tarsus Doğa Parkı, bünyesinde bulunan hayvanlarla yine ilgi odağı. Farklı illerden de ziyaretçi sayısı oldukça fazla olan Doğa Parkı, hareketli bir yıl geçirdi.
Farklı şehirlerde bulunan hayvanat bahçelerinden bazı farklı türleri de bünyesine kazandıran Tarsus Doğa Parkı’nda 2023 yılı içinde en çok doğum da toynaklı gurubunda oldu. Yeni doğum ve transferlerle popülasyon sayısı 2 bin 700’e çıkan Tarsus Doğa Parkı’nda, yaban hayatında yaralanan 273 hayvan da tedavi edildi.
“YAKLAŞIK 400 BİN ZİYARETÇİ AĞIRLADIK”
Tarsus Doğa Parkı’nda Biyolog olarak görev yapan Yılmaz Ölmez, hareketli bir yıl geçirdiklerini belirterek, “2023 yılı bizim için hem ziyaretçi hem de hayvan sirkülasyonu bakımından çok hareketli geçti. Yaklaşık 400 bin ziyaretçi sayısına ulaştık. Bunların 23 binini ücretsiz ağırladığımız öğrenci arkadaşlarımız oluşturuyor. Mersin Büyükşehir Belediyesi’nin hazırlamış olduğu Minikbüs projesi kapsamında da öğrenci arkadaşlarımızı ağırladık” dedi.
“2 BİN 700 BİREYE KADAR ÇIKMIŞ OLDUK”
Tarsus Doğa Parkı’nda hayvan çeşitliliğini artırdıklarını kaydeden Ölmez, “Erkek aslan dişi, zebra, erkek lama, ceylan, kuş türleri gibi hayvanları diğer hayvanat bahçeleriyle değişim yaparak buradaki tür ve çeşitliliği fazlalaştırdık. Bünyemizde 69 tür barındırıyoruz. Bu değişimlerle 2 bin 700 bireye kadar çıkmış olduk. Aynı zamanda koyun keçi gibi toynaklı grubumuzda; yırtıcı olarak sırtlanlarımızda, kurtlarımızda doğumlar oldu” diye konuştu.
Ölmez, doğada yaralanan hayvanlarında Doğa Koruma ve Milli Parklar Mersin Müdürlüğü tarafından tedavi amaçlı getirildiğini aktardı. Tedavisi yapılan hayvanların sayısını paylaşan Ölmez, “Yıl boyunca toplam 273 tane hayvanın tedavi ve rehabilitasyonunu yaptıktan sonra sağlığına kavuşturduk. İyileşenlerin doğa salımı yapıldı, iyileşmeyenler de Tarsus Doğa Parkı içerisine yerleştirildi” dedi.
“LEYLEKLER YAŞAM ALANI OLARAK BURAYI SEÇİYOR”
Tedavi edilen ve uçabilecek durumda olan bazı leyleklerin ise kendi isteğiyle göç etmediğini ve yaşam alanı olarak Tarsus Doğa Parkı’nı seçtiğini belirten Ölmez, “Bunlar tekrar göç etmeyi istemiyor. Çünkü hava olarak ılıman, su kenarı, yiyecek var, barınma var. O yüzden göç etmeyip kışı burada geçiriyorlar. Bizim de artık sakinimiz olmuş oluyor” diye konuştu.
Vatandaşların özellikle de çocukların Tarsus Doğa Parkı’nı çok sevdiğini söyleyen Ölmez, “Burası doğayla iç içe olduğu ve doğal ortamın üzerine kurulu bir hayvanat bahçesi olduğu için hem buraya gelip piknik yapabiliyorlar hem hayvanlarla zaman geçirebiliyorlar o yüzden mutlu ve memnun ayrılıyorlar” dedi.
]]>Turgutlu Belediye Başkanı Çetin Akın, Haber Kasaba gazetesinin canlı yayın konuğu oldu.
Gündeme ve seçim dönemine ilişkin önemli açıklamalarda bulunan Başkan Çetin Akın, ilk olarak kamuoyu gündemini meşgul eden Turgutlu’daki bir lisede çekilen fotoğrafın ardından sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı paylaşımla ilgili konuştu. Konuyu tüm yönleriyle ele alan Başkan Akın, şunları söyledi:
“Birkaç veli tarafından okulda böyle bir yapılanmanın olduğu, çocukların da bu yapılanmanın içerisine sokulmak istendiği hatta ısrar edildiği şeklinde ihbarlar gelerek bu konuyu gündeme, sosyal medyaya taşımamızla ilgili çok ciddi talepler oldu. Ancak biz önce konuya biraz daha tedbirli davrandık. Sonrasında bu ısrarlı şikayetler devam ettiği için de Turgutlu Belediye Başkanı olarak hemşehrilerimizin bütün sorunlarıyla ilgilenmek zorundaydım. Okula çocuklarımız öğrenim görmek için gidiyorlar, siyaset yapmak için gitmiyorlar. Bugün bunu Ülkü Ocakları yapar, yarın farklı bir partinin temsilcileri yapar. Biz ‘okulları temiz bırakın, okullara girmeyin’ diyoruz. Okullar bizim kutsalımız, çocuklarımızı güvenle emanet edebilecek olduğumuz mekanlardır. Okullarda siyaset yapılmasına karşıyım. Bizim bayrakla, ezanla, bu vatanın bölünmez bütünlüğüyle bir derdimiz olamaz. Gerçek milliyetçiler görevini en iyi yapanlar, toprağına sahip çıkanlar, haram yemeyenlerdir. Turgutlu’nun bizden önceki dönemde 219 tane malı, toplam 766 bin m2 yeri satıldı. Ben ne yaptım? Bugüne kadar Turgutlu Belediyesi’ne ait hiçbir yer satmadım, 240 bin m2 yeni alan kazandırdım. İşte gerçek milliyetçilik budur. Turgutlu Belediyesi 30 yıl boyunca AK Parti ve MHP’li iktidarlar tarafından yönetildi. Niye bir tane Şehitler Köşesi, Atatürk büstü yoktu burada. Kim yaptı?”
“TURGUTLU’MUZ İÇİN KAYNAK YARATACAK, EKONOMİK, YAPILABİLİR PROJELERLE ÇIKACAĞIZ”
Programda beş yıl boyunca yapılan projeleri anlatan Başkan Çetin Akın, yeni proje ve vaatlerine yönelik ilk kez açıklama yaptı. Turgutlu için kaynak yaratılacak projelerin olduğunu belirten Başkan Akın, şöyle konuştu:
“Söz verip de yapamadığım iki projem var. Bunlar hayvan pazarı ve sokak hayvanları rehabilitasyon merkezi. Bizden önceki yönetimler hayvan pazarının yerini imar planında ayırmışlar. Ancak kamulaştırma bedelleri çok yüksek olan yerler. Biz vatandaşlarımızda görüştüğümüzde o günkü parayla biri 30 milyon, bir diğeri 45 milyon TL civarı para istedi bizden. Bu mümkün değildi, biz ne yaptık? İmar alanları açtığımız yerde belediyemize 70 bin metrekare belediye hizmet alanı kazandırdık ve kamulaştırma bedeli ödemedik. Şu anda hem hayvan pazarı hem sokak hayvanları rehabilitasyon merkezi hem de belediye şantiyemizi taşıyabilmek için yerimiz hazır. Aynı zamanda bir beton santrali ve sıcak asfalt şantiyesi kuruyoruz. Bütün izinler için müracaatımızı yaptık. Hayvan pazarı, sokak hayvanları rehabilitasyon merkezi, beton ve sıcak asfalt şantiyesi kaynak yaratacak, işlerimizi hızlandıracak, kendi ekiplerimizle yapacağımız için müteahhitleri devre dışı bırakabilecek projeler. Hem belediyemizin yaptığı hizmetleri uygun fiyatlarla hem de ürettiğimiz asfaltı, betonu satarak kaynak yaratma planımız var. Allah nasip ederse kazanırsak Turgutlu’ya mutlaka bir tane kız öğrenci yurdu kazandırmak istiyorum. Şartlarımın hepsini zorlayacağım. Yer tespitini de yaptık. Şu anda çok büyük projelerle değil, ekonomik, yapılabilir projelerle çıkacağız. Diğerlerini de seçim sahalarında açıklayacağım.”
BAŞKAN AKIN’DAN ADAYLARA ÖNEMLİ ÇAĞRI
Başkan Çetin Akın, programın sonunda Turgutlu Belediye Başkanlığı adaylarına başarı dileklerini ileterek sağduyu mesajı verdi. Başkan Akın, canlı yayında adaylara önemli bir çağrıda da bulunarak şöyle seslendi:
“Turgutlu Belediye Başkanlığı adaylığı yapan, medeni cesareti göstererek yola çıkan tüm arkadaşlarıma başarılar diliyorum. Bu seçimi feraset içerisinde; birbirimizi üzmeden, kırmadan yalnızca bir siyasi yarış olarak göstererek süreci bu şekilde yönetmeyi diliyorum. Biz siyaseti artık esnetmeli yumuşatmalıyız. Biz hizmet yarışı yapacağız. Birbirimize iftiralar atarak, olmadık şeyler söyleyerek ya da burada çalışan işçileri tehdit ederek farklı şekilde siyaset yapılmamalı. Yerel seçim Ramazan Ayı’na denk geliyor. Soğuk havada insanları sokağa dökmeyelim, aynı zamanda milyonlarca lira harcamayalım. Tüm adaylarla televizyon programına çıkalım. Kim daha iyi yapar, yapamaz bunu konuşalım.”
]]>2013- 2023 dönemini kapsayan 10 yılda, Doğu Anadolu Kalkınma (DAP) İdaresi’nin sorumluluğunda olan 15 ilde, bin 925 projeye 6 milyar 144 milyon 411 bin lira destek verdiklerini ifade eden DAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanı Prof. Dr. Osman Demirdöğen, bu desteklerden en büyük payın tarım sektörüne ayrıldığını söyledi.
“10 yılda 6 bin 777 kilometre sulama kanalı”
Küçük Ölçekli Tarımsal Sulamanın önemine değinen Demirdöğen, şunları kaydetti: “Özellikle sulama projeleri bölgemizde oldukça önemli. Bizim bütçemizin büyük bir kısmını oluşturuyor. Hayvansal üretim, bitkisel üretim başlıkları altında da yine tarıma destek vermeye çalışıyoruz. Şimdiye kadar birçok proje yaptık. 10 yılda 6 bin 777 km. sulama kanalı yapmışız. 46 tanesi güneş enerji sistemli, 153 adet hayvan içme suyu göletleri yapmışız. 69 ilçe 352 köy ve mahallede hayvan içme suyu tesisi kurmuşuz. Bu projeler bölgede hayvancılığın gelişmesi için çok önemli projeler. Amacımız bölgesel kalkınmayı sağlamak. Bunu sağlarken de bölgede yaşayanların ihtiyaçlarını karşılamamız gerekiyor. ve biz kendimize bir slogan belirledik. Bölgede insanlar, mecbur oldukları için değil, memnun oldukları için kalsınlar. Onların memnun olmaları için de elimizden gelen gayreti gösteriyoruz. İnsanları memnun etmenin yolu onların ihtiyaçlarını karşılamaktan geçer. Eğer bir yaylada, orada üretim yapmaya çalışan kişinin mobil lavabo ihtiyacı varsa onu da yapıyoruz. Hatta geçen yıl itibariyle yaylanın birinde çocuk oyun alanları yaptık. Yaylada yaşamayan, orada bulunmayan kişilerin ‘3 metrelik sıvat ne işe yarıyor?’ diye yorum yapmaları gayet normal. Ama binlerce koyunun 3 km su içmek için gidip tekrar geri dönmesi o hayvanın verimini düşürüyor. Dolayısıyla bu 6 km. lik enerjiyi ete ve süte çevirmiş oluyoruz. Söz konusu olan bu sıvatlardan şu ana kadar yaklaşık 50 bin tane dağıtmışız. ve en çok talep edilen projelerden biri.”
Bölgenin potansiyeli hayvancılık
Bölgede, hayvan pazarı ve kesimhane ihtiyacının karşılandığını belirten Demirdöğen, “Hemen hemen bütün ilçelerimizde -çok küçük ilçeler hariç- hayvan pazarı ve kesimhane ihtiyacını karşılamış durumdayız. 38 adet hayvan pazarı yaptık. Bunların büyük bir bölümünün finansmanı bize ait. Sadece yüzde 25’ini uygulayıcı kuruluşlar eş finansmanla karşılıyor. 43 adet kesimhane projesi yapmışız. 2024-2028 döneminde bizim hedef alanımız hayvancılık olacak. Hayvancılık konusunda, desteklerimizin belki de yüzde 70’ini hayvancılığa vereceğiz. Araştırma ve Uygulama Birimlerinin projeleri var. 3 adet Çiftçi Eğitim Merkezi ( Van, Elazığ ve Erzurum) var, bunlar konaklamalı. Çiftçiler burada uzun süreli eğitim yapabiliyorlar. Üniversitelerin bünyesinde oldukları için de eleman sıkıntısı çekilmiyor. Sürdürülebilir olmaları içinde biraz daha desteklenmeleri lazım.” dedi. – ERZURUM
]]>Hayvanların verimleri, yaşam biçimleri, dayanıklılık ve çeşitlilikleri üzerinde doğrudan etkisi bulunan küresel ısınma ve iklim değişikliğinden kaynaklanan olumsuzlukların bertaraf edilmesi amacıyla Tarımsal Araştırmalar ve Politikalar Genel Müdürlüğü (TAGEM) tarafından “Hayvan Gen Kaynaklarının Korunması ve Geliştirilmesi Projesi” yürütülüyor. Bu çerçevede büyükbaş hayvan yetiştiriciliğinde küresel ısınma ve iklim değişikliğine bağlı ortaya çıkması muhtemel şartlara uyum sağlamış, hastalıklara dayanıklı ırkların geliştirilmesi ve ıslah edilmesi büyük önem taşıyor. Proje çerçevesinde ilk kez halk elinde yerli sığır ıslahı projesi başlatıldı. Söz konusu proje ile yerli genetik kaynakların sürdürülebilirliği ile bakım ve besleme avantajlarından yararlanılması amaçlanıyor.
Yeni ıslah projesi Diyarbakır, Batman ve Şanlıurfa’da GAK, Ankara’da yerli kara sığır ırkları için yürütülecek. Proje çerçevesinde anaç sığır başına 4 bin lira, doğum, 6 ay ve 1 yaş canlı ağırlık tartımları alınan yavrularına ise 3 bin 250 lira destekleme ödemesi yapılacak. Projeler 5’er yıllık süreyi kapsayacak. Her iki yerli sığır ırkında yapılacak ıslah projesi ile Türkiye’nin hem yerli genetik kaynakları korunacak hem de süt ve et gibi verim kabiliyetleri artırılarak ülke hayvancılığına katma değer sağlanacak.
İklime uyum kabiliyetleri çok yüksek
Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından yapılan yazılı açıklamada, yayılma alanı Güney Anadolu Bölgesi olan Güney Anadolu kırmızısının (GAK) bu bölgenin iklim ve çevre şartlarına adapte olmuş bir ırk olduğu belirtildi. Sarıdan kırmızı ve kahverengiye kadar renk çeşitliliğine sahip olan GAK’ın hem et hem de süt açısından kombine verimliliğe sahip olduğu ve düşük kalitedeki yemleri iyi değerlendirebildiği belirtilen açıklamada şu ifadelere yer verildi:
“İklime uyum kabiliyeti çok yüksek bir ırk olan GAK, sıcaklık, stres ve yem değişikliklerine, her türlü olumsuz doğa şartlarına, açlığa, yetersiz beslenmeye, hastalık ve parazitlere karşı dayanıklıdır. Yavrusunu besleme ve koruma bakımından annelik içgüdüleri gelişmiş bir ırk olan GAK’ın sürü kabiliyeti de yüksektir. Halk elinde ıslah projesi Ankara’da yürütülecek yerli karalar ise Orta Anadolu Bölgesi’nin iklim ve çevre şartlarına adapte olmuş bir ırktır. Nispeten daha az gelişmiş bakım, besleme ve barındırma şartlarında yetiştirilebilen yerli kara sığır ırkının en önemli özelliklerinden birisi de çok uysal olmasıdır. Az ot ve samanla beslenen bu sığır ırkı kanaatkar bir hayvan olarak bilinmektedir” ifadelerine yer verildi.
TAGEM tarafından GAK sığır ırkının Diyarbakır, Batman, Şanlıurfa ve Hatay’da, yerli kara sığırının ise Ankara, Çankırı ve Antalya’da saf olarak yetiştirici elinde halihazırda korunduğu ve ıslah projesi için önem taşıyan koruma programı çerçevesinde hayvan başına bin 600 lira destekleme ödemesi yapıldığı belirtildi.
“Yerli hayvan ırklarımızın korunmasına ayrı bir önem veriyoruz”
Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, Tarımsal Araştırmalar ve Politikalar Genel Müdürlüğü tarafından yürütülen halk elinde ıslah projeleri sayesinde hem ülkenin genetik kaynaklarının korunduğunu hem de Anadolu coğrafyasına uyum sağlamış ırklardan daha yüksek verimler elde edildiğini bildirdi. Hayvansal üretimin daha da geliştirilmesi ve ileriye taşınması için yaptıkları desteklemelerin meyvelerini aldıklarını vurgulayan Yumaklı, “Hayvansal üretimimizde yerli hayvan ırklarımızın korunmasına ayrı bir önem veriyoruz. Bu bağlamda hayvan yetiştiriciliğinde ıslah çalışmalarının uzun soluklu ve kesintiye uğramadan devam etmesi önceliklerimiz arasındadır. Çok sayıda ilimizde başlattığımız projeler ivme kazanarak sürüyor. Halk elinde ıslah projeleri kapsamında üreticilerimizi desteklemeye devam edeceğiz” ifadelerini kullandı. – ANKARA
]]>Gürcistan’ın Acara Özerk Cumhuriyeti’nin başkenti Batum’un Khelvachauri ilçesine bağlı Kırnati köyü son aylarda sınır aşan bir ineğe ev sahipliği yapıyor. Türkiye sınırında bulunan Artvin’in Borçka ilçesine bağlı Muratlı köyünde sınırı geçerek geldiğini tahmin ettikleri ineğin sahibini arayan Gürcü köylüler, ineği nöbetleşe bakıp karnını doyuruyor, ahırlarında misafir ediyor.
Muratlı ve Kırnati köyü sakinleri ayni kültüre sahip akrabalık bağları bulunan fakat farklı ülke sınırında arasında yer alan iki köy. 16 Mart 1921 Moskova ve 13 Ekim 1921 Kars antlaşmalarıyla iki köy birbirinden ayrılırken, Kırnati Gürcü (Sovyet Rusya), Muratlı ise Türkiye tarafında kaldı. İki köyü sınırın yanı sıra Çoruh nehri de ayırmış durumda. Nehrin bir yakasında Muratlı, diğer yakasında Kırnati köyü yer alıyor. Çiftçilikle uğraşan iki bölge halkı hayvanlarını otlağa gönderdiklerin de bazen hayvanları geri dönmüyor. İki köy arasında sınır çok yakın olduğundan ve baraj suları kapaklar kapatılmasından kaynaklı nehir suları da çekilince nehri geçerek zaman zaman inekler karşı köye gidebiliyor. Böyle bir durumda hayvan sahipleri kaybolan hayvanlarını bulmak için ise sınırın diğer tarafında bulunan akrabalarını arıyor. Yıllardır hayvanları defalarca sınırı geçmesinden kaynaklı köy halkı bu durumu oldukça normal karşılıyor. Son olarak Türkiye tarafından sınırı geçen bir inek Kırnati köyünde başı boş dolaşıp geriye de dönmeyince köydeki Gürcü halkı, soğuk havalarda ineğin dışarda kalmasına gönülleri razı olmamış. Nöbetleşe ahırlarına alarak ineğin bakımını üstlenen Kırnati sakinleri, bir aydır da ineğin sahibini bulmak için seferber olmuş durumda.
“Onlar bizim hayvanlara bakıyor biz de onların hayvanlarına bakıyoruz”
Kırnati köyü sakinlerinden Muradi Genadi Geladze, 1 ay önce Türkiye sınırı geçip geldiğini tahmin ettiği ineğin sahibini aradıklarını söyledi. Bir türlü ineğin sahibinin kim olduğunu bulamadıkları ifade eden Geladze, “İneğe nöbetleşe bakıyoruz. Burası hep böyle, Türkiye’den hayvanlar geliyor sonra geri gidiyor. Fakat bu inek geri dönmedi. Geldiği bir ay oldu. Geri dönmeyince sahibi de çıkmayınca bizde ahıra bağladık. Komşular sırasıyla ot veriyor yiyecek veriyor. Sahibi çıkana kadar bakacağız. Borçka bizim sınırdır, komşudur, akrabalar var. Büyük ihtimalle oradan geldi sahibi çıkacaktır. Elimizden ne gelirse onu yapıyoruz. Böyle olaylar dönem dönem oluyor. Hayvanlar bizim tarafa geçebiliyor, bizimkiler oraya gidiyor. Onlar bizim hayvanlara bakıyor biz de onların hayvanlarına bakıyoruz. Ama bu kez süreç uzun sürdü ve bugüne kadar sahibi çıkmadı” ifadelerini kullandı.
Hayvanın sahibine seslenen Geladze, “Hayvan sağlamdır, aç değil, dışarda soğukta kalmıyor, sahibini ne zaman çıkarsa bırakacağız. Bize ulaşsın” dedi.
Kırnati köyü muhtarı Elza Steladze ise “Çoruh nehrinin bir tarafında Türkiye’nin köyü Muratlı, diğer tarafından Gürcistan’ın köyü Kırnati bulunuyor. Bir ay önce Borçka sınırından bir hayvan geldi. Soğukta kışta dışarda bırakmadılar, bizim köylüler bakıyor” açıklamasında bulundu. – ARTVİN
]]>Hayvancılıkta ihtisaslaşan misyon üniversitesi MAKÜ, bölge ve ülke hayvancılığını geliştirmeye yönelik hayvancılıkta karşılaşılan sorunlara çözümler geliştiriyor.
MAKÜ’de bu amaçla çalışma yürüten akademisyenlerden Prof. Dr. Mehmet Kale, ayak hastalıkları ve yaralardan dolayı zayıflayan, süt ve et verimliliği düşen hayvanların erken kesime gönderilmesini engellemek amacıyla antibiyotik içermeyen bitkisel içerikli jel geliştirdi.
Tarım ve Orman Bakanlığından ruhsat alarak “MAKÜ HOOF Jel” ismiyle Burdur’un Bucak ilçesinde bir firmaya ürettirilen jel, veteriner klinikleri ile ecza depolarının raflarında yerini almaya başladı.
Yerli bir ürün olarak piyasaya çıkan jel, içeriğinin bitkisel ve doğal olmasından dolayı hayvanın et ve süt kalitesini etkilemeden 2 veya 3 kullanımda yaklaşık bir haftada ayak ve tırnaklarda taban, ökçe çürüğü, eziği, tırnak arası yaralarının iyileştirilmesine yardımcı oluyor.
Türk Patent ve Marka Kurumuna 2019’da patent başvurusu yapılan ve patentleşmenin son aşamasında olan jelin özellikleri, üniversitece yazılan uluslararası makalelerle de bilim dünyasına tanıtılıyor.
Ürünü geliştiren MAKÜ Veteriner Fakültesi Viroloji Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Kale, uygulama yaptığı bir çiftlikte AA muhabirine, ayak yaralarının hayvanlarda verim kaybına neden olduğunu söyledi.
Tedavi edilmeyen ayak yaralarının hayvancılıkta ekonomik kayıplara neden olduğunu belirten Kale, üniversitede geliştirdikleri yerli jelle, yaranın üzerini bandajlamadan tedavi uygulayabildiklerini ifade etti.
Kale, yara olan bölgeyi temizleyip jeli bir fırça yardımıyla sürüp 10 dakika bekledikten sonra hayvanın yaşadığı bölgeye gönderildiğini dile getirerek “İki veya üç uygulamadan sonra yara kapanıyor.” dedi.
“İlaç değildir, destekleyici bitkisel içerikli deri bakım ürünüdür”
Jelin yaralı bölgedeki bakterilerin ölmesini sağladığına işaret eden Kale, “İlaç değildir, bitkisel içerikli destekleyici deri bakım ürünüdür. Bu jel sayesinde antibiyotik kullanımı ve bandaj olmadan hayvanın yarası kapanıyor. Jelin yaralı bölgeyi oksijen aldırabilme ve izole edebilme özelliği var.” ifadelerini kullandı.
Jeli 6 yılda geliştirdiklerini ve saha denemelerini yaptıklarını anlatan Kale, şöyle konuştu:
“Yetiştiricilerden ve veteriner hekimlerden bandajlı tedavi krem uygulamalarının zahmetli, zor ve maliyetli olduğunu yönünde dönüşler alıyorduk. Biz de üreteceğimiz ürünün uygulamasını bir bağlı boya tarzında düşündük. Ürün yaralı bölgeye kullanılsın, kurusun ve hayvan hemen doğal yaşam ortamına dönsün. Hem iş yükünü hem de maliyeti azaltmak istedik. Eğer hayvanda yara sonucu genel sistemik enfeksiyon belirtisi yoksa jelin antibiyotiksiz uygulanmasını tavsiye ediyoruz. Antibakteriyel ve antiviral etkinliği olan bitkisel kökenli bir jel geliştirdik. Bu bitkiler ülkemizde yetiştirilen bitkilerdir.”
“Türkiye’nin dışa bağımlılığını azaltacak projelerimiz devam ediyor”
MAKÜ Rektörü Prof. Dr. Hüseyin Dalgar da hayvancılığın tüm kategorilerinde üniversitenin yoğun çalışma içinde olduğunu belirterek 50 yakın projenin eş zamanlı yürütüldüğünü anlattı.
Projelerin somut çıktılarını aldıklarını ifade eden Dalgar, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Mobil mikroskobun geçtiğimiz yıl lansmanını yapmıştık, şu an piyasada. Tanı kitleri, hayvan hastalıkları çalışmaları ve hayvancılık teknolojisinde Türkiye’nin dışa bağımlılığını azaltacak projelerimiz devam ediyor. Şimdi de hayvanlarda ayak hastalıklarına yönelik pratik çözüm geliştiren yerli jel üretimini gerçekleştirdik. Ayak hastalığı basit bir konu gibi gözükse de sektörde, bu hastalık büyük bir problem. Tedavisi de genelde antibiyotikle yapılıyor. Hayvanda antibiyotik kullanıldığı zamanlarda süt çöpe atılıyor. Üniversitemizin hocalarının geliştirdiği bu jelle, herhangi bir antibiyotiğe ve sargıya ihtiyaç duymadan ayak hastalıkları kısa süre içinde tedavi ediliyor. Hayvancılıkta yetiştiricilerin muzdarip olduğu bir soruna da çözüm üretmiş olmaktan dolayı son derece mutluyuz.”
]]>Erzurum’da bir kız çocuğunun sahipsiz köpeklerin saldırısında yaralanması sonrası kentteki uzman akademisyenler, AA muhabirine, başıboş hayvan sorunuyla ilgili alınması gereken tedbirleri anlattı.
Prof. Dr. Sabuncuoğlu, 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu’nun değiştirilmesini ve sokaklarda “sıfır, başıboş köpek politikası” uygulanmasını beklediğini söyledi.
Gereken uygulamamanın başlamaması durumunda her geçen günün insanların aleyhine işlediğini ifade eden Sabuncuoğlu, “Gazi Meclis’imizden 5199 sayılı Kanun’un değiştirilmesini ve sokakta sıfır başıboş köpek politikası uygulanmasını bekliyoruz. Bunun bir an önce yürürlüğe girmesini istiyoruz. Yeni bir çocuğumuzun daha acısıyla karşı karşıya kalmak istemiyoruz.” dedi.
“Barınaklarda dişi ve erkek olarak ayrı bölümlerde tutulmalı”
Sabuncuoğlu, sahipsiz köpeklerin acilen sokaklardan toplanması gerektiğini belirterek, bu çalışmanın ardından barınaklarda dişi ve erkek olarak ayrı bölümlere bırakılmasını istedi.
Barınaklardaki yem ihtiyacının insanların israf ettiği yiyecek atıkları ile karşılanması tavsiyesinde bulunan Sabuncuoğlu, şöyle konuştu:
“Barınaklarda dişi ve erkek olmak üzere ayırt edilirse zaten üreme olmadığından sayıları artmayacaktır. Kısırlaştırmanın sonuçlarını almamız simülasyon ve matematiğe göre çok uzun yıllar sonra gerçekleşecek. Bu sürede çocuklarımızı sokaklarda güvenli şekilde dolaştırmaya devam edemeyeceğiz. Amacımız sokakta sıfır başıboş köpek olması ve daha sonra toplanarak, hızla barınaklarda gözetim altında refah şartlarının sağlanarak bakılması. Sağlık Bakanlığının 2019, 2020 ve 2021’deki verileri var. 2019 bizim son sağlıklı ve normal yılımız. Yılda 300 binden fazla insan, günlük 800’den fazla kişi başıboş köpekler tarafından ısırıldı. 2020’de covid 19 önlemlerinden dolayı biraz düşüş var. 2021’de de düşüş var ama 2022 ve 2023 verileri henüz paylaşılmadı. Bu arada köpekler 4 kez üreme periyodu geçirdi ve sayıları arttı. Vakaların da sayısı arttı.”
“Kanunları ihtiyaçlar değiştiğinde değiştirip farklılaştırabilirsiniz”
Atatürk Üniversitesi Adli Tıp Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ahmet Nezih Kök de Hayvanları Koruma Kanunu’nun üzerinden yaklaşık 20 yıl geçtiğini ve revizyona ihtiyacının olduğunu ifade etti.
Kanunların ve kuralların toplumun ihtiyaçlarına göre şekillendiğini vurgulayan Kök, “Kanunları ihtiyaçlar değiştiğinde değiştirip farklılaştırabilirsiniz. Hayvanları koruma kanunundan ziyade olayla ilgili daha özel bir kanun çıkarılması ve özellikle hayvan koruma dernekleriyle ilgili belirli sınırlarla kriterlerin oluşturulmasından yanayız. O nedenle veteriner fakültelerimiz, konuyla ilgili uzmanlar bir araya gelerek konunun artı ve eksi yönleri tartışılarak iyi bir yasanın çıkarılmasından yanayım.” değerlendirmesinde bulundu.
Kök, ilgili kuruluşlardaki köpek saldırısı verilerinin ve akademisyenlerin saldırılara yönelik çalışmalarının olduğunu kaydederek, “Tüm veriler elde edilerek tarafların görüşleri alınıp çok iyi ve uzun süreli yürürlükte kalabilecek yasanın hazırlanması gerekir. Burada devlette çok büyük görevler düşüyor. Tarım ve Orman Bakanlığımız ile Veteriner Fakültelerimize görevler düşüyor. O nedenle paydaşları çok iyi belirleyip bu paydaşlar üzerinden iyi bir ön çalışma yapılıp, buna göre de tekliflerin tartışılıp en iyisini meclisimize getirilmesi gerekir diye düşünüyorum.” dedi.
]]>Tarımsal Hizmetler Dairesi Başkanlığı bünyesinde hayata geçirilen ve 4. yılını tamamlayan proje sayesinde, binlerce küçükbaş hayvan 240 üreticiye ulaştı. İlçe ilçe yapılan dağıtımlar sayesinde ailelerin geçinmesi sağlanırken, hayvan popülasyonunun artmasına da katkı sunuluyor. Küçükbaş hayvanlarla birlikte yem ve aşı desteği de sunan Büyükşehir Belediyesinin bu projesi sayesinde, yüzlerce aile köyünü ve hayvancılığı terk etmekten vazgeçti.
O ailelerden biri de Nacarlı Mahallesi’nde yaşayan Zıvdır ailesiyken, diğeri Tarsus’un Yeşiltepe Mahallesi’nde yaşayan Erdem ailesi oldu. İki aile de başkalarının hayvanlarına bakarak geçimini sağlıyordu. Şimdiyse her 2 ailenin, Büyükşehir Belediyesi sayesinde kendi sürüsü oldu. Aldıkları hayvanların yavrularını vererek hem projenin sürmesini hem de başka ailelerin sürülerini kurmasına destek olan üreticiler, vesile olmaktan son derece mutlu.
“Projemizin 4. yılını tamamladık”
Tarımsal Hizmetler Dairesi Başkanlığında görevli Ziraat Mühendisi Dilek Tüney Bebek, ‘Hadi Gel Köyümüze Destek Verelim’ projesinin 4. yılını tamamladıklarını söyleyerek, “Projemiz çerçevesinde 3. yılda 556 baş, 4. yılda bin 212 baş damızlık hayvanı, kendi yetiştiricilerimizin ürettiği damızlıklardan temin ettik. Projemizin 5. yılında dağıtacağımız bin 500 hayvanın tamamını ise kendi yetiştiricilerimizin ürettiği damızlık hayvanlardan toplamayı planlıyoruz” dedi.
“Önceden başkasının hayvanlarına bakıyorduk, şimdi kendi hayvanlarımıza bakıyoruz”
Nacarlı Mahallesi’nde yaşayan ve küçükbaş hayvan desteğinden faydalanan Zeynep Zıvdır, 3 yıldır hayvanlarına sevgiyle bakıyor. Büyükşehir Belediyesinden hayvanları almadan önce, başkalarının koyunlarına bakarak geçimlerini sağladıklarını belirten Zıvdır, “Durumumuz yoktu. Eşimi işten çıkarmışlardı. İş bulamadı, sonra birinin yanında çobanlığa başladı. Büyükşehir Belediyemizin bu projesini duyunca biz de alalım dedik. Önceden başkasının hayvanlarına bakıyorduk, şimdi kendi hayvanlarımıza bakmaya başladık” diye konuştu.
“Kuzularımız büyüyor, yetiştiriyoruz”
Tarsus’un Yeşiltepe Mahallesi’nde oturan Kübra Ender de Büyükşehir Belediyesinin desteklediği bir diğer yetiştirici. Eşiyle birlikte 2 çocuğuna ve ‘çocuğum gibi oldular’ dediği koyunlarına bakan Ender, tüm gününü onlarla geçiriyor. Kübra Ender, projede ilk hayvan alan üreticilerden. Daha önce başkasına ait koyunlara baktıklarını söyleyen Ender, “Önce de koyun bakıyorduk, ama bizim değildi. Eşim başkasının koyunlarına bakıyordu. Geçimimizi o şekilde sağlıyorduk. Şu an yine koyunculuğa devam ediyoruz. 4 yıl önce 25 tane koyun aldık. İlk sene 10, ikinci sene 10, üçüncü sene 5 tane olmak üzere toplamda 25 koyunu vereceğiz Büyükşehir Belediyemize. Kuzularımız büyüyor, yetiştiriyoruz. Kışın doğuran hayvanlar yazın büyüyor. Onları satıyor ve geçimimizi sağlıyoruz” ifadelerini kullandı.
“Büyükşehir Belediyesi sayesinde sürümüz büyüdü”
Proje çerçevesinde doğan yavruların bir kısmını veren Ender, “İnsan koyunlarıyla duygusal bağ kuruyor. Yetiştirip satmak biraz zor geliyor. Verince üzülüyoruz” diye konuştu. “Biz bu sürüye ailece bakıyoruz” diyen Kübra Ender, “Eşim koyunları gütmeye gittikten sonra, ben buradaki işlere bakıyorum. Hayvanların suyu, yemi, yoncasını veriyorum. Bunlar çocuklarımıza geçim kaynağı. Benim kızım Meryem koyunları çok seviyor. Onlara isim takıyor. Aralarından çıkmak istemiyor” dedi. – MERSİN
]]>KARADENİZ Teknik Üniversitesi (KTÜ) Orman Fakültesi Yaban Hayatı Ekolojisi ve Yönetimi Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Şağdan Başkaya, Türkiye’de küresel ısınma kaynaklı hava sıcaklıklarında yaşanan ani değişimlerin, yaban hayvanları üzerindeki etkisine ilişkin, “Yaban hayvanlarının küresel ısınmadan kısa sürede sonuçlarını görecek şekilde etkilenmeleri mümkün değil. Küresel ısınma yaban hayvanları için bolluk ve bereket demektir. Küresel ısınma döneminde birçok hayvan daha çok ve daha rahat besin bulur” dedi.
Dünyada ve Türkiye’de küresel iklim değişikliği nedeniyle hava sıcaklıklarının mevsim normallerinin üzerinde seyretmesi, hava sıcaklıklarında yaşanan ani değişimler, insanlar kadar yaban hayatını da etkiliyor. Kimi bilim insanları, sıcaklık artışından etkilenen hayvanlarda ölümlerin artıp, üremenin azaldığına dikkati çekerken, kimi uzman ise küresel ısınmanın yaban hayatına olumsuz etkilerinin binlerce yıllık bir süreçte ortaya çıkacağını öngörüyor.
‘KISA SÜREDE ETKİLENMELERİ MÜMKÜN DEĞİL’
KTÜ Orman Fakültesi Yaban Hayatı Ekolojisi ve Yönetimi Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Şağdan Başkaya, Türkiye’de küresel ısınma kaynaklı hava sıcaklıklarında yaşanan ani değişimlerin, yaban hayvanları üzerindeki etkisi ile ilgili değerlendirmede bulundu. Başkaya, “Yaban hayvanlarının küresel ısınmadan kısa sürede sonuçlarını görecek şekilde etkilenmeleri mümkün değil. 3, 5, 10, 50 yılda küresel ısınma sonucu ‘şu şöyle oldu’ deyip de küresel ısınmaya bağlamak yanlış olur. Çünkü 100 bin yıllık küresel ısınma sürecinin içerisindeki dünyadan bahsediyoruz. Bu küresel ısınma süreci içerisinde de yine böyle 10 yıllık periyotlarda mini soğuma dönemleri yaşanıyor. Bazen de tam tersine o mini soğumayı yaşarken ‘ısınıyorduk’ diyebiliriz. Uzun yıllara yayılmış olan bir ısınma periyotların içerisinde hayvanların bundan dolayı muzdarip olduğunu söylemek, bunu bizzat küresel ısınmaya bağlamak doğru değil. Küresel ısınma yüzlerce yıllık bir olayın sonrasında bir değişim yapabilir” dedi.
‘KÜRESEL ISINMA DÖNEMİNDE BİRÇOK HAYVAN DAHA ÇOK BESİN BULUR’
Küresel ısınmanın hayvanlar için bolluk ve bereket olduğunu kaydeden Prof. Dr. Şağdan Başkaya, “Küresel ısınma bizleri de etkilemiştir. Asya’daki büyük bir kuraklığın sonrasında biz bu taraflara doğru göç ettik. Bugün bir küresel soğumanın sonucunda oldu. Yani soğuma kuraklık getirdi. Küresel ısınma bolluk ve bereket demektir. Yaban hayvanlar içinde bu böyledir. Küresel ısınma döneminde birçok hayvan, daha çok ve daha rahat besin bulur. Biz şu anda daha çok küresel ısınmanın kötü bir şey olduğuyla ilgili haber bombardımanının etkisi altındayız. Dünyamız 500 milyon yıllık süreç içerisinde uzmanların belirttiğine göre bunun yarısı küresel ısınma ile yarısı da küresel soğumayla geçti. Yani böyle kalp grafiği gibi çıkışlar inişler yaşandı. 500 milyon yılın şu anda biz tekrar bir ısınma dönemindeyiz ve ısınmanın sonrasında tekrar bir soğuma yaşanacağını da uzmanlar bekliyor. Peki, ‘bu ısınmayla ne oluyor’ dersek; evet bol yağışlar oluyor, fırtınalar kopuyor etrafta seller oluşuyor. Ama bunlar küresel ısınma için doğal bir sonuç. Küresel ısınma sonrası bunların olması gayet olağan beklenen şeyler” diye konuştu.
‘YAPMAMIZ GEREKENLERİ YAPMAYINCA KÜRESEL ISINMADAN DERT YANIYORUZ’
Yaban hayvanlarının küresel ısınmadan olumsuz etkilenmelerinin binlerce yıllık bir süreç içerisinde olacağını kaydeden Başkaya, “Burada yanlış olan biz insanların yaptığıdır. Mesela biz su kullanımı konusunda çok kötüyüz. Sulama, içme konusunda, her türlü anlamda suyu kötü kullanıyoruz. Biz bu konularda önlem almamız gerekirken selden yağışların aniden olmasından şikayetçi oluyoruz. Bize bol miktarda yağış düşüyor belki ani düşüşler oluyor. Derelerimizin yataklarına evleri yaparsak o ani yağışlar, seller, bizi olumsuz etkileyecektir. Yani biz yapmamız gerekenleri yapmayınca küresel ısınmadan dert yanıyoruz. Halbuki bol yağış bolluk, bereket demek. Bundan sıkıntı çekmememiz gerekirken sıkıntı çekiyoruz” ifadelerinde bulundu.
]]>Alınan bilgiye göre, Çankaya ilçesi Ertuğrulgazi Mahallesi’nde yaşayan Ayşe D. ve Seçil P, bakımını üstlendikleri kedilerinden bazılarının rahatsızlanması üzerine hayvanları veteriner kliniğine götürdü.
Burada tedavi edilen kedilerin vücutlarında havalı tüfek mermisi bulundu. Tedavi sırasında hamile olan kedilerden biri yavrularıyla birlikte hayatını kaybederken, hayvansever kadınlar hayvanların durumuna ilişkin Ankara Üniversitesi Veterinerlik Fakültesi Patoloji bölümünden rapor aldı.
Bu sırada hayvansever kadınlar, komşuları D.D’den mahalledeki başka hayvanlara da bir binanın balkonundan havalı tüfekle ateş edildiğini öğrendi.
Kadınların olaya ilişkin suç duyurusunda bulunduğu Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının talimatıyla harekete geçen emniyet ekipleri, hakkında görgü tanıklarının beyanı bulunan Ömer Ayhan A’yı gözaltına aldı.
Şüphelinin evinde hayvanların üzerinde çıkan mermilerin atıldığı değerlendirilen havalı tüfek ve tabanca bulundu.
Emniyetteki işlemlerinin ardından Ankara Adliyesine sevk edilen şüpheli Ömer Ayhan A. savcılık ifadesinde, mahalledeki hayvanların çok gürültü yaptığını, bu yüzden zaman zaman havaya ateş açtığını öne sürdü.
Ömer Ayhan A, “Bu hayvanlar tarafından saldırıya uğradım. Genelde korkutmak amacıyla havaya doğru ateş ettim. Bazen yere doğru ateş ettiğim de olmuştur ancak kesinlikle nişan almadım. Aleyhimdeki beyanları kabul etmiyorum. Serbest bırakılmayı talep ederim.” ifadelerini kullandı.
“Tanığa baskı girişiminde bulunabilir”
Ömer Ayhan A, savcılık sorgusunun ardından sevk edildiği Ankara 10. Sulh Ceza Hakimliğindeki sorgusu sonucunda tutuklandı.
Tutuklama kararında şüphelinin beyanının hayatın olağan akışına uygun olmadığı belirtildi. Şüphelinin, hayvanların yaşam haklarını insancıl olmayan muamele ile kısıtladığı eyleminin tekrar eder mahiyette olduğu ve pişmanlık göstermediği ifade edilen kararda, şüphelinin eylemi neticesinde vahim sonuçlar meydana geldiği vurgulandı.
Sahipsiz hayvanların yaşam haklarına dikkat çekilen kararda, şüphelinin beyanı alınan tanığa baskı girişiminde bulunabileceği belirtildi. Mevcut aşamada tutuklama tedbirinin ölçülü olacağı, adli kontrol tedbirlerinin yetersiz kalacağı kaydedilen kararda, bu sebeplerle şüphelinin tutuklanmasına karar verildiği bildirildi.
“Kimse kendini savunamayan masum canlılara herhangi bir şekilde zarar vermemeli”
Müşteki avukatı Gülendam Bakıcı Yalçınkaya, AA muhabirine, bir aydır mahallede sokak hayvanlarının yaralanmalarının sebebini araştırdığını söyledi.
Mahallece dedektif gibi iz sürdüklerini anlatan Yalçınkaya, şunları kaydetti:
“En başta kedilerin kendi aralarında kavga ettiğini zannettik, ancak gün geçtikçe yaralanan kedi sayısı arttı. Ardından apar topar müvekkillerimle kedileri veterinere götürdük. 8 kedimiz yaralandı, 4 kedimiz öldü. Bir süre sonra aynı mahallede bulunan bir kişinin balkona çıkıp rastgele sokak hayvanlarına ateş ettiğini öğrendik. Karakola gittik, savcının talimatıyla delil toplanmaya başladı. Ardından sokak hayvanlarına ateş açan kişinin müvekkillerimin evinin karşısında oturan şüpheli olduğunu öğrendik.”
Şüphelinin gözaltına alındığında suçlamayı kabul etmediğini belirten Yalçınkaya, tutuklanan şüphelinin “Ben nasıl olsa çıkacağım, mahallede bir tane hayvan bırakmayacağım.” dediğini savundu.
Yalçınkaya, “Bu tarz insanların rehabilite edilmesi gerekiyor. Bir insan savunmasız kedileri nasıl öldürür? Kedilerin gürültü yaptığını öne sürerek, havaya ateş açtığını söylemesi bile akla ziyan bir durumdur. Bu şahsa verilecek ceza umarım Türkiye’de emsal niteliğinde olur.” diye konuştu.
]]>Denizli’de belediyecilik hizmetlerinin yanı sıra kırsal kalkınmaya da büyük önem veren Denizli Büyükşehir Belediyesi, kırsal alanda yaşayan vatandaşların desteklenerek tarım ve hayvancılıkta yüksek ürün veriminin elde edilebilmesi amacıyla bugüne kadar onlarca destek projesi hayata geçirdi. Özellikle 2014’te “Büyükşehir” statüsü kazanan Denizli’de tohum desteğinden bal ormanına, damızlık koç ve teke hibesinden, mera ıslahına çiftçi ve üreticinin birçok ihtiyacına çare olan Büyükşehir Belediyesi, tarım ve hayvancılık desteklerine yeni yılda da devam edecek. Bugüne dek kent genelinde; 290 bin metre tarımsal sulama borusu desteği veren, meralarda hayvanların sulaması için de 18 adet rüzgar gülü inşa eden Büyükşehir Belediyesi, 2 bin 400 arı yetiştiricisine ekipman desteği sağladı, bunun yanında kentte arıcılığın geliştirilmesi ve bal üretiminin kalitesinin artırılması amacıyla Tavas ve Çal ilçesinde bal ormanı kurma projesini hayata geçirdi.
Zeytinyağı Üretim Tesisi hizmete girdi
Beyağaç ilçesinde günlük 60 ton kapasiteli Zeytinyağı Üretim Tesisini kısa süre önce hizmete alan Denizli Büyükşehir Belediyesi, Serinhisar ilçesinde ise Flake Üretim Tesisi yapımında son aşamaya geldi. DTB işbirliği ile Denizli Merkez ve Çivril Lisanslı Depoculuk Tesisi inşasını sürdüren Denizli Büyükşehir Belediyesi, çiftçilerin korkulu rüyası zararlılara karşı da örnek çalışmalara imza attı. Denizli Büyükşehir Belediyesi daha sağlıklı, kaliteli ve verimli tarımsal üretim yapılması için kimyasal ilaçlama yerine biyoteknik mücadele destekleri verdi. Çiftçilere yönelik makine ve ekipman desteğine de büyük önem veren Büyükşehir Belediyesi, bu kapsamda tohum eleme, silaj paketleme, ceviz soyma, ceviz kurutma, ceviz tasnifleme ve ilaçlama makineleri ile su tankeri, süt soğutma tankı, katı gübre dağıtma römorku ve küçükbaş hayvan yıkama makinesini üreticilerin hizmetine sundu. Tarım ve Orman İl Müdürlüğü ve DTB işbirliğinde üreticilere yüzbinlerce ceviz fidanı dağıtan Büyükşehir Belediyesi, ayrıca çiftçilere sertifikalı yağlık ayçiçeği, silajlık mısır, buğday, arpa, tritikale, Macar fiği ve nohut tohumu ile zeytin fidanı destekleri verdi.
Süt Analiz Laboratuvarı kurdu
Denizli Büyükşehir Belediyesi, koyun ve keçi yetiştiriciliği yapan üreticilerin sürülerinde verim ve kalitenin düşmesine engel olmak için 700 aileye toplamda bin 400 baş damızlık koç ve teke desteği verdi. BVD/MD hastalığına karşı 2 bin 500 büyükbaş hayvan için aşı uygulaması gerçekleştiren, alabalık yetiştiren üreticilere daha sağlıklı yetiştiricilik yapmaları amacıyla 10 bin 300 litre dezenfeksiyon desteğinde bulunan Denizli Büyükşehir Belediyesi, büyükbaş ve küçükbaş hayvanların mineral ihtiyacının karşılanması için toplamda 140 bin adet mineral yalama taşı verdi. Binlerce dekarlık mera ıslah çalışması için gübre desteği veren Büyükşehir Belediyesi, süt üreticisini büyük bir dertten kurtaran Süt Analiz Laboratuvarı kurdu. Çiftçilerin ürün verimini artırarak gübre maliyetlerini düşürmek için toprak analiz desteği de veren Büyükşehir Belediyesi, doludan zarar gören binlerce üreticiye verim kaybını önlemek için bakır preparat desteği sağladı.
2024’ün ilk destek projeleri
Denizli Büyükşehir Belediyesi, 2024 yılında ise ilk olarak, Denizli Seralarında Sarı-Mavi Görsel Yapışkan Tuzak, Denizli Mera Islahı, Yem Bitkilerini Geliştirme, Nohut Tohumu, Toprak Analizi Desteklenmesi, Zeytin Fidanı, Alabalık Üretim Tesislerinde Dezenfektan Kullanımı ve Küçükbaş Hayvan Yetiştiriciliğinde Verimliliği Artırma Projesini hayata geçireceğini açıkladı. Bunların yanında çiftçilere, Ayva Bahçelerinde Elma İç Kurduna Karşı ve Bağ Alanlarında Salkım Güvesine Karşı Biyoteknik Mücadele Yöntemlerinin Benimsetilmesi ve Yaygınlaştırılması Projesi kapsamında feromon tuzak desteği de verilecek.
“Birlikte başarmaya devam edeceğiz”
Denizli Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Zolan, tarım ve hayvancılığın gelişerek üreticilerin daha çok kazanması için bugüne kadar kent genelinde onlarca destek projesi hayata geçirdiklerini söyledi. Tarım ve hayvancılığa yönelik destek projelerinin 2024 yılında da artarak süreceğini kaydeden Başkan Zolan, “İnşallah çiftçi ve üreticilerimize nefes aldıracak projeleri hayata geçirmeye devam edeceğiz. Bir ve beraber olduğumuz sürece aşamayacağımız engel, varamayacağımız hedef yoktur. Bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da inşallah birlikte başarmaya devam edeceğiz. Allah’ım hep beraber daha nice güzel işler yapmayı nasip etsin” dedi. – DENİZLİ
]]>Kocaeli Büyükşehir Belediyesince Kartepe ilçesinde yaklaşık 2 bin dönümlük alana kurulan Ormanya, Avrupa ve Orta Doğu ülkelerinin yanı sıra geçen yıl Uzak Doğu ülkelerinden de ziyaretçileri ağırladı.
Orman kütüphanesi, Doğa Okulu, ormanköy ve yürüyüş parkurları gibi farklı etkinlik imkanları da bulunan Ormanya’da, ihtiyaç duyulan temel hizmetlerin verildiği kamp alanından bu yıl yaklaşık 6 bini yabancı olmak üzere 20 bin doğasever faydalandı.
Çocuk Hayvan Çiftliği ve Yaban Yaşam Alanı’nda 54 türde 893 hayvana ev sahipliği yapan Ormanya, çevre bölgelerde yaban hayvanlarının popülasyonunun artması için yürütülen çalışmalara da destek veriyor.
Ormanya Doğal Yaşam Parkı Doğal Yaşam Alanları Şefi Önder Alioğlu, AA muhabirine, 2023’te birçok etkinlik düzenlediklerini ve alanda yeni mekanlar oluşturduklarını söyledi.
Geçen yıl kuş türlerinin belirlenmesi, göç rotaları ve davranışlarının incelenmesi için halkalama istasyonu ve insanların doğa ile bağının güçlendirilmesi amacıyla “Ormanın Sesi” alanları kurduklarını belirten Alioğlu, doğaya zarar vermeden, ziyaretçilerin yeni keşifler ve heyecanlar yaşamasını hedeflediklerini anlattı.
“Uzak Doğulu turistleri çok daha fazla ağırlama şansımız olacak”
Alioğlu, gün geçtikçe Ormanya’ya yabancı ziyaretçilerin ilgisinin arttığını belirterek, şöyle devam etti:
“Şu an Ormanya, Avrupa’nın en büyük doğal yaşam parkı olarak hizmet veriyor. Farklı illerden gelen turların yanı sıra yine aynı şekilde Avrupalı, Orta Doğulu turistlerimiz burayı çok tercih etmektedir. Bunların yanı sıra Uzak Doğulu turistlerimiz çok fazla gelmeye başladı hatta bu ilgiden dolayı Çin Başkonsolos Yardımcımız ekibiyle beraber alanı ziyaret etti. Çünkü Uzak Doğulu turistler belli bölgelere geliyor. Görünen o ki Ormanya’yı da artık tur destinasyonlarına, tur noktalarına ekleyecekler. Uzak Doğulu turistleri çok daha fazla ağırlama şansımız olacak.”
Uzak Doğu ülkelerinden gelen turistlerin Ormanya’nın doğal güzelliklerine hayran kaldığını dile getiren Alioğlu, Ormanya’nın mobil uygulaması sayesinde, vatandaşların yanlarında rehber olmadan alanı rahat ve güvenli şekilde gezebildiğini anlattı.
Alioğlu, görme engelli vatandaşların da uygulamadaki ses seçeneklerini kullanarak alanı güvenli şekilde dolaşabildiğine dikkati çekerek, “Bu uygulama 6 dilde olduğu için yabancı vatandaşlarımız da kullanmaktadır.” dedi.
“20 bini aşkın vatandaşımız kamp gerçekleştirdi”
Ormanya’da geçen yıl 5 milyon 200 bin yerli ve yabancı misafiri ağırladıklarını, 23 karavan ve 30 çadır kapasiteli kamp alanının da yoğun ilgi gördüğünü ifade eden Alioğlu, şöyle konuştu:
“Karavan alanı hep yoğun. Özellikle rota olarak Anadolu’yu seçen yabancı misafirlerimiz buradan Kafkaslara veya Afrika’ya, Orta Doğu’ya gidecek misafirlerimiz güvenli bir yer olarak Ormanya’yı tercih ediyorlar. Vatandaşlarımız da ilk kamp deneyimini yaşayabildikleri alan olarak tercih ediyorlar. Bu da bizi çok mutlu ediyor. Kamp alanımızda, 20 bini aşkın vatandaşımız yıl boyunca kamp yaptı. Bunun 6 bine yakını yabancı misafirlerimizden oluşmaktadır.”
Bölgenin en donanımlı, en kapsamlı hayvan hastanesinin Ormanya’da bulunduğunu belirten Alioğlu, “Biz yaban hayvanlarının, özellikle birinci bölge diye tabir ettiğimiz İstanbul, Kocaeli, Düzce, Sakarya gibi alanlardan gelen yaban hayvanlarının tedavi ve bakım hizmetlerini burada karşılıyoruz.” diye konuştu.
Alioğlu, karaca, kızıl geyik, çakal, porsuk, ayı, tilki gibi 844 hayvan ile doğan, şahin, baykuş, ebabil, ibibik gibi 494 yaban kuşunun tedavi edildiğini anlatarak, hayvanların tedavisinin yanı sıra tekrar doğaya salınması çalışmalarını Doğa Koruma ve Milli Parklar ekipleriyle gerçekleştirdiklerini kaydetti.
Doğaya tekrar dönemeyen engelli hayvanları ömürlerinin sonuna kadar yaşayabilecekleri alanda misafir ettiklerini dile getiren Alioğlu, Düşkün Leylekler Evi ve Engelli Kuşlar barınaklarının bulunduğunu söyledi.
Alioğlu, özellikle kızıl geyik ve karacanın azaldığı Samanlı Dağları gibi bölgelerde yaban hayvan sayısını artırmayı amaçladıklarını kaydetti.
]]>Önce köpekten korkulmadığını belli etmek gerektiğini belirten İçen, birden köpek geçiyorsa ve oradan geçiliyorsa istemeden bazen heyecanlanabileceğini dile getirip, heyecanlandığı zaman bu heyecanı fark eden köpeğin kişiyi düşman olarak belleyebileceğine dikkat çekti.
“Hepsi için demiyoruz” diyen Başhekim İçen, şöyle konuştu:
“Veya içlerinden bir tanesi kendi bölgesini korumak adına size tepki gösterebilir, havlayabilir. Eğer o havlama esnasında kaçma gibi bir eylemde bulunursanız bu sefer sizi düşman belleyip saldırabilir. İnsanlara bu hayvanlardan korkmamayı öğretmemiz lazım. Korkusu ve fobisi olan kişileri barınaklara götürüp bu hayvanların aslında tehlikeli olmadığını ispatlamak lazım. O fobiyi yendikten sonra eğer siz köpekten korkmazsanız köpek de bir değil, 30 tane olsa havladığında siz o korkuyu salmadığınız sürece kolay kolay size saldırmaya cesaret edemezler. Ama içlerinde bir tanesi psikolojik olarak saldırır, o saldırı sizde panik oluşturursa diğerleri de iştirak eder. İşte bu, istenmeyen durumlara sebep olur.”
” Türkiye’de barınaklarımız eskiye göre çok daha iyi”
Yeni yapılan çip uygulamasında köpek sokağa atıldığı zaman o hayvanın kime ait olduğu bilindiğini kaydeden İçen, “Avrupa’da bu uygulamada hayvan sokağa atılmışsa, sahibi bulunduğunda ciddi bir cezasına çarptırılıyor. Dolayısıyla kimse kolay kolay o köpeği sokağa atamıyor. Eğer çipsiz ve sahipsizse barınaklar bunu sahipleniyor. Barınaklar bunun tedavisini ce sahiplendirme projesine gidiyorlar. Türkiye’de, barınaklarımız eskiye göre çok daha iyi. Özelikle Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi’nin barınakla ilgili yaptığı düzenlemeden sonra eskiye oranlar hizmetler nispeten biraz daha düzeldi. Ama örnek göstereceğim barınaklardan bir tanesi şu anda Mardin Büyükşehir Belediyesi tarafından yapılıyor. Yaklaşık 350 dönüm bir arazi tahsis edilmiş ve burada hayvanseverlere yönelik özelikle ağaçlandırma da yapılarak hayvanseverlerin gidip orada hayvanları sevmesi, gezdirmesini, bakım ve beslemelerini bizzat kendi elleriyle yapmalarını ve böylece sokak hayvanı kavramını, insanların bu korkusunu da, tehlikeyi de ortadan kaldırıyor” diye konuştu.
“İnsanlarla hayvanları karşı karşıya getirmemek bizim için oldukça önemli”
Hayvanların da insanların da değerli olduğunu söyleyen İçen, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Dolayısıyla insanlarla hayvanları karşı karşıya getirmemek, onları bu pozisyonlara düşürmemek bizim için oldukça önemli. Bunun da tek yolu barınak sayılarını ve kalitelerini artırmak. Onların sosyal bir canlı olduğunu ve bu sosyal canlıların da ilgiye ihtiyaç duyduklarını, dolayısıyla bunları sadece oraya atmak değil, özelikle belli aralıklarla ilkokul öğrencilerini, ortaokul öğrencilerini bu barınakları ziyaret ettirip köpeklerle daha yakın temas sağlamalarını, aşıları da yapıldığı için insanlar için tehlike de oluşturmayacak.”
Bir diğer önemli hususun kuduz olduğuna dikkat çeken Prof. İçen, “Son dönemde gerçekten vaka sayısının arttığı bir olgu. Kuduz için ciddi aşılama programlarının sadece evcil hayvanların değil, yaban hayvanlarında ve bunun içinde çiplendirmenin muhakkak bütün hayvanlara yapılması gerekir. Bu şekilde de kuduzu nispeten kontrol altına alabiliriz. Evcil hayvanlarımızın sayısını bilmek, envanterimizi iyi bilmek ve bunları kısırlaştırmak. Bunlara eziyet değil, hayat standartlarını yükseltmemiz lazım. İnsanları koruyalım derken hayvanlara da eziyet etmememiz gerektiğini de unutmamamız lazım” ifadelerine yer verdi. – DİYARBAKIR
]]>