Emine Erdoğan: “Güçlü bireylerden oluşan güçlü bir toplum, hayatın bütün evreleriyle barışık bir yaşam biçimiyle mümkündür. Böylesi bir toplum, gençliğin dinamizmi ile yaşlılığın bilgeliğini harmanlayabilen ülkelerin erişebileceği bir idealdir”
“Nesiller arası kurduğumuz derin muhabbeti yaşamın bütününe yaymayı başarmış bir millet olmakla iftihar ediyoruz”
“Yaşlılarıyla bağ kuramayan bir toplum, geçmişin birikimiyle donanmış eşsiz bir pusuladan mahrum kalıyor demektir”
ANKARA – Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan, güçlü bireylerden oluşan güçlü bir toplumun, hayatın bütün evreleriyle barışık bir yaşam biçimiyle mümkün olduğunu belirterek, “Böylesi bir toplum, gençliğin dinamizmi ile yaşlılığın bilgeliğini harmanlayabilen ülkelerin erişebileceği bir idealdir” dedi.
Emine Erdoğan, Yaşlılara Saygı Haftası dolayısıyla huzurevi sakinleriyle Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde düzenlenen iftarda bir araya geldi. Buradaki konuşmasında milletin evi külliyede, huzurevi sakinlerini ağırlamaktan duyduğu memnuniyeti dile getiren Emine Erdoğan, ramazanın en güzel ve özlenen yanlarından birisinin de insanları sevdikleriyle buluşturan bereketli sofraları olduğunu kaydetti.
İftar masasının, ailenin genç, yaşlı, uzak, yakın tüm fertlerini etrafında topladığını ifade eden Emine Erdoğan, “Sofralarımızın baş köşesi ise aileyi birleştiren, bir arada tutan büyüklerimize ayrılır. Nitekim, kültürümüzde ve manevi dünyamızda, yaşlılığın müstesna bir değeri vardır” diye konuştu.
Anadolu geleneğinde yaş almanın “hayatın deneyimleri ve hikmetleriyle yoğrulmak” demek olduğuna dikkati çeken Emine Erdoğan, “Saça ve sakala düşen aklar, emeğin, alın terinin ve arifliğin izidir” dedi.
Yaşlıların, hayatın her aşamasında deneyimlerinden yararlanılması gereken birer hazine, engin birer okyanus gibi görülmesi gerektiğini vurgulayan Emine Erdoğan, kitaplarda yazmayan, hayata ve geçmişe dair bilgilerin yaşlıların hafızasında saklı olduğunu söyledi. Emine Erdoğan, şöyle devam etti:
“Zira büyüklerimiz, yakın tarihimizin canlı tanıkları, binlerce yıllık kültürümüzün manevi taşıyıcılarıdır. Yaşlıları ile bağ kuramayan bir toplum, geçmişin birikimiyle donanmış eşsiz bir pusuladan mahrum kalıyor demektir. Ne yazık ki modern çağın kabulleri, ebedi gençliği yücelterek, yaşlılığı normalin dışına itmeye çalışıyor. Halbuki, güçlü bireylerden oluşan güçlü bir toplum, hayatın bütün evreleriyle barışık bir yaşam biçimiyle mümkündür. Böylesi bir toplum, gençliğin dinamizmi ile yaşlılığın bilgeliğini harmanlayabilen ülkelerin erişebileceği bir idealdir.”
“Kökleriyle bağı güçlü olan ağacı, hiçbir rüzgar yıkamaz”
Emine Erdoğan, büyüklerin, aileyi bir arada tutan ve koruyan rolüne ihtiyaç duyulduğuna işaret ederek, “Kökleriyle bağı güçlü olan ağacı, ne kadar sert olursa olsun hiçbir rüzgar yıkamaz. Gençlerimizi büyüklerimizle bir araya getiren, adeta bir hayat stajı imkanı sunan projeleri hassaten önemli görmeliyiz.” şeklinde konuştu.
Modern hayatın sürüklediği dinamizmle insanların, zamanın akışını takip edemeyecek kadar hızlı yaşadıklarını belirten Emine Erdoğan, artık “nasılsın?” sorusuna karşılık, daha çok “koşturuyorum” cevabı verildiğini ve bu koşturma halinin, gerilimin, kalbi ve ruhu yorup, hayatın esas anlamlarının kaçırılmasına sebep olduğunu söyledi. Büyüklerin, hayat yolunda sükunet ve sebatla yürümeyi öğretecek, doğru istikameti ve kestirme yolları gösterecek rehberliği şefkatle sunduğunu vurgulayan Emine Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Ömürlerince topluma ve ülkemize fedakarca katkılar sunan yaşlılarımızın, sağlık ve huzurla yaşayacakları hayat standartlarını oluşturmak için var gücümüzle çalışmaya devam ediyoruz. Tüm ilgili kurumlarımız, yaşlılarımızın sosyal yaşamdan kopmadan, kaliteli vakit geçirmelerini sağlayacak imkanlar sunmak için seferber oluyor.”
Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının yaşlıların ev sıcaklığında bakım hizmeti alabildiği huzurevlerinin sayısını ve kalitesini istikrarlı bir şekilde artırma gayretinde olduğuna işaret eden Emine Erdoğan, “Bakım hizmetlerinin kalitesinin artırılması amacıyla hazırlanan rehber ile yaşlı bakım kuruluşlarının standartları iyileştiriliyor. Diğer yandan Bakanlığımızın hayata geçirdiği Evde Bakım Sistemi ile yaşlılarımız kendi evinde bakım imkanı elde edebiliyor. Böylece aile bağları güçlenirken kurum bakım hizmetine olan ihtiyaç azalmış oluyor.” değerlendirmesinde bulundu.
Emine Erdoğan, 18-24 Mart arasındaki günlerin Dünya Sağlık Örgütü tarafından “Yaşlılara Saygı Haftası” olarak ilan edildiğini anımsatarak şunları kaydetti:
“Bizim insanımızın zihinsel ve manevi kodlarına işlenmiş olan büyüklere hürmet, ne bir güne ne bir haftaya sığar. Nesiller arası kurduğumuz derin muhabbeti yaşamın bütününe yaymayı başarmış bir millet olmakla iftihar ediyoruz. Sizlerin yeri, hepimizin kalbinde en müstesna köşededir. Allah sizleri başımızdan eksik etmesin.”
Emine Erdoğan, katılımlarından dolayı huzurevi sakinlerine teşekkürlerini ileterek, “Şahsınızda, kalpleri merhamet ve şefkat pınarı olan tüm büyüklerimizin ellerinden hürmetle öpüyorum. Başı rahmet, ortası mağfiret, sonu ebedi azaptan kurtuluş olan Ramazan-ı Şerif’inizi bir kez daha tebrik ediyorum. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı başta olmak üzere, organizasyonda emeği geçen herkese şükranlarımı sunuyorum.” ifadelerini kullandı.
Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş’ın da katıldığı programda, yemek öncesinde Kur’an-ı Kerim tilaveti yapıldı. Programda Türk Sanat Müziği konseri de verildi.
]]>Emine Erdoğan, Yaşlılara Saygı Haftası dolayısıyla huzurevi sakinleriyle Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde düzenlenen iftarda bir araya geldi.
Buradaki konuşmasında milletin evi külliyede, huzurevi sakinlerini ağırlamaktan duyduğu memnuniyeti dile getiren Emine Erdoğan, ramazanın en güzel ve özlenen yanlarından birisinin de insanları sevdikleriyle buluşturan bereketli sofraları olduğunu kaydetti.
İftar masasının, ailenin genç, yaşlı, uzak, yakın tüm fertlerini etrafında topladığını ifade eden Emine Erdoğan, “Sofralarımızın baş köşesi ise aileyi birleştiren, bir arada tutan büyüklerimize ayrılır. Nitekim, kültürümüzde ve manevi dünyamızda, yaşlılığın müstesna bir değeri vardır.” diye konuştu.
Anadolu geleneğinde yaş almanın “hayatın deneyimleri ve hikmetleriyle yoğrulmak” demek olduğuna dikkati çeken Emine Erdoğan, “Saça ve sakala düşen aklar, emeğin, alın terinin ve arifliğin izidir.” dedi.
Yaşlıların, hayatın her aşamasında deneyimlerinden yararlanılması gereken birer hazine, engin birer okyanus gibi görülmesi gerektiğini vurgulayan Emine Erdoğan, kitaplarda yazmayan, hayata ve geçmişe dair bilgilerin yaşlıların hafızasında saklı olduğunu söyledi.
Emine Erdoğan, şöyle devam etti:
“Zira büyüklerimiz, yakın tarihimizin canlı tanıkları, binlerce yıllık kültürümüzün manevi taşıyıcılarıdır. Yaşlıları ile bağ kuramayan bir toplum, geçmişin birikimiyle donanmış eşsiz bir pusuladan mahrum kalıyor demektir. Ne yazık ki modern çağın kabulleri, ebedi gençliği yücelterek, yaşlılığı normalin dışına itmeye çalışıyor. Halbuki, güçlü bireylerden oluşan güçlü bir toplum, hayatın bütün evreleriyle barışık bir yaşam biçimiyle mümkündür. Böylesi bir toplum, gençliğin dinamizmi ile yaşlılığın bilgeliğini harmanlayabilen ülkelerin erişebileceği bir idealdir.”
“Kökleriyle bağı güçlü olan ağacı, hiçbir rüzgar yıkamaz”
Emine Erdoğan, büyüklerin, aileyi bir arada tutan ve koruyan rolüne ihtiyaç duyulduğuna işaret ederek, “Kökleriyle bağı güçlü olan ağacı, ne kadar sert olursa olsun hiçbir rüzgar yıkamaz. Gençlerimizi büyüklerimizle bir araya getiren, adeta bir hayat stajı imkanı sunan projeleri hassaten önemli görmeliyiz.” şeklinde konuştu.
Modern hayatın sürüklediği dinamizmle insanların, zamanın akışını takip edemeyecek kadar hızlı yaşadıklarını belirten Emine Erdoğan, artık “nasılsın?” sorusuna karşılık, daha çok “koşturuyorum” cevabı verildiğini ve bu koşturma halinin, gerilimin, kalbi ve ruhu yorup, hayatın esas anlamlarının kaçırılmasına sebep olduğunu söyledi.
Büyüklerin, hayat yolunda sükunet ve sebatla yürümeyi öğretecek, doğru istikameti ve kestirme yolları gösterecek rehberliği şefkatle sunduğunu vurgulayan Emine Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Ömürlerince topluma ve ülkemize fedakarca katkılar sunan yaşlılarımızın, sağlık ve huzurla yaşayacakları hayat standartlarını oluşturmak için var gücümüzle çalışmaya devam ediyoruz. Tüm ilgili kurumlarımız, yaşlılarımızın sosyal yaşamdan kopmadan, kaliteli vakit geçirmelerini sağlayacak imkanlar sunmak için seferber oluyor.”
Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının yaşlıların ev sıcaklığında bakım hizmeti alabildiği huzurevlerinin sayısını ve kalitesini istikrarlı bir şekilde artırma gayretinde olduğuna işaret eden Emine Erdoğan, “Bakım hizmetlerinin kalitesinin artırılması amacıyla hazırlanan rehber ile yaşlı bakım kuruluşlarının standartları iyileştiriliyor. Diğer yandan Bakanlığımızın hayata geçirdiği Evde Bakım Sistemi ile yaşlılarımız kendi evinde bakım imkanı elde edebiliyor. Böylece aile bağları güçlenirken kurum bakım hizmetine olan ihtiyaç azalmış oluyor.” değerlendirmesinde bulundu.
Emine Erdoğan,18-24 Mart arasındaki günlerin Dünya Sağlık Örgütü tarafından “Yaşlılara Saygı Haftası” olarak ilan edildiğini anımsatarak, şunları kaydetti:
“Bizim insanımızın zihinsel ve manevi kodlarına işlenmiş olan büyüklere hürmet, ne bir güne ne bir haftaya sığar. Nesiller arası kurduğumuz derin muhabbeti yaşamın bütününe yaymayı başarmış bir millet olmakla iftihar ediyoruz. Sizlerin yeri, hepimizin kalbinde en müstesna köşededir. Allah sizleri başımızdan eksik etmesin.”
Emine Erdoğan, katılımlarından dolayı huzurevi sakinlerine teşekkürlerini ileterek, “Şahsınızda, kalpleri merhamet ve şefkat pınarı olan tüm büyüklerimizin ellerinden hürmetle öpüyorum. Başı rahmet, ortası mağfiret, sonu ebedi azaptan kurtuluş olan Ramazan-ı Şerif’inizi bir kez daha tebrik ediyorum. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı başta olmak üzere, organizasyonda emeği geçen herkese şükranlarımı sunuyorum.” ifadelerini kullandı.
Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş’ın da katıldığı programda, yemek öncesinde Kur’an-ı Kerim tilaveti yapıldı.
Programda Türk Sanat Müziği konseri de verildi.
]]>Emine Erdoğan, Yaşlılara Saygı Haftası dolayısıyla huzurevi sakinleriyle Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde düzenlenen iftarda bir araya geldi. Buradaki konuşmasında milletin evi külliyede, huzurevi sakinlerini ağırlamaktan duyduğu memnuniyeti dile getiren Emine Erdoğan, ramazanın en güzel ve özlenen yanlarından birisinin de insanları sevdikleriyle buluşturan bereketli sofraları olduğunu kaydetti.
İftar masasının, ailenin genç, yaşlı, uzak, yakın tüm fertlerini etrafında topladığını ifade eden Emine Erdoğan, “Sofralarımızın baş köşesi ise aileyi birleştiren, bir arada tutan büyüklerimize ayrılır. Nitekim, kültürümüzde ve manevi dünyamızda, yaşlılığın müstesna bir değeri vardır” diye konuştu.
Anadolu geleneğinde yaş almanın “hayatın deneyimleri ve hikmetleriyle yoğrulmak” demek olduğuna dikkati çeken Emine Erdoğan, “Saça ve sakala düşen aklar, emeğin, alın terinin ve arifliğin izidir” dedi.
Yaşlıların, hayatın her aşamasında deneyimlerinden yararlanılması gereken birer hazine, engin birer okyanus gibi görülmesi gerektiğini vurgulayan Emine Erdoğan, kitaplarda yazmayan, hayata ve geçmişe dair bilgilerin yaşlıların hafızasında saklı olduğunu söyledi. Emine Erdoğan, şöyle devam etti:
“Zira büyüklerimiz, yakın tarihimizin canlı tanıkları, binlerce yıllık kültürümüzün manevi taşıyıcılarıdır. Yaşlıları ile bağ kuramayan bir toplum, geçmişin birikimiyle donanmış eşsiz bir pusuladan mahrum kalıyor demektir. Ne yazık ki modern çağın kabulleri, ebedi gençliği yücelterek, yaşlılığı normalin dışına itmeye çalışıyor. Halbuki, güçlü bireylerden oluşan güçlü bir toplum, hayatın bütün evreleriyle barışık bir yaşam biçimiyle mümkündür. Böylesi bir toplum, gençliğin dinamizmi ile yaşlılığın bilgeliğini harmanlayabilen ülkelerin erişebileceği bir idealdir.”
“Kökleriyle bağı güçlü olan ağacı, hiçbir rüzgar yıkamaz”
Emine Erdoğan, büyüklerin, aileyi bir arada tutan ve koruyan rolüne ihtiyaç duyulduğuna işaret ederek, “Kökleriyle bağı güçlü olan ağacı, ne kadar sert olursa olsun hiçbir rüzgar yıkamaz. Gençlerimizi büyüklerimizle bir araya getiren, adeta bir hayat stajı imkanı sunan projeleri hassaten önemli görmeliyiz.” şeklinde konuştu.
Modern hayatın sürüklediği dinamizmle insanların, zamanın akışını takip edemeyecek kadar hızlı yaşadıklarını belirten Emine Erdoğan, artık “nasılsın?” sorusuna karşılık, daha çok “koşturuyorum” cevabı verildiğini ve bu koşturma halinin, gerilimin, kalbi ve ruhu yorup, hayatın esas anlamlarının kaçırılmasına sebep olduğunu söyledi. Büyüklerin, hayat yolunda sükunet ve sebatla yürümeyi öğretecek, doğru istikameti ve kestirme yolları gösterecek rehberliği şefkatle sunduğunu vurgulayan Emine Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Ömürlerince topluma ve ülkemize fedakarca katkılar sunan yaşlılarımızın, sağlık ve huzurla yaşayacakları hayat standartlarını oluşturmak için var gücümüzle çalışmaya devam ediyoruz. Tüm ilgili kurumlarımız, yaşlılarımızın sosyal yaşamdan kopmadan, kaliteli vakit geçirmelerini sağlayacak imkanlar sunmak için seferber oluyor.”
Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının yaşlıların ev sıcaklığında bakım hizmeti alabildiği huzurevlerinin sayısını ve kalitesini istikrarlı bir şekilde artırma gayretinde olduğuna işaret eden Emine Erdoğan, “Bakım hizmetlerinin kalitesinin artırılması amacıyla hazırlanan rehber ile yaşlı bakım kuruluşlarının standartları iyileştiriliyor. Diğer yandan Bakanlığımızın hayata geçirdiği Evde Bakım Sistemi ile yaşlılarımız kendi evinde bakım imkanı elde edebiliyor. Böylece aile bağları güçlenirken kurum bakım hizmetine olan ihtiyaç azalmış oluyor.” değerlendirmesinde bulundu.
Emine Erdoğan, 18-24 Mart arasındaki günlerin Dünya Sağlık Örgütü tarafından “Yaşlılara Saygı Haftası” olarak ilan edildiğini anımsatarak şunları kaydetti:
“Bizim insanımızın zihinsel ve manevi kodlarına işlenmiş olan büyüklere hürmet, ne bir güne ne bir haftaya sığar. Nesiller arası kurduğumuz derin muhabbeti yaşamın bütününe yaymayı başarmış bir millet olmakla iftihar ediyoruz. Sizlerin yeri, hepimizin kalbinde en müstesna köşededir. Allah sizleri başımızdan eksik etmesin.”
Emine Erdoğan, katılımlarından dolayı huzurevi sakinlerine teşekkürlerini ileterek, “Şahsınızda, kalpleri merhamet ve şefkat pınarı olan tüm büyüklerimizin ellerinden hürmetle öpüyorum. Başı rahmet, ortası mağfiret, sonu ebedi azaptan kurtuluş olan Ramazan-ı Şerif’inizi bir kez daha tebrik ediyorum. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı başta olmak üzere, organizasyonda emeği geçen herkese şükranlarımı sunuyorum.” ifadelerini kullandı.
Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş’ın da katıldığı programda, yemek öncesinde Kur’an-ı Kerim tilaveti yapıldı. Programda Türk Sanat Müziği konseri de verildi. – ANKARA
]]>Yekeler, kadının varlığıyla kimine evlat, kimine anne, kimin kardeş, kimine mesai arkadaşı olduğunun altını çizerek, “Varlığıyla hayatımızın her alanına değer katan, bizlere güç veren kadın, emeği ve sevgisi ile aynı zamanda sağlıklı nesiller yetiştiren kişidir. Her alanında çok kıymetli rolleri olan kadının iş hayatındaki rolü elbette göz ardı edilemez. İş hayatımdaki kadın iş ve aile dengesini doğru planlamak ve konumlandırmak zorunda. Erkeklere özgü kişilik özelliklerinin başarı ile Özdeşleştirildiği çoğu ortamda çalışan kadın olarak karşılaşılan zorluklar elbette daha fazla” ifadelerini kullandı.
Karşılaşılan zorluklara rağmen kadının yaradılış özelliklerinden kaynaklı psikolojik üstünlükleri olduğunu ifade eden Yekeler, “Çalışan kadınlar olarak ebetteki üstlendiğimiz roller erkeklere kıyasla çok daha fazla. Kadının olaylar karşısında direnci, zorluklar karşısında pes etmeyişi, hayatın her alanında olduğu gibi iş hayatında da olumlu olarak yansımaktadır” dedi.
“Çalışan bir kadının kurması gereken en önemli denge bence aile ve iş dengesidir”
İş hayatında kendi mesleki tecrübelerinden örnekler vererek sözlerine devam eden Yekeler, “Mesleğe 1997 yılında mezun olduğumda ve Atatürk Üniversitesinde ameliyathanede başladığımda sadece bir evlat, bir kız kardeş, ve işini en iyi şekilde yapmaya çalışan bir hemşireydim. Daha sonrasında bir eş bir anne olarak yeni rollerim eklendi. Yeni roller eklendikçe her kadın hayatında olduğu gibi benim de hayatında yeni zorluklar ve yeni sorumluluklar başladı. Çalışan bir kadının kurması gereken en önemli denge bence aile ve iş dengesidir. Bu dengeyi kurarken diğer aile bireylerinin desteği olsa da maalesef en temel sorumluluk ve yük biz kadınların omuzlarında” diye konuştu.
Yekeler sözlerinin devamında şunları kaydetti: “Kesintisiz 7-24 hizmet sunan sağlık camiasının birer Ferdi olarak biz kadınlar aynı zamanda nöbet usulü çalışmanın zorluklarıyla da mücadele etmek zorundayız. Mesleğimde yaklaşık 18 yıllık bir saha tecrübesinden sonra idareci olarak görevime devam ettim. Çok beğendiğim bir cümledir, ‘çıraklığını yapmadığınız bir işin ustalığını soyunmayın’ bu düsturla ben de hatırı sayılır tecrübe edindikten sonra idareciliği adım attım. Yıllarca mesleğe zorlu şartlarda çalışmış ve hizmet etmiş birisi olarak tecrübemi ve beraberinde aldığım eğitimleri idarecilik hayatımda da fiiliyata geçirmek oldukça kolay oldu. Her kim bir canın kurtuluşuna vesile olursa tüm insanlığın kurtuluşuna vesile olmuştur ayeti kerime meali her zaman meslek hayatımda düsturum olmuştur.”
Bir insan ve yönetici olarak, her zaman öğrenecek bir şeylerin olduğunu ve ümitsizliğe düşmeden gayretle yeni gelişmeleri takip ederek insanın kendisini güncellemesinin başarının başka bir boyutu olduğunu ifade eden Yekeler, ” 8 Mart Dünya kadınlar Günü vesilesiyle başta sağlık camiamızın çok kıymetli kadınları olmak üzere tüm kadınlarımızın gününü kutluyor, sağlıklı huzurlu nice güzel çalışma yılları diliyorum” dedi. – ANKARA
]]>-Yürüme engelli Muammer Emre Gökgöz:
-“Engellerin müzikte de var olduğunu, müziği de yapabildiklerini görsünler istedim”
ISPARTA – Isparta’da yaşayan doğuştan yürüme engelli Muammer Emre Gökgöz hayatın hiçbir noktasında engel olmadığını kanıtlamak amacıyla şarkı besteledi. Engelliler konusunda farkındalığı artırmayı hedefleyen Gökgöz “Engellerin müzikte de var olduğunu, müziği de yapabildiklerini görsünler istedim” dedi.
Isparta’da yaşayan 30 yaşındaki doğuştan yürüme engelli Muammer Emre Gökgöz engelliler konusunda farkındalığı artırmak amacıyla şarkı besteledi. 12 kez geçirdiği ameliyat sonrası 15 yaşında iken yürümeye başlayan Gökgöz hobi olarak sürdürdüğü müzik hayatını, engelsiz bir hayatın olabileceğini göstermek amacıyla profesyonel olarak dijital platforma taşıdı. Isparta Belediyesi Engelli Koordinasyon birimi sorumlusu olarak iş hayatına devam eden Gökgöz 15 yaşından sonra tam olarak hayata bağlanmaya başladığını belirterek “Engelsiz bir hayatım olabileceğini gördüm ve sonrasında hayallerimi gerçekleştirmeye başladım. Adım adım bunlara çabaladım ve cidden engelsiz bir yaşamın olabileceğini net bir şekilde görmüş oldum. İş hayatına atıldıktan sonra engelsiz bir hayata adım atmanın aslında zor gibi görünen kolay bir şey olduğunu gördüm ve “Engelsiz hayata dair” sloganıyla kendi yaşamıma yön vermeye karar verdim ve hayat felsefe hayat felsefem “mutluluk” dedim” dedi.
“Hayatın hiçbir noktasında engel olmadığını kanıtlamak amacıyla yazdım”
Sosyal hayattan hiç kopmak istemediğini ve bunun için birçok faaliyet gerçekleştirdiğini söyleyen Gökgöz “Bir anım olsun, bir şeyler yapayım insanlar bunu görsünler ve engellilerin hayatın her noktasında olabildiğini görsünler istedim. Tekerlekli sandalye basketbol takımından başlayarak sosyal faaliyetlerde daha fazla aslında ama müzik hayatına girdik. “Sensiz kalayım” isimli şarkısı ile aslında bir çok kişi aşka yoracak biliyorum ama bu tamamen benim kendi öz düşüncemle yazdığım tamamen aşka adamadığım bir parça oldu. Engelli bir bireyin hayatının hiçbir noktasında yine engel olmadığını kanıtlamak amacıyla yazdım. Benim herhangi bir kişi yanımda olmadan ben bir şeyleri becerebilirim ya da görme engelli bir arkadaşımız elindeki bastonla bir yerden bir yere gidebilir. Hayatta hani muhtaçlık diyoruz ya aslında muhtaç değiliz, özgürüz sadece bunu göstermek amacımız inşallah bunu başaracağımızı düşünüyorum” şeklinde konuştu.
“Engellerin müzikte de var olduğunu, müziği de yapabildiklerini görsünler istedim”
Geçmiş dönemlerde yaptığı internet radyo yayıncılığı ile müziğe olan ilgisini fark eden Gökgöz “Kendimi geliştirerek söz yazarlığına başladım ve yazabildiğimi fark ettim. 2021 yılında da ilk parçam olan “Engel yok” isimli parçayı yaptım ve 16 Mayıs Engeller Haftasında yayınladım. Şimdi ise daha fazla kişiye ulaşsın, daha büyük bir anım olsun istedim yine bu konuda da hayatın hiçbir noktasında engel olmadığı gibi müzikte de engelin olmadığını göstermeye uğraştım. Engellerin müzikte de var olduğunu, müziği de yapabildiklerini görsünler istedim” dedi.
Hayalini gerçekleştirmek isteyen birçok engelliye örnek olan Gökgöz “İçine kapanık yaşıyor birçok engelli. Ben de zamanında öyleydim. Kesinlikle içine kapanık yaşamasınlar. Hayatta bir yerlere gelebileceklerini, bir adım atabileceklerini görsünler. Bizlere ulaşsınlar, hayallerini söylesinler birlikte gerçekleştirelim” dedi.
Gökgöz konuşmasının devamında engellilerin sosyal yaşam konusunda hayatını kolaylaştırmak amacıyla vatandaşlara mesaj verdi.
]]>MANİSA’nın Demirci ilçesinde polis lojmanında başından tabanca ile vurulmuş halde bulunan güzellik salonu işletmecisi Yeşim Akbaş’ın (27) ölümüne ilişkin tutuklanan komiser yardımcısı Doğan Can Yıldız (28) hakkında iddianame hazırlandı. İddianamede, deliller incelendiğinde Akbaş’ın intihar etmiş olmasının hayatın doğal akışına aykırı olduğu ve Yıldız tarafından başına bir el ateş edilerek öldürüldüğü belirtilerek, ‘kadına karşı kasten öldürme’ ve ‘kamu görevine ait araç ve gereçleri suçta kullanma’ suçlarından ağırlaştırılmış müebbet hapisle cezalandırılması istendi.
Demirci ilçesindeki polis lojmanında geçen yıl 14 Nisan’da, saat 08.00 sıralarında silah sesi duyuldu. Sesin geldiği komiser yardımcısı Doğancan Yıldız’ın kaldığı odaya giren polis ekipleri, ilçede güzellik salonu işleten Yeşim Akbaş’ı başından vurulmuş halde buldu. Yeşim Akbaş, yapılan ilk müdahalesinin ardından hastaneye kaldırılırken hayatını kaybetti. Yeşim Akbaş’ın vurulduğu tabancanın komiser yardımcısı Yıldız’a ait olduğu belirlendi. İlçe Jandarma Komutanlığı ekipleri tarafından gözaltına alınan Yıldız, sevk edildiği hakimlikte adli kontrol şartıyla serbest kaldı. Cumhuriyet savcılığının itirazı üzerine 19 Nisan’da İzmir’in Bayraklı ilçesinde gözaltına alınan Doğan Can Yıldız, tutuklandı.
ESKİ EŞİNİN BAŞINA 2 KEZ SİLAH DAYAMIŞ
Soruşturma sırasında Yıldız’ın boşandığı eski eşi Meryem Emir’i (28) defalarca darbedip, hakarette bulunduğu, hatta başına 2 kez silah dayadığı da ortaya çıktı. Meryem Emir, yaşadıklarını 21 Şubat 2022’de Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezi’ne (CİMER) verdiği dilekçe ve 3 Mart 2022’de Aile içi ve Kadına Karşı Şiddetle Mücadele Büro Amirliği’nde verdiği ifadesinde anlattı. Eski eşin dilekçesinde ve polisteki ifadesinde, sorunlarının kıskançlıktan kaynaklandığını belirterek, “Annesinin ısrarı ve mesleği nedeniyle zarar görmemesi için o dönemde şikayetçi olmadım” dediği öğrenildi.
‘BÖYLE BİR POZİSYONDAN İNTİHAR ETMESİNİN HAYATIN OLAĞAN AKIŞINA AYKIRI’
Salihli Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü soruşturma tamamlanarak iddianame hazırlandı. Salihli Ağır Ceza Mahkemesi’nce kabul edilen iddianamede, mermi çekirdeğinin Yeşim Akbaş’ın sağ temporoparietal bölgesinden girip sol temporal bölgeden vücudu terk ederek tavana çarptığı hususu dikkate alındığında; kovanın olay yerinde ne amaçla bulunduğu belli olmayan, evin tabanından da bağımsız yaklaşık 20 santim uzunluğundaki 3 santim enindeki beyaz bir mermer blok üzerinde yan yatmış şekilde, çekirdeğin de hemen bloğa bitişik vaziyette bulunmasının böyle bir pozisyonda intihar etmesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğu belirtildi. Çekirdeğin sekme yönü de incelendiğinde, o pozisyonda bulunma ihtimalinin olmadığına da iddianamede yer verildi. Ayrıca Akbaş’ın sağlak olduğu ve merminin sağ taraftan girdiği hususu nazara alındığında her iki elinden atış artığı çıkmasının mümkün olmadığı belirtildi.
‘ELİNDEKİ KAN İZLERİNİ KOLONYA İLE SİLMİŞ’
Daha önceki ifadesinde yüzündeki yaralanmayı sevdiği kedinin yaptığı ve vücudundaki izlerin görev yaptığı sırada yakaladığı suçlu ile boğuşurken olduğunu ileri süren Doğan Can Yıldız’ın, olaydan sonra hemen üzerini değiştirdiği, elinde ve tırnak aralarında bulunan kanı silmek için kolonya kullandığı vurgulandı. Yeşim Akbaş’ın sol el tırnak aralarındaki doku örneklerinin Yıldız’ın doku örneği ile örtüştüğüne de iddianamede dikkat çekildi. Yıldız’ın olaydan hemen sonra üzerinde gördükleri şortta ve görmedikleri ikinci bir şortta atış artığının tespit edilmesinin de hayatın olağan akışına aykırı bulunduğu kaydedildi. Doğan Can Yıldız’ın, görevinde kullandığı beylik tabancasıyla Akbaş’ı, başına tek el ateş ederek öldürüp, ‘Kadına karşı kasten öldürme’ ve ‘Kamu görevine ait araç ve gereçleri suçta kullanma’ suçlarını işlediğine yönelik yeterli delil oluşturduğu belirtildi.
Doğan Can Yıldız’ın ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasıyla yargılanmasına önümüzdeki günlerde başlanacak.
?
]]>