Milli yelkenci Lara Nalbantoğlu, Paris Olimpiyat Oyunları’nda madalya yarışına kalmayı hedefliyor
“Fenerbahçe ailesinin bir parçası olmak büyük gurur”
“En iyi 10 ülke arasında olmak istiyoruz”
“Kendi sınırlarımın dışına çıkmaya çalışıyorum”
“Küçük kız çocuklarına örnek olmak istiyorum”
“Bu sporu yaparken doğayla iç içesiniz ve doğayla bütünleşiyorsunuz”
“Hayal kurmaktan vazgeçmeyin”
Metin ARSLANCAN – Efe ALDEMİR/ İSTANBUL, – Fenerbahçe Spor Kulübü’nün milli yelkencisi Lara Nalbantoğlu, “Olimpiyatlardaki hedefim madalya yarışına kalmak, 19 ülke arasından en iyi 10 ülke arasında olmak istiyoruz. Bundan daha iyisini de yapabiliriz” dedi.
Fenerbahçe Spor Kulübü bünyesinde kariyerine devam eden 22 yaşındaki milli sporcu, Fransa’nın Hyeres kentinde düzenlenen tüm sınıflar olimpiyat eleme yarışlarında 470 karma sınıfında olimpiyat kotası almayı başardı. Genç yelkenci, Demirören Haber Ajansı’na özel açıklamalarda bulundu.
Kariyerine Adana Yelken Kulübü’nde başladığını anlatan Lara Nalbantoğlu, “Aslında ilk olarak babamın ilgisi olduğundan dolayı yelken kulübüne gitmiştik. Daha sonrasında hocalar beni kaptılar” diye konuştu.
“HEP HAYALİNİ KURDUĞUM BİR ANDI”
Olimpiyat kotası aldığı mücadelenin ardından yaşadığı duyguları paylaşan Lara, “Yarış sonunda çok duygulandım. Zaten bu spora başladığımdan itibaren hep hayalini kurduğum bir andı. Madalya yarışından sonra bitişten geçtikten sonra kotayı alışımızın heyecanını yaşamak, hayal ettiğim bir anı yaşamak çok duygulu ve heyecan vericiydi” ifadelerini kullandı.
Eğitimine Sabancı Üniversitesi’nde devam eden başarılı yelkenci, “Milli sporcu bursuyla okuyorum. Üniversitem sporculara destek veriyor. Hocalarımızla iletişimimiz gerçekten kolay. Rahatlıkla hocalarımıza ulaşabiliyoruz. Çok az bir zaman kaldığı için çok sık antrenman yapıyoruz, kamplarımız ve yarışlarımız oluyor. Sağ olsun okulum beni bu konuda destekledi ve aynı zamanda hocalarım eksik kaldığım konular hakkında bana yardımcı oldu. Olimpiyat başarısı elde etmekten büyük gurur ve keyif duyuyorum” dedi.
“FENERBAHÇE AİLESİNİN BİR PARÇASI OLMAK BÜYÜK GURUR”
Fenerbahçe’nin dünyanın en büyük spor kulübü olarak amatör branşlara çok fazla yatırım yaptığını ve olimpiyat oyunlarında Türkiye’yi yelken branşında temsil edecek 8 sporcunun 7 tanesinin sarı-lacivertli kulüp bünyesinde olduğunu aktaran Lara, “Bu Fenerbahçe’nin ne kadar büyük bir spor kulübü olduğunun göstergesi. Fenerbahçe Doğuş Yelken Takımı ailesinin bir parçası olmaktan büyük gurur ve keyif duyuyorum. Sponsorumuz sayesinde çeşitli kamplara gidebiliyoruz. Yarışlara katılıp çeşitli malzeme desteği alabiliyoruz. Bence Fenerbahçe’nin Doğuş gibi bir sponsoru olması yelken sporunda çok önemli. Aynı zamanda bizim önümüzde rol model olan sporcular var; Ateş Çınar, Deniz Çınar ve Alican Kaynar gibi. Onların izinden yürümek yelken sporunu geliştiriyor diyebilirim. Bu camiada olmaktan dolayı şanslı olduğumu düşünüyorum. Fenerbahçe ailesinin sporcusu olduğum için çok gurur duyuyorum. Değerli sponsorlarımız sayesinde amatör branşlarda başarı elde edebiliyoruz. Bu Türk sporu için özellikle Türk yelkenciliği için çok önemli bir başarı” değerlendirmesinde bulundu.
“EN İYİ 10 ÜLKE ARASINDA OLMAK İSTİYORUZ”
Olimpiyat Oyunları hazırlık süreciyle ilgili bilgi veren Fenerbahçe Spor Kulübü sporcusu Lara Nalbantoğlu, “2 aydan az bir süre kaldı. Bu yüzden her antrenman günü çok önemli ve sanki olimpiyatlarda yarışıyormuşum motivasyonu ile denize çıkıyorum. Her antrenmanı büyük bir ciddiyet ve özveri ile yapmaya çalışıyorum. Karadaki antrenmanlarımda aynı şekilde. Olimpiyatlardaki hedefim madalya yarışına kalmak, 19 ülke arasından en iyi 10 ülke arasında olmak istiyoruz. Bundan daha iyisini de yapabiliriz. Ekip arkadaşım gerçekten çok deneyimli. Onun 5’inci olimpiyatı olacak. Bu yüzden ona güvenim sonsuz. Benim fiziksel gücüm ve onun deneyiminin birleşmesi bizi başarılı bir ikili yapıyor. Ekip arkadaşım Deniz Çınar ve kardeşi Ateş Çınar 18 yıllık deneyimlerinden yararlandığım için çok mutlu ve gururluyum. Onlara da çok teşekkür ediyorum” diye konuştu.
“KENDİ SINIRLARIMIN DIŞINA ÇIKMAYA ÇALIŞIYORUM”
Paris Olimpiyat Oyunları’nda yarışların Marsilya’da yapılacağını anımsatan milli sporcu, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Olimpiyat sürecine kadar Marsilya’ya antrenman kamplarına ve antrenman yarışlarına gidip geleceğiz. Marsilya’ya yine bir seyahatim olacak, orada antrenmanlarımızı sürdürüyoruz. Oradaki hava koşullarına, deniz dalga yapısına, rüzgar koşullarına alışmaya çalışıyoruz. Benim olimpiyatlardaki amacım elde edebileceğim en iyi dereceyi elde etmek. Kendimi fiziksel ve mental olarak olimpiyat kotasını aldığım yarıştan daha iyi hazırlamaya çalışıyorum. Kendi sınırlarımın dışına çıkmaya çalışıyorum. Bu yüzden çok heyecanlıyım. Bence olimpiyattaki sonuçlarımız bizim için çok olumlu bir sürpriz şeklinde geri dönecek.”
“KÜÇÜK KIZ ÇOCUKLARINA ÖRNEK OLMAK İSTİYORUM”
2019 yılında milli takıma seçildiğini aktaran Lara Nalbantoğlu, “Daha sonrasında üniversite sınavına hazırlanırken çeşitli vakıf üniversiteleri Türkiye Yelken Federasyonu ile bir sözleşme imzaladı ve bu milli sporculara yüzde 100 eğitim bursu sağlamak adınaydı. Kuzenim daha önceden Sabancı Üniversitesi’ne gidiyordu. Onu örnek aldım ve üniversite hakkında pozitif yorumlarından sonra benim de bir hayalim haline geldi. Üniversite sınavı sürecim bu hayal ile geçti ve hayalim gerçek oldu. Okuduğum üniversitenin öğrencisi olduğum için kendimi çok şanslı hissediyorum. O vizyona sahip olmak, hayata bu şekilde bakmak çok önemli. Özellikle genç bir kızın hem spor yapıp hem de donanımlı eğitim alması çok önemli. Genç bir kadının kendini net bir şekilde ifade edebilmesi, ayakları üzerinde durabilmesi, sağlam bir duruş sergilemesi çok önemli. Bu yüzden her bir adımımda, her bir röportajımda genç kızlarımıza örnek olmak için çok çabalıyorum. Umarım doğru yolda ilerliyorumdur. Kendimden küçük kız çocuklarına örnek olmak istiyorum” şeklinde konuştu.
Yelken sporunu geniş kitlelere duyurmanın önemine değinen genç sporcu, “Denizin ortasında yapıldığı için aslında bir salon sporu kadar fazla seyirciye sahip olamayabiliyor. Yarışları çeşitli TV kanalları yayınlarsa ve drone görüntüleri çekilirse çok daha ilgi çekici olabilir. Böylece yelken sporunu daha geniş kitlelere yayabiliriz. O yüzden umarım çeşitli TV kanalları bu işte gönüllü olurlar” dedi.
“BU SPORU YAPARKEN DOĞAYLA İÇ İÇESİNİZ VE DOĞAYLA BÜTÜNLEŞİYORSUNUZ”
Yelken sporunun diğer spor dallarından ayrılan yönlerini anlatan Lara, “Bu spor aslında çok renkli bir spor çünkü doğayla iç içesiniz ve doğayla bütünleşiyorsunuz. Doğanın koşullarını önceden tahmin ederek bir rota çizmeye çalışıyorsunuz. Yelken yarışlarında ben şu anda şamandıra parkuru yarışlarında yarışmaktayım. Olimpiyatlarda da böyle olacak. O yüzden takip etmesi biraz daha heyecanlı olabiliyor ve daha kolay olabiliyor. Yine olimpiyatlarda teknemizde takip cihazı olacak. Yarışlarımızı takip etmek isteyenler oradan takip edebilirler. Bence tek bir eksiği var; yarışların görüntülü bir şekilde takip edilemiyor oluşu. Çünkü bazen takip cihazları yanlış bilgi verebiliyor. Ailem kota yarışlarımı takip ederken çok heyecanlı ve stresliydi. Bu durumdan dolayı bu tür gelişmeler yapılabilir diye düşünüyorum” ifadelerini kullandı.
“HAYAL KURMAKTAN VAZGEÇMEYİN”
Ailesinin desteğinin önemine dikkati çeken milli sporcu, “Yine çok mutlu olduğum ve beni etkileyen konulardan bir tanesi ailemin desteği. Her koşulda beni destekliyorlar. Ailelerimizin desteği çok önemli. O yüzden umarım herkesin ailesi yaptığı işi destekler. Akranlarıma ve benden küçüklerime hayal kurmaktan vazgeçmemelerini tavsiye ediyorum. Eğer siz kendinize ve hayalinize inanırsanız yavaş da olsa çevrenizdeki insanlar da size ve hayallerinize inanmaya başlayacak. O yüzden hayal kurmaktan vazgeçmeyin” diyerek sözlerini tamamladı.
]]>MELTEM KARAKAŞ
(ESKİŞEHİR)- Memur olma hayalleri kuran gençler, tasarruf tedbirleri ile kamuya personel alımına sınırlama getirilmesi nedeniyle KPSS kurslarını bırakmaya başladı. Kursa giden Oğuzhan Öztürk, “KPSS’ye hazırlanmayı bırakan çok insan var dershane ortamında görüyoruz, kendi ortamımızda görüyoruz” dedi.
Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in açıkladığı kamuda tasarruf tedbirleri kapsamında, kamuda uygulanacak istihdam sınırlaması Kamu Personel Seçme Sınavı (KPSS)’ye hazırlanan ve atanıp memur olma hayali kuran binlerce gencin tepkisine neden oldu. KPSS kursuna giden ve uzun yıllardır atama bekleyen üniversite mezunları, morallerinin bozulduğunu söyledi.
“HERKESİN UMUDU BOŞA DÜŞTÜ”
Rehberlik ve psikolojik danışmanlık mezunu olan ve geçen yıl KPSS’de Türkiye 95’incisi olan Muhammed Reşat Taşer, hem atama beklediğini hem de KPSS kursunda öğretmenlik yaptığını söyledi. Taşer, “Ben hem geçen sene sınava girdim hem bu sene atama bekliyorum. Hem de KPSS hocalığı yaptığım için bu sene sınava girecekleri hazırlıyorum. Bu kurumda yaklaşık burada 2 bine yakın öğrenci var. Özellikle bu hafta hepsinin morali çok bozuldu. Sonuçta sınava 2 ay gibi bir süreç kaldı ama iki ay kala zaten olacak mı olmayacak mı gibi kaygıları varken bir de böyle bir sayının düşüklüğü söz konusu olunca hepsinin umudu boşa düştü” dedi.
“BÜYÜK BİR HAYAL KIRIKLIĞI YAŞIYORLAR”
Gençlerin en ümitli olması gerektiği dönemde büyük bir hayal kırıklığı yaşadığını belirten Taşer, şunları söyledi:
“Şu zamana kadar çok iyi çalışan öğrencilerimden bu hafta direkt olarak çalışamadılar. Sonuçta bir şey yapabilmek için moral lazım. Hem bir sene çaba gösterip hem de üzerine hiçbir sonuç elde edememek, bir sene gençliklerinden gitmesi hem ülkemiz için hem onlar için zaman ve maddi kayıp oluyor. Özel sektörde de zaten asgari ücretten kaynaklı çok umut verici bir çalışma şatları yok. Kendilerini zorlayıp memur olmak istiyorlar ama o yolun da onlar için kapanmış olması hayatlarında bir şey yapma imkanı bırakmıyor. Bu da ister istemez ümitsizliğe sevk ediyor ki en ümitli olmaları gereken çağda oldukça büyük bir hayal kırıklığı yaşıyorlar. Tasarruf tedbirleri mutlaka olmalı ama bu gençlerimizden kısıtlamak değil çok daha büyük, gösterişli harcamalarımız var. Ödenmeyen, sıfırlanan vergiler var. O yollarla bu şekilde tasarrufa çabalamaları bizim için çok daha iyi olur. Elimizdeki ümidi almamaları bizim için çok daha iyi olur.”
“BU KARARDAN SONRA PSİKOLOJİSİ BOZULAN VAR”
Uluslararası ilişkiler bölümü mezunu Oğuzhan Öztürk ise şunları söyledi:
“Özellikle bizim bölümümüz olarak söylüyorum, uluslararası ilişkiler bölümü KPSS’nin A kadro bölümü olarak geçiyor. A kadro dediğimiz kısım da vergi müfettişleri uzman yardımcılığı gibi alanları olan bir bölüm. En çok atama yapılması gereken bir bölümken böyle bir tasarruf paketinden sonra B kadrolardan ziyade A kadro çok etkilendi. Ümidimiz kalmadı. Birileri emekli olacak ki biz onların yerine geçelim. Birileri emekli olacak mı olmayacak mı bilmiyorum. O da bizim ümidimizi kırıyor. KPSS’ye hazırlanmayı bırakan çok insan var dershane ortamında görüyoruz, kendi ortamımızda görüyoruz. Özellikle bu kararlardan sonra psikolojisi bozulan…Çünkü bir emek veriliyor. Bu emeğin karşılığını alamayacağını biliyorsun. Öğretmenlere ‘mülakat kaldırılacak’ dendi. Seçimin en büyük vaadi buydu. Kaldırılmayacağı konuşuluyor. Bunlar gençleri kandırmaktan ziyade bir şey değil. Dört yıl sonra bir daha seçim var. Bu karardan kesinlikle dönülmeli. Ama dönülmeli derken bile ümit yok. Dönülmeyeceğini biliyorum. Öğretmenler özel okullarda çok komik rakamlarla işe başlıyorlar. KPSS’yi geçerlerse ve sözde mülakatı geçerlerse bu insanlar 50-60 bin alacakken sırf o sistemden çıkamadıkları için 13 bin lira alıyorlar.”
“YANLIŞ POLİTİKALARI GENÇ İNSANLARIN ÖDEMEMESİ GEREKİYOR”
Özel sektörde İngilizce öğretmenliği yapan aynı zamanda KPSS kursuna giderek sınava hazırlanan Erdem Gelmez, “Bulunduğum konum itibarıyla ben aynı zamanda çalışıyorum. KPSS’ye de istediğim kadar vakit ayıramıyorum. Sınıfta çok genç arkadaşlar beraberim. Onların buna ihtiyacı var. Yanlış ekonomi politikalarını halkın ve genç insanların ödememesi gerekiyor. Bazı tasarruf paketi, tedbirleri halkın sorumluluğunda olan şeyler değil. Dolayısıyla bu genç insanların hepsinin umutları hayalleri var. Bunları belli zamanlar belli rakamlarla alaşağı etmek onlara biraz haksızlık gibi geliyor” dedi.
“UMUT AŞILAMASI GEREKİRKEN UMUTSUZLUĞA SEVK EDİYOR”
Gelmez konuşmasını şu şekilde sürdürdü:
“Ben tecrübeli bir öğretmenim. 20 yıla yakın özel sektörde tecrübem var. Bu tecrübeyi ben devletteki ihtiyacı olan çocuklara aktarmak istiyorum. Bizim gibi öğretmenler de devlette var olmak istediklerinde, devlete hizmet etmek istediklerinde bu da bu gibi paketlerle aslında bir nevi kendi yalanlarını örtmek amaçlı insanlara dayatılıyor. Yapacak bir şey yok. İnsanlar sadece tepki vererek dile getirecekler. Ama seçim olmadığı için yakın zamanda bunlarda değişiklik beklemiyorum. Uzun süreçte seçim zamanları bu sayılar tekrar gözden geçirilecektir oy kaygısıyla. Şu an girdiğim sınıfta dahi var. Ben öğrenci olarak giriyorum. Şu anda sınıfta buna bel bağlayan, buna göre planlarını yapan arkadaşlar var. Muhteşem bir moral bozukluğu var. Bazıları gelmeyi bıraktı. Bazıları çalışmayı bıraktı. Devletin insanlara umut aşılaması gerekirken umutsuzluğa sevk ediyor.”
]]>
Özel, Bilkent Üniversitesi Sosyal Demokrasi Topluluğunca, üniversitenin konser salonunda düzenlenen etkinlikte gençlerle bir araya geldi.
CHP’nin, 31 Mart’taki yerel seçimde, 47 yıl aradan sonra Türkiye’nin birinci partisi olduğunu belirten Özel, seçimin ardından katıldığı ilk programda gençlerle buluşmanın kendisi açısından çok anlamlı olduğunu ifade etti.
Her seçim sonucunun siyasilere yazılan birer mektup olduğunu kaydeden Özel, bu mektubu doğru okuyanların siyasette iyiye, okuyamayanların da kötüye gittiğini söyledi. Özel, “Seçmenin mesajını alırsan doğruyu yaparsın, almazsan tükenme sürecin başlar.” diye konuştu.
CHP genel başkanlığına seçildiği kongre sürecine değinen Özel, değişime inanan genç bir kadroyla yola çıktıklarını, parti tabanındaki değişim talebinin zaman içinde delegeleri de etkilediğini bildirdi.
CHP Parti Meclisi üyelerinin yaş ortalamasının 43, Merkez Yönetim Kurulu üyelerinin yaş ortalamasının ise 46 olduğunu belirten Özel, Mustafa Kemal Atatürk’ün cumhuriyeti emanet ettiği gençlere ve Avrupa ülkelerinden yıllar önce seçme-seçilme hakkı kazanan Türk kadınına güvendiklerini, bu sayede siyasetin başarı kapısının kendilerine açıldığını söyledi.
Başarıyı getiren diğer anahtarın ise bilim ve fen olduğunu, cumhuriyetin kurucularının da bu değerlere sarıldığını anlatan Özel, seçimdeki başarının bir nedeninin de kullandıkları bilimsel yöntemler olduğunu ifade etti.
“Bu seçimi gençler kazandı, kazandırdı”
Özgür Özel, “Bu seçimi, yok sayılanlar, unutulanlar, ötekileştirilenler kazandı. Emeklisi ve emekçileriyle, esnafı, çiftçisiyle ama bu seçimi, en çok seslendiğim ve bir yerden sonra sesimi duyduklarını gördüğüm gençler kazandı ve kazandırdı.” ifadesini kullandı.
Bir sonraki seçimde de aynı şekilde hareket edeceklerini belirten Özel, “Bugün nasıl cesur, kararlı bir adımla gençlere, kadınlara ve liyakate yatırım yaptık, adım attık, güvendik, sonuç aldıysak aynı sonucu alacağımızdan kimsenin şüphesi olmasın.” dedi.
Ülkenin yetişmiş, iyi eğitim almış gençlerinin başka ülkelere gitme planları yaptığını, bunun da en büyük beka sorunu olduğunu belirten Özel, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Beka sorunundan bahsediyorlar. Bu ülkenin beka sorunu, her 4 gençten 3’ünün bavulları zihninde toplamış olmasıdır. En kötüsü yüzde 62, en yükseği yüzde 78 olmak üzere 5’ten fazla ankette gençler, ‘İmkanım olursa yurt dışına gitmek, oraya yerleşmek ve orada yaşamak istiyorum.’ diyor. Bu ülkenin yetişmiş, iyi eğitim almış ya da hak ettiği halde o fırsat eşitliğinden yararlanamamış pırıl pırıl gençleri, maalesef dünyanın başka ülkelerine gidiyor. Beka sorunu, dünyanın başka ülkelerinin Türkiye üzerinde hesap, plan yapması, hayal kurması değildir. O hayalleri geri püskürtmesini bildik, biliriz. Bir ülkenin gerçek sorunu, o ülkenin gençlerinin dünyanın diğer ülkelerinde hayal kurmasıdır.”
“Türkiye ittifakı ile farklı kesimleri bir araya getirdik”
Özgür Özel, toplumun farklı kesimlerinden vatandaşları Türkiye ittifakı ile bir araya getirdiklerini belirterek, şunları söyledi:
“Sadece sosyal demokratları davet etmedik. Yalandan ve haramdan bıkmış muhafazakar demokratları da bu ülkenin yarınlarına, birliğine, bütünlüğüne önem veren milliyetçi demokratları da bu ülkenin toprak bütünlüğüne saygılı Kürt demokratları da ortak bir gelecek hayali kurabilen bu ülkedeki herkesi Türkiye ittifakına davet ettik. Bu ülkede, ayrılıkları, farklılıkları değil, ortaklıkları önemseyenlerin, farklılıkları risk, tehdit, öteki gibi değil, güç olarak görenlerin bir arada olmasını önemsedik.”
CHP Genel Başkanı Özel, konuşmasının ardından gençlerin sorularını yanıtladı. Etkinliğin bu bölümü basına kapalı gerçekleşti.
]]>Nasıl bir oda istediğini hayal edip resmetti, sağlıkçılar gerçeğe dönüştürdü
Sude Naz’ın hayali gerçek oldu TÜSÇAD, odasını resminin aynısı yaptı
ELAZIĞ – Elazığ’da Tüm Sağlıkta Çalışanlar Derneği tarafından başlatılan bir proje çerçevesinde, çocukların hayal dünyalarını ön planda tutan özel bir girişim gerçekleşti. İlkokul öğrencisi Sude Naz’ın hayalindeki odanın gerçeğe dönüşmesi için harekete geçen TÜSÇAD Elazığ Şube Başkanı İlhan Şen ve üyeleri, ailenin de onayıyla Sude’nin çizdiği resimle odayı, hayal dünyasına uygun şekilde yeniden düzenledi. Sude, okul çıkışında odasını görünce büyük bir mutluluk ve duygusallık yaşadı.
TÜSÇAD’ın hayata geçirdiği, İl Milli Eğitim Müdürlüğünün onay verdiği “Türkiye’nin Geleceğine Yön Verecek Nesiller” Projesi dahilinde çocukların hayal dünyalarına hitap eden özel bir girişime imza attı. İlköğretim ve ortaokul seviyesindeki çocukların hayal dünyalarını temel alarak çalışma odalarını yeniden düzenleyerek onlara destek olmayı hedefleyen TÜSÇAD, bu projesini ilk Şehit Vedat Kılınçarslan İlkokulunda görev yapan sınıf öğretmeni Hülya Ünver’e ileterek başlattı. Öğrencilerin hayal dünyalarını resim aracılığıyla ortaya koymalarını isteyen derneğin bu çağrısına cevap veren öğrencilerden biri de 3’üncü sınıf Sude Naz Eder oldu. Sude Naz’ın çizdiği resimdeki odanın gerçeğe dönüşmesi için harekete geçen TÜSÇAD Elazığ Şube Başkanı İlhan Şen ve üyeleri, Sude’nin ailesiyle iletişime geçerek projeyi hayata geçirmeyi teklif etti. Ailenin olumlu yanıtıyla birlikte, odayı Sude’nin hayal dünyasına uygun olarak yeniden düzenlemek için kolları sıvadılar. İlk adım olarak, odanın boşaltılması ve boyanmasıyla başlayan çalışma, ardından Sude’nin resminde gördüğü yatak, dolap, çalışma masası ve perde gibi eşyaların temin edilip yerleştirilmesiyle devam etti. Her detayın özenle seçilip Sude’nin çizdiği resmin aynısı ve aynı renkte olmasına dikkat edildi. Kendisine yapılan sürprizi öğretmeni ile birlikte okul çıkışı öğrenen minik kız, odasını gördüğünde büyük bir mutluluk ve duygusallık yaşadı.
“Sude Naz’ın mutlu olması bizim için gurur verici, biz de duygulandık”
Projedeki amaçlarının öğrencilere eğitimde destek sağlamak olduğunu belirten TÜSÇAD Elazığ Şube Başkanı İlhan Şen, “Dernek yönetimi ve üyelerimiz ile birlikte geleceğimize yön verecek nesiller düşüncesiyle ilk olarak Sude Naz kızımızın hayallerini gerçekleştirmek için yola çıktık. Emek verdik ve sonunda projemizi tamamladık. Derslerinde başarılı, azimli bir o kadar da çalışkan olan Sude Naz kızımızın hayallerini süsleyen odasını dizayn ettik. Bizim bu projedeki amacımız, derslerinde başarılı öğrencilere eğitim süreçleri boyunca destek sağlayabilmek ve farkındalık oluşturarak da eğitim bilimcini pekiştirmek. Umarım bundan sonraki projelerimiz devam eder ve birçok hayata dokunmuş oluruz. Bu hususta bizleri yalnız bırakmayan dostlarımıza, arkadaşlarımıza ve tüm yardımseverlere teşekkür ederim. Sude Naz’ın mutlu olması bizim için gurur verici. Biz de duygulandık. Hayalleri gerçekleşmiş oldu. İnşallah, bundan sonraki süreçte eğitiminde daha başarılı olur” dedi.
“Hayal ettim ve resim çizdim. Ondan sonra da odam gerçek oldu”
Heyecanla duygularını anlatan Sude Naz ise ” Resmin güzel olmuştu ama bu daha güzel. O yüzden bunu yapan herkese teşekkür ederim. Ben bu çalışmayı çok sevdim ama hiçbir şeyden haberim yoktu. Bana sürpriz oldu. Ben hayal ederken güzel hayal etmiştim. Zaten öğretmenimiz bizi sürekli hayal dünyamıza gönderiyor. Ben de orada hayal ettim ve resim çizdim. Ondan sonra da odam gerçek oldu” diye konuştu.
Sude Naz’ın sınıf öğretmeni Hülya Ünver da ” Tüm Sağlıkta Çalışanlar Derneği projesi çerçevesinde birlikte bir çalışma yürüttük. Sude’nin odasını tasarladık ama bunu tasarlarken Sude’ye çok belli ettirmedik. Sınıf içinde bir resim çalışması yaptık ve bu resim çalışmasında çocuklar hayal dünyasında olanları resme yansıttılar. Resimde çizdiklerinin hepsi gerçekleşmiş. Bunu da Sude ile beraber gördük. Sude’nin hayalini gerçekleştirdiler, hepsine çok teşekkür ediyoruz” şeklinde konuştu.
]]>İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkan Adayı Murat Kurum, Bahçelievler’de düzenlenen ‘Mardin Hemşehri Sahur Sofrası’ programında vatandaşlarla bir araya geldi. Programa Murat Kurum’un yanı sıra TBMM Adalet Komisyonu Başkanı Cüneyt Yüksel, Bahçelievler Belediye Başkanı Hakan Bahadır, AK Parti Bahçelievler İlçe Başkanı Fatih Tuna, Mardin Federasyonu Başkanı Sedat Güngörün, milletvekilleri, belediye başkan adayları ve çok sayıda vatandaş katıldı. Programda ilgiyle karşılanan Kurum vatandaşlarla sohbet edip hatıra fotoğrafı çektirdi.
“Mardin inancın, hoşgörünün, kardeşliğin ve medeniyetlerin şehridir”
Programda konuşan İBB Başkan Adayı Kurum “Mardin inancın, hoşgörünün, kardeşliğin ve medeniyetlerin şehridir. Mardin’de büyümek, Mardin’de yetişmek geçmişe doğru zaman yolculuğu, tarih yolculuğu yapmak gibidir. Mardin’e gidip etrafınıza baktığınızda dahi ne kadar eşsiz hazinelere sahip olduğunu rahatlıkla görürsünüz. Bir yanınızda Süryani vatandaşlarımızın bin 600 yıllık şaheseri manastırı vardır. Az ötesinde Hristiyan vatandaşlarımızın binlerce yıldır ibadet ettiği Kırklar Kilisesi vardır. Yine, aynı bölgede, 8 asırdan daha uzun bir zaman boyunca minarelerinde ezanların göğe yükseldiği Ulu Camiimizi, tüm zarafetiyle bu iki ibadethaneye komşuluk yaparken görürsünüz. Bütün bu eserlerin birlikteliği bile Mardin’imizin gerçek bir barış şehri olduğunu, hoşgörü şehri olduğunu ortaya koymaya yeter de artar bile” dedi.
“Ne zaman Mardin’e gitsem, memleketime gitmiş gibi olurum”
Mardin’in tarihini, mahallelerini, sokaklarını iyi bildiğini söyleyen Kurum “Ben de Mardin’in bir evladıyım. İlkokul ikinci ve üçüncü sınıfı babamın mesleği dolayısıyla Mardin’de okudum. Ne zaman Mardin’e gitsem, memleketime gitmiş gibi olurum. Mardin’in her bir manzarası, beni çocukluğuma, o güzel günlerine, hatıralarına götürür. Mardin benim için bir mektep oldu. Mardin, sahip olduğu medeniyet birikimleri dolayısıyla bana hep eğitim ve iş hayatımda büyük bir ilham kaynağı oldu. Mardin, tıpkı İstanbul gibi, insanın iç dünyasını, ruh dünyasını, zihin dünyasını, hayal dünyasını geliştiren bir şehir. Çocukluğumuzdan beri bu şehrin nasıl daha iyi olabileceğine, nasıl daha iyi yaşanılabileceğine dair hayaller kuruyoruz. Bana kalırsa, her insan yaşadığı şehrin ruhunu, kimliğini anlamaya çalışmalı, o şehirle güçlü bir aidiyet duygusu kurmalıdır. Bizler, bu inançla, bu ruhla, bu anlayışla, Peygamber Efendimizin müjdesi, Fatih’in emaneti İstanbul’umuzla aramızda çok özel bir bağ kuruyor, bu şehri ruh dünyamızın ayrılmaz bir parçası olarak görüyoruz” şeklinde konuştu.
“Biz İstanbul’a sahip çıkarken, ülkemize de sahip çıkacağız”
İstanbul’a dair hayalleri olduğunu dile getiren Kurum “Biz İstanbul’umuza, hayallerimizin olduğu bu aziz şehre hizmetkar olmak için yollardayız. Biliyoruz ki, ancak samimi hayaller, ancak gönülden kurulan hayaller muradına kavuşur. Öyle bir İstanbul hayal ediyoruz ki, hiçbir hanemizde deprem endişesi kalmayacak, bütün yuvalarımız güvenli hale gelecek. Öyle bir İstanbul hayal ediyoruz ki, trafik çilesi İstanbul’un gündeminden çıkacak. Öyle bir İstanbul hayal ediyoruz ki, sokaklarının huzur ve güvenle dolduğu, gençlerin geleceğe umutla baktığı, kimsenin kendini yalnız hissetmediği bir İstanbul. Biz İstanbul’umuzu asla ve asla kendi kaderine terk etmeyeceğiz. Milletimizin her anında hep yanında olacağız. Bu söz, onların verip de tutmadıkları sözlere benzemez. Bu söz, eser adamlarının sözüdür. Bu millet kendini unutanlara, kaybolan yılların hesabını 31 Mart’ta sandıkta soracak. Sandık milletin mahkemesidir. Sandık günü hesap günüdür. İstanbul’un hakkını savunacağız. İstanbul bize emanet edilmiş bir şehir. Bu şehre gözümüz gibi sahip çıkacağız. İstanbul bize ağzı dualı, eli konalı annelerimizin emaneti. İstanbul sadece kendini değil Mardin’i, Diyarbakır’ı, Ankara’yı, Konya’yı, Bartın’ı, Bolu’yu da ilgilendirir. Biz İstanbul’a sahip çıkarken, ülkemize de sahip çıkacağız. Türkiye yüzyılında ülkemizin vizyonuna yol vereceğiz. Bu seçimler hizmet belediyeciliğinin nasıl yapılacağı noktasında kararın verileceği seçim olacak. 31 Mart’ta hep birlikte büyük bir bayram yaşayacağız” ifadelerine yer verdi.
Programda konuşan Bahçelievler Belediye Başkanı Hakan Bahadır “Bu seçim hizmet seçimidir. Bu seçimde hizmete bakın. 5 yıl içerisinde Bahçelievler’de ve diğer ilçelerde nelerin yapılıp yapılmadığına bakın. Biz Bahçelievler’de hiçbir arkadaşımızı ayırmadık. Biz belediye hizmetinde Cumhurbaşkanı’mızın yaptığı gibi siyasi tercihinden dolayı ayırmadık. Birilerinin yaptığı gibi kimseyi işten çıkarmadık” dedi. – İSTANBUL
]]>Cumhur İttifakı İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkan Adayı Murat Kurum, İçişleri Bakanlığının Şişli’de bir otelde düzenlediği ‘Roman Vatandaşlarımızla İftar Buluşması’ programına katıldı. Programa Murat Kurum’un yanı sıra İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Fatma Betül Sayan Kaya, Şişli Belediye Başkan Adayı Gökhan Yüksel, Silivri Belediye Başkanı Volkan Yılmaz, Sanatçı Orhan Gencebay, siyasi parti temsilcileri ve çok sayıda roman vatandaş katıldı.
Kur’an-ı Kerim tilavetiyle başlayan program, açılan iftarın ardından protokol konuşmalarıyla devam etti. Silivri Belediyesi Roman Gençlik Orkestrası ise programda dinleti yaptı. Konuşması için kürsüye çıkan Murat Kurum’a, seçim kampanyasına özel yazdığı ‘Sadece İstanbul’ isimli şarkısıyla Orhan Gencebay da eşlik edip tempo tuttu. Programda ilgiyle karşılanan Kurum, vatandaşlarla hatıra fotoğrafı da çektirdi.
“Roman kardeşlerimiz tarihimizin vazgeçilmez bir parçası olmuştur”
Romanlarla iftar programında bir arada olmaktan memnuniyet duyduğunu ifade eden Kurum, “Anadolu, her dalında ayrı bir çiçeğin açtığı büyük bir çınardır. Biz bu aziz çınarın bir parçası olarak binlerce yıldır birbirimize gönlümüzü açtık, birbirimizi gönül dünyamızda ağırladık. Bin yıllar boyunca bu topraklarda kardeş, akraba, dost, yaren olduk. Roman kardeşlerimiz tarihimizde her zaman adından, kendisinden sevgiyle, övgüyle söz ettirmiş ve tarihimizin vazgeçilmez bir parçası olmuştur. Bu toprakların mayası, harcı olmuştur. Öyle ki İstanbul Fatih’i Sultan Mehmet’in fermanıyla Romanların huzurlu ve mutlu bir şekilde yaşaması güvence altına alınmıştır. Biz o günden bugüne bu topraklarda etle tırnak gibi yaşadığımız siz Roman kardeşlerimizi Allah için çok seviyoruz, bu ülkenin en güzel rengi olduğunuz için çok seviyoruz. Neşenizle, sevginizle, tıpkı bugün olduğu gibi salonlara sığmayan şu coşkunuzla hep yanımızda oldunuz. Bizi asla yalnız bırakmadınız. Omuz omuza vererek nice badirelerin, nice zorlukların üstesinden geldik. Hiç şüphesiz Türkiye’nin bugünlere gelmesinde sizlerin çok ama çok büyük emeği var. Demokrasimizin ve sosyal devlet kimliğinin güçlenmesinde sizlerin çok büyük katkısı var” dedi.
“Hayallerimizi gerçekleştireceğimiz o kutlu güne çok az kaldı”
“Biz her zaman Roman kardeşlerimizim yanında ve gönlünde olduk” diyen Murat Kurum şunları kaydetti:
“Yüreğinizdeki o buruk gülümsemenin, dertlerinizin, sorunlarınızın farkındayız. İstanbul’da sizlere kırgın baharlar yaşatıldığını biliyorum. Hepimiz bu aziz şehirde yaşadığımız eziyetten çok muzdaribiz ama Romanların söylediği gibi, ‘Yol, hedefin bir parçasıdır.’ Bugün biz artık hedefimize, hayallerimize giden bir yoldayız. Hayallerimizi gerçekleştireceğimiz o kutlu güne çok az kaldı. Biz biliyoruz ki, ancak samimi hayaller muradına kavuşur. Öyle bir İstanbul hayal ediyoruz ki, hiçbir hanemizde deprem endişesi kalmayacak, bütün yuvalarımız güvenli hale gelecek. Öyle bir İstanbul hayal ediyoruz ki, trafik çile olmaktan çıkacak. Öyle bir İstanbul hayal ediyoruz ki, sokaklarının huzur ve güvenle dolduğu, gençlerin geleceğe umutla baktığı, kimsenin kendini yalnız hissetmediği bir İstanbul. Biz İstanbul’umuzu, Roman kardeşlerimizi asla ve asla kendi kaderine terk etmeyeceğiz. Milletimizin her anında hep yanında olacağız. Bu söz, onların verip de tutmadıkları sözlere benzemez.”
“100 bin konutu, metro hatlarını, megabüsleri, Hızray’ı unuttular”
Mevcut İBB yönetiminin verdiği sözleri yerine getirmediğini vurgulayan Kurum, “İstanbul iş bilmez bir yönetimin elinde huzursuz ve mutsuz. Çünkü geride bıraktığımız 5 yılda İstanbul, liyakatsizliğin, beceriksizliğin kurbanı oldu. Bu şehri depreme hazırlayacağız dediler, tek bir çivi çakmadılar. Reklama, algıya ayırdıkları bütçeyi depreme ayırmadılar. Ulaşım sorununu çözeceğiz dediler, tam bir çileye dönüştürdüler. Bu aziz milletin kaynaklarını kendi partilerini dizayn etmek için çarçur ettiler! İstanbul’un kaynaklarını, yetimin hakkıdır demeden kendi ikballeri için dağıttılar. Üstelik bunu da yüzleri kızarmadan savundular. İsrafı bitirdik dediler, en büyük israfı yaptılar. İstanbullu hemşerilerimizi ötekileştirdiler. Kadınlarımız arasında bile ev hanımı ve çalışan kadınlar diye ayrımcılık yaptılar. Binlerce kadın emekçimizin ekmeğiyle oynadılar, işlerine son verdiler. Verdikleri sözleri yerine getirmediler. 100 bin konutu, metro hatlarını, megabüsleri, Hızray’ı unuttular. Bu millete yalan söylediler. Bu milleti kandırdılar, aldattılar. Biz onların savurduğu paraları, İstanbul’un projelerinde kullanacağız. Onların siyasi kariyeri için ayırdıkları kaynakları biz İstanbul’a, Roman kardeşlerimize harcayacağız. İstanbul’un hakkını, İstanbul’a teslim edeceğiz. Bu millet kendini unutanlara, kaybolan yıllarının hesabını sandıkta soracak. Sandık milletin mahkemesidir. Sandık günü hesap günüdür. İşte o gün, 31 Mart’ta sandık gelecek, hep birlikte hesap kesileceğiz” şeklinde eleştiri yaptı.
“Bu iş bilmez yönetim bir de kalkmış bizim projelerimizi eleştiriyor”
Mevcut İBB yönetiminin eleştirilerine tepki gösteren Kurum, “Bu iş bilmez yönetim tek bir eser üretmediği gibi bir de kalkmış bizim projelerimizi eleştiriyor. Sen, İstanbul’u kara kışa teslim edip büyükelçilerle yemek yerken, biz İstanbul’un 39 ilçesinde 80 bin yuvayı vatandaşlarımıza teslim ediyorduk. Sen, İBB bütçesi ile seçim kampanyası yaparken, biz Elazığ’ın, Malatya’nın sokaklarında afetzedelerimizin elinden tutuyorduk. Sen, kendi genel başkanını devirmek için gizli gizli toplantılar yaparken, biz İstanbul’da 365 milyar liralık yatırım yapıyorduk. Sen, cumhurbaşkanı yardımcısı adayı olup İstanbul’u kaderine terk ederken, biz deprem bölgesinde 3 ayda 180 bin konutun temelini atıyorduk. Buradan İstanbul’umuzun güzel insanlarına sesleniyorum. 31 Mart’ta gelin, Gerçek Belediyecilikten yana olun. 31 Mart’ta gelin, İstanbul’un geleceğinden yana olun. 31 Mart’ta gelin, sağlam İstanbul’dan yana olun. Her oy bir tohumdur. Hizmet görürse yeşerir, emek verilirse fidan olur, karşılık bulursa orman olur” ifadelerine yer verdi.
“Devletimiz Roman kardeşlerimizin sorunlarına da büyük bir hassasiyetle yaklaşıyor”
Programda konuşan İçişleri Bakanı Yerlikaya ise, “Geçmişte ayrımcılıklar yüzünden Roman kardeşlerimim ne tür acılar çektiğini biliyoruz. Onların sorunlarını çözmek bizim görevimiz. Devletimiz bütün vatandaşlarımıza olduğu gibi Roman kardeşlerimizin sorunlarına da büyük bir hassasiyetle yaklaşıyor, sosyal politikalar geliştiriyor. 22 yıldır Sayın Cumhurbaşkanı’mızın liderliğinde 85 milyon vatandaşımıza hizmet ediyoruz. Roman kardeşlerimize yönelik geçmişte yapılan yanlışlıkları ortadan kaldırmakla kalmadık 2009 yılında Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın başkanlığında Roman açılımı başlattık. Roman vatandaşlara yönelik strateji belgesi ve birinci eylem planı Nisan 2016’da yayınlandı. İkinci aşama eylem planı ise Aralık 2019’da yürürlüğe girdi. Türkiye ilk defa Aydın Adnan Menderes Üniversitesi’nde roman merkezi kuruldu. Kentsel dönüşüm kapsamında Roman kardeşlerimizin yaşadığı yerleri onların kültürüne göre inşa edelim istedik. Roman kardeşlerimiz başta müzik olmak üzere Allah’ın bir lütfu olarak sanatın her dalına doğuştan yetenekliler. Biz de bu yeteneklerinin daha da gelişmesi için mesleki eğitim görebilecekleri okullar açtık” dedi. – İSTANBUL
]]>Maslak’taki mağazasında, ejderhadan ata, kuştan balığa, ağaçtan çiçeğe kadar çeşitli formlarda yüzlerce avize bulunan Hasan Altay Özgen’in, Kıbrıs’taki 5 yıldızlı bir otel için özel olarak tasarladığı ejderha şeklindeki avizenin yapımı 9 ay sürdü. Ağırlığı 4,5 ton, uzunluğu ise 9,70 santimetre olan avizenin tasarımında 2 milyon swarovski taşı kullanıldı.
Özgen, Azerbaycan’daki bir otelin asansör boşluğuna ise 2 bin ampulün kullanıldığı, 66 metre yüksekliğinde, 3 metre çapında ve 12 ton ağırlığında avize yaptı.
Türkiye’nin ilk avizecilerinden babası Keramettin Özgen’in mesleğini sürdüren Özgen’in hayali, çocuklarıyla üç kuşaktır yürüttükleri işi, torunlarının da aynı sevgi ve heyecanla devam ettirmesi.
Tasarımda kullanılan her obje kendi üretimi
Yurt içinin yanı sıra yurt dışına da yaptığı devasa avizelerle tanınan Özgen, yıllarını verdiği mesleğinin inceliklerini AA muhabirine anlattı.
Özgen, avize tasarımda kullandıkları her objenin kendi üretimleri olduğunu, ürünlerin dökümhane, sıvama atölyesi, boyahane gibi 7-8 atölyeden geçerek son halini aldığını söyledi.
Hayal ettikleri ürünü günün sonunda tamamlayıp ortaya koyduklarını dile getiren Özgen, şöyle devam etti:
“Bazı ürün 2 gün, bazısı 15 gün, bazısı ise 5-6 ay sürüyor. Her ürünün ayrı bir keyfi var. Ev, restoran, kafe, otel ve saraylara kadar aydınlatmaya ihtiyacı olan her yer için avize üretiyoruz. Azerbaycan’da Sayın Aliyev’in sarayının ve Abu Dabi Kraliyet Sarayı’nın aydınlatmalarını yaptık. Karakalem ile çizebileceğiniz, hayal edebileceğiniz her şeyi üretecek bir imkanımız var. Hayal gücümüz çok geniş. Hayali, cama ve metale dökebiliyoruz. Avrupa’da da çok iyi avize yapan firmalar, tasarımcılar var ancak tek bir ürün yapmak istemiyorlar. Ürün bir metre ise ‘Ben bunun 5 metrelik olanını istiyorum’ dediğinizde proporsiyonu bozmadan tasarlayacak birini bulmanız imkansız. ya çok yüksek fiyatlar istiyorlar ya da ‘Hayır yapamayız’ diyorlar. Bizde hayır, diye bir şey yok.”
Azerbaycan’daki otel için yapılan avizeyle Guinness Rekorlar Kitabı’na başvurdu
Özgen, müşterinin isteği doğrultusunda her ürünü hazırlayabildiklerini, at figürlü tasarladığı aydınlatmadan oldukça keyif aldıklarını, eyer takımı ve binici şapkası gibi aksesuarlar kullandıklarını aktardı.
Tasarımlarının dikkat çekici olduğunu dile getiren Özgen, Azerbaycan’daki otel için yaptıkları avizenin, 4 ayda 18 kişilik bir ekip tarafından üretildiğini, sevkiyatının ise 12 tırla demonte olarak yapıldığını, montajının 20 gün sürdüğünü belirtti.
Özgen, bu aydınlatmayla Guinness Rekorlar Kitabı’na girmek için başvuru yaptıklarını dile getirdi.
“Kıbrıs’a 6 parça olarak taşıyıp, orada monte ettik”
Ejderha formundaki avizenin firmaları için çok özel bir yeri olduğunun altını çizen Özgen, şöyle konuştu:
“Kıbrıs’taki otelin sahibi sohbet sırasında, ‘Çin restoranı açmak istiyorum, nasıl bir aydınlatma yapabilirsiniz’ diye sordu. Karakalemle hemen orada bir ejderha çizdim. Hayalimi çok beğendi, hemen üretime başladık. Bu aydınlatmayı yapmamız 9 ay sürdü. Kıbrıs’a, 6 parça olarak taşıyıp orada monte ettik. Ağzından alev de çıkıyor ve 7 ayrı renkte aydınlatma yapıyor. Sonra bundan bir tane de bizim mağaza için yaptım. Buraya 9,5 metrelik bir avize sığmayacağı için proporsiyonu bozmadan ejderhayı 7 metrelik yaptım. Bu da 5,5 ay kadar sürdü. Kıbrıs’takinde kanat yoktu buna kanat da ekledim. Proporsiyonu üç boyutlu ve içindeki ledler 7 faklı renkte aydınlatma yapıyor.”
“Torunlarımın da bu işi devam ettirmesini çok istiyorum”
Hasan Altay Özgen, insanların mağazaya geldiklerinde nereye bakacaklarını şaşırdığını, bunun kendisini çok mutlu ettiğini ifade ederek, “Burası bir hayal dünyası gibi sınır yok. Gözünüzü kapatın, ‘Panter, kuş, aslan ya da herhangi formda bir aydınlatma istiyorum’ deyin biz yapalım. Dünyada gözünüzün gördüğü her şeyi bir aydınlatmaya dönüştürebiliriz.” diye konuştu.
Çocuklarının da avize işini kendisi gibi aşkla yaptığını vurgulayan Özgen, sözlerini şöyle tamamladı:
“Babam beni her hafta sonu avize atölyesine götürdü, işi birebir öğrenmem için. Aynısını ben de oğullarıma yaptım. Çocukluktan itibaren onlar da üretimin her aşamasını yerinde görme imkanı buldu. Her alanda çıraklık yaptılar. Bu işin mutfağını bilmezseniz başarılı olamazsınız. Torunlarımın da bu işi devam ettirmesini ve sevmesini çok istiyorum.”
]]>Menemen Belediyesi, ilçenin uzun yıllardır kronikleşmiş trafik problemine neşter vurdu. Geçmiş yıllarda kazalar ve trafik sıkışıklığıyla gündem olan, Çanakkale asfaltı üzerindeki Menemen Otogarı mevkii için başlatılan battı-çıktı inşaatı projesi, 4 ay gibi kısa bir sürede tamamlanarak hizmete açıldı. Açılışa vatandaşlarında ilgisi büyük oldu.
22 yıllık bir sorundu
Alkışlar arasında kürsüye çıkan Menemen Belediye Başkanı Aydın Pehlivan, “Dile kolay, 22 yıldır birçok siyasinin sözünü verip yapmadığı, yapamadığı bir hizmetin açılış törenini gerçekleştiriyoruz. Menemen’imizin uzun yıllardır trafik probleminin en önemli nedenlerinden biri olan battı-çıktının olmayışı bu bölgede ciddi kazalara da neden oluyordu. Bugün battı-çıktımızı yapmak da, açmak da bizlere nasip oldu. Bu projemiz için yola çıktığımızda ‘yapamazsınız’ diyenler oldu. ‘Siz ilçe belediyesisiniz, gücünüz yetmez. Bu sizin işiniz değil, siz büyükşehir belediyesi misiniz?’ diyenler oldu. Bizi hayal kurmakla, hayalperest olmakla suçladılar kıymetli hemşehrilerim. Oysa hayal kurmak önemlidir; çünkü her şey hayal etmekle başlar. Bizim ayakları yere basan hayallerimiz var. Bu nedenle başkalarının hayal bile edemediği ne varsa biz hepsini kararlılıkla bir bir hayata geçiriyoruz” dedi.
“Hem yayalarımız hem sürücülerimiz rahat bir nefes alacak”
Cumhur İttifakı İzmir Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Hamza Dağ da, battı-çıktı için Aydın Pehlivan’ın nasıl mücadele ettiğini anlattı.
Dağ, “Aydın başkanımız Ankara’ya geldi, ilçemizin bu ihtiyacını, bu projesini bizimle paylaştı. ‘Başkanım bizim ne yapıp ne edip bunu Menemen’e kazandırmamız lazım. Öncelikli ihtiyacımız’ dedi. Gözünde o kararlılığı gördüm. Ulaştırma Bakanımızın kapısını çaldık. Gerekli izinleri alıp, hemen yola koyulduk. Günün sonunda Menemen Belediyemizin tamamen kendi öz bütçesiyle buranın yapımını tamamladık. Battı-çıktımız; 460 metre uzunluğunda, iki geliş, iki gidiş şeklinde ve toplam dört şeritten oluşuyor. Üstünde yer alacak kavşak noktasına da Menemen’imize yakışır Atatürk anıtını ve peyzaj çalışmasını gerçekleştirdik. Tarihinin en büyük yatırımı olan bu projemiz sayesinde, Menemen’de hem yayalarımız hem sürücülerimiz rahat bir nefes alacak” dedi.
AK Parti Genel Merkez Gençlik Kolları Başkanı ve İzmir Milletvekili Eyyüp Kadir İnan ise şöyle konuştu:
“Menemen Belediyesi 100. Yıl Köprülü Kavşağının Menemen’e ve İzmir’e hayırlı olmasını diliyorum. Aydın Pehlivan başkan, her zaman olduğu gibi bu projede de gereğini tıpkı soyadı gibi yaptı. Proje için, Ankara’da Genel Başkan Yardımcımız, kıymetli ağabeyimiz Hamza Dağ ile birlikte yoğun mesai yaptı. Menemen’de ilk kazmanın vurulmasının ardından da işinin hep başında durdu. Aydın başkanımıza, Hamza Dağ başkanımıza ve emeği geçen tüm büyük ve küçüklerimize buradan çok teşekkür ediyorum. Herkesin eline emeğine sağlık.”
Konuşmalar sonrasında köprülü kavşak trafiğe açılırken, yoldan ilk geçen isimlerse; Başkan Pehlivan, Hamza Dağ ve Eyyüp Kadir İnan oldu.
Atatürk silüetinin bulunduğu hareketli anıta yoğun ilgi
Öte yandan, Menemen 100. Yıl Köprülü Kavşağının üstünde bulunan Atatürk anıtı, yoğun ilgi gördü. Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün silüetinin bulunduğu hareketli anıt, önünde yakılan meşalelerde açılışa renk kattı. Açılışa ayrıca; Menemen Kaymakamı Fatih Yılmaz, Menemen Cumhuriyet Başsavcısı Hüseyin Kaçar, Menemen İlçe Emniyet Müdürü Gürcan Alev, siyasi partiler, sivil toplum ile kamu kurum ve kuruluşlarının temsilcileri de katıldı. – İZMİR
]]>Hayal Erkan’ın (44) eşi Abdi Erkan (44), 2018 yılında çalıştığı yerde iş kazası geçirdi. Ziyarete gelen misafirlere Hayal Erkan, bir şeyler ikram etmek için bıttımı menengiç kahvesi işlemlerinden geçirdikten sonra sunum yaptı. Klasik yöntemler ile yapılan kahve misafirler tarafından beğenilince 5 çocuk annesi Hayal Erkan, bunu ticarete dönüştürmek için girişimde bulundu. Giriştiği işle KOSGEB’ten de destek alan Erkan, hem aile ekonomisine katkı sağlamaya başladı, hem de kahveleri için marka tescilini aldı.
Hayal Erkan, İhlas Haber Ajansı (İHA) muhabirine yaptığı açıklamada, eşinin geçirdiği kazadan sonra yaralanınca gelen misafirleri olduğunu söyledi. İkram edebilecek bir şeylerin olması gerektiği için de kahve yapıp ikram ettiklerini belirten Erkan, yaptıkları kahvenin beğenilmesiyle fikir geliştirip özenle yapmaya başladıklarını anlattı. Eşi iyileşene kadar satış yapmaya başladıklarını aktaran Erkan, şöyle konuştu:
“Eşim çalışamadığı için evdeydi, beraber bunu yapmaya başladık. Yavaş yavaş eşim de düzelmeye başladı. Kafe, dükkan dolaştı, sokakta geçen vatandaşa alır mısınız deyip bir potansiyel yakaladık. Dağlardan toplanan yabani bıttımların menengiç kahvesi olması meşakkatli yollardan geçiyor. Bıttımın hasadı eylül-ekim aylarında başlıyor. Toplamaya giderdik. Dağlardan toplayıp, küçük dallarından ayıklayıp eve getiririz. Eve getirdikten sonra, koca büyük leğenlerde yıkarız. Yıkadığımız zaman da beyazlar üste çıkar, yeşiller de alta durur. Güzelce yıkadıktan sonra, damlarda kuruturuz. Kuruduktan sonra tertemiz olana kadar elenir. Şu anda kavrulmuş menengiç, kırma menengiç ve menengiç yağı yapıyoruz.”
Menengiç kahvesinin üretimini yapabilmek için KOSGEB’e proje sunduklarını belirten Erkan, “Resmi işlemlerimizi bitirdikten sonra, baktık işin içinden çıkamıyoruz KOSGEB’in kapısını çaldık. Onlarda projemizi çok beğendiler. Bize 100 bin liralık makine desteği verdiler. Bizde aldığımız destek ile makinelerimizi büyüttük. Küçük makineden 2-3 büyük makine aldık. İşimiz şimdi hem daha kolay hem de işleyişimiz daha güzel gidiyor. Aldığımız desteğin dışında marka tescilini aldık. Onun dışında Şırnak için coğrafi işaret başvurusunda bulunduk” dedi.
“Irak, Hollanda, İsviçre, Amerika’dan da teklifimiz var”
Şırnak sokaklarında satışını yaptıkları menengiç kahvesinin, herkes tarafından beğenildiğini ve hedeflerinin dünyanın her yerine markasını taşımak olduğunu söyleyen Erkan, “Biz ürünümüzü ilk başta Şırnak ve çevresine veriyorduk ama şu anda Türkiye’nin hemen hemen her iline gönderdik. Yurt dışına da gönderiyoruz. Irak, Hollanda, İsviçre, Amerika’dan da bir teklifimiz var. Bunları duydukça mutlu oluyoruz. Geri dönüşler bizi mutlu ediyor. Biz içtik çok beğendik diyorlar. Bizzat arayıp tebrik edenler oluyor. Hedefimiz daha büyük. Markamızı dünyanın her yerine taşımak. Görünen de o, her yerden talepler alıyoruz” şeklinde konuştu.
“Kadınlara destek verilsin”
Her zaman eşinin arkasında olduğunu ifade eden Abdi Erkan ise, “Eşim ile beraber kahve üretimini yapıyoruz. Eşim ile atölyede olsun, pazarlamada olsun her zaman el ele yapıyoruz. Her zaman eşimin arkasındayım. Herkesin bayanlara destek vermesi gerekiyor” ifadelerine yer verdi. – ŞIRNAK
]]>Güzel Sanatlar Fakültesi Cam Bölümünü bitirdikten sonra bir cam fabrikasında çalışmaya başlayan 36 yaşındaki Taş, işini severek yaparken kurumsal hayatın kendisine göre olmadığını anlayıp, hayallerinin peşinden koşmaya karar verdi.
Kız kardeşleri ve annesinin yardımıyla 2018’de kendi şirketini kuran Taş, camdan ürettiği takılarla bir marka yaratarak, sosyal medya, alışveriş siteleri ve büyük mağazalarda satış yapıyor.
Nermin Taş, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde tüm kadınlara örnek olacak başarı hikayesini AA muhabiriyle paylaştı.
“Cama olan merakım hayatım boyunca peşimden geldi”
Camla ilk kez 6 yaşında kırdığı bir bardağın elini kesmesiyle tanıştığını ve o gün camın değişik yapısından çok etkilendiğini aktaran Taş, “Cama olan merakım hayatım boyunca peşimden geldi. Bu nedenle Kocaeli Üniversitesi Cam Seramik Bölümünde okumak istedim. Okurken bir taraftan da cam sanatçısı asistanlığı yaptım. Bu sırada cam sanatıyla tanıştım. Okul bittikten sonra bir cam fabrikasında ustabaşı olarak çalışmaya başladım. 8 yıl burada çalıştıktan sonra Güzel Sanatlar Fakültesi’ne girdim. Cam sanatına ilgim orada daha da arttı.” dedi.
İkinci fakülteyi bitirir bitirmez, 2018’de yüzde 90 devlet desteğiyle kendi şirketini kurduğunu vurgulayan Taş, şöyle devam etti:
“Aslında düzenli bir işim ve iyi de bir gelirim vardı. Bu konfor alanından çıkıp bir hayalin peşinden koşmak çok kolay olmadı. Bu arada babam emekli işçiydi. Bizi çok zorluklarla okuttu. Ailem manen hep yanımdaydı ama madden yapabilecekleri çok bir şey yoktu. O da beni biraz korkutuyordu ama ilk adımı attıktan sonra her şey o kadar güzel ilerledi ki şimdi o korkuların boşuna olduğunu anlıyorum. Hayal kurmanın ve hayallerin peşinden koşmanın çok önemli olduğuna inanıyorum.”
Yoldan topladığı atık camla uluslararası ödül aldı
Taş, 2019’da İspanya’da bir katedralin restorasyonuna denk geldiğini ve inşaat atıkları arasındaki renkli camların ilgisini çektiğini anlatarak, “O camları görür görmez, ‘Ne gibi mücevherler yapabilirim?’ fikirleri kafamda uçuşmaya başladı. Zorla da olsa o atıkların içindeki camları alabildim. Sonra bu camları birer mücevher haline getirip, uluslararası bir yarışmaya gönderdim ve ödül aldım.” diye konuştu.
Bu ödülün kendisine birçok kapı açtığına ve eserlerinin müzelerde sergilenmeye başladığına dikkati çeken Taş, Osmanlı motiflerinden esinlenerek yaptığı koleksiyonun Topkapı Sarayı ve Ayasofya’daki müze mağazalarında satışa sunulduğu bilgisini verdi.
“Pandemide 10 yılın tasarımını yaptım”
Özgüveninin arttığı ve marka olma yolunda hızlı adımlarla ilerlediği dönemde dünyada baş gösteren Kovid-19 salgını nedeniyle eve kapanmasını fırsata çevirdiğini kaydeden Taş, “O süreç boyunca tasarımlarıma devam ettim, önümüzdeki 10 yılın tasarımını yaptım diyebilirim. Bu süreci bir inziva ve meditasyon gibi geçirdim. Son derece verimli bir dönemdi.” ifadelerini kullandı.
Cam bölümü öğrencilerine atölyesinde staj yapma imkanı sağladığını ve iş kurma süreciyle ilgili destek verdiğini dile getiren Taş, son yaptığı koleksiyonla ilgili de şunları aktardı:
“Şimdi resifler ve deniz canlılarıyla ilgili bir koleksiyon üzerinde çalışıyorum. Bu koleksiyonla denizlerdeki kirliliğe ve iklim krizine dikkati çekmek istiyorum. Önce resifleri araştırdım. Sonra her şeyi hayal gücüme bıraktım. Her gün an az 4 saat çalışarak, 1200 derece sıcaklıktaki ateşin karşında camlara şekil veriyorum. Hayal ettiğim her şey ateşin sıcaklığında eriyerek şekil almaya başlıyor. Kalpten gelen şey elden çıkıyor. Ruhuma en uygun mesleği seçtiğimi düşünüyorum. O yüzden bu şansın farkındayım ve şükrediyorum.”
“Bana hala pimapenci gözüyle bakan var”
Eserlerinde Osmanlı ve Türk motiflerinden ilham aldığını ve kültürel değerleri çağdaş sanatla birleştirdiğini vurgulayan Taş, girişimci olmak isteyen ama gerekli cesareti gösteremeyen kadınlara, “Hayal kurun, hayallerinize inanın ve peşinden ısrarla koşun, gerisi geliyor. İnanan Türk kadını her şeyi başarır.” diye seslendi.
Cama hak ettiği değeri vermeyi amaçladığına işaret eden Taş, “Oysa cam günümüzde çok değersiz. Hatta, ‘Cam ustasıyım.’ dediğimde bana hala pimapenci gözüyle bakan var. Cama hak ettiği değeri vermek için atık camları eritip şekil vererek, mücevher yapıyorum. Ancak hayal gücümün ürünlerini yapabilmek için ithal cam da kullanıyorum. Çünkü bu ithal camları istediğiniz gibi şekillendirme imkanınız var. Atık camlar hemen kırıldığı için şekil vermek zor oluyor. ” değerlendirmesinde bulundu.
Nermin Taş, cam ustalığının henüz bilinmese de gelecekte hak ettiği değeri göreceğine inandığını da sözlerine ekledi.
]]>Kurtulmuş, Fildişi Sahili’nin Abidjan şehrindeki Felix Houphouet-Boigny Üniversitesi’nde düzenlenen “Kriz Zamanlarında Gençlik Çalışmalarının Rolü” konulu İslam İşbirliği Gençlik Forumu programında gençlere hitap etti.
Üniversiteye gelişinde kendisini ilahiler ve marşlarla karşılayan gençlere teşekkür eden Kurtulmuş, Fildişi Sahili’nin gençleriyle bir arada olmaktan duyduğu memnuniyeti dile getirdi.
Bu toplantı için üniversitedeki Müslüman Öğrenciler Birliğine, Batı Afrika Müslüman Öğrenciler Topluluğuna ve İslam İşbirliği Gençlik Forumu (ICYF) Başkanı Taha Ayhan’a teşekkür eden Kurtulmuş, “Bu sıcak karşılamanız karşısında şunu söyleyebilirim ki her birinizin gözlerinde Fildişi Sahili’nin, Afrika Kıtası’nın, İslam ümmetinin ve insanlığın geleceğini görüyoruz. Sizin bu enerjinizden, gençliğinizden ve gerçekten inançlı duruşunuzdan ben de şahsım adına çok istifade ettiğimi, aslında hiçbir şey konuşmadan geri dönsem bile sadece sizleri görmekle büyük kazanımlar elde ettiğimi samimiyetle ifade etmek isterim.” şeklinde konuştu.
Dünyanın çok sancılı, büyük savaşların, büyük çatışmaların, insanlık dramlarının, iklim felaketlerinin, açlığın, susuzluğun, yoksulluğun yaşandığı zor bir dönemden geçtiğini belirten Kurtulmuş, dünyanın bu gidişatı içerisinde İslam ülkelerinin durumunun hiç de iyi olmadığını, her alanda zorluk yaşayan bölgelerin, Müslümanların yaşadığı bölgeler olduğunu söyledi.
Müslüman milletlerin ellerindeki imkan ve fırsatların aksine büyük yoksulluklar ve çaresizlikler içerisinde olduğunu anltan Kurtulmuş, şöyle konuştu:
“Kriz dönemleri, aslında söyleyecek sözü olanlar için büyük bir fırsattır. Bu çerçevede dünyada bugün yaşanan krizlerin, kaosların tamamına yakını, modern Batı düşüncesinin ve Batı’nın son iki asırdır dünyadaki hakimiyetinin sonucudur. Bunun için şunu çok rahat söyleyebiliriz ki artık insanlığın hayrına olan sözü söyleme sırası Müslüman dünyasına ve mazlum milletlere gelmiştir. Bizim vazifemiz, geçmişin ihyası, geleceğin inşasıdır. Çünkü insanlık tarihi boyunca Müslüman milletler gereğini yerine getirdiklerinde; bilimde, sanatta, kültürde, edebiyatta, teknolojide ileriye gittiklerinde ne büyük medeniyetler kurabileceklerini insanlığa göstermişlerdir. Semerkand, Buhara, İsfahan, Bağdat, İskenderiye, İstanbul, Kurtuba bunun şahididir.”
“Hedeflerinizi, geleceğinizi en güzel şekilde hayal ederek yola çıkacaksınız”
Afrika’nın, İslam ümmetinin, insanlığın geleceğinin gençlerin elinde olduğunu dile getiren Kurtulmuş, gençlere şu çağrıları yaptı:
“Her biriniz kendi şahsi hayatınızla ilgili hedeflerinizi, geleceğinizi en güzel şekilde hayal ederek yola çıkacaksınız. İnanıyorum ki bu salondaki arkadaşlarımızın içinden dünya çapında uzay çalışmaları içinde olan nice bilim insanları çıkacak, mimaride, sanatta, edebiyatta, teknolojide, sosyal bilimlerde, sporda en üst düzeyde nice insanlar çıkacak. Velhasıl her birinizin kendi hayatınızla ilgili hayallerinizi kuvvetlendirmeniz, güçlendirmeniz ve bu istikamette yürümenizi bekliyoruz. Her birinizi yakın gelecekteki kişisel başarılarınız dolayısıyla şimdiden tebrik ediyorum. İkinci hayal kurmamız gereken durum ise ülkemizi, Müslüman toplulukları, Müslüman milletleri nerede görmek istiyoruz? Bu hayaller çerçevesinde adımlarımızı atarak yolumuza devam edeceğiz.”
“Kolonyalizmin izlerini, tortularını kaldırıp toplumumuzdan atmak ödevlerimizdendir”
Afrika milletlerinin bağımsızlığına kavuştuğunu, şimdi de kolonyalizmin tortularından kurtulma zamanı olduğunu ifade eden Kurtulmuş, “Afrika’nın Müslüman halkları, gençleri olarak en temel ödevlerimizden birisi, Afrika’da asırlar boyunca süren emperyalizmin ve kolonyalizmin izlerini, tortularını kaldırıp toplumumuzdan atmaktır. Biz Türkiye olarak bütün Afrikalı dostlarımıza diyoruz ki ‘Gelin el ele verelim. Hep birlikte ayağa kalkalım. Kazan-kazan prensibiyle bütün milletlerimizi dünyanın saygın milletleri haline getirelim.” diye konuştu.
İslam dünyasının durumunu yukarı seviyelere çıkartmanın Müslüman gençlerin bir diğer vazifesi olduğunu vurgulayan Kurtulmuş, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Müslüman dünyasının, potansiyelleriyle bugün bulunmuş olduğu durum arasında uçurum vardır. 2 milyara yaklaşan Müslüman dünyası genç bir nüfusu oluşturuyor. Ama ne yazık ki dünya nüfusunun yüzde 20’sini oluşturan Müslümanlar, dünya üzerindeki toplam üretimin sadece onda birini gerçekleştiriyor.
Dünyanın en zengin petrol ve doğal gaz kaynaklarının büyük bir çoğunluğu Müslüman ülkelerdedir ama ne yazık ki Müslüman ülkelerin önemli bir kısmı da yoksulluğun içerisinde debelenmektedir. Bu kadar büyük bir servete sahip olmalarına rağmen bundan yeterince istifade edilemediği için İslam İşbirliği Teşkilatı ülkelerinin milli gelirinin ortalaması 4 bin 500 dolardır.”
Dünyanın en yoksul 10 ülkesinden 6’sının Müslüman ülke olduğunu, aşırı yoksul ülkelerin tamamına yakınının da Sahra Altı bölgede bulunduğunu ve bu halkların tamamına yakınının Müslüman halklar olduğunu belirten Kurtulmuş, şunları kaydetti:
“Müslüman ülkelerin önemli bir kısmının bereketli tarım toprakları olmasına rağmen dünyanın en büyük 5 tarım ülkesinin içinde bir tane bile Müslüman ülke yoktur. Maalesef teknolojik ürün üretiminde Müslüman ülkeler bu kadar gelişmişliğine rağmen dünyadaki üretimin sadece yüzde 1,8’ini gerçekleştirmektedir. Dünyanın en büyük, en önemli 100 üniversitesinin içerisinde Müslüman ülkelerden bir tane üniversite dahi bulunmamaktadır. Biz bu durumu hak etmiyoruz. Bunun için gayret edeceksiniz, çalışacaksınız, çabalayacaksınız ve inşallah başaracaksınız; gelecek sizin, gelecek İslam dünyasının olacaktır.”
“Netanyahu ve ekibinin zamanı dolmuş, dünyanın sabrı taşmıştır”
Kurtulmuş, yeryüzünde adalete dayalı bir dünya sisteminin kurulmasının gençlerin bir diğer hayali olması gerektiğini ifade ederek dünyada yeni bir sistemin gerekli olduğunu anlatmak için Gazze’de devam eden katliamlara bakılmasının yeterli olacağını kaydetti.
Gazze’de yaklaşık 5 aydır 30 bine yakın insanın şehit edildiğini belirten Kurtulmuş, “Netanyahu ve ekibinin zamanı dolmuş, dünyanın sabrı taşmıştır. Güney Afrika Cumhuriyeti’nin Lahey’deki Uluslararası Adalet Divanına başvurusuyla birlikte insanlık vicdanında yeni bir dönem başlamıştır. İnşallah hak yerini bulacak ve Netanyahu ve çetesi uluslararası savaş mahkemesine çıkarılarak inşallah gerekli cezayı alacaktır.” ifadelerini kullandı.
Kurtulmuş, böyle devam edemeyeceğini ve dünyanın bütün uluslararası kurumlarının yeniden yapılandırılacağını dile getirerek, “İnşallah biz de görürüz. Ama biz görmesek bile siz mutlaka göreceksiniz.” dedi.
Bir prensibe inandıklarını ifade eden Kurtulmuş, sözlerini şöyle tamamladı:
“Hak geldiği zaman batıl olan yok olur gider. Hakkın bu anlamda hakim olması, adaletin, iyiliğin, insanlığın ve insafın bütün dünyada hakim olması için mücadele edeceğiz. Sizin buradaki varlığınız, mevcudiyetiniz bizi ümitlendiriyor. Kendiniz için hayal kuracaksınız; ülkeniz, Afrika, İslam dünyası için, bütün insanlık için hayal kuracaksınız. Doğru, güzel ve adil bir gelecek için hayal kuracaksınız. Bazıları hayalden bahsedince sizi hayalperest olmakla suçlayabilir ancak şunu biliyoruz ki hayali olmayanın geleceği olmaz.”
Kurtulmuş, konuşmasının ardından öğrencilerin sorularını yanıtladı.
]]>KONYA – Türkiye’nin ilk insanlı uzay misyonu kapsamda Uluslararası Uzay İstasyonu’nda 14 gün geçirerek çeşitli deneyler yapan Alper Gezeravcı, görevini tamamlayıp dünyaya döndükten sonra ilk gençlik söyleşişini, Konya Bilim Merkezi’nde öğrencilerle bir araya gelerek yaptı.
Türkiye’nin ilk astronotu Gezeravcı’nın, Konya Büyükşehir Belediyesi tarafından şehre kazandırılan TÜBİTAK destekli Türkiye’nin ilk ve en büyük bilim merkezi Konya Bilim Merkezi’nde gerçekleştirdiği söyleşiye Konyalı çocuklar ve gençler büyük ilgi gösterdi. Türkiye’nin uzay alanında hedef koyduğu 10 kutlu programdan bir tanesini başarılı bir şekilde tamamlamanın gururunu yaşadıklarını ifade eden Gezeravcı, gençlere hayallerinin peşini bırakmamaları tavsiyesinde bulunarak, “Sizlerin yaşında küçük bir çocukken çok daha kısıtlı televizyon imkanlarında, çok daha kısıtlı sinema imkanlarında uzaya dair bir şey gördüğümde, izlediğimde şöyle bir durup bir adım geriye çekilirdim. Bu izlediğimiz şeyler başka milletlerin hayali, başka insanların hayali. ‘Başka insanların hayaliyle mutlu olmaya çalışma, elinde ne varsa ona sarıl ve sadece onunla mutlu ol’ diye kendime telkin ederdim. Cumhurbaşkanımızın yeni yüzyılımıza ışık tutan vizyonuyla, Cumhuriyetimizin koyduğu 10 uzaya ilişkin stratejik hedeften tamamı, kademe kademe ilerleyecek olgunlaşma aşamalarını tamamlayarak hedefe ulaşacak şekilde devam ediyor. Kendi potansiyelinizden hiçbir zaman şüpheye düşmeyin. Ben sizlerle gurur duyuyorum” dedi.
Öğrencilerin sorularını cevapladı
Söyleşi esnasında Uluslararası Uzay İstasyonu’nda geçirdiği günlerden bahsederek uzay deneyimlerini paylaşan Gezeravcı, kendisini heyecanla dinleyen öğrencilerden gelen soruları da cevapladı. Programdan sonra açıklamalarda bulunan Gezeravcı, Konya Bilim Merkezi’yle ilgili, “Bütün güzergahların buluşma noktasında memleketimizin her tarafından kardeşlerimize kapılarını açmış, bilimle ilgili her türlü merak ettiklerini cevaplayacak ve ülkemizin ikinci dalyaya adım attığı yeni Türkiye Yüzyılı’nda hedeflediği bütün yollara imkan tanıyacak, oraya gidişe vesile olacak bütün araştırma imkanlarını bünyesinde barındıran harika bir merkez” ifadelerini kullandı.
“Bu buluşmalar gençlerimizin kapasitesinin farkındalığına vesile oluyor”
Türk gençlerinin enerjisiyle, heyecanıyla, varlıklarını her ortamda belli eden müthiş bir kapasiteye sahip olduğunu dile getiren Gezeravcı, “Bu kapasitenin farkında olmayabilirler. İşte bu buluşmalar bu farkındalığa vesile oluyor. Ben onların yaşındayken şu anda gerçekleşen şeylerin hiçbirisini hayal edemiyordum. Devletimizin kararlığıyla bugünlere gelindi. Ülkemizin hakikaten bu alandaki güçlü iradesiyle devlet büyüklerimizin başka milletlerin hali hazırda yaşadıkları rüyayı bu memleketin çocuklarının da yaşama hakkı olduğunu, bu rüyanın paydaşı olmaları gerektiğini inançlarıyla bugünlere gelindi. İnşallah bundan sonra çok daha güzel işlere onlar imza atacak” dedi
Gençlik buluşmalarının ilk durağı Konya’da, Uluslararası Uzay İstasyonu’nda yaşadığı deneyimleri, geleceğin bilim insanları, mühendisleri ve astronotlarıyla paylaşmanın mutluluğunu yaşadığını belirten Gezeravcı, “Uzaya adım atma hayali kuran genç kardeşlerimin, bu buluşmayı bir ilham kaynağı olarak görmesi ve gelecekte kendi başarı hikayelerini yazmaları en büyük temennim” şeklinde konuştu.
Gezeravcı, Konya’yı güzel hizmetleriyle bugünlere getiren ve bu imkanları tanıyan Başkan Altay’a da teşekkür etti.
]]>Gezeravcı, uzayda geçirdiği 14 günlük süreyi ve yaşadığı deneyimleri anlattı
GAZİANTEP – Türkiye’nin ilk astronotu olarak tarihe geçen Alper Gezeravcı, Gaziantep Şahinbey Kongre ve Sanat Merkezi’nde öğrencilerle bir araya geldi.
Türkiye’nin ilk astronotu olarak tarihe geçen Alper Gezeravcı, Gaziantep’te Şahinbey Kongre ve Sanat Merkezimizde düzenlenen bir etkinlikte öğrencilerle bir araya geldi. Gezeravcı, uzayda geçirdiği 14 günlük süreyi ve yaşadığı deneyimleri anlattı. Öğrencilerin merak ettikleri soruları da samimi bir şekilde cevapladı. Gezeravcı, uzayda nasıl yemek yedikleri, uyudukları, spor yaptıklarını ve bilimsel çalışmalar yaptıkları ile ilgili merak edilenleri anlattı.
Öğrenciler ise Gezeravcı’nın anlattıklarını büyük bir ilgi ve hayranlıkla dinledi. Bazı öğrenciler, uzaya gitmek istediklerini ve Gezeravcı’nın onlara ilham verdiğini söyledi. Gezeravcı, öğrencilere uzayla ilgili tavsiyelerde bulunarak uzayın sadece bir hayal olmadığını, çalışarak ve azmederek ulaşılabilecek bir yer olduğunu vurguladı.
“Attıkları adım sıra dışıydı”
Çocukların hayallerini gerçekleştirmek için günümüzde çok fazla imkan olduğuna değinen Alper Gezeravcı, “Cumhurbaşkanımızın vizyonunda Türkiye Cumhuriyetimizin yüzüncü yılında benim gibi belli bir nesli aşmış insanların hayal bile edemediği, yeni nesil gençlerimize geleceğimizin teminatı olan kardeşlerimize ilerleyen yıllarında yürüyecekleri yollarda ilham kaynağı olacak bir sürece, uzay alanına yönelmeleri konusunda bir hayali gerçek kılma noktasında attıkları adım sıra dışıydı. Bu sürecin içerisinde yüzyıllık tarihimizde fazlasıyla hak ettiğimiz dünyanın ileri düzeyde bilimsel araştırmalar gerçekleştiren ülkeleri arasında yerimizi almamıza vesile olan bu görevi gerçekleştirmiş olmaktan son derece mutluyuz. Şahinbey’de bizi etkileyen bir salonda öğrencilerde buluşmaktan çok mutlu oldum. Sunulan imkanlar çocuklarımızın hayallerini şekillendirdiği bu yaşlarda bir şeylere dokunarak hayallerine kendilerinin belirlemesine imkan tanıyor. Bu setlerle çalışarak geleceğin bilim insanlarının yerini alacak bu kardeşlerimiz. Dolayısıyla bu çağda bir şeyleri zihinlerinde yapamamayı akıllarından silen bir adım bu” dedi.
“Dünya devleri arasında anılacak seviyeye gelmiş durumdayız”
Öğrencileri Türkiye’nin ilk astronotu olan Alper Gezeravcı’yla buluşturan Şahinbey Belediye Başkanı Mehmet Tahmazoğlu ise, “Şanlı bayrağımızı uzayda gururla taşıyan Alper Gezeravcı’yı milletimizle birlikte dualarla uğurladık, coşkuyla karşıladık. Bugün de Şahinbey Kongre ve Sanat Merkezimizde ağırlamanın gururun yaşıyoruz. Teknoloji dünyası, her geçen gün yeni bir adım atarak önemli bir gelişme sağlıyor. Uzay çağındayız. Dünya devleri arasında anılacak seviyeye gelmiş durumdayız. Her gün yeni başarılara, ilklere imza atıyoruz. Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanımız liderliğinde bugün havada, karada, denizde altın çağını yaşıyor. Ülkemizin 100. yılı kalkınmanın, sürdürülebilirliğin, verimliliğin, üretimin yüzyılı, gençliğin, istikbalin, ülkünün, değerlerimizin, milletimizin yüzyılı olarak şahlanıyor. Bugün meydanlarda kendi teknolojimizin, kendi mühendislerimizin yapmış olduğu yerli ve milli gururumuz olan TOGG aracımız ile varız. Kızıl Elma, İHA, SİHA, Hürjet, Gökbey, Aksungur, Akıncı, Milli Muharip Uçağımız Kaan’la, uzay yolcularımızla varız. Bu gurur hepimizin. Bizler de Şahinbey Belediyesi olarak bilimle yoğrulmuş bir neslin yetişmesine imkan sağlamanın gururunu yaşıyoruz. Teknofestlerin genç, taze yüreklerine destek veriyoruz” diye konuştu.
]]>31 Mart Genel Seçimleri öncesinde teşkilatların yaptığı hazırlıklarla ilgili gerçekleştirilen değerlendirme toplantısına Kayseri Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Memduh Büyükkılıç’ın yanı sıra AK Parti Genel Başkan Yardımcısı, Teşkilat Başkanı Erkan Kandemir, Teşkilat Başkan Yardımcısı Halis Dalkılıç, AK Parti Kayseri Milletvekili Şaban Çopuroğlu, AK Parti İl Başkanı Fatih Üzüm, ilçe belediye başkanları ve il yönetim kurulu üyeleri katıldı.
Büyükkılıç’tan eser siyaseti ve eser belediyeciliği vurgusu
AK Parti İl Başkanlığı’nda partililere hitap eden Başkan Büyükkılıç, önemli olanın, yapabileceklerin vaat edilmesi ve vaat edilenlerin de yapılması olduğunu, ayrıca eser siyaseti ve eser belediyeciliği ile hareket eden anlayışın sahibi olduklarını vurgulayarak, “Yapılacak seçimlerin hayırlı, uğurlu olmasını diliyorum. Teşkilatlarımızı görüyorsunuz, diri, rehavet yok. Kapı kapı dolaşacağız, her kardeşimizin kapısını çalacağız, gelmeyene gideceğiz, gönüllerde yer edeceğiz” diye konuştu.
“Yatırımdan yatırıma hizmetten hizmete koştuk”
Başkan Büyükkılıç, “Kayseri’mizi çok seviyoruz, Kayseri’mizi hizmetlerle buluşturuyoruz. Kayseri’miz 30 büyükşehir arasında yatırımlara en çok pay ayıran belediyelerle iç içe olmuş bir şehir, bundan sonra da olmaya devam edecek. Yatırımdan yatırıma hizmetten hizmete koştuk” diyerek bulundukları konumların kazanç yeri, dinlenme yeri değil, vebal duygusu ile kamu hakkını, yetim hakkını gözetme yeri olduğunu vurguladı.
Büyükkılıç, teşkilatın önemine işaret ederek, “Birbirinden değerli bir tablo. Herhalde dünyanın en güçlü Sivil Toplum Teşkilatı siyasi bir organizasyonda, bunlar bizim gururumuz. Gerçekten fedakarca koşturan canlarımız” dedi.
“Elbette burası Cumhur’un kalesi”
Kayseri’ye layık olmaya gayret gösterdiklerini dile getiren ve birlik beraberlik mesajı veren Başkan Büyükkılıç, “Elbette burası Cumhur’un kalesi” diyerek şunları söyledi:
“Yıllardır yaptığımız çalışmalar ile çok şükür her zaman paylaşacak eserimiz var. Elbette burası Cumhur’un kalesi, bundan her zaman onurla bahsederiz. Değerli Genel Başkan Yardımcımızın ve ekibinin gerçekten sahaya hakim oluşu bizler için çok önemli bir motivasyon. Biz varız, varlığımızı hep beraber sahada hissettirmeliyiz. Bizler eserlerimizle, sizler gayretlerinizle, teşkilatımızın yapısıyla Cumhurbaşkanımızın elini güçlendirecek gayretin içerisinde olmalıyız. Yaptığımız çalışmaları sizlerin yapmamıza vesile olduğu anlayışı içerisinde, bu çalışmaları biz değil siz yapıyorsunuz mantığı içerisinde Kayseri’mize layık olarak, Türkiye’mize örnek olarak, birliğimizi, beraberliğimizi, dayanışmamızı geleceğe taşıyarak gayret göstereceğiz. Her birinizi bağrıma basıyorum, sizler iyi ki varsınız. Biz bir kaygının, bir davanın insanıyız. Sayın Cumhurbaşkanımızın yol arkadaşı olmak, onun dava arkadaşı olmak bize yeter.”
Yaptığı açıklamalarda yeşil belediyecilik kapsamında su temini ve hizmetleri noktasında Güneş Enerji Santralleri, ulaşım alanında ise Rüzgar Enerji Santralleri projeleri olduğunu paylaşan Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Memduh Büyükkılıç, Kayserispor konusunda da yeni oyuncular transfer ederek yoluna devam ettiğini anlattı.
“Bir hayalle bir idealle yola çıkan ağabeylerimiz”
AK Parti Genel Başkan Yardımcısı, Teşkilat Başkanı Erkan Kandemir ise Başkan Büyükkılıç ve diğer belediye başkanı adaylarının bir hayal ve idealle yola çıktıklarını kaydederek, “Yapılanı işi aktaracağız. Başta Memduh ağabey, bu heyecan bu enerji, insanı insan yapan şey hayalleriniz ve idealleriniz. Bir hedefe yürümek, bir hayalin peşinden koşmak, kendi inancınızın gereği bir mücadeleyi sergilemek meselesi. Gerek Memduh ağabey gerek belediye başkan adaylarımız bu inançla siyaseti yöneten ağabeylerimiz. Bir hayalle bir idealle yola çıkan ağabeylerimiz. O hayal ve ideal oldukça zaten içiniz içinize sığmaz” şeklinde konuştu.
“Heyecanına, enerjisine bakınca hayran kalıyorum”
Başkan Büyükkılıç’ın heyecanı ve enerjisine hayranlığını ifade eden AK Parti İstanbul Milletvekili, Teşkilat Başkan Yardımcısı Halis Dalkılıç da “Memduh ağabeyi görünce zannediyorum ki ilk dönem belediye başkanı olacak. Heyecanına, enerjisine bakınca hayran kalıyorum. Kayseri’de Memduh ağabeyden başkasına yazık olur dedik. Memduh ağabeyi böyle tarif ettik. Bunu inanarak söylüyorum. Burada birlik, beraberliğin, bütünlüğün olduğunu görmek bizi çok memnun ediyor” dedi.
Başkan Büyükkılıç, Cumhuriyet’in kuruluşunun yüzüncü yıl dönümünde açılışı gerçekleştirilen ve Türkiye’nin en büyük millet bahçelerinden birisi olan Recep Tayyip Erdoğan Millet Bahçesi’nde AK Parti Genel Başkan Yardımcısı, Teşkilat Başkanı Erkan Kandemir ve parti teşkilat üyelerini konuk etti. – KAYSERİ
]]>Anadol, İsviçre’nin Davos kasabasında düzenlenen WEF sırasında, AA muhabirine açıklamalarda bulundu.
WEF’in isminde “ekonomik” olsa da Forumda dünyanın geleceğine yönelik derin konuların da konuşulduğuna işaret eden Anadol, geçen yıl da Davos’ta ses getiren bir projeyle yer aldıklarını anımsattı.
Anadol, ekip olarak yaklaşık 10 yıldır yapay zeka müzesi projesinin hayalini kurduklarını belirterek, “‘Dataland’ isimli bu müzenin detaylarını Davos’ta dünya liderlerine sunma şansı ettik.” dedi.
Yaklaşık 16 yıl önce verinin pigment, resim ve heykel olmasıyla ilgili de bir hayalinin olduğunu anlatan Anadol, bu hayalinin de peşinde koştuğunu ve 8 sene önce dünyada ilk kez yapay zeka resimleri ve heykelleri konusunda ekip olarak öncü işler ürettiklerini ifade etti.
Anadol, bu kapsamda birçok müzeyle de çalıştıklarına değinerek, bunun çok yeni ve uzun geleceğe sahip bir alan olduğunu fark ettiğini dile getirdi.
Dünyanın en önemli sanat müzelerinden New York Modern Sanat Müzesi’ndeki (MoMA) sergisine işaret eden Anadol, “Resmi olarak MoMA koleksiyonunda ilk defa bir yapay zeka eseri yer aldı.” dedi.
“Doğayı temel alan bir yapay zeka hayal ettik”
Anadol, “Bu alanın öncüsü olarak bir müze yaratırsak ne olur?” diye düşündüklerini belirterek, şunları kaydetti:
“Burada dünya liderleriyle bunu paylaştık. İlk defa Los Angeles’ta daha sonra dünyanın birçok farklı yerinde, inşallah İstanbul’da da açılacak bir müze. Bu müzenin ilk projesini de çok önemli bir konu olan doğaya adadık. Şu anda yapay zeka alanındaki çalışmalar, ChatGPT ve Bard gibi kompleks yapay zeka modelleri daha çok insana ve mantığa odaklı. Fakat bana ilham veren, en önemli ve korumamız gereken en değer şeylerden biri olan doğayı direkt öne çıkaran, doğayı temel alan bir yapay zeka hayal ettik ve muazzam bir destek aldık. Google ve Nvidia büyük destekçimiz, dünyanın yapay zeka alanında öncü 2 büyük şirketi hayalimizi pozitif buldu ve WEF de bunun dünya liderlerine ulaşmasını sağladı. Hayalimiz dünyanın en gelişmiş, doğayı anlayan, etik olarak verilerle eğitilmiş ve okullarda, araştırmalarda, sanatta ve kültürde kullanılabilecek dünyanın en iyi yapay zekasını geliştirmek.”
Doğayı sevmek ve saymak ve doğanın fonksiyonu daha iyi anlamak için bilgiyi deneyime dönüştürecek bir müze hayal ettiklerini söyleyen Anadol, WEF’te birçok dünya lideri ve farklı iş alanlarındaki liderle aynı deneyimi yaşadıklarını anlattı.
Anadol, yapay zeka modellerinin genelde görsel, ses ve metinden oluştuğuna işaret ederek, “Burada Google ve Nvidia sayesinde dünyanın ilk çok deneyimli yapay zeka modelini oluşturduk, ses, metin ve görselin yanına kokuyu da ekledik. Burada dünyada ilk kez insanlar yapay zekanın ürettiği kokuyu da deneyimleme şansı elde ettiler. Önümüzdeki aylarda daha büyük sürprizlerimiz de var.” şeklinde konuştu.
Davos’ta sergilenen “Winds of Yawanawa” (Yawanawa Rüzgarları) eserinden de bahseden Anadol, Amazon ormanlarında yaşayan Yawanawa kabilesine destek amacıyla yaptıkları bir proje olduğunu söyledi.
Anadol, doğa konusundaki hassasiyetinin doğup büyüdüğü Türkiye’den geldiğine dikkati çekerek, ülkedeki tüm milli parklardan gelen verilerin bir araya getirip yapay zekaya kazandırılması için ne yapılabileceğini de konuştuklarını anlattı.
Bilgiye ulaşmanın çok kolay hale geldiğini vurgulayan Anadol, gençlere tavsiyelerine ilişkin bir soru üzerine, “Şu anda ulaşılamayacak açık kaynaklı bir veri, kod yok denecek kadar az. Bu alanda üretmek isteyen genç arkadaşlar son derece kolayca birçok bilgiye ulaşabilirler. Yeter ki soru sormayı bilelim, merakımızı hiç kaybetmeyelim.” dedi.
]]>Antalya’nın Kepez ilçesindeki bir yurtta kalan spor lisesi 11. sınıf öğrencisi Nilsu Ö.’yü (17), 2 Ocak Salı günü sınava hazırlandığı sırada iki arkadaşı arayıp TikTok akımı çekeceklerini söyledi. Arkadaşlarının bu isteğini kırmayan Nilsu Ö., onların yanına gitti. İddiaya göre, ayağa kalkan gençler aralarına aldıkları Nilsu Ö.’ye zıpladığı sırada çelme takma şakası yaptı. Bir anda kendini yerde bulan Nilsu Ö., ayağa kalkamadı ve acı içerisinde kıvranmaya başladı. Durumun 112 Acil Çağrı Merkezine bildirilmesinin ardından hastaneye kaldırılan genç kızın omurgasında kırık tespit edildi. Bel kısmına çelik korse takılan Nilsu’ya, 1 ay boyunca ayağa kalkmadan yatak istirahati verildi. Kızının yaşadığı olayı duyup yanına gelen anne Canan Başoğlu ise iki öğrenci hakkında şikayetçi oldu.
Ragbide milli takımı hayal ediyordu
Yaklaşık 8 yıl boyunca basketbolda kupalar kaldıran ve çok sayıda madalya sahibi olan, son 1 yıl içerisinde de Kepezspor bayanlar ragbi takımında spor yapan genç kıza doktorlar antrenmanlara en az 3-4 ay sonra dönebileceğini söyledi. Ragbide milli takım hayali kuran Nilsu, aldığı haberle üzüntüye boğulsa da yeniden sahalara dönmek için yatağında gün sayıyor.
“Çok büyük hayallerim vardı”
Olayı anlatan Nilsu Ö., şunları söyledi:
“Yurtta ertesi gün gerçekleşecek olan etüt sınavı için hazırlanıyordum. Arkadaşlarım arayıp TikTok akımı çekeceklerini söylediler. Sınava çalıştığım için hemen gidip geleyim diye acele ettim. Beni ortaya aldılar, kamerayı koydular. Sırayla zıplayacaklarını ve en son üçümüzün aynı anda zıplayacağını söylediler. Ben zıpladıktan sonra ikisi de sağdan soldan ayağıma çelme taktılar ve yere düştüm. Yerden kalkmadım, çok fazla acım vardı. Ambulansla hastaneye götürdüler beni. Tomografide omurga çıkışında kırık olduğunu öğrendik. O süreçte hiçbir şekilde yürüyemiyordum, şu anda da öyle. Arkadaşlarımın kötü niyetle yapmadığının farkındayım ama şakanın yapıldığı zemin sert bir zemindi, bunu düşünmeleri gerekirdi diye düşünüyorum. Olan benim sporuma, hayalime oldu. 1 senedir milli takım için hazırlanıyordum. Şubatta maçım vardı. Maçıma katılamayacağım ama arkadaşlarıma sonuna kadar destek olacağım. Çok büyük hayallerim vardı ama hayırlısı buymuş.”
“Yıllardır verdiği emek 2 dakikalık şaka yüzünden mahvoldu”
Anne Canan Başoğlu ise, Tiktok akımı için yapılan şakayı son derece yanlış bulduğunu ve kızının yıllardır verdiği emeğin 2 dakikada yok olduğunu söyledi. Başoğlu, “Tiktok akımı adı altında bir şaka adına kızımın yıllardır verdiği emek 2 dakikada mahvoldu. Ben kızıma güveniyorum, tekrar ayağa kalkıp sporuna ve okuluna geri dönecek. Bu TikTok adı altında çekilen ağır şakalar, gençlerimizin canına mal olabilir. Ben o gece gittiğim zaman kızımı belden aşağı felç de bulabilirdim ya da beyin kanaması geçirmiş olarak da bulabilirdim. Çocuklarımıza girdikleri ‘sınavdan 100 alacaksın, sen mühendislik okuyacaksın’ demek yerine insan hayatının daha değerli olduğunu söyleyip vicdanlı ve merhametli bir insan yetiştirmeyi tavsiye ediyorum. Çünkü 2 dakikalık bir şaka benim kızımı bu hale getirdi. Buradaki kupa ve madalyalar reklam amaçlı değil, çok büyük bir emek var. Kızımın kaldığı yurt ve okuduğu okul, hepsi tek tek aradılar ve ilgilendiler. Onları asla kötülemiyorum ve hala arkamızdalar. Bir anne olarak çok üzgünüm. TikTok akımına bir an önce el konulmasını istiyorum. Benim kızım gibi daha nice gençlerin hayali çöp olmasın” dedi. – ANTALYA
]]>İstanbul’da yaşamını tekerlekli sandalyeye bağımlı sürdüren doğuştan engelli Burak Kumaş (23), Trabzonspor sevgisini anlatmak için ellerinde sadece hareket ettirebildiği sol orta parmağını kullanarak bilgisayarda, ‘Bana da her yer Trabzon’ adlı kitap yazdı. Kumaş, 3 yılda tamamladığı 183 sayfalık kitabında, bordo-mavi tutkusunun yanında Karadeniz’in kültürel zenginliklerini tanıtıp, kendi azim ve mücadele ruhunu da paylaştı. Kumaş, “Hayallerimi gerçekleştirmek için mücadele ettim. Hiçbir zaman pes etmedim” dedi.
İstanbul’da yaşan Giresunlu ailenin 2 çocuğundan Burak Kumaş, doğumundan sonra engelli olarak yaşamını sürdürmeye başladı. İlk ve ortaokul eğitimi sonrası kaynaştırma öğrencisi olarak liseyi bitiren Kumaş’ın yüzde 95 engeli, onu ne Trabzonspor sevgisinden ne de hayallerini gerçekleştirmekten alıkoyamadı. Yaşamını tekerlekli sandalyeye bağımlı sürdüren Kumaş, bordo-mavi sevgisini anlatmak için ellerinde sadece hareket ettirebildiği sol orta parmağını kullanarak bilgisayarda, ‘Bana da her yer Trabzon’ adını verdiği kitabı yazmaya başladı. Klavyede tek tuşa basarak, kurduğu cümleleri sabırla bilgisayara kaydeden Kumaş, hayali olan 183 sayfalık kitabını 3 yılda tamamladı. Çevresindeki engelli bireylerin hayata tutunma mücadelesine yaşam öyküsü, azmi ve heyecanıyla ilham veren Kumaş, yeni hayali olan ‘Yapamadığım askerliğimin anıları’ ile ‘Engellilerin sorun ve çözüm önerileri’ isimli 2 kitap için kolları sıvadı, çalışmalarına başladı.
“HAYALLERİM İÇİN MÜCADELE ETTİM”
Tek parmağı ile yazdığı kitabının baskı sürecinin uzaması nedeniyle Trabzonspor’un lig şampiyonluğunu da kitabına koyma fırsatı bulduğunu anlatan Burak Kumaş, “Şampiyonluk beni çok mutlu etti. Bu sürecinde kitapta yer almasıyla ayrı bir mutluluk yaşadım. Ben hep hayal ettim; hayalimi hayata geçirebilmek için de mücadele ettim. Hiçbir zaman pes etmedim. ‘Bir gün mutlaka hepimiz öleceğiz’ düşüncesinden hareketle hayatımı komple anlatmak, Trabzonspor sevgimi yansıtmak istedim” dedi.
FORMASI ÜZERİNDE, PARMAĞI KLAVYEDE
Kitabının basım süreci sonrası Trabzonspor Teknik Direktörü Abdullah Avcı’nın kendisine gönderdiği imzalı formayı üzerinden çıkarmayarak, klavye başında kitap çalışmalarını sürdüren Kumaş, “Kitabımı yazarken, Trabzonspor’un lisanslı ürünlerinin satıldığı TS Club’larda satılacağını hayal etmiştim. Yemedim, içmedim, uyumadım ve hep bu hayalle, düşünceyle yaşadım. Teknik direktörümüz Abdullah Avcı’yı sosyal medyadan da takibe aldım. Onun da beni takibe almasını istiyorum. Ayrıca kitabımın da TS Club’larda yer almasını istiyorum. Böyle bir şey olursa çok mutlu olurum” diye konuştu.
ÖZEL EĞİTMENİ NURAY YAVUZ: ONUN İÇİN SADECE İTİCİ BİR GÜÇ OLDUM
Burak Kumaş’ın özel eğitmeni Nuray Yavuz da, “2019 yılında Burak’la tanıştım. 2 sene kadar ona ablalık yaptım. O sırada ‘Bana Her Yer Trabzon’ isimli kitabı da yazmaya başlamıştı. Önce olur mu, olmaz mı diye tereddütleri vardı. Ancak ‘birlikte yaparız’ dedik ve inandık. Her gün saatlerce çalıştık. Ben onun için sadece itici bir güç oldum. Onun inancı, azmi, hayata bakışı, merhameti, insanlığı ve hep güçlü durması bana da çok iyi geldi. Burak kitabında; hem Trabzon’dan hem Trabzon’un yemek kültüründen, farklı kültürlerinden, ziyaret edilecek güzel yerlerinden bahsetti. En önemlisi de Trabzonspor’la ilgili çok güzel anıları. Trabzonsporlu değildim Burak’la tanıştıktan sonra Trabzonsporlu oldum. Dolu dolu bir kitap oldu” ifadelerini kullandı.
“HER BİR HARFİ TEK PARMAKLA YAZDI”
Burak’ın, Trabzonspor camiasının ünlü ‘Bize Her Yer Trabzon’ sloganına atıfta bulunup, kendisinin de bu hayatta var olduğunu ifade etmek adına kitabına ‘Bana da Her Yer Trabzon’ adını koyduğunu sözlerine ekleyen Nuray Yavuz, “İki parmağının arasına kalemi koyarak kendi ismini yazarak kitaplarına imza attı. Her şeyiyle, bütün emek ondadır. Çok büyük bir emek var. Ben şahit olduğum için söylüyorum. Bazen gözyaşları ile Burak’ı izledim. O kadar büyük bir emek ki tarif edemem. Bir kitabı bilgisayardan tıkır tıkır yazabilirsiniz. Ancak o her bir harfi tek parmakla yazdı. Gayreti, gözündeki ışık ve içindeki o heyecan hiç sönmeden Burak, bunun üstesinden geldi. Çok değerli bir ailesi var. Burak çok büyük ve inanılmaz bir şey başardı. Burak, dünyadaki gelişmelere karşı duyarlı; inancı çok yüksek bir çocuk. Zaten o inancı sayesinde ayakta duruyor. Lise mezunu ancak o kadar faal ki ‘Ben yaparım’ diyerek hep önde gitmek isteyen bir çocuk. Her gün kitap okur” dedi.
]]>İSTANBUL’da yaşamını tekerlekli sandalyeye bağımlı sürdüren doğuştan engelli Burak Kumaş (23), Trabzonspor sevgisini anlatmak için ellerinde sadece hareket ettirebildiği sol orta parmağını kullanarak bilgisayarda, ‘Bana da her yer Trabzon’ adlı kitap yazdı. Kumaş, 3 yılda tamamladığı 183 sayfalık kitabında, bordo-mavi tutkusunun yanında Karadeniz’in kültürel zenginliklerini tanıtıp, kendi azim ve mücadele ruhunu da paylaştı. Kumaş, “Hayallerimi gerçekleştirmek için mücadele ettim. Hiçbir zaman pes etmedim” dedi.
İstanbul’da yaşan Giresunlu ailenin 2 çocuğundan Burak Kumaş, doğumundan sonra engelli olarak yaşamını sürdürmeye başladı. İlk ve ortaokul eğitimi sonrası kaynaştırma öğrencisi olarak liseyi bitiren Kumaş’ın yüzde 95 engeli, onu ne Trabzonspor sevgisinden ne de hayallerini gerçekleştirmekten alıkoyamadı. Yaşamını tekerlekli sandalyeye bağımlı sürdüren Kumaş, bordo-mavi sevgisini anlatmak için ellerinde sadece hareket ettirebildiği sol orta parmağını kullanarak bilgisayarda, ‘Bana da her yer Trabzon’ adını verdiği kitabı yazmaya başladı. Klavyede tek tuşa basarak, kurduğu cümleleri sabırla bilgisayara kaydeden Kumaş, hayali olan 183 sayfalık kitabını 3 yılda tamamladı. Çevresindeki engelli bireylerin hayata tutunma mücadelesine yaşam öyküsü, azmi ve heyecanıyla ilham veren Kumaş, yeni hayali olan ‘Yapamadığım askerliğimin anıları’ ile ‘Engellilerin sorun ve çözüm önerileri’ isimli 2 kitap için kolları sıvadı, çalışmalarına başladı.
‘HAYALLERİM İÇİN MÜCADELE ETTİM’
Tek parmağı ile yazdığı kitabının baskı sürecinin uzaması nedeniyle Trabzonspor’un lig şampiyonluğunu da kitabına koyma fırsatı bulduğunu anlatan Burak Kumaş, “Şampiyonluk beni çok mutlu etti. Bu sürecinde kitapta yer almasıyla ayrı bir mutluluk yaşadım. Ben hep hayal ettim; hayalimi hayata geçirebilmek için de mücadele ettim. Hiçbir zaman pes etmedim. ‘Bir gün mutlaka hepimiz öleceğiz’ düşüncesinden hareketle hayatımı komple anlatmak, Trabzonspor sevgimi yansıtmak istedim” dedi.
FORMASI ÜZERİNDE, PARMAĞI KLAVYEDE
Kitabının basım süreci sonrası Trabzonspor Teknik Direktörü Abdullah Avcı’nın kendisine gönderdiği imzalı formayı üzerinden çıkarmayarak, klavye başında kitap çalışmalarını sürdüren Kumaş, “Kitabımı yazarken, Trabzonspor’un lisanslı ürünlerinin satıldığı TS Club’larda satılacağını hayal etmiştim. Yemedim, içmedim, uyumadım ve hep bu hayalle, düşünceyle yaşadım. Teknik direktörümüz Abdullah Avcı’yı sosyal medyadan da takibe aldım. Onun da beni takibe almasını istiyorum. Ayrıca kitabımın da TS Club’larda yer almasını istiyorum. Böyle bir şey olursa çok mutlu olurum” diye konuştu.
‘ONUN İÇİN SADECE İTİCİ BİR GÜÇ OLDUM’
Burak Kumaş’ın özel eğitmeni Nuray Yavuz da, “2019 yılında Burak’la tanıştım. 2 sene kadar ona ablalık yaptım. O sırada ‘Bana Her Yer Trabzon’ isimli kitabı da yazmaya başlamıştı. Önce ‘olur mu, olmaz mı?’ diye tereddütleri vardı. Ancak ‘birlikte yaparız’ dedik ve inandık. Her gün saatlerce çalıştık. Ben onun için sadece itici bir güç oldum. Onun inancı, azmi, hayata bakışı, merhameti, insanlığı ve hep güçlü durması bana da çok iyi geldi. Burak kitabında; hem Trabzon’dan hem Trabzon’un yemek kültüründen, farklı kültürlerinden, ziyaret edilecek güzel yerlerinden bahsetti. En önemlisi de Trabzonspor’la ilgili çok güzel anıları. Trabzonsporlu değildim Burak’la tanıştıktan sonra Trabzonsporlu oldum. Dolu dolu bir kitap oldu” ifadelerini kullandı.
‘HER BİR HARFİ TEK PARMAKLA YAZDI’
Burak’ın, Trabzonspor camiasının ünlü ‘Bize Her Yer Trabzon’ sloganına atıfta bulunup, kendisinin de bu hayatta var olduğunu ifade etmek adına kitabına ‘Bana da Her Yer Trabzon’ adını koyduğunu sözlerine ekleyen Nuray Yavuz, “İki parmağının arasına kalemi koyarak kendi ismini yazarak kitaplarına imza attı. Her şeyiyle, bütün emek ondadır. Çok büyük bir emek var. Ben şahit olduğum için söylüyorum. Bazen gözyaşları ile Burak’ı izledim. O kadar büyük bir emek ki tarif edemem. Bir kitabı bilgisayardan tıkır tıkır yazabilirsiniz. Ancak o her bir harfi tek parmakla yazdı. Gayreti, gözündeki ışık ve içindeki o heyecan hiç sönmeden Burak, bunun üstesinden geldi. Çok değerli bir ailesi var. Burak çok büyük ve inanılmaz bir şey başardı. Burak, dünyadaki gelişmelere karşı duyarlı; inancı çok yüksek bir çocuk. Zaten o inancı sayesinde ayakta duruyor. Lise mezunu ancak o kadar faal ki ‘Ben yaparım’ diyerek hep önde gitmek isteyen bir çocuk. Her gün kitap okur” dedi.
]]>