Hastalığı – Haber 60 – Tokat Haber https://www.haber60.com.tr Sat, 13 Jul 2024 21:09:39 +0000 tr hourly 1 https://wordpress.org/?v=6.9.4 Down sendromlu genç, nadir görülen bir hastalıktan kurtuldu https://www.haber60.com.tr/down-sendromlu-genc-nadir-gorulen-bir-hastaliktan-kurtuldu/ https://www.haber60.com.tr/down-sendromlu-genc-nadir-gorulen-bir-hastaliktan-kurtuldu/#respond Sat, 13 Jul 2024 21:09:39 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=39107

İZMİR’de, 2 yıl boyunca öksürük ve kusma şikayeti görülen ve beslenmeyle ilgili problem yaşayan down sendromlu Nazife Nazlı Aksu’ya (18), nadir görülen bir tür yutma bozukluğu olan ‘akalazya’ hastalığı teşhisi konuldu. Aksu, Peroral Endoskopik Miyotomi (POEM)yöntemiyle uygulanan operasyonla sağlığına kavuştu. Aksu’nun annesi Seçilay Aksu (45), “Şimdi yemesi çok iyi. Sonunda her istediğini yiyebilecek” dedi.

Bursa’da yaşayan memur Tuncer Aksu (50) ve ev kadını eşi Seçilay Aksu’nun (45) 3 kız çocuğundan en büyüğü Mehmet Torun Özel Eğitim Meslek Okulu öğrencisi Nazife Nazlı Aksu, 2 yıl önce öksürük ve kusma şikayetleri yaşamaya başladı. Çift, birçok kez kızlarını hastaneye götürdü. Nazife Nazlı Aksu’ya, reflü ve gastrit teşhisi konuldu ve tedavi uygulandı ancak buna rağmen şikayetleri geçmedi. Önce Bursa, sonra Ankara’da hastaneye götürülen Aksu’ya yapılan testler sonunda hastalığın ‘besinlerin yutulması işlevinde rol alan kasları kontrol eden sinir hücrelerinin bozulmasından veya kaybından kaynaklanan bir hastalık’ olan ‘akalazya’ teşhisi konuldu. Nazife Nazlı Aksu, İzmir’e, Katip Çelebi Üniversitesi Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne sevk edildi. 8 Temmuz’da hastaneye yatan Aksu, ertesi gün operasyona alındı. Gastroenteroloji Kliniğinden Doç. Dr Süleyman Günay, POEM yöntemiyle başarılı bir operasyon gerçekleştirdi. Şikayetlerinden kurtulan Aksu, 12 Temmuz’da taburcu edildi.

‘100 BİNDE 1 İLA 5 ORANINDA RASTLANAN BİR RAHATSIZLIK’

Süreçle ilgili bilgi veren Doç. Dr. Süleyman Günay, “Hasta, Ankara’dan sevk edildi. Hastalığı, ‘akalazya’ dediğimiz bir tür yutma bozukluğu. Çok nadir bir hastalık. 100 binde 1 ila 5 oranında rastlanıyor. Yemek borusundaki kasların koordineli çalışamamasından kaynaklanıyor. Nadir bir hastalık olduğu için hekimler tarafından iyi tanınamayabiliyor. Bunun yüzünden hastalar, uzun süre başka teşhisler altında takip edilebiliyor. Mesela reflü, gastrit ya da psikiyatrik bozukluk gibi. Kızımız ikinci yılında tanı almış. Bazı hastalarda 20 yıl, bazılarında 10 yıl tanı alması sürebiliyor. Ama hastalara, ortalama 3- 5 yılda teşhis konuyor. Nazlı için 2 yıl mükemmel bir süre. Bu da Nazlı’nın ne kadar akıllı bir kız olduğunu gösteriyor. Çok güzel ifade etmiş şikayetlerini. Annesine demiş ki şurada yemek takıldı bana su ver. Sonra su içiyor. Eğer takılmaya devam etmişse gidip kusuyor. Bunların hepsini annesine çok güzel ifade etmiş. Çoğu hasta bunu o kadar güzel ifade edemiyor. O yüzden hekimlerin kafası karışabiliyor” dedi.

‘DÜN YEMEĞİNİ YEMİŞ VE ÇOK MUTLU’

Nazife Nazlı Aksu’nun operasyona alındığını belirten Doç. Dr. Süleyman Günay, “Hastalığın tedavisi için çeşitli uygulamalar olabiliyor. Cerrahi, balon, botoks yöntemi uygulanabiliyor. Bir de POEM dediğimiz uygulama var. Japonya’da geliştirilen bir yöntem. Ben de zaten Uzak Doğu’ya gidip 2 ay kadar eğitim aldım. Döndükten sonra bu işlemi yaklaşık 8 yıldır hastanemizde başarılıyla yapıyoruz. Endoskopiyle yemek borusunun içerisine girilip oradaki çalışmayan kaslar kesiliyor. İşlemin kendisi yaklaşık yarım saat sürüyor. İlk gün hasta yemek yemiyor. Ertesi gün su ve çorba içmeye başlıyor. Genelde 2’nci veya 3’ncü gün taburcu ediyoruz hastayı. Nazife Nazlı Aksu’nun sağlık durumu çok iyi. Dün yemeğini yemiş ve çok mutlu” dedi.

‘ARTIK HER İSTEDİĞİNİ YİYEBİLECEK’

Seçilay Aksu ise, “Kızım özel bir çocuk. Hastalığı 2 yıl önce başladı. Hastalığı için reflü ve gastrit dendi. Onun ilaçlarını kullandık. Ama geçmedi. Başka doktorlara götürdük. Yine reflü ve gastrit teşhisi konuldu. Başka bir yere daha götürdük. Aynı teşhisler kondu. Yediklerine çok dikkat ettik. Hep doğal besledim. Ama geçmiyordu rahatsızlığı. Gece çok sık öksürükler başladı. Hiç uyuyamadı. Uyumadan sabah yapıyordu. Öksürüyor, kusuyordu. Yediğini çıkarıyordu. Doğal beslememe rağmen yine de yediklerini çıkarıyordu. Sonunda yapılan testlerde akalazya olduğu ortaya çıktı. Şimdi yemesi çok iyi. İki kaseye yakın yoğurt yedi. Çok mutlu oldum. 2 yıldır uğraşıyorduk. Sonunda her istediğini yiyecek” dedi.

]]>
https://www.haber60.com.tr/down-sendromlu-genc-nadir-gorulen-bir-hastaliktan-kurtuldu/feed/ 0
Diyarbakır’da Gut Hastalığı Uyarısı: ‘Kebap Diyarının Hastalığı Diyebiliriz’ https://www.haber60.com.tr/diyarbakirda-gut-hastaligi-uyarisi-kebap-diyarinin-hastaligi-diyebiliriz/ https://www.haber60.com.tr/diyarbakirda-gut-hastaligi-uyarisi-kebap-diyarinin-hastaligi-diyebiliriz/#respond Fri, 05 Jul 2024 22:30:05 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=37362

DİYARBAKIR Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesi Romatoloji Bölümü’nden Doç. Dr. Lütfi Akyol, ciğer tüketiminin çok olduğu kentte ‘gut’ hastalığıyla ilgili uyarıda bulundu. Doç. Dr. Akyol, “Diyarbakır ciğersiz olmaz. Gut hastası olacağız diye et, ciğer yemeyelim mi? Öncelikli olarak bir genetik yatkınlık olması lazım, daha sonra tetiği çeken çevresel faktörler. Proteinden zengin beslenme bu hastalık için bir risk faktörüdür ama tek başına ‘gut’ hastası olmak için yeterli değildir. Her gün yemek yerine, bunu 3-4’e düşürebilirler. Bir porsiyon değil de yarım porsiyon yiyebilirler. Hastalarımızda genelde böyle bir kebap, bir ciğer yeme öyküsü olur. Gut hastalığı eskilerin deyimiyle kralların hastalığı veya padişah hastalığı olarak da bilinir. Biz de Diyarbakır’dayız. Biz de o zaman kebap diyarının hastalığı diyebiliriz” dedi.

Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesi Romatoloji Bölümü’nden Doç. Dr. Lütfi Akyol, kentte yaşayanların sabah kahvaltılarında bile tercih ettiği tescilli lezzetler arasında yer alan ciğer kebabı için uyarılarda bulundu. Fazla et tüketiminin genetik yatkınlıkla birlikte ‘Gut’ hastalığına neden olduğunu söyleyen Doç. Dr. Akyol, şöyle konuştu:

“Romatolojik hastalıkların hepsinin ortaya çıkış mekanizması genelde birbirine benzer. Genetik bir yatkınlık, daha sonra tetiği çeken çevresel faktörler. Gut hastalığında da ortaya çıkması için öncelikli olarak bir genetik yatkınlık olması gerekiyor daha sonra da bunu tetikleyen çevresel faktörler. Burada da en önemlisi enzimsel problemler, kanda ürik asit düzeyinin artmasına neden olacak. Gut hastalığını daha çok orta yaş erkekler, 40 yaş üstü erkeklerde görüyoruz. Birlikte diyabetli, şeker hastalığı, hipertansiyonlu, kalp hastalığı, sedef hastalığı, hematolojik hastalıklar, lösemi, lenfoma gibi hastalar, radyoterapi, kemoterapi almış olan hastalar, travma sonrası da hastalarda gut hastalığını görüyoruz. Gut hastalığında özellikle ayak başparmağında gece ve sabaha doğru çok şiddetli ağrı, ısı artışı, kızarıklık. Hasta gece yattığında bir şey yoktur. Gece ve sabaha doğru çok şiddetli ağrıyla uyanır. Bu ağrı o kadar şiddetlidir ki, polikliniğe geldiği zaman hastalar o ayağına şiddetli ağrıdan dolayı ayakkabı ve çorap bile giyemezler. Biz o hastaları polikliniğe girişinden bile hemen tanıyabiliriz. Yüzde 70 oranında ayak başparmağında daha az sıklıkta ayak bileğinde, dizde bu eklemlerde de gene şişlik, ağrı, kızarıklıkla hastalar bize gelebilir. En önemli özelliği, ataklar halinde seyretmesidir. Biz tedavi versek de vermesek de ataklar 7- 10 günde kendiliğinden düzelir. Ama tedavi etmezsek giderek artan ataklar eklemlerde kalıcı hasarlar bırakır. Önce ayakta, dizde başlayan hastalık yavaş yavaş yukarı doğru diğer eklemlere geçer. Kulakta olabilir, akciğerde olabilir. Yani hastalık sadece eklemsel bir hastalık değil, eklem dışı organları da etkileyen bir hastalık. Onun için erkenden tanı ve tedavi yapılması bu hastalıkta çok kıymetlidir.”

‘KEBAP DİYARININ HASTALIĞI DİYEBİLİRİZ’

‘Gut’ hastalığının daha önce kral veya padişah hastalığı olarak da bilindiğini ifade eden Doç. Dr. Akyol, “Aklımıza şu soru geliyor; Diyarbakır ciğersiz olmaz. Hani biz gut hastası olacağız diye et yemeyelim mi? Ciğer yemeyelim mi? Her ciğer yiyen, her çok et yiyen gut hastası mı olacak? Hayır. Öncelikli olarak bir genetik yatkınlık olması lazım o hastalığa. Daha sonra tetiği çeken çevresel faktörler. Proteinden zengin beslenme bu hastalık için bir risk faktörüdür ama tek başına gut hastası olmak için yeterli değildir. Diyarbakır’da hastalarımızda genelde böyle bir kebap bir ciğer yeme öyküsü olur. Hatta bunu bazen böyle esprili şeklinde konuşuruz. ‘Dayanamadın yedin her halde’ diye hastalarımıza. ‘Evet hocam, gene dayanamadık, ciğer yedik’ derler. Gut hastalığı eskilerin deyimiyle kralların hastalığı veya padişah hastalığı olarak da bilinir. O zamanlarda proteini daha çok krallar, padişahlar çok tükettiği için ondan dolayı böyle bir adlandırma da yapılmış. Biz de Diyarbakır’dayız. Biz de o zaman kebap diyarının hastalığı diyebiliriz” dedi.

‘HER GÜN YERİNE HAFTADA 3-4 GÜN CİĞER YENİLEBİLİR’

Hastalığın günümüzde tanı ve tedavisinin zor olmadığını belirten Doç. Dr. Akyol, “Tanısı çok kolay bir hastalık, ilaçları elimizde olan bir hastalık, ancak tedavide hiç istediğimiz düzeyde olmadığımız bir hastalık. Hastalar çok şiddetli bir ağrıyla geliyor. Şikayetleri düzelince ortalıktan kayboluyor. Şimdi burada hekimin yapacağı iş, tedavi ve ilaç tedavisi vermek. Hastaya düşen görevler nelerdir? İlacını düzenli kullansın, kontrollerine düzenli gitsin. Diyet konusunda hastaları çok fazla sıkmamıza gerek yok. Uygulanmayacak şey söylediğin zaman hastaya, hasta zaten onu yapmıyor, uygulamıyor. Onun için uygulanabilir bir diyet hastaya vermemiz lazım. Bir kere diyet konusunda hasta ile orta yolu bulmamız lazım. Yani 7 gün değil de mesela 3 gün, 4 gün yesin. Bir porsiyon değil de yarım porsiyon yesin. Yani tamamen böyle bir proteini sıfırlama, tamamen et yememe gibi bir diyetimiz yok. Spor, egzersiz çok kıymetli. Bol sıvı tüketimi ve obeziteye dikkat etmemiz lazım. Bunların hepsi bir arada dengeli bir şekilde götürüldüğü zaman hastalık vücuda, eklemlere, diğer organlara hiç birine hasar vermeden sağlıklı bir şekilde hastamızın tedavisini sürdürebiliriz” diye konuştu.

]]>
https://www.haber60.com.tr/diyarbakirda-gut-hastaligi-uyarisi-kebap-diyarinin-hastaligi-diyebiliriz/feed/ 0
Bronşenktazi Hastalığına Dikkat! https://www.haber60.com.tr/bronsenktazi-hastaligina-dikkat/ https://www.haber60.com.tr/bronsenktazi-hastaligina-dikkat/#respond Fri, 05 Jul 2024 10:45:05 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=37117

GÖĞÜS Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Tevfik Özlü, bronşların kalıcı olarak genişlediği bir sağlık sorunu olan ‘bronşenktazi’ hastalığına ilişkin uyarıda bulundu; “Sabahleyin uyandıktan sonra gece boyu atamadığınız birikmiş balgamı uyandıktan 5-10 dakika sonra öksürerek atıyorsanız; sizde de bronşenktazi olabilir. Kalp hastalığı ya da böbrek fonksiyonları üzerinde de olumsuz etkileri ortaya çıkabilir. Onun için bu hastalarda tanının bir an önce konup, takip altına alınmaları ve tedavileri önemlidir” dedi.

Sağlık Bakanlığı Koronavirüs Bilim Kurulu Üyesi, Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Tevfik Özlü, akciğerlere hava taşıyan solunum yolu (bronşlar) duvarlarının iltihap ve enfeksiyon nedeniyle genişlediği ve kalıcı olarak kalınlaştığı kronik bir akciğer rahatsızlığı olan ‘bronşenktazi’ hastalığına ilişkin uyarı ve tavsiyelerde bulundu. ‘Bronşektazi’ belirtilerinin pek çok hastalıkla karıştırıldığına dikkati çeken Özlü, “Bronşektazi aslında çok ilginç bir hastalık. Çünkü bronşektazi hastaları uzun yıllar tanı alamıyorlar. Bu hastalar farklı tanılarla izleniyor. Farklı tedaviler alıyorlar ve tanı gecikiyor. Çünkü bu hastalıktaki belirtiler pek çok hastalıkla, başka akciğer hastalığıyla karışabiliyor. Astım diye tedavi ediliyorlar. KOAH diye tedavi ediliyorlar ya da akciğer enfeksiyonları, zatürre diye tedavi görebiliyorlar. Uzayan süreç içerisinde bronşektazi tanısı gecikebiliyor. Bu da tabii tedavi ve yaklaşımı biraz ötelemiş oluyor. Hastalar hem bundan zarar görebilir hem süreç ilerleyici olabilir” diye konuştu.

‘BRONŞEKTAZİ HASTALARININ YAKINDIĞI KRONİK ÖKSÜRÜKTÜR’

‘Bronşektazi’ hastalığını tanımlayan Prof. Dr. Özlü, “Bronşektazi aslında iletici hava yollarımızda anormal, lokal, kalıcı genişlemelerdir. Bu genişlemeler hava yollarının dinamiğini bozuyor ve oralarda sekresyonlar birikiyor, oralarda enfeksiyonlar ortaya çıkıyor ve hastada bazı semptomlar görülüyor. Bronşektazi hastalarının en çok yakındığı, kronik öksürüktür. Yıllardır bitmeyen, her gün, her gün tekrarlayan öksürükler. Ama bu öksürüklerin önemli bir farkı var. Her seferinde balgamla birlikte gelen bir öksürüktür veya her öksürdüğünde bir miktar balgam atar. Bu hastayı aslında hayattan bezdirir. Çünkü sosyal ortamlarda; işte, otobüste, uçakta, iş yerinde, ofiste, evde başka insanlarla beraberken öksürük, balgam atma ihtiyacı doğar. Bu da hastayı zor duruma sokabilir. Balgam dışında ara ara bu hastalarda balgamda kan görülebilir. Onun dışında hırıltılı solunum olabilir, nefes alıp verirken bir hırıltı olabilir” dedi.

ÖKSÜREREK BALGAM ATANLAR DİKKAT

‘Bronşenktazi’ hastalığının tedavisinde erken tanının önemine vurgu yapan Özlü, “İleri olgularda nefes darlığı, özellikle yokuş, merdiven çıkarken nefes darlıkları eşlik edebilir. Ara ara ateşlenmeler, halsizlik, kırgınlık gibi alevlenmeler dönemi ortaya çıkabilir. Bu süreç devam ederse ve ilerlerse bunun sağ kalp yüklenmesi, kalp hastalığı ya da böbrek fonksiyonları üzerinde de olumsuz etkileri ortaya çıkabilir. Onun için bu hastalarda tanının bir an önce konup, takip altına alınmaları ve tedavileri önemli. Hastalığın tedavisi, hafif formlarda ilaçlarla, medikal takiple olabilir. Enfeksiyonların önlenmesi, aşılamaların yapılması, hastanın balgam çıkarabilmesi için bazı yardımcı ilaçlar veya bazı yöntemlerin kullanılması enfeksiyonlardan korunma, bazen nefes açıcı ilaçlar bu konuda ona yardımcı olabilir. Çok rahatlatabilir, sorunları çözebilir. Eğer çözmüyorsa da cerrahi bir müdahaleyle o anormal genişlemelerin ameliyat edilerek çıkarılabilmesi mümkünse, eğer çok yaygın değilse bu da yapılabilir. Burada esas olan erken tanının konmasıdır. Onun için eğer bu şekilde balgamlı öksürük yakınmalarınız varsa ve özellikle de sabahleyin uyandıktan sonra gece boyu atamadığınız birikmiş balgamı uyandıktan 5-10 dakika sonra öksürerek atıyorsanız sizde de ‘bronşenktazi’ olabilir” diye konuştu.

]]>
https://www.haber60.com.tr/bronsenktazi-hastaligina-dikkat/feed/ 0
Türkiye’de 70 Bin Multipl Skleroz Hastası Bulunuyor https://www.haber60.com.tr/turkiyede-70-bin-multipl-skleroz-hastasi-bulunuyor/ https://www.haber60.com.tr/turkiyede-70-bin-multipl-skleroz-hastasi-bulunuyor/#respond Fri, 31 May 2024 00:21:33 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=33861

Dünyada yaklaşık 1.8 milyon ülkemizde ise yaklaşık 70 bin MS hastası bulunduğuna dikkati çeken Doç. Dr. Özge Arıcı Düz, “Multipl skleroz, beyin ve omuriliğin tutulduğu, bağışıklık sisteminin saldırısı ile ortaya çıkan bir hastalıktır. Bilişsel bozulma, güçsüzlük, dengesizlik, uyuşma, görme kaybı gibi birçok nörolojik yakınmaya neden olabilir. Herhangi bir yaşta MS görülmektedir ancak 20-40 yaş aralığında daha sık izlenmektedir. Kadınlarda erkeklere göre daha sık görülmektedir” dedi.

Medipol Mega Üniversite Hastanesi Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Özge Arıcı Düz, 30 Mayıs Dünya MS günü kapsamında önemli açıklamalarda bulundu. Doç. Dr. Düz, ülkemizde yaklaşık 70 bin MS hastası olduğuna dikkat çekerek, “Multipl skleroz, beyin ve omuriliğin tutulduğu, bağışıklık sisteminin saldırısı ile ortaya çıkan bir hastalıktır. Bilişsel bozulma, güçsüzlük, dengesizlik, uyuşma, görme kaybı gibi birçok nörolojik yakınmaya neden olabilir. Dünyada yaklaşık 1.8 milyon ülkemizde ise yaklaşık 70 bin MS hastası bulunmaktadır. Hastalık nedeni belli olmamakla birlikte bugüne kadar yapılan çalışmalarda enfeksiyonlar başta olmak üzere pek çok durum ve çevresel faktör suçlanmış ancak henüz kesinlik kazanmamıştır. Herhangi bir yaşta MS hastalığı görülmektedir ancak sıklık açısından bakıldığında 20-40 yaş aralığında daha sık izlenmektedir” diye konuştu.

KADINLARDA DAHA SIK GÖRÜLÜR

Kadınlarda erkeklere göre daha sık görüldüğünü belirten Doç. Dr. Düz, şöyle devam etti: Hastalık kronik nörolojik bir hastalık olarak bilinmektedir, tam şifa sağlayacak bir tedavi yöntemi olmamakla birlikte erken ve hızlı tedavi ile hastalığın ilerleyişi, atakların sıklığı ve şiddeti azaltılabilmektedir. Ailede MS hastalığı olması kişide MS gelişme riskini artırır ancak bu nedenle yakınması olmayan MS’li yakını olan aile bireylerinin taranması ve incelenmesi önerilmez. Tanıda ön önemli özellik hastadan alınan bilgi, muayene olmakla birlikte belirgin destekleyici bulgular MRG ve beyin omurilik sıvısı incelemesinde aranmaktadır.

KİŞİYE ÖZEL TEDAVİ PLANLANMALI VE TAKİP EDİLMELİ

Doç. Dr. Özge Arıcı Düz, tedavi yollarına ilişkin ise şu değerlendirmeleri yaptı:

Tedavi MS hastalarında kişisel olarak planlanmalı ve takip edilmelidir. Bu nedenle her ilaç uygunluğu ve etkinliği hastadan hastaya değişmektedir. Tedavi karar ve takiplerinin yakın bir şekilde uzman hekimlerce takibi hastanın hastalık sürecine belirgin katkı sağlamaktadır. Ancak tedavi sürecinde sadece medikal ilaç tedavisini değil diğer tedavi seçeneklerini de değerlendirmek önemlidir. Bunun başında ihtiyacı olan hastalarda fizik tedavi ve rehabilitasyon programları, düzenli egzersiz yapılması, sağlıklı uyku düzenini sağlanması ve hastanın yakınmalarını artıracak ısı artışı bazı ilaçlar gibi durumlardan sakınması önerilmektedir. MS hastalığına ait yıllardır tartışmalı olan başka bir konu beslenme tercihidir. Ancak günümüzde önerilen tek beslenme önerisi sağlıklı beslenmeleri yönündedir. Nadir de olsa MS hastalığı günlük yaşamında desteğe ihtiyaç duyabilir. Bu nedenle MS hastalarımız kadar bakım verenlerin de bilgilendirilmesi ve bu konuda fikirlerinin alınması önemlidir.

]]>
https://www.haber60.com.tr/turkiyede-70-bin-multipl-skleroz-hastasi-bulunuyor/feed/ 0
Samsun’da Fındık Üreticileri Kozalak Akarı ve Külleme Hastalığıyla Mücadele Ediyor https://www.haber60.com.tr/samsunda-findik-ureticileri-kozalak-akari-ve-kulleme-hastaligiyla-mucadele-ediyor/ https://www.haber60.com.tr/samsunda-findik-ureticileri-kozalak-akari-ve-kulleme-hastaligiyla-mucadele-ediyor/#respond Fri, 05 Apr 2024 21:13:17 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=26345 Samsun İl Tarım ve Orman Müdürü İbrahim Sağlam, fındıkta ciddi rekolte kayıplarına neden olan ‘kozalak akarı’ ve ‘külleme’ hastalığına ilişkin açıklamalarda bulunarak, bu hastalıklara karşı kimyasal ve mekanik mücadelenin önemli olduğunu söyledi.

Fındık kozalak akarının çok önemli bir fındık zararlısı olduğunu, fındığın meyve, yaprak ve sürgün gözlerini tahrip ederek ekonomik kayıplara yol açtığını aktaran Sağlam, zararlıya karşı mekanik ve kimyasal mücadele uygulanması gerektiğini belirtti. Sağlam, “Mekanik mücadele kozalak akarlarına karşı etkili bir yöntemdir. Kışın yapraksız dönemde kozalaklar toplanıp bahçe içinde bir yere toplu olarak bırakılmalıdır. Sürekli mekanik mücadele yapılan bahçelerde kimyasal mücadeleye gerek duyulmaz” dedi.

“Mekanik mücadele yapılamayan bahçelerde kimyasal mücadele gerekebilir”

Sağlam, kimyasal mücadelenin nasıl yapılacağı konusunda şunları söyledi:

“Bahçelerde kimyasal mücadeleye karar vermek için bir ön sayım yapılmalıdır. Bu amaçla 1-10 da büyüklükteki bahçelerde 10 ocak, 11-30 da büyüklükteki bahçelerde 20 ocak ve 30 da’ dan büyük olan bahçelerde de 30 ocak tesadüfi olarak işaretlenir. İşaretli her ocağın 1’er dalındaki kozalaklar sayılarak kaydedilir. Bulunan rakamlardan yararlanarak, bir daldaki ortalama kozalak sayısı hesaplanır. Bir dalda ortalama 5 kozalak varsa kimyasal mücadelenin yapılması gerekir. En uygun kimyasal mücadele zamanı akarların göçünün yoğun olduğu nisan sonu mayıs başındaki bir haftalık süredir. Bu dönemde uç sürgünler 4-4,5 yapraklı, yeni tomurcuklar toplu iğne başının yarısı büyüklükte ve yeni gelişen meyveler mercimek büyüklüğüne geldiği dönemdir. Fenoloji takibi yapılarak bu dönem belirlenmeli ve ilaçlamalar bir hafta içinde bitirilmelidir.”

Kimyasal mücadelede Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından tavsiye edilen bitki koruma ürünlerinin kullanılması gerektiğine değinen Sağlam, ilaçlama yapacak üreticilerin gerekli tedbirleri de alması gerektiğini söyledi.

“Külleme hastalığı belirtisi görüldüğü anda mücadele gerekli”

Külleme hastalığına karşı zamanında ve tekniğe uygun olarak yapılan mücadelenin önemine de değinen İl Tarım ve Orman Müdürü İbrahim Sağlam, şu an mücadele için doğru zaman olduğuna dikkat çekerek, “Bulaşma kaynaklarının azaltılması için yere dökülen yapraklar ile hastalıklı bitki artıkları toplanmalı, bulaşık dip sürgünleri kesilmeli ve imha edilmelidir. Bahçede nemi azaltmak, iyi bir hava sirkülasyonu, yeterli ışıklanma sağlamak için budama ve yabancı ot mücadelesine önem verilmelidir. Fındık bahçelerinde külleme hastalığı hava sıcaklıklarına bağlı olarak, Nisan ayı ortalarından itibaren görülmeye başlar ve belirtiler görülür görülmez ilaçlamaya başlanır. Daha önceki yıllarda, bahçede hastalık görülmüş ise belirtiler görülmeden de, çotanak bağlama döneminde ilaçlama yapılır. Hastalığın şiddeti, iklim şartları ve ilacın etki süresi dikkate alınarak ikinci ve diğer ilaçlamalara hasada kadar devam edilir. İlaçlamalarda Bakanlığımızca tavsiyesi olan ruhsatlı bitki koruma ürünlerinden herhangi biri kullanılmalıdır. Çisentili ve mevsim için anormal sayılabilecek çok sıcak günlerde ve güneşli günlerde öğle saatlerinde ilaçlama yapmaktan kaçınılmalıdır. İlaçlamalarda sırt pülverizatörü, mekanik, motorlu veya hidrolik bahçe pülverizatörü kullanılmalıdır” ifadelerine yer verdi.

Üreticilerin külleme hastalığına bağlı ürün ve kalite kaybı yaşamamaları için uyarılarda bulunan İl Müdürü Sağlam, fındık bahçelerinin kısa aralıklarla kontrol edilmesi ve hastalık belirtileri görülür gülmez kimyasal mücadeleye başlanması gerektiğine dikkat çekti. – SAMSUN

]]>
https://www.haber60.com.tr/samsunda-findik-ureticileri-kozalak-akari-ve-kulleme-hastaligiyla-mucadele-ediyor/feed/ 0
İngiltere Alzheimer hastalığını erken teşhis etmek için kan testleri yapıyor https://www.haber60.com.tr/ingiltere-alzheimer-hastaligini-erken-teshis-etmek-icin-kan-testleri-yapiyor/ https://www.haber60.com.tr/ingiltere-alzheimer-hastaligini-erken-teshis-etmek-icin-kan-testleri-yapiyor/#respond Fri, 05 Apr 2024 03:57:40 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=26290 İngiltere, kan testleri yoluyla Alzheimer hastalığı ve diğer demans türlerinin daha erken teşhis edilip edilemeyeceğini anlamak için denemeler yapıyor.

Bu sayede daha fazla insanın bakım, destek ve yeni ilaç tedavilerine daha erken aşamada başlanması umuluyor.

İngiltere’deki Alzheimer Society (Alzheimer Derneği) verilerine göre bugün dünyada 55 milyon insan demansla yaşıyor ve 2050’de bu rakamın 139 milyona ulaşacağı tahmin ediliyor.

Demans ve Alzheimer aynı şey mi?

Demans, beynin birçok hastalığında görülen bir semptomdur.

Hafıza kaybı söz konusudur ve özellikle yakın zamandaki olayları hatırlamakta zorluk çekilir.

Diğer belirtiler arasında davranış, ruh hali ve kişilik değişiklikleri, tanıdık yerlerde kaybolma veya konuşmada doğru kelimeyi bulamama sayılabilir.

Bu durum, insanların yemek yeme ve su içme gibi ihtiyaçlarının farkında olmadıkları bir noktaya ulaşabilir.

Alzheimer, demansa neden olan hastalıklar arasında en yaygın olanıdır.

Diğer demans türleri ve yol açan unsurlar ise şunlar:

Alzheimer’ın erken belirtileri neler?

Alzheimer hastalığının ilk belirtileri genellikle hafıza kaybı olarak ortaya çıkar.

Bu, son konuşmaları unutmayı, eşya kaybetmeyi, isimleri unutmayı veya aynı soruyu tekrar tekrar sormayı içerebilir.

Ruh halinde de daha fazla endişe veya kafa karışıklığı gibi değişiklikler olabilir.

Gençler Alzheimer’a yakalanır mı?

Alzheimer çoğunlukla bir yaşlılık hastalığıdır. 80 yaşın üzerindeki her altı kişiden birinde görülür.

Erken (genç) başlangıçlı Alzheimer nispeten nadirdir. Yine de Alzheimer vakalarının yüzde 5’i 65 yaşın altındaki kişilerde ortaya çıkar.

Çok daha az sayıda insan ise 30’lu ve 40’lı yaşlarında etkilenebilir.

Genç yaşta Alzheimer’a yakalanmak için bilinen tek risk faktörü, yakın akrabaların da erken başlangıçlı hastalığa sahip olmasıdır. Hastalığı önlemenin bilinen bir yolu yoktur.

Demans engellenebilir mi?

Demansa yakalanmayı engellemenin kanıtlanmış bir yolu yok.

Ancak araştırmalar, her üç vakadan birinin yaşam tarzı değişiklikleri ile önlenebileceğini gösteriyor:

Bunları yapmanın beyni korumaya nasıl yardımcı olabileceği tam olarak bilinmiyor.

Peki, bu yaşam tarzı faktörleri beyindeki bunama sürecini gerçekten durduruyor mu? Yoksa beyni bunamaya hazırlayıp böylece daha uzun süre idare edilmesini sağlayarak semptomların ortaya çıkması mı erteleniyor?

Alzheimer kalıtsal mı?

Alzheimer kalıtsal olabilir, ama olay bundan ibaret değil.

Alzheimer’lı bir ebeveyne veya kardeşe sahip olmak hastalığa yakalanma riskini artırır.

Ancak hastalığa yakalanmış bir akrabanızın olması, kaderinizde bu hastalığa yakalanmak olduğu anlamına gelmez.

Alzheimer’dan etkilenmemiş bir ailede olmak da hastalığa yakalanmayacağınız anlamına gelmez.

Alzheimer tedavisinde hangi ilaçlar kullanılıyor?

İlk kez klinik deneylerde ilaçların Alzheimer hastalığının hızını yavaşlattığı kanıtlandı.

, hastalığın erken evrelerinde beyindeki amiloid adlı proteini hedef alıyor.

Amiloid, beyin hücreleri arasındaki boşluklarda birikerek hastalığın özelliklerinden biri olan plakları oluşturuyor.

Ancak bu ilaçların faydası çok büyük görünmüyor; hastalığı durdurmuyor ya da tersine çevirmiyorlar.

Bu ilaçlar henüz bilimsel çalışma aşamasını geçip rutin hastane kullanımına sunulmuş değil.

Londra’daki University College Hastanesi’nde miridesap adlı bir ilacın denemeleri yapılıyor.

Deneme, en fazla 12 ay boyunca ilacın her gün mideye enjekte edilmesini içeriyor ve SAP (serum amiloid P bileşeni) adı verilen proteini beyinden uzaklaştıran ilacın, amiloid plakların beyin hücrelerine zarar vermesini durdurup durduramayacağını öğrenmeyi amaçlıyor.

Araştırmacılar bunun Alzheimer hastalığının gelişim sürecinin bir parçası olabileceğini düşünüyor.

]]>
https://www.haber60.com.tr/ingiltere-alzheimer-hastaligini-erken-teshis-etmek-icin-kan-testleri-yapiyor/feed/ 0
Akraba evlilikleri balon çocuk hastalığının en önemli nedeni https://www.haber60.com.tr/akraba-evlilikleri-balon-cocuk-hastaliginin-en-onemli-nedeni/ https://www.haber60.com.tr/akraba-evlilikleri-balon-cocuk-hastaliginin-en-onemli-nedeni/#respond Sat, 02 Mar 2024 23:18:04 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=14133 Halk arasında “balon çocuk” hastalığı olarak da anılan, özellikle bebeklerde ciddi hayati riske, geçmeyen enfeksiyonlara yol açan kalıtsal bağışıklık sistemi yetersizliğinin (ağır kombine immün yetmezlik) en önemli nedenini akraba evlilikleri oluşturuyor.

Bilkent Şehir Hastanesi Çocuk Hastanesi, Çocuk İmmünoloji ve Alerji Hastalıkları Öğretim Üyesi Doç. Dr. Betül Karaatmaca, AA muhabirine yaptığı açıklamada, primer immün yetmezliğin ağırlıklı olarak bebekler ve çocuklarda görülen nadir hastalıklar arasında yer aldığını söyledi.

Hastalığın bazen çocuklarda ilerleyen yaşlarda veya yetişkinlik döneminde de ortaya çıkabildiğini anlatan Karaatmaca, “Medyada da bilinen ismiyle ‘balon çocuk’ hastalığı, primer immün yetmezliğin en ağır formu olan, ilk 1 yaşta bulgu veren ağır kombine immün yetmezliktir. Hastalıkta özellikle 1 yaş altında tekrarlayan ağır, fırsatçı enfeksiyonlar, büyüme, gelişme gerilikleri ile karşılaşıyoruz.” ifadesini kullandı.

Doç. Dr. Karaatmaca, kalıtsal bağışıklık sistemi yetersizliğine neden olan en önemli risklere ilişkin, “Akraba evliliği ya da ailede immün yetmezlik nedeniyle kaybedilen bebek, çocuk ölümü olması bize bu hastalığı düşündüren, uyaran en önemli bulgular.” bilgisini paylaştı.

“Enfeksiyonlara karşı savunmasız hale geliyorlar”

Rahatsızlığın geçmişte ABD’de ağır kombine immün yetmezlik yaşayan, doğumunun 2’nci dakikasında özel steril ortama alınıp büyütülen bir bebeğin durumundan hareketle “balon çocuk” hastalığı olarak anıldığını dile getiren Karaatmaca, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bu rahatsızlıkla doğan bir bebek, başlangıçta sağlıklı görünümde olabiliyor. Anneden geçen bazı antikorlar bebeği bir miktar koruyor ancak takip eden aylarda bebeğin bağışıklık hücreleri azalıyor ve enfeksiyonlara karşı savunmasız hale geliyor. En ufak bir durumdan hızlıca enfeksiyon kapabiliyor, ağızda geçmeyen pamukçuklar olabiliyor. Bu bebekler iyi beslenemediği, sık enfeksiyon geçirdiği, kronik ishal durumları yaşadığı için büyüme ve gelişme geriliği ortaya çıkıyor.”

“Erken tanı ve tedavi olmadığında 1 yaş civarında kaybediliyorlar”

Hastalarda erken tanı ve tedavinin önemine vurgu yapan Karaatmaca, “Bebeklerin erken tanıyla, etkin tedavisine başlanamazsa maalesef 1 yaş civarında kaybediliyorlar. Bu noktada hekimlerimizin hastalıkla ilgili farkındalığını artırmak çok önemli. Çünkü bu bebekler öncelikli ilk basamak sağlık kuruluşlarında görülüyorlar ve bazen immünoloji merkezlerine yönlendirilmeleri zaman alabiliyor.” diye konuştu.

Doç. Dr. Betül Karaatmaca, kemik iliği nakliyle hastalığın kesin tedavisinin mümkün olduğunu belirterek şöyle devam etti:

“Eğer kemik iliği erken dönemde yapılırsa hastalığın tedavisinde yüzde 95’lere varan başarı oranı sağlıyor. Bu sayede hastalarımız, tamamen sağlıklı bir yaşam imkanına kavuşuyor. Bu genetik geçişli bir hastalık olduğu için tekrarlama riski de bulunuyor. O yüzden aileleri bilgilendirmemiz, uyarmamız, farkındalık çalışmalarıyla akraba evliliği oranlarının azaltılması önemli.”

“Ülkemizde 10 binde 1 gibi bir görülme sıklığı söz konusu”

Çocuk İmmünoloji ve Alerji Hastalıkları Kliniğinin referans bir merkez olduğunu, Türkiye’nin dört bir yanından hastalara tedavi imkanının sunulduğunu vurgulayan Karaatmaca, bebeklerinde hastalık belirtileri gören, akraba evliliği bulunan ve bu hastalıktan daha önce bebeklerini kaybeden ailelerin mutlaka çocuk immünoloji kliniklerine başvurmaları gerektiğinin altını çizdi.

Karaatmaca, hastalığın görülme sıklığına ilişkin de şunları kaydetti:

“Primer immün yetmezlik, ABD’deki verilere göre 100 binde 1 oranda görülüyor. Ancak orada başlatılan yenidoğan taramalarıyla beraber, akraba evliliği yaygın olmamasına karşın, 50 binde 1 sıklığa kadar olduğu görüldü. Ülkemizde kesin veri olmamakla birlikte pilot yenidoğan çalışmalarının verisine göre, 10 binde 1 gibi bir görülme sıklığı söz konusu. Ülkemizde akraba evliliğinin daha fazla olması, hastalığın daha sık görülme riskini de artırıyor.”

“Akraba evliliğinin azaltılması nadir hastalıkları önlemek için çok büyük bir adım”

Çocuk Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Namık Yaşar Özbek de nadir hastalıkların giderek önem kazanan bir konu olduğuna dikkati çekerek, dünyada sık görülen hastalıkların tedavisinin büyük oranda çözüldüğünü ancak nadir hastalıklar için henüz bu durumun söz konusu olmadığını söyledi.

Prof. Dr. Özbek, “Nadir hastalıklar ülkemiz açısından çok önemli bir konu. Türkiye nüfusunun yaklaşık 25 milyonunu çocuklar oluşturuyor. Akraba evliliğinin sık olması, göç gibi durumların etkisiyle çocuklarımızda nadir hastalıkları da daha sık görüyoruz.” dedi.

Bilkent Şehir Hastanesinde Nadir Hastalıklar Günü kapsamında sağlık çalışanlarına yönelik uzmanların katılımıyla bilgilendirme toplantısı düzenlediklerini ve bu yılki temalarının primer immün yetmezlikler olarak belirlendiğini aktaran Özbek, şunları ifade etti:

“Türkiye’de yenidoğan taramaları kapsamında araştırılan nadir hastalıklar var ancak yüzlerce nadir hastalık olduğunu dikkate aldığımızda bunların her birini taramak mümkün değil. Bu nedenle akraba evliliğinin azaltılması nadir hastalıkları önlemek yönünden çok büyük bir adım olacaktır.”

]]>
https://www.haber60.com.tr/akraba-evlilikleri-balon-cocuk-hastaliginin-en-onemli-nedeni/feed/ 0
Meslek Hastalığına Yakalananlar Geçim Sıkıntısı Yaşıyor…Silikozis Hastası Şenol Girgin: “Cumhurbaşkanı Alsın 3 Bin Lira Para ile Kendisi Geçinsin” https://www.haber60.com.tr/meslek-hastaligina-yakalananlar-gecim-sikintisi-yasiyor-silikozis-hastasi-senol-girgin-cumhurbaskani-alsin-3-bin-lira-para-ile-kendisi-gecinsin/ https://www.haber60.com.tr/meslek-hastaligina-yakalananlar-gecim-sikintisi-yasiyor-silikozis-hastasi-senol-girgin-cumhurbaskani-alsin-3-bin-lira-para-ile-kendisi-gecinsin/#respond Thu, 04 Jan 2024 08:51:04 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=2230 CEYLAN SAĞLAM

Aydın’ın Çine ilçesinde kuvars madeninde çalıştığı için silikozis hastalığına yakalanan işçiler, SGK tarafından kendilerine ödenen ücretlerle geçinemediklerini ifade etti. 49 yaşındaki silikozis hastası Saliha İnce, “İlk madene girdiğimiz zaman burundan kıstırmalı bez maske verildi, sonra normal maskeye döndükten sonra 6 aydan 6 aya değiştirirlerdi… Maske verilmezdi. Yeri gelir eldiveni biz kendimiz parayla alırdık” dedi. Hastalığından dolayı çalışamadığını, SGK’nın verdiği 1100 lira ile geçinemediğini belirten İnce, “Sahipsiz bırakıldık. Biz dışlandık. Tek istediğim emekli olmak, onu da olamadığım için üzülüyorum” dedi. SGK tarafından kendisine silikozis hastalığından dolayı yüzde 41 oranında rapor verilen ve 3 bin lira ücret ile geçinmeye çalışan bir engelli çocuk babası 47 yaşındaki Şenol Girgin, “3 bin lira para ile ev bakılır mı? Bakılmaz. Cumhurbaşkanına söylüyorum, alsın 3 bin lira para ile kendisi geçinsin. Hayata küskünüm” diye konuştu.

Meslek hastalığına yakalanan işçiler, Sağlık Bakanlığı’na bağlı hastanelerden teşhis aldıktan sonra meslek hastalığı ücreti almak için SGK’ya başvurarak, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’na bağlı hekim heyetinden hastalık oranı alıyorlar. Sonrasında aldıkları orana göre ücret alan işçiler, geçimlerini o ücretle sağlıyorlar. Mevzuata göre, SGK’nın meslek hastalığına yakalanan işçilere ücret bağlanmasında uygulanan hesaplama şöyle:

“Geçici iş göremezlik ödeneği, prime esas kazancın günlük tutarının üçte ikisidir. Sürekli iş göremezlik geliri ise meslekte kazanma gücünün en az yüzde 10 oranında azalması durumunda sigortalılara ödenmektedir. Sürekli iş göremezlik geliri meslekte kazanma gücündeki kayba göre hesaplanmaktadır. Sürekli iş göremezlik geliri prime esas kazancın aylık tutarının yüzde 70’idir. Bu tutar tam iş göremezlik geliridir. Meslekte kazanma gücü kaybı oranına göre kısmi sürekli iş göremezlik geliri hesaplanmaktadır.”

SALİHA İNCE: “SENİN HASTALIĞIN GEÇİSİ DEMEDİLER, ÖMÜR BOYU KALICI DEDİLER”

49 yaşındaki silikozis hastası Saliha İnce, 2007 yılında maden ocaklarında çalışmaya başladığını belirterek solunum testinden geçememesi ile hastalığını öğrendiğini anlattı. Yüzde 20 oranında meslek hastalığı raporu alan İnce, şunları söyledi:

“Senin hastalığın geçici demediler, ömür boyu kalıcı dediler. Kendini üşütmeyeceksin, kendine güzel bakacaksın dediler. Etkiledi… Merdiven çıkamıyorum, yokuş yukarı çıkamıyorum. Çarpıntı yapıyor, düzenli olarak kalp hapı kullanıyorum.

Şimdi beyin cerrahisine girdim. Beyin doktoruna, göğüs doktoruna muayene oldum. Şimdi benim hem psikolojik rahatsızlığım olduğu için bu hastalığımdan dolayı beynimde şiddetli baş ağrısı oluyor. Oksijen olmadığı için ciğerlerde şiddetli baş ağrısı oluyor dedi bana doktor.”

MASKE VERİLMEZDİ. YERİ GELİR ELDİVENİ BİZ KENDİMİZ PARAYLA ALIRDIK”

İnce, çalıştığı maden ocağının çalışma koşullarına ilişkin şu bilgileri verdi:

“Yeri geldi, torba yaptık 25’er kiloluk. Hem elimizle dikerdik hem kaldırırdık. Yeri gelir rögar çukurlarını temizlettirirler, yeri gelir değirmenlerin içine sokarlar. Denetleme zamanı bütün makineler durdurulurdu; toz oranı görünmesin diye. O gün bize iş yaptırmazlardı. Çukurların içine girerdik, yeri gelir değirmenlerin içine girerdik. Belimizden aşağı çamur içinde kalırdık. Çamur içinde kaldığımız zaman eve ıslak giderdik. İlk madene girdiğimiz zaman burundan kıstırmalı bez maske verildi, sonra normal maskeye döndükten sonra 6 aydan 6 aya değiştirirlerdi… Maske verilmezdi. Yeri gelir eldiveni biz kendimiz parayla alırdık. Haftada bir gün verirlerdi, 15 günde bir eldiven verirlerdi. Üstümüz ıslanırdı, 6 ayda bir kıyafet verirlerdi. Akşama kadar ıslak kıyafetlerle dururduk. Ama her türlü işi yaptırırlardı. Üstünü çırptığın zaman kirpiklerin toz olurdu.”

HİÇBİR İŞ YAPAMIYORUM”

SGK’dan yüzde 20 oranında rapor alan ve aldığı rapor sonucu SGK tarafından kendine 1100 lira meslek hastalığı ödeneği bağlandığını belirten İnce, şöyle konuştu:

“Hiçbir maaşım yok, şu an benim babam vefat ettiği için babamın maaşından yararlanamıyorum. Ben emekli olmak istiyorum, iki sefer başvurdum; iki sefer ret geldi. Rapordaki oranım düşük olduğu için ‘hak edemiyorsun’ dediler bana. Ama benim rahatsız olduğumu bilmiyorlar. Şu an hiçbir iş yapamıyorum. Ufacık terlediğim zaman şu anki gibi hırıltı var. Hırıltıdan duramıyorum.

Hiçbir iş yapamıyorum. Annem sağ benim. Annem babamın maaşını alıyor, 5 bin lira. O öldüğü zaman hiçbir maaşım yok. Annem sayesinde geçiniyorum. Annem öldüğünde babamın maaşını da alamayacağım. 1100 lira paranın eline kalacağım. Zeytine gidebiliyorum, tarlada hiçbir iş yapamıyorum. Çünkü yoruluyorum. Şuradan şuraya adım atamıyorum.

BENİM TEK İSTEDİĞİM EMEKLİ OLMAK”

Benim tek istediğim emekli olmak. Emekli olabilseydim ben iyi kötü geçinirdim tek başıma. Oranı yükseltmek için gittim, olmamış. ya oranını yükselteceksin dendi SGK’da ya da 1100 liradan maaşını reddedeceksin, sigortalı işte çalışacaksın dediler. Sigortalı işte çalışmam içinde bu 1100 lira maaştan feragat etmem lazım. Rahatsızlığımdan dolayı, iş vermiyorlar. Çünkü yoruluyorum; hastalığımı bildikleri için almıyorlar. 49 yaşındayım, yaştan dolayı da almıyorlar. Çalışsam da artık yapamıyorum.

Sahipsiz bırakıldık. Biz dışlandık. Her türlü işte çalıştırırken iyiydi de şimdi bizi sahipsiz bıraktılar. Ne aradılar ne sordular. Tek istediğim emekli olmak, onu da olamadığım için üzülüyorum. Bundan başka da gelirim olmadığı için yıprandım.”

16 YIL MADEN İŞÇİLİĞİ YAPMIŞ VE 9 YILDIR SİLİKOZİS HASTASI SAYIM ÜNAL: “HASTALIK MAAŞI OLARAK 1750 LİRA PARA ALIYORDUM, EMEKLİ OLDUM DİYE 850 LİRAYA DÜŞÜRDÜLER”

16 yıl maden işçiliği yaptıktan sonra 2013 yılında yakalandığı silikosiz hastalığı yüzünden madende çalışmayı bırakan Sayım Ünal, 9 yıldır hasta olduğunu belirterek kendi imkanı ile hastalığını öğrendiğini söyledi. Ünal, yüzde 16 oranında raporu olduğunu kaydederek şunları anlattı:

“Sadece ciğerlerde değil, sol omuzda yırtık var. Ağır şartlarda çalıştığımdan bel fıtığı var, bunun gibi bir çok sorun var. Sürekli gürültü ortamda çalıştığım için yüzde 75 sol kulakta, yüzde 35 sağ kulakta sorun var.

EYT’den emekli oldum ben. Hastalık maaşı olarak 1750 lira para alıyordum, emekli oldum diye 850 liraya düşürdüler. Saçmalık bu resmen. İş bulamadım, bir yere girerken sağlık raporu almak lazım. Biz maalesef sağlık raporu alamadık. Çünkü ciğerlerde sorun olduktan sonra hiçbir yer sağlık raporu vermiyor. Birisi aracılığı ile belediyede çalıştım. 10 yıl belediyede çöpçü olarak çalıştım, aslında zararı var ama mecbur çalıştım. Aşağı yukarı 2 ay önce EYT’den yararlanarak emekli oldum.”

BİZE HASTAYIZ DİYE BİR MAAŞ BAĞLIYORLAR, EMEKLİ OLDUKTAN SONRA MAAŞIMIZI YARI YARIYA DÜŞÜRÜYORLAR”

Ünal, madendeki çalışma koşullarına ilişkin ise şunları anlattı:

“Hastanede kullanılan bez maskelerle çalıştırdılar. Aşağı yukarı bir haftaya yakın hava alamaz duruma geliyorduk, maske getirmiyorlardı. Biz onun esiri olduk. Düzgün çalışma şartları olmuş olsaydı biz bu kadar kötü olmayacaktık. Çine’de dört beş arkadaşım var, onların durumu benden daha kötü. Nefes alamaz durumda çoğu, yatağa mahkum yaşıyor. Acı çeke çeke ölüyorlar. Bu silikozise bir çare bulunmasını istiyorum. Bizim amacımız o. Onun için savaşıyoruz. Biz devletten şunu istiyoruz; silikozis hastasıyız, bize hastayız diye bir maaş bağlıyorlar, emekli olduktan sonra maaşımızı yarı yarıya düşürüyorlar.”

ZENGİNLER ZENGİN OLUYOR, GARİBANLAR REZİL KEPAZE OLUYOR”

Hastalığa yakalanan işçilerin SGK’ya başvurmamasıyla ilgili değerlendirmede bulunan Ünal, şunları dedi:

“Çoğu kişi korkuyor. Biz daha önce başka birisi ile de röportaj yapmıştım, adamın birisi ‘Siz televizyona çıktınız, benim çocuğum etkilenir’ dedi. Geçenlerde duydum, o çocuğun ağzından burnundan kan gelmeye başlamış. O da meslek hastalığına yakalanmış. Buna biz sesimizi çıkarmadıktan sonra hiç kimsenin sesini çıkaracağı yok. Herkes ‘Benim çocuğum çalışıyor, benim oğlum çalışıyor’ diyerek kimse sesini çıkarmak istemiyor. Zenginler zengin oluyor, garibanlar rezil kepaze oluyor.”

Meslek hastalığı ödeneğiyle geçinemediğini ifade eden Ünal, şunları söyledi:

“800 lira ile kim geçinmiş? 16 yıl boyunca çalıştığım şirket arayıp sormadı. Kendi imkanlarımız ile biz tedavi olmaya çalışıyoruz. Bu madenler ölüm saçıyor, başka bir şey değil. Önlemlerinin alınması lazım bu madenlerinin. Önlem alınmadığı sürece kaç arkadaş vefat edecek?.. İşçilere resmen köle muamelesi yapılıyor.”

3 BİN LİRA İLE GEÇİNMEYE ÇALIŞAN SİLİKOZİS HASTASI ŞENOL GİRGİN: “ENGELLİ ÇOCUĞUM VAR İÇERİDE YATIYOR. ONUN MASRAFI VAR, BEZ PARASI VAR, O VAR BU VAR… MASRAFLAR AĞIR. ŞARTLAR AĞIR. GEÇİNMEK ÇOK ZOR

SGK tarafından kendisine silikozis hastalığından dolayı yüzde 41 oranında rapor verilen ve bu oran doğrultusunda 3 bin lira ücret tahsis edilen 47 yaşındaki Şenol Girgin, şunları söyledi:

“2007’nin ekim ayında işe başladım, 2016 yılına kadar çalıştım. Orada maske takıyorduk. Bir şefle aramızda anlaşmazlık oldu. Eşime işi bırakacağım dedim. Çalıştığım için yorgunluğum sürekli artıyordu. Ayaklarım ağrımaya başladı. Eşime ‘Madeni bırakacağım. Bu maden ya beni götürecek ya beni temizleyecek’ dedim. Önlemlerimizi alıyorduk ama maske nereye kadar önlem alacak ki… Boyacı maskesi… Bir çıkarıyorduk maskeyi içinde hep maden tozu.

Hastalığa yakalandığımı bildim, öğrendim. İş yeri hekimini görmüyorduk ki… Başka bir maden ocağına işe başladıktan üç gün sonra maden ocağının doktoru beni çağırdı. Meğersem benimle ilişkiyi kesmişler, benim işten çıkışımı vermişler. Haberim yok.

Ege Üniversitesi’ne gittim, muayene ettiler beni. Yüzde 41 rapor verdiler bana. Şu anda emekli de olamıyorum. Günümün eksikliğinden dolayı emekli olamıyorum. 3 bin lira maaş bağladılar bana. Şu anda 3 bin lira ile zor geçinilir. Engelli çocuğum var içeride yatıyor. Onun masrafı var, bez parası var, o var bu var… Masraflar ağır. Şartlar ağır. Geçinmek çok zor.

Bu kuvars madeni bizim Ege bölgesinde köylülerin içinde herkeste vardır bu hastalık. Bizim köyden üç kişi öldü hastalıktan. Silikozis olduğu kesin ama ne olduğu belli değil, yani raporlarında ne yazdığı belli değil.

EGE BÖLGESİNDE EN BÜYÜK SORUN İŞSİZLİK

İşçilerin işverenden neden şikayetçi olmadığı sorulduğunda ise Girgin şu yanıtı verdi:

“İş yok. Başka çalışacak yer var mı? Organize sanayi yeni faaliyete geçiyor. Adam 20 senedir çalışıyor, emekli olmuş. Daha hala madende çalışıyor. İş yok. Ege bölgesinde en büyük sorun işsizlik.”

BANA 20 PUAN DAHA VERSELERDİ BEN EMEKLİ OLACAKTIM”

Hastalığına ilişkin ise Girgin şunları söyledi:

“Hoca ‘Bu şekilde hastalığın giderse zamanla kaybolursa yaşamaya şansın var. Bir gün kösmüş olan yerler canlanırsa seni götürür’ dedi. Bana 20 puan daha verselerdi ben emekli olacaktım. Yüzde 61 yapıyordu, 20 puan daha verselerdi ben normal emekli olacaktım.”

HAYATA KÜSKÜNÜM”

Girgin, sözlerine şöyle devam etti:

“Bir kere madende çalışan arkadaşlarıma, ‘Sulu maskeler var, ben onları istiyorum. Almazsanız maden ocağında çalışmayacağım’ diyecekler.

Bu parayla geçinilir mi? 3 bin lira para ile ev bakılır mı? Bakılmaz. Cumhurbaşkanı’na söylüyorum, 3 bin lira maaş ile ev bakılıyorsa onun aldığını bana versinler, 3 bin lira maaş ile nasıl bakılacağını kendisi görsün. SGK’dan aldığı 2 bin lira maaş ile adam geçinebilir mi? Bana doktor yüzde 20 oranı daha verseydi ben şimdi emekli olacaktım, evimi geçindirecektim. Kimseye muhtaç olmayacaktım. Cumhurbaşkanı alsın 3 bin lira para ile kendisi geçinsin. Hayata küskünüm, bu kadar…”

ŞENOL GİRGİN’İN EŞİ HÜLYA GİRGİN: “KIZIMA DAHA İYİ BİR GELECEK SUNMAK İSTİYORUM”

Şenol Girgin’in eşi Hülya Girgin ise yaşadıkları geçim sıkıntısına ilişkin şunları söyledi:

“Her türlü zorluk var. Tüm yük benim üzerimde. Engelli bir kızım var, o ne istiyorsa benim hayat şartım öyle. Isınma konusunda sıkıntılıyım şu anda. Kömür alsam da odunum yok yakmak için. Havalar soğumaya başladı. Bir kömür aldım 4 bin lira. Benim çocuğumun bezi var. 17 tane bez 200 lira. 17 tane bez bana yetmiyor ki… Çocuğuma yürüyemediği için bez bağlıyorum. Ben şu anda odunu düşünüyorum. Aldığı aylık 3 bin lira. Ben indirimli bezleri takip ettiğim halde indirimli bezler 2 bin lira.

Hastalığı belli olunca zor zamanlar geçti. Kuru ekmek, sarımsak yedik. Geçti o günler ama zordu. Bir lira para isteyecekler diye herkes selam sabahı kesti. Selam bile vermediler, aylığı bağlanınca selam vermeye başladılar.

Yıprandım. Şu an 7 buçuk aylık alsa ben biraz daha oh derim. Gün eksiği var, ne yapabilirim? Hırsızlık mı yapmam gerekiyor? Kızıma daha iyi bir gelecek sunmak istiyorum. Rahat etmesini, sıkıntı çekmemesi için elimden geleni yapıyorum ama bu kış aylarında köy yerinde fakir olduğunda daha zor.”

]]>
https://www.haber60.com.tr/meslek-hastaligina-yakalananlar-gecim-sikintisi-yasiyor-silikozis-hastasi-senol-girgin-cumhurbaskani-alsin-3-bin-lira-para-ile-kendisi-gecinsin/feed/ 0