Uydu fotoğrafları, radar görüntüleri ve askeri faaliyet kayıtları, İsrail ve Lübnan arasındaki sınırda toplulukların tamamen yerlerinden edildiğini, binlerce binanın ve açık alanın hasar aldığını gösteriyor.
Her iki taraf da şimdiye dek topyekun savaş ilan etmemiş olsa da, kanıtlar neredeyse her gün yaşanan saldırıların hem İsrail hem de Lübnan’daki topluluklarda yıkıma yol açtığına işaret ediyor.
Son çatışmalar, Hizbullah’ın İsrail- Gazze Savaşı’nın başlamasından bir gün sonra Filistinlilerle dayanışma için İsrail mevzilerine roket atmasıyla başladı. Hamas’ın 7 Ekim 2023’te İsrail’e saldırısının ardından, İsrail Ordusu Gazze’de yoğun saldırılara girişti.
ABD merkezli Silahlı Çatışmalar Konum ve Olay Veri Projesi’nin (Acled) topladığı ve BBC’nin incelediği veriler, her iki tarafın 8 Ekim 2023 ve 5 Temmuz 2024 arasında 7.491 sınır ötesi saldırı düzenlediğini gösteriyor. Bu verilere göre İsrail, Hizbullah’tan beş kat daha fazla saldırı düzenledi.
Birleşmiş Milletler (BM) saldırıların Lübnan’da 90 binden fazla kişiyi evinden ettiğini söylüyor. İsrail saldırılarında 100 sivil ve 366 Hizbullah üyesi de öldü.
İsrail’de ise yetkililer Hizbullah’ın saldırıları yüzünden 60 bin sivilin evlerini terk etmek zorunda kaldığını ve 10’u sivil 33 kişinin öldüğünü belirtiyor.
Güney Lübnan’da binaların aldığı hasar
Analizlere göre Lübnan’da İsrail sınırında yaşayan toplulukların yüzde 60’ı İsrail’in hava ve topçu saldırıları sonucu bir tür hasar gördü. 10 Temmuz itibarıyla 3200’den fazla bina hasar aldı.
Bulgular, New York City Üniversitesi Lisanüstü Eğitim Merkezi’nden Corey Scher tarafından derlendi. İki farklı görüntünün kıyaslanmasına dayanıyor. Binaların yüksekliğinde ve yapısında görülen değişiklikler hasara işaret ediyor.
Ayta el Şaab, Kfar Kila ve Blida kasabalarının en olumsuz etkilenen yerler olduğu görülüyor.
Acled’e göre Ayta el Şaab yoğun bir şekilde hedef alındı. Ekim’den bu en az 299 saldırıya sahne oldu.
Özellikle kasabanın ana caddesinde, aralarında restorantların ve dükkanların bulunduğu binalar hasar gördü.
BBC’nin konuştuğu Ayta El Şaab’ın Belediye Baykanı kasabanın “bir deprem yaşamış gibi olduğunu” söyledi.
Majed Tehini kasabada yaşayan ikisi sivil, 17 kişinin İsrail saldırılarında öldürüldüğünü söyledi.
Tehini, geçen Ekim’de çatışmalar başlar başlamaz ailesiyle birlikte kasabayı terk ettiğini ama çoğunlukla cenazelere katılmak için neredeyse her 15 günde bir geri döndüğünü anlattı.
Tehini “Her gittiğimde değiştiğini hissettim. Yıkım görüntüsü korkunçtu. Ayta’daki evler kaba inşaat gibi oldu. Yıkılanlar enkaz oldu, hala ayakta durabilenler ise yaşanmaz halde” dedi.
Tehini, kasabanın özellikle 2006’deki İsrail-Hizbullah savaşında da yıkıldığını hatırlıyor. Ancak bu kez bombaların çok daha büyük bir hasar verdiğini söylüyor.
Elektrik ve su şebekesi de dahil tüm altyapının hasar aldığını belirtiyor.
“Evimiz hala ayakta. Ama sadece görünüşte. Tamamen mahvoldu.”
Kasaba merkezleri hasar aldı
Acled’e göre 200’den fazla saldırının düzenlendiği Kfar Kila’da, kasaba merkezindeki birkaç süpermarket ve dükkanlar hasar gördü.
Acled, Blida kasabasının da Ekim’den bu yana en az 130 kez vurulduğunu, bir eczaneyle binaların hasar aldığını söylüyor.
Hasar özellikle başlıca dükkanların ve hizmetlerin bulunduğu kasaba merkezinde odaklanıyor.
Düşünce kuruluşu Kraliyet Birleşik Hizmetler Enstitüsü’nden, Orta Doğu Güvenliği konusunda çalışan kıdemli araştırmacı Dr. Burcu Özçelik, İsrail’in Hizbullah’ın buralarda yoğun bir şekilde varlık gösterdiğini söyleyerek sınırdaki kasabaları hedef aldığını belirtiyor.
Özçelik “İsrail, evlerin yakınlarında bir mevziler ve tüneller ağı bulunduğuna yönelik elinde yeterli kanıt olduğuna inanıyor” diyor.
Dr. Özçelik İsrail’in Hizbullah’a “burada bulunmamalısınız” mesajını göndermek için bu bölgeyi hedef aldığını söylerken, Hizbullah’ın buraları tahliye etmeyi aklından bile geçirmediğine inanıyor.
“ABD bir orta yol bulmaya çalıştı. Hizbullah’ın sınırdan 6,5 kilometre kadar içeri çekilmesi gibi. Hizbullah bunu reddetti.”
İsrail Ordusu ise BBC’ye yaptığı açıklamada, “Hizbullah’in İsrail’e, vatandaşlarına ve evlerine yönelik tehdidini ortadan kaldırmak için” askeri hedeflere saldırılar düzenlediğini belirtti.
Israil’in yol açtığı yangın
Sınırın öteki tarafında, İsrail’in kuzeyinde de diğer yandan gelen saldırılar nedeniyle binalar yıkıldı.
İsrail medyası, Ekim’den bu yana 1000’den fazla binanın hasar aldığını bildirdi. İsrail Ordusu ve Savunma Bakanlığı BBC’nin yorum taleplerine yanıt vermedi.
Ancak burada da, önemli ölçüde bir alan yıkımı var.
BBC, sınır ötesi saldırılarla başlayan büyük orman yangınlarında zarar gören alan miktarını incelemek için Kent State Üniversitesi’nden Dr. He Yin’in sağladığı verileri kullandı.
Dr. Yin, yandığından şüphelenilen alanları belirlemek için kamuya açık, kızıl ötesi ve kısa dalga kızıl ötesi (insan gözünün görebileceği spekturumun ötesi) çekilen uydu fotoğraflarından derlediği verileri ele aldı.
Bunlar, uydu fotoğrafları ve İsrail medyasındaki haberlerle karşılaştırıldı.
Her iki ülkede, büyük miktarlarda alan yandı. Ancak BBC, İsrail ve İsrail işgali altındaki Golan Tepeleri’nin daha büyük hasarı aldığını tahmin ediyor. Lübnan’da 40 kilometrekarelik alan hasar görürken, İsrail ve Golan Tepeleri’nde 55 kilometrekarelik bir alanda hasar tespit edildi.
İsrail Doğa ve Parklar Müdürlüğü’nün son tahminlerine göre ise hasar gören alan 87 kilometrekareyi bulabilir.
Hasar tablosu, yanan birçok alanın sınırdan uzakta olduğunu gösteriyor. Bu durum da Hizbullah’ın kullandığı çok sayıda güdümsüz silaha işaret ediyor.
Bu silahlar, cephe hattının hemen yakınında olmayan sivil bölgelere ve askeri üslere doğru ateşleniyor.
İsrail’in füze savunma sistemi Demir Kubbe, nüfusu yoğun alanlara yönelmediği takdirde roketlere karşı devreye girmiyor ve roketler açık alanlara düşüyor.
Bu durum sonucunda da, açık alanlarda, tarım arazilerinde ve ormanlarda yoğun hasar oluşuyor. Dr. Özçelik, Hizbullah’ın bunu kasten yaptığını söylüyor.
“Yangınları kullanılan bu silah tipleriyle açıklayabilirsiniz. Ancak hikayenin bir diğer kısmı da Hizbullah’ın kaos ve İsrail nüfusunda bir derece güvensizlik yaratmak istemesi. Bu da İsrail hükümetine karşı bir baskı yaratıyor.”
Özçelik ayrıca, tahliye düzeyinin “İsrail bağlamında görülmemiş seviyelerde” olduğunu vurguluyor.
Hasarın boyutu İsrail işgali altındaki Golan Tepeleri’nde bulunan Katzrin yerleşiminden gelen fotoğraflarda görülüyor. Haziran başındaki yoğun roket atışlarının ardından, yerleşimin kendisinden daha büyük bir alanda yanmış topraklar görülüyor.
Tzahi Gabay, 30 kilometre kuzeydoğuda yaşayan bir çiftçi ve acil müdahale ekibi üyesi.
Sınır bölgesinde kalmaya devam eden çok az İsrailli’den biri. Eşi ve biri beş diğeri yedi yaşındaki iki çocuğu, sınırdan metrelerle ölçülebilecek uzaklıktaki Kafar Yuval kasabasından kaçtı. Şu anda küçük bir otel odasında yaşıyorlar ve Gabay ailesini sadece haftada bir görebiliyor.
Kuzey İsrail’de geniş alanlarda yıkım yaratan yangınları ilk elden görenlerden.
“Roket saldırılarından korkan insanlar tarlaları ihmal etti ve baharda kurudular. Her SİHA, roket ya da füze saldırıları Galile’de hemen büyük yangınları tetikliyor. Tüm alan yanıyordu. Alevlerle mücadele etmek, yangınları söndürmek ve tarlalarımıza ve işlerimize daha büyük bir zarar vermesin diye uğraşmak zorundaydık.”
Tek tehlike yangınlar değil.
Komşuları Barak ve Mira Ayalon geçen Ocak ayında öldüler. Bir füze oturma odası duvarını delip geçtiğinde, mutfaklarında öğlen yemeklerini yiyorlardı.
Gabay aileyi yıllardır tanıyordu.
“Birlikte büyüdük. O haldeki cesetlerini çıkarmak… İyi tanıdığım insanlardı. Kolay değildi.”
Çok az sayıdaki kasaba sakini meyve ağaçlarını yaşatmak için kasabada kalırken, nüfusun yaklaşık yüzde 90’ı evlerini terk etti.
Hizbullah yorum taleplerine yanıt vermedi. Ancak örgütün lideri Hasan Nasrallah “İsrail’in sivilleri hedef alma ısrarının” örgüt üyelerini yeni “yerleşimleri” füzelerle hedef almaya zorladığını söyledi ve sınırı geçtikleri takdirde İsrail tanklarının yok edileceği uyarısında bulundu.
Nasrallah, 10 Temmuz’da televizyondan yayımlanan konuşmasında İsrail ve Hamas arasında bir ateşkes sağlanırsa, saldırıları durdurma sözünü de tekrarladı.
Beyaz fosfor
BBC’nin Lübnan’da yangınlardan etkilendiğini tahmin ettiği 40 kilometrekarelik alanın büyük kısmı, iki ülke arasındaki sınır hakkına ya yakın ya da bitişik.
Lübnan Tarım Bakanı Abbaj Hajj Hasan BBC’ye yaptığı açıklamada, sınır hattı boyunca 55 köy ve kasabanın İsrail’in neden olduğu yangınlardan etkilendiğini söyledi.
Bakan, İsrail’i tüm alanı çorak ve terk edilmiş hale getirmek için diğer cephanelerle birlikte beyaz fosfor kullanmakla da suçladı.
Beyaz fosfor, oksijenle temas ettiğinde hemen alev alan bir kimyasal. Deriye ve kıyafetlere yapışabiliyor, kemiği bile yakıp geçebiliyor.
İnsan Hakları İzleme örgütü, Güney Lübnan’da aralarında El Bustan’ın da bulunduğu bazı nüfusun yoğun olduğu yerlerde beyaz fosfor kullanımını teyit etti.
Kuruluş, İsrail’in beyaz fosfor kullanımının “nüfusu yoğun yerlerde yasa dışı bir şekilde ayrım gözetmeyen bir uygulama” olduğunu belirtti.
İsrail Ordusu ise buna karşı çıkıyor ve beyaz fosfor top mermilerinin bir sis perdesi yaratmak için kullanımının “uluslararası hukuka uygun olduğunu” iddia ediyor. Ordu bu top mermilerinin “belirli istisnalar” dışında yoğun nüfuslu yerlerde kullanılmadığını savunuyor.
Çatışmanın yoğunlaşması kaygıları
Acled verilerine göre İsrail ve Hizbullah arasındaki çatışmaların şiddeti 8 Ekim’den bu yana azalmadı. Hatta son aylarda tarafların birbirlerine karşı giriştikleri saldırılarda küçük bir artış oldu.
Dr. Özçelik, çatışmalarda şiddetlenmenin topyekun bir savaşı tetikleme kaygılarının olduğunu bunun da Hizbullah’ı savunacak İran’ı bile İsrail ile doğrudan bir çatışmanın içine çekebileceğini vurguluyor.
Ancak iyimser bir not olarak, hem İsrail’in hem de Hizbullah’ın bundan kaçınmaya çalıştığını vurguluyor.
“Her iki taraf da insan hatası ya da yanlış bir hesaplama olmaması için sınır boyunca son derece ölçülü hareket ediyor.
Katkıda bulunanlar: Carine Torbey, Michael Shuval, Joya Berbery, Daniele Paulumbo
]]>Rezerv alandaki az ve orta hasarlı yapıların boşaltılması tebligatı gönderilen Hataylılar, ortada kendilerinin lehine bir durum olmadığını belirtiyor. Antakya ilçesine bağlı Ürgen Paşa Mahallesi’ndeki yurttaşlar rezerv alanı kapsamına alınan bölgelerle ilgili mahalle toplantıları düzenleyerek, tepkilerini dile getiriyor.
Ürgen Paşa Mahallesi sakinlerinden biri toplantıda şu görüşleri ifade etti:
“Rezerv ile ilgili Kasım ayında bir yasa çıkardılar. Bakan, bakan yardımcısı, bütün bürokratlar ve bütün siyasiler bu yasa ile ilgili tek kelime etmiyor. Çıkıp halkı bilgilendirme toplantılarında eski afet yasasından örnekler veriyorlar. Eski yasada 18 yıl faizsiz, 2 yıl ödemesiz gibi şeyler var. 7269 sayılı Afet Yasası’nı bütün ayrıntılarıyla anlatıyorlar ama bu rezerv o yasaya göre değil. Kasım ayında çıkan 6306 sayılı kentsel dönüşüm yasasına göre yapılacak. Dolayısıyla maalesef resmi görevliler, başta bakan ve bakan yardımcıları olmak üzere hepsi halka yalan söylüyorlar, gerçek yasayı anlatmıyorlar. Aylardır bunun için koşturuyoruz, bizim öğrendiğimiz şöyle bir şey var, ‘Her kim rezerve evet diyorsa iki seçenek var, ya rezervi bilmiyor, anlatılan şeylere kanmıştır iyi bir şey zannediyor ya da mutlaka bundan çıkarı var cebine bir şey giriyor.’ Başka bir yol yok. Rezerv ilan ettikten sonra bunlar diyor ki herhangi bir gerekçe ile afet ve benzeri meselelerle bir bölgeyi rezerv ilan ediyor. Rezerv ilan ettikten sonra 30 gün içerisindeki bütün tapular iptal ediliyor. Sizin tapularınız artık size ait değil, hazineye ait. Sonra diyor ki ‘Ben buradaki bütün parselleri iptal edeceğim, bütün binaları yıkacağım.’ Sen diyorsun ki ‘ama benimki sağlam.’ O diyor ki ‘Ben şehri bütünlüklü yapacağım için bunlar benim projemi bozar.’ Onun için hasarlı hasarsız bakmaksızın sağlam ya da çok hasarlı bakmaksızın bütün binaları yıkacaklar.”
Bir başka mahalleli de “Rezerv alan istemiyoruz. Kendi evimizi yerinde bıraksınlar biz kendimiz yaparız. Alındı mı yerlerimiz, şu an fiyat belli değil. Milyonlardan bahsediliyor. Zaten yok. Evlerimiz gitti, canlarımız gitti. Hiçbir şekilde biz rezervi istemiyoruz” şeklinde konuştu.
Depremde evinin hasar almadığını söyleyen bir yurttaş da “Bizim apartmanımız sağlamdı. 9 daire var, 9 aile oturuyor içinde. Biz nereye gideceğiz? Malımız yok, mülkümüz yok, toprağımızı aldılar. Rezerv alan olmasını istemiyoruz, kesinlikle kabul etmiyoruz.” dedi.
“Bu yaşımda beni dışarı atmasınlar”
Bir diğer yurttaş da şunları söyledi:
“Ev yıkıldı, deprem oldu, ne kameraya çıktık ne bir şey istedik devletimizden. Ne yardım istedik, ne para ne pul istedik. Bir şey istemedik. Evim yıkıldı, ben evimi elimle yıktım. Bundan sonra arkadaşlar, dostlar, akrabalar bize yardım ettiler. Ne yedim, ne içtim kendime prefabrik bir ev yaptım. Dediler ki ruhsatsız. O zaman ruhsat yoktu. İmkanım olsaydı yapardım. Şimdi devletim rezerv içine almış 2 metresini. Ben rezerv alan içerisine girmek istemiyorum. Beni rezerv alan kapsamından çıkarsınlar. Ben bu yaşım başımla kimin koltuğuna gideyim. Kim beni idare eder. Beni bu yaşımda dışarı atmasınlar. İsterlerse beni öldürsünler, gömsünler başkasını sevindirsinler. Benim tek bir tapudur, kimsenin hakkı yoktur. Devletime, Cumhurbaşkanı’ma yalvarıyorum. Konak, daire istemiyorum, para pul istemiyorum. Bir kümes olsun, huzurum mutluluğum olsun, mutluluğumu elimden almasınlar. Huzurumu elimden almasınlar, istemiyorum.”
]]>Büyük bir malzeme deposuna verilen hasar da yapılabilecek onarımları ciddi şekilde aksattı.
Yardım kuruluşları, temiz su eksikliği ve arıtılmamış kanalizasyon akışının insan sağlığı açısından ciddi bir tehdit oluşturduğunu söylüyor.
Gazze’de savaşan İsrail’in uluslararası hukuk kuralları çerçevesince, kritik altyapıyı koruma görevi bulunuyor. Bu durumun tek istisnası bu kritik sahaların saldırı amaçlı kullanıldığına dair delil sunulması olarak gösteriliyor.
İsrail ordusu BBC’ye yaptığı açıklamada, Hamas’ın sivil altyapıyı terör saldırıları için kullandığını savundu.
Gazze’de savaş öncesi de temiz su sorunu bulunuyordu. Bölge halkı, sondaj kuyuları ve deniz suyu arıtma tesislerinden oluşan bir sistem üzerinden su temin ediyordu.
BBC Verify ekibinin yaptığı araştırma, İsrail’in Gazze’ye saldırmasından bu yana hayati önemdeki bu tesislerin yarısından fazlasının hasar gördüğünü veya yok edildiğini ortaya çıkardı.
Ayrıca hastalıkların yayılmasını önlemede kritik öneme sahip, altı atık su işleme tesisinden dördünün hasar gördüğünü veya tahrip edildiğini tespit ettik.
Bir yardım kuruluşuna göre, diğer iki tesis de yakıt ve malzeme eksikliği nedeniyle kapandı.
Bu tesisler ile birlikte, Gazze Sahil Şeridi Belediyeleri Su İdaresi (CMWU) tarafından sağlanan 600’den fazla su ve arıtma tesisini inceledik.
Gazze’nin güneyindeki Han Yunus’a ait bu uydu görüntüsünde hasar görmüş iki büyük su depolama tankı görülüyor.
Sınır Tanımayan Doktorlar örgütünün İngiltere’deki direktörü Dr. Natalie Roberts, su ve sanitasyon tesislerinin tahrip edilmesinin “halk için korkunç sağlık sorunları” anlamına geleceği uyarısında bulundu.
Roberts, “İshal semptomlu hastalıkların oranları korkunç derecede yüksek” diyor.
Şiddetli ishal, çocuklarda ölüme yol açabiliyor.
Örgüte göre, özellikle hamile kadınlar için tehlikeli olan, kirli su kaynaklı Hepatit A vakaları da yüksek.
Doktor Roberts, insanların bu hastalık nedeniyle öldüğünü söylüyor ve yüz binlerce Gazzelinin sığındığı Refah’taki vaka sayısında dikkat çekici bir artış olduğunu kaydediyor.
Hamas’ın 7 Ekim’de İsrail’e saldırısı sonrası başlayan savaşta Gazze’deki yerleşimlerde büyük yıkım yaşandı. BM’ye göre yaklaşık 69.000 konut yıkıldı ve 290.000 konut da hasar gördü.
Konuştuğumuz yardım görevlilerine göre artık evlerde su bulunması “çok düşük bir ihtimal”.
BBC uydu görüntülerini inceledi
Bu araştırmayı gerçekleştirmek için en iyi yaklaşımın ne olabileceği konusunda, Birleşmiş Milletler ve İnsan Hakları İzleme Örgütü’ndeki uzmanların tavsiyesine başvurduk.
Her bölge için en güncel yüksek çözünürlüklü uydu görüntülerini aldık ve bunları 7 Ekim’den önce çekilen görüntülerle karşılaştırdık.
Bize verilen koordinatlara ait uydu görüntülerindeki, tesisin bulunması gereken yerfe en yakın yapı, yıkılmış, kısmen çökmüş veya başka hasar belirtisi gösterirse, söz konusu tesisi yıkılmış veya hasar görmüş olarak işaretledik.
BBC Verify, incelediği yapıları “yıkılmış” veya “hasar görmüş” olarak ayırmadı. Bunun sebebi incelenen her tesisin tam olarak neye benzediğini bilmeden, “tam bir yıkım” veya “hasar” ayrımı yapılamayacak olmasıydı.
603 su tesisinin yüzde 53’ü hasarlı
Su kuyuları genellikle yer altında bir sondaj kuyusu, elektrikli pompa ve yüzeyde küçük bir kontrol merkezinden oluşur.
Bu kontrol merkezleri, her zaman uydu görüntülerinden seçilemediğinden ya da kolaylıkla tanımlanamadığından, olası hasarı değerlendirirken en yakındaki görünür binaları analiz ettik.
Bu inceleme sonunda, 603 su tesisinden yüzde 53’ünün 7 Ekim’den bu yana hasar görmüş veya yıkılmış olduğu ortaya çıktı.
51 tesis çevresinde daha hasar tespit ettik ancak söz konusu su tesisinin kendisinin hasar görüp görmediğini belirleyemediğimiz için bunları dışarıda bıraktık.
En son veriler Mart ve Nisan ayında alınan uydu görüntülerinden elde edildi. Nisan ayından bu yana da hasar tespit çalışmamız devam ediyor.
Yıkıldığı veya hasar gördüğü belirlenen tesislerin çoğunluğu Gazze’nin kuzeyi ile güneydeki Han Yunus şehri çevresinde toplanıyor.
Gazze Şeridi’nin merkezindeki Bureij’deki bir atık su tesisinde, tesise güç sağlayan güneş panellerinin yok edildiği görülüyor. Kanalizasyon arıtma tanklarının yüzeyinde de yosun oluştuğu anlaşılıyor.
Uydu görüntülerinde hasarın tamamı seçilemediğinden, yaptığımız analiz, savaşta hasar görmüş tesislerin bazılarını gözden kaçırmış olabilir.
Bazı tesisler de yakıt yetersizliğinden dolayı tam olarak faaliyet göstermiyor olabilir.
BBC’ye Deir al-Balah’taki deniz suyu arıtma tesisi ile ilgili açıklama yapan BM kuruluşu UNICEF, kurdukları tesisin yakıt eksikliği nedeniyle yalnızca yüzde 30 kapasiteyle çalışabildiğini kaydetti.
Çoğu Gazzeli evlerinden ayrılarak, çadır kentlerde yaşamaya zorlanırken, biriken kanalizasyon da insan sağlığı için daha büyük bir tehdit oluşturuyor.
Filistin İnsan Hakları Merkezi’nde çalışan Muhammed Atallah, “Pompalar çalışmadığı için sokaklar kanalizasyon suyu içinde kaldı” dedi.
Gazze’deki savaş nedeniyle su idaresi yetkilileri için tesis onarımları oldukça zorlaşmışken, önemli bir bakım malzemeleri deposuna yapılan saldırı da bu işi iyice güçleştirdi.
El-Mawasi mahallesindeki bina, 21 Ocak’ta düzenlenen füze saldırısında ağır hasar gördü.
Gazze Sahil Şeridi Belediyeleri Su İdaresi’ne göre bu saldırıda dört kişi öldü, 20 kişi de yaralandı.
BBC’ye konuşan su idaresi genel müdürü Monther Shablaq, vurulan yapının, Gazze’deki su ve sanitasyon hizmetlerinin kalbi olduğunu söyledi.
Shablaq, depoda, bakım için kullanılan 2 binden fazla malzeme bulunduğunu kaydetti. Filistinli yetkili, su boru hattı gibi kritik altyapının onarım ve bakım faaliyetlerinin ciddi şekilde aksadığını söyledi.
İsrail ordusu, Han Yunus’taki malzeme deposunun hedef alınmadığını savundu.
Ordu, tesis yakınında faaliyet gösteren Hamas teröristlerinin vurulduğunu iddia etti ve “saldırı sonucunda deponun bazı bölümlerinin hasar görmesinin mümkün olduğunu” kaydetti.
Uluslararası hukuk ne diyor?
Hasar görmüş veya yıkılmış durumdaki beş su tesisine ait uydu görüntüsü analizini İsrail ordusu ile paylaştık.
Ordu bir vaka için, saldırı iddiasını yalanladı. Diğer dört vakada ise asıl hedefin Hamas savaşçıları olduğunu savundu:
“Hamas, silah ve mühimmatını bu sivil yapıların içinde depoluyor. Bu yapıların altında terör altyapısı kuruyor ve saldırılarını onlardan gerçekleştiriyor.
“İsrail ordusu, diğer yerlerde olduğu gibi, söz konusu su tesislerinin içinde veya yakınında da, tespit edilen bu terör altyapılarını yok ediyor”
Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne insanlığa karşı işlenen suçlar konusunda danışmanlık yapan Leila Sedat, İsrail ordusunun, aksini kanıtlayacak somut delilleri olmadığı sürece sivillerin hayatta kalması için kritik öneme sahip tesisleri koruması gerektiğini savundu.
BBC’ye konuşan uzman, savaş faaliyetlerini hukuki anlamda ele alırken, şüpheli faaliyetlerin bir devamlılık gösterip göstermediğine bakıldığının altını çiziyor.
Leila Sedat, “Her saldırıyı ayrı ayrı ele alamazsınız. İsrail ordusu su borularını, su tanklarını ve altyapısını vurdu” diyor ve devam ediyor:
“Bir yerdeki su ve arıtma tesislerinin yarıdan fazlasının hedef alınmadan devre dışı bırakılması çok güç olurdu.
“Dolayısıyla bu örnekler, ya sivil yapılara önem verilmediğinin ya da kasıtlı olarak yok edildiğinin kanıtıdır. Bunların (saldırıların) hepsi yanlışlıkla yapılmış değil”
Bulgularımız konusunda değerlendirmesini sorduğumuz uluslararası ceza ve insan hakları avukatı Sara Elizabeth Dill şunları söyledi:
“Gazze’nin temelde bir kuşatma savaşı ile tamamen yıkılması durumu ile karşı karşıyayız. Uluslararası yasalara uyma konusunda en ufak bir girişim gösterilmeden, insan hayatı ve onuru hiçe sayılıyor.”
]]>Afet ve Acil Durum (AFAD) İl Müdürlüğünde düzenlenen basın toplantısında konuşan Vali Dallı, dün kent merkeziyle Devrekani, Araç, Daday, İhsangazi ve Taşköprü ilçelerinde fırtına meydana geldiğini hatırlattı.
Fırtına nedeniyle çatıların uçtuğunu, direklerin devrildiğini ve seraların zarar gördüğünü anlatan Dallı, şunları söyledi:
“Konuyla ilgili kurumlarımız, başta İl Afet ve Acil Durum Müdürlüğümüz olmak üzere hızlı bir şekilde ekiplerini sahaya çıkardılar. İlgili kolluk kuvvetlerimiz aynı şekilde gerekli müdahaleleri yaptılar. 112 Acil Çağrı Merkezi’miz gelen çağrıları topladı. Şu ana kadar il merkezimizden ve ilçelerimizden çatı hasarı, eşya, iş yeri ve tarım zararı olduğuna dair toplam 296 adet ihbar alındı. Bu ihbarlardan 244 adedi konutlardaki çatı uçmaları, 41 adet iş yeri ve araç hasarı, zararı, 11 adet de zirai zarar, yani tarımsal zarar şeklinde.”
“Çatı hasarlarının yüzde 40’ı vatandaşlarımıza ödenecek”
Fırtına nedeniyle 6 kişinin yaralandığını anlatan Dallı, yaralıların sağlık durumlarının iyi olduğunu aktardı.
Hasar tespit çalışmalarının 2 gün içinde tamamlanacağını ifade eden Dallı, “İçinde sürekli oturulduğu tespit edilen konutlarda Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğümüzün tespit ettiği hasarın yüzde 40’ı verilecek. Tabii bunun için öncelikle AFAD İl Müdürlüğümüz bu hasarların giderebilmesi için ödenek talebinde bulunacak. Oradan bu ödenek geldikten sonra dediğim şekilde içinde sürekli oturulduğu tespit edilen konutlarımızın çatı hasarlarının yüzde 40’ı vatandaşlarımıza ödenecek.” diye konuştu.
Fırtına nedeniyle ağaç devrilmesi sonucu kapanan yolların açıldığını belirten Dallı, şöyle devam etti:
“Enerji verilemeyen 20 köyümüz vardı bugün sabah itibarıyla. Onlar şu an itibarıyla 15’e düşmüş. İnşallah bugün akşama kadar enerji verilemeyen köyümüz veya yerleşimlerimiz kalmaz. İletişim anlamında internet ve diğer haberleşme konusunda bir kesintimiz şu an itibarıyla yok zaten. Allah’a şükür ki ciddi bir yaralanma veya can kaybımızın olmayışı hepimizi son derece mutlu etti. Sadece bir hayvanımız telef olmuş. Buna seviniyoruz. Bütün vatandaşlarımıza, kardeşlerimize, ilimizdeki herkese geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz.”
Afetlere karşı alınacak tedbirin önemine değinen Dallı, şöyle konuştu:
“Önceden tedbir alınırsa mutlaka bu hasarlar, zararlar bir ölçüde önlenebiliyor. Onun için vatandaşlarımızdan bir kere daha her türlü afete karşı mümkün olan tedbirlerini önceden almalarını tavsiye ediyoruz. Mümkünse özellikle profesyonel olarak iş yapan, çalışan iş yerlerine sigortalarını mutlaka yaptırmalarını tavsiye ediyoruz. Bu tür durumlarda zararlarını çok daha kolay şekilde tazmin edebiliyorlar.”
Vali Dallı, toplantının ardından fırtınadan zarar gören konutlarda incelemelerde bulundu.
İncelemelere Vali Yardımcısı Ahmet Atılkan, İl Jandarma Komutanı Jandarma Albay Zafer Özden, İl Emniyet Müdür Yardımcısı Murat Evren, AFAD İl Müdürü Uğur Minder, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürü Oktay Marşap ile Tarım ve Orman İl Müdür Yardımcısı Özcan Gazioğlu da katıldı.
]]>SEYFİ ÇELİKKAYA
(YOZGAT) Yozgat Valiliği, Tokat’ın Sulusaray ilçesinde dün meydana gelen 5.6 şiddetindeki deprem nedeniyle Yozgat’ın Aydıncık, Kadışehri ve Çekerek ilçelerine bağlı bazı köylerde eski yapı ve binalarda hasar oluştuğunu bildirdi. Yozgat Valisi Mehmet Ali Özkan, can kaybının ve yaralanan vatandaşın olmamasının sevindirici olduğunu söyledi. 3 ilçede okullar tatil edildi.
Tokat’ın Sulusaray ilçesinde dün meydana gelen 5.6 şiddetindeki deprem Yozgat’ın bazı ilçelerinde de hissedildi. Yozgat Valiliği, Kadışehri ilçene bağlı Gümüşsu köyü, Elmalı çiftliği, Yeltenli köyü, Halı köyü, Kadışehri ilçe merkezi Vasfibey ve Uçağaç mahallelerindeki eski yapılarda hasarların mevcut olduğunu, şu an için yaralı veya enkaz altında kalan kimsenin bulunmadığı bilgisinin alındığını duyurdu.
Valiliğin açıklamasında, “Saha ekiplerimizce şu ana kadar yapılan tespitlere göre; Kadışehri ilçemize bağlı köy mahalle ve beldelerde bazı yapıların zarar gördüğü, yaralı ve hayatını kaybeden vatandaşımızın bulunmadığı tespit edilmiştir. Bir kısım ahırlarda mahsur kalan hayvanlar görevli ekiplerimizce kurtarılmıştır. Vatandaşlarımızın hasarlı yapılara girmemeleri önem arz etmektedir. Tüm ekiplerimizin saha çalışmaları devam etmektedir” denildi.
“NE VEFAT EDEN İNSANIMIZ NE DE YARALI VATANDAŞIMIZ VAR”
Yozgat Valisi Mehmet Ali Özkan, depremin hissedildiği bölgelerde inceleme yapan Yozgat Valisi Mehmet Ali Özken şunları söyledi:
“Çok şükür ilimizde Sulusaray sınırında bulunan ilçelerimizde ne vefat eden insanımız ne de yaralı vatandaşımız var. Her şeyden önce bununla geçmiş olsun diyorum. Tokat Sulusaray sınırına yakın şu anda da Gümüşsuyu köyündeyiz, birazdan da Elmalı Çiftlik köyümüze geçeceğiz. Yaşanan depremden en çok etkilenen ilçemiz ve ilçemizdeki köyler olarak da Kadışehri ilçemiz ve civarı. Bu vesileyle arkadaşlarımız ilk anlam bir itibaren AFAD’ımız, jandarmamız, sağlık ekiplerimiz, bunun yanı sıra mühendislik birimlerimiz, il özel idaremiz tamamen sahadalar ve saha tespitlerini yapıyorlar. Öncelikle yaralımızın vefat eden insanımızın olmaması bizler için en önemli husus. Birkaç köyümüzde ahırlarda mahsur kalan hayvanlar, buna benzer durumlar oluştu. Onları da özel idare ekiplerimiz derhal müdahale ettiler ve onlar da ahırlardan çıkardılar. Arkadaşlarımız her köyde jandarmamız hasar olduğunu düşündüğümüz, hasar olduğunu gördüğümüz hasar ihbarını aldığımız her köyde jandarmamız, AFAD ekiplerimiz tedbirlerini ilk andan beri aldılar. Bizler de köylerimizdeki durumu hem yerinde görmek hem de insanımıza geçmiş olsun dileklerimizi iletmek üzere köylerimizi dolaşıyoruz. Vatandaşımızdan, insanımızdan öncelikli olan isteğimiz ki; tek tek hasar gören evlere yönelik ön tespitler doğrultusunda, evlere yönelik insanımıza ‘lütfen burada oturmayın’ diyor, insanımızdan da hasar riski hasarlı olan yahut da riskli olan evlere girmemelerini istiyoruz. Kısa zamanda zaten devletimiz bu konuda mahir, şu ana kadar birçok yarayı çok hızlı bir şekilde sardı. Bunları da kısa zamanda hasar tespitleriyle birlikte, daha net detaylı hasar tespitleriyle birlikte sahadaki hizmet çalışmalarımıza başlayacağız.”
Öte yandan Kadışehri Kaymakamlığı’nda Deprem Koordinasyon Merkezi oluşturuldu, Sorgun Kaymakamı İhsan Emre Aydın, Yerköy Kaymakamı Muharrem Coşgun, Kadışehri Kaymakamı Tahir Ardal ve ilgili kurum müdürleri merkezde görevlendirildi.
]]>
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un geçtiğimiz günlerde Ukrayna’ya asker gönderilmesine ilişkin açıklaması Ukrayna- Rusya Savaşı’nın yeni bir boyuta taşınması ihtimalini gözler önüne getirmişti. Macron’un açıklamalarının ardından hem NATO hem de pek çok NATO ülkesi böyle bir niyetlerinin olmadığını ifade etmişti. Macron’un açıklamaları büyük yankı uyandırırken Ukrayna’ya asker göndermeyen Batı, Rusya’nın Ukrayna işgalinin üzerinden 2 yıl geçse de Ukrayna’ya yönelik ekonomik yardımlarını arttırarak devam ettiriyor.
Savaştan sonra ülke yerle bir oldu
Rusya’nın Ukrayna’ya 24 Şubat 2022 tarihinde başlattığı saldırılar ülkede büyük bir yıkıma neden oldu. İç savaşta büyük hasar alan Donbass Bölgesi, Rusya’nın doğrudan saldırılarıyla da enkaza döndü. Dünya Bankası, Rusya’nın saldırıları başlattığı ilk günden 31 Aralık 2023 tarihine kadar ülkedeki toplam zararın sonuçlarını açıkladı. Birleşmiş Milletler (BM), şu anda Ukrayna’da yeniden inşa ve iyileştirmenin toplam maliyetinin 31 Aralık 2023 itibarıyla önümüzdeki 10 yıl içinde 486 milyar dolar olacağını tahmin ediyor. Ukrayna’daki doğrudan hasarın konut, ulaşım ve ticaretle birlikte toplamda 152 milyar dolara ulaştığı tahmin edilirken hasarın en çok görüldüğü bölgelerin Donetsk, Harkov, Luhansk, Zaporijya, Herson ve Kiev bölgeleri olduğu ifade edildi. Ukrayna yaşanan ekonomik yıkıma karşı da ABD, İngiltere, AB ülkeleri, IMF ve Dünya Bankası gibi kuruluşlardan hibe ve mali destek almaya devam ederek ayakta kalmaya çalışıyor.
Ülke altyapısı da büyük hasar gördü
Ukrayna’da savaş sonrasında 2 milyon civarında konut yani ülkedeki konut sayısının yüzde 10’u yıkıldı veya büyük hasar gördü. Kakhovka Barajı ve hidroelektrik santraline geçtiğimiz Haziran ayında yapılan saldırıdan sonra barajın yıkılması da bölgede büyük barınma, su, gıda ve tarımsal üretim sorunlarını da beraberinde getirdi. Ayrıca bölgede altyapı neredeyse tamamen yok oldu. Çatışma bölgelerinde konut ve ticaretin yanı sıra ulaşım, sanayi, tarım ve enerji altyapıları da büyük zarar gördü. Ukrayna hükümeti ise Dünya Bankası’nın açıkladığı rapora ilave yaparak savaş bölgelerindeki acil konut ihtiyacı ve enerji için sadece bu yıl içerisinde 15 milyar dolar bir desteğe ihtiyaç duyduklarını açıkladı.
Ukrayna dışında yaklaşık 6 milyon kişi yaşıyor
Savaşta en çok siviller zarar gördü. Ülkedeki seferberlik yasasına göre Ukrayna’daki erkekler ülkeden çıkamazken kadınlar, yaşlılar ve çocuklar ülkesini terk etmek zorunda kaldı. Dünya Bankası’nın son raporuna göre 43.79 milyon nüfusu bulunan Ukrayna’da, Rus işgalinden bu yana 10 binden fazla sivil hayatını kaybetti, binlerce sivil yaralandı. Ayrıca, milyonlarda sivilin evsiz kaldığı ülkede 5.9 milyon Ukraynalı şuan kendi ülkesi dışında bulunuyor. Geçtiğimiz yılın başında bu sayı 8.1 milyon olarak açıklandı.
BM Mülteci Örgütü ise Ukraynalılara dair başka bir araştırma yaptı. Araştırma sonuçlarına göre Ukrayna dışında bulunan kişilerin yüzde 65’i ülkesine geri dönmek istiyor. Kendi ülkeleri dışında yaşayan Ukraynalılar en çok komşu ülkeler olan Polonya, Slovakya, Slovenya, Estonya gibi ülkelerde yaşarken Almanya, Fransa, Türkiye, Macaristan, Moldova ve Romanya gibi ülkelerde de savaştan kaçan Ukraynalıların sayısı oldukça fazla. – KİEV
]]>Özhaseki, Niğde Valiliğini ziyaret ederek, Vali Cahit Çelik ile görüştü, Şeref Defteri’ni imzaladı.
Ardından Niğde Belediye Başkan Emrah Özdemir ile bir araya gelen Özhaseki, Kahramanmaraş merkezli depremlerden etkilenen Niğdeli hak sahipleriyle görüştü.
Özhaseki, belediye ziyaretinin ardından yaptığı açıklamada, yaklaşık bir sene önce 9 saat arayla üst üste 2 deprem meydana geldiğini ve hasarın çok büyük olduğunu söyledi.
Yaklaşık 680 civarında evin, 170 bin kadar da iş yeri ve depo gibi tek katlı müştemilatın ağır hasar aldığını belirten Özhaseki, şunları kaydetti:
“Bu işten 14 milyon insan zarar gördü, dile kolay. Maddi zarar 104 milyar dolar olarak hesaplandı. Bu işin tabii ki manevi zararını ölçecek bir alet daha icat olmadı. O bölgelerdeyim genellikle, evlerini teslim ettiğimiz insanların yanlarına gidip çaylarını içtiğimizde tabii sevinçliler, evlerini teslim almışlar. Çok güzel evlerine oturuyorlar ama sohbet açıldığında, ‘Kaybınız var mı?’ dediğimizde ‘Eşim, iki çocuğum, üç çocuğum veya aileden şu kadar insan’ diyerek müthiş bir acı seli tüm odayı kaplıyor. Allah bir daha göstermesin diye dua ediyoruz.”
Özhaseki, o günlerde büyük bir dayanışma örneği gösterildiğini belirterek, Cumhurbaşkanı’nın o gece 04.17’den itibaren ayakta olduğunu, başta bakanlar olmak üzere birçok devlet görevlisini bölgede görevlendirdiğini, sonrasında 810 AK Parti’li, 235 kadar da MHP’li belediyenin bölgelerde gece gündüz görev yaptığını dile getirdi.
“Önümüzdeki aydan itibaren her ay 10-15 bin konutu dağıtmaya devam edeceğiz”
Çok şükür yaraları sardıklarını ifade eden Özhaseki, şöyle konuştu:
“O bölgelerde ilk andaki arama kurtarma faaliyetlerinden sonra birtakım işler biter bitmez, tespit edebildiğimiz, hazırlayabildiğimiz en sert zeminlerde bilim adamlarının görüşleri doğrultusunda ilk inşaatlara başladık. Şu anda yoluna giren 307 bin kadar başlayıp devam eden veya başlamak üzere olan konutumuz var. O bölgelerde rastladığımız yabancı misyon şeflerinin hepsi derler ki, ‘Bu depremin 4’te biri bizde olsaydı altından kalkamazdık.’ Evet, aynen öyle. Hamdolsun büyük bir çalışma devam ediyor. Geçtiğimiz ay 46 bin konutu hak sahiplerine verdik. Bu ay vereceklerimizle beraber sayı 75 bini bulacak. Önümüzdeki aydan itibaren de her ay 10-15 bin konutu dağıtmaya devam edeceğiz. Bu konutlar depreme dirençli, güvenilir konutlar. Deprem olduğunda Allah korusun herkesin dışarıya çıkmadan kapılara, pencerelere koşmadan evinde huzurla oturabileceği konutlar.”
Özhaseki, konutların genellikle tünel kalıp sistemiyle yapıldığını, TOKİ’nin yaptığı 1 milyon 200 bin konutun son depremlerde hiç hasar almadığını herkesin gördüğünü aktardı.
“Yerinde dönüşümle ilgili 256 bin vatandaşımız bize müracaat etti”
Yaklaşık 50 bin köy konutu yaptıklarına işaret eden Özhaseki, “Onlar da çelikten yapılıyor. Bu arada yerinde dönüşümle ilgili de 256 bin vatandaşımız bize müracaat etti. ‘Biz evimizi yerinde yaparız. Siz bizi destekleyin’ dediler. Niğde’mizde de bilindiği gibi hasar alan, ağır hasarlı olan ve daha sonrasında yıkılan binalar vardı. Biraz önce de hak sahibi arkadaşlarla toplandık. Onlar da aynı şekilde yerinde dönüşümden istifade ediyor. Biz de onları destekliyoruz. Yakın zaman içerisinde inşallah projeler çıkacak, sorun kalmadı. Onlar da evlerinin yapımına başlayacak.” diye konuştu.
Bakanlık olarak son yıllarda Niğde’ye 30 milyar liradan fazla para ayırdıklarını ve çalışmalarda bunu harcadıklarını bildiren Özhaseki, Kale Projesi’ne de başladıklarını sözlerine ekledi.
]]>Şahin, AFAD İl Müdürlüğü’ndeki Afet Koordinasyon Merkezi’nde düzenlediği basın toplantısında, kentte yapılan çalışmalar hakkında bilgi verdi.
Kent merkezinde 13 Şubat’ın ilk saatlerinde yoğun bir yağış ve dolunun meydana geldiğini hatırlatan Şahin, 3 ayda yağacak yağmurun 24 saatte ve dar bir alana düştüğünü dile getirdi.
Özellikle Kepez ve Muratpaşa ilçelerinde bazı mahallelerde taşkınların ve su baskınlarının yaşadığını belirten Şahin, “Bu su baskınında maalesef bir vatandaşımız hayatını kaybetti. 3 vatandaşımız da yaralandı. Vatandaşımıza Allah’tan rahmet, yakınlarına da başsağlığı diliyorum. 3 yaralı vatandaşımız da şu anda taburcu oldu, durumları iyi.” dedi.
Şahin, yağışın ilk anından itibaren Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatı ve İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya’nın yakın takibiyle devletin tüm imkanlarının seferber edildiğini anlattı.
“2 bin 687 konumda su tahliyesi yaptık”
Kentteki çalışmalarda 2 bin 783 personel, 442 araç, 442 motopomp, 7 bot, 20 vidanjör ve 60 arazözün görev yaptığını kaydeden Şahin, mükerrer olanlar düşüldüğünde 112 Acil Çağrı Merkezine 3 bin 300’ün üzerinde ihbar olduğunu söyledi.
Şahin, 2 bin 687 konumda su tahliyesi yapıldığını ve bu işlemlerin dün akşam saatlerinde tamamlandığını belirterek, konut ve iş yerlerindeki çamur birikmeleri için de ekipler oluşturduklarını ifade etti.
Antalya Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Kepez Devlet Hastanesi, Sema Yazar Semt Polikliniği ve Muratpaşa Nüfus Müdürlüğünde oluşan hasarların giderilerek, hizmet vermeye devam edildiğini kaydeden Şahin, 120 okuldan ise sadece 3 okulda trafoya bağlı problemin devam ettiğini ve onun da pazartesi günü çözüleceğini söyledi.
“Orta ve ağır hasarlı binalarda ikamet mümkün değil”
Şahin, yağış esnasında alt geçitlerin biriken suların tahliye edilmesiyle trafiğe açıldığını, tramvay hatlarının da hizmet vermeye başladığını aktardı.
Zarar tespiti için 360 kişiden oluşan bir ekibinde sahada faaliyet gösterdiğini anlatan Şahin, şöyle konuştu:
“Şu an itibarıyla tespitleri hemen hemen bitirmiş durumdayız. Yeni taleplerin değerlendirilmesi sürecini zannediyorum yarın öğlene kadar tamamlayacağız. Hasar tespit faaliyetleri de yapıyoruz. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü ekiplerimiz hasar tespitlerinde 78 binada çalışma yaptı. 54 binamız hasarsız, 15’i az, 7’si orta ve 2’si ağır hasarlı olarak tespit edildi. Orta ve ağır hasarlı binalarda ikamet mümkün değil. Bu binalarımızda 66 aile mevcut. Bunların tahliyelerini yapıyoruz.”
Tahliye edilecek binalardaki vatandaşlar için Türk Silahlı Kuvvetlerine ait Karpuzkaldıran tesislerinin tahsis edildiğini dile getiren Şahin, diğer bölgelerde su baskını nedeniyle talepte bulunan 16 ailenin de misafirhanelere yerleştirildiğini belirtti.
“Zararların tazmini için başvuruda bulunacağız”
Yağışlar sonrası tarım alanlarında da zararlar oluştuğuna dikkati çeken Vali Şahin, “Tespitlerimize göre 299 üreticimizin bin 343 dekar örtülü ve 605 dekar açık olmak üzere bin 948 dekar alanda su baskını olmuştur. Aksu ve Kepez ilçelerimizde 10 çiftçimizin 7 büyükbaş, 70 küçükbaş hayvanı, 70 tavuk, 210 arı kovanı telef olmuştur. Tespitlerimizin hemen sonrasında Cumhurbaşkanlığı Güvenlik İşleri Genel Müdürlüğüne zararların tazmini için başvuruda bulunacağız.” diye konuştu.
İçişleri Bakanlığınca 20 milyon lira acil AFAD ödeneği gönderildiğini aktaran Şahin, şunları kaydetti:
“Vefat eden vatandaşımızın yakınına 100 bin lira nakdi yardım yaptık. Sosyal yardımlaşma vakıflarımız ilk etapta 273 aileye 1 milyon 70 bin lira nakdi, 86 kişiye de giyim yardımı yaptı. Büyükşehir Belediyesi bin 600, Kepez Belediyesi 349, Muratpaşa Belediyesi de 1000’e yakın aileye nakdi ve ayni yardımda bulundu. Tespitlerden sonra eşya yardımlarını Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığımız üzerinden destekleyeceğiz. Ayrıca KOSGEB destek paketleri hazırlıyor, onları da iş yerlerimizin hizmetine sunacağız. Antalya 13 Şubat’ta çok zor bir gece yaşadı. Fakat 2 gün içinde devletimizin tüm imkanları seferber edilerek çok hızlı bir iyileşmeyi de sağladık. Vatandaşlarımızın maddi zararlarını da kısa sürede inşallah gidereceğiz ve Antalya tekrar hayatın normal döngüsüne dönecektir.”
]]>İZMİR Yüksek Teknoloji Enstitüsü (İYTE) İnşaat Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Cemalettin Dönmez, Kahramanmaraş merkezli 11 ili etkileyen depremin ardından uluslararası grupla bölgede incelemeler yaptıklarını belirterek, 250 hasarlı yapıdan alınan veriler ışığında yeterli perde duvar kullanınca yapıların kurtulma oranlarının yükseldiğini söyledi. Prof. Dr. Dönmez, “Her iki yönde perde duvar alanını, toplam kat alanının 400’de biri kadar koyduğunuzda hasar görme riskiniz 3 kat azalıyor. Bu depremde 200 binin üzerinde binamız ağır hasar aldı ve yıkıldı. Eğer bu direngenlik seviyesini doğru tutmuş olsaydık 65 bin binamızda hasarlı olacaktı. 60 bin değil 20 bin kayıp yaşayacaktık ya da 100 milyar dolar değil 30 milyar dolar kaybedecektik” dedi.
İYTE İnşaat Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Cemalettin Dönmez, geçen yıl meydana gelen 6 Şubat depreminden sonra Yeni Zelenda, ABD ve Meksika ile Türkiye’den araştırmacıların aralarında olduğu yaklaşık 40 kişilik bir ekiple bölgeye gidip çalışma yaptıklarını söyledi. Adıyaman haricinde depremden etkilenen iller ve ilçelerde günde 12-13 saat çalıştıklarını belirten Prof. Dr. Dönmez, çalışmada özellikle binaların direngenlik özelliğini incelediklerini ifade etti. Hasarlı binalardan veri alarak direngenlik değişiminin etkisini kontrol ettiklerini anlatan Prof. Dr. Dönmez, “Bu ekip aynı işi dünyanın farklı yerlerinde 25 yıldır yapıyordu. En iyi veriyi bu depremde topladık. Gördük ki direngenliğin belirli bir seviyede tutulması ağır hasar görme oranını 3’te 1’e düşürebiliyor. Sahadaki veri bunu söylüyor. Bu direngenlik seviyesi belirli bir seviyenin üzerinde olan binaların yüzde 25’inde ağır hasar varken o seviyenin altında olan binaların yüzde 75’inde ağır hasar var. Bu depremde 200 binin üzerinde binamız ağır hasar aldı ve yıkıldı. Eğer bu direngenlik seviyesini doğru tutmuş olsaydık 65 bin binamızda hasar olacaktı. 60 bin değil 20 bin kayıp yaşayacaktık ya da 100 milyar dolar değil 30 milyar dolar kaybedecektik. Ortalama tasarım ve uygulama pratiğimiz ne yazık ki ihtiyaç duyulan görece karmaşık uygulamalara şu an cevap veremiyor. Diğer taraftan direngenlik basit bir şekilde izlenebiliyor” diye konuştu.
‘YÜZDE 50 HASAR ALAN ANTAKYA’DA KAYIP YÜZDE 15’E DÜŞECEKTİ’
Deprem bölgesinde 2 bin yılından sonra yapılan yaklaşık 250 binayı incelediklerini anlatan Prof. Dr. Dönmez, eski binaları, saçılım ve kırılganlığın yüksek olması nedeniyle ve daha önce de çalıştıkları için bu çalışmada klasman dışı bıraktıklarını dile getirdi. Direngenlik ölçüsü olarak perde duvarı oranını toplam kat alanının 400’de biri oranında kullanarak hasarların 3 katı azaldığını gözlemlediklerini anlatan Prof. Dr. Dönmez, şunları söyledi:
“Binadaki toplam kat alanını düşünelim. Diyelim 5 katlı bina, 400 metrekareden hesaplarsak toplam 2 bin metrekareden oluşan toplam döşeme alanı var. Toplam alanın 400’de biri kadar her iki yönde perde duvar koyarsanız çalışmada referans alınan seviyeyi sağlıyorsunuz. Bu çerçeve için yüzde 10-15 civarlarında, bina için yüzde 3-5 civarlarında maliyet artışıdır. Bu değerler binayı satın alan bir vatandaş için yüzde 1-2 maliyet farkı anlamına gelecektir. Maliyette çok büyük bir fark olmasa da bir şekilde buna direnç var. Aslında sırf bunu değiştirsek geri kalan her türlü kusur ve zafiyetler dahil olsa da 3 katı kadar bir risk azalımına sebep oluyoruz. Maliyet, can kaybı ve şehirlerin yaşanılabilirliği açısından bu vurucu bir sonuçtur. Hatay Antakya yüzde 50 ağır hasar aldı. Eğer bu direngenlik seviyesi uygulanmış olsaydı yüzde 15 hasar alacaktı. Yüzde 15 hasar alsaydı şehir şu an yaşanılabilir durumdaydı. Yani çok fazla etkisi var. Bu referans değeri bir ev sahibi bile izleyebilir. Binanın her iki yönde perde duvar alanını toplam kat alanının 400’de biri kadar koyduğunuzda hasar görme riskiniz 3 kat azalıyor.”
‘BU KURALI ŞARTNAMEYE SOKMAK İSTİYORUZ’
Yapılarda yatay ve dikey elemanlar bulunduğunu, dikey elemanlara kolon, yatay olanlara ise kiriş denildiğini hatırlatan Prof. Dr. Dönmez, perde duvarların dikey betonarme duvarlar olduğunu belirtip, “Mevcut şartnamedeki kriterleri tasarım ve imalatta uygulamak ve kontrol etmek yüksek uzmanlık ister. Diğer taraftan 400’de biri oranında perde duvar koyulduğunu belediye de kontrol eden mühendis de, vatandaş da izleyebilir. Bunu şartnameye sokmak istiyoruz. İnşaat mühendisliğinde davranışın karmaşıklığı sebebiyle hesaba güvenmek yerine saha gözlemine güvenmek daha doğru bir yaklaşımdır. Şartnameye sokamazsak belediyeler kendileri şart koşabilir. Vatandaş da kendi isteyebilir. Kontrolü kolay olduğu için referansı sağlamayan o binaları almayabilirler” diye konuştu.
‘BÖLME DUVAR VE YUMUŞAK KAT HASARLARI DA AZALIR’
Binalardaki bölme duvarların da hasar alabildiğini ifade eden Prof. Dr. Dönmez, ufak ölçekli depremlerde dahi binaların zarar görebildiğini. Şili ve Japonya gibi depremin en fazla yaşandığı ülkelerde yapıların fazla zarar almadığını kaydeden Prof. Dr. Cemalettin şöyle devam etti:
“Daha küçük depremlerde de ağır hasar görüyoruz. Van depremi o kadar büyük bir deprem olmamasına karşın şehrin tamamını boşalttık. Bölme duvar hasarları oldu. Perde duvar miktarlarını bu seviyede kullansaydık bölme duvar hasarları da ciddi miktarda düşerdi. Her iki yılda bir deprem yaşıyoruz. Şehirleri boşaltmaktan da kurtulabiliriz. Yumuşak kat giriş katının normalden daha yüksek olmasıdır. Dikey elemanlar uzayınca dirençleri düşüyor. Direngenlik referans seviyesinde bizim veri setinin içinde yumuşak kat hasarları yüzde 90 azaldı. Perde duvarların uzman bir kişi tarafından daha düzgün yerleştirilmesi durumunda hasar görmeme durumuna bile geçebiliriz. 40 kişilik 2 haftalık çalışmanın sonucunda çalışmalarımız bunu net biçimde ortaya koydu. Şili ve Japonya’da bu değerler korunuyor. Yapılmasını şiddetle tavsiye ediyoruz. Kontrolü çok kolay, diğer uygulamalar tasarım ve imalat uzmanlığı istiyor. Bu daha kaba bir yöntem ama sonuç getiriyor. Bu kayıpları artık bünyemiz ruhumuz ve ekonomimiz de kaldıramıyor.”
]]>Kültür ve Turizm Bakanlığı bazı eserlerde kısa sürede restorasyon çalışması başlattı
ADIYAMAN – Nemrut Dağı başta olmak üzere 300’ün üzerinde ören yeri ile adeta ‘açık hava müzesi’ olan Adıyaman’da 26 eser, 6 Şubat depremlerinde hasar gördü.
UNESCO’nun Dünya Kültür Mirası listesinde yer alan Nemrut Dağı başta olmak üzere Perre Antik Kenti, Eski Kahta Kalesi, Cendere Köprüsü, Karakuş Tümülüsü gibi 300’ün üzerinde ören yeri ile ülkemizin önemli turizm kentlerinden birisi olan Adıyaman’da tarihi ve kültürel varlıklarda depremden nasibini aldı.
Binlerce yapının yıkıldığı Adıyaman’da, Karakuş Tümülüsü’nde bulunan 2 bin yıllık ‘tokalaşma sütünü’ devrildi. 2 bin yıllık Eski Kahta Kalesi ağır hasar gördü. 18. Yüzyıl’da yapılan Tut Vijne Köprüsü yıkıldı. 16. Yüzyıl’da yapılan Adıyaman Ulu Cami yıkıldı. 1701 yılında yapılan Süryani Kadim Mor Petrus Mor Pavlus Kilisesi ağır hasar aldı. Adıyaman’da toplam 26 eser yıkık, ağır, orta ve az hasar aldı.
Bakanlık, tarihi ve kültürel varlıklara hızla müdahale etti
Hasar gören tarihi ve kültürel varlıkları korumak için Kültür ve Turizm Bakanlığı yetkilileri, öncelikle çevre güvenliği ve can güvenliği önlemlerini alarak çalışmalara başladı.
Karakuş Tümülüs’ündeki ‘tokalaşma sütunu’ iki hafta gibi kısa sürede restore edilerek ziyarete açıldı. Eski Kahta Kalesi’nde restorasyon çalışmalarında sona gelinirken, 2024 turizm sezonunda ziyaretçilerini kabul edecek. Yıkılan Ulu Cami’nin taş ayrımı yapılırken yeniden yapılması için projelendirme çalışmaları sürüyor. Mor Petrus Mor Pavlus Kilisesi’nde ise restorasyon çalışmaları sürüyor.
Depremin birinci yıl dönümüne sayılı günler kala hasar gören tarihi ve kültürel varlıkların son durumu ile ilgili bilgi veren Kültür ve Turizm Müdürü Abuzer Gelse, “6 Şubat depremlerinin ardından Adıyaman genelinde zarar gören tarihi ve kültürel varlıklarımıza ilişkin gerekli çalışmalar ivedilikle ve hassasiyetle gerçekleştirildi. Bunun sonucunda Adıyaman il genelinde 26 adet tarihi ve kültürel varlığımızın hasar aldığını gördük. Bu tarihi ve kültürel varlıklardan yıkık, ağır, orta ve az hasarlı diye tasnif edildi. Bakanlığımız uhdesinde gerekli çalışmalar hızla başlatıldı.
Öncelikle Karakuş Tümülüs’ünde bulunan sütunlardan bir tanesi yıkılmıştı. Rekor bir sürede o sütunumuzu yeniden ayağa kaldırdık. Yine Eski Kahta Kalesi’nde meydana gelen bir takım hasarlar vardı. Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğümüzün girişimleriyle burada da yine gerekli çalışmalar başlatıldı. Bu çalışmalar bitmek üzere ve inşallah 2024 turizm sezonunda Eski Kahta Kalesi eski ihtişamıyla ve heybetiyle ziyaretçilerini karşılamaya devam edecek. Yine şehir merkezinde ve il genelinde zarar gören, Vakıflar Bölge Müdürlüğü uhdesinde bulunan bir takım cami, türbe, kilise gibi dini merkezlerimiz bulunmaktaydı. Bunlardan da hasar görenlerle ilgili gerekli işlemler başlatıldı.
Kommagene Uygarlığının 5 büyük eyaletinden birisi olan Perre Antik Kenti, depremde herhangi bir zarar görmedi. Yine Adıyaman’da turizmin odak noktasını oluşturan Nemrut Dağın’daki dev heykellerinin bulunduğu anıt mezarın çevresinde de herhangi bir zarar meydana gelmedi” diye konuştu.
]]>Olay, Yahya Kemal Mahallesi Timur Sokak’ta dün saat 07.50 sıralarında meydana geldi. Edinilen bilgiye göre, kimliği henüz öğrenilemeyen kamyon şoförü, sokağın bitiminde park halindeki araçların arasından geçerek sağa dönmek istedi. Sokağın iki tarafına da park edilen araçların arasında ilerlemekte zorlanan şoförün kullandığı kamyon hasara yol açtı. Kamyonun kasasının çarptığı hafif ticari bir aracın yokuş aşağı kayma tehlikesi geçirdiği kazada 7 araç zarar gördü. Olayın ardından şoför hız kesmeden yoluna devam ederek kaçtı.
YAŞANANLAR GÜVENLİK KAMERASINA YANSIDI
Kaza anı ise bir iş yerinin güvenlik kamerasına yansıdı. Görüntülerde, kamyonun sokağın bitiminde sağa dönerken park halindeki iki aracın arasından geçmeye çalıştığı görülüyor. Şoför manevra yaparken, kamyonun kasası park halindeki araçlara çarpıyor. Bu sırada hafif ticari araç yokuş aşağı kayma tehlikesi geçiriyor. Olayın ardından şoför hız kesmeden kaçıyor.
“300-400 BİN LİRALIK HASAR VERDİ”
Hasar gören araç sahiplerinden Selahattin Yılmaz, komşusunun haber vermesinin ardından haberdar olduğunu belirterek, “Tabii, ben duydum bu sesi. Acayip, anormal bir gürültüyle duydum sesi. Komşu çağırınca aşağı indim. Benim arabamın dışında 6-7 araca daha sürtmüş bu. Bunu yapan kişiyi, komşularda olan kameralardan tespit etmeye çalıştık. Ama maalesef, sadece arabayı görebildik, plakasını tespit edemedik. Bakkal arkadaşın tentesine de vurmuş araç. O kadar hızlı geçmiş ki arkadaş. Bir arkadaşın aldığı plaka var. Ama biz bu plakayı trafiğe bildirdiğimizde, farklı bir araç üzerine çıkıyor. Mavi renkli bir araç üzerine çıkıyor, fakat bize vuran araç beyaz renkti. Benim zararım yaklaşık 100 bin lira. Bulabilirsem, sadece çamurluk 40 bin lira. Ama çamurluk yok dediler. Servislerden de araştırdım, İstanbul’da yok. Diğer araçları da düşünürsek, bu 300-400 bin liralık bir masraf” diye konuştu.
Polise başvurduklarını ifade eden Yılmaz, sözlerini şöyle sürdürdü: Polise de başvurduk ama polisler maalesef dediler ki, ‘Hasar veren aracın plakasını tespit edemediğiniz için bizim yapmış olduğumuz çalışmalar havada kalır. Siz savcılığa müracaat edin, onların araştırması bize dönecektir. Biz çevredeki kameralardan bulup size döneceğiz.’
Kamyonun iki kez çarptığı hafif ticari aracın sahibi Hasan Karakaş ise, “Kamyon ilerideki araçlara vuruyor sonra benim aracıma vuruyor. Burada hafif ticari araç var, ona vuruyor. Sonra benim aracımı aşağı doğru itiyor. Benim aracımın arka cam, stop, tampon, bagaj, hepsine hasar vererek hızlı bir şekilde devam ediyor. Benim hasarım aşağı yukarı 20 bin lira civarında. Cam değişti, stop değişecek. Bagajın, tamponun değişmesi gerekecek” dedi.
Ahmet Kaynak adlı mağdur da, “Benim aracın sağ tarafına, arka çamurluğa, cama, tampona vurarak kaçmış bu arkadaş. İlk bizim araca vuruyor ondan sonra dönerek arkadaşların araçlarına vurarak gidiyor. 10-15 bin liralık da bizde bir hasar var. Arkadaşı bulamadık. Araştırıyoruz bakalım bulabilecek miyiz?” şeklinde konuştu.
]]>Kaporta ustalarının buzlanma mesaisi
KASTAMONU – Kastamonu’da dün sabah saatlerinde meydana gelen buzlanma sebebiyle onlarca araç kaza yaparak hasar gördü. Kaza yapan araçlar, araçlar oto tamircilerde yoğunluk oluşturdu.
Kastamonu’da önceki gün gece saatlerinde hava sıcaklığının sıfırın altında 7 dereceye kadar düşmesi sebebiyle dün sabah saatlerinde yollar buz pistine döndü. “Tavuk kaydıran” ismi verilen gizli buzlanma sebebiyle dün sabah saatlerinde işe ve okula gitmek için evlerinden çıkan çok sayıda vatandaş araçlarıyla kaza yaptı. Hava sıcaklığının normale dönmesiyle kaza yapan araç sürücüleri sanayi sitesinin yolunu tuttu.Hayatı durma noktasına getiren buzlanma sebebiyle onlarca aracın kazaya karıştığı öğrenildi. Sabahın ilk saatlerinden itibaren hasar alan araçları onarmak için çalışan kaporta ustaları, sürücülere soğuk ve karlı havalarda daha dikkatli araç kullanmaları için uyardı.
“Herkes yolda dönüp dönüp kaldı”
Dün sabah Kastamonu’da yaşanan buzlanma sebebiyle kaza yaptığını ve aracını tamir ettirmek için kaporta ustasına getirdiğini söyleyen Cafer Cantekin, “Esentepe Mahallesinde oturuyorum, evden çıkıp ana caddeye ulaşmak istediğim sırada araç birinci viteste olmasına rağmen kaymaya başladı. Biraz kaydıktan sonra park halindeki bir araca çarpmaktan kıl payı kurtardım. Biraz indikten sonra araç biraz daha hızlandı. Yan tretuvarlara vurduk aracı, ters dönüp bir kere daha vurduk. Ardından patpat diye tabir edilen dereye iniş yaparken yol kenarında benim gibi kaza yapıp, park etmiş araçlara çarptım” dedi.
“Kaza yapan araçları teslim etmek için yoğun bir şekilde çalışıyoruz”
Gizli buzlanma sebebiyle kazaya karışan araçların tamirini yapabilmek için yoğun bir şekilde çalıştıklarını belirten kaporta ustası Barış Kaba ise, “Dün sabah ‘tavuk kaydıran’ diye tabir ettiğimiz gizli buzlanma sonucunda şehrimizde birçok kaza yaşandı. Bu kazalara müdahale edebilmek için servis araçlarımızla birlikte olay yerlerine intikal ettik. Servis elemanlarımızla birlikte gittiğimiz kaza yerlerinde kaza raporları tuttuk. Raporları tuttuktan sonra çeşit çeşit kazalar olmuştu. Bunlar arasında zincirleme kazalar olsun, bariyerlere çarpanlar vardı, park halindeki araçlara çarpanlar vardı. Araçlarda çok fazla hasarlar vardı. Yürüyen araçlarımızı kendi imkanlarımızla servisimize çektik. Yürümeyecek durumda olanları da çekici marifetiyle servisimize aldık. Sadece biz, 10’un üzerinde kazayı servisimize aldık. Halen servisimize araçlarını tamir ettirmek için müracaat eden müşterilerimiz bulunuyor. Bizlerde, bu araçların en yakın sürede hasarlarını giderip müşterilerimize teslim etmek için çalışıyoruz” şeklinde konuştu.
“500’ün üzerinde aracın hasar aldığını tahmin ediyoruz”
Buzlanma sebebiyle 500’ün üzerinde aracın hasar aldığını düşündüklerini söyleyen Barış Kaba, “Buradan uyarıda bulunmak istiyorum. Özellikle sürücülerimizin kış mevsiminde ya da soğuk havalarda gizli buzlanma sebebiyle oluşabilecek kazalardan korunabilmeleri için çok sakin bir şekilde araç kullanmalarını tavsiye ediyorum. Tekrardan kazaya karışan müşterilerimize ve Kastamonu halkına geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum. Ben, 500’ün üzerinde kazanın olduğunu tahmin ediyorum. Dünkü hasara bakarak arkadaşlarımızla da yaptığımız görüşmeler neticesinde 500’den fazla aracın hasar olduğunu tahmin ediyoruz” diye konuştu.
]]>Yumaklı, AA muhabirine, TARSİM’in çiftçilerin doğal afetlerden korunması ve tarımsal faaliyetlerini sürdürebilmesi amacıyla oluşturulduğunu söyledi.
Tarım sigortalarının bitkisel ürün, sera, büyükbaş ve küçükbaş hayvan, kümes hayvanları, su ürünleri, köy bazlı kuraklık, arıcılık ve gelir koruma başlıklarında düzenlediği bilgisini veren Yumaklı, “Geçen yıl da üreticilerimizin emeklerini koruma altına aldık. 2023’te TARSİM kapsamında 3,1 milyon poliçe düzenlendi, 9,2 milyar lira devlet prim desteği ve 8 milyar lira hasar tazminatı ödemesi yapıldı. 2006’dan günümüze kadar toplam 23,7 milyon poliçe, 24 milyar lira devlet prim desteği ve 21 milyar lira hasar tazminatı ödemesi yapıldı.” diye konuştu.
Yumaklı, geçen yıl en fazla TARSİM sigortasının sırasıyla Tekirdağ, Edirne, Konya, Kırklareli ve Yozgat’ta yapıldığını aktararak, en fazla sigortalanan ürünlerin ise buğday, arpa, ayçiçeği, fındık ve üzüm olduğunu bildirdi.
Tarımda sigortalı sayısında ve prim adedinde yükselişin devam ettiğini vurgulayan Yumaklı, sigorta kapsamlarının da sürekli genişletilerek çeşitli indirimler uygulandığını dile getirdi.
TARSİM kapsamında sağlanan kolaylıklar sürecek
AA muhabirinin Tarım ve Orman Bakanlığından edindiği bilgiye göre, bu yıl bitkisel ürün sigortasında, dolu riski tarife fiyatında yüzde 15’e kadar, don riski tarife fiyatında yüzde 10’a kadar, fırtına riski için yüzde 6, sel riski için yüzde 5 prim indirimi yapıldı.
Bitkisel ürün ve köy bazlı kuraklık verim sigortasında uygulanan çift poliçe indirimine yüzde 10 olarak 2024’te de devam edilecek.
Ağaç sigortasında, aynı parselde hem ağaç hem de bitkisel ürün sigortası poliçesi olan parsellerde yüzde 5 uygulanan ağaç çift poliçe indirimi uygulaması yüzde 10’a yükseltildi.
Bitkisel ürün sigortası dolu paketi kapsamında herhangi bir risk nedeniyle 4 yıl boyunca hasar dosyası açılmamış sigortalılara yüzde 40 prim indirimi uygulaması yapılacak. Don paketi kapsamında 3 yıl boyunca hasar dosyası açılmamış sigortalılara yüzde 30 prim indirimi sağlanacak.
Seralarda teknik donanım hasarları teminat kapsamına alındı
Sera sigortasında teminat kapsamındaki bir risk nedeniyle topraksız tarım yapılan seralarda, teknik donanım unsurunda hasar meydana gelmesi sonucu ürünün doğrudan etkilenmesiyle oluşan miktar kayıpları teminat kapsamına alındı.
Sera sigortasında kar ağırlığı teminatında, seralardaki oluk altı direk profilleri, konstrüksiyondaki kırıklıklar, eğiklikler, hasarlı ya da tamir görmüş profiller, yay çemberlerin makasları ile oluk kenar direkleri ve havalandırma sistemlerindeki hasarlar teminat kapsamına dahil edildi. Yumuşak plastik örtülerde meydana gelen yırtıklar veya delinmeler sonucu 5 bin lira örtü onarım masrafı desteği uygulaması getirildi.
Ayrıca, sera sigortasında geçmiş yıllarda 5’inci risk kategorisine giren seralar sigorta kapsamı dışında iken 2024’te buralarda yetiştirilen ürünler teminat kapsamında olacak.
Büyükbaş ve küçükbaş hayvanlara sigorta koruması
Büyükbaş hayvan hayat sigortalarının tarife fiyatında, besi ve süt sığırlarında yüzde 4 prim indirimi yapıldı. Poliçe düzenlenmesi esnasında sigortalanabilir büyükbaş hayvan sayısı 1-30 baş olan işletmelere yönelik poliçe primi üzerinden yüzde 15 prim indirimi düzenlendi.
Büyükbaş ve küçükbaş hayvan hayat sigortaları için yetiştirici birlikleri kanalıyla toplu şekilde poliçe düzenlenmesi halinde, hayvan sayılarına göre değişmekle beraber yüzde 10 ila 50 arasında prim indirimi yapıldı.
Küçükbaş hayvan hayat sigortalarında geniş kapsamlı tarife fiyatlarında yüzde 5 prim indirimine gidildi. Poliçe düzenlenmesi esnasında sigortalanabilir küçükbaş hayvan sayısı 1 ila 100 baş aralığında olan işletmelere yönelik poliçe primi üzerinden yüzde 15 prim indirimi uygulanacak.
Kümes hayvanları hayat sigortasında dar ve geniş kapsamlı tarifeler birleştirildi. Arıcılık sigortası tarife fiyatlarında yüzde 10 prim indirimi yapıldı.
Tüm sigorta branşlarda, sözleşmeli üretim yapan üretici ve yetiştiricilere yüzde 5, kadın çiftçilere yüzde 10, 40 yaş altı çiftçilere yüzde 5, engelli çiftçilere yüzde 5, şehit ve gazi yakınlarıma yüzde 5 prim indirimi uygulanmasına devam edilecek.
]]>DİYARBAKIR’da deprem sonrası önce az, daha sonra orta hasar raporu verilen ve 2 ay önce doğal gazı kesilen Yenişehir Apartmanı’nda yaşayanlar mahkemeye başvurdu. Bilirkişi incelemeleri sonucunda binaya bu kez az hasarlı raporu verildi. Doğal gazlarının yeniden bağlanmaması üzerine binada oturanlar, bu kez İdare Mahkemesi’ne başvurdu. Bina görevlisi Zeki Bozan, “Mahkeme 8 Ocak’ta bilirkişi heyeti gönderecek. Bari o tarihe kadar doğal gazımızı yeniden bağlasınlar. Binada çocuk var, yaşlı var, ders çalışan öğrenciler var. Sayın Valimizden destek bekliyoruz” diye konuştu.
Kahramanmaraş merkezli 6 Şubat’taki depremlerden etkilenen Diyarbakır’da, Yenişehir ilçesi Ali Emiri 4’üncü Sokak’ta hasar alan 9 katlı Yenişehir Apartmanı’na, Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü görevlilerince önce az, daha sonra orta hasar raporu verildi. Aldığı orta hasar raporuyla yaklaşık 2 ay önce doğal gazı kesilen binada yaşayanlar, Sulh Hukuk Mahkemesi’ne başvurdu. Yapılan bilirkişi incelemesi sonucunda binaya bu kez az hasarlı raporu verildi. Bina sakinleri bu karara rağmen doğal gazlarının yeniden bağlanmaması üzerine, bu kez İdare Mahkemesi’ne başvuruda bulundu. Bina sakinleri mahkemeden çıkacak yürütmeyi durdurma kararını bekliyor.
‘YANLIŞ MAHKEMEYE DAVA AÇTIĞIMIZI SÖYLEDİLER’
Bina görevlisi Zeki Bozan, binanın zemin katında yaklaşık 30 öğrencili bir Kuran Kursu’nun da bulunduğuna işaret ederek, “Mahkeme 8 Ocak’ta bilirkişi heyeti gönderecek. Bari o tarihe kadar doğal gazımızı yeniden bağlasınlar. Binada çocuk var, yaşlı var, ders çalışan öğrenciler var. Sayın Valimizden destek bekliyoruz. Binamız depremde hasar gördü mü görmedi mi? Diye görevlileri çağırdık. Geldiler, kontrol ettiler, az hasarlı olarak teyit ettiler. Ondan sonra ikinci defa gelip kontrol ettiler. Bu sefer orta hasar kararı verdiler. Orta hasar kararından dolayı belli bir müddet sonra doğal gazı kestiler. İki defa kestiler. Rica, minnet üzerine bıraktılar. En son 2 ay önce doğal gazı yine kestiler ve bir daha açmadılar. Bina zaten zemin artı 9 kattır. Binada 26 ev var. Bir sürü insan var. Çoluk çocuk var, yaşlılar var ve mağdur durumdalar. Sayın Valimizden rica ediyoruz, doğal gazımızı bir an önce bıraksınlar veya gelip binayı kontrol etsinler, eğer gerçekten hasarlıysa binayı boşaltalım. Binada bir hasar görmüyoruz. Eğer görseydik, biz bu kadar insan canımızı yerde bulmadık, binada oturmazdık. Sulh Hukuk Mahkemesi’ne dava açtık. Bilirkişi heyeti gönderdi. Onun heyet raporu da bizde mevcuttur. Raporda bina az hasarlı diyor. O karara rağmen doğal gazımızı bırakmadılar. Yetkililer bize yanlış mahkemeye dava açtığımızı söylediler. Biz de bu sefer İdare Mahkemesi’ne dava açtık. İdare mahkemesi de bize zaman verdi. 8 Ocak’ta keşfe gelecekler. Bu kadar insan mağdur. Yetkililer de bu binanın doğal gazının bırakılmasını rica ediyoruz” diye konuştu.
‘YEMEK, ISINMA VE HİJYEN KONUSUNDA SIKINTI YAŞIYORUZ’
Öğrenci Emine Puşi (19) ise doğal gazın olmaması nedeniyle yemek yapma, ısınma ve hijyen konusunda sıkıntı yaşadıklarını belirterek, “Benim annem şeker hastası, binamızda küçük çocuklar var. Engelli insanlar var. Ben sınava hazırlanan bir öğrenciyim. Soğuktan dolayı tüm düzenimiz bozuldu. Evde oturup ders çalışamıyoruz. Binamızın sonucunun ne çıkacağını bilmiyoruz. Yanlış mahkemeye başvurulduğu için tekrar bir mahkeme sürecine bırakıldık. 8 Ocak’ta bize tekrardan gelip kontrol edeceklerini söylüyorlar. Evde yemek yapılamıyor. Duş alınamıyor. Herkes farklı farklı yerlere gitmek durumunda kalıyor. Yetkililere rica ediyoruz. Bizim binanın doğal gazını bıraksınlar. Hasarlı olsaydı binada oturmazdık. Evimizin hiçbir yerinde tek bir çatlak yok ama bizim binaya orta hasarlı deniliyor” dedi.
Bina sakini Abdurrahman Ağar (83) ise, “Binanın ilk sakinlerindenim, 29 senedir burada oturuyorum. Doğal gazımız 2 aydır kesiktir. Binada çocuklar, öğrenciler var. Hastalar var. Soğuktan misafirler de gelemiyorlar. Benim 10 çocuğum var. Torunlarım soğuktan dolayı gidip gelemiyorlar. Torun hasreti çekiyorum. Bu sıkıntılar devam ediyor. Bir an önce doğal gazın bırakılmasını yetkililerden rica ediyoruz” diye konuştu.
Doğal gaz firması yetkilileri ise, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü ile kaymakamlıklardan gelen yazılar nedeniyle gazın kesildiğini, kimseyi herhangi bir mahkemeye yönlendirmediklerini, mahkemeden yürütmeyi durdurma kararı getiren herkesin doğal gazını aynı gün içinde açtıklarını belirtti.
]]>