Pezeşkiyan’ın reformcu olması seçim sırasında ve sonrasında dikkat çekti. Ancak yeni cumhurbaşkanı, yaygın olarak kabul ettiğimiz, liberal görüşlü, demokrasiyi seven türden bir reformcu değil.
İran’da reformcular, İslam Cumhuriyeti’nin yönetici seçkinlerinin ideolojik bir fraksiyonu.
Muhafazakar rakipleri gibi İslamcılar, ancak rejimin ideolojisinin daha ılımlı bir halini savunuyorlar ve bunun hem iktidardaki din adamları hem de İran toplumu için daha yararlı olacağına inanıyorlar.
Reformcular 1997’den 2005’e kadar yönetimde yer aldılar ve muhafazakar bir merkezci olan Hasan Ruhani’nin 2013-2021 yılları arasında cumhurbaşkanı olduğu dönemde oluşan fiili bir koalisyonun parçası oldular.
Bu dönemlerde reformcular sık sık daha özgür ve daha demokratik bir toplum çağrısında bulundular.
Ancak 2024’te, önceki reformcu yönetimlerin aksine, bu tür vaatler seçim kampanyalarında yer almadı.
İran 1990’lardan bu yana muhalefetin yükseldiği ve ardından baskıcı güçlerin hakim olduğu çok sayıda dönemden geçti.
Reformcular da ciddi siyasi baskılarla karşı karşıya kaldı ve son 20 yılda birçok üst düzey isim hapse girdi.
Yönetimin üyeleri olmalarına rağmen, reformcuların Dini Liderin Ofisi, Muhafız Konseyi, Devrim Muhafızları ve Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi gibi önemli güç merkezleri üzerinde etkilerinin olmadığı yaygın olarak kabul ediliyor.
Sertlik yanlısı eski cumhurbaşkanı İbrahim Reisi Mayıs ayında bir helikopter kazasında öldüğünde Pezeşkiyan cumhurbaşkanlığı kampanyasını hazırlamaya başladı.
2013’te Hasan Ruhani’ninkine çok benzer bir strateji seçen Pezeşkiyan, Batı yaptırımları nedeniyle ülkenin yıllardır karşı karşıya kaldığı ekonomik zorluklara odaklandı ve muhafazakar rakiplerini “radikal” Batı karşıtı tutumlarıyla bu duruma neden olmakla suçladı.
Pezeşkiyan, 2015 yılında nükleer anlaşmanın imzalanmasına yardımcı olan ülkenin eski dışişleri bakanı Muhammed Cevad Zarif’i de kampanyasına dahil etti.
Zarif reformcu olmasa da Pezeşkiyan için yoğun bir kampanya yürüttü.
Pezeşkiyan seçim bildirgesinde dış politikasının Doğu ya da Batı karşıtı olmayacağını söyledi.
Eski cumhurbaşkanı Reisi’nin ülkeyi Rusya ve Çin’e yakınlaştırma politikasını eleştiren Pezeşkiyan, ekonomik krizi çözmenin tek yolunun nükleer anlaşmazlığı sona erdirmek ve yaptırımları hafifletmek için Batı ile müzakere etmek olduğunda ısrar etti.
Ancak kampanya sırasında İran’ın dini lideri Ayetullah Ali Hamaney bu fikirleri eleştirdi. Hamaney, ABD ile daha dostane ilişkiler yoluyla refaha ulaşılacağı fikrinin “aldatmaca” olduğunu söyleyerek nükleer anlaşmadan çekilen tarafın İran değil ABD olduğunu hatırlattı.
İran Anayasası’na göre Hamaney ülkedeki ana karar mercii.
1979’da devrimci olan ve 1989’da cumhurbaşkanı olmak için iktidar basamaklarını tırmanan 85 yaşındaki Şii din adamı Hamaney, İsrail ve ABD’ye karşı ideolojik düşmanlığı, Batı’ya karşı derin güvensizliği ve son 20 yılda küresel sahnede Çin ve Rusya’ya yönelimi desteklemesiyle tanınıyor.
İran’ın bölgedeki politikalarının en önemli unsurlarından biri Kudüs Gücü’nün (Devrim Muhafızları’nın dış kolu) yaptıkları.
Cumhurbaşkanının bu güçler üzerinde doğrudan bir kontrolü yok ve karar verme yetkisi dini lidere ait.
Hamaney, seçimin ilk turundan üç gün öncesine kadar defalarca Kudüs Gücü’nün ülkenin güvenlik doktrini için elzem olduğunu ifade etti.
Dolayısıyla Pezeşkiyan Batı’ya daha dostane yaklaşan farklı bir dış politikadan söz etse de, İran’ın Lübnan, Suriye ve Yemen gibi ülkelerdeki faaliyetlerinde değişiklik olması ihtimali zayıf.
Ama tüm bunların yanı sıra cumhurbaşkanı İran’ın en kıdemli diplomatı ve dışişleri bakanlığı hala dış politikanın şekillendirilmesine ve uygulanmasına yardımcı olabilir.
Tıpkı 2015 yılında dönemin merkezci Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani’nin, aralarında Hamaney’in de bulunduğu sertlik yanlılarını nükleer anlaşmayı kabul etmeye ikna etmesinde olduğu gibi, Pezeşkiyan hükümeti de kapı arkası siyasi lobi faaliyetleriyle kendi vizyonunu kabul ettirme fırsatına sahip.
Dahası, yönetimin ülkedeki kamusal söylemi önemli ölçüde etkilemesi ve Hamaney’in duruşuyla tam olarak örtüşmeyen politikaları teşvik etmesi mümkün.
Bu tür eylemler, reformcuların söz verdikleri şeyleri yapmak ve Pezeşkiyan’ın deyimiyle “sertlik yanlıları tarafından ülkenin etrafına örülen duvarları” yıkmak için tek umudu.
]]>Ama hayat ona farklı bir yol çizdi.
Reisi’nin Pazar günü helikopterinin düşmesi sonucu hayatını kaybetmesi, sağlık durumu uzun süredir ilgi odağı olan 85 yaşındaki dini lider Ayetullah Ali Hamaney’in yerine kimin geçeceği konusunda artan spekülasyonları da altüst etti.
Ama İran’da sert politikalar izlemekle tanınan Reisi’nin trajik kaderinin İran siyasetinin yönünü değiştirmesi ya da İslam Cumhuriyeti’ni önemli bir şekilde sarsması beklenmiyor.
Bunu Hamaney de henüz Reisi’nin ölümü teyit edilmeden önce sosyal medya platformu X’ten yaptığı bir paylaşımla duyurdu ve “İran halkının endişelenmemesi gerektiğini” ve “herhangi bir aksama olmayacağını” vurguladı.
Ama cumhurbaşkanın ölümü, muhafazakar ve sertlik yanlısı siyasetçilerin artık hem seçilmiş hem de seçilmemiş tüm iktidar organlarına hakim olduğu bir sistemin sınırlarını test edebilir.
Chatham House adlı düşünce kuruluşunda Orta Doğu ve Kuzey Afrika programı direktörü olan Dr. Sanam Vakil’e göre, “Sistem, muhafazakarların birliğini ve Hamaney’e sadakati koruyabilecek yeni bir aday arayışına girerken, onun [Reisi] ölümüyle ilgili büyük bir gösteri yapacak ve işlevselliğini göstermek için anayasal prosedürlere bağlı kalacak”.
Reisi’nin muhalifleri ise 1980’lerde siyasi mahkumların toplu infazında belirleyici bir rol oynamakla suçlanan ve bunu inkar eden eski savcının gidişini selamlayacak ve iktidarının sona ermesinin bu rejimin de sonunu hızlandırmasını umacaklar.
İran hükümeti için Reisi’nin cenaze töreni duygu yüklü olmanın yanı sıra devamlılık sinyalleri göndermek için de bir fırsat olarak değerlendirilecek.
Biliyorlar ki dünyanın gözü İran’ın üzerinde.
BBC’ye konuşan Tahran Üniversitesi’nden Profesör Muhammed Marandi, “Batı, yaklaşık 40 yıl boyunca İran’ın çökeceğini ve dağılacağını varsayıyordu. Ama mucizevi bir şekilde hala burada ve tahmin ediyorum ki önümüzdeki yıllarda da burada olacak” diyor.
Uzmanlar Meclisi’nde bir yer açıldı
Reisi’nin ölümüyle boş kalan ve doldurulması gereken bir diğer kritik pozisyon da zamanı geldiğinde yeni dini lideri seçecek olan Uzmanlar Meclisi’nde boşalan koltuk.
Uzmanlar Meclisi, İran’ın dini liderini seçme, denetleme, gerektiğinde görevden alma yetkilerine sahip.
Chatham House’tan Dr. Vakil, “Reisi potansiyel bir halefti çünkü Hamaney’in de seçildiği dönemde olduğu gibi nispeten genç, çok sadık, sisteme bağlı ve tanınan bir kişiydi” diyor.
Uzmanlar Meclisi’ndeki seçim süreci pek şeffaf değil ve Hamaney’in oğlu Mojtaba Hamaney de dahil olmak üzere bir dizi isim liderlik pozisyonu için yarışıyor.
Bundan daha acil olan ise erken cumhurbaşkanlığı seçimlerinin düzenlenmesi olacak.
Cumhurbaşkanlığı yetkisi şimdilik Reisi’nin Yardımcısı Muhammed Muhbir’e devredildi. Yeni seçimlerin 50 gün içinde yapılması gerekiyor.
İran’da Mart ayında yapılan parlamento seçimlerine katılım rekor düzeyde düşüktü.
Cumhurbaşkanlığı seçimi de bir zamanlar seçimlere coşkulu katılımla övünen bir ülkede gerçekleşecek.
Öte yandan Reisi’yi cumhurbaşkanlığı görevine taşıyan 2021 seçimleri de dahil olmak üzere, ülkedeki son seçimlere ılımlı ve reform yanlısı adayların gözetim organı tarafından sistematik bir şekilde dışlanması damgasını vurdu.
Londra merkezli haber sitesi Amwaj.media’nın editörü Mohammad Ali Shabani, “Erken cumhurbaşkanlığı seçimleri Hamaney’e ve devletin üst kanatlarına bu gidişatı tersine çevirmek ve seçmenlere siyasi sürece geri dönüş yolu açmak için bir fırsat sunabilir” diyor ve devam ediyor:
“Ancak ne yazık ki şu ana kadar devletin böyle bir adım atmaya hazır ve istekli olduğuna dair hiçbir belirti görmedik.”
Reisi’nin yerine kim seçilebilir?
Reisi’nin saflarında bile belirgin bir halef yok gibi görünüyor.
Berlin merkezli düşünce kuruluşu SWP’de misafir araştırmacı olarak görev yapan Hamidreza Azizi, “Bu muhafazakar grup içinde daha sertlik yanlısı olanlar ve daha pragmatik olarak değerlendirilenler olmak üzere farklı kamplar var” diyor.
Azizi, bu durumun yeni parlamentoda ve yerel düzeyde mevcut pozisyon kapma yarışını daha da kızıştıracağına inanıyor.
Reisi’nin koltuğuna kim oturursa otursun, göz korkutan bir gündemi ve sınırlı yetkileri devralacak.
İran’da iktidar nasıl şekilleniyor?
İran İslam Cumhuriyeti’nde nihai karar alma yetkisi dini lidere ait.
Dış politika, giderek artan bir güce sahip olan İslam Devrimi Muhafızları Ordusu’nun (IRGC) kontrolünde.
İran’ın son aylarda İsrail ile eşi benzeri görülmemiş düzeyde gerginlik yaşadığı dönemde karar verici kişi cumhurbaşkanı değildi.
Iran’ın bu dönemde İsrail’e yanıtı tehlikeli bir kısasa kısası tetikledi ve başta Tahran olmak üzere pek çok yerde daha da riskli bir tırmanma sarmalına dair alarm zillerinin çalmasına neden oldu.
Reisi günlük işlere başkanlık ederken İranlılar, uluslararası yaptırımların yanı sıra kötü yönetim ve yolsuzlukla bağlantılı olarak derinleşen mali sıkıntılarla başa çıkmakta zorlanıyorlar.
Ülkede enflasyon %40’ın üzerine çıktı; riyal para biriminin değeri düştü.
Reisi’nin döneminde İslam Cumhuriyeti aynı zamanda İran’ın katı kıyafet kurallarını ihlal ettiği iddiasıyla ahlak polisi tarafından gözaltına alınan 22 yaşındaki Mahsa Amini’nin gözaltındayken hayatını kaybetmesi üzerine başlayan olağanüstü protesto dalgasıyla da sarsıldı.
Eylemlerden haftalar önce Reisi, kadınların başörtüsü takmak da dahil olmak üzere mütevazı bir şekilde davranmalarını ve giyinmelerini zorunlu kılan İran’ın “Tesettür ve İffet Yasası’nın” sıkılaştırılması talimatını vermişti.
İnsan hakları grupları protestolar sırasında yüzlerce kişinin öldürüldüğünü ve binlerce kişinin gözaltına alındığını söylüyor.
Reisi ülkede popüler miydi?
Amwaj.media’nın editörü Mohammad Ali Shabani, Reisi’nin İran tarihinde cumhurbaşkanlığı seçimlerinde kaydedilen en düşük katılımla göreve geldiğini ve selefi Hasan Ruhani’nin sahip olduğu popüler yetkiye sahip olmadığını söylüyor.
Ruhani’nin popülaritesi kısmen 2015’te imzalanan, ancak üç yıl sonra ABD Başkanı Donald Trump’ın ülkesini tek taraflı olarak çekmesiyle dağılan nükleer anlaşmadan kaynaklıydı.
O zamandan bu yana Reisi’nin ekibi ile ABD Başkanı Joe Biden yönetimi arasındaki dolaylı görüşmelerde de çok az ilerleme kaydedildi.
Shabani, “[Reisi] İslam Cumhuriyeti karşıtlarının Ruhani’ye yönelttiği öfkenin çoğundan kaçındı, bu da kısmen daha az etkili görülmesinden kaynaklıydı” diyor.
Dışişleri Bakanı da ölenler arasındaydı
Helikopter kazasında ölenler arasında Hüseyin Amir Abdullahiyan da bulunuyor.
Abdullahiyan, İran’ı dünyaya tanıtma ve ülkeye yönelik yaptırımların etkisini hafifletmenin yollarını bulma çabalarında aktif bir rol oynadı.
İsrail- Gazze savaşı etrafındaki acil diplomasi sırasında, İran’ın müttefiklerinin yanı sıra gerginliği yatıştırmak ve kontrol altına almak isteyen Arap ve Batılı dışişleri bakanlarıyla yapılan toplantılarda ön plandaydı.
BBC’ye konuşan üst düzey bir Batılı diplomatik kaynak Abdullahiyan hakkında, “Mesajları iletmek için faydalı bir kanaldı” yorumunu yaptı, “Ancak güç dışişleri bakanlığında olmadığı için oldukça kalıplaşmış mesajlar verme eğilimindeydi” diye konuştu.
Bourse and Bazaar adlı düşünce kuruluşunun CEO’su analist Esfandyar Batmanghelidj ise Reisi hakkında, “Bir cumhurbaşkanının ani ölümü normalde önemli bir olaydır ama potansiyel bir dini lider olarak görülmesine rağmen siyasi destekten ve net bir siyasi vizyondan yoksundu” diyor ve devam ediyor:
“Ancak onu seçtiren siyasi aktörler onsuz da uyum sağlayacak ve ilerleyecektir.”
]]>Haber: Gülara Subaşı – Kamera: Ünal Aydın
(SAMSUN) – CHP Genel Başkan Yardımcısı İlhan Uzgel, İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi’nin helikopter kazasında ölümüne ilişkin, “Aynı anda hem Cumhurbaşkanı’nın hem Dışişleri Bakanı’nın hem de baraj açılışı gibi bir toplantıdan dönerken kaza geçirmeleri üzücü bir olay. İran içinde yeni bir siyasi gündemi ortaya çıkaracak çünkü Reisi, Hamaney’den sonra ülkenin başına geçecek lider olarak görülüyordu. Dolayısıyla ileride Hamaney’in yerine geçecek olası liderini kaybetti İran. Hem bir Cumhurbaşkanı hem de ileride Hamaney’in yerine geçecek birini bulmaları gerekecek. Bunun getirdiği, içeride rekabet de olabilir. Bir sıkıntılı dönem başlıyor olabilir İran için” değerlendirmesinde bulundu.
CHP Genel Başkan Yardımcısı Uzgel, İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi ve Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan’ın dün geçirdikleri helikopter kazası sonucu yaşamını yitirmesine ilişkin ANKA Haber Ajansı’na değerlendirme yaptı.
İran halkına başsağlığı dileyen Uzgel, şöyle devam etti:
“Bu iyi bir şey değil. Aynı anda hem Cuhmurbaşkanı’nın hem Dışişleri Bakanı’nın hem de baraj açılışı gibi bir toplantıdan dönerken kaza geçirmeleri üzücü bir olay. İran içinde yeni bir siyasi gündemi ortaya çıkaracak çünkü Reisi, Hamaney’den sonra ülkenin başına geçecek lider olarak görülüyordu. Orada tabii Cuhhurbaşkanı’nın bir rolü var ama esas ülkenin hakimi konumunda olan, daha çok vekil konumundaki Hamaney şu an bu rolü yerine getiriyor. Çok yaşlandı Hamaney. Dolayısıyla ileride Hamaney’in yerine geçecek olası liderini kaybetti İran. Hem bir cumhurbaşkanı hem de ileride Hamaney’in yerine geçecek birini bulmaları gerekecek. Bunun getirdiği içeride rekabet de olabilir. Bir sıkıntılı dönem başlıyor olabilir İran için.”
“İran’ın istikrar içinde olması, Türkiye için de önemli”
Uzgel, “İran’da önümüzdeki süreçte nasıl bir tabloyla karşı karşıya kalırız” sorusuna şu yanıtı verdi:
“İran’da çok sorun var ve çok sorun birikti. Birincisi bizdeki gibi ekonomik sorunlar. Devalüasyon, işsizlik, hayat pahalılığı… Bununla bunalıyor İran halkı çünkü burada bir de bizden farklı olarak İran yaptırım altında bir ülke. Amerika’nın yaptırımları var. Rahat ticaret yapamıyor. İkincisi, toplumsal huzursuzluk var. Biliyorsunuz, Mahsa Amini’nin öldürülmesi sonrasında bütün ülkeye yayılan bir protesto dalgası oldu. Toplumun rejime olan desteğinin azaldığını görüyoruz. Seçimlere katılım çok düşük. Ciddi rahatsızlık var. İran rejimi ya toplumla uzlaşacak ya da daha da sertelşmeye gidecek. Biz bu ülkede, bu bölgede istikrar istiyoruz. İran çok önemli bir komşumuz. Ticari ilişkilerimiz var, enerji işbirliğimiz var, çok istikrarlı bir sınırımız var. O yüzden de İran’ın istikrar içinde olması, Türkiye için de önemlidir.”
” ‘Bu bir kompludur’ diyemeyiz. Yıllarca tartışılır ama kimse kanıtlayamaz”
Uzgel, devam eden İsrail- Filistin savaşının konuyla bağlantılı olup olmadığı konusunda şu değerlendirmeyi yaptı:
“Üç tane helikopter havalanıyor ve içinde Cumhurbaşkanı ile Dışişleri Bakanı’nın helikopteri düşüyor. Tabii ki akla bir sürü ihtimali getirir. Bunların hepsini düşünüyoruz. Herkesin de aklına geliyor ama şöyle söyleyeyim, genelde buradan bir şey çıkaramayız. Ne parti adına ne de bir uzman olarak şunu diyemem ben; ‘Evet şu ülke yapmıştır, şu istihbarat örgütü yapmıştır. Bu bir suikasttır. Bu bir komplodur…’ Bunu söyleyemeyiz. Kahvehaneden başlayıp televizyon programlarına, akademik mecralara kadar yıllarca bu tartışılır ama hiç kimse bunu kanıtlayamaz. İran yönetimi böyle bir şeyi dile getirmiyor. ‘Olağan şüpheli’ olarak görülen İsrail de ‘Bizim bununla bir ilgimiz yok’ diyor. Olabilir mi olamaz mı bunu net olarak söyleyemeyiz. Bunun araştırılması bile yeterince sonuç vermez. Dediğim gibi bu ucu açık kalır ve yıllarca tartışılır.”
]]>TAHRAN – İran dini lideri Ayetullah Ali Hamaney, İsrail’in İran konsolosluğuna yönelik saldırısının “cezalandırılacağını” söyledi. İsrail yönetimi ise herhangi bir saldırıya güçlü bir karşılık verileceğini belirtti.
İran dini lideri Ayetullah Ali Hamaney, Gazze Şeridi’ne saldırılarını sürdüren İsrail yönetimiyle ilgili sert açıklamalarda bulundu. Sosyal medya hesabından açıklama yapan Hamaney, “Bu yıl Ramazan ayı boyunca Gazze’de yapılan katliam, dünya çapındaki Müslümanları üzdü. Ramazan ayında kadın, çocuk ve savunmasız insanlara yönelik katliamlarını durdurmayan, hatta cinayetleri daha da arttıran gaspçı Siyonist rejime lanet olsun” ifadesini kullandı. İsrail’in Suriye’deki İran konsolosluğuna saldırmasının İran toprağına saldırmış sayıldığını belirten Hamaney, “Bu kötü niyetli rejim yanlış bir hamle yaptı. Cezalandırılmalıdır ve cezalandırılacaktır” dedi.
Gazze konusunda herkesin sorumluluk hissetmesi gerektiğini vurgulayan Hamaney, “Filistin meselesinin Londra’nın, Paris’in, Washington’un en önemli meselesi haline gelmesi küçümsenecek bir konu değil. Bu daha önce görülmemiş bir şey. İslam dünyasında yeni bir değişimin yaşandığı açıktır” ifadelerini kulandı.
İsrail ile ilişkileri kesin çağrısı
İsrail’e yapılan yardımlarla ilgili eleştirilerde bulunan Hamaney, “Bazı Müslüman hükümetlerin Filistin’deki çatışmanın ortasında Siyonist rejime yardım etmesi üzücü. Siyonistler bir ülkede yer edinirken kendi çıkarları için o ülkenin kanını emerler. Siyonist rejime yardım edenler, kendi yıkımlarına yardım ediyorlar” dedi.
Müslüman ülkelere çağrıda bulunan Hamaney, “Müslüman hükümetler Siyonist rejimle ekonomik ve siyasi ilişkilerini en azından geçici olarak kesmeli. İlişkiler kesilmeli ve bu suçları işlediği sürece kimse onlara yardım etmemelidir. Müslüman ülkelerin Siyonist rejimle ilişkilerini kesmesi sadece bizim beklentimiz değil. Müslüman milletler bunu bekliyor. Müslüman ülkeler referanduma giderse, hiç şüphesiz herkes kendi hükümetlerinin ilişkileri kesmesi yönünde oy kullanacaktır” diye konuştu.
İsrail’den tehdit
Hamaney, başkent Tahran’daki Büyük Musalla Camii’nde kendisinin kıldırdığı bayram namazı hutbesinde de İsrail’e yönelik benzer ifadeleri kullandı. Hamaney’in açıklamalarına İsrail yönetimi tepki gösterdi. İsrail Savunma Bakanı Yoav Gallant yaptığı açıklamada, İsrail’e yapılacak herhangi bir saldırının güçlü bir savunmayla karşılanacağı, sonrasında ise saldırıya İran topraklarında güçlü bir karşılık verileceğini söyledi. Gallant, “Bu savaşta birden fazla cepheden, farklı yönlerden saldırıya uğruyoruz. Bize saldırmaya çalışan herhangi bir düşman, öncelikle güçlü bir savunmayla karşılanacaktır” dedi.
Herhangi bir saldırıya tüm Orta Doğu’da nereden olursa olsun çok hızlı karşılık verileceğini belirten Gallant, “İsrail’in tepkisi çok etkili, çok güçlü olacak. Yıllardır üstün olduğumuz şeylerden biri de düşmanın kendisine ne gibi sürprizler hazırladığımızı asla bilmemesidir” şeklinde konuştu.
İsrail Dışişleri Bakanı İsrael Katz ise yaptığı açıklamada, “İran kendi topraklarından saldırırsa İsrail karşılık verecek ve İran’a saldıracak” ifadesini kullandı.
İsrail’in Suriye’nin başkenti Şam’daki İran Konsolosluğuna 1 Nisan’da gerçekleştirdiği hava saldırısında İran Devrim Muhafızları Ordusu Suriye ve Lübnan’dan sorumlu Kudüs Gücü Komutanı Muhammed Rıza Zahedi ile yardımcıları Muhammed Hacı Rahimi, Hüseyin Aminullah dahil 7 kişi hayatını kaybetmişti.
]]>İran dini lideri Ayetullah Ali Hamaney, Gazze Şeridi’ne saldırılarını sürdüren İsrail yönetimiyle ilgili sert açıklamalarda bulundu. Sosyal medya hesabından açıklama yapan Hamaney, “Bu yıl Ramazan ayı boyunca Gazze’de yapılan katliam, dünya çapındaki Müslümanları üzdü. Ramazan ayında kadın, çocuk ve savunmasız insanlara yönelik katliamlarını durdurmayan, hatta cinayetleri daha da arttıran gaspçı Siyonist rejime lanet olsun” ifadesini kullandı. İsrail’in Suriye’deki İran konsolosluğuna saldırmasının İran toprağına saldırmış sayıldığını belirten Hamaney, “Bu kötü niyetli rejim yanlış bir hamle yaptı. Cezalandırılmalıdır ve cezalandırılacaktır” dedi.
Gazze konusunda herkesin sorumluluk hissetmesi gerektiğini vurgulayan Hamaney, “Filistin meselesinin Londra’nın, Paris’in, Washington’un en önemli meselesi haline gelmesi küçümsenecek bir konu değil. Bu daha önce görülmemiş bir şey. İslam dünyasında yeni bir değişimin yaşandığı açıktır” ifadelerini kulandı.
İsrail ile ilişkileri kesin çağrısı
İsrail’e yapılan yardımlarla ilgili eleştirilerde bulunan Hamaney, “Bazı Müslüman hükümetlerin Filistin’deki çatışmanın ortasında Siyonist rejime yardım etmesi üzücü. Siyonistler bir ülkede yer edinirken kendi çıkarları için o ülkenin kanını emerler. Siyonist rejime yardım edenler, kendi yıkımlarına yardım ediyorlar” dedi.
Müslüman ülkelere çağrıda bulunan Hamaney, “Müslüman hükümetler Siyonist rejimle ekonomik ve siyasi ilişkilerini en azından geçici olarak kesmeli. İlişkiler kesilmeli ve bu suçları işlediği sürece kimse onlara yardım etmemelidir. Müslüman ülkelerin Siyonist rejimle ilişkilerini kesmesi sadece bizim beklentimiz değil. Müslüman milletler bunu bekliyor. Müslüman ülkeler referanduma giderse, hiç şüphesiz herkes kendi hükümetlerinin ilişkileri kesmesi yönünde oy kullanacaktır” diye konuştu.
İsrail’den tehdit
Hamaney, başkent Tahran’daki Büyük Musalla Camii’nde kendisinin kıldırdığı bayram namazı hutbesinde de İsrail’e yönelik benzer ifadeleri kullandı. Hamaney’in açıklamalarına İsrail yönetimi tepki gösterdi. İsrail Savunma Bakanı Yoav Gallant yaptığı açıklamada, İsrail’e yapılacak herhangi bir saldırının güçlü bir savunmayla karşılanacağı, sonrasında ise saldırıya İran topraklarında güçlü bir karşılık verileceğini söyledi. Gallant, “Bu savaşta birden fazla cepheden, farklı yönlerden saldırıya uğruyoruz. Bize saldırmaya çalışan herhangi bir düşman, öncelikle güçlü bir savunmayla karşılanacaktır” dedi.
Herhangi bir saldırıya tüm Orta Doğu’da nereden olursa olsun çok hızlı karşılık verileceğini belirten Gallant, “İsrail’in tepkisi çok etkili, çok güçlü olacak. Yıllardır üstün olduğumuz şeylerden biri de düşmanın kendisine ne gibi sürprizler hazırladığımızı asla bilmemesidir” şeklinde konuştu.
İsrail Dışişleri Bakanı İsrael Katz ise yaptığı açıklamada, “İran kendi topraklarından saldırırsa İsrail karşılık verecek ve İran’a saldıracak” ifadesini kullandı.
İsrail’in Suriye’nin başkenti Şam’daki İran Konsolosluğuna 1 Nisan’da gerçekleştirdiği hava saldırısında İran Devrim Muhafızları Ordusu Suriye ve Lübnan’dan sorumlu Kudüs Gücü Komutanı Muhammed Rıza Zahedi ile yardımcıları Muhammed Hacı Rahimi, Hüseyin Aminullah dahil 7 kişi hayatını kaybetmişti. – TAHRAN
]]>