Halkın katılımıyla 2020-2024 Stratejik Planı’nı hazırlayarak Türkiye’de bir ilke imza atan ve birçok belediyeye örnek olan Yenişehir Belediyesi, 2025-2029 Stratejik Planı’nı da katılımcılıkla hazırlayacak. Yenişehir Belediyesi, mahallelerde düzenleyeceği toplantılar, muhtarlıklara kurduğu talep ve öneri sandıkları ve anket çalışmasıyla halkın görüşlerini alacak. Alınan talepler, uzmanların katılımıyla düzenlenecek çalıştayda değerlendirilerek, Yenişehirlilerin görüşleri stratejik planın temelini oluşturacak.
“Demokratik katılımı en üst seviyeye çıkarmayı amaçlıyoruz”
İlçedeki mahalle muhtarlarıyla bir araya gelen Belediye Başkanı Abdullah Özyiğit, vatandaşlara serbest kürsüde düşüncelerini, önerilerini ve eleştirilerini dile getirme fırsatı sunarak, demokratik katılımı en üst seviyeye çıkarmayı amaçladıklarını söyledi. Bu sürecin vatandaşların seslerini duyurmalarını sağlayarak, yerel yönetim ile halk arasındaki iletişimi güçlendireceğine ve ortak karar alma mekanizmalarının etkinliğini daha da artıracağına dikkat çeken Özyiğit, “2019 yılında göreve geldikten hemen sonra tüm mahallelerimizde toplantılar düzenledik. 5 bin 50 talep ve öneri aldık, daha sonra kamu kurumları, STK’lar ve üniversite temsilcilerinin katılımıyla çalıştaylar düzenledik. Belediyecilik vizyonumuzu da ekleyerek, halkın görüşleri ışığında stratejik planımızı hazırladık. Şimdi yeni dönem planımız için aynı uygulamayı gerçekleştireceğiz” dedi.
“Halkın görüşleri uzman çalıştaylarında değerlendirilecek”
Stratejik planın kapsayıcı ve en yüksek seviyede temsil sağlayacağını belirten Özyiğit, mahallelerde yapacakları toplantıların farklı bakış açıları ve çeşitli önerilerle planın daha zengin ve etkili olmasına katkıda bulunacağını ifade etti. Toplantıların ardından yapılacak çalıştayla ilgili de konuşan Özyiğit, “Toplantılar sonrası düzenleyeceğimiz çalıştaylar, halkın görüşlerinin uzmanlık bilgisi ile harmanlanmasını sağlayacak. Uzmanlar, halkın dile getirdiği sorunları ve önerileri bilimsel veriler ışığında değerlendirerek, stratejik planın daha uygulanabilir ve gerçekçi olmasını sağlayacak. Bu da planın başarısını artıracak ve hedeflere ulaşmayı kolaylaştıracak” diye konuştu.
“Toplantılar, toplumsal dayanışmanın ve birlikteliğin güçlenmesine katkı sağlayacak”
Mahalle toplantılarının vatandaşların bir araya gelerek ortak sorunlarını ve çözümlerini tartışmalarına imkan sağlayacağını vurgulayan Özyiğit, “Bu toplantılar aynı zamanda toplumsal dayanışmanın ve birlikteliğin güçlenmesine katkı sağlayacak. İnsanların birbirleriyle etkileşime geçmesi anlamında sosyal bağları kuvvetlendirerek, kentsel aidiyet duygusunu da artıracak” diye konuştu.
Özyiğit, stratejik plan kapsamında yapacakları toplantıların ardından her ay bir mahallede de halk buluşmaları gerçekleştireceklerini kaydetti.
“Her bir vatandaşımızın süreçte aktif rol alması kritik önem taşıyor”
2025-2029 Stratejik Planı sürecinin kentin geleceği için büyük bir öneme sahip olduğuna işaret eden Özyiğit, “Her bir vatandaşımızın süreçte aktif rol alması, sadece bireysel görüşlerin değil, toplumsal ortak aklın ürünü olan bir planın oluşturulmasını sağlayacak. Halkın katılımıyla oluşturulacak bu stratejik plan, sadece yerel yönetimin değil, aynı zamanda her bir Yenişehirlinin beklenti ve ihtiyaçlarını da yansıtacak. İşte bu nedenle, her bir vatandaşımızın süreçte aktif rol alması kritik önem taşıyor. Bu ortak akıl, gelecekte karşılaşılabilecek sorunların önceden tespit edilip çözüm üretilmesine imkan tanıyacak ve kentimizin sürdürülebilir kalkınmasına katkıda bulunacak” dedi.
Yenişehir Belediyesi tarafından 2-18 Ağustos tarihleri arasında düzenlenecek mahalle toplantılarının ardından 21 Ağustos’ta uzmanların katılımıyla çalıştaylar yapılacak. – MERSİN
]]>SEYFİ ÇELİKKAYA
(YOZGAT) – CHP Ankara Milletvekili Aliye Timisi Ersever, iktidar partisi milletvekillerinin halktan tamamen koptuklarını belirterek “Saraylarda bir elleri yağda bir elleri balda yaşadıkları için halkın derdini hiçbir zaman anlamadılar. Şimdi hiç anlamıyorlar. Çünkü iyice halktan koptular. Halkın arasına hiçbir milletvekili gidemiyor” dedi.
CHP Ankara Milletvekili Aliye Timisi Ersever, partisinin Yozgat İl Kadın Kolları seçimine katılarak partililerle bir araya geldi. Ersever, kongre öncesinde yaptığı değerlendirmede, gündemdeki konulara ilişkin açıklamalarda bulundu. İktidar partisinin sokak hayvanlarıyla ilgili yasa teklifini eleştiren Ersever, şunları söyledi:
“Katliam yasası gibi, henüz geçmedi”
“O konuyla ilgili yapılacak aslında çok şey vardı ama kanun gelmeden önce ıslah çalışması yapılabilirdi. Tabii bizim söylediğimiz neydi? Yakala, aşıla, ameliyat et, kısırlaştır, bak, sonra olduğu yere bırak. Bütün hayvanseverlerin ve bizlerin istediği sadece buydu. Ama geldiğimiz noktada ötanazi gibi bir ucube yasaya dönüştürdüler. Aslında katliam yasası gibi, henüz geçmedi. Pazartesi günü de görüşmeler devam edecek ama biz Cumhuriyet Halk Partisi ve diğer bütün muhalif partilerin hepsi var gücümüzle bu konuda sosyal medyadan ve hayvan hakları savunucularından da destek alarak yasanın geri çekilmesi için elimizden geleni yapıyoruz. Bildiğimiz kadarıyla Yozgat’ta da belediyesi olan Yeniden Refah Partisi de bu konuda hayvan haklarına sahip çıkıyor. O anlamda da çok teşekkür ediyoruz, Yozgat Belediye Başkanımıza.”
“Arada aracılar kazanıyor, çiftçi gene bir şey kazanmıyor”
Tarım alanlarında hasadın devam ettiğini kaydeden Ersever, çiftçinin sorunlarını şöyle özetledi:
“Tarımla ilgili çok büyük sıkıntımız var, tüm Anadolu’da, Yozgat’ta bunlardan bir tanesi. İklim krizi, yağışın az alınması ya da ara ara fırtına ve sel boyutunda yağışların olması, çiftçiyi çok mağdur etmiş durumda. Ürün alabilen de zaten ton başına geçen sene 8 bin 250 lira vermişlerdi. Bu sene de 9 bin 250 verdiler. Söyledikleri Toprak Mahsulleri Ofisi’nde sıra olmayacak ve paranızı bir ay içerisinde ödeyeceğiz demişlerdi. Ankara’da bu konuyla ilgili Bala’daki Toprak Mahsulleri Ofisi’ne gitmiştim dün değil evvelsi gün, oradaki çiftçilere destek olmak için ama burada anladık ki durum öyle değil. Gene sıraya koymuşlar. Tabii bu ne demek oluyor? Geçen yıl biz bunları yaşamıştık. Çiftçinin ürününü almadığı zaman ürün tabii depolarda belli bir süre bekliyor. O belli bir sürede de özel sektör devreye girip daha az fiyat vererek bütün topluyorlar. Aradan iki, üç ay geçtikten sonra yüksek rakamlarla Toprak Mahsulleri Ofisi’ne tekrar geri satıyorlar. Arada aracılar kazanıyor, çiftçi gene bir şey kazanmıyor.”
“Halkın arasında hiçbir milletvekili gidemiyor”
“Hayat o kadar pahalı ki enflasyona daha dur diyemediler ve enflasyonla ilgili herhangi bir şey yapamıyorlar, gittikçe fiyatlar artıyor büyükşehirlerde, burada da öyledir” diyen Ersever, “Gittiğiniz marketlerde dün on liraya aldığınız şey ertesi gün yirmi lira olabiliyor. Denetim yok, bu anlamda sıkıntı çok büyük. Verdikleri emekli maaşına destek olarak yaptıkları zam 2 bin 500 lira ve bunu yüzde 25 zam yaptık diye sevinerek anlatabildiler. 12 bin 500 liraya gerçekten bir ay kendileri bir dayansınlar, halk nasıl dayanıyor onu da görmüş olurlar. Çünkü onlar ne markete gidiyorlar, saraylarda bir elleri yağda bir elleri balda yaşadıkları için halkın derdini hiçbir zaman anlamadılar. Şimdi hiç anlamıyorlar. Çünkü iyice halktan koptular. Halkın arasına hiçbir milletvekili gidemiyor. O anlamda sıkıntımız büyük” diye konuştu.
“15-16 yaşında kız çocuklarımızı yeniden evlendirmeye başladılar”
Ersever, eğitim konusuna da değinerek, açıklamasını şöyle tamamladı:
“Eğitim konusunda onu da gündeme getirdiler. 4+4+4 sistemiyle gelen eğitimdeki değişimler 9 bakan geldi, 9 bakan üst üste sürekli her gelen yeni değişimler yaptı. Bu değişimlerin sonucunda eğitim sisteminde en son geldiğimiz nokta ÇEDES diye Diyanet’le beraber yaptıkları ‘çevreme duyarlıyım’ diye bir projede her şey ortaya çıktı ki kız çocuklarına, erkek çocuklarına bir mezar maketi yapıp, burada anneniz yatıyor, şimdi bir ağlayın, nasıl ağıt yapıyorsunuz bir görelim diyebildiler. Bunu Kars’ta bir okulda yaptılar. MESEM diye ayrıca ucube bir sistem var. O da meslek liseleriyle ilgili, bir meslek liseleri staj yapıyorlar ya da hani belli bir asgari ücret üzerine ya da daha düşük para alıyorlar. Bu sistemde de dört gün çocuklar çalışma yerine gidiyorlar. Bir gün okulda kalıyorlar. Bu işverenlerin direkt ucuz iş gücü oldu. Çünkü asgari ücretin çok çok altında küçücük bir çocuk orada çalışıyor köle gibi. Geçen sene yedi tane çocuğumuz iş kazalarında öldü. Yaralı sayılarını istediğimizde bakan herhangi bir cevap vermiyor ve biz de bilmiyoruz ne kadar yaralı olduğunu. Çocuklarımız böyle köle gibi orada kullanılıyor. Bu sistemde uzaktan okumaya çok daha fazla çocuklar yönelmiş vaziyetteler. O da tabii gene kız çocuklarında erken evlilikleri getiriyor. 15- 16 yaşında kız çocuklarımızı yeniden evlendirmeye başladılar. Bunların hepsini biliyoruz, hepsiyle ilgili bizim politikalarımız hazır.”
]]>Hakkari Belediye Başkanı Mehmet Sıddık Akış’ın gözaltına alınması ve belediyeye kayyum atanmasına yönelik tepkiler devam ediyor. Adalet İçin Hukukçular, ÇHD Ankara Şube, Demokrasi İçin Hukukçular, ÖHD Ankara Şube ve Toplumsal Hukuk üyeleri Ankara Adliyesi önünde bir araya gelerek İçişleri Bakanlığı’nın kararına tepki gösterdi. Meslek örgütleri adına ortak açıklamayı okuyan ÖHD Ankara Şube Sekreteri Sipan Cizreli kayyum uygulamasına karşı gösterilecek tutumun yaşamsal önemde olduğunu belirterek şunları söyledi:
“İktidarın Kürt halkına yönelik ayrımcı siyaseti Türkiye halklarının geleceğinde de büyük risklerin kapısını aralamaktadır. Bütün hukuk örgütlerinin ve kamuoyunun bilmesini isteriz ki kayyım gasplarına karşı bugün sergilenecek tutum, siyasi iktidarın gittikçe arttırdığı baskı ve zor politikalarının durdurulması açısından yaşamsal önemdedir. Bu sebeple kesin ve açık bir itiraz geliştirmek için tarihsel bir durağın eşiğinde olduğumuzun iyi bilinmesi gerekmektedir. Dün, İçişleri Bakanlığı’nın sosyal medya hesaplarından ilan ettiği ve özünde her türlü hukuki usul ve ilkenin çiğnendiği bir kararla Hakkari Belediyesi’ne kayyım atandığını öğrenmiş olduk. Ülke siyasetinde normalleşme söylemlerinin revaçta olduğu bu süreçte hukukun Kürt halkının haklarını ve siyasi iradesini gasp etmek için kullanıldığına bir kez daha hep birlikte şahit olduk.”
“Bağımsız yargıya dair bütün kuralların çiğnendi”
Avukat Sipan Cizreli İçişleri Bakanlığı’nın mahkeme yerine geçerek hüküm kurduğunu ve yaptırım uyguladığını öne sürdü. Cizreli, “İçişleri Bakanlığı yaptığı açıklamada hukuki hiçbir dayanağı bulunmayan birçok iddia sıralamış ve Hakkari Belediye eş başkanı Mehmet Sıddık Akış hakkında adeta mahkeme yerine geçerek hüküm kurmuş, yaptırım uygulamıştır. Bağımsız yargıya dair bütün kuralların çiğnendiği bu uygulama ile yürütme ve yargı arasındaki işbirliği de gözler önüne serilmiştir. Eş başkan Mehmet Sıddık Akış başka bir soruşturma gerekçe gösterilerek gözaltına alınmış ancak dosya hakkında kısıtlama kararı alınarak suçlamaya dair iddialar kamuoyundan gizlenmiştir. Kamuoyunun gündeminde yer alan ve halkın genel menfaati ile doğrudan bağlantılı olan bu dosyada alınan gizlilik kararının manipülasyon taktiği ve dezenformasyon zemini olarak kurgulandığı açıktır. Söz konusu karar ile eş başkanın savunma hakkının engellendiği de bir başka gerçekliktir” dedi.
“Demokratik kamuoyunu itiraz etmeye çağırıyoruz”
Cizreli, kararın hukuki esaslarla uyuşmadığını söyleyerek şöyle konuştu:
“Kesinleşmiş bir yargı kararına dayanmayan, tamamen gerçek dışı suni iddialarla alınan ve masumiyet karinesi ile seçme ve seçilme hakkına saldırı niteliğinde olan bu kararın hukuki esaslarla uyuşur bir yanı yoktur. Mehmet Sıddık Akış Hakkari Belediyesi’nin seçilmiş eş başkanıdır, Hakkari halkının siyasi iradesidir. Hukuk dışı bu karara karşı bütün onurlu hukukçuları, hukuk örgütlerini ve demokratik kamuoyunu itiraz etmeye ve Hakkari halkının yanında yer almaya çağırıyoruz.”
]]>(VAN)- Hakkari Belediye Eş Başkanı Mehmet Sıddık Akış’ın görevden alınarak yerine kayyum atanması, Van’da protesto edildi. DEM Parti Van Milletvekili Mahmut Dündür, “Bu karar geri alınana kadar bütün alanlarda sokaklarda demokratik toplumsal tepkimizi ortaya koyacağız. Halkın iradesiyle seçilen insanlara saygı göstereceksiniz. Atanmışlar, seçilmişlere haksızlık yapamaz. Bir gün hukuk önünde sizler hesap vereceksiniz” dedi.
Hakkari Belediyesi’ne kayyum atanması kararı Van’da protesto edildi. KESK binası önünde bir araya gelen Emek ve Demokrasi Platformu üyeleri, burada basın açıklaması yaptı.
“Atanmışlar, seçilmişlere haksızlık yapamaz”
DEM Parti Van Milletvekili Mahmut Dündür, şu ifadeleri kullandı:
“Yaklaşık 2 ay önce bir genel seçim yapıldı herkes sandığa düzgün bir şekilde gitti ve oyunu kullandı fakat daha seçim bitmeden bunların kirli kayyum, talan zihniyeti devam etmektedir. Kayyum talandır, hırsızlıktır, fakirin cebinden çalmaktır bu halkın iradesini tanımamaktır. Van halkının iradesine kayyum atamak istediler fakat nedense bir akıl bunlara fısıldadı bu yanlıştan dönüldü. İki ay sonra bakıyoruz tekrar Hakkari’de halkın iradesiyle seçilmiş belediye başkanımıza aynı şekilde düzmece kararlarla hukuksuz verilen kararlarla tekrardan kayyum atanıyor. Buradan sizlere sesleniyoruz bu kararı verenler yanlış yapıyorsunuz. Bu halkın iradesini kıramazsınız bu yanlıştan bir an önce geri dönün Kürt halkı bunu asla kabul etmeyecektir. Bu karar geri alınana kadar bütün alanlarda sokaklarda demokratik toplumsal tepkimizi ortaya koyacağız. Halkın iradesiyle seçilen insanlara saygı göstereceksiniz. Atanmışlar, seçilmişlere haksızlık yapamaz. Bir gün hukuk önünde sizler hesap vereceksiniz. Bundan önceki Fetöcüler gibi sizlerde hukuksuz kararlara imza atmayın. Bunun hesabını ödeyeceksiniz zannetmeyin ki hep böyle devam edecek.”
” Türkiye Cumhuriyeti’nin ayıbıdır”
Van Barosu Başkanı Sinan Özaras ise şunları söyledi:
“Bizler dün Van halkının iradesine yönelen hukuksuz tutumun karşısında durduğumuz gibi bugün Hakkari halkının iradesine yönelen hukuksuz tutuma karşı burada bulunuyoruz. Bizler buradan şunu belirtiyoruz öncelikle Van valiliği biz sivil toplum kuruluşu, halkın her bir ferdi eğer kulluğun burada çevirdiği bu tabloda açıklamamızı yapıyorsak bu sadece Van Valiliğin değil tüm Türkiye Cumhuriyetindeki her bir idarecinin ayıbı ve hukuksuz tutumunun sonucudur. Bizlerin Anayasa’daki hakkımızı hatırlatmak isterim. Bizlerin yürüyüş ve ifade hakkımızı kısıtlayamazsınız. Van barosu yıllardır size sesleniyor. Siz dün olduğu gibi bugünde hukuksuzluğu devam ettiriyorsunuz. Bir gün bu hukuksuzluğun hesabını vereceksiniz.”
“Demokrasi ilkeleri ayaklar altına alınıyor”
Van Eğitim Sen Şube Başkanı Murat Atabay, şunları söyledi:
“Van Valililiğin bu antidemokratik kararını protesto ediyoruz. Hakkari Belediyesine kayyım atanması halk iradesine darbedir. 31 Mart 2024 tarihinde yapılan yerel seçimlerde halk sadece Belediye Eş Başkanları seçmemiş aynı zamanda kayyum atanan yerlerde yüksek oy oranlarıyla kayyum politikalarını kabul etmediğini de göstermiştir. Buna rağmen AKP+ MHP iktidar bloğu bir kez daha kayyum politikalarını devreye sokarak Hakkari’de halkın iradesini gasp etmiştir. Biliyoruz ki, bu girişim ülkede demokrasiden, barıştan, emekten yana olan herkese verilmiş bir gözdağıdır. Binlerce insanın oylarını alarak yüzde 48.92 ile seçilen DEM Partili Hakkari Belediye Eş Başkanının, atanmış bir İçişleri Bakanı tarafından görevden alınarak yerlerine, partili cumhurbaşkanlığı sisteminin partili valilerini kayyum atamak kırıntıları kalan demokrasiyi tümden rafa kaldırmaktır. İçişleri Bakanı’nın açıklaması selefi olduğu İçişleri Bakanının, ‘mahkeme kararını bekleyemezdik’ söyleminin tekrarı ve asgari demokrasi ilkelerinin ayaklar altına alındığının itirafıdır. Açıklama ortada hukuki bir sürecin değil siyasi bir darbenin olduğunu göstermektedir.”
]]>
“YEREL GAZETELER KAPILARINA KİLİT VURMAK ZORUNDA KALACAK”
Okan Geçgel, tasarruf tedbirlerinin kamu maliyesi için gerekli olduğunu kabul etmekle birlikte, bu tasarrufun medyaya verilecek cüzi ilanlarla yapılamayacağını belirtti. “Anadolu medyası, halkın haber alma özgürlüğünü sağlayan, yerel gazeteler ve haber portalları, bu kararla birlikte kapılarına kilit vurmak zorunda kalacak. Bu genelge, Anadolu medyasına vurulmuş bir balyozdur” dedi.
“BASINA YÖNELİK BU KARAR AKLIN ALACAĞI BİR ŞEY DEĞİL”
Kamuda büyük bütçeli projelerdeki israf devam ederken, yalnızca basının üç kuruşluk ilanına göz dikilmesinin akılla izah edilemeyeceğini belirten Geçgel, “Kamu kaynaklarının verimsiz kullanımı ve büyük projelerdeki israflar dururken, basının tasarruf adı altında susturulmaya çalışılması, demokrasiye vurulan büyük bir darbedir. Bu karar, aklın ve mantığın kabul edemeyeceği bir uygulamadır” diye konuştu.
“BU GENELGE HALKIN SESİNİ KISABİLİR”
Geçgel, Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın bu genelgesinin sanki eleştirel sesleri boğma gibi algılanıyor. “Bu hamle, basının görevini yapamaz hale gelmesine ve halkın doğru bilgiye ulaşamamasına neden olacaktır. Basının susturulması demek, halkın bilgi alma özgürlüğünün elinden alınması demektir. Bu genelge, basını susturarak halkın sesini kısabilir” şeklinde konuştu.
“DERHAL BU YANLIŞTAN DÖNÜLMELİ”
Geçgel, hükümetin bu genelgeyi derhal gözden geçirip, basını kapsam dışı bırakması gerektiğini belirtti. “Zaten zor ayakta duran ve habercilik faaliyetini çok güç şartlarda yerine getiren, ekonomik olarak büyük sorunlar yaşayan Anadolu medyasının desteklenmesi gerekirken, böylesi bir genelgeyle medyaya köstek olunması kabul edilemez. Bu karar, basının görevini yapamaz hale gelmesine ve halkın doğru bilgiye ulaşamamasına neden olacaktır. Hükümetin bu yanlıştan dönmesi ve basını desteklemesi gerekmektedir” ifadelerine yer verdi.
“MEDYANIN SUSTURULMASI, TOPLUMUN SUSTURULMASIDIR”
Geçgel, medya kuruluşlarının bu kararın yeniden değerlendirilmesi ve basının desteklenmesi için hükümete acil çağrıda bulunduğunu belirterek, “Basının susturulması, halkın bilgi alma hakkına yapılmış büyük bir saldırıdır. Bu nedenle, tasarruf adı altında basına uygulanan bu yanlış politikadan derhal vazgeçilmelidir. Medya, demokrasinin temel taşıdır ve susturulması, sadece medya çalışanlarını değil, tüm toplumu olumsuz etkiler. Hükümetin, bu gerçeği görerek hareket etmesi, ülkenin demokratik yapısını koruması açısından hayati önem taşımaktadır” dedi.
“ANADOLU MEDYASI YOK EDİLMEMELİDİR”
“Anadolu medyasının yaşaması, demokrasimizin ve toplumumuzun sağlığı için elzemdir” diyen Geçgel, sözlerini şöyle noktaladı: “Bu genelge, Anadolu’nun sesini kesmek ve yerel basını yok etmek anlamına gelir. Bu kabul edilemez. Bizler, bu haksızlığa karşı sonuna kadar mücadele edeceğiz ve hükümetin bu yanlıştan dönmesi için elimizden geleni yapacağız. Anadolu medyası yaşamalıdır ve yaşayacaktır. Bu genelgeyi hazırlayanlar, Anadolu medyasının gücünü ve direncini hafife alıyor. Biz bu mücadeleden asla vazgeçmeyeceğiz ve Anadolu’nun sesini kısmaya çalışanlara karşı dimdik duracağız. Hükümet, bu yanlıştan derhal dönmeli ve basına yönelik bu yıkıcı kararları iptal etmelidir. Anadolu medyası yok edilemez, susturulamaz ve bu mücadeleden galip çıkacaktır. Hükümetin bu yanlıştan acilen dönmesi gerekiyor. Basına yönelik bu zulüm kabul edilemez. Kamu kurumlarında israf diz boyuyken, basına yönelik bu kısıtlamalar mantık dışıdır. Bu karar, Anadolu medyasının yok edilmesi anlamına gelir ve biz bu zulme sessiz kalmayacağız. Anadolu medyasının susturulması, halkın bilgi alma hakkının gasbedilmesi demektir. Bu nedenle, bu genelge derhal geri çekilmeli ve basın özgürlüğüne saygı gösterilmelidir.”
]]>(ANKARA) – Uygulanan ekonomik programda yeni bir aşamaya geliniyor. Pazartesi günü kamu harcamalarında yapılacak tasarrufların detayı açıklanacak. Bu tasarruf önlemlerinin halktan kabul görecek önlemler olabilmesi çok zor; çünkü simgesel önemi olan bazı kalemlerin tedbirler içerisinde yer alması beklenmiyor.
Geçen yıl Haziran’dan itibaren uygulanan sıkı para politikası, son iki aydır olumlu sonuçlarını vermeye başladı. Ancak buna rağmen programın inandırıcılığı hala sorgulanıyor. Piyasalarda enflasyon hedefi konusunda belirli bir aşama kaydedilirken, halkın programa ve enflasyonun kalıcı biçimde düşeceğine ilişkin inanç, henüz oluşturulabilmiş değil.
Piyasa beklentileri yılsonunda enflasyonun yüzde 43 seviyelerine inebileceğini gösteriyor. Bu beklentilerin önümüzdeki dönem, adım adım düşmesi bekleniyor. Buna karşılık geçtiğimiz hafta yayımlanan Koç Üniversitesi ile Konda’nın ortak çalışmasında, halkın enflasyonla ilgili beklentilerinin hala yılsonu için yüzde 100 civarında olduğu ortaya çıktı. Bu çalışma aynı zamanda bize dar gelirlilerin enflasyon beklentisi çok daha yüksek iken, gelir artıkça enflasyon beklentisinin geriye geldiğini de gösterdi. Yani bir anlamda “hissedilen enflasyon” denebilecek anket sonuçları, halkın çok geniş bir kesiminin hem resmi enflasyon rakamlarına güvenmediğini, hem de yoksulların ağırlık harcaması olan gıda enflasyonundaki beklentinin çok yüksek olduğunu gösteriyor.
Piyasa beklentilerin düzelmeye başlaması, bir süredir kurların sabit gitmesi, faizlerin çok yükselmesi ve ülkeye sıcak para da olsa döviz girişinin hızlanmasından kaynaklanıyor. Bu gidişatın enflasyonu parasal tedbirlerle bir yere kadar düşüreceği inancı yaratıyor.
Ancak para yönetiminin, programın olumlu sonuçlarını yönetmekte, özellikle hızlı giren döviz nedeniyle, TL likidite yönetimini yapmakta artık zorlandığı da görülüyor. İşte bu nedenle enflasyonla mücadelede parasal tedbirlerin yanında artık mali tedbirlerin de devreye girmesi aciliyet kazanmış durumda. Çünkü mali tedbirlerle yapılacak tasarruf ve gelir artışı, parasal yönetimin çok daha esnek ve sağlıklı biçimde yapılmasını beraberinde getirecek.
Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek göreve geldiğinden bu yana, parasal politikaların yanında mali tedbirlerin geleceğini, enflasyonla mücadelede mali açıdan büyük destek verileceğini söylüyor. Bu kapsamda da geçen yıldan bu yana kamuda tasarrufun önemine değiniyor ve hem yatırımlarda hem cari harcamalarda tasarruf yapılması gerektiğini tekrarlıyor. Bununla birlikte, haklı olarak, halkın programa güvenini sağlamak için, kamu dahil herkesin üzerine düşen fedakarlığı yapacağının görülmesi gerektiğinin altını çiziyor.
SİMGESEL TASARRUF KALEMLERİ
Enflasyonun artış sürecinde halkın çok geniş bir kesimi yoksullaştı. Yoksul kesimlerin durumu iyice ağırlaşırken, orta direğin de yok olduğunu, uzun zamandır konuşuyoruz. İşte bu nedenle, enflasyonla mücadelenin çıkaracağı faturanın da yoksul kesimleri ağır biçimde etkilemesi kaçınılmaz olacak. Bu kapsamda halkın, “sadece ben değil herkes fedakarlık ediyor” diyebileceği bir geniş yelpazeli tasarruf tedbirlerinin devreye sokulması büyük önem taşıyor.
Piyasalar alınacak tasarruf tedbirlerine “bütçede ne kadar iyileşme sağlayacak” diye bakacaklar ama halk daha çok “kimin, ne kadar tasarruf yaptığına” bakacak. AKP’nin son seçimlerde başarısız olmasının nedenleri arasında, kamu gücünü kullananların aşırı harcamalarının önemli rol oynadığı saptaması AKP’liler tarafından bile kabul ediliyor. O nedenle kamu gücünü kullananların yapacağı tasarruflar, halkın rızasının oluşturulmasında önemli rol oynayacak.
Örneğin, dakika başına harcama rakamlarının hesap edildiği Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nın harcamalarının da tasarruf kapsamına girip girmeyeceği önemli olacak. Bunun yanında devleti yönetenlerin her yere çok geniş konvoylarla gitmesi, hediyeler dağıtması, gösterişli düzenlemeler organize edilmesi yoksullaşan halkın ve çok geniş toplum kesimlerinin gözüne batıp, tepki topladığı artık biliniyor. İşte kamuda tasarrufun Cumhurbaşkanlığı Sarayının harcamalarında, gösterişli konvoylarda tasarruf yapılıp yapılmayacağı, geniş toplum kesimleri tarafından dikkatle izlenecektir.
Pazartesi günü açıklanacak pakette bürokratik sistemde ve kamu dairelerinde yapılacak otomobil, toplantı, kırtasiye, bina tasarrufları olacağını biliyoruz. Ancak bunun yanında Bakan Şimşek, kamu yatırımlarında, aciliyeti olanların dışında, yatırımlarda büyük ölçüde dondurma işleminin yapılacağını söylemişti. Bu noktada durdurulacak kamu yatırımlarının Pazartesi açıklanıp açıklanmayacağı, hangi yatırımların dondurulacağı da dikkatle izlenen tasarruf kalemleri olacak. Örneğin Devlet Malzeme Ofisi’nin yüksek fiyatla olduğu bilinen alımlarına, savunma sanayi alımlarına el atılacak mı, bu alımlarda kısıntıya gidilecek mi, bunu şimdiden bilemiyoruz.
Açıklanacak tedbirlerin ne kadar tasarruf sağlayacağı, mali alanda yapılacak kesintilerin enflasyonla mücadeleye vereceği katkı elbette çok önemli. Ancak gelinen noktada açıklanacak tedbirlerin, yoksullaşan halkın vicdanında nasıl bir etki yaratacağı da, o kadar önemli olacak. O nedenle herkesin tasarruf yaptığını, fedakarlığı paylaştığını gösterecek simgesel kalemlerin pakette yer alması gerekiyor.
]]>Türkiye İşçi Partisi (TİP), Hatay Büyükşehir Belediye Başkan adayı Gökhan Zan’ın adaylığını geri çekti. TİP Parti Meclisi’nden yapılan (PM) açıklamada; “Hatay İttifakı’nın ortak aday olarak önerdiği Gökhan Zan’ın partimizin asla tasvip etmeyeceği ilişkilere girdiğine dair çeşitli iddialar tarafımıza ulaşmıştır. Her ne kadar süreç hukuki mercilere taşınacak olsa da, en ufak bir şaibenin varlığına bile göz yummayacağımızı ve kumpas ve şantaj gibi yolları alışkanlık haline getirmiş olan düzen siyasetine olan kapanmaz mesafemizi hatırlatıyor, Gökhan Zan’ın adaylığını geri çektiğimizi kamuoyuna ilan ediyoruz” denildi.
TİP, Hatay Büyükşehir Belediye Başkan adayı olarak gösterdiği Gökhan Zan’ın adaylığını geri çektiğini duyurdu. TİP PM’nin “En ufak bir şaibenin varlığına bile göz yummayacağız” diyerek yaptığı yazılı açıklama şöyle:
“Ülkemizin yaşadığı büyük yıkımların suçlusu olan AKP’nin yerel seçimde Hatay’dan gösterdiği Büyükşehir Belediye Başkan adayı karşısında, yine bir deprem suçlusu olan mevcut belediye başkanı Lütfü Savaş’ın Hatay halkının tüm itirazlarına rağmen yeniden aday gösterilmesi üzerine, Türkiye İşçi Partisi olarak, Hatay halkını seçeneksiz bırakmayacağımızı ilan edip Büyükşehir Belediye Başkanı adaylığı için girişimlerde bulunduk. Bu girişimler sonucunda Hatay halkının çeşitli temsilcilerinin ve önde gelen kanaat önderlerinin de inisiyatifiyle deprem günlerindeki özverili çalışmasıyla tanınan eski milli futbolcu, Hataylı spor insanı Gökhan Zan ortak bir iradeyle önerilen isim oldu. Partimiz ise ‘Hatay İttifakı’ olarak adlandırılan bu iradeye saygı duyduğunu belirtti ve partimizin üyesi olmayan Gökhan Zan’a adaylık sırasını verdi.
“GÖKHAN ZAN’IN PARTİMİZİN ASLA TASVİP ETMEYECEĞİ İLİŞKİLERE GİRDİĞİNE DAİR İDDİALAR TARAFIMIZA ULAŞMIŞTIR”
Türkiye İşçi Partisi olarak, Hatay halkının iki deprem suçlusu arasında bir seçime zorlanmasının ve Lütfü Savaş’ın CHP adayı olarak dayatılmasının telafisi mümkün olmayan bir ayıp olduğunu ve acılı Hatay halkına bir hakaret anlamı taşıdığını tekrar ifade ediyoruz. Bununla birlikte, Hatay İttifakı’nın ortak aday olarak önerdiği Gökhan Zan’ın partimizin asla tasvip etmeyeceği ilişkilere girdiğine dair çeşitli iddialar tarafımıza ulaşmıştır. Gökhan Zan söz konusu iddiaların kendisine yönelik bir kumpas olduğunu ve hukuki süreci başlatacağını partimize iletmiştir. Ancak, her ne kadar süreç hukuki mercilere taşınacak olsa da, en ufak bir şaibenin varlığına bile göz yummayacağımızı ve kumpas ve şantaj gibi yolları alışkanlık haline getirmiş olan düzen siyasetine olan kapanmaz mesafemizi hatırlatıyor, Gökhan Zan’ın adaylığını geri çektiğimizi kamuoyuna ilan ediyoruz.
“TİP, ŞİMDİYE KADAR HİÇBİR SİYASİ GRUP YA DA PARTİYLE PAZARLIK İLİŞKİSİ KURMAMIŞ, BUNDAN SONRA DA KURMAYACAKTIR”
Türkiye İşçi Partisi, mücadelesini sadece ve sadece halkın gücüyle, halkın çıkarları doğrultusunda ve halkın sesini güçlendirmek amacıyla yürütür. Türkiye İşçi Partisi, alacağı her türlü kararı yetkili kurullarında alır ve kurulları aracılığıyla uygular. Türkiye İşçi Partisi, şimdiye kadar hiçbir siyasi grup ya da partiyle pazarlık ilişkisi kurmamış, bundan sonra da kurmayacaktır. Siyasetin kirli pazarlıklarla, kumpas ve şantajlarla yürütüldüğü bir ülkede temiz, dürüst ve şeffaf siyasette inat eden Türkiye İşçi Partisi olarak, ilkelerimizin üzerine hiçbir gölge düşmemesi için bugüne kadar olduğu gibi azami hassasiyeti göstereceğiz.
“İSTEMEDEN DE OLSA PARÇASI OLDUĞUMUZ BU TABLO İÇİN ÖZÜR DİLİYORUZ”
Başta Hatay halkına olmak üzere, Türkiye’nin gönlü TİP’ten yana atan tüm emekçilerine kararımızı duyuruyor, istemeden de olsa parçası olduğumuz bu tablo için özür diliyoruz. Partimiz, halka karşı işlenmiş bir suça bulaşmış hiç kimseyi desteklememeyi, dolayısıyla Hatay’da da deprem suçlarında ve yıkımda payı bulunan iktidar ve ana muhalefet adayları karşısında mücadele etmeyi ve halkımızı onlara oy vermemeye çağırmayı görev bilir. Mücadelemizde, haysiyetimizde, ilkelerimizde inat edeceğiz. Türkiye İşçi Partisi, şimdiye kadar olduğu gibi bundan sonra da pazarlıksız, tavizsiz, düzen siyasetinin kirli ve yozlaşmış ilişkilerinden tamamen uzak bir kimlikle yürüyüşüne devam edecektir.”
]]>Tahran’daki Birleşmiş Milletler (BM) Temsilciliği önünde toplanan onlarca hukukçu, İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarının yanı sıra ABD ve İngiltere’nin Yemen’e yönelik hava saldırılarını kınadı.
ABD, İsrail ve İngiltere karşıtı slogan atan grup daha sonra UAD’ye hitaben basın açıklaması yaptı.
Basın açıklamasında, UAD’nin siyasi baskıların etkisinde kalmadan hakkaniyetli bir şekilde İsrail’i yargılaması talep edildi.
İsrail’in Gazze ve Batı Şeria’da Filistinlilere karşı soykırım işlediği belirtilen açıklamada, bu saldırıların bir an önce durdurulması ve bağımsız bir Filistin devletinin kurulması için gerekli desteğin verilmesi gerektiği ifade edildi.
Okunan basın açıklamasının ardından bir grup avukat UAD’ye hitaben yazılmış ve İsrail’in yargılanmasını talep bine yakın imzayı BM yetkililerine teslim etti.
AA muhabirine konuşan hukukçu Ferzad Muhammedi, Tahranlı hukukçular olarak Filistin halkına ve İsrail’in UAD’de yargılanmasına destek vermek amacıyla toplandıklarını belirtti.
Muhammedi, “ABD ve İsrail’in suçlarına karşı mazlum, günahsız kadın, çocuk ve sivillerin öldürülmesinin durdurulması için toplandık.” diye konuştu.
Hukukçular olarak Filistin halkına karşı işlenen suçlarda Filistin halkını savunmayı görev olarak gördüklerini ifade eden Muhammedi, İsrail’in UAD’de yargılanmasını da desteklediklerini söyledi.
Muhammedi, söz konusu duruşmada İsrail’in gerekli cezayı almasını talep ettiklerini belirterek, bunun sonucunda uluslararası toplumun Filistin halkının sesini duyması ve katliamların tekrar yaşanmasının önlenmesini istediklerini dile getirdi.
Avukat Raziye Sehafeti ise Filistin ve Gazze’nin mazlum halkının sesini dünyaya duyurmak için BM binası önüne geldiklerini söyledi.
Sehafeti, Filistin halkına karşı aleni bir suç işlendiğini ifade ederek söz konusu suçlara destek veren ülkelerin bir an önce desteğini kesmesi gerektiğini dile getirdi.
Sehafeti, “Mazlum halkın haklarını korumak bizim vazifemiz. Gazze, Filistin ve ya Yemenli mazlumların uluslararası kanunlara göre haklarını korumak için toplandık.” diye konuştu.
Diğer yandan İran’ın birçok kentinde de Filistin halkına ve İsrail’in UAD’de yargılanmasına destek vermek için gösteriler düzenlendi.
Güney Afrika’nın İsrail’e karşı UAD’de açtığı “soykırım davası”
Güney Afrika Cumhuriyeti, İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarının Soykırım Sözleşmesi’ni ihlal ettiği gerekçesiyle 29 Aralık 2023’te UAD’de dava açarak İsrail aleyhine ihtiyati tedbir kararı alınmasını talep etti.
Güney Afrika bu kapsamda UAD’den 9 ihtiyati tedbir kararına hükmedilmesini istiyor.
Bu kararlar arasında, “İsrail’in Gazze’deki askeri operasyonlarını derhal durdurması, Filistinlilere yönelik soykırımın önlemesi için gerekli tüm makul tedbirleri alması, yerlerinden edilenlerin evlerine dönerek yeterli gıda, su, yakıt, tıbbi ve hijyen malzemeleri, barınak ve giysi dahil olmak üzere insani yardıma erişimini sağlaması, soykırıma karışanların cezalandırılmaları için gerekli adımları atması ve soykırımın delillerini muhafaza etmesi” de bulunuyor.
Güney Afrika, durumun aciliyeti sebebiyle UAD’den tedbir kararına hükmetmesini talep ederken duruşmaların tamamlanmasının ardından Divan, tarafların beyanları ve delillerini inceleyerek karar için müzakerelere başladı.
Kararın açıklanması için hakimleri bağlayan bir tarih bulunmuyor ancak UAD’nin önceki yargılamalarına bakıldığında soykırım gibi aciliyet gerektiren durumlarda bu sürenin birkaç hafta olduğu görülüyor.
]]>