(İZMİR)- İzmir’de 30 Ekim 2020 yılında 6,6 büyüklüğünde meydana gelen depremden bir yıl sonra yapımına başlanılan evlere 4 yıldır kavuşamayan depremzedeler isyan etti. İzmir Depremi Proje Mağdurları Platformu Sözcüsü Taner Duman, 125 ailenin evlerini beklediğini, muhatap bulamadıklarını söyledi. Duman, inşaat alanında sadece Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan geldiğinde hareketlilik olduğunu daha sonra kimsenin uğramadığını ifade etti.
Depremzedeler, İzmir’de 2021 yılında temelleri atılan ve 3 bin 500 konuttan oluşan rezerv alandaki evlerin aradan 4 yıl geçmesine rağmen hala tamamlanmasına tepki gösterdi. ANKA Haber Ajansına konuşan İzmir Depremi Proje Mağdurları Platformu Sözcüsü Taner Duman, 4 yıldır evlerini ve dükkanlarını teslim alamadıklarını belirterek “Dört yıldır tamamlanamayan ve depremzedelerin evlerini beklediği bir etaptayız. Toplam 125 ailenin burada hala evlerini beklediğimiz yerdeyiz. Bizim mağduriyetimiz kimseyi muhatap bulamamamız. Ne TOKİ yetkilisi bulabiliyoruz, ne bakanlıkta bir yetkili bulabiliyoruz. Ne de AFAD’tan bir cevap alabiliyoruz. Burası tamamen sadece Cumhurbaşkanı İzmir’e geldiğinde bir hareketlilik olan daha sonra kaderine terk edilen bir proje haline geldi. İnsanlar dört yıldır burada evlerini bekliyor” dedi.
“Müteahhitin insiyatifine kaldık, binalar burada çürüyor”
Kendilerine çeşitli sebepler sunulduğunu söyleyen Taner Duman, “Yaklaşık dört yıldır ilerlenen inşaat bu. Çeşitli nedenler işte müteahhit kimin vefat etti? İşçi yok, para yok, müteahhit battı gibi sebepler bize aktarılan sebepler. Hiçbir şekilde muhatap bulamadığımız burada müteahhidin tamamen inisiyatifine kalmış bir bekleyiş var. Binalar olduğu yerde çürüyor. Malzemeler işte aşağıda camları gördünüz. Yolların halini gördünüz. Bunlar sonuçta devletin parasıyla bizlerin parasıyla yapılan şeyler oldukları yerde çürüyorlar. İşte görüyorsunuz hala balkon demirleri olmayan daireler var. Girişleri olmayanlar var. Daha doğal gaz projeleri belli değil. Trafoda sorun olduğu söyleniyor. Bu şekilde mağduriyetlerin olduğu bir yer sesimizi duyan kimse yok ve duyacak gibi de görünmüyorlar. Seçim de geçti. Seçim öncesi çok sözler verildi. Seçim öncesi vereceğiz, Şeker Bayramı öncesi vereceğiz, Ramazan Bayramı sonrası vereceğiz. Şimdi Kurban sonrasına kaldı. Ama işte Kurban Bayramı sonrası teslim edilecek dediğimiz projede maalesef çalışan bir tane işimiz yok” diye konuştu.
“Bakan Özhaseki’yi burada hiç görmedik”
AKP’li siyasileri de eleştiren Duman, şunları söyledi:
“Hamza Bey deprem süresince İzmir milletvekiliydi. Biz Hamza Dağ ile çok toplantıya da katıldık. Bize hiçbir İzmirli ‘depremzedeyi mağdur etmeyeceğiz merak etmeyin’ dediler. O zaman Çevre Şehircilik Bakanı da Murat Kurum’du. Zaten Murat Kurum hadi yine iyi kötü gelip gidiyordu. Ama Mehmet Özalseki’yi hiç görmedik zaten. Hani gelip şurada, ya arkadaşlar, burada bize ait daireler varmış. Niye burası tamamlanmıyor sorusunu gelip daha sormadı burada. Hamza Bey de seçim zamanı, bütün meyhaneleri gezdi ama depremzedelerin bir tanesinin yanına gelmedi. ‘Ne yaptınız? Mağdur oldunuz mu? Daireleri aldınız mı’ diye bizi ziyaret etmedi. Aynı şekilde Konak Belediye Başkan aday Ceyda Hanım da İzmir milletvekiliydi. Bu sürecin içindeydi. Necip Nasır da bu sürecin içindeydi. İşte buradan da onlara seslenelim. Bakın İzmir depremzereleri hala evlerini alamadılar. Şimdi Hatay’da biz bu kadar daire yapacağız diyorlar ya, İzmir depremi, Hatay depreminin onda biri belki de yüzde biri bir deprem. Dördüncü yıl sonunda tamamlanan konut sayısı 3 bin aşağıdakilerle 4 bin 500 diyelim. ve hala bazı evlerde ciddi tesisat sorunları var. Bazılarının çatıları akıyor. Hadi bu sorunları da geçtik. İnsanlar artık kendi bütçelerini yaptırıyorlar. Ama evinin anahtarını hala eline alamamış 125 kişi var. Bence bu devletin bir ayıbıdır. Ben buradan Cumhurbaşkanımıza sesleniyorum çünkü bu sorunu ondan başka çözecek şu an için bir pozisyonda kimse yok. Kimse sorumluluk almıyor. Burada kendisini temsil eden, partisini temsil eden il yönetimi, il başkanı, milletvekilleri depremzedelerle ilgili hiçbir girişim yapmıyorlar. Deprem oldu unutuldu gitti. Bir daha deprem olursa bizi hatırlayacaklar. Ama şunu bilsinler ki hani burada İzmir’in neden kazanamıyoruz? Neden oy kaybediyoruz? Cumhurbaşkanı bence gelip şu manzarayı bile gördüğünde bizi çok daha iyi anlayacaktır. Çünkü hakikaten buradaki insanlar çok mağdur durumda. Emin olun şuna özel sektörden bir müteahhit yapsa yıllarca yargılanır. Ama bu kadar devletin kontrolünde, bu kadar insanların mağdur edilmesini biz hayretle ve şaşkınlıkla izliyoruz açıkçası”
]]>(ANKARA) – CHP Hatay Milletvekili Nermin Yıldırım Kara, 6 Şubat depremleri sonrasında kaybolan çocuklarla ilgili “Yurttaşlarımız ellerinde listeler, fotoğraflar, kayboldukları binanın adresinden en son görüldükleri yerlere kadar belirten detaylı listeler ile kayıp çocuklarını ararken, seslerini duyurmaya çalıştıkları haberlere ‘dezenformasyon çabası’ diyerek adeta yaşanan acılara kulaklarını kapadıklarını bir kez daha kanıtlıyorlar. Kanıtsız, belgesiz, çabasız herhangi bir açıklama kayıp çocukları arayan yakınlarına yeterli olmayacaktır. Kayıp çocukların akıbetinin detaylıca araştırılması için bir Meclis Araştırma Komisyonu kurulmasıdır” açıklamasını yaptı.
CHP’li Nermin Yıldırım Kara, 6 Şubat depremleri sonrasında kaybolan çocuklarla ilgili yazılı açıklama yaptı. Kara, 6 Şubat merkezli depremlerin ardından 15 ay geçtiğini ve depremzede yurttaşların halen kayıp yakınlarına ulaşmaya çalıştığını vurgulayarak, şunları ifade etti:
“Kayıp yakınlarından alınan bilgiye göre toplamda 38’i çocuk 145 yurttaşımız hakkında hala bilgi sahibi değiliz; bu yurttaşlarımızdan 30’u çocuk olmak üzere 117’si Hataylı depremzedeler. Biz bu konuyu meclis gündemine defalarca getirdik. Kayıp vakalarının araştırılması, kamuoyuna ve ailelere bilgilendirilme yapılması talebiyle 17 Ağustos 2023 tarihinde araştırma önergesi verdik, bu önerge hala gündemde bekliyor. Mayıs ayına geldik, hala bir gelişme söz konusu değil. Bunun öncesinde, Cumhuriyet Halk Partisi grubu olarak 9 Mart 2023 tarihli depremde kaybolan insanlar ve refakatsiz kalan çocukların sorunlarının araştırılması için verdiğimiz önerge ise AKP ve MHP’nin oylarıyla reddedilmişti. Bakanlıklar peşisıra ‘kayıp yok’, ‘tüm refakatsiz çocukların bilgilerine ulaşıldı’, ‘hiçbir sorun yok’, şeklinde ağız birliği yaparak, sorun olmadığını dile getiriyor. O esnada kayıplarını aradığını belirten depremzedelerin görüşme taleplerini de yanıtsız bırakıyorlar. Depremzedeleri görmezden gelenlere aldanmadan, sormaya, cevap aramaya devam edeceğiz: Kayıp depremzede yurttaşlarımız nerede? 15 aydır çocuklarından haber bekleyen yakınlarının, görüşme talepleri hangi sebeple yanıtsız bırakılıyor? Ailelerin bilgi sahibi olabilmesi adına niçin halen daha araştırma komisyonu kurulmasının önüne geçiliyor?
“DEPREMDEKİ KAYIP ÇOCUKLARIN AKIBETİNİN DETAYLICA ARAŞTIRILMASI İÇİN BİR MECLİS ARAŞTIRMA KOMİSYONU KURULMALIDIR”
Depremin ertesi günlerinde yurttaşlar çevrelerine kayıplarının fotoğraf ve bilgilerini astılar, yetkili mercilere ve savcılıklara DNA testi ve fotoğraf bıraktılar. Tüm hastane ve mezarlıkları gezdiler, kimileri bir iz bulabilmek adına günlerce enkaz başından ayrılmadı. Fakat, aylar geçmesine rağmen, yurttaşlarımız bugün hala yakınlarından gelecek bir haber bekleyişindeler. Bu konuda, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanının ‘kayıp çocuk yok’ açıklamaları oldukça talihsiz. Bugün hala daha, Bakan Göktaş’ın açıklamalarına karşın, birçok sivil toplum kuruluşu ve dernekler kayıp listelerinin hala ellerinde olduğu ve sonuçlanmadığını vurgulamaya devam etmektedir. Yurttaşlarımız ellerinde listeler, fotoğraflar, kayboldukları binanın adresinden en son görüldükleri yerlere kadar belirten detaylı listeler ile kayıp çocuklarını ararken, seslerini duyurmaya çalıştıkları haberlere ‘dezenformasyon çabası’ diyerek adeta yaşanan acılara kulaklarını kapadıklarını bir kez daha kanıtlıyorlar. Kanıtsız, belgesiz, çabasız herhangi bir açıklama kayıp çocukları arayan yakınlarına yeterli olmayacaktır. Gereken, defalarca söylediğimiz gibi kayıp çocukların akıbetinin detaylıca araştırılması için bir Meclis Araştırma Komisyonu kurulmasıdır.”
]]>Yazar Eylem Tok ile Op. Dr. Bülent Cihantimur’un 17 yaşındaki oğlu T.C. iddiaya göre Kemerburgaz’da kullandığı lüks otomobille bozulan ATV’lerini yol kenarına çeken kişilere çarpıp Oğuz Murat Aci’nin (29) ölümüne neden olurken annesi Eylem Tok tarafından Mısır’a oradan da ABD’ye kaçırılmıştı. Üzerinden 1 ayı aşkın zaman geçen olayla ilgili soruşturma sürerken feci kazada yaralanan 21 yaşındaki İbrahim Gümüş ve beyin ameliyatı geçiren 22 yaşındaki Tahsin Arslan bu süreçte yaşadıklarını anlattı. Kazadan yaralı kurtulsalar da Oğuz Murat Aci’nin vefatının acısını atlamadıklarını ifade eden Gümüş ve Arslan, olaydan sorumlu olan herkesin en kısa zamanda gerekli cezaları almalarını istedi. Arslan ayrıca kazadan sonra kaybolan telefonunun hala bulunamadığını söyledi.
“Telefonumu biri almış, hala bulunamadı”
Kazada yaralanan aynı zamanda Oğuz Murat Aci’nin kayınbiraderi olan Tahsin Arslan, “Olayları anlayışım, kazadan sonra bir haftayı geçti, on güne yakın oldu ondan sonra her şeyin berbat olduğunu anladım. Biz bu olayları yaşamamak için bütün imkanları sağladık, her şeyi düşündük ama öyle olmamış. Kötü bir olay, kötü insanlara denk gelmişiz, aynı şeyi onlar yaşasaydı biz orada olsaydık her türlü yardım ederdik. Öğrendikten sonra insanlığın bitmiş olduğunu düşündüm, her şeyden nefret ettim, iğrenç bir olay. Beyin ameliyatı oldum, kaburgalarımla, omurgada kırıklar var, onların iyileşmesini bekliyorum. İnsanlık dışı madem ki bir şey olmuş adalet sağlanması gerekiyor, kaçmak; yardım edilsin bari. Bir hayvana çarpıyoruz, gidip yardım ediyoruz, bizi olay yerinde terk etmişler. Hiçbir şey umurlarında değil, öyle gözüküyor, nereye kadar kaçacaklar onu merak ediyorum. Telefonum fermuarlı montta, cüzdanımla beraberdi. Olay yerinde telefonumu almış biri yüksek ihtimal, arkadaşımın telefonu da kayıp, benimki de kayıp hala da bulunamadı, bulunamıyor da zaten nasıl bulunacak onu da bilmiyoruz. Yüksek ihtimal alınmış orada artık çalınmış mı diyeyim. İnsanlık adına ne gerekiyorsa onu yapsınlar, adalete teslim olsunlar. Benim canım ciğerim olan bir insanı kaybetmek, ne yapacağımı anlayamadım hala da anlamıyorum. Ne hissedeceğimi bilmiyorum. Olay sonrası sağlık açısından sıkıntılı olduğum için önce bir ilaç vermişler bana ben onu kullandığım ilaçlardan biri zannettim, bir sakinleştirme durumu oldu. Eniştemin babası geldi, 1 saat boyunca konuştular, ne konuştuklarını anlamadım, dayım ‘Oğlum enişten öldü’ dedi, ben öyle anladım. Baktım herkes perişan oldu, ben de kendimden geçtim. Ablam artık ne yaşayacağını da bilmiyor, çocuk var, eşini kaybetmiş, onun için daha da zor, şu anda zorluk içindeyiz” dedi.
“Normal hayatlarına nasıl devam ediyorlar, anlamadım”
Anne oğulun kaza sonrası davranışlarını anlayamadığını söyleyen İbrahim Gümüş, “O acımızı biraz dindirmek su serpmek istiyoruz, bu yüzden bir an önce adalete teslim olmalarını istiyoruz. Karşı taraftan hiçbir gelişme yok, adım atmıyorlar. Tek temennimiz; gelip Türkiye Cumhuriyeti’nde cezasını çekmesi, ne gerekiyorsa onun yapılması. İlk başta ‘Dönmeyi düşünüyoruz’ dedi ama 1 hafta sonra 1 yıllık ev kiralamak istediği ortaya çıktı, ne yapmaya çalışıyor, biz de bilmiyoruz. 1 yıllık kiralamayı öğrenince şöyle bir düşünceye kapıldım, niye gelmiyorlar, nasıl bir vicdanları var, nasıl bir insanlığı var? Bize orada yardım etmiyor, kaçıp gidiyor, ağabeyimiz, yardım etse 5-10 dakika erkenden hastaneye ulaşsa belki de yaşayacaktı. Niye bunu düşünmüyor? Ölü ve yaralılar var deyince neden kaçıp gidiyor? 1 yıllık ev kiralayacağını gördükten sonra daha çok üzüldük. Acımız var, hala dinmeyen bir acı, can ciğerdik, hep beraberdik, o akşam da eğlenceyle başlamıştı, böyle bitti. Düşünüyorum olayları, empati yapıyorum, ben olsam ne yapardım diye ben hayatıma bu kadar kolay devam edemezdim. Her gün gözümün önüne gelirdi, şu anda her gece yattığım zaman o an gözümün önüne geliyor. Normal yaşantımda durup durup onu düşünüyorum bazen onlar nasıl düşünemiyor, normal hayatlarına nasıl bu kadar devam ediyorlar ben anlamadım. Taksiye binerken fotoğrafta gülüyor, açıklamasında bir de ‘Çok kötü, onun da psikolojisi bozuldu’ şöyle böyle oldu diyor ama fotoğraflarda baktığımıza zaman gülüyor, eğleniyor, hiçbir şey yokmuş gibi davranıyor, ikisi de aynı şekilde nasıl bir vicdanları var, anlamadım” şeklinde konuştu. – İSTANBUL
]]>Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Hüseyin Baş, “28 Şubat’tan sonra 2002 seçimleri ile birlikte Türkiye 23 yıldır bu iktidarın yönetimi altında ve bu iktidar 23 yıldır 28 Şubat’ın üzerinde hala tepiniyor. Benim oradaki eleştirim şu: Biz gençler olarak öyle bir durumdayız ki hala siyasi hesaplaşmaların, hala siyasi kavgaların göbeğinde dayak yiyoruz. Bakın ben 28 Şubat’ı hatırlamıyorum bile. Bütün Türk gençliği böyle biz hala dayak yiyoruz. Sen haklıydın sen haksızdın vs. Hani oturup, birbirimize nasihat ederek, birbirimize anlatarak bu meseleleri çözemedik mi? Niye hala tarihte kalıyoruz” dedi.
BTP Genel Başkanı Hüseyin Baş, Sözcü TV’de Ece Üner’in sunduğu Sözün Gücü programına konuk oldu. BTP lideri, Uğur Dündar ve Ahmet Yavuz’un da yer aldığı programda soruları yanıtlayarak gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
“BİZ GENÇLER YAŞAMADIĞIMIZ OLAYLARIN DAYAĞINI YİYORUZ”
28 Şubat’ın yıl dönümünü değerlendiren Hüseyin Baş, “28 Şubat’tan sonra 2002 seçimleri ile birlikte Türkiye 23 yıldır bu iktidarın yönetimi altında ve bu iktidar 23 yıldır 28 Şubat’ın üzerinde hala tepiniyor. Benim oradaki eleştirim şu: Biz gençler olarak öyle bir durumdayız ki hala siyasi hesaplaşmaların, hala siyasi kavgaların göbeğinde dayak yiyoruz. Bakın ben 28 Şubat’ı hatırlamıyorum bile. Ben yaşamadığım bir 80’in, yaşamadığım bir 60’ın hala 32- 33 yaşında bir genç olarak, iki çocuk babası bir kardeşiniz olarak dayağını yiyorum ve bütün Türk gençliği böyle biz hala dayak yiyoruz. Sen haklıydın sen haksızdın vs. Hani oturup, birbirimize nasihat ederek, birbirimize anlatarak bu meseleleri çözemedik mi? Niye hala tarihte kalıyoruz” dedi.
“ATATÜRK’E SALDIRANLARIN AJAN OLDUĞUNU DÜŞÜNÜYORUM”
Hoca kılığındaki kişilerin Atatürk’e yönelik artan saldırılarına da değinen Hüseyin Baş, şunları söyledi:
“Ben bunlara ajanlar diyorum, kesinlikle de ajan olduklarını düşünüyorum. Buna ilişkin tarihi ispatlarım da var. İspatım derken tarihin bize gösterdiği gerçeklikler var. Biz analiz edebilsek, hiç kimse – ben o isimleri anmıyorum – Atatürk’le kavga eden, Cumhuriyetle kavga eden, kılıç kuşanan, kendince enteresan havalara giren tiplere hiç kimse prim vermeyecek. Hatırlayın 1–1,5 ay kadar önce tutuklanan MOSSAD ajanları vardı. Bir bakıyorsunuz bizim mahalledeki ‘Ayşe teyze’ tırnak içinde söylüyorum veya işte bizim camideki Ahmet Hoca’nın aynısı, fırıncı, kasap vs. Ama genel itibarıyla bu MOSSAD ajanları, tutuklananlar – bunu devlet deklare etti – bunlar muhafazakar kimliklere bürünmüş insanlar, tutuklandı götürüldü. Şunu öğrendik biz, tam İsrail’in Gazze katliamı sırasında, İsrail’in başkenti Tel Aviv’de İslam Üniversitesi olduğu bütün haberlere düştü. Bu İslam Üniversitesi’nden eğitim görenlerin İslam dünyasında, belki Türkiye’de hoca olarak camilerde yer aldığı, kimilerinin cemaatler kurduğu İsrail tarafından servis edildi, bilgisi verildi.”
“İÇERDE BİR KAVGA ÇIKARACAK İNSANLAR ÜLKEYE DOLDURULDU”
Türkiye’ye sığınmacı akınıyla ilgili sorular üzerine Baş, şöyle konuştu:
“Birinci Dünya Savaşı’nda da öncesinde de sonrasında da her zaman bu bölgede birilerinin gözü oldu. Vatan topraklarımız her zaman tehdit altında. Bizim içimize sokulanlar bölgesinden savaşarak gelmiş insanlar, mesela Afganlar diyoruz. Taliban iktidara gelince bir sürü genç buraya geldi. Bunlar orada okula gitmiyordu, iş güç sahibi değildi, ne yapıyordu? Taliban’la savaş halindeydi. Taliban iktidar olunca hepsi bu tarafa gelmiş oldu, dolayısıyla her şeyi yapma potansiyeline sahip bir grup ülkemize dolduruldu. Avrupa da sürekli olarak, ‘Bunları tut, para veririm. Bunları tut şunu yaparım vs.’ diyerek bir sürü teşvikler veriyor. Dolayısıyla büyük bir tehlike bu. Tehlikenin sonunda her an bizi birbirimize düşürecek veya içeride bir kavga oluşturabilecek ortam hazırlanmış oluyor amaç ülkeyi güçleştirerek bir alan açmak.”
“TÜRKİYE SÖMÜRÜLMEK İSTENEN BİR ÜLKE”
“İşgal dediğimiz şey bizim gibi ortamlarda kolay kolay gerçekleşecek bir şey değil. Atatürk’ün bize en büyük armağanı da bu” diyen BTP lideri Hüseyin Baş, “Biz hiçbir zaman Iraklaşmayabiliriz, Suriyelileşmeyebiliriz ama biz çok kolay sömürülen bir hale gelebiliyoruz. Ülkemizde ciddi bir yoksulluk var. Bizim altın madenimiz yok diye mi yoksuluz? Erzincan’da İliç’te gördük altın madeni var ve Kanadalı firma alıp götürüyor aynı şekilde Kazdağları’nda gördük altın var ve Kanadalı firma götürüyor. Ordu Fatsa’da gördük maden sahası yeni kapatıldı. Maden kapatıldı diye seviniyoruz ama hiç demiyoruz ki ya bu altın kimin? Bugün bir kitap okuyorum diyor ki; Hindistan 1,5 milyar nüfuslu ülke enerji ihtiyacının yüzde 40’ını 2050’ye kadar toryum reaktörü ile karşılayacak. Toryumun dünyada en zengin olduğu ülkeyiz. Biz enerji ithalatımızı durdursak cari açımızı kapatıyoruz. Biz gıda ithalatımızı durdursak gıda üretebilen bir ülkeyiz. Şu anda buğday bekliyoruz, Ukrayna’dan ayçiçek yağı gemilerini davulla karşıladık bundan bir sene önce. Böyle bir duruma geldik, kendi gıdamız üretsek cari açımızı kapatıyoruz yani şunu demek istiyorum; biz sömürülmek istenen bir milletiz” dedi.
“ANKARA’DA MANSUR YAVAŞ’I DESTEKLİYORUZ O’NUN DIŞINDA HER YERDE VARIZ”
Partisinin yerel seçim çalışmaları hakkında da bilgi veren Hüseyin Baş, “Bağımsız Türkiye Partisi olarak 80 il ve 922 ilçenin tamamında adaylarımızı çıkardık. Bir tek Ankara’da Mansur Bey’i destekleme kararı aldık. Mansur Bey’i bugüne kadar hep takdir ettik dolayısıyla destekleme kararı aldık. Kendisi de bu ricada da bulundu zaten. Bunun dışında Türkiye’nin her yerinde adaylarımızı çıkardık ve seçime giriyoruz” dedi.
“BİZE SÖZ VERİLEN OYLARIN TAHSİLAT GÜNÜ GELDİ”
Altılı masa süreci ve genel seçimlere girmeme kararına ilişkin açıklama yapan Hüseyin Baş, “O gün biz dedik ki yine samimi düşündük ve şöyle baktık olaya biz; seçime girdik yüzde bir oy alalım, çok önemli değil ki kaç oy aldığımız. O yüzde bir sonuç olarak muhalefete gidecek bir oyun bana gelmesi anlamına geliyor ve anayasa değişikliği ciddi tehlike. Ben o günden beri bunu anlatırım, bu anayasa değişikliğinin önünde durabilmek için referandum sayısına ulaşmaması gerekiyor hükümet tarafının. ‘Biz yüzde bir alırsak muhalefetin vekil sayısı düşecek’ dedik ve bir fedakarlık yaptık, seçime girmedik. Bugün bu seçime giriyoruz, o gün bana çok insan, ‘öyle bir delikanlılık yaptınız ki bir dahaki seçim oyum sizin’ dedi. Şimdi o oyun tahsilat günü geldi, biz oyları bekliyoruz” ifadelerini kullandı.
]]>
Erzincan İliç’te Çöpler altın madeninde meydana gelen zehirli toprak kaymasında göçük altında kalan işçilere hala ulaşılamadı. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, ‘kayan toprak kütlesinin kaldırılması için 400 bin kamyonun gerektiğini’ söylerken; aileler, gözleri yaşlı, göçüğün altındaki yakınlarının çıkarılmasını bekliyor. Kamyon şoförü Uğur Yıldız’ın kuzeni Doğukan Yıldız, ANKA’ya, “Biz isterdik ki burada çıkaralım kutlamalarla götürelim ama hala içeride. Saatler geçtikçe bizim de ümidimiz tükeniyor” diye konuştu
Çalık Holding’in ortağı olduğu, Anagold Madencilik Sanayi ve Ticaret A.Ş., Erzincan’ın İliç ilçesindeki Çalık Çöpler Altın Madeni’nde, 13 Şubat günü saat 14.28’de meydana gelen liç yığını alanındaki kaymayla beraber 9 işçi göçük altında kaldı. Kritik saatler geride kalırken göçük altındaki işçilerden henüz haber alınamadı. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, dün yaptığı açıklamada, toprağın kaldırılması için 400 bin kamyonun gerektiğini söylerken; aileler, göçüğün altındaki yakınlarının çıkarılmasını bekliyor.
“GEÇİM DERDİ… EŞİNİ BİLE ZOR GÖREBİLİYORDU”
Gözü yaşlı bekleyen ailelerden biri de 35 yaşındaki Uğur Yıldız’ın ailesi ve akrabaları. Erzincan Merkez’de kalan Yıldız 1,5 yıllık evli. Yıldız’ın ‘kardeşim’ dediği kuzeni Doğukan Yıldız da üç gündür İliç’te maden alanında bekliyor. Uğur’un tazminatını hak edip işten ayrılacağını belirten kuzeni, “Ama mecburi geçim derdi. Haftada bir eşini zor görüyordu. Perşembe geliyor. Cuma dönüp gidiyordu. Zor şartlardaydı çıkmak istiyordu” dedi.
Biz olayı televizyondan öğrendik. Komşularımız söyledi. Sonra ulaşamayınca, apar topar buraya geldik. Geceydi buraya geldiğimizde… Yetkililer üstünkörü, ‘Çalışma var, çalışma devam ediyor’ diye konuşuyorlar. Zaten toprağa müdahale edemiyorlar, sadece tarama çalışması var. Şu anda hala yer tespit edilemiyor.
“BİZ İSTERDİK Kİ BURADAN ÇIKARIP KUTLAMALARLA GÖTÜRELİM: Bizim canımız, ciğerimiz gitti. İstanbul’dan, köyden akrabalar geliyorlar hala ama ne fayda… Biz isterdik ki burada çıkaralım kutlamalarla götürelim ama hala içeride. Saatler geçtikçe bizim de ümidimiz tükeniyor. Keşke zamanında müdahale olsa öncesinden önlem alınsa. ‘Dünyanın en önemli aletleri burada’ deniliyor. Çıkaramadıktan sonra istediği kadar iyi olsun.
BİR KISIM ÇALIŞAN ‘GÖÇÜK VAR ÇALIŞMA OLAMAYACAK’ DİYE HABERLEŞİYOR: Bir kısım çalışan kendi arasında haberleşiyor. ‘Göçük var bugün çalışma olmayacak’ diye işe gelmeyenler var. Kuzenimle beraber birkaç kişiye de ‘işe çıkmayın konteynerde bekleyin’ deniliyor. Onlar zaten o ara orada yakalanıyor. Kuzenim de son seferi yapıyormuş zaten tam geri geri giderken iki kamyon geri çekiliyor o da tam arasında kalıyor.
HANGİ PARA GİDEN CANLARI GERİ GETİRİYOR: Buraya iki defa hacminden fazla çalışma izni, depolama izni verilmiş. Niye verdiniz, kim verdi? Bizim canımızı aldınız ya. Belli bir kapasite var. İki katın üzerine çıkınca, felaketlerde gördük yani. 11 ilde gördük biz bunları… Hala neyin peşindesiniz, hangi para giden canları geri getiriyor?
İNSANLARI KURTARMAK YERİNE MALZEMELERİ KURTARMAYA BAKIYORLAR: Öncesinde kapatıldı üç ay gitmediler sonrasında tekrar açıldı. Zaten son zamanlarda yarık olduğu da belirleniyor ama insanları kurtarmak yerine demek ki malzemeleri kurtarmaya bakıyorlar. Bir kısmının haberi var zaten bir kısım işe gelmiyor işe gidenlerde bu şekilde yakalanıyor. Bugün çalışma yok orada bekleyin demişler o şekilde yakalanıyorlar. Benim kuzenimin de son seferi kamyonla içeri giriyor 30 saniyede yakalanıyor.”
]]>KAHRAMANMARAŞ merkezli ‘asrın felaketi’ olarak adlandırılan depremlerin 1’inci yıl dönümünde depremzedeler Antalya’da bir araya gelerek 11 il için gökyüzüne dilek feneri bıraktı. Depreme ailesiyle yakalanan Bülent Yıldız, “Bu korku hala içimizde var. Hiç bitmeyecek. Acılarımız hiç bitmeyecek. Bizim için bugün belki 6 Şubat yıl dönümü ama bizim için her gün 6 Şubat. Biz yaşamıyoruz artık” dedi.
Antalya’da, geçen yıl 6 Şubat’ta meydana gelen Kahramanmaraş merkezli depremlerde hayatını kaybedenler anıldı. Antalya Büyükşehir Belediyesi’nin de destek verdiği Hatay’dan gelen Depremzedeler İnisiyatifi ‘Umudumuza ışık ol’ sloganıyla Karaalioğlu Parkı Kültür Merkezi önünde gece saatlerinde bir araya geldi. Kültür Merkezi önünde toplanan yaklaşık 50 kişilik grup, yaktıkları ateş önünde bir süre bekledi. Depremzedeler, saygı duruşunda bulunduktan sonra İstiklal Marşı’nı okurken, saatler 04.17’yi gösterdiğinde ise depremden en fazla etkilenen 11 il için 11 dilek feneri yakarak gökyüzüne bıraktı.
‘YALNIZ OLMADIKLARININ HATIRLATILMASI BÜYÜK ÖNEM TAŞIYOR’
Hatay’dan Gelen Depremzedeler İnisiyatifi Grubu sözcülerince okunan basın metninde şu ifadeler yer aldı:
“6 Şubat 2023 günü saat 04.17 havanın soğumaya başladığı, bir neşe, huzur sarmalında tamamlanan günün gecesinde, Antakya, Hatay ve deprem bölgesinin tamamı için hayat, tamamen normale dönülmesi için seneler gerekecek ölçüde değişti. İlerleyen günlerde tüm kentte yıkım şirketleri eliyle başlayan, hız baskısı altındaki enkaz kaldırma süreçleri, Antakya’nın gökyüzünü, gece- gündüz kaybolmayan bir toz bulutuyla kapladı. Tamamen yıkılmış ve ağır hasarlı yapıların kaldırılmasını, orta hasarlı yapıların yıkımı izledi. Depremin birinci yıl dönümünde Antakya ve Hatay halkı olarak öncelikli beklentimiz, depremin ilk gününden itibaren devletin tüm kademelerinin, depremin neden bu kadar büyük bir yıkıma neden olduğunu ve bir yıl içinde neler yapılacağına yönelik beyanlarının hangi oranda gerçekleştiğine dair bir özeleştiriyi de içeren raporun kamuoyuna açıklanması. Bu açıklamanın, Antakya ve Hatay’ın bundan sonraki iyileşme sürecinin şeffaf bir şekilde ilerlemesinin başlangıcı olması, kamu kurumları ve sivil toplum kuruluşları arasındaki eşgüdüm ve bağın sağlıklı şekilde inşa edilmesini bekliyoruz. Bundan tam bir yıl önce depremi en ağır haliyle yaşamış ve o günden itibaren sürecin en ağır artçı etkilerini yaşamaya devam eden Antakyalılara kadim yaslarında ve yaşadıkları güçlüklerde yalnız olmadıklarının hatırlatılması büyük bir önem taşıyor. Önce yasımız, sonra umudumuz ortaklaşsın.”
‘ACIMIZ HALA İLK GÜNKÜ GİBİ’
Hatay’da depreme yakalanan ve 3 saat sonra enkaz altından çıktığını belirten Deniz Mısırlı, “Göçük altındaydım ve 3 saatten sonra çıkabildik. Depreme Hatay Antakya’da yakalandım. Kötü bir durum, tarifi yok. Hala geçmiyor. Bu ateş yanıyor ama bizim içimiz daha çok yanıyor. Kayıplarımız çok, acımız hala ilk günkü gibi. Ailede şu anda kaybımız 150 kişi. Bizim bildiğimiz kadar” dedi.
‘ŞEHRİMİZ ÖLDÜ’
Acılarının hala ilk günkü gibi taze olduğunu kaydeden depremzede Hasan Haydaroğlu, “Yıllar geçse de unutulmayacak bir şey. Şehrimiz öldü. Yıllar geçse bile hiç unutulmayacak. Arkadaşlarımız öldü. Okuduğumuz okul, yürüdüğümüz sokaklar, altında serinlediğimiz ağaçlar bile öldü. Hiçbir zaman unutulmayacak” diye konuştu.
‘DEPREMİN 11 İLDE OLDUĞUNU 4- 5 GÜN SONRA ÖĞRENDİK’
Hala depremi hissettiklerine dikkati çeken Bülent Yıldız, “Bir hafta önce bir deprem olmuştu. Yani bayağı sallandık. Ondan sonra çocuklarıma, eşime ‘çok büyük bir deprem olacak’ dedim. ‘Sakın ola ki kimse merdivenlere koşmasın. Koltukların orada hepimiz toplanalım’ diye uyardım. Bir hafta sonra deprem olduğunda zaten eşimle beraber ayaktaydık. Evimizde beslediğimiz kedimiz bizi uyandırdı. Kanepelerin orada çocuklarla birbirimize sarıldık. O anda bina bir sağa bir sola doğru gidip geldi. Yaklaşık 45 saniye sonra alttan vurunca bizim üst çöktü. Aşağı indiğimizde biz sadece bizim evde zannettik. Aşağıdaki manzarayı görünce bir de karanlık, yağmur, eksi 4 dört derece. Araca binen oluyor. Aracın içine binenler oluyor ama üstüne bir şeyler düşüyordu. Yani biz depremin büyüklüğünü sabah 07.00- 07.30 sıralarında ancak anlayabildik. Bu sefer zannettik ki sadece bizim mahalle ama bütün Türkiye’de 11 ilde olduğunu 4- 5 gün sonra öğrendik” dedi.
‘ÖYLE BİR ACI TARİF EDİLMEZ’
Yıldız, “Kızım çığlıklar atıyordu, oğlum çığlıklar atıyordu. Yani ‘biz öldük’ diyoruz. Bina çöktü, çökecek durumdaydı. Kafamı böyle yukarı kaldırdığım zaman o darbe vurduğu zaman karşıdaki duvarın çatladığını gördüm. Gardıroplar, buzdolabı her şey yerle birdi. Bir sürü kayıplarımız oldu. Allah bu acıyı ne bize, ne düşmanıma hiç kimseye yaşatmasın? Çok büyük bir acı. Hala onu hissediyoruz, bu acıyı. Hep de içimizde kalacak. Hiçbir zaman unutmayacağız bunu. Burada evdeyken bile her an sanki deprem olacakmış gibi yaşıyoruz. Yani bu korku hala içimizde var. Hiç bitmeyecek. Acılarımız hiç bitmeyecek. Bizim için bugün belki 6 Şubat’ın yıl dönümü ama bizim için her gün 6 Şubat. Biz yaşamıyoruz artık. Belki de hepimiz öldük ama bazılarımızı gömdüler. Yani öyle bir acı tarif edilmez. Çok büyük bir acıydı, çok çok acı” diye konuştu.
Hatay’dan Gelen Depremzedeler İnisiyatifi olarak toplanan grup açıklamaların ardından yaktıkları ateş etrafında bir süre daha bekledikten sonra dağıldı.
]]>