MHP Salihli İlçe binası önünde partililerle bir araya gelen MHP İlçe Başkanı Halil Tüfek, Salihli Belediyesi Fen İşleri Müdürlüğünde tekniker olarak çalışan Erkan Keskin’in geçici görevlendirme yazısı ile Zabıta Müdürlüğünde kavşaklarda geçen araçları saymak üzere görevlendirildiğini ve aşırı sıcaktan bayılarak hastaneye kaldırıldığını belirterek, olayla ilgili açıklama yaptı. Salihli Belediye Başkanı Mazlum Nurlu’nun göreve geldiği günden bugüne kadar ‘çalışanlara baskı ve mobing uyguladığını’ iddia eden Tüfek, şunları söyledi:
“31 Mart 2024 yerel seçimler sürecinde Salihli Belediyesinde çalışan hiçbir işçi ve memura baskı yapmayacağını, ekmeği ile oynamayacağını, görevini namusuyla yapana dokunmayacağını, Hz. Ömer’in adaletini dağıtacağını söyleyerek oy isteyen Belediye Başkanı Mazlum Nurlu, 4 aylık görev süresi içerisinde yaptığı hukuka aykırı işten çıkarma ve mobing uygulamaları ile seçim meydanlarında söyledikleri arasında tezada düşmüştür. Nisan ayı itibari ile bizim de yakinen avukatlarımız nezdinde takip ettiğimiz üzere belediyede sadece görevini yapan işçi kardeşlerimize ve memurlarımıza yönelik görev yeri değişiklikleri ile sistematik baskılara son yaşanan üzücü hadiselerin eklenmesi ile bu durum kabul edilemez bir hal aldığı için basın açıklaması yapma zaruretimiz hasıl olmuştur.”
“Baskılar yüzünden istifa ettiler”
Tüfek, açıklamasına şöyle devam etti:
“Devlet memuru olan belediye personelinin farklı farklı yerlere sürüldüğünü, uzmanlığı olan işlerinden alınarak başka görevler verildiğini, şantiyelere gidilerek bizzat sözlü kanunsuz emirler verildiğini de ayrıca takip etmekteyiz. Bu kişilere görevlerini en ağır şartlarda yaptırarak, psikolojik olarak yıpratarak, sürekli görev yeri değişikliği yapılarak eziyet edilmektedir. Bu baskılar yüzünden birçok işçi kardeşimiz de kendisi istifa etmek zorunda kalmıştır. Emeklilik hakkı gelenleri bile uydurma disiplin soruşturmalarıyla işten çıkarmaya hazırlanırlarken avukatlarımızın hızlı ve etkili müdahalesi ile işçilerin hak kaybına uğraması engellenmiştir. Son olayla ilgili olarak yerel ve ulusal basının uygulanan mobbingi kamuoyuna nasıl haber verdiğini ve kamuoyunun ne denli sert tepki verdiğini hepimiz gördük. Bu eziyete devam edildiği sürece bizler takipçisi olacağız ve zulme dur diyeceğiz. Bu partizanca davranışlar belediyedeki işleyişi aksattığı gibi iş barışını da zedelemektedir. Salihli halkına seçim meydanlarında vaat edilen ve sözde dağıtılan Hz. Ömer adaleti bu mudur? Bizlerin amacı sizinle kavga etmek değil sadece sizden Salihli’mize layık olan hizmetleri beklemekteyiz. Zaten belediye meclisinde Salihli’mize yapacağınız hizmet için getirdiğiniz tekliflere MHP olarak destek vermekteyiz” diye konuştu.
“Çalışma barışını sağlayınız”
Tüfek, Başkan Nurlu’dan belediyede çalışma barışını sağlamasını talep ederek, “Sayın Nurlu, siz bir hukukçusunuz; bir gün hukukun sizin için de gerekli olacağını asla unutmayınız. Salihli halkı size oy vererek hizmet etmenizi beklemiştir ancak siz ise hala çalışanların ekmeğiyle oynamakta ve insanları yıldırmaktasınız. Çalışanların onuru ile oynamayınız, çalışma barışını sağlayınız. Baskılara ve sürgünlere son veriniz, parti rozetinizi çıkarıp herkese eşit davranınız. Salihli halkı sizden hizmet ve seçim vaatlerinizi yerine getirmenizi bekliyor. Milliyetçi Hareket Partisi Salihli İlçe Teşkilatı olarak yöneticilerimiz, sendikalarımız ve avukatlarımız ile yasal süreçlerin sonuna kadar takipçisi olacağız. Unutmayınız ki mahkeme kadıya mülk değildir” dedi.
Yapılan açıklama sonrası CHP’li Belediye Başkanı Mazlum Nurlu, belediye başkan yardımcıları ile birlikte MHP binası önünde bulunan partilileri ziyaret ederek, konu ile ilgili görüşmeler gerçekleştirdi. – MANİSA
]]>(ANKARA) – Hayvan hakları savunucuları, sokak hayvanlarına “ötanazi” öngören kanun teklifini Ankara Anıtpark’ta protesto etti. Din adamı olduğunu belirten Hasan Yaman, “Hayvanların maruz kaldığı zulümlerden, işkencelerden dolayı, bir din adamı olarak kendimi vebalde hissediyordum, Allah bunun hesabını bize soracak diye. Bugün komple hayvanları katarak kediyi, köpeği ötanazi edelim, öldürelim, popülasyonlarını düzeltelim gibi bir olayı, ben Kuran’ın ve imanımın neresine sığdırabilirim” dedi.
Hayvanları Koruma Kanunu’nda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’ni protesto etmek amacıyla hayvan hakları savunucuları Anıtpark’ta bir araya geldi. İYİ Parti İstanbul Milletvekili Nimet Özdemrir’in de katıldığı protestoda basın açıklamasını Hayvanların Yaşam Hakları Konfederasyonu 2’nci Başkanı Haydar Özkan yaptı. Özkan, şunları söyledi:
“Bir süredir ülkemiz gündemine kara bir leke gibi sokulmaya çalışılan; ‘uyutma’ değil, ‘ötanazi’ değil, ‘toplu itlaf’ yasa tasarısı, bildiğiniz gibi, geçtiğimiz hafta salı günü Tarım, Orman ve Köy İşleri Komisyonu’na geldi. Bu yasayı, aklı ve vicdanı olan hiçbir vatandaşın kabul etmesi mümkün değildir.
Hayvanların toplu halde öldürülmelerine karşı koyan hayvan hakları örgütleri, çocukların zarar görmesini arzu ediyorlarmış gibi gösterildi. Mağdur ailelerle, hayvan hakları örgütleri karşı karşıya getirilmeye çalışıldı. Şunu özellikle vurgulamak ve bu kirli operasyonla şekillendirilen yanlış algıyı bu vesile ile düzeltmek isterim; hiçbir hayvan hakkı savunucusu bir çocuğun zarar görmesini kabul edemez. Bizler de tıpkı çocukları mağdur olmuş aileler gibi devletten çözüm bekliyoruz.
“Türk halkının sokak hayvanlarının öldürülmelerini kabul etmesi mümkün değildir”
Bu teklif, kültürel kodlarında, kendileri öldükten sonra sokak hayvanlarına bakılsın diye, mahalle kasaplarına miras bırakmak olan bu milletin genetik kodlarına doğrudan yapılan bir saldırı niteliğindedir. Vicdanlı, merhametli yüce Türk halkının sokak hayvanlarının toplu halde öldürülmelerini kabul etmesi mümkün değildir.”
“Biz yaşam hakkına saygılıyız”
İYİ Parti İstanbul Milletvekili Nimet Özdemir, konuya ilişkin şunları söyledi:
“Bu güzel dünyayı bütün varlıklarıyla seven, koruyan, kabul eden güzel insanlar emin olabilir ki; son aylarda yaşadığımız bu olaylar sadece bir kurgu. Biz yaşam hakkına saygılıyız. Bizim karşı olduğumuz şey, hayvan hakkı, çocuk hakkı gibi birbiriyle yan yana gelmeyecek iki hak tartışmasını kutuplaştırarak, üzerinde psikolojik baskı uygulayarak yan yana getiremezsiniz. Biz diyoruz ki; çocuklarımız, yaşlılarımız zarar görmesinler. Ama masum, dilsiz, hiç suçu olmayan hayvanları katletmeyin diye buradayız. Sizin müfredatınızda var mı ki, hayvan sevgisini ekebildiniz mi ki şimdi oturup sahiplensinler diyorlar.”
Din adamı olduğunu söyleyen Hasan Yaman ise ANKA Haber Ajansı’na şöyle konuştu:
“Ben, Nurani Derneği’nde başkanım. Hayvanların maruz kaldığı zulümlerden, işkencelerden dolayı, bir din adamı olarak kendimi vebalde hissediyordum, Allah bunun hesabını bize soracak diye. Dolayısıyla bu işe taraf olduk biz de. Hayvanların katledilmesini asla kabul etmiyoruz. Zaten üstü kapalı bunlar yapılırken bunun temelli önünü açar gibi olan bu tutumu kabul etmiyoruz. Dini boyutuna gelince de işin içinden hiç çıkılacak gibi değil. Peygamber efendimiz mübarek cübbesini, bir kedinin rahatsız olmaması ve onu uyandırmamak için cübbesini kesip mescide giderken burası da Müslüman Türklerin yaşadığı bir ülke olduğu için bunu ben nasıl kabul edebilirim? Bugün komple hayvanları katarak kediyi, köpeği ötanazi edelim, öldürelim, popülasyonlarını düzeltelim gibi bir olayı, ben Kuran’ın ve imanımın neresine sığdırabilirim? Hal böyleyken sokaktaki caniler, çocuk tacizcileri, bayrak düşmanları bu caddelerde gezecek ve ben bu hayvanların itlafına onay vereceğim öyle mi? Bir din adamı olarak bütün bunlar konuşulurken ben nasıl sessiz kalırdım, nasıl tarafsız olurdum? Hayvan haklarını savunmak, herhangi bir partinin ve görüşün malı değil. Biz böyle bir kanunu kabul etmiyoruz, istemiyoruz. Devletin hiçbir kurumu yok sokak hayvanlarını tedavi edecek. Biz buna çözüm beklerken ötanaziyle geldiler. Biz dindar insanlar olarak bu eyleme katılan insanlarla beraberiz, onlar gibi düşünüyoruz. Onları meclise almamışlar ya ben de onlar gibi düşünüyorum. Kabul etmiyoruz biz bunları.”
]]>
Mersin Büyükşehir Belediyesinin yol yapım çalışmalarının süratle devam ettiğine dikkat çeken Seçer, 2. Çevre Yolu’nun yeni yol çalışmalarına geçen yıllarda başladıklarını hatırlattı. Yapımı süren caddenin de tamamlanmasıyla yaklaşık 5 bin 400 metrelik çalışmanın tamamlanacağını kaydeden Seçer, bunun 2 bin 300 metresinin 2. Çevre Yolu’nun devamı olarak açılan yeni bulvar ve yollar olduğunu ifade etti. Seçer, “Diğer bölümlerde Kuzey-Güney aksında ve içinde bulunduğumuz Doğu-Batı aksında Davultepe’ye kadar yolu indiriyoruz. Artık sebze halinin oradan 2. Çevre Yolu’na girdiğiniz zaman Davultepe’ye kadar bu hat üzerinden neredeyse kesintisiz gelebilirsiniz. 2. Çevre Yolu üzerinde başta Saya Katlı Kavşağı olmak üzere Hal Katlı Kavşağı gibi önemli çalışmaları da bu dönem içerisinde tamamlayacağız. Mersinlileri Hal Kavşağı’ndan Davultepe’ye kadar kesintisiz bir yol ağına kavuşturacağız” diye konuştu.
“Çalışmalar, Çeşmeli otobanına kadar devam edecek”
Büyükşehir Belediyesinin 2. Çevre Yolu ile ilgili çalışmalarının bunlarla sınırlı kalmadığına işaret eden Seçer, “Çalışmalar, Çeşmeli otobanına kadar devam edecek. Yeni açtığımız 2 bin 300 metre bulvarda 7 kilometrelik bir güzergaha devam edeceğiz. Hukuki zemini oluşuyor, kamulaştırma, 18 uygulaması, örtü bedellerinin ödenmesi gibi işlemler de tamamlanıyor. 2029 sonuna kadar da 4 kilometrelik yeni güzergahın sözünü verebiliyoruz. Buradaki imar çalışmalar zaman alıyor, tamamlandıkça da devamı gelecek ve nihayetinde Çeşmeli otoban bağlantısına kadar tamamlayacağız” dedi.
“Makinalarımız 3. Çevre Yolu’nun devamı olarak Kuyuluk’a kadar gidecek”
Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nin olduğu bölgede Mimar Sinan Caddesi ile 3. Çevre Yolu’nun kesiştiği noktadan üniversitenin kapısına kadar bir kilometrelik güzergahı geçen mart ayında açtıkları da hatırlatan Seçer, çalışmayı Kuyuluk’a kadar devam ettireceklerini kaydetti. Bahse konu güzergahın 4 bin 200 metre olduğuna işaret eden Seçer, “Orada da doğal olarak imar ve kamulaştırma çalışmaları var, onları da son sürat devam ettiriyoruz. Zemini ve altyapısı oluştuğu andan itibaren de makinalarımız 3. Çevre Yolu’nun devamı olarak Kuyuluk’a kadar gidecek” ifadelerini kullandı.
Mersin merkezden tüm çevredeki ilçelere kadar hem yeni yollar açılması, hem mevcut yolların rehabilitasyonu konusunda geçen 5 yıl boyunca ciddi ve kaliteli işler ortaya koyduklarını dile getiren Seçer, “Geçtiğimiz 5 yıl nasıl vatandaş memnuniyetini en üst seviye çıkaracak kalitede çalışmalar yaptıysak bundan sonra da memnuniyetle devam edeceğiz” diye konuştu.
Kent trafiği rahatlayacak
Büyükşehir Belediyesinin kent trafiğini rahatlamak, yolların modern ve konforlu bir hale gelmesi için başlattığı çalışmalardan biri olan Mezitli Fatih Sultan Mehmet Caddesi Yol Genişletme çalışmasının tamamlanmasıyla Mersinliler 2. Çevre Yolu’ndan Gazi Mustafa Kemal Bulvarı’na inmeye gerek kalmadan Davultepe’ye kadar ulaşım sağlayabilecek. Çalışmaların en kısa süre içerisinde tamamlanarak yolun trafiğe açılması hedefleniyor. – MERSİN
]]>DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğanu, partisinin MYK toplantısı devam ederken gündeme dair açıklamalarda bulundu. Toplantının Ortadoğu’da yaşanan gelişmeler hakkındaki değerlendirmelerle başladığını bildiren Doğan, “Suriye’deki bu karmaşık tabloda Türkiye’nin nasıl bir rolü oldu? Türkiye, Suriye’de bu sefer ne arıyor? Hakikaten Fidan’ın dediği bir normalleşme furyası başlayacaksa ki böyle bir furya aldı başını gidiyor ‘normalleşme’ diyerek bir normalizasyonun olmadığını son aylarda hep beraber görmüyor muyuz” dedi.
Filistin’e yönelik saldırılara da değinen Doğan, “Gazze’den Amediye’ye kadar her yanı savaş ve çatışma hali sarmış durumda. Bundan Türkiye’de çok ağır ekonomik maliyetlerle, siyasal sonuçlarla ve ne yazık ki can kayıplarıyla, ağır bedellerle etkileniyor” dedi. “İmralı’da süren tecrit, hapishanelerin durumu, hasta tutsakların hali, kayyum politikaları değişmeyen gündem konularımızdı” diye konuşan Doğan, şu bilgileri verdi:
Adalet Bakanlığı ve Sağlık Bakanlığı’na çağrı
“Ben dün Sincan Ceazaevi’nde bazı tutuklu arkadaşlarımızı ziyarete gittim ve orada cezaevi gözlem ve idare kurullarının yaşattığı zulmü bir kez daha dinledim. Bu bile hapishanelerin durumunun artık ne kadar kritik bir hal aldığını biz kez daha gösteriyor. İmralı’da sayın Öcalan’a uygulanan ve yalnızca onunla sınırlı kalmayan; onunla birlikte tecride maruz bırakılan diğer tutukluların durumundan bahsetmişken Adalet Bakanlığı’na bir çağrı yapmak istiyoruz tekrar. Bu insan hakkı ihlalinden, insanlık suçundan vazgeçilmesi gerekiyor. Tecrit ağır bir insanlık suçudur ama İmralı Ada Hapishanesi’nde tutulanların sağlık hakları da ihlal ediliyor. Dolayısıyla Sağlık Bakanlığı’na da çağrı yapıyoruz. Orada tutulan insanların sağlık durumları bir kaygı ve endişe konusu. Buna dair bir açıklama yapmak gerekiyor.
“Olmayan bir demokrasi Türkiye’de sürekli bir şekilde darbelerle kesintiye uğruyor”
15 Temmuz darbe girişiminin yıl dönümüyle nedeniyle de değerlendirmelerde bulunan Doğan, “Bugün 15 Temmuz. Türkiye geçmişten ne yazık ki dersler çıkarmak yerine aynı yöntemlerde ısrar ediyor ve bundan vazgeçmiyor. Darbe girişiminin yıl dönümü. Olmayan bir demokrasi Türkiye’de sürekli bir şekilde darbelerle kesintiye uğruyor. İlkesel olarak her türlü darbe ve askeri kalkışmaya karşıyız. Demokratik zeminin bu şekilde kesintiye uğratılmasına karşı mücadele etmek için onlarca yıllardır da büyük bedeller ödüyoruz. Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu şey daha çok demokrasi, daha çok özgürlük, daha çok adalettir” ifadelerini kullandı.
“Darbe girişimi karanlıkta kaldı, bu yapılarla yüzleşilmedi”
Ayşegül Doğan, şunları söyledi:
“Her tür darbenin, askeri kalkışmanın ardında gizli saklı tutulan, bir türlü yüzleşilmek istenilmeyen bir siyasi güç olduğunu biliyoruz. Bu yapılar saklandı, saklanmaya devam ediyor. Darbe girişimi karanlıkta kaldı, bu yapılarla yüzleşilmedi. OHAL’ler çıkartıldı. Ancak bir başka darbeyle mümkün olabilecek hukuksuzluklar silsilesi yaşandı. Bugünkü rejimin tesisi için adeta yaşananlar bir fırsata dönüştürüldü. Kayyumlara yol açıldı. 15 Temmuz 2016’da yaşananlarla çıplak bir şekilde yaşananlarla çıplak bir şekilde yüzleşmek öncelikli olarak iktidarın görevidir. Bu konuda iktidarı daha açık ve şeffaf bir şekilde sorumluluk almaya ve bunların siyasi sorumlularıyla yüzleşmeye davet ediyoruz. Yalnızca iktidar değil muhalefet partileri de bunu bir demokrasi sorunu olarak ele almak yerine ne yazık ki milliyetçiliği körüklemeyi tercih ettiler ve o günden bugüne 15 Temmuz’u kendi tabanlarını konsolide etmenin bir aracı olarak gördüler.
“Ankara-Bağdat-Şam-Erbil arasında kurulacak bir ittifak savaş ve çatışma ittifakı olmamalı”
Irak-Kürdistan bölgesinde yaşananlardan çok büyük bir kaygı duyuyoruz. Kürtler yaşadıkları tüm coğrafyalarda neresi olursa olsun varlık mücadelesi vermek durumunda kalıyorlar. Son derece meşru haklarını kullanıyorlar bu saldırılara karşı. Daha önce bu çok acı bir şekilde tecrübe edildi. Hiç kimse, hiçbir güç halkları tekrar bu kötü tecrübeleri yaşayacak günlere götürmemeli. Ankara-Bağdat-Şam-Erbil arasında kurulacak bir ittifak savaş ve çatışma ittifakı olmamalı. Eğer bir ittifak kurulacaksa bugüne kadar kurulanın tam tersine savaşa karşı, çatışmaya karşı ve halkların kazanımlarını koruyacak bir ittifak olmalı. Hiçbir güç burada yaşayan Kürtleri karşı karşıya getirmemeli. Yapılacak her hesap bu dönemde daha çok barış ve bir arada yaşam için olmalıdır. Hiçbir Kürt gücü de bu hesapların bir parçası olmamalıdır.
“Halkların iradesine saygı duyuyor musunuz?”
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın açıklamalarından alıntılar yapmak istiyorum. Diyor ki ‘Suriye’de çok karmaşık bir tablo var ve bu tablonun tartışılmaya açılması için çok zaman lazım.’ Bir kere şunu hatırlatmak isteriz: 10 yılı aşkın bir savaş halinden bahsediyoruz. Suriye’deki bu karmaşık tabloda Türkiye’nin nasıl bir rolü oldu? Türkiye, Suriye’de bu sefer ne arıyor? Hakikaten Fidan’ın dediği bir normalleşme furyası başlayacaksa ki böyle bir furya aldı başını gidiyor ‘normalleşme’ diyerek bir normalizasyonun olmadığını son aylarda birlikte görmüyor muyuz?
Eğer siz Suriye ile ilişkilerde bir normalizasyon arıyorsanız ve gerçekten geçmişi yeniden düşünerek bunu yapacaksanız açık ve şeffaf şekilde kamuoyuyla paylaşılması gerekir. Mültecilerle ilgili Türkiye ne yapacak? Gönüllü dönüşler dahil olmak üzere nasıl bir planlama yapılacak? Suriye’de yaşayan halklar birleşik ve demokratik bir Suriye’de yaşamak istiyorlar. Siz de halkların iradesine saygı duyuyor musunuz?
Ekmek ve Adalet kampanyası 19 Temmuz’da başlıyor
Partisinin 19 Temmuz’da başlatacağı “Ekmek ve Adalet Kampanyası” hakkında da bilgilendirme yapan Doğan, “Mardin’de Kızıltepe’de 19 Temmuz’da start veriyoruz. Starta Eş Genel Başkanımız Tuncer Bakırhan katılıyor, Mardin Büyükşehir Belediyesi ve ilçeleri eş başkanları, Mardin milletvekillerimiz katılıyor. 19 Temmuz’da saat 17.00’de Kızıltepe’de vereceğimiz start ilke ‘Ekmek ve Adalet’ kampanyamızı başlatıyoruz. Mardin’den sonra 25 Temmuz’da Ağrı’da bir esnaf buluşması gerçekleştireceğiz. Gürbulak sınır kapısında bir açıklama ve buluşma gerçekleşecek. 28 Temmuz’da Batman’da bir ’emek’ buluşması planlıyoruz. 29 Temmuz’da Hatay rezerv alanında bir buluşma olacak. 7 Ağustos’ta Iğdır’da bir tarım ve kadın işçilerle bir buluşma gerçekleştirilecek. 11 Ağustos’ta Kocaeli-Gebze’de tersane işçileri ile, 18 Ağustos’ta Antalya’da turizm işçileri ile, 19 Ağustos’ta İzmir’de emeklilerle buluşma gerçekleşecek. 20 Ağustos’ta İzmir Ekoloji Buluşması planlıyoruz. 21 Ağustos’ta Manisa’da tarım işçileri ile buluşuyoruz.”
]]>
Saha Eylem Koordinasyon Hücresi (CCAT) adlı grubun lideri Christian Tein, Çarşamba günü 11 kişiyle birlikte gözaltına alındı.
Grup Mayıs ayındaki ayaklanmaları organize etmekle suçlanıyor.
Yaklaşık 300 bin nüfuslu takımadayı etkisi altına alan ayaklanmalarda ikisi polis memuru, toplamda dokuz kişi hayatını kaybetti. Yüzlerce kişi yaralandı.
Gerginlik Paris’in, bölgede 10 yıl yaşamış olan Fransızlara oy hakkı verilmesini öngören yasa tasarısını parlamentoya sunmasıyla başladı.
Teklif, bağımsızlık yanlısı, büyük oranda yerlilerden oluşan gruplar tarafından “yönetimdeki etkilerini azaltacağı” iddiasıyla eleştirildi.
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 13 Haziran’da yasa tasarısını askıya aldı.
Avustralya ve Fiji arasında yer alan ve yaklaşık 170 yıldır Fransa toprağı olan Yeni Kaledonya’nın başkenti Noumea Başsavcısı Yves Dupas, Christian Tein’in “organize suç” olayları nedeniyle gözaltına alındığını söyledi.
Gözaltına alınan diğer kişiler arasında CCAT iletişim şefi Brenda Wanabo da bulunuyor.
AFP haber ajansına konuşan Wanabo’nun avukatı Thomas Gruet, “Müvekkilim kendisini burada bulacağını hiç düşünmemişti. Son derece şaşırmış durumda. Kendi gözünde o sadece bir aktivist” dedi.
Fransa İçişleri Bakanı Gerald Darmanin CCAT’ı “mafya tarzı bir örgüt” olarak tanımlıyor.
CCAT ise takımadadaki çatışmalardan sorumlu olmadığını savunuyor.
Fransa, Mayıs ayı boyunca Noumea’daki uluslararası havaalanının geçici olarak kapattı ve olaylara müdahale etmek üzere yaklaşık 3.500 güvenlik gücü personelini bölgede görevlendirdi.
Ne olmuştu?
Yeni Kaledonya’da oy kullanma hakkı şu anda yerli Kanaklar ve 1998’den önce Fransa’dan gelenlerle sınırlı.
Planlanan yasa değişikliği, en az 10 yıldır Yeni Kaledonya’da bulunanlar da dahil olmak üzere daha fazla Fransız vatandaşının oy kullanabilmesini sağlamayı öngörüyor.
Birçok Kanak siyasi güçlerinin azalacağından endişe ediyor ve gelecekte bir bağımsızlık referandumu yapmanın daha zor hale geleceğinden korkuyor.
Mayıs ayında mağazaların yağmalandığı ve kamu binalarının kundaklandığı olaylar sırasında Fransa Başbakanı Gabriel Attal olağanüstü hal ilan etti.
Bu Yeni Kaledonya’nın 1980’lerden bu yana yaşadığı en büyük iç çatışma.
Fransa Yeni Kaledonya’yı 1853’te sömürgeleştirdi ve 1946’da Kanaklara haklar tanıyarak burayı denizaşırı bir bölge haline getirdi.
Fransa ile Yeni Kaledonya arasındaki 1998 tarihli Noumea Anlaşması’nda Paris bölgeye daha fazla siyasi özerklik verme ve seçmen listesini o dönemdeki yerleşik halkla sınırlı tutma sözü vermişti.
Yani 1998’den bu yana bölgedeki seçmen listeleri güncellenmedi. Bu da adaya yeni yerleşenlerin oy kullanamaması anlamına geliyor. O tarihten bu yana adaya 40 binden fazla Fransızın yerleştiği tahmin ediliyor.
Yerli halk, adaya sonradan yerleşenlerin oy kullanmasının Fransa yanlısı politikalara destek sağlayacağını savunuyor.
1998’deki anlaşmadan sonra bölgede üç kez bağımsızlık referandumu yapıldı. İlk ikisini bağımsızlık karşıtları az farkla kazanırken, Aralık 2021’de yapılan son referandum, Covid nedeniyle erteleme talepleri kabul edilmeyen bağımsızlık yanlısı partilerce boykot edildi ve bu referandumdan da bağımsızlık kararı çıkmadı.
Bugün Yeni Kaledonya nüfusunun yaklaşık 112 binini yerel Kanak topluluğu oluşturuyor.
]]>Yılmaz, Amasya Uluslararası Atatürk Kültür ve Sanat Festivali kapsamında geldiği kentte beraberinde CHP Genel Başkanı Özgür Özel, AK Parti Amasya Milletvekili Haluk İpek, CHP Amasya Milletvekili Reşat Karagöz, CHP Samsun Milletvekili Murat Çan, Amasya Belediye Başkanı Turgay Sevindi, Tugay Komutanı Tuğgeneral Kemal Çakıroğlu ile Mustafa Kemal Atatürk’ün Amasya’ya gelişinde karşılandığı Cülüs Tepe’den başlayan “Atatürk ve Bayrağa Saygı” yürüyüşüne katılarak Yavuz Selim Meydanı’na yürüdü.
Yılmaz, Amasya Tamimi’nin yıl dönümü dolayısıyla burada düzenlenen törende yaptığı konuşmada, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Amasya’ya gelişi ve Cumhuriyet’in “doğum belgesi” Amasya Tamimi’nin yayımlanmasının 105’inci yıl dönümünü yürekten kutladığını söyledi.
Cumhuriyet’in banisi Gazi Mustafa Kemal Atatürk başta olmak üzere tüm şehit ve gazileri rahmetle minnetle yad ettiğini belirten Yılmaz, “Sizlere ve Milli Mücadele’nin sembol şehri Amasya’ya, Cumhurbaşkan’ımız Recep Tayyip Erdoğan’ın en kalbi selamlarını, kutlamalarını iletiyorum. Kadim şehir, alimler ve şehzadeler şehri Amasya, tarihimizde müstesna bir yere sahiptir.” dedi.
Amasya’nın Birinci Dünya Savaşı sonrasında kurtuluş yolunda, milletin kaderine yön veren şehir olduğunu dile getiren Yılmaz, şöyle devam etti:
“Mondros Ateşkes Antlaşması, ateşi kesmek bir yana, Anadolu’nun kalbine ateşten bir hançer saplama girişimine zemin hazırlamıştı. Hal böyleyken, 9’uncu Ordu Müfettişi olarak Samsun’a atama emri yayımlanan Mustafa Kemal Paşa, beraberindeki kurmay heyetiyle 16 Mayıs’ta İstanbul’dan yola çıkmış, 19 Mayıs sabahında Samsun’a ulaşmıştır. Diğer yandan, bu gelişmelerden birkaç gün önce İzmir, Yunanlılar tarafından işgal edilmeye başlanmıştı. Milletimizin yaşanan tüm bu acılara, imkansızlıklara rağmen pes etmediğini ve karşısına çıkarılan emperyalist dayatmaları, sömürgecileri, işgalcileri elinin tersiyle ittiğini gördüğümüz zamanlardır. İşgallere karşı Anadolu’da Kuvayımilliye hareketi başlamış, Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarının öncülüğünde destansı bir mücadele ortaya konmuştur. Samsun’a ulaştıktan sonra yeniden dirilişi perçinleyecek telgraflar kaleme alan Mustafa Kemal Paşa, 25 Mayıs’ta Havza’ya, ardından 12 Haziran’da Amasya’ya geçti. İşte Milli Mücadele’nin fitili 105 yıl önce bugün burada ateşlenmiştir. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Milli Mücadele hareketini halka mal ettiği yer Amasya, bunun karar metni ise Amasya Tamimi’dir.”
Yılmaz, Amasya Tamimi’nin ulusal kurtuluşa, TBMM’nin kurulmasına ve Cumhuriyet’in ilanına giden yolun başlangıç noktası olduğunu vurgulayarak, “Milli iradeyle çıkılan bu yol, aynı zamanda demokrasimizin de köklü bir temele sahip olduğunu, Cumhuriyet’in demokrasiyle taçlanmasının tesadüf olmadığını da göstermektedir.” diye konuştu.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü Amasya’da istiklal inancıyla karşılayarak dirilişi muştulayan tüm Amasya halkını, “Amasya emrinizdedir” diyen Amasya Müftüsü Hacı Hafız Tevfik Efendi’yi ve tüm kahramanları rahmetle, minnetle yad ettiklerini söyleyen Yılmaz, “Amasya’nın ve Amasyalıların bu onur nişanesini daima göğüslerinde gönüllerinde taşıyacaklarına inanıyorum. 105 yıl önce burada harekete geçen o milli ruh, bugün de canlılığını korumakta ve istiklale yürüyen o yürekler bugün gençler başta olmak üzere milletimizin gönlünde çarpmaktadır.” ifadelerini kullandı.
“Ülkemizi çok daha müreffeh ve her alanda bağımsız hale getirmek için çalışıyoruz”
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Büyük ve güçlü Türkiye yolunda önümüze çıkarılan engelleri, Cumhurbaşkanı’mız Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde, Milli Mücadele’deki o şuurla aşmaya devam ediyoruz. Emperyalist saldıralar sadece geçmişte yaşanmadı maalesef bugün de Gazze’den Afrika’ya, Asya’ya, dünyanın birçok bölgesinde emperyalist güçlerin kurdukları oyunları, sergiledikleri tutumları hep birlikte görüyoruz. Tarihimizden aldığımız şuurla, öz güvenle nasıl geçmişte bu emperyalist oyunları bozduysak bugün de yarın da bozmaya devam edeceğiz. Ülkemizi çok daha güçlü, müreffeh ve her alanda bağımsız hale getirmek için çalışıyoruz. Ortak değerimiz olan ve bugün asırlık bir çınara dönüşmüş bulunan Cumhuriyet’imizin birikimleri üzerinde yeni bir yüzyıla hep birlikte yürüyoruz. Türkiye Yüzyılı olarak sembolleştirdiğimiz yeni dönemde hedefimiz, her alanda daha gelişmiş, güçlü ve müreffeh bir Türkiye’dir. Merkez ülke Türkiye etrafında bir barış, istikrar ve refah kuşağı tesis etmektir. İman varsa, irade varsa, Allah’ın izniyle imkan da vardır. Biz her zaman buna inanıyoruz. Ecdadımızın onca imkansızlıklar içinde kurtardığı bu aziz vatanı 21. yüzyılın parlayan yıldızı olarak yükseltmek boynumuzun borcudur.”
Yılmaz, bu inançla bir yandan büyük kalkınma hamleleri gerçekleştirdiklerini diğer yandan hak, hukuk, adalet ve özgürlük alanlarında milletin daha yüksek demokratik standartlarla buluşmasını hedefleyen reformlar yaptıklarını dile getirerek, “Mazlum Filistin halkı başta olmak üzere tüm mazlum milletlere de sahip çıkıyoruz. Gücümüzü artırdıkça dünyada daha adil bir ortamın oluşmasına da daha büyük güç vereceğimizi buradan ifade etmek isterim.” değerlendirmesinde bulundu.
Türkiye’nin sınırlarını kuşatmak için kurulan terör senaryolarını Kurtuluş Savaşı’ndaki o kararlılıkla yırtıp attıklarını aktaran Yılmaz, “Ülkemize yönelik çifte standartları ve hakkaniyetsiz yaptırım tehditlerini de Milli Mücadele ruhuyla yıktık. Böylece ülkemiz, potansiyelini en üst düzeyde kullanabilen bir seviyeye gelmiştir. Savunma sanayinde sağladığımız ilerlemelerden milli enerji hamlelerimize her gün daha ileriye gidiyor, mücadelenin bitmediğini bitmeyeceğini gösteriyoruz. Her karışı şehit kanlarıyla sulanmış vatanımız için ödediğimiz bedelleri de unutmuş değiliz. Bu vatanı kolay kazanmadık, bu vatanın kıymetini hep birlikte bilmek zorundayız.” vurgusu yaptı.
Gazi Mustafa Kemal ve arkadaşlarının İstiklal Harbi’ni yürütürken manda-himaye peşinde koşanların da olduğunu, milletin bunları da hatırladığını söyleyen Yılmaz, şunları kaydetti:
“Tarih, kaynağını milletin yerli-milli dinamiklerinden almayanların sönüp gitmeye mahkum olduğunu göstermektedir. Safını milletten yana tutmayanlar, farklı odakların diliyle konuşanlar, sırtını hasım mahfillerine dayayanlar bugün de geçmişte olduğu gibi kaybedecektir. Biz, aziz milletimizin aklına, vicdanına ve ferasetine güveniyoruz. Milli iradeye yönelik her türlü vesayete ve vesayet odağına karşı milletimizin azim ve kararlılığını en güçlü dayanak olarak görüyoruz. Türkiye’yi büyütmeye, kalkındırmaya, milli iradeyi tahkim etmeye ve demokrasimizi daha ileriye taşımaya hep birlikte devam edeceğiz.”
]]>YERLİ ve Milli Parti Genel Başkanı Teoman Mutlu, partisinin İzmir’deki Ege İstişare Toplantısı’nda yaptığı konuşmada, yapılacak ilk seçimlere hazır olduklarını belirterek “Karanlığı yırtarcasına, zincirleri kırarcasına sel gibi çığ gibi biz geldik, geliyoruz. Gücümüzü halkımız gösterecek. Halkımızdan aldığımız güçle, Allah’tan aldığımız imanla artık söz bizde” dedi.
Yerli ve Milli Parti’nin Ege İstişare Toplantısı İzmir’deki bir otelin toplantı salonunda yapıldı. Toplantıya Yerli ve Milli Parti Genel Başkanı Teoman Mutlu ile çok sayıda partili katıldı. Toplantıda Türk bayrakları eşliğinde marşlar söyleyen partililere seslenen Yerli ve Milli Parti Genel Başkanı Teoman Mutlu, hayatının en mutlu günlerinden birini yaşadığını kaydetti. Büyük önder Atatürk’ün en çok önem verdiği şehirlerden biri, cumhuriyetin ve demokrasinin kalesi İzmir’de bulunduklarını belirten Mutlu, “İktidara baktığınız zaman ülkemizin bir yangın yerine döndüğünü bilen biliyor. 22 yıldır AK Parti iktidarı tüm değerlerimizi maalesef yok etti. Atalarımızdan yadigar geleneklerimizi, tamamen şımarıklığa ve kibre bıraktı. 3 ‘Y’yi kaldıracağım’ diye söz verdi. Yoksulluk, yolsuzluk ve yasakları güya kaldıracaktı. Öyle bir hale geldik ki yoksulluk cumhuriyet tarihinde görülmemiş bir boyuta ulaştı. Adalet dağıtması gereken adliyelerde korku imparatorlukları kuruldu. Yasaklar öyle bir hal aldı ki, gençler bir söz edemez hale geldi. Atatürk’ün yetiştirdiği bu kahraman millet sabırla seçimi bekledi. Nihayet 31 Mart’ta iktidara ağzının payını verdi. AK Parti bu ağır yenilginin altından kalkamadı. Oyları eriyip gitmekte. Bu halktan kopuşun sonu maalesef şu an ki düştükleri durumdur. AK Parti uzatmaları oynamaktadır” dedi.
‘6 AYDA 60 İLDE PARTİ TEŞKİLATLANMASI’
Teoman Mutlu, Yerli ve Milli Parti olarak 6 ayda 60 ilde il ve ilçe kongrelerini devam ettirdiklerini belirtip parti çalışmalarına hız kesmeden devam ettiklerini söyledi. Yapılacak olan ilk seçimlere hazır olduklarını belirten Mutlu şöyle devam etti:
“Yapılacak ilk seçimde yüce Türk milleti bu partiyi tarihin tozlu sayfalarına gömecektir. Dönüp baktığınızda AK Parti perişan da bugün birinciliğe layık görülen CHP çok mu iyi? Halk 31 Mart seçimlerinde ‘Vur vur inlesin’ dedi. CHP ‘Yumuşama’ dedi. Halk ‘Silkele bunları’ dedi. CHP ‘Düşecekler nasılsa gidiyor’ dedi. CHP ‘Erken seçime gerek yok’ dedi. Hatırlarsınız 89 yılında Özal’ın Anavatanı o kadar güçlüydü ki yerel seçimlerde Demirel büyük bir başarı elde etti. 2 yıl boyunca öyle bir erken seçim kampanyası yürütüldü ki Özal’ın yerine rahmetli Demirel başbakan oldu. Şimdiki yönetime bakıyoruz bırakın erken seçimi, ‘Erken seçime gerek yok’ diyecek kadar aciz bir yönetim sergileniyor. Tam bir keşmekeş, karanlık varken diğer partiler de yerle yeksan oldu. Halk 31 Mart’ta bütün partileri yok etti. Yok mudur bir vatan evladı, namuslu donanımlı bir parti? Tam bu sırada karanlığı yırtarcasına zincirleri kırarcasına sel gibi, çığ gibi biz geldik, geliyoruz. Gücümüzü halkımız gösterecek. Halkımızdan aldığımız güçle, Allah’tan aldığımız imanla artık söz bizde. 6 ayda 60 tane ilde il ve ilçe kongrelerini devam ettiren Yerli ve Milli Parti’nin önüne kimse geçemez. Ankara’da Atakule’nin tam karşısında 7 katlı genel merkezimizi sizlerin emirlerine tahsis ettik. Bütün seçim otobüslerini müzik sistemleriyle donattık. Yapılacak olan ilk seçimlere hazır hale getirdik. Tüm partililere biz meydan okuyoruz. Sizin, bu ülkenin sahipsiz olmadığını gösterelim. Millet 31 Mart’ta sandıkta konuştu. Mesajı alamayan eskimiş liderleri kaldırıp çöpe attı. Daha ne bekliyorsunuz? Eskimiş ve seçim kaybetme şampiyonu olmuş lider geçinen genel başkanın evine dönmesi gerekiyor. Sayın Kılıçdaroğlu ve Akşener tarihin tozlu sayfalarına gömüldü. Yapılacak olan ilk seçimlerde sayın Erdoğan da tarihin tozlu sayfalarına gömülecektir.”
‘DEDELERİN OLUŞTURDUĞU BİR PARTİ DEĞİLİZ’
Konuşmasında erken seçimin kaçınılmaz olduğunu da ifade eden Teoman Mutlu, 2026 yılında erken seçim yapılacağını öne sürüp “Mecburen yapacaklar. Neden yeni bir parti diye sorulduğunda çünkü bizim bagajımız bomboş alnımız açık. Tamamen projelerle geldiğimizde arkamızda yabancı güç ya da bir tarikatın olmadığını öğreneceksiniz. İhtiyarlardan oluşan bir heyet değil dedelerin oluşturduğu bir parti değiliz. Yaşlanmış bitmiş tükenmiş liderler maalesef ülkemizi bu hale getirdiler. Gençlere ve kadınlara değer veren bir parti yok. Benim partimde 23 yaşında 28 ve 30 yaşında genel başkan yardımcıları var. Aralarında profesörler, elleri nasır tutmuş işçiler var. Biz savaşa da barışa da hazırız. ya başaracağız ya başaracağız. Bizi bilen iyi bilir. Bilmeyenler de İzmir il başkanımızın da toplantısında öğrenecekler” diye konuştu. Yerli ve Milli Parti Genel Başkanı Teoman Mutlu konuşmasına şöyle devam etti:
“Önce Atatürk sonra Atatürk daima da Atatürk. Her parti hem haddini hem hududunu hem de yerini bilecek. Hiç kimse Türkiye’nin, inançlarımızın ve ulu önder Atatürk’ün sahibi değildir. Biz bayrağı öpeni kucaklayacağız. Anadolu’yu, mavi vatanı kutsal bilen herkesle kucaklaşacağız. Terör sevicilerini asla affetmeyeceğiz. Bu vatanı yolda bulmadık. Buradan bunu düşünecek uygulayacak tek parti Yerli ve Milli Parti’dir. Allah’ın izniyle çığ gibi sel gibi geliyoruz. Atatürk’e, İzmir’in dağlarına inanın. Hepinizin gönlünde büyük çiçeklerin açacağını söylüyorum.”
‘ASGARİ ÜCRETİ 3 AYDA BİR GÜNCELLEMEK ŞARTTIR’
Konuşmasına iktidara geldiklerinde hayata geçirmek istedikleri projeleri anlatarak devam eden Mutlu, “Kızlarımız ve kadınlarımız iktidarımızda güvenle yollarda yürüyecek. Gençlerimiz iş ve AŞ bulacak emeklilerimizin ellerinden öpeceğiz. Onların layık olduğu hayatı vermek boynumuzun borcudur. Çiftçilerimize alım garantisi verecek tek partiyiz. Tarladaki mahsulü asla tarlada kalmayacak. Türkiye’deki en büyük sorun kira sorunudur. TOKİ’ye emir vereceğiz bundan sonra yaptığınız hiçbir konutu satmıyorsunuz devletin bağlı olduğu kurum üzerinden insanlara uygun şekilde kiraya veriyorsunuz. İşkembeden sallayıp ‘mülakatı kaldıracağız’ deyip kaldırmamak yok. Atanamayan öğretmenler derhal atanacak. Asgari ücreti 3 ayda bir güncellemek şarttır. Türkiye Cumhuriyeti’nin hudutları bizim iktidarımızda yol geçen hanı gibi olmayacak. Mültecilerimizi severek, okşayarak uğurlayacağız. Onları kargo paketi gibi zarflarına pul yapıştırıp gönderme şansımız yoktur. Donanımlı, namuslu iseniz çözüm bulursunuz. Seçime 4 yıl var, diye kimse konuşmasın. Bakmayın botokslu Özgür Özel çıktı, ‘Seçime gerek yok’ dedi. Dağılmış bitmiş AK Parti’yi silip süpürmesi gerekiyordu. Ama halkın verdiği gücü kullanamadığı için AK Parti’ye bedavadan 4 yıl daha verdi. 2026 yılında 18-20 ay sonra erken seçim olmak zorundadır. Aziz millete zulmedenleri göndereceğiz. Öz ve öz yerliler gelecek. Mustafa Kemal’in askerleri iktidar olacak. Genç namuslu bilgili ve imanı olan sizler Türkiye’yi yönetecek kadroları oluşturacak kişilersiniz. Yerli ve milli olduğunuz andan itibaren sevgi umut kazanacak. Sağcı solcu kavgası bitmiş durumda. Önümüzdeki ilk seçimde dürüstler ile diğerlerinin mücadelesi olacak. Uzaktan kumandalılar değil vatanını sevenler kazanacak. Menfaat köleleri değil biz kazanacağız milletimiz kazanacak” ifadelerini kullandı.
‘CİNAYETLER İLE DOĞA KATLİAMI SON BULACAK’
Mutlu’nun konuşmasının ardından kürsüye gelen Yerli ve Mili Parti İzmir İl Başkanı İsmail Büyükalp, Ege istişare toplantısına ev sahipliği yapmaktan duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Büyükalp, “Partimiz göreve geldiğinde kadın, çocuk ve hayvan cinayetleri ile doğa katliamları son bulacak. Doğayı koruyup kollayacak geniş kapsamlı, caydırıcı, yeni yasalar çıkartacağız” diye konuştu.
Daha sonra partinin teşkilat başkanı Bekir Aktaş, İzmir İl Kadın Kolları Başkanı Resmiye Işıkhan ve farklı parti yöneticilerinin konuşmasıyla toplantı devam etti.
]]>Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Ferdi Zeyrek, yerel seçim çalışmaları sırasında Büyükşehir Belediyesi Manisa Sebze ve Meyve Toptancı Halinde, hal esnafıyla bir araya gelmişti. Hal esnafının sorunlarını dinleyen Başkan Zeyrek’e, hallerdeki otoparklarda ücretsiz bekleme süresinin uzatılması talebi iletildi. Göreve geldiğinde, hal esnafının bu talebini yerine getireceğinin sözünü veren Başkan Zeyrek, Büyükşehir Belediye Meclisi’nden alınan kararla hallerdeki otoparklarda ücretsiz bekleme süresi bir saatten, iki saate çıkarttı. Esnafın her zaman yanında olacaklarını belirten Başkan Zeyrek, “Halden alışveriş yapan esnaflarımız, araçlarını hale soktuklarında bir saat bekleme süresinin ardından otopark ücreti ödüyordu. Bir saat gibi kısa sürede haldeki alışverişlerini yapıp, araçlarına ürünlerini yüklemeleri çok mümkün görünmüyordu. Seçim dönemi, bu sorunu yerinde irdeledik. Göreve gelir gelmez, meclisimizde bu bekleme süresini iki saate çıkarttık. İki saat boyunca halde, otopark ücreti alınmayacak. Esnafımızın biz her zaman yanında olacağız. Onların dertlerini biliyoruz. Bütçelerine bir nebze de olsa katkı sağlamak için bu uygulamayı başlattık. Esnafımızdan da bu konuda çok teşekkür alıyoruz. Ne mutlu ki onlarında bütçelerine bir nebze de olsa destek olabildik” şeklinde konuştu.
Başkan Zeyrek’e teşekkür ettiler
Halde ticaret yapan esnaf, müşteri ve nakliyeciler, ücretsiz otopark süresinin uzatılmasından dolayı memnuniyetlerini paylaşarak Başkan Zeyrek’e teşekkür etti.
“Bizi anlamak için gece ziyarete geldi”
Manisa Sebze Meyve Komisyoncuları ve Tüccarları Derneği Başkanı Ömer Akagündüz, “Başkan Bey, seçim çalışmaları sırasında bizlerle bir araya geldi. Gece saat 02.00’de ilçe belediye başkanımızla birlikte bizleri ziyaret geldi. O saatte gelmesi bizleri anlaması açısında farklı bir duygu. Hal müşterimiz ve nakliyeci arkadaşlarımızın, burada bir saatlik otopark süresi vardı. Bu süre zarfının kendisine yetersiz geldiğini ifade ettik. Kendisi de göreve geldiğinde bu süreyi uzatacağına dair bizlere söz verdi. Bu sözü yerine getirdiğinden dolayı hal esnafımız, müşterilerimiz ve nakliyeciler adına Manisa Büyükşehir Belediye Başkanımıza teşekkür ederiz.” derken, hal müşterisi Betül Ataç, “Daha önce süre kısıtlı olduğu için acele davranıyorduk. Yetişmekte zorlanıyorduk. Ücrette bizi sıkıntıya sokuyordu. Süre uzatıldığı için çok memnunuz. Başkanımıza bu konuda çok teşekkür ediyoruz. Bizim için çok iyi oldu. Bir kadın olarak, bazen tek başıma da mal almaya geliyorum. Araba yerleştirme ya da boşaltmada zaman açısından zorlanıyordum. Ben ve benim gibi diğer kadınların da buraya gelmesi açısından destek olduğunu düşünüyorum. Böyle destekler, bizim için çok iyi adım oluyor.” şeklinde konuştu.
“Otopark ücreti maliyete yansıyordu”
Hal esnafı İsmail Sürgit, “Halden, ufak bir şey bile alsan, çıkman bir buçuk, iki saati buluyordu. Çoğu insan alacağı bir kasa mal için, ödediği otopark ücretini maliyetine yansıtıyordu. İster istemez satışına da yansıtıyordu. Çok güzel olmuş. Verilen sözler bir bir yerine geliyor. Bunu da takip ediyoruz. Emekçiler adına güzel bir davranış. Teşekkür ederiz.” ifadelerini kullanırken, nakliyeci Cemil Tekin, “Bir saatte burada işimizi bitiremiyor, sonra para ödemek zorunda kalıyorduk. İki saate çıkarttığı için Manisa Büyükşehir Belediye Başkanına teşekkür ediyorum.” dedi.
Hal esnaflarından Hüseyin Aslan, “Müşteriler otopark süresinden mağdurdu. Ferdi başkana dile getirdik. Hızlı ve etkin bir şekilde süreyi, iki saate çıkarttı. Ferdi başkandan, çok memnunuz” diyerek memnuniyetini iletirken, hal müşterisi Mustafa Sert ise sürenin uzatılmasının kendileri için iyi olduğunu belirterek Başkan Zeyrek’e teşekkür etti. – MANİSA
]]>TBMM Genel Kurulu, Meclis Başkanvekili Sırrı Süreyya Önder Başkanlığı’nda toplandı. Partilerin grup önerilerinin ardından fahiş fiyatlar ve stokçuluğa ilişkin cezaları içeren kanun teklifinin görüşülmesine geçildi.
Kanun Teklifi’nin tümü üzerine Saadet Partisi adına söz alan Grup Başkanvekili İsa Mesih Şahin, “Yüksek gıda enflasyonuna çözümler aranıyor, maalesef burada sorun yanlış tespit ediliyor. Gıda enflasyonunu bu tedbirlerle çözemeyiz. Mevcut enflasyonun sebebi nedir bunu tespit etmemiz gerekiyor. Türkiye’deki ekonomik krizin sebepleri bunlardır” dedi.
Gıda enflasyonu sorununda Hal Yasası düzenlemesinin bekletildiğini kaydeden Şahin, “Tarladan 1 liraya alınan ürün İstanbul’da misliyle mutfağa girmemelidir. Tüketiciye de fayda olsun, üreticiye de fayda olsun. Hal esnafı da daha düzenli şartlar altında çalışabilsin” şeklinde konuştu.
“Kanunda hukuk ilkesinin ihlal edildiğini” söyleyen Şahin, “Kanunun yürürlük maddesi, son yapılan düzenlemeler hep geriye yürütülüyor. Siz kanunu sürekli geriye doğru yürütürseniz ve bunu normalleştirirseniz ekonomik ve sosyal hayatı kaosa sürüklersiniz” ifadelerini kullandı.
SAADET PARTİ’Lİ ÖZBUDUN: “KAMUYONU YANILTMA ADETİNDEN VAZGEÇMİYORLAR”
Saadet Partisi Antalya Milletvekili Serap Yazıcı Özbudun da kanun teklifinin Adalet Komisyonu’na sevk edildiğine dair beyanın yanlış olduğunu belirterek, “Ben Adalet Komisyonu üyesiyim ve komisyonumuza böyle bir teklif metni getirilmedi. Bunu daha önce de yaptılar, her defasında bu uyarıyı yaptığımız halde kamuoyunu ve parlementoyu yanıltma adetinden vazgeçemiyorlar” dedi.
“BU KANUN TASLAĞINI HUKUKÇULAR BİLE ANLAMAZ”
Kanun teklifinin “TBMM’nin yasama yetkisini gasbettiğini” söyleyen Özbudun, “Bir hukuk normu öyle yazılmalı ki ortalama yurttaş okuduğunda onu anlayabilmeli. Bu torba kanun hastalığı, bırakın ortalama yurttaşı, mesleği hukuk olan kişişlerin dahi anlaması imkansız bir hukuk düzeni yaratıyor. Hukuk düzeninin alt üst olması… Mahkemeler bir uyuşmazlığa uygulayacağı yürürlükteki normu bulmakta güçlük çekiyorlar” diye konuştu.
CHP’Lİ TANAL’DAN RAPOR ÇIKIŞI
CHP Milletvekili Mahmut Tanal da söz konusu kanun teklifinin inceleme raporunun kendisine verilmediğini belirterek,
“Ben bir milletvekiliyim. Düzenlenen bu kanun teklifiyle ilgili bunun Anayasa’ya aykırı olup olmadığı hususunda Kanunlar ve Kararların inceleme raporunu görmek istiyorum” dedi.
Bunun üzerine TBMM Başkanvekili Önder, görev tanımı içerisinde bu belgeyi verme yetkisinin olmadığını söyledi. Tanal’ın, dosyayı incelemek istediğini söyleyerek kürsüyü işgal etmesi üzerine Önder, birleşime 15 dakika ara verdi.
İYİ PARTİ’Lİ UZ: ZABITA TEDBİRLERİ İLE EKONOMİ DÜZELTİLMEZ
Aranın ardından söz alan İYİ Parti Çanakkale Milletvekili Rıdvan Uz, kanun teklifinin “yangından mal kaçırırcasına” Meclis’e getirildiğini belirtti. Rıdvan Uz, şöyle devam etti:
“Yani Komisyonumuzda ne bir esnafın sesi duyuldu ne bir çiftçinin sesi duyuldu ne de bir kooperatifin sesi duyuldu. Dolayısıyla usul olarak da yöntem olarak da bu kanun teklifinin bu şekilde Genel Kurula gelmiş olmasını doğru bulmadığımı ifade ediyorum. Madde 20’de de perakende ticaretin düzenlenmesi hakkında iktidar yanlısı medyada fahiş fiyatlarla ilgili etkili mücadele edileceğine dair bir algı oluşturulmaya çalışılıyor. Zabıta tedbirleriyle ekonomi düzelmez. Bu tespitin en önemli ispatı da sizlerin geçmişte yaptığı uygulamalardır.”
DEM PARTİ’Lİ BARTIN: “İLGİLİ KURUMLARIN GÖRÜŞLERİ ALINMADI”
DEM Parti Hakkari Milletvekili Öznur Bartın, kanun teklifine ilişkin komisyona gelmeden odalar, sendikalar ve derneklerin görüşlerinin alınmadığını vurgulayarak, “AKP iktidarının geçmiş dönemlerde alışılagelmiş uygulamalarının bir devamı olarak getirilen bu teklif ile birçok sermayedara avantaj ve kolaylık sağlayacak düzenlemeler getirilmektedir” dedi. Bartın, AKP iktidarının yasa yapım sürecinde geliştirdiği bakış açısı ve takındığı tutumun doğru olmadığını belirterek “Meclis’in, Saray’ın ve bir grup sermayadarın istekleri doğrultusunda noter makamı haline getirilmiş olması ise halk iradesine hakarettir” diye konuştu.
CHP’Lİ ÇİLER: “PİYASADA FİYAT BELİRLEYEN ZİNCİR MERKETLERE BİR YAPTIRIM VAR MI?”
CHP Kocaeli Milletvekili Nail Çiler de hal yasası, perakende yasası çıkmadan ilgili kanun teklifinin görüşülmesinin doğru olmadığını vurgulayarak, şöyle konuştu:
“İktidara buradan bir kez daha çağrıda bulunuyoruz, bu torba kanun sevdasını bırakmanız lazım. Beş farklı konuyu tek kanuna sıkıştırmak yerine ayrı ayrı gelsin önümüze. Bu kanun teklifi hal, perakende, ticaret, AVM, zincir marketler, lisanslı depoculuk anlamında kapsamlı düzenlemeler getirmiyor. Sadece cezaların katlanmasıyla kanuna uyum amacıyla bazı sürelerin uzatılmasına ve Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararını kısmen karşılamayı amaçlıyor.
Üzerinde konuştuğumuz kanun teklifi gıda fiyatlarındaki artışın sebebini pazar tezgahlarının yüksek kira bedeli olarak görüyor. Bunu anlamak mümkün değil. 2021 yılında bir taslak kanun olarak hazırlanan Perakende Ticaret Kanunu, neden gündeme getirilmiyor. O taslak metinde en azından bazı yapısal öneriler mevcuttu. Şu an görüştüğümüüz kanun teklifi sorun çözmekten çok uzak. Peki piyasada fiyat belirleyen zincir marketlere bir yaptırım var mı? Alışveriş mağazası lobisine bir yaptırım var mı? AVM’ler metrekare üzerinden kira alıyor, buna ‘dur’ diyebiliyor musunuz?”
TBMM Genel Kurulunda kanun teklifi üzerinde görüşmelere bugün saat 14.00’te devam edilecek.
]]>(ANKARA) – Direniş Çadırı gönüllüleri, AKP Genel Merkezi önünde hükümetin İsrail ile ticari ilişkisini protesto etti. Direniş Çadırı gönüllüsü Harun Özkarakaş, AKP Genel Başkan Yardımcısı Nihat Zeybekci’nin açıklamasını hatırlatarak, “Zeybekci ‘katliam ayrı, ticaret ayrı’ diye bir garabet açıklama yaptı. Bu açıklamayla İsrail ile yapılan kirli ticareti normalleştirdi. Katliamı basitleştirdi. Zeybekci’nin Filistin gibi bir davası yoktur, olsa olsa İsrail gibi davası vardır. Zeybekci’yi bu garabet açıklamasından dolayı kınıyoruz.” dedi. Ali Altıntaş da “Onca katliama ortaklık eden bütün bu ticari faaliyetler, sorumluluk taşıyan her kişi ve kurum için alınlarına kazınmış birer kara lekedir.” ifadesini kullandı.
Direniş Çadırı üyeleri tarafından AKP Genel Merkezi önünde hükümetin İsrail ile ticari ilişkisini protesto amacıyla eylem düzenlendi. Polisin güvenlik önlemleri aldığı eylemde, katılımcılar ellerinde “Tüm çizgiler aşıldı, somut adım istiyoruz” yazılı pankart ile “Kısıtlama İsrail’le ticareti kesmiyor”, “Kürecik radarı İsrail’in kalkanı”, “Katliama değil direnişe ortak ol” yazılı dövizler taşıdı. Ayrıca “kanlı oyuncak bebek” bırakıldı. Eyleme katılanlar “İşbirlikçi iktidar istemiyoruz” sloganı attı.
“ZEYBEKÇİ’Yİ KINIYORUZ”
Direniş Çadırı gönüllüsü Harun Özkarakaş, AKP Genel Başkan Yardımcısı Nihat Zeybekci’nin açıklamasını hatırlattı. Özkarakaş, “Zeybekçi ‘katliam ayrı, ticaret ayrı’ diye bir garabet açıklama yaptı. Bu açıklamayla İsrail ile yapılan kirli ticareti normalleştirdi. Katliamı basitleştirdi. Zeybekçi’nin Filistin gibi bir davası yoktur olsa olsa İsrail gibi davası vardır. Zeybekçi’yi bu garabet açıklamasından dolayı kınıyoruz.” şeklinde konuştu.
Bu kirli siyasi ve ticari ilişkiden rahatsız olduklarını dile getiren Özkarakaş, “Somut adımlar atın, meydanda hamaset atmayı bırakın. Filistin üzerinden duyar kasmayı bırakın.” dedi.
Direniş Çadırı adına basın açıklaması yapan Ali Altıntaş da Filistin halkının yanlarında olduklarını ifade etti. Altıntaş, “Filistin için sadece göz yaşı dökmenin yetmeyeceğini, ABD ve İsrail’i kınamakla Gazze’ye nefes olunamayacağını cümle aleme ilan ettik. Talebimiz açık ve netti; İsrail’le tüm hızıyla devam eden ticaret başta olmak üzere tüm ilişkiler derhal kesilmeliydi. Aylardır süren yüzlerce eylemde, bizimle birlikte birçok farklı inisiyatifin dile getirdiği bu hakikat sonunda görmezden gelinemeyecek kitlesel bir talebe dönüştü. Hakkı haykıran bu sesin kısılamayacağı, aksine toplumdaki karşılığının giderek güçleneceği anlaşılınca AKP iktidarı, İsrail’le ticarete kısıtlama kararı aldı.” diye konuştu.
“KISITLAMA YETMEZ, AMBARGO GEREK”
Ticaret Bakanlığı’nın İsrail’e aralarında inşaat demirinden yassı çeliğe, mermerden seramiğe kadar 54 ürün grubunu kapsayan ihracat kısıtlaması getirdiğini hatırlatan Altıntaş, özetle şöyle konuştu:
“Siyonizme giden bir demir parçasını daha engelleyecek her adım bir kazanımdır ancak 185 gün sonra gelen sınırlı ve belirsiz bir kısıtlama ile yetinecek miyiz? 185 gün boyunca siyonizmi besleyerek ona can suyu olan, Gazzeli kardeşlerimizin kanına giren rantçı sermayeye ve onlara bu ticaret iznini tanıyan yöneticilere hesap sormayacak mıyız? Daha da önemlisi, tam bir boykota dönüşmediği sürece kısıtlamanın ticareti durdurmadığını, yani ihanetin devam ettiğini haykırmayacak mıyız? Niçin ‘Kısıtlama yetmez, ambargo gerek’ diyoruz? Çünkü hala Gazze açlıktan ölürken Siyonistleri bu topraklardan giden gıda ürünleri besliyor. Çünkü Azerbaycan petrolü Türkiye üzerinden İsrail’e akmaya devam ediyor. Çünkü Zorlu gibi yerli sermayeler, Siyonistlerle kirli ticaretlerine tam gaz devam ediyorlar. Bugün hem İsrail’le ticaretin tamamen sonlandırılması talebimizi bir kez daha hatırlatmak, ‘kısıtlama’ ile ihanetin bitmediğini ilan etmek hem de İsrail’i koruyan yabancı üslerin derhal kapatılmasını istemek için buradayız.”
“İNCİRLİK VE KÜRECİK ÜSLERİ KAPATILSIN” TALEBİ
Ali Altıntaş, İncirlik ve Kürecik üslerinin kapatılması gerektiğini vurgulayarak, “İsrail’in şu an dünyadaki en önemli müttefiki ABD, Kürecik Radar Üssü’nü 2012’de kurmuştur ve hala yönetiminde NATO’nun ABD-Avrupa Ordusu bileşeni yer almaktadır. Hal böyle iken Kürecik radarının elde ettiği istihbaratın İsrail’le paylaşılmadığını iddia etmek mümkün mü? İsrail’e şu an açıkça silah satan, siyonizmin yanında saf tutan NATO unsurlarının, özellikle Almanya’nın kontrolündeki bir radar ağının İsrail’i korumadığına mı inanmalıyız? Kürecik radarının ve İncirlik Üssü’nün İsrail’i kollayan rolleri ortadayken yapılması gereken artık bellidir; üsler kapatılmalı, emperyalistlerle askeri ittifak sonlandırılmalıdır.”
“KARA BİR LEKEDİR”
İsrail ile Türkiye arasındaki yıllık 9 milyar dolarlık ticaretin derhal kesilmesi gerektiğini söyleyen Altıntaş, “Uzun süre ticaretle ilgili iddiaları savuşturmaya çalışan AKP iktidarının, gelen tepkileri dizginlemek için sözüm ona pek çok ürün için kısıtlama kararı çıkarması bir yandan itiraf, diğer yandan ise ciddiyetsizliktir. ‘İsrailin Gazzeye yönelik insani yardımlara izin vermesi’ gibi sınırlı bir şart ile sürülerek ilan edilen bu kararın halihazırda içeriği de yetersizdir ve günü kurtarmaya yöneliktir. Onca katliama ortaklık eden bütün bu ticari faaliyetler, sorumluluk taşıyan her kişi ve kurum için alınlarına kazınmış birer kara lekedir.” ifadelerini kullandı.
ZEYBEKÇİ’YE SERT TEPKİ
Nihat Zeybekci’nin açıklamasını hatırlatan Ali Altıntaş, “Zeybekci’nin açıklamaları ise bütün bu gerçekleri kabul etmeye yanaşmayan herkesin suratına atılan bir tokat olmuştur. Zeybekci’nin kısaca, ‘Katliam var eyvallah ama ticaretten, paradan da vazgeçmeyiz’ anlamına gelen ifadeleriyle işbirlikçiliği alenen kabul etmiştir. Burada sayılması imkansız kabarık bir listeyi kapsayan bu Siyonistsever tüccarlık, katliama ortak olmanın açık beyanından başka bir şey değildir. Gıdadan enerjiye, Varlık Fonu şirketinin bor madeni satışından bakır kablosuna kadar sayısız ürünün ton ton ihracı yapılmaya devam ediyorsa bize düşen de bu işbirlikçiliğe itiraz etmek olacaktır.” diye konuştu.
Siyonistlerle serbest ticareti savunarak, onca katliama rağmen paradan vazgeçmeyerek Filistin halkından yana olunamayacağını belirten Altıntaş, egemenlerin emperyalistler ve siyonistlerle ilişkileri aklamaya çalışan medya manipülasyonlarına itirazlarını dile getirmeye devam edeceklerini vurguladı.
Grup açıklamanın ardından dağıldı.
]]>Antalya’da ihracatçı firmaların, komisyoncuların yer aldığı Antalya Büyükşehir Belediyesi Toptancı Hal Kompleksi’nde kadınların rolü büyük. Yıl boyu Antalya’da yetişen ürünlerin ihracatını sağlayan firmaların paketleme ve ambalaj işlerini üstlenen kadınlar, para kazanmaktan ve iş ortamlarından memnun.
“12 yaşından beri halin içindeyim”
21 yıldır halde çalışan ve şu an yönetici pozisyonunda bulunan Duygu Beyazgül, çalışma şartlarına, iyi ve zor yanlarını anlattı.
Duygu Beyazgül, şöyle konuştu:
“Şu an 33 yaşındayım. Halin içine 12 yaşında girdim, 12 yaşından beri çalışıyorum, kendimi bildim bileli halin içindeyim. Burada çalışmak bir yandan çok iyi bir yandan çok zor oluyor. Hepimiz buraya ekmek teknesi olarak bakıyoruz, ekmeğimiz için çocuklarımız için çalışıyoruz. Zorlukları çok, kadın olarak burada çalışmak çok çok zor. Ayakta durabilmek, çevredeki insanların baskıları, işin zorluğu, bazen gecemiz gündüzümüze karışıyor. Evimize gittiğimiz saat belli değil, sabah erken saatte çalışmaya başlıyoruz. Herkes buraya gurbetten geliyor, memleketimizi bırakıp geliyoruz. Günümüz dolu dolu geçiyor, çoğu zaman şirketin dışına bile çıkamıyoruz. Güneşi görmüyoruz desek yeridir aslında, sabah giriyoruz aşırı yoğunluğumuz oluyor. Eğlenceli, koşturmacalı ve maratonlu bir gün geçiriyoruz.”
“Kadınlar kendilerine güvenmeli”
İki çocuk sahibi olduğunu söyleyen Beyazgül, tüm kadınların çalışması gerektiğini kaydetti. Beyazgül, “Bir kadın olarak burada olmak gerçekten zor ama bir yandan da çok güzel. Kendi paranı kazanıyorsun, ayakta durabiliyorsun, hiç kimseye muhtaç olmamak en doğrusu. İki tane çocuğum var. Çok zor oluyor, bazen çocuklarımı göremiyorum, bazen eve gittiğimde yatıyor oluyorlar. Hem okullarıyla ilgilenmek, hem çocukları büyütmek, hem iş yerinde olmak, hem anne olup hem çalışan kadın olmak zor. Tüm kadınlar çalışmalı, hiç kimsenin eline bakmamalı. Anneye babaya abiye hiç kimseye güvenmemeli, buna eş de dahil. Herkes kendi ekmeğini kendi kazanmalı. Kadınlar tek başlarına çok büyük şeyler yapabilirler, çok büyük yerlere gelebilirler, yeter ki kendilerine güvensinler” diye konuştu.
“Çalışmazsan, ayakta duramazsın”
Halde paketleme iş yapan Yıldız Eren ise çalışmanın gerekliliğine değindi. Eren, “Burada çalışalı 4 yıl oldu. Ambalaj paketliyorum. Evliyim, 3 çocuğum var. Aileme destek oluyorum. Yaptığım işi seviyorum, sabah 6’da gelip 17’de çıkıyorum. Hem evde çocuklarla ilgileniyorum, hem de çalışıyorum. Akşama kadar ayaktayız, yoruluyorum. Çalışmazsan ayakta duramazsın, çalışmalıyız” dedi.
“Kimseye muhtaç olmuyorum”
Diyarbakır’dan Antalya’ya yerleşen Kader Kaya da kimseye ihtiyaç duymadan ayakta durmanın güzel yanlarına vurgu yaptı. Kaya, şu ifadelere yer verdi:
“5-6 yıldır burada çalışıyorum, mal işliyoruz, ambalaj yapıyoruz. Diyarbakır’dan geldim. Çalışıyorum, para kazanıyorum, ihtiyaçlarımı karşılayabiliyorum. Kimseye muhtaç olmuyorum. Kendi işimi kendim görüyorum, o açıdan iyi. Sabah geliyoruz, ambalaj işliyoruz, günümüz geçiyor. Hafta sonları izinliyiz, gezebiliyoruz, değişiklik oluyor.”
“Aileme destek oluyorum”
Şırnak’tan Antalya’ya çalışmak için gelen Pınar Eğitmiş ise hem geçimini sağlayıp hem ailesine destek olmaktan duyduğu memnuniyeti aktardı. Eğitmiş, “4 yıldır burada çalışıyorum. Otellere işleme işinde çalışıyorum, ardından burada temizlik yapıyoruz, işimiz bittiğinde ambalajlamaya yardım ediyorum. Aileme destek olmak için çalışıyorum, abilerim evleniyor, onlara destek oluyorum” şeklinde konuştu. – ANTALYA
]]>CHP Genel Başkanı Özel:
“İlçe Seçim Kurulu üyeleri istifa etmeden aday olmuştur”
ANKARA – Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel, Hatay seçimlerine tam kanunsuzluk gerekçesiyle itirazda bulunarak, “Başvurumuz Yüksek Seçim Kurulu tarihi boyunca yapılmış en kapsamlı tam kanunsuzluk başvurusudur” dedi.
31 Mart Mahalli İdareler Genel Seçimleri sonrası siyasi partiler, Yüksek Seçim Kurulu’na itirazlarını bildirmeye devam ediyor. CHP Genel Başkanı Özgür Özel, beraberindeki heyetle birlikte Hatay İl Belediye Başkanlığı ve İskenderun İlçe Belediye Başkanlığı seçimleri için tam kanunsuzluk gerekçesiyle itirazda bulundu. İtiraz başvurusunun ardından açıklama yapan Özel, itiraz başvurusunu YSK Başkanı Ahmet Yener’e sunduklarını belirterek, itirazlarını 8 başlıkta topladıklarını ve itiraz başvurusuyla seçimlerin yenilenmesini talep ettiklerini ifade etti.
“Başvurumuz Yüksek Seçim Kurulu tarihi boyunca yapılmış en kapsamlı tam kanunsuzluk başvurusudur”
Hatay seçimlerindeki itiraz sürecini bizzat takip ettiğini söyleyen Özel, “Tam kanunsuzluk başvurumuz herhalde Yüksek Seçim Kurulu tarihi boyunca yapılmış en kapsamlı tam kanunsuzluk başvurusudur. Birazdan sadece 8 başlığına değineceğim. Meselenin herhangi bir tanesi tarafsız ve siyasi baskılardan arındırılmış, sadece hukuk normlarına göre düşünülen vicdan sahibi insanlarda seçimin yenilenmesi yönünde bir karar verme durumunu oluşturacaktır. Her birisi için YSK’nın geçmişte aldığı talebimize uygun kararlar mevcuttur. Örnekleriyle, ekleriyle, bilgileriyle birlikte sunduk. Eğer 2019 31 Mart İstanbul seçimleri iptal edildiyse bizim başvurumuzla Hatay seçimleri 8 kez iptal edilebilir. İstanbul Büyükşehir seçiminin iptal gerekçesini okuyun. Elimizdeki kanıtları okuyun. Bir değil 8 kere bu seçimi iptal edersiniz” ifadelerini kullandı.
“3 bin 389 ölü seçmen seçimlerde oy kullanmıştır”
Özel, Hatay’daki seçimlerde sandık görevlilerinin güvenlik güçlerinden oluştuğunu iddia ederek, “Öncelikle kanuna aykırı olarak emniyet görevlilerinin ve zabıtaların seçim kurulları, görev yaptıkları sandık kurulu başkanı oldukları ve memur üye olarak görevlendirildikleri ortadadır. Hal tam kanunsuzluk halidir. İkinci ve önemli hususumuz hakkında kısıtlılık kararı bulunan 108 seçmeni biraz önce YSK’ye verdiğimiz dilekçenin ekinde sunduk. Ayrıca 3 bin 389 ölü seçmen seçimlerde oy kullanmıştır. Bununla ilgili kanıtlar torbaların, çuvalların içinde Yüksek Seçim Kurulu’nun adalet dağıtacağı adalet terazisine konmak üzere beklemektedirler” açıklamasında bulundu.
“Geçersiz oyların neden geçersiz olduğu belirtilmediğinden tam kanunsuzluk hali oluşmuştur”
Özel, bir diğer tam kanunsuzluk nedeninin ise geçersiz oyların belirtilmemesinden kaynaklandığını söyledi. İki adayın arasındaki oy farkından 15 kat daha fazla geçersiz oy olduğunu söyleyen Özel, “Kanuna göre geçersiz oyların niçin geçersiz olduğu mutlaka yazılmalıdır. Yazılmamıştır. Durum tam kanunsuzluk halidir” dedi.
“İlçe Seçim Kurulu üyeleri istifa etmeden aday olmuştur”
Özel, İlçe Seçim Kurulu üyesinin istifa etmeden seçimlerde aday olduğunu da iddia ederek, “Reyhanlı ve Kumlu ilçelerinde belediye meclis üyesi adayı olan ve ilçe seçim kurulu üyesi olan kişiler kurul üyeliklerinden istifa etmedikleri halde seçimlerde aday olmuşlar. Seçimlere partilerin yaptığı itirazlarda bulunmuşlar, itirazlara karar vermişler, oy kullanmışlar ve hatta bir tanesi kendi mazbatasını kendi imzalamıştır. Hal tam kanunsuzluğun daniskasıdır” değerlendirmesinde bulundu.
“Yurt dışındaki seçmenler adına oy kullanılmıştır”
Hatay’daki seçimlerde yurt dışında olduklarını tespit ettikleri seçmenlerin oy kullandığını iddia eden Özel, “Biz 300’e yakın seçmenin yurt dışında oy kullandığını, yurt dışında bulunduklarını o gün ispatlıyoruz. Oy kullanmadıklarının ispatı için çizelgeler açılmalıdır. Eğer gerçeği arayacaksak, bu kurul hakikatin peşinde koşacaksa ve adalet dağıtacaksa yurt dışında olduğunu ispatladığımız o seçmenlerin yerlerine oy kullanılmadığına imza fönleriyle bakmak durumundadırlar” diye konuştu.
Özel, Hatay Kırıkhan’da seçim sürerken çıkan bir arbedede sandıkların dağıldığını ve pusulaların saçıldığını, bu nedenle de seçimin durdurularak, bir saat sonra seçime baştan başlandığı iddiasında da bulundu. Süreç içerisinde seçmenlerin kullandıkları oyların sandıkta olduğunu sandığını ve evlerine gittiklerini, böylece birçok seçmenin oy kullanamadığını söyleyen Özel, durumun tam kanunsuzluk hali olduğunu vurguladı.
Teleferik kazası nedeniyle Kepez Belediye Başkanının tutuklanması
Özel, Antalya Kepez’de yaşanan teleferik kazası sonrasında Kepez Belediye Başkanı Mesut Kocagöz’ün tutuklanmasını da değerlendirerek, “Antalya’da büyük bir hukuksuzluk, büyük bir kanunsuzluk yapılıyor. Büyük bir vicdansızlık yapılıyor. Cumhuriyet Halk Partisi olarak kusuru olan kimse cezasını çeksin, kimseyi koruyacak değiliz. Ancak Kepez Belediye Başkanı geçmişte o şirketin başındayken ilgili bakanlıktan onaylı sertifikalı ‘buna yaptırabilirsin’ dedikleri şirkete bakım yaptırdıysa o görevi bıraktıktan sonra da üç kere bakım olduysa, denetim olduysa benim belediye başkanımın görevi bıraktıktan sonra üç kere bakım olan, denetim gören teleferiğin kazasından sorumlu tutulup, tutukluluk tedbirine başvurma kararı siyasidir. Eğer kusuru olsa mutlaka bunun soruşturulması gerekir” şeklinde konuştu.
CHP Genel Başkanı Özgür Özel’e CHP Hatay Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Lütfü Savaş ve parti yetkilileri de eşlik etti.
]]>***
Öncelikle futbolu diğer spor dallarından ayırmak lazım geldiğini düşünenlerdenim. Hiçbir bireysel veya takım sporunda bulunmayan bir gücü var futbolun. Yoğun bir “biz” duygusu inşası veya inşa olmuş “biz” in bağlığını güçlendirmesi. Dolayısıyla en az oynayanlar kadar taraftar için de “biz”e dahil olmanın, aidiyetin güçlü olduğu bir sosyal olgudan söz ediyoruz. Takımların kendi sahasında oynadığı maçlar için kullanılan “evimizde oynayacağız” ifadesi bile bu aidiyetin ölçüsünü göstermek bakımından anlamlı. Keza takım oynamaz, takım gol atmaz, takım gol yemez; “biz” iyi veya kötü oynarız, gol atarız, gol yeriz. Takım yenmez, yenilmez; “biz” yeneriz, yeniliriz, kazanırız, kaybederiz.
Dolayısıyla tribünde maç izleyen de evinde televizyondan, radyodan, internetten takip eden de bir şekilde oyuna dahil olduğunu düşünür. Ülkenin milli güreşçisi de elbette önemli olsa da olimpiyat finalinde kimse kendisine uğur denemesi pek yapmaz, günler öncesinden dua etmez veya sosyal medya üzerinden salavat grupları oluşturmaz. Ama ilçe takımının maçı varsa taraftar elinden geleni yapmak ister ve elinden geldiğine de inanır. Meşhur bir söylem vardır ya; ‘düşen uçakta ateist olmaz’ diye, siz onu asıl takımı aleyhine penaltı verilmiş taraftarda görün. O penaltı anındaki çaresizlik yeryüzünün her yerindeki taraftarı inandığı her ne ise, kutsal bildiği her ne ise ondan medet ummaya iter. Üstelik bu gerçek, eğitim seviyesini ve sosyoekonomik farkları da aşar.
Hal böyle olunca şunu kabul edelim ki çok güçlü bir sosyal olgudan bahsediyoruz. İnsanları var olmayan bir sosyolojinin gerçek olduğuna inandıran bir olgu. Belki de Benedict Anderson’un “hayali cemaat” tanımını futbol için kullanmak doğru olacak.
“Biz”e karşı “öteki”
Başlangıcının hemen sonrasından itibaren futbol bir işçi sınıfı sporu oldu. Şehre taşınmış ve bir aidiyet boşluğu yaşayan yığınlar için futbol, hem elde edilen boş zamanı doldurma hem de bir şehre ve camiaya ait olma işlevi gördü. Dolayısıyla da tribünlerin hiçbir zaman nezih mekanlar olduğunu söyleyemeyiz. Bir “biz” ve doğal olarak “biz”e karşı bir “öteki” sporu olan futbolun içinde hem sahada hem tribünde her zaman bir gerilim vardı. Bizde de Avrupa’da da Güney Amerika’da da bu durum böyledir, ancak bunun şiddet boyutuna ulaşmasının bir hastalık hali olduğunu söyleyebiliriz. Öte yandan bence bu var olan hastalık, yani toplumun bir kesiminin şiddette meyli futbolun kabahati değildir. Kuvvetle muhtemel futbol olmasa da bu meyil ortaya çıkaracak başka bir alan da bulurdu. Bu ikisini birbirinden ayırmak lazım diye düşünüyorum. Futbol için sadece bir ayna veya büyüteç diyebiliriz.
Öte yandan yakın geçmişte yaşadığımız Kovid-19 salgını sonrası hem bizde hem Avrupa’da tribün ve futbol üzerinden şiddet ve ırkçılık gösterilerinin arttığını gözlemliyoruz. Tüm dünyanın yaşadığı bu ağır travmanın sonuçları üzerine belki ilerleyen yıllarda daha sağlıklı değerlendirmeler yapmak mümkün olacaktır. Peki bu şiddetle nasıl başa çıkılır? Benim cevabım çok kısa ve net; polisiye tedbirlerle. Tekrar etmiş olayım her toplumda şiddet eğilimi olan bir kitle vardır. Futbol sadece bu arızanın ortaya çıktığı bir kanal veya mecradır.
Tribün duyguya teslimdir
Aslında futbol 20. yüzyıl başlarından itibaren topluluklar için bir kendini ifade enstrümanı olageldi. Kimi zaman totaliter rejim ve liderlerin, kimi zaman bağımsızlık uğruna mücadele eden Afrika insanının veya azınlıkların. 21. yüzyılda ise futbol, özellikle Avrupa’da kendini meşru zeminlerde ifade edemeyen bilhassa ırkçı hareketlerin dışa vurum alanı oldu. Keza Doğu Avrupa ülkelerinde de benzer bir durumu görüyoruz. Öte yandan Fransa Marsilya, büyük ölçüde Kuzey Afrikalı göçmenlerin yaşadığı bir yer ve orada da sıklıkla Fransız hükümetine yönelik birikmiş ve sonraki kuşaklara devredilmiş öfke nedeniyle tribün olayları meydana geliyor. Hatta Marsilya’daki olaylar maruz kalınan ırkçılık ve ayrımcılığa bir tepki olmasına rağmen kendisi de şiddet içeriyor. Neden? Normal mecralarda dikkate alınmadığını düşünen kitleler birikmiş öfkelerini futbol üzerinden ifade edebiliyor.
Bununla birlikte şunu tekrar hatırlatmak gerekir ki futbol tek başına ne sorun çıkarabilir ne de sorun çözebilir; olanı büyütür, topluma ayna tutar. Hatta futbola aynadan çok bir büyüteç diyelim. Bu büyüteç tutma hali belki de tribünün abartma kültüründen kaynaklanıyor. Örneğin geçen sene yaşadığımız deprem sonrasında sivil anlamda ilk inisiyatif alanlar tribün grupları olmuştu. Üstelik tribün grupları kriz anında birbirleri ile olan husumeti bir kenara bırakıp ortaklaşa işe giriştiler. Hatırlayın, o dönemde Trabzon’da tribünlerde Fenerbahçe bayrağı dalgalandı. Tribün duyguya teslimdir ve o duyguyu abartır; olumluyu da olumsuzu da. İşte bu noktada yöneticilik dediğimiz kavram ortaya çıkıyor. Tribünün duygusunu yönetmek kulüp ve federasyon yöneticilerinin görevi. Bizdeki sorun nedir diye soracak olursanız, bizde tribün gibi yöneticiler de duyguya teslim oluyor. Oysa taraftar duygusu ile yönetici ise aklı ile ön plana çıkar. Deprem zamanı Trabzon’da dalgalanan Fenerbahçe bayrağı ile aradan bir yıl geçtiğinde gördüklerimizin arasındaki fark nedir diye sorarsanız, ikisi de “duygu” derim.
Taraftarlık irrasyonel bir haldir. Bir aşk hali ve kendinden geçme hatta aklın baştan gitmesi halidir. Taraftar edilgen ve manipülasyona açıktır. Kanaat önderleri, yorumcular, yöneticiler bu aşk duyguların yoğun ve abartılı yaşandığı dünyayı akılla yönlendirebildiklerinde 6 Şubat sonrası manzaralar, onlar da duyguların esiri olup yangına körükle gittiklerinde de son olarak Trabzon’daki görüntüler ortaya çıkar. 1 asırlık futbol tarihimizde olduğu gibi.
[Erdal Hoş, Sakarya Üniversitesi Öğretim Görevlisi ve TRT spor yorumcusudur.]
Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editöryal politikasını yansıtmayabilir.
]]>Seçilmesi halinde hayata geçireceği projeleri aktaran Aras, mevcut sorunlara karşı çözüm önerilerini açıkladı. Altyapı, su, yol büyükşehirle ilgili toplu ulaşım konularına hakim olduklarını söyleyen Aras, “Köyceğiz’deki sorunlara da hakimiz. Yatırımlarımızı eşit bir şekilde planlayacağız. Hiç kimseye karşı bir ön yargımız yok. Bize oy vermiş vermemiş bunlara girmeyiz” dedi.
“Ürünlerin pazarlanması için hal yapacağız”
Köyceğizli üreticilerin ürünlerinin pazarlanmasına katkı sunacaklarını açıklayan Aras, “Hal konusunu önemsiyoruz. Ortak bir hal yapıp sizleri simsarların eline terk etmeyeceğiz” diyen Aras, “Yetki alanımızda sulama kanalı var. Bu kanallara gereken bakımı yaptıracağım ben. Büyükşehir olarak bu sorumluluğu üstümüze alırız. Bakımını yaptırtırız. Mandalina, portakal, portakal çiçeği festivali. Portakal çiçeği festivalini Adana’da çok güzel yapıyorlar. Bunların pazarlaması önemli. Zincir marketlere bunları vermemiz lazım. Hal üzerinden ya da kooperatif üzerinden onları oraya satarız. Portakal çiçeğinden de Köyceğiz mandalina portakal kolonyası yapılabilir. Bodrum’da bunu yaptık ve ciddi bir gelir oldu Bodrumlular için” ifadelerini kullandı.
“Korunması gereken bir gölümüz var”
Çiftçiliğe, üretime verilen emeğin karşılığının alınamadığını ifade eden Aras, “Bu kadar turizm potansiyeli olan bir kentte eğer ürettiğimizi satamıyorsak, değerini bulup da satamıyorsak, bunda da sıkıntı var demektir. Bizim merkezi hükümet konusunda da bir endişemiz yok. Herkese ulaşabilecek durumdayız. Herkesle ilişki kuracak durumdayız. Korunması gereken gölümüz var. Atık su arıtma tesislerinin önemi burada aciliyet açısından birinci sırada. Yani kesinlikle kontrolsüz atık suyu göle bırakamayız” diye konuştu.
“Çiftçilerimize gereken desteği vereceğiz, kaynak oluşturacağız”
Bakanlıkların yapması gereken işleri belediyelerin yaptığını söyleyen Aras, “Mümkün olduğu kadar belediyenin temizlik hizmetleri, altyapı, su, kanalizasyon, yol, ulaşım gibi temel hizmetlerini şu son ekonomik ortamda yapabilmek için bazı şeylerden feragat etmek gerekiyor. Bizler yerel yönetimler olarak tarıma destek vereceğiz. Burada çiftçilerimiz var. Kesinlikle destek vereceğiz. Mazot desteği için ben kaynak bulacağım. Her kaynağı da çiftçiyle paylaşacağım ki üretim olsun. Burada acilen bir hal projesini çizip devreye sokarız. Çünkü bu ürün, şu güzelim Allah’ın bize olan lütfu olan bu ürün değerlendirilmek durumunda” dedi.
“Ulaşım esnafını da vatandaşı da mağdur etmeyeceğiz”
Ulaşım esnafının sorunlarını dinleyen Aras, ücretsiz ulaşım konusunda vatandaşı mağdur etmeden esnafın sorunlarını çözeceklerini ifade etti. Aras, “Burada mağdur olan vatandaşlarımız varsa, esnafımız varsa onlarla ilgili yeniden bir çalışmaya ben hazırım, oda başkanlarımla beraber. Vatandaşımızın da kamunun da esnafımızın da zarar görmeyeceği daha rahat toplu ulaşımdan faydalanabileceği ve esnafımızın da bu konuda rahat edebileceği bir çözüme ulaşırız. Ruhsatsız taksi durakları sorununu çözüme kavuşturacağız. Oturup konuşarak bu işi çözeriz. Taksi bekleme yerleri var. Buralarda ruhsatsız duraklarımızın olduğunu biliyoruz. Odamızla beraber çalışarak bir sıkıntı varsa bekleme yerlerinde ya da duraklarda bunu da çözeriz” diye konuştu. – MUĞLA
]]>Seçer, Büyükşehir Belediyesi tarafından gerçekleştirilen Anamur Hal Kompleksi Temel Atma, Anamur Emekli Evi ile Okuma Salonu Açılış ve Tarımsal Destekler Töreni’ne katıldı. Seçer, daha sonra Anamurlu vatandaşlarla iftar yaptı.
Anamurlularla bir arada olmaktan dolayı mutlu olduğunu dile getiren Seçen, “Anamur, çalışan, üreten insanların kentidir. Yazan, çizen, okuyan, ülke sorunları ile ilgilenen, Türkiye’nin her yerinde yaptığı görevlerle Mersinimizi onurlandıran Anamurlularla beraber olmaktan mutluyum” dedi.
Anamur’un en önemli gelir kaynağının tarım olduğunu vurgulayan Seçer, tarımsal ürünlerin pazarlandığı halin ilçeye yakışmadığını kaydetti. Seçer, “Bu kadar değerli ve önemli ürünler yetiştiriliyor. Bunlar ekonomik değeri yüksek ürünler. Anamur çalışıyor, üretiyor, kazanıyor ama ürünlerini pazarladığı Anamur’a yakışır bir toptancı sebze ve meyve hali yok. Emin olun önümüze bürokratik engeller çıkartılmasaydı, şu ana kadar Anamur halini bitirmiş olacaktım” diye konuştu.
Hafriyat çalışmalarını bitirdiklerini ve istinat duvarlarının yapıldığını aktaran Seçer, çalışmaların kısa sürede bitirileceğini kaydetti.
“Her bölgeye uygun tarımsal destekler sürüyor”
Özellikle tahsis konusunda sıkıntılar yaşadıklarını anlatan Seçer, “Anamur Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Mehmet Tuna, beni ziyaret etti. ‘Başkanım bu hal Anamur için önemli. Burada bir tahsis sıkıntısı yaşandığını biliyoruz. Biz katkı sunalım, Ankara’ya gidelim ve bu işe başlayalım.’ dedi. Gerçekten de öyle oldu. İşte sivil toplum-belediye dayanışmasının engelleri de aştığını görüyorsunuz” ifadelerini kullandı.
Anamur’un en önemli konularının başında tarımsal üretimin geldiğine işaret eden Seçer, her bölgeye uygun tarımsal destekleri yaptıklarına dikkat çekti. Anamur için de bölgeye uygun destek sağladıklarını aktaran Seçer, “Anamur’da olması gereken ne? Eğer fide-fidan dağıtacaksanız buraya uygun çeşitleri dağıtacaksınız. Hatta bölgenin yeni tanıdığı ama yaygınlaşmasında yarar olan çeşitleri destek olarak sunacaksınız. Biz de onun için avokado fidanından passiflora fidanına, ejder meyvesinden diğer meyve çeşitlerine kadar fide-fidan dağıtımını 5 yıldır gerçekleştiriyoruz” dedi.
Üretimin devam etmesi için tarımsal desteklerin önemli olduğunu vurgulayan Seçer, tarıma ayıracakları desteklerin 119 milyon lira olduğunu kaydetti.
“Biz biriz, biz bir milletiz”
Seçer, 5 yıllık görev süresi boyunca Mersin halkına memnuniyetle hizmet yaptıklarını vurgulayarak, “5 yıl boyunca vatandaşlarıma memnuniyetle hizmet ettim. Bana oy veren de vermeyen de sağ olsun. Oy verene de vermeyene de hizmet yaptım. Vicdanen rahatım” diye konuştu. Bölge ve parti ayırmaksızın hizmetleri gerçekleştirirken ‘Hizmet İttifakı’ çatısı altında Mersin’de yaşayan her vatandaşın oyuna talip olduğunu aktaran Seçer, “Herkesin desteğini istiyorum. Biz biriz, biz bir milletiz. Bizim partimiz, dünya görüşümüz, mezhebimiz, etnik yapımız ne olursa olsun bizim 2 kırmızı çizgimiz var. Biri şanlı al bayrağımız, diğeri Mustafa Kemal Atatürk’ümüz. Gerisi bizim için teferruattır” ifadelerini kullandı.
Üreticiler desteklerden memnun
Hamur Yoğurma Makinesi Desteği Projesi’nden faydalanan Kaşdişlen Muhtarı İbrahim Erdem, Büyükşehir Belediyesinin 4 yıl önce Anamur’da dağıttığı fidanların meyve vermeye başladığını belirterken, Zeytin Fidanı Desteği projesinden faydalanan Merve Selda Toy da “Bir kadın çiftçi olarak, yanımızda olduğunuz sürece elimizden geleni yapmaya devam edeceğiz” dedi.
Konuşmaların ardından Başkan Seçer ve protokol üyeleri tarafından emekli evi ile okuma salonunun açılışı yapıldı, Anamur Hal Kompleksi’nin temeli atıldı. Tarımsal dağıtım törenin ardından Başkan Seçer, Anamurlu vatandaşlarla iftar yaptı.
Anamur’a 3 yeni hizmet
Hal esnafının tüm ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde projelendirilen Anamur Hal Kompleksi’nde 125 dükkanın yanı sıra, sandık depoları, idari bina, market, bankamatik, berber, mescit, restoran, her biri 75 metrekare 5 ambalaj dükkanı, otoparklar ve kantar alanı yer alıyor. Büyükşehir Belediyesinin ilçeye kazandırdığı emekli evi, büyük ve küçük etkinlik alanı, oturma odası ve kütüphane ile yaş almış vatandaşlara hizmet verecek. Yeni Nesil Kütüphane ise teknolojik ve sosyal donatılı çalışma alanlarıyla gençlerin hizmetine sunulacak. – MERSİN
]]>Ayvalık’ın alt yapı sorunun tamamen Balıkesir Büyükşehir Belediyesi’nin görev ve sorumluluk sınırları içerisinde olduğunu hatırlatan Başkan Ergin; ilçede yaşanılan yol, su ve kanalizasyon sorunlarında vatandaşlar eleştiri oklarını Ayvalık Belediyesi’ne ve dolayısıyla şahsına yöneltilmesinin haksızlık olduğunu ifade etti.
Ayvalık’ın en büyük sorunu olan alt yapı için ivedilikle yapılması gereken yatırımın hayata geçirilebilmesi adına Ayvalık Belediyesi olarak her kulvarda mücadele ettiklerini ve halen de çok yoğun bir çaba içerisinde olduklarını vurgulayan Mesut Ergin, Ayvalık Belediye Başkanı olmadan önce Bütünşehir Yasası dahilinde kapatılan Küçükköy Belediye Başkanlığı yaptığı dönemden bu yana bölgenin alt yapısının çözümlenmesi için büyük bir mücadele içinde olduğunu belirterek, “Bu nedenledir ki 2009’da, Küçükköy Belediye Başkanlığına seçildiğimde ilk iş kanalizasyon, arıtma ve derin deşarjı tamamlayıp faaliyete sokmak oldu. Çok şükür, Sarımsaklının altyapı sorununu çözerek görev dönemimizi tamamladık. Ancak, 2014’de Büyükşehir Yasası Küçükköy Beldesi kapatıldı ve Altyapı Hizmetleri Balıkesir Büyükşehir Belediyesi Bünyesindeki BASKİ’nin yetki ve sorumluluğuna geçti. Bu nedenledir ki, Ayvalık Belediyesi, altyapı ve kanalizasyon konusunda hiçbir şekilde yetkili ve söz sahibi değildir. Maddi manevi bir kaynak ayıramaz, ayırması da hukuken yasaktır. Bu konuda tüm yetki ve sorumluluk parayı toplayan Balıkesir Büyükşehir Belediyesi’ndedir. Ayvalık Belediyesi’nin bu konuda hiçbir yetkisi yoktur. Ayvalık Belediye Başkanı olarak göreve geldiğim günden bu yana aradan geçen beş yıllık hizmet dönemim boyunca Büyükşehir Meclis toplantılarında Büyükşehir Belediye Başkanı Yücel Yılmaz başta olmak üzere Ankara’da bakanlıktaki görüşmelerimde sürekli olarak Ayvalık’ın altyapı yatırımına dahil olması için girişimlerde ve adeta baskılarda bulundum. İnşası gerçekleşmesi halinde milyar liraları bulacak bu altyapı yatırımının Ayvalık’a kazandırılmasının beraberinde getireceği artıları dile getirdim. Fakat bu konuda Büyükşehir Belediyesi, bakanlık ya da diğer yetkililer Ayvalık için; kanalizasyon ve atık su ile ilgili bir altyapı, ya da temiz su ile ilgili bir altyapı yatırımını uygun görmediler. Böyle bir bütçeyi, ayırmadılar” dedi.
Yasa gereği büyükşehir belediyelerinde toplanan katı atık bedelinin yanı sıra ilçe belediyesine yansıyacak olan atık su ve içme suyu paylarına ait paraların Ayvalık Belediyesi’ne çok düzensiz bir şekilde ve zorluklarla tahsis edebilmeye mahküm bırakıldığını kaydeden Mesut Ergin, “Böylesi bir konjonktürde, Ayvalık’ın en büyük sorunu olan alt yapı için ivedilikle yapılması gereken yatırımın hayata geçirilmesi için çabalarımız tüm hızıyla sürüyor” diye konuştu.
Ayvalık Belediye Başkanı Mesut Ergin, Yücel Yılmaz ile AK Parti Ayvalık Belediye Başkan Adayı Ali Gür’ün samimi olmadıklarını savunarak, “Madem Ayvalık’ı çok seviyordunuz, neden bu zamana kadar Ayvalık’a hak ettiği hizmetleri getirmediniz? Hal böyleyken, şimdi seçimlerde aday olduğunuz için de “Ayvalık’a gerçek belediyeciliği getireceğiz” gibi içi boş vaatler sıralıyorsunuz. Peki, 10 yıldır Ayvalık’ın tüm kaynaklarını tahsil ettiğiniz halde neden bu güzel kente bu hizmetleri vermediniz? Ayvalık halkı size nasıl güvensin?” diye sormayı da ihmal etmedi. – BALIKESİR
]]>Hamza Dağ hal esnafıyla sahur yaptı
İZMİR – AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Cumhur İttifakı İzmir Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Hamza Dağ, Buca’da bulunan Seze ve Meyve Hali’ni ziyaret ederek esnafla buluştu. Gece saatlerinden itibaren mesaiye başlayan esnafın sorunlarını dinleyen Dağ, daha sonra sahurunu da burada yaptı.
31 Mart Yerel Seçimleri öncesi çalışmalarını sürdüren AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Cumhur İttifakı İzmir Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Hamza Dağ, gece saatlerinde Buca ilçesinde bulunan Sebze ve Meyve Hali’ni ziyaret etti. Dağ’a, AK Parti İzmir Milletvekili ve Cumhur İttifakı Konak Belediye Başkan Adayı Ceyda Bölünmez Çankırı, Cumhur İttifakı Buca Belediye Başkan Adayı Adnan Öztekin ile İzmir Sebze ve Meyve Komisyoncuları Derneği Başkanı Orhan Doğan eşlik etti. Hal esnafıyla buluşan Hamza Dağ, burada esnafın sorunlarını ve önerilerini dinlerken, kendileriyle sohbet etti.
“Hal esnafımızın her zaman yanında olacağız”
Hal ziyareti esnasında basın mensuplarına açıklamada bulunan Hamza Dağ, hal esnafının daima yanında olacaklarını dile getirdi. Dağ, “Gece gündüz demeden 7 gün 24 saat çalışmaya devam ediyoruz. Buradaki esnafın en çok buranın yoluyla alakalı talebi var. Onunla ilgili lansmanımızda zaten buraya bir otoban çıkışı çalışmamızı yapacağımızı ifade etmiştik; bunun çalışmasını yapacağız. Diğer taraftan tabii ki genel ekonomik noktada üreticiyi destekleme adına bu çalışmayı yapan hem de tüketiciye taze sebze, meyve ulaştırmaya çalışan bu esnafımızın her zaman yanında olacağız. Biz İzmirli 4,5 milyon hemşerimize şunun sözünü çok net bir şekilde veriyoruz. Bizim bu şehrin önemli meselelerini, kronik sorunları çözmek için çok çalışmak mecburiyetimiz var. Gecenin bu saatinde çalışarak da aslında bunu gösteriyoruz. Çok çalışacağız, çok ciddi anlamda mücadele edeceğiz ve inşallah önemli meselelerimizi çözüm noktasına çok kısa sürede ulaştıracağız. Bu anlamda biraz önce dediğim gibi halin ve Buca bölgesinin trafikle alakalı meselesinde hamlelerimizi yapacağız. Diğer taraftan hep söylediğim yeni çevre yolunu İzmir’imize kazandıracağız. Körfez geçişini İzmir’imize kazandıracağız. 16 tane battı çıktı çalışmasını İzmir’de gerçekleştireceğiz. Her gittiğim yerde aldığımız şikayet, yolların bozuk olması… Burada hal esnafımızın da önemli bir meselesi çünkü onlar pazara gidip gelirken de bunu özellikle söylüyorlar. Biz en kötülerinden başlayarak bir sene içinde çok güzel hale getireceğiz Nakliyeciler Sitesi, Buca Hali’nde ve ara sokaklarda temizlikle ilgili sorunlarımız olduğunu görüyoruz. Bu konuda, öyle uzun bir süre değil, bir ay içinde iki ay içinde İzmir’in her sokağının tertemiz olduğunu hep birlikte göreceğiz. Bunu da İzmir’in hemşehrilerimize sözünü, taahhüdünü veriyoruz” açıklamasında bulundu.
“En iyi şekilde hizmet etmek için elimizden geleni yapacağız”
Programda konuşan AK Parti İzmir Milletvekili ve Konak Belediye Başkan Adayı Ceyda Bölünmez Çankırı, yerel yöneticiler olarak hal esnafına en iyi hizmeti sunmayı istediklerini söyledi. Bölünmez Çankırı, “Hamza Başkanımız zaten açıkladı. En önemli problemlerimizden bir tanesi, Kaynaklar’ın trafik problemiydi ve buradan bir otoban çıkışının olmamasıydı. Zaten bu hep öncelik verdiğimiz bir şeydi. Buradaki kardeşlerimizin çalışma ve yıpranma payları çok fazla. Biz sıcak yataklarımızda yatarken onlar bize taze meyveyi, sebzeyi ulaştırmak için gecenin bu saatinde dağıtım yapıyorlar. O yüzden biz de yerel yöneticiler olarak onların bu fiziki şartlarına en iyi şekilde hizmet etmek için elimizden geleni yapacağız” diye konuştu.
“Otoban müjdesine çok sevindik
Hamza Dağ’ın Sebze Meyve Hali çıkışına otoyol yapma projesine çok sevindiklerini söyleyen İzmir Sebze ve Meyve Komisyoncuları Derneği’nin Başkanı Orhan Doğan, “Başkanlarımızın bu gece saatinde bizi ziyaret etmeleri bizleri onurlandırmıştır. Bu ziyaretlerden dolayı kendilerine teşekkür ederiz. Sayın Başkanımız, halimizin otobanla bağlantı müjdesini verdi. Bunun için çok sevindik. Gerçekten bu bizim için çok önemli. Yani bu acil bir sorun. Bu sorun da kısa bir süre içerisinde başkanlarımızın halledeceğine inanıyoruz” sözlerine yer verdi.
Hamza Dağ ve programa katılanlar, ziyaretin ardından İzmir Sebze ve Meyve Komisyoncuları Derneği binasında sahur yaptı.
]]>31 Mart Yerel Seçimleri öncesi çalışmalarını sürdüren AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Cumhur İttifakı İzmir Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Hamza Dağ, gece saatlerinde Buca ilçesinde bulunan Sebze ve Meyve Hali’ni ziyaret etti. Dağ’a, AK Parti İzmir Milletvekili ve Cumhur İttifakı Konak Belediye Başkan Adayı Ceyda Bölünmez Çankırı, Cumhur İttifakı Buca Belediye Başkan Adayı Adnan Öztekin ile İzmir Sebze ve Meyve Komisyoncuları Derneği (İZKOMDER) Başkanı Orhan Doğan eşlik etti. Hal esnafıyla buluşan Hamza Dağ, burada esnafın sorunlarını ve önerilerini dinlerken, kendileriyle sohbet etti.
“Hal esnafımızın her zaman yanında olacağız”
Hal ziyareti esnasında basın mensuplarına açıklamada bulunan Hamza Dağ, hal esnafının daima yanında olacaklarını dile getirdi. Dağ, “Gece gündüz demeden 7 gün 24 saat çalışmaya devam ediyoruz. Buradaki esnafın en çok buranın yoluyla alakalı talebi var. Onunla ilgili lansmanımızda zaten buraya bir otoban çıkışı çalışmamızı yapacağımızı ifade etmiştik; bunun çalışmasını yapacağız. Diğer taraftan tabii ki genel ekonomik noktada üreticiyi destekleme adına bu çalışmayı yapan hem de tüketiciye taze sebze, meyve ulaştırmaya çalışan bu esnafımızın her zaman yanında olacağız. Biz İzmirli 4,5 milyon hemşerimize şunun sözünü çok net bir şekilde veriyoruz. Bizim bu şehrin önemli meselelerini, kronik sorunları çözmek için çok çalışmak mecburiyetimiz var. Gecenin bu saatinde çalışarak da aslında bunu gösteriyoruz. Çok çalışacağız, çok ciddi anlamda mücadele edeceğiz ve inşallah önemli meselelerimizi çözüm noktasına çok kısa sürede ulaştıracağız. Bu anlamda biraz önce dediğim gibi halin ve Buca bölgesinin trafikle alakalı meselesinde hamlelerimizi yapacağız. Diğer taraftan hep söylediğim yeni çevre yolunu İzmir’imize kazandıracağız. Körfez geçişini İzmir’imize kazandıracağız. 16 tane battı çıktı çalışmasını İzmir’de gerçekleştireceğiz. Her gittiğim yerde aldığımız şikayet, yolların bozuk olması… Burada hal esnafımızın da önemli bir meselesi çünkü onlar pazara gidip gelirken de bunu özellikle söylüyorlar. Biz en kötülerinden başlayarak bir sene içinde çok güzel hale getireceğiz Nakliyeciler Sitesi, Buca Hali’nde ve ara sokaklarda temizlikle ilgili sorunlarımız olduğunu görüyoruz. Bu konuda, öyle uzun bir süre değil, bir ay içinde iki ay içinde İzmir’in her sokağının tertemiz olduğunu hep birlikte göreceğiz. Bunu da İzmir’in hemşehrilerimize sözünü, taahhüdünü veriyoruz” açıklamasında bulundu.
“En iyi şekilde hizmet etmek için elimizden geleni yapacağız”
Programda konuşan AK Parti İzmir Milletvekili ve Konak Belediye Başkan Adayı Ceyda Bölünmez Çankırı, yerel yöneticiler olarak hal esnafına en iyi hizmeti sunmayı istediklerini söyledi. Bölünmez Çankırı, “Hamza Başkanımız zaten açıkladı. En önemli problemlerimizden bir tanesi, Kaynaklar’ın trafik problemiydi ve buradan bir otoban çıkışının olmamasıydı. Zaten bu hep öncelik verdiğimiz bir şeydi. Buradaki kardeşlerimizin çalışma ve yıpranma payları çok fazla. Biz sıcak yataklarımızda yatarken onlar bize taze meyveyi, sebzeyi ulaştırmak için gecenin bu saatinde dağıtım yapıyorlar. O yüzden biz de yerel yöneticiler olarak onların bu fiziki şartlarına en iyi şekilde hizmet etmek için elimizden geleni yapacağız” diye konuştu.
“Otoban müjdesine çok sevindik
Hamza Dağ’ın Sebze Meyve Hali çıkışına otoyol yapma projesine çok sevindiklerini söyleyen İzmir Sebze ve Meyve Komisyoncuları Derneği’nin (İZKOMDER) Başkanı Orhan Doğan, “Başkanlarımızın bu gece saatinde bizi ziyaret etmeleri bizleri onurlandırmıştır. Bu ziyaretlerden dolayı kendilerine teşekkür ederiz. Sayın Başkanımız, halimizin otobanla bağlantı müjdesini verdi. Bunun için çok sevindik. Gerçekten bu bizim için çok önemli. Yani bu acil bir sorun. Bu sorun da kısa bir süre içerisinde başkanlarımızın halledeceğine inanıyoruz” sözlerine yer verdi.
Hamza Dağ ve programa katılanlar, ziyaretin ardından İzmir Sebze ve Meyve Komisyoncuları Derneği (İZKOMDER) binasında sahur yaptı. – İZMİR
]]>Anadolu Ajansının (AA) “Global İletişim Ortağı” olduğu, Belek Turizm Bölgesi’ndeki NEST Kongre Merkezi’nde gerçekleştirilen Antalya Diplomasi Forumu 2024’te moderatörlüğünü SETA Genel Koordinatörü Prof. Dr. Burhanettin Duran’ın üstlendiği panele US Middle East Project Başkanı Daniel Levy, Middle East Eye Genel Yayın Yönetmeni David Hearst, İletişim Danışmanı Mahomed Faizal Dawjee ve Al Sharq Forumu Başkanı Wadah Khanfar katıldı.
ABD’nin küresel ilişkilerini yürütürken “ikiyüzlü” yaklaşım gösterdiğini savunan Levy, “Hayal kırıklığını dile getiren hatta İsrail Başbakanı’na konuşmalarında kaba isimler taktığına dair duyumlar aldığımız bir lideriniz var. Üzgünüm ama bu ciddi değil. Bu, bir koz değil. Bu, ateşkes sağlamaya çalışmak da değil.” değerlendirmesinde bulundu.
Levy, ABD’nin Gazze’de yaşananları durdurmak için attığı adımların Batı Şeria’daki bir grup Yahudi yerleşimciye yönelik yaptırım kararı almanın ötesine geçmediğini belirterek, “Gazze’de bir katliam yaşanıyor ve atılan bu adımlar sadece bir avuç aşırılık yanlısına yönelik oluyor.” ifadesini kullandı.
Gazze’de Filistinli sivillere karşı uluslararası hukuk ihlallerinin sürdüğünü ve bunun durdurulabilmesi için ABD’nin İsrail’e yönelik desteğini sonlandırması gerektiğini kaydeden Levy, “ABD, sadece ateşkes için çabalamamakla kalmıyor, aynı zamanda İsrail’in Soykırım Sözleşmesi’ni ihlal ettiğine dair Uluslararası Adalet Divanında (UAD) bir dava varken bile bu ülkeye aktif bir şekilde silah sağlıyor.” dedi.
Levy, sözlerini şöyle tamamladı:
“İnsanlar, artık bunlara kanmıyor, siyasi liderlerin söylemlerindeki gerçek anlamları görebiliyor. Yaşadıkları toplumdaki ve uluslararası düzendeki adaletsizliğin Filistin meselesinde bu kadar keskin bir şekilde ortaya çıktığına şahit oluyorlar.”
“İsrail, Gazze’yi yaşanmaz hale getirmekte kararlı”
Hearst da şu anda Orta Doğu’da yaşananların bölgenin 10 ila 20 yıl sonra nasıl bir hal alacağında belirleyici bir unsur olacağını ifade ederek, “Eğer öylece durup hiçbir şey yapmadan olanları izlersek sonuçlarına hepimiz katlanmak zorunda kalacağız.” dedi.
Gazze’de yaşananların küresel bir dava haline geldiğini söyleyen Hearst, İsrail’in neredeyse her gün İngiltere’nin başkenti Londra sokaklarında protesto edildiğini dile getirdi.
Hearst, kamuoyunun Filistin devletinin adım adım parçalandığına şahit olduğuna işaret ederek, “İsrailli askerlerin, Filistinli anneleri yeni doğmuş bebeklerini dondurucu soğukta terk etmeye zorladığına şahit oluyoruz. İsrail’in Gazze’yi yaşanmaz hale getirmekte kararlı olduğunu görüyoruz. Peki biz ne yapıyoruz? Bunu normalleştiriyoruz.” değerlendirmesinde bulundu.
“Filistinlilerin özgürlüğü için duyulan istek, Güney Afrika halkının DNA’sına işledi”
Güney Afrika’nın apartheid deneyimi nedeniyle Filistin halkının mücadelesine empatiyle yaklaştığını belirten Dawjee de “Güney Afrika, reklam olsun diye UAD’ye başvurmadı. Başvuruyu, özgürlüğe karşı hissettiği derin arzu ile baskı ve ırk ayrımcılığına karşı sessiz kalmamak için yaptı.” ifadesini kullandı.
Dawjee, Filistinlilerin özgürlüğü için duyulan isteğin Güney Afrika halkının DNA’sına işlediğini, Güney Afrika Ulusal Meclisinde son 30 yılda Filistinlilerin haklarına ilişkin yaklaşık 60 konuşma yapıldığını ve Filistin meselesinin Güney Afrika gündeminin hep en üst sıralarında olduğunu kaydederek, “Her hafta UAD’nin kapısını çalıyor ve bir şeyler yapılması gerektiğini söylüyoruz. Neden diğer ülkeler bunu yapamıyor?” diye sordu.
Güney Afrika’da apartheid ile mücadele kahramanı ve Nobel Barış Ödüllü insan hakları aktivisti Başpisikopos Desmond Tutu’nun sözlerine atıfta bulunan Dawjee, “Merhum Başpiskopos Tutu, Filistin’i ziyaret ettikten sonra ‘Filistin’de gördüklerim, Güney Afrika’da yaşadıklarımızdan 10 kat daha kötü.’ demişti. Bunu aklınızda tutun ve size anlattığım apartheid deneyimlerimi 10 ile çarpın. İşte o zaman Gazze’de neler yapmamız gerektiği konusunda bir fikir edinebilirsiniz.” dedi.
“ABD, Gazze’deki mevcut kriz ve soykırıma suç ortağı”
Khanfar, Gazze’de yaşananlar sonrası, insanlığa liberal değerler, temel insan hakları, hukukun üstünlüğü, eşitlik, adalet ve demokrasi vadeden Batı merkezli dünya düzeninin çökeceğini söyledi.
Batılı hükümetlerin çoğunun ve Amerikan yönetiminin Gazze’deki “mevcut kriz ve soykırıma suç ortağı” olduğunu belirten Khanfar, “Batı’nın dünyaya barış getiremeyeceği gerçeğini en son anlayan Orta Doğu oldu. Belki de Latin Amerika, Asya ve Afrika, bunu bizden önce keşfetti. Gazze sayesinde artık siyah ve beyazı görebiliyoruz.” ifadelerini kullandı.
Khanfar, bundan sonra olacakları, Batı merkezli modern yönetim modelinin, siyasetin, dünya düzeninin çöküşü ve nihayetinde bölgesel düzenin yükselişi olarak sıraladı.
]]>AK Parti İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkan Adayı Murat Kurum Bağcılar’da düzenlenen Fırıncılık Sektörü Güç Birliği Toplantısı’nda vatandaşlarla bir araya geldi. Programa Kurum’un yanı sıra Öğütülmüş Tahıl ve Unlu Mamuller Sektörü Başkanı ve AK Parti MKYK Üyesi Mehmet Umur, Bağcılar Belediye Başkanı Abdullah Özdemir, AK Parti Bağcılar İlçe Başkanı Rüstem Tüysüz, İstanbul Fırıncılar Odası Başkanı Erdoğan Çetin ve çok sayıda vatandaş katıldı. Programda ilgiyle karşılanan Kurum vatandaşlarla sohbet edip hatıra fotoğrafı çektirdi.
“İBB olarak İstanbul’un 39 ilçesinde mobil ekmek fırınları kuracağız”
İstanbul’un her mahallesinde mobil ekmek fırınları kuracaklarını belirten Kurum, “Ben, 81 ili 550 kez ziyaret etmiş bir kardeşinizim. Fırıncı esnafımızla bu gittiğim tüm ziyaretlerde kucaklaştık. İnanın gittiğim her yerde, esnafımız bizi bir kardeşi gibi bağrına bastı. 5 yıllık bakanlığım döneminde fırıncı esnafımızın fikrine, görüşüne hep çok değer verdim. Biz, hep birlikte çalıştık, şehirlerimizi de bugünlere hep birlikte getirdik. Bizim fırıncı esnafımız, COVİD salgını döneminde kahramanlaşmıştır. Depremlerde, sellerde, yangınlarda milletimiz için; yeri geldiğinde kendi hayatını unutmuştur. Sıcak ekmeğini çıkarmış, milletin zor zamanında yanına koşmuştur. Hele hele asrın felaketinde ilk zamanlar ekmek çıkaramadık. Deprem sebebiyle doğalgaz ve elektrik hatlarını kestik. Asrın felaketinde gösterdiğiniz özveriyi, insanımızın yanına koştuğunuz o anları asla unutamayız. Afete hazırlık noktasında önemli bir çalışma yürütüyoruz. Şehrimizi her alanda afete hazır hale getirebilmek için bir tarafta kentsel dönüşüm, diğer tarafta afete hazırlık ve müdahale noktasında çalışmalarımızı yürütüyoruz. Bu şehirde deprem tehlikesini bilerek yaşamak zorundayız. Afete hazırlık bizim en önemli gündemimiz. Afete hazırlık noktasında afetin ilk anında vatandaşımıza her türlü hizmetleri verebileceğimiz bir anlayışla çalışacağız. İBB olarak İstanbul’un her mahallesine ilk zamanlarda sıcak ekmek çıkaracak mobil ekmek fırınlarını sizlerle birlikte kuracağız. Bu sistem çok önemli. Afet esnasında vatandaşımıza sıcak bir çorba ve ekmek verebilmek çok kıymetli. İBB olarak İstanbul’un 39 ilçesinde mobil ekmek fırınları kuracağız. Ben, yetersiz bir yönetim nedeniyle 5 yıldır yaşadığınız biriken sorunlarınızı çok iyi biliyorum. İstanbul’un gittiğim her ilçesinde, fırıncı kardeşlerimi dinledim. Başkanlarım bu sorunları bize aktardılar. Biz 22 yıldır, insanımızın derdini hep kendi derdimiz olarak gördük. Hiçbir soruna sırtımızı dönmedik. Sorun üreten değil, daima çözümün tarafta olduk. Fırıncılık sektöründe de hem çalışanlar hem de vatandaşımız için çözümlerimiz de, projelerimiz tamamen hazır. Sizler, İstanbul gibi devasa bir metropole hizmet ediyorsunuz. Bu büyüklükteki bir şehirde de doğal olarak bazı olumsuzluklar olabiliyor. Esnafımıza sözümüzü veriyoruz. Sizin yanınızda durarak emekçiye sırt dönülen bu 5 yılı çabucak unutturacağız” dedi.
“Davutpaşa’daki fırıncılık okulumuzun kapasitesini güçlendireceğiz”
Fırıncı esnaflara yönelik müjdelerini açıklayan Kurum, “Bizim fırınlarımız her gün milyonlarca insanımızın yararlandığı dükkanlardır. Biz fırınlarımızda; yetersiz denetim ve kontrollerle hiçbir yere varamayız. İstanbul’un mührünü aldığımızda ekmeğimizin her zaman aynı yüksek kalitede çıkaracağımız ve ekmek fiyatında standardı sağlayacağız. İstanbul’umuzun bazı bölgelerinde başına buyruk şekilde çalışan fırınları tek tek biliyorum. Fırıncılar odamızın denetimi dışında, ruhsatsız bir şekilde faaliyet gösteren bu işletmelerden hepiniz şikayetçisiniz. Daha fazla mağdur olmanıza İBB olarak asla izin vermeyeceğiz. 1 Nisan’dan itibaren İstanbul’da tek bir denetimsiz, sağlıksız, ruhsatsız fırın işletmesi kalmayacak. İşletme kayıt belgesi olmayan dükkanların, bu belgeyi almaları hususunda da teşvik edici girişimlerimizi süratle yapacağız. Fırıncılık sektöründeki rekabetin adil bir zeminde sürdürülmesi için kararlı adımlarla ilerleyeceğiz. Fırıncılık sektöründe yaşanan insan gücü sıkıntısının da farkındayız. İstanbul ekmeği bir marka olacak. Bu anlamda da; meslek eğitimleri, mesleki rehberlik hizmetlerimizi arttıracağız. Bu problemi de süratle çözeceğiz. Buradan iki müjdemi de vermek istiyorum. Birincisi merhum Kadir Topbaş ağabeyimiz döneminde açılan Davutpaşa’daki fırıncılık okulumuzun kapasitesini güçlendireceğiz. Orada yeni fırıncılarımızı yetiştireceğiz. Burada yetişen ustalarımıza sertifika vermek suretiyle yeni fırınlarda eleman, usta ve iş yeri sahibi olarak yetişmelerine imkan sağlayacağız. Fırıncılık sektöründe çalışan işçi kardeşlerimizin şikayetlerini biliyoruz. Yeterinde dinlenemiyorlar, yavrularına vakit ayıramıyorlar. Buna dair de planımız hazır. Pazar Tatili uygulamasını aşamalı olarak, uygulamaya geçeceğiz. Kentsel dönüşümde biz 650 bin yeni yuva yaparken; siz fırıncı esnafımızın da; varsa eski dükkanlarını hemen dönüşüme alacağız. Bu süreçte de bin bir emekle kazandığınız ruhsat haklarınızı sonuna kadar koruyacağız. Bunun için de gerekli düzenlemeleri yapacağız. Yine sektörümüzün dengesiz fiyatlardan etkilenmemeleri için de fiyat tarifelerinin zamanında yapılması dijital uygulamalar geliştireceğiz. Fırıncımızın hakkını, hukukunu koruyacağız, baş tacı edeceğiz” şeklinde konuştu.
“Fırıncılarımıza Toprak Mahsulleri Ofisi’mizden ucuz ve kaliteli un tedariki sağlayacağız”
Fırıncı esnaflara çeşitli müjdeler veren Kurum, sözlerini şu şekilde sürdürdü: “Ticarette hedef kitle, doğrudan milletimizdir. Biz vatandaşımızın en iyi şartlarda hizmet alması için çalışıyoruz. Ekmek fiyatlarının tüketiciyi zorlamayan bir aralıkta olmasını temin edeceğiz. Tarife dışı fiyat uygulaması yapanların; yavrularımızın kursağındaki ekmekle oynamasına asla izin vermeyeceğiz. Biz yola çıkarken halkın başkanı değil, halkın dostu, halkın evinin evladı olmaya talibiz dedik. O zaman bir evladın ne yapması gerekirse, biz de onu yapacağız. Fırıncılar odamızla el ele vereceğiz. İstanbul’da ekmeği beraberce ucuzlatacağız. Ekmeğin maliyeti düşecek ki, esnafımız ve milletimiz mutlu olacak. Tarladan sofraya kadar ekmeğin tüm sürecini masaya yatıracağız. Anadolu’daki tüm üreticilerimizle, çiftçilerimizle birlikte çalışacağız. Tedariki ve nakliyeyi ucuzlatacağız. Fırıncılarımıza Toprak Mahsulleri Ofisi’mizden ucuz ve kaliteli un tedariki sağlayacağız. Böylece, İstanbul’da ekmek fiyatı düşecek, halkımızın yüzü, yeniden gülecek. Bu süreçleri tarladan İstanbul’a genelen kadar takip edeceğiz. 5 yıldır tek bir emaresi bile görülmeyen emek, ekmek ve esnaf dostu yönetime; İstanbullu kardeşlerimizle yeniden buluşturacağız”
“Bu aciz yönetimin izlerini sileceğiz”
Vatandaşların seçimde doğru bir tercih yapacağına inandığını belirten Kurum, “Bugün İstanbul’u yönetenler 5 yıldır bu şehrin insanına bir kabusu yaşatıyorlar. Bu güzel İstanbul’umuzun 571 yıllık kazanımlarından her geçen gün biraz daha kaybediyoruz. Halbuki İstanbul’u yönetmek aşk ister, sevda ister, proje ister, yatırım ister. Biz de bu şuurla; İstanbul’u yeniden medeniyet yürüyüşüne sokacak projelerle; daima insanımızın yanı başındayız. Projeler hazır, yatırım planları hazır, çözümler hazır. Seçim atmosferi çok güçlü bir hal almıştır. Vatandaşımızın ilk günlerde hissettiği bıkkınlık, bezmiştik hali yerini artık umuda ve heyecana bırakmıştır. Vatandaşımız gerçek belediyecilikle CHP belediyeciliğinin farkını 5 yılda çok iyi görmüştür. 31 Mart’ta milletimiz eser siyasetiyle mazeret siyaseti arasında tarihi bir tercih yapacak. Biz bu seçimde ya sağlıksız binalarda deprem korkusuyla beklemeyi ya da kentsel dönüşümle huzur içinde yaşamayı seçeceğiz. Bu seçimde ya 5 yılda 5 bin konut bile dönüştüremeyenleri ya da asrın felaketinde 3 ayda 180 bin konutun temelini atanları seçeceğiz. ya milletin kaynaklarını çarçur edenleri ya da bizim gibi İstanbul’a her alanda 350 milyar lira yatırım yapanları seçeceğiz. Bu seçimde ya İstanbul’un bütçesini kendi için harcayanları, ya da kenti ve Bağcılar için harcayanları seçeceğiz. Ben inanıyorum ki İstanbullular 5 yıldır çektikleri çileyi de göz önünde bulundurarak hizmetin ve eserin adresi olan AK Parti’mizi ve Cumhur İttifakı’mızı seçecektir. Son 5 yılda esnafın derdiyle dertlenmeyen, millet adına tek bir adımı olmayan bu aciz yönetimin izlerini sileceğiz” ifadelerine yer verdi. – İSTANBUL
]]>Kentteki bir tesiste düzenlenen program, saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunmasıyla başladı.
Toplantıya AK Parti Edirne Milletvekili Fatma Aksal, AK Parti Edirne İl Başkan Vekili Aydoğan Akıncı, MHP Edirne İl Başkanı Emre Tokluoğlu, geçmiş dönem parti teşkilatında görev alan yöneticiler, sivil toplum kuruluşu temsilcileri, muhtarlar, davetliler ve partililer katıldı.
Milletvekili Aksal, yaptığı konuşmada AK Parti’nin hizmet belediyeciliği anlayışı olan bir parti olduğunu söyledi.
Edirne’nin 2024 yılında çöp, çamur ve çukurla anıldığını belirten Aksal, bunun da Edirne’nin belediyecilik hizmetinden yararlanamadığının en iyi kanıtı olduğunu ifade etti.
Akıncı ve Tokluoğlu’nun konuşmaları sonrası Belgin İba projelerini tanıttı.
İba, Edirne’nin 5 yılını belirleyecek, çözümsüzlüğü değil çözümü, umutsuzluğu değil umudu içeren projeler hazırladıklarını söyledi.
Hane hane dolaşarak projeleri tüm Edirnelilerin isteklerine göre hazırladıklarını ifade eden İba, “Esnafımızın sesine kulak verdik, sivil toplum kuruluşlarımızla istişare ettik, gençlerimizle kadınlarımızla sohbet ettik. Hep birlikte sorunları ve çözümleri tespit ettik. Dertlerine derman, beklentilerine cevap olmak için herkesi kucaklayarak projeleri hazırladık. Hak edilen Edirne için.” dedi.
İba, seçilmesi halinde Saraçlar Caddesi’nin tarihi dokusuna uygun olarak ele alınacağını, 25 Kasım Stadyumu’nun olduğu alanın Kent Meydanı olarak düzenleneceğini anlattı.
İçinden nehir geçen kentlerin çok şanslı olduğunu ancak Edirne’nin nehir kenarlarını kullanamadığını ifade eden İba, “Nehir kenarları içerisinde sosyal donatılar, seyir terasları, parklar, piknik alanları, bisiklet yolları bulunan bir hale gelecek. Nehir kenarları huzur bulduğumuz alanlar haline dönüştürülecek.” dedi.
“Kaleiçi açık hava müzesi olacak”
Kaleiçi semtinin de restore edilerek açık hava müzesi haline getirileceğini, Cuma Pazarı’nın yenilenerek haftanın her günü açık olacağını ifade eden İba, şöyle devam etti:
“Pazarda üretici kadınlarımız da yer alacak. Üreten kadınlarımızın her zaman yanındayız. Yeni yerleşim yerinde bir pazarı daha projelendirdik. TOKİ’deki pazar yeri de kullanılabilir hale getirilecek. 110 bin metrekare alana sahip bir Kent Parkı da hizmete açacağız. Parklar, dinlenme alanları, konser alanları, amfi tiyatrosu, çocuk oyun alanları olan modern yeşil bir kent parkını Edirne’ye kazandırıyoruz. Dev bir spor alanı planladık. Pek çok sayıda branşa ait saha, buz pateni pisti, güreş akademisi yer alacak. Şehrimizi başpehlivanlıkta da iddialı bir kent hale getireceğiz. Amatör kulüplerimize de saha alanı tanımlayacağız. Amatör spor kulüplerimize verilen nakdi desteği artıracağız, taraftarları deplasman maçlarına belediye olarak biz götüreceğiz.” diye konuştu.
İba, altyapı konusunda Edirnelilerin çok sıkıntı çektiğini, sorunların tamamını bir yıl içerisinde çözeceklerini belirterek, suları kesilmeyen bir kent vadetti.
“Trafik sorununu çözeceğiz”
İba, kentte son dönem artan trafik sorununa da en kısa sürede çözüm bulacaklarını söyledi.
Ana arterlere battı çıktı, akıllı kavşak sistem uygulamaları ve otoparklarla kısa sürede trafikteki sıkıntıyı gidereceklerini belirten İba, şehir içi yolcu taşıma sorununu da çözeceklerini kaydetti.
İba, her mahalleye bir kreş açacaklarını ifade ederek, “İki aydan beri aileleri ziyaret ediyorum, aileler ‘başkanım park olsa, kreş olsa bir de yollarımız olsa’ diye… Özellikle annelerin serzenişleriyle karşılaştım. Onlara söz veriyorum hepsini yapacağız.” ifadesini kullandı.
Öğrencilere ulaşımda yüzde 50 indirim sözü veren İba, öğrencilere burs vaadinde de bulundu.
“Gençlere Ücretsiz İnternet, 2022 Sosyal Konut, Şehir Girişleri, İstihdam, Tarım Akademisi, Hayvan Dostları, Yeşil Enerji, Sıfır Atık, Ücretsiz Düğün Salonları, Kamp Alanları, Taziye Alanları, Kadın Gİrişimcilere Destek, Kadın Meclisi, Gençlik ve Bilim Merkezi, Öğrencilere İlk Ofisiniz Bizden, Her Mahalleye Halı Saha, Çocuk Meclisi, Engelsiz Edirne, Emeklilere Destek, Etüt Merkezleri, Meslek ve Sanat Edindirme, Turizm, Atatürk Evi, Kırkpınar, Otogar Yenileme, Muhtarlıklar Yenileme, Taksi Durakları, Hal Yenileme” projelerini sıralayan İba daha sonra Belediye Meclis Üyesi adaylarını tanıttı.
]]>Erdoğan, partisince İstasyon Meydanı’nda düzenlenen mitingde halka hitap etti.
Alandakileri “Sordum, sual ettim elden, obadan. Nicedir bilirim halin Adana. Bu güzellik sana Kadir Mevla’dan, şekerden tatlıdır dilin Adana.” diyerek selamlayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Emeğin ve bereketin şehri, gadasını aldığım Adana’da sizlerle birlikte olmaktan memnuniyet duyuyorum.” ifadelerini kullandı.
Karacaoğlan’ın “Ak göğsün üstünde çakır dikeni, bitmeyince gönül yardan ayrılmaz” dizelerini okuyan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti:
“Bu ten canda durdukça bizim de gönlümüz Adana’dan ayrılmaz. ‘Adanalıyık, Allah’ın adamıyık.’ şiarıyla, hasbiliğin, harbiliğin, delikanlılığın kitabını yazan Adana, bugün bir başka güzel. Fedakarlığı ve vefakarlığı baş tacı bilen, ağzı dualı büyüklerimizin şehri Adana’yı, Türkiye Yüzyılı vizyonumuzun lokomotif şehri olarak görüyoruz. ‘Yüce dağdan aşan yollar bizimdir.’ diyerek gök kubbeyi milli sesimizle çınlatan, gönül tellerimizi titreten deyişleriyle Toroslar’ı ve Çukurova’yı vatan yapan aşıkların şehrine de böylesi yakışır.”
Konuşmasının bu bölümünde alandakilerin “Doğum gününüz kutlu olsun” sözleri üzerine Erdoğan, “Sağ olun. Bir yaş daha büyüdük.” dedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Türkülerine kadar yansıyan, dosta düşmana karşı vakur duruşuna meftun olduğumuz Adana’nın yoldaşlığıyla iftihar ediyoruz. 31 Mart’ta Cumhur İttifakı’na verdiği destekle Adana, inşallah yeni bir destan yazacak. Şöyle dedim: Bana bir resmi rakamı alın, bakalım meydanda durum ne? ve rakamı aldım. Şu anda Adana’da meydanda 75 bin kişi var. Adana’nın gerçek belediyeciliğe olan hasretini dindirmeye az kaldı. Hazır mıyız? Artık Adana’yı bu malum ellerden almaya hazır mıyız? Bu vesileyle geçtiğimiz mayıs ayındaki seçimlerde şahsımıza ve Cumhur İttifakı’na verdiğiniz destek için sizlere teşekkür ediyorum. Tabii bu seçimlerde aldığımız yüzde 45 civarındaki oy oranı, Adana’yla aramızdaki güçlü sevgi bağını yansıtmaktan çok uzak. Biz, bunu arzu ettiğimiz seviyeye taşımak istiyoruz. 31 Mart’ı da bunun için bir fırsat olarak görüyoruz.
Allah’ın izniyle Adana, 31 Mart’ta sandık patlatarak gerçek potansiyelini ortaya çıkartacaktır. Buna hazır mıyız? Kendi seçmenleri başta olmak üzere milleti ‘tıpış tıpış’ sandığa gidip oy verecek bir mecburiyet cenderesine sıkıştırmak isteyenlere günlerini göstereceğinize ben inanıyorum.”
“Adana, böyle artistliklere eyvallah eder mi?”
Alandakilere, “Adana, böyle artistliklere eyvallah eder mi?” diye soran Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Adana, kendi iradesini çantada keklik kabul edenlere yol verir mi? Adana, eser ve hizmet nasipsizlerini sırtında taşır mı? Allah’ınıza kurban sizin.” ifadelerini kullandı.
Erdoğan, şunları dile getirdi:
“İşte CHP başta olmak üzere muhalefetin halini görüyorsunuz. Parti içindeki iktidar kavgalarından başlarını kaldıramıyorlar. Birbirleriyle uğraşmaktan, birbirleriyle didişmekten fırsat bulamadıkları için başka bir konuyla ilgilenemeyecek durumdalar. Adanalı kardeşlerime soruyorum, bunların yasak savma kabilinden ettikleri üç beş laf dışında ülkenin herhangi bir derdiyle gerçekten dertlenmediklerini görüyoruz. Aynı şekilde şehirlerimizin, oralarda yaşayan insanlarımızın herhangi bir sıkıntısını çözecek bir projelerini duydunuz mu? Uluslararası meselelerde ilkeli bir duruş sergilediklerine şahit oldunuz mu? Göremezsiniz, duyamazsınız. olamazsınız çünkü yok. ya bunlar hal çadırını, hastane diye benim Adanalı kardeşlerime yutturmaya çalıştılar. Bunlar bu denli yalancı. Daha kendilerine hayrı olmayanların memlekete, millete hayrının dokunması mümkün mü? Kendi çıkarlarından başka hiçbir şey gözü görmeyenlerin, Adana’nın sorunlarıyla ilgilenmesi beklenir mi? Biz, ‘Türkiye Yüzyılı’ diyoruz. ‘Gerçek belediyecilik’ diyoruz. ‘Hazırız’ diyoruz. ‘Kararlıyız’ diyoruz. Onlar ise kapalı kapılar ardında birbirlerinin kuyusunu kazıyor. Kirli ittifaklarla, hani çay demlersiniz ya, demleniyor. Şaibeli pazarlıklarla seçim kazanma peşinde koşuyorlar.”
“Biliyorsunuz mayıs ayında cumhurbaşkanı adayı olarak milletin önüne çıkardıkları, peşine de 6 tane yardımcı adayı taktıkları bir zat vardı. Hatırlıyorsunuz.” diyen Erdoğan, “Seçimde umduklarını bulamayınca tüm suçu cumhurbaşkanı adaylarına yükleyip kendilerini temize çıkardılar.” değerlendirmesinde bulundu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti:
“Yere göğe sığdıramadıkları genel başkanlarını partiden öyle bir kazıyıp attılar ki neredeyse kedisi Şero’yu bile kapıdan içeri sokmayacaklar. Halbuki seçim gecesi hepsi de ne diyordu? ‘Kazandık, kazanıyoruz.’ Bu nakaratla milletin aklıyla dalga geçiyorlardı. Döktükleri timsah gözyaşlarını saymıyorum. Demek ki mesele, ülke yönetimine talip olma iddiası değilmiş. Mesele sadece kendi partilerinde kimin borusunun öteceği meselesiymiş. CHP yönetimi, sadece bu ülkenin muhalefet enerjisini özellikle sömürüp işe yaramaz hale getirmekle bile, millet ve tarih nezdinde sigaya çekilmeyi hak ediyor. Şimdi buradan, Adana’dan öyle bir ses verin ki duymayan kulaklar bile duysun. Nasırlaşmış yürekler bile titresin. Hazır mıyız? Adana, Allah’ına kurban Adana. 31 Mart’ta Türkiye Yüzyılı şehirleri için hazır mıyız? 31 Mart’ta Türkiye Yüzyılı şehirleri için kararlı mıyız? 31 Mart’ta gerçek belediyeciliği tercih ediyor muyuz? Bunun için seçim gününe kadar ana kademe, kadın kolları, gençlik kolları, kapı kapı dolaşmaya var mıyız? Seçim akşamı Adana ile birlikte Türkiye haritasını Cumhur İttifakı’nın renkleriyle boyamaya var mıyız? Rabb’im hepinizden razı olsun.”
(Sürecek)
]]>Antalya Ticaret Borsası Şubat ayı Meclis Toplantısı, Meclis Başkanı Erdoğan Ekinci başkanlığında ATB Meclis Salonu’nda yapıldı. Yönetimin bir aylık çalışmasıyla ilgili üyelerin bilgilendirildiği Meclis’te, ATB Yönetim Kurulu Başkanı Ali Çandır, tarım, ekonomi ve kente ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Geçen hafta Antalya’da yaşanan sel felaketinde bir kişinin yaşamını yitirdiğini, felakette hem şehrin hem tarım alanlarının büyük zarar gördüğünü belirten Çandır, “Hepimizin bildiği bir gerçek de bu tür iklim olaylarının giderek artan şiddette devam edeceğidir. O halde şimdiye kadar geç kalmış olsak da bugünden yapmamız gereken, gelecek aşırı yağışlar ve iklim değişikliği için etkili tedbirler almaktır” dedi.
Ekonomik değerlendirme
Başkan Çandır konuşmasında ekonomiyle ilgili değerlendirmelerde de bulundu. Yaşanan ekonomik zorluklara dikkat çeken Başkan Çandır, “Sadece ücret ve maaşla geçinenler değil üretim ve ticaret yapanlar da bu zorlukları iliklerine kadar yaşamaktadırlar. Aslında bu iki olay sadece bir yıldır değil, uzun yıllardır başımıza gelmektedir. Hayati derecede öneme sahip bu sorunlar gündemimizin ilk sıralarında yer almalıdır” diye konuştu. 2023 için yüzde 4 civarında milli gelir büyümesi ve yüzde sıfır civarında tarımsal mili gelir büyümesi tahmin edildiğini belirten Başkan Çandır, “Yani son 10 yıllık ortalama büyüme rakamlarının altında kaldığımız bir yılı geride bıraktık diye değerlendirmekteyiz. Kentimiz için durum ise ülkemiz ortalamasının üzerinde bir performans gösterdiğimiz yönündedir. Çünkü yıllık ihracatta, tarımda, ticarette ve diğer hizmetlerde ülkemiz ortalamasından daha iyi bir performans gösterdik. Buna rağmen potansiyelimizin altında bir büyüme gösterdiğimizin de farkındayız” dedi.
Antalya’da kurulan şirket azaldı, kapanan şirket arttı
2023 yılında kurulan şirket sayısının Antalya’da ülke geneline göre daha fazla azaldığını, kapanan şirket sayısının daha fazla arttığına dikkat çeken Başkan Ali Çandır, “2023 yılı toplamında kurulan şirket sayısı ülkede yüzde 8 azalırken, kentimizde bunun iki katı azalmıştır. Kapanan şirket ise ülkemizdeki yüzde 12’lik artışa karşılık bizde yüzde 27 artmıştır” dedi.
Karşılıksız çekte artış
Çekle işlem hacminde, ülke genelindeki yüzde 71’lik artışa karşılık Antalya’da yüzde 84’lük artış olduğunu belirten Çandır, “Karşılıksız çek tutarında nadir bir olay gerçekleşmiş ve ülkemizdeki yüzde 177’lik artışa karşılık kentimizde yüzde 281’lik artış yaşandı. Protestolu senet tutarlarında ise ülkemizdeki yüzde 59’luk artışa karşılık kentimizde yüzde 4 azalma oldu” dedi.
Tarım kentinde Antalya’da tarımsal kredi azaldı
2023 yılında toplam kredi büyümesi ülkede yüzde 57 olurken, Antalya’da yüzde 53 civarında kaldığını söyleyen Çandır, şunları söyledi:
“Bu büyümeler cari olduğu için yıllık resmi yüzde 65’lik enflasyonu dikkate alırsak aslında reel olarak kredi büyümesi negatif olmuştur. Sektörel kredi büyümesinde ise durum genel olarak sektörümüz aleyhine gerçekleşti. Örneğin ticari krediler ülkemizde yüzde 43 artmışken, Antalya’da yüzde 52 artmış, inşaat kredisi ülke genelinde yüzde 40 artmışken, Antalya’da yüzde 49 artmış ve turizmde ülke genelindeki yüzde 48’lik artışa yakın artış yaşandı. Tarım kredilerinde ise ülkemiz genelinde 2023 yılında yüzde 80’lik artış yaşanmışken kentimiz tarım kredilerinde yüzde 58’lik artış yaşanabildi. Yani reel olarak tarım kredileri ülke genelinde artmışken kentimizde yarı yarıya azalmıştır diyebiliriz.”
2024’e iyi başlamadık
2024 yılı Ocak ayı ekonomik rakamları da değerlendiren Çandır, “2024 Ocak ayında bazı öncü göstergeler Antalya’nın iyi bir başlangıç yapamadığını göstermektedir. Çekle işlem hacmi Ocak ayında ülkemiz ortalamasında artmışken karşılıksız çek tutarında ülkemiz genelindeki yüzde 257’lik artışa karşılık kentimizde yüzde 537’lik artış oldu. Yaş meyve sebze ihracatı ülkemizde yüzde 13’ten fazla artmışken kentimizde yüzde 11’den az artabildi. Benzer durum diğer tarım ürünleri ihracatında da yaşandı. Ancak toplam ihracatımız Ocak ayında yüzde 16’dan fazla artarak yüzde 2’lik ülke ortalamasının oldukça üzerinde gerçekleşti” diye konuştu.
Hale giren ürün miktarı azaldı
Antalya hallerindeki aylık işlem miktarı ve fiyatı olmak üzere meyve, sebze ve domates endekslerini Antalya Büyükşehir Belediyesi ile yapılan protokol kapsamında her ay düzenli olarak ilan ettiklerini belirten Çandır, paylaştıkları verilerin Antalya’daki meyve, sebze ve domates üretimi olmadığını, hallere getirilen miktarlar ve oluşan fiyatlarla ilgili olduğunu vurguladı. 2010 yılı öncesinde tüm meyve sebzelerin toptan ticaretinin hal sisteminden geçmek zorunda olduğunu, 2010 yılında çıkarılan 5957 Sayılı Hal Yasası gereğince hal içinde ve dışında yaş meyve sebze toptan ticaretinin mümkün hale getirildiğini anlatan Başkan Çandır, şunları söyledi:
“2015 yılından itibaren Antalya hallerindeki işlem miktarları her yıl giderek düşmüştür. Örneğin, yıllık işlem miktarı sebzede 2016 yılında 1.6 milyon tondan 2023 yılında 873 bin tona ve meyvede ise 320 bin tondan 210 bin tona geriledi. Yani sebzede yüzde 50’ye yakın meyvede ise yüzde 40’a yakın işlem miktarı azalması oldu. Buna karşılık aynı dönemde Antalya’mızın sebze üretimi yüzde 30’dan fazla ve meyve üretimi ise yüzde 60’dan fazla artmıştır. Yani hal sistemi dışında işlem görme miktarı çok ciddi arttı. Ancak bunların tamamının kayıt dışı olduğunu düşünmek doğru değil. Hal dışında işlem görme durumu da 5957 sayılı kanunla yasaldır. Mevzuata saygılı tüccarlarımız ve ihracatçılarımız kayıtlı ticaret yapmakta.”
Adaylara aynı yakınlıktayız
31 Mart’ta yapılacak yerel seçimlerin barış ve kardeşlik içerisinde geçmesini dileyen Başkan Çandır, “Seçimler demokrasinin son kalesidir ve nihai tercih anlarıdır. Milletimiz ve devletimiz için en hayırlı tercihlerin yapılacağına olan inancım tam. Bizler tabii ki farklı oy tercihlerinde bulunmaktayız. Ama amaçlarımız ortak. Esas olan da bu ortak amaçlarımız. Dolayısıyla temsil ettiğimiz üyelerimize ve kurumlarımıza olan sorumluluklarımız, bireysel tercihlerimizden her zaman daha önemli ve öncelikli oldu. Bu anlayışımız gereği her seçimde olduğu gibi bu seçimde de tüm adaylara aynı yakınlıktayız” diye konuştu.
Antalya Tarım Konseyi’nin tarım sektörünün muhtarlıklar, ilçe ve büyükşehir belediye başkanlıkları ile belediye meclis üyelerinden tarım sektörünün ve kent için beklentilerinin belirlemek üzere yaptığı toplantıyı hatırlatan Başkan Çandır, “Bu toplantıdan çıkan sonuçları 2 ana başlık ve 32 alt başlıkta derledik ve toplantıya katılanlarla paylaştık. Böylece hem seçim döneminde iletişimde bulunduğumuz adaylara deklarasyonumuzu iletmeyi hem de seçimden sonra seçilenlerin icraatlarını somut göstergelerle değerlendirmeyi amaçlıyoruz. Yerel seçimlerin milletimiz ve devletimiz için hayırlı sonuçlar doğurmasını diliyorum” dedi.
Meclis üyelerimiz bilgilendirildi
Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) ve iştiraklerinin kurumsal yapılarını ve hizmetlerini tanımak, Türkiye ve dünya ekonomisindeki gelişmeler hakkında bilgi sahibi olmak, meclis üyelerine çeşitli yönetim becerileri kazandırmak amacıyla düzenlenen meclis üyeleri bilgilendirme seminerine katıldıklarını hatırlatan Çandır. “Seminerde, TOBB’un ticareti kolaylaştırmaktan eğitime yaptığı yatırımlara, lisanslı depoculuğun geliştirilmesinden yeşil dönüşüme hazırlığa ve uluslararası arenada iş dünyamızın temsilinden kurumsal kapasitesine kadar birçok faaliyeti hakkında bilgi aldık ve mensubu olmaktan gurur duyduk. Seminer kapsamında TOBB Başkanımız Sayın Rifat Hisarcıklıoğlu ile bir araya geldik. Başkanımıza üyelerimizin bilgilendirilmesi ve tavsiyeleri için teşekkür ediyorum” dedi.
Mecliste, üyeler sektörleriyle ilgili değerlendirmelerde bulundu. – ANTALYA
]]>Keçeli, Dışişleri Bakanlığında düzenlenen basın toplantısında gündemi değerlendirdi ve basın mensuplarının sorularını yanıtladı.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in olası Türkiye ziyaretine değinen Keçeli, “resmi tarihin” hiçbir zaman açıklanmadığını hatırlatarak, ziyaretin her zaman gündemde olduğunu söyledi.
Keçeli, Karadeniz Tahıl Girişimi’nin Türkiye’nin Birleşmiş Milletler (BM) ile birlikte yürüttüğü bir süreç olduğunu hatırlatarak, süreç boyunca yaklaşık 33 milyon ton tahılın dünya pazarlarına ihraç edildiğini bildirdi. Girişimin önemli sonuçları olduğuna dikkati çeken Keçeli, bunları “hızla artmakta olan gıda fiyatlarının aşağı çekilmesi, Ukrayna’daki depolarda çürümek üzere olan tahılın tüketime sokulması ve Karadeniz’de belli bir istikrar ve güven ortamının yaratılması” olarak sıraladı.
Rusya’nın “kendisine verilen bazı sözlerin tutulmadığı” gerekçesiyle süreci daha fazla uzatmadığını kaydeden Keçeli, “En önemli ortaya sürdükleri gerekçe de Rusya’nın SWIFT sistemine tekrar dahil edilmemesiydi.” ifadelerini kullandı.
Ukrayna’nın alternatif girişimi
Keçeli, Ukrayna’nın, girişime alternatif olarak Romanya ve Bulgaristan kara sularından geçen yeni bir çalışma başlattığını, bunun da Türkiye tarafından desteklendiğini kaydetti.
Türkiye’nin bu girişimi destekleyip desteklemediğinin tekrar sorulması üzerine Keçeli, Ukrayna’nın Bulgaristan ve Romanya karasularından devam ettirdiği tahıl sürecine katkı sunmadıklarını belirterek, Türkiye’nin bunu doğru bulduğu için manen desteklediğini dile getirdi.
Keçeli, Karadeniz Tahıl Girişimi’nin başka bir şekilde devamı için çalışma ve arayışlarının ilk günden beri durmadığını söyledi.
Karadeniz Tahıl Girişimi’nin yeniden canlandırılması konusunda Türkiye’nin çabalarının devam ettiğine işaret eden Keçeli, “tarafların kendilerini barışı müzakere etmeye hazır hissettikleri” zaman Türkiye’nin bunu kolaylaştırmaya hazır olduğunu söyledi. Keçeli, “tarafların kendi iradelerinin” bu konuda önemli olduğunu belirterek, dışarıdan bir arabuluculuk girişiminin empoze edilemeyeceğini vurguladı.
Karadeniz’in güvenliğinin Türkiye için çok önemli olduğunun altını çizen Keçeli, Montrö Anlaşması’nın önemine işaret etti.
Keçeli, Ukrayna’daki savaşın başlamasının hemen ardından da Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin ilgili maddesinin harekete geçirildiğini ve savaşan tarafların gemilerinin, bağlı bulundukları limana tek seferlik seyahatleri dışında Karadeniz’e girip çıkmalarının engellendiğini ifade etti.
Keçeli, bununla yetinmeyerek bazı ülkelerin de Karadeniz’e gemilerini sokma girişimlerine karşı diplomatik yolları kullandıklarını kaydederek, “Bu yaptığınız yanlış anlaşılabilir, bazı spekülasyonlara yol açabilir, kışkırtma gibi görülebilir şeklinde açıklamalarla engel olduk. Dolayısıyla şu anda aslında bizim girişimlerimiz sonucunda Karadeniz’de oluşan bir fiili durum söz konusu.” ifadelerini kullandı.
Sözcü Keçeli, Türkiye’nin tek temennisinin Rusya-Ukrayna Savaşının tamamen durması olduğunu belirtti.
Gazze’den tahliyeler
Keçeli, Gazze’deki Türk vatandaşlarının sayısına ilişkin bir soruya karşılık, Gazze’deki olağanüstü koşullar nedeniyle sayının tam olarak bilinemediğini söyledi. Tahliye edilmek isteyen Türk vatandaşları ve onların birinci derece yakınlarının, Filistin tarafıyla ilişkileri yürüten Türkiye’nin Kudüs Başkonsolosluğu’na müracaat ettiğini aktaran Keçeli, sürecin yerel makamlarla koordine edildiğini anlattı.
Gazze’deki koşullar nedeniyle tahliye edilmek isteyen bazı vatandaşların vefat etmiş, bazılarının kendi imkanlarıyla oradan ayrılmış ya da ayrılmaktan vazgeçmiş olabileceğini kaydeden Keçeli, “Bizim orada (Gazze’de) bir diplomatik mevcudiyetimiz yok. Ne yazık ki oradaki iletişim altyapısı İsrail tarafından tamamen yok edildiğinden bu yana bu insanlara erişimimiz de çok azaldı.” dedi.
Keçeli, Türkiye’nin Kahire Büyükelçiliği’ndeki yetkililerin düzenli olarak El-Ariş kentine gittiklerini ve onlarla düzenli görüşmeler yaptıklarını anlatarak, bazen tahliye edilmesi için izin alınan ve temasta olunan kişilerin sınır kapısına ulaşamadığını söylediklerini dile getirdi.
Bu kişilerin kimliklerini de ispat etmeleri gerektiğini, ancak kimlik veya pasaportlarının kaybolmuş ya da yıpranmış olabileceğini vurgulayan Keçeli, İsrail ve Mısır makamlarının bunu teyit etmesi gerektiğini ve Türkiye’nin de bu konuda elinden geleni yaptığını anlattı.
Keçeli, çok sayıda Türk vatandaşının aile yakınlarının Türkiye’ye geldiğini ve ilgili birimlerin bu kişilerle ilgilendiğini aktardı.
“Hiçbir ülkenin vizeyi bir şantaj kartı olarak kullanma hakkı yok”
AB’yle vize serbestisi konusunda yüzde 92 oranında sürecin tamamlandığını ve yerine getirilmemiş sadece 6 kriter olduğunu belirten Keçeli, bu konuda diğer konularda olduğu gibi Avrupa Birliği’nin ciddi bir siyasi irade ortaya koyması gerektiğini söyledi.
Keçeli, Türkiye’nin bu konuyu ikili ve çok taraflı platformlarda sürekli dikkate getirdiğini dile getirerek,”Hiçbir ülkenin vizeyi bir şantaj kartı olarak kullanma, vatandaşlarımıza gündelik hayatlarında sıkıntı yaratmaya hakkı yoktur.” ifadesini kullandı.
Türkiye’nin İngiltere ve İtalya ile sığınmacı konusunda bir anlaşması olup olmadığına dair söylemlere ilişkin Keçeli, “Bizim hiçbir ülkeyle kendi vatandaşlarımız dışında, kimsenin Türkiye’ye geri dönüşüyle alakalı bir mutabakatımız, anlaşmamız yok. (Türkiye) Burası da bir üçüncü dünya ülkesi değil. Bence bunu kimse ciddi bir şekilde teklif edemez.” diye konuştu.
Türkiye yalnızca BMGK kararıyla uygulanan yaptırımlara dahil
Keçeli, bazı ülkelerin Rusya’ya uyguladıkları yaptırımların hatırlatılması üzerine, “Bizim yaptırımlar konusundaki tutumumuz aslında ABD başta olmak üzere tüm devletler çok iyi biliyorlar. Biz sadece Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) kararıyla uygulanan yaptırımları hayata geçiriyoruz, mevzuatımıza uyarlıyoruz.” ifadelerini kullandı.
Bunun dışındaki tek taraflı yaptırımların, bunları uygulayan ülkeleri ve uluslararası yapılanmaları ilgilendirdiğine işaret eden Keçeli, Türk şirketlerinin ve finans kurumlarının herhangi bir sıkıntıyla karşılaşmaması için tek taraflı yaptırımlar konusunda onları düzenli olarak bilgilendirdiklerini ifade etti.
Sözcü Keçeli, Rusya’ya uygulanan yaptırımlar çerçevesinde küçük yatırımcıların ve şirketlerin zaman zaman bilgi eksikliğinden, hızlı ve çok kar etme beklentisiyle tek taraflı yaptırımlara konu olacak iş ilişkilerine girebildiklerini, ancak bunun sistematik bir hal almadığını ve Türk ekonomisine ciddi yansımaları olacak bir hale gelmediğini anlattı.
Keçeli, Türkiye’nin Washington Büyükelçiliğine henüz atama olmamasına ilişkin, bazı yabancı temsilciliklerin kısa süreliğine bazen boş kalabildiğini anımsatarak, Türkiye’nin Lizbon Büyükelçisi olan ve Haziran 2023’te vefat eden Murat Karagöz’ün ardından da henüz bir büyükelçi ataması yapılmadığını, ancak yakında sürecin tamamlanacağını söyledi.
Bazı misyonların başında kısa bir süre misyon şefi olmayabileceğini, ancak günün sonunda bir diplomatın görevlendirildiğini aktaran Keçeli, Washington için de aynı durumun söz konusu olacağını ifade etti.
Şam yönetiminden beklentiler
Keçeli, Suriye rejimi ile ilgili normalleşmeye değinerek, geçen yıl üst düzeyde yapılan 3 toplantıda da aynı mesajları verdiklerini belirterek, “Dedik ki bizim bu süreçten beklentimiz Şam yönetiminin terörle mücadele konusunda bir ilerleme kaydetmesi, Suriyelilerin güvenli, onurlu ve gönüllü bir şekilde geri dönüşlerinin sağlanması için gerekli ortamın yaratılması ve BM öncülüğünde devam eden anayasa sürecinin siyasi sürece ciddi bir şekilde, sonuç verici bir şekilde angaje olmasıydı. Tabii, insani yardımın ihtiyaç duyulan bölgelere ulaştırılması da bizim beklentilerimiz arasında.” şeklinde konuştu.
Öte yandan, Suriye rejiminin sürekli bir ön şart sunduğunu söyleyen Keçeli, Türkiye’nin süreçten beklentileri meselesiyle (etraflı) görüşmelere başlanması için bir ön şart konulması hususunun aynı olmadığını vurguladı.
Keçeli, bu konuda Türkiye’nin duruşunun değişmediğinin altını çizerek, “Biz yapıcı ve iyi niyetli bir şekilde Şam yönetimiyle konuşmaya hazırız. Ancak Şam yönetiminin de aynı şekilde yaklaşması lazım. Bakan Fidan’ın ifadesini kullanacağım, (Şam yönetiminin) kendisi olarak konuşması lazım.” dedi.
PKK ile KYB’nin ideolojik yakınlığı
Keçeli, Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) ile PKK arasındaki ideolojik yakınlığın Türkiye için temel sorun olduğuna ve KYB’ye bu konuda gerekli uyarıların yapıldığına vurgu yaparak, “Birincisi, Suriye’den Irak’a terörist geçişi bakımından, birtakım imkan ve kabiliyetlerin nakli bakımından, PKK’nın Süleymaniye’den destek aldığını görüyoruz. Dahası PKK’ya Süleymaniye’de serbestçe faaliyet gösterme hakkı tanındığını görüyoruz. Bir hastanesi olduğuna dair elimizde istihbarat var. Hatta oradaki bazı binaların, PKK’nın iletişim kurması için kullanıldığını da biliyoruz. Bunu biz çok uzun zamandır KYB’nin dikkatine getiriyoruz.” ifadelerini kullandı.
Türkiye’nin KYB’ye tepkisini ilk etapta hava sahası kapatarak değil, KYB’nin Ankara’daki ofisini ve Türkiye’nin Süleymaniye’deki Konsolosluk Ajanlığını kapatarak gösterdiğini kaydeden Keçeli, Dışişleri Bakanlığı olarak diplomatik tedbirleri almaya devam edeceklerini ve çeşitli kurumların da KYB ile görüşmelerinin devam ettiğini düşündüğünü söyledi.
Keçeli, “Bizim için terörle mücadele, 1 numaralı gündem maddesi. Irak anayasası, Irak’ın kendi topraklarını terör örgütlerine kullandırmayacağı yönünde bir ifade içeriyor. Bizim Irak’taki tüm oluşumlardan, tüm taraflardan beklentimiz, bu anayasanın bu maddesinin gereğinin yapılmasıdır.” diye konuşarak, Irak makamlarıyla Aralık 2023’te Ankara’da yapılan güvenlik zirvesinde, Irak makamlarının ilk kez PKK’yı ortak tehdit olarak yorumladığına ve bunun gereğinin hayata geçirilmesini beklediklerine dikkati çekti.
Irak ve Türkiye’nin sonsuza dek komşu olacağını söyleyen Keçeli, “Aramızda hiçbir sorun kalmazsa, bu ancak iki halkın refahını, güvenliğini ve istikrarını daha da fazla arttırır.” dedi.
“Doğru ilkelerin doğru zamanlamayla hayata geçirilmesi halinde Libya’daki meselelerin çözüleceğini söylüyoruz”
Keçeli, Libya’da (doğu-batı) iki tarafla da görüştüklerini ve taraflara istikrarlı biçimde aynı mesajları verdiklerini belirterek, “Biz, burada konu olan isimler, taraflar değiliz. Doğru ilkelerin doğru zamanlamayla hayata geçirilmesi halinde Libya’daki meselelerin çözüleceğini söylüyoruz.” diye konuştu.
Mısır ile normalleşmenin sonuçlarının Libya’da ve Gazze’de görüldüğünü kaydeden Keçeli, bölgenin en önemli ülkelerinden ikisi olan Türkiye ile Mısır’ın işbirliğinden kötü sonuçlar doğmayacağını ve Libya’nın taraflar arasında görüşülen konulardan biri olduğunu aktardı.
“Bizim açımızdan Çin halkının meşru temsilcisi, Çin Halk Cumhuriyeti’dir”
Keçeli, Asya-Pasifik’te herhangi bir gerilim yaşanmamasının Türkiye için çok önemli olduğunun altını çizerek, “Türkiye ticaret yapan bir ülke. Hammadde alıyoruz, üretilmiş malları satıyoruz. Bu yüzden, biz düzenli olarak Asya-Pasifik’teki tüm taraflara itidal çağrısında bulunuyoruz.” şeklinde konuştu.
Tayvan’da 13 Ocak’ta yapılan liderlik ve parlamento seçimlerine ilişkin soruyu yanıtlayan Keçeli, “Bizim açımızdan Çin halkının meşru temsilcisi Çin Halk Cumhuriyeti’dir. Biz ‘Tek Çin’ politikası uyguluyoruz. Tayvan’daki tüm gelişmeleri de bu perspektiften takip ediyoruz.” ifadelerini kullandı.
Pakistan halkıyla siyaset üstü ilişkiler
Keçeli, Pakistan halkıyla Türk halkının tarihe dayanan çok özel ilişkileri bulunduğuna, bu ilişkilerin partiler üstü ve siyaset üstü olduğuna vurgu yaparak, önemli olanın Pakistan halkının huzur ve mutluluk içinde yaşaması olduğunu söyledi.
Pakistan’da 8 Şubat’ta yapılan Ulusal Meclis ve Eyalet Meclisi seçimleri hakkında değerlendirme yapan Keçeli, “Seçimlerin büyük oranda suhuletle tamamlandığını gördük. Bu bize memnuniyet verdi. Biz, Türkiye olarak Pakistan’da, Pakistan halkının desteğini almış tüm hükümetlerle bundan önce çalıştığımız gibi bundan sonra da çalışmaya devam edeceğiz.” dedi.
Gazze’ye yardımlarda İsrail engeli
Keçeli, Türkiye’nin Birleşmiş Milletler Yakın Doğu’daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansına (UNRWA) hibe ettiği yardımlar çerçevesinde Mersin Limanı’nda BM yetkililerine teslim edilen 27 bin ton yardımın, İsrail’in Aşdod Limanı’na nakledildiğini belirterek, “Bu 1100 konteynerden yaklaşık 200’ünün Gazze’ye geçtiğini biliyoruz. Ancak kalanı için İsrailli yetkililer mutabakatlarını kaldırmışlar. Biz bu konuda İsrail makamlarıyla temas ettik ve sorununun çözülmesi gerektiğinden bahsettik. Bize verilen BM’nin rakamlarına göre söz konusu miktar, Gazzelilerin 3-4 haftalık un ihtiyacını karşılayacak bir miktar, çok önemli. Üstelik, raf ömrü olan bir ürün. En kısa sürede bu sorunun çözülmesini temenni ediyoruz.” diye konuştu.
1-3 Mart’ta düzenlenecek Antalya Diplomasi Forumu’na İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) ve Arap Birliği Temas Grubu’ndan da katılım olacağını aktaran Keçeli, şu an için 59 Dışişleri Bakanı’nın foruma geleceğinin bilindiğini ve bunun BM üyesi her 3 ülkeden 1’ine tekabül ettiğini dile getirdi.
Keçeli, Türkiye’nin birinci önceliğinin Türk halkının çıkarları olduğunu vurgulayarak, müttefiklik ilişkilerinde de bunun göz önünde bulundurulduğunu sözlerine ekledi.
(Bitti)
]]>KAMERA: EYLEM LADİN DEĞER
Mazot fiyatlarına 13 Şubat gece yarısı yapılan 2,55 liralık zamla motorin fiyatları İstanbul’da 44 TL’yi, Ankara ve İzmir’de 45 TL’yi aştı. Seçimden sonra mazot fiyatlarının daha da artacağını ve artan fiyatlara çare bulunması gerektiğini söyleyen bir esnaf, “Artık ne yapacağız bilmiyorum. Şaşırdık yani. Çok endişeliyiz. Çünkü borçlarımızı ödeyemiyoruz. Kredilerimizi ödeyemiyoruz. Vergiler zaten ona keza. İyi kötü ayakta kalmaya çalışıyoruz ama Allah ne verecekse, hayırlısını versin. Bu şekilde gitmez ama gittiği yere kadar götüreceğiz. Bu işin CHP’si, AKP’si, MHP’si yok. Dürüst siyasetçiler gelsin. Halkına, vatanına çalışsın. Şimdi gördüklerimiz doğru dürüst vatanına çalışan, hakkı için çalışan bir insanı görmedik. Herkes cebine çalışıyor, biz de ayakta durmaya çalışıyoruz” dedi. Erdoğan’a seslenen başka esnaf ise “Bu iş böyle yürümez. Millet dışarı çıkamayacak hale gelmiş” diye konuştu.
Mazot fiyatlarına 13 Şubat gece yarısı 2,55 lira zam yapıldı. Böylece motorin fiyatları İstanbul’da 44 TL’yi, Ankara ve İzmir’de 45 TL’yi aştı. ANKA Haber Ajansı’nın mikrofon uzattığı toptancılar halindeki esnaflar, zamma tepki gösterdi. Seçimden sonra mazot fiyatlarının daha da artacağını ve artan fiyatlara çare bulunması gerektiğini söyleyen bir esnaf, 13 Şubat’ta gelen zamla ilgili şunları söyledi:
“HERKES CEBİNE ÇALIŞIYOR, BİZ DE AYAKTA DURMAYA ÇALIŞIYORUZ”
“İşimizi çok etkiliyor. Kazandığımızla, giderimiz birbirini karşılamıyor. Sanayi özellikle, mazot giderler çok. 600 litre depom var. 24 bin lira civarı tutar, daha şimdiye kadar deponun ağzına kadar doldurduğumuzu bilmiyoruz. Anca yeterince alabiliyoruz. Geçen sene aşağı yukarı 18 bin liraya depoyu fulluyorduk, şimdi de 24-25 bin lira. Fulleyemiyoruz. Allah ne verecekse hayırlısını versin. Artık ne yapacağız bilmiyorum. Şaşırdık yani. Çok endişeliyiz. Çünkü borçlarımızı ödeyemiyoruz. Kredilerimizi ödeyemiyoruz. Vergiler zaten ona keza. İyi, kötü ayakta kalmaya çalışıyoruz ama Allah ne verecekse, hayırlısını versin. Bu şekilde gitmez ama gittiği yere kadar götüreceğiz. Bu işin CHP’si, AKP’si, MHP’si yok. Dürüst siyasetçiler gelsin. Halkına, vatanına çalışsın. Şimdi gördüklerimiz doğru dürüst vatanına çalışan, hakkı için çalışan bir insanı görmedik. Herkes cebine çalışıyor, biz de ayakta durmaya çalışıyoruz.”
“HEP MAZOTA HEP MAZOTA NEREYE KADAR? BİR YERDE BİR PATLAK OLACAK”
Nakliyeci Kemal Bilir ise mazot fiyatlarındaki artışın yerel seçim sonrasında da devam edeceğini, yetkililerin önlem alması gerektiğini belirterek şunları söyledi:
“Gelmişim üçüncü gün oldu, satış yok. Mazot pahalılandımı bütün her şeye yükleniyor. Ondan sonra milletin alım gücü düşüyor, her şey pahalı oluyor. Üç günden beri buradayım. Bu mal eğer tarlada beş liraysa, buraya gelene kadar on lirayı buluyor. Milletin alım gücü yok. Mazota gelen zam, iğneden ipliğe bütün her şeye gelen zamdır. Zengin adamlar da taşıyıcılar da zor durumda. Allah sonumuzu hayır etsin. Benim gönlüme göre seçimden sonra daha da çok olur. Belki şu anda seçim şeyine durduruyorlar ama seçimden sonra daha da pahalı olacağını düşünüyorum. Fullledim 17 bin liraya fulledim depoyu geldim, ben fulledikten sonra yine 3 liraya yakın yine zam geldi. Bu adamlar da bize yansıtıyor. Bu zamlara bir çare bulsunlar. Hep mazota, hep mazota nereye kadar? Bir yerde bir patlak olacak. Herkes kontak kapatacak.”
“SEÇİMDEN SONRA KATLANARAK GİDECEK”
12 senedir nakliyecilik işi yapan Turgut Aygar ise iki sene önce mazot fiyatının 5 lira olduğuna dikkat çekerek şunları söyledi:
“Mazot 45 lira, seçimden sonra 50 lira olacak diyorlar. Yüzde yüz de olur. İki senede yüzde 800 zam geldi mazota. Hiç kazanç yok, iş bulamıyorsun, millete pahalı geliyor. 500 liraya gittiğin yere şimdi 4 bin lira gidiyorsun. Millete de zor geliyor parayı vermek. Çoğu da parayı vermiyor. İş bulamıyoruz. Cezalar da mazot da pahalı. Arkadaşlar nakliye paramızı ister istemez geciktiriyor. Ben para kazanamayınca markete gidip alışveriş yapamıyorum. Her şey zincirleme. Seçimden sonra mazot en az 50-55 lira olur. İki sene önce 5 liraydı, şimdi 45 lira oldu. Kimin aklına gelebilirdi yüzde 900 zam geleceği. Bir hafta içerisinde yüzde 10 zam geldi, seçimden sonra katlanarak gidecek. Zam şimdi azar azar geliyor, seçimden sonra 5-5, 10-10 zam gelecek. Ben öyle tahmin ediyorum. İki sene önce 500 liraya fullenen depo şimdi, 4 bin 250 liraya fulleniyor. Aradaki farka bak. Mazotu düşürürseniz, her şey düşer.”
“BU İŞ BÖYLE YÜRÜMEZ KARDEŞİM”
Mazot fiyatlarından dert yanan bir başka hal esnafı ise zamlara karşılık Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Erdoğan’a çağrıda bulunarak şunları söyledi:
“Mazot fiyatı çok aşırı fazla. Bu sene daha ne olacağını bilmiyoruz. Bir de seçimden sonrasını düşünüyoruz. Şu an için belki sıkıntı yok diyebiliriz. Ama yarın öbür gün seçimde ne olur? Seçim olduğu halde bu dereceye düşüyorsa, seçimden sonra ne olur onu düşünemiyoruz. Zammın etkilemediği kimse yok. Herkesi etkiliyor. Nakliye ücreti arttığı zaman mala ne kadar zam geldi… Bazen diyorlar ki ‘Portakalı yerinde şu kadar, halde bu kadar.’ Tamam da nakliye fiyatı ne kadar? İşçilik ne kadar? Onu sayan yok. Gerçekleri söylemek gerekirse, şu anda bu mevsimde para kazanmıyor. Kazanan ne nakliyeci var ne de komisyoncu var. Hiç kimse kazanmıyor. Şu an için hiç iyi değil. Mazot fiyatları artacak. Seçimden önce bu oluyorsa, seçimden sonra ne olur ben onu düşünmek istemiyorum. Şu anda seçim var, adam gelmiş her şeye zam yapıyor. Seçimden sonra ne olacak? Durumumuz hiç iyi değil. Devlete, cumhurbaşkanımıza çağrımız var: Bu iş böyle yürümez kardeşim. Millet artık öyle bir dereceye gelmiş ki, dışarı çıkamayacak hale gelmiş. Ne yapacaklar gerçekten biz de bilmiyoruz. Halk olarak zor durumdayız. Sadece biz değil. Zengin olan zaten zengin, ona bir şey söylemenize gerek yok.”
Bir başka hal esnafı ise “Çorum’a gidiyorum, geliyorum bin 500 lira yakıyor araba. Memnum değiliz ama ne yapalım? Her türlü işimize yansıyor. Kamyon 25-30 bin liraya geliyor. Fiyatlar uçuyor. Kıvırcık kasası 70 lira… İşçi çaresiz. Ne yapacağımızı biz de bilemiyoruz” diye konuştu.
“TÜRKİYE’NİN EKONOMİK OLARAK YÜKÜNÜ TIRLAR ÇEKİYOR”
Hal esnafı Adil Çamlı ise mazota gelen zammın üreticiyi ve tüketiciyi de etkilediğini belirterek şunları kaydetti:
“Gelen zamlardan etkileniyoruz. Nakliyelerin zamlanması, bizden üreticiye kadar, üreticiden tüketiciye kadar devam eden bir süreç. Her şeyin maliyeti artıyor. Mazot da artıyor, bu süreci zor geçiriyoruz. Malum piyasalarda bir sıkıntı var. Ama İnşallah sonumuz iyiye doğru gider. Maliyetler çok yükseldi, fiyatlar da dolayısıyla marketlerde. Artışlar sürekli yükseliyor. Kamyonlar Adana’dan üç sene önce 4 milyona geliyordu, şimdi 25 milyona geliyor. Benim bu arabayı doldurmam önemli değil. Bu binek araba, toplu taşıma kullanırım. Biz buraya erken geldiğimiz için mecbur o saatte dolmuş olmaz. Bizim sorunumuz büyük nakliyelerde, kamyonlarda. Onların deposunun ucuza dolması, en azından ticaret yapanlara yönelik bir yasa çıkması lazım. Bir güzellik olması lazım. Güzellik derken, sadece bize değil. Türkiye’nin ekonomik olarak yükünü tırlar çekiyor. Yük kamyonları, kırkayaklar çekiyor. Bunlar olmazsa, olmazlar. Benim özel arabamın 1’e, 2’ye, 3’e dolmuş hiç önemli değil. En fazla binmezsin. Ama büyük arabalar buraya şu anda Nevşehir’den, Niğde’den depolardan çekiyoruz. Seralardan, Adana’dan, Antalya’dan, Mersin’den geliyor ve maliyetler çok arttı. Mesela plastik kasaların fiyatları artıyor. Biz bunlara para yazmıyoruz markete giderken. Çoğu geri gelmiyor. O da ister istemez ürüne yansıyor. Ne yapıyoruz satarken, bunu müşteriye mümkün mertebe yansıtmamaya çalışıyoruz ama biz de aldığımız kasacı diyor ki ‘Mazota zam geldi.’ Dolayısıyla her şeye zam geldi.”
“GİDİŞAT HİÇ İYİ DEĞİL. BU İŞ GÜNDEN GÜNE KÖTÜYE GİDİYOR”
Resul Ataş ise mazota gelen zamlar sonrasında pazarcılık sektöründe olan kişilerin işlerini bıraktığını belirterek şu ifadeleri kullandı:
“İşimizi çok etkiliyor ama bu insanlara müstahaktır. İnsanlar alıştılar artık, kimse sesini çıkaramıyor. Sesini çıkarana ya ‘Vatan haini’ diyorlar ya da başka bir şey. Biz alışığız. Gidişat hiç iyi değil. Bu iş günden güne kötüye gidiyor. Hal sektörü, pazar sektörü… Şöyle bakıyorum da pazar sektöründeki çoğu bırakıyor pazarı. Adam masraflarının altından kalkamıyor. Masraflar ağır olunca adam ‘Yapamıyorum’ diyor. Zarar edince adam ne yapsın ki? Yakında ben de bırakacağım herhalde.”
“SADECE BENİM DEĞİL, HERKESİN İŞİNİ ETKİLİYOR”
Esnaf Recep Gülümser de yıllar içerisinde artan mazot fiyatları karşısında araç depolarının artık binli ücretlere dolduğunu hatırlatarak şunları söyledi:
“Sadece benim değil, herkesin işini etkiliyor; üreticinin, tüketicinin. 45 lira çok büyük bir zam. Gerçekten Türkiye’nin gidişatı iyi değil. Şimdi 300 liraya gittiğim yere, bin liraya gidiyorum. Bu sefer de bu tüketiciye, üreticiye yansıyor, mal sahibine yansıyor, hepsine yansıyor. Seçimlerden sonra daha da artar. Allah yardımcımız olsun.”
]]>ANTALYA Toptancı Hali’ne 2023 yılında giriş yapan sebze ve meyve miktarı, bir önceki yıla göre yüzde 36’lık düşüşle 536 bin 918 tona geriledi. Düşüşe, ‘kayıt dışı alışveriş’in sebep olduğunu söyleyen Antalya Yaş Sebze ve Meyve Komisyoncular Derneği Başkanı Hasan Yılmaz, “Kayıt dışı tüccarlar, direkt olarak üreticiyle görüşerek ürünü tarladan satın alıyor. Devlet de vergi kaybı yaşıyor” dedi.
Turizm kenti Antalya, örtü altı üretimin de merkezi olarak biliniyor. Kentte hem yüksek rakımlı yaylalarda hem de kıyıya yakın yerlerdeki seralarda üretilen sebze ve meyveler, iç piyasaya sunuluyor ve ihraç ediliyor. İhraç ürünleri arasında, domates yüzde 50’ye yakın oranla büyük yer tutarken, biber grubu, patlıcan ve diğer ürünler de ihraç edilen sebzeler arasında yer alıyor. Ürünlerin sevkiyatı tır ve uçak kargolarla sağlanıyor. Üretici, hasadını yaptığı meyve ve sebzeleri, fiyatların belirlendiği toptancı haline getiriyor. Kamyonetlere kasalarla yüklenen ürünler halde günlük olarak arz ve talebe göre fiyatlandırılıyor. Komisyoncuların aldığı ürünler tüccarlara satılıp hem iç piyasaya sunuluyor hem de ihraç ediliyor.
HALE GETİRİLEN ÜRÜNÜN TONAJINDA DÜŞÜŞ VAR
Antalya Toptancı Hali’nde 2019 yılından bu yana yıllık olarak kazanç artışa geçse de getirilen ürünün tonajı düşüş eğilimine girdi. 2019 yılında 852 bin 151 ton olan sebze ve meyve girişi 2020’de 838 bin 470 tona geriledi. Hale giren sebze ve meyve miktarı 2019-2023 yılları arasında yalnızca 2021’de artış gösterdi. 2021’de 915 bin 16 tonluk ürün girişi olurken, 2022’de ise ürün miktarı yeniden düşüşe geçip 845 bin 307 ton şeklinde gerçekleşti. Bu rakam da yüzde 36’lık gerilemeyle, geçen sene son yılların en düşük rakamı olan 536 bin 918 ton olarak kayıtlara geçti.
DÜŞÜŞ NEDENİ
Antalya Yaş Sebze ve Meyve Komisyoncular Derneği Başkanı Hasan Yılmaz, yüzde 36-40 arasındaki düşüşün hal dışında gerçekleşen kayıt dışılıktan kaynaklandığını söyledi. Normal şartlarda üreticinin hasat sonrası ürününü toptancı haline getirip buradaki komisyoncular ve tüccarlar üzerinden piyasaya sürdüğünü ve tüm bu işlemlerin resmi kayıtlara işlendiğini belirten Yılmaz, “Ancak bazı kayıt dışı tüccarlar direkt olarak üretici ile görüşerek ürünü tarladan satın alıyor. 20 liralık belge düzenleyip 2 liradan üreticiden alıp İstanbul başta olmak üzere hem iç piyasaya hem de yurt dışına ürün sevk ediyor. Bu durumda 20 liralık ürününü tarlada direkt olarak 2 liradan satan çiftçi de kaybediyor. Devlet de vergi kaybı yaşıyor. Bu oran özellikle geçen sene yüzde 36’yı buldu” dedi.
Kayıt dışılık nedeniyle ürünün hem fiyat hem de üretim yeri izinin sürülemediğini anlatan Yılmaz, bu durumun halde vergisini veren ve her türlü işlemleri kayıt altında tutmak zorunda olan esnafa zarar verdiğini söyledi.
‘KAYIT DIŞI YAPANLAR HERKESE ZARAR VERİYOR’
Halde komisyonculuk yapan Hüseyin Demir de kayıt dışılıktan dert yandı. Çalışan personelinden satın alıp tüccara pazarladığı her türlü sebze ve meyveyi kayıt altına alıp, hesabını devlete verdiğini anlatan Demir, “Vergi kaçakçılığı yapma imkanımız zaten yok. Her şeyimiz kayıt altında. Ancak kayıt dışı bu işi hal dışında yapanlar, herkese zarar veriyor. Bunların bir an önce kontrol altına alınması gerekiyor” diye konuştu.
‘TOPTANCI HALİ’NDE GÜNCEL FİYATLAR
Diğer yandan Antalya’da ara dikim dönemine girildiği için semt pazarlarında bir miktar fiyat artışı bekleniyor. Antalya Toptancı Hali’ndeki ürünlerin güncel kilogram fiyatları ise şöyle:
“Domates 22 lira, kokteyl domates 34 lira, sivri biber 34 lira, kıl sivri biber 50 lira, kılçık sivri biber 70 lira, çarliston biber 28 lira, dolmalık biber 33 lira, üç burun köy biberi 43 lira, kapya biber 30 lira, patlıcan 35 lira, kabak 27 lira, salatalık 36 lira, silor salatalık 50 lira, Kaliforniya biber 60 lira.”
]]>