CHP’nin gazeteci kökenli isimlerinden Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer, temmuz ayı Basın Özgürlüğü Raporu’nu açıkladı. Instagram’a erişim engeli getirilmesi, basın ve ifade özgürlüğüyle ilgili değerlendirmelerde bulunan Çökırözer şunları söyledi:
“Türkiye’de ifade ve basın özgürlüğü adına utanç verici bir dönemi daha yaşıyoruz. 22 yıllık AKP iktidarında Türkiye sansürle, erişim engelleriyle anılır oldu. Demokrasinin temel taşları, hukuk devleti, özgürlükler yok sayılıyor. Haberler yurttaşlardan gizleniyor, dünyanın en büyük sosyal medya platformu Türkiye’de yasaklanıyor. Instagram’a erişim engeli getirilmesi 86 milyonun özgürlüğünün kısıtlanmasıdır. Ama bunu son değil, AKP iktidarında son da olmayacak. Tamamen keyfi uygulamalarla milyonların ifade ve basın özgürlüğünü kısıtlamakla kalmadılar, Türkiye’yi yasaklar, sansürler ülkesi yaptılar.”
Gazeteciler 20 günde 43 kez hakim önüne çıktı, hedef gösterildi, tehdit edildi…
Çakırözer’in açıkladığı rapora göre; gazeteciler, 20 günlük sürede 43 kez hakim karşısına çıktı, Eski Ülkü Ocakları Başkanı Sinan Ateş cinayeti davasına ilişkin haberleri nedeniyle gazeteciler temmuz ayında da hedef gösterildi ve tehdit edildi. Bunların yanı sıra iktidar yetkilileri ve kamu yöneticilerine ilişkin rüşvet, taciz, torpil iddialarını konu alan haberlere erişim engelleri geldi.
Çakırözer’in raporuna göre, temmuz ayında ifade ve basın özgürlüğü alanında yaşanan ihlaller şöyle:
Gazeteciler haberleri, sosyal medya paylaşımları nedeniyle 43 kez hakim karşısına çıktı. 2 gazeteci gözaltına alındı, 1 gazeteci tutuklandı.
Ankara’da 11 gazetecinin yargılandığı davada 8 gazeteciye 6’şar yıl 3’er ay hapis cezası verildi. Gazeteci Hayko Bağdat Cumhurbaşkanı’na hakaret suçlamasıyla 1 yıl 2 ay 17 gün hapse mahkum edildi.
Gazeteci Metin Cihan hakkında İsrail ile ticari ilişkileri hakkında yaptığı sosyal medya paylaşımları gerekçe gösterilerek soruşturma açılırken, çok sayıda gazeteci haber ve sosyal medya paylaşımları nedeniyle soruşturmalara maruz kaldı. BirGün editörü, gazeteci Kayhan Ayhan sosyal medya paylaşımları nedeniyle ifade verdi.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli yılın son haftasında düzenlediği basın toplantısında aralarında gazetecilerin de bulunduğu 154 kişiyi hedef aldı.
Ülkü Ocakları Genel Başkan Yardımcısı Burak Kılıç da gazeteciler İsmail Saymaz, Erk Acarer, Barış Terkoğlu, Alican Uludağ ve Timur Soykan’ı sosyal medyadan yaptığı ‘Kurşun’ göndermeli paylaşımla hedef aldı.
Gazeteciler İsmail Arı, Abdullah Kaya, Ruşen Takva haber ve paylaşımları nedeniyle tehdit edildi.
RTÜK temmuz ayında Açık Radyo’nun lisansı iptal etti, mahkeme karar hakkında yürütmeyi durdurdu. Ayrıca Video Prime’a ceza verildi, müzik kanalları uyarıldı.
Kamu kurumlarında yaşanan skandalları ortaya çıkaran BirGün Gazetesi’nin davalarla susturulmaya çalışılması da dikkat çekti. ” Halkbank’tan mafyaya 550 milyon kredi” ve “Halkbank’tan mafyaya kredi” başlıklarıyla yayınlanan haberler nedeniyle gazeteye 1 milyon TL’lik tazminat davası açıldı.
Dünyanın en büyük sosyal medya platformlarından Instagram’a erişim yasağı getirilmesi konuşulurken, Türkiye’de aylardır haber ve sosyal medya paylaşımlarına getirilen erişim engellemelerine temmuz ayında da devam edildi. İnternet haber siteleri Medyaradar.com, yerel haber sitesi Silivri’nin Sesi ile mezopotamyaajansi.net için de erişim engelleme kararları alındı.
Temmuz ayında erişim engeli getirilen haber içerikleri şöyle:
“Vergi ödemeyen büyük şirketler hakkındaki haberler, Guatemala’da Türkiye’den gönderilen uyuşturucunun yakalanması ile ilgili haberler, Anadolu Gençlik Derneği’nde yaşanan istismar iddiası ile ilgili haberler, sahte üniversite ve diploma iddiası ile ilgili haberler, Eski Ulaştırma Bakanı Cahit Turhan ‘Araç Geçiş Garantisi’ Verdiği Kuzey Marmara Otoyolu İşletmesine CEO olmasına ilişkin haberler, İSKİ’ye borcu olan 17 kişiden haciz yoluyla tahsil ettiği 55 bin lirayı kuruma teslim etmeyen avukat hakkında dava açıldığı iddiasıyla ilgili haber, Eski bakan Mustafa Varank’ın özel jette hacca gittiği iddialı haberler, Anayasa Mahkemesi Üyeliği’ne seçilen Metin Kıratlı’nın akşam yemeğinde 168 bin lira ödediği iddiasıyla ilgili haberler, Ziraat Bankası’nın Simit Sarayı’nın yüzde 51’ini satın almak için Rekabet Kurulu’na başvurmasıyla ilgili haberler, Gazeteci Bahadır Özgür’ün Türkiye ile Özbekistan arasındaki kara para ve uyuşturucu ticaretine ilişkin yazısı, Özel bir hastanedeki başhekim yardımcısının hemşireleri taciz iddialarıyla ilgili haberler, Florya’da bir oto galeriye yapılan saldırıyla ilgili haberler, Gazeteci Tolga Şardan’ın Ayhan Bora Kaplan’dan rüşvet aldığı iddia edilen Yargıtay Üyesi hakkındaki haberi ve gazeteciler Alican Uludağ ile Erk Acarer ‘in Kocaman-Kaplan ilişkisiyle ilgili tweetleri, Dönemin Düzce Belediye Başkanının damadının FETÖ gerekçesiyle tutuklandığıyla ilgili haberler, Kurucuları arasında AKP’lilerin de bulunduğu bir özel hastanenin yeni doğan bebekleri usulsüz şekilde özel hastanelere sevk ederek SGK’yı dolandırdığı iddiasıyla incelemeye alındığı hakkındaki haberler.”
]]>
KAHRAMANMARAŞ merkezli depremlerde Adana’da 63 kişinin öldüğü Tutar Apartmanı C Blok’un yıkılmasında zemin kattaki dairede yaptıkları tadilatın etkisi olduğu gerekçesiyle Bekir Baloğlu (59) ve oğlu Osman Baloğlu (35) hakkında ‘bilinçli taksirle ölüme ve yaralanmaya neden olma’ suçundan 22 yıl 6’şar ay hapis cezası istemiyle dava açıldı.
Adana’nın Çukurova ilçesinde, 6 Şubat 2023’teki depremlerde Tutar Apartmanı’nın C Bloku yıkıldı, 63 kişi yaşamını yitirirken 12 kişi de yaralandı. Depremin ardından yurt dışına kaçan binanın teknik uygulama sorumlusu ve inşaat mühendisi Cüneyt Akkaya hakkında Adana 7. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 22,5 yıla kadar hapis cezası istemiyle dava açıldı. Hakkında yakalama kararı çıkartılan Akkaya, Karadağ’da yakalanırken iadesi için girişimlere başlandı. Cüneyt Akkaya’nın yargılaması sürerken, yıkılan binanın zemin katındaki dairede tadilat yaptırdıkları iddia edilen Bekir Baloğlu ve oğlu Osman Baloğlu hakkında suç duyurusunda bulunulmasına karar verildi. Tadilatın binaya zarar verdiği gerekçesiyle 13 Haziran’da baba ve oğlu tutuklandı.
ÖNCE TAHLİYE EDİLDİLER
Avukatları, Bekir Baloğlu ve oğlu Osman Baloğlu’nun tutuklanmalarına itiraz etti. İtirazı değerlendiren Adana 4. Sulh Ceza Hakimliği, Çukurova Üniversitesi bilirkişi raporunda şüpheli baba ve oğula açıkça kusur atfedilmediği, daha sonra dosyaya giren Karadeniz Teknik Üniversitesi raporunda da açıkça şüpheli baba ile oğlun binada kolon kesme ve esaslı bir şekilde tadilat yaptığına dair tespitin bulunmadığını ancak tadilat yapan kişiler hakkında genel bir değerlendirme yapıldığının belirtildiğini gerekçe göstererek Bekir Baloğlu ile oğlu Osman Baloğlu’nun yurt dışına çıkış yasağı ve konutlarını terk etmeme adli kontrol tedbirleri ile tahliyelerine karar verdi.
EK DAVA AÇILDI
7. Ağır Ceza Mahkemesi’nin baba oğul hakkındaki suç duyurusunda bulunulması kararı üzerine Adana Cumhuriyet Başsavcılığı bünyesindeki Deprem Soruşturma Bürosunca başlatılan soruşturma tamamlandı. Savcılık, Bekir Baloğlu ve oğlu Osman Baloğlu hakkında ‘bilinçli taksirle birden fazla kişinin ölümüne ve yaralanmasına neden olma’ suçundan iddianame hazırladı. Savcı, baba oğlun 22 yıl 6’şar ay hapis cezası ile cezalandırılmalarını istedi. İddianame, davanın devam ettiği Adana 7. Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderildi. Mahkeme, kısa süre önce tahliye edilen baba ve oğlunun tekrar tutuklanmasına karar verdi.
OFİS İÇİN TADİLAT YAPMIŞLAR
İddianamede, sanık baba ve oğlun yıkılan Tutar Apartmanı C Blok’un zemin katındaki dairede yaptırdıkları tadilatla yapıya zarar verdikleri belirtildi. İddianamenin değerlendirme bölümünde ise “Sanıkların, yaptıkları tadilatla zemindeki iş yerini, daireyle birleştirilip kullandıkları, zemin ve 1’inci katta yapıldığı tespit edilen ağır tadilat ve değişikler nedeniyle depremde yıkılan binada göçük altında kalmaları sonucu 63 kişinin ölümüne, 12 kişinin yaralanmasına neden oldukları, öngörülebilen bu netice bakımından dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranan sanıklar açısından bilinçli taksir koşullarının oluştuğu anlaşılmıştır” denildi.
SUÇLAMAYI KABUL ETMEDİLER
İddianamede ifadelerine de verilen Bekir Baloğlu ve oğlu Osman Baloğlu, suçlamaları kabul etmedi. Baba oğlun yargılanmalarına önümüzdeki günlerde başlanacak.
]]>DEMİRBAŞ, ÇEP VE BALKAYA’YA AĞIRLAŞTIRILMIŞ MÜEBBET TALEBİ
Savcı, tetikçi Eray Özyağcı, olay anındaki motoru kullanan Vedat Balkaya, keşifçi Suat Kurt hakkında eylem üzerinde ortak hareket ederek müşterek fail olarak “kasten öldürmeye teşebbüs” suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis istedi. Azmettirenler Doğukan Çep ile Tolgahan Demirbaş hakkındaysa suça azmettirici olarak yer vererek, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası talep etti.
3 SANIĞIN BERAATİ İSTENDİ
Savcı, sanıklar Eray Özyağcı, Vedat Balkaya ve Suat Kurt’un ‘müşterek fail’ olarak yer aldığını belirterek bu kişilerin Ateş’i “tasarlayarak öldürme” suçundan ağırlaştırılmış müebbet, müşteki Selman Bozkurt’a yönelik “kasten öldürmeye teşebbüs” suçundan 13’er yıldan 20’şer yıla kadar hapsini istedi. Özyağcı’nın ayrıca “ruhsatsız tabanca bulundurmak ve taşımak” suçundan 1 yıldan 3 yıla kadar hapsi talep edildi. Sanıklar Erdem Karadeniz, Mehmet Yüce, Osman Bayraktar hakkında ise beraat istendi.
Sanıklar Mustafa Uzunlar, Aşkın Mert Gelenbey, Murat Can Çolak, Emre Yüksel, Zekeriya Asarkaya, Hakan Saraç, Ufuk Köktürk, Caner Güney, Umut Ersoy, Çağlar Zorlu ve Aytaç Ataç’ın “iştirak halinde işlenen suça yardım eden fail” olarak kabul edilmesi yönünde görüş bildiren savcı, sanıkların”tasarlayarak kasten öldürmeye yardım” suçundan 15’er yıldan 20’şer yıla kadar hapsi talep edildi. Savcı, sanıklar Serdar Öktem ve Mustafa Ensar Aykal’ın ‘telefonlarının içeriklerinin ulaşılamadığı için ABD’den gelecek olan yazının şu aşamada beklenmesine gerek kalmadığı’ gerekçesiyle sanıklar hakkında dosyalarının tefrik edilip dosyalarının ayrılmasını istedi.
AYŞE ATEŞ’TEN AÇIKLAMA GELDİ
10 dakika süren mütaalanın ardından açıklamalarda bulunan eski Ülkü Ocakları Genel Başkanı Sinan Ateş’in Ayşe Ateş “Alelacele kapatılmak istenen bir dosya, onca delile rağmen siyasi uzantılarla aradaki bağı koparmak için mücadele veren bir yargı süreci ile karşı karşıyayız. Malumunuz olduğu üzere bu süreçte, tek kişilik hücrelerde kalan tutuklulara 19 ay boyunca verdikleri hiçbir beyanla uyuşmayan ezberletilmiş ortak bir ifade vasıtasıyla bu siyasi cinayeti adi bir cinayet gibi göstermek için basın ve medya dahil olmak üzere bütün imkânlarını kullanan karanlık bir güce karşı savaşıyoruz.
Eğer yargı süreci bu kadar hızlı ilerlerse şüphesiz ki Sinan Ateş suikastı davası, tarihin en kısa süren siyasi cinayet davası olarak kayıtlara geçecektir. Bu şartlar altında biz diyoruz ki; Milletimiz yanımızda olsun. Devletimiz arkamızda dursun. Adil yargılamanın önü açılsın. Dosyalar birleştirilsin, bütün suçlular hâkim karşısına çıkarılsın. Çünkü adımız gibi biliyoruz: Bu siyasi cinayet bütün karanlık yönleriyle aydınlatılmazsa Türkiye daha büyük bir karanlığa doğru sürüklenecek. Buradan alınan cesaret, yeni siyasi cinayetlerin kapısını aralayacak. Türk milleti yeni Bengisularla, yeni Banuçiçeklerle tanışacak. Türk milletinin yeni Ayşe Ateşleri olacak. Dün dövdürülerek susturulan gazeteciler, yarın öldürülecek. Nereden biliyorsun, diye soracak olursanız, yeni eylem planlarını sosyal medyadan çoktan duyurdular.
“KARANLIĞIN KARIŞTIĞI ŞİDDET EYLEMLERİNE
Bu siyasi cinayeti dile getiren gazetecileri, siyasetçileri hedef tahtasına koyup “Helalleşmeyeceğiz, hesaplaşacağız!” tehditlerini bol keseden savurmaya başladılar. Konjonktür müsait olduğunda fiili eylem yapacağız, şeklinde paylaşımları dolaşıma soktular. Soruyorum sizlere: Bu yargılamadan yakayı sıyırır, paçayı kurtarırlarsa olacaklar gün gibi ortada değil mi? Karanlık, her gün çeşitli mecralardan el kaldırarak “Ben buradayım!”, diyor. Bu siyasi cinayet dosyasında da Ülkü Ocakları ve MHP içerisine sızmış bu karanlık güce dair aradığınız her türlü bulgu var. Müsaadenizle, dosyada yer alan ve geçtiğimiz günlerde yazılı ve görsel basına da yansıyan bu bulguları yeniden özetlemek istiyorum: Bu siyasi cinayet dosyasında, karanlığın karıştığı birçok şiddet eylemine ilişkin birçok delil var.
Kişisel verilerimiz de bu karanlık gücün ayaklarının altına pas pas olmuş. Herhangi birini kafaya taktıklarında emniyet içerisindeki uzantıları vasıtasıyla dakikalar içerisinde, devlete emanet ettiğimiz bütün kişisel verilerimize ulaşabiliyorlar. Suça karıştıklarında jandarmadaki uzantıları tarafından kollanıyorlar. Sadece, babası Sinan’ın arkadaşı olduğu için 8 yaşındaki bir kız çocuğu hakkında bilgi toplamaktan imtina etmiyor, herhangi bir kadının kişisel verilerini emniyetin kapalı sisteminden kolaylıkla temin edebiliyorlar. Bizler kadın cinayetlerinden bu kadar muzdaripken vatandaşımızın canının ve malının emanetçisi emniyet görevlisi ise sebebini bile sormadan elindeki bütün verileri iletiyor. Öldürecek mi, dövdürecek mi diye merak bile etmiyor.
İnsan, “Bu nasıl bir güvenlik zafiyetidir” diye sormadan edemiyor. Görünen o ki şans eseri yaşıyoruz. Daha önce de ifade ettiğim gibi: Bu siyasi cinayet dosyası masanın üzerinde, görmesi gereken herkesin baktığı bir zarfın içinde duruyor. Ancak zarfın üzerinde “Kayıp Mektup” yazıyor. Bu yüzden bakan gözler göremiyor, dokunan eller tutup kaldıramıyor. Bu vesileyle, buradan sizlerin aracılığıyla, artık adaletin tesis edilmesi gerektiğine inanan, siyasi cinayetlere “Dur!” demek isteyen bütün milletvekillerimize çağrımı yineliyorum:
Sayın vekillerim, Bir Meclis Araştırma Komisyonu kurulması gerekliliği gün gibi ortadadır. Aziz milletimizin adalete olan güveni sarsılmış, vicdanı günden güne daha çok kanayan her bir bireyinin sizlerden beklentisi de bu hususta ortaya bir irade koymanızdır. Çünkü Türkiye’nin adaletli ve aydınlık yarınları için bu zarf ivedi bir şekilde açılmalı, yargının üzerindeki siyasi baskı kaldırılmalı ve böylelikle, bu suça karışan her kim varsa adil bir şekilde yargılanıp kanunların öngördüğü cezayı almalıdır.
]]>(İSTANBUL) – Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink’in öldürülmesine ilişkin kamu görevlilerinin yeniden yargılandığı davaya devam edildi. Mahkeme, 7’si tutuklu 15 sanığın yargılandığı davada tutuklulukların devamına karar vererek duruşmayı erteledi.
Gazeteci Hrant Dink’in öldürülmesine ilişkin kamu görevlilerinin yargılandığı ve Yargıtay’ın 15 sanık yönünden kısmen bozduğu davanın yeniden görülmesine devam edildi. Davanın duruşması İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yapıldı.
Tutuklu sanık Okan Şimşek, tutuksuz sanık Ali Öz ve taraf avukatları duruşma salonunda hazır bulundu. Tutuklu sanıklar Muharrem Demirkale, Veysal Şahin, Gazi Günay, Hasan Durmuşoğlu, Osman Gülbel ve Yavuz Karakaya tutuklu bulundukları cezaevinden; tutuksuz sanıklar Mehmet Ayhan, Bekir Yokuş, Mehmet Ali Özkılınç, Onur Karakaya ve Volkan Şahin ise ikamet ettikleri illerden SEGBİS ile duruşmaya katıldı. Sanıkların esas hakkındaki mütalaaya karşı savunmalarının alınmasına devam edildi.
“Hrant Dink’e suikast düzenleneceğine ilişkin bilgiyi müdürümüze bildirdim”
Dönemin Trabzon Jandarma İstihbarat Şubesi görevlisi tutuklu sanık Okan Şimşek esas hakkındaki mütalaaya karşı savunmasında, “Aleyhime delil olmadığı halde kendimi ispat etmeye çalışıyorum. Benim görevim Dink cinayetine ilişkin edindiğim bilgileri amirim Metin Yıldız’a iletmektir. Bilgiyi aktardığım da açıktır. Cinayetten 6 ay önce Yasin Hayal’in eniştesi Coşkun İğci’den Hrant Dink’e suikast düzenleneceğine dair bilgiyi Temmuz 2006’da şube müdürümüz Yüzbaşı Metin Yıldız’a bildirdim. Cinayeti önleme görevi benim değil. Hiçbir şey yapmayan ve aldığımız istihbaratı cinayetten 1 gün sonra alınmış gibi rapor yazdıran şube müdürüm Metin Yıldız bu davadan beraat etti. Tahliyemi ve beraatımı talep ediyorum” dedi.
Dönemin Trabzon İstihbarat Şube Müdürlüğü’nde görevli polis memuru Mehmet Ayhan savunmasında şunları söyledi:
” Erhan Tuncel, bize Ogün Samast’ın ismini kasten söylemeyerek resim makamları yanıltmıştır. Suç işlemedim, görevimi yerine getirdim. Amirim Ercan Demir süreçte yetkilidir ama o beraat etti. Beraatımı talep ediyorum”
11 Ekim’e ertelendi
Mahkeme, tutukluların tutukluluk hallerinin devamına, bir sonraki duruşmada Muharrem Demirkale ile Yavuz Karakaya’nın esasa karşı savunmasının alınmasına, Ali Öz’ün ev hapsinin devamına ama 3 gün izin alınmasına karar vererek duruşmayı 11 Ekim’e erteledi.
Mütalaada cezalandırılmaları istenmişti
Önceki duruşmada savcı esas hakkındaki mütalaasını açıklamıştı. Mütalaada, sanıklar Veysal Şahin, Osman Gülbel, Onur Karakaya, Okan Şimşek, Mehmet Ayhan, Hasan Durmuşoğlu, Gazi Günay, Ali Öz hakkında “tasarlayarak kasten öldürme” ve “Anayasa’yı ihlal” suçlarından 2’şer kez ağırlaştırılmış müebbet hapis, sanık Bekir Yokuş hakkında, “tasarlayarak kasten öldürmeye yardım” ve “Anayasa’yı ihlal” suçlarından ağırlaştırılmış müebbet ve 22,5 yıldan 30 yıla kadar hapis istendi.
Yavuz Karakaya hakkında “tasarlayarak kasten öldürmeye yardım” suçundan 22,5 yıldan 30 yıla kadar hapis, diğer sanıklar Volkan Şahin, Şükrü Yıldız, Mehmet Ali Özkılınç hakkında, mahkumiyetine yeterli kesin ve inandırıcı delil elde edilemediğinden beraat istendi. Sanık Muharrem Demirkale hakkında ise, “tasarlayarak kasten öldürme” suçundan ağırlaştırılmış müebbet talep edildi.
]]>KOCAELİ’nin Körfez ilçesinde tartıştığı Fırat Ceylan tarafından tabancayla vurularak öldürülen DEVA Partisi Körfez İlçe Başkan Yardımcısı Savaş Taş (41) cinayetiyle ilgili Kocaeli 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmada Cumhuriyet savcısı mütalaasını açıkladı. Savcı, tutuklu sanık Fırat Ceylan hakkında Taş’a karşı ‘kasten öldürme’ suçundan müebbet, olayda silahla ayağından vurulan iş yeri çalışanı İ.K.’ya karşı ise ‘silahla kasten yaralama’ suçundan 1 yıl 6 aydan 4 yıl 5 aya kadar hapis cezası talep etti. Duruşmada dinlenen Fırat Ceylan, Savaş Taş’ın babası ve eşinden özür dilerken Taş’ın babası ise “Makine davasından dolayı mahkemeye tazminat davası açabilirlerdi. Beni, eşi ve çocuğunu mağdur ettiler” ifadelerini kullandı.
Olay, 21 Eylül 2022’de, Körfez ilçesi Güney Mahallesi Fatih Caddesi’nde meydana geldi. Fırat Ceylan ve ağabeyi R. Ceylan, borç- alacak meselesinden husumetli olduğu, DEVA Partisi Körfez İlçe Başkan Yardımcısı Makine Mühendisi Savaş Taş’ın tekstil atölyesine gitti. Burada çıkan tartışmanın kavgaya dönüşmesiyle Fırat Ceylan, Savaş Taş’ı tabancayla vurdu. Bu sırada seken mermilerden biri de iş yeri çalışanı İ.K. isimli kadının ayağına isabet etti. Ambulansla Derince Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne kaldırılan Taş, kurtarılamadı. İ.K. ise tedavisinin ardından taburcu edildi. Polis tarafından gözaltına alınan 2 şüpheliden Fırat Ceylan tutuklandı, R. Ceylan ise adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı. Fırat Ceylan hakkında ‘kasten öldürme’ ve ‘silahlı yaralama’ suçundan, R. Ceylan hakkında ise ‘suça iştirak’ten dava açıldı.
TİCARİ ANLAŞMAZLIK YAŞANDI
Olay ile ilgili açılan davanın 5’inci duruşması bugün Kocaeli 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Duruşmada tutuklu sanık Fırat Ceylan, öldürülen Savaş Taş’ın ailesi ve taraf avukatları hazır bulundu. Duruşmada mütalaasını açıklayan Cumhuriyet savcısı, Fırat Ceylan ve kardeşi R. Ceylan’ın, Savaş Taş ile ticari anlaşmazlık yaşadığını belirtti. Savcı, olay tarihinde Ceylan kardeşlerin otomobille Taş’ın dükkanına geldiklerini, iş yerinde yaşanan tartışma ve arbede sonrasında Fırat ve ağabeyinin buradan çıktıkları, Taş’ın da arkasından geldiğini ve tartışmanın devam ettiğini ifade etti.
‘ARACININ KAPISINI AÇARAK SAVAŞ TAŞ’A ATEŞ ETTİ’
Ağabeyinin Fırat Ceylan’ı tartışmanın büyümemesi için aracına bindirip Savaş Taş ile tartışmaya devam ettiğini belirten Cumhuriyet savcısı, Fırat Ceylan’ın aracın kapısını açarak elinde bulunan tabancayı maktule doğrulttuğunu ve birden fazla kez ateş etmek suretiyle ölümüne sebebiyet verdiğini belirtti. Savcı ayrıca, Ceylan’ın tabancasından çıkan mermilerden birinin İ.K.’nın ayağına isabet ettiği ifadelerine de yer verdi.
GÖRÜNTÜ KAYITLARI DA MÜTALAADA YER ALDI
Savcı, mütalaasında olay günü çekilen görüntü kayıtlarıyla ilgili bilirkişi raporuna da yer verdi. Kayıtlarda Ceylan’ın, Savaş Taş’a hitaben ‘Çık lan dışarı, erkek misin oğlum sen, yakarım seni, kafanı koparırım senin, hazırlığını yap’ şeklinde sözlerinin ardından küfrettiği, Taş’ın ise sanıkların arabaya bindiği sırada ‘Bekle, bekle gitme bekle, o iş bitti ya’ şeklinde sözler sarf ettiği yer aldı.
TUTUKLU SANIK HAKKINDA MÜEBBET VE 12 YILA KADAR HAPİS CEZASI
Savcı, Fırat Ceylan hakkında Savaş Taş’a karşı ‘kasten öldürme’ suçundan müebbet hapis cezası, ‘tehdit’ suçundan 6 aydan 2 yıla kadar hapis cezası, ‘alenen hakaret’ suçundan 3 aydan 2 yıl 4 aya kadar hapis cezası talep etti. Olayda Ceylan’ın silahından çıkan kurşunla ayağından yaralanan İ.K. ile ilgili savcı, ‘silahla kasten yaralama’ suçundan 1 yıl 6 aydan 4 yıl 5 aya kadar hapis cezası talep etti. Olayda kullanılan silahla ilgili savcı, Ceylan hakkında 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezası verilmesini istedi. Tutuksuz sanık R. Ceylan hakkında savcı, mütalaasında Savaş Taş’ın ellerine vurarak yaralanmasına sebebiyet verdiği gerekçesiyle 4 aydan 1 yıla kadar hapis cezası istedi.
‘OĞLUMU ÖLDÜRMEYE KARAR VERDİKLERİ TELEFON GÖRÜŞMELERİNDE ANLAŞILMAKTADIR’
Öldürülen Savaş Taş’ın babası Aydın Taş, “Telefon görüşmelerinde sanıkların oğlumu öldürmeye karar verdikleri anlaşılmaktadır. Ayrıca öldürdükten sonra Fırat’ın kardeşi A. Ceylan’a ‘Biz öldürme işini hallettik, elhamdülillah’ diye söylemektedir. Oğlum haksız yere öldürüldü. Makine davasından dolayı mahkemeye tazminat davası açabilirlerdi. Beni, eşi ve çocuğunu mağdur ettiler” dedi.
Savaş Taş’ın eşi Pınar Taş ise “Eşime R. Ceylan’ın yumrukla vurduğunu gördüm. Fırat da aynı şekilde vurdu. Biz, bunları dışarı çıkardık. Dışarıda herhangi bir kavga olmadı. Gidecekleri sırada Fırat, eşime küfretti. Biz ofisin kapısının yanındaydık, küfürden sonra dışarı çıktık. R. Ceylan bu sırada kardeşini tutup arabaya götürdü ve eşime karşı ‘Hazırlığını yap’ dedi. Eşim sanıklara küfretmedi. Bizim dışarı çıkmamız ile ateş etmesi bir anda oldu” ifadelerini kullandı.
‘İLK ÖNCE BANA SONRA DA AĞABEYİME VURDU’
Duruşmada söz verilen Fırat Ceylan, Savaş Taş’ın babası ve eşinden özür diledi. Ceylan, Savaş Taş’ın kendilerini ticari olarak zarara uğrattığını, kendisine iletmelerine rağmen mağduriyetlerini gidermediğini belirtti. Ceylan, “Olay günü karşılıksız çıkan çekimin düzeltme hakkını kullanmak ve makineler hakkında konuşmak istedim ancak benim mağduriyetimi anlamadı. Gayet sakin davrandı. İlk önce bana vurdu, sonra da ağabeyime vurdu. Bana vurduktan sonra ben de kendisine vurdum. Ağabeyimin vurup vurmadığını hatırlamıyorum” dedi.
‘BEN SAVAŞ’IN YÜZÜNDEN PERİŞAN OLDUM’
Küfrü, kendisine edildikten sonra etmiş olabileceğini ayrıca tehdit ettiğini hatırlamadığını söyleyen Ceylan, “Arabaya binip gideceğimiz sırada bana küfretti. Ben de bunun üzerine tabancayı çıkartarak kendisine ateş etmeye başladım. İlk önce hedef gözetmeden 3- 4 el ateş ettim, sonrasında 1- 2 basamak kendisini takip ettim. Ben Savaş’ın yüzünden perişan oldum, ekonomik dar boğaza girdim” ifadelerini kullandı.
Avukatların mütalaaya karşı süre istemesi nedeniyle duruşma ileri bir tarihe ertelendi.
]]>11 SANIK HAKKINDAKİ İDDİANAME KABUL EDİLDİ
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca eski Ankara İl Emniyet Müdür Yardımcısı Murat Çelik, eski Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürü Kerem Gökay Öner, eski Şube Müdür Yardımcısı Şevket Demircan, eski Şube Komiserleri Ufuk Gültekin, Gökhan Karaca ve Metehan İlkyaz ile Nurullah Özgür Kopuk, Ramazan Kubat, Adem Kaçan, Mustafa Çotuk ve Erdoğan Sertçelik hakkında iddianame düzenlenerek Ankara 13. Asliye Ceza Mahkemesine gönderilmişti.
Mahkeme, 11 sanık hakkındaki iddianamenin kabulüne karar vererek ilk duruşma tarihini 18 Temmuz olarak belirledi.

İDDİANAMEDEN
İddianamede, Ayhan Bora Kaplan suç örgütü davasının gizli tanığı Serdar Sertçelik’in sosyal medya hesabından paylaştığı ses kayıtlarında Öner, Çelik, Demircan ve Gültekin hakkında çeşitli iddialarda bulunduğu, bunun üzerine resen soruşturma başlatıldığı ifade edildi.
“GÖREV YETKİLERİ OLMADIĞI HALDE KORUYUCU TAVIR TAKINDILAR”
Çelik, Öner, Demircan, İlkyaz, Karaca ve Gültekin’in, Ayhan Bora Kaplan suç örgütüne yönelik soruşturmada adli kolluk olarak görev aldıkları aktarılan iddianamede, dosya şüphelilerinden Sedar Sertçelik’i bu nedenle tanıdıkları belirtildi.
İddianamede, bu sanıkların, “Ayhan Bora Kaplan suç örgütü soruşturması aşamasında hakkında gizli tanıklık kararı dahi alınmadan önce tüm soruşturma süreci boyunca görev ve yetkileri olmadığı halde koruyucu tavır takındıkları” kaydedildi.
USULSÜZ DOKTOR RAPORU TEMİN EDİLDİ
Sertçelik’in, soruşturma kapsamında 24 Kasım 2023’te ikinci kez gözaltına alınması kararı üzerine tutuklanacağını düşünmesi sebebiyle “hakkındaki soruşturmayı ve yargılamayı sonuçsuz bırakmak” amacıyla yurt dışına çıkma planı yaptığı anlatılan iddianamede, emniyet mensubu sanıkların, “Gözaltı kararının uygulanmasını önlemek amacıyla 20 Kasım 2023’te ateşli silahla yaralanan Serdar Sertçelik’in bu yaralanması sebebiyle gözaltına alınamayacağına dair ilgili hekimi yönlendirdikleri ve usule uygun olmayan bir doktor raporu temin ettikleri belirlenmiştir.” denildi.
Rapor sayesinde Sertçelik’in gözaltına alınması kararının yerine getirilmediği anlatılan iddianamede, 27 Kasım 2023’te bu kez gözaltına alınmaksızın mevcutlu olarak hazır edilmesi talimatı sonrasında hakkındaki “konutu terk etmeme adli kontrol kararı” olmasına rağmen bunu ihlal ederek kaçtığı bildirildi.
“Sertçelik’in, yurt dışına gideceğini doğrudan şüpheliler Ufuk Gültekin ile Gökhan Karaca’ya beyan ettiği” aktarılan iddianamede, “Dolayısıyla bu durumdan sıralı amirler olan şüpheliler Şevket Demircan, Kerem Gökay Öner ve Murat Çelik ile aynı büroda görevli olup Serdar Sertçelik’in Ayhan Bora Kaplan suç örgütü soruşturması kapsamında konutunda bulunup bulunmadığı hususunda kontrolünden sorumlu olan komiser rütbesindeki şüpheli Metehan İlkyaz’ın da haberdar olduğu” kaydedildi.
Sanıklar Öner ile Demircan’ın 29 Kasım 2023’teki tespit edilen yazışmalarına göre Sertçelik’in Ankara’dan ayrılarak İstanbul’a gittiği yönünde mesajlaştıkları belirtilen iddianamede, şu ifadeler yer aldı:
“Serdar Sertçelik’in bulunamadığına dair tutanak tutularak adli makamları yanıltma ve Serdar Sertçelik’i koruyup kayırma amacıyla bu yönde birlikte karar aldıkları, Sertçelik’in kolluk tespitlerine göre 4 Aralık 2023’te yasa dışı yollardan yurt dışına çıkmasının akabinde şüpheliler Murat Çelik, Kerem Gökay Öner, Şevket Demircan, Metehan İlkyaz, Gökhan Karaca ve Ufuk Gültekin’in, görev ve yetkileri olmadığı halde usulsüz şekilde Serdar Sertçelik ile irtibat kurmaya devam ettikleri, birden fazla kez telefonla görüşüp kayda aldıkları anlaşılmıştır.”
“NASIL İFADE VERECEĞİ YÖNÜNDE YÖNLENDİRİLDİLER”
İddianamede, sanıkların, Ankara 32. Ağır Ceza Mahkemesinde görülmeye devam eden Ayhan Bora Kaplan suç örgütü davasında Sertçelik’i nasıl ifade vermesi gerektiği yönünde yönlendirdikleri bildirildi.
İddianamede, “Serdar Sertçelik’in de kendisine yapılan bu yönlendirmeleri kabul ettiğine dair görüşme içerikleri çözümlerine göre beyanlarının mevcut olduğu, bu hususta aynı birimde ve aynı soruşturma kapsamında adli kolluk olarak görev alan şüpheliler Murat Çelik, Kerem Gökay Öner, Şevket Demircan, Metehan İlkyaz, Gökhan Karaca ve Ufuk Gültekin ile şüpheli Nurullah Özgür Kopuk’un iştirak halinde hareket ettikleri anlaşılmıştır.” tespiti yer aldı.
“GİZLİ TUTULMASI GEREKEN SORUŞTURMA BİLGİLERİNİ VERDİLER”
İddianamede, sanıkların, soruşturma kapsamında gizli tutulması gereken adli talimat ve kararlar hakkında bilgi vererek, soruşturmanın selametini tehlikeye düşürdükleri ifade edildi.
Şevket Demircan’ın talimatı üzerine Kerem Gökay Öner ile Murat Çelik’in bilgisi dahilinde teknik araçlarla izleme adına “koruma tedbir kararı” olmamasına rağmen Ankara İl Emniyet Müdürlüğü Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü teknik bürosundaki bir ses kayıt cihazının da hukuka aykırı şekilde dışarı çıkararak kullanıldığı anlatılan iddianamede, “Görevleri gereği vakıf oldukları başka adli olaylarla ilgili olarak verilen bir takım talimat ve kararları açık kimlik bilgileri tespit edilemeyen bir kişiyle de paylaştıklarının belirlenmiştir.” tespitine yer verildi.
İddianamede, bu sanıkların, “adli görevi kötüye kullanma”, “göreve ilişkin sırrın açıklanması”, “tanığı etkilemeye teşebbüs” ve “suçluyu kayırma” suçlarını işlediği belirtildi. Sanıklar Adem Kaçan, Mustafa Çotuk, Ramazan Kubat ve Erdoğan Sertçelik’in ise Serdar Sertçelik hakkında konutu terk etmeme adli kontrol kararı bulunduğunu bilmelerine rağmen iştirak halinde kaçmasına yardım ettikleri kaydedildi.
İSTENEN CEZALAR
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan iddianamede, Öner hakkında, “görevi kötüye kullanma”, “göreve ilişkin sırrın açıklanması” ve “suçluyu kayırma” suçlarından 2 yıldan 11 yıla, emniyet mensubu diğer sanıklar Çelik, Demircan, Gültekin, İlkyaz ve Karaca’ya ise aynı suçların yanı sıra “tanığı etkilemeye teşebbüs” suçundan 4’er yıldan 15’er yıla kadar hapis cezası verilmesi talep ediliyor.
Diğer sanıklardan Kopuk’a, “tanığı etkilemeye teşebbüs” suçundan 2 yıldan 4 yıla kadar hapis cezası istenen iddianamede; Kaçan, Çotuk, Kubat ve Serdar Sertçelik’in babası Erdoğan Sertçelik’in ise “suçluyu kayırma” suçundan 6’şar aydan 5’er yıla kadar hapse mahkum edilmesi talep ediliyor.
Başsavcılıkça, Türk Ceza Kanunu’nun “Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar” başlığı altındaki 316. maddesinde düzenlenen “suç için anlaşma” suçundan yürütülen soruşturmanın ise daha önce ayrılarak başka bir soruşturma numarası altında yürütülmesi kararlaştırılmıştı.
Ayhan Bora Kaplan suç örgütü davasının sanığı olan ve kırmızı bültenle aranırken Macaristan’da yakalanan Serdar Sertçelik hakkındaki soruşturma da savunmasının alınamaması nedeniyle ayrılmıştı.
]]>Heyette bulunan 26., 27. Dönem AK Parti Konya Milletvekili Hukuki Araştırmalar Derneği (HUDER) Yönetim Kurulu Üyesi Avukat Ahmet Sorgun, gerçekleştirdikleri ziyaretlerle ilgili değerlendirmelerde bulundu. Avukat Ahmet Sorgun, 7 Ekim’den bu tarafa İsrail’in Gazze’deki katliamlarının devam ettiğini hatırlatarak, “Geçtiğimiz yılın Kasım ayında 3 binden fazla avukatın ıslak imzası ile birlikte 23-25 Kasım tarihlerinde Lahey ve arkasından Cenevre’ye gittik. Orada amacımız şuydu; İsrail’in bu soykırımına karşı Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin (UCM) harekete geçmesi, ona delillerin sunulması, hukuki olarak UCM’nin çalışmalarına katkı vermek. UCM’nin yetkisine giren soykırım, insanlığa karşı suçlar, savaş suçları ki bunların hepsini İsrail işlemiş durumda. Şu anda katliamlarda hayatını kaybedenlerin sayısı 40 binlere yaklaştı. UCM, ancak sadece İsrail Başbakanı Netanyahu ve Savunma Bakanı Gallant hakkında bir yakalama kararı aylar sonra çıkarabildi. Geçtiğimiz günlerde tekrar yeni delillerle birlikte UCM Savcılığı’na ilave delilleri götürdük ve daha önceki yaptığımız girişimin takibini sürdürdük. UCM’nin Mağdurlar Ofisi başkanı ve üyeleriyle görüştük. Ayrıca yine Lahey’de Kimyasal Silahların Yasaklanması Teşkilatı’nı da ziyaret ettik. Çünkü İsrail’in Gazze başta olmak üzere yasaklı uluslararası antlaşmalarla yasaklanmış birçok silahı kullandığını gördük” dedi.
“İnsanlık ölmesin diye bu kararların alınmasını arzu ediyoruz”
Ahmet Sorgun, ‘suç duyurusunda bulunuyorsunuz ne oluyor veya mahkeme karar verse bile İsrail bunu uygulayacak mı’ denildiğini belirterek, “Eninde sonunda bu kararlar alınacak. İnsanlık ölmesin diye bu kararların alınmasını arzu ediyoruz. Bu problem, sadece Hamas ile Gazze ile Filistinlilerle İsrail arasında değil, Müslümanlarla Yahudiler arasında değil aslında insanlığın problemi, biz öyle bakıyoruz. Eğer bu sadece Gazze ile İsraillilerin problemi olsaydı Amerika, İngiltere ve birçok batılı ülke, Avrupa Birliği üyeleri hemen İsrail’in yanında yer almış olmazlardı. Görülüyor ki bu artık insanlığın problemi. Onun için biz de suçlular tarafında değil insanlık tarafında, mağdurlar tarafında yer almak üzere bu davanın takibi, hızlandırılması çerçevesinde ikinci defa Lahey’e gittik” dedi.
“Sorumluların cezalandırılıp işgalin sonlandırılması için elimizden ne geliyorsa yapacağız”
Hukuki Araştırmalar Derneği Genel Başkan Yardımcısı Halil Özkan da UCM’ye geçtiğimiz yıl Kasım ayında ilk defa gittiklerinde hem soruşturmayı yürüten savcılık birimiyle hem de tazmin bölümüyle bir görüşmeleri olduğunu kaydederek, “7 Ekim’den sonra meydana gelen olaylarla ilgili yeni bir süreç başlatıldı ve bu süreçte 2 kişi hakkında Netanyahu ve Gallant hakkında yakalama talebi mahkemeye iletildi. Bizim yaptığımız görüşmeler neticesinde hem kullanılan kimyasal silahların tespit edilmesi, raporlanması hem diğer İsrailli yetkililerin soruşturmaya dahil edilerek haklarında dava açılması hem de İsrail Devletinin işgal durumunun sonlandırılması amaçlanıyor. Bununla alakalı bu gidişimizde mağdur hakları birimi sorumlusuyla görüştük. Bizim götürdüğümüz delillerden memnun olduklarını beyan ettiler. Bundan sonra diğer hükümet üyeleri hakkında da soruşturmanın başlatılıp onların haklarında iddianameler düzenlenmesi hakeza İsrail hakkında devam eden soruşturmanın davaya dönüştürülüp işgalin sonlandırılması konusunda karar verilmesi için elimizden ne geliyorsa yapacağız. Zaten 2014 yılından başlayan bir soruşturma söz konusu idi. Bu 2014 yılında başlatılan soruşturma bu zamana kadar sonlandırılmadı, iddianameye dönüştürülmedi. Ancak 7 Ekim’den sonra dünya kamuoyunun baskısı ve bilhassa Türkiye’nin baskısı neticesinde 2 kişi hakkında yakalama talep edildi ve soruşturma devam ediyor. 2014 yılında beri devam eden soruşturmada hiçbir gelişme olmadığı halde 7 Ekim olaylarından sonra sürecin hızlandırılmış olması bizi umutlandırıyor. Biran evvel iddianamenin düzenlenip yargılamanın başlatılmasıyla da kesin sonuç alacağımızı düşünüyoruz” ifadelerini kullandı. – KONYA
]]>(İSTANBUL)- İstanbul Adliyesi önünde 6 Şubat’ta çıkan çatışmadan sonra yürütülen soruşturma kapsamında tutuklanan ve hakkında “silahlı terör örgütüne üye olmak” suçundan 10 yıla kadar hapis istemiyle dava açılan avukat Didem Baydar Ünsal tahliye edildi.
Çağlayan’da bulunan İstanbul Adliyesi polis noktası yakınlarında çıkan çatışmada teröristler Emrah Yayla ve Pınar Birkoç öldürülmüş, kurşunların isabet ettiği Dilfiraz Karataş isimli sivil vatandaş yaşamını yitirmiş, 3’ü polis 5 kişi de yaralanmıştı. Olaydan sonra düzenlenen operasyonlarda aralarında 4 avukatın da bulunduğu 34 kişi gözaltına alınmıştı. Soruşturma kapsamında tutuklanan Didem Baydar Ünsal hakkında da “silahlı terör örgütüne üye olmak” suçundan 10 yıla kadar hapis istemiyle iddianame düzenlendi. İddianame, İstanbul 32. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki dosya ile birleştirildi. Baysal, dün ilk duruşmada hakim karşısına çıktı.
Ünsal’ın örgüt hükümlülerini cezaevinde ziyaret ettiği ileri sürüldü
İddianamede, 6 Şubat’ta İstanbul Adliyesi’ne yönelik gerçekleştirilen silahlı saldırı olayı anlatıldı. İddianamede Ünsal’ın, soruşturma kapsamında örgüte ait olduğu iddia edilen Halkın Hukuk Bürosu’na yönelik olay günü gerçekleştirilen operasyonda yakalandığı kaydedildi. Etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanan hükümlü örgüt üyelerinden P.Ö.O., N.A. ve C.Ö.’nün ifadelerinde Didem Baydar Ünsal hakkında beyanlarının bulunduğu, bu beyanlara göre Ünsal’ın, örgüt hükümlülerini cezaevinde ziyaret ettiği ve örgüt talimatlarını ilettiği ileri sürüldü.
1 yıl tutuklu kalmış
Didem Baydar Ünsal, iddianamede yer alan ifadesinde; 2017 yılında eşi ve birçok avukat arkadaşıyla birlikte ‘örgüte yardım’ suçundan soruşturma geçirdiğini, yaklaşık bir yıl kadar tutuklu kaldığını, yargılandığı dosyadan hüküm giydiğini ve yaklaşık 2 yıl 9 ay kadar da hükümlü olarak cezaevinde kaldığını, 2023 yılı kasım ayında tahliye olduğunu belirtti.
“Emrah Yayla’yı cezaevinde sadece 1 kez ziyaret ettim”
Ünsal, ifadesinde; Çağlayan Adliyesi’ne yönelik gerçekleştirilen silahlı saldırı olayını haberlerden duyduğunu, Emrah Yayla’nın vekaletinin kendisinde olduğunu ancak sadece bir kez Kırıkkale F Tipi cezaevinde bulunduğu sırada avukatlık mesleği kapsamında ziyaret gerçekleştirdiğini, başka herhangi bir dosyasında veya aşamalarda avukatlık mesleği kapsamında işlem gerçekleştirmediğini, Pınar Birkoç’un da vekaletinin bir avukat arkadaşında olduğunu, avukat arkadaşının yetki belgesiyle Pınar Birkoç ile Düzce T Tipi cezaevinde bulunduğu sırada hak ihlalleri ile ilgili bir kez görüştüğünü, bunların dışında her iki şahısla da herhangi bir irtibatının olmadığını belirtti.
“Örgüt talimatıyla ilgisi yok”
Avukat Ünsal, gözaltına alındığı adresin avukat meslektaşı Seda Şaraldı’nın işyeri adresi olduğunu ve ziyaret amaçlı orada bulunduğunu ifade etti. Hakkında uygulanan gözaltı kararının haksız olduğunu belirten Ünsal, gözaltı işlemleri sırasında kendisine işkence uygulandığını iddia ederek, protesto amaçlı sadece su ve şeker tükettiğini, herhangi bir direnme eyleminde bulunmadığını, kolluk ifadesinde susma hakkını kullandığını, hazırlanan evrakların da uygun şekilde hazırlanmadığını düşündüğü için hiçbirini imzalamadığını ve bunların örgüt talimatıyla da bir ilgisinin olmadığını ifade ederek üzerine atılı suçlamayı kabul etmedi. Mahkeme, avukat Ünsal hakkında tahliye kararı vererek duruşmayı erteledi.
“Avukatlık faaliyetleri suçlamaya yeter görülmüştür”
Duruşma öncesinde bir grup avukatla açıklama yapan avukat Ezgi Önalan, meslektaşlarının hiçbir delil olmadan ve haklarında yakalama kararı da bulunmadan gözaltına alındığını belirterek şöyle konuştu:
“Soruşturma konusu ile ilgili olarak dosyada meslektaşlarımıza yönelik somut tek bir iddia bulunmazken yapılan bu büro baskınının, avukat gözaltılarının ve tutuklamaların yalnızca meslektaşlarımız ve mesleğimizle ilgili bir algı oluşturmaya, avukatları kriminalize etmeye yönelik bir hamle olduğunu biliyoruz. Öyle ki meslektaşlarımızı tutuklamak için başka bir gerekçe, somut bir delil dahi bulamayanlar yargılama sürecinde ‘El konulan dijital materyallerin incelemesinin tamamlanmadığı’ bahanesiyle tutuklama kararı vermişlerdir. Meslektaşlarımızdan şimdiye kadar yalnızca Didem Baydar Ünsal hakkında iddianame düzenlendi. Didem Baydar Ünsal hakkında düzenlenen iddianamede yine operasyon konusu eylem ile ilgili bir ilişkilendirme yapılmamış; dijital materyal incelemelerinde herhangi bir suç unsuruna rastlanmamıştır. Soruşturmayı yürüten savcılık, avukatları kriminalize ederken başı sıkışınca başvurduğu hukuksuzluğu burada da uygulamış ve tek delil olarak bir gizli tanık beyanıyla dava açılmıştır. Gizli tanık beyanlarında sayılan ‘yalnızca Halkın Hukuk Bürosunda çalışmak ve hapishanede müvekkillerini ziyaret etmek’ gibi avukatlık faaliyetleri suçlamaya yeter görülmüştür”
]]>
Gazeteci-Yazar Uğur Mumcu’nun ailesinin avukatı Yalçın Akbal, suikast faili firari Oğuz Demir’in 30 Mayıs’taki yargılanması öncesinde Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesi’ne “tevsi-i tahkikat” soruşturmanın yani iddianamede yer almayan delillerin mahkemece toplanması ve değerlendirilmesi talebinde bulundu.
Yalçın Akbal’ın mahkemeye sunduğu dilekçede, sanık Oğuz Demir’in suikast öncesi ve sonrası karıştığı suçlar ve bağlantıları özetlendi. Dilekçede, şu ifadeler yer aldı:
“Bu çerçevede 1991-1999 tarihleri arası Uğur Mumcu ve Ahmet Taner Kışlalı cinayeti dahil 11 olaya doğrudan katılan Oğuz Demir’in bu kadar rahat cinayetler işlemesine rağmen hakkında bilgi sahibi olunamaması tam anlamıyla bir akıl tutulmasıdır. Oğuz Demir’in 2000 yılı Mayıs ayında Sincan’da kolluk güçlerinin arasından sıyrılıp kaçması ve izini kaybettirmesi daha da vahim olanıdır. ve her ne kadar Oğuz Demir hala İçişleri Bakanlığının ‘arananlar’ listesinde ‘Tevhid Selam Kudüs Ordusu Terör Örgütü’ üyesi olarak aranmakta ise de bugüne kadar bu şahsın yakalanması konusunda en ufak bir yol alınmamıştır.”
İçişleri Bakan Yardımcısı Aktaş: “Oğuz Demir’in İran’da olduğu istihbari bilgisi var”
Dilekçede, Mumcu’nun eşi Güldal Mumcu ile İçişleri Bakan Yardımcısı Mehmet Aktaş’tan randuvu isteyerek, Oğuz Demir hakkında bilgi istendiği ve Aktaş’ın da yaklaşık bir hafta sonra dönüş yaparak, “Demir’in İran’da olduğu konusunda istihbari bilgi bulunduğunu bir ara Çeçenistan’da görüldüğü, bu süreçte çocukları ve eşini de yurt dışına çıkardığı” yönünde bilgi verildiği kaydedildi.
“Bir tuğla çekin duvar yıkılsın”…
Avukat Akbal, konuya ilişkin bazı sorular yönelterek bunlar hakkında Adalet Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı ve Milli İstihbarat Teşkilatına müzekkere yazılmasını talep etti. Asıl talebin cinayetin üzerindeki sır perdesinin aralanması olduğu ve 90’larda meydana gelene suikastlerin bir kısmının içinde kamu görevlilerinin de bulunduğunun bilinen bir gerçek olduğu savunulan dilekçede, dönemin Emniyet Genel Müdürü Mehmet Ağar’ın taziye ziyaretinde Güldal Mumcu’ya “Bir duvar örülüyor sanki” şeklindeki sözlerine, Güldal Mumcu’nun “Bir tuğla çekin duvar yıkılsın” şeklinde verdiği yanıtı hatırlatıldı.
Mehmet Ağar’ın Mumcu cinayetinin arka planı hakkında bilgi sahibi olduğu ileri sürülen dilekçede “Kaçak Oğuz Demir’le ilgili yukarıda açıklanan bilgiler dahilinde Adalet Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı ve Milli İstihbarat Teşkilatına müzekkere yazılmasına, ayrıca tevsi-i tahkikat talebimizin kabulüyle Uğur Mumcu cinayeti ve arkasındaki karanlık güç odakları hakkında bilgi sahibi olan dönemin Emniyet Genel Müdürü Mehmet Ağar’ın Mahkemeniz huzurunda dinlenmesine karar verilmesini vekaleten talep ederiz” denildi.
]]>(ANKARA) – Eski HDP eş genel başkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ’ın da yargılandığı Kobani davasında bugün karar verildi. Buna göre Ayla Akat Ata, Ayşe Yağcı, Gültan Kışanak, Meryem Adıbelli ve Sebahat Tuncel hakkında tahliye kararı verilirken Altan Tan, Ayhan Bilgen, Aysel Tuğluk, Berfin özge Köse, Beyza Üstün, Bircan Yorulmaz, Can Memiş, Gülfer Akkaya, İbrahim Binici ve Gülser Yıldırım, Sırrı Süreyya Önder ve Sibel Akdeniz beraat etti. Selahattin Demirtaş’a toplam 42 yıl,Figen Yüksekdağ’a ise 30 yıl 3 ay hapis cezası verildi.
HDP’nin eski Eş Genel Başkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ’ın yanı sıra HDP MYK üyeleri ve yöneticilerinin de aralarında bulunduğu 18’i tutuklu 108 kişinin yargılandığı Kobani Davası’nın Ankara 22’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldüğü 83’üncü duruşmasında karar açıklandı.
Dosyada araştırılması gereken bir durumun kalmadığını belirten Mahkeme Başkanı, kararını açıklarken, salonda bulunan yüzlerce avukat masalara vurarak karar okunurken heyeti protesto etti ve “Katil AKP hesap verecek” sloganları atarak salondan ayrıldılar.
Ankara 22. Ağır Ceza Mahkemesi 36 kişi hakkındaki kararını açıklarken, geri kalan 72 sanık hakkında ise sorgulama yapılamadığı için dosyalarını ayırdı.
SELAHATTİN DEMİRTAŞ’A 42 YIL HAPİS
Tutuklu sanık eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’a “devletin birliğini ve bütünlüğünü bozma” suçuna “yardım eden” sıfatı nedeniyle ağırlaştırılmış müebbet suçundan 20 yıl hapis cezası verildi. Demirtaş hakkındaki “silahlı terör örgütü üyeliği” suçlamasının ise “devletin birliğini ve bütünlüğünü bozma” suçu kapsamında kaldığı belirtildi ve bu suça ilişkin ceza verilmedi. Demirtaş’a “suç işlemeye tahrik” suçu yönünden 4 yıl 6 ay hapis cezası verildi. Mahkeme ayrıca Demirtaş’a Diyarbakır’da yaptığı Nevruz konuşması nedeniyle “terör örgütü propagandası” suçundan 2 yıl 6 ay hapis cezası, Diyarbakır’da “halkı kanunlara uymamaya tahrik” suçundan 1 yıl 6 ay hapis cezası verdi. Demirtaş’a pek çok basın açıklaması ve konuşması nedeniyle verilen diğer cezalarla birlikte toplam 42 yıl hapis cezası verildi.
FİGEN YÜKSEKDAĞ’A 30 YIL 3 AY HAPİS CEZASI
Tutuklu sanık eski HDP Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ’ın, “devletin birliği ve bütünlüğünü bozma” suçuna yardımdan 19 yıl hapsine, “suç işlemeye tahrik” suçundan 4 yıl 6 ay hapsine ve “terör örgütü propagandası yapmak” suçundan da 1 yıl 6 ay hapis cezası verildi. Eski HDP Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ’ın 2911 sayılı toplantı ve gösteri yürüyüşleri kanununa muhalefet suçundan 2 yıl hapsine, ayrıca iki ayrı konuşması nedeniyle de örgüt propagandası suçundan 1 yıl 6’şar ay olmak üzere toplam 3 yıl hapis cezası almasına karar verildi. Yüksekdağ’a toplam 30 yıl 3 ay hapis cezası verildi.
Tutuksuz sanıklardan Ahmet Türk, “devletin birliğini ve bütünlüğünü bozma” suçundan beraat ederken, terör örgütü üyeliğinden ise 10 yıl hapis cezası aldı. Tutuklu sanıklardan Alp Altınörs, Nazmi Gür, Pervin Oduncu, Zeynep Karaman ile tutuksuz Zeki çelik hakkında “devletin birliğini ve bütünlüğünü bozma” suçunun sabit görüldüğü ve sıfatının ise “yardım eden” niteliğine kaldığından 18 yıl hapis cezası verildi. Suç işlemeye tahrik suçundan da 4 yıl 6 ay hapis cezası verildi. Toplamda 22 yıl 6 ay hapis cezası verildi.
12 İSİM BERAAT ETTİ
Sanıklar Altan Tan, Ayhan Bilgen, Aysel Tuğluk, Berfin Özge Köse, Beyza Üstün, Bircan Yorulmaz, Can Memiş, Gülfer Akkaya, İbrahim Binici ve Gülser Yıldırım, Sırrı Süreyya Önder ve Sibel Akdeniz ise haklarındaki “devletin birliğini ve bütünlüğünü bozma” ve “silahlı terör örgütü üyeliği” suçlarından beraat etti.
KANSER HASTASI ALİ ÜRKÜT TAHLİYE EDİLMEDİ
Tutuklu sanık kanser hastası Ali Ürküt hakkında “devletin birliğini ve bütünlüğünü bozma” suçunun sabit görüldüğünü ve sıfatının ise “yardım eden” niteliğine kaldığından ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasından sonuç olarak 16 yıl hapis cezası olarak belirlenirken, yargılanma sürecindeki tutumu nedeniyle cezasının 13 yıl 4 aya indirildi. Ürküt’ün tutukluluğuna devam kararı verilirken, ayrıca “suç işlemeye tahrik suçundan” da 4 yıl 6 ay hapis cezası verildi bu cezada da takdiri indirim uygulayan mahkeme 3 yıl 9 ay hapis cezasına indirdi. Ürküt toplamda 17 yıl 1 ay hapis cezası aldı.
Tutuklu sanıklardan Ayla Akat Aka, “devletin birliğini ve bütünlüğünü bozma” suçundan beraat ederken “silahlı terör örgütü üyeliği”nden ise 6 yıl 6 ay hapis cezası ve Terörle Mücadele Kanunu kapsamında yarısı kadar arttırılarak 9 yıl 9 ay hapis cezası verildi. Tutuklamada geçen süresi nedeniyle Akat hakkında tahliye kararı verildi. Aynur Aşan, “devletin birliğini ve bütünlüğünü bozma” suçundan beraat ederken”terör örgütü üyeliği”nden ise 6 yıl hapis cezası aldı ve cezası Terörle Mücadele Kanunu’ndan yarısı kadar arttırılarak 9 yıla çıkarıldı. Aynı cezayı alan Aysel Yağcı’nın ise tutuklulukta geçirdiği süre nedeniyle beraatine karar verildi.
Bülent Parmaksız’a “devletin birliğini ve bütünlüğünü bozma” suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verildi. Ayrıca Parmaksız hakkında “suç işlemeye tahrik” suçunun basın yolu ile işlenmesi gerekçesiyle 4 yıl 6 ay hapis cezası verildi. Parmaksız toplam 20 yıl 4 ay hapis cezası aldı.
Cihan Erdal’a ‘devletin birliği ülke bütünlüğü bozulması’ suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası 16 yıl olarak belirlendi. Erdal’a suç işlemeye tahrik suçunun basın yolu ile işlenmesi gerekçesiyle de 4 yıl 6 ay hapis cezası verildi. Erdal toplamda 20 yıl 6 ay hapis cezası aldı.
Dilek Yağlı ve İsmail Şengül hakkında “devletin birliğini ve bütünlüğünü bozma” suçunun sabit görüldü, ancak sıfatının ise “yardım eden” niteliğine kaldığından ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası 16 yıl olarak belirlendi. Yağlı hakkında “suç işlemeye tahrik suçu” da basın yoluyla işlendiği için 4 yıl 6 ay hapis cezası verildi. Yağlı, toplamda 20 yıl 6 ay hapis cezası aldı.
Emine Ayna hakkında “devletin birliği ülke bütünlüğü bozulması” suçundan beraatine karar verildi. Ayna hakkında “silahlı terör örgütü” üyeliğinden verilen 8 yıl hapis cezası yarı oranda artırıldı ve 12 yıl hapis cezası verildi ve takdiri indirim uygulanarak hapis cezası 10 yıla indirildi. Yurt dışına çıkış yasağı şeklinde uygulanan adli kontrol tedbirinin devam etmesine karar verildi.
GÜLTAN KIŞANAK’A TAHLİYE
Tutuklu sanık Gültan Kışanak hakkında “devletin birliği ülke bütünlüğü bozulması” suçundan beraatine karar verildi. Kışanak hakkında “silahlı terör örgütü üyeliği” suçundan ise 8 yıl hapis cezası verildi ve Terörle Mücadele Kanunu’ndan yarısı kadar arttırılarak 12 yıl hapis cezası verildi. Gültan Kışanak’ın tutukluluğunda geçirdiği süre göz önüne alınarak tahliyesine karar verildi. Kışanak, hakkında yurt dışına çıkış yasağı konuldu.
Tutuklu sanık Günay Kubilay hakkında “devletin birliğini ve bütünlüğünü bozma” suçunu işlediğini ancak sıfatının “yardım eden” niteliğinde kaldığından ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası 16 yıl hapis cezası olarak belirlendi. “Suç işlemeye tahrik” suçu da basın yoluyla işlendiği için 4 yıl 6 ay hapis cezası verildi. Kubilay’a oplamda 20 yıl 4 ay hapis cezası verildi. Tutuklu sanık Meryem Adıbelli ve tutuksuz sanık Mesut Bağcı’nın “devletin birliğini ve bütünlüğünü bozma” suçundan beraatine karar verildi. “Silahlı terör örgütü üyeliği”nden 6 yıl hapis cezası 9 yıla artırıldı. Adıbelli ve Bağcı’ya verilen ceza tutukluluğunda geçirdiği süre göz önüne alınarak yurtdışı çıkış yasağı ile tahliyesine karar verildi.
Nezir Çakar, ‘devletin birliği ülke bütünlüğü bozulması’ suçlamasından beraat ederken ‘silahlı terör örgütü üyeliği’nden ise 9 yıl hapis cezası verildi. Sabahat Tuncel’in “devletin birliğini ve bütünlüğünü bozma” suçundan beraatine karar verildi. “Silahlı terör örgütü üyeliği”nden 8 yıl hapis cezası 12 yıla artırıldı. Tuncel’in tutuklulukta geçirdiği süre göz önünde bulundurularak tahliyesine karar verildi ve yurt dışına çıkış yasağı verildi. Tutuklu sanık Zeynep Ölbeci’ye ‘propaganda’dan 3 yıl 9 ay hapis cezası, ‘örgüt üyeliği’nden 9 yıl hapis cezası verilerek tutukluluk halinin devamına karar verildi.
YASİN BÖRÜ SUÇLAMASINA BERAAT
Mahkeme Başkanı, Selahattin Demirtaş dahil 36 sanık hakkında Kobani olayları sırasında Yasin Börü’nün arasında bulunduğu 6 kişinin ölümü ve diğer yaralanmalara ilişkin suçun sanıklar tarafından işlendiğinin sabit olmaması nedeniyle beraat kararı verdi.
Yargılama sürecinde duruşma salonunda fotoğraf çeken avukat ve milletvekilleri hakkında da şikayette bulundu. Ankara 22. Ağır Ceza Mahkemesi 36 kişi hakkındaki kararını açıklarken geri kalan 72 sanık hakkında ise sorgulama yapılamadığı için dosyalarını ayırdığını açıkladı.
(BİTTİ)
]]>(ANKARA) – Anayasa Mahkemesi (AYM), babanın çocuğuna cinsel istismar suçundan verilen beraatı “kötü muamele yasağı” kapsamında değerlendirdi. Yüksek mahkeme, mağdur çocuğa 20 bin TL manevi tazminat ödenmesine ve şüpheli babanın yeniden yargılanmasına karar verdi.
A.Ç. 2009’da 14 yaşındayken annesinin yardımıyla “Uyuyamama, huzursuzluk, ellerde ve ayaklarda titreme, nefes alamama, öleceğini zannetme, tırnak yeme, hırçınlık, sinirlilik, aile ilişkilerinde sorunlar, ders başarısızlığı” şikayetleriyle özel bir psikiyatri merkezine müracaat etti.
Bu sırada, yapılan görüşmelerde A.Ç. babası M.N.Ç.’nin cinsel organına dokunmaya çalıştığını ve genel olarak bir babanın yaklaşımından farklı olduğunu hissettiğini anlattı. Bunun üzerine anne R.Z. eşi M.N.Ç. aleyhine evlilik birliğinin temelden sarsıldığı iddiasıyla 2010’da boşanma davası açtı.
“İFTİRA” İDDİASI
Boşanma davası devam ederken R.Z., eşi M.N.Ç. hakkında “cinsel taciz ve tehdit” suçlarını işlediği iddiasıyla Ankara (Sincan) Batı Cumhuriyet Başsavcılığına şikayette bulundu. Bunun üzerine M.N.Ç. kollukta verdiği savunmasında suçlamaları kabul etmemiş ve eşiyle arasında boşanma davası olması nedeniyle kendisine iftira atıldığı iddiasında bulundu.
SULH CEZA HAKİMLİĞİ, ŞÜPHELİ BABAYI SERBEST BIRAKTI
Baba M.N.Ç.’nin çocuğun cinsel istismar suçu kapsamında tutuklanmasının talep edilmesi üzerine Sulh Ceza Hakimliği’nin sorgusunda suçun işlendiğine ilişkin kuvvetli şüphe bulunmadığı değerlendirilerek serbest bırakılmasına karar verildi. Bunun üzerine M.N.Ç., iftira suçunu işledikleri iddiasıyla şikayetçi oldu. M.N.Ç.’nin şikayeti üzerine Başsavcılıkta başlatılan soruşturma aralarında bağlantı olduğu gerekçesiyle M.N.Ç. hakkında yürütülen cinsel istismar soruşturmasıyla birleştirildi.
Başsavcılık, M.N.Ç.’nin çocuğun cinsel istismarı suçunu işlediği iddiasıyla hakkında ceza davası açtı. İddianamede şüpheli M.N.Ç.’nin eylemlerinin bir kısmının teselsülen cinsel saldırı, diğer kısmı teselsülen cinsel taciz suçu olarak nitelendirerek her iki suçtan cezalandırılmasını talep etti. Öte yandan, Başsavcılık A.Ç. ve R.Z. hakkında şüpheli M.N.Ç.’nin yaptığı iftira şikayetine kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin karar verdi.
GAZİ ÜNİVERSİTESİ: “CİNSEL İSTİSMAR EYLEMİNDEN DOLAYI RUHSAL SAĞLIĞI BOZUK” TESPİTİ
Diğer taraftan baba M.N.Ç. hakkında Ankara (Sincan)Batı 1. Ağır Ceza Mahkemesince (Ağır Ceza Mahkemesi) yapılan yargılamada Adli Tıp Kurumu’ndan görüş istendi. Adli Tıp Kurumu 6. Adli Tıp İhtisas Kurulu ise raporunda A.Ç. hakkında “olaydan kaynaklanmış ruh sağlığını bozacak mahiyet ve derecede travma sonrası stres bozukluğu denilen psikiyatrik bozukluk tespit edildiği ve bu duruma göre ruh sağlığının bozulduğu belirlenmiştir” tespitine yer verdi.
Öte yandan, Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Sağlık Araştırma ve Uygulama Merkezi’nin muayene raporunda da anne R.Z. ve kızı A.Ç.’nin anlatımlarının birbirleriyle uyumlu olduğu, babasının davranışlarından dolayı A.Ç.’nin çok üzgün ve öfkeli olup sık sık ağladığı, kaygı ve huzursuzluk duyduğunun öğrenildiği, babasıyla bir araya gelmek istemediğini belirttiği ve tüm bulgular değerlendirildiğinde maruz kaldığını söylediği cinsel istismar eyleminden dolayı ruhsal sağlığının bozulduğunu kaydetti.
MAHKEME “İDDİALAR SOYUT, DESTEKLEYECEK DELİL YOK” DEDİ
Ağır Ceza Mahkemesi, yargılama sonunda M.N.Ç.’nin üzerine atılı çocuğun cinsel istismarı suçunu işlediğine dair mahkumiyetini gerektirecek nitelikte delil bulunmadığını değerlendirerek, beraatine karar verdi. Mahkeme kararın gerekçesinde ise “Bu iddialar soyut iddia dışına çıkmadığı, bu soyut iddiaları destekleyecek başkaca delil bulunmadığı gözetildiğinde, anne ile babanın birbirine husumet beslediği bu soyut ve genel beyanlar dışında mahkumiyete yetecek kadar kesin, net, inandırıcı delil elde edilemediği…” ifadeleri kullanıldı.
YARGITAY DA MAHKEMENİN KARARINI ONADI, AYM’YE BİREYSEL BAŞVURU YAPILDI
Mahkemenin kararı üzerine beraat kararına karşı A.Ç. ve R.Z. temyiz yoluna başvurdu. Yargıtay 14. Ceza Dairesi, yerel mahkemenin kararını onadı. Bunun üzerine A.Ç. ve R.Z. 2018 yılında Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruda bulundu. AYM’nin bireysel başvurulara bakan İkinci Bölümü’nün 25 Ocak 2024’te verdiği kararda, şu değerlendirmeler yapıldı:
“R.Z.’nin kız kardeşinin baba M.N.Ç.’nin sürekli porno filmler seyrettiğine ve bir kısım cinsel içerikli davranışlarda bulunduğuna ilişkin söylemlerini doğrular mahiyette bilgiye sahip olduğunu belirtmiştir. Bu husus soruşturma veya kovuşturma aşamasında araştırılmamış, baba M.N.Ç.’ye iddialar sorularak denetleme yapılmamış veya M.N.Ç.’nin izlediğ iddi edilen bilgisayar üzerinde inceleme yapılmamıştır. Ayrıca bu yöndeki iddiaları mevcut deliller doğrultusunda kararda tartışılarak kararlaştırılmamıştır.
“CİDDİYETİ TARTIŞMASIZ OLAN ESASLI BİR DELİL DİKKATE ALINMAMIŞTIR”
Diğer taraftan başvurucu A.Ç. hakkında düzenlenen sağlık raporlarının tamamında başvurucunun maruz kaldığını iddia ettiği istismar eylemi nedeniyle ruhsal sağlığının bozulduğu, travma sonrası stres bozukluğu yaşadığı, anlatımlarının birbiriyle ve yaşıyla uyumlu olduğunun tespit edildiği gözlemlenmiştir. Ancak Ağır Ceza Mahkemesi’nce yapılan yargılama sonunda sanık baba hakkında beraat kararı verilirken başvurucu hakkında alınan bu raporların değeri tartışılmamış, isnat edilen suç bakımından ciddiyeti tartışmasız olan esaslı bir delil dikkate alınmamıştır.”
Söz konusu değerlendirmenin ardından AYM, açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan kötü muamele yasağı kapsamında devletin usul yükümlülüğünün ihlal edildiğine karar verdi.
MANEVİ TAZMİNAT ÖDENECEK, YENİDEN YARGILAMA YAPILACAK
AYM, somut olayda ihlalin tespit edilmesinin başvurucu A.Ç.nin “uğradığı zararların giderilmesi bakımından yetersiz kalacağı açık olduğu gerekçesiyle ihlalin bütün sonuçlarıyla ortadan kaldırılabilmesi için manevi zararları” karşılığında A.Ç.ye net 20 bin TL manevi tazminatın ödenmesine karar verdi. Kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddiayı kabul ederken, kararın bir örneğinin kötü muamele yasağının usul boyutunun ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Ankara Batı 1. Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmesine karar verdi.
]]>CHP Genel Başkanı Özgür Özel ve beraberindeki heyet, Karşıyaka Mezarlığı’na giderek idam edilişlerinin 52. yıl dönümünde Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ı mezarı başında andı. Özel ve beraberindeki heyet önce 1 dakikalık saygı duruşunda bulundu ve ardından Deniz Gezmiş’in mezarına karanfil bıraktı. Anma töreninin ardından mezar başında konuşma gerçekleştiren Özel, “Buradan sesleniyoruz. ODTÜ öğrencileri 25 yaşında günahsız çocukların yazdıkları yazının olduğu stadyumda geleneksel tören yapmak isteyince onun karşısına polis, jandarma çıkaranlar neyin yumuşamasından bahsediyorlar. Hadi görelim yarın yumuşayalım, Deniz’in, Yusuf’un ve Hüseyin’in hatırasına, ODTÜ’deki kardeşlerimize saygı gösterin bir görelim bakalım nasıl oluyor bu yumuşama. Taksim yasak yumuşayalım, Devrim Stadı yasak normalleşelim” diye konuştu.
“Herkes görüşmeyle ilgili kendine ait kısımlar hakkında bilgi verebilir”
Özel, mezar başındaki konuşmasının ardından basın mensuplarını sorularını yanıtladı. Cumhurbaşkanı Erdoğan ile yaptıkları görüşmede tutuklu generallere ilişkin Erdoğan’ın “talimat verdim” ifadelerini kullandığına yönelik soru üzerine, Özel, “İki genel başkan bir görüşme yaptıktan sonra ya ortak bir açıklama yapılır ya da herkes görüşmeyle ilgili kendine ait kısımlar hakkında bilgi verebilir. Diğeri son derece müzakere tekniğine aykırı bir iştir. ‘Ben şöyle dedim, bana böyle dediler’ dediğinizde görüşmenin belli seyrini, bundan sonra olabilecek olumlu görüşmeleri engellemiş olursunuz” dedi.
“Bizim tarafımızdan belli talepler çok şey net şekilde dillendirildi”
Erdoğan’la görüşmelerinde Gezi Parkı ve 28 Şubat davası gibi konuların da gündeme geldiğini söyleyen Özel, “Daha önce söylediğimiz her şey ve daha fazlası toplantıda konuşuldu ve büyük bir nezaketle karşılıklı müzakere edildi. Görüş alışverişi yapıldı. Bizim tarafımızdan belli talepler çok net şekilde dillendirildi. Ben bu marj içinde kalmak durumundayım” diye konuştu.
Sinan Ateş iddianamesine ilişkin soruya ise Özel, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan iddianamenin hem Ateş’in ailesini, hem de kamuoyunu rahatsız ettiğini dile getirdi.
Sinan Ateş’in eşinin kendisinden randevu talebinde bulunduğunu ve bugün görüşeceklerini kaydeden Özel, “Ondan sonra da kendisinin tabii bu konuyla ilgili topluma mal olan tepkisini hep birlikte biz de sizlerden takip ettik. Onun dışında kendisiyle de görüştükten sonra daha fazla, daha net bir şeyler söyleme imkanı bulursunuz” şeklinde konuştu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından iadeiziyaret talebinin olup olmadığı hakkındaki soruya ise Özel, “Bize henüz böyle bir başvuru yapılmadı. Böyle bir talepte bulunulacağını biliyoruz. Netleşen bir tarih olduğunda zaten açıklanır” cevabını verdi.
CHP içinde karışıklıklar olduğuna dair iddialar hakkındaki soru üzerine de Özel, “Türkiye’nin birinci partisini, yüzde 38 oy almış bir partiyi, gelecek seçimlerde Türkiye’nin iktidar partisi olmak için canla başla çalışan ve buna yürekten inanmış kadroların partisini kim karıştırmak isteyebilir? Kim komplo teorileriyle bizleri meşgul etmek isteyebilir? Bunlar öz güvensiz dönemden kalan meseleler. Kendimize güvenimiz tam kayıt dışı siyasete karşıyız. Her şeyi gözlerinizin önünde yapıyoruz. Açıklıyoruz, çalışıyoruz, gayret ediyoruz. Hiç kimse korkmasın. Cumhuriyet Halk Partisi’ni tankıyla, topuyla, tüfeğiyle darbeciler karıştıramadı. Biz her seferinde bazen düştük, hep beraber düştüğümüz yerden kalktık. Şimdi yerdeyken kalkacağına inanan bir parti, tarihinin en önemli çıkışlarından birinde böyle öz güvensiz sorularla, öz güvensiz tartışmalarla kimse kimseyi meşgul etmesin. İşimiz var, daha iktidar olacağız” değerlendirmesinde bulundu. – ANKARA
]]>CHP Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer, 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü’nde nisan ayı Basın Özgürlüğü Raporu’nu açıkladı. 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü ve nisan ayı Basın Özgürlüğü Raporu’yla ilgili değerlendirmelerde bulunan Çakırözer, Türkiye’de gazetecilerin görevlerini yapamaz hale getirildiğini söyledi. Çakırözer, depremlerde, maden facialarında, yangınlarda, seçimlerde dahi gazetecilerin haber yapmasının, halkın haber alma hakkının ortadan kaldırıldığını vurguladı.
Çakırözer açıklamasında şunları söyledi:
“Bugün 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü. Ancak Türkiye’de basın özgürlüğünün kutlanacak hali yok. Nisan ayında gazeteciler tam 66 kez hakim önüne çıkarak haberini, paylaşımını savunmak zorunda bırakıldı. Gazeteciler ev baskınlarıyla gözaltına alındı. 10 gazeteci gözaltına alındı, bunlardan üçü tutuklandı. Gazeteciler yine hedef gösterilmekte, saldırıya uğramakta. İslahiye’nin Sesi gazetesi kurşunlandı. Gazeteciler eski bakanlar tarafından hedef gösterildi. Yine Türkiye’de Sinan Ateş gibi önemli bir davada aylar boyu iddianame ortaya konmazken, bu süreci haberleştiren gazeteci hakkında jet hızıyla dava açıldı, üç yıl hapis istendi. Gazeteciler Sansür Yasası nedeniyle yine soruşturmalara uğramakta. En son İsmail Saymaz hakkında soruşturma başlatıldı. Yine Anadolu’nun dört bir yanında gazeteciler yaptıkları haberler nedeniyle davalar, soruşturmalarla karşı karşıyalar.
ERİŞİM ENGELLERİYLE ONLARCA HABER MAALESEF BİLİNEMEZ, DUYULAMAZ, OKUNAMAZ HALE GETİRİLDİ
Basın özgürlüğünün bir başka sorunlu alanı olan erişim engelleri konusunda da yine bir çok belgeli, gerçek haber erişime engellendi, ucu iktidara, iktidarın Anadolu’daki temsilcilerine dayandığı için. Erişim engelleri konusunda da yine onlarca haber maalesef bilinemez, duyulamaz, okunamaz hale getirildi. Türkiye’de öyle bir ortam var ki artık maalesef gazeteciler görev yapması gereken yerde görevini yapamaz hale getirildi. Depremlerde, maden facialarında, yangınlarda, seçimlerde dahi gazetecilerin haber yapması, halkın haber alma hakkı ortadan kaldırılmakta.
BASIN ÖZGÜRLÜĞÜNDE DURUMUMUZ VAHİM
İşin özü, Türkiye’de basın özgürlüğünde 3 Mayıs’ta maalesef durumumuz vahim. Nasıl düzelir bu tablo? Bu tablo demokrasiyle düzelir, basının önünü açmakla düzelir. Türkiye’yi artık dünyada basın özgürlüğünde en dipteki ülkeler arasından kurtarmamız gerekiyor. Bu vahim tabloya artık bir ‘dur’ deme zamanı çoktan gelmiş durumda.”
3 GAZETECİ TUTUKLANDI
Çakırözer’in hazırladığı rapora göre basın özgürlüğü alanında yaşanan ihlaller şöyle:
Nisan ayında gazeteciler haberleri, yazıları, sosyal medya paylaşımları gerekçe gösterilerek 66 kez hakim karşısına çıktı. 10 gazeteci gözaltına alındı, 3’ü tutuklandı. İstanbul, Ankara ve Urfa’da gerçekleştirilen ev baskınlarında Mezopotamya Ajansı ve Yeni Yaşam Gazetesi’nden 9 gazeteci gözaltına alındı. Gözaltına alınan gazetecilerden 3’ü tutuklandı. İstanbul’da Mecidiyeköy metro durağında mülteci bir kadının darp edilerek gözaltına alınmasını görüntüleyen gazeteci Ekim Veyisoğlu gözaltına alındı.
Gazetelere yönelik saldırılar ile siyasilerin gazetecileri hedef gösteren açıklamaları Nisan ayında da devam etti. Gaziantep’in İslahiye ilçesinde İslahiyenin Sesi gazetesinin ofisi kurşunlandı. İçişleri eski Bakanı Süleyman Soylu katıldığı bir programda gazeteciler Timur Soykan, Murat Ağırel ve Fatih Altaylı’yı hedef gösterdi. İsrail’in Gazze Şeridi’ne yaptığı saldırılarda TRT Arabi ekibi kameramanı Sami Şahada yaralandı.
Eski Ülkü Ocakları Başkanı Sinan Ateş’in öldürülmesine ilişkin davada soruşturma 16 aydır tamamlanamazken, cinayete ilişkin bilirkişi raporunu haberleştiren T24 Muhabiri Asuman Aranca hakkında dava açıldı. Aranca hakkında 3 yıla kadar hapis istemiyle iddianame düzenledi. Davanın asıl iddianamesi de haberi yapan gazeteci Aranca’ya açılan davadan sonra geldi. Gazeteciler hakkında sansür yasası gerekçe gösterilere soruşturmalar açılmaya devam etti. Gazeteci İsmail Saymaz hakkında Gaziosmanpaşa’da 31 Mart seçimlerindeki oyların yeniden sayımında çıkan gerginlikle ilgili paylaşımı nedeniyle ‘halkı yanıltıcı bilgiyi yaymak’ ve ‘halkı kin ve düşmanlığa tahrik’ suçlamasıyla soruşturma başlatıldı. Erzincan Ergan’da mera alanlarına yapılmak istenen taş ocağı projesini haberleştiren gazeteci Duygu Kıt hakkında soruşturma açıldı. Gazeteci Oktay Candemir hakkında 31 Mart yerel seçiminde AKP’den Van Büyükşehir Belediyesi Başkan Adayı olan Abdulahat Arvas’ın şikayeti üzerine soruşturma açıldı. Cumhuriyet gazetesi yazarı, sanatçı Müjdat Gezen hakkında yazsısı nedeniyle 50 bin TL’lik tazminat davası açıldı.
Basın özgürlüğünü ve halkın haber alma hakkını kısıtlayan ihlaller arasında yer alan erişim engellerine Nisan ayında da devam edildi. İstismar, dolandırıcılık, görevi suistimal iddialarını konu alan haberler erişime engellendi. Erişim engelleri alanında çalışmalar yürüten EngelliWeb ve FreeWeb verilerine göre Nisan ayında erişime engellenen haberler şöyle:
“Ağrı İl Kültür ve Turizm Müdür Vekilinin çocuk sporculara cinsel istismarda bulunduğu iddialarına ilişkin paylaşım ve haberler, Elazığ’da 8 kız öğrencinin okul müdürü tarafından cinsel tacize uğradığı iddiası hakkındaki haberler, Nwork isimli şirketin saadet zinciri oluşturduğu ve buna katılanların dolandırıldığına ilişkin haberler, Emniyetteki Menzil yapılanması ve eski İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun bu yapılanmadaki rolüyle ilgili köşe yazısı, Esenler Belediye Başkanı Tevfik Göksu’nun soyismine benzer şekilde Esenler’de içinde ‘Gök’ geçen çok sayıda sokak isminin yer aldığıyla ilgili haber, The Sun gazetesi muhabirinin Türkiye’deki sağlık turizmi hakkında yaptığı haberler, kayyım atanan şirketlerde danışman olarak görevlendirilen ve Bilal Erdoğan ile yakınlığıyla bilinen Murat Teksöz hakkındaki haber.”
]]>
İsrail medyasında son günlerde çıkan haberlerde, Ulusal Güvenlik Konseyinin, Başbakan Netanyahu, Savunma Bakanı Yoav Gallant ve Genelkurmay Başkanı Herzi Halevi hakkında UCM’nin uluslararası yakalama kararı çıkarma olasılığını değerlendirdiği ve Netanyahu’nun, kendisine yönelik tutuklama emri çıkarılmasını engellemek amacıyla başta ABD Başkanı Joe Biden olmak üzere, uluslararası liderler ve yetkililerle çok sayıda telefon görüşmesi yaptığına işaret edildi.
UCM’nin olası yakalama kararına ABD ve İsrail karşı çıkarken AA muhabiri, söz konusu muhtemel yakalama kararının ne anlama geldiğini, taraf ülkeler üzerindeki etkisini ve uygulanabilirliği konusundaki bilgileri derledi.
UCM, taraf olmayan devletlerin vatandaşlarını yargılayabilir mi?
Filistin’in UCM’ye taraf olmasıyla birlikte, milliyetlerinden bağımsız olarak Filistin topraklarında işlenen suçlar hakkında Mahkemenin yargı yetkisine bulunurken bu, potansiyel olarak UCM’nin, dünya üzerindeki herkesi yargılayabildiğini gösteriyor.
UCM, yargıladığı kişinin vatandaşlığının bulunduğu ülkenin yanı sıra kendisine taraf bir ülkenin topraklarında işlenen suçların bütün failleri hakkında yargı yetkisini kullanabiliyor.
ABD, UCM’nin İsrailli yetkililer hakkında hüküm verme yetkisinin olmadığı iddiasıyla yargı yetkisine karşı çıkmasına karşın Mahkeme, suçların, kendisine taraf olan Filistin’de işlenmesi sebebiyle yargı yetkisinin olduğunu kabul ediyor.
Bu, UCM’ye taraf olan Filistin’in topraklarında işlenen suçun failinin, hangi ülke vatandaşı olduğuna bakılmaksızın, Mahkemenin yargı yetkisine sahip olduğu anlamına geliyor.
UCM’nin, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin hakkında verdiği yakalama kararında da görüldüğü üzere, her ne kadar Rusya UCM’ye taraf olmasa da suçun, Ukrayna topraklarında işlenmesi ve Ukrayna’nın UCM’ye taraf olması sayesinde Putin hakkında yakalama kararı çıkarılabilmişti.
Benzer şekilde Filistin’in, 1 Nisan 2015’ten bu yana UCM’ye taraf olması sayesinde, UCM İsrailli yetkililer hakkında yakalama kararı verebilir.
Yakalama kararı ne anlama geliyor?
UCM, kurucu anlaşması olan Roma Statüsü’nün 58. maddesi uyarınca, soruşturma başlattığı bir olaydaki bir kişinin, yargı yetkisine giren; soykırım, savaş suçu, insanlığa karşı suçlar veya saldırı suçu işlediğine yönelik, hakkında makul şüphesi varsa yakalama kararı çıkarabiliyor.
UCM’nin verdiği yakalama kararı gizli olabildiği gibi kamuya açık şekilde de ilan edilebiliyor.
UCM, özellikle kamuoyunda bilinen üst düzey kişiler hakkındaki yakalama kararlarını, daha hızlı yakalanabilmeleri için gizli tutmayarak açıktan ilan ediyor.
Yakalama kararı, UCM Savcılığının talebi üzerine, UCM Ön İnceleme Dairesi tarafından veriliyor.
İçeriğine göre değişmekle birlikte, yakalama kararının amacı genellikle şüphelinin UCM’ye teslim edilerek hakkında başlatılan soruşturmanın ilerletilmesi için bizzat Mahkeme huzuruna çıkarılması anlamını taşıyor.
Eğer Netanyahu hakkında yakalama kararı çıkarılırsa bu, Netanyahu’nun Filistinlilere karşı işlediği soykırım, savaş suçu, insanlığa karşı suçlar veya saldırı suçlarından biri ya da birkaçından yargılanacağı anlamını taşıyor.
Yakalama kararına alternatif olarak, eğer kişinin kendiliğinden Mahkemeye geleceğine inanılıyorsa UCM şüpheli için çağrı yazısı gönderebiliyor
UCM’de kimler yargılanır?
UCM, devletleri değil, sadece gerçek kişiler yargılıyor.
Bu kişiler, suçu işleyen kişiden suç işlenmesi emrini verene, en düşük seviyede suça katılanlardan en üst düzeydeki devlet görevlilerine kadar uzanabiliyor.
Roma Statüsü’nün 27. maddesine göre, ulusal veya uluslararası hukuktan kaynaklanan hiçbir bağışıklık veya dokunulmazlık UCM önünde geçerli olmuyor.
Bu sebeple kural olarak UCM’nin Netanyahu ve diğer İsrailli yetkililer hakkında yakalama kararı alma yetkisinin olduğu kabul ediliyor.
Yakalama kararı nasıl uygulanıyor?
UCM’nin kendisine ait bir polis veya başka bir kolluk gücü olmaması sebebiyle kararlarının uygulanması, genellikle devletler eliyle oluyor.
Roma Statüsü’nün 86. maddesi uyarınca UCM’ye taraf ülkeler, Mahkemenin aldığı kararları eksiksiz şekilde uygulama yükümlülüğü altında bulunurken taraf olmayan ülkeler açısından bu durum büyük oranda devletlerin kendi rızalarına dayanıyor.
UCM’ye taraf olan 124 ülke arasında başta Kanada, İngiltere, Japonya, Fransa, Almanya, İtalya, İspanya, Belçika, Hollanda mevcutken ABD, İsrail, Rusya, Çin, Hindistan, Pakistan ve Mısır gibi ülkelerin UCM’ye taraf olmaması dikkati çekiyor.
Öte yandan UCM, Interpol, BM Barış Güçleri ve benzeri kuruluşlar eliyle de yakalama kararının infaz edilmesini sağlayabiliyor.
Devlet başkanlarının dokunulmazlığı
Netanyahu hakkında verilecek olası bir yakalama kararı, uluslararası hukukta devlet başkanlarının dokunulmazlığı kuralıyla çatışması durumunda farklı ihtimaller ortaya çıkıyor.
UCM, kural olarak yargılamalarında dokunulmazlığı her ne kadar geçerli kabul etmese de devletler özellikle devlet başkanları hakkında verilen yakalama kararlarının uygulanmasından, “dokunulmazlık” gerekçesiyle kaçınabiliyor.
Ayrıca haklarında yakalama kararı olan devlet başkanları, genellikle UCM’ye taraf olan devletleri veya yakalama kararını uygulamayı isteyebilecek ülkeleri ziyaret etmekten kaçınıyor.
Ömer el-Beşir hakkındaki yakalama kararı
Eski Sudan Cumhurbaşkanı Ömer el-Beşir, hakkında UCM tarafından verilen yakalama kararı bulunmasına rağmen görevde bulunduğu sürede aralarında Mahkemeye taraf olan Güney Afrika ve Ürdün’ün de bulunduğu çok sayıda ülkeye ziyaretler yapmıştı.
El-Beşir, görevde bulunduğu Haziran 2015’te Afrika zirvesi için gittiği Güney Afrika’da yerel bir mahkemenin, “UCM’nin El-Beşir hakkındaki yakalama kararının uygulanması” yönünde aldığı karar henüz uygulanmadan ülkeden ayrılmıştı.
Güney Afrika, el-Beşir hakkındaki yakalama kararının kendisini, uluslararası hukukun diğer bir kuralı “devlet başkanlarının dokunulmazlığı”nı ihlale mecbur bıraktığı gerekçesiyle UCM’den ayrılmayı tartışmıştı.
El-Beşir, benzer şekilde hakkındaki yakalama kararına rağmen Ürdün’ü ziyaret etmiş fakat Ürdün makamları kararı uygulamamış ve bu tür durumlarda nasıl hareket edilmesi gerektiğine ilişkin UCM’den bilgi talep etmişti.
UCM ise hem Güney Afrika’nın hem de Ürdün’ün Mahkemeye taraf ülke olarak işbirliği yükümlülüğüne aykırı hareket ettiğini belirtmişti.
Mahkeme, uluslararası barışı ve güvenliği tehdit etmesi nedeniyle Sudan’daki suçların incelenmesi yetkisini, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nden, BM Şartı’nın 7. Bölümü altındaki bağlayıcı olan kararıyla aldığını belirterek Sudan davası özelinde alınan kararların tüm devletler açısından bağlayıcı olduğunu ifade etmişti.
Mahkeme, kural olarak devlet başkanı dokunulmazlığının geçerli olmayacağını ve taraf ülkelerin, UCM’nin kararlarını uygulama yükümlüğünün, diğer uluslararası yükümlülüklerinden önce geldiğini kaydetmişti.
Vladimir Putin hakkındaki yakalama kararı
UCM’nin, Ukrayna’da işlenen suçlara ilişkin yürüttüğü soruşturma kapsamında Rusya Devlet Başkanı Putin hakkında 17 Mart 2023’te çıkardığı yakalama kararının bugüne kadar uygulanmaması dikkati çekiyor.
Putin, Mart 2023’den bu yana Kırgızistan, İran, Çin, Birleşik Arap Emirlikleri, ve Suudi Arabistan’a ziyaretler yaparken Putin’in Ağustos 2023’te Güney Afrika’da yapılan BRICS Liderler Zirvesi’ne bizzat gitmek yerine video konferans yoluyla katılması UCM’nin yakalama kararıyla ilişkilendiriliyor.
ABD başta olmak üzere Batılı devletlerin, Putin hakkındaki yakalama kararına verdiği desteğe karşın Netanyahu hakkındaki olası yakalama kararına şiddetle karşı çıkması, İsrail konusundaki çifte standart eleştirilerini tekrar gündeme getiriyor.
UCM’den Netanyahu’ya tutuklama kararı iddiası
İsrail Başbakanı Netanyahu ile ABD Başkanı Joe Biden arasında dün yapılan telefon görüşmesinde, UCM’nin Gazze Şeridi’ne yönelik saldırılar nedeniyle İsrailli yetkililer hakkında olası tutuklama kararının gündeme geldiği iddia edilmişti.
İsrail’in “Walla” internet sitesindeki haberde, İsrailli yetkililerin UCM’nin Netanyahu, Savunma Bakanı Yoav Gallant ve İsrail Genelkurmay Başkanı Herzi Halevi hakkında tutuklama emri çıkartmaya hazırlandığı konusunda son iki haftadır daha fazla endişe duymaya başladığı belirtilmişti.
Adı açıklanmayan İsrailli 2 yetkiliye dayandırılan haberde, Netanyahu’nun, UCM’nin olası tutuklama kararına ilişkin endişelerini Biden’e ilettiği kaydedilmişti.
Görüşmede, Netanyahu’nun Biden’dan UCM’nin olası tutuklama kararını engellemek için yardım istediği aktarılmıştı.
]]>(ANKARA) – 10 Ekim Ankara Katliamı Davası’nın 24’üncü duruşmasında esas hakkında mütalaa verildi. Dava dosyasına insanlığa karşı suçtan uzman raporu da girdi. Savcılık esas hakkındaki mütalaasında sanık Erman Ekici “insanlığa karşı suç”tan ceza istemeyerek, anayasal düzenin ortadan kaldırmaktan ceza talep etti. Mağdurların avukatları tarafından ise 10 Ekim katliamında Gaziantep Emniyet Müdürlüğü’nün ihmali olduğu ve sanık Yakup Şahin hakkında verilen teknik takip kararının mahkemeden “kaçırıldığı” iddiasında bulunularak, “Gaziantep Emniyet Müdürlüğü, 10 Ekim Ankara Katliamı’nı izlemekle yetinmiştir. Gaziantep Emniyeti hakkında suç duyurusunda bulunulmasını talep ediyoruz” denildi. Avukat İlke Işık, dönemin Gaziantep Emniyet Müdürlüğü yetkilileri ve dönemin Gaziantep Valisi, şu anda İçişleri Bakanı olan Ali Yerlikaya hakkında suç duyurusunda bulunduklarını açıkladı.
Ankara Tren Garı’nda 10 Ekim 2015’te IŞİD’in canlı bombalarıyla 104 kişinin katledilmesine ilişkin davanın 24’üncü duruşması Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülüyor.
Duruşmayı İnsan Hakları Derneği Ankara Şubesi, Emek Partisi (EMEP), CHP Grup Başkanvekili Murat Emir, CHP Genel Başkan Yardımcısı Gökçe Gökçen ile milletvekilleri Ali Gökçek, Rıfat Nalbantoğlu, Aliye Timisi Ersever, Türkan Elçi, Nurhayat Altaca ve Ayça Taşkent, DEM Parti milletvekilleri Hüseyin Olan, Ferit Cihanyaşar, EMEP Milletvekili Sevda Karaca izledi. Duruşmada 10 Ekim Gar Katliamı’nda hayatını kaybedenlerin yakınlarının isimleri “katılan” olarak okunduktan sonra Mahkeme Başkanı, yakalama kararının firari sanıklar bulunamadığı için infaz edilemediğini bildirerek, avukatların taleplerine geçti.
Avukat Senem Doğanoğlu, “İnsanlığa karşı suç yönünden hukuki uzman mütalaasını sunma doğrultusunda Dr. Barış Işık’ın dinlenmesini talep ediyoruz” dedi. Mahkeme Başkanı, Dr. Barış Işık’ın mütalaasını dinlemeyi reddederek, 13 sayfalık raporun okunmasına karar verdi. Bunun üzerine Mahkeme Başkanı uzman raporunu okudu.
Avukat İlke Işık, dönemin Gaziantep Emniyet Müdürlüğü yetkilileri ve dönemin Gaziantep Valisi şimdinin İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya hakkında suç duyurusunda bulunduklarını açıkladı.
UZMAN RAPORU: “IŞİD ÜYELERİ KENDİNDEN OLMAYAN İNSANLARI KATLEDEREK İNSANLIĞA KARŞI SUÇ İŞLEMİŞLERDİR”
Söz konusu uzman raporunda, “Sivil nüfus saldırılarda asli hedeftir. Dava konusunda mağdurların savaşan statüsünde olmadığı açıktır. Sanıklar öldürme hedefini amaçlamış ve bunu gerçekleştirmiştir. Olayda sistematiklik unsurunun gerçekleştiği kanaatindeyiz. Sivas Katliamı davasında da insanlığa karşı suç işlendiği gibi burada ayrıca farklı olarak burada sistematiklik unsuru da gerçekleşmiştir. IŞİD bu saldırıyı belirli bir düşünceye sahip olan insanlara karşı gerçekleştirmiştir. Kendinden olmayan insanları katlederek insanlığa karşı suç işlemişlerdir” tespiti yer aldı.
Duruşmada esas hakkındaki mütaalasını veren Cumhuriyet Savcısı, 11 kişi hakkında “öldürmeye teşebbüs” nedeniyle beraat istenildi. Erman Ekici hakkında ise 101 kez “kasten öldürmeden” mahkumiyet, 397 kez “öldürmeye teşebbüsten ve anayasal düzeni” ihlalden mahkumiyet istedi.
“BU DAVA BU İDDİANAME İŞE YÜRÜTÜLEMEZ”
“Mütalaadan önce bize gelen bilgiler hakkında söz verilmesini bekliyorduk” diyen avukat Erkan Ünüvar “Hala deliller toplanmadı. Yargılanmanın bu aşamasında esas hakkında mütalaa verilmesi uygun değil. Biz elimize yeni ulaşan belgeleri sunacağız. Savcılık ısrarda eski mütalaayı esas almış. 8 yıldır söylüyoruz, bu dava bu iddianame ile yürütülemez. Dosyaya yeni gelen bütün delilleri yok saymaktır bu. Siz de hüküm kuramazsınız bu doğrultuda. Kovuşturulmanın genişletilmesine yönelik talebimiz de var” dedi ve şunları söyledi:
“GAZİANTEP EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ’NE YÖNELİK İDDİLARA ARAŞTIRILMADI”
“Geçen celse sanıklardan Yakup Şahin hakkında bomba malzemesi temin etmesi hakkında Gaziantep Emniyet Müdürlüğü’nün görevini yapmamasına ilişkin bilgi sorulmasını istemiştik. Bunu reddetmiştiniz. 10 Ekim Ankara Katliamı’ndan önce Yakup Şahin bomba malzemesi aldı, Nizip Emniyeti bunu bildirdi Gaziantep Emniyeti’ne. 8 yıldır biz Yakup Şahin’in olaydan önce 2017’de duruşmaların başında Yakup Şahin ifadesinde ‘amonyum nitrat satın almak istediğimi ve satıcının şüphelenerek vermediğini’ ifade etti. Satıcının ihbarının bulunup bulunmadığının sorulmasını istedik o dönemde dikkate alınmadı bu talebimiz. Daha sonrasında 2018 yılında tutuklu sanıklar bakımından karar verildi, dosya istinaf aşamasına geçti. İstinaf aşamasındayken Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Terörle Suçlar Masası’na 9 klasörlük dosya bırakılmış ve bu dosya Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderiliyor. 30 Eylül tarihinde Yakup Şahin ve Hüseyin Tunç hakkında bir ihbar var. Nizip Emniyeti bu kişileri hemen buluyor ve Gaziantep Emniyeti’ne ‘bu kişinin örgüt bağlantılarını araştırın’ diye bir yazı yazıyor. Gaziantep Emniyet Müdürlüğü ise sonrasında 2 Ekim’de 5.10.2015 tarihinde Gaziantep Cumhuriyet Başsavcılığı üzerinden iletişime müdahale tedbir kararı talep ediyor, katliamdan 3 gün öncede Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi ise telefon dinleme kararı veriliyor. Gaziantep Emniyeti bunun dışında hiçbir şey yapmıyor.
“BU KATLİAMIN POLİS GÖZETİMİ ALTINDA YAPILDIĞI ANLAMINA GELİR”
Ama biz bu Yakup Şahin hakkındaki iletişime müdahale tedbir kararını bile bugüne kadar öğrenememiştik çünkü Gaziantep Emniyet Müdürlüğü bugüne kadar hiç bilgi vermemişti. Bunun anlamı şudur Yakup Şahin katliama giderken polisin teknik takibine alınmıştır. Bugüne kadar bu gerçek Emniyet tarafından, savcılık tarafından, siyasiler tarafından gizlenmiştir. Bu katliamın aslında polis gözetimi altında yapıldığı anlamına gelir. Bu gerçek o zaman ortaya konulsaydı devletin sorumluluğu da tartışılacaktı. Kamu görevlileri kendi görevlerini yapmadıkları halde üstüne delilleri karartarak ayrıca suç işlemişlerdir, görevlerini yapmadıklarının kamuoyunda tartışılmaması için görevinizi yapmadığınız için bir nevi bu katliam gerçekleşmiş oluyor. Burada yargılanan IŞİD’lilerin tek başına bu katliamı gerçekleştirmesi söz konusu değildir. Kamu görevlilerinin bilgisi dahilinde gerçekleşmiştir bu katliam. Katliam gerçekten adım adım izleniyor. Oysa Emniyet’in ya da devletin görevi katliamı önlemektir. Katliamı izleyip bu katliamı IŞİD’liler gerçekleştirdi demek değildir.
“GAZİANTEP EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ BU KATLİMI İZLEMEKLE YETİNMİŞTİR”
Bizim yeni delillere ulaşmamız sürekli engelleniyor çünkü bu gerçeklerin ortaya çıkması istenilmiyor. Şu aşamada ortaya çıkan gerçek çok açık. Gaziantep Emniyet Müdürlüğü, 10 Ekim Ankara Katliamı’nı izlemekle yetinmiştir. Emniyet Müdürlüğü bu katliamı izlemiştir. Gaziantep Emniyet Müdürlüğü’ndeki personeller hakkında suç duyurusunda bulunulmasını talep ediyorum. Dolayısıyla yeni bir delil ortaya çıkmış ve bunu değerlendirilmesi gerekir.
“ARTIK BİZİM TALEPLERİMİZİ REDDETMEYİN”
Başbakan başta olmak üzere dönemin yetkilileri art arda açıklama yaptılar kamu görevlilerinin sorumluluğu olmadığına dair. O dönem istihbarat zaafiyeti de tartışılıyordu. O dönem Ahmet Davutoğlu bazı açıklamalar yapmıştı. ‘Türkiye’de intihar eylemi yapabilecek kişilerin listesi var….’ Biz canlı bombaları biliyoruz ama müdahale etmiyoruz demek istiyordu. İşte bunun delilini bugün ortaya koyuyoruz. O dönemki tartışmalar göz önüne alındığında kastedilenin bu olduğunu düşünüyoruz. Dolayısıyla delilleri gizleme, karartma pratiği hala devam ediyor. Artık bizim taleplerimizi lütfen reddetmeyin. Her bir dayanağımızın dayanağı var.
“BELKİ DE BU DAVADA HİÇ İSMİ GEÇMEYEN VE KATLİAMDAN SORUMLU İNSANLAR VAR”
Katliamdan hemen sonra ön inceleme raporu düzenlenmişti. O müfettiş raporunda Yakup Şahin’in telefonlarının emniyet tarafından dinlendiğine dair yazışmalar var. İletişime Müdahale Tedbir kararlarını getirtmek istemiştik ancak mahkemeniz reddetmişti. Şimdi ortaya çıkmış oldu. Haziran 2022’de Gaziantep Emniyet Müdürlüğü, ‘Yakup Şahin hakkında herhangi bir iletişime müdahale tedbir kararı yoktur’ diyor. Yine Gaziantep Emniyet Müdürlüğü İçişleri Bakanlığı talep edince ‘evet vardır’ diyor. Mahkemenize verilmeyen bir evrak Emniyetin müfettişi isteyince veriliyor. Yani aynı kurum Gaziantep Emniyeti, mahkemenize yalan söylüyor ve mahkemenizi yanıltmaya çalışıyor. Gaziantep Emniyeti hakkında suç duyurusunda bulunulmasını talep ediyoruz. Katliamdan önce veya sonra polisin teknik takibe aldığı 3 kişinin isimlerini bilmiyoruz, 8 yıl geçti. Gaziantep İhbar Dosyası da geldiğine göre bu 3 kişinin isimlerini öğrenmek istiyoruz. Belki de bu davada hiç ismi geçmeyen ve katliamdan sorumlu olan insanlar vardır. Artık bu delilleri tartışmamız lazım. O yüzden Müfettiş Ön İnceleme Raporu’nda yer alan 3 kişinin isimlerinin bildirilmesi için Emniyet’e yazı yazılmasını istiyoruz.
“BURADAKİ AİLELERE 8 YIL SONRA BİR ADALET BORCUNUZ VAR”
İstihbarat raporlarının neler olduğu, o raporlarda neler yazdığı çok önemli. O dönem gerekli ihtiyaçlar doğrultusunda kamu görevlilerini işin içine sokulmadan esas alınan bir mütalaa bu dosyada esas alınamaz. Gerçeklere ulaşma yönünde bir yargılama yapmanızı bekliyorum. Buradaki ailelere 8 yıl sonra bir adalet borcunuz var. IŞİD’lileri ağır cezalara vererek bu dosyayı kapatırız diyemezsiniz. Tüm sanıklar hakkında düzenlenmiş tüm istihbarat raporlarının bu dosyaya gelmesi lazım. Devleti ve kamu görevlileri yargılamayalım diye bir şey söz konusu olamaz. Suçluysa onlar da yargılanmalı. Bu yüzden bu dosyaların dosyaya girmesini talep ediyoruz.”
]]>19. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki duruşmaya, tutuksuz sanık Can Paksoy ve tarafların avukatları ile maktulün ailesi katıldı.
Duruşmada savunma yapan Can Paksoy, suçsuz olduğunu iddia ederek, hakkındaki suçlamaları kabul etmedi.
Yargıtay’ın yerel mahkemenin verdiği iki beraat kararını görmezden geldiğini öne süren Paksoy, “Karşı tarafın acısını anlıyorum ama ben suçsuzum. 14 yıl üzerime yapıştırılmaya çalışılan bu lekeyle geçti. İş hayatımda, özel hayatımda herkes ‘Bu adam, bu suçu işledi mi?’ diyor.” dedi.
Paksoy, müştekilerin mahkemeyi ve kamuoyunu yanıltmaya yönelik algı oluşturmaya çalıştığını savunarak, “Ben hayatımın en güzel zamanlarını neden bu karalama ve linç kampanyasıyla geçiriyorum? Heyetiniz bütün delilleri topladı. ‘Kaçtı kaçtı.’ diye hakkımda tencere tava çalanlar görsünler, hiçbir yere kaçmadım, kaçmayacağım da. Elimde vizem, pasaportum varken bunu öğrendim, kaçmadım. Adaletin er ya da geç ortaya çıkacağını biliyorum.” diye konuştu.
Sanık Paksoy, mahkeme heyetinden hakkında üçüncü kez beraat kararı verilmesini ve yurt dışı çıkış yasağının kaldırılmasını talep etti.
Maktulün babası Ergun Erköseoğlu ise sanığın yargılama sürecinde mahkemeyi yanıltıcı ifadeler verdiğini, kızının katledildiğini söyledi.
Sanığın kendilerini başsağlığı dilemek amacıyla aramadığını anlatan Erköseoğlu, “Sanık hakkında dava açılmamış olsaydı zaten kaçacaktı. Bu oyunun içinde çok şey var.” ifadelerini kullandı.
Müşteki avukatı Rezan Epözdemir de Adli Tıp Kurumu (ATK) raporlarına göre, maktulün cinsel organında sanığa ait DNA tespit edildiğini, olay yerindeki camda maktule ait parmak izi bulunmadığını, olayın intihar olamayacağını kaydetti.
Sanığın çelişkili ifadelerde bulunduğuna dikkati çeken Epözdemir, sanığın hükümle birlikte tutuklanmasını talep etti.
Duruşmada esasa ilişkin görüşü sorulan cumhuriyet savcısı, sanık ve maktulün olay tarihinden önce sosyal medya platformunda arkadaş olduklarını, suç tarihinde ise bir gece kulübünde karşılaştıklarını belirtti.
Mütalaada, bu sırada aralarındaki sohbetin ilerlediği, sanık Paksoy’un Beyoğlu’nda bulunan evine gittiği, burada maktul ve sanık arasında cinsel yakınlaşma olduğu, sonrasında tartışmaya başladıkları belirtildi.
Tartışma sonrası sanık Paksoy’un sert bir cisimle maktulün başının arka tarafına vurduğu ya da maktulün de alkollü olmasının etkisiyle yere düşerek başını sert bir yere çarptığı ifade edilen mütalaada, sanığın maktulle aralarındaki cinsel ilişkiyi kamufle etmek amacıyla çamaşırlarını ters giydirdiği, tek başına giymesi zor olan elbisesini kollarını sokmadan maktule giydirdiği, maktulün intihar ettiği algısı oluşturarak kaldıkları odanın penceresinden aşağıya attığı kaydedildi.
Mütalaada, Paksoy’un “kasten öldürme” suçundan müebbet hapisle cezalandırılmasına, hükümle birlikte tutuklanmasına ve Yargıtay’ın bozma ilamına uyulmasına karar verilmesi talep edildi.
Son sözü sorulan Paksoy, “Ben suçsuzum, bu mesnetsiz dayanaksız saçma sapan iddiaları kabul etmiyorum. Hiçbiri gerçek değil benim kimseyi öldürmek için motivasyonum yok.” dedi.
Yurt dışına çıkış yasağı kaldırıldı
Davaya ilişkin kararını açıklayan mahkeme heyeti, Yargıtay’ın bozma ilamına karşı bir önceki verdiği beraat hükmünde direnilmesini kararlaştırdı.
Sanık Paksoy’un üzerine atılı “kasten öldürme” suçu işlediğine dair mahkumiyetine yeterli, her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil elde edilemediği gerekçesiyle beraatine hükmeden heyet, sanık hakkındaki “yurt dışına çıkış yasağı” yönündeki adli kontrol tedbirini de kaldırdı.
Duruşmanın ardından basın mensuplarına konuşan baba Erköseoğlu, 14 yıldır davada sonuç alamadıklarını belirterek, sanıkların yargılama aşamasında yalan beyanları olduğunu söyledi.
Erköseoğlu verilen karara ilişkin, “Bugün, katiller ellerini kollarını sallaya sallaya bu binadan dışarı çıktılar.” değerlendirmesini yaptı.
Ailenin avukatı Epözdemir, 14 yıldır hukuk mücadelesi verdiklerini, Türk hukuk tarihinin belki en uzun süren kadın cinayeti dosyasında üçüncü defa verilen beraat kararını yine kendilerinin temyiz edeceğini bildirdi.
Yargıtay ile ilk derece mahkemesi arasında çekişme olduğunu iddia eden Epözdemir, “Zannediyorum başsavcılık da bu karara itiraz edecek. Çünkü onlar da ‘mahkumiyet’ dediler, ‘Kasten öldürme var, tutuklansın.’ dediler. Başsavcılıkla birlikte biz bu karara itiraz edeceğiz.” ifadelerini kullandı.
Davanın geçmişi
Nazlı Sinem Erköseoğlu’nun 26 Eylül 2010’da Beyoğlu Gümüşsuyu İnönü Caddesi’ndeki Mithatpaşa Apartmanı’nın havalandırma boşluğunda ölü bulunmasına ilişkin hazırlanan iddianamede, Mahmut Emre ve Can Paksoy kardeşlerin “kasten öldürme” suçundan müebbet hapis cezasına çarptırılmaları istenmişti.
İstanbul 19. Ağır Ceza Mahkemesi, 4 Aralık 2014’te, Paksoy kardeşler hakkında, Erköseoğlu’nu “kasten öldürme” veya “tedbirsizlik, dikkatsizlik neticesinde ölümüne sebebiyet verme” suçlarından “şüpheden uzak yeterli delil elde edilemediğinden” beraat kararı vermişti.
Karar, müdahil Ergun Erköseoğlu ve avukatlarınca, “usul ve yasaya aykırı olduğu” gerekçesiyle temyiz edilmişti.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, temyiz incelemesi yapan Yargıtay 1. Ceza Dairesi’ne 25 Ocak 2018’te yazdığı ek tebliğnamede, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının müdahillik haklarından yararlandırılmadan hüküm kurulduğu gerekçesiyle kararın usulen bozulması gerektiği görüşünü bildirmişti.
Yargıtay dosyayı esastan bozdu
Ek tebliğnamede, “Evdeki sabit telefonun, olay gecesine ilişkin kayıtlarının getirtilerek kimlerle konuşma yapıldığının mahkemece araştırılmadığı, kafa arkasındaki yaraların maktuldeki diğer yaralarla aynı zaman diliminde veya ne kadar önce oluştuğu hususunda Adli Tıp Kurumu Genel Kurulundan rapor alınıp sanıkların hukuki durumunun değerlendirilmediği, maktulün arka kısmı uzun fermuarlı olan elbisesinin fermuarını tek başına kapatıp kapatmayacağının araştırılması gerektiğinin düşünülmediği, yerel mahkemenin verdiği beraat hükmünün yasaya aykırı bulunduğu ve kararın bozulması gerektiği” ifadeleri de yer almıştı.
Temyiz talepleri ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tebliğnamesini değerlendiren Yargıtay 1. Ceza Dairesi de 23 Mayıs 2018’de yazdığı kararla Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının bu suçun “zarar göreni” olduğunu belirterek, müdahillik haklarından yararlandırılmadığını bildirmiş ve yerel mahkeme kararını usulden bozmuştu.
Yargıtay tarafından usulen bozmanın ardından dava dosyası yeniden görülmek üzere İstanbul 19. Ağır Ceza Mahkemesi’ne gelmişti.
Yargıtay’ın bozmasının ardından sanıkların yeniden yargılandıkları davada iki kardeşin de beraatlerine hükmedilmişti.
İkinci kez verilen beraat kararının ardından yeniden temyiz edilen kararda Yargıtay, Can Paksoy hakkında verilen beraat kararının bozulmasını isteyerek, “kasten öldürme” suçundan cezalandırılması gerektiğini kaydetmişti.
Yurt dışına çıkış yasağı kondu
İstanbul 19. Ağır Ceza Mahkemesine ailenin avukatı tarafından sunulan dilekçede, mahkemenin hazırladığı tensip zaptında müebbet hapis cezası istemiyle yeniden yargılanacak sanık Can Paksoy hakkında tutuklama veya yurt dışı çıkış yasağı konmadığı belirtilmişti.
Sanığın duruşmanın yeniden yapılacağı 31 Ocak 2024’e kadar kaçma şüphesi olduğu ifade edilen dilekçede, duruşma günü beklenmeksizin sanığın tutuklanması veya yurt dışı çıkış yasağı konması talep edilmişti.
Mahkeme, bu talebin duruşmada değerlendirilmesine yönelik karar verip bunu reddetmişti.
Müşteki Erköseoğlu’nun avukatı Epözdemir de karara itiraz edip, Paksoy hakkında tutuklamaya yönelik yakalama kararı verilmesi veya yurt dışına çıkış yasağı konulmasını istemişti.
İtirazı değerlendiren İstanbul 20. Ağır Ceza Mahkemesi, sanık hakkında yurt dışına çıkış yasağı yönünde adli kontrol tedbiri uygulanmasına karar vermişti.
]]>İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının yürüttüğü soruşturma kapsamında savcılığın mahkemeye gönderdiği sevk yazısında, soruşturma ve zanlılarla ilgili detaylar yer aldı.
Yazıda, İsrail istihbarat mensubu “Victoria” kod adlı ajanın kendisini “Global Investigative Services” isimli şirket çalışanı olarak tanıttığı, Slovakya ve Güney Afrika operatörleri üzerinden dosya şüphelisi özel dedektif Hamza Turhan A. ile 2019’da ilk teması sağladığı ve 9 farklı numara üzerinden iletişim kurduğu belirtildi.
“Victoria” kod adlı kişinin ilk görüşmede Hamza Turhan A’dan, dedektif olarak sağladıkları hizmetlerin neler olduğunu, Türkiye’de bulunan kişiler hakkında herhangi bir araştırma yapıp yapmadığını, yapıyorsa ne tarz bilgiler elde edebildiğini öğrenmek istediğini beyan ettiği anlatılan yazıda, Hamza Turhan A’nın ise hedef kişilerin ev, iş adreslerini, telefon numarasını, kimlik ve pasaport numarasını, Türkiye’ye giriş-çıkış bilgilerini temin edebileceğini belirttiği aktarıldı.
Yazıda, “Victoria”nın Mayıs 2019’da Hamza Turhan A’dan elde ettiği bilgileri mail yoluyla raporlayarak göndermesini istediği, ödemelerin ilk etapta banka üzerinden gerçekleştirildiği, Hamza Turhan A’nın banka hesabına İsrail İstihbarat Servisi tarafından kullanılan “Emıl Slalov” isimli kişiye ait İsviçre’deki banka hesabından 1484 avro ödeme yapıldığı kaydedildi.
Şüpheli Hamza Turhan A’nın İsrail istihbarat mensubuyla görüşmek amacıyla Temmuz 2019’da Belgrad’a gittiği, seyahat ve konaklama gibi harcamaları için şüpheliye “Kryptomagnetic Venture Traders” isimli şirketin Kenya’daki banka hesabından 1030 avro ödeme yapıldığı belirtilen yazıda, şüphelinin ödemelerin devamını kripto para cinsinden aldığı anlatıldı.
Yazıda, şüpheli Hamza Turhan A’nın Ocak 2020’de “Victoria” ile görüşmek amacıyla plan yaptığı ancak Kovid-19 salgını nedeniyle görüşemediği, sürecin devamında ajanın sağlık sorunlarını bahane ederek Eylül 2020’de şüpheliyi “Robert” ve “Andrea” isimli MOSSAD ajanlarıyla tanıştırdığı aktarılırken, şüphelinin bu ajanlarla eş zamanlı görüştüğü, “Victoria”nın ilk etapta şüphelinin imkan ve kabiliyetini test etmek amacıyla deneme görevleri verdiği belirtildi.
Ajan “Victoria”nın “Andrea” ve “Robert” aracılığıyla şüpheliyi İsrail’in dış politikasına ve ulusal çıkarlarına tehdit olarak algıladığı kişiler ile şirketler hakkında araştırma yapması doğrultusunda talimatlandırdığı aktarılan yazıda, şüphelinin yine bu ajan tarafından “Marc” kod adlı başka bir ajana Temmuz 2022’de devredildiği anlatıldı.
Yazıda, ajan “Marc”ın şüpheliyi Dubai, Irak/Kerbela ve Güney Afrika’da bağlantı bulmaya yönlendirdiği ve buradaki kişiler hakkında bilgi-belge talep ettiği anlatılırken, şüpheliye bu işler karşılığında ödemeyi kripto para cinsinden yaptığı kaydedildi.
Sahte hesapla taciz nitelikli mesaj
Şüpheli Hamza Turhan A’nın, 6’sı dosyanın şüphelisi 7 kişiden MOSSAD’ın taleplerini karşılamak amacıyla bilgi ve doküman temin ettiği, Tunus uyruklu Hamza K’ye yönelik tehdit eyleminde ise şüpheli Funda K’yi kullandığı belirtilen yazıda, bu kapsamda Hamza K. adına sahte Instagram hesabı açtığı, bu hesaptan Funda K’ye taciz nitelikli mesajlar gönderdiği, Funda K’yi Hamza K. hakkında şikayetçi olması için ikna ettiği, 15 Haziran 2021’de Güngören Polis Merkezi Amirliği’nde konuyla ilgili tutanak tutulduğu aktarıldı.
Yazıda şüpheli Hamza Turhan A’nın olay sırasında Hamza K’yi tehdit etmesi ve bunu görüntülü kayda alarak ajan “Victoria”ya göndermesi üzerine soruşturma işlemlerine başlandığı anlatıldı.
Hamza Turhan A’nın 63 aktif, 35 kapatılmış banka hesabı olduğu belirlendi
Şüpheli Hamza Turhan A. hakkında detaylı tespitlere yer verilen yazıda, şüphelinin yurt dışı seyahatlerinde genellikle MOSSAD ajanlarıyla görüştüğünün tespit edildiği, MASAK araştırma ve tespit raporuna göre ise 63’ü aktif 35’i kapatılmış toplam 98 banka hesabının bulunduğu kaydedildi.
Hamza Turhan A’nın çok sayıda banka hesabıyla ajanlık faaliyetleri kapsamında elde ettiği menfaatleri gizlemeyi amaçladığı aktarılan yazıda, dosya şüphelileri ile aralarındaki para transferlerinin casusluk faaliyeti kapsamında olduğunun değerlendirildiği anlatıldı.
Şüpheliden ele geçirilen dijital materyallerde çok sayıda el yazısı not kağıdı ve doküman tespit edildiği, cep telefonuyla MOSSAD tarafından kullanıldığı belirlenen yurt dışı numaralarıyla çok sayıda görüşme yaptığının belirlendiği, “belgeler” kısmında ise Atatürk Havalimanı Millet Bahçesi’ndeki mitinge ilişkin emniyet tedbirleri kapsamında hazırlanmış kroki bilgisinin yer aldığı, bu bilginin de illegal yollarla temin edildiği kaydedildi.
Yazıda, Hamza Turhan A’nın telefonunda Suriyeli bir kişiye ait pasaport bilgilerinin yer aldığı, fotoğraflar bölümünde İsrail Başkonsolosluğu önünde gerçekleştirilen eyleme ait görüntülerin bulunduğu, bu görüntülerin de İsrail istihbarat servisiyle paylaşıldığının değerlendirildiği anlatıldı.
Şüpheli Hamza Turhan A’nın “Victoria Z”, “Andrea Tours” ve “Demet Kes” isimli kullanıcılarla casusluk faaliyetleri kapsamında sohbet kayıtları bulunduğuna, bu kişilerin de MOSSAD’a çalıştığının tespit edildiğine vurgu yapılan yazıda, şüphelinin konuşmalarında ise bilgi toplama, fotoğraflama ve koordinat bilgilerinin yer aldığı, bu konuşma içeriklerinden de şüphelinin eylemleri karşılığında menfaat temin ettiğinin belirlendiği aktarıldı.
Şüpheli Hamza Turhan A, hakkındaki tespitleri doğruladı
Yazıda, şüpheliden ele geçirilen sim kartta 14 kişinin kayıtlı olduğu, kartın gizliliğe riayet edilmek üzere kullanıldığı ve diğer şüpheliler Mehmet Y, Özkan Ş, Ercan K, Hakan K, Ömer Burak G. ve İsmail K ile çok sayıda ortak baz bilgisinin tespit edildiği, Hamza Turhan A’nın da bunu doğrulayarak kabul ettiği belirtildi.
Şüphelinin alınan ifadesinde de birçok konuyu doğruladığına, özellikle dosyanın diğer şüphelileri ve “Victoria” ile “Robert” isimli ajanlarla birlikte hareket ederek casusluk faaliyetlerini gerçekleştirdiğine işaret edilen yazıda, şüphelinin üzerine atılı “devletin gizli kalması gereken bilgilerini siyasal veya askeri casusluk amacıyla temin etme” suçunun vasfı dikkate alındığında kaçma ve delil karartma şüphesi bulunduğu ifade edildi.
Yazıda, şüpheli Funda K’nin satış elemanı olarak sigorta kaydı olduğu, Hamza Turhan A. ile gönül ilişkisi bulunduğu ve birlikte hareket ederek casusluk faaliyeti gerçekleştirdiği, özellikle İran uyruklu kişilerin takip edildiği illerde Hamza Turhan A. ile aile görüntüsü vererek dikkat çekmemeye çalıştıkları aktarıldı.
Şüpheli Mehmet Y’nin ise İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığında memur olarak görev yaptığı, özellikle şirket bazında bazı bilgilere kolay erişiminin bulunduğu bildirilen yazıda, memur olan şüphelinin 24 aktif, 12 de kapatılmış banka hesabı bulunmasının olağan akışa aykırı olduğu tespitine yer verildi.
Yazıda, Mehmet Y’nin hesabına Hamza Turhan A’dan farklı tarihlerde toplam 59 bin 501 lira para transferi gerçekleştirildiği aktarıldı.
Polislikten ihraç edilen şüpheli de casusluk yaptığını kabul etti
Meslekten ihraç edilen eski polis memuru şüpheli Özkan Ş. hakkında birçok suçtan adli kayıt bulunduğu, 35’i aktif 70 banka hesabı tespit edildiği, diğer şüphelilerle çok sayıda para transferine rastlandığı bildirilen yazıda, “Şüphelinin swift alma bilgilerine bakıldığında, hesabına 74.047,15 değerinde dolar ve avro girişi olduğu, telefonunda yapılan incelemede Mustafa Modoğlu başlıklı not dökümüne rastlandığı, dökümde ‘TC’si bulunup oteline de bakılacak.’ şeklinde içeriğin yer aldığı, dolayısıyla bunun casusluk faaliyeti kapsamında bir not olduğu” bilgisi yer aldı.
Yazıda, şüphelinin ifadesinde Hamza Turhan A. ile takip ve bilgi toplama eylemlerini kabul ettiği, otel kayıtlarının da bu eylemler sırasında gerçekleştirildiği, takip sürecinde şüpheli Ercan K’nin de kendilerine katıldığını söylediği aktarıldı.
Şüpheli Ömer Burak G’nin polis memuruyken istifa ettiği, birçok suçtan kaydı bulunduğu, çok sayıda kamu görevlisiyle para transferlerinin tespit edildiği, bu transferlerin de İsrail istihbarat servisi tarafından talep edilen veya Hamza Turhan A. tarafından iletilen bilgilerin temin edilmesi sebebiyle gerçekleştiğinin değerlendirildiği anlatıldı.
Yazıda, şüpheliye ait hesaplar arasındaki transferlerde 2023’te 279 milyon 64 bin 194 lira para girişi olduğu ve 9 milyon 685 bin 174 dolar para transferi gerçekleştiğine vurgu yapılarak, söz konusu rakamların hayatın olağan akışına aykırı olduğu kaydedildi.
]]>Vali Kızılkaya başkanlığında gerçekleştirilen toplantıda, ilin genel durumu ve son bir ayda yapılan çalışmalar hakkında bilgi verildi. Terörle mücadele, asayiş operasyonları ve gümrük kaçağıyla mücadele konularında yapılan çalışmalar paylaşıldı. Vali Kızılkaya, valiliğin resmi sosyal medya hesabından canlı yayınlanan toplantıda, ilin genel durumu ve son bir ayda yapılan çalışmalar hakkında bilgi verdi. Vali Kızılkaya, halkın huzurunu kaçıran başta terör örgütleri olmak üzere, suç örgütlerine, zehir tacirlerine nefes aldırmayacaklarını belirterek, 31 Mart’ta gerçekleştirilecek mahalli idareler genel seçimlerinde vatandaşların huzur ve güven içinde hiçbir baskı ve yönlendirmeye maruz kalmadan kendi özgür iradesiyle oy kullanmalarının tesisi için her türlü güvenlik tedbirini aldıklarını aktardı.
Seçimlerin kente yakışır bir olgunlukta, huzur ve güven ikliminde geçmesini dileyen Kızılkaya, “Şubat ayı içerisinde terörle mücadele şube müdürlüğü ekiplerince 13 operasyon gerçekleştirilmiş, el yapımı patlayıcı düzeneği, antitank roket mühimmatına tuzaklanmış şekilde bulunarak imha edilmiştir. Sosyal medyada terör örgütü propagandası yaptığı tespit edilen 5 kişi yakalanmış, yurt dışında bulunduğu tespit edilen 1 şahıs hakkında aranıyor kaydı çıkarılmıştır. PKK/KCK ve FETÖ terör örgütlerine üye olma ve terör örgütü propagandası yapma suçlarından aranan 4 kişi yakalanmış, 1 kişi tutuklanmış, 1 kişi hakkında adli kontrol tedbiri uygulanmıştır. Narkotik suçlarla mücadele şube müdürlüklerince yapılan çalışmalarda 7 kilo 417 gram esrar ile bir miktar metamfetamin, kenevir tohumu, 22 uyuşturucu nitelikte hap ve 17 uyuşturucu kullanma aparatı ele geçirildi, 35 şüpheli hakkında işlem yapıldı” dedi.
Asayiş operasyonlarına ilişkin çalışmalara da değinen Kızılkaya, 33 kişi hakkında adli işlem yapıldığını belirtti. Vali Kızılkaya, “Gümrük kaçağı 8 bin 975 paket sigara, 14 bin dolu makaron, 34 cep telefonu, kopya düzeneği olarak kullanılan ses ve görüntü kayıt cihazı, 5 ruhsatsız tabanca ve şarjörü, Kalaşnikof tüfek, 130 Kalaşnikof fişeği, 50 tabanca fişeği, 2 dedektör, 6 kazı malzemesi ele geçirilmiştir. Aranan şahısların yakalanmasına yönelik operasyonlarda yıl içerisinde yakalanan 217 şüphelinin 69’u tutuklandı. Geçmiş yıllarda meydana gelen faili meçhul olayların aydınlatılmasına yönelik yılın ilk 2 ayında yapılan çalışmalarda 16 faili meçhul olay aydınlatılmıştır. Siber suçlarla mücadele şube müdürlüğü ekiplerince yapılan çalışmalarda da terör örgütü propagandası yapan 111 kişi hakkında adli işlem başlatıldı. Yasa dışı 367 sitenin kapatılma işlemi yapıldı. Meydana gelen 42 siber olayından 31’i aydınlatıldı. Ülkeye yasa dışı yollarla giren 1 organizatör 21 göçmen yakalandı” ifadelerini kullandı.
İl Emniyet Müdürlüğü ve İl Jandarma Komutanlığı ekiplerince 1-29 Şubat’ta il merkezi ve ilçelerde gerçekleşen 239 olayın 168’inin aydınlatıldığını aktaran Kızılkaya, 5 hırsızlık olayına ilişkin 7 şüphelinin yakalandığını bildirdi.
Aranan şahıslara yönelik yapılan çalışmalarda 142 kişinin yakalandığını, 54 kişinin tutuklandığını aktaran Vali Kızılkaya, 33 bin 360 aracın denetlendiğini, 12 sürücü belgesinin geri alındığını, 57 aracın trafikten men edildiğini, trafik kurallarını ihlal eden bin 408 sürücüye ceza uygulandığını belirtti.
Toplantıya, 3. Komando Tugay Komutanı Tuğgeneral Gaffar Gören, Siirt Cumhuriyet Başsavcısı Tuğan Sarıca, Vali Yardımcısı Abdulhamit Mutlu, İl Emniyet Müdürü Necmettin Öztürk, İl Jandarma Komutanı Tuğgeneral Emrullah Büyük, kaymakamlar ve güvenlik birimlerinin yetkilileri katıldı. – SİİRT
]]>Valilikten yapılan açıklamaya göre, Vali Kemal Kızılkaya başkanlığında Siirt Güvenlik ve Acil Durumlar Koordinasyon Merkezi’nde güvenlik ve asayiş toplantısı gerçekleştirildi.
Kızılkaya, Valiliğin resmi sosyal medya hesabından canlı yayınlanan toplantıda, ilin genel durumu ve son bir ayda yapılan çalışmalar hakkında bilgi verdi.
Açıklamada görüşlerine yer verilen Kızılkaya, halkın huzurunu kaçıran başta terör örgütleri olmak üzere, suç örgütlerine, zehir tacirlerine nefes aldırmayacaklarını belirterek, 31 Mart’ta gerçekleştirilecek Mahalli İdareler Genel Seçimleri’nde vatandaşların huzur ve güven içinde hiçbir baskı ve yönlendirmeye maruz kalmadan kendi özgür iradesiyle oy kullanmalarının tesisi için her türlü güvenlik tedbirini aldıklarını aktardı.
Seçimlerin kente yakışır bir olgunlukta, huzur ve güven ikliminde geçmesini dileyen Kızılkaya, şunları kaydetti:
“Şubat ayı içerisinde Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü ekiplerince 13 operasyon gerçekleştirilmiş, el yapımı patlayıcı düzeneği, antitank roket mühimmatına tuzaklanmış şekilde bulunarak imha edilmiştir. Sosyal medyada terör örgütü propagandası yaptığı tespit edilen 5 kişi yakalanmış, yurt dışında bulunduğu tespit edilen 1 şahıs hakkında aranıyor kaydı çıkarılmıştır. PKK/KCK ve FETÖ terör örgütlerine üye olma ve terör örgütü propagandası yapma suçlarından aranan 4 kişi yakalanmış, 1 kişi tutuklanmış, 1 kişi hakkında adli kontrol tedbiri uygulanmıştır. Narkotik Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüklerince yapılan çalışmalarda 7 kilo 417 gram esrar ile bir miktar metamfetamin, kenevir tohumu, 22 uyuşturucu nitelikte hap ve 17 uyuşturucu kullanma aparatı ele geçirildi, 35 şüpheli hakkında işlem yapıldı.”
Asayiş operasyonlarına ilişkin çalışmalara da değinen Kızılkaya, 33 kişi hakkında adli işlem yapıldığını belirtti.
Kızılkaya, “Gümrük kaçağı 8 bin 975 paket sigara, 14 bin dolu makaron, 34 cep telefonu, kopya düzeneği olarak kullanılan ses ve görüntü kayıt cihazı, 5 ruhsatsız tabanca ve şarjörü, kaleşnikof tüfek, 130 kaleşnikof fişeği, 50 tabanca fişeği, 2 dedektör, 6 kazı malzemesi ele geçirilmiştir. Aranan şahısların yakalanmasına yönelik operasyonlarda yıl içerisinde yakalanan 217 şüphelinin 69’u tutuklandı. Geçmiş yıllarda meydana gelen faili meçhul olayların aydınlatılmasına yönelik yılın ilk 2 ayında yapılan çalışmalarda 16 faili meçhul olay aydınlatılmıştır. Siber Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekiplerince yapılan çalışmalarda da terör örgütü propagandası yapan 111 kişi hakkında adli işlem başlatıldı. Yasa dışı 367 sitenin kapatılma işlemi yapıldı. Meydana gelen 42 siber olayından 31’i aydınlatıldı. Ülkeye yasa dışı yollarla giren 1 organizatör 21 göçmen yakalandı.” ifadelerini kullandı.
İl Emniyet Müdürlüğü ve İl Jandarma Komutanlığı ekiplerince 1-29 Şubat’ta il merkezi ve ilçelerde gerçekleşen 239 olayın 168’inin aydınlatıldığını aktaran Kızılkaya, 5 hırsızlık olayına ilişkin 7 şüphelinin yakalandığını bildirdi.
Kızılkaya, aranan şahıslara yönelik yapılan çalışmalarda 142 kişinin yakalandığını, 54 kişinin tutuklandığını aktaran Kızılkaya, 33 bin 360 aracın denetlendiğini, 12 sürücü belgesinin geri alındığını, 57 aracın trafikten men edildiğini, trafik kurallarını ihlal eden 1408 sürücüye ceza uygulandığını belirtti.
Toplantıya, 3. Komando Tugay Komutanı Tuğgeneral Gaffar Gören, Siirt Cumhuriyet Başsavcısı Tuğan Sarıca, Vali Yardımcısı Abdulhamit Mutlu, İl Emniyet Müdürü Necmettin Öztürk, İl Jandarma Komutanı Tuğgeneral Emrullah Büyük, kaymakamlar ve güvenlik birimlerinin yetkilileri katıldı.
]]>Tepebaşı ilçesi Şirintepe Mahallesi Yeşilkayalar Sokak’ta 17 Aralık 2022 tarihinde meydana gelen olayda, 21 yaşındaki Ayşenur Çolakoğlu ile 4 ay önce ayrıldığı eski sevgilisi Hasan F. arasında tartışma çıktı. Çıkan tartışma sonucunda Hasan F., eski kız arkadaşı Ayşenur Çolakoğlu’nu başına ve göğsüne ateş ederek 4 yerinden vurdu. Ağır yaralanan Ayşenur Çolakoğlu, kaldırıldığı Yunus Emre Devlet Hastanesi’nde yapılan tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadı. Olayın ardından gözaltına alınan Hasan F. ve arkadaşı Muhammet Ali F., emniyetteki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edildi. Katil zanlısı Hasan F. tutuklanarak cezaevine gönderilirken, Muhammet Ali F. adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.
Eskişehir 3’ncü Ağır Ceza Mahkemesinde görülen davanın karar celsesine tutuklu sanık Hasan F. SEGBİS ile katıldı. Tutuksuz sanık Muhammet Ali F. ise duruşmaya katılmadı. Duruşmada Ayşenur Çolakoğlu’nun babası Mesut Çolakoğlu ve taraf avukatları da yer aldı.
“Olay kazayla meydana geldi”
Hakkında tasarlayarak kadına karşı kasten öldürme suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ve ruhsatsız tabanca taşımak ve kullanmak suçundan 3 yıla kadar hapis cezası talep edilen tutuklu sanık Hasan F., karar önce son ifadesinde öldürme kastıyla hareket etmediğini belirterek “Ben kasten hareket etmedim, silah bana ait ve ruhsatı yok. Olay kazayla meydana geldi. Bu olay sebebiyle ailesinden özür diliyorum” dedi.
İyi hal indirimi uygulandı
Mahkeme heyeti, son sözlerinin ardından sanık Hasan F.’ye ‘Kadına karşı nitelikli kasten öldürme’ suçundan ilk olarak ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verdi. Sanık hakkında iyi hal indirimi uygulayan heyet, cezayı müebbet hapis cezasına indirdi. Ayrıca Hasan F. hakkında, ruhsatsız tabanca nedeniyle 10 ay hapis ve 500 lira adli para cezasına karar verildi. Hakkında cinayete yardım ettiği suçlamasıyla 20 yıla kadar hapis cezası istenen Muhammet Ali F. ise suçun yasal unsurlarının oluşmadığı gerekçesiyle beraat etti.
Mahkeme heyetinin iyi hal indirimlerini uygulamasına tepki gösteren baba Mesut Çolakoğlu, adliye çıkışında yaptığı açıklamada, “62’nci maddeden iyi hal indirimiyle müebbet aldı. Biz ağırlaştırılmış müebbet istiyorduk. Çünkü kızımı canice katlettiler, 4 kurşunun 4’ü de ölümcül. Yakından göğsünün üst kısmına ateş ediyor. Barbarca öldürüyor resmen. İndirim alamaz çünkü her şey ortada. Delillerin hepsi ortadayken neden böyle oldu bilmiyorum. Beklemiyorduk böyle bir şey. Benim kızım tamamen masum” dedi.
“Verilen kararlar hakkında yasal yollara başvuracağız”
Ayşenur Çolakoğlu’nun ailesinin avukat Sermin Ertem ise mahkeme kararına itiraz edeceklerini belirterek şu ifadeleri kullandı:
“Yapılan yargılama neticesinde sanık Hasan’ın ‘Kadına karşı kasten öldürme’ suçundan müebbet hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildi. Takdiri indirim var denilerek uygulandı. Biz takdiri indirim maddelerinin uygulanmasını beklemiyorduk. Diğer sanık Muhammed’in ise yardım etme suçundan beraatına karar verildi. Biz verilen kararlar hakkında yasal yollara başvuracağız.” – ESKİŞEHİR
]]>İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 20. Ceza Dairesi, Anadolu 2. Ağır Ceza Mahkemesince tutuklu sanık Kadir İstekli’ye “birden fazla kez çocuğun nitelikli cinsel istismarı” suçundan verilen 30 yıl, aynı suçlardan baba Yusuf Ziya Gümüşel’e 20 yıl, anne Fatıma Gümüşel’e 16 yıl 8 ay hapis cezası kararına yönelik temyiz incelemesini tamamladı.
Daire kararında, Kadir İstekli’nin 2004-2013’te çocuğun nitelikli cinsel istismarı, 2020’de ise eşe karşı nitelikli cinsel saldırı suçlarından 2 ayrı ceza verilmesi gerekirken, tek bir suçtan cezalandırma yapıldığı değerlendirildi.
Müşteki H.K.G’nin annesi Fatıma Gümüşel ve babası Yusuf Ziya Gümüşel hakkında verilen hapis cezalarında ise anne ve baba olmaları nedeniyle yasa gereğince artırım yapılması gerektiği kaydedildi.
Bölge Adliye Mahkemesi 20. Ceza Dairesi, dosyanın usul ve esas yönünden bozulmasına karar vererek dosyayı yerel mahkemeye iade etti.
Bozma kararının ardından sanıklar Anadolu 2. Ağır Ceza Mahkemesinde yeniden yargılanacak.
Ne olmuştu?
İstanbul’da küçük yaşta kız çocuğuna cinsel istismarda bulunulduğu iddiası üzerine Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığınca soruşturma başlatılmıştı.
Hazırlanan iddianamede, müştekinin 14 yaşındayken hastaneye gittiğinde polislerin haber vermesi üzerine soruşturma başlatıldığı, savcılığın kemik testi istemesi üzerine müşteki yerine başka bir kızın kemik testine girdiği ve soruşturmanın bunun üzerine kapandığı aktarılmıştı.
Soruşturma sonucunda hazırlanan ve Anadolu 2. Ağır Ceza Mahkemesince kabul edilen iddianamede, sanık Kadir İstekli’nin “nitelikli cinsel saldırı” ve “çocuğun nitelikli cinsel istismarı” suçlarından 30 yıldan az olmamak üzere, diğer sanıklar Yusuf Ziya Gümüşel ve Fatıma Gümüşel’in de “çocuğun nitelikli cinsel istismarına iştirak” suçundan 18 yıldan az olmamak üzere hapisle cezalandırılması istenmişti.
Adalet Bakanı Bekir Bozdağ ise Hakimler ve Savcılar Kurulu (HSK) Başkanı sıfatıyla 6 yaşındaki kız çocuğunun cinsel istismarına yönelik iddialarla ilgili 2012’de hukuka aykırı olarak kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verdiği iddia edilen cumhuriyet savcısı hakkında HSK’ye inceleme izni vermişti.
Bunun üzerine savcı hakkında HSK Birinci Dairesince inceleme başlatılmış ve müfettiş görevlendirilmişti.
Anadolu 2. Ağır Ceza Mahkemesi, 22 Mayıs 2023 olarak belirlenen duruşma tarihinin Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının talebi üzerine 30 Ocak 2023’te yapılmasına karar vermişti.
İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığının, müşteki Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ile müşteki H.K.G’nin avukatlarının sanıklarla ilgili tutuklama taleplerinin değerlendirilmesinin ardından mahkeme tarafından Kadir İstekli (47) ile Yusuf Ziya Gümüşel (59) hakkında yakalama emri çıkarılmıştı.
Bunun üzerine gözaltına alınan sanıklar, haklarındaki tutuklama kararlarının yüzlerine okunmasının ardından cezaevine gönderilmişti.
Mahkeme heyeti, tutuklu sanık Kadir İstekli’ye “birden fazla kez çocuğun nitelikli cinsel istismarı” suçundan 30 yıl, baba Yusuf Ziya Gümüşel’e ise aynı suçtan 20 yıl hapis cezası verilmişti.
Heyet, müşteki H.K.G’nin annesi Fatıma Gümüşel hakkında ise aynı suçtan 16 yıl 8 ay hapis cezasına hükmetmişti.
]]>Katil zanlısına ağırlaştırılmış müebbet, arkadaşına 20 yıla kadar hapis talep edildi
ESKİŞEHİR – Eskişehir’de 4 ay önce ayrıldığı eski sevgilisi Ayşenur Çolakoğlu’nu silahla vurarak öldüren şahsın yargılandığı davada mütalaa açıklandı. Mütalaada katil zanlısı hakkında ağırlaştırılmış müebbet, arkadaşı hakkında ise 20 yıla kadar hapis talep edildi.
Tepebaşı İlçesi Şirintepe Mahallesi Yeşilkayalar Sokak’ta 17 Aralık 2022 tarihinde meydana gelen olayda, 21 yaşındaki Ayşenur Çolakoğlu ile 4 ay önce ayrıldığı eski sevgilisi Hasan F. arasında tartışma çıktı. Çıkan tartışma sonucunda Hasan F., eski kız arkadaşı Ayşenur Çolakoğlu’nu başına ve göğsüne ateş ederek 4 yerinden vurdu. Ağır yaralanan Ayşenur Çolakoğlu, kaldırıldığı Yunus Emre Devlet Hastanesi’nde yapılan tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadı. Olayın ardından gözaltına alınan Hasan F. ve arkadaşı Muhammet Ali F., emniyetteki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edildi. Katil zanlısı Hasan F. tutuklanarak cezaevine gönderilirken, Muhammet Ali F. adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.
Eskişehir 3’ncü Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki görülen davanın 3’üncü duruşması bugün görüldü. Tutuklu sanık Hasan F. Kütahya T Tipi Cezaevi’nden SEGBİS ile duruşmaya katılırken, tutuksuz sanık Muhammet Ali F. ise duruşmaya katılmadı. Duruşmada Ayşenur Çolakoğlu’nun babası Mesut Çolakoğlu ve taraf avukatları yer aldı. Cumhuriyet Savcısı, davaya ilişkin mütalaasında tutuklu sanık Hasan Fakıoğlu hakkında tasarlayarak kadına karşı kasten öldürme suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis ile ruhsatsız tabanca taşımak ve kullanmak suçundan 3 yıla kadar hapis cezası talep etti. Savcı, tutuksuz sanık Muhammet Ali F. hakkında ise ‘Suça yardım etme’ iddiasıyla 20 yıla kadar hapis cezası talep ederken, tutuklanmasını istedi. Muhammet Ali F. hakkındaki tutuklama talebi, mahkeme heyeti tarafından adli kontrol şartı yeterli görüldüğü gerekçesiyle reddedildi. Duruşma, avukatların talebi üzerine mütalaaya karşı savunma yapmaları için duruşmayı 29 Şubat’a ertelendi.
“Adaletli ve caydırıcı bir ceza verileceğine inanıyoruz”
Duruşmanın ardından adliye çıkışında açıklama yapan Avukat Sermin Ertem, “Savcı mütalaasını verdi. İddianamede belirtilen sevk maddeleri gereğince sanıkların cezalandırılması talebinde bulundu. İnşallah mahkemece de adaletli ve caydırıcı bir ceza verileceğine inanıyoruz. Mütalaa kadına karşı kasten, tasarlayarak öldürme suçundan verildi. Diğer sanık içinde bu suça yardım etmek suçundan verildi” dedi.
“Bu yapılanları barbarca görüyorum”
Mahkeme sonrası açıklama yapan baba Mesut Çolakoğlu ise, “Türkiye Cumhuriyeti’ne güveniyorum. Savcımızın da güzel karar vereceğine inanıyorum. Hak ettiği cezayı alacak daha öncede söylemiştim. Savcımızda böyle söyledi. 29 Şubat’a ertelendi. Bu yapılanları barbarca görüyorum. Canavarca. Kimse kimseyi öldüremez. Hayattan koparamaz. Yaşayacakları vardı kızımın, yaşayamadı. O yüzden ne söyleyeceğimi de bilemiyorum. Söyleyecek bir şey yok. Bu mecraların kaldırılmasını istiyorum. Diğer gençlerimiz, çocuklarımız rahatlıkla yaşayabilsinler. Aileler işlerini mi bıraksınlar, yani çocuklarıyla mı sürekli beraber olacaklar ‘ Sosyal bir ülkede yaşıyoruz. Demokratik bir ülkede yaşıyoruz. Çocuklarımız rahat rahat gezemeyecekler mi ‘ İşi bırakıp çocuklarımızla mı gezelim ? Bu yüzden bu konulara devletimiz el atsın. Bu mecraları kaldırsın artık. Son bulsun” dedi.
“Olayın kaza olduğunu kabul etmiyoruz”
Tutuklu sanık Hasan F.’nin boğuşma sonrası silahın ateşlendiğini iddia etmesi hakkında konuşan Avukat Sermin Ertem, “Biz o savunmaları kabul etmiyoruz. Duruşma sırasında da olayın kaza olmadığına ilişkin savunmalarda bulunduk, beyanlarda bulunduk. Kabul etmiyoruz o beyanları çünkü 4 el ateş edilmiş. Kabul etmiyoruz” diye konuştu.
“Her şey ortada, şahide bile gerek görülmedi”
Olayın kazayla olduğu iddiaları hakkında da konuşan baba Mesut Çolakoğlu, şu ifadeleri kullandı:
“Zaten 112’yi kendi arıyor orada kendisi söylüyor ben birini öldürdüm diyor. 4 kurşun sıktığını kendi zaten ifade ediyor. Orada açıklamalarda hepsi var zaten. Otopsi raporlarında zaten her şey ortada yani. Buna şahit bile gerek yok. Şahide bile gerek görmedi savcımız.
]]>Tepebaşı ilçesi Şirintepe Mahallesi Yeşilkayalar Sokak’ta 17 Aralık 2022 tarihinde meydana gelen olayda, 21 yaşındaki Ayşenur Çolakoğlu ile 4 ay önce ayrıldığı eski sevgilisi Hasan F. arasında tartışma çıktı. Çıkan tartışma sonucunda Hasan F., eski kız arkadaşı Ayşenur Çolakoğlu’nu başına ve göğsüne ateş ederek 4 yerinden vurdu. Ağır yaralanan Ayşenur Çolakoğlu, kaldırıldığı Yunus Emre Devlet Hastanesi’nde yapılan tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadı. Olayın ardından gözaltına alınan Hasan F. ve arkadaşı Muhammet Ali F., emniyetteki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edildi. Katil zanlısı Hasan F. tutuklanarak cezaevine gönderilirken, Muhammet Ali F. adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.
Eskişehir 3’ncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde davanın 3’üncü duruşması bugün görüldü. Tutuklu sanık Hasan F. duruşmaya Kütahya T Tipi Cezaevi’nden SEGBİS ile katılırken, tutuksuz sanık Muhammet Ali F. ise duruşmaya katılmadı. Duruşmada Ayşenur Çolakoğlu’nun babası Mesut Çolakoğlu ve taraf avukatları da yer aldı. Cumhuriyet savcısı, davaya ilişkin mütalaasında tutuklu sanık Hasan F. hakkında tasarlayarak kadına karşı kasten öldürme suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis ile ruhsatsız tabanca taşımak ve kullanmak suçundan 3 yıla kadar hapis cezası talep etti. Savcı, tutuksuz sanık Muhammet Ali F. hakkında ise ‘suça yardım etme’ iddiasıyla 20 yıla kadar hapis cezası talep edererek, tutuklanmasını istedi. Muhammet Ali F. hakkındaki tutuklama talebi, mahkeme heyeti tarafından adli kontrol şartı yeterli görüldüğü gerekçesiyle reddedildi.
Duruşma, avukatların talebi üzerine mütalaaya karşı savunma yapmaları için 29 Şubat’a ertelendi.
“Adaletli ve caydırıcı bir ceza verileceğine inanıyoruz”
Duruşmanın ardından adliye çıkışında açıklama yapan Avukat Sermin Ertem, “Savcı mütalaasını verdi. İddianamede belirtilen sevk maddeleri gereğince sanıkların cezalandırılması talebinde bulundu. İnşallah mahkemece de adaletli ve caydırıcı bir ceza verileceğine inanıyoruz. Mütalaa kadına karşı kasten, tasarlayarak öldürme suçundan verildi. Diğer sanık için de bu suça yardım etmek suçundan verildi” dedi.
“Bu yapılanları barbarca görüyorum”
Baba Mesut Çolakoğlu ise, “Türkiye Cumhuriyeti’ne güveniyorum. Savcımızın da güzel karar vereceğine inanıyorum. Hak ettiği cezayı alacak, daha önce de söylemiştim. Savcımız da böyle söyledi. 29 Şubat’a ertelendi. Bu yapılanları barbarca görüyorum, canavarca. Kimse kimseyi öldüremez, hayattan koparamaz. Yaşayacakları vardı kızımın, yaşayamadı. O yüzden ne söyleyeceğimi de bilemiyorum. Söyleyecek bir şey yok. Bu mecraların kaldırılmasını istiyorum. Diğer gençlerimiz, çocuklarımız rahatlıkla yaşayabilsinler. Aileler işlerini mi bıraksınlar, yani çocuklarıyla mı sürekli beraber olacaklar? Sosyal bir ülkede yaşıyoruz. Demokratik bir ülkede yaşıyoruz. Çocuklarımız rahat rahat gezemeyecekler mi? İşi bırakıp çocuklarımızla mı gezelim? Bu yüzden bu konulara devletimiz el atsın. Bu mecraları kaldırsın artık. Son bulsun” dedi.
“Olayın kaza olduğunu kabul etmiyoruz”
Tutuklu sanık Hasan F.’nin boğuşmada silahın ateş aldığını iddia etmesi hakkında Avukat Sermin Ertem, “Biz o savunmaları kabul etmiyoruz. Duruşma sırasında da olayın kaza olmadığına ilişkin savunmalarda bulunduk, beyanlarda bulunduk. Kabul etmiyoruz o beyanları, çünkü 4 el ateş edilmiş. Kabul etmiyoruz” diye konuştu.
“Her şey ortada, şahide bile gerek görülmedi”
Olayın kazayla olduğu iddiaları hakkında konuşan baba Mesut Çolakoğlu ise, “Zaten 112’yi kendi arıyor, orada kendisi söylüyor, ‘Ben birini öldürdüm’ diyor. 4 kurşun sıktığını kendi zaten ifade ediyor. Orada açıklamalarda hepsi var zaten. Otopsi raporlarında zaten her şey ortada yani. Buna şahide bile gerek yok. Şahide bile gerek görmedi savcımız” dedi. – ESKİŞEHİR
]]>Madımak Oteli’ndeki olaylarda hayatını kaybedenlerin yakınları, 2014’te Yüksek Mahkemeye bireysel başvuruda bulunarak, Sivas’ta yaşanan olaylar üzerine başlatılan yargısal sürecin etkili bir biçimde yürütülmemesi nedeniyle yaşam hakkının ve toplantı ve gösteri yürüyüşü haklarının ihlal edildiğini öne sürdü.
Başvuruda, Madımak Oteli’nin yakılmasına ilişkin eylemin “insanlığa karşı suç” kapsamında değerlendirilmesi ve bu sebeple zamanaşımına uğramaması istendi.
Başvuruyu bugünkü Genel Kurul gündeminde ele alan Anayasa Mahkemesi heyeti, “zamanaşımına” karşı yapılan itirazlarla ilgili ek rapor alınmasına karar verdi.
Başvuru, ek rapor hazırlandıktan sonra Yüksek Mahkemece yeniden gündeme alınacak.
Sivas olayları davası
Sivas’ta, 2 Temmuz 1993’te Pir Sultan Abdal Kültür Derneğince organize edilen şenlikler sırasında Madımak Oteli’nin yakılması nedeniyle aralarında sanatçıların da bulunduğu 33 kişi, 2 otel çalışanı ve 2 gösterici öldü.
Olaydan sonra 124 kişi hakkında “Laik anayasal düzeni değiştirip din devleti kurmaya kalkışma” suçlamasıyla açılan davalar, güvenlik gerekçesiyle Ankara’ya alındı.
Ankara 1 No’lu Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) 26 Aralık 1994’te hükmü açıkladı. 26 sanık 20’şer yıl hapse çarptırıldı ancak olayda yazar Aziz Nesin’in tahriki gerekçe gösterilerek cezalar 15 yıla indirildi.
Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na muhalefetten 60 sanık 3’er yıl hapis cezasına mahkum edildi. Yakalanamayan eski Sivas Belediyesi Meclis Üyesi Cafer Erçakmak’ın dosyası ayrıldı, 37 kişi için beraat kararı verildi.
Yargıtay 9. Ceza Dairesi ise olayların, “Cumhuriyete, laikliğe ve demokrasiye yönelik olduğunu” belirterek DGM’nin kararını esastan bozdu.
DGM’nin bozma kararına uyarak yeniden başlattığı yargılama sonucunda 33 sanık idam cezasına mahkum edilirken, 4 sanık 20’şer yıl, bir sanık 15 yıl, 27 sanık 7 yıl 6’şar ay, 2 sanık 5’er yıl ağır, bir sanık ise 2 yıl hapis cezasına çarptırıldı.
Mahkeme, ilk yargılamada 3’er yıl hapse mahkum edilen 11 sanık hakkındaki kararında direndi, 14 sanığın beraatini kararlaştırdı. 6 sanık hakkındaki dava dosyası ayrıldı, hükümle birlikte tutuklu 4 sanığı tahliye etti.
Bu karar da temyiz edildi. Yargıtay 9. Ceza Dairesi, bu kez, 33 sanık hakkındaki idam kararını usul yönünden bozdu.
Mahkeme, üçüncü kararını 16 Haziran 2000’de açıkladı. 33 sanığa idam, 4 sanığa 20’şer yıl, bir sanığa 15 yıl, dokuz sanığa 7 yıl 6’şar ay, bir sanığa ise 5 yıl ağır hapis cezası verildi, iki sanığın dosyası ayrıldı.
Yargıtay, 20 yıl ağır hapis cezası alan sanıklardan Durmuş Tufan ile idama mahkum edilen Mevlüt Atalay ve Ali Kurt hakkındaki hükümleri, Pişmanlık Yasası’ndan yararlanma talepleri konusunda karar verilmemesi nedeniyle bozdu.
Ankara 1 No’lu DGM, 4 Nisan 2002’de, sanıkların Pişmanlık Yasası’ndan yararlanma koşullarının oluşmadığına karar vererek, Kurt ve Atalay’ı idam, Tufan’ı da 20 yıl ağır hapis cezasına mahkum etti. İdam cezasının kaldırılmasının ardından idam cezaları müebbet hapse çevrildi.
Davanın yakalanamayan sanıklarıyla ilgili Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesinde 8 Mart 2012’deki duruşmada, zamanaşımı kararı verildi. Cafer Erçakmak ve Yılmaz Bağ hakkındaki dava, ölmeleri nedeniyle ortadan kalkarken 5 sanık hakkındaki dava zamanaşımı nedeniyle düşürüldü.
Müdahil avukatlarının itirazı üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 9. Ceza Dairesi, Temmuz 2014’te zamanaşımı kararını onadı.
Sivas ana davasında, Ankara 1 Nolu DGM’de tutuklu yargılanarak hapis cezası alan, Yargıtayın bozma kararı sonrası firari oldukları anlaşılan sanıklar Murat Sonkur, Eren Ceylan ve Murat Karataş’ın ise yargılanmalarına Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesinde devam edildi. Mahkeme, 14 Eylül 2023’te, bu sanıklar hakkındaki davayı zamanaşımından düşürdü.
2014’teki bireysel başvuru, Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümünce 29 Haziran 2021’de görüşüldü ve incelenmesi ertelendi. Yüksek Mahkeme, 14 Aralık 2023’te başvuruyu tekrar ele aldı, görüşülmesini bir kez daha erteledi. Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü en son 25 Ocak 2024’te, bireysel başvurunun Genel Kurul’da 15 Şubat’ta görüşülmesini kararlaştırmıştı.
]]>İstanbul Adalet Sarayı önündeki polis kontrol noktasına bugün düzenledikleri silahlı saldırıda öldürülen saldırganlardan Emrah Yayla hakkında daha önce “kovuşturmaya yer olmadığı” yönünde karar verildiği; Pınar Birkoç hakkında ise bir itirafçının “Hendek olaylarına destek eylemlerinde molotof kullandı” şeklinde ifade verdiği ortaya çıktı.
İstanbul Adalet Sarayı önündeki polis kontrol noktasına bugün saat 11.40 sıralarında silahlı saldırı düzenleyen ve DHKP-C terör örgütü üyesi oldukları bildirilen Pınar Birkoç (25) ve Emrah Yayla (43) polislerin açtığı ateş ile vurularak öldürüldü. Saldırı girişimi sırasında ise 3’ü polis toplam 6 kişi yaralandı. Ancak yaralılardan birisinin kaldırıldığı hastanede hayatını kaybettiği öğrenildi.
ŞÜPHELİ ÇANTADAN PANKART ÇIKTI
Saldırı sonrası olay yerinde şüpheli paket incelemesi yapıldı. Saldırganlardan Pınar Birkoç’un beraberinde getirdiği çanta bomba imha uzmanı tarafından incelendi. Çantadan pankart ve kıyafet çıktı.
SALDIRGANIN DİĞER KARDEŞLERİ DE DURUŞMA SALONUNDAN ÇIKARILARAK GÖZALTINA ALINDI
Öte yandan, öldürülen Birkoç’un ablası Necmiye Birkoç’un 14 Aralık 2023’te tutuklandığı, “tehlikeli maddeleri izinsiz olarak bulundurma veya el değiştirme ve silahlı terör örgütü DHKP-C’ye üye olmak” suçlarından yargılandığı davada İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nde bugün duruşmasının olduğu öğrenildi.
Saldırıdan yaklaşık 30 dakika sonra başlayan duruşmaya gelen Necmiye Birkoç’un diğer kız kardeşinin de aralarında olduğu izleyiciler, duruşmayı izledikleri sırada TEM ekipleri tarafından mahkeme salonundan çıkarılarak ifadeye götürüldü.
SALDIRGAN EMRAH YAYLA HAKKINDA ‘KOVUŞTURMAYA YER YOK’ KARARI VERİLMİŞ
Saldırganlardan Emrah Yayla’nın Mehmet Manas Doğanay’ın, hapisten çıktıktan sonra eylem yapacağına ilişkin ifadeleri doğrultusunda 8 Nisan 2022’de İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nca alınan ifadesinde, “Benim cezaevinden çıktıktan sonra örgüt içerisinde faaliyet yürüteceğim bilgisine yönelik şahsın ifade vermesine herhangi bir anlam veremiyorum. Bu şahıs kendisini kurtarmak adına önüne konulmuş olan tutanağa ya imza atmıştır ya da açık bir şekilde iftira atmaktadır” dediği öğrenildi.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, şüpheli hakkında dosya kapsamına yansıyan tespitleri inceleyerek, tüm açıklamalar ışığında şüpheli hakkında dosyaya yansıyan tanık beyanının İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki yargılama dönemini kapsadığı, şüphelinin konuşmacı olarak katıldığı etkinlik tespitlerinin sempatizanlık göstergesi olduğu, başlı başına örgüt üyeliği suçuna vücut vermeyeceğini değerlendirdi ve bu haliyle soruşturmanın mükerrer nitelikte olduğu anlaşıldığından kamu adına kovuşturmaya yer olmadığına karar verdi.
SALDIRGAN PINAR BİRKOÇ GAZİ MAHALLESİ’NDEKİ HENDEK OLAYLARINA DESTEK VERİRKEN MOLOTOF KULLANMIŞ
2021 yılında Gri listedeyken itirafçı olan Kerim Kaya’nın itiraflarında ise saldırgan Pınar Birkoç hakkında şu ifadeler yer aldı:
“Gazi Mahallesi’nde Hendek olaylarına destek vermek amacıyla yapılmak istenen yürüyüşe polisin müdahalesi sonucu yapılan korsan gösteride, talimatları aldığımız kişilerden, Hasan Karapınar, Musa Kurt, Cafer Koç, Çağrı Avcı, Selda Karataş, Bahar Kurt, Selda Bulut ve adını hatırlamadığım sağ el bileğinin üstünde yazı gibi bir dövme olan kişiyi de hatırlıyorum. Bu gösteriye katılanlar arasında Pınar Birkoç da mevcuttu. Saydığım insanların hepsi molotof kullandı.
PINAR BİRKOÇ İLE GÖZALTINA ALINMIŞTIK: 16 Mart 2016 tarihinde sabah gençlikte ben, Fırat Kaya, Pınar Birkoç, Eser Çelik, Grup Yorum’dan Dilan ve anımsayamadığım birkaç kişi ile her grupta 1 pankart olmak suretiyle 3 farklı gruba ayrıldık. 3 farklı gruba ayrılmamızın sebebi, Beyazıt katliamını anmak için olası bir gözaltı tehlikesinde toplu olarak ele geçmek yerine gözaltına alınacak bir gruptan sonra diğer grubun anmayı gerçekleştirebilmek içindi. Diğer grupların saatleri benim grubumdan önceydi, diğer gruplar pankart açmaya çalışırken gözaltına alındı, fakat benim grubum akşama kadar bekleyip bölgedeki polis yoğunluğu ve zırhlı araçlar azaldıktan sonra ve meydan da polis olarak kimsenin kalmadığına kanaat getirdikten sonra ben, Pınar Birkoç ve Eser Çelik pankartı açıp basın açıklaması yapıp, basın açıklamasını bitirdikten sonra, bölgeden ayrılırken gözaltına alındık. Gözaltına alındığımız sürede bize Halkın Hukuk Bürosu’ndan Şükriye Erden bize avukat olarak geldi. Daha sonra ise gözaltından serbest bırakıldık.”
]]>
AA muhabirinin derlediği bilgilere göre, İstanbul’da 5 Nisan 1996’da Türkçe-Ermenice ilk sayısıyla yayın hayatına başlayan Agos gazetesini kuran ve genel yayın yönetmenliğini üstlenen Hrant Dink hakkında, bu gazetedeki 13 Şubat 2004 tarihli yazısı nedeniyle “Türklüğü aşağılamak” suçundan dava açıldı. Şişli 2. Asliye Ceza Mahkemesindeki dava sonunda Dink, 7 Ekim 2005’te 6 ay hapisle cezalandırıldı.
Son yazısı: “Ruh halimin güvercin tedirginliği”
Hrant Dink, eleştiriler alan yazıları ve dava sürecinde hakkında yürütülen hedef gösterme kampanyaları nedeniyle yaşadığı endişeyi, Agos’ta kaleme aldığı, “Ruh halimin güvercin tedirginliği” başlıklı son yazısında dile getirdi.
Ermeni gazeteci, bu yazının yayımlanmasından sonra, 19 Ocak 2007 günü, Şişli Halaskargazi Caddesi’nde gazetesinin yakınındaki bir bankadan çıkıp yürüdüğü sırada arkasından gelen 17 yaşındaki tetikçi Ogün Samast’ın silahından çıkan kurşunla katledildi.
Kamuoyunda tepkilere neden olan cinayetin ardından Samsun’a kaçtığı belirlenen Samast, polis ekiplerince yakalandı. Samast ve cinayetin azmettiricileri olduğu belirlenen Erhan Tuncel ile Yasin Hayal’in de aralarında bulunduğu 12’si tutuklu 18 sanık hakkında yürütülen soruşturma tamamlanarak, 20 Nisan 2007’de dönemin özel yetkili İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinde dava açıldı.
Yargılama sürecindeki ilk karar cinayetten 4 yıl sonra
Genişletilen soruşturma sonucunda sanık sayısının 20’ye yükseldiği davanın 25 Ekim 2010’daki duruşmasında, yaşı 18’den küçük olan Samast hakkındaki dosya İstanbul 2. Çocuk Ağır Ceza Mahkemesine gönderildi. Samast, 25 Temmuz 2011’de “tasarlayarak öldürmek” ve “ruhsatsız silah taşımak” suçlarından, yaşı 18’den küçük olduğu için 22 yıl 10 ay hapisle cezalandırıldı. Yargıtay 1. Ceza Dairesi bu kararı onadı.
Tuncel ile Hayal’in aralarında bulunduğu sanıkların yargılandığı ana davanın 20. duruşmasında mütalaasını açıklayan dönemin duruşma savcısı ve FETÖ firarisi Hikmet Usta, cinayeti dönemin yargılama konusu Ergenekon sanıkları ile bağdaştırmak istedi. Usta, mütalaasında, “Dink cinayeti eyleminin, Ergenekon terör örgütünün Trabzon’da faaliyet gösteren bir hücre yapılanması tarafından işlenmiş olduğuna” dair görüş bildirdi.
Mahkeme, ilk kararını açıkladığı 17 Ocak 2012’de 4 sanığa “cinayete azmettirme ve yardım” gibi suçlardan çeşitli cezalar verirken, Erhan Tuncel’i tahliye etti.
Temyiz incelemesi yapan Yargıtay 9. Ceza Dairesi, 15 Mayıs 2013’te sanıkların “silahlı terör örgütü” değil, “suç işlemek amacıyla oluşturulan örgüt” üyesi olduklarına karar vererek, mahkemenin kararını bozdu. Bozma ilamının ardından yeniden görülen dava kapsamında, azmettirici Tuncel, 24 Ekim 2013’te bir kez daha tutuklandı.
FETÖ’cü savcılar açığa alındı, soruşturma genişletildi
Cinayet soruşturması, FETÖ’nün 17-25 Aralık yargısal darbe teşebbüsünün ardından FETÖ’cü savcıların açığa alınmasıyla yeniden ele alındı.
Hrant Dink’in ailesi, 6 Mart 2014’de, cinayette sorumlulukları bulunduğu iddiasıyla bazı kamu görevlileri hakkında etkin soruşturma yürütülmesi için Anayasa Mahkemesine başvurdu.
Bu süreçte, özel yetkili ağır ceza mahkemelerinin kaldırılmasıyla beraber, İstanbul 5. Ağır Ceza Mahkemesine gönderilen davada tutuklu bulunan Erhan Tuncel, 7 Mart 2014’te tahliye edildi.
Dink ailesi avukatlarının, cinayette ihmalleri olduğu gerekçesiyle haklarında soruşturma yürütülen, dönemin İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah ve eski İstanbul Vali Yardımcısı Ergun Güngör ile emniyet görevlilerinin de aralarında bulunduğu kamu görevlileri için verilen takipsizlik kararına itiraz etmesi üzerine bu karar, Bakırköy 8. Ağır Ceza Mahkemesince 6 Haziran 2014’te kaldırıldı.
Dava dosyasının gönderildiği İstanbul 5. Ağır Ceza Mahkemesi, Yargıtay’ın bozma kararına uyarken, tetikçi Samast’ın İstanbul 2. Çocuk Ağır Ceza Mahkemesindeki “terör örgütü üyeliği” suçundan yargılandığı dava ile ana dava dosyasını 9 Aralık 2014’te birleştirdi.
Bu arada devam eden soruşturma dosyası da dönemin özel yetkili savcılarından, FETÖ firarisi Muammer Akkaş’tan alındı.
Kamu görevlilerine dava açıldı
Hrant Dink’in öldürülmesinden yaklaşık 8 yıl sonra, dönemin İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah, İstihbarat Dairesi Başkanı Ramazan Akyürek ve İstihbarat Daire Başkanlığı C Büro Müdürü Ali Fuat Yılmazer de “şüpheli” sıfatıyla soruşturmaya eklendi. Eski İstihbarat Daire Başkanı Sabri Uzun ile emniyet müdürleri Ahmet İlhan Güler ve Coşgun Çakar’ın da aralarında bulunduğu 26 kamu görevlisi hakkında “tasarlayarak kasten öldürmek, silahlı örgüt kurmak ve üye olmak” gibi suçlardan iddianame hazırlandı.
Dosyanın gönderildiği mahkeme ile davaya bakan mahkeme arasındaki uyuşmazlığın Yargıtayca çözülmesinin ardından 34 sanığın yargılandığı davanın ilk duruşması 19 Nisan 2016’da yapıldı. Ayrıca Ordu Vali Yardımcısı eski mülkiye başmüfettişi Mehmet Ali Özkılınç’la ilgili hazırlanan iddianamenin de eklenmesiyle sanık sayısı 35’e yükseldi.
Heyet değişikliği sonucunda duruşmalar 15 gün arayla yapılmaya başlanırken, firari FETÖ elebaşı Fetullah Gülen, eski savcı Zekeriya Öz, gazeteciler Faruk Mercan, Ekrem Dumanlı ve Adem Yavuz Arslan ile avukat Halil İbrahim Koca hakkında yakalama kararı çıkarıldı.
“FETÖ’nün şiddet içeren bir başlangıç eylemi”
Genişletilen soruşturmanın tamamlanmasıyla Gülen, Öz ve Ekrem Dumanlı ile meslekten ihraç edilen jandarma görevlilerinin de bulunduğu şüpheliler hakkında yeni iddianame hazırlandı. İddianamede, cinayetin FETÖ bağlantısıyla ilgili “Dink cinayetinin, Fetullah Gülen’in sapkın dini inançları referans alınarak başka bir düzen getirmek için FETÖ’nün şiddet içeren bir başlangıç eylemi olduğu”na dair ifadelere yer verildi. Yeni iddianame, 2 Haziran 2017’de ana davayla birleştirildi, sanık sayısı 85’e çıktı.
Davada firari Gülen’in gıyaben tutuklanmasına, aralarında Ekrem Dumanlı ile Zekeriya Öz’ün de bulunduğu 6 sanık hakkında yakalama emri çıkarılmasına hükmedildi. 20 Ocak 2017’deki duruşmada ise eski İçişleri Bakanı Muammer Güler, emniyet müdürleri Hanefi Avcı ve Emin Arslan ile gazeteci Nedim Şener’in de aralarında bulunduğu 51 kişinin tanık olarak dinlenilmesine hükmedildi.
Zaman aşımı ihtimaliyle 9 sanığın dosyası ayrıldı
Sanıklar Ogün Samast, Yasin Hayal ve Erhan Tuncel’in de yer aldığı 9 kişinin dosyası, 13 Haziran 2019’daki duruşmada zaman aşımı ihtimaline binaen ana dosyadan ayrıldı.
Duruşma savcısı, yargılama sürecinde açıkladığı esas hakkındaki mütalaasında, cinayetin doğrudan FETÖ tarafından yapıldığına işaret etti. 9 Temmuz 2019’da açıklanan kararda, Erhan Tuncel 99 yıl 6 ay, Yasin Hayal 7 yıl 6 ay, Ogün Samast 2 yıl 6 ay, Zeynel Abidin Yavuz 14 yıl 22 gün, Tuncay Uzundal 16 yıl 10 ay 15 gün, Ahmet İskender ile Ersin Yolcu ise 1 yıl 10 ay 15’er gün hapisle cezalandırıldı, Salih Hacısalihoğlu ve Osman Hayal beraat etti.
Ana davada karar 2021 yılında
Ana dava kararı 26 Mart 2021’de açıklandı. Tutuklu sanıklar Ramazan Akyürek ve Ali Fuat Yılmazer’in de aralarında bulunduğu 26 sanık, 3 yıl 4 ay ile ağırlaştırılmış müebbet arasında değişen hapis cezalarına çarptırıldı, Sabri Uzun ve Celalettin Cerrah’ın da aralarında bulunduğu 39 sanık hakkında ise düşme, beraat ve ret kararları verildi. Yakalama kararı bulunan Fetullah Gülen, Ekrem Dumanlı ve Zekeriya Öz’ün de içlerinde olduğu 13 firari sanığın dosyası ayrıldı. Tutuksuz 6 sanık hakkında tutuklama çıktı. Yargılama aşamasında ölen sanık Şeref Ateş hakkında ise düşme kararı verildi.
Ogün Samast, Erhan Tuncel ve Yasin Hayal’in de bulunduğu 7 kişi hakkında FETÖ kapsamında “silahlı terör örgütüne üye olmak” suçundan, 6 kişi hakkında ise başka suçlardan suç duyurusunda bulunulması da kararlaştırıldı.
Kararlarla birlikte, dosyası ayrılan 13 firari sanıkla ilgili yargılama 8 Haziran 2021’de başladı. 14 Temmuz’daki duruşmada, Gülen, Öz ve Dumanlı ile 10 firari sanığın kaçak sayılması, mal varlıklarına el konulması hükmü kuruldu.
Dink ailesi, verilen cezaların yetersiz olduğu gerekçesiyle karara itiraz etti.
İstinaf kararı onadı
Yerel mahkemenin kararını inceleyen İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesi (istinaf), 5 Mayıs 2022’de, sanıklar Ercan Demir, Birol Ustaoğlu, Eyüp Temel ve Mustafa Küçük hakkında “silahlı terör örgütüne üye olmak”, sanık Hamza Celepoğlu hakkında ise “kasten öldürme” ve “anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs” suçlarından beraat kararı verilmesi gerektiğine yönelik başvuruları esastan reddetti.
Sanıklar Ali Poyraz, Ali Fuat Yılmazer, Mehmet Uçar, Ramazan Akyürek’in “silahlı terör örgütüne üye olmak” suçu yönünden yaptıkları başvuruyu da reddeden daire, Ahmet İlhan Güler, Ali Poyraz, Ali Fuat Yılmazer, Engin Dinç, Mehmet Uçar, Muhittin Zenit, Ramazan Akyürek, Sabri Uzun ve Şükrü Yıldız hakkında “görevi kötüye kullanma” suçundan verilen düşme kararının da yasaya uygun olduğuna karar verdi.
Bazı sanıklar hakkında verilen beraat kararlarının kaldırılmasına yönelik başvuruları da reddeden daire, dava dosyasını Yargıtaya gönderdi.
Yargıtay: “FETÖ’nün terör eylemi olduğunu söylemek isabetsiz değil”
Bu arada “tasarlayarak adam öldürmeye yardım etmek” ve “silahlı terör örgütüne üye olmak” suçlarından 14 yıl 4,5 ay hapis cezası bulunan firari hükümlü Ahmet İskender, 26 Şubat 2022’de Kırgızistan’da sahte pasaportla yakalandı. Türkiye’ye getirilen sanık 27 Mart 2022’de tutuklandı.
Yargıtay 3. Ceza Dairesi, dosya üzerindeki temyiz incelemesini 21 Haziran 2023’te tamamladı. Ali Fuat Yılmazer ve Ramazan Akyürek’e “tasarlayarak kasten öldürme” suçundan verilen ağırlaştırılmış müebbet hapisleri onayan daire, diğer sanıklar hakkındaki mahkumiyetlerin bazılarını onarken, bazılarını da bozdu.
Kararda, “Dink cinayeti sonrası FETÖ’nün, örgüt mensuplarının yönetim kadrolarına atanmasını sağladığı, ardından Ergenekon ve Balyoz gibi kumpasları başlattığı, bunlarla meşru hükümeti devirmeyi amaçladığı” vurgulandı.
15 Temmuz 2016’ya dikkat çekildi
FETÖ mensuplarının, önceden haberdar oldukları cinayet kapsamında gerçekleşme anını beklediği, koordineli şekilde cinayete giden sürece dair birtakım bilgi ve belgeleri gizledikleri, birtakım belgeleri de yok ettikleri anlatılan kararda, “Takiye yöntemi ile devlet içine sızan örgüt mensubu emniyet ile jandarma istihbarat görevlileri tarafından iş bölümü çerçevesinde gerçekleşen bu örgütsel organizasyonun, FETÖ’nün terör eylemi olduğunu söylemenin isabetsiz olmayacağı belirlenmiştir.” ifadeleri yer buldu.
Cinayet sonrası FETÖ mensuplarınca kumpas soruşturma ve davalarının açıldığı, bunların hükümeti ortadan kaldırmaya yönelik operasyonlar olduğu bilgisi de verilen kararda, bu operasyonlardan sonuç elde edilememesi üzerine örgütün 15 Temmuz 2016’da darbe girişiminde bulunduğu hatırlatıldı.
Mahkemenin suç duyurusuyla yeni iddianame
Mahkemenin 2021’deki kararında haklarında suç duyurusunda bulunduğu sanıklara ilişkin İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca yeni bir iddianame hazırlandı.
11 sanıklı iddianamede, dönemin Trabzon TEM Şube Müdürü sanık Yahya Öztürk ve komiser yardımcısı sanık Adem Sağlam’ın “anayasayı ihlal”, “belli bir yükümlülüğün ihmaliyle kasten öldürmeye neden olmak” ve “silahlı terör örgütüne üye olmak” suçlarından ayrı ayrı ağırlaştırılmış müebbet ve 22 yıl 6’şar aydan 35’er yıla kadar hapisleri talep edildi.
Sanıklar Ramazan Akyürek, Faruk Sarı ve Ali Fuat Yılmazer’in “anayasayı ihlal” suçundan ayrı ayrı ağırlaştırılmış müebbet hapisleri öngörülen iddianamede, sanıklar Yasin Hayal, Zeynel Abidin Yavuz, Tuncay Uzundal, Erhan Tuncel, Ersin Yolcu, Ahmet İskender’in “terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme” suçundan 5’er yıldan 10’ar yıla kadar hapisleri istendi.
İstanbul 14. Mahkemesi, 20 Eylül’deki ikinci duruşmada tek tutuklu sanık komiser yardımcısı Adem Sağlam’ı tahliye etti.
Fetullah Gülen, Adem Yavuz Arslan, Ekrem Dumanlı ve Zekeriya Öz’ün de aralarında bulunduğu firari 13 sanığın ayrılan dosyasıyla ilgili davanın 5 Eylül’deki duruşmasında ise yakalanan firari sanık Yunus Yazar’ın dosyası ayrıldı ve başka bir esasa kaydedildi.
Davaya müşteki Cumhurbaşkanlığı da müdahil oldu
Dink cinayeti ana davası, Yargıtayın bozma ilamının ardından, eski subay Muharrem Demirkale, eski Trabzon İl Jandarma Komutanı Ali Öz, Osman Gülbel, Yavuz Karakaya, Bekir Yokuş, Hasan Durmuşoğlu, Faruk Sarı, Mehmet Ayhan, Onur Karakaya, Okan Şimşek, Gazi Günay, Veysal Şahin, Volkan Şahin, Şükrü Yıldız ve Mehmet Ali Özkılınç yönünden İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesince yeniden görülmeye başlandı.
1 Kasım 2023’teki duruşmada bozma ilamına uyulmasına karar verilirken, müşteki Cumhurbaşkanlığının “Anayasayı ihlal” suçu yönünden zarar görme ihtimali olduğu gerekçesiyle davaya katılma talebi kabul edildi.
Eski sanık polisler Hasan Durmuşoğlu, Mehmet Ayhan, Onur Karakaya ve Osman Gülbel hakkında “darbeye teşebbüs” suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis istemiyle hazırlanan iddianame de 20 Aralık 2023’te bu davayla birleştirildi. 10 Ocak 2024’te duruşması yapılan dava, 27 Mart’a ertelendi.
Samast, “FETÖ adına suç işlemek”ten savunma yapacak
Süreçte farklı suçlardan 27 yıl 11 ay 13 hapis cezası alan tetikçi Ogün Samast hakkında 15 Kasım 2023’te koşullu salıvermenin uygun olduğuna dair karar alındı. Samast, kararla birlikte Bolu F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumundan şartla tahliye edildi.
Mahkemenin, kararını açıklarken hakkında suç duyurusunda bulunduğu Samast için savcılıkça yeni bir iddianame daha hazırlandı.
Ogün Samast hakkında “FETÖ üyesi” olduğuna ilişkin somut delil elde edilemediği bildirilen iddianamede, Samast’ın delillere göre örgütün yönetici ve üyeleriyle belli bir irtibatının olduğu belirtildi.
İddianamede, Samast’ın, şüpheliler Tuncay Uzundal, Zeynel Abidin Yavuz, Erhan Tuncel, Yasin Hayal, Ersin Yolcu ve Ahmet İskender’le birlikte, Dink cinayetini işlerken ve sonrasında örgütün çıkar ve amaçları doğrultusunda hareket ettiğinin ortaya çıktığı da vurgulandı.
Samast hakkında FETÖ kapsamında “silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işlemek” suçundan 5 yıldan 10 yıla kadar hapis talep edilen iddianame, gönderildiği İstanbul 2. Çocuk Ağır Ceza Mahkemesince kabul edildi.
Bu dosya daha sonra fiili ve hukuki irtibat bulunduğu gerekçesiyle İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinde açılan, azmettirici Erhan Tuncel, Ramazan Akyürek ve Ali Fuat Yılmazer’in de aralarında bulunduğu 11 sanıklı “örgüt” davasıyla birleştirildi. Samast ile birlikte davadaki sanık sayısı 12’ye çıktı.
Samast isim değişikliği talebinde bulundu
Bu kapsamda Samast’ın da aralarında olduğu sanıkların yargılanmasına 6 Aralık 2023’te başlandı.
Duruşmaya, Trabzon Akçaabat Adliyesinden SEGBİS ile bağlanan Samast, savunma için süre talebinde bulundu. Mahkeme, Samast hakkında yurt dışına çıkış yasağı tedbiri uygularken duruşmayı da 6 Mart 2024’e erteledi. Samast’ın bu duruşmada savunma yapması bekleniyor.
Öte yandan Ogün Samast’ın Akçaabat Asliye Hukuk Mahkemesine sunduğu yazılı dilekçeyle isim değişikliği müracaatında bulunduğu da ortaya çıktı.
2007’de başlayan yargılama süreci, 2024’te 4 davayla sürüyor
Şişli’de 19 Ocak 2007’de katledilen Hrant Dink ile ilgili 17 yıla yayılan soruşturma-dava süreçleri, 2024 yılına gelindiğinde de farklı dosyalarla devam ediyor.
Yargıtayın bozma ilamının ardından 15 sanıklı ana davanın yanı sıra, tetikçi Samast ile birlikte 12 sanıklı “FETÖ adına suç işleme” davası, FETÖ elebaşı Gülen’in de olduğu 12 firari sanıklı dava ve firariyken yakalanan eski emniyet müdürü Yunus Yazar’ın yargılandığı dava olmak üzere toplamda 4 ayrı dava halinde yürütülüyor.
]]>Avrupa’daki aktivistler tarafından “Gazze’deki soykırımın önlenmesi” için kurulan ve adını, İsrail’in, 30 Mart 1976’da Filistinlilere ait binlerce dönüm araziye el koymasının ardından protestoların yaşandığı “Toprak Günü”nden alan hareketin Hollanda’daki temsilcisi avukat Harun Raza, Hollanda vatandaşlığı olan İsrailli askerler ve yerleşimciler hakkında yaptığı suç duyurularına ilişkin AA muhabirinin sorularını yanıtladı.
Raza, 2009’dan bu yana bu tür davaların takipçisi olduğunu belirterek, “Hollandalı ve İsrailli, Belçikalı ve İsrailli, Fransa, Avusturyalı olup İsrail ordusunda savaşanları bulup bu kişiler hakkında buradaki yerel mahkemelerde suç duyurusunda bulunuyoruz. Bu kişilerin Avrupa’daki vatandaşlıkları bize yargı yetkisi veriyor ve ceza davası açılmasını sağlayarak süreci takip ediyoruz.” ifadelerini kullandı.
Kısa süre önce Jonathan Ben Hammu adını kullanan siyonist olduğunu düşündüğü bir kişi hakkında Hollanda savcılığına suç duyurusunda bulunduğunu anlatan Raza, “Hollanda ordusunda teğmen olarak görev yapan ve bir bacağını kaybeden bu kişi, Hollanda’nın AD gazetesine gururla verdiği röportajında, İsrail ordusuyla Gazze’de yaptığı savaşı anlattı. Bu şekilde kişileri tespit ederek çalışıyoruz.” diye konuştu.
Röportajında, Gazze’de bacağını kaybetmesine rağmen Hammu’nun savaş bölgesine geri dönmek istediğine dikkati çeken Raza, “Bu kişi Gazze’yi dümdüz ettiğini, bölgeyi sivillerden arındırdığını kabul etti. Biz de ‘Eğer yaptıklarından bu kadar gurur duyuyorsan sonuçlarına da katlan.’ diyerek şikayette bulunduk.” dedi.
Yerleşimciler hakkında dava
Hollanda vatandaşlığı sahibi İsrailli Yahudi yerleşimciler hakkında da dava açmaya başladıklarını kaydeden Raza, “Bu kişiler hakkında, hırsızlık ve diğer suçlardan dolayı yargılanmaları talebiyle Hollanda savcılığına başvuruyoruz.” bilgisini verdi.
Raza, savcılığın taleplerini kabul etmesini beklediklerini ve suç duyurusunda gerekli tüm delillerin yer aldığını belirtti.
Çifte vatandaşlık sahibi Yahudi yerleşimcilerin, Avrupa’dan Filistin topraklarındaki yerleşim bölgelerine gitmelerini, DEAŞ ya da başka bir terör örgütüne mensup birinin Avrupa’dan bu örgütlerin işgalindeki yerlere gitmelerine benzeten Raza, “Bu ikisi tamamen aynı şey. Bu maddi bir gerçek, hukuki bir gerçek, ahlaki bir gerçek.” tespitini yaptı.
“Bu kişileri, sosyal medya paylaşımlarından buluyoruz”
Bu tür bir davayı ilk olarak 2009’da açtıklarını belirten Raza, 2014’te de İsrail’in Gazze’ye yaptığı saldırıların ardından benzer başvurularda bulunduğunu aktardı. Raza, Gazze’deki Şifa Hastanesi’nin vurulmasının ardından o gece ofisine geldiğini ve Hollanda vatandaşlığı olup İsrail ordusunda görev alanlar hakkında suç duyurusunda bulunmak için çalıştığını aktardı.
Son yaşananların ardından 4 Hollandalı hakkında “savaş suçları” nedeniyle bir yerleşimci hakkında da “hırsızlık” suçundan şikayette bulunduklarını kaydeden Raza, bu kişileri, sosyal medya paylaşımları, basına yaptıkları açıklamalar ve internette açık kaynaklardan elde ettikleri bilgilerle bulduklarını dile getirdi.
Avukat Raza, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bu kişilerin bazıları sahte isimlerle paylaşımda bulunuyor ama resimleri, görüntüleri mevcut ve biz, bu kişilerin gerçekte kim olduklarını tespit ediyoruz. Edemediklerimizi de araştırılması için savcılığa bildiriyoruz. Ayrıca Uluslararası Ceza Mahkemesi Savcılığına da bu bilgileri gönderiyoruz. Ekibimiz, bazıları da çevrim içi olarak İsrail ordusunda görev yapan çifte vatandaşların kimlik tespiti için araştırma yapıyor. Kısa sürede bin kişilik bir listeyi hazırlamaya çalışıyoruz ve umarın bu kişilerin hepsinin cezalandırılmasını sağlayacağız.”
“Suçlarını itiraf ediyorlar”
Gözü olan herkesin soykırım yapıldığını görebildiğini ifade eden Raza, şu görüşleri paylaştı:
“Birçok ülke soykırımı kabul etmeye başladı. Hakkında suç duyurusunda bulunduklarımızın bazıları zaten sosyal medyadaki paylaşımlarında ve açıklamalarında, İsrail ordusunun altında bu suçu nasıl işlediklerini anlatarak itiraf ediyorlar. Bundan kaçış yok.
DEAŞ’lıların eşleri olan ve Suriye’den getirilen Hollanda vatandaşları, sadece bir yapının parçası oldukları için cezalandırıldı. Kocaları savaşırken bu kadınların yemek ve temizlik işlerini yapmaları, terör örgütünün faaliyetlerine katılım olarak yorumlandı. İsrail ordusu için de durum aynı. Filistin halkını terörize eden bu yapıya (İsrail ordusu) destek olursanız, suçlarına iştirak etmiş olursunuz.”
Söz konusu şüphelilerin Hollanda vatandaşlığından da çıkarılmalarını talep ettiklerini belirten Raza, savcılığın etkili ve yeterli bir soruşturma yapmadığını söyledi.
“Politikacıların çifte standardı devam ediyor”
Batı toplumunun Filistin’e bakışı değişse de politikacıların çifte standardının devam ettiğini vurgulayan Raza, “Filistin destekçisi eylemler arttı. Geçen hafta yüzden fazla Hollandalı diplomat, hükümetin İsrail politikasını eleştirmek için oturma eylemi yaptı. Bu kişilerden tanıdıklarımın bazıları gerçekten bir şeyler yapmak istiyor ama politik sebeplerle olmuyor.” ifadelerini kullandı.
Fransa ve Almanya’da siyonist lobilerin politikada hala çok aktif olduğunu anlatan Raza, “Hollanda’da da farklı değil. Siyonist lobiler politikalarda çok etkin.” dedi.
Rotterdam’daki bir Filistin yanlısı gösterideki konuşması nedeniyle Rotterdam Barosuna çağırıldığını belirten Raza, şunları kaydetti:
“Aralarında benim de bulunduğum 500 kadar avukatın imzasıyla desteklediği, Gazze’de ateşkesin desteklenmesi için hükümete ve Hollanda barolarına gönderdiği mektup nedeniyle de baroya çağırıldık. Bazı meslektaşlarımızdan da olumsuz tepkiler alıyoruz ama bu durumu kabulleniyoruz.”
Raza, Hollanda’nın İsrail’e F-35 savaş uçağı ve silah desteği vermesini eleştirerek, Hollanda hükümetinin Filistinlileri umursamadığını ifade etti.
]]>