Başkan Çavuşoğlu, milletvekili Özkan’dan yetimin hakkını sordu
DENİZLİ – Denizli Büyükşehir Belediye Başkanı Bülent Nuri Çavuşoğlu, Denizli milletvekili Cahit Özkan’a büyükşehir belediyesinde memur olmasına rağmen yanında danışman sıfatıyla 2 yıldır çalıştırdığı personelin hesabını sordu. Suç duyurusunda bulundukları bu durumun yanı sıra iki kişi daha tespit ettiklerini belirten Başkan Çavuşoğlu, “Hayatımın tek düsturunun yetim hakkı yiyenlerin peşinde olmak olduğunu bir kez daha ifade etmek istiyorum” dedi.
Denizli Büyükşehir Belediyesi Meclisi Temmuz ayı olağan toplantısı, Büyükşehir Belediye Başkanı Bülent Nuri Çavuşoğlu’nun başkanlığında yapıldı. Denizli Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı personel şirketi olan PERAŞ çalışanlarına yapılan zam sonrası belediye meclisine gelen çalışanlar, pankart açarak, “İşçinin gururu Çavuşoğlu” sloganlarıyla Büyükşehir Belediye Başkanı Bülent Nuri Çavuşoğlu’na teşekkür etti.
38 gündem maddesinin görüşüldüğü toplantının ardından bir açıklama yapan Başkan Çavuşoğlu, 16 Temmuz’da ilk birleşimi yapılan Meclis toplantısında Denizli Milletvekili Cahit Özkan’a yaptığı çağrıyı tekrarladı. Başkan Çavuşoğlu, “Denizli kamuoyunda bir kez daha çağrıya çıkıyorum. Cahit Özkan 2 sene boyunca, Denizli Büyükşehir Belediyesinde memur olmasına rağmen danışman olarak yanınızda çalıştırdığınız B.H. isimli personel, bu süreçte Denizli Büyükşehir Belediyesi kapısından hiç girmemiştir. Bu herkes tarafından bilinmektedir. 2 sene boyunca çalıştırdığınız bu personelin maaşı da Denizli Büyükşehir Belediyesinden ödenmiştir. Ayrıca bu kişi belediyeye hiç gelmeden de memur olmuştur” dedi.
Başkan Çavuşoğlu vicdanlara seslendi
Başkan Çavuşoğlu, konuşmasını şöyle sürdürdü: “Televizyonlara çıktığınızda her daim, her şartta ve her yerde kul hakkından, vatandan, bayraktan bahsedebilmeniz için öncelikli olarak yanınızda, hizmetinize çalıştırdığınız insanların maaşlarını Denizli Büyükşehir Belediyesi tarafından ödenmiş olmasını, vicdanınızı yaralayıp yaralamadığını, hala yaralamıyorsa, bu anlamda kul katında bu hesabın adli makamlara gideceğinin bilinmesini istiyorum. Kul katında ulaşabileceğimiz sonucun ne olduğunu bilmesem de Yüce Rabbimin bunun hesabını soracağına da inancımın tam olduğunun da bilinmesini istiyorum.”
“Tek düsturum yetim hakkı yiyenlerin peşinde olmak”
Bu sürecin takibini her fırsatta Meclis’te kamuoyuna aktaracağını vurgulayan Başkan Çavuşoğlu, “Bu anlamda hayatımın tek düsturunun yetim hakkı yiyenlerin peşinde olmak olduğunu bir kez daha ifade etmek istiyorum. Umuyorum bu karardan sonra yetim hakkına el uzatan her kim varsa, her kim bunu yaptıysa, her kim Denizli Büyükşehir Belediyesinin personelini yanında çalıştırıp da maaşını belediyeye ödettiyse, adı her ne olursa olsun takip edeceğimizden de kimsenin şüphesi olmasın. Bu çağrımı bir kez daha yineliyorum ve diyorum: Gelin kul katında en azından hesabınızı ödeyin” ifadelerini kullandı.
Belediyeye uğramadan maaş alan personelle ilgili olarak tespit ettikleri fotoğrafları kamuoyuyla paylaşan Başkan Çavuşoğlu, milletvekili Cahit Özkan’ın yanında danışman olarak görev yapmasına rağmen Denizli Büyükşehir Belediyesinden maaş alan B.H. hakkında suç duyurusunda bulunduklarını, ayrıca bunun yanı sıra tespit ettikleri 2 kişi için daha soruşturma başlattıklarını sözlerine ekledi.
]]>CHP Genel Başkanı Özgür Özel, bugün TBMM’de, partisinin grup toplantısında konuştu. Özel’in konuşmasından öne çıkanlar şöyle:
“CHP grubu nerede bir sorun varsa koşuyor, gidiyor. Elazığ’dan çağrıldık. Elazığ Eti Krom emekçileri, ‘Yetiş CHP’ dedi. Deniz Yavuzyılmaz, İlhami Özcan Aygun, Cevdet Akay ve Gürsel Erol, bu hafta sonu onlarla birliktelerdi. Mevzu şu: Bir patron var. Devletten ihaleyle krom madenini almış. Anayasa’ya göre madenler bizim. Bunlara işletme hakkı veriyorlar -ki Anayasa’nın arkasından dolaşmaktır. Madeni aldın mı işletilecek bir şey kalmıyorsa onun adı işletme hakkı olamaz. Bu şirket 60 dolara krom çıkarıyor. Bin dolara bu kromu yurt dışında satıyor. Bu şirketin Türkiye’de dünya kadar şirketi, dünya kadar gemisi; Türkiye’yi bırakın, dünyanın birçok yerinde satın aldığı limanları var. ve bu şirketin çalışanları, temmuz ayı gelince enflasyon zammı istediler. Bir de ‘Promosyonları bize vermiyor. Promosyon hakkımızı istiyoruz’ dediler. Eylem yaptılar. 60 dolara hepimizin kromunu alıp bin dolara satıp zenginleşen Ali Rıza Yıldırım, işçileri azarlıyor. ‘Kapatırım, aç kalırsın sen’ diyor. İşçileri tehdit ediyor. Sen kimin madenini kapatıyorsun? Sen kimsin? Seni kim şımarttı böyle? Elektrikteki özelleştirme gibi çarpık bir özelleştirme. Yarın görüşme var, arkadaşlarımız sağladı. O küstah Ali Rıza Yıldırım’a diyorum: ya işçilerin hakkını verirsin ya gelir alnını karışlarız.
“AYM üyelerine sesleniyorum: Can Atalay hakkında, sizi kimin atadığından bağımsız vicdanınızla karar verin. Bu rezillik sona ersin”
Gezi davasından beş kişi içeride. Beş kardeşimiz, beş yoldaşımız içeride. Hepimizin yerine yatıyorlar. Çünkü bir kez daha söylüyorum, hiç utanmadan, sıkılmadan, çekinmeden: Gezi biziz kardeşim. Hepimiz Gezi’deydik. Gezi bizim onurumuzdur. Bunlardan biri Can Atalay. 14 Mayıs’ta Hatay milletvekili seçildi. Millet dedi ki ‘Git, görev yap.’ Yemin töreninde kürsüye davet edildi Sayın Bahçeli tarafından. Salmadılar gelsin. Bütün milletvekilleri oylama yaptık komisyonları seçerken. Oy birliğiyle Can Atalay seçildi İnsan Hakları Komisyonu’na. Salmayız dediler. Yani millete, Meclis’e direniyor birileri. Ardından mahkemeye başvuruyor. Yargıtay tahliye başvurusunu reddediyor. Anayasa Mahkemesi (AYM) hak ihlali diyor. Yargıtay 13’üncü Ceza Dairesi bu işlemi yok sayıyor. AYM, ikinci kez hak ihlali kararı veriyor. Yargıtay’ın 13’üncü Ceza Dairesi bir daha direniyor. 30 Ocak günü, kararı okutup Can Atalay’ın milletvekilliğini düşürüyorlar. Anayasa’nın 85’inci maddesi, ‘Eğer milletvekilliğin düşerse yedi gün süren var. AYM’ye başvur, 15 gün süresi var karar verecek’ diyor. Can Atalay için AYM’ye süresi dahilinde başvuruldu. Mahkeme karar verdi. ‘Yapılan işlem tümüyle yok hükmünde’ dedi. O gün bu gündür gerekçeli karar bekleniyor. Birileri gerekçeli kararı yazmıyor ya da birileri yazdırmıyor. Bu karar daha ne kadar bekleyebilir bilmiyorum. AYM’yi yıpratmak değil niyetim. Ama her geçen gün kendini yıpratan, kendini tüketen, kendi kararına kafa tutan birilerine karşı; sinen, pısan bir AYM var. AYM üyelerine sesleniyorum: Sizi kimin atadığından bağımsız, sizinle ilgili yapılan tüm değerlendirmelerden bağımsız vicdanınızla bir karar verin. Bu rezillik sona ersin.
” Tayfun Kahraman, Mine Özerden, Çiğdem Mater boşu boşuna içeride yatmaktadır”
Tayfun Kahraman, Gezi Parkı sürecinin en barışçıl, en ara bulucu, en doğru tutumunu sergileyen kişidir. Evladı Vera’dan ayrı boşu boşuna içeride yatmaktadır. Mine Özerden, FETÖ’cülerin iddiasıyla Kavala’nın talimatıyla açtığı ve milyon dolarlarla Gezi’ye destek sağladığı hesaplarının hiçbirisine bugüne kadar kimse ulaşamamıştır ama içeride yatmaktadır. Çiğdem Mater, Gezi’nin belgeselini çekmek için Almanya’dan Türkiye’ye gelmiştir. Ortada belgesel yoktur. Çiğdem Mater içeridedir. ve son olarak yedi yılı geçen süredir içeride yatan Osman Kavala ile ilgili bugün, Tuğrul Türkeş bir açıklama yaptı. Bugün milliyetçi hareketten gelen herkesin başbuğ dediği, saydığı, MHP’nin kök aldığı partinin kurucusu Alparslan Türkeş’in oğlu Tuğrul Türkeş, Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi’nde Türkiye heyetinin başkanıdır.
“Tuğrul Türkeş’e bakalım MHP ne diyecek”
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarına uymayı, Anayasa’da taahhüt ediyoruz. Buna uygun seçilen milletvekili de buna uygun atanan hakim de buna uygun seçilen Cumhurbaşkanı da bu Anayasa’ya uymak, kararlara saygı duymak durumundadır. Tuğrul Bey emek verdi, kanun yararına bozmak için gayret etti, dünya kadar çaba sarf etti, olmadı. Bugün açıklama yapmış, diyor ki ‘Kavala’yı ziyaret edeceğim.’ Hangi Kavala’yı? Biz söyleyince ‘Vatan hainlerinin adını anıyorsunuz. O ajandır. CHP ajanları savunuyor’ dedikleri Kavala’yı, Alparslan Türkeş’in oğlu Tuğrul Türkeş, bu parlamentonun aktif milletvekili Tuğrul Türkeş diyor ki ‘Gerçek milliyetçilik bunu gerektirir.’ Çünkü bu ülkenin ne büyük zararlar gördüğünü görüyor. Şimdi Tuğrul Türkeş’e bakalım MHP ne diyecek? Tuğrul Bey, babasının kabrine gidip de kirletiyor diye gül suyu dökenler, topyekun koşup AK Parti’nin arkasına dizildiler. Gezi Davası’nı inadına sürdürmek, bu insanları inadına içeride tutmak Tuğrul Bey’in dediği gibi ne milliyetçiliğe sığar ne vatanseverliğe sığar. Bu işte ne Türkiye’nin menfaati var, akılları almıyor ama kendilerinin de menfaati yok. Biz hakkının yanında durmaya, doğruya doğru demeye, mazlumu sahiplenmeye, zulmedenin de karşısında dimdik dikilmeye devam edeceğiz.
“Hayvan hakları derken hayvanların en birincil hakkı olan yaşam hakkını tehdit eden bir ölüm yasasını getirdiler”
17 maddelik kanunu getirdiler, Meclis’e koydular. Bu 17 maddelik kanun, güya hayvan hakları kanunu. Evet, Türkiye’de bir başıboş köpek sorunu var ve çözülsün istiyoruz. Ama bunun çözümü için insancıl, akılcı, bilimsel yöntemlerin uygulanması gerekirken verilen kanun teklifi muğlak ifadelerle öldürmeyi meşrulaştıran ve çözümü tamamen belediyelerde, uygulayıcıların inisiyatifine bırakan, 2028 sonuna kadar barınak meselesini, sorumlulukları bu konuda erteleyen, yani kaş yapayım derken göz çıkaran, hayvan hakları derken hayvanların en birincil hakkı olan yaşam hakkını tehdit eden bir ölüm yasasını getirdiler. Açıkça yazmış, ‘Fiziki engelli hayvanlar…’ Bir ayağı olmayan Mira köpek gibi ya da Sayın Emine Hanım ile Tayyip Bey’in sahiplendiği engelli köpek Leblebi gibi köpekleri alacaklar ve ötenaziyle hayatlarına son verecekler. Öyle bir şey yapacaklar ki yabani hayvanlarla şehir yaşamı arasındaki en önemli bariyeri kaldırıp kuduzun insanlar için tehdit olmasına sebebiyet verecekler.
“Hayvan hakları diye getirilen ölüm ve infaz yasasına, grubumuz bütün gücüyle tarihi bir direniş gösterecek. Söz veriyoruz”
Hangi görüşten olursa olsun, hepimizin -bunu Sayın Erdoğan’a da söyledim- evlatları, torunları hayvan hakları meselesine hepimizden duyarlılar. Siz onların gözünün önünde, milyonlarca köpeği -hatta sınırlamıyor da milyonlarca kediyi- katlettiğinizde, bir kuşakta hiçbirimizi affetmeyecek bir travma yaratacaksınız. Türk insanının hayvanseverliğini bir anda bırakıp şimdi bu katliama girişmeye kalkıyorlar. Biz CHP olarak bunun karşısındayız. Hayvanseverlere, AK Parti’nin de MHP’nin de İYİ Parti’nin de DEM Parti’nin de hangi görüşte olursa olsun bütün partilere gönül vermişlere de onların evlatlarına da söylüyoruz: Bu hayvan hakları yasası diye getirilen ölüm ve infaz yasasına bu salonda bulunan grubumuz, sonuna kadar bütün gücüyle tarihi bir direniş gösterecek. Söz veriyoruz.
“160 liralık fındık taban fiyatını sahipleniyoruz. Üreticinin hakkını verin”
Çiftçiler, milletin efendisi olan köylüler, tarihin en zor günlerini geçiriyorlar. Birer birer taban fiyatlar açıklanıyor. Şimdi fındık fiyatı açıklanacak. Sakarya’dan Trabzon’a kadar çok büyük bir coğrafyayı ilgilendiren, bütün milletvekillerimizin büyük bir emek ve gayretle iyi bir taban fiyat için çırpındıkları bir süreçteyiz. 130 milyar liralık fındık piyasası var. Bunun 100 milyarı bizde, bizde kalan 2 milyar lira. Esas adaletsizlik burada, kötü yönetim, beceriksizlik burada. Ordu’daki Ziraat Odası başkanları, bir kilo fındığın maliyetini 117 lira olarak belirledi ve 160 taban fiyat beklentisini ilan ettiler. Ziraat Odası başkanlarının ortak fiyatı 160 olduğu için, biz de bu 160 lirayı sahipleniyoruz. ve buradan bir kez daha söylüyoruz: Üreticimizi yabancı şirketlerin kölesi yapmayın. Uluslararası kartellerin insafına bırakmayın. Bu ürünün fiyatını biz belirleriz. Biz belirlersek onlar uyacaklar. Böyle düşüp belirlerseniz geçen seneki gibi fındık üreticisini ezdirirsiniz. 160 liranın altında ilan edilen her fiyat, dünyanın en zengin çikolata üreticisi karterlerini zengin edecek, bizim üreticimizi perişan edecek. Testi kırılmadan uyarıyoruz. Fındığın fiyatını 160 liradan aşağıya ilan etmeyin. Sakarya’dan Trabzon’a koca bir coğrafyayı mağdur etmeyin. Üreticinin hakkını verin. Hakkımızı istiyoruz, fazlasını değil.
“22 yıldır bu milletin elinden sokağı aldılar, gırtlağından sesini çaldılar, avcundan alkışı aldılar, dilinden sloganı çaldılar”
Sadece son birkaç ayda iğneden ipliğe her şeye zam geldi ama 1 Temmuz oldu, bir tek asgari ücrete zam gelmedi. Asgari ücrete zam yaptım diyenler, enflasyon canavarını üzerilerine saldıkları işçinin elindekini aldılar, bitirdiler. Geçtiğimiz hafta elektriklerin yakılıp söndürülmesini istedik. Üç gün sürdürdüğümüz eyleme Türkiye’nin dört bir yanından katılımlar oldu. Ama bazıları döndüler ‘Yeterince ışık yanmıyor’ dedi. Ne demek istiyorsun? ‘Türkiye’de geçim zorluğu yok’ mu demek istiyorsun? Demokrasi tepki ve protesto işidir. 22 yıldır bu milletin elinden sokağı aldılar, bu milletin gırtlağından sesini çaldılar, bu milletin avcundan alkışı aldılar, bu milletin dilinden sloganı çaldılar. Hiç utanmadan, skılmadan direnen işçiyse işçi, emekliyse emekli, emekçiyse emekçi, çiftçiyse çiftçi yanınızda, arkanızda değil; önünüzde meydanlardayız, sizinle birlikteyiz. Bir sözüm de klavye muhaliflerine, Twitter solcularına: Kardeşim, Twitter’dan solculuğu, klavyeden muhalefeti bırakın. Bu millet tarihinin en büyük yoksulluğunu yaşıyor. Çıkın meydanlara, mücadeleye destek verin.
“Bunun adı zam değil, emekliye ihanettir. Bu ülkede ya yüzler gülecek ya da yüzleri güldürecek halkın iktidarı gelecek”
Bugün Türkiye nefesini tuttu, bir fiyat bekliyor. Bir maaş artışı bekliyor. Beklentimiz asgari ücretti. AK Parti Grup Başkanı Abdullah Güler açıkladı. Zaten ‘Abdullah Güler açıklayacak’ deyince manzara ortaya çıktı. Tayyip Bey, hangi iyi haberi Abdullah Güler’e açıklatmış da en düşük emekli maaşını Abdullah Güler açıklayacak. 12 bin 500 lira. Altı ay önce en düşük emekli maaşı, 25 kilo kıyma alıyordu. Dün 16 kiloya düşmüştü. Bugün yaptıkları sözde zamla 20 kiloya çıktı. Bunun adı zam değil, emekliye ihanettir. Yazıklar olsun. Açlık sınırı 19 bin lirayken asgari ücreti 17 bin lirada bırakanlara, bu ülke bugünlere gelsin diye el emeği, göz nuru, alın teri akıtanlara 12 bin 500 lirayı reva görenlere diyoruz ki: Biz CHP olarak bu milleti bu cendereden kurtaracağız, sizin elinizden kurtaracağız. Sadece zenginleri kayıran, yoksulu sömüren bu sisteme son verene kadar CHP olarak sizin için çalışacağız, sizin için mücadele edeceğiz, sizinle birlikte hakkınızı söke söke alacağız. Bu ülkede ya yüzler gülecek ya da yüzleri güldürecek halkın iktidarı gelecek. Geçim yoksa çok yakında seçim var.”
(SON)
]]>Elazığ’ın Alacakaya ilçesinde bulunan Eti Krom Yıldırım A.Ş’ye ait maden ocaklarında çalışan işçiler, çeşitli haklar talep ederek isteklerinin yerine getirilmesi için yönetime süre tanımasının ardından eylem başlattı ve eylem yapan işçilerle iki gün önce bir araya gelen ve taleplerini dinleyen Eti Krom AŞ’nin sahibi Ali Rıza Yıldırım, “Yarın herkesi kapının önüne koyarım” derken işçi de, “İş sizin işiniz” deyince, “Cevap verme bana. Ben sana söz hakkı verince konuşacaksın. Ben burayı sıfır yaparım, yarında kapıya kilidi vururum. Burası devlette kilitliydi. Para da kazanmıyordu para da kaybetmiyordu. Ben burayı aldım, bu hale getirdim” diyerek tepki topladı.
Olay sonrası sosyal medya hesapları üzerinden video yayınlayan Vedat Aldanmaz isimli fabrikanın eski çalışanı, 22 Mayıs 2024 tarihinde bir arkadaşının intihar ettiğini, buna üzüldüğü ve işçi haklarının iyileştirilmesini talep ettikten sonra işten çıkarıldığını aktardı.
Aldanmaz yayınladığını videoda şu açıklamalarda bulundu: “Eti Krom AŞ’de 22 Mayıs tarihine kadar çalışmış bulunmaktaydım. Bir kardeşimizin 22 Mayıs 2024 tarihindeki intihar girişimi ile hüzünlendik ve bir gün iş bırakma eylemi gerçekleştirdim ve bu iş bırakma eyleminde değerli kardeşlerimizle ve birim yöneticimize de bildirdim. Bunu bildirmeme rağmen bu benim yasal hakkım olmasına rağmen bu benim psikolojimi etkilemesine rağmen işim 5. Ayın 22’si sabahı itibariyle feshedildi. Feshedilme gerekçesi ise elektrik bakım hattı Whatsapp grubunda 22 Mayıs 2024 tarihinde yazdığınız muhtelif mesajlarla mesai arkadaşlarınızı boykot ve direniş yapmaya davet ettiğiniz, memleketimizin zenginliği bir aileye peşkeş çekilmektedir şeklinde ifadeler kullanmanız, kazanlar dolusu çorbayı kendi işkembelerine indirirken hızlı davranan yönetim nasıl oluyor da sıra işçilere gelince aylardır bir çalışmayı bitiremiyor şeklinde yönetim hakkında hakaret içeren ifadelerde bulunduğum söyleniyor. Benim yazdığım bu mesajlar doğrudur, arkasındayım ama hiç kimseye hiçbir şekilde hakaret etmedim. Ben bir iş yerini kendi lehlerine alıp ve düzenli bir şekilde çalışmayı başaramayan başarısız insanlaraydı sitemim. Bunlar kalıplaşmış cümleler. Biz bu sözleri söylerken hemen işin feshedilmesine gerek yoktu. Biz gurbette gurbet türküleri söyleyerek hayatımızı devam ettirmek istemiyoruz. Biz kahraman bir halkız ve tarihler boyunca her zaman destanlar yazmışız. Hakkımda tutulan bu tutanağın ve savunmamın CHP Elazığ Milletvekili Gürsel Erol’a ilettim. Alacakaya Belediye Başkanını tebrik ediyorum, Allah razı olsun. Direnişe destek verdiği için. Değerli arkadaşlar, tüm kamuoyundan ve basın mensuplarından destek bekliyoruz. Haksız yere işimiz feshedildi. Gerekçemiz, tazminat hakkımız, banka promosyonlarının alınması, maaşlarımızda iyileştirme ve firma ağır sanayi olduğu için haklarımızın ağır sanayi üzerinden SSK’mızın yatması. ve senede iki tane bayram ikramiyesi almamız. Bunlar bizim insanca yaşam sürebilmemiz için isteklerimizdi ki maalesef burada bizim insan gibi yaşamamızı istemeyenler önümüze set koydular. Kimse bizimle görüşme sağlayamadı. Elazığ Eti Krom A.Ş, Yarımca fabrika bölümünde çalışan hiçbir işçi bizi temsil etmiyor. Bizi sadece Sori ve Kef bölgesinde olan işçi kardeşlerimizdir. Haksız yere işim feshedildi, haksız yere ekmeğimden edildim ve hakkımı arıyorum. Hakkımı ararken de bütün milletvekillerimden ve belediye başkanlarımdan destek bekliyorum. Bu ateş sönmeyecek, bu usulsüzce davranışları ve hakaret içeren sözleri ben değil kendileri söylüyorlar. Ben bu kapıyı kapatırım ve hemen sizi buradan def ederim gibi cümleler kullanıyorlar. Bu memleketin zenginliğinin bir aileye peşkeş çekilmiştir sözümün tam yeridir. Çünkü sen bu coğrafyanın zenginliklerini alıp götürürken bu işçilerin emek terini hiçe sayıp bu kapıya kilidi vuramazsın. Sen kimsin diyoruz biz de. Elimizden geldiğinde direneceğiz ve direnirken de tüm yurttaşlarımızdan destek bekliyorum”. – ELAZIĞ
]]>Basın Kültür Sarayı’ndaki Nilüfer Sahnesi’nde bugün yapılan BGC Genel Kurulu Divan Başkanlığına Ahmet Emin Yılmaz, Başkan Yardımcılığına Tahsin Ardıç, Katipliğine de Sinan Tunç ve Elif Sezgin, üyelerin oy birliği ile seçildi. Çalışma raporlarının onaylandığı genel kurulda tek liste ile gerçekleşen seçimde Nuri Kolaylı BGC Başkanlığına oy birliği seçilirken, Bursa Gazeteciler Cemiyetinin 2024- 2027 dönemi kurulları alfabetik olarak şöyle oluştu:
“Yönetim Kurulu Üyeleri: Ahmet Emin Yılmaz, Ahmet Akhan, Barış Yankı İçöz, Bülent Sezgin, Erdinç Aksoy, Ersin Yıldıran, Eyüp Turan, Fuat Kars, Hakan Işıkkent, Hasiye Yiğitbay, İbrahim Öge, İhsan Altıkardeş, Kenan Kibar, Musa Öztürk, Okan Tuna, Orhan Güney, Tevfik Fikret Sönmez, Burhan Kaya, Enhar Güneş, Hurşit Topal, Necat Kırbulut, Rıdvan Tümenoğlu ve Ruhi Berber. Denetleme Kurulu Üyeleri: Cemal Ekentok, Tahsin Ardıç ve Teoman Alper. Denetleme Kurulu Yedek Üyeleri: Cihat Özkan, Halil Özçoban ve Şaban Önen. Federasyon Delegeleri: Nuri Kolaylı, Celil İnce, Erol Bilenser, Huriye Gül Kolaylı, Hüseyin Yeşilkavak, Mehmet Gerçeksi, Namık Göz, Nurullah Nuri Yavuz, Serkan Yetişmişoğlu ve Selahattin Adıgüzeller.”
Mayıs ayında yapılan ve 9 gazeteciler federasyonu ile 86 gazeteciler cemiyetinin üye olduğu Türkiye Gazeteciler Konfederasyonu genel başkanlığına delegelerin tamamının oyunu alarak seçilen Nuri Kolaylı, Bursa Gazeteciler Cemiyeti Başkanlığı’na da yeniden seçilerek güven tazelemiş oldu. Yönetim Kurulunda yapılan görev bölümde ise BGC Başkan Vekilliğine Ahmet Emin Yılmaz, Başkan yardımcılıklarına Fuat Kars, İhsan Altıkardeş ve Erdiç Aksoy, Genel Saymanlığa Tevfik Fikret Sönmez oybirliği ile seçildi.
2021-2024 döneminde görev yapan BGC yönetim ve denetim kurulu üyelerine teşekkür eden BGC Başkanı Nuri Kolaylı, “Üç yıllık süreçte dayanışma ve uyum içinde çalışma sergilendiğini ifade eden Kolaylı, “Hiçbir ücret veya hakkı huzur almadan, kişisel çıkar gözetmeksizin mesleğimiz ve meslektaşlarımız için benimle birlikte gönüllü olarak çalışan arkadaşlarımla dostluğumuzun ve birlikteliğimizin ömür boyu süreceğine inanıyorum” dedi.
Konuşmasında basın sektöründe yaşanan sorunlara ve çözüm önerilerine değinen BGC Başkanı Nuri Kolaylı, sözlerini şöyle sürdürdü;
“Basınımızın özgür, objektif ve tarafsız çalışma olanağı bulması için ilk şart, gazetecilik mesleğini ve bu mesleği kimlerin yapabileceğini düzenleyen ‘Basın Meslek Yasası’nın çıkartılmasıdır. Yıllardır her fırsatta tekrarladığım çağrımı; bugünkü genel kurulumuzda bir kez daha tekrarlamak istiyorum; mesleğimize saygınlığını yeniden kazandırabilmemiz için, gazetecilik mesleğini ve bu mesleği kimlerin yapabileceğini düzenleyen “Basın Meslek Yasası”, yazılı basının yanı sıra görsel ve elektronik medyayı da kapsayacak şekilde günümüz şartlarına uygun olarak mutlaka çıkarılmalıdır. Böyle bir düzenleme fikir özgürlüğünü kısıtlayıcı değil, tam tersine haber alma özgürlüğünü gerçek anlamda hayata geçirmeyi sağlayıcı nitelikte olmalıdır.”
BGC genel kurulundaki konuşmasında basın özgürlüğü konusuna geniş yer veren Nuri Kolaylı, “Sektörümüzde yaşanan çok önemli bir diğer sorunumuz, darbe dönemlerinden bu yana değişmeyen Türk Ceza Kanunu’nda ve Terörle Mücadele Yasası’nda yer alan basın özgürlüğünü kısıtlayıcı maddelerdir” dedi.
Gazetecilerin yazdıkları yazılar ve haberler nedeniyle tutuklanabildiğini, ağır ceza tehdidi ile karşı karşıya kaldığına vurgu yapan BGC Başkanı Kolaylı, “Türkiye’de insanımıza herhangi bir baskı ve müdahaleye maruz kalmadan, kendini meşru bir şekilde ifade edebilme hakkının evrensel ölçülerde tanınması ve sorunsuz bir şekilde uygulanması, toplumsal barış, hoşgörü, uzlaşı, ifade ve basın özgürlüğünün sorun olmaktan çıkması en büyük dileğimizdir” diye konuştu.
Basın sektöründe, yasal düzenleme eksiklerinden kaynaklanan sorunların yanında, çalışma şartlarının neden olduğu olumsuzluklar da yaşandığına dikkat çeken BGC Başkanı Nuri Kolaylı, açıklamalarını şöyle sürdürdü:
“5953 Sayılı Basın Mesleğinde Çalışanlarla Çalıştıranlar Arasındaki Münasebetlerin Tanzimi Hakkında Kanun, kısa adı ile Basın İş Kanunu olarak da biliniyor. Basın işkolunda “gazeteci” olarak çalışan kişiler ve işverenleri arasındaki ilişkiler ve çalışma şartları Basın İş Kanunu ile düzenleniyor. Yaklaşık 70 yıl önce, 20 Haziran 1952’de yürürlüğe giren 5953 sayılı kanunda, 1961 yılında kapsamlı bir değişikliğe gidilerek meslektaşlarımıza önemli kazanımlar sağlanmıştı. Yıpranma hakkından yıllık izinlere, tazminat hakkından fazla mesaiye kadar geniş bir yelpazedeki bu kazanımlar, aradan geçen sürede bir bir değiştirildi ve özlük haklarımızın birçoğu geri alındı. Bu yasanın günümüz şartlarında uygun olarak yeniden düzenlenmesi sadece biz gazetecilerin değil, toplumumuzun bir ihtiyacı haline geldi. Basın İş Kanunu yeniden ele alınarak, elektronik medyayı da kapsayacak şekilde düzenlenmelidir. Bu kapsamda istihdam sağlayan, gerçek anlamda habercilik yapan ve kurumsallaşan gazeteler, radyolar, televizyonlar ve internet haber siteleri desteklenmeli, bu kurumlarda habercilik yapan meslektaşlarımız yeni düzenleme yapılarak gazeteci sayılmalıdır. Kanun; yıpranma hakkından yıllık izinlere, tazminat hakkından fazla mesaiye kadar geniş bir yelpazede ele alınarak meslektaşlarımız lehine güncellenmelidir. Özellikle, “yıpranmada basın kartı sahibi olma şartı” mutlaka kaldırılmalıdır. Gazetecilik mesleği basın kartı sahibi şartına bağlı olmadan yapılan ağır ve tehlikeli bir iş olarak kabul edilmeli, gazetecilere basın kartı sahibi olsun veya olmasın anayasal sosyal güvenlik hakkının sonucu olan fiili hizmet süresi zammı geri verilmelidir.” – BURSA
]]>Kentte faaliyet gösteren Starbucks ve Burger King şubelerine, dün akşam saatlerinde bir grubun, İsrail’in Gazze’deki katliamlarına tepki amacıyla yaptıkları tekbirli saldırıya yönelik tepkiler sürüyor. Diyarbakır Barosu’nca yapılan yazılı açıklamada, insanlar üzerinde korku ve paniğe sebebiyet verecek şekilde yapılan eylemlerin kabul edilemez olduğu vurgulandı.
‘Yetkililerden de gerekli önlemleri almalarını bekliyoruz’
Böylesi saldırıların gerçeklememesi için yetkililerin önlem almaları çağrısının yapıldığı Diyarbakır Barosu’nun açıklaması şöyle:
“Son günlerde kentimizde bir kısım özel işletmelere İsrail’i protesto gösterileri kapsamında bazı gruplar tarafından girildiğine ve işyerlerinde bulunan insanların büyük bir korku ve endişeyle işyerlerinden kaçmak zorunda kaldıklarına dair görüntüler kamuoyuna yansımıştır. Diyarbakır Barosu yıllardır ifade özgürlüğünü savunmakta ve bu hakka yönelik her türlü müdahaleye karşı mücadele etmektedir. Toplantı ve gösteri hakkı kapsamında herkesin önceden izin almaksızın barışçıl toplanma ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına saygı duymakla birlikte, bu hakkın iş yerlerine girilerek burada bulunan insanlar üzerinde korku ve paniğe sebebiyet verecek şekilde kullanılmasını asla kabul etmiyoruz. Diyarbakır Barosu olarak bu ve benzeri eylemlere karşı olduğumuzu bir kez daha belirtiyor; şiddet içerecek olayların meydana gelmemesi, yaygınlaşmasının önlenmesi ve yaşanabilecek her türlü olumsuz durumun önüne geçilmesi için öncelikle herkesi sağduyulu davranmaya davet ediyor, yetkililerden de gerekli önlemleri almalarını bekliyoruz.”
‘Vandallık derecesindeki bu girişimleri kabul etmiyoruz’
Aralarında Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası, Ticaret Borsası, Doğu Güneydoğu Sanayici ve İş İnsanları Dernekleri Federasyonu ile çok sayıda iş kuruluşunun yer aldığı Diyarbakır İş Konseyi ise, “Kentimizin barış ve huzur ortamını zedelemeye çalışanlara tahammül etmeyeceğiz” başlıklı yazılı açıklama yayımladı. Açıklamada, “Din veya inanç kavramı coğrafyamız insanı için derin bir anlam ve değer taşırken, bu inançları baltalamaya, İslam dininde yeri olmayan eylemlerde bulunmaya insanların inançlarını karartmaya kimsenin, kimselerin hakkı yoktur. Din adına veya İsrail protesto adı altında siyasi saiklere aracılık eden bu tip eylemlerin, kentimiz üzerinde toplumsal baskı aracı olarak kullanılması kabul edilebilir bir durumun ötesinde geçmiştir. Vandallık derecesindeki bu girişimleri kabul etmiyor, kolluk kuvvetlerini görevlerini yapmaya davet ederken, tacir ve esnaflarımızın işyerleri adeta basılarak korku ve panik havası yaratmaya çalışanları önce Allah’a sonra toplum vicdanına havale ediyoruz. Hoşgörü ve saygının yeşerdiği 12 bin yıllık tarihi geçmişi kuraklaştırmaya hiç kimsenin hakkı yoktur” denildi.
Hüda-Par: Bu olayla hiçbir ilişkimiz yoktur
Çeşitli sosyal medya hesaplarında ile bazı basın ve yayın organlarında işletmelere yapılan saldıyla ilişkilendirilen Hür Dava Partisi’nden (Hüda-Par) açıklama yapıldı. Hüda-Par Diyarbakır İl Başkanlığı’nın sosyal medya hesabında yapılan paylaşımda şu ifadelere yer verildi:
“Dün gece Diyarbakır Starbucks şubesinde yaşanan hadisede HÜDA PAR’ın adını zikredenler ve partimizin adını bu olaya karıştırmak isteyenler kötü ve art niyetlidir. Bu olayla hiçbir ilişkimiz yoktur.”
]]>CHP Aydın Milletvekili ve TBMM Adalet Komisyonu CHP Grup Sözcüsü Süleyman Bülbül, İstanbul’da Taksim Meydanı’nın 1 Mayıs İşçi Bayramı kutlamalarına kapatılması ve kutlamalara katılanlara hukuksuz müdahaleler yapılmasında sorumlu olan kamu görevlileri hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulundu. Bülbül, Taksim Meydanı’na girişlerin kapatılması konusunda kanunsuz emirleri uygulayan İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, İstanbul Valisi Davut Gül ve kanunsuz emirleri uygulayan tüm kamu görevlilerinin “Anayasa’yı ihlal”, “Görevi kötüye kullanma” ve “Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma” suçlarını işlediğini belirtti. Dilekçesinde, Anayasa Mahkemesi’nin kararına rağmen Taksim’de kutlama yapılmasına yönelik engelleme olmasının Anayasa’nın 34. maddesi olan “toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkını” ihlal ettiği hatırlatılarak, “İnsan hakları ihlalleri ve hukuksuz müdahaleler yaşandı” denildi.
“HUKUKSUZLUĞA DEVAM EDİLDİ”
İstanbul Valiliği’nin Taksim’e giden 40 güzergahı kapatması, deniz ulaşımı ve metrobüs seferlerine büyük kısıtlama getirdiğini hatırlatan Bülbül, ulaşım yollarının kapatılmasının “ölçülülük ilkesine” aykırı olduğunu kaydederek şu açıklamayı yaptı:
“1 Mayıs İşçi ve Emekçi Bayramı’nda ülkemiz yine gözyaşına, baskıya, hukuksuzluğa sahne oldu, gerçekleştirilen müdahalelerle barışçıl eylemler engellendi. Ülkenin diğer bölgelerinde yapılan 1 Mayıs kutlamalarında da aynı şekilde insan hakkı ihlalleri ve hukuksuz müdahaleler yaşandı. Bu müdahaleler sonucunda 226 kişi gözaltına alındı, 49 kişi tutuklandı. Anayasa Mahkemesi, Taksim’de kutlama yapılmasına yönelik engellemenin ‘Anayasa’nın 34. maddesinde güvence altına alınan ‘toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının engellenmesi’ olduğuna karar vermişti ancak Taksim Meydanı’na girişler kapatılarak hukuksuzluklara devam edildi.
“BAKAN’IN ‘KUTLAMA YAPILAMAZ’ AÇIKLAMASI ANAYASA’YA AYKIRI”
İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya ve İstanbul Valisi Davut Gül’ün, 1 Mayıs’ta Taksim Meydanı’nda kutlama yapılamayacağına ilişkin açıklamaları, 1 Mayıs günü ise kurulan barikatlar ile bu kutlamanın engellenmesi Anayasa’nın 34. maddesi ile güvence altına alınan toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkını ihlal etmektedir. Diğer yandan, 1 Mayıs günü ölçülülük ilkesine aykırı bir biçimde ana ulaşım yollarının ve birçok metro istasyonunun kapatılması suretiyle vatandaşların hastanelere, iş yerlerine ulaşımları engellendi.
“BAKAN YERLİKAYA VE VALİ GÜL HAKKINDA SUÇ DUYURUSUNDA BULUNDUK”
İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, İstanbul Valisi Davut Gül ve konusu suç teşkil eden kanunsuz emirleri uygulayan tüm kamu görevlileri hakkında Anayasanın 34. maddesi ile korunan toplantı ve gösteri yürüyüşlerini engellemeleri sebebiyle ve Anayasanın 153. maddesi ile bağlayıcı olduğu tereddütsüz olan AYM kararına aykırı davranışları sebebiyle Türk Ceza Kanunu’nun 307. maddesinde yer alan ‘Anayasa’yı ihlal suçundan’, barışçıl eylemlerde bulunan vatandaşlara plastik mermi, biber gazı ve fiziki müdahaleler ile engellemede bulunulması sebebiyle Türk Ceza Kanunu’nun 257. maddesinde yer alan ‘Görevi kötüye kullanma suçundan; ölçülülük ilkesine aykırı ulaşım kısıtlamaları sebebiyle Türk Ceza Kanunu’nun 109. maddesinde yer alan ‘Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma’ suçlarından dolayı İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunduk.
“TAKİPÇİSİ OLMAYA DEVAM EDECEĞİZ”
Anayasanın 137. maddesi ve Türk Ceza Kanunu’nun 24. maddesi gereğince; konusu suç teşkil eden kanunsuz emri veren ve uygulayan tüm kamu görevlileri de bu fiiller sebebiyle aynı suçları işlemişlerdir. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı yaptığımız suç duyurusuna istinaden İçişleri Bakanı ve İstanbul Valisi başta olmak üzere sorumlu tüm kişilere yönelik soruşturmayı derhal başlatmalıdır. Konunun sonuna kadar takipçisi olacağız, hak, hukuk ve özgürlük mücadelemize devam edeceğiz.”
]]>Co-Founder Academy ve TechInside olarak bizler de bir süredir destek olduğumuz bu etkinlik serilerinde bu hafta kurucumuz Hakkı Alkan ile beraber katılım sağladık, etkinliğe özel verdiğimiz röportajı izlemek için:
Etkinlik, ekosistem paydaşlarının kahvaltısıyla başladı. Girişimcilere, yatırımcılara ve diğer tüm paydaşlara kapılarını açık tutan StartupTeknoloji, girişimcilik dünyasını desteklemeye devam ediyor.
Açılış konuşmasını, Kulüp Garajı’ndan Neslihan Kaplan yaptı. Ardından ev sahipliği ve sunum için sözü alan Cube Incubation girişimcilik merkezinin müdürü Ahmet Kerim Nalbant, katılımcılara Cube incubation hakkında çok değerli bilgiler verdi.
Etkinlikte sponsor olarak yer alan markalar arasında SharingoTürkiye, egaranti, DinamikCRM, PitGrowth, ve Walkers girişimcileri, sahnede sunumlarını gerçekleştirdiler. Her biri kendi alanında başarılı girişimleri ve yenilikçi projeleriyle dikkat çekti.
Girişim sponsorları Mistikist, QarkOptical, ve Hydrolyx ise sahneye çıkarak girişimleri hakkında bilgi verdiler. Yenilikçi fikirleri ve potansiyel yatırım olanaklarıyla ilgili değerli bilgiler paylaştılar.

Etkinliğin en önemli bölümlerinden biri, yatırım paneliydi. Girişimcilik ekosisteminde önemli yatırımlara imza atan Tunç Berkman ve Hande Enes, Selma Bahçıvanoğlu ve Anıl Gökçen Körpınar girişimciliğin geleceği ve yatırım olanakları hakkında katılımcılarla değerli görüşler paylaştılar.
Tunç Berkman, kurumsal geçmişine ve girişimciliğe adım atış sürecine değinerek kurumsal tarafın girişimciliğe bakışını ve gelişim sürecini aktardı.
Hande Enes ise girişimcilikte duygu-insansı sezgilerin önemine vurgu yaparak, bunun gelecekte yapay zeka modellemelerinde çığır açacağını ifade etti. Ayrıca yerel bilgelik ve kültürel mirasın girişimciliğe nasıl katkı sağladığını anlattı.
Anıl Gökçen Körpınar ise, idacapital’in Türkiye’de olmayan ama olması gereken debt financing (borç finansmanı) modelini aktardı. Girişimcilerin hisse vermek yerine borçlanma yolunu tercih edebilecekleri bir finansman modelinin eksikliğine dikkat çekti ve bu konuda farkındalık oluşturmayı hedeflediklerini söyledi.
Selma Bahçıvanoğlu, ekosistemdeki 10 yıllık deneyimine dayanarak son 5 yılda girişimcilik ekosistemindeki değişimi ve gelecekteki olası değişimleri anlattı. Ekosistemdeki gelişim sürecine dair değerli gözlemlerini paylaştı ve gelecekteki eğilimleri öngörmeye yönelik değerli önerilerde bulundu.
Son olarak, SimyaVC’nin hangi alanlara odaklandığına dair bilgileri katılımcılarla paylaşarak, girişimcilik ekosistemine katkı sağlamak için yapılan çalışmalara değindi.
Genç girişimci yetiştirme platformu olan Fikir Değirmeni’nden çocuk girişimciler, etkinliğe katılarak renk kattılar. Genç girişimciler, geleceğin liderleri olarak dikkat çektiler.
Etkinlikte ayrıca, StartupTeknoloji’nin medya destekçilerine özel ödüller takdim edildi. BrandingTürkiye adına Mürsel Ferhat Sağlam, TeknoTalk adına Behti Soykan, TechInside adına Hakkı Alkan, Technologic adına Melih Bayram Dede ve diğer medya kuruluşlarının temsilcileri, StartupTeknoloji’nin önemli bir parçası oldukları için teşekkür edildi.
Etkinlikte ayrıca StartupTeknoloji adına İlker Elal ve Teknopark İstanbul adına Ümran Demirel birlikte bir iş birliği anlaşmasına imza attı.
Networking etkinliğiyle sona eren 9. Girişimcilik Ekosistemi Buluşması, katılımcılarına değerli bağlantılar kurma ve işbirlikleri oluşturma fırsatı sundu. Etkinlik toplu fotoğraf çekimi ve networking etkinliğiyle sona erdi.
Siz bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz? Görüşlerinizi yorumlarda paylaşın!
]]>ESMA TURAN
(MUĞLA) – Termik santrale karşı mücadele eden Muğla’nın Milas ilçesine bağlı İkizköy Mahallesi’nde bu kez de günlerdir su kesintisi yaşanıyor. Su kullanım hakkının öncelikli olarak termik santrale verildiğini söyleyen İkizköylülerin gönüllü avukatı İsmail Hakkı Atal, köylülerle birlikte Milas Kaymakamı hakkında CİMER’e şikayette bulunacaklarını açıkladı. Atal, “İkizköylülerin 3 gündür suyu kesik. Su kullanım hakkı sıralamasına göre öncelik köylülerde olmasına rağmen kanunlar uygulamaya Kaymakam vasıtasıyla Limak İçtaş Termik Santrali İkizköylülere zulüm ediyor” dedi.
Yıllardır Akbelen Ormanı’nı termik santralden korumak için direnen İkizköylüler, şimdi de susuzlukla mücadele ediyor. İkizköy Muhtarı Nejla Işık, dün yaptığı açıklamada termik santralin deposundaki pompanın arızalanması nedeniyle susuz kaldıklarını söyledi. İkizköylülerin gönüllü avukatı İsmail Hakkı Atal ise ANKA Haber Ajansı’na yaptığı açıklamada, köylülerle birlikte Milas Kaymakamı Mustafa Ünver Büke hakkında ‘Görevi kötüye kullanma’ suçundan CİMER’e şikayette bulunacaklarını açıkladı.
Atal, şöyle konuştu:
“İkizköy dostları olarak Mustafa Ünver Büke’yi görevi kötüye kullanmaktan CİMER’e şikayet edeceğiz ve gelecekte siyasi iktidar değiştiğinde görevden atılacak ve yargılanacak olan kaymakamların, valilerin listesine birisini daha ekleyeceğiz. Çünkü Milas Kaymakamı görevi kötüye kullanma suçu işliyor. İkizköylülerin 3 gündür suyu kesik. Su kullanım hakkı sıralamasına göre öncelik köylülerde olmasına rağmen kanunlar uygulamaya Kaymakam vasıtasıyla Limak İçtaş Termik Santrali İkizköylülere zulüm ediyor. Havza yönetim planlarının hazırlanması uygulanması ve takibi yönetmeliğine göre su kullanım hakkı sıralaması şöyle: Bir içme ve kullanma suyu, iki çevresel su ihtiyacı yani köylünün bahçe ve hayvanlarını sulama ihtiyacı, dört su ürünleri iletimi, beş enerji ve maden. Yani ilk dördünde su kalacak olursa enerji ve maden üretimi için su kullanılabiliyor ama İkizköy’de Akbelen’de Nihat Özdemir ve İbrahim Çeçen için bu sıralama tersine çevrilmiş durumda. Önce termik santralin suyu veriliyor, köylünün de suyu kesiliyor ve köylüye Nihat Özdemir ve İbrahim Çeçen zulüm ediyor.
“KAYMAKAMIN İLK SUÇU DEĞİL”
Tabii bu bizim az sonra topluca şikayet edeceğimiz Milas Kaymakamı Mustafa Ünver Büke’nin ilk işlediği suç değil. Biz daha önce 10 Ocak 2022 tarihinde Yeniköy- Kemerköy Termik Santrali’nin hukuka kanuna aykırı patlatmalar nedeniyle Milas Kaymakamlığı’na resmi başvuru da bulunduk. Ancak bununla ilgili hiçbir işlem yapılmadı. Cevap dahi verilmedi. Oysaki Çevre Kanunu 14. Madde, Türk Ceza Kanunu 183 ve 123. Maddeler ve Çevresel Gürültünün Değerlendirilmesi ve Denetim Yönetmeliği 15 ve 23. Maddeler bu denetimsiz ve köylüyü rahatsız edecek, evlerini kafasına göçertecek şekildeki dinamit patlatmaları yasaklıyor. Dediğimiz gibi AKP’nin yeni Türkiye Yüzyılı, AKP’li hakimler, savcılar, kaymakamlar ve valililer aracılığıyla 5’li çetelerin, yerli işbirlikçilerin, dahili bedhahların Türk köylüsüne zulmettiği yüzyıldır. AKP’nin yeni Türkiye Yüzyılı, budur. Biz az sonra Kaymakam Ünver Büke’yi, CİMER’e görevi kötüye kullanmaktan şikayet edeceğiz. Şu anda CİMER’den hiçbir işlem yapılmayacağını biliyoruz ama kayıtlarda olsun, gelecekte iktidar değişikliğinde bu kanunları uygulamayan ve suç işleyen kaymakamlar, valiler, hakimler ve savcılar hepsi yargılanacaklar. Meslekten atılacaklar. Bunu da burada tarihe not düşelim.”
]]>
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Antalya’da Gazipaşa Belediyesi Toplu Açılış Töreni’ne katıldı. Törende konuşan Özel, sözlerine Çanakkale Zaferi’nin 109’uncu yıldönümü dolayısıyla zaferin kahramanları Başkomutan Mustafa Kemal Atatürk’ü ve şehitleri anarak başladı.
Özel, bölgedeki turizme dikkati çekerek Gazipaşa’ya da otel yatırımları yapılması gerektiğinin altını çizdi. Bölge turizminin gelişmesi için yatırımcılara çağrı yapan Özel, Gazipaşa’da yaşanacak çok güzel günler var.” diye konuştu.
“ANTALYA’NIN ÜVEY EVLAT OLMASINA İZİN VERMEYECEĞİZ”
Özel, konuşmasına şöyle devam etti:
“Antalya bu iktidarın üvey evladı. Adalet ve Kalkınma Partisi 2023 yılında 73,6 milyar lira vergi tahsilatı yapılan, devletin sağ eli alan eli, 73,6 milyar almış buradan. Burası Türkiye’deki bütün milli gelirin yüzde 3,3’ünü üretmiş. Burada 55 milyar dolarlık turizmin 25’i yapılmış. Yani bacasız sanayi burada ve 73,6 milyar vergi toplanmış. Peki yatırım programında Antalya’ya ne verilmiş? 7,1 milyar lira, yani yüzde 9,5’i. Yani 10 almışlar Antalya’ya 1 vermişler. Kepçeyle almışlar, çay kaşığıyla vermişler. Antalya’nın hakkını yemişler. Antalya’ya haksızlık. Antalya’nın hakkını da arayacağız, hakkını da savunacağız. Antalya’nın üvey evlat olmasına izin vermeyeceğiz.”
“MERAL HANIM’LA EMEKLİ İTTİFAKINDA BULUŞTUK”
Emeklilerin yaşadığı ekonomik zorluğa, düşük maaşlarına işaret eden Özel, AKP’nin iktidara geldiği yıl ile bugün arasında kıyas yaptı. Emekli maaşları ve bayram ikramiyeleri üzerinden örnekler veren Özel, “Emekliye bulamadığı parayı 5’li çeteye buluyor. Emekliye bulamadığı parayı yol müteahhitine, yandaş müteahhite buluyor. Emekliye de yok diyor. Buradan soruyorum; emekliye yok diyen Tayyip Erdoğan’a, 31 Mart’ta oy var mı? Yok işte yok. Meral Hanım’la Ankara’da siyasi ittifak kuramadık ama emekli ittifakında buluştuk. Meral Hanım da söylüyor, bütün partiler söylüyor. En güçlü ittifak emeklilerin ittifakıdır. Sizin için çalışıyoruz, sizin için uğraşıyoruz. Bundan sonra emeklinin hakkını alana kadar susmayacağız.” diye konuştu.
“SİZDEN YÜZDE 60’A YAKIN OY BEKLİYORUM”
Yerel seçimleri hatırlatan Özel, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Tayyip Bey benimle kavga etmek istiyor. Sürekli zam yapıp dönüp öbür taraftan DEM deyip kavga etmek istiyor. Kimlik siyaseti yapmak istiyor. Mezhep siyaseti yapmak, ayrıştırma, ötekileştirme istiyor. İlla kavga yapmamı istiyorsan tamam, senle kavga yapacağım. Emeklinin, köylünün, işsizin, gençlerin hakkı için kavga yapacağım. Senin istediğin kavgayı değil, halkın milletin taleplerinin kavgasını yapacağım.”
Gazipaşalı seçmenlerden partisinin adayları için oy isteyen Özel, “Yüzde 60’a yakın oy bekliyorum sizden.” dedi.
]]>Kaza sırasında sürücü T.C. ile aynı araçta bulunan kişilerden 17 yaşındaki Alp K, Eyüpsultan İlçe Emniyet Müdürlüğü Asayiş Büro Amirliğinde verdiği ifadede, şüphelinin lüks aracıyla kendisini evden almaya geldiğini, araçta Kemal D. isimli bir arkadaşının daha olduğunu ancak bu kişiyi evine bıraktıklarını söyledi.
Devamında T.C’nin evinin önüne gittiklerini, burada Demir Ö. isimli arkadaşını beklediklerini, bu kişinin de kendi aracıyla geldiğini anlatan Alp K, “Araçta hatırladığım kadarıyla Demir, Hakkı ve Poyraz vardı. Toplamda 5 kişi olduk ve siteden çıktık. Ben T.C’nin olduğu araca bindim. Demir, Hakkı ve Poyraz diğer araçla peşimizden geldiler. Yılmaz A. ve Kerem A. isimli arkadaşlarımızı farklı bir siteden aldık. Kerem A. ve Yılmaz A. diğer araca bindiler. Toplamda 7 kişi olduk, Göktürk içinde arabalarla turladık ve site meydanına geldik.” dedi.
Burada kendilerine 3 kişinin daha katıldığını ve sohbet etmeye başladıklarını aktaran Alp K, toplam 10 kişi araçlarla meydandan ayrıldıklarını, yakıt aldıklarını ve Bahçeköy orman yoluna girdiklerini belirtti.
Alp K, orman yolunda diğer araç sürücüsünün el hareketiyle önüne geçmelerini istediğini, T.C’nin de sollayarak geçtiğini, yoldaki kasisten sonra hızlandığını anlatarak, “Daha sonra T.C. yolun sağ tarafında, gidiş istikametimizde bir şeyler olduğunu gördü ve çarpmamak için direksiyonu ani şekilde sola doğru kırdı. Aracın benim olduğum sağ tarafı ATV tarzı araçlara doğru kaymaya başladı. Aracımız ATV’lere çarptıktan sonra soldaki yamaca doğru çıktı.” ifadelerini kullandı.
Kazadan sonra diğer 3 kişiyle araçtan inerek 2 yaralıyla iletişim kurmaya çalıştıklarını öne süren Alp K, yolun uçurum tarafı ile kaza yaptıkları aracın altında da yaralı olduğunu öğrendiğini kaydetti.
Alp K, olayın devamında yoldan geçen kişilerin yaralılara yardımcı olmaya çalıştığını ve ambulansı aradıklarını öğrendiğini dile getirdi.
T.C’nin, özel şoförü ile annesini arayıp kaza yaptığını söylediğini aktaran Alp K, bir süre sonra T.C’nin annesi ile bir kadının olay yerine gelerek, T.C’yi, kendisini ve Demir Ö’yü alıp bölgeden uzaklaştıklarını anlattı.
Alp K, T.C ile annesinin, kendisi ve Demir Ö’yü sitenin girişinde araçtan indirdikten sonra buradan ayrıldığını belirterek, “Site önünde bulunduğumuz esnada yaralılardan birine ait olan cep telefonunun Zekai Hakkı isimli arkadaşımızda kaldığını gördük. Akabinde ben bu sitede oturan Kemal isimli arkadaşımın yanına gittim.” savunmasını yaptı.
Kaza sırasında diğer araçta bulunan Zekai Hakkı D. (16) ise olay günü arkadaşı Demir Ö’ye kalmaya gittiğini, akşam T.C’nin görüşmek amacıyla Demir Ö’yü aradığını, bir süre sonra Demir Ö’nün babasının aracına diğer 4 kişiyle binerek T.C’nin evinin önüne gittiklerini anlattı.
“O anki dalgınlıkla şahsın telefonunu cebime koydum”
Kendilerine T.C’nin kullandığı araçla diğer arkadaşlarının da katıldığını aktaran Zekai Hakkı D, Bahçeköy orman yoluna girdiklerini T.C’nin kendi araçlarını sollayarak hızlı gitmeye başladığını kaydetti.
Zekai Hakkı D, şöyle devam etti:
“Önümüzdeki viraja sert girince arabaları yalpalayarak kaymaya başladı. Ancak aramızda mesafe olduğu için tam göremiyordum. Biz de virajı alınca T.C’nin aracının yolun solundaki su kanalına çıktığını gördük. Hemen aracımızı durdurduk. Aşağıya indiğimizde yolun ortasında iki erkek şahsın yaralı yattığını gördük. Yaralılardan birinin yanına giderek konuşmaya çalıştım. Yaralı şahıs bana flaşını yaktı ve telefonunu vererek başına bakmamı istedi. Telefonu alarak başına ışık tuttum. O anki dalgınlıkla şahsın telefonunu cebime koydum. Daha sonra diğer yaralının yanına gittim.”
Yoldan geçen kişilerin yardıma geldiğini, etrafın kalabalıklaştığını bildiren Zekai Hakkı D, gelecek ambulans ve itfaiyeye yolu açmak amacıyla Demir Ö’nün aracını alıp Kerem A. ile olay yerinden ayrıldıklarını ve aracı siteye bıraktıklarını öne sürdü.
“T.C’nin annesi, ‘Sahibine vereceğim’ diyerek telefonu güvenlik görevlisinden almak istedi”
Yeniden olay yerine gitmek için taksi çağırdığı sırada Demir Ö’nün eski model araçla geldiğini aktaran Zekai Hakkı D, kendisine, yaralılardan birinin telefonunun elinde olduğunu ve olay yerine dönerek bırakmaları gerektiğini söylediğini iddia etti.
Zekai Hakkı D, sözlerini şöyle sürdürdü:
“O esnada Kerem taksiye bindi. Olay yerine gideceğini düşünerek telefonu Kerem’e verdim. Kerem, böyle bir sorumluluğu taşıyamayacağını söyleyerek, telefonu site girişindeki duvarın üzerine bıraktı. Daha sonra güvenlik görevlisi gelerek telefonu aldı. Ardından veliler de sitenin önüne geldi ve bizi uzaklaştırdı. T.C’nin annesi, ‘Sahibine vereceğim.’ diyerek, telefonu güvenlik görevlisinden almak istedi. Görevli de telefonu T.C’nin annesine verdi. Ardından T.C’nin annesi sitenin önünden ayrıldı.”
Ne olmuştu?
Eyüpsultan’da seyir halindeki 3 ATV aracından biri arızalanmış, yol kenarına çekilen arızalı araç tamir edilmeye çalışılırken aynı yönde ilerleyen iki araçtan birisi buradaki 3 ATV’ye çarpmıştı.
Kazada yaralanan Oğuz Murat Aci ile İbrahim Gümüş, T.A, S.K. ve H.T. hastaneye kaldırılmış, yaralılardan Aci, müdahaleye rağmen hayatını kaybetmişti.
Yapılan incelemede, kazaya neden olan 17 yaşındaki sürücü T.C’nin olay yerine gelen annesi Eylem Tok’un aracıyla buradan uzaklaştığı, anne-oğulun önce İstanbul Havalimanı’na, sonra da uçakla Mısır’a gittikleri tespit edilmişti.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında, Mısır’a kaçan sürücü T.C. ve annesi yazar Eylem Tok hakkında yakalama kararı çıkarılmıştı.
Başsavcılık, 18 yaşından küçük sürücü ile annesi Eylem Tok hakkında kırmızı bülten çıkarılmasına yönelik Adalet Bakanlığına yazı göndermişti.
Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, T.C. ile annesi Eylem Tok hakkında tutuklama kararı verildiğini, 2 Mart’ta uçakla Mısır’a giden iki şüphelinin Türkiye’ye iadesi için Mısır adli makamlarıyla temasa geçildiğini ve şüpheliler hakkında kırmızı bülten talep edildiğini kaydetmişti.
Tunç, “Mısır Interpolü tarafından şahısların Mısır’dan ABD istikametine çıkış yaptıklarının bildirilmesi üzerine, adı geçenlerin ABD’den ülkemize iadesi amacıyla hazırlanan geçici tutuklama talep evrakı hem diplomatik kanaldan hem de Interpol aracılığıyla ABD yetkili makamlarına iletilmiştir.” ifadelerini kullanmıştı.
]]>Beşiktaş Divan Kurulu 2024 Yılı 1. Olağan Toplantısı, İstanbul Hilton Hotel’de yapıldı. Toplantı; divan başkanlık kurulu faaliyetlerinin açıklanması, denetim kurulu raporunun açıklanması, yönetim kurulu çalışmalarının açıklanması, raporların müzakere edilmesi ve divan üyelerinin yazılı ve sözlü görüşlerini belirtmesinin ardından Başkan Hasan Arat’ın kapanış konuşmasıyla sona erdi.
Divan üyelerinin yazılı ve sözlü görüşlerine cevap niteliğinde konuşan Beşiktaş Başkanı Hasan Arat, “Bugünkü divan toplantısı müthiş olmuştur. Allah daha iyilerini nasip etsin. Fakat bizim söylediklerimizin üzerine hemen bizi yıpratmaya çalışıyorlar. Siz de bunun farkındasınızdır diye düşünüyorum. Tavırları ve davranışları görüyorsunuz. Fakat o işler öyle olmuyor. Burası Beşiktaş. Beşiktaşlılar olarak omuz omuza olmamız gerekiyor. Beşiktaş’ın birbirine sımsıkı bağlı olması gereken zamandayız. Yolumuz açık, şansımız bol olsun” dedi.
“Eda Erdem, Türkiye’nin gururudur”
Fenerbahçe Ülker Stadyumu’nun önüne heykeli dikilen milli voleybolcu Eda Erdem Dündar’ı arayarak tebrik ettiğini dile getiren Başkan Arat, “Ben Eda Erdem’i dün aradım ve tebrik ettim. Kendisi Beşiktaş’tan yetişmiş bir sporcu ve Türkiye’nin gururudur. Beşiktaş, bu konularda Türk sporunda öncü kulüptür” diye konuştu.
Siyah-beyazlıların web sitesi hakkında yapılan eleştirilere cevap veren Başkan Hasan Arat, “Arkadaşlarımız çalışmalarına devam ediyor. Güzel, kıymetli bir web sayfasını hizmetinize sunacağız. Beşiktaş’a yakışan ne ise o şekilde sizlerle buluşturacağız” açıklamalarında bulundu.
“Stadyum isim hakkıyla alakalı çalışmalarımız sürüyor”
Tüpraş Stadyumu’nun isim hakkıyla ilgili çalışmaların devam ettiğini vurgulayan Arat, “Biz misafirlerimizi artık Beşiktaş Müzesi’nin giriş kapısını kullanarak ağırlayacağız. Orası düzenlendi ve çok güzel oldu. Önceki giriş otopark girişinden oluyordu ve çirkin bir görüntü oluşuyordu. Bundan sonra tarihi kapıdan yapacağımızı duyurmuş olayım. Stadyumumuzun isim hakkı ile alakalı olarak çok yakın zamanda çalışmalarımızı tamamlayarak teklifimizi sizlere sunacağız” şeklinde konuştu.
“Aydoğan Cevahir bizim kardeşimizdir”
Önceki divan kurulu toplantılarında sözlü olarak tartışma yaşadığı Beşiktaş Divan Üyesi Aydoğan Cevahir hakkında da konuşan Başkan Arat, “Aydoğan Cevahir bizim kardeşimizdir. Zaman zaman sürçülisan edilmiş olabilir. Keşke olmasaydı. Ben bu camianın başkanı olarak kimseye küs olma şansımın olduğunu düşünüyorum. Kulüp için yapmak istediği yatırımlar hakkında, ilgili yönetim kurulu üyesi arkadaşlarımız ile iletişime geçerek çalışma yapabilir” ifadelerini kullandı.
“Camialarımızın büyüklerini sakın rencide etmeyin”
Beşiktaş ve ezeli rakip taraftarlarına seslenen Başkan Hasan Arat, “Ebedi dost ve ezeli rakiplerle ilişkiler saygı çerçevesinde olmalı. Kupalar mücadelelerle elde edilir. Herkesin müzesinde yeterince kupası var diye düşünüyorum. Beşiktaş 121 yıllık bir camiadır. Bizim geçen hafta yaşadığımız olay üzücü bir olaydır. Malum konu hakkında biz konuştuğumuzda 23 yaşında bir çalışanın yapmış olduğu bir durum olduğu dile getirildi. Kalabalıkta konuştuğunuzu yalnızken de konuşacaksınız. Beşiktaş kimsenin kayığına binmez. Türkiye’de hangi salıncağa kimlerin bindiğini herkes çok iyi bilir. Hem Beşiktaşlılara hem de rakiplerimize sesleniyorum. Camialarımızın büyüklerini sakın rencide etmeyin. Camiaların 100 yılı aşmış dostluklarını karalamayın. Bunları dillendiren yöneticiler yarın görevlerinin başında olmayacak” diyerek sözlerini tamamladı. – İSTANBUL
]]>CHP Diyarbakır Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, TBMM Genel Kurulu’nda AKP iktidarının kayyum uygulamasını eleştirdi. Tanrıkulu şunları söyledi:
“SELÇUK MIZRAKLI HAKKINDA HİÇBİR SORUŞTURMA YOKTU, MUHTEMEL SEÇİLECEĞİ BİLİNDİĞİ İÇİN DE HAKKINDA DÜZMECE DOSYALAR HAZIRLANDI”
“Önümüzde yerel seçimler var tabii. Sayın Cumhurbaşkanı Diyarbakır’ı istiyormuş, öyle ifade etmiş Diyarbakır milletvekili arkadaşlarımıza. Ben de Diyarbakır Milletvekiliyim. Diyarbakır kadim bir kenttir, tarihi bir kenttir, bir kimlik kentidir. Diyarbakır’ın bütün sokaklarını ve tarihini bilirim ama Diyarbakır ne istenir ne alınır. Diyarbakır boyun eğmez, Diyarbakır biat etmez, Diyarbakır diz çökmez, onurundan da vazgeçmez hiçbir zaman; onuru da kendi oylarıdır, kendi seçtikleridir aynı zamanda, bundan da vazgeçmez. 2019 Seçimleri oldu; dostum, arkadaşım Selçuk Mızraklı bu Parlamentonun üyesiydi kendisi, hakkında hiçbir soruşturma yoktu, muhtemel seçileceği bilindiği için de hakkında düzmece dosyalar hazırlandı ve daha 1 Nisan’da kendisiyle ilgili olarak görevden alınmasıyla ilgili yazı yazıldı. Şimdi, bir daha 31 Mart’ta seçimler var.
“YEREL SEÇİMLERDE KENDİSİNİ HAKİM TOPLULUKTAN FARKLI HİSSEDEN İNSANLARA KİMLİKLERİNDEN DOLAYI YOLU KAPATIRSANIZ BAŞKA ŞEYLERİN YOLUNU AÇARSINIZ”
Ben Adalet ve Kalkınma Partisi grubuna soruyorum: Gerçekten ne yapacaksınız? Ne yapacaksınız? Yani bu halkın iradesini nasıl yok sayacaksınız? Bakın, şimdi, siyaset biliminde şu var, demokrasinin ölçütünde şunlar var: Eğer bir cumhuriyette, bir demokraside, bir coğrafyada kendisini hakim olan kimlikten farklı hisseden bir topluluk varsa, halk varsa bunların kendisini serbest seçimler yoluyla ifade etme hakkı var. Bunun yolu da yerel seçimlerdir, genel seçimlerdir. Eğer siz yerel seçimlerde kendisini hakim topluluktan farklı hisseden insanlara kimliklerinden dolayı yolu kapatırsanız başka şeylerin yolunu açarsınız. O nedenle, biraz sonra burada konuşacak AK Partili arkadaşımız gelip burada kayyumu savunmasın, ayıptır. Bu kürsü demokrasi kürsüsüdür, kayyum yasası burada çıktığı zaman buradaydık, bakın, bu Parlamentodan geçmedi, yasa geçmedi. Peki, Diyarbakır’dan darbe mi oldu? Van’dan darbe mi oldu? Mardin’den darbe mi oldu? 15 Temmuz Darbesini bu belediyeler mi yaptı? Sizlere soruyorum Değerli Arkadaşlar: 15 Temmuz Darbesini Diyarbakır Belediyesi mi yaptı? Ama ne oldu? Bu Meclisten OHAL nedeniyle çıkardığınız yetki yasasıyla, bakın, bugüne kadar, Cumhuriyet’ten bu zamana kadar hiç kimsenin aklına gelmeyen, şeytanın bile aklına gelmeyen bir düzenleme aklınıza geldi, şeytanın bile aklına gelmeyen; kayyum yasasını icat ettiniz ya.
“DİYARBAKIR’IN RANTINI KAYYUMLARA, VALİLERE, İŞ BİRLİKÇİLERİNE BU KADAR SATMAK AK PARTİ GRUBUNA YAKIŞIR MI?”
Bir kez daha söylüyorum, 15 Temmuzdan sonra OHAL’le aldığınız yetkiyle bunu yaptınız. Parlamentodan bu yasa geçemedi, geçemedi, AK Parti o maddeleri geri çekmek zorunda kaldı bu Parlamentoda, 15 Temmuz’dan sonra. Evet, böyle yaptınız. Bakın, elimde rüşvetle ilgili olarak, yapılan sınavlarla ilgili olarak Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi’nin ve kayyum yönetiminin bir sürü yolsuzluğu var. Şimdi, arkadaşımız, gelecek diyecek ki: ‘Arsa satılır.’ Yahu, arsayı kim satar? Nasıl satar? Bir kişinin iradesiyle satılır mı? Pazarlık yoluyla satılır mı? Rüşvetle satılır mı? Değerinden, onda 1 değere satılır mı arkadaşlar ya, satılır mı? İmar düzenlemesi sadece kaymakamın, valinin imzasıyla yapılır mı? Bu kadar çok rantı Diyarbakır’ın, bölgenin, o coğrafyanın rantını kayyumlara, valilere, iş birlikçilerine bu kadar satmak AK Parti grubuna yakışır mı? Ama 31 Mart sonuçta bu iradenin sandıkta yeniden tecelli edeceği yer olacaktır.”
]]>TUNCAY TÜRKGÜLÜ
Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) Düzce örgütü bugün Düzce Devlet Hastanesi önünde açıklama yaparak Meclis’te görüşülmekte olan sağlıkla ilgili yasa teklifinin geri çekilmesini talep etti. SES Düzce Temsilcisi Cemal Yılmaz, “Sağlıkla ilgili bazı kanunlarda değişiklik yapılması ile ilgili 5 Şubat 2024 tarihli kanun teklifi geçtiğimiz hafta Meclis’te görüşmeye başlanmıştır. Meclis’e sunulan Sağlık, Aile Komisyonu’nda TTB, SES ve diğer sağlık meslek örgütleri görüşlerini ifade etmişlerdir ancak öneri ve eleştirilerimiz dikkate alınmadan TBMM komisyonundan yasa olduğu gibi geçirilmiş ve TBMM Genel Kurulu’na hızlıca getirilerek görüşmelerine başlanmıştır. Yasa teklifinin görüşmelerinin durdurulmasını, geri çekilerek sağlık meslek örgütlerinin görüşleri de alınarak yeniden düzenlenmesini bekliyoruz.” dedi.
SES Düzce Temsilcisi Cemal Yılmaz, “Halkımızın sağlık hakkını ve sağlık emekçilerinin özlük haklarını öngören bir yasa için halkımızı ve tüm sağlık emekçilerini de bu konuda birlikte mücadeleye çağırıyoruz. Son bir söz de son günlerde yurdun dört bir yanında artan şiddet olayları ile ilgili olarak; sağlık emekçileri kimsenin öfkesini çıkaracağı kum torbası değildir. İşte tam da Meclis’te görüşülen yasada şiddete karşı etkin önlem alınması artık kaçınılmazdır” diye konuştu.
“SAĞLIK EMEKÇİLERİNİN BİRÇOK ÖZLÜK HAKKI YOK”
Cemal Yılmaz şunları söyledi:
“Sağlıkla ilgili bazı kanunlarda değişiklik yapılması ile ilgili 5 Şubat 2024 tarihli kanun teklifi geçtiğimiz hafta Meclis’te görüşmeye başlanmıştır. Meclis’e sunulan Sağlık, Aile Komisyonunda TTB, SES ve diğer sağlık meslek örgütleri görüşlerini yasaya ait görüşlerini ifade etmişlerdir ancak öneri ve eleştirilerimiz dikkate alınmadan TBMM komisyonundan yasa olduğu gibi geçirilmiş ve TBMM Genel Kurulu’na hızlıca getirilerek görüşmelerine başlanmıştır. Meclis’te görüşülen yasada, halkımızın ücretsiz, nitelikli, ulaşılabilir sağlık hakkı, sağlığı geliştirici, koruyucu sağlık hizmetlerine önem veren maddeler, sağlık alanında ihtiyaç karşılayacak atama, iş, iş yeri ve ücret güvencesi, sağlık emekçilerinin özlük hakları, mevcut haklarını koruyan, geliştiren maddeler, sağlıkta şiddeti önleyecek caydırıcı hükümler, tüm lisans mezunu sağlık işkolundaki mesleklerin 3600 ek gösterge hakkı, sağlık emekçilerinin tümünü kapsayan fiili hizmet hakkı, günün şartlarında giyim yardımı, 24 saat hizmet veren sağlık kurumları için kreş talebi, aile hekimliği çalışanlarının anayasal hakkı olan birçok özlük hakkı yoktur.
“SAĞLIK ANAYASAL BİR HAKTIR”
Bizler sağlık meslek örgütü olarak; aile hekimi ve aile sağlığı çalışanlarına yapılan destek ödemesinin disiplin cezası alınması halinde kesintiye uğraması ile ilgili düzenlemenin iptalini defalarca mahkemelerce kesin karar verilerek ikili ceza uygulanmayacağına dair kararlara istinaden getirilmeye çalışılan maddenin iptalini, sağlık emekçilerinin özlük haklarına ilişkin düzenlemelerin ivedilikle yapılması, görüşülen yasaya maddelerin eklenmesi, eğitim araştırma hastaneleri ile üniversite hastanelerinin birlikte kullanım protokollerine karşı yıllardır açtığımız davalar ve itirazlarımızın dikkate alınmasını, TSK’nın yurt içi ve yurt dışı operasyonlarında ihtiyaç duyduğu sağlık personelini herhangi bir özel eğitim almayan sağlık personelinden geçici görevlendirme yolu ile temin edilmeden doğrudan TSK’ya ait sağlık kurumlarının açılarak kendi bünyesinden görevlendirilmesi, ebelerin meslek tanımlarına dair düzenlemede belirsizliğin giderilmesini, yasanın görüşmelerinin durdurulması, geri çekilerek sağlık meslek örgütlerinin görüşleri de alınarak yeniden düzenlenmesini bekliyoruz. Halkımızın sağlık hakkını ve sağlık emekçilerinin özlük haklarını öngören bir yasa için halkımızı ve tüm sağlık emekçilerini de bu konuda birlikte mücadeleye çağırıyoruz. Son bir söz de son günlerde yurdun dört bir yanında artan şiddet olayları ile ilgili olarak; sağlık emekçileri kimsenin öfkesini çıkaracağı kum torbası değildir. İşte tam da Meclis’te görüşülen yasada şiddete karşı etkin önlem alınması artık kaçınılmazdır. Şiddet uygulayanları şiddetle kınıyoruz. Sayın Sağlık Bakanımızdan da biz sağlık emekçilerinin can güvenliğini sağlamasını bekliyoruz. Sağlık bir anayasal haktır. Can güvenliği anayasal haktır. Bizler sağlık hakkımız, can güvenliği hakkımız için yılmadan mücadeleye devam edeceğiz.”
]]>
MELTEM KARAKAŞ
Eskişehir Ulus Anıtı önünde bir araya gelen TOKİ mağdurları, kendilerine verilen 240 ay sabit ödeme ve yüzde 1 KDV sözünün tutulmasını talep etti. Mağdurlar adına açıklama yapan Serhan Alağaç, “Başlıca insan hakkı olan barınma hakkımız elimizden alınamaz. Çözüm yoksa oy yok” dedi.
Eskişehir’de her hafta olduğu gibi bu pazar da Ulus Anıtı önünde bir araya gelen TOKİ mağdurları, hükümete seslendi. Topluluk adına açıklama yapan Serhan Alağaç, şunları söyledi:
“YETKİLİLER SÖZÜNDEN CAYDI”
“0.49 vade farkıyla ve 240 ay sabit ödemeyle ev sahibi olacağımız ve evlerin bize teslimi sırasında yüzde 1 KDV ödeneceği şeklindeydi. Ama şu anda yetkililer bu sözlerden caymış durumda ve 180 ay memur maaş artışında ödeme, yüzde 10 KDV ödemesi talep etmektedir. Geçtiğimiz hafta içinde yüzde 10 KDV’li ilk ev teslimleri Gaziantep’te yapılmaya başlandı. Gaziantepli vatandaşlarımız doğal olarak bu paraları ödeyemediği için TOKİ tarafından KDV’leri 180 aylık taksitlerine bölündü. Bu insanların algısıyla oynamaktan başka bir şey değildir.”
“ALGI OYUNLARIYLA YÜZDE 1 KDV’NİN İPTAL EDİLMESİNİ KABUL ETMİYORUZ”
Algı oyunlarıyla yüzde 1 KDV haklarının iptal edilmesini kabul etmediklerini belirten Alağaç, “Sabit ödeme olmadığı sürece taksitlere eklenecek her maliyet 6 ayda bir zam görecektir. Ayrıca sorunumuz teslimatta ödenecek KDV değil her 6 ayda bir evimizin değerine gelecek zamda peşin ödenmesi gereken KDV’dir. Peki 6 ayda bir ödenmesi gereken KDV’leri nerelere bölmeyi düşünüyorlar. Onlar da kalan taksitlere bölünürse zaten hali hazırda ödenmesi çok zor olan taksitler ödenmesi imkansız hale gelecektir. KDV’nin taksitlere bölünmesi bazı hak sahiplerine çok büyük bir lütuf gibi gelse de bizler böyle algı oyunlarıyla hakkımız olan yüzde 1 KDV’nin iptal edilmesini kabul etmiyoruz” diye konuştu.
“REZERV ALANINDA OLAN EVLERİMİZİN ELİMİZDEN ALINMAYACAĞININ GARANTİSİNİ KİM VEREBİLİR?”
Yüzde 1 KDV olmasının formülünün proje alanının rezerv alanı olarak gösterilmesi olduğuna dikkat çeken Alağaç, söz konusu uygulamaya da tepki gösterdi. Alağaç, ” İstanbul’da yüzde 25 indirim ve sadece İstanbul’a özel yüzde 1 KDV sözü verildiğini söylemiştik. Öğrendik ki İstanbul’daki KDV’nin yüzde 1 olmasının formülü proje alanının rezerv alanı olarak gösterilmesinde saklıymış. Bunu hak sahipleriyle paylaştığımızda bizlerin projesinde öyle gösterip vermesinler diye tepki aldık. Çünkü rezerv alanı şu demek: Rezerv yapı alanlarında her türlü imar ve yapılaşma hizmetleri durdurulabilir. Taşınmazların satışını, devrini ve kiralanmasını yasaklayabilir. Yapıların elektik, su ve doğal gazlarını kesebilir. Rezerv yapı alanında bulunan sağlam binalarda proje bütünlüğü gerekçe gösterilerek yıkılabilir. İleride rezerv alanında olan evlerimizin elimizden alınmayacağının garantisini bize kim verebilir” şeklinde konuştu.
“BARINMA HAKKIMIZ BU ŞEKİLDE ELİMİZDEN ALINAMAZ”
Alağaç, konuşmasını şu şekilde sürdürdü:
“Biz böyle bir çözümle yapılacak KDV indirimini kabul etmiyoruz. Ayrıca KDV oranı proje bazında değil tüm sosyal konutlar için indirilmediği sürece de kabul etmiyoruz. Hükümet yetkilileri buradan niye vergi kazancı elde etmeye çalışıyorlar anlamıyoruz. İstanbul’daki arkadaşların yaptığı gibi sadece indirim ve yüzde 1 KDV kabul edilecek bir durum değildir. Bizler en başta bize verilen 0.49 vade farkıyla 240 ay sabit ödeme hakkından feragat etmeyeceğimizi, haklarımızı görüşmeler yoluyla alamazsak kurduğumuz dernek ile sonuna kadar arayacağımızı bildirmek isteriz. Başlıca insan hakkı olan barınma hakkımız bu şekilde elimizden alınamaz. Çözüm yoksa oy yok.”
]]>