CHP Niğde Milletvekili ve Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Üyesi Ömer Fethi Gürer, çiftçilerin bankalara olan borçları, ödeyemedikleri için bankalar tarafından takip altına alınan borçlar ve Tarım Kanunu’nun 21. Maddesi uyarınca devlet tarafından çiftçilere verilmesi gereken destek tutarları ile ilgili 2014-2024 dönemine ait verilere dayalı açıklamalarda bulundu.
Türkiye’nin tarımsal destek politikalarının belirlendiği gibi uygulanmamasını eleştiren Gürer, şöyle konuştu:
“2006 yılında Tarım Kanunu çıkarıldı. Tarım Kanunu’nun 21. maddesine göre milli gelirin yüzde 1’inin her yıl çiftçiye verilmesi gerekiyor. Son 10 yılda çiftçiye 808 milyar lira verilmesi gereken destek toplamda verilmedi. Bu yıl ise çiftçiye 91 milyar lira destek bütçeden ayrıldı. Milli gelirin yüzde 1’i 411 milyar lira yapıyor. Çiftçiye yeterli destek verilmediği için çiftçiler ürettiği ürünün düşük alım fiyatı nedeniyle de kazanamıyorlar. Ülkemizde tarım kesiminin sorunları her yıl katlanıyor. Bu yıl buğdaya, arpaya, çaya, fındığa kamu alım fiyatı düşük verildi. Önümüzdeki süreçte diğer ürünlerde de bu düşük alım fiyatları çiftçiyi önümüzdeki yıl üretimde daha da zorlayacak. Gübre fiyatları yükselişe geçti. Çiftçi bu bağlamda yeterli desteği alamadığı için sorun yaşıyor.”
Gürer, çiftçilerin bankalara olan borçlarının ve ödenemeyen borçlar nedeniyle bankalar tarafından takibe alınan borç tutarlarının arttığına da dikkat çekti. Gürer, “Çiftçilerimizin bankalara olan borçları, ocak ayında 608 milyar 294 milyon TL iken, haziran ayında 91 milyar 579 milyon TL artışla 699 milyar 579 milyon TL’ye yükseldi. Sadece mayıs ayına kıyasla bir ayda 10 milyar 214 milyon TL’lik bir artış yaşandı” dedi.
Gürer ayrıca, çiftçilerin ödeyemedikleri borçlar nedeniyle takibe alınan borç tutarının ocak ayında 2 milyar 130 milyon TL olduğunu, haziran ayında ise 466 milyon TL artışla 2 milyar 596 milyon TL’ye ulaştığını belirtti. Gürer, “Bir önceki aya göre, takibe alınan borçlarda 74 milyon TL’lik bir artış yaşandı” diye konuştu.
Gürer, ÇKS’ye dahil çiftçilere Türkiye Tarım Havzaları Üretim ve Destekleme Modeli kapsamında, dekar başına sağlanan desteklemelerin bir yıla yayılan sürede ödendiğine de işaret ederek, desteklerin bu süre içinde eridiğini vurguladı. Gürer, desteklerin hasat döneminde verilmesi gerektiğini söyledi.
“Fındık fiyatları da düşük tutuldu. Bu çiftçiyi kaygılandırıyor”
Gürer şunları söyledi:
“Ülkemizde 21 üründe arz açığı var. Bu arz açığının giderilmesi çiftçiye desteğin zamanında verilmesiyle olası. Eğer çiftçi ekim yaparken ya hasat sonunda desteğini alabilirse tohumu toprakla buluşturmaya devam edecek. Aksi takdirde her yıl hem çiftçi sayımız azalıyor hem ekim alanlarımız daralıyor. çiftçiye yeterli desteğin verilmesi çiftçinin içinde bulunduğu sorunların iktidar tarafından görülerek çözüm üretilmesi gerekiyor.
Son olarak fındık fiyatları da düşük tutuldu. Bu çiftçiyi kaygılandırıyor. Enflasyon var. Bir yılda tarımsal girdi maliyetleri yüzde 54 artmış, buğdayda yüzde 12, arpada yüzde 3’lük bir artış sağlandı, çayla, fındıkta da beklenen fiyat gerçekleşmedi. Bu süreci böyle götürmek ithalatı arttırır. İthalatçıya yarar. Aracıya yarar. Esas olan çiftçimizi destekleyelim, tüketicinin uygun fiyatta ürün alabilmesi için aracılık sistemini de daraltalım.”
]]>CHP Milletvekili Ömer Fethi Gürer, TBMM’de düzenlediği basın toplantısında, üreticilerin sorunlarıyla ilgili açıklama yaptı. Artan yem fiyatları ile ahırların boşaldığını, küçük işletmelerin hayvancılığı sürdüremediğini, iklim değişikliği ile süt krizinin ağustos ayında ortaya çıkmasının olası olduğunu vurgulayan Gürer, süt piyasasında bahar aylarından bu yana devam eden belirsizliğin besicileri olumsuz etkilediğini, süt üreticilerini zorladığını belirtti.
“50 kilogram süt yeminin fiyatı 600 lirayı geçti”
“İthal yem fiyatları sürekli zamlanıyor ve bu durum üreticileri büyük bir sıkıntıya sokuyor. 50 kilogram süt yeminin fiyatı 600 lirayı geçti” diyen Gürer, küçük aile tipi işletmelerin kendi yemini üretmemesi durumunda, üreticilerin ayakta kalma olasılığının giderek düştüğüne dikkat çekti. Gürer,”Arpada yüzde 3’lük bir artış yaşanmış olsa da benzer yem ürünlerindeki fiyat artışları besicilerin aleyhine gelişmeye devam ediyor” diye konuştu.
“Peynir’in kilosu 400 lira, kaşar peyniri ise 700 lira’yı bulmuş”
Gürer, “Rafta işlenmiş süt litresi 33 ile 45 lira aralığında satışa sunulurken, peynir fiyatları kilosu 400 liraya, kaşar peyniri ise 700 lirayı bulmuş durumda. Markalara göre ürün fiyatları ise değişiklik göstermektedir. İthal tereyağı özellikle İran’dan getirildiği söyleniyor. 2023 yılında TÜİK verilerine göre 6 bin 384 ton ithalat yapıldı ve 35 milyon 325 bin dolar yurt dışına ödendi. Bu yılın ilk beş ayında ise 3 bin 129 ton ithalat karşılığında 16 milyon 953 bin TL ödendi” dedi.
“Süt pazarında belirsizlikler ve kriz riski artıyor”
Türkiye’deki süt üretimindeki sorunlara ve çiğ süt piyasasındaki belirsizliklere dikkat çeken Gürer, “Süt ineklerinin 2020 yılında kesime gitmesi nedeniyle süt üretiminde ciddi düşüşler yaşandı” dedi.
Süt piyasasında yaşanan mevsimsel artışın ardından sanayicilerin mevcut sütleri kalite, katkı maddesi, koku ve tat gibi nedenlerle almaktan kaçındığını kaydeden Gürer, “Sanayiciler, mevsimsel süt artışını bahane ederek fiyatları olabildiğince düşük tutuyor ve üreticiden doğrudan ürün almayı daraltıyor. Bunun yerine, aracı süt müteahhitleri aracılığıyla ucuza süt almayı tercih ediyorlar. Süt pazarında belirsizlikler ve kriz riski artıyor” şeklinde konuştu.
“Küçük aile tipi işletmeler eziliyor”
Gürer, süt tozu ithalatına ilişkin verileri de paylaşarak, “2023 yılında Türkiye’ye 687 ton süt tozu ithal edilip 2 milyon 669 bin dolar ödendi. Ancak, 2024 yılının ilk beş ayında ithal süt tozu miktarı 340 ton oldu ve 952 bin dolar yurt dışına ödendi. Bir yanda ithalat lobisi, diğer yanda ihracat lobisi arasında küçük aile tipi işletmeler ezilmektedir” şeklinde konuştu
Gürer, süt tozu ithalatının acilen durdurulması gerektiğini belirterek, “Tereyağı ve peynir üreticilerini koruyacak, aynı zamanda sanayiciyi de zor durumda bırakmayacak politikalar geliştirilmelidir. Hayvan refahını sağlayacak yatırımlara ağırlık verilmeli ve özellikle önümüzdeki dönemde sütte oluşacak düşüş göz önünde bulundurularak gerekli önlemler alınmalıdır” dedi.
Gürer, çözüm üretilmemesi durumunda ithalatın devam edeceğini, raftaki peynir, süt, yoğurt ve tereyağı fiyatlarının artacağını, üreticinin sıkıntıya düşeceğini ve tüketicinin pahalı ürün almaya devam edeceğini ifade ederek, “Bu dengeyi sağlamak ve politika olarak düzenlemek, siyasi iktidarın sorumluluğu ve görevidir” değerlendirmesini yaptı.
]]>
CHP Niğde Milletvekili, TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Üyesi Ömer Fethi Gürer, çiftçilerin bankalara olan borçlarındaki artışla ilgili açıklama yaptı. Toprak Mahsülleri Ofisi’nin (TMO) belirlediği hububat fiyatlarıyla çiftçinin üretimde zorlandığını ve artan maliyetlerin üretimi ciddi oranda düşürdüğünü ifade eden Gürer, TMO’nun hububat fiyatlarını enflasyonla orantılı olarak belirlemediğine dikkat çekti. Gürer, şunları kaydetti:
“Buğdayın alım fiyatının yüzde 12 artış, makarnalık buğday için 10 bin TL/ton, ekmeklik buğday için ise 9 bin 250 TL/ton olarak açıklandı. Arpa alım fiyatının ise sadece yüzde 3 oranında bir artışla 7 bin 250 TL/ton olarak belirlendi. Çukurova’da hasat bitti. İç Anadolu da devam ediyor. TMO alım koşulları ve depoya teslim ürün alımı çiftçi tüccarın eline bıraktı. Tüccar fiyatı daha da aşağı çekti. Borçlu çiftçi tarlada ürününü satmaya çalışıyor. İç Anadolu kuru tarım alanlarında da kuraklık etkisi de önemli rekolte düşmesine neden oluyor. TÜİK buğday için geçen yıla göre 1 milyon ton düşüş tahmin etti. Hasat sürecinde bu düşme belirgin görülüyor. Çiftçi tarım ilacı, gübre, tohum, mazot artışları ile ezilmiş durumda. Üre gübre Ocak 2024’de bayi fiyatı 12 bin 250 TL iken DAP gübre 18 bin 500 TL’ydi. Hala üre gübre 13 bin 500 TL, DAP gübre 21 bin TL olarak satılıyor ve bu hafta yeni zam bekleniyor. Girdiler düzenli artıyor. Alım fiyatı enflasyonun dikkate alınmadan TMO belirliyor. Bu durum çiftçiyi hububat ekmekten soğutuyor. Doğal olarak ithale ülke mecbur kalıyor. 100 gram simit 15 TL’ye satılıyor. 1 kilo buğday ise bir yıllık emekle üretiliyor Kilosu 9.25 TL” ifadelerinde bulundu.
Gürer, ithalat odaklı politikaların çiftçiyi zor durumda bıraktığını belirterek, “2024 yılının ilk beş ayında 3 milyon 520 bin ton ithal buğday getirildi” dedi. Gürer, buğdayın maliyetinin sulu tarımda 13,39 TL, kuru tarımda ise 12,68 TL olarak gerçekleştiğini belirterek, TMO tarafından açıklanan alım fiyatlarının üretim maliyetlerinin altında kaldığını ifade etti. TMO’nun politikasını gözden geçirmesi ve üreticilerin maliyetlerini karşılayabilecek düzeyde alım fiyatlarının belirlenmesi gerektiğini vurgulayan, Gürer, yerli üretimin desteklenmesi ve ithalata bağımlılığın azaltılması gerektiğini vurguladı.
Gürer, Niğde’nin farklı ilçelerinde patates üreticileriyle de görüştü. Gürer, patatesin üretim süreci boyunca 13-14 kez sulandığını ve bu durumun üretim maliyetlerini artırdığını belirtti. Patatesin ortalama maliyetinin 9-10 TL olmasına rağmen, çiftçilerin ürünlerini tarlada 4-5 TL’ye satmak zorunda kaldığını ifade etti. Gürer, “Nakliye fiyatları da eklenince büyük kentlerde fiyat 5 kat dahi artıyor.Tarlada üretici kaybediyor, rafta fiyatta katlıyor. Aracılık bu bağlamda fiyatı önemli ölçüde artırıyor” dedi.
Gürer, 71 ilde 2.5 milyon ton soğan yetiştirilmesine rağmen bu yıl bin ton soğan ithal edildiğini ve erkenci soğanda oluşan düşük fiyatın bazı bölgelerde soğanı tarlada bıraktığını ifade etti. Gürer, “Soğan ürününde de üretici erkenci dökümde umduğunu bulamadı. Patates ve soğan gibi ürünleri üretimi ve üreticiye erişimi de doğru bir planlama ile sorun olmaktan çıkarılması olasıdır” dedi.
Gürer, fındık üreticilerinin artan girdi maliyetlerinin dikkate alınması ve fındık alım fiyatının 160 TL’nin altında olmaması gerektiğini vurguladı.
Gürer, yaz ayları ile her bölgede yerli ürünlerin rafta yer almasına rağmen fiyatlarda gerileme olmadığına işaret ederek, “Çoğu yerde sulama yer altından çıkarılan su ile yapıldığı için ciddi gider artışı yaratıyor. Nakliye ve işçilik diğer giderlere eklenince sebzede beklenen fiyat gerilemesi oluşmadı. Kuraklık daha çok sulamaya yol açması da ek giderlere neden oldu. Meyvede farklı ürünlerde bolluk var ancak ürünü toplanamayan üretici fazla üretimden fayda sağlayamaz iken marketlerde bahçede meyve 5-6 kat fiyat artışı ile satışa sunuluyor. Bu bağlamda da piyasa başıboş ve fahiş fiyatla mücadelede sözden öteye geçmiyor” diye konuştu.
Gürer, çiftçinin gelir kaybını önlemek adına iktidarın alım politikalarını gözden geçirmesi ve üreticilerin maliyetlerini göz önünde bulundurarak alım fiyatlarını belirlemesi gerektiği ifade etti.
Çiftçilerin bankalara borçlarının giderek arttığını belirten Gürer, “Tarım sektörünün bankacılık sektörüne borçlarında yılın ilk beş aylık dönemindeki artış ise 99 milyar lira olarak gerçekleşti. Sektörün, zamanında geri ödeyemediği için bankaların icra takibine aldıkları borç miktarı ise mayısta 75 milyon lira daha artarak 2,5 milyar liraya yükseldi” dedi.
]]>
CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, 1 Ocak 2023 tarihi öncesi asli ve feri toplamı 2 bin lira ve altında olan ve borcu silinen kişi sayısına ilişkin verdiği soru önergesini Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek yanıtladı. Şimşek, 6 milyon 818 bin 285 mükellefe ait 4 milyar 20 milyon 616 bin 614,70 TL tutarında borcun silindiğini belirtti.
Ömer Fethi Gürer’in önergesini yanıtlayan Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, 7440 sayılı Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanunun “Diğer Hükümler” başlıklı 10’uncu maddesi kapsamında, Hazine ve Maliye Bakanlığına bağlı tahsil dairelerince 6183 sayılı Kanun’a göre takip edilen alacaklardan, vadesi 31 Aralık 2022 tarihinden (bu tarih dahil) önce olduğu halde 01 Ocak 2023 tarihi itibarıyla ödenmemiş bulunan ve bir amme borçlusu adına tahakkuk etmiş asli ve fer’i alacakların toplamı tüm tahsil daireleri itibarıyla 2 bin Türk Lirasını aşmayanların tahsilinden vazgeçildiğini ve bu kapsamda 6 milyon 818 bin 285 mükellefe ait 4 milyar 20 milyon 616 bin 614,70 TL tutarında terkin işlemi yapıldığını belirtti.
“6 milyon 818 bin 285 kişinin borcunun silinmesine rağmen icra dosyalarındaki artış devam etmektedir”
Borç silmenin, icra dairelerindeki dosya sayısını düşürmeye yönelik bir uygulama olsa da sorunun borç silmeyle ortadan kalkmadığını kaydeden Gürer, Türkiye genelinde icra dosya sayılarındaki artışa işaret ederek, “Bu yıl içinde icra dairelerine sunulan dosya sayısı 4 milyon 937 bin 971’e ulaşmış durumda. 6 milyon 818 bin 285 kişinin borcunun silinmesine rağmen icra dosyalarındaki artış devam etmektedir” şeklinde konuştu.
Son bir hafta içinde ise icra dosya sayısında dikkate değer bir artış yaşandığı belirten Gürer, “Bu kısa süre içerisinde icra dosya sayısı 111 bin 986 yeni dosya ile artmış durumda. Bu durum, Türkiye’de ekonomik krizin ve AKP iktidarının ekonomi politikalarının vatandaşlar üzerindeki olumsuz etkilerinin bir göstergesi olarak karşımıza çıkmaktadır” dedi.
Gürer, yaşanan ekonomik krizin ve AKP iktidarının vatandaşları borçlanmaya zorlamasının, gelir yetersizliği nedeniyle birçok vatandaşın borçlarını ödeyememesi sonucunda icralık duruma düşmelerine yol açtığını belirtti.
Vatandaşların bankalara olan tüketici kredisi ve bireysel kredi kartı borçlarındaki artışın sürdüğünü ifade eden Gürer, “5 Temmuz haftasında 3 trilyon 265 milyar TL olan bireysel kredi ve kredi kartı borçları, 12 Temmuz haftasında 31 milyar TL artış göstererek 3 trilyon 297 milyar TL’ye ulaştı. Tüketici borçlarında kısa süre içinde önemli bir artış yaşandı ve hane halkının finansal yükü hızla büyüdüğü görülmektedir. AKP iktidarının ekonomi politikaları halkın refahını artırmak yerine, borç batağının daha da derinleşmesine neden olmaktadır” diye konuştu.
CHP’li Gürer, bankalar tarafından takibe alınan borç tutarının yılın ilk haftasında 46 milyar 119 milyon TL iken şu an 71 milyar 691 milyon TL’ye çıktığını belirtti. Gürer, özellikle emekli, işçi, çiftçi ve memurlardan oluşan büyük toplumsal grupların maaşlarına yapılan cüzi artışların yetersiz kaldığını ifade etti.
Gürer, “Ekonomik krizin etkisiyle artan enflasyon, vatandaşların alım gücünü düşürmekte ve bireyleri borçlanmaya zorlamaktadır. Gelir-gider dengesinin bozulması, birçok vatandaşın borçlarını ödeyememesine ve icralık olmasına yol açmaktadır. Bu veriler, ülkenin ekonomik yönetimindeki zafiyetleri açıkça ortaya koymaktadır. Ekonomik krizin yükünü en çok çeken kesimler olan emekliler, işçiler, çiftçiler ve memurlar, iktidarın yetersiz politikaları nedeniyle finansal sıkıntılarla boğuşmaktadır” dedi.
Ömer Fethi Gürer, vergide adalet sağlanmasının emekli, dar gelirli, sabit gelirli ve asgari ücretliler içinde önemli olduğunu ifade ederek, “Vergi dilimlerinde adalet sağlanmalıdır.Vergi dilimi ilk matrahı asgari ücretin yıllık kazancının altında olmamalıdır. Doğal gaz, elektrik,su,ulaşım,iletişim hizmetleri tüketiminden alınan vergi oranı yüzde 1 düşürülmelidir. Temel tüketim mallarından alınan vergi sıfırlanmalıdır. Kayıt dışı ile ciddi mücadele edilmelidir. Vergi adaleti sağlanmalı ve çok kazanan çok az kazanan az vergi ödemelidir. Bozulan ekonomik dengede geçim zorluğu çeken kesimlerin sorunlarına öncelikle çözüm üretilmelidir” dedi.
]]>CHP’li Ömer Fethi Gürer, fasulye, kabak, soğan gibi çeşitli sebze ürünlerini yetiştiren üreticiyi çalıştıkları tarlada ziyaret etti. Gürer, üreticilere yaptıkları masrafların karşılığında sattıkları üründe kazanç sağlayıp sağlayamadığını sordu.
Kadın üretici, “Karnımızı zor doyuruyoruz, çalışıyoruz; çoluk çocuk, karı koca burada işçi gibi çalışıyoruz ama anca ekmeğimize yetiyor. İşçi ücretleri arttı, mazot arttı, gübre ve ilaç fiyatları arttı. Ayrıca bu tohumlar bir kısmı ithal tohum mu bilmiyorum ama hep ilaca bağımlı. Şu anda biberlerimize bakın, ufacık kurtlar var. Önceden böyle şeyler bilmezdik, ilaçlar pahalı, birini alsam diğerini alamıyorum” diye konuştu.
“40 senedir bir ev alamadım”
Gürer, fasulye yetiştirmenin maliyetini ve ne kadara satmaları durumunda kendilerini kurtaracağını sorması üzerine çiftçi, “En az 60-70 TL. İki üç kişi bu işle uğraşıyor, yevmiyeleri 700 TL, yeme içme her şey bana ait. Sadece yevmiyeleri 700 TL. Tarlamız var, yapacak başka işimiz yok, mecburen çalışıyoruz. Doğduğumuzdan beri toprakla uğraşıyoruz. 40 senemi verdim, hala oturacak evim yok” dedi.
“Üreten kazanamadığı için mutlu değil”
Gürer, “40 senedir sebze yetiştiriciliği yapıyor ama oturacak evi yok, çünkü kendi işçiliğini ve emeğini dahi katmadan üretmeye devam ediyor. Eli öpülecek insanlar bunlar. Kentlerde ürün alırken fiyat değerlendiriliyor ama o fiyatın yükselmesi bu üreticinin suçu değil. Girdi maliyetleri artıyor, fide, ilaç, gübre, tohum ve mazot fiyatları artıyor. Maliyet artınca, kurtarabildikleri fiyata ürünü satmak zorunda kalıyorlar. Üreten de mutlu değil ama fedakar insanlar, bayramları yok, seyranları yok. Tüm emekleri ve çabaları ürettikleri ürünün değer bulması için. Zarar etmemeliler, çünkü borçlanıyorlar, sıkıntı yaşıyorlar, çocuklarını okutuyorlar. Okulu bitiren çocuklar iş sahibi olamıyor. Üniversite mezunu, diplomalı iş bulamıyor. Çocuğu üniversite mezunu, işsiz, tarlada da çalışmak istemiyor. Anneler babalar üretimin içinde mutlu değiller” diye konuştu.
“Sebzecilik artık para kazandırmıyor”
Gürer’e derdini anlatan kadın çiftçi, “Ben, çocuğumu okutmak için buralarda çalıştım. Erkek işi de gördüm, kadın işi de gördüm. O çocuğumu okutayım diye. Altı senedir çocuğum boşta, bir şeye sahip olamadı. Özel derslere gidiyor, ders saati 100 TL. Yani 30 yaşına gelmiş bir adama 10 bin lira maaş, 7 bin 500 lira maaş olur mu? Hangi çağda yaşıyoruz? Şimdi bakın, 30 yaşında evi yok, hanımı yok, çocuğu yok. Hadi ben yarın öldüm. Gözüm görürken en azından evlendireyim. Daha olmadı” dedi.
Sebzeciliğin artık para kazandırmadığından ve en önemli girdilerini tarım ilaç masraflarının oluşturduğundan bahseden kadın çiftçi, yıllar önde kullandıkları tohumlarda kurtlanma olmadığını, ancak şimdi çiçek oluşmadan dahi minik kurtların olduğunu, bu durumun tohumlardan kaynakladığını düşündüğünü söyledi. Üretici ayrıca bu durumun ilaç masraflarını artırdığını ve üretim maliyetinin yükselmesine neden olduğunu belirtti.
“Üreticiye destek verilmeli”
2002 yılında ülkemizde 270 bin ton kuru fasulye yetiştiğini, bu rakamın geçen yıl 243 bin tona düştüğünü ve de ithalat yapıldığını belirten Gürer, “Bu yöneticiler ithalata kafa yoracaklarına, üreticiye destek verseler, sebze üreticisini destekleseler, tarlada bitki üretene destek verseler, sorunlarıyla ilgilenseler ülkenin geleceği kurtarılmış olur. Kuru fasulye, mercimek, nohut, pirinç gibi temel tüketim ürünlerinde dahi ithalat ile açık gideriliyor. Bu sorunu çözmenin yolu, bu ürünleri üretenleri desteklemek, sorunlarını çözmek, üretim içinde kalmalarını sağlamak ve girdi maliyetleri düşmesi sağlamakla olasıdır” dedi.
]]>
CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, TBMM Genel Kurulu’nda gündem dışı yaptığı konuşmada TBMM Dışişleri Komisyonu’nda kabul edilen anlaşma ile Sudan’dan bardo sakatatının da ithal edilecek ürünler arasında yer almasını eleştirdi.
Türkiye’de tarımın sorunlarının her geçen gün arttığına işaret eden Gürer, “Hayvancılıkta da ortaya çıkan tablo vahim, son beş yılda büyükbaş ve küçükbaş hayvanlarda yedi milyona yakın hayvanımız eksilmiş bulunuyor. Kurban Bayramı’nda kesilecek hayvan varlığıyla yaklaşık 10 milyon hayvan beş yılda ne yazık ki kesime gitmiş olacak çünkü artan yem fiyatlarından dolayı özellikle küçük aile tipi işletmelerde ahırlar boşaldı, dişi inekler, süt inekleri kesime gitti. İktidar bu durumu düzenleyemeyince ne yaptı? İthalata sarıldı ve yurt dışından 2023 yılında 818 bin baş hayvan ithal etti, 1 milyar 163 milyon dolar yurt dışına paramız gitti. Yetmedi, aynı dönemde 34 bin 417 ton da et ithalatı gerçekleştirdi. Yine, 2024 yılının ilk üç ayında 109 bin baş sığır ithal edildi, 18 bin ton et de ithal edilerek 113 milyon 392 bin lira da yurt dışına verildi.”
“Nasıl oluyor da insan sağlığına zararlı et getiriliyor?”
Kırsal kesimde çoban bulmanın zorlaştığını, köyde yaşayanların yaş ortalamasının 55 olduğunu ifade eden Gürer, şöyle konuştu:
“Bu sorunların oluşumu, iktidarın yanlış hayvancılık politikalarıyla doğrudan ilgili ama daha vahim bir durum var. Yurt dışından getirilen etlerde 2016 yılında da bakteriler saptanmış ve bunların imhasına karar verilmişti. Yine, 5’inci ayda ithal edilen bir ette ortaya çıkan ‘salmonella’ denilen, insanlarda şiddetli ishal ve ateşe sebebiyet veren, oldukça zararlı bir bakteri tespit edildi. Sorduğumuz zaman diyorlar ki; ‘Oraya, kesim merkezine veteriner görevlendiriyoruz. Orada helal kesim yaptırıyoruz, incelemede bulunuyoruz.’ Türkiye’ye giriyor, Türkiye’ye girdikten sonra laboratuvarda, burada bakteri saptanıyor insan sağlığına zararlı. Bu nasıl kontroldür? Kim yapıyor bu denetimi? Kim getiriyor bu eti? Bu etlerin insanlarca tüketimi örnekleme usulü yapıldığına göre acaba başka mercilerden yurt içinde piyasaya veriliyor mu, verilmiyor mu? Bir de utanmadan ‘Piyasa regülasyonunu etkisizleştirme ve dezenformasyon amaçlı şu haberlere aman itibar etmeyin’ diye Et ve Süt Kurumu açıklama yapıyor. Arkadaş, bakterili ürünü getiren sensin, o geldiği yerde bunu inceleyen sensin ‘Türkiye’ye girdikten sonra laboratuvar denetimi yapıldı’ diyen sensin ve bu et Türkiye’ye nasıl gidiyor, kimler bu işten vurgun vuruyor? Nasıl oluyor da insan sağlığına zararlı et getiriliyor? Bu etlerin Türkiye’ye gelmemesi lazım. Kendi besicimizi, kendi üreticimizi desteklememiz lazım.”
“Bardo sakatatı geliyor yani katırın kuzeninin sakatatı ülkeye ithal edilecekmiş”
Sudan’dan et, süt, yumurta gibi ürünlerin ithal edilmesine imkan tanıyan anlaşmayı da hatırlatan Gürer, “Sudan’la yeni bir anlaşma yapılıyor; oradan et gelecekmiş, hayvan gelecekmiş, tarla ürünleri gelecekmiş, yumurta gelecekmiş… 19 günde oradan buraya konteyner geliyor. İlginçtir, bakın, bunu çoğunuz bilmiyorsunuz, bu da bardo. Bardo sakatatı geliyor yani katırın kuzeninin sakatatı ülkeye ithal edilecekmiş, gümrüğü sıfır. ‘Bunu nerede kullanacaksınız, niye kullanacaksınız?’ ‘Mevzuat böyle.’ Ben bu mevzuatı, bardoyu yedi yıl önce yine göstermiştim, ‘düzelteceğiz’ dediler; şu anda baktım, Sudan’dan bardo da geliyor, gözünüz aydın. Yani bu kadar anlamsız, bu kadar manasız, Türkiye’nin tarımını bu kadar hiçe sayan bir anlayış bu ülkede görülmedi.”
]]>
CHP’li Niğde Milletvekili ve Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Üyesi Ömer Fethi Gürer, domates dikiminde çalışan mevsimlik tarım işçilerini ziyaret ederek sorunlarını dinledi. İşçilerden Şanlıurfalı Mehmet Özbay yaşadıkları şartları anlatarak, “Çocuklar olumsuz koşullarda yaşıyor. Kadınlar minibüste doğum yapıyor. Çocuklar tarım ilaçlarına da maruz kalıyor, eğitimleri de aksıyor. Burada çocukların yüzü toprak, ayağında çorap yok, adam gibi ayakkabı yok. Şimdi bunlar bu ellerle yemek yiyor. Bu ellerle yüzlerini elliyorlar. Çoğu tarlada çalışıyor. Olumsuz etkileyecek ilaçlara maruz kalıyorlar” diye konuştu.
“Genelge hayata geçirilmiyor”
Gürer de mevsimlik tarım işçilerinin çalışma ve yaşam koşullarıyla ilgili Cumhurbaşkanlığı tarafından genelge yayınlandığını ancak genelgenin uygulanmadığını belirterek, “Tarım işçisi olarak gelenlerin çocuklarının eğitim sorunları var. Sağlıklı yaşam sorunları var. Yaşadıkları yerde elektrikte, suda, banyoda sıkıntıları var. Bu çocukların da geleceklerinin iyi olması, Cumhurbaşkanının yayınladığı genelge var, onun hayata geçmesiyle ilgili ama o genelge bir türlü hayata geçmiyor. Genelge var, uygulama bu” diye tepki gösterdi.
“Tarım işçilerinin çocuklarına sahip çıkılsın”
Gürer, 5-10 yaş aralığındaki çocukların tarlalarda ve zor şartlarda yaşam mücadelesi verdiğini belirterek, şöyle konuştu:
“Mağduriyet yaşayan bu çocuklar geleceğimiz. Bunlar ileride genç olacak, bu ülkeye hizmet edecek Ama çocuklar tarım işçisi olarak çok zor koşullarda, yoklukla, yoksullukla boğuşarak ailelerinin yanında yaşamını sürdürüyorlar. Bunların eğitim alması gerekiyor. Şimdi burada tarlada olmaması gerekiyor ama başka çare yok. Anne baba geldi mi çocuk da tarlaya geliyor. Onun için de bu çocukların içinde bulunduğu koşulları dikkate alalım, ülke genelinde tarım işçilerinin çocuklarına sahip çıkılsın. Bu çocukların eğitimi dışında sağlıklı yaşama imkanı sağlansın. Çocuklarımızın yüzleri topraktan dolayı bu hale gelmiş, yaşadıklarından dolayı bunların sağlıklı yaşam şartlarına eriştirilmesi gerekiyor.”
“Kadınlar arabada doğum yapıyor”
Tarım işçisi Mehmet Özbay, doktor ve aile hekiminin gelmediğini belirterek, “Doktor yok. Sadece yeni doğanları arıyorlar, aşınız var diyorlar” şeklinde konuştu. Gürer’in, “Tarlada çocuk doğuyor mu?” sorusu üzerine tarım işçisi Özbay, “Tarlada değil Sayın Vekilim, arabada doğuyor. Geçen gün ben Zengen’e( Konya’nın Ereğli ilçesine bağlı) gidiyordum, kadının biri minibüste doğurdu. Yapacak bir şey yok. Bu ülkenin gençleri ‘Gelecek yıla ne yapalım?’ demiyor. ‘Gelecek yıla yevmiye ne olur?’ diyor. Düşünemiyoruz yani, çocukların haline bak” dedi.
“Başka çareleri yok”
Mehmet Özbay, nisandan ekim ayına kadar, ürünün dikiminden hasadına geçen süreçte tarım işçisi olarak memleketlerinden uzakta çalıştıklarını anlattı. Mehmet Özbay, “Sayın Vekilim, Şanlıurfa’da hem su parasını veriyoruz hem de elektrik parası. Oradan buraya geldiğimizde de hem su parası veriyoruz hem elektrik parası veriyoruz. Çadırda oturuyoruz. Çektiğimiz bir ampul var. Devlet bize yardımcı olmuyor. Bizim trafonun kablolarını bir gösterseniz, her yerden yırtık. Kablonun yerden uzunluğu bu kadar. Bizim kendi imkanlarımızla sağladığımız saplarla tutuyoruz” diye konuştu.
Gürer de “Geldikleri yerde eğitim desteği alamıyorlar, yaşam koşulları çok zor, çadırda yaşıyorlar. Ama başka çareleri yok. Büyükler ekmek parası kazanacak. Çocuklar da geleceğe onlarla beraber bu şartlarda hazırlanıyorlar” ifadelerini kullandı.
]]>CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Ziraat Bankası öncülüğünde düzenlenen Tarım Ekosistemi Buluşması’nda çiftçilere yaptığı konuşmayı gündemine alarak değerlendirdi.
“GİRDİ FİYATLARI SORUNUNU ÇÖZEMEMİŞSENİZ TARIM SORUNLUDUR ÖTESİ YOK”
Konuya ilişkin yazılı açıklama yapan Gürer, Erdoğan’ın “Ülkemizin son 21 yılda başarı hikayesi yazdığı alanların en başında tarım, hayvancılık ve su ürünleri var. Tarımsal girdi fiyatlarındaki artış gibi çözmemiz gereken sorunlar var. Kırmızı ve beyaz et fiyatlarındaki dalgalı hareketleri yok sayamayız. Tarımda da çözüm odaklı bakış açısıyla hareket ediyoruz. Eksik gidermenin derdindeyiz” sözlerinde hem başarı hem de başarısızlığı bir arada ifade ettiğine dikkati çekti. Gürer, “Tarımsal girdi fiyatları sorununu çözememişseniz tarım sorunludur ötesi yok” dedi.
“SORUNLARI YENİ Mİ FARK ETTİNİZ”
Gürer, Erdoğan’ın “Her yeni küresel kriz; gıda üretimi ve tedarikinin ne kadar stratejik bir alan olduğunu teyit edecek. İklim değişikliği, çevre kirliliği, küresel ısınma ve bölgesel riskler arttıkça, rekabet kızışacak, hatta belki de daha kanlı hale gelecek. Bizim ülke olarak tüm hazırlıklarımızı buna göre yapmamız gerekiyor” şiklindeki sözlerine “22 yıldır iktidarsınız yapmadınız.Yeni mi sorunları fark ettiniz” diyerek tepki gösterdi.
Gürer, Erdoğan’ın “Küçükbaş hayvan üreticilerimize işlerini büyütmeleri, hayvan sayılarını çoğaltmaları, atıl işletme kapasitelerini üretime kazandırmaları amacıyla verilen kredinin limitini de 400 Bin liradan 600 Bin liraya getiriyoruz. Büyükbaş, süt hayvancılığıyla iştigal eden üreticilerimiz için bu rakamı 1 milyon liradan buçuk milyon liraya yükseltiyoruz” açıklamasını da şöyle değerlendirdi:
“Kredi bir borç ilişkisidir, şartları vardır. Kredi döngüsü sağlayacak destek verilmezse hayvan varlığı borcu karşılayamaz duruma düşer ki, bazı sürü sahipleri kredi borcu için hayvanını sattığında borcu ödeyemedikleri duruma düştüklerini anlatıyorlar. Yem sübvanse edilmeden, ahır, ağıl giderleri düşürülmeden, küçük aile tipine gerekli destek sağlanmadan sorunlar bitmez. Ayrıca geçen yıl kredi faizi yüzde 7,5 ile kredi çekenin faiz oranını yüzde 17’ye çıkararak esnafı faizle zora sokan iktidarın kredi faizleri ödeyebilmekte çiftçi,esnaf için ayrı bir sorun.
“CUMHURBAŞKANI’NNI TARIMDA ANLATTIKLARI BİR BAŞARI DEĞİL BAŞARISIZLIĞIN İFADESİ”
Neredeyse her hafta gidip köyde yerinde hayvancılık çiftçilik yapanları yerinde ziyaret ediyorum.Masa başında yazılan raporlar gibi değil bizzat üretici,besici çiftçiyi yerinde dinliyorum. Cumhurbaşkanı’nın tarımda anlattıkları bir başarı değil, başarısızlığın ifadesidir. Bizi izlesinler gerçeği yerinde tespit ediyoruz. 2001 yılından beri yapılmamış tarım sayımı varlığında artan sorunlar çiftçiyi tarımdan soğutuyor. Tarımda yaş ortalaması 54 ve de kırsalda 60 ortalaması dayanmışsa gençlerin tarımdan uzaklaştığı görülecektir.Gençleri ve kadınları tarıma kazandırmanın yolu kırsala dönmeleri halinde SGK primini karşılamak başta olmak üzere gerçekçi destekler vermektir.”
“HAYVANCILIK BÖLGEMİZDE SORUNLU HALE GELDİ”
Hayvancılık yapmanın zor olduğunu, tatilinin, bayramının olmadığını belirten Gürer, “Sürekli hayvanlarla ilgilenmek durumundasınız. Ülkemizde uygulanan yanlış hayvancılık politikası nedeniyle yem fiyatlarındaki sürekli artışlar, özellikle küçük işletmelerde hayvancılığı zora soktu. Doğal olarak, hayvanlara verilen yemin maliyeti, üreticinin hayvanını pazara çıkardığında sattığı zaman paraya dönüşmediğinde hayvancılık bölgemizde sorunlu hale geldi” ifadelerini kullandı.
]]>Planlamanın doğru ve sağlıklı bir şekilde sürdürülmesi için verilerin sağlıklı olmasının önemine değinen Gürer, 2 aylık süreçte 557 bin tonluk farkın nedenini sordu. Gürer, TBMM Başkanlığı’na Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın yanıtlaması istemiyle yazılı soru önergesi verdi.
“VERİLER ARASINDA NASIL BU KADAR FARK VAR”
Gürer, konuya ilişkin yaptığı açıklamada şunları söyledi:
“TÜİK’in Kırmızı Et Üretim İstatistiklerinde 2023 yılında bir önceki yıla göre et üretiminde yüzde 8,8 artış olduğu ve 2023 yılında toplam et üretiminin 2 milyon 384 bin 47 ton olduğu belirtiliyor. 2024 yılı Cumhurbaşkanlığı Bütçe Gerekçesinde ise TÜİK’ten aldığı belirtilen veriye göre, 2023 yılı için bu rakam 1 milyon 945 bin ton olarak planlanmasına karşın, gerçekleşme tahmini ise 1 milyon 827 bin ton olarak açıklıyor. Bu aradaki 557 bin ton fazla kırmızı et üretimi nasıl oluştu veya tahmin ve TÜİK verisi arasında nasıl bu kadar fark var? Cumhurbaşkanlığı bütçe gerekçesi, TÜİK verileri ile belirlendiğine göre kırmızı et üretiminin, 2023 tahmini olarak 118 bin ton daha az kırmızı et üretimi öngörülürken 557 bin ton artış ortaya çıkmıştır. TÜİK verilerinin, 557 bin ton üstünde et üretimi nasıl gerçekleşti? Aradaki artış tam 557 bin ton.”
“TARIMSAL PLANLAMAYI OLUMSUZ ETKİLİYOR”
Planlama eksikliklerinin açıklanan verilerle ortaya çıktığını vurgulayan Gürer, TÜİK ve ilgili kurumların veri toplama ve raporlama sürecinde tutarlı olması gerektiğini belirtti. Gürer, veriler arasındaki uyumsuzluğa dikkat çekerek şöyle dedi:
“Açıklanan et üretim rakamı ile tahmini arasındaki ciddi fark önemli bir veri tutarsızlığını ve planlama eksikliğini ortaya koyuyor. Bu durum, sadece et üretimi üzerinde değil, genel olarak tarımsal planlama ve veri analizi süreçlerinde güvenilirliği etkileyen bir konudur. Bu tür tutarsızlıklar ve veri eksiklikleri, karar yapıcıların doğru kararlar almasını zorlaştırır ve hatalara sebep olabilir. Ayrıca, uzun vadeli stratejik planlamayı olumsuz etkiler. Bu nedenle hem TÜİK hem de diğer ilgili kurumlar arasında daha tutarlı veri toplama ve raporlama süreçlerinin sağlanması büyük önem taşımaktadır.”
Gürer, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’a yanıtlanması istemiyle şu soruları yöneltti:
TÜİK’in belirlediği veriye göre 557 bin ton fazla kırmızı et üretim artışı nasıl gerçekleşti?
-İki veri arasında nasıl bu kadar fark var?
TÜİK, Cumhurbaşkanlığına verdiği veriler sonrasında tahmininin 557 bin ton üstünde et üretimi açıklaması öngörü eksikliği mi, sağlıksız veriler mi, ithal et girişimi?
Kırmızı et üretim tahmini, Tarımsal İşletmelerde Hayvansal Üretim Araştırması’ndan elde edilen demografik verilere dayalı belirlenen ‘kasaplık güç oranı’yla hesaplanan ‘iç popülasyondan kesilen hayvan sayısı’ ile ‘ithalattan kesilen hayvan sayısı’nın ortalama karkas ağırlıklarıyla çarpılması suretiyle elde edildiğini TÜİK açıkladı. Bu verilerde ithalattan kesilen hayvan sayısı kaçtır?
Kasım 2023’te TBMM Plan ve Bütçe Komisyonuna ve Cumhurbaşkanlığına sunulan veriler ile TÜİK’in açıkladığı son veriler arasında bu kadar farklı rakamlar nasıl oluşmuştur?
Bu kadar kırmızı et üretimi arttıysa, kırmızı et fiyatlarının artışı nasıl oluşmuştur?
2024 yılı içinde Cumhurbaşkanlığı bütçe gerekçesinde ifade edilen 1 milyon 727 bin ton üretim tahmini artırılması düşünülmekte midir?
2023 yılında kesilen sağımlı süt ineği sayısı kaçtır?
TÜİK verilerine göre süt üretiminin düşmesinde süt ineklerinin kesime gitmesinin etkisi var mıdır?
TÜİK, Cumhurbaşkanlığına bildirdiği tahmininin 557 bin ton üstünde et üretimi açıklaması öngörü eksikliği mi, sağlıksız veriler mi, ithal et girişi mi? Yoksa yem fiyatlarının artması sonucu yoğun hayvan kesimi ile mi ilgilidir?
Kasım 2023’te TBMM Plan ve Bütçe Komisyonuna sunulan Cumhurbaşkanlığı 2024 yılı bütçe gerekçesinde 2025-2026 yılları içinde et üretim tahminlerinin 2023 yılı üretimi altından öngörüldüğüne göre kırmızı et açığı nasıl giderilecektir? sorularını yöneltim.” dedi.”
]]>
CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, tarım işçilerinin yaşadıkları sorunlarla ilgili açıklama yaptı. Tüm emekçilerin artan sorunları yanında tarım işçilerinin olumsuz çalışma koşulları ve zor koşullarının sözde çözülür gibi yapılıp çok zor koşullarda yaşayarak çalışmaya devam ettiklerini belirten Gürer, ayrıca, fabrikada, tarlada yaşamın her alanında sömürünün devam ettiğini vurguladı.
Gürer, tarım işçilerinin hasat dönemi ile başlayan göçlerinde yaşam alanlarında olumsuz koşullarının iyileştirilmesi, daha iyi koşullarda konaklama olanakları sağlanmasını şart olduğunu belirtti. Gürer, her yıl tarım işçileri ve tarım araçları ile yaşanan kazaların da önlenmesi için gereken önlemlerin alınmasını, kağıt üzerinde kalmamasını istedi. Gürer, ayrıca tarım işçilerinin karıştığı trafik kazalarına ilişkin verilerin açıklanması ve İçişleri Bakanlığı’nın bu konuda aldığı önlemlerle ilgili soru önergesi verdi.
“TARIM İŞÇİLERİ OLUMSUZ YAŞAM ŞARTLARI ALTINDA ÇALIŞIYORLAR”
Gürer, “Tarımda teknolojinin yeterince kullanılmaması nedeniyle özellikle hasat döneminde tarım işçilerinin göçü başlar. Özellikle Güneydoğu’dan ve doğudan gelen tarım işçileri, farklı bölgelerde yapılacak hasat için yola çıkarlar ve oralarda ikamet ederler. Genellikle üretim yapılan tarla gibi alanların yakınlarında zor koşullarda yaşamlarını sürdürüp işlerine devam ederler. Tarım işçilerinin çocukları da aileleriyle yola çıkar ve bu nedenle eğitimde geri kalırlar. Ancak ailelerinin tarım işçisi olarak çalışması nedeniyle başka seçenekleri yoktur ve çocuklarını yanlarında götürmek zorundadırlar. Her yıl tarım işçileriyle ilgili genelgeler yayımlanır ve daha iyi yaşam koşulları, güvenceli çalışma vb. vaat edilir. Ancak gerçekte, tarım işçileri çoğu zaman derme çatma çadırlarda yaşarlar ve yetersiz tuvalet ve banyo imkanlarıyla çalışmaya devam ederler. Tarım işçilerinin daha iyi yaşam koşullarına erdirilmesi, güvenceli çalışılmasının yolu açılması gibi her yıl söylenip gerçekleşmeyen uygulamalar bu yıl da devam edecek” diye konuştu.
Gürer, “Valilikler, tarım işçileri için daha iyi yaşam alanları oluşturmalı ve çocuklarının eğitimden geri kalmamaları için geçici eğitim imkanları sunmalıdır. Tarım işçiliği güvenceli bir şekilde sürdürülmeli, işçiler hak ettikleri ücreti almalı ve sorunlarının en aza indirilmesi için gerekli tedbirler alınmalıdır. Tarım işçileri, ürünlerin hasat edilip tüketici sofralarına gelmesinde önemli bir rol oynamaktadır” dedi.
“YOLLARDA TARIM ARAÇLARINA DİKKAT EDİLMELİ”
Gürer, tarımsal üretimin yoğun olduğu şehirlerde başta traktör ve biçerdöver sayısında yaşanan ve yaşanacak artışlar için sürücülerin dikkatli olmaları konusunda uyardı. Traktör ve biçerdöverlerin özellikle gece yolculuğunda gerekli ışıklandırmalara dikkat edilmesini istedi. Gürer, “Hasat döneminin başlamasıyla tarım araçlarının sayısı arttı. Traktör, biçerdöver gibi sürücülü araçların yanında ekipmanlar ve taşıma araçları ve eklentileri sayısında artış geçmiş yıllarda trafik kazaları oluşması neden oldu. Aynı sorunların yaşanmaması için sürücülerin dikkatli olması, özellikle işlek otoyollarda güvenlikli ulaşım sağlanabilecek önlemlere dikkat edilmesi şarttır” ifadesine yer verdi.
“TARIM İŞÇİLERİNİ TAŞIYAN ARAÇLARIN KARIŞTIĞI TRAFİK KAZASI SAYISI KAÇTIR?”
Gürer, TBMM Başkanlığı’na sunduğu soru önergesinde bakanlığın bu bağlamda yaptığı çalışmaları sordu. “Ülkemizde hasat döneminin başlamasıyla tarım işçilerinin göçü başlamıştır. Bu süreçte trafik kazalarının yaşandığı da bir gerçektir” diyen Gürer, Bakan Yerlikaya’ya şu soruları yöneltti:
“2023 ve 2024 yılında bugüne kadar tarım işçilerini taşıyan araçların karıştığı trafik kazası sayısı kaçtır? Yaşanan kazalarda can kaybı sayısı nedir? Yaralı sayısı kaçtır? Meydana gelen kazaların araç kusuru ve sürücü kusuruna göre sayısal dağılımı nasıldır? Kazalarda vefat edenlerin çocuk, yetişkin ve cinsiyetlerine göre sayısal dağılımı nasıldır? Kazaların önüne geçilmesi adına yeterli denetim yapılmakta mıdır?”
makta mıdır?”
]]>CHP’li Gürer, yaklaşan Kurban Bayramı öncesi artan kurbanlık fiyatlarını bu sefer küçükbaş hayvan fiyatları üzerinden değerlendirdi.
“EMEKLİ DE KURBAN ALABİLSİN”
Gürer, koyun fiyatlarının geçen seneye göre yüzde 100 oranında arttığı bir ortamda emeklilere verilecek bayram ikramiyesi tutarının asgari ücret seviyesinde olması ve emeklinin Kurban Bayramı’nda bir kurbanlık alabilmesinin sağlanması için kanun teklifi verdiğini belirtti. Gürer, “Bir emekli bir koyun alacak olsa bir maaşını vermek zorunda. Ortalama bir koyun alacak olsan 10 bin liranın altında koyun yok. Geçen yıl en yüksek fiyat bu fiyatın altında idi. Koyun kilosu fazla olan, biraz büyüğünü olsun istenirse 12 bin-14 bin lira aralığında bir tutarı gözden çıkarmak gerekiyor. Farklı illerde bu fiyatlar değişiyor. Nakliye ile sevk ve büyük kent hayvan pazar giderleri eklenirse fiyatlar daha da artıyor. Koç fiyatları 20 bin liraya dayanmış bulunuyor. TBMM Başkanlığı’na sunduğumuz kanun teklifimizde Kurban Bayramı’nda verilen ikramiye tutarını asgari ücrete (17 bin liraya) çıkarın, emekli de kurban alabilsin diyoruz” diye konuştu.
“KÖYDE 8 SÜRÜ VARKEN ŞİMDİ 2 SÜRÜ KALDI”
Küçükbaş kurbanlık fiyatlarının geçen seneye göre arttığını belirterek güncel küçükbaş kurbanlık fiyatlarını açıklayan üretici Ertuğrul Koç, “Koyunun canlı baskül fiyatı 300 lira. Geçen seneye bakarak, geçen sene bu koyunlar 5 bin lira idi, şimdi ufaklar 10 bin lira oldu. Orada koçlar var, onlar 10 bin lira idi, şimdi 20 bin lira oldu. Şu anda 10 bin liranın altında koyun yok. 500 davar, 8 sürü vardı bu köyde, bu köy 60 hane. Şimdi köyde iki sürü var, 100 tanesi bizde, 100 tanesi de başka birinde. Başka da yok, sürü bitti, her köyde bitti” dedi.
CHP’li Gürer, küçükbaş hayvan fiyatlarındaki artışın girdi fiyatlarıyla alakalı olduğunu, vatandaşın bu işten üretici para kazanıyor gibi görmesine karşı artan yem fiyatları, veteriner gideri ve işçi ücretleriyle üreticinin de para kazanamadığını belirtti. Üretici Ertuğrul Koç ise “Kurban fiyatlarının artması hem yemle ilgili hem de enflasyonla ilgili. Asgari ücret 9 bin liraydı, şu an 17 bin lira. Her şey arttı, yüzde 100 enflasyon var Türkiye’de. Bizde kazanamıyoruz. Ben 10 bin liraya sattığım hayvanı geri 9 bin liraya alamıyorum. Koyunu 6 ay danayı 1 yıl besliyoruz kesime gelmesi için. 6 ay boyunca yem yedirmek zorundayız, bakım giderleri de ahır giderleri de arttı, sürekli artıyor” diye konuştu.
“HEM ÜRETEN HEM TÜKETEN ŞİKAYETÇİ”
Gürer, AKP iktidarının politikalarını eleştirerek hayvancılığa gerçekçi destekler verilmesi gerektiğini belirtti. Gürer, “Besicilik yapan da zararda, tüketici de pahalıya ürün alıyor, ama sistemdeki giderler özellikle de yem gideri başta olmak üzere devlet sübvanse etmiyor. Bu durumda kurbanlık fiyatlarının artmasına sebep oluyor. Kurban Bayramlarının özelliği de kurban kesip, kurban etini fakir fukaraya dağıtmak gerekir. Ama emekli, dar gelirli bu fiyatlara kurban alması çok zor. Üretici de ‘Yetiştiriciler olarak biz bu işten para kazanmıyoruz. Biz de mağduruz’ diyor. Hem üreten hem tüketen durumdan şikayetçi. Kurban Bayramı’nda özüne uygun kurban keserek kutlamakta artık sabit ve dar gelirli ile emekli için çok zorlaştı” ifadesini kullandı.
]]>
CHP Niğde Milletvekili ve TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyon Üyesi Ömer Fethi Gürer, tarım sektörünün bankalara olan kredi borçlarıyla ilgili açıklama yaptı. Gürer, kredi borçlarının bir yılda yüzde 75 arttığını ve çiftçilerin borçlanarak üretim yapmaya çalıştığını vurguladı. Gürer ayrıca tarımsal desteklemelerin yetersiz olduğunu, yaptığı mazot hesabıyla ortaya koydu. Gürer, “2023 yılının şubat ayında tarım sektörünün bankalara olan borcu 363 milyar 395 milyon TL iken, 2024 yılının aynı ayında bu rakam yüzde 75 artarak 637 milyar 438 milyon TL’ye yükseldi. Tarım sektörünün takipteki kredi tutarı ise 2 milyar 262 milyon TL olarak gerçekleşti” şeklinde konuştu.
“YÜKSEK FAİZ ORANINA RAĞMEN BORÇLANMA DEVAM EDİYOR”
Belirlenen faiz politikaları sonucu çiftçilerin kullandığı kredi faizlerinde de ciddi artış yaşandığını belirten Gürer, “Çiftçiler üretimin içinde kalabilmek için çözüm yolları arıyor. Bu sebeple de bankaların artan faiz oranlarına rağmen yüksek faizle kredi kullanmak zorunda kalıyorlar. Yüksek faiz oranları, artan girdi maliyetleri ile üretim sürecine borçlanarak başlayan çiftçi üründen beklediği verimi alamaması veya ürünün değer bulmaması sonucunda bir çıkmazın içine giriyor. Bunun sonucunda da üretimden uzaklaşıyor” şeklinde konuştu.
“ÇİFTÇİYE HAKKI OLAN DESTEK VERİLMİYOR”
Tarım Kanunu’nun 21. maddesinde “Milli gelirin en az yüzde 1’i oranında çiftçiye destek verilir” İfadesinin yer aldığını belirten Gürer, “Çiftçilerimizin bankalara olan borcu 637 milyar TL. Ancak çiftçilerimize kanunda verilmesi belirtilen destek tutarı 2024 yılı için 411 milyar TL, verilen ise 91 milyar TL. Çiftçilerimize ne yazık ki kanunda belirtilen destek tutarları verilmiyor. AKP iktidarında bu kanunda belirtilen tutarlar hiçbir zaman verilmedi” dedi.
“ÇİFTÇİYE VERİLEN MAZOT DESTEĞİNİN 3 KATI VERGİ OLARAK GERİ ALINIYOR”
Gürer, AKP iktidarının çiftçilere destek politikalarını mazot desteği üzerinden verdiği somut bir örnekle eleştirdi. Gürer, “2024 yılında çiftçilerimize verilecek mazot desteği tutarı 16.1 milyar TL olacağı belirtildi. Tarımda kullanılan yıllık ortalama mazot miktarı 3 milyar litredir. Yani tarımda bir yılda kullanılan mazotun güncel fiyatlar (43 TL) üzerinden tutar olarak karşılığı 129 milyar TL’dir. Bu tutarın 26.5 milyar TL’si ÖTV, 17.1 milyar TL’si KDV olmak üzere toplam ödenen vergi tutarı 43.6 milyar TL’yi bulmaktadır. Çiftçilerin aldığı mazotun vergisi çiftçiye verilen tarımsal destek tutarı toplamının yüzde 47,8’ine denk gelmektedir. Çiftçiye 2024 yılında toplam 91.1 milyar destek verilmesi beklenirken sadece çiftçinin kullandığı mazottan 43.6 milyar vergi alınacak. Ayrıca çiftçiye verilecek mazot desteğinin yaklaşık 3 katı çiftçiden vergi olarak geri alınmış olacak” diye konuştu.
]]>Niğde’nin ilçe, köy ve kasabalarında yerel seçim çalışmalarına devam eden CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, “Birçok vatandaş borçla yaşadığını anlatırken icra daireleri ise sürekli tebliğ gönderir durumda. 21 milyon 500 bini aşan icra dosyaları her hafta yenileri ekleniyor. İcra daireleri fabrika gibi çalışıyor” dedi.
Yerel seçim çalışmaları kapsamında Bor ilçesi Kemerhisar, Bahçeli, Çukurkuyu kasabası ile Kızılca ve Havuzlu köyünü ziyaret eden Gürer, Ulukışla ilçesinde Kılan, Yıldıztepe, Darboğaz, Hasangazi, Tekneçukur, Alihoca, Çiftehan, Emirler, Ovacık, Hüsniye, Eminlik, Beyağıl köylerinde vatandaşlarla buluştu. Gürer, Ulukışla CHP Belediye Başkan Adayı HüseyinToker verdiği iftar yemeğine katıldı.Gürer, aralıksız sürdüğü seçim çalışmalarında Bor ve Niğde’de CHP Belediye Başkan adayları ile esnaf ve pazar ziyaretler de yaptı.
Niğde Merkezde Belediye Başkan Adayı Hulus Özen ile esnaf ve pazarda vatandaşları dinleyen Gürer, Bor’da da CHP adayı Ahmet Yalçınkaya ile ziyaretlerde bulundu. Niğde Merkezde Dündarlı, Edikli, Orhanlı, Yeşilgölcük, Alay, Bağlama Kasabaları ile Hacıbeyli ve Hasaköy köylerini de ziyaret eden Gürer, Aktaş Kasaba Belediye Başkan Adayı Yaşar Çamur ile Yeni mahalle ve Aktaş Kasabasında da vatandaşlara hitap etti. Çiftlik ilçesi Azatlı, Divarlı, Bozköy Kasaba Belediye Başkan adaylarını da ziyaret edip vatandaşlarla buluşan ve başarı dileyen Gürer, yerel seçimin önemine değinerek CHP adaylarına destek istedi.
“GEÇİM SIKINTISI HAD SAFHADA”
Yaptığı ziyaretlerle ilgili değerlendirmelerde bulunan Gürer, şunları söyledi:
“Genel seçime göre bu seçimde öncelikli bir konu ekonomik geçim sıkıntısı çok ön plana çıkmış bulunuyor. Herkesim yaşamın zorlaştığı ve geçim sıkıntı had safhada olduğu bir süreçteyiz. ‘Sandıkta oylarımızla tepkimizi göstereceğiz’ diyorlar. Geçim sıkıntısı artması sorunları katlamış. Emeklilikte adalet arayanlar, staj ve çırak mağdurları, atanamayanlar, taşeronda kalanlar, geçici-mevsimlik işçiler, emekliler gittiğimiz yerde sorunlarını anlatıp çözüm istiyorlar.
Hayvancılık yapan çiftçilik yapan yaptığı işten geçinemez hale geldiklerini anlatıyorlar. Esnaf sattığı ürünü aynı fiyatla geri alamadığını ve önünü göremediğini söylüyor. Yerinde aldığı ürün fiyatlarının yanında artan nakliye maliyetinden dert yanıyorlar. Emekli olabilmek için 9000 gün primin 7200 güne bir an önce düşürülmesini istiyorlar. Emekli dar gelirli çarşı pazarda nasıl alışveriş yapacağını düşünür hale gelmiş. Sürekli artan fiyatlarlar nedeni ile markete gidemez duruma düşmüşler. Her istediğini alamayan vatandaş ihtiyacı ürünü de gramla alışveriş yapar durumda. Çok vatandaş borçla yaşadığını anlatırken icra daireleri ise sürekli tebliğ gönderir durumda. 21 milyon 500 bini aşan icra dosyaları her hafta yenileri ekleniyor. Bankaların bireysel kredi ve kredi kartları nedeniyle vatandaşlardan olan alacaklarının bakiyesi 3 trilyona ermiş. Ekonomik krizin etkisi herkesi ve herkesimi etkiliyor. Vatandaşın deyimi ile icra daireleri fabrika gibi çalışıyor. Verilere göre de gerçek işsiz sayısı da son bir ayda 1 milyon 265 bin artmış. İşsizlik artarken, yoksulluk derinleşiyor. Çarşıda, pazarda sokakta dert çok derman olacak iktidar yok. Tüketicilerin bankalara olan borçları 2024 yılı başından bu yana 256,5 milyar lira artış göstermiş,vatandaş borcu borçla kapatarak yaşamaya çalışıyor. Mevcut iktidarla sorunların çözüleceğine inanan vatandaş sayısı da ciddi azalış göstermiş bulunuyor.”
]]>CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer yerel seçim çalışmaları kapsamında Niğde ve Nevşehir’de vatandaşlarla buluştu. Çitfçinin yaşadığı sorunlara dikkat çeken Gürer, “Geçen yıl 650 bin büyükbaş hayvan ithal edildi. Bugün 600 bin hayvan ithal edeceğiz. Üreticimiz kazanmıyor, vatandaş da pahalı et yiyor. Sistem bozuk, planlama yok, aracılık sistemi size kazandırmıyor ama birilerinin cebini dolduruyor” dedi.
Gürer, Niğde Edikli, Konaklı, Bahçeli, Çukurkuyu kasabaları ile Havuzlu ve Kızılca köyleri ile Nevşehir ili Derinkuyu, Kozaklı ilçeleri ve Göle kasabasına ziyaretlerde bulunup vatandaşlara hitap etti. Gürer tarım ile geçim sağlayan ilçe ve kasabalarda yaptığı konuşmada Türkiye’de tarımın 22 yılda plansız ve öngörüsüz yönetilmesi bedelinin rafta ürüne yüksek fiyatlar olarak yansıdığını söyledi.
Gürer, “Bölgenin sorunlarını bilen bir milletvekili olarak söylüyorum, tarım milli güvenlik kadar önemlidir. Stratejik bir alandır. Üretilen ürün sizin değil, bu ülkenin milli değeridir. Onun için, onun doğru değer bulmasını, çiftçi refahının sağlanmasını, çiftçinin bu yolda mutlu olmasını önemsiyoruz. Bu ülkenin geleceği açısından önemli olduğunu biliyoruz. Çiftçi, eli öpülesi insandır. İyi ki varsınız, iyi ki üretiyorsunuz” dedi.
Gürer açıklamasının devamında şöyle konuştu:
“Tarımda ülkemizin dışa bağımlılıktan kurtulması için mücadele ediyoruz. Hani deniyor ya milli ve yerli, işte biz milli ve yerliliği gerçek savunanlarız. Meksika’dan nohut, Kanada’dan mercimek, Yunanistan’dan pirinç, Rusya’dan buğday ve bitkisel ham yağı getirerek milli ve yerli olunmaz. Onu bizim çiftçimiz üretebilir, yetiştirebilir, katma değerli ürüne döndürebiliriz ve fayda sağlayabiliriz.
“ARACILIK SİSTEMİ SİZE KAZANDIRMIYOR AMA BİRİLERİNİN CEBİNİ DOLDURUYOR”
İneğimizin adı Holstein, Simental, Jersey, Montofon, Angus olacağına kırmızı kara Boz inek olsaydı, onları geliştirseydik, bugün Türkiye’deki süt inekleri sayısı Fransa’nın iki katı olurdu ama Fransa’daki ineğin sütü kadar süt alamıyoruz. Nedeni ise çünkü hayvanların yemini de sağlayamıyoruz. İthal hayvana ne kadar yem verirseniz, o kadar süt verir. Eskiden sığıra bir hayvanı gönderirdik, akşama kadar yayılır gelirdi. Akşam da önüne elmanın kabuğunu, karpuzun kabuğunu koyardık. Hem sütünden faydalanır hem de etinden faydalanırdık o garip hayvanlara. Eğer bugünkü yemini alıp verseydik, onlar bunlardan daha çoğunu bize verirdi ama ne oldu? Türkiye’nin bugün 16 milyon hayvan varlığı içinde 1 milyon yerli ırk kaldı. O zaman adapte olamadığı için sorunlarda artış oldu. Buzağı ölümlerinde dünya ortalamasının üzerindeyiz, hayvan hastalıklarında dünya ortalamasının üzerindeyiz. Sonuçta geçen yıl 650 bin büyükbaş hayvan ithal edildi. Bugün 600 bin hayvan ithal edeceğiz. Üreticimiz kazanmıyor, vatandaş da pahalı et yiyor. Sistem bozuk, planlama yok, aracılık sistemi size kazandırmıyor ama birilerinin cebini dolduruyor. Biz de diyoruz ki, kim bu işi besiciliği yapıyorsa, o arkadaş kazansın. Aradaki ithalatçının, rantçının yarattığı olumsuzluk vatandaşa pahalı et olarak gitmesin. Bilmiyorum kaçınız hesap yaptınız ama size bir şey söyleyeyim: şu anda tavuk eti dana etinden pahalı. Nasıl diyeceksiniz? Tavuk 40 günlüğe, 70 gün aralığında yetişiyor ama bir danaya bir yıl bakacaksın, ona yem vereceksin, aşısını yaptıracaksın, veteriner hizmeti var. Ona göre, eğer orantılarsanız, dana eti şu anda tavuk etinden ucuza geliyor. Vatandaş da tavuğu ucuz sanıyor. Bakın yemin Türkiye’ye yarısı ithal geliyor. İtalya’dan gelen yem ne biliyor musunuz? Pamuk tohumu küspesi, ayçiçek tohumu küspesi, soya, mısır, arpa. Bunlar burada da yetişir. İşte bizim milliyetçiliğimiz, siz üreteceksiniz, siz kazanacaksınız, siz gelişeceksiniz, ülke büyüyecek. Biz bu bağlamda düşüncelerimizi sürekli paylaşıyoruz.”
“YEREL YÖNETİMDE TARIM”
“Şimdi yerel seçimde tarımda ne olur” diye soran Gürer şu ifadeleri kullandı:
“Örneğin Mansur Yavaş’taki gibi olur. Ne yapmış? Kırsalın tohumunu karşılıyor, gübresini karşılıyor, fidanını veriyor. Tarımla uğraşana sahip çıkıyor. Bunu niye yapıyor? Ankara’nın kırsalında insanlar göç etmesin, olduğu yerde tarım gelişsin diye yapıyor. Bugün kırsalda yaş ortalaması artıyor, gençler tarımın içinde değil, tamamı dışa bağlı olduğumuz zaman ülkenin güvenliği tehdit altına girer. Bakınız pandemide, kuraklıkta neler yaşıyoruz. Kendi kendine yeten ülkeler, bu bağlamda dışarı bağımlı olmuyor. Ama bu kendi kendine yetmeyen ülkeler bağımlı oluyor. Bu durum nereye götürür? Hiç farkında olmadan sömürge ülke haline dönüşürsün. Bağımsızlığımız dahi tarımın varlığıyla doğrudan ilgili. Patates yetiştirildi, para etmedi. Bırak bu “Ahmet’in patatesi” diyemezsin. Bu milli gelir, bu yani bu ülkenin ürünü. Onun için değerli arkadaşlar, çok şeyi farklı biçimde konuşabiliriz ama ben milletvekiliyim, süresince hep tarımı öncelikledim ve dünyadaki örneklerini de gördükten sonra çoğu kişiye tarımın ne olduğunu anlattım. Bakın, Fransa’da eylem var, Yunanistan’da eylem var, İngiltere’de eylem var, İtalya’da eylem var. Çiftçiler niye eylem yapıyor biliyor musunuz? Bir, ithal ürün istemiyoruz diyorlar. İki, mazot çok pahalı, indirim yapın diyorlar. Üç, sübvansiyon verin bize, destek verin diyorlar. Şimdi Türkiye 12 Eylül’den sonra makas değiştirdi. Taban fiyatı uygulamasını çiftçinin aleyhine işletiyor. Taban fiyat uygulaması aleyhine işlediği gibi ne oluyor ithalci bir anlayışla Türkiye’de tarım politikası belirleniyor. Bu neden oldu? Dünya Bankası, IMF gibi dış güçler dediler ki, Türk’te sanayide, turizmde gelişin. Siz pahalı ürün üretiyorsunuz, gelin bunun yerine biz size verelim, paranız varsa alırsınız, arkadaş. Onun için içinde bulunduğumuz koşullarda, sorunlu bir coğrafyada tarımın, çiftçinin, üreticinin, besicinin değerini bilerek sahiplenmek bizim temel görevimiz.”
]]>CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, özelleştirme ile kamunun satılan varlıklarının hedeflenen faydayı sağlayıp sağlamadığının araştırılması için TBMM Başkanlığına Meclis Araştırma önergesi verdi.
Özelleştirmelerin hız kesmediğini belirten Gürer, ” Bursa’da Cumhurbaşkanı Erdoğan imzası ile Karacabey ilçesindeki mülkiyeti Türkiye Şeker Fabrikası’na üç depo ve bir lojman binasının da yer aldığı yapılar, 58 milyon 500 TL’ye satıldı. 8 bin 556 metrekare yüz ölçümlü taşınmaz da kamudan gitti. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek soruma verdiği yanıtta son beş yılda 5 yılda 845 taşınmazın özelleştirildiğini açıklamıştı. 2003 yılı ile 2018 yılları arasında da liman, enerji santralleri, fabrikalar, işletme ve isim hakları, araç muayene istasyonları gibi yüzlerce kamu varlığı 60 milyar dolara özelleştirilmişti. Bu özelleştirmelerle kamu varlıkları küçüldü. Özelleştirmelerde hedeflenen sonuca erişildi mi? Görünen o ki bu satışlar ekonomiye yararı olmasa da yandaş iyi kazandı.” bilgisini aktardı.
“SÜREÇ İNCELENMELİDİR”
Son yıllarda ülkede yoğun bir şekilde özelleştirme politikaları uygulandığını kaydeden Gürer, “AKP iktidarının 22 yıllık dönemi boyunca, birçok özelleştirme gerçekleştirilerek kamu varlıklarının özel sektöre devri sağlanmıştır. Ancak, özelleştirme politikalarının genellikle kısa vadeli ekonomik kazançlar sağladığı iddiası, gerçekte ortaya çıkan zararlarla karşılaştırıldığında gerçeği yansıtmamaktadır. Bu nedenle bu süreç incelenmelidir.” ifadelerini kullandı.
AKP iktidarı döneminde özelleştirmelerin farklı yöntemlerde gerçekleştirildiğini belirten Gürer, şöyle devam etti:
“Bu yöntemler arasında kamuya ait şirket ve kurum hisselerinin satışı, işletmelerin doğrudan satışı, otel ve sosyal tesis satışı ile taşınmazların satışı gibi pek çok alan bulunmaktadır. Yüzlerce kamu kuruluşunun hisseleri ve yüzlerce kamu işletmesi satılmıştır. Son beş yılda ise 845 taşınmazın özelleştirilmesi gerçekleşmiştir. Özelleştirme politikalarının en önemli zararlarından biri, kamunun stratejik öneme sahip varlıklarının ve hizmetlerinin özel sektöre devredilmesi sonucunda ortaya çıkan sosyal ve ekonomik dengesizliklerdir. Özellikle enerji, iletişim, ulaşım gibi temel hizmetlerin özelleştirilmesi, halkın bu hizmetlere erişimini kısıtlamakta ve fiyatların artmasına neden olmaktadır. Bu durum, özellikle düşük gelirli vatandaşların yaşam standartlarını olumsuz yönde etkilemektedir.”
“İŞSİZLİK ARTTI”
Özelleştirme politikalarının iş gücü piyasasına etkisi olduğuna işaret eden Gürer, özelleştirilen pek çok fabrika ve tesisin zaman içinde kapanmasıyla işsizliğin arttığını, işten çıkarmalar olduğunu anlattı. Gürer, “Dolayısıyla, özelleştirme politikalarının ekonomik büyümeyi sağlama amacıyla uygulanması, aslında işsizlik ve sosyal huzursuzluk gibi sorunların artma riskini beraberinde getirmektedir. Ayrıca, özelleştirme politikalarının ekonomik etkileri de tartışmalıdır. Bazı durumlarda, özelleştirilen kurumların etkinliğinin artacağı ve maliyetlerin düşeceği öne sürülmektedir. Ancak, gerçekleştirilen özelleştirmeler sonucunda bu beklentiler boşa çıkmış, fiyat artışları, kalite düşüşleri ve işçi haklarının ihlali gibi sorunlar ortaya çıkmıştır. Ayrıca, özelleştirilen kurumların tekel gücünü özel sektöre devretmesi durumunda rekabetin azalması da ekonomik sorunlara yol açabilir.” değerlendirmesinde bulundu.
“ÖZELLEŞTİRME İLE BEKLENEN FAYDA SAĞLANDI MI ?”
Türkiye’de özelleştirme politikalarının fayda sağladığına ilişkin argümanların genellikle kısa vadeli ekonomik kazançlara dayandığını kaydeden Gürer, önergede “Ancak, uzun vadeli ve toplumsal açıdan bakıldığında, özelleştirmelerin genellikle kamuya zarar verdiği ve ekonomik, sosyal ve demokratik açıdan birçok sorunu beraberinde getirdiği açıktır. Bu nedenle, Türkiye’nin özelleştirme politikalarını dikkatle gözden geçirmesi ve toplumun geniş kesimlerinin çıkarlarını göz önünde bulundurarak hareket etmesi adına özelleştirmelerin olumsuz etkilerinin detaylı şekilde araştırılması için Anayasa’nın 98. ve İçtüzüğün 104. ve 105. maddeleri gereğince Meclis Araştırması açılması için gereğini arz ve teklif ederiz.” ifadelerine yer verdi.
]]>CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, gıda fiyatlarıyla ilgili açıklama yaptı. Bu yılın şubat ayı Gıda Fiyat Endeksi’ne göre dünya genelinde bir önceki yıla göre yüzde 10.5’lik bir azalış yaşandığının açıklandığına dikkat çeken Gürer, şeker ve et dışındaki tahıl ürünleri, buğday, pirinç ve mısırın yanı sıra bitkisel ham yağlarda da fiyatların gerilediğini ifade etti.
“SON 5 YILDA HAYVANCILIK POLİTİKALARI YANLIŞ UYGULANMASAYDI ÜLKEMİZ DÜNYADAN AYRIŞIRDI”
Şeker, et ve süt ürünlerinde ise Gıda ve Tarım Örgütü’ne (FAO) göre bir artış olduğuna değinen Ömer Fethi Gürer, “Son beş yılda uygulanan hayvancılık politikaları yanlış uygulanmasa idi ülkemiz bu bağlamda dünyadan ayrışırdı. Yem ve ahır giderleri artışın yanından buzağı ölümleri, hayvan hastalıkları ve çiğ süt fiyatlar ile ilgili yanlışlar ülkemizi de sorunlu kıldı” diye konuştu.
Gürer, “Brezilya’da olası kuraklığın, Hindistan ve Tayland’a şeker üretimi düşük olma beklentisi dünya farklı ülkelerinde şeker fiyatları olumsuz etkiliyorsa temel gıda ürünlerinde kendi kendine yeten ülke olmanın önemi daha iyi anlaşılmalıdır. Globalleşen dünyada ‘param var gider alırım’ anlayışı ‘ürünü bulursan alırsın’ anlayışına yerini terk etmiştir. Ülkeler kendi kendine yeterlilik için çaba harcarken bazı ülkelerde üretimleri ile gıdadan önemli gelir sağlar konuma ermişlerdir ve bu yolla fayda sağlar boyutta tarımsal ürün ticaretini artırmışlardır” dedi.
“TEMEL GIDADA DOĞRU PLANLAMA ŞART”
Gürer, temel gıda ürünlerinde doğru planlama ile üretimin sağlanması halinde Türkiye’nin dünyadan ayrışacağı gibi gıdada avantajlı konuma da erişebileceğini söyledi. Ülkede 21 gıda ürününde arz açığı bulunduğunu ve bu ürünlerin başlıca gıda ürünü olduğuna işaret eden Gürer, şunları söyledi:
“Örneğin kuru fasulye üretimi 2023 yılında 2002 yılı üretiminin altında oluyorsa ve artan nüfusa göre düşük üretim gerçekleşiyorsa, mevsim etkilerinin rekolteye etkisi de varsa, buna göre bir ekim planlaması sağlanmalıdır. Dünyada tahıl kullanımı 2023/24 yılları için 2 milyar 823 milyon ton olarak öngörülmektedir. Bir önceki üretim yılına göre yüzde bir oranında artış beklenmektedir. 2024 yılı için FAO üretim tahmini buğday için bir önceki yıla göre yüzde 1 artış ile 797 milyon tonu bulabileceği tahmin edilmektedir. Rusya, Çin, Hindistan, İran, Pakistan yanında ülkemizde de 2024 buğday üretim rekoltesinin olumlu seyir izlemesi beklenmektedir. Ülkemiz için bu öngörü DİR kapsamında yurt dışından ürün bulmayı olanaklı kılsa da yerli üretici için artan girdi maliyeti karşında daha düşük taban fiyat verilerek mağdur edilme riskini de yaratmaktadır.”
“RAFTA FİYATLAR BİR ÖNCEKİ YILA GÖRE KATLADI”
Gürer ülkemizde gıda fiyatları bir önceki yıla göre katladığını, bunun da gerçekçi bir desteleme ile planlı bir tarım anlayışından uzaklaşılmasından kaynaklandığını ifade etti. Tarım girdileri gibi gıdada ithalatçı anlayışın gıda fiyatlarının önemli ölçüde artışına vesile olduğuna vurgun yapan Gürer, “Raftaki ürünün ucuz olmasının yolu ithalat değil, kamucu bir anlayışla girdi maliyetlerini düşürüp, çiftçiye tarım kanununda yer alan milli gelirin yüzde birini vermekten geçiyor. Gıdada, Ramazan ayı dolayısıyla sabitlendiğini söylenen fiyatlar dahi el yakıyor. Vatandaş ihtiyacını sınırlı alabiliyor. Tencere zor kaynıyor. Emekli gün doğarken et kuyruğunda, ekmek içinde belediye ekmek satış noktalarında bir ekmeğe erişim için sırada bekliyor. Çarşı-pazar fiyatları market fiyatlarına yetişiyor. Akaryakıttaki fiyat artışı, girdi maliyet artışı ve de aracılık sistemi fiyatların durmasının önünü kesiyor” diye konuştu.
]]>KOÜ Jeoloji Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ömer Feyzi Gürer’in yürütücülüğünü yaptığı, “Düzce ve Çevresindeki Diri Fayların Paleosismolojik Özelliklerinin Belirlenmesi” projesi, TÜBİTAK KAMAG 1007 programı kapsamında desteklenmeye hak kazandı.
Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü (MTA) ile Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD) paydaşlığında çalışmalarına başlanan projeyle Hendek, Çilimli, Yığılca ve Devrek faylarının geçmişte ürettiği depremler kayıt altına alınıyor.
Yaklaşık 6 ay önce uygulamaya alınan ve 2 yıl içinde tamamlanması planlanan projede çalışmalar KOÜ, Kütahya Dumlupınar ile Niğde Ömer Halisdemir üniversitelerinden 7 kişilik ekiple yürütülüyor.
“Faylar üzerinde paleosismolojik amaçlı hendekler açacağız”
Prof. Dr. Gürer, AA muhabirine, Türkiye’de 500’e yakın aktif fayın bulunduğunu, bunların yarıya yakınının paleosismolojik çalışmalarını MTA’nın gerçekleştirdiğini söyledi.
“Türkiye Paleosismoloji Araştırmaları Projesi” kapsamında geriye kalan diri fayların, kurumlar, üniversiteler tarafından çalışılacağını aktaran Gürer, Hendek, Çilimli, Yığılca ve Devrek faylarında inceleme yaparak projeye katkı sunacaklarını kaydetti.
Gürer, daha önce Düzce bölgesinde yerel yönetimler ile Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığının kontrolündeki projeler çerçevesinde paleosismolojik (depremleri oluşturan fayların önceki deprem izlerinin araştırılması) çalışması yaptıklarını belirterek, bölgeyi bildiklerini dile getirdi.
Bu faylar üzerinde paleosismolojik amaçlı hendekler açacaklarını dile getiren Gürer, şöyle devam etti:
“Hendeklerde daha önce yeri tespit edilmiş, MTA tarafından künyesi verilmiş bu faylar üzerinde hangi tarihlerde depremler olmuş, ne kadar bir atım meydana gelmiş, bu depremlerde fayın uzunluğu, genişliği nedir bunlar saptanacak. Ayrıca faylardan tarihlendirme amaçlı örnekler alınacak. Bu örnekler başta TÜBİTAK MAM olmak üzere farklı kurumlarda tarihlendirme amaçlı çalışılacak. Daha önce belirlenen aktif fayların; deprem tehlikesi, deprem tehlike senaryoları araştırılacak. Ayrıca bu faylar üzerinde ya da yakınında bulunan yapılar için tampon bölge oluşturulması, bunun dışında özellikle yerel yönetimlerde şehirleşme planlarının yapılması düşünülmektedir. Böylece deprem anında toplumun en az zarar görmesi sağlanacak.”
Gürer, proje başladığından bu yana literatür taraması ve uzaktan algılama çalışmalarını yürüttüklerine değinerek, bu ay dronla fayların kesin yerlerinin tespiti için sahada çalışmaya başlayacaklarını kaydetti.
Fayların yerlerinin haritalarda gösterildiğini ancak bunlarda çok ufak değişikliklerin yaşanabildiğine işaret eden Gürer, bu fayların tam olarak yerini saptadıktan sonra Coğrafi Bilgi Sistemi’ne aktaracaklarını ifade etti.
Gürer, Harita Genel Müdürlüğü ile TÜBİTAK arasında sözleşme imzalandığını aktararak, “Bu bölgelerin ayrıntılı fotoğrafları da tarafımıza iletilecek. Kazı çalışmasına başlamadan önce bu fayların yerlerini kesin olarak bilmemiz gerekiyor. Açacağımız hendekler ortalama 50 metre uzunluğunda, 4-5 metre genişliğinde olacak. Her bir hendeğin çalışması yaklaşık 10 gün sürecek. Her fay üzerinde 2 hendek açacağız, toplam 8 hendek açmayı planlıyoruz. Tabii gelişmelere göre bu sayı artabilir. ” diye konuştu.
“Deprem tekrarlanma aralıklarını anlamaya çalışacağız”
Faylanmış birimlerden örneklerin alınacağını ve ayrıntılı görüntüleneceğini belirten Gürer, “Deprem tekrarlanma aralıklarını anlamaya çalışacağız. Fayın davranışını öğrenmeye çalışacağız. Böylelikle risk teşkil ediyorsa o fay ve çevresi için tampon bölge oluşturma çalışmaları sürdüreceğiz. Diri fay terimini son 11 bin yılda hareket etmiş, üzerinde hareket olan faylar için kullanıyoruz. Türkiye’de son 100 yılda 200’den fazla 6’dan büyük deprem oldu. Bunun yaklaşık üçte biri yıkıcı özellikteydi. Verileri MTA’nın kullandığı sisteme işleyeceğiz. Elde ettiğimiz bilgiler, daha sonra diri fay haritalarına aktarılacak.” ifadelerini kullandı.
Gürer, çalışmaların deprem riskini en aza indirilmesi, yerleşim yerlerinin planlanması açısından önemli olduğuna dikkati çekerek, toplumun özellikle 1999 Marmara Depremi öncesine göre daha çok bilinçlendiğini sözlerini ekledi.
]]>Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in soru önergesine verdiği yanıtta; Çiftçi Kayıt Sistemi’ne (ÇKS) kayıtlı çiftçi sayısının 2 milyon 177 bin, bunlardan sözleşmeli bitkisel üretim yapanların sayısının ise 167 bin 547 olduğunu belirtti. Yumaklı’nın yanıtını değerlendiren Gürer, “Görünen o ki organik tarımdan vazgeçen çiftçi sayısı da 4 bin geçmiş durumda. Tarım ülkesi olan 85 milyonluk Türkiye’de çiftçi sayısı 2 milyon 177 bine düştü” dedi.
CHP Niğde Milletvekili Gürer, Türkiye’deki çiftçi sayısı, organik tarım yapan çiftçiler ile sözleşmeli tarım yapan çiftçilerin sayısıyla ilgili Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı’nın yanıtlaması istemiyle TBMM Başkanlığı’na soru önergesi vermişti. Gürer, Bakan Yumaklı’ya şu soruları yöneltmişti:
“Ülkemizdeki çiftçi sayısı kaçtır? Sözleşmeli üretim yapan çiftçi sayısı kaçtır? Sözleşmeli şeker pancarı ve haşhaş üretimi yapan çiftçi üretici sayısı kaçtır? Serbest piyasada sözleşmeli tarım yapan çiftçi sayısı kaçtır? Organik tarım yapan çiftçi sayısı kaçtır? Ülkemizde kaç organik pazar kurulmaktadır? Ülkemizde her hafta açılan semt pazar sayısı kaçtır?”
Gürer, Yumaklı’nın verdiği yanıtla ilgili açıklama yaptı. Gürer’in açıklamasına göre; Yumaklı, 2022 yılında ÇKS’ye kayıtlı çiftçi sayısının 2 milyon 177 bin 880 kişi olduğunu, bunlardan 167 bin 547 çiftçininsözleşmeli bitkisel üretim yaptığını belirtti.
2022 yılında 77 bin 000 çiftçinin şeker pancarı üretimi gerçekleştirdiğini belirten Yumaklı, “Türkşeker tarafından 2022 yılında 1.241 köyde 28.427 üretici ile 1.037.470 dekar alanda, pancar ekimi gerçekleştirilmiştir” dedi.
“ORGANİK TARIMDAN VAZGEÇEN ÇİFTÇİ SAYISI DA 4 BİN GEÇMİŞ DURUMDA”
Yumaklı, Türkiye’de 21 adet organik pazar bulunduğunu da belirterek, 2022 yılında organik tarım yapan çiftçi sayısı 48 bin 244 olarak açıkladı.
Eski Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli’nin soru önergesine verdiği yanıtta “2020 yılında iyi tarım uygulamaları yapan çiftçi sayısı 14 bin 051’dir. 2020 üretim yılı organik tarım yapan çiftçi sayısı 52 bin 590, organik yem bitkisi üretimi yapan çiftçi sayısı ise 7 bin 672’dir” dediğini anımsatan Gürer, “Görünen o ki organik tarımdan vazgeçen çiftçi sayısı da 4 bin geçmiş durumda. Tarım ülkesi olan 85 milyonluk Türkiye’de çiftçi sayısı 2 milyon 177 bine düştü” diye konuştu.
Gürer, bir tarım ülkesi konumundaki Türkiye’de AKP hükümetleri döneminde uygulanan yanlış tarım politikaları nedeniyle çiftçi sayısında belirgin bir azalmanın görüldüğünü belirtti.
Ziraat odalarına kayıtlı çitçi sayısının 5 milyon civarında olduğuna işaret eden Gürer, ÇKS’ye kaydını yaptıranların ise 2 milyona kadar düştüğünün görüldüğünü vurguladı. Destekleme alabilmek için ÇKS’ye dahil olmak gerektiğini söyleyen Gürer, başta ithalat ve girdi maliyetleri düşürülmesi gerektiğini ve çiftçi tarım kanuna uygun desteklenmesi gerektiği ifade etti.
“BUNUN TEK NEDENİ AKP’NİN İŞ BİLMEZ YÖNETİCİLERİNİN HATALI TARIM POLİTİKALARIDIR”
AKP hükümetleri döneminde hem tarım alanlarının hem de çiftçi sayısının belirgin bir şekilde azaldığını belirten Gürer, “Bunun tek nedeni AKP’nin iş bilmez yöneticilerinin hatalı tarım politikalarıdır. Üretici başta gübre ve yem olmak üzere girdi maliyetlerindeki artış karşısında tarım yapamaz duruma gelirken, siyasi iktidar çözümü ithalatta bulmaya çalıştı ama bu kez de artan ürün fiyatları tüketiciyi mağdur etti. Böylece bir tarım ülkesi olan Türkiye, ne yazık ki tarımsal ürünlerde de ithalatçı konusuna düştü. Ürününe değer bulamayan üretici ise üretimden uzaklaşmak zorunda kaldı” dedi.
]]>