Sakarya Büyükşehir BelediyesiSpor Kulübü, sporun her dalında olduğu gibi önemli ulusal ve uluslararası müsabakalarda önemli başarılar kazanıyor. Kendi yaş klasmanında Büyükşehir’e sayısız başarı kazandıran judo sporcusu Gülfem Aysima Aydön, yeni bir başarıyı daha Edirne’de elde etti. Aydön, Edirne’de düzenlenen Uluslararası Edirne 1922 Açık Judo Turnuvası’nda mindere çıktı. Genç sporcu, 24 kilogram kategorisinde ikincilik elde ederek Sakarya’yı gururlandırdı. 24 kilogramda ter döken Aysima, rakiplerini tek tek geçerek gümüş madalyanın sahibi oldu. 9-11 Eylül tarihleri arasında gerçekleştirilen turnuvaya, Türkiye’nin yanı sıra uluslararası arenadan da birçok sporcu katılım gösterdi. – SAKARYA
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>POTOSİ, 30 Temmuz (Xinhua) — “Bedenimdeki kan sanki vatanım için ağlıyor” diye mırıldandı kendi kendine eski madenci Julio Reyes.
4.000 metreyi aşan rakımıyla dünyanın en yüksek kentlerinden biri olan, Reyes’in memleketi Potosi şanlı fakat acı bir geçmişe sahip.
Xinhua’ya konuşan 67 yaşındaki Reyes, “Kendi hikayemi ve yaşadığım yerin hikayesini ilk kez yabancılara anlatacağım. Dilerim ki dünya bundan dolayı vatanımı küçümsemez” diye konuştu.
GÜMÜŞ NALLAR
1545 yılında Potosi’de büyük bir gümüş madenini keşfedildi. Madenin keşfiyle bölgedeki İspanyol sömürgeciler sevinçten çılgına döndü çünkü burası en işlek zamanlarında tüm dünyada üretilenin neredeyse yarısı kadar gümüşü karşılıyordu.
Gümüş madeninin açılmasından sonraki 20-30 yıl içerisinde, bir zamanlar “çorak dağlar ve lamalardan başka bir şeyi” olmayan Potosi, 100.000’i aşan nüfusuyla canlı bir kente dönüştü ve dönemin Londra ve Paris’iyle yarışır oldu.
Uruguaylı yazar Eduardo Galeano’nun, ” Latin Amerika’nın Kesik Damarları” adlı kitabı o sıralar kentte yaşanan aşırı lüksü anlatır. “At nalları bile gümüştendi” der Galeano kitabında.
Ancak bu devasa zenginlik sadece sömürgecilere hastı; nesillerdir ülkede yaşayan yerli halkın ise bu sömürünün korkunç sonuçlarına katlanmaktan başka çaresi yoktu.
Sömürgeciler yaklaşık 300 yıl sonra bölgeyi terk ettiğinde madenlerde çok az gümüş kalmıştı.
Potosi günümüzde Güney Amerika’daki en az gelişmiş kentlerden biri. Geçmişte gümüş saflaştırmada kullanılan civa nedeniyle ortaya çıkan çok miktarda zehirli gaz ve atık su, geniş alanları çoraklaştırmış durumda.
ESKİNİN EN ZENGİNİ ŞİMDİNİN EN FAKİRİ
Potosi’nin görkemli ve trajik geçmişi yaklaşık 5.000 metre yükseklikteki madenin talihine de tesir etmiş. Madenin bulunduğu dağa, çıkan bol gümüşten dolayı “Cerro Rico” (Zengin Dağ) denilirdi. Üstlerinde çok sayıda beyaz yol bulunan kızıl yamaçları, Reyes’in kırışıklarla dolu yüzünü andırıyor. Bu silinmez izler, Batının sömürü ve yağmasıyla özdeşleşmiş bir tarihi anlatıyor.
Maden bölgesine girer girmez, “O zamanlar halk arasında buraya ‘cehennem ağzı’ denirdi” diyor yerel rehber Jhonny Montes gazetecilere. Bugün bile Potosi’de madencilerin ortalama ömrü sadece 40 yıl kadar.
Madende gazeteciler, Reyes’in eskiden yaptığı gibi, madenci kaskı, yağmur çizmesi ve iş kıyafeti giyiyor. Kafa lambalarını aydınlatmak için pil paketleri taşıyan gazeteciler, madenin 40 metre derinliğindeki aktarım seviyesine iniyor. Burası, altı çalışma seviyesinden yüzeye en yakın olanı.
Maden kuyusunun loş ve dar geçitlerinde yürüyen gazeteciler, kasklarının yukarıdaki bir kayaya çarpmaması için zaman zaman başlarını eğmek zorunda kalıyor. Gazeteciler yolda iki genç madenciyle karşılaşıyor. Bir maden arabasını, altlarındaki zeminle 30 dereceden biraz fazla bir açıyla itmeye çalışıyor bu genç madenciler.
Yıllar önce Galeano’yla söyleşi yapan yaşlı bir kadının dediği gibi bir zamanlar dünyaya en çoğu sunan bu kent şimdi en aza sahip.
Galeano, “İnsani ve maddi kaynakların çılgınca sömürülmesi, eskinin en zengini şimdinin en fakiri paradoksuna yol açtı. Potosi bugün Amerika kıtasında sömürge sisteminden geriye kalan kanayan bir yara, bir suç belgesi olarak duruyor” demişti.
ANCAK ÖLÜNCE DİNLENMEK
Potosi’deki Bolivya Ulusal Darphanesi’nin Tarihi Arşiv Birimi’nde 18. yüzyılın ortalarından kalma bir belgede “mita çalışma sistemi” altında yerli halkın yapmak zorunda olduğu görevler listeleniyor. Bu sistem günümüzde UNESCO’nun Dünya Belleği Programı’na dahil edilmiş olan bir zorla çalıştırma uygulaması.
İspanyol sömürgecilerin uyguladığı “mita” sistemine göre yerli halk, her yıl iş güçlerinin belirli bir kısmını sömürgeci yetkililere ayırmak zorundaydı. Bu iş gücü temel olarak, son derece zorlu şartlar altında günde 18 saate kadar ulaşan vardiyaların bulunduğu madencilik ve onunla bağlantılı görevlerden oluşuyordu. Birçok kişi için dinlenebilmenin tek yolu ölümdü.
Sömürgeciler, “altın madeni” olarak gördükleri Potosi’de, son derece vahşi bir zorla çalıştırma sistemi benimsemiş ve daha önce eşi benzeri görülmemiş büyüklükteki bir emek gücünü bir araya getirerek, servetlerini dünya tarihinde görülmemiş bir seviyede artırmaya çalışmışlardır.
Yerel halktan sayısız insanın yaşamı pahasına elde edilen şey ise sömürgecilerin şaşaalı lüks yaşamıydı.
Potosi’den çıkarılan gümüş, İspanya krallığının yıllar süren savaşları için son derece büyük önem arz eden bir kaynağa dönüştü. 16. yüzyılda İspanyol İmparatorluğu, dünyanın değişik yerlerindeki sömürgeleriyle, 5. Charles ve 2. Philip döneminde “Altın Çağı”nı yaşıyordu.
“Üzerinde güneş batmayan imparatorluk” terimi o dönemde 2. Philip ve haleflerinin hükümranlığı altındaki İspanyol İmparatorluğu için kullanılıyordu. İspanyol İmparatorluğu’nun o zamanlar dünyanın her tarafında toprakları vardı ve bu unvanın İngiliz İmparatorluğu’na devrolması için iki asır daha geçmesi gerekecekti.
Tarihe Latin Amerika’nın gözünden bakan Galeano, “Avrupa, modern kapitalizme güç sağlamak için büyük oranda Amerika’nın yerli halklarının sömürüsüne bel bağlıyordu” diyor. Yerli toplulukların geçmişten günümüze uzanan dramı, Latin Amerika’nın genelinde yaşanan daha büyük trajedinin küçük bir örneğini teşkil ediyor.
DEVRİM ATEŞİ ASLA SÖNMEDİ
18. yüzyılın sonlarında Amerikan Bağımsızlık Savaşı ve Fransız Devrimi’nin tetiklediği değişim dalgalarıyla Latin Amerika halkı uyanmaya başladı.
16 Temmuz 1809’da La Paz’de başlayan devrim, eski sömürgeci sistemi kül edip bitiren ateşi yaktı.
İspanya’nın sömürge ordusunun kuşatmasına rağmen devrimin ateşi asla sönmedi. Bolivya 6 Ağustos 1825 tarihinde resmen bağımsızlığını ilan etti. Ekim ayında Potosi’ye gelen “Kurtarıcı” Simon Bolivar, yerli halk tarafından sıcak şekilde karşılandı.
Potosi Eyalet Yönetimi Müzesi Küratörü Sheila Beltran, “Cerro Rico’nun ekonomik desteği ve Potosi halkının katkıları olmasa bağımsızlık savaşının başarılı olması çok zordu” diyor.
Bolivar’ın da bu düşüncede olduğunu kaydeden Beltran, “Bolivya’nın adı Bolivar’dan geliyor, sevgili ülkemizin bugünkü adı bu” ifadelerini kullanıyor.
KENDİ GELECEĞİNİ KONTROL ETMEK
Potosi’nin “Zengin Dağ’ının” yaklaşık 200 kilometre batısında 3.000 metreyi aşan bir yükseltide dünyanın en büyük lityum yataklarına sahip Salar de Uyuni Gölü yer alıyor.
Gümüşe benzeyen lityum, son yıllarda uluslararası piyasada son derece talep gören bir maden kaynağı. ABD Jeoloji Araştırmaları Merkezi’nin verilerine göre Bolivya’nın lityum rezervleri an itibarıyla dünyada ilk sırada bulunuyor.
Mart 2023’te Bolivya Devlet Başkanı Luis Arce, lityum madenlerini geliştirmede uluslararası işbirliği politikaları izleyen Bolivya ve diğer Latin Amerika ülkelerini açık şekilde eleştiren ABD Güney Komutanlığı Komutanı Laura Richardson’ı kınadı.
Arce, “Egemen bir tarzda ve ekonomilerimize fayda sağlayan fiyatlarla pazarda birlik olmalıyız” dedi.
Gerçek zenginlik, ancak gerçek bağımsızlıkla elde edilebilir. Bu, Bolivya halkının Potosi’nin tarihinden öğrendiği çok büyük bir ders.
Bolivya eski Dışişleri Bakanı Fernando Huanacuni, yabancı müdahale ve hegemonyasının asla ekonomik ve toplumsal istikrar getirmeyeceğini ve demokratikleşme ve entegrasyon sürecinin anahtarının Güney-Güney işbirliğini güçlendirmek olduğunu söyledi.
2023’ün Ağustos ayının sonlarında BRICS ülkelerinin yeni üye kabul etmeye hazır olduğunu açıklamalarının ardından Bolivya Devlet Başkanı Arce, ülkesinin BRICS ülkeleriyle stratejik ortak olmayı umduğunu ifade etti.
Huanacuni, yükselen pazar ve gelişmekte olan ülkeler için BRICS’e katılmanın, bir yandan kalkınmayı ortaklaşa sürdürme diğer yandan ulusal egemenlik ve ekonomik bağımsızlıklarını koruma anlamına geldiğini belirtti.
Bolivya Ulusal Darphanesi, şu an genç öğrencilerin de aralarında bulunduğu ziyaretçilerle dolup taşıyor. Müzenin müdürü Luis Arancibia’ya göre sömürgecilik tarihinin eleştirel bir yorumunun yapılması gerekiyor.
Arancibia, “Ancak sömürgecilerin atalarımıza ve topraklarımıza verdiği zararın farkına vararak kendimizi daha iyi anlayabilir ve ilerlemeye devam edebiliriz” diyor.
]]>Ankara Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık Suçlarıyla Mücadele Şubesi, Çankaya’daki bir ikamet ile iş yerine düzenledikleri operasyonda 223 adet tarihi eser olduğu değerlendirilen eşya, obje, devlet nişanı, madalyon ve sikke ele geçirdi. Osmanlı, Avrupa ve Amerika kültürünü yansıtan ve 19. yüzyıla ait olan eserler arasında, Osmanlı Padişahı Sultan Abdülaziz’in, Trabzon Valisi Galip Bey’e Avusturya Konsolosluğu görevi değişikliği sonrasında yolladığı ferman da yer aldı. Operasyonla ilgili şüpheli belirlenen bir kişinin yakalanmasına yönelik çalışmaların ise sürdüğü aktarıldı.
Toplam 223 eser ele geçirildi
Değer tespitleri Etnografya Müze Müdürlüğü tarafından yapılacak eserlerin tamamı ise şu şekilde:
“3 adet barut hazneli kırma toplu 1850’li yıllara ait olduğu değerlendirilen Amerikan yapımı silah, 60 adet 1850’li yıllara tarihlenen muhtelif anahtar, 38 adet Osmanlı saray mutfağında kullanılan gümüş el yapımı kaşık, bir adet Osmanlı gümüş sunum tepsisi, bir adet Osmanlı Devleti 19. yüzyılda tarihlenen ve üzerinde savaşçı ikonu bulunan gümüş barutluk, 2 adet Osmanlı Devleti döneminde törenlerde kadınların kullandıkları gümüş muhteviyatlı gelin kemeri, 5 adet mine işçilikli kahve fincanı ve tabak seti, 8 adet 1852-1922 yıllarına tarihlenen üst düzey Mecidiye başarı nişanı, 6 adet İngiliz ve Fransız kültürünü yansıtan gümüş sigara tabakası, 4 adet çeşitli ebatlarda gümüş tas, 11 adet Osmanlı kadınlarının kullandığı gümüş bilezik, 1 adet Osmanlı Dönemi sürmedan, 2 adet Osmanlı terzi yüzüğü, bir adet kutu içerisinde zarf açacağı ve mührü, 3 adet Fransız kültürü krem kutusu, Osmanlı kültürüne ait olduğu değerlendirilen üzeri taşlı gümüş broş, bir çift küpe, bir adet gümüş küpe, bir adet üzeri akik taşlı yüzük bir adet mushaf kabı, 6 adet mücevher kabı ve 2 adet mühür, bir adet üzerinde Osmanlı amblemi bulunan metal obje, 1 adet Osmanlı Dönemi çini işlemeli kalemlik, Osmanlı saray mutfağında kullanıldığı değerlendirilen 6 adet şekerlik, 14 adet gümüş şerbetlik, 1 adet küçük ebatta gümüş sunum tepsisi, bir adet gümüş Osmanlı su kabı, bir adet Osmanlı kültürüne ait asma kilit, bir adet Osmanlı Dönemi hat zanaatını icra eden sanatçıların kullandığı kalemlik, 2 adet Osmanlı Dönemi sikke ile 1914 tarihli 1. Dünya Savaşı dönemine ait 1 adet 4’lü ittifak madalyonu, Osmanlı Dönemi’ne ait bir adet bileklik, bir adet ince bileklik zincir, bir adet gümüş haç işaretli kolye zinciri, bir adet pişmiş topraktan imal edilen su matarası, bir adet cam üzeri çini işçilikli ibrik, 9 adet Osmanlı Dönemi kültürünü yansıtan gümüş köstekli saat, bir adet gümüş kasa ve kaplumbağa kabuğu kaplı 3 kapaktan oluşan ‘Edward Prior’ saat, bir adet gümüş köstekli saat zinciri ve 18 adet muhtelif Osmanlı Dönemi’ne ait objeler.” – ANKARA
]]>“UZUN VADE BAKILDIĞINDA ALTIN HEP KAZANDIRDI”
İç piyasada altına olan taleple ilgili konuşan Kapalıçarşı esnafı Cihat Zeytun, “Altın şu anki seviyesinden daha yüksek seviyeleri görmüştü. Uzun vade bakıldığında altının hep kazandırdığını görüyoruz. Vatandaşlar daha çok işçilik olmayan altınları yatırım için tercih ediyor. Takı olarak da alınsa yatırım amaçlı da alınsa uzun vade de arttığını görüyoruz. Gümüş de aynı şekilde son 6 ay içinde yüzde 50’ye yakın getiri sağladı. Gümüş, yatırımcılar için külçe ya da daha küçük parçalar halinde satılıyor. Gümüş de aynı altın gibi uzun vade değerlendirilmesi gereken bir yatırım aracı” ifadelerini kullandı.
Gümüşün altın karşısında yakaladığı yükseliş uzmanların ve analistlerin dikkatini çekerken 2024 yılının en kazançlı yatırım aracı olup olmayacağı da tartışılmaya başlandı.
JPMORGAN’DAN ALTIN VE GÜMÜŞ TAHMİNİ
JPMorgan ons altın ve gümüş için 2024 ve 2025 yılları için fiyat tahminlerini duyurdu. Altın fiyatının 2024 yılında 2315 dolar/ons olacağını tahmin ederken, 2025 yılında fiyatın 2504 dolara çıkacağını öngördü. 2024 için gümüş fiyatını 27 dolar/ons olarak tahmin eden JPMorgan, 2025’te fiyatın 30 dolar/ons olmasını bekliyor.
“ALTIN YENİ ZİRVELER YAPMAYA DEVAM EDECEK”
UBS stratejistleri, altın için tahminlerini eylül sonuna kadar ons başına 2500 dolara, yıl sonuna kadar ise 2600 dolara yükseltti. Bankanın yükseliş görünümü, nisan ayında ABD Merkez Bankası’nın (Fed) faiz indirimlerine ilişkin beklentilerin yeniden fiyatlandırılmasına neden olan bir dizi yumuşak ABD verisinin yanı sıra daha güçlü Çin talebinden kaynaklanıyor.
UBS’in Değerli Metaller Stratejisti Joni Teves CNBC’nin, “Street Signs Asia” programına verdiği demeçte, “Altının yeni zirveler yapmaya devam edebileceğini düşünüyoruz” dedi.
Teves, “Gümüşün aslında yüksek altın fiyatlarından gerçekten faydalanabilecek en iyi konumdaki değerli metal olduğunu düşünüyoruz. Arada çok güçlü bir korelasyon var” dedi. Fed gevşediğinde, özellikle arz ve talep temellerinin sıkı kalması nedeniyle gümüşün “altından gerçekten daha iyi performans göstermek için iyi bir konumda” olduğunu da sözlerine ekledi.
“GÜMÜŞ TARTIŞMASIZ DAHA DA İLGİNÇ OLDU”
Değerli metaller araştırma danışmanlık şirketi Metals Focus’un Genel Müdürü Nikos Kavalis, CNBC’ye e-posta yoluyla yaptığı açıklamada, “Gümüş tartışmasız daha da ilginç oldu – nihayet altınla arayı kapatmayı başardı” dedi. Kavalis, piyasa altının yükselişine ikna oldukça ve rahatladıkça, bu yatırımcıların daha fazlasının gümüşe yöneldiğini belirtti.
ANZ’de kıdemli emtia stratejisti olan Daniel Hynes, “Maden üretimindeki yavaş büyüme ve güçlü endüstriyel talep, arzın talebin gerisinde kaldığını gösteriyor ve bu da piyasayı yapısal bir açıkta tutacak” dedi.
]]>