GÖRÜNTÜLER ORTAYA ÇIKTI
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Mehmet Özhaseki’nin, Kahramanmaraş merkezli depremlerde yerle bir olan ve binlerce insanın hayatını kaybettiği Hatay Emek ve Aksaray Mahallelerinde 3 Kasım 2017’de yapmak istediği kentsel dönüşümün ideolojik grupların vatandaşları provoke ederek engellediklerine yönelik anlattığı programın fotoğraf ve görüntüleri ortaya çıktı.

KENTSEL DÖNÜŞÜME KARŞI ÇIKANLAR TEPKİ GÖSTERMİŞ
Her fırsatta Türkiye’nin deprem ülkelerinden biri olduğunun altını çizen ve yapılacak yapıların bu bilinçte sağlam yapılması gerektiği yönünde açıklamalarda bulunan Bakan Mehmet Özhaseki’nin bir önceki bakanlığı döneminde Hatay’ın Antakya ilçesi ‘Emek ve Aksaray Mahallelerindeki yapılmak istenen kentsel dönüşümün engellendiği programa ilişkin görüntülerde, dönemin Antakya Belediye Başkanı İsmail Kimyeci konuşurken, bir grubun tepki gösterdiği ve yuhaladığı görüldü.

ÖZHASEKİ, “RIZANIZ OLMAZSA ADIM ATILMAYACAK” DEMİŞ
Tepkilerin sürmesi üzerine törende bulunan Bakan Mehmet Özhaseki’nin araya girerek, hak sahipliği konusunda mağdur olduğunu ileri sürenleri ikna etmek için onlarla gruplar halinde görüştüğü görüldü. Görüntülerde Bakan Özhaseki’nin vatandaşlara, “Birinci söz olarak sizlere şunu söylüyorum; kardeşlerimiz rızanız olmadığı sürece burada bir adım atılmayacak. Ben 21 yıl belediye başkanlığı yapmış bir kardeşinizim. Ömrüm belediyecilikle, bu işlerin içerisinde geçti. Burada bir sorun olduğunu anladım. Sakince sorunları bana aktarın, her şeyi dinleyeyim sizinle bir çözüme kavuşturalım. Çözüm bulup eğer sizin rızanızı almazsak olduğu gibi bütün çalışmalar duracak söz veriyorum.” dediği görüldü.

“HERKESE EV VERİLECEK”
Bakan Özhaseki, görüntülerde ayrıca kentsel dönüşümün bir ihtiyaç olduğunun altını çizerek, “Kentsel dönüşüm yapılırken orada bizim dikkat etmemiz gerekenler var. Ben bütün belediye başkanı arkadaşlarıma, kentsel dönüşüm uygulanan bütün yerlerdeki kardeşlerime özellikle şunu söylüyorum. İsmail Bey’e de şimdi söylüyorum. Birtakım hesaplar yapılmış olabilir. Bu hesaplarda bazı kardeşlerimiz belki evlerinden oluyorlardır, sıkıntı çekiyorlardır. Burada esas şu bir; yerinde dönüşüm olacak. Başka mahallelere gidilmeyecek. Kimin evi yıkıldıysa ona ev verilecek. Birinci şart bu. Herkese ev verilecek.” ifadelerini kullandığı görüldü.
Bakan Özhaseki’nin uzun süre kentsel dönüşümün yapılması yönündeki çabalarına rağmen ideolojik grupların vatandaşları provokesi sonucunda dönüşüm yapılamamıştı. Kentsel dönüşümün engellendiği Emek ve Aksaray Mahallelerinde o gün hayatta olan insanların birçoğu, 6 Şubat depremlerinde hayatını kaybetti.
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Mehmet Özhaseki“YALVARDIK YAKARDIK”
Bakan Mehmet Özhaseki, Hatay’da geçtiğimiz günlerde basın mensupları ile birlikte gerçekleştirdiği incelemelerde Emek ve Aksaray Mahallelerindeki geçmişte yaşadığı o olayı da anlattı. Depremde mahallelerin tamamıyla yerle bir olduğunu belirten Bakan Özhaseki şunları söyledi: “6-7 yıl öncesinde buraya kentsel dönüşüm yapmak için geldiğimizde bazı gruplar protesto ettiler. Yalvardık yakardık epeyce rica ettik. Gece yarısına kadar oturdum burada insanları ikna etmek için saatlerce dil döktüm.
“KEŞKE MANİ OLUNMASAYDI”
Fakat derdimizi anlatamadık ve protestocu gruplar bize burada kentsel dönüşümü yaptırmadılar. Haliyle vatandaş istemezse, karşı çıkıyorsa kavga ederek yapacak bir şey yok. Mecburen üzülerek ayrılmak durumunda kaldık. Kıssadan hisse; keşke öyle söylenmeseydi. Keşke mani olunmasaydı. Keşke ideolojik çatışmalara kurban gitmeseydi de bir tek vatandaşımızın, kardeşimizin burnu bile kanamasaydı. Şimdi burada 5 bin 600 konutun yapımına başladık. Evler yükselmeye devam ediyor.”
]]>AK Parti Kdz. Ereğli Belediye Başkanı Adayı İbrahim Sezer; gazetecilerin sorularını yanıtlayarak çetelere pabuç bırakmayacaklarını söyledi. Bazı kesimler tarafından ilçenin kaotik ortama sürüklenmek istendiğini öne süren Sezer, “Sayın Posbıyık bu bahsettiğiniz konuları her seçim döneminde gündeme getiren bir isim. Çünkü bundan nemalanmayı beklenti içine girmeyi adet haline getirmiş bir siyasetçi. Şunu açıkça ifade edeyim, bizim bu bahsettiğiniz çeteler, Ereğli’yi kaotik ortama sürüklemek isteyen kişiler, gruplarla hiçbir işimiz olmaz. Hiçbirisine de Allah’ın izniyle pabuç bırakmayız. Bunu kesinlikle ifade etmek istiyorum. Şunu da peşinen söyleyeyim. Ereğli’de eğer böyle bir çete, böyle bir gruplar varsa buna izin vermeyeceğiz. Söylemlerinden ziyade kendi yanındakilere dikkat etmesi gerektiğini tavsiye ediyorum. Ereğli’de bu gruplara, bu çetelere kesinlikle pabuç bırakmayız. Müsaade etmeyiz. Biz vatandaşlarımızın, seçmenimizin, insanlarımızın huzur ve rahat içerisinde yaşayacağı bir Ereğli’yi tekrar imar etmek için elimizden geleni yapacağız” dedi.
Revizyon uygulamasının neden yapılmadığı sorusuna da cevap veren Sezer, “18 uygulaması ve Revizyon uygulamaları Ereğli’de imar yapılanması için, imarın düzenlenmesi için gerekli bir hazırlık ve gerekli bir süreç. Ancak şunu hep beraber gözlemliyoruz. Bu yönetim için söylüyorum, Ereğli’de revizyonda birilerinin önce hazırlık yapmış olması gerekir ki, arsa toplamadır, hisse almadır gibi işleri önce yapacaklar ki, daha sonra revizyonla 18 yapacaklar. Az önce sizin bahsettiğiniz o çete ve gruplar işte bu ortamdan fayda sağlamak isteyen gruplar bunlar 18 ve revizyon uygulamalarında kendilerine çıkar sağlamak istemek isteyenlerle aynı gruplar zaten. Dolayısıyla onlar garibanın, köylünün mümkün olduğu kadar çok uygun paralara hisseler toplayıp, parseller alıp, yeşil alanlar alıp buralardaki beklentileri 1 liralık yeri nasıl 100 lira nasıl yapılabilir, nasıl imara, nasıl konut alanına, nasıl ticari alanlarına açılabilir bunların hazırlıklarındalar. Dolayısıyla bu hazırlıkları bitiremedikleri sürece revizyon yapılamaz” ifadelerini kullandı.
Özellikle İmarda 18 uygulamasında vatandaşların çok ciddi mağdur edildiğinin altını çizen Ak Parti Adayı Sezer, “Geçenlerde gündem konusu oldu, bir vatandaşımız belki 30-40 yıl önce yapmış olduğu bir evi var, bahçesi var. 18 uygulamaları sırasında daha önce tek kendisine ait olan parsele 16 tane hissedar koymuşlar. Bu ne manaya gelir? Ben buraya 16 kişi koydum, senin tanımadığın hissedarlar koydum, belki hiç anlaşamayacağın birilerini koydum. Çok manasız bir şeyde, ben sana bu baba toprağını, ata toprağını yar etmeyeceğim. Bunu elinden mutlaka alacam. Birilerine peşkeş çekeceğim anlamına gelir. Bu arkadaşımızın da ben feryatlarını figanlarını ciddi bir şekilde takip ediyorum. Allah nasip ederse Belediye Başkanı olduğumda kesinlikle çözüm odaklı olacağız, çözeceğiz. Vatandaşlarımızın yanında olacağız. Gerekirse, Mahkeme süreçlerinde Belediye olarak, Belediye Başkanı olarak kendilerini destekleyecek, her türlü imkanlarını seferber edeceğim. “dedi.
Özellikle kendisinin Ereğli’yi yönetmekte zorlanmayacağını ifade eden İbrahim Sezer, halkın desteğiyle kimseden korku ve çekincesi olmadığını belirterek, “Ben Ereğlili vatandaşlarımıza, hemşerilerimize hakikaten güveniyorum. Bu yapılara ben kesinlikle pabuç bırakmam. Kimseden de korkumuz, çekincemiz yok. Biz yapacağımız işleri düzgün yapalım, düzenli yapalım. Kimsenin hakkını hukukunu bir başkasına yedirmeyelim. Benim anlayışım bu. O tür bize de meydan okuyacak, karşımıza çıkıp bize farklı muamelelerde bulunacak kimseyi de tanımıyorum. Bunu da buradan açıkça ifade ediyorum. Hiç merak etmeyin, ben Ereğli’de yaşayan herkese güveniyorum. Bizim derdimiz Ereğli’ye hizmet etmek, kesinlikle birilerine hizmet etmek değil “dedi. – ZONGULDAK
]]>İran Hamas’ı destekliyor. Irak’ta, Suriye’de ve Pakistan’da saldırılar düzenledi. Silahları da Rusya tarafından Ukrayna’da kullanılıyor.
İran, Orta Doğu’daki bazı saldırılara doğrudan müdahil olduğunu reddediyor. Bunlara Lübnan’dan İsrail’e yönelen saldırılar, Ürdün’deki Amerikan birliklerine insansız hava aracıyla düzenlenen saldırı ve Yemen’den Kızıldeniz’deki Batılı gemileri hedef alan saldırılar dahil. Bu saldırılarda İran destekli gruplar sorumluluğu üstlendi.
Peki bu gruplar kim ve İran’ın bu çatışmalardaki rolü ne?
İran hangi grupları destekliyor?
Orta Doğu genelinde İran’la bağlantılı çok sayıda silahlı grup var. Bunlara Gazze’de Hamas, Lübnan’da Hizbullah, Yemen’de Husiler ile Irak, Suriye ve Bahreyn’deki diğer gruplar dahil.
Düşünce kuruluşu Uluslararası Kriz Grubu’nun İran uzmanı Ali Vaez, “Direniş ekseni” diye bilinen bu grupların bir çoğunun Batılı ülkeler tarafından “terörist” ilan edildiğini ve tek bir ortak hedefleri olduğunu söylüyor:
“Bölgeyi Amerikan ve İsrail tehditlerinden korumak.
“İran’ın en büyük tehdit algısı ABD ve hemen ardından İran’ın Amerika’nın bölgedeki vekili olarak gördüğü İsrail geliyor. İran’ın uzun vadede oynadığı bu oyun gücünü göstermesini sağlayan bu müthiş ağ yarattı.”
İran, 28 Ocak’ta Ürdün’de düzenlenen ve üç ABD askerinin öldüğü saldırının doğrudan arkasında olduğu suçlamasını reddetti. Ancak saldırının sorumluluğunu bazıları İran tarafından desteklenen çok sayıda örgütün oluşturduğu Irak’ta İslami Direniş üstlendi.
Bu, Hamas’ın İsrail’de 7 Ekim’deki saldırıları sonrası bölgede ABD askerlerinin öldüğü ilk olaydı ve ABD Başkanı Joe Biden üzerinde misillemede bulunma baskısı oluştu.
ABD karşılık olarak, bir hafta sonra İran Devrim Muhafızları’nın (IRGC) Kudüs Gücü’nü ve Irak ile Suriye’deki İran bağlantılı milisleri hedef aldı. Ardından, ABD ve İngiltere Yemen’deki İran destekli Husilere ait hedeflere ortak hava saldırısı düzenledi.
İran’ın son olarak resmen savaşta olmasından 30 yılı aşkın süre geçmesine karşın, ülke sık sık kendisini çatışmaların çeperinde buluyor.
İran sıklıkla farklı gruplarla doğrudan bağlantısını reddetse de, Tahran 45 yıl önceki devrimden bu yana militan grupları destekliyor ve bu gruplar 1980’li yılların başından bu yana rejimin ulusal güvenlik stratejisinin önemli bir parçası.
İran’ın tarihi ve ABD ile ilişkisi
İran’ın modern tarihindeki iki olay ülkenin tutumunu ve ABD’yle gergin ilişkilerini açıklamaya yardımcı olabilir.
İran’daki 1979 İslam Devrimi, ülkenin Batı’dan izole olmasını beraberinde getirdi.
ABD’de Jimmy Carter yönetimi, başkent Tahran’da yaklaşık bir yıldır rehin tutulan 52 Amerikalı diplomatın serbest kalmasını istiyordu ve İran’ın cezalandırılmayı ve uluslararası arenadan tecrit edilmeyi hak ettiği düşünülüyordu.
Bu durum da ABD ve Batılı müttefiklerinin, 1979’dan 2003’e dek Saddam Hüseyin tarafından yönetilen Irak’ı desteklemelerini beraberinde getirdi.
Daha sonra İran-Irak savaşı çıktı. 1980’de başlayan savaş 1988’e kadar devam etti.
Savaş, İran ve Irak’ın ateşkesi kabul etmesiyle sona erdi. Ancak ağır bir bedel ödendi. Her iki tarafta bir milyon kişi öldü ya da yaralandı, İran ekonomisi yok oldu.
Bu durum, İran’ın yönetim kadrosuna, Tahran’ın gelecekteki herhangi bir işgal girişimini, çok sayıda farklı araçla engellenmesi gerektiğini düşündürdü. Bunlara bir balistik füze programı ve vekil gruplar ağı oluşturmak dahildi.
Daha sonra, ABD’nin 2001’deki Afganistan ve 2003’teki Irak işgalleri, ayrıca 2011’den sonra Arap dünyasındaki çeşitli ayaklanmalar bu tutumu iyice güçlendirdi.
İran ne istiyor?
İran, askeri anlamda ABD’den çok daha zayıf olarak değerlendiriliyor ve çok sayıda uzman bu “caydırma” stratejisinin İran rejiminin hayatta kalması açısından önemli olduğuna inanıyor.
Orta Doğu Enstitüsü’nden (MEI) Alex Vatanka, “ABD ile bir savaş İran ve direniş ekseninin isteyeceği son şey” diyor.
“İran ABD’nin Orta Doğu’dan çıkmasına uğraşıyor. Bu, karşı tarafı yormak için uzun vadeli bir strateji.”
İngiltere’deki Sussex Üniversitesi’nden Kamran Martin de bu görüşe katılıyor ve İran’ın dünya sahnesinde güçlü bir oyuncu olmak istediğini vurguluyor.
Uluslararası ilişkiler uzmanı Martin, “Antik İran, görkemli bir geçmişe sahip ve 12 asır boyunca Batı Asya’da hakim güçtü. İran, bölgesel ve küresel ilişkilerde önemli bir rolü hak ettiğine inanıyor. Zengin Fars sanat ve edebiyat kültürü de İran’ın büyük bir devlet ve güç olduğu algısını besliyor” diyor.
İran’ın ne ölçüde kontrolü var?
Oxford Üniversitesi’nden siyasi aktivist ve akademisyen Yassamine Mather, İran’ın vekil güçleri üzerinde çok fazla kontrolü olmadığına inanıyor.
Mather, Kızıldeniz’deki gemilere saldıran Yemen’deki Husileri kullanmanın buna bir örnek oluşturduğunu ifade ediyor:
“İran’ın talimatlarını tam anlamıyla uygulamıyorlar. Kendileri de bölgede hatırı sayılır bir güç olarak görünmek istiyorlar.”
Uluslararası Kriz Grubu’ndan Ali Vaez de aynı görüşte.
“İran gibi bir ülke açısından bölgesel politikasını devlet olmayan aktörlere ihale etmenin sorunlu yanı, bu ağ üzerinde tam kontrolü olmaması.”
Vaez ayrıca, İran’ın gücünün sıklıkla abartıldığını da düşünüyor.
“İran’ın bölge genelindeki satrancı yöneten üst akıl olduğuna dair bir algı var. Ancak İran ve müttefikleri İsrail’i Gazze’de ateşkese zorlamak ya da ABD’yi bölgeden çıkartmaya, başlıca stratejik amaçlarının herhangi birine ulaşamadı.”
Ancak İran’ın bir nükleer programı var ve Vaez’e göre şu anda “son 20 yılın en ileri düzeyinde.”
Vaez bunun “İsrai ve Batı için İran’ın ortakları ve vekil grupları aracılığıyla yaptıklarından daha büyük bir sorun oluşturabileceği” görüşünde.
‘3. Dünya Savaşı mı?’
Bölgedeki saldırılar artarken, internetteki “3. Dünya Savaşı” aramaları da artıyor.
MEI’den Vatanka, İran’ın rejim karşıtı kadınların önderliğindeki daha önce görülmemiş protestoların ardından, kendi sınırları içinden baskı gördüğü için dikkatli olması gerektiğini söylüyor.
“Tahran’daki rejimin bölgede ne yaptığına anlam veremeyen çok kızgın bir İran halkı var.”
Avrupa Dış İlişkiler Konseyi Orta Doğu ve Kuzey Afrika Programı’nın Müdür Yardımcısı Ellie Geranmayeh de, Batı’nın da İran ile bir savaş istemediğini söylüyor.
“ABD Başkanı seçimler yaklaşırken bunu göze alamaz. İsrail de Gazze’deki operasyonları nedeniyle uluslararası açıdan çok zayıf olduğunu bildiği bir ortamda buna kalkışamaz.”
Ayrıca Geranmayeh, diğer birçok uzman gibi topyekun bir savaşın tarafların gündeminde olmadığı görüşünde.
“ABD ve İran, birbirini hedef alıp, vurmak için bölgesel aktörleri kullanıyor. Hiç bir tarafın göze alamayacağı, sonuçları vahim olabilecek doğrudan bir çatışmadan kaçınmak için, bir elleri arkada bağlı bir şekilde savaşıyorlar.”
Ancak Geranmayeh’in “tehlikeli, akışkan ve kaotik” geçen son 10 yıla dikkat çekip, şu uyarıyı yapıyor;
“Ciddi bir diplomasi yürütülmezse, Washington ve Tahran birbirlerini çatışma yoluna çekecektir. Ve sadece başlıca devlet aktörlerden biri dikkatli ve ihtiyatlı olmazsa, gerilim şu ana dek gördüğümüzden daha da çok artabilir.”
]]>Yerel Yönetimler, İskan ve Topluluklar Bakanı Michael Gove’un bugün Avam Kamarası’nda açıklayacağı yeni tanım, hükümetin “terör izleme birimi” ve Müslüman sivil toplum kuruluşları tarafından eleştiriliyor.
Konu son haftalarda siyasi gündeme damgasını vurmuş, Başbakan Rishi Sunak iki hafta önce yaptığı bir konuşmada aşırılığı, “demokrasiye yönelik bir tehdit” olarak nitelendirmişti.
Hükümet kaynakları, yeni tanımın kapsamına giren grupların önümüzdeki haftalarda açıklanacağını söyledi.
Bir grubun “aşırılık yanlısı” olarak damgalanması halinde temyiz süreci olmayacak, grupların bakanlık kararına mahkemelerde itiraz etmeleri gerekecek.
Yeni tanım, “Birleşik Krallık’ın liberal parlamenter demokrasi ve demokratik haklar sistemini zayıflatmayı, tersine çevirmeyi veya değiştirmeyi” amaçlayan bir ideolojinin desteklenmesini de aşırılık kapsamına alıyor.
2011’de yayımlanan önceki kılavuza göre bireyler ya da gruplar ancak “demokrasi, hukukun üstünlüğü, bireysel özgürlük ve farklı inanç ve inanışlara karşılıklı saygı ve hoşgörü de dahil olmak üzere İngiliz temel değerlerine açıktan ya da aktif muhalefet” gösterdikleri takdirde “aşırılık yanlısı” olarak tanımlanıyorlardı.
Yeni tanımla ilgili çalışmayı denetleyen Gove, bazı sivil toplum kuruşlarını yasaklamayı hedeflemdilerini söyledi.
Gove, neden yeni düzenlemeye htiyaç duyulduğu sorusuna Gove, “sokaklarda ve sosyal medyada” Müslüman ve Yahudi karşıtlığının artması üzerine, “daha belirgin” bir tanımın önem kazandığı yanıtını verdi.
Eleştiriler neler?
Ana muhalefetteki İşçi Partisi yeni tanımın “çok sıra dışı” olduğunu ve cevaptan daha fazla soruya yol açtığını vurguladı.
Partinin Maliye Sözcü Yardımcısı Darren Jones, tanımın “yasal bir tanım bile olmadığını”, tek amacının “hükümetin örgütlere ve bireylere finansal destek vermesini önlemek” olduğunu söyledi.
İktidardaki Muhafazakar Parti’den üç eski içişleri bakanı bu hafta kaleme aldıkları açık mektupta hükümeti, genel seçim yılında aşırıcılığı, siyasi puan toplamak için kullanmaması yolunda uyardı.
Mektupta, “aşırıcılığa ilişkin ortak bir anlayış ve bunu önlemeye yönelik dayanıklı bir strateji oluşturmak” için partiler arası bir çalışmaya ihtiyaç duyulduğu belirtildi.
Hükümetin “terörizm mevzuatını” bağımsız olarak gözden geçiren Jonathan Hall, “Aşırılık tanımını güncellemeye yönelik her girişim başarısız oldu çünkü neyi önlemeye çalıştığınız asla net değil” diyerek bu girişimi eleştirdi.
Müslüman bir örgütün CEO’su Azhar Qayum “Yasal muhalefeti bu şekilde gayrimeşru kılmak, liberal demokratik ilkelerin altını oymaktır” dedi.
BBC Politika Muhabiri Henry Zeffman’a göre hükümet, özellikle Hamas’ın 7 Ekim’de İsrail’e yönelik saldırıları ve ardından Gazze’de yaşananlar sonrası yükselen aşırılık dalgasıyla başa çıkabilmek için yeni bir tanım ihtiyacını gündeme getirdi.
Zeffman, hükümetin yaklaşımına yönelik eleştirileri iki başıkta özetliyor:
1) Daha fazla bölünme yaratma riski: Canterbury ve York Başpiskoposları bu yönde uyarıda bulundu. Bazı İşçi Partisi milletvekilleri de aynı görüşte. Muhafazakar Parti’den üç eski içişleri bakanı da, “aşırıcılığın siyasallaşmasına” karşı uyarıda bulundu.
2) İfade özgürlüğü açısından sonuçları: Muhafazakar Parti’nin bazı milletvekilleri de Kürtaj karşıtı kampanyacılar ya da toplumsal cinsiyet eleştirisi yapan görüşlere sahip kişilerin de yeni tanımın kapsamına girebileceğinden endişe ediyor.
Ayrıca, yasal itirazlar karşısında durumun karmaşık bir hal alabileceği uyarısında bulunuluyor.
Yeni tanımın ne tür grupları kapsadığı, hükümetin birkaç hafta içinde yeni aşırılık yanlısı grupların listesini sınıflandırmaya göre yayımladığında anlaşılacak.
Başbakan Sunak’tan ‘aşırılık zehri’ uyarısı
Başbakan Rishi Sunak, Filistin yanlısı tutumuyla bilinen George Galloway’in Rochdale’deki ara seçimleri kazanması ardından 1 Mart’ta Başbakanlıkta yaptığı konuşmada “İslamcı aşırılık yanlıları ve aşırı sağcı gruplar zehir yayıyor” demişti.
Sunak “Bu zehir aşırıcılıktır. Bir halk olarak kendimize ve ortak geleceğimize olan güvenimizi tüketmeyi amaçlıyor” diye konuşmuştu.
İngiltere’de bu yıl yapılması beklenen genel seçim öncesi son kamuoyu yoklamaları, İşçi Partisi’nin 2010’dan bu yana iktidarda olan Muhafazakâr Parti’nin açık farkla önünde olduğunu gösteriyor.
]]>2016 yılında Çin’deki Zhejiang Üniversitesi’nde yüksek lisans eğitimime başladığımdan beri Xinjiang Uygur Özerk Bölgesi’ni dört kez ziyaret ettim. Bu sık ziyaretlerimin nedeni hem yüksek lisans hem de doktora tezim için Xinjiang üzerine yaptığım araştırmalardı. Yaptığım her ziyarette bölgenin farklı güzelliklerini keşfettim.
Xinjiang’ın merkezi Urumqi, “güzel otlaklar ve bereketli topraklar” anlamına gelen Moğol kökenli bir isme sahip. Tarih boyunca çeşitli etnik gruplara ev sahipliği yapan Urumqi, Çin’de gördüğüm en renkli, çok kültürlü ve tarihi açıdan en zengin kentlerden biri.
Yolculuğum, Uygur, Kazak, Han, Kırgız ve Moğol gibi çeşitli etnik grupların tarihi ile bu grupların Xinjiang kültürünün zenginleşmesine katkılarını gözler önüne seren Xinjiang Müzesi’ni ziyaretle devam etti. Canlılığını koruyan müze gerçekten görülmeye değer.
Müzeyi gezdikten sonra kentin tarihi ve hareketli merkezi Kapalı Çarşı’yı ziyaret ettim. Çarşı gerçekten de kalabalıktı. Nazik bir Uygurlu kadın bana içinde biraz buz olan bir içecek ikram etti. Tereddütle tadına baktım ve bunun ayran olduğunu anladım. Sadece biraz daha ekşiydi. Merakla içeceğin adını sordum ve “On Doğ” olduğunu öğrendim. Bu bana ekşi ayranın en lezzetli olduğu yerlerden biri olduğuna inanılan Diyarbakır’ı hatırlattı.
Çarşıda başta Uygur, Kazak ve Kırgızlar olmak üzere çeşitli etnik gruplara ait yiyecek ve içecekleri tadabiliyorsunuz. Pazarın ortasında, hem gündüz hem de gece etkileyici bir görünüme sahip olan Erdaoqiao isimli büyük bir de cami bulunuyor.
Meydanın yanında sürekli çalan Uygur müziği ile dans eden yüzlerce kişi dikkatimi çekti. İzlemek için yaklaştım. Genci yaşlısı, kadını erkeği, Uyguru, Hanı hep birlikte dans ediyordu. Daha önce tanık olduğum hiçbir an beni bu kadar etkilememişti.
Urumqi’de neredeyse herkes bir cevap aldığında gülümseyerek teşekkür eder. Misafirler, ev sahibi yemeğe başlamadan yemeğe başlamaz. Bir keresinde yemeğe başlamak için beş dakika beklemiştim. “Ben sonra yiyeceğim, lütfen buyurun” deyip sadece çay içtiğimde, herkes çay içerek benimle birlikte beş dakika beklemişti. Xinjiang misafirperverliği, masadaki her farklı yemeği ilk olarak misafirin tatmasını gerektirir. Bu geleneği Xinjiang’daki tüm etnik gruplar arasında yaygın olarak gözlemlemek mümkün.
Yolculuğum sırasında Lanzhou’dan Urumqi’ye uzanan yüksek hızlı tren hatlarını da gördüm. Ancak gözüme çarpan, rayların yanına inşa edilmiş birkaç metre yüksekliğindeki beton duvarlar oldu. Merakla sordum ve nedenini öğrendim. Özellikle kış aylarında Tianshan Dağları’ndan gelen güçlü rüzgarlar yüksek hızlı trenleri etkileyebildiğinden, bu duvarlar rüzgarın hızını kesmek ve trenleri etkilemesini önlemek için inşa edilmiş.
Uygurlar, Hanlar, Kazaklar, Huiler, Kırgızlar, Moğollar ve diğerleri, böylesine engin ve zorlu bir coğrafyada, mavi bir gökyüzünün altında çöller, ormanlar ve dağlarla, sıcak ve soğuğun her seviyesini deneyimleyerek uyum içinde yaşıyor. Xinjiang’da coğrafya, çölün sarısını, dağların kahverengisini, ormanların yeşilini, gökyüzünün mavisini ve bulutların beyazını her şeye rağmen uyumlu şekilde barındırırken insanlar da bu çeşitliliğe kucak açıyor. Burada coğrafya bir arada var oluyor, insanlar da öyle. Burada insanlar aynı gökyüzünün altında nefes alıyor, aynı yağmurdan korunuyor, komşuları ve toplumları arasında sevgi yayıyor.
Yazar: Serdar Yurtçiçek, Çin’deki Shanghai Üniversitesi’nde doktora sonrası araştırmacı.
Muhabirler: Xinhua Haber’den Li Xiang, Gu Yu. Tianshannet’ten Jie Wenjin, Hou Weili ve Cheng Li.
]]>