Cumartesi Anneleri, gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak ve faillerin yargılanması talebiyle sürdürdüğü oturma eyleminin bugün 1000’inci haftası. İlk olarak 27 Mayıs 1995’te Galatasaray Meydanı’nda bir araya gelen Cumartesi Anneleri’nin buradaki nöbeti, uzunca bir süre engellenmişti. Bir süre Beyoğlu’ndaki İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi önünde bir araya gelen aileler, Anayasa Mahkemesi kararının ardından 11 Kasım 2023’teki 973’üncü hafta buluşmasında engelleme ve gözaltı işlemi olmadan Galatasaray Meydanı’nda buluşabilmişti.
Cumartesi Anneleri’nin buradaki anmasına verilen kısıtlı sayıda insan izni uygulaması ise 1000’inci hafta nedeniyle geniş katılımlı oldu. Eyleme DEM Parti Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan, eski HDP Eş Genel Başkanları Pervin Buldan, Sezai Temelli ve Mithat Sancar, CHP Grup Başkanvekili Ali Mahir Başarır, CHP Genel Başkan yardımcıları Gökçe Gökçen, Suat Özçağdaş, İstanbul Milletvekili Yüksel Mansur Kılınç, CHP Diyarbakır Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, Türkiye İşçi Partisi İstanbul Milletvekili Ahmet Şık, CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik, Beyoğlu Belediye Başkanı İnan Güney ve çok sayıda siyasi parti, örgüt, dernek ve sendika temsilcisi de katıldı.
“Geriye sadece isimleri ve kucaklarımızdaki fotoğrafları kaldı”
Aileler adına hazırlanan ortak açıklama şöyle:
“Bugün burada, 1000’inci kez aynı derin acı ve aynı ısrarla bir araya geliyoruz. 1000 hafta… Yani 7000 gün, 229 ay… Yani arayışla geçen bir ömür… Biz Cumartesi Anneleri-İnsanlarıyız. Anneyiz, babayız, eşiz, kardeşiz, evladız, yeğeniz, torunuz. Yani sizler gibiyiz ama aslında bir farkımız var sizden. Bizim kalbimizde aynı derin yara sızlıyor; sevdiklerimizin mezarlarına bile sahip olamamanın tarifsiz acısı. Devletin güvenlik güçleri tarafından gözaltına alınan sevdiklerimizden bir daha haber alamadık. ya aylar, uzun yıllar sonra ‘kimliği meçhul kişi’ olarak gizlice gömüldükleri kimsesizler mezarlığında ağır işkence izleri taşıyan bedenlerine ulaştık ya da hiçbir iz bulamadık. Onlardan geriye sadece isimleri ve kucaklarımızdaki fotoğrafları kaldı.
“Onlar bizim en sevdiğimizdi”
Kucağımızda fotoğraflarını taşıdığımız sevdiklerimize bir bakın. Onlar da sizin gibiydiler. İşçilerdi, esnaflardı, taksicilerdi, çiftçilerdi, doktorlardı, eczacılardı, hemşirelerdi, gardiyanlardı, avukatlardı, gazetecilerdi, öğretmenlerdi, mühendislerdi, iş insanlarıydı, ilköğretim, lise ve üniversite öğrencileriydi, siyasetçilerdi, sendikacılardı. Onlar bizim en sevdiğimizdi. 1000 haftadır hiç dinmeyen bir ağrıyla ve aynı zamanda hiç bitmeyen bir umutla Galatasaray Meydanı’nda bir araya geliyoruz. Devletin alıp götürdüğü sevdiklerimizi istiyoruz. Akıbetlerini bilmek istiyoruz. 1000 haftadır soruyoruz. Kayıplarımız nerede? 1000 haftadır soruyoruz. Sevdiklerimizi kaybedenler, bu insanlığa karşı suçun fail ve sorumluları neden cezasızlıkla korunuyor? 1000 haftadır haykırıyoruz. Unutmuyoruz, unutmuyoruz, asla unutmayacağız. 1000 haftadır haykırıyoruz. Vazgeçmiyoruz, asla vazgeçmeyeceğiz. 27 Mayıs 1995’ten beri her hafta saat 12.00’de Galatasaray Meydanı’nda toplandık. Galatasaray bizim ve kayıplarımızın sesi oldu. Kimi zaman engellendik, kimi zaman yasaklandık. Şiddetle, zorla dağıtıldık kimi zaman. Gözaltına alındık, yargılandık ama ısrarımızdan bir an için bile olsa vazgeçmedik. Nasıl vazgeçelim, onlar bizim gözbebeğimizdi…
“Kayıplarımızı istiyoruz”
Gözaltında kaybedilen sevdiklerimize dokunamıyoruz ama her cumartesi onların resimlerini gururla taşıyoruz. Mezarlarına çiçek koyamıyoruz ama her cumartesi onlar için Galatasaray Meydanı’na bir karanfil bırakıyoruz. Bu gelenek kuşaktan kuşağa aktarılarak sürüp gidecek. Galatasaray Meydanı’na bakan her göz, o meydandaki her taş, devletin bu büyük utancının ve Cumartesi Anneleri’nin direncinin tanığıdır. 1000’inci haftamızda kamuoyunun karşısına tek bir taleple çıkıyoruz, kayıplarımızı istiyoruz. Karanfillerimizi Galatasaray’a değil, sevdiklerimizin gerçek mezarlarına bırakmak istiyoruz. Doğdukları, yaşadıkları topraklarda bir izleri, bir mekanları olsun istiyoruz. 1000’inci haftamızda bir kez daha ilan ediyoruz. Sevdiklerimizi bulana kadar onları aramaktan vazgeçmiyoruz.”
Ortak açıklamanın ardından kayıp yakınları da sırayla söz alarak adalet talebini yinelediler
]]>BBC’ye bilgi veren bir kaynak, bir askeri hastanede prosedürlerin “rutin olarak” ağrı kesici kullanılmadan yapıldığını ve bunun Filistinlilere “kabul edilemez ölçüde acı” verdiğini anlattı.
Başka bir kaynak, bir devlet hastanesinde gözaltındaki bir Gazzeliye uygulanan invaziv tıbbi prosedür sırasında ağrı kesicilerin “seçilerek” ve “çok sınırlı bir şekilde” kullanıldığını söyledi.
Ayrıca, devlet hastanelerinin onları nakletme ve tedavi etme konusundaki isteksizliği nedeniyle, kritik hastaların derme çatma askeri tesislerde tutulduğunu ve uygun tedaviden mahrum bırakıldığını da belirtti.
İsrail ordusu tarafından sorgulanmak üzere gözaltına alınarak Gazze’den götürülen ve daha sonra serbest bırakılan bir kişi, enfeksiyon kapmış yarası tedavi edilmediği için bacağının kesildiğini söyledi.
İddiaların merkezinde yer alan askeri hastanede çalışan kıdemli bir doktor, ampütasyonların hastanedeki koşulların sonucu olduğu iddiasını reddetti; ancak gardiyanlar tarafından kullanılan pranga ve diğer kısıtlamaların “insan onuruna yakışmadığını” söyledi.
İsrail ordusu, tesisteki tutuklulara “uygun ve dikkatli” davranıldığını savundu.
BBC’nin görüştüğü iki kaynak da, bu kişilerin tedavisini değerlendirecek pozisyonda olduklarını belirttiler. Her ikisi de konunun hassasiyeti nedeniyle isimlerinin gizli kalmasını istedi.
Anlattıkları, İsrail’deki İnsan Hakları İçin Doktorlar adlı kuruluş tarafından Şubat ayında yayımlanan ve İsrail’in sivil ve askeri hapishanelerinin “bir cezalandırma ve intikam aygıtı” haline geldiğini ve gözaltındakilerin başta sağlığa erişim hakkı olmak üzere insan haklarının ihlal edildiğini kaydeden raporla da örtüşüyor.
Gözaltındaki hasta ve yaralı Filistinlilerin tedavisine ilişkin endişeler, İsrail’in güneyindeki Sde Teiman askeri üssündeki askeri sahra hastanesinde yoğunlaşıyor.
Sahra hastanesi, Hamas saldırılarının ardından, bazı kamu çalışanlarının saldırı günü savaşçıları tedavi etmekte isteksiz davranması üzerine, özellikle Gazze’de gözaltına alınanları tedavi etmek için İsrail Sağlık Bakanlığı tarafından kuruldu.
O tarihten bu yana İsrail güçleri Gazze’den çok sayıda insanı aldı ve sorgulamak üzere Sde Teiman gibi üslere götürdü. Hamas adına savaştığından şüphelenilen kişiler İsrail’in gözaltı merkezlerine gönderiliyor; pek çoğu ise herhangi bir suçlama yöneltilmeden Gazze’ye geri götürülüyor.
Ordu, gözaltı merkezlerinde tutulanlara dair detayları paylaşmıyor.
Elleri ve ayakları kelepçeli, gözleri bağlı
Sde Teiman’daki hastanede tedaviden sorumlu bazı doktorlara göre, hastalar gözleri bağlı ve ellerinden ve ayaklarından mütemadiyen yataklarına zincirlenmiş halde tutuluyor.
Ayrıca tuvaleti kullanmalarına izin verilmiyor, bunun yerine altlarına bez bağlanıyor.
İsrail ordusu bu iddialara yanıt olarak, Sde Teiman Hastanesi’ndekilere kelepçe takılmasının “kişiye göre ve günlük olarak değerlendirildiğini” ve “güvenlik açısından gerekli durumlarda uygulandığını” söyledi.
Bezlerin “yalnızca tıbbi prosedürler nedeniyle hareketleri sınırlı olan gözaltılar için” kullanıldığı belirtildi.
Ancak tesisin kıdemli anestezi uzmanı Yoel Donchin’in de aralarında bulunduğu tanıklar, hastane koğuşunda hem bez hem de kelepçe kullanımının yaygın olarak uygulandığını söylüyor.
“Ordu, hastayı bir bebek gibi %100 bağımlı hale getiriyor” diyor. “Kelepçelisiniz, bez takılı, suya ihtiyacınız var, her şeye ihtiyacınız var; bu insanlıktan çıkarmadır.”
Dr. Donchin, hasta hareketlerinin kısıtlanması konusunda bireysel bir değerlendirme yapılmadığını ve yürüyemeyen hastaların bile (örneğin bacakları ampute edilmiş olanlar) yatağa kelepçelendiğini söyledi. Uygulamayı “aptalca” olarak nitelendirdi.
Gazze savaşının ilk haftalarında tesisteki iki görgü tanığı bize, hastaların battaniyelerin altında çıplak tutulduğunu aktardı.
Tesisteki koşullar hakkında bilgi sahibi bir doktor, yataklara uzun süreli kelepçelenmenin hastalarda “korkunç acılara” yol açacağını söyleyerek, bunu “işkence” olarak tanımladı ve hastaların birkaç saat sonra ağrı hissetmeye başlayacağını kaydetti.
Diğer doktorlar, uzun vadeli sinir zedelenmesi riskine dikkat çekti.
Sorgulandıktan sonra serbest bırakılan Gazzelilerin görüntüleri incelendiğinde, el bileklerinde ve bacaklarında yaralanmalar ve yara izleri görülüyor.
Geçtiğimiz ay İsrail merkezli Haaretz gazetesi, Sde Teiman tesisindeki bir doktorun, kelepçelerin açtığı yaralar sonucu iki mahkumun bacaklarının kesildiği iddialarını haberleştirdi.
Gazete, doktorun bakanlara ve başsavcıya gönderdiği özel bir mektupta iddialarını dile getirdiğini ve mektupta bu tür ampütasyonların “maalesef rutin bir olay” olarak tanımlandığını yazdı.
BBC bu iddiayı bağımsız olarak doğrulayamadı.
Dr. Donchin, ampütasyonların kelepçelemenin doğrudan sonucu olmadığını ve enfeksiyon, diyabet veya kan damarlarındaki sorunlar gibi başka faktörlerin de etkili olduğunu söyledi.
İsrail tıbbi yönergeleri, özel bir güvenlik nedeni olmadıkça hiçbir hastanın hareketlerinin kısıtlanmamasını ve bu kısıtın asgari düzeyde olmasını şart koşuyor.
Ülkenin Tıbbi Etik Kurulu Başkanı Yossi Walfisch, tesisi ziyaret ettikten sonra, tüm hastaların yatağa bağlanmadan tedavi edilme hakkına sahip olduğunu, ancak personelin güvenliğinin diğer etik hususlara üstün geldiğini söyledi.
Kamuyla paylaşılan bir mektubunda, “Teröristlere gereken tıbbi tedavi uygulanıyor” dedi ve “kısıtlamaların asgaride tutulduğunu ve personelin güvenliğini sağlamak amacıyla uygulandığını” söyledi.
İsrail ordusunun gözaltına aldığı çok sayıda Gazzeli, sorgunun ardından herhangi bir suçlama yöneltilmeksizin serbest bırakıldı.
Dr. Donchin, Sde Teiman’ın askeri hastanesindeki sağlık personelinin şikayetlerinin kelepçelerin gevşetilmesi de dahil olmak üzere değişikliklere yol açtığını söyledi. Kendisinin de, bir cerrahi prosedür öncesinde gardiyanların hareket kısıtlamalarını kaldırması yönünde ısrar ettiğini belirtti.
“Orada çalışmak hoş değil” dedi. “Yatağa kelepçelenmiş birini tedavi etmenin etik kurallara aykırı olduğunu biliyorum. Peki alternatifi nedir? Ölmelerine izin vermek daha mı iyi? Bence değil.”
Ancak raporlar, hem askeri hem de sivil hastanelerde sağlık personelinin gözaltılara yönelik tutumlarının büyük ölçüde farklılık gösterdiğini ortaya koyuyor.
‘Kabul edilemez düzeyde acı’
Ekim ayında, Hamas’ın İsrail’e yönelik saldırılarından kısa bir süre sonra Sde Teiman sahra hastanesinde çalışan bir kaynak, hastalara anestezi de dahil olmak üzere yetersiz miktarda ağrı kesici verildiğini anlattı.
Bir keresinde bir doktorun, yaşlı bir hastaya yakın zamanda enfeksiyon kapmış bir amputasyon yarasını açarken ağrı kesici verilmesi talebini reddettiğini söyledi.
“(Hasta) acıdan titremeye başladı, ben de durdum ve ‘Devam edemeyiz, ona ağrı kesici vermen lazım’ dedim.”
Doktor hastaya bunun için çok geç olduğunu söyledi.
Kaynak, bu tür prosedürlerin “rutin olarak ağrı kesici olmadan yapıldığını” ve bunun “kabul edilemez miktarda acıya” yol açtığını söyledi.
Başka bir olayda, Hamas savaşçısı olduğundan şüphelenilen birinin kendisinden, geçirdiği ameliyatlar sırasında morfin ve anestezik ilaç seviyelerinin artırılması için cerrahlara ricada bulunmasını istediğini anlattı.
Mesaj iletildi, ancak söz konusu kişinin bir sonraki operasyon sırasında da bilinci yerine geldi ve çok acı çekti.
BBC’nin kaynağı, hem kendisinin hem de diğer meslektaşlarının, bunun intikam almak amacıyla kasıtlı yapıldığı hissiyatı içinde olduklarını söyledi.
Ordu, bu iddialara yanıt olarak gözaltındaki hastalara yönelik şiddetin “kesinlikle yasak olduğunu” ve kendilerinden beklenen davranışlar konusunda çalışanlara düzenli brifing verildiğini söyledi. Şiddet ve aşağılamaya ilişkin somut kanıtların inceleneceğini ekledi.
BBC’nin ikinci kaynağı ise, Sde Teiman’daki durumun devlet hastanelerine kadar uzanan sorunun yalnızca bir parçası olduğunu söyledi. BBC, kimliğini korumak için ondan “Yoni” şeklinde bahsedecek.
7 Ekim saldırılarını takip eden günlerde İsrail’in güneyindeki hastanelerin, genellikle aynı acil servislerde hem yaralı Hamas savaşçılarını hem de saldırıların kurbanlarını tedavi etme zorluğuyla karşı karşıya kaldıklarını söyledi.
Hamas savaşçıları, Gazze sınırı yakınında yaşayan İsraillilere henüz saldırı düzenlemişti. Bu saldırılarda yaklaşık 1.200 kişi öldü ve 250 civarı kişi de rehin alındı.
Yoni, “Atmosfer son derece duygusaldı” dedi. “Hastane çalışanları hem psikolojik olarak hem de aşırı hasta sayısı nedeniyle bunalmıştı.”
“Personelin, Gazze’de gözaltına alınanlara ağrı kesici verilmesinin gerekip gerekmediğini tartıştığını duyduğum anlar oldu. Veya bazı prosedürleri nasıl ceza yöntemine dönüştürebileceklerini tartıştıkları zamanlar…”
Bunları nadir uygulamaya koysalar da, bu tür konuşmaların sıkça geçtiğini söyledi.
BBC’ye yaptığı açıklamada, ” Ağrı kesicilerin bir işlem sırasında seçilerek, çok sınırlı bir şekilde kullanıldığı bir vakaya dair bilgim var” dedi.
“Hastaya ne olup bittiğine dair herhangi bir açıklama yapılmadı. Vücudu yarılarak operasyon geçiren bir kişinin, kendisine bir şey söylenmediğini ve gözlerinin bağlı olduğunu düşündüğünüzde, tedavi ile saldırı arasında ince bir çizgi var.”
Sağlık Bakanlığı’ndan bu iddialara yanıt istedik ama bizi İsrail Savunma Kuvvetleri’ne (IDF) yönlendirdiler.
‘Gözaltına alınırken iki bacağım vardı’
Yoni ayrıca, Sde Teiman’daki sahra hastanesinin ağır yaralıları tedavi edecek donanıma sahip olmadığını, ancak savaşın ilk aylarında göğüs ve karın bölgelerinden kurşunla yeni yaralanmış kişilerin de burada tutulduğunu söyledi.
Durumu kritik en az bir hastanın, kamu hastanelerinin hasta kabulünü reddettikleri için orada tutulduğunu ve hastanedeki doktorların bu duruma “sinirlendiğini” ekledi.
Han Yunus’ta yaşayan 43 yaşındaki taksi şoförü Sufian Abu Salah, İsrail ordusunun baskınlarında gözaltına alınan ve sorgulanmak üzere askeri üsse götürülen onlarca kişiden biriydi.
Askerlerin hem yolculuk sırasında hem de üste şiddetli dayak attıklarını, tedavisinin reddedildiğini ve ayağındaki küçük yaranın daha sonra enfeksiyon kaptığını söyledi.
BBC’ye “Bacağım enfeksiyon kaptı ve morardı, sünger gibi yumuşadı” dedi.
Bir hafta sonra gardiyanların onu hastaneye götürdüğünü ve yolda yaralı bacağına vurduğunu söyledi. BBC’ye yarasını temizlemek için yapılan iki ameliyatın işe yaramadığını anlattı.
“Daha sonra beni bir devlet hastanesine götürdüler ve orada doktor bana iki seçenek sundu: Bacağım ya da hayatım.”
Hayatını seçti. Bacağı kesildikten sonra askeri üsse gönderildi ve daha sonra Gazze’ye geri götürüldü.
“Bu dönem zihinsel ve fiziksel olarak bir işkenceydi. Tarif edemem. Gözaltına alındığımda iki bacağım vardı, artık tek bacağım var. Zaman zaman ağlıyorum.”
IDF, Sufian’ın gördüğü muameleyle ilgili iddialara yanıt vermedi ancak gözaltında olduğu sırada şiddet uygulandığına ilişkin iddialarının “bilinmediğini ve inceleneceğini” söyledi.
7 Ekim saldırısını takip eden günlerde İsrail Sağlık Bakanlığı, gözaltına alınan tüm Gazzelilerin askeri hastanelerde veya hapishanelerin hastanelerinde tedavi edilmesi yönünde bir talimat yayımladı; Sde Teiman sahra hastanesi bu rolü yerine getirmek için özel olarak kuruldu.
Karar, İsrail tıp camiasında pek çok kişinin desteğini kazandı; Yossi Walfisch, bunu “Hamas teröristlerinin” tedavi sorumluluğunu kamunun omzuna yüklemeyerek, “etik bir ikilemi” çözdüğünü söyledi.
Diğerleri ise Sde Teiman’ın kapatılması çağrısında bulunarak, buradaki durumu “tıp mesleği ve tıp etiği açısından benzeri görülmemiş bir dibe vuruş” olarak tanımladılar.
BBC’ye konuşan bir doktor, “Korkuyorum ki, Sde Teiman’da yaptığımız şeyin geri dönüşü yok” dedi. “Çünkü daha önce bize mantıksız görünen şeyler, bu kriz bittiğinde makul görünecek.”
Anestezi uzmanı Yoel Donchin, sahra hastanesindeki sağlık personelinin bazen bir araya gelerek durumdan yakındığını söyledi.
“Hastanemiz kapandığında bunu kutlayacağız” dedi.
Katkıda bulunanlar: Naomi Scherbel-Ball, Gidi Kleiman, Aisha Kherallah, BBC Eye
]]>Aralarında İsrail bayraklarına sarılmış gözaltındaki kişilerin de görüntülendiği 45 fotoğraf ve video analiz edildi.
BBC Şubat ayında yaptığı benzer bir çalışmada İsrail askerlerinin Gazze’de gözaltına alınan kişilerin elleri ve gözleri bağlı videolarını internette paylaştığını tespit etmişti.
İsrail ordusu olayla ilgili inceleme başlatacağını söylemişti.
Ordu yetkilileri askerlerin “kabul edilemez davranışlar” sergilemeleri halinde disiplin cezalarına çarptırıldıklarını ya da açığa alındıklarını belirtiyor. Ancak yetkililer BBC’nin tespit ettiği son olaylar ve askerler özelinde yorum yapmadı.
Hukukçular, gözaltındaki kişilerin videolarının çekilmesi ve paylaşılmasının savaş suçu olabileceğini söylüyor.
Uluslararası hukuk, gözaltında tutulan kişilerin gereksiz yere aşağılanmasını ve kamuoyunun merakına maruz bırakılmasını suç sayıyor.
İnsan hakları uzmanları gözaltı görüntülerinin paylaşılmasının da tam olarak bunu yaptığını belirtiyor.
BBC Verify, Şubat ayında yaptığı çalışma sırasında son dönemde şiddet olaylarının arttığı Batı Şeria’da benzer davranışlar olduğunu fark etmeye başladı.
BBC’ye konuşan eski İsrail askeri Ori Givati, ordu içinde bu tür vakaların devam etmesine hiç şaşırmadığını söyledi.
İsrail ordusundaki suistimal iddialarını inceleyen Breaking The Silence adlı kuruluşun sözcüsü Ori Givati, İsrail’deki aşırı sağcı siyasi söylemin bu tip olayları teşvik ettiğine inandığını belirtti.
Askerlerin davranışları sonucunda bedel ödemediğini söyleyen Givati, “Hükümetin en üst düzey bakanları tarafından cesaretlendiriliyor ve destekleniyorlar” diyor.
Givati, “Filistinliler konusunda ordu içindeki kültür, onların sadece hedef oldukları yönünde. Onlar insan değil. Ordu size böyle davranmayı öğretiyor” diye devam ediyor.
Neler tespit edildi?
BBC Verify tarafından incelenen 45 sosyal medya videosu ve fotoğrafın, İsrail ordusunun en büyük piyade tugayı olan ve çoğunlukla Batı Şeria’da faaliyet gösteren Kfi Tugayı’ndan 11 asker tarafından paylaşıldığı tespit edildi.
Askerlerin hepsinin şu anda faal olduğu ve sosyal medya kimliklerini gizlemediği ortaya çıktı.
Sosyal medya videolarının analizine göre bu askerlerin dördü, Batı Şeria’nın kuzeyinde konuşlandırılan 9213 numaralı yedek taburunda görev yapıyor.
İsrail ordusu, bu askerlerin eylemleri ve disiplin cezası alıp almadıkları yönündeki sorularımıza yanıt vermedi.
Sosyal medya hesapları herkese açık olan askerlere ayrıca ulaşmaya çalıştık. Biri bizi engellemiş görünüyor, diğerleri ise bu haberin yayın tarihine kadar sorularımıza yanıt vermedi.
Askerler arasında en aktif olanının sosyal medyadaki ismi Yohai Vazana.
Paylaştığı videoların çoğunda askerlerin geceleri Filistinlilerin evlerine girip onları gözaltına aldığı, çoğu zaman ellerini ve gözlerini bağladığı görülüyor. Videoların çekildiği sırada başörtüsüz yakalanan kadınlar ise panik halinde.
Vazana’nın kollarında ‘Asla unutma, asla affetme 7/10’ yazılı dövmeler var ve kendisini “dijital içerik üreticisi” diye tanımlıyor. Askeri operasyonlardan ise “av” diye bahsediyor. Videolardan başçavuş olduğu anlaşılıyor.
Vazana, Facebook ve TikTok’ta Filistinlilerin gözaltına alındığını gösteren ve vücut kamerasından çekildiği anlaşılan 22 video ve fotoğraf paylaştı.
TikTok, henüz platformdan kaldırılmadığına dikkat çektiğimiz iki videonun daha sonra kaldırıldığını belirtti.
Sosyal medya şirketi, “şiddet içeren trajedilerin kurbanlarını aşağılamayı amaçlayan içeriklere tolerans göstermediğini” belirtti
Facebook’un sahibi Meta ise içerikleri incelediğini ve politikalarını ihlal eden videoları kaldıracağını açıkladı.
Yukarıda ekran görüntüsünü paylaştığımız Yohai Vazana’nın videolarından birinde askerlerin bir eve zorla girdiği ve çocuklu Filistinli bir kadının önünde poz verdiği görülüyor.
Vazana’nın paylaşımlarında yanında sık sık Ofer Bobrov adlı bir asker daha yer alıyor.
Bobrov kendi videolarında “9213” etiketini kallanıyor, bu da onun Vazana’nın taburunda olduğuna işaret ediyor.
Bobrov da katıldığı askeri operasyonları gösteren videolar yayınlıyor ama bunun yanı sıra askerlerin günlük hayatlarından kesitler de paylaşıyor.
TikTok’ta 12 Şubat’ta yayınlanan bir videoda gözaltına alınan bir kişinin elleri ve gözleri bağlı bir şekilde yere yatırıldığını gösteren fotoğraflar yer alıyor. Arkasında İsrail bayrağıyla poz veren bir asker duruyor.
Aynı taburdan olan ve internette Sammy Ben adını kullanan bir başka askerin ise Instagram’da gözaltına alınan Filistinlileri gösteren toplamda 8 video ve fotoğraf paylaşımı var.
Görüntülerde Filistinlilerin elleri ve gözleri bağlı bir şekilde yere yatırıldığı veya çömelmeye zorlandığı görülüyor.
Sammy Ben bu paylaşımlarda üzerlerinde Hamas bayrakları bulduklarını iddia ettiği “teröristleri” gözaltına aldıklarını söylüyor.
Gazze’de de görev yapmış olan Ben, bir videoda gözaltına alınan iki Filistinliyle alay ederek onlara “Am Yisrael Chai”, yani “İsrail halkı yaşıyor” demelerini emrediyor.
Ori Dahbash da aynı taburun bir başka üyesi ve Batı Şeria’daki askeri operasyonların görüntülerini paylaşıyor. Bunların arasında Vazana tarafından da paylaşılan bir gözaltı fotoğrafı da var.
Uzmanlar, askerlerin yayınladığı bu görüntülerin uluslararası hukuku ihlal edebileceğini söylüyor.
Birleşmiş Milletler’in oluşturduğu uluslararası ceza mahkemeleri danışma panelinin başkanı olan Dr. Mark Ellis, görüntüler hakkında soruşturma başlatılması ve askerlere disiplin cezası verilmesi çağrısında bulundu.
1998-2006 yılları arasında Eski Yugoslavya Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde çalışan uluslararası insan hakları avukatı Sir Geoffrey Nice da Dr. Ellis ile aynı fikirde, ancak ilgili kişilerin hesap vermeye zorlanacağı konusunda kuşkulu.
BBC’nin araştırmasına yanıt veren İsrail ordusu, askerlerin profesyonel standartlara tabi tutulduğunu ve değerlerine uygun olmayan davranışların incelendiğini söyledi.
Yapılan açıklamada, “Kabul edilemez davranışlar söz konusu olduğunda askerler disiplin edilir ve hatta yedek görevinden uzaklaştırılır. Ayrıca, askerlere operasyonel faaliyetlerin görüntülerini sosyal medya ağlarına yüklemekten kaçınmaları talimatı verilmiştir” denildi.
Ordu yetkilileri, Gazze’de daha önce benzer sosyal medya paylaşımları yapıldığı ve bu yönde harekete geçme sözü verildiğinden bahsetmedi.
Eski İsrail askeri Ori Givati, gözaltına alınan kişilere yönelik muameleden utanç duyduğunu ve iğrendiğini söyledi.
Givati, bu davranışın İsrail toplumunun Filistinlilere bakışını yansıttığını ve uluslararası hukuka uyma iddialarını sorgulattığını söyledi, “Bu şekilde davranmaya devam edersek toplum olarak bir geleceğimiz yok” dedi.
]]>EV HAPSİNDEYKEN YURT DIŞINA KAÇTI
Ayhan Bora Kaplan suç örgütüne ilişkin 61 sanığın yargılandığı dava süreci devam ederken, davanın gizli tanığının iddiaları Emniyet’i sarstı. Ayhan Bora Kaplan suç örgütünün iki numaralı ismi olduğu iddia edilen ve davada M7 kod adı ile gizli tanık yapılan Serdar Sertçelik’in ev hapsindeyken yurt dışına kaçması ve dosyaya gizli tanık yapılma süreci tartışma yarattı.
GİZLİ TANIK M7
Ankara 32. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davanın 26 Nisan’daki duruşmasında Mahkeme Başkanı, savcılığın gizli tanıklardan M7’nin kontrol tedbirlerine uymadığı için dinlenmek üzere duruşmada hazır edilemeyeceği yönünde yazı gönderdiğini belirtti. Mahkeme, tutuklu 8 sanığın adli kontrol şartıyla tahliyelerine karar vererek duruşmayı 20 Mayıs’a erteledi.
EMNİYET’TE DİKKAT ÇEKEN GELİŞMELER YAŞANDI
Yargılama süreci devam ederken soruşturmanın Emniyet ayağında ise ilginç gelişmeler yaşandı. Davanın kritik gizli tanığı M7’nin dosyanın sanıklarından Serdar Sertçelik olduğu, ev hapsinde tutulduğu ve bu süreçte yurt dışına kaçtığı ortaya çıktı. Gizli tanık M7 Ankara Emniyet Müdürlüğü Organize Suçlarla Mücadele ile ilgili şok iddialarda bulundu.
TELEFON GÖRÜŞMESİNİN SES KAYITLARINI YAYINLADI
Kendisinin tehditle zorla gizli tanık yapıldığını iddia eden Sertçelik, 4 Mayıs’ta Emniyet Müdürü Şevket Demircan ile yaptığı telefon görüşmesinin ses kayıtlarını yayınladı. Kendisi üzerinden komplo kurulmaya çalışıldığını iddia eden Sertçelik, emniyetin daha önce AK Parti’de bakanlık yapan birçok isim ile aktif görevde bulunan bazı bürokratların isimlerini de dosyaya sokmaya çalıştığını ileri sürdü.
İŞKEMBECİDE BACAĞINDAN VURULDU
Sertçelik, operasyondan 28 gün sonra Kıbrıs’tan getirilerek ifadesi alındı. Gizli tanık yapılarak ev hapsine alındı. Elektronik kelepçe takılan Sertçelik9 kez evden çıktı. 21 Kasım’da Ankara’da bir eğlence mekanında sabaha kadar eğlendi ve sevgilisi ile işkembeciye gitti. Burada çıkan çatışmada bacağından 4 kurşun ile vuruldu. Hastaneden rapor alan Sertçelik, evine döndü. Vurulmasından bir gün sonra da kendi iddiasına göre Bodrum’dan Kos’a geçti. Sertçelik’in oradan da Dubai’ye geçtiği iddia ediliyor.
GİZLİK TANIK M7 İLE İLGİLİ CEVAP BEKLEYEN SORULAR
Soruşturmada başmüfettiş başkanlığında araştırmayı sürdüren ekibin hazırlayacağı raporda “*Gizli tanık gözaltında kimlerle görüştürüldü? Hücrede kayıt alınmadan nasıl çıkarıldı? *Kamera olmayan odada kimlerle görüştürüldü? * Elektronik kelepçe takılıyken ve evden ayrılmaması gerekirken nasıl rahat rahat dolaşabildi? * Silahlı saldırıya uğradıktan sonra Cumhuriyet savcılığının tutuklamaya yönelik gözaltı kararı neden yerine getirilmedi? *Hastanedeki tedavisinin ardından hazırlanan doktor raporuna müdahale edildi mi? *Taburcu edildikten sonra evinde gözetim altında olması gerekirken yurtdışına nasıl kaçtı? *Kaçmasında kim veya kimler yardımcı oldu? *Tanık koruma programına alınan gizli tanık ile neden görüşüldü?” sorularına yanıt bekleniyor.
SERTÇELİK’İN KAÇIŞIYLA İLGİLİ 4 GÖZALTI DAHA
Öte yandan suç örgütü lideri Ayhan Bora Kaplan soruşturmasında bugün de dikkat çeken bir gelişme yaşandı. Serdar Sertçelik’in yasa dışı yollarla yurt dışına kaçırılmasıyla ilgili 3 sivil ve 1 komiser gözaltına alındı. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yapılan açıklamada, “Serdar Sertçelik’in yasa dışı yollarla yurt dışına kaçırılmasıyla ilgili 3 sivil şahıs ve 1 komiser gözaltına alınmıştır” ifadeleri kullanıldı.
]]>Dünyanın ilk şehir tokeni olan İzmir Token’i halka arz eden Barış Turgut’la yaptığı protokol sonucu, 15 milyonluk yatırım yaparak gündeme gelen Ocakcı Holding’de, iddiaya göre; holdingin sahibi Sedat Ocakcı’nın yeğeni siber güvenlik uzmanı Salih Han, kuruma ait 2,5 milyar liralık soğuk cüzdanla Dubai’ye kaçtı. Yüksek kar vaadiyle paralarını verenler, dolandırıldıkları iddiasıyla polise şikayetçi olmaya başladı. Şüphelilerin, satışını yaptıkları token ile kripto piyasalarında para kazandıracaklarını vaat ettiği, ayrıca dron fabrikası kurarak da yine kar sözü verdikleri öğrenildi. Şüphelilerin 2 bin 500 kişiden yaklaşık 2,5 milyar TL para topladıkları öne sürüldü. Şu an 30 mağdurun şikayetçi olarak polise başvurduğu ortaya çıktı. Karşıyaka Cumhuriyet Başsavcılığı, dolandırıcılık iddiaları üzerine soruşturma başlattı. Savcılığın talimatıyla dün sabah harekete geçen İzmir İl Emniyet Müdürlüğü Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri, haklarında gözaltı kararı çıkartılan aralarında Ocakcı Holding sahibi Sedat Ocakcı, eşi Seçilay Ocakcı’nın da bulunduğu 30 kişiye yönelik eş zamanlı operasyon düzenledi. Ocakcı Holding ve bağlı işletmelerinde arama yapıldı.
SEDAT OCAKCI, TSK’DAN İHRAÇ EDİLMİŞ
Ocakcı çifti, İzmir Emniyet Müdürlüğü İstihbarat Şube Müdürlüğü ve Adana Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şubesi ekiplerinin desteği ile Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekiplerince, Adana’da saklandıkları kiralık evde yakalandı. Ocakcı çifti ile 1’i yardım ve yataklık suçundan olmak üzere toplam 28 kişi gözaltına alındı. Hakkında gözaltı kararı bulunan 3 kişinin arandığı bildirildi. Türk Silahlı Kuvvetleri’nde üsteğmen olarak görev yapan Ocakcı’nın, 2017 yılında Van Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü FETÖ soruşturması kapsamında önce açığa alındığı, 2 yıl sonra da ihraç edildiği de ortaya çıktı.
YURT DIŞINA ÇIKMAYA ÇALIŞMIŞ
Ocakcı çiftinin operasyon öncesi Türkiye’yi terk etmeye çalıştıkları da ortaya çıktı. 1 Ocak 2023’te Ocakcı Holding’i kurduğu belirtilen Sedat Ocakcı hakkında ilk olarak 1 Şubat 2024’te İzmir İl Emniyet Müdürlüğü’ne şikayette bulunulduğu bildirildi. Şikayetin ardından Emniyet Müdürlüğü’nün talebi üzerine mahkemece Ocakcı hakkında yurt dışı çıkış yasağı getirildiği kaydedildi. Ocakcı’nın 2 Ocak’ta Ankara Esenboğa Havalimanı’ndan eşiyle yurt dışına gitmeye çalıştığı ancak hakkında yurt dışı çıkış yasağını öğrenince Adana’ya geçip, eşyalı kiralık ev tuttuğu belirtildi. Sedat Ocakcı’nın Adana’ya gitmesindeki amacının, buradan da yasa dışı yollardan Kıbrıs’a gitmek olduğu öğrenildi. Ocakcı Holding bünyesinde 10 şirketin bulunduğu bildirildi.
LÜKS HAYATLARI KAMERADA
Öte yandan Sedat Ocakcı’nın paylaştığı bir videoda, lüks yaşamlarını gözler önüne serdi. Holdingin bahçesinde eşi ile yürüyen Ocakcı’nın, iki büyük hediye paketinin kurdelesini eşine açtırdığı, eşinin ‘İnanmıyorum’ diyerek şaşkınlık yaşadığı, açılan paketlerde lüks spor arabaların ortaya çıktığı görüldü. Biri siyah, diğeri kırmızı renkteki iki otomobili gören eşinin, Sedat Ocakcı’ya sarıldığı da video görüntülerinde yer alıyor.
DRON İMALAT YAPACAKLARDI
Öte yandan şüphelilerin polisteki işlemleri sürüyor. Gözaltına alınan şüphelilerden birinin emekli Tuğgeneral Mehmet Rıfat Alkan olduğu ortaya çıktı. Yüksek Askeri Şura Toplantısı’nda alınan kararla, Kara Kuvvetleri Komutanlığı’nda görevli Tuğgeneral Alkan’ın, 30 Ağustos 2022’de emekli edildiği öğrenildi. Alkan’ın, emekli olduktan sonra holdinge bağlı şirketlerden Metayıldız’ın genel müdür yardımcılığı görevini yürüttüğü kaydedildi. Şirkete, 15 Temmuz 2023’te, Yozgat Bozok Organize Sanayi Bölgesi Yatırım Alanı’nda yer tesis edildiği öğrenildi. Dron imalatı üzerine fabrika kuracağını beyan eden şirket yetkililerinin, bu alanda 3-4 ay kadar hafriyat alım çalışması yaptığı ancak ‘Bozok Organize Sanayi Meta Yıldız Dron Fabrikası Meta Yıldız Bilişim Teknolojileri Dış Ticaret Sanayi Anonim Şirketi ibarelerinin’ yazılı tabelanın dışında alanda başka hiçbir icraat gerçekleştirmediklerinin otaya çıktığı belirtildi.
]]>