Sağlık sorunları nedeniyle görevden af talebi kabul edilen Mehmet Özhaseki’den boşalan Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığına Cumhurbaşkanlığı kararı ile Murat Kurum atandı. Murat Kurum, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığında gerçekleştirilen devir teslim töreni ile görevi Özhaseki’den devraldı.
Özhaseki, törende yaptığı açıklamada, tam 30 yıl önce kamu hizmetine başladığını söyledi. Önce Melikgazi Belediye Başkanlığı ardından Kayseri Belediye Başkanlığını sürdürdüğünü belirten Özhaseki, “Sonra Ankara’ya Cumhurbaşkanımızın daveti üzerine geldim. Önce genel merkezde, sonra bakanlıkta, yeniden genel merkezde, sonra yine bakanlıkta şerefli bir görevi ifa etmeye çalıştım. Bilgim, birikimim ve çabam ne kadarsa hepsini vermeye çalıştım” ifadesini kullandı.
“Kanunlara karşı mesulüz”
Vicdanen çok müsterih olduğunu söyleyen Özhaseki, “Kanunlara karşı mesulüz, sorumluyuz ve hesap vereceğiz. Bir taraftan da Rabbimin huzuruna varacağız. Oraya yüz akıyla çıkabilmek çok daha önemli. Bugün buradan ayrılırken yapmış olduğum hizmetlerden dolayı vicdanen müsterih olduğum gibi huzur içerisinde ayırılıyorum. Bir taraftan da görevi en az benim kadar iyi yapacağına inandığım bir arkadaşıma ve kardeşime emanet ediyorum” şeklinde konuştu.
“Hakkınızı helal edin”
Devlette devamlılığın esas olduğunu ifade eden Özhaseki, “Yıllardır Cumhurbaşkanımız liderliğinde yol yürüdük. Ülkeye çok hizmetler ettik. Allah’a hamdolsun bugün de bu kamu görevini noktalıyorum. Sizlerden hakkınızı helal etmenizi istiyorum” dedi.
Bakan Kurum’dan Özhaseki’ye teşekkür
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliğinin yeni Bakanı Murat Kurum ise şunları kaydetti:
“Bu görevi yeniden bana tebliğ eden Cumhurbaşkanımıza şükranlarımı sunuyorum. Hem görevi devralırken hem de devrederken 1994’den buyana gurur duyduğum gerek Büyükşehir Belediye Başkanlığı göreviyle gerek Bakanlık gerek Genel Başkan Yardımcılığı görevlerinde bizim örnek aldığımız ağabeyimiz Bakanımıza teşekkür ediyorum. 1994 yılından bu yana bir davada farklı görevlerde çalıştı. Ellerinden gelen gayreti gösterdiler. Ben şahsım adına teşekkür ediyorum.”
“Amacımız millete hizmet etmek”
Bakan Kurum, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Bizi kardeşi ve evladı gibi bağrına basan aziz milletimize hizmet etmek. Gece ve gündüz bunun için çalıştım. Yeri geldi Elazığ’ın ‘Karamurat’ı oldum. Yeri geldi İstanbul’un Murat’ı oldum. Yeri geldi depremde, selde, heyelanda milletimiz için koşturmaya gayret gösterdim. Elimden geleni yapmaya çalıştım. Amacım, geçmişte ne yaptıysam yine aynısını aziz milletim için yapmak olacaktır.”
“Aziz milletimize verdiğimiz sözleri tutacağız”
Türkiye’nin bir deprem ülkesi olduğunun altını çizen Kurum, “Çok acılar yaşadık ve bir daha yaşamak istemiyoruz. Başta 11 ilimiz olmak üzere afetten etkilenen kardeşlerimize evlerini bir an önce teslim etme arzusu ve isteğiyle, tüm ekibimizle Bakanımızdan devraldığım görevi inşallah layıkıyla yapıp vatandaşlarımıza ve aziz milletimize sözlerimizi tutma gayreti göstereceğiz” diye konuştu.
Deprem
Kentsel dönüşüme de dikkati çeken Kurum, “Bugün kendiliğinden dahi yıkılan binalar başta İstanbul olmak üzere 81 ilimizde deprem dönüşümü noktasında yapılması gereken her türlü gayreti, arzuyu, çalışma isteğini hiçbir siyaset gözetmeksizin Valilerimizle, Belediye Başkanlarımızla, Milletvekillerimizle elimizi gövdemizi taşın altına koyarak deprem dönüşümünü gerçekleştirmek istiyoruz” ifadelerini kullandı. – ANKARA
]]>(ANKARA) – Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD), kamuoyuna “Türkiye Yüzyılı Eğitim Modeli” olarak duyurulan yeni müfredat nedeniyle Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin hakkında Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) ‘görevi kötüye kullanma’ ve ‘Anayasa’yı ihlal’ maddelerine dayanarak suç duyurusunda bulundu. ADD Başkanı Hüsnü Bozkurt, yeni müfredat hakkında yürütmenin durdurulması ve iptali için Danıştay’da dava açacaklarını bildirdi.
ADD Başkanı Hüsnü Bozkurt, kamuoyuna “Türkiye Yüzyılı Eğitim Modeli” olarak duyurulan yeni müfredat nedeniyle Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin hakkında TCK’nin ‘görevi kötüye kullanma’, ‘Anayasa’yı ihlal’, ‘kanunlara uymamaya tahrik’ maddelerine dayanarak suç duyurusunda bulunduklarını belirtti. Bozkurt, ayrıca yeni müfredat hakkında yürütmenin durdurulması ve iptali için Danıştay’da dava açacaklarını duyurdu.
Bozkurt’un X hesabından yaptığı açıklama şöyle:
“Anayasaya açıkça aykırı olduğu için ‘Anayasal suç’ niteliğinde olup Milli Eğitim Bakanlığı’nca ‘Türkiye Yüzyılı Eğitim Modeli’ adı ile duyurulan, itirazlara karşın uygulanacağı bakan tarafından açıklanan, ‘Yeni Müfredat’ ile ilgili olarak MEB Yusuf Tekin hakkında suç duyurusunda bulunduk. Ayrıca Atatürkçü Düşünce Derneği olarak yürütmenin durdurulması ve iptali için Danıştay’da dava da açıyoruz. Saygı ile kamuoyunun bilgisine sunarız.”
ADD’nin suç duyurusu metni şöyle:
“Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin tarafından tanıtılan ve ‘Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’ başlığını taşıyan yeni müfredatla getirilen yeni kavramlar ile eğitimde birlik ve eşitlik ilkesinden ayrılınılmış, bilimsel, laik ve demokratik eğitim anlayışından vazgeçilmiş olup, bilim, kültür, sanat ve felsefe derslerinin yerine din ağırlıklı içerikler düzenlenmiş, dolayısıyla bilimsellikten uzak ve dogmatik nitelikler ağırlık kazanmıştır. Oysaki, Milli Eğitim Bakanı’nın görevi demokrasi bilincine sahip insan hak ve özgürlüklerine saygı duyan laik bireyler yetiştirecek düzenlemeleri yapmakken, hayata geçirilen yeni model dini ve milli ögelere vurgu yaparken Atatürk, laiklik ve cumhuriyet gibi milli değerlere hiç yer vermemiştir.
“Laiklik ilkesi hiçe sayılmıştır”
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın ‘Eğitim ve öğrenim hakkı ve ödevi’ başlıklı 42. maddesinin 3. fıkrasında; ‘Eğitim ve öğretim, Atatürk ilkeleri ve inkılapları doğrultusunda, çağdaş bilim ve eğitim esaslarına göre, Devletin gözetim ve denetimi altında yapılır. Bu esaslara aykırı eğitim ve öğretim yerleri açılamaz’ denmektedir. Bu sebeple, yeni eğitim modeli açıkça Anayasa’ya aykırılık teşkil etmekdir. Keza, uzmanların yorumlarına göre söz konusu müfredat uluslararası standart ile uyumsuz olup, kullanılan dil ve öngörülen ölüm, darbe ve savaş kavramları üzerinden verilmeye başlanacak olan eğitim pedagojik açıdan çocuğun nitelikli eğitim hakkına aykırılık oluşturmaktadır.
Bunun yanında, anılan yeni eğitim sistemini hayata geçiren Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, Meclis’te yapılan bütçe görüşmeleri sırasındaki konuşmada; ‘Milli Eğitim Bakanlığı’nın 2023 yılı itibariyle geçerli 2 bin 709 tane protokolümüz var…. Bunların içerisinde sizin ‘tarikat, cemaat’ dediğiniz, bizim ‘STK’ dediğimiz yapılarla toplasanız 10 tane protokolümüz vardır. Ben bu protokollerle bize destek olanlara da teşekkür ediyorum. Onlarla protokol yapmaya da devam edeceğiz’ şeklinde ifadelerde bulunmuş olduğundan, yeni eğitim sisteminin hangi bakış açısından hazırlandığı açıkça ortada olup, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 2. Maddesinde düzenlenen ve devletin temel niteliklerinden olan Laiklik ilkesi hiçe sayılmıştır.
“Anayasayı ihlal suçunda da suçun icrasına elverişli hareketlerle başlamak gerekir”
Türk toplumunu çağdaş uygarlık seviyesinin üstüne çıkaracak nesiller yetiştirme görevi bulunan Milli Eğitim Bakanı, hazırlamış olduğu yeni müfredatla laiklik gibi temel ilkeleri hiçe saydığından Türk Ceza Kanunu’nun 309. Maddesinde yer alan suçu işlemiştir. Anılan maddede; ‘Cebir ve şiddet kullanarak, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya veya bu düzen yerine başka bir düzen getirmeye veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemeye teşebbüs edenler ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılırlar. Bu suçun işlenmesi sırasında başka suçların işlenmesi halinde, ayrıca bu suçlardan dolayı ilgili hükümlere Bu maddede tanımlanan suçların işlenmesi dolayısıyla tüzel kişiler hakkında bunlara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunur’ düzenlemesine yer verilmiştir.
Burada, suçun failleri tarafından amaca yönelik yapılan hareketin ayrıca suç teşkil edip etmemesi önemli olmaksızın, amacın ne olduğuna bakılmalıdır. Bu sebeple, Anayasayı ihlal suçu serbest hareketli bir suçtur. Dolayısıyla bu suç hareketin yapılmasıyla tüketilen ani suçlardandır. Şu kadar ki; tıpkı diğer suçlarda ve bu suçlara teşebbüste olduğu gibi, Anayasayı ihlal suçunda da suçun icrasına elverişli hareketlerle başlamak gerekir ki bu suçta hareketin elverişli kabul edilebilmesi için, her şeyden önce cebri olması aranmaktadır. Cebirden kasıt ise maddicebir olabileceği gibi manevi cebrin de söz konusu olabileceğidir.
“Milli Eğitim Bakanı açık şekilde görevin gereklerine aykırı hareket ediyor”
Görevleri gereği devletin kamu gücünü elinde bulunduran Bakanın sahip olduğu kamusal güç nedeniyle suçun işlenmesinin kolay olacağı aşikar olduğundan anılan kişi açısından manevi cebrin yeterli olacağı göz önüne alınmalıdır. Keza, anılan suçta anayasayı ihlalden kastedilen sadece cebir ve şiddetle Anayasa’da hüküm altına alınan düzenlemelere aykırı bir hareket olmayıp, anayasal düzene hakim olan ilkelerin ve anayasada yer alan normların yazılı olarak muhafaza edilmesi ancak, fiilen uygulanmasına engel olunması veya işlevsiz kılınmasıdır. Dolayısıyla, yukarıda açıklananlar ile birlikte değerlendirildiğinde, şüpheliler tarafından Anayasa’yı ihlal suçunun işlendiği iddiası soruşturulmalıdır.
Bunun yanında, Türk Ceza Kanunu’nun ‘Görevi Kötüye Kullanma’ başlıklı 257. maddesinde; ‘Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan haller dışında, görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir menfaat sağlayan kamu görevlisi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan haller dışında, görevinin gereklerini yapmakta ihmal veya gecikme göstererek, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir menfaat sağlayan kamu görevlisi, üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır’ düzenlemesine yer verilmiştir. Dosya konusu olaylarda, Milli Eğitim Bakanı açık şekilde görevin gereklerine aykırı hareket ettiği veya en hafif haliyle görevinin gereklerini yapmayı ihmal ettiği, dolayısıyla bu açıdan da soruşturma yapılması gerektiği ortadadır.
“ADD adına suç duyurusunda bulunmak, kuruluş nedeninin verdiği sorumluluktan doğmaktadır”
Müvekkil Atatürkçü Düşünce Derneği adına suç duyurusunda bulunma zorunluluğu, derneğin tüzüğünde yer alan kuruluş nedeninin verdiği sorumluluktan doğmaktadır. Derneğin Kuruluş Nedeni; ‘Atatürk’ün bedensel varlığının artık aramızda bulunmamasından cesaret alan içteki ve dıştaki kimi olumsuz güçler, O’nun yeni Türk Devletini yaratma doğrultusunda ilk adımı attığı 19 Mayıs 1919’un üzerinden tam 70 yılın geçtiği bu günlerde, Atatürk devrim ve ilkelerine karşı, açık ya da kapalı saldırılarını doruğa ulaştırmış bulunmaktadır. Bundan daha kötüsü, planlı ve sinsi bir çalışma ile, o devrim ve ilkeleri gelecekte yok etmek çabası içindeler.
Oysa Atatürk; sadece ‘bağımsızlığı tümüyle tehlikeye düşmüş Türk Ulusunu ve yurdunu emperyalist güçlerin işgalinden kurtaran bir büyük asker “değildir. O, bunun çok daha ötesinde, örneğin siyasal, kültürel ve ekonomik alanlar başta olmak üzere, her alanda bağımsızlığımızı yok edici ya da kısıtlayıcı olumsuz bağları koparan; ulusal egemenliği gerçekleştirerek Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran; kişisel inançlara dokunmayarak, toplumumuzu Ortaçağ zihniyetinden ve şeriattan kaynaklanan “nakil”e dayalı kurum ve kurallardan kurtarıp, sürekli biçimde çağdaş ve uygar bir ulus olmanın ve böyle kalmanın yollarını gösteren, “akıl”a dayalı laik düşünce, laik hukuk ve laik öğretim sistemlerini toplum yaşamında egemen kılan; tüm özgürlüklerin ve insan haklarının sosyal Hukuk Devletinin ve çoğulcu demokrasinin yolunu açan; yüzyıllarca ikinci sınıf insan durumuna düşürülmüş Türk kadınını gerçek yerine yükseltip, eşit haklara ve eşit onura sahip insan ve yurttaş yaparak yapay eşitsizlikleri kaldıran; içten ve dıştan kaynaklanan her tür sömürüye karşı çıkarak, halkın yalnız siyasal değil, ekonomik ve sosyal alanda da gerçek efendi durumuna gelmesini ve tüm yurttaşların gönencini devletin varlık nedeni ve amacı sayan;
“Kovuşturma aşamasına geçilmesi için kamu davası açılmasını talep ederiz”
Ulusal ekonominin girişimcilerin keyfine, yalnız kar ve rekabet mekanizmasına göre başıboş biçimde işlemesine değil, toplumun ve tüm yurttaşların gereksinimlerini karşılayacak biçimde devlet tarafından yönlendirilmesini ilke olarak benimsemiş ve benimsetmiş olan; yurdumuzun yeraltı ve yerüstü zenginliklerinden, Türkiye halkının yararlanmasını benimseyen ve kabul ettiren; Misak-ı Milli sınırları içinde ‘Türk’üm’ diyen herkesin Türk olduğu ölçütünü getirerek, ırkçılığı reddedip; yapıcı, olumlu ve çağdaş Türk Ulusalcılığını yaratarak, onu devletimizin temel ilkelerinden biri yapan; her yurttaşın eğitimden, bilimden ve sanattan payını almasını, “fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür kuşaklar’ın yetiştirilmesini devletin başta gelen görevi yapan; kültür emperyalizminden kurtulabilmemiz ve eğitimin yaygınlaştırılabilmesi için yeni Türk harflerini kabul etmenin yanında Türk dilinin arındırılması ve zenginleştirilmesini büyük bir toplumsal görev sayan; Türk ulusunun tarihini, çağdaş insan kökenine bağlayan; ‘Yurtta barış, Dünyada barış’ ilkesi ile devlet yaşamında ve uluslararası ilişkilerde kaba kuvveti, ırkçılığı, saldırı savaşını mahküm eden; dış politikada ‘Dünya uluslar ailesinin eşit haklara sahip onurlu bir üyesi olma” ölçütünü ve “karşılıklılık kuralını’ vazgeçilmez ilke yapan; bütün ulusların insanlık ailesinin bir parçası olduğunu vurgulayarak, insanlığın bütünleşmesi düşüncesinin tohumlarını atan çağdaş fevlet Kurucusudur. Bu durum karşısında Atatürk devrim ve ilkelerinin, toplumsal sorunlarımızın çözümlenmesinde ışık tutucu niteliğe ve yaratıcı güce sahip olduğuna inananlar, ‘Atatürkçü Düşünce Derneği’ni kurarak, O’nun devrim ve ilkelerinin gelecekte de egemen olmasına katkıda bulunma ve onlara bekçilik yapma zorunluluğunu duymuşlardır’ denmek suretiyle işbu dosyada taraf olarak yer alınmasının nedeni açıklanmıştır. Yukarıda açıklanan ve re’sen göz önüne alınacak sebeplere binaen; Sayın Savcılık tarafından şüpheli hakkında gerekli soruşturmanın yapılarak, kovuşturma aşamasına geçilmesi için kamu davası açılmasını talep ederiz.”
]]>
Samsun’da 18 belediye arasında CHP’li tek belediye başkanı olan, 31 Mart yerel seçimlerinde partisi tarafından tekrar aday gösterilmeyen Başkan Cemil Deveci, İhlas Haber Ajansı’na (İHA) özel açıklamalarda bulundu. Av. Cemil Deveci, “Siyaset böyle bir şey. Her görevin böyle bittiği bir nokta var. Bizim görevimiz de 1 ay sonra bitiyor. Kendi özel hayatımıza döneceğim. 5 yılda Atakum’da ciddi hizmetler yapıldı. Burada ilkeli, dürüst, hesap verebilir bir duruş sergiledik ve Atakum’da bugüne kadar yapılamayanlar yapıldı. Atakum bir kültür, turizm ve üniversite kendi. Hasan Ali Yücel Gençlik, Bilim ve Sanat Merkezi’nde günde 2 bin genç, köy enstitüsü modelinde hizmet aldı. Türkiye’de ilk oldu. Şimdi de atıl durumda olan bir binayı Atasanat Merkezi olarak açacağız. Katılımcı bütçe toplantıları ile vatandaşlarımızı kentin sorunlarına ortak ettik, kent yönetimine öneriler bulundurtuyoruz. Herkesi bir biçimde kent yönetimine katmaya çalıştık. Gıda Bankası’nı Karadeniz’de ilk kez biz uyguladık. Aktif istihdam modelini Karadeniz’de ilk kez uyguladık. Bunlar belediyemiz tarafından Karadeniz’de ilk kez yapılan uygulamalardı. Görevi devralacak arkadaşlara bunları bir daha anlatacağım, üzerine daha başarı eklemesini tavsiye edeceğim. Benden istekleri olursa kendilerine yardım edeceğim. Böylece kent kazanır, gençlik, kadınlar, Samsun ve Türkiye kazanır” diye konuştu.
“Türkiye siyaset kurumu kendine çekidüzen vermeli”
Partilerin belediye başkanının nasıl ve hangi kurallar ile seçileceğinin daha önceden belirlemesi gerektiğine değinen Cemil Deveci, “Belediye başkanlığım ya da seçilip, seçilmemem mevzu değil. Dün de söylüyordum bugün de söylüyorum. Sadece CHP ve AK Parti değil, tüm siyasi parti kurumunun içinde yetmezlikleri var. Türkiye siyaset kurumu kendine çekidüzen vermeli. Cemil Deveci bundan sonra geri kalan ömründe bunlarla mücadele edecek. Kendim için değil, seçilmek için değil, kendi partim için değil. Ülke için, Türkiye için siyaset kurumunun Türkiye’yi yönetebilecek çapta ve nitelikte olması gerekir. Bir belediye başkan adayının, bir milletvekili adayının nasıl seçileceğini bir parti çok daha öncesinden belirlemeli ve o kurallara uymalı. Bir yöneticinin nasıl seçileceğini, ne kadar görev yapacağını bilmeli partinin üyeleri. Artık ülkeye demokrasi gelecekse, demokratik kurumlar sistemi manzumesi olacaksa, demokrasi yaşam biçimi haline dönüşecekse demokrasiyi kuracak ve ülkeyi yönetecek olan partilerin önce bu kuralları kendilerine koyması lazım. Onun dışındakiler ayrıntı. Onlar bana uygulandı, başkasına uygulandı, hepsi birbirine benzedi. Önümüzdeki dönemde daha iyi şeyler uygulanacak” şeklinde konuştu.
“Örnek yurttaş kimliğim ile devam edeceğim”
Bundan sonraki siyasi kariyeri ile ilgili de konuşan Deveci, “Bundan sonraki kariyerim itiraz ederek devam edecek. Yanlışa yanlış diyeceğim. İtiraz eden yurttaşa, öneride bulunan yurttaşa ihtiyacımız var. Türkiye Cumhuriyeti’nin yurttaşının görevi ve sorumluluğu Anayasa’da belirlenmiştir. Yurttaşlık görevini eksiksiz yapamayan, tam olarak yapamayan anayasal sorumluluklarını yerine getiremiyor demektir. Bir nevi Anayasa’yı uygulamaktan tembellik yapıyor demektir. Biraz daha ileri giderse Anayasa’daki görevlerini yerine getirmiyor demektir. Onun için Anayasa’da tanımlanan görevlerini aktif olarak yapacak örnek bir yurttaş kimliğim ile sağlıklı kaldığım sürece görevime devam edeceğim” ifadelerini kullandı. – SAMSUN
]]>Diplomatik kaynaklardan edinilen bilgiye göre Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Türkiye’nin Washington Büyükelçisi ve New York’taki BM Daimi Temsilcisi olacak isimlere yeni görevlerini telefonla tebliğ etti.
New York’ta Türkiye’nin BM Daimi Temsilcisi pozisyonunda bulunan Önal’a yeni Washington Büyükelçiliği görevi verildi.
Önal’dan boşalan Türkiye’nin BM Daimi Temsilciliği görevi ise Dışişleri Bakan Yardımcısı Büyükelçi Yıldız’a tebliğ edildi.
Ahmet Yıldız kimdir?
Türkiye’nin BM Daimi Temsilciliği görevi tebliğ edilen Dışişleri Bakan Yardımcısı Büyükelçi Yıldız, 1964’te Denizli’de doğdu ve Ankara Üniversitesinde Uluslararası İlişkiler eğitimini tamamladı.
Bakan Yardımcısı Yıldız, Aralık 1988’de Dışişleri Bakanlığı Personel Dairesi Başkanlığında Aday Meslek Memuru göreve başladı.
Yıldız, Mayıs 1989-Nisan 1990 arasında Ortadoğu Dairesinde Aday Meslek Memuru olarak görev almaya devam etti. Aralık 1990-Ekim 1991 arasında Konsolosluk Daire Başkanlığında görev alan Yıldız, Ekim 1991-Aralık 1993’te Türkiye’nin Trablus Büyükelçiliğinde Ataşe ve Üçüncü Katip olarak çalıştı.
Aralık 1993-Ekim 1995’te Türkiye’nin Stuttgart Başkonsolosluğunda Muavin Konsolos olarak görevlendirilen Yıldız, 2 yıllık Dışişleri Bakanlığı merkezindeki görevinin ardından Türkiye’nin Houston Başkonsolosluğunda Konsolos olarak görev aldı.
Yıldız, Temmuz 2000- Eylül 2002’de Türkiye’nin Şam Büyükelçiliğinde; Ağustos 2004-Şubat 2005’te Riyad Büyükelçiliğinde; Şubat 2005-Eylül 2006’da Şam Büyükelçiliğinde Müsteşar olarak çalıştı.
Eylül 2006-Eylül 2008’de Türkiye’nin Cidde Başkonsolosluğunda Konsolos olarak görev alan Yıldız, Aralık 2009’a kadar Dışişleri Bakanlığında farklı birimlerde daire başkanı olarak görevlendirildi.
Yıldız, Aralık 2009-Kasım 2011’de Türkiye’nin Musul Başkonsolosluğunda Birinci Sınıf Başkonsolos olarak atanırken, Kasım 2011-Temmuz 2014’te Türkiye’nin Saraybosna Büyükelçisi olarak görevlendirildi.
Bakan Yardımcısı Yıldız, 2014’te Başbakanlık Dışişleri Başdanışmanlığına, cumhurbaşkanı seçimlerinin ardından Cumhurbaşkanlığı Dışişleri Başdanışmanlığı görevine getirildi.
2016’da da Dışişleri Bakan Yardımcısı olarak atanan Yıldız, Nisan 2018’e kadar bu görevi sürdürdü. Yıldız, 2018’de AK Parti milletvekilliğine seçildi ve Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (AKPM) Türk Grubu Başkanlığıyla NATO Parlamenter Asamblesi (NATO PA) Türk Grubu üyesi olarak çalışmalarda bulundu.
Yıldız, 22 Haziran 2023’te de Dışişleri Bakan Yardımcısı olarak görev almaya başladı.
Sedat Önal kimdir?
Türkiye’nin Washington Büyükelçiliği görevi tebliğ edilen BM Daimi Temsilcisi Büyükelçi Önal, 11 Ağustos 1963’te Kayseri’de doğdu.
Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümünden 1985’te mezunu olan Önal, Dışişleri Bakanlığındaki görevine Aralık 1989-Temmuz 1990’da Personel Dairesi Başkanlığında Aday Meslek Memuru olarak başladı.
Daha sonra İstihbarat ve Araştırma Dairesinde de aday meslek memurluğu görevini yürüten Önal, ardından 1991-1993 tarihlerinde Türkiye’nin Kuveyt Büyükelçiliğinde Üçüncü Katip olarak çalıştı.
Ekim 1993-Ocak 1997’da Münster Başkonsolosluğunda Muavin Konsolos olarak görev yapan Önal, daha sonra bazı daire başkanlıklarında görev aldı.
Önal, 1998-2002’de New York Başkonsolosluğundaki Muavin Konsolos ve konsolos olarak görevini yürüttükten sonra, 2002-2005 yılları arasında Türkiye’nin Tahran Büyükelçiliğinde Müsteşar olarak görev yaptı.
Buradaki görevinin ardından, Ortadoğu Genel Müdürlüğünde daire başkanlığı, Viyana Başkonsolosluğu ve Ortadoğu Genel Müdür Yardımcılığında çeşitli görevlerde bulunan Önal, Temmuz 2012- Kasım 2016 tarihlerinde Türkiye’nin Amman Büyükelçisi olarak görevini yürüttü.
Önal, Kuzey Afrika ve Ortadoğu Genel Müdürlüğü ve Müsteşar Yardımcılığı görevlerinin ardından 2018-2023 tarihleri arasında Bakan Yardımcılığı görevinde bulundu.
Önal, Şubat 2023’ten bu yana ise Türkiye’nin New York’taki BM Daimi Temsilciliği pozisyonundaydı.
]]>Gençlerbirliği Başkanı Niyazi Akdaş, “11.01.2024 tarihi itibarıyla başkanlık görevimden istifa etmiştim. Ancak Yönetim Kurulu Üyesi arkadaşlarımın ricasıyla kararımı açıklamayı Sakarya spor maçı sonrasına bırakmıştım. Bugün itibarıyla saygılarımla kamuoyunun bilgisine sunarım” dedi.
1’inci Lig ekiplerinden Gençlerbirliği’nde başkanlık görevinde bulunan Niyazi Akdaş, istifa ettiğini açıkladı. 11 Ocak Perşembe günü istifa kararı aldığını ancak yönetim kurulu üyelerinin ricasıyla kararı açıklamayı Sakaryaspor maçından sonraya bıraktığını ifade eden Niyazi Akdaş, bugün itibarıyla görevinin son bulduğunu dile getirdi.
Niyazi Akdaş’ın yazılı açıklaması şu şekilde: “10 Haziran 2021 tarihinde büyük bir borç yükü ile Sayın Murat Cavcav’dan devraldığım Gençlerbirliği Spor Kulübü Başkanlık görevim sırasında borçları ödeyebilmek için birkaç genel kurul yaparak yeni atanan üyelerden katkı bekledim. Maalesef beklediğim maddi katkıyı alamadım. Bilindiği gibi 31 Temmuz 2022 tarihinde Başkanlığı Sayın Talip Çankırı’ya devrettim. O yönetimin de seçimli olağanüstü kongre kararı almasının ardından, delegelerimizin ısrarı üzerine kulübümüze kayyum atanmasını engellemek için Başkanlığa tekrar aday oldum. Belki de aday olmamam en doğru karardı ama kulübüme olan sevdam beni böyle yönlendirdi. 25 Eylül 2022 tarihinde yapılan kongrede katılan delegelerin büyük bir çoğunluğu ile tekrar seçildim. Son iki sezon büyük maddi ve manevi çabalarla kulübümüzü 1. Lig’de tutmakta başarılı olduk. Eski borçların büyük bir kısmını ödeyebildik. Şirketleşme vaadiyle 14 Ekim 2023 tarihli kongremizde Sayın Cantürk Alagöz ile birleşme kararı aldık ve ortak bir yönetim kurulu oluşturduk. Sayın Alagöz’e bu dönem verdiği katkılar için bir kere daha teşekkür ederim. Kulübümüz bugün itibarıyla 27 puana sahiptir ve üst sıradaki takımlarla çok az puan farkı vardır. Kariyer hayatım süresince, kendime her zaman büyük hedefler koydum ve şükürler olsun hepsini birer birer de gerçekleştirebildim. Ne yazık ki hayatımda ilk defa kulübüm de koyduğum hedefin gelinen nokta ile bağdaşmadığı gerçeğini büyük bir üzüntü ile görüyorum. Bu sezon Gençlerbirliği Spor Kulübü’nde büyük hedefler koyduğumuz 1. Lig yarışında, ikinci devrenin başlayacağı şu günlerde ‘maddi olarak’ hayal ettiklerimizi maalesef gerçekleştiremediğimiz bir noktadayız. Her geçen gün öngörülemez bir şekilde artan giderler ve kur artışları tüm uğraşlarımıza rağmen artık içinden çıkılamaz bir hal almıştır. Ailem ve yakınlarım bilirler ki; Gençlerbirliği sevdam tartışmaya açık değildir. Dolayısıyla Kulüp Başkanlığım süresince kulübümüzün menfaatlerini her şeyin üstünde tuttum. İyi niyet, çaba ve fedakarlık anlayışı ile Kulübümüzü ancak bu noktaya kadar getirebildim. Son olarak yine üzerime düşen görevi yapmak adına, kulübümüzün menfaatleri doğrultusunda ‘sürdürülebilirliğinin sağlanması’ için; şu an hemen hemen tüm kulüplerin başvurduğu bir yöntem olan ‘şirketleşme’ yolunda adım atmak amacıyla delegelerimize genel kurul çağrısında bulunduk. Çünkü günümüzde futbol kulüplerinin idari ve mali yapılarının profesyonel ve bütünlük içinde yönetilmesi, gelirleri artırıcı bir kurumsal yapıya kavuşması, dinamik bir işleyişe sahip olması şirketleşme ile elde edilebilecek kazanımlardır. Bu arada şunu da belirtmeliyim ki geçmiş genel kurullarda söz verdiğim gibi kulübe yaklaşık 2 bin çalışanımdan bir çalışanımı dahi kaydettirmedim. Ancak maalesef ki 7 Ocak Pazar 2024 günü ‘Gençlerbirliği Spor Kulübü’nün şirketleşmesi ve yeni çıkan spor yasasına göre Gençlerbirliği A.Ş.’nin kurulması, kurulacak Gençlerbirliği Futbol Sportif A.Ş.’ye futbol branşının aktif ve pasiflerinin devredilmesi ile ilgili yetki verilmesi’ gündemi ile toplanan genel kurulumuz, 3/4 salt çoğunluk sağlanamadığından yapılamamıştır. Bu nedenle de Sayın Alagöz kulübümüz ile alakasını kesmiştir. Çoğunluk sağlanmaması adına genel kurula girmeyip dışarda bekleyen delege arkadaşlarımızın ve defalarca arandıkları halde genel kurulumuza katılmayan delegelerimizin yaptıkları bu davranışların kulübümüzün yararına olup olmadığını onların vicdanlarına bırakıyorum. Gelinen noktada hem maddi hem manevi olarak ciddi anlamda yıpranmış biri olarak Gençlerbirliği Spor Kulübü’ne, Gençlerbirliği taraftarına, içinde bulunduğum camiaya ve aileme sağlığıma daha fazla zarar gelmemesi için an itibarıyla başkanlık görevimden istifa ettiğimi bildirmek istiyorum. Gençlerbirliği’ne olan sevgim sevdam hayatımın sonuna kadar yaşayacaktır. Hakkınızı helal edin. Bu arada istemeyerek de olsa kırdığım üzdüğüm kişiler varsa hepsinden özür diliyorum. Görev sürecimiz boyunca büyük bir onur ve heyecanla ile yürüttüğümüz, bize verilen bu kıymetli görevi yönetimimle birlikte yerine getirdiğimiz kanaatindeyim. Bizden sonra gelecek arkadaşlarımızın, devrettiğimiz noktadan bayrağı daha da yukarıya taşıyacağına olan inancım tamdır. Bu süreçte, benimle birlikte yol arkadaşlığı yapan başta yönetim kurullarımız, idari ve teknik kadrolarımız, sponsorlarımız, beni her zaman gönülden destekleyen taraftarımız ile tüm kulüp çalışanlarımıza ve elbette futbolcularımıza teşekkürlerimi ve minnetlerimi sunuyorum.”
]]>Akdaş, yaptığı yazılı açıklamada, “11 Ocak itibarıyla başkanlık görevimden istifa etmiş bulunuyorum. Ancak yönetim kurulu üyesi arkadaşlarımın ricasıyla kararımı açıklamayı Sakaryaspor maçı sonrasına bırakmıştım. Bugün itibarıyla saygılarımla kamuoyunun bilgisine sunarım.” ifadelerini kullandı.
Kırmızı-siyahlı kulüpte başkanlık görevine ilk olarak 10 Haziran 2021’de seçilen Akdaş, yönetim kuruluna da istifaya ilişkin yazılı açıklama gönderdi. Söz konusu metinde kulübü büyük bir borç yüküyle Murat Cavcav’dan devraldığını vurgulayan Akdaş, şöyle devam etti:
“Gençlerbirliği Kulübü başkanlık görevim sırasında borçları ödeyebilmek için birkaç genel kurul yaparak yeni atanan üyelerden katkı bekledim. Maalesef beklediğim maddi katkıyı alamadım. Bilindiği gibi 31 Temmuz 2022’de başkanlığı Sayın Talip Çankırı’ya devrettim. O yönetimin de seçimli olağanüstü kongre kararı almasının ardından delegelerimizin ısrarı üzerine kulübümüze kayyum atanmasını engellemek için başkanlığa tekrar aday oldum. Belki de aday olmamam en doğru karardı ama kulübüme olan sevdam beni böyle yönlendirdi. 25 Eylül 2022’de yapılan kongrede katılan delegelerin büyük çoğunluğuyla tekrar seçildim.”
Akdaş, büyük maddi ve manevi çabalarla kırmızı-siyahlı kulübü son iki sezonda Trendyol 1. Lig’de tutmayı başardıklarına işaret ederek, “Eski borçların büyük bir kısmını ödeyebildik. Şirketleşme vaadiyle 14 Ekim 2023 tarihli kongremizde Sayın Cantürk Alagöz ile birleşme kararı aldık ve ortak bir yönetim kurulu oluşturduk. Sayın Alagöz’e bu dönem verdiği katkılar için bir kez daha teşekkür ederim. Kulübümüzün üst sıradaki takımlarla çok az puan farkı var. Kariyer hayatım süresince, kendime her zaman büyük hedefler koydum ve şükürler olsun hepsini birer birer de gerçekleştirebildim. Ne yazık ki hayatımda ilk defa kulübümde koyduğum hedefin, gelinen nokta ile bağdaşmadığı gerçeğini büyük bir üzüntüyle görüyorum. Maddi olarak hayal ettiklerimizi maalesef gerçekleştiremediğimiz bir noktadayız. Her geçen gün öngörülemez bir şekilde artan giderler ve kur artışları tüm uğraşlarımıza rağmen artık içinden çıkılamaz bir hal almıştır.” değerlendirmesinde bulundu.
“Başkanlığım süresince kulübümüzün menfaatlerini her şeyin üstünde tuttum”
“Ailem ve yakınlarım bilirler ki Gençlerbirliği sevdam tartışmaya açık değildir.” ifadelerini kullanan Akdaş, şunları kaydetti:
“Başkanlığım süresince kulübümüzün menfaatlerini her şeyin üstünde tuttum. İyi niyet, çaba ve fedakarlık anlayışı ile kulübümüzü ancak bu noktaya kadar getirebildim. Son olarak yine üzerime düşen görevi yapmak adına, kulübümüzün menfaatleri doğrultusunda ‘sürdürülebilirliğinin sağlanması’ için şu an hemen hemen tüm kulüplerin başvurduğu bir yöntem olan ‘şirketleşme’ yolunda adım atmak amacıyla delegelerimize genel kurul çağrısında bulunduk. Çünkü günümüzde futbol kulüplerinin idari ve mali yapılarının profesyonel ve bütünlük içinde yönetilmesi, gelirleri artırıcı bir kurumsal yapıya kavuşması, dinamik bir işleyişe sahip olması şirketleşmeyle elde edilebilecek kazanımlardır. Bu arada şunu da belirtmeliyim ki geçmiş genel kurullarda söz verdiğim gibi kulübe yaklaşık 2000 çalışanımdan bir çalışanımı dahi kaydettirmedim.”
Akdaş, şirketleşme gündemiyle yapılması planlanan genel kurulda toplantı yeter sayısına ulaşılamadığını hatırlatarak, “Bu nedenle de Sayın Alagöz, kulübümüzle alakasını kesmiştir. Çoğunluk sağlanmaması adına genel kurula girmeyip dışarda bekleyen delege arkadaşlarımızın ve defalarca arandıkları halde genel kurulumuza katılmayan delegelerimizin yaptıkları bu davranışların kulübümüzün yararına olup olmadığını onların vicdanlarına bırakıyorum. Gelinen noktada hem maddi hem manevi olarak ciddi anlamda yıpranmış biri olarak Gençlerbirliği Spor Kulübüne, Gençlerbirliği taraftarına, içinde bulunduğum camiaya ve aileme, sağlığıma daha fazla zarar gelmemesi için an itibarıyla başkanlık görevimden istifa ettiğimi bildirmek istiyorum. Gençlerbirliği’ne olan sevgim ve sevdam hayatımın sonuna kadar yaşayacaktır. Hakkınızı helal edin. Bu arada istemeyerek de olsa kırdığım, üzdüğüm kişiler varsa hepsinden özür diliyorum. Bize verilen bu kıymetli görevi yönetimimle birlikte yerine getirdiğimiz kanaatindeyim. Bizden sonra gelecek arkadaşlarımızın, devrettiğimiz noktadan bayrağı daha da yukarıya taşıyacağına olan inancım tamdır.” şeklinde görüş belirtti.
]]>AK Parti İzmir İl Başkanlığında, İl Kadın Kolları Başkanlığının devir teslim töreni gerçekleştirildi. AK Parti İzmir İl Başkanı Bilal Saygılı ve çok sayıda teşkilat üyesinin de katıldığı devir teslim töreninde, Önceki Dönem İl Kadın Kolları Başkanı olan MKYK Üyesi Dilek Yıldız Büyükdağ, görevi Emel Dalkıran’a devretti. Devir teslim töreninde konuşan AK Parti İzmir İl Başkanı Bilal Saygılı, “AK Parti’nin İzmir’deki kadın kollarımızın, bu şehrin ruhunu ve direncini temsil ettiğini biliyoruz. Bugün burada, görevini büyük bir özveri ve fedakarlıkla yürüten kıymetli Başkanımız, MKYK Üyemiz Sayın Dilek Yıldız Büyükdağ, bu bayrağı, aynı inançla ve heyecanla taşıyacak olan yeni başkanımız Emel Dalkıran’a devrettiği anlara şahitlik ediyoruz. İzmir, tarih boyunca birçok zorluğa göğüs geren, aziz şehitlerimizin topraklarıdır. Bugün, İzmir’in bu kutlu topraklarında, kadın kollarımızın, geleceğe yönelik vizyonu ve hedefleri için verdiği mücadeleyi görüyor, takdir ediyor ve destekliyoruz. Yeni başkanımıza, bu önemli görevi layıkıyla yerine getireceğine olan inancımız tamdır. Çünkü AK Parti, sadece bir siyasi parti değil, bir harekettir. Bu hareketin kadın kolları, yürekleriyle, aşkla, şevkle bu kutlu davaya hizmet ediyor. İzmir’in tüm ilçelerindeki, mahallelerindeki, köylerindeki hanımefendilere sesleniyorum; geleceğimizi, birlikte şekillendireceğiz. Yolumuzda bize eşlik eden, her bir kardeşime, her bir teşkilat mensubumuza, kalpten teşekkür ediyorum” dedi.
Kadın Kollarımız her zaman olduğu gibi çalışmalarına hız kesmeden devam edecek
İl Kadın Kolları Başkanlığı görevini devreden AK Parti MKYK Üyesi Dilek Yıldız Büyükdağ ise “Bundan 6 yıl önce bu görevi devralmıştım. O gün bugündür bütün yol arkadaşlarımızla beraber bir yolculuğa çıktık. İzmirli kadınlarımızla birlikte bir hikaye yazdık. Partimizdeki kadınları temsil etmenin verdiği sorumlulukla gece gündüz demeden yol arkadaşlarımıza beraber çalıştık. Hedefler koyduk. Bugün İzmir’de, kadın üye sayımızı iki yüz yirmi binlere ulaştırdık. Kadınlarımızla beraber kapı kapı dolaşarak gerek AK Nokta stantlarımızda gerek ev ziyaretlerimizde birlikte başardık. Siyasette yetişmiş kadınlarımızı karar alan organizmalarında yer almasında hep birlikte öncülük ettik. İzmir’de başta eğitim ve girişimcilik alanları olmak üzere diğer tüm alanlarda kadınlarımızın önünü açmaya gayret ettik. AK Parti kadın kolları olarak bu özgüvenle inşallah yolumuza devam edeceğiz. Bundan sonra da Emel Başkanımızın öncülüğünde İzmir’de Kadın Kollarımız her zaman olduğu gibi çalışmalarına hız kesmeden devam edecek. Önümüzdeki Mahalli İdareler Seçimi’nde İzmir’e değer katacak AK Belediyeciliği kazandırmak için hep birlikte mahalle mahalle, sokak sokak dolaşarak şehrimize yapacaklarımızı hemşehrilerimize anlatacağız” açıklamasında bulundu.
İçimizdeki güçle bunu hep birlikte başaracağız
İl Kadın Kolları Başkanı Emel Dalkıran şunları söyledi: “Cumhurbaşkanımızın Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın takdirleriyle tevdi edilen görevi devralmanın onurunu gururunu yaşıyoruz. 6 yıldır birlikte yol arkadaşlığı yaptığım siz değerli teşkilat mensuplarımızla bugün bambaşka bir heyecan içindeyim. İkinci ailem olarak gördüğüm AK Parti’de 2009 yılında mahalle başkanlığı ile başladığım siyasi yolculuğuma teşkilatımızın farklı kademelerinde görev alarak sürdürdüm. Değerli MKYK Üyem Dilek Başkanımla birlikte iki dönem İl Kadın Kolları Başkanlığında özverili ve çok başarılı bir dönem geçirdik. Kıymetli başkanımdan bu görevi devralmak benim için ayrı bir kıvanç kaynağı. Yerel seçimlere kısa bir süre kaldı. Bugüne kadar yaptığımız sistemli düzenli çalışmalara hız kesmeden hep birlikte devam edeceğiz. İçimizdeki güçle bunu hep birlikte başaracağız.” – İZMİR
]]>