İnsan vücudundaki organların, el ve ayaklarda sonlanan sinir uçlarına baskı uygulanarak çeşitli rahatsızlıklara yönelik destek tedavi metodu olarak bilinen refleksoloji ile kristallerle yapılan bir enerji terapisi olarak nitelendirilen litoterapi alanında araştırmalar yapan Gökçe, yaklaşık 2 yıl önce mineral taşları kullanarak terlik tasarladı.
Tüm birikimini bu alana kullanan Gökçe, ayakkabı sektörüne girerek mineral taşları tabanlarına yerleştirdiği terlik ve sandalette seri üretime başladı.
İlk ihracatını Kafkasya’ya yapan kadın girişimci, ürünlerini 40 ülkeden yaklaşık 450 yabancı markanın katıldığı Eksposhoes Antalya Ayakkabı Saarciye ve Moda Fuarı’nda sergiledi.
Gökçe’nin dumanlı kuvars, kaplan gözü, sitrin, aventurin, ametist, rodonit, kristal kuvars, jasper, akik gibi farklı taşlarla, farklı renk ve modelde tasarladığı terlik ile sandaletler, fuara katılan yabancı marka sahiplerinin ilgisini çekti.
Dağıstan’a 200 çift ürün
“Ayaktan başa sağlık” sloganıyla hazırladığı ürünlerini iç pazarda ve yurt dışında yaygınlaştırmayı hedefleyen Gökçe, AA muhabirine, daha çok takı alanında kullanılan “şifalı” taşlar olarak nitelendirilen mineral taşların farklı nasıl kullanılabileceği yönünde araştırma yaptığını ve aklına refleksoloji geldiğini belirtti.
Bu alana yoğunlaştığını, bilimsel çalışmaları incelediğini dile getiren Gökçe, şunları söyledi:
“Refleksoloji, ayak tabanında sinir uçlarını hafif bası uygulayarak tüm vücudun kendini iyileştirme yetisini harekete geçiren bir ilim. Aslında tüm dünyada bilinen bir teknik. Türkiye’de de son yıllarda yoğun olarak kullanılıyor. Litoterapi de taş terapisi. İkisini harmanlayarak böyle bir ürün ortaya çıkardım. ‘Maksimum faydayı nasıl sağlayabilirim?’ diye çıktığım bu yolda, güzel bir sonuca ulaştığıma düşünüyorum.”
Terliklerle ayak tabanından topraklama yaptıklarını anlatan Gökçe, kullanıcılardan en belirgin geri bildirimin sakinlik hissi olduğunu ifade etti.
Ürünlerinin ilgi çekmeye başladığını aktaran Gökçe, “İlk ihracatımı Rusya Federasyonuna bağlı Dağıstan Özerk Cumhuriyeti’ne yaptım, 200 çift gönderdim. İç pazarda da medikal sektöründe birçok firmayla görüştüm ve sipariş aldım.” dedi.
EKS Fuarcılık yetkilileriyle tanıştığını ve ürünlerini sektörde ünlü markaların katıldığı fuarda sergileme fırsatı bulduğunu belirten Gökçe, yakın zamanda mineral taşlarla ayakkabı tasarlamayı da planladığını kaydetti.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>(ANKARA)- CHP Genel Başkan Yardımcısı Gökçe Gökçen, Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’un taslak çalışmalarının tamamlanmak üzere olduğunu açıkladığı ‘9. Yargı Paketi’e ilişkin “TBMM tamamen dışlanarak buna iktidar partileri de dahil olmak üzere tamamen bakanlık nezdinde hazırlanan bir yasa teklifi oluyor. Sonrasında buradan teklif edilmiş gibi bir yöntem işletilmiş oluyor. Bunu doğru bulmuyoruz” dedi. Gökçen, Türkiye Barolar Birliği, meslek odaları ve sivil toplum örgütlerinin de sürece dahil edilmesi gerektiğini söyledi.
Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, ‘9. Yargı Paketi’nin taslak çalışmalarının tamamlanmak üzere olduğunu ve 20’den fazla kanunda değişiklik içerdiğini açıklamıştı. CHP Adalet Bakanlığı’ndan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Gökçe Gökçen, konuya ilişkin ANKA Haber Ajansı’na değerlendirmelerde bulundu.
9. Yargı Paketi’nin basında sıkça yer aldığını ifade eden Gökçen, “Fakat biz milletvekilleri olarak, muhalefet partileri olarak bundan resmi olarak haberimiz yok. TBMM’ye gelen bir kanun teklifi olmadığı için basın üzerinden bizler de takip ediyoruz. Ama bu konuda ciddi sıkıntı var. Çünkü daha önce yargı paketi çıkarıldı ama birincisi TBMM tamamen dışlanarak buna iktidar partileri de dahil olmak üzere tamamen bakanlık nezdinde hazırlanan bir yasa teklifi oluyor. Sonrasında buradan teklif edilmiş gibi bir yöntem işletilmiş oluyor. Bunu doğru bulmuyoruz” diye konuştu.
“İLGİLİ MESLEK ODALARI VE SİVİL TOPLUM ÖRGÜTLERİNİN DAHİL EDİLMESİ LAZIM”
“İkincisi torba kanun usulü ile yapılıyor bunlar. Torba kanun, kanun yapma tekniği açısından sıkıntılı bir usul” diyen Gökçen, şöyle konuştu:
“Çünkü içerisinde birbirinden alakasız konular düzenleniyor. Örneğin infaz sistemi ile bir değişiklik yapılacağı söyleniyor bir anda başka bir maddesinde kişisel verilerin korunmasına dair değişiklikler olduğunu görüyoruz. Şu anda da basına yansıyanlar birbirinden ilgisiz konuların yine aynı şekilde bir paket içinde getirileceği söyleniyor. Bizler de bunu izleyeceğiz ve önümüze metin geldiği zaman onun üzerinden yorum yapacağız. Bununla birlikte süreçte barolar, Türkiye Barolar Birliği veya ilgili meslek odaları ve sivil toplum örgütlerinin dahil edilmesi lazım. Örneğin kadının soyadı kanununa dair bir düzenleme geleceğine dair basında bir takım haberler var, gerçeği yansıtıyor mu bilmiyoruz ama kadın örgütlerine bu konuya dair haber verilmesi gerekiyor, kadın örgütlerinin görüşünün alınması lazım. Ama süreç ne yazık ki bugüne kadar hiç böyle işletilmedi.”
“KANUNİLİK İLKESİ NEDEN VAR?”
9. Yargı Paketi’nde yer aldığı ifade edilen yabancı istihbarat örgütlerinin Türkiye’deki casusluk faaliyetlerinin önlenmesi için “yeni tip casusluk” suçlaması ve infaz süresi düzenlemesine ilişkin de konuşan Gökçen, şunları söyledi:
“Yargı paketinden toplumun beklentisi özellikle adil bir infaz düzenlemesi, suçların yatarıyla ilgili bir takım düzenlemeler olabilir. Fakat infaz ile ilgili bir düzenleme yapacaksanız birbiri ile bağlantısı olması lazım. Ama yepyeni bir suç üretiyorsanız, suçlarda ve cezalarda ‘kanunilik ilkesi’ var ve bu laf olsun diye değil. Yani şeklen sadece kanun olarak gelsin geçsin diye değil bu ilke. Neden var bu ilke? TBMM’deki milletin temsilcileri tartışsın ve hangi toplumsal ihtiyaca cevaben bu suçun olduğu ve bu suçun cezasının ne olması gerektiği ilgili uzmanlarla da hakkaniyetle tartışılsın ve ondan sonra ortaya çıkarılsın… Yoksa suçun niye üretildiğine dair siyasi yorumlar yapılabilir ve bir siyasi amaç için bu suçun üretildiğine dair de yorumlara çok açık bir ortam olur. Dolayısıyla bir infaz düzenlemesiyle yeni bir suç üretme düzenlemesi beraber yapılacak düzenlemeler değildir. Özellikle suç ve cezalarda kanunilik ilkesi gereğince ayrıca tartışılması gereken bir ceza kanunu değişikliği olabilir” dedi.
“HUKUK GÜVENLİĞİNİ SARSAN BİR DURUM”
Kanun yapım sürecini eleştiren Gökçen, “Biz kaliteli bir kanun yapalım, tartışarak yapalım, katılımcı bir usul işletelim ama devamında da sürekli değişikliğe ihtiyaç kalmasın, bir toplumsal ihtiyacı da karşılasın ama hukuk sistemi içinde de kendine doğru bir yer bulsun istiyoruz. İlgili kanunlar, ilgili mevzuatta değiştirilecekse eğer ilgili kurumlar bunu bilsin ki ona göre herkes kendi görüşünü iletsin. Bu olmadığı sürece her geçen gün vatandaşlarımız özellikle karmakarışık bir mevzuat içerisinde kendini buluyor bu da hukuk güvenliğini sarsan bir durum.”
]]>CHP Adalet Bakanılğı’ndan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı, İzmir Milletvekili Gökçe Gökçen, CHP’nin takip ettiği toplumsal olay ve davalara ilişkin bugün partisinin genel merkezinde basın toplantısı yaptı.
“1 MAYISLARI TAKSİM’DE BARIŞ İÇİNDE KUTLAMAK VE EMEK İÇİN MÜCADELEMİZİ TÜM KARARLILIĞIMIZLA SÜRDÜRECEĞİZ”
Gökçen, Anayasa Mahkemesi kararına karşın emekçilerin 1 Mayıs’ta Taksim’e alınmamasına tepki göstererek “İstanbul Valiliği ve İçişleri Bakanlığı’nın somut ve gerçek bir tehlike olmaksızın Taksim Meydanı’nı tamamen yasaklamaları, Anayasa’ya aykırıdır. Bayramın hemen ertesi gününde İstanbul Valisi’nin ‘Devlet yarına bırakır ama yanına bırakmaz’ diyerek hakkını kullanmak isteyen ve bu yüzden gözaltına alınan kişileri tehdit eder bir dil kullanması yalnızca siyasi olarak sakıncalı değil, aynı zamanda hukuken de yasaklanmış olan kanunsuz emirin itirafıdır. Bizler, 1 Mayısları Taksim’de barış içinde kutlamak ve emek için mücadelemizi tüm kararlılığımızla sürdüreceğiz” diye konuştu.
“BU KARAR DAHA DA KARARLI BİR MÜCADELENİN BAŞLANGICIDIR”
Çorlu Tren Katliamı Davası’nı takip ettiklerini anımsatan Gökçen, karar duruşmasında sanıkların aldıkları cezaların yeterli olmasa da ailelerin içine bir nebze su serptiğini dile getirdi. Gökçen, “Bu karar, bir son değil, yeni bir siyasi iklimin getirisi ve daha da kararlı bir mücadelenin başlangıcıdır. Ancak, Soma’da hiçbir yetkili tutuklanmazken, Çorlu’da bu kadar zaman davanın ilerlemesi mücadeleci ailelerin adalet taleplerini yükseltmeleri sonucunda olmuşken, bu davaların avukatları olan Selçuk Kozağaçlı ve Can Atalay’ın halen cezaevinde olduklarını da hatırlatıyoruz” ifadelerini kullandı.
“OLAYLARIN AÇIKLIĞA KAVUŞTURULMASI HUKUK DEVLETİ BAKIMINDAN ELZEMDİR”
Gökçen, Anayasa Mahkemesi karaına rağmen Galatasaray Meydanı’nın Cumartesi annelerine-insanlarına hala kapalı olduğuna işaret ederek “Adalet arayışını desteklemek isteyen yurttaşlarımızın hakkına her hafta engel olunuyor. Bu anayasaya aykırı yasağın sonlandırılması ve Cumartesi Annelerinin belirttiği gibi, olayların açıklığa kavuşturulması hukuk devleti bakımından elzemdir” dedi.
“‘İSİAS OTEL ORTAK DAVAMIZ’ DEMEYE, TÜM DAVALARI TAKİP ETMEYE DEVAM EDECEĞİZ”
İsisas Otel Davası’na ilişkin de konuşan Gökçen, “İsias davası ve depremden etkilenen diğer illerde de takip ettiğimiz diğer davalar, yalnızca bugünün sorumlularının yargı önünde hesap verebilmesini değil, aynı zamanda bugünden itibaren yapılacak olan binaların nasıl bir mantıkla inşa edileceğini de gösterecektir. İhmal sonucunda yıkılmış olan bir yapıya izin veren, imza atan, denetleyen herkesin sorumluluğu vardır. Tam da bu yüzden ‘İsias otel ortak davamız’ demeye ve bu kapsamda açılmış olan tüm davaları takip etmeye devam edeceğiz” diye konuştu.
“HERKES, YARGI ÖNÜNDE HESAP VERMELİDİR”
10 Ekim Gar Katliamı davasına dair de konuşan Gökçen, davadaki eksiklikleri anımsatarak “Türkiye Cumhuriyeti Devleti, tarihinin en kanlı terör saldırısını bütün yönleriyle 8 yılda aydınlatamayacak bir devlet değildir. Bizzat terör saldırısını gerçekleştirenler ile ihmalleriyle katliamın boyutunun büyümesine sebep olan herkes, yargı önünde hesap vermelidir” açıklamasını yaptı.
“TAHİR ELÇİ SUIKASTI BİR AN ÖNCE AYDINLATILMALI, SORUMLULAR HESAP VERMELİ”
Tahir Elçi Davası’nda savcılığın sanık polislerin beraatine karar verilmesi yönünde bir mütalaada bulunmasına tepki gösteren Gökçen, “Türkiye’de faili meçhul cinayetler döneminin geride bırakılması gerekliliği söze gelince herkesçe paylaşılsa da bu davanın gidişatı hepimizi kaygılandırırken cezasızlık politikasının da sürdürüleceğini göstermektedir. Tahir Elçi suikastının bir an önce aydınlatılması ve tüm sorumluların yargı önünde hesap vermesi çağrımızı tekrarlıyoruz” ifadelerini kullandı.
“CUMHURBAŞKANI GEÇ KALINMADAN CEZA HAFİFLETME VEYE KALDIRMA YETKİSİNİ EMEKLİ GENERALLER İÇİN KULLANSIN”
28 Şubat Davasında hükümlü olan emekli generaller, Çetin Doğan, Fevzi Türkeri, Yıldırım Türker, Temel Özkaynak ve Erol Özkasnak’ın olumsuz sağlık koşullarına rağmen cezaevinde tutulmalarını da gündemine alan Gökçen, Cumhurbaşkanı’nın anayasanın 104. maddesinde yer alan “Sürekli hastalık, sakatlık ve kocama sebebiyle kişilerin cezalarını hafifletir veya kaldırır” yetkisini hatırlattı. Gökçen, “Geç kalınmadan bu yetkinin emekli generaller için de kullanılmasını bizler de talep etmeye, durumu yakından takip etmeye devam edeceğiz.
“HERKES İÇİN ADALET SAĞLANMASI AMACIYLA MÜCADELEMİZİ SÜRDÜRECEĞİZ”
Bizler, hukukun gereği neyse onun yapılması, toplumun yakından takip ettiği birçok olayın her yönüyle aydınlatılması ve her kim olursa olsun, herkes için adalet sağlanması amacıyla mücadelemizi sürdüreceğiz. Adalet arayışı yükseldikçe, nerede bir zulme uğrayan varsa orada bizler çoğaldıkça, Türkiye’yi çok daha parlak bir geleceğe hep birlikte kavuşturabiliriz.”
]]>CHP Genel Başkan Yardımcısı ve İzmir Milletvekili Gökçe Gökçen, Adalet Bakanlığı’nın görevde yükselme sınavı ve öğretmen atamalarında mülakat sorununa ilişkin yazılı açıklama yaptı. Gökçen’in açıklaması şöyle:
“Seçim sonuçları değişime dair umudun yüzleri bir nebze olsun güldürebileceğini gösterdi. Bu umut, yalnızca iktidar değişimi değil, tüm siyasetçilere verdikleri sözleri tutma, kibirli olmama, samimi bir siyaset yapma ödevi yükledi. Bu seçimde bir yanda Monako’da ıstakoz keyfi yapanlar varken diğer yanda Kent Lokantalarında karnını doyuranlar vardı. Kaybeden tarafta atanmayan öğretmeni görmeyenler, bir gencin gelecek kaygısıyla yaşadığı hayal kırıklığını hissedemeyenler, kibirden kendi siyasi hareketinin bile başladığı yeri çoktan unutmuş olanlar vardı.
Seçimi kaybeden AKP’nin alması gereken derslerden biri de mülakatları kaldırmaktır. Öğretmen atamasında mülakatta elenen onca başarılı genç, emeğinin karşılığını alamayacağı bir ülkede, boynu bükük yaşamak istemiyor. Ailesine tekrar tekrar atama haberlerini açıklarken, bir yandan sınava hazırlanıp diğer yandan her gün siyasilerden gelecek açıklamaları pür dikkat takip etmek zorunda kalmak istemiyor.
Adalet Bakanlığının görevde yükselme sınavlarında da benzer bir hayal kırıklığı hakim olmuş durumda. Yazılı sınavda çok yüksek puan alan onlarca vatandaşımız bize ulaşarak mülakatta elendiklerini, olumsuz sonuçlanan bazı mülakatların 1 dakika kadar kısa sürdüğünü, bazı mülakatların ise iyi geçmesine rağmen sonucun hayal kırıklığı olduğunu ifade ediyorlar. Bu mülakatlarda neler yaşandığının, hangi soruların sorulduğunun ve vatandaşlarımızın iddialarının açıklığa kavuşturulması gerekmektedir.
İşinde iyi olanın değil, ‘dayısı olanın’ ödüllendirildiği sistem, artık yalnız bizim sözümüz değil, vatandaşın gerçeği haline geldi. Torpil ve kayırmacılık, yalnızca emek hırsızlığına yol açmıyor. Aynı zamanda insanların birbirine güvenmediği, başarının sorgulamayla karşılandığı, iş etiği ve sorumluluk duygusunun bir değer olmaktan çıktığı, dayanışmadan uzak bir toplum yaratmış oluyor. Bu nedenlerle mülakatların kaldırılmasını yüz binlerce genç gibi bizler de bekliyoruz. AKP’nin sandıktan alması gereken ilk mesajlardan biri budur.”
Gökçen, 1 Nisan’da sonuçları açıklanan Adalet Bakanlığı bünyesinde merkez ve taşra teşkilatı için yapılan “Görevde Yükselme ve Unvan Değişikliği Sınavı”yla ilgili Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’un yanıtlaması istemiyle 4 Nisan’da TBMM Başkanlığı’na soru önergesi vermişti. Gökçen, Bakan Tunç’a şu soruları yöneltmişti:
“-Basına yansıyan Görevde Yükselme ve Unvan Değişikliği Sınavı kapsamında gerçekleştirilen yazılı sınav veya sözlü mülakatlarda ‘Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kaç çocuğu vardır?’ ve ‘Hz. Muhammed’in çocuklarının isimleri nelerdir?’ sorularının sorulduğu iddiaları doğru mudur? Eğer iddialar doğru ise bu soruların yanıtlarının mesleğin gerektirdiği niteliklerle ilgisi nedir?
-Basına yansıyan yazı işleri müdürlüğü mülakat sonuçları henüz açıklanmadan kazanan adayların aranarak kazandıklarının haber verildiği iddiaları doğru mudur?
-Mülakatlar ne kadar sürmüştür? Basına yansıyan 45 saniye süren mülakatlar sonucu başarısız kararı verilen adayların olduğu iddiaları doğru mudur?
-Basına yansıyan 12-18 yıldır çalışmakta olan ve 80 üzeri puan alan katiplerin başarısız, 6-7 yıllık 70-72 puan arası alan katibin başarılı olduğu iddiası doğru mudur?”
]]>CHP Genel Başkan Yardımcıları Murat Bakan, Gökçe Gökçen ve Meryem Gül Çiftçi Binici, Hatay’daki seçim sonuçlarına yaptıkları itirazlara ilişkin parti genel merkezinde basın toplantısı düzenledi.
Bakan, 5 gün boyunca Hatay’da tüm itiraz sürecini yürüttüklerini söyledi.
Hatay’da siyasal ve hukuki boyut iki farklı durum olduğunu belirten Bakan, “Biz tüm ilçelerde geçersiz oyların sayılmasıyla ilgili itirazlarımızı yaptık. Mesela Antakya 1 Nolu Seçim Kurulu’nda gerekçesi belirtilmeyen geçersiz oyların sayılmasıyla ilgili itirazımız, 3 defa oylamada ‘Sayılsın’ denmesine rağmen ara verilerek, siyasal iktidar tarafından telefonlarla baskı yapılarak dördüncü defa oylamayla reddedilmiştir.” diye konuştu.
Hukuki süreci dört başı mamur yürüttüklerini ifade eden Bakan, “Hatay’da siyasal baskılarla seçim kurulları üzerinden alınacak bir mazbata ne hukukidir ne de meşrudur. Geçersiz oylar yeniden sayılmazsa ve mazbata AKP adayına verilirse Hatay’da meşruiyeti tartışmalı, hukuki meşruiyeti tartışmalı bir kişi belediye başkanı olacaktır.” dedi.
“Hepimizin gözü Hatay’da”
Meryem Gül Çiftçi Binici de partisinin 31 Mart günü büyük bir sınav verdiğini belirtti.
Seçimin ardından itiraz sürecini yakından takip ettiklerini söyleyen Binici, Ardahan’da, Kayseri’nin Pınarbaşı ilçesinde ve Kütahya Merkez’de olduğu gibi ülkedeki bütün seçim çevrelerinde itiraz sürecini yönettiklerini anlattı.
Binici, şöyle konuştu:
“Ancak biliyoruz ki hepimizin gözü Hatay’da. Şu anda Yüksek Seçim Kurulu Sistemi’nde Hatay Büyükşehir Belediyesi oylarında partimizin oyları ve AKP arasındaki oy durumu sadece 2 bin 569’dur. Burada dikkat çekmek istediğimiz nokta şudur; Hatay Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçiminde geçersiz oyların toplamı 38 bin 888’dir.”
Binici, Kütahya ve Gaziosmanpaşa’da AK Parti’nin itirazları aynı gerekçelerle kabul edilirken Hatay’da kendilerinin aynı gerekçeyle bulundukları başvurunun “hukuksuz bir şekilde” reddedildiğini savundu.
“Lütfü Savaş ve AKP’li aday arasındaki fark 2 bin 569’a kadar gerilemiş durumda”
Gökçe Gökçen ise Hatay’daki durumu anlık olarak takip ettiklerini bildirdi.
Bundan sonraki sürecin büyük ölçüde YSK’da olduğunu belirten Gökçen, şöyle devam etti:
“İlk gün gittiğimiz zaman Büyükşehir Belediye Başkanı’mız Lütfü Savaş ve AKP’li aday arasındaki fark 3 bin 890 olarak görünüyordu. Bugün itibariyle 2 bin 569’a kadar gerilemiş durumda. Bu sadece ilk itirazlar maddi hataların düzeltilmesi başvuruları sonucunda gerçekleşti. ‘Tek bir oyun bile peşine düşeceğiz’ diye ilk günden söylemiştik. 1455 oyumuzun vaktinde hukuka aykırı şekilde yazılmamış olduğunu tespit etmiş olduk ve süreç devam ediyor.”
Gökçen, Hatay Büyükşehir Belediye Başkanlığı oylarında toplam geçersiz oy sayısının yaklaşık 38 bin 900 olduğunu aktararak, şöyle konuştu:
“298 sayılı Seçim Kanunu’na göre bir geçersiz oy varsa o oyun neden geçersiz sayıldığının gerekçesinin tutanağı işlenmiş olması gerekiyor. Fakat gördük ki Hatay’da birçok geçersiz oyun gerekçesi bu şekilde yazılmamış. Geçersiz oyların sayısı iki aday arasındaki oy farkının 15 katını geçer duruma geldi artık. Dolayısıyla bizim itirazlarımızın sonucu artık seçim sonuçlarına kolaylıkla etki edebilecek bir noktaya gelmiş durumda.”
YSK’nin hukuka uyması ve objektif olması gerektiğini belirten Gökçen, “Biz sadece CHP olarak değil veya sadece bize oy veren seçmenin iradesi ortaya çıksın diye değil ama daha geçtiğimiz yıl Hatay halkının iradesinin ortaya çıkması için geçersiz oyların yeniden sayılmasını ve hakkımız olanın Hatay halkına iade edilmesini bekliyoruz.” diye konuştu.
]]>Olay, 21 Aralık 2022’de Çenedağ Mahallesi Cımbızdere Viyadüğü altında meydana geldi. Viyadük altında hareketsiz yatan bir kişiyi görenler, durumu 112 Acil Çağrı Merkezine bildirdi. İncelemede hayatını kaybettiği belirlenen kişinin Gökçe Ergen olduğu tespit edildi. Olayla ilgili Kocaeli Cumhuriyet Başsavcılığı, soruşturma başlattı. Soruşturma, delillerin tplanmasıyla tamamlandı. Soruşturma kapsamında yapılan incelemede, Ergen’in ölümünün intihar olduğu belirlendi.
KANINDA HERHANGİ BİR UYARICI MADDEYE RASTLANMADI
Soruşturma dosyasında Adli Tıp Kurumu (ATK) Başkanlığı’nın raporu da yer aldı. Raporda, Ergen’in olay anında kanında uyuşturucu, uyarıcı madde ya da ilaca dair maddeye rastlanmadığı belirtildi. Otopside de Ergen’in ölümünün genel beden travması sonrası çoklu kemik ve kafatası kırıklarına bağlı beyin kanaması, iç organ yaralanması ve iç kanama sonucu ölümün meydana geldiği tespit edildi.
‘KISA BİR SÜRE BEKLEDİKTEN SONRA KORKULUĞA TIRMANDI’
Olay anı ile ilgili ilçe polis merkezi amirliğinin kamera incelemeleri tutanağı da dosyada yer aldı. Buna göre, Gökçe Ergen’in köprü üzerinden görüntüye girdiği ve yalnız olduğu belirtildi. Ergen’in köprünün orta kısmına kadar yürüdüğü, bir süre sonra durduğu, kısa bir süre bekledikten sonra korkuluğa tırmanıp, kendini aşağıya bıraktığı ifadeleri tutanakta yer aldı.
‘NE YAPIYORSUN DEMEYE KALMADAN KENDİNİ AŞAĞI BIRAKTI’
Tanıkların ifadesinin de yer aldığı soruşturma dosyasında olayı gören, bölgede bulunan futbol sahasında arkadaşları ile top oynadıktan sonra eve doğru gittiğini söyleyen A.O., “Çenedağ Mahallesi’ndeki köprünün altına doğru geldiğim sırada bir kızın köprünün korkuluklarına tırmandığını gördüm. Sonrasında yürümeye devam ettim. Yine baktığımda kızın korkulukları aşıp, ayaklarını aşağı doğru sarkıttığını gördüm. ‘Ne yapıyorsun’ demeye kalmadan kız kendini aşağı bıraktı ve kafası üzerine düştü. Benim yanımda telefon olmadığı için oradaki 2 bayandan ambulansı aramasını söyledim ve olay yerine ambulans geldi. Köprüden atlayan kızın etrafında ve yanında kimseyi görmedim. Sadece atlamadan önce geriye, sağa doğru baktı ve atladı. Herhangi bir kavga görmedim” dedi.
‘İNTİHAR EDECEĞİM DEMEYE BAŞLADI’
Gökçe Ergen’in arkadaşı E.A. (14) verdiği ifadede Ergen’in sık sık intihar edeceğini söylediğini belirterek, şunları anlattı:
“Gökçe tanıştığımızdan beri gerek benimle konuşurken gerekse diğer arkadaşlarla konuşurken sürekli intihar edeceğini söylemekte idi. Ancak bunu şaka yollu ve sürekli söylediğinden dolayı kendisini ciddiye almıyorduk. ‘İntihar edeceğim’ veya ‘Kendimi öldüreceğim’ derken bunu neden yapacağına dair herhangi bir şey söylemedi. Son 10-15 gündür de ‘İntihar edeceğim’ demeye başladı. Ancak yine kendisini ciddiye almadık. Sene başında bir kez koluna kesik atmıştı ancak bu olayı okul dışında gerçekleştirmişti. Bu kolundaki kesi izini sınıf öğretmenimiz görmüş ve onunla konuşmuştu.”
‘İNTİHAR ETMENİN ÇÖZÜMÜ OLMADIĞINI SÖYLEDİK’
Aile ile daha önce aynı binada oturan T.A., ifadesinde, “Gökçe’nin babası bir konudan dolayı cezaevinde bulunmaktadır. Ancak Gökçe babasının bu durumunu bilmemekteydi. Annesi, babasının iş için yurt dışında olduğunu söylemişti. Gökçe, daha önce birkaç kez çocuklarıma intihar edeceği yönünde söylemlerde bulunmuş. Bu durumu öğrenince daha önce bir kez Gökçe’nin annesi ile birlikte konuşarak uyardık. Ancak Gökçe şakaya vurarak öyle bir maksadının olmadığını söyledi. Yine benzer şeyleri çocuklarımdan duyunca yine Gökçe’nin annesi ile bundan 3 gün kadar önce bize oturmaya geldiklerinde konuştum ve birlikte yine Gökçe’ye intihar etmenin hiçbir şeyin çözümü olmadığını ve doğru olmadığını, bir sorunu sıkıntısı varsa bizimle paylaşabileceğini söyledik. Ancak Gökçe yine şakaya vurdu ve öyle bir niyeti olmadığını söyledi. Gökçe, çok akıllı ve zeki bir kızdı. Kendisini intihara neyin sürüklemiş olabileceğini bilmiyorum” dedi.
‘İNTİHARINA YÖNELİK HERHANGİ BİR SÖYLEMİ FARK ETMEDİK’
Olayla ilgili ifadesi alınan rehber öğretmen S.S. daha önce Gökçe ile konuştuklarını belirterek, şunları kaydetti:
“Gökçe’nin intihar etmesine yönelik herhangi bir söylemi veya davranışı, buna dair davranış bozukluklarını ne ben ne de sınıf öğretmeni duymadık ve fark etmedik.” Sınıf öğretmeni Ö.A. ise Gökçe’nin derslerinde başarılı, İngilizcesi çok iyi, arkadaşıyla ise arasının iyi olduğunu söyledi. Ö.A., “İntiharın ardından bazı öğrenciler, Gökçe’nin kendi aralarında sürekli olarak intihar edeceğini söylediğini ancak kendilerinin bunu ciddiye almadıklarını söylemeye başladılar. Ancak ne ben ne de diğer öğretmenlerin bu konuya dair herhangi bir şey duymadık. Bu çocukların kuruntuları da olabilir, gerçek de olabilir ancak benim bu duruma dair herhangi bir bilgim yoktur” dedi. Soruşturma dosyasında Gökçe’nin yanında bulunan cep telefonunun kilidinin açılmadığı belirtilirken, olay ile ilgili Gökçe’nin intihara yönlendirildiğine veya azmettirildiğine veya teşvik edildiğine dair dosyada herhangi bir delilin bulunmadığı vurgulanarak kovuşturmaya yer olmadığına karar verildi. (DHA)
]]>