Şişli Belediye Meclisi’nin 9. Dönem 1. Toplantı Yılı, Haziran Ayı Birinci Toplantısı, Resul Emrah Şahan’ın başkanlığında, meclis üyeleri ve yurttaşların katılımıyla gerçekleşti. Meclis toplantısında konuşan Başkan Şahan, Küçükçekmece’de çöken binaya değinerek, İstanbul’un gerçek gündeminin deprem olması gerektiğinin altını çizdi. Şahan, “Bu kentin gerçek gündeminin deprem olduğunu maalesef bu olaylar hatırlatıyor. Hayatını kaybeden vatandaşımıza Allah’tan rahmet, yakınlarına sabır dilerim. Bu ülkenin gerçek gündemi, beka sorunu; İstanbul depremidir. Bu konu siyasetten bağımsızdır. Bu konuda yurttaşıyla merkezi hükümet ve yerel yönetimiyle şeffaf hareket etmeliyiz” dedi.
Ortak mücadele için çağrı
Şişli’de deprem yasalarıyla rezerv alan ilan edilen Merkez Mahallesi 10619 ada 3 parselde bulunan ve ‘Şişli’nin Kanal İstanbul’u olarak bilinen inşaat alanına ilişkin sürdürdükleri mücadeleye dikkati çeken Şahan, “Gerçekten nefesimiz kalmadı. Bu konuda bütün Şişli’nin, bütün siyasi partilerimizin ve aktörlerin, meclis üyelerimizin bu sürece sahip çıkmasını konuşmasını isterim. Bir belediye başkanı olarak yasanın, bana izin verdiği tüm çerçevede elimden geldiğince mücadele edeceğim. Bu konuyu Şişli’ye anlatacağım. Şişli’nin gerçek taleplerini ortaya koyacağım” diye konuştu.
Gezici Kent Lokantası
Şahan, Şişli Belediyesi’nce geçen hafta hizmete giren ‘gezici kent lokantası’ ile ilgili olarak, “Gezici kent lokantasına olan yoğun talebi size anlatamam. Yani bu kentin vizyonuyla ilgili, geleceğiyle makro planlarıyla ilgili çok şeyi konuşmak isterdim. Ama belediye başkanı olduktan sonraki en çok ses getiren icraatlerimden biri maalesef gezici kent lokantası oldu. İstanbul’un Şişli’nin yurttaşın böyle bir gerçek gündemi var. Hepimiz bu gerçeklikten kopmadan, birlikte müşterek bir siyaseti övmek zorundayız.” ifadelerini kullandı.
Resul Emrah Şahan, konuşmasında 11’inci yıl dönümünde Gezi Parkı eylemlerine de değindi. Gezi’nin son 25 yılın en önemli aydınlık eşiği olduğunu belirten Şahan, “Ben, bugün burada oturuyorsam, siyasetle ilgileniyorsam; genç arkadaşlarım buradaysa pek çoğumuz siyaseten buradaysak, aktif bir şekilde siyasete girdiysek bunun nüvesinde Gezi vardır” şeklinde konuştu.
“Onlar bizim için orada yatıyorlar”
Gezi eylemlerinde sağcısı solcusu, genci yaşlısı her görüşten ve her kesimden yurttaşın bulunduğuna vurgu yapan Şahan şöyle devam etti:
“Hep birlikte, bu toplumun demokratik değerlerini, geleceğini, yeşilini, yaşamını savunabildiğini gösterdi Gezi… Onun için Gezi çok önemli bir eşikti. Birileri çok korktu Gezi’den. O kadar korktu ki, Gezi sonrası Türkiye’de daha baskıcı, daha otoriter; hukuk normlarını unuttuğumuz, bir kişinin ağzına baktığımız bir sürece girdik. Buna inat, orada olanlar olarak söylüyorum; biz sevgiyle, yine liyakat ile yine çalışarak kendimizi ispatlamaya çalıştık. Üstümüze hukuksuzluklar geldi, hapisler geldi, ölümler geldi, tehditler geldi. Çünkü hiç hesap etmemişlerdi bunu. Oyunları bozulmuştu. Gezi sürecinde gördüğümüz; tünelin sonundaki aydınlığa kavuşmaya çok az kaldı. Yine hep beraberiz. Gezi sonrası bu toplumu ötekileştirmeye yönelik yapılan tüm politikalara inat, kutuplaştırmaya yönelik yapılan tüm politikalara inat, baskıcı ve otoriter tüm politikalara inat, birlikte demokrasiyi, hukuku, tüm siyasi görüşleriyle beraber müşterek bir yerden görebildiğimizde aydınlığa çıkacağız. Çok yakındır. Gezi davasından içeride yatan dostlarımız, yoldaşlarımız; benim meslektaşım Tayfun Kahraman… Onlar bizim için orada yatıyorlar biz de onlar için burada çalışıyoruz. Çok kısa sürede çıkacaklar ve bu ülkenin aydınlık geleceğinde hukuk devleti için hep birlikte çalışacağız. Gezi sürecinde olan, hayatını kaybedenleri minnetle anıyorum.”
Şişli Belediyesi’nin Haziran Ayı Toplantısı 1’inci oturumu, meclis üyelerinin gündem dışı konuşmalarının ardından komisyon raporlarının okunmasıyla sona erdi.
]]>(ESKİŞEHİR) – Gezi olayları sırasında dövülerek öldürülen Anadolu Üniversitesi öğrencisi Ali İsmail Korkmaz, ölümünün 11’inci yıl dönümünde dövüldüğü yerde anıldı. Anne Emel Korkmaz, “Burada Ali’nin darbına şahit olanların vicdanları rahat mı? Vicdanlarına hesap verebiliyorlar mı? İçleri acımıyor mu” dedi. KESK Eskişehir Dönem Sözcüsü Sertaç Durdu da “Ali İsmail’in düşlerindeki özgür dünyayı hep birlikte kuracağız. Katillerden ve talimatı verenlerden hesap sormaya devam edeceğiz” diye konuştu.
Anma törenine Ali İsmail’in annesi Emel Korkmaz, babası Şahap Korkmaz ve ağabeyi Gürkan Korkmaz da katıldı.
Gezi Olayları sırasında hayatını kaybedenler için saygı duruşunda bulunulmasının ardından basın açıklamasını KESK Eskişehir Dönem Sözcüsü Sertaç Durdu yaptı. Durdu açıklamasında şu ifadeleri kullandı:
“Gezi Direnişi’nin, Ali İsmail ve arkadaşlarının katledilmesinin 11. yılındayız. Başta Ali İsmail Korkmaz olmak üzere gezide kaybettiğimiz Etem Sarısülük’ü, Mehmet Ayvalıtaş’ı, Abdullah Cömert’i, Medeni Yıldırımı’ı, Ahmet Atakan’ı Hasan Ferit Gedik’i ve Berkin Elvan’ı saygıyla anıyoruz. Onlara sözümüz var onların hayal ettiği güzel günler gelene kadar mücadelemizi sürdüreceğiz.
“Gezi umut olmaya devam ediyor”
Bugün Ali İsmail Korkmaz’ın yaşamını yitirmesine sebep olan vahşetin yaşandığı sokaktayız. 11 yıl önce bir fırında çalışanlarla birlikte, insanların yaşamını korumakla görevli olan polisler daha 19 yaşında bir genci katlettiler bu sokakta. 11 yıldır hala adalet yok, 11 yıldır hala bir özür yok. Tam tersine suçlamalarla, cezalandırmalarla Gezi katliamlarını ve büyük direnişi halkın gözünden kaçırabileceklerini, toplumun hafızasından silebileceklerini planlıyorlar. Oysa onlar ceza verdikçe Gezi daha da büyüyor, onlar yalanlarıyla toplumu kandırmaya çalıştıkça Gezi umut olmaya devam ediyor.
“Dün boyun eğmedik, bugün de boyun eğmeyeceğiz”
Cezalandırmalarla, baskılarla Gezi’de katledilenleri unutturamazsınız. Gezi Direnişi ve bu direnişin parçası olmuş herkes bu tarih karşısında ve toplum vicdanında tertemiz ve lekesizdir. Siyasi iktidarın arkadaşlarımız ve Taksim dayanışması nezdinde cezalandırmak istediği Gezi Direnişi olduğu kadar, parkına, şehrine, doğasına, tarihine sahip çıkan duyarlı halk kitleleridir. İktidar zorbalığına dün boyun eğmedik, bugün de boyun eğmeyeceğiz. Gezi Direnişi’ni, Gezi Davası’nda ceza alan arkadaşlarımızı, uğruna bedeller ödediğimiz değerlerimizin haklarını savunmaya devam edeceğiz.
“Katillerden ve talimatı verenlerden hesap sormaya devam edeceğiz”
Saraylar saltanatlar çöker kan susar bir gün zulüm biter. Menekşeler de açılır üstümüzde leylaklar da güler. Bugünlerden geriye, bir yarına gidenler kalır bir de yarınlar için direnenler… Şiirler doğacak kıvamda yine duygular yeniden yağacak kıvamda. ve yürek, imgelerin en ulaşılmaz doruğunda. Ey her şey bitti diyenler korkunun sofrasında yılgınlık yiyenler. Ne kırlarda direnen çiçekler ne kentlerde devleşen öfkeler henüz elveda demediler. Bitmedi daha sürüyor o kavga ve sürecek yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek! Ali İsmail’in düşlerindeki özgür dünyayı hep birlikte kuracağız. Katillerden ve talimatı verenlerden hesap sormaya devam edeceğiz.”
“Buraya gelmek o kadar çok canımı yakıyor ki”
Daha sonra söz alan Ali İsmail’in annesi Emel Korkmaz, “Buraya gelmek o kadar çok canımı yakıyor ki. Ben beş sene gelemedim. Geldikten sonra hep şunu dedim, keşke hiç gelmeseydim ve Ali’nin ulu orta bir yerde darp edildiğine şahit olmasaydım. Burada Ali’nin darbına şahit olanların vicdanları rahat mı? Vicdanlarına hesap verebiliyorlar mı? İçleri acımıyor mu? Buraya her geldiğimde Ali’nin ‘vurmayın’ dediği cümleleri aklıma geliyor. Görüntüleri izleyemedim ama hep bunları söylemiş. Ali 38 gün direndi. Şu an aramızda yok ama yüzlerce, binlerce Ali İsmail var. Ali İsmail’e sahip çıktığınız için hepinize çok teşekkür ediyorum” dedi.
Baba Şahap Korkmaz, “Hepinize teşekkür ediyoruz oğlumuzu unutmadığınız için, unutturmadığınız için. Katilleri ve onları destekleyenleri lanetliyorum. Bu nokta onlarca pencereden görünüyor. O olayı görüp de susana yazıklar olsun diyorum. O insanda kan yok demektir” şeklinde konuştu.
Ali İsmail’in ağabeyi Gürkan Korkmaz ise “Ayakta durabiliyoruz arkamızda sizler gibi milyonların olduğunu bilmemizden. Bize güç veriyorsunuz. Ali İsmail’in adını yaşatma mücadelemize bize sonsuz destek veriyorsunuz. İyi ki varsınız, iyi ki yanımızdasınız” diye konuştu.
]]>
Gezi Parkı eylemlerinin 11. yılında İzmir Emek ve Demokrasi GüçleriGüçleri tarafından “Karanlık gider Gezi kalır” başlıklı basın açıklaması yapıldı.
Alsancak Türkan Saylan Kültür Merkezi önündeki basın açıklamasına İzmir Emek ve Demokrasi Güçleri bileşenlerinin yanı sıra; Karabağlar Belediye Başkanı Helil Kınay, İzmir Baro Başkanı Sefa Yılmaz, CHP İzmir eski Milletvekili Musa Çam da katıldı.
Gezi Parkı eylemlerinde öldürülenlerin de anıldığı eylemde, “Faşizme karşı omuz omuza”, “Gezi’de düşene, dövüşene bin selam” ve “Zindanlar yıkılsın tutsaklara özgürlük” sloganları atıldı.
Basın açıklamasını İzmir Emek ve Demokrasi Güçleri adına KESK Dönem Sözcüsü Nihat Filiz yaptı. Açıklamada, Gezi Davası tutukluları Osman Kavala, Can Atalay, Tayfun Kahraman, Çiğdem Mater ve Mine Özerden de hatırlatılarak “Arkadaşlarımıza yaşatılan bu uzun tutukluluğun siyasi, hukuki ve insani sorumluluğundan hiç kimse kendini vareste tutamaz. Sadece sizlerin değil, çocuklarınızın da geleceğini bağlayacak bu utanç dolu siyaseti yürütmekten veya buna karşı büründüğünüz sessizlikten vazgeçin” denildi.
“Gezi’deki toplumsal refleksi sindirmeye çalışmak…”
Gezi Parkı eylemlerinin ülke tarihinde silinemeyecek bir yere sahip olduğunu belirten Filiz, Gezi’ye ilişkin yapılan ‘karalamaların’ toplumsal hak arayışının sekteye uğratılması olduğu mesajını vererek, şunları kaydetti:
“11 yıl önce bugün ülkemiz tarihinin en demokratik, en katılımcı, en barışçı, en feminist, en adaletli, en ekolojist, en genç, en renkli ve en mücadeleci halk hareketi, dünyadaki ve ülkemizdeki adaletsizliklere karşı Gezi Parkı’nda buluştu. Buluşmakla kalmadı, ülkemizin siyasal, toplumsal ve kültürel tarihinde silinemeyecek kadar derin ve gökkuşağı gibi renkli bir iz bıraktı. Meydanları dolduran milyonların direnişi tüm renkleriyle dirençliliği, kararlılığı, çok sesli bir ezgiyi, yeryüzü sofrasında sıcak bir paylaşımı, kardeşleşmeyi, umudu simgeledi. Tüm bu gerçekliğin karşısında Gezi direnişini darbeyle, terörle ilişkilendirmek akılla, mantıkla, hukukla ve vicdanla izah edilemez.
Bilinmelidir ki, Gezi davası ve benzeri tüm siyasi davalarda ‘adalet’ mekanizmasını iktidarın siyasi emellerinin aracı haline getirmiş olmak ülkemize yapılan en büyük kötülüklerden biridir. Gezi’deki toplumsal refleksi sindirmeye çalışmak; kadın cinayetlerinden doğa katliamlarına, 1 Mayıs Taksim meydan yasağından eğitim ve sağlıktaki piyasalaştırma ve yozlaştırma uygulamalarına kadar süren onlarca sorun karşısında tepkisizliği amaçlar. Gezi’deki toplumsal refleksi sindirmeye çalışmak; İliç’te milyonlarca ton toprağın altında nefessiz kalan işçilerin haklarına ve hatırasına kayıtsız kalmayı, 11 kenti yıkan depremlerin öncesi ve sonrasında yaşanan zafiyetlere, eksikliklere, aksaklıklara göz yummayı ve hepsinden önemlisi binlerce insan enkaz altında iken iktidarı korumak için yaşanan insanlık suçlarına ses çıkarmamayı amaçlar. Gezi’deki toplumsal refleksi sindirmeye çalışmak; tahammül edilemez boyutlara varan hayat pahalılığının ve yüksek enflasyon karşısında bütün emekçilerin ve emeklilerin ücretlerini baskılayarak yoksullaştırmayı hedefleyen ‘sıkılaştırma’ politikalarına sessiz kalınmasını amaçlar.”
“Büründüğünüz sessizlikten vazgeçin”
Gezi davasında 7 yıldır tutsak edilen Osman Kavala için verilen ağırlaştırılmış müebbet cezası, 2 yıldır hapsedilen Can Atalay, Tayfun Kahraman, Çiğdem Mater ve Mine Özerden için verilen 18’er yıllık hapis cezalara dikkati çeken Filiz şöyle devam etti:
“Daha önce hakkında iki kez beraat kararı verilen Gezi davasındaki sözde delilleri yeniden kıymetlendiren intikamcı, hukuk ve akıl dışı bir yargılama ile arkadaşlarımızın özgürlüklerini gasp edenlere, Gezi’yi kriminalize etme çabaları karşısında sessiz kalanlara eğip bükmeden şunu söylemek istiyoruz… ‘Ağırlaştırılmış müebbet’ cezasının ne anlama geldiğini, 7 yılı aşan tutukluluğun mahiyetini ve tüm bunların tek bir manalı delil içermeyen keyfi mahkeme kararlarına dayandığını bildikleri halde suskun kalanların bu hukuksal kumpası kuranlardan bir farkı kalmamaktadır. Arkadaşlarımıza yaşatılan bu uzun tutukluluğun siyasi, hukuki ve insani sorumluluğundan hiç kimse kendini vareste tutamaz. Sadece sizlerin değil, çocuklarınızın da geleceğini bağlayacak bu utanç dolu siyaseti yürütmekten veya buna karşı büründüğünüz sessizlikten vazgeçin.”
“Gezi adına hapiste tuttuğunuz herkesi derhal serbest bırakın!”
Kavala, Atalay ve diğer Gezi Davası tutuklularının tutukluluk hallerinin sona erdirilmesi gerektiğinin altını çizen Filiz, şu ifadeleri kullandı:
“Bu utançtan kurtulmanın yolu topluma yaşatılan hukuksuzluk, haksızlık ve mağduriyetler karşısında ses çıkarmak, itiraz etmek, suskunluğu bozmaktır. Bu durum herkes için geçerlidir. Televizyon ve gazetelerde her gün etik, hukuk, hakkaniyet dersi veren gazeteci ve televizyonculara, demokrasinin bir bileşeni olduklarını iddia eden tüm sendikalara, meslek örgütlerine, derneklere, vakıflara, ülke yönetme iddiasındaki tüm siyasi partilere, sosyalist, muhafazakar, sosyal demokrat veya liberal bütün kişi, kurum ve kuruluşlara seslenmek istiyoruz. Gezi davasında yaşatılan bu haksızlığın son bulması için ses verin! Sessiz kalmak, görmezden gelmek bu haksızlığa, adaletsizliğe ortak olmaktır! Talebimiz kısa, net ve somuttur: Gezi adına hapiste tuttuğunuz herkesi derhal serbest bırakın! Serbest bırakmak zorundasınız çünkü bu dava öncesinde verilen beraat kararlarında da açıkça ifade edildiği gibi ortada gerçek anlamda bir ‘suç’ ya da ‘suçlu’ yoktur. Sermayeden ve iktidardan yana olan dünya düzeninde mücadele etmenin haklı ve meşru olduğunu yıllardır söylüyoruz.”
“Gezi Direnişinin unutturmayacağı değerleri ve kayıpları var”
Gezi Parkı eylemlerinde görülmesi gereken davaların Gezi eylemlerinde hayatını kaybedenlerin faillerine ilişkin davalar olduğunu belirten Filiz, şunları söyledi; “11 yıldır söylediklerimizi bugün de hatırlatıyoruz: Gezi Direnişinin gerçekten görülmesi gereken bir davası, unutturmayacağı değerleri ve kayıpları var. Gezi Direnişinin Berkin’in, Hasan Ferit’in, Ali İsmail’in, Ahmet’in, Mehmet’in, Abdo Can’ın, Medeni’nin, Ethem’in katillerinden ve azmettiricilerinden sorulacak bir hesabı var. Gezi Direnişi bu ülkenin dünü değil geleceğidir. Eşitlik, özgürlük, adalet ve demokrasi için sönmeyecek bir umut olmaya devam edecek.”
]]>Kamera: Umut Emre Gökbulut/Mehmet Çalpar
(İSTANBUL) – Gezi eylemlerinin 11’inci yılı dolayısıyla Taksim’deki Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) önünde basın açıklaması yapıldı. Taksim Dayanışması adına yapılan ortak açıklamada Gezi davasından cezaevinde bulunanların serbest bırakılması istendi, “Gezi Direnişi bu ülkenin dünü değil geleceğidir” denildi.
Gezi Parkı direnişinin üzerinden 11 yıl geçti. Anma nedeniyle gösteri yapılacağı beklentisiyle Taksim Meydanı polis bariyerleri ile abluka altına alındı. Metro Taksim ve Şişhane istasyonları İstanbul Valiliği talimatıyla kapatıldı. Taksim Dayanışması ise yıldönümü nedeniyle TMMOB önünde akşam saatlerinde açıklama yaptı. Açıklama sırasında sık sık “Gezi umuttur, yargılanamaz”, “Her yer Taksim, her yer direniş”, “Gezi bizim onurumuzdur”, “Kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiçbirimiz”, “Gezi şehitleri ölümsüzdür” ve “Selam olsun Gezi’ye, yaşasın tam bağımsız Türkiye” sloganları atıldı.
“Karanlık gitti, Gezi kaldı” yazılı pankartın açıldığı eylemde konuşmalar yapıldı. DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik, Beyoğlu Belediye Başkanı İnan Güney ile eylemler sırasında öldürülen Berkin Elvan’ın annesi Gülsüm Elvan’ın da aralarında bulunduğu çok sayıda katılımcının yer aldığı açıklama sırasında ortak metni Taksim Dayanışması’ndan Akif Burak Atlar okudu. Açıklamada şunlara vurgu yapıldı:
“Gezi direnişini darbeyle, terörle ilişkilendirmek akılla, mantıkla, hukukla ve vicdanla izah edilemez”
“11 yıl önce bugün ülkemiz tarihinin en demokratik, en katılımcı, en barışçı, en feminist, en adaletli, en ekolojist, en genç, en renkli ve en mücadeleci halk hareketi, dünyadaki ve ülkemizdeki adaletsizliklere karşı Gezi parkında buluştu. Buluşmakla kalmadı, ülkemizin siyasal, toplumsal ve kültürel tarihinde silinemeyecek kadar derin ve gökkuşağı gibi renkli bir iz bıraktı. Meydanları dolduran milyonların direnişi tüm renkleriyle dirençliliği, kararlılığı, çok sesli bir ezgiyi, yeryüzü sofrasında sıcak bir paylaşımı, kardeşleşmeyi, umudu simgeledi.
Tüm bu gerçekliğin karşısında Gezi direnişini darbeyle, terörle ilişkilendirmek akılla, mantıkla, hukukla ve vicdanla izah edilemez. Bilinmelidir ki ‘adalet’ mekanizmasını iktidarın siyasi emellerinin aracı haline getirmiş olmak ülkemize yapılan en büyük kötülüklerden biridir. Gezi davasında olduğu gibi, Kobane davasında olduğu gibi, Barış Akademisyenleri davalarında olduğu gibi, bu ülkenin meslek insanlarını, sivil toplum emekçilerini, siyasetçilerini, kadınlarını, öğrencilerini, adaletsizlik karşısında ses çıkaran herkesin birliğini yok etmek, sindirmek istiyorlar. Tıpkı Gezi’de rengarenk bir anlayışla ortaya çıkan toplumsal refleksi sindirmek istedikleri gibi…”
“Toplumsal tepkisizlik amaçlanıyor”
Açıklamada, Gezi’deki toplumsal refleksin sindirilmeye çalışmasının nedenlerini ise şöyle sıraladı:
“Çünkü Gezi’deki toplumsal refleksi sindirmeye çalışmak; Kadın cinayetlerinden, doğa katliamlarına, 1 Mayıs Taksim meydan yasağından, eğitim ve sağlıktaki piyasalaştırma ve yozlaştırma uygulamalarına kadar süren onlarca sorun karşısında tepkisizliği amaçlar.
Çünkü Gezi’deki toplumsal refleksi sindirmeye çalışmak; İliç’te milyonlarca ton toprağın altında nefessiz kalan işçilerin haklarına ve hatırasına kayıtsız kalmayı; tam on bir kenti yıkan depremlerin öncesi ve sonrasında yaşanan zafiyetlere, eksikliklere, aksaklıklara göz yummayı ve hepsinden önemlisi binlerce insan enkaz altında iken iktidarı korumak için yaşanan insanlık suçlarına ses çıkarmamayı amaçlar.
Çünkü Gezi’deki toplumsal refleksi sindirmeye çalışmak; Tahammül edilemez boyutlara varan hayat pahalılığının ve yüksek enflasyon karşısında bütün emekçilerin ve emeklilerin ücretlerini baskılayarak yoksullaştırmayı hedefleyen ‘sıkılaştırma’ politikalarına sessiz kalınmasını amaçlar. Ancak tüm bu çabanız beyhudedir!”
“Özgürlük için kol kola girip direnenleri sindiremezsiniz”
Soma’dan Çorlu’ya, İkizdere’den Aladağ’a, Hopa’dan Boğaziçi’ne, İliç’ten Kobane’ye, Gezi’ye verilen adalet mücadelesinin sindirilemeyeceğinin vurgulandığı açıklama şöyle devam etti:
“Türklerden Kürtlere, gençlerden yaşlılara, kadınlardan Lgbti+ bireylere, öğrencilerden cumartesi annelerine, emekçilere demokrasi için, eşitlikler için, özgürlük için kol kola girip baskılara karşı direnenlerin birliğini sindiremezsiniz. Gezi davasında haklarından somut tek bir delil bile olmadan 7 yıldır tutsak edilen Osman Kavala için verlien ağırlaştırılmış müebbet cezası, 2 yıldır hukuksuzca hapsedilen Can Atalay, Tayfun Kahraman, Çiğdem Mater ve Mine Özerden için verilen 18’er yıllık hapis cezaları onanmış durumda.
Daha önce hakkında iki kez beraat kararı verilen Gezi davasındaki sözde delilleri yeniden kıymetlendiren; intikamcı, hukuk ve akıl dışı bir yargılama ile arkadaşlarımızın özgürlüklerini gasp edenlere, Gezi’yi kriminalize etme çabaları karşısında sessiz kalanlara eğip bükmeden şunu söylemek istiyoruz: ‘Ağırlaştırılmış müebbet’ cezasının ne anlama geldiğini, 7 yılı aşan tutukluluğun mahiyetini ve tüm bunların tek bir manalı delil içermeyen keyfi mahkeme kararlarına dayandığını bildikleri halde suskun kalanların bu hukuksal kumpası kuranlardan bir farkı kalmamaktadır. Arkadaşlarımıza yaşatılan bu uzun tutukluluğun siyasi, hukuki ve insani sorumluluğundan hiç kimse kendini vareste tutamaz. Sadece sizlerin değil, çocuklarınızın da geleceğini bağlayacak bu utanç dolu siyaseti yürütmekten veya buna karşı büründüğünüz sessizlikten vazgeçin!”
“Gezi adına hapiste tuttuğunuz herkesi derhal serbest bırakın!”
Taksim Dayanışması açıklaması Gezi adına hapiste tutulan herkesin serbest bırakılması çağrısı ile devam etti. Açıklamanın ilgili bölümü şu şekilde yer aldı:
“Bu utançtan kurtulmanın yolu topluma yaşatılan hukuksuzluk, haksızlık ve mağduriyetler karşısında ses çıkarmak, itiraz etmek, suskunluğu bozmaktır. Bu durum herkes için geçerlidir. Televizyon ve gazetelerde her gün etik, hukuk, hakkaniyet dersi veren gazeteci ve televizyonculara, demokrasinin bir bileşeni olduklarını iddia eden tüm sendikalara, meslek örgütlerine, derneklere, vakıflara, ülke yönetme iddiasındaki tüm siyasi partilere, sosyalist, muhafazakar, sosyal demokrat veya liberal bütün kişi, kurum ve kuruluşlara seslenmek istiyoruz.
Gezi davasında yaşatılan bu haksızlığın son bulması için ses verin! Sessiz kalmak, görmezden gelmek bu haksızlığa, adaletsizliğe ortak olmaktır! Talebimiz kısa, net ve somuttur: Gezi adına hapiste tuttuğunuz herkesi derhal serbest bırakın! Serbest bırakmak zorundasınız çünkü bu dava öncesinde verilen beraat kararlarında da açıkça ifade edildiği gibi ortada gerçek anlamda bir ‘suç’ ya da ‘suçlu’ yoktur”
“Gezi Direnişi eşitlik, özgürlük, adalet ve demokrasi için sönmeyecek bir umut olmaya devam edecek”
Basın açıklaması şu sözlerle sona erdi:
“Sermayeden ve iktidardan yana olan dünya düzeninde mücadele etmenin haklı ve meşru olduğunu yıllardır söylüyoruz. Büyük şairin tabiriyle ölümün adil olması için hayatın da adil olması gerekir. Adalet duygusunun yok edildiği bir ülkenin geleceği olur mu? Anayasa Mahkemesi kararlarının uygulanmadığı, hatta verdiği kararlar iktidarın işine gelmediği için kapatılmasının en yetkili kanallardan dillendirildiği bir ülkede demokrasiden söz edilebilir mi? 11 yıldır söylediklerimizi bugün de hatırlatıyoruz: Gezi Direnişi’nin gerçekten görülmesi gereken bir davası, unutturmayacağı değerleri ve kayıpları var. GEZİ Direnişi’nin Berkin’in, Hasan Ferit’in, Ali İsmail’in, Ahmet’in, Mehmet’in, Abdo Can’ın, Medeni’nin, Ethem’in katillerinden ve azmettiricilerinden sorulacak bir hesabı var.
Gezi Direnişi bu ülkenin dünü değil geleceğidir. Eşitlik, özgürlük, adalet ve demokrasi için sönmeyecek bir umut olmaya devam edecek. Karanlık gider, GEZİ kalır!”
Şükran Atalay’dan Can Atalay’a: “Yeter ki insanın geçmişinde utanılacak bir şey olmasın”
Öte yandın Gezi’nin 11. yılında TİP Hatay Milletvekili seçilen ancak vekilliği tartışmalı bir şekilde düşürülen avukat Can Atalay’ın annesi Şükren Atalay da bir mesaj paylaştı. Şükran Atalay, “Sağlık olsun oğlum. Yeter ki insanın geçmişinde utanılacak bir şey olmasın” diye yazdı.
]]>(ANKARA) – Türkiye İşçi Partisi (TİP) Gezi Parkı Protestoları’nın 11. yıında Kuğulu Park’ta basın açıklaması yaptı. Türkiye İşçi Partisi Ankara İl Başkanı Fırat Çoban, “1 Mayıs tutukluları içerideyken, Ethem’in katili dışarıdayken, Gezi’de katledilen küçücük çocukların anneleri göğüslerine taş basmışken helalleşene, yumuşayana yuh olsun” dedi.
Türkiye İşçi Partisi Ankara İl Örgütü, Gezi Parkı Protestoları’nın 11. yılında Güvenpark’ta stant açtı. İl örgütü daha sonra Olgunlar Sokak’ta bulunan Madenci Anıtı önünde toplanarak Kuğulu Park’a yürümek istedi ancak polis yürüyüşe izin vermedi. Olgunlar Sokak’ın her iki tarafı da çevik kuvvet polisleri tarafından kapatıldı. Sokağa bariyerler kuruldu. Türkiye İşçi Partisi İl Örgütü ve polisler arasında yürütülen müzakere sonrası Kuğulu Park’a bayraksız ve slogansız bir şekilde yürüyüşe izin verildi.
“Gezi, çaresiz olduğumuz bir anda çare bulmak demekti”
Kuğulu Park’ta yapılan basın açıklamasında ilk olarak Türkiye İşçi Partisi Parti Meclisi üyesi İrfan Değirmenci konuştu. “Biz Gezi’de özgürlüğümüze sahip çıktık. Sahip çıkmaya devam ediyoruz” ifadelerini kullanan Değirmenci, şöyle devam etti:
“Şarkı söylemedik, slogan atmadık. Çıtımız çıkmadı. Sesimiz çıkmadı. Sadece yürüdük. Şimdi çıtımız çıkacak. Şimdi ses çıkartma zamanı. Kızılay’da bir araya geldik. Olgunlar’ın hem girişini, hem çıkışını kapattılar. ‘Burada mı gözaltına alalım, yoksa pankartınızı, bayrağınız indirip sessizce yolun kenarından mı yürürsünüz’ dediler. Yürüdük. Ankaralılarla yürürken göz göze geldik, desteklerini hissettik. İşte bu yüzden korkuyorlar. Gezi’de 8 yaşında olan çocuklar bugün 19 yaşında. Gezi, çaresiz olduğumuz bir anda çare bulmak demekti. Basından görüntüyü alıp servis edecekler, bizi radikal, marjinal göstermeye çalışacaklar. Bizi bir avuç çapulcu gibi lanse edecekler. Evet, çapulcuyum. Sanmasınlar ki bir avucuz. Bu buz dağının görünen kısmıdır. Buz dağının görünmeyen kısmı, pencerelerden sarkanlardır. Gözümüzün içine bakanlardır. Evladı için tedirgin olan analardır. Gezi ağaçlara sahip çıkmaktı. Gezi aynı zamanda ‘Seni ne ilgilendirir’ demekti. Biz Gezi’de özgürlüğümüze sahip çıktık. Sahip çıkmaya devam ediyoruz.”
“Küçücük çocukların anneleri göğüslerine taş basmışken, helalleşene yuh olsun”
Türkiye İşçi Partisi Ankara İl Başkanı Fırat Çoban ise yaptığı konuşmada şunları kaydetti:
“Birileri, yumuşamadan söz ediyor. Birileri, birbirlerine nezaket ziyaretleri yapıyor. Helalleşmeden bahsediyorlar. 1 Mayıs tutukluları içerideyken, Ethem’in katili dışarıdayken, Gezi’de katledilen küçücük çocukların anneleri göğüslerine taş basmışken helalleşene, yumuşayana yuh olsun. Bu memleketin Anayasası’nı, kanunlarını tanımayanlar Can Atalay’ı tutsak aldılar. Biz biliyoruz bu zorbalar kalmaz gider. Can’ı tutsak alanlar, Tayfun Kahraman’ı tutsak alanlar, üç yaşındaki Vera’yı yıllarca babasını görmeden büyütmek zorunda bırakanlar, arkadaşlarımızın boşalttığı o yerlere girecekler. Ali İsmail Korkmaz’ın annesine, Berkin Elvan’ın annesine, Vera’ya bir sözümüz var. Gezi’de bir ağacı, bir canlıyı, sokak köpeğini kurtarmak için gözünü, bacağını kaybedenlere bir sözümüz var. TİP burada. Helalleşmeyeceğiz, hesaplaşacağız.”
]]>Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) 48. Olağan Genel Kurulu, Kocatepe Kültür Merkezi’nde başladı. Genel Kurul’da divanın oluşturulmasının ardından TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Emin Koramaz ve konukların açılış konuşmalarıyla başladı. Açılışın ardından Genel Kurul, komisyonlar oluşturulması, 47. Dönem Yönetim Kurulu Çalışma Raporu, Mali Rapor, Denetleme Kurulu ile Yüksek Onur Kurulu Çalışma Raporlarının sunulmasıyla devam etti. Komisyon raporlarının görüşülmesi ve karara bağlanmasının ardından TMMOB Yönetim Kurulu, Denetleme Kurulu ve Yüksek Onur Kurulu asıl ve yedek adayları belirlendi.
Genel Kurula CHP Genel Başkanı Özgür Özel ve DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları yanı sıra milletvekilleri, sendika ve sivil toplum kuruluşu temsilcileri de katıldı. Özel ve Hatimoğulları birer konuşma yaptı.
“İktidar nefretinden, biz hasretimizden unutamadık”
TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Emin Koramaz açış konuşmasında Gezi Parkı eylemlerinin yıl dönümünü hatırlatarak; “Eşitliği, özgürlüğü paylaşmak için, bu ülkenin ağacına, kuşuna sahip çıkanlara genel kurulumuzun selamını göndermek istiyorum. Gezi’de yitirdiğimiz çocuklarımıza bin selam olsun. İktidar nefretinden, bizler de hasretimizden onları unutamadık. Gezi direnişi gibi tertemiz alınlarından öpüyorum hepsini” dedi.
“Nöbetimiz arkadaşlarımız serbest kalana kadar devam edecek”
Gezi Parkı davasından tutuklu bulunan isimleri de hatırlatan Koramaz, “Arkadaşlarımızı elimizden aldıkları mahkeme kapısında hep birlikte söz verdik. Gezi direnişini nasıl sahiplendiysek, arkadaşlarımızı da sahipleneceğiz. 767 gündür adalet nöbetleri tutuyoruz. Nöbetimiz arkadaşlarımız serbest kalana kadar devam edecek. Kararlarınızı siyasi iktidarın yönlendirmelerine göre değil, hukuka göre verin” diye konuştu.
“NATO’dan çıkılmalı, askeri üsler kapatılmalıdır”
İsrail’in Filistin’e yönelik saldırılarını kınayan Koramaz “Meydanlarda üniversitelerde yükselen sesi bizler büyüteceğiz, seslerine ses katacağız. İsrail saldırısı sona erdirilmelidir. Ülkemizi yönetenler seçim meydanında İsrail’e parmak sallıyor. Yetmez. Bütün anlaşmalar iptal edilmek zorundadır. NATO’dan çıkılmalı, ülkemizdeki askeri üsler kapatılmalıdır” dedi.
“İktidarın TMMOB’a gözleri kapalı, kulakları sağır”
TMMOB’un 6 Şubat depremlerine ilişkin yürüttüğü çalışmalar hakkında bilgi veren Koramaz, deprem bölgelerinde sorunların devam ettiğini söyledi. Koramaz, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Tüm örgütlü gücümüzle depremzedelere yardım etmeye çalışıyoruz. Aradan 15 ay geçti ama zafiyetin büyüdüğünü gördük. Eğitim, sağlık, gıda barınma gibi en temel ihtiyaçlarının karşılanmadığı görmek hepimizi kahrediyor. Vurguncular, yağmacılar yine devredeler. Kalıcı konutların yapılmasına kadar hala her şeye bir rant gözüyle bakılıyor. TMMOB’un görüş ve önerileri bu ülkede dikkate alınsaydı, kentsel dönüşüm rantsal dönüşüme feda edilmeseydi, her seçim döneminde rüşvet olarak imar afları gündeme getirilmeseydi yaşanan acının boyutları bu düzeyde olmazdı. İktidarın TMMOB’a gözleri kapalı ve kulakları sağır. Biz mesleğimizin hayatı öneminin bilincindeyiz.”
“Sömürü madenciliğine son verilmeli”
Koramaz, İliç’te yaşanan liç kayması ve işçilerin göçük altında kaldığı olayla ilgili de “Dava dilekçelerimizde belirtmemize rağmen göz göre göre geldi. Uyarılarımız dikkate alınmadı. Dokuz işçimiz göz göre göre katledildi. Ülkemizde sömürge madenciliğine son verilmelidir. Tüm iş cinayetlerinde sorumluluğu bulunan herkes yargı önüne çıkarılmalıdır” dedi.
“Onlara can suyu vermeyelim”
Yeni Anayasa tartışmalarına ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Koramaz’ın “Salonda muhalefet partilerinin liderleri var. Mevcut yasaları işine geldiği gibi uygulayan, anayasayı uygulamayan bu zihniyetle ne yeni bir anayasa yapılır, ne de anayasa tartışılır. Onlara can suyu vermeyelim” sözleri salondan alkış aldı.
DEM Parti Eş Genel Başkanı Hatimoğulları: “Doğaya, insana, emeğe ait ne varsa sermayeye peşkeş çektiler”
Genel Kurul’da DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları yaptığı konuşmada şunları söyledi:
“TMMOB’un öncelikle 70’inci yaş gününü kutluyorum. Daha güzel günleri birlikte inşa edeceğimiz günler diliyorum. Genel kurulun gerçekleştiği bu tarihin, bugünün tabii ki çok özel bir anlamı var. Bugün Gezi Direnişinin yıl dönümü. Ben de Gezi’de yitirdiğimiz bütün canları, o gencecik fidanları sevgiyle anıyorum. Onları asla unutmadık, unutmayacağız. Akbelen’den Cudi’ye ve Dikmece’ye, Gezi’den Van’a çevre, kent hakkı ve doğanın korunması konusunda mücadele yürüten, bu ülkede yaşanmış olan insan hakları ihlallerine ve özgürlüklerin kısıtlanmasına karşı demokratik zeminde mücadele yürüten siz değerli TMMOB üyeleri ve emektarları, bugün bir kurultay gerçekleştirecek ve yeni bir yönetim seçeceksiniz. Aynı zamanda Türkiye’nin içinden geçtiği süreci ve Türkiye’nin fotoğrafını değerlendireceksiniz, önemli kararlar alacaksınız.
İçinden geçtiğimiz günler ağır ve zor. AKP iktidarı 22 yıllık iktidarı döneminde, Türkiye’nin neoliberal politikalarının uygulanması konusunda ne yazık ki üzülerek söylüyorum ki gelmiş geçmiş en başarılı iktidarı. Neoliberal politikaları uygulayarak Türkiye’deki bütün doğaya ait ne varsa, insana ait ne varsa, emeğe ait ne varsa hepsini uluslararası ve yerli sermaye başta olmak üzere her kesime peşkeş çektiler. Kobani Kumpas Davasında Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş ile beraber 13 arkadaşımız 407 sene hapse mahkum edildi. Elbette bu süreç bitmedi. Türkiye’nin bütün demokrasiden yana güçleri olarak, vicdan sahibi insanlar olarak, bu ülkenin özgürleşeceğine inanıp bunun için emek verenler olarak Gezi ve Kobani tutsaklarını özgürleştirmek için daha çok dayanışmaya, daha çok beraber olmaya ve daha çok mücadele etmeye ihtiyacımız var. Halk siyaseten bu amacı güden iktidara karşı bu güçlü mesajı veriyor. Bunu özellikle burada neden paylaşma gereği duydum. Çünkü doğrudan TMMOB ve bağlı odaları ilgilendiren bir konu. Bölgedeki meslek odalarının katkıları zaten çok büyük oldu. Türkiye genelinde TMMOB’un çok büyük katkıları oldu ama daha fazla katkınıza ihtiyacımız var.”
Pazar günü yapılacak olan seçimle sonlanacak olan Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) 48. Olağan Genel Kurulu’nda tek liste yer alacak.
]]>
DEM Parti’nin Gezi davasında yaşanan adaletsizliklerin ortaya çıkarılması amacıyla verdiği Meclis araştırması önergesinin, diğer önergelerin önüne alınarak görüşülmesi için verdiği grup önerisi sırasında tartışma çıktı. DEM Parti Antalya Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç’un önergenin gerekçesini açıklamak için kürsüde yaptığı konuşma sırasında AKP Ankara Milletvekili Osman Gökçek, laf attı. Oluç ise kürsüde sözünü kesen Gökçek’e tepki gösterdi. Oluç, şunları söyledi:
“Gezi’de direnenler hiçbir yere gitmedi mücadelelerine devam ediyor”
“İktidar, elindeki kolluk kuvvetleriyle ağır bir saldırı gerçekleştirdi ve bu saldırının, bu orantısız saldırının sonucunda 8 yurttaşımız hayatını kaybetti, görme yetisini kaybeden 36 yurttaşımız vardı, 9 binin üzerinde yurttaşımız yaralandı bunun sonucunda. O zamanın İstanbul Valisini ve İstanbul Emniyet Müdürünün isimlerini hatırlıyor musunuz? Bir şey hatırlanıyor onlar hakkında, bütün o işleri yapan bütün oraları karıştıran o kişiler daha sonra FETÖ’den yargılandılar. Şimdi, ne yapıyorlar çok fazla bilmiyorum ama isimleri tarihin çöp sepetine gitti, Gezi’de direnenler ise hiçbir yere gitmedi mücadelelerine devam ediyorlar.”
“Soytarılığın yeri değil burası, TBMM kürsüsü”
Konuşmayı bölen Gökçek, “Talep neydi? 3’üncü havalimanını anlatsana” dedi, Oluç ise ” Kes sesini. Ben senin gibilerini çok gördüm bu Mecliste” karşılığını verdi Gökçek ise “Gezi terör eylemidir” deyince Oluç, “Hadi oradan. Soytarılığın yeri değil burası, TBMM kürsüsü” tepkisini gösterdi.
Oluç’un konuşmasını tamamlamasının ardından Gökçek sataşma olduğu gerekçesiye söz aldı ve şöyle konuştu:
“Gezi Parkı eylemleri bir terör eylemidir”
“Gezi Parkı eylemleri bir terör eylemidir. Gezi Parkı’nda Mustafa Kemal Atatürk’ün fotoğrafları ile Abdullah Öcalan’ın fotoğraflarını yan yana asanlar, Meşrutiyet Caddesi’nde Türk bayraklarını yakanlar, Ankara’da engelli araçlarını yakanlar, kaldırımları söküp insanlara taş atanlar, Türkiye’yi 100 milyar dolarlık bir sıkıntının içerisine sokanlar, bize özgürlükten bahsetmektedir. Gezi’deki talepleriniz neydi? Birinci talebiniz havalimanının yapılmamasıydı. Şu anda İstanbul Havalimanı Avrupa’da 1’inci havalimanı, dünyada 7’nci havalimanı durumuna gelmiştir. Berkin Elvan’ın cebine patlayıcı maddeleri koyup o çocukları sokaklara salanlar teröristin en önde gidenleridir, bunu çok iyi bilin. Recep Tayyip Erdoğan milletin oyuyla gelmiştir, milletin oyuyla oraya gelmiş olan kişilere darbe yapmaya kalktınız.”
“Soytarı dedik, soytarı değilim diyemedi”
DEM Parti Grup Başkanvekili Sezai Temelli ise Gökçek’in sataşmadan söz aldığını anımsatıp “Kendisine ‘soytarı’ dedik ‘ben soytarı değilim’ diyemedi. Soytarı olduğu için de Geziyi anlaması zaten mümkün değil, hatibimiz yanıt verecek” dedi.
Ardından Oluç da şunları dile getirdi:
“FETÖ’cüleri savunanlar çıktı ortaya”
“Biraz evvel konuşurken de söyledim. Özellikle İstanbul Valisi ve İstanbul Emniyet Müdürünün FETÖ’den yargılanmış olduğunu özellikle orada söyledim ki hani bakalım kim onun arkasına geçip de onları savunacak diye. İşte FETÖ’cüleri savunanlar çıktı ortaya.”
“En büyük soytarı sizsiniz”
Gökçek ise “soytarı lafını iade ettiğini belirterek “Tabii ki bu seviyeye düşmek istemem ama soytarı arıyorsanız en büyük soytarı sizsiniz. Mustafa Karasu, Duran Kalkan gibi teröristlerin soytarılığını gelip burada yapan siz değil misiniz. ‘En büyük soytarı sizsiniz’ diyorum” ifadelerini kullandı.
“Hiç ciddiye almıyorum söylediklerini”
Oluç ise “Bu kadar seviyesiz bir tartışmayı, bu kadar mesnetsiz iddiaları cevaplamak benim fıtratıma da uygun değil, donanımıma da uygun değil. Onun için bir tarafa süpürüp atmak gerekiyor. Hiç ciddiye almıyorum söylediklerini. Kayıtlara geçsin” karşılığını verdi.
CHP Grubu adına söz alan Diyarbakır Milletvekili Sezgin Tanrıkulu ise şunları ifade etti:
“Biraz önce burada Berkin Elvan’a bir iftira atıldı”
“Parlamentoda tam da aklıselim bir biçimde bu olayların sosyolojik, siyasi, hukuki yanlarını değerlendirip doğru sonuçlar çıkaracağımıza maalesef trol aklıyla ve trol söylemleriyle burada karşı karşıya kalıyoruz. Bu parlamento için rahatsız edici. Biraz önce burada Berkin Elvan’a bir iftira atıldı. Ben o davayı baştan sona izledim. 15 yaşında 15 kilo bir vaziyette defnettiğimiz ve mahkeme kayıtlarıyla cebinde hiçbir şey olmayan bir çocuğa bu kürsüden iftira olmasını ben bir vicdansızlık olarak kabul ediyorum. Daha da kötüsü, AKP sıralarından bunun alkışlanmış olmasını büyük bir vicdansızlık olarak gördüğümü, bir kötü hal olarak gördüğümü buradan bir yurttaş olarak ifade ediyorum.”
DEM Parti’nin grup önerisi AKP ve MHP milletvekillerinin oylarıyla reddedildi.
]]>CHP Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin grup toplantısında gündeme dair değerlendirmelerde bulundu. Grup toplantısının başında eski İYİ Parti Genel Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Taner Demirer CHP’ye katıldı. Taner Demirer’e rozetini Özgür Özel taktı. Demirer, “Sayın Genel Başkanım bu güzel takdim için çok teşekkür ediyorum. Beni onurlandırdınız. Bugün bu çatı altında Cumhuriyet Halk Partisi’ne katılmaktan büyük bir sevinç ve mutluluk duyuyorum. CHP Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin teminatıdır, güvencesidir, garantörüdür. Cumhuriyet Halk Partisi, Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün partisidir. Hedefimiz CHP’ye sağlık politikalarında destek olmak, geliştirmek, CHP iktidarında vatandaşlarımızın hak ettiği özlemini duyduğu çağdaş ve modern sağlık hizmetini almalarını sağlamak, standardı ve kalitesi yüksek sağlık hizmetini almalarını sağlamak temel hedefiniz olacak” dedi.
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, grup konuşmasında Azerbaycan’ın Cumhuriyet Bayramı’nı kutladı. Özel, “Atamızdan miras dış politikamızı dünyanın dört bir yerinde geliştirmekte olduğumuz iyi dış ilişkilerimizde savunmaya devam edeceğiz. ‘Yurtta barış dünyada barış’ diyoruz. Türkiye’de ana muhalefet partisiyiz yapılacak ilk seçimlere kadar ama yurt dışında Türkiye’nin partisiyiz. Daha da önemlisi gelecekte Türkiye’yi yönetecek iktidar partisiyiz. 17 Nisan’da Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi’nde yaptığım konuşmamda Azerbaycan ile Konsey arasındaki gerilimi ve Azerbaycan’ın uğradığı haksızlığı dile getirmiş ve bu konuda üzerimize düşeni yapmak istemiştik. Elbette konseyin bütün değerleri konseyin kurucu ülkesi olan Türkiye’nin kurucu partisi CHP’nin ortak değerleridir. Her iki taraf açısından da öğretici bir süreç. Azerbaycan’ın konseyden çıkmasıyla sonuçlanmıştır. Azerbaycan’ın konseyde bulunması, konsey denetiminde olması, konsey kurullarında temsil ediliyor olmasını son derece önemsiyoruz ve buradan bir kez daha dost ve kardeş Azerbaycan’ın Avrupa Konseyi’nde yeniden temsili için CHP olarak üzerimize düşeni yapmak için her iki tarafa da bir kez daha sesleniyoruz ve bunu önemle bekliyoruz” diye konuştu.
“İsrail devletinin bu katliamını bir kez daha kınıyorum”
Özel, Refah’ta Filistinlilerin kaldığı çadır kampa yaptığı saldırı nedeniyle İsrail’i kınadı. Özel, ” Uluslararası Adalet Divanı’nın saldırıları durdurma kararına rağmen Refah bölgesinde masum sivillerin bulunduğu çadır kampı bombalandı ve 40 Gazzeli daha hayatını kaybetti. İsrail devletinin bu katliamını bir kez daha kınıyorum. Tüm dünya ülkelerini Filistin’i tanımaya davet ediyorum. Daha önce 119 siyasi akrabamıza yazmış olduğumuz mektupla ülkelerinde iktidarda olan 24 başbakan ve cumhurbaşkanına yaptığımız çağrıyla Filistin’i tanımalarını beklediğimizi ifade etmiştim. Bugün ikisi siyasi akrabalarımız tarafından yönetilen Norveç ve İspanya’nın ayrıca İrlanda’nın Filistin’i tanıyacaklarını biliyor olmak bugün o kararların ülkelerince ilan edileceğini biliyor olmaktan büyük bir memnuniyet duyuyor, İspanya Başbakanı çok kıymetli dostum Sánchez olmak üzere üç ülkenin de yöneticilerine yürekten teşekkür ediyorum.” dedi.
“Srebrenitsa katliamının yıl dönümünü kanun yoluyla anma günü ilan etmek üzere buradan davette bulunuyorum”
Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun geçtiğimiz haftaki toplantısında 11 Temmuz 1995’te Srebrenitsa’da yaşanan vahşet soykırım olarak nitelediğini hatırlatan Özel, şunları söyledi:
“Bu kararı büyük bir memnuniyetle karşıladım. Genel başkan seçildikten sonra ilk ziyaretimi Kıbrıs’a ardından da Saraybosna’ya gerçekleştirmiştim. Aliya İzzetbegoviç’in mezarının başında onun unutulan katliamlar tekrarlanır sözünü hatırlatmıştım. ve oradan hem Filistin için hem de Ukrayna’da yaşananlar için bütün dünyaya barış çağrımızı tekrar etmiştik. BM’nin bu kararı kıymetlidir. Biz çok değerli üç grup başkanvekilimizle dün MYK’da alınan karar gereğince planladılar ve bugün Meclis’te grubu bulunan temsil edilen siyasi partilerin grup başkanvekillerini ziyaret ettiler. Dün hazırlayıp Meclis Başkanlığı’na sunduğumuz kanun teklifi 11 Temmuz gününün Srebrenitsa Soykırımını Anma Günü olarak Türkiye’de belirlenmesine yöneliktir. ve bu konuda tüm siyasi partileri bu konuda ilk adımı atan ülke olmak ve Srebrenitsa katliamının yıl dönümünü kanun yoluyla anma günü ilan etmek üzere buradan davette bulunuyorum.”
Özel, geçtiğimiz günlerde İçişleri Bakanlığından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Murat Bakan’ın polis intiharlarıyla ilgili TBMM’ye verdiği araştırma önergesine AK Parti Grup Başkanvekili Özlem Zengin’in ‘bunu burada reddediyoruz ama müzakere edersek gruplar görüşürse biz polis intiharlarının araştırılmasına destek veririz, komisyon kurarız’ dediğini de belirterek, grup başkanvekillerinin görüşmede bunu da hatırlattığını söyledi.
“Gezi’yi selamlıyorum”
Konuşmasında Gezi eylemlerinin 11. yıl dönümüne de değinen Özel şunları söyledi:
“Bugün önemli bir tarihin yıl dönümü. Tarihimizin en geniş katılımlı, en barışçıl gösterilerinden bir tanesi olan Gezi Parkı’nda ağaç katliamı yapılarak, topçu kışlası yapılmasına karşı çıkanların bir araya gelmeleriyle başlayan ve toplumsal duyarlılık, çevrenin korunması, yaşam biçimine yapılan müdahalelere itiraz ve toplumsal gösteri ve protesto hakkının kullanılmasına yönelik Gezi Parkı eylemlerinin 11. yıl dönümündeyiz. Buradan Gezi’yi selamlıyorum. Türkiye’nin neredeyse tüm illerinde düzenlenen gösteriler, siyasi iktidarın orantısız güç kullanmasıyla fevkalade kötü sonuçlar doğurmuş, Mehmet Ayvalıtaş, Abdullah Cömert, Mustafa Sarı, İrfan Tuna, Ethem Sarısülük, Selim Önder, Zeynep Eryaşar, Ali İsmail Korkmaz, Berkin Elvan, Mehmet İstif, Ahmet Atakan maalesef yaşamlarını yitirdiler. Hepsinin hatıraları önünde bir kez daha saygıyla eğiliyoruz. Aileleri ailemizdir. Gezi Türkiye’nin birbirini en çok seven ailesidir. O günlerde kısa mesafeli biber gazı atışları, tazyikli su ve plastik mermi kullanımıyla 91 kişi kafa travması geçirmiş, 10 kişi gözünü kaybetmiş ve çok sayıda binlerce yaralı hastanelerde tedavi altına alınmıştır. Ancak 11 yılın sonunda bugün o protestoları organize ettikleri ve bunun bir darbe girişimi olduğu iddiasıyla değerli kardeşimiz, partilimiz, evladımız Tayfun Kahraman, Can Atalay, Çiğdem Mater, Mine Özerden ve Osman Kavala tutuklu durumdadır.
“Arkadaşlarımızın içeride tutulması hukuk devletinin askıya alınmasıdır”
Geçtiğimiz günlerde Sayın Erdoğan ve Sayın Bahçeli’yle yaptığım görüşmelerde de ısrarla bunun Türkiye’de iç hukuk marifetiyle ve hızla çözülmesinin önemini ifade ettim. Birincisi büyük bir hak ihlali vardır. Alınan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına anayasa mahkemesi kararlarına rağmen arkadaşlarımızın içeride tutulması anayasa ihlalidir. Hukuk devletinin askıya alınmasıdır. Büyük bir haksızlıktır. Kendilerine zulümdür. Ailelerine yaşatılan büyük bir travmadır. Bu süreçte Sayın Erdoğan’a arz edilmek üzere ilettiğimiz dosyada da bir örneği bulunan bir belgeyi buradan bir kez daha sizlerle paylaşmak isterim. Taksim Dayanışması Erdoğan’la görüştüğünde daha doğrusu hep sayın Bülent Arınç’la görüştüğünde hem de Erdoğan’la görüştüğünde görüşmeyi kamuoyuyla paylaştılar. O görüşmede Taksim Dayanışması ‘Erdoğan Türkiye’ye gelmesin, hükümet istifa etsin, ülkeyi Gezi yönetsin’ demedi. Deseydi darbe olurdu. Ama ne dedi? Gezi Parkı’ndaki ağaçlar kesilmesin. Taksim’e topçu kışlası yapılmasın. AKM yıkılmasın. Yerine AVM yapılmasın. Şiddetle eylemleri bastırarak arkadaşlarımızı öldüren emniyet müdürleri, İstanbul, Ankara, Hatay emniyet müdürleri görevden alınsın, gaz bombası silah gibi kullanılmasın. Taksim ve Kızılay 1 Mayıs’ta açık olsun. İfade özgürlüğünün önündeki engeller kaldırılsın. Bu yedi talep iletildi. ve bu yedi talep iletildiğinde bütün Türkiye bu talepleri duydu ve Taksim Gezi Parkı’na bugün Milliyetçi Hareket Partisi’nin Meclis Başkanvekili olan Celal Adan başkanlığında, İstanbul il başkanının, milletvekillerinin bulunduğu heyet gittiler, açıklama yaptılar.
“Bu esaret son bulmalıdır”
Sayın Bahçeli Gezi’ye ‘hassasiyet, toplumun hassasiyetleri’, Erdoğan’a ‘bu hassasiyetleri gözetmeyen diktatörlük sevdalısı’ dedi. Şimdi bugün ikisi birden dönüp geziye darbe girişimi diyerek olan olaylardan sonra her biri en az iki bazısı üç kez beraat eden arkadaşlarımız içeride tutulmaktadır. Bakın Sayın Erdoğan’a ifade ettiğim husus. Bakın Tayfun Kahraman çıkışta açıklama yapıyor Erdoğan’la görüştükten sonra. Başlangıç ‘Sayın Başbakan’a ve heyette yer alan ilgili bakanlara bizleri davet ettikleri için teşekkür ediyoruz’ diye başlıyor. ‘Yargı sürecinin sonucunu bekleyeceklerini, ardından halk oylamasına gitmek istediklerini bize ilettiler. Sayın Başbakan oylama sonucunda park olarak kalması tercih edilirse vatandaşlarımızın, İstanbulluların bu alanı, park alanı olarak kalması tercihlerine saygı duyacağını’ ifade etti. Son cümle; ‘Başbakanımızın, Başbakan dahi demiş, Başbakanımızın tarafımıza yapılan açıklamalarını ülkemizin tüm kamuoyunun, Gezi sakinlerinin takdirlerine bırakıyoruz. Buradan çıkan pozitif yönlü yaklaşımı değerlendirmelerini bekliyoruz diyor. Tayfun Kahraman ne sözde bir darbenin ne Gezi’deki şiddetin Tayfun Kahraman çevre hassasiyetinin ve çatışma olmadan bu eylemi bitmesinin aracısıdır. Tayfun, Can Atalay, Çiğdem Mater, Mine Özerden, Osman Kavala… Her birisi orada, her birimizin yerine tutulmaktadır. Bu esaret son bulmalıdır.
“ÇED raporunda Murat Kurum’un imzası var”
13 Şubat günü Erzincan’ın İliç ilçesinde Çöpler Altın Madeni’nde depolanan toprak yığınının heyelana dönüşmesi sonucunda dokuz vatandaşımız kayboldu. Dördü bulundu. Beş tanesinin daha cenazelerine ulaşmak için çabalar sürüyor. Faciaya ilişkin hazırlanan soruşturma dosyasına sunulan 250 sayfalık yeni bilirkişi raporunu dikkatle inceledik. ve seçimlerin önemli yerel seçimlerin önemli bir aktörü ve tartışma konusu artık tamamen açığa kavuştu. Şüpheler ortadan kalktı. Bilirkişi raporu; 7 Ekim 2021 tarihli çevresel etki değerlendirme olumlu kararını veren yetkilerin asli kusurlu olduğuna hükmediyor. ve ÇED olumlu kararı verilmesini uygun bulan Murat Kurum’un o süreçte iddiası şuydu; ‘benim belgelerde imzam yok.’ Oysa o imza bulundu. O belge bulundu. Bakın bu 7 Ekim 2021 tarihli 6421 kayıt sıra numaralı ÇED olumlu kararı veren yetkililerin asli kusurlu olduğuna karar vermişler. Asli kusurlu. ve altta da imzalar. Burada ‘07.10.2021 tarihinde ÇED olumlu raporunun verilmesine sebep olanlar’ diyor. Bir gün önce 6 Ekim 2021 makamınızca uygun görülmesi halinde söz konusu projeye ait ÇED olumlu kararının verilmesi hususunu takdir ve tensiplerinize arz ederim. MEH ALİ ECER. ÇED İzin ve Denetim Genel Müdürü. Altta olur Murat Kurum imza. Bu talep altında bakanın oluru, bir gün sonra ÇED raporu veriliyor facia yaşanıyor ve bu faciadan bilirkişi ‘ÇED raporunu kim verdirdiyse o sorumludur’ diyor. Çünkü ‘işletme aşamasında proje tasarım kriterlerinin yetersizliği, uyarı sistemlerinin yetersizliği, çatlakların uyarı vermesi sonrası olayın etkin yönetilmediği, heyelan riskine karşı acil eylem planı olmadığı, topraktaki siyanür parametresinin ÇED standartları üzerinde olduğu ve 13 Şubat 2024 sabah 10 itibarıyla sahadaki personelin alandan uzaklaştırılmamış olmasının asli bir kusur olduğunu görülmektedir’ diyor. Sorumlulara sadece 16 milyon ceza kesen, sonra da bu şirketin 225 milyon vergi cezasını affedenlere söylüyorum; bilirkişi, asli sorumlu şudur diyor ya asli sorumlu bu düzendir. Bu düzenden beslenenlerdir. Bu düzeni kuran ve yönetenlerdir.
“Odam esnaf odalarından gelen tomar tomar talep yazılarıyla dolu”
Biz bir arada oldukça, enerjimiz, gücümüz, öz güvenimiz yerinde oldukça tüm toplum CHP’ye dönüyor, bizlerden bir şeyler bekliyor. Geçen hafta esnaf kefalet kredilerinin yüzde 7,5 ile kullanılan kredinin 12’ye, 12’yle kullanılan kredinin 24’e çıktığını burada anlatmıştım. Savunma; ‘faizler arttı biz de arttırdık’ diyor Halk Bankası. Oysa Halk Bankası yüzde 7,5’la patronlara, zenginlere, üreticilere verdiği krediyi üretimde, ihracatta kullanıyor mu diye denetlemeden, makine alıyor mu diye denetlemeden bavul bavul paraları verdiler. O paralarla yat alanlar, lüks araçlar alanlar, villa alanlar parayı oradan alıp yan şubede yüksek faize yatıranlar ortada. Onlar yüzde 7,5’la ödemeye devam ediyor. Pandemiden çıkmış, perişan olmuş esnafa faizler arttı taksitler arttı diyorlar. Odam esnaf odalarından gelen tomar tomar talep yazılarıyla dolu. Buradan Halk Bankası’nı, esnaf kefalet kooperatiflerinin AK Parti milletvekillerini, genel başkanını, esnaf kefaletleri ve ülkeyi yönetenleri bu eşitsizliği bitirmeye, esnafın sesini duymaya, yakasından düşmeye davet ediyorum.”
“Dünya tarihinin en büyük yoksuldan zengine fon transferi yapan Kur Korumalı Mevduatı’nı kim çıkardıysa kul hakkını yiyen de onlardır”
Özgür Özel, konuşmasında vergi kaçıranları ihbar etmelerini isteyen Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’i de eleştirdi. Özel, “Hazine Bakanlığı, ülkede durum bu iken çıkmış vergi kaçıranlar için ihbar hattı kurmuş. WhatsApp’tan yazın diyor vergi kaçıranı bulursanız. ya gerçekten insanda birazcık utanma olur. Birazcık çekinme olur. Vergi kaçıranı görmek için, gariban vatandaşın Whatsapp bildirimine mi ihtiyacının var senin? Hadi söyleyeyim danışman arkadaşlar yazın Whatsapp’tan okusun Sayın Bakan. Buradan da söylüyorum; sadece bir yılda servet sahiplerinin 660 milyar liralık vergisini plan bütçe komisyonunda kim affettiyse vergi kaçırtan da vergi kaçıran da olur” dedi.
Özel, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın dünyadaki servet eşitsizliğinden yakınan sözlerini de eleştirdi. Özel, şöyle konuştu:
“Sayın Erdoğan dünkü konuşmasında dünyadaki servet eşitsizliğinin en yüksek seviyeye çıktığını, fakirden zengine bir servet transferi yaşandığını ifade etmiş. O zaman bunu Whatsapp’a yazmayayım da buradan memleketteki herkesin vicdanına söyleyeyim tarihe ne yazıklarını hatırlatayım. Geçtiğimiz sene tam 1.2 trilyon lira, milyon lira değil, milyar lira değil, trilyon lira. 1.2 trilyon lira kur korumalı mevduatla, param var dolar alacağım, aman alma dolar yükselmesin. Ne yapayım? Faize koy. Az gelirse? Az gelirse farklı bir öderiz. Faizle ayrı alırsın. Kur farkını ayrı alırsın. Koy paranı buraya kur garantisi benden çıkarsa farkı ödeyeceğiz. Nereden ödeyeceksin? Garibanların cebinden ödeyeceğim, esnaftan, memurdan, çiftçiden, yoksuldan, emekçiden ödeyeceğim, Hazine’den ödeyeceğim dediler. 1.2 iki trilyon, tam da Sayın Erdoğan’ın dediği gibi; fakirden alındı, zenginlere verildi. Dünya tarihinin en büyük yoksuldan zengine fon transferi yapan Kur Korumalı Mevduatı’nı kim çıkardıysa kul hakkını yiyen de onlardır.”
SÜRECEK
]]>Taksim Dayanışması, Gezi eylemlerinin 11. yıl dönümü nedeniyle açıklama yaptı. Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi’nde yapılan basın toplantısında Gezi Davası tutuklularının mesajları da okundu.
Türkiye İşçi Partisi (TİP) Hatay Milletvekili seçilen ancak vekilliği Anayasa Mahkemesi kararlarına karşın Yargıtay kararıyla TBMM’de düşürülen Can Atalay mesajında, “Gezi Direnişi, özgürlük, demokrasi ve adalet taleplerimizin bir yansımasıydı. Gezi’nin mirası, 11’inci yılında da demokrasi ve adalet mücadelemizde bize yol göstermeye devam ediyor. Bu süreç, sadece geçmişin bir parçası değil, aynı zamanda geleceğimiz için de bir ilham kaynağıdır. Yurttaşın, kentlerimizin, doğamızın haklarını savunmaya devam edeceğiz. Ne mutlu ki, onbirinci yılında milyonlarca yurttaş, ‘biz de Gezi’deydik, biz de oradaydık’ demeye devam ediyor” dedi.
“Gezi’den siyasete çıkan dersleri alanlar son seçimde değişimin öncüsü oldu”
Gezi Davası’nda tutuklanan şehir plancısı Tayfun Kahraman’ın mesajını ise eşi Meriç Demir Kahraman okudu.
Kahraman mesajında şu ifadelere yer verdi:
“Türkiye tarihinin en büyük toplumsal olaylarından biri olan Gezi, 11’inci yılını geride bıraktı. Tarih içinde yaşarken değil, bugünden geçmişe bakınca çok daha iyi anlaşılıyor. Gezi’den siyasete çıkan dersleri iyi okuyan ve uygulamaya dökenler, son yerel seçimleriyle birlikte değişimin öncüsü oldular. Tarihin akışı sekteye uğratılsa da geriye çevrilemedi ve sonunda su yolunu buldu. Hukuki olarak da suyun yolunu bulacağına, içinde bulunduğumuz ve normal bir hukuk düzeninde açıklanamayacak bu akıl dışı sürecin en kısa sürede son bulacağına yürekten inanıyorum”
“Gezi Direnişi bu ülkenin dünü değil geleceğidir”
Ortak basın açıklamasını ise Gezi davasından tahliye edilen Mücella Yapıcı okudu. Açıklamada şu ifadelere yer verildi:
“11 yıl önce bugün ükemiz tarihinin en demokratik, en katılımcı, en barışcıl, en feminist, adaletli, en ekolojist, en genç, en renkli ve en mücadeleci halk hareketi, dünyadaki ve ükemizdeki adaletsizliklere karşı Gezi Parkı’nda buluştu. Buluşmakla kalmadı, ülkemizin siyasal, toplumsal ve kültürel tarihinde silinemeyecek kadar derin ve gökkuşağı gibi renkli bir iz bıraktı. Tüm bu gerçekliğin karşısında Gezi direnişini darbeyle, terörle ilişkilendirmek akılla, mantıkla hukukla ve vicdanla izah edilemez.
Gezi davasında yaşatılan bu haksızlığın son bulması için ses verin. Sessiz kalmak, görmezden gelmek bu haksızlığa, adaletsizliğe ortak olmaktır. Talebimiz kısa, net ve somuttur. Gezi adına hapiste tuttuğunuz herkesi derhal serbest bırakın. Serbest bırakmak zorundasınız çünkü bu dava öncesinde verilen beraat kararlarında da açıkça ifade edildiği gibi ortada gerçek anlamda bir suç ya da suçlu yoktur. Gezi direnişinin gerçekten görülmesi gereken bir davası, unutturmayacağı değerleri ve kayıpları var. Gezi Direnişi bu ülkenin dünü değil geleceğidir. Eşitlik, özgürlük, adalet ve demokrasi için sönmeyecek bir umut olmaya devam edecek.”
Tutuklamalara karşı Adalet Nöbeti 762. günü geride bıraktı
Gezi’de adaleti arayanların TMMOB Büyükkent Şubesi’nde başlattığı nöbet ise 762. gününü geride bıraktı. Nöbetle ilgili son paylaşımda, “Mesleki etik ilkelerimiz çerçevesinde kamusal alanlarımızı savundukları için cezalandırılan arkadaşlarımızla dayanışmamızı daima sürdüreceğiz” denildi.
]]>(İZMİR)- İzmir’de, Türkiye İşçi Partisi (TİP) üyeleri, 14 Mayıs 2023’te yapılan genel seçimlerde Hatay’dan milletvekili seçilmesine karşın vekilliği düşürülen, Silivri Cezaevi’nde tutuklu Can Atalay için adalet çağrısında bulundu.
Türkiye İşçi Partisi(TİP) il örgütleri, 14 Mayıs 2023’te yapılan genel seçimlerin birinci yılında, Hatay’dan milletvekili seçilmesine karşın vekilliği düşürülen Gezi davası tutuklusu Can Atalay için ülke genelinde eş zamanlı basın açıklaması yaptı. İzmir’in Konak ilçesinde de Atalay’ın milletvekilliğinin düşürülmesini ve hala Silivri Cezaevinde tutuklu bulunmasını protesto eden TİP üyeleri, Kıbrıs Şehitleri Caddesi’nde sloganlar atarak yürüdü ve Türkan Saylan Kültür Merkezi önünde basın açıklaması yapıldı.
TİP İzmir İl Yöneticisi Sena Yazıbağlı Selanik tarafından okunan basın açıklamasında, Atalay’ın tam bir yıldır hukuksuzca cezaevinde tutulduğu belirtilerek adalet çağrısında bulunuldu.
Açıklamada şunlar kaydedildi:
“10 yıl önce Soma’da katledilen madenciler için, onların avukatı Can Atalay için adalet istiyoruz. Depremde katledilen, evsiz yurtsuz kalanlar için adalet istiyoruz. 1 Mayıs meydanı Taksim’in işçilere kapatılmasını kabul etmeyen ve bu nedenle tutuklanan dostlarımız için adalet istiyoruz. İktidara meydan okuduğu için cezaevlerinde tutulan siyasetçiler, Gezi tutsakları, Gezi aileleri, tutuklu gazeteciler, avukatlar için adalet istiyoruz. Tam bin haftadır kayıp ve katledilen yakınları için mücadele eden Cumartesi Anneleri için adalet istiyoruz. Sürekli kemer sıkması istenen, her geçen gün daha da yoksullaşan emekçiler, emekliler için adalet istiyoruz. Katledilen kadınlar, geleceksiz bırakılan, tarikatların insafına terk edilen gençler için adalet istiyoruz. Özgürlüklerimiz ve haklarımız pazarlık konusu değil. Hayatımız pazarlık konusu değil.
Bir yandan vekillerimizi, siyasetçileri, emekçileri, Taksim’i savunanları tutsak edip diğer yandan halkı yoksullaştıranlarla uzlaşmayacağız. Hayatı bize zindan edenlerle aynı gemide değiliz. Temel haklarımızdan, adaletten, çocuklarımızın ekmek parasından, eğitiminden tasarruf etmeyeceğiz. Ülkeyi koca bir cezaevine çevirenlere hep birlikte meydan okumak için bir kez daha bir aradayız. Mesele, yalnız bir kişinin, bir grubun, bir topluluğun, bir partinin, bir partiye oy verenlerin meselesi değil. Adalete susamış, hakları elinden alınmış, özgürlüklerine kastedilmiş kim varsa yanındayız. Adalet ve özgürlük isteyenler için bir oluruz, beraber oluruz ve kimseyi yalnız bırakmayız. Gezi’de nasıl bir olduysak, öyle birleşir mücadele ederiz.”
“HALK KAZANACAK, ADALET KAZANACAK”
14 Mayıs seçimlerinin üzerinden bir yıl geçtiği hatılatılan açıklamada “Seçilmiş bir milletvekili bir yıldır tutsak ediliyor. Bu bir yılda yoksulluğumuz arttı, ekmeğimiz, eğitimimiz, sağlığımız, özgürlüğümüz azaldı. Halk, iktidara yanıtını yerel seçimlerde verdi. Bu iktidar artık bir azınlık iktidarıdır. Bir azınlığın halkın haklarını gasp etmesine izin vermeyeceğiz. Adalet istiyoruz ve kazanacağız. Bir bir kazanacağız. Can Atalay başta olmak üzere Gezi tutsaklarını, cezaevlerindeki siyasetçileri, devrimcileri çıkaracağız. Soma, Ermenek, Aladağ, Çorlu için adaleti sağlayacağız. Emekçiler, emekliler, gençler, kadınlar için yan yana duracağız. Halk kazanacak, adalet kazanacak” ifadelerine yer verildi.
]]>İBB Gençlik ve Spor Müdürlüğü’nce ilk kez Adım Adım Tarihi Yarımada ismiyle 2022 yılında başlatılan; geçtiğimiz yıl da Gezi İstanbul olarak kent geneline yayılan proje gençlerden gelen yoğun ilgi üzerine bu yıl da devam edecek. Gezi İstanbul kapsamında İstanbul’un kadim tarihi ve kültürel miras alanları yıl boyu gerçekleştirilecek olan tematik gezilerle İstanbullu gençlere tanıtılacak. “Bir bilenle gez” mottosuyla gerçekleştirilecek gezilere akademisyenler ve alanında uzman isimler rehberlik edecek.
“GEZİLER 7 FARKLI KATEGORİDE OLACAK”
Mayıs ayının ilk haftasından yıl sonuna kadar devam edecek proje kapsamında; kültür tarihi gezileri, mimarlık tarihi gezileri, monografik semt gezileri, arkeolojik alan gezileri, müze gezileri ve doğa gezileri düzenlenecek. Bu kategorilerin yanında bu yıl ilk kez gastronomi gezileri de gerçekleştirilecek.
“HER GEZİ UNUTULMAZ BİR DENEYİM SUNUYOR”
Her kategorinin kendisine özel temaları ve rotası olacak. Atatürk’ün Beyoğlu anıları, İstanbul’un tılsımları, tarihi olaylara tanıklık eden meydanlar, mekanları ve olaylarıyla İstanbul’un kurtuluşu gibi temalar kültür tarihi gezileri içinde yer alacak. Mimarlık tarihi kategorisi içinde ise Sinan yapıları; sultan külliyeleri, İstanbul’un tarihi su yolları, kemerleri ve bentleri, Kapalıçarşı; hanlar, hamamlar, kapanlar; yeraltındaki İstanbul; sarnıçlar, mahzenler, dehlizler; imparatorlukların kalbine yolculuk gibi birçok gezi teması yer alacak.
“BU YIL YENİ ROTALAR EKLENDİ”
Projeye katılan gençleri müze gezilerinde ise Arkeoloji Müzeleri, Yerebatan Sarnıcı, Topkapı Sarayı, Dolmabahçe Sarayı ve Harbiye Askeri Müzesi bekliyor olacak. Projenin arkeolojik alan gezileri kategorisinde ise bu yıl Bukoleon Sarayı, Polyeuktos Sarayı ve Haydarpaşa arkeolojik kazı alanlarında sürdürülen çalışmalar ve şimdiye kadar ulaşılan buluntular tanıtılacak.
“GASTRONOMİ KATEGORİSİNDE İSTANBUL’UN SOKAK LEZZETLERİ KEŞFEDİLECEK”
Doğa gezileri kategorisinde ise Riva kuş gözlem gezisi ve mantarların gizemli dünyasına yolculuk temalı geziler yapılacak. Projeye bu yıl ilk kez dahil edilen gastronomi kategorisinde ise gençler İstanbul’un sokak lezzetlerini, İstanbul mutfağının kültürel katmanlarını, meşhur esnaf lokantalarını ve ünlü yemek reçetelerini keşfedecek.
“BAŞVURULAR BAŞLADI”
Gezi İstanbul projesine, İstanbul’da ikamet eden ya da eğitim için şehir dışından İstanbul’a gelen 18 – 29 yaş arasındaki Müze Kart sahibi olan gençler kayıt olabilecek. Gezilere başvurular İstanbul Senin uygulamasından ve https://forms.ibb.gov.tr/genclikspor/gezi-istanbul/ formu aracılığı ile online olarak yapılacak. Aylık periyodlarla ilan edilecek gezi programına alınan katılım başvuruları, kontenjan dolduktan sonra sona erecek.
Gezi İstanbul Mayıs Ayı Programı:
2 Mayıs Perşembe/ Saat: 10: 00-17: 00
Monografik Semt Gezileri/ Fener-Balat
Rehber: Sanat Tarihçisi Lalehan UTKAN
9 Mayıs Perşembe / Saat: 10: 00-16: 00
Müzede Bir Gün/ Dolmabahçe Sarayı
Rehber: Doç. Dr. Deniz ESEMENLİ
16 Mayıs Perşembe/ Saat: 09: 00-18: 00
Taksim & Kırkçeşme Suyolu’nun İzinde Kemerler ve Bentler
Rehber: Kültür Tarihçisi Oktay TÜRKOĞLU
23 Mayıs Perşembe/ 10: 00-16: 00
Monografik Semt Gezileri/ Maziden Atiye & Kuzguncuk
Rehber: Uzman Rehber Egemen DEMİRCİOĞLU
28 Mayıs Salı/ 09: 00-18: 00
Prens Adaları/ Büyükada 1
Rehber: Uzman Rehber Hüseyin Avni ÖZKAN
]]>MEHMET REBİİ ÖZDEMİR
(SAMSUN)– TMMOB Samsun İl Koordinasyon Kurulu sekreteri Veli Kebapçı, “Dostlarımız suç işledikleri için değil, halkın çıkarlarını savundukları için, Taksim Meydanı’na ve Gezi Parkı’na sahip çıktıkları için, iktidarın rant projelerine karşı çıktıkları için, mesleki sorumluluklarının gereğini yerine getirdikleri için cezaevindeler. Gezi Direnişi nasıl ki bu ülkenin yüz akı ve onurlu tarihinin bir parçasıysa, Gezi Davası’nda tutuklanan arkadaşlarımız da bizim yüz akımız ve onurlu tarihimizin bir parçasıdır” dedi.
Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) Samsun Şubesi, Süleymaniye geçidinde Gezi Davası tutuklarının serbest bırakılması için basın açıklaması yaptı. Açıklamayı okuyan İl Koordinasyon Kurulu sekreteri Veli Kebapçı, şunları söyledi:
“BU ÜLKE SAHİPSİZ DEĞİLDİR”
“Bugün 25 Nisan 2024 ülkemizin en görkemli halk hareketlerinden biri olan Gezi Direnişi hakkında iktidar güdümündeki mahkeme tarafından verilen hukuksuz kararının üzerinden tam iki yıl geçti. Bu iki yıl boyunca büyük bir hukuk skandalına şahitlik ettik. TMMOB Yönetim Kurulu Üyesi Mücella Yapıcı, Hakan Atalay bu süreçte serbest bırakılsa da Şehir Plancıları Odamızın İstanbul Şubesi’nin eski başkanı Tayfun Kahraman ve Mimarlar Odamızın Hukuk Müşaviri Can Atalay’ın da bulunduğu arkadaşlarımız 2 yıldır, Osman Kavala ise 6 buçuk yıldır cezaevinde tutuluyor. Artık hepimiz biliyoruz ki bu karar, sadece arkadaşlarımıza yönelik değildir. Bu karar, 2013 Mayıs- Haziran aylarında iktidarı sarsıp korkutan milyonlara yöneliktir; milyonlarca insanın demokratik hak kullanımlarını cezalandırmaya, barışçıl ve demokratik istemleri bastırmaya ve kamu idarelerine yakışmayacak bir şekilde öç almaya, cezalandırmaya yöneliktir. Her tarafı lime lime dökülen tek adam rejimi hukuku, adaleti sağlamanın, haksızlıkları gidermenin bir aracı olarak değil, toplumsal muhalefeti cezalandırmanın bir aracı olarak kullanmaktır. Halkın taleplerini özgürce ifade etmesini, bunun için meydanlara çıkmasını bir darbe girişimi olarak gören bu dava, bu ülkeyi yönetenlerin antidemokratik zihniyetinin göstergesidir. Mesleki sorumluluklarının gereğini yerine getirerek toplumu aydınlatan ve iktidarı uyaran mühendis, mimar ve şehir plancılarını darbeci olarak suçlayarak, ülkenin bilim dışı, akıl dışı kararlar ve zihinler tarafından yönetildiğinin göstergesidir. Ancak şunu unutmasınlar; bu ülke sahipsiz değildir. Gezi bu ülkenin yarınlarına sahip çıkan, hakları ve geleceği için mücadele eden, AKP’nin her tarafımızı saran gerici politikalarına itiraz eden milyonların sesidir. Bu sesi ne hapsedebilirsiniz ne durdurabilirsiniz.
“HAKLI MÜCADELEYİ DURDURAMAZSINIZ”
Dostlarımız suç işledikleri için değil, halkın çıkarlarını savundukları için, Taksim Meydanı’na ve Gezi Parkı’na sahip çıktıkları için, iktidarın rant projelerine karşı çıktıkları için, mesleki sorumluluklarının gereğini yerine getirdikleri için cezaevindeler. Gezi Direnişi nasıl ki bu ülkenin yüz akı ve onurlu tarihinin bir parçasıysa, Gezi Davası’nda tutuklanan arkadaşlarımız da bizim yüz akımız ve onurlu tarihimizin bir parçasıdır. İktidarın ve yandaş medyanın pervasız saldırılarına rağmen, hiçbir iftira, hiçbir senaryo, hiçbir karar arkadaşlarımızın masumiyetine ve haklılığına leke düşürmeyi başaramamıştır. Gezi Direnişinin arkasında dimdik durduğumuz gibi, Gezi Davasında yargılanan ve ceza alan arkadaşlarımızın da yanında dimdik durmaya devam ediyoruz. Çünkü biliyoruz ki Gezi biziz. Açlığa, yoksulluğa, baskıya, zulme karşı yükselttiğimiz en örgütlü sesimizdir. Bir avuç sermayedara, bir avuç zorbaya karşı milyonların haykırışıdır Gezi. Parklarımız, ağaçlarımız, ormanlarımız, derelerimiz. Gezi bu ülkenin kendisidir. Tarihidir, mirasıdır, geleceğidir. Arkadaşlarımızın yanında olmaya, doğru bildiklerimizi söylemeye, halkımızdan, ülkemizden yana kamu yararını savunma mücadelemize devam edeceğiz ve buradan bir kez daha inatla söylemeye devam ediyoruz; halkın haklı mücadelesini durduramazsınız. Gezi’nin karşısında duramazsınız. Hukuksuzluğun 2. yılında Gezi davasında tutuklu olan arkadaşlarımızın serbest bırakılmasını istiyoruz. Bu hukuksuzluğa son verin. Arkadaşlarımızı serbest bırakın.”
]]>(İZMİR)- Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) üyeleri, Gezi Davası’nda çıkan kararların ardından başlayan Adalet Nöbeti’nin ikinci yıl dönümünde İzmir’de açıklama yaptı. Açıklamada, cezaevinde bulunan Tayfun Kahraman, Can Atalay ile Osman Kavala’nın serbest bırakılarak hukuksuzluğa son verilmesi gerektiği ifade edildi.
Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) ve bağlı meslek odaları tarafından Gezi Davası kararlarına karşı başlatılan Adalet Nöbeti’nin ikinci yıl dönümü kapsamında bugün İzmir Mimarlık Merkezi önünde açıklama yapıldı. TMMOB Mimarlar Odası İzmir Şube Başkanı Uğur Yıldırım’ın okuduğu açıklama şöyle:
“Hukuksuzluğun ikinci yılında inatla haykırıyoruz! Gezi Davası tutukluları serbest bırakılsın! Bugün 24 Nisan 2024. Ülkemizin en görkemli halk hareketlerinden biri olan Gezi Direnişi hakkında iktidar güdümündeki mahkeme tarafından verilen hukuksuz kararın üzerinden tam iki yıl geçti. Bu iki yıl boyunca büyük bir hukuk skandalına şahitlik ettik. TMMOB Yönetim Kurulu Üyesi Mücella Yapıcı, Hakan Atalay bu süreçte serbest bırakılsa da Şehir Plancıları Odamızın İstanbul Şubesi’nin eski başkanı Tayfun Kahraman ve Mimarlar Odamızın Hukuk Müşaviri Can Atalay’ın da bulunduğu arkadaşlarımız 2 yıldır, Osman Kavala ise 6 buçuk yıldır cezaevinde tutuluyor. Artık hepimiz biliyoruz ki bu karar, sadece arkadaşlarımıza yönelik değildir.
“BU ÜLKEYİ YÖNETENLERİN ANTİDEMOKRATİK ZİHNİYETİNİN GÖSTERGESİ”
Bu karar, 2013 Mayıs-Haziran aylarında iktidarı sarsıp korkutan milyonlara yöneliktir; milyonlarca insanın demokratik hak kullanımlarını cezalandırmaya, barışçıl ve demokratik istemleri bastırmaya ve kamu idarelerine yakışmayacak bir şekilde öç almaya, cezalandırmaya yöneliktir. Her tarafı lime lime dökülen tek adam rejimi, hukuku adaleti sağlamanın, haksızlıkları gidermenin bir aracı olarak değil, toplumsal muhalefeti cezalandırmanın bir aracı olarak kullanmaktır. Halkın taleplerini özgürce ifade etmesini, bunun için meydanlara çıkmasını bir darbe girişimi olarak gören bu dava, bu ülkeyi yönetenlerin antidemokratik zihniyetinin göstergesidir. Mesleki sorumluluklarının gereğini yerine getirerek toplumu aydınlatan ve iktidarı uyaran mühendis, mimar ve şehir plancılarını darbeci olarak suçlamak, ülkenin bilim dışı, akıl dışı kararlar ve zihniyet tarafından yönetildiğinin göstergesidir. Ancak şunu unutmasınlar; bu ülke sahipsiz değildir.
“AKP’NİN POLİTİKALARINA İTİRAZ EDEN MİLYONLARIN SESİ”
Gezi bu ülkenin yarınlarına sahip çıkan, hakları ve geleceği için mücadele eden, AKP’nin her tarafımızı saran gerici politikalarına itiraz eden milyonların sesidir. Bu sesi ne hapsedebilirsiniz, ne durdurabilirsiniz! Biz buradayız. Gezi Direnişi nasıl ki bu ülkenin yüz akı ve onurlu tarihinin bir parçasıysa, Gezi Davası’nda tutuklanan arkadaşlarımız da bizim yüz akımız ve onurlu tarihimizin bir parçasıdır. İktidarın ve yandaş medyanın pervasız saldırılarına rağmen, hiçbir iftira, hiçbir senaryo, hiçbir karar arkadaşlarımızın masumiyetine ve haklılığına leke düşürmeyi başaramamıştır.
“HUKUKSUZLUĞA SON VERİN”
Gezi Direnişi’nin arkasında dimdik durduğumuz gibi, Gezi Davası’nda yargılanan ve cezalandırılan arkadaşlarımızın da yanında dimdik durmaya devam ediyoruz. Çünkü biliyoruz ki Gezi biziz. Gezi, açlığa, yoksulluğa, baskıya, zulme karşı yükselttiğimiz en örgütlü sesimizdir. Bir avuç sermayedara, bir avuç zorbaya karşı milyonların haykırışıdır Gezi. Parklarımız, ağaçlarımız, ormanlarımız, derelerimiz…Gezi bu ülkenin kendisidir. Tarihidir, mirasıdır, geleceğidir. Arkadaşlarımızın yanında olmaya, doğru bildiklerimizi söylemeye, halkımızdan, ülkemizden yana kamu yararını savunma mücadelemize devam edeceğiz. ve buradan bir kez daha inatla söylemeye devam ediyoruz; halkın haklı mücadelesini durduramazsınız. Gezi’nin karşısında duramazsınız. Hukuksuzluğun 2’inci yılında Gezi davasında tutuklu olan arkadaşlarımızın serbest bırakılmasını istiyoruz. Bu hukuksuzluğa son verin! Arkadaşlarımızı serbest bırakın!”
]]>Enstitü tarafından Türkiye’nin kültürel, sosyal ve sanatsal zenginliğini Fransız öğrencilerle buluşturmayı hedefleyen projeyle kenti gören misafirler, halkın yaklaşımı ve zengin Türk mutfağı karşısında büyülendiklerini dile getirerek, gezinin ön yargılarını değiştirdiğini kaydetti.
İstanbul’un kültürel zenginliğine hayran kalan Fransız öğrencilerin en çok şaşırdıkları kentteki kedi ve köpek sevgisi oldu.
Diplomat adayı Fransız öğrenciler yoğun turun ardından tecrübelerini ve duygularını AA muhabirine anlattı.
Öğrencilerden Raphael Bonnet Duprey de la Ruffiniere, İstanbul’a ilk defa geldiğini ve geziden çok memnun kaldığını söyledi.
Ruffiniere, Türkiye’nin kültürel dokusu hakkında çok fazla bir bilgisi olmadığını belirterek, “Buraya gelmeden önce açıkçası biraz ön yargılıydım. Buraya gelince toplumun çok canlı ve insanların çok iyiliksever olmasına aşırı derecede şaşırdım. Restoranlarda, kafelerde tanıştığım insanlar iletişime çok açıktı, kendinden bahsetmekten ve paylaşmaktan çekinmiyorlardı. Aynı dili konuşamasak da bizimle İngilizce konuşmaya çalışıyorlardı. Çok sempatiklerdi.” dedi.
Türkiye’nin tarihi zenginliğine ve hayvan sevgisine şahit olduklarını anlatan Ruffiniere, burasının Bizans, Roma ve Osmanlı tarihine sahip sıra dışı ve zengin bir kültürel yapısı olduğunu anlattı.
Ruffiniere, kentin çok büyük bir müze gibi olduğunu dile getirerek, “Çok mutluyum. Bu şehrin gerçek bir ruhu var. En çok şaşırdığım şeylerden birisi de sokaklarda gezen çok sayıda kedi ve köpe olması. Bu çok güzel, onları her zaman sevebiliriz, okşayabiliriz.” diye konuştu.
Türkiye’yi daha fazla keşfetmek istediğini kaydeden Ruffiniere, uluslararası alanda çalışan bir gazeteci olmak ve Anadolu’nun her tarafını gezmek istediğini belirtti.
“Kedi ve köpeklerin her yerde olması kesinlikle harika”
Uluslararası ilişkiler alanında eğitim alan Chloe Granger ise gezinin Türkiye ve İstanbul hakkındaki ön yargılarını değiştirdiğini söyledi.
Granger, kendisini şaşırtan gezi tecrübelerini şöyle anlattı:
“Orta Çağ’dan ya da Osmanlı’dan kalan binaların olduğu daha eski bir şehir hayal ediyordum. Aslında çok modern bir şehir olduğunu gördüm. Binalarının çoğunun yakın bir tarihte inşa edildiğini düşünüyorum. Harika bir şehir. Bir deniz var ve ben denizi çok seviyorum. Kültürel olarak zengin bir şehir. İnsanlar çok misafirperver, sevecen ve sıcakkanlı. Böyle olduğu için tekrar buraya gelmek istiyorum, belki üniversite eğitimi için.”
Türklerin hayvan sevgisinin de kendisini çok etkilediğine dikkati çeken Granger, “Kedi ve köpeklerin her yerde olması kesinlikle harika. İnsanların hayvanlara saygı göstermesi de çok güzel.” ifadelerini kullandı.
“Burada eğitim almak istedim”
Aurelio Bruno da İstanbul’un çok güzel bir şehir olduğunu söyledi.
Bu kenti çok sevdiğini dile getiren Bruno, “Çok fazla bir ön yargım yoktu fakat bazı düşüncelerim vardı. Arkadaşlarım gibi daha az modern olacağını düşünüyordum, çok şaşırdım. Beni çok iyi bir şekilde şaşırttı. Harika bir şehir. Burada eğitim almak istedim, belki yüksek lisans.” diye konuştu.
Bruno, İstanbul’da her yerde kebap restoranı göreceğini hayal ettiğini ancak hiç de öyle olmadığını belirtti.
Yemeklerin bu kadar çeşitli olacağını düşünmediğini vurgulayan Bruno, “Bunun yanında en çok şaşırtan her yerde gördüğümüz hayvanlar oldu. Bu da bizim için sıradan değil.” değerlendirmesini yaptı.
Zengin gezi rotası
Yaklaşık bir hafta boyunca İstanbul’da gezen öğrenciler, İstanbul Üniversitesi, Galatasaray Üniversitesi ve Marmara Üniversitesi’nde öğrenci ve akademisyenlerle buluşup, kültür ve fikir alışverişinde bulundu, çeşitli aktivitelere katıldı.
Öğrenciler Marmara Üniversitesi’ni ziyaretinde Aile ve Sosyal Hizmet Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş ile de görüşüp sohbet etme imkanı buldu.
Program kapsamında Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerifi, tarihi Yarımada, Yenikapı Mevlevihanesi, Fişekhane Müzesi ve Üsküdar’ın yanı sıra birçok turistik kültür rotasını keşfetme fırsatı bulan öğrenciler, İstanbul’un ardından Bursa’yı da gezdi.
Paris YEE Koordinatörü Dr. Celine Aydın öğrencilere gezi boyunca eşlik etti.
]]>ÇANAKKALE – Çanakkale Boğaz Komutanlığı’na bağlı Deniz Müzesi Komutanlığı’nın bahçesine deniz yoluyla getirilen, Mustafa Kemal Atatürk’ün gezi teknesi olarak kullandığı ‘M/G Acar’, müze olarak sergileniyor. Müze gemi de, yemek yediği salon ile kamarası yer alıyor.
Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün, İstanbul Boğazı’nda gezinti ve ‘Savarona’ yatına gitmek için kullandığı ‘M/G Acar’ isimli gezi teknesi, 3 Temmuz 2017 tarihinde deniz yoluyla Deniz Müzesi Komutanlığı’nın bahçesine getirildi. Yaklaşık 9 ay süren çalışmalar ardından kaide üzerine oturtulan 27,5 metre boyunda, 5 metre genişliğinde ve 65 ton ağırlığındaki tekne, çevre düzenlemesinin tamamlanmasıyla birlikte 2018 yılı Nisan ayında düzenlenen törenle müze olarak ziyarete açıldı. Atatürk’ün yemek yediği salon ile kamarasının yer aldığı müze gemi, 6 yıldır Çanakkale Boğaz Komutanlığı’na bağlı Deniz Müzesi Komutanlığı’nın bahçesinde sergileniyor.
Çanakkale Boğaz Komutanlığı’na bağlı Deniz Müzesi Komutanlığı’nın bahçesinde sergilenen Mustafa Kemal Atatürk’ün gezi teknesi olarak kullandığı ‘M/G Acar’ botuyla ilgili bilgi veren Çanakkale Deniz Müzesi Komutanı Albay Serhan Aras, “Şuanda Acar Botundayız. Büyük Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Savarona gemisini diplomatik ziyaretlerde kullandığını biliyoruz. Sadece 52 gün boyunca bütün ömründe kullanabildiği Savarona yatına intikal ve geri intikallerinde Acar botunu kullanmış. Acar botu Almanya’da inşa edilmiş bir gemi, daha sonra Türkiye’ye getirildikten sonra Türk Deniz Kuvvetleri envanterine giriyor. ve Cumhurbaşkanlığı yatı olarak hizmet veriyor. Deniz Kuvvetleri Komutanlığınca, müzemize müze gemi olarak getirdik. Atatürk’ün şuanda Acar botunda yemek yemiş olduğu salondayız. Yemek takımları orijinal. Tabak ve çatalların üstünde Acar botunun amblemini görebilirsiniz. Atatürk son günlerinde Savarona’da nekahat dönemindeyken en son Dolmabahçe Sarayına, Acar botuyla intikal ediyor. Yani bu gemi aslında Ata’mızın denizle olan son bağlantısı, o nedenle bizim içinde son derece kıymetli” dedi.
Müze gemi Acar’ın tarihçesi
1936-1937 tarihleri arasında Almanya’da inşa edilmiştir. Dönemin Alman yetkilileri tarafından verilen izne istinaden deniz trafiğine kapalı Kıel Kanalı’ndan geçirilerek 3 gün içerisinde İstanbul Dolmabahçe Sarayı önlerine getirilmiştir. Türk Deniz Kuvvetleri envanterine katılmasının ardından Mustafa Kemal Atatürk tarafından İstanbul Boğaz’ında gezinti ve Savarona yatına ulaşım amaçlı kullanılmıştır. Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün ebediyete intikalini müteakip Acar makam motoru olarak görev icra etmiş, hizmet dışına ayrılmasına müteakip Deniz Harp Okulu’na bağlanmıştır. 2000 yılında onarım ve restorasyona tabi tutulmuştur. 25 Temmuz 2001 tarihinde İstanbul Tersanesi Komutanlığı’nda düzenlenen törenle 10’uncu Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in eşi Semra Sezer tarafından denize indirilmiştir. 2001-2015 yılları arasında Kuzey Deniz Saha Komutanlığı’na bağlı olarak makam motoru görevini icra etmiştir. Deniz Kuvvetleri Komutanlığı tarafından Çanakkale Deniz Müzesi Komutanlığı’nda müze gemi olarak sergilenmek üzere 25 Eylül 2015 tarihinden itibaren hizmet dışına ayrılmıştır. 10 Mart 2017 tarihinden başlayan sergi alanına ait temel ve kaidenin yapım aşamasının sona ermesini müteakip; 15 Haziran 2017 tarihinde Çanakkale’ye deniz yoluyla intikal ettirilen gemi, 03 Temmuz 2017 tarihinde Çanakkale Deniz Müzesi Komutanlığı önünde kara kreyni vasıtasıyla alınarak, şu anda üzerinde bulunduğu kaideye oturtulmuştur.
]]>Doğu Anadolu Bölgesi’nin önemli tarihi ve doğal güzelliklerinin bulunduğu Ağrı, yılın her mevsimi ziyaretçilerin gezi rotası arasında yer alıyor.
Özellikle son yıllarda bölgeye ilgi gösteren fotoğraf tutkunları, bu sene de karın yağmasıyla beyaza bürünen tarihi ve doğal güzellikleri yerinde görmek için bölgeye gelmeye başladı.
İstanbul, Kocaeli, Sakarya gibi batı illerinden grup halinde kente gelen fotoğraf tutkunları ilk olarak UNESCO’nun Dünya Miras Geçici Listesi’nde yer alan Osmanlı yadigarı tarihi İshak Paşa Sarayı’nı geziyor.
Ardından 5137 metrelik rakımıyla yurdun en yüksek noktası olan Ağrı Dağı’nın yakınlarına giden fotoğrafçılar, arazide otlayan atlar ile dağın fotoğraflarını çekerek vakit geçiriyor.
Diyadin ilçesindeki Murat Kanyonu ile jeotermal alanda yerin altından çıkan sıcak suyun bulunduğu kaplıca alanını gezen fotoğraf tutkunları, buradaki doğal güzellikleri fotoğraflıyor.
Bölgenin sahip olduğu tarihi ve doğal güzellikleri fotoğraflayanlar, il merkezine bağlı Başçavuş köyünde barajın yapılmasıyla su altında kalan yapılardan geriye kalan minareyi de ziyaret ediyor.
Minare, kar ve buzla kaplı baraj gölünün çevresini gezenler, hem Balık Gölü’ne yakın köylerde yaşama dair fotoğraf çekiyor hem de gittikleri köylerde yeni doğan kuzuları sevip vatandaşlarla sohbet ederek keyifli vakit geçiriyor.
Sakaryalı fotoğraf tutkunu Hüseyin Can, AA muhabirine, özellikle İshak Paşa Sarayı’nı görmek için Ağrı’ya geldiğini söyledi.
“Fotoğrafçılar için ideal bir destinasyon”
Kentin turistik destinasyonuna dikkati çeken Can, “Bu geziyle Ağrı’yı keşfedebildiğimiz güzel destinasyonlarla karşılaştım. Kaplıcaları da çok beğendim. İshak Paşa Sarayı zaten başlı başına harika bir tarihi eser. Fotoğrafçılar için ideal bir destinasyon. Herkesi buraya bekliyorum. Bu benim buraya ilk gelişimdi ve çok memnun kaldım. İkinci bir defa da gelmek istiyorum. Ağrı Dağı da harikaydı. Dağın çevresinde otlayan atlar ayrı bir heyecan kattı.” diye konuştu.
Bursa’dan gelen Hüseyin Gediklioğlu ise kentin havası, doğası ve insanının çok iyi olduğunu anlattı.
Gezdikleri her yeri çok beğendiğini dile getiren Gediklioğlu, “Gelip görülmesi gereken yerler, anlatmakla olmuyor. Yaşanılması gereken bir yer. Herkesi buraya davet ediyorum. Doğası harika.” dedi.
İstanbul’dan gelen Gülhiz Arslan Öztürk de havanın soğuk olduğunu ancak çok güzel fotoğraflar çektiklerini belirtti.
Fırsat buldukça Ağrı’ya geldiğini dile getiren Aslanöztürk, şöyle devam etti:
“Manzara çok güzel. Her yer bembeyaz. Doğa da harika ve kar çok güzel. Havanın soğuk olduğuna bakmıyoruz, yılmıyoruz, fotoğraf çekiyoruz. Ortalama 2 ayda bir Ağrı’ya geliyorum. Doğası ve insanları çok güzel, fotoğraflar da çok güzel. 3 gün boyunca fotoğraflar çektik. Mutluyuz ve mutlu döneceğiz inşallah.”
“Hiç unutulmayacak anılarla evimize dönüyoruz”
Ayşe Çalışkan ise gruptaki herkesin bölgenin tarihi ve doğal güzelliklerini çok beğendiğini, ilkbaharda da bölgeye gelmeyi düşündüğünü aktararak, şunları kaydetti:
“Buralar hayatımda gezip gördüğüm en güzel yerler olabilir. İhtişamlı Ağrı Dağı’nın önünde çok güzel manzaralara şahitlik ettik. Murat Nehri’ne gittik. Diyadin Kaplıcaları inanılmaz etkileyici bir manzara sunuyordu. Çok keyifli bir gezi oldu. Hiç unutulmayacak anılarla evimize dönüyoruz.” ifadelerini kullandı.
]]>