?Ankara Büyükşehir Belediyesi, doğal kaynakların hızla tüketildiği ve iklim krizinin tehlikeli yüzünü gösterdiği bu çağda, topluma çevre bilinci oluşturacak çalışmaları hayata geçirmeye devam ediyor. Bu kapsamda ABB ile TEMA iş birliğiyle düzenlenen “Doğaya Açılan Pencerem” konulu sergi açılışına; ABB Başkanı Mansur Yavaş’ın eşi Nursen Yavaş, ABB Kadın ve Aile Hizmetleri Daire Başkanlığı personeli, öğrenci velileri ve çok sayıda davetli katıldı.
ABB Kadın ve Aile Hizmetleri Daire Başkanlığı bünyesinde hizmet veren Çocuk Kulüpleri ve Çocuk Etkinlik Merkezleri’ndeki 90 minik üye, hayal güçleri ve el becerilerini kullanarak çöp poşetleri, piller, alüminyum folyo, kartonlar, pet şişeler, pet bardaklar, kapaklar, ağaç ve yapraklarla tasarlanan kostümleri defilede sergiledi.
Kadın ve Aile Hizmetleri Daire Başkanlığı Çocuk Hizmetleri Şube Koordinatörü Tuğba Nagehan Turpçu, etkinliğe ilişkin şu bilgileri verdi:
“AMACIMIZ GERİ DÖNÜŞÜMÜ VE ÇEVRE BİLİNCİNİ OLUŞTURMAK”
“TEMA ile birlikte Aralık ayından itibaren farkındalık çalışması yapmaya karar verdik. Meşe palamudu tüpleyerek bu çalışmalarımıza başladık. Çocuklara atık malzemeler nelerdir, geri dönüşümün önemi nedir bunlarla ilgili bilgiler verdik. Evlerinde topladıkları atık malzemeleri merkezimize getirerek bunlarla neler yapacağımızı düşündük ve tasarladık. Atık malzemelerden yaptığımız kostümlerle çocuklar defile gerçekleştirdi. Buradaki amacımız geri dönüşümü ve çevre bilincini sağlamak.”
TEMA Vakfı Çayyolu Temsilcisi Aylin Tural da şunları söyledi:
“Büyükşehir Belediyesi kreşleri ile uzun süre düşündüğümüz bir projeyi düzenliyoruz. Büyükşehir 18 kreşle birlikte çok büyük destek verdi. Doğada hiçbir şeyin atık olmadığı, toplanan her materyali değerlendirmenin çok önemli olduğunu vurgulamak için böyle bir etkinlik başlattık. Çocukların ne istediğini biz bu sergide gördük. Genellikle doğada dökülen yapraklar, kozalaklar, çiçekler, meşe palamutları hep doğanın kendi yarattığını, onların çöp olmadığını, çürümediğini bu şekilde değerlendirerek gösterdik.”
MİNİKLERİN DEFİLE HEYECANI
Kendi ürettikleri birbirinden çeşitli geri dönüşüm kostümlerini giyerek defilede boy gösteren minikler de heyecanlarını, şu sözlerle dile getirdi:
-Sinda Ertunç: “Geri dönüşüm çok önemlidir. Etrafımızı kirletmememiz ve kendimizi korumamız lazım. O yüzden geri dönüşüm önemlidir. Kostümümü öğretmenimle yaptım. Pet bardaklarla etek yaptık ve bunu giyindim defileye çıktım.”
-Ahmet Burak Çelik: “Temizlik çok önemlidir. Kostümümde dürbün var, keçeden yelek var, kapaklar taktık.”
-Kuzey Ekinci: “Sihirbaz kostümü yaptım. Yaparken çok güzel geçti. Şapkam var, sopam var, gazeteden ceketim var.”
-Zeynep Mina Dündar: “Piller ve ilaç kutusu var üzerimde. Gösteri yaptık sergi yaptık. Saçlarımda çiçekler var. Ağaçlarımız kötü olmasın diye geri dönüşüm yapmamız lazım.”
Tüm merkezlerden hem bireysel hem de grupla birlikte yaklaşık 700 çocuğun tasarladığı eserler, Çayyolu’nda bulunan MESA Plaza’da 29 Mart 2024 tarihine kadar ziyarete açık olacak.
]]>Çorum Organize Sanayi Bölgesindeki fabrikasında arıcılık sektörüne yönelik makine ve ekipman üreten Mehmet Vahdettin Küçükbenli, ihracat yaptığı Almanya ve İsviçre’deki arıcılardan gelen talep üzerine, “Çerçeve Yıkama ve Bal Mumu Geri Dönüşüm Makinesi” üretti.
Almanya’dan arıcılar Ralf Kolbe ve Michael Blum ile İsviçre’den Severin Hummel’ın AR-GE desteği verdiği makinenin seri üretimine Çorum’daki fabrikada başlandı.
Üç ülkeden sektör temsilcilerinin işbirliği yaptığı makine, Arıcılık Malzemeleri ve Arı Ürünleri Sanayiciler Derneğince “inovasyon ödülü”ne layık görüldü.
Elektrikle çalışan makine, çerçevelerin batırıldığı bölüm, eriyen bal mumunun toplandığı bölüm ve bal mumunun sıvı hale dönüştürüldüğü bölüm olmak üzere 3 hazneden oluşuyor.
100 derece kaynar suyun iki hazne arasında devridaim yaptığı makinede, üzeri petekle kaplı çerçeve ilk hazneye batırılıp çıkartılıyor. Daha sonra eriyerek suya karışan bal mumu, devridaim sayesinde ikinci hazneye aktarılıyor. Burada biriken erimiş haldeki bal mumu filtre yardımıyla makineden alınarak, sıvı hale dönüştürülmek üzere üçüncü hazneye naklediliyor. İşlemler sonucu eriyen bal mumu, geri dönüşüm için petek fabrikasına gönderiliyor. Temizlenen çerçeveler de tekrar kullanılabiliyor.
Mehmet Vahdettin Küçükbenli, AA muhabirine, makineyi kısa sürede Almanya, Avusturya, İtalya ve Türkiye’deki arıcılık fuarlarında tanıttıklarını ve bu ülkelerden sipariş aldıklarını söyledi.
Makinenin hem petekteki bal mumunun geri dönüşümünü sağladığını hem de çerçevelerin temizlenmesini çok hızlı yaptığını belirten Küçükbenli, “Yeni ürünümüzle amacımız, bal mumunun ülkemize, arıcımıza geri dönüşümünü sağlamaktır, aynı zamanda çerçevelerin dezenfekte edilmesiyle arı hastalıklarından korunmasını sağlamaktadır. Buna benzer bazı makineler var ama bizim yaptığımız makine, 50 saniyede bir çerçeveyi temizleyebiliyor. Diğer yöntemde çerçeveler kazan içine konularak 1,5 saatlik temizlik işlemi yapılıyordu.” dedi.
Hasat döneminde balı alınan petekte yaklaşık 250 gram bal mumu kaldığına dikkati çeken Küçükbenli, şöyle devam etti:
“Normalde bal mumundan yüzde 50 geri dönüşüm sağlanabiliyor ama bizim yaptığımız makineyle yüzde 100’e yakın geri dönüşüm elde edebiliyoruz. Çok esmer peteklerde olmasa da taze peteklerde yüzde 100’e yakın geri dönüşüm sağlıyor. Bir kovanda 20 çerçeve süzüldüğünü düşünürsek, bir tanede 200-250 gram kadar kara peteğimiz oluyor. Bundan da geri dönüşme sağladığımız zaman 4 kilogram kadar kara petek elde etmiş oluyoruz.”
Küçükbenli, Almanya ve İsviçre’den sektör temsilcilerinin ürünün gelişimine önemli katkı sağladığını, işbirliği yapmaya devam edeceklerini kaydetti.
Almanya’da yaklaşık 2 bin kovanla arıcılık yapan Ralf Kolbe ise uzun zamandır sektörde olduğunu, hep böyle bir makine geliştirmek istediğini anlattı.
Beklediklerinden çok daha iyi bir makine geliştirdiklerini vurgulayan Kolbe, “Bizim çerçevelerde kullandığımız bir ilaç var. Arılar bu ilacı temizlemek zorunda kalıyordu. Bu makineyle çıtaları yüzde 100 temizlediğimiz için artık arılar temizlik yapmak zorunda kalmayacak. Bu makine hem arılar hem de arıcılar için kolaylık sağlıyor.” ifadelerini kullandı.
]]>TUNCAY TÜRKGÜLÜ
Adana’da Geri Dönüşüm ve Atık Yönetimi Fuarı ve Konferansı yapıldı. Adana Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Zeki Kıvanç, “Sürdürülebilir bir dünya için ve bizden sonraki nesillere daha sağlıklı ve daha güzel bir dünya bırakmak için iklim değişikliği yeşil dönüşüm altında pek çok ülkede olduğu gibi bizim ülkemizde de gündem en üst seviyede” dedi.
Adana’da bugün Geri Dönüşüm ve Atık Yönetimi Fuarı başladı. Valilik, Büyükşehir Belediyesi, Adana Ticaret Odası, Adana Sanayi Odası ve Adana Hacı Sabancı Organize Sanayi Bölgesi destekleriyle gerçekleştirilen etkinlik TÜYAP Adana Uluslararası Fuar ve Kongre Merkezi’nde yapıldı. Geri dönüşüm sektöründe önemli bir yere sahip olan Adana’nın atık yönetimi konusundaki çalışmalarını sergilemeyi amaçlayan etkinlikte, açılış konuşmasını Fuarda Adana Valisi Yavuz Selim Köşger gerçekleştirdi.
Fuar alanında gerçekleştirilen konferansta iş adamlarının katılımıyla geri dönüşümde yaşanan zorluklar ve Avrupa’nın istediği şartlar ele alındı. Adana Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Zeki Kıvanç şöyle konuştu:
“Fuarımızın açılışının ardından Tekrar Sürdürülebilir Bir Ekonomi Sıfır Karbon Ayak İzi ve Geri Dönüşüm Konulu Başlıklı Panelde sizlerle birlikte olmaktan mutluluk duyuyorum. Dünya artık eskiden olduğu gibi geri dönüşüm işine çok önem veriyor, bizim artık atıklarımız yok, hepsinin bir hammadde olduğunu kabul etmemiz gerekiyor. Sürdürülebilir bir dünya için ve bizden sonraki nesillere daha sağlıklı ve daha güzel bir dünya bırakmak için iklim değişikliği yeşil dönüşüm altında pek çok ülkede olduğu gibi bizim ülkemizde de gündem en üst seviyede. Tekstil sektöründe geri dönüştürülmüş hammadde kullanmaz iseniz ürettiğiniz ürünü kesinlikle ve kesinlikle markalar artık almıyor. Avrupa’nın 2030 yılına kadar kararları var, ya geri dönüştürülmüş ürünü, ya da organik hammaddeden yapmanız gerekiyor. Bu bizim için olmazsa olmaz kuralı oldu. Avrupa’da karbon salımını ile ilgili gelişmeler var, önümüzde sanayiciyi çok sıkıntıya düşürecek işler var. Onun için biz bugünden sanayi devrimini atladık. Ama en azından yeşil dönüşü de atlamayalım avantajlı bir duruma geçelim istiyoruz.
“SU TASARRUFUNDA BULUNMAMIZ, SUYUMUZU İYİ KULLANMAMIZ GEREKİYOR”
İklim değişikliğinde aşırı sıcaklıklar kuraklıklar, seller, orman yangınları, gibi çok tabiat olayları gerçekleşiyor, bunların gerçekleşmemesi için bizim iklim değişiminde karbon salınımında biz mümkün olduğunca doğayı ısıtmadan, enerjiyi sarfetmeden, mamul yapmamız gerekiyor. Bunları yapmak içinde bizim öyle veya böyle enerji tasarrufunda bulunmamız, su tasarrufunda bulunmamız, suyumuzu, enerjimizi iyi kullanmamız gerekiyor, hammadde kaynaklarını iyi tüketmemiz gerekiyor, geri dönüştürülmüş hammaddeyi kullanmamız gerekiyor. Bununla ilgili tekstil sektörü 5-6 yıldır çok meidillerle karşılaşarak, tekstil sektöründeki firmalar en hazırlıklı firmalar oluyor, karbon ayak izini ölçtürmüş, karbon salınımını ölçtürmüş, su kullanımını düşürmüş, enerji tüketimini düşürmüş, bir çok yaptırımlara maruz kalmamak için elinden geldiğince bizim sanayicimiz çaba gösteriyor. Bunun aslında tüm sektörlerde olması gerekiyor. Biz diyoriz ki bu bir olmazsa olmaz. Karbon salınımını düşürecez ama aynı zamanda bu müeyyideler ticari alanda Avrupalılar ticari yaptırımlar uyguluyor. Bunların neticesinde siz yapmazsanız Avrupalılar iyi bir vergi koyuyorlar. Bu nedenle başarılı olmak için Avrupa standartlarında imalat yapmak zorundayız.”
Adana’da plastik alanında geri dönüşüm firma yöneticisi Bilal Nadir Gök ise yaptığı açıklamada, ambalaj atıklarını geri dönüştürüp dünya’da 18 ülkeye ihraç ettiklerini belirterek, “Bugün niye buradayız. Türkiye’nin geri dönüşümünün kayıt altına alınan -yüzde 70’i ama kayıt dışı- yüzde 80 olan Adana’da, bu fuarı düzenliyoruz. Biz bu işi üretiyoruz ve burada bu fuarın da Adana’da olmasını istedi. Ana katılımcılardan biriyiz, Adanamızın kalkınması ve Adana’nın dünyaya açılan gelecekte atık savaşlarının olacağı bir dönemde yani endüstrinin ana maddesi olan atıkları ülkeler birbirine vermek istemiyor, bununla ilgili çalışmanın alt yapısını yapıyoruz” diye konuştu.
]]>ADANA Çukurova Üniversitesi’nden (ÇÜ) Doç. Dr. Sedat Gündoğdu, örtü altı yetiştiriciliğinde kullanılan poşet ve plastik malzemelere dikkati çekip, Çukurova’nın bereketli topraklarını ‘plastik ovası’na döndüğünü belirtti. Gündoğdu, “Karpuzu neden plastiğin altında yetiştiriyoruz, tadı mı güzel oluyor? Hayır, sadece bunu 20 gün daha erken hasat etmek için yapıyoruz. Hasattan sonra plastik atıklar toplanmadığı için rüzgarla çevreye savrulup, parçalanıyor” dedi.
ÇÜ Su Ürünleri Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Sedat Gündoğdu, mikroplastikler ve plastik kirleticiler üzerine yaptığı çalışmalarla ilgili ÇÜ Türkoloji Araştırmaları Merkezi’nde konferans verdi. Doç. Dr. Gündoğdu, plastik geri dönüşüm fabrikalarının atıkları, burada meydana gelen yangınlar, gömülü olarak bulunan çöp döküm sahaları, seracılıkta örtü altı yetiştiriciliğinde kullanılan poşet ve plastik malzemelerin Çukurova’nın bereketli topraklarını ‘plastik ovası’na dönüştürdüğünü anlattı. Bu bölgede karpuz ve örtü altı yetiştiriciliğinin yoğun olarak yapıldığını hatırlatan Doç. Dr. Gündoğdu, “Karpuzu neden plastiğin altında yetiştiriyoruz, tadı mı güzel oluyor? Hayır, sadece bunu 20 gün daha erken hasat etmek için yapıyoruz. Hasattan sonra plastik atıklar toplanmadığı için rüzgarla çevreye savrulup, parçalanıyor. Denize ve içme sularımıza kadar karışıyor. Yine biber, domates, salatalık ya da kabak gibi ürünlerin yetiştirilmesinde aynı sorunlar yaşanıyor. Örtü altı yetiştiriciliğinin su tasarrufu açısından avantaj olduğu söyleniyor. Ama örtü altı yetiştiriciliği yaparken sadece kullandığınız sudan tasarruf ediyorsunuz. O plastiğin üretimi ve geri dönüşümünde kullanılan suyu hesaba katmıyorsunuz. Ayrıca denizel ortamlarımızı da kirletiyor. Dolayısıyla 20 gün için tüm toprakları plastik ve mikroplastik ile kirletmek gibi bir tercihte bulunuyoruz. Bunu engellemek için erken hasat yaklaşımını terk etmemiz lazım” diye konuştu.
‘TÜRKİYE’DE HER AY 12 GERİ DÖNÜŞÜM TESİSİ YANIYOR’
Plastiğin yanıcı bir malzeme olduğunu ve bundan dolayı yangınların da meydana geldiğine vurgu yapan Doç. Dr. Gündoğdu, “Türkiye’de her ay yaklaşık 12 tane plastik geri dönüşüm tesisi yanıyor. Yılda 150’ye yakın plastik geri dönüşüm tesisi, büyük yangınlara sahne oluyor. Bunlar, büyük çaplı yangınlar. Dumanını 10 kilometre öteden görebildiğiniz yangınlardır. Küçük yangınları dahil etsek bunun sayısı, ayda 50-60 olabilir. Adana’da bu yangınların sıklıkla gerçekleştiği yerlerden biri. Geçtiğimiz aylarda Sarıhamzalı’da bir geri dönüşüm bölgesinde 7-8 fabrika bir arada yanmıştı. Ondan önce Toprakkale’de 2 yıl süreyle art arda aynı tesis yanmıştı. Bu örnekler, çoğaltılabilir. Plastiğin olduğu yerde yangın da olur” dedi.
‘BM PLASTİK ANLAŞMASINA ÜRETİM KISITLAMASI KOYMALI’
Dünyada plastik kirliliğini çalışan 300 bilim insanı olarak bir koalisyon kurduklarını ve bu sorunların çözümünün üretim kısıtlaması olduğu sonucuna vardıklarını bildiren Prof. D. Gündoğdu, “Bilim insanları koalisyonu adı altında dünyada plastik kirliliğini çalışan 300 bilim insanı olarak Birleşmiş Milletler’in, BM Plastik Anlaşması’na üretim kısıtlaması koyması için uğraşıyoruz. Çünkü üretim kısıtlaması olmadan iyi bir atık yönetimi olsa bile maalesef bu kirliliği çözemiyoruz. Tüm çalışmalar bunu gösteriyor. Bireysel olarak bardak, pipet kullanmamak bir tercih ancak sorunun çözümü değil. Sadece sizi plastiğin maruziyetinden bir nebze koruyor. Ancak kirlenen ekosistemle plastikten beslenmek zorunda kalıyorsunuz” diye konuştu.
]]>Birleşmiş Milletler (BM) verilerine göre, dünya genelinde her yıl 500 milyar plastik poşet kullanılıyor ve 13 milyon plastik, okyanuslara atılıyor. Dakikada 1 milyon plastik şişe satılırken plastik üretimi için yılda 17 milyon varil petrol harcanıyor. Doğada yok olması yüzlerce yılı bulan plastikler nedeniyle her yıl 100 bin deniz canlısı yaşamını yitiriyor. Şişe sularının yüzde 90’ında, musluk sularının ise yüzde 83’ünde plastik partiküller bulunuyor. İnsan kaynaklı atıkların yüzde 10’unu plastikler meydana getirirken, plastiklerin yüzde 50’sini tek kullanımlık plastikler oluşturuyor.
Göteborg Üniversitesinden Profesör Bethanie Carney Almroth öncülüğünde bir grup bilim insanı tarafından Afrika, Güney Amerika, Asya ve Doğu Avrupa’daki 13 ülkede bulunan plastik geri dönüşüm tesislerinden alınan peletler üzerinde yapılan çalışmada, bu peletlerin üzerinde 600’den fazla zehirli kimyasal tespit edildi. Peletlerde bulunan 491 organik ve 170 geçici bileşik, pestisit, farmasötik, endüstriyel kimyasal ve plastik katkı maddesi gibi sınıflara ayrıldı.
Plastiklerdeki 13 binden fazla kimyasalın yüzde 25’i zararlı olarak nitelendirilirken, plastiklerin kullanım esnasında diğer kimyasalları adsorbe ettiği bu nedenle hiçbir plastiğin güvenli kategoride sınıflandırılmayacağı sonucuna ulaşıldı. Çalışmada, plastiklerdeki zehirli kimyasalların, plastiklerin geri dönüşümünü ve bertarafını zorlaştırdığı dolayısıyla geri dönüştürülmüş plastiklerin hiçbir alanda yeniden kullanımının uygun olmadığı tespitinde bulunuldu.
“Plastikteki maddeler başka kimyasallarla bir araya gelip zehirli etki oluşturuyor”
Plastiklerdeki zehirli kimyasallara ilişkin AA muhabirinin sorularını yanıtlayan TEMA Vakfı Bilim Kurulu Üyesi ve İstanbul Teknik Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Çevre Mühendisliği Bölümü emekli Öğretim Üyesi Prof. Dr. İlhan Talınlı, polimer bir madde olan plastiğin üretimi esnasında kimyasal olarak nitelendirilen çözücüler, stabilizanlar ve katkı maddeleri kullanıldığını söyledi.
Plastikteki tüm maddelerin tek başına olmasa bile başka kimyasallarla bir araya geldiğinde zehirli etki oluşturduğunu belirten Talınlı, “Plastiğin içindeki bu kimyasallar geri dönüşümle daha tehlikeli oluyor. Bu da geri dönüşüm sürecinde yapılan işleme bağlı. Polietilen tereftalatları diğer atıklardan ayrı bir yerde topladığınızı varsayalım. Bunları toplayan endüstri, sadece polietilen tereftalatın peletlerini yeniden üretir fakat bu esnada geri kazanmak üzere solventler kullanıp farklı maddeler eklerse hem kendi endüstrisi kirletici olacak hem de ürettiği yeni plastik artık mesela su şişesi olmayacak da oyuncak olarak çocuklar için tehlikeli olacak. Bu kimyasallar, geri dönüşümlü plastiklerin özelliklerini kazansa bile kullanım açısından birincil plastiklere göre daha tehlikelidir.” dedi.
Tanıl, geri dönüşümün, plastik atıkların önüne geçmek için yetersiz bir çözüm, geri dönüştürme mantığıyla plastik kullanmaya devam edilmesinin de yanlış bir düşünce olduğunu ifade etti.
Plastik üretiminin sınırlandırılması, petrol ithalatının durdurularak çevreye dost rüzgar ve güneş enerjisi sistemlerine geçiş yapılması tavsiyesinde bulunan Talınlı, şunları kaydetti:
“Plastik kimyasalların hepsi tehlikelidir. Bu plastikleri toprağa gömdüğünüzde 100-200 yıl çözünmüyor. Bunun üzerine plastiklerin yüzde 5’inin içine biyobozunur plastikler yapılması için nişastalar konuldu ama yüzde 95’i kaldı. Aynı plastik kimyasalların sıvı olanları suya karıştığında yer altı sularını kirletir, oradan bu kimyasallar biyobozunur olmadıkları yani dirençli kimyasal oldukları için suyu kirletirler. Yer altı ve yer üstü suları, yağmurlar, nehirler, göller, giderek artan şekilde çevreyi kirleterek toksik ve kanserojen özellikler gösterebilirler.”
“Bazı kimyasalların vücuttaki yarılanma ömrü 7 yıl”
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Dahili Tıp Bilimleri Bölümü Halk Sağlığı Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Cavit Işık Yavuz, tüm canlılar için tehdit oluşturan plastik atıkların bertarafı esnasında kullanılan bazı yöntemlerin hava, su ve toprak kirliliğine yol açarak doğrudan ve dolaylı yollarla insan sağlığını etkilediğini bildirdi.
Mikroplastiklerdeki zararlı kimyasalların gıda zinciri, plastik atıkların yakılması esnasında havaya salınan dioksin ve furanlar gibi kansere neden olabilecek maddelerin de solunum yoluyla insanlara geçebildiğini aktaran Yavuz, “Bunların vücutta yarılanma ömürleri 7 yıl. Plastikler hem atık yükleri nedeniyle risk oluşturuyor hem de onları gündelik hayatımızda çok çeşitli alanlarda kullanmamız nedeniyle özellikle gıda ve içecek kaplarındaki plastiğin yapısında kullanılan kimyasal maddelerin bir kısmı bu gıdalara ve içeceklere geçiyor ve bu yolla da biz kimyasalları alıyoruz.” diye konuştu.
Plastiklerin, insan vücudundaki zararlı etkilerini uzun vadede göstermeye başladığını vurgulayan Yavuz, şu bilgileri verdi:
“Hormon sistemiyle ilişkili olduğu için şeker hastalığı ya da metabolik bozukluklar nedeniyle ortaya çıkabilecek vücutta şeker düzenlemelerine bağlı bozukluklar görebiliriz. Hormonların etkili olduğu üreme sistemi sorunları ortaya çıkabiliyor. Bebeklerde ve çocuklarda çeşitli gelişim sorunlarına yol açabilir, bu hem sinir hem de hormon sistemleri ile ilgili gelişim problemleri olabilir. Yine bu hormonların işin içinde olduğu kanser türlerinin de artabildiğine ilişkin endişeler söz konusu çünkü bazı kanserler hormonlarla da ilişkili. Aynı zamanda bu hormon bozucu kimyasalların obeziteye de zemin hazırlayabileceği görüşü mevcut.”
“Sıcağa maruz kalan plastiklerdeki kimyasallar gıdaya bulaşıyor”
Polikarbondan yapılan plastiklerdeki bisfenol grubu kimyasallara damacana, metal içecek kutuları, yiyecek ve içecek saklanan plastik kaplarda rastlanabileceğinin ve sıcağa maruz kalan plastiklerdeki bu maddelerin kolaylıkla suya veya gıdaya bulaşabileceğinin altını çizen Yavuz, plastik kaplarda yiyecek ısıtılmaması ve bu kapların bulaşık makinesinde yıkanmaması gerektiğine değindi.
Yavuz, vatandaşlara şu önerilerde bulundu:
“Her şeyden önce zorunlu değilsek plastik ürün kullanmamalıyız. Çocukları ve bebekleri plastiklerde satılan gıda ve içeceklerden uzak tutmaya çalışalım. Yemek hazırlarken cam, metal ya da porselen kullanmaya çalışmak, paketli ürünleri paketiyle birlikte değil, olabilirse cam veya porselende ısıtmaya çalışmak da önemli bir konu.”
]]>Eroğlu, AA muhabirine plastik sektörünün yeşil dönüşüm sürecine ilişkin değerlendirmede bulundu.
Tek kullanımlık plastik ambalajlarda İtalya’nın ardından Avrupa’nın en büyük ikinci üreticisi olan Türkiye’nin, plastik ürünlerde dünyada 6., Avrupa’da ise Almanya’dan sonra 2. sırada yer aldığını bildiren Eroğlu, yeşil dönüşüm sürecinde sektör için depozito sistemi ve ambalajlarda geri dönüştürülmüş ürün kullanımının zorunlu hale getirilmesini önerdi. Eroğlu, bu kapsamda Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği ile Sanayi ve Teknoloji Bakanlıklarına tek kullanımlık ambalajlarla ilgili çözüm önerileri sunduklarını söyledi.
Eroğlu, Türkiye’de bu konuda yıllara yayılan çözüm üretilmesi gerektiğini belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Tek kullanımlık plastik ürünlerde daha iyi atık yönetimi, geri dönüşüm ve geri dönüşmüş içerik kullanımını zaman kaybetmeden hayata geçirmemiz gerekiyor. Sanayinin alternatif tek kullanımlık ürünlere veya çok kullanımlık diğer alternatiflere geçişi için en az 10 yıla ihtiyacı var. Bu sürede yapılması gereken yatırım miktarı ise 9 milyar dolar. Türkiye’de böyle bir süreci hayata geçirmemiz halinde, tek kullanımlık plastik ambalajların kısıtlanması 2037 yılı için planlanmalı. Bu süreçte AB, bu üretim kollarında çalışan firmalara yeni işlere geçişle ilgili hibe ve uzun vadeli krediler oluşturulmasında Türkiye’ye ve ilgili firmalara doğrudan katkı vermeli.”
“Plastik atıklar dönemin petrolü oldu”
Eroğlu, son yıllarda gündemde en üst sıralarda yer alan yeşil dönüşümün gelecek yıllarda daha çok konuşulacağını belirterek, çevreyi, ekonomiyi ve insanı koruyan formüller geliştirilmesi gerektiğini aktardı.
Bu açıdan tartışılması gereken konunun “plastik” değil, “plastik atıkların geri dönüştürülmesi” olduğuna dikkati çeken Eroğlu, şu değerlendirmede bulundu:
“Biz Avrupa’ya otomobil, beyaz eşya, elektronik parçaları, inşaat ve medikal malzemeleri olarak yoğun miktarda plastik ihracatı gerçekleştirerek Avrupa’nın plastik atığını da üretiyoruz. Avrupa’ya ihraç ettiğimiz plastik ürünler atığa dönüşüyor. AB’de artık atıkların yurt dışına gönderilmesi zorlaşacak. Çünkü atıklar değerli hale geldi. Plastik atıklar adeta bu dönemin petrolü oldu. Çünkü geri dönüştürülmüş ham madde, günümüzde petrolden üretilen orijinal ham maddeden daha çok talep görüyor. Yeşil dönüşümde Türkiye’nin potansiyelini ve rekabet avantajını ortaya çıkarmayı ve geri dönüşüm sektöründe Türkiye’yi merkez haline getirmeyi amaçlıyoruz. Türkiye’nin geri dönüşüme kazandırabilmek adına AB’den atıkları alabilmesi için bundan sonra iyi bir karneye ihtiyacı olacak. Türkiye, OECD ülkesi olduğu için önümüzdeki 5 yılda iyi bir rapor oluşturamazsa, atıkların AB’den Türkiye’ye ihraç edilmesi yasaklanacak.”
PAGEV geri dönüşüm fuarına ev sahipliği yapacak
Eroğlu, bu süreçte 2-4 Mayıs 2024’te İstanbul’da gerçekleştirilecek RePlast Eurasia Plastik Geri Dönüşüm ve Hammaddeleri Fuarı’na ev sahipliği yapmaya hazırlandıklarını bildirerek, bu etkinliğin, plastik geri dönüşüm alanında Türkiye’de düzenlenecek ilk uluslararası fuar olacağını söyledi.
Türk plastik endüstrisinin orijinal polimerlerden yıllık 11 milyon ton plastik mamul ürettiğini belirten Eroğlu, şunları kaydetti:
“Sektörümüz, doğrudan ve dolaylı olmak üzere 15 milyar dolarla Türkiye’nin en fazla ihracat yapan sanayi kollarından biri. Türkiye’nin, tek kullanımlık plastik mamullerdeki üretimi yaklaşık 4,4 milyar dolar, ihracatı 3 milyar dolar civarında. 2024’te ihracatın artmasını ve çift haneli büyümeyi hedefliyoruz. Tek kullanımlık plastik sanayinde istihdam edilen kişi sayısı 35 bin, sektörünün yarattığı istihdam ise 400 bin civarında.”
]]>