Bayraktar, A Haber’de katıldığı programda Türkiye’nin enerji gündemine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Türkiye’nin enerji filosuna katılacak yeni gemiye ilişkin bilgiler paylaşan Bayraktar, “Yeni gemimiz ya da yüzer üretim platformumuz önümüzdeki hafta başında Türkiye’ye doğru yola çıkıyor. Bu gemi esas itibarıyla bizim doğal gazda, Karadeniz gaz sahasındaki üretimimizi artırmak için planlamalarımızın içerisinde yer alan bir ünite, bir platform.” ifadesini kullandı.
“Gemi, Singapur’dan önümüzdeki hafta başında yola çıkacak. İki aya yakın bir seyir süresi var.” bilgisini paylaşan Bayraktar, platformun Marmara’da bir tersanede birkaç ay süren bakım işleminden geçeceğini, sonrasında Filyos Limanı’na gideceğini söyledi.
Sakarya Gaz Sahası’nda günlük 5,5 milyon metreküp olan üretimin ilk fazda 2025’in ilk çeyreğinde 10 milyon metreküpe çıkarılmasının hedeflendiğini kaydeden Bayraktar, “Bu yeni platformla biz inşallah bunu 20 milyon metreküpe çıkarmış olacağız.” dedi.
Platformun, 2026’da aktif şekilde günlük 10 milyon metreküp doğal gaz üreteceğini ve yaklaşık 5 milyon hanenin doğal gaz ihtiyacını karşılayacağını aktaran Bayraktar, “”Yüzer üretim tesisi ile 2026 yılında Karadeniz’de üretime başlamayı hedefliyoruz. Gemi, Sakarya Gaz Sahası’na gidecek ve 20 yıl boyunca orada bu gazı üretmeye devam edecek. Orada sabit kalacak.” diye konuştu.
Bayraktar, platformun boyunun yaklaşık 300, genişliğinin 56, yüksekliğinin 58 metre olduğunu belirterek, geminin deniz tabanından gazı alarak işleyeceğini ve deniz tabanından karadaki tesise göndereceğini ifade etti.
Türkiye, Nijer’de 2025’te ilk altın üretimini yapacak
Türkiye’nin Somali açıklarında petrol ve doğal gaz aramak amacıyla Somali hükümetiyle imzaladığı anlaşmaya değinen Bayraktar, anlaşma kapsamında Somali açıklarında yaklaşık 5’er bin kilometrekarelik ve toplamda 15 bin kilometrekarelik 3 deniz sahasında imtiyaz ve ruhsat aldıklarını bildirdi.
Bayraktar, “Hızlı bir şekilde 3 boyutlu sismik çalışmaya başlayacağız. Planlamamız içerisinde Oruç Reis Sismik Araştırma Gemisi’ne yer verdik. Eylül ayının sonunda, ekim ayı başı gibi Somali’ye gönderiyoruz.” dedi.
Türkiye’nin, Afrika kıtasından Nijer ile enerji alanında yaptığı çalışmalarına da değinen Bayraktar, Türkiye’nin Nijer’de 3 altın madeni sahasının bulunduğunu ve altın çıkarmak için gerekli çalışmalara 2020’de başlandığını anımsattı.
Bayraktar, sözlerine şöyle devam etti:
“Hedefimiz 2025 yılında ilk altın üretimini gerçekleştirmek. Nijer, bu anlamda çok zengin kaynaklara sahip bir ülke. Gerek altın madenleri, gerek diğer madenler uranyum madeni olsun, petrol ve doğal gazda da bir potansiyeli var. Dolayısıyla, biz bu ülkelerde maden yatırımlarıyla petrol ve doğal gaz yatırımlarıyla da ülkemizin ihtiyaçlarının bir kısmını dış kaynaklarla karşılamış olacağız.”
Bayraktar, doğal gaz merkezi olma yolunda önemli adımlardan biri olan Türkmenistan gazının Türkiye’ye getirilmesi konusuna ilişkin, ilk etapta yıllık 1,5-2 milyar metreküp gazın ilerleyen aylarda veya 2025 başında Türkiye getirilmesini hedeflediklerini söyledi.
]]>Destici, partisinin Merkez Karar ve Yönetim Kurulu (MKYK) toplantısı öncesinde parti genel merkezinde açıklamalarda bulundu.
Konuşmasına, Pençe Kilit Harekatı bölgesinde yaralandıktan sonra tedavisi devam ederken şehit olan Piyade Yarbay Abdullah Cem Demirkan’a ve tüm şehitlere rahmet dileyerek başlayan Destici, terörle mücadelede güvenlik güçlerine başarı diledi.
Mustafa Destici, bugün Gabar Dağı’ndaki petrol arama sahasında meydana gelen kazada yaralananlara geçmiş olsun dileklerini iletti.
Kıbrıs Barış Harekatı’nın 50. yılı dolayısıyla Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ndeki (KKTC) kutlamalara katıldığını hatırlatan Destici, bugün KKTC bağımsız bir devletse bunun 50 yıl önceki harekat sayesinde olduğunu belirtti.
Destici, Kıbrıs’ta mevcut şartlarda tek yolun iki devletli çözüm olduğunu dile getirdi.
“Dertleri bütün İslam ve Türk coğrafyasıyla”
İsrail’in Gazze’den sonra Lübnan ve Yemen’e saldırmaya başladığına işaret eden Destici, “İsrail, Gazze’ye saldırdığında Lübnan Hizbullahı ya da İran Hizbullahı bu cepheden İsrail’e saldırmış olsaydı, İsrail bu kadar pervasızca hareket edemezdi, bu kadar büyük katliamlar yapamazdı. Ama maalesef o gün Hizbullah bunu yapmadı ve bugün silahlar kendisine döndü.” diye konuştu.
İsrail ve onu destekleyen küresel güçlerin derdinin sadece Gazze değil, bütün İslam ve Türk coğrafyası olduğunu söyleyen Destici, “40 yıldan fazla bir süredir hala terörle mücadele ediyorsak, karşımızda sadece PKK yok. Karşımızda İsrail var, ABD var, güçlü Avrupa Birliği üyesi ülkeler var, dönem dönem PKK’ya destek veren Rusya, Çin, hatta isimlerini telaffuz etmiyorum, İslam ülkeleri var.” ifadesini kullandı.
BBP Genel Başkanı Destici, İsrail’in, Gazze’de hedefine ulaştıktan sonra kendisine itaat etmeyen diğer ülkelere de saldıracağına dikkati çekti.
“Sokaklarımız köpeklerden temizlenmelidir”
Türkiye gündemini değerlendiren Destici, ülkede başıboş saldırgan sokak köpeği sorununun yıllardır devam ettiğini ileri sürdü.
KKTC’ye giderken bu meseleyi iktidar ve muhalefet partilerinin genel başkanlarıyla değerlendirme fırsatı bulduklarını bildiren Destici, “Bu yasa, mutlaka ama mutlaka ekim ayına kalmadan, Meclis kapanmadan çıkarılmalı ve sokaklarımız köpeklerden temizlenmelidir. Sokaklar, caddeler ve şehir merkezleri, köpeklerin doğal yaşam alanı değildir. Sahiplenir, besleyebilir, onunla yaşayabilirsiniz ve maskesini takarak gezdirebilirsiniz ama şehrin her noktasında köpeklerin öbek öbek dolaşması kabul edilebilir değildir.” görüşünü paylaştı.
“Varlığı olanın doğal gazını ya da elektriğini devlet neden sübvanse eder”
Ekonominin, gündemin en önemli maddelerinden biri olduğuna dikkati çeken Destici, kendileri kadar bu konuyu dillendiren bir partinin olmadığını savundu.
Hükümetin, zengin ve fakir ayırt etmeksizin konutlarda kullanılan elektrik ve doğal gazı sübvanse ettiğini anlatan Destici, zenginin elektrik ve doğal gaz faturalarında bu uygulamanın olmaması gerektiğini söyledi.
Destici, geliri yüksek olanların daha büyük evlerde oturduğunu, onların faturalarının da geliri düşük olanlara göre daha fazla geldiğini vurgulayarak, “Peki bu kadar varlığı olan ailenin ya da şahsın doğal gazını ya da elektriğini devlet neden sübvanse eder? Ona vermeyeceksin, fakire, emekliye, asgari ücretliye vereceksin. Doğru olan bu.” değerlendirmesinde bulundu.
]]>CHP Halkla ve Medya ile İlişkilerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcılığı tarafından hazırlanan CHP İletişim Haftalık e-Bülten’in ilk sayısı bugün yayımlandı. Bülten CHP’nin WhatsApp kanalı, partinin resmi internet sitesi https://chp.org.tr/ ve e-mail aracılığıyla parti örgütleri, üyeler ve vatandaşlarla paylaşıldı. Haftalık olarak her çarşamba günü yayınlanacak bültende, CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in yanı sıra MYK üyelerinin çalışmalarına ve partiyle ilgili haberlere yer veriliyor.
Bulut: “CHP’nin gündemdeki konular hakkında yürüttüğü politikaların neler olduğunu tüm şeffaflığıyla bilinecek”
CHP Halkla İlişkiler ve Medya ile İlişkilerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Burhanettin Bulut, e-bülteni her hafta çarşamba günü partililerle ve vatandaşlarla buluşturacaklarını belirterek, “Genel Başkanımız Sayın Özgür Özel’in ülke gündemi ve uluslararası gündemdeki konularla ilgili politik söylemlerini, yurt içi ve yurt dışı gezilerini, MYK üyelerimizin çalışmalarını ve partimizle ilgili haberlere bültende yer vereceğiz. Örgütlerimiz ve üyelerimiz e-bülten aracılığıyla parti politikalarına hakim olacak. CHP’nin gündemdeki konular hakkında yürüttüğü politikaların neler olduğunu tüm şeffaflığıyla bilecek. Tüm üyelerimizi ve vatandaşlarımızı bülteni takip etmeye davet ediyoruz” dedi.
Sosyalist Enernasyonal’ın Bükreş Deklarasyonu’nda CHP’nin AB üyeliği mücadelesine destek
CHP’nin ilk haftalık bülteninde şunlar yer aldı:
“Genel Başkanımız Özgür Özel’in katıldığı Sosyalist Enternasyonal Avrupa Komitesi toplantısında yayımlanan Bükreş Deklarasyonu’na, oy birliğiyle ‘CHP’yi son yerel seçimlerdeki etkileyici zaferlerinden dolayı tebrik ediyor ve Avrupa Birliği (AB) tam üyelik sürecinde büyük atılıma yol açacak demokrasi ve reform mücadelesini destekliyoruz’ ifadesi eklendi.”
“Sıfır atacağız”
Bültende, CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in geçen hafta grup toplantısında yaptığı konuşmadan şu ifadeler yer aldı:
“CHP iktidarında yani yapılacak ilk seçimlerden sonra kurulacak hükümette, 10 yıl sonra toplamda yaşanacak olan şudur: AKP’nin yaptığı gibi yapacağız. Biz de sıfır atacağız. Ama onlar gibi enflasyonu yükseltip yükseltip sıfırlar sığmayınca hem paradan hem maaştan hem etiketten sıfır atmayacağız. Öyle altı sıfır filan da atmayacağız. Bir tane sıfır atacağız. O bir sıfırı etiketler, fiyatlardan atacağız ama maaşlardan atmayacağız.
“Kadınlar kararlarını kendileri verirler”
Hem demokratikleşmeden, iyi yönetimden bahsedeceksiniz. Avrupa’da hiçbir yerde kalmamış bu uygulamayı dünyadaki birkaç ülkeyle birlikte sürdürmeye çalışacaksınız. Kadının soyadına karışacaksınız. Devlet olarak sana ne? Kadınlar kararlarını kendileri verirler. Kadının ne yiyeceğine, ne içeceğine, ne giyineceğine, ne zaman nerede dolaşacağına, nerede karışacağına, hangi soyadını kullanacağına sadece kadınlar karar verir.
“1 milyon öğretmen diploması çalacaklar”
Yusuf Tekin denen şahıs eliyle büyük bir suç işleniyor. Hırsızlık, yan kesicilik suçu. 1 milyon öğretmen diploması çalacaklar. Diyor ki kanun: ‘Okuldan mezun oldun. Atanmak hakkın. İşte atamadık, kura çekiyoruz. 80 bin diyoruz, sözümüzü tutmayıp 20 bin atıyoruz. İki yıl sonra o da yok. Ne yapacağız? Milli Eğitim Akademisi kuracağız. 1 milyon öğretmen, öğretmen sıfatını kaybedecek. Öğretmen adayı olacak. Bu akademiye gidecek. İki yıl okuyacak. Çalışacak. Biz de ona bakacağız.’ İki yıl boyunca öğretmeni izleyecek. Gözleyecek. Paylaşımına bakacak. Yaşam biçimine bakacak. Tercihlerini sorgulayacak. Bağlılığını, biatını sorgulayacak. Ona göre karar verecek.
Emekli Halk Kart
CHP’li belediyeler olarak her birisi emekliye başka başka şeyler yapıyorlar. Kimi pazar desteği, kimi kasap desteği, kimi bakkal desteği, kimi doğal gaz desteği, kimi doğrudan nakit desteği. Hepsini birden emekli halk kart altında birleştiriyoruz. CHP’nin yönettiği tüm belediyelerde tüm emeklilerin cebinde emekli kartı olacak, o olduğunda başka bir şey olmadan bir kere o başka ulaşımda can yakan sorunların tamamı ortadan kalkacak. O kartta yakıtta, doğal gazda, pek çok üründe, markette, pazara giderken pazar desteğiyle yılın belli dönemlerinde örneğin Kurban Bayramında, Ramazan Bayramında ve ayın belli dönemlerinde doğal gaz için, belli dönemlerde yiyecek için oradan size CHP’li belediyeler destek olacaklar.”
Şehit Aileleri ve Gaziler-Kahramanlara Vefa Çalıştayı
Bültende, Milli Savunma Bakanlığı’ndan sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Yankı Bağcıoğlu koordinasyonunda şehitler ve gazilerin sorunlarına çözüm bulmak amacıyla 12-13 Haziran’da düzenlenen, “Şehit Aileleri ve Gaziler-Kahramanlara Vefa Çalıştayı”nın sonuç raporu kamuoyuyla paylaşıldı. Raporda şu ifadeler yer aldı:
“Vatan ve millet sevgisinin sembolü olan şehitlerimizin ailelerine ve gazilerimize vefa borcumuzu ödemek, hak ettikleri şekilde yaşamlarını sürdürebilmeleri için gerekli tedbirleri almak hepimizin ortak sorumluluğudur. Bu vesileyle Türkiye Cumhuriyeti’nin ve Türk Milletinin namus borcu olarak gördüğümüz bu konuda kalıcı ve sürdürülebilir adımlar atılması için ilgili kurum ve kuruluşları harekete geçmeye davet ediyoruz.”
Erhan Adem: “Zamların vatandaşlarımızın bütçesine getirdiği yük tahmin edilemez boyutta”
Bültende, Tarım ve Ormancılık Bakanlığından sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Erhan Adem’in, çay fiyatlarındaki son zam kararını eleştiren açıklamasından şu ifadeler yer aldı:
“ÇAYKUR, son bir yılda çay fiyatlarına yüzde 133 zam yaptı. Bu zamların vatandaşlarımızın bütçesine getirdiği yük tahmin edilemez boyutta. ‘Enflasyonla mücadele’ denilirken aslında yalnızca vatandaşların sırtına daha fazla yük bindirilmektedir. Bu gidişle ne üretici üretmeye devam edecek ne de tüketiciyi tüketebilecektir.”
CHP, Boğaziçi Üniversitesi’ne desteğe gitti
CHP, bu hafta Milli Eğitim Bakanlığından sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Suat Özçağdaş ve milletvekilleriyle birlikte Boğaziçi Üniversitesi akademisyenleri ve öğrencilerine destek vermek için Boğaziçi Üniversitesi Kampüsü’ne gitti. Özçağdaş, burada şöyle konuştu:
“Boğaziçi Üniversitesi’ne, tüm engellemelere rağmen girmeyi başardık. Cumhurbaşkanına, İçişleri Bakanına, İstanbul Valisine ve YÖK Başkanına sesleniyoruz: Bu kanunsuz uygulamalarınıza son verin. Bizleri polis memurlarımızla, genç kadın polislerimizle karşı karşıya getirmeyin. Bu hukuksuzluk son bulana kadar buradayız, hiçbir yere gitmiyoruz.”
]]>(ANKARA) – 10 Ekim Gar Katliamı davasında, katliamda hayatını kaybeden avukat Uygar Coşgun’un eşi Mehtap Sakinci, mahkeme heyetine “Her ne kadar mütalaaya geçilse bile tevsii tahkikat kararını kabul edebilirsiniz. Geç değil. Siz delilleri toplayın, kararı yine verin. Mesleki şeref madalyası olacak bir dava hayatınızın hatasına, keşkeye dönüşmesin. Kısa da yaşasak, az da yaşasak şerefimizle yaşayalım. Meslek şerefimizi koruyarak yaşayalım. Vereceğiniz karar ölürken en azından içinizi rahatlatacak bir karar olsun” diye seslendi.
Ankara Tren Garı’nda 10 Ekim 2015’te IŞİD’in canlı bombalarıyla 104 kişinin katledilmesine ilişkin davanın 25’inci duruşması Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülüyor.
Duruşmada cübbelerini çıkartarak artık savunma yapmayacaklarını ifade eden avukatların ardından duruşmada, katliamda hayatını kaybedenlerin yakınları ve yaralı olarak kurtulanların dinlenilmesine geçildi. Katılanlardan saldırıda yaralanan öğretmen Mustafa Çeker, ” Gaziantep’te IŞİD çok büyümüştü. 2015 yılında Gaziantep Valisi olan Ali Yerlikaya soruşturmadı. Bir katliamda insanın aklına kendini nasıl kurtaracağı gelir. Ama benim aklıma 1977 1 Mayıs katliamı geldi ve hayatta kalanları da öldüreceklerini düşündüm. Burada tertip komitesi dinlendi ama polisler dinlenmedi. Neden dinlenmedi? 600 km yol gelirken ben buraya sizin her şeye ret vermenizi mi dinliyorum? Benim karşımdaydı onun kocası, yüzü gülüyordu o gün ama şimdi gözüne bakamıyorum hayatta kaldığım için. Ekonomik olarak çok zor durumdayız; her gelişimizde milyarlar harcıyoruz duruşmada bir şeyi kaçırmayalım diye. Siz nasıl bunlara göz yumuyorsunuz. Biz sizden sadece adalet istiyoruz. Biz size daha gaz atılmasını kabul ettiremedik. Benim ayak ucumda yaşayan iki kişi gazdan sonra hayatını kaybetti. Bunun hesabını kim soracak siz sormayacaksınız? Neden gaz atılır? Ben ambulansla gitmedim, o minibüslerle gittim hastaneye. Ambulanslara neden izin verilmedi? Bunlar neden soruşturulmuyor” dedi.
“Yıkanmakla asla çıkmayacak kanım bütün ülkenin eline, yüzüne buluştu”
Evrim Mak, katliamda hayatını kaybeden eşi Mesut Mak’ın adına yazdığı mesajı okudu. Mak şunları söyledi:
“14 yıllık devlet memuruyum. Tarım Orkam-Sen’in çağrısı ile barış için Ankara’ya geldim. Ben Mesut Mak daha eylem başlamadan cansız bombaların saldırısı sonucu yaralandım ve gaz sıkılması sonucunda sağlık ekiplerinin müdahale edilememesi nedeniyle kan kaybından öldüm. Yıkanmakla asla çıkmayacak kanım bütün ülkenin eline, yüzüne bulaştı. Kızıma ‘söz veriyorum, döneceğim’ dedim. İlk defa kızıma verdiğim sözü tutamadım ve kızım bugün 16 yaşında. Kızımın bu ülkede adaletin hala var olduğunu görmesini istiyorum. Şimdi kendi adıma konuşuyorum. Ben eşimi kaybettim. Bu katliamda kimler sorumluysa yargılansın. Buradaki cübbeleri çıkartan adalet sistemi utansın bu da böyle tarihe geçsin” diye konuştu.
“Birgün bu kantar sizi de tartacak”
Katliamda hayatını kaybeden Osman Turan Bozacı’nın oğlu Çağlayan Bozacı, “Neden insanlığa karşı suç tanımını inatla getirmiyorsunuz? Bu ülke artık bir terör örgütü devleti. İpin ucunun nereye gideceğini biliyoruz. O yüzden adalet beklemiyorum. Ama bugün adalet isteyenler günün birinde adalet dağıtacak konuma eriştiklerinde inanın hepinize adaleti en doğru şekilde tartarak verecektir. Bir gün bu kantar sizi de tartacak” ifadelerini kullandı.
“Enkazın içinden çıktım ama 6 Şubat, 10 Ekim kadar zor gelmedi”
Ata Önder Atabay’ın annesi Halime Atabay, “Bizim çocuklarımız adalet için, barış için geldi. Biz 9 yıldır yanıyoruz. Benim çocuğum öğretmendi. Çocuklar yetiştirecekti. Biz adalet istiyoruz. Ben çocuğumun her gün mezarına gidiyorum, oğlumun düğün tarihini almıştım, düğününü yapamadım. Ölene kadar çocuğumun arkasındayım. Tepeden tırnağa kadar hepsinden şikayetçiyim kamu görevlilerinden” dedi.
Eşi Kasım Otur’u kaybeden Songül Otur ise, “32 yıldır bu devlete hizmet eden birinin eşiyim. Benim oğlum 21 yaşındaydı katliam olduğunda. Malatya’da 6 Şubat’ı yaşadık. Enkazın içinden çıktım ama 6 Şubat bize bu kadar zor gelmedi. 10 Ekim bizi mahvettiler. Adalet istiyoruz biz artık” dedi.
“Davanın gerçek failleri yargılanana kadar peşinde olacağız”
Katliamdan yaralı kurtulan vücuduna saplanan 17 adet bilye ve şarapnel parçası ile yaşamını sürdüren Mustafa Özdağ, “Şu andaki yargılamanın ben hukuki bir yargılama olduğunu düşünmüyorum. Siyasi bir yargılama yapılıyor şu an. Müfettiş raporları kamu görevlilerinin ihmali olduğunu söylüyor, onlar yargılanmalı. Biz yaşadığımız sürece peşinde olacağız. Bu davanın gerçek failleri yargılanana kadar peşinde olacağız. Ben bir yaralanan olarak ben nasıl yaşıyorum düşüncesini yaşıyorum yıllardır” İfadelerini kullandı.
“Mahkeme salonlarında çocuk büyüttü anneler”
Kızıyla birlikte yaralı kurtulanlardan Elif Özdemir, “Ben alana adım attığımda polis yoktu. ‘Polis olmadığı için kesin bir şey olacak’ dedim. Kalan yaralıların üstüne de hem gaz sıktılar hem de ateş ettiler. Bu organize bir suçtur. Devlet hepsini biliyordu. Bile isteye bir takım çapulcuların önünü açtı ve Ankara’nın göbeğine kadar gelmesine, bombaları hazırlamasına müsaade etti. Bizi yok etmek istediler faşist diktatör biraz daha yükselsin diye. Ankara Valiliği, Başbakan, Cumhurbaşkanı sorumludur. Talimatlı mahkemedir buradaki yargılama. Siz bizi sayı mı zannediyorsunuz. Mahkeme salonlarında çocuk büyüttü anneler. Biz unutmayacağız” dedi.
“Sıddık yardım et’ seslerini kulaklarımdan silemiyorum”
SES Eş Genel Başkanı Sıddık Akın da, “Ben ‘Sıddık yardım et’ seslerini kulaklarımdan silemiyorum hakim bey. Ben yaralanan arkadaşlarıma orada yardım ederken üstümüze gaz sıktılar. Bu olaydan sonra çok uzun bir süre bir miting yapmakta tereddüde düştük. Demokratik hak arayışları sekteye uğradı. O gazı atan kimlerdi, dönemin Ankara Emniyet Müdürü, Güvenlik Şube Müdürünün burada yargılanmasını istiyorum” talebinde bulundu. Hayatını kaybedenlerden Ali
İsmail Kızılçay’ın eşi Serpil Kızılçay, “Biz burada adalet arıyoruz. Sanıklar ‘size de sıra gelecek’ dediğinde mahkeme heyetinden bir kişi de çıkıp ‘siz ne diyorsunuz?’ diyemedi. Ben 33 yıl önce doğan çocuğumun ismini Barış koydum. Biz barış istedik. Bu şekilde bu mahkemeyi bitiremezsiniz, bitirmemelisiniz de. Şu an adalet istiyoruz” dedi.
İHD Genel Başkanı Hüseyin Küçükbalaban da şunları söyledi:
“Cezasızlık kültürünün biran önce ortadan kaldırılması gerekmektedir. Etkin ve etkili bir soruşturma sonrası cezalandırılması gerekmektedir. 5 Haziran’da HDP mitingine saldırı ile başlayan süreçte iktidar çoğunluğu kaybettiği için katliamlar üzerinden bir iktidar çıkarmaya çalışmıştır. Yapılan yargılamalar sürecinde devletin neden IŞİD militanlarını görmediği konusu üstünde durulmamıştır. Katliamla alakalı siyasi kişilerin söylemleri araştırılmamıştır. Heyetinizden talebimiz bir nebze de olsa acılarını dindirmek adına bu katliamın insanlık adına suç olduğunun kabul edilmesidir.”
“Gerçek bir yargılama istiyoruz”
Hayatını kaybeden Korkmaz Tedik’in babası Erdoğan Tedik de “Daha önceki eylemlerde aramalar olurdu, otobüsler durdurulurdu GBT yapılırdı. Ama o gün bunlar yapılmadı. Hiçbir önlem alınmamıştı. Firari sanıklar bir türlü yakalanmıyor. 19 tane IŞİD’liye ceza verilmesi bizim içimizi soğutmadı. Bizim içimiz katliamda sorumluluğu olan tüm kamu görevlilerinin ceza almasıyla ancak soğur. Biz gerçek bir yargılama istiyoruz. Kastı bulunan, görmezden gelen, bu işi savsaklayan kamu görevlilerinin yargılanmasını istiyoruz” şeklinde konuştu.
Katılanlardan Sevgi Yılmaz da şunları dile getirdi:
“Biz ailecek oradaydık, hiçbir şey olmadı bize. Arkadaşlarımız öldüğü içi biz hayatta kaldık. Kıyamet koptu, biz bunu yaşadık. Bu devlet bize bunu yapamaz, yapmamalı. Bu yargılamalar neden işkenceye döner? Böyle büyük bir katliam yaşanırken istifa etmeyen kamu görevlileri var. Bize ‘kendiniz yapmışsınız; kendiniz kendinizi patlatmışsınız’ dediler. 2 Temmuz’a 5 kala biz ‘katledildik, bunu devletin bakanı biliyordu, valilik biliyordu’ diye anlatmaya çalışıyoruz. Ben kendi adıma artık bu sorumluların yargılanması için yaşıyorum. Biz bitti demeden bu dava bitmez.”
“Gaz bombası artıldı, fotoğrafladım; belge olarak verdim”
Katliamda sağ kurtulanlardan gazeteci Özcan Yaman, “Ben bir tanık olarak o gün çok şeye şahit oldum. Gaz bombası atıldı, fotoğrafladım ve belge olarak verdim. Ben o gün 2 tane akrebin ambulanstan önce alana girmeye çalıştığını gördüm ve belgeledim. Yetmedi mi? Ben o gün insanların otobüslerle, minibüslerle, kamyonlarla hastaneye taşındığını gördüm. İlk ambulansın yaralı olmadan transit geçtiğini, ikinci ambulansın da 35-40 dakika geçtikten sonra geldiğini gördüm ve belgeledim” İfadelerini kullandı.
“Devletin eliyle oğlumun katledileceğini tahmin edemedim”
Katliamda kızı Gözde Aslan’ı kaybeden anne Mahide Aslan, “Kızımın hakkını hiç kimseye helal etmiyorum, adalet istiyorum” dedi. Oğlu Mehmet Ali Kılıç’ı kaybeden Kemal Kılıç da “Burada siyasi bir yargılama yapılıyor. Savcı Ramazan Dinç’in odasındaki klasörler nasıl çıkarıldı? 6 ay sonra içi nasıl boşaltılıp geri getirildi? Bunu sorguladınız mı hakim bey? Başınızı yastığa koyduğunuz zaman rahat uyuyabiliyor musunuz?” diye sordu.
Oğlu Onur Tan’ı ve yeğeni Umut Tan’ı kaybeden Vahap Tan da, “Bir dakikalığına kendiniz yerine beni koydunuz mu? Bir annenin mesaiden bir an önce çıkıp ‘gideyim de oğlumun mezarına sarılayım’ dediğini duydunuz mu hiç? 9 senedir burada oturup ağlıyoruz. Adalet istiyoruz. Benim oğlum 18 yaşındaydı, bana danışarak kuzeniyle gitti. Düşünemedik ki Ankara’nın göbeğinde böyle bir olay yaşanacak. Devletin eliyle katledileceğini tahmin edemedik. Şurada saçları bembeyaz olmuş anneleri görüyor musunuz? Hayatlarından vazgeçmişler. Eğer adalet duygunuz varsa bu her saç telinin size vebali var. Son nefesimize kadar mücadelemiz devam edecek. Adalet istiyoruz” dedi.
Katliamda hayatını kaybeden Şebnem Yurtman’ın annesi Şafak Yurtman, “Çektiğimiz acıyı 9 yıldır biz biliyoruz. Büyüklerimiz ‘Allah sıralı ölüm versin’ derdi bize. Devlet bize bunu bile yaşatmadı. 9 senedir her bayram sabahında ben evladımın mezarına gidip suluyorum. Şebnem’in sevdiği yemekleri yapmıyorum ben artık. Diğer çocuklarımı da cezalandırıyorum, Şebnem yiyemiyorsa onlar da yemesin diye. Bir anneye bunu yaptırdılar. Bize adalet verin” diye konuştu.
“Burada bir tane kamu sorumlusunun ifadesi alınmadı”
Hayatını kaybedenlerden Dicle Deli’nin babası Faik Deli şöyle konuştu:
“104 tane canı öldürdü, 33 tane genci katletti, 2 tane askerin canlı yayında boğazını kesti bu terörist örgüt. Ama bunlar devletlerin destekleriyle bugüne geldiler. Bu davanın bu mütalaa ile bitmeyeceğini sizlerin de kabul etmesi gerekiyor. Firari sanıkların ifadelerine başvurulmadan bu dosya nasıl tamamlanabilir. Kağıt üstünde kapatabilirsiniz ama kamuoyu vicdanında asla kapatamazsınız. Burada bir tane kamu sorumlusunun ifadesi alınmadı. Dönemin başbakanı çıkıp ‘ O dönem de yaşananları anlatsam kimsenin sokağa çıkacak yüzü kalmaz diyebiliyor da siz neden ‘Buyurun gelin, dinleyelim’ diyemediniz? Onların bilgisini almak sayın mahkemenizin görevi değil mi?” dedi.
“Bu ülkede herkes mi zalim? Bu kararı verirseniz bu cesaret başka bir hakime, başka bir savcıya da sıçrayacak”
Katliamda hayatını kaybeden avukat Uygar Coşgun’un eşi Mehtap Sakinci ise şunları söyledi:
“Bu zamana kadar gerçek anlamda bir yargılama ile karşı karşıya kalmadık. Bu dosyada hakim olmak, bu dosyada mesleki olarak görev almak sizin için bir talih midir yoksa talihsizlik midir? Bu kadar insanın hayatına dokunabilecek bir kararı onur olarak kabul etmeniz gerekir diye düşünüyorum. Herkes sadece adalet talep ediyor. Bir insan hukuk fakültesini 4 yılda bitirir buradaki insanlar 9 yılda iki hukuk fakültesini bitirecek kadar şey öğrenen insanlar var. Siz 10 Ekim katliamında ‘insanlığa karşı suç işlendi’ demezsiniz benim çocuğumun yaşamı etkilenecek. Bu ülkede herkes mi zalim? Bu kararı verirseniz bu cesaret başka bir hakime, başka bir savcıya da sıçrayacak. Keşif talebinin reddedilme gerekçesi hala yok. Her ne kadar mütalaaya geçilse bile tevsii tahkikat kararını kabul edebilirsiniz. Geç değil. Siz delilleri toplayın, kararı yine verin. Mesleki şeref madalyası olacak bir dava hayatınızın hatasına, keşkeye dönüşmesin. Kısa da yaşasak, az da yaşasak şerefimizle yaşayalım. Meslek şerefimizi koruyarak yaşayalım. Vereceğiniz karar sizi ölürken en azından içinizi rahatlatacak bir karar olsun.”
Mahkeme duruşmaya yarım saat ara verdi. Aranın ardından sanıklar ve sanık avukatları dinlenecek.
]]>AA muhabirinin, Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu’nun (EPDK) yıllık doğal gaz raporundan derlediği verilere göre, Türkiye’nin Karadeniz’deki doğal gaz keşfi üretime yansımaya başladı.
Buna göre, yurt içinde toptan satış lisansı sahibi 8 şirket doğal gaz üretme yetkisine sahip bulunuyor.
Söz konusu şirketler tarafından geçen yıl üretilerek sisteme verilen doğal gaz miktarı, 2023’te önceki yıla göre yüzde 113 artarak 807,3 milyon metreküpe yükseldi. Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı (TPAO), Thrace Basin Natural Gas Corporation Türkiye ve Park Place Energy Limited en fazla üretim yapan şirketler olarak öne çıktı. Türkiye’nin doğal gaz üretimi 2019’da 473,9 milyon metreküp, 2020’de 441,3 milyon metreküp, 2021’de 394,4 milyon metreküp ve 2022’de 379,8 milyon metreküp olarak kayıtlara geçmişti.
EPDK raporunda, “Bu artışın önemli bir kısmı Karadeniz Sakarya Gaz Sahasında keşfi yapılan doğal gazın Eylül 2023 itibarıyla üretilerek sisteme verilmeye başlanmasından kaynaklanmıştır.” ifadesi kullanıldı.
EN AZ ÜRETİLEN İL 4 BİN METREKÜPLE HATAY OLDU
Lisans sahibi şirketlerce satışa sunulan gazın üretiminin yapıldığı illerde, ilk sırada 337,8 milyon metreküple Karadeniz gazının ön plana çıktığı Zonguldak yer aldı.
Zonguldak’ı 243,3 milyon metreküple Tekirdağ, 108,7 milyon metreküple Kırklareli, 55,9 milyon metreküple Düzce ve 55,9 milyon metreküple İstanbul izledi.
Üretim yapılan 10 ilde en az doğal gaz katkısının sisteme sunulduğu şehir ise 4 bin metreküple Hatay oldu.
Türkiye’de EPDK’den toptan satış lisansı alan şirketler, TPAO, Arar Petrol Ve Gaz Arama Üretim Pazarlama Anonim Şirketi, Park Place Energy Limited, Thrace Basin Natural Gas Corporation Türkiye, Petrogas, Atlı Makina İnşaat Nakliyat Madencilik Turizm Doğal Enerji Kaynakları Üretim Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi, Marsa Turkey B.V. ve Transatlantic Petroleum Ham Petrol ve Doğal Gaz Arama ve Üretim Anonim Şirketi olarak kayıtlara geçti.
SAKARYA GAZ SAHASI’NDA ÇALIŞMALAR DEVAM EDİYOR
Rapora göre, geçen yıl üretilen doğal gaz, üretim bölgelerinde bulunan sınai ve ticari kuruluşlara, dağıtım şirketlerine, ithalatçı şirketlere, toptan satış şirketlerine ve kuyu başından sıkıştırılmış doğal gaz lisansı sahibi şirketlere sunuldu.
Yaklaşık 10 bin kilometrekarelik bir alan olan Sakarya Gaz Sahası’nda üretim yapılan kısım 2 bin 200 kilometrekareden oluşuyor. Toplam sahanın yüzde 25’inde keşif yaparak üretime başlayan Türkiye, bölgede çalışmalarını sürdürüyor.
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar da 19 Nisan’da yaptığı açıklamada, Karadeniz’de Sakarya Gaz Sahası’nda doğal gaz üretimini artırmaya yönelik çalışmaların sürdüğünü ve günlük doğal gaz üretiminin mayıs ayı gibi 5 milyon metreküpe çıkmasının hedeflendiğini belirterek, “Bu sahada çok farklı lokasyonlarda rezervi yükseltecek yeni keşifler gelebilir.” ifadesini kullanmıştı.
Son olarak 24 Mayıs’ta konuya ilişkin değerlendirmede bulunan Bayraktar, Sakarya Gaz Sahası’nda Göktepe-1 ve Göktepe-2 kuyusunda yürütülen sondaj faaliyetleri kapsamında temmuzda yeni keşif haberi vermeyi umduklarını belirtmişti.
]]>Yeniden Refah Partisi Genel Başkan Yardımcısı Suat Kılıç, “Merhum Sinan Ateş’in eşi Ayşe Ateş’in Genel Başkanımız Fatih Erbakan Bey’den de bir görüşme talebi oldu. Genel Başkanımız görüşme talebine olumlu yanıt verdi. Ayşe Ateş’in Genel Başkanımızın ziyareti yarın Yeniden Refah Partisi genel merkezinde inşallah gerçekleşmiş olacak” dedi.
Yeniden Refah Partisi Genel Başkan Yardımcısı Suat Kılıç, Genel Başkan Fatih Erbakan başkanlığında gerçekleştirilen Merkez Yürütme Kurulu (MYK) toplantısı sonrası açıklamalarda bulundu. Kılıç, İsrail’in Siyonist devlet terörünü kınadıklarını ve lanetlediklerini söyleyerek, ” Gazze’ye yönelik 40 bin insanın ölümüne sebep olan Siyonist İsrail devlet terörü karşısında sessiz kalan dünya liderlerini ve ülke yönetimlerini de kınıyor ve lanetliyoruz. Başkenti Kudüs olan, bağımsız Filistin Devleti kuruluncaya kadar Yeniden Refah Partisi olarak mücadelemizi sürdüreceğimizi ve Filistin halkının özgürlük mücadelesine sonuna kadar destek vereceğimizi bir kere daha ifade ve beyan ediyoruz. Şanlıurfa’da geçtiğimiz hafta Filistin için ‘kıyama davet mitingine’ katılan bütün vatandaşlarımıza ve katkı sağlayan bütün paydaşlarımızı da bu vesileyle bir kere daha teşekkürlerimizi ifade ediyoruz. Başkenti Kudüs olan bağımsız Filistin meselesi sadece Yeniden Refah Partililerin ya da sadece milli görüşçülerin meselesi değildir. Başkenti Kudüs olan bağımsız Filistin’in kurulması Orta Doğu’da akan kanın durması, gözyaşının dinmesi, kalıcı istikrar ve barışın sağlanması İsrail için bile bir yaşam umudunun doğması tamamen buna bağlıdır. Bağımsız Filistin Devleti, başkenti Kudüs olmak üzere kurulmadıkça Filistin halkının, Gazze dahil refah dahil, yaşama umudu korunmadıkça herkes için var olan hukuk, Filistinliler için de sağlanmadıkça, Orta Doğu’da barışın sağlanması, saldırıların bitmesi, istikrarın oluşması ve gözyaşının dinmesi mümkün değildir. İnsanlığı Filistin’de, Gazze’de, refah kapısında, akan kanı durdurmaya, İsrail’in devlet terörünü sonlandırmaya ve insanlık için bir yaşam umudu oluşturmaya davet ediyoruz” diye konuştu.
‘GÖRÜŞME YARIN GERÇEKLEŞECEK’
Kılıç, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Sinan Ateş’in eşi Ayşe Ateş ile görüşme yapacağı ile ilgili, “Merhum Sinan Ateş’in eşi Ayşe Ateş Hanımefendi’nin Sayın Cumhurbaşkanı’yla görüşecek olmasını olağan bir gelişme ve görüşme olarak değerlendiriyoruz. Merhum Sinan Ateş’in eşi Ayşe Ateş Hanım’ın Genel Başkanımız Fatih Erbakan Bey’den de bir görüşme talebi oldu. Sayın Genel Başkanımız görüşme talebine olumlu yanıt verdi ve Sayın Ayşe Ateş’in Genel Başkanımızın ziyareti yarın Yeniden Refah Partisi genel merkezinde inşallah gerçekleşmiş olacak. Tabii ki bu bir hak arayışıdır. Nihayetinde Türkiye Cumhuriyeti mahkemeleri yargısı anayasanın ve yasanın çizdiği sınırlar çerçevesinde bireylerin haklarını sağlamakla mükelleftir. ‘Adalet mülkün temelidir’ cümlesindeki mülkten kasıt devlettir. Devletin temeli, mülkün temeli devlet yani devlet kavramı, mülkle birlikte eşgüdüm halinde adalet sac ayağı üzerinde yükselmektir. Dolayısıyla devlet bağımsız yargıyı çalıştırmak, adaleti tesis etmek, mülkü bu yönüyle güvene almakla mükelleftir” dedi.
‘KARBON AYAK İZİNİ VERGİLENDİRMEYLE İLGİLİ BİR KANUN TEKLİFİ GETİRMEMELERİNİ DİLİYORUM’
Kılıç, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in ‘karbon ayak izini vergilendirmek lazım’ açıklamalarına ilişkin, şunları söyledi:
“Duyduğumuzda biz de inanamadık. Doğrusu bu konu küreselcilerin son yıllarda en fazla seslendirdiği konulardan bir tanesi karbon ayak izi meselesi. Hatta işi neredeyse dünya genelindeki büyükbaş hayvanları itlaf etmeye, öldürmeye kadar vardırdılar. Büyükbaş hayvanların gaz salınımlarından dolayı ozon tabakasının delineceğini, bundan dolayı yeryüzünün ısınacağını, iklimin değişeceğini filan ifade ediyorlar. Bunca sanayi kuruluşları, nükleer santraller, otomobiller, uçaklar, savaşlar, İsrail’in Gazze’ye yağdırdığı bombalar, misket bombaları, gaz bombaları ozon tabakasını delmiyor da ozon tabakasını büyükbaş hayvanların gaz salınımları mı deliyor. Bunu anlamak mümkün değil. Karbon ayak izini vergilendirmeyle ilgili bir kanun teklifi getirmemelerini diliyorum. Getirmeleri halinde en net muhalefeti yapacağımızı bilmelerini istiyorum. Mecliste milletvekillerimiz de yetmediği yerde toplumsal kamuoyunu da harekete geçirmek suretiyle Yeniden Refah Partisi olarak karbon ayak izi konusundaki nüansları toplumumuza anlatacağız. İklim krizi olarak adlandırılan konularla ilgili bildiklerimizi de toplumun geneliyle paylaşacağız.”
]]>Araştırmanın sonucu, The Astrophysical Journal Letters dergisinde Cuma günü çevrimiçi olarak yayımlandı.
Araştırmaya göre, radyo dalgası salınımlarının dünyaya ulaşması neredeyse güneş sisteminin yaşı kadar süren yeni keşfedilen galaksiler, daha önceden diğer radyo teleskopları ile incelenmiş on binlerce galaksiyle benzer veya daha fazla miktarda atomsal hidrojen gazı içeriyor.
Çin Bilimler Akademisi’ne (NAOC) bağlı Ulusal Astronomi Gözlemevi’nde görevli araştırmanın başyazarı Xi Hongwei, Avustralya, ABD ve Rusya’dan meslektaşlarıyla yaptıkları araştırmada altı tane yeni yüksek derecede kırmızıya kayan galaksinin özelliklerini ortaya çıkarttı.
Söz konusu galaksi örneğinin, galaksilerdeki soğuk gaz evrimini daha iyi inceleme imkanı sunduğu belirtilen makalede, “Gelecekte daha büyük bir örnek, galaksilerin oluşumu ve gelişimi konusundaki bilgilerimizi geliştirmemize olanak sağlayacak” ifadesi yer aldı.
Evrendeki en yaygın element olan hidrojen, nötr halde Samanyolu Galaksisi gibi sarmal galaksilerde oldukça bol bulunuyor. Nötr hidrojen, soğuk yıldızlararası ortamın (ISM) ana bileşeni olmakla beraber yıldız oluşumu için yakıt deposu görevi görüyor. Ancak, mevcut radyo teleskoplarının hassasiyeti sebebiyle galaksilerdeki soğuk yıldızlararası ortamın değişiminin anlaşılması sınırlı kalıyor.
Çin Bilimler Akademisi’nde görev yapan bilim insanı Peng Bo, “Kör Nötr Hidrojen Araması veya FAST Ultra-Derin Araştırması yürüttük. Bu keşifler, dünyanın en büyük radyo teleskobunun olağanüstü hassasiyetini gösteren, devam eden araştırmanın birer parçası” ifadelerini kullandı.
Peng “Yeni FAST araştırması, şimdiye kadar 5 milyar ışık yılı mesafeye kadar yüzden fazla yeni galaksi keşfetti. Keşiflerin nihai olarak binin üzerine ulaşması bekleniyor” dedi.
Araştırmacılar, 4 milyar yıl önceki galaksilerin günümüz galaksilerine kıyasla çok daha fazla yıldız oluşturan gaza sahip olduğu ve uzak galaksilerin önceden inanılanın aksine çok daha büyük gaz rezervlerine sahip olduğu sonucuna vardı.
Öte yandan, yeni keşfedilen galaksilerin çok uzaklıklarda ve oldukça sönük olması ve farklı dalga boylarına sahip olması sebebiyle FAST, görsel benzerlerini optik teleskoplarla aynı doğrulukta tespit edemedi. ABD ve Rusya’daki en büyük optik teleskopları kullanan uzmanların yardımı ile benzer galaksiler sonunda tanımlandı.
Peng, söz konusu galaksilerin Samanyou Galaksisi’nden iki üç kat daha fazla yıldız içerdiğini ancak on kat daha fazla hidrojen gazı kütlesi bulundurduğunun tespit edildiğini söyledi.
Batı Avustralya Üniversitesi profesörlerinden Lister Staveley-Smith, “Çinli ve Avustralyalı radyo gökbilimcileri arasındaki bu başarılı işbirliği programı, yeni nesil radyo teleskoplarının muazzam potansiyelini gösteriyor” dedi.
Dünyanın en büyük tek çanaklı radyo teleskobu olan FAST, 30 standart futbol sahasına eşdeğer büyüklükte bir sinyal alma alanına sahip. Guizhou eyaletinde bulunan derin ve yuvarlak bir karstik çöküntüde yer alan FAST, 2020 yılında resmen faaliyete başlamış ve 31 Mart 2021’de resmi olarak dünyaya açılmıştı.
]]>Bakan Bayraktar, “39. Amerikan-Türk Konferansı”na katılmak ve çeşitli temaslarda bulunmak üzere geldiği Washington’da AA muhabirine değerlendirmede bulundu.
Enerji ve tabii kaynakların Türkiye ile ABD arasındaki ekonomik ilişkileri çok daha ileri götürebilecek bir alan olduğunu dile getiren Bayraktar, birçok konuda ortak hedeflerden bahsedilebileceğini söyledi.
Bayraktar, iki ülke arasında enerji alanındaki ilişkileri biraz daha kurumsal düzleme getirebilmek için Amerikan hükümeti ile Enerji ve İklim Diyaloğu platformunu geliştirdiklerini ifade etti.
Bunun uzun zamandır üzerinde çalıştıkları bir yapı olduğunu ve ilk toplantısını ABD Enerji Bakanı Jennifer Granholm ile gerçekleştirdiklerini belirten Bayraktar, “Bu platform sadece hükümetlerin, bakanlıkların birbiriyle olan ilişkilerini düzenlemekle kalmayacak daha sonra Türkiye’den ve Amerika’dan şirketlerin de katılımıyla çok daha geniş kapsamlı ve sonuç odaklı bir platform haline getireceğiz.” dedi.
Bayraktar, söz konusu diyalog kapsamındaki toplantıların, ABD ve Türkiye’de dönüşümlü bir şekilde yapılmasının planlandığını, Türkiye ve dünyada enerji alanındaki gelişmelerin konuşulabileceği, somut projelerin geliştirilebileceği bir platform olacağını söyledi.
“SMR’ler Türkiye’nin uzun dönemde enerji planlarında önemli bir yere sahip”
SMR’lerin de Türkiye’nin uzun dönem enerji planlarında önemli bir yere sahip olduğuna işaret eden Bayraktar, Türkiye’nin enerji arz güvenliği, temiz enerjiye erişim ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ortaya koyduğu 2053’e kadar karbon nötr ekonomi olma hedefi için mutlaka nükleer enerjiye ihtiyaç olduğunu vurguladı.
Bayraktar, 20 bin megavatlık nükleer kurulu güce sahip olmayı hedeflediklerini, bunun 4 bin 800 megavatı için Akkuyu Nükleer Güç Santrali’nin (NGS) inşaatının devam ettiğini ve bunu bir an önce devreye almak istediklerini dile getirdi.
ABD Enerji Bakanı Granholm ile görüşmelerindeki önemli konulardan birinin de küçük modüler reaktörler olduğunu belirten Bayraktar, şöyle devam etti:
“Türkiye’nin daha fazla konvansiyonel büyük ölçekli santrallere ihtiyacı var. Bir taraftan da küçük modüler reaktörler konusu çok ciddi anlamda gelişen, dünyanın önüne nükleer sanayide önemli bir alternatif olarak çıkmış durumda. Bununla alakalı özellikle Amerika’daki şirketleri Türkiye’de yatırım yapmaya, işbirliği yapmaya ve bu teknolojiyi birlikte geliştirmeye davet ediyoruz.”
BOTAŞ ile ExxonMobil arasındaki anlaşma
Boru Hatları ile Petrol Taşıma AŞ (BOTAŞ) ve ExxonMobil arasında sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) ticaretine ilişkin imzalanan işbirliği anlaşmasına da değinen Bayraktar, Türkiye’de doğal gazın evlerde, sanayide ve elektrik üretiminde kullanılan çok önemli bir yakıt olduğunu ve uzun bir süre daha böyle olmaya devam edeceğini söyledi.
Bayraktar, doğal gazda çok kapsamlı bir strateji yürüttüklerini, bunun en önemli adımlarından birinin Türkiye’nin kendi gazını araması ve gaz üretimini artırması olduğunu, bu anlamda Karadeniz’de Sakarya Gaz Sahası’ndaki keşfin çok büyük önem taşıdığını dile getirdi.
Türkiye’nin uluslararası boru hatları, yer altı depolama ve gazlaştırma projeleriyle de tedarik portföyünü çeşitlendirmeye çalıştığını belirten Bayraktar, “Bu anlamda Türkiye, son 8 yılda, Milli Enerji ve Maden Politikası ile başlayan süreçte gazlaştırma kapasitesini 5 katına çıkardı. Bugün Türkiye kullandığı, ihtiyaç duyduğu yıllık gazın yarısını çok rahatlıkla sıvılaştırılmış bir şekilde alabilecek, dolayısıyla böyle bir altyapıya sahibiz.” diye konuştu.
Bayraktar, LNG’de ABD’nin ihracat kapasitesini artıracağını gördüklerini ve bu altyapıyı hazırladıklarını belirterek şunları kaydetti:
“BOTAŞ ile ExxonMobil arasında imzalanan anlaşmanın şöyle bir özelliği var; biz zaten son birkaç yıldır Amerikan LNG’sini Türkiye’de almaya başlamıştık, Amerika önemli tedarikçilerimizden biri haline gelmişti ama şimdi konuştuğumuz konu ve proje aslında uzun dönemli bir anlaşma. Bugüne kadar hep spot bazlı çalışmamız olmuştu, bunu uzun dönemli 10-15 yıllık bir anlaşmaya dönüştürmek bu anlamda farklı oldu. Bu işbirliğinin iki ülke ve şirkete de katkı sağlayacağını, bizim çeşitlendirme anlamında doğal gaz piyasamız için önemli olduğunu düşünüyorum.”
]]>TGC’nin açıklamasında, gazetecilerin 2024 yılında da Dünya Basın Özgürlüğü Günü’nü yine işsizlik, sansür, otosansür, tehdit, fiziksel saldırı, dava, haksız gözaltı ve tutuklulukların baskısı altında karşıladığı vurgulandı. Açıklamada, düşünce kuruluşu Freedom House’un yayınladığı 2024 Dünyada Özgürlük Raporu’nda, Türkiye’nin özgürlük puanında son 10 yılda en fazla düşüş yaşayan ülkeler arasında yer almayı sürdürdüğüne de dikkat çekildi.
“BASIN KARTI SAHİBİ OLUNMASI ZORUNLU TUTULUYOR”
TGC’nin açıklaması şöyle:
“Bir gazetecinin yazdığı haber nedeniyle tehdit edilmesi, fiziksel saldırıya uğraması, saldırganların cezasız kalması suç olmasına rağmen cezasızlıkla ödüllendiriliyor. Gazetecilerin yaptıkları araştırma dosyalarının, nitelikli haberlerin, birçok işveren tarafından kar ve siyasi avantaj uğruna feda edildiğini görüyoruz. Gazeteciler bu dönemi ‘Asıl yapamadığımız, ya da yaptığımız ama yayınlanmasına izin verilmeyen çalışmalarımızın haber olduğu dönem’ diye tanımlıyor. Gazetecilerin sigortasız, düşük ücretlerle, sendikasız, editoryal bağımsızlık olmadan çalıştırılması, haksız yayın yasakları ve erişim engeli kararları haberin özgürce yurttaşlara ulaşmasını engelliyor. Basın İlan Kurumu’nun haksız ilan ve reklam kesme, ilan hakkını iptal etme kararları, RTÜK’ün yayın durdurma ve verdiği yüksek para cezaları bağımsız gazeteciliği tehdit ediyor. İktidarın kamuoyu yararına olmayan faaliyetlerini haber yapan gazetecilerin basın kartları İletişim Başkanlığı tarafından ya verilmiyor, ya da iptal ediliyor. Valilikler ise gazetecilerin 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü’nde olduğu gibi sahada etkinlikleri izlemesi için basın kartı sahibi olmasını zorunlu tutuyor. Gazetecilerin çalıştıkları iş yerlerinin ya da bağlı oldukları basın meslek örgütlerinin verdiği kimlik kartlarıyla görev yapmalarına engel oluyor.”
POLİS ‘SÜPÜRÜN’ EMRİ VEREBİLİYOR
Açıklamada, polisin 1 Mayıs’ı kutlamak için Taksim’e çıkmak isteyenleri gözaltına almak isterken görüntü çeken gazetecilerin “süpürülmesi” yönünde talimat verilmesine de değinildi ve şu ifadelere yer verildi:
“İktidar basın özgürlüğünün var olduğunu savunurken, 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü’nde bir polis haber yapmak için sahada bulunan gazetecileri engellemek için ekiplere ‘süpürün’ emrini verebiliyor. Ülkenin hemen her yerinde gazetecilere ‘haber yapmasınlar’ diye biber gazı sıkılıyor. İşverenleri tarafından gaz maskesi bile verilmeyen gazeteciler sahada tüm bu zorluklara rağmen yurttaşların haber alma kanallarını açık tutmak için özveriyle çalışıyor. Son 15 yılda bine yakın gazetecinin tutuklandığı ülkemizde 16 gazeteci yaptıkları haberler nedeniyle hala cezaevlerinde tutuluyor.
Gazeteciler dönemlerin tanığıdır, tarihe not düşerler. Bu nedenle ısrarla diyoruz ki ‘gazetecilik suç değildir’. Gazetecilik halkın haber alma, bilgilenme hakkına hizmet eden saygın, onurlu bir meslektir. Dünya Basın Özgürlüğü Günü’nde tekrar hatırlatıyoruz. Gazeteciler bedeller ödeseler de kamuoyunu aydınlatmaktan geri durmayacaklar. Basın ve düşünceyi ifade özgürlüğünden söz edebilmek için haberin özgürce dolaşabildiği, cezaevindeki meslektaşlarımızın serbest kaldığı bir toplum olmalıyız. 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü mesleğini özenle ve özveriyle yapan bütün gazetecilere kutlu olsun. Umuyoruz ki gelecekte, demokrasinin yeşerdiği, cezaevlerinde gazetecisi bulunmayan aydınlık ve barışçıl bir ülkede 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü’nü gururla kutlayacağız”
]]>
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Sancaktepe’de düzenlenen mitingde vatandaşlarla bir araya geldi. Programa İBB Başkan Adayı Murat Kurum, Sancaktepe Belediye Başkanı Şeyma Döğücü, AK Parti İstanbul İl Başkanı Osman Nuri Kabaktepe ve Sancaktepe İlçe Başkanı Turgay Akpınar katıldı.
“Biz Filistin’in yanında dimdik duruyoruz”
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Fakir fukarayı daha fazla kollamamız gereken mübarek günlerden geçiyoruz. Dünyanın birçok yerinde kardeşlerimiz sıkıntı çekiyor. İsrail’in zalim hükümeti Gazze’deki kardeşlerimizi vahşice katlediyor. Ellerimizi semayı Gazeli mazlumlar için de açıyoruz. Şimdiye kadar toplam 40 bin tondan fazla yardım malzemesi gönderdik. Dün de 8. yardım gemimizi Mısır’a sevk ettik. İsrail üzerindeki baskının artırılması için yoğun çaba harcıyoruz. Canilerin hukuk önünde hesap vermesi için ne gerekiyorsa yapıyoruz. Biz Filistin’in yanında dimdik duruyoruz. Türkiye, tüm kurumları ile Filistin halkının yanındadır. AFAD ve Kızılay başkanımız ile görüştüm ve yoğun şekilde bu yardımları ulaştırma gayretinde olduklarını öğrendim. Erdoğan’ın her türlü bedeli göze alarak verdiği mücadelenin şahidi Filistinli kardeşlerimizin kendileridir. Türkiye Suriye, Somali, Karabağ imtihanını nasıl alnının akı ile verdi ise Gazze imtihanını da verecektir. Filistinliler özgürlüklerine, bağımsız devletine kavuşana kadar durmayacağız. Gazzeli yiğitlere terörist iftirası atanların bize söyleyecekleri tek kelamı olamaz” dedi.
“Vaatleri unutacak değil verdiği sözü tutacak başkanları seçeceğiz”
Erdoğan, “Geçtiğimiz sene 14-28 Mayıs seçimlerinden önce sizlerle kucaklaşmış sizlerle ahdimizi yenilemiştik. Allah razı olsun Sancaktepeli kardeşlerimiz bize verdikleri söze sadık kaldılar. 31 Mart’ta bu sözü yenileyeceğimize eyvallah diyor muyuz? Sordum, bugün Sancaktepe’de katılım ne durumda diye. Aldığım cevap 25 bin. Bizi bağrınıza bastırığınız için şükranlarımı sunuyorum. Sancaktepe böyle destek verdikçe Türkiye’nin şahlanışını kimse durduramaz. Önümüzde yine kritik bir seçim var. Vaatleri unutacak değil verdiği sözü tutacak başkanları seçeceğiz. İlimizin ilçemizin hangi zihniyet tarafından yönetileceğine sandıkta karar vereceğiz. Bir tarafta taş üstüne taş koymayanlar bir tarafta hayalleri gerçeklere dönüştürenler var. Bir tarafta temiz siyasetin temsilcileri diğer tarafta kaynağı karanlık deste deste dolarlarla avrolarla para kulesi üretenler var. Bir tarafta gerçek belediyecilik, diğer tarafta algı belediyeciliği var. Neymiş tam gaz ileri. Tam gaz ileri değil tam aksine tam gaz geri. Bir tarafta milletine hizmet edenler diğer tarafta şehrin sorunlarına çözüm geliştirenler var. Kırgınlıkla ve öfke ile değil sağduyu ile meseleye yakalayacağız. Oyumuzun gelecek 5 yılı etkileyeceğini aklımızdan çıkarmayacağız. İstanbul’un bir 5 yıl daha kaybetme lüksünün olmadığını biliyoruz” diye konuştu.
“Son 21 yılımız cumhuriyet tarihinin altın devri olarak kayıtlara geçti”
Erdoğan, “Sancaktepe metro kuyularını dolduranlara yürüyün demeyecek. Sancaktepeli kardeşlerimiz eser ve hizmet siyaseti ile yola devam edilecek. Biz bu aziz şehrin emanetini 30 yıl önce devraldık. Büyükşehir başkanı olarak 4 buçuk yıl şehrimize hizmet ettik. Dağ gibi birikmiş sorunlara çözüm bulduk. İstanbul’u çöp çamur çukur belasından biz kurtardık. Vatandaşımıza İstanbul’da yaşamanın eziyetini değil mutluluğunu tattırdık. Son 21 yılımız cumhuriyet tarihinin altın devri olarak kayıtlara geçti. Avrasya tünelini, Marmara’yı, Yavuz Selim Köprüsü’nü, Kuzey Marmara’yı kim yaptı” şeklinde konuştu. – İSTANBUL
]]>Bakan Bayraktar, Diyarbakır’ın Bismil ilçesinde bir düğün salonunda düzenlenen “Bismil’deki Kanaat Önderleri ve Sivil Toplum Kuruluşu Temsilcileriyle İftar Programı”nda yaptığı konuşmada, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın selamını getirdiğini söyledi.
Kentteki programları çerçevesinde gençler ve esnafla bir araya geldiklerini ifade eden Bayraktar, ilçede sorunları yerinde dinlediklerini belirtti.
31 Mart’ta yapılacak seçimle ilgili çalışmalar gerçekleştirdiklerini aktaran Bayraktar, “31 Mart’ta AK Parti Cumhur İttifakı olarak Bismil’de, Diyarbakır’da, Türkiye’nin bütün şehirlerinde hizmeti, eseri, projeyi, çalışmayı önceleyen bir anlayışla sizlere hizmet etmek istiyoruz. Bu anlamda sizlerin, bu kardeşlerimize desteklerini esirgemeyeceğinize inanıyorum. İnşallah merkezi yönetimde, yerel yönetimlerle, el ele, güçlü bir şekilde Türkiye’yi daha ileri, güçlü, büyük ve müreffeh bir ülke olma yolunda hep birlikte gayret edeceğiz.” dedi.
Diyarbakır’ın çok kadim bir şehir ve ülke için çok önemli bir tarım yeri olduğunu aktaran Bayraktar, ülkenin gıda ve enerjide tam bağımsızlığı için gece gündüz çalıştıklarını, onun için Diyarbakır ve Bismil’in daha güçlü olması ve daha çok üretmesi gerektiğini kaydetti.
Tarımsal sulamayla ilgili taleplerin farkında olduklarını ifade eden Bayraktar, şöyle konuştu:
“Elektrikle alakalı sıkıntıları, ihtiyaçları biliyoruz. Bununla alakalı hem dağıtım şirketlerinin yapması gerekenler hem enerji fiyatlarını düşürmeyle alakalı projelerimizi geliştiriyoruz. Özellikle tarımsal sulamada kooperatiflerin kendi enerjilerini ürettiği, enerji maliyetlerini aşağı çektiği ama bir taraftan da ilgili sulamayla alakalı barajların, kanallarının yapıldığı, cazibeyle, sulamayla bu toprakları, bu bereketli mümbit toprakları buluşturacağımız bir çalışma içerisinde önümüzdeki dönemde inşallah 2028’e kadar olacağız.”
Bakan Bayraktar, Türkiye’nin enerjide dışa bağımlılığını bitirmek için çalıştıklarını bildirdi.
“Gabar’da Türkiye’nin en büyük petrol keşfini yaptık. Bugün kendi petrolümüzü orada üretiyoruz. Üretimimizi daha da arttıracağız. Karadeniz’de gazımızı bulduk. Bugün Diyarbakır’da, Bismil’de, Türkiye’nin 81 il, 860 yerleşim yerinde doğal gaz kullanılıyor.” ifadelerini kullanan Bayraktar, gitmemiş mahallelere, beldelere de doğal gaz götüreceklerine dikkati çekti.
Vatandaşları daha konforlu, çevreci ve temiz bu yakıtla buluşturacaklarını anlatan Bayraktar, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Bunu kendi gazımızla yapalım istiyoruz. Dışarıdan ithal ettiğimiz gazla değil. Onun için Türkiye önümüzdeki süreçte kendi gazını, petrolünü bulan, kömürünü, madenlerini çıkaran, Diyarbakır aynı zamanda bir maden şehri. Bu kaynakları mutlaka ekonomimize kazandıracağız.”
Bugün Bismil’de moral ve enerji bulduklarını dile getiren Bayraktar, bu heyecan ve bu dinamizm içerisinde hizmet etmeye devam edeceklerini sözlerine ekledi.
Programa, Diyarbakır Valisi Ali İhsan Su, AK Parti Diyarbakır milletvekilleri Galip Ensarioğlu, Suna Kepolu Ataman ve Mehmet Sait Yaz, AK Parti Diyarbakır İl Başkanı Mehmet Raşit Ocak, Tarımsal Strateji ve Politika Geliştirme Merkezi (TARPOL) Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Mehdi Eker, AK Parti Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkan adayı Mehmet Halis Bilden, kanaat önderleri ve sivil toplum kuruluşu temsilcileri katıldı.
]]>Keçeli, Dışişleri Bakanlığında düzenlenen basın toplantısında gündemi değerlendirdi.
Sözcü Keçeli, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın son dönemde 70’den fazla ikili görüşme yaptığını ve Birleşmiş Milletler (BM) üyesi ülkelerin üçte birinin Dışişleri Bakanları ile son 3-4 haftalık süreçte görüştüğünü kaydetti.
“7. Türkiye-ABD Stratejik Mekanizma Toplantısı” kapsamında yapılan ABD ziyaretine değinen Keçeli, “Terörle mücadele alanında bizim Amerika Birleşik Devletleri’ne çok net bir mesajımız oldu. Biz onlara PKK/YPG ve FETÖ ile ilgili beklentilerimizi net bir şekilde ilettik. Müttefik bir ülkenin, ülkemizin güvenliğini hedef alan terör örgütleriyle işbirliği yapmasının asla kabul edilemez olduğunu belirttik.” dedi.
Keçeli, “Türkiye-ABD stratejik ilişkilerinin daha fazla derinleşmesinin önündeki en büyük engelin ABD’nin YPG’ye vermekte olduğu destek olduğunu aktardık. Bu çalışma grubunun görüşmelerinde DEAŞ ile mücadele konusu da ele alındı ve önümüzdeki dönemde terörle mücadele konusunda teknik düzeyde düzenli istişareler yapılması konusunda mutabık kalındı.” değerlendirmesinde bulundu.
Keçeli, ABD ile temaslarda savunma sanayisi alanında işbirliği için atılması gereken adımların da konuşulduğunu belirterek, bu konudaki kısıtlamaların kaldırılması gerektiğinin ABD’li yetkililere iletildiğini söyledi. Türkiye’nin CAATSA yaptırımlardan çıkarılma talebinin tekrar vurgulandığını aktaran Keçeli, F-16 ve F-35 konusundaki süreçlerin de ele alındığını bildirdi.
Keçeli, ABD ile 30 milyar dolarlık ticaret hacminin 100 milyar dolar bandına çıkarılmak istendiğini söyledi. Enerji alanındaki işbirliğinin değerlendirildiğini belirten Keçeli, sıvılaştırılmış doğal gaz ve nükleer enerji konularında görüşmelerin sürdüğünü vurguladı.
Görüşmelerde Gazze meselesi öne çıktı
Keçeli, ABD ile görüşmelerde en fazla zaman ayrılan kısmın Gazze olduğunu kaydederek, şöyle devam etti:
“Biz Gazze’de acil ve tam ateşkesin sağlanması ve bunun hemen ardından iki devletli kalıcı bir çözüme dönük bir sürecin başlatılması gerektiğini güçlü şekilde tekrar Amerikalılara ilettik. Gazzeli sivillerin daha fazla zarar görmemesi ve Gazze’ye yönelik insani yardımların sürekli ve kesintisiz biçimde devamı konusunda veya bunun sağlanması konusunda iki taraf da görüş birliği içindeler.”
Rusya-Ukrayna Savaşı konusunda her iki taraf için de uygun şartlar oluştuğunda barış müzakerelerine dönülmesi gerektiğini tekrarladıklarını aktaran Keçeli, “Karadeniz’deki seyrüsefer güvenliğinin sağlanması konusu da ele alındı. Ayrıca biz Amerikalılara uluslararası yükümlülüklerimize uygun bir biçimde sürdürdüğümüz ticari ilişkilerin ABD tarafından herhangi bir kısıtlamaya tabi tutulmaması gerektiğini aktardık.” diye konuştu.
Keçeli, Suriye’de Türkiye ile ABD’nin siyasi sürecin tekrar başlaması konusunda mutabık olduğunu hatırlattı. İki ülkenin de insani yardımların kesintisiz biçimde Suriye’ye ulaşması konusunda aynı düşündüğünü söyleyen Keçeli, Suriye’nin geleceği konusunda ABD ile teknik düzeyde görüşmelerin devam edileceğini aktardı.
Keçeli, Azerbaycan- Ermenistan arasındaki barış görüşmeleri sürecine ilişkin, sürecin desteklendiğinin ABD tarafına iletildiğini söyledi.
Doğu Akdeniz ve Kıbrıs, Yemen, İran ve Libya gibi konuların da gündemde olduğu dile getiren Keçeli, bu konularda diyaloğun devam etmesi ve ortak çalışmalar yürütülmesi konusunda da mutabık kalındığını bildirdi.
Keçeli, savunma sanayi alanındaki işbirliği engellerine ilişkin, bu konuda Senato’da “olumlu” yaklaşım gözlemlendiğini, ilerleyen dönemde ABD ile “müttefiklik ruhuna uygun, karşılıklı saygı ve karşılıklı çıkarlar temelinde” görüşmelerin sürdürüleceğini söyledi.
Irak’ta yapılacak toplantı
Irak’ın başkenti Bağdat’ta yarın Türkiye-Irak Güvenlik Zirvesi toplantısında güvenlik ve askeri işbirliği konularının öncelikli gündem maddesi olacağını aktaran Keçeli, terörle mücadelede “ortak bir anlayış geliştirilmesi” ve bu doğrultuda atılabilecek somut adımların masada olacağına dikkati çekti.
Keçeli, son zirvede yapılan ve “PKK’nın her iki ülke için de ortak tehdit” olarak tanımlandığı açıklamayı hatırlatarak, terör örgütü PKK’nın Irak makamları tarafından bir ortak güvenlik tehdidi olarak tanımlanmasını “Irak tarafında PKK ile mücadele azminin gelişmeye başladığının bir işareti” gördüklerini ifade etti.
Keçeli, enerji konusunda da Irak’taki doğal gaz kaynaklarının geliştirilmesi ve bunların uluslararası pazarlara sevki için görüşmeler olacağını bildirdi. Irak-Türkiye Petrol Boru Hattı’nın bir süredir kapalı olduğunu hatırlatan Keçeli, “Biz bu boru hattından sevkiyata başlanabileceğini, bizim açımızdan bir sorun olmadığını geçtiğimiz ekim ayında söylemiştik. Ancak Irak tarafının henüz sevkiyata başlanması konusunda hazır olmadığını anlıyoruz.” şeklinde konuştu.
Keçeli, Irak’taki tüm tarafların karşılıklı diyalog ve anlayış çerçevesinde bir mutabakata ulaşmasını ve boru hattına sevkiyatın en kısa sürede başlamasını ümit ettiklerini bildirdi.
Dışşileri Bakanı Fidan’ın Bakü’yü ziyaret edeceğini aktaran Keçeli, burada Türkiye-Azerbaycan-Gürcistan Üçlü Dışişleri Bakanları Toplantısı’nın düzenleneceğini, ana gündem maddesinin “bağlantısallık” konuları olacağını kaydetti.
Gazze’ye yardımlar
Türkiye’nin Gazze’ye yaptığı insani yardımlara ve tahliyelere ilişkin bilgi paylaşan Keçeli, “(Gazze’de) İnsani felaket giderek daha kötü bir hale dönüşüyor. Ramazan ayında da Gazzeli kardeşlerimize destek vermeye devam edeceğiz.” dedi.
Keçeli, 10 Mart’ta yaklaşık 3 bin ton insani yardım taşıyan geminin Mısır’ın El-Ariş limanına ulaştığını belirterek, “Krizin başından bu yana Gazze’ye yaptığımız yardım 40 bin tonu aştı.” ifadesini kullandı.
Türkiye’nin BM Yakın Doğu’daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansı’na (UNRWA) Mersin’de 26 bin ton un teslim ettiğini hatırlatan Keçeli, unun UNRWA tarafından İsrail’in Aşdod limanına götürülerek bir kısmının karayoluyla Gazze’ye sevk edildiğini aktardı.
Keçeli, İsrail makamlarının kalan unu Gazze’ye ulaştırmasında engel olduğunu ve yaklaşık 3-4 hafta boyunca BM ve İsrail ile görüşmelerin ardından sonuca ulaştırıldığını anlattı.
Keçeli, Türkiye’nin UNRWA’ya sağladığı 26 bin ton unun kalanının Dünya Gıda Programı aracılığıyla peyderpey Gazze’ye sevkinin başladığını aktardı.
Keçeli, Gazze’ye havadan insani yardım operasyonun da başladığını anımsatarak, “Biz, buraya da destek sağlamak üzere yaklaşık 9 bin ton tıbbi malzeme ve bebek malzemesi ilettik. Bunu Ürdün makamları hava yoluyla Gazze’ye ulaştırıyorlar.” diye konuştu.
Gazze’den tahliye edilen vatandaşlarla ilgili konuşan Keçeli, şunları kaydetti:
“Bu sabah itibariyle 1489 vatandaşımızı, KKTC vatandaşı ve onların yakınlarını Gazze’den tahliye etmiş durumdayız. Hala tahliye etmeye çalıştığımız bir grup vatandaşımız var. Onların da en kısa sürede güvenli bir şekilde Gazze’den Türkiye’ye veya gitmek istedikleri başka ülke varsa oraya ulaşmaları için çaba harcamaya devam edeceğiz.”
Terörle mücadelede ortak mekanizma
Keçeli, ABD ile yapılan görüşmelerde terörle mücadelede ortak bir mekanizma kurulması konusuna değinerek, düzenli ve teknik düzeyde yüz yüze toplantıların yapılmasının planlandığını aktardı.
“Farklı kurumların katılımlarıyla gerçekleştirilecek bir dizi toplantı olacak.” diyen Keçeli, dışişleri bakanlıklarının koordinasyonunda, güvenlik birimlerinin de dahil olduğu bir istişare mekanizması bulunduğunu belirtti.
Keçeli, Türkiye’nin PKK’nın Irak’taki varlığıyla mücadele konusunda kimseden icazet almadığını ifade ederek, “Biz güvenliğimizi tehdit eden yurt dışı kaynaklı bir terör örgütüne yönelik operasyon yapacaksak icazet alacağımız tek entite BM’nin, BM şartının 51. maddesidir. Bunun dışında herhangi bir uluslararası yapım veya üçüncü tarafla o açıdan ele almıyoruz.” dedi.
ABD askerlerinin Irak’ta bulunduğunu hatırlatan Keçeli, “Bizim PKK’ya dönük mücadelemizde bağlantılı olarak, tabii ki onlarla da görüşüyoruz. Ancak bu bir icazet alma, izin alma anlamında gerçekleşmiyor.” diye konuştu.
Keçeli, Süleymaniye konusunda Türkiye’nin tutumunu Bakan Fidan’ın vurguladığını hatırlatarak, “Bizim Süleymaniye’den bazı beklentilerimiz var.” dedi.
Keçeli, “Bizim Süleymaniye’deki ilişkimizi birkaç sene öncesindeki olduğu noktaya getirmemizi mümkün kılacak adımlar Süleymaniye tarafından henüz atılmadı.” diye konuştu.
Keçeli, Fidan’ın ABD’deki temaslarında, Gazze’ye insani yardım konusunda farklı bir çözüm formülünün görüşülüp görüşülmediğine ilişkin, “Bir formül olarak bu konuşulmadı ancak bu konu en çok üzerinde tartıştığımız başlıklarından bir tanesiydi. Biz aslında Amerika’nın Gazze’deki insani felakete bir çözüm arayışı içine girmesini dünya kamuoyunun, ABD üzerinde kurduğu baskının sonucu olarak görüyoruz.” dedi.
Gazze’deki sorunun esas kaynağının çözülmesi gerektiğini dile getiren Keçeli, en kısa sürede ateşkesin sağlanması, ve yardımların acilen ulaştırılması gerektiğini vurguladı.
Keçeli, karayoluyla ulaştırılacak yardımların önemli olduğunu, BM ve bu konuda uzmanlaşmış sivil toplum kuruluşlarının da aynı gözlemi yaptığını aktararak şunları söyledi:
“Bizim ABD’ye verdiğimiz mesajların temelinde bu yatıyordu. Bir an önce ateşkes sağlayalım ve bu esnada da ‘insani yardımların ulaştırılabilecek en etkin, hızlı ve sürdürülebilir şekilde Gazze’ye girmesi için İsrail üzerindeki bütün etkinizi kullanın’ dedik. Mesele bunların ulaştırılmasında. Biz Mısır makamlarıyla da sürekli temas halindeyiz. Ne yazık ki İsrail tarafından kaynaklı nedenlerle tonlarca insani yardım malzemesi sınırın Mısır tarafında bekliyor.”
ABD’nin Gazze’ye deniz yoluyla yardım ulaştırma planı
Keçeli, ABD’nin Gazze’ye seyyar liman inşa etme planları hakkındaki soruyu yanıtlarken, “Birincisi, bu eğer Amerika’nın Gazze’deki insani felaketi kabul etmesi anlamına geliyorsa iyi bir gelişme. Öte yandan, biz karayoluyla çok daha kolay, çok daha ucuza, çok daha etkin bir şekilde yardım ulaştırılması mümkünken birtakım daha az etkili denemelerde bulunulmasını doğru bulmuyoruz.” ifadelerini kullandı.
Gazze’ye yardımın Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) üzerinden olmasıyla ilgili Keçeli, “GKRY’nin muhatabı Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) makamlarıdır. Dolayısıyla onlar bu konuda gerekli yorumda bulunacaklardır. Bizim açımızdan söyleyeceğim tek şey, biz KKTC’nin Doğu Akdeniz’deki haklarının bir şekilde zedelenmesine, ihlal edilmesine izin vermeyiz.” dedi.
Suriye ile ilişkiler
Keçeli, Suriye ile ilişkilere yönelik de Dışişleri Bakanlığının sorumluluğu çerçevesinde, Türkiye ile Suriye rejimi arasında bir görüşme gerçekleşmediğini belirtti.
Keçeli, “Bizim normalleşme konusundaki politikamız başından beri belli. Biz şeffaf bir şekilde, dürüst bir şekilde bunları ortaya koyduk. Herhangi bir ön şartımız yok. Ancak bu sürecin sonunda (Suriye rejiminin), siyasi süreçle ilgili, Suriyelilerin geri dönüşüyle ilgili, Suriye’nin geleceğiyle ilgili gelmesini istediğimiz bir nokta var. Öte yandan Suriye rejiminin bize koyduğu bazı ön şartlar var.” diye konuştu.
Ukrayna-Rusya Savaşı’nda son durum
Keçeli, Rusya’nın Fransa ve Almanya gibi bazı Avrupa ülkeleriyle yaşadığı gerginliğin ardından Türk Silahlı Kuvvetlerinin Avrupa’ya davet edildiği yönündeki haberlere ilişkin, böyle bir davetten haberdar olmadığını bildirdi.
Türkiye’nin Ukrayna-Rusya Savaşı’nda istikrarla aynı politikayı izlediğinin altını çizen Keçeli, iki taraf için de koşullar oluştuğunda tarafların barışın şartlarını konuşmak üzere bir araya gelmesi gerektiğini dile getirdi.
Keçeli, savaşın belli bir durma noktasına geldiğine, çok kişinin öldüğüne ve bölgeye ekonomik yansımaları olduğuna işaret ederek, “Biz bu konuya bir çözüm bulunması gerektiğini düşünüyoruz. Eninde sonunda da bulunacaktır anlayışındayız. Ancak bir çözüm empoze edilmesi yönünde de herhangi bir çabaya girilmemesi gerekiyor. Ancak taraflar konuşmaya hazır olduğunda konuşabilecekler.” dedi.
F-35 süreci
Türkiye’nin CAATSA yaptırımlarından çıkarılma talebi ile Türkiye-ABD Savunma Ticareti Diyaloğu ismiyle kurulacak yeni mekanizma arasındaki ilişkiyle ilgili soruyu cevaplayan Keçeli, ikisinin aynı konuda farklı süreçler olduğunu söyledi.
Keçeli, Fidan’ın ABD ziyaretinden olumlu izlenimlerle ayrıldıklarına ve Senato’da, Türkiye’ye uygulanan kısıtlamalar konusunda pozitif mesajlar aldıklarına dikkati çekerek, iki ülke içerisindeki fırsatların hayata geçmesinin tarafların çıkarına olacağını belirtti.
Ödeme yapmasına rağmen Türkiye’ye teslim edilmeyen F-35’lerle Türkiye’nin F-35 programı sırasındaki harcamalara ilişkin görüşmelerin devam ettiğini bildiren Keçeli, “F-35 projesine dönmemiz konusunda birtakım çalışmalar varsa bu Dışişleri Bakanlığının sorumluluk alanında değil.” ifadesini kullandı.
DEAŞ’lı tutuklarının aile yakınları
Keçeli, yarın Irak’ta yapılacak görüşmelerde, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın planlanan Irak ziyareti hazırlıklarının görüşüleceğini aktararak, resmi ziyaret tarihini Cumhurbaşkanlığının açıklayacağını söyledi.
ABD’nin, DEAŞ’la mücadele gerekçesiyle Irak ve Suriye’de bulunduğunu ileri sürdüğünü belirten Keçeli, “DEAŞ’lı tutuklular ve onların aile yakınlarının vatandaşı oldukları ülkelere dönmesi konusunda hem bizim hem Amerika’nın uzun süredir izlediği bir politika var. Esasen o husus daha ziyade üçüncü ülkelere yönelik bir çağrı.” dedi.
Keçeli, kendi vatandaşı olan DEAŞ’lıların aile yakınlarını kabul etmeyen çok sayıda Batı Avrupa ülkesinin kendi vatandaşlarını alması gerektiğini dile getirerek, bunun ülkelerin uluslararası yükümlülükleri ve bölgenin güvenliği bakımından sorun teşkil ettiğini kaydetti.
Miçotakis’in mayısta Türkiye’yi ziyareti bekleniyor
Keçeli, 11 Mart’ta düzenlenen Türkiye-Yunanistan Siyasi Diyalog Toplantısı’nın olumlu bir atmosferde geçtiğini söyledi.
Sözcü Keçeli, üst düzey temas ve ziyaretlerin programlanması, Ege konuları, azınlıkların durumu, konsolosluk ilişkileri, düzensiz göç ve terörle mücadelede işbirliği, karşılıklı kültürel mirasın korunması ve iki ülkenin uluslararası adaylıkları konusunda işbirliği gibi hususların görüşüldüğünü anlattı.
Bölgesel ve uluslararası konularda da görüş alışverişinde bulunulduğunu aktaran Keçeli, “Yunan tarafına, iki ülke liderleri tarafından geçtiğimiz aralık ayında Atina’da düzenlenen Yüksek Düzeyli İşbirliği Konseyi (YDİK) sırasında imzalanan ‘Dostane İlişkiler ve İyi Komşuluk Hakkında Atina Bildirgesi’ doğrultusunda, gerilim yaratabilecek söylem ve eylemlerden kaçınılması gerektiği vurgulandı.” ifadelerini kullandı.
Keçeli, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Aralık 2023’teki Atina ziyareti sırasında Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis tarafından duyurulan, Türk vatandaşlarının 10 Yunan adasını turistik ziyaretlerine yönelik vize kolaylığı (kapıda vize) uygulamasındaki son durum ve hazırlıklar gibi olumlu gündemlerin de ele alındığını ifade etti.
Keçeli, 5. YDİK Toplantısında Yunanistan Başbakanı Miçotakis’in Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın davetine icabetle Ankara’ya ziyarette bulunmasında ilke mutabakatına varıldığını hatırlatarak, “Ziyaretin mayıs ayı içinde gerçekleştirilmesi için tarih belirleme çalışmaları devam ediyor. Başbakan Miçotakis’in ziyareti öncesinde, ziyarete hazırlık niteliği de taşıyacak bir dizi ziyaret daha öngörülüyor.” dedi.
Sözcü Keçeli, bu çerçevede iki ülke arasında ekonomi olmak üzere çeşitli alanlarda işbirliğine yönelik olumlu gündem odaklı Ortak Eylem Planı toplantısının Dışişleri Bakan Yardımcısı Burak Akçapar ile Yunanistan Dışişleri Bakan Yardımcısı Kostas Fragoyannis arasında 15 Nisan’da Ankara’da düzenlenmesinin kararlaştırıldığını aktardı.
Keçeli, Güven Artırıcı Önlemler toplantısının 22 Nisan’da Atina’da yapılmasının planlandığını, Başbakan Miçotakis’in Türkiye ziyareti sırasında çeşitli anlaşmaların imzalanmasının öngörüldüğünü, anlaşmaların metinleri için hazırlıkların sürdüğünü, 2023’ün başından itibaren Yunanistan’la temas ve ziyaretlerde artan bir ivme görüldüğünü söyledi.
]]>Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş, AK Parti Ankara Büyükşehir Belediyesi Başkan Adayı Turgut Altınok tarafından seçmenlere gönderilen su indirimi mesajını eleştirdi. Yavaş, “Yasal olarak yapamayacakları şeyleri iddia ediyorlar. Ben çaresizlik olarak görüyorum ama güzel bir şey. Su indirimi kadar doğal gaz ve elektrikte de yüzde 50 indirimi bekliyoruz kendilerinden” dedi.
Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş, gazetecilerin kendisine yönelttiği AK Parti’nin Ankara Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Turgut Altınok tarafından seçmenlere gönderilen “Değerli hemşerilerim; 31 Mart Yerel Seçimleri’nden sonra yapacağımız ilk işlerden biri Ankara’daki su ücretlerine yüzde 50 indirim yapmak olacak. Turgut Altınok Ankara Büyükşehir Belediye Başkan Adayı.” yazılı mesaja ilişkin şunları söyledi:
“AMAÇLARI ASKİ’Yİ BATIRMAKTI”
“İnşallah doğal gazda ve elektrikte de yüzde 50 zammı yaparlar. Her şeyden önce hem Anayasa Mahkemesi kararları hem de çeşitli mahkeme kararları ve Sayıştay raporları doğrultusunda su, maliyetinin altında satılamaz. Bugünkü maliyetimiz 37 lira. Hatta üzerinde birazda biz şu anda 21 liraya satıyoruz. Bunu da Ankara halkını düşünerek yapıyoruz. Daha önceki yıllarda su 1.6 dolara satıldı. Sayın Mustafa Tuna geldiğinde bunu yarıya indirerek 0.90’a satmaya başladı. Şu anda su fiyatımız 0.70 dolar civarında, 21 liradır. Yani maliyetin neredeyse yarısına su veriyoruz. Amaçları Polatlı’ya giden suyu engellemek, ASKİ’nin yatırımlarını engellemek ve ASKİ’yi batırmaktı. Daha önce bu kararı belediye meclisi çoğunluklarına dayanarak aldılar. Ama mahkeme kesin bir dille suyun maliyetinin altında asla satılamayacağını, satıldığı takdirde bu kararı alanlarda zimmet çıkaracağını belirterek bu kararı iptal etti.
“DOĞAL GAZ VE ELEKTRİKTE DE YÜZDE İNDİRİM BEKLİYORUZ”
Elli liraya su satan eski dönemin aksine, sosyal yardım alan ailelere ve depremzedelere suyun tonunu 1 liradan veriyoruz. Öğrenci evlerine yüzde 50 indirimli olarak veriyoruz. Ankara halkını bu konuda mağdur etmiyoruz. Aynı zamanda 2010 – 2019 yılları arasında asgari ücretten zorunlu gider olan su bedeli yüzde 4.7 iken şu anda 1.3’e veriyoruz. Çaresizliklerini gösteriyor. Yasal olarak yapamayacakları şeyleri iddia ediyorlar. Ben çaresizlik olarak görüyorum ama güzel bir şey. Su indirimi kadar doğal gaz ve elektrikte de yüzde 50 indirimi bekliyoruz kendilerinden.
“FARK ARTTIKÇA BU TÜR ATAKLARI BEKLİYORUM”
Aynı zamanda otobüslerde de 1 dolara satılırdı eskiden. Şu anda 0.50 doların da altında hizmet veriyoruz. Gerçek belediyecilik budur. Önceki dönemlerde Ankara halkını tabir-i caizse kazıkladılar. Hayali projelere para yatırdılar. Biz ise kentin asli ihtiyaçlarını yerine getiriyoruz. Çamlıdere’den Polatlı’ya suyu akıtmaya başladık. Çamlıdere’den Elmadağ’a suyu götürdük. Mamak – Gölbaşı arasındaki hattı yeniledik. Daha önceki dönemlerde taşkın olacağı ihbarına karşı hiçbir şey yapmayan eski dönem belediyesinden en az 10 tane bildirilen alanı da yapmış bulunuyoruz. Gerçekten belediyeciliği bilmiyorlar. Suyun fiyatlarını belediye meclisi belirliyor. Belediye meclisinde 148’de sayımız 40 kişi. Bunun TÜFE oranında belirlenmesine mecliste karar verdik. Kendileri de bunun gerekli olduğunu bildikleri için mecliste önce çoğunluğu sağlayıp, sonra meclisi terk ederek zimmi olarak bize destek verdiler. Şimdi kendi aldıkları kararla bizi şikayet etmeye kalkıyorlar. İndirimli ve kaliteli su vermeye devam edeceğiz. Musluk sularını içebilirsiniz. Sağlık Bakanlığı yılda 51 noktadan su alıyor. Sularda en ufak bir problem olsa başımıza neler geleceğini biliyorsunuz. Çaresizlik böyle bir şey. Fark arttıkça bu tür atakları bekliyorum. Seçim yasakları kapsamına ve Kişisel Verileri Koruma Kanunu’na aykırı. Bu konuda il başkanlığımız ilgili teşebbüsü yapacak. Herkes kanuna uyacak. Herkes kanunlar karşısında eşittir. Yüksek Seçim Kurulu, İl Seçim Kurulu ve savcılık gerekeni yapacaktır.”
]]>KTÜ Deniz Bilimleri ve Teknolojisi Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. İlhan Altınok:
“Bütün balıklar ve canlılar olsun çürümeye başladıkları zaman anoromik ortamda bakterilerin salgılamasına bağlı olarak proteinlerin parçalanması bağlı olarak oluşan gazlar vardır”
TRABZON – Karadeniz Teknik Üniversitesi Deniz Bilimleri ve Teknolojisi Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. İlhan Altınok, Rusya’nın Soçi şehri açıklarında bir balıkçı teknesinde hayatını 3 Türk balıkçının hamsi gazından zehirlendiği iddialarına açıklık getirdi. “Hamsi gazı denilen bir gaz yoktur” diyen Altınok, “Otopsi sonucunu beklemek gerekir. Hamsi gazı denen bir gaz yoktur. O gazlar hamsiye özgü de değildir. Bütün balıklar ve canlılar olsun çürümeye başladıkları zaman anoromik ortamda bakterilerin salgılaması ve proteinlerin parçalanmasına bağlı olarak oluşan gazlar vardır” dedi.
Ordu’nun Ünye Limanı’ndan 2023 yılı Aralık ayında ayrılan ‘Eminoğulları 4’ isimli balıkçı teknesi, balık unu ve yağı fabrikalarına hamsi avlamak için Rusya’nın Soçi açıklarına gitti. Sarıyer-Rumeli Feneri’ne bağlı Eminoğulları 4 balıkçı teknesindeki 5 mürettebat, yem olarak depolanan hamsilerin bulunduğu teknenin ambar kısmında temizlik için çalıştıkları esnada hamsi gazından zehirlendikleri iddia edildi. Hayatını kaybedenlerin 3 balıkçının cenazeleri memleketlerine gönderilirken, olayla ilgili inceleme başlatıldı.
Konuyla ilgili iddialara açıklık getiren KTÜ Deniz Bilimleri ve Teknolojisi Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. İlhan Altınok, hamsi gazı denilen bir gazın olmadığını söyledi. Olayın farklı sebepleri olabileceğini vurgulayan Altınok, “Hamsi gazı denilen bir gaz yoktur. Olayın farklı sebepleri olabilir. Birinci sebebi eğer uygun olmayan koşullarda herhangi bir balığı stoklarsanız o ambarda büyük ihtimal sıcaktır orası soğutma yoktur uzun süreli depolamaya başladığınız zaman bunlar çürümeye başlar. Çürüdükten sonra çeşitli gazlar salarlar ve onların başında metan geliyor. Bunlar insanlar için toksiktir. İkinci sebebi eğer soğutucu kullanıyorlarsa soğutucu kaynaklı gaz kaçağı olabilir. O da zehirlemiş olabilir. Üçüncü sebebi de etken henüz belli değil yedikleri birşeyden zehirlenmiş olabilirler. Dolayısıyla tam otopsi yapılmadan bunun sebebi budur demek çok zor. O yüzden otopsi sonucunu beklemek gerekir. Hamsi gazı denen bir gaz yoktur. O gazlar hamsiye özgü de değildir. Bütün balıklar ve canlılar olsun çürümeye başladıkları zaman anoromik ortamda bakterilerin salgılaması ve proteinlerin parçalanmasına bağlı olarak oluşan gazlar vardır. Kokmaya başlayan bir balık yenmez” şeklinde konuştu.
“Öncelikli stoklama, depolama işine dikkat edilmesi gerekiyor”
“Böyle bir olayı ilk defa duydum” diyen Altınok, “Belki daha önce yaşanmış haberleri duyulmamış olabilir. Fakat bunun sebebi uygun olmayan koşullarla uzun süreli balıkları sakladığınız zaman mesela denize açılıyorlar karaya getirmiyorlar. Orada uzun süreli kaldığı zaman çürümeye başlar. Bu tür olaylardan veya bu tür sorunlarla karşılaşmamak öncelikli stoklama, depolama işine dikkat edilmesi gerekiyor. İster fabrikaya getirin, ister insan tüketimi için sunun her halükarda uygun şartlarda depolanması gerekir ki gıda güvenliği ön planda tutulması gerekiyor. Bozulmuş hamsi veya başka balığın un veya yem olarak kullanılması sakıncalıdır. Onlar içinde bir risk oluşturacaktır” ifadelerini kullandı.
Ahmet Mutlu: “Bu çok ilginç”
Doğu Karadeniz Balıkçı Kooperatifleri Birliği Başkanı Ahmet Mutlu ise yaptığı açıklamada, “Aldığımız bilgi metan gazından zehirlendiği yönde. Fabrika havuzunda ya da özellikle teknenin ambarlarında uzun süre kapalı kalan hamsinin ya da balığın ürettiği metan gazından dolayı üç arkadaşımız vefat etti ailelerine başsağlığı diliyorum. 2-3 kişi de yaralı arkadaşımız var üzücü bir olay maalesef bu tür olaylar denizde de olsa karada da olsa yaşanıyor. Daha önce de bir fabrikanın toplanma havuzunda 1 kişi vefat ettiğini duymuştum. Geçen sene Samsun ve Sinop’ta bir arkadaşımız vefat etmişti bir arkadaşımız yaralanmıştı. Bu çok ilginç bir şey uzun süreli kaldığı zaman kapağın açılıp kapanması nasıl bir temas olmuşsa çok çabuk geliştiğini söylüyor arkadaşlar. Bunun için ne yapılabilir bunun bilimsel olarak açıklanması lazım. Bizim bilimsel yönde bir değerlendirme yapamayız. Çok çabuk gelişen bir olay” diye konuştu.
]]>Putin, Rus devlet kanalı Rossiya-1’a verdiği mülakatta, Ukrayna savaşı ve enerji sektöründeki gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Rusya-Ukrayna Savaşı’na değinen Putin, Ukrayna meselesine ilişkin yapılan Minsk anlaşmalarının uygulanmadığını ve bu nedenle “özel askeri operasyonu” başlattıklarını söyledi.
Putin, “Barış yöntemlerinden askeri yöntemlere geçiş yaptık ancak yine de çatışmaları barış yoluyla sonlandırmaya çalıştık. İstanbul’da (Ukrayna ile) barış anlaşmasının hususları konusunda mutabakata vardık. Arahamia (Ukraynalı müzakereci) doğru söyledi. Eski İngiltere Başbakanı Boris Johnson üzerinden sergilenen Batı’nın tutumu farklı olsaydı, savaş daha 1,5 yıl önce biterdi ancak onlar bunu istemedi. Bugün istiyorlar mı bilemiyorum. Biz diyaloğa açıyız.” ifadesini kullandı.
Eski Fox News sunucusu Tucker Carlson’a verdiği röportajla ilgili konuşan Putin, “Bizim ve yurt dışındaki izleyicilerin, Ukrayna’da olup biten her şeyin ülkemiz için ne kadar hassas ve önemli olduğunu, düşünce şeklimizi, devletimizi anlamaları önemli. Onlar için bu taktiksel konumlarına yönelik bir gelişmeyken, bizim için bu bir kader, bir ölüm kalım meselesi.” diye konuştu.
Avrupa ve Rusya’nın enerji sektöründe dönüşüm
Enerji alanındaki gelişmeleri de değerlendiren Putin, Batılı ülkelerin Rus gazı almayı bırakarak Rus ekonomisine kalıcı zarar vermeyi hedeflediğini söyledi.
Ancak sürecin bunun aksine geliştiğini anlatan Putin, “Geri dönüşü olmayan sürece giren onlar olmaya başladı. (Avrupa’daki) İmalat sanayi, ABD dahil, daha uygun koşulların yaratıldığı ve enerji kaynaklarının daha ucuz olduğu diğer ülkelere kayıyor. Çünkü doğal gazı sıvılaştırmaları, sonra okyanusa göndermeleri ve sonra yeniden gaz haline getirmeleri gerekiyor. Bütün bunlar ek maliyet ortaya çıkarıyor.” şeklinde konuştu.
Putin, Alman hükümetinin yürüttüğü mevcut politikayla kendi ekonomilerinin geleceğine devasa zararlar verdiğini ifade etti.
Rusya’ya enerji sevkiyatını kısıtladığına dair suçlamalar yöneltildiğine dikkati çeken Putin, “Sürekli Rusya’nın (enerji kaynağı) vermediğini, kısıtladığını söylediler. Biz hiçbir şeyi kısıtlamıyoruz, her şeyi veriyoruz. En güvenilir ortak da Türkler oldu. İşte, TürkAkım üzerinden sevkiyat yapılıyor.” dedi.
Putin, Avrupa’nın Rus gazı alıp almayacağına kendilerinin karar vermesi gerektiğine işaret ederek, “İhtiyaçları varsa alırlar, yoksa biz de onlarsız hallederiz.” ifadesini kullandı.
Putin, Rusya’nın doğal gaz ihracatında artık Avrupa yerine farklı güzergahları tercih ettiğini belirterek, “Sadece konut ve kamu hizmetleri sisteminde değil, aynı zamanda Rusya ekonomisi ve sanayisi için de iç sorunları çözmek amacıyla bu enerji kaynaklarını kullanmak üzere daha fazla çalışıyoruz.” diye konuştu.
Rusya’nın Avrupa’ya daha fazla gaz ihraç ettiği dönemde daha fazla para kazandığını anlatan Putin, “Ancak diğer taraftan enerji sektörüne ne kadar az bağımlı olursak o kadar iyi çünkü ekonominin enerji dışı kısmı eskisinden çok daha hızlı büyüyor.” şeklinde konuştu.
]]>Yaşar Üniversitesi 2023-2024 akademik yılı bahar dönemi açılış dersini, Linz Johannes Kepler Üniversitesi Fizikokimya Kürsüsü ve Enstitüsü Başkanı ve 2. Selçuk Yaşar Ödülü Sahibi Ord. Prof. Dr. Niyazi Serdar Sarıçiftçi verdi. ‘E-Yakıt Teknolojilerine Bilimsel Bir Bakış’ başlıklı derse; üniversite öğrencileri, akademisyenler ve İzmir Kız Lisesi ile Bahçeşehir Koleji öğrencileri de katıldı.
“Güneş fakiri bir ülke olmasına rağmen Almanya’nın 67 gigawatt yatırımı var”
Küresel ısınmaya dikkat çeken Ord. Prof. Dr. Serdar Niyazi Sarıçiftçi, “Günümüzde enerji konusunda geleceğe endişeli bir bakış var; çünkü tüm fosil kaynaklar bir süre sonra bitecek. Dünyada karbondioksit miktarının arttığını görüyoruz. Tüm dünyadaki enerjinin yüzde 80’i fosil yakıtlardan geliyor. Türkiye’deki elektrik enerjisinin yüzde 6’sı güneş enerjisinden elde ediliyor. Son derece güneş fakiri bir ülke olmasına rağmen Almanya’nın 67 gigawatt (GW) bizim ise 8 GW yatırımımız var. Türkiye ile hele hele İzmir ve Ege havzası ile kıyaslanırsa Almanya, belki yarısı belki yarısından da az güneş enerjisine sahip olmasına rağmen bu yatırımı yapmışlar. ya biz güneş enerjisi yatırımı yapmayarak büyük bir hata yapıyoruz ya da Almanlar bu yatırım ile büyük bir hata yapıyor. Artık onu zaman gösterecek” diye belirtti.
Elektro mobiliteye (Elektrik enerjisi ile çalışan otomobillere verilen genel isim) dikkat çeken Ord. Prof. Dr. Sarıçiftçi, “Almanya’da elektrikli araba alan kişilere teşvik amacıyla 7 bin Euro destek veriliyor. Almanya, sadece 2022 yılında elektrikli arabaların satın alınmasına 3 milyar 200 milyon Euro destek verdi. E-Mobilite, son derece rahat ve güzel bir teknoloji; ama Etiyopya’da günde 6 saat elektrik kesiliyor. Bu gibi yerlerde elektrikli araçlar için şarj istasyonu kurulmasının imkan ve ihtimali yok. Buna bütün dünyanın çözüm bulması lazım. Dünyadaki, karbondioksitten doğan sorunlarımızı çözmek istiyorsak bunu toplu olarak yapmalıyız. Bütün dünyanın bir araya gelip beraberce çalışması lazım” dedi.
Güneş enerji ihtiyacını karşılar
Güneş enerjisinin yakıt olarak depolanabildiği takdirde insanlığın enerji için hiçbir şey yapmasına gerek kalmayacağını belirten Ord. Prof. Dr. Serdar Niyazi Sarıçiftçi, “Almanya, Türkiye’nin yarısı kadar güneş almasına rağmen etkili konumda. Türkiye’de ise İzmir hatta Denizli tarafında daha da muhteşem bir potansiyelimiz var. Şayet Kuzey Afrika’ya giderseniz, Almanya’nın 3 katı kadar güneş alıyor. Fakir fukara ülkeler, en çok güneş enerjisi alan yerler. O da bir nevi ilahi adalet gibi bir şey. Güneş enerjisi, tüm dünyaya aittir” diye konuştu.
Hidrojen ile çalışan araçlara şans vermediğini söyleyen Ord. Prof. Dr. Sarıçiftçi, “Hidrojen son derece yanıcı ve patlayıcı bir gaz olduğu için onu kullanmak hakikaten ciddi bir altyapı yatırımı ister; ama hidrojeni alıp karbondioksitle beraber, metana çevirdiğinizde doğal gazla çalışan arabalarda direkt olarak kullanabilirsiniz. Hiçbir değişiklik yok. Rusya’dan gelen metan gazı ile bu yapay metan gazı arasında kimyasal olarak da pratik olarak da fark yok. Her şeyin fiyatı üretimle orantılıdır. Şu an fiyatı pahalı olsa da ne kadar çok üretirseniz o kadar düşer fiyat” dedi.
Müzik öğrenimi için 1980 yılında Avusturya’ya giden; ancak sonrasında fizik okuyan Ord. Prof. Dr. Niyazi Serdar Sarıçiftçi, açılış dersinin sonunda piyano ile Mozart’ın Türk Marşı’nı çaldı. – İZMİR
]]>Havaların soğumasıyla birlikte soba, şofben, kombi ve bu cihazların bacalarından kaynaklanan karbonmonoksit zehirlenmeleri riskinin arttığı bir döneme girildiğini belirten Manisa Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Dairesi Başkanı Gürhan İnal, “Doğalgaz kullanılan ortamlarda zehirlenmelerin asıl nedeni; tam yanmanın sağlanamamasından dolayı ortaya çıkan karbonmonoksit gazıdır. Doğalgaz kimyasal özellikleri bakımından zehirli değildir. Ancak havadan hafif bir gaz olduğundan tesisatta meydana gelen bir kaçak sonrası kapalı alanlarda yukarıda birikir. Çok miktarda birikme yapması ortamdaki oksijeni azaltacağından boğulmalara ve patlamalara sebep olabilmektedir. Bu sebeple doğalgaz kullanımında alınacak bazı basit tedbirlerle hayati boyutlara varabilecek kazaların önüne geçmemiz mümkün olabilir” dedi.
Doğalgaz kullanan vatandaşların dikkat etmesi gereken hususları sıralayan İnal, şunları söyledi: “Doğalgaz tesisatlarına kesinlikle müdahale edilmemeli, yetkisiz kişi ve kuruluşlara tamir ve bakım gibi işlemler yaptırılmamalıdır. Gaz açma işlemi gerçekleştirildikten sonra tesisatlara yeni bir cihaz bağlanması halinde, kesinlikle bu durumdan gaz dağıtım firmasını haberdar edilmelidir. Pencere veya duvarlara monte edilen, ortama taze hava girmesini ve herhangi bir gaz kaçağı durumunda da gazın dışarıya tahliye edilmesini sağlayan menfezlerin asla iptal edilmemeli ve üzeri kapatılmamalıdır. Kombi, şofben gibi cihazlar her yıl kışa girmeden yetkili servisler aracılığıyla bakımı yaptırılmalıdır. Baca gazının kimyasal yapısında veya diğer dış etkenlerden dolayı bacaların deformasyona uğraması ihtimaline karşı yetkilendirilen baca temizleme firmaları tarafından kontrol ettirilmelidir. Gaz kaçağı riskini ortadan kaldırmak için ocak ve kombilerdeki eskimiş, paslanmış veya ömrü tamamlanmış bağlantı refleksleri mutlaka yenilenmelidir. Lodoslu havalarda baca çekişi olumsuz yönde etkileneceğinden gaz sızıntısına karşı dikkatli olunmalı, bacalı cihazın bulunduğu odadaki menfezlerin açık olması sağlanmalıdır. Cihaz baca bağlantı fleksleri yıpranmamış, delinmemiş olmalı, flekslerin baca girişleri ile arasındaki boşluğu sıcaklığa dayanıklı malzeme ile sızdırmamalıdır. Baca çekmeme durumunda cihazların çalışmasını engelleyen emniyet sistemi her bacalı cihazda mutlaka olmalı, olan cihazlarda bu sistem devre dışı bırakılmamalıdır. Bacalı cihazların olduğu mahal yatak odası-banyo olmamalı, bu cihazların olduğu mahallerde yatılmamalıdır”
“Her türlü müdahalede dağıtım şirketine mutlaka bilgi verilmeli”
Geçtiğimiz günlerde Yunusemre ilçesinde meydana gelen ve 2 vatandaşın hayatını kaybettiği doğalgaz zehirlenmesi vakasına da değinen İtfaiye Dairesi Başkanı Gürhan İnal, “Birkaç gün önce yerleştikleri konutta ikamet eden iki vatandaşımızın doğal gaz kombi bacasının bağlantısının doğru yapılmaması nedeniyle sızan karbonmonoksit gazından zehirlenerek yaşamını yitirmiştir. Yaşamını yitiren vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet diliyoruz. Yapılan ilk incelemeler sonucunda meskende doğal gaz kombisi bacasının yerinden oynatıldığı ve veya yetkili olmayan kişilerce bağlantısının eksik yapıldığı, yeni taşınılan konutta dağıtım firmasına bildirilmeden doğal gaz kullanımına başlandığı belirlenmiştir. Ayrıca buna bağlı olarak güvenli gaz arzının sağlanması için gerekli kontrollerin yapılamadığı ve ortama hava akışı sağlayan menfezin de kapatıldığı tespit edilmiştir. İstenmeyen durumlarla karşılaşmamak ve güvenlik riski oluşmasını önlemek için dağıtım şirketinin onayı ve bilgisi dışında doğal gaz kullanımının yapılmamasını, tesisata ve cihazlara sertifikasız ve ehil olmayan kişilerce müdahale edilmemesini, yapılacak her türlü müdahalede ise dağıtım şirketine mutlaka bilgi verilmesini hemşehrilerimize önemle bildirmek isteriz” diye konuştu. – MANİSA
]]>Bir dizi temas ve ziyaretlerde bulunmak üzere Şırnak’a gelen Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, Şırnak Valiliği’ni ziyaret ederek, Vali Cevdet Atay ile görüştü. Bakan Bayraktar, daha sonra Şırnak Belediyesi’ne geçerek, Belediye Başkanı Mehmet Yarka’dan kentteki çalışmalarla ilgili bilgi aldı. AK Parti İl Başkanlığı’nı da ziyaret eden Bakan Bayraktar, burada partililerle bir araya geldi. Temaslarının ardından Bakan Bayraktar, beraberindeki Bakan Yardımcıları Ahmet Berat Çonkar, Zafer Demircan, Vali Cevdet Atay, Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürü Arslan Narin, Turkish Petroleum International Company (TPIC) Genel Müdürü Halim Çakmak, Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı (TPAO) Yönetim Kurulu üyesi Muhammet Faruk Aykur, İl Jandarma Komutanı Tümgeneral Murat Bulut, İl Emniyet Müdürü Cemal Dalman ve AK Parti Milletvekili Arslan Tatar ile Şehit Esma Çevik Üretim İstasyonunu ziyaret ederek, çalışmalar hakkında bilgi aldı. Bakan Bayraktar ve beraberindekiler, daha sonra Şehit Esma Çevik Seç-26 No’lu sondaj kulesini ziyaret etti.
‘2024 SONUNDA HEDEFİMİZ 100 BİN VARİL’
Şehit Astsubay Esma Çevik-26 petrol kuyusunu ziyaret eden Bakan Bayraktar, Gabar’daki petrol sahalarında günlük 30 bin varil üretim yapıldığını belirterek, “Birkaç saat sonra, 2024 yılına merhaba diyeceğimiz şu saatlerde, Gabar’dayız. Gabar’da, Şehit Esma Çevik sahasında, petrol sondajımızın olduğu sahadayız. Geçtiğimiz hafta şehit olan Mehmetçiklerimize Allah’tan rahmet dileyerek sözlerime başlamak istiyorum. Gazilerimize, yaralılarımıza acil şifalar diliyorum. Ailelerine sabır diliyorum. Onlara tüm milletimiz adına şükranlarımızı sunuyorum. Onlar büyük ve güçlü Türkiye ideali kapsamında şehit oldular. Ülkemizin savunması için, ama esas itibari ile bizlerin de burada bu faaliyeti yapabilmemiz için canlarını feda ettiler. Dolayısıyla biz de o bilinç ile ve o azim ve kararlılıkla büyük ve güçlü Türkiye yolunda burada kararlılıkla bu çalışmaları yürütüyoruz. Gabar, Şırnak ve bu bölge, terör ile anılan bir bölgeydi. Yıllarca buralarda terör kol gezdi ve halkımıza huzur vermedi. Binlerce cana mal oldu. Ama bugün burada bu topraklarda, Şırnak’ta, Cumhuriyet tarihinin karadaki en büyük keşfini yaptık. 2021 yılında ve çok kısa bir süre içerisinde buradaki üretimi, bugün itibari ile 30 bin varile çıkardık. Çok kısa bir süre içerisinde, 3 ay içerisinde Şırnak, Türkiye’nin en çok petrol üreten ili haline gelecek. 2024 yılında 100 bin varil hedefimize ulaştığımızda da açık ara Türkiye’nin en iyi ili olacak. Biz Şırnak’ı adeta enerji üssü diye tanımlıyoruz. Sadece petrol ile değil, madenler, jeotermal kaynakları, güneş, rüzgar santralleri… İnşallah Cudi ve Kato dağlarında artık rüzgar santralleri olacak. Dolayısıyla adeta bir enerji üssü haline gelmiş bir Şırnak’ı hedefliyoruz. Bunun en büyük projelerinden biri, tabii ki Gabar’daki petrol. Bugün bu sahalarda 30 civarında kuyu açtık. 23 kuyuda şu anda üretim yapıyoruz. Yaklaşık 30 bin varillik bir üretim var. Bu üretimi 2024 sonunda 100 bin varile çıkarmak hedefimiz. Sadece bu bölgeden, Türkiye’nin günlük ihtiyacının yüzde 10’unun karşılamış olacağız” dedi.
‘1200 KİŞİYE İSTİHDAM SAĞLIYOR’
Petrol sahalarında aynı zamanda istihdam sağladığını belirten Bakan Bayraktar, “Elbette ki Gabar’a bu imkanlar geldiği sürece, buradaki istihdam imkanları artacak. Cumhurbaşkanımız, Aile ve Gençlik Bankası ile gerek Gabar’dan, gerek Sakarya’daki gaz sahası gelirlerimizi, milletimizin ihtiyaçları doğrultusunda sarf edilmesi ile alakalı bir vizyon ortaya koydu. Meclisimizden geçti. Dolayısıyla biz, buradaki petrol üretimimizi arttırdıkça gençlerimize, ailelerine, buradaki refahı, zenginliği, tüm milletimize yaymış olacağız. Bu bölgeye istihdam imkanları artmış olacak. 1200 kişiye burada istihdam sağlıyoruz. 2024 yılı sonunda bu rakam 100 bin varile çıktığında, 5 bin kişiye istihdam sağlamış olacağız. Türkiye’nin farklı illerinde de Hakkari’de ve Van’da, kış koşulları nedeniyle başlayamadık, inşallah ilk çeyrekte orda da başlamayı düşünüyoruz. Lokasyonumuzu tespit ettik. Siirt’te de olmak üzere, Türkiye’nin her yerinde çalışmalarımız devam ediyor. Biz Türkiye’de ülkemizin ihtiyacı olan petrol ve doğalgazı bulmak için nerde varsa çalışmalarımızı sürdüreceğiz. Türkiye’nin mutlaka dışa bağımlılığını düşürmek gibi bir hedefimiz var inşallah bu hedefimize ulaşacağız” diye konuştu.
‘TÜRKİYE’DE KONUTLARIN GAZ İHTİYACINI KARŞILAYABİLECEK BİR SEVİYEDE ÜRETİM HEDEFLİYORUZ’
Türkiye’nin enerji üretiminde dışa bağımlılığını düşürecek çalışmaların sürdüğünü belirten Bakan Bayraktar, şöyle dedi:
“Sakarya gaz sahasında yine Cumhuriyet tarihinin en büyük doğalgaz keşfini yapmıştık. 2020 yılında çok kısa bir süre içerisinde dünya tarihinde bir rekor olabilecek düzeyde kıyıdan 170 kilometre uzaklıktaki bir doğalgazı biz karaya çıkardık. 2023 Nisan ayında biz o gazı yaktık. Bugün Sakarya gaz sahasında üretilen gaz şuanda evlerimizde kullanılıyor. Ebette üretimin daha da artmasını bekliyoruz. İlk etapta 10 milyon metreküp, ondan sonra da günlük 40 milyon metreküpe çıkıp, inşallah Türkiye’de konutların doğal gaz ihtiyacını karşılayabilecek seviyede bir üretime çıkmayı hedefliyoruz. Elbette Türkiye’de doğalgaz sadece evlerde değil sanayide, elektrik üretiminde de kullanıyoruz. Bundan 21 yıl önce sadece 5 ilde doğalgaz vardı, şimdi Şırnak dahil olmak üzere 81 ilde doğal gaz kullanılıyor. 828 yerleşim yerine doğalgaz gitmiş durumda. 2018 yılından beri Şırnak’ta doğalgaz var inşallah Şırnak’ın doğalgaz gitmeyen ilçelerine önümüzdeki süreçte doğalgaz götürmeyi hedefliyoruz. Bunu kendi ürettiğimiz gaz ile yapmayı hedefliyoruz. Tüm bu faaliyetlerimizden 85 milyon milletimiz gurur duyuyordur. Memnuniyet duyuyordur. Çok büyük bir emek var bu işin arkasında, tabi bundan rahatsız olanlar da var. ‘Türkiye dışa bağımlı olsun, Türkiye kendi petrolünü gazını çıkarmasın’ diyenler de var. Ama biz bu noktada, Sayın Cumhurbaşkanımızın ‘Türkiye Yüzyılı’ hedefi doğrultusunda, enerjide dışa bağımlılığı düşürecek ‘Tam Bağımsız Türkiye’ ideali ile hep birlikte çalışıyoruz.”
]]>