CHP Milletvekili Ömer Fethi Gürer, TBMM’de düzenlediği basın toplantısında, üreticilerin sorunlarıyla ilgili açıklama yaptı. Artan yem fiyatları ile ahırların boşaldığını, küçük işletmelerin hayvancılığı sürdüremediğini, iklim değişikliği ile süt krizinin ağustos ayında ortaya çıkmasının olası olduğunu vurgulayan Gürer, süt piyasasında bahar aylarından bu yana devam eden belirsizliğin besicileri olumsuz etkilediğini, süt üreticilerini zorladığını belirtti.
“50 kilogram süt yeminin fiyatı 600 lirayı geçti”
“İthal yem fiyatları sürekli zamlanıyor ve bu durum üreticileri büyük bir sıkıntıya sokuyor. 50 kilogram süt yeminin fiyatı 600 lirayı geçti” diyen Gürer, küçük aile tipi işletmelerin kendi yemini üretmemesi durumunda, üreticilerin ayakta kalma olasılığının giderek düştüğüne dikkat çekti. Gürer,”Arpada yüzde 3’lük bir artış yaşanmış olsa da benzer yem ürünlerindeki fiyat artışları besicilerin aleyhine gelişmeye devam ediyor” diye konuştu.
“Peynir’in kilosu 400 lira, kaşar peyniri ise 700 lira’yı bulmuş”
Gürer, “Rafta işlenmiş süt litresi 33 ile 45 lira aralığında satışa sunulurken, peynir fiyatları kilosu 400 liraya, kaşar peyniri ise 700 lirayı bulmuş durumda. Markalara göre ürün fiyatları ise değişiklik göstermektedir. İthal tereyağı özellikle İran’dan getirildiği söyleniyor. 2023 yılında TÜİK verilerine göre 6 bin 384 ton ithalat yapıldı ve 35 milyon 325 bin dolar yurt dışına ödendi. Bu yılın ilk beş ayında ise 3 bin 129 ton ithalat karşılığında 16 milyon 953 bin TL ödendi” dedi.
“Süt pazarında belirsizlikler ve kriz riski artıyor”
Türkiye’deki süt üretimindeki sorunlara ve çiğ süt piyasasındaki belirsizliklere dikkat çeken Gürer, “Süt ineklerinin 2020 yılında kesime gitmesi nedeniyle süt üretiminde ciddi düşüşler yaşandı” dedi.
Süt piyasasında yaşanan mevsimsel artışın ardından sanayicilerin mevcut sütleri kalite, katkı maddesi, koku ve tat gibi nedenlerle almaktan kaçındığını kaydeden Gürer, “Sanayiciler, mevsimsel süt artışını bahane ederek fiyatları olabildiğince düşük tutuyor ve üreticiden doğrudan ürün almayı daraltıyor. Bunun yerine, aracı süt müteahhitleri aracılığıyla ucuza süt almayı tercih ediyorlar. Süt pazarında belirsizlikler ve kriz riski artıyor” şeklinde konuştu.
“Küçük aile tipi işletmeler eziliyor”
Gürer, süt tozu ithalatına ilişkin verileri de paylaşarak, “2023 yılında Türkiye’ye 687 ton süt tozu ithal edilip 2 milyon 669 bin dolar ödendi. Ancak, 2024 yılının ilk beş ayında ithal süt tozu miktarı 340 ton oldu ve 952 bin dolar yurt dışına ödendi. Bir yanda ithalat lobisi, diğer yanda ihracat lobisi arasında küçük aile tipi işletmeler ezilmektedir” şeklinde konuştu
Gürer, süt tozu ithalatının acilen durdurulması gerektiğini belirterek, “Tereyağı ve peynir üreticilerini koruyacak, aynı zamanda sanayiciyi de zor durumda bırakmayacak politikalar geliştirilmelidir. Hayvan refahını sağlayacak yatırımlara ağırlık verilmeli ve özellikle önümüzdeki dönemde sütte oluşacak düşüş göz önünde bulundurularak gerekli önlemler alınmalıdır” dedi.
Gürer, çözüm üretilmemesi durumunda ithalatın devam edeceğini, raftaki peynir, süt, yoğurt ve tereyağı fiyatlarının artacağını, üreticinin sıkıntıya düşeceğini ve tüketicinin pahalı ürün almaya devam edeceğini ifade ederek, “Bu dengeyi sağlamak ve politika olarak düzenlemek, siyasi iktidarın sorumluluğu ve görevidir” değerlendirmesini yaptı.
]]>
“Turizmde fiyatları maliyetler belirliyor”
Marmaris Ticaret Odası Başkanı Mutlu Ayhan, Ülke ekonomisine ciddi döviz girdisi sağlayan, Muğla’nın ve turizmde faaliyet gösteren işletmelerin eleştirilere maruz kalması ile ilgili “Son günlerde bazı haberlerde ve bazı sosyal medya paylaşımlarında Yunanistan’ın Türkiye’den daha ucuz olduğuna dair bazı haberlere hepimiz şahit oluyoruz. Bununla alakalı olarak öncelikle belirtmemiz gereken konu, fiyatların turizmciler tarafından keyfi olarak belirlenmediği, maliyetlerin belirlediği gerçeğidir. Buna biraz örnek vermek gerekirse, geçtiğimiz yılla kıyasladığımızda Haziran 2023’ten bu yana asgari ücrete yüzde 100 oranında bir zam yapıldı. Yine tüpte yüzde 41, Ayçiçek yağında yüzde 42, et fiyatlarında yüzde 58, tavukta yüzde 77, akaryakıtta yüzde 77 ve alkollü içeceklerde de yüzde 62 oranında bir zam geldi. Tabii bu süreçte döviz kurundaki artış Euro’da yüzde 24 olarak gerçekleşti. Şimdi burada iki sıkıntı var: Enflasyon ve döviz kuru arasındaki artış oranının arasındaki makas bu nedenle gerek Türk vatandaşlarının gerekse de yabancı misafirlerin alım gücü maalesef düşmüş durumda. Yani burada turizmcilerin keyfi olarak fiyatı artırdığı, fırsatçılık yaptığı konuları tamamen gerçek dışıdır” dedi.
“Zaman turizmciye sahip çıkma zamanıdır”
MTO Başkanı Ayhan sezon ile ilgili Marmaris’in diğer turizm kentlerine nazaran daha iyi bir durumda olduğunu belirterek “Marmaris’in yaz sezonu geçtiğimiz yıla oranla kıyasladığımızda, Haziran ayı sonu itibariyle geçtiğimiz yıl Dalaman Havalimanı’na inen dış hat yolcu sayısı toplam 608 bin iken, bu sene 680 bin olarak gerçekleşmiş. Yine İngiltere pazarına baktığımızda, geçtiğimiz yıl 410 bin olan rakam bu yıl 454 bin olarak gerçekleşmiş. Yani dış pazarda yüzde 10’luk bir artıştan bahsetmek mümkün. Ancak maalesef iç pazarda beklentimizin oldukça altında seyrediyor. Bu da tamamen alım gücüyle alakalı bir durum. Ama Marmaris özelinde diğer yerlerle kıyasladığımızda nispeten daha dolu olduğumuzu söylemek mümkün. Ben buradan tüm Türk halkına da sesleniyorum: Turizmci bu dönemde sahip çıkmayı bekliyor. Ekonomik koşullar malum. Ancak burada diğer ülkelerle ve destinasyonlarla kıyaslamak önemli. Son günlerde İspanya’da turist karşıtı eylemler söz konusu bunun bir fırsata dönüşmesi durumu söz konusu. Ayrıca, Avrupa Birliği’ne bağlı ülkelerde vize kısıtlamaları ve randevu kısıtlamaları söz konusu. Özellikle vize başvurularında ret oranları neredeyse yüzde 50’lere vardı. Bu dönemde Türk turizmciler sahip çıkmayı bekliyor” şeklinde konuştu.
“Marmaris ile yurt dışı fiyatları çok farklı değil”
Marmaris Ticaret Odası (MTO) Başkanı Mutlu Ayhan, Marmaris’te oteller haricinde restoran ve diğer hizmet sektörünün de fiyatlar konusunda hassasiyet gösterdiğine dikkat çekerek “Marmaris’te durum yurtdışından çok da farklı değil. Biraz önce de belirttiğim gibi, maliyetlerden kaynaklı fiyatlar belirleniyor. Ama Marmaris’te plajlara girerken herhangi bir ücret ödeme gibi bir durum söz konusu değil. Bunun yanında restoranlarda kuver veya servis ücreti yazılımı olması gibi bir durum da söz konusu değil. Marmaris şu an mevcut fiyatlarıyla diğer destinasyonlar arasında kendini ayırıyor. Ben tüm halkımızı en uygun koşullarda, dünyanın en güzel yeri olan Marmaris’te tatillerini geçirmek üzere davet ediyorum”‘ sözleri ile doğa ve kültür cenneti olan ilçeye yerli ve yabancı tatilcileri beklediklerini ifade etti. – MUĞLA
]]>(İZMİR) – Kira oranlarındaki fahiş artışları önlemek amacıyla iki yıl önce başlatılan yüzde 25 tavan artış uygulamasının sona ermesine günler kala İzmir Emlak Komisyoncuları Odası Başkanı Mesut Güleroğlu, kararı değerlendirdi. Güleroğlu, “5-6 bin lira olan evlerin fiyatları 15-20 bin liralara çıktı. O yüzden müdahalenin son bulması çok doğru bir karar. Piyasayı akışına bırakmak gerekir” dedi.
Konut piyasasında gözler kirada yüzde 25 sınırına ilişkin karara çevrildi. Kira fiyatlarında fahiş artışları önlemek amacıyla iki yıl önce başlatılan tavan artış uygulaması 1 Temmuz 2024 tarihi itibarıyla sona erecek.
İzmir Emlak Komisyoncuları Odası Başkanı Mesut Güleroğlu, kararı ANKA Haber Ajansı’na değerlendirdi.
Güleroğlu, sınırın kalkmasının doğru bir karar olduğunu ifade ederken, son yıllarda yaşanan fahiş artışların nedeninin de artış sınırlaması olduğunu savundu.
Güleroğlu ayrıca, yeni vergi paketiyle birlikte yıllık ödenen kira vergisinin her ay alınması ve kiralardan yüzde 20 vergi alınmasına ilişkin taslak düzenlemeyi de değerlendirdi.
“Piyasayı akışına bırakmak gerekir”
Kira artışlarında yıllık yüzde 25 artış sınırının kalkmasının doğru bir karar olduğunu ifade eden Güleroğlu, şunları söyledi:
“Yüzde 25 ile sınırlandırma çok doğru bir karar değil. Sadece enflasyonu baskılamak ve fazla artışı önlemek adınaydı. Konutlarda yüzde 25, iş yerlerinde yine TEFE üzerinden artışlar yapılmaya başlandı. Bu konuda aradaki ikilim de fazlalaştı. Birinci yıl oldu… İkinci yıl da bu müdahale gelince mal sahiplerinin otomatikman yeniden evlerini kiraya vermeleri konusunda aradaki farkı kapatabilmek için kiralara zam yaptılar. 5-6 bin lira olan evlerin fiyatları 15-20 bin liralara çıktı. O yüzden müdahalenin son bulması çok doğru bir karar. Piyasayı akışına bırakmak gerekir.”
“Hep bir müdahale var”
Konut satışlarına da değinen Güleroğlu, yaşanan krizin “eşi benzeri olmadığını” belirterek, şu ifadeleri kullandı:
“Bu arada en büyük sıkıntımız… Konut fiyatlarımız şu anda stabil. Yaklaşık 6-7 aydan beri artan bir konut fiyatı yok. Bu çok büyük bir avantaj yaratıyor. Ancak konut alabilecek kişiler de kredi kullanamıyor. ya kredinin yüzde 20’sini veriyorlar ya da az kredi alabildiği için ev alamıyor. Konut kredi faiz oranları 3,20-3,25 olunca otomatikman piyasada bir durgunluk başladı. Bu süreç devam ediyor. Bu sürecin devam etmesi de peşin parayla alanlara büyük avantaj sağlıyor. Ben 34 senedir bu işi yapıyorum. Daha önce de krizler gördüm ama böyle bir kriz görmedim. Hep bir müdahale var. Bu müdahaleler piyasanın dengesini bozduğu için fiyatları yukarıya doğru çekiyor.”
“Konut açığı da otomatikman kira fiyatlarına yansıyan bir durum oluşturuyor”
Konut açığı olduğunu kaydeden Güleroğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Normalde boşaltılan bir daireye yeni giren kiracı piyasalara göre belirlenen bir fiyata girer. Ama içinde oturan bir kiracı varsa burada da TEFE artışına göre bir artış sağlanacak. TÜİK’in açıkladığı rakamlar üzerinden artışlar yapılıyor. TEFE’nin artış oranı belli. 59,2’ydi. Bu ay ise TÜİK’in açıklayacağı rakama göre hareket edilecek. Kira konutlarına gelince… Konut satamayan müteahhit bekliyor. Üretilemeyen konutlar var, nüfus artıyor. Konut açığı var. Konut açığı da otomatikman kira fiyatlarına yansıyan bir durum oluşturuyor. Bunu da izleyeceğimiz günlerde göreceğiz.”
“Kiranıza yüzde 20 daha fazla bir zam olacağına kanaat getirebiliriz”
Bankaya yatırılan kiranın yüzde 20’sinin vergi olarak kesildikten sonra kalanın ev sahibine aktarılmasını öngören düzenlemeyi de değerlendiren Güleroğlu, uygulamanın kira zamlarına ek artış anlamına geldiğine dikkati çekerek, şunları söyledi:
“Alınacak tedbirler doğru kararlar. Ancak bu kararları alırken her şeyi bir sisteme sokmalıyız. Önce sistemi kurmanız gerekiyor. Sistem kurulmadan bir oradan vergi alayım, bir buradan vergi alayım… Bu mevzuatla ilgili kalktı, kalkacak gibi konuşmalar var. Ama eğer kalkmazsa otomatikman bugünkü kiranıza yüzde 20 daha fazla bir zam olacağına kanaat getirebiliriz. Özellikle vergisel boyutların yeniden düzenlenmesi gerekiyor. Vergi afları getirilmesi gerekiyor. Bu sistem yapıldığında taşlar yerine oturur.”
]]>Firmaların internet üzerinden bilet satışı yaptıkları sitelere bakıldığında 1 Haziran’da İstanbul’dan Dalaman’a gidecek bir yolcu için 1500 liraya otobüs bileti varken, aynı tarihte Sabiha Gökçen Havalimanı’ndan Dalaman’a 550 liraya uçak bileti bulunuyor. 10 Haziran’da ise 900 liraya uçak bileti bulunurken, aynı tarihte 1250 liraya otobüs bileti satıldığı görülüyor.
Tüm Otobüsçüler Federasyonu (TOF) Başkanı Mustafa Yıldırım ise otobüs firmalarının 4 aylık periyotlar halinde Ulaştırma Bakanlığı’na fiyatlarını belirttiğini ancak bu süre içerisinde akaryakıt zamlarını ön gören firmaların yüksek fiyatla onay aldığını söyledi. Yüksek fiyatların normal günlerde uygulanmadığını, yüzde 30 indirim ile biletlerin satıldığını söyleyen Yıldırım sadece bayramlarda ve tatil günlerinde firmaların tavan fiyatı uyguladığını belirtti.
Yıldırım, artan akaryakıt fiyatları, otoban ve köprü geçiş ücretleri ve firmaların komisyon kesmelerinin fiyatlara yansıdığını belirtti. Firmaların internet üzerinden bilet satışı yaptıkları sitelere bakıldığında 1 Haziran’da İstanbul’dan Dalaman’a gidecek bir yolcu için bin 500 liraya otobüs bileti varken, aynı tarihte Sabiha Gökçen Havalimanı’ndan Dalaman’a 550 liraya uçak bileti bulunuyor. 10 Haziran’da ise 900 liraya uçak bileti bulunurken, aynı tarihte bin 250 liraya otobüs bileti satıldığı görülüyor.
“FİRMALARIMIZ TEMKİNLİ DAVRANIP FİYATLARINI YÜKSEK ALDILAR”
Tüm Otobüsçüler Federasyonu Gelen Başkanı Mustafa Yıldırım, “Otobüslerde fiyat uygulamasının nasıl yapıldığını anlatmamız lazım vatandaşlarımıza. Firmalarımız kendi hazırladıkları fiyat listesini bakanlığa bildirirler ve 4 ay uygulamak zorundalar. Geçtiğimiz dönemlerde akaryakıta sürekli zam gelmesinden dolayı firmalarımız temkinli davranıp fiyatlarını yüksek aldılar. Bu aldıkları fiyattan yüzde 30 indirim yapma hakları var. Firmalar temkinli davranıp fiyatlarını yüksek aldıkları için yoğun günlerde yüksek fiyat uyguluyorlar, yoğun olmayan günlerde yüzde 30’un içinde rekabet ediyorlar şu anda. Zam yok demeyelim, zam oluyor. Nasıl oluyor, 4 ayı dolan firmalar yeniden müracaat edip fiyatlarını arttırabiliyorlar” dedi.
“FİRMA FİYATIN TAVANINI UYGULUYOR”
Firmaların fiyatları tatil günlerinde tavan fiyattan uyguladığını belirten Yıldırım, “Şimdi sadece bayram tatili yok. Aynı zamanda okullar da kapanıyor. İkisi üst üste çakıştı ve çok yoğun bir hareket olacak. Dolayısıyla firmalarımız mevcut fiyatları en yüksek neyse bakanlığa bildirdikleri, 4 aylık süreyle belirledikleri fiyatlarını uygulamak zorundalar. Bayramlarda, yoğun günlerde firma, aldıkları fiyatın tavanını uyguluyorlar. Yoğun olmayan günlerde de yüzde 30’a kadar indirim yapabiliyorlar” diye konuştu.
“OTOBÜS FİYATI BİN 200 LİRA, UÇAK FİYATI 700 LİRA”
Otobüs bilet fiyatlarının uçak biletlerinden daha yüksek olduğunu ifade eden Yıldırım, “Ben 1-2 hafta önce İstanbul’dan Bodrum’a gidiş dönüş bilet aldım. Gidiş geliş bilet bin 400 liraydı. Otobüs fiyatı bin 200 lira, uçak fiyatı 700 lira. Son yıllarda otobüs işletmeciliği büyük bir yolcu kaybı yaşadı. Hava yollarına yaklaşık iç hatlarda 80-90 milyon yolcu gitti. 2023 yılında hızlı demir yollarına, 80 milyon yolcu gitti. Otobüs işletmeciliği yüzde 45 daraldı. Dünyanın her yerinde otobüs bileti 1 lira, demir yolu bileti 2 lira, uçak bileti 3 lira, yani katsayılar sayılar böyle gidiyor. Bizde tam tersi. Şu anda uçaklar, otobüsten ucuz. Gidin Sabiha Gökçen Havaalanı’ndan Bodrum’a, Marmaris’e, Antalya’ya, Trabzon’a, Van’a bilet alın, otobüsten daha ucuz” dedi.
“BU ŞARTLARDA OTOBÜS İŞLETMECİLİĞİ SÜRDÜRÜLEMEZ DURUMA GELİYOR”
Uçak ve otobüs arasındaki fiyat farkının nedenlerini açıklayan TOF Başkanı Yıldırım, “Otobüsün maliyeti yüksek, akaryakıt çok pahalı. İstanbul’dan İzmir’e giden bir otobüs için yolcu başı 70 lira sadece otoyol ve köprü bedeli ödüyorlar otobüsçüler. Bunun üzerine personel maliyetlerini, akaryakıt maliyetlerini, firmaların satış komisyonunu, işte internet bileti satılıyor, internetten yüzde 13’e kadar komisyon alıyorlar. Firma da kesiyor. Otobüsçünün yüzde 30’u yok. Dolayısıyla yani burada otobüs işletmecileri hakikaten sıkıntı içinde. Bu şartlar altında otobüs işletmeciliği sürdürülemez duruma geliyor” ifadelerini kullandı.
“BAYRAM ÜZERİ OTOBÜS BİLETLERİNE ZAM VAR”
Şehirlerarası otobüs şoförü Emin Özkan, “Henüz açıkçası bayram yoğunluğu başlamadı. Yol fiyatlarının yüksek oluşu, insanların Kurban Bayramı’nda masrafının yüksek olmasından dolayı şu an için yollarda beklediğimiz potansiyel yok. Bayram üzeri otobüs biletlerine zam var. Çünkü akaryakıt fiyatı otobüs sektöründe desteklenmiyor. Fethiye’ye gidiş geliş 30 bin liraya yakın bir mazot tüketimi yapıyoruz. Personel parası, otoban parası, köprü parasını eklediğimiz zaman otobüsçüye bir şey kalmıyor. Şu anda Fethiye’ye bin 100 lira civarı bilet kesiliyor. Uçak fiyatlarıyla yarışamayız, uçak bir kerede 500 kişiyi götürüyor, biz 30 kişiyi götürüyoruz” dedi.
“İZMİR’E 800 LİRAYA GİDİYORUM, TORUNUM UÇAKLA 700 LİRAYA GELDİ”
Bursa’ya yolculuk yapacak Ahmet Şen ve Güler Şen çifti ise, “300 liraya bilet aldık. Bilet fiyatı yüksek, daha düşük olabilir. 2-3 kişi gittiğiniz zaman bu fiyata ağır geliyor. Yine zam gelecekmiş diye duyduk. Zam yapılmazsa daha çok kişiyi getirip götürebilirler” derken, aynı yola uçağın daha uygun fiyatla götürdüğünü belirten Kıymet Onay, “İzmir’e 800 liraya gidiyorum. Torunum uçakla 700 liraya geldi, 700 liraya da döndü” ifadelerini kullandı.
]]>(ELAZIĞ)- Elazığ’da bir mermer firmasında Yönetim Kurulu Başkanlığı yapan Nusret Çoban, “Kaliteli mermerlerimizi istediğimiz fiyata satamıyoruz. Satamayınca da bu bizi ekonomik olarak geriletiyor. Özellikle akaryakıt fiyatları çok yüksek. Söz gelimi hiçbir mermerimizi blok olarak İzmir’e, İstanbul’a gönderemeyiz çünkü bazen nakliye fiyatları gönderdiğimiz mermerin fiyatlarını geçiyor” dedi.
Elazığ’ın üretim alanındaki en büyük paya sahip olan ürünlerinden biri olan mermer de ekonomik krizden etkilendi. Mermer üreticileri girdi maliyetlerinin yüksek olduğunu belirterek iş kapasitelerinin günden güne azaldığını belirtti.
“NAKLİYE FİYATLARI GÖNDERDİĞİMİZ MERMERİN FİYATINI GEÇİYOR”
Maden Mühendisi ve mermer üreten bir firmanın Yönetim Kurulu Başkanı Nusret Çoban, şunları söyledi:
“Geçmiş yıllara göre şu anda mermer üretimi düştü daha çok ilerlemesi gerekirken Türkiye’deki inşaat sektöründe biz mermercilik olarak istediğimiz düzeye gelemedik. Nüfusa göre metrekareye vurursanız biz çok düşük bir yerdeyiz. Mermeri kalite olarak söylüyorum, bir Avrupa’ya da diğer ülkelerdeki gibi kaliteli kullanamıyoruz. Kaliteli mermer de kullanmıyoruz. Dış ülkelerden gelen özellikle granit var. Granit Türkiye’ye dışardan geliyor. Çin’den, Hindistan’dan, İran, İspanya, İtalya’dan geliyor. Graniti dışarıdan aldığımız fiyata biz burada mal edemiyoruz. Bizim maliyetlerimiz çok yüksek. Enerji, nakliyelerimiz, petrol fiyatları çok yüksek. Kaliteli eleman bulmak çok zor. Bulduğumuzda da fiyatları çok yüksek. Bunlar bir araya geldiği zaman özellikle granitte üretim çok zorlaşıyor. Bir iki firma yapıyor ama istediğimiz düzeyde değil. Diğer mermerde de birliğimiz oluşmadığından dolayı kaliteli mermerlerimizi istediğimiz fiyata satamıyoruz. Satamayınca da bu bizi ekonomik olarak geriletiyor. Özellikle akaryakıt fiyatları çok yüksek. Söz gelimi Elazığlı olarak hiç bir mermerimizi blok olarak İzmir’e, İstanbul’a gönderemeyiz çünkü bazen nakliye fiyatları gönderdiğimiz mermerin fiyatlarını geçiyor.”
“MADEN BAKANLIĞI’NIN KURULMASI LAZIM”
Türkiye’de madencilik ile ilgili olarak yürütülen programın ihtiyaca cevap vermediğini belirten Çoban şu ifadelere yer verdi:
“Bizim madencilik konusunda politikamızın güçlü olması için öncelikle bir Maden Bakanlığı’nın kurulması lazım. Maden Bakanlığı kurulduğu zaman denetlemesi daha da iyi olur. Denetleme yapılıyor. Kişinin beyanına göre zaman zaman mali konularda da denetleme yapılıyor. Tabi bizim istediğimiz düzeyde değil. Özellikle yabancılarla alakalı olarak. Zaten yabancılar burada bir iş yaptığı zaman bir Türk firma ile ortak olarak bu işleri yönetiyorlar. Madencilikle ilgili çıkarılan yasalar ve alınan kararların hepsi iyi niyetli ama bu yasaların uygulanmasında ve denetlenmesinde büyük eksiklikler var. Mesela İliç’te meydana gelen o olay daha neticelenmedi. Sebebi neydi neden böyle oldu bu konular doğru bir şekilde değerlendirilip ona göre halka sunulması lazım ki bundan sonra gelen madenciler de ona göre davranabilsinler. Bununla ilgili olarak bizim İliç’e gitmek istedik ama gidemedik. Görmemiz, incelememiz lazımdı. Ona göre konuşma yapabilmemiz lazım ama madencilikte denetleme yapılıyor demek tek başına kafi değildir. Denetleme yapılırken çok dikkatli olmak gerekiyor. Özellikle güvenlik açısından. İliç’te 250 metre yüksekliğinde bir set oluşturuyorsanız, yağmur yağdığında ya da orası deprem bölgesi olduğunu düşünürsek tektonik hareketlerden dolayı olacak bir sarsıntıda kayma yapar.
“DENETLEYİCİLER İŞLERİNİ TAVİZSİZ YAPMALIDIR”
Yani 250 metre yüksekliğindeki bir yığının kayma esnasında nasıl bir tehlike oluşturduğunu gördük. Bunun zamana bırakmadan teknik konularda incelenmesi ver bundan sonraki çalışmalarda teknik anlamda kim bilgi sunuyorsa o bilgiler ışığında çalışmalar yapmak lazım. Her ocakta teknik anlamda daimi nezaretçiler dediğimiz kişiler vardır. Bunların ücretini ruhsat sahipleri öder. Evet bir bilgi verir, şöyle yapın, böyle olsun der ama o uygulamalar tam manası ile yapılamıyor. Onları da iyi niyetli bir şekilde yapmak lazım. Bir de doyumsuzluk var. Kısa zamanda büyük kazanç elde edeyim. İliç’teki firmanın bir açıklaması var. 80 milyon dolar para yatırdık, 3 milyar dolar para kazandık. Bu korkunç bir şey. Bu kadar para kazanan firmanın bunları yapmaması lazım. Denetmenlerin işlerini çok sıkı ve tavizsiz olarak yapması gerekiyor. Denetleme yaparken anlatmak lazım.”
]]>CHP’li Gürer, yaklaşan Kurban Bayramı öncesi artan kurbanlık fiyatlarını bu sefer küçükbaş hayvan fiyatları üzerinden değerlendirdi.
“EMEKLİ DE KURBAN ALABİLSİN”
Gürer, koyun fiyatlarının geçen seneye göre yüzde 100 oranında arttığı bir ortamda emeklilere verilecek bayram ikramiyesi tutarının asgari ücret seviyesinde olması ve emeklinin Kurban Bayramı’nda bir kurbanlık alabilmesinin sağlanması için kanun teklifi verdiğini belirtti. Gürer, “Bir emekli bir koyun alacak olsa bir maaşını vermek zorunda. Ortalama bir koyun alacak olsan 10 bin liranın altında koyun yok. Geçen yıl en yüksek fiyat bu fiyatın altında idi. Koyun kilosu fazla olan, biraz büyüğünü olsun istenirse 12 bin-14 bin lira aralığında bir tutarı gözden çıkarmak gerekiyor. Farklı illerde bu fiyatlar değişiyor. Nakliye ile sevk ve büyük kent hayvan pazar giderleri eklenirse fiyatlar daha da artıyor. Koç fiyatları 20 bin liraya dayanmış bulunuyor. TBMM Başkanlığı’na sunduğumuz kanun teklifimizde Kurban Bayramı’nda verilen ikramiye tutarını asgari ücrete (17 bin liraya) çıkarın, emekli de kurban alabilsin diyoruz” diye konuştu.
“KÖYDE 8 SÜRÜ VARKEN ŞİMDİ 2 SÜRÜ KALDI”
Küçükbaş kurbanlık fiyatlarının geçen seneye göre arttığını belirterek güncel küçükbaş kurbanlık fiyatlarını açıklayan üretici Ertuğrul Koç, “Koyunun canlı baskül fiyatı 300 lira. Geçen seneye bakarak, geçen sene bu koyunlar 5 bin lira idi, şimdi ufaklar 10 bin lira oldu. Orada koçlar var, onlar 10 bin lira idi, şimdi 20 bin lira oldu. Şu anda 10 bin liranın altında koyun yok. 500 davar, 8 sürü vardı bu köyde, bu köy 60 hane. Şimdi köyde iki sürü var, 100 tanesi bizde, 100 tanesi de başka birinde. Başka da yok, sürü bitti, her köyde bitti” dedi.
CHP’li Gürer, küçükbaş hayvan fiyatlarındaki artışın girdi fiyatlarıyla alakalı olduğunu, vatandaşın bu işten üretici para kazanıyor gibi görmesine karşı artan yem fiyatları, veteriner gideri ve işçi ücretleriyle üreticinin de para kazanamadığını belirtti. Üretici Ertuğrul Koç ise “Kurban fiyatlarının artması hem yemle ilgili hem de enflasyonla ilgili. Asgari ücret 9 bin liraydı, şu an 17 bin lira. Her şey arttı, yüzde 100 enflasyon var Türkiye’de. Bizde kazanamıyoruz. Ben 10 bin liraya sattığım hayvanı geri 9 bin liraya alamıyorum. Koyunu 6 ay danayı 1 yıl besliyoruz kesime gelmesi için. 6 ay boyunca yem yedirmek zorundayız, bakım giderleri de ahır giderleri de arttı, sürekli artıyor” diye konuştu.
“HEM ÜRETEN HEM TÜKETEN ŞİKAYETÇİ”
Gürer, AKP iktidarının politikalarını eleştirerek hayvancılığa gerçekçi destekler verilmesi gerektiğini belirtti. Gürer, “Besicilik yapan da zararda, tüketici de pahalıya ürün alıyor, ama sistemdeki giderler özellikle de yem gideri başta olmak üzere devlet sübvanse etmiyor. Bu durumda kurbanlık fiyatlarının artmasına sebep oluyor. Kurban Bayramlarının özelliği de kurban kesip, kurban etini fakir fukaraya dağıtmak gerekir. Ama emekli, dar gelirli bu fiyatlara kurban alması çok zor. Üretici de ‘Yetiştiriciler olarak biz bu işten para kazanmıyoruz. Biz de mağduruz’ diyor. Hem üreten hem tüketen durumdan şikayetçi. Kurban Bayramı’nda özüne uygun kurban keserek kutlamakta artık sabit ve dar gelirli ile emekli için çok zorlaştı” ifadesini kullandı.
]]>
Son yıllarda devam eden siyasi krizin körüklediği ekonomik krizden dolayı başta un, şeker ve yağ gibi bazı temel gıda maddelerinin temininde sıkıntı yaşanan Tunus’ta, halk yüksek gıda fiyatlarından şikayetçi.
AA ekibi, başkent Tunus’un en büyük pazar yeri olan Merkez Çarşısı’nda ramazan alışverişine çıkan halka mikrofon uzattı.
Merkez Çarşısı, içinde sebze ve meyve pazarlarının yanı sıra, et, balık, tavuk, hurma ve kuru gıda ürünlerinin satıldığı pazarlara da ev sahipliği yapıyor.
“Gıda fiyatları ramazan ayında çok yükseldi”
Ramazan ayında özellikle iftar sofralarında yer verilen et ve balık ürünlerindeki fiyat artışından şikayet edilen Tunus’ta, kuzu eti fiyatı 48 dinar (15,5 Dolar), büyük baş etin fiyatı ise 40 dinar (12 Dolar) civarında.
Balık fiyatlarının da ramazan ayının başlamasıyla birlikte arttığını söyleyen Tunuslu ev hanımı Mufide eş-Şebli, “Fiyatlar çok yüksek, adeta esnaf fiyatları artırmak için ramazan ayını bekliyor. Salatalığın kilosu ramazandan önce 3 dinarken bugün 5 dinar, bal kabağı 1,5 dinardı şimdi 3 dinar, balık fiyatları o kadar artmış ki almamızın imkanı yok.” diye konuştu.
Pazarda her türlü yiyecek ve içeceğin bulunduğunu ama yüksek fiyatlardan dolayı satın alamadıklarını söyleyen Şebli, hükümetin inisiyatif alarak piyasadaki gıda artışlarına müdahale etmesini ve fiyatların düşürülmesini istediğini söyledi.
“Artan talep fiyatların yükselmesine neden oluyor”
Ramazan alışverişine çıkan 78 yaşındaki Muhammed Tunisi de gıda fiyatlarının ramazan ayı ile beraber attığını gözlemlediğini ifade etti.
Pazardaki fiyatları şaşkınlıkla karşıladığını belirten Tunisi, “Ramazan ayının ilk günlerinde fiyatların yükselmesinin talebin artmasından kaynaklı olduğunu düşünüyorum. Oruçlu olarak pazara çıkan vatandaş her şeyi fazlasıyla almak istediği için talebin yükselmesine neden oluyor, bu yüzden de esnaf fiyatları arttırıyor.” diye konuştu.
Tunus’ta orta halli bir ailenin en az 2 bin 500 dinar (810 Dolar) ile geçinebileceğini belirten Tunisi, ev ihtiyaçlarının yanı sıra elektrik ve su faturalarının ödenmesi gerektiğini ayrıca çocukların masraflarının da ramazan ayında arttığını söyledi.
“Yüksek fiyatların sebebi mevsim geçişi”
Merkez Çarşısı’nın renkli esnaflarından ve aynı zamanda fotoğrafçılık yapan limon satıcısı Hamza Ayari ise fiyat artışlarının ramazan ayından dolayı değil mevsim geçişinden kaynaklandığını savundu.
Çarşının her yıl ramazan ayında yoğunluk yaşadığına dikkati çeken Ayari, “Sofraları süsleyen bütün gıdalar bu pazarda mevcut, haliyle ramazan ayında çarşının bu şekilde kalabalık olması normal. Tunuslu aileler genelde alışveriş için Merkez Çarşısı’nı tercih ediyor.” dedi.
Fiyat artışlarının ramazan ayından kaynaklı olmadığını söyleyen Ayari, “Yüksek fiyatların sebebi mevsim geçişi. Kıştan bahara geçiyoruz, bazı ürünlerin hasadı daha yapılamadığı için bazı ürünlerin fiyatı çok yükseldi. Ayrıca son yıllarda yaşanan kuraklık da fiyatların artmasına sebep oluyor.” ifadelerini kullandı.
Tunus Kentini Koruma Derneği tarafından 2007 yılında restore edilen Merkez Çarşısı, 1891 yılında Fransa sömürgesi döneminde inşa edildi. Pazartesi hariç haftanın her günü açık olan çarşıda, ülkenin birçok yerinden gelen taze ürünler satışa sunuluyor.
]]>TZOB Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, Ramazan ayı öncesi geçen seneye göre bu seneki fiyat değişimlerini, et fiyatlarında yaşanan artışları ve bazı gıda ürünlerinin marketlerdeki fiyat değişimlerini değerlendirdi. Bayraktar, 2007 yılından bu yana Türkiye Ziraat Odaları Birliği olarak Ramazan öncesi fırsatçılığa izin verilmemesi için çalışmalar yaptıklarını belirterek, bu Ramazan ayı boyunca da üretici ve market fiyatlarını takip ederek kamuoyunu bilgilendirmeye devam edeceklerini söyledi.
“Markette en fazla fiyat artışı yüzde 195 ile kuru incirde görüldü”
Geçen yıl ile bu yılın Ramazan ayı öncesindeki fiyatları arasında markette 38 markette fiyat artışı olduğunu, bir üründe ise fiyat düşüşü yaşandığını ifade eden Bayraktar, “Markette en fazla fiyat artışı yüzde 195 ile kuru incirde görüldü. Kuru incirdeki fiyat artışını yüzde 171 buçuk ile zeytinyağı, yüzde 149,3 ile kuru kayısı, yüzde 148,2 ile sivri biber izledi. Markette fiyatı düşen tek ürün ise yüzde 11,6 ile kuru soğan oldu. Geçtiğimiz yılın Ramazan öncesine göre bu sene tüketicilerimiz marketten kuru inciri 2,9 kat, zeytinyağını 2,7 kat, kuru kayısıyı ve sivri biberi 2,5 kat fazlaya alarak tüketmek zorunda kalacaklar” şeklinde konuştu.
“Üreticide fiyatı en çok düşen ürün yüzde 38,2 ile limon oldu”
Geçen yıl ile bu yılın Ramazan ayı öncesine göre üreticide 27 üründe fiyat artışı, 4 üründe fiyat düşüşü görüldüğünü söyleyen Bayraktar, “Üreticide en fazla fiyat düşüşü yüzde 38,2 ile limonda görüldü. Limondaki fiyat düşüşünü yüzde 34,8 ile kuru soğan, yüzde 7,3 ile salatalık, yüzde 3,4 ile kabak izledi. Üreticide en fazla fiyat artışı yüzde 242,2 ile zeytinyağında yaşandı. Zeytinyağındaki fiyat artışını yüzde 199,1 ile marul, yüzde 186 ile elma, yüzde 178,3 ile karnabahar izledi” açıklamasında bulundu.
Kuru soğan ve limonda fiyat düşüşünün rekoltenin yüksek olmasından kaynaklandığını dile getiren Bayraktar, üretici fiyatlarındaki artışın en önemli nedeni girdilerde ve işçilikte görülen artışlar olduğunu aktardı. Bayraktar, artan mazot, işçilik, yem ve ilaç fiyatlarının ürün fiyatlarında artışa neden olduğunu kaydetti.
“Et fiyatlarındaki artışın nedeni hayvan sayısının azalması”
Bayraktar, Ramazan ayı öncesinde et fiyatlarına da değinerek, ocak ayı sonunda üreticide 267 lira olan dana karkasın fiyatının Ramazan ayı öncesinde yüzde 20 artışla 321 liraya, 296 lira olan kuzu karkasın fiyatının ise yüzde 32,5 artışla 392 liraya yükseldiğini aktardı. Bayraktar, “Marketlerde 415 liraya satılan dana kuşbaşının fiyatı Ramazan ayı öncesinde yüzde 20 artışla 497 liraya, 458 liraya satılan kuzu kuşbaşının fiyatı yüzde 32 artışla 606 liraya yükseldi. Geçen yıl Ramazan öncesine göre ise dana karkasın fiyatı yüzde 83, kuzu karkas fiyatı yüzde 139 artarken, marketlerde dana kuşbaşı fiyatı yüzde 94, kuzu kuşbaşı fiyatı yüzde 127 buçuk oranında arttı. Arzın talebi karşılamadığı bir piyasada yukarı yönlü fiyat hareketlerinin oluşması muhtemeldir. Ancak et fiyatlarında yaşanan artışların temel nedeni hayvan sayısının azalmasına paralel olarak et arzında yaşanan düşüştür. Bu durum piyasada spekülatif hareketlere de meydan veriyor” şeklinde konuştu.
Sürdürülebilir bir hayvansal üretim için önceliğin et ve süt fiyatlarında istikrarlı bir piyasanın oluşmasını sağlamak olduğunu vurgulayan Bayraktar, et fiyatlarında yaşanan artışların bazı kesimlerce daha fazla fırsata çevrilmesine de karşı olduklarını belirtti. Bayraktar, Ramazan ayında marketlerde halkı et tüketmekten mahrum edecek fiyat artışlarına karşı denetimlerin daha fazla artırılması gerektiğine dikkati çekti.
“Aynı ürünler farklı marketlerde farklı fiyatlarda satılıyor”
Bayraktar, marketlerde fiyatların sık sık değiştiğine vurgu yaparak, maliyetlerin sebep gösterilerek marketler arası aynı marka ürünlerin ve et ürünlerinin farklı fiyatlara satıldığını aktardı. Türkiye Ziraat Odaları Birliği olarak 4 farklı marketten ve bir marketin online sitesinden temel tüketim malzemeleri içinden seçilen 8 gıda ürününün aynı marka ve miktardaki fiyat değişimlerine yönelik çalışma yaptıklarını söyleyen Bayraktar, şu ifadelere yer verdi:
“Yaptığımız çalışma sonucunda ürünlerin belirli markalar tarafından paketlenmiş fiyatı marketten markete oldukça değişkenlik gösterdiği görüldü. Et ve süt ürünlerinde; dana kuşbaşında yüzde 69 buçuk, tereyağında yüzde 40,2, kuzu kuşbaşında yüzde 38,4, bütün tavukta yüzde 23,3, yoğurtta yüzde 8,4, bitkisel ürünlerde ise; yeşil mercimekte yüzde 25,2, pirinçte yüzde 13,7, nohutta yüzde 5,6’ya varan oranlarda değişimler olduğu tespit edildi. 1 kilogram dana kuşbaşının fiyatı, A markette 354 lira, B markette 490 lira, C markette 465 lira, D markette 530 lira ve D marketin online satışında 600 liradır. Dana kuşbaşının farklı marketlerdeki fiyatı, yüzde 69 buçuk oranına kadar değişiyor.1 kilogram tereyağının paketlenmiş Y markasının fiyatı, A ve C markette 299 lira, D markette ve D marketin online satışında 420 liradır. Tereyağında aynı markanın farklı marketlerdeki fiyatı, yüzde 40,2 oranına kadar değişiyor.”
“Kampanyalı ürünler dışındaki ürünler yüksek fiyattan satılıyor”
Bayraktar, üretimine devam eden üreticilerin ürettiği ürünlerin marketlerdeki fiyat farkının yüzde 69 buçuklara kadar çıkmasının kabul edilebilir olmadığını ifade ederek, “Geçtiğimiz ay farklı bitkisel ürünlerdeki market fiyatlarının değişimi yüzde 18 iken, Ramazan ayı öncesi yaptığımız çalışmada bu oranın yüzde 25’e kadar yükseldiğini görüyoruz. Öte yandan Ramazan ayı gibi yoğun alışverişin yapıldığı dönemlerde marketler çeşitli kampanyalar yapıyor. Kampanyalı birkaç üründeki fiyat düşüşleri nedeniyle tüketicilerimiz bu marketlere yöneliyor. Tüm ihtiyaçlarını bu marketten aldıklarında da kampanyalı ürünleri ucuza alırken, diğer ürünleri yüksek fiyata almış oluyor. Tüketicilerimiz marketler arasındaki değişen fiyatları göz önünde bulundurmalı ve alışverişlerinden önce fiyat araştırması yapmalıdır” diye konuştu.
“Hükümetimiz gıda fiyatları üzerinden fırsat enflasyonu oluşturanlara göz açtırmamalıdır”
Bazı satıcıların maliyetleri de bahane ederek fiyatları sürekli artırdığını ve bu durumun enflasyonda artış eğilimini devam ettirdiğini söyleyen Bayraktar, “Tüketicileri kandırarak aynı fiyata gramaj düşürme hileleri, aynı ürünün farklı marketlerde çok farklı fiyatlara satılması, aynı fiyata daha kalitesiz ürün satılması, yanıltıcı isimler ile farklı ürünlerin tüketiciye satılması fırsatçılık enflasyonunun en önemli nedenleri arasındadır. Piyasadaki fiyatların kontrol altına alınması ve tüketicilerin artan fiyatlar karşısında korunması adına gıda ürünlerinde tavan fiyat uygulaması bir an önce hayata geçirilmelidir. Türkiye Ziraat Odaları Birliği olarak beklentimiz, bütün kesimlerin sorumlu davranması, Ramazan ayında artan talebin suistimal edilmemesi, tüketicilerin yeterli ve güvenilir gıdaya uygun fiyatla erişebilmesidir” açıklamasında bulundu. – ANKARA
]]>CHP Tarım ve Orman Bakanlığından sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Erhan Adem, çiftçinin durumuna ilişkin yazılı açıklama yaptı. Adem’in açıklaması şöyle:
“Çiftçi, uzun bir emeğin ardından hasat ettiği ürünün karşılığını alamıyor. Toprağa verdikleri emeğin karşılığı olarak bekledikleri gelir, maalesef ellerine geçmiyor. Tohum, gübre, işçilik gibi üretim maliyetleri giderek yükselirken ürün fiyatları bu artışa ayak uyduramıyor. Mazot fiyatları sürekli bir artış gösterirken tarladan çıkan ürünlerin fiyatları aynı oranda artmıyor. Üstelik fiyatları belirleme konusunda çiftçilerin söz sahibi olma imkanı da yok. Bu koşullarda çiftçimize üretime devam edebilmek için borçlanmaktan başka bir çarede kalmıyor. AKP iktidarı, yandaş müteahhitte kepçeyle destek verirken üreten çiftçimiz hak ettiği desteği kaşıkla dahi alamıyor. Daha da vahimi tarımsal destekler çiftçiye sadaka gibi dağıtılıyor, karşılığında da oy isteniyor. Bu yanlış anlayış üreticinin itibarını fazlasıyla zedelemektedir. Tarımsal destekler bir sadaka değil, çiftçilerin hak ettiği bir hakkın adaletli bir şekilde paylaşımıyla olmalıdır. Dolayısıyla çiftçilere yönelik destekler, onların emeklerinin karşılığı olarak görülmeli ve adaletli bir şekilde dağıtılmalıdır.
“ÇİFTÇİMİZİN SESİ, KORKU SİYASETİYLE BASTIRILMAYA ÇALIŞILIYOR”
Geldiğimiz noktada AKP iktidarı çiftçimizin, üreticimizin sorunlarından bütünüyle kopmuştur. Suni gündemler yaratılarak bu kopuş gizlenmek istenmektedir. İktidar, gıda fiyatlarının artışında başta çiftçilerimizi olmak üzere kendinden başka herkesi suçlayıcı bir tutum içindedir. Fiyatların artışında gösterilen tepkilere karşı üreticiyi tek sorumlu gibi göstererek tüketiciyle üreticiyi karşı karşıya getirmek doğru bir yaklaşım değildir. Asıl sorun, çiftçimizin ciddi şekilde itibarsızlaştırılmasıdır. Bugün bizim çiftçimizin sesi, bırakın iktidar tarafından duyulmayı, yapılan korku siyasetiyle bastırılmaya çalışılıyor. Yaratılmak istenen bu baskı ortamına izin vermeyecek çiftçimizin, üreticimizin sesi olmaya devam edeceğiz.
“GEÇMİŞTE OLDUĞU GİBİ BUGÜN DE ÇİFTÇİYİ MİLLETİN EFENDİSİ GÖRÜYORUZ”
Bizim yaklaşımımız geçmişte olduğu gibi bugün de çiftçiyi milletin efendisi gören bir yaklaşımdır. Çiftçi, bir yıllık emeğinin karşılığında ürettiği ürünü hasat ettiğinde, hak ettiği karşılığı alabilmelidir. Tarımsal desteklerin adil ve şeffaf bir şekilde dağıtılması, tarım sektörünün güçlenmesi ve çiftçilerin itibarının korunması için elzemdir. Ancak bu şekilde, kırsalımızda yaşayanlar, babalar evlatlarına mesleki değerlerini, deneyimlerini gönül rahatıyla aktarabilir. Kırsal yeniden gençlerin yaşam alanlarına dönüşebilir. Bunun önünde hiçbir engel görmüyoruz. Yeter ki, gerekli siyasi irade gösterilebilsin. Devletin değerli kaynaklarını rant ekonomisi yerine üretim ekonomisi yaratmak için kullanılsın. Hükümeti bu konuda irade göstermeye ve çiftçinin ve çiftçiliğin itibarını korumaya davet ediyoruz.”
]]>Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Niğde Milletvekili ve TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyon Üyesi Ömer Fethi Gürer, Niğde’nin Çiftlik ve Ulukışla ilçelerinde ziyaret ettiği kasaplardan et fiyatlarını öğrendi, sorunlarını dinledi. Gürer, “Yem fiyatlarındaki artış hayvancılıkta maliyeti artırırken, kasap dükkanının giderleri de rafta et fiyatlarına yansıyor” dedi.
“BEYAZ ET BUGÜN İÇİN KIRMIZI ET FİYATLARINA GÖRE DAHA PAHALI”
CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in Çiftlik ilçesinde konuştuğu beyaz et ve kırmızı et satan kasap, “Yetiştirme maliyeti dikkate alındığında beyaz et bugün için kırmızı et fiyatlarına göre daha pahalı. Tavuk 70 günde kesime gidiyor. Büyükbaş bir hayvan doğumundan sonra en az 1,5- 2 yıl bakım gerektiriyor. Ahır gideri, yem gideri, yetişme süreci dikkate alındığında rafta beyaz et kırmızı etten daha pahalı duruma geldi” dedi.
Geçen yıl 50 lira olan yumurtanın kolisinin bu yıl yüzde 100 artarak 100 liraya çıktığını belirten esnaf, “Fiyatlar artıyor, vatandaşın alım gücü düşüyor. Satışlarımız önemli ölçüde azaldı” diye konuştu.
“ET FİYATLARINDAKİ ARTIŞIN DURMASI İÇİN İTHALAT ÇÖZÜM OLMADI”
Gürer, et fiyatlarındaki artışla ilgili şu değerlendirmeyi yaptı:
“70 Günde yetişen tavuk, iki yıl beslenen dananın et fiyatında peşine düşmüş durumda. Beyaz etin için butundan kanadına farklı satış fiyatı var. Beyaz etin fiyatı 80 lira ile 140 lira arasında değişiyor. Kırmızı et fiyatları artışını sürdürüyor. Kesilen her hayvan parçası artık değerli. Öyle ki ciğer fiyatı, lop et fiyatını geçti. İşkembesinden kellesine, ayaklardan koyun kuyruğuna kadar malın her bölümü değer buluyor, hatta kemik dahi artık ücretli satılıyor. Bölgeye göre kemik 50 lira ile 80 lira aralığında fiyatlar ile satışa sunuluyor. Et fiyatlarındaki artışın durması için ithalat çözüm olmadı. Ne canlı hayvan ithalatı ne de karkas et ithalatı fiyatları durdurmadı, çünkü maliyet giderleri hayvancılık yapanlar için çok arttı. Başta yem fiyatları durmuyor. Hayvancılıkta bakım masrafının artması sürdürülebilirliği zorluyor. Bu arada kırmızı et gibi beyaz et fiyatları da durmuyor. Raf fiyatlarında beyaz et, kırmızı et alamayanlar için tercih edilse de maliyete bakınca kasapların dediği gibi beyaz et, tavuk yetişme süreci dikkate alındığında kırmızı ete oranla daha pahalı hale geldi.”
“KEMİĞİ BİLE PARAYLA SATMAYA BAŞLADIK”
Esnaf, Gürer’e dükkan giderlerindeki artışlardan da yakındı. Geçen yıl ayda 3 bin lira civarında ödedikleri elektrik faturalarının üç kat arttığını belirten esnaf, “Bir işçi için bugün 20 bin lira ödüyoruz. 3 bin lira olan işçi sigortası primi 6 bin 500- 7 bin liraya çıktı. 2 bin lira olan dükkan kiramız 7 bin lira oldu. Biz de kemiği bile parayla satmaya başladık. Yapacak bir şey kalmadı. ya bu deveyi güdeceğiz ya bu diyardan gideceğiz. Bu diyardan gideceğiz Allah’a şükür” dedi.
İktidarın tarım politikalarına dikkat çeken esnaf, “Yurtdışından büyükbaş hayvan ve karkas et ithal ediyorlar. 15 gün fiyatlar baskılanıyor, 4 gün sonra yine et fiyatlarına 20-25 lira zam geliyor” diye konuştu.
“VATANDAŞIN ALIM GÜCÜ DÜŞTÜ”
CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer ise esnafın satış yapamamaktan vatandaşın ise fiyat artışları nedeniyle alışveriş yapamamaktan şikayetçi olduğunu vurguladı. Gürer, “Hayvancılıkta maliyet artışları çok yüksek. Yem fiyatlarındaki artış, işçilik masrafları, veterinerlik giderleri, kira ve diğer giderler bu alandaki maliyetleri ciddi şekilde artırdı. Vatandaşın alım gücü düştüğü için giderini kısıyor. Üreten maliyetler ile işini sürdürmekten korkar halde tüketen zamlar durmadığı için farklı ürünleri alamaz halde” diye konuştu.
]]>RUSYA ve Ukrayna savaşı sonrası bu iki ülkeden yoğun göç alan Antalya’daki yerleşik yabancı nüfusu, son 1 yılda 40 bin azaldı. Oturum izinlerinin uzatılmaması, yeni gelenlere izin verilmemesi, konut ve kira fiyatlarındaki yüksek artış nedeniyle Antalya’dan Dubai ve Sırbistan’a yoğun göç yaşanıyor. Konut fiyatları ve kiralarda da yüzde 15- 25 civarında düşüş başladı.
Ruslar başta olmak üzere Bağımsız Devletler Topluluğu (BDT) ülkelerinden vatandaşların tatil amaçlı en çok tercih ettiği Antalya’da çok sayıda Rus ve Ukraynalı ikamet ediyor. 2022’nin şubat ayında başlayan Rusya- Ukrayna savaşı sonrasında iki ülkeden yoğun göç yaşandı. Antalya’da 2020 yılında 94 bin olan yerleşik yabancı nüfus 2021’de 136 bin 946’ya, 2022’de 172 bin 487’ye yükseldi. Özellikle Rusya ve Ukrayna’dan yaşanan göç sonrası yabancı nüfusun iki yılda iki kat artması nedeniyle Antalya’da konut ve kira fiyatları astronomik düzeyde arttı. Kentte özellikle sahil ilçelerinde kirada oturan polis, öğretmen gibi memurların tayin istediği tablo oluştu. Rusya ve Ukrayna’dan gelenlere evlerini yüksek rakamlara kiralamak isteyenler kiracıları evden çıkarttı ya da mahkemelik oldu.
1 YILDA 40 BİN YABANCI GİTTİ
Antalya’da konut fiyatlarında dolar bazında yaşanan artışlar, 2023 yılında Rusya ve Ukrayna’dan gelen göçmenleri de etkiledi. Antalya’da konut ve kira fiyatlarındaki artışı durdurmak amacıyla 10 mahallenin yabancıların ikamet iznine kapatılması, diğer mahallelerde de ikamet izni bitenlerin sürelerinin uzatılmaması nedeniyle Ruslar, başka ülkelere göç etmeye başladı. Son 1 yılda Antalya’daki yerleşik yabancı nüfusta 40 bin azalma yaşandı.
OKUL KONTENJANI YARIYA YAKIN AZALDI
Konyaaltı’nda Rus çocuklara eğitim verilen Uluslararası Eduant Rus Okulu’nun sahibi Viktor Bikkenev, savaş sonrası iki ülkeden Antalya’ya yoğun göç yaşandığını belirterek, “Antalya çok güzel, dünyada belki ikinci bir kent yok böyle. Halk sıcakkanlı. Ruslar Antalya’yı seviyor. İnsan kolay kolay terk etmez ama son dönemde ikamet izinleriyle ilgili Göç İdaresi’nden ret gelmeye başladı. Bizim okulda da yarıya yakın azalma var. Tabi Ruslar ret verilmesini anlamıyor. Diyorlar ki, ‘Biz burada ev alıyoruz, her yere para harcıyoruz. Türkiye’ye para getiriyoruz. Yurt dışından parayla geliyoruz. Bu para burada kalıyor.’ Bu durumu anlamıyorlar” dedi.
EN ÇOK DUBAİ VE SIRBİSTAN’A GİDİYORLAR
Savaş sonrası Rusya’da asker alımına başlanılmasıyla aşırı göç olduğunu anlatan Bikkenev, “Şimdi bunun tersi, gidiş oluyor. İnsanlar mecburen gidiyor. Çoğu Dubai’ye gitti. Dubai’de öyle bir sıkıntı olmadığını söylüyorlar. Avrupa’da bazı ülkeler sıkıntısız. Mesela Sırbistan alıyor. İstediği kadar kalabiliyor, iş bulabiliyor. Hırvatistan da aynı. Bazı ülkeler iyi görüyor Rusların gelmesini. Çünkü onlarla birlikte belli bir miktar para da gelebiliyor. Ruslar ayrıca Tayland, Bali, Maldivler’e gidiyor” diye konuştu.
FİYATLAR DÜŞMEYE BAŞLADI
İkamet izinlerinin uzatılmaması, yeni izinler verilmemesi ve emlak fiyatlarının çok yüksek olması sebepli yoğun göç yaşandığını, bu durumun bölgedeki fiyatları da düşürdüğünü söyleyen Bikkenev, “Şimdi tam tersi oldu. Ruslar giderken fiyat da düşüyor. Emlakçıyla görüşüyoruz, satış yok hiç. Antalya’da denize sıfır ev Miami ile aynı ya da daha pahalı olmuş. Arkadaşım Dubai’de Burc Halife’nin yanında evi 1 milyon dolara zor satmış. Antalya’nın fiyatları 1 milyon dolardan başlıyor. Yani anormal yükselmiş. Şimdi ise tam tersi, bir tane ev satılmıyor, fiyat da düşüyor. Göç İdaresi de ikamet izin vermeyince insanların yapabilecek bir şeyi yok” dedi.
İKAMET UZATILMADI DUBAİ’YE TAŞINDILAR
2022’nin kasım ayında Rusya’dan Antalya’ya gelen iki çocuklu Tsidenova ailesi, önceki günlerde oturum izinlerinin uzatılmaması nedeniyle Antalya’dan Dubai’ye taşındı. 1,5 yıl Konyaaltı’nda ikamet ettiklerini belirten Elena Tsidenova, Uncalı Mahallesi’nde 1500 dolar kira ödediklerini, şu an Dubai’de 1500 dolara daha lüks bir evde oturduklarını dile getirdi. Tsidenova, Antalya’da ikamet izni uzatılmadığı için ayrılmak zorunda kaldıklarını kaydetti.
İZİNLER ARTIK ÇOK ZORLAŞTI
Konyaaltı’nda emlakçı Zehra Arslan, genel olarak yabancılara konut satışı üzerine çalıştıklarını belirterek, Rusya-Ukrayna savaşı sonrası iki ülkeden yoğun talep olduğunu, gelenler kolaylıkla ikametgah izni alabilirken şimdi çok zorlaştığını dile getirdi. Arslan, “Yani süreç gitgide zorlaşıyor. Bir de Hurma, Liman ve Sarısu mahallelerinde yabancılara ikametgah verilmiyor. Daha önce Liman bölgesinde ikametgah almış bir yabancı, başvurup ikametgahını uzatabiliyor ama Türkiye’ye yeni gelmiş ve Liman bölgesinde daire satın alıp ikametgahı almak isteyince izin verilmiyor” dedi.
FİYATLARDAKİ DÜŞÜŞ YÜZDE 25’İ BULUYOR
Son dönemde Antalya’da ikamet eden yabancı sayısındaki düşüşün emlak sektörünün yanı sıra kafe, restoran ve diğer birçok sektöre yansıdığını dile getiren Zehra Arslan, “Yabancılar için Avrupa’dan ve Dubai’den daha pahalı bir şehir olmaya başladı. O yüzden insanlar o tarafları tercih ediyor. Örneğin bizde yüzde 50 oranında düşüş yaşandı. Yabancılara oturumun verilmesi zorlaştırıldığı için artık insanlar daire fiyatlarında düşüşe gitmeye başladı. O yüzden çok büyük indirimler yapılıyor. Özellikle yeni projelerde veya daire kiralamalarında yine indirimler yapılıp daha makul fiyatlara çekiyorlar. Yaklaşık yüzde 15- 25 civarında düşüş var” diye konuştu.
]]>TÜRKİYE İşçi Sendikaları Konfederasyonu (Türk-İş), ocak ayında 4 kişilik bir ailenin aylık gıda harcaması tutarını ifade eden açlık sınırının 15 bin 48 lira olduğunu duyurdu.
Türk-İş, Ocak 2024 dönemine ilişkin Açlık ve Yoksulluk Sınırı Araştırması’nın sonuçlarını açıkladı. Buna göre; 4 kişilik ailenin sağlıklı, dengeli ve yeterli beslenebilmesi için yapması gereken gıda harcaması tutarını ifade eden açlık sınırı, 15 bin 48 lira olarak hesaplandı. Gıda harcaması ile giyim, konut, ulaşım, eğitim, sağlık ve benzeri ihtiyaçlar için yapılması zorunlu diğer aylık harcamalarının toplam tutarına denk gelen yoksulluk sınırı, 49 bin 19 liraya yükseldi. Bekar bir çalışanın yaşama maliyeti ise aylık 19 bin 630 liraya yükseldi. Ankara’da yaşayan 4 kişilik bir ailenin gıda için yapması gereken asgari harcama tutarındaki artış, bir önceki aya göre yüzde 4,27 oranında gerçekleşti. Son 12 ay itibariyle değişim oranı yüzde 69,76 oldu. 12 aylık ortalamalara göre değişim oranı ise yüzde 79,44 olarak hesaplandı.
Gıda ürünlerinde süt, yoğurt, peynir grubunda; yeni açıklanan çiğ süt fiyatları henüz raflara yansıtılmadığı için geçen ay tespit edilen fiyat seviyeleri yerini korudu. Bazı marketlerde fiyat ayarlaması yapıldığı da gözlemlendi.
BALIK FİYATLARI ZAMLANDI
Et fiyatlarında bu ay artış görüldü. En yüksek artış balık fiyatlarında gözlemlendi. Ortalama balık fiyatlarında 32 lira artış oldu. En fazla tüketilen hamsinin kilogram fiyatı 120 liraya kadar yükseldi. Yumurta fiyatlarında 20 kuruşluk bir artış gözlemlendi. Tavuk fiyatları ise geçen aya göre 5 lira artış göstererek ortalama kilogram fiyatı 77 liradan marketlerde yer aldı. Kuru baklagiller grubunda bir miktar fiyat artışı görüldü. Bu grupta en yüksek artış yeşil mercimekte gerçekleşti. Yeşil mercimeğin kilogram fiyatı ortalama 86 liradan, marketlerdeki raflarda yer aldı.
ORTALAMA MEYVE, SEBZE KİLOGRAM FİYATI 32,53 LİRA
Taze sebze, meyve grubunda; mevsim şartlarının nispeten olumlu ilerlemesi nedeniyle ortalama sebze fiyatlarında kısmi artış gözlemlendi. Lahana, ıspanak, pırasa, brokoli ve kereviz gibi kış mevsiminde ağırlıklı tercih edilen sebzelerin kilogram fiyatlarında 5 ila 10 lira arasında bir artış tespit edildi. Taze meyve sebze grubunda fiyatı aynı kalan tek ürün patates oldu. Meyve tezgahlarında sadece elmanın fiyatında bir miktar düşüş gözlemlendi. Bu ay kalan diğer meyve fiyatlarında ortalamada 3 lira artış hesaplandı. Ortalama sebze kilogram fiyatı 34,34 lira, ortalama meyve kilogram fiyatı 34,25 lira oldu. Hesaplamada 25’i sebze ve 10’u meyve olmak üzere toplam 35 üründeki fiyat değişimi dikkate alındı. Ortalama meyve, sebze kilogram fiyatı 32,53 lira tespit edildi.
Ekmek, pirinç, un, makarna, bulgur, irmik gibi ürünlerin bulunduğu grupta; ekmek fiyatı arttı ve Ankara’da 200 gramlık ekmek fiyatı 8 lira belirlendi. 4 kişilik ailenin aylık sadece ekmek giderinde 105 lira artış meydana geldi. Tahıllar grubunda sınırlı seviyede artış yaşandı. Marketlerde ürün çeşitliliğinde azalma tespit edildi.
Temel yağ ürünlerinin bulunduğu grupta; geçen ay fiyatı bir önceki aya göre sabit kalan zeytinyağı, bu ay litre fiyatında ortalama 30 lira artışla bu grubun en yüksek artışa sahip ürünü olarak belirlendi. Zeytinyağı fiyatları marketlerde ortalama litresi 330 liradan satıldı. Aynı şekilde zeytin fiyatlarında görülen 17 lira artış ile siyah zeytin ortalama 225 lira, yeşil zeytin ortalama 190 liradan market raflarında yer aldı. Yağlı tohumlar ise (ceviz, fındık, yer fıstığı ve ay çekirdeği) kilogram fiyatında yüzde 8 oranında artışla ortalama 339 liradan satıldı.
Son grup içinde yer alan diğer gıda maddelerinden; en yüksek artış ortalamada 56 lira ile baharatlarda gerçekleşti. Ihlamur fiyatında geçen aya göre kısmi artış belirlendi. Pekmezin fiyatında ise 14,50 lira artış tespit edildi. Salça, reçel, bal ve şeker fiyatlarında bazı marketler sabit kaldı bazı market fiyatlarında indirim tespit edildi. Fakat ortalama fiyatlar aynı kaldı.
]]>