Edebiyat çevrelerince “Yedi Güzel Adam”dan biri olarak anılan şair, akciğer kanseri sebebiyle 69 yaşındayken 5 Temmuz 2008’de İstanbul’da vefat etmişti. Bayazıt’ın ölüm yıl dönümünde şiirler okundu.
Söyleşide şair ve yazar Ahmet Murat Özel, yazar Furkan Çalışkan, İstanbul İl Kültür ve Turizm Müdürü Dr. Coşkun Yılmaz, eski Kültür ve Turizm Bakanı Mahir Ünal, eski Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehdi Eker konuşma yaptı.
Açılış konuşmasında Yılmaz, “Erdem Bayazıt hakikaten mısrasıyla, yaşantısıyla, beşeri ilişkileriyle tanınması gereken, insani yönlerinin bilinmesi gereken kişidir.” dedi.
“Her birinin üslubu, sanatı ifade ediş biçimleri birbirinden farklı”
Eski Kültür ve Turizm Bakanı Mahir Ünal “Yedi Güzel Adam” dizisine Bayazıt’ın kitabının ilham olduğunu belirterek, şunları kaydetti:
” Ankara’da bu şairlerin hepsinin işleri var. Onları orada küçük bir odada bir araya getirip, bunca imkansızlığa rağmen o dergiyi çıkarmak için bu kadar heyecanlandıran şey ‘nedir’ sorusunu sorduk. O gün için düşüncelerini söyleyebilecekleri aygıt dergiydi. Onların söyleyecek sözleri vardı. O söyleyecekleri söz onları derinden etkiliyor ve heyecanlandırıyordu. O zaman dedim ki ‘biz bunu dizi yapalım’. Bence içlerinde Anadolu’nun hikayesini, kolektif duygusunu en güzel Erdem Bayazıt anlatıyordu.”
Eski Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehdi Eker ise “Yedi Güzel Adam”ın Mavera’yı farklı bir dil ve anlayışla kurduklarını söyleyerek, “Şiirleriyle, hikayeleriyle, yorumlarıyla yeni bir akım gelişti. Her birinin üslubu, sanatı ifade ediş biçimleri birbirinden farklı. Hepsi birer ayrı cevher. Hepsindeki ortak şey şudur, kökleri evrensel, inanç ve değer bakımından evrensel, evrensel İslami değerleri ve İslam medeniyetini sahipleniyorlar. Kimi zaman öz Türkçeyle, heceyle, farklı üsluplarla yaptılar.” diye konuştu.
“Erdem Bayazıt, modern şiirle tanışmak için iyi bir isim”
Ahmet Murat Özel de Bayazıt’ı okurken şiirler arasında köprü hissiyatı oluştuğuna işaret ederek, “Bayazıt, modern şiirle henüz yeni karşılaşmış okurlar arasında bir köprüydü. Önce Erdem Bayazıt’ı fark etmemiz bundan kaynaklanıyor. Modern şiirle tanışmak için iyi bir isim. Bu alanda okuma yapmak isteyen birine, kendisini önermenin doğru bir strateji olduğunu düşünüyorum. Modern şehirle ve İstanbul’un kaotik yönüyle karşılaşmasının doğrudan şiirlerine yansıyan yönü var. Evrensel modernleşmeye katıldığı yer, Mavera’dan sonra evrensel İslamcılık düşüncesi olduğu görülebilir.” ifadesini kullandı.
Bayazıt’ın yeniliğe karşı tepkisini dile getiren yazar Furkan Çalışkan, şu değerlendirmelerde bulundu:
“Bugünün şiirini yazarken biz yeni insan tipini tanıyor muyuz? Bu benim şüphe ettiğim bir soru. Fakat Erdem Bayazıt, Cahit Zarifoğlu, Sezai Karakoç gibi isimler kendi çağlarında yeni insanı hemen tanıdılar. Bundan hoşlanmadılar. Bu da yeni insan karşısında muğlaklığı hızlıca geçmelerine sebep oldu. Bayazıt, her zaman bu yeni insan ya da yeni insanın kurduğu yeni dünya, yeni şehir, yeni mimari ve yeni yaşam biçimine karşı bir tepki bir direnç geliştirirken, Zarifoğlu o insanın karanlık yönlerindeki sanatı da anlamaya çalıştı.”
Yaklaşık 1,5 saat süren program, konuşmaların ardından son buldu.
]]>ALMANYA’nın Hannover şehrinden İstanbul’a tatil için gelen gurbetçi aile, dinlenmek için mola verdikleri Lüleburgaz’da gasbedildi. Ailenin uyuduğu sırada otomobilin camını kıran saldırgan, içerisinde yaklaşık 10 bin avro değerinde para ve değerli eşya bulunan Fatma Bayram’a ait çantayı çalarak kaçtı.
Olay, 1 Temmuz Pazartesi günü, saat 02.30 sıralarında, Kırklareli’nin Lüleburgaz ilçesinde meydana geldi. İddiaya göre; Yusuf Bayram, eşi Fatma Bayram ve üç çocuğuyla birlikte hem yaz tatillerini geçirmek, hem de sağlık kontrollerini yaptırmak için Almanya’nın Hannover şehrinden İstanbul’a gelmek üzere yola çıktı. 22 saatlik yolculuğun ardından sınır kapısını geçen aile, Lüleburgaz’da bir tesise ait otoparkta mola verdi. Aile otomobilde uyuduğu sırada, kimliği belirlenemeyen saldırgan, önce Yusuf Bayram’ın bulunduğu taraftaki ön sağ camı kırdı. Elindeki kesici aletle Yusuf Bayram’a saldıran şüpheli, Fatma Bayram’a ait çantayı alarak kaçtı. Yaklaşık 10 bin avro maddi kayba uğradığını ifade eden Bayram, olayı hafif sıyrık ve kesiklerle atlattı.
Aile, olayın hemen ardından eşyalarının çalındığını fark ederek acil çağrı hattını arayıp durumu jandarmaya bildirdi. Olay yerine gelen ekipler, camın buji parçası ile kırıldığını, ön iki lastiğin de kesici bir aletle patlatılmış olduğunu tespit etti.
“ŞOK İÇERİSİNDEYDİM, ÇANTANIN ÇALINDIĞINI SONRADAN FARK ETTİM”
Uyuduğu sırada gaspa uğrayan Yusuf Bayram, “Almanya’dan yola çıktım cumartesi günü. Farklı ülkelerden geçerken, yolda tedirginken başıma böyle bir şey geleceğini kestiremezdim, kestiremedim de. Ne zamanki Türkiye’ye girdim. Edirne Gümrük Kapısı’ndan Kırklareli istikametinde İstanbul’a doğru seyir halindeyken güvenli gördüğüm bir dinlenme tesisine girdim. Yol hali, araçta çocuklarım var. Benim de dinlenmem gerekiyordu. Onların da can güvenliğini sağlamam gerekiyordu. Keşif yapmışlar açıkçası. Ön lastikleri patlatmışlar. Akabinde buji parçasıyla, aracımın camını kırıp elinde bıçağıyla beraber camdan içeri canıma kastederek bizi gasp ettiler. Sol dirseğiyle camdan içeri direk göğsüme bastırarak, koltuktan hareket etmemi engelledi. Sağ elinde de bıçak fark ettim dizlerimde, sağ ayağımın altından eşimin çantasını alıp gitti, bunu daha sonra farkettik. Uyku esnasında olduğum için darptan sonra şok içerisindeydim. Ne yapacağımı tamamen karıştırdım. Şok içerisindeydim. Akabinde tabi çocukları kontrol ettim” dedi.
“8-10 BİN AVRO CİVARINDA MADDİ KAYIP VAR”
Bayram, “İşin kötüsü, jandarma mıntıkası 45 dakika sonra geldi. Bayağı uzun bir süre bekledim. Yardımcı olan vatandaşlar da bir yerden sonra gitmek, seyir haline geçmek zorunda kaldılar. Ne ambulans geldi, ne sağlık problemimi soran oldu. Darptan sonra hastaneye rapora bile gidemedim ben. Apar topar karakola gidip ifademizi verdik. Çalınan çantada tabi ki belirli bir miktar nakit para, yakın zamanda eşim annesini kaybetti; ondan kalan değerli eşyalar, yine cüzdanın içinde çocuklarımın sağlık kartları, eşimin kimlikleri ehliyetleri, mavi kartları, eşim Türk ve Alman uyruklu olduğu için Türkiye adına mavi kartlarım ve şu an aklıma gelmeyen birçok evraklarım ve değerli eşyalarım çantanın içerisinde olduğu için hepsi gitti. 8-10 bin avro civarında maddi kayıp var” şeklinde konuştu.
“BİR HEVESLE ANA YURDA GELDİK, CANIMIZA MALIMIZA KASTETTİLER”
Fatma Bayram ise, “Gurbetten memlekete geliyorsun, bir hızla, bir sevgiyle, bir mutlulukla. Yıllardan beridir söylenen bir söylem vardı. Sakın Bulgaristan’da durmayın, oradan gece geçmemeye özen gösterin, gündüz geçin diye. Biz de tabi öyle yapmaya çalıştık. Mümkün olduğu kadar, fazla durmadık. Yaklaşık 22-23 saatte Edirne’ye ulaştık, Edirne Kapısı’ndan içeri girdik. Bir hevesle geliyorsun, ana yurduna. Geldikten sonra oh rahatladım deyip dinlenmek istiyorsun, canına malına gasp ediyorlar. Işık vurmasın diye buraya eşim havlu gerdi, görünmesin diye. Muhtemeldir ki, önce içeriyi keşfettiler. Eşimin ayağının dibinde benim bel çantam vardı, onu görmüşler. Olay zaten öyle bir anlık oldu ki, sanki bir hafriyat kamyonunun üzerinden üzerimize kum yağıyormuş gibi hissettik bir an. Çocuklar çığlık çığlığa, ben bağırıyorum eşim bağırıyor bir yandan. Ne olduğunu anlamadık bile. Cam parçası olduğunu kendimize geldikten sonra farkettik. Bir şeyler oluyordu deprem gibi, araba sürükleniyor gibi öyle bir atmosferdi. Kendime geldiğimde birinin arabaya bindiğini gördüm, kendi araçlarına. ve hızla uzaklaştıklarını gördüm. Hemen arabadan indim, eşim zaten çok kötüydü. Hemen çantalarımızı kontrol ettik. Benim çantamın gittiğini gördüm. Tam eşimin ayağının arasındaydı. Rengi de açıktı. Karanlıkta daha iyi tespit edilmiş muhtemelen” ifadelerini kullandı.
“DİĞER GURBETÇİLER DE AYNI DURUMU YAŞIYORMUŞ”
Bayram, “Orada durum normalmiş, herkesin başına geliyormuş. 2 aydır orada olmuyormuş ilk defa bizim başımıza gelmiş. Öyle bir noktaya denk gelmiş ki araç, ölü noktada. Kameranın çekmediği yerde. Kamera çekiyor ama içerinin kirişi kameranın önüne denk geliyor. Araba da kirişin arkasına denk gelmiş. Diğer aracın plakası yoktu, camları filmliydi” diye konuştu.
]]>
ANKARA’da 7 yaşındaki Ataberk Hakverdi’nin göğsünde 1,8 santimetrelik çukur belirlendi ve halk arasında ‘kunduracı göğsü hastalığı’ olarak bilinen ‘pektus’ tanısı konuldu. Ataberk’in göğsündeki çukur, vakum tedavisiyle 5 ayda 1,4 santimetre azalarak, 4 milimetreye kadar geriledi.
Ankara’da yaşayan Birgül ve Evren çiftinin 2 çocuğundan küçüğü olan Ataberk Hakverdi, geçen yıl anaokuluna başladıktan sonra 24 kilodan 20 kiloya düştü. Verdiği 4 kilonun ardından annesi Birgül Hakverdi, oğlunun göğsünde küçük bir çukur oluştuğunu fark ederek, Ataberk’i Ankara Üniversitesi Cebeci Çocuk Hastanesi’ne getirdi. Burada tetkikleri yapılan Ataberk’e, göğüs duvarının içine çökmesi olarak bilinen ve halk arasında ‘kunduracı ğöğsü hastalığı’ olarak adlandırılan ‘pektus’ tanısı kondu. Göğsünde 1,8 santimetrelik çukur belirlenen Ataberk’e, erken teşhis sayesinde ameliyata gerek kalmadan, vakum tedavisi uygulandı. Tedavi ile Ataberk’in göğsündeki çukur 5 ayda 1,4 santimetre azalarak, 4 milimetreye kadar geriledi.
‘ÇÖKÜNTÜNÜN ZAYIFLIKTAN OLDUĞUNU DÜŞÜNDÜK’
Anne Birgül Hakverdi, oğlunun pektus hastası olduğunu ve bu tanıyı almasının ardından çok korktuklarını belirterek, “Ataberk, okula başladıktan sonra bir zayıflama sürecine girdi. 20 kiloya düşünce de göğsünün ortasındaki çöküklüğü fark ettik. Zayıflıktan olduğunu düşündük. Geçmeyeceğini görünce mecburen hastaneye getirdim. Hocalarımız bu durumu söyleyince çok üzüldüm. ‘Acaba oğlum hep böyle mi kalacak’ diye bir karamsarlığa kapıldık. Çünkü bu hastalığa dair hiçbir şey bilmiyorduk. Ama daha sonrasında sağ olsun hocalarımız çok destek oldu, süreci çok rahat atlattık. Şubat ayında tedavimize başladık. Şu an için olumlu sonuçları alıyoruz. Ataberk’in durumu şu anda çok iyi. Vakum bel tedavisine alıştı. Gayet iyi. Sürecimiz devam ediyor. Burada aileleri uyarmak istiyorum; çocuklarında herhangi bir şey fark ettiklerinde, göğsün ortasında çıkıklık ya da çöküklük fark ettiklerinde lütfen hemen doktorlara başvursunlar” dedi. Ataberk Hakverdi ise hastalığının iyiye gittiğini belirterek, “Tedavim şu anda iyi gidiyor. Oradaki çöküğün düzeldiğini hissediyorum” diye konuştu.
‘ERKEN TANI İLE ÇOCUKLARI AMELİYATTAN KURTARIYORUZ’
Ankara Üniversitesi Çocuk Cerrahisi Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ufuk Ateş ise çukur derinliği 2 santimetrenin altında olduğu için vakum tedavisi uygulayabildiklerini belirterek, “Bugünkü muayenesinde baktığımızda, çöküklük 4 milimetreye kadar gerilemiş. Her şey yolunda, gayet iyi gidiyor. Bu şekilde devam ederse tedaviyi 4-5 ay içerisinde sonlandıracağız gibi duruyor” dedi. Ayrıca haziran ayının son haftasının ‘Pektus Farkındalık Haftası’ olduğunu hatırlatan Doç. Dr. Ateş, “Tabii bu hastalıkta erken teşhis çok önemli. Bu hastalık yeni doğanda ortaya çıkabileceği gibi özellikle 9-10 yaşlarda kemiklerin büyümesiyle daha çok klinik bulgu vermeye başlıyor. Bu dönemde çocuklar banyolarını kendileri yapmaya, üstlerini kendileri değiştirmeye başlıyorlar ve bundan dolayı aileler bu durumu fark edemiyor, çocuklar da geç tanı alıyorlar. Geç tanı alınca da bu durumda vakum ya da ortez şansını kaybetmiş oluyor çocuklar ve ameliyat olmak zorunda kalıyorlar. Erken tanı koymakla da bu çocukları ameliyattan kurtarmış oluyoruz. Bu hastalığın çocuklarda görülme sıklığı dünyada 400’de 1, ülkemizde de benzer şekildedir. Farkındalığın artmasıyla bizim son yıllarda tanı koyma oranımız arttı” dedi.
]]>Çorum Emniyet Müdürlüğü ve Çorum Belediyesi iş birliğinde “İnsana Yolculuk” konulu konferans düzenlendi. Konferansa konuşmacı olarak katılan Emniyet Müdürü ve ressam Ahmet Sula, tecrübelerini gençlerle paylaşarak, tavsiyelerde bulundu.
Toplumdaki değerler yozlaşmasına dikkat çeken Sula, “Toplum olarak öyle bir hale geldik ki maalesef dedikodu, hasetlik, fitne, fesatlığı cömertçe yapıyoruz. Bir kez de cömertçe karşımızdakini, etrafımızdakileri tebrik edelim, takdir edelim, teşekkür edelim. Bu güzel ahlakı fark ettirmek için burada sizlerleyiz” dedi.
“Çocuklara değer vermedikçe iyilik yapmıyoruz”
Konferansta velilere de seslenen Sula, “Büyükler olarak çocuklarımıza bakış açımızla değer vermedikçe bu çocuklara iyilik yapmıyoruz. ‘Bunlar Z kuşağı, kıymet bilmiyorlar, aklı bir karış havada’, bu gençler bir sonuç sebep biziz. Gerçek yetenekleri hiçbir zaman göremiyoruz. Bir derdim var. Sizleri iyi bir geleceğe hazırlamak. Bütün mesele birikimlerim ve tecrübelerimi size aktarabilmek” ifadelerini kullandı.
“Mesele fark ettirmektir”
Varlık sebebinin fark ettirmek olduğunu anlatan Sula, “Ben, 20’li yaşlarda hayatın bilmek olduğunu öğrendim. Okumak bütün mesele bilgidir dedim. 30’lu yaşlarımda yanıldığımı anladım. Mesele sadece bilmek değil yapabilmek dedim. Bakıyorum insanların yüzde 100’ü biliyor. Hele de bu gençlik. Her şeyi biliyor. Bilgiye çok hızlı ulaşıyor. Sonra 40’lı yaşlarıma geldim. Yine yanıldığımı gördüm. Mesele ne bilmek ne yapabilmekmiş mesele fark etmekmiş. O yüzden farkındalık çok kıymetli. Hayatta büyük mesele fark etmektir. Bazı insanlar gördüm. Yaptığı işlere baktığımızda göstermelik. Bu işleri insanlığa faydalı için mi yapıyorsun yoksa başka amaçla mı yapıyorsun. O yüzden bütün mevzu fark etmektir. Şimdi 50’li yaşlardayım. Güzel bir söz vardır. Dertsiz insan yüktür. Derdim olduğu için benim silahta, sanatta ve hayatta adeta varlık sebebim ne bilmek, ne yapabilmek ne fark etmektir. Artık benim varlık sebebim fark ettirmektir. Sizi size fark ettireceğim” şeklinde konuştu.
İyilerin gevşekliğinden şikayetçi olduğunu söyleyen Sula, “İnsanlar farklı görüşlere, farklı inançlara sahip olabilir. Bu sorun değil. İnsan ikiye ayılır. İyiler ve kötüler. Bütün mevzu hepimizin ne tarafta olduğudur. Bugün dünya kan kusuyor. Kanı kusan kim hep mazlum coğrafyalar. Eleştirenlerin, düşmanlarımın kötü söz söylemesinden saldırmasından korkmam. Ben iyilerin gevşekliğinden şikayetçiyim. Hayalleriniz hedefleriniz olmalı. Hedeflerinize ulaşmak için çalışmalısınız. Biz insanız, yaratılmış en şerefli varlığız. İnsan o kadar şerefli varlıktır ki birçok işi aynı anda yapabilir. Bu nedenle büyük düşünün. İnsanın akıllı olanını zeki olanına tercih ederim. Zeka anı ve günü kurtarır. Ama akıl hayat kurtarır. Karşınıza hem zeki ve akıllı insanlar çıkarsa yapışın bırakmayın” diyerek konuşmasını sürdürdü.
Kişisel gelişimin önemine dikkat çeken Sula, şunları kaydetti:
“Kişisel gelişim o kadar kıymetli ki hemen hemen hepimiz aynaya bakıyoruz. İnsanlara ve gençlere bakıyorum bir imaj çılgınlığı, bir görünüm, bir fark edilme hevesi var. Genç kızlarımıza bakıyorum dolgumu yaptırsam, işte botoks mu, erkeklere bakıyorum bir racon vari bakışlar. Aynaya bakıyoruz kızım güzelsin, oğlum bu karizma kimde var. Bir gün aynada teninize değil canınıza bakın. Bir gün kendimle yüzleştim. Kimsin, ne arıyorsun bu alemde. Hangi yoldasın. Bununla başladı iç yolculuğum. Bu alemdeki en kudretli ilim kişinin kendisini bilmesidir. Eğer bu yolculuk olmazsa popülarite olarak düşük birileri geldiğinde kibirli bir insana dönüşürsünüz. Böyle olursanız kendinizden küçükleri ezer, büyüklerine de şirinlik yapar. Bu omurgasızlıktır. Gençler her zaman haddimizi bileceğiz. Bilmeyene de haddini bildireceksiniz. En değerli varlık kendinizsiniz. Kişi kendini sevmedikçe kendi iç yolculuğuna çıkmadıkça, kendiyle barışık olmadıkça ne hayvanı, ne bitkiyi, ne canlıyı sevemez.”
İl Emniyet Müdürü Arif Pehlivan’ı sahneye davet eden Sula, “Arif Pehlivan, Türk polis teşkilatında varlığıyla onur duyduğum bir müdürümüzdür. Bir makama atanabilirsiniz ama önce adam olmak, sonra müdürlük yapmaktır. İşte o adam Arif müdürümüz” sözleriyle konuşmasını tamamladı.
Konferansı Belediye Başkan Vekili İsmail Yağbat, İl Emniyet Müdürü Arif Pehlivan, İl Milli Eğitim Müdürü Abdullah Kodek ve öğrenciler katıldı. – ÇORUM
]]>Planlamanın doğru ve sağlıklı bir şekilde sürdürülmesi için verilerin sağlıklı olmasının önemine değinen Gürer, 2 aylık süreçte 557 bin tonluk farkın nedenini sordu. Gürer, TBMM Başkanlığı’na Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın yanıtlaması istemiyle yazılı soru önergesi verdi.
“VERİLER ARASINDA NASIL BU KADAR FARK VAR”
Gürer, konuya ilişkin yaptığı açıklamada şunları söyledi:
“TÜİK’in Kırmızı Et Üretim İstatistiklerinde 2023 yılında bir önceki yıla göre et üretiminde yüzde 8,8 artış olduğu ve 2023 yılında toplam et üretiminin 2 milyon 384 bin 47 ton olduğu belirtiliyor. 2024 yılı Cumhurbaşkanlığı Bütçe Gerekçesinde ise TÜİK’ten aldığı belirtilen veriye göre, 2023 yılı için bu rakam 1 milyon 945 bin ton olarak planlanmasına karşın, gerçekleşme tahmini ise 1 milyon 827 bin ton olarak açıklıyor. Bu aradaki 557 bin ton fazla kırmızı et üretimi nasıl oluştu veya tahmin ve TÜİK verisi arasında nasıl bu kadar fark var? Cumhurbaşkanlığı bütçe gerekçesi, TÜİK verileri ile belirlendiğine göre kırmızı et üretiminin, 2023 tahmini olarak 118 bin ton daha az kırmızı et üretimi öngörülürken 557 bin ton artış ortaya çıkmıştır. TÜİK verilerinin, 557 bin ton üstünde et üretimi nasıl gerçekleşti? Aradaki artış tam 557 bin ton.”
“TARIMSAL PLANLAMAYI OLUMSUZ ETKİLİYOR”
Planlama eksikliklerinin açıklanan verilerle ortaya çıktığını vurgulayan Gürer, TÜİK ve ilgili kurumların veri toplama ve raporlama sürecinde tutarlı olması gerektiğini belirtti. Gürer, veriler arasındaki uyumsuzluğa dikkat çekerek şöyle dedi:
“Açıklanan et üretim rakamı ile tahmini arasındaki ciddi fark önemli bir veri tutarsızlığını ve planlama eksikliğini ortaya koyuyor. Bu durum, sadece et üretimi üzerinde değil, genel olarak tarımsal planlama ve veri analizi süreçlerinde güvenilirliği etkileyen bir konudur. Bu tür tutarsızlıklar ve veri eksiklikleri, karar yapıcıların doğru kararlar almasını zorlaştırır ve hatalara sebep olabilir. Ayrıca, uzun vadeli stratejik planlamayı olumsuz etkiler. Bu nedenle hem TÜİK hem de diğer ilgili kurumlar arasında daha tutarlı veri toplama ve raporlama süreçlerinin sağlanması büyük önem taşımaktadır.”
Gürer, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’a yanıtlanması istemiyle şu soruları yöneltti:
TÜİK’in belirlediği veriye göre 557 bin ton fazla kırmızı et üretim artışı nasıl gerçekleşti?
-İki veri arasında nasıl bu kadar fark var?
TÜİK, Cumhurbaşkanlığına verdiği veriler sonrasında tahmininin 557 bin ton üstünde et üretimi açıklaması öngörü eksikliği mi, sağlıksız veriler mi, ithal et girişimi?
Kırmızı et üretim tahmini, Tarımsal İşletmelerde Hayvansal Üretim Araştırması’ndan elde edilen demografik verilere dayalı belirlenen ‘kasaplık güç oranı’yla hesaplanan ‘iç popülasyondan kesilen hayvan sayısı’ ile ‘ithalattan kesilen hayvan sayısı’nın ortalama karkas ağırlıklarıyla çarpılması suretiyle elde edildiğini TÜİK açıkladı. Bu verilerde ithalattan kesilen hayvan sayısı kaçtır?
Kasım 2023’te TBMM Plan ve Bütçe Komisyonuna ve Cumhurbaşkanlığına sunulan veriler ile TÜİK’in açıkladığı son veriler arasında bu kadar farklı rakamlar nasıl oluşmuştur?
Bu kadar kırmızı et üretimi arttıysa, kırmızı et fiyatlarının artışı nasıl oluşmuştur?
2024 yılı içinde Cumhurbaşkanlığı bütçe gerekçesinde ifade edilen 1 milyon 727 bin ton üretim tahmini artırılması düşünülmekte midir?
2023 yılında kesilen sağımlı süt ineği sayısı kaçtır?
TÜİK verilerine göre süt üretiminin düşmesinde süt ineklerinin kesime gitmesinin etkisi var mıdır?
TÜİK, Cumhurbaşkanlığına bildirdiği tahmininin 557 bin ton üstünde et üretimi açıklaması öngörü eksikliği mi, sağlıksız veriler mi, ithal et girişi mi? Yoksa yem fiyatlarının artması sonucu yoğun hayvan kesimi ile mi ilgilidir?
Kasım 2023’te TBMM Plan ve Bütçe Komisyonuna sunulan Cumhurbaşkanlığı 2024 yılı bütçe gerekçesinde 2025-2026 yılları içinde et üretim tahminlerinin 2023 yılı üretimi altından öngörüldüğüne göre kırmızı et açığı nasıl giderilecektir? sorularını yöneltim.” dedi.”
]]>
Beşiktaş Teknik Direktörü Fernando Santos:
” Türkiye Kupası’nı kazanacağız”
“Al Musrati’nin performansı Ramazan ayı boyunca düşüktü”
İSTANBUL – Beşiktaş Teknik Direktörü Fernando Santos, Samsunspor beraberliğinin ardından takımın galip gelememesine rağmen kötü oynamadıklarını dile getirerek, “İstifa etmeyi düşünmüyorum” dedi.
Trendyol Süper Lig’in 32. haftasında Beşiktaş, sahasında karşılaştığı Samsunspor ile 1-1’lik skorla berabere kaldı. Maçın ardından düzenlenen basın toplantısında konuşan Beşiktaş Teknik Direktörü Fernando Santos, “Aslında ilk yarı iyi oynadık. Planlarımızı gerçekleştirdik. Önde basan ve rakibine üstünlük kuran bir takım vardı sahada. Golü de bulduk. Daha fazla da gol atabilirdik. Pozisyonlara girdik ama sonuçlandıramadık. İkinci yarıda da gol bulabilirdik ki bu istekle ve planla başladık ikinci devreye. Skoru sağlama alamadık ve istediklerimizi yapamayınca kalemizde golü gördük. Futbolda böyle şeyler yaşanabiliyor. Bu sonuç sebebiyle üzgünüz. Orta sahada yaşanan düşüşü fark ettim ve Alex Chamberlain’i 65. dakikada oyuna girdi. Ben aslında savunmamızın geride kurulduğunu görünce Chamberlain’e tecrübesinden yararlanmak için sahaya sürdüm. O oyuna girdikten sonra dakikalar sonra gol yedik. Galip gelmek için her şeyi denedik ama başaramadık” diye konuştu.
“İstifa etmeyi düşünmüyorum”
Taraftarların maçın belli bölümlerinde kendisini istifaya davet ettiğinin hatırlatılması üzerine Santos, “Türkçe bilmediğim için taraftarın tezahüratlarını anladığımı söyleyemem. Bunlar futbolun içinde var. Sonuçlar kötü olunca taraftar da doğal olarak ortaya tepki koyuyor. Son üç maçımıza baktığınızda şanssızlık yaşadık. Taraftarımızın verdiği tepki doğru diyebilirim. Oyuncularım hakkında konuşmam gerekirse, onların iyi savaştığını düşünüyorum. Ama olmayınca olmuyor. Ben istifayı düşünmüyorum. Aslında bunu geçen hafta da net bir şekilde açıklamıştım. Neler yaptığımın farkındayım. O yüzden böyle bir düşüncem yok. Ben buraya işimi yapmaya geldim. İşimin başında olacağım” şeklinde konuştu.
“Al Musrati’nin performansı Ramazan ayı boyunca düşüktü”
Kadroya yeni katılan oyuncuların performansının sorulması üzerine Portekizli teknik adam, “Sonuçlar kötü ama ben oyunumuzun kötü olduğunu düşünmüyorum. Genel olarak son 5 maçta kötü sonuçlar alıyoruz. Ama ben kötü oynadığımızı düşünmüyorum. Bazen böyle baskılı oyunlarda duygusal düşüne biliyorsunuz. Muçi iyi başladı ama orta sahada yığılmak için oyundan aldım. Musrati’nin Ramazan ayı boyunca performansı düşüktü ve bu yüzden bugün de yedek olarak başlattım. Joe Worrall ise bana göre opsiyon oyuncusu. Bu benim fikrim. Tayyip ise çok iyi çalışıyor. Gelecek vadeden bir oyuncu olduğunu düşünüyorum” açıklamalarında bulundu.
“Türkiye Kupası’nı kazanacağız”
Ligde istenilen sonuçları alamamalarına rağmen kupada hedefe ulaşabileceklerinin altını çizen tecrübeli teknik adam, “Türkiye Kupası’nı kazanacağız. Oynadığımız 3 maçı da kazandık. Farklı bir kulvar. Taraftarlar bu konuda ne düşünür bilemem. Camia olarak Türkiye Kupası’nı kazanacağımızdan yüzde yüz eminim” ifadelerini kullandı.
“Taraftarların tepkisini anlıyorum”
Taraftarların beklentisini anladığını dile getiren Santos, “Çok büyük bir değişim lazım. İyi bir proje lazım. Evet aldığımız sonuçlar kötü. Bu takıma galibiyet lazım. Yönetimin bunu başarabileceğini düşünüyorum. Kupa finaline kadar buradayım. Türkiye Kupası’nı alırsak ona göre konuşuruz. Ama eğer kazanamazsak o zaman ona göre konuşuruz. Kariyerimde nadiren olan bir şekilde sezon ortasında bir takımda görev aldım. Sezon başında takımla birlikte başlamak ve kondisyonu istediğim gibi ayarlayabilmek çok daha farklı. Ben ocak ayında geldiğimde zaten karışık bir durum vardı ve Afrika Kupası’na giden çok oyuncu vardı. Bunların yanı sıra sakatlıklar da çok fazlaydı. Kötü sonuçlar alındığında taraftarın bu tarz tepki vermesi bence normal bir durum. Şubat ayında iyi skorlar aldık ve ne yazık ki sonrasında bazı şeylerin zora girmeye başladığını söyleyebilirim. Bu süreçte oyuncuları sürekli motive ettim. İyi işler de yaptık. Benim bu tarz durumlarda savaşacak tecrübem var. PAOK ile ilk çalışmaya başladığımda da buna benzer bir durum yaşadık. İlk 2 sene kötü başladık fakat sonrasında 2 yıl boyunca Avrupa kupalarında başarılı bir şekilde boy gösterdik. Hatta şampiyonluğu az farkla kaçırdık. Ben başkanımızın bu durumun altından kalkabilecek birisi olduğunu düşünüyorum. Ben zaten bu projenin temeli olarak buraya geldim. Geldiğimde hedef zaten ligde üçüncü olmak ve Türkiye Kupası’nı almaktı. Evet, şu anda lig üçüncülüğü biraz sıkıntılı bir sürece girdi ama kupada hedefimize ulaşmak için çalışmaya devam edeceğiz” diyerek sözlerini tamamladı.
]]>Henüz 17 yaşında olimpiyatlara katılarak badminton branşında Türkiye adına bir ilke imza atan Neslihan, bir kez daha dünyanın en büyük spor organizasyonunda boy göstermeye hazırlanıyor.
Kota için yeterli puanı almayı garantileyen Neslihan, Londra 2012 ve Tokyo 2020’den sonra 3’üncü defa olimpiyatlarda mücadele edecek.
Çalışmalarına bir süredir Fransa’da devam eden Neslihan, aynı zamanda ikinci lisansla Fransa liginde de oynuyor.
Neslihan, bu yaz Paris’in ev sahipliği yapacağı 33. Olimpiyatlar öncesinde kendisine hedef koyduğu bir diğer organizasyon Avrupa Badminton Şampiyonası’nda da yarın korta çıkacak.
2021 ve 2022’de Avrupa 3’üncüsü olan tecrübeli sporcu, Paris 2024 hazırlıkları, kariyerinin kalan bölümündeki hedefleri ve spor hayatı dışındaki planlarına ilişkin AA muhabirine açıklamalarda bulundu.
“Paris 2024’ün farklı geçeceğini düşünüyorum”
Neslihan, 3’üncü olimpiyat deneyimini yaşayacağı Paris 2024 hakkında “Farklı geçeceğini düşünüyorum. Hazırlanırken de aslında o mantaliteyle hazırlandım. İlk olimpiyatıma hazırlanırken çocuktum, 17 yaşında katıldım. Benim için bir acemilik dönemiydi. İkinci katıldığımda biliyordum, ortama adapte oluyordum, maçlarım daha rahattı. Şu an diyorum ki ‘Katılmaktan ziyade artık orada bir şey yapmalıyız. Gruptan çıkmalıyız, çeyrek final oynamalıyız, madalya almalıyız’. Bunların artık badmintonu bir adım daha öteye taşıyacağını düşünüyorum. Umarım bunu başarabiliriz.” ifadelerini kullandı.
Milli badmintoncu, 2012’deki Neslihan ile şimdiki arasında nasıl bir fark olduğu sorusuna, “Daha profesyonel bakıyorum açıkçası. Bakış açım, antrenman metodum, disiplinim değişti, büyüdüm. En büyük fark aslında bu. Şu an daha bilinçliyiz, bilinçli bir şekilde hazırlandık. Bilinçli bir şekilde de hedefe doğru gidiyoruz.” yanıtını verdi.
30 yaşındaki sporcu, kariyerinin sonunda kendisini nerede görmek istediğiyle ilgili “Açık konuşmak gerekirse artık ‘Adım adım sona yaklaşıyoruz’ diyorum. Eksik olan madalyaları toplama peşindeyim. İki tane Avrupa 3’üncülüğüm var. İlk hedefim aslında o madalyayı değiştirmek. Sonra olimpiyatlarda katılmaktan ziyade farklı bir şey yapıp ismimizi duyurmak istiyorum. ‘Neslihan bu şekilde bıraktı’ imajı bırakmak istiyorum. Olimpiyatlarda çeyrek final oynamak istiyorum.” dedi.
“Keşke dediğim bir şey yok”
Geriye dönüp baktığında hayatında keşke dediği bir şey olup olmadığı sorusu yöneltilen Neslihan, “Açıkçası yok. Hepsini dolu dolu yaşadığımızı düşünüyorum. Çok ufak yaşta başladım, 20 senedir bu işi yapıyorum. Arkadaş ortamım spor hayatım oldu. Ailemden uzak kaldım. Son 1,5 senedir evliyim. Evlenince artık antrenörüm eşim oldu. Her şeyi bir şekilde sporla yürütmeyi öğrendik. Ona adapte etmeyi öğrendik. Onun için hiç sorun olmadı ve ‘böyle olsaydı, böyle yaşasaydık’ demiyorum. Çünkü baktığımda arkada çok güzel başarılar biriktirdik.” diye konuştu.
Neslihan, spordan arta kalan zamanı nasıl değerlendirdiği konusunda şunları söyledi:
“Açıkçası çok yoruluyoruz. Boşluk buldum mu eve gidip köpeğimizle vakit geçirmeye çalışıyorum. Çünkü ister istemez şöyle oluyor: Günde çift antrenman yapıyorum. Ertesi günü düşünmek zorundayım. Eve gidip yemek yapmak zorundayım. Böyle bir döngü içindeyim. Ekstra aslında arkadaşlarımla görüşmek dışında farklı bir şey yapmıyorum.”
Spor eğitmenliği yapmayı planlıyor
Neslihan, spor dışında hayata geçirmeyi planladığı bir proje bulunup bulunmadığına ilişkin soruya “Eşim eski basketbolcu ve spor salonu var. Orayı işletiyor, eğitmenlik yapıyor. Açıkçası ben de birazcık bu yola girmek istiyorum. Geçmişte bilinçli değildik ve benim için her şey badminton odaklıydı. Beden eğitimi bölümünü okudum ve öğretmenlik yapıyorum şu an. Artık bu kulvardan biraz uzaklaşıp eğitim vermek, sporcularla çalışmak gibi bir hedefim var. Fitness olabilir, kondisyonerlik olabilir. Buna ufak ufak başlamak istiyorum.” cevabını verdi.
Neslihan, badmintona başlamak isteyen genç sporcu adaylarına “Öncelikle ne istediklerini bilmeliler. Sahaya girdiklerinde ‘ne istiyoruz, burada mutlu muyuz, hedefimiz ne’ sorularını sormalılar. İlla bir başarı kazanmak zorunda değiliz, uzun bir serüven çünkü bu. Düşebiliriz, yenilgiler de olabilir ama asla pes etmemeliler. Kalplerinin sesini dinlesinler.” tavsiyesinde bulundu.
]]>31 Mart 2024 Yerel Seçimleri’ne CHP’den Hatay Büyükşehir Belediye Başkan Adayı olarak giren Lütfü Savaş, kesin olmayan sonuçlara göre seçimi ikinci sırada tamamladı. Kesin olmayan sonuçlara göre seçimi 3 bin 890 oy farkla geride tamamlayan CHP, geçtiğimiz salı günü İl Seçim Kuruluna itirazda bulundu. CHP Genel Başkan Yardımcısı Murat Bakan, CHP Genel Başkan Yardımcısı Gökçe Gökçen, CHP Hatay İl Başkanı Hakan Tiryaki, milletvekilleri ve partililerin katılımıyla birlikte İl Seçim Kurulu önünde basın açıklaması yaptı. CHP’li yetkililer, matematiksel ve tutanak hatalarında yapılan düzenlemelerle oy farkının 2 bin 735’e gerilediğini belirtti.
CHP Genel Başkan Yardımcısı Murat Bakan, 10 milletvekili ve 2 genel başkan yardımcısı olarak süreci takip ettiklerini belirterek, “Sayın genel başkanımızın talimatıyla iki genel başkan yardımcısı olarak burada görevlendirildik. Biz buraya 10 milletvekili arkadaşımızla geldik. 4 gündür buradayız, hukuki süreçleri takip ediyoruz. Siyasal süreçleri takip ediyoruz. Hatay halkının bir oyunun zayi olmaması için mücadele ediyoruz” dedi.
CHP Genel Başkan Yardımcısı Gökçe Gökçen ise, matematiksel hesapların düzenlenmesiyle birlikte farkın 2 bin 735’e gerilediğini belirterek, “Baştan beri hukuki süreç yürütülüyor, itirazlarımızı yapıyoruz. İlk başta maddi hataların düzeltilmesiyle birlikte seçim gecesinde 3 bin 890 olan fark 2 bin 735’e kadar gerilemiş durumda. Bu sadece maddi hataların düzeltilmesiyle. Bu maddi hatalar nelerdir örneğin; tutanaklarda bir hata yapılıyorsa, matematik hesaplamada şüphe varsa, aynı şekilde partimize yazılması gereken oyun başka partilere yazılması, bizim partimize ve adayımız Lütfü Savaş’a yönelik kullanılan oyların sıfır olarak yazılması. Bunların düzeltilmesiyle birlikte hala devam eden bu süreçte 2 bin 735’e kadar fark gerilemiş durumda” dedi.
“Hatay’da geçersiz oy sayımız 38 bin 900, aradaki fark 2 bin 735, yani aradaki fark 13 kattan fazla”
İstanbul’un Gaziosmanpaşa ilçesinde oyların tekrar sayılması kararını örnek gösteren Gökçen, Hatay’da da geçersiz oy sayısının aradaki farktan 10 kat fazla olmasından dolayı sayımın yenilenmesi gerektiğini belirterek, “İstanbul Gaziosmanpaşa’da oylar seçim kurulu kararıyla yeniden sayılıyor. Gaziosmanpaşa’da seçim kurulu diyor ki; ‘Oylar arasında bir fark var ve bir yandan da geçersiz oylar var.’ Geçersiz oyların sayısı ve gerekçeleri yazılmayan geçersiz oylar dolayısıyla 298 sayılı Seçim Kanunu’nda gösterildiği gibi geçersiz oyların gerekçesinin yazılması gerekiyor. Bu gerekçeler yazılmamış ve Gaziosmanpaşa’da seçim kurulu diyor ki; ‘Aradaki fark ve gerekçesi yazılmayan geçersiz oyların sayısı neredeyse 10 kat ve o yüzden oyların sayılmasına karar veriyorum’ diyor. Bu durum seçim sonuçlarını etkiler diyor. Bizim Hatay’da geçersiz oy sayımız 38 bin 900, aradaki fark 2 bin 735, yani aradaki fark 13 kattan fazla. Gaziosmanpaşa’da bu oyları sayıyorsunuz, Hatay’da oyları saymıyorsunuz. 38 binden fazla geçersiz oy var, 2 bin 735 civarında fark var. Bu kadar az farkla işleri aceleye getirmeye kalkmayın. Hakimlere baskı uygulamayı sonlandırın, hakimlere de sözümüz kanunsuz emir suçtur, hatırlatıyoruz. Süreci devam ettiriyoruz. İl Seçim Kuruluna tekrar itirazlarımız var, YSK’ya itirazlarımız olacak. Burada demokrasiye sahip çıkmaya herkesi davet ediyoruz” ifadelerini kullandı. – HATAY
]]>Türkiye, 5 yıl boyunca yerel yönetimlerde görev yapacak isimleri belirlemek için dün sandık başına gitti.
AA muhabirlerinin resmi olmayan sonuçlardan derlediği bilgilere göre, İstanbul’da yerel seçimler için kurulan 33 bin 273 sandıkta, 11 milyon 314 bin 534 seçmenden 8 milyon 970 bin 212’si demokratik hakkını kullandı. Seçimlere katılım oranı yüzde 79.19 olurken, sandıkların tamamı açıldı. Sayımı yapılan oylardan 8 milyon 667 bin 510’u geçerli, 302 bin 702’si ise geçersiz sayıldı.
Öte yandan, Yüksek Seçim Kurulunun (YSK) 2019’da gerçekleştirilen 31 Mart’taki yerel seçimlerde katılım oranı 83.53 olmuş, 8 milyon 733 bin 387 seçmen ise sandığa gitmişti. Tekrarlanan İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanlığı seçimlerinde ise katılım oranı yüzde 84.51’e, oy kullanma sayısı ise 8 milyon 925 bin 166’ya yükselmişti.
İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu 23 Haziran’da yenilenen seçimde 4 milyon 742 bin 82 oyla seçmenlerin yüzde 54,22’sinin tercihi olmuştu. Aynı seçimde rakibi AK Parti’nin adayı Binali Yıldırım ise 3 milyon 936 bin 68 oyla yüzde 45.00’da kalmıştı.
2019’da 10 milyon 560 bin 963 seçmenin bulunduğu kentte, Haziran 2019’da tekrarlanan seçime katılım oranı yüzde 84.51 olurken, dünkü seçimde ise katılım oranı yüzde 79.19’a düştü.
Mega kentte, İBB Başkanı İmamoğlu dün gerçekleştirilen seçimde, seçmenlerden yüzde 51.14 oy olarak yeniden başkan seçildi. En yakın rakibi Cumhur İttifakı’nın İBB Başkan adayı Murat Kurum yüzde 39,59 oy alırken, Kurum’u yüzde 2,61’le Yeniden Refah Partisi adayı Mehmet Altınöz ve yüzde 2,12 ile Zafer Partisi’nin adayı Azmi Karamahmutoğlu takip etti.
Seçimde, DEM Parti’nin adayı Meral Danış Beştaş yüzde 2,11, İYİ Parti’nin adayı Buğra Kavuncu yüzde 0,63, Saadet Partisi’nin adayı Birol Aydın da yüzde 0,56 oranında oy aldı.
İmamoğlu, 8 milyon 667 bin 510’u geçerli oyun 4 milyon 432 bin 291’ini, Kurum ise 3 milyon 431 bin 587’sini aldı. Altınöz 226 bin 483, Karamahmutoğlu 184 bin 30, Beştaş 183 bin 805, Kavuncu 54 bin 619, Aydın da 48 bin 893 seçmenden oy topladı. Diğer partiler ve bağımsız adaylar ise 105 bin 802 oy aldı.
İlçe sonuçları
Resmi olmayan sonuçlara göre, İstanbul’un 39 ilçesindeki yarışta 26 ilçeyi CHP’li, 13’ünü ise AK Parti’li belediye başkan adayları kazandı.
Seçimlerde, Adalar, Ataşehir, Avcılar, Bakırköy, Bayrampaşa, Beşiktaş, Beykoz, Beylikdüzü, Beyoğlu, Büyükçekmece, Çatalca, Çekmeköy, Esenyurt, Eyüpsultan, Gaziosmanpaşa, Kadıköy, Kartal, Küçükçekmece, Maltepe, Sancaktepe, Sarıyer, Silivri, Şile, Şişli, Tuzla ve Üsküdar’da CHP’li belediye başkan adayları kazandı.
Arnavutköy, Bağcılar, Bahçelievler, Başakşehir, Esenler, Fatih, Güngören, Kağıthane, Pendik, Sultanbeyli, Sultangazi, Ümraniye ve Zeytinburnu’nda ise AK Parti’li adaylar seçimi önde bitirdi.
11 ilçe, AK Parti’den CHP’ye geçti
İstanbul Belediye Başkan adayı olan AK Parti İstanbul Milletvekili Murat Kurum, Saadet Partisi İstanbul Milletvekili Birol Aydın, İYİ Parti İstanbul Milletvekili Buğra Kavuncu ve Gebze’den aday olan Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı ve İstanbul Milletvekili Erkan Baş, seçim yarışını kazanamayan milletvekili arasında yer aldı.
Seçimde, Bayrampaşa, Beyoğlu, Çatalca, Çekmeköy, Eyüpsultan, Gaziosmanpaşa, Sancaktepe, Şile, Tuzla, Üsküdar ve Beykoz ilçeleri AK Parti’den, Silivri’de ise MHP’den CHP’ye geçti.
En uzun görev süresi Büyükçekmece’de
Çekmeköy Belediye Başkanı Ahmet Poyraz, Tuzla Belediye Başkanı Şadi Yazıcı üç dönemin ardından dördüncü dönem, Gaziosmanpaşa Belediye Başkanı Hasan Tahsin Usta ve Üsküdar Belediye Başkanı Hilmi Türkmen ise iki dönemin ardından üçüncü dönem AK Parti’den aday gösterildikleri seçimi kaybetti. Mevcut belediye başkanlarının yerine, CHP’den aday gösterilen Çekmeköy’de Orhan Çerkez, Tuzla’da Eren Ali Bingöl, Gaziosmanpaşa’da Hakan Bahçetepe, Üsküdar’da ise Sinem Dedetaş görevi devraldı.
Beykoz Belediye Başkanı Murat Aydın ise Zeytinburnu’nda 4 dönem belediye başkanlığı yapmasının ardından 2019’da seçildiği Beykoz’da ikinci kez aday olduğu seçimlerde, koltuğunu CHP’nin adayı Alaattin Köseler’e bıraktı.
Seçimlerde, 6 dönemdir başkanlık koltuğuna oturan CHP’li Büyükçekmece Belediye Başkanı Hasan Akgün, bu seçimde de yüzde 48,04 oy olarak 7’nci dönemine başladı.
Kentteki 16 belediye başkanı yerini korudu
Seçimlerde, AK Parti’li Fatih Belediye Başkanı Ergün Turan, Zeytinburnu Belediye Başkanı Ömer Arısoy, Bağcılar Belediye Başkanı Abdullah Özdemir, Bahçelievler Belediye Başkanı Hakan Bahadır, Güngören Belediye Başkanı Bünyamin Demir, Esenler Belediye Başkanı Tevfik Göksu, Başakşehir Belediye Başkanı Yasin Kartoğlu, Sultangazi Belediye Başkanı Abdurrahman Dursun, Kağıthane Belediye Başkanı Mevlüt Öztekin, Ümraniye Belediye Başkanı İsmet Yıldırım, Pendik Belediye Başkanı Ahmet Cin ile CHP’li Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat, Büyükçekmece Belediye Başkanı Hasan Akgün, Küçükçekmece Belediye Başkanı Kemal Çebi, Kartal Belediye Başkanı Gökhan Yüksel ile Beylikdüzü Belediye Başkanı Murat Çalık yeniden seçildi.
23 ilçede başkanlar değişti
Mega kentte, AK Parti’li Arnavutköy Belediye Başkanı Mustafa Candaroğlu ile Sultanbeyli Belediye Başkanı Ali Tombaş ve CHP’li Adalar Belediye Başkanı Ercan Akpolat, Bakırköy Belediye Başkanı Özdemir Ovalıoğlu, Beykoz Belediye Başkanı Alaattin Köseler, Beyoğlu Belediye Başkanı İnan Güney, Çatalca Belediye Başkanı Erhan Güzel, Eyüpsultan Belediye Başkanı Bülent Özmen, Gaziosmanpaşa Belediye Başkanı Hakan Bahçetepe, Kadıköy Belediye Başkanı Mesut Kösedağı, Sarıyer Belediye Başkanı Oktay Aksu, Silivri Belediye Başkanı Bora Balcıoğlu, Şile Belediye Başkanı Özgür Kabadayı, Şişli Belediye Başkanı Emrah Şahan, Üsküdar Belediye Başkanı Sinem Dedetaş, Bayrampaşa Belediye Başkanı Hasan Mutlu, Avcılar Belediye Başkanı Caner Çaykara, Maltepe Belediye Başkanı Esin Köymen, Tuzla Belediye Başkanı Eren Ali Bingöl, Ataşehir Belediye Başkanı Onursal Adıgüzel, Çekmeköy Belediye Başkanı Orhan Çerkez, Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer ve Sancaktepe Belediye Başkanı Alper Yeğin ise ilk defa başkanlık yapmaya hak kazandı.
Belediye başkanlarından en genci 31, en yaşlısı 68 yaşında
CHP’den Tuzla Belediye Başkanı seçilen 1993 doğumlu Eren Ali Bingöl İstanbul’da en genç belediye başkanı unvanını alırken, en yaşlı belediye başkanı ise CHP’den seçilen 1956 doğumlu Küçükçekmece Belediye Başkanı Kemal Çebi oldu.
Megakente iki kadın belediye başkanı
CHP’nin Üsküdar belediye başkan adayı Sinem Dedetaş ile Maltepe belediye başkan adayı Esin Köymen, aldıkları oylarla megakentin kadın belediye başkanları oldu.
CHP’nin en yüksek oy yüzdesi aldığı ilçe yüzde 68,78 ile Kadıköy olurken, AK Parti ise en yüksek oyu yüzde 55,42 ile Bağcılar’da topladı.
Adalar’da CHP’li Ali Ercan Akpolat, AK Parti’nin adayı Uğur Sina Şen’e yüzde 32,64 oy, Arnavutköy’de AK Parti’li Mustafa Candaroğlu CHP’li Tekin Aras’a yüzde 3,49 oy fark atarak, belediye başkanı seçildi.
Ataşehir’de CHP’nin adayı Onursal Adıgüzel AK Parti’nin adayı Mustafa Naim Yağcı’dan yüzde 21,3 oy farkıyla Avcılar’da CHP’li Utku Caner Çaykara AK Parti’li Abdullah Küçükoğlu’ndan yüzde 14,76 oy farkıyla başkanlık koltuğuna oturdu.
Bağcılar’da AK Parti’nin adayı Abdullah Özdemir CHP’li Cem Kılıç’a yüzde 22,61 oy, Bahçelievler’de AK Parti’li Hakan Bahadır CHP’nin adayı Emine Gülizar Emecan’a 2,97 oy fark atarak belediye başkanlığına geldi.
Bakırköy’de CHP’li Ayşegül Özdemir Ovalıoğlu, AK Parti’nin adayı Ali Talip Özdemir’e karşı yüzde 45,65 oy farkıyla belediye başkanı seçildi. Başakşehir’de AK Parti’li Yasin Kartoğlu, CHP’nin adayı Mesut Öksüz’den yüzde 10,15 oy farkıyla seçimi önde bitirdi.
Bayrampaşa’da CHP adayı Hasan Mutlu, AK Parti’li rakibi İlknur Kovaç Bayraktar’dan yüzde 5,4 oy farkıyla seçimi kazanırken, Beşiktaş’ta CHP’li Rıza Akpolat ise bağımsız aday Ali Nasuh Mahruki’ye yüzde 50,56 oy farkı attı.
Köseler, Beykoz’u 1433 farkla kazandı
Beykoz’da CHP’li Alaattin Köseler yüzde 0,96 oy farkıyla AK Parti’li Murat Aydın’ı geçti. 68 bin 453 oy olan Köseler ile 67 bin 20 oy alan Aydın arasındaki fark 1433 oldu.
Beylikdüzü’nde CHP’nin adayı Mehmet Murat Çalık AK Parti’li Mustafa Günaydın’a karşı yüzde 19,41 oy farkıyla belediye başkanlığına seçildi.
Beyoğlu’nda CHP’nin adayı İnan Güney yüzde 8,48 oy farkıyla AK Parti’li rakibi Haydar Ali Yıldız’ı, Büyükçekmece’de CHP’li Hasan Akgün yüzde 5,88 farkla AK Parti adayı Recep Erol’u geçti.
Çatalca’da CHP’li Erhan Güzel AK Parti’li Mesut Üner’e yüzde 5,59, Çekmeköy’de CHP’li Orhan Çerkez AK Parti’li Ahmet Poyraz’a yüzde 9,7, Esenler’de AK Parti’li Mehmet Tevfik Göksu CHP’li Hasan Dalkıran’a yüzde 16,81 oy farkı attı.
Esenyurt’ta CHP adayı Ahmet Özer, AK Parti adayı Hamit Öncü’den yüzde 9,9, Eyüpsultan’da CHP’li Mithat Bülent Özmen AK Parti’li Deniz Köken’den yüzde 6,59, Fatih’te Mehmet Ergün Turan CHP’li Mahir Polat’tan yüzde 3,8 oy fazla alarak belediye başkanlığına seçildi.
Gaziosmanpaşa’daki fark 879
Gaziosmanpaşa’da CHP’li Hakan Bahçetepe AK Parti’li Hasan Tahsin Usta’ya yüzde 0,33 fark attı. 107 bin 636 oy alan Bahçetepe, 106 bin 757 oy alan Usta’yı 879 farkla geçti.
Güngören’de AK Parti’li Bünyamin Demir CHP’li Yüksel Yalçın’a yüzde 15,97 oy farkı attı.
Kadıköy’de CHP adayı Mesut Kösedağı AK Parti adayı Veli Arslan’ı yüzde 55,6, Kağıthane’de AK Parti adayı Mevlüt Öztekin CHP adayı Tonguç Çoban’ı 12,89 oranında farkla geçti.
Kartal’da CHP’li Gökhan Yüksel AK Parti’li rakibi Hüseyin Karakaya’ya yüzde 19,1, Küçükçekmece’de CHP’li Kemal Çebi AK Parti’li Aziz Yeniay’a yüzde 13,65, Maltepe’de CHP adayı Esin Köymen AK Parti adayı Kadem Ekşi’ye yüzde 26,52 oy farkı atarak başkanlığa seçildi.
Pendik’te AK Parti’li Ahmet Cin CHP’li rakibi Süleyman Tarık Balyalı’yı yüzde 1,94, Sancaktepe’de CHP’li Alper Yeğin AK Parti’li Şeyma Döğücü’yü yüzde 9,8, Sarıyer’de CHP’li Mustafa Oktay Aksu AK Parti’li Hüseyin Coşkun’u yüzde 17,25 farkla geçti.
Silivri’de CHP adayı Bora Balcıoğlu MHP adayı Volkan Yılmaz’a yüzde 13,65 fark attı. Sultanbeyli’de AK Parti adayı Ali Tombaş CHP’li rakibi Ayhan Koç’tan yüzde 21,21, Sultangazi’de AK Parti’li Abdurrahman Dursun CHP’nin adayı Ferhat Epözdemir’den yüzde 13,82 oranda fazla oy alarak belediye başkanı seçildi.
Şile’de CHP’li Özgür Kabadayı AK Parti’li İlhan Ocaklı’ya yüzde 8,65, Şişli’de CHP’li Resul Emrah Şahan AK Parti’li Gökhan Yüksel’e yüzde 43,02, Tuzla’da CHP’li Eren Ali Bingöl AK Parti’li Şadi Yazıcı’ya yüzde 11,86 fark attı.
Ümraniye’de AK Parti adayı İsmet Yıldırım CHP’li Aykut Erdoğdu’yu yüzde 2,46, Üsküdar’da CHP’li Sinem Dedetaş AK Parti’li Hilmi Türkmen’i yüzde 7,53, Zeytinburnu’nda AK Parti’li Ömer Arısoy CHP’li Onur Soytürk’ü yüzde 3,63 oranında farkla geçti.
]]>Kuşadalılar tarafından meşale, pankart ve çiçeklerle karşılanan Başkan Ömer Günel’in Ege Mahallesi mitingi, Kuşadası Belediyesi’nin 5 yıl boyunca yaşama geçirdiği çalışmalar ile ilgili faaliyet filmi gösterimi ile başladı. Ardından sahneye çıkarak binlerce Kuşadalıya seslenen Başkan Ömer Günel’in konuşması sık sık alkış ve sloganlarla kesildi. Ege Mahallesi’nin Kuşadası’nın en önemli bölgelerinden biri olduğunu belirten Başkan Ömer Günel, 5 yıllık görev süresinde mahalleye 30 milyon 370 bin TL yatırımla 9 kilometre yeni yol kazandırıldığını ve altyapı sorunlarının giderildiğini söyledi.
5 yıl boyunca Kuşadası’nın kaynaklarını Kuşadalılar için harcadıklarının altını çizen Başkan Ömer Günel, şunları söyledi:
“2019 yılında asgari ihtiyaçlarını bile karşılayamayan bir belediye devraldık. Kendinden olmayan belediyeleri yoksulluğa mahküm eden, onlara desteği kesen bir zihniyete karşı Kuşadası olarak, Kuşadalılar olarak direndik. Dedik ki, bu kentin kaynakları bu kentin insanlarına yeter. Bu kentin kaynakları bu kentin ihtiyaçlarına yeter. ve hiç kimseye muhtaç olmadan, kimseden bir kuruş istemeden bu kentin kaynaklarını, bu kentin insanları için harcadık. Bunu 2 yıllık pandemi döneminde yaptık. Bunu 1,5 yıldır devam eden ekonomik krize rağmen yaptık. Elazığ depremi ile başlayan İzmir depremi ile biten inanılmaz kötü geçen bir 5 yıl içinde yaptık. Şimdi bir de hayal etmenizi istiyorum. Bütün bu krizlerin yaşanmadığı, bütçemizin bu kadar iyi hale getirildiği, yatırıma kaynak ayırabildiğimiz bir belediye ile Kuşadası’nda önümüzdeki beş yılda neler yapabiliriz. Sadece hayal etmenizi istiyorum. Kuşadası kendisine yeter. Kuşadası’nın ekonomisi doğru kullandığında Kuşadası’nın ihtiyaçlarına yeter.”
Başkan Ömer Günel, 31 Mart seçimlerinin kentin kaderi açısından büyük önem taşıdığını belirterek şöyle devam etti:
“2019’dan önceki Kuşadası’nı hayal etmenizi 2019’dan sonra da beş yılı iyi düşünmenizi istiyorum. Mazeret değil, çözüm üreten, her kuruşunuza sahip çıkıp bu memlekete hizmet edene mi oy vereceksiniz? Yoksa geldiği andan itibaren koltuğunda oturup manzara izleyene mi? Kime vereceksiniz? Düşüneceksiniz. Çoluğumuza, çocuğumuza sahip çıkanı mı oy vereceksiniz? Kadınımızın, erkeğimizin en sıkıntılı zamanında yanında olana mı oy vereceksiniz? Can dostlarımıza sokaktaki böceğe, çiçeğe, köpeğe, kediye sahip çıkanı mı oy vereceksiniz? Yoksa onları hiç umursamayanı mı oy vereceksiniz? Kime oy vereceksiniz? Bunun kararını siz vereceksiniz. Benim ne yaptığımı biliyorsunuz. Benim nasıl çalıştığımı biliyorsunuz. Bir maceraya mı oy vereceksiniz yoksa hizmet çağının devamına mı oy vereceksiniz? Buna siz karar vereceksiniz. Çocuklarımıza 77 tane park yaptım. Kadınlarımızın yanında olmak için sosyal donatı alanları yaptım. Sizler evinize rahat gidin diye çocuklarımızın sütünü, beslenme çantasını, evimizin kömürünü verdim. Sadece bunu yapmakla kalmadık. Kuşadası’nda turizm projelerine bile imza atmak zorunda kaldık. Niye bir turizm kentinde yaşıyoruz? Dünyanın hiçbir yerinde turizm kenti belediyesi yoksullukla mücadele etmez. Biz 5 yıl boyunca aynı zamanda yoksullukla mücadele ettik. Depremzedemizin de yanında olduk. En yoksulumuzun da yanında olduk. Depremzedemizi de ağırladık. Buraya herhangi bir şekilde gelmiş ihtiyaç sahibi misafirimize, kendi hemşehrilerimize de sahip çıktık.”
Tüm bunları merkezi hükümetten bir tek kuruş dahi almadan yaptıklarını belirten Başkan Ömer Günel, “Sanıyorlar ki biz bu kadar hizmeti bir yerlerden para geliyor da yapıyoruz. Dünden bugüne bir fark yok. Dünden bugüne fark, eşkıya çetelerine geçit yok dedik. Dünden bugüne fark, bu memleketin her kuruşuna sahip çıktık. Dünden bugüne fark, çok çalıştık, bahane üretmedik, çözüm ürettik. İşte fark bu” dedi.
]]>Milli Eğitim Bakanlığının 2023-2024 eğitim öğretim yılı verilerine göre, resmi ve özel okullarda kadrolu ve sözleşmeli 1 milyon 227 bin 291 öğretmen görev yapıyor.
Öğretmenlerin yaklaşık yüzde 39’unu erkekler, yüzde 61’ini kadınlar teşkil ediyor.
Küçükçekmece’deki Göktürk İlkokulunda çalışan profilinde ise kadın ve erkek dağılımındaki fark dikkati çekiyor.
Personel sayısı bakımından kadın hakimiyetinin olduğu okulda biri müdür, biri hizmetli 2 erkek, ikisi müdür yardımcısı, 29’u öğretmen, 4’ü hizmetli 35 kadın çalışan görev yapıyor. Okulda çalışanların yüzde 95’ini kadınlar oluşturuyor.
Personeli kadın ağırlıklı okuldaki tek erkek rehber öğretmen de yakın zamanda tayini sebebiyle buradan ayrıldı.
Öğretmenlerin tamamını kadınların oluşturduğu okulda görev yapan eğitimciler, hemcinsleriyle uyum ve işbirliği içinde sürdürdükleri çalışmalarını AA muhabirine anlattı.
“Annelik ruhunun getirdiği duygusal bağ çocuklarımıza çok olumlu dönüş sağlıyor”
Müdür Yardımcısı Melihat Arslan, Göktürk İlkokulunun görece butik bir yer olduğunu söyledi.
Personel ve öğrenci sayısı olarak çok kalabalık olmayan okulun işleyişinin 37 personelle devam ettiğini, bunların 35’inin ise kadın olduğunu belirten Arslan, “Kadınların bulunduğu ortamda genellikle daha olumlu bir iklim oluşuyor, atmosfer güzel oluyor. Çünkü kadınların işbirlikçi çalışmalarıyla iletişime dayalı etkileşimleriyle öne çıkan bir çalışma stilleri var. Bu da haliyle işimizi kolaylaştırıyor. Aynı zamanda daha kapsayıcı, daha destekleyici, empatik bir ortam oluşuyor. Bu da çocuklarımıza yansıyor. Özellikle annelik ruhundan gelen, doğamızda var olan bu ruh çocuklarımızı çok olumlu yönde etkiliyor.” dedi.
Arslan, 6 ila 11 yaş arası çocuklara eğitim verdiklerini, annelik ruhunun getirdiği duygusal bağla çocuklara çok olumlu dönüşler sağlandığını, onların kendini güvende hissettiğini dile getirdi.
Çocukların öğretmeniyle daha rahat iletişim kurduğunun altını çizen Arslan, “Çocuğun öğretmeniyle kurduğu bu bağ sayesinde iletişimin daha da güçlenmesi, çocuğun nerede nasıl davranacağını daha rahat kestirebilmesi, o çocuğumuzun eksiklerini fark etmesi, öğretmenimizin bu şekilde annelik ruhuyla yaklaşması, onun duygusal gelişimine hakim olması çok şeyi değiştiriyor.” diye konuştu.
“Birbirimizi çok daha iyi anlıyoruz”
Müdür Yardımcısı ve okul öncesi öğretmeni ?Elif Ateş, 15 yıldır mesleğini sürdürdüğünü, küçük yaşlarda annesini ve ana sınıfı öğretmenini rol model aldığını anlattı.
Kadın meslektaşlarıyla çalışmanın avantajları olduğuna değinen Ateş, “Hemcinslerimizle aynı ortamda olmak aslında sistemli ve daha kontrollü gitmemizi sağlıyor. Birbirimizi çok daha iyi anlıyoruz. Birbirimize her zaman destekleyici yönde çalışmalarımız oluyor. Mesela bir işte bir sıkıntı olabiliyor ama hemen çözüm üretebiliyoruz. Aynı anda herkes aynı işe gelip hemen konsantre olabiliyor. Birliktelik açısından çok önemli olduğunu düşünüyorum. Aynı dili konuşuyor olmamız da çok keyifli.” ifadelerini kullandı.
Ateş, okuldaki güzel havayı çocuklar ile velilerin üzerinde gözlemleyebildiklerini dile getirerek, “Hayat uzaktan bakınca değil içinde yaşayınca önemli. Onların da hayatın içinde yer alabilmeleri için model olmaya çalışıyorum. Her kadının arkasında mutlaka kendisi var. Ona inanıyorum ve kadınlarımızın Dünya Kadınlar Günü’nü kutluyorum.” dedi.
“Farklı özelliklere ve yeteneklere sahip olduğumuz için birbirimize destek oluyoruz”
Mesleğini 12 yıldır yapan okul öncesi öğretmeni Filiz Adak Karakaş, Göktürk İlkokulunda birbirinden farklı özelliklere sahip, aynı amaç için bir arada olan kadın yoğunluktaki eğitimciler olduklarını ve genellikle bunun güçlü yanlarını gördüklerini aktardı.
Karakaş, organize olabilme veya duruma daha kolay adapte olabilme, uyum sağlama anlamında birçok artısını gördüklerine dikkati çeken Karakaş, bir işe veya projeye girerken en başında düşünülenle sonda çıkan ürün arasında inanılmaz bir fark olduğunu vurguladı.
Karakaş, kadın öğretmenler olarak bir çocuğa veya kadına dokunmak için çabaladıklarını belirterek, şöyle devam etti:
“Dünya için attığımız her faydalı adımının dünyada bir karşılığı var. İllaki büyük şeyler yapmamıza gerek yok. Kadın olarak birbirimizi desteklememiz çok önemli. Öncelikle kız çocuklarına ve kadınlarına destek vermek, onların geleceğini inşa ederken kendi potansiyelinin farkına varmasını sağlamak çok önemli. İşte bu anlamda da biz bu okulda varız. Bu okulda ya da hangi okulda çalışmaya devam edersek edelim duyarlı, özel, tüm farklılıklarımızla ve ışığımızla var olmaya ve çaba göstermeye devam edeceğiz. Aydınlığa, özgür ve barışçıl yarınlara yürüyen emekçi kadınlarımıza selam olsun.”
“Girdiğimiz her ortamı çiçeklendirebiliyoruz”
Rehber öğretmen Sinem Kebenç ise bu okulda yeni çalışmaya başladığını, burasının enerjisinin çok yüksek olduğunu gözlemleyebildiğini dile getirdi.
Okulun psikolojik danışmanı olduğu için ilk önce rehberlik servisini düzenlediğini kaydeden Kebenç, “Öğretmenlerimizin odaya girdiklerinde ‘Hocam odaya kadın elinin gerçekten ciddi anlamda belli oluyor. Emeğinize sağlık.’ dediler. Biz, kadınlar olarak girdiğimiz her ortamı düzenleyebiliyoruz, güzelleştirebiliyoruz ve farklılık yaratabiliyoruz. Girdiğimiz her ortamı çiçeklendirebiliyoruz. Bunu bize sunulan imkanlar doğrultusunda da yapabiliyoruz ya da bu imkanları kendimiz de yaratabiliyoruz.” diye konuştu.
Kebenç, öğretmenlerin çocuklara karşı annelik içgüdüsüyle yaklaşma olayını gözlemleyebildiklerini, öz bakım becerilerini yerine getirirken onlara rol modellik açısından çok hevesli olabildiklerini anlattı.
Sınıf öğretmeni Pınar İspekter de 21 yıldır mesleğini sürdürdüğünü anlatarak, “Biz kadınlar hem çalışma hayatında hem evde yoğun çalıştığımız için zaman yönetimi, organize olma gibi işlerde oldukça iyiyiz. O yüzden meslektaşlarım da kadın olunca daha hızlı kararlar alıyoruz. Telaşlarımız ortak. ” ifadelerini kullandı.
]]>Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) koordinatörlüğünde Milli Eğitim Müdürlüğü, MEB Özel Eğitim ve Rehberlik Hizmetleri Genel Müdürlüğü ile İlkadım İlçe Milli Eğitim Müdürlüğünün ortak olduğu ve hibe almaya hak kazanan 7 projeden biri olan “İki Kere Özel Öğrenciler, Öğrenme Dezavantajı Olan Özel Yeteneklileri Fark Edelim” projesinin açılışı OMÜ Atatürk Kongre ve Kültür Merkezi’nde yapıldı.
Yirmi dört ay sürecek ve 250 bin avro bütçeye sahip proje, en az bir alanda yetersizlik gösteren ancak üstün zekalı olan öğrencilerin özel eğitime ihtiyaçları olduğuyla ilgili farkındalık oluşturulmasını hedefliyor.
Türkiye, Polonya, Bulgaristan, İtalya ve Çekya’nın ortak olduğu proje kapsamında iki kere özel farkındalık eğitimi programıyla, sosyo-duygusal eğitim programı hazırlanması, dijital içerik geliştirilmesi ve e-öğrenme platformu kurulması planlanıyor.
OMÜ Rektörü Prof. Dr. Yavuz Ünal, açılış konuşmasında, toplumda bir alanda yeterli ama bir alanda yetersiz olan bireylerin topluma kazandırılması amacıyla önemli bir proje olduğunu söyledi.
Ünal, “Özel yetenekli çocuklar aileleri tarafından da anlaşılamadığında arada kalıyorlar. Yaşadığımız dünyada toplu bir hareket gerçekleştirilecekse toplumun bütün bireylerini ayırt etmeksizin herkesi aynı derecede ilgilendirmesi gerekiyor. Bu projenin de özel yetenekli çocuklarımız ve öğrenme zorluğu çeken çocuklarımızın anlaşılabilmesi ve topluma yararlı birer birey olmaları yolunda farkındalığı arttıracağını düşünüyorum.” dedi.
Proje Danışmanı Doç. Dr. Şener Şentürk ise proje ile öğretmenler ve aileler için farkındalık eğitim programları hazırlanacağını dile getirdi.
Çocukların küçük yaşlardan itibaren mobbinge maruz kaldıklarını söyleyen Şentürk, “Bazı çocuklar akranları tarafından anlaşılamıyorlar ve bu çocuklar da akranlarını anlamıyor. Yani bir okumayı nasıl yapamadığını çocuklar ifade edemiyor. İki artı ikiyi yani basit bir matematik sorusunu bazı öğrenciler yapamazken bunların ileri düzeyde matematik çözmelerini aileler ve eğitimciler bazen anlayamıyor. Bizim özellikle çocukların gelişimine ilişkin üzerinde durduğumuz nokta sosyo-duygusal gelişimler için çalışmalar yapmaktı. Bununla birlikte çocukları ilişkilendirdiğimiz, muhatap ettiğimiz öğretmenlerimizin ve ailelerimizin özellikle farkındalığının olması gerekiyordu. Çocuklarla ilgili genel itibariyle ailelere ‘çocuğunuzun özel yetenekli, üstün zekalı olduğunu duyduğunuzda ne hissettiniz’ diye sorulduğunda, aileler kaygıdan çok büyük bir gurur hissediyor. Ama özel yetenekli öğrencilerin de özel bir eğitim almaları gerektiği bilgisine sahip aileler çok azınlıkta. Bu proje ile aile ve öğretmenlere özel yetenekli çocukların nasıl yetiştirileceği ve çocukların eğitimlerinin nasıl süreceği ile ilgili eğitimler verilecek.” dedi.
Projede, Prof. Dr. M. Serdar Köksal, “Türkiye’de Özel Yetenek ve İki Kere Özellerin Eğitimi”, Doç. Dr. Sema Tan, “Özel Yeteneklilerin Eğitiminde Güncel Yaklaşımlar”, İdil Kefeli, “Yaşama Farklı Bir Bakış: İki Kere Özel Olmak” ve Doç. Dr. Mustafa Otrar, “MEB’in Özel Yetenekliler Projeksiyonu” konulu sunumlar gerçekleştirdi.
Programa, MEB Özel Eğitim ve Rehberlik Hizmetleri Genel Müdürü Doç. Dr. Mustafa Otrar, Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Selim Eren, OMÜ Genel Sekreteri Prof. Dr. İdris Varıcı, Atakum İlçe Milli Eğitim Müdürü İrfan Yetik, akademisyenler, öğretmenler ve öğrenciler katıldı. ?
]]>Maliki, Anadolu Ajansının (AA) “Global İletişim Ortağı” olduğu, Belek Turizm Bölgesi’ndeki NEST Kongre Merkezi’nde düzenlenen Antalya Diplomasi Forumu (ADF) 2024 kapsamında düzenlenen basın toplantısında konuştu.
Bakan Maliki, Filistin davasını desteklediği iddiası olan Irak’taki direniş fraksiyonlarının Amerikalı hedeflere saldırmasına ilişkin soruyu cevaplayarak, bu tür saldırıları, Filistinlilerin yalnız olmadığı konusunda Amerika’ya yapılan bir hatırlatma olarak gördüğünü söyledi.
Bölgedeki halklar ve hükümetlerin Filistinlilerle birlikte durup savaşacağına vurgu yapan Maliki, İsrail’in Filistin topraklarındaki işgalinin bitmesi ve 1967 sınırlarına dayanan bağımsız Filistin Devleti’nin kurulması durumunda, devlet dışı aktörlerin saldırılarının duracağını ifade etti.
Maliki, Batı ülkeleri ve ABD’nin Filistin sorununun çözümünü, müzakere süreçleriyle yürütme konusunda uzun yıllardır çok gönüllü olmadığına dikkati çekerek, “2013’te (Eski ABD Dışişleri Bakanı) John Kerry bölgeden ayrıldıktan sonra bir vakum oluştu, güç boşluğu oluştu. Barış süreci olarak adlandırılan bu süreç, maalesef işlemedi.” diye konuştu.
Bakan Maliki, Hamas’ın silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları’nın 7 Ekim 2023’te İsrail’e düzenlediği kapsamlı saldırıları sonrasında, Amerikalıların çatışmanın bir şekilde çözülmesinin gerekliliğini fark ettiğini dile getirdi.
ABD’nin Filistin’i tanıyacağına ilişkin haberler
“7 Ekim’dekiler gibi olayların önlenmesinin tek yolu, bir Filistin Devleti’nin kurulmasıdır.” diyen Maliki, ABD’nin bağımsız Filistin Devleti’ni tanıyacağı yönünde çıkan haberlerin gerçeği yansıttığını umduğunu belirtti.
ABD’nin Filistin Devleti’ni er geç tanıyacağı değerlendirmesinde bulunan Maliki, “Bu sayede belki (İsrail Başbakanı Binyamin) Netanyahu da kendi pozisyonunu yeniden değerlendirir, yeniden düşünür ve müzakere masasına geri döner. O zaman biz iki devletli çözümü nasıl uygulayabiliriz diye bakarız.” ifadelerini kullandı.
Maliki, Batı Şeria’nın farklı bölgelerinde 200’den farklı yerleşimde, çok sayıda Yahudi yerleşimcinin olduğunu aktararak, “Bu bölge aslında Filistin’in bağımsız toprakları. Ben Filistin Devleti dediğim zaman, toprak bütünlüğü sağlanmış, birleşik ve tam egemen bir Filistin Devleti’nden bahsediyorum. Yerleşimciler yasa dışıdır. Uluslararası hukuka göre, bu yerleşimler tasfiye edilmelidir ve yerleşimciler geldikleri yere, İsrail’e dönmelidir.” dedi.
Yerleşimcilerin işgal altındaki Filistin topraklarında bulunmalarının uluslararası hukuku ve Cenevre Konvansiyonu’nu ihlal ettiğine dikkati çeken Maliki, herkesin uluslararası hukuka saygı gösterip uygulamasını istediklerini vurguladı.
“147 gündür soykırım uygulanıyor”
Maliki, Hamas ile Fetih Hareketi’nin Moskova’daki görüşmesine ilişkin, insanlar arasında mucize beklemediklerini belirterek, biraz gerçekçi olunması gerektiğini söyledi.
Var olan problemlerin ve farklılıkların uzun yıllardır devam ettiğini kaydeden Maliki, Filistin’deki fraksiyonlar arasında da farklılıklar olduğunu ve bunların bir anda, tek bir toplantıda giderilemeyeceğini dile getirdi.
Maliki, başlangıcın olumlu olduğunu ve Moskova’daki toplantının sonucunun da çok pozitif ve teşvik edici göründüğünü kaydederek, fraksiyonlar arasında imzalanmış ve bildiri haline gelmiş formatın takip edilmesi gerektiğine işaret etti.
Her ülkenin siyasi duruşuyla ilgili konuşmayacağını anlatan Maliki, 7 Ekim 2023 itibarıyla ülkelerin gönderdiği mesajlara bakıldığında çok büyük farklılıklar olduğunu ve buradan yargıya varmak istemediğini ifade etti.
Maliki, önemli olanın, bu ülkelerin şu anda ne söyledikleri, nasıl tepki verdikleri ve hangi hükümlere vardıkları olduğunun altını çizerek, “147 gündür soykırım uygulanıyor, insanlığa karşı suç işleniyor, hak ihlalleri gerçekleştiriliyor. İsrail bunu yapıyor 147 gündür, bunu konuşmamız lazım.” değerlendirmesini yaptı.
“Filistin halkının kendi geleceğini tayin etme hakkı vardır”
Amaçlarının otonom bir yapıya kavuşmak olmadığını vurgulayan Maliki, “Biz aynı zamanda Filistin Devleti’nin topraklarının işgalini kabul etmiyoruz zaten. Bizim yapmaya çalıştığımız şey egemen bir Filistin Devleti’nin kurulması ve İsrail işgalinin sona erdirilmesi ve bütün bunların da Batılı devletler tarafından tanınmasını istiyoruz. Bizim olduğumuz yer burası açıkçası. Biz özellikle bu hedeflere ulaşabilmek için çok sıkı çalışıyoruz.” şeklinde konuştu.
Maliki, Netanyahu’nun bütün bunları görmezden geldiğinin açık olduğunu işaret ederek, Filistin halkının en temel haklarını göz ardı ettiğini söyledi.
Netanyahu’nun Filistin halkının mevcudiyetini bile kabul etmediğine dikkati çeken Maliki, “Filistin halkının kendi geleceğini tayin etme hakkı vardır.” dedi.
Maliki, İsrail Parlamentosu’nda kabul edilen bir yasa tasarısında sadece İsrail halkının kendi geleceğini tayin etme hakkı olduğunun belirtildiğini hatırlatarak, “İsrailliler, her zaman Filistin’in, Filistinlilerin en temel haklarından mahrum yaşamasına göz yummuştur.” diye konuştu.
ABD hükümetinin tavrında bazı olumlu değişiklikler gördüklerini dile getiren Maliki, yine de ABD’nin çok istekli görünmediğini ve adım atmadığını belirtti.
Maliki, İsrail yönetiminin işlediği suçların, Biden yönetimini adım atmaya zorladığını kaydederek, “Bu tip gerçekliklerin sahada olması, yeni ve somut adımların atılmasına sebebiyet veriyor.” dedi.
Batı ülkelerinin çifte standart uyguladığını ve bilerek uluslararası hukuka aykırı değerleri savunduğunu anlatan Maliki, “Kendileri de aynı zamanda geçmişlerinin mahkumu. Başkalarına hep tepeden baktılar.” ifadelerini kullandı.
Maliki, ramazan ayı başlamadan önce ateşkesin sağlanacağını ümit ettiğini söyleyerek, ateşkes sağlanmadığı takdirde Filistinlilerin yaralanmaya ve hayatını kaybetmeye devam edeceğini hatırlattı.
Ölenlerin çoğunluğunun kadın ve çocuklardan oluştuğuna vurgu yapan Maliki, masum hayatları korumaya ve yaşatmaya çalıştıklarını kaydetti.
(Bitti)
]]>Ali Mahir Başarır, TBMM’de düzenlediği basın toplantısında, şunları söyledi:
“ERDOĞAN’IN ÜLKEMİZDE BİR AYDA VERDİĞİ ZARAR SADECE 101 MİLYAR”
“Erdoğan’ın halkımıza ocak ayında verdiği zarar 101 milyar oldu. Devletin bütçesi ocak ayında 150 milyar açık verdi. Hazinen verilerine göre söylüyorum ocak ayında 142 milyar net borçlanmaya gidilmiş. Döviz kurundaki farktan dolayı borçlarımız 243 milyar artmış. Aradaki fark 101 milyar yani Recep Tayyip Erdoğan’ın ülkemizde bir ayda verdiği zarar sadece 101 milyar. Bu ucube sistem geldiği tarihte devletin iç borcu 561 milyar bunun sadece binde 1’i döviz borcuydu. Bugün devletin borçlarının 3’te 1’inin döviz ve altın cinsinden olduğunu görüyoruz. 2018 tarihten bu yana devletin bütçesi 2.2 trilyon lira açık vermiş ama döviz ve altın cinsinden borçlandığımız için bu borç 6 trilyona çıkmış. Bu artışın sebebi kim; yine tek adam. Çünkü faiz sebep enflasyon sonuç şeklimdeki akıl dışı teorisi bu ülkeyi bu hale getirdi. Bu borcu sadece bugün yaşayanlar değil, doğmamış çocuklarımıza, torunlarımıza bu borç kalacak.
“ÇOK ŞEY Mİ İSTEDİK”
Bizde en düşük emekli maaşı 10 bin lira, 298 Euro’ya denk geliyor, Alman emeklisi 242 lira (kilo) kıyma alacakken bizim emeklimiz 25 kilo kıya alabiliyor. Durum böyleyken 2 bin lira olan bayram ikramiyesini 3 bin lira yapmış beyefendi, bin lira artırmış. Ben buradan soruyorum, fark bin lira. Bugün çocuğuna, torununa bu bin liralık farkla bayramda bir kıyafet alabilir mi, alamaz. Erdoğan, torununa bin lira harçlık verse ‘ne yapıyorsun dede’ diye sorar torunları. Ama emeklimize bin lira fark veriyor, bununla 2 kilo et alabiliyor emekli. Biz ne dedik, en azından 17 bin 2 lira bayram ikramiyesi verin dedik. Çok şey mi istedik, hayır. Utanç verici bir tablodur bu. İliç faciasında Kanadalı şirkete aslında bağışlanan altınların değeriyle çok rahat 17 bin lira verebiliriz ama ne emekli ne işçi Erdoğan’ın umurunda değil. O bin lirayı ona buradan iade ediyorum.
“YEREL MAHKEME BİLE ANAYASA MAHKEMESİ’NE DİNLEMİYOR”
Yargı paketi geldi komisyondan geçti, ülkenin yargıyla, adaletle ilgi sorunlarını çözmekten başka her madde gelmiş. Can Atalay rezaletini hepimiz gördük, Yargıtay AYM’ye kafa tuttu. Bugün görüyoruz ki Muğla’da bir yerel mahkeme Erdoğan’a hakaretten bir gazeteciye ceza veriyor, AYM hak ihlali diyor, yerel mahkeme bile bugün AYM’yi dinlemiyor. Sorunlar bu kadar büyümüşken, uzun süren davalar, keyfi tutuklamalar varken gelen yargı paketi sorunlarımızı çözecek… Hayır. Türkiye’de bir adalet sorunu vardır, bu adaletsizliğin sebebi tek adamdır. Paket olarak bize adalet değil sarayın paketi gelmektedir. Böyle bir şey olmaz.
“31 MART’TA ERDOĞAN’A BİR ŞANS DAHA VERİRSEK 4,5 YIL GEÇMEZ”
31 Mart’tan sonra seçim zamanında yapılırsa yaklaşık 4,5 yıl daha seçim yok. Eğer bu iktidara bir uyarıyı sandıkta yapmazsak, yapılan bu zulmün hesabını 31 Mart’ta sormazsak, insanları açlığa terk eden Erdoğan’a bir şans daha verirsek 4,5 yıl geçmez. Hemen seçimden sonra iğneden ipliğe kadar kat be kat zam gelecek. O yüzden diyoruz ki 31 Mart’ta 85 milyon sandığa. 2019’da olduğu gibi uyarıyı, tepkiyi 31 Mart’ta sandıkta yapalım.”
Başarır, açıklamasının ardından gazetecilerin sorularını yanıtladı. İliç’teki maden faciasına ilişkin açıklama yapan Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Mehmet Özhaseki, bölgenin fay hattının üzerinde olduğunu bilmediğine ilişkin sözleri ve eski Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum’un “Faaliyet iznini biz vermiyoruz ÇED raporu ile toprak kaymasının ne alakası var” açıklamasına dair sorulara Başarır, şöyle yanıt verdi:
“BUNLAR TEFLON TAVA GİBİ BUNLARA HİÇBİR ŞEY YAPIŞMIYOR”
“Siz bir bakan mısınız? Ne bakanı olduğunuzun farkında mısınız? Fay hattının geçtiğinden haberi yokmuş. Sen Türkiye’de tüm işletmeleri, yapıları kontrol edeceksin, fay hattı nerede bir bakacaksın. Bakana bak. Kurum’a gelelim, bu zekayı İstanbul’a aday yaptılar bu zeka İstanbul’u yönetecek. İstanbul’u büyük bir deprem bekliyor, ÇED raporundan mı oldu… Tabii ki ÇED raporundan oldu. Sen ÇED raporunu vermeseydin, fay hattı dahil buradaki tehlikeyi görseydin reddetseydin bu olmayacaktı. Ama bunlar teflon tava gibi bunlara hiçbir şey yapışmıyor. Ben İstanbulluya sesleniyorum, İliç’e bakın, İmar affına bakın sakın kendinizi Murat Kurum’a teslim etmeyin.”
“KURUM’U ÖNE SÜRMÜŞ RECEP TAYYİP ERDOĞAN ASIL ADAY BENİM DİYOR”
İstanbul’da İBB Başkan Adayı Murat Kurum’un fotoğraflarının Erdoğan’ınki ile asılması ile ilgili soruya da Başarır, “İstanbul’da şöyle bir karışıklık var onu ben de anlıyorum. Recep Tayyip Erdoğan mı aday Kurum mu aday belli değil. Bence Kurum’u öne sürmüş Recep Tayyip Erdoğan asıl aday benim diyor, hele şu açıklamalardan sonra Recep Tayyip Erdoğan sadece kendi resmini paylaşsa daha hayırlı bir iş yapmış olur” yanıtını verdi.
]]>Tour of Antalya’nın yeni şampiyonu Davide Piganzoli oldu
Antalya-Antalya etabını Hartthijs de Vries kazandı
Magenta mayoyu Polti Kometa takımından Davide Piganzoli elde etti
ANTALYA, – Bu yıl 5’incisi düzenlenen ve 8 Şubat Perşembe günü Side-Antalya etabı ile başlayan Tour of Antalya bugün koşulan 183.9 kilometrelik Antalya-Antalya etabı ile sona erdi. Tour of Antalya 2024’ün şampiyonu da üçüncü gün tırmanış etabını kazanıp genel klasmanda birinciliğe yükselen Polti – Kometa takımından Davide Piganzoli olurken; Etabı TDT Unibet takımından Hartthijs de Vries 4 saat 16 dakika 08 saniye ile kazandı.
FARK KAPANDI, PİGANZOLİ MURADINA ERDİ
Son 5 kilometrede fark iyice kapandı ve 40 saniyeye kadar düştü. Son metrelerde atak yapan de Vries etabı kazandı. Tour of Antalya’nın yeni şampiyonu Davide Piganzoli oldu. Dört gün süren Tour of Antalya’nın sona ermesiyle birlikte en iyi takım da Q36.5 Pro Cycling Team oldu.
MAYOLAR SAHİPLERİNİ BULDU
Genel klasman şampiyonuna verilen AKRA sponsorluğunda Magenta mayoyu Polti Kometa takımından Davide Piganzoli elde etti. 21 yaşındaki İtalyan sporcuya mayosunu Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Muhittin Böcek giydirdi.
En iyi sprintere verilen Diana Travel Sarı mayoyu Polti Kometa Giovanni Lonardi elde etti. Sporcuya mayosunu Türkiye Bisiklet Federasyonu Başkanı Emin Müftüoğlu giydirdi.
En iyi tırmanışçıya verilen sponsorluğundaki Corendon Airlines Turuncu mayoyu Polti Kometa takımından Davide Piganzoli kazandı. Sporcuya mayosunu Muratpaşa Belediye Başkanı Ümit Uysal takdim etti.
Beyond Antalya klasman liderine verilen Fraport TAV Antalya Airport sponsorluğundaki Yeşil mayoyu TDT-Unibet takımından Hartthijs de Vries kazandı. Fransız sporcuya mayosunu BHM Otelcilik Yönetim Kurulu Üyesi Ali Ramiz Barut giydirdi.
TIRMANIŞ PRİM KAPISI SONUÇLARI
Kapıya gelmeden önce Kocaaliler Köyü yakınlarında 5 sporcu daha yarışı bıraktı. Böylece yarışa devam eden bisikletçi sayısı 150’ye düşmüş oldu. Yarışın başından bu yana 24 bisikletçi organizasyondan çekilmiş oldu. 92.2’nci kilometrede gerçekleşen Corendon Airlines sponsorluğunda Turuncu Mayo için prim kapısı geçildi.
Sonuçlar şöyle:
1- Alessandro Pinarello (VF Group-Bardiani CSF-Faizane)
2- Davide Piganzoli (Polti-Kometa)
3- Simon Dalby (Uno-X Mobility)
4- Giulio Pellizzari (VF Group-Bardiani CSF-Faizane)
5- Sebastien Reichenbach (Tudor)
Böylece Turuncu mayoyu bu kapıya kadar elinde bulunduran Beykoz Belediye Spor Türkiye sporcusu Natnael Berhane prim kapısından geçemeyince mayonun yeni sahibi Polti-Kometa takımından Davide Piganzoli oldu. Piganzoli Turuncu mayoyu da kazanarak iki mayonun da (Magenta) sahibi oldu. Kuyubaşı mevkii geçilirken peloton ikiye bölündü. Önde 26 sporcu pedal çevirirken fark ikinci grupla 30 saniye oldu. 115’nci kilometre geçilirken bu kez ön gruptan 6 sporcu atak yaptı ve onlar da 26 saniyelik bir fark yaptı. Alpecin Deceuninck’ten Fabio Den Bossche, Uno-X Mobility’den Adne Holter, Q36.5 Pro Cycling’ten Alessandro Fancellu, Tudor’dan Roland Thalmann ve TDT-Unibet’ten Hartthijs de Vries sürekli arayı açmaya devam etti.
PRİM KAPISINA YAKLAŞILIRKEN 6 SPORCU KAÇTI
China Glory takımından Lucas de Rossi, Tarteletto takımından Mauro Verwilt, Vorarlberg takımından Dominik Amann, Sakarya takımından Emir Uzun, Rembe Pro Cycling Team Sauerland takımından Sebastien Niehues ve Paul Wright 1 dakikalık bir farkla pelotonun önüne geçti. Daha sonra fark 2 dakika 13 saniyeye kadar çıktı. 50 kilometre geçilirken sporcuların saatteki ortalama hızı 44 kilometre olarak verildi.
SPRINT PRİM SONUÇLARI
57.4’ncü kilometrede Diana Travel sponsorluğunda sprint prim kapısını ilk geçen sporcu Tarteletto takımından Mauro Verwilt oldu. İkinciliği China Glory takımından Lucas de Rossi, üçüncülüğü de Vorarlberg takımından Dominik Amann aldı. Kapı geçildikten sonra fark iyice arttı ve 2 dakika 50 saniyeye çıktı. 62’nci kilometre bu şekilde geçilirken Burdur il sınırına da girilmiş oldu.
PELOTON TEK PARÇA, KAÇIŞ GRUBU YAKALANDI
Milyon Antik Kenti geçilirken küçük çaplı bir kaza oldu. Peloton bu kazada kayıp vermedi, zaman aynı kalmaya devam etti.
92.2’nci kilometrede gerçekleşecek ikinci kategoriden yokuş primi öncesi pelotonun temposu ile kaçış grubu yakalandı. Etapta 2 saat tamamlandı ve ortalama hız 38 kilometre olarak verildi.
BEYOND ANTALYA KAPISI GEÇİLDİ
122.2’nci kilometrede Fraport TAV Antalya sponsorluğundaki Beyond Antalya prim kapısı geçildi. Yeşil mayo mücadelesinde kapıyı ilk geçen sporcu TDT-Unibet’ten Hartthijs de Vries oldu. Alpecin Deceuninck’ten Fabio Den Bossche ikinciliği aldı. Tudor’dan Roland Thalmann üçüncü oldu. İki grup arası fark 4 dakikaya yükseldi, kaçış grubu da farkı koruyamadı ve fark 1 dakikaya düştü. Rüzgar sol çaprazdan hafif esmeye başladı ama bu bisikletçiler için olumsuzluğa yol açmadı. 127 kilometre geçildi farklar şu şekilde oluştu; kaçış grubu farkı 1 dakika 37 saniye, ikinci grup 4 dakika 20 saniye. 147’nci kilometrede fark 2 dakika sınırına yakındı.
]]>Antalya Akvaryumu’ndan saat 11.05’te verilen startla 155 sporcu Antalya-Antalya etabı için pedal çevirmeye başladı. İlk 5 kilometrede kopma olmadı. 20 kilometre geçilirken iniş sırasında peloton hızını arttırınca bazı sporcuların geride kaldığı görüldü. Yine büyük bir kaçışın olmadığı gözlendi. 26’ıncı kilometre toplu geçildi. 30 kilometre geride kalırken ufak tefek kaçışlara pelotonun izin vermediği görüldü. Grup Isparta çevre yoluna doğru ilerlerken 57.4. Kilometrede gerçekleşen sprint kapısına doğru ilerledi.
Prim kapısına yaklaşılırken 6 sporcu kaçtı
China Glory takımından Lucas de Rossi, Tarteletto takımından Mauro Verwilt, Vorarlberg takımından Dominik Amann, Sakarya takımından Emir Uzun, Rembe Pro Cycling Team Sauerland takımından Sebastien Niehues ve Paul Wright 1 dakikalık bir farkla pelotonun önüne geçti. Daha sonra fark 2 dakika 13 saniyeye kadar çıktı. 50 kilometre geçilirken sporcuların saatteki ortalama hızı 44 kilometre olarak verildi. 57.4’ncü kilometrede Diana Travel sponsorluğunda sprint prim kapısını ilk geçen sporcu Tarteletto takımından Mauro Verwilt oldu. İkinciliği China Glory takımından Lucas de Rossi, üçüncülüğü de Vorarlberg takımından Dominik Amann aldı. Kapı geçildikten sonra fark iyice arttı ve 2 dakika 50 saniyeye çıktı. 62’nci kilometre bu şekilde geçilirken Burdur il sınırına da girilmiş oldu.
Peloton tek parça, kaçış grubu yakalandı
Milyon Antik Kenti geçilirken küçük çaplı bir kaza oldu. Peloton bu kazada kayıp vermedi, zaman aynı kalmaya devam etti.
92.2’nci kilometrede gerçekleşecek ikinci kategoriden yokuş primi öncesi pelotonun temposu ile kaçış grubu yakalandı. Etapta 2 saat tamamlandı ve ortalama hız 38 kilometre olarak verildi.
Tırmanış prim kapısı sonuçları
Kapıya gelmeden önce Kocaaliler Köyü yakınlarında 5 sporcu daha yarışı bıraktı. Böylece yarışa devam eden bisikletçi sayısı 150’ye düşmüş oldu. Yarışın başından bu yana 24 bisikletçi organizasyondan çekilmiş oldu. 92.2’nci kilometrede gerçekleşen Corendon Airlines sponsorluğunda Turuncu Mayo için prim kapısı geçildi.
Sonuçlar şöyle:
1- Alessandro Pinarello (VF Group-Bardiani CSF-Faizane)
2- Davide Piganzoli (Polti-Kometa)
3- Simon Dalby (Uno-X Mobility)
4- Giulio Pellizzari (VF Group-Bardiani CSF-Faizane)
5- Sebastien Reichenbach (Tudor)
Böylece Turuncu mayoyu bu kapıya kadar elinde bulunduran Beykoz Belediye Spor Türkiye sporcusu Natnael Berhane prim kapısından geçemeyince mayonun yeni sahibi Polti-Kometa takımından Davide Piganzoli oldu. Piganzoli Turuncu mayoyu da kazanarak iki mayonun da (Magenta) sahibi oldu. Kuyubaşı mevkii geçilirken peloton ikiye bölündü. Önde 26 sporcu pedal çevirirken fark ikinci grupla 30 saniye oldu. 115’nci kilometre geçilirken bu kez ön gruptan 6 sporcu atak yaptı ve onlar da 26 saniyelik bir fark yaptı. Alpecin Deceuninck’ten Fabio Den Bossche, Uno-X Mobility’den Adne Holter, Q36.5 Pro Cycling’ten Alessandro Fancellu, Tudor’dan Roland Thalmann ve TDT-Unibet’ten Hartthijs de Vries sürekli arayı açmaya devam etti.
Beyond Antalya kapısı geçildi
122.2’nci kilometrede Fraport TAV Antalya sponsorluğundaki Beyond Antalya prim kapısı geçildi. Yeşil mayo mücadelesinde kapıyı ilk geçen sporcu TDT-Unibet’ten Hartthijs de Vries oldu. Alpecin Deceuninck’ten Fabio Den Bossche ikinciliği aldı. Tudor’dan Roland Thalmann üçüncü oldu. İki grup arası fark 4 dakikaya yükseldi, kaçış grubu da farkı koruyamadı ve fark 1 dakikaya düştü. Rüzgar sol çaprazdan hafif esmeye başladı ama bu bisikletçiler için olumsuzluğa yol açmadı. 127 kilometre geçildi farklar şu şekilde oluştu; kaçış grubu farkı 1 dakika 37 saniye, ikinci grup 4 dakika 20 saniye. 147’nci kilometrede fark 2 dakika sınırına yakındı.
Fark kapandı, Piganzoli muradına erdi
Son 5 kilometrede fark iyice kapandı ve 40 saniyeye kadar düştü. Son metrelerde atak yapan de Vries etabı kazandı. Tour of Antalya’nın yeni şampiyonu Davide Piganzoli oldu. Dört gün süren Tour of Antalya’nın sona ermesiyle birlikte en iyi takım da Q36.5 Pro Cycling Team oldu.
Mayolar sahiplerini buldu
Genel klasman şampiyonuna verilen AKRA sponsorluğunda Magenta mayoyu Polti Kometa takımından Davide Piganzoli elde etti. 21 yaşındaki İtalyan sporcuya mayosunu Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Muhittin Böcek giydirdi. En iyi sprintere verilen Diana Travel Sarı mayoyu Polti Kometa Giovanni Lonardi elde etti. Sporcuya mayosunu Türkiye Bisiklet Federasyonu Başkanı Emin Müftüoğlu giydirdi.
En iyi tırmanışçıya verilen sponsorluğundaki Corendon Airlines Turuncu mayoyu Polti Kometa takımından Davide Piganzoli kazandı. Sporcuya mayosunu Muratpaşa Belediye Başkanı Ümit Uysal takdim etti.
Beyond Antalya klasman liderine verilen Fraport TAV Antalya Airport sponsorluğundaki Yeşil mayoyu TDT-Unibet takımından Hartthijs de Vries kazandı. Fransız sporcuya mayosunu BHM Otelcilik Yönetim Kurulu Üyesi Ali Ramiz Barut giydirdi. – İSTANBUL
]]>