Ermenice “Büyük Felaket” anlamına gelen “Meds Yeghern” tanımının kullanıldığı, ABD Başkanı Joe Biden’ın imzasıyla yayımlanan Beyaz Saray açıklamasında, “Meds Yeghern – Ermeni soykırımı – sırasında kaybedilen hayatları anıyoruz ve asla unutmama taahhüdümüzü yeniliyoruz” ifadeleri kullanıldı.
Biden yönetimi tarafından geçen yıllarda yayımlanan açıklamayla çok benzer ifadelerin kullanıldığı açıklamada İstanbul’dan “Konstantinapolis” olarak bahsedilirken; “Zulüm kampanyası 24 Nisan 1915’te başladı. Osmanlı yetkilileri Konstantinapolis’te Ermeni aydınları ve cemaat liderlerini tutukladı. Bunu izleyen yıllarda bir buçuk milyon Ermeni sınır dışı edildi, katledildi ya da ölüme yürütüldü. Bu, Ermeni ailelerini sonsuza dek etkileyen ve nesilleri sonuna kadar değiştiren bir trajediydi” denildi.
Geçen yıl 1915 olayları için “sistematik bir şiddet kampanyası” ifadesi kullanılmıştı.
Beyaz Saray’ın açıklaması şöyle devam etti: “Bu trajediyi anarken, aynı zamanda Ermeni toplumunun dayanıklılığını da onurlandırıyoruz. İnsanlık tarihinin en karanlık dönemlerinden birine katlanmak zorunda kaldıktan sonra, kurtulanlar dünyamıza daha iyi bir gelecek bırakmak için çalışmaya başladı. Cesaret ve kararlılıkla hayatlarını yeniden kurdular. Kültürlerini korudular. Bizimki de dahil olmak üzere dünya ülkelerinin dokusunu sağlamlaştırdılar. 109 yıl önce yaşanan mezalimin tekrar etmemesi için hikayelerini paylaşmaya devam ettiler.”
Biden imzalı açıklamanın son bölümünde “ABD’nin insan haklarını savunmaya ve hoşgörüsüzlüğe karşı sesini çıkarmaya devam edeceği” sözü de verildi.
Dışişleri Bakanlığı’ndan tepki
Dışişleri Bakanlığı, yayımladığı açıklamayla, ABD ve bazı diğer ülkelerce kullanılan ifadelere tepki gösterdi.
“Bazı Ülkelerin Yetkililerince Yapılan Beyanlar Hakkında” başlıklı açıklamada; “Bazı radikal çevreleri memnun etmek amacıyla 1915 olayları hakkında yapılan tek taraflı açıklamaları reddediyoruz. Tarihi gerçekleri çarpıtan bu açıklamalar uluslararası hukuka da aykırıdır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, 1915 olaylarının meşru tartışma konusu olduğunu açık biçimde kayda geçirmiştir” denildi.
Açıklamaların “Ön yargılı ve tarafgir” olduğunu savunulan tepki metninde, bu tarz ifadelerin “iki toplum arasındaki uzlaşı çabalarına zarar verdiği ve nefret suçları işlemeye meyilli radikal grupları da cesaretlendirdiği” ifade edildi.
Dışişleri Bakanlığı’nın açıklaması “Tüm tarafları, Ortak Tarih Komisyonu kurulması önerimize ve Ermenistan ile başlatılan normalleşme sürecine destek vermeye çağırıyoruz” sözleriyle son buldu.
Savunma Bakanlığı’nın sosyal medya hesabından paylaşılan bir mesajda ise “Sözde Ermeni Soykırımı” olarak adlandırılan ancak savunmasız ve masum Türklerin hunharca katledildiği olaylarda hayatını kaybedenleri rahmetle anıyoruz” ifadelerine yer verildi.
Fransa da yeniden ‘soykırım’ dedi
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron da X hesabından konuya değindi.
Macron, “Fransa bugün 1915 Ermeni soykırımının 109. yıldönümünü anıyor. Katliamların, tehcirlerin ve zulümlerin kurbanlarının anısını canlı tutalım. Unutmayalım. Fransızlar ve Ermeniler sonsuza kadar birbirlerine bağlıdır” diye yazdı.
]]>“150 BİNİ AŞKIN ERMENİ ZORLA YERİNDEN EDİLDİ”
Ermenistan Dışişleri Bakanlığı, Dağlık-Karabağ’ı da hatırlatarak şu ifadeleri kullanmıştı; “Halihazırda 21’inci yüzyılda, 2020-2023 yıllarında, etnik temizlik politikasının yeni tezahürleri ve sonuçları ile karşı karşıya kaldık. 150 bini aşkın Ermeni, savaş, yabancı düşmanlığı, kimlik temelli suçlar, kuşatma ve nüfusa yönelik sürekli yıldırma eylemleri sebebiyle zorla yerinden edildi ve tarihi vatanlarından ayrılmaya zorlandı.”
DIŞİŞLERİ BAKANLIĞI’NDAN ERMENİSTAN’A SERT TEPKİ
Dışişleri Bakanlığı, 1915 Olayları’nın 109’uncu yıl dönümü dolayısıyla bir açıklama yayımladı. Ermenistan Dışişleri’nin kullandığı ifadelere tepki gösterilen açıklamada, “Tarihi gerçekleri çarpıtan bu açıklamalar uluslararası hukuka da aykırıdır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, 1915 olaylarının meşru tartışma konusu olduğunu açık biçimde kayda geçirmiştir” denildi.
“ERMENİSTAN İLE BAŞLATILAN NORMALLEŞME SÜRECİNE DESTEK VERİN”
Dışişleri Bakanlığı, “Bazı radikal çevreleri memnun etmek amacıyla 1915 olayları hakkında yapılan tek taraflı açıklamaları reddediyoruz” açıklamasında bulundu. Bakanlık, açıklamasına şu ifadelerle devam etti; “Tarihi gerçekleri çarpıtan bu açıklamalar uluslararası hukuka da aykırıdır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, 1915 olaylarının meşru tartışma konusu olduğunu açık biçimde kayda geçirmiştir. Tarihle ilgili bu ön yargılı ve tarafgir açıklamalar, iki toplum arasındaki uzlaşı çabalarına zarar vermenin yanı sıra nefret suçları işlemeye meyilli radikal grupları da cesaretlendirmektedir. Tüm tarafları, Ortak Tarih Komisyonu kurulması önerimize ve Ermenistan ile başlatılan normalleşme sürecine destek vermeye çağırıyoruz.”

CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN’DAN MAŞALYAN’A 1915 MESAJI
Cumhurbaşkanı Erdoğan da 1915 olaylarına ilişkin Türkiye Ermenileri Patriği Sahak Maşalyan’a bir mesaj gönderdi. Mesajında, Birinci Dünya Savaşı’nın ortaya çıkardığı olumsuz şartlarda hayatını kaybeden Osmanlı İmparatorluğu vatandaşı Ermenileri anan, torunlarına taziyelerini ileten Erdoğan, çatışmalar, isyanlar, çete hareketleri ve tedhiş eylemleri nedeniyle vefat eden, şehit edilen Osmanlı toplumunun tüm mensuplarına Allah’tan rahmet diledi.
“TARİHTE YAŞANANLARI BİLİMİN REHBERLİĞİNDE ELE ALMAK ÖNEMLİ”
Birinci Dünya Savaşı’nın Osmanlı topraklarında yol açtığı yıkımın, hafızalarda derin izler bıraktığını belirten Erdoğan, şunları kaydetti; “Ecdadımızdan bize miras kalan huzur ve barış ikliminin devamı, ancak müşterek gayretlerimizle mümkün olabilir. Ürettikleri kültürel ve beşeri eserlerle Anadolu topraklarını zenginleştiren Ermeni vatandaşlarımızın emniyeti, refahı ve mutluluğu bugün de teminat altındadır. Tek bir Ermeni vatandaşımızın dahi ötekileştirilmesine, dışlanmasına, kendini vatanında ikinci sınıf hissetmesine müsaade etmedik, etmeyiz. Tarihte yaşananları, radikal söylemlere, ötekileştirmeye, nefret diline geçit vermeden, aklın, vicdanın ve bilimin rehberliğinde ele almamız önemlidir. Milli belleğimize kazınan hadiseler arasında ayrım yapmaksızın, empati kurulması, ekilen nefret tohumlarının kök salmasını da engelleyecektir.”
ERMENİ TOPLUMUNUN MENSUPLARINA SELAMLARINI İLETTİ
Dünyayı çepeçevre saran şiddet ve savaş sarmalından gelecek kuşakları korumanın yolunun, ortak acılardan çıkarılacak dersler ışığında, geleceği birlikte inşa etmekten geçtiğine işaret eden Erdoğan, Ermeni toplumunun mensuplarına selamlarını iletti.
]]>Azerbaycan tarafından, Uluslararası Adalet Divanı (UAD) nezdinde “Her Türlü Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılmasına İlişkin Uluslararası Sözleşme”nin ihlal edildiği iddiasıyla Ermenistan’a karşı açılan davada, Divan’ın yargı yetkisine ilişkin duruşmalar sürüyor.
Birleşmiş Milletlerin (BM) yargı organı UAD’nin Hollanda’nın Lahey kentinde bulunan Barış Sarayı’ndaki yerleşkesinde yapılan duruşmalarda, Azerbaycan Dışişleri Bakan Yardımcısı Elnur Mammadov, Ermenistan’ı Azerbaycan Türklerine karşı etnik temizlik yapmakla suçladı.
Mammadov, Divan yargıçları karşısındaki sunumunda “Ermenistan, 1991’deki yasa dışı işgalinin ardından, daha önce işgal ettiği topraklardaki Azeri nüfusa ve kültürüne yönelik 30 yıllık etnik temizlik ve buna bağlı kültürel yok etme kampanyası yürütüyor.” dedi.
Ermenistan’ın Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin (BMGK) birçok kararına açıkça meydan okuduğunu belirten Mammadov, “Ermenistan, Azerbaycan Türklerini atalarının evlerinden sürmek, yerlerine tek etnikli bir Ermeni nüfusu yerleştirmek ve Azerbaycanlıların geri dönmelerini engellemek için sistematik bir kampanya yürütmüştür.” ifadelerini kullandı.
Mammadov, Ermenistan’ın Karabağ’da kasıtlı olarak kara mayınları ve bubi tuzakları yerleştirdiğini anlatarak, “Azerbaycan’ın sunduğu gerçekler ve kanıtlar, bu sistematik, ırkçı motivasyonlu kampanyanın sadece bir parçasını oluşturmaktadır.” şeklinde konuştu.
Ermenistan’ın, BMGK’nin birçok kararında, Azerbaycan egemenliğindeki topraklardaki güçlerini “derhal, tamamen ve koşulsuz” olarak çekmesi çağrısına uymadığından bahseden Mammadov, Ermenistan’ın uluslararası ve insan hakları mahkemelerinin kararlarına da karşı hareket ettiğini aktardı.
Mammadov, sunumunda, Ermeni ırkçı hareketinin ana liderlerinden biri haline gelen Garegin Nzhdeh’in sadece Ermeni ırkından oluşan ve Ermenistan toprakları dışındaki bölgelere de yayılmayı hedefleyen tek uluslu devlet ideolojisinin bugünkü Ermenistan’da giderek daha yaygın ve görünür hale geldiğini anlatarak, bu ideolojinin Azerbaycan Türklerine karşı yapılan ırkçı ve ayrımcı saldırılara kaynaklık ettiğini vurguladı.
Azerbaycan Türkleri topraklarına geri dönmek istiyor
Ermenistan işgali öncesinde, Karabağ’daki birçok noktada Azerbaycan Türklerinin nüfusun büyük bölümünü oluşturduğunu fakat işgal süresince bu durumun tersine döndürüldüğünü aktaran Mammadov, Ermenistan tarafından sürülen Azerbaycan Türklerinin topraklarına geri dönme hakkı talep ettiğini söyledi.
Mammadov, Ermenistan’ın mayın ve bubi tuzakları yerleştirerek, Azerbaycan Türklerinin topraklarına dönüşünü engellediğini ifade etti.
Mammadov, Ermenistan’ın kasıtlı olarak mayınların yer aldığı haritaları Azerbaycan’a vermediğini ve bunun yanında Azerbaycan Türklerine karşı yürütülen nefret söylemini ve dezenformasyonu engellemediği gibi, sorumluları cezalandırmadığını vurguladı.
Ermenistan’ın Azerbaycan Türklerine yönelik ırkçı uygulamaları
Azerbaycan’ın avukatlarından Stephen Fietta, Ermenistan’ın Azerbaycan Türklerine yönelik ırkçı uygulamalarını anlatarak, Ermenistan tarafının iddia ettiğinin aksine Divan’ın yargı yetkisi olduğunu ve davayı esastan incelemesi gerektiğini belirtti.
Fietta, UAD’nin söz konusu davaya ırk ayrımcılığı sözleşmesi kapsamında bakmaya yetkili olduğunu vurguladı ve bu sebeple davanın esasına girerek Azerbaycan’ın Ermenistan’a yönelik iddialarını incelemesini talep etti.
Azerbaycan’ın avukatlarından Uluslararası Hukuk Profesörü Stefan Talmon ve Profesör Vaughan Lowe, Ermenistan’ın itirazlarının hukuken geçerli olmadığını anlatarak, Azerbaycan’ın, Ermenistan’a karşı açtığı davanın konu ve zaman bakımından Divan’ın yetkisine uygun olduğunu belirtti.
Azerbaycan’ın avukatlarından Samuel Wordsworth, Ermenistan’ın, savunma amaçlı değil, aksine Azerbaycan Türklerine yönelik ırkçı saiklerle mayınları yerleştirdiği ve geri dönmelerini engellemek için kullandığını dile getirdi.
Cenevre Üniversitesinden Uluslararası Hukuk Profesörü Laurence Boisson de Chazournes, Ermenistan’ın, 1991’den Karabağ’ın kurtarılmasına kadar devam eden süreçte, Azerbaycan Türklerine yönelik kültürel unsurları bilinçli şekilde yok ettiğini ve bunu yaparken çevreye ağır tahribat verdiğini vurguladı.
Ermenistan suçlamaları reddetti
Ermenistan avukatları, dün yapılan duruşmada UAD’nin davaya bakmaya konu ve zaman bakımından yetkisi olmadığını belirterek, Azerbaycan’ın açtığı davanın yetkisizlik sebebiyle düşürülmesini istemişti.
Duruşmalar yarın Ermenistan, 26 Nisan Cuma günü ise Azerbaycan tarafının yapacağı ikinci tur sunumların ardından sona erecek.
İki ülke arasındaki karşılıklı dava
İki ülke birbirine karşı karşılıklı aynı davayı açtı.
Ermenistan, 16 Eylül 2021’de “Her Türlü Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılmasına İlişkin Uluslararası Sözleşme”nin ihlal edildiği iddiasıyla Azerbaycan aleyhine UAD’de dava açtı.
Ermenistan’ın Azerbaycan aleyhine iddiaları, Azerbaycanlıların “Vatan Muharebesi” dediği, Eylül 2020’de başlayarak 44 gün süren 2. Karabağ Savaşı ve sonrasında yaşananları kapsıyor.
Azerbaycan, 21 Nisan 2023’te, mahkemenin yargı yetkisine ilişkin ön itirazlarda bulundu ve bu itirazlar hakkında verilecek karara kadar davanın esası hakkındaki yargılamanın askıya alınmasını istedi.
Divanın, 15-19 Nisan’da her iki ülkenin de yargı yetkisine ilişkin sözlü beyanlarının alındığı duruşmalarda Azerbaycan, mahkemenin yargı yetkisinin bulunmadığını, Ermenistan’ın gerekli kabul edilebilirlik şartları oluşmadan siyasi amaçla dava açtığını ve UAD nezdindeki dava açma amacını kötüye kullandığını belirterek, davanın reddini istemişti.
Bugün başlayan duruşmalar ise Azerbaycan’ın, 23 Eylül 2021’de, yine aynı sözleşmenin ihlal edildiği iddiasıyla Ermenistan aleyhine açtığı davaya ilişkin.
Ermenistan, 21 Nisan 2023’te Azerbaycan’ın açtığı davada mahkemenin yargı yetkisine ilişkin ön itirazlarda bulundu ve bu itirazlara ilişkin bugün başlayan duruşmalar 26 Nisan’da sona erecek.
]]>ANKARA – Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan’ın, “Ermenistan Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü’nden çıkmıyor, KGAÖ Ermenistan’dan çıkıyor” değerlendirmesi üzerine, Ermenistan Parlamentosu Savunma ve Güvenlik İşleri Daimi Komitesi Başkanı Andranik Koçaryan ve Doğu Bilimi Uzmanı Armen Petrosyan, Ermenistan’ın yeni savunma politikalarını değerlendirdi.
Ermenistan Başbakanı Paşinyan, Ermenistan’ın KGAÖ üyeliğini dondurduğunu açıklayarak KGAÖ’nun Ermenistan’a yönelik güvenlik yükümlülüklerini yerine getirmediğini açıkladı. Aynı zamanda, Ermenistan’ın güvenlik alanında çok yönlü bir strateji benimsediğini ve çıkarların farklı yönlerde ve farklı aktörlerle birleştirilmesine dayanan bir çeşitlendirme politikası izlediğini duyurdu. Ayrıca, Avrupa Birliği’nin sivil gözlem misyonu tarafından Ermenistan’ın sınırları denetleniyor.
Ermenistan Parlamentosu Savunma ve Güvenlik İşleri Daimi Komitesi Başkanı Andranik Koçaryan ve Doğu Bilimi Uzmanı Dr. Armen Petrosyan, Ermenistan’ın yeni güvenlik politikasını ve Ermenistan- Türkiye ilişkilerinin normalleşme sürecinin sonuçlarını İHA muhabirine değerlendirdi.
Petrosyan: “Fransa ile askeri alanda iş birliği derinleşti”
2. Karabağ savaşının ardından, Ermenistan’ın güvenlik politikasını gözden geçirdiğini ve bu alandaki ortaklarını yeniden değerlendirmeye başladığını Doğu Bilimi Uzmanı Dr. Armen Petrosyan, “2020’deki savaşın ardından, özellikle 2021 yılının Mayıs ve Kasım ayları ile 2022 Eylül ayı dikkate alındığında, Ermenistan ciddi güvenlik sorunlarıyla karşı karşıya kaldı ve bu bağlamda mevcut güvenlik sisteminin yetersiz olduğu gözler önüne serildi. Bu nedenle, Ermenistan, güvenlik sisteminin içeriğini değiştirmeye ve önceki tek merkezli sistemden daha katmanlı bir yapıya geçmeye yönelik stratejik bir karar aldı. ‘Çeşitlendirme politikası’ olarak adlandırılan bu stratejinin amacı, çok faktörlü bir güvenlik sistemi oluşturarak aynı anda birden fazla ortakla iş birliğinin yapılmasıdır. Bu politikanın mantığına uygun olarak, Hindistan’dan silah alındığına tanık olduk. Fransa ile askeri alanda iş birliği derinleşti. Son zamanlarda özellikle İran ile siyasi ve güvenlik düzeyinde daha yakın bir iş birliği olduğunu görüyoruz. Rusya ile olan ilişkiler de devam etmektedir. Ermenistan’ın KGAÖ üyeliğinin dondurulmasına rağmen, KGAÖ’nün Ermenistan’ın taleplerini yerine getirmesi durumunda bu örgüt ile iş birliği gündemde kalmaya devam edecektir” ifadelerini kullandı.
Ermenistan için komşularıyla sorunlu ilişkilerin çözülmesi bölgede barışçıl, istikrarlı bir gelecek inşa etme açısından önemli bir hedef olduğunu aktaran Petrosyan, “Dolayısıyla, Azerbaycan ve Türkiye ile herhangi bir anlaşmazlık olmadığı takdirde genel güvenlik durumu iyileşecek ve güvenlik açısından farklı ortaklarla olan ilişkilerin doğal olarak zamanla şekil değiştirebilecek” diye konuştu.
Ermenistan’ın çok yönlü çabalarıyla her iki komşusuyla olan ilişkilerin normalleşmesini istediğini gösterdiğini aktaran Petrosyan, Azerbaycan ile devam eden müzakereler ve Türkiye ile normalleşme sürecinde atanan özel temsilciler bu çabaların bir yansıması olduğunu söyledi.
Ermenistan’ın diğer ülkelerden satın aldığı silahlarla yeni bir savaş başlatma hazırlığında olduğu iddialarına yönelik Petrosyan, “Daha önce de belirttiğim gibi, Ermenistan’ın yeni güvenlik politikasının temelinde komşularıyla ilişkilerin normalleştirilmesi yer alıyor ve dolayısıyla bu mantıkla hareket edersek, Ermenistan’ın elde ettiği silahlar Ermenistan’ın komşularına saldırgan amaçlarla yöneltilemez. Her ülkenin, herhangi bir ülkeden yeni silah alma hakkı vardır ve eğer uluslararası sözleşmelerin izin verdiği bir silahsa, hiç kimse bunu yasaklayamaz. Ermenistan’ın çeşitli ülkelerle askeri iş birliği öncelikle kendi güvenlik sorunlarını çözmeye ve kendisini savunmaya yönelik bir politikadır” dedi.
Koçaryan: “Ülkemizin sınırlarını koruyup barışı sağlayacak ihtiyaçları farklı ülkelerde arıyoruz”
Ermenistan Silahlı Kuvvetleri ve Savunma Bakanlığının, karşılaştıkları sorunlardan yola çıkarak savunma stratejileri mantığı çerçevesinde imkanlarını çeşitlendirdiklerini belirten Ermenistan Parlamentosu Savunma ve Güvenlik İşleri Daimi Komitesi Başkanı Koçaryan, “2020 yılı savaşından ders alarak, ülkemizin sınırlarını koruyup barışı getirecek fırsatı hayata geçirmemizi sağlayacak ihtiyaçları farklı ülkelerde arıyoruz. Savunma amaçlı silahlardan bahsediyoruz. Bunlar esas olarak hava savunma, anti elektronik silahlar ve silahlı kuvvetler personelinin eğitiminin teknik araçlarıdır. Hepsi sırf savunma amaçlıdır” dedi.
“Azerbaycan’daki esirlerimiz Türkiye’nin arabuluculuğuyla serbest bırakılabilir”
Türkiye’nin Ermenistan-Azerbaycan ilişkilerine olumlu etkileri için çok uygun bir an olduğunu değerlendiren Koçaryan, “Atılacak adımlar sadece kapalı sınırların açılmasından ibaret olmamalı. Örnek olarak, Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın iyi niyeti olarak Azerbaycan’daki esirlerimiz Türkiye’nin arabuluculuğuyla serbest bırakılabilir. Bu ilişkileri normalleşme yönünde insani adımlardan biri de olabilir. Rubinyan ile Kılıç arasındaki görüşmeler de çok önemli. Düzenli olarak görüşmeler yapılmalı. Bölgesel açıdan bakıldığında, diğer ülkelerin, örneğin Gürcistan’ın, barışa ulaşma konusundaki çıkarları dikkate alınmalıdır, çünkü füzeler uçuşa başladığında düzensiz de uçabilir. Eğer barış istiyorsak ve birbirimizin sınırlarını tanıyorsak, o zaman tanınan sınırlar ihlal edilemez. Hiç kimsenin, geniş kapsamlı hedeflerle bile olsa, bu sınırları ihlal etme hakkı yoktur” diye konuştu.
]]>2020 yılı Kasım ayında, 2. Karabağ Savaşı Azerbaycan’ın mutlak üstünlüğüyle sona erince, bölgedeki güç dengesinin yeniden şekillenmesinin de yolunun açıldığını ve savaş sonrasında imzalanan anlaşmanın en önemli maddelerinden birisinin, Azerbaycan ile Nahçıvan arasında yeni bir ulaşım bağlantısı olduğunu belirten Asılsız Soykırım İddialarıyla Mücadele Derneği (ASİMED) Başkanı Doç. Dr. Savaş Eğilmez, “Nahçıvan ile Azerbaycan arasındaki 43 kilometrelik mesafe, Zengezur koridoru olarak adlandırılır. Zengezur koridorunun hayata geçirilmesiyle Türk dünyasının ticari, lojistik ve siyasi bağları güçlenecek. Zengezur, hem Türk Dünyası’nın hem de bölgenin parlayan yıldızı olacaktır. Zengezur koridoru İran, Ermenistan, Azerbaycan, Rusya ve Türkiye gibi birçok ülkenin ilgi alanında yer alıyor. Son dönemde bölgede yaşanan gelişmeler, Fransa ve İran yanında bazı batılı güçlerin, Zengezur koridorunun açılmaması için akıl dışı faaliyetlerin içerisinde olduğunu gösteriyor. Özellikle Fransa ve İran, koridora terörist gruplarını yerleştiriyor, Hindistan ile birlikte bunlara silah ve para yardımında bulunuyor.” diye konuştu.
10 Binden Fazla Terörist Zengezur Bölgesinde
Aralarında PKK’lı teröristlerin de yer aldığı 10 bin militanın, Zengilan’dan başlayan ve Taşkesen’e uzanan hatta yerleştirildiğini, PKK/YPG terör örgütü dışında Sasna Tsrer, Voma, Poga, Nor Asala, Bever ve Yerkrapa gibi Ermeni terör gruplarının da bulunduğunu vurgulayan Eğilmez,” Koridorun açılmasını istemeyen güçlerin kullandığı bu örgütlerden Sasna Tsrer, adını Ermeni kahramanlık şiiri Sasun’un Cesurları’ndan almıştır. Aşırı milliyetçi ideolojisinde olan bu örgüt, büyük Ermenistan’ın kurulması gerektiğini savunuyor. Karabağ’ın Ermenistan’la birleşmesini açıkça talep ediyorlar. Diğer bir örgüt “Hayatta kalma sanatı” anlamına gelen VOMA, bünyesinde 18-50 yaş arası Ermenileri toplayarak silahlı eğitim veriyor. Önce Dağlık Karabağ’da faaliyet gösteren bu örgüt şimdi Zengezur bölgesine yerleşti. Karabağ’ı ele geçirme hayaliyle kurulan, başka bir terör örgütü POGA (Askeri Yurtsever Okulu) da koridorun açılmamasını isteyen güçlerin kuklalarından biri olarak Zengezur’a yerleştirildi. 1975 yılında Lübnan’da kurulan ve Fransa, Avusturya, Yunanistan, Lübnan, İsviçre ve ABD gibi birçok ülkede terörist faaliyetler yürütmüş ve 31 diplomatımızı ve yakınını şehit etmiş olan ASALA terör örgütünün devamı olan Nor Asala’da, Zengezur bölgesi için Fransa ve İran tarafından finanse edilen terör örgütlerinden bir diğeridir. Bölgede bulanan diğer iki terör grubu da Bever ve Yerkrapa örgütleridir. Bunlardan Yerkrapa 1993 yılında kurulmuş, Karabağ’ın işgali sırasında sivillere ve esirlere karşı çok sayıda katliam gerçekleştirmiştir. Başlangıçta 6.000 üyesi olan örgütün militan sayısının günümüzde 30 bine ulaştığı değerlendirilmektedir. 90’lı yıllardan itibaren Ermenistan iç siyasetinde de aktif rol alan örgütün sadece Ermenistan’da değil, Rusya’nın hemen hemen tüm bölgelerinde, ayrıca Kaliforniya (ABD) ve Marsilya’da (Fransa) da şubeleri bulunmaktadır.” dedi
“Paralar Fransa’dan, İran Milislerini Ermenilerin Yanına Yerleştiriyor “
Zengezur koridoruna yerleştirilen bu teröristlerin, günlük 12 dolar olan ücretlerinin Fransa ve Ermeni diasporası tarafından karşılandığını ve güvenlik kaynaklarının Ermenistan-Azerbaycan sınır hattı ile Zengezur arazisine konuşlanan terörist ve çetelerin PKK terör örgütü tarafından da ciddi anlamda desteklendiğini hatırlatan Asılsız Soykırım İddialarıyla Mücadele Derneği (ASİMED) Başkanı Doç. Dr. Savaş Eğilmez, “Fransız ve İranlı askeri uzmanlar, bu teröristlere suikast, sabotaj, elektronik harp, füze, mayın ve istihbarat eğitimleri veriyor. Bölgeye çok sayıda terörist sevk edilince, koridorun Ermeni tarafında kalan kısmındaki birçok köy boşaltıldı. Boşaltılan yerlere de İran kendi yandaşları olan milisleri yerleştirdi ve yerleştirmeye de devam ediyor. Erivan, Fransa’dan modern silah sistemleri aldığını itiraf etti. Hindistan da süpersonik uzun menzilli seyir füzelerini Ermenistan’a teslim etti.” şeklinde konuştu.
“Ermenistan Yine Piyon Görevinde, Bölge Mutlaka Temizlenmeli”
Attığı adımlarla yeni bir savaşa hazırlanan Ermenistan’ın, yaşadığı mağlubiyetlerden ders almak ve anlaşmalara bağlı kalmak yerine Fransa ve İran’dan aldıkları talimatları yerine getirdiğini anlatan Eğilmez, sözlerine şöyle devam etti,” Ermenistan barışın bir parçası olmak yerine, tarihi alışkanlıklarını devam ettirerek yine başka güçlerin oyuncağı oluyor. Ermenistan’ın bu Türk düşmanı güçlerin oyuncağı olma alışkanlığı devam ederse, Ermenilerin yeni bir savaşta yeni bir hezimet yaşayacağı ve yine büyük bir zarara uğrayacağı kesindir. Ermenistan’ın, hangi devletler veya terör gruplarıyla ittifak yaparsa yapsın Azerbaycan-Türkiye kardeşliği karşısında başarı elde edebilmesi mümkün değildir. Türk dünyası ve birçok ülke açısından çok önemli olan Zengezur bölgesinin, potansiyelinin ortaya çıkarılması için üzerindeki gölgelerin ve belirsizliklerin ortadan kaldırılması, bölgenin terörden temizlenmesi, güvenli ve istikrarlı bir hale getirilmesi gerekmektedir. Türk Devleti ve kardeş Azerbaycan’ın da bu temizliği yapabilecek kudret ve güce sahip olduğu, bölgedeki tüm aktörler tarafından iyi bilinmektedir.” – ERZURUM
]]>CHP Şişli Belediye Başkan adayı Resul Emrah Şahan, farklı inanç grupları ile din temsilcilerini iftar sofrasında buluşturdu. Derviş Eroğlu Kültür Merkezi’nde düzenlenen iftar yemeğine CHP Şişli İlçe Başkanı Tamer Özcanlı, Ermeni Protestan Cemaati Ruhani Önderi Verabadveli Kirkor Ağabaloğlu, Ermeni Patrikhane Yetkilisi Peder Goryun Fenerciyan, Türkiye Süryani Katolik Kilisesi Patrik Vekili Korepiskopos Orhan Çanlı, Türkiye Ermeni Katolikleri Ruhani Lideri Boğos Levon Zekiyan, Rum Patrikhanesi Yetkilisi Peder Paisios Kokinaki, Latin Katolik Patrikhanesi Pederi Juliam Pişta, Anadolu Alevi Canlar Federasyonu Başkanı Zeynel Şahan, ilçedeki bazı camilerin imamları katıldı.
“ŞİŞLİ’NİN FOTOĞRAFI BU”
Eski bakanlardan Mustafa Kul, Şişli Belediye Meclis üyesi adayları ve bazı mahalle muhtarları ile yurttaşların da katıldığı iftar programında konuşan Şahan; birlik, beraberlik ve kardeşliğe vurgu yaparak “Bugün Şişli’ye yakışan çok özel bir gün. Şişli’nin fotoğrafı budur aslında” dedi. Bu özel günlerin bütün dinlerin ortak amacını gösterdiğini aktaran Şahan, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bütün dinlerin ortak amacı barış, adalet, demokrasi. Hepimiz yüz yıllardır aynı sofralarda, aynı yemeklere kaşık çalıyoruz. Aynı sokaklarda, caddelerde, şehirlerde aynı yemekleri yiyor, acımızı, sevincimizi, kederimizi paylaşıyoruz. Yaşadığımız hayatın dini, dili, ırkı yok. Nefsimizi terbiye etmeye çalıştığımız bu ayların birliğimiz, beraberliğimiz ve geleceğimiz için çok büyük önemi var. Bu ülkenin ötekileştirmeye değil; birlik, beraberlik, kardeşliğe ihtiyacı var. Her şeye inat kardeşliğimizi sofralarımızın bereketi, barışı çok önemli. Her şeye inat kol kola, yan yana durmalıyız. Şişli bunun için önemli bir yer. Önümüzdeki dönem Şişli’de bu anlayışta, bu yaklaşımda 270 bin Şişliliye yaklaşacağız. Bu ülkenin ötekileştirmeye değil, tam da bu sofralardaki gibi birlik, beraberlik, kardeşliğe ihtiyacı var. Hepinize çok teşekkür ederim.”
“BİRLİK OLMAK ÖNEMLİDİR”
Ermeni Protestan Cemaati Ruhani Önderi Verabadveli Kirkor Ağabaloğlu da orucun iki anlamı olduğuna değinerek “Bir; soframızı, varımızı olmayanlarla paylaşmak. Oruç sofrasının öğrettiği ikinci şey ise ruhsal anlamıdır. Ruhsal anlamı ikinci plana atarsak akşama kadar aç kalmanın bir anlamı yoktur. Düşkün olanlara elimizi uzatıp onları sevindirmeliyiz. Darda olanları esenliğe eriştirmeliyiz. Acıkmış olanları doyurmalıyız. Bir olmak, birlik olmak önemlidir. Birliğin olduğu yerde birlik olur. Rab soframızı daim etsin” diye konuştu. Türkiye Süryani Katolik Kilisesi Patrik Vekili Korepiskopos Orhan Çanlı ise “Bu mübarek Ramazan ayının manevi yolculuğu, Hristiyan dostları da kucaklayan büyük öneminin bilinci içerisinde huzur, sevinç, manevi armağan getirmesi için şahsım ve Süryani Katolik toplumuz adına en güzel dileklerimizi sunuyoruz” dedi. Ermeni Patrikhane Yetkilisi Peder Goryun Fenerciyan da sofraların bereketli olmasını temenni ederek “Ülkemizin, dünyamızın huzur ve refah içerisinde olması için tutulan oruçların Rab tarafından kabulünü diliyorum” ifadelerini kullandı.
]]>İlk olarak Erzurum Valisi Mustafa Çitfçi, 9. Kolordu ve Garnizon Komutanı Tümgeneral Tevfik Algan ve Erzurum Büyükşehir Belediye Başkanı Mehmet Sekmen, Havuzbaşı’ndaki Atatürk Anıtı’na çelenk koydu.
MHP Genel Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Kamil Aydın ve AK Parti Erzurum Milletvekili Mehmet Emin Öz’ün de katıldığı törende Başkan Sekmen, günün anlam ve önemini belirttiği konuşmasında, “Bugün karanlıklardan aydınlığa çıkıldığı günün 106’ncı yıl dönümü Bugün, Dadaşların şahlandığı ve ordu-millet bütünleşmesinin en iyi örneklerini sergileyerek; zulme, esarete ve yok olmaya karşı koydukları günün yıl dönümü Yine bugün, vatanımıza göz diken, el uzatan tüm düşmanların, hainlerin ve zalimlerin bu mukaddes beldeden silinip süpürüldüğü günün yıl dönümüdür” dedi.
“12 Mart; Dadaşlar diyarı, yiğitler ovası Erzurum’un kurtuluş günü olduğu gibi aynı zamanda bu kadim Türk-İslam beldesinin şahlanış günüdür” diyen Başkan Sekmen, şöyle devam etti: “Emperyalist devletlerin, tarihi emelleri doğrultusunda Osmanlı Devleti’ni parçalama siyasetlerini uygulamaya başladıkları Birinci Dünya Savaşı’nda Erzurum’un vatanperver insanları çok zor günler geçirdi. Sarıkamış felaketinden sonra 16 Şubat 1916’da Rus işgaline uğrayan bu tarihi şehir, 2 yıldan fazla bir süre hilalin mübarek gölgesinden uzakta, harap ve bitap düşerek kederli bir hayat yaşadı. Bu elem dolu günler, Tarih sayfalarına ‘Erzurum’un kara günleri’ olarak geçmiştir. Ermeni çetelerinin başlattıkları Müslüman-Türk soykırımı, Rus kuvvetlerinin silah ve cephanelerini Ermenilere bırakarak bölgeden çekilmeye başladıkları 1917 yılı sonlarında daha da artmıştır. Rus işgali esnasında gizlice ve münferiden yapılan katliamlar Rusların çekilmesiyle kitlesel bir hal aldı ve 3 aylık Ermeni idaresinde olan şehrimiz tarihte eşine rastlanmayan bir mezalime ve Müslüman-Türk soykırımına maruz kaldı.”
“Ermeni çeteleri 50 bin masum insanımızı katletmiştir”
Başkan Mehmet Sekmen, konuşmasında Ermeni çetelerinin Erzurum’da yaptığı soykırımı da anlattı. Sekmen, şunları kaydetti: “1914-1918 yılları arasında Birinci Dünya Savaşı içinde Rus ordusu ile ittifak yapan Taşnak, Hınçak ve Ramgavar adlı Ermeni çeteleri Erzurum ve çevresinde; Erzurum-Cinis’te, Tazegül’de, Alaca’da, Ilıca’da, Tepeköy’de, Börekli’de, Dutçu’da, Erzurum merkezde; Yanıkdere’de, Karskapı’da, Ezirmikli Osman Ağa ve Mürsel Paşa Konaklarında, Gölbaşı’nda Hacı Ahmet Hanı’nda, Firdevsoğlu Kışlası’nda, Yeşilyayla’da, Hasankale’de, Tımar’da, Köprüköy’de, Horasan’da, Pazaryolu’nda tam bir Müslüman soykırımı gerçekleştirmişlerdir. Ermeni çeteleri üç ay gibi kısa bir zaman zarfında 50 bine yakın sivil ahaliyi kendi yurtlarında, kendi ocaklarında acımasızca katletmişlerdir. Ermeni çetelerinin Müslüman ahaliye yönelik zulmüne son verme üzere aldığı emir üzerine harekete geçen Doğu’nun muzaffer kumandanı Kazım Karabekir Paşa komutasındaki Birinci Kafkas Kolordusu geceli gündüzlü savaşarak, 12 Mart 1918 sabahı Erzurum’u düşman işgalinden kurtarmıştır. Türk Ordusu, milletiyle birlikte Ermeni işgal ve zulmüne son vermiş, Erzurum’u yeniden ay yıldızlı bayrağımızla kucaklaştırmıştır. Bu yüzden 12 Mart; Türk’ün tarihinde önemli sayfa, kutlu bir zafer günüdür. 12 Mart; Erzurum için tarihin bin bir facialarını örten bir teselli ve saadet günüdür. 12 Mart; aslında sadece Erzurum’un Ermeni çetelerinden kurtuluşu değil, Türkiye’nin emperyalist devletlerin işgallerinden de kurtuluşunun müjdecisidir.”
Başkan Sekmen Ermeni Diasporasına seslendi
Erzurum Büyükşehir Belediye Başkanı Mehmet Sekmen, “Kurtuluş Günü’müz vesilesiyle buradan tüm Dünya’ya ve Ermeni diasporasına seslenmek istiyor ve diyorum ki, Asıl soykırımı kimlerin yaptığını kanıtlayan belge de bilgi de fazlasıyla mevcuttur” diye konuştu. “Arşivlerimizde Ermeni çetelerinin Erzurum’da hunharca işledikleri her cinayetin tutanakları var, raporları var, kayıtları var” diyen Başkan Sekmen şu kaydı düştü: “Kayıtlardaki ve eldeki tüm arşiv belgelerindeki bilgiler; Erzurum’da, üç ay içerisinde Ermeni Hınçak ve Taşnak çeteleri tarafından katledilen Müslüman Türklerin sayısının”50 bin” olduğu bilgisini bize vermektedir. Hatta bu Ermeni çetecilerin, bırakın savunmasız insanlara yaptıklarını, hayvanata zulmedecek kadar nasıl barbarlaştıklarını ortaya koyan tarihi vesikalarımız bile var. Her belge mezalimi özetliyor Her evrak cinayetleri anlatıyor Arşivlerde döneme ait hangi belgeye bakarsanız bakın; içeriğindeki bilgilerde Ermeni mezaliminden, annelerinin karnında süngülenen yavrulara dair kayıtlar çıkıyor. O yıllara dair hangi belgeye baksanız, karşınıza başları gövdelerinden ayrılan Müslümanlar ve gözleri oyulmuş olan biçareler çıkıyor. Hani sürekli diyoruz ya: Erzurum şehitlerin otağıdır, diye Biliniz ki, işte bu sebepledir, işte bu yüzdendir Görüyor ve biliyoruz ki; geçmişte doğrudan işgal ettikleri bu toprakları, bugün de dolaylı yollardan işgale kalkışanlar var. Üzerinde bulunduğumuz coğrafyayı kan ve gözyaşıyla yeniden imar etmeye ve bu bölgede küresel bir güç oluşturmaya kalkışanlar var. Sevr ile tarih sahnesinden silmeyi başaramadıkları Türk milletini, bugün binbir türlü hile ve desiseyle bertaraf etmek isteyenler var. Büyük ve Güçlü Türkiye hedefimize ket vurmak için çalışanlar var, mazlum ümmetin umudu oluşumuzdan rahatsız olanlar var. En kötüsü de, tıpkı geçmişte olduğu gibi, içimizde bu hain emellere bugün bile alet olan, taşeronluk yapan ve kuklalık eden mihraklar var. Geçmişte Ermeni çeteleri vasıtasıyla kan döken o mihraklar ki, bugün de Filistin’de, Gazze’de kan dökmekte ve insanlık suçu işlemeye devam etmektedirler. Ama onlar ve onların destekçileri bilmelidirler ki, karşılarında tarih boyunca erlik ve kahramanlık destanları yazmış olan bir millet var. Bilmelidirler ki, karşılarında vatanına, milletine ve bayrağına ölümüne bağlı; istiklali uğruna can vermeyi canına minnet sayan bir millet var.”
Başkan Sekmen ve protokol üyeleri, Havuzbaşı’ndaki törenin ardından Karskapı ve Polis Şehitliği’ne geçerek aziz şehitlerimizin kabirlerine karanfil bıraktı. – ERZURUM
]]>***
Eylül 2020’de başlayan ve 44 gün süren 2. Dağlık Karabağ Savaşı’nda, Azerbaycan’ın izlediği başarılı politika sonucunda bölgedeki Ermeni işgali sona erdi. Bakü yönetimi, 1. Karabağ Savaşı’nda kaybettiği toprakların bir kısmını savaşarak, bir kısmını da diplomasi ile geri almayı başardı. Erivan ise yenilgiyi kabul etti. Eylül 2023’de Azerbaycan ordusu, Karabağ’da faaliyetlerine devam eden gayrimeşru Ermeni rejimine yönelik anti-terör operasyonuyla bölgeyi tamamen kontrol altına aldı. Azerbaycan yıllardır işgal altında olan topraklarını kurtarırken, Güney Kafkasya’daki statüko da değişti. Savaşın ve mağlubiyetin etkileri ise Ermenistan iç ve dış siyasetini etkilemeye devam ediyor.
Erivan siyasetinde dengeler
2018 yılında “Kadife Devrim” olarak adlandırılan protesto gösterileriyle iktidara gelen Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan, ülkeyi yolsuzluktan ve eski tarz siyasetten kurtaracağını belirtti. Ancak Ermenistan’ın 2. Dağlık Karabağ Savaşı’nda ağır bir yenilgi alması, Paşinyan’ı eleştirilerin odak noktası haline getirdi. Muhalifler onu hem söz verdiği reformları yerine getirmediği hem de Azerbaycan’a karşı savaşı kaybettiği için eleştirmeye devam etti. Bağımsızlıktan 2018 yılına kadar ülkeyi yöneten “Karabağ Klanı” ise Paşinyan’ı istifaya davet ederek etnik milliyetçi muhalefetin liderliğini yapıyor. Nisan 2021’de istifa etmek zorunda kalan Paşinyan, Haziran 2021’de gerçekleştirilen erken seçimlerde yüzde 50’den fazla oy alarak seçimleri kazandı.
Savaşın ardından popülaritesi azalan Paşinyan’ın net bir zafer kazanması, Ermenistan halkı için önemliydi. Yöneticileri, medyası ve Batı’daki diasporası tarafından yıllarca manipüle edilen Ermeniler, büyük bir hayal kırıklığı yaşadı. Karabağ’da yaklaşık 30 yıldır sürdürdükleri işgal sona ererken geriye oldukça sorunlu bir ekonomi ve dışa bağımlı hale gelen bir ülke kaldı. Diaspora ve Rusya’nın ekonomik yardımları yıllarca Ermeni dış politikasına yön verirken sürdürülen savaş ekonomisi Ermeni halkının yaşam koşullarını zorlaştırdı. Bu sebeple yolsuzluk davaları devam eden ve Moskova’nın desteklediği eski siyasetin en önemli figürlerinden Eski Ermenistan Cumhurbaşkanı Robert Koçaryan’ın seçilememesi, Ermeni halkının yeni ve daha temiz bir siyaset talebini ortaya koydu.
Ermenistan’ın ekonomik, siyasi ve sosyal sorunlarının farkında olan Paşinyan, nefret temelli Türk düşmanlığını içeren milliyetçi politikaya karşı çıkıyor. Bu sebeple etnik milliyetçi “Karabağ Klanı” ile savaş taraftarı ve bölgesel gerçekliklerden uzak olan Ermeni diasporasının ülke siyasetindeki etkisini kırmaya çalışıyor. 2020’deki savaşın ardından önceki yıllarda izlenen politikaları eleştiren Paşinyan, Karabağ’daki yeni statükonun Ermenistan’ın geleceği açısından daha olumlu olduğunu ifade ederek kamuoyunu da yanına çekmeye çalışıyor. Azerbaycan ve Türkiye ile normalleşmeye ihtiyaç duyan Erivan yönetimi, bu ülkelere karşı toprak taleplerini içeren 1990 tarihli Bağımsızlık Bildirisi’ni ve anayasayı değiştirmeyi de gündeme getirdi.
Dış politikada arayış
Ermeni halkının da isteği olan hukuksal ve ekonomik reformlar ise dış politikada doğru adımların atılmasıyla mümkün olabilir. Nitekim 2000’li yıllardan itibaren ulus-devlet inşasını olgunlaştırıp ekonomisini geliştiren Azerbaycan, çok taraflı dış politikasıyla ordusunu modernize ederek Ermenistan ile arasındaki güç dengesini değiştirmeyi başardı. Yaşanan bu süreç, Erivan’ın ülke üzerindeki Rus nüfuzunu kırmaya çalıştığı ve Batı yanlısı bir politika takip ettiği bir dönemi başlattı. Muhalefette olduğu dönemde de Moskova karşıtı söylemleriyle tanınan Paşinyan, 2020’deki savaşın ardından bu düşüncelerini daha net şekilde uygulamaya başladı. Özellikle geçtiğimiz şubat ayında Paşinyan’ın Rusya liderliğindeki Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü’ne (KGAÖ) Ermenistan’ın katılımını askıya aldıklarını açıklaması, Erivan dış politikasındaki “eksen kayması” tartışmalarını artırdı.
2. Dağlık Karabağ Savaşı’nın seyrini değiştiren en önemli unsurlardan birisinin bölgedeki Türk-Rus çekişmesi olması, Paşinyan’ın argümanlarını Ermenistan kamuoyunda da güçlendirdi. Rus silahları ve teknolojisi ile donatılan Ermenistan ordusu, insansız hava aracı (İHA) ve silahlı insansız hava aracı (SİHA) başta olmak üzere Azerbaycan ordusunun kullanımına sunulan Türk silahları ve teknolojisi karşısında çaresiz kaldı. Nitekim bu süreç Ermenistan’ı hem komşularıyla ilişkilerini düzelttiği hem de Batı ile ilişkilerini geliştirdiği çok boyutlu bir dış politika oluşturmaya teşvik etti. Bu noktada Haziran 2023’de Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın göreve başlama törenine katılan Paşinyan, Ankara ile ilişkilerinin normalleşmesinin Ermenistan açısından en önemli faktör olduğunu ifade etti.
Erivan’ın Batı yanlısı dış politika açılımına ise en fazla ilgi gösteren ülke Fransa oldu. İki ülke arasında çeşitli güvenlik anlaşmaları ve askeri yardımlar konusunda görüşmeler gerçekleşti. Hatta bu yakınlaşma, Fransa’nın açıkça Azerbaycan karşıtı bir siyaset izlemesine ve kısa sürede Bakü-Paris ilişkilerinin bozulmasına neden oldu. Türkiye’nin Afrika’da artan etkisinden rahatsız olan Fransa’nın, jeopolitik bir karşılık olarak Güney Kafkasya’daki yeni denklemde bir rol kazanmaya çalıştığı söylenebilir.
Bu noktada Paşinyan liderliğindeki Ermenistan’ın dış politika açılımları pragmatiktir. Erivan, Batı yahut Rusya arasındaki bir eksen tercihinden ziyade çok boyutlu bir dış politika anlayışıyla ülkedeki sorunları gidermeyi amaçlıyor. Ermenistan’ın komşularına karşı atacağı pozitif adımlar muhakkak ki karşılık bulacak ve ülkedeki sosyo-ekonomik reformlar için önemli bir fırsat doğuracaktır. Ancak hem içerdeki muhalefetin baskısı hem de Erivan’ın yeni müttefiklerinin jeopolitik arzuları, Güney Kafkasya’da beklenen bölgesel barışı olumsuz etkileyebilir.
[University of York’ta doktora çalışmalarına devam eden Burak Çalışkan, Orta Asya siyaseti, Rus dış politikası ve Avrasya jeopolitiği konularında çalışmaktadır.]
*Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editöryal politikasını yansıtmayabilir.
]]>Iğdır-Azerbaycan Dil, Tarih ve Kültür Birliğini Yaşatma ve Destekleme Derneği tarafından organize edilen etkinlik, İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü Konferans Salonu’nda yapıldı..
Saygı duruşunda bulunulması ve iki ülkenin milli marşlarının okunmasıyla başlayan programda, katliamda öldürenler için Kur’an-ı Kerim okundu, dua edildi. Etkinlikte kısa film gösterimi de yapıldı.
Iğdır Valisi ve Belediye Başkan Vekili Ercan Turan, programda yaptığı konuşmada, Hocalı Katliamı’nı unutmayacaklarını söyledi.
Hocalı olayının önemli bir dönüm noktası olduğunu belirten Turan, şöyle konuştu:
“Kerbela’yı unutmayacağız, Gazze’yi unutmayacağız, 15 Temmuz’u unutmayacağız, Çanakkale’yi unutmayacağız. Unutursak kanımız kurusun. Hakkıdır Hakk’a tapan milletimin istiklal. İçimizde sıkıntılı insanlar var, birlik ve beraberliğimizi bozmak isteyen insanlar var ama onların tuzakları var ya o hainlerin tuzakları var ya örümcek ağı gibi. Başarılı olamayacaklar. Cumhurbaşkanı’m diyor ya, ‘başaramayacaksınız, bu milleti birbirine düşürmeyi başaramayacaksınız.’ Kafkas Ordusu Komutanı Nuri Paşa’yı unutmayacağız, Kazım Karabekir Paşa’yı unutmayacağız, kendi cebinden para ödeyerek Dilucu’nu alan, Turan kapısı diyen Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü unutmayacağız.”
AK Parti Iğdır Milletvekili Cantürk Alagöz de birlik ve bir olmak zorunda olduklarını dile getirerek, “Hadi erkekseniz Karabağ’a tekrar girin. Bu milletin büyüklüğünü bütün dünya biliyor, biz birliğimizi bozmayacağız, biz dirliğimizi bozmayacağız. Bu vesile ile Sayın Aliyev’e, Sayın Cumhurbaşkanı’mıza sonsuz şükranlarımı sunuyorum ki bunların başını ezdiler. Rabb’im bizim başımızı eğdirmesin, bizi utandırmasın.” ifadelerini kullandı.
Azerbaycan Kars Başkonsolosu Nuru Guluyev de Ermenilerin yaptığı katliamlara değinerek, şunları kaydetti:
“2-3 yaşında çocuğa silah verip diyorlar ki vuracağın tek bir canlı varsa o da Türk’tür. Çocuk gözünü açınca Ermeni toplumunda, Ermeni ailesinde bir Türk’ü vurmak için onun kanını dökmek için yetiştiriliyor. En önemlisi şudur ki 2022 yılında zafer bayrağını işgal edilmiş topraklarımızda dalgalandırabilmişiz ve inşallah bundan sonra hem Azerbaycan’ımızın hem Türkiye’mizin hem Türk dünyamızın bayrakları daim dalgalanır ve biz bu bayrakların altında mutlu hayatımızı devam ettiririz.”
Iğdır-Azerbaycan Dil, Tarih ve Kültür Birliğini Yaşatma ve Destekleme Derneği Başkanı Ziya Zakir Acar da 1915-1919 yıllarında Birinci Dünya Savaşı’nda müttefiklik yapan Ermeni çetelerinin Doğu Anadolu Bölgesi’nde büyük katliamlar yaptıklarına dikkati çekti.
Toplu mezarların ulusal basının önünde açılarak vahşetin boyutunun ortaya çıkarıldığını hatırlatan Acar, “Iğdır da Ermenilerin katliamından nasibini alan yerlerden biridir. Hocalı Katliamı bugün ve gelecekte dersler çıkarılması ve bugüne kadar gösterilen tepki konusunda bir vicdan muhasebesi yapılması gereken önemli bir olaydır. Azerbaycan Türklerine karşı yapılan bu katliamın acılarını kardeş Türk milleti olarak yüreğimizde hissediyor ve her zaman bu katliamı kınıyoruz.” dedi.
Konuşmaların ardından Nahçıvan Şehit Babaları Topluluğu tarafından Vali Turan’a tablo ve bayrak hediye edildi.
Anma programına, Türkiye Azerbaycan Dernekleri Federasyonu Başkan Vekili Perviz Memmedov, akademisyenler, katliamda öldürülenlerin yakınları ve vatandaşlar katıldı.
]]>Cumhuriyet Meydanı’nda düzenlenen anma programında 1992 yılında ‘Hocalı Katliamı’nda hayatını kaybedenler anıldı. Program ilk olarak hayatını kaybedenler ve şehitler için saygı duruşundan bulunulması ile başladı. Akabinde İstiklal Marşı ve Azerbaycan Marşı okundu. Programda konuşan Orta Karadeniz Azerbaycan Türkleri ve Türk Soylular Derneği Genel Başkanı Dr. Mesude Veliyeva Altun, “Hocalı Soykırımı diye anılacak ve tarihe kara bir leke olarak geçecek olan hadise o gün yaşandı. Ermeni kuvvetlerin 32 yıl önce Dağlık Karabağ bölgesindeki Hocalı kasabasında yaptığı katliamın acısı seneler geçse de ancak halen unutulmadı. Bu vahim hadisenin yıl dönümünde katledilen masumlar anılıyor. Hocalı Katliamı, Karabağ Savaşı sırasında 26 Şubat 1992 tarihinde Azerbaycan’ın Dağlık Karabağ bölgesindeki Hocalı kasabasında yaşanan ve Azerbaycan sivillerinin Ermenistan’a bağlı kuvvetler tarafından toplu şekilde öldürülmesi olayıdır. Azerbaycan halkının tamamına yönelik yapılmış Hocalı Soykırımı, akıl almaz zulmü ve insanlık dışı cezalandırma yöntemleriyle insanlık tarihinde bir vahşet eylemidir. Bu soykırım aynı zamanda tüm insanlığa karşı tarihi bir suçtur. O soğuk, acımasız karlı kış gecesi kuşbaşı kar yağardı. O gece vahşet yaşadı Hocalı. Yer yüzü bugüne dek böyle bir vahşet, böyle bir acımasızlık görmemişti. Ermeni silahlı kuvvetleri, Rus 366. Motorlu Taşıt Alayının yardımı ile Hocalı’yı üç taraftan kuşatıyor. Karlı ormanlık arazide, zayıf düşmüş ve haklarından mahrum edilmiş insanların çoğu Ermeni askerleri tarafından vahşice yok edildi. Düşman; merhamet isteyen yaşlı, hasta, kadın, çocuk kimseyi umursamadı. Çocuklar ebeveynlerinin gözleri karşısında vahşice öldürülüyordu. Hocalı’nın yiğit oğullarının başları Ermeni mezarlarının üzerinde kurbanlık olarak kesildi. Yüzlerce kız ve gelinlerimiz esir düştü. Aralıksız kurşun yağmurundan kurtulup ayağı açık halde ormanlara, dağlara gidenlerin çoğu yolda dondu. O gece nereye gideceğini, kimden yardım isteyeceğini bilemeyen çocuklar yakınlarının cesetleri arasında şaşkın şaşkın hareket ediyordu. Hocalı, Ermeni milliyetçilerinin yüzyıllar boyunca Türk ve Azerbaycan halklarına karşı yaptığı soykırım ve etnik temizleme siyasetinin en kanlı sayfasıdır. Kendi acımasızlığına ve şiddetine göre ise insanlığa karşı işlenen büyük bir suçtur. Hocalı; bir kentin yeryüzünden silinmesi, içinde yaşayan kadın, çocuk, genç, yaşlı demeden topyekun saldırıya uğraması, kaçabilenlerin de soğuk ve karlı dağlarda ya donarak hayatını kaybetmesi ya da sakat kalması, kaçamayanların ağır silahlarla taranmasıdır. Yani anlatılması ve anlaşılmasının son derece zor olduğu bir vahşettir. Dağlık Karabağ Bölgesi’nde bulunan Hocalı’da yapılan bu katliam, insanlık dışı bir olaydır. O günü asla unutmam. Katliamda katledilen vatandaşlarımızı unutmadık asla unutturmayacağız. Katliamı kınıyor ve katliam faillerinin cezalandırılmasını istiyoruz. Tarihin siyah gecesinde yaşamını kaybetmiş yüzlerce vatandaşımızı, yaşanan vahşetin 32. yıldönümünde rahmetle anıyor ve Allah rahmet etsin diyoruz” dedi.
Konuşmanın ardından çocuklar tarafından şiirler okunması ile program sona erdi. – SAMSUN
]]>Kurtulmuş, Asya Parlamenter Asamblesi (APA) 14. Genel Kurulu’na katılmak üzere gittiği Azerbaycan’dan dönüşünde uçakta gazetecilerin sorularını yanıtladı.
“Bakü’deki APA Genel Kurulu’nda konuşmanızın önemli bir kısmını Gazze meselesine ayırdınız. İkili görüşmelerde mevkidaşlarınızdan nasıl tepkiler geliyor, diğer ülkeler bu meseleye nasıl bakıyor?” sorusu üzerine Kurtulmuş, “Şunu çok net gözlemledim. 7 Ekim’de sonra yaptığımız birçok uluslararası toplantıda maalesef ülkelerin bir kısmı İsrail’e hak veriyorlardı. Özellikle Batı ülkelerinin bir kısmı İsrail’den daha fazla İsrailci olarak hareket ediyorlardı. Zaman içinde bizim ilk günden itibaren söylediğimiz konularda ne kadar haklı olduğumuz ortaya çıktı. İsrail’in bütün uluslararası hukuku ayaklar altına alarak, insani en ufak bir özelliği bile olmayan böylesine vahim, böylesine gaddar, böylesine soykırım boyutlarına varmış olan katliamları artık dünyanın bütün ülkeleri tarafından görülüyor.” diye konuştu.
İsrail’e destek olmak isteyen ülkelerin bile artık sözlerini eskisi kadar güçlü şekilde dile getiremediklerini vurgulayan Kurtulmuş, “Ben şahsen Güney Afrika’nın Lahey Uluslararası Adalet Divanı’na başvurusu ve orada ara kararın müspet şekilde açıklanmasıyla Filistin davası bakımından yeni bir dönemin başladığına inanıyorum.” dedi.
“Tehditleri Netanyahu’yu sonu belli olmayan bir yola soktu”
Gazze’de 5 ayda, yüzde 75’i kadın ve çocuk olan 30 bini aşkın sivil kaybın ortaya çıktığını, Netanyahu ve çetesinin yolda yürüyen koyunlara bile ateş ederek öldürdüğü gaddarca bir katliamın, hiç kimsenin savunamayacağı bir noktaya geldiğini ifade eden Kurtulmuş, şu değerlendirmelerde bulundu:
“Hele hele Gazze’de Refah Sınır Kapısı’na sığınan, o bölgeye sığınanlara karşı, ‘Onları da öldüreceğiz, onları da canlı bırakmayacağız’ tehdidinin Netanyahu’yu sonu belli olmayan bir yola soktuğu aşikardır. Artık onun da geri dönüşü yoktur. Ümit ederiz ki Uluslararası Adalet Divanındaki bu yargılamalardan sonra uluslararası savaş suçları mahkemesinde de Karadzic gibi, Ratko Mladic gibi Netanyahu ve savaş suçlusu üst düzey yöneticilerin hesap vermesi ve ceza alması mukadderdir. Burada bizim İsrail’e şimdiye kadar destek veren ülkelerden beklediğimiz, artık bu desteği vermemeleri. Çünkü yıkılan Netanyahu ve rejiminin altında kalacak olan sadece o rejim değildir, ona destek veren bazı batılı ülkeler de olacaktır.”
“Milyarlarca kişinin dayanışması sadece Filistin için değil insanlık için ümit”
Bir de işin insani tarafı olduğunu ifade eden Kurtulmuş, İsrail’in katliama kalkıştığının açıkça belli olduğu 10 Ekim 2023’ten bu yana dünyanın dört bir tarafında sürekli bir şekilde artan kitlelerin Filistin davasına destek verdiğini, açık bir şekilde İsrail’in bu insanlık suçlarına ortak olmamak için kendi ülkelerinin meydanlarına çıkıp gösteriler yaptığını söyledi. Dünyanın birçok yerinde İsrail’e destek verenlerin protesto edildiğini hatta konuşma yaptıkları salonda bile insanlar tarafından köşeye sıkıştırıldığını, yaptıkları bu ikiyüzlülüklere karşı insanların şamar gibi cevaplar hazırladığını gördüklerini anlatan Kurtulmuş, “Dini, ırkı, siyasi görüşü ne olursa olsun yüreğinde insanlıktan bir nebze nasibi olan hemen hemen herkesin, milyarlarca insanın, insanlık cephesinin tabii bir üyesi olarak bir dayanışma içine girdiğini görüyoruz. Bu sadece Filistin halkının kurtuluşu için bir ümit değil aynı zamanda insanlık için de bir ümittir. Yeni bir dünyanın kurulabilmesini ortaya koyan bir arzudur. Bunu takip etmek lazım.” ifadelerini kullandı.
Yaptığı görüşmelerde özellikle üç temel noktayı ifade ettiğini aktaran Kurtulmuş, bunlardan birincisinin, Netanyahu ve ekibinin uluslararası alanda yalnızlaştırılması olduğunu söyledi. Kurtulmuş, Uluslararası Adalet Divanındaki yargılamanın buna hizmet eden bir imkan olduğunu dile getirdi. İkincisinin, insanlık cephesi dediği sivil toplumun, vicdanlı kalabalıkların daha büyük ve uzun soluklu bir dayanışma içinde olmasının temin edilmesi olduğunu kaydeden Kurtulmuş, “Üçüncüsü de ne yazık ki bu sürecin başından itibaren büyük bir zafiyet, büyük bir çaresizlik, inisiyatifsizlik içinde olan İslam ülkelerinin artık uyanması, ne oluyoruz diyerek silkelenmesi, birlik ve beraberlik içinde safları sıkı tutması gerektiği. Filistin davasında İslam dünyasına yeni bir ruh, yeni bir ortak bilinç kazandırılması gerektiğini düşünüyoruz. Bu üç alanda çalışmalarımızı yoğunlaştırarak önümüzdeki dönemde bu mücadeleyi sürdüreceğiz. Eninde sonunda kazanan Filistin halkı olacaktır, mazlum milletler olacaktır.” diye konuştu.
“Mısır’la karşılıklı ziyaretler olabilir”
“Türkiye-Mısır ilişkilerinde atılan normalleşme adımları kapsamında Mısırlı muhataplarınızla bir araya gelmeniz söz konusu mu, karşılıklı ziyaretler planlanıyor mu?” sorusuna Kurtulmuş, “Önümüzdeki dönemde olabilir, gerçekleştiririz.” karşılığını verdi.
İslam ülkelerinin birlik ve beraberlik içinde hareket etmesini sağlamak için ilk başta yapılması gereken şeylerden birinin de siyasi farklılıkları bir tarafa bırakarak karşılıklı ilişkilerin çoğaltılmasını temin etmek olduğunu vurgulayan Kurtulmuş, üç hafta önce Birleşik Arap Emirlikleri ve Bahreyn ziyaretleri yaptığını, bundan sonra hem Körfez ülkelerine hem diğer ülkelere ziyaretler yapacağını belirtti. Gelecek hafta Fildişi Sahilleri’nde İslam İşbirliği Teşkilatının Meclis Başkanları toplantısı olduğunu kaydeden Kurtulmuş, şu ifadeleri kullandı:
“Hem bu çok taraflı toplantılarda ortak konuların üzerinde yoğunlaşmak hem de Körfez ülkeleri, Mısır, Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan, Bahreyn gibi ülkelerle Türkiye arasındaki ilişkileri her alanda en üst seviyeye çıkarmamız gerekir. Burada hükümetler arasında çalışmalar çok belirleyici ve yön verici bir perspektif oluşturuyor ama parlamenter diplomasinin de imkanlarından istifade etmemiz lazım. Parlamento başkanları, parlamentolar arası dostluk grupları, ihtisas grupları üzerinden de sadece Mısır’la değil, bütün bölge ülkeleriyle çok yakın teması artırmak mecburiyetindeyiz. Başka yolumuz yok. Yoksa bölge ülkeleri, başkalarının siyasi hesaplarının bir parçası haline gelir. Bunu geçmişte yaşadık. Müşterek taraflarımızın bütün bölge ülkeleri bakımından anahtar iki kelimesi güven ve istikrardır. Bölgenin istikrara ihtiyacı var, her bakımdan bu ülkelerin güvene, güvenliğe ihtiyacı var. Bunun yolu da karşılıklı temaslardan geçiyor.”
“Çalışma saatlerinin belli olduğu bir tempoya ihtiyaç var”
Kurtulmuş, içtüzük değişikliği çalışmalarının ne zaman başlayacağı ve acil değişmesi gereken başlıkların hangileri olduğu sorusu üzerine, “Nasıl bir Meclis İçtüzüğü olsun diye özel olarak, grubu bulunan siyasi partilerin yönetimlerine ya da milletvekillerine verseniz, üç aşağı beş yukarı herkes benzer şeyleri söyler.” dedi.
Öncelikle çok uzun saatler süren, büyük tartışmalara, sinir harplerine, çok gergin oturumlara vesile olan Meclis oturumları meselesinden kurtulmak gerektiğini ifade eden Kurtulmuş, şöyle devam etti:
“Bunun için komisyonların çok iyi çalıştırılması lazım. İhtisas komisyonlarında hükümetle birlikte bu tartışmalar yapılmalı. Genel Kurula yasa teklifi geldiği zaman komisyonlarda olduğu gibi en başından başlayarak değil belki geneli üzerinde bir görüşme açılarak, belki bir iki ufak tefek değişiklik önergesi varsa onların Meclis’te konuşulmasını temin ederek… Mesela Genel Kurul’un bir günü, gelen tekliflerin yasalaşmasıyla ilgili tartışmalara ayrılır, bir günü oylamalara ayrılabilir, bir gün gündem dışı konuşmalarla ilgili bir oturum olabilir ya da grubu bulunmayan partiler ve bağımsız milletvekillerinin söz almasının zemini sağlanabilir. Dolayısıyla daha net, daha açık, çalışma saatlerinin belli olduğu, her yasayla ya da Meclis Genel Kuruluna gelen her konuyla ilgili tartışmaların mükemmel bir şekilde öncesinden bitirildiği bir çalışma temposuna ihtiyaç var. Ben bunun düzenlenebileceğine inanıyorum.”
“Seçimden sonra içtüzük meselesini gündeme getireceğiz”
Temel meselenin, herkesin söz hakkının korunması hatta artırılması olduğunu belirten Kurtulmuş, “Yani muhalefet-iktidar herkesin söz hakkının korunması ama lüzumsuz ve insan sabrını taşıracak tartışma ortamlarından uzaklaşılması lazım. Yasama yapma kalitesinin artırılması, bunun için belki teklifler gelmeden önce Meclisin geniş bürokrat kadrosundan da destek alarak bu işlerin yapılması mümkün. İçtüzükte, anayasaya göre çok daha rahat bir uzlaşı sağlanabileceğini düşünüyorum. Seçimlerden sonra süratle Meclis’te grubu bulunan partilerle konuşarak bu içtüzük meselesini gündeme getireceğiz.” dedi.
“Milletvekilleri camdan bir fanusun içinde yaşadığını unutmamalı”
“Milletvekillerinin itibar ve saygınlığı her zaman tartışılıyor, bir konudaki düşünceniz nedir?” sorusuna Kurtulmuş, şu karşılığı verdi:
“Milletvekillerinin itibarını zedelemek için kenarda durup ‘Elimize bir fırsat geçsin’ diye bekleyen bazı çevreler olduğunu üzüntüyle görüyorum. Bunun yanında milletvekillerinin itibarının korunması öncelikli olarak milletvekillerinin görevidir. Her milletvekili arkadaşımız herhangi bir sözü en aykırı şekilde söyleyebilir, bunda hiçbir problem yok. Ama milletvekilleri de özellikle siyasi tartışma ortamlarını nezih bir şekilde tutmak, deruhte etmek ve sürdürmek durumundadır. Ağzından çıkan sözler, karşısındakine karşı yaralayıcı sözler, zaman zaman kabul edilemeyecek, hakaret içeren sözler, bunlar da milletvekillerimizin dikkat etmesi gereken hususlardır. Sadece Meclis görüşmeleri çerçevesinde değil, milletvekillerimizin, ‘Biri Bizi Gözetliyor’ diye bir program vardı ya, öyle bir şeyin içinde olduğunu, şeffaf, camdan bir fanusun içinde yaşadığını unutmamaları lazım. Bu, milletvekillerimizin çok daha disiplinli bir şekilde davranmalarını sağlar.”
“Ailenizden bir kişinin Kafkas İslam Ordusu’nda görev yapması dolayısıyla Azerbaycan’la duygusal anlamda özel bir bağınız var. Bu konuda bilgi verir misiniz?” sorusu üzerine Kurtulmuş, şunları söyledi:
“Rahmetli dedem Numan Kurtulmuş, ismini taşımaktan büyük şeref duyduğum, kendisini görmedim, ben doğmadan 7 sene evvel vefat etmiş, altı cephede mücadele etmiş bir kahraman, bir asker. 39 yaşında, Sakarya Meydan Muharebesi’nde kalça kemiğinden aldığı bir kurşun yarasıyla ağır yaralanıyor. Hatta öldü diye bırakıyorlar, arkadan gelen bir sıhhiye yaşadığını anlıyor. Çubuk asker hastanesinde tedavi görüyor. Ayağı da o günün şartlarında ameliyat imkanları olmadığı için 15 santim kısaymış. Bulunduğu cephelerden biri de Kafkas Cephesi. Nuri Paşa komutasında Kafkas Cephesi’nde önce Bakü’ye geliyor ardından da Zengezur’da bulunan ahaliyi teşkilatlandırmak ve Ermeni çetelere karşı oradaki halkı korumak için mücadele ediyor. Zengezur’la ilgili dedemin böyle bir hatırası var. Onu da bütün şehitlerimizi ve gazilerimizi de rahmetle anıyoruz.”
“Ermenistan’ın Azerbaycan’la sulh içinde yaşamaktan başka şansı yok”
Azerbaycan-Ermenistan ilişkileri ve ilişkilerin normalleşmesi konusunda Ermenistan’ın tutumuna ilişkin görüşlerinin sorulması üzerine Kurtulmuş, Ermenistan ve Azerbaycan arasındaki ilişkilerin normalleşmesinin, Azerbaycan tarafının da istediği bir şey olduğunu kaydetti. Ermenistan-Azerbaycan arasındaki sorunun, Ermenistan’daki Ermeniler değil tam tersine başta Avrupa ve Amerika’daki Ermeni diasporası olmak üzere o bölgede barış istemeyen çevreler olduğunu belirten Kurtulmuş, “30 yılı aşkın bir süre Ermenilerin işgal ettiği Karabağ bölgesi 44 gün süren bir mücadeleyle geri alındı. Paşinyan’ın söylediği ‘Biz de artık bunu kabul edeceğiz’ manasına gelen sözler, öncelikle diasporadaki Ermenilerden çok büyük bir tepki gördü. Ermenistan’ın bu bölgede Azerbaycan’la sulh ve selamet içinde yaşamasından başka bir şansı yok.” dedi.
Kafkasya’nın bir barış bölgesi haline gelmesi için Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Azerbaycan Cumhurbaşkanı Aliyev’in aldıkları inisiyatifin, altı ülkenin içinde bulunduğu bir çalışmayı yürütmek olduğuna işaret eden Kurtulmuş, şu değerlendirmelerde bulundu:
“Önce Türkiye-Azerbaycan-Gürcistan üçlü mekanizma… Bunu daha sıkı bir şekilde çalıştıracağız. Geçen hafta Gürcistan Dışişleri Bakanı Ankara’daydı. Israrla bizden talep ettikleri şey budur. Hem dışişleri bakanları hem meclis başkanları seviyesinde üçlü mekanizmayı daha da kuvvetlendirmek, devlet başkanları düzeyinde bunu ileriye götürmek, ardından da Ermenistan, Rusya ve İran’ın bu çalışmaya dahil olmasıyla altılı bir mekanizma oluşturmak. Biz bu bölgedeki sorunları bölge ülkeleri olarak çözebilme kabiliyetine sahip olursak bu bölgenin dışardan gelecek bazı güçler tarafından istikrarsızlaştırılmasının da önüne geçmiş oluruz.
Zengezur projesi başarılı bir şekilde bitirilebilirse sadece Azerbaycan’ı değil Ermenistan’ı da İran’ı da Türkiye’yi de Gürcistan’ı da Kafkaslar üzerinden Orta Asya’ya bağlayacak çok hayati bir koridor olacaktır. Kazan-kazan prensibi çerçevesinde Ermenilere de büyük faydası olacaktır. Bunları anlatarak ve Ermenistan’ı Ermeni diasporasının gölgesinden kurtararak yolumuza devam etmemiz lazım.”
“Meclis’teki yer darlığını aşacak bir ön çalışmayı yapıyoruz”
Kurtulmuş, Meclis’te fiziki olarak yaşanan yer sorununu gidermeye dönük yeni bir çalışmanın gündemde olup olmadığı sorusuna, “Bir kere muazzam bir yer darlığı var. Hem Meclis çalışanı arkadaşlarımızın kullanacakları mekan anlamında hem siyasi partilerin ve komisyonların kullandıkları mekan anlamında çok ciddi bir darlık var. Bu darlığı aşacak bir ön çalışmayı yapıyoruz. Belki bu çalışmalar bittikten sonra ilave fiziki imkanların oluşturulması için adım atılabilir.” yanıtını verdi.
(Bitti)
]]>Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan, Perşembe günü yaptığı açıklamada Azerbaycan’ın “geniş çaplı bir savaşa” hazırlandığı uyarısında bulundu.
AFP haber ajansının aktardığına göre, Paşinyan kabine toplantısında yaptığı açıklamada, değerlendirmeleri neticesinde Azerbaycan’ın sınırın bazı bölgelerinde askeri hareketlilik gösterdiğini ve bunun Erivan yönetimine karşı tam ölçekli bir savaşa dönüştürme ihtimaline işaret ettiğini söyledi.
Paşinyan, “Azerbaycan’ın tüm açıklamalarında ve eylemlerinde bu niyet okunabilir” dedi.
AFP’nin aktardığına göre, Erivan yönetimi, Bakü’nün Karabağ’daki başarısından hareketle, Azerbaycan’a bağlı özerk bir yönetim olan Nahçıvan’a bir kara köprüsü oluşturmak amacıyla Ermenistan topraklarını işgal edebileceğinden endişe ediyor.
Dağlık Karabağ, iki ülke arasında yaşanan uzun süreli çatışmaların ardından, geçen sene Azerbaycan’ın kontrolüne geçmişti. Bölgede yaşayan on binlerce Ermeni, Ermenistan’a göç etmişti. Ardından da sürdürülen müzakereler sonucunda iki ülke arasında ateşkes sağlandı.
Bakü ise Ermenistan’ın Anayasasını değiştirmesini ve toprak iddiası olarak gördüğü “Dağlık Karabağ”a ilişkin atıfların kaldırılmasını istiyor.
Bu ay yeniden seçilen Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Çarşamba günü yemin töreninde yaptığı konuşmada, toprak taleplerinin Azerbaycan’a değil Ermenistan’a ait olduğunu söyledi.
Aliyev, “Bizim Ermenistan’dan toprak talebimiz yok. Onlar da bu iddialarından vazgeçmelidir. Bizimle şantaj diliyle konuşmaları onlara pahalıya mal olur. Ermenistan mevzuatını normalleştirmezse elbette barış anlaşması da olmayacak” dedi.
İki lider de daha önce yaptıkları açıklamalarda iki ülke arasında yapılacak bir barış anlaşmasının geçen yılın sonuna kadar imzalanabileceğini söylemişti, ancak uluslararası arabuluculukla yürütülen barış görüşmelerinde bir ilerleme sağlanamadı.
Salı günü, Ermenistan’ın dört askerinin öldüğünü söylediği çatışmada her iki taraf da birbirlerini sınır bölgelerinde ateş açmakla suçladı.
Azerbaycanlı yetkililer önceki günlerde dış basına verdikleri röportajlarda iki komşu ülke arasındaki ilişkilerin son altı ayda hiç olmadığı kadar sakinleştiğini belirtti.
Azerbaycan’da 7 Şubat’ta yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimini ülkeyi 20 senedir yöneten İlham Aliyev kazanmıştı. Aliyev, bazı usulsüzlüklerin olduğu raporlanan seçimde elde ettiği bu zaferle birlikte yedi sene daha görevde kalacak.
Çatışmalarda neler yaşandı?
BBC Azerbaycanca Servisi’nin aktardığına göre, 13 Şubat’ta Azerbaycan Savunma Bakanlığı, Ermeni ordusuna ait bir askeri karakolu imha ettiğini duyurdu. Bir gün önce de bir Azeri asker o karakoldan açılan ateş sonucu yaralandı. Ermenistan olayın nedenini araştıracağını söyledi.
Ermenistan Savunma Bakanlığı ölen dört askerin Yerkrapah birliğine bağlı üyeler olduğunu söyledi.
1993 yılında kurulan Yerkrapah (Toprağın Savunucuları) Gönüllü Birliğinin temel amacı “Ermenistan Silahlı Kuvvetlerini güçlendirmek, Dağlık Karabağ savaş gazilerinin sosyal koşullarını iyileştirmek ve gençler arasında askeri-vatanseverlik eğitimini teşvik etmek” şeklinde tanımlanıyor.
Azerbaycan Dışişleri Bakanlığı, yaşananların Ermenistan tarafından yapılan bir “provokasyon” olduğunu, son dönemde yaşanan istikrara karşı, barış sürecine ciddi bir darbe indirildiğini söyledi.
Bakanlık ayrıca, olayın Ermenistan’daki Avrupa Birliği misyonunun kontrolü altındaki bölgelerde meydana gelmesi nedeniyle “bu misyonun amaç ve hedeflerine ilişkin ciddi soru işaretleri uyandırdığını” kaydetti.
‘Ermenistan hükümeti Rusya’dan uzaklaşmaya çalışıyor’
BBC Azerbaycanca Servisi’nden Könül Halilova, Avrupa Birliği’nin Azerbaycan’daki misyonuna yönelik eleştirilerin yanı sıra, dile getirilen bazı olasılıkların Rusya’yı hedef aldığını belirtiyor.
Halilova, “Hükümet yanlısı analistlere göre, Azerbaycan ile Ermenistan arasında barış anlaşması imzalanması Rusya’nın çıkarına değil. Rusya, barış güçlerini Azerbaycan topraklarında tutmak için Karabağ’daki Ermeni nüfusunu geri göndermeye çalışıyor ve Azerbaycan da buna yanaşmıyor” dedi.
Azerbaycan’da hükümete yakın bazı siyasi yorumcuların görüşlerini de aktaran Halilova, “Bu kişiler, Ermenistan’ın bazı muhalif temsilcilerinin bazı ordu birimleri üzerinde nüfuzunun bulunduğunu öne sürerek, sınırdaki gerginlikten Ermenistan Başbakanı’nı değil muhalefeti sorumlu tutuyor” değerlendirmesinde bulundu ve şöyle devam etti:
“Azerbaycan-Ermenistan sınırındaki son çatışma, Rusya destekli Azerbaycan’ın herhangi bir barış anlaşmasını imzalamadan önce Erivan’ı ‘Zengezur Koridoru’ olarak bilinen demiryolu ve kara yollarını açmaya zorlayabileceği olasılığını da artırdı.
“Azerbaycan’ın Karabağ’ın kontrolünü yeniden ele geçirmesinin ardından Moskova’nın desteğinden memnun olmayan Ermenistan hükümeti, geleneksel müttefiki Rusya’dan uzaklaşmaya çalışıyor.
“Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan bu ay yaptığı bir konuşmada, Erivan’ın artık Moskova’yı ana bir savunma ortağı olarak görmediğini, Fransa ve Hindistan’ı en büyük silah tedarikçileri olarak gördüğünü söyledi.”
Ancak Halilova’ya göre Rusya’nın etkisinden kurtulmak Ermenistan için kolay değil.
Ülkenin altyapısının Rusya’nın kontrolü altında olduğunu belirten Halilova, ülkede Rus askeri üssünün bulunduğunu ve Ermenistan’ın Putin’in askeri ve siyasi blokunun da üyesi olduğunu kaydetti.
Öte yandan olası bir barış anlaşması kapsamında Azerbaycan’ın talep ettiği Ermenistan anayasasının değiştirilmesi konusunun ülkede tartışıldığını da belirten Halilova, on binlerce Ermeninin, anayasa değişikliği önerisini reddetmek için dilekçe imzaladığını hatırlattı.
]]>***
Ermenistan’ın, Azerbaycan ve Türkiye ile normalleşme süreci ilerledikçe Ermenistan Anayasa’sının revizyonu tartışma konusu oldu. Ermenistan Anayasa’sının ruhu ve felsefesi, Azerbaycan ve Türkiye’nin sınırları içinde olan bazı bölgeleri Ermeni olarak tanıyan bir bağımsızlık ilanına dayanıyor. Ermeni yetkililer son 30 yıldaki eylemleriyle bunun sadece bir metinden ibaret olmadığını, aynı zamanda Ermenistan’ın resmi politikasının bir parçası olduğunu gösterdiler. Ermenistan, Azerbaycan topraklarını işgal ederken, eski Ermenistan Cumhurbaşkanı Serj Sarkisyan, 2011 yılında genç aktivistlere yaptığı bir konuşmada, “Batı Ermenistan” olarak görülen Doğu Anadolu’nun ilhakının gelecek nesillere miras bırakıldığını söyledi. İkinci Karabağ Savaşı sonrasında Ermenistan’ın Azerbaycan ve Türkiye ile normalleşme sürecinin etkili olabilmesi ve gelecekte olumsuz sonuçlar doğurmaması için Ermenistan Anayasa’sının revize edilmesi gerekiyor.
Tek çözüm: Anayasa’nın yeniden yazılması
İkinci Karabağ Savaşı’nın ardından Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Eylül 2021’de konuyu ilk kez gündeme getirdi ve gerçek barışın sağlanması için Ermenistan Anayasa’sının gözden geçirilmesi gerektiğini belirtti. Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan da son zamanlarda benzer ifadeleri dile getirerek Anayasa’nın revize edilmesinden ziyade yeniden yazılması gerektiğini dile getirdi. Paşinyan’ın yorumlarının ardından Aliyev, barış anlaşmasının imzalanabilmesi için Ermeni Anayasa’sında değişiklik yapılması gerektiğini yineledi. Bu değişiklik için ülke genelinde referanduma gidilmesi gerekiyor. Ermenistan’ın 23 Ağustos 1990 tarihli Bağımsızlık Bildirisi, Türkiye ve Azerbaycan’a karşı toprak taleplerini içeriyor. Bildiride Azerbaycan’a yönelik, Ermenistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti (SSC) Yüksek Konseyi ve Karabağ Ulusal Konseyi’nin 1 Aralık 1989 tarihli Ermenistan SSC ve Karabağ Dağlık Bölgesi’nin yeniden birleşmesi ortak kararı yer alıyor. Bildirinin 11’inci maddesinde ise Türkiye topraklarından “Batı Ermenistan” olarak bahsediliyor ve Türkiye’ye yönelik; “Ermenistan Cumhuriyeti, Osmanlı Türkiye’sinde ve Batı Ermenistan’da 1915 Soykırımının uluslararası tanınmasını sağlama görevini destekliyor” iddiaları yer alıyor. Buradaki “Batı Ermenistan” ifadesi Türkiye’nin doğu illerini işaret ediyor. Bildirinin kabul edildiği 13 Şubat 1988’de Ermenistan’da kurulan ve Ermenistan’ın ilk Cumhurbaşkanı Levon Ter-Petrosyan’ın da dahil olduğu Karabağ komitesinin çabaları sayesinde Taşnaklar da dahil olmak üzere Ermeni milliyetçileri Ermenistan’da önemli bir güce sahip oldu. Ayrıca, 1995 yılında yayınlanan Ermenistan Anayasa’sının ön sözünde, Ermeni halkı Bağımsızlık Bildirgesi’nde yer alan Ermeni devletinin temelleri ve pan-ulusal özlemleri dile getiriliyor. Ermenistan Anayasa’sı Azerbaycan ve Türkiye’ye karşı toprak taleplerini onaylarken ülkenin iç ve uluslararası politikalarını düzenleyen diğer tüm yasalar Anayasa’ya uygun olarak yazıldı ve geliştirildi. Türkiye sınırları içinde yer alan Ağrı Dağı, Ermenistan devlet bayrağında Ararat olarak yer aldı ve “Batı Ermenistan” ile yeniden birleşmeyi sembolize etti.
Sonuç olarak, 2010 yılında Türkiye ile Ermenistan arasında kabul edilen diplomatik ilişkilerin normalleştirilmesi ve geliştirilmesine ilişkin protokol uygulanamadı. Çünkü Ermenistan yasalarına göre, bu tür yabancı anlaşmaların yürürlüğe girebilmesi için Anayasa Mahkemesi tarafından onaylanması gerekiyor. Anayasa Mahkemesi protokollere izin verdi, ancak bunların Bağımsızlık Bildirgesi’ni veya Anayasa’yı ihlal edeceğini belirtti. Daha sonra Anayasa Mahkemesi, Türkiye ile imzalanan ve Türkiye’nin coğrafi bütünlüğünü tanıyan protokollerin Bağımsızlık Bildirgesi’ne aykırı olamayacağına, dolayısıyla Türkiye’ye karşı toprak talebinin devam ettiğine karar verdi. Aynı durum Azerbaycan ile müzakere edilen barış anlaşması için de geçerli olabilir. Bu durumda Ermenistan ve Azerbaycan tarafından imzalanan barış anlaşması kalıcı normalleşme ve barışla sonuçlanmayabilir. Özellikle Azerbaycan’la yapılan barış anlaşması, tarafların karşılıklı olarak birbirlerinin toprak bütünlüğünü kabul etmesini öneriyor. Ancak öncelikle Ermenistan Anayasa Mahkemesi’nin bu anlaşmayı onaylaması gerekiyor. Aynı mahkeme başlangıçta anlaşmaya izin verse de bunun Bağımsızlık Bildirgesi’ne ve Anayasa’ya aykırı olduğunu beyan edebilir. Mevcut Anayasa Mahkemesi üyelerinin tamamının Paşinyan tarafından atanmış yargıçlar olduğunu ve anlaşmayı itirazsız kabul ettiklerini varsayalım. İktidar partisinin sandalye çoğunluğuna sahip olması nedeniyle anlaşmanın parlamento tarafından da kabul edildiğini düşünelim. Ermenistan’ın mevcut Bağımsızlık Bildirgesi ve Anayasa’sı Türkiye ve Azerbaycan’a karşı toprak taleplerini içerdiği sürece, Ermenistan’da hükümetin değişmesi ve radikallerin iktidara gelmesi halinde barış anlaşması tehlikede olacaktır. Bu durumda herhangi bir siyasi parti ya da örgüt Azerbaycan ile imzalanan anlaşmaya karşı Anayasa’ya aykırı olduğu gerekçesiyle dava açabilir ve imzalanan anlaşma hükümsüz ilan edilebilir.
Yeni bir anayasanın faydaları
Anayasa’nın yeniden yazılması, Ermenistan için siyasi açıdan faydalı bir hamle olacaktır. Ermenistan komşularına karşı toprak iddialarında bulunduktan ve komşu topraklarından birini işgal ettikten sonra bölgesel projelerin dışında kaldı. 2020 savaşındaki yenilgi Ermenistan’ı Karabağ etrafındaki toprak macerasından kurtardı. Ermenistan’daki muhalefet ise olası anayasa referandumuna karşı harekete geçmeye başladı. Kamuoyu yoklamaları, Ermenilerin çoğunluğunun Azerbaycan ve Türkiye’ye yönelik toprak taleplerinin Anayasa’dan çıkarılmasına karşı olduğunu ortaya koydu. Dolayısıyla görevdeki Paşinyan için anayasayı değiştirmek kolay olmayacak. Ancak anayasanın yeniden yazılması, Türkiye ve Azerbaycan’la normalleşme adına hükümet ve halk düzeyinde kavramsal bir değişime neden olacaktır. Yeni anayasa Türkiye ve Azerbaycan ile normalleşmeye ve bölgesel işbirliğine giden yolu açacağı için Ermenistan’da ve bölgede geniş çaplı bir değişime yol açabilir.
[Dr. Cavid Veliyev, Azerbaycan Uluslararası İlişkiler Analiz Merkezi’nde Dış Politika Analizi bölümünün başkanıdır.]
Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editöryal politikasını yansıtmayabilir.
]]>Ermenistan’ın başkenti Erivan’dan yola çıktığımızda geç bir sonbahar sabahıydı. Dağlık bölgelerde yarım saat yol aldıktan sonra şoför arabayı durdurdu ve rehberim Sofya Hakobyan araçtan inmem için işaret etti.
Solumda, Alagöz (Ermenice adıyla Aragats) Dağı’nın karla kaplı, dört tepeli zirvesi uzakta belirdi. Otoyolun kenarından Ermenistan’ın en yüksek dağının eteklerine kadar uzanan çimenli yaylalar uzanıyordu.
“Alfabe Parkı’ndayız. Burası 2005 yılında Ermeni alfabemizin 1.600’üncü yıldönümünü kutlamak için inşa edildi” dedi Hakobyan.
Pastel pembe, sarı ve açık siyah taştan oyulmuş heykellerin üzerine çiçekler ve semboller kazınmıştı. Hakobyan beni U şeklindeki heykele götürdü.
“Bu bizim büyük harflerle Ermenice ‘A’ harfimiz” dedi. “Etrafımızda gördükleriniz alfabemizin diğer harfleri. Bunları 1.600 yıl önce (Ermeni rahip ve dil uzmanı) Mesrop Maştots icat etmiş.”
Bakışlarını sakallı ve cübbeli yaşlı bir adamın devasa heykeline doğru takip ettim. İki gün önce Matenadaran’ın (kütüphane) girişinde de onun heykelini görmüştüm.
Erivan’daki Matenadaran’ın heybetli bazalt binası kale benzeri bir görünüme sahip olsa da aslında araştırma enstitüsü olarak da kullanılan bir eski el yazmaları kütüphanesi (scriptorium). Çeviri edebiyat, felsefe, teoloji, matematik bilimleri ve beşeri bilimler, şiir, hukuk, tarih ve sanat gibi tematik bölümler halinde düzenlenmiş sergilerin yer aldığı salonları gezmiştim.
Burası değerli arşiv belgeleri ve erken dönem basılı kitaplarla doluydu. Yunanca, Arapça, Farsça, Süryanice, Latince, Etiyopyaca, Gürcüce ve İbranice gibi dillerde yazılmış çok çeşitli Ortaçağ el yazmaları burada özenle korunuyor.
Grigor Stepanyan, “Burası bizim için kutsal bir yer” dedi ve Maştots’u işaret ederek, “Ama o hepsinin en önemlisi ” diye ekledi.
Maştots’un Ermeni alfabesini icat etmesinin neden Ermeni tarihinin en önemli olayları arasında sayıldığını merak ediyordum. Stepanyan, yakındaki bir kafede koyu ve sert Ermeni kahvesini yudumlarken, “Maştots alfabeyi İncil’i Ermeniceye çevirmek için kullanılabilecek şekilde tasarladı” diye açıkladı.
301 yılında Ermenistan, dünyada Hristiyanlığı resmi din olarak kabul eden ilk ulus oldu. Ancak Stepanyan, bundan sonra yaklaşık yüz yıl boyunca, eskiden doğaya tapan vatandaşlarını dönüştürmek için acımasız yöntemlere de başvurulduğunu söyledi. 4’üncü yüzyıl sonlarında Ermeni kraliyet sarayında çevirmen olarak görev yapan Maştots, bu zorlayıcı ve çoğu zaman şiddet içeren yöntemlere tanık olmuştu.
Stepanyan, “Maştots’un yaptığı oldukça zekiceydi” diye anlatıyor. Maştots, Ermenilerin Hristiyanlığa duyduğu nefretin o dine yabancılıktan kaynaklandığını anlamıştı: Yeni Ahit de dahil, Hristiyan ayin ve teolojisinin Yunanca ve Süryanice çevirileri Ermenilere çok yabancıydı.
Stepanyan, Maştots’un yeni alfabesini fonetik bir tarzda oluşturduğunu, böylece Ermenilerin zaten konuşmakta oldukları bir dilin yazılı formuna kolayca adapte olabildiklerini belirtiyor. “Harfler, dönemin diğer yazı dillerinin harflerinden çok farklı, bağımsız bir karaktere sahip, çok farklı şekillerde tasarlandı” diye ekliyor.
Böylece dilleri Ermenilere yeni bir kimlik kazandırdı.
Sonraki 1.500 yıl boyunca alfabe, Ermeni kültürel kimliğinin merkezinde yer alan ulusal bir gurur noktası, Romalılar, Bizanslılar, Persler ve Osmanlılar gibi yabancı güçler tarafından neredeyse sürekli olarak yönetilen ve sömürgeleştirilen savaştan zarar görmüş topraklar için bir dayanışma sembolü olarak kalacaktı. 1991’de Sovyetler Birliği’nin dağılması ve Ermenistan’ın bağımsız bir cumhuriyet olarak ortaya çıkmasıyla bu süreç sona erdi.
Stepanyan, “Alfabemiz olmasaydı kayıp bir ırk haline gelirdik” diyor.
Hakobyan da aynı fikirde:
“Ülkemiz defalarca tecavüze uğradı, parçalandı ve yağmalandı. Ama tutunabilmemizin nedenlerinden biri belki de her zaman güzel bir alfabeyle çevrelenmiş güzel bir dile sahip olduğumuzu bilmemizdi.”
Alfabe Parkı’nda yürürken, Hakobyan bu güzel harf dizisinin zenginliği ve esnekliğinin, yazılı formunun başlangıcından bu yana kesintisiz bir edebi geleneğin sürdürülmesine yardımcı olduğunu anlattı.
Ermeni harflerinin estetik açıdan etkileyici şekillerinin, halk sanatında ve kaligrafide uzun süredir kullanıldığını ve Unesco’nun Somut Olmayan Kültürel Miras Listesi’ne girdiğini biliyordum. Ancak bu zarif, sanatsal tasarımların aynı zamanda gizli kodlar ve kriptografilerle dolu olduğunu ve gizli özelliklere sahip olduğunu bilmiyordum.
“Öncelikle, alfabe karmaşık ama sofistike bir sayısal sistemin yapısını oluşturuyordu” diyen Hakobyan, Maştots harflerinin matematiksel hesaplamalar için de kullanıldığını belirtti.
Alfabenin bir parçası olmalarının yanı sıra, orijinal 36 harfin tümü, alfabedeki sıralarına göre belirlenmiş bir sayısal değere de sahip. Dört sütun ve dokuz satır halinde düzenlendiğinde, her sütundaki harfler sırasıyla tekli, onlu, yüzlü ve binli rakamları temsil ediyor. Hakobyan, bunların Ermeni takvimine göre tarihleri belirlemek için bile kullanılabileceğini söyledi.
Mesrop Maştots heykelinin yanına geri döndük. Küçük bir tümseğin üzerinde yükselen bilge yaşlı adam ayaklarına bakıyordu, nazik, düşünceli bakışları dikkat çekiyordu.
Yolculuğumuza devam etme zamanı gelmişti. Arabaya binmeden önce arkama baktım ve bu eski alfabenin inanılmaz mirasını düşündüm.
]]>Ali AKSOYER/ İSTANBUL, ZEYTİNBURNUSPOR’a yıllarca ev sahipliği yapan 16 bin kişilik Zeytinburnu Stadyumu, 9 yıldır devam eden davalar nedeniyle atıl hale geldi. Stadyumun bulunduğu 42 bin metrekare arazi, 2014 yılında Vakıflar Genel Meclisi’nin kararıyla Yedikule Surp Pırgiç Ermeni Hastanesi Vakfı’nda verildi. Zeytinburnu Belediyesi’nin açtığı dava 9 yıldır devam ederken stadyum uyuşturucu bağımlılarının meskeni haline geldi.
Telsiz Mahallesi’nde bulunan Zeytinburnu Stadyumu, 1984 yılından 2014 yılına kadar Zeytinburnu spor’a ev sahipliği yaptı. Stadyumun üzerinde bulunduğu 42 bin metrekarelik arazi, 2014 yılında Vakıflar Genel Meclisi’nin kararıyla Yedikule Surp Pırgiç Ermeni Hastanesi Vakfı’na verildi. Arazinin vakıfa verilmesiyle birlikte, Zeytinburnu Belediyesi, arazinin tekrar kendilerine tescil edilmesi için mahkemeye başvurdu.
Belediye, 2020 yılında davayı kazandı ancak Cennet Mekan Pertevniyal Valide Sultan Vakfı’nın da hissesi olması nedeniyle tapu kaydı yapılmadı.
DUVAR ÖRÜLDÜ
16 bin kişilik izleyici kapasitesine sahip olan stadyum ise 9 yıldır devam eden davalar nedeniyle atıl hale gelirken, uyuşturucu bağımlılarının da meskeni oldu. Kaderine terk edilen stadyumun yıkılan duvarlarından içeri girişlerin engellenmesi için belediye tarafından yeniden duvar örüldü.
“DIŞARIDAN GÜZEL GÖRÜNÜYOR, İÇERİSİ HARABE”
16 Yıl Zeytinburnuspor Kulübünde futbol oynayan Cahit Kesler, “Zeytinburnuspor, tarihi geçmişi olan bir kulüp. Süper Lig’de 3 dönem yer aldı. 2010 yılından sonrada amatör kümede yer alıyor. Zeytinburnu Stadyumu 1994 yılında toprak sahadan çim sahaya dönüştü, takım o zaman profesyonel lige çıktı. Daha sonra stadın tribün kısmı inşa edildi. İnşatı ile birlikte stad İstanbul’un en iyi statlarından biri oldu. 16-17 bin kapasiteli bir stadyum, İstanbul’un saha sorunu için ideal bir yer. Stadyum 2010 yılında bir darbe yedi, darbe ile birlikte kullanılmaz hale geldi. 2008 yılında itfaiyeyi içine sokarak stadyumu terk ettiler. Federasyon 2010 yılından sonra maç vermeyerek, stadyum atıl duruma geldi. 5-6 yıldır etrafını boya badana yaptılar, dışarıdan güzel gözüküyor ama içerisi harabeye dönmüş” dedi.
“1999 SEÇİMİNDEN SONRA KULÜBÜN DÜŞÜŞÜ BAŞLADI”
Zeytinburnuspor Yöneticilerinden Yılmaz Çam, “Zeytinburnuspor çok büyük bir camiadır. İstanbul’da kuruldukları semtlere bakarsak Beşiktaş’ın Beşiktaş’ta, Galatasaray’ın Florya’da, Fenerbahçe’nin Kadıköy’de 3 büyüklerden sonra en çok tarafları olan bir takımdır. Burası Ermeni Vakfı’ndan önce bir hanımefendiye aitti. Veli Duman ve Muzaffer Çavuşoğlu’nun emekleriyle yapıldı. Ermeni Vakfı’ndan izin alınarak yapıldı. Ermeni Vakfı, buraya yeşil alan ve spor tesisi yapılmasına izin vermişti. 1999 belediye seçiminden sonra, bu stadyum da, bu kulübün düşüşü başladı. Tahmini 2012 yılına kadar burada futbol oynanıyordu. Biz daha önceki senelerde girişimde bulunduk, çim saha olarak amatör kulüplere verin dedik lakin depreme dayanıksız denildiği için önce kabul edildi, sonra edilmedi. Son aldığım bilgiye göre 1 ay içinde yıkılıp yenisi yapılacak diye Belediye Başkanı Ömer Arısoy’dan söz aldı arkadaşlarımız” diye konuştu.
]]>Ali AKSOYER/ İSTANBUL, ZEYTİNBURNUSPOR’a yıllarca ev sahipliği yapan 16 bin kişilik Zeytinburnu Stadyumu, 9 yıldır devam eden davalar nedeniyle atıl hale geldi. Stadyumun bulunduğu 42 bin metrekare arazi, 2014 yılında Vakıflar Genel Meclisi’nin kararıyla Yedikule Surp Pırgiç Ermeni Hastanesi Vakfı’nda verildi. Zeytinburnu Belediyesi’nin açtığı dava 9 yıldır devam ederken stadyum uyuşturucu bağımlılarının meskeni haline geldi.
Telsiz Mahallesi’nde bulunan Zeytinburnu Stadyumu, 1984 yılından 2014 yılına kadar Zeytinburnu spor’a ev sahipliği yaptı. Stadyumun üzerinde bulunduğu 42 bin metrekarelik arazi, 2014 yılında Vakıflar Genel Meclisi’nin kararıyla Yedikule Surp Pırgiç Ermeni Hastanesi Vakfı’na verildi. Arazinin vakıfa verilmesiyle birlikte, Zeytinburnu Belediyesi, arazinin tekrar kendilerine tescil edilmesi için mahkemeye başvurdu.
Belediye, 2020 yılında davayı kazandı ancak Cennet Mekan Pertevniyal Valide Sultan Vakfı’nın da hissesi olması nedeniyle tapu kaydı yapılmadı.
DUVAR ÖRÜLDÜ
16 bin kişilik izleyici kapasitesine sahip olan stadyum ise 9 yıldır devam eden davalar nedeniyle atıl hale gelirken, uyuşturucu bağımlılarının da meskeni oldu. Kaderine terk edilen stadyumun yıkılan duvarlarından içeri girişlerin engellenmesi için belediye tarafından yeniden duvar örüldü.
“DIŞARIDAN GÜZEL GÖRÜNÜYOR, İÇERİSİ HARABE”
16 Yıl Zeytinburnuspor Kulübünde futbol oynayan Cahit Kesler, “Zeytinburnuspor, tarihi geçmişi olan bir kulüp. Süper Lig’de 3 dönem yer aldı. 2010 yılından sonrada amatör kümede yer alıyor. Zeytinburnu Stadyumu 1994 yılında toprak sahadan çim sahaya dönüştü, takım o zaman profesyonel lige çıktı. Daha sonra stadın tribün kısmı inşa edildi. İnşatı ile birlikte stad İstanbul’un en iyi statlarından biri oldu. 16-17 bin kapasiteli bir stadyum, İstanbul’un saha sorunu için ideal bir yer. Stadyum 2010 yılında bir darbe yedi, darbe ile birlikte kullanılmaz hale geldi. 2008 yılında itfaiyeyi içine sokarak stadyumu terk ettiler. Federasyon 2010 yılından sonra maç vermeyerek, stadyum atıl duruma geldi. 5-6 yıldır etrafını boya badana yaptılar, dışarıdan güzel gözüküyor ama içerisi harabeye dönmüş” dedi.
“1999 SEÇİMİNDEN SONRA KULÜBÜN DÜŞÜŞÜ BAŞLADI”
Zeytinburnuspor Yöneticilerinden Yılmaz Çam, “Zeytinburnuspor çok büyük bir camiadır. İstanbul’da kuruldukları semtlere bakarsak Beşiktaş’ın Beşiktaş’ta, Galatasaray’ın Florya’da, Fenerbahçe’nin Kadıköy’de 3 büyüklerden sonra en çok tarafları olan bir takımdır. Burası Ermeni Vakfı’ndan önce bir hanımefendiye aitti. Veli Duman ve Muzaffer Çavuşoğlu’nun emekleriyle yapıldı. Ermeni Vakfı’ndan izin alınarak yapıldı. Ermeni Vakfı, buraya yeşil alan ve spor tesisi yapılmasına izin vermişti. 1999 belediye seçiminden sonra, bu stadyum da, bu kulübün düşüşü başladı. Tahmini 2012 yılına kadar burada futbol oynanıyordu. Biz daha önceki senelerde girişimde bulunduk, çim saha olarak amatör kulüplere verin dedik lakin depreme dayanıksız denildiği için önce kabul edildi, sonra edilmedi. Son aldığım bilgiye göre 1 ay içinde yıkılıp yenisi yapılacak diye Belediye Başkanı Ömer Arısoy’dan söz aldı arkadaşlarımız” diye konuştu.
]]>