Mersinli 36 yaşındaki Barbaros Yeşilgün, uzun yıllar finans sektöründe çalıştı. Bu süreçte evlenen iki çocuk sahibi Yeşilgün, bir yandan bankada yönetici olarak çalışırken, diğer yandan da doğal yaşam arayışı içerisine girdi. Bu sırada hafta sonları hobi olarak arıcılık yapan Yeşilgün, bir süre daha devam ettiği ‘beyaz yakalı’ olarak nitelendirilen işinden ayrılarak arıcılık yapmaya başladı.
“3-5 kovanla başladığım bu serüveni 250 kovana kadar yükselttik”
Mezitli ilçesine bağlı Kuyuluk mevkiinde arıcılık yapan Yeşilgün, şu anda 250 kovanla Toros Dağları’nda bal üretimi yaptığını söyledi. Yaklaşık 9 yıldır arıcılık yaptığını belirten Yeşilgün, Mersin’de arıcılık yapan birçok işletme bulunduğunu ifade etti. Bunların büyük bir bölümünün gezgin arıcı olduğunu dile getiren Yeşilgün, “Biz de bu gezgin arıcılardan biriyiz. Bu kararı vermemde en büyük faktör öncelikle çocuklarıma doğal bal üretmekti. 3-5 kovanla başladığım bu serüveni kademeli olarak 40-50 kovan derken 250 kovana kadar yükselttik” diye konuştu.
“İşletmemizi de büyüttük, gelirimiz de bizlere yeter oldu”
Yeşilgün, bankada yönetici pozisyonunda çalıştığı dönemde ciddi bir maaş aldığını belirtti. Aldığı ayrılık kararının ardından maaş anlamında ilk etapta panik yaşadığını anlatan Yeşilgün, “Çünkü arıcılık sektöründe bir sene boyunca mücadele edip bir kere hasat edebiliyorsunuz. Senede bir defa gelir sağlıyorsunuz. Bu sağladığınız gelirle de bir sene boyunca geçinmeniz gerekiyor. Aylık bir gelir elde eden biri olarak bu şekilde bir gelir türüne geçince ilk önce bir panik yaşadık ama sonrasında arılarımız bizi hiçbir şekilde eli boş göndermediği için dağlardan elde ettiğimiz gelirle ciddi anlamda işletmemizi de büyüttük, gelirimiz de bizlere yeter oldu” dedi.
Arıcılığın bazı yıllar verimli, bazı yıllar ise daha az verimli bir sektör olduğunu vurgulayan Yeşilgün, bu nedenle ‘ak akçe kara gün içindir’ düşüncesiyle yaşamak gerektiğine işaret ederek, “Mesela iki sene önce çok yüksek bal tonajı oldu, iyi bir gelir elde ettik. Ama bir önceki yıl çok az tonaj oldu ve kemer sıkmak zorunda kaldık. Fakat totalde baktığımız zaman bankacılık hayatında elde ettiğim gelirden daha yüksek bir gelir elde ettiğimi açıkça ifade edebilirim” diye konuştu.
“En büyük avantajımız doğal hayatta yaşamamızdır”
Arıcılığa başladıktan sonra hayatında yaşanan değişimden de bahseden Yeşilgün, şöyle devam etti:
“Önce şehrin kalabalık trafiğinden, gürültüsünden, egzoz gazlarından, kirliliğinden uzak kalmak olağanüstü bir duygu. Her sabah barakamın önünde çiçeklerin arasında, arılarımın sesleriyle uyanıyorum. En önemlisi sağlıklı bir hayat sürüyorum, temiz havadayım. Sürekli yaylalarda temiz, doğal sular içiyoruz, doğal besleniyoruz. ve en büyük karımız aslında bizim mutlu, huzurlu ve sağlıklı yaşamamız. Yani maddiyat bizim işte ikinci planda. Yapmış olduğumuz bu işte en büyük avantajımız doğal hayatta yaşamamızdır.”
“Kendimi akvaryumun içerisinde yaşıyor gibi nitelendiriyordum”
Uzun yıllar bankacılık yapmış biri olarak kendisini ‘akvaryumun içerisinde yaşıyormuş’ gibi nitelendiren Yeşilgün, “Her sabah bankaya gelip bir camekanın içerisinde müşterilerimi ağırlıyordum” dedi.
Kendisi gibi doğal yaşamı seçmek isteyenlere tavsiyelerde bulunan Yeşilgün, şunları kaydetti: “Herkese tavsiye ederim. Böyle beyaz yakalı olup da ‘ben bir şeyler yapmak istiyorum, artık kendi işimi yapacağım, doğal hayata geçeceğim’ diyen arkadaşlar kesinlikle korkmasınlar. Ama şu da var; öncesinde benim bankacılık hayatımda yaptığım gibi bu işi iyi bilen bazı üreticilerin yanında hafta sonları kendilerini geliştirsinler. Hangi sektörde, hangi meslek dalında olursa olsun, hafta sonlarında bu tarz aktivitelerde bulunarak, kişisel kabiliyetlerini geliştirsinler. Bu kabiliyetlerini geliştirdikten sonra kendi işletmelerini kuracak güveni zaten yakalayacaklardır. Bu kararın akabinde de işlerine dört elle sarılsınlar ve görecekler ki çok mutlu ve çok iyi kazançlar elde edecekler. Kesinlikle korkmamalarını tavsiye ediyorum.” – MERSİN
]]>Kilis’te yaşayan 20 yaşındaki depremzede Merve Yenidünya, 9 sene önce başladığı bilek güreşi sporunda birçok başarı elde etti. Genç sporcu 6’sı dünya, 6’sı Avrupa, 23’ü de Türkiye birincilikleri başta olmak üzere toplamda 47 madalya kazandı. Yenidünya, her sene dünya şampiyonu olarak diğer sporcuların yanında Türk bayrağını ve İstiklal Marşı’nı okutma hayali ile antrenman yapıyor.
Arkadaşlarına ilham oldu
Azmi ve çalışkanlığı ile kardeşlerine ve arkadaşlarına örnek olan Merve Yenidünya, elde ettiği şampiyonluklarla sürekli birlikte çalıştığı antrenörüne ve ailesine ilham oldu. Kendisini örnek alan arkadaşları ile her fırsatta çalışmalarını sürdüren Yenidünya, hem kendisi için antrenman yaparken hem de kendisi gibi yarışmalarına hazırlanan arkadaşlarıyla birlikte antrenman yapıyor.
“Azimle devam ettim ve şu anda 47 madalyam ile kupam var”
Babasının tavsiyesi üzerine 11 yaşında bilek güreşine başlayan 20 yaşındaki milli sporcu Merve Yenidünya, küçüklükten itibaren birçok sporu denediğini ve en son bilek güreşine daha da yatkın olduğunu dile getirerek, “11 yaşındayken tanıştığım bilek güreşi branşında antrenmanlar yaparak ilk başarımı aldım ve ailem dışında herkes bu spordan uzaklaşmam için her şeyi yaptı. Ben azimle devam ettim ve şu anda 47 tane madalya ve kupam var. Bu ödüller içinden 20 Türkiye şampiyonluğu, 4 Avrupa Şampiyonluğu ve 6 Dünya Şampiyonluğu var. Bunlarla birlikte ikincilik ve üçüncülüklerim de var. U15’te, U18’de, U23’te ve büyük bayanlarda dünya şampiyonluğu elde ettim. Bu süreçte her zaman ailem yanımda oldu. Hatta spora tekrar başlamamamı isteyen de ailemdi” diye konuştu.
“Hem salgını hem de rakibimi yendim”
Covid-19 salgınından sonra çok zorlandıklarını söyleyen Yenidünya, 6 Şubat depremlerinden sonra kendi depremzedeyken diğer depremzedelerin yanında olup boş zamanlarında ise antrenman yaptığını vurguladı. Yenidünya, “Covid-19 salgınından sonra çok zorlandık ama azmettik. Hem salgını hem de rakibimi yendim. Bazen sakatlandım, kolumda ağrılar oluştu. Antrenmandan eve döndüğümde yakınlarım bana sporun beni yıprattığını söylediler. Bana söylenilen cümleleri hiçbir şekilde dinlemedim ve daha çok antrenman yaptım ve şimdi bana o cümleleri kuran kişiler çocuklarına beni örnek gösteriyor” ifadelerini kullandı.
“Kürsüde İstiklal Marşı’nı okumak çok ayrı bir duygu”
11 yaşından beri boş zamanlarında antrenman yaparak bu günlere geldiğini söyleyen Yenidünya, “Yapılan antrenmanların ardından alınan şampiyonluklar insanı daha da çok isteklendiriyor. Bir emek verip bu antrenman salonunda ve bunların sonuçlarını aldığımızda birincilik kürsüsüne çıkıp bayrağımızı temsil edip İstiklal Marşımızı okuttuğumuzda her yıl bunun isteği daha da çok artıyor. Her yıl daha çok yapmak istiyorum her yıl daha fazla iyiye gitmek istiyorum ve devamını getireceğim inşallah” şeklinde konuştu.
“Merve çok istikrarlı, ülkesini ve bayrağını seven bir kızımız”
Türkiye Vücut Geliştirme Fitness ve Bilek Güreşi Federasyonu Onur Kurulu Üyesi Antrenör İsmail Kurt ise Kilis’te 2011 yılında bilek güreşine başladıklarını, 2017 yılında milli takıma ilk kez sporcu verdiklerini ve toplamda 38 milli sporcudan 79 madalya elde ettiklerini ifade etti. Genç sporcu Merve’ye dair düşüncelerini de aktaran Kurt, “38 sporcum arasında Merve Yenidünya çok istikrarlı, ülkesini ve bayrağını seven bir kızımız. Bilek güreşi branşı olimpik olmadığı için sporcu herhangi bir gelir elde edemiyor. Geliri olmadığı halde ülkemizi en iyi şekilde tanıtan ve fedakarlık eden bir sporcumuzdur. 18 yaşındaki sporcumuz 2023 yılında genç bayanlar kategorisinde sağ ve sol kolda 15 yaş altı gençlerde Türkiye, Avrupa ve Dünya Şampiyonu, 18 yaş altı gençlerde Türkiye, Avrupa ve Dünya Şampiyonu, 23 yaş altı gençlerde Türkiye, Avrupa ve Dünya Şampiyonu oldu. Büyük başarılara doymayan sporcu çalışmalarına devam ederek 2024 yılında ilk aylarında oynanan 23 yaş altı bayanlarda sol kolda 2, sağ kolda 1, büyük bayanlarda ise sağ ve sol kolda birinci gelerek milli takıma gitmeye hak kazandı. Azimle çalışan sporcumla çok gurur duyuyorum. Yeni yetişecek olan sporculara rol modeli olabilecek bir kızımız” dedi. – KİLİS
]]>Mersin Büyükşehir Belediyesi Gençlik ve Spor Hizmetleri Dairesi Başkanlığı bünyesinde 4 yıl önce başlatılan ve özellikle kırsal kesimlerde yaşayan ve değişik spor branşlarında yetenekli kız çocuklarının seçildiği projede Kır Çiçekleri olarak adlandırılan sporcular, il kapsamında ve il dışında katıldıkları spor müsabakalarında başarı elde etmeye devam ediyor.
Yarışmanın ilk gününde Kır Çiçekleri’nden 4 birincilik
İki gün süren ve Nevin Yanıt Atletizm Kompleksi’nde gerçekleştirilen yarışmanın ilk gününde Kır Çiçekleri; ’60M Yıldız Kızlar’, ‘Uzun Atlama Yıldız Kızlar’, ‘Gülle Atma Yıldız Kızlar’, ‘800M Yıldız Kızlar’ ve ‘2000M Yürüyüş Yıldız Kızlar’ kategorilerinde yarıştı. İlk gün yarışlarında, ’60M Yıldız Kızlar’ kategorisinde Gülseren Feyza Uysal, ‘Gülle Atma Yıldız Kızlar’ kategorisinde Nida Nur Turhan, ‘Uzun Atlama Yıldız Kızlar’ kategorisinde Dilan Çelik ve ‘800M Yıldız Kızlar’ kategorisinde Reyhan Göktaş birinci oldu. ‘2000M Yürüyüş Yıldız Kızlar’ kategorisinde ise Zahide Gül Bilgiç ikinciliği elde etti İlk gün yarışlarının tümünde takım sırlamasında birinci olan Kır Çiçekleri, bu başarıları ile puanlı atletizmde üst üste 4. kez Mersin şampiyonu oldu.
İkinci gün yarışlarında ise; ‘100M Engel Yıldız Kızlar’ kategorisinde Gülseren Feyza Uysal ikinci, ‘Yüksek Atlama Yıldız Kızlar’ kategorisinde Ecrin Toprak dördüncü, ‘Cirit Atma Yıldız Kızlar’ kategorisinde Yağmur Dedecan ikinci, ‘1500M Yürüyüş Yıldız Kızlar’ kategorisinde Reyhan Göktaş ikinci olurken, ‘5×80 Yıldız Kızlar Bayrak Koşusunda ise Dilan Çelik, Ecrin Toprak, Gülsüm Yıldız, Elif Azra Şenateş, Gülseren Feyza Uysal takımı birincilik elde etti.
“4 yıl önce başlattığımız projemizi birinciliklerle taçlandırıyoruz”
Mersin Büyükşehir Belediyesi Gençlik ve Spor Hizmetleri Dairesi Başkanlığı Atletizm Antrenörü Nezir Ergin, Okul Sporları Atletizm Küçükler ve Yıldızlar İl Birinciliği Yarışmaları’ kapsamında Kır Çiçeklerinin de yarışmada mücadele ettiğini dile getirdi. Ergin, ilk gün 60 metrede il birinciliği, 800 metrede il birinciliği, Uzun Atlamada il birinciliği ve Gülle Atmada il birinciliği, ikinci günde ise, 100 Metre Engelli Koşuda il ikinciliği, bin 500 metre koşuda il ikinciliği, Cirit Atmada il ikinciliği, 5×80 Bayrak Koşusunda da il birinciliği kazandıklarını belirtti. Ergin, tüm yarışmalardan aldıkları derecelerle il şampiyonu olarak, Kayseri’de 3-4 Nisan tarihlerinde gerçekleştirilecek olan Türkiye Grup Şampiyonası’nda Mersin’i temsil etmeye hak kazandıklarını ifade etti.
“Bugün artık milli takım seviyesinde sporcular yetiştiriyoruz”
Kır Çiçeklerinin göstermiş olduğu başarılarla milli takım seviyesinde sporcular yetiştirmeye başladığına dikkat çeken Ergin, “Kır Çiçeklerinin bütün başarısının en önemli ve en büyük etkeni bizim bir aile olmamız. Bir aile kavramıyla hareket etmemiz. Aşçısından destek personeline, daire başkanından, tüm eğitimleriyle ilgilenen öğretmenlerine kadar herkesin gönülden mücadele ederek bu çocukların daha iyi bir gelecek elde etmesi ve daha başarılı olması için bir bütün olarak çalışmasından kaynaklanıyor” dedi.
Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Vahap Seçer’in spora çok fazla destek verdiğini ve ‘Kır Çiçekleri’ projesinin de bu dönemde hayata geçirildiğini vurgulayan Nezir Ergin, “4 yıl önce il birinciliğine dahi katılmayan sporcularımızla bugün Türkiye’de sayısız dereceler elde etmeye başladık. Sadece geçen sene 33 Türkiye madalyası aldık. Henüz 2024’ün başında olmamıza rağmen Bursa’da gerçekleştirilen 16 Yaş Altı Kapalı Salon Yarışması’nda gülle atma Türkiye şampiyonluğu, her iki bayrak takımımız ise, 2009 ve 2010 gruplarında Türkiye üçüncüsü oldu. Hemen ardında gerçekleştirilen Seyfi Alanya Atmalar Türkiye Şampiyonası’nda gülle ve disk atma branşlarında Türkiye şampiyonlukları elde ettik. Bugün artık milli takım seviyesinde sporcular yetiştiriyoruz. Sıfırdan başlayan çocuklarımızla artık meyvelerini toplamaya başladık. Mersin adına Türk sporu adına kadının inanılmaz güzel” ifadelerini kullandı.
‘Kır Çiçekleri’ başarıdan memnun
60 metrede yarışan Kır Çiçekleri sporcusu Gülseren Feyza Uysal, “Güzel bir derece elde ettim. Çalışmalarımız güzel gidiyor” şeklinde konuştu. Gülle Atma kategorisinde birinci olan Nidanur Turhan da, “Gülle Atma Yıldız Kızlar kategorisinde 13.86 ile birinci oldum. Mutluyum. Daha iyilerini yapmak için çalışacağım” dedi.
Uzun Atlama Kategorisi’nde il birincisi olan Dilan Çelik ise, “Kendi branşımda en iyi derecemi aldım. 4.86 atladım ve il birincisi oldum. İlk defa böyle bir derece ile karşılaştım. Beklediğim bir dereceydi. Antrenmanlarımdan, hocalarımdan çok memnunum. Her şey çok güzel gidiyor” diye konuştu.
Atletizmle ilgilenen ve 800 metrede birinci olan sporcu Reyhan Göktaş da, “Uzun mesafe, 800 ve bin 500 metre ile ilgileniyorum. Gerçekten yarış rahattı ve güzeldi. Arkadaşlarım ve öğretmenlerim bana çok destek oldular” ifadelerini kullandı. – MERSİN
]]>Türkiye’de jeotermal enerji sektörü, yenilikçi teknoloji uygulamaları ile dünyadaki örnekler arasında öne çıkarken, yabancı yatırımcıların alana ilgisi dikkati çekiyor. Jeotermal enerji üretimi için kullanılan sondaj teknikleri, jeotermal enerjinin elektrik üretimi yanında ısıtma ve soğutma gibi alanlarda kullanılmasını sağlayan entegre sistemler ve yenilikçi depolama teknolojileri sektörde öne çıkan yenilikçi teknolojiler arasında yer alıyor.
JESDER Başkanı Ufuk Şentürk, AA muhabirine, Türkiye’de JES yatırımlarında dünyanın en yeni ve modern teknolojilerinin kullanıldığını söyledi.
Türkiye’nin JES yatırımlarında son 15 yılda edinilen tecrübenin yatırımcılar için önemli örnek teşkil ettiğini vurgulayan Şentürk, yabancı yatırımcıların sektöre ilgisinin artması ve maliyetlerin düşmesiyle Türkiye’de jeotermal santral yatırımlarının 4 bin megavat elektrik (MWe) seviyesine ulaşacağını ifade etti.
Şentürk, “Jeotermal teknolojisinin gelecekte gelişip daha da ucuzlayacağı göz önüne alındığında, bu yatırım miktarı daha da artacak. Jeotermal enerji sektöründe yerli üretime ağırlık verilmesi ve yerli teknolojinin geliştirilmesi yatırımcılar için büyük bir maliyet kaleminin çözüme kavuşturulması anlamına geliyor.” dedi.
JES’lerin atıksız elektrik üretimi konusunda “en temiz” santraller olarak öne çıktığına dikkati çeken Şentürk, “Bu santrallerin sondaj süreçleri boyunca da çevreye zararlı ve alıcı ortama bırakılan hiçbir atığı bulunmamaktadır. Tüm sondajlarımız dünya standartlarında teknolojilerle ve çevre mevzuatına uygun olarak gerçekleştirilmektedir. Sondajlarımız 2 bin 500 ila 5 bin metre derinlik arasında açılmakta ve ortalama maliyetleri de 3 ila 6 milyon dolar arasında gerçekleşmektedir.” değerlendirmesinde bulundu.
“Türkiye, lityum rezervleri açısından 25’inci sırada yer alıyor”
Şentürk, jeotermal kaynaklı enerji üretim tesislerinden elde edilen lityuma ilişkin, “Sahanın jeokimyasal yapısına bağlı olarak akışkandan lityum eldesi değişmektedir. Bu sebeple sağlıklı veri elde edilebilmesi için bölgesel bazda çalışmaların yürütülmesi, elde edilebilecek rezervin sahaya göre hesaplarının detaylı olarak yapılması gerekmektedir. Fakat bu oranlar değişse de hali hazırda keşfi yapılmış jeotermal santrallerimizden sağlanacak lityum eldesi ile bu değerli mineralin çıkarılmasında büyük katkımızın olacağı inancındayız.” diye konuştu.
Türkiye’nin lityum rezervleri açısından 25’inci sırada yer aldığına ve yüksek teknolojili ürünlerin kullanımıyla lityum talebinin de artacağına işaret eden Şentürk, şöyle devam etti:
“Bu durumun lityumun yerini alabilecek yeni malzemelerin daha ekonomik olarak elde edilebileceği zamana kadar devam etmesi kaçınılmaz. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı bünyesinde kıymetli maden ve minerallerin araştırıldığı enstitü çalışmaları arasında değerli mineral eldesine yönelik çalışmalar mevcut. Bizler bu projeler akabinde potansiyeli belirleyip endüstriyel anlamda kullanılabilir hale getirebilirsek hem enerji depolama anlamında hem de ihraç edilebilir ürünler anlamında avantajlı konuma geçeceğiz. Elektrik üretiminden kıymetli maden ve mineral eldesine kadar onlarca sektörde kullanılabilen jeotermal kaynaklar, Ar-Ge ve finansal destekle Türkiye’nin geleceğinde önemli rol oynayacak.”
Şentürk, mevcut durumda 65 lisanslı JES’in 1691 megavat seviyesinde elektrik kurulu güçle hizmet verdiğini bildirdi.
Santrallerin inşası için bugüne kadar yapılan yatırım tutarının 7 milyar dolara ulaştığı bilgisini veren Şentürk, gelecek 5 yıl içinde planlanan yatırımlarla bu tutarın 15 milyar dolara ulaşmasının öngörüldüğünü söyledi.
Şentürk, mevcut sahaların MTA tarafından yapılan ihaleleri sonucunda, jeotermal kaynak işletme ruhsatlarının devri için yatırımcılar tarafından devlete ödenen tutarın yaklaşık 1 milyar dolar olduğunu belirterek, şunları kaydetti:
“Bu sahalarda kurulan santraller ise devlete katma değer vergisi, kurumlar vergisi, stopaj vergisi, sosyal güvenlik kurumu primleri, devlet payı ve TEİAŞ’a yapılan iletim bedeli ödemeleri de dahil olmak üzere yılda yaklaşık 600 milyon dolar tutarında bir ödeme yapıyor. Diğer taraftan santrallerimizin inşası aşamasında yüzde 70 yerli makine ve aksam kullanılıyor. Yerli üretime ağırlık verilmesi ve yerli teknolojinin geliştirilmesi biz yatırımcılar için büyük bir maliyet kaleminin çözüme kavuşturulması anlamına geliyor.”
]]>Bursa Uludağ Üniversitesi Ziraat Fakültesi Zootekni Bölümü’nden 2019 yılında mezun olan 30 yaşındaki Oğuzhan Gökköz, Uşak’ta bir büyükbaş hayvan çiftliğinde görev yaptı.
Hayvanların üretimi, beslenmesi, hastalıkları ve genetik özellikleri hakkında aldığı teknik eğitimi çalışma hayatında pratiğe dönüştüren Gökköz, kendi işini kurmak için 2022 yılında Tarım ve Orman Bakanlığının “Uzman Eller Projesi”ne başvurdu.
Bakanlık tarafından başvurusu onaylanan ve 100 bin lira hibe desteği sağlanan Gökköz, 2022 yılının Ağustos ayında dedesinin memleketi olan Sarıdere köyüne giderek akrabalarına ait atıl vaziyetteki bir ev ile ahırı kiraladı.
Hibe desteğiyle 50 koyunla işe başlayan Gökköz, kısa sürede 120 koyuna ulaştı. Sabahın erken saatlerinde kuzularını besledikten sonra koyunlarını meraya otlatmaya götüren Gökköz, adak ve kurbanlık satışı yaparak geçimini sağlıyor.
Gökköz, AA muhabirine yaptığı açıklamada, çocukluğundan bu yana kendi işini yapmanın hayalini kurduğunu söyledi.
Mezuniyet sonrası köye yerleşme fikrini ortaya attığında ailesinin karşı çıktığını, kararlı olduğunu anladıklarında destek verdiklerini ifade eden Gökköz, köyde yaşam şartlarının şehre göre daha zor olmasına rağmen yaşamından keyif aldığını ve huzurlu olduğunu belirtti.
Yaptığı işi çok sevdiğini anlatan Gökköz, şöyle konuştu:
“Ben ilk başta bu işe başlayacağım zaman, ‘sen çobanlıktan ne anlarsın, üniversitede öğrendiğin teorik bilgilerle bu işi beceremezsin’ gibi söylemler çok oldu. Ben hiçbirini takmayarak inandığım yolda yürümeyi tercih ettim. Geldim burada çobanlık yaptım. Ahır da temizledim. Hayvanları yemledim. Bütün işleri yaptım. Köye ilk geldiğimde ‘3 ay sonra gidersin’ diyen kişiler artık bana bilgi sormaya başladılar. ‘Kuzulara ne vereyim, hangi yemle besliyorsun’ gibi çevreden bilgi sormaya gelenler oluyor. Onlara da yardımcı olmaya başladık. Benim düşüncem, kendinize inanıyorsanız bu işe girin. Kimse bilemez sizin yapıp, yapamayacağınızı. Ben şu an aldığım kuzularla, yaptığım üretimle bu işi sürdürülebilir olarak yapabildiğimi gördüm, millete de gösterdim.”
Bu işe girmek isteyenlerin korkmaması gerektiğini, Tarım ve Orman Bakanlığının hibe destekler sağladığını belirten Gökköz, özellikle hayvancılık üzerine eğitim alanlara başka meslek gruplarında çalışmak yerine bu işlere girmelerini önerdi.
Hedef daha yüksek verim elde etmek
Okulda aldığı eğitimler sayesinde yaptığı uygulamalarla koyunlardan elde ettiği verimin arttığına dikkati çeken Gökköz, şunları kaydetti:
“Benim hedefim, hayvanlardan yüksek verim elde edebilmek için neler yapabiliriz, üniversitede öğrendiğimiz bilgileri kullanarak günlük canlı ağırlık artışını nasıl arttırabilirim, iki yılda 3 kuzu nasıl alabilirim gibi çalışmalar yapmak. Burada, literatürde geçen, 3 ayda 30 kilo canlı ağırlık artışı rakamını yakalayabiliyoruz şu an. Ben bunun daha da üstüne çıkmak istiyorum. İthal hayvanlarla bu iş daha rahat yapılabiliyor ama ben seçtiğim Eşme ırkı olan yerli ırkla bu işi ilerletmek istiyorum. Uşak’ta bulunan Eşme ırkından daha yüksek verim elde etmek, et verimi açısından ilerlemek istiyorum. Üretim yapmak, hayvanlara verdiğim emeğin karşılığını almak beni heyecanlandırıyor. İleride hedefim, ıslah çalışması yaparak Uşak’ta güzel bir koyun ırkı elde etmek.”
]]>Yetenekleri keşfedilerek boks takımına katılmaları sağlanan Evin Erginoğuz, Helin Çaça, Şeyma Düztaş ve Yaren Düztaş, kısa sürede kendilerini geliştirerek yer aldıkları organizasyonlarda birçok kez Türkiye şampiyonu oldu.
Avrupa şampiyonalarında da önemli dereceler elde ederek milli takımın en başarılı sporcuları arasında yer alan kadın boksörler, son olarak 7-13 Ocak’ta Kocaeli’de düzenlenen Büyük Bayanlar Türkiye Şampiyonası’ndan da madalyayla döndü.
Bir yandan eğitimlerini sürdüren bir yandan da milli takım formasıyla yeni başarılar elde etmek isteyen kadın boksörler, Van Ferdi Sporlar Merkezi’nde boks milli takım antrenörü Ayhan Öz nezaretinde günde 4 saat antrenman yapıyor.
Nisan ayında Hırvatistan’da yapılması planlanan Avrupa Şampiyonası’na katılmayı hedefleyen sporcular, milli takım kadrosunda yer almak için ringde ter döküyor.
8 yıl önce başladığı boksta 5 kez Türkiye şampiyonu oldu
Boksa 8 yıl önce başlayan 22 yaşındaki milli boksör Evin Erginoğuz, AA muhabirine, azimli çalışması sayesinde 5 kez Türkiye şampiyonu olduğunu söyledi.
Bu yılki şampiyonalar için her gün antrenman yaptığını belirten Evin Erginoğuz, şunları kaydetti:
“Aynı zamanda 2019’da Bulgaristan’da Avrupa, 2020’de Polonya’da Dünya ve 2023’te 22 Yaş Altı Avrupa Boks Şampiyonası’nda ülkemizi temsil ettim. Önümüzde Dünya ve Avrupa şampiyonaları var. Ülkemi en iyi şekilde temsil etmek için çalışmalarımı sürdürüyorum. Hedefimiz şampiyonada büyük başarılar elde etmek ve ilerleyen süreçte 2028 Olimpiyatları’na katılmak. Ortaokul zamanlarımda sporla ilgili olduğumu fark ettim. Boksa başladığımda iyi dereceler elde edince insanların bana olan ön yargılarının kırıldığını gördüm. Bakış açısı değişen aileler kız çocuklarını boks sporuna yönlendirmeye başladı.”
“Hedefimiz tüm şampiyonalarda madalya kazanmak”
Boksa başladığında “Kadın boks yapar mı?”, “Boks erkek sporudur” şeklindeki ifadelerle karşılaştığını anlatan 19 yaşındaki milli boksör Yaren Düztaş, zamanla ve elde ettiği başarılarla bu ön yargıların kırıldığını dile getirdi.
Bu yıl yapılacak şampiyonalara iddialı hazırlandığını ifade eden Yaren Düztaş, “Ülkemizi en iyi şekilde temsil etmeye çalışacağız. 2022’de Türkiye şampiyonu olarak milli boksör oldum. Bulgaristan’da Avrupa ve İspanya’da Dünya Şampiyonası’nda ülkemizi temsil ettim. 2023’te üniversiteler arasında düzenlenen müsabakalarda ve 22 Yaş Altı Türkiye Şampiyonası’nda üst üste iki kez derece elde ettim. Hedefimiz tüm şampiyonalarda madalya kazanmak.” diye konuştu.
20 yaşındaki milli boksör Helin Çaça ise hedeflerini her zaman yüksek tuttuklarını aktararak, “Uluslararası organizasyonlarda şampiyon olmak için çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Hocamızın eşliğinde elimizden geleni yapmaya çalışıyoruz. Şu an milli takıma gidip oradan da uluslararası organizasyonlarda yer almaya gayret ediyoruz.” dedi.
2019’da boksa başladığını belirten Şeyma Düztaş da Avrupa ve Türkiye’de dereceler elde ettiğini kaydederek, “Bundan sonra düzenlenecek tüm müsabakalarda derece elde edip, ülkemi en iyi şekilde temsil etmeyi hedefliyorum. 2028 Olimpiyatları’nda kendimizi görmek istiyoruz. Antrenörümüz Ayhan Öz’ün desteklerini görüyoruz. Bize her konuda yardımcı oluyor.” ifadelerini kullandı.
“Çalışmalarımızı sıkı tutuyoruz”
Boks Milli Takımı antrenörlerinden Ayhan Öz, gençlerin spora kazandırılması amacıyla çalışma yürüttüklerini söyledi.
Dört kadın sporcusunu Hırvatistan’da yapılacak Avrupa Şampiyonası’na hazırladığını anlatan Öz, şöyle konuştu:
“Önemli dereceler elde eden 4 kadın milli sporcumuz, Kastamonu’daki kampa giderek, nisanda Hırvatistan’da yapılacak Avrupa Şampiyonası için seçmelere katılacak. Hemen ardından Dünya Şampiyonası da var. Biz de çalışmalarımızı sıkı tutuyoruz. 2023’te önemli başarılar elde ettik. Sporcularımız 14 Türkiye şampiyonluğu, 8 ikincilik ve 8 de üçüncülük elde etti. 22 yaş altında hem Dünya hem de Avrupa Şampiyonası’nda ülkemizi temsil ettik. Milli takımın 12 kişilik kadrosunda 3 Vanlı sporcu yer aldı. Bu da başarımızı ortaya koyuyor. 2024’te başarılarımızı devam ettirip, ülkemizi ulusal ve uluslararası alanda en iyi şekilde temsil etmeyi hedefliyoruz.”
]]>(MÜ) Metalurji ve Malzeme Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof.Dr. Mustafa Taşkın, beraberindeki akademisyenler ve savunma sanayisine çalışan bir firma ile TÜBİTAK 1507 destekli nano boyutlu yüksek mukavemetli bağlantı elemanı üretimiyle ilgili proje çalışması gerçekleştirdi. Gerçekleştirilen çalışmada çeliğin içerisine yeni alaşım elementleri ilave edilerek bazı termomekanik işlemlere tabi tutarak yurt dışından ithal edilen bin 100 megapaskal bağlantı elamanlarından daha kalitesini üretti.
Yeni bir ‘alaşım’ geliştirdik
Nano boyutlu yüksek mukavemetli bağlantı elemanı üretimiyle ilgili bir proje çalışması yaptıklarını belirten Prof.Dr. Mustafa Akın, “Türkiye çelik üretimi konusunda iyi durumda. Ancak yüksek kaliteli çelik üretimi konusunda çok iyi bir durumda ve konumda değiliz. Var olan bu eksikliği gidermek amacıyla biz ekip arkadaşlarımızla birlikte bir çalışmaya başladık. O amaçla da yeni bir kompozisyon bize uygun ifadeyle ‘alaşım’ geliştirdik. Bu alaşımı döktük. Sonrasında bu alaşımı döküm olarak elde ettik. Bunu sonrasında iki eksenli olarak dövdük. Bu malzemeyle ilgili ısıl işlemlerimizi yaptık. Malzemeye ilave etmiş olduğumuz tane küçültücüler, malzememizin tane boyutunu ortalama 30-40 mikrometre olan tane boyutunu 5 mikrometre seviyesine düşürdük. Bunun sonrasında da yaptığımız çalışmalar ve deney sonuçlarında şunu gördük ki dünyada var olan havacılık standardına göre istenilen malzemenin çekme dayanımı bin 100 megapaskal olması gerekirken, bizim numunelerimizde çekme dayanımımız bin 500 megapaskal seviyesine çıktı. Biz bu numunelerde çekme dayanımı bin 500 megapaskal, tane boyutu 4-6 mikrometre arasında ve sertliği de 40 ila 60 Rockwell arasında istediğimiz seviyede ayarlayabiliyoruz” dedi.
“Katma değeri çok yüksek olan bir ürün elde ettik”
Bağlantı elemanı olarak kullanılan malzemelerin büyük ekseriya yurt dışından ithal olarak temin edildiğine dikkat çeken Prof.Akın,” Bizim bu malzememizde ithal elde edilen malzemenin eşdeğerini biz kendimiz üretmiş olduk. Ayrıca bu tür malzemelerin en önemli özelliği stratejik malzeme olmalarıdır. Siz paranız olsa dahi bu özellikteki bir malzemeyi stratejik öneme sahip olmasından dolayı herhangi bir kriz, ambargo durumunda almanız mümkün değildir. Bunu satın alamazsınız. Bizim ürettiğimiz malzeme havacılık sektöründe kullanılmaya başlandığında fiyatı 50 dolar seviyesinde olacaktır. Katma değeri çok yüksek olan bir ürün elde ettik. Şu anda ülkemizde mevcut olmayan bir malzemeyi geliştirdik. Stratejik öneme sahip olan bir malzemeyi deney aşamasında üretmiş olduk”ifadelerini kullandı.
“Araçlar da ve zırhlarda kullanılabilecek”
Ürettikleri malzemenin sadece bağlantı elemanları olarak kullanılmayacağına da değinen Akın,” Aklınıza gelebilecek her yerde kullanılacak bir malzemedir. En yaygın örneğini verecek olursak otomobil üretimi Türkiye’de iyi bir konumdadır. Otomobillerde birçok bağlantı elemanı kullanılmaktadır. Bunlardaki güvenilirlik oranı belirli bir değerdedir. Ama spor araçlarda yüzde 100 güvenilir eleman, malzeme isterler. Bu malzeme ile yüzde yüz güvenilirliği sağlayacak bir kaliteyi de elde etmiş olacağız. Bu malzemeyi biz zırh yapımında kullanacağız, ZTP’lerde (Zırhlı Personel Taşıyıcı), askeri araçlarda, tanklarda kullanılabilecek bir malzeme. Asıl kullanılacağı ve ihtiyaç duyulan yer savunma sanayidir. Şu anda yurt dışından ithal edilen ürünlerin yerine kullanabileceğimiz yerli, milli ve maliyet açısından da diğer ithal ürünlere göre en az 10’da 1 daha ucuz olan bir ürün olarak karşımıza çıkacaktır. İşlemimizin aslında baktığımızda tamamı yerli. Biz şu anda ülkemizde var olan çelik malzemesinin içerisine yeni alaşım elementleri ilave ettik. ve elde ettiğimiz ürünü daha sonra birtakım termomekanik işlemlere tabi tutarak farklı bir ürün haline getirdik. Yaptığımız işlemlerin hiç biri dışa bağımlılık sağlayan bir şey değil. Hepsi kendi teknolojimizle, kendi imkanlarımızla ve kendi kaynaklarımızla elde ettiğimiz bir ürün olarak karşımıza çıkmaktadır. Hedefimiz bu ürünü bundan sonraki süreçte öncelikle yüksek yorulma dayanımı istenilen yerlerde bağlantı elemanı olarak kullanmak, yüzde yüz kalitenin ve güvenliğin istendiği yerlerde kullanmak. Akabinde de zırhlı personel taşıyıcılardan başlamak üzere savunma sanayinde askeri araçlarda, tanklarda, korunmada kullanmayı hedefliyoruz. Bu amaçla da firmayla birlikte ortak çalışmalarımız şu anda projemizi daha da büyüterek, genişleterek ortak çalışmalarımız devam etmektedir”diye konuştu. – MERSİN
]]>TOSFED Başkanı Eren Üçlertoprağı: İstanbul Park’ın Türk sporuna, sporcusuna ve halkına açılmasını bekliyoruz
” Formula 1’in gelmesi şu anki şartlarda mümkün değil”
“Uluslararası arenada sporcularımız önemli başarılar elde ediyor”
Mustafa AKIN-Olgucan KALKAN/İSTANBUL,(DHA) – Türkiye Otomobil Sporları Federasyonu’nun (TOSFED) düzenlediği gala gecesi ile 2023 sezonu ödülleri sahiplerini buldu.
Zorlu Performans Sanatları Merkezi’ndeki ödül törenine TOSFED Başkanı Eren Üçlertoprağı, AK Parti İstanbul Milletvekili Prof. Dr. Halit Yerebakan, federasyon bünyesindeki kulüpler, ulusal ve uluslararası arenada başarı elde eden takımlar ve çok sayıda davetli katıldı. Gala gecesinde 2023 yılında başarı elde ederek ödül almaya hak kazananlara plaketleri takdim edildi.
TOSFED Başkanı Eren Üçlertoprağı, tören öncesinde yaptığı açıklamada, “2023 yılı şampiyonlarımızı taçlandırdığımız TOSFED ödül törenindeyiz. Maalesef bu yıl geçirdiğimiz depremin ardından yoğun bir sezon oldu. Biliyorsunuz TOSFED deprem bölgesinde çok aktif şekilde hem araçlarıyla hem gönüllü ve gözetmenleriyle rol aldı. Buradan tekrar hayatını kaybedenlere rahmet, kalanlara şifa diliyorum. Diğer yandan bu yoğun sezonda toplam 93 adet yarış gerçekleştirdik. Bugün de bu yarışlarda dereceye giren sporcularımızı taçlandıracağız” dedi.
“İSTANBUL PARK’IN TÜRK SPORUNA, SPORCUSUNA VE HALKINA AÇILMASINI BEKLİYORUZ”
İstanbul Park hakkında konuşan Üçlertoprağı, “17 Temmuz 2023 tarihi itibarıyla Cumhuriyet Tarihimizin en büyük spor yatırımı olan İstanbul Park’ın süresi dolmuş bulunuyor. Buradaki eski kiracılar tesisi hala boşaltmadı. Vakıflar Genel Müdürlüğümüzün bir işgalci sınıflandırması var. Buradaki sürecin devam etmesini, hızlanması ve buranın tekrar yapıldığı amaçta olduğu gibi Türk sporuna, sporcusuna ve halkına açılmasını bekliyoruz. Bu yöndeki takibimiz mücadelemiz devam edecek. Diğer yandan hem Bakanlığımız hem sponsorlarımız hem de camiamızdan aldığımız güçle TOSFED uzun süre sonra tekrar artı kasaya döndü. Gururla söyleyebilirim ki çok şeffaf şekilde yönetilen, borcu bulunmayan, ekonomik gücünü ispat etmiş bir federasyonuz. Bu bizim için çok elzemdi. Mevcut sportif ve ekonomik koşullarda bu duruma gelmek bizim için çok mutluluk verici bir durum. İnşallah 2024 yılında da federasyonumuzu layıkıyla temsil etmeye ve sporumuzu yükseltmeye devam edeceğiz” diye konuştu.
“FORMULA 1’İN GELMESİ ŞU ANKİ ŞARTLARDA MÜMKÜN DEĞİL”
2024 yılında Formula 1’in Türkiye’ye gelmesinin şu anki şartlarda mümkün olmadığını dile getiren Eren Üçlertoprağı, “Zaten biliyorsunuz pandemi şartlarında bizim de yoğun lobi faaliyetlerimizle gelmişti. Ülkemizin sağlık sistemindeki gücü ve devletimizden aldığımız güçle getirmiştik. Ancak son Formula 1’de yaşanan olaylar sonrası mevcut şartlarda gelmek istemediklerini söylemişlerdi. Çok şükür bu şartların artık ortadan kalkacağını düşünüyoruz. Yeni açılacak ihaleyle tekrar ilerleyen yıllarda Formula 1’in Türkiye’ye gelmesi adına devletimizin bize vereceği yetkiyle beraber ülkemizi en iyi şekilde temsil edip bunu gerçekleştireceğimize inanıyorum” ifadelerini kullandı.
“ULUSLARARASI ARENADA SPORCULARIMIZ ÖNEMLİ BAŞARILAR ELDE EDİYOR”
Eren Üçlertoprağı, uluslararası arenada sporcularının önemli başarılar elde ettiğini belirterek, şu ifadeleri kullandı:
“Uluslararası arenada sporcularımız uzun yıllar sonra başarı elde etmeye başladılar, bu bizim için gurur verici. Özellikle bunu İstanbul Park gibi bir tesisimiz olmadan uluslararası standartlara ulaşamadan gerçekleştirmeleri daha kıymet verici çünkü sporcularımız burada antrenman yapamadığı için yurt dışına gidiyor. En yakın gidebilecekleri tesis Yunanistan ve İtalya’da bulunuyor. Bu da ülkemize ciddi bir döviz kaybına neden oluyor. Bu şartların ortadan kalkmasıyla ülkemizi, bayrağımızı daha başarılı şekilde temsil edeceğimize inanıyoruz. Daha büyük dünya şampiyonları çıkaracağımız seviyelere taşımayı hedefliyoruz.”
]]>TOSFED Başkanı Eren Üçlertoprağı: İstanbul Park’ın Türk sporuna, sporcusuna ve halkına açılmasını bekliyoruz
” Formula 1’in gelmesi şu anki şartlarda mümkün değil”
“Uluslararası arenada sporcularımız önemli başarılar elde ediyor”
Mustafa AKIN-Olgucan KALKAN/İSTANBUL, – Türkiye Otomobil Sporları Federasyonu’nun (TOSFED) düzenlediği gala gecesi ile 2023 sezonu ödülleri sahiplerini buldu.
Zorlu Performans Sanatları Merkezi’ndeki ödül törenine TOSFED Başkanı Eren Üçlertoprağı, AK Parti İstanbul Milletvekili Prof. Dr. Halit Yerebakan, federasyon bünyesindeki kulüpler, ulusal ve uluslararası arenada başarı elde eden takımlar ve çok sayıda davetli katıldı. Gala gecesinde 2023 yılında başarı elde ederek ödül almaya hak kazananlara plaketleri takdim edildi.
TOSFED Başkanı Eren Üçlertoprağı, tören öncesinde yaptığı açıklamada, “2023 yılı şampiyonlarımızı taçlandırdığımız TOSFED ödül törenindeyiz. Maalesef bu yıl geçirdiğimiz depremin ardından yoğun bir sezon oldu. Biliyorsunuz TOSFED deprem bölgesinde çok aktif şekilde hem araçlarıyla hem gönüllü ve gözetmenleriyle rol aldı. Buradan tekrar hayatını kaybedenlere rahmet, kalanlara şifa diliyorum. Diğer yandan bu yoğun sezonda toplam 93 adet yarış gerçekleştirdik. Bugün de bu yarışlarda dereceye giren sporcularımızı taçlandıracağız” dedi.
“İSTANBUL PARK’IN TÜRK SPORUNA, SPORCUSUNA VE HALKINA AÇILMASINI BEKLİYORUZ”
İstanbul Park hakkında konuşan Üçlertoprağı, “17 Temmuz 2023 tarihi itibarıyla Cumhuriyet Tarihimizin en büyük spor yatırımı olan İstanbul Park’ın süresi dolmuş bulunuyor. Buradaki eski kiracılar tesisi hala boşaltmadı. Vakıflar Genel Müdürlüğümüzün bir işgalci sınıflandırması var. Buradaki sürecin devam etmesini, hızlanması ve buranın tekrar yapıldığı amaçta olduğu gibi Türk sporuna, sporcusuna ve halkına açılmasını bekliyoruz. Bu yöndeki takibimiz mücadelemiz devam edecek. Diğer yandan hem Bakanlığımız hem sponsorlarımız hem de camiamızdan aldığımız güçle TOSFED uzun süre sonra tekrar artı kasaya döndü. Gururla söyleyebilirim ki çok şeffaf şekilde yönetilen, borcu bulunmayan, ekonomik gücünü ispat etmiş bir federasyonuz. Bu bizim için çok elzemdi. Mevcut sportif ve ekonomik koşullarda bu duruma gelmek bizim için çok mutluluk verici bir durum. İnşallah 2024 yılında da federasyonumuzu layıkıyla temsil etmeye ve sporumuzu yükseltmeye devam edeceğiz” diye konuştu.
“FORMULA 1’İN GELMESİ ŞU ANKİ ŞARTLARDA MÜMKÜN DEĞİL”
2024 yılında Formula 1’in Türkiye’ye gelmesinin şu anki şartlarda mümkün olmadığını dile getiren Eren Üçlertoprağı, “Zaten biliyorsunuz pandemi şartlarında bizim de yoğun lobi faaliyetlerimizle gelmişti. Ülkemizin sağlık sistemindeki gücü ve devletimizden aldığımız güçle getirmiştik. Ancak son Formula 1’de yaşanan olaylar sonrası mevcut şartlarda gelmek istemediklerini söylemişlerdi. Çok şükür bu şartların artık ortadan kalkacağını düşünüyoruz. Yeni açılacak ihaleyle tekrar ilerleyen yıllarda Formula 1’in Türkiye’ye gelmesi adına devletimizin bize vereceği yetkiyle beraber ülkemizi en iyi şekilde temsil edip bunu gerçekleştireceğimize inanıyorum” ifadelerini kullandı.
“ULUSLARARASI ARENADA SPORCULARIMIZ ÖNEMLİ BAŞARILAR ELDE EDİYOR”
Eren Üçlertoprağı, uluslararası arenada sporcularının önemli başarılar elde ettiğini belirterek, şu ifadeleri kullandı:
“Uluslararası arenada sporcularımız uzun yıllar sonra başarı elde etmeye başladılar, bu bizim için gurur verici. Özellikle bunu İstanbul Park gibi bir tesisimiz olmadan uluslararası standartlara ulaşamadan gerçekleştirmeleri daha kıymet verici çünkü sporcularımız burada antrenman yapamadığı için yurt dışına gidiyor. En yakın gidebilecekleri tesis Yunanistan ve İtalya’da bulunuyor. Bu da ülkemize ciddi bir döviz kaybına neden oluyor. Bu şartların ortadan kalkmasıyla ülkemizi, bayrağımızı daha başarılı şekilde temsil edeceğimize inanıyoruz. Daha büyük dünya şampiyonları çıkaracağımız seviyelere taşımayı hedefliyoruz.”
]]>Konya’da yaşayan 18 yaşındaki milli sporcu Ebubekir Yıldız, küçük yaşlardan itibaren babası ve amcalarının pazarlarda açtığı tezgahlarda çalışarak ailesine destek oluyor. Kick boks sporuna 15 yaşında ilgi duymaya başlayan Ebubekir Yıldız, bu sporu yapmasına ilk başlarda razı olmayan annesinin desteğiyle kick boksa başladı. Sporculuğunun ilk bir buçuk senesi hiçbir müsabakaya çıkmayan Ebubekir Yıldız, sonrasında ilk çıktığı müsabakada Türkiye şampiyonu oldu. Ardından Avrupa ve Türkiye ikinciliği derecesini elde eden Ebubekir Yıldız, milli sporcu olmaya hak kazandı. Milli sporcu olarak İtalya’da çıktığı ilk turnuvada dünya üçüncüsü olarak büyük bir başarıya imza atan Yıldız, gözünü dünya şampiyonluğuna çevirdi. Elde ettiği başarıların yanı sıra pazarlarda açılan tezgahtaki işine devam eden Ebubekir Yıldız, işi dışındaki zamanlarda antrenmanlarına devam edip hedefine ulaşmak için gayret gösteriyor.
“Kıyamam, bir yerin kırılır diyen annem beni yazdırdı”
Kick-boks sporuna 2018 yılında başladığını anlatan milli sporcu Ebubekir Yıldız, “Kick-boksa yazılmak istedim. Babam ilk olarak ‘tamam olur’ dedi. Annem de, ‘Bir yerin kırılır yapma, etme ben kıyamam’ dedi. Sonrasında annem kendisi ikna oldu ve kendisi yazdırdı. Spora başladığım zaman 1.5 sene hiçbir müsabakaya katılmadım. Ardından Ordu’da düzenlenen Türkiye Şampiyonası’na gitmiştim. İlk defa çıktığım maçta 3 tane rakibimi eleyerek ilk Türkiye şampiyonluğumu elde ettim. Ondan sonra düzenlenen Dünya Kupası vardı, burada çıktığım maçta da Avrupa ikinciliğini elde ettim. 3 ay sonra tekrardan düzenlenen Türkiye Şampiyonası’nda ikinci olarak milli sporcu olmaya hak kazandım. İtalya’da düzenlenen Dünya Şampiyonası’na katıldım. Bu turnuvada da dünya üçüncülüğünü elde ettim” şeklinde konuştu.
“Tezgahı toplamadan antrenman saatim geldiği için kaçıyorum”
Hem kick boksla ilgilenen hem de baba mesleği olan pazarcılığa devam eden milli sporcu Yıldız, “Pazarcılık mesleğini ufak yaşlardan beri yapıyoruz. Kendi işimiz. Ufaklıktan beri bulunduğum ortamın içeresindeyim. Pazarcılığın etkisi oldu. Ayrıyeten ailemin de beni desteklediği için bu seviyelere geldim. Tezgahta çalışıyorum. Tezgahı toplamadan antrenman saatim geldiği için ben kaçıyorum. Amcalarım topluyor. Gidiyorum ben antrenmanımı yapıyorum” ifadelerini kullandı.
“İnşallah dünya şampiyonu olacağım”
Hedefinin dünya şampiyonluğu olduğunu belirten genç sporcu, “Dünya üçüncüsü olmuştum. Bu sporda hedefim var; inşallah dünya şampiyonu olacağım. Verilen bir sözüm var, verdiğim sözü de unutmam. Yerine getirmeye çalışacağım, elimden geleni yapacağım. Pazarcılık beni yormuyor. Pazarda ailem ile olduğum için, eğlenceli vakit geçirdiğim için yorulmuyorum. Ardından da antrenman saatim geldiği için antrenmana gidiyorum” diye konuştu.
“Bizi izleyerek çok fazla Türkiye şampiyonu olan arkadaşlarımız oldu”
Yaşıtlarına tavsiyelerde bulunan milli sporcu Ebubekir Yıldız, “Yaşıtlarım hedeflerini iyice çizsinler. Spora başka amaçla gitmesinler, elde etmek için gitsinler. Ellerinden bir şey gelmesi lazım. Öğrensinler, bilsinler, yapsınlar. Kilo vermek için değil. Kilo vermek için gelen insanlar da oluyor. Bizleri görüp o adamlar da hırslanıyor. Bizi izleyerek çok fazla Türkiye şampiyonu olan arkadaşlarımız oldu” ifadelerini kullandı. – KONYA
]]>