StartupCentrum tarafından 2024’ün ilk yarısında gerçekleşen yatırımları, sektörel dağılımları ve bunların ekosistem üzerindeki etkilerini ele alan ‘StartupCentrum – Yıldız Tekno GSYO 2024 Yarıyıl Türkiye Startup Ekosistemi Yatırım Raporu’ yayınlandı. Buna göre Türkiye’de girişimler 2024 yılının ilk 6 ayında 586.8 milyon dolar yatırım aldı. Bu yatırım miktarı 2023 yılındaki toplam yatırım miktarını geçerken yapay zeka ve makine ögˆrenimi ise 31 yatırımla tüm zamanların en çok yatırım alan sektörü oldu.
StartupCentrum tarafından 2024’ün ilk yarısında gerçekleşen yatırımları, sektörel dağılımları ve bunların ekosistem üzerindeki etkilerini ele alan ‘StartupCentrum – Yıldız Tekno GSYO 2024 Yarıyıl Türkiye Startup Ekosistemi Yatırım Raporu’ yayınlandı. Yatırım miktarından, yatırım alanlarına kadar birçok ana başlığın ele alındığı çalışmada, girişimcilik ekosisteminin ne yöne doğru evrildiği kamuoyu ile paylaşıldı. 2024 yılının ilk altı ayında gerçekleşen yatırımlar 586 milyon doları bulurken bu rakamın 2023 yılının sonunda elde edilen sonuca ilk 6 ayda ulaşılması dikkat çekici sonuçlardan gösterildi. Ayrıca, son altı ayda 100 milyon dolar altındaki yatırımlar toplamı 336 milyon dolara ulaşırken yine bu rakam 2023 yılının tamamında yapılan 313 milyon dolarlık yatırımı da aştı. 100 milyon dolar altı yatırımlar açısından bakıldığında 2024 yılı, daha önce zirve yılları olan 2021 ve 2022’yi yakalayabileceği vurgulandı.
SAYICA EN ÇOK YATIRIM ALAN SEKTÖRLER SAGˆLIK VE BİYOTEKNOLOJİ OLDU
StartupCentrum – Yıldız Tekno GSYO 2024 Yarıyıl Türkiye Startup Ekosistemi Yatırım Raporu’na göre, yatırım adetleri bakımından yılın ilk yarısı incelendiğinde toplamda 245 giris¸im yatırım aldı. 2024’ün ilk yarısında, BİGG programının da etkisiyle beraber, sayıca en çok yatırım alan sektörler sagˆlık ve biyoteknoloji olduğu açıklandı. BI·GG yatırımları hariç tutuldugˆunda ise yapay zeka ve makine ögˆrenimi sektörü 31 yatırımla en aktif sektör haline gelerek tüm zamanların en çok yatırım alan sektörü haline geldi. Söz konusu dikeyi 14 yatırım ile oyun ve sırasıyla 11 yatırım ile sürdürülebilirlik & çevre, 10 yatırım ile fintech sektörleri izledi.
YATIRIM ALAN GİRİŞİMLERİN YÜZDE 17’SİNİN İSE MERKEZİ YURT DIŞINDA
2024’ün ilk yarısında ilk kez 29 farklı Türk s¸ehrindeki giris¸imler, aynı dönemde yatırım aldı. Geçtiğimiz sene 17 olan bu sayı, BİGG programının da etkisiyle beraber arttı. Yurt dıs¸ında resmi merkezleri bulunan ancak ekibi ve operasyonlarının büyük bir kısmını Türkiye’de sürdüren giris¸imlerin faaliyet gösterdigˆi Türk s¸ehirleri incelendigˆinde ortaya çıkan tabloda; I·stanbul, Ankara ve I·zmir gibi büyük kentler giris¸imler için öncelikli merkezler olmaya devam ediyor. Yatırım alan girişimlerin yüzde 17’sinin ise merkezi yurt dışında bulunuyor.
“TÜRKİYE’NİN DİJİTAL YETENEKLERİ GLOBALDE TALEP GÖRÜYOR”
Rapora yönelik açıklamalarda bulunan YTÜ Yıldız Teknopark Genel Müdürü Orhan Tanışman, Türkiye’deki start-up ekosisteminin ülkenin geleceği için hayati önemde olduğunu vurguladı. Tanışman, “Teknoparklar olarak Ar-Ge ekosistemini kurmak üzere yola çıktık. Ancak Ar-Ge’nin devamında ülkenin teknolojisinin gelişebilmesi ve çağı yakalayabilmesi için girişimcilere ihtiyacımız var. Büyük konvansiyonel yapılar kendilerini değiştiremiyor. Ancak genç girişimciler, bu değişimi gerçekleştirebilecek bir gençlik aşısı niteliğinde. Türkiye’nin ekonomideki ağırlığını artırabilmesinin yolu, girişimcilik ekosistemini geliştirmekten geçiyor. Türkiye’nin dijital yetenekleri gerçekten çok değerli ve globalde talep görüyor. Biz Yıldız olarak globalde de bir varlık gösterdiğimiz için en azından globalde pazarın ne olduğunu, ihtiyacın ne olduğunu görebiliyoruz. Teknolojinin duvarları yok, bu nedenle genç girişimcilerimizin dünyaya açılması büyük bir fırsat” dedi.
“STARTUPCENTRUM SEKTÖRÜN DATASINI TOPLUYOR VE BUNLARI RAPORLAŞTIRIYOR”
StartupCentrum raporuna da değinen Tanışman son olarak şunları söyledi:
“Ölçemezsen yönetemezsin. StartupCentrum çok büyük bir emekle sektörün datasını topluyor ve bunları raporlaştırıyor. Raporlaştırmak yetmiyor; trendleri, dünyanın yönelimleri hepsini toparlıyor. Günün sonunda teknoloji girişimcisine ve teknoloji girişimci yatırımcısına bahsettiğimiz ölçülebilir, yönetilebilir bir sistemin datalarını sunuyor. Bizler de Yıldız Tekno GSYO olarak bu iş birliğinden büyük fayda sağladık. En önemlisi girişimcilik ekosistemine katkıları oldu.”
]]>Cumhurbaşkanlığı himayelerinde, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı uhdesinde, TÜBİTAK MAM Kutup Araştırmaları Enstitüsü koordinasyonunda düzenlenen seferde bulunan araştırmacılar, Horseshoe Adası ve çevresinde deniz ve göllerde yaptıkları örneklemelerle projelerini tamamladı.
Bilim insanları, bölgedeki denizel ekosistemin fizikokimyasal karakterizasyonunu araştırarak, sucul ekosistemlerdeki çoklu antropojenik baskıları değerlendirdi.
Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi Deniz Biyolojisi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi ve sefer katılımcısı Prof. Dr. Ülgen Aytan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, plastik kirliliğinin sadece gözle görülür boyutta olmadığına dikkati çekerek, “Özellikle günlük hayatta kronik olarak ürettiğimiz ve 5 milimetrenin altına inmiş olan kısım, gezegenimiz için çok hızlı büyüyen bir tehdit haline geldi.” dedi.
Prof. Dr. Aytan, insan etkisinden binlerce kilometre uzaktaki Antarktika ekosisteminde mikroplastiklere, hem suda hem sedimentte hem buzullarda hem de canlılarda rastlamanın mümkün olduğuna işaret ederek, şöyle devam etti:
“TÜBİTAK tarafından desteklenen bu projeyle amacımız, Türk bilimsel araştırma kampının bulunduğu Horseshoe Adası’ndaki tatlı su kaynaklarında, buzul göllerinde ve denizde, mikro, mezo ve makro boyuttaki plastiklerin varlığını araştırmak, kaynaklarını tespit etmek ve bu ekosistem için oluşturdukları çevresel riski değerlendirmek.”
Horseshoe Adası’nda bulunan deniz, göl yüzey suyu ve sedimentinden plastik analizleri için numune aldıklarını ifade eden Aytan, Türkiye’de Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Mikroplastik Araştırma Laboratuvarı’nda gerçekleştirecekleri analizlerle de plastiklerin tiplerini, boyutlarını, renklerini ve polimer içeriklerini belirleyerek çevresel risk değerlendirmesini tamamlayacaklarını söyledi.
Prof. Dr. Aytan, “plastik” için çok genel bir terim olduğunu vurgulayarak, bu terim altında farklı polimerik yapıya, dolayısıyla kimyasal içeriğe sahip plastiklere rastlandığını aktardı.
Aytan, gerçekleştirecekleri analizlerle buldukları plastiklerin çevresel tehlike skorlarıyla bu ekosistem için ne derece risk yarattığını değerlendirebileceklerini anlattı.
Denizel ve tatlı su çevresinde çoğunlukla tek kullanımlık plastik olduğuna işaret eden Aytan, “Özellikle polietilen, polietilen terafitalat, polipropilen gibi polimerlere rastlıyoruz ancak Antarktika’da yaptığımız ön çalışmada poliakrinonitril gibi özellikle sentetik tekstilin kullanımı ve yıkanması esnasında oluşan ve atmosferle kutuplara kadar taşınabilen mikroplastiklere de rastladık.” diye konuştu.
Prof. Dr. Aytan, bölgede yaptıkları çalışmalardan sonra özellikle sentetik tekstilde kullanılan bu polimerlerin iyileştirilmesi gerektiği konusunun önemine değinerek, şöyle devam etti:
“Plastik sektöründe kullanılan ilave katkı kimyasallarının iyileştirilmesi gerekiyor. Antarktika gibi çok özel bir ekosistemden elde edeceğimiz sonuçlar ile plastiklerin denizel ve tatlı su ortamında azaltılması için alınması gereken tedbirlerle ilgili olarak karar vericilere ve sektöre yol gösterici veri sağlamayı amaçlıyoruz.”
“Denizel fitoplankton çalışmalarını biraz daha derinleştirmeyi amaçlıyoruz”
Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi Deniz Biyolojisi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi ve sefer katılımcısı Prof. Dr. Ertuğrul Ağırbaş da iklim değişikliğinin en önemli kanıtlarının, artan atmosferik hava sıcaklıkları ve beraberinde deniz suyunda meydana getirdiği anomaliler olduğunu dile getirdi.
Ağırbaş, Horseshoe Adası’nda yürüttükleri çalışmalar konusunda, “Bölgede çok az çalışılmış bir konu olan denizel fitoplankton çalışmalarını biraz daha derinleştirme ve bu bağlamda bundan sonra yapılacak çalışmalara bir altlık oluşturmayı amaçlıyoruz.” değerlendirmesini yaptı.
Prof. Dr. Ertuğrul Ağırbaş, “Fitoplanktonik organizmalar değişen iklim koşullarına bağlı olarak meydana gelen değişimlere karşı direkt tepkiyi veren ilk canlı gruplarıdır ve bunların takibi ile ileride meydana gelebilecek olası iklim değişikliği senaryolarına karşı hazırlıklı olmamıza imkan sağlayacaktır.” diyerek, proje kapsamında araştırdıkları “fitoplankton fonksiyonel grup oranları”, “pigment kompozisyonu”, “mikroskobik hücre sayımı” ve “hidrografik ölçüm çalışmaları” ile bölgenin besin tuzu dinamiğini de inceledikleri bir proje olduğunu ifade etti.
Dünyanın iklimine en çok etki edecek, iklimin düzenlenmesini sağlayan önemli bir bölgede bulunduklarına işaret eden Ağırbaş, “Çalışmaların Antarktika ekosisteminin sürdürülebilir yönetimine katkı sağlayacağına ve bu bağlamda dünyanın geleceğine de katkı sağlayacağına inanmaktayız.” dedi.
“Deniz örneklemelerimizi yaklaşık 25 istasyonda gerçekleştirdik”
İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Çevre Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi ve sefer katılımcısı Prof. Dr. Nüket Sivri de sefer süresince birçok noktada deniz suyu örneklemesi yaptı.
Prof. Dr. Sivri, “Kutup Bölgeleri’nde Kritik Hammadde (KHM) Konsantrasyonlarının Belirlenmesi ve Potansiyel Ekolojik Risk İndeksinin Kutup Bölgelerine Uyarlanması” konusunda yaptığı projesiyle “Endüstriyel üretim ve ekonominin sürdürülebilir işleyişi için önem taşıyan kritik hammadeler, Antarktik bölgesi sucul ekosistem sağlığını nasıl etkiler? Kritik hammaddeler kaynaklı olası toksik etkiler ve antropojenik baskılar her iki kutup bölgesinde de gözleniyor mu? Antarktika için uyarlanan potansiyel ekolojik risk indeksi (PERI), Arktik için oluşturulan indeksten ne kadar farklı olabilir?” sorularının cevaplarını arayarak projesinin Beyaz Kıta’da olan bölümünü tamamladı.
TÜBİTAK MAM İklim Değişikliği ve Sürdürülebilirlik Başkan Yardımcılığı’nda Araştırmacı olan sefer katılımcısı Dr. Mehtap Dursun da projesi kapsamında Antarktika’da mikrokirleticilerin çevresel incelenmesinin altyapısını oluşturmak üzerine çalışmalar gerçekleştirdi.
Dr. Mehtap Dursun, mikrokirleticileri genel olarak sucul ortamda canlılara zarar veren mikro ve nano düzeydeki kirleticiler olarak tanımlayabildiklerini ifade ederek, “Biz özellikle eksik yanma sonucu oluşan poliaromatik hidrokarbonlar ile tarımsal amaçlı kullanılan pestisitlerin çevresel olarak Antarktika kıtasında mevcudiyetini araştırıyoruz.” diye konuştu.
Çalışması kapsamında Horseshoe Adası’nda bulunan göllerden ve kar suyundan örnekleme yaptığını anlatan Dursun, şöyle devam etti:
“Deniz örneklemelerimizi yaklaşık 25 istasyonda gerçekleştirdik. Mevcut ortamda mikro kirleticinin analizleri için yüksek hacim su gerektirdiğinden, bizim yaptığımız yöntemle laboratuvara hiç su taşımadan gemide ön işlemleri yapılmış numunelerimizle Türkiye’deki araştırma laboratuvarımızda analiz ederek sonuçları elde etmiş olacağız.”
Amaçlarının Antarktika’da bir çevresel izleme altyapısını oluşturmak olduğuna dikkati çeken Dursun, “Daha sonrasında da bu araştırma sonucunda elde ettiğimiz verilerle eğer yöntemimiz başarılı olursa ileriki dönemlerde bu çevresel izlemelerin devamlılığını ve zaman içindeki değişimini gözlemlemiş olacağız.” bilgisini verdi.
]]>