2021’de başlayan kazı çalışmaları, Konya Büyükşehir Belediyesi ve Karatay Belediyesinin destekleriyle, Selçuk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. İlker Işık başkanlığında yürütülüyor.
1890’lı yıllarda Rus mezaliminden kaçan KırımTatar Türklerinin yurdu haline gelen Savatra Antik Kenti, Anadolu’da Türk adının geçtiği ve 1071 öncesi Türk varlığını ispatlayan Türkopol (Türkoğlu) yazıtının olmasıyla dikkat çekiyor.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>ETÜ’de “Yaşam boyu öğren, yaşam boyu tazelen” temasıyla düzenlenecek eğitimlerde, 60 yaş üzeri vatandaşların teşvik edilerek yeni beceriler kazanmalarının sağlanması amaçlanıyor.
Bu çerçevede 60 yaş üzeri okuma yazma bilenlerin katılabileceği eğitimlere başvurular 3-14 Şubat tarihlerinde, eğitimler ise 17 Şubat’ta başlayacak. 60+ Tazelenme Üniversitesi’ne katılanlar, 4 yıl boyunca haftada 2 gün çeşitli alanlarda eğitim alacak.
ETÜ Rektörü Prof. Dr. Bülent Çakmak, Edebiyat Fakültesi Prof. Dr. Muammer YaylalıKonferans Salonu’nda düzenlenen tanıtım toplantısında, öğrenme anlayışını temel alan programın, her yaşta öğrenmenin ve gelişmenin mümkün olduğu bilinciyle tasarlandığını söyledi.
Dünya Sağlık Örgütünün sağlığın korunması için yaşam boyu öğrenmeye vurgu yaptığını belirten Çakmak, “Amacımız, kıymetli büyüklerimizin bilgiye, beceriye ve sosyal hayata daha aktif katılımlarını destekleyerek onların sağlıklı, mutlu ve üretken bir yaşam sürmelerine katkı sunmaktır.” dedi.
“Yaşam kalitesini arttırmayı hedefliyoruz”
Üniversite olarak yaşam boyu öğrenmeyi temel ilke olarak benimsediklerini ifade eden Çakmak, şöyle devam etti:
“Sağlıktan sanata, kişisel fiziksel aktivitelere, bağımsız yaşam becerilerinden sosyal ve zihinsel aktivitelere kadar geniş bir yelpazede sunacağımız eğitimlerle, bireylerimizin yaşam kalitesini arttırmayı ve topluma daha aktif katılımlarını teşvik etmeyi hedefliyoruz. Hazırladığımız program, bilimsel temellere dayanarak multidisipliner bir ekip tarafından hazırlanmıştır. Katılımcılarımızı hayatlarının her döneminde öğrenmenin, üretmenin ve paylaşmanın mümkün olduğunu göstermek istiyoruz. Çıktığımız bu yolda büyüklerimizin hayatlarına yeni bir pencere açıp onların enerjilerini ve potansiyellerini yeniden keşfetmelerini sağlamayı hedefliyoruz. Hayata geçirdiğimiz bu programla büyüklerimizin de hayatlarına dokunmayı onların bizlerin akademik bilgi ve birikiminden faydalanmaları gibi bizlerin de onların hayat tecrübelerinden faydalanacağımız bir programı hayata geçiriyoruz.”
“Öğrenme ve gelişmenin yaşı yoktur”
Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı ve 60+ Tazelenme Üniversitesi Proje Yürütücüsü Prof. Dr. Elanur Yılmaz Karabulutlu da projeyle yaşam boyu öğrenmede önemli bir adım atıldığını söyledi.
Karabulutlu, yaşlı nüfusun Türkiye’de son 5 yılda yüzde 21,4 arttığını bildirerek, şunları kaydetti:
“İnsanlığa değer katan, öncü ve saygın bir üniversite olma vizyonuyla hareket eden üniversitemiz 60+ Tazelenme Üniversitesi Projesi’yle bölgemizdeki 60 yaş ve üzeri bireylerin yaşamına değer katmayı hedeflemektedir. 60+ Tazelenme Üniversitesi yaşanılan her dönemde öğrenmenin gelişmenin ve yenilenmenin mümkün olduğu inancından doğmuştur. Bu projeyle ileri yaş döneminde de aktif öğrenmenin paylaşmanın, üretmenin mümkün olduğunu göstermek istiyoruz, çünkü öğrenme ve gelişmenin yaşı yoktur.”
Programa, Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Mehmet Akarsu, Yakutiye Belediye Başkanı Mahmut Uçar, akademisyenler ve 60 yaş üzerindeki vatandaşlar katıldı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Ortaöğretim Genel Müdürlüğünün eğitimde farklı disiplinleri bir araya getirerek öğrencilere çok yönlü öğrenme ortamı sunan “Harezmi Eğitim Modeli”, Başiskele ilçesindeki Birikim Okullarında uygulanıyor.
Gençlerin teknolojiyi güvenli ve etik kurallar çerçevesinde üretim için kullanmalarını teşvik ederek ezberden uzak ve yaratıcı bakış açısı geliştirmelerine olanak tanıyan model kapsamında okulda atölyeler oluşturuldu.
Atölyelerde eğitim gören lise öğrencileri Egemen Ünal, Nurefşan Ay, Eymen Aktürkoğlu ve Salih Mirza Balkaya’dan oluşan “Simurg Technic” takımı, mini sumo robotları geliştirdi.
Öğrenciler, tasarımlarıyla ulusal yarışmalarda elde ettikleri derecelerin yanı sıra ilk kez katıldıkları Avrupa’nın en büyük robot yarışmalarından biri kabul edilen Romanya’daki Robochallenge 2024’te “mini sumo kids” kategorisinde ikincilik ve dördüncülük kazandı.
Takım, Estonya’da düzenlenen Robotex Uluslararası Robot Yarışması’nda da ikincilik elde ederek uluslararası alandaki başarısını sürdürdü.
Robotik alanında daha büyük başarılar elde etmek için çalışmalarını sürdüren öğrenciler, bir sonraki uluslararası yarışmada zirvede yer almayı ve Türkiye’yi en iyi şekilde temsil etmeyi hedefliyor.
“Bu model öğrencilerin problemlere çözüm üretebilme becerisini geliştiriyor”
Lise müdürü İbrahim Yılmaz, AA muhabirine, “Harezmi Eğitim Modeli” kapsamda kurulan atölyelerde öğrencilerin, işin mekanik ve kodlama kısmını pratik yaparak öğrendiğini söyledi.
Yılmaz, öğrencilerin geçen yıl kamp yaparak başladıkları yolculukta ulusal turnuvalardaki başarılarının ardından Romanya ve Estonya’daki yarışmalarda da dereceler elde ettiklerini belirtti.
“Harezmi Eğitim Modeli”nin disiplinler arası bir yöntem olduğunu dile getiren Yılmaz, “Robotik kodlama derslerinde sadece bilgisayar üzerinden yazılım öğretme, yazılımın alt tabanları öğretme gibi ders içerikleri oluyor. Fakat bu modelde bilişimin matematikle de İngilizce’yle de biyolojiyle de ilgisi olan farklı alanlarını deniyoruz.” dedi.
Yılmaz, öğrencilere çözmeleri için belirli problemler verdikleri, bu alanda projeler ürettiklerini anlatarak, “Bir problemle karşılaşınca birbiriyle fikir alışverişinde bulunup bu problemi hem fiziksel hem düşünce hem fen bilimleri hem matematik hem de mühendislik anlamında nasıl çözüme kavuşturulabilirler? Onlardan bunları istiyoruz. Onlardan gelen cevaplar doğrultusunda da çok güzel ürünler ortaya çıkıyor. Bu model, öğrencilerin problemle karşı karşıya kaldığında çözüm üretebilme becerisini de geliştiriyor.” diye konuştu.
“Robotların mekaniği ve kodlamasını zamanla geliştirdik”
11. sınıf öğrencisi Salih Mirza Balkaya da robotların mekaniğini ve kodlamasını zamanla geliştirdiklerini, yurt içi ve dışındaki yarışmalara katıldıklarını kaydetti.
Balkaya, “Dünya ikincisi olduk, inşallah aynı yarışmalarda gelecekte birinci olmak istiyoruz. Aslında birincilik, ikincilik değil, ilk 3’ü kapatmak istiyoruz.” ifadelerini kullandı.
Robotların kodlamasından sorumlu 10. sınıf öğrencisi Nurefşan Ay ise Romanya’da güzel bir yarışma süreci geçirdiklerini, gelecekte de düzenlenecek yarışmalarda iyi dereceler elde etmek istediklerini belirtti.
TeknolojiTürkiyeHarezmikocaeliEğitim
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Isparta İl Emniyet Müdürlüğü Toplum Destekli Polislik Şube Müdürlüğü ekipleri, 8 okulda düzenledikleri bilgilendirme faaliyetleriyle 2 bin 85 öğrenciye çeşitli konularda eğitim verdi. Eğitimlerde, “Siber Güvenlik ve Telefon Dolandırıcılığı, KADES ve UYUMA Uygulamaları, Emniyet Kemeri Takmanın Önemi, Güvenli İnternet Kullanımı, Akran Zorbalığı ve Yasal Süreçleri, Çocuklar İçin Temel Güvenlik Kuralları, Trafikte Doğru Davranış Usulleri” gibi konular ele alındı. Ayrıca öğrencilere “Polis Ne İş Yapar?” başlığı altında emniyetin görevleri hakkında bilgi aktarıldı. – ISPARTA
DolandırıcılıkTeknolojiGüvenlik3-sayfaEğitimGüncel
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>OMÜ Türkçe Öğretimi Uygulama ve Araştırma Merkezi (TÖMER) Müdürü Serkan Şen, Atatürk Kongre ve Kültür Merkezi’ndeki programda, Kazakistan’ın kendileri için ayrı bir yere sahip olduğunu söyledi.
Bir yıl Kazakistan’da öğretim üyesi olarak görev yaptığını aktaran Şen, “Kazakistan’dan ülkemize gelen kardeşlerimiz, konuklarımızdır. Onların mutlu günü bizim mutlu günümüz, acıları acımızdır.” dedi.
Uluslararası Öğrenci Koordinatörü Olcay Bayraktar ise etkinliğin geçen yıla göre daha kapsamlı olduğunu anlatarak, “Üniversitemizde 120 civarında ülkeden öğrenci bulunuyor, 80 ülke temsilcimiz var. Bugünkü etkinlik gibi her ülkenin etkinliği keyifli, üretici ve öğretici oluyor.” diye konuştu.
Konuşmaların ardından Kazakça şarkılar seslendirildi, dans gösterileri ve çeşitli etkinlikler gerçekleştirildi.
Programa Kazakistan’ın Ankara Büyükelçiliği Katibi Ardakzhan Askhatkyzy Bekenova, Samsun Uluslararası Öğrenci Derneği Başkanı Hakan Karaduman ile öğrenciler katıldı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Dünyanın en prestijli bilim kuruluşlarından biri olan ve bünyesindeki 200’den fazla Nobel ödüllü bilim insanıyla Sigma Xi dikkat çekiyor. 1900’lü yıllarda kurulan bu saygın kuruluş, bilimsel yenilik ve araştırmalara katkı sağlayan seçkin bilim insanlarını üyeliğe kabul ediyor. Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden 1998 yılında mezun olan ve hematoloji alanındaki araştırmalarıyla tanınan Prof. Dr. İrfan Yavaşoğlu, özellikle Multiple Myelom, Lösemi ve Trombosit Hastalıkları üzerine yaptığı çalışmalarda önemli başarılara imza atıyor. Prof. Dr. Yavaşoğlu, ‘Multiple Myelom, Lösemi ve Trombosit Hastalıkları’ alanındaki başarılı çalışmalarıyla ünlü bilim insanlarının bulunduğu Sigma Xi’e üyelik hakkı kazandı. Yavaşoğlu’nun Sigma Xi üyeliği, bilim dünyasında büyük bir takdirle karşılandı. – AYDIN
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Bilecik’te, 12-18 Aralık ‘Yerli Malı Haftası’ kapsamında anlamlı bir etkinlik gerçekleştirildi. Mehmet Nuri Efendi Anaokulunda ki minik öğrenciler, yerli üretim gururumuz TOGG araçlarıyla unutulmaz bir seyahate çıktı.
Bilecik Valiliği envanterinde bulunan TOGG araçlarıyla düzenlenen etkinlikte, geleceğimizin teminatı olan çocuklara yerli ve milli üretimin önemi vurgulandı. ‘Yerli Malı Haftası’ dolayısıyla organize edilen bu anlamlı programda, çocuklar TOGG’un yenilikçi teknolojisi, çevreci özellikleri ve üstün donanımını yakından tanıma fırsatı buldu.
Etkinlik, çocuklarda yerli üretime olan güveni artırmayı ve milli değerlere sahip çıkma bilincini geliştirmeyi hedefledi. Miniklerin TOGG araçlarıyla yaptıkları keyifli seyahatteki mutlulukları ise görülmeye değerdi.
Ayrıca, “Yerli Malı Yurdun Malı, Herkes TOGG’u Kullanmalı!” sloganıyla gerçekleştirilen etkinlikte, çocukların heyecanı ve mutluluğu etkinliğe ayrı bir renk kattı. – BİLECİK
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü ev sahipliğinde Öğlebeli Gençlik Merkezinde düzenlenen çalıştayda katılımcılar, gençlerin gelecekteki ihtiyaçları ve beklentileri doğrultusunda çözüm önerileri geliştirmek amacıyla çeşitli grup çalışmalarına katıldılar. Etkinlikle, gençlerin fikirlerini ifade etmesi ve Türkiye’nin gençlik politikalarına dair vizyon oluşturulması hedefleniyor.
Çalıştaya Karabük Valisi Mustafa Yavuz, Gençlik Hizmetleri Genel Müdürü Dr. Enes Efendioğlu, Gençlik ve Spor İl Müdürü Coşkun Güven, kurum müdürleri ile öğrenciler katıldı.
Saygı duruşu ve İstiklal Marşının okunmasıyla başlayan programın açılışında konuşan Vali Yavuz, çalıştay çerçevesinde hazırlanan 11 başlığın çok önemli olduğunun altını çizdi.
Yavuz, “Ben inanıyorum bütün gençlerimiz moderatörlerimiz eşliğinde bakanlığımızın hazırladığı bu politika belgesine çok kıymetli görüş, önemine katkılar sunacaklar. Biz size inanıyoruz. Biz size güveniyoruz Çünkü sizler geleceğimizsiniz ve geleceğimiz size emanet ediyoruz. İyi ki varsınız” dedi.
“Yaşadığımız çağda çok fazla bilgi akışı ile karşılaşıyoruz” diyen Yavuz, “Saniyede, dakikada milyonlarca, milyarlarca sosyal medya üzerinden bilgi paylaşımı yapıyor. Adeta bombardımanlara tutuluyoruz. Bu doğru bilgiye eğer erişmeye yeteneğine sahipsek, doğru bilgiyi ayıklayıp doğru bilgiyi erişecek kanallara ve yeterlilere ve yeterine sahipsek sorun yok. Eğer bu yeterliliğe sahip değilsek korkunç bilgi kirliliği ile karşı karşıyayız. Bu konu sizler tarafından gerçekten tartışılması gereken, bu bilgi bombardımanı karşısında bizlerin hangi bilgiyi ayıklayıp, hangi bilgiyi kullanabileceğimizi, kanalların yeterlilikleri de doğru bilgiye ulaşma konusu bizler için çok kıymetli. Geleceğimiz için çok kıymetli an için çok kıymetli” şeklinde konuştu.
Yavuz, sanal ortamda yaşanan, işlenen suçlar ile faaliyetlerin gençler tarafından çok dikkat edilmesi gereken bir konu olduğunu dile getirerek şunları söyledi: “Bugünün suçları maalesef bilgi teknolojileriyle, siber ve sanal ortamla işlenen suçlar, geleneksel suçların önün geçmeye başladı. O zaman bizler gençlerimizi, çocuklarımızı bu sanal ortamda işlenen suçlara karşı korumamız lazım.”
Çalıştayın amacından bahseden Gençlik Hizmetleri Genel Müdürü Dr. Enes Efendioğlu, “Gençlik Politika Belgesinin şekillendirilmesi, Karabük ilindeki gençlerin yani sizlerin oluşturulacak olan ülkemizin ve bakanlığımızın genç politika belgesine katkı sunmanız. Bizler sizin görüşlerinizi, yorumlarınızı, katkılarınızı duymak için buraya geldik. Oluşturulacak olan politika belgesini sizlerin bizlere sunacağınız katkılarla beraber hazırlayacağız.
Gençlik ve Spor İl Müdürü Coşkun Güven de kurum olarak yaptıkları çalışmalardan bahsetti.
Konuşmaların ardından istihdam, genç sağlığı, çevre, iklim gibi sosyal hayata dair 11 farklı başlığın ele alınacağı toplantılara geçildi. – KARABÜK
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Erbaş, Dünya Dergiler Birliği (DERGİBİR) tarafından Taksim CamiiKültür Sanat Merkezi’nde düzenlediği “15. Dergi Günleri”nin açılışına katıldı. Etkinlikte bir konuşma gerçekleştiren Başkan Erbaş, İslam medeniyetinin en önemli unsurlarından birisinin okumak olduğunu belirterek, “Çünkü ilk inen ayet ‘oku’ diyor. Kitabı, dergiyi, kainatı, kendimizi okuyacağız ve insan olarak kendimizi tanımaya çalışacağız. Bütün bunlar için vasıtalar lazım. Kur’an-ı Kerim’i daha iyi anlamak için başka kitapları okuyacağız” ifadelerini kullandı.
“Çıkardığımız 11 dergideki amacımız Allah’ın kitabını daha iyi anlamamıza yardımcı olmasıdır”
Başkan Erbaş, “Diyanet İşleri Başkanlığı olarak çıkardığımız 11 dergideki amacımız Allah’ın kitabını daha iyi anlamamıza yardımcı olması amacıyladır. Birinci amacımız budur. Sadece Diyanet yayınlarından 2 bin 500 çeşit kitap, Türkiye Diyanet Vakfı yayınlarından 2 bin çeşit kitap toplam 4 bin 500 farklı isimle her yıl çıkardığımız milyonlarca kitap medeniyetimizi, Rabbimizi daha iyi tanımak, Peygamberimizin yolunda daha iyi yürümek içindir” diye konuştu.
“Yazdıklarımızla insanları hayra çağırmamız lazım”
“İçinizden hayra çağıran, iyiliği emreden, kötülükten men eden bir ümmet, bir topluluk bulunsun. İşte kurtuluşa eren onlardır” ayet-i kerimesini hatırlatan Başkan Erbaş, “Yazdıklarımızla insanları hayra çağırmamız lazım. Yazdıklarımızla, çıkardığımız dergilerle iyiliğin yeryüzünde yaygınlaşmasına katkı sağlamamız lazım. Çıkardığımız dergilerle, kötülüğün yeryüzünden, insanlardan uzak olmasına katkı sağlamamız lazım. İşte o zaman anlamlı olur verdiğimiz emekler, çıkardığımız dergiler” ifadelerini kullandı.
Açılışta, Diyanet İşleri Başkanlığı Dini Yayınlar Genel Müdürü Cafer Tayyar Doymaz, İstanbul İl Müftüsü Prof. Dr. Safi Arpaguş ile DERGİBİR Başkanı Metin Uçar da hazır bulundu. – İSTANBUL
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Valilikten yapılan açıklamaya göre, kent merkezindeki Mehmet Nuri Efendi Anaokulundaki etkinlikte öğrenciler, Valilik envanterindeki 3 Togg’a bindirilerek okul civarı ile İsmetpaşa Mahallesi’nde dolaştırıldı.
Organizasyonda çocuklar, ayrıca yerli otomobili yakından görme fırsatı buldu.
Öğrencilerin yerli üretime ve milli değerlere sahip çıkma bilincinin artırılmasının hedeflendiği etkinlik, fotoğraf çekilmesiyle sona erdi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, ödül töreni için geldiği Edirne’de Vali Yunus Sezer’i makamında ziyaret etti. Valilik önünde Vali Sezer tarafından karşılanan Hisarcıklıoğlu, Şeref Defteri’ni imzaladı.
Edirne’deki yatırımlar hakkında bilgi verdiklerini söyleyen Hisarcıklıoğlu, “TOBB olarak Trakya Üniversitesi bünyesinde bir fakülte binası yaptık. Milli Eğitim Bakanlığı koordinasyonunda İpsala ve Uzunköprü ilçelerine iki yeni okul yapıyoruz. Keşan’daki okulumuz ise projelendirme aşamasında. İpsala, Kapıkule, Hamzabeyli ve Pazarkule gümrük kapılarını, TOBB ve 137 oda/borsamızın ortak kurduğu Gümrük ve Turizm İşletmeleri AŞ (GTİ) olarak Yap-İşlet-Devret yöntemiyle modernize ederek ülkemizin hizmetine sunduk. Bugüne kadar 15 gümrük kapısının modernizasyonunu tamamladık” diye konuştu.
Hisarcıklıoğlu ve beraberindekiler daha sonra Sezer ile makamında bir görüştü. – EDİRNE
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından yürütülen Okul Destek Projesi kapsamında, gençlerin eğitim yolculuklarında ilham kaynağı olabilmek ve hayatlarına olumlu dokunuşlar yapabilmek amacıyla düzenlenen Rol Model Etkinliğinde, ‘Rol Model’ olarak seçilmenin gururunu yaşadığını ifade eden Tekkeköy Belediye Başkanı Mustafa Candal, “Tekkeköy Kaymakamımızın kıymetli eşi Tuğba Hanım, kıymetli eşim Seda Hanım ve Aile ve Sosyal Hizmetler Müdürlüğü’nden sosyal ve ekonomik destek alan Okul Destek Projesi’nden faydalanan kıymetli çocuklarımızın katılımıyla bir araya gelmek, bu sorumluluğun manevi değerini daha da artırdı. Bu özel görevi üstlenmek, gençlerimize umut, cesaret ve azim aşılamak adına büyük bir sorumluluk. Hayatta karşılaşılan zorluklara rağmen hedeflerinden vazgeçmeyen bireylerin, gelecek nesillere ilham olacağına yürekten inanıyorum. Projenin bir parçası olmak, gençlerimizin hayallerine ışık tutacak bir yolculuğa katkıda bulunmak benim için tarifsiz bir mutluluk. Onların başarılarına destek olmak ve örnek teşkil etmek, toplumsal dayanışmanın ve geleceğe duyulan güvenin en güzel göstergesi. Bu anlamlı etkinlikte emeği geçen herkese teşekkür ediyor; gençlerimize inanmaya, onların yanında olmaya devam edeceğimizi bir kez daha ifade etmek istiyorum. Unutmayalım ki bir hayal, bir başarıya; bir başarı, bir geleceğe dönüşebilir” diye konuştu.
Etkinlikte ayrıca Tekkeköy Kaymakamı Enver Hakan Zengince, Samsun Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürü Kemal Gümrükçü, Gençlik ve Spor İlçe Müdürü İlkay Aydın, Canik Sosyal Hizmet Merkezi Müdürü Musa Öncül, Büyükşehir Belediyesi Sosyal Yardım İşleri Daire Başkanı Eyüp Çakır ve davetliler de yer aldı. – SAMSUN
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Samsun ilinden başlayan çalışmanın ilk durağı Samsun Bafra Bilim ve Sanat Merkezi oldu. Öğrenciler tarafından yoğun ilgiyle karşılanan müze hakkında Samsun Bafra Bilim ve Sanat Merkezi Müdür Yardımcısı Coşkun Kurt, “Merkezimiz zaten Kanguru Sınavlarının yapıldığı bir merkez. Öğrencilerimiz çok meraklı bu konularda, çok etkililer Kanguru Sınavlarında. Gayet güzel bir etkinlik oldu. Kanguru Matematiğe çok teşekkür ediyorum” dedi.
Hedeflerinin 81 ildeki öğrencilerle buluşmak olduğunu belirten Kanguru Matematik Türkiye Direktörü Özgür Özdemir, “Türkiye’nin Matematik Hareketi projemiz kapsamında ülkemizi dolaşan 6 gezici matematik müzemiz vardı. Ege, Karadeniz, Marmara, Doğu, Güneydoğu ve İç Anadolu araçlarımız. Bu hafta itibariyle Karadeniz Bölge aracımız da katıldı. Öncelikle sahada görev yapan Kanguru Matematik ailesinin değerli öğretmenlerine çok teşekkür ediyorum. Günlerdir, haftalardır yollarda olmak kolay değil. Hedefiz 81 ilimize de gitmek, matematiğe dokunmayan Kanguru Matematik Müzemizle tanışmayan çocuğumuz kalmasın istiyoruz” şeklinde konuştu.
Kanguru Matematik Müzeleri ortağı Metiner Grup Yönetim Kurulu Başkanı Erçin Temurayak ise, “Öncelikle ülkemizdeki kurumların göstermiş olduğu yoğun ilgiye teşekkür ediyorum. Çok kısa süre içerisinde dünyanın en büyük kentlerinden biri olan İstanbul’da dünyanın en büyük Matematik Müzesi’ni açacağız” ifadelerini kullandı. – AYDIN
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Kapsamlı eğitim programlarıyla, ilçedeki çocuk ve gençlerin eğitimlerine destek olan Ataşehir Belediyesi, 2023 – 2024 eğitim yılı boyunca 7 binin üzerinde öğrenciye hizmet veriyor. Farklı alanlarda sunulan eğitimler, sadece öğrencilerin derslerdeki başarılarını artırmakla kalmıyor, aynı zamanda onların kişisel gelişimlerine de önemli katkılarda bulunuyor.
LGS ve YKS Hazırlık Kursları: 900’ün Üzerinde Öğrenciye Eğitim Desteği
Lise ve üniversite sınavlarına girecek olan öğrencilere, sınavlara hazırlık süreçlerinde destek olan Ataşehir Belediyesi, LGS ve YKS hazırlık kursları ile büyük bir başarıya da imza atıyor.
Belediye bünyesinde hayata geçirilen LGS hazırlık programından 2023 – 2024 eğitim yılı boyunca 548 öğrenci, YKS hazırlık programından ise 346 öğrenci faydalandı. Üniversite ve lise hazırlık eğitimleri kapsamında gerçekleştirilen 54 deneme sınavına ise toplam 3 bin 864 öğrenci katılırken, gerçekleştirilen denemeler öğrencilerin sınav kaygıları azaltmalarına yardımcı oldu ve sınav stratejilerini geliştirmelerine olanak tanıdı.
Akademik başarılarını artırmalarına ve sınavlarda kendilerine güvenmelerine de büyük katkı sağlayan eğitimler sayesinde öğrenciler, sınav kaygısıyla başa çıkma, zaman yönetimi ve etkili çalışma alışkanlıkları da kazanıyor.

Tasarım Okulu’nda 229 Çocuğa Sanat Eğitimi Sağlandı
Öte yandan Ataşehir ve Almanya’nın Monheim am Rhein belediyeleri arasındaki kardeş şehir protokolü çerçevesinde kurulan Ataşehir Monheim Tasarım Okulu ise 5-16 yaş arasındaki çocuklara sanat ve tasarım eğitimi sunuyor.
Bu yıl 229 öğrenci; moda tasarımı, animasyon, karikatür ve oyuncak yapımı gibi atölyelere katılarak sanatsal yeteneklerini geliştirdi. Bu tür sanatsal eğitimler, çocukların hayal gücünü genişletmelerine, problem çözme becerilerini geliştirmelerine ve özgüven kazanmalarına olanak tanıyor. Çocuklar, eğlenceli bir şekilde sanatla tanışarak yaratıcı düşünme becerilerini geliştirebiliyorlar.

Kış Sanat Eğitimleri: 5.980 Öğrenciye Sanat Desteği
Ataşehir Belediyesi kış dönemi boyunca sunduğu Kış Sanat Okulu’nda; bale, perküsyon, bağlama, piyano, keman, gitar, dans, tiyatro, drama ve halk oyunları gibi derslere katılan 5 bin 980 öğrenciye sanatsal eğitim verdi. Sanat eğitimlerine katılan öğrenciler, duygusal zekalarını geliştirerek, estetik değerleri öğreniyor ve topluluk önünde performans sergileme becerilerini kazanabiliyorlar. Ayrıca, sanat eğitimi, öğrencilerin stresle başa çıkmalarına ve kendilerini ifade etme biçimlerini de geliştirmelerine olanak sağlıyor.

Başkan Adıgüzel: Desteğimiz Artarak Devam Edecek
Ataşehir Belediyesi olarak eğitime her alanda tam destek verdiklerini ve bu destekleri daha da arttırmayı planladıklarını ifade eden Ataşehir Belediye Başkanı Onursal Adıgüzel, “Hayata geçirdiğimiz eğitimlerle, öğrencilerin yalnızca akademik gelişimlerine değil, kişisel gelişimlerine de katkı sağlıyoruz. Sanatla tanışan bir öğrenci, yalnızca teknik beceriler kazanmakla kalmıyor, aynı zamanda kültürel değerleri anlamaya ve bunları hayatına entegre etmeye de başlıyor.Bu sayede daha özgüvenli, yaratıcı, problem çözme yeteneği ve sosyal becerileri yüksek gençler yetiştirme hedefimize ulaşacağız” dedi.

Eğitimde Yeni Projeler: Akademi Ataşehir
Eğitim alanındaki hedeflerini büyütmeye devam eden Ataşehir Belediyesi,2024 – 2029 dönemi için planlanan Akademi Ataşehir projesiyle; yeni kariyer merkezi, kültürel gelişim merkezi ve çocuk kütüphanesi gibi projeleri hayata geçirecek. Bu projeler, öğrencilere sadece akademik başarı sağlamakla kalmayacak, aynı zamanda onları profesyonel hayata da hazırlayacak.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>“SAÇ DÖKÜLMESİNE KARŞI ANAMNEZ ÇOK ÖNEMLİ”
Dr. Doğanay, saç dökülmesinin nedenini araştırırken kişinin sağlık geçmişinin (anamnez) bilinmesinin önemine dikkat çekerek, “Saç dökülmesinin altında yatan sebepleri öğrenmeden doğru bir tedaviye başlamak mümkün değil” dedi. Kadınlarda özellikle gebelik ve doğum sonrası süreçte saç dökülmesinin sıkça görülebileceğini vurguladı. Ayrıca, günde 20-30 saç telinin dökülmesinin normal olduğunu söyledi.

“DEMİR VE VİTAMİN EKSİKLİĞİ DERİN ETKİLER YARATIYOR”
Saç dökülmesinin en önemli nedenlerinden birinin demir ve vitamin eksikliği olduğunu ifade eden Dr. Doğanay, “Bu eksiklikler saç dökülmesini derinleştirebilir. Ayrıca saç sağlığı için bağırsak sistemimize de dikkat etmeliyiz” dedi.

“SÜLFATLI ŞAMPUANLAR SIK KULLANILMAMALI”
Saç sağlığını korumak için şampuan seçimine dikkat edilmesi gerektiğini belirten Doğanay, sülfatlı şampuanların her gün kullanılmamasını önerdi. Saç dökülmesine karşı uygulanabilecek çeşitli tedavi yöntemlerinden bahseden uzman doktor, bireye özel tedavilerin başarı oranını artırdığını belirtti.
Saç DökülmesiEğitimSağlıkKadınYaşam
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) İnsan Haklarını İnceleme Çocuk Hakları Alt Komisyonu, “Dijital Mecralarda Çocuklarımızı Bekleyen Tehdit ve Riskler” adlı konuda AK Parti Kocaeli Milletvekili Radiye Sezer Katırcıoğlu başkanlığında toplandı.

“ÇOCUKLARIMIZ İÇİN CİDDİ BİR TEHDİT HALİNE GELDİ”
Toplantıda konuşan Katırcıoğlu, “Dijital mecraların, kontrolsüz bir şekilde büyüyerek çocuklarımız için ciddi bir tehdit haline geldiğini gösterdi. Telefon ve internet teknolojilerinin hızla yaygınlaşması, çocuklarımızı sosyal ağların olumsuz etkilerine karşı savunmasız bırakıyor. Şunu belirtmek isterim ki bugüne kadar yaptığımız çalışmalar bizlere; Dijital mecraların, kontrolsüz bir şekilde büyüyerek çocuklarımız için ciddi bir tehdit haline geldiğini gösterdi. Telefon ve internet teknolojilerinin hızla yaygınlaşması, çocuklarımızı sosyal ağların olumsuz etkilerine karşı savunmasız bırakıyor. Çocuğa yönelik cinsel istismar ve şiddet, dijital bağımlılık, akran zorbalığı ve siber zorbalık, uluslararası terör örgütlerinin dijital platformlardaki faaliyetleri, LGBTİ+ lobisinin faaliyetleri dünyada ve ülkemizde teknolojinin, kontrolsüz kullanıldığında ve kötü niyetli kişilerin eline geçtiğinde büyük bir güvenlik tehdidi haline geldiğini görüyoruz Bugün çocuklarımız, zihinlerini ve bedenlerini ele geçirmek isteyen karanlık yapıların hedefindedir” dedi.

“SOSYAL MEDYA KULLANIMINDA YAŞ SINIRLAMASINI GÜNDEMİMİZDE TUTMAYA DEVAM EDECEĞİZ”
Dijital mecraların terör örgütlerinin eleman devşirdiği, sapkın bireylerin kurban aradığı bir alan haline geldiğini söyleyen Katırcıoğlu, “Bilgi çöplüğüne dönen bu platformlarda çocuklarımızı korumak devletin, ailenin ve toplumun ortak sorumluluğundadır. Dünya örneklerinde; bu tehditlerle mücadelede kapsamlı devlet politikaları oluşturan bazı ülkeler olmuştur. Japonya, Singapur, Avustralya, Norveç ve Fransa gibi ülkeler, dijital dünyaya yönelik sınırlandırmalar ve kontrollü erişim politikalarıyla çocuklarını koruma altına almayı amaçlamaktadır. Bizlerde Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak çocuğun üstün yararı ilkesi ışığında evlatlarımızın korunmasına yönelik hem yurtdışı örneklerini önümüzdeki ay başlamak üzere yerinde inceleyeceğiz hem de sosyal medya kullanımında yaş sınırlaması, çocuklara yönelik ulusal güvenli internet ağı oluşturulması, dijital operatörlerin çocuklara yönelik uygulamalarının çoğaltılması, televizyon ekranlarımızda çocuklarımıza yönelik kötü örnek oluşturacak program ve yapımların kısıtlanması, ailelere yönelik eğitim faaliyetlerinin gerçekleştirilmesi, Milli Eğitim Müfredatına, dijital medya okuryazarlığı dersinin zorunlu olarak eklenmesi, tedbirlerinin görüşülmesi ve tartışılmasını gündemimizde tutmaya devam edeceğiz” diye konuştu.

“HER YAPICI ELEŞTİRİYE VE ÖNERİYE AÇIĞIZ”
Komisyon olarak öncelikli hedeflerinin çocukları zararlı bağımlılıklardan, terör örgütlerinin sinsi tuzaklarından, ahlak ve değerlerini hedef alan tehditlerden uzak tutmak olduğunu dile getiren Katırcıoğlu, bu niyetle yapılan her yapıcı eleştiriye ve öneriye açık olduklarını belirtti. Komisyonda Gençlik ve Spor Bakanlığı ve Sağlık Bakanlığına bağlı müdürlüklerde görev alan uzmanlar, “Dijital Platformlarda Çocuk İstismarı, Bağımlılık, Karşılaşılan Tehlikeler, Ülkemizde ve Dünyada Bu Alanda Geliştirilmiş Denetim Mekanizmaları” konulu sunum gerçekleştirdi.
Radiye Sezer KatırcıoğluSosyal MedyaMilletvekiliTeknolojiİncelemeAK PartiPolitikaKocaeliEğitimMedyaÇocuk
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Özellikle eşi Başak Dizer ve oğlu Kurt Efe için sık sık mutfağın yolunu tutan Tatlıtuğ, bu tutkusu uğruna servet harcamış ve tam 70 bin Euro’ya aldığı bir fırını evine yerleştirmişti.

TİCARETE ATILIYOR
Şimdilerde hayalini gerçekleştirmeye hazırlanan 41 yaşındaki oyuncunun, yaşamını sürdürdüğü yer olan Göktürk’te restoran açmaya hazırlandığı öne sürüldü.
Tatlıtuğ’un, İngiltere’nin başkenti Londra’da gittiği aşçılık kursunda yaptığı yemekleri de eşi Başak Dizer Tatlıtuğ’a tattırdığı konuşuluyor.
Kıvanç TatlıtuğKültür SanatBaşak DizerMagazin3-sayfaEğitimYaşam
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>“17 YIL ÖNCE SEVGİLİYKEN…”
Kendisinin 15 yaşında gelin olduğunu belirten kadın, “15 yaşında evlenmiş olmanın en güzel yanı belki de bu… Siz burada mutfakta yemek yapan sıradan bir çift görmüş olsanız da aslında başka bir yerden neler hissettiğimizi görebilirsiniz. 17 yıl önce sevgiliyken uzaktan uzağa izlediğimiz filmin tekrarını açmışız, kızlarımız boyumuz kadar olmuş, uykuya dalmış.. Birlikte yürüdüğümüzde başarabildiğimiz her şeyin özeti… Ve belki en güvende hissettiğimiz en sıcak yer” ifadelerine yer verdi.
KISA SÜREDE ÇOK SAYIDA YORUM ALDI
Kısa sürede viral olan görüntünün altına “15 yaşında evlenmenin hiç bir olumlu yanı olamaz”, “15 yaşımda ben hala parkta oynuyordum”, “Ben okumayı tercih ederim. Her şey zamanında güzel”, “15 yaşında yapılan evliliğin olumlu yönü mü olur?”, “15 yaşında evlenmesini neden basari hikayesi gibi anlatıyor” şeklinde yorumlar yapıldı.

EvlilikGüncelEğitimKadınYaşamÇocuk
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Kasımpaşa‘da Suriyeli bir esnaf, muhaliflerin Şam’a girmesini kutlamak için ücretsiz lokma dağıttı. Suriye’de muhalif güçlerin Şam’a girdiklerini açıklamasının ardından Türkiye’de Suriyeliler kutlama yapmıştı.
Beyoğlu Kasımpaşa’da Suriyeli bir esnaf ise aracıyla geldiği meydanda vatandaşlara ücretsiz lokma dağıtarak sevincini paylaştı. Esnafın LED tabelasında ise “Esat düştü, bu sevinci paylaşmak için lokma ikram ediyorum” yazdığı görüldü.

Kasımpaşa3-sayfaTürkiyeBeyoğluSuriyeEğitimYaşamDünyaŞam
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Yemeğe, İsveç Başbakanı Stefan Löfven ve eşi, Türkiye’nin İsveç Büyükelçisi Yönet Can Tezel, birçok siyasetçi ve bilim adamı da katıldı. Ekonomi ödülünü kazanan Daron Acemoğlu, Simon Johnson ve James Robinson, fizik ödülünü kazanan John Hopfield ve Geoffrey Hinton, kimya ödülünü kazanan David Baker, Demis Hassabis ve John Jumper, tıp ödülünü kazanan Victor Ambros ve Gary Ruvkun, edebiyat ödülünü kazanan Han Kang, yemekten önce basın mensuplarına poz verdi.
İsveç Kralı Carl 16. Gustaf, kendisi ve Kraliçe adına, Nobel ödülünü kazananları Kraliyet Sarayı’nda memnuniyetini dile getirirken, bilim adamlarını bir kez daha kutladı.
2024 Nobel Ödülleri, İsveç’in başkenti Stockholm’de dün Konser Evi’nde düzenlenen törenle Kral 16. Gustav tarafından sahiplerine verilmişti. Nobel kazananlara birer diploma, madalya ve yaklaşık 1 milyon 100 bin dolar para ödülü verilmişti.



Daron AcemoğluBilim İnsanıEkonomiKraliçeEğitimDünyaİsveç
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
“PARLA” MEB MÜFREDATINA GİRİYOR”
MESAM’ın resmi sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, ” Norm Ender‘in söz ve bestesine hayat verdiği Parla Marşı, artık Milli Eğitim Bakanlığı müfredatına giriyor! Milli Eğitim Bakanlığı müfredatına giren bu anlamlı eser, 2025 itibarıyla Eğitim Bilişim Ağı (EBA) ve tüm dijital platformlarda yer alarak genç nesillerin milli değerlerimizi daha güçlü bir şekilde hissetmesini sağlayacak. Türk bayrağımızın gölgesinde yükselen bu marş, ülkemizin geleceğini temsil eden gençlerimize bir ilham kaynağı olacak.” ifadelerine yer verildi.

“BİR TEBRİĞİNİZİ ALIRIM”
Norm Ender de aylarca kulaklarımızda yankılanan, radyo ve müzik listelerinden düşmeyen Parla (100. yıl marşı) hakkında paylaşım yaptı. MESAM’ın açıklamasını alıntılayan Norm Ender, “Bir tebriğinizi alırım” dedi.
PARLA MARŞININ SÖZLERİ
Ram, pam, ram-pa-pam-pa-pam, ram
Ram, pam, ra-pa-pa-pa-pa-pam, ra-pa-pa-pam
Yürüyoruz arkadaş-lar, içimde bir telaş var
Bu kutlu gün bizim, zafer, düğün bizim
Görüyoruz arkadaş-lar darbeler, savaşlar
Sırtımız yere gelmiyor bizim
Düşmanız esarete, önderimle karşıyız
Mavi gözlerin gibi biz bu yurda âşığız
Duysun cihan, duysun biriz
Duysun, bizim bu gök, deniz
Parla hilal ve yıldızım
Parla beyaz ve kırmızım
Türk’ün yolu cumhuriyet
Parla, 100 yaşındasın
Parla hilal ve yıldızım
Parla beyaz ve kırmızım
Sensin yolum cumhuriyet
Parla, 100 yaşındasın
Yürüyoruz arkadaş-lar bu yolda dik yamaçla
“Zor” ne bilmeyiz, biz pes etmeyiz
Görüyoruz arkadaş-lar, ufukta bir amaç var
Yerde, gökteyiz, ne şanlı milletiz
Düşmanız esarete, önderimle karşıyız
Mavi gözlerin gibi biz bu yurda âşığız
Duysun cihan, duysun biriz
Duysun, bizim bu gök, deniz
Parla hilal ve yıldızım
Parla beyaz ve kırmızım
Türk’ün yolu cumhuriyet
Parla, 100 yaşındasın
Parla hilal ve yıldızım
Parla beyaz ve kırmızım
Sensin yolum cumhuriyet
Parla, parla, parla, 100 yaşındasın
Milli Eğitim BakanlığıKültür SanatNorm EnderEğitimYaşam
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Valilikten yapılan açıklamaya göre, ilde yoğun kar, buzlanma ve sis etkili oluyor.
Olumsuz hava koşulları nedeniyle il genelindeki resmi ve özel olmak üzere tüm örgün ile yaygın eğitim kurumlarında eğitim ve öğretime bir gün ara verildi.
Kamu kurum ve kuruluşlarında çalışan engelli ve hamile personel ile çocuğu kreşe ya da anaokuluna giden kamu çalışanı anneler de izinli sayılacak.
Yerel HaberlerHava DurumuGüncelEğitimYaşamKamuvan
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>SOSYAL MEDYAYA YAŞ DÜZENLEMESİ GELİYOR
Bakan Uraloğlu şu ifadeleri kullandı:
“16 yaş altındaki çocuklarımızı sosyal medya ve online oyunların zararlarından korumak ve bu tür içeriklerin yayılmasını engellemek için yasal düzenlemeler yapma ihtiyacı artık zorunlu hale gelmiştir. Düzenlemenin temelinde ilk olarak internet servis sağlayıcılarının, sosyal ağ platformlarının sorumluluklarını ve denetimini arttırmak olacak.”
“ÜLKEMİZE ADETA ÇAĞ ATLATTIK”
Bakan Uraloğlu’nun konuşmasında öne çıkanlar şöyle oldu:
“Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde son 22 yılda AK Parti hükümetlerimiz döneminde ulaştırma ve haberleşme alanında büyük ve önemli projelere çok şükür imza attık. Ülkemize adeta çağ atlattık. Ülke sathında 2 bin 3 şantiyede görev alan arkadaşlarımızla birlikte toplam 223 bin çalışanımızla kara yolu, demir yolu, hava yolu, deniz yolu ve haberleşme projelerimizle ülkemizin ulaşım ve iletişim ağını her geçen gün geliştiriyoruz. Böylece yük ve yolcu taşımacılığıyla veri iletişiminde daha hızlı, daha güvenli ve çevreye duyarlı bir dönemi başlattık. Türkiye yüzyılında bakanlığımız faaliyetlerini insan ve çevre odaklı, akıllı ve güvenli entegre ulaştırma sistemleri ve hızlı iletişim ağlarıyla dünyada öncü olma vizyonuyla yürütüyoruz. Ulaştırmada küresel değişimleri de dikkate alarak gerçekleştirdiğimiz projelerle insanımızın yaşam kalitesini yükseltiyor, ülkemizin kalkınmasına önemli katkılar sağlıyoruz.
Afete dirençli, net sıfır emisyon hedeflerini gözeten, dijitalleşmeye özen veren ve riskleri yönetebilen ulaştırma politikalarımızla projelerimizi planlıyoruz ve yürütüyoruz. Yürüttüğü faaliyetlerin karbon emisyonunu hesaplayan ilk bakanlık olarak iklim değişikliğinin etkilerini önemsiyor, tüm projelerimizin çevreye duyarlı ve ekolojik denge korumasına önem gösteriyoruz. Asya, Avrupa ve Afrika olmak üzere üç kıtayı birbirine bağlayan jeopolitik konumu ve önemli ticaret yollarının üzerinde bulunmasıyla ülkemiz, lojistik ve ulaşım açısından bir merkez haline geldi.
“SOSYAL MEDYA VE İNTERNET DÜNYASI KUTSANACAK BİR ÖZGÜRLÜK ALANI DEĞİLDİR”
Haberleşmede 23 milyon olan mobil abone sayımızı yaklaşık 93 milyona, geniş bandı yine 93 milyona, 81 bin olan fiber ağ uzunluğumuzu 580 bin kilometreye çıkardık. Ülkemiz e-Devlet uygulamaları arasında 37 ülke arasında 83 puanla 10. olarak AB ortalamasının üzerinde yer aldı. Uluslararası Telekomünikasyon Birliği’nin global siber olaylar endeksinde tam puan alarak rol model ülke kategorisinde yer aldık. Uzayda söz sahibi olanın dünyada gücü olur prensibi ile Türksat 6-A uydumuzu uzaya gönderdik ve sene sonuna kadar da onu hizmete alacağız. 2025 yılı içerisinde Türkiye kartı 18 ilimizde hayata geçireceğiz. Son günlerde sosyal medya platformlarında dezenformasyon, siber korsanlık, nefret söylemi, telif hakları ihlalleri, çocukların istismar edilmesi ve akran zorbalığı gibi olumsuzluklar maalesef ön plana çıkmıştır. Sosyal medya ve internet dünyası her şeyiyle kutsanacak bir özgürlük alanı asla değildir. Aksine düşünce özgürlüğünü ve insanların hakikatle bağını yok eden boyutları da vardır. TÜİK raporlarına göre nüfusumuzun yüzde 66’sı sosyal medya kullanıcısı yüzde 87’si ise internet kullanıcısı, internette geçirilen zaman 7 saat ve dünya ortalamasının yaklaşık yüzde 7 fazlası. Yine sosyal medya platformlarındaki toplam hesap sayımız 303 milyon 97 bin.
“ÇOCUKLARIMIZA VE GENÇLERİMİZE DAHA GÜVENLİ BİR GELECEK SUNABİLİRİZ”
Buradan hareketle insanların bilgiye erişimi, bunların kendi hayatına ve ihtiyaçlarına yönelik kullanımı zamanın ruhunu yakalamak açısından elbette kıymetlidir. Ancak dijital dünya özellikle çocuklarımızı popülerlik, beğeni ve izlenme sayısı faktörleriyle her geçen gün daha fazla çevrim içi kalmalarını sağlamaya yönlendirmektedir. Karşımızda kelimenin tam manasıyla sosyal bir tehdit bulunmaktadır. Bu durumun farkında olan Amerika, İngiltere, Avustralyagibi ülkelerin sorunu önlemeye yönelik çeşitli düzenlemeleri, tedbirleri, kısıtlamaları ve tamamen kapatmalara kadar giden kararlar aldığını hep beraber görüyoruz. Yeni bir sosyal medya okur-yazarlığı bilincine ve bakış açısına ihtiyacımız var. 16 yaş altı çocuklarımızı sosyal medya ve online oyunların zararlarından korumak ve bu tür içeriklerin yayılmasını engellemek için yasal düzenlemeler yapma ihtiyacı artık bir zorunluluk haline gelmiştir. Düzenlemenin ilk olarak internet servis sağlayıcılarının, sosyal ağ platformlarının sorumluluklarını sorumluluklarını ve denetimlerini artırmak olacaktır.
Aile, Adalet ve İçişleri bakanlıklarımız başta olmak üzere tüm kurum ve kuruluşlarımızla birlikte çalışmalarımızı yapıyoruz. Yüce Meclisi’mizden de gerekli yasal düzenlemelerini bir vatandaş ve yönetici olarak bekliyoruz. İnanıyorum ki hep birlikte hareket ederek bu tehlikeyle başa çıkabilir, çocuklarımıza ve gençlerimize daha güvenli bir gelecek sunabiliriz.”

Sosyal MedyaTeknolojiEğitimÇocukYaşamMedya
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
OSMANLI DEVLETİ’NDE 1913’TE BEHİRE HAKKI KADINLARIN MESLEK ÖĞRENMELERİNİ SAĞLAMAK AMACIYLA, ADI TÜRK KADINLARI ŞEKLİNDE BAŞLAYIP, HANGİSİYLE BİTEN BİR OKUL KURMUŞTUR.?
A: Biçki Yurdu
B: Aş Evi
C: Çömlek Hanesi
D: Ev İktisadı Mektebi
Cevap: A
Osman DEMİRHaberler.com – GündemKültür SanatSoğuk HaberTelevizyonEğitimYaşam
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>TÜRKİYE Odalar ve Borsalar Birliği Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi’nde (TOBB ETÜ) Türkiye’nin ilk kuantum bilgisayarı ‘QuanT’yi geliştiren ekipten Prof. Dr. Ali Bozbey, kuantum bilgisayarların şu anda ilaç ve savunma sanayiinde çok karmaşık problemleri çözmede kullanılabileceğini söyledi. Prof. Dr. Bozbey, “Belki 10 yıl sonra, 20 yıl sonra kuantum bilgisayarlar hayal gücümüzün çok ötesinde problemleri de çözebilir” dedi.
TOBB ETÜ’de Türkiye’nin ilk kuantum bilgisayarı ‘QuanT’ geliştirildi. ‘QuanT’ ekibinde yer alan TOBB ETÜ Elektrik Elektronik Mühendisliği Bölümü’nden Prof. Dr. Ali Bozbey, 3 yıl önce kuantum bilgisayar ve kuantum hesaplama tabanlı çalışmalara başladıklarını belirtti. Prof. Dr. Bozbey, “Kuantum bilgisayar yeni bir hesaplama mantığına dayanıyor. 3’üncü bir alternatif teknoloji olarak da kuantum bilgisayarlar şu anda gündemde. 90’larda Shor tarafından geliştirilen ‘Shor algoritması’yla kuantum bilgisayarların anlamlı bir uygulaması olabileceği anlaşıldı” diye konuştu.
Prof. Dr. Bozbey, kuantum bilgisayarların şu anda ilaç ve savunma sanayiinde çok karmaşık problemleri çözmede kullanılabileceğini belirterek, “Kuantum bilgisayarların buna uygun olmasının sebebi Qubit’lerin aslında 1 ve 0’lardan değil, 1 ve 0’ların çeşitli kombinasyonları ile hesap yapabiliyor olması. Yani Qubit sayısı kadar bir kuantum bilgisayarın karmaşıklığı üstel olarak artıyor. Yani 100 Qubit’lik bir bilgisayarla 101 Qubit’lik bir bilgisayar arasında 1 değil, 2 kat fark var. Bunu klasik bilgisayarlardan ayıran en temel farklardan bir tanesi bu. Diğeri de kuantum mekaniksel özellikleri kullanarak problemlerin çözümlerine ulaşabiliyor olması” dedi.
‘EN ÖNEMLİ KAZANCIMIZ GENÇLERİN MOTİVASYONU’
Uzun süredir kuantum bilgisayar yapmak istediklerini belirten Prof. Dr. Bozbey, “Bu kuantum bilgisayarların daha büyük firmaların haricinde de yapılabilir hale gelmesinden sonra bununla ilgili ne yapılabilir diye düşündük ve imkanlarımızı bu çalışmayı gerçekleştirmek için birleştirdik. Ekiplerimizi, çalışmalarımızı buna yönlendirdik” diye konuştu.
Çip üretimi konusuna da değinen Prof. Dr. Bozbey, “Türkiye’de fabrika seviyesinde bir üretim evi maalesef henüz mevcut değil. Çok fazla vakit kaybetmeden kendi süper iletken kuantum çiplerimizi de ülkemizde üretebilir hale gelmemiz önemli” dedi.
Öte yandan kuantum bilgisayarla ilgili en önemli kazancın gençlerin motivasyonu ve ilgisi olduğunu kaydeden Prof. Dr. Bozbey, “Şu anda kuantum bilgisayar tasarlayıp çalıştırabilen çok sayıda ülke yok; ama buradaki belki en önemli çıktı, bizim gençleri motive etmemiz. Bana gelen mesajlarda öğrenciler ziyaret etmek istiyorlar, detayları öğrenmek istiyorlar. Kendi alanlarında bu çalışmalara nasıl destek verebileceklerini soruyorlar. Burada çalışan bir kuantum bilgisayarın olduğunu bilmeleri, aslında belki donanımın da ötesinde en önemli kazançlarımızdan birisi olabilir” diye konuştu.
‘BUGÜNÜN PROBLEMLERİNE CEVAP ARAYABİLİR DURUMDAYIZ’
Kuantum bilgisayarların geleceğiyle ilgili de değerlendirmelerde bulunan Prof. Dr. Bozbey, “Klasik bilgisayarlarda ya da klasik mikro işlemcilerde ilk bulunduğunda kullanım alanları o günün problemlerini çözmeye yönelik ve o günün hayal gücüyle sınırlıydı. 30-40 yıl içinde bu mikro işlemcileri icat edenlerin hayalinin çok çok ötesinde uygulama alanları buldu şu anda bilgisayarlar. Kuantum bilgisayarlarda o durumda, yani biz bugünün problemlerine cevap arayabilir durumdayız aslında. Hayal gücümüz ancak bugünün problemlerine cevap vermeye yetiyor. Belki 10 yıl sonra, 20 yıl sonra şu anda hayal gücümüzün çok çok ötesinde problemleri de çözebileceğini düşünüyorum” ifadelerini kullandı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Memduh Büyükkılıç’ın hayat boyu öğrenme ve gençlerin eğitimine tam destek hep destek hizmet vizyonu istikametinde kentin 6’ncı üniversitesi gibi hizmetlerini yürüten KAYMEK’in Genç KAYMEK Gençlik Merkezleri, şehir merkezinde 10 farklı tesiste sınav hazırlık kursları, akademik ders takviyeleri, değerler eğitimi, akıl oyunları ve kulüp faaliyetleri gibi eğitim faaliyetlerinin yanı sıra rehberlik hizmetiyle, sosyal, sportif ve kültürel faaliyetlerle, yarışmalarla, gezilerle ve seminerlerle gençlerin hayatına yön veriyor. İnsan odaklı hizmetlerine hız kesmeden devam eden ve gençlere yönelik birçok projeyle onların hayatlarına dokunan Genç KAYMEK, genç ve öğrenci dostu olarak tanınan ve eğitime verdiği destekle takdir toplayan Başkan Büyükkılıç’ın tavsiyeleri ve talimatlarıyla Teknofest gençliği yetiştirmek, sayısal dikkat ve yordama becerilerini geliştirmek için bünyesinde Ödev Evleri, Eğlenceli Matematik Sınıfları, Robotik Kodlama Atölyesi, Değer Gençlik Merkezi ve Matematik Kampı kurdu. KAYMEK’in öğrencilerin matematik dersine yönelik ön yargılarını yok edip onları motive ederek matematik dersine karşı ilgi duymalarını sağlamak ve diğer derslerdeki başarılarını da arttırmak amacıyla kuracağı KAYMEK Matematik Köyü’nün ön aşaması niteliğindeki Matematik Kampı’nın seçmeleri yapıldı. Seçmelerde yüzlerce başvuru arasından ön değerlendirmelerde ilk 50’ye giren 10. ve 11. sınıf öğrencilerinin, dijital ve yapay zeka destekli Kahoot sistemi üzerinden, hazır bulunuşlukları ölçüldü. Sayısal dikkat ve zeka kazanımlarını sağlamanın yanında öğrencilerin analitik düşünme ve yordama becerilerini de geliştiren KAYMEK Matematik Kampı; Kayseri Devlet Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. İsmail Altıntop mihmandarlığında Genç KAYMEK Matematik Öğretmeni Murat Dağıstan tarafından Genç KAYMEK İhtisas Tesisinde üçer haftalık periyotlarla yürütülecek.
Genç KAYMEK TOKİ Tesisinde yapılan Ölçme ve Değerlendirmeye Kayseri Büyükşehir Belediyesi İşletme ve İştirakler Daire Başkanı Erkan Küp, Kayseri Devlet Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. İsmail Altıntop, Türk Kızılay Kayseri İl Başkanı Cafer Beydilli ve Klinik Psikolog Mehmet Karakaya katıldı. – KAYSERİ
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Ege Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Necdet Budak, Ege Skyblue Takımını makamında ağırlayarak tebrik etti. Rektör Prof. Dr. Necdet Budak, “Milli Teknoloji Hamlesi vizyonuyla milyonları bir araya getiren TEKNOFEST 2024 takım yarışmalarında, Ege Üniversitesinin bilim ve teknoloji ekipleri inovatif ve yenilikçi projeleri ile ödülleri topladılar. Tam kurumsal akreditasyona sahip, öğrenci odaklı öncü araştırma üniversitemizin bilim ve teknoloji takımları aldıkları ödüllerle markamıza katkı sundular. Festivalde, Ege Skyblue Takımımız ‘En iyi Sunum’ ve ikincilik ödülünün sahibi oldu. Ülkemizin Milli Teknoloji Hamlesi vizyonuna nitelikli katkı sunan takımımızı tebrik ediyorum.” diye konuştu.
“10 ay süren çabamız meyvesini verdi
Ege Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Makine Mühendisliği Bölümü Öğrencisi ve Ege Skyblue Takım Kaptanı Ferit Yuzgyur ise “TEKNOFEST Akdeniz 2024 kapsamında Ege Skyblue Jet Motor Takımımız En iyi Sunum ödülünün ardından ikincilik ödülünün de sahibi oldu. TEKNOFEST Antalya’da yarışan ve burada TEI mühendisleri tarafından en iyi sunum ödülü ile ödüllendirilen Ege Skyblue Jet Motor takımı, Adana’dan da eli boş dönmeyerek ikincilik ödülünü üniversitemize getirdi. TEI tarafından düzenlenen Jet Motor Tasarım yarışmasında Düşük Baypaslı Turbofan Modülü tasarlama görevini yerine getiren Ege Skyblue Jet Motor takımımızın yaklaşık 10 ay süren çabaları sonunda meyvelerini verdi” dedi. – İZMİR
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>ESOGÜ Mühendislik Mimarlık Fakültesi Mimarlık Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Ayşen Çelen Öztürk yürütücülüğünde, hızla değişen kentleşme süreçlerinde bireylerin yaşadığı fiziksel ortamın kaybedilmemesini sağlamak ve anılarla o belleği canlandırmak adına günümüz teknolojileriyle anımsama kutusu tasarımı modeli üretmeyi amaçlayan TÜBİTAK 1001 projesinin, 65 yaş üzeri bireylerin görüşleriyle geliştirilmesi için planlanan sanal gerçeklik (VR deneyimi), Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Konukevi Porsuk Otel’de gerçekleştirildi.
Projenin önemli aşamalarından olan ve 65 yaş üstü bireylerin görüşleriyle geliştirilmesi planlanan sanal gerçeklik deneyiminde, bireylerin hafızasında Hamamyolu Çarşısı’nın bileşenlerinin mekansal olarak nasıl yer aldığı araştırıldı.
“Urban Memory Box” başlıklı çalışmada, bilimsel tarih kaynaklarına dayalı mekansal bilgiler, VR teknolojisi kullanılarak katılımcılara sunuldu. Ön test ve son test uygulamaları sayesinde, sanal gerçekliğin anımsamaya katkıları değerlendirildi ve olumlu-olumsuz deneyimlerin yanı sıra iyileştirme önerileri toplandı.
1940-1980 yılları arasında Hamamyolu Çarşısı’nın dijital ortamda modellenmesiyle, kentsel bellek aktarımında yeni teknolojilerin rolü vurgulandı. Eskişehir Teknik Üniversitesi, Harran Üniversitesi, Yeditepe Üniversitesi, Tepebaşı Belediyesi, Pencuse Dijital ve Alzheimer Derneği gibi paydaşlarla yürütülen 30 aylık proje, tamamlandığında “Urban Memory Box” modeli Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Kent Belleği Müzesi’ne kazandırılacak.
Proje ile kent belleği canlandırılıp, teknolojinin kentsel belleğin sürdürülebilirliğindeki rolünü ortaya koymak hedefleniyor.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Kursiyerlere kamera kullanımı ve röportaj teknikleriyle ilgili eğitimler verildi. Adıyaman Belediyesi’nin kurduğu ve amatör kadınların gözünden 6 Şubat depremlerinin yine kadınların yaşamına etkisinin belgeleneceği ‘04.17 Belgesel Film Atölyesi’nde kamera eğitimleri sürüyor.
Adıyaman Belediyesi Kültür ve Eğitim Merkezi’nde (AKEM) verilen eğitimlerde kursiyerlere, kamera kullanımında dikkat edilmesi gereken detaylar, teknik uygulamalar ve belgesel filmde röportaj teknikleri teorik ve uygulamalı olarak aktarıldı.
Belgesel filmleriyle 20’den fazla ödül kazanan BitlisEren Üniversitesi Görsel İşitsel Teknikler ve Medya Yapımcılığı Bölümü Öğretim Görevlisi Veysel Akşahin, atölyede verilen eğitimlerle ilgili olarak açıklamalarda bulundu.
Akşahin, “Atölyede kursiyerlerimize belgesel yapımı sürecinde ihtiyaç duyacakları teknik bilgiler ve kamera kullanım becerilerini kazandırmayı hedefliyoruz. Belgesel nasıl yapılır, yapım aşamaları nelerdir ve kamera kullanımı gibi temel konularda eğitimler veriyoruz. Adıyaman Belediyesi’nin bu projeyi hayata geçirmesi gerçekten takdire şayan. Deprem bölgelerinde kadınların yaşadığı zorluklar zaman zaman haberlerde ya da görsel çalışmalarda karşımıza çıkıyor. Ancak bu projede kadınların yaşadıkları sorunları belgesel yoluyla ifade etmeleri çok anlamlı.
Kursiyerlerimizin oldukça istekli ve heyecanlı olduklarını görüyorum. Teknik düzeyde bazı yeterliliklere ihtiyaçları var, ancak bu süreci başarıyla tamamlayacaklarına inanıyorum” diye konuştu. – ADIYAMAN
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>2016 yılında yaşanan çukur olayları Hakkari’nin Yüksekova ilçesinin birçok mahallesinde yıkıma neden olurken, Cumhuriyeti Mahallesi’nde bulunan Atatürk Anadolu Lisesi de yıkılmıştı. İlçenin büyük mahallelerinden olan Cumhuriyet Mahallesi’nde yaşayan öğrenciler, başka bir okula gitmek zorunda kalmıştı. Güvenlik güçlerinin kontrolü sağlamasının ardından yıkılan lisenin inşaatına yeniden başlandı. 550 öğrencinin eğitim göreceği okul, 30 milyon liraya tamamlanarak yeniden hizmet vermeye başladı.
Okulu açılış töreninde konuşan Hakkari Valisi Ali Çelik, “Yüksekova’mızda 16 sınıflı okulumuzu açıyoruz. Ara tatilden sonra öğrencilerimiz yeni okullarında başladılar. Onlara sağlıklı ve özellikle depreme dayanıklı ve öğrencilerimizin güvenliği için bunu öngördük. Çünkü okullarımızın en önemli özelliği, çocuklarımızın güven içerisinde eğitim öğretimlerine devam etmeleri. En kısa sürede kalan okullarımızı da bitirip, daha sağlıklı ve güvenli bir şekilde hizmet vermelerini sağlayacağız. Bu vesileyle emeği geçen herkese teşekkür ediyoruz” dedi.
Açılışa Hakkari Valisi Ali Çelik, Yüksekova Kaymakamı Mustafa Akın, İl Milli Eğitim Müdürü Nurettin Yılmaz ve çok sayıda davetli katıldı. – HAKKARİ
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
ETKİNLİKTE NELER OLACAK?
Girişimcilik odaklı podcast ve kitap serisi olarak başlayan “Girişimcilerin Büyük Hataları”, 2024 yılında konferans, girişim sunumu ve networking etkinlikleriyle zenginleştirilmiş bir dizi program olarak girişimcilik ekosistemiyle buluşuyor.
20 Kasım’da düzenlenecek etkinlik, üç ana bölümden oluşacak:
Bölüm 1: Konferans
Branding Türkiye Kurucusu Mürsel Ferhat Sağlam’ın girişimcilik deneyimlerinden elde ettiği dersleri ve önerilerini paylaşacağı konferans.
Bölüm 2: Girişim Sunumu
PitGrowth Kurucu Ortağı Özkan Yağız’ın, girişimcilik yolculuğundan edindiği tecrübeler ve hatalara yönelik çözüm önerilerini aktardığı girişim sunumu.
Bölüm 3: Networking
Katılımcılar, girişimcilik ekosisteminin önemli aktörleriyle tanışma ve iş birliği yapma fırsatı yakalayacak.

ETKİNLİK DETAYLARI
Tarih ve Saat: 20 Kasım 2024, 15:30 – 17:30
Yer: İstanbul Kültür Üniversitesi, Bakırköy Yerleşkesi, Tasarım Fabrikası
Ücret: Ücretsiz (Kayıt zorunludur, kontenjan sınırlıdır.)
Katılımcılar etkinlik sonunda, İKÜ Tasarım Fabrikası tarafından verilen “Dijital Katılım Belgesi” almaya hak kazanacak.
KAYIT VE BİLGİ
“Pollyannacılık” temalı bu eşsiz etkinliğe katılmak ve girişimcilik ekosisteminin bir parçası olmak için buradan kaydolabilirsiniz.
Girişimcilik dünyasında ilham veren bir deneyim için bu fırsatı kaçırmayın!
HEMEN KAYDOL

Betül CiritHaberler.com – EğitimKültür ÜniversitesiİstanbulTürkiyeEğitim
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
15 YILDIR İBB’DE ÇALIŞIYOR
2009’dan beri İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür Daire Başkanlığı’nda çalışan Çetin, 2009’dan beri İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür Daire Başkanlığı’nda çalışıyor.

“OYUNCULUĞA DÖNMEK İSTİYORUM”
Seda Çetin, 2014’te İBB’de müfettişlik yapan Fatih Korkmaz ile evlenmiş ve bu evlilikten 10 yaşında olan kızı Mina Şiir dünyaya gelmişti. Yaptığı bir açıklamada oyunculuğu bırakmadığını ifade eden Çetin; “Sabit iş iyi ama bizim gibi insanları aşağı doğru çekebiliyor. İçimdeki oyunculuk hevesi hiçbir zaman geçmiyor. Oyunculuğa dönmek istiyorum” demişti.
İşte Semiha’nın son hali;


Kültür SanatSon HaliMagazinEğitimYaşamBabaDizi
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
PARALAR YATIRILMAYA BAŞLANDI
Öğrencilerin T.C kimlik numaralarının son hanesine göre yapılacak ödemeler, ilk defa burs ve kredi alacak öğrenciler için 18-22 Kasım tarihleri arasında yatırılacak.
T.C kimlik numarasının son hanesi “0” olan öğrencilere 18 Kasım, “2” olan öğrencilere 19 Kasım, “4” olan öğrencilere 20 Kasım, “6” olanlara 21 Kasım, “8” olan öğrencilere ise 22 Kasım’da burs ve kredi ödemesi yapılacak.
Sadece ilk ödeme için geçerli olan bu tarihlerde öğrenciler, burs/kredilerini Ziraat Bankası ATM’lerinden çekebilecek.
2024 yılı burs ve kredi miktarları baz alındığı için lisans öğrencilerine 2000 lira, yüksek lisans öğrencilerine 4000 lira ve doktora öğrencilerine 6000 lira üzerinden iki aylık para ödenecek.

GüncelEğitimFinansYaşamBurs
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
LİSEDE SU MAKİNESİ KULLANIMINA YASAK
Sözcü’nün haberine göre; karar, okul müdürü Özgür Devrim Fidan’ın imzasıyla öğretmenlere tebliğ edildi. Kararda, “Kamuda Tasarruf Tedbirleri Genelgesi kapsamında okulumuzda kantin dışında su ısıtıcısı, kahve ve su makinesi gibi elektrikli herhangi bir cihazın kullanılmaması hususunda bilgilerinizi ve gereğini rica ederim.” ifadelerine yer verildi.
“İŞ BAŞKA BİR BOYUTA GELDİ”
Öğretmenlere suyu yasaklayan karara tepki gösteren Eğitim-İş Konya Şube Başkanı Bahattin Ertuğrul, yetkilileri bu yanlış karardan vazgeçmeye davet etti.
Karar karşısında şaşkınlık içinde olduklarını belirten Ertuğrul, “Mayıs ayında yayımlanan Tasarruf Tedbirleri Genelgesi kapsamında okullarda öğretmen odalarındaki çay ve kahve makinelerinin kaldırılmasına yönelik çalışmaları duymuştuk. Fakat bugün iş başka bir boyuta geldi.” dedi.
“ÖĞRETMENLERİN İÇECEĞİ BİR BARDAK SU MU ÜLKEYİ ZARARA SOKUYOR?”
Öğretmenlere tebliğ edilen kararı anımsatan Ertuğrul, “Öğretmenlerin ders çıkışında içeceği bir bardak su mu ülkeyi zarara sokuyor? O öğretmenler bir bardak su içmeyince mi ülke kalkınacak? Bunun cevabını merak ediyoruz. Ayrıca okul müdürünün öğretmenlere karşı bu tavrı da doğru değildir. Bütün yetkililere bu yanlışı durdurmaları çağrısında bulunuyorum.” ifadelerini kullandı.
13 Mayıs 2024’te yayımlanan “Kamuda Tasarruf Tedbirleri” kapsamında kamuda bina ve araç alımları üç yıllığına durdurulmuş, yabancı menşeili araç kullanımı sonlandırılmış, kamuya personel alımına da sınır getirilmişti. Ayrıca okullarda öğretmenler odasındaki çay ve kahve makinesi kullanımı da yasaklanmıştı. Ancak bazı ilçe milli eğitim müdürlükleri tepkilerin akabinde yasağı kaldırıp öğretmenlerin makineleri kullanmasına izin vermişti.
GündemEğitimYaşamKonya
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>

TRAFİK YÜZDE 67 OLARAK ÖLÇÜLDÜ
Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı ilk ve ortaöğretim kurumlarındaki 9 günlük ara tatilin sona ermesiyle eğitim-öğretim bugün başladı. Haftanın ilk günü olması ve okulların açılmasıyla İstanbul‘da trafikte yoğunluk yaşandı. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Trafik Yoğunluğu Haritasında saat 08.00 itibarıyla trafik yüzde 67 olarak ölçüldü.
Milli Eğitim BakanlığıİstanbulGünceltrafikEğitimYaşam
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Wuxi Sanat ve Teknoloji Meslek Yüksekokulu’nda yerel saatle 18:30’da gerçekleşen saldırının zanlısı, 21 yaşındaki Xu soyadlı öğrenci olay yerinde yakalandı. Yixing polisi tarafından yapılan açıklamada, Xu’nun sınavlarında başarısız olduğu için mezun olamadığı ve staj yaptığı yerdeki ücretinden memnun olmadığı belirtildi.
Batılı sosyal medya platformlarında yaralıların sokakta yattığını ve insanların yardıma koştuğunu gösteren görüntüler paylaşıldı. Ancak Weibo gibi Çin sosyal medya platformlarında sadece polis açıklaması görülebiliyor, olayla ilgili görüntü ve fotoğraflar sansürleniyor.
Bu, bir hafta içinde gerçekleşen ikinci ölümcül saldırı oldu. Daha önce güney kentlerinden Zhuhai’de bir adam aracıyla spor tesisindeki kalabalığa dalarak 35 kişinin ölümüne, 43 kişinin yaralanmasına neden olmuştu. Ekim ayında ise Pekin’de bir okulda beş çocuğun bıçakla yaralandığı bir saldırı yaşanmıştı.


Çin Halk Cumhuriyeti3-sayfaEğitimDünya
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Holdingden yapılan açıklamaya göre, yüzlerce başvuru arasından seçilen 30 genç, 2 ay süren eğitim sürecinin ardından mezun olmaya hak kazanarak sertifikalarını aldı.
Programdan mezun olan gençler, SAP’nin kurumsal kaynak planlama çözümü S/4HANA, bulut ve iş alanında yapay zeka çözümleri hakkında yetkinlik kazanarak 2 farklı sertifika sahibi oldu.
Yüzlerce başvuru arasından seçilen gençler, SAP Danışmanı unvanıyla SAP iş ortakları ve müşterilerinde istihdam edilecek.
Programla üniversiteden yeni mezun gençlerin teknik becerilerinin yanı sıra iletişim, tasarım odaklı düşünme gibi kişisel gelişimlerinin de desteklenmesi amaçlanıyor.
Dünya genelinde 2012’den bu yana gerçekleştirilen ve 4 bin 500’e yakın mezun veren program toplam 42 ülkede yürütülüyor.
2018’den bu yana Türkiye’de de gerçekleştirilen ve 300’e yakın mezun veren programla Türkiye’nin önde gelen kurumlarına SAP danışmanlık hizmeti verecek uzmanların yetiştirilmesi hedefleniyor.
Program sayesinde dijital ekonomideki yetenek ihtiyacının karşılanmasına destek sağlanıyor.
“Gençlerin teknoloji alanındaki mesleki gelişimini destekliyoruz”
Açıklamada törendeki konuşmasına yer verilen IC Holding Bilgi Teknolojileri Lideri (CTO) Tolga Yeşildal, iş dünyasındaki büyük dijital dönüşüm nedeniyle birçok sektörde eğitim ve deneyim açısından yeterli donanıma ve niteliğe sahip profesyonel bulmakta zorluk çekildiğini belirterek, bu durumun şirketlerin rekabet gücünü etkilediğini ve projelerin istenilen kalitede ilerlemesini zorlaştırdığını aktardı.
Nitelikli kadro açığını kapatmak için bu tarz eğitim programlarının önem taşıdığını kaydeden Yeşildal, “Bu programı destekleyerek, ülkemizin dijital teknolojiler alanında yeni yetenekler kazanmasına katkı sunmaktan mutluluk duyuyoruz. Programı başarıyla tamamlayan genç profesyonelleri kutluyorum. Kariyer gelişim süreçlerinde de onların yanında olmaya devam edeceğiz.” ifadelerini kullandı.
IC Holding Yetenek Kazanımı ve Yönetimi Kıdemli Müdürü Derya Dali de gençlerin teknoloji alanındaki mesleki gelişimini desteklemekten mutluluk duyduklarına işaret ederek, gençlerin profesyonel hayata adaptasyonu için yapılandırılmış ve kapsamlı eğitim programlarının büyük önem taşıdığını vurguladı.
Dali, potansiyel çalışma arkadaşlarını desteklemenin geleceğe yönelik yaptıkları yatırımın önemli bir parçası olduğuna dikkati çekerek, “Başta SAP’nin düzenlediği Genç Profesyoneller Programı olmak üzere bu tarz gelişim programlarına destek vererek gençlerin potansiyellerini en üst düzeyde ortaya koymalarına katkı sağlıyoruz.” açıklamasını yaptı.
SAP Türkiye Genel Müdür Yardımcısı Erdem Şekeroğlu ise programdan mezun olan öğrencilerin neredeyse yüzde 100’ünün işe yerleştirildiği bilgisini paylaşarak, ekosisteme yeni profesyoneller yetiştirmeye devam ettiklerini belirtti.
SAP alanında çalışan 14 bini aşkın danışmanla geniş bir ağa sahip olduklarını aktaran Şekeroğlu, yeni teknolojilerin hızla gelişmesiyle nitelikli SAP uzmanına talebin her geçen gün arttığını kaydetti.
Şekeroğlu, programın dikkati çeken özelliklerinden birinin mezunların yüzde 57’sinin genç kadınlardan oluştuğunu anlatarak, “Teknoloji sektöründe kadın istihdamın artırılmasına yönelik çalışmalarımıza farklı programlarımızla da devam edeceğiz. Mezunlarımız sadece iş hayatına değil, ülkemizin teknoloji ekosistemine de değer katmak için yolculuğa çıktı. Bu anlamlı serüvende bize eşlik eden tüm gençlere teşekkür ediyor ve başarılar diliyorum.” değerlendirmesinde bulundu.
???????
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İl Milli Eğitim Müdürü Ferhat Yılmaz, İl Genel Meclisi’nin kasım ayı oturumuna katılarak müdürlüğün faaliyetleri ve devam eden yatırımlar hakkında bilgi verdi.
Kentte resmi ve özel 419 okul ve kurum bulunduğunu söyleyen Yılmaz, 5 bin 44 öğretmenin görev yaptığı okullarda 56 bin 616 öğrencinin eğitim gördüğünü belirtti.
Her eğitim bölgesinde ve her ilde olduğu gibi Edirne’de de okula devam etmek istemeyen öğrenciler ve çocuğunun okuluyla ilgili süreçleri kontrol etmeyen velilerin olduğunu dile getiren Yılmaz, bu süreci özel bir çalışmayla takip ettiklerini ifade etti.
Vali Yunus Sezer’in öncülüğünde kurulan komisyonda, Emniyet, Aile ve Sosyal Hizmetler, Gençlik ve Spor il müdürlükleri ile İl Müftülüğü ve Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı’nın kendileriyle çalıştığını belirten Yılmaz, “Okullarımızın, okula devam ettirmekte güçlük çektiği tüm öğrenciler için bu saydığım kurumların birer üyesinden oluşan komisyon fiilen devreye giriyor. Gerekirse çocuğun evine, ailesine gidip bir faaliyet yürütüyor orada. Bir şekilde çocukların okula gelmesi için bu altı kurum sayın Valimizin koordinasyonunda iş birliğinde çalışıyoruz. Çok da ciddi sonuçlar aldık. Eylül ayında tespit ettiğimiz okula devam etmeyen çocukların il genelinde yüzde 91’ini geçtiğimiz haftaya kadar okula devam ettirdik.” diye konuştu.
Yılmaz, bu oranın çok yüksek olduğunu, bu kadar büyük bir sonuç elde etmelerinin kurumlar arası koordinasyonla mümkün kılındığını dile getirdi.
Kalan yüzde 9’luk kısımdaki öğrencilerle ilgili çalışmaların da sürdüğünü ifade eden Yılmaz, “Biz bunun öngörülerimize göre yüzde 98 bandına çekilebileceğini değerlendiriyoruz ama ikna süreçleriyle ilgili biraz daha zamana ihtiyacımız var ve yasal süreçler de var burada. Çocuklarını göndermemekte ısrar eden kişilere yasal işlem de yapıyoruz. Yine sayın Valimizin önderliğinde öğrenci, öğretmen ve aile işbirliğini sağlamak için ‘Bir kahvenizi içeriz’ adı altında ev ziyaretleri yapıyoruz.” dedi.
Yılmaz, yürüttükleri diğer projeler hakkında da bilgi verdi.
Yerel HaberlerFerhat YılmazGünceledirneEğitimYaşam
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Fenerbahçe Can Bartu Tesisleri’nde Jose Mourinho ve futbolcularla bir araya gelen TED bursiyeri çocuklar, unutulmaz bir gün yaşadılar. Antrenman öncesi çocuklarla buluşan ve sohbet eden Portekizli teknik adam ve tüm futbolcular, bol bol fotoğraf çektirdiler.
Ayrıca Fenerbahçe‘nin burs verdiği ve bugün tesislere gelemeyen Hataylı çocukların çizdikleri resimler ve yazdıkları duygusal mektuplar da teknik direktör Jose Mourinho’ya armağan edildi. Mourinho çocuklara teşekkür ederken, onların yanında olmaktan duyduğu mutluluğu dile getirdi ve Hataylı çocuklar tarafından hazırlanan resimleri ve mektupları saklayacağını söyledi.
Yönetim kurulu üyesi Eren Dişli de Fenerbahçe‘nin bugünü çocuklara yaşatmasından duyduğu mutluluğu dile getirdi.
Öte yandan sarı-lacivertli kulüp, Türk Eğitim Derneği’nin çocuklarına Fenerbahçe atkıları takdim etti.
BURS KAMPANYASI BAŞLATILMIŞTI
Fenerbahçe’nin iki sezondur hayata geçirdiği geleneksel eğitim bursunu, bu sezon teknik direktör Jose Mourinho’nun öncülüğünde, “Çocuklar için Hayallerimiz BİR” diyerek hayata geçirmişti. Bu adım kapsamında ilk adımı Portekizli teknik adamın yazdığı mektubu ile atılan kampanyaya sarı-lacivertli futbolcular da destek olmuş; ülkemizin eğitim alanındaki ilk sivil toplum kuruluşu olan Türk Eğitim Derneği ile 6 Şubat deprem felaketinden etkilenen çocuklarımız için burs kampanyası başlatılmıştı.
Jose MourinhoFenerbahçeKültürFutbolEğitimSporBurs
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
EHLİYET YENİLEME ÜCRETİ NE KADAR?
Eski Tip (2016 Öncesi Alınan Sürücü Belgeleri) Sürücü Belgelerinin Yenisi İle Değiştirilmesi İşlemlerinde “Vakıf Hizmet Bedeli” Türk Polis Teşkilatını Güçlendirme Vakfı Hesaplarına 2 TL, “Değerli Kâğıt Bedeli” Vergi Tahsil Yetkisi Verilen Banka Hesaplarına 13 TL, Yeni Tip (2016 Sonrası Alınan Sürücü Belgeleri) Sürücü Belgelerinin Yenilenmesi İşlemlerinde “Vakıf Hizmet Bedeli” Türk Polis Teşkilatını Güçlendirme Vakfı Hesaplarına 230 TL, “Değerli Kâğıt Bedeli” Vergi Tahsil Yetkisi Verilen Banka Hesaplarına 990 TL, İlk Defa Sürücü Belgesi Alımı veya Sınıf Ekleme İşlemleri İçin “Vakıf Hizmet Bedeli” Türk Polis Teşkilatını Güçlendirme Vakfı Hesaplarına 230,00 TL, “Değerli Kâğıt Bedeli” Vergi Tahsil Yetkisi Verilen Banka Hesaplarına 990,00 TL, “A, A1, A2, F” sınıfları için (Engelli “A” Sertifikaları da Dahil) Harç Ücreti Vergi Tahsil Yetkisi Verilen Banka Hesaplarına 1.308,40 TL, “B” sınıfı için (Engelli “B” Sertifikaları da Dahil) Harç Ücreti Vergi Tahsil Yetkisi Verilen Banka Hesaplarına 3.945,40 TL, “B1, BE, C1, C1E, C, CE, D1, D1E, D, DE, G, M” sınıfları için Harç Ücreti Vergi Tahsil Yetkisi Verilen Banka Hesaplarına 6.583,50 TL ödeme yapılması gerekiyor.
SAĞLIK RAPORU 2 YIL GEÇERLİ
Son 2 yıl içinde ehliyete dair tespitlerin yer olduğu sağlık raporunuz varsa bunu yeni alacağınız ehliyet için de kullanabilirsiniz. Sağlık raporuna e-Devlet üzerinden e-Nabız uygulamasından erişebiliyorsunuz.
Sağlık raporu almadan önce e-Devlet’e girerek “Kişisel Sağlık Bilgi Formu”nu doldurup onaylamanız gerekiyor. Aksi halde sağlık kuruluşunda bu formu doldurmak için de ekstra bekletiliyorsunuz.
YENİ TİP EHLİYETİ YANINIZDA BULUNDURMAK ZORUNDA DEĞİLSİNİZ
Ehliyetinizi yeniledikten sonra yine Nüfus İdaresi’ne giderek ehliyetinizi çipli kimliğinizle eşleştirebiliyorsunuz. Böylece ehliyeti yanınızda bulundurma zorunluluğu ortadan kalkmış oluyor.

EHLİYET YENİLEME SON TARİH NE ZAMAN?
Yenilenmiş ehliyetlerin süresi 10 yıl olarak belirleniyor. Ancak bazı ehliyet sınıfları için 5 yıl olarak belirlendi.
C1 sınıfı 7500 Kg’a kadar kamyon ve çekici, C1E sınıfı 12000 Kg’ kadar kamyon ve çekici, C sınıfı Kamyon ve Çekici, CE sınıfı Römorklu Kamyon ve Çekici, D1 sınıfı Minibüs, D1E sınıfı Römorklu Minibüs, D sınıfı Minibüs ve Otobüs, DE sınıfı Römorklu Minibüs ve Otobüs 5 yıl süreyle, M sınıfı Motorlu Bisiklet, A1 sınıfı 11 KW’yı geçmeyen motosiklet, A2 sınıfı 35 KW’yı geçmeyen motosiklet, A sınıfı 35 KW’yı geçen motosiklet, B1 sınıfı 4 tekerlekli motosiklet, B sınıfı Otomobil – Kamyonet, BE sınıfı Römorklu Otomobil – Kamyonet, F sınıfı Traktör, G sınıfı İş Makinası 10 yıl süreyle yeni ehliyetle kullanılıyor.
İçişleri BakanlığıSoğuk HaberGündemEğitimGenelYaşamZam
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Derneğin geleneksel aylık toplantısı, Antalya’nın Kemer ilçesindeki bir otelde gerçekleştirildi. Toplantıda, “Konaklama Sektöründe Siber Güvenlik” önlemleri değerlendirildi, turizm fakültelerinde okuyan öğrencilerin soruları yanıtlandı.
Dernek Başkanı Saatçioğlu, burada yaptığı konuşmada, turizmin geleceğini şekillendirecek gençlere önem verdiklerini söyledi.
Toplantılarda turizm fakültesi öğrencilerine de yer vererek, fikirlerini dinlediklerini, sorularını yanıtladıklarını anlatan Saatçioğlu, şunları kaydetti:
“Turizmde personel istihdamı için POYD yönetimi olarak önümüzdeki aylarda Anadolu’daki 11 ili ziyaret etmek istiyoruz. Öncelikli olarak deprem bölgesindeki otelcilik okullarını ve üniversiteleri ziyaret edip, hem derneğimizi anlatmak hem de mesleğimizin güzelliklerini özendirecek şekilde onlarla paylaşmak istiyoruz. Bizim turizmde devrim yapma zamanımız bitti, evrim yapma zamanımız geldi. Bu konuda gençlerimizi oyunun içine sokmaya çalışıyoruz. Erken yaşta turizmin içinde olmaları çok önemli.”
“Erken rezervasyonlar iyi gidiyor”
Saatçioğlu, Akdeniz Üniversitesi’nde turizm bölümü okuyan 50 öğrenciyle de her toplantıda bir araya gelerek, fikirlerini aldıklarını vurguladı.
Antalya’ya gelen turist sayısının istedikleri hedef doğrultusunda olduğunu aktaran Saatçioğlu, “Antalya’ya 30 Ekim itibarıyla 16 milyon 131 bin 847 turist gelmiş olması çok sevindirici. 10 aylık dönemde geçen seneye oranla 1 milyon 200 bin kişi fazla geldi. Antalya için belirlediğimiz 17 milyon turist hedefine adım adım ilerliyoruz.” diye konuştu.
Saatçioğlu, erken rezervasyonların da iyi gittiğini, İngiltere’den gelen sonuçlara göre umut verici bir 2025 sezonu öngördüklerini sözlerine ekledi.
EkonomiantalyaEğitimturistTurizm
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin ile Kongo Cumhuriyeti Uluslararası İşbirliği ve Kamu Özel Ortaklığını Teşvik Bakanı Denis-Christel Sassou Nguesso, Milli Eğitim Bakanlığı’ndaki Öğretmenler Odası Toplantı Salonu’nda düzenlenen “Türkiye-Kongo Cumhuriyeti Arasında Eğitim İş Birliği Anlaşması İmza Töreni”ne katıldı.
Bakan Tekin, burada yaptığı konuşmada, iki ülke arasındaki işbirliklerinin kalıcı ve devamlılığının olması için en kritik sektörlerden birinin eğitim sektörü olduğunu söyledi.
Atılacak adımların diğer adımları hem besleyecek hem de kalıcı olmalarını sağlayacağını aktaran Tekin, “Dolayısıyla eğitim sektöründeki ilişkiler hem diğer bakanlıklara ve diğer ilişki alanlarına bir destek hizmeti sunacak hem de kalıcılığının teminatı olacak. Biz de zaten bu ilişkilerin sağlıklı zemine oturması ve devamlılığının sağlanmasını istiyoruz.” dedi.
Tekin, Türkiye’de yaklaşık 18 milyon öğrenci, 1 milyon 250 bin öğretmen ve 100 bine yakın okul düzeyinde kurum olduğunu belirterek, bu eğitim yapılarının inşasında gerek eğitim yapılarının teknolojik altyapıyla donatılmasında gerekse de eğitim içerikleri konusunda önemli adımların atıldığını dile getirdi.
Başta mesleki ve teknik eğitim olmak üzere birçok eğitim alanında da çok farklı ihtiyaçlara cevap verebilecek nitelikte adımlar attıklarını vurgulayan Tekin, sözlerine şöyle devam etti:
“Bilhassa eğitimde teknolojik altyapının kullanılması konusunda biraz önce bahsettiğim okullarımızın tamamı bu teknolojik altyapıya erişmiş durumda. En ücra köşemizdeki okullarımız bile Bakanlık merkezinde kurduğumuz dünyanın en büyük eğitim bilişim platformlarından bir tanesine istedikleri an erişip öğrencilerle paylaşabilecek ders içeriklerine ulaşabiliyor. Aynı şekilde teknolojik altyapının geliştirilmesi kapsamında bunun eğitim öğretim ayağını da yani bununla ilgili ders içerikleri ve programlar konusunda da ciddi mesafe kat ettik.”
Tekin, “İçinde yaşadığımız dönemin en temel sorunlarından bir tanesi dünyada mesleki eğitim konusunda yeni yetişen kuşakların isteksiz olması. Orada da (Kongo’da) hem gençlere mesleki eğitimi cazip hale getirecek hem de ihtiyaç duyulan nitelikli ara eleman vasıflarını tanımlayarak ona göre eleman yetiştirecek bir program geliştirdik.” diye konuştu.
Bakanlık olarak Kongo Cumhuriyeti ile bu işbirliğini geliştirmek için her türlü adımı atmaya hazır olduklarını bildiren Tekin, bugün imza altına alacakları metnin ilişkilerin köklenmesi, gelişmesi ve gelecek kuşaklara devam ettirilmesi konusunda başlangıç olması temennisinde bulundu.
“Mesleki eğitim hususu, üzerinde daha çok çalışabileceğimiz bir konu”
Kongo Cumhuriyeti Uluslararası İşbirliği ve Kamu Özel Ortaklığını Teşvik Bakanı Nguesso da bugün imzalayacakları metnin eğitim alanında gerçekleştirecekleri ilk proje olduğunu söyledi.
Bakan Tekin’in ortaya koyduğu vizyonla iki devlet başkanının da istediği doğrultuda ülkeler arasındaki ilişkilerin gelişeceğinin altını çizen Nguesso, “Eğitim esasında ülkeler arasındaki işbirliğinin geliştirilmesi için temel unsur alanıdır ve gelecek nesillerin eğitilmesi için umarım beraber bugün bu adımını atacağımız anlaşmayla bunu daha da geliştirebiliriz.” değerlendirmesinde bulundu.
Türkiye’nin eğitim misyonunun çok dinç olduğunu vurgulayan Nguesso, şunları kaydetti:
“Dolayısıyla daha geliştireceğimiz ve güçlendirileceğimiz başka alanlar da olacaktır. Sizin de dile getirdiğiniz gibi kesinlikle burada mesleki eğitimi geliştirmemiz gerekiyor. Bu sayede gençler iş piyasasına daha kolay erişim sağlayacaklardır. Bu mesleki eğitim hususu, üzerinde daha çok çalışabileceğimiz bir konu. Kongo Hükümeti, zaten son yıllarda bu konuya büyük önem atfetmekte. Uzmanlarımız, yapacakları görüşmelerde anlaşmaların çerçevesini daha da genişleteceklerdir. Sizin dile getirmiş olduğunuz farklı alanları biz de inceleyeceğiz. Bunlardan hangilerinin Kongo Hükümeti olarak daha yararımıza olacağını biraz daha irdeleyip, bu doğrultuda uzmanlarımızla görüşmelerimizi sürdüreceğiz.”
Bakan Nguesso, imzalayacakları anlaşmanın uzun bir yolculuğun ilk adımı olduğunu söyledi ve çok kısa sürede anlaşmanın hazır hale getirilmesinden dolayı Bakan Tekin ile ilgililere teşekkür etti.
Konuşmaların ardından iki Bakan, anlaşma metnini imzaladı. Tören, hatıra fotoğrafının çekiminin ardından sona erdi.
Uluslararası İlişkilerMilli Eğitim BakanıYusuf TekinPolitikaTürkiyeEğitimGüncelKongo
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Ulusal tiyatro kültürünün canlandırılması amacıyla öğretmenlerin görev yaptıkları illerdeki Milli Mücadele kahramanlarını öğrencileri ile birlikte tiyatro oyununa dönüştürmelerini amaçlayan ‘Nesilden Nesile Milli Mücadele Tiyatro Oyunu Yazma Yarışması’nın ödül töreni, Milli Eğitim Bakanlığında gerçekleştirildi. Törede konuşan Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, Türkiye’nin ‘vatan’ olarak sunulmasını sağlayan kişilerin emanetlerine sahip çıkacak nesilleri yetiştirmenin ve birliktelik duygusu aşılamanın bakanlığın ana görevi olduğunu söyledi. Bu çerçevede müfredatın da değiştiğini kaydeden Tekin, “Öğrencilerimizin, öğretmenlerimizin kendi bireysel farklılıklarını yöntem olarak kullanabilecekleri, sunabilecekleri ve eğitim öğretim faaliyetlerini daha kalıcı hale getirebilecekleri, farklılıkları kullanabilecekleri bir süreç başlattık. Bu süreçte burada bahsi geçen, hepimizi bir araya toplayan bu yarışma dahil bu tür etkinlikler bizim için çok önemli olacaklar. Bunların sayıları artacak. Bu sebeple öğretmen arkadaşlarımız arasında böyle bir yarışma düzenlenmesi, yaklaşımımız açısından da çok önemli” dedi.
“Dünya çapında ses getirecek sanatçıların yetişme sürecinde bizim sorumluluğumuz olduğunun farkındayız”
Sanatı eğitimin içerisinde bir yöntem olarak kullanmak istediklerini belirten Tekin, “Bir taraftan da ülkemizin sanatçı adaylarının yetişmesinde, ülkemizde dünya çapında ses getirecek sanatçıların yetişme sürecinde bizim sorumluluğumuz olduğunun farkındayız. 2014 yılında bu anlamda ‘proje okul’ ismiyle okullarımız arasında bu tür yeniliklerin uygulanabileceği hukuki bir alan oluşturduk. Erken yaşlarda çocuklarımızı alıp farklı alanlarda yeteneklerine göre yetiştirebilecekleri bir zemin oluşturmaya çalıştık. Bunun ilk örneği voleybol lisesi. Ardından futbol lisesi. O dönem yapamadığımız bazı şeyleri şimdi başlatıyoruz. Yani spor liselerini tematik hale getirmiştik. Şimdi de güzel sanatlar liselerimizi tematik hale getirmeye çalışıyoruz. Bunu yaparken 2024-2025 eğitim-öğretim yılında ilk defa yaptığımız bir başka şeyi daha söyleyeyim. Güzel sanatlar liselerimizi tematik hale getirmek için temalar üzerine odaklanmaya çalışıyoruz. Ama bu anlam oluşturduğumuz temalardan bir tanesini müzik temalı olarak ayıralım demiştik. Bu yıl İstanbul’da ve Ankara’da birer tane olmak üzere müzik ilkokulu ve ortaokulunu liselerin bünyesinde açmış olduk. Yani sadece müzik eğitimi veren ilkokul ve ortaokullular, ardından da liseye devam etmiş olacak. Bunu sanatın diğer dallarıyla ilgili de başlatmak istiyoruz. En azından ortaöğretim ve lise düzeyinde başlatabilirsek iyi sonuçlar elde edeceğimizi düşünüyoruz. Örneğimiz voleybol lisesi. Türkiye’de kadın voleybolunun geldiği noktada Voleybol Federasyonu ile yürüttüğümüz voleybol lisesinin yerini ben anlatmayayım, araştırmanızı öneririm. Küçük yaşlardan itibaren çocuklarımıza bu tür yeteneklerini geliştirecek doğru eğitimi doğru zamanda ve doğru metodolojiyle verirsek başarılı olacağımızın bir göstergesidir. Bunu hem spor hem de sanat alanlarında yapmak istiyoruz” diye konuştu.
Tören, yarışmada dereceye giren öğretmenlere ödüllerinin takdim edilmesinin ardından fotoğraf çekimiyle sona erdi. Ödül törenine Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, öğrenciler, öğretmenler, tiyatro sanatçıları ve yarışmada dereceye giren öğretmenler katıldı. – ANKARA
Milli Eğitim BakanıKültür SanatYusuf TekinPolitikaKültürEğitimankaraSanatMüzikDünya
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Adana Ticaret Odası, Adana Kebap’ının gelecek kuşaklara aslına uygun lezzetiyle taşınabilmesi için 15’inci kez ‘Tescilli Adana Kebabı Eğitimi’ düzenledi. ATOSEV tesislerinde iki gün süren uygulamalı eğitimde 13’ü kadın 50 kursiyer, Adana Kebabı yapımını ustalarından öğrendi. Farklı meslek grubundan kursiyerler, ilk olarak etten kıyma yapımını ardından kıymanın şişe geçirilmesini ve mangalda pişirilmesini öğrendi. Eğitim veren ustaları dikkatle dinleyen kursiyerler, pratik de yaptı. 2 gün süren eğitimin ardından 50 kursiyere sertifikaları verildi.
Başkanı Yücel Bayram, emeği geçenlere teşekkür ederek, eğitimlerin devam edeceğini söyledi.
“Adana Kebaba da kadın eli değecek”
Kursiyerlerden Müzeyyen Çıkman, coğrafi işaret tescilli Adana kebabının yapılış sürecini merak ettiği için eğitimlere katıldığını anlatarak, “Adana kebabını, zırh çekmeyi, şişe dizmeyi ve tablacı salatası yapmayı çok güzel şekilde öğrendik. Güzel bir eğitimdi. Çok memnun kaldık” diye konuştu.
Kebapçı açmak için kursa katıldığını anlatan Sevim Bilir, “Bu kurs çok güzel oldu. Kebabı zaten seviyordum ama burada püf noktalarını öğrendim. Kebapçı açmayı da zaten düşünüyorum. Kendim de aşçılık yapıyorum. Bu sertifikadan sonra kebapçı açacağım. Adana Kebaba da kadın eli değecek” dedi. – ADANA
Yerel HaberlerGastronomiKültürEğitimYerelYaşamadana
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Sivas Cumhuriyet Üniversitesinin 4 Eylül Kültür Merkezi’nde düzenlenen akademik yılı açılış töreninde konuşan Güler, Sivas’ın ozanlar, yazarlar ve düşünürler şehri olduğunu ifade etti.
AK Parti iktidarları dönemindeki hizmetler hakkında bilgi veren Güler, 2002’den bugüne üniversite sayısının 76’dan 208’e yükseldiğini dile getirerek, “Doktorasını tamamlamış doktor öğretim üyesi sayımız 80 binlerde, profesör ve doçent sayımız 40 binlerde. Bu kapasite, Türkiye olarak bölgesel ve küresel manada hem verimlilik hem rekabet hem de gücümüzü ortaya koyabilmemiz açısından çok önemli.” dedi.
Üniversitelerin öncülüğünde her alanda insan kaynağını çok iyi yönlendirdiklerini anlatan Güler, “Birçok noktada şu anda dünyayla rekabet ediyoruz hatta çok daha ileriye kendimizi taşımış durumdayız. Bunu daha da büyütmemiz, geliştirmemiz lazım. O yüzden kıymetli hocalarımıza çok görev düşüyor.” diye konuştu.
“Türkiye’nin şu anda üretemeyeceği çok az şey kaldı”
Ar-Ge çalışmalarına önem verilmesi gerektiğini vurgulayan Güler, şunları kaydetti:
“Araştırma merkezlerimize çok önem vermemiz lazım. Yapay zeka uygulamalarından dijital sistemlerin gelişimine birçok noktada artık farklı gündemimiz var. Yakın zamanda meclisimizde kripto varlıklarla ilgili kanun çıkarttık. Önümüzdeki dönemlerde yine dijital sistemlerle ilgili birçok kanun hazırlıklarını devam ettiriyoruz. Siber güvenlik diyoruz, artık dijital sistemlerin, yapay zeka uygulamalarının ve aynı zamanda diğer yazılım gibi teknoloji sistemlerinin korunması da gerekiyor. Birçok konuda kanun hazırlıklarını yapmaya çalışıyoruz. Sizlerin desteği, sizlerin araştırmaları, öncülüğü çok kıymetli. Türkiye’nin şu anda üretemeyeceği çok az şey kaldı, çok istisnai şeyler var.”
Güler, akademisyenlerin yetiştireceği öğrencilerin gelecekte bu ülkeye hizmet edecek çok önemli görevlerde bulunacağını dile getirerek, akademisyenlere güvenlerinin tam olduğunu belirtti.
Cumhuriyet Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Şengönül ise üniversite olarak 18 fakülte, 4 enstitü, 1 devlet konservatuvarı, 4 yüksekokul ve 14 meslek yüksekokulu ile eğitime hizmet verdiklerini söyledi.
Gelişen dünyada bilgiyi daha erişilebilir kılmayı, yenilikçi projelerle bilime ve insanlığa katkı sağlamayı hedeflediklerini anlatan Şengönül, üniversiteyi daha ileriye taşıma gayretinde olduklarını kaydetti.
Konuşmaların ardından TBMM AK Parti Grup Başkanvekili Bahadır Yenişehirlioğlu, “İnsan ve Toplum” konulu açılış dersini verdi.
Programa, Sivas Vali Vekili İhsan Maskar, AK Parti Sivas milletvekilleri Hakan Aksu, Rukiye Toy, Sivas Belediye Başkanı Adem Uzun, akademisyenler ve diğer davetliler katıldı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi (ASBÜ) Kuzey Kıbrıs Yerleşkesi, Kıbrıs Vakıflar İdaresi (EVKAF) ve Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı (TİKA) Lefkoşa Program Ofisi iş birliğinde, Gazimağusa Maraş’taki Bilal Ağa Kültür Merkezi’nde ilk oturumu yapılan sempozyuma, Türkiye’nin Lefkoşa Büyükelçisi Yasin Ekrem Serim, EVKAF Yönetim Kurulu Başkanı Selahaddin Bayırkan, EVKAF Genel Müdürü Mustafa Tümer, TİKA Kuzey Kıbrıs Koordinatörü Havva Pınar Özcan Küçükçavuş, ASBÜ Rektörü Prof. Dr. Musa Kazım Arıcan, ASBÜ KKTC Rektörü Prof. Dr. Enver Arpa, ve bazı yetkililer katıldı.
Kıbrıs Türk vakıfları ile ilgili 2 oturumda 18 bilim insanının sunum yapacağı sempozyumda, uluslararası hukuk, uluslararası ilişkiler, vakıf ve İslam hukuku ile vakıflara hukuki hem de disiplinler arası bakış açıları ele alınacak.
Sempozyumun açılışında bir konuşma yapan Türkiye’nin Lefkoşa Büyükelçisi Serim, Türk vakıfları konusunu derinlemesine ele almayı hedefleyen bu etkinliğin gerçekleştirilmesinde emeği geçen herkese teşekkür ederek, “Vakıf, bir malın hayır maksatları için ebedi olarak ayrılması ve sunulmasıdır.” diye konuştu.
Bugün modern devletin yüklendiği kamusal hizmetlerin neredeyse tamamının, Osmanlı Devleti’nde vakıflar eliyle yerine getirildiğine dikkati çeken Serim, vakıf sisteminin yarattığı şuur ve duyarlılığın o dönem Osmanlı medeniyetinin bütün medeniyetlerin üzerinde bir konuma ulaşmasını sağladığını söyledi.
Büyükelçi Serim, vakıfların, milletin huzur ve güvenliğinin de teminatı olduğunu belirterek, Kıbrıs Türkü’nün ruhundaki hayırseverlik ve dayanışma anlayışının en güzel yansıması olan vakıfların, kuruldukları günden bu yana Ada’nın en köklü kuruluşu haline geldiğini ifade etti.
Vakıf kültürünün Osmanlı Devleti ile Kıbrıs’a taşındığını anlatan Serim, “Vakıflar, Kıbrıs’taki Türk varlığının da en somut göstergelerindendir. Bu nitelikleri ile Vakıflar, Kıbrıs Türklerinin haklarının tescilinde ve korunmasında hayati role sahip olmuştur.” diye konuştu.
Hukuki Boyutlarıyla Uluslararası Kıbrıs Türk Vakıfları Sempozyumu’nun ikinci oturumu yarın başkent Lefkoşa’daki tarihi Bedesten’de düzenlenecek.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Türkiye’deki müze eğitimine ilişkin tüm dinamikleri masaya yatıran “Türkiye’de Müze Eğitimi” paneli, Ankara’da gerçekleştirildi. Türkiye’de 25 yıl önce düzenlenen ‘Müze ve Eğitim’ çalışmalarının ardından ilk kez bu ölçüde kapsama sahip olma özelliği taşıyan panele çok sayıda akademisyen ve müze eğitimi uzmanı katıldı. Müze eğitimcileri, akademisyenler ve kültür dünyasından uzmanların bir araya geldiği panelde, müze eğitiminin Türkiye’deki mevcut durumu, gelecek stratejileri ve uluslararası alandaki gelişmelerin tartışıldı. Goethe Enstitüsü’nde yapılan panel, Uluslararası Müzeler Konseyi’nin (ICOM) müzelerin eğitim ve araştırma merkezleri olarak önemini vurguladığı 2022 yılı güncel tanımı doğrultusunda müzelerin eğitimdeki rolüne odaklanarak, bu alanın geleceğini şekillendirme hedefi taşıdı.
Eğitimde müzelerin yeri
Panel, Türkiye’de müze eğitimi üzerine önemli çalışmalarıyla bilinen Prof. Dr. Ayşe Çakır İlhan’ın öncülüğünde ve açılış konuşmasıyla başladı. Prof. Dr. İlhan, konuşmasında, Türkiye’de müze eğitiminin Cumhuriyetin ilk yıllarından bu yana öğretim programlarında yer aldığını belirterek, müze eğitiminin hem entelektüel hem de duygusal gelişime katkıda bulunan çok yönlü bir eğitim alanı olduğunun altını çizdi. Müze eğitimi alanındaki tarihsel gelişmeleri ve Türkiye’de bu eğitimin nasıl evrildiğini kapsamlı bir şekilde ele alan Prof. Dr. İlhan, aynı zamanda müzelerin araştırma ve öğrenme ortamları olarak gelişim süreçlerinden bahsederek, bu alanın daha da kurumsallaşması için yapılması gereken adımları paylaştı. Prof. Dr. İlhan, müzelerin yalnızca sergileme mekanları değil aynı zamanda eğitim ve öğretimin önemli bir parçası olduğunu ifade ederek, bu eğitim modelinin 20. yüzyılın ortalarından itibaren Milli Eğitim Bakanlığı’nın programlarında yer almaya başladığını hatırlattı. Konuşmasında özellikle müzelerin eğitimsel işlevinin artmasını ve müze eğitimcilerinin önemini vurgulayan Prof. Dr. İlhan, bu alandaki boşlukların giderilmesi gerektiğini söyledi. Türkiye’de müze eğitiminin hala kurumsal yapılarla tam anlamıyla bütünleşmediğini belirten Prof. Dr. İlhan, müze eğitimcilerinin profesyonel kimliklerinin güçlendirilmesi gerektiğini, müze eğitiminin öğrencilerin sadece entelektüel değil, aynı zamanda duygusal gelişimlerine de katkı sağladığını belirtti.
Konuşmasında 1997’de Türkiye’de başlatılan müze eğitimi seminerlerinden ve bu seminerlerin müze eğitimi alanında nasıl bir dönüşüm oluşturduğunu bahseden Prof. Dr. İlhan, Ankara’da Alman Kültür Merkezi iş birliğiyle düzenlenen bu seminerlerin Türkiye’de müze eğitimine büyük bir ivme kazandırdığını aktardı. Prof. Dr. İlhan, müze eğitiminin yaygınlaştırılması için özellikle öğretmenlerin ve müze çalışanlarının bu konuda daha fazla desteklenmesi gerektiğini vurgularken, müze eğitiminin eğitim müfredatında daha belirgin bir yer edinmesi gerektiğine de dikkat çekti.
Müzede Öğrenme: Deneyimler, etkileşim ve paylaşımlar
Panelde konuşmacı olarak konuk olan ODTÜ Eğitim Bölümü’nden emekli Prof. Dr. Fersun Paykoç ise “Müzede Öğrenme: Deneyimler, Etkileşim ve Paylaşımlar” başlıklı bir sunum yaptı. Türkiye’de müze eğitimi alanında uzun yıllardır sürdürdüğü çalışmaları ve bu alandaki öncü projeleriyle tanınan Paykoç sunumunda, müzelerin bir öğrenme alanı olarak nasıl etkili kullanılabileceğine dair deneyimlerini paylaştı. Paykoç, 1997 yılından bu yana müze eğitimi alanında yürüttüğü projelerden örnekler vererek, aktif öğrenme yöntemlerinin müze eğitiminde nasıl uygulanabileceğine dair değerli bilgiler sundu. Aktif öğrenme ve etkileşimin önemine dikkat çeken Prof. Dr. Paykoç, müzelerin insanlara sunduğu öğrenme deneyiminin, hem duygusal hem de entelektüel açıdan bireylerde kalıcı etkiler bıraktığını belirtti. Paykoç, müzelerin interaktif yöntemlerle toplumlara nasıl katkı sunabileceğini de somut örneklerle açıkladı.
İki gün boyunca süren panelde müze eğitimine dair çok sayıda etkinlik ve sunumlar gerçekleşti. – ANKARA
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
OTOPSİ YAPILACAK
Olay, dün saat 17.00 sıralarında Kocasinan ilçesi Erciyesevler Mahallesi’ndeki 10 katlı binanın 9’uncu katında meydana geldi. İpek Fidan, henüz bilinmeyen nedenle 9’uncu kattaki odasında pencereden zemine düştü. Çevredekilerin ihbarıyla olay yerine polis ve sağlık ekipleri sevk edildi. Sağlık ekipleri, ağır yaralanan Fidan’ı Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’ne kaldırdı. Fidan, kurtarılamadı. İpek Fidan’ın cenazesi, otopsi için Kayseri Devlet Hastanesi’nin morguna kaldırıldı.

SORUŞTURMA DEVAM EDİYOR
Otopsi işlemleri tamamlanan Fidan’ın cenazesi, ailesi tarafından teslim alınıp Hulusi Akar Camisi’ne getirildi. Cenazeye Fidan’ın ailesi, yakınları, öğretmenleri ve okul arkadaşlarıyla çok sayıda kişi katıldı. 12’nci sınıf öğrencisi Fidan’ın cenazesi, kılınan namazın ardından Şehir Mezarlığı’nda toprağa verildi. Olay ile ilgili soruşturma sürüyor.

Yerel HaberlerGüvenlikKayseri3-sayfaEğitimGüncel
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nin KO-MEK merkezlerinde son zamanlarda vatandaşlar tarafından oldukça ilgi duyulan epoksi kursları, gerek hobi amaçlı öğrenmek isteyenlerin, gerekse bu işin ticaretini yapmak isteyenlerin eğitim merkezi olmuş durumda. KO-MEK Karamürsel kurs merkezi de epoksi kurslarıyla oldukça dikkat çekiyor. Burada alanında uzman eğitmenler tarafından eğitim alan kursiyerler, 3. haftanın sonunda kalıplar dökülerek ilk el emeği göz nuru ürünleri hazırlamanın mutluluğunu yaşadı. Yapımı oldukça dikkat isteyen birçok kimyasal ve boyanın karışımı ile hazırlanan epoksi ürünleri gencinden yaşlısına birçok vatandaşın dikkatini çekmiş durumda. Evde doğal ürünler yaparak satışını gerçekleştiren Pelin Gülmez, “Evde yaptığım doğal ürünleri satın alan müşterilerime beni tercih etmelerinden dolayı teşekkür etmek için, sattığım ürünlerin yanına doğal hediyeler koymak istedim. Biraz araştırınca KO-MEK’te epoksi kursu olduğunu öğrendim. Müşteriler doğal ürünler tercih ettiği için ben de bu kursa gelerek doğal bir şeyler yapmak istedim. Şimdiden birçok çeşit ürün hazırladım. Evde hazırladığım ürünlerin yanında gönderdiğim sürprizleri gören müşterilerim bu durumdan oldukça memnun kaldılar. KO-MEK’te epoksi öğrenmem benim işlerimi de artırdı. Bu durumdan hem müşterilerim hem de ben oldukça memnunuz” diye ifade etti.
44 kurs merkezinde 387 farklı branşta binlerce kursiyere eğitim veren Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Meslek ve Sanat Eğitimi Kursları (KO-MEK), verdiği epoksi kursuyla vatandaşların yeni ve farklı bir eğitim almalarını sağlarken, hem kadın girişimciliği artıyor, hem de kursiyerlere yeni bir kazanç kapısı açılıyor. Usta eller tarafından epoksi reçinesi ve boyası hazırlanarak anahtarlık, tablo, takı, tepsi ve bunun gibi birçok farklı alanda kullanılan hediyelik eşyalar hazırlanabiliyor. – KOCAELİ
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Bilecik Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü tarafından ‘Aile İçi İletişim’ ve ‘Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele’ konularında Polis Meslek Eğitim Merkezi Müdürlüğünde eğitim alan polis adaylarına farkındalık eğitimi düzenlendi. Eğitime Polis Meslek Eğitim Merkezi Müdürü 1. Sınıf Emniyet Müdürü Suat Günbey, Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürü İlkay Türkoğlu, kıdemli polis memurları ve Bilecik Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü personelleri katıldı.
“Kadınların maruz kalabileceği şiddete karşı bilinçlendiler”
Verilen eğitim hakkında bilgi veren Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürü İlkay Türkoğlu, “Polis okula öğrencilerimize Kadın Acil Destek (KADES), ‘Kadın Acil Destek Uygulaması’ ve ‘Aile İçi İletişim ve Kadına Karşı Şiddetle Mücadele Eğitimi’ için bir araya geldiler. Bilecik Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü, Bilecik Şiddet Önleme ve İzleme Merkezi’nde görevli sosyal hizmet uzmanı tarafından gerçekleştirilen panelde özellikle kadına yönelik şiddetin hayati bir konu olduğunu belirterek bu sebeple kadınların maruz kalabileceği şiddete karşı bilinçlendirildiler. KADES uygulaması ile Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ALO 183 Sosyal Destek Hattı hakkında bilgi verildi. Panelde ayrıca kadına yönelik şiddetin ve istismarın ne olduğu, şiddetin çeşitleri, şiddetin nedenleri, şiddet veya istismar gören kadınların başvurabileceği yerler ve yaralanabileceği haklardan bahsedildi. Ayrıca, birlikte ortak yapılabilecek çalışmalar hakkında fikir alışverişinde bulunduktan sonra gerçekleşen panel sona erdi” dedi.
Öte yandan eğitim sonunda katılımcılara sertifika verildi. – BİLECİK
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Özdemir, yaklaşık 6 ay önce babası Seyit Özdemir’in Seydişehir Yeni Oto Sanayi Sitesi’ndeki oto tamirci atölyesinde çalışmaya başladı.
Seydişehir Mesleki Eğitim Merkezi’ne de devam eden Özdemir, mesleğin aranan ustalarından olmak için babasının öğrettiklerini dikkatle uyguluyor.
Her çırak gibi günlük işleri yapıyor
İki kız çocuğu babası Seyit Özdemir, AA muhabirine, bir otomobil firmasının servisi olarak 28 yıldır araçların lastik ve motor gibi arızaları üzerine oto tamirciliği yaptığını söyledi.
Yaklaşık altı ay önce yanında çalışanlarla yollarını ayırdığını aktaran Özdemir, bunun üzerine kızı Didem’in yanında çalışmaya başladığını dile getirdi.
Birlikte işe gidip geldikleri kızıyla çok mutlu olduklarını anlatan Özdemir, “Çocukluğundan beri dükkana gidip gelirdi. Malzemeleri bir kere gösterdim hemen öğrendi. Kızım her çırak gibi dükkanı açınca çayı demliyor, aletleri yerleştiriyor, temizliği yapıyor.” dedi.
İş yerinde ustası, evde babası
Özdemir, kızı Didem’in araçların tekerleklerini, silindir kapaklarını sökebildiğini belirterek şöyle konuştu:
“Didem, sanayinin tek kız çalışanı. Esnaf önce, ‘Sanayide kız çocuğu olmaz’ diye düşündü ama sonra alıştılar. Herkes Didem’i çok seviyor. Didem, çıraklık eğitimine gidiyor. Onu usta yapacağım. İlk adımlarımızı attık. Yapacak, başaracak. Burada ustasıyım, evde babasıyım. Evde ve burada ilişkimiz çok farklı. İş yerindeyken ‘usta’, evdeyken ‘baba’ diyor. Bugüne kadar yaklaşık 25 çırak yetiştirdim. Bunların arasındaki iyiler gibi kızım da çok iyi usta olur. Dükkanımı, işimi kızıma devredeceğim aklıma gelmezdi. Kızlar, kamyon sürüyor, lastik tamiri yapıyor, uçak kullanıyor. Niye araba tamir edemesin?”
Eşinin ise kadın giyim üzerine konfeksiyon dükkanı olduğuna değinen Özdemir, “Annesinin dükkanı var. Soğuk görmez, eli yağ olmaz. Didem, orayı kesinlikle istemedi. Annesi de ‘Kızım buraya gel, babanın yanında ne işin var?’ dedi. Didem, burayı tercih etti. Bir insan severek yaparsa başaramayacağı iş yok.” diye konuştu.
“Arabalara ayrı bir ilgim var”
Didem Özdemir de annesinin giyim dükkanında çalışmayı teklif ettiğini ancak rahat edemeyeceği için babasının oto tamir atölyesinde çalışmak istediğini söyledi.
Arabalara ve tamire ilgisi olduğunu vurgulayan Özdemir, “Babamla aramız çok iyi. İş zor ama öğreniyorum. Ben de usta olmak istiyorum. Çıraklık eğitiminde tek kız benim. Hedefim usta belgesi alıp ayrı dükkan açmak. Komşu esnaf hep erkek ama bana diğer çıraklara davrandıkları gibi davranmıyorlar. Arabaların, amortisörü, alt takımı, motoru her şeyiyle ilgileniyorum.” ifadelerini kullandı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Konyaaltı Belediyesi kadınlara yönelik; şiddet karşısında yasal haklar, cinsiyet eşitsizliklerine karşı mücadele alanları, kadınların siyasete katılımları gibi pek çok konuda güçlenmelerine destek olmak amacıyla Kadının İnsan Hakları Derneği’nin düzenlediği eğitim programına ilişkin KİHEP İşbirliği Protokolü imzaladı. 30 yıllık mücadelenin bir parçası olmaktan mutluluk duyduğunu belirten Başkan Kotan, “Çağdaş toplum istiyorsak toplumun her alanında kadınların olması lazım” diye konuştu. Eğitici eğitimlerine katılarak bu konuda uzmanlaşan Konyaaltı Belediyesi personelleri, imzalanan protokolle birlikte Konyaaltı Belediyesi bünyesinde tüm kadınların katılabileceği 16 haftalık eğitim programı düzenleyecek. Kadınların güçlenmelerini destekleyen bu program ile; yasal hak ve özgürlükler, psikososyal dayanıklılık, siyaset ve kadın gibi pek çok konuda eğitim gerçekleştirilecek.
Daha güçlü olacağız
Kadınların yaşam alanlarında haklarını bilmesi gerektiğine dikkat çeken Başkan Kotan, “Kadınların her alanda güçlenmesi, sadece kadınlar için değil, toplumun tamamı için bir gerekliliktir. KİH ile attığımız bu adım, şehrimizde toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlam temellere oturmasına katkı sağlayacak. Bu işbirliği ile kadınların hem bireysel hem toplumsal düzeyde güçlenmesine yönelik önemli bir adım atmış bulunuyoruz. Eğitimler ve projeler, belediyenin kadın hakları konusunda öncü rol üstlenmesine katkı sağlayacak. Sizlerle çıktığımız bu yolda daha güçlü olacağız” şeklinde konuştu.
Her alanda cinsiyet eşitliğini sağlamak önceliğimiz
Kadınların, haklarını bilmesinin önemini vurgulayan Başkan Kotan, “Kadınların bu noktada eşitlik mücadelesi vermesi çok önemli. Bu da ancak hak ve hukukla olabilecek bir şey. Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde kazanılan Cumhuriyet’le birlikte kadınların hakları noktasında çok büyük gelişmeler oldu, kadınlar Avrupa ülkelerinden önce seçme seçilme hakkını kazandı ancak yüz yıl önceden bugüne ne yazık ki kadın cinayetlerini, çocuk cinayetlerini konuşuyoruz. Kadınların hak mücadelesi, yaşam hakkı mücadelesine dönüştü. Bunun için biz de yerel yönetimler olarak elimizi taşın altına koyuyoruz. Kadınlara, çocuklara, yaşlılara, engellilere, tüm dezavantajlı gruplara her zaman için tam destek olacağız” dedi.
Kotan, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Kamuoyuna yansıyan kadar, görünmeyen yerlerde de kadına yönelik şiddetin var olduğunu biliyoruz. Bizim mücadelemiz şiddet gören, toplumda görünmeyen, sesini duyuramayan, güçlenmek isteyen kadınlara erişmek içindir. Bu eğitim programına dahil olmamızın sebebi de bu. Kadın ve erkeklerin eşit haklara sahip olduğu bir toplum, adaletin ve kalkınmanın teminatıdır. Bu yüzden her alanda cinsiyet eşitliğini sağlamak en büyük önceliğimizdir.”
Kadınlar dönüştükçe toplum da dönüşecek
Konyaaltı Belediyesi’nin Antalya’da bu protokolü imzalayan ilk belediye olduğunu belirten KİH Derneği Danışmanı Nigar Etizer Karacık, “Amacımız yaşananları doğru bir dille anlatıp çözüm yollarını birlikte düşünerek bir alan açmak. Kadınlar dönüştükçe toplumun da dönüşeceğine dair güçlü bir inancımız var. Bu programların da toplumu daha sağlıklı bir yere taşıyacağını düşünüyoruz. Yerel yönetimlerin sahaya daha hızlı ulaşabildiğini gördük ve Antalya’da Konyaaltı Belediyesi ile ilk protokolümüzü imzaladık. Konyaaltı Belediye Başkanı Cem Kotan’a çok teşekkür ederiz. Kadınların eğitim alabileceği bir alan açarak bu protokole imza attı. Eşitlik birimi konusunda da önemli bir adım attı. Topluma sağlıklı bir gelecek sunma yolundaki çabalarımızda bize destek verdiği için kendisine minnettarız, Konyaaltı Belediyesi’nin ardından, umuyorum Antalya’da diğer belediyelerle de ortak çalışmalar yürüteceğiz” şeklinde konuştu. – ANTALYA
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>MERSİN – Mersin’in Erdemli ilçesinde bilim şenliğinde buluşan öğrenciler, teleskopla gözlem yapıp, uzay çadırında gezegenleri tanıyarak bir çok etkinliğe katıldı.
Erdemli Belediyesi ile İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü işbirliği ile TÜBİTAK tarafından desteklenen 3 gün sürecek olan Erdemli Bilim Şenliği Dr. Devlet Bahçeli Meydanı’nda başladı. Şenlik alanında, eğlenceli bilim çalışmaları, oyun atölyeleri, 3D tasarım çalışmaları, STEM etkinlikleri, sağlıklı yaşam atölyeleri, trafik eğitim atölyeleri, yenilenebilir enerji uygulamaları ve astronomi gözlemleri gibi yaklaşık 52 atölye yer aldı. 52 atölyenin yer aldığı şenlikte öğrenciler, hem eğlenceli bir öğrenme ortamı yaşadı, hem de çeşitli bilimsel deneylere katıldı.
Bu tür etkinliklerini önemsediklerini belirten Erdemli Kaymakamı Aydın Tetikoğlu, “TUBİTAK’ın koordinesinde desteğiyle yapılan 4007 kapsamında projelerin yer aldığı bir etkinlik. Burada üniversitelerimizin ve Milli Eğitim Bakanlığı’nın, yerel idarelerin katkısıyla etkinlik yapıyor. Çocuklarımız özellikle bilime yönelik birçok hobilerini, etkinliklerini ve görsellerini paylaşıyor”dedi.
Bilim etkinliklerine her zaman destek vereceklerini ifade eden Erdemli Belediye Başkanı Mustafa Kara ise “Geleceğin teminatı olan çocuklarımız bilimin ışığında yürüsün diye gayret ediyoruz. Bugün Erdemli Kaymakamlığı, Mersin Üniversitesi, Toros Üniversitesi ile birlikte düzenlemiş olduğumuz etkinlikteyiz. 52 farklı stant var. 52 farklı stantta öğrencilerimiz deneylerini yapıyorlar ve deneyerek öğreniyorlar. Biz de Erdemli Belediyesi olarak bu tarz bilim etkinliklerinin her zaman yanında olacağız” diye konuştu.
Bilim ışığında öğrencileri eğitmeyi amaçladıklarını aktaran görevlilerden Elif Çatal da,” Bizim en büyük amacımız çocukların eğlenerek bilime adım atmalarını sağlamaktır. Keşif yolculuğu atölyemizde Erdemlimizdeki minik kaşiflere yol göstermeye devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.
Bu tarz etkinlikleri çok sevdiğine değinen öğrencilerden Efe Taş, ” Liseler, ilkokul, ortaokullar var. Çocuklar çok güzel şeyler öğreniyor ve burada derslerde görmediğimiz şeyleri gördük. Bizim için çok artı bir kavram. Kimyaya benim ilgim var. O yüzden buraya geldim” şeklinde konuştu.
Bilim Şenliği atmosferini çok beğendiğini dile getiren öğrencilerden Ahmet Derdiyok “Buranın atmosferi gerçekten çok güzel. Çok eğleniyoruz arkadaşımla beraber yapıyoruz. Öğretmenimiz bize ilk önce mobius şerit yaptırdı. Bize bunları kestirdi ve çıkacak şeyi ben de çok merak ediyorum” diyerek sözlerini tamamladı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Sinemelarda bugün vizyona girecek 7 film şöyle:
Bir Cumhuriyet Şarkısı
Film, 1930’lu yıllarda Türkiye’de birkaç gencin sanat devrimi yapmak için verdikleri mücadeleyi konu ediyor.
Tür: Dram, Tarihi
Yönetmen: Yağız Alp Akaydın
Oyuncular: Salih Bademci, Ahmet Rıfat Sungar, Ertan Saban
Mustafa
Dört filmlik bir serinin ilk yapımı olan Mustafa, Atatürk’ün çocukluk yıllarını anlatıyor.
Tür: Animasyon
Yönetmen: H. Sinan Güngör, Halil Öztürk, İbrahim Turalı
Oyuncular: Altan Erkekli, Yaprak Selin Onat, Elif Gizem Aykul
Venom: Son Dans
Film, tek vücutta yaşamaya alışmış Eddie Brock ile Venom’un hikayesine odaklanıyor. Eddie ve Venom her iki dünya tarafından da takip edilmekte ve ağlar gittikçe birbirine yaklaşmaktadır. İkili, Venom ve Eddie’nin son dansında perdeleri kapatacak yıkıcı bir karar vermek zorunda kalır.
Tür: Aksiyon, Fantastik
Yönetmen: Kelly Marcel
Oyuncular: Tom Hardy, Chiwetel Ejiofor, Juno Temple
Gün Doğarken
Film, bir gencin duygusal yolculuğuna odaklanıyor. Duygularını tam ifade edemeyen Una, sakladığı sırlarla boğuşur ve çevresinde yaşanan olaylar karşısında cesurca yoluna devam etmeye çalışır. Una böylelikle kötü olmadan iyi olmayacağını ve üzüntü ile güzelliğin birlikte var olduğunu anlamaya başlar.
Tür: Dram
Yönetmen: Runar Runarsson
Oyuncular: Elin Hall, Katla Njalsdottir, Agust Örn B. Wigum
Köprü
Fim, başarılı bir iş insanının başka bir ülkede yaşayan kardeşinin olduğunu öğrenmesiyle gelişen olayları konu ediyor. Başarılı bir iş insanı olan Davut, bir gün Gürcistan’da hiç tanımadığı bir kardeşi olduğunu öğrenir. Gürcistan’a yaptığı yolculuk sırasında Davut, kardeşini bulmakla kalmaz, babasının ölümüne ilişkin saklı kalan sırlarla da yüzleşir.
Tür: Aksiyon, Dram
Yönetmen: Erekle Badurashvili
Oyuncular: Emre Kızılırmak, Nini Baduraşvili, Zurab Tsintskiladze
Garez
Film, ihbar üzerine kullanılmayan bir otele giden polis ekibinin yaşadıklarına odaklanıyor. Bir polis ekibi gece devriyesindeyken aldıkları ihbar üzerine uzun zamandır kullanılmayan bir oteli kontrol etmeye gider. Otelden kadın çığlıkları gelmektedir ve ekip, binaya girdiğinde karşılaştıkları manzaradan olayın düşündükleri kadar basit olmadığını anlar. O andan itibaren yaşanan her şey polis kamerasına kaydedilir.
Tür: Korku
Yönetmen: Can Beslen
Oyuncular: Can Beslen, Bilgehan Karaca, Zişan Özlem Akçalı
Elif ve Arkadaşları 2: Perişler
Film, Perişlerin ortaya çıkmasıyla hayatı değişen Elif ve arkadaşlarının maceralarını konu ediyor. Elif’in hayatı, odasında oyuncak ayısıyla oynarken beklenmedik bir şekilde Periş ve onun yaramaz arkadaşı Tini’nin ortaya çıkmasıyla bambaşka bir hal alır. Onların gelişinin ardından dans yarışmasına hazırlanan Elif ve arkadaşlar bir dizi komik ve eğlenceli olaylar yaşamaya başlar. Bu sırada Periş ve Tini, Perişlerin gizemli dünyası olan Zerre’ye geri dönmeye çalışır. Ancak Münevver teyzenin merakı olayların karışmasına neden olur. Dünyada fazla kalamayan Perişlerin hastalanma tehlikesi olunca, Elif ve arkadaşları kendilerini zamana karşı büyük bir maceranın içerisinde bulur.
Tür: Animasyon
Yönetmen: İsa Doğmuş
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>NKÜ Güzel Sanatlar, Tasarım ve Mimarlık Fakültesi Resim Bölümü akademisyen ve öğrencilerinin eserlerinin yer aldığı sergi NKÜ Sanat Galerisi’nde sanatseverlerin beğenisine sunuldu.
Rektör Prof. Dr. Mümin Şahin, sergi açılışında yaptığı konuşmada Türkiye Yüzyılı vizyonuna gençlerin sahip çıktığını belirterek, sergide emeği geçen herkese çok teşekkür etti.
Sergi koordinatörü ve Resim Bölüm Başkanı Prof. Dalila Özbay da Atatürk’ün resim, heykel, müzik, sahne sanatları, mimarlık gibi bütün sanat dallarıyla ilgilendiğini, Cumhuriyetin kuruluşundan sonra sanatçılara tutulacak yolu da gösterdiğini dile getirdi.
Konuşmaların ardından açılan sergi katılımcılar tarafından ziyaret edildi.
Açılışa, Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Murat Taşan, Güzel Sanatlar, Tasarım ve Mimarlık Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Murat Özyavuz, akademisyenler ve öğrenciler katıldı.
Sergi, 15 Kasım’a kadar ziyarete açık olacak.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>ESKİŞEHİR’de sınıf öğretmeni Renan Karabulut (51), okul bahçesinde tost yerken bir parçası boğazına kaçıp nefes borusu tıkanan öğrencisi İzzettin Abdullah’ın (8) Heimlich manevrasıyla hayatını kurtardı. Bu yöntemi 27 yıllık sağlıkçı eşinden öğrendiğini ifade eden Karabulut, Her öğretmenin Heimlich manevrası ve ilk yardıma dair tüm eğitimleri alması büyük fayda var” dedi. Olay ise okulun güvenlik kamerasına yansıdı.
Avukat Şahap Demirer İlkokulu’nda 2’nci sınıf öğrencisi İzzettin Abdullah, okul bahçesinde tost yerken bir parçası boğazına kaçarak nefes borusunu tıkadı. Nefes alamayan İzzettin Abdullah, bahçede dolaşan öğretmeni evli ve 2 çocuk babası Renan Karabulut’un yanına gitti. Öğretmen Karabulut, öğrencisinin nefes alamadığı fark edip önce sırtına vurdu. Daha sonra ise iki kez Heimlich manevrası yaparak öğrencisinin nefes borusunu tıkayan yiyeceğin çıkmasını sağladı. Ölümden dönen İzzettin Abdullah, öğretmenine teşekkür ederek elini öptü. Karabulut’un Heimlich manevrası yaptığı anlar ise okulun güvenlik kamerasına yansıdı.26 yıllık öğretmen olan Renan Karabulut, Heimlich manevrası yapmayı 27 yıllık sağlıkçı olan eşinden öğrendiğini ve her eğitimcinin bu yöntemi ve ilk yardımı öğrenmesi gerektiğini söyledi. Öğretmen Karabulut, Okulun nöbetçi öğretmeniydim, bahçede dolaşırken İzzettin panik halde yanıma geldi. O anda elinde bir tost vardı. O anda anlamaya çalıştım, baktım ki nefes borusuna tostun gittiğini anlayınca önce sırtına vurarak müdahale ettim. O anda çözüm olmadı. Hemen Heimlich manevrası aklıma geldi. Zor bir durumdu, soğukkanlı olmaya çalıştım. Heimlich manevrası uygulayınca Allah yardım etti. İzzettin’in o anda nefes borusundan tıkayan yiyeceğin çıktığını gördüm. Hızlı bir şekilde ağzındaki yiyeceği temizledim. İzzettin şu an gayet iyi, sağlıklı. Benim eşim sağlıkçı, 27 yıllık ebe, tabii kendi aramızda konuşuyorduk. İşimiz hep çocuklarla, ‘Başımıza gelirse ne yaparız, nasıl davranırız’ diye sağ olsun yöntemle ilgili bilgi veriyordu. İzzettin’in olayında bunu canlı canlı yaşadık. İlk defa başıma geldi, inşallah tekrar gelmez. Ama çok şükür İzzettin’i kurtardık. Olayın ardından ailesi geldi, teşekkür ettiler. Onlarda çok sevindi” diye konuştu. Milli Eğitim Bakanlığı’nın tüm öğretmenlere Heimlich manevrasının yanı sıra ilk yardım eğitimleri de verdiğini anlatan Karabulut, Öğretmenlerimiz gerekli eğitimleri alıyor. Kesinlikle her eğitimcinin, hangi kademede olursa olsun her öğretmenin Heimlich manevrası ve ilk yardıma dair tüm eğitimleri alması büyük fayda var dedi.
TEŞEKKÜR EDİP, ELİNİ ÖPTÜ
İzzettin Abdullah ise tost yerden nefes alamadığını belirterek Ben bahçede tostumu yerken boğazıma kaçtı. Sonra ben koşarak öğretmenime gittim. İlk önce sırtıma vurdu, sonra karnıma bastı. İkinciye güçlü karnıma basınca boğazımdakiler çıktı. O anda nefes almakta çok zorlandım. Şimdi çok iyiyim. Öğretmenim çok yardımcı oldu, ona çok teşekkür ederim. Olaydan sonra ‘çok teşekkür ederim, seni çok seviyorum’ dedim ve elini öptüm” diye konuştu.
Haber-Kamera Engin ÖZMEN ESKİŞEHİR,
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>ERCİYES Üniversitesi (ERÜ) Eczacılık Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. İsmail Öçsoy’un danışmanlığında Dr. Çağla Çelik’e, 2024 Yılı TÜBA-TEKNOFEST Doktora Bilim Ödülü verildi.
5 Ekim’de Adana’da gerçekleştirilen berat takdim töreninde TEKNOFEST’te dereceye giren ödül sahiplerine ödülleri takdim edildi. TEKNOFEST Doktora Bilim Ödülleri Türkiye’nin öncelikli konuları hakkında 4 ana dalda yazılan özgün tezlere verildi. Ödül programında ilk defa temel bilimler alanındaki tezler de ödüllendirildi. Ödüller kapsamında Dr. Çağla Çelik 2023 yılında Prof. Dr. İsmail Öçsoy danışmanlığında ERÜ Eczacılık Fakültesi Analitik Kimya Anabilim Dalı’nda tamamladığı ‘Biyouyumlu İndikatör İçeren Hızlı ve Hassas Kolorimetrik Biyosensörlerin Geliştirilmesi ve Patojenlerin Fenotipik Tespitinde Kullanılması’ başlıklı doktora tezi ile üçüncü olarak 2024 Yılı TÜBA-TEKNOFEST Doktora Bilim Ödülü’ne layık görüldü.
Temel Bilimler alanında Dr. Çağla Çelik’e ödülü, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır ve TÜBA Başkanı Prof. Dr. Muzaffer Şeker tarafından takdim edildi.
ERÜ Rektörü Prof. Dr. Fatih Altun, TÜBA-TEKNOFEST Doktora Bilim Ödülüne layık görülen Dr. Çağla Çelik’i tebrik etti.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Edinilen bilgiye göre, dün akşam Sivas Cumhuriyet Üniversitesi içerisinde bulunan Binali Yıldırım Kız Yurdu’na M.Y. isimli bir erkek öğrenci girdi. Telleri aşarak kız yurduna giriş yaptığı iddia edilen M.Y., kampüs içerisindeki kız öğrencilerin tepkisi üzerine kaçtı. İl Emniyet MüdürlüğüAsayiş Şube Müdürlüğü ekiplerince yapılan detaylı çalışmalar sonucunda M.Y. yakalanarak, hakkında işlem başlatıldı.
Sivas Valiliği tarafından olayla ilgili yapılan açıklamada, “5 Ekim Cumartesi günü saat 22.30 sıralarında ilimiz merkez Binali Yıldırım KYK kampüsü içinde şüpheli erkek bir şahsın görüldüğü ihbarı üzerine İl Emniyet Müdürlüğü ekiplerimiz hemen çalışma başlatmıştır. Kampüs içinde ve çevrede bulunan tüm kamera kayıtları incelenmiş ve yapılan araştırmada şüpheli erkek bir şahsın arka tarafta bulunan alandan yurt yerleşkesine tel örgülere zarar vererek girdiği ve bahçe alanında telefon ile konuşur vaziyette dolaştığı, daha sonra öğrenciler tarafından fark edilen şahsın haber verilmesi üzerine özel güvenlik görevlileri gelmeden 22.50 sıralarında kaçarak geldiği yerden uzaklaştığı tespit edilmiştir. Yapılan görüşmeler ve araştırmalarda şüphelinin içeride herhangi bir öğrenci ile temasının olmadığı anlaşılmış, bu zamana kadar yansıyan bir şikayet ve mağduriyet bildirilmemiştir. İl Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şube Müdürlüğü ekiplerince yapılan detaylı çalışmalar sonucunda M.Y. isimli şahıs yakalanarak, hakkında gerekli işlemlere başlanılmıştır. Ailelerinin bizlere emaneti olan öğrencilerimizin huzurunu ve güvenliğini sağlamak için ilimiz genelinde kolluk birimlerimiz her zaman olduğu gibi 7/24 görev başında olmaya devam edecektir” ifadelerine yer verildi. – SİVAS
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Sivas Cumhuriyet Üniversitesi içerisinde bulunan Binali Yıldırım Kız Yurdu’na dün akşam saatlerinde M.Y. isimli bir erkek öğrenci girdi. Telleri aşarak kız yurduna giriş yaptığı iddia edilen M.Y., kampüs içerisindeki kız öğrencilerin tepkisi üzerine kaçtı. İl Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şube Müdürlüğü ekiplerince yapılan detaylı çalışmalar sonucunda M.Y. yakalanarak, hakkında işlem başlatıldı.
SİVAS VALİLİĞİNDEN AÇIKLAMA GELDİ
Sivas Valiliği tarafından olayla ilgili yapılan açıklamada, “5 Ekim Cumartesi günü saat 22.30 sıralarında ilimiz merkez Binali Yıldırım KYK kampüsü içinde şüpheli erkek bir şahsın görüldüğü ihbarı üzerine İl Emniyet Müdürlüğü ekiplerimiz hemen çalışma başlatmıştır. Kampüs içinde ve çevrede bulunan tüm kamera kayıtları incelenmiş ve yapılan araştırmada şüpheli erkek bir şahsın arka tarafta bulunan alandan yurt yerleşkesine tel örgülere zarar vererek girdiği ve bahçe alanında telefon ile konuşur vaziyette dolaştığı, daha sonra öğrenciler tarafından fark edilen şahsın haber verilmesi üzerine özel güvenlik görevlileri gelmeden 22.50 sıralarında kaçarak geldiği yerden uzaklaştığı tespit edilmiştir. Yapılan görüşmeler ve araştırmalarda şüphelinin içeride herhangi bir öğrenci ile temasının olmadığı anlaşılmış, bu zamana kadar yansıyan bir şikayet ve mağduriyet bildirilmemiştir. İl Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şube Müdürlüğü ekiplerince yapılan detaylı çalışmalar sonucunda M.Y. isimli şahıs yakalanarak, hakkında gerekli işlemlere başlanılmıştır. Ailelerinin bizlere emaneti olan öğrencilerimizin huzurunu ve güvenliğini sağlamak için ilimiz genelinde kolluk birimlerimiz her zaman olduğu gibi 7/24 görev başında olmaya devam edecektir” ifadelerine yer verildi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Kursun teorik eğitiminin gerçekleştirildiği ilk günde etkinliğe; Erciyes Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sibel Silici, Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Figen Çalışkan, Nevşehir Hacı Bektaş Veli Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Naşit İğci, akademisyenler, araştırmacılar, arıcılar ve öğrenciler katılım sağladı.
Programın açılış konuşmasını gerçekleştiren DAGEM Müdürü Doç. Dr. Meral Kekeçoğlu, DAGEM’in kuruluşu, faaliyetleri, araştırma projeleri, mobil arıcılık eğitimleri, arı farkındalığı oluşturmak için düzenlenen girişimcilik faaliyetleri, verilen eğitim ve kurslar, çalıştaylar ve resim yarışmalarından bahsetti. Üniversitemizin ilk markalı üretimi DAGEM Propolisi hakkında bilgi veren Doç. Dr. Kekeçoğlu, yapılan her türlü faaliyet ve projede desteklerini esirgemeyen Düzce Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nedim Sözbir’e teşekkür etti.
Eğitimin ilk günü, Meral Kekeçoğlu, Dr. Öğr. Üyesi Münir Uçak ve Öğr. Gör. Tuğçe Çarprazlı’nın anlatımıyla, “Bal Arısı Zehri Üretiminde Arı Anatomisi ve Fizyolojisi”, “Bal Arısı Zehri İçeriği”, “Bal Arısı Zehrinin Apiterapötik Etkisi”, “Bal Arısı Zehrinin Kullanım Alanları, “Doğru Bal Arısı Zehri Üretim Teknikleri”, “Bal Arısı Zehrinin Kalitesini Etkileyen Üretim Faktörleri” ve “Üniversitelerin Bal Arısı Zehrinin Ticarileşmesindeki Rolü” başlıkları altında gerçekleştirildi.
İki gün boyunca düzenlenen kursun uygulamalı eğitimi ise; DAGEM’in Yığılca’daki uygulama merkezinde verildi. Eğitime, Düzce Üniversitesi Arıcılık Araştırma Geliştirme ve Uygulama Merkezi personeli, farklı üniversitelerden gelen akademisyenler, bölge arıcıları ve öğrenciler katıldı. Düzce Üniversitesinin bölgesel kalkınma çalışmalarının en önemli örneklerinden biri olan bu eğitim ile bölge arıcılığının geliştirilmesi ve üretimden pazarlamaya kadar süreçte yaşanan sorunların çözümüne katkı sağlandı.
Gerçekleşen uygulamalı eğitim ve yazılı sınav sonrasında başarılı arıcılara “Bal Arısı Zehri Üretim Sertifikası” verildi. – DÜZCE
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Bakanlıktan yapılan açıklamaya göre, geçen pazartesi günü yapılan ve Bakan Mahinur Özdemir Göktaş’ın da katıldığı çalıştayda, dijital bağımlılık konusu, oluşturulan “uzmanlar masası”, “çocuklar masası” ve “yetişkinler masası”nda ele alındı.
Bağımlılık tanımları, çözüm önerileri ve dijitalin sorunlu kullanımının gelecek projeksiyonunun değerlendirildiği çalıştayda, ayrıca çocukların dijital oyunlarla ilgili motivasyonlarını anlamlandırmaya çalışıldı, çocukların oyunda geçirdikleri süre, motivasyonları ve oyunlarına eşlik eden süreçler de ele alındı.
“Çocuklar telefonlarını eline almadıklarını kendilerini boşlukta hissediyor”
Çalıştayın sonuçlarına yönelik hazırlanan ön raporda, dijital oyunlardaki güçlü karakterlerin çocukların üzerinde derin etkiler bıraktığı saptandı.
Rapora göre, çocuklar bu karakterlerle kendilerini özdeşleştirirken oyunlarda güçlü, karanlık veya tüm silahları ustalıkla kullanabilen figürleri seçerek kendilerine güven ve cesaret kazandırdıklarını belirtiyor. Çocukların bir kısmı bu karakterlerin gücüne sahip olmayı arzuladıklarını ifade ederken, çocuklar oyun sırasında kendilerine yeni bir kişilik oluşturduklarını hissediyor. Oyun bittikten sonra ise çocuklar sosyal ilişkilerinde zayıflama ve sosyal izolasyon yaşıyor. Çocukların tamamı dijital araçların aileleriyle vakit geçirmelerine engel olmadığını belirtirken, çocuklar telefonlarını eline almadıklarında kendilerini bir boşlukta hissettiklerini, üzüntü ve güvensizlik duygusu yaşadıklarını ifade ediyor.
Bakanlığın açıklamasına göre, çalıştaya yönelik değerlendirme süreçleri devam ediyor. Elde edilen sonuç ve önerilerin yeni bir çalıştayda ele alınması planlanıyor. Kamu kurumlarının temsilcilerinin katılacağı söz konusu çalıştay yıl sonuna kadar yapılacak.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>ELAZIĞ – Elazığ’da farklı nedenlerle okul sıralarına oturmayan vatandaşlar, Halk Eğitim Merkezi tarafından düzenlenen kurslara katılarak okuma yazma öğreniyor.
Elazığ Halk Eğitim Merkezi Müdürlüğü okuma yazma öğrenmeyen insanın kalmaması için canla başla çalışıyor. Bu çerçevede kent genelinde 4 kurs açan merkez yaklaşık 120 kişiye eğitim veriyor. Zamanında çeşitli nedenlerden dolayı okuma yazma öğrenemeyen vatandaşlar ise bu kurslarda eğitim görüyor. Hayat şartları gereği okul sıralarıyla tanışamayan kadın ve erkekler, şimdi hem bu özlemlerini gideriyor hem de hayallerinin peşinden ilerliyor. Alacakları diplomalar ile bazıları üniversiteye gitmek isterken bazıları ise devletten alacağı destek ile iş yeri kurmak istiyor ve ehliyet almak istiyor. Öğretmenlerini canla başlaya dinleyen kursiyerler, adeta çocukluğunda yaşayamadıkları duyguları bu sıralarda tadıyor.
Elazığ nüfusunun yüzde 98’in okuma yazma bildiğini belirten Halk Eğitim Merkezi Müdürü Kenan Tabar, “Yüzde 2’si ise bilmiyor. Bizde okuma yazma bilme oranı Türkiye ortalamalarındadır. Artık cumhuriyetimizin 100. yılını geride bırakırken okuma yazma bilmeyen kalsın istemiyoruz. Bize ulaşan herkese kurs vermek istiyoruz. Şuanda Elazığ’da 4 tane kurs açtık. 2’sini İstasyon Caddesi’ndeki Tuncay Küçüközer binasında, biri çocuk eğitim evinde ve diğeri ise kapalı ceza evinde açtık. Bununla yetinmek istemiyoruz. Okullarımızla, muhtarlarımızla iletişim halindeyiz. Elazığ’ın hangi mahallesinde olursa olsun okuma yazma bilmeyen her vatandaşımıza ulaşmak istiyoruz. Birince ve ikinci kademe olmak üzere veriyoruz. Birinci kademede okuma yazma ve temel matematik bilgileri veriyoruz. İkinci kademede ise Türkçe, matematik, fen ve sosyal bilgiler becerilerini artıracak eğitimler veriyoruz. Bu ikinci kademe eğitimini tamamladıktan sonra ilkokul diploması yerine geçen ikinci kademe okur yazarlık belgesi veriyoruz. Son 1 yılda Halk Eğitim Merkezi bünyesinde 300’e yakın vatandaşımıza okuma yazma eğitimi verdik. Biz artık okuma yazma bilmeyen insanımız kalmasın istiyoruz” dedi.
“7 yaşından bu yana hayvancıkla uğraşıyordum okuma şansım olmadı”
Kendini geliştirmek için kursa başladığını aktaran Ömer Akalan, “Gelmeyenler var, onlara da tavsiye ederim. Milli Eğitim Bakanlığı’nın bize tanıdığı bu şans için minnettarız. Ben 7 yaşından bu yana hayvancıkla uğraşıyorum. Benim okuma şansım olmadı. Sürekli dağlarda geziyordum. Maddi durumlar da derken bu güne geldik. Yine de bir şeyler yapmaya çalışıyorum. Kendimi geliştirmek için kursa başvurdum. Arabaya hevesim var. Bir araç almak istiyorum. Onun için de ilkokul diploması alıp ehliyet sınavlarına gireceğim” diye konuştu.
“Okumanın yaşı yok”
Çocuğuyla birlikte kursa gelen Demet Ercan ise “Kursta eğitim görüyoruz. Hocamızdan memnunuz. Okumanın yaşı yok. Zamanında okumadık ve pişmanız. Köydeydik ve şartlar farklıydı. Ailelerden dolayı okuyamadık. Kız çocukları üzerinde durulmuyordu. 2 çocuğum daha var, onlarda okuyor. Küçük çocuğum ile birlikte kursa geliyorum” şeklinde konuştu.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>ADANA – Adana düzenlenen TEKNOFEST 2024’te Atılım Üniversitesi, pilotaj bölümü öğrencileri çocuklara uçakları tanıtıp havacılığı anlattı.
Atılım Üniversitesi, Türkiye’nin en geniş kapsamlı teknoloji ve havacılık festivali olan TEKNOFEST 2024’e 2 ayrı etkinlik ile katıldı. Üniversitenin pilotaj bölümü öğrencileri ‘Bir çocuk gelsin, bir uçağa dokunsun’ diyerek TEKNOFEST alanına gelen çocuklara uçakları tanıtarak havacılığı anlattı.
Atılım Üniversitesi Pilotaj Bölümü Başkanı Dr. Öğretim Üyesi Ayşe Aslı Yılmaz, TEKNOFEST 2024 kapsamında Adana’da olduklarını söyleyerek, “Adana’ya Atılım Üniversitesi olarak TEKNOFEST’e 2 ayrı etkinlikle katıldık. İlki Atılım Üniversitesi ARGEDA – Teknoloji Transfer Ofisi. Diğer projemiz ise pilotaj bölümü öğrencileri ile birlikte icra ettiğimiz projemiz. Pilotaj bölümü öğrencilerimizle TEKNOFEST’in en özel projesi olan ‘Bir çocuk gelsin, bir uçağa dokunsun’ projesine gönüllü olarak destek verdik” dedi.
“Uçakları ve havacılığı anlatıyoruz”
Yılmaz, çocukların uçaklara ilgisinin yoğun olduğunu ifade ederek, “Burada havacılığa gönül vermiş pilotaj bölümü öğrencilerimizle birlikte meydandaki tüm hava araçlarını havacılık sevdalısı küçük kalplerin daha profesyonel gözden, bizlerden dinlemesini istedik. Burada çocukların anlayabileceği seviyede uçakları ve havacılığı anlatıyoruz” diye konuştu.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Develiler Derneği tarafından düzenlenen ‘Dünden Bugüne Filistin Meselesi’ seminerine Doç. Dr. Can Deveci konuşmacı olarak katıldı. Deveci seminerde; Osmanlının son dönemlerinde İngilizlerin Ortadoğu’yu nasıl şekillendirdiğini, daha sonra bölgenin kontrolünü Amerika’ya devrettiğini, bölgede 3. evreye geçildiğini ve bu son safhada Amerika’nın da çekilerek bölgenin kontrolünü İsrail’e bırakacağını söyledi. Bütün hesapların enerji koridorunu alternatifsiz bir şekilde bölge ülkelerine sunmak olduğunu aktaran Deveci; “Bu koridorun denize açılan ucunun İsrail ve Gazze limanlarıdır. Bizim ülke olarak olmadığı kadar birlik beraberliğe ihtiyacımız var. Devletimizin her şeye hazırlıklı olmalı. Vatandaşlar; ayrıştırıcı tavır ve davranışlardan kaçınarak devleti ile beraber bu zor günlerin üstesinden gelinmesi için birlikte hareket etmelidir” dedi.
Can Deveci ayrıca; Develililer Derneğini böyle bir etkinlik için kutladı. – KAYSERİ
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İzmir Büyükşehir Belediyesi Sosyal Hizmetler Dairesi Başkanlığı Çocuk Çalışmaları Şube Müdürlüğü tarafından sürdürülen çalışmalar kapsamında, İzmir Çocuk Meclisi’nin yeni dönem başvuruları başladı. İzmir’de yaşayan 9-14 yaş arası çocuklar https://www.izmir.bel.tr/ ve https://www.bizizmir.com/ internet sitelerinde yer alan başvuru formunu doldurarak veya kentin farklı noktalarında yer alan duyuru afişlerindeki QR kodu okutarak başvurularını gerçekleştirebilecek. İnternet erişimi olmayan çocuklar İzmir’in farklı noktalarında faaliyet gösteren İzmir Çocuk Merkezlerinden başvuru formuna erişebilecek.
Çocuklar, yerel yönetim mekanizmasına dahil oluyor
Çocuklar için doğayla temas edebilecekleri güvenli oyun alanları yaratmak, eğitim ve sağlık hizmetleri üretmek, sosyal ve kültürel faaliyetler planlamak, güvenli ulaşım stratejileri belirlemek İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin çocuk dostu kent olma hedefinin odağında yer alıyor. Büyükşehir, kentte yaşayan çocukları doğrudan ya da dolaylı olarak etkileyen hizmetler üretirken, Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi temel ilkeleri doğrultusunda kapsayıcı ve eşitlikçi olmayı, çocuğun iyi olma halini ve üstün yararını gözetmeyi, çocukların düşüncelerini özgürce ifade edebilecekleri ortamlar yaratmayı ana hedeflerinden biri olarak benimsiyor. Bu amaçla hayata geçirilen İzmir Çocuk Meclisi, İzmir’de yaşayan çocukları yerel yönetim mekanizmalarına dahil ederek etkin özneler konumuna taşıyor.
Fikir üretip çalışma yapıyorlar
İzmir Çocuk Meclisi’nde çalışmalarını komisyonlara ayrılarak yürüten çocuklar; ayrımcılık, farklılıklara saygı, toplumsal cinsiyet, ulaşım, kent mobilyaları, parklar, kültür-sanat, boş zaman değerlendirme, alternatif eğitsel faaliyetler, spor, iklim krizi, atık yönetimi, hayvan hakları, bilgi ve teknoloji, dijital vatandaşlık, sosyal medya kullanımı gibi alt başlıklarla fikir üreterek çalışma yapıyor.
Ayrıca İzmir Büyükşehir Belediyesi yöneticileri ile bir araya geldikleri meclis toplantılarına katılan İzmir Çocuk Meclisi, aldıkları kararları İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin ilgili birimlerine iletiyor.
Konuya ilişkin 293 96 80 numaralı telefondan ayrıntılı bilgi alınabilecek.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Elazığ Halk Eğitim Merkezi Müdürlüğü okuma yazma öğrenmeyen insanın kalmaması için canla başla çalışıyor. Bu çerçevede kent genelinde 4 kurs açan merkez yaklaşık 120 kişiye eğitim veriyor. Zamanında çeşitli nedenlerden dolayı okuma yazma öğrenemeyen vatandaşlar ise bu kurslarda eğitim görüyor. Hayat şartları gereği okul sıralarıyla tanışamayan kadın ve erkekler, şimdi hem bu özlemlerini gideriyor hem de hayallerinin peşinden ilerliyor. Alacakları diplomalar ile bazıları üniversiteye gitmek isterken bazıları ise devletten alacağı destek ile iş yeri kurmak istiyor ve ehliyet almak istiyor. Öğretmenlerini canla başlaya dinleyen kursiyerler, adeta çocukluğunda yaşayamadıkları duyguları bu sıralarda tadıyor.
Elazığ nüfusunun yüzde 98’in okuma yazma bildiğini belirten Halk Eğitim Merkezi Müdürü Kenan Tabar, “Yüzde 2’si ise bilmiyor. Bizde okuma yazma bilme oranı Türkiye ortalamalarındadır. Artık cumhuriyetimizin 100. yılını geride bırakırken okuma yazma bilmeyen kalsın istemiyoruz. Bize ulaşan herkese kurs vermek istiyoruz. Şuanda Elazığ’da 4 tane kurs açtık. 2’sini İstasyon Caddesi’ndeki Tuncay Küçüközer binasında, biri çocuk eğitim evinde ve diğeri ise kapalı cezaevinde açtık. Bununla yetinmek istemiyoruz. Okullarımızla, muhtarlarımızla iletişim halindeyiz. Elazığ’ın hangi mahallesinde olursa olsun okuma yazma bilmeyen her vatandaşımıza ulaşmak istiyoruz. Birinci ve ikinci kademe olmak üzere veriyoruz. Birinci kademede okuma yazma ve temel matematik bilgileri veriyoruz. İkinci kademede ise Türkçe, matematik, fen ve sosyal bilgiler becerilerini artıracak eğitimler veriyoruz. Bu ikinci kademe eğitimini tamamladıktan sonra ilkokul diploması yerine geçen ikinci kademe okur yazarlık belgesi veriyoruz. Son 1 yılda Halk Eğitim Merkezi bünyesinde 300’e yakın vatandaşımıza okuma yazma eğitimi verdik. Biz artık okuma yazma bilmeyen insanımız kalmasın istiyoruz” dedi.
“7 yaşından bu yana hayvancıkla uğraşıyordum okuma şansım olmadı”
Kendini geliştirmek için kursa başladığını aktaran Ömer Akalan, “Gelmeyenler var, onlara da tavsiye ederim. Milli Eğitim Bakanlığının bize tanıdığı bu şans için minnettarız. Ben 7 yaşından bu yana hayvancıkla uğraşıyorum. Benim okuma şansım olmadı. Sürekli dağlarda geziyordum. Maddi durumlar da derken bu güne geldik. Yine de bir şeyler yapmaya çalışıyorum. Kendimi geliştirmek için kursa başvurdum. Arabaya hevesim var. Bir araç almak istiyorum. Onun için de ilkokul diploması alıp ehliyet sınavlarına gireceğim” diye konuştu.
“Okumanın yaşı yok”
Çocuğuyla birlikte kursa gelen Demet Ercan ise, “Kursta eğitim görüyoruz. Hocamızdan memnunuz. Okumanın yaşı yok. Zamanında okumadık ve pişmanız. Köydeydik ve şartlar farklıydı. Ailelerden dolayı okuyamadık. Kız çocukları üzerinde durulmuyordu. 2 çocuğum daha var, onlar da okuyor. Küçük çocuğum ile birlikte kursa geliyorum” şeklinde konuştu. – ELAZIĞ
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Türk Tabipleri Birliği tarafından, halk sağlığı araştırma görevlilerine yönelik her yıl düzenlenen Gezici Eğitim Semineri’nin bu yıl 35’incisi gerçekleştirildi. “Yerel Yönetimler ve Sağlık” olarak belirlenen seminer programı kapsamında Türkiye’deki 22 ayrı tıp fakültesinden halk sağlığı asistanları, PAKO Sokak Hayvanları Sosyal Yaşam Kampüsü’nü ziyaret etti. Programda İzmir Büyükşehir Belediyesi Veteriner İşleri Müdürü Sinan Okçuoğlu ve Veteriner Hekim Ebru Tong tarafından halk sağlığı ve hayvan refahı için yapılan uygulamalara ilişkin sunum yapıldı. Veteriner Hekim Murat Aras ise katılımcılara PAKO Sokak Hayvanları Sosyal Yaşam Kampüsü’nü gezdirerek birimler hakkında bilgi verdi. Prof. Dr. Alpaslan Türkkan ve Prof. Dr. Pınar Okyay’ın eğitimden sorumlu öğretim üyeleri olarak yer aldığı programda; aşılama, ilaçlama, riskli hastalıklara karşı önleyici çalışmalar, veterinerlik hizmetleri de katılımcılarla paylaşıldı.
Tong: “Farkındalığın yüksek olması gerekiyor”
Veteriner Hekim Ebru Tong, “İzmir Büyükşehir Belediyesi Veteriner İşleri Halk Sağlığı Daire Başkanlığı olarak misafirlerimizi Veteriner İşleri Şube Müdürlüğü birimlerimizden olan PAKO’da konuk ettik. Özellikle halk sağlığı yönünden veterinerlik hizmetlerinden bahsettik. Halk sağlığı ana bilim dalında uzmanlık yapan hekimlerimizin hem insan hem de hayvan sağlığı ile ilgili faaliyetler ve koruyucu hekimlik hizmetlerinin önemi ile ilgili farkındalıklarının yüksek olması gerekiyor. Biz bu gezici eğitimde belediyelerin buradaki önemine değindik. PAKO, hem sahiplendirme faaliyetlerinin yapıldığı hem de koruyucu tedavilerin, kısırlaştırmaların yapıldığı etkin merkezlerimizden biri. Konuklarımızın burayı görmelerini istedik. Kent yaşamında insanlarla hayvanlar arasındaki iletişimin en sağlıklı şekilde kurulacağı merkezlerden birinin de PAKO Sokak Hayvanları Sosyal Yaşam Kampüsü olduğunu düşünüyoruz” diye konuştu.
Türkkan: “PAKO’da çok profesyonel bir ekip var”
Uludağ Üniversitesi Halk Sağlığı Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Alpaslan Türkkan da “Program kapsamında Türkiye’nin 22 ayrı tıp fakültesinden halk sağlığı asistanları ile kentlerimizi geziyoruz. Bu yılki temamız olan Yerel Yönetimler ve Sağlık, çok ilgi çeken bir konu. Biz de ekibimizi İzmir’de bir araya getirdik. PAKO’da çok profesyonel bir ekip olduğunu gördük. Alana çok hakimler. Gerçekten iyi bir birim oluşturulmuş” dedi.
Gezici Eğitim Semineri programı kapsamında Kadifekale Kadın Dayanışma Merkezi de gezildi. Seminer katılımcıları, İzmir Büyükşehir Belediyesi Eşrefpaşa Hastanesi’nin yanı sıra Sağlıklı Yaşam ve Evde Bakım Şube Müdürlüğü ile Sosyal Hizmetler Dairesi Başkanlığı’nı da ziyaret edecek.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İçerisinde Akıl Küpü Kütüphanesi, MELMEK atölyeleri, kafeterya, fitness ve kreşin bulunduğu Gülük Sosyal Tesisi, mahallede büyük bir ihtiyacı karşılayacak.
Melikgazi’de vatandaşların ihtiyaçlarını karşılayacak birbirinden farklı hizmetleri hayata geçiren Melikgazi Belediye Başkanı Doç. Dr. Mustafa Palancıoğlu, ” Melikgazi’mizde her mahallemize sağladığımız hizmetlerimize her geçen gün yenilerini ekleyerek devam ediyoruz. Gülük Mahallemizde içerisinde Akıl Küpü Kütüphanesi ve İkinci Bahar Evi, MELMEK atölyeleri, kafeterya, fitness ve kreşin bulunduğu sosyal tesis çalışmalarımızda sona geliyoruz. Gülük Sosyal Tesisi’mizde kreş olacak, üst katlarda da MELMEK eğitimlerinin verileceği sınıflar ve kütüphanenin olduğu çok güzel bir merkez olacak. Sosyal tesise gelen kadınlar çocuklarını gönül rahatlığıyla kreşimize bırakıp sporuna veya kursuna gidebilecekler. Her yaştan vatandaşımıza hitap edecek çok amaçlı tesisimizle, bölgenin ihtiyacını karşılamış olacağız. Gülük Sosyal Tesisimizde eğitim, spor, kültürel ve sosyal faaliyetler iç içe olacak. Sosyal tesisimizin yapım aşamasında sona yaklaştık. Tefrişat ve çevre düzenlemelerimizin ardından inşallah açılışını birlikte yapacağız. Melikgazi’mize değer katacak projelerimizi çalışma azmi ve hizmet aşkıyla hayata geçireceğiz. Gülük Mahallemize ve Melikgazi’mize hayırlı olsun.” dedi. – KAYSERİ
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Roma’da Azerbaycan İtalya Kültür Merkezi’nin ev sahipliğinde, Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK), Yunus Emre Enstitüsü, Azerbaycan Roma Büyükelçiliği ve İstanbul Dijital Sanat Festivali’nin (IDAF) katkılarıyla düzenlenen etkinlikte, dijital sanat sergisinin açılışı da yapıldı.
Sergide, IDAF tarafından hazırlanan 20 kadar dijital sanat eseri sanatseverlerin beğenisine sunuldu.
Etkinliğin açılışına katılan ve sergiyi gezen RTÜK Başkanı Ebubekir Şahin, burada yaptığı konuşmada, organizasyonda bulunmaktan duyduğu memnuniyeti dile getirdi.
Şahin, “Dijital dünyanın hızla evrildiği bu çağda, dijital medya okuryazarlığı ve dijital sanat, bireylerin hem yaratıcı hem de eleştirel bakış açısını geliştiren iki önemli kavram olarak ön plana çıkmaktadır.” dedi.
Dijital medya okuryazarlığının, sadece doğru bilgiye ulaşmak ve dezenformasyonla mücadele etmek için değil, aynı zamanda etik ve sorumlu bir medya kullanımı açısından da hayati bir öneme sahip olduğunu anlatan Şahin, “RTÜK olarak, bu farkındalığı artırmak için çeşitli eğitim programları ve etkinlikler düzenlemekte, bu çerçevede, toplumda bilinçli medya tüketimini teşvik eden birçok girişimde bulunuyoruz.” diye konuştu.
Dijital sanat, teknolojinin sağladığı araçlarla sanatın ifade biçimlerinde bir devrim yaptıklarına işaret eden Şahin, artırılmış gerçeklik (AR) ve sanal gerçeklik (VR) gibi teknolojilerin sanat deneyimine yeni bir bakış açısı getirdiğini ve artık bir sanat eserine sadece bakılmakla kalınmadığını, aynı zamanda onunla etkileşime geçilebildiğini söyledi.
Dijital medya okuryazarlığı ile dijital sanatın, bireylerin hem yaratıcı hem de eleştirel düşünme yeteneklerini geliştirme potansiyeline sahip olduğunun altını çizen Şahin, şunları kaydetti:
“RTÜK olarak, dijital medya okuryazarlığı ve dijital sanat alanlarında toplumun her kesimini bilgilendiren ve kendilerine medya platformları üzerinden yapılan bilinçlendirme çalışmalarına her alanda devam edeceğimizi belirtir, çünkü medya ve sanat, sadece kültürel üretim ve tüketim mekanizmaları değil; aynı zamanda toplumların demokratikleşmesi ve gelişmesi için bir etken olduğunu düşünür, bundan sonraki süreçte çalışmalarımızın bu yönde olacağını belirtmek isterim.”
Etkinliğin ev sahibi Azerbaycan’ın Roma Büyükelçisi Rashad Aslanov da açılış konuşmasında, “İlginç bir sergi. Azerbaycan ve Türkiye’den çok yetenekli bir sanatçı olan Nabat Garakhanova’nın hazırladığı bir sergi. Bu akşam burada görecekleriniz; sanat, yapay zeka sanatı, kültür ve gelecekle ilgili. Burada gördüğünüz eserler, Azerbaycan kültüründendir. Minyatürler ve Azerbaycan’ın ikonik yerlerden görseller var. Aynı zamanda yapay zekayla yapılmış eserleri göreceksiniz.” ifadelerini kullandı.
Sergiyi düzenleyen IDAF Direktörü Dr. Nabat Garakhanova da AA muhabirine, dijital sanatın geleceğin sanatı olduğunu belirtti.
Garakhanova, 2025’te 5. yıllarını kutlayacaklarını dile getirerek, “Biz aslında dijital sanatta hem gençlerin hem dijital okur yazarlıkla birleştirerek A’dan Z’ye, 7’den 70’e kadar herkesin bunu deneyimlemesini sağlamaya ve geliştirmeye çalışıyoruz.” diye konuştu.
Garakhanova, İstanbul Dijital Sanat Festivali çerçevesinde kentlerde bu tür sergiler açtıklarını ve hem Türk gençlerinin hem de beraber geliştirdikleri yapay zeka sanatçılarının eserlerini sergilediklerini kaydetti.
IDAF Sanat Yönetmeni Esra Öztürk de İstanbul Dijital Sanat Festivali olarak her yıl büyüdüklerini dile getirerek, “Her yıl yeni ve farklı teknolojilere yer veriyoruz. Genel olarak teknoloji ve sanatın birleşiminde yine bilimin de dahil olduğu eserler sergiliyoruz. Her yıl günden güne hem festivalimizi geliştiriyoruz, yeni sanatçılar ekleyerek festivalin büyümesini sağlıyoruz.” dedi.
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>1 Ekim Dünya Yaşlılar Günü nedeniyle Vali Ali Çalgan ve eşi Halide Çalgan, Kamile-Hacı Ahmet Akdağ Huzurevi ile Çorum Huzurevi Yaşlı Bakım ve Rehabilitasyon Merkezi’ni ziyaret etti. Huzur evi sakinleri ile bir araya gelen Vali Çalgan, yaşlılarla hem sohbet etti. Huzurevi sakinleri de Vali Çalgan ve eşinin ilgisinden dolayı duydukları memnuniyeti dile getirerek ziyaret dolayısıyla teşekkür etti.
Her insan için değişik anlam ve önem ifade eden yaşlılığın, hayatın çok özel bir dönem olduğuna dikkat çeken Vali Çalgan, “Yaşlılarımızın toplumsal yaşama aktif olarak katılmalarını, sosyal, kültürel ve ekonomik haklara sahip ve kimseye muhtaç olmadan yaşamalarını sağlamak, kişi, kurum ve devlet olarak öncelikli görevimizdir. Devletimiz, büyüklerimiz için tüm imkanlarını seferber etmiş durumda. Her zaman büyüklerimizin yanında olmaya gayret gösteriyoruz. Yaşlılara saygı, yaşlılara bakmak ve onları hiçbir şekilde incitmemek inancımızın da bizlere çok açık ve hiçbir muğlaklığa yer bırakmayacak şekilde yüklediği en temel görevlerden biridir” ifadelerini kullandı. – ÇORUM
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>DİYARBAKIR – Kur’an Nesli Platformu tarafından Türkiye’nin birçok il ve ilçesinde düzenlenen “Hayat Namazla Güzeldir” etkinliklerinin final programı Diyarbakır‘da yapıldı.
Kur’an Nesli Platformu tarafından her yıl Türkiye’nin birçok il ve ilçesinde düzenlenen “Hayat Namazla Güzeldir” etkinliğinin final programı Diyarbakır Kurşunlu Cami yerleşkesinde gerçekleşti. 5 bin çocuğun katıldığı programda önce Ulu Camide buluşuldu, öğle namazının kılınmasının ardından dini sloganlar eşliğinde Kurşunlu Cami’ye yürüyüş yapılarak ikindi namazı kılındı. Etkinlikte Kur’an dinletisi, Karagöz tiyatro oyunu gibi etkinliklerle yapıldı.
Kur’an Nesli Platformu Diyarbakır İl Koordinatörü Cihad Kaplan, namaz ve abdest eğitimi ile beraber Ağustos ve Eylül ayıyla toplam 2 aylık bir eğitim sonucunda Türkiye’nin il ve ilçelerinde ‘Hayat Namazla Güzeldir’ adıyla yapılan etkinliklerin final programını Diyarbakır’da gerçekleştirdiklerini dile getirerek çocuklara şölen havasında etkinlik gerçekleştirmek istediklerini ve bu etkinlikle çocukların namaz ve abdesti öğrenmesine vesile olmaktan gurur duyduklarını ifade etti.
Platformda görevli olan gönüllülerle beraber toplam 200 kişi olduklarını belirten Kaplan, 2 aylık sürecin her haftasında bir etkinlik ve bir program düzenlediklerini ve böylelikle çocuklara dini eğitim verdiklerini söyledi.

Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Tiran Yunus Emre Enstitüsünden yapılan açıklamada, Arnavutluk’un Tiran ve Dıraç şehirlerinde “Tercihim Türkçe Projesi” kapsamında Türkçe eğitiminin verildiği liselere yönelik kompozisyon yarışması düzenlendiği aktarıldı.
Türkçe eğitimi alan öğrencileri motive etmek amacıyla yapılan “Dilim ve Dünyam” temalı kompozisyon yarışmasının yoğun ilgi gördüğü belirtilen açıklamada, kompozisyon yarışmasında liseli öğrencilerin yazdıkları içeriklerle dilin kendileri için anlam ve önemini ortaya koyduğu ifade edildi.
Türk Dil Bayramı ve 26 Eylül Avrupa Diller Günü münasebetiyle, YEE tarafından seçmeli Türkçe derslerinin verildiği okullarda düzenlenen kompozisyon yarışmasında dereceye giren öğrencilere ödüllerinin verildiği aktarılan açıklamada, şu ifadelere yer verildi:
“‘Dilim ve Dünyam’ konulu kompozisyon yarışmasında birinciliği Dıraç Hafız Ali Podgorica Lisesinden 12. sınıf öğrencisi Meryem Mullaj, ikinciliği Tiran Asim Vokshi Yabancı Diller Lisesinden 12. sınıf öğrencisi Grejsi Mjalti, üçüncülüğü ise Tiran Hafiz İbrahim Dalliu Lisesinden 10. sınıf öğrencisi Fabiola Halili kazandı. Dereceye giren öğrencilere ödüllerini Tiran Yunus Emre Enstitüsü Koordinatörü Oğuzhan Sakoğlu, Eğitim Koordinatörü Çağatay Sünerin ve okutman Anxhela Gjoni takdim etti.”
Açıklamada ayrıca, Tiran YEE tarafından 26 Eylül Avrupa Diller Günü kapsamında Arnavutluk’taki okullarda çeşitli etkinlikler düzenlendiği kaydedildi.
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>(ANKARA) – TÜİK verilerine göre, Türkiye’de muhtemel eğitim süresi 2021 yılından beri sürekli azalma kaydediyor. Buna göre, 2022 yılında 18,2 yıl olan muhtemel eğitim süresi, 2023 yılında 17,9’a geriledi. Böylece, muhtemel eğitim süresinde yüzde 1,3’lük düşüş yaşandı. 2021’de 18,8 olan muhtemel eğitim süresi, iki yıl içinde yüzde 4,78 azaldı.
Muhtemel eğitim süresi, erkeklerde 2022 yılına göre yüzde 2,8’lik düşüş ile 17,6 yıl olurken, kadınlarda yüzde 0,3’lük artış ile 18,4 yıl oldu.
TÜİK, 2023 yılına ilişkin ‘Muhtemel Eğitim Süresi’ (MES) araştırmasını yayımladı. MES, en genel tanımıyla “ilgili eğitim kademesine giriş yaşında olan bir kişinin, belirtilen eğitim kademesinde geçirmesi muhtemel örgün eğitim süresini” ifade ediyor.
MES 2023 yılında 17,9 yıl oldu
Türkiye’de ilkokula başlama çağındaki bir bireyin en yüksek eğitim kademesini tamamlayana kadar eğitim hayatında geçirmesi muhtemel süre 2023 yılında 17,9 yıl oldu. Böylece MES, 2022’de 18,2 yıl olurken 2023’te 17,9’a geriledi.
İlkokul çağındaki bir bireyin ortaöğretimi tamamlayana kadar eğitimde geçirmesi muhtemel süre 12,3 yıl, okul öncesi eğitimde ise 1,6 yıl olarak hesaplandı. İlkokul çağındaki bir bireyin ortaöğretimi tamamlayana kadar eğitimde geçirmesi muhtemel süre, geçen yıl 12,7 olarak gerçekleşmişti.
MES’te düşüş erkeklerde kadınlara göre daha hızlı seyretti
İlkokula başlama çağındaki bir bireyin en yüksek eğitim kademesini tamamlayana kadar eğitim hayatında geçirmesi muhtemel süre bir önceki yıla göre toplamda yüzde 1,3’lük düşüş gösterdi. 2021 yılından itibaren görülen bu düşüş erkeklerde kadınlara oranla daha hızlı seyretti. MES, erkeklerde 2022 yılına göre yüzde 2,8’lik düşüş ile 17,6 yıl olurken, kadınlarda yüzde 0,3’lük artış ile 18,4 yıl oldu.
MES en yüksek değerine İstanbul’da ulaştı
2023 yılında, il düzeyinde en yüksek muhtemel eğitim süresi 20,3 yıl ile İstanbul’da gerçekleşti. İstanbul’u, 19,7 yıl ile Karabük, 19,6 yıl ile Ankara, 19,1 yıl ile Rize ve Erzincan izledi. Aynı süreçte muhtemel eğitim süresi en düşük olan il 14,9 yıl ile Muş ve Şırnak olurken, bu illeri sırasıyla 15,1 yıl ile Ağrı ve Şanlıurfa, 15,8 yıl ile Mardin izledi.
MES’in son 5 yılda en çok arttığı il Gümüşhane
MES’in 2019 ile 2023 yılları arasında en çok artış gösterdiği ilk beş il sırasıyla yüzde 8,3 ile Gümüşhane, yüzde 4,6 ile Hakkari, yüzde 2,5 ile Van, yüzde 2,1 ile Diyarbakır ve yüzde 1,7 ile Ağrı oldu. Aynı dönemde, muhtemel eğitim süresinin en çok düşüş gösterdiği iller ise sırasıyla yüzde 10,4 ile Eskişehir, yüzde 10,3 ile Çankırı,yüzde 10 ile Yalova, yüzde 9,6 ile Antalya ve yüzde 8,6 ile Muğla oldu.
Erkek ve kadınlarda en yüksek MES değerleri İstanbul’da
Türkiye genelinde MES, 2023 yılında kadınlar için 18,4 yıl, erkekler için ise 17,6 yıl oldu. Her iki cinsiyette de en yüksek MES değeri İstanbul’da gerçekleşti. Erkeklerde İstanbul’u Karabük, Ankara, Erzincan ve Bayburt izlerken; kadınlarda sıralama Karabük, Tunceli, Ankara ve Rize olarak gerçekleşti.
Muhtemel eğitim süresinin erkeklerde en düşük olduğu il olan Ağrı’yı, sırasıyla Şırnak, Muş, Şanlıurfa ve Mardin takip ederken; MES’in en düşük olduğu iller kadınlarda; Muş, Şanlıurfa, Şırnak, Ağrı ve Bitlis oldu.
Cinsiyet eşitliği endeksi 2023 yılında da kadınlar lehine arttı
MES kapsamında cinsiyet eşitliği endeksi, kadın MES değerinin erkek MES değerine oranı ile hesaplanıyor. ISCED 1-8 kademesinde (ilkokul-yükseköğretim) MES kapsamında cinsiyet eşitliği endeksi 2023 yılında 1,05 oldu. 2018 yılında 0,97 olan endeks, 2023 yılında 0,08 puanlık artış göstererek kadınlar lehine değişim göstermeye devam etti.
Endeksin en yüksek olduğu beş il sırasıyla 1,12 ile Tunceli ve Iğdır, 1,10 ile Çanakkale, 1,09 ile Bartın ve Çankırı oldu. Cinsiyet eşitliği endeksinin en düşük olduğu iller ise sırasıyla 0,95 ile Bitlis, Şanlıurfa ve Siirt, 0,96 ile Muş ve 0,98 ile Batman olarak gerçekleşti.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Edinilen bilgiye göre, Samsun’un Çarşamba ilçesinde bugün saat 10.00’da düzenlenen motorlu taşıtlar sınavında kopya girişimi tespit edildi. Elektronik cihazlarla dışarıdan yardım almak üzere özel olarak tasarladığı kopya düzeneğiyle ehliyet sınavına girmeye çalışan A.S. (30), sınav sırasında fark edilerek polis tarafından suçüstü yakalandı. Yapılan inceleme ve aramalarda şahsın yanı sıra bu düzenekte rol alan organizatör N.E. (42) ve M.S (22) de polis tarafından gözaltına alındı.
Gözaltına alınan şahısların üstlerinde ve eşyalarında yapılan aramalarda, sınavda kopya çekmek amacıyla kullanılan 2 adet mikro casus kulaklık, 4 adet mikro casus kulaklık pili, 2 adet kamufle edilmiş yaka kamerası, 1 adet mobil wifi cihazı, 2 adet mobil aktarım cihazı, 5 adet cep telefonu, 1 adet powerbank, 3 adet şarj kablosu, 1 adet cımbız ve 1 adet flaş bellek ele geçirildi.
Yakalanarak gözaltına alınan 3 kişi hakkında, “ÖSYM Hizmetleri Hakkında Kanuna Muhalefet” suçundan adli işlem başlatıldı. – SAMSUN
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>YÜKSEKÖĞRETİM Kurulu Başkanı Erol Özvar, Azerbaycan Bilim ve Eğitim Bakanı Emin Amrullayev ile birlikte Türkiye Azerbaycan Üniversitesini ziyaret etti. Ziyarete ODTÜ Rektörü Prof. Dr. Ahmet Yozgatlıgil, İTÜ Rektörü Prof. Dr. Hasan Mandal, Hacettepe Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. M. Cahit Güran da katıldı.
Türkiye-Azerbaycan Üniversitesi öğrencileriyle bir araya gelerek sohbet eden Özvar, üniversitede sınıfları, laboratuvarları inceledi. Özvar, üniversitenin, Türkiye-Azerbaycan arasındaki iş birliğine uygun, dünya standartlarında laboratuvar ve sınıflara sahip olduğunu belirterek, bundan büyük bir memnuniyet duyduklarını ifade etti. Özvar, öğrencilerin de hocaların da büyük bir heyecanla eğitim öğretime başladıklarına dikkat çekerek, “Öğrencilerin heyecanını yüzlerinden gözlerinden okuduk. Gerçekten çok parlak, başarılı öğrenciler olduğunu görüyoruz. Biz bu öğrencilerin yetişerek gelecekte hem Azerbaycan’a hem de bütün Türk dünyasına hizmet edeceğine canı gönülden inanıyoruz” dedi.
ÖZVAR: “ÖNÜMÜZDEKİ YIL ÜNİVERSİTEMİZİN ÖĞRENCİ SAYISI ARTACAK”
Yükseköğretim Kurulu Başkanı Özvar, bu hafta itibarıyla bu eğitim öğretim faaliyetlerine başlayan Türkiye-Azerbaycan Üniversitesinin hayırlı olmasını diledi. Üniversite içerisinde Türkiye’den üç büyük üniversitenin programlarının hayata geçirildiğini belirten Özvar, “Bu yıl ilk kez bir hazırlık sınıfı teşkil edildi. Öğrencilerimizin büyük çoğunluğu bu hazırlık sınıfında eğitimlerine devam ediyorlar” dedi. Hazırlık eğitimini tamamlayan öğrencilerin normal programlarına devam edeceğini kaydeden Özvar, “Bu bakımdan, önümüzdeki yıl üniversitemizin öğrenci sayısı artacaktır. Türkiye-Azerbaycan Üniversitesi, ortaya koyduğu perspektif ile her iki ülke arasında üniversite, bilim ve teknoloji sahasında iş birliklerini daha yükseklere çıkartmayı hedef olarak almıştır” ifadelerini kullandı.
Özvar, Türkiye-Azerbaycan Üniversitesinin gerek yükseköğretim, gerekse bilim ve teknoloji alanında hem Türkiye’de hem de Azerbaycan’da güzel bir örnek olacağını belirterek şöyle devam etti:
“Bu projenin hayata geçmesinde her iki ülkenin cumhurbaşkanlarının ortak iradesi belirleyici, tayin edici olmuştur. Her iki cumhurbaşkanımıza da şükranlarımızı sunuyoruz. Onların kararlılığı sayesinde böyle güzel bir üniversite kurulmuş oldu. Bu üniversite bir çatı üniversite modeli olarak Türkiye’nin önde gelen üç araştırma üniversitesinin üç farklı programını hayata geçiriyor.” Azerbaycan Bilim ve Eğitim Bakanı Emin Amrullayev de Türkiye-Azerbaycan Üniversitesinin Türkiye-Azerbaycan kardeşliğinin ve uzun süreli dostluğun en güzel örneklerinden biri olduğunu belirterek, “Bu üniversite, Türk ailesine hizmet eden bir eğitim kurumu olmayı hedeflemektedir ve aynı zamanda Azerbaycan’ın ekonomik gelişim ihtiyaçlarını karşılamak için önemli rol oynayacaktır” İfadelerini kullandı.
REKTÖRLERDEN TANIŞMA DERSİ
ODTÜ, İTÜ ve Hacettepe Üniversitesi Rektörleri de Türkiye-Azerbaycan Üniversitesinde açılan bilgisayar mühendisliği, endüstri mühendisliği ve gıda mühendisliği programlarındaki öğrencileriyle buluşarak tanışma dersi yaptı. İTÜ Rektörü Prof. Dr. Hasan Mandal, öğrencileri topluma karşı sorumluluklarını yerine getirmeye ve faydalı teknolojiler geliştirmeye teşvik ederek “Dünyayı kurtaracak bilgiyi siz üreteceksiniz. İyi insan olmak, dünyaya faydalı olmaktır” dedi. ODTÜ Rektörü Prof. Dr. Ahmet Yozgatlıgil, öğrencilere girişimci yönlerini geliştirmeleri tavsiyesinde bulunarak, “Sorumluluklarınız var; fırsatları iyi değerlendirin. Aktif roller üstlenin” şeklinde seslendi. Hacettepe Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. M. Cahit Güran ise öğrencilere hem Bakü kampüsünde hem de kendi kampüslerinde sunulacak fırsatları anlattı. Güran öğrencilere, “Kendinizi alanınızın dışında programlarla da donatın. Gıda mühendisi olarak yazılım ve yapay zeka gibi konularda kendinizi geliştirin” önerisinde bulundu.
ÜNİVERSİTE MÜTEVELLİ HEYETİ TOPLANDI
Özvar öğrenci tanışma dersleri sonrasında, Türkiye-Azerbaycan Üniversitesi Mütevelli Heyeti toplandı. Toplantıya Yükseköğretim Kurulu Başkanı Özvar ve Azerbaycan Bilim ve Eğitim Bakanı Emin Amrullayev’in yanısıra, Yükseköğretim Kurulu Yürütme Kurulu Üyesi Prof. Dr. Naci Gündoğan, İTÜ, ODTÜ ve Hacettepe Üniversitesi Rektörleri, Türkiye-Azerbaycan Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Mehmet Şimşir ile akademisyenler katıldı.
Toplantıda, ortak projeler geliştirmek ve akademik bağları daha da güçlendirmek için geliştirilebilecek stratejiler üzerinde duruldu.
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Medipol Üniversitesi Nöroloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Lütfü Hanoğlu, Medipol Mega Üniversitesi Hastanesi Konferans Salonu’nda yapılan toplantıda, 21 Eylül Dünya Alzheimer Günü’nün önemi dolayısıyla bu hastalığı anlattı.
Toplumda Alzheimer’in 65 yaşın üzerinde daha sık görüldüğünü, 85 yaş ve üzerinde ise her 3 kişiden 1’inin bu hastalığa sahip olduğunu aktaran Hanoğlu, hastalığın aniden ortaya çıkmadığını, beyindeki etkilerinin yaklaşık 20 yıl öncesinde başlayabileceğini kaydetti.
Prof. Dr. Hanoğlu, “Bu hastalığın patolojik sonucu olarak biz demansı, bunamayı görüyoruz. Tanıyı o zaman koymuş oluyoruz. Bu sinsi geçen yıllar boyunca aslında hastalıkla mücadele edilebilir. Bu mücadele meselesi de toplumsal özellikleri olan bir şey.” dedi.
Hafıza Merkezi’nde Alzheimer ve demans hastalığında dünyada var olan benzer kliniklerden farklı olarak hastalara bilinçli olarak geçirecekleri zamanlarını uzatmayı amaçladıklarını belirten Hanoğlu, şöyle devam etti:
“Aslında bütün zihinsel yeteneklerimizi bozan, akli melekelerimizi etkileyen hastalıklar bizim ilgi alanımıza giriyor. Mesela trafik kazalarından, kafa travmalarından sonra ortaya çıkan birtakım bellek, dikkati algılama bozuklukları gibi bilişsel bozukluklar oluyor. ya da beynin oksijensiz kalmasına bağlı durumlarda ortaya çıkan sorunlar. Yine aynı şekilde pek çok nörolojik hastalığın beyni de etkilemesinden dolayı ortaya çıkan bilişsel işlevlerin etkilenmesi durumu var. Bunların tümü bizim alanımıza giriyor. İkinci önemli noktamız tedaviye ve hastayı değerlendirmeye yaklaşırken çoklu bir model kullanıyoruz. Alzheimer hastalığına tek kutuplu sadece ilaç tedavisi üzerinden yaklaşmıyoruz. Bunun yanı sıra hastaların günlük hayatlarının modifikasyonu ve beslenmesinden uyku düzenine, egzersizlerine ya da bağırsak alışkanlıklarına kadar yeniden düzenlemesini yapmaya çalışıyoruz.”
Prof. Dr. Lütfü Hanoğlu, bilişsel rehabilitasyonun zihinsel yeteneklerin geliştirilmesi, kaybedilenlerin geri kazanılması ve korunmaya çalışılmasını hedefleyen bir tedavi yöntemi olduğunu anlattı.
Bilişsel rehabilitasyonun Türkiye’de ihmal edilmiş bir alan olduğuna dikkati çeken Hanoğlu, 2016’dan itibaren bu alana yönelik öğrenci ve hoca yetiştirmek için Medipol Üniversitesi bünyesinde yüksek lisans programı kurduklarını ifade etti.
Hastaya özel tedavi teknikleri uygulanıyor
Prof. Dr. Hanoğlu, diğer tedavi tekniğinin beynin işleyişini yeniden düzenleyen, bozulmuş işlemi düzenlemeye çalışan “nöromodülasyon” olduğunu belirtti.
Bu yöntemin hastalara umut vaat ettiğini vurgulayan Hanoğlu, “Diğer bir farklı özelliğimiz hastaların bireysel biçimde tedavi edilebilir hale gelmeleri. Mesela Alzheimer hastalığı tanısını, klinik hastalık tanısının yanı sıra o hastanın kendine özgü bozulma özelliklerini de ortaya koymak. Bütün Alzheimer hastaları birbirine benzemiyorlar. Bu bozulmanın altında birtakım farklı sebepler olabiliyor. Biyolojik sebepler, metabolik sebepler, beynindeki bozulmanın kendine özgü bir takım özellikleri olabiliyor. Bunları saptayıp bunlar üzerinden o hastaya özel tedavi geliştirmek gibi yaklaşımımız var. Bu da tabii ki bizi bir şekilde öne çıkaran faktörlerden bir tanesi.” bilgisini verdi.
Toplantıda, doktor öğretim üyeleri Eren Toplutaş ile Özden Oğul, uzman psikolog Suat Yılmaz, diyetisyen Beyza Tağraf bilişsel ve hafızadaki sorunlara yönelik güncel tedavi yaklaşımlarına ilişkin konuşma yaptı.
Programda Transkraniyal Manyetik Stimülasyon (TMS), Transkraniyal Elektrik Stimülasyonu (TES) ve bilişsel rehabilitasyon gibi nöromodülasyon cihazları ile rehabilitasyon uygulamaları gösterildi.
Hafıza Merkezi’nin çalışma alanları arasında demans ve diğer nörodejeneratif hastalıklar, afazi, amnezi, agnozi ve apraksi gibi nörolojik bozukluklar, epilepsi, felç, beyin damar hastalıkları gibi nörolojik rahatsızlıkların yol açtığı bilişsel bozukluklar, nöromodülasyon, bilişsel rehabilitasyon, beslenme ve yaşam tarzı düzenlemeleri yer alıyor.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>SİİRT – 2024-2025 eğitim yılının başlamasıyla birlikte, SiirtEğitim ve Araştırma Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Mehmet Selim Mamiş, öğretmenlere yönelik sağlık tavsiyelerinde bulunurken, öğretmen sağlığının eğitim kalitesini etkilediği söyledi.
Mamiş, yeni dönemin öğretmenlere ve öğrencilere başarı ve sağlık getirmesini dilerken, sağlıklı bir öğretmenin, öğrencilerine daha verimli eğitim sunabileceğine vurgu yaptı. Mamiş, özellikle öğretmenlerin sağlığının, eğitimin kalitesini doğrudan etkilediğini belirtti. Üst solunum yolu enfeksiyonları gibi sık karşılaşılan sağlık sorunlarına dikkat çeken Mamiş, okulların açılmasıyla kalabalık ortamlarda virüslerin hızla yayılabileceğini belirterek, sınıfların düzenli havalandırılması ve klimaların aşırı kullanımından kaçınılması gerektiğini söyledi.
Öretmenlerin ses sağlığına özen göstermeleri gerektiğine de değinen Mamiş; “2024-2025 eğitim öğretim yılının değerli öğretmenlerimize hayırlı olmasını, gençlerimize, çocuklarımıza ve minik yavrularımıza da başarılı olmasını temenni ediyorum. Tabii her şeyin başı sağlıktır. Öğretmenlerimizin gerek mesleki olarak ayakta uzun süreli kalmak ya da oturması gerektiği durumda da uzun süreli oturması sakıncalıdır. Üst solunum yolu enfeksiyonları açısından kalabalık ortama yeni öğrencilerin girmesi, farklı mikrobik ajanların aynı ortama girmesi gerek gençlerin gerek çocukların gerek diğer üniversite ortamındaki çalışanlar açısından büyük risk taşıyor. Haliyle sınıfların sıkça havalandırılması, çok sıcak tutulmaması ve çok ta serin olması için klimaların uzun süre açık kalmaması, oturacakları yerlerin klimanın tam karşısında olmamasına dikkat etmeleri, öğretmenlerimizin ders aralarında mümkün mertebe ılık suyu yudum yudum en az bir su bardağı içmelerini tavsiye ederiz. Ders anlatmak zorunda olan öğretmenlerimizin konuşmaya bağlı olarak ses tellerinde ödem dediğimiz şişkinliğin gelişmesi, ses tellerinde nodüllerin gelişmesi, benzer şekilde üst solunum yolu enfeksiyonları halsizlik, kırgınlık, eklem ağrıları, burun akıntısı ve hapşırık yapabilir. Öğretmenlerimiz uzun süreli ayakta da kalmasın, uzun sürelide oturmasınlar. Sürekli konuşmak yerine ders aralarında veya ders ortasında da zaman zaman öğrencilere hak vererek interaktif eğitim şeklinde o zamanın kendi lehine suskunluğa konulması sağlanmalıdır. Kahvaltılarını yapmalarına dikkat etmeleri, bel fıtığı olan öğretmenlerimizin ayakta uzun süre kalmaması gerektiği, ayakta uzun süre kalanlarda varis riskinin de arttığı varisleri olanlarında ayakta kalma süresi arttıkça varislerin daha da belirginleşip ilaçla değil, belki ameliyatla bile düzenlemeyecek düzelere gelebileceğini unutmamak lazım” dedi.
(STK-AKK-Y)
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Sosyal belediyecilik uygulamalarıyla öğrencilerin yanında olan Manisa Büyükşehir Belediyesi, ‘Günaydın Çorbası’ ikramında bulunmaya hazırlanıyor. Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Mimar Ferdi Zeyrek’in öğrencilere sözü olan ‘Günaydın Çorbası’, 23 Eylül Pazartesi günü öğrencilere ikram edilmeye başlanacak. İkramlar, ilk olarak Celal Bayar Üniversitesi Prof. Dr. İlhan Varank Yerleşkesi, Manisa Lisesi ve Ahmet Tütüncüoğlu Ortaokulu önü Gençlik Parkı, Celal Bayar Üniversitesi Uncubozköy Yerleşkesinde sunulacak. Öğrenciler günaydın çorbalarını, İlhan Varank Yerleşkesinde 2, Gençlik Parkı ve Uncubozköy Yerleşkesinde 1’er nokta olmak üzere 4 noktada saat 07.30’dan itibaren ücretsiz olarak alabilecekler. – MANİSA
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Edirne’de düzenlenen “Türkiye Buluşmaları” programına katılan Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak, AK Parti’nin gücünü milletten aldığını ve “milletin partisi” olduğunu belirterek, vatandaşların talepleri doğrultusunda hizmet etmeye devam edeceklerinin altını çizdi. Bakanlık olarak gençlere yönelik yatırımlar yapmaktan duydukları mutluluğu dile getiren Bak, geleceğin teminatı olan gençlerin Türkiye’nin gücüne güç katacağını vurguladı. Üniversitelerde 2024-2025 eğitim öğretim yılının başlayacağına değinen Bak, “180 bin olan yurt kapasitesini 980 binlere taşıdık. Gençlerimize sabah kahvaltısı ve akşam yemeğini ücretsiz olarak devletimiz sağlıyor. Büyük bir barınma gücüne sahip Kredi Yurtlar Kurumunu yönetiyoruz” dedi.
“Yurtlarımız birçok afette milletimizin hizmetinde oldu”
Kredi Yurtlar Kurumu’nun birçok afette milletin hizmetinde olduğunun altını çizen Bakan Bak, Kahramanmaraş merkezli depremlerde yaklaşık 1,5 milyon kişinin yurtlarda misafir edildiğini söyledi. – EDİRNE
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Hakkari İl Jandarma Komutanlığı ekipleri, 2024-2025 eğitim öğretim yılının başlamasıyla birlikte Çimenli Köyü Borsa İstanbul İlk ve Ortaokulunda eğitim öğretim gören öğrencileri ziyaret ettiler. Öğrencilere karşıdan karşıya güvenli geçiş, yaya geçidi, gece trafikte yayaların güvenli seyretmesi, temel trafik işaret ve levhaları, okul servislerine binme ve inme kuralları ve emniyet kemeri takmanın önemi anlatılarak trafik broşürü dağıtıldı.
Öğrenciler, okulun ilk gününde jandarma narkotik köpeği Bayır ile eğlenceli vakit de geçirdi. – HAKKARİ
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>(ESKİŞEHİR) – Tüm Öğrenci Velileri Dayanışma Derneği Eskişehir Şube kurucusu Faik Alkan, tasarruf tedbirlerinin eğitimi olumsuz etkilediğini ve okullarda donanım sorunu olduğunu belirterek “İdarecilerimiz sıraları bulabilmek için ikinci el piyasasına yöneldiler. Oradan sıra tedarik etmeye başladılar” dedi.
Tüm Öğrenci Velileri Dayanışma Derneği (ÖVDER) Eskişehir Şube kurucusu öğretmen Faik Alkan, tasarruf tedbirlerinin eğitim sektörünü olumsuz etkilediğini söyledi. Alkan, okul idarecilerinin ikinci el piyasasına yöneldiğini ve okul sıralarını ikinci el aldığını ifade etti.
“Okul idarecileri ikinci ele yöneldi”
Okullarda donanım sorunu olduğunu belirten Alkan, şu ifadelere yer verdi:
“Gerçekten bizim ülkemizde şu anda eğitimde yaşadığımız en temel sıkıntılardan bir tanesi bu tasarruf tedbirlerinin yarattığı sonuçlar. Bunları veliler olarak ve aynı zamanda eğitim çalışanları olarak birinci derecede hissetmeye başladık. Örneğin birçok yeni açılacak okulumuzda veya nakil olacak okullarımızda şu anda temel sorunlardan bir tanesi donanım sorunu. Hatta biraz ironi olacak ama idarecilerimiz sıraları bulabilmek için ikinci el piyasasına yöneldiler. Oradan sıra tedarik etmeye başladılar. Gerçekten çok büyük bir sorun. Belki de bizi, Eskişehir’i en çok ilgilendiren konulardan bir tanesi zaten tam gün eğitim yapan okullarımız çok az. Özellerdeki fiyatlar gerçekten çok yüksek.
“Tasarruf tedbirleri eğitimi vuracak”
Velilerin en çok tercih ettiği okullardan bir tanesi olan Milli İrade İlkokulu’nda bugünlerde yaşıyoruz. Velilerimizden çok sık telefonlar almaya başladık çünkü orası çalışan anne babalar için önemli bir yerdi. Çocuklarını sabah 9’da bırakıyorlardı, akşam 17’de alıyorlardı. Öğretmen arkadaşlarımız da mesai saatlerinde ders verdikten sonra çocuklar bu halk eğitimden gelen öğretmenlere emanet ediliyordu. Sistem bir şekilde yürüyordu. Fakat tasarruf tedbirleri kapsamında artık halk eğitimden buraya eğitmen kaydırılması mümkün olmayacak. Dolayısıyla veliler de öğrencilerini erken almakla karşı karşıya. Çünkü öğretmenlerin en fazla maksimum öğlen araları, teneffüsleri en üst seviyede artırsa bile okul idaresi, öğretmenin 16: 00’da okuldan ayrılması gerekiyor. Velilerimiz bu duruma isyan ediyorlar. Biz ÖVDER olarak başından itibaren şunu söylüyoruz: Eğitimde tasarruf olmaz. Çünkü gerçekten Eskişehir eğitim ortamı olsun Türkiye’de temel sorunlar var ve bütün her şey, okulların bütün giderleri veliler tarafından karşılanıyor. Velilerin sesini dinlemek lazım. Buna bir çözüm bulmak lazım. Bu iş sadece öğretmenleri okulda tutarak çözülecek sorun değil. Tam gün okul sayısını artırmak lazım. Böyle imkanı olan okullar varsa bunları da açıkçası korumak gerekiyor. Ama bizim anladığımız şu net olarak; bu tasarruf tedbirleri eğitimi vuracak gibi gözüküyor.”

Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Öğrencileri için matkabı, fırçayı eline aldı, gönüllü öğrenci velisiyle birlikte sıraları tamir etti, sandalyeleri boyadı
MANİSA – Manisa’nın Salihli ilçesi 50. Yıl Ortaokulu’nda Müdür Yardımcısı olarak görev yapan Hatice Aslan, okulların açılmasına kısa bir süre kalan, masaları, sandalyeleri tamir ederek kullanıma hazır hale getirdi.
Tamirat ve tadilat için gerekli olan bütçeyi, kullanılamayacak durumda olan kitap ve defterleri geri dönüşümden elde ettiği gelirle oluşturan Aslan’ın en büyük destekçisi ise okulun eski velilerinden emekli marangoz Necmettin Umut oldu.
50. yıl Ortaokulu Müdür Yardımcısı Hatice Aslan, yaptığı konuşmada “Okulumuzda 2024-2025 eğitim öğretim yılı için hazırlıklarımıza devam ediyoruz. Bu hazırlıklara yaklaşık 1 ay önce başlamıştık. Okulda gerçekleştirdiğimiz çalışmalar kapsamında yine okulumuzun eski velilerinden marangoz Necmettin Umut ile birlikte yıpranan öğrenci sıralarını tamamen yeniledik. Bununla birlikte kırılan sandalyeleri yeniden tamir ederek boyama işlemini gerçekleştirdik. Ayrıca eskiyen perdeleri de değerlendirerek masa örtüsü haline getirdik. Okulumuzda atıl durumda olan 20 civarında da sıramız vardı. Bir çoğunun metal kısımlarında kırılmalar olduğu için kullanılamıyordu. Kırılan bu bölümleri önce kaynak yaptırdık. Ardından yeniledik ve kullanıma hazır hale getirdik. Yine yetersiz durumda olan öğretmen sandalyelerini de atıl durumda olan sandalyeleri yenileyerek tamamladık.
Geri dönüşümden elde edilen gelirle yapıldı
Aslan, tamirat ve tadilat çalışmalarında gerekli olan ücreti ise kitap ve defterleri geri dönüşüme kazandırarak elde ettikleri gelirle yaptıklarını söyledi.
Aslan “Öğrencilerimiz ve öğretmenlerimiz için yenilediğimiz tüm eşyalar için çok sayıda malzeme alındı. Bu malzemeler içinde bir gelir olması gerekiyordu. Bu kapsamda okulumuzun öğrencilerinin kullanmış olduğu kitap ve defterleri yılsonunda geri dönüşüm için toplamıştık. Bu kitap ve defterleri geri dönüşüme göndererek bir bütçe oluşturduk. Bu bütçe ile tamirat ve tadilat için gerekli olan tüm malzemeleri temin ettik.
Aslan, sözlerine şöyle devam etti. “Atatürk’ün de dediği gibi vatanını en çok seven görevini en iyi yapandır. Bizde çocuklarımız için elimizden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyoruz”

Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Özel okullara kayıt yaptıracak velilere indirim yapıldığı söylenerek fiyatların başka giderlere yansıtıldığını söyleyen Şahin şu ifadeleri kullandı:
‘4 BİN TL’YE ALINACAK KİTABI 40 BİN TL’YE SATIYORLAR’
“Biz Tüketiciler Birliği olarak yıllardır zaten özeller konusunda bir takım uyarılarda ve şikayetlerde bulunuyoruz. Diyoruz ki bunlar tamamen ticarethaneye dönüştüler. Bir satış firması hizmet firması gibi oldular. Tamam özeller ve tabi ki para da kazanacaklar fakat veliler buralara çocuklarını neden gönderiyor? Eğitim kurumu diye gönderiyorlar. Yani daha iyi ve güvenli eğitim almak adına. Fakat son zamanlarda fark ediyoruz ki bu özel eğitim kurumları, bizim çocuklarımızı emanet ettiğimiz ve eğitecek olan kurumlar, işi biraz hileye döküyorlar. Kazançlarını arttırmak noktasında kitap satıyorlar, kıyafet satıyorlar, servis satıyorlar, tatil satıyorlar, ek ders satıyorlar. Her şeyi satmaya çalışıyorlar daha çok para kazanmak adına. Bu eğitimle bir araya geldiğinde çok uyuşmuyor, ahlaki olmuyor. Biz istiyoruz ki eğitime önem verilsin. Daha çok para daha çok eğitim veriliyor diye verilsin. Fakat eğitimden rekabet adına, çocuğu çekmek adına rakam 50-100 bin TL eksik söyleniyor. Bu nerden çıkarılır diye düşünülüyor. Sonra aslında 4 bin TL’ye alınacak kitabı 40 bin TL’ye satabiliyorlar. ya da 400 TL’ye alınabilecek kıyafeti 4 bin TL’ye satıyorlar. Benim gezme ihtiyacım yok fakat ne oluyor? Çocuk orada ayrı kalmasın diye hemen tatil, gezme ne varsa dahil ediyorsunuz. Sizin gidip bin TL harcayacağınız bir tatile çocuktan 10 bin TL talep ediliyor. Niye? Aman çocuğun mahrum kalmasın diye”
‘VELİLERİN HASSASİYETLERİ KULLANILARAK DAHA FAZLA PARA ALINIYOR’
Şahin, hassasiyetlerin kullanılarak daha fazla para alınmasının eğitim kurumlarına yakışmadığını söyleyerek, “Yani hassasiyetleri ve zafiyetleri kullanıp, velilerden daha çok para almak eğitim kurumlarına yakışmıyor. Biz orada bir uyum istiyoruz. Eğitim kurumuysa burası eğitime odaklansınlar fakat görüyoruz ki tamamen tüccar oldular. Bu tüccar zihniyete çocuk teslim etmek çok iyi değil. Ben kimseye tavsiye etmem. Orada kıyafete, tatile, servise, kitaba değil eğitime önem veriliyorsa o zaman ben oraya bırakırım. Oradaki öğretmene, eğitime, mantığına, ilkesine ben çocuğumu teslim etmeliyim ama ne oluyor? Başka alanlardan veliyi yolunacak kaz gibi görüp, daha çok kar etmek adına eğitim ücretini biraz indirip diğer taraftan iki katını almak gerçekten ahlaki değil. Bu anlamda eğitim kurumlarının maalesef yasal bir düzenleme de olmadığı için biraz kendilerine çeki düzen vermelerini istiyoruz” ifadelerini kullandı.

Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Salihli 50. Yıl Ortaokulunda müdür yardımcısı olarak görev yapan Arslan, okulun bakımı ve bazı eşyaların tamiratı için çalışma başlattı.
Gereken bütçeyi, okulda kullanılamayacak durumda olan kitap ve defterlerin geri dönüşümünden elde ettiği gelirle oluşturan Aslan’ın en büyük destekçisi ise eski velilerden marangoz Necmettin Umut oldu.
Okuldaki hazırlıklara bir ay önce başladıklarını belirten Arslan, yıpranan öğrenci sıralarını tamamen yenilediklerini dile getirdi.
Kırılan sandalyeleri tamir ederek boyadıklarını anlatan Arslan, “Ayrıca eskiyen perdeleri de değerlendirerek masa örtüsü haline getirdik. Okulumuzda atıl durumda olan 20 civarında sıramız vardı. Birçoğunun metal kısımlarında kırılmalar olduğu için kullanılamıyordu. Kırılan bu bölümleri önce kaynak yaptırdık, ardından yeniledik ve kullanıma hazır hale getirdik. Yine yetersiz durumda olan öğretmen sandalyelerini de elden geçirdik.” dedi.
Arslan, öğrencileri için ellerinden gelenin en iyisini yapmaya devam edeceklerini söyledi.
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>MİLLİ Eğitim Bakanlığı, yeni eğitim öğretim döneminde her kademenin ilk sınıfında uygulanacak ‘ Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’ kapsamındaki yeni müfredat doğrultusunda hazırlanan ücretsiz ders kitaplarını okullara dağıttı.
Milli Eğitim Bakanlığınca, yeni eğitim öğretim döneminde uygulanacak ‘beceri örgüsü temelli’ yeni ders kitaplarının yazım süreci geçen hafta tamamlandı. Değiştirilen 26 dersin yeni müfredatı, 9 Eylül’de başlayacak 2024-2025 eğitim öğretim yılından itibaren ana sınıfı, ilkokul 1’inci sınıf, ortaokul 5’inci sınıf, ortaöğretim hazırlık ve 9’uncu sınıflarda başlamak üzere kademeli şekilde uygulanacak. Bu kapsamda hazırlanan ücretsiz ders kitapları, yeni müfredata uygun olarak 81 ildeki okullara dağıtıldı. Ankara’nın Çankaya ilçesindeki Ayten Şaban Diri İlkokulu ve Ortaokulu’ndaki kitapların dağıtımına katılan Ankara Milli Eğitim Müdürü Yaşar Koçak, okulda incelemelerde bulundu.
TÜRKİYE’NİN YERLİ VE MİLLİ TEKNOLOJİ YOLCULUĞU KİTAP KAPAKLARINDA
Bu yıl okul öncesi için 21, ilköğretim için 140, ortaöğretim için 282, özel eğitim için 205 ve mesleki eğitim için 883 olmak üzere toplam 1531 farklı dersten oluşan 177 milyon 997 bin 479 ders kitabı dağıtıldı. Basılan kitapların arka kapaklarında, Eğitim Bilişim Ağı (EBA) içeriklerine ulaşabilmek için karekod uygulaması bulunuyor. Ayrıca tüm kademelerdeki öğrencilere dağıtılan kitapların arka kapak tasarımlarında, Türkiye’nin yerli ve milli teknoloji yolculuğuna ilişkin görsellere yer verildi. Kitap kapaklarında, milli muharip uçak Kaan, Türkiye’nin en büyük askeri gemisi TGC Anadolu, yerli ve milli otomobil gibi görseller yer aldı. 2003-2004 eğitim öğretim yılında uygulamaya konulan ‘Ücretsiz Ders Kitabı Dağıtımı Projesi’ kapsamında bugüne kadar 4 milyar 131 milyon 710 bin 459 ders kitabı ve yardımcı kaynak dağıtımı gerçekleştirildi.
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Çaycuma Kültür ve Sanat Merkezi, TSO Fen Lisesi, Oktay ve Olcay Yurtbay Anadolu Lisesi ve Nuran ve Celal Gülşen Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nde gerçekleştirilen seminerlerde Kaymakam Kaya, katılımcı öğretmenlere hitaben yeni eğitim-öğretim yılının öğrenci, öğretmen ve veliler için hayırlı olmasını temenni etti.
Kaymakam Kaya, Çaycuma Kaymakamlığı olarak tüm imkanlarıyla her zaman öğretmenlerin yanında olduklarını vurgulayarak, katılımcılara başarılar diledi. Seminerin ardından okullarda incelemelerde bulunan Kaya, okulların kapasitesi, imkanları ve genel durumu hakkında okul idarecilerinden bilgi aldı. – ZONGULDAK
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Trakya Üniversitesinin ev sahipliğinde düzenlenen “16. Ulusal Fen Bilimleri ve Matematik Eğitimi Kongresi”ne katılmak için Edirne’ye gelen Yılmaz, gazetecilere yaptığı açıklamada, Türkiye’nin eğitim sistemini ileriye taşıyacak modelin hazırlanmasına katkı sunduğunu ifade etti.
Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’nin 10 yıllık bir çalışma ile hazırlandığını, modelde beceri ve değer eğitiminin ön plana çıktığını belirten Yılmaz, “Bu programda öğrencilerin ihtiyaç duyduğu konular, 21. yüzyılda ihtiyaç duyacakları becerilerle donatılmış şekilde veriliyor. Kültürümüze uygun olarak ‘köklerden geleceğe’ imzasıyla Türk-İslam bilim insanlarına yer vererek, Anadolu topraklarında yaşamış bilim insanlarına değinerek öğrencilerimizi geleceğe hazırlayacak bir model tasarladık.” diye konuştu.
Doç. Dr. Yılmaz, yeni modelde öğrencilerin alan, kavramsal, sosyal ve duygusal öğrenme becerilerinin artırılmasının hedeflendiğine dikkati çekti.
Beceri temelli eğitimin öğrencilere büyük katkılar sunacağını anlatan Yılmaz, şunları kaydetti:
“Örneğin daha önceki öğretim programlarımızda kazanımlarımız daha çok konu odaklıydı. Ancak günümüzde ve gelecekte ihtiyaç duyulanlar konu içeriklerinden çok daha fazlası. Amaç öğrencilerin farklı konu içeriklerini, değişik konu alanlarına uygulayabilecekleri becerileri kazanması olacak. Uluslararası sınavlar ve programlarda da benzer yaklaşımları görüyoruz. Belirlenen standartlar, öğrenme çıktıları, öğrenme hedefleri Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) tarafından uygulanan Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı’nda (PISA) okuryazarlık becerileri kapsamı altında aynı şekilde becerilerle ifade ediliyor. Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’nde konu odaklı bir program anlayışından beceri odaklı bir eğitim anlayışına geçilmiş olması bu programın en önemli noktalarından biri.”
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>MANİSA’nın Salihli ilçesinde 50. Yıl Ortaokulu’nda Müdür Yardımcısı olarak görev yapan Hatice Aslan, okulların açılmasına kısa bir süre kala eski velilerinden marangoz Necmettin Umut’un (73) yardımıyla sıraları tamir ederek kullanıma hazır hale getirdi.
Salihli ilçesinde 50. Yıl Ortaokulu’nda müdür yardımcısı olarak görev yapan Hatice Aslan, okulların açılmasına kısa bir süre kala, masaları, sandalyeleri tamir ederek kullanıma hazır hale getirdi. Tamirat ve tadilat için gerekli olan bütçeyi, kullanılamayacak durumda olan kitap ve defterleri geri dönüşümden elde ettiği gelirle oluşturan Aslan’ın en büyük destekçisi ise okulun eski velilerinden emekli marangoz Necmettin Umut oldu. 50. yıl Ortaokulu Müdür Yardımcısı Hatice Aslan, “Okulumuzda 2024-2025 eğitim öğretim yılı için hazırlıklarımıza devam ediyoruz. Bu hazırlıklara yaklaşık 1 ay önce başlamıştık. Okulda gerçekleştirdiğimiz çalışmalar kapsamında yine okulumuzun eski velilerinden marangoz Necmettin Umut ile birlikte yıpranan öğrenci sıralarını tamamen yeniledik. Bununla birlikte kırılan sandalyeleri yeniden tamir ederek, boyama işlemini gerçekleştirdik. Ayrıca eskiyen perdeleri de değerlendirerek masa örtüsü haline getirdik. Okulumuzda atıl durumda olan 20 civarında da sıramız vardı. Birçoğunun metal kısımlarında kırılmalar olduğu için kullanılamıyordu. Kırılan bu bölümleri önce kaynak yaptırdık. Ardından yeniledik ve kullanıma hazır hale getirdik. Yine yetersiz durumda olan öğretmen sandalyelerini de atıl durumda olan sandalyeleri yenileyerek tamamladık” ifadelerini kullandı.
GERİ DÖNÜŞÜMDEN ELDE EDİLEN GELİRLE YAPILDI
Aslan, “Öğrencilerimiz ve öğretmenlerimiz için yenilediğimiz tüm eşyalar için çok sayıda malzeme alındı. Bu malzemeler için de bir gelir olması gerekiyordu. Bu kapsamda okulumuzun öğrencilerinin kullanmış olduğu kitap ve defterleri yıl sonunda geri dönüşüm için toplamıştık. Bu kitap ve defterleri geri dönüşüme göndererek bir bütçe oluşturduk. Bu bütçe ile tamirat ve tadilat için gerekli olan tüm malzemeleri temin ettik. Atatürk’ün de dediği gibi vatanını en çok seven görevini en iyi yapandır. Biz de çocuklarımız için elimizden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyoruz” diye konuştu.
Haber-Kamera: Emre SAÇLI/Salihli, (MANİSA),
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>MANİSA’nın Salihli ilçesinde 50. Yıl Ortaokulu’nda Müdür Yardımcısı olarak görev yapan Hatice Aslan, okulların açılmasına kısa bir süre kala eski velilerinden marangoz Necmettin Umut’un (73) yardımıyla sıraları tamir ederek kullanıma hazır hale getirdi.
Salihli ilçesinde 50. Yıl Ortaokulu’nda müdür yardımcısı olarak görev yapan Hatice Aslan, okulların açılmasına kısa bir süre kala, masaları, sandalyeleri tamir ederek kullanıma hazır hale getirdi. Tamirat ve tadilat için gerekli olan bütçeyi, kullanılamayacak durumda olan kitap ve defterleri geri dönüşümden elde ettiği gelirle oluşturan Aslan’ın en büyük destekçisi ise okulun eski velilerinden emekli marangoz Necmettin Umut oldu. 50. yıl Ortaokulu Müdür Yardımcısı Hatice Aslan, “Okulumuzda 2024-2025 eğitim öğretim yılı için hazırlıklarımıza devam ediyoruz. Bu hazırlıklara yaklaşık 1 ay önce başlamıştık. Okulda gerçekleştirdiğimiz çalışmalar kapsamında yine okulumuzun eski velilerinden marangoz Necmettin Umut ile birlikte yıpranan öğrenci sıralarını tamamen yeniledik. Bununla birlikte kırılan sandalyeleri yeniden tamir ederek, boyama işlemini gerçekleştirdik. Ayrıca eskiyen perdeleri de değerlendirerek masa örtüsü haline getirdik. Okulumuzda atıl durumda olan 20 civarında da sıramız vardı. Birçoğunun metal kısımlarında kırılmalar olduğu için kullanılamıyordu. Kırılan bu bölümleri önce kaynak yaptırdık. Ardından yeniledik ve kullanıma hazır hale getirdik. Yine yetersiz durumda olan öğretmen sandalyelerini de atıl durumda olan sandalyeleri yenileyerek tamamladık” ifadelerini kullandı.
GERİ DÖNÜŞÜMDEN ELDE EDİLEN GELİRLE YAPILDI
Aslan, “Öğrencilerimiz ve öğretmenlerimiz için yenilediğimiz tüm eşyalar için çok sayıda malzeme alındı. Bu malzemeler için de bir gelir olması gerekiyordu. Bu kapsamda okulumuzun öğrencilerinin kullanmış olduğu kitap ve defterleri yıl sonunda geri dönüşüm için toplamıştık. Bu kitap ve defterleri geri dönüşüme göndererek bir bütçe oluşturduk. Bu bütçe ile tamirat ve tadilat için gerekli olan tüm malzemeleri temin ettik. Atatürk’ün de dediği gibi vatanını en çok seven görevini en iyi yapandır. Biz de çocuklarımız için elimizden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyoruz” diye konuştu.
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>HEM MALİYET DÜŞÜYOR HEM DE…
Sabah’ta yer alan habere göre; WhatsApp grupları aracılığıyla organize olan veliler, sırayla çocukları okula götürüp getiriyor, böylece hem maliyetleri düşürüyor hem de çocuklarının güvenliğini sağlıyor. Bu dayanışma modeli, ailelerin iş ve yaşam planlarını bu yeni düzene göre organize etmesini de beraberinde getiriyor.
YÜZDE 80 TASARRUF
Yüksek servis maliyetlerinden kaçınmak isteyen birçok aile, çocuklarını sabahları kendi araçlarıyla okula bırakmayı tercih ediyor. Organize olan aileler, bu yöntemle servis ücretlerinden yüzde 80’e varan tasarruf sağladıklarını belirtiyor. Bazı anneler, ehliyet alarak evde boş duran araçlarını hem kendi çocukları hem de komşularının çocukları için kullanıyor.
KORSANA YÖNELTTİ
Fahiş servis ücretleri korsan taşımacılığa da kapı aralamış durumda… İstanbul’da yaklaşık 5 bin korsan servis olduğu biliniyor. Uzmanlar, korsan servislerin çocukların güvenliği açısından risk taşıdığına dikkat çekiyor. Veliler, çocuklarını kime emanet ettiklerini bilmedikleri için olumsuzluklar yaşanabileceği konusunda uyarılıyor.
TAKSİ DAHA UCUZ
Okul servisi hizmeti veren şirketler yüzde 100’ün üzerinde zam yaparak, 23 bin TL’lik kısa mesafe ücreti yerine velilerden 80 bin TL talep ediyor. Bir servis şirketi, 3.8 km uzaklıktaki ev için yıllık 60.000 TL talep ediyor. Bu durumda yılda 180 gün servis kullanan bir öğrenci için günlük ücret ortalama 333 TL’ye oluyor. Öğrenci aynı mesafeyi her gün taksiyle gidip gelse günlük ödemesi gereken ücret ortalama 200-220 TL arasında.
DAVA AÇILABİLİR Mİ?
Hukukçular da velilere “Okul servislerinde fahiş ücretlerle karşılaşırsanız hukuki yollara başvurarak ödediğiniz yüksek miktarları geri alabilirsiniz” diyor. UKOME tarafından belirlenen ücretin tavan sınır olduğunu, bunun üstünde ücret talep edilemeyeceğini belirten hukukçular, “Tarifenin üzerine çıkıldığında veliler, UKOME’ye bildirsinler. Velilerin, ayrıca servis hizmeti aldığı işletmeye de itirazlarını yazılı bildirmesi gerekir. Bu bildirimde UKOME tarifesinin üzerinde bedel ödenmek istenmediği belirtmeli ve bir kopyası da kendilerinde kalmalı. Çünkü sonrasında tüketici hakem heyetine başvurularak, bu ekstra ödenen ücretler kolaylıkla geri istenebilir” diyor.
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Milli Eğitim Bakanlığı tarafından yapılan açıklamaya göre, mazerete bağlı iller arası yer değişikliği kapsamında tercih ettiği eğitim kurumlarından birine ataması gerçekleştirilemeyen öğretmenlerin atamaları, mazeretlerinin bulunduğu il ya da ilçe milli eğitim müdürlüklerine yapıldı.
TÜM ATAMALAR YAPILDI
Böylece 22-23 Ağustos tarihlerinde sistem üzerinden başvuruları alınan tüm öğretmenlerin atamaları gerçekleştirilmiş oldu.

Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Yeni eğitim öğretim yılı, 9 Eylül Pazartesi itibarıyla başlıyor.
Binlerce öğrenci ise okullarına servisle gitmeye devam edecek.
UKOME toplantısı ile İstanbul’da toplu ulaşım araçları, servisler, taksi ücretleri yeniden belirlendi. Okula servis ile giden öğrencilerin ailesi ise konu hakkında meraklandı.
Güncel servis ücreti İstanbul ve Ankara için belli oldu.
Peki, okul servis ücreti ne kadar, kaç TL oldu? İşte 2024-2025 eğitim yılında okul servis ücretleri…

OKUL SERVİS ÜCRETLERİ 2024-2025
UKOME, 2024-2025 eğitim yılı için servis ücretlerine %16 zam yapıldığını açıkladı. Buna göre:
Kısa mesafe: Yıllık 23 bin TL
Uzun mesafe: Yıllık 55 bin TL
Ankara’da okul servis ücretlerine yüzde 40 zam yapıldı. En kısa mesafe servis ücreti yıllık 16 bin 745 liraya çıktı.
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Yeni eğitim öğretim yılı, 9 Eylül Pazartesi başlıyor.
Öğrenciler, ders sıralara dönüşü bekliyor.
1. ve 5. sınıflar için merak edilen konu ise sınıf kuraları…
MEB, 2024-2025 eğitim öğretim yılı itibariyle 1. sınıf ve 5. sınıf Öğrenci kayıtlarını e-Okul üzerinden otomatik olarak yapacak ve bakanlığın elektronik sistemi üzerinden sınıflar belirlenecek.
Bu kapsamda, “sınıflar belirlendi mi”, “sınıflar açıklandı mı”, “sınıf değişikliği nasıl yapılır” gibi sorular gündemde yerini aldı.
Peki, sınıf belirleme kurası ne zaman 2024-2025? İşte detaylar…

SINIFLAR BELİRLENDİ Mİ
Bu yıl ilk kez uygulanacak olan sistemle birlikte 1.sınıf ve 5.sınıf şubeleri kura çekimi ile belirlenecek.
Buna göre sınıf belirleme kurası 28-30 Ağustos 2024 tarihleri arasında gerçekleştirecek.
Sınıf belirleme kura sonuçları MEB e-Okul sistemi üzerinden sorgulanabilecek.

SINIF DEĞİŞİKLİĞİ NASIL YAPILIR
İlkokulda şube değişikliği, velinin yazılı talebi üzerine rehberlik servisinin hazırlayacağı gerekçeli görüş raporu alınarak okul yönetimince o ders yılı içinde bir defaya mahsus olmak üzere yapılabilir.
Ortaokullarda şube değişikliği, velinin yazılı talebi üzerine rehberlik servisinin hazırlayacağı gerekçeli görüş raporu alınarak okul yönetimince o ders yılı içinde bir defaya mahsus olmak üzere yapılabilir.
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
BAYRAĞIMIZI SEVİLAY VE MAHMUT TAŞIDI
Şarkıcılar ve dansçıların performans sergilediği Paris 2024 Paralimpik Oyunları’nın açılış töreninde Türk bayrağını, paralimpik madalyalı milli sporcular yüzücü Sevilay Öztürk ile tekvandocu Mahmut Bozteke taşıdı.
OYUNLAR BAŞLIYOR YARIN BAŞLIYOR
Paris 2024 Paralimpik Oyunları’nda ilk müsabakalar, 29 Ağustos Perşembe günü yapılacak. 4 binden fazla bedensel engelli, görme engelli ve özel sporcu Paris 2024’te madalya arayacak. Organizasyonda 22 branşta yapılacak yarışlarda 542 madalya dağıtılacak.
PARALİMPİK OYUNLARDAKİ BRANŞLAR
Paralimpik oyunlarda sporcular okçuluk, atletizm, badminton, görme engelliler futbol, bocce, kano, bisiklet, binicilik, golbol, judo, halter, kürek, atıcılık, oturarak voleybol, yüzme, masa tenisi, tekvando, triatlon, tekerlekli sandalye basketbol, eskrim, ragbi, tekerlekli sandalye teniste branşlarında başarı kovalayacak.
PARALİMPİK OYUNLARI NEDİR?
Paralimpik Oyunlar, çeşitli engelli gruplarından sporcuların katıldığı çok sporlu etkinliktir. Orijinalindeki “paralympic” kelimesi; İngilizce, engelli anlamına gelen “paralyzed” ve “olympic” kelimelerinin birleşmesinden meydana gelir. Yaz ve Kış Paralimpik Oyunları o dönemki Olimpiyatların hemen ardından yapılır.Tüm Paralimpik Oyunları Uluslararası Paralimpik Komitesi tarafından yönetilir.
Yaz Oyunları sporları
Kış oyunları sporları
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Bakanlıktan yapılan açıklamaya göre, Milli Eğitim Bakan Yardımcısı Kemal Şamlıoğlu başkanlığında kurul üyelerinin katılımıyla, Ankara Gölbaşı Mogan Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nde 33. Mesleki Eğitim Kurulu Toplantısı gerçekleştirildi.
Şamlıoğlu, buradaki konuşmasında, Türkiye’nin duyduğu nitelikli iş gücünün yetiştirilmesi ve mesleki eğitimin yaygınlaştırılması amacıyla 40 ilde sektör ile yapılan istişareler ve il değerlendirme toplantılarının ardından MEB Mesleki ve Teknik Eğitim Genel Müdürlüğü tarafından hazırlanan Mesleki ve Teknik Eğitim Politika Belgesi’nin Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğüne girdiğini anımsattı.
Belgede temel olarak mesleki ve teknik eğitimde mevcut durum, temel sorun alanları ile gelecek perspektifi ve yapılacak çalışmaların yer aldığı bilgisini paylaşan Şamlıoğlu, şu ifadeleri kullandı:
“Mesleki ve teknik eğitimde gelecek perspektifi ve yapılacak çalışmalar, mesleki ve teknik eğitime erişim, mesleki ve teknik eğitimde iyileştirme, mesleki ve teknik eğitim ile istihdama hazırlık olmak üzere üç alt temadan oluşmaktadır. Bu temalar altında il ziyaretlerinde gerçekleştirilen sektör istişare toplantılarında eğitim ve sektör temsilcilerinin talepleri doğrultusunda geliştirilen toplam 74 strateji maddesi yer almaktadır.”
İlgili Bakanlıklar ile kurum ve kuruluş temsilcilerinin katılımıyla düzenlenen toplantıda, Mesleki ve Teknik Eğitim Politika Belgesi’nde yer alan stratejiler doğrultusunda öncelikle 7 ve 8. sınıf öğrencilerinden başlayarak “Beceri Geliştirme Programı (Zanaat Atölyeleri)”, akademik eğitim alan ortaöğretim öğrencileri için mesleki eğitim, işletmelerde mesleki eğitimde “iş sağlığı ve güvenliği” ve mesleki ortaokul açılması konuları ele alındı.
Ayrıca, il istihdam ve mesleki eğitim kurulları ile çeşitli sivil toplum kuruluşlarından gelen teklifler de Mesleki Eğitim Kurulu’nda görüşülerek karar altına alındı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>MİLLİ Eğitim Bakanlığı, mazerete bağlı yer değişikliği kapsamında başvuruda bulunan tüm öğretmenlerin atamasının gerçekleştirildiğini duyurdu.
Milli Eğitim Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, mazerete bağlı iller arası yer değişikliği kapsamında tercih etmiş olduğu eğitim kurumlarından birine ataması gerçekleştirilemeyen öğretmenlerin atamasının, mazeretlerinin bulunduğu il/ ilçe milli eğitim müdürlüklerine yapıldığı bildirildi.
Atama sonuçları ise bakanlığın internet sitesinde yayımlandı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Ticaret İl Müdürlüğü ekipleri, okulların açılmasına az bir zaman kala kentteki kırtasiyeleri denetledi.
Adapazarı ilçesinde, çanta ve kırtasiye malzemeleri başta olmak üzere okul ürünleri, sağlığa uygunluğu ve fiyat açısından incelendi.
Denetimde Ticaret İl Müdürlüğü yetkilileri fiyat etiketi, kasa ve raf fiyatlarını karşılaştırdı, ürün güvenliğini kontrol etti.
Ticaret İl Müdürü Emre Atmaca, kurallara uyanlara teşekkür ederek, kent genelinde denetimlerin süreceğini belirtti.
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Hakkari Halk Eğitimi Merkezi konferans salonundaki programda saygı duşunda bulunuldu, İstiklal Marşı okundu.
Öğrencilerin, Filistinlilerin geleneksel halk oyunu Dabke gösterisi sunduğu programda, şiirler okundu, ilahiler seslendirildi.
İl Milli Eğitim Müdürü Nurettin Yılmaz, öğrencilerin 6 hafta süren yaz okulunda ilmihal, Kur’an-ı Kerim, kültür, sanat, spor alanlarında eğitim aldığını belirterek emeği geçenlere teşekkür etti.
TÜGVA İl Temsilcisi Harun Aşan da TÜGVA’nın eğitim alanında güzel işlere imza attığını belirtti.
İsrail’in Filistin topraklarında işlediği suçun büyüyerek devam ettiğini aktaran Aşan, şöyle konuştu:
“İnsanlığın tarih boyunca gördüğü en büyük zulümlerden birine şahitlik ediyoruz. Gençlerimizin Filistin’e, Gazze’ye olan hassasiyetlerini taktirle karşılıyorum. İsrail’in yaptığı katliamların, soykırımın bir an önce bitmesini, Filistin halkının özgürlüğüne kavuşmasını istiyoruz. Yaz okulunda çocuklarımıza kitap okuma alışkanlığının kazandırmasını da önemli buluyorum. Akademik başarının anahtarı çok kitap okumaktan geçiyor. Kitap okumak matematik, okuduğunu anlama ve analitik düşünme becerisini geliştiriyor. Gençlerin TÜGVA’nın kamplarında kitap okumalarını, ders çalışmalarını, sanat, bilim, robotik atölyelerine katılmalarını çok önemli buluyorum.”
Öğrencilere belge ve hediye verilen programa Milli Eğitim Müdür Yardımcısı Fahrettin Çelik, Yeşilay Şube Başkan Yardımcısı Yasin Aşkan, Milli Eğitim Şube Müdürü Muharrem Dündar, öğrenci ve veliler katıldı.
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>2024-2025 eğitim-öğretim yılı 9 Eylül Pazartesi günü başlayacak. Okulların başlamasına kısa bir süre kala kırtasiye ürünleri market raflarında yerini aldı. Ticaret Bakanlığı’na bağlı ekipler, yeni eğitim öğretim yılı öncesi denetimlerine devam ediyor. Bu çerçevede 81 ilde eş zamanlı olarak kalem, defter, çanta, silgi gibi kırtasiye ürünleri denetimi yapıldı. Sakarya Ticaret İl Müdürü Emre Atmaca ve müdürlüğe bağlı personel, Adapazarı ilçesinde kırtasiyeleri denetledi. Denetimde ürünlerin etiket fiyatı ile kasa fiyatı arasında fark bulunup bulunmadığına, etiketlerdeki ürün fiyatının son değişim tarihi ile önceki fiyatına bakıldı. Denetimlerde çocuklar için üretilmiş kırtasiye ürünleri de incelendi. Bu çerçevede ürünlerin oyuncak yönetmeliğinde yer alan ‘CE’ sertifikası ve yaş uyarısı gibi bilgilerin olup olmadığı kontrol edildi. – SAKARYA
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Avrasya ve dünya genelinde biyoçeşitlilik üzerine çalışmalar yapan araştırmacıları bir araya getirerek güncel bilimsel bulguları paylaşmak, multidisipliner iş birlikleri kurmak ve küresel çevresel zorluklara yenilikçi çözümler aramak amaçlarıyla 7.’si düzenlenen sempozyumun açılış programına ETÜ Rektörü Prof. Dr. Bülent Çakmak, Atatürk Üniversitesi Rektörü Ahmet Hacımüftüoğlu, Türkiye’den ve dünyanın farklı bölgelerinden gelen akademisyenler ile çok sayıda öğrenci katıldı.
Fen Fakültesi Konferans Salonu’nda düzenlenen programın açılış konuşmasını yapan Azerbaycan Dendroloji Enstitüsü’nden Prof. Dr. Ramazan Mammadov, sempozyumun Erzurum’da düzenlenmesinden duyduğu memnuniyeti dile getirerek: “Bizim amacımız gençleri biyoçeşitlilikle ilgili olan alanlara yönlendirmek ve gelecek kuşakları tabiatı korumaya teşvik etmektir. Sempozyuma yalnızca Avrasya’dan değil dünyanın birçok noktasından katılım olması bizleri oldukça memnun etti. İnanıyorum ki 7.’sini düzenlediğimiz sempozyumun oldukça faydalı çıktıları olacak. Bu süreçte bizlere kapılarını açan ETÜ’ye ve emeği geçen herkese teşekkür ediyorum” diye konuştu.
Prof. Dr. Mammadov’un ardından konuşmasını yapmak üzere kürsüye çıkan Rektör Hacımüftüoğlu, biyoçeşitlilik konusunun çok önemli bir mesele haline geldiğini belirterek: “Biyolojik çeşitliliğin korunması ve sürdürülebilir olması konuları çok konuşuluyor. Ben tıp fakültesi öğretim üyesiyim, tıp doktoruyum ve farmakoloğum. Bu alandaki çalışmalar ve deneysel tekniklerin bir kısmını ortak şekilde kullanıyoruz. Dolayısıyla konuya kişisel olarak da uzak değilim. Atatürk Üniversitesi’nde biyoçeşitlilik müzesi bulunuyor. Programın sonunda müzemizi ziyaret edeceksiniz ve yapılan çalışmaları yakından göreceksiniz. Üniversitemizde böyle bir müzenin olması bizim bu konuya verdiğimiz önemin bir göstergesidir. Aynı zamanda ETÜ’nün böyle bir sempozyuma ev sahipliği yapması da aynı şekilde bu konuya ne kadar önem verdiğini gösteriyor. Bu alanın çok stratejik bir alan olduğunu ülkemiz için çok değerli olduğunu ve bununla ilgili tüm çalışmalara destek olmak istediğimizi ifade etmek istiyorum. Bu vesileyle sempozyuma ülkemizden ve farklı ülkelerden katılan akademisyenlere ve tüm katılımcılara teşekkür ediyorum” ifadelerini kullandı.
Programda konuşan Rektör Çakmak ise ETÜ’nün Türkiye’de ve dünyada biyolojik çeşitliliğin korunması ve sürdürülmesi için birçok çalışma yürüttüğünü belirterek: “Sempozyuma katılan 27 farklı ülkeden 500’ün üzerinde bilim insanını Atatürk Üniversitesi ile birlikte Erzurum’da ağırlamaktan büyük memnuniyet duyuyoruz. Dünya ekonomisinin yaklaşık yüzde 40’ının ana kaynağı olan biyoçeşitlilik tarımdan gıdaya, sağlıktan turizme, sanayiden enerjiye pek çok sektörün en önemli hammaddelerinden biridir. Fakat son yüzyılda nüfus artışı, sanayileşme, çarpık kentleşme, çevre kirliliği ve iklim değişikliği nedeniyle doğal yaşam zarar görüyor, yok oluyor ve korunmaya muhtaç kalıyor. Bugün doğal ekosistemlerin büyük bir bölümü dönüşüme uğradı. Geçtiğimiz yüzyılda bitki türlerinin yarısı yok oldu. Tatlı su türlerinin üçte biri yok olma tehlikesiyle karşı karşıya. Yapılan tahribat nedeniyle yaklaşık 1 milyon tür risk altında. Tüm bunların sorumlusu insandır. Bu sistemin bozulması başta insan olmak üzere yeryüzündeki tüm dengeyi ve yaşam formunu doğrudan etkilemektedir. Bu nedenle biyolojik çeşitliliğimizi korumak, kaydetmek ve sürdürmek artık bir tercih değil zorunluluktur. Biz de ETÜ olarak “Biyoçeşitlilik Geleceğimizdir” diyerek bu değerleri korumak ve gelecek nesillere aktarmak için büyük çaba sarf ediyor ve çeşitli projeler hayata geçiriyoruz. Böylesine önemli bir sempozyumun gerçekleşmesini sağlayan düzenleme komitesine, paydaş kurumlarımıza, katılımcılara ve emeği geçen herkese teşekkür ediyor, sempozyumun dünyamız için faydalı olmasını diliyorum” diye konuştu.
İki gün boyunca devam edecek sempozyumda biyoenformatik, biyoteknoloji, mikrobiyal biyoçeşitlilik, kentsel biyoçeşitlilik, Yeşil Enerji Teknolojilerinin biyoçeşitlilik üzerindeki etkileri, genetik kaynaklar, biyoremediasyon ve daha birçok konu uzmanlar ve akademisyenler tarafından ele alınacak. – ERZURUM
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Çekimleri AAtölye’de yapılan programda Afyoncu, başarı hikayesini ve gençlere ilham verecek dönüm noktalarını anlattı.
Program, AA’nın sosyal medya hesaplarından paylaşıldı.
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Turgutlu Endüstri Meslek Lisesi Mobilya ve Dekorasyon Bölümü’nden mezun olduktan sonra doğup büyüdüğü Irlamaz Mahallesi’nden ayrılarak İskenderun’a yerleşen Topbaş, güvenlik görevlisi olarak görev yaptı.
Bu süreçte zanaatını hobi olarak sürdüren Topbaş, yaklaşık 17 yıllık ayrılığın ardından emeklilik kararı alarak mahallesine döndü.
450 nüfuslu mahallesinde zanaatını yaygınlaştırmaya çalışan Topbaş, usta öğretici belgesini alarak İlçe Halk Eğitimi Merkezi’ne başvurdu.
Ahşap oymacılığı dersleri vermeye başlayan Topbaş, 15 genç kursiyere zanaatının inceliklerini öğretiyor.
Topbaş, AA muhabirine geleneksel zanaatlar arasında yer alan ahşap oymacılığının güzel bir hobi alanı olduğunu ayrıca bu faaliyetlerden gelir de sağlanabildiğini belirtti.
Stresle mücadele etmek isteyenlere bu zanaatı öğrenmeyi tavsiye ettiğini kaydeden Topbaş, “Benim görevim bu mesleği yaygınlaştırmak, sonraki neslin de aynı şekilde yaşatmasını istiyorum. İnsanların ilerleyen süreçlerde aile bütçelerine katkı sağlamalarını da istiyorum.” dedi.
Açtığı kursun mahallesinde rağbet gördüğünü aktaran Topbaş, “Köyümüzde bir farklılık yaratmış olduk. Öğrenmek isteyenlerin olması beni mutlu ediyor.” diye konuştu.
Topbaş, oymacılığın bu işle uğraşanlara huzur verdiğini de dile getirerek, şunları kaydetti:
“Bu işe başladıktan sonra güncel hayatı unutuyorsunuz. Çünkü bir şeylere odaklanıyorsunuz. Odaklandıktan sonra zaten kafanızı dağıtıyorsunuz. Psikolojik olarak da insanı rahatlatıyor diye düşünüyorum. Öğrencilerimiz burada el becerilerini kazanıyorlar. Ahşap kesme, oyma ya da boyama yaparken kendilerini geliştirmiş oluyorlar.”
“Odaklanma süremi artırdım”
Kursa katılan ortaokul öğrencisi Rüzgar Camuzcu, liselere giriş sınavı için hazırlık yaptığını, ahşap oymacılığının üzerindeki sınav stresini azalttığını söyledi.
Stres yönetiminin yanında odaklanma konusunda da olumlu kazanımlar elde ettiğini aktaran Camuzcu, şunları kaydetti:
“Ben bu kurstan önce odaklanma konusunda problem yaşıyordum. Fakat burada bir plan ve hayal gücü kullandığım için ve çıkacak sonucu merak ettiğim için odaklanma süremi daha arttırdım.”
Afyon Kocatepe Üniversitesi Bilgisayar Programcılığı Bölümü öğrencisi 22 yaşındaki Tuğba Çakır da kurs sayesinde kazandığı becerilerin kendisini motive ettiğini dile getirdi.
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Yükseköğretim Kurumları Sınavı (YKS) yerleştirme sonuçlarının açıklanmasıyla birlikte, 19 Ağustos’ta başlayan kayıt işlemleri 23 Ağustos’ta sona erecek. 2024 YKS sonuçlarına göre, yerleştirme puanı hesaplanan 2 milyon 755 bin 301 adaydan 1 milyon 670 bin 205 aday tercihte bulundu ve toplam 987 bin 388 aday yerleştirildi.
Yaklaşık bir milyona yakın adayı ilgilendiren kayıt işlemleri yarın sona erecek. Üniversite kayıtları e-Devlet üzerinden ya da üniversitelerin kayıt merkezlerinden yapılabilecek. Kayıt döneminin sona ermesiyle birlikte ise ÖSYM tarafından boş kalan kontenjanlar açıklanacak ve ek tercih süreci başlayacak. Yükseköğretim Kurulu verilerine göre, devlet üniversitelerinde lisans programlarının kontenjanlarının yüzde 98.8’i dolarken, önlisans programlarının tamamı doldu. Vakıf üniversitelerinde ise doluluk oranı yüzde 91.14 olarak gerçekleşti.
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>2024 Yükseköğretim Kurumları Sınavı (YKS) tercih sonuçları açıklandıktan sonra öğrencilerin kalacak yer bulma telaşı başladı. Türkiye’de öğrenci kenti olarak anılan Eskişehir’e yerleşecek öğrenciler yoğunluk oluşturmaya başladı.
Eski evlere yüksek kira veriyorlar
Bu yıl ilk kez kentte okuyacak olan öğrenciler ev, yurt ve apart seçenekleri arasında tercih yapacak. Diğer yıllardan farklı olarak bu dönem öğrenciler kiraladıkları evi yaz tatillerinde boşaltmadı. Yeni sözleşme ile daha fazla kira vereceklerini düşündükleri için evlerini boşaltmayan öğrenciler, yeni gelen üniversitelilerin ev bulmalarını güçleştiriyor. Kentsel dönüşümün bir hayli az olduğu Eskişehir’de, üniversiteye yakın mahallelerde yapı stokunun sabit kalması yeni üniversite öğrencilerini farklı alternatiflere yönlendiriyor.
“Öğrenciler mevcut evlerini boşaltmıyorlar”
Konuyla ilgili konuşan Eskişehir Emlakçılar Odası Başkanı Gazi Çelik, “Biliyorsunuz şehrimiz öğrenci kenti ama bu yıl geçtiğimiz senelere nazaran farklı bir duruma karşı karşıyayız. Eskiden öğrenciler yaz tatillerinde evlerini kapatıp ailelerinin yanlarına gidelerdi. Ailelerine 3 aylık bir kira masrafı olmasın diye. Ama şu an öğrencilerin mevcut evlerini boşaltmadıklarını, tatil süresinde de kira vermeye devam ettiklerini gördük. Öğrenciler bunun sebebi olarak ise geri geldiklerinde benzer evleri verdikileri eski kiradan daha da fazla ücrete tutacaklarını öngördüklerini ilettiler. Tabi öğrencilerin ailelerinin Eskişehir’de ev araştırması yaptıklarını görüyoruz” dedi.
“Kentsel dönüşüm çok az yapılıyor”
Kentsel dönüşüm Eskişehir’de çok az olduğunu belirten Çelik, şöyle devam etti:
“Şu an için bir sorun yok çünkü hem devlet hem de özel yurtların kentte gayet yeterli kapasitede olduğunu görüyoruz. Şu an şehrimizde bir sıkıntı yok ama Eskişehir’i kazanıp gelen öğrencilerin yoğunluğuna göre bu durum değişebilir. Kentimizde arz talep dengesi bozuldu. Kentsel dönüşüm çok az yapılıyor. Şu anda kiralar ise 10 bin lira ile 20 bin lira arasında değişiyor.” – ESKİŞEHİR
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>2024 ÜNİVERSİTE E-KAYIT NE ZAMAN BİTİYOR?
YKS sonuçlarına göre bir programa kayıt hakkı kazanan adaylar kayıt işlemlerini 19-23 Ağustos 2024 tarihleri arasında yapabilecekler. Elektronik kayıtlar (E-kayıt) ise 19-21 Ağustos 2024 tarihleri arasında yapıldı. ÖSYM takvimine göre adaylar, 19 Ağustos tarihi itibari ile yerleştikleri üniversitelere kayıt işlemlerini yaptırabilecek.

E-KAYIT NASIL YAPILIR?
(Askerlik durumu, üniversiteler tarafından kamu.turkiye.gov.tr adresinden görülebilecektir.)

Betül CiritHaberler.com – Gündem
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Hamamizade İhsanbey Kültür Merkezi’nde düzenlenen tanıtım programında konuşan İlçe Milli Eğitim Müdürü Cemil Karakaş, güzel bir projeye imza atıldığını söyledi.
Özel gereksinimli çocuklara her türlü katkıyı sunmaya devam edeceklerini belirten Karakaş, şunları kaydetti:
“Bu proje de bunlardan biri, ben dernek başkanıma teşekkür ediyorum. Bize bunu getirdiği zaman biz hiç tereddüt etmeden kabul ettik. İnşallah bu yapılacak çalışma özel gereksinimli bireylerimiz için hayırlı olur. Bu anlamda birkaç şey daha söyleyeyim, yine özel gereksinimli çocuklarımıza yönelik İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü olarak inşallah bir okula daha kavuşacağız. Bir özel eğitim anaokulu daha açacağız. Bu çocuklarımıza yönelik ne kadar gayret etsek, yardımcı olsak az bunun farkındayız. İnşallah bu tür çalışmalarla bu çocuklarımıza dokunmak, ailelerini rahatlatmak adına her şeyi yapmaya devam edeceğiz.”
Drama Eğitimcileri Derneği Trabzon Şube Başkanı Gamzegül Engin de projenin 2025 yılı Temmuz’una kadar devam edeceğini dile getirerek, yıl içinde öğrencilere yönelik çeşitli atölye eğitimleri verilip velilerin farkındalığını geliştirecek söyleşiler yapılacağını, projenin sonunda bir kongrede bilim insanları, öğretmenler, öğrenciler ve ailelerin buluşturulacağını aktardı.
Programa, aileler ve öğretmenler de katıldı.
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>ÜNİVERSİTE KAYITLARI NE ZAMAN?YKS sonuçlarına göre bir programa kayıt hakkı kazanan adaylar, kayıt işlemlerini 19-23 Ağustos’ta yapacak, elektronik kayıtlar ise 19-21 Ağustos’ta alınacak.ÜNİVERSİTE KAYDI NASIL YAPILIR?
Kayıt işlemleri kazanılan okula gidilerek bire bir yapılabildiği gibi e-Devlet üzerinden de gerçekleşiyor. e-Kayıt yaptırmak isteyenler e-Devlet üzerinden “Üniversite e-Kayıt” uygulamasını tıklayarak, “https://www.turkiye.gov.tr/yok-universite-ekayit” adresi üzerinden işlem yapabilecek.

ÜNİVERSİTE KAYDI İÇİN GERELİ BELGELER
1- Adayın mezun olduğu ortaöğretim kurumundan aldığı diplomanın aslı veya onaylı örneği ya da yeni tarihli mezuniyet belgesi
2- Yükseköğretim kurumlarına kayıt işlemlerinde öğrencinin YÖKSİS veri tabanında başka bir yükseköğretim kurumunda kayıtlı olduğunun tespit edilmesi halinde aynı düzeyde örgün bir programa kayıt yaptırmaması halinde ortaöğretim diplomasının aslı olmadan da kaydı yapılarak daha önce kayıtlı olduğu yükseköğretim kurumundan bu bilgi teyit edilecektir.
3- Aday ek puandan yararlanarak yerleştirilmiş ancak alanı diplomasında veya mezuniyet belgesinde belirtilmemişse, hangi okul ve alandan mezun olduğunu gösterir resmî belge (METEM programlarından mezun olanların diplomalarında okul adı olarak, diplomayı düzenleyen merkezin adı yazılmaktadır.)
4- Yükseköğretim kurumları tarafından talep edilmesi durumunda 12 adet 4,5 cm x 6 cm boyutunda fotoğraf
5- Katkı payının/öğretim ücretinin ödenmesi ile ilgili belge
6- Kayıttan önce belirlenip üniversite tarafından ilan edilecek diğer belgelerin aslı veya üniversite onaylı suretleri YKS ile bir yükseköğretim programına yerleşen yükümlülerin askerlik durumları, üniversiteler tarafından http://kamu.turkiye.gov.tr internet adresinde görülebilecektir.
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Türkiye Komünist Partisi, Mesleki Eğitim Merkezleri’ndeki (MESEM) stajyer öğrenci kazaları ve ölümlerini Sakarya Caddesi’nde yaptıkları basın açıklamasıyla protesto etti. TKP üyeleri, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’e istifa çağrısında bulundu.
“MESEM’de olan arkadaşlarım okuldan çok iş yerine gidiyor”
Yapılan basın açıklamasında söz alan 17 yaşındaki bir meslek lisesi mezunu öğrenci, meslek lisesini neden tercih ettiğini, meslek lisesinde okurken ve stajda çalışırken yaşadıklarını şu sözlerle anlattı:
“Üniversiteye param yetmezse diye en azından meslek sahibi olurum diye düşündüm. Çünkü Türkiye’de holding patronlarının çocuğu değilseniz, beslenme ve barınma gibi temel ihtiyaçlar artık lüks. Okul okumak sadece parası olanlar için kolay. Bizim için hayat yaşam mücadelesinden ibaret. Bu durumda okuyup, işsiz kalmak yerine meslek lisesi okumak daha mantıklı görünmüştü. Ben de bu yüzden meslek liseli olmayı tercih ettim. MESEM’de olan arkadaşlarım okuldan çok iş yerine gidiyor. Fakat emeğimizle zenginleşenlerin umurunda bile değiliz. Biz iş yerlerinde ölsek de yerimizi başka arkadaşlarımıza dolduruyorlar.
“Sesinizi çıkartmaya çalışırsanız, tehdit ediliyorsunuz”
Çünkü biz, çok çalışıp az para alan, hayatı söz konusu bile olmayan köle olarak görülüyoruz. Ben Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’e sormak istiyorum. Biz bu ülkenin evladı değil miyiz? Bizim canımız patronların karından daha mı değersiz? Biz de insan gibi yaşamayı hak etmiyor muyuz? İş yerlerinde başımıza bir şey gelirse, herkes köşesine çekiliyor. Tek sorumlu siz oluyorsunuz. Ben bunu bir iş kazasından parmağımı kaybetme korkusunu yaşarken öğrendim. En önemlisi de sesinizi çıkartmaya çalışırsanız, herkes tarafından tehdit ediliyorsunuz. Bu düzen bizim canımızı böyle değersiz kılarken, holdinglerin ne kadar kar ettiğini görüyorsunuz. Onlar lüks içinde yaşarken, biz her hafta hangi arkadaşımızı kaybedeceğiz korkusuyla yaşıyoruz.”
“MESEM, AKP’nin patronlara, sermaye sınıfına en büyük hediyesi”
TKP gençlik örgütleri adına basın açıklamasını okuyan Umut Araz, 2023-2024 eğitim öğretim dönemi içerisinde dokuz MESEM öğrencisinin iş kazaları sonrasında hayatlarını kaybettiklerini söyledi. “Türkiye’de her hafta meslek liselilerin, MESEM öğrencilerinin ölüm haberini aldığımız günlerdeyiz” ifadelerini kullanan Araz, şunları kaydetti:
“Sadece 2023 – 2024 eğitim dönemi içerisinde dokuz MESEM’li arkadaşımız iş yerlerinde can verdi. Sadece 2024 yılının yedi ayında 42 çocuk işçi, iş yerlerinde can verdi. Bu bir tesadüf değil. Hiçbir vicdanlı yurttaş, bunların iş kazası olarak kayda geçmesine sessiz kalmayacaktır. Türkiye’de eğitim sistemi tamamen holdinglerin çıkarları uğruna bir düzen içerisinde. Türkiye’nin eğitim sistemi birileri sırf daha fazla zengin olsun diye yapısal bir değişimden geçirildi. Bu değişimin sonucunda artık Türkiye’nin gençleri, patronlar için ucuz iş gücü olarak yetiştirilmeye başlandı. MESEM, AKP’nin patronlara, başta TÜSİAD olmak üzere, sermaye sınıfına en büyük hediyesi. Eğitimi bir bir patronlara teslim ediyorsanız, okulları tarikatlara açıyorsanız, bu memleketin gençleri, liseliler, iş yerlerinde can veriyorsa soruyoruz; Patronların sömürge ülkesi miyiz?.”
]]>Mersin Büyükşehir Belediyesi tarafından yürütülen Avrupa Birliği (AB) tarafından fonlanan, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından desteklenen ‘Mersin’in Gençlerinin Turizm Sektörü İçin Güçlendirilmesi (MERTUSEG)’ projesinin kapanış toplantısı düzenlendi. Divan Otel’deki toplantıya, Büyükşehir Belediyesi bürokratları, müdürler ve personel ile projenin paydaşları olan Mersin Üniversitesi akademisyenleri, Mersin Ticaret ve Sanayi Odası (MTSO) ve İŞKUR temsilcilerinin yanı sıra projeye dahil olan gençler katılım sağladı. Kapanış toplantısında, eğitimde ve istihdamda olmayan 45 gencin yer aldığı MERTUSEG projesinin başlangıcından bitimine kadar yapılan faaliyetler, gençlerin istihdam alanları ve projenin kazanımları katılımcılarla paylaşıldı.
Konuşmacıların ardından MERCEK Mesleki Eğitim Merkezleri Koordinatörü Gül Kadem Maya hem Mesleki Eğitim Merkezleri hakkında hem de proje ile ilgili sunum gerçekleştirdi. İstihdama katılan faydalanıcıların yer aldığı bir video gösterimi yapıldı. Toplantının sonunda projeden faydalanan gençlere katılım belgeleri, tüm paydaşlar tarafından verildi.
“Gençleri her alanda istihdamda ve eğitimde destekleyemeye devam edeceğiz”
Büyükşehir Belediyesi Sosyal Hizmetler Dairesi Başkanı Engin Yıldırım, gençlerin nitelikli iş imkanlarına sahip olabilmeleri için birçok proje yaptıklarını, MERTUSEG projesinin de bunlardan biri olduğunu ifade ederek, birçok paydaşla birlikte 45 genci istihdama kazandırmak için 1 yıl hem teorik hem pratik eğitimlerle desteklediklerini ve iyi sonuçlar aldıklarını anlattı. Yıldırım, “Sektörlerin açıklarını, sektörlerdeki ana ihtiyaç unsurlarını gözeterek bilinçli ve planlı bir şekilde gidiyoruz. Turizm sektöründe Mersin’de ciddi bir açık var. Eğitimlerimizi daha tamamlamadan yarıdan fazla kişi istihdam edildi. Antalya’ya teknik geziye gittik yarıya yakını orada iş buldu. Çünkü bu çocuklar başarılı çocuklardı. Mersin’de Denizkızı A.Ş dahil olmak üzere bu alanda birçok yerde istihdam şansı buldular ve bu devam ediyor. Gençleri her anlamda hem turizmde hem diğer alanlarda istihdamda ve eğitimde destekleyemeye devam edeceğiz” dedi.
“Turizm sektörü gençlerimize emanet”
MERCEK Mesleki Eğitim Merkezleri Koordinatörü Gül Kadem Maya, MERTUSEG projesinin çok önemli bir istihdam projesi olduğunu, 45 gencin önce eğitim ardından istihdam yolculuklarında emeği geçen tüm paydaşlara teşekkür etti. Maya, “Turizm sektörü gençlerimize emanet. Projemiz sonlanıyor ama uygulama evlerimizde eğitimler devam edecek Ekim ayında yeni grubumuz başlayacak. Restoran hizmetlerinde, ön büroda ve kat hizmetleri alanında yeni gençlerimizle beraber olmaya devam edeceğiz” diye konuştu.
Daşçı: “Gençlerimizi istihdam edilebilir hale getirdik”
Mersin Üniversitesi Yönetim ve Organizasyon Bölümü Öğr. Gör. Erdem Daşçı, sektörün istediği insan kaynağını yaratmak için hazırladıkları eğitim modülünde restoran hizmetleri, kat hizmetleri, ön büro ve girişimcilikle ilgili eğitimler verdiklerini, eğitim sırasında birçok gencin işe yerleştiğini anlattı. Daşçı, “Kamunun en temel görevlerinden biri de istihdam. Mersin Büyükşehir Belediyesi bu anlamda tartışmasız kamucu gözle, sosyal belediyecilik gözüyle bakıyor. Toplumsal sosyal sorumluluk içerisinde bu gençlerimizi istihdam edilebilir hale getirdik. Sosyal duyarlılık, toplumsal sosyal sorumluluk, sadece kurumlar değil bütün yurttaşların bilinci olmalı. Bu anlamda hep bir dayanışma kültürü içerisinde olmalıyız diye düşünüyoruz” ifadelerini kullandı.
“Turizm Mersin’in bir gerçeği”
MTSO Genel Sekreter Yardımcısı Fevzi Filik, Büyükşehir’le birçok projede iş birliği yaptıklarını belirterek, “Turizm Mersin’in bir gerçeği. Turizmin gelişmesi çok önemli. Turizm deyince biz sadece otelleri hayal ediyoruz. Sosyalleştiğimiz alanlar da aslında turizmin ta kendisi olarak karşımıza çıkıyor. Bu nedenle çok kıymetli bir projeydi. Eğitimde ve istihdamda olmayan 45 gence bu eğitimi verdikleri için Mersin Büyükşehir Belediyesi’ne çok teşekkür ediyoruz” dedi.
]]>Avrupa Birliği tarafından fonlanan, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından desteklenen MERTUSEG projesinin kapanış toplantısı gerçekleştirildi. Büyükşehir Belediyesi bürokratları, müdürler ve personel ile projenin paydaşları olan Mersin Üniversitesi akademisyenleri, Mersin Ticaret ve Sanayi Odası (MTSO) ile İŞKUR temsilcilerinin yanı sıra projeye dahil olan gençlerin katıldığı toplantıda, eğitimde ve istihdamda olmayan 45 gencin yer aldığı MERTUSEG projesinin başlangıcından bitimine kadar yapılan faaliyetler, gençlerin istihdam alanları ve projenin kazanımları paylaşıldı. MERCEK Mesleki Eğitim Merkezleri Koordinatörü Gül Kadem Maya, hem mesleki eğitim merkezleri, hem de MERTUSEG projesi hakkında sunum gerçekleştirdi. İstihdama katılan faydalanıcıların yer aldığı video gösteriminin yapıldığı toplantıda, projeden faydalanan gençlere katılım belgeleri verildi.
“Gençleri her alanda destekleyemeye devam edeceğiz”
Büyükşehir Belediyesi Sosyal Hizmetler Dairesi Başkanı Engin Yıldırım, gençlerin nitelikli iş imkanlarına sahip olabilmeleri için birçok proje yaptıklarını, MERTUSEG projesinin de bunlardan biri olduğunu söyledi. Birçok paydaşla 45 genci istihdama kazandırmak amacıyla 1 yıl hem teorik hem pratik eğitimlerle desteklediklerini belirten Yıldırım, “Sektörlerin açıklarını, sektörlerdeki ana ihtiyaç unsurlarını gözeterek bilinçli ve planlı bir şekilde gidiyoruz. Turizm sektöründe Mersin’de ciddi bir açık var. Eğitimlerimizi daha tamamlamadan yarıdan fazla kişi istihdam edildi. Antalya’ya teknik geziye gittik, yarıya yakını orada iş buldu. Çünkü bu çocuklar başarılı çocuklardı. Mersin’de Denizkızı A.Ş dahil olmak üzere bu alanda birçok yerde istihdam şansı buldular. Gençleri her alanda, istihdamda ve eğitimde destekleyemeye devam edeceğiz” dedi.
“Turizm sektörü gençlerimize emanet”
MERCEK Mesleki Eğitim Merkezleri Koordinatörü Maya da MERTUSEG projesinin çok önemli bir istihdam projesi olduğunu belirterek, 45 gencin önce eğitim ardından istihdam yolculuklarında emeği geçen paydaşlara teşekkür etti. Maya, “Turizm sektörü gençlerimize emanet. Projemiz sonlanıyor ama uygulama evlerimizde eğitimler devam edecek. Ekim ayında yeni grubumuz başlayacak. Restoran hizmetlerinde, ön büroda ve kat hizmetlerinde yeni gençlerimizle beraber olmaya devam edeceğiz” diye konuştu.
“Gençlerimizi istihdam edilebilir hale getirdik”
Mersin Üniversitesi Yönetim ve Organizasyon Bölümü Öğr. Gör. Erdem Daşçı ise sektörün istediği insan kaynağını oluşturmak için hazırladıkları eğitim modülünde restoran hizmetleri, kat hizmetleri, ön büro ve girişimcilikle ilgili eğitimler verdiklerini ifade ederek, eğitim sırasında birçok gencin işe yerleştiğini anlattı. Daşçı, “Kamunun en temel görevlerinden biri de istihdam. Mersin Büyükşehir Belediyesi bu anlamda tartışmasız kamucu gözle, sosyal belediyecilik gözüyle bakıyor. Toplumsal sosyal sorumluluk içerisinde bu gençlerimizi istihdam edilebilir hale getirdik. Sosyal duyarlılık, toplumsal sosyal sorumluluk, sadece kurumlar değil herkesin bilinci olmalı” dedi.
“Turizm Mersin’in bir gerçeği”
MTSO Genel Sekreter Yardımcısı Fevzi Filik, turizmin önemine değinerek, “Turizm Mersin’in bir gerçeği. Turizm deyince biz sadece otelleri hayal ediyoruz. Sosyalleştiğimiz alanlar da aslında turizmin tam da kendisi olarak karşımıza çıkıyor. Bu nedenle kıymetli bir projeydi. Eğitimde ve istihdamda olmayan 45 gence bu eğitimi verdikleri için Mersin Büyükşehir Belediyesine teşekkür ediyoruz” diye konuştu. – MERSİN
]]>Milli Eğitim Bakanlığı Taşıma Yoluyla Eğitime Erişim Yönetmeliği’nde değişiklik yapıldı. Yönetmelik değişikliği, Resmi Gazete’de yayımlandı. Buna göre, kurulacak olan planlama komisyonu, milli eğitim müdürlüğünün uygun görüşü ve mahalli mülki idare amirinin onayı ile her yıl ocak ayı içinde oluşturulacak, hazırlanan çalışma takvimine göre bir yıl süre ile çalışacak.
Yatılı bölge ortaokulları ve pansiyonlu okullara yerleştirmeye ilişkin kriterler
Komisyon; taşıma merkezi okula uzaklığı 30 kilometreden fazla olan, taşınması ekonomik olmayan, iklimi veya ulaşım şartları taşımaya elverişsiz olan yerleşim birimlerinde ikamet eden ilköğretim ve ortaöğretim öğrencilerini yatılı bölge ortaokulları ve pansiyonlu okullara yerleştirdikten sonra taşıma hizmetinden faydalanacakları ve öğrencisi taşınacak yerleşim birimlerini gruplandırarak taşıma merkezi okulları ve kurumları belirleyecek.
Ayrıca, öğrencisi taşınacak yerleşim yerinin taşıma merkezine uzaklığının en az 2 kilometre olması esas olacak ve 30 kilometreden fazla mesafeden taşıma yapılmayacak ancak can güvenliğinin olmaması, iklim koşulları ve coğrafi şartların elverişsiz olması gerekçelerinden herhangi birine bağlı olarak planlama komisyonu kararı ve mülki idare amiri onayı ile 2 kilometreden az mesafeden taşıma yapılabilecek.
Taşıma merkezi okula uzaklığı 30 kilometreden fazla olan öğrencisi taşınacak yerleşim birimlerinde ikamet eden ilköğretim ve ortaöğretim öğrencileri yatılı bölge ortaokulları ve pansiyonlu okullara yerleştirilecek.
En az bir ders yılı parasız yatılı öğrenim gören ortaöğretim öğrencileri taşıma kapsamında değerlendirilebilecek
Öğrencisi taşınacak okul ve yerleşim birimlerinden can güvenliğinin olmaması, iklim koşulları ve ulaşım şartlarının elverişsiz veya taşıma maliyetinin yüksek olması gerekçelerinden birine bağlı olarak başka bir il veya ilçe sınırları içindeki taşıma merkezi okul ve kuruma taşınması; eğitim müfettişi, eğitim müfettiş yardımcısı tarafından düzenlenen inceleme raporu dikkate alınarak değerlendirme komisyonunca uygun görülenler hariç, ilçeler arası taşıma yapılamayacak.
Yerleşim biriminin belirlenmesi için kriterler
Öğrencisi taşınacak yerleşim biriminin belirlenmesinde, toplu taşıma hizmetinin bulunmaması, eğitime erişim ihtiyacı olan öğrencinin sürekli veya geçici ikamet ettiği yerleşim yerinde bu ihtiyacını karşılayacağı türde eğitim kurumu bulunmaması veya bu kurumların kapalı olması şartları birlikte aranacak. Öğrencisi taşınacak okulların belirlenmesinde ise öğrenci sayısı yetersizliği nedeniyle okulun kapalı olması, okulun güçlendirmeye alınması, yeniden yapılmak üzere yıkım kararı alınması; yangın, sel, deprem gibi doğal afetlere maruz kalması, can ve mal kaybı tehlikesi gibi ani ve beklenmedik olayların ortaya çıkması sonucu kullanılamaması şartları aranacak.
Olağanüstü hallerle ilgili durumlar
Bakanlığın yeni yönetmeliği ile olağanüstü durumlarda alınacak tedbirleri belirleyen hükümler altında yer alan “olağanüstü haller”in kapsamı genişletildi. Doğal afetler sonucu barınma yerleri zarar gören öğrencilerin taşıma uygulaması kapsamına alınması sağlandı ve bu doğrultuda mevzuata “Yangın, sel, deprem gibi doğal afetler nedeniyle yetkili kamu kurum ve kuruluşlarınca geçici barınma merkezlerine yerleştirilen öğrenciler, öğrenci taşıma uygulaması kapsamına alınabilir” hükmü eklendi. Bunun yanında öğrencileri taşıma kapsamında olmayan yerleşim birimlerindeki okulların ve pansiyonların güçlendirmeye alınması, yıkılıp yeniden yapılması; yangın, sel, deprem gibi doğal afete uğraması halinde öğrencilerin ikamet veya geçici ikametlerinin öğrenim görülecek okula uzaklığı ve toplu taşıma hizmetleri göz önünde bulundurulmak suretiyle çözüm bulununcaya kadar öğrenciler, öğrenci taşıma uygulaması kapsamına alınabilecek.
Ücretsiz öğle yemeği uygulaması
Öğrenci taşıma uygulaması kapsamında taşınan özel eğitim öğrenci ve kursiyerler dışındaki ilköğretim ve ortaöğretim öğrencilerine öğle yemeği verilecek. İlköğretim ve ortaöğretim öğrencilerine öğrenci taşıma uygulaması kapsamında öğle yemeği verilen okullarda açılan özel eğitim sınıflarına devam eden öğrenciler de bu hizmetten yararlandırılacak. Yemekler, 4734 sayılı kanun hükümlerine göre temin edilecek. Öğrenci taşıma uygulaması kapsamında sunulacak yemek hizmeti alımlarında öğretmenevleri, yemek üretimi yapan döner sermayeli okullar ile ilgili mevzuatı doğrultusunda okul ve pansiyon yemekhanelerine öncelik verilecek. Yemek bedeli, ilgili okul ve kurum hesabına aktarılacak. Öğrenci taşıma uygulaması kapsamında yemek hizmeti sunulan okullarda eğitim gören kapsam dışındaki öğrencilerden Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı verileri dikkate alınarak okul müdürlüğü tarafından tespit edilenlere de öğle yemeği verilebilecek.
]]>Çerkezköy Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Çetin, Yönetim Kurulu Üyeleri Ümit Süthan, Ufuk Mangır, Bünyamin Fırat ve Turgay Kaya ile birlikte merkezi Japonya’da bulunan SMC’nin ülkemizdeki merkez üssünü ziyaret etti. Çerkezköy TSO heyeti burada; SMC Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı Turgay Uçar, Teknik Destek Departman Müdürü Burak Örenel, Teknik Eğitim Müdürü Aykut Yalçın, Bölge Satış Müdürü Serhat Göken, Satış Mühendisi Burak Durna ile bir araya geldi. İnovatif pnömatik ve elektriksel teknolojiler ile otomasyonu destekleyen, 80’den fazla ülkede 700 bin den fazla ürün çeşidi ile sektörünün lokomotif firmalarından olan SMC Türkiye, firmasında yer verdiği üretim parkuru, uygulamalı eğitim imkanı ile meslek liselerinin ilgili bölümlerinin öğrencilerini misafir ederek kendilerine hem üretim kabiliyeti kazandırıyor hem de öğrencileri yeni teknoloji ürünler ile tanıştırıyor. Nitelikli, aranan personel sorunu ile yakından ilgilenen ve bu alanda birçok girişimde bulunan Çerkezköy Ticaret ve Sanayi Odası, bölgede kurulması adına çalışmalarına başlanan Model Fabrika ve Mesleki Eğitim Merkezi ile Meslek Liselerine yönelik gerçekleştirilebilecek çalışmalar hakkında fikir alışverişinde bulunuldu.
Firma gezildi
Ziyarete ilişkin açıklamalarda bulunan ve SMC Türkiye’nin alanında öncü bir firma olduğuna değinen Çerkezköy TSO Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Çetin, “SMC Türkiye, Organize Sanayi Bölgemizdeki firmalarımızla da iş birliği içerisinde bulunan bölgemizde bayilerinin yer aldığı, teknolojik gelişmeleri hızlı bir şekilde bünyesine ekleyen önemli bir otomasyon firması. Odamızın da öncülüğünü yaptığı ve bölgemize katma değer sağlayacak Model Fabrika ve Mesleki Eğitim Merkezi başta olmak üzere yine bölgemizdeki meslek liselerinin gelişimine yönelik hedef ve projeler gerçekleştirmek adına bir araya geldik. İşbirliği içerisinde üretim üssü bölgemizin gelişimine katkı sağlayacağımıza olan inancımız tamdır. Bizleri burada misafir eden, işbirliği ortamı oluşturan SMC Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı Turgay Uçar başta olmak üzere tüm ekibine teşekkür ediyorum.” ifadelerini kullandı. Çerkezköy’deki gelişimin ve yükselişin her geçen gün arttığını ifade eden SMC Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı Turgay Uçar, “Çerkezköy Ticaret ve Sanayi Odası ile işbirliği içerisinde Model Fabrika ve Mesleki Eğitim Merkezi ile Meslek Liseleri başta olmak üzere işbirliği içerisinde birçok proje hakkında fikir alışverişinde bulunduk. SMC Türkiye olarak geleceğimizi emanet edeceğimiz, üretimi geliştirecek gençlerin yetişmesine destek olmak bizler için çok kıymetli. Bu kapsamda firmamızda ağırlamaktan mutlu olduğumuz Çerkezköy Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Çetin ve Yönetim Kurulu’na teşekkürlerimi iletiyorum. En kısa sürede çalışmalarımızın somut bir görünüme kavuşacağına inanıyorum” dedi. – TEKİRDAĞ
]]>Vali Enver Ünlü başkanlığında Manisa İl İstihdam ve Mesleki Eğitim Kurulu 2024 yılı 3. Olağan Toplantısı gerçekleştirildi. Valilik Brifing Salonunda gerçekleştirilen toplantının açılış konuşmasını yapan Vali Enver Ünlü, toplantının il düzeyinde istihdam ve mesleki eğitim politikalarının oluşturulması, istihdamı koruyucu, geliştirici ve işsizliği önleyici tedbirler ile uygulanacak aktif işgücü programlarının belirlenmesi, istihdam etkinliklerinin ve mesleki eğitim uygulamalarının izlenmesi ve değerlendirilmesine yönelik çalışmaları kapsadığını ifade etti.
Toplantıda Manisa Çalışma ve İş Kurumu İl Müdürü Günseli Tufan, kurumun 2024 yılı Ocak-Haziran dönemi faaliyetleri hakkında kurul üyelerine sunum eşliğinde bilgi verdi.
Kamu ve özel sektörde 15 bin 828 kişi işe yerleştirildi
Buna göre 2024 yılı Ocak-Haziran dönemi itibariyle Manisa Çalışma ve İş Kurumu İl Müdürlüğü tarafından iş ve meslek danışmanlığı hizmetleri kapsamında 37 bin 535 kişiye bireysel danışmanlık hizmeti verildiği, 7 bin 742 işyeri ziyareti gerçekleştirildiği, kamu ve özel sektörde toplam 15 bin 828 kişinin işe yerleştirildiği bilgisi verildi. Yine aynı dönemde iş kulübü iş ve meslek danışmanları tarafından 35 grupta 494 kişiye özgeçmiş hazırlama, mülakat teknikleri, iş arama kanalları hakkında eğitimler düzenlendiği, meslek danışmanlığı faaliyetleri kapsamında 121 eğitim kurumunun ziyaret edildiği, 9 bin 537 kişiye eğitim verildiği kaydedildi.
Ayrıca Kadın İstihdamı İçin Pozitif Ayrımcılık (KİPAP) Projesi kapsamında 23 firma ile protokol imzalandığı ve 57 kişinin bu projeden faydalandığı aktarıldı.
Kurumun İşbaşı Eğitim Programları kapsamında 51 programın açıldığı, 152 kişinin söz konusu programlar kapsamında işbaşında yetişmesi ve meslek edinmesinin sağlandığı, katılımcı zaruri gider ödemesi ve genel sağlık sigorta primlerinin karşılanması kapsamında 9 milyon 949 bin 905,90 TL. destek sağlandığı ifade edildi. İşsizlik ödeneğinden ise 6 bin 32 kişi yararlandığı belirtildi.
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ile Milli Eğitim Bakanlığı arasında “Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi Mezunlarına Sağlanan Teşvikler ve Öğrencilere Yönelik Devlet Katkıları” temalı iş birliği protokolü sonrası söz konusu protokolün sahaya etkin bir şekilde yansıtılması amacıyla Manisa Çalışma ve İş Kurumu İl Müdürlüğü ile İl Milli Eğitim Müdürlüğü arasında iş birliği protokolü imzalandığı belirtildi.
Toplantıda Manisa İl Milli Eğitim Müdürü Mehmet Uğurelli tarafından çeşitli eğitim kurumlarına ve eğitim programlarına dönük süreçler, yapılan iş ve işlemler hakkında sunum gerçekleştirildi. Toplantıda eğitim ve istihdam ilişkisi çerçevesinde mesleki ve teknik liselerden mezun olan öğrencilerin daha nitelikli yetiştirilmesi ve mezuniyet sonrası kendi alanlarında istihdama katılmaları ile ilgili hususlarda bilgi paylaşımında bulunuldu.
Aile Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü adına ŞÖNİM Kuruluş Müdür V. Cemile Erkara tarafından yapılan sunumda ise kurul üyelerine ‘Toplumsal Cinsiyet Eşitliği’ konusunda bilgilendirme yapıldı.
Toplantı ilgili hususlarda bilgi alışverişinde bulunulması ve diğer gündem maddelerinin görüşülmesi ile sona erdi. – MANİSA
]]>Alınan bilgiye göre, AK Parti’nin insan hakları konusunda 22 yılda yaptığı ve yapmayı planladığı çalışmaları içeren program kapsamında toplumun her kesiminden 1500 katılımcıya eğitim verilecek.
8 oturumda gerçekleştirilecek eğitim programında Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun “medya ve insan hakları”, Adalet Bakanı Yılmaz Tunç “yargı ve insan hakları”, İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya “göç ve insan hakları”, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin “eğitimin demokratikleşmesi ve fırsat eşitliği”, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş “sosyal politikalar ve insan hakları”, AK Parti Genel Başkanvekili Efkan Ala ise “siyaset ve insan hakları” konularında bilgi verecek.
Eğitimler, başkanlık tarafından hazırlanan, “Milli iradenin zaferi bürokratik vesayetin geriletilmesi”, “Vesayetçilikten çok sesliliğe medyanın dönüşümü”, “Eğitimin demokratikleşmesi ve fırsat eşitliği”, ” İsrail’in insan hakları ihlalleri”, “Hazırlık ve katılım süreci açısından yeni anayasa”, “Avrupa’da göçmen meselesi” ile İngilizce hazırlanan ” Avrupa Birliği’nde İslamofobi” adlı raporlar çerçevesinde şekillenecek.
“Fikirlerimizi vatandaşla paylaşmak istiyoruz”
AK Parti İnsan Haklarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Hasan Basri Yalçın, AA muhabirine, programa ilişkin yaptığı açıklamada, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu konudaki eğitim talimatının ardından başvuru sürecini başlattıklarını söyledi.
Yalçın, Türkiye genelinde partinin teşkilatlarından ve toplumun diğer kesimlerinden yoğun bir katılım başvurusu aldıklarını belirterek, şunları kaydetti:
“Biz insan hakları meselesini hem çalışmalarda hem bu eğitimde ele alırken sadece alan düşünmedik. 22 yıllık iktidarımız boyunca insan haklarına hangi alanlarda ne tür katkılar yaptığımızı sunarken, onların biraz arka planını, felsefi pozisyonunu da ortaya çıkarmaya çalıştık. Bunlardan en önemlisi AK Parti’nin uzun yıllar boyunca ülkedeki bürokratik, askeri oligarşik bir vesayete karşı mücadele vermesi ve milli iradenin, demokrasinin, sandıktan çıkanın iktidar olması en temel insan hakları meselelerinden bir tanesidir. Bunu sağlamış olmasını AK Parti iktidarlarının en önemli başarılarından bir tanesi olarak görüyoruz. Bunun yöntemi, nasıl gerçekleştiği, tarihi, hikayesi ve sonuçlarının neler olduğunu anlatmak istiyoruz.”
İnsan haklarını Türkiye ve AK Parti iktidarları çerçevesinde izlemediklerini, küresel bir mesele olarak gördüklerini vurgulayan Yalçın, Dünyanın ciddi çalkantılı bir döneminde, insan haklarını konuşmanın ve insan özgürlüklerini artırmanın çok kolay olmadığını dile getirdi.
Yalçın, “Ama bir şekilde ülke güvenliğini, kamu düzenini tehlikeye atmadan insanların hem bireysel hem toplumsal haklarını savunması, bunlar hakkında düşünmek, çalışmak, söylem ve siyaset üretmek mümkündür. Biz elimizden geldiğince bunu yapmaya çalışıyoruz. Hem bunun Türkiye ayağı var. Yani Türkiye’de AK Parti iktidarlarının bir şekilde insan hakları konusunda vatandaşa hesap vermesi. ‘Bakın biz şunları yaptık, şunları da yapmayı planlıyoruz’ demesi.” değerlendirmesinde bulundu.
“Online bir eğitim programı yapabiliriz”
Eğitim programını devam ettirmeyi planladıklarını ifade eden Yalçın, “Eğitimlerimizi çeşitli şehirlerimizde hem teşkilatlara hem kamuoyuna açık salon toplantıları şeklinde yapmak istiyoruz. Böyle bir ayağı da olacak. Online bir eğitim program yapabiliriz. Mümkün olduğunca toplumsallaştırmak, fikirlerimizi vatandaşla paylaşmak, yaptığımız icraatları anlatmak, yapabileceklerimizi konuşmak istiyoruz. Bu çerçevede devam edecek.” dedi.
]]>İzmir Büyükşehir Belediyesi Sağlık İşleri Dairesi Başkanlığı Toplum Sağlığı ve Eğitim Şube Müdürlüğü ile Park ve Bahçeler Dairesi Başkanlığının ortaklaşa düzenlediği Sağlığı Geliştiren Parklar projesi kapsamındaki uygulamalardan biri Narlıdere ilçesi Narlı Mahallesi’nde bulunan Muhtar Sefa Dönmez Parkı’nda gerçekleştirildi. 7’den 70’e İzmirlilerin katılım sağladığı buluşmada beslenme, ilkyardım ve ev kazalarından korunma eğitimi verildi. Ayrıca açık havada beden eğitimi öğretmeni eşliğinde fiziksel aktivite yapıldı.
“Hedef, tam bir iyilik hali”
Proje hakkında bilgi veren Sağlık İşleri Dairesi Başkanlığı Toplum Sağlığı ve Eğitim Şube Müdürü Banu Erdal, “Şehrimizin tüm parklarında hemşehrilerimize ev kazalarından korunma, ilkyardım, beslenme, fiziksel aktivite gibi konularda destek vermeyi ve koruyucu sağlık hizmetleri kapsamında yurttaşlarımızın tam bir iyilik halinin sağlanmasını hedefliyoruz. Buluşmamızda özellikle ev kazalarına dikkat çekiyoruz. İstatistiklere göre ev kazalarının yaşanma oranı çok yüksek. Bu konuda bilgilendirmeler yaparak ev kazalarını mümkün olduğunca azaltmayı amaçlıyoruz. Dünya Sağlık Örgütü, sağlığı tam bir iyilik hali olarak tanımlıyor. Biz de bu konuyu kapsamlı olarak ele alarak pek çok konuda bilgiler paylaşıyoruz” dedi. Erdal, ücretsiz etkinlikleri muhtarların talepleri üzerine düzenlediklerini ve kentteki tüm parklarda buluşma gerçekleştirmeye çalıştıklarını sözlerine ekledi.
Park ve Bahçeler Dairesi Başkanlığı Planlama Proje Şube Müdürü Hüseyin Öztürk, Sağlığı Geliştiren Parklar projesini 11’inci kez düzenlediklerini belirterek “Bugüne dek 500’ün üzerinde vatandaşımız bu projeden yararlandı. Etkinliklerle parkların daha etkin kullanımını, kolektif bilincin güçlenmesini, sağlıklı ve güvenli park ortamının oluşmasını sağlıyoruz. Parkların sosyal bir ortama dönüşmesi açısından da bu projeyi önemsiyoruz” diye konuştu.
“Çok yararlı bir proje”
Buluşmaya, çevre mahallelerden muhtarlar da katıldı. Etkinliğin, muhtarı olduğu mahallede de uygulanması için talepte bulunacağını kaydeden Ilıca Mahallesi Muhtarı Neval Çelebi, “Etkinlikte, özellikle ev hanımlarının ev kazalarına karşı nasıl korunması gerektiği anlatıldı. İlk yardımın önemini de öğrendik. Bilinçli bir toplum oluşturmak için bu proje çok önemli” ifadelerini kullandı.
“Halk bilinçlendi”
Etkinliğe katılan ilk yardım sertifikası sahibi Cem Şendur da “Doktor Yusuf Demir, ilkyardım konusunda bize çok faydalı bilgiler anlattı. Halk bilinçlendi. Bu eğitimlerin çok büyük faydası oluyor. Programa genellikle ev hanımları, emekliler katılıyor. Ev kazaları da genellikle bu kişilerin başına geliyor. Örneğin evde kullanılan kimyasal maddelerle ilgili de çok önemli bilgiler verildi. Bilinçlendirme açısından muhteşem bir etkinlik oldu” sözlerine yer verdi.
Açık havada egzersiz
Aynur İnanç isimli yurttaş, “Sağlığımızın en büyük düşmanlarından biri olan ev içi kazalarla ilgili bilgiler aldım, egzersiz yaptım. Kendimi çok mutlu hissediyorum. Her zaman için güncel konulara açık olmamız gerekiyor. ‘Bizden geçti’ demeden projeye ilgi duydum” derken, İsmet Karaova “Bugünkü programı gayet güzel buldum. Etkinlikler çok iyiydi. Sağlık ve beslenme konusunda bilgi edindik, spor yaptık. Günlük hayatımda spor yapacağım ve sağlık konusunda söylenenleri uygulayacağım” dedi.
Psikososyal sağlık da gündeme geldi
Etkinlikte ev kazaları ve korunma yolları konusunda aynı zamanda iş güvenliği uzmanı olan Toplum Sağlığı ve Eğitim Şube Müdürü Banu Erdal, hayvanlardan geçen hastalıklar ve bulaşma yolları konusunda Ziraat Mühendisi Arda Yapanmış, psikososyal sağlık konusunda Psikolog Ufuk Kılınçaslan eğitim verdi. Dr. Yusuf Demir, katılımcılara ilkyardımın önemini ve nasıl uygulanacağını anlattı. Beden eğitimi öğretmeni Merve Akıncıoğlu ise etkinliğe katılanlara fiziksel aktivite yaptırdı. – İZMİR
]]>Araştırma Üniversitesi unvanına ve kurumsal tam akreditasyon belgesine sahip olan Atatürk Üniversitesi, fikre ve bilgiye ulaşma hedefi ve çağdaş nesiler yetiştirme idealiyle kapılarını dünyaya açarak, ulusal ve uluslararası alanda lider bir marka olma yolunda başlatmış olduğu ‘Yeni Nesil Üniversite’ vizyonuyla; akademik ve etik değerlerden ödün vermeden yaşam boyu eğitim anlayışıyla geleceğe emin adımlarla yürüyor.
Uluslararası standartlardaki eğitim programları, güçlü akademik kadrosu ve donanımlı altyapısıyla bilim dünyasına örnek olacak araştırmalara ve çalışmalara imza atan Atatürk Üniversitesi, “Hayatın Hizmetinde Hep İleriye” misyonuyla çalışmalarını sürdürüyor.
Kurulduğu günden itibaren değer üreten, ürettiği değeri evrenselleştiren, bilimi insanlığın sorunları için kullanan Atatürk Üniversitesi bugün itibariyle; 23 Fakülte, 13 Meslek Yüksekokulu, 8 Enstitü, 44 Araştırma Merkezi, 1 Yüksekokul ve 1 Konservatuarı ile toplam 90 akademik birimle eğitim ve öğretim faaliyetlerine devam ediyor.
Öğrenciyi merkeze alan eğitim anlayışıyla, aktif eğitim modelini uygulayan ve gelecek kuşakları çağdaş gerekliliklerle donatan Atatürk Üniversitesi öğrencilerini; marka değeri taşıyan diploması ile hem Avrupa Birliği onaylı diploma eki etiketine hem ECTS etiketine hem de Yükseköğretim Kurulunun (YÖK) Yükseköğretim Programları ve Kontenjanları Kılavuzunda ilk kez yer vereceği Türkiye Yeterlilikler Çerçevesi (TYÇ) Logosuna sahip kılıyor.
Yükseköğretim Programları ve Kontenjanları Kılavuzunda 39 programında TYÇ logosu yer alacak olan Atatürk Üniversitesi, bu alanda devlet üniversiteleri sıralamasında 2’nci, tüm üniversiteler sıralamasında ise 3’üncü sırada yer alarak eğitimdeki kalitesini bir kez daha tescil etmiş oldu. Yükseköğretimde öncü kurumlar arasında yer alan ve şimdiye kadar 572 bin öğrencisini mezun eden, aktif olarak da 500 bin öğrencisine eğitim veren Atatürk Üniversitesinin bünyesinde; 436 lisansüstü, 275 ön lisans ve lisans programı ile toplamda 711 program yer alıyor.
Türkiye’nin en güzel kampüslerinden birine ev sahipliği yapan Atatürk Üniversitesi, 6.5 milyon m2’lik açık, 1 milyon m2 ise kapalı alanda; gündelik yaşama dair her türlü ihtiyacın karşılanabileceği alışveriş merkezleri, banka şubeleri, kafeteryalar, oyun alanları, sinema salonları, sağlık ve spor merkezleri ile yürüyüş alanları ve kampüsün tamamını kapsayan bisiklet yolu bulunuyor.
Rektör Prof. Dr. Çomaklı: “Uluslararası Düzeyde Bireyler Yetiştiriyoruz”
Bilimsel, sanatsal, kültürel ve sportif alanlarda her türlü zenginliğe kaynaklık eden ve bu doğrultuda çağa uygun adımlar atan Atatürk Üniversitesinin; evrensel değerler taşıyan, küresel anlamda geniş vizyonlu, özgür düşünceli, üstün nitelikli genç beyinleri ülkesine kazandırmayı kendisine amaç edinen dev bir eğitim yuvası olduğunu belirten Rektör Prof. Dr. Ömer Çomaklı: “Atatürk Üniversitesi olarak ülke yükseköğretimine uzun yıllardır; değer üreten, ürettiği bilgiyi ve teknolojiyi toplumsal katkıya dönüştüren, etik değerleri önemseyen, çevre ve doğaya duyarlı, farklılıklara saygı gösteren, bilimsel ve toplumsal gelişime katkı sağlayan uluslararası düzeyde bireyler yetiştirerek, eğitim-öğretim ve bilimsel araştırma faaliyetleri ile bilgi üretimine katkı sağlamaya devam ediyoruz. Bu bağlamıyla üniversite olarak; gelecek vizyonu, dünyaya bakışı ve uluslararası niteliğini sayesinde en çok tercih edilen üniversiteler arasında yer alıyoruz” ifadelerini kullandı.
“3 Çeyrek Asırdır Ülke Yükseköğretimine Hizmet Ediyor”
Kaliteli eğitimi, nitelikli insan kaynağı, araştırma geliştirme ve inovasyona dayalı yenilikçi altyapısı ile Atatürk Üniversitesinin 3 çeyrek asırdır ülke yükseköğretimine başarılı bir şekilde hizmet ettiğini belirten Rektör Prof. Dr. Ömer Çomaklı: “Üniversitemizin her alanda bir önceki günden dahi iyi olması ve uluslararası arenada tanınırlığın artması için var gücümüzle çalışıyoruz. Geleceğimiz olan gençlerimizi, Cumhuriyetimizin ikinci asrında da “Türkiye Yüzyılı” ülküsü ile yetiştirmeye, araştırma geliştirme yapmaya, bilim ve teknoloji üretmeye teşvik ediyoruz. Bir yandan bilim dünyasına ve literatüre katkı sağlarken bir yandan da insanlığın ve içinde yaşadığımızın toplumun sorunlarına yönelik çalışmalarımıza eğiliyoruz. Üniversitemizin başarısı için araştıran, üreten, çalışan tüm mensuplarımıza, paydaşlarımızı teşekkür ediyorum” dedi.
23 Araştırma Üniversitesinden Birisi Atatürk Üniversitesi
Aday öğrencilere seslenen Rektör Prof. Dr. Ömer Çomaklı: “Üniversite yaşamı yalnızca bir eğitimi değil, aynı zamanda bir kültürü, kişisel gelişimi, paylaşımcılığı, üretkenliği ve dünyaya açılmayı kapsar. Sizlerle birlikte biz de geleceğe dair yeni umutlar besliyoruz. Sizlerin en iyi eğitimi alması için var gücümüzle çalışıyoruz. Bu kapsamda başlatmış olduğumuz Yeni Nesil Üniversite Tasarım ve Dönüşüm Projesi neticesinde üniversitemizin vermiş olduğu kaliteli eğitim Yükseköğretim Kalite Kurulu (YÖKAK) tarafından akredite edilmiş, ardından da tarihi bir başarı gösteren üniversitemiz 23 Araştırma Üniversitesi arasına girmiştir” dedi.
Tarihine bağlı, kültürel miraslarına sahip çıkan, sürekli gelişen dinamik bir üniversite olduklarını vurgulayan Rektör Çomaklı: “Atatürk Üniversitesi öğrencilerine; sosyal, akademik ve kültürel anlamda kendilerini geliştirebilecekleri ve aynı zamanda eğlenebilecekleri dolu dolu bir kampüs yaşamı sunuyor. Tüm dünyada geçerli eğitim modeliyle bilimi teknolojiyle buluşturan ve uygulamaya dönüştürerek etkin bir eğitim sunan Atatürk Üniversitesi, yaşadığı dönüşüm ile rekabet gücü yüksek, bireysel-mesleki ve etik standartları en üst düzeyde karşılayabilecek tam donanımlı mezunlar yetiştiriyor” ifadelerini kullandı.
Sınavsız İkinci Üniversite İmkanı
Tercih döneminin başlamasıyla birlikte üniversite eğitimini alacak olmanın heyecanını yaşayan adayların yanında, ikinci bir üniversite okuma arzusunda olan öğrencilere de kapılarının açık olduğunu aktaran Rektör Çomaklı Atatürk Üniversitesinin; yükseköğretim kurumlarının aynı alanda olmamak şartıyla herhangi bir lisans veya ön lisans programından mezun olan, okuyan ya da yeni başlayacak öğrencilere ikinci diploma sahibi olma şansı sunduğunu söyledi. Güncel birçok programı bünyesinde barındıran Açık ve Uzaktan Öğretim Fakültesinin sunmuş olduğu bu imkanın, hayallerine kavuşmak isteyen kişilere yeni bir ufuk kazandırdığını aktaran Çomaklı, adayları ayrıntılı bilgi almaları için web sayfasını incelemeye davet etti.
Öğrencileri neler bekliyor?
Sportif ve Kültürel Faaliyetler
Atatürk Üniversitesi bünyesinde 10 spor salonu, uluslararası standartlara sahip 3000 seyirci kapasiteli bir stadyum, 2 yüzme havuzu, 2 spor kompleksi (tenis kortları, basketbol ve voleybol sahaları ile mini futbol sahasından oluşan), uluslararası standartlara sahip bir spor merkezi, içinde kafeterya, seçili eserlerin yer aldığı okuma salonu, kültür ve sanat merkezleri, bowling ve bilardo salonu ile robotik kodlama alanlarının yer aldığı öğrenci merkezi bulunuyor.
Öğrenci Kulüpleri
Atatürk Üniversitesinde 100’ü aşkın öğrenci kulübü bulunuyor. Sosyal, kültürel, sanatsal ve sportif etkinliklerin yapılmasıyla birlikte, akademik eğitime yarar sağlayıcı mesleki uğraşlara da ağırlık veren kulüpler, öğrencilerin dinlenme, eğlenme ve sosyal katılımda bulunma alışkanlıklarına yön veren çalışmalarla da dikkat çekiyor.
Huzur ve Güven Ortamı
Üniversite kampüsünde iç ve dış mekan olmak üzere toplam 600 güvenlik kamerası bulunuyor. Özel Güvenlik ve Koruma Müdürlüğü Şubesinde görevli 350 personel ise fakülte, yüksekokul ve lojmanlar ile yerleşkenin tamamını oluşabilecek her türlü olumsuzluklara karşı koruyarak güvenli ve huzurlu bir yaşam olanağı sunuyor.
Sosyal Alanlar
Atatürk Üniversitesi kampüsünde; yıl boyunca diyetisyenlerin denetiminde, mevsimlere göre öğrencilerin ihtiyacı olan kalori ve besini ihtiva eden yemeklerin hazırlandığı yemekhaneler mevcut. Ayrıca kampüsün genelinde bulunan yeme-içme alanlarının yanı sıra fakülte ve yüksekokulların bünyesinde bulunan kantin ve kafeteryalarda da öğrenciler yeme-içme gereksinimlerini karşılayabiliyor.
Ulaşım ve Barınma Olanakları
Erzurum’a yurt içi ve yurt dışı ulaşım; hava, kara ve demir yolu bağlantılarıyla mümkün. Bu ulaşım yollarını kullanarak şehir merkezine gelenlerin üniversiteye mesafesi ise 10 dakika. Şehir merkezi ile kampüs arasında da hem Büyükşehir Belediyesine ait toplu taşıma araçları, hem çok sayıda halk otobüsleri hem de minibüsler ile ulaşım sağlanıyor. Kampüs içi ulaşım ise ring hizmetiyle sürdürülüyor.
Başka illerden gelen öğrenciler, KYK’ya ait toplam 30 bin kişi kapasiteli 20 yurtta ve şehir merkezine 5 dakikalık ulaşım mesafesinde bulunan 200 civarında özel yurt ve apart tesislerde barınma ihtiyacını karşılıyor.
Burslar
Atatürk Üniversitesi, özellikle başarılı öğrenciler ile ekonomik yetersizlikler sebebiyle güçlük çeken öğrencilere üniversite bünyesinde bulunan Kalkınma Vakfı aracılığıyla burslar veriyor. Ayrıca Rektörlük birimlerinde “Kısmi (Yarı) Zamanlı Öğrenci Çalıştırma Programı” da uygulanıyor.
Sağlık Hizmetleri
Ücretsiz sağlık hizmetleri bağlamında tüm öğrenciler devlet güvencesi altındadır. Kampüs içerisinde yer alan Türkiye’nin en büyük hastanelerinden biri olan Araştırma Hastanesi, 24 saat boyunca tüm öğrencilerin sağlık ihtiyaçlarını karşılıyor. Yine diş hastalıkları için acil servis hizmeti ile birlikte her türlü diş tedavi imkanları sağlanıyor. Hayvan hastanesi ise 7 gün 24 saat güler yüzlü hizmet vermenin yanı sıra Mobil Hayvan Hastanesi Projesi ile haftanın belirli günlerinde köylere veteriner hekimlik hizmeti veriyor.
Toplumsal Duyarlılık Faaliyetleri
Atatürk Üniversitesinde yıl boyunca toplumsal duyarlılık projeleri gerçekleştiriliyor. Toplumsal Duyarlılık Projeleri Merkezi ve öğrenci kulüpleri iş birliğiyle ekosistemin tüm paydaşlarına yönelik yüzlerce sosyal sorumluluk projesi hayat buluyor.
Çift ve Yan Dal İmkanları
Atatürk Üniversitesinde çift dal ve yan dal eğitim programları aktif olarak yürütülüyor. Öğrenci çift dal programı ile iki faklı alanda/ programda, iki farklı lisans diplomasına sahip olabilmenin yanı sıra; yan dal programı ile de kendi alanı dışındaki farklı bir alanda eğitim alabiliyor.
Mezun Takip Sistemi
Atatürk Üniversitesi bünyesinde yer alan Kariyer Planlama ve Mezun İzleme Merkezi, öğrencilerin mezun olduktan sonraki yaşamlarına güvenle geçiş yapmaları için onlara yardımcı oluyor. Öğrencilerin kendilerini ve potansiyellerini keşfetme ve harekete geçirme süreçlerini destekleyen bu merkez, aynı zamanda kariyer hazırlığı ve yaşam boyu kariyer yönetimi becerilerinin de gelişmesine yardım ediyor. – ERZURUM
]]>Türkiye’nin Fransa’da okul açma talebinin reddedilmiş olması da çözümü zorlaştırıyor.
Diplomatik kaynaklar okullarla ilgili anlaşmazlığı Ankara- Paris arasındaki siyasi ilişkilerin olumsuz gidişatının bir yansıması olarak yorumluyor.
Tartışmanın odağında iki okul var
İki ülke arasındaki eğitim krizinin temelinde iki okulla ilgili anlaşmazlık yatıyor: Ankara’da konuşlu Charles de Gaulle Lisesi ve İstanbul’da bulunan Pierre Loti Lisesi.
Her iki okul da Fransa Yurtdışı Eğitim Ajansı’na (AEFE) kayıtlı ve Türkiye’deki Fransa Büyükelçiliği’ne bağlı olarak faaliyet gösteriyor.
Anaokulundan lise sona kadar eğitim veren okullara, Fransız vatandaşlarının yanı sıra Türkiye’de yaşayan yabancılar ve ebeveynlerden birisinin Fransızca bilmesi koşuluyla Türk ailelerinin çocukları da kayıt yaptırabiliyor.
Charles de Gaulle Lisesi’nin tarihi 1950’lere dayanıyor. Okulun web sitesinde yer alan bilgilere göre 2023-2024 eğitim yılında 36 farklı ülkeden 1040 öğrenci burada eğitim gördü. Sitede bu öğrencilerin ne kadarının Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olduğu belirtilmiyor.
Pierre Loti Lisesi’nde ise 1300’den fazla öğrenci eğitim alıyor.
Tam rakam bilinmiyor ancak Pierre Loti’deki öğrencilerin büyük çoğunluğunun Türk olduğu kaydediliyor. Özellikle Türk diplomat, akademisyen, siyasetçi ve diğer üst düzey bürokratların çocukları için Fransız okulunu tercih ettikleri belirtiliyor.
Müzakereler sonuçsuz kaldı
İki ülkeyi karşı karşıya getiren anlaşmazlığın temelinde iki okulun da Türkiye’de yasal bir statüsünün bulunmaması yatıyor.
Fransa Büyükelçiliği’nin okullar için vergi muafiyeti istemesinin de görüşmelerde aşılamayan noktalardan biri olduğu ifade ediliyor.
Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin geçen ay bir açıklama yaparak Fransa ile Aralık 2023’ten itibaren devam eden görüşmelerde sonuç alınamadığını duyurdu.
Fransa Büyükelçiliği’ni kendilerini oyalamakla suçlayan Tekin, elçiliğe Türk öğrencilerin bu okullara alınamayacağını belirten bir notanın iletildiğini kaydetti.
12 Temmuz’da okullardan velilere yapılan duyuruda, 2024-2025 dönemi için yeni Türk öğrenci alınmayacağı, mevcut Türk öğrencilerin durumunun da belirsiz olduğu vurgulandı.
Velilerin beklentisi, mevcut öğrencilerin eğitim düzenlerinin bozulmamasına dönük bir formülün işletilmesi.
Bu açıklamadan sonra Türk ve Fransız eğitim bakanlıkları arasında yeni görüşmelerin yapıldığı ancak sürecin kısa vadede sonuçlanmasının beklenmediği kaydedildi.
Fransa’da 30 Haziran ve 7 Temmuz’da yapılan son erken genel seçimin ardından yaşanan belirsizlik çözümü zorlaştıran etkenler arasında değerlendiriliyor.
Geçmiş süreçlerden farklı olarak Türkiye Dışişleri Bakanlığı’nın bu müzakerelerde aktif rol oynamaması da dikkat çeken bir unsur.
Konuyu 2013’te atandığı Milli Eğitim Bakanlığı Müsteşarlığı döneminden itibaren yakından takip eden Yusuf Tekin’in mevcut süreci kendi kontrolünde götürdüğü değerlendiriliyor.
Türkiye’nin okul açma talebi reddedilmişti
Bakan Tekin kamuoyuna yaptığı açıklamalarda birkaç unsurun üzerinde durdu.
İki okulun statüsünün netleşmesi için Fransa ile uluslararası bir sözleşme imzalamak istediklerini kaydeden Tekin, bu okullardaki müfredatla ilgili de talepleri olduğuna işaret etti.
Tekin, “Amacımız, Türk vatandaşlarının çocuklarının kendi kültürlerini öğrenebileceği şekilde eğitim almasını sağlamaktır” dedi.
Milli Eğitim Bakanı, basındaki, Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersleri verilmediği için bu okulların kapatılmasının istendiğine ilişkin haberlerin gerçeği yansıtmadığını söyledi.
Bakan Tekin, “Gelin bu okulları meşru hale getirelim. Bunun karşılığında da sizden Fransa’daki Türk vatandaşları için bazı taleplerimiz olacak” ifadeleriyle Türkiye’nin asıl önemli talebini kamuoyuna duyurmuş oldu.
Türkiye, 2019 yılında karşılıklılık ilkesi doğrultusunca Fransa’da Türk okulları açmak istediğini iletmiş ancak bu kabul görmemişti.
Dönemin Fransa Eğitim Bakanı Jean-Michel Blanquer, Türkiye’yi laikliğe sırtını dönmüş, İslamcı bir ülke olarak tanımlamış ve bu girişime onay vermeyeceğini kaydetmişti.
Blanquer’e yanıt veren Dışişleri Bakanlığı ise “Türkiye’de Büyükelçilik destekli Fransız okulları bulunduğunu hatırlatmak isteriz. Türkiye’nin, Fransız eğitim sistemiyle uyumlu olarak açmayı öngördüğü okullar için müzakereler esasen Türkiye’deki bu okullarla mütekabiliyet çerçevesinde yürütülmektedir” ifadelerini kullanmıştı.
Fransa Büyükelçiliği’nden Temmuz ayında yapılan açıklamada Türkiye’nin bu iki temel talebinin dışında yeni bazı unsurları da gündeme getirdiği kaydedildi ancak ayrıntı verilmedi.
Olumsuz siyasi ilişkilerin yansıması mı?
Ankara ve Paris’teki diplomatik kaynaklara göre, Charles de Gaulle ve Pierre Loti liseleri üzerinden yaşanan sorun, iki başkent arasındaki olumsuz siyasi ilişkilerin ve güvensizliğin bir yansıması.
Türkiye ile Fransa, başta Libya, Afrika, Kafkasya gibi çatışma noktalarında karşıt pozisyonda yer alıyorlar ve karşılıklı suçlamalarda bulunuyorlar.
Fransa, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan hükümetini İslamcı anlayışı Avrupa’daki Türk nüfusu aracılığıyla Avrupa kıtasına yaymakla da itham ediyor.
Türkiye ise Fransa’nın katı laik anlayışının ülkede yaşayan Müslüman topluluğun inanç özgürlüğünü ihlal ettiğini savunuyor ve bu tür girişimlerin İslamofobik eğilimleri güçlendirdiğini iddia ediyor.
Siyasi alanda yaşanan olumsuzluğun Ankara-Paris arasında anlamlı ve kapsamlı bir diyaloğa da engel olduğu belirtiliyor. Özellikle Fransa’dan Türkiye’ye dönük temas girişimlerinin çok az olması büyük bir sıkıntı olarak değerlendiriliyor.
Almanya ve Pakistan okulları da mercek altında
Ankara’da Pakistan, İngiltere ve Almanya büyükelçiliklerine bağlı okullar da bulunuyor. Milli Eğitim Bakanlığı’nın, Fransa ile yaşanan sorun devam ederken diğer büyükelçilik okullarını da mercek altına aldığı ve gerekli adımları attığı kaydediliyor.
Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin geçen hafta Pakistan Büyükelçiliği Uluslararası Çalışma Grubu adıyla 1965’ten bu yana tamamen İngilizce eğitim veren okulun da Türkiye’de hukuki statüsü olmadığını, Pakistan ile bu sorunun çözümü için görüşme yapıldığını açıkladı.
Türkiye ile Almanya arasında 1957 Kültür Anlaşması çerçevesinde altı okul faaliyet gösteriyor. Bunlardan üçü Ankara, İstanbul ve İzmir’de eğitim veren Almanya Büyükelçiliği Özel Okulları. Diğer üçü ise İstanbul’da konuşlu Özel Alman Lisesi, İstanbul Erkek Lisesi (Almanca Bölümü) ve İstanbul Erkek Liseliler Eğitim Vakfı Lisesi.
Dışişleri Bakanlığı’ndan Almanya Büyükelçiliği’ne gönderilen notayla, 2024-2025 eğitim yılından itibaren Ankara, İstanbul ve İzmir’deki büyükelçilik okullarına Türk öğrenci kaydının yasaklandığı bildirildi. Okullardan 22 Temmuz’da yapılan açıklamada mevcut öğrencilerin eğitime devam edeceği belirtildi.
İngiltere Büyükelçiliği içinde eğitim veren ve The British Embassy School olarak bilinen okulla ilgili ise bir gelişme basına yansımadı. 1964’ten bu yana eğitim veren okulun çoğunlukla İngiliz ve yabancı diplomat ailelerinin çocuklarına hitap ettiği biliniyor.
]]>Trabzon’un Ortahisar ilçesinde yaşayan Esra ve Miraç Bozal çiftinin 2 kız çocuğunda biri olan 6 yaşındaki Meryem Bozal, yaşıtlarından kendini farklı kılan yeteneği ile ön plana çıkıyor. 2.5 yaşında ailesinin aldığı çiz-sil ile resim yapmaya başlayan Meryem’in farklı sanatı ailesinin dikkatini çekti. Kendine özgü resimler çizmeye başlayan Meryem’e ailesi tarafından kağıt ve renkli kalemler verildi. Bir ressam gibi resimler çizen Meryem’in bu yeteneği anaokulu öğretmenleri tarafından da fark edildi. Hayal gücü ile özellikle hayvan resimleri çizmeyi seven Meryem için ailesi tarafından bir sosyal medya hesabı da açıldı. Bir fanusun içerisine konulan resim konuları arasından seçim yapan Meryem’in kısa sürede çizdiği resimler binlerce beğeni aldı.
Ressam olmak istediğini belirten Meryem Bozal, “Resim yapmayı çok seviyorum. Timsah, balina ve ejderhayı seviyorum. Onları karakterlere dönüştürüyorum” ifadelerini kullandı.
“Sadece önüne kağıt ve renkli kalemler koyduk; hiçbir eğitim almadı”
Meryem’in annesi Fen Bilgisi Öğretmeni Esra Cevahir Bozal ise, kızının hiçbir eğitim almadan resim çizdiğini vurgulayarak, “Pandemi döneminde Meryem 2 yaşındaydı. Kızım için silinebilir tahtalardan almıştık. Farkında değildik öylesine almıştık. İlk başta örümcek tarzı bir şeyler yapmaya başladı. Bizi şaşırtmıştı. Hatta o dönemde Covid virüsüne benzettik. Sonrasında Meryem’e kağıt ve kalem almaya başladık. Kendinden çok ilerleme kaydetti. Biz hiçbir şekilde ona müdahale etmedik. Sadece önüne kağıt ve renkli kalemler koyduk. Hiçbir eğitim almadı. Anaokulu bitirdi, birinci sınıfa başlayacak. Anaokulundaki öğretmenleri çok şaşırdı. Hatta etkinliklerde Meryem’e resim yaptırıyorlardı. Babasının bir fikri vardı. Değişik fikirleri olan resimler yapmak için fanusun içerisine kağıtlar koyduk. O içerisinden bir kağıdı alarak resim yapıyor. Bu Meryem’in de hoşuna gidiyor. Ablası da resim seviyor ama o daha çok tasarımı yönelik. Eve geldiğinde salondaki masasına oturur hemen resim yapar. Onun için terapi gibi bir şey” dedi.
“Repertuarı çok geniş”
Baba Mimar Miraç Bozal da, Meryem’i yaşıtlarından ayıran özelliğinin hızlı düşünüp hızlı çizmesi olduğunu kaydederek “Meryem sanırım 2.5 yaşındaydı. Bebeklerin çiz-sil tabletleri var onlardan aldık. Onunla baya ilgilendiğini gördüm. Sonrasında ise hep Meryem’in izlemeye başladım. Acaba yapabilir mi diye malzemesini eksik etmedim. Herhangi bir kursa gitmedi. Hafızasına alıp çiziyordu. Meryem’in yaşıtlarında ayıran özelliği hızlı düşünüp hızlı çizmesi. Kaş, göz gibi ayrıntılara çok dikkat ediyor. Bizde bunu geliştirecek yeni yöntemler aramaya çalıştım. Çeşitli tezlere baktım. İşin uzmanı resim öğretmenlerine sordum ve bugünlere geldik. 5 dakikadan fazla bir resme zaman ayırmıyor. Hemen bitirmesi gerekiyor gibi davranıyor. Karikatüre yöneliyor gibi geldi. Filin üstünde kaplumbağa, gitar çalan kuş gibi çeşitli şeyler çiziyor. Bir fanusun içerisine resim konuları yazarak atıyoruz. Meryem onlardan birini çekip çizmeye başlıyor. Çizgi filmlerden de etkileniyor. Hemen ona göre resimler yapıyor. Savaş resimleri de çok farklı ejderha da çizebiliyor. Anatomik dinozor iskeletleri çiziyor. Repertuarı çok geniş. Herhangi bir şey söylediğimizde onu hemen çizebiliyor. Günümüz sosyal medya çağı. Bir şekilde keşfedilmesi için videolar paylaşıyoruz. Takipçileri artıyor. Çok güzel geri dönüşler alıyoruz. Resim öğretmenleri ve ressamlardan ‘kesinlikle eğitim vermeyin, bir zorlama yapmayın, malzemesini eksik etmeyin’ şeklinde geri dönüşler alıyoruz. Şimdilik akışına bırakın su akar yolunu bulur diyorlar. Şimdilik eğitim almasına bile karşılar. Ama illa ki ileride sulu boya tekniği, pastel boya tekniğini geliştirmek isteyecektir diye düşünüyoruz. 4 yaşından beri çizdiği bütün resimleri saklıyorum. 4 yaşından önce de beğendiğimiz resimlerinin fotoğraflarını saklıyoruz. Aylık en az 50 tane saklanabilir resmi var. Bazılarını bunlardan çok yaptı diye saklamıyoruz” ifadelerini kullandı. – TRABZON
]]>Kalkınma Ajansları Siber Vatan Programı, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, Gençlik ve Spor Bakanlığı ve Savunma Sanayii Başkanlığı ve Dijital Dönüşüm Ofisi işbirliğinde, Kalkınma Ajansları Genel Müdürlüğü koordinasyonunda Kalkınma Ajansları, Türkiye Siber Güvenlik Kümelenmesi ve Üniversiteler tarafından uygulanıyor. Program kapsamında üniversitede öğrenim gören öğrencilerin dijital ve siber güvenlik teknolojileri alanında farkındalıklarını artırmak, potansiyel yetenekleri tespit edip eğitim ve yetenek geliştirme faaliyetleri ile kariyer planlamalarına destek olarak ve genç girişimciliğini teşvik ederek siber güvenlik uzmanı ihtiyacının karşılanmasına katkı sağlanıyor. 2019 yılından itibaren uygulanan program kapsamında bugüne kadar ulusal ve uluslararası birçok siber güvenlik yarışmalarında önemli başarılar elde edildi. Yaklaşık 200 öğrencinin istihdamına katkı sağlanmış 7 genç girişim ortaya çıktı.
Kalkınma Ajansları Siber Vatan Programının 2024 Dönemi eğitimleri Ahiler, Batı Akdeniz, Batı Karadeniz, Çukurova, Fırat, Güney Ege, Kuzey Anadolu ve Zafer Kalkınma Ajansı bölgesinde 18 ilde 22 farklı üniversiteden yaklaşık 750 öğrenci ile başlamış ve Haziran ayında tüm gruplarda eğitimler tamamlandı. 4 farklı modülde yaklaşık 180 saat süren teknik eğitimlerin ardından Siber Vatan Programının ikinci bileşeni olan Bootcamp’e katılacak öğrencileri tespit edebilmek amacıyla 14 Haziran 2024 tarihinde 18 ilde aynı anda Bayrağı Yakala (Capture the Flag, CTF) sınavı gerçekleştirildi ve sınavı başarıyla tamamlayan 241 öğrenci Siber Vatan Bootcamp’e davet edildi.
Siber Vatan Programı uygulayan kurumlara ek olarak Gençlik ve Spor Bakanlığı, Batı Akdeniz Kalkınma Ajansı ve Akdeniz Üniversitesi’nin katkılarıyla Kalkınma Ajansları Siber Vatan Bootcamp etkinliği başladı. Siber Vatan Bootcamp etkinliğine program kapsamında eğitim alan ve yapılan görevlendirmelerle sınavlarda başarılı olan Zonguldak’tan Antalya’ya, Muğla’dan Malatya’ya Türkiye’nin farklı illerinden yaklaşık 400 öğrenci katıldı.
Siber Vatan Bootcamp etkinliğinde siber güvenliğin alt temalarında oluşturulan takımlar yaklaşık 80 saat derin ve teknik eğitimler, görev ve uygulamalar, tersine mühendislik çalışmaları, senaryo bazlı tatbikatlar ve yarışmalar gerçekleştirilecek. Siber Vatan Bootcamp etkinliğinde yapılacak eğitim ve uygulamalar sonucunda başarılı olacak yaklaşık 120 öğrenci Türkiye Siber Güvenlik Kümelenmesi koordinasyonunda kümeye üye firmalar tarafından stajyer olarak istihdam edilecek.
Bootcamp’te Siber Vatan Vizyon buluşmaları gerçekleştirilecek
27-28 Temmuz 2024 tarihlerinde öğrenciler ile sektör temsilcileri arasında etkileşimi artırmak amacıyla Siber Vatan Vizyon Buluşmaları gerçekleştirilecek. Siber Vatan öğrencileri siber güvenlik ekosistemi aktörleri ile görüş alışverişi yapabilecek, geliştirdikleri projeleri, ürün ve hizmetleri sektör temsilcilerine sunabilecek ve böylece sektörün önde gelen firmalarında staj ve çalışma fırsatı elde edecekler.
Türkiye Yüzyılı Siber Vatan Gençlik Buluşması Yapılacak
28 Temmuz 2024 tarihinde Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, Gençlik ve Spor Bakanı Dr. Osman Aşkın BAK ve Savunma Sanayii Başkanı Prof. Dr. Haluk Görgün ve Dijital Dönüşüm Ofisi Başkan Vekili Yusuf Tancan’ın teşrifleriyle Türkiye Yüzyılı Siber Vatan Gençlik Buluşması icra edilecek.
Gençlik Buluşmasında, Milli Teknoloji Hamlesi ışığında yerli ve milli teknolojilerin geliştirilmesi süreçlerinde Siber Vatan Programı öğrencilerinin de çeşitli görevler üstlenebileceği, güncel konular ve gençlere düşen ödevler hakkında genel değerlendirmelerin yapılacağı bir söyleşi yapılacak. – ZONGULDAK
]]>Başkan Özer, okul öncesinde çocukların eğitim ihtiyacını karşılayacak, aile ekonomisine destek olmak için çalışan annelere kolaylık sağlayacak bir kreşin daha temelini attı. Pınar Mahallesi Bilal Yazkurt Parkı içerisinde bulunan kreşin temel atma törenine Başkan Özer’in yanı sıra CHP Esenyurt İlçe Başkanı Hüseyin Ergin, İl Dernekler Birliği Orhan Onur, Esenyurt Muharip Gaziler Derneği Başkanı İsmail Kalaycıoğlu, meclis üyeleri, STK temsilcileri ve vatandaşlar katıldı.
482 metrekare alan üzerine inşa edilecek kreşte bulunan 6 sınıfta toplamda 120 öğrenci eğitim alacak. Çağdaş eğitim standartlarına uygun olarak tasarlanan kreş; uyku odası, yemekhane, idari birimler, iç ve dış oyun alanları ile çocukların eğitimine, gelişimine ve güvenliğine önem veren bir yapıya sahip olacak.
İlçeye toplamda 15 yeni kreş kazandıracaklarını söyleyen Başkan Özer, şöyle konuştu:
“Göreve geldiğimiz günden beri ikinci kreşimizin temelini atıyoruz”
“Göreve geldiğimiz günden beri ikinci kreşimizin temelini atıyoruz. Daha önce de bir kreşimizin temelini Barbaros Hayrettin Paşa Mahallesi’nde attık. Burada bir parkımız, parkımızın içinde hem bir bitki tüneli hem bir amfi tiyatro hem de bir kreşimiz var. Hedefimiz 15 kreş yapmak. Peyderpey bunların temellerini atacağız. Çünkü annelerimiz ve babalarımız için en değerli varlıklarımız çocuklarımızdır. Bazı annelerimiz belki çalışmak ister. Çocuğunu bırakacağı bir yer olmadığı için bundan imtina eder. Kreş bu anlamda onun imdadına yetişir. Aynı zamanda o çocukların kendilerini yetiştirme konusunda ilk bilgilerini, ilk temellerini atacakları yer. Temel sağlam olursa üstü de sağlam olacak, sağlam gelecek. Çocuklarımızın geleceği için kreş çok önemli bir ilk adım.”
İBB ile çalışmalarının koordineli bir şekilde devam edeceğini belirten Özer, şöyle devam etti:
“Bir destan yazmaya kararlıyız”
“Parklarımızı, kreşlerle donattığımızda yaşam alanlarını güvenli hale getireceğiz. ‘Sosyal Belediyeciliğin Kalbi Esenyurt’ mottomuzu yansıtan projelerden biri de bu. Bunun altını doldurmaya devam edeceğiz. Ayrıca İstanbul Büyükşehir Belediyemizi de işin içine katıyoruz. Onların da ‘Yuvam İstanbul’ projeleri var. Belki bizim bu projeleri de onlarla eşleştirebilmek için ‘Yuvam Esenyurt’ kreşi diyebiliriz. Kreş, okul önemli. Victor Hugo’nun bir sözü var: ‘Bir okul açan bir hapishane kapatır.’ Ben de özellikle bir eğitmen olarak bir kreş, bir okul ve bir üniversite açıldığında, ziyadesiyle memnun oluyorum. Bu hizmetlerimize dur durak bilmeden devam edeceğiz. Bizim işimiz gücümüz Esenyurt. Esenyurt’ta bir model uygulayacağız. Bir destan yazmaya kararlıyız. Bunun ilk sayfalarını yazmaya başladık.”
“Kadınlar çocuklarına bakmak için çalışamıyor”
Mahalle sakinlerinden Cüneyt Vuran, “Çalışan kadınların bir sorunuydu kreş. Kadınlar çocuklarına bakmak için çalışamıyor. Başkanımız da geldiğinden beri sözünü verdi. Başkanımıza teşekkür ederiz, mahallemizde güzel bir girişimde bulundu” dedi.
Oktay Çınar ise “Bu tür çalışmaların devamını diliyorum. Esenyurt’un buna ihtiyacı var. Faydalı olacak” diye konuştu.
]]>GAZİANTEP – Gaziantep’te “Muhtarlar Akademisi” projesi kapsamında, 7 başlıkta toplamda 32 saat eğitim alan 186 muhtar için Gaziantep Büyükşehir Belediyesi Onat Kutlar Konferans Salonu’nda mezuniyet töreni düzenlendi.
Büyükşehir Belediyesi ile Hasan Kalyoncu Üniversitesi iş birliğinde, muhtarların hizmet kalitesini artırmak ve daha donanımlı hale getirmek için Türkiye genelinde hayata geçirilen “Muhtarlar Akademisi” projesinin Gaziantep ayağı tamamlandı. Eğitime katılan 186 muhtar için mezuniyet töreni gerçekleştirildi. Törende Başkan Fatma Şahin, eğitimi başarıyla tamamlayan muhtarlara sertifikalarını vererek hediye takdim etti. Daha sonra mezuniyete hak kazanan muhtarlar kep attı.
“Bu akademinin yararlı olacağını gördük”
Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin, törende yaptığı konuşmada muhtarlığın önemli bir görev olduğunu belirterek, “Biz büyük bir aileyiz. Her bir muhtarımızı hürmetle selamlıyorum. Çünkü seçilmek çok büyük bir gurur. Ama aynı zamanda çok büyük bir vebal ve çok büyük bir sorumluluk. Kalkınma yerelde başlar. Demokrasi yerelde başlar. Muhtar seçimlerinde nasıl bir rekabet ortamının yaşandığına hepimiz şahit olduk. Ama şunu da gördük, biz hayırda yarışmalıyız. Biz iyilikte yarışmalıyız. İyilerin kazandığı mahallelerde iyilik çoğalır, sevgi büyür, acılar azalır. Yeni dönemde muhtarlarımızdan yaklaşık yüzde 60 değişim oldu. Sandıktan çıkan sonuç ne ise o. Bu azim ve kararlılıkla yürüdüğümüz bu yolda, inandığımız bir şey var: Bizim medeniyetimiz; ‘Beşikten mezara kadar ilim’ diyor. 4 üniversitesi olan Gaziantep’i eğitim şehri yapmak için büyük bir gayret gösteriyoruz. Muhtarlarımızın yeni dönemde ihtiyacı olan bilgiye ulaşması için bu akademinin yararlı olacağını gördük. En azından baktığınızda ardımızda bir 6 Şubat bıraktık. Depremin mevzuatı değişti, hukuku değişti. Bu yeni yasal düzenlemeleri bilmemiz gerekiyordu. Herkesin görev ve sorumluluklarını bilerek hareket etmek çok mühim. Bu kapsamda muhtarların yereldeki yönetim anlayışını bilerek vatandaşa bilgi vermesi ya da bu düşünceden hareketle hizmet anlayışını sürdürmesi çok yerinde ve önemli bir adımdır. Biz verilen eğitimlerde bu bilgileri de muhtarlarımıza sağladık” dedi.
“Gerekliliklerin yaşatılmasının hedeflendiği bir şehirde yaşıyoruz”
Gaziantep Vali Yardımcısı İlker Eker, yaklaşık bir yıldır Gaziantep’e hizmet etmeye gayret gösterdiğini belirterek, “Gaziantep için şunu açık yüreklilikle söylemek istiyorum, gerekliliklerin yaşatılmasının hedeflendiği bir şehirde yaşıyor olduğum için kendimi çok şanslı addediyorum. Başta Başkanımız Fatma Şahin olmak üzere birçok kamu görevlimiz, siyasi partilerimiz, STK’larımız ve muhtarlarımız Gaziantep modeli diye tabir edilen sistem içerisinde bir araya gelip birçok şeyi başarıyorlar. Bugünkü akademi de bunun en güzel göstergesi” ifadelerini kullandı.
“Şehrin marka şehir olmasında Başkan Şahin önemli bir etken”
Hasan Kalyoncu Üniversitesi adına Dr. Öğretim Üyesi Sema Mercanoğlu Erin, Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin’in vizyonunun şehrin marka bir şehir olarak yoluna devam etmesinde önemli bir etken olduğunu belirtti. Erin, “Başkan Fatma Şahin’in bitmek bilmeyen bu azmi ve isteği sayesinde kentte çok daha güzel işlere imza atacağımıza inanıyorum” şeklinde konuştu.
Muhtarlar, akademide aldıkları eğitimin verimli olduğunu aktardı
Türkiye Muhtarlar Federasyonu Başkan Yardımcısı Ahmet Titiz, muhtarların akademik bir eğitim almasının demokrasinin temel yapı taşı olduğunu ifade ederek, “Başkanımız Fatma Şahin’in desteği ile HKÜ’de muhtarlarımız akademik anlamda çeşitli eğitimler aldı. Bu alınan eğitimler, muhtarların hizmet kalitesini artıracaktır” ifadelerine yer verdi.
Gaziantep Tüm Muhtarlar Derneği Başkanı ve Şahinbey ilçesi Şahveli Mahalle Muhtarı Mehmet Aydın, bu projenin Türkiye’de bir ilk olduğunu belirterek, “Eğitimlerde, akademide verilen bilgilerin ne kadar verimli olduğunu eğitime katılan muhtarlarımızla birlikte teyit ettik. Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin’e çok teşekkür ediyoruz” diye konuştu.
Şehitkamil Muhtarları Derneği Başkanı Kayaönü Mahalle Muhtarı Cafer Ceylan, verilen eğitim başlıklarının hizmet adına önemli ölçüde katkı sağlayacağını söyledi.
Gaziantep Kadın Muhtarlar Derneği Başkanı ve Şehitkamil ilçesine bağlı Değirmiçem Mahalle Muhtarı Oya Yazgan, eğitimlerin hizmet kalitesini artırmak adına çok yararlı olduğunu dile getirerek projede emeği geçenlere teşekkür etti.
]]>Üniversite tercihi yapacak öğrenciler için önerilerde bulunan Prof. Dr. Yelkin Diker Coşkun, yapay zeka çağında meslek tercihlerinin değiştiğini ifade ederek, “Yapay zeka, rutin görevleri yerine getirmede çok başarılı ancak insanın duygusal zekasını ve yaratıcılığını henüz taklit edemiyor. Ancak finans, hukuk, eğitim, sosyal bilimler ve tıp alanları gelecekte hızlı dönüşüme uğrayacak sektörler olarak görülüyor” dedi.
Yüzümüzü çevirdiğimiz her yönde yapay zekanın konuşulduğu günümüzde ‘geleceğe emin adımlarla ilerleyebilmek için nasıl tercihler yapmalıyım’ sorusu üniversite tercihini yapacak öğrencilerin akıllarındaki en önemli sorulardan biri olarak öne çıkıyor. Yeditepe Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Yelkin Diker Coşkun, yapay zeka çağında meslek tercihlerinin nasıl şekillendiğine ilişkin görüşlerini paylaştı.
“ÜLKELER KENDİ YAPAY ZEKA EKOSİSTEMLERİNİ OLUŞTURUYOR”
Yapay zekanın pek çok sektörde daha fazla kullanılır olduğunu anımsatan Prof. Dr. Coşkun, “Yapay zeka, toplumda üretkenliğin artması, sağlık hizmetlerinin iyileştirilmesi ve eğitime erişimin artması dahil olmak üzere çok sayıda olumlu değişiklik yaratma potansiyeline sahiptir. İşletmeleri ileriye taşımak, üretim süreçlerini otomatikleştirmek ve ticari anlamda değerli bilgiler sunmak konusunda çok yardımcı oluyor. Başta Uzakdoğu ülkeleri olmak üzere tüm dünyada ticaret, lojistik, üretim ve siber güvenlik dahil çeşitli sektörlerde giderek daha fazla kullanılıyor. Bu nedenle ülkeler kendi yapay zeka ekosistemlerini de oluşturuyor. Var olan mesleklerin yapay zekayla iş yapmasını destekliyorlar, böylece bu ekosistem gelişmiş hale gelecek. Dünyada yapay zeka ekosisteminde Japonya ve Çin, ön sıralarda yer alıyor. Ülkemizde de yapay zeka ekosistemi oluşturuluyor. Dolayısıyla bizde de iş alanlarında bir dönüşüm oluyor” dedi.
“MAVİ VE BEYAZ YAKALILARIN İŞ TANIMI DEĞİŞECEK”
Prof. Dr. Yelkin Diker Coşkun, yapay zekanın dünya genelinde mavi yaka olarak adlandırılan işçi sınıfının yaptığı otomasyona dayalı işler öncelikli olmak üzere 300 milyon tam zamanlı işin yerini alabileceğinin öngörüldüğünü anımsatarak şunları kaydetti:
“Yapay zekanın istihdam üzerindeki etkisi sanayi devriminden farklı olacak. Artık ‘makinelerin’ basit mekanik araçlar olmayıp, öğrenebilen ve düşünebilen insanlar gibi daha çok ‘işçi’ rolü üstlenmesi, robotlar, nesnelerin interneti ve kapsamlı veri analizine dayalı akıllı üretim faktörleri, işgücü arz ve talebinin dinamiklerini yeniden şekillendirecek. Yapay zeka belirli bir algoritması (kendine özgü sıralı bir mantığı) olan her işe ilişkin çalışma yapabilmektedir. Bu yeteneğini zamanla artıracağı ve analitik düşünmeye dayalı işleri yapan, nitelikli iş gücü olarak anılan beyaz yakalıların iş alanlarını da dönüştüreceği öngörülüyor. Dolayısıyla mavi ve beyaz yakalıların iş tanımı değişecek.”
EĞİTİM PROGRAMLARI DÖNÜŞECEK
Tüm bu gelişmelere paralel olarak eğitim sistemlerinin de dönüşeceğinin altını çizen Coşkun, “Anaokulundan üniversiteye tüm eğitim kurumlarının bu işlerin gerektirdiği nitelikte insanlar yetiştirme süreci de dönüşüme girecek. Bu da kariyer planlaması yapacak olan adayların göz önünde bulundurması gereken önemli bir durum” diye konuştu.
DUYGUSAL ZEKA VE YARATICILIĞI TAKLİT EDEMİYOR
Üniversite adaylarına günümüzdeki mesleklerin yok olmayacağı ancak hızlı bir dönüşüm geçireceği mesajını veren Yeditepe Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Coşkun, “Örneğin finans, hukuk, eğitim, sosyal bilimler ve tıp alanları gelecekte hızlı dönüşüme uğrayacak sektörler olarak görülüyor. Yükseköğretim programları ders içeriklerini, uygulamalarını yaşam boyu öğrenme felsefesine uygun ve yapay zeka odaklı hale getirebilirse bu global dönüşüme uygun mezunlar yetiştirebilir. Yapay zeka, rutin görevleri yerine getirmede çok başarılı ancak insanın duygusal zekasını ve yaratıcılığını henüz taklit edemiyor” ifadelerini kullandı.
“ÜNİVERSİTENİN PROGRAMLARININ GÜNCELLİĞİNİ KONTROL EDİN”
Coşkun, sözlerini şöyle sonlandırdı:
“Öncelikle mühendislik gibi teknik alanların alt uzmanlıklarının programlara entegre edilmesi, iletişim, problem çözme ve işbirliği gibi sosyal becerilerin kazandırılması için yeniden düzenlenmesi gerekiyor. Alt uzmanlık alanlarının eğitiminin ortaöğretimde başlaması daha kritik öneme sahip olacak. Örneğin dijital beceriler, yeşil beceriler olarak adlandırılan sürdürülebilirlikle ilgili becerilerin yapay zeka ile entegre biçimde eğitime kazandırılması önce üniversite daha sonra ortaöğretim programlarındaki derslerde kendine yer bulması gerekir. Adaylar tercih döneminde üniversite ve programları bu bakış açısı ile değerlendirmeli. İlgi duydukları, yetenekleri olan alanla ilgili yükseköğretim programının güncel, yenilikçi teknik düzenlemeleri yapıp yapmadığı, uygulama becerilerini yapay zekaya uyumlu hale getirip getirmediği, soft beceriler denilen düşünme ve iletişim becerileri gibi becerileri iş alanında uygulama ile ilgili sunulan olanaklara dikkat etmeliler.”
]]>Mersin Büyükşehir’in Mersin’in Gençlerinin Turizm Sektörü için Güçlendirilmesi Projesi sayesinde turizm sektörü ile alakalı hem teorik, hem de uygulamalı eğitim alan ve MERCEK’in düzenlendiği Kariyer Günleri kapsamında birçok oda, dernek, vakıf ve firma yetkilisi ile tanışma fırsatı yakalayan gençler, yeni bir iş sahibi olmanın mutluluğunu yaşıyor.
Sosyal Hizmetler Dairesi Başkanlığı bünyesinde faaliyetlerini sürdüren MERCEK Mesleki Eğitim Merkezleri Koordinatörü Gül Kadem Maya, MERTUSEG eğitimleri sonrası kursiyerlerin birçoğunun işe girdiğini aktararak, şöyle konuştu:
“Projemiz 31 Temmuz’da sonlanacak, ama kursiyerlerimizin yüzde 50’si işe yerleşmiş durumda. Almış oldukları eğitimin kaliteli olması neticesiyle de, artık aranan personel olacaklarını düşünüyoruz. Bizim çabamız eğitimi verdikten sonra, istihdama katkıda bulunmak amacıyla da yönlendirmeler yapmaktı. Bunun için Kariyer Günleri planladık. Bu günlerde kursiyerlerimiz otel ve restoran yetkilileri ile bir araya geldiler. Kariyer Günleri’nin ardından bir de turizm çalıştayı gerçekleştirdik.”
Proje kapsamında 30 kadın 15 erkek, toplam 45 kursiyer olduğunu belirten Maya, pozitif ayrımcılığa oldukça önem verdiklerinin altını çizerek, ilerleyen dönemlerde MERCEK’te turizm eğitimlerinin devam edeceğini vurguladı.
Mersin Üniversitesi Sosyal Bilimler Meslek Yüksekokulu’nda Öğretim Görevlisi Burak Çetinkaya, projenin en büyük başarısının Büyükşehir’in İŞKUR ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ile eş güdümlü olarak programı yürütmesinden kaynaklı olduğunu belirtti. Çetinkaya, “Kurumlar kendi üzerine düşen sorumlulukları bence fazlasıyla yerine getirdiler. Büyükşehir Belediyesi bu projenin koordinatörü olduğu için, projede ayrıca iletişim ve iş birliği başarısına yer ayırmak gerekiyor. Büyükşehir; gerek kursiyer seçiminde, gerekse de ders planlarının hazırlanmasında ve eğitim alanlarının sağlanmasında çok iyi çalışmalar yaptı” diye konuştu.
Mersin Üniversitesi Sosyal Bilimler Meslek Yüksekokulu’nda Öğretim Görevlisi İbrahim Çakan ise proje kapsamında kursiyerlere 350 saatlik bir eğitim verdiklerini, eğitim boyunca da kendisinin 200 saatlik restoran hizmeti eğitimi verdiğini belirterek, “Bu program, bizim yükseköğretimde 2 yıllık bir programda sunduğumuz programa denk sayılabilecek ciddi bir bölümü kapsıyor. Eğer insanlarla yakın ilişki kurabilme, iletişim beceriniz varsa, bu meslek belli bir teknik beceriyi de aldığınızda ciddi biçimde istihdam sağlayacak bir alandır. Bizden eğitim alan 7-8 öğrencimiz de Mersin ve Mersin dışındaki illerde restoran bölümünde çalışıyorlar. Ben diğer kursiyerlerimizin de iş bulacağına inanıyorum” dedi.
Projeden yaralanan gençlerden bazıları ise düşüncelerini, şu sözlerle dile getirdi:
– Erkan Genç: “Ben daha önce turizm sektöründe sadece misafir konumundayken, proje sayesinde daha yetkin hale geldim. Hocalarımızın bize büyük katkısı oldu. Onlardan öğrendiklerimizi, şu an ön büro bölümünde uygulamaktayım. Ben açıkçası projeye başlamadan önce çok umutsuzdum. Fakat süreç ilerledikçe, turizm sektöründe istihdamın proje sayesinde çok kolay olacağını anladık. Proje hepimize çok güzel bir şekilde tanıtıldı. Ben umutsuz ve işsiz olduğum bir dönemde, Büyükşehir’in bu projesiyle tanıştım ve hayatım değişti diyebilirim.”
-Ekin Boran Yıldırım: “Proje kapsamında Erdemli Dedeman Otel’de iş buldum. Projenin bana sunmuş olduğu fırsatlardan bir tanesi de, Kariyer Günleri oldu. Orada otellerden firma yetkilileri ile görüştük Benim iş bulma konusunda gerçekten bir kaygım vardı ve üniversiteyi bıraktığım için eğitim konusunda da yarım kalmışlığım vardı. Proje bana hem istihdam, hem de eğitim olarak geri dönüş sağladı diyebilirim. Depremin etkisiyle ne yapacağımı bilmiyordum. Ben de buraya taşınmıştım. Kendime burada bir ev tuttum ve bir iş bulmam gerekiyordu. O sürede MERTUSEG projesi karşıma çıktı. Mersin Büyükşehir Belediyesi’nin desteğini çok fazla hissettim.”
]]>DÜNYAYI her alanda etkileyen yapay zekayla eğitim de yeniden şekillenecek. BAU Eğitim Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ergün Akgün, yeni teknolojiyle öğrenci başarısının öngörülebileceğini söyledi.
Birçok alan ve sektörde kullanılmaya başlanan yapay zeka teknolojilerinin eğitimi nasıl etkileyeceği merak konusu oldu. BAU Eğitim Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ergün Akgün, yapay zeka tabanlı öğrenci verilerine dayalı rehberlikle öğrenme deneyiminin kişiselleştirileceğini böylelikle öğrencilere daha etkili eğitim verileceğini dile getirerek bilgiler verdi.
Yapay zeka ile öğrenci başarısını öngörebilecek teknoloji geliştiğini söyleyen Doç. Dr. Ergün Akgün, “Yapay zeka, bugün bildiğimiz ya da alışageldiğimiz sınıfın dört duvarıyla sınırlandırılmış öğrenme deneyimin ötesine geçilebilecek. Yapay zeka tabanlı öğrenci verilerine dayalı rehberlik sunarak öğrenme deneyimleri kişiselleştirilecek, böylelikle öğrencilere daha etkili bir öğrenme deneyimi sunulurken öğretmenlerin iş yükü azalacak. Yapay zeka teknolojisinin kullanımının artması ile birlikte birçok meslek grubunun yok olması öngörülse de öğretmenler, yapay zekanın entegrasyonunu sağlayacak ve öğrencileri yönlendirecek uzmanlar olarak varlıklarını sürdürecekler” dedi.
Yapay zekanın bugün yaşamın her alanında köklü değişimlerin kapısını araladığını, eğitimin de bu köklü değişimden doğrudan etkileneceğini vurgulayan Akgün, bu değişime hızlı adapte olabilmek için çeşitli müfredat geliştirme çalışmalarının, öğretmen eğitimlerinin ve bu konuda politika geliştirme faaliyetlerinin son dönemde oldukça hız kazandığını söyledi.
YAPAY ZEKA ÖĞRENCİLERİN BAŞARISINI TAHMİN EDEBİLECEK
Doç. Dr. Akgün, yapay zeka uygulamalarının veriye dayalı öğrenci başarısı analizi ve tahmini, kişiselleştirilmiş öğrenme deneyimi, öğrenme içeriği oluşturma ve otomatik değerlendirme sunma gibi eğitimin temeli olarak kabul edilen aşamaları kullanıyor olabilmesinin heyecan verici bir gelişme olduğunu belirti. Yapay zeka ve büyük veri algoritmalarının geçmiş öğrenme deneyimine ait çeşitli veriler üzerinden öğrencilerin gelecekteki başarısını yüksek doğrulukta tahmin edebileceğine dikkat çeken Akgün, yapay zeka tabanlı tahminlerin, veriye dayalı rehberlik sunarak öğrenme deneyimlerini kişiselleştireceğini ifade etti.
Bu sistemin her öğrencinin öğrenme hızına uygun destek sağlayarak başarılarını artıracağını söyleyen Doç. Dr. Akgün, “Yapay zekanın, başarısı öngörülen öğrencilerin bir üst seviyeye çıkması için daha doğru bir rehberlik ve yönlendirme sağlıyor olması heyecan verici bir gelişme. Yapay zeka, bugün bildiğimiz ya da alışageldiğimiz sınıfın dört duvarıyla sınırlandırılmış öğrenme deneyiminin ötesine geçilebilecek. Öğretmenler, yapay zekanın sunduğu taslak üzerinde çalışarak yüksek kalitede öğretim materyali oluşturabilecek. Böylece öğretmenlerin geleneksel yöntemlere kıyasla çok daha kısa sürede daha nitelikli ürün ortaya koyabilmesine katkı sağlayacak. Bunların yanı sıra yapay zeka tabanlı ödev ve sınav değerlendirme sistemleri, insandan kaynaklı hataları minimize ederek öğrencilere daha hızlı ve kapsamlı geri bildirim sağlayarak öğrenme sürecini hızlandırabilir. Bu teknoloji, öğrencilere daha etkili bir öğrenme deneyimi sunarken öğretmenlerin de iş yükünü azaltarak daha yaratıcı ürünler geliştirmeye yönlendirebilecek” diye konuştu.
YAPAY ZEKANIN FIRSAT VE RİSKLERİ DİKKATLE ANALİZ EDİLMELİ
Yapay zekanın sunduğu fırsat ve risklerin dikkatlice analiz edilmesi gerektiği konusunda da uyarıda bulunan Doç. Dr. Akgün, yapay zekanın başarısının doğrudan veriyle ilişkili olduğunu ve artan yapay zeka kullanımıyla birlikte veri güvenliği ve gizliliği endişelerinin önem kazanacağını belirterek, özellikle eğitimde kullanılan yapay zeka uygulamalarında öğrenci verilerinin korunmasının kritik olduğunu ve yetkisiz erişime izin verilmediğinden emin olunmasının önemli olduğunu söyledi.
]]>Osmangazi Belediyesi, ilçenin eğitim, kültür ve sosyal yaşamına değer katan iki önemli eseri, tek çatı altında vatandaşlarla buluşturdu. Meydan’da iki kat olarak hayata geçirilen projenin ilk katında yer alan Hasan Ali Yücel Dünya Klasikleri Kütüphanesi, zengin kitap koleksiyonu ile kitapseverlerin vazgeçemediği adres olacak. Türkiye Cumhuriyeti’nin eski Milli Eğitim Bakanlarından ve Köy Enstitüleri’nin kurucusu Hasan Ali Yücel’in adını taşıyan kütüphane, ders çalışmak, kitap okumak ve araştırma yapmak isteyenlere konforlu bir ortam sunuyor. Türk klasikleri, dünya klasikleri ve güncel edebiyat kitaplarından oluşan 10 bin kitap kapasitesine sahip kütüphane, Belediye’nin ilçeye kazandırdığı dokuzuncu kütüphane oldu.
Kütüphanenin üst katında yer alan Genç Kafe ise kaliteli ve uygun fiyatlı kahvelerinin yanı sıra lezzetli atıştırmalıkları ile gençler için keyifli bir mola yeri olacak.Kütüphane ve kafe, metro istasyonu çıkışının hemen yanındaki konumu ile kolay ulaşım imkanı da sunuyor.
“Bir sonraki kütüphanemizin ismi İsmail Hakkı Tonguç olacak”
Kıbrıs Barış Harekatı’nın 50’nci yılını kutlayarak sözlerine başlayan Belediye Başkanı Erkan Aydın, “Kıbrıs’ta 50 yıl önce barışın temelini atan başta dönemin Başbakanı Bülent Ecevit ve Başbakan Yardımcısı Necmettin Erbakan olmak üzere, tüm şehitlerimizi ve gazilerimizi saygı, sevgi, minnet ve rahmetle anıyorum. Günümüzde Milli Eğitim’in durumunun içler acısı olduğunu görüyoruz. O yüzden Hasan Ali Yücel, İsmail Hakkı Tonguç gibi isimler çok önemli. Bu değerli eğitim neferlerimizi bir kez daha saygıyla anıyorum. Hasan Ali Yücel gibi kıymetli bir öğretmen ve eğitim adamının ismini, burada yaşatıyor olmaktan dolayı büyük mutluluk duyuyoruz. İnşallah bir sonraki kütüphanemize de İsmail Hakkı Tonguç’un adını vereceğiz” diye konuştu.
“Özlediğimiz, aydınlık güzel günlere ulaşacağız”
Yaşanan fiyat artışlarından ve enflasyondan dolayı gençlerin bir kafeteryaya giderek sosyalleşmesinin çok zor hale geldiğine dikkat çeken Başkan Aydın, şöyle devam etti:
“Genç Kafe’ye gelecek olan gençlerimize ücretsiz kablosuz internet hizmet vereceğiz. Aynı zamanda okullar açıldığında akşamları çorba hizmetimiz olacak. Gençlerimiz kütüphaneden kitaplarını alarak, kafe bölümünde okuyabilecekler. Hasan Ali Yücel, dünya klasiklerini Türkçe’ye çeviren ilk milli eğitim bakanıdır. Bu sebeple de kütüphanemizin adını Hasan Ali Yücel Dünya Klasikleri Kütüphanesi koyduk. Umarım kitapseverlerimiz ve gençlerimiz bu hizmetimizden faydalanır. Osmangazi Belediye Başkanlığı görevimizde yüz günümüzü doldurduk. Hizmetlerimize devam ediyoruz. İnşallah birkaç hafta sonra kadınlarımıza özel bir jimnastik salonunun açılışını yapacağız. Yeni kreşlerin temellerini atacağız. Temelini attığımız tesislerin ise açılışını gerçekleştireceğiz. Osmangazi’de hep birlikte özlediğimiz, aydınlık güzel günlere ulaşacağız.”
“Osmangazi’de çok güzel şeyler oluyor”
CHP Bursa Milletvekili Hasan Öztürk de şunları kaydetti:
“Osmangazi’de çok güzel şeyler oluyor. Bir tarafta çağdaşlığı hedefleyerek, Cumhuriyet değerlerimizi en güzel şekilde yaşatmış olan Hasan Ali Yücel’in adını taşıyan Hasan Ali Yücel Dünya Klasikleri Kütüphanesi, diğer tarafta ise geleceğe dair umudumuz olan gençlerimize hizmet verecek olan Genç Kafe. Hasan Ali Yücel, dünyanın önünde bir Türkiye ve Türk milli oluşturmak için çok emek vermiş bir aydınımız. Bu mücadelenin en güzel örneği de Köy Enstitüleri’ni kurmasıdır Hasan Ali Yücel demek, ne çocuklarımızı, ne gençlerimizi ne de ülkemizin bir karış toprağını terk edemeyiz, demektir. Türkiye’nin tek bir çocuğunun dahi kaderine terk edilme lüksü yok. O çocuk, Nobel ödülü alan bir kimya profesörü olabilir. Türkiye, çağdaş, bilimsel ve dünyanın önünde bir ülke olacaktır; diyorum. Bizim amacımız, aklı hür, vicdanı hür, irfanı hür gençler yetiştirip, devletin tüm imkanlarından eşit şartlarda faydalanmasını sağlamaktır.”
“Bilgiyi üretmek, çoğaltmak ve yaymak zorundayız”
CHP Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, Hasan Ali Yücel’in çağdaşlık, bilim, yurttaşlıkve gericiliğe karşı demokrasi demek oluğunu belirterek, herkesin bu değerleri bilmesi gerektiğini söyledi. Sarıbal,”Neden Köy Enstitüleri’nin kapatıldığını ve bunun bizlere ne gibi olumsuzluklar yaşattığını bilmemiz gerekiyor. Bizim gibi gelişmekte olan ülkelerin en temel sorunu, bilgi. Bilgiyi üretmek, çoğaltmak ve o bilgiyi yaymamız gerekiyor. Televizyonlardan veya internetten yapılan biz sizin yerinize düşünürüz algısına yenik düşmemeliyiz. Herkesin bir fikri ve düşüncesi olmalı. Bu fikir ve düşünce de çok okuyarak elde edilmelidir. Birey demek, düşünen, tartışan, konuşan, fikri olan demektir. Ancak tüm bunların altını bilgi ile doldurmalıdır. İşte o zaman millet olarak güçlü olacağız. Nasıl bir Türkiye istiyorsak ve nasıl bir Türkiye hayal ediyorsak, bunu oluşturmamız için mutlaka okumalıyız” dedi.
“Gençlerimizin bu kütüphanede yollarını bulmasını diliyorum”
CHP Bursa Milletvekili Nurhayat Altaca Kayışoğlu ise açılan kütüphane ve kafenin hayırlı olmasını dileyerek, şunları söyledi:
“Eğitimin ne kadar önemli olduğunu son günlerde fazlaca konuşuyoruz. Mustafa Kemal Atatürk, bir yandan kurtuluş mücadelesi verirken, diğer yanda da geri kalmışlığa karşı da mücadele ortaya koydu. Atatürk’ün eğitim alanında ortaya koyduğu vizyonu devam ettirerek, dünyada eğitim anlamında örnek bir model ortaya çıkaran kişi ise Hasan Ali Yücel oldu. Dünya klasiklerinin Türkçe’ye çevrilmesi, üniversitelerin ve bilimin özgürleşmesi adına gerçekleştirdiği adımlar ve çıkardığı kanunlar, bugün Cumhuriyetimizin ayakta kalmasının temel sebeplerinden biri oldu. Bugün buradan saygıyla ve minnetle kendisini anıyoruz. Kütüphaneye, bu değerli aydınımızın isminin verilmesinden dolayı da büyük bir mutluluk duyuyorum. Gençlerimizin burada yollarını bulmasını, cumhuriyetin temel niteliklerini ileriye taşımasını ve aydınlık yarınları oluşturması için bu kütüphaneden faydalanmasını diliyorum. Emeği geçenlere teşekkür ediyorum.”
]]>Gençlik ve Spor Bakanlığı’nın 2018’de başlattığı ‘Yüzme Bilmeyen Kalmasın Projesi’ Şırnak’ta hız kesmeden devam ediyor. Proje ile bugüne kadar 10 yarı olimpik havuzla ile 85 bini aşkın kişiye ulaşıldı. Proje ile yüzme bilmeyen kimsenin kalmadığı bir Şırnak hedeflenirken, daha sağlıklı ve aktif bir yaşamın kapıları aralanıyor.
2023-2024 sezonunda 16 bin kişiye yüzme öğrettiklerini, 2024-2025 sezonda ise hedeflerinin 25 bin kişiye ulaşmak olduğunu ifade eden Şırnak Gençlik ve Spor İl Müdürü Abdullah Ayar, Yüzme Bilmeyen Kalmasın Projesi’nin bakanlığın pilot projesi ve çokta faydalı olduğunu söyledi. Son 6 yılda 80 bin civarında çocuğun yüzmeyi öğrendiğini aktaran Ayar, “Geçen sene sadece 16 bin 500 gencimiz ilk defa yüzmeyi öğrendiler. Hedefimiz bu sene en az 25 bin. Çünkü 10 tane havuzumuz var. 5’i kapalı 5’i açık olmak üzere. 17 antrenör, 23 can kurtaran var. Bakanlığımız, 2024 yılını hareketlilik yılı olarak ilan etti. Tüm personelimiz hazırlıklarını yaptı. Havuzlarımız çok iyi durumda” dedi.
Milli takım yetkilileri ile diyalog halinde olduklarını ve hedeflerinin milli takıma oyuncu yetiştirmek olduğunu belirten Ayar, “Milli takıma şu an 1 sporcumuz seçilmek üzere, barajları geçmiş durumda. 10’a yakın sporcumuzda yakın zamanda milli takımlarımızda kendini gösterecek. Tabi bu arada engelli bireylerimizde yoğun bir şekilde havuzlarımızdan faydalanmaktadır. Yürümekte zorlanan engelli çocuklarımız bugün havuzlarımızda başarılı bir şekilde yüzmekteler. Kendi kategorilerinde onları da milli takıma empoze etmeye çalışıyoruz. Yetkililer ile de diyalog halindeyiz” diye konuştu.
Havuzlardaki bu ilginden dolayı boğulma vakalarını da neredeyse sıfıra düştüğünü ifade eden Ayar, “Çünkü nehirlerimizde, akarsularımız da, özellikle Cizre’de de bunu çok yakından görüyorduk. Ama son 2 yılda bakanlığımızın hamleleri ile beraber yok denecek kadar az. Bunun da önüne geçilmiş oldu. Çocuklarımız bir yandan yüzerken, diğer yandan güvenlik içinde kontrol ve tedbir içinde antrenörlerimiz ile birlikte hem de bilimsel olarak yüzmeyi öğrendiler. Öğrenmeye de devam edecekler. Bu manada bakanlığımızın çok büyük önem arz ediyor bu çalışmaları. Şırnak’ta, ben eminim ki Türkiye’nin genelinde de havuzlar aktifleştikçe boğulma vakaları da neredeyse bitecek” şeklinde konuştu.
Hasan Çelik: “Amacımız çocuklarımızı kötü alışkanlıklardan uzak tutmak, spora yönlendirmek”
Şırnak Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü Yüzme Antrenörü Hasan Çelik, projenin başarıyla devam etmesi için çalışmalarını sürdürdüklerini ve bu yıl daha fazla kişiye ulaşmayı hedeflediklerini belirtti. Çelik, “Biz, her sene il ve ilçelerimiz dahil Yüzme Bilmeyen Kalmasın Projesi’nde haftanın 5 günü sabah saat 09.00’da başlayıp akşam 17.00’ye kadar çocuklara, gençlere, kızlar ve kadınlara yüzme eğitimi veriyoruz. İlçelerimiz dahil geçen sene 2023-2024 sezonu içerisinde yaklaşık 16 bine yakın sporcumuza, öğrencilerimize, yetişkinlerimize yüzme eğitimi verdik. Bu sene de şuanda 1 ay içerisinde bine yakın kaydımız var ve bu kayıtlara şuanda devam ediyoruz. Projemiz yaz kış devam ediyor. Ama yazın gelmesi ile, okulların kapanmasıyla sayımız yazın daha fazla oluyor. Geçen seneki yaş kategorimiz, 6 ila 30 yaş arasıydı. Bu sene 4.5 yaşındaki öğrencilerimizi çocuklarımızı da projeye dahil edip onlara eğitim veriyoruz. Buradaki amacımız hem merkez olsun, hem de ilçelerimiz olsun çocuklarımızın kötü alışkanlıklardan uzak tutmak, spora yönlendirmek, spor bilincini oluşturmak” ifadelerinde bulundu.
5 günü Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü Yarı Olimpik Yüzme Havuzu’nda eğitim gördüğünü ve aldığı eğitimler ile milli takıma seçilmeyi hedeflediğini belirten yüzme öğrencisi Muhammed Enes Ulusoy, “Haftanın 5 günü yüzme eğitimi görüyoruz. Yüzme eğitimlerinde hocalarımız bizlere çok iyi şeyler öğretiyorlar. Mutluyuz buraya geldiğimiz için. Yarışmalarda başarı kazanmak için yüzme eğitimi alıyoruz. Burada mutluyuz. Hocalarımıza teşekkür ediyorum. Triatlonda veya yüzme branşında milli takıma seçilmek istiyorum” şeklinde konuştu. – ŞIRNAK
]]>Yavuzeli Kaymakamlığı, Güneydoğu Anadolu Projesi (GAP) Bölge Kalkınma İdaresi, Gaziantep Büyükşehir Belediyesi, Gaziantep Tarım ve Orman İl Müdürlüğü ile Yavuzeli Tarım ve Orman İlçe Müdürlüğü iş birliğinde hayata geçirilen “Seracı Kadınlar Güçleniyor” projesi kapsamında kadın çiftçilere seracılık eğitimi verilmesi amacıyla eğitim ve uygulama serası kuruldu.
2022 yılında Yavuzeli ilçesinde seracılığı geliştirmek amacıyla Güneydoğu Anadolu Projesi (GAP) Bölge Kalkınma İdaresi ile 10 kadın çiftçiye bir dekar alanda sera kurulumu için sözleşme imzalandı.
İlerleyen süreçte projede revizyona gidilirken, Yavuzeli İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğü bünyesinde eğitim ve uygulama serası yapılmasına ve bu eğitim uygulama serasında kadın çiftçilere seracılık eğitimi verilmesi kararlaştırıldı.
Projenin ihale ve kurulum aşamaları tamamlanarak üretime hazır getirildi. Proje kapsamında eğitim faaliyetleri kapsamında kursiyerler belirlenmiş olup, 14 kadın çiftçiye seracılık eğitimi verilmeye başladı.
Kadın çiftçilerin tarım alanındaki bilgi birikimini artırmak ve sektörde tecrübe kazanmalarına destek olmak amacıyla kurulan eğitim ve uygulama serasında, 14 kadın çiftçiye teorik ve pratik eğitimler verilmeye başlandı ve seradaki ilk hasat toplandı.
Seranın tüm gelirinin ise Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı üzerinden fakir ailelere dağıtımı yapılacak.
Yavuzeli İlçe Tarım Orman Müdürü Ali Kurt, projenin başarıyla hayata geçmesinden duydukları mutluluğu dile getirdi.
Gaziantep Tarım ve Orman İl Müdürlüğü olarak kentte sebze üretimini artırmak için çeşitli projeler hazırladıklarını belirten Kurt, sunulan projelerin onaylanmasıyla 14 kadının iş sahibi olduğunu ve bu projelerin sayısını artırmak istediklerini ifade etti.
“Dezavantajlı olan kadın çiftçilerimize birer dönümlük sera projesi yapmaya karar verdik”
Hayata geçirilen “Seracı Kadınlar Güçleniyor” projesi sayesinde 14 ev kadınının sahibi oldukları serada üretime başladıklarını ifade eden Kurt, “İlçemizdeki tarım arazileri genelde küçük parça tarım arazileridir. Dezavantajlı olan kadın çiftçilerimize birer dönümlük sera projesi yapmaya karar verdik. Projemiz 2022 yılında GAP bölge Başkanlığı tarafından onaylandı. Artan enflasyondan dolayı projeyi uygulayamadık. Projeyi uygulamadığımızdan dolayı GAP ile yaptığımız görüşmeler sonucu eğitim ve uygulama serası kurmaya karar verdik. Bayan kursiyerlerimize eğitim vermeye başladık. Çok şükür projeyi başlattık ve eğitimlerimize başladık. Seramızda 2000 adet domates fidemiz var. Kadınlarımız domateslerimizi yetiştirdi. Kursiyerlerimiz 168 seans eğitim alacaklar. Şu anda domates ekimi yaptık, domates ekiminden üretimine kadar eğitimler veriyoruz. Kadın çiftçilerimize hem teorik ve hem de uygulamalı eğitim vereceğiz. Aynı zamanda projenin devamını niteliğinde olan 10 tane kadın çiftçiye birer dönümlük sera projesi için destek bekliyoruz. Gerçekten kadınlarımız meraklı ve özverililer. Kadınlar her zaman dezavantajlı kesimde olduklarından dolayı eşlerinin ellerine bakıyorlar. Artık kadınlarımızın da kendi ekonomik özgürlüklerini kazanmaları lazım. Bu konuda kadın çiftçilerimiz bizden destek bekliyor” dedi.
Eğitime katılan kadınlar ise seracılık eğitimlerinden memnun olduklarını, hem Yavuzeli hem Gaziantep hem de aile ekonomisine katkıda bulundukları için çok mutlu olduklarını ve kadın çiftçilerin her zaman desteklenmesini istediklerini söylediler. – GAZİANTEP
]]>MEHMET REBİİ ÖZDEMİR
(SAMSUN) – CHP Samsun İl Örgütü, partinin Ankara’da düzenlediği 24 saatlik Eğitim Maratonu’na ilişkin açıklama yaptı. İl Başkanı Mehmet Özdağ, “AKP iktidarı, bilerek ve isteyerek, kasti bir biçimde ülkemizde eğitimi baltalamıştır. Liyakatsiz atamalarla, eğitim sistemimizin niteliği yerle bir edilmiştir. Eğitim dinselleştirilmiş, piyasalaştırılmıştır. Deprem bölgelerindeki çocuklarımız hala birleştirilmiş okullarda eğitim görmeye, 20 metrekarelik konteynerlerde ailecek yaşamaya devam etmektedir. Bugün ülkemizin gençliği sınavlarda her yıl daha düşük ortalama yapmaktadır” dedi.
CHP Samsun İl Örgütü, Ankara’da düzenlenen 24 saatlik Eğitim Maratonu’na ilişkin açıklama yaptı. Açıklamaya Samsun Milletvekili Murat Çan ve parti üyeleri de katıldı.
“Ülkemizin en dertli ve en eksik alanı eğitimdir”
İl Başkanı Mehmet Özdağ şunları söyledi:
“24 saat boyunca, yüze yakın konuk ile eğitim gündemini konuşuldu. Akademisyenler, uzmanlar, sendika yöneticileri, sivil toplum kuruluşu temsilcileri, genel başkan yardımcılarımız ve milletvekillerimizin katılımıyla gerçekleşen Eğitim Maratonu’muzun açılışı Genel Başkanımız Sayın Özgür Özel tarafından yapıldı. İlk çıktı olarak diyebiliriz ki, eğitim konuşmak için ne 24 saat ne de 48 saat yeterli değildir çünkü eğitim sistemimiz maalesef bugün ne çağdaş ne laik ne bilimsel ne de kamusal bir hizmet anlayışına sahiptir. Eğitimin bileşenleri olan öğrenciler, öğretmenler, veliler, yöneticiler, hizmetliler, sendikalar ve niceleri, eğitimin birçok farklı başlığından ve okul ortamında yaşananlardan, eksikliklerden mustarip durumdadırlar. Bir çıkış yolu yok, nereye giderseniz gidin ülkemizin en dertli ve en eksik alanı eğitimdir. Gün geçtikçe de eğitim alanındaki bu dertler ve sorunlar, eksiklikler hatta yanlışlıklar devam ettiriliyor.
“AKP iktidarı kasti bir biçimde ülkemizde eğitimi baltalamıştır”
Cumhuriyet Halk Partisi olarak, ülkemizde ilk kez yapılan Eğitim Maratonu’ndan elde ettiğimiz sonuçları sizlerle paylaşmak istiyoruz. AKP iktidarı, bilerek ve isteyerek, kasti bir biçimde ülkemizde eğitimi baltalamıştır. Liyakatsiz atamalarla, eğitim sistemimizin niteliği yerle bir edilmiştir. Eğitim dinselleştirilmiş, piyasalaştırılmıştır. Köy okulları ve yatılı okullar kapatılmış, çocuklarımız kilometrelerce uzaklardaki okullara, taşımalı eğitime mecbur edilmiştir. Deprem bölgelerindeki çocuklarımız hala birleştirilmiş okullarda eğitim görmeye, 20 metrekarelik konteynerlerde ailecek yaşamaya devam etmektedir. Bugün ülkemizin gençliği sınavlarda her yıl daha düşük ortalama yapmaktadır. Uluslararası ölçme değerlendirme sonuçlarına göre 2002 öncesine göre geriye gidilmiştir. 81 ülke ve bölgede 15 yaşındaki gençlerin okuma, matematik ve fen bilimi seviyelerinin değerlendirildiği 2022 PISA araştırmasında Türkiye Matematikte 39, Fende 34, okumada 36’ncı sırada yer almıştır. Eğitim yatırımlarına ayrılan bütçe her geçen yıl düşürülmüştür. Bunun karşılığında iktidar, ÇEDES projesiyle çocuklarımıza camide bowling oynatma, maket mezarlarda ağıt yaktırma gibi pedagojik olmayan işler yaptırmaktadır. İktidar, Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli gibi çağ dışı ve laiklik karşıtı uygulamalar ile uğraşmakta, gerçek sorun ve sıkıntıları görmezden gelmektedir.
“Eğitim sitemimizin sorunları anlatmakla bitmeyecek hale geldi”
Derin bir yoksullukla mücadele eden halkımız, çocuğunun beslenme çantasına bir yumurta bile koyamaz hale gelmiştir. Mahmut Özer’in 2022- 2023 Eğitim Öğretim yılının ikinci döneminde başlattığı okul öncesinde ücretsiz yemek uygulaması, bir yıl bile sürmeden, 2023- 2024 Eğitim Öğretim yılında, yeni bakan Yusuf Tekin tarafından iptal edilmiştir. Oysa, bir öğün ücretsiz yemek ve temiz su ihtiyacı çocukların sağlıklı gelişimi için hayati derece önem taşımaktadır. TÜİK 2022 verilerine göre üç çocuktan biri ciddi maddi yoksulluk ve yetersiz beslenme sorunu ile karşı karşıyadır. Yetersiz beslenme, çocukların fiziksel gelişimini, okul için hazır bulunuşluğunu, akademik başarısını ve okula devamını da etkilemektedir fakat iktidar bunu görmezden gelmeye devam etmektedir. En başta söylediğimiz gibi, eğitim sitemimizin sorunları anlatmakla bitmeyecek hale gelmiştir. 22 yıllık AKP iktidarının eğitim sistemimizde yarattığı tahribatı gerek sokaklarda gerek Meclis’te gerek yargı yoluyla, olduğumuz her yerde dile getirmeye ve mücadele etmeye devam edeceğiz. Cumhuriyet Halk Partisi olarak, eğitim mücadelemiz dün ve bugün olduğu gibi yarın da devam edecektir. Çocuklarımızı ve gençlerimizi AKP’nin karanlığına teslim etmeyeceğiz. Mustafa Kemal Atatürk’ün dediği gibi; eğitimdir ki bir milleti ya hür, bağımsız, şanlı, yüksek bir topluluk halinde yaşatır; ya da esaret ve sefalete terk eder. Laik, bilimsel, nitelikli, demokratik, kapsayıcı ve kamusal eğitim haktır.”
]]>Milletvekili Cıngı konuşmasında, “Bugün sizlerin vasıtasıyla, 28-29 Haziran’da, Kayseri Valiliği ve İl Milli Eğitim Müdürlüğü ile birlikte Kayseri’de düzenlediğimiz, Mesleki Eğitim Çalıştayı’nın sonuçlarını halkımızla paylaşmak istiyorum. Bildiğiniz gibi şu anda ülkemiz sanayisinin en büyük problemlerinin başında üretimde çalışacak teknik personel bulmak geliyor. Sanayicimiz yatırım, finans, maliye, Ar-Ge gibi zor süreçlerle birlikte özellikle pandemi sonrası dönemde gittikçe yoğunlaşan istihdam sıkıntılarıyla da yüz yüze geliyor ve bu problem her geçen gün artarak devam ediyor. Buna mukabil, ülkemizde son yıllarda gelişen savunma ve havacılık sanayi, makine, yazılım gibi yüksek teknoloji gerektiren sektörlerin gelişimi iyi yetişmiş ve donanımlı teknik personel ihtiyacını hayati bir noktaya getirmiş durumda. Ayrıca sanayicimizin global pazarlara yüksek kaliteli ürünlerle açılması süreci de artık endüstrideki yüksek nitelikli insan kaynağının önemini her geçen gün daha fazla hatırlatıyor. Dolayısıyla bütün bu gelişmeler de ülkemizde özellikle 28 Şubat döneminden sonra ikinci plana atılmış mesleki ve teknik eğitimin tekrar ülke gündemine gelmesini mecburi kılıyor. Biz de bu konuya dikkat çekmek ve mesleki eğitim konusunda toplumsal şuuru tekrar tetiklemek için son bir yıldır Kayseri’den bir aydınlanma projesi yürütmekteyiz.
Bu sürecin bir parçası olarak yaptığımız çalıştayda mesleki ve teknik eğitimin önemli meselelerini masaya yatırdık ve bu meselelere yönelik çözüm önerilerini de araştırarak Kayseri’de ve ülkemiz genelinde mesleki eğitimin daha etkin ve verimli hale getirilmesi, öğrencilerimizin mesleki eğitimi tercih etmesi, mezunların istihdamının artırılması ve iş gücü piyasasında daha başarılı olmasının yollarını bulmaya çalıştık. Çalıştay kapsamında beş farklı çalışma grubunda Sanayi Odası, Ticaret Odası, OSB Başkanlığı ve meslek odalarımızın temsilcileri, üniversite hocaları, STK’lar, KOSGEB, Teknopark, Kalkınma Ajansı yetkilileri, işverenler, insan kaynakları uzmanları, mesleki eğitim okullarının müdürleri, öğretmenleri, öğrencileri, velileri, mezunları, medya mensupları gibi konuyla alakalı 110 paydaşın katılımıyla aşağıdaki beş farklı ana başlık altında temel konularda önemli müzakereler yapıldı. Mesleki eğitim ve istihdam ilişkisinin geliştirilmesi, sektörlerin nitelikli eleman ihtiyacını karşılayabilmek için alınması gereken tedbirler, mesleki eğitimin toplumda ve öğrenciler arasında tercih edilebilirliğinin artırılması, mesleki ve teknik eğitim – sektör ilişkileri ve finansmanı, mesleki ve teknik eğitim okullarında eğitim altyapısı, donanım ve öğretmen niteliklerinin artırılması. İki gün süren Mesleki Eğitim Çalıştayımızda problemler tespit edilerek çözüm önerileri oluşturulmuştur. Bütün teferruatıyla Çalıştay Raporunda belirtilen çözüm önerilerini şu şekilde özetleyebiliriz; Mesleki eğitimde eğitim programlarının yetersizliği, sanayi iş birliği ve staj imkanlarının azlığı, kariyer danışmanlığının yetersizliği, istihdam fırsatlarının sınırlılığı, istihdama erişilebilirlik meseleleri ve kalite güvence eksiklikleri gibi problemler ön plana çıkmıştır. Bu meselelerin çözümü için, mesleki eğitim programlarının endüstriyel ihtiyaçlar ve teknolojik gelişmelere göre sürekli güncellenmesi, sanayi ve reel sektör ile iş birlikleri kurulması, staj imkanlarının eğitim sistemine entegrasyonu ve teknolojiye uyum sağlama yeteneklerinin güçlendirilmesi büyük önem taşımaktadır. Mesleki eğitim fırsatlarına erişimi artırmak için ekonomik, coğrafi ve sosyal engelleri aşacak politikalar geliştirilmelidir. Ayrıca, programların etkinliği ve iş dünyasının ihtiyaçlarına uygunluğu düzenli olarak değerlendirilmelidir. Eğitim ve istihdam ilişkisinin güçlendirilmesi açısından, ortaöğretimde mesleki eğitimin tercih edilme oranının genel eğitime göre düşük olması, sektörün ihtiyaç duyduğu bazı alanlarda nitelikli iş gücünün mevcut eğitim sisteminde yetiştirilememesi, mesleki ve teknik eğitimin toplumsal algısının ve tercih edilme oranının düşük olması gibi sorunlar tespit edilmiştir. Bu sorunların çözümü için, ortaöğretimin ilk basamaklarından itibaren öğrencilerin yeteneklerine uygun olarak mesleki yönelim ve becerilerin farkındalığını artıracak eğitim planlamaları yapılmalıdır. Tercih döneminden önce aileler ve öğrenciler bilinçlendirilmeli, öğrenciler meslek okullarına yönlendirilmelidir. Dar gelirli ailelerin çocukları için yatılı pansiyon hizmetleri sunulmalı ve mesleki eğitimi tercih eden öğrencilere nakdi ve ayni teşvikler verilmelidir. Mesleki eğitim alanları ve dalları, işgücü piyasası ihtiyaçlarına uygun şekilde güncellenmelidir. Mesleki eğitimin toplumsal itibar kazanması için medya ve sosyal medya aracılığıyla özendirici uygulamalar teşvik edilmelidir. Kayseri özelinde meslek okullarından mezun olanların istihdam piyasasındaki durumu genel olarak olumlu olsa da, mesleki eğitim alan öğrencilerin eğitimleri sonrasında farklı alanlara yönelmesi, staj eğitimlerinde sıklıkla mesleki tecrübe kazandıracak faaliyetlerin dışında değerlendirilmesi gibi meseleler tesbit edilmiştir. Bunların çözümü için, mesleki eğitim almış mezunların birtakım SGK prim desteği ve gelir vergisi indirimi gibi mali teşvik paketleriyle mezuniyet sonrasında eğitim aldıkları alanlara yönlendirilmesi ve mevcutta uygulanmakta olan destek sisteminin etkin yürütülmesinin faydalı olacağı düşünülmüştür. Eğitim ve istihdam arasındaki bağı kuvvetlendirmek için KOSGEB, Kalkınma Ajansı ve ilgili kuruluşlar tarafından meslek okulu mezunlarına özel mali ve ekonomik destek paketleri oluşturularak kendi mesleklerini yapmaları da teşvik edilebilecektir. Sanayicinin nitelikli çalışana erişim problemleri ve beklentileri kapsamında, sanayi kuruluşları, meslek odaları, sivil toplum teşkilatı ile meslek okulları arasında ciddi bir iletişim kopukluğu belirlenmiştir. Bunun çözümü için, reel sektör aktörleri ve STK’ların faaliyet alanlarında ihtiyaç duydukları işgücünü yetiştiren meslek okulları ile doğrudan ilişki kurarak, fabrika gezileri, seminerler, öğrenci bursları, atölyelere sarf malzemesi ve makine teçhizat katkısı gibi destekler sağlanarak iş birliği modellerinin yaygınlaştırılması önerilmektedir. İlave olarak, üretimde aktif iş gücü bulunan ama resmi olarak tanımlanmamış mesleklerin bulunması mesleki eğitim ve istihdam problemleri arasında önemli bir gerçekliktir. Dolayısıyla bu iş dallarının taranarak devlet kayıtlarında tanımlanması ve eğitim programı kapsamına alınarak gerekli yeni alanların açılmasının Mesleki Yeterlilik Kurumu ve Milli Eğitim Bakanlığı tarafından yapılması gerektiği de bu ana başlık altında ifade edilmiş bulunmaktadır” dedi.
Cıngı, meslek okullarının branşlarının yeniden düzenlenmesi gerektiğini söyleyerek, “Bölgede sanayi ve tarım sektörlerindeki istihdam taleplerine uyum sağlamayan meslek okulları branşlarının yeniden düzenlenmesi gerektiği özellikle vurgulanmaktadır. Mesleki eğitimde bölgesel dağılımın dengeli yapılmaması ve bölgenin ihtiyacı olan sektör ihtiyaçlarına yönelik programların açılmaması, bu alandaki temel meselelerden birisini teşkil etmektedir. Ayrıca, mesleki eğitim programlarının hızla değişen iş dünyasına ayak uyduramaması, öğretmenlerin yeni çıkan teknolojileri takip etmemeleri, kendilerini güncel bilgiyle yenilememeleri, ve öğrencilerin motivasyon sıkıntıları gibi hususlara ayrıca dikkat çekilmiştir. Bu meselelerin çözülmesi için MEB, YÖK, Odalar ve sektör iş birliği ile Danışma Kurulları aracılığıyla okullardaki müfredatın sürekli olarak revize edilmesi, eğiticilerin hizmet içi eğitimlerle güncel tutulması ve öğrencilerin tercih ettikleri mesleklerde eğitimi olması gerektiği gibi uygulamalı olarak alabilmelerinin sağlanması önerilmektedir. Ayrıca, stajyer öğrencilerin iş yerlerinde yaşadığı problemler ve iş sağlığı ve güvenliği meselelerine yönelik tedbirlerin alınması büyük önem arz etmektedir. Son olarak, mesleki eğitimde çevresel sürdürülebilirlik, dijital dönüşüm ve kaynakların verimli kullanılması konularında hassasiyet ortamı yaratılması ve eğitim kurumlarının iş birliği yaparak kaynaklarını ortak kullanmaları tavsiye edilmektedir. Bu raporun sunduğu çözüm önerilerinin hayata geçirilmesi, Kayseri’deki ve ülkemizdeki mesleki ve teknik eğitimin kalitesini artırarak, bölgelerin iş gücü ihtiyacının karşılanmasında önemli bir adım olacaktır” ifadelerini kullandı.
Problemleri çözmek için paydaşlarla çözüm geliştirdiklerini söyleyen Cıngı, “Mesleki Eğitimin Toplumda ve Öğrenciler Arasında Tercih Edilebilirliğinin Arttırılması ana başlığındaki üçüncü oturum ise ülkemizdeki mesleki eğitimin belki de en önemli engellerinden birisinin tartışıldığı bir platformdu. Zira burada, mesleki ve teknik eğitimin toplumsal algı ve imajının olumsuz olması, öğrenci profili ve niteliği, öğrencilerin motivasyon eksikliği, meslek odalarının mesleki ve teknik eğitimi tercih edecek öğrencilere sunabileceği teşvikler ile aralarındaki koordinasyonun yetersizliği, mesleki yeterlilik, mesleki ahlak, girişimcilik, sorumluluk duygusu gibi temel değerlerin artırılmasına yönelik tedbirlerin azlığı ve finansal okuryazarlık becerilerinin geliştirilmesine yönelik çalışmaların yetersizliği gibi önemli meseleler karşımıza çıkmıştır. Bu problemleri çözmek için paydaşlar şu şekilde çözümler geliştirmişlerdir: İlkokul, hatta anaokulundan itibaren öğrencilerimize meslek tanıtımları için saha gezileri düzenlenmesi, onların meslekleri daha iyi tanıyarak kendi kabiliyetlerine göre mutlu olabilecekleri mesleği seçmeleri açısından önem taşıyacaktır. Bununla birlikte, başarılı rol model olabilecek Mesleki Eğitim kökenli kişilerin okullarda kariyer günleri kapsamında öğrencilere tanıtılması, Mesleki Eğitim yoluyla başarıya ulaşılabileceği şuurunu kazandıracak ve akademik başarısı yüksek öğrencilerin illa üniversitelere yönlendirilmesinin önüne geçerek mesleğini severek yapan altın bilezik sahibi kuşakların inşa edilmesine katkı sağlayacaktır. Ayrıca, tanınan kişilerin yer aldığı kamu spotları ve meslek tanıtım videoları, toplumsal anlamda Mesleki Eğitim aydınlanmasını daha hızlı ve etkin bir şekilde yayacaktır. Ayrıca, mezuniyet sonrasında kendi teknik alanlarında çalışmaları halinde, vergi indirimi, asgari ücret ilavesi gibi bazı mali destekler de öğrenciyi teşvik edecektir. Velilere yönelik tanıtım ve gezi faaliyetlerinin artırılması, mesleki eğitim okullarının tanıtılması ve bu okullardaki öğrencilerin başarılarının kamuyla paylaşılması ve taltif edilmesi de önyargıların kırılması için faydalı görülmektedir. Sektörel başarı sahibi sahadan meslek uzmanlarının okullarda ders vermesi, toplumda etkili insanların meslek okullarını ziyaret etmeleri, yüksek başarı sergileyen öğrencilere yurt içi ve yurt dışı teknik geziler düzenlenmesi, iş dünyası ile ortak uygulamalı eğitimlerin yapılması ve öğrencilerin sosyalleşmesini artırmak gayesiyle sosyal, kültürel, sanatsal ve sportif faaliyetlerin özendirilmesi de çalıştayımızda öğrencilerin şevkini ve mesleklerine bağlılığını artıracak, aynı zamanda da başarılı öğrencileri mesleki eğitime yönlendirecek faaliyetler olarak yer almıştır” dedi.
İş dünyası ile mesleki eğitim veren kurumlarının arasındaki diyalog eksikliğinin rahatsızlık verdiğini söyleyen Cıngı, sözlerine şu şekilde devam etti:
“Çalıştayımızın Mesleki ve Teknik Eğitim – Sektör İlişkileri ve Finansmanı konulu dördüncü oturumda ise, meslek odaları, sanayiciler ve iş dünyası ile mesleki eğitim veren orta ve yüksek öğretim kurumları arasında diyalog eksikliği her iki cenahta da rahatsızlık oluşturan ve verimliliği düşüren bir unsur olarak tesbit edilmiştir. Meslek odaları, öğretim programları, imtihan komisyonları ve yeni mesleklerin belirlenmesi süreçlerine katılmak istemelerine rağmen, yeterince destek alamadıklarından şikayetçi olmaktadır. Bu çalışma grubundaki reel sektör temsilcileri, insan kaynağı sıkıntısının had safhaya ulaştığını ve bu durumun üretim, ihracat ve yatırım planlamalarını çok olumsuz etkilediğini belirtmiştir. Firmaların, stajyer ve çırak öğrencilerle ilgili mevzuat bilgisinin yeterli olmadığı gözlemlenmiş ve bu süreçlerin dijital ortamda gerçekleştirilmesi talep edilmiştir. İşverenler açısından staj konusunda mali ve hukuki bazı sıkıntılar da gündeme taşınmıştır. Sektör temsilcileri, mesleki gelişim kurslarının açılması ve koordinatör öğretmenlerin işletmelerde yaşadığı meseleler konusunda Halk Eğitimi Merkezleri ile iş birliği yapmakta zorlandıklarını, doğrudan mesleki ve teknik eğitim veren kurumlarla iş birliği yapma isteğinde olduklarını ifade etmişlerdir. Meslek okullarının bir mezun takip sistemi olmaması, mezun istatistiklerine dair yeterli ve sağlıklı veri bulunmaması ve mevzuat değişiklikleri gibi konularda güncel bilgiye erişim problemleri de zikredilmiştir. Meslek odaları ve ilgili sektörlerle İl Milli Eğitim Müdürlüğü arasında iş birliği ve danışma mekanizmalarının güçlendirilmesi gerektiği ortaya konmuş ve bu doğrultuda çeşitli çözüm önerileri geliştirilmiştir. İlk olarak, düzenli bir şekilde toplanacak danışma kurulları ve komiteler aracılığıyla odaların, mesleki eğitim programları ve imtihan süreçlerine katılımı artırılmalıdır. Odaların, mevcut öğretim programlarının revizyonu için öneriler sunması ve yeni mesleklerin eğitim programlarına dahil edilmesi konusunda aktif rol alması teşvik edilmelidir. Ayrıca, işletmelerin gelecekteki nitelikli iş gücü ihtiyaçlarını belirlemek üzere üniversite-sanayi işbirliğinin güçlendirilmesi ve kurumsal stratejik planların oluşturulması da önem arz etmektedir. Bu çerçevede, işletmelere yönelik danışmanlık hizmetleri sağlanması ve reel sektör görüşleri ve ihtiyaçlarının uzun vadeli planlamalara dahil edilmesi, eğitim ve öğretim süreçlerinin etkinliğini artıracak, aynı zamanda mesleki eğitimin toplumsal tercih edilebilirliğini de güçlendirecektir. Ayrıca, mahalli seviyede meslek okulları ile sivil mesleki teşkilatların iş birliği içinde olması, öğretmenlerin mesleki gelişimleri ve kendilerini teknoloji noktasında güncellemeleri açısından da büyük önem arz etmektedir. Bu adımlar, mesleki eğitimdeki kaliteyi artırarak iş gücü piyasasının ihtiyaçlarına daha iyi cevap verilebilmesini sağlayacak ve sektörler arası iletişim ve iş birliğini de güçlendirecektir.”
Cıngı, ekipman eksikliği ve sarf malzemesi kısıtlamalarının pratik becerileri önemli ölçüde kısıtladığını söyleyerek, “Mesleki ve Teknik Eğitim Okullarında Eğitim Altyapısı, Donanım ve Öğretmen Nitelikleri başlığı altında yapılan beşinci oturumda belirlenen hususlar da sektörde köklü değişikliklerin ve iyileştirmelerin gerekliliğini vurgulamaktadır. İlk olarak, teknolojik gelişmelere uygun makine ve ekipman eksikliği ile sarf malzemelerindeki kısıtlamaların, öğrencilerin pratik becerilerini geliştirme imkanlarını önemli ölçüde sınırlandırdığı ön plana çıkmaktadır. Eğitim süresince yaşanan teorik bilgi, teknolojik donanım, atölye, laboratuvar ve fiziki şartların yetersizliği de, öğrencileri meslekten soğutan ve mezunların kendi alanlarında çalışmasına engel olan gerçekliklerden bir tanesi olarak görülmektedir. Altyapı yatırımlarının günümüz teknolojisine uygun olmaması ve öğretmenlerin güncel teknolojik bilgiye yeterince vakıf olmamaları da önemli bir problemi teşkil etmektedir. Eğitim kurumlarının yeterli teknolojiyle donatılmaması, öğrencilerin sektöre hazırlanmasını ve iş dünyasında rekabet edebilirliğini zayıflatmaktadır. Bunun yanı sıra, Kayseri’de yoğun üretim yapan sektörlerdeki eğitim bölümlerinin ve bu alanlardaki öğrenci sayısının azlığı işgücü piyasasındaki dengesizlikleri ve arz-talep uyuşmazlıklarını da beraberinde getirmektedir. Oturumda bu problemlerin çözümüne katkı vermesi için aşağıdaki çözüm önerileri getirilmiştir. Mesleki ve teknik okulların karşılaştığı çeşitli zorluklara yönelik çözüm önerileri, sektörde köklü iyileştirmeler ve entegrasyonlar sağlamayı amaçlamaktadır. Bakanlık ve özel sektör iş birliğiyle, güncel teknolojik teçhizatların temin edilmesi ve sarf malzemelerinin sürekli sağlanması önemlidir. Bu adımlar, öğrencilerin pratik beceri kazanmalarını destekleyecek ve eğitim kalitesini önemli ölçüde artıracaktır. Okulların teknolojik altyapılarının güçlendirilmesi için her bir mesleki okula sanayi kuruluşları ve meslek odaları tarafından teknolojik altyapı katkısı sunulmalıdır. Öğretmenlerin teknolojik gelişmelere uyum sağlamalarını desteklemek amacıyla sektörel eğitim ve seminerler düzenlenmelidir. Bu seminerler, sektör uzmanları tarafından verilen pratik bilgilerle desteklenmeli ve öğretmenlerin mesleki beceri ve bilgilerini güncel tutmalarına yardımcı olmalıdır. Mesleki eğitim müfredatlarının çağdaş teknolojilere uygun olarak mümkünse her yıl güncellenmesi büyük önem taşımaktadır. Bu güncellemeler, teknoloji ve dijital becerilerin mesleki eğitimde daha etkin bir şekilde kullanılmasını sağlayacak ve öğrencilerin iş piyasasında rekabet güçlerini artıracaktır. Öğrencilerin üretime daha fazla dahil edilmesi için bazı meslek okullarındaki döner sermaye işletmelerinin sistemli, verimli ve kurumsal bir yapıya kavuşturulması ve bu işletmelerin altyapı ve donanım desteğinin güçlendirilmesi gerekmektedir. Bu sayede, öğrencilerin reel sektörün ihtiyaçlarını görmeleri ve yaparak öğrenme prensibiyle pratik tecrübe kazanmaları sağlanacak aynı zamanda öğrencinin kendi branşından para kazanarak mezuniyet sonrası mesleğine devam etmesi teşvik edilmiş olacaktır” dedi
Kayseri’de yanan mesleki eğitim aydınlanmasının bütün illere yayılmasını temenni ettiğini söyleyen Murat Cahid Cıngı, “Bu kısa zamanda ana hatlarıyla özetlemeye çalıştığım 100 sayfaya yaklaşan Kayseri’de Mesleki Eğitim Çalıştay Raporundan elde ettiğimiz neticeler sadece kendi şehrimize mahsus olmayıp aslında tüm Türkiye’de hemen hemen aynı mahiyeti arz etmektedir. Dolayısıyla bu çıktılar, ülkemizde Edirne’den Kars’a, Sinop’tan Hatay’a tüm vilayetlerimizi ilgilendiren ve bütün bölgelerimizde rahatlıkla tespit edilebilecek ve çözüm önerileri de uygulanabilecek şekilde olup Kayseri’de yanan mesleki eğitim aydınlanmasının bütün illerimize yayılmasını temenni ediyoruz. Bu vesileyle düzenlediğimiz çalıştayın ilk meyvelerini hemen almaya başladığımızı da bir müjde olarak buradan duyurmak istiyorum. Kayseri Sanayi Odası, mesleki ve teknik eğitim okullarını yüksek puanlı öğrencilerin tercih etmesi ve öğrenci ailelerine de katkı sağlamak maksadıyla, Kayseri Valiliği ve İl Milli Eğitim Müdürlüğü ile “Meslek Lisesi Öğrencilerine Yönelik Burs Protokolünü geçtiğimiz hafta imzaladı. Kayseri Sanayi Odamızın sağladığı burs çerçevesinde sanayicilerimiz LGS’de ilk üç tercihi içerisinde Kayseri’deki Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’ni seçen en yüksek puanlı 50 öğrencimize aylık bin TL, ve Kayseri’deki Mesleki ve Teknik Anadolu Liselerini tercih eden LGS’de en yüksek puanı alan 3 öğrencimize ise aylık 2 bin TL burs verecek olup bu destek öğrencilerimizin eğitim hayatları boyunca devam ettirilecektir. Teknik personel bulmakta sıkıntı çeken bütün sanayicilerimizin şikayet etmekle kalmayıp Meslek liselerinin cazibesinin artırılması için ellerini Kayserili sanayiciler gibi taşın altına koymasını ve Kayseri’den doğan bu uygulamanın tüm Odalarımıza örnek teşkil edip memleket sathına yayılmasını ümit ediyoruz. Bu vesileyle Kayseri Sanayi Odası Başkanı ve yönetim kuruluna bir kez daha teşekkür ediyorum. Çalıştayda mesleki ve teknik okulların karşılaştığı çeşitli zorluklara karşılık olarak önerilen çözüm yolları ve bunların uygulanması büyük önem taşımaktadır. Bu adımların, mesleki eğitimin kalitesini artırarak mezunların iş piyasasına daha donanımlı bir şekilde hazırlanmalarını sağlayacağına, sektörle okullar arasındaki iş birliğini güçlendireceğine ve bunun sonunda da ülkemizde kangren haline gelen işçisizlik meselesinin de tamamen olmasa bile belli bir oranda çözüme kavuşacağına inanıyorum. Kayserimizde yapılan çalıştayın düzenlenmesinde ve yürütülmesinde elini taşın altına koyan, başta valiliğimiz, Milli Eğitim Bakanlığımız, Mesleki ve Teknik Eğitim Genel Müdürlüğümüz, İl Milli Eğitim Müdürlüğümüz, Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi Müdürlerimiz, Kayseri Üniversitesi, Erciyes Üniversitesi, Kayseri Sanayi Odası, Kayseri Ticaret Odası, OSB Başkanlığı, MÜSİAD başta olmak üzere katkı sağlayan bütün sanayicilere, öğretmenlere, öğrencilere, velilere, medya mensuplarına ve emeği geçen herkese teşekkür ediyorum” ifadelerini kullandı. – KAYSERİ
]]>(MALATYA)- CHP Malatya İl Başkanı Barış Yıldız, “Yetersiz beslenme, çocukların fiziksel gelişimini, okul için hazır bulunuşunu, akademik başarısını ve okula devamını da etkilemektedir. Fakat iktidar bunu görmezden gelmeye devam etmektedir. En başta söylediğimiz gibi eğitim sitemimizin sorunları anlatmakla bitmeyecek hale gelmiştir” dedi.
CHP Malatya İl Başkanı Barış Yıldız, CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in katılımıyla Ankara’da düzenlenen 24 saatlik Eğitim Maratonu ile ilgili basın açıklaması yaptı. Yıldız, şunları söyledi:
“Eğitim konuşmak için ne 24 ne 48 saat yeterli değil”
“İlk çıktı olarak diyebiliriz ki, eğitim konuşmak için ne 24 saat ne de 48 saat yeterli değil çünkü eğitim sistemimiz maalesef bugün ne çağdaş ne laik ne bilimsel ne de kamusal bir hizmet anlayışına sahip. Eğitimin bileşenleri olan öğrenciler, öğretmenler, veliler, yöneticiler, hizmetliler, sendikalar, STK’lar ve niceleri, eğitimin birçok farklı başlığından ve okul ortamında yaşananlardan, eksikliklerden muzdarip durumda. AKP iktidarı bilerek ve isteyerek, kasti bir biçimde ülkemizde eğitimi baltalamıştır. Liyakatsiz atamalarla, eğitim sistemimizin niteliği yerle bir edilmiştir. Eğitim dinselleştirilmiş, piyasalaştırılmıştır. Köy okulları ve yatılı okullar kapatılmış, çocuklarımız kilometrelerce uzaklardaki okullara, taşımalı eğitime mecbur edilmiştir. Deprem bölgelerindeki çocuklarımız hala birleştirilmiş okullarda eğitim görmeye, 21 metrekarelik konteynerlerde ailecek yaşamaya devam etmektedir.
“İktidar, gerçek sorun ve sıkıntıları görmezden gelmektedir”
Bugün ülkemizin gençliği sınavlarda her yıl daha düşük ortalama yapmaktadır. Uluslararası ölçme değerlendirme sonuçlarına göre 2002 öncesine göre geriye gidilmiştir. 81 ülke ve bölgede 15 yaşındaki gençlerin okuma, matematik ve fen bilimi seviyelerinin değerlendirildiği 2022 PISA araştırmasında Türkiye matematikte 39, fende 34, okumada 36’ncı sırada yer almıştır. Eğitim yatırımlarına ayrılan bütçe her geçen yıl düşürülmüştür. Bunun karşılığında iktidar, ÇEDES projesiyle çocuklarımıza camide bowling oynatma, maket mezarlarda ağıt yaktırma gibi pedagojik olmayan işler yaptırmaktadır. İktidar, Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli gibi çağ dışı ve laiklik karşıtı uygulamalar ile uğraşmakta, gerçek sorun ve sıkıntıları görmezden gelmektedir.
“Çocuklarımız iş kazalarında ölmeye devam etmektedir”
Mesleki eğitim, Türkiye’nin eğitim gündeminin ana konularından biri olmaya devam etmektedir. MESEM’lerle çocuklarımız iş öğrenen değil, iş gören kişiler haline getirilmiştir. Çocuklarımız 4 gün işe 1 gün okula denerek okullardan uzaklaştırılmış, üzerine bir de yasal olmayan şekilde okul saati dışında ve hafta sonlarında ağır işlerde çalıştırılmıştır. Yoksul halkın çocukları için tek seçenek haline gelen MESEM’lerde birçok çocuğumuz fiziksel ve ruhsal sorunlarla baş başa bırakılmıştır. Çocuklarımız buralarda uğradıkları iş kazalarında yaralanmaya ve ölmeye devam etmektedir. İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi’nin araştırmasına göre ise 2013-2022 yılları arasında toplamda 616 çocuk iş cinayetlerinde hayatını kaybetmiştir. Alperen, Erol, Murat, Arda, Ömer, Ulaş, Zekai, Yiğit… Son bir yılda MESEM’lerde 336 öğrenci çıraklık yaptırılırken iş kazası geçirmiş, 9 çocuk iş cinayetlerinde hayatını kaybetmiştir.
“Eğitim sitemimizin sorunları anlatmakla bitmeyecek hale gelmiştir”
TÜİK 2022 verilerine göre üç çocuktan biri ciddi maddi yoksulluk ve yetersiz beslenme sorunu ile karşı karşıyadır. Yetersiz beslenme, çocukların fiziksel gelişimini, okul için hazır bulunuşluğunu, akademik başarısını ve okula devamını da etkilemektedir fakat iktidar bunu görmezden gelmeye devam etmektedir. En başta söylediğimiz gibi, eğitim sitemimizin sorunları anlatmakla bitmeyecek hale gelmiştir. 22 yıllık AKP iktidarının eğitim sistemimizde yarattığı tahribatı gerek sokaklarda gerek Meclis’te gerek yargı yoluyla, olduğumuz her yerde dile getirmeye ve mücadele etmeye devam edeceğiz. Cumhuriyet Halk Partisi olarak, eğitim mücadelemiz dün ve bugün olduğu gibi yarın da devam edecektir. Çocuklarımızı ve gençlerimizi AKP’nin karanlığına teslim etmeyeceğiz. Mustafa Kemal Atatürk’ün dediği gibi, ‘Eğitimdir ki bir milleti ya hür, bağımsız, şanlı, yüksek bir topluluk halinde yaşatır; ya da esaret ve sefalete terk eder’.”
]]>
Yücel, CHP’nin düzenlediği Eğitim Maratonu’nun 17’nci Oturumu olan “Afetler Ülkesinde Eğitim” oturumunda konuştu. Sabaha karşı 04.15 saatlerinde konuşmasına başlayan Yücel, 6 Şubat depreminin yaşandığı dakikalarda, şunları dile getirdi:
“24 saat kesintisiz bir şekilde, eğitimin her yönüyle konuşulduğu bu ‘Eğitim Maratonu’ eylemi son derece önemli ve anlamlı. CHP olarak en çok önemsediğimiz alanlardan biri eğitim. Üzerinde konuştuğumuz ‘Afet dönemlerinde eğitim’ dediğimizde açıkçası aklıma şöyle bir benzetme geliyor. Devlet dairelerinde evrak dolaplarında ‘yangında ilk kurtarılacak’ diye bir yazı yazar. Ben Türkiye’deki mevcut iktidarın eğitime bakış açısına baktığımda, bir afet anında eğitimi ‘ilk gözden çıkarılacak’ alan diye kodladığını düşünüyorum. Bir kere şunu biliyoruz. Mevcut iktidar eğitimli bir toplum istemiyor. Okuyan, araştıran, sorgulayan, itiraz eden bir nesil yetişsin istemiyor.
Afet dönemleri, hayatın her alanının ciddi kesintiye uğradığı dönemler. Bu dönemlerde eğitimin kesintisiz bir şekilde sürdürülebilmesi çok ama çok önemli. Ülkemiz afetler açısından yüksek riskli bir ülke. Dolayısıyla afet sonrasında, en küçüğünden en büyüğüne çocuklarımıza, öğrencilerimize eğitim olanaklarını hızlı ve güvenli bir şekilde sağlayacağımız bir mekanizma kurulması gerekiyor. Ancak bu dönemlerde bizim ülkemizde, ilk feragat edilen alan da maalesef ‘eğitim’ oluyor.
“Depremden önce okula devam eden öğrencilerin yüzde 22’si depremden sonra okula gitmemiş”
Peki ne yapılması gerekiyor? Bunu bir baba, bir hukukçu, bir milletvekili ve bu ülkede yaşayan bir vatandaş olarak değerlendirdiğimde; Öncelikle, Bu işe bir bütçe ayırmak gerekiyor. Bu bütçeyi de doğru kullanmak gerekiyor. Yani tarikat ve cemaatlere akıtılan bütçe, okulların taraması ve sağlamlaştırılmasına ayrılsaydı, Hatay’da dersliklerin yüzde 45,4’ü kullanılamaz hale gelmezdi herhalde… Sonrasında ne yapmak gerekiyor? Mesela elimde bazı rakamlar var. Eğitim Reformu Girişimi raporuna göre; depremin etkilediği illerde depremden önce okula devam eden öğrencilerin yüzde 22’lik kısmı, depremi takip eden eğitim öğretim döneminde okula gitmemiş. Tüm çocuklarının okula gittiğini söyleyen ailelerin oranı ise yüzde 61,9… Pazarcık ve Hatay’daki Çocuk Yaşam Merkezleri’nde yapılan çalışmaya göre, çocukların yzüde 93’ü deprem öncesinde okula devam ederken, deprem sonrası bu oran yüzde 10’a gerilemiş. Bu rakamları, deprem sonrasında feda edilen eğitim tablosunu ortaya koyması açısından çok çarpıcı buluyorum.
“Öğretmenlere de sahip çıkılmadı”
Öğretmenlere de sahip çıkılmadı. Kamuda çalışan öğretmenler ekonomik açıdan bir nebze belki daha iyi durumdaydı ama; özel okul öğretmenleri ancak koşulları varsa işsizlik maaşından faydalanabildi, kısa çalışma ödeneği alabilenler ise çalıştıkları okulları kapananlardı. İki koşulu da sağlamayan öğretmenler günlük 133,44 TL nakdi ücret desteği alabildiler. Gerçekten çok trajik bir tablo.
“İlk dileğim, mevcut Milli Eğitim Bakanı’ndan kurtulmamız”
İlk dileğim, mevcut Milli Eğitim Bakanı’ndan kurtulmamız. Kurtulalım ki bilimsel, laik, çağdaş eğitim sistemimizi yeniden ayağa kaldırabilelim. Kurtulalım ki adından da anlaşılacağı üzere ideolojik kaygılarla dayatmacı bir anlayışla getirilen ‘Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’ denen saçmalıktan pırıl pırıl evlatlarımızı kurtarabilelim. İkincisi de şudur; Milli eğitim sistemimizin cemaat ve tarikatlardan tamamıyla arındığı, eğitim ile tarikat sözcüğünün, eğitim ile cemaat sözcüğünün yan yana dahi gelmediği, yobazlığın, sapkınlığın çocuklarımızın yakasından düştüğü günlere en kısa sürede kavuşmayı diliyorum.”
]]>CHP İstanbul İl Başkanlığı, 81 İl Başkanlığı ile eş zamanlı olarak Ankara’da düzenlenen ve eğitimdeki sorunların konuşulduğu 24 saatlik “Eğitim Maratonu” ile ilgili basın açıklaması yaptı. İl binasında yapılan açıklamaya İstanbul İl Yönetimi katıldı. Ortak açıklamada eğitimin sorunlarına dikkat çekilerek “AKP iktidarı, bilerek ve isteyerek, kasti bir biçimde ülkemizde eğitimi baltalamıştır” denildi.
CHP İstanbul İl Eğitim Sekreteri Ali Ekber Cömert’in okuduğu açıklamada şu ifadelere yer verildi:
“Eğitim sistemi ne çağdaş ne laik”
“Eğitim sistemimiz maalesef bugün ne çağdaş, ne laik, ne bilimsel ne de kamusal bir hizmet anlayışına sahip. Eğitimin bileşenleri olan; öğrenciler, öğretmenler, veliler, yöneticiler, hizmetliler, sendikalar, STK’lar ve niceleri, eğitimin birçok farklı başlığından ve okul ortamında yaşananlardan, eksikliklerden muzdarip durumda. Bir çıkış yolu yok, nereye giderseniz gidin ülkemizin en dertli ve en eksik alanı eğitim. Gün geçtikçe de eğitim alanındaki bu dertler ve sorunlar, eksiklikler hatta yanlışlıklar devam etmeye, ettirilmeye çalışılıyor.
“AKP eğitimi baltaladı”
AKP iktidarı, bilerek ve isteyerek, kasti bir biçimde ülkemizde eğitimi baltalamıştır. Liyakatsiz atamalarla, eğitim sistemimizin niteliği yerle bir edilmiştir. Eğitim dinselleştirilmiş, piyasalaştırılmıştır. Köy okulları ve yatılı okullar kapatılmış, çocuklarımız kilometrelerce uzaklardaki okullara, taşımalı eğitime mecbur edilmiştir. Deprem bölgelerindeki çocuklarımız hala birleştirilmiş okullarda eğitim görmeye, 20 metrekarelik konteynerlerde ailecek yaşamaya devam etmektedir.
“Uluslararası ölçülere göre 2002’nin gerisindeyiz”
Bugün ülkemizin gençliği sınavlarda her yıl daha düşük ortalama yapmaktadır. Uluslararası ölçme değerlendirme sonuçlarına göre 2002 öncesine göre geriye gidilmiştir. 81 ülke ve bölgede 15 yaşındaki gençlerin okuma, matematik ve fen bilimi seviyelerinin değerlendirildiği 2022 PISA araştırmasında Türkiye matematikte 39, fende 34, okumada 36’ncı sırada yer almıştır. Eğitim yatırımlarına ayrılan bütçe her geçen yıl düşürülmüştür. Bunun karşılığında iktidar, ÇEDES projesiyle çocuklarımıza camide bowling oynatma, maket mezarlarda ağıt yaktırma gibi pedagojik olmayan işler yaptırmaktadır. İktidar, Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli gibi çağ dışı ve laiklik karşıtı uygulamalar ile uğraşmakta, gerçek sorun ve sıkıntıları görmezden gelmektedir.
“İktidar maarif modeliyle kindar ve dindar nesil yetiştiriyor”
Sayın Milli Eğitim Bakanı’nın iddialarının aksine, Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’ne bilimsel verilerle karşı çıkmaktayız. Çünkü bu program; ihtiyaç analizi yapılmadan hazırlanmıştır, eğitim programları geliştirme ilkelerine ve akademik etik kurallarına uygun değildir. Programın tartışılması için yeterli süre verilmemiş, geri dönüşler için doğru araçlar tanımlanmamıştır. İktidarın, kindar ve dindar nesil yetiştirme idealiyle başlattığı bu süreç, makbul ve itaatkar nesil yetiştirme istemiyle sürdürülmektedir. Bunun karşısında partimiz, Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli için Danıştay’a iptal ve yürütmeyi durdurma davası açmıştır.
“Öğretmenlik mesleği itibarsızlaştırılıyor”
2002 yılında 68 bin olan atanmamış öğretmen sayısı AKP iktidarında 1 milyona yükseltilmiştir. Öğretmenlerimiz okullarda şiddet görmekte, öldürülmektedir. Yoksulluk sınırının altında maaşlarla; ücretli, sözleşmeli, aday öğretmen, öğretmen, uzman, başöğretmen unvanlarıyla aynı dersi veren ama farklı maaş alan altı farklı öğretmen yaratılmış, öğretmenlik mesleği itibarsızlaştırılmıştır. Bugün bir uzman öğretmen 41 bin 192, bir başöğretmen 44 bin 136 lira ücret almaktadır. Fakat ülkemizde yoksulluk sınırı, Birleşik Kamu İş Mayıs 2024 Araştırması’na göre 59 bin 353, Türk İş Mayıs 2024 Araştırmasına göre 61 bin 788’dir.
“Mülakat yüksek standardı olan bir ölçme aracı değil”
Öğretmenlik Mesleği Kanunu gibi, hiç bir paydaşla görüşülmeden sunulan kanun teklifleri ile öğretmenlerin hakları hiçe sayılmış, diplomaları geçersiz sayılarak adaylık statüsüne düşürülmek istenmiştir. Böylece eğitim fakültelerinin işlevi ortadan kaldırılmaya çalışılmaktadır. Maalesef bir seçim vaadi olarak kalan mülakatlar, şimdiki Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin tarafından ‘mülakat gibi mülakat yapacağız’ söylemiyle devam ettirilmektedir. Mülakat, yüksek standardı olan bir ölçme aracı değildir. Ama iktidar kendi söyleminin aksine bundan vazgeçmeyerek, öğretmenlerimizi kendi amaçları doğrultusunda elemeye devam etmek istemektedir.
“Özel sektörde çalışan öğretmenler mağdur ediliyor”
Mülakatla, Milli Eğitim Akademisi ile kendi istediği dışında tek bir öğretmenin bile çalışmasına imkan tanımak istemeyen iktidar, özel sektörde çalışan öğretmenlerin taban maaş hakkını görmezden gelerek bugün binlerce öğretmeni mağdur etmeye devam etmektedir. 2022 KPSS sonuçları ile ek atama sözü verilen öğretmenlerin ataması yapılmamıştır. Engelli öğretmen atamaları yetersizdir. Ücretli ve sözleşmeli öğretmenlikle öğretmenlerimizin emekleri sömürülmeye devam etmektedir. Deprem bölgelerinde çifte mağduriyet yaşayan, atanmamış ya da okulu yıkıldığı için işsiz kalmış, çocuklarından uzak kalmış görev bekleyen öğretmenlerimizin sorunları çözülmemiştir. Daha bir yıl önce eski Milli Eğitim Bakanı Mahmut Özer’in ‘Her 100 öğrenciye 1 rehber öğretmen’ vaadi yerine ÇEDES ile pedagojik formasyonu olmayan kişiler okullara sokulmuştur. Yine aynı bakanın ‘Uzman öğretmenler de artık 10 yıl değil, 5 yıl içerisinde bu sürece tabi olacaklar’ vaadi unutulmuştur.
“2015 ile 2022 arasında 2.3 milyon üniversite öğrencisi okul bıraktı”
KHK uygulamaları ile üniversitelerimizin demokratik işleyişine son verilmiş, özgür düşüncenin ve bilimsel üretimin yerleri olması gereken üniversitelerimiz tektipleştirilmiştir. Nitelikli öğretim görevlileri okullardan uzaklaştırılmış, öğrencilerin sosyal etkinlikleri dahi izne tabi tutulmuş ve engellenmiştir. Anayasa Mahkemesi CHP’nin başvurusu üzerine verdiği kararda, üniversite rektörlerinin Cumhurbaşkanı tarafından atanması kararını Anayasa’ya aykırı bulunmuştur. Üniversiteliler için yurt sorunu bir barınamama sorununa dönüşmüş, yoksulluk gençlerimizin üniversiteyi kazansa bile gidememesine sebep olmuştur. Yüksek Öğretim Kalite Kurulu’na göre 2015 ile 2022 arasında 2,3 milyon üniversite öğrencisi okulu bırakmak zorunda kalmıştır.
“Mesem’ler nedeniyle 616 çocuk iş cinayetinde hayatını kaybetti”
Mesleki eğitim, Türkiye’nin eğitim gündeminin ana konularından biri olmaya devam etmektedir. MESEM’lerle çocuklarımız iş öğrenen değil, iş gören kişiler haline getirilmiştir. Çocuklarımız 4 gün işe 1 gün okula denerek okullardan uzaklaştırılmış, üzerine bir de yasal olmayan şekilde okul saati dışında ve hafta sonlarında ağır işlerde çalıştırılmıştır. Yoksul halkın çocukları için tek seçenek haline gelen MESEM’lerde birçok çocuğumuz fiziksel ve ruhsal sorunlarla baş başa bırakılmıştır. Çocuklarımız buralarda uğradıkları iş kazalarında yaralanmaya ve ölmeye devam etmektedir. İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi’nin araştırmasına göre ise 2013-2022 yılları arasında toplamda 616 çocuk iş cinayetlerinde hayatını kaybetmiştir. Alperen, Erol, Murat, Arda, Ömer, Ulaş, Zekai, Yiğit… Son bir yılda MESEM’lerde 336 öğrenci çıraklık yaptırılırken iş kazası geçirmiş, 9 çocuk iş cinayetlerinde hayatını kaybetmiştir.
“İktidar yetersiz beslenmeyi göz ardı ediyor”
AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan ve sorumlu bakanlarının, ekonomi bilimini göz ardı eden siyasal tercihleri ile Türkiye, büyük bir ekonomik kriz ile karşı karşıya gelmiştir. Derin bir yoksullukla mücadele eden halkımız, çocuğunun beslenme çantasına bir yumurta bile koyamaz hale gelmiştir. Mahmut Özer’in 2022- 2023 Eğitim Öğretim yılının ikinci döneminde başlattığı okul öncesinde ücretsiz yemek uygulaması, bir yıl bile sürmeden, 2023- 2024 Eğitim Öğretim yılında, yeni bakan Yusuf Tekin tarafından iptal edilmiştir. Oysa, bir öğün ücretsiz yemek ve temiz su ihtiyacı çocukların sağlıklı gelişimi için hayati derece önem taşımaktadır. TÜİK 2022 verilerine göre üç çocuktan biri (yüzde 35,3) ciddi maddi yoksulluk ve yetersiz beslenme sorunu ile karşı karşıyadır. Yetersiz beslenme, çocukların fiziksel gelişimini, okul için hazır bulunuşluğunu, akademik başarısını ve okula devamını da etkilemektedir. Fakat iktidar bunu görmezden gelmeye devam etmektedir”
Açıklamanın sonunda 22 yıllık AKP iktidarının eğitim sisteminde yarattığı tahribata karşı Meclis’te ve sokakta mücadeleye devam edileceğinin altı çizilerek şöyle denildi:
“Çocuklarımızı ve gençlerimizi AKP’nin karanlığına teslim etmeyeceğiz”
“Cumhuriyet Halk Partisi olarak, eğitim mücadelemiz dün ve bugün olduğu gibi yarın da devam edecektir. Çocuklarımızı ve gençlerimizi AKP’nin karanlığına teslim etmeyeceğiz. Mustafa Kemal Atatürk’ün dediği gibi, ‘Eğitimdir ki bir milleti ya hür, bağımsız, şanlı, yüksek bir topluluk halinde yaşatır; ya da esaret ve sefalete terk eder. Laik, bilimsel, nitelikli, demokratik, kapsayıcı ve kamusal eğitim haktır”
]]>CHP tarafından eğitim alanında yaşanan sorunlara dikkat çekmek üzere Ankara Çankaya Anıtpark’ta halka açık olarak gerçekleştirilecek 24 saatlik Eğitim Maratonu, sona erdi. Maratonun kapanış konuşmasını yapan CHP Genel Başkan Yardımcısı Suat Özçağdaş, ağustos ayı itibarıyla CHP tarafından yönetilen 21 ilde eğitim buluşmaları yapacaklarını bildirdi.
Özçağdaş, şunları söyledi:
“Eğitim sistemimizin yaşadığı sorunlarını kısa basın toplantılarıyla anlatmak mümkün değil. Bu 24 saatlik maraton bugün itibariyle burada bitiyor. Buradan sonra ilk etapta sahalara ineceğiz. Ağustos ayı başından itibaren CHP tarafından yönetilen 21 ilde eğitim buluşmaları gerçekleştireceğiz. Bu eğitim buluşmalarında, öğretmenlerimiz, idarecilerimiz, sendikalılarımız, akademisyenlerimiz ile bir araya geleceğiz. Valilerimizi, il milli eğitim müdürlerimizi ve rektörlerimizi ziyeret edeceğiz. Sivil toplum temsilcileri, idari görevliler, akademisyenlerle bir araya gelerek çalışma toplantıları yapacağız. Dolayısıyla çalışmaya, eğitimi konuşmaya, tartışmaya, doğru yönleri bulmaya çalışmaya devam edeceğiz. Burada 24 saat boyunca konuştuğumuz bütün bu konular bize her şeyden önce şunu gösterdi, 22 yıldır devam eden Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarının eğitimin hemen hemen her alanında ülkeyi çok daha kötüye götürdüğünü görmüş olduk.”
Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’e seslenen Özçağdaş, CHP’nin eğitim alanındaki taleplerini sıraladı. Özçağdaş’ın açıklaması şöyle:
“Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli adı verilen program önerisini geri çekin. Türkiye’nin saygın akademisyenlerinden yeni bir kurul oluşturun. İhtiyaç analizleriyle her türlü desteği verelim ve ne değiştirilmesi gerekiyorsa değiştirelim. Okul öncesi eğitim, en az bir yıl zorunlu ve tamamen ücretsiz olmalıdır. Lütfen bunu kanunlaştırın. Erken çocukluk eğitimi verilen tüm kurumları bakanlık denetimine alın. Ortaokul kademesi için açıköğretimi iptal edin. Hayalet öğrenciliği bitirin. Taşımalı eğitim uygulamasına son verin. Her gün 1.2 milyon çocuğun oradan oraya tarumar olmasına engel olun. Yatılı okulların şartlarını iyileştirin. Okula erişme olmayan çocukları bu okullara yönlendirin. Köy okullarını açın. Hatta bu küçük çocukların annelerine, babalarına tarımsal üretimi arttırmak için destek verin. Köyler boşalmasın, köyler güçlensin. Çocuğunu okula göndermeyen veliler için caydırıcı cezalar koyun. Meclis’te bir günde çıkarabiliriz beraber isterseniz. Her okulda okul büyüklüğüne göre bir veya birden fazla kadrolu temizlik görevlisi verin. Her okulda en az bir kadrolu güvenlik görevlisi tesis edin. Okulların kapısında mafyalar, uyuşturucu satıcıları, zorbalık yapan insanlar cirit atıyor. Siz buralara bir güvenlik görevlisi koyamadığınız için bizim okul müdürlerimiz, öğretmenlerimiz şiddete maruz kalıyor, hayatlarını kaybediyor. Her okula en az bir sağlık personeli atayın. Binlerce öğrencinin, binlerce küçük çocuğun olduğu okullarda acil müdahale için hemen sağlık hizmetinin verilebilmesi için, ilk yardım için sağlık hizmetine ihtiyacımız var. Lütfen temiz suya erişim sağlayın. Çocukların bir bardak temiz su içmesini sağlayın. En azından bunu becerin Sayın Bakan.
“Mülakatla değil, liyakatle yapın”
Tüm kademelerde her öğrenciye bir öğün ücretsiz yemek verin. Çocuklarımızın yarısının aç olduğunu unutmayın. Çocuklara Anayasa’da karşılığı olduğu şeklinde beslenme hakkıyla, sağlık hakkıyla bir öğün yemek verin. Tüm kademelerde velilerden alınan bağışlara son verin. Bakalım okullar sizin de söylediğiniz gibi işleyebiliyor mu? Görelim hep beraber. Ortaöğretim kademesinde MESEM projesinin bu haliyle uygulanmasına son verin. Mesleki ve teknik eğitimi öğretmen yetiştiren fakülteleri yeniden açın. Mesleki ve teknik okuldaki laboratuvar ve atölyeleri hızlı bir biçimde çağın gerekleriyle yeniden yapılandırılır. Gerçek öğretmen ihtiyacı kadar öğretmen ataması yapıan ama bunu Anayasa’daki gibi yapın. Mülakatla değil, liyakatle yapın.Eğitim fakültelerinin kontenjanlarını ihtiyaca göre revize edin. Öğretmen yetiştirme programı olan alanlarda formasyon uygulamasından vazgeçin. Bu gençlerimize hayal satmayın. Onların gelecekleriyle oynamayın. Psikolojik danışmanlık rehberlik öğretmenlerine, devlette devamlılığın esas olduğu üzerinden verilen norm kadro düzenleme sözünü tutun. Bu sizin iktidarınızın sözüdür. Yine 2022 KPSS sonuçları ile ek atama sözü verdiğiniz öğretmenlere sözünüzü tutun. Atama bekleyen engelli öğretmenleri oyalamayın. Atamalarını yapın.
“Öğretmenlerin ekonomik ve özlük haklarını düzenleyin”
Ücretli öğretmenlik adı altında yaptığınız emek sorununu, kölelik düzeninde çalıştırdığınız öğretmenlerin koşullarını değiştirin. Ücretli öğretmenliğe son verin. Ücretli öğretmenlik diye bir şey söz konusu bile olamaz. Asgari ücretin altında 10 ay boyunca hiçbir devlet böyle bir kaçak işçi çalıştıramaz. Sözleşmeli ve kadrolu öğretmen ayrımına son verin. Böylelikle sözleşmeli öğretmen olup eş durumundan tayin alamayan ve ailelerinden ayrı kalan öğretmenlerin sorunlarını da çözün. Taban maaşı uygulamasının kaldırılması kararını derhal özel okul öğretmenleri için yeniden getirin. Özel okul öğretmenlerini asgari ücrete 10 ay çalışmaya mahkum etmeyin. Öğretmenlerin 6 ayrı basamakla basamaklandırmasına müsaade etmeyin. Öğretmenleri unvanla değil, maaşla güçlendirin. Onları yoksulluk sınırı altında maaşlara hapsetmeyin. Öğretmenlerin ekonomik ve özlük haklarını düzenleyin. Eğitim yöneticilerinin liyakat esasına göre atanmasını sağlayın.”
]]>CHP’nin düzenlediği ve 24 saat süren Eğitim Maratonu’nun “Kapsayıcı Eğitim ve Özel Eğitim” başlıklı yirminci oturumu tamamlandı. CHP Genel Başkan Yardımcısı Suat Özçağdaş, bu oturumda yaptığı konuşmada ailesiyle birlikte seyahat etmek zorunda kalmaları nedeniyle eğitim hakkından yararlanmayan çocuklar için çözüm üretilmesi gerektiğine dikkati çekti.
“Sorun yokmuş gibi davranamayız”
Özçağdaş, şunları söyledi:
“Türkiye’nin çok ciddi bir çocuk işçiliği ve eğitim sorunu var. Çalışmak zorunda kalan çocuklar evrensel olarak kabul gören ve ülkenin iç hukuklarında da güvence altına alınan eğitim hakkından mahrum kalıyorlar. Eşit olarak yararlanamıyorlar. Çocuk işçilerinin bir bölümü de okullarını tamamen terk ederek eğitim hakkını hiç kullanmazken, bir bölümü de hem çalışmayı hem de eğitimlerini sürdürmeye çalışıyorlar. Özellikle mevsimlik işçi çocuklar ki kapsayıcı eğitim açısından önemli bir konu. Türkiye’de bir milyona yakın çocuk işçi var, mevsimlik işçi var, mevsimlik ve tarımda bulunan çocuklar var. Bunlar aylarca okullarına gidemiyorlar. Maalesef okul ortamlarından uzakta kalıyorlar. Şu anda ülkemizde de bunlara sunulan çözümler sanki düzenli olarak yaşadıkları alanda hayatlarını sürdüren çocuklarla aynı koşullardaymış gibi çözümler üretiyor. Oysa bu çocuklara mobil çözümler üretebilmeliyiz. 86 milyonluk nüfusu olan dünyanın en büyük ekonomilerinden biri olan 1 milyon 200 bin öğretmeni olan bir ülkede eğer çocuklar ekonomik koşulları nedeniyle ailelerinin çalışma biçimleri, onların seyahat etmesini gerektiriyorsa eğer Türkiye’de her yıl bir milyon çocuk aileleriyle birlikte seyahat etmek zorunda kalıyorsa, demek ki bizim de bu çocukların ihtiyaçlarına uygun bir eğitim sistemi tasarlamaya ihtiyacımız var. Yani bu sorun yokmuş gibi davranamayız.”
“Devletin ayırdığı kaynakla ilgili sorunlar var”
Özçağdaş, konuşmasının devamında özel eğitim ihtiyacı olan çocukların problemlerine ilişkin şunları kaydetti:
“Türkiye’nin önemli sorunları var. Yönetim ve liyakatle ilgili sorunlar var. Personelle ilgili sorunlar var. Devletin ayırdığı kaynakla ilgili sorunlar var. Biz bugün itibariyle devletin ayırdığı bu kaynakların her geçen gün azalan kaynakların sadece artık bir noktadan sonra sadece kağıt üzerinde kalan hizmetler haline dönüştüğünü görüyoruz. Özel eğitim ihtiyacı olan çocuklarımızın çok daha uzun süreli, çok daha farklı yaş gruplarıyla ve burada çalışan öğretmenlerin ve hatta özel sektördeki sorunların da fedakarlık yapmasını gerektirecek devam etmemeli. Bugün neredeyse özel eğitim aslında mevcuttaki özel eğitim kurumlarının ve o kurumlarda çalışan öğretmenlerin büyük fedakarlığıyla devam eder hale gelmiş durumda. Buradaki programların, denetimlerin, taşıma sorununun, beslenme sorunu ki bunların tamamı buradaki kurumlara edilmiş durumda. Bunların her birinin tek tek ele alınması gerekiyor. Velilerinden öğretmenlerine, idarecilerinden kurum sahiplerine kadar yapılması gereken çok sayıda konu var.”
“AKP iktidarında eğitim bir yap-boz tahtasına dönüştürüldü”
CHP Kadın Kolları Genel Başkanı Aylin Nazlıaka, ise yaptığı konuşmada şunları kaydetti:
“İçinde bulunduğumuz dönemde AKP iktidarında eğitimin bir yap-boz tahtasına dönüştürüldü. Şu ana kadar 9 bakan değiştirildi. Her gelen bakan, bir öncekinin yaptıklarını ortadan kaldırıp eğitimi giderek çağdaş, laik, bilimsel eğitimden uzaklaştıran, çocuklarımızın eğitimde fırsat eşitliğine sahip olmasını engelleyen politikalar uyguladı. Dolayısıyla bugün gelmiş olduğumuz noktada ne yazık ki eğitim ve toplumsal cinsiyet eşitliği kelimelerini yan yana anmakta son derece zorlanıyoruz. Cumhuriyetimizin yüzüncü yılını kutladığımız bir dönemde halen ülkemizde karma eğitimi tartışmaya açıyorlar. Sadece mesele sadece soyadı tercihi değildir, aslında kadın erkek eşitliği meselesidir. Mesele Anayasaya sahip çıkma meselesidir. Mesele bir kadının kimliğine sahip çıkma meselesidir. Çünkü daha evlendiği günden itibaren kadın bir dayatmayla karşılaşmakta ve kocasının soyadını kullanmak zorunda kalmaktadır. Oysa ki Bu bir tercih olabilmelidir. Oysaki doğru olan ailelerin eşitlik anlayışıyla kurulmasıdır.”
]]>Eğitim Maratonu’nun dokuzuncu oturumu, “Öğretmenlerin Durumu” başlığıyla gerçekleştirildi. CHP Milli Eğitim Bakanlığı’ndan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul Milletvekili Suat Özçağdaş başkanlığında yapılan oturumda; CHP Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Gamze Taşçıer, Eğitim İş Genel Başkanı Kadem Özbay, Anadolu Eğitim Sendikası Genel Başkanı Mehmet Alper Öğretici ve Hürriyetçi Eğitim Sen Genel Başkanı Levent Kuruoğlu, öğretmenlerin mevcut sorunları üzerine değerlendirmelerde bulundu.
“ÖMK iptal edilecek, hep birlikte göreceğiz”
Suat Özçağdaş, “Aynı öğretmen odasında farklı maaş ve unvanlarla çalışan öğretmenler gibi çok ciddi sorunlar yaratılmıştır. Öğretmen öğretmendir, kategorize edilemez. Öğretmenlik Meslek Kanunu, Anayasa’ya aykırıdır ve iptal edileceğini hep birlikte göreceğiz” dedi.
“Milli eğitim içten içe çürüyor”
CHP Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’ndan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Gamze Taşcıer, iyi bir devlet yönetimi için önce liyakat gerektiğini vurgulayarak, “Ancak o zaman her çocuğa istisnasız bir gelecek sunabiliriz. Liyakatli bir eğitim için örgütlenmeden ve sendikalaşmadan bahsetmeden geçemeyiz” diye konuştu. AKP’nin gerçekleştirmek istediği sendikal sistemin ‘yandaş örgütlenme modeli’ olduğunu söyleyen Taşçıer, “Aydınlanma ordusunun bir neferi olan, Cumhuriyet’e ve değerlerine bağlı örgütlü çağdaş sendikaları pasifize ederek iktidarın sendikalarını güçlendiren bir çalışma rejimi inşa edilmek isteniyor” ifadelerini kullandı. “Hak edenin değil, AKP’den tanıdığı olanın yükseldiği bu despotik rejim, milli eğitimi içten içe çürütüyor” diyen Taşçıer, “AKP’nin 22 yıllık iktidarında öğretmenliğin de taşeronlaştığını görüyoruz. CHP iktidarında bugün sorun olan her başlık ilk seçimde çözülecek, güzel günler yakın” diye konuştu.
Eğitim İş Genel Başkanı Kadem Özbay, “Cumhuriyet fazilettir, bu fazilet insan onuruna yaraşır bir yaşam koşulu sağlar. Cumhuriyet, ancak cumhuriyetçileri yetiştirirseniz ilelebet yaşar. Cumhuriyete karşı çıkan haramilerin saltanatını yıkacağız. Boyun eğmedik bundan sonra da eğmeyiz” ifadelerini kullandı.
“Sözleşmeli öğretmenlik bir emek sömürüsüdür”
Anadolu Eğitim Sendikası Genel Başkanı Mehmet Alper Öğretici ise “Buraya nasıl geldik? Çözümü nedir? Daha önce önümüzdeki yıllarda kaç öğretmen çalışacağı bilinirken, artık planlama olmadığı için eğitim fakültelerinde alımlar için planlama yok. 1 milyon atama bekleyen öğretmen oluşturmuşuz. Eğitim fakültesinden yetiştirilmesi gereken öğretmenler yerine her fakülteden mezun olana formasyon vererek öğretmen yapıyoruz. Bu şekilde öğretmenlere itibar sağlanabilir mi? Aynı okulda aynı sınıflara ders veren öğretmenler ayrıştırılıyor. Sözleşmeli öğretmenlik bir emek sömürüsüdür. Ülkemizde yaklaşık 80 bin ücretli öğretmen asgari ücretin altında çalıştırılmaktadır. Ücretli öğretmenlerin yarısı eğitim fakültesi mezunu değildir. Hiç ücretli doktorluk, hakimlik gördünüz mü? Milli eğitim bakanlarının çoğu eğitimci değil. Neden” diye konuştu.
“Öğretmenlere zorla uygulatmak için cezai müeyyide koymuşlar”
Hürriyetçi Eğitim Sen Genel Başkanı Levent Kuruoğlu, Milli Eğitim eski Bakanı Mahmut Özer’in “uzman öğretmenliği 5 yıla, başöğretmenliğe 10 yıla indireceğiz” taahhüdünde bulunduğunu, ancak ÖMK ile hiçbir değişim olmadığını hatırlattı. Kuruoğlu, ÖMK’deki cezai müeyyidelere işaret ederek, “Kendi zihniyetlerini milletin çocuklarına dayatmak için, öğretmenlere zorla uygulatmak için cezai müeyyide koymuşlar. Ne yaparlarsa yapsınlar, Ulu Önder’in bize bıraktığı mirası, çocuklarımızı onlara bırakmayacağız” diye konuştu.
Cumhurbaşkanlığı seçimi öncesinde verilen “mülakatı kaldırma” sözüne işaret eden Kuruoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Yeni Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin bu sözü ciddiye almamış görünmektedir ki mülakat inadından vazgeçilmemiştir. Öğretmenin fikri alınmadan Meslek Kanunu çıkarılmasına şahitlik yapıyoruz. ‘Ben yaptım oldu’ya devam ederseniz, milyonlarca öğretmen ve veliyle kapınıza geliriz”
]]>
CHP’nin eğitim alanında yaşanan sorunları ve bu sorunlara ilişkin çözüm önerilerini tartıştığı Eğitim Maratonu, Anıtpark’ta devam ediyor. Maratonun beşinci oturumunda mesleki eğitim ve MESEM’ler tartışıldı. Milli Eğitim Bakanlığı’ndan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul Milletvekili Suat Özçağdaş başkanlığında gerçekleştirilen oturumda; CHP Sanayi ve Teknoloji Bakanlığından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Pınar Uzun Okakın, işçi sağlığı ve iş yeri güvenliği uzmanı Dr. Arif Müezzinoğlu, öğretmen Cemal Ünlü, Enstitü İSMEK Koordinatörü Dr. Canan Aratemür Çimen, CHP Kocaeli Milletvekili Harun Özgür Yıldızlı yer aldı.
“Hepimiz sorumluyuz”
Genel Başkan Yardımcımız Suat Özçağdaş, mesleki eğitimin sorunlarına işaret ederek, MESEM’lerde hayatını kaybeden çocukların tek tek isimlerini andı. Özçağdaş, “9 ayda 9 çocuğumuzu kaybettik. ‘4 gün işe 1 gün okula’ denilen dünyada eşi benzeri olmayan bir sistemde iş öğrenen değil, iş gören çocuklar oldular, Ucuz işçi olarak çalıştırıldılar ve hayatlarını kaybettiler. Beceremediğimiz için işimizi tam yapamadığımız için hepimiz sorumluyuz” dedi.
“MESEM uygulamasına son verin, çocukların güvenliği yok”
CHP Genel Başkan Yardımcısı Pınar Uzun Okakın, MESEM’lerde yaratılan çocuk işçi sorununa işaret ederek, şu uyarıları yaptı:
“BM Çocuk Hakları Evrensel Bildirgesi ve ILO Asgari Yaş Sözleşmesi ile çelişen MESEM uygulaması, sermayeyi gözetenlerin çocuk işçiliğine yasal kılıf uydurmak için kullandığı bir tür kamu paravanıdır. Milli Eğitim Temel Kanunu’nda yapılan düzenlemelerle birlikte artık tüm meslek liseleri MESEM açabiliyor. 1.5 milyon öğrencinin 300 bini 18 yaş altı çocuklardan oluşuyor. Ücretleri işsizlik fonu üstleniyor, işverenler hiçbir maliyetle karşı karşıya kalmıyor. Çocuklar esnek çalışma şartlarında çalıştırılıyor. Çocuklar tatil takviminde bile işçilik yapmak zorunda kalıyor. Takip, denetim, iş güvenliği yok. Çocukların sağlığı için uygun koşullar yok, ancak çocuk ölümleri var. Sermayenin menfaatini toplumun geri kalan tüm kesiminin menfaatlerinin önüne koyanlar, MESEM uygulamasına son verin. Çocuk işçiliğine kılıf uydurmaktan vazgeçin. Türkiye’nin ihtiyacı olan nitelikli iş gücünü sağlanması için teknolojik gelişmeleri sahiplenen, politik ve doğru karar alan politikalara ihtiyacımız var.
Montaj ve fabrika işçiliği, mekanik ve makine tasarımcılığı gibi işler geçerliliğini yitirirken büyük veri uzmanlığı, süreç otomasyonu uzmanlığı, yapay zeka uzmanlığı gibi işler ve karmaşık becerilere ihtiyaç duyan meslekler öne çıkıyor. Bugün varlık göstermeyen sektörlerin ortaya çıkacağını hesaba katınca siber ekonomi gibi sektörlerde yaratıcı potansiyellerin üzerinde yükselmekten başka çaremiz ve çıkış yolumuz yok. Küresel Beceri Endeksi Raporu’na göre insan sermayemiz ne yazık ki talep edilen kabiliyetlerle uyumlu değil. Sadece işçi yetiştirmek üzere tasarlanan politikasızlık gömleğinden derhal kurtulmak zorundayız. Eğitim teknolojilerinin etkinliğini fırsat eşitliğini gözeterek tüm fertlere eşit imkanları sağlayarak süreci tamamlamak zorundayız.”
“Sektörün okulla ilişkisinin düzenlenmesi ve takibi gerekiyor”
Öğretmen Cemal Ünlü, kültürel yozlaşmanın mesleki eğitimi tehdit ettiğine işaret ederek, “Okuma ve okuduğunu anlama becerilerinden yoksun öğrencilerimiz var” dedi. Ünlü, eğitimde sektör-okul ilişkisinin kurulması gerektiğini vurgulayarak, “Ne yazık ki bunu sürdürebilecek kadrolar Bakanlık teşkilatında da okullarımızda da yok. Sektör okullara yatırım yapıyor ama o proje bitince beslenemediği için yok oluyor. Sektörün okulla ilişkisinin düzenlenmesi ve takibi gerekiyor” diye konuştu.
Mesleki ve teknik liselere öğretmen yetiştiren teknik bir kurum olmadığını belirten Ünlü, “Mesleki eğitim dediğimiz olay teorik değil uygulamalı bir eğitimdir. Şu an atölye ders saati 6 saate indirildi ve uygulama yok. Uygulama için malzeme, alet edevat gerekiyor. Okullara gönderdiğiniz para ne kadar” diye sordu.
“1,5 milyon çocuk MESEM’de çocuk işçi”
Tıp doktoru, işçi sağlığı ve iş yeri güvenliği uzmanı Arif Müezzinoğlu, çocuk işçiliğin arttığına dikkat çekti. Müezzinoğlu, şunları söyledi:
“1.5 milyon çocuk, MESEM’de çalışan çocuk işçidir. 2016 yılında başlayan MESEM, 2021’den sora hızla yaygınlaştı. Küçük ve orta işletmeler zaten meslek hastalıkları anlamında en kötü koşullara sahipti. MESEM’de çalışan çocuklarla bu risk katlandı. 695 çocuk işçi son 10 yılda yaşamını yitirmiştir. 15-25 yaş arası genç işçi kaybımız ise 1500 genç işçi kaybına ulaşmıştır. Çocuk işçiliği ile mücadele ederken, iş güvenliği ve işçi sağlığı hakkında da konuşmalıyız.”
“Gençlerin yurtdışına gitme tercihlerini geri döndürmeye çalışıyoruz”
Enstitü İSMEK Koordinatörü Dr. Canan Aratemür Çimen, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde Bölgesel İstihdam Ofisleri kurduklarını vurgulayarak, “Sadece istihdamı artırmaya çalışmıyoruz, kırılgan grupları da göz önünde bulunduruyoruz. Uzun süreli diplomalı genç işsizliği önemli bir sorun. Bunun tek başına belediyenin kurumları ile çözülmesi imkansız. Gençlerin yurtdışına gitme tercihlerini geri döndürmeye çalışıyoruz. Umut vermeye çalışıyoruz” bilgilerini verdi.
“Eğitimde büyük tahribat var”
CHP Kocaeli Milletvekili Harun Özgür Yıldızlı, ara eleman yetiştirme programında yaşanan usulsüzlüklere değindi. Kocaeli’nde “500 milyonluk vurgun” adıyla basında bir haber yapıldığını kaydeden Yıldızlı, şunları söyledi:
“Kocaeli’nde bir teknik liseye 22 bin üye kaydediliyor. Bu durum Diyarbakır’da bir vatandaşın CİMER’e gitmesi ile ortaya çıktı. Bu programa 1 milyar TL aktarılmış, 500 milyon TL’si hortumlanmış. Bakan Yardımcısı konuyu bildiklerini, soruşturma açtıklarını ve parayı geri alacaklarını söylüyor. Pek alacağını tahmin etmiyorum. Bir yandan vatandaşa kemer sıktırıyorsun, bir yandan ara eleman yetiştirme programı adı altında devlet kaynakları hortumlanıyor. Biz bunu yemeyiz, yedirmeyiz, yedirttirmeyeceğiz.
Denetim yok. Bir program ortaya koyuyorsun, ama denetlemiyorsun. Bu okul müdürünün tek başına becerebileceği bir iş mi? Kim bu müdürün arkasındaki güç? Bunların ivedilikle araştırılması gerekiyor. Danışman firmaların bu işleri belli komisyonlarla yaptıkları söyleniyor. Peki kim bu danışman firmalar? Hangi siyasetçiler bu danışman firmaların arkasında? Her gelen dokuz bakan hepsinin yoğurt yiyişi farklı! Her gelen diğer bakanın yaptığını yazboz tahtasına döndürüyor. Eğitime büyük tahribat yapıyorlar.”
]]>
İSTANBUL Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, “Türkiye tarihinin en önemli sorunu eğitimdir. Ne zaman insanlarımıza sorsak en önemli sorun ne diye, birinci sırada eğitim olmuştur” dedi.
Cumhuriyet Halk Partisi’nin eğitimde yaşanan sorunları gündeme getirmek amacıyla gerçekleştirdiği Eğitim Maratonu’nun altıncı oturumuna Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay, Yerel Yönetimler ve Dirençli Kentlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Gökan Zeybek katıldı. Oturumda konuşan Mansur Yavaş 2019 yılında göreve geldikten sonra pandemi ile karşılaştıklarını belirterek, “Bu süreçte uzaktan eğitime geçildi. Milli Eğitim Bakanlığı online eğitime geçti. Ancak birçok çocuk köylerdeydi. Bu süreçte 933 köye internet hizmeti götürdük. Orada çocukların eğitimden mahrum kalmamasını sağladık. Bu çocuklardan 61 öğrenciye bir yıl süreyle 10’ar cigabayt vererek, eğitimden mahrum kalmamasını sağladık. Ankara’da 60 bin ortaöğretim öğrencisi okula ücretsiz gidip geliyor. Yine Ankara’da okuyan bütün öğrencilere aylık 240 liraya otobüslerde ücretsiz binme hakları vardır. Milli eğitimin bazı kaymakamlarının izin vermemesinden dolayı birçok belediyemiz çocuklara kahvaltı yardımı vermek istiyor ama izin verilmiyor. Şu an 15 bin öğrenciye her gün 25 lira harcayabilecekleri şekilde başkent kartlarına para yatırıyoruz ve yıllık 240 bin öğrenciye düzenli kırtasiye yardımı yapıyoruz. Sosyal demokrat belediyeler olarak kimsenin aç kalmaması için çeşitli yardımlarda bulunuyoruz. 220 bin aileye düzenli et yardımı yapıyoruz. Bizden sonda gelenler de bu yolu tercih edeceklerdir. Başka partiden seçilenlerin de aynı çalışmaları yapacakları temennisinde bulunuyorum” dedi.
‘TÜRKİYE’NİN EN ÖNEMLİ SORUNU EĞİTİM’
Ekrem İmamoğlu Ankara’da olmanın tesadüfüyle burada olduğunu belirterek, “Türkiye tarihinin en önemli sorunu eğitimdir. Ne zaman insanlarımıza sorsak en önemli sorun ne diye, birinci sırada eğitim olmuştur. Dönem dönem bu sorunun önüne ekonomi gibi konular geçmiş olsa da bu anlamda açık ara birinci sıra insanlarımızın önceliği eğitimdir. Son yıllarda eğitim sistemi gençlerde kafa karışıklığı yaratıyor ve gençlerin geleceğe umutsuz bakmasını sağlıyor. Siyasi beka adına insanların hayatlarına dayatmacı bir şekilde bilimden uzak bir şekilde, eğitimden başka her şeye benzeyen bu uygulamalar neden olmuştur. Okullara gidiyoruz veli ve öğretmenlerin mutsuzluğuna tanık oluyoruz. Gençlerimizin geleceğini karartacak adımlara izin vermemekle yükümlüyüz. Türkiye’deki en büyük tehdit ‘her şeyi ben bilirim’ diyen akıldır. Sorunun temeli oradadır. Yerel yönetimler olarak çok büyük sorumluluk üstümüze yüklendi. Türkiye’de son yerel seçimde birinci parti olarak çıkma itibariyle biz de eğitimle ilgili iyi işler yapmakla yükümlüyüz. Birinci partiyiz ve Türkiye’nin en çok belediyesini yöneten yönetimiz. Buradan her sistemi bilimsel zemine uygun, vatandaşın düşüneceklerinden katkı almış, biz İBB olarak her konuda iddialı adımlar attığımıza inanıyoruz. Önümüzdeki dönem 100 bin gence 15’er bin lira burs vereceklerini belirten İmamoğlu, “Milletin parasını, milletin en değerli ihtiyacına kullanma konusunda cömertliğimiz bu yönde devam edecek. Sosyo-ekonomik düzeyi düşük olan ve öğrencilerin katkı alamadıklarından geriye düştüğünü söyleyen yurttaşlara da katkıda bulunuyoruz” diye konuştu.
‘ÖĞRETMENLER HER GEÇEN GÜN BİRAZ DAHA BASKI ALTINDA’
İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay ise yaptığı konuşmada şu ifadelere yer verdi:
“Bugün konuştuğumuz konu ve dikkat çekmeye çalıştığımız konu vatandaş olarak hepimizin şahit olduğu, kimi zaman yetiştirmeye çalıştırdığımız çocuklarımız aracılığıyla, kimi zaman politik yaşamımız ve kamu yönetimi görevlerimiz boyunca şahit olduğumuz ihtiyaçlar, haksızlıklar, adaletsizlikler üzerinden hepimizin sürekli takibinde olan, istemesek de gözümüzün önünde bir sürü sorunun yaşandığı bir konu, eğitim sorunu. Bizler her gün gençlerimizin eğitim almaya çalışan çocuklarımızın hayatına yeni sokulan, yaşamak zorunda bırakılan zorluklara şahit olarak geçiriyoruz günlerimizi. Gittikçe artan problemleri hepimiz büyük bir üzüntüyle, zaman zaman da ibretle yaşıyoruz. Öğretmenler her geçen gün biraz daha baskı altında, biraz daha mutsuz oldukları ortamlarda çok sevdikleri mesleklerini yaparken gittikçe daha haksızlıklara uğrayarak görevlerini yapmaya çalışıyorlar. Ama onların hayatımızdaki önemini hepimiz çok iyi biliyoruz. ve onlara biraz daha fazla sahip çıkma yolunda bir şeyler yapmamız gerektiğini de biliyoruz.”
]]>İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, CHP’nin düzenlediği Eğitim Maratonu’nda konuştu.
“İnsanlara ne zaman ‘en önemli konunuz ne’, ‘şu anda sizi en çok mutsuz eden sorununuz ne’ diye sorsak, yıllardır birinci sırada hep eğitim olmuştur” diyen İmamoğlu’nun konuşmasından öne çıkan başlıklar şöyle:
“Ne üzücüdür ki gerçekten yıllardır insanlarımız eğitimle ilgili sorunu en ön sıraya koymuştur. Eğitim, bu güzel Cumhuriyet’in kurulduğu ilk andan itibaren bence Cumhuriyet’in kuruluş temelinde en öndeki konu olmuştur. Büyük devrimleri hayata geçiren, alfabesinden okuma-yazma seferberliğine, teknik ve blimsel zeminde eğitimi yukarı taşıyan özel çalışmalar, yurt dışına yetenekli insanları göndermek gibi birçok adımları atan bir Cumhuriyet’in evlatlarıyız. Gazi Mustafa Kemal Atatürk, özellikle eğitime ve gençlere verdiği eğitimin gerekçesinin, memleketin geleceğinin onlara ait olduğunun farkında olmasıydı. Ama ne yazık ki son yıllarda bizi mutsuz eden çocuklarımızın kafası karışık, gençlerimizin geleceğe umutsuz bakışlarına sebep olan ve bir nevi eğitimi kendi siyasi bekası adına insanların hayatına dayatmacı bir şekilde teknikten, bilimden, akıldan uzak uygulamaları ortaya koyarak eğitimden başka her şeye benzeyen bir düzene evrilmiş durumda Türkiye’deki milli eğitim düzeni. Okullara gidiyoruz, çocuklarımızın, öğretmenlerimizin, velilerimizin mutsuzluğunu görüyoruz. En kötüsü de gençlerimizin umutsuzluğunu görüyoruz.
“Sınavlarda alınan sonuçlar eğitim kalitesinin yansımasıdır”
Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerini sarsacak, gençlerimizin geleceğini karartacak hiçbir adıma hep birlikte müsade etmeyecek çalışmaları yapmakta yükümlüyüz. Bu anlamda en son özellikle öğretmenlik mesleğini de tehdit altına alan ‘Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’ni mutlaka iyi anlamanın ve analiz etmenin şart olduğunu düşünmekteyim. Karşımda öğretmenlerimizi görüyorum. Yıllardır atanamamış öğretmenlerimizin sorunları, özellikle Öğretmenlik Mesleği Kanunu’nun Anayasa’ya aykırılığı, bu mesleği en önemli bir meslek olarak gören bu milletin kanunda yazılı halinin sıradanlaştırılmış biçimine şiddetle karşıyız. Bunun siyasi görüşü olmaz. Hepimiz çocuklarımızı dünyanı en başarılı çocukları olsun diye yetişsin istiyoruz. Bugünkü sistemde kayırmacılık gibi birçok problemi yaşattıkları liyakatten uzak bir dönemin varlığı, bahsettiğim bu özelliklerden uzak bir dönem. Sınavlarda alınan sonuçlar eğitim kalitesinin yansımasıdır. İktidara geldiğimizde eğitim sistemini milletçe bu ülkeye kazandıracağımızı ve bu işi eğitimcilere emanet edeceğimizi, bu işi bilen insanlarla çözeceğimizi belirtmek isterim. Şu anda Türkiye’mizde her konudaki en büyük tehdit; her şeyi ben bilirim diyen tek kişilik akıl.
“Cömertliğimiz devam edecek”
Türkiye’de son yerel seçimde birinci parti olarak çıktığımız an itibarıyla artık bizler eğitimle ilgili de çok güçlü, karakterli işler yapmakta yükümlüyüz. Bilgileri belge altına almalıyız, kurala dökmeliyiz, sisteme almalıyız ve kurumsallık içinde o sistemin çalışmasını sağlamalıyız. Biz İstanbul Büyükşehir Belediyesi olarak her konuda iddialı adımlar attığımıza inanıyoruz. Her konuyu kurumsallığa döktüğümüzü de biliyoruz. 4 yılda 104 kreşimiz hizmete girdi. Yine 4 yılda 200 bini aşan insanımızın belediye dışında iş bulmasına imkan sağladık. Üniversite öğrencilerine senede 100 bin gencimize 7 bin 500 lira burs verdiğimizi, önümüzdeki dönem ise 100 bin gencimize 15’er bin lira burs vereceğiz bu sene. Dolayısıyla milletin parasını eğitime kullanma konusundaki cömertliğimiz devam edecek.”
]]>CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel, Ankara Anıtpark’ta düzenlenen Eğitim Maratonu’nun açılışında konuştu. 24 saat sürecek olan Eğitim Maratonu’nun açılış konuşmasında mevcut eğitim sistemini eleştiren Özel, Milli Eğitim Bakanlarının bir önceki bakandan nefret ettiğini ve her gelen bakanın kendi düşüncesine göre sistem kurmaya çalıştığını söyledi.
“Birbiriyle en kavgalı bakanları mevcut, önceki ve sonraki Milli Eğitim Bakanları”
Milli eğitim Bakanlarının başarılı olmadığını ve her gelen bakanın bir öncekine ateş püskürdüğünü söyleyen Özel, “Her şey denendi bugüne kadar. Komisyonda söylenmedik söz kalmadı. Genel kurulda söylenmedik söz, yapılmadık mücadele kalmadı. Sendikaların doldurmadığı meydan, yapmadığı eylem kalmadı. Dillerde tüy bitti, birileri anlamadı. Hala dönüyorlar diyorlar ki ‘Efendim 22 yıldır iktidarız. Kültür sanatta ve milli eğitimde amaçladığımız noktaya ulaşamadık. En çok bakan değiştirilen bakanlık kültür sanatla birlikte burası. Burası Adalet ve Kalkınma Partisi’nin yazboz tahtası. Yapıyorlar, bozuyorlar. Burası Adalet ve Kalkınma Partisi’nin en çok kendi kendine devri sabık oluşturduğu alan. Birbiriyle en kavgalı bakanları mevcut, önceki ve sonraki Milli Eğitim Bakanları. Her gelen milli eğitim konusundaki muhabirlerini, eğitim muhabirlerini topluyor bir kahvaltı yapıyor ve yapacağı reformu anlatıyor. Öncesinde nasıl bir enkaz azaldığını, Türkiye’nin hangi sorunları yaşadığını, eğitimi çözmeden öbür sorunların çözülemeyeceğini, bu işi de kendisinin yapacağını söylüyor. Bir sonraki bakanın basın toplantısına kadar bu hikayeye bütün Türkiye’nin inanmasını bekliyorlar. Sonra o Bakanı yollayıp yenisini getiriyorlar. Eskisini Milli Eğitim Komisyonu başkanı yapıyorlar. Eskisi mevcuda ateş püskürüyor, mevcut eskisinden nefret ediyor. Türkiye bu tuhaf insani, insanide de dememek lazım. Yani olmaması gereken çekişmelerle yıllarını, on yıllarını heba etti gitti. Bir tek sebebi var, bir doğruda birleşmek için orada mutabakat lazım. Mutabakat işi çoğulcu bir iş, mutabakat işi bir fikrin egemen olma işi değil, mutabakat işi çok fikrin uzlaşması tartışılması ve bir doğru etrafında birleştirmesi meselesi” diye konuştu.
“Öğretmenler asgari ücretle, sömürülerek pek çok özel kurumda çalışmak zorunda kalıyorlar”
Özel sektörde çalışan öğretmen maaşlarının çok yetersiz olduğuna dikkati çeken Özel, “Özel sektördeki sorun şu; 2014 yılına kadar kanunda şu yazıyordu ‘özel sektörde çalışan öğretmen kamudaki denginden düşük maaş alamaz’. Oldukça akılcı doğru geçmişten kalan bir uygulamaydı. Bir gece yarısı Ak Parti bu uygulamayı değiştirdi. Ne yaptı? Bu maddeyi oradan çıkardı. Şu anda öğretmenler asgari ücretle, hatta çalıştıkları saate göre asgari ücretin altında maaş alarak emekleri sömürülerek pek çok özel kurumda çalışmak zorunda kalıyorlar” ifadelerini kullandı. – ANKARA
]]>Başkan Özyiğit, CHP’nin Ankara’da düzenlediği Eğitim Maratonu’nun ilk oturumunda, “Erken Çocukluk Gelişimi” Projesi Yenişehir Modeli kapsamında hayata geçirdikleri çalışmaları paylaştı. Özyiğit, şunları kaydetti:
“Bugüne kadar 15 grupta 301 aileyle çalıştık”
“2019 yılında Yenişehir Belediye Başkanı seçildiğimde birinci proje olarak Erken Çocukluk Eğitimi Projesi’ni hayata geçirdik. Projemiz 7 modülden oluşuyoruz. Hareket noktası ise 0-3 yaş. Neden 0-3 yaş? Bilim insanları çocuklardaki zihinsel gelişimin yüzde 70 ila yüzde 80 oranında üç yaşa kadar gerçekleştiğini ifade ediyor. Üç yaşa kadar verilen eğitimden 1’e 7 oranında verim alınırken ilkokuldan sonra 1’e 1 oranında verim alınabiliyor. 2019 yılının Aralık ayında Yenişehir Belediyesi olarak ‘Her aile bir okuldur’ sloganıyla Marmara Üniversitesi ile protokolümüzü imzaladık. Eğitim programını yerel yönetim ve kamu üniversitesi iş birliğinde başlattık. Bugüne kadar 15 grupta 301 aileyle çalıştık. Anne ve babalara ebeveyn öz yeterliliğini geliştirmeye yönelik, bebek sağlığından, iletişimden, çocuğun gelişimsel potansiyelini desteklemedeki rollerine kadar 9 ana başlıkta eğitim verdik. Ebeveynlere, gelişim dönemlerinin özellikleri, yaş gruplarına yönelik oyun ve destek sistemleri ve psikolojik rehberlik gibi eğitimler veriyoruz. Ayrıca 0-3 yaş arası çocukların dil-bilişsel ve kavramsal gelişimlerine katkı sağlamak amacıyla Türkiye’deki ilk Bebek Kütüphanesi’ni de açtık.
“Bugüne kadar 3 bin 118 çocuğumuzun gelişimsel taramalarını yaptık”
Projemizin bir diğer önemli noktası da gelişim değerlendirme. Anne ve baba olarak iki noktaya özen gösteririz, çocuğumuzun sağlıklı ve eğitimli olması. 0-6 yaş tüm gelişim alanlarının temellerinin atıldığı dönem. Bu dönemde sorunların yaşanması, çocukların gelişimlerinin yaşıtlarından geri kalmasına ya da gecikmesine neden olmaktadır. Klinik psikologlarımızın görev yaptığı Gelişim Değerlendirme Birimimizi kurduk. Bugüne kadar 3 bin 118 çocuğumuzun gelişimsel taramalarını yaptık. 953 çocuğumuzda çeşitli gelişimsel problemler tespit ettik. Örneğin otizm şüphesiyle uzmana yönlendirilen ve tedavi süreci başlayan 72 çocuktan 23’ü rehabilistasyon ile iyileştirme gösterdi. Ayrıca 79 çocuğumuzun ileri düzey gelişim gösterdiğini yani yaşıtlarına göre 18 ay ileride olduğunu tespit ettik.
“Toplam 256 öğrenci kapasiteli iki Beceri Temelli Eğitim Merkezi inşa ederek hizmete açtık”
Çocukların gelecekte akıl yürütme, yaratıcı düşünme, verileri analiz etme ve iş birliği içinde çalışmalarına yardımcı olacak becerilerin kazanımına erken yaşlarda, özellikle okul öncesi dönemde başlanmalı. Bunun için BETEM’leri kurduk. Beceri temelli eğitim, bireyin doğuştan getirdiği gelişim potansiyelinin en üst noktada atölye uygulamalarıyla desteklenmesi sürecini kapsıyor. BETEM’de çocuğun gelişim düzeyini testlerle değerlendirerek, sonuçlarını dikkatli bir şekilde yapılandırıyor, sınıfta bulunan her çocuğun gelişim profiline uygun Bireysel Eğitim Programları (BEP) hazırlıyoruz. Lisans eğitimini tamamlayan ve danışman akademik kadro tarafından verilen beceri temelli eğitim alan okul öncesi öğretmenlerimizle BETEM’de çalışıyoruz. BETEM ile Atatürk’ün işaret ettiği, bilimle hareket eden, üretken, çağdaş ve aydınlık yüzler yetiştirmek üzere yola çıktık ve adım adım ilerliyoruz.”
]]>CHP’nin Anıtpark’ta düzenlediği Eğitim Maratonu’nun üçüncü oturumu, “Temel Eğitim ve Ortaöğretim” başlığıyla gerçekleştirildi. Milli Eğitimden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul Milletvekili Suat Özçağdaş başkanlığında gerçekleştirilen oturumda, CHP Kültür ve Turizm Bakanlığından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Gülşah Deniz Atalar, Eğitim Reformu Girişimi Politika Analisti Ekin Gamze Gencer, Uludağ Üniversitesi’nden Prof. Dr. Feyyat Gökçe, eski Eğitim-Sen Genel Başkanı Alaaddin Dinçer ve Eğitim Gücü Sen Genel Başkan Yardımcısı İsmail Akdağ yer aldı.
“Hayalet öğrenci sorunu başladı”
CHP Genel Başkan Yardımcısı Suat Özçağdaş, eğitimdeki eşitsizlik gibi okullar arasındaki nitelik farkının da derinleştiğini vurgulayarak, “Okulların fiziksel koşulları ve sınıflardaki öğrenci sayıları da okullar, ilçeler, iller ve bölgeler arasında ciddi farklılıklar göstermektedir. Okulların fiziksel durumu; donanımsal, bölgesel, ekonomik vb. koşullarına bağlı olarak farklılıklar göstermektedir” eleştirisinde bulundu.
Okulların boş alanlarına sınıflar yapılarak, çocukların oyun alanından mahrum edildiğini anlatan Özçağdaş, “Okullaşma oranı azalmış durumda. Okullaşmış gibi görünen yüzde 30’luk bir kesim var. İktidarın varmış gibi yaptığı başka bir örnek” dedi.
Özçağdaş, 4+4+4 eğitim sistemiyle birlikte, öğrencilerin ilkokuldan sonra direkt olarak açık öğretim ortaokullarına yönlendirildiğine işaret ederek, şu değerlendirmelerde bulundu:
“Özellikle kız çocuklarını okula göndermek istemeyen muhafazakar velilerce 4+4+4 uygulaması örgün eğitimden kaçış olarak fırsat bilinmiştir. Eğitimde hayalet öğrenci sorunu başlamıştır. Okula kayıtlı ama okulda olmayan çocuklar ortaya çıkmıştır”
Taşımalı eğitim ile 1.2 milyon öğrencinin her sabah kilometrelerce ileride başka ilçelerdeki okullara kötü koşullarda, güvencesiz seyahatler ve kötü beslenme koşullarıyla gittiğine dikkat çeken Özçağdaş, “Köy okullarımız kapatıldı ve sayıları son derece azaltıldı” diye konuştu. Özçağdaş, şu eleştirileri yaptı:
“Artık tarikatlar ve cemaatler ortaöğretim yurtları açabiliyorlar. Kamuoyunun vicdanını sızlatan, denetimden uzakta yurtlarda yaşananlar tespit edilemiyor. Tespit edenler, bürokratlar tarafından baskı görüyor ve istismarların üzeri örtülüyor. Aladağ’daki çocukların acısını hala içimizde taşıyoruz. İktidar, çocuklarımızı cemaatlerin eline bırakıyor. Bu hafta Meclis’te yasa teklifi görüşülen proje okulların bugün sayısı 2400. 30-35 bin öğretmenin tamamı Mili Eğitim Bakanı tarafından atandı. Bu okulların tüm idareci kadrolarını Bakanlık atıyor. AKP, bizzat ülkenin gözbebeği okullarına kendi kadrolarını yerleştirerek zihni açık çocukların yetişmesine engel oluyor.”
“Dezavantajlı çocuklar öncelenmeli
Eğitim Reformu Girişimi Politika Analisti Ekin Gamze Gencer, Türkiye’de bazı çocukların farklılaşan isteklerinin eğitim sistem içinde karşılanmadığını belirterek, “İhtimam gösterilmeyen gruplardan biri de engelli çocuklar. Biz bu çocukların sayısını bilmiyoruz. Diğer gözardı edilen grup yabancı çocuklar. Ayrımcılık gibi süregelen sorunlara ek olarak siyasi söylemlerin de etkisiyle tehdit altındalar” eleştirisinde bulundu. Gencer, özel eğitimde kaynaştırma öğrenci sayısının dramatik şekilde azaldığını belirterek, “Ülkenin mali ve beşeri kaynakları eşitlemeye yöneltilmeli. Dezavantajlı öğrenci okul ve bölgeler öncelenmeli. Eşitlik, hakkaniyet ve kapsayıcılık temel alınmalı. Eğitimde atılacak adımlar kazanımlar üzerine inşa edilmelidir” dedi.
“Çocuklara öte dünyayı hazırlamayı tercih ediyorlar“
Uludağ Üniversitesi’nden Prof. Dr. Feyyat Gökçe, devletin temel görevlerine işaret ederek, “Devlet dediğimiz siyasal örgüt de amaçlı davranan canlı bir organizmadır. O nedenle eğitim amaçlı bir girişimdir. Eğitim hem amaçlı bir girişim hem de siyasal; devlet aygıtının kontrolünde olan bir girişimdir” diye konuştu. Gökçe, şöyle devam etti:
“Devletin temel niteliğinin laik ve sosyal bir hukuk devleti olduğu açıkça belirtilir. Türkiye Cumhuriyeti devleti, siyasi sistem olarak demokrasiyi benimsemişken eğitim sistemlerindeki değişmeler şu şekilde ifade edilebilir. Bir toplumun siyasal değişimleri nasılsa eğitim sistemindeki değişmeler de öyledir. Ne yazık ki bakanlığın programı insanları bu dünyaya hazırlamak yerine öteye dünyaya hazırlamayı tercih etmektedir. Öte dünyanın çözüm önerileriyle bu dünyanın sorunlarını asla çözemezsiniz”
“İktidar yeni bir rejim kurmaya çalışıyor“
Eski Eğitim Sen Genel Başkan Alaaddin Dinçer, eğitimin siyaset üstü değil, siyasetin merkezinde olduğunu vurgulayarak, “Eğitim de siyasal ideolojik bir alandır. Gericilik, ırkçılık ve asimilasyon eleştirisi, AKP döneminde daha da katmerlendi. İktidar yıllardır yeni bir rejim kurmaya ve yeni bir toplum kurmaya çalışıyor ve buna uygun kafalar yaratmaya çalışıyor” eleştirisinde bulundu. Toplumun en küçük hücrelerine ulaşıp onları örgütlemek gerektiğini kaydeden Dinçer, “Tüm demokratik kitle örgütlerini, muhalefeti, herkesi eğitimin piyasacı, gerici uygulamalarına karşı ortak tutum almaya ve tavır geliştirmeye davet ediyorum” çağrısında bulundu.
“Kayıp neslimiz var”
Eğitim Gücü Sen Genel Başkan Yardımcısı İsmail Akdağ, “sistemsizlik” üzerine kurulu bir eğitim sistemi olduğunu vurgulayarak, “Sürekli değişen bir eğitim sisteminde yetişen çocuklar ve değişen eğitim sistemlerine uyum sağlamaya çalışan öğretmenlerimiz söz konusu. Sistemin dayatmaları içinde öğrenci yetiştirmeye çalışıyoruz. Sınava dayalı ve iletişimden kopuk, materyalist bireysel çocuklar yetiştiriyoruz. Maalesef öğretmenlerin de değerlendirme kriteri kaç çocuğun sınavı kazandığı kriteri” diye tepki gösterdi. 4 katlı ilkokullarda bir felaket anında kolayca tahliyeye yönelik bir düzenleme olmadığına dikkat çeken Akdağ, şöyle konuştu:
“Ruhu beslenmeyen çocuk şiddete başvurur. Sürekli sistem değişiyor ve siz sürekli buna adapte olmak zorundasınız. Norm fazlası öğretmenlerimiz ve kayıp bir neslimiz var. Meslek eğitiminden uzaklaştırılmış gençlerimiz var. Kimsenin umurunda değiller. Birileri bizi kıskanıyor diyorlar ya hep, evet çünkü müthiş bir genç potansiyelimiz var. Ama eğitim sisteminin, genç potansiyelini bu kadar kolayca harcadığı başka bir ülke yoktur diye düşünüyorum. Şanlıurfa’da hiçbir doğrusu olmayan bir çocuğa çeyrek altın takıldı, sanki istenen bu, hepiniz bunu yapın der gibi.”
“Eğitimde kültüre dair hiçbir şey yok”
CHP Kültür ve Turizm Bakanlığı’ndan sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Gülşah Deniz Atalar, kültürel yozlaşmaya işaret etti. Okulda telefonu yasaklamayı çözüm sanan yöneticiler olduğu eleştirisini yapan Atalar, şöyle devam etti:
“İnsanın kendisini ve dünyasını anlamlandıran her şeyin bir kültür meselesi olduğuna dair bir eğitim müfredatı yok. Temel eğitim ve ortaöğretimde kültüre dair bir şey yok. Hangi mesleği edineceğine dair onu yönlendirecek hiçbir faaliyetimiz yok. Tarih derslerinde medeniyetlerle ilgili anlatılanlar kısıtlı. İnkılap tarihi anlatıyoruz, tarih veriyoruz ama bu devrimlerin ne için yapıldığını anlatmıyoruz. Tarih Osmanlı’dan başlıyor ve yakın tarihte sona eriyor. Devamında bir olay yaşanmamış gibi, sosyal medyadan öğrenilenleri bilen bir öğrencilik söz konusu. Mülteci sorunu söz konusu. Bin yıldır hep beraber yaşıyoruz, ama ülkemize ve değerlerine uyum sağlayamayan, bir şekilde geri gönderilmesi gereken ve sayısını bilmediğimiz kadar mülteciyle yaşıyoruz. Kendi kültürleriyle yaşamaya çalışıyorlar. Bu nedenle maalesef çocuklarımızın da eğitim-öğretim faaliyetlerinde ayrımcılık ve nefret diline sebep olacak durumlar yaşıyoruz. Bunlar ortadan kaldırılmalıdır.”
]]>CHP tarafından eğitim alanında yaşanan sorunlara dikkat çekmek üzere Anıt Park’ta halka açık olarak düzenlenen 24 saat sürecek Eğitim Maratonu devam ediyor.
Maratonun ilk oturumunda Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli adını taşıyan yeni müfredat konuşuldu. Moderatörlüğünü CHP Genel Başkan Yardımcısı Suat Özçağdaş’ın yaptığı oturumda, Prof.Dr Dilek Gözütok, Eğitim-Sen Genel Başkanı Kemal Irmak ve Atatürkçü Düşünce Derneği Genel Başkan Yardımcısı Safa Yenice konuştu.
Eğitim maratonunun ikinci oturumunda “Erken Çocukluk Eğitimi” ele alındı. Marmara Üniversitesi’nden Prof.Dr. Özgül Polat, İstanbul Kültür Üniversitesi’den Prof.Dr. Mehmet Toran ve Mersin Yenişehir Belediye Başkanı Abdullah Özyiğit görüşlerini dile getirdi.
“Cumhurbaşkanı’nın aklına Gezi geliyor”
Eğitim-Sen Genel Başkanı Kemal Irmak da yaptığı konuşmada, “Geçtiğimiz dönemlerde eğitim alanında çok önemli gelişmeler oldu. Bugün yaşanan olumsuzlukların temeli 4+4+4 ile atıldı” dedi.
Yeni eğitim öğretim müfredatına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Irmak, şunları kaydetti:
“Yapmak istedikler şey Fen Lisesi’nin müfredatını İmam Hatip Liseleri ile bütünleştirmek istiyorlar. Bunu ÇEDES ile yapmaya, din derslerinin sayısını artırarak yapmaya çalıştılar. Eğitimde ciddi bir devrime ihtiyaç var. Müfredatın her şeyi tartışmalı. Hiçbir soruna çözüm üretmeyen bir müfredat ile karşı karşıyayız. Ücretli öğretmenlik meselesi, toplumsal cinsiyet eşitliği, laik eğitim yeni müfredatta yok. Çocuk sömürüsü ve işçiliğini meşrulaştırma var. Gelecek ümitlerini yerle bir ettiğimiz çok sayıda öğrenci var. Eğitim meselesi memleket meselesidir. Eğitimde asıl hedef, ülkeyi gelecek kuşaklara taşımak. Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli ile yapmak istedikleri şey yüzyıl öncesinin karanlık eğitimini, dini eğitime dayanan, laik bilimsel eğitimi içermeyen bir eğitim sistemi. Bu müfredatın geri çekilmesi için platform kurduk. Çünkü bizim bunlara karşı mücadele edebilme yöntemimiz halkla birlikte olmadığı sürece mümkün olmuyor. Biz Meclis’in yanında günlerce nöbet tuttuk. Bizi oradan çıkardılar. Cumhurbaşkanı’nın aklına Gezi geliyor. Eğitimde devrimi birlikte yapacağız.”
“İktidar saldırılarını eğitime yönetmektedir”
Atatürkçü Düşünce Derneği Genel Başkan Yardımcısı Safa Yenice de konuşmasında, “31 Mart yerel seçim zaferi Türkiye’de yeni bir başlangıcı olmuştur. Bu toplumsal muhalefetin umutlarını canlandırmıştır” dedi. “İktidar yeni bir kimlik inşa etmektedir. Bunu da Cumhuriyet kültürünü, kimliğini yok ederek yapmaya çalışmaktadır” ifadelerini kullanan Yenice şunları söyledi:
“Akıl ve bilimden, laiklikte uzak çalışmalar eğitim alanında dayatılmaktadır. Karşı devrim çabalarını büyük adımlarla sürdürmek istemektedir. Eğitimin özgürlük, yurttaşlık, laik Cumhuriyet’e sahip çıkma mücadelesi oldugunu hep aklımızda tutmalıyız. İktidar saldırılarını eğitime yönetmektedir.”
“Çok büyük bir nitelik sorunumuz var”
Marmara Üniversitesi’nden Özgül Polat, şu değerlendirmeyi yaptı:
“Benim araştırmam 2019 yılında yapıldı. 2019 yılında Türkiye’nin 81 ilinde görev yapan okul öncesi eğitim öğretmenine ulaştım. 2 bin 752 kişiye ulaştım. Bu rapor bize gösteriyor ki okul öncesi eğitimde çok fazla niceliksel artış var. Ancak çok büyük bir nitelik sorunumuz var. Şu anda yaşadığımız sorun da 2000’li yılladan günümüze gelen sorunlar. Biz bu sorunlara çok ciddi tedbirler almak zorundayız. 2019 yılında yapılan çalışmalar şunu gösterdi, öğretmenlerin yüzde 41,2’si alanda okul öncesi eğitim programının eğitimini almadan öğretmenlik yaptılar. Öğretmenlerin yüzde 57’si özgür ve yaratıcı düşünemiyor. Yapılan çalışmalara göre, şu anda itibaren 17 yıl bizim okul öncesi öğretmene ihtiyacımız yok. Bunun nedeni ise açıköğretimle yapılan eğitimler. Zorluklarla dolu bir eğitim-öğretim yılı bizi bekliyor.”
“Türkiye’de okul öncesi eğitime ilişkin bilinç gelişmemiştir”
İstanbul Kültür Üniversitesi’den Prof. Dr. Mehmet Toran, şöyle konuştu:
“Okul öncesi eğitim Türkiye’de köklü bir geçmişe sahip. Ancak bu köklü geçmiş Türkiye’de sorunları da beraberinde getirmekte. Bu sorunlardan en önemlisi; Türkiye’de okul öncesi eğitime ilişkin bir bilincin gelişmemiş olmasıdır. 0-6 yaş aralığında 8,5 milyon çocuk okul öncesi eğitim çağındadır. 0-3 yaş arasında bulunan 4 milyon çocuk okul öncesi eğitim hizmetlerinden yararlanamamaktadır. Bununla birlikte 3-6 yaş arasında da 2 milyon çocuk okul öncesi eğitime erişmemektedir. Kadınların çalışma alanında olması için erken çocukluk eğitim hizmetlerinin sunulması gerekiyor. Çocukların en az 1 yıl okul öncesi eğitimden yararlanması gerekiyor. Bu eğitimin ise ücretsiz, bilimsel ve kamusal olması gerekiyor.
En son 2023 yılının Mayıs ayında okullardan ücret alınmayacağı söylendi, aynı yıl Ekim ayında ise velilerden aidat ücreti istendi.”
“Onlar, ülkeyi Ortadoğu karanlığına taşımak istiyor”
Mersin Yenişehir Belediye Başkanı Abdullah Özyiğit de şunları söyledi:
“Bir toplumu yok etmek istiyorsanız, atom bombasına ve füzeye gerek yok. O toplumun eğitim sistemini ve ahlaki değerlerini zayıflatırsanız toplum yok olur. Bugün ülkemizin içinde bulunduğu durumun temelinde, eğitime yapılan darbelerin olduğunu düşünüyorum. Ama ülkemizi düştüğü yerden kaldıracak olanın da yine eitim olduğuna inanıyorum. Dolayısıyla bu inançla çıktığımız yolda, aldığımız görevlerde buna hizmet etmeye çalıştık. Bizim, özellikle eğitim konusunda iktidarla tamamen zıt görüşlerimiz var. Onlar, ülkeyi Orta Doğu karanlığına taşımak isterlerken, biz çağdaş medeniyetler seviyesine taşımak isteyen bir yönetim anlayışını savunuyoruz.”
]]>CHP, eğitim alanında yaşanan sorunlara dikkat çekmek amacıyla 24 saat sürecek “Eğitim Maratonu”na başladı. Ankara’da Çankaya Anıt Park’ta halka açık düzenlenen “Eğitim Maratonu”nun açılışında konuşan CHP Genel Başkanı Özgür Özel, şunları söyledi:
“Bugün burada Genel Başkan Yardımcımız Suat Özçağdaş, gölge Milli Eğitim Bakanımızla, Bakan yardımcılarımızın uzun süredir emek verdiği, birkaç kez milli eğitim ile ilgili gündemlerden dolayı ileri tarihlere alınan ve milli eğitime dair, ülkenin eğitim politikalarına dair konuşulması gereken, söylenmesi gereken ne varsa tamamının bir bütün halinde konuşulup değerlendirileceği, adına eğitim maratonu dediğimiz bir etkinlikle, dünya siyaset tarihinde yerini alacak özgün bir etkinlikle Türkiye gündemine eğitimi, eğitimcilerin sorunlarını, öğrencilerin sorunlarını, eğitim politikalarının sorunlarını, belki Cumhuriyet tarihinin en sorunlu Milli Eğitim Bakanı’nın sorunlara nasıl sorun kattığını, hepimizin evlatlarının, çocuklarının ortak geleceği dolayısıyla ülkenin ortak geleceğinin nasıl fırsatların heba edildiğini, nasıl risklerin barındırıldığını konuşacağımız bir süreci başlatmak üzere burada, Anıt Park’tayız.
“Bu kürsü, Meclis’in yanı başına kurulabilecekken talimatlarla parkın etrafını bariyerlerle çevirdiler”
Aslında Suat Özçağdaş’ın önerisi ve hepimizin kabulü, Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş’un da ‘Bu çok iyi bir fikir. Söylenecek her şey konuşulmalı, Meclis’in yanı başında, hatta biz o kürsüyü bir özgürlük kürsüsüne çevirelim, Meclis’e söyleyecek sözü olan herkes gelsin ve kullansın’ dediği bu kürsünün, Meclis’in yanı başına kurulabilecekken, dün akşam saatlerinde Numan Kurtulmuş’un ‘daimi bir özgürlük alanı olsa ne iyi olur, ne iyi akıl etmişsiniz bütün sorunların dile getirileceği bu kürsüyü’ dedikleri bu kürsünün konulacağı yeri İçişleri Bakanı’ın ve Ankara Valisi’nin talimatlarıyla parkın etrafını bariyerlerle çevirdiler.
“Herkes şunu bilsin ki karşımızdaki zihniyet sözden korkmaktadır”
Milli Egemenlik Parkı’na kurulacak bu kürsüyü kuracak yer çok. Her yere kurarız. Geldik Anıt Park’a kuruldu, 24 saat boyunca buradan eğitim politikalarıyla ilgili söylenmesi gereken ne varsa her şey söylenecek. Ama şu zihniyeti görmek lazım ki bu kadar barışı, bilimsel, çözüm öneren bir eylemliliği, etkinliği dahi devletin polisine kanunsuz emirler vererek, Anayasa’ya aykırı emirler vererek engellemeye çalışan bir zihniyetle karşı karşıyayız. Dertleri ne? Dertleri, bahaneleri, efendim dün oraya hayvanseverler geldi, burayı ele geçirecekler, burayı bırakmayacaklar. Sizin için açarsak, onlar da kalır.’ Kalsın zaten. Sen Meclis’e hayvanları katledecek, öldürecek, zehirleyecek bir düzenlemeyi getir, buna isyan edenler sesini duyurmaya koşsun, Ankara’ya gelsinler, efendim ‘Milli Egemenlik Parkı’nı hayvan severler ele geçirmesin.’ Milli egemenlik demek milletin dediğinin olması demektir. Bir kişinin, zümrenin, bir partinin dediğinin o partinin korktuğunun söylenilmemesi, konuşulmasının istenmediğinin konuşulmasına engel olunmasına zaten milli egemenlik demiyoruz. Ona diktatörlük diyoruz. Ona keyfi yönetim diyoruz. Ona tek adam rejimi diyoruz. Bu kurtulması gerekilen bir zihniyetken bunu yerleştirmeye ve buna anlayış göstermemizi bekliyorlar. Diyorlar ki; ‘Ankara’nın bütün parkları sizin aman burası olmasın.’ Neden? İçeride hayvan hakları yasası konuşuluyor. Buraya hayvanseverler gelip eylem yapmasın. CHP olarak kim hakkını arıyorsa ki hayvanseverlerin oradaki mücadelesi, onların tek başlarına yürüttüğü bir mücadele değildir. Hepimiz hayvan severiz. Hepimiz o canların önünde kendimizi siper etmeye hazırız. CHP grubu hem hayvan hakları yasası adını taşıyan katliam yasasına karşı, hem de kadının soyadını istediği gibi belirlemesi ve kullanmasının önündeki zorba dayatmaya karşı kırmızı alarmdadır. Meclis’te de mücadele vermektedir. Sokakta da mücadele vermektedir.
“Tam gün hiç susmadan buradan milli eğitim konuşacağız”
Herkes şunu bilsin ki karşımızdaki zihniyet sözden korkmaktadır. Müzakereden korkmaktadır. Karşımızdaki zihniyetin bildiği şey, sözün karşısına bariyer koymaktır. Düşüncenin karşısına polis dikmektir. Tartışmak yerine tartaklamayı tercih eden bu zihniyeti CHP aklı, yüreği, zihni ve bedeni ile dize getirecektir. Kimse merek etmesin. Tam bir gün sürecek, bugün saat 10.00’da burada başladı. Yarın sabah saat 10.00 olana kadar burada her dakika, her saniye, bu kürsüde birileri çıkacak, milli eğitimin sorunlarını, eğitim politikalarının sorunlarını konuşacak. Bu bazen CHP’nin Genel Başkan Yardımcısı, kendi alanının milli eğitim politikalarına temas eden ya da onlardan etkilendiği yönlerini konuşacak ve tartışacak. Sendikalar gelecek, sendikaların Sayın Genel Başkanları gelecek. Eğitim emekçilerinin hakları ve milli eğitim politikalarına yönelik kurumsal görüşlerini dile getirecekler. Türkiye’nin dört bir yanından akademisyenler gelecek. 10 dakika kendine ayrılan sürede ömrü boyunca verdiği emek, mücadele, yaptığı bilimsel çalışmaların imbiğinden damıttıklarını bu kürsüde kayda geçirmek üzere buraya gelecekler, onlar konuşacaklar. Veliler konuşacak. Eğitim alanında örgütlü dernekler, sivil toplum kuruluşları konuşacak. Her saat başında yine bu milli eğitim maratonunun hayata geçirilmesi için büyük emek veren Suat Özçağdaş, yardımcıları, bu konuda birlikte çalıştıkları geniş ekibin, başlatan, yönlendiren, özetleyen katkılarıyla bu kürsüde olacaklar. Tam gün hiç susmadan buradan milli eğitim konuşacağız, eğitim konuşacağız. Çocuklarımızın geleceğini konuşacağız.
“Burası AKP’nin en çok kendi kendine devri sabık yarattığı alan”
Ben bu maratonun sembolik ilk 100 metresini koşmak üzere buradayım. Ama benden sonra sırayla ve bir gün boyunca bu faaliyet sürecek. Ankara’da bulunan üyelerimiz, Ankara’daki veliler, öğrenciler, akademisyenler buraya, bu dakikadan sonra yapılacak çağrı ile gün boyunca burada davetlidirler. Gündüz zor saatler geçecek, bir 3-4 saat güneşin altında. Doğrudan güneşin altıda olacak. Bu zorluklara katlanmaya alışık, çok önemli isimler var aramızda. Milletvekillerimiz buradalar. Yıllardır birlikte mücadele ettiğimiz arkadaşlarımız burada olacaklar. Ama akşam saatlerinde Anıt Park ve Ankara çok keyifli olacak. Sabaha kadar burada dayanışma içinde arkadaşlarımız, hocalarımız tarihe not düşecekler. Her şey denendi bugüne kadar. Komisyonda söylenmedik söz kalmadı. Genel Kurulda söylenmedik söz ve yapılmadık mücadele kalmadı. Sendikaların doldurmadığı meydan ve yapmadığı eylem kalmadı. Dillerde tüy bitti. Birileri anlamadı. Hala dönüyor ve diyorlar ki efendim 22 yıldır iktidarız. Kültür – sanat ve milli eğitimde amaçladığımız noktaya ulaşamadık. En çok bakan değiştirilen bakanlık, kültür sanat ile birlikte burası. Burası AKP’nin yazboz tahtası. Yapıyorlar, bozuyorlar. Burası AKP’nin en çok kendi kendine devri sabık yarattığı alan. Birbiri ile en kavgalı bakanları mevcut önceki ve sonraki milli eğitim bakanları. Her gelen, milli eğitim konusundaki muhabirleri topluyor, bir kahvaltı yapıyor, yapacağı reformu anlatıyor. Öncesinde nasıl bir enkaz aldığını, Türkiye’nin hangi sorunları yaşadığını… Eğitimi çözmeden öbür sorunların çözülemeyeceğini, bu işi de kendisinin yapacağını söylüyor. Bir sonraki bakanın basın toplantısına kadar bu hikayeye bütün Türkiye’nin inanmasını bekliyorlar. Sonra o bakanı yollayıp, yenisini getiriyorlar. Eskisini milli eğitim komisyonu başkanı yapıyorlar. Eskisi mevcuda ateş püskürüyor. Mevcut eskisinden nefret ediyor.
“Eğitimde yapılması gerekenlerin yapılmadığı bir süreci Türkiye’de yaşıyoruz”
Türkiye bu tuhaf, insani de dememek lazım, olmaması gereken çekişmelerle yıllarını, on yıllarını heba etti ve gitti. Bir tek sebebi var. Bir doğruda birleşmek için orada mutabakat lazım. Mutabakat işi çoğulcu bir iş. Mutabakat işi bir fikrin egemen olma işi değil. Mutabakat işi çok fikrin uzlaşması, tartışılması, bir doğru etrafında birleşilmesi meselesi. Almanya, dünyanın en üst düzey üretimlerini, ihracatını yapan, en kaliteli otomobillerini yapan, en önemli sanayi şirketlerine sahip olan Almanya’nın başarısının sırrı nedir derseniz, üzerinde tam mutabık oldukları bir eğitim sistemleri var. Ulusal mutabakat var. Almanya’da gelen bir şeyi değiştirmeyi değil varsa aksayan bir şey onu biraz daha iyileştirmeyi konuşuyor. Alman Hristiyan demokratlar gelip de dinlerinin ve kinlerinin sahibi nesilleri yetiştirmeyi, sosyal demokratlar gelip de bu köhnemiş zihniyetten kurtulup işi birazcık düzelmeye çalışmayı, öbürü gelip de başka bir şey yapmayı hedefleseler, onlar o kadar ihracatı yapamazlar. O kadar milli gelire sahip olamazlar. Asla ve asla Avrupa Birliğinde bulundukları tüm uluslararası toplulukların, birlikteliklerin de sözü en çok merak edilen, ağırlığı en çok olan ülkelerinden biri olamazlar. İş önce milli eğitim konusundaki ulusal mutabakatta bitiyor. Burada, Türkiye’de zaten partiler arasında böyle bir mutabakat sağlanamadığı için bir sorun alanımız varken, AKP’nin 22 yıllık iktidarında da kendi içlerinde dahi mutabakat yok. Tarikatlar, cemaatler kavgası var. Her köşe başını hangimiz tutalım? Bunları nasıl yapalım, müfredata kendi zihnimizdeki zehri nasıl akıtalım? O kitaplar üzerinden bu zehri Anadolu ve Trakya’ya nasıl yayalım? Böyle olunca maalesef, üzülerek söylemek gerekiyor ki çocuk AKP’linin de çocuğu olsa, CHP’linin, MHP’linin, DEM’linin, İYİ Parti’linin de, hangi görüşten olursa olsun PISA sınavına girdiğinde ortalamamız sondan ikinci dünyada PISA’da. Sondan ikinci, üçüncü. Tüm yetenekler, yetkinliklerde bu coğrafyanın, hepimizin bildiği bu zeki evlatları, dünyada normalde onlarla aşık atamayacak akranlarının her alanda gerisinde. Sebebi ne? Sebebi o çocuklar değil. O çocuklara doğru bir eğitim verildiğinde, doğru imkanlar yaratıldığında neleri başardıklarını görüyoruz. Ama eğitim sistemi, okul öncesinden başlayıp ki bugün bu kürsüde herhalde saat 12.00 civarında Mersin Yenişehir Belediye Başkanımız o konudaki çok iyi bir örneği de anlatma imkanını bulacak. Okul öncesinden başlayıp, lisans, lisansüstü ve devam eden akademik kariyer süreçlerine kadar sürekli çağın gerisinde, eksikliklerle dolu, yapılması gerekenlerin yapılmadığı bir süreci Türkiye’de yaşıyoruz.”
(SÜRECEK)
]]>CHP’nin, eğitim alanında yaşanan sorunlara dikkat çekmek için Ankara Çankaya Anıt Park’ta halka açık olarak düzenlediği 24 saat sürecek Eğitim Maratonu başladı. Eğitim Maratonu’nun açılış konuşmasını yapan CHP Genel Başkanı Özgür Özel, şöyle konuştu:
“Kürsüyü atanmayan öğretmenleri selamlamadan bırakmayacağım. Bu ülkede AKP’nin atanamayan öğretmenler diye suçu kendi sırtından alıp, atanamıyor, atayacak da atanamamış gibi, öğretmenin sırtına vuran. Sende bir kusur var ki atanamamışsın gibi bir sorunu var. 2002 yılında iktidara geldiklerinde 68 bin öğretmen vardı, atanmamış. Sayın Erdoğan, rahmetli Ecevit’e yüklenip dururdu. Derdi ki; madem atamayacaksın, neden okuttun. Şimdi o haklı sorunun, o gün verilemeyen 68 bin cevabı vardı. Bugün verilemeyen 1 milyon cevabı var. 1 milyon evladımız okutuldu, atanmıyor. Madem atamayacaktın, neden okuttun sorusu duruyor. Ama şu anda bu Cumhuriyet tarihinin en sorunlu, bizzat kendi zihniyeti sorun olan Bakanı, hiçbir soruna çözüm bulmadı. Atanmayan öğretmen sorununu kökünden çözüyor. Ne yaparak çözüyor? Diploma hırsızlığı, yan kesicilikle çözüyor. 1 milyon öğretmenin diplomasını çalıp götürüyor. 1 milyon unvanı öğretmen olan, lisede çalışmış, sınava girmiş, üniversiteyi kazanmış, dört yıl okumuş, bitirmiş, öğretmen unvanını almış kişiyi öğretmen adayı unvanına döndürüyor. ‘Ben bir milli eğitim akademisi kuracağım. Oraya ihtiyaç kadar alacağım. İki yıl eğitip mezun edeceğim’ diyor. Yani, yeni baştan önlerine bir eğitim, bir bariyer, bir sınav koyuyor. Peki kaç kişi alacaksın? Efendim, ‘planlanan kadar alacağım.’ Mehmet Şimşek’e soruluyor. Kaç öğretmen? ‘Ne kadar emekli olursa, bu sene 20 bin, seneye belki 24 bin.’ 1 milyon kişi bekleyecek, diplomaları hiçbir işe yaramadan, 20 bin, 20 bin. Bugünkü hesaba göre hiç öğretmen mezun etmesek, 50 yıl bu bekleyen öğretmenler göreve gelecekler, ancak ondan sonra yeniden öğretmen ihtiyacı olacak.
“Öğretmen maaşının alım gücü 100’den 40’a düşmüş durumda. AKP iktidarının öğretmene yaptığını bu şekilde görmek lazım”
Bugün 25 yaşındaki atanmayan öğretmenin sırası belki 75 yaşında gelecek, akademiye girmeye, eğer bir tane daha 50 yıl boyunca öğretmen mezun etmezsek. Bu yapılan iş, 1 milyon gencin geleceğini çalmak, onlarla alay etmek. Diplomalarını ellerinden almak. Kutsal mesleklerini ellerinden almaktır. Bu Milli Eğitim Bakanının ama suç bunda değil 22 yıldır atadığı her bakanın en başarısız bakan olduğu Recep Tayyip Erdoğan’dadır. Ortaya koyduğu müfredat, içinde bir kelime Atatürk geçmemesi, Atatürk’ün sözlerinin bile alınıp isminin alınmamasıyla, son derece çağ dışı bir müfredat programı ile kabul etmediğimiz, eleştirdiğimiz, eleştirmeye devam edeceğimiz ve önümüzdeki eğitim yılı başlayana kadar da sözümüze değer veren öğretmenlere, velilere bu konuda önemli bir yönlendirmede bulunacağımız bir alan olarak burada uzun uzun tartışılacak bu gece. Yine Öğretmenlik Meslek Kanunu, 2014 yılında yapılan değişiklikle kaldırılan taban maaş uygulamasından dolayı, çok büyük sıkıntı yaratan, sıkıntıda olan öğretmenlerimize şimdi yepyeni bir kategori daha açıyor. Özel sektördeki sorun şu; 2014 yılına kadar kanunda şu yazıyordu. Diyordu ki ‘özel sektörde çalışan öğretmen, kamudaki denginden düşük maaş alamaz.’ Oldukça akılcı, doğru, geçmişten kalan bir uygulamaydı, bir gece yarısı AKP bu uygulamayı değiştirdi. Ne yaptı, bu maddeyi oradan çıkardı. Şu anda öğretmenler asgari ücretli. Hatta çalıştıkları saate göre asgari ücretin altında maaş alarak, emekleri sömürülerek, pek çok özel kurumda çalışmak zorunda kalıyorlar. Biz iki tane öğretmen biliriz. Bir tanesi hepsine saygı duyduğumuz öğretmenler, bir de bir kişiye ait olan o unvanla başöğretmen Gazi Mustafa Kemal Atatürk. Ancak şimdi ücretli öğretmen var, sözleşmeli öğretmen var. Uzman öğretmen var. Başöğretmen var. Ayrıca şimdi aday öğretmen statüsü getiriliyor. Bu büyük bir haksızlık. Büyük bir emek hırsızlığı. Bu farklı farklı statülerin hepsi yanlış. Bir öğretmenlik mesleğinde mutlaka ve mutlaka meslek içi eğitimi önemsiyoruz. Kariyer basamaklarını önemsiyoruz. Ama bunların her gelen Milli Eğitim Bakanının yalap şalap yapmasıyla, başöğretmenlik sıfatını değersizleştirmesiyle, öğretmenler arasında çok farklı statüler yaratmasıyla ortaya çıkardıkları kaotik yapıya da itiraz ediyoruz. 2002 yılında bu iktidar geldiğinde 635 liraydı en düşük öğretmen maaşı, şimdi 31 bin lira. 2002 yılında en düşük öğretmen maaşı 19,5 yani 20 çeyrek altın alıyordu. Bugün 2002 yılında 20 çeyrek altın alan en düşük öğretmen maaşı bugün sadece 8 çeyrek altın alabiliyor. Yani 20 çeyrek altın, 8 çeyrek altın. 10’a dört. Öğretmen maaşının alım gücü 100’den 40’a düşmüş durumda. Bu AKP iktidarının öğretmene yaptığını da bu şekilde görmek lazım.
“Parası olmayanın nitelikli eğitime erişme şansı yok”
Son olarak şunu ifade edeyim; bugün bunun da burada tartışılacağını ümit ediyorum. Türkiye’de nitelikli eğitim sorunu bir sınıfsal sorun haline dönüşmektedir. Yani parası olanın çocuğunu okuttuğu, yetiştirdiği, geleceğe hazırladığı bir noktaya geliyor. Parası olmayanın nitelikli eğitime erişme şansı yok.
Burada biliyorum ki uzun uzun ÇEDES tartışılacak. Tam bir çağ dışılıktır, tam bir geri kafalılıktır. Tam pedagoji bilmezlik, tam çocuklar için travmatik bir sürecin tetiklenmesidir. Özellikle 24 saat boyunca burada yapılacak, birbirinden değerli, etkili değerlendirmeleri not alacağız, kayda alacağız. Bu 24 saatlik maratonu takip edenler ve edemeyenler için özetini, çıktılarını, geliştirilmesi gereken alanlar varsa onlarla birlikte yaparak, bu 24 saati Türkiye Cumhuriyeti’nin tarihine, yapılan yanlışları anlattığımız bir şerh olarak düşeceğiz. Ama esas gelecekte yapacağımız doğruların başlangıç noktası olarak not edeceğiz. Kaydedeceğiz. Üzerinde çalışacağız. Ben biraz önce söylediğim gibi ismi de kendilerine ait, bizim gölge milli eğitim bakanlığımız, bakanlık görevinde Suat Özçağdaş var. Ama birazdan isimlerini ve görev alanlarını tek tek anacağı yardımcıları var. Arkalarında temas ettikleri çok önemli kadrolar, güç aldıkları, bilgi aldıkları, destek aldıkları çok önemli kadrolar var. Yine birlikte çalıştığımız sendikalar, sivil toplum örgütleri var. Onlarla birlikte bu milli eğitim maratonunun açılış koşusunu benim yapmamı istediler. Ben sembolik açılışını yaptım. Şimdi maratonu sürdürmek üzere ki bu herhalde bayrak yarışı şeklinde koşulacak bir maraton olarak da özgün bir formata sahip. Ben kendim çok küçük yaşlardan beri maraton koşmaya meraklı olan, bu sene o güne kurultay denk gelmeseydi üçüncüsünü bitirmeyi planladığım, iki kez İstanbul 42,3 kilometrelik İstanbul Maratonunun bitirmiş birisi olarak bu eğitim maratonunun açılışını yapmaktan büyük bir memnuniyet duyuyorum.”
SON
]]>CHP Genel Başkanı Özgür Özel, eğitim sorunlarının konuşulacağı partisinin Eğitim Maratonu etkinliğinin TBMM’nin yanındaki Milli Egemenlik Parkı’nda yapılmasına, ‘parkı hayvanseverler ele geçirecek’ gerekçesiyle izin verilmediğini söyledi. Özel, “Sen Meclis’e hayvanları katledecek, öldürecek, zehirleyecek bir düzenlemeyi getir, buna isyan edenler, sesini duyurmaya çalışanlar koşsun Ankara’ya gelsinler; ‘Milli Egemenlik Parkı’nı hayvanseverler ele geçirmesin.’ Hepimiz hayvanseveriz, hepimiz o canların önünde kendimizi siper etmeye hazırız” dedi.
CHP, eğitim alanında yaşanan sorunlara dikkat çekmek amacıyla Ankara’nın Çankaya ilçesindeki Anıtpark’ta halka açık ‘Eğitim Maratonu’ etkinliği gerçekleştirdi. 24 saat sürecek Eğitim Maratonu’nun açılışını CHP Genel Başkanı Özgür Özel gerçekleştirdi. Özel, “Cumhuriyet tarihinin en sorunlu Milli Eğitim Bakanının sorunlara nasıl sorun kattığını ve hepimizin evlatlarının, çocuklarının ortak geleceği, dolayısıyla ülkenin ortak geleceğini nasıl heba edildiğini, nasıl risklerin barındırıldığını, konuşacağımız bir süreci başlatmak üzere buradayız. Bu kürsü Meclisin yanı başına kurulabilecekken dün akşam saatlerinde İçişleri Bakanının ve Ankara Valisinin talimatlarıyla parkın etrafını bariyerlerle çevirdiler. Milli Egemenlik Parkı’na kurulacak bu kürsüyü geldik Anıtpark’a kurduk ve 24 saat boyunca buradan eğitim politikalarıyla ilgili söylenmesi gereken ne varsa her şey buradan söylenecek” dedi.
‘KARŞIMIZDAKİ ZİHNİYET SÖZDEN KORKMAKTADIR’
Özel, barışçıl, bilimsel, çözüm öneren bir eylemliliği, bir etkinliği dahi devletin polisine, kanunsuz emirler vererek, anayasaya aykırı emirler vererek engellemeye çalışan bir zihniyetle karşı karşıya olduklarını söyleyerek, “Dertleri bahaneleri; ‘Oraya hayvanseverler geldi. Burayı ele geçirecekler. Burayı bırakmayacaklar. Sizin için açarsak onlar da kalır.’ Kalsın zaten. Sen Meclis’e hayvanları katledecek, öldürecek, zehirleyecek bir düzenlemeyi getir, buna isyan edenler, sesini duyurmaya çalışanlar koşsun Ankara’ya gelsinler; ‘efendim Milli Egemenlik Parkı’nı hayvanseverler ele geçirmesin.’ ‘Milli egemenlik’ demek milletin dediğinin olması demektir. Bir kişinin, bir zümrenin, bir partinin söylenilmemesini istediği, konuşulmasını istemediğinin konuşulmasının engellenmesine zaten ‘milli egemenlik’ demiyoruz. Ona diktatörlük diyoruz, ona keyfi yönetim diyoruz, ona tek adam rejimi diyoruz. Bu kurtulunması gereken bir zihniyetken, bunu yerleştirmeye ve buna anlayış göstermemizi bekliyorlar. ‘İçeride havyan hakları konuşuluyor, hayvanseverler gelip eylem yapmasın.’ CHP olarak kim hakkını arıyorsa ki hayvanseverlerin orada tek başına yürüttükleri bir mücadele değil; hepimiz hayvanseveriz, hepimiz o canların önünde kendimizi siper etmeye hazırız. CHP grubu hem ‘hayvan hakları yasası’ adını taşıyan katliam yasasına karşı, hem de kadının soyadını istediği gibi belirlemesi ve kullanmasının önündeki zorba dayatmaya karşı kırmızı alarmdadır. Meclis’te de mücadele vermekte, sokakta da mücadele vermektedir. Karşımızdaki zihniyet sözden korkmaktadır, müzakereden korkmaktadır, karşımızdaki zihniyetin bildiği şey sözün karşısına bariyer koymaktır, düşüncenin karşısına polis dikmektir. Tartışmanın yerine tartaklamayı tercih eden bu zihniyeti CHP, aklıyla, yüreğiyle, zihniyle ve bedeniyle dize getirecektir” diye konuştu.
‘TÜRKİYE’NİN DÖRT BİR YANINDAN EĞİTİMCİLER GELECEK’
Özel, programın, yarın saat 10.00’a kadar devam edeceğini belirterek, “Buradaki kürsüye her dakika, her saniye birileri çıkacak. Milli eğitimin sorunlarını, eğitim politikalarının sorunlarını konuşacak. Sendikalar gelecek. Sendikaların sayın genel başkanları gelecek. Eğitim emeklilerinin hakları ve milli eğitim politikalarına yönelik kurumsal görüşlerini dile getirecekler. Türkiye’nin dört bir yanından eğitimciler gelecek. 10 dakika ayrılan sürede ömrü boyunca verdiği emek, mücadele, yaptığı bilimsel çalışmaları bu kürsüden kayda geçirmek üzere buraya gelecekler. Onlar konuşacaklar. Veliler konuşacak. Eğitim alanında örgütlü dernekler konuşacak, sivil toplum kuruluşları konuşacak ve her saat başında yine bu Milli Eğitim Maratonu’nu hayata geçirilmesi için büyük emek veren Fuat Özçağdaş, yardımcıları ve bu konuda birlikte çalıştıkları geniş ekibi katkılarıyla bu kürsüde olacaklar” dedi.
Özel, tarikatlar ve cemaatler kavgası olduğunu söyleyerek, “Her köşe başını hangimiz tutalım, bunları nasıl yapalım, müfredata kendi zihnimizdeki zehri nasıl akıtalım? O kitaplar üzerinden bu zehri Anadolu’ya, Trakya’ya nasıl yayalım? Böyle olunca maalesef çocuk AK Parti’linin çocuğu da olsa, CHP’linin de, MHP’linin de, İYİ Partilinin de, DEM’linin de, hangi görüşten olursa olsun PİSA sınavına girdiğinde ortalamamız sondan 2’nci dünyada. Tüm yeteneklerde, tüm yetkinliklerde, bu coğrafyanın zeki evlatları dünyada normalde aşık atamayacak akranlarının her alanda gerisinde. Sebebi ne? Sebebi o çocuklar değil, doğru imkanlar yaratıldığında o çocukların neler başardığını görüyoruz. Ama eğitim sistemi, okul öncesinden başlayıp lisansüstü ve akademik kariyer süreçlerine kadar sürekli çağın gerisinde, eksikliklerle dolu bir süreci Türkiye’de yaşıyoruz” ifadelerini kullandı.
]]>MİLLİ Eğitim Bakanlığı’nın (MEB) özel okullarda ücretsiz dağıtılan ders kitaplarının kullanılacağına ilişkin yönetmeliğine rağmen; özel okullar yeni eğitim yılı öncesinde velilerden 40-50 bin TL’ye varan fahiş oranda kitap ücreti talep etmeye başladı. Duruma tepki gösteren veliler Bakanlık, Milli Eğitim Müdürlüğü ve CİMER’e başvurup şikayette bulundu. Tüketici Konfederasyonu Hukuk Komisyonu Üyesi Avukat Baki Öztürk, “Bir mal veya hizmetin satışı, başka bir mal veya hizmetin satışına bağlanamaz. Veliler bu ücretleri ödemek zorunda değil, ödeseler bile çocukları mezun olduktan sonra 10 yıl geriye dönük dava açabilirler” dedi.
Resmi Gazete’de 16 Şubat 2024’te yayımlanıp yürürlüğe giren ‘Milli Eğitim Bakanlığı Özel Öğretim Kurumları Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik’ ile 2024-2025 eğitim öğretim yılından itibaren özel okullarda bakanlık tarafından dağıtılan ücretsiz ders kitaplarının okutulması zorunlu hale getirildi. MEB, yeni düzenleme kapsamında, talep edilip edilmediğine bakmadan, tüm özel okullara öğrenci sayısı kadar ders kitabını ücretsiz gönderecek. Ders kitabını kullanmayan özel okullara Özel Öğretim Kurumları Kanunu’nun 7’nci maddesi kapsamında idari para cezasının yanında kurum açma izni ve çalışma ruhsatının iptaline kadar gidebilecek kademeli ceza uygulanabilecek.
Bu yönetmeliğe rağmen, yeni eğitim yılı öncesinde velilerden fahiş oranda kitap ücreti talep edilmeye başlandı. Bazı veliler, Bakanlık ve Milli Eğitim müdürlükleri ile CİMER’e başvurup şikayette bulundu. Veli-Der Ankara Şube Başkanı Hülya Daran Deveci, yönetmeliğe rağmen özel okulların velilerden 40-50 bin liraya ulaşan fahiş oranda kitap ücreti talep ettiklerini söyleyerek, “MEB bu yönetmeliği 16 Şubat’ta çıkardı ve özel okullar aslında buna uymayacağını el altından gösterdi. Çünkü kayıtlar başlar başlamaz özel okullar, kaynak kitapları için, İngilizce kitapları için ve diğer masraflar için fahiş fiyatlar istedi. Özel okullara dağıtılan ders kitapları yıllardır hiçbir şekilde kapağı açılmadan geri dönüşüme gönderiliyor. Servis ücretleri, yemek ücretleri, kitap ücretleri, zaten özel okul ücretleri de çok yüksek. Dudak uçuklatan rakamlar, ünlü bilinen özel okullarda rakamlar 1 milyona yaklaşmış durumda. 200 bin TL ile 1 milyon TL arasında özel okul kayıt rakamları değişiyor. Asgari ücretle çalışan bir veli için bu rakamlar çok yüksek” dedi.
‘VELİLER VE ÖĞRENCİLER MÜŞTERİ GÖRÜLÜYOR’
Tüketici Konfederasyonu Hukuk Komisyonu Üyesi Avukat Baki Öztürk ise özel okulların bir eğitim kurumu olmaktan ziyade ticarethaneye döndüğünün altını çizerek, “Veliler ve öğrenciler artık birer müşteri gözüyle görülüyor. Çünkü baktığımız zaman artık özel okul fiyatları milyonları bulacak şekilde açıklanmış durumda. Bunun yanında sadece özel okul fiyatları değil, kitaplar, kırtasiye ücretleri, kıyafet ücretleri, servis ücretleri noktasında da özel okulların aslında velileri zorladığı ‘Bizden satın alacaksınız, bizim yayınlarımızı kullanacaksınız’ tarzında bazı baskıları oluyor. Bu noktada aslında vatandaşlarımızın, velilerimizin bilmesi gereken hakları var. Çünkü hem Milli Eğitim Bakanlığı’nın özel öğretim kurumları yönetmeliği, hem de Tüketicinin Koruması Hakkındaki Kanun’un 6’ncı maddesi bize diyor ki ‘Bir mal veya hizmetin satışı başka bir mal veya hizmetin satışına bağlanamaz.’ Yani veliler öğrencilerini özel okula gönderiyor diye bu ücretleri ödemek zorunda değil. Kitapların, kırtasiyelerin ya da kıyafetlerin, servis ücretlerinin alınması velilerin tercihine bağlı. Velilerimiz, yumuşak karnı olan çocuklarının herhangi bir şekilde mobbinge maruz kalmaması adına bu ücretleri maalesef ödemek durumunda kalıyorlar” diye konuştu.
‘ŞİKAYETLERİNİ İLETSİNLER’
Öztürk, MEB’in yeni yönetmeliğini hatırlatarak, “Tüm özel okullara bu mevzuat gönderildi. Milli Eğitim Bakanlığı’nın, devlet okullarında olduğu gibi özel okullarda da ders kitaplarını ücretsiz bir şekilde dağıttığını biliyoruz. Aslında bir şekilde öğrencilerin eline tüm ders kitapları ücretsiz bir şekilde geçiyor. Ancak özel okullar aynı zamanda kendi yayınlarını velilerimize satıyor ve şu an bu kitap ücretlerine baktığımızda artık geçen sene 6-7 bin liralardan bahsediyorduk. Ancak şu an 40 bin, 50 bin liralar isteniyor. Artık kitap ücretleri bile birçok velimizin, öğrencimizin karşılayamayacağı duruma gelmiş vaziyette. Veliler, Milli Eğitim Bakanlığı’na ve İlçe Milli Eğitim müdürlüklerine şikayetlerini iletsinler. CİMER üzerinden de olabilir bu şikayet. Yine aynı şekilde Ticaret Bakanlığı’nın Haksız Fiyat Değerlendirme Kurulu’na şikayetleri iletebilirler. Milli Eğitim Bakanlığı’nın müfettişleri gerekli denetimleri yaparak bu tarz özel okullara idari para cezalarının kesilmesi ve bazı durumlarda kapatmaya varacak şekilde cezaların uygulanması noktasında denetimlerini gerçekleştireceklerdir” dedi.
’10 YIL GERİYE DÖNÜK DAVA AÇABİLİRLER’
Velilerin haklarını bilmesi gerektiğini söyleyen Öztürk, “Herhangi bir şekilde talep etmedikleri bir ücretle karşılaştıklarında ellerinde yazılı bir delil olması için, okul yönetimine ‘Biz böyle bir talepte bulunmuyoruz. Kitap ücretlerini bahsettiğiniz şekilde biz ödemek istemiyoruz. Sizin anlaşmış olduğunuz servisleri kullanmak istemiyoruz’ tarzında bir metin gönderirlerse ellerinde delil olarak bulunur ve öğrencileri mezun olmuş olsa bile 10 yıl geriye dönük şekilde dava açarak bu ödemiş oldukları ücretleri alabilirler” ifadelerini kullandı.
Milli Eğitim Bakanlığı kaynakları, 2024-2025 eğitim ve öğretim yılından itibaren 16 Şubat 2024 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanan yönetmeliğin uygulanacağını, Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı Talim Terbiye Kurulu tarafından hazırlanan kitapların devlet okullarında olduğu gibi, özel okullarda da okutulması gerektiğinin esas olduğunu belirtti. Kaynaklar, özel okulların velilere bir dayatma içerisinde olamayacağını, mevzuat hükümleri dışına çıkarak, velilerden ‘kitap ücreti’ kalemi adı altında herhangi bir ücret istenildiğinde velilerin İl ve İlçe Milli Eğitim müdürlüklerine başvurması gerektiğini, Bakanlık tarafından gerekli müfettiş denetimlerinin gerçekleştirileceğini bildirdi.
]]>TÜİK, 2023 yılına ait yükseköğretim istihdam göstergelerini paylaştı. TÜİK verilerine göre, lisans mezunlarının kayıtlı istihdam oranı 2022 yılında yüzde 75,1 iken, bu oran 2023 yılında yüzde 75,6 olarak gerçekleşti. Ön lisans mezunları için kayıtlı istihdam oranı ise 2022 yılında yüzde 67,3 iken, bu oran 2023 yılında yüzde 67,7 olarak hesaplandı.
En yüksek kayıtlı istihdam oranına sahip lisans bölümü yüzde 96,2 ile özel eğitim öğretmenliği oldu
Lisans seviyesinde en yüksek kayıtlı istihdama sahip olan bölümler yüzde 96,2 ile özel eğitim öğretmenliği, yüzde 95,3 ile tıp, yüzde 93,9 ile dil ve konuşma terapisi, yüzde 93,2 ile elektrik öğretmenliği ve yüzde 92,4 ile ebelik oldu.
En yüksek kayıtlı istihdam oranına sahip lisans alanı yüzde 87,4 ile “sağlık ve refah” oldu
Uluslararası Standart Eğitim ve Öğretim Alanları Sınıflaması, 2013’e göre lisans seviyesinde kayıtlı istihdam oranının en yüksek olduğu ilk beş alan; yüzde 87,4 ile “sağlık ve refah” oldu. “Sağlık ve refah alanını” yüzde 83,7 ile mühendislik, imalat ve inşaat, yüzde 79,8 ile eğitim, yüzde 79,6 ile bilişim ve iletişim teknolojileri ve yüzde 74,8 ile iş, yönetim ve hukuk takip etti.
En yüksek kayıtlı istihdam oranına sahip ön lisans bölümü yüzde 92,1 ile polis meslek eğitimi oldu
Ön lisans seviyesinde en yüksek kayıtlı istihdama sahip olan bölümler yüzde 92,1 ile polis meslek eğitimi oldu. Polis meslek eğitimini sırasıyla yüzde 88,7 ile elektrik enerjisi üretim, iletim ve dağıtımı,yüzde 86,1 ile endüstriyel kalıpçılık, yüzde 85,5 ile metalurji, yüzde 84,7 ile avcılık ve yaban hayatı ve yüzde 84,7 ile kaynak teknolojisi takip etti.
En yüksek kayıtlı istihdam oranına sahip ön lisans alanı yüzde 77,3 ile mühendislik, imalat ve inşaat oldu
Ön lisans mezunlarının eğitim ve öğretim alanlarına göre kayıtlı istihdam oranının en yüksek olduğu ilk beş alan; mühendislik, imalat ve inşaat, doğa bilimleri, matematik ve istatistik, hizmetler, bilişim ve iletişim teknolojileri ile tarım, ormancılık, balıkçılık ve veterinerlik olarak gerçekleşti.
Lisans mezunlarında ortalama ilk iş bulma süresi 14,4 ay olarak gerçekleşti
Lisans mezunlarında ortalama ilk iş bulma süresi 2022 yılında 15 ay iken bu süre 2023 yılında 14,4 ay oldu. Ön lisans mezunlarının ortalama ilk iş bulma süresi ise 2022 yılında 16,8 ay iken, 2023 yılında 15,9 ay olarak hesaplandı. İlk iş bulma süresinin en kısa olduğu lisans bölümü 2,3 ay ile dil ve konuşma terapisi oldu
Lisans mezunlarının mezuniyetleri sonrası ilk iş bulma süre ortalamasının en kısa olduğu bölümler; dil ve konuşma terapisi (2,3 ay), tıp (4,2 ay), özel eğitim öğretmenliği (4,2 ay), eczacılık (5,5 ay) ile ebelik (7,3 ay) oldu.
İlk iş bulma süresinin en kısa olduğu lisans alanı 8,7 ay ile “sağlık ve refah” oldu
Lisans mezunları için ilk iş bulma süresinin en kısa olduğu ilk beş eğitim ve öğretim alanı; sağlık ve refah (8,7 ay), mühendislik, imalat ve inşaat (11,6 ay), bilişim ve iletişim teknolojileri (11,9 ay), eğitim (12,1 ay) ile hizmetler (13,5 ay) olarak gerçekleşti.
İlk iş bulma süresinin en kısa olduğu ön lisans bölümü 2,9 ay ile polis meslek eğitimi oldu
Ön lisans mezunlarının mezuniyetleri sonrası ilk iş bulma süre ortalamasının en kısa olduğu beş bölüm; polis meslek eğitimi (2,9 ay), optisyenlik (9,0 ay), aşçılık (10,7 ay), sivil havacılık kabin hizmetleri (11,6 ay) ile eczane hizmetleri (11,9 ay) oldu.
İlk iş bulma süresinin en kısa olduğu ön lisans alanı 13,4 ay ile hizmetler oldu
Lisans mezunları için ilk iş bulma süresinin en kısa olduğu ilk beş eğitim ve öğretim alanı; hizmetler (13,4 ay), doğa bilimleri, matematik ve istatistik (13,7 ay), mühendislik, imalat ve inşaat (14,4 ay), sağlık ve refah (15,3 ay) ile bilişim ve iletişim teknolojileri (16,3 ay) olarak gerçekleşti.
Ortalama kazancın en yüksek olduğu lisans bölümü pilotaj oldu
Lisans mezunlarının kazanç durumları incelendiğinde, aylık ortalama kazancı en yüksek olan beş bölüm sırasıyla; pilotaj, matematik mühendisliği, uçak mühendisliği, kontrol ve otomasyon mühendisliği, gemi makineleri işletme mühendisliği oldu.
Ortalama kazancın en yüksek olduğu ön lisans bölümü perakende satış ve mağaza yönetimi oldu
Ön lisans mezunlarının kazanç durumları incelendiğinde, aylık ortalama kazancı en yüksek olan beş bölüm; perakende satış ve mağaza yönetimi, polis meslek eğitimi, uçak teknolojisi, marka iletişimi ile elektrik enerjisi üretim, iletim ve dağıtımı oldu.
“Sağlık ve refah” lisans mezunlarının kendi alanında çalışma oranı yüzde 79,3 oldu
Ücretli çalışan (SGK 4/A) lisans mezunlarının öğrenim gördükleri eğitim ve öğretim alanı ile uyumlu bir meslek grubunda çalışma oranının en yüksek olduğu ilk beş alan; “sağlık ve refah” (yüzde 79,3), iş, yönetim ve hukuk (yüzde 79,3), mühendislik, imalat ve inşaat (yüzde 63,9), eğitim (yüzde 62,7) ile bilişim ve iletişim teknolojileri (yüzde 59,4) oldu. En düşük uyum ise yüzde 19,9 ile sosyal bilimler, gazetecilik ve enformasyon alanında gerçekleşti.
Ücretli çalışan (SGK 4/A) ön lisans mezunlarının öğrenim gördükleri eğitim ve öğretim alanı ile uyumlu bir meslek grubunda çalışma oranının en yüksek olduğu ilk beş alan; iş, yönetim ve hukuk (yüzde 65,6), mühendislik, imalat ve inşaat (yüzde 59,5), hizmetler (yüzde 57,8), “sağlık ve refah” (yüzde 45,4) ile doğa bilimleri, matematik ve istatistik (yüzde 44,3) oldu. En düşük uyum ise yüzde 8,1 ile sosyal bilimler, gazetecilik ve enformasyon alanında gerçekleşti.
]]>Türkiye İstatistik Kurumu, 2023 yılına ilişkin yükseköğretim istihdam göstergelerini açıkladı. Buna göre; lisans mezunlarının kayıtlı istihdam oranı 2022 yılında yüzde 75,1 iken, 2023 yılında yüzde 75,6 olarak gerçekleşti. Ön lisans mezunları için kayıtlı istihdam oranı 2022 yılında yüzde 67,3 iken, 2023 yılında yüzde 67,7 olarak hesaplandı. Lisans seviyesinde en yüksek kayıtlı istihdama sahip olan bölümler yüzde 96,2 ile özel eğitim öğretmenliği, yüzde 95,3 ile tıp, yüzde 93,9 ile dil ve konuşma terapisi, yüzde 93,2 elektrik öğretmenliği ve yüzde 92,4 ile ebelik oldu. Lisans seviyesinde kayıtlı istihdam oranının en yüksek olduğu ilk 5 alan; yüzde 87,4 ile sağlık ve refah, yüzde 83,7 ile mühendislik, yüzde 79,8 ile imalat ve inşaat, yüzde 79,6 ile eğitim, bilişim ve iletişim teknolojileri, yüzde 74,8 ile iş, yönetim ve hukuk oldu.
ÖN LİSANSTA POLİS MESLEK EĞİTİMİ
Ön lisans seviyesinde en yüksek kayıtlı istihdama sahip olan bölümler yüzde 92,1 ile polis meslek eğitimi, yüzde 88,7 ile elektrik enerjisi üretim, iletim ve dağıtımı, yüzde 86,1 ile endüstriyel kalıpçılık, yüzde 85,5 ile metalurji, yüzde 84,7 avcılık ve yaban hayatı ve yüzde 84,7 ile kaynak teknolojisi oldu. Ön lisans mezunlarının eğitim ve öğretim alanlarına göre kayıtlı istihdam oranının en yüksek olduğu ilk 5 alan; yüzde 77,3 ile mühendislik, imalat ve inşaat, yüzde 71,7 ile doğa bilimleri, matematik ve istatistik, yüzde 71 ile hizmetler, yüzde 70,4 ile bilişim ve iletişim teknolojileri, yüzde 69,6 ile tarım, ormancılık, balıkçılık ve veterinerlik olarak gerçekleşti.
LİSANS MEZUNLARINDA İLK İŞ BULMA SÜRESİ 14,4 AY
Lisans mezunlarında ortalama ilk iş bulma süresi 2022 yılında 15 ay iken, bu süre 2023 yılında 14,4 ay oldu. Ön lisans mezunlarının ortalama ilk iş bulma süresi ise 2022 yılında 16,8 ay iken, 2023 yılında 15,9 ay olarak hesaplandı. Lisans mezuniyeti sonrası ilk iş bulma süre ortalamasının en kısa olduğu bölüm 2,3 ay ile dil ve konuşma terapisi oldu. İlk iş bulma süreleri tıpta 4,2 ay, özel eğitim öğretmenliğinde 4,2 ay, eczacılıkta 5,5 ay, ebelikte 7,3 ay oldu. Lisans mezunlarında ilk iş bulma süresi en kısa eğitim öğretim alanı ise yüzde 8,7 ay ile sağlık ve refah olurken; ilk iş bulma süresi mühendislik, imalat ve inşaatta 11,6 ay, bilişim ve iletişim teknolojilerinde 11,9 ay, eğitimde 12,1 ay ve hizmetlerde 13,5 ay olarak gerçekleşti. Ön lisans mezuniyeti sonrası ilk iş bulma süre ortalamasının en kısa olduğu bölüm 2,9 ayla polis meslek eğitimi oldu. Bu süreler optisyenlikte 9 ay, aşçılıkta 10,7 ay, sivil havacılık kabin hizmetlerinde 11,6 ay, eczane hizmetlerimde 11,9 ay kaydedildi. Ön lisans mezuniyeti sonrası ilk iş bulma süresinin en kısa olduğu eğitim öğretim alanı da 13,4 ay ile hizmetler olurken; ilk iş bulma süreleri doğa bilimleri, matematik ve istatistikte 13,7 ay, mühendislik, imalat ve inşaatta 14,4 ay, sağlık ve refahta 15,3 ay, bilişim ve iletişim teknolojilerinde 16,3 ay olarak gerçekleşti.
ORTALAMA KAZANCI EN YÜKSEK LİSANS BÖLÜMÜ PİLOTAJ
Lisans mezunlarının kazanç durumları incelendiğinde, aylık ortalama kazancı en yüksek olan beş bölüm sırasıyla; pilotaj, matematik mühendisliği, uçak mühendisliği, kontrol ve otomasyon mühendisliği, gemi makineleri işletme mühendisliği oldu. Ön lisans mezunlarında ise perakende satış ve mağaza yönetimi, polis meslek eğitimi, uçak teknolojisi, marka iletişimi ile elektrik enerjisi üretim, iletim ve dağıtımı oldu. SGK 4/A kapsamında ücretli çalışan lisans mezunlarının öğrenim gördükleri eğitim ve öğretim alanı ile uyumlu bir meslek grubunda çalışma oranının en yüksek olduğu ilk beş alan; yüzde 79,3 ile sağlık ve refah, yüzde 79,3 ile iş, yönetim ve hukuk, yüzde 63,9 ile mühendislik, imalat ve inşaat, yüzde 62,7 ile eğitim, yüzde 59,4 ile bilişim ve iletişim teknolojileri oldu. En düşük uyum ise yüzde 19,9 ile sosyal bilimler, gazetecilik ve enformasyon alanında gerçekleşti.
Ön lisans mezunlarının öğrenim gördükleri eğitim ve öğretim alanı ile uyumlu bir meslek grubunda çalışma oranının en yüksek olduğu ilk beş alan; yüzde 65,6 ile iş, yönetim ve hukuk, yüzde 59,5 ile mühendislik, imalat ve inşaat, yüzde 57,8 ile hizmetler, yüzde 45,4 ile sağlık ve refah, yüzde 44,3 ile doğa bilimleri, matematik ve istatistik oldu. En düşük uyum ise yüzde 8,1 ile sosyal bilimler, gazetecilik ve enformasyon alanında gerçekleşti.
]]>VARANK: KÖPEK BİLE YUNAN SANATÇI ÇIKARMAMANIZI SÖYLERDİ
Konser geriliminin ardından Lal Denizli’nin geçtiğimiz günlerde makamına bir köpek oturtmasını hatırlatan Varank, X hesabından yaptığı paylaşımda “Makamınıza oturttuğunuz köpeğe sorsanız, o bile Türk Eğitim Vakfı için düzenlenen bağış gecesine Yunan sanatçı çıkarılmaması gerektiğini size söylerdi. Ama siz önce Milli değerlerimize saldıranlara sahne verdiniz, sonra hamasete sarılıp marşlar okudunuz. Klasik CHP” dedi.
LAL DENİZLİ: KÖPEĞİM KONUŞMUYOR AMA HAREKETLERİYLE BİLE SİZDEN DAHA MANTIKLI
Mustafa Varank’ın sözlerine sert bir şekilde karşılık veren Lal Denizli de “Sayın Varank, sizin yönetim anlayışınızda, kurumların kendi özgür fikirlerine ve programlarına saygı göstermek gibi bir gelenek olmadığından Çeşme’de düzenlenen bir yardım konserinde, Türk Eğitim Vakfı’na ait organizasyonda yine sanatçı tercihinin kendilerine ait olabileceği aklınıza bile gelmemiştir. Evet bayran ve Atatürk, sadece biz CHP’lilerin değil 85 milyonun kırmızı çizgisidir ve milli değerlerimizi şanlarına yakışır şekilde korumak da biz CHP’lilerin en iyi bildiği şeydir.
Sizin aksinize biz bunu hamaset için değil; Onları ilelebet koruma amacıyla hareket ederiz. Belediye Başkanı olduğumdan bu yana hiçbir söylem, iddia ve gereksiz yaklaşıma cevap vermedim, bundan sonra da bu tavrım aynen devam edecek. Lakin sizin gibi bu ülkede bakanlık yapmış bir kişinin, sırf CHP’ye muhalefet etmek için değerlerimizi ayak altına almak isteyenlerle bile nasıl yan yana gelebileceğinizi tüm milletimiz görsün diye cevap veriyorum. Bu arada, köpeğim konuşmuyor malum öyle bir genetik özelliği bulunmuyor fakat emin olun sadece hareketleriyle bile sizden daha mantıklı davranışlara sahip. Şükür. Selametle.”

YUNAN ŞARKICI SAHNEYE ÇIKMAK İSTEMEDİ
Türk Eğitim Vakfı İzmir Şubesi tarafından Çeşme Açıkhava Tiyatrosu’nda eğitim yararına konser organize edildi. Yunan şarkıcı Despina Vandi’nin konseri iddiaya göre sahnedeki Türk bayrağı ve Atatürk posterinin indirilmesini talep etmesi nedeniyle iptal edildi.
LAL DNEİZLİ: HANIMEFENDİ İVEDİKLE BU ŞEHRİN SINIRLARINI TERK ETSİN
Sahneye çıkan Çeşme Belediye Başkanı Lal Denizli “Türk bayrağı ve Atatürk’ün posterinin inmesini istiyormuş. Hiç yuhlamayın, bu güzel nefeslerinizi yoracağınız bir insan bile olmadığını düşünüyorum kendisinin. Biz bu toprakları kazanmak için çok fazla şehit verdik ve biz her zaman kardeşliğin ve ebedi dostluğun kazanacağına inanan ve bu inançta olan insanlarız. Hiçbir güç ne bayrağımızı ne de Atatürk’ün posterini indirmeye yeltenemez. Bunu aklından da geçiremez. Hanımefendi ivedilikle bu şehrin sınırlarını terk etsin. Sakinlikle, sükunetle. Ama dilerim bir daha gittiği hiçbir ülkede o ülkenin kanla elde edilmiş bayrağını, bir sürü vatan evladını gömdükleri ve onun sembolü yaptıkları bayraklarını indirmeyi aklından dahi geçirmez. Dilerim bu ona tarihi bir ders olur.” ifadelerini kullandı.
]]>CHP MYK toplantısı devam ederken toplantının gündemine ilişkin basın açıklaması yapan Parti Sözcüsü Deniz Yücel, gündeme ilişkin bilgi paylaştı. ” Albert Camus’nun ‘Bir ülkeyi tanımak istiyorsanız, o ülkede insanların nasıl öldüğüne bakın’ sözünün kulaklarımızda çınladığı bir hafta geçirdik. Geçen hafta İzmir’deki sağanak yağışta iki vatandaşımızı trajik bir şekilde kaybettik. 21’inci yüzyılda böyle bir ölümü, elbette hiçbir vatandaşımız hak etmiyor” diyen Yücel şunları söyledi:
“Hepimizi kahreden bu olayın meydana gelmesinde kusuru ya da ihmali olanlar titizlikle araştırılmalı ve yargı önünde hesap vermeleri sağlanmalıdır. Hayatını kaybeden vatandaşlarımızın ailelerine sözümüz var: Ucu nereye dokunursa dokunsun, adli ve idari soruşturmaların sonuna kadar takipçisi olacağız. Her ne kadar kaybettiğimiz iki vatandaşımızı geri getirmeyecek olsa da sorumluların en ağır cezayı alması, bu tip olayların bir daha yaşanmasını önleyecek, en azından tekrarlanmaması açısından caydırıcı olacaktır. Bu ve benzeri olaylarla ilgili Grup Başkanvekillerimiz dün TBMM’de, bir araştırma komisyonu kurulmasını istediler. Savcılığın yürüttüğü soruşturmanın haricinde, olayın çok yönlü bir şekilde araştırılarak bu elim ve vahim olayın meydana gelmesinde kimin ihmali, kimin dahli var tespit edilmesi için milletin meclisinin çalışmasını istediler. Ancak dün, AKP ve MHP oylarıyla bu önerge reddedildi. Özge Ceren Deniz ve İnanç Öktemay’a bir kez daha Allah’tan rahmet, ailelerine başsağlığı ve sabır diliyoruz. Yine pazartesi günü, Çeşme’de çıkan yangında hayatını kaybeden Mesut Coşkunöz, Hilmi Coşkunöz ve Mine Elmas’a Allah’tan rahmet, ailelerine baş sağlığı ve sabır diliyoruz.”
” 15 Temmuz’a göz yumanlar ve zemin hazırlayanlar da suçludur”
15 Temmuz darbe girişimine değinen Yücel şöyle devam etti:
” Türkiye’nin demokrasi tarihine kara bir leke olarak geçen 15 Temmuz hain darbe girişiminin üzerinden tam sekiz sene geçti. O gece, devletin silahları FETÖ’cü hainler tarafından vatandaşlarımıza doğrultuldu. Devletin uçakları, tankları milletimizin üzerine, TBMM’ye bombalar yağdırdı. 251 vatandaşımız FETÖ’cü hainler tarafından şehit edildi, 2 bin 194 vatandaşımız gazi oldu. Birilerinin sınırsız iktidar hırsı, Türk Silahlı Kuvvetleri’nde (TSK), emniyet teşkilatında, adliyede, milli eğitimde ve devletin daha birçok kurumunda ağır bir tahribata ve toplumda on yıllar boyunca tamir edilmesi mümkün olmayan ağır bir travmaya neden oldu. Vatandaşlarımızın canına, milletimizin egemenliğine, demokrasimize ve anayasal düzenimize kast ederek darbe girişiminde bulunan hainler kadar o hainlerin devletin kılcal damarlarında yuvalanmasına izin vererek 15 Temmuz’a göz yumanlar ve zemin hazırlayanlar da suçludur.
“Darbeye giden yolu, AKP iktidarı açmıştır”
‘Ne istediler de vermedik. Dön artık, bitsin bu hasret. 15 Temmuz Allah’ın bir lütfudur’ diyenleri unutmadık. Fethullah Gülen’i, ‘Bu ülkenin, bu milletin yetiştirdiği değerli bir kıymettir’ diyerek TBMM kürsüsünden övenleri unutmadık. Gazetecileri, siyasileri, akademisyenleri, bu ülkenin aydınlarını, TSK’nın onurlu şerefli, haysiyetli, vatansever ve Atatürkçü subaylarını Silivri zindanlarına mahküm eden Ergenekon, Balyoz, Askeri casusluk gibi kumpas davalarına alkış tutanları unutmadık. Darbeye giden yolu, AKP iktidarı açmıştır ve bu hiçkimse için sır değildir. 15 Temmuz hain darbe girişimi başta milletimizin, TSK’nın ve emniyet teşkilatımızın Atatürkçü ve vatansever mensuplarının ve siyasilerin kararlı duruşu sayesinde başarıya ulaşamadı. Ancak 20 Temmuz’da, demokrasimize karşı bir sivil darbe gerçekleştirildi ve ne yazık ki o darbe amacına ulaştı, istediğini elde etti.
“OHAL sürecinde çıkarılan her KHK, cadı avına dönüştü”
Darbe girişiminin hemen ardından 20 Temmuz 2016’da ilan edilen, yedi kez uzatılan, tam iki sene süren OHAL süreci başladı. OHAL sürecinde Türkiye’de büyük bir hukuk katliamı yaşandı. Darbecilerle mücadele için çıkarılan her KHK, muhalif düşünen herkesi ‘darbeci’ diye yaftalayan bir cadı avına dönüştü. Üzerinden sekiz yıl geçmesine rağmen devletin en önemli kurumlarının başında hala FETÖ bağlantısı olan kişilerin olduğunu, on binlerce masum insanı günah keçisi yapan AKP iktidarının bu süreci hukuk dışına çıkarak yönettiğini bir kez daha görüyoruz. Başta CHP olmak üzere bu yanlışa yanlış diyen herkes, darbeyle ve darbecilerle mücadeleye karşı olmakla suçlandı. Daha da ileri gidildi, darbeci olmakla suçlandı.
“AKP iktidarı, OHAL’i hukuk dışı uygulamalarına bir kılıf olarak kullandı”
OHAL boyunca, iki yılda toplam 36 KHK yayınlandı. Çıkarılan KHK’lar darbeyle mücadeleden o kadar uzaktı ki evlilik programları bu KHK’lar ile yasaklandı. Kış lastiklerine dair düzenlemeler bu KHK’larla yapıldı. Milletvekilimiz Enis Berberoğlu işte bu dönemde tutuklandı. Selahattin Demirtaş OHAL döneminde tutuklandı. Kayyım süreçleri OHAL döneminde başladı. Cezaevindeki gazeteci sayısında Türkiye, dünyada bir numaraya yükseldi. Cezaevlerinde yaşanan işkence ve kötü muamele olaylarını tüm dünya duydu. 130 binden fazla kişi, çıkarılan KHK’larla kamudaki görevlerinden ihraç edildi. OHAL şartlarında bir referandum, bir cumhurbaşkanlığı, bir de genel seçim yapıldı. Mühürsüz oyların geçerli sayıldığı, demokrasi tarihimize kara bir leke olarak geçen bu referandum oylaması, OHAL döneminde gerçekleşti. O, ‘tek adam sistemi’ ya da ‘saray rejimi’ diyerek hep eleştirdiğimiz Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine OHAL döneminde geçildi. AKP iktidarı, OHAL’i hukuk dışı uygulamalarına bir kılıf olarak kullandı.
“CHP olarak her türlü darbenin karşısında olduk, olmaya devam ediyoruz”
FETÖ ile bağlantılı olmasa da olduğu iddia edilen bir çok kişi haksız, hukuksuz ve kanıtsız bir şekilde gözaltına alındı ve tutuklandı. Birçok masum vatandaşımız mağdur edildi. Aralarında gazeteciler, akademisyenler ve siyasetçiler gibi toplumun farklı kesimlerinden isimler vardı. Sözde adaletin sağlanması adına yürütülen bu süreçte, hukukun üstünlüğü ilkesine riayet edilmedi. Biz CHP olarak her türlü darbenin karşısında olduk, olmaya devam ediyoruz. Demokrasimize ve hukukun üstünlüğüne olan bağlılığımızı bir kez daha vurguluyoruz. Bu vesileyle 15 Temmuz şehitlerimizi rahmetle ve minnetle anıyor, gazilerimize şükranlarımızı sunuyor ve Mustafa Kemal Atatürk’ün ‘Türkiye Cumhuriyeti Devleti şeyhlerin, dervişlerin, müritlerin ve mensupların memleketi olamaz. En doğru tarikat, medeniyet tarikatıdır’ sözünü bir kez daha ibretle hatırlıyoruz.
“Polis de devletin polisidir ama o Devlet’in değil”
Kışlaya siyaset girdiğinde neler olduğunu 2016’da acı bir şekilde tecrübe ettik. Şimdi bir kez daha söylüyoruz: TSK, Türk milleti için kutsal ve dokunulmazdır. Ne zaman bir şehit haberi alsak 85 milyon yurttaşımız, bu acıyı yüreğinin en derininde yaşar. Biliriz ki asker herkesin askeri. Aynı şey emniyet teşkilatımız, polis teşkilatımız için de geçerli. Geçtiğimiz gün, Özel Harekat Daire Başkanı Süleyman Karadeniz’in bir siyasi parti liderinin elini öpmesi, üstelik bu yakışıksız hareketi üzerinde kamuflajıyla yapması toplumu rahatsız etti. İnsan, ‘Neden’ sorusunu sormaktan kendini alamıyor. Bazı meslekler vardır ki kafanıza göre hareket edemezsiniz. O üniforma bize, bu vatan için can vermiş evlatlarımızı hatırlatıyor. Bu şekilde görmek istemezdik. Büyük bir talihsizlikti. Herkesin siyasi görüşü olabilir, herkes bir siyasi partiye, lidere sempati duyabilir, gönül verebilir. Bunu anlarız, bu hiçbirimizi ilgilendirmez. Ama devletin silahlı gücünü temsil eden, devletin üniformasını giyen bir kişi, bir siyasi parti liderinin elini öpüyorsa bu durum en basitinden onun bu makamın ağırlığını, önemini, ciddiyetini kavrayamadığı gösterir. Nasıl ki Yargıtay Başkanı, Erdoğan ile çay topladığında bunu doğru bulmadıysak, ‘Asker, polis, bürokratlar, yargın mensupları… Bunlar iktidarın değil, devletin görevlileridir’ dediysek bugün de aynı noktadayız. Polis de devletin polisidir ama o Devlet’in değil.
“Yarın, saat 10.00’da ‘Eğitim Maratonu’na başlıyoruz”
Meclis’te yoğun bir gündem var. Öğretmenlik Mesleği Kanunu, 9’uncu Yargı Paketi ve kamuda tasarruf önlemleri Meclis’in gündeminde. Yine uzun bir süredir konuşulan sokak hayvanlarıyla ilgili teklifin komisyon süreci ise bugün başladı. Bütün bunların içinde, vatandaşın en önemli gündemi ve sorunu olan hayat pahalılığına hangisi çözüm getiriyor, ekonomik sıkıntıları biraz olsun hangisi hafifletiyor diye sorarsanız hiç birisi. AKP, Öğretmenlik Mesleği Kanunu diye öyle bir kanun teklifi getirdi ki neresinden tutsanız elinizde kalacak bir teklif. Öğretmenlik unvanını gasp eden, insan yetiştirmek gibi son derece önemli bu mesleği itibarsızlaştıran, eğitimcilere sözde eğitim vermeyi yasalaştırmaya çalışan bu teklife sonuna kadar direneceğiz. Yarın, saat 10.00’da, Genel Başkanımız Sayın Özgür Özel’in katılımıyla ‘Eğitim Maratonu’na başlıyoruz. Okul öncesi eğitim, ilköğretim, orta öğretim, yüksek öğretim, mesleki eğitim, laik ve bilimsel eğitim, nitelikli ve kamusal eğitim, müfredat, atanmayan öğretmenler ve Öğretmenlik Mesleği Kanunu gibi 24 başlıkta, partimizin eğitimin can alıcı başlıklarındaki tutumunu, alanda çalışan uzmanların, akademisyenlerin görüşleri ve sendikaların çalışmalarıyla hep birlikte belirleyeceğiz. Toplumun ortak paydası olan eğitim konusunda, 100 kadar konuşmacıyla CHP’nin öncülüğünde bir ilk gerçekleşecek. Eğitimin gerçek paydaşlarının Ankara’dan yükselteceği bu gür ve güçlü ses belki birilerine de yol gösterici olacak.
“Bana bak Yusuf Tekin, CHP’nin adını ağzına alırken en az iki kere düşüneceksin”
Eğitim demişken milli eğitimi Atatürkçü ve laik çizgiden uzaklaştırmak için her yolu deneyen; öğretmenleri, öğrencileri ve velileri yok sayan, tarikat sevdalısı Yusuf Tekin, CHP’nin laiklik anlayışını eleştirmiş. Bana bak Yusuf Tekin, CHP’nin adını ağzına alırken en az iki kere düşüneceksin. Laikliği ağzına alırken az iki kere düşüneceksin. Laiklik kim, sen kim? Sen ancak tarikatları bilirsin. Sen ancak yobazlığı bilirsin. Sen ancak küçücük körpe beyinleri, bağnaz düşüncelerle doldurmayı bilirsin. Sen ancak laik eğitimin altına dinamit koymayı bilirsin. Eğitimi Atatürk ilkelerinden, laik ve çağdaş bilim ve eğitim esaslarından saptırdığında her seferinde karşında bizi bulacaksın.
“Kadının evlenmeden önceki soyadını kullanmasının aile birliğine nasıl bir zararı olabilir”
Neresinden tutsanız elimizde kalacak bir diğer teklif ise 9’uncu Yargı Paketi. Ortada trajikomik bir tablo var. AKP’nin 2019 yılından bu yana, ‘yargıda reform’ diye yutturmaya çalıştığı hiçbir teklifte, yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı adına tek bir olumlu adım yok. Aksine yargıya güveni daha da zayıflatacak pek çok uygulamanın önü açıldı. Her seferinde kazanılmış hakları tırpanlayan, mahkeme kararlarını yok sayan düzenlemeleri reform diye yutturmaya çalışıyorlar. Son gelen teklif de böyle… Anayasa Mahkemesi (AYM), kadının soyadıyla ilgili düzenlemeyi, Anayasa’nın eşitlik ilkesine aykırı olduğu gerekçesiyle 22 Şubat 2023 tarihinde iptal etti. İptal kararından 17 ay sonra, AKP’nin Meclis’e getirdiği yeni düzenleme, bir sözcük farkıyla iptal edilen düzenlemenin aynısı. Kendi iktidarını sürdürmek için hukuk tanımayan, yeri geldiğinde terör örgütleriyle kol kola giren, yeri geldiğinde terör örgütleriyle masaya oturan AKP nedense bizi hiç şaşırtmıyor. Anayasa’ya, AYM kararlarına, tarafı olduğumuz uluslararası sözleşmelere aykırı olduğunu bile bile yüksek mahkemeye meydan okurcasına aynı düzenlemeyi yeniden Meclis’e getiriyorlar. Kadının evlenmeden önceki soyadını kullanmasının aile birliğine nasıl bir zararı olabilir? Buna makul ve mantıklı bir cevap verilebilir mi? Elbette hayır. Kadını birey olarak görmeyen, evlenmeden önceki soyadını kullanmasını bile kısıtlayan bu anlayışın getirdiği düzenlemelerle yargıda reform yapılacağına inanacağız öyle mi?
“AYM kararını yok saydığınız bu teklifle yargıdaki reformlarınıza dokuzuncusunu eklediniz öyle mi”
Yargıda reform yapılacağına inanmamız beklenen bu ülkede, Ankara’nın göbeğinde bir suikast sonucu öldürülen Sinan Ateş davasında, 18 ayda iddianame hazırlamayan savcı, yargılamanın 18’inci gününde esas hakkındaki mütalaasını açıklayacak. Yargıda reform yapılacağına inanmamız beklenen bu ülkede, organize suç örgütü lideri olmaktan yargılanan bir kişinin eski Adalet Bakanına 400 bin euro rüşvet verdiği iddia ediliyor. Ülkede bunlar olurken AYM kararını yok saydığınız bu teklifle yargıdaki reformlarınıza dokuzuncusunu eklediniz öyle mi? Hadi oradan.
“Sokakta yaşayan hayvanları ölüme mahküm etmek için hazırlanan yasa teklifine karşı oyumuzun ‘hayır’ olacağını kamuoyuyla paylaşıyoruz”
Bu ülkede yaşamak çok zor. Hem insanlar hem de hayvanlar için… Sokak hayvanlarına ötanazi yolunu açan yasa teklifi, tüm itirazlara rağmen ‘biz ne dersek o olur’ anlayışıyla geçtiğimiz cuma Meclis Başkanlığı’na sunuldu. 17 maddelik bu katliam metniyle belediyelere kuduz, bulaşıcı hastalık veya tedavi edilemez hastalığı bulunan ya da sahiplenilmesi yasak olan hayvanlara ötenazi yapma, yani bu hayvanları öldürme yetkisi veriliyor. Sahipsiz hayvan popülasyonunun kamu güvenliği açısından tehdit oluşturması halinde sağlıklı hayvanlara da ötanazi yapılmasının yolu açılıyor. Sokak hayvanlarının yaşam hakkı, tıpkı bizler gibi kutsal ve dokunulmazdır. İnsan olmanın en büyük sorumluluğu, her canlının yaşamını korumak ve savunmaktır. Buradan da herkese duyurmak istediğimiz şey: Sahipsiz sokak hayvanlarına yönelik ötanazi uygulamasını CHP’li hiçbir belediye kabul etmeyecek ve uygulamayacaktır. Sokak hayvanlarının yaşam hakkını sonuna kadar savunmaya devam edeceğiz. Öte yandan ötanazi uygulamasını yerel yönetimlerin üzerine yıkma çabalarından da anlıyoruz ki CHP’li belediyelerin çokluğunu fırsata çevirmeye çalışıyorlar. Akılları sıra elimizi kana bulayacaklarını zannediyorlar. Avuçlarını yalarlar, bizi kendileriyle karıştırmasınlar. CHP olarak Genel Başkanımız Sayın Özgür Özel’in de belirttiği gibi, bu yasayla ilgili olarak kırmızı alarmdayız. Kısırlaştırma, aşılatma ve yerinde yaşatma konusunda atılacak tüm adımları destekliyoruz. ‘Kısırlaştır, aşılat, yerinde yaşat’ diyoruz ve sokakta yaşayan hayvanları esarete ve ölüme mahküm etmek için hazırlanan yasa teklifine karşı oyumuzun ‘hayır’ olacağını tüm kamuoyuyla paylaşıyoruz.
“Emeklilere reva gördükleri 2 bin 500 lira zamla, onlara ‘Siz yaşamayın’ diyorlar”
‘En düşük emekli maaşı 10 bin TL olacak, 2024’ü Emekliler Yılı ilan ediyoruz.’ Bu cümleyi çok değil, sadece altı ay önce Cumhurbaşkanı Erdoğan büyük bir müjde verir gibi söyledi. Bir müjde de altı ay sonra geldi. En düşük emekli maaşı, 2 bin 500 liralık zamla 12 bin 500 lira oldu. Emekliye yapılan 2 bin 500 liralık zammı yarım milyon liralık saat takan isimler açıkladı. Bu müthiş zammı, sanki bu parayla emeklilerimiz dünya turuna çıkabileceklermiş gibi anlattılar. İki arkadaşları daha bir hafta önce Bodrum’da bir akşam yemeğine tam 168 bin lira ödemişti. Emekliler de bu maaş artışıyla sofra kuramaz oldular. Bakın, emeklilere reva görülen bu 2 bin 500 liralık zam en hafif tabiriyle insafsızlıktır, vicdansızlıktır. Kendileri saraylarda, milyonlarca liralık makam araçlarıyla, çifter çifter maaşlarla sefa sürerlerken emeklilere reva gördükleri 2 bin 500 lira zamla, onlara adeta ‘Siz yaşamayın’ diyorlar. CHP’nin iktidara çağrısıdır: Verdiğiniz 12 bin 500 liralık emekli maaşını emekliler nasıl harcasın, neye yetirsin kalem kalem açıklasınlar. Verin o iki arkadaşa 12 bin 500 lirayı ya da saraydan herhangi bir kişi seçsinler, 12 bin 500 lirayla bir ay boyunca kirasını, faturalarını ödesin, mutfak masraflarını karşılasın, geçinsin ve deneyimlerini tek tek not alsın ve kamuoyuyla paylşasın.
“Anlaşılan erken seçim şart oldu”
Emekli, günlük kaç gram ekmek yesin, hangi günler et yesin ya da yiyebilir mi? Günlük kaç dakika elektrik açsın, kaç kere yıkansın? Artık emeklileri ‘maaş kullanma kılavuzuna’ muhtaç hale getirdiniz. Onlar ne yapacaklarını bilemez haldeler. AKP iktidarı, bu paranın nasıl harcanacağını bi tarif etsin de emekliler görsün. Bu 2 bin 500 lira sadece bir rakam değil, insana verilen değerdir. Bu 2 bin 500 lira, yaş almış vatandaşlarımızın ölüm fermanıdır. Biz, ‘En düşük emekli maaşı en az asgari ücret kadar olmalı’ dedikçe inat eder gibi emekliyi açlıkla sınıyorlar. Biz, ‘Emekli vatandaşlarımıza refah payı verilmeli’ dedikçe hiç utanmadan adeta sus payı vermeye çalışıyorlar. Bu insanlar yıllarca, canından dişinden artırarak prim ödediler, siz yiyesiniz diye öyle mi? Yazık ettiniz emeklilerimize. Hiç utanmıyorsunuz değil mi bir akşam yemeği paranızı emeklilere ‘geçinin’ diye vermeye? Elinizi attığınız her şey mi adaletsiz olur? Birinin kök maaşı 6 bin, diğerinin 10 bin ama ikisinin de aldıkları maaş 12 bin 500 lira. Bu mu sizin adaletiniz? Birinin ödediği pirim 9 bin, 35 yıl ödemiş; diğerinin 6 bin ama aldıkları maaş 12 bin 500. Bu mu sizin adaletiniz? Ne demiştik, ‘Geçim olmazsa seçim olur.’ Anlaşılan erken seçim şart oldu. Zengini kayıran, yoksulu sömüren bu düzen son bulana kadar buradayız. Mücadeleye devam edeceğiz. Emeklinin, emekçinin, çiftçinin, üreticinin, esnafın rahat bir nefes alacağı en yakın gün, CHP iktidarının ilk günüdür.”
“Tanju Özcan’ın kınama cezasıyla cezalandırılmak üzere YDK’ya sevkine karar verilmiştir”
Sözcü Deniz Yücel, “Bolu Belediye Başkanı Tanju Özcan ile ilgili kararınız ne oldu” sorusunu şöyle yanıtladı:
“Bolu Beleidye Başkanımız Tanju Özcan’ın geçtiğimiz hafta önceki Genel Başkanımız Sayın Kemal Kılıçdaroğlu ile ilgili sosyal medyadan yaptığı eleştiri sınırlarını aşan paylaşımı konusunda bir açıklama yapmıştık. Bu kullanılan ifadelerin doğru olmadığını, yakışıksız olduğunu ifade ettik ve bu durumun partimizin yetkili kurullarında değerlendirilecek ve bu konuda bir karar verileceğini ifade etmiştik. MYK toplantımızın gündem maddelerinden biri de buydu. Sayın Tanju Özcan’ın MYK kararıyla, MYK’mızın oybirliğiyle almış olduğu kararla Tüzüğümüzün 68/3-c madddesi uyarınca kınama cezasıyla cezalandırılmak üzere Yüksek Disiplin Kurulu (YDK)’na sevkine karar verilmiştir.”
]]>MYK’NIN MASASINDA PEK ÇOK KONU VARDI
CHP Merkez Yönetim Kurulu (MYK), Genel Başkan Özgür Özel başkanlığında toplandı. Parti genel merkezindeki toplantı, saat 16.30’da başladı. Parti kaynaklarından alınan bilgiye göre, MYK toplantısında, perşembe günü eğitim politikalarına yönelik düzenlenecek 24 saatlik basın açıklamasının detayları, cuma günü Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne yapılacak ziyaretin hazırlıkları, ay içerisinde Şam’a yapılması planlanan ziyaret, eylül ayındaki tüzük kurultayı hazırlıkları, etkinlik takvimi, emekli ve memur aylıkları ile asgari ücret ve dış politikadaki gelişmelerin masaya yatırıldı.
TANJU ÖZCAN DİSİPLİNE SEVK EDİLDİ
Bir gazeteci tarafından CHP Bolu Belediye Başkanı Tanju Özcan’ın eski CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu hakkında sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı paylaşımların sorulması üzerine Yücel, “Bugün MYK toplantımızın gündem maddelerinden biri de buydu. Tanju Özcan’ın MYK’nın oy birliği ile almış olduğu kararla; tüzüğümüzün 68/3-C maddesi uyarınca ‘kınama’ cezası ile cezalandırılmak üzere Yüksek Disiplin Kurulu’na sevkine karar verilmiştir” cevabını verdi.
İZMİR’DEKİ FECİ OLAY
Yücel, İzmir’de meydana gelen sağanak yağışın ardından elektrik akımına kapılarak hayatını kaybeden 2 vatandaşın hayatını kaybetmesine ilişkin meydana gelen olayda kusur ya da ihmali olanların titizlikle araştırılması ve yargı önünde hesap vermesi gerektiğini dile getirdi.
Yücel’in açıklamalarından öne çıkan diğer satır başları şöyle;
“Türkiye’nin demokrasi tarihine kara bir leke olarak geçen 15 Temmuz hain darbe girişiminin üzerinden tam 8 sene geçti. O gece; devletin silahları FETÖ’cü hainler tarafından vatandaşlarımıza doğrultuldu. Devletin uçakları, tankları, milletimizin üzerine, TBMM’ye bombalar yağdırdı… 251 vatandaşımız FETÖ’cü hainler tarafından şehit edildi, 2 bin 194 vatandaşımız gazi oldu.
Birilerinin sınırsız iktidar hırsı Türk Silahlı Kuvvetlerinde, Emniyet Teşkilatında, Adliye’de, Milli Eğitimde ve devletin daha birçok kurumunda ağır bir tahribata ve toplumda on yıllar boyu tamir edilmesi mümkün olmayan ağır bir travmaya neden oldu.”
Vatandaşlarımızın canına, milletimizin egemenliğine, demokrasimize ve anayasal düzenimize kast ederek darbe girişiminde bulunan hainler kadar, o hainlerin devletin kılcal damarlarında yuvalanmasına izin vererek 15 Temmuz’a göz yumanlar ve zemin hazırlayanlar da suçludur. ‘Ne istediler de vermedik’, ‘Dön artık bitsin bu hasret’, ’15 Temmuz Allah’ın bir lütfudur’ diyenleri unutmadık. Fetullah Gülen’i ‘Bu ülkenin yetiştirdiği değerli bir kıymettir’ diyerek TBMM kürsüsünden övenleri unutmadık. Gazetecileri, siyasileri, akademisyenleri, bu ülkenin aydınlarını, Türk Silahlı Kuvvetlerinin onurlu şerefli, haysiyetli, vatansever ve Atatürkçü subaylarını Silivri zindanlarına mahkûm eden Ergenekon, Balyoz, Askeri casusluk gibi kumpas davalarına alkış tutanları unutmadık.”
“ÇIKARILAN HER KHK CADI AVINA DÖNDÜ”
Darbe girişiminin hemen ardından, 20 Temmuz 2016’da ilan edilen, 7 kez uzatılan, tam 2 sene süren OHAL süreci başladı. OHAL sürecinde Türkiye’de büyük bir hukuk katliamı yaşandı. Darbecilerle mücadele için çıkarılan her KHK, muhalif düşünen herkesi darbeci diye yaftalayan bir cadı avına dönüştü. Üzerinden 8 yıl geçmesine rağmen devletin en önemli kurumlarının başında hala FETÖ bağlantısı olan kişilerin olduğunu, on binlerce masum insanı günah keçisi yapan AKP iktidarının, bu süreci hukuk dışı yönettiğini bir kez daha görüyoruz.
Başta Cumhuriyet Halk Partisi, olmak üzere bu yanlışa yanlış diyen herkes, darbeyle ve darbecilerle mücadeleye karşı olmakla suçlandı. Daha da ileri gidildi, darbeci olmakla suçlandı. OHAL boyunca, iki yılda toplam 36 KHK yayınlandı. Çıkarılan KHK’lar darbe ile mücadeleden o kadar uzaktı ki evlilik programları bu KHK’lar ile yasaklandı, kış lastiğine dair düzenlemeler bu KHK’lar ile yapıldı. Milletvekilimiz Enis Berberoğlu işte bu dönemde tutuklandı. Selahattin Demirtaş OHAL döneminde tutuklandı. Kayyım süreçleri OHAL döneminde başladı. Cezaevindeki gazeteci sayısında Türkiye, dünyada bir numaraya yükseldi. Cezaevlerinde yaşanan işkence ve kötü muamele olaylarını tüm dünya duydu. 130 binden fazla kişi, çıkarılan KHK’larla kamudaki görevlerinden ihraç edildi.
“POLİS DEVLETİN POLİSİDİR AMA O DEVLET’İN DEĞİL”
“Kışlaya siyaset girdiğinde neler olduğunu 2016’da acı bir şekilde tecrübe ettik. Şimdi bir kez daha söylüyoruz, TSK, Türk milleti için kutsal ve dokunulmazdır. Ne zaman bir şehit haberi alsak, 85 milyon yurttaşımız, bu acıyı yüreğinin en derininde yaşar. Biliriz ki, asker herkesin askeri… Fakat 2 gün önce Özel Harekat Daire Başkanı Süleyman Karadeniz’in bir siyasi parti liderinin elini öpmesi, üstelik bu yakışıksız hareketi üzerinde kamuflajıyla yapması toplumu rahatsız etti.
İnsan ‘Neden?’ sorusunu sormaktan kendini alamıyor. Bazı meslekler vardır ki, kafanıza göre hareket edemezsiniz. O üniforma bize, bu vatan için can vermiş evlatlarımızı hatırlatıyor. Bu şekilde görmek istemezdik. Büyük bir talihsizlikti. Herkesin siyasi görüşü olabilir, herkes bir siyasi partiye, lidere sempati duyabilir, gönül verebilir. Bunu anlarız, bu hiçbirimizi ilgilendirmez ama devletin silahlı gücünü temsil eden, devletin üniformasını giyen bir kişi, bir siyasi parti liderinin elini öpüyorsa, bu durum en basitinden, onun bu makamın ağırlığını, önemini, ciddiyetini kavrayamadığı gösterir.
Nasıl ki Yargıtay Başkanı, Erdoğan’la çay topladığında bunu doğru bulmadıysak, ‘asker, polis, bürokratlar, yargın mensupları… Bunlar iktidarın değil devletin görevlileridir’ dediysek bugün de aynı noktadayız. Polis de devletin polisidir ama o Devlet’in değil!”
ÖĞRETMENLİK MESLEK KANUNU
Mecliste yoğun bir gündem var. Öğretmenlik Meslek Kanunu, 9’uncu yargı paketi, ve kamuda tasarruf önlemleri Meclis’in gündeminde… Yine, uzun bir süredir konuşulan sokak hayvanları ile ilgili teklifin komisyon süreciyse bugün başladı.
Bütün bunların içinde; vatandaşın en önemli gündemi ve sorunu olan hayat pahalılığına hangisi çözüm getiriyor, ekonomik sıkıntıları biraz olsun hangisi hafifletiyor diye sorarsanız hiçbirisi. AKP, Öğretmenlik Meslek Kanunu diye öyle bir kanun teklifi getirdi ki… Neresinden tutsanız elinizde kalacak bir teklif…
Öğretmenlik unvanını gasp eden, insan yetiştirmek gibi son derece önemli bu mesleği itibarsızlaştıran, eğitimcilere ‘sözde’ eğitim vermeyi yasalaştırmaya çalışan bu teklife sonuna kadar direneceğiz. Yarın saat 10.00’da Genel Başkanımız Sayın Özgür Özel’in katılımıyla, ‘Eğitim Maratonu’na başlıyoruz.
Okul öncesi eğitim, ilköğretim, orta öğretim, yüksek öğretim, mesleki eğitim, laik ve bilimsel eğitim, nitelikli ve kamusal eğitim, müfredat, atanmayan öğretmenler ve Öğretmenlik Meslek Kanunu gibi… 24 ayrı başlıkta, partimizin eğitimin can alıcı başlıklarındaki tutumunu, alanda çalışan uzmanların, akademisyenlerin görüşleri ve sendikaların çalışmalarıyla hep birlikte belirleyeceğiz.
“TARİKAT SEVDALISI YUSUF TEKİN”
“Eğitim demişken, Milli Eğitimi Atatürkçü ve laik çizgiden uzaklaştırmak için her yolu deneyen; öğretmenleri, öğrencileri ve velileri yok sayan, tarikat sevdalısı Yusuf Tekin, CHP’nin laiklik anlayışını eleştirmiş. Bana bak Yusuf Tekin! CHP’nin adını ağzına alırken, en az iki kere düşüneceksin. Laikliği ağzına alırken az iki kere düşüneceksin. Laiklik kim, sen kim? Sen ancak tarikatları bilirsin, sen ancak yobazlığı bilirsin, sen ancak küçücük körpe beyinleri, bağnaz düşüncelerle doldurmayı bilirsin, sen ancak laik eğitimin altına dinamit koymayı bilirsin. Eğitimi Atatürk ilkelerinden, laik ve çağdaş bilim ve eğitim esaslarından saptırdığında her seferinde karşında bizi bulacaksın.”
]]>Eğitim Sen, 2024 YKS sonuçlarıyla ilgili yazılı açıklama yaptı. Üniversite sınavının insani olmadığı ve milyonlarca gencin üzerinde yoğun bir psikolojik baskı yarattığı kaydedilen açıklamada, şöyle dendi:
“2024 Yükseköğretim Kurumları Sınavı (YKS) sonuçları açıklandı. Toplam 3 milyon 36 bin 945 adayın başvurduğu YKS’de öğrencilerin bir gün içinde iki sınava girerek başarı göstermeleri beklenmiştir. Tek başına bu durum bile ülkemizde eğitim sisteminin tamamen sınav ve başarı merkezli yapılandırıldığını göstermektedir. Böylesi bir sınav sisteminin her şeyden önce insani olmayan bir nitelik taşıdığı ve milyonlarca gencin üzerinde yoğun bir psikolojik baskı yarattığı ortadadır ve bu durum sendikamız tarafından yıllardır eleştirilmektedir.
Geçtiğimiz yıllarda olduğu gibi, YKS’deki ‘başarısızlık tablosu’ bu yıl da devam etmiştir. 2024 YKS sonuçlarının en dikkat çekici yönü sorulara verilen doğru yanıtların ortalamasının çok düşük kalmasıdır. Özellikle Türkçe, temel matematik, fen bilimleri ve AYT matematik ortalamaları çok düşük düzeydedir.
“İktidar, eğitimdeki eşitsizliklerin görülmesini engelleme çabasında”
YKS puanlarının yığınsal dağılımı, öğrencilerin büyük bölümünün en kötüde eşitlendiğini göstermektedir. Ayrıca, geçmiş yıllarda yayınlanan istatistiklerde, Türkiye’de coğrafi bölgeler arasındaki ekonomik, kültürel, toplumsal eşitsizliğin sınavların ‘başarı’ dağılımlarına da yansıdığı görülmekteydi. Ancak son yıllarda yayınlanan istatistiklerde bölgesel dağılımın yer almaması iktidarın eğitimdeki eşitsizliklerin görülmesini engelleme çabasında olduğunu göstermektedir.
Nitelikli eğitim, öğrenci başarısının temel taşlarından biridir. Bir ülkede eğitimin nitelikli olması, öğrencilere verilen eğitimin içeriği, öğretim yöntemleri, öğretmenlerin niteliği, okulun fiziksel ve teknolojik altyapısı gibi çok sayıda faktörden etkilenmektedir. Bu faktörlerin her biri, öğrenci başarısını doğrudan veya dolaylı olarak etkilemektedir. Dolayısıyla YKS’ye ilişkin olarak açıklanan veriler, adayların ve öğrencilerin değil, eğitim politikalarının başarısızlığını göstermektedir. Bu tablo, siyasi iktidarın öğrencinin ilgi, yetenek ve yaratıcılığını geliştirmek yerine, kendisine sadakatle itaat edecek nesiller yaratma arzusunun kaçınılmaz sonucudur.
“Sürekli olarak yapılan sınavlara endekslenmiş bir eğitim sisteminin nitelikli olması mümkün değildir”
İlköğretimden başlayarak üniversiteye kadar, sürekli olarak yapılan sınavlara endekslenmiş bir eğitim sisteminin nitelikli olması nasıl mümkün değildir. Eğitim sistemimiz çocuklarımızı ve gençlerimizi eğitmemekte, sadece yapılacak olan sınavlara hazırlamaktadır. Dolayısıyla öncelikli olarak yapılması gereken, öğrencilerimizi sınav cenderesinden kurtarmaktır. Çünkü yapılan sınavlarda çocuklarımız ve gençlerimiz resmen yarıştırılmakta, birbirleriyle rekabet etmeleri istenmektedir.
Kapitalizmin dayattığı ‘piyasacı eğitim’ anlayışının tipik bir örneği olan sınav merkezli eğitim anlayışı derhal terk edilmeli, öğrencileri birbiri ile rekabet eden değil, onları geliştiren, çok yönlü bilgi ve beceri kazandırıcı, nitelikli bir eğitim anlayışı benimsenmelidir.”
]]>
Nermin Yıldırım Kara, yaptığı yazılı açıklamada, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’i eleştirerek, şunları kaydetti:
“Bakan Tekin’in eğitim sistemini koca bir ticarethane gibi gördüğünü saklayamadığı açıklamaları, iktidarın eğitim sistemi konusundaki çarpık anlayışına da ayna tutuyor. ‘Milyonlarca lira internet faturası ödüyoruz; bunlar bedava değil’ diyerek övündüğü ödemeler, yönetenlerin üstün cömertlikleri sayesinde değil yurttaşların emekleriyle kazanıp ödediği vergiler ile yapılmaktadır. MEB’in hazırladığı bütçelerin, eğitim kurumlarının temel ihtiyaçları için bile yetersiz kaldığı bir dönemde, bu harcamaların yönetenlerin şahsi cömertlikleriymiş gibi sunulması, büyük bir sorumsuzluk ve iş bilmezliktir.
MEB bütçesinin büyük bir kısmı zorunlu personel harcamalarına ayrıldığı için, geriye kalan az miktarda para ile ne okulların fiziki ihtiyaçları karşılanabilmekte ne de eğitim kalitesi artırılabilmektedir. Okul müdürleri yeni eğitim öğretim yılı başlamadan, henüz ödenek de gelmediği için şu an okulun tadilatlarını, asansörlerin klimaların bakımlarını, boya badana işlerini nasıl ve kime yaptırılacaklarını kara kara düşünüyorlar. Bakan Tekin ise bu sorunlara duyarsız kalarak koltuğunda oturmaya devam etmekte ve büyük bir iş gibi faturaları ödemekten duyduğu kıvancı dile getirmektedir.”
“Deprem bölgesinde iki klimanın tamiri bile 20 bin TL”
Deprem bölgesindeki eğitim yılının oldukça zorlu ve imkansızlıklar içinde geçtiğinin altını çizen Yıldırım Kara, “Deprem bölgelerindeki okulların harap durumu, iktidarın eğitime verdiği önemi acı bir şekilde gözler önüne seriyor. Bu okullarda asansörler, klima sistemleri, elektrik ve boyama gibi temel ihtiyaçların masrafları nasıl karşılanacak? Eğitim yuvalarımız, ayırılan yetersiz bütçelerle daha fazla nasıl ayakta kalabilir? Deprem bölgesinde bir okul müdürü, iki klimanın bakımı için 20 bin TL ödemek zorunda kalıyor; okulların bu masrafı karşılaması nasıl bekleniyor? Bir günlük ustanın yevmiyesinin 3 bin TL ile 5 bin TL arasında değiştiği bir dönemde okullar yeni eğitim yılına nasıl hazırlanacak?
Ödenek gelmezse bu masraflar nasıl karşılanacak?
Deprem bölgesinde giderilemeyen sorunlar nedeniyle ülkemizde bir nesli kaybetme tehlikesi ile karşı karşıyayız. Bakan Yusuf Tekin’in bu sorunu görmezden gelerek büyük bir sorumsuzluk sergilediğini tekrar vurguluyoruz. Bakan Tekin’in, bu durumun ciddiyetini farkına vararak depremden etkilenen bölgelerde derhal harekete geçmesini talep ediyoruz; deprem bölgeleri kamuda tasarruf tedbirlerinden muaf tutulduğu iddia edilse de maalesef pratikte bu uygulamaları göremiyoruz.
Yaşadığımız bu eğitim krizi, sadece bir bakanın değil, tüm iktidarın eğitime ve geleceğimize olan vurdumduymazlığının bir sonucudur. Deprem bölgesindeki okulların durumu, acil ve kapsamlı bir müdahale gerektiren kritik bir meseledir ve bu sorumluluk daha fazla ertelenemez.”
]]>Manisa Büyükşehir Belediyesi, gençlerin eğitimine katkı sunmak için çalışmalarına devam ediyor. Bu kapsamda LGS’ye ve YKS’ye hazırlanan 8. sınıf ve 12. sınıf öğrencileri ile mezunlar için alanında uzman öğretmenler tarafından canlı dersler verilecek, öğrencilere interaktif ders ortamı ve anında soru sorma imkanı sunulacak.
Online Eğitim Platformu’nun müjdesini veren Başkan Zeyrek, göreve geldikleri ilk günden itibaren Manisa’da 7’den 77’ye herkesin mutlu, huzurlu olduğu bir kent yaratmayı amaçladıklarını vurguladı. Zeyrek, online eğitim platformu hizmetini de bu düşünceyle hayata geçirdiklerini belirterek, şunları söyledi:
“Dershane hizmeti alamayan öğrencilere ulaşmayı hedefliyoruz”
“Özellikle gençlerin yanında bulunmak, eğitim hayatlarında destek olmak; zorlu süreçlerde bir nebze de olsa yüklerini hafifletmek; başarıya giden yolda onlara omuz vermek istiyoruz. Bu kapsamda Manisa’mızda yaşayan sınava hazırlık grubundaki değerli çocuklarımıza ve gençlerimize ücretsiz eğitim desteği sağlamak amacıyla Online Eğitim Platformu çalışmamızı hayata geçiriyoruz. Şehrimizde yaşayan 8’inci ve 12’nci sınıf öğrencileriyle mezun öğrencilerimizi kapsayacak projemizde çeşitli nedenlerle dershane eğitimi alamayan gençlerimize ulaşmayı hedefliyoruz. Hayata geçireceğimiz bu platformda öğrenci sayı sınırlaması olmayacak. Online dershane başvurularımız 16 Temmuz 2024 tarihinde başlayıp, 30 Ağustos 2024 tarihine kadar devam edecek. 2 Eylül 2024 tarihinden itibaren de derslerimiz başlayacak. Şimdiden hepinize iyi dersler, sınavlarda üstün başarılar diliyorum. Her zaman yanınızda olduğu mu da unutmamanızı istiyorum.”
Online Eğitim Platformu nasıl işleyecek
Türkçe, İngilizce matematik, fen bilimleri ve sosyal bilimler gibi temel dersleri içeren program, hafta içi saat 17.00’den sonra ve hafta sonları düzenlenecek. Program, 40 dakikalık derslerden ve 15 dakikalık molalardan oluşurken; öğrenciler kaçırdıkları dersleri yeniden izleme fırsatına sahip olacak. Ders planlarına ise platform üzerinden erişim sağlanabilecek.
16 adet online deneme sınavı
Eğitim programı kapsamında yıl içinde 16 adet online deneme sınavı yapılacak. Buna ek olarak, öğrencilere destek sağlayacak çeşitli dijital eğitim materyalleri de ücretsiz olarak sunulacak. Programa katılan öğrenciler ve mezunlar, adları ve şifreleriyle sisteme giriş yaparak, ders programlarına ve sınav sonuçlarına erişebilecek. Programa katılmak için Manisa’da ikamet etme ve 8. ve 12. sınıf öğrencisi veya mezun olma şartları aranacak.
Online eğitim başvuruları bugün başlayacak ve 30 Ağustos 2024 tarihine kadar devam edecek. Dersler ise 2 Eylül 2024 tarihinden itibaren yürütülecek. Kayıtlar, ‘manisa.bel.tr’ ve ‘egitim.manisa.bel.tr’ adreslerinden yapılacak. Kayıt süreci tamamlandıktan sonra hafta sonu ders saatleri katılımcılara iletilecek.
Program ile ilgili sorularını iletmek isteyenler ve teknik desteğe ihtiyaç duyanlar, 444 99 45 numaralı Çözüm Merkezi ile ‘iletisim@manisa.bel.tr’den ilgililere ulaşabilecek.
]]>Bahçeşehir Üniversitesi’nin (BAU) 2023-2024 eğitim-öğretim dönemi mezuniyet töreni, bu yıl Ülker Sports Arena’da yapıldı. 24’üncü dönem mezunlarını veren Bahçeşehir Üniversitesi’nden, dokuz fakülte, iki yüksekokul, bir enstitü ve konservatuar bölümünden mezun olan 6 bin öğrenci, kep atma gururu yaşadı. İstiklal Marşı’nın okunmasıyla başlayan törene Bahçeşehir Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkanı Enver Yücel, Mütevelli Heyeti üyeleri, Bahçeşehir Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Esra Hatipoğlu, senato üyeleri, öğretim üyeleri, akademisyenler ve öğrencilerin aileleri katıldı.
Özgür Özel, kızının mezuniyetine katıldı
Programa katılan ve çocuklarının mezuniyet gururunu yaşayanlar arasında CHP Genel Başkanı Özgür Özel de yer aldı. BAU Hukuk Fakültesi’ni bitiren kızı İpek Özel’in töreni için salona gelen Özgür Özel’e bazı kurmayları da eşlik etti. CHP Genel Başkanı salon çıkışında, kızı İpek Özel’le çiçek verip aile büyükleriyle hatıra fotoğrafı çektirdi. CHP Genel Başkanı Özgür Özel’e “Hoş geldin” diyerek konuşmasına başlayan Bahçeşehir Üniversitesi (BAU) Mütevelli Heyeti Başkanı Enver Yücel, yeni mezun gençleri tebrik ederken, dünya vatandaşı olmanın önemine vurgu yaptı.
“Özgürlükten taviz vermeyin”
Öğrencilerin yapay zekaya önem vermesi gerektiğini dile getiren Yücel, özgürlük ve adaletin önemine vurgu yaparak “Adaletten sakın olarak ayrılmayın. Gücün yanında değil, hakkın ve adaletin yanında durun. Özgürlüğünüzden sakın ha bir milim de olsa taviz vermeyin. Özgür olmadığımız takdirde üretemezsiniz. Özgür olmayan toplumda üretemezsiniz. Onun için birey olarak özgürlük en büyük zenginliğimizdir” dedi.
“Kendinize güvenmekten vazgeçmeyin”
Törende konuşma yapan BAU Rektörü Prof. Dr. Esra Hatipoğlu da öğrencileri tebrik ederken şunları söyledi:
“Artık önünüzde yepyeni bir sayfa var, bu sayfayı da güzellikler ve başarılarla dolduracak olan sizlersiniz. Hocalarınız ve aileleriniz olarak; dünyaya yön verecek, sorunlara çözüm bulacak ve toplumu daha iyi bir yere taşıyacak adımlar atacağınıza gönülden inanıyoruz. Sizler, sadece kendiniz için değil, aynı zamanda çevrenizdeki insanlar için de birer ilham kaynağı oldunuz ve olmaya da devam edeceksiniz. Var olan bilgi birikiminizi insanlığın hizmetine sunmak için hazır olduğunuzu biliyoruz. Unutmayınız ki başarı; sabır, dirayet ve özveri gerektirir. Hayallerinize ulaşmak için pes etmeyin, çünkü sizlerin potansiyeli sınırları zorlayacak kadar büyük. Hayatınızın geri kalanında da yeni hedefler belirleyerek yeni zirvelere tırmanacaksınız. Karşınıza çıkacak her zorluk, sadece sizin gücünüzü ve azminizi daha da artıracaktır. Kendinize güvenmekten hiç vazgeçmeyin!”
Altın beyin ödülü takdim edildi
Konuşmaların ardından bu yıl derece yapan öğrenciler açıklandı. Bu yılın okul birincisi, mutlu olacağı mesleğin öğretmenlik olacağını fark edince, okuduğu genetik ve biyomühendislik bölümünü bırakarak okul öncesi öğretmenliği bölümünü kazanarak kayıt yaptıran Hacer Dilhun Yıldız oldu. Her yıl BAU okul birincilerine verilen “Altın beyin” ödülünü Enver Yücel’in elinden alan Yıldız, üniversite birincilerinin isminin bulunduğu mezuniyet kütüğüne kendi adının yazılı olduğu plakayı çaktı.
Rektör Prof. Dr. Esra Hatipoğlu’nun hediye verdiği Hacer Dilhun Yıldız, törende bir de konuşma yaptı.
Öğretmenlik hayali için genetik bölümünü bıraktı, okul birincisi oldu
Yüzde 50 burslu kazandığı BAU Eğitim Fakültesi Okul Öncesi Öğretmenlik bölümünü üstün başarıyla bitiren Yıldız konuşmasında, “Ralph Waldo Emerson’ın dediği üzere ‘İz bırakabileceğiniz yerlerde yolları takip etmeyin. Bunun yerine, yol olmayan yerlere gidin ve iz bırakın.’ Kendi yollarımızı inşa edelim, kendi izlerimizi bırakalım ve dünyayı herkes için daha yaşanabilir, erişilebilir, adil kılalım. ve son olarak, bugünün anlamını ve önemini vurgulamak adına, Ulu Önderimiz ve Başöğretmenimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün şu sözüyle kapatmak istiyorum: “En mühim ve feyizli vazifelerimiz milli eğitim işleridir. Milli eğitim işlerinde mutlaka muzaffer olmak lazımdır. Bir milletin hakiki kurtuluşu ancak bu suretle olur.’ Bizler, aldığımız eğitimle, kazandığımız bilgi ve deneyimle, bu büyük sorumluluğun bilincindeyiz. Geleceğe umutla bakıyor, ülkemize ve insanlığa katkı sağlama yolunda ilerliyoruz. Tüm mezunlar adına geleceğe dair bu sözü taşıyarak, önümüzdeki zorlukları aşacağımıza ve aydınlık yarınlar için çalışacağımıza inancımız tam” diye konuştu.
Çocuk sevgisi öğretmen yaptı
Asker bir babanın ve memur bir annenin çocuğu olan Hacer Dilhun Yıldız, babasının tayinleri sebebiyle liseyi 4 farklı okulda okudu. Başarılı bir öğrencilik dönemi geçiren Yıldız, üniversite sınavında genetik ve biyomühendislik bölümünü kazandı. Okula devam ederken, asıl arzuladığı mesleğin öğretmenlik olduğuna karar verince, hayallerinin peşine düşmeye karar verdi. Ailesinin de desteğini almayı başaran Yıldız yeniden üniversite sınavına girerek Bahçeşehir Üniversitesi Eğitim Fakültesi Okul Öncesi Öğretmenlik Bölümü’nü yarı burslu olarak kazandı. Çocukları çok sevdiğini ve onların hayatlarına olumlu dokunuşlarda bulunmak için öğretmenlik yapmaya karar verdiğini belirten Yıldız, sevdiği mesleğin peşine düşünce başarı da beraberinde geldi. Hacer Dilhun Yıldız, 2. Sınıfa geçince gösterdiği başarı sayesinde tam burs alarak eğitimine devam etti. Okulda bir yandan öğrenci asistanlığı yapan diğer yandan da arkadaşlarıyla TÜBİTAK’a proje hazırlayan Yıldız, bu yıl 6 bin öğrencinin içinde 3.96 puan ortalamasıyla üniversite birincisi olarak mezun oldu.
“Öğrenmenin ne kadar güzel bir şey olduğunu gösterebilmek istiyorum”
Öğretmen olarak çocukların hayatlarına olumlu katkılar yapmak istediğini belirten Hacer Dilhun Yıldız “Çocuklara hayatı sevmenin, dünyayı tanımanın ne kadar güzel bir şey olduğunu, öğrenmenin ne kadar güzel bir şey olduğunu gösterebilmek istiyorum. Nihai amacım da bu diyebilirim ve bunun yanı sıra ilerleyen dönemlerde eğitimde eşitlik için bir katkı da bulunabilmek isterim. Bu alanda çalışmayı da çok istiyorum” dedi.
]]>TBMM bu hafta da yoğun mesaisine devam edecek. Meclis’te yarın 15 Temmuz Demokrasi ve Milli Birlik Günü Anma Töreni düzenlenecek. Törene, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş da katılacak.
Program, Meclis bahçesinde bomba düşen alandaki 15 Temmuz Şehitler Anıtı’na karanfil bırakılmasıyla başlayacak. Program, Şeref Holü’nde “Milletin Zaferi, Elimin Emeği Gözümün Nuru Sergisi” ile devam edecek.
Daha sonra Tören Salonu’nda devam edecek olan tören, İstiklal Marşı’nın okunmasıyla başlayacak. Kuran-ı Kerim tilavetinin ardından 15 Temmuz video gösterimi ve AK Parti İstanbul Milletvekili Yücel Arzen Hacıoğulları’ndan bir dinleti ile program devam edecek.
Öğretmenlik Meslek Kanunu Teklifi’nin görüşmeleri devam edecek.
TBMM Genel Kurul’da bu hafta, eğitim sendikalarının ve eğitimcilerini tepkilerine neden olan Öğretmenlik Meslek Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam edilecek. Geçen hafta 39 maddeden oluşan teklifin 22 maddesi kabul edilmişti.
Teklife göre; eğitim fakültelerinden mezun ve KPSS’de başarılı olmak öğretmen ataması için yeterli olmayacak. Aday öğretmenler, kurulacak Milli Eğitim Akademisi’nde başarılı olurlarsa sözleşmeli öğretmen olarak atanabilecek.
Müfettişlerce yetersiz bulunan kadrolu öğretmenler ile yönetici adayları akademide eğitime alınacak. Eğitimde başarısız olan öğretmenler, başka kadrolara atanacak. Öğretmenlere karşı işlenen “kasten yaralama, tehdit, hakaret ve görevi yaptırmamak için direnme suçlarında” cezalar “yarı oranında” artırılacak. Öğrenciler ve okulla ilgili ses ve görüntüleri paylaşan öğretmen ve yöneticilere kınama cezası verilecek.
TBMM’de 17 Temmuz Çarşamba günü 5 komisyon, gündemlerindeki konuları görüşmek üzere toplanacak.
Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu’nda YÖK Başkanı Prof. Dr. Erol Özvar, “Yükseköğretim ve Yapay Zeka” konulu sunum yapacak.
Sokak hayvanlarına “ötanazi” yolunu açan kanun teklifinin görüşmelerine başlanacak
AK Parti Meclis Başkanlığı’na sunduğu sokak hayvanlarına “ötanazi” yolunu açan ve 17 maddeden oluşan Hayvanları Koruma Kanunu’nda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin görüşmeleri de çarşamba günü Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu’nda başlayacak.
Teklifle belediyelere; “kuduz, bulaşıcı hastalık veya tedavi edilemeyen hastalığı bulunan ya da sahiplenilmesi yasak olan hayvanlara ötanazi’ yapılması, yani öldürülmesi” yetkisi veriliyor.
Yerel yönetimler tarafından toplanan sahipsiz hayvanları bakımevi dışında bir yere terk etmek veya bakımevinde barındırılan hayvanı bir yere bırakmaya cezai yaptırım getirildi. Evcil hayvanını sokağa atana veya yasaklı ırkların üretimini yapanlara hayvan başına 60 bin lira idari para cezası verilecek.
Yeni atanan Sağlık Bakanı Memişoğlu komisyona katılacak
Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu da Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonuna katılarak bilgi verecek.
Dışişleri Komisyonunda da Cumhurbaşkanı kararı ile Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığına atanan Abdullah Eren, “Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığının Yürüttüğü Faaliyetlere” ilişkin sunum yapacak.
İçişleri Bakanı Yerlikaya da bilgilendirme yapacak
İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya da İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu’nda çarşamba günü “Kolluk Uygulamaları ve İnsan Haklarının Korunması” konulu bilgilendirme yapacak.
TBMM’de salı ve çarşamba günleri de partilerin grup toplantıları yapılacak.
]]>Başkan Özer: “Yazarlar, gazeteciler, siyasetçiler yetiştiren bir Esenyurt olmak istiyoruz”
İSTANBUL – Esenyurt’ta yaz kültür sanat okulları başladı. Açılış programında konuşan Esenyurt Belediye Başkanı Prof. Dr. Ahmet Özer, “Biz ressamlar, bilim insanları çıkaran, yazarlar, gazeteciler, siyasetçiler yetiştirerek ülkeye büyük değerler katan bir Esenyurt olmak istiyoruz. O yüzden kültüre, sanata çok önem veriyorum. En önemli mottolarımızdan biri Esenyurt’u ‘kültür ve sanatın başkenti haline getirmek” dedi.
Esenyurt Belediyesi Kültür İşleri Müdürlüğünün 21 ayrı kültür merkezinde, 21 farklı branşta eğitim verdiği Yaz Okulları başladı. 8-14 yaş aralığındaki 4 bin 900 çocuğun Türkçe, matematik, robotik kodlama, müzik, resim, drama gibi çeşitli bilim ve sanat alanlarda eğitim alacağı kursların açılışını Belediye Başkanı Prof. Dr. Ahmet Özer yaptı. Yunus Balta Kültür Merkezi’ndeki açılış programında tek tek derslikleri gezen Başkan Özer, ilk derslerinde öğrencilerin yanlarında oldu. Program sonunda kursiyerler, Prof. Özer’e Nazım Hikmet portresi hediye etti.
“Kültüre ve sanata çok önem veriyorum”
Esenyurt’u kültür, sanat ve eğitim alanında ileriye taşıyacaklarını söyleyen Özer, “Bizim ülkemizdeki aileler çocuklarının eğitimine önem veriyor. Özellikle kadınlar ‘Saçımı süpürge ederim çocuğumu okuturum. Çocuğumun geleceği için yapamayacağım bir şey yok’ diyor. O zaman bizim de devlet olarak yapmamız gereken sosyal işler var. Maalesef bugün bunlar biraz eksik. Biz belediye olarak sosyal devletin bıraktığı boşlukları doldurmak durumundayız çünkü bu çocuklar bizim geleceğimiz. Onlara sahip çıkarsak daha güzel bir Esenyurt’ta daha güzel bir Türkiye’de yaşarız. Bizim güçlü yanlarımız var ama maalesef negatif yanlarımız da var. Çocuklarımız eğitimde altmış kişilik sınıflarda okuyorlar. Biz artık olumsuzluklarla anılmak istemiyoruz. Biz ressamlar, bilim insanları çıkaran ve ülkeye büyük değerler katan yazarlar, gazeteciler, siyasetçiler yetiştiren bir Esenyurt olmak istiyoruz. Onun için bugünden çalışmaya başlamamız lazım. Bugün çalışmaya başlarsak meyvesini yirmi yıl sonra ancak alabiliriz. O yüzden geldiğim günden beri kültüre, sanata çok önem veriyorum. En önemli mottolarımızdan biri Esenyurt’u ‘kültür ve sanatın başkenti’ haline getirmek. Hep beraber bunu başaracağız” diye konuştu.
“Eğitimler çocuklarımızın kendilerini gerçekleştirmesine büyük katkı sunacak”
Verilen eğitimlerin çocukların geleceğine katkı sunacağını belirten Başkan Özer şöyle devam etti: “Bu eğitimler çocuklarımızın kendilerini gerçekleştirmesi ve gelecekte olmak istedikleri alanda yol almaları için çok büyük katkı sunacak. Bugün yapılan şeyler; yirmi yıl sonra çocuklarımızın yetişip ailelerine, kentlerine, milletlerine, halkına, ülkesine, devletine faydalı vatandaşlar olabilmesinin ilk ilmekleridir. Biz de geleceğimize el birliğiyle sahip çıkıyoruz. Ailelerimizi kutluyorum. Belediye Başkanınız olarak her zaman yanınızda olacağımı ifade etmek istiyorum.”
“Çabamız yeni Nazım Hikmetler, Yaşar Kemaller yetiştirebilmek”
Belediye Kursiyerinin, kendi çizdiği Nazım Hikmet portresini hediye etmesi üzerine mutluluğunu dile getiren Başkan Özer, “Nazım Hikmet ismi 21 yıldır kültür merkezinde yasaklıydı. Gelir gelmez Büyük Şair Nazım Hikmet’in ismini yeniden kültür merkezine verdik. Onun anısına bu kursiyerimizin, bu güzel fotoğrafını şerefle kabul ediyorum. Onu odamın en güzel yerine asacağım. Ülkeler büyük yazarlarıyla, ozanlarıyla, şairleriyle, edebiyatçılarıyla, bilim insanlarıyla anılırlar; taşlarıyla, topraklarıyla, dev kuleleriyle değil. Bugün dünyanın neresinde Nazım Hikmet’i sorsanız Türkiye’yi, Türkiye deseniz Nazım Hikmet’i söylerler. Çabamızın temeli bu ülkede yeni Nazım Hikmetler, Yaşar Kemaller yetiştirebilmektir. Size bir müjde vereyim, bir hafta sonra otuz beş ülkeden beş yüz sanatçı geliyor. Bir hafta boyunca uluslararası bir festival yapacağız. Ardından Barış ve Kardeşlik Festivali, sonrasında Edebiyat Festivali yapacağız. ‘Kültür Sanat Başkenti’ mottomuzun altını hep beraber el birliğiyle dolduracağız” ifadelerini kullandı.
]]>İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin eğitimde fırsat eşitliği ilkesiyle hayata geçirdiği, örnek sosyal projesi Yuvamız İstanbul, 2023-2024 Eğitim döneminin mezunlarını verdi. Okul öncesi eğitimlerini tamamlayan çocuklar için Yenikapı Etkinlik Alanı’nda şenlikli, müzikli; dans ve jonglör gösterili, atölyelerin de yapıldığı mezuniyet töreni düzenlendi. Etkinlikte çocuklarla bir araya gelen İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, mezuniyetlerin klasikleşen seremonisini yaparak çocuklarla şapka fırlattı. Yenikapı Etkinlik Alanında düzenlenen mezuniyet törenine katılan İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu çocuklara bu yaşlarda yapılan yatırımın memleket için parayla ölçülemeyecek kadar güçlü bir yatırım olduğunu söyledi. İmamoğlu konuşmasında şunları söyledi:
“Kreşlerimiz çok asil bir kuruma doğru emin adımlarla yürüyor”
“Çok sevgili çocuklarımızın kreşlerimizin o güzel geleceği olan bu güzel çocuklarımızı görüyorsunuz. Her birini kucaklıyorum. Allah onlara zihin açıklığı versin. Güzel bir gelecek pırlanta gibi bir yaşam onlar için çok güzel bir vatan, çok güzel bir memleket, hep beraber inşaa ederiz inşallah. Kreşlerimiz çok asil bir kuruma doğru olgunlaşma yolunda emin adımlarla yürüyor. Kreşlerimiz de 150 kreş dediğimiz hedefimize çok az kaldı ve şu anda artık 10 binin üzerine çıkan, öğrencilerimiz var. Her birisi çok değerli bir altyapıyla, anaokullarına ve ilköğretim okullarına yolculuğa çıkıyorlar. Bu kreşlerimiz de 10 binin üzerinde çocuğumuz var. İnşallah hedefimiz 20 binlere doğru çıkan bir öğrenciyi her yıl geleceğe hazırlayarak onları anaokuluna ve ilkokuluna yollamak.
“Çocuklarımıza yapılan yatırım bir memleket için parayla ölçülmeyecek kadar güçlü bir yatırımdır”
Sevgili İstanbullular, sevgili anneler, babalar. Çocuklarımıza bu yaşta yapılan yatırım bir memleket için parayla ölçülemeyecek kadar güçlü bir gelecek yatırımıdır. İnanınız burada görmüş olduğunuz çocuklarımız bizim ülkemiz için, şehrimiz için hatta milletimiz ve insanlık için çok üstün başarılara imza atacaklar. Bütün amacımız bütün hedefimiz özellikle dünyanın bütün çocuklarıyla eşitleme adına İstanbul’umuzun da kreş hizmetinden uzak kalan semtlerine en yüksek sayıda kreşleri açarak her yıl 10 binlerce çocuğumuzu hayata yetiştirmek. Kreşlerimiz de sadece iyi bir eğitim altyapısı vermiyoruz. Aynı zamanda sizlerle orada sürekli iletişim kurarak yol arkadaşlarımızın hazırladığı programlarla annelere babalara çocuk anne baba ilişkisi ve sürece dair farklı buluşmalarla, farklı eğitimlerle sizleri de destekliyoruz. Sadece bunu da yapmıyoruz. Çocuklarınızı yine size ait olan İstanbul Büyükşehir Belediyesi kurumumuza emanet ettiğiniz andan itibaren her ebeveynin daha ferah bir biçimde iş bulmalarına da imkan ve fırsat yaratmak için özel alanlar var ediyoruz.
“Yok öyle kanal manal kreş herkesi yener, herşeyi yener”
İşte her yönüyle kazandığımız annenin babanın kazançlı çıktığı ve ailenin kazançlı çıktığı, vatanın milletin kazançlı çıktığı, insanlığın kazançlı çıktığı ben iddiayla söylüyorum. Yok öyle kanal manal. Kreş, herkesi yener her şeyi yener. Kreş, bütün yoklukları, bütün kötülükleri ortadan kaldırır. Kreşler çocuklara yapılan yatırımlar insanları ve insanlığı zenginleştirir, daha iyi bir yaşam ortağımız sunar. Aynı zamanda burada gördüğünüz hanımefendi, yol arkadaşlarımız, sevgili eğitimciler ki bu bu konuda hakkını teslim etmem lazım. Özellikle çocuk eğitimi, çocuk bakımı, okul öncesi eğitim konusunda çok yüksek sayıda kadınların özellikle bu mesleğe ilgi duymasından son derece mutluyum. Dolayısıyla sevgili öğretmenlerimizi, eğitimcilerimize bu konuda uzmanlaşan yoğunluğu büyük oranda neredeyse yüzde 99 oranında kadınların olduğu böyle bir süreç bizleri de mutlu ediyor.
“Öyle bir proje ki gelecekte kazanıyorsunuz”
Kreşlerimizde de açtığımız her kreş üzerinden artık yüzlerce yarınlarda da binlerce diyeceğimiz kadın istihdamına da ayrıca katkı sunmuş oluyoruz. Bakın kaybeden hiç kimse yok. Hani öyle bir proje ki gelecekte kazanıyorsunuz, bugünü kazanıyorsunuz, ailelerin yüzünü güldürüyorsunuz. Çocuklarımızla daha emin bir yolculuğa çıkıyorsunuz. Dolayısıyla her yönüyle kazanç. Bakın biz çocuklarımıza en fazla neyi öğretmek istiyoruz biliyor musunuz? İyi insan olmayı, iyi insan. Aynı zamanda çocuklarımıza hiç kimseyi birbirinden ayırmamayı, insanı insan olduğu için sevmeyi, her insanın yaşam biçimine her insanın inancına her insanın koşullarına saygı duymayı. Böylelikle biz aslında nasıl bir gelecek vaat etmiş oluyoruz bu topraklara, biliyor musunuz? Barış dolu, sevgi dolu huzur dolu bir gelecekle vaat etmiş oluyoruz. Onun için bu eğitim kurumlarımız çok önemli.
“Eminim bu alan bile bize yetmeyecek”
Tabii ki çocuklarımız manevi değerlerini bilecek, tabii ki örf adetlerini bilecek, geleneğini bilecek, dilini, ailesinin inançlarını, her şeyini bilecek. Ama aynı zamanda milli değerlerini de bilecek bu cennet vatanın ne kadar önemli olduğunu, vatanını sevmek, milletini sevmenin bu toprakları sevmekten geçtiğini, onun için doğayı korumaları gerektiğini, canlıları korumak gerektiğini, aynı zamanda yeşili korumak gerektiğini, daha sağlıklı bir dünyada yaşamanın, bu şehirdeki çöpü, atığı birbirinden ayırmanın gerektiğini bizlerden daha iyi öğrenecekler. Bizler bunları öğretiyoruz çocuklarımıza. Onun için çok gururluyuz, çok mutluyuz. Ben eminim bu alan bile bize yetmeyecek. Dört beş yıl içerisinde binlerce çocuğumuz, on binlerce ebeveynimizle beraber çocuklarımızı mutlulukla huzurla geleceğe uğurlayan kutlamalar festivaller yapacağız. İlçe belediyelerimizin de yapacakları kreş atılımlarıyla beraber bizler yüzlerce kreşimizin İstanbul’un çocuklarına çok iyi geleceğini, hayatlarını çok güzelleştireceğini biliyoruz. Hep birlikte daha güzel günlere hep birlikte çocuklarımızın yaşamları adına da tam yol ileri diyerek sizlere hizmet etmenin onurunu ve gururunu yaşıyoruz. Emeği geçen bütün yol arkadaşlarıma bizlerle bu iş birliğini yapan kreşler sürecine katkı sunan bir tuğla da ben koyayım diyen özellikle bağışta bulunan yurttaşlarımıza hepinizin huzurunda teşekkür ediyorum. Çocuklarımızın yolu açık olsun. Annelerimizin, babalarımızın çocuklarıyla ilgili hayat boyu yüzü gülsün. Hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. Her yıl böyle güzel günlerde buluşmak dileğiyle. Sağ olun, var olun.
]]>İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, MEF Üniversitesi 2023-24 Akademik Yılı Mezuniyet Töreni’ne, Sarıyer Belediye Başkanı Mustafa Oktay Aksu ile birlikte katıldı. Sarıyer Volkswagen Arena’da gerçekleştirilen mezuniyet töreninde sırasıyla; MEF Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Muhammed Şahin, Öğrenci Konsey Başkanı Doğukan Yılmaz, Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi ve tarihçi Prof. Dr. İlber Ortaylı, üniversite birincisi Sudenur Bilgin ve İmamoğlu birer konuşma yaptı.
Gençlere seslenen ve bilimin ışığından ayrılmamaları gerektiğini vurgulayan İmamoğlu şunları söyledi:
“Yolunuzun ışığı akıl, bilim olsun”
İnsanların deneyimleri ve özellikle insanların kendi hayatında biriktirdiği, hele hele ilim insanı, bilim insanı olduğu zaman size sunduğu katkılar olağanüstü, yeter ki kulaklarımızla, zihnimizle, beynimizle, kalbimizle onları dinleyelim ve onların tuttuğu ışığı kendimize bir yol haritasının izi olarak hissedelim. Hayatım boyunca bilgiye dair bakışım böyle oldu. Bilginin sahibinin elbette emin olmam gereken bir kaynak olmasına da dikkat ettim. Ama bilgi ve bilginin sahibi sağlam olduğunda ve ondan faydalanıyorsanız hangi işi yaparsanız yapın gerçekten yolunuz çok açıktır. O bakımdan bütün genç arkadaşlar yolunuzun ışığı akıl olsun, bilim olsun demek isterim. Bu yoldan asla vazgeçmeyin.
“Umutsuzluğa kapılmayın”
Çağın getirdiği zorluklarla gençlerimiz mücadele ediyor. Özellikle son dört yıla bakınca zorluk dönemi, gerçekten acı bir dönem. Hem pandeminin, dünya ekseninde yaşadığımız salgın hastalığın etkisi ki yüz yılda bir bu tür hastalıklar yoğun bir biçimde kitlesel etkisi yüksek oluyor… Böylesi bir döneme denk gelmemiz, savaşlar ne yazık ki çok yakın coğrafyamızda… Ülkemiz ve bütün dünya aslında büyük bir ayrımcılıktan ve insanların kutuplaştığı bir ortamdan çok yüksek seviyede etkilendikleri bir ortam. Bunun etkisiyle büyük bir göç ve aynı zamanda bir mülteci, sığınmacı sıfatıyla dünyanın birçok yerine savrulan insanlar ve bunun büyük etkisinin var olduğu ülkemiz ve tabii büyük deprem… Her birisi acı ve hayatımıza çok sıkıntı veren, insanlarımızı umutsuzlaştıran, insanlarımızı çok derin düşünceye sevk eden olaylar… Ben hep kendi yaşamımda böylesi sıkıntıları yaşadığımda bu bazen inanın böyle ortaokul, lise çağında olmuştur. Çok erken belki sorumluluk duygusu hisseden bir çocukluk yaşadım. Daha sonra üniversite yaşamım, iş yaşamım ve her anımda aynı zamanda şu anda görevini yaptığım koca İstanbul’un, dünyanın en güzel şehrinin sorumluluğu esnasında en zor anlarda, başka zorlukları yaşayan insanların hayatlarından kesitleri okurum. Onların deneyimlerinden faydalanırım ve tarihe baktığımda aslında bu zorluklar hep var olmuştur ve var olacaktır. O bakımdan sakın kendinizi bir şanssız kitle ya da şanssız bir nesil olarak görüp umutsuzluğa kapılmayın.
“Önünüzü aydınlığa çevirin”
En yakını geçtiğimiz yüzyıla baktığımızda bu ülkenin kurtuluş mücadelesi bile başlı başına dünya çapında çok büyük bir mücadele. Milyonlarca insanını kaybeden ve özellikle birçok hanede artık yaşamın söndüğü bir ortamda bu güzel toprakları çok güzel bir sistemle geleceğe hazırlanması noktasında yine geleceği gençlere emanet eden, onların genç fikirlerine ve hür fikirlerine emanet eden bir sürecin var olmasını başaran o nesil ki onun lideri ve o nesil ki hepinizin aslında geçmişi, dedesi, ninesi, atası var onun içerisinde. Onlara baktığınızda muazzam zorlukların içerisinde müthiş bir başarıyla bir devlet ve bir ulus inşa etmişlerdir. Bu bakımdan bu zorluklara bakın ve önünüzü o şekilde aydınlığa çevirin. Aynen Mustafa Kemal Atatürk’ün önümüzü aydınlığa dönüştürdüğü gibi…
“Bu cennet vatanın insanları bizden ne bekliyor”
Elbette cumhuriyetimizin yüzüncü yılın ilk yılında konuşuyoruz. Yani aslında geçtiğimiz yıl Cumhuriyetimizin kuruluşunun yüzüncü yılını kutladık. Ama o günden itibaren biz ikinci yüz yılın ilk günlerinde, aylarında bugünleri yaşayan insanlarız. Yani ben Büyükşehir Belediye Başkanı olarak bu dönemi yaşıyorum. Sizler yeni mezun olmuş, hayata adım atan gençler olarak sürece bakıyorsunuz. Dolayısıyla hemen kendime bir sorumluluk hattı çiziyorum bugünden itibaren. Diyorum ki önümüzdeki yüzyıla baktığımızda bu güzel topraklar, bu cennet vatan, bu güzel şehir, bu cennet vatanın insanları, yurttaşları hatta insanlık hatta doğa hatta yaşayan her canlı bizden ne bekliyor ve ne istiyor? O bakımdan kendimi sorumluluk hattının içerisine koyan bir yönetici olarak önüme bakıyorum ve umutla bakıyorum.
“Kaybedeni olmayan koşunun bireylerisiniz unutmayın”
Büyük bir koşu olduğunu görüyorum ama ona hazırlandığım takdirde o koşuyu da başarıyla bitirebileceğime olan inancımla bakıyorum. Lütfen kendinize böyle bakın. Uzun bir maraton koşucusu gibi kendinizi iyi hazırlayın. Zihinsel, bedensel olarak iyi insan olmakla hazırlayın. Hoşgörülü bir insan olarak hazırlamayı unutmayın. Her insana saygı, her fikre saygılı bir birey olarak hazırlanmayı unutmayın. Bu güzel fırsatlarla dolu cennet vatanın ve güzel İstanbul’un birer ferdi olduğunuzu unutmadan önünüze bakın. Ben eminim ki o maraton koşusu boyunca başarılı olacaksınız ve maratonu bitireceksiniz. Maratonu bitirmek birinci olmak kadar önemlidir. Onun için maraton koşusunu önemserim. O bakımdan bu koşunun kaybedeni olmaz. Kaybedeni olmayan bir koşunun bireyleri olduğunuzu da unutmayın. İnşallah sizler de milletimize, devletimize aynı zamanda insanlığa faydalı birer birey olacak ve yolunuzda başarılı olacaksınız.”
“Cumhuriyetin çoçuklarıyız”
Gerçekten küllerinden doğup çağdaş bir ülke var etmeyi başarmış bu halkın cumhuriyetin çocuklarıyız” diyen İmamoğlu, şöyle devam etti:
“Hep birlikte çok çalışarak eminim ki bu güzel ülkeyi tam da bu çağın gereği olan endüstriyel kalkınmaya, aynı zamanda bu çağın gereği olan doğayı en iyi şekilde korumaya, her türlü toplumsal ve aynı zamanda insanlık adına mücadelenin en başarılı insanları olmaya dönük bir yelken açıyorsunuz. Bizlerin görevi de kesinlikle sizlerin önünü açmak yarınlara sizlerin daha iyi hazırlanacağı ortamı sağlamak. Sizleri bu anlamda bilgiyle, birikimle donatmak ve gelişiminize destek olacak ortamları ve donanımları sağlamak da bu dönemin biz yöneticilerinin en büyük sorumluluğu. İBB olarak tam da bu yöne bu şekilde hizmet etmeye gayret eden bir kurumuz. Aynı zamanda tabii ki eğitime destek veriyoruz. Tabii ki eğitimin içerisindeki öğrencisinden eğitimcisine ve toplumsal eğitimden farklı eğitim, kurum ve kuruluşlarına varıncaya kadar destek oluyoruz. Bu ülkenin her insanı iyi eğitime muhtaçtır. Ama buradaki bölümlerden mezun olan sizler gibi ama bir meslek eğitimini alarak hayata hazırlanan bir birey ya da farklı eğitimlerle beraber kendi bilgi ve becerisini en üst seviyeye taşıyan bireyler şeklinde… Bu bağlamda topyekün eğitim seferberliğine, faydalı eğitim seferberliğine hep birlikte girişirsek ve çağdaş bir eğitim sistemini bu ülkede en üst seviyeye taşıyabildiğimiz takdirde önümüzdeki yüzyılın gerçekten dünya çapında en başarılı gelir seviyesi en yüksek yaşam kalitesi en yüksek kültür seviyesi en yüksek, sosyal yaşam seviyesi en yüksek toplum oluruz. Bu yöne hep birlikte bakmak zorundayız. Ben de inanın bu yolda en büyük çalışkanlığı, en büyük sizlere hizmet etme gayreti içerisinde olmayı bir yönetici olarak kendime hedef koyuyorum. Yani aslında bir yönetici de çalışkanlığıyla aynı şekilde kendisine hedef koymalı bir öğrencilikten hayata atılan sizler de. Bu bakımdan inşallah sizlerin gayretiyle çok aydınlık bir döneme hep beraber koşacağız.
“Yolculuğunuza katkı sunmaya devam edeceğiz”
Bizler de sizlerin bu yolculuğuna katkı sunmaya devam edeceğiz. Genç nesilleri yetiştiren kıymetli MEF üniversitemizin bütün kurum, kuruluş görevlilerine, rektörümüzden, emekçilerine varıncaya kadar hepinize teşekkür ediyorum. Aynı zamanda siz sevgili velilerimiz, emeklerinizle gurur duyabilirsiniz. Ben de bu memleket adına siz kıymetli ailelere teşekkür ediyorum. Siz sevgili gençler, hepinizin yolu açık olsun. Önünüz başarılarla dolu olsun. Tam yol ileri diyerek önünüze bakın. Her şey çok güzel olacak.”
İmamoğlu, üniversite birincisi Sudenur Bilgin’e ödülünü verdi. Konuşmaların ardından MEF Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Muhammed Şahin de İmamoğlu’na plaket takdim etti.
]]>Atatürk Üniversitesi lisansüstü programları; geniş yelpazede disiplinler arası eğitim imkanı sunarak, öğrencilere hem teorik hem de uygulamalı bilgi birikimi kazandırmayı amaçlıyor. Bünyesinde barındırdığı Sosyal, Fen, Sağlık, Eğitim, Kış Sporları ve Spor Bilimleri, Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi ile Güzel Sanatlar Enstitüleri, akademik kariyerlerine devam etme arzusunda olan öğrenciler tarafından yoğun ilgi görüyor.
Başvuru Koşulları ve Süreci
Lisansüstü programlara başvurmak isteyen adayların, Atatürk Üniversitesinin web sitesinde yer alan başvuru kılavuzunu dikkatlice incelemeleri gerekiyor. Başvurular online olarak yapılmakta olup, adayların gerekli belgeleri eksiksiz ve doğru bir şekilde sisteme yüklemeleri önem arz ediyor. Başvuru için gerekli belgeler arasında lisans diploması, transkript, ALES belgesi, yabancı dil yeterlilik belgesi yer alıyor.
Son Başvuru Tarihi
Başvurular, 12 Temmuz 2024 tarihine kadar kabul edilecek. Adayların bu tarihe kadar başvurularını tamamlamaları ve gerekli belgeleri sisteme yüklemeleri gerekiyor. Başvuruların ardından yapılacak değerlendirmeler sonucunda başarılı olan adaylar sonuçları ilan edilen listeden takip edecek.
Lisansüstü Eğitimde Neden Atatürk Üniversitesi?
Atatürk Üniversitesinde, 8 enstitü müdürlüğü bünyesinde yürütülmekte olan lisansüstü eğitim-öğretim faaliyetleri kapsamında, 188 yüksek lisans programında (176 tezli yüksek lisans ve 12 tezsiz yüksek lisans) 9.223 öğrenci, 205 doktora programında 2.592 öğrenci, 2 sanatta yeterlik programında 57 öğrenci, olmak üzere toplam 395 lisansüstü programda 549’u uluslararası öğrenci olmak üzere toplam 11.872 öğrenci eğitim-öğretim görüyor. Fen Bilimleri Enstitüsünün bazı yüksek lisans programlarında ise eğitim dili İngilizce olarak yürütülüyor.
Eğitim ve Araştırma Olanakları
Atatürk Üniversitesinin, modern laboratuvarları, zengin kütüphane kaynakları ve alanında uzman akademik kadrosuyla öğrencilere en iyi eğitim ve araştırma olanakları sunduğunu belirten Rektör Prof. Dr. Ömer Çomaklı, üniversite bünyesinde eğitim gören lisansüstü öğrencilerin, ulusal ve uluslararası projelerde yer alarak, bilim dünyasına katkı sağlama fırsatı bulduklarını aktardı.
Rektör Çomaklı: “Atatürk Üniversitesi olarak, bilimsel araştırmaların ve akademik çalışmaların en üst düzeyde teşvik edilmesi ve desteklenmesi amacıyla lisansüstü programlarımızı sürekli olarak geliştirmekteyiz. Üniversitemiz, eğitimde kaliteyi ve mükemmeliyeti hedef alarak, öğrencilerimize en iyi eğitim ve araştırma olanaklarını sunmayı ilke edinmiştir” dedi.
Başvurular Her Yıl Artarak Devam Ediyor
Lisansüstü programlara olan yoğun ilgi ve bu alanda elde edilen başarıların, doğru yolda olunduğuna ilişkin önemli bir gösterge olduğunu vurgulayan Rektör Çomaklı: “Başvuruların her yıl artarak devam etmesi, akademik kadromuzun üstün çabaları ve üniversitemizin sağladığı imkanların bir sonucudur. Özellikle lisansüstü eğitimde, öğrencilerimize sunduğumuz modern laboratuvarlar, zengin kütüphane kaynakları ve güçlü akademik danışmanlık sistemi ile araştırma ve geliştirme faaliyetlerine büyük önem veriyoruz. Öğrencilerimizin ulusal ve uluslararası projelerde yer alarak bilim dünyasına katkı sağlamalarını teşvik ediyoruz. Başarılı ve ihtiyaç sahibi öğrencilerimize sağladığımız burs ve destek programları ile lisansüstü eğitim sürecini daha erişilebilir kılmayı amaçlıyoruz. Araştırma projeleri ve akademik çalışmalar için sunduğumuz fonlar, öğrencilerimizin bilimsel kariyerlerine sağlam bir temel oluşturmalarına yardımcı olmaktadır. Atatürk Üniversitesi olarak, sadece ulusal değil, uluslararası alanda da saygın bir yer edinmek ve bilim dünyasında söz sahibi olmak en büyük hedeflerimizdendir. Bu doğrultuda, lisansüstü programlarımıza başvuracak olan tüm adaylara başarılar diliyor, üniversitemizin sunduğu imkanlardan en iyi şekilde faydalanmalarını temenni ediyorum” diye konuştu. – ERZURUM
]]>CHP Grup Başkanvekili Murat Emir, “Bizim tutumumuz öteden beri Suriye rejimiyle görüşmek yönünde olduğu için bu noktada da kimi adımlar atılıyor. Ama şu anda hangi aşamada olduğunu söylemek için biraz daha erken” dedi.
CHP’li Murat Emir, TBMM’de basın toplantısı düzenledi. Emir, TBMM Genel Kurulu’nda görüşmeleri süren, ‘Öğretmenlik Mesleği Kanun Teklifi’ne karşı yürüttükleri mücadeleyi sürdüreceklerini belirterek, “Bu yasaya karşı direnişimizi sürdüreceğiz ve bu yasaya karşı da tüm Türkiye’den ses bekliyoruz. Bu yasayı hazırlarken; bilim insanlarının, öğretmenlik mesleği örgütlerinin, üniversitelerin, sivil toplumun, velilerin, öğrencilerin görüşlerini almadılar. Bakanlığın koridorlarında kapalı kapılar ardında hazırladılar. Şimdi de önümüze getirdiler ve özellikle Eğitim-Sen, Eğitim – İş gibi eğitimle birinci dereceden ilgili olan öğretmen örgütleri bu yasaya karşı eyleme geçtiler. Biz dün genel kurulda bu yasayı görüşürken, Eğitim-İş ve Eğitim- Sen’li öğretmenlerimiz, Meclisin yanı başında yürümek istediler. Birinci Meclise gitmek istediler. Milli Eğitim Bakanlığı’na seslerini duyurmak istediler ama orantısız bir polis şiddetiyle karşılaştılar. Bunu protesto ediyoruz. Bu asla kabul edilemez” ifadelerini kullandı.
‘BU RAKAMLARIN HEPSİ UTANÇ VERİCİDİR’
Emir, ekonomi politikalarını eleştirerek, “Ekonomi yönetiminin bir an evvel aklını başına toplaması lazım. Bu krizi kim başlattıysa, kim çıkardıysa, kim krizle zenginleştiyse onun üzerine gitmesi lazım. Yapabilirler mi? Yapamazlar. Dolayısıyla onlar yapana kadar biz mücadelemizi sürdüreceğiz. Biz diyoruz ki; ‘Asgari ücrete zam yapın.’ Mehmet Şimşek, ’17 bin lira yeterli bir rakam’ dedi. Hayatında asgari ücretle çalışmamış, hayatında 1 kilo et alamamanın ne demek olduğunu bilmeyen birisi geliyor, ’17 bin lira yeterli’ diyor. ve şimdi de asgari ücretliye zam yapmama derdindeler. Haberleri olsun, söke söke alacağız. Aynı şekilde kök maaş meselesi var. 4 milyon emekli 10 bin liraya geçiniyor. Bunların 2 milyonunun kök maaşı da 8 bin lira. Yüzde 24 zam geldiği zaman 8 bin lira olan kök maaşlı hiçbir şey alamayacak, 10 bin lira kök maaşı olan 12 bin lira alacak. Bunların hepsi utanç verici rakamlardır ve en düşük emekli maaşı mutlaka asgari ücret seviyesine getirilmesi lazım” diye konuştu.
‘HANGİ AŞAMADA OLDUĞUNU SÖYLEMEK ERKEN’
CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in, Suriye’nin başkenti Şam’a gerçekleştirmeyi planladığı ziyarete ilişkin değerlendirmelerde bulunan Emir, partisinin Suriye iç savaşından bu yana politik tutarlılık gösterdiğini ifade etti. Emir, “Sayın Cumhurbaşkanı, ‘Dün kahvaltı yapıyordum, yarın yine kahvaltı yapabilirim’ diyor. Kahvaltıya ihtiyaç yok. Devletin meselelerini muhatabınıza ciddi bir şekilde konuşmaya ihtiyacınız var. Türkiye’deki milyonlarca sığınmacı sorununu, Esad’la karşılıklı oturup konuşmadan çözemeyeceğinizi nihayet anladınız. 10 yılınızı aldı. Türkiye’de resmi 6 milyon, gayri resmi 10 milyon sığınmacıya mal oldu. Ağır ekonomik, sosyal, siyasal, toplumsal sorunlar yaşanmaya başlandı. ve nihayet bir noktaya geldiniz. ‘Günaydın’ diyoruz, tebrik ediyoruz. Bizim tutumumuz öteden beri Suriye rejimiyle görüşmek yönünde olduğu için bu noktada da kimi adımlar atılıyor. Ama şu anda hangi aşamada olduğunu söylemek için biraz daha erken” dedi.
]]>İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, “Mevcut hükümetten beklentimiz, yanlışta ısrarcı olmamaları ve Esad’la görüşmede somut bir eylem planı ortaya çıkarmalarıdır. Aksi halde son 13 yılda yapılan yanlışlara bir yenisi daha eklenecek, olası çözüm fırsatı bir kez daha ıskalanmış olacaktır” dedi.
İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, TBMM’de partisinin haftalık grup toplantısında konuştu. Dervişoğlu, A Milli Futbol Takımı’nın Almanya’da düzenlenen 2024 Avrupa Futbol Şampiyonası’nda gerçekleştirdiği çeyrek final başarısını tebrik etti. Son 16 turunda Avusturya karşısında attığı gol sonrası ‘Bozkurt’ işareti yaparak sevinen milli futbolcu Merih Demiral’ı, sadece Türklüğün sembolü olan ‘Bozkurt’ selamı yaptığı için değil, ‘Türk, öğün, çalış, güven’ sözünün timsali olduğu için alnından öptüğünü belirten Dervişoğlu, “Öte yandan, kendi tarihsel hezeyanlarıyla her sakallıyı dedesi zanneden ve Alman devletinin amacı belli söylemleri etrafında sevinçlerimize ortak olmaktan imtina edenlere de birkaç kelam etmek isterim. Türklük, tarih bilindi bilineli dünya coğrafyasının dört bir yanında insanlık serüveninin en önemli yazarlarındandır. Bu serüven esnasında şüphesiz ki birçok badire atlatmıştır. Savaşlar, zaferler, atılımlar, gerilemeler yaşamıştır. Ancak yaşamadığı ve tecrübe etmediği tek bir şey vardır, o da esarettir. Türk, tarih karşısında asla pes etmemiş, hürriyet ve istiklalinden vazgeçmemiş, destansı yolculuğuna haysiyetli bir şekilde daima devam etmiştir. Bu da ‘Bozkurt’la sembolleşmiştir” ifadelerini kullandı.
‘MEYDANI MANKURTLARA BIRAKMAMAK İÇİN BURADAYIZ’
‘Bozkurt’ sembolünün arkasına sığınan çakalları ve sırtlanları bildiklerini söyleyen Dervişoğlu, “Bugüne kadar ‘Türklüğü ayaklar altına aldık’ diyen güruhların ‘Bozkurt’u, bu şuuru, bu ruhu, pisliklerine alet etme girişimlerini görüyor, biliyor ve buradan ihtar ediyoruz. Biz varız ve buradayız. Türklüğe adalet yeminiyle, milletine sadakat yeminiyle, Cumhuriyetine hürriyet yeminiyle, atasına ise vefa yeminiyle bağlıyız. Meydanı mankurtlara bırakmamak, bozkurtları diriltmek için buradayız. ve elbette Sinan Ateş için tüm Sinanlar için adalet için buradayız. Anaların gözyaşlarını görmeyip, muktedirlerin tebessümlerine bakan; milletin çığlığına sağır, efendilerinin fısıltılarını dahi duyanlara karşı milletin sesi, anaların gözyaşı, çocukların çığlığı olarak buradayız. ve bozkurtça haykırıyoruz; adalet yerini bulsun, isterse kıyamet kopsun. ya adalet ya kıyamet” diye konuştu.
Dervişoğlu, TBMM Genel Kurulu’nda görüşmeleri devam eden Öğretmenlik Mesleği Kanun Teklifi ile ilgili şu değerlendirmeyi yaptı:
“Müfredat yıkımından sonra şimdi de yeni hedef, Öğretmenlik Meslek Kanunu ile öğretmenlerimizdir. Yeni hazırlanan ve Meclis gündemine getirilen Öğretmenlik Meslek Kanun Teklifi, yıllardır zıvanasından çıkardıkları öğretmenlik mesleğine son darbe planlarıdır. Bu taslak, meslek kanunu değil, öğretmenlere mobbing kanunudur. ‘Meslek kanunu’ adı altında ceza dayatmasıdır. Öğretmen atamalarının tamamen saray ve tarikat kontrolü altına alınmasıdır. Eğitim fakültelerinin kapatılması, paralel eğitim fakülteleri kurulması çabasıdır. Özlük hakları ve mesleki saygınlık, maalesef ayaklar altına alınmak istenmektedir. Maaşlar ise zaten yerlerde sürünmektedir. Üzülerek söylüyorum, can güvenliği dahi kalmamış öğretmenlerimizin haklarında ufacık bir iyileştirme yapmak yerine; Tevhid-i Tedrisat’a değil, tarikat tedrisatına bağlı; müdür ve yöneticilerin keyfince at koşturacağı bir medrese düzeni istenmektedir. Mesleğe girişteki mülakat inadı bir şekilde aşılırsa diye de sürekli mülakatlarla; yani sözde Milli Eğitim Akademisi’yle milli eğitim kadrolarını bir partizan çöplüğü haline getirmeyi amaçlamaktadırlar. Her konuşması ve eylemi ile gerek müsteşarlığı gerekse bakanlığı döneminde eğitim camiasının nefretini kazanan bu Milli Eğitim Bakanı’nın altında imzası olan bir metinden, kime ne hayır gelecek ki? Oldubittiye getirdiği eğitim öğretim müfredatı nedir ki, Öğretmenlik Meslek Kanunu ne olsun?”
‘NE ŞARTTA OLURSA OLSUN SURİYELİLER DÖNMELİDİR’
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’la görüşme açıklamasına değinen Dervişoğlu, “Her ne şartta olursa olsun Suriyeli sığınmacılar ülkelerine dönmelidir. Her ne kadar Basra harap olmuş olsa da geride bize kalan kadim bir vatan, iş sahibi olmayı bekleyen milyonlarca vatandaşımız, parkta, sokakta, otobüste rahatça gezmek isteyen çocuklarımız ve gençlerimiz vardır. En önemlisi de tamir edilmeyi bekleyen bir ulus kimliğimiz vardır. Milli gururumuz vardır. Mevcut hükümetten beklentimiz, yanlışta ısrarcı olmamaları ve Esad’la görüşmede somut bir eylem planı ortaya çıkarmalarıdır. Aksi halde son 13 yılda yapılan yanlışlara bir yenisi daha eklenecek, olası çözüm fırsatı bir kez daha ıskalanmış olacaktır” dedi.
‘HİLELİ ZARLAR ATMAYA KALKIŞMAYIN’
Haftaya yıl dönümü olacak 15 Temmuz darbe girişiminde, Türk milletinin devletini sokaklardan topladığını belirten Müsavat Dervişoğlu, “Milletin devletini yine sokaktan toplamak zorunda kalmaması için 10 milyonu aşkın sığınmacı ve kaçakla yürüyen bu yıkım sürecini durdurmanın yolu ve adresi bellidir; yeri milli Meclis, yöntemi milli mutabakattır. ‘Dostum falanca’, ‘Katil filancaya’ dayalı şahıs siyasetiniz yerine, devlet siyaseti yürütmektir. Yıllara yayılacak bir görüşme trafiği ve sözde bir geri gönderme planı ile bu milletin karşısına tekrar çıkmaya çalışmayın. Yapmayın; çünkü bu yangın her şeyi yakmaya muktedirdir. Tarih şuurundan mahrum aklınızla, 13 yıl sonra ancak fark ettiğiniz freni patlak iktidar kamyonunuzun geri vitesine bakarken, hileli zarlar atmaya kalkışmayın. Bu milletin kaderiyle kumar oynamayın. Bedeli herkes için başta da sizin için çok ama çok ağır olur. Sizi bir kere daha meseleleri doğru anlamaya ve yorumlamaya ve çözüm için devlet aklıyla hareket etmeye davet ediyorum” ifadelerini kullandı.
]]>BAU Global Eğitim Ağı bünyesindeki Berlin International Üniversitesi, kuruluşunun 10’uncu yıl dönümünü görkemli bir törenle kutladı. BAU Global Başkanı Enver Yücel ile birlikte törene katılan Türkiye’nin Almanya Büyükelçisi Ahmet Başar Şen, “Bu üniversitenin kuruluşu, eğitim alanında Türk-Alman ikili ilişkilerinde dönüm noktasıdır” dedi.
Enver Yücel’in sahibi olduğu, BAU Global Eğitim ağı bünyesindeki tek Alman Üniversitesi olan Berlin International Üniversitesi, Alman Eğitim Senatosundan alınan akreditasyonların ardından 10 yıl önce kapılarını öğrencilere açtı. 97 farklı ülkeden bine yakın öğrenciye eğitim veren Berlin International Üniversitesi, 10’uncu kuruluş yıl dönümüne özel bir kutlama gerçekleştirdi. Üniversite kampüsünde gerçekleştirilen törene, Almanya’nın Türkiye Büyükelçisi Ahmet Başar Şen, BAU Global Başkanı ve Bahçeşehir Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkanı Enver Yücel, Berlin International Üniversitesi CEO’su Turgut Tülü, Berlin International Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yüksel Pöğün Zander, BAU Mütevelli Heyeti üyeleri, öğrenciler, mezunlar ve akademisyenler katıldı. Rektör Prof. Dr. Zander’in açılış konuşmasının ardından üniversitenin ilk mezunlarından Amara Goodwin duygularını törendekilerle paylaştı.
GLOBAL RUHUMUZA YAKIŞIR BİR AİLE OLDUK
BAU Global Başkanı ve Bahçeşehir Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkanı Enver Yücel ise, “BAU Global Eğitim Ağı üyesi olan tek Alman üniversitesi Berlin International Üniversitesi’nin 10’uncu yılını kutlamak için bir aradayız. Gururlu ve mutluyuz. Geriye dönüp baktığımızda zamanın ne kadar hızlı geçtiğini bir kez daha anlıyoruz. Üstelik ardımızda bıraktığımız yıllara nice başarılar sığdırmış olmak, geleceğe de heyecan ve güvenle bakmamızı sağlıyor. Geride kalan on yıl içinde her yıl adımıza yakışır şekilde global bir kurum olduğumuzu defalarca kanıtladık. Yaptığımız işlere, mezunlarımıza ve on yıla sığdırdıklarımıza bakınca geleceğe güvenmemek mümkün değil. Berlin International Üniversitesi, on yıl önce, Almanya’da yüksek öğrenim dünyasına zenginlik katmak için kazanç amacı gütmeden kuruldu. İlk yıl küçücük bir aileyken şimdi büyüdük, genişledik. 97 ülkeden yaklaşık 600 öğrencimiz var. Sayıları 500’ü bulan mezunumuz, dünyanın neresine giderse gitsin ailemizin üyesi olmaya devam ediyor. Bu büyümeye, bu genişlemeye tanık olmak çok özel. Tam da “global” ruhumuza yakışır bir aile olduğumuzu düşünüyorum” diye konuştu.
“ADIMIZI DUYURMAYA DEVAM EDECEĞİZ”
Başkan Yücel, konuşmasının devamını şu sözlerle dile getirdi:
“Öğrencilerimizin kazandığı ödüller ve ürettiği projelerle tasarım, mimarlık ve iş dünyasına damgasını vurması da bizi gururlandırıyor. İşletme Fakültemiz, Alman üniversite sıralamalarına göre Almanya’nın en iyi fakültelerinden biri olarak gösteriliyor. Dünyanın farklı ülkelerinden birçok öğrenciye eğitim yuvası olan okulumuz, 10’uncu yaşını global dünyaya uyum sağlayabilen, bilimi ve teknolojiyi rehber bilen, kültür-sanata değer veren, potansiyel ve yaratıcılıkla dolu öğretim görevlileri ve öğrencileriyle kutluyor. Ne mutlu bize.
On yıl boyunca akademik becerileri pratik becerilerle birleştirme vizyonumuz, üniversitemize rehberlik etti. Bugün 10’uncu yaşımızı kutluyorsak bu yalnızca akademik başarı değildir. Bizler, karşımıza ne çıkarsa çıksın her şeye uyum sağlama becerimizi ve kendimize inancımızı da kutluyoruz. Biliyorum ki bundan sonraki yıllarda da başarımızı, çağı yakalama becerimizi, uyumlanma yeteneğimizi kat be kat artırarak adımızı duyurmaya devam edeceğiz. Teknolojide, bilimde, eğitimde, kültürde ve sanatta en iyi işlere imza atacağız. Okulumuz ilime, bilime, kültürel değerlere önem veren bir bakış açısıyla eğitim verdikçe okuyan ve mezun olan öğrenciler de aynı hassasiyetleri taşıyacak. Böylece ileride ne iş yaparlarsa yapsınlar hepsinin önceliği ilimden, bilimden, kültürden yana olacak. Bu da her zaman için bana verilebilecek en güzel hediye olacak.”
BÜYÜKELÇİ ŞEN: ULUSLARARASI STANDARTLARDA EĞİTİM VERİLİYOR
“Açılışına Berlin Başkonsolosu olarak katıldığım bu prestijli üniversitenin 10. yıl kutlamalarına Türkiye’nin Almanya Büyükelçisi olarak katılmaktan gurur duyuyorum” diyen Türkiye’nin Almanya Büyükelçisi Ahmet Başar Şen ise Türkiye’nin Almanya ile önemli ekonomik ve siyasi ilişkileri bulunduğunu belirterek iki ülke arasında sosyal, kültürel, eğitimsel ve bilimsel alanlarda güçlü bir etkileşim olduğunu ve iş birliğini sürdürmeye önem verdiklerini söyledi.
“Bu üniversitenin kuruluşu, eğitim alanında Türk-Alman ikili ilişkilerinde dönüm noktasıdır” diyen Şen, “Küreselleşme ve birbirine bağlılığın hakim olduğu bir dünyada, eğitim yolumuz sürece uyum sağlıyor ve giderek daha küreselleşiyor. Böylece artık farklı bir menşe ülkedeki en iyi kurumlarda eğitim almak mümkün. Eğitimin küreselleşmesi, yalnızca daha kaliteli bir eğitim veya farklı eğitim kaynaklarına daha iyi erişim şansı sağlamakla kalmıyor, aynı zamanda öğrencilere kültürler arası değişim ve farkındalık fırsatı da veriyor” diye konuştu.
BAU Global Eğitim Ağı’nın bir parçası olan Berlin International Üniversitesi’nde okumanın, uluslararası öğrencilere hayatları boyunca yardımcı olacak değerli bilgiler sağlayacağına ve kişisel gelişimleri için onlara büyük fırsatlar sunacağına inandığını söyleyen Şen, sözlerine şöyle devam etti:
“Etkinliklere şöyle bir göz atmak bile bu etkileyici kurumun seçkin akademisyenlerinin disiplinlerarası çalışmalarının önemini vurguluyor. Bu, mezunların profesyonel yaşamlarında neden önemli roller üstlendiklerini ve neden işgücü piyasasında yüksek talep gören pozisyonlarda yer aldıklarını da açıklıyor. Eğitim ve kişisel gelişim söz konusu olduğunda iyi bir okuldan, iyi notlarla mezun olmak kadar diğer kültürleri ve dilleri öğrenmek de önemli. Çok kültürlü bireyler olmak, farklı kültürleri kucaklamak ve anlamak, farklılıklarla zenginleşen toplumların ortaya çıkmasına zemin hazırlayacaktır. Bu, birçok sosyo-politik sorunu çözecektir.”
Türkiye’de ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde, bir kısmı BAU Global Eğitim Ağı’nın parçası olan çok sayıda nitelikli eğitim kurumu bulunduğunu belirten Ahmet Başar Şen, buralarda eğitim hizmetinin uluslararası standartlarda sunulduğunu söyledi.
]]>İnsan Kaynakları Ofisinden yapılan açıklamaya göre, mayıs ayında Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz tarafından gerçekleştirilen Yatırım Ortamını İyileştirme Koordinasyon Kurulu (YOİKK) toplantısında, Cumhurbaşkanlığı İnsan Kaynakları Ofisi başkanlığında ilgili kurumların ve YOİKK üyesi tüm STK temsilcilerinin katılımlarıyla mesleki eğitim ve istihdamla ilgili bir çalışma grubu kurulması kararlaştırıldı.
Bu doğrultuda, Cumhurbaşkanlığı İnsan Kaynakları Ofisi başkanlığında kurulan ve kamu kurumları ile sivil toplum kuruluşları olmak üzere 17 kurumdan oluşan MEİS Çalışma Grubu’nun ilk toplantısı, Cumhurbaşkanlığı İnsan Kaynakları Ofisi Başkanı Atay başkanlığında, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde gerçekleştirildi.
Mesleki eğitimin iş gücü piyasası ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde güçlendirilmesi, öğrenim görecek gençlere ikiz dönüşüm ve 21. yüzyıl becerilerinin kazandırılarak istihdam edilebilirliklerinin artırılması ve stratejik insan kaynakları planlaması çalışmalarının yapılması toplantının ana gündem maddeleri arasında yer aldı.
Bu bağlamda, kariyer rehberliği hizmetlerinin niteliğinin arttırılması ile eğitim ve geliştirme faaliyetlerinin desteklenmesi üzerinde durulan konular olarak değerlendirildi.
MEİS Çalışma Grubu’nun politika ve tedbir önerileri belirlenerek, Türkiye’nin bu alandaki stratejilerini güçlendirecek, kapsayıcı, fırsat eşitliği sunan, yenilikçi, hesap verebilir, veriye dayalı bir yol haritası oluşturulması hedefleniyor.
Türkiye’nin mevcut eğitim ve istihdam ihtiyaçları belirlenecek
Cumhurbaşkanlığı İnsan Kaynakları Ofisi Başkanı Salim Atay, toplantıda yaptığı konuşmada, “Mesleki eğitim ve istihdam politikalarının güçlendirilmesi, Türkiye’nin ekonomik kalkınması ve sosyal refahının temel taşlarından biridir. Bu çerçevede, iş dünyası ile işbirliğimizi artırarak rekabetçi bir iş gücünü yetiştirmek ve istihdam edilebilirlik düzeyini yükseltmek için kararlı adımlar atmamız gerekiyor.” ifadelerini kullandı.
MEİS projesinin ulusal düzeyde eğitim ve istihdam alanında sürdürülebilir çözümler üretmek ve uygulamak için önemli bir rol üstlendiğine dikkati çeken Atay, toplantı sonuçlarının Türkiye’nin gelecekteki mesleki eğitim ve istihdam politikalarının belirlenmesinde kılavuz niteliği taşıdığını dile getirdi.
Atay, Türkiye’nin bu alanda mevcut ihtiyaçlarını belirlemek üzere kapsamlı bir değerlendirme yapıldığını ve iyileştirme yönünde ilgili kurumların çalışmalarının koordine edileceğini dile getirerek, şunları kaydetti:
“Türkiye’nin mevcut eğitim ve istihdam ihtiyaçlarını belirlemek üzere bu çalışma grubunun oluşturduğu yol haritası, Türkiye’nin mesleki eğitim ve istihdam politikalarında yapılacak gelişmelerin temelini oluşturacak. Bu çerçevede, eğitim programlarının iş dünyasının ihtiyaçlarına daha fazla odaklanması, yeni teknolojiler ve ikiz dönüşüm süreçleriyle uyumlu hale getirilmesi önem kazanıyor. Bu politika ve tedbir maddelerini ve mesleki eğitime ilişkin diğer tüm konuları içeren çalışma grubunu sürekli bir yapıda oluşturduk. Bu nedenle bu çalışma grubundan daimi olarak geri bildirim almayı ve sistemimizi geliştirmeyi hedefliyoruz. Özel sektörle işbirliği içinde, örnek bir mesleki eğitim yapısı oluşturarak somut kazanımlar elde etmeyi amaçlıyoruz.”
Kamu kurumları ile sivil toplum kuruluşlarından temsilcilerin de görüş ve önerilerini dile getirdiği toplantıya, Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı, YÖK, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, Hazine ve Maliye Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, İŞKUR, KOSGEB, TÜİK, DEİK, MÜSİAD, TİM, TİSK, TÜSİAD, TOBB ve YASED temsilcileri katıldı.
]]>Tekin, Karayolu Trafik Güvenliği Strateji Belgesi ve Eylem Planı kapsamında Mili Eğitim Bakanlığı Özel Motorlu Taşıt Sürücüleri Kursu Yönetmeliği ile ehliyet alacak adayların eğitimleri hakkında AA muhabirine açıklamalarda bulundu.
Trafik kazalarının azaltılmasıyla ilgili Ulaştırma ve Altyapı, Sağlık ve İçişleri Bakanlığının denetim sorumluluklarının bulunduğunu belirten Tekin, “Burada eğitim konusu da çok önemli. İlk defa ehliyet alacakların eğitim standartlarının yükseltilmesiyle ilgili yönetmelik değişikliği hazırlığı vardı. STK’ler olarak Milli Eğitim Bakanlığı Özel Öğretim Kurumları Genel Müdürlüğüyle bu konuyu istişare ettik, bizlerin de görüşlerini aldılar.” ifadelerini kullandı.
Taslağı hazırlanan yönetmeliğin bitme aşamasına geldiğini dile getiren Tekin, “İmzaya sunulup yayımlandıktan sonra sürücü kurslarının uyum sağlaması için değişiklikler yapması gerekiyor. Bu yönetmelik standartların yükseltildiği bir yönetmelik olarak algılanabilir.” diye konuştu.
Murat Tekin, Türkiye’deki sürücü adaylarının eğitimine değinerek, şöyle konuştu:
“Türkiye’de artık Avrupa standartlarının üzerinde direksiyon sınavı yapılıyor. Bu standart, Karayolu Trafik Güvenliği Strateji Belgesi ve Eylem Planı’yla daha da yukarıya çıkarılıyor. Hazırlanan yönetmelikle kursiyerlerin direksiyon sınavlarında değişiklikler yapılması planlanıyor. Sınav süresinin daha iyi sürücüler yetiştirebilmek için 40 dakikaya uzatılması, sürücü kurslarına kaydolacak kursiyerlerin kimliklerini yenilemesi şartının gelmesi bekleniyor. Bunlar güvenlik açısından önemli. Haberlerde çıkan ‘joker’ denilen, birinin yerine kimliğini değiştirerek başkasının sokulması gibi illegalliği ortadan kaldıracak bir uygulama. Kişinin kimliğiyle doğrulama yapılarak sınava alınacak. Bu değişiklik yapılarak oluşabilecek usulsüzlüklerin önüne geçilecek. Ayrıca direksiyon eğitiminde sınav yapmış olduğumuz güzergahlar vardı. Bu güzergahların hem genişletilmesi hem de alternatif güzergahların ilave edilmesi planlanıyor. Burada sürücü kriterini ve başarısını hesaplayabilmesi için akan trafikle çalışıyor. Burada ‘Ben araba kullanmayı boş alanda öğrendim, ehliyetimi aldım, akan trafikte ne yapacağım?’ sorusunu ortadan kaldıracak. Sürücünün akan trafiğin içerisine girebileceği bir sınav yapılması planlanıyor.”
Direksiyon sınavında sürücü adayı için park manevrasına iki deneme getirilmesi bekleniyor
Sürücü adaylarının iki araç arasına park etme konusunda sorun yaşadıklarının altını çizen Tekin “Bir kursiyerin tek hamlede aracını geri geri gelerek iki arabanın arasına park etmesi gerekiyordu. Bu çok katıydı. Ölümle çok bir bağlantısı olmayan ve eğitimlerin tamamının buraya yoğunlaşmasına sebep olan bir maddeydi. Burada da bir değişiklik yapılması bekleniyor. Kursiyer iki araç arasına park ederken ilk hakkında deneme yapacak, eğer başarılı olamazsa çıkacak tekrar manevra yapmayı deneyebilecek.” bilgisini paylaştı.
Bu kapsamda direksiyon sınavlarında motosiklet ve otomobil kullanımı eğitiminde “U dönüşü” manevrasının eklenmesini öngördüklerini dile getiren Tekin, “Motosikletlerde 6 ile 6,5 metre genişliğinde, otomobillerde ise 8 metrelik alanda kursiyerlerden iki manevrayla ‘U dönüşü’ yapması istenecek.” dedi.
Tekin, eğitim veren öğreticilere de yönetmelikte yer verilmesini beklediklerini anlatarak, “Eğitim veren usta öğreticilerimizin her 10 yılda bir yeniden hizmet içi eğitime tabi tutulması, yönetmelik değişikliğinde olması bekleniyor. Bu yönetmelik çıktığı zaman, usta öğreticilerimiz, sınav yapıcılarımız bu eğitimi alacaklar, bu eğitim bittikten sonra her 10 yılda bir de bu eğitimleri yenilemeleri gerekecek.” ifadesini kullandı.
Engelliler için de düzenleme bekleniyor
Türkiye’de elektrikli araç kullanımının arttığına değinen Tekin, sürücü kurslarının da artık eğitimlerinde bu araçları kullanmaya başladığını kaydetti.
Milli Eğitim Bakanlığının elektrikli araçlarla ilgili yaptığı değişikliklere sürücü kurslarının da uyum sağladığını anlatan Tekin, “Yeni yönetmelikle sürücü kurslarında elektrikli otomatik vites araçlarının kullanılabileceğiyle ilgili düzenlemenin yapılmasını bekliyoruz. Sınavdaki araç elektrikli ise bataryanın ömrü, batarya seviyesi gibi aracı da ilgilendiren ama elektrikli araçta olup da normal otomobilde olmayan şeylerin sorularının çıkarıldığı değişiklik yapılmasını ve elektrikli araç tanımı gelmesi bekleniyor.” şeklinde konuştu.
Engelli kursiyer bireylerin direksiyon sınavında yaşadıkları sorunlara da değinen Tekin, şu bilgileri verdi:
“Engelli kursiyerlerin hepsinin çeşit çeşit engelli durumları söz konusu. Bir aracı yüz çeşit engelliye çeviremeyebiliyoruz ama burada da bir değişiklik yapması bekleniyor. Bu konuda sürücü adayına ‘Eğer ehliyet almak istiyorsanız kendi aracınızı temin edebilir, bu araçla kursa kaydolabilir, eğitimlerinizi bu araçla alabilir, mezun olmak için de sınava bu araçla girebilirsiniz. Eğer bunu temin edemiyorsanız bu aracı kiralayabilirsiniz.’ diyerek bir alternatif getirilmesini istiyoruz. Bu engelli vatandaşlarımız için de olumlu bir şey. Engelli vatandaşımız geldiğinde ona sunulan aracı değil de kendisinin daha rahat edebileceği, engel durumuna göre temin edebileceği veya kiralayabileceği bir araçla hem eğitim alabilecek hem de sınav yapabilecek.”
]]>GAZİANTEP’te Şehitkamil Belediyesi’nde Gençlik Kütüphaneleri, Bilim Şehitkamil ve Deneyap Teknoloji atölyelerinde görev yaparken, görev yerleri değiştirilerek temizlik birimlerine verilen 40 öğretmen ile sözleşme süreleri dolduğu için işten çıkarıldıkları belirtilen 60 temizlik işçisi belediye önünde eylem yaptı.
31 Mart Seçimleri’nde CHP adayı Umut Yılmaz’ın kazandığı Şehitkamil Belediyesi önünde işçiler eylem yaptı. Ellerinde pankartlar ile yürüyen işçilerden daha önce kütüphane ve atölyelerde görevli 40 öğretmen temizlik işlerine verilmesine, 60 temizlik personeli de işten çıkarılmalarına tepki gösterdi.
Uzun yıllardır Şehitkamil Belediyesi’ne ait Gençlik Kütüphaneleri, Bilim Şehitkamil ve Deneyap Teknoloji atölyelerinde görev yapan öğretmenler, seçimlerin ardından önce görev tanımlarının değiştirildiğini ardından da temizlik birimlerinde görevlendirildiklerini ifade etti. Görev yerlerinde eğitimci olarak devam etmek isteyenlerden Turan Yaman “Bir ay öncesine kadar ilçedeki bütün kütüphanelerin ve bilim merkezlerinin sorumlusuydum. Bana öğretmenlerin temizlik ve park bahçelere gönderileceği talimatı verildi, ben bunu kabul etmedim. Öğretmenin mesleği öğretmenliktir. 10 yıldan daha fazla süredir bu birimlerde biz eğitimler veriyoruz. Eğitime daha fazla değer verilmesi gerekirken öğretmenlerin görevinden alıp temizlik birimlerine verilmesi eğitime değer verilmediğini gösteriyor. Öğretmenlik kutsal bir meslektir. Bu öğretmenlerin yeri çöp değil eğitim kurumlarıdır” dedi.
‘ÖĞRETMENLER ÖĞRENCİLERİ İLE OLMALIDIR’
2012 yılından bu yana Şehitkamil Belediyesi’nin eğitim kurumlarına sınava hazırlanan öğrencilere eğitimler verdiğini belirten Yusuf Zakir Dağ ise görev yerinin değiştirilmesi ve temizlik işlerine verilmelerinin doğru olmadığını belirtti. Dağ, “Şehitkamil Belediyesi’ne ait etüt merkezinde öğretmenlik yapıyordum. 11-12 yıldır KPSS, LGS ve DGS grubundaki öğrencilerimize eğitimler veriyorduk. Onları sınava hazırlıyorduk. Temizlik kurumundaki arkadaşlarımız işten çıkarıldılar. Daha sonra bizleri de oraya temizlikçi olarak gönderdiler. Biz 70 kişiyiz. Öğretmenlerimizin içinde yüksek lisans yapan var, doktora yapan var, kitap yazanlar var. Bu kabul edilebilir bir şey değil. Bizlerin görevi öğrencilerin yanıdır” diye konuştu.
‘TEMİZLİKÇİ OLACAKSIN DESELER BAŞVURU BİLE YAPMAZDIM’
Doktora dahil olmak üzere 5 diploması olduğunu ifade eden Eyüp Erbilici ise işe girdiği yıllarda öğretmen olarak başvuru yaptığını ve o şekilde çalıştıklarını belirterek, “2014 yılında öğretmen istihdamı yapılacağı için bu işe girdim. O zamanda bana temizlikçi olacağım söylenseydi başvuru yapmazdım. Başkan göreve gelmeden önce bizlere söz vermişti ‘Hiçbir işçi görevinden olmayacak’ diye. Biz buna güvenerek destekledik. Sonrasında 40 öğretmen arkadaşımız temizlik görevlisi olarak görevlendirildi. Bu durumun düzeltilmesini istiyoruz” diye konuştu.
‘TEKNOFEST’TE 4 PROJEM VARDI’
Belediyeye ait Deneyap atölyelerinde çalışan Dilek Nevruz Daşdemir ise, kendisinin de Park Bahçeler birimine verildiğini belirterek, “2014 yılından bu yana belediyede öğretmen olarak çalışıyorduk. Öğretmen olarak giriş yaptık. Şu anda öğretmenleri temizlik ve park bahçelere yönlendirdiler. Bizi direk bu bölümlere vermeleri eğitime verdikleri değeri gösterir. Bayan öğretmenler park bahçelere erkek öğretmenler ise süpürgeci olarak sokağa verildi. Ben deneyap atölyelerindeydim. TEKNOFEST’te 4 projem vardı, şu anda bizi kütüphanelere almıyorlar” dedi.
Sözleşme süreleri dolduğu gerekçesi ile işten çıkarılan 60 temizlik görevlisi de seçimlerden önce kendilerine verilen sözlerin tutulmadığını söyledi.
Şehitkamil Belediyesi yetkilileri ise konuya ilişkin açıklama yapmadı.
]]>Kadın İşbirliğini Geliştirme Derneği (KİGDER) toplum ve kadınlar yararına projeler üretmeye devam ediyor. Bu çerçevede KİGDER öncülüğünde ‘Erkekler de yapar’ adı altında bir etkinlik gerçekleştirilmişti. Etkinlik kapsamında birçok ünlü erkek mutfağa girmiş ve kendi elleri ile yiyecekler yapıp satışa sunmuştu. Satıştan elde edilen gelir ise Türk Eğitim Vakfı’na bağışlandı. Türk Eğitim Vakfı Başkanı Akın Bayrak da bu çerçevede KİGDER’e bir teşekkür ziyareti gerçekleştirdi.
Ziyarette konuşan Türk Eğitim Vakfı (TEV) Kayseri Şube Yürütme Kurulu Başkanı Akın Bayrak, “Kigder’i kuruluşundan bu yana bilirim. Çok değerli bir sivil toplum kuruluşu. Faaliyetlerini de yakından takip ediyorum. Bundan bir kaç ay evvel KİGDER, TEV yararına bir etkinlik yaptı. Yapılan etkinlikten elde edilen gelir Türk Eğitim Vakfına bağışlandı. Ona teşekkür için bu ziyareti gerçekleştiriyoruz” dedi.
Ziyaretten duyduğu memnuniyeti dile getiren KİGDER Başkanı Dr. Sema Karaoğlu da, “Bu ziyaret ve bu düşüncenizle açıkçası ben çok onurlandım. Ayrıca yönetim kurulu ve üyelerimiz de onurlandı. Bu etkinliğe destek verenlerin de onurlanacağını düşünüyorum. Etkinliğimize 28 erkek katılmıştı. Biz hem kadınların gücünü hem de işbirliğinin gücünü gördük. Eğitimi çok önemsediğimiz için bu etkinliği planlamıştık. Eğitim ne kadar iyi olursa kadın da o kadar güçlü ve kendine güvenen olur. Eğitimin güçlü olmasıyla da toplum da güçlü oluyor. Ben de ziyaretiniz ve nezaketiniz için ayrıca teşekkür ederim” ifadelerini kullandı.
Dr. Karaoğlu açıklamasına şu şekilde devam etti:
“Kadınlarımız toplumda dezavantajlı bir gurup. Bu kapsamda medyanın dilini temizleyebilmek amacıyla Erciyes Üniversitesi İletişim Fakültesiyle birlikte bir proje hazırladık. Projemiz ‘Medyada Kadın’. Hedef kitlemiz de Erciyes Üniversitesi İletişim Fakültesi öğrencileri ve sahada çalışan basın mensupları. 3 haftalık bir eğitim programı olacak. Dilin temizlenmesi açısından, toplumsal cinsiyetin eşitlenmesi açısından hazırlanmış bir proje bu. Biz de Kayserililere çağrıda bulunmak istiyorum. Biz eğitime destek verebilmek amacı ile ikinci el bağışları satışa sunuyoruz. Satışlardan elde edilen gelirleri de eğitim bursunda kullanmak üzere güvendiğimiz kurumlara bağışlıyoruz. Hedefimizde Mikrokredi Kadınları, Türk Eğitim Vakfı ve Tes var. Dolayısıyla eskimiş olanları değil de kullanmadığımız eşyalarınızı bize bağışlayabilirsiniz. Onlar dönüşecek ve eğitime katkı olarak dönecek.”
Açıklamaların ardından Türk Eğitim Vakfı (TEV) Kayseri Şube Yürütme Kurulu Başkanı Akın Bayrak, KİGDER Başkanı Dr. Sema Karaoğlu’na teşekkür plaketi takdim etti. – KAYSERİ
]]>Merakla beklenen LGS sonuçlarının açıklanmasının ardından öğrenciler için tercih dönemi başladı. Tercih dönemi 17 Temmuz’da sona erecek. Öğrenciler kendileri için en iyi liseyi ararken Demirören Medya ve Teknoloji Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi, öğrencilere hazırlık sınıfı olmak üzere 5 yıllık bir eğitim veriyor. Özel müfredatı ile öğrencilere yapay zeka, robotik kodlama ve yazılım derslerinin yanında ulaşım, burs, staj ve yemek olmak üzere birçok imkan sunuyor.
Demirören Medya ve Teknoloji Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi, öğrencileri Türkiye’nin ve dünyanın en iyi üniversitelerinde okuyabilecek bir akademik eğitimle yetiştirmeyi hedefliyor. Ücretsiz devlet lisesi, bu sene LGS ile 36 öğrenci alacak.
Tercih dönemi dolayısıyla Demirören Medya ve Teknoloji Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’ni ziyaret eden Eğitim Uzmanı Salim Ünsal, Demirören Medya Eğitim Projeleri Grup Direktörü Nuran Çakmakçı moderatörlüğünde öğrencilerin ve velilerin sorularını yanıtladı. Ardından Demirören Medya ve Teknoloji Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi Müdürü Atila Ertoğan, okul hakkında bilgi verdi.
ÜNSAL: ÖNEMLİ OLAN EN SON YAZDIKLARI OKULA NE KADAR YÜZDELİK DİLİMDE UZAK OLUP OLMADIKLARI
Tercihlerin çok sıkı ve yoğun bir şekilde yapıldığı günler içerisinde bulunulduğunu aktaran Ünsal, “Dolayısıyla öğrencilerin ve daha çok da velilerin çok heyecanla takip ettikleri bir zaman dilimi. Özellikle öğrencilerin LGS’de elde etmiş oldukları performansa ve başarıya göre veliler artık okul arayışlarına girdi. Yüzdelik dilimlerine uygun olan okullar hangileriyse onlardan bir seçim yapmak istiyor. Tercih sadece sınava giren öğrencilerin yaptığı bir uygulama değil. Hem sınava giren öğrencilerin hem de sınava girmese dahi adrese dayalı olarak tercih yapılabilecek bir süreç. Ayın 28’inden hemen sınav sonuçlarının açıklanmasıyla başladı. 17 Temmuz’a kadar bu süreç devam edecek. Bu zaman dilimi içerisinde veliler eğer öğrenci sınava girmişse özellikle sınavlı okulları tercih edebilme hakkını elde ediyorlar. Sınava girmemişlerse veya sınava girmiş olmalarına rağmen adrese dayalı okullarında ilk 5 okul oradan 10 tane okulda sınavla ilgili tercihleri yapmış olacaklar. Bunların tercihlerini yaparken genel olarak yüzdelik dilimler üzerinden bir değerlendirme yaparak, önceki yıllarda oluşmuş yüzdelik dilimleri hangileriyse o yüzdelik dilimlerin üzerinden bir liste oluşturmak şanslarını artıracaktır. Bir yelpaze içerisinde seçim yapmak, kendi yüzdelik diliminin biraz daha yukarısında olan okullardan başlayıp ve biraz daha aşağısında olan okullardan liste oluşturmak da öğrencilerin şanslarını arttıracaktır. Yaklaşık 10 tane tercih hakları var. Bazen 10 taneyi dolduramayabilirler. 6-7 seçim yaparak noktalayabilirler. Önemli olan burada en son yazdıkları okula ne kadar yüzdelik dilimde uzak olup olmadıkları. Eğer çok yakın yerlerden yazıyorlarsa o dilimlerde yazmalılar. Bazen yıldan yıla farklılıklar oluşabilir ve bundan dolayı kazanma şansını risk edebilirler. Böyle bir riski yaşamamak için alt sıralarda yazdıkları okulların yüzdelik dilimlerinin kendi yüzdelik diliminden daha aşağısında olan yerlerden olması onlar için yararlı olacaktır” dedi.
“HANGİ TÜR LİSEYE GİTMEK İSTEDİKLERİNE KARAR VERSİNLER”
Türkiye’de tercih edebilecek lise türlerine bakıldığında fen liseleri, sosyal bilimler liseleri, anadolu liseleri, mesleki ve teknik anadolu liseleri, anadolu imam hatip liseleri olmak üzere 5 ayrı kategoride tercih yapılabileceğini söyleyen Ünsal, “Hangi tür liseye gitmek istediklerine karar versinler. Bunu aslında yüzdelik dilimler belirliyor. Mesela yüzde 3-5’lik dilimdelerse o zaman fen lisesi de dahil tüm lise türlerini seçmek gibi bir avantaj yakalayabiliyorlar. Ama yüzdelik dilimleri biraz daha aşağılardaysa örneğin yüzde 15-20-30 seviyesindeyse doğal olarak fen ve anadolu liselerine girmekte zorlanıyorlar. Bu sefer mesleki ve teknik Anadolu liseleriyle anadolu imam hatip Liselerinin de içinde bulunduğu bir tercih listesini oluşturmaları gerekiyor. Bu açıdan bakıldığında çocuklar hangi tür okula gideceklerini belirlesinler. Ama o okulda da ‘kariyerlerini hangi yönde yönlendirecekler, hangi alanda uzmanlaşacaklar, akademiye geçtiklerinde, üniversiteye geçtiklerinde hangi alanda kendileri mutlu olacak’ bunlarla ilgili de en azından bir ön hazırlık yapmaları gerekiyor. O tür bir liseye gitmeleri gerekiyor” diye konuştu.
“LİSELERLE İLGİLİ ÖN YARGI TAŞIMASINLAR”
Ünsal, “Liselerle ilgili ön yargı taşımasınlar. Bir lisenin puanı veya yüzdelik dilimi yüksekse o lise illa daha iyi lisedir puanı ondan biraz daha düşük olanın daha zayıf bir lisedir şeklinde bir algı doğru değildir. Puan üzerinden veya yüzdelik dilim üzerinden bir algı ile tercih yapmak çok doğru olmayabilir. Çok uzak yerlerdeki liselere gitmek eğitim öğretim sürecinin 4 yıllık zamanda çok büyük sıkıntılarla karşı karşıya kalacakları bir dönem olacak. O nedenle lisenin lokasyon olarak öğrencinin yaşadığı yere ne kadar yakın olduğu çok önemli. Eğer başka illerdeki bir liseye gideceklerse ki o ildeki lisenin bir pansiyon, yurt olanağının olup olmadığı da elbette çok önemli. Tüm bunları dikkate alarak çocuklar okul seçimlerini yapabilir. Önemli olan okulların onları ne kadar değerli hissettirdiği ne kadar onların eğitim öğretimini önemsedikleri, onlara özellikle bir sonraki eğitim süreci olan akademiye geçişte ne kadar katkı sunup sunmayacakları, çocukların kendi kişisel gelişimine ne kadar katkı sağlayıp sağlamayacakları okulların temel özellikleri bu. Baktığımızda Türkiye’deki okullar genel olarak birbirine çok benzeyen okullar. Dolayısıyla biraz öğrencinin kendisine de çok fazla iş düşüyor. O gayreti gösterecekleri okullardan hangileriyse onlara yönelmelerini tavsiye ederim” dedi.
Ünsal son olarak şunları söyledi:
“Bu süreci kaçırmasınlar. Daha doğrusu hemen acele bir tercih listesi oluşturup teslim etmek yerine gerçekten okulları da araştırarak bilmedikleri hususları mutlaka bir uzman desteğinden yararlanarak tercihlerini yapmalarını öneriyorum. İlk yerleştirmede sonuçlar istedikleri gibi gelmediği takdirde yani istedikleri okulları kazanamadıkları takdirde hemen yerleştirme sonrası da 22 Temmuz’da başlayıp 2 hafta devam eden bir nakil süreci de karşılarında olacak. Bazen hedefledikleri okula ilk yerleştirmede yerleşemiyorlarsa o nakil sürecinde de tekrar o geçmek istedikleri okullara geçebilme şansını yakalayacaklardır. Ben hepsine başarılı bir tercih dönemi diliyorum.”
ERTOĞAN: BAŞARILI BİR ÜÇ YIL GEÇİRDİK VE BU BAŞARILARIN DEVAM EDECEĞİNİ ÖNGÖRÜYORUZ
Demirören Medya ve Teknoloji Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi Müdürü Atila Ertoğan ise “Demirören Medya ve Teknoloji Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi olarak yine bir tercih sürecindeyiz. Bu sene üçüncü yılımızdayız. Yine heyecanımızı koruyoruz ve bu sene farklı farklı bir uygulama yapmak istedik. Salim Ünsal tercihler konusunda, LGS süreçleri konusunda duayen isimlerden birisidir. Velilerimiz ve öğrencilerimiz sürekli zaten okulumuzu ziyaret ediyor. Onlara en iyi tercihi nasıl yapmaları gerektiği, bu zorlu süreci nasıl atlatmaları gerektiği, iyi bir lise seçimi nasıl olması gerektiğini belirtiyoruz. Açıkçası çok farklı bir program, çok farklı bir kültür ve çok farklı bir planlaması olan, geleceğe aslında çok büyük hedefleri olan okulumuzun da nasıl işlediğini neler yaptığını da başarılı bir şekilde tanıtmaya çalışıyoruz. Şu an böyle bir süreç yaşıyoruz. Her sene olduğu gibi hepimiz heyecanlıyız. Başarılı bir üç yıl geçirdik ve bu başarıların devam edeceğini düşünüyoruz, öngörüyoruz. Türkiye’nin her yerinden tüm öğrencilerimizi ve velilerimizi okulumuza bekliyoruz. Tercihi yapacak arkadaşlarıma başarılar diliyorum. Her şey gönüllerince olsun. Teşekkür ediyoruz” ifadelerini kullandı.
Demirören Medya ve Teknoloji Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi Biyoloji Öğretmeni Mustafa Şahin de “Okulumuzda özellikle bu dönemde LGS tercih dönemi için bir çalışma yapıyoruz. Seminerler veriyoruz. Bu süreçte velilerin kafalar çok karışık olduğu için en azından bu dönemde gelsinler, okulu görsünler, rehber öğretmenlerimizden, idareden, öğretmenlerden bilgi alsınlar diye çaba sarf ediyoruz. Bir de bugün alanın duayeni insanlarını getirdik. Onlardan velilerin bilgi almasını sağlayacağız. Bizim burada tabii her ne kadar ismimizi meslek lisesi diye geçse de aslında meslek lisesinin yanı sıra akademik olarak da çok iyi çalışmalar yapıyoruz. Hatta çocukların bazı iyi yönlerini geliştirmek için algoritma, yazılım, robot Olimpiyat gibi alanlarda da çalışmalar yapıyoruz” dedi.
ALBAYRAK: BU OKULU TERCİH ETMEMİN NEDENİ YÜKSEK DONANIMLI BİR MÜHENDİS OLMAK
Almir Berkay Albayrak da Demirören Medya ve Teknoloji Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’ni tercih yapma nedeninin 5 yıl eğitim sunması ve ilk senesinde güzel nitelikli dil eğitimi vermesi olduğunu belirterek “Artık lisede eğitim süreci bitmiyor. Üniversitede önemli. O yüzden 11 ve 12. ağır sayısal dersler imkanı sunması için Demirören Medya ve Teknoloji Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi, tercihlerde yazmamın nedeni bu. Amacım donanımlı bir mühendis olmak. Bunun içinde iyi bir sayısal ders olanağı sağlayan bir okul olması lazımdı. Bu okulu tercih etmemin nedeni yüksek donanımlı bir mühendis olmak” diye konuştu.
Annesi Mahiye Albayrak ise “Tercihlerimizi bilinçli yapmak için güzel bir söyleşi oldu. Dinledik. Okulu sosyal medyadan öğrendim. Bir öğrenci için, dünya vatandaşı olabilmesi için tüm yeterlilikleri sağlayan güzel bir okul. Çocuğumuzun yeteneklerini de ön plana çıkarabilecek, onu besleyebilecek tüm donanımlara sahip olduğuna inanıyoruz. Bu okulu ilk iki tercihimize yazmayı düşünüyoruz” ifadelerini kullandı.
YILMAZ: OKULA GELDİĞİMDE SAHİPLENİCİ BİR YUVA GİBİ HİSETTİM
Tercih edeceği okulun imkanlarını önemsediğini aktaran Nisa Nur Yılmaz da “Demirören Medya ve Teknoloji Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nin öğrencilere verdiği imkanlar çok güzel. Okula geldiğimde sahiplenici bir yuva gibi hissettim. Okul çok güzel. Yurt dışı imkanları sağlıyor. Eğitim verdikten sonra üniversitede staj ve iş imkanı sağlıyorlar. Her öğrencinin isteyeceği durumlar bunlar. O yüzden tercih ediyorum” ifadelerini kullandı.
Nisa Nur Yılmaz’ın dayısı Gökhan Duman ise “Bu okulun öğrencilere sağladığı avantajlar ve olanaklar inanılmaz güzel. Özellikle böyle zamanda. Bu okulu seçmemek, tavsiye etmemek için hiçbir neden yok” dedi.
]]>AKDENİZ Üniversitesi Stadyumu’nda gerçekleştirilen törende, eğitim gördüğü 6’ncı üniversiteden mezun olan Ali Demirel (66), “İlkokula başladığım günden itibaren eğitim hayatı içerisindeyim. Kışın sıkılmaktansa eğitimimi sürdürmeye devam edeceğim. Zamanımı eğitimle doldurmaya çalışıyorum” dedi. Annesinin her gün üniversiteye getirip, eğitimini tamamlamasına yardımcı olduğu serebral palsi hastası Ege Can İyigünler (21) ise mezun olduğu için çok mutlu olduğunu söyledi.
Akdeniz Üniversitesi’nin 2023-2024 eğitim öğretim yılı mezuniyet töreni, üniversite stadyumunda yapıldı. Törende mezun öğrenciler, taşıdıkları pankartlarla mesajlarını iletti. 8 bin 864 öğrencinin mezuniyet heyecanı yaşadığı törende bazı öğrenciler Filistin bayrağı, ‘Türkiye Türklerindir’, ‘Ne Mutlu Türküm Diyene’, ‘Türkiyeli değil Türk’ yazılı dövizler taşıdı. Törene katılanlar, alkışla mezunları tebrik etti.
‘ÜLKENİZE SAHİP ÇIKIN’ ÇAĞRISI
Törende konuşan Rektör Prof. Dr. Özlenen Özkan, mezuniyet gururu yaşayan öğrencileri tebrik etti. Gençlere çağrıda bulunan Rektör Özkan, “Bu ülke bizim, hepimizin. Nereye gidersek gidelim, ne yaparsak yapalım, kalbimiz ve emeğimiz hep burada, Türkiye’de olmalı. Evet, yurt dışına gidin, eğitim alın, yeni deneyimler kazanın. Ufkunuzu genişletin ve dünyayı keşfedin. Nerede olursanız olun; ülkenize sahip çıkın. Eminim ki burada bulunan gençler arasından dünyanın sesine kulak vereceği liderler çıkacak. Çünkü dünya, evrensel değerlere saygılı, vicdan sahibi liderlere her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyuyor. Özellikle tüm dünyada savaş çanları çalarken, hepimizin ülkemiz için daha çok çalışmamız daha çok üretmemiz gerekiyor. Bu bizim vatanımıza, milletimize borcumuzdur. Bu toprakların ekmeğini yedik, suyunu içtik. Bu ülkenin imkanlarıyla büyüdük, okuduk, kendimizi geliştirdik. Şimdi sıra bizde, bu ülkeye borcumuzu ödemek için elimizden gelenin en iyisini yapmak zorundayız” diye konuştu. Antalya Valisi Hulusi Şahin ile Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Muhittin Böcek de mezunları tebrik etti.
BAŞARILI ÖĞRENCİLER ÖDÜLLENDİRİLDİ
Konuşmaların ardından başarılı öğrencilere plaket verildi, yaş kütüğüne isimlerinin yazılı olduğu levhalar çakıldı. Plaket verilen anlarda, stattaki ekranlardan A Milli Takımı’n Avusturya ile karşılaştığı Avrupa Futbol Şampiyonası maçı yayınlandı. Törendeki öğrenciler stadyumun çimlerinde, velileri de tribünden maçı izledi.
Mezunlar arasında öğrenimini tamamladığı yüksekokulun adı yazılı dövizi taşıyan Ali Demirel dikkati çekti. 7 yaşında ilkokula başlamasının ardından 59 yıl boyunca sadece 2000 ile 2006 yılları arasında öğrenime ara verdiğini anlatan Demirel, 5 üniversite bitirdiğini anlattı. Evli ve 2 çocuk babası olduğunu ifade eden Demirel, yeniden üniversite sınavına girdiğini belirtti.
VAKTİNİ SIKILMADAN GEÇİRMEK İÇİN OKUDU
Memleketi Antalya’nın Finike ilçesinde sosyal aktivite yetersizliğinden dolayı kış aylarında sıkıldığı için üniversitede eğitim görmeyi tercih ettiğine değinen Demirel, şunları söyledi:
“İlkokula başladığım günden itibaren eğitim hayatını içerisindeyim. 6 üniversite bitirdim. Bursa’da işletme bölümü, ODTÜ’de psikoloji, Kırıkkale’de iklimlendirme ve soğutma, Ankara Üniversitesi’nde kamu yönetimi, açık öğretimde sosyal bilimler, Akdeniz Üniversitesi’nde de tarım bölümünü tamamladım. ODTÜ’de felsefe bölümünde yüksek lisans öğrencisiyim. Yüksek lisans tezimin onaylanma sürecindeyim. Üniversite sınavına girdim, turizm bölümünde öğrenci hayatıma devam edeceğim. Finike’de kışın sıkılmaktansa eğitimimi sürdürmeye devam edeceğim. İngiltere’de yüksek lisans eğitimime başlamıştım, tamamlayamadığım için ODTÜ’de yüksek lisans alıyorum. Tüm zamanımı eğitimle doldurmaya çalışıyorum.”
SEREBRAL PALSİ HASTASI, HEYECANINI ANNESİYLE YAŞADI
Mezun öğrencilerden serebral palsi hastası Ege Can İyigünler, törene annesi Bade ve babası Ercan İyigünler ile katıldı. Annesinin sürdüğü tekerlekli sandalyeyle törene katılanları selamlayan İyigünler, mezuniyet gururu yaşadı. Sosyal Bilimler Yüksekokulu Halkla İlişkiler ve Tanıtım Bölümü’nden mezun olan İyigünler, “Eğitim hayatımı tamamladığım için çok mutluyum. Arkadaşlarımı öğretmenlerime çok teşekkür ediyorum. Mezun oldum ve işe girip çalışmak istiyorum” dedi.
OĞLUNUN TEKERLEKLİ SANDALYESİNİ SÜRDÜ
Öğrenim hayatı boyunca destek verdiği oğlunun mezuniyetinde yanında olmaktan çok mutlu olduğunu anlatan Bade İyigünler, “Şu anda çok heyecanlıyız. 16 yıllık eğitim öğretim hayatını tamamladık. Ege Can’ın üniversiteyi kazanmak, eğitimini tamamlamak hayaliydi. Hayalini gerçekleştirdiği, bize bu gururu yaşattığı için ona teşekkür ediyoruz. Üniversiteye oğlumu her gün getirdim. Beraber gelip, gittik. Bıraktıktan sonra arkadaşları, öğretmenleri sahip çıktı. Mutlu bir şekilde üniversiteyi tamamladık” diye konuştu.
]]>ANKARA’da Bilnet Okulları’nda eğitim öğretim gören 4 öğrenci, Liselere Giriş Sistemi kapsamındaki merkezi sınavdan 500 tam puan alarak Türkiye birincisi oldu. Okulun Yenimahalle Kampüsü’nde düzenlenen törenle, 2024 LGS birincisi Ali Yağız Öz, İsmail Oğuz Aşkın, Ömer Faruk Çatı ve Turan Eren Şahin’e şampiyonluk kupası verildi.
Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) 2024-LGS sonuçlarını açıkladı. Sınavın her iki oturumundaki soruların tamamına doğru cevap vererek 500 tam puan alan öğrenci sayısı 352 oldu. Bilnet Okulları’nda eğitim gören 8’inci sınıf öğrencileri Ali Yağız Öz, İsmail Oğuz Aşkın, Ömer Faruk Çatı ve Turan Eren Şahin de birinciliğe sahip olan öğrencilerden oldu. Bilnet Okulları Yenimahalle Kampüsü’nde, LGS şampiyonu öğrenciler için tören düzenlendi. Törene şampiyon öğrenciler, aileleri ve öğretmenleri katıldı. Birincilik kupalarını öğretmenlerinden alan öğrencilerin mutlulukları gözlerinden okundu.
‘BÜYÜK BİR GURUR DUYUYORUZ’
Bilnet Okulları Genel Müdürü Zehra Sağ, 4 öğrencinin başarısından büyük gurur duyduğunu belirterek, “Bilnet Okulları olarak, LGS sınavında bu yıl 4 Türkiye birincisi çıkararak eğitim alanında kaydettiğimiz başarıyı paylaşmaktan büyük bir gurur duyuyoruz. Bu başarı, eğitim modelimizin sağlamlığı ve öğretmenlerimizin akademik donanımının açık bir göstergesidir” dedi.
Oldukça yoğun bir tempoyla geçen sınava hazırlık sürecinin şampiyonluklarla tamamlanmasında Bilnet Okulları öğrenci ve öğretmenleri arasındaki güçlü iletişimin büyük payı olduğunu söyleyen Sağ, “Bilnet Okulları olarak kitlesel başarıya verdiğimiz önem doğrultusunda akademik başarıyı sadece bireysel düzeyde değil, toplu olarak da ele almaktayız. Öğrencilerimizin el birliği ile çalışarak sergiledikleri bu üstün performans, yetkin öğretmen kadromuzun özverili çalışmalarının ve uygulanan titiz akademik programın bir sonucu. Eğitimdeki bu kolektif başarı, öğrencilerimizin her birinin potansiyelini en üst düzeyde kullanmalarına imkan tanıyor. Geleceğe dair umutlarımızı destekleyen bu başarılarla dolu eğitim yolculuğumuza emin adımlarla devam ediyoruz” ifadelerini kullandı.
‘BİRİNCİLERİN ÇIKMASI BİZİ ÇOK MUTLU EDİYOR’
Bilnet Okulları Eğitim Başkanı Erhan Nergis, LGS’de Türkiye birincisi çıkarmanın oldukça gurur verici olduğunu kaydederek, “Öğrencilerimizin bireysel özelliklerini öğrenerek onlara özel çalışmalar yaptık. Bu çalışmalar sonucunda, yaptığımız deneme sınavlarını analiz ederek öğrencilerimizin bireysel çalışmalar yaptırdık. Bunun yanında tabii ki öğrencilerimizin disiplinli çalışmaları, takip sistemi, diğer öğretmenleriyle yaptıkları çalışmalar bizim için çok önemli oldu. Ama bunun yanında ailelerimizin iş birliği içinde olması, yine öğretmenlerimiz tarafından bireysel incelenmesi çok önemliydi. Bu süreçte emeği geçen tüm öğretmenlerimize değerli idarecilerimize ve velilerimize çok teşekkür ediyoruz. Eğitim modelimizde zaten bireysel birincilikten ziyade tüm öğrencilerimize kitlesel başarıları bizim için çok önemli. Tabii ki birincilerin çıkması bizi çok mutlu ediyor. Ama bunun yanında kitlesel başarımızın her geçen yıl artması özellikle bizim için çok sevindirici” diye konuştu.
Türkiye birincisi Bilnet Okulları öğrencilerden İsmail Oğuz Aşkın, “Ben günü gününe çalışmaya çalıştım. Çalışma sürem değişiyordu, günde yaklaşık 1-2 saat çalışıyordum; ama daha çok güzel, nitelikli soruları çözmeye çalışıyordum. Öğrendiğimiz bilgileri o gün testlerle pekiştirerek, farklı kaynaklardan soru çözerek, deneme sınavlarına girerek çalıştım. Çok heyecanlıyım, mutluyum bu durumdan dolayı. Sınava girecek arkadaşlar da sürekli deneme sınavlarına girsin, MEB’in örnek sorularını ve çıkmış soruları çözsünler” dedi.
‘ÇOK MUTLUYUM, GURURLUYUM’
Diğer bir LGS şampiyonu Ali Yağız Öz de “Öncelikle zorlu bir süreçti. Psikolojik olarak güçlü olmamız gerekiyordu ve ben bunu başardım. Onun dışında; çok çalışmamız, MEB’in örnek sorularını ve geçmiş yıllarda çıkmış soruları çözmemiz ve tabi kendi ek kaynaklarımızı taramamız gerekiyordu. Açıkçası zorlu bir süreçti. Sınava girecekler de deneme sınavlarına olabildiğince fazla gitsinler. Onun dışında ek kaynak bulsunlar. Benim günlük çalışma sürem değişiyordu. Bazen sıkılmış oluyordum, çalışmak istemiyordum. Bazen fazla süreler çalışıyordum; ama bir ortalama vermem gerekirse 3-4 saat çalışıyorum günde. Çok mutluyum, gururluyum” açıklamasında bulundu.
]]>KTO Meclis Salonu’ndaki programa Konya Ticaret Odası (KTO) Yönetim Kurulu Başkanı Selçuk Öztürk, KTO Meclis Başkanı Ahmet Arıcı ve oda meclis üyeleri katıldı. Toplantıda bir konuşma gerçekleştiren Vali Vahdettin Özkan, “Konya’mıza değer katan ve Konya’mızın sanayisine, ticaretine, bireysel gelişimine, eğitimine, sağlığına direkt ve dolaylı olarak katkı veren herkese teşekkür ederim. İnsanımızın refahı ve mutluluğu için kendimizi, ailemizi, çevremizi, firmamızı, şehrimizi, ülkemizi ve milletimizi geliştirmemiz gerekmektedir. Artık yalnızca köyümüz veya mahallemiz değil, tüm dünya bizimle rekabet ediyor. Bu nedenle stratejik bir bakış açısı ile hareket etmek hem devletimiz hem de milletimiz açısından büyük önem taşıyor” dedi.
“Konya; milli ve manevi duygular açısından, tarihi birikimi ve kültürel değerleriyle zengin bir şehir”
Konya’nın milli ve manevi duygular açısından, tarihi birikimi ve kültürel değerleriyle zengin bir şehir olduğunu vurgulayan Vali Özkan, “Bu değerleri korumak ve gelecek nesillere aktarmak hepimizin sorumluluğudur. Aynı şekilde, kültürel gelişim ile maddi kalkınmanın da doğrudan ilişkili olduğunu unutmamalıyız. Dünyayla rekabet etmek için kültürel değerlerimizle beraber ekonomik gücümüze de sürekli artırmalıyız. Bu bağlamda sanayicilerimize ve işçilerimize teşekkür ediyorum. Konya’mız, rekabet gücünü her geçen gün artırmaktadır. Mevcut potansiyelimizi tam olarak kullanamamış olabiliriz, ancak bu potansiyele ulaşma yolunda hızla ilerlediğimizi görmekten memnuniyet duyuyorum. Üretim, ticaret, istihdam ve ihracat ile Konya’mıza büyük katkılar sağlıyorsunuz. Bu dayanışmanın daim olmasını önemsiyorum” dedi.
“İyi bir ulaşım altyapısı, sağlık ve eğitim, mesleki eğitim gibi kamu hizmetleri, yatırım ortamını iyileştiren faktörlerdir”
Son yıllarda ulaşım, sağlık, eğitim hizmetlerine erişimde büyük mesafeler kat edildiğini belirten Vali Özkan, “Gerçekleştirilen yatırımlar, yatırımcıların motivasyonunu artırarak yatırım ortamını iyileştirdi. İyi bir ulaşım altyapısı, sağlık ve eğitim hizmetleri, mesleki eğitim gibi unsurlar, yatırım ortamını iyileştiren faktörlerdir. İletişim altyapısının iyileştirilmesi ve bilgi teknolojilerinin etkin kullanımı da bireysel yatırımlarda temel altyapılar arasında yer almaktadır. Dünyadaki istikrarsızlıklar, savaşlar ve çevresel faktörler yaşam kalitemizi olumsuz etkiliyor. Kamu hizmetlerine erişim konusunda bu hususlara dikkat etmemiz gerekiyor. Eğitim ve sağlık gibi klasik kamu hizmetleri yanında çevreye duyarlılık da önem kazanıyor” ifadelerini kullandı.
“Gelecekte rekabet gücümüzün temeli, değerlerimizin ve gençlerimizin korunmasıdır”
Vali Vahdettin Özkan, “Gelecekte rekabet gücümüzün temeli, değerlerimizin ve gençlerimizin korunmasıdır. Uyuşturucu madde kullanımı gibi zararlı alışkanlıklarla mücadelede tüm kamu kurumları, sivil toplum kuruluşları ve bireyler olarak büyük sorumluluk taşıyoruz. Çocuklarımızı bu tehlikelerden korumak için anneler, babalar, öğretmenler, spor camiası ve diğer kuruluşlarla koordineli çalışmalıyız. Milli Eğitim Bakanlığı, Konya’daki uyuşturucuyla mücadele eylem planında önemli adımlar atmıştır” dedi.
“İlçelerde OSB kurulması ve mevcut OSB’lerin genişletilmesi konusunda önemli ilerlemeler kaydedilmiştir”
Konya’da organize sanayi bölgelerinin yaygınlaştırılması konusunda ciddi adımlar atıldığını ifade eden Vali Özkan, “İlçelerde OSB kurulması ve mevcut OSB’lerin genişletilmesi konusunda önemli ilerlemeler kaydedilmiştir. Marmara Bölgesi’ndeki yatırım doygunluğu ve deprem riski, Konya ve çevresinde yatırım iştahını artırmaktadır. Yatırımlarda inovasyon, Ar-Ge, yeşil dönüşüm ve dijital dönüşüm konularına odaklanmalıyız. Konya, 180’in üzerinde ülkeye ihracat yapan 3 bin 400’den fazla firması ile güçlü bir ihracat potansiyeline sahiptir. 2023 yılında alınan yatırım teşvik belgeleri, şehrimizin gelişme trendini ortaya koymaktadır. Yatırım ortamının iyileştirilmesi konusunda daha fazla inovatif ve katma değerli yatırımlara odaklanmalıyız” dedi.
“Kentsel olarak yeşile duyarlı, depreme dayanıklı ve iyi planlanmış bir şehirleşme hedefliyoruz”
Konya’nın vizyonunun mutlu bireylerin yaşadığı, eğitime, sağlığa kolay erişimin olduğu bir şehir olduğunu vurgulayan Vali Özkan, kentsel olarak yeşile duyarlı, depreme dayanıklı ve iyi planlanmış bir şehirleşme hedeflediklerini belirterek kırsal kalkınma yatırımları ile şehirdeki hizmetleri kırsala taşıyarak dengeli bir gelişim sağlamayı amaçladıklarını ifade etti.
“Konya’nın güçlü yanlarını ve iyileştirilmesi gereken alanlarını bilerek, hep birlikte daha iyi bir geleceğe ulaşacağız”
Lojistik merkezi olarak Konya’nın stratejik öneminin büyük olduğunu belirten Vali Özkan, “Mersin demiryolu bağlantısı gibi projelerle bu potansiyeli artırmalıyız. Su arzının sürdürülebilir kılınması, havza bazlı tarımsal üretim ve destekleme modeli, tarımda sürdürülebilirliği artıracaktır. Yenilenebilir enerji yatırımları da bu sürece katkı sağlayacaktır. Tarımda zirai ilaç kullanımının kontrollü ve doğru yapılması, sağlığımız ve sürdürülebilir tarım açısından büyük önem taşımaktadır. Devlet yatırım programında birçok büyük proje devam etmektedir. Ticaret ekosisteminin iyileştirilmesi için hukuki düzenlemeler, izlenebilir ve mukayese edilebilir sistemler kurulmalıdır. Konya’nın güçlü yanlarını ve iyileştirilmesi gereken alanlarını bilerek, hep birlikte daha iyi bir geleceğe ulaşacağız” şeklinde konuştu.
Vali Özkan, Konya’nın kalkınmasına büyük katkı sunan KTO Başkanı Selçuk Öztürk, KTO Meclis Başkanı Ahmet Arıcı ve tüm üyelere teşekkür etti.
Ticaret ekosistemi içinde kamu kurumları ve ticaret erbabının koordinasyonuna ilişkin istişarelerin yapıldığı toplantıda; Konya’da sanayi ve istihdamın geliştirilmesi noktasında yapılması gereken çalışmalar ile ihtiyaç, talep ve öneriler hakkında karşılıklı görüş alışverişinde bulunuldu.
Konya Valisi Vahdettin Özkan’ın konuşmasının ardından Meclis Toplantısı’na geçildi. Meclis Başkanı Ahmet Arıcı’nın yönettiği toplantıda gündem maddeleri görüşüldü. Konuşmasını yapmak üzere kürsüye gelen Konya Ticaret Odası Başkanı Selçuk Öztürk, “Meclis toplantımızda bizlerle birlikte olan Konya Valimiz Vahdettin Özkan’a katılımları ve toplantımıza katkıları için teşekkür ediyorum. İş alemimizin Konya Valiliğimizle işbirliği içinde olması şehrimizin ekonomik kalkınmasında önemli bir birlikteliktedir. Bu birliktelik ruhu, Konya’nın küresel dünyada yerini almasında önemli bir motivasyon kaynağıdır” dedi.
Gündemdeki ekonomik ve sosyal konularla ilgili görüşlerini paylaşan Başkan Öztürk, Konya Ticaret Odası, KTO Karatay Üniversitesi ve KTOTEK’in faaliyetleri ile ilgili sunum yaparak konuşmasını tamamladı. – KONYA
]]>Konak Belediyesi’nin, Global Hope Network International ile Toplumsal Dönüşüm Eğitim Kültür ve Sanat Derneği iş birliğinde 25-27 Haziran tarihleri arasında Alsancak Türkan Saylan Kültür Merkezi’nde düzenlediği ‘Uluslararası Gönüllü Eğitimciler Konferansı’ sona erdi. Konak Belediye Başkanı Nilüfer Çınarlı Mutlu, Amerikalı eğitimcilerin de katıldığı ve özellikle dezavantajlı bölgelerde eğitimde yaşanan zorluklar ile çözüm yollarının masaya yatırıldığı konferansın son gününde katılımcılarla bir araya geldi.
Konak’ın çok farklı bir demografik yapıya sahip olduğuna dikkati çeken Mutlu, “Konak, en yoksul, en zengin, en eğitimli ve en eğitime erişemeyenlerin bir arada yaşadığı yer. Biz dezavantajlı mahallelerde ‘Buradayız’ demek istiyoruz. Seçim sürecinde de mottomuz, ‘Adil kent, eşit yurttaşlık’ idi. Herkesin eşit olduğu ve kendini iyi hissettiği bir Konak için yola çıktık. Dolayısıyla semt merkezlerindeki ve başarabilirsek dezavantajlı mahallelerde Milli Eğitim Müdürlüğü ile yapılacak çalışmaları önemsiyoruz. Bütün çocukların eşit eğitim alması gerektiği düşünüyoruz. Bugün sizlerin burada yaptığı çalışmalar, konuklarımızın birikimlerini aktarması bizim için çok mutluluk verici. Yurt dışından gelen konuklara, öğrenmek ve bunları başkalarına aktarmak için zaman harcayan tüm katılımcılarımıza teşekkür ediyorum” dedi.
“İlk merkezimizi Kemeraltı’nda açacağız”
Mutlu, Kemeraltı’nda anne ve çocukların birlikte keyifli zaman geçirebilecekleri bir merkez açma hazırlığı içerisinde olduklarını belirterek, “Eğitimden uzak kalan çocukları anneleri ile birlikte sokağa çıkaracak ilk merkezimizi Kemeraltı’nda açmayı planlıyoruz. Ayla Ökmen Semt Merkezi binamızda artık çocuklar oynayacak, kadınlar eğitim alacak. Herkes eşit olsun diye çıktığımız bu yolda Konak Belediyesi olarak elimizden geleni yapacağız. Eğitimin ülkede ne yazık ki geldiği nokta ortada. Bundan hiçbirimiz memnun değiliz. Çocukların özgür bireyler olarak sorgulayan, irdeleyen, düşünen, akıldan ve bilimden yana kendine gelecek kurabileceği bir eğitimi hedefliyoruz.” ifadelerini kullandı.
“Kendimizi onun sayesinde güçlü hissediyoruz”
Desteklerinden dolayı Konak Belediye Başkanı Nilüfer Çınarlı Mutlu’ya teşekkür eden Global Hope Network International Türkiye Temsilcisi ve Toplumsal Dönüşüm Eğitim Kültür ve Sanat Derneği Kurucu Başkanı Başak Çelik ise “Bir sivil toplum kuruluşu olarak biz karşımızda özellikle kentin dönüşümüne, dezavantajlı mahallelerdeki kadının, gencin, çocuğun her alandaki gelişimine bu kadar kararlı ve istikrarlı kamu iradesini görmekten ötürü çok mutluyuz. Bu sebeple sizlerin önünde kıymetli başkanımıza çok teşekkür ediyorum. Sivil toplum olarak kendimizi onun sayesinde güçlü hissediyoruz. Yaptığımız çalışmaların boşa gitmeyeceği kanaatindeyiz. Kendisinin ilk döneminde böyle bir başlangıç yapmış olmak çok sevindirici benim için. Önümüzdeki beş yılı düşünemiyorum bile. Çok güzel şeyler yapacağız. Şimdiden heyecan duyuyorum. Sizlerin iradesi ve mahallelerde yaptıkları çalışmalar ile dönüşecek pek çok şey” diye konuştu.
Üç gün süren konferansa Amerika’nın Pensilvanya eyaletinin Hershey kentinde öğretmenlik yapan Beth Scott, Mary Beth Krankowski, Brenda Rogers, Katrina Brown ve Valerie White konuk oldu. ‘Eğitimdeki zorlukları fırsata çevirmek’ konu başlığının temel alındığı konferans, eğitimcilere vizyon kazandırmak ve öğretmenlerin mesleki gelişimlerine katkıda bulunmak amacıyla düzenlendi. Özellikle Amerika’da dezavantajlı bölgelerin okullarında öğretmenlik yapan öğretmenler, kendi okullarında yaşadıkları zorlukları nasıl fırsata çevirdiklerini anlatarak, uygulamalarından örnekleri interaktif bir ortamda meslektaşlarıyla paylaştılar. Etkinlikte, dezavantajlı bölgelerde yaşanılan bazı sorunların ortak olduğu saptanırken, karşılıklı olarak ortak çözüm yollarının neler olabileceği üzerine de görüşler paylaşıldı.
]]>CHP Milli Eğitim Bakanlığından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul Milletvekili Suat Özçağdaş, geçici koruma statüsündeki öğrencilerin örgün öğretime devamsızlığı konusunu Meclis gündemine taşıdı. Özçağdaş, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in yanıtlaması istemiyle TBMM Başkanlığı’na soru önergesi verdi. CHP’li Özçağdaş, önergenin gerekçesinde şunları kaydetti:
“2023-2024 eğitim öğretim yılının tamamlanmasıyla birlikte bu süreç içerisinde yaşanan sorunlar gün yüzüne çıkmaya devam etmektedir. İstanbul Kadıköy’de bulunan Mehmet Bayazıd Anadolu Lisesi’nde geçici koruma statüsündeki öğrenciler için özel sınıf kurulduğu, bu öğrencilerin sürekli devamsız olması nedeniyle sınıf tekrarına bırakıldığı bilgilerine ulaşılmıştır. Öte yandan geçici koruma statüsündeki öğrencilerin kayıt iş ve işlemlerinin aracılık yapan kişiler tarafından gerçekleştirildiği ortaya çıkmıştır. Bir diğer duyuma göre ise okullarda kayıtlı bulunan geçici koruma statüsü kapsamındaki öğrencilerin bir kısmının okula fiilen devam etmediği ve buna rağmen kendilerine not verildiği üzerinedir.
“Geçici koruma statüsündeki öğrenciler için öğretmenin sorumluluğunu yerine gitrmesine izin vermeden notlandırma yapılması suçtur”
Ülkemizde, zorunlu eğitim kapsamında geçici koruma statüsünde öğrenciler bulunmaktadır. Bu öğrenciler için öğretmenin sorumluluğunu yerine getirmesine izin vermeden bir notlandırma yapılması en başta suçtur. Bu duyumlar ve tarafımıza öğretmenler tarafından iletilen bilgiler çok ciddi sorunlara sebep olacak niteliktedir. Fiilen okula gelmeyen öğrenciler için not sistemine öğretmenlerin dışında not yazılması ve öğretmenlerin görevini yapmasına izin verilmemesi, bu öğrenciler için okullarda ayrı sınıflar kurulması ciddi bir sorundur. Ortaöğretim Kurumları Yönetmeliği’nin 36’ncı maddesinde ‘Devam-Devamsızlık ve İlişik Kesme’ iş ve işlemleri düzenlenmiştir. Yönetmeliğin ilgili maddesine göre, mazeretsiz 10 günden fazla devamsızlık yapan öğrencilerin başarısız sayılması gerekmektedir.”
“Geçici koruma statüsündeki kaç öğrenciye okula gelmedikleri halde not verilmiş ve karne düzenlenmiştir”
Özçağdaş’ın Bakan Tekin’e soruları ise şöyle:
“Ülke genelinde okul öncesinden 12. sınıfa kadar geçici koruma statüsünde kaç öğrenci bulunmaktadır? Bu öğrencilerin kaçı sürekli devamsızdır? Sürekli devamsız olan geçici koruma statüsündeki kaç öğrenciyle ilgili takip işlemleri yapılmıştır? İlkokul, ortaokul ve ortaöğretim düzeyinde geçici koruma statüsünde kaç öğrenci devamsızlık nedeniyle sınıf tekrarına bırakılmıştır? Ortaokul ve lise düzeyinde bulunan geçici koruma statüsündeki kaç öğrenciye okula gelmedikleri halde not verilmiş ve karne düzenlenmiştir? Geçici koruma statüsünde bulunan ve sürekli devamsız olan öğrencilere not veren görevliler kimlerdir? Bu görevliler hakkında soruşturma açılmış mıdır? Soruşturma açılmış ise sonuçları nelerdir? Sınıfında geçici koruma statüsünde öğrenci bulunan öğretmenlerin görevleri doğrultusunda öğrencilere not vermesi gerekirken bu sürece dahil edilmemesinin nedenleri nelerdir? Kendi öğrencilerimiz, devamsızlıkları mazeretsiz 10 günü geçtiğinde başarısız sayılmaktadır. Geçici koruma statüsündeki öğrencilere tanınan bu usulsüz uygulamanın gerekçesi var mıdır? Zorunlu eğitim kapsamında geçici koruma statüsündeki çocukların eğitim düzeylerine göre okullaşma oranları nedir?
İstanbul ili Kadıköy ilçesinde bulunan Mehmet Bayazıd Anadolu Lisesi’nde yaşanan skandal ile ilgili soruşturma başlatılmış mıdır? Başlatılmış ise soruşturma kapsamında görevlendirilen müfettişler kimlerdir? Görevlendirilen müfettişlerin okul yöneticileriyle yakınlıkları bulunmakta mıdır? İstanbul ili Kadıköy ilçesinde bulunan Mehmet Bayazıd Anadolu Lisesi’nde sınıflara dengeli bir şekilde dağıtılması gereken geçici koruma statüsündeki öğrenciler neden tek bir sınıfta toplanmıştır? Bu öğrencilerin kayıtları kim ya da kimler tarafından yapılmıştır? Geçici koruma statüsündeki bu öğrenciler için oluşturulan sınıfın dersliği var mıdır? Bu sınıf için sınıf öğretmeni görevlendirilmiş midir? Görevlendirilmişse sınıf öğretmenine görevlendirmeyle ilgili bilgi verilmiş midir? Ayrıca bu sınıf için bir ders programı hazırlanmış mıdır? İstanbul ili Kadıköy ilçesinde bulunan Mehmet Bayazıd Anadolu Lisesi’nde bir sınıfta toplanan geçici koruma statüsündeki öğrencilerin yıl içerisinde devam-devamsızlık takipleri yapılmış mıdır? Bu öğrencilerin Mehmet Bayazıd Anadolu Lisesi’nde kayıtlı olmalarına rağmen kimi tarikat ve cemaatlerin yasa dışı açmış oldukları sözde eğitim kurumlarına devam ettikleri doğru mudur?”
]]>AKP, Milli Eğitim Akademisi kurulmasını içeren Öğretmenlik Mesleği Kanun Teklifi’ni, TBMM Başkanlığı’na sundu. 39 madde ve 3 geçici maddenin yer aldığı teklifle ilgili açıklama yapan AK Parti Grup Başkanı Abdullah Güler, “Medeniyetimiz ilmi ve bu ilmin taşıyıcıları olan öğretmenlerimizi her zaman özel bir yere koymakta. Çünkü temsil ettiğimiz medeniyet değerlerimiz, öğretmenlerimizi sadece kendilerine verilen müfredatı öğrencilerimize öğretmek ve anlatmak değil, birer medeniyet taşıyıcısı olarak onları gördüğümüzü ve değerlerimizi de gelecek nesillere aktarmakla beraber toplum hayatında inşacı bir konumda olduklarını da ifade etmek istiyorum” dedi. Güler’in açıklamaları şöyle:
“Eğitim sistemimizde toplam 1 milyon 230 bin 402 öğretmen ve okul yöneticisi görev yapmaktadır”
“Sayısal verilere baktığımızda Milli Eğitim Bakanlığı’mız gerek bütçesiyle, gerekse merkez ve taşra teşkilatlarındaki personel sayısıyla nicelik olarak ülkemizdeki en büyük kamu kurumlarımızdan birisidir. Aynı zamanda çocuklarımızın eğitilmesi ve geleceğe hazırlanması için taşıdığı öneme binaen bu nicel büyüklüğün yanına nitel yeterliliğinde eklenmesi olmazsa olmaz olarak şu andaki yasa teklifimizde hazırlığımızın temelini teşkil etmiştir. Nitelik bakımından yeterlilik en çok da milli eğitim sisteminin taşıyıcı kolonu olan öğretmenlerimiz için hayati önem arz etmektedir. Eğitim sistemimizde toplam 1 milyon 230 bin 402 öğretmen ve okul yöneticisi görev yapmaktadır. Bu öğretmenlerimizin 477 bini 35 ve daha alt yaştadır. Öğretmenlerimizin tamamının yaş ortalaması 40’ın altındadır. Görev yapan öğretmenlerimizin mesleklerini gerektiği gibi yerine getirebilmeleri için gelişen ve değişen müfredat, eğitim teknolojisi, eğitim materyalleri, ölçme ve değerlendirme anlayışı, pedagojik bilginin sürekli desteklenmesi gerekmektedir.
“Akademi kurulması geçmişten beri sürekli talep edilen bir husustu”
Bu kanunumuzla kurulan Milli Eğitim Akademisi ile akademiye bağlı oluşturulacak eğitim ve uygulama merkezlerinde istihdam edilecek uzman eğitim kadrosu aracılığıyla sistematik, sürdürülebilir ve birbirini tamamlayan mesleki eğitimler düzenlemesi ve bu süreçte ilgili akademisyenlerin de destekleri alınarak, bu eğitim sisteminin işletilmesi amaçlanmaktadır. Nitelikli bir eğitim için nitelikli öğretmen yetiştirme modelinin kurulması zorunluluk haline gelmiştir. Bu amaçla öğretmen adaylarımızın, öğretmenlik alanına kaynak teşkil eden bir yükseköğretim programını tamamladıklarında bu kanunumuz ile kurulacak olan Milli Eğitim Akademisi aracılığıyla yükseköğretimde aldıkları eğitimi tamamlayacak nitelikte akademik eğitimlerinde göre üç veya dört dönemlik mesleğe hazırlık eğitimlerinin alınması planlanmaktadır. Bir öğretmende bulunması gereken bütün yeterlilikler esas alınarak, yürütülecek teorik ve uygulamalı dersler yoluyla öğretmen adaylarımızın en iyi şekilde yetiştirilmesi de hedeflenmektedir. Öğretmen yetiştirme ve geliştirme sürecinin yürütülmesi için bakanlığa bağlı bir akademi kurulması geçmişten beri sürekli talep edilen bir husustu.
“Personelimiz güçlü ve donanımlı hale gelecek”
Bakanlığımızın merkez ve taşra teşkilatında bir üst göreve atanmada öğretmenlerimizin görev öncesinde yetiştirilmesi ve diğer personelin akademide alacakları eğitimlerin ve kazanacakları ehliyet, kariyer ve liyakatin dikkate alınacak olması da Milli Eğitim Akademisi’ni kurumsal anlamda işlevsel yapacağı gibi, Milli Eğitim kadrolarında görev alacak personellerimizi de çok daha güçlü ve donanımlı hale getirecektir.
” Anayasa Mahkemesi’nin iptal gerekçelerine uygun düzenlemeler yer alıyor”
Eğitim sisteminin temel taşıyıcıları olan öğretmenlerimizin görevi, hak ve sorumlulukları ile çalışma esaslarını düzenleyen müstakil bir kanun ihtiyacı düşüncesi uzun yıllardır zaten bir beklentiydi. 27. yasama döneminde müstakil olarak bir kanun düzenlemesi çıkarılmıştı. Ancak Anayasa Mahkemesi’nin kararıyla bazı maddeleri iptal edilmişti. Bu iptal gerekçesi kapsamında kanunumuzun yeniden düzenlenmesi ve gerekçeye yönelik olarak da bazı açıklamaların ve bazı önerilerin de kanun teklifinde yer alması gerekiyordu. Öncelikli olarak da Anayasa Mahkemesi’nin iptal gerekçesindeki gerekçeler kapsamda bazı çalışmalar ve bu gerekçelere uygun düzenlemeler bu kanun teklifimizde yer almaktadır.
Kanun teklifi, öğretmenlerin nitelikleri ve seçimi, öğretmenlerin hak, ödev ve sorumlulukları, eğitim kurumu yöneticilerin ödev ve sorumluluklarını, öğretmen olacaklara özellikle disiplin işlemleri noktasındaki düzenlemeler, KPSS puan üstünlüğüne göre öğretmen adaylarının öğretmenlik mesleğine yeterlilikleri çerçevesinde teorik ve uygulamalı derslerden oluşan hazırlık eğitimine alınmaları ve hazırlık eğitimi sonunda başarılı olanların atamaları, kadrolu öğretmenlik, öğretmenlik yer değişikliği, bakanlıkça atama alanları, öğretmenlerin kariyer basamaklarında ilerlemeleri gibi birçok başlık bu kanun teklifimizde yer almaktadır.
“Hapis cezasının ertelenmesi hükümlerini de uygulanmaması noktasında teklifimizde”
Bazı okullarımızda arzu etmediğimiz şiddet olayları meydana gelmişti. Öğretmene uygulanacak cezalar bu teklifimizde artmaya yönelik olarak de düzenlendi. Bakanlığa bağlı resmi eğitim kurumlarında yönetici, öğretmen, usta öğretici, yabancı uyruklu öğrencilerin eğitimine yönelik bakanlık tarafından yürütülen projelerde öğretici, öğretmen veya rehber danışman, özel eğitim kurumlarında öğretmen, uzman öğretici ve usta öğretici olarak görev yapanlar ile bakanlığa bağlı resmi ve özel eğitim kurumlarında ders ücreti karşılığı ders okutanlara ve diğer kamu kurum ve kuruluşlarında görev yapan öğretmenlere karşı görevleri esnasında, görevleri sebebiyle işlenen 5237 sayılı kanunun 86. maddesinde yer alan kasten yaralama fiili, 106. madde kapsamındaki tehdit, 125. maddesi kapsamındaki hakaret ve 265. madde kapsamındaki görevi yaptırmama ve direnme suçlarında ilgili maddelere göre verilecek cezalar, öğretmenlere karşı işlendiğinde yarı oranında artırmayı öngörüyor. 5237 sayılı TCK 51. maddesinde düzenlenen hapis cezasının ertelenmesi hükümlerini de uygulanmaması noktasında teklifimizde hükümler yer almaktadır.
Milli Eğitim Akademisi’ndeki öğretmenlere aylık ödeme yapılacak
Milli Eğitim Akademisi’nde öğretmen adaylarının, öğretmenlik meslek bilgisi ve özel alan bilgisi başta olmak üzere bir öğretmende olması gereken bütün yeterlilikleri esas alınarak yürütülecek teorik ve uygulamalı hazırlık eğitimi yoluyla en iyi şekilde yetiştirilmesi ve öğretmenliğe hazırlanması amaçlanıyor. Öğretmen adaylarımıza eğitim faaliyetleri hazırlık dönemi içerisinde her ay 18 bin 650 ek gösterge rakımının memur aylık katsayısı çarpımı sonucu bulunacak tutarda kendilerine ödeme yapılacaktır. Hazırlık eğitimi, her bir dönem 10-14 hafta olmak üzere dört dönemlik bir süreyi kapsamaktadır. Bu süre en uzun haliyle 14 ay, en kısa haliyle ise 10 aydır. Üniversitelerin eğitim fakülteleri gibi öğretmen yetiştiren bölümlerden mezun olan adaylar için bu süre 3 dönem uygulanabilecektir. Bu bölümler için hazırlık eğitiminin süresi en az 30 hafta, en çok 42 hafta olarak belirlenebilecektir.
Ülkemizde öğretmen yetiştirme konusunda tek bir model bulunmamaktadır. Türkiye’de sadece altı alanda öğretmen yetiştirme faaliyetlerini yürüten eğitim fakülteleri eliyle bu süreç yürütülmektedir. Çoğunluğu lise düzeyi alanlarda olmak üzere, 20 alanda eğitim ve fen edebiyat fakülteleri başta olmak üzere diğer fakülteler tarafından öğretmen yetiştirilmektedir. İstihdam edilen 62 alanın öğretmenleri ise eğitim fakülteleri dışında yetiştirilmektedir.
20 yılı aşkın süre görev yapan öğretmenler, başöğretmenlik için başvuruda bulunabilecek
Yeni kanun teklifimizde kariyer sistemimiz, öğretmen, uzman öğretmen ve başöğretmen olmak üzere 3 kariyer basamağına ayrılmıştır. Kariyer basamaklarında ilerlemede yazılı sınav kaldırılmıştır. Kariyerde ilerlemede mesleki çalışmalar kaldırılmıştır. Uzman öğretmen uygulamaları için en az 10 yıl öğretmen olarak hizmette bulunması, başöğretmenlik unvanı için en az on yıl uzman öğretmen olarak hizmetin gerçekleştirilmesi, kademe değerlendirilmesinin durdurulması cezasının bulunmaması, akademi tarafından verilen eğitimin de tamamlanması şartını teklifimizde getiriyoruz. Kanun yürürlüğe girdiğinde görevde bulunan öğretmen ve uzman öğretmenlere öğretmenlikte veya uzman öğretmenlikte 20 yıllık çalışma süresini tamamlamaları halinde doğrudan başöğretmenlik unvanı için başvuruda bulunma imkanı da sağlanmış oluyor.”
Kanun teklifinde taban maaş uygulamasına ilişkin ise herhangi bir düzenleme yer almıyor.
]]>
(ANKARA) – CHP İzmir Milletvekili Sevda Erdan Kılıç, İzmir Valiliği’nin deprem gerekçesiyle yıkım kararı aldığı Konak BİLSEM binasını TBMM gündemine taşıdı. Kılıç, “Sınavla seçilmiş, yüzde 2’lik başarı diliminde olan üstün yetenekli çocukları geleceğe hazırlayan tek kamu eğitim kurumu BİLSEM’dir. Bizim bu kurumu sarıp sarmalamamız lazımken onu başka bir okulun sadece 3’üncü katına hapsederek eğitim ve öğretimini sürdürmesini sağlamaya çalışmak AKP’nin bilim ve sanat düşmanlığının yansımasıdır” diye konuştu.
CHP İzmir Milletvekili Sevda Erdan Kılıç, İzmir Valiliği’nin deprem gerekçesiyle yıkım kararı aldığı Konak Bilsem binasını Meclis gündemine taşıdı. 780 öğrencisi ve 35 bilim ve sanat atölyesi ile laboratuvarları, matematik müzesi ve geniş kütüphanesi bulunan Merkezin akıbetini soran Kılıç, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in yanıtlaması istemiyle Meclis’e soru önergesi verdi.
Kılıç, konuya ilişkin şunları kaydetti:
“İzmir depreminden sonra hasar gören BİLSEM’in Konak Kampüsü depremin üzerinden yıllar geçtikten sonra yıkım kararıyla karşı karşıya kaldı. Ancak kampüs yıkıldıktan sonra tekrar yapılacak mı, nerede yapılacak ve ne zaman yapılacak soruları kurumun paydaşları tarafından merakla bekleniyor. Bir başka cevap arayan soru ise; madem İzmir depreminden sonra bu binalar hasar aldı, neden yıllarca eğitim öğretime devam edildi? Neden yüzlerce öğrenci ile öğretmenlerin ve görevli personellerin hayatı tehlikeye atıldı? Burada büyük bir tedbirsizlik, plansızlık ve ciddiyetsizlik olduğu ortada. Sınavla seçilmiş, yüzde 2’lik başarı diliminde olan üstün yetenekli çocukları geleceğe hazırlayan tek kamu eğitim kurumu BİLSEM’dir. Bizim bu kurumu sarıp sarmalamamız lazımken onu başka bir okulun sadece 3’üncü katına hapsederek eğitim ve öğretimini sürdürmesini sağlamaya çalışmak AKP’nin bilim ve sanat düşmanlığının yansımasıdır. Burada önemli olan nokta, BİLSEM’in sadece fiziksel bir yer olmaktan öte, bilimsel keşiflerin, sanatsal yeniliklerin yeşereceği bir ortam olmasıdır. Bu öğrenciler; uluslararası arenalarda başarılar elde ediyor, bilimsel makaleler yayımlıyorlar. Ancak, şimdi karşılarına çıkan bu engeller geleceğimizin teminatı olan gençlerimizin potansiyelini köreltebilir. Bu eğitim kurumunun özgün projeler üretebilmesi için uygun bir yapıya kavuşturulması gerekiyor. 780 öğrencisi, 35 bilim ve sanat atölyesi ile tam teşekküllü fizik, kimya, biyoloji ve fen bilgisi laboratuvarları, ayrıca Avrupa’nın en büyük matematik müzesi ve geniş kütüphanesi bulunan kurumun bir okul binasının üçüncü katındaki 8 derslik ve 3 malzeme odasına sığması mümkün değildir. Acilen bakanlığın konuyla ilgili tedbir alması gerekmektedir.”
Kılıç, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’e BİLSEM Kampüsü ile ilgili şu soruları yöneltti:
“Yıkılacak BİLSEM binasının yerine ne yapılacak ve kurumun daimi yerleşim yeri neresi olacaktır? Yeni binanın yapımı için bir proje ve takvim belirlenmiş midir?
Geçici olarak taşınacak Necatibey Ortaokulu binasının BİLSEM’in eğitim ihtiyaçlarını karşılaması mümkün müdür? Laboratuvar, atölye ve özel eğitim gereksinimlerini karşılayacak ek düzenlemeler yapılacak mıdır?
BİLSEM’in yapısına uygun olarak projelendirilmiş bir Bilim ve Sanat Merkezi binası tahsisi için çalışmalar yapılmakta mıdır? Bu konuda hangi adımlar atılacaktır? Eğitim kalitesinin devamlılığını sağlamak ve öğrenci velilerinin memnuniyetini korumak için ne tür önlemler alınacaktır? Öğrenci kayıtlarının başka kurumlara kayması durumunda doğacak olası kayıplar nasıl telafi edilecektir?
Konak Şehit Ömer Halisdemir Bilim ve Sanat Merkezi kampüsünün yıkım kararı ne zaman alınmıştır? Depremde hasar gören bu binaların yıkılması gerekiyorsa neden şimdiye kadar beklenmiştir? Depreme dayanıksız bu binalarda yıllarca eğitim ve öğretime devam edilmesi hakkında bakanlığınızın görüşleri nelerdir? Öğrenciler, öğretmenler ve okul yönetimi ile personellerinin hayatlarının tehlikeye atıldığını düşünüyor musunuz? Bu binalarda depremden sonra eğitim ve öğretime devam edilmesi kararı hangi kurum ve kimler tarafından alınmıştır? Bu durum cinayete davetiye çıkarmaktır. Bu kurumdaki sorumlular hakkında bir soruşturma veya disiplin işlemi uygulanmış mıdır?”
]]>
Eğitim- İş Sendikası, Burhaniye İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’nün Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’yle ilgili okul müdürleriyle paylaştığı ileri sürülen “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli ile alakalı seminer döneminde yapılacak çalışmaları provoke etmek amacıyla bazı kesimlerin hazır metinler yazdığı ya da bu konuda öğretmenleri yönlendirdiğine dair bilgiler var. Okul müdürlerimizin sisteme girecek formlar konusunda dikkatli ve titiz davranmaları, ideolojik saplantılarla hazırlanan metinlere geçit vermemeleri konusunda gerekli tedbiri almalarını, sisteme girilecek her formun okul müdürlüklerince dosyalanması ve gerektiğinde ilçe müdürlüklerimize gönderilmesi hususunu rica ederim” mesajıyla ilgili yazılı açıklama yaptı. Açıklama şöyle:
“Biliyoruz ki Milli Eğitim Bakanlığı’nın eğitimin bileşenlerine hiç danışmadan hazırladığı gerici müfredatı, ‘Dostlar alışverişte görsün’ tadında itirazları almak için askıya çıkararak, demokratik bir maske takmasının hemen sonrasında, milli eğitim il müdürlükleri eğitimin nasıl tek sesli bir şekilde yönetilmek istendiğini ortaya koymaya başlamıştır. Açıkça söylemek gerekir ki bu yarış da bugün itibarıyla Balıkesir İl Milli Eğitim Müdürlüğü açık ara öne geçmiştir. Balıkesir İl Milli Eğitim Müdürlüğü’nden tüm ilçe milli eğitim müdürlüklerine gönderilen yazıda seminer dönemine yönelik bazı kesimlerin provokatif metinler hazırladığı duyumu aldıkları belirtilmiş, okul müdürlerinden sisteme girecek formlar konusunda titiz davranılması istenmiştir. Aynı yazıda ideolojik saplantılarla hazırlanan metinlerle ilgili gerekli tedbirin alınması ve okul müdürlerinin gerektiğinde böyle formları dosyalayarak ilçe müdürlüklerine yollaması talimatı verilmiştir.
Şimdi biz bu yazının analizini yapalım:
‘Provokatif metinler’, Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli denen eğitimi gericileştirdiği, bilimsellikten uzaklaştırdığı, Atatürk ve Cumhuriyet konularının azaltıldığı için eleştiren metinler kastedilmektedir. ‘Bazı kesimler’ denerek karanlık imalarda bulunulan yerde, eğitim sisteminin iyileşmesi için sözünü sakınmayan eğitim emekçileri ve eğitim sendikaları kastedilmektedir. İl Milli Eğitim Müdürü’nün ‘ideolojik saplantılı’ olarak tarif ettiği ise eğitim konusunda iktidar gibi düşünmeyen, eğitimin laik, bilimsel, adil ve kamusal olması gerektiğini savunan aydın fikirli eğitim emekçileridir. Yazıda okul müdürlerine böyle metinlere karşı gereğini yapma ve böyle metinleri dosyalayıp ilçe müdürlüklere yollama talimatı ise şu demektir: Aydın eğitimcileri fişleyin. Onlar hakkında dosya tutup ilçe milli eğitim müdürlüklerine yollayın ki biz de gereğini yapalım. Eğitim-İş olarak buradan Balıkesir İl Milli Eğitim Müdürlüğü’ne şaşıracağı bazı bilgiler vermek isteriz:
Milli Eğitim Müdürlükleri istihbarat merkezleri, okul yöneticileri de istihbarat elemanları değildir. Talep ettiğiniz şeyin adı alenen fişlemedir ve hukuk dışıdır. Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’ni eleştirmek, eksikliklerine ve yanlışlarına dikkati çekmek suç değildir. ve son olarak gücünü Başöğretmeninden aldığı emanete sahip çıkmanın gururundan alan eğitim emekçilerini korkutmak, yıldırmak, sindirmek için fişlemeleriniz de siz de yeterli değilsiniz. O yüzden size tavsiyemiz yol yakınken görevinizden istifa etmeniz. Eğitimi, eğitimcilere ve karşıt fikirleri düşmanca görmeyen zihinlere bırakabilirsiniz.”
]]>
Zonguldak il Milli Eğitim Müdürü Osman Bozkan, Gazeteciler Cemiyeti’ni (ZGC) ziyaret etti. Gazetecilere açıklama yapan Bozkan, “Kazasız belasız eğitim öğretim yılını kapattık. Yaklaşık on bin çalışanımızla beraber huzurlu bir eğitim öğretim yılı geçirip çok şükür ciddi bir sorun yaşamadık. Eğitim öğretim yılı boyunca Aralık ve Kasım ayında yaşadığımız bir afet oldu. Orada çatılarımız uçtu. Devletin hızlı refleksiyle en hızlı şekilde giderdik. Onun dışında hani bu eğitim öğretim yılında önemli diyebileceğimiz herhangi bir sorun yaşamadık İnşallah önümüzdeki yıllarda hep beraber hayırlı hizmetler veririz. Hayırlı işler yaparız. Tatil sezonunda yatırım için gelecek ödeneğin tamamını kullanacağız. Kaç okulda onarım ve bakım yapılacağı ile ilgili acil çıkabilecek, anlık çıkabilecek yatırımlar nedeniyle kaç okulda yatırım yapılacağı ile ilgili veremiyorum. Onarım ve bakımları eylül ayında öğrencilerimiz geri dönünceye kadar tamamlayacağız” dedi.
Eğitim başarısında Türkiye’de ilk çeyrekte olduklarını ifade eden Bozkan, “Böyle keskin çizgilerle bir rakam belirtemiyorum. Fakat mükemmel de sıra yok. Biz en iyi olma tarafındayız. Ama keskin bir rakam vermem mümkün değil yüksek verilerle. Bu doğru olmaz. Bildiğimiz bir şey var Zonguldak eğitim başarısında Türkiye de ilk çeyreğin içinde. Eğitim öğretim yılı içinde TÜBİTAK’ta çok güzel projeler yapıldı. Bir ekibimiz Türkiye ikincisi oldu. Zonguldak Belediyesi’yle Zonguldak Milli Eğitim Müdürlüğü ortaklaşa engelsiz yaşam merkezinde düzenledi. Çalışmaları sonucunda teknoloji tasarım alanında Türkiye ikincisi oldu. Yine bir okulumuz kimya projesinde jüri özel ödülüne layık görüntü. Önümüzdeki yıllarda marka olmayı, teknoloji tasarımla ilgili yapılacak projelerde yazılım projelerinde planımız, programımız, marka şehir haline gelmek. Hatırı sayılır bir öğretmen açığımız yok. Sadece özel eğitim alanında açığımız var bazı branşlarda fazlamız var. Anlık açıklar oluşabilir. Bunlar giderilir. Sınıf öğretmenliğinde merkez ilçede açığımız var. Çok ciddi bir açığımız yok. Bu da emekli olanlardan kaynaklanıyor. Edebiyat öğretmeni fazlalığı var. Önümüzdeki yıllar bunlar tamamlanacak. Bilindiği üzere Yayla Okulunun yıkımı ile ilgili bir mahkeme süreci başladı. O mahkemenin sonuçlanmasını beklemek yerine Milletvekilimiz Muammer Avcı’nın öncülüğünde kolejin altında dört buçuk dönüme yakını bir arazi var. Şu anda zemin etüdü yapılıyor. İnşallah bu yaz ihalesini yapıp 24 derslikli Yayla Ortaokulunun yaptıracağız. Mahkeme süreci devam ettiği için ve bilirkişi raporu dayanıklı değildir İhtimali üzerine Yeni gayda okulun temelini atmaya hazırlanıyoruz. Kız Meslek lisesi kesinlikle yıkılmayacak ve kalıcı olarak kalacak. Kız Meslek lisesi için restorasyon, güçlendirme ihalesi başlayacak en kısa zamanda. Uzun zamandır yapımı devam eden Bahçelievler İlkokulu önümüzdeki 2024-2025 eğitim öğretim yılında eğitim öğretime açacağız. Halk Eğitim Merkez binası yapılan binaya İl Milli Eğitim Müdürlüğü olarak yeni eğitim öğretim yılında taşınacağız 69 Ambarları mevkiinde Bilim Sanat Merkezi olarak yapılan binaya Rehberlik Araştırma Merkezleri, özel eğitim anaokulu, İki katı halk eğitim merkezidir. Hemen Milli Eğitim Müdürlüğümüz binasının yanındaki binaya. Onların geçişi de önümüzdeki eğitim öğretim yılında gerçekleşecek” dedi.
İl Milli Eğitim Müdürü Osman Bozkan Zonguldak Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Derya Akbıyık ve gazetecilere görevlerinde başarılar dileyerek, “Çok zor ve meşakkatli bir göreviniz var. Allah yardımcınız olsun” dedi. – ZONGULDAK
]]>(ANKARA) – Tüm Öğretmenler Birliği Sendikası Genel Başkanı Deniz Ezer, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in eğitim sendikaları başkanlarını yemeğe davet etmesine tepki göstererek “MEB’in yemek davetini kabul ederek yapılanları meşru göstermeyeceğiz. Bu yemek daveti sendika başkanlarının konuşmadığı bakanın yaptıklarının meşrulaşacağı yemek olacaktır” dedi.
Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, eğitim sendikalarının başkanlarını Ankara’da düzenlenecek yemeğe davet etti. Tüm Öğretmenler Birliği Sendikası Genel Başkanı Deniz Ezer, Bakan Tekin’e tepki göstererek MEB’in davetine katılmayacaklarını duyurdu.
Deniz Ezer’in yazılı açıklaması şöyle:
“Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin tüm sendika başkanlarını 24 Haziran 2024 tarihinde Ankara’da yapılacak yemeğe davet etmiştir. Eğitimde yaşanan problemleri çözmek yerine ideolojik hedefler doğrultusunda eğitimi şekillendirmeye çalışan, eğitimi sermayeye, cemaat ve tarikatlara teslim eden söz konusu Milli Eğitim Bakanı’dır. Eğitimde yaşanan sorunların, okullarda ve müfredatta yaşanan gerici yaklaşımların, anti laik uygulamaların, uluslararası alanda itibarsızlaştırılan eğitim sisteminin temel nedeni Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in ısrarcı politikalarıdır. Aynı bakan cemaat ve tarikatların etkisiyle eğitimde din referanslı bir süreci dayatmış, ÇEDES projesi gibi karanlık ve gerici bir projeyi dayatmaya devam etmektedir.
“Öğretmenin fonlandığını söyleyerek ögretmene bakış açısını gösteren bir bakan söz konusudur“
Eğitimin içeriği boşaltılmış, bilimsel konular yerine din merkezli konular getirilerek bilimden arındırılmış bir müfredat oluşturulmuş; felsefe, sanat gibi dersler azaltılarak yerine din ağırlıklı dersler getirilmiş, fiili olarak gerici eğitim uygulanmaya başlanmıştır . Öte yandan öğretmeni itibarsızlaştıran Öğretmenlik Meslek Kanunu adı altında öğretmeni küçük düşüren uygulamalarda ısrarcı olan, ‘Öğretmen Akademisi’ gibi ögretmeni biat eden ve iktidarın istediği öğretmen profiline sokmaya çalışan yine Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’dir. Daha düne kadar öğretmenin emeğini yok sayarak kabul edilmeyecek bir üslupla öğretmenin fonlandığını söyleyerek öğretmene bakış açısını gösteren bir bakan söz konusudur.
“Bu yemek daveti sendika başkanlarının konuşmadığı bakanın yaptıklarının meşrulaşacağı yemek olacaktır“
Bugün geldiğimiz son durum ögretmenin ve eğitim emekçilerinin yoksulluk sınırı altında üstelik güvencesizleştirilerek yaşamaya mahkum edildiği gerçeğidir. Aynı bakan bağlı bulunduğu siyasi partinin seçim beyannamesinde mülakatı kaldıracağız demesine rağmen atamada mülakatı, dolayısıyla torpili dayatmıştır. Eğitim sisteminin durumu eğitimin gitgide daha kötü hale geldiği, tarikatların yüzünün güldüğü halkın ve halk çocuklarının ise geleceksizleştirildiği gerçeği ile karşı karşıyayız. Bütün bunlar varken öneri ve görüşlerimizi görmezden gelen, yapılan eleştirilere siyasi diyen hatta soruşturmalarla sindirmeye çalısan MEB’in davetine katılarak bu yapılanları meşru göstermeyeceğiz. Bu yemek daveti sendika başkanlarının konuşmadığı bakanın yaptıklarının meşrulaşacağı yemek olacaktır. Buna izin vermeyeceğiz, yapılanları hiçbir şey olmamış gibi meşru göstermeyeceğiz. Talebimiz; ulusal basın önünde bakanın ve sendikaların katılımıyla eğitimin ayrıntısıyla tartışılmasıdır. Biz hazırız. Onun dışında bakanın bu yemek davetini kabul etmiyoruz ve kendisini kamusal, parasız, bilimsel, laik eğitimi ve anayasayı savunmaya davet ediyoruz.”
]]>Bakan Tekin, Kanal 7 televizyonunda canlı yayınlanan Başkent Kulisi programında eğitim gündemine ilişkin değerlendirmelerde bulundu, soruları yanıtladı.
Milli Eğitim Bakanı Yusuf TekinÖĞRETMEN OLMAK İÇİN ŞARTLAR DEĞİŞECEK
Tekin, Öğretmenlik Meslek Kanunu ile kurulması planlanan Milli Eğitim Akademisi’ne ilişkin soru üzerine de belli periyotlarla Türkiye’de öğretmen yetiştirme metodolojisinin değiştiğini, dünyada da artık lisans eğitiminin yanına öğretmen olmak için gerekli formasyonları, gerekli birikimi ya da eğitimi istihdam edecek yapılarla ilgili süreç bulunduğunu anlattı.
“MİLLİ EĞİTİM AKADEMİSİ SADECE ÖĞRETMEN ADAYLARINA DEĞİL ÖĞRETMENLERE DE HİZMET VERECEK”
Lisans eğitimini bitirenlere 600 saate kadar eğitim veren ülkelerin bulunduğuna işaret eden Tekin, “Lisansı bitiren arkadaşımız, Milli Eğitim Bakanlığı bünyesindeki okullarda toplam uygulama eğitimini aldığı saat 90 saat. Milli Eğitim Akademisi, sadece ve sadece öğretmen adayları için değil, aynı zamanda halihazırda bizim öğretmenimiz olan arkadaşlarımızın hizmet içi eğitimlerinin de planlanacağı, organize edileceği bir yer. Burası aynı zamanda Bakanlık bünyesindeki eğitim kurumu yöneticisi olarak çalışan, yani okul müdürü, müdür yardımcısı ve benzeri görevlerde bulunan arkadaşlarımızın eğitileceği yer.” bilgilerini paylaştı.

MİLLİ EĞİTİM AKADEMİSİ NASIL İŞLEYECEK?
Bakan Tekin, akademinin aynı zamanda diğer kamu kurumları ya da özel kurumlara da eğitim verebilecek bir altyapıya sahip olduğuna işaret ederek, “Bu kadar büyük bir iş yükünü Milli Eğitim Bakanlığının tek başına yapması mümkün değil. Dolayısıyla biz burada eğitim fakültelerini ya da herhangi bir fakülteyi işlevsiz bırakmak yerine onlarla çok daha yakın bir çalışma ortamında bulunacağız. Buradaki eğitimi biz vereceğiz demiyoruz. Biz buradaki eğitimi zaten eğitim fakültelerinden ya da ilgili fakültelerden öğretim üyesi arkadaşlarımızla buralardaki akademisyen arkadaşlarımızla beraber yürüteceğimizi söylüyoruz. Eğitim fakülteleriyle, üniversitelerle genel olarak çok sağlıklı bir iletişim kurabileceğimiz bir mekanizma burası. Burası kurulduktan sonra taşra birimleriyle beraber Türkiye’nin her tarafındaki üniversitelerin, bu üniversitelerde çalışan öğretim üyesi arkadaşlarımızın sürece destek olacağı bir zemin oluşturuyoruz.” dedi.
“SİSTEM BUNA MÜSAADE ETMEZ”
Bakan Tekin, Milli Eğitim Bakanlığına atanacak 20 bin öğretmen için uygulanacak mülakat sürecine ilişkin de açıklamalarda bulundu. “Mülakatla alakalı kimse kimseye torpil yapamayacak mı? Siz yapmazsınız da mesela Bakanlık uhdesinde görevli, pozisyon sahibi bir kişiye gitti, ‘mülakata gireceğim, yardımcı ol bana’ dedi. Yok mudur bunun bir yolu?” sorusu üzerine Tekin, “Yok. Ben dahil hiç kimse yapamaz. Sistem buna müsaade etmez. Bir tane dahi ‘bana çocuğum mülakata girecek yardımcı olur musun?’ şeklinde bir isim gelmedi bugüne kadar. Başkasına da gidemezler. Milletvekillerimiz dahil hiç kimse bize böyle bir talepte bulunmadı şu ana kadar. Çünkü ben bu sınavın objektif, şeffaf, adil ve güvenilir olabilmesi için her türlü tedbiri aldığımızı düşünüyorum.” ifadelerini kullandı.

Tüm süreci elektronik ortamda takip edeceklerini, alınan tüm önlemlere rağmen öngöremedikleri bir biçimde adaletsizliğe sebebiyet verecek her kim olursa hiç tereddüt etmeden gereğini yapacağını bildiren Tekin, “Müsaade etmeyeceğiz böyle bir şeye. Bunun altını çizerek söylüyorum.” dedi.
]]>(ANKARA) – Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD), kamuoyuna “Türkiye Yüzyılı Eğitim Modeli” olarak duyurulan yeni müfredat nedeniyle Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin hakkında Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) ‘görevi kötüye kullanma’ ve ‘Anayasa’yı ihlal’ maddelerine dayanarak suç duyurusunda bulundu. ADD Başkanı Hüsnü Bozkurt, yeni müfredat hakkında yürütmenin durdurulması ve iptali için Danıştay’da dava açacaklarını bildirdi.
ADD Başkanı Hüsnü Bozkurt, kamuoyuna “Türkiye Yüzyılı Eğitim Modeli” olarak duyurulan yeni müfredat nedeniyle Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin hakkında TCK’nin ‘görevi kötüye kullanma’, ‘Anayasa’yı ihlal’, ‘kanunlara uymamaya tahrik’ maddelerine dayanarak suç duyurusunda bulunduklarını belirtti. Bozkurt, ayrıca yeni müfredat hakkında yürütmenin durdurulması ve iptali için Danıştay’da dava açacaklarını duyurdu.
Bozkurt’un X hesabından yaptığı açıklama şöyle:
“Anayasaya açıkça aykırı olduğu için ‘Anayasal suç’ niteliğinde olup Milli Eğitim Bakanlığı’nca ‘Türkiye Yüzyılı Eğitim Modeli’ adı ile duyurulan, itirazlara karşın uygulanacağı bakan tarafından açıklanan, ‘Yeni Müfredat’ ile ilgili olarak MEB Yusuf Tekin hakkında suç duyurusunda bulunduk. Ayrıca Atatürkçü Düşünce Derneği olarak yürütmenin durdurulması ve iptali için Danıştay’da dava da açıyoruz. Saygı ile kamuoyunun bilgisine sunarız.”
ADD’nin suç duyurusu metni şöyle:
“Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin tarafından tanıtılan ve ‘Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’ başlığını taşıyan yeni müfredatla getirilen yeni kavramlar ile eğitimde birlik ve eşitlik ilkesinden ayrılınılmış, bilimsel, laik ve demokratik eğitim anlayışından vazgeçilmiş olup, bilim, kültür, sanat ve felsefe derslerinin yerine din ağırlıklı içerikler düzenlenmiş, dolayısıyla bilimsellikten uzak ve dogmatik nitelikler ağırlık kazanmıştır. Oysaki, Milli Eğitim Bakanı’nın görevi demokrasi bilincine sahip insan hak ve özgürlüklerine saygı duyan laik bireyler yetiştirecek düzenlemeleri yapmakken, hayata geçirilen yeni model dini ve milli ögelere vurgu yaparken Atatürk, laiklik ve cumhuriyet gibi milli değerlere hiç yer vermemiştir.
“Laiklik ilkesi hiçe sayılmıştır”
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın ‘Eğitim ve öğrenim hakkı ve ödevi’ başlıklı 42. maddesinin 3. fıkrasında; ‘Eğitim ve öğretim, Atatürk ilkeleri ve inkılapları doğrultusunda, çağdaş bilim ve eğitim esaslarına göre, Devletin gözetim ve denetimi altında yapılır. Bu esaslara aykırı eğitim ve öğretim yerleri açılamaz’ denmektedir. Bu sebeple, yeni eğitim modeli açıkça Anayasa’ya aykırılık teşkil etmekdir. Keza, uzmanların yorumlarına göre söz konusu müfredat uluslararası standart ile uyumsuz olup, kullanılan dil ve öngörülen ölüm, darbe ve savaş kavramları üzerinden verilmeye başlanacak olan eğitim pedagojik açıdan çocuğun nitelikli eğitim hakkına aykırılık oluşturmaktadır.
Bunun yanında, anılan yeni eğitim sistemini hayata geçiren Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, Meclis’te yapılan bütçe görüşmeleri sırasındaki konuşmada; ‘Milli Eğitim Bakanlığı’nın 2023 yılı itibariyle geçerli 2 bin 709 tane protokolümüz var…. Bunların içerisinde sizin ‘tarikat, cemaat’ dediğiniz, bizim ‘STK’ dediğimiz yapılarla toplasanız 10 tane protokolümüz vardır. Ben bu protokollerle bize destek olanlara da teşekkür ediyorum. Onlarla protokol yapmaya da devam edeceğiz’ şeklinde ifadelerde bulunmuş olduğundan, yeni eğitim sisteminin hangi bakış açısından hazırlandığı açıkça ortada olup, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 2. Maddesinde düzenlenen ve devletin temel niteliklerinden olan Laiklik ilkesi hiçe sayılmıştır.
“Anayasayı ihlal suçunda da suçun icrasına elverişli hareketlerle başlamak gerekir”
Türk toplumunu çağdaş uygarlık seviyesinin üstüne çıkaracak nesiller yetiştirme görevi bulunan Milli Eğitim Bakanı, hazırlamış olduğu yeni müfredatla laiklik gibi temel ilkeleri hiçe saydığından Türk Ceza Kanunu’nun 309. Maddesinde yer alan suçu işlemiştir. Anılan maddede; ‘Cebir ve şiddet kullanarak, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya veya bu düzen yerine başka bir düzen getirmeye veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemeye teşebbüs edenler ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılırlar. Bu suçun işlenmesi sırasında başka suçların işlenmesi halinde, ayrıca bu suçlardan dolayı ilgili hükümlere Bu maddede tanımlanan suçların işlenmesi dolayısıyla tüzel kişiler hakkında bunlara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunur’ düzenlemesine yer verilmiştir.
Burada, suçun failleri tarafından amaca yönelik yapılan hareketin ayrıca suç teşkil edip etmemesi önemli olmaksızın, amacın ne olduğuna bakılmalıdır. Bu sebeple, Anayasayı ihlal suçu serbest hareketli bir suçtur. Dolayısıyla bu suç hareketin yapılmasıyla tüketilen ani suçlardandır. Şu kadar ki; tıpkı diğer suçlarda ve bu suçlara teşebbüste olduğu gibi, Anayasayı ihlal suçunda da suçun icrasına elverişli hareketlerle başlamak gerekir ki bu suçta hareketin elverişli kabul edilebilmesi için, her şeyden önce cebri olması aranmaktadır. Cebirden kasıt ise maddicebir olabileceği gibi manevi cebrin de söz konusu olabileceğidir.
“Milli Eğitim Bakanı açık şekilde görevin gereklerine aykırı hareket ediyor”
Görevleri gereği devletin kamu gücünü elinde bulunduran Bakanın sahip olduğu kamusal güç nedeniyle suçun işlenmesinin kolay olacağı aşikar olduğundan anılan kişi açısından manevi cebrin yeterli olacağı göz önüne alınmalıdır. Keza, anılan suçta anayasayı ihlalden kastedilen sadece cebir ve şiddetle Anayasa’da hüküm altına alınan düzenlemelere aykırı bir hareket olmayıp, anayasal düzene hakim olan ilkelerin ve anayasada yer alan normların yazılı olarak muhafaza edilmesi ancak, fiilen uygulanmasına engel olunması veya işlevsiz kılınmasıdır. Dolayısıyla, yukarıda açıklananlar ile birlikte değerlendirildiğinde, şüpheliler tarafından Anayasa’yı ihlal suçunun işlendiği iddiası soruşturulmalıdır.
Bunun yanında, Türk Ceza Kanunu’nun ‘Görevi Kötüye Kullanma’ başlıklı 257. maddesinde; ‘Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan haller dışında, görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir menfaat sağlayan kamu görevlisi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan haller dışında, görevinin gereklerini yapmakta ihmal veya gecikme göstererek, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir menfaat sağlayan kamu görevlisi, üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır’ düzenlemesine yer verilmiştir. Dosya konusu olaylarda, Milli Eğitim Bakanı açık şekilde görevin gereklerine aykırı hareket ettiği veya en hafif haliyle görevinin gereklerini yapmayı ihmal ettiği, dolayısıyla bu açıdan da soruşturma yapılması gerektiği ortadadır.
“ADD adına suç duyurusunda bulunmak, kuruluş nedeninin verdiği sorumluluktan doğmaktadır”
Müvekkil Atatürkçü Düşünce Derneği adına suç duyurusunda bulunma zorunluluğu, derneğin tüzüğünde yer alan kuruluş nedeninin verdiği sorumluluktan doğmaktadır. Derneğin Kuruluş Nedeni; ‘Atatürk’ün bedensel varlığının artık aramızda bulunmamasından cesaret alan içteki ve dıştaki kimi olumsuz güçler, O’nun yeni Türk Devletini yaratma doğrultusunda ilk adımı attığı 19 Mayıs 1919’un üzerinden tam 70 yılın geçtiği bu günlerde, Atatürk devrim ve ilkelerine karşı, açık ya da kapalı saldırılarını doruğa ulaştırmış bulunmaktadır. Bundan daha kötüsü, planlı ve sinsi bir çalışma ile, o devrim ve ilkeleri gelecekte yok etmek çabası içindeler.
Oysa Atatürk; sadece ‘bağımsızlığı tümüyle tehlikeye düşmüş Türk Ulusunu ve yurdunu emperyalist güçlerin işgalinden kurtaran bir büyük asker “değildir. O, bunun çok daha ötesinde, örneğin siyasal, kültürel ve ekonomik alanlar başta olmak üzere, her alanda bağımsızlığımızı yok edici ya da kısıtlayıcı olumsuz bağları koparan; ulusal egemenliği gerçekleştirerek Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran; kişisel inançlara dokunmayarak, toplumumuzu Ortaçağ zihniyetinden ve şeriattan kaynaklanan “nakil”e dayalı kurum ve kurallardan kurtarıp, sürekli biçimde çağdaş ve uygar bir ulus olmanın ve böyle kalmanın yollarını gösteren, “akıl”a dayalı laik düşünce, laik hukuk ve laik öğretim sistemlerini toplum yaşamında egemen kılan; tüm özgürlüklerin ve insan haklarının sosyal Hukuk Devletinin ve çoğulcu demokrasinin yolunu açan; yüzyıllarca ikinci sınıf insan durumuna düşürülmüş Türk kadınını gerçek yerine yükseltip, eşit haklara ve eşit onura sahip insan ve yurttaş yaparak yapay eşitsizlikleri kaldıran; içten ve dıştan kaynaklanan her tür sömürüye karşı çıkarak, halkın yalnız siyasal değil, ekonomik ve sosyal alanda da gerçek efendi durumuna gelmesini ve tüm yurttaşların gönencini devletin varlık nedeni ve amacı sayan;
“Kovuşturma aşamasına geçilmesi için kamu davası açılmasını talep ederiz”
Ulusal ekonominin girişimcilerin keyfine, yalnız kar ve rekabet mekanizmasına göre başıboş biçimde işlemesine değil, toplumun ve tüm yurttaşların gereksinimlerini karşılayacak biçimde devlet tarafından yönlendirilmesini ilke olarak benimsemiş ve benimsetmiş olan; yurdumuzun yeraltı ve yerüstü zenginliklerinden, Türkiye halkının yararlanmasını benimseyen ve kabul ettiren; Misak-ı Milli sınırları içinde ‘Türk’üm’ diyen herkesin Türk olduğu ölçütünü getirerek, ırkçılığı reddedip; yapıcı, olumlu ve çağdaş Türk Ulusalcılığını yaratarak, onu devletimizin temel ilkelerinden biri yapan; her yurttaşın eğitimden, bilimden ve sanattan payını almasını, “fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür kuşaklar’ın yetiştirilmesini devletin başta gelen görevi yapan; kültür emperyalizminden kurtulabilmemiz ve eğitimin yaygınlaştırılabilmesi için yeni Türk harflerini kabul etmenin yanında Türk dilinin arındırılması ve zenginleştirilmesini büyük bir toplumsal görev sayan; Türk ulusunun tarihini, çağdaş insan kökenine bağlayan; ‘Yurtta barış, Dünyada barış’ ilkesi ile devlet yaşamında ve uluslararası ilişkilerde kaba kuvveti, ırkçılığı, saldırı savaşını mahküm eden; dış politikada ‘Dünya uluslar ailesinin eşit haklara sahip onurlu bir üyesi olma” ölçütünü ve “karşılıklılık kuralını’ vazgeçilmez ilke yapan; bütün ulusların insanlık ailesinin bir parçası olduğunu vurgulayarak, insanlığın bütünleşmesi düşüncesinin tohumlarını atan çağdaş fevlet Kurucusudur. Bu durum karşısında Atatürk devrim ve ilkelerinin, toplumsal sorunlarımızın çözümlenmesinde ışık tutucu niteliğe ve yaratıcı güce sahip olduğuna inananlar, ‘Atatürkçü Düşünce Derneği’ni kurarak, O’nun devrim ve ilkelerinin gelecekte de egemen olmasına katkıda bulunma ve onlara bekçilik yapma zorunluluğunu duymuşlardır’ denmek suretiyle işbu dosyada taraf olarak yer alınmasının nedeni açıklanmıştır. Yukarıda açıklanan ve re’sen göz önüne alınacak sebeplere binaen; Sayın Savcılık tarafından şüpheli hakkında gerekli soruşturmanın yapılarak, kovuşturma aşamasına geçilmesi için kamu davası açılmasını talep ederiz.”
]]>
1999 yılı sonrası sigortası başlayan ve 1 Şubat 2018 yılı sonrası Yüksek Askeri Şura kararı ile kadrosuzluk nedeniyle emekliye sevk edilen personele, yaş şartı aranmaksızın kadın ve erkek 25 hizmet yılının tamamlaması halinde emekli aylığı bağlanacak.
Sözleşmeli erbaş ve erlerin kadroları ile uzman erbaşlığa geçiş işlemleri, Milli Savunma Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı tarafından yürütülecek.
TERÖR ÖRGÜTLERİYLE İLİŞKİ KURAN SÖZLEŞMELİ ERBAŞ VE ERLERİN DE SÖZLEŞMELERİ FESHEDİLECEK
Anayasa Mahkemesinin aldığı karara uyum sağlamak amacıyla, Sözleşmeli Erbaş ve Er Kanunu’nda düzenleme öngörülüyor. Buna göre, disiplin soruşturması, görevde başarısız olma ve kendilerinden istifade edilememe hallerinde sözleşmeli erbaş ve erlerin TSK ile ilişiği, sözleşme bitim tarihinden önce feshedilebilecek.
Terör örgütleriyle eylem birliği içerisinde olan, bu örgütlere yardım eden, kamu imkan ve kaynaklarını bu örgütleri desteklemeye kullanan ya da kullandıran sözleşmeli erbaş ve erlerin de TSK ile ilişikleri, sözleşme sürelerinden kesilecek.
Sözleşmeli erbaş ve erlerden, atış, spor ve eğitim faaliyetlerinde ilgili mevzuatta öngörülen standartlara ulaşamayanlar, harekat, operasyon, iç güvenlik, hudut ve kolluk, asayiş görevleri ile kadro görevinin gereklerini yerine getirmede yetersizlik veya isteksizlik göstererek vazifeyi yahut birliğin emniyetini tehlikeye düşürenler veya görevin yapılmasını aksatanlar, bu durumlarının rapor, tutanak ve her türlü belge ile kanıtlanması halinde görevde başarısız sayılacak, sözleşmeleri feshedilecek.
Sözleşmeli erbaş ve erlerin “kendilerinden istifade edilememe halleri” de ayrıntılı olarak düzenlenen Kanuna göre, mücbir sebepler hariç gelirinin çok üstünde borçlanmaya düşkün olan ve bu borçlarını ödememeyi alışkanlık haline getirenler, görevine, sosyal ve aile yaşantısına zarar verecek derecede menfaatine, içkiye, kumara düşkün olanlar veya Türk Silahlı Kuvvetlerinin, Jandarma Genel Komutanlığının veya Sahil Güvenlik Komutanlığının itibarını sarsacak şekilde yüz kızartıcı, utanç verici veya toplumun genel ahlak yapısına aykırı fiillerde bulunanlar, devletin, Türk Silahlı Kuvvetlerinin, Jandarma Genel Komutanlığının veya Sahil Güvenlik Komutanlığının manevi şahsiyetine zarar verecek nitelikte suç veya disiplinsizlik teşkil eden tutum, davranış veya fiillerde bulunanların sözleşmeleri sonlandırılacak.
İntihara teşebbüs eden, kendisini veya bir başkasını kasten hizmete yaramayacak hale getiren ve getirtenler, kasten veya silah kullanımına yönelik mevzuat, talimat ya da emirlere açıkça aykırı olacak şekilde ateşli silah ile kendisini veya başkasını yaralayanlar, disiplinsizliği alışkanlık haline getirdiği anlaşılanlar, uyuşturucu veya uyarıcı madde kullandığı rapor ile tespit edilenler ve mazeretsiz olarak bir sözleşme yılı içinde toplam yedi gün ve daha uzun süre göreve gelmeyenlerin sözleşmeleri feshedilecek.
TSK komando birliklerinde görev yapmak üzere komando branşında istihdam edilmek üzere temin edilenlerden en az 4 yıl hizmet süresini tamamlamadan, vazifenin sebep ve tesiri nedenleri hariç, komando niteliğini kaybettiği yönünde sağlık kurulu raporu alanlar da bu durumlarının rapor, tutanak ve her türlü belge ile kanıtlanması halinde kendinden istifade edilemeyecek personel sayılacak ve sözleşmeleri feshedilecek.
SÖZLEŞMELİ ERBAŞ VE ERLERE SERVİS İMKANI
Amfibi Deniz Piyade Tugay Komutanlıklarında görevli sözleşmeli erbaş ve erlere aylık ücretleri, yapmakta oldukları iş güçlüğü ve iş riski açısından yüzde 5 artırımlı olarak ödenecek.
Sözleşmeli erbaş ve erler, mesai sonrası görev yerlerinden ayrılırken, mesaiye gidiş ve gelişlerinde subay ve astsubay servislerini kullanabilecek.
Gerekli şartları taşıyarak Milli Savunma Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı kadrosundaki uzman erbaşlığa veya astsubaylığa geçen sözleşmeli erbaş ve erlere, sözleşmeli erbaş ve er olarak çalıştıkları döneme ilişkin iş sonu tazminatları ve kıdem tazminatları ödenmeyecek.
Sözleşmeli erbaş ve erlerin bağlı oldukları kuvvet komutanlıklarında statü geçişi kapsamında uzman erbaşlığa geçebilmelerinin şartları düzenleniyor.
Buna göre, en az lise mezunu olmak, komando nitelikliler için en az ilköğretim okulu mezunu olmak, uzman erbaş olmaya istekli olmak, başvuru tarihinde ikinci hizmet yılını tamamlamış olmak, yönetmelikte öngörülen sınavlarda başarılı olmak, tabi tutulacakları temel askerlik eğitiminden başarılı olmak gibi şartlar aranacak.
Sözleşmeli erbaş ve erlerden uzman erbaşlığa naspedilecekler; uzman çavuş rütbesinde göreve başlatılacak ve tabi tutulacakları eğitimler esnasında özlük hakları yönünden sözleşmeli erbaş ve er statüleri devam edecek; eğitimlerde başarılı olamayanlar, kendi isteğiyle ayrılanlardan, istekli olan ve sözleşmeli erbaş ve er olmak için gerekli olan şartları kaybetmemiş olanlar ise sözleşmeli erbaş ve er olarak hizmete devam edebilecekler.
Türk Silahlı Kuvvetleri personelinin kimlik, görev veya faaliyetlerinin, Milli Savunma Bakanlığınca yetki verilen durumlar hariç olmak üzere, radyo, televizyon, internet, sosyal medya, gazete, dergi, kitap ve diğer tüm medya araçları ile her türlü yazılı, görsel, işitsel ve elektronik kitle iletişim araçları vasıtasıyla yayımlanması veya açıklanması durumunda, bu suçu işleyen personele “hizmet yerini terk etmeme cezası” verilecek.
Terör örgütleriyle eylem birliği içerisinde olan, bu örgütlere yardım eden, kamu imkan ve kaynaklarını bu örgütleri desteklemeye yönelik kullanan ya da kullandırarak bu örgütlerin propagandasını yapan personel hakkında Türk Silahlı Kuvvetlerinden ayırma cezasının uygulanabilmesi maksadıyla belirlenen 5 yıl zamanaşımı süresi 20 yıla çıkartılıyor.
Kanunla, yargı yolu kapalı olan disiplin cezalarının, ceza sayısı veya puanına eklenmek suretiyle, Türk Silahlı Kuvvetlerinden ilişiğin kesilmesi sonucunu doğurduğu hallerde anılan yargı yolu kapalı disiplin cezalarının da mahkemelerce incelenebileceğine ve bunların iptal edilebileceğine ilişkin düzenleme yapılıyor. Seferberlik ve savaş zamanında ise yüksek disiplin kurulları tarafından verilen Silahlı Kuvvetlerden ayırma cezası hariç diğer disiplin cezaları yargı denetimi dışında tutulacak.
Milli Savunma Üniversitesi teşkilatına Yabancı Diller Yüksekokulu dahil ediliyor.
Yabancı Diler Yüksekokulu, harp okullarındaki eğitim ve öğretimi takip edebilecek seviyede dil becerileri gelişmiş askeri öğrenci yetiştirilmesi, bünyesinde açılan dil kursları vasıtasıyla Milli Savunma Bakanlığı tarafından tefrik edilen personele yabancı dil eğitimi, misafir askeri personele ve misafir askeri öğrenciye dil eğitimi verilmesi amacıyla faaliyet gösterecek.
Yüksekokul müdürü, öğretim üyeliği yeterliliğine haiz kişiler arasından Milli Savunma Üniversitesi rektörünün teklifi üzerine Milli Savunma Bakanı tarafından üç yıllığına atanacak.
Yabancı Diller Yüksekokulunun teşkilatlanması, görev ve sorumlulukları, eğitim, öğretim, araştırma faaliyetleri ile öğretim elemanları ve öğrencileri ile ilgili esaslar, çıkarılacak yönetmelikte düzenlenecek.
Kanun teklifinin kabul edilmesinin ardından, TBMM Başkanvekili Sırrı Süreyya Önder, birleşimi, 25 Haziran Salı saat 15.00’te toplanmak üzere kapattı.
(Bitti)
KOMİSYONDA SUNUM YAPTI
Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, TBMM’de, AK Parti Osmaniye Milletvekili Derya Yanık başkanlığında toplanan İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu’na sunum yaptı. Tunç, Türkiye’nin insan hakları alanında önemli mesafeler aldığını belirtti. Tunç, vatandaşların kamudan bilgi edinmesi için çalışmaların sürdürüldüğünü kaydederek kişisel veriler ile birlikte özel hayatın korunmasına yönelik düzenlemelere dikkat çekti. Tunç, “Kişisel Verileri Koruma Kurulu oluşturuldu. Bu anlamda da mevzuatımızı da geliştirerek devam ediyoruz. TBMM ile ilişkili olan Kamu Denetçiliği Kurumu’nun kurulması, Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu’nun kurulması temel hak ve özgürlükleri genişleten ve mekanizmaları kuran önemli reformlardır. Son 20 yılda ülkemiz, demokrasinin standardını yükselten, hukuk devletini güçlendiren çok sayıda reforma sahne oldu. Yargı birliğinin sağlanması, Devlet Güvenlik Mahkemelerinin kaldırılması, özel yetkili mahkemelerin kaldırılması, Anayasa Mahkemesi, Hakimler Savcılar Kurulu’nun demokratik hukuk devleti ilkesine daha uygun hale getirilmesiyle ilgili düzenlemeler, Milli Güvenlik Kurulu’nun sivilleştirilmesi, darbecilerin yargılanabilmesini sağlayan anayasa değişiklikleri, bunlar demokrasimizin standardını yükselten önemli düzenlemelerdir” ifadelerini kullandı.
‘YARGI REFORMU STRATEJİ BELGESİNDE SONA GELİYORUZ’
Yargı Reformu Strateji Belgesi ve İnsan Hakları Eylem Plan çalışmalarının sürdüğünü ifade eden Tunç, “2024 ve 2028 yıllarını kapsayacak Yargı Reformu Strateji Belgesinin hazırlık çalışmalarının sonuna doğru geliyoruz. Görüşleri aldık, uygulamadan kaynaklanan, vatandaşlardan gelen birçok problemi ihtiva edecek ve milletvekillerimizin sorularla, meclisteki konuşmalarla gündeme getirdiği birçok hususu değerlendirdik. Sizlerin de bu konudaki değerli görüşlerine her zaman açık olduğumuzu belirtmek istiyorum. Yine İnsan Hakları Eylem Planı da 2024- 2028 yıllarını kapsayacak. 3’üncü Eylem Planımızın hazırlık çalışmalarımızın da sonuna geldik. Yani yaz döneminin sonunda, Meclisin yeni yasama yılı açıldığında da bunları Sayın Cumhurbaşkanımız kamuoyuyla paylaştıktan sonra oradaki hedefler doğrultusunda çalışmalarımızı sürdüreceğiz” diye konuştu.
‘1 MİLYONDAN FAZLA KİŞİNİN LEKELENMEME HAKKI KORUNDU’
Tunç, Ceza Mahkemesi Kanununda yapılan değişikliğe değinerek, “Bu kapsamda da 2017 yılından bu yana 1 milyon 84 bin kişi hakkında soruşturmaya gerek olmadığı kararı verildi. Yani bu da 1 milyondan fazla kişinin lekelenmeme hakkının korunduğu anlamına geliyor. Türk Ceza Kanunu’nda ayrımcılık ve nefret suçu düzenlendi. Eski kanunumuzda yoktu. Yeni kanunumuzda 2005 yılından sonra kanunumuza girdi. Ceza Mahkemesi Kanunumuzda yapılan değişiklikler de yine kişi özgürlüğü ve güvenliğiyle ilgili önemli düzenlemelerdi. Gözaltı ve tutuklama kararları için somut delil kriterinin aranması, kuvvetli suç şüphesinin yanında ayrıca somut delil kriterinin de aranması hususu Ceza Mahkemesi Kanunumuzda yerini aldı. Soruşturma ve kovuşturmalarda tutukluluk süresine sınır getirildi. Bu da önemli bir düzenlemeydi. Yine adli kontrolde de yine bir azami süre getirildi” dedi.
‘İNSAN ONURUNA UYGUN OLMAYAN 394 CEZAEVİNİ KAPATTIK’
Vatandaşların dile getirdiği sorunlara duyarsız kalamayacaklarını kaydeden Tunç, şu ifadeleri kullandı:
“İnsan hakları, insan onuruna uygun olmayan 394 cezaevini kapattık. Ama insan onuruna uygun olan daha elverişli 299 cezaevini de uygulamaya koyduk. Öncelikle fiziki altyapıyı güçlendirdik. Cezaevlerimizdeki teknolojik imkanları da gün geçtikçe artırmaya devam ediyoruz. ACEP projesi ve diğer uygulamalarla hükümlerin yakınlarıyla görüşebilmesi imkanlarını, dijital çağda, teknolojiden de yararlanmanın gayreti içerisindeyiz. Ceza infaz kurumlarımızdaki eğitim faaliyetleri önemli. Oralarda anaokullarımız özellikle cezaevinde kalan hükümlülerin çocukları devlete emanet. Onları en güzel şekilde yetiştirmek ve vatana, millete hayırlı birer evlat olarak yetişmesini sağlamak lazım. Onların eğitiminin aksamaması lazım. Cezaevi şartlarında onların büyükleri cezaevindeyken onların da bir ceza çekmesini önlememiz lazım. Bu anlamda da hassasiyetimizi koruyoruz. Anaokulları, kreşler sonrasında ortaokul, lise eğitimi görenler var, üniversite eğitimi görenler var. Şu anda cezaevine girerken 800 civarında daha hiç okumayan o kişiler şu anda 65 bine yakın ana sınıfından lisesine üniversitesine varıncaya kadar eğitim gören kişiler var.”
‘CEZAEVLERİNDEKİ KALABALIKLAŞMAYI ÖNLEYECEK TEDBİRLER ALIYORUZ’
Cezaevi personelinin eğitimine önem verdiklerini kaydeden Tunç, şöyle konuştu:
“Kamu hizmetinde çalıştırma gibi bir takım tedbirler yine yaşlılara yönelik kadın hükümlülere yönelik hasta çocuğu olan kadınlara yönelik önemli iyileştirmeleri geçen yasama dönemlerinde hayata geçirmiştik. Bunların uygulamalarını da gerçekleştiriyoruz. Tabii bağımlılara özgü infaz sistemi cezaevlerindeki uyuşturucu suçları bakımından önemli. Orada da geçen yasama döneminde yasalaşan bağımlılara özgü infaz kurumu oluşturulmasıyla ilgili çalışmalarımızı da başlattık. Pilot uygulamaları Bolu ve Adana’da başlatarak özellikle uyuşturucu suçlularının ıslahına yönelik cezaevlerini de hayata geçirmeye başlıyoruz. Bunu çok önemsiyoruz. Burada çünkü cezaevlerimizdeki mevcudun üçte biri uyuşturucu suçlarından kaynaklanıyor; çünkü uyuşturucu suçlarının cezası çok ağır. İnfazı da diğer suçlara göre dörtte üç şeklinde uygulanıyor. O nedenle cezaevlerimizdeki o kalabalıklaşmayı da önleyecek tedbirleri almaya çalışıyoruz.”
]]>Sultangazi Belediyesi Prof. Dr. Necmettin Erbakan Bilim ve Kültür Merkezi’nde eğitim alan öğrenciler için mezuniyet töreni düzenlendi. Programda sergi ve müzik korosu gibi etkinlikler de yer aldı. Programda konuşan Sultangazi Belediye Başkanı Abdurrahman Dursun, “Bilim merkezine çok önem veriyoruz. Eğitimin çok önemli olduğunu biliyoruz. Eğitimle ilgili yapılan çalışmaların topluma yön vereceğini bildiğimiz için de bütün alanlarda çok ciddi çalışmalar yapıyoruz” diye konuştu.
Sultangazi Belediyesi Prof. Dr. Necmettin Erbakan Bilim ve Kültür Merkezi’nde 2023-2024 döneminde çocuklara fen bilimlerinden fiziğe, astronomiden robotik kodlamaya, müzikten resme kadar 12 branşta eğitimler verildi. 2023-2024 dönemi dün Sultangazi Etkinlik Salonun’da düzenlenen törenle sona erdi. Programda ayrıca çocukların yaptıkları çalışmalar sergilendi. Dursun öğrencilerin hazırladığı sergiyi tek tek gezerek projeler hakkında bilgi aldı. Ardından öğrenciler müzik gösterilerini izleyicilere sundu. Program sonunda ise Dursun, öğrencilere sertifikalarını takdim etti.
DURSUN: HEM BİR MEZUNİYET TÖRENİMİZ HEM DE BİLİM MERKEZİMİZİN FİNALİ
Bilim merkezinin çok güçlü olduğunu söyleyen Dursun, “Bu sene 2023-2024 sezonunda 1220 öğrencimiz oldu. 1220 öğrencimiz 12 branşta farklı alanda, kodlama, fen bilimleri, matematik, sanat akademisi, müzik akademisinde çeşitli becerilerini gösterdiler. Bilgiler, eğitimler aldılar. Yaklaşık olarak şu anda da 200 öğrencimizi mezun ediyoruz. Hem bir mezuniyet törenimiz hem de bilim merkezimizin finali. Bilim merkezi içerisinde inovasyon merkezimiz önemli alanlardan birisi. İnovasyon merkezimizde 5 tane Teknofest ekibimiz var. İnovasyon merkezimizde çeşitli projeler oluşturabiliyor. Robotik kodlamayla, kodlamayla, robotikle ilgili çeşitli alanlarda projeleri var. Bu projeleri gerçekleştirebilecekleri mekanlar üretiyoruz, imkanlar üretiyoruz. Bu imkanlar neticesinde de şu anda Teknofest’te yarışabilecek 5 tane ekibimiz var” dedi.
“8-16 YAŞ ARASINDAKİ ÇOCUKLARIMIZIN TAMAMINI EĞİTİM VERMİŞ OLDUĞUMUZ BİR ALAN”
Dursun, “Yine müzik akademimizde çok güzel öğrencilerimiz var. Keman, gitar, piyano, saz kurslarımızda eğitim alanlar, sanat akademisinde ders gören arkadaşlarımız var. Bizim bu alanda yetişen arkadaşlarımızdan konservatuvara hazırlık yapanlar da var. Dolayısıyla burada 14 – 18 yaş arasındaki çocuklarımıza çeşitli eğitimler veriyoruz. Ortaokul öğrencilerimiz de var. Toplamda 8-16 yaş arasındaki çocuklarımızın tamamını eğitim vermiş olduğumuz bir alan. Bilim merkezimizde Avrupa yakasının çok önemli planetaryumu var. Bu planetaryum çok önemli. Sultangazi’de ve Sultangazi’nin dışından gelen yaklaşık 9 bin kişi, 2023 – 2024 eğitim döneminde planetaryum içerisinde çok güçlü bir alanda eğitim aldılar. Görsel hafızalarını genişletmiş ve zenginleştirmiş oldular. Bilim merkezine çok önem veriyoruz. Eğitimin çok önemli olduğunu biliyoruz. Eğitimle ilgili yapılan çalışmaların topluma yön vereceğini bildiğimiz için de bütün alanlarda çok ciddi çalışmalar yapıyoruz” diye konuştu.
Halk oyunları ve zeka oyunlarında derece giren 12 yaşındaki İpek Melek Ayan, “Bilim merkezimizin çok eğlenceli bir yer olduğunu ve bilim merkezine gelmeniz sizin için katkı sağlar” dedi.
SAYKALOĞLU: PROJEMİZİN AMACI SU TASARRUFUYLA İLGİLİ BİLİNÇ KAZANDIRMAK
‘Tasarrufun Sırları’ projesinin eğitmeni Hülya Helin Saykaloğlu ise “Projemiz aslında son zamanların en önemli konusu su tasarrufuyla ilgili. Öğrencilere su tasarrufu hakkında bilinç kazandırmak ve öğrencilere su tasarrufunu en eğlenceli yolla nasıl yapabileceklerini göstermek için bu oyunu tasarladık. Oyunumuz suyla oynanıyor. Çokta eğlenceli bir oyun. Amacımız farkındalık oluşturmak ve su tasarrufuyla ilgili bilinç kazandırmak” ifadelerini kullandı
‘Sultanşehirde Yenilikçi Gelecek: Akıllı Şehir Mimarisi’ projesi öğrencilerinden Buse Nur Kaya da “Projemiz sultan şehire dayalı bir projedir. Sultangazi’ye teknolojiyi geliştirmek, daha iyi bir yer yapmak için yapılmış bir projedir. Belediye bize eşya katkısı yaptı. Bize eşyalarla projeleri göstermek için yaptık” diye konuştu
Utku Anlı ise “Birden fazla projemiz var R.C arabalar ve klasik arabalar üretiyoruz. Bu çalışmaları Tübitak’ta sergilemek amacıyla yapıyoruz. Aynı zamanda yapay zeka destekli tarımsal faaliyetler de üretiyoruz. Bu süreçte belediyemiz bize maddi ve manevi desteklerde bulunuyor” dedi.
]]>Cumhurbaşkanı Erdoğan, Ataşehir’deki Ahmet Keleşoğlu Fen Lisesi’nde düzenlenen Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli Tanıtım Programı’ndaki konuşmasında, sadece atama boyutunda değil, özlük hakları ve mali imkanlar açısından da öğretmenleri desteklediklerini söyledi.
Söz verdikleri üzere öğretmenlerin ek göstergelerini 3 bin 600’e çıkardıklarına işaret eden Erdoğan, Fatih Projesi’yle 619 bin etkileşimli tahtanın kurulumunu yaptıklarını, üniversiteye girişteki katsayı farklılıklarını giderdiklerini, 4+4+4 sistemiyle eğitimi kademeli olarak 12 yıla çıkardıklarını anlattı.
Meslek okullarına “üvey evlat” muamelesi uygulamasına son verdiklerini, Mesleki Eğitim Politika Belgesi’ni oluşturduklarını belirten Erdoğan, sektör içi okuldan ortaokullarda mesleki yönlendirme atölyelerinin kurulmasına kadar farklı projeleri hayata geçirdiklerini dile getirdi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Öğretmenlik Mesleği ve Milli Eğitim Akademisi kurulmasıyla ilgili kanunun hazırlıklarını tamamladık. İnşallah yakında Meclis’imizde görüşmeleri başlayacak.” bilgisini verdi.
Kur’an-ı Kerim, Hazreti Peygamber’in hayatı ve çeşitli dersleri seçmeli hale getirdiklerini anımsatan Erdoğan, bu sene seçimlik dersler havuzunu biraz daha genişlettiklerini; “nezaket ve görgü kuralları”, “adabımuaşeret”, “Türk toplumsal yapısında aile” gibi dersleri ilave ederek ailelerden gelen talebi karşıladıklarını ifade etti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, aile konusunun kendileri için hayati öneme sahip olduğunun altını çizerek, “Çok erken yaşlardan itibaren çocuklar küresel kültürün dayatmalarına maruz kalmaktadır. Bunların en başında da cinsiyetsizleştirme projeleri vardır. Çizgi filmlerden sinema yapımlarına, dijital oyunlardan sosyal medyaya kadar pek çok alanda evlatlarımız bu projelerle sık sık karşılaşıyor. Amerika başta olmak üzere birçok Batı ülkesinde ailelerin temel endişe kaynağı, çocukları objeleştiren bu sapkın akımlardır. Hep beraber el ele vererek, küresel cinsiyetsizleştirme belasının önüne geçeceğimize inanıyorum.” diye konuştu.
Bundan 21 yıl önce eğitimle ilgili Türk milletine verdikleri sözü tuttuklarını söyleyen Erdoğan, sadece altyapıda değil uluslararası göstergelerde de çok iyi bir yerde olduklarını, bu başarılarına yenilerini ekleyerek sürdüreceklerini kaydetti.
“Değişim ve yenilenme eğitimin ruhunda, özünde zaten var”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, eğitimin amacının, zihni açık, ufku açık, yeniliklere açık, bilgiyi ve bilgi teknolojilerini en doğru şekilde kullanabilen, milli değerlerle donanmış, öz güven ve ideal sahibi gençler yetiştirmek olduğunu söyledi.
Bunun için değişimi kaçıran ve gerisinde kalan değil, değişimi yakalayan bir anlayışla hareket etmek gerektiğini vurgulayan Erdoğan, şunları kaydetti:
“Dünya değişirken Türkiye nasıl aynı kalmıyorsa, bütün unsurlarıyla eğitim sistemimizin de yerinde sayması beklenemez. Öyle bir çağda yaşıyoruz ki her gün yeni bir gelişme oluyor, yeni fikirler, yeni buluşlar, yeni yöntemler ortaya çıkıyor. Yapay zeka ve insansız teknolojiler giderek günlük hayatımızın bir parçası haline geliyor. Teknoloji devrimi karşısında kendini yenilemeyen bireyler, toplumlar ve ülkeler dünyadaki yarışın dışında kalmaya mahkumdur. Dünyanın hızına yetişemeyenler her gün biraz daha geriye gitmekten kendilerini kurtaramazlar. Çağın gerektirdiği bilgi ve becerileri edinmenin vasıtası da eğitimdir. Değişim ve yenilenme eğitimin ruhunda, özünde zaten var. Yeni bilgiler ortaya çıktıkça ademoğlu yeni sorular ve sorunlarla karşılaştıkça, ihtiyaçlar yenilendikçe eğitimin de buna ayak uydurması, kendini buna uyarlaması beklenir.”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, eğitimin ömür boyu devam eden, yaşayan, canlı ve dinamik bir süreç olduğunun herkesçe gayet iyi bilindiğinin altını çizerek, burada mühim olanın yenilenmeyle birlikte köklerden kopmamak olduğunu ifade etti.
Esas meselenin medeniyet tasavvurunun korunması olduğunu, önemli olanın bu ülkenin varlığının, borçlu olduğu değerlerle olan bağının her şart altında muhafaza edilmesi olduğunu söyleyen Erdoğan, maziden atiye köprü kuran, özgün, esnek ve geleceğe ilişkin beklentileri karşılayan bir anlayışla sürecin yönetilmesi gerektiğini aktardı.
“Cumhuriyet tarihimizin önemli bir bölümünde bize özgü bir eğitim modelimiz maalesef olmadı”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, daha önce, eğitimin altyapısı gibi temel değerlerinde de sorunlar olduğuna işaret ederek, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Cumhuriyet tarihimizin önemli bir bölümünde bize özgü, bizi yansıtan bir eğitim modelimiz maalesef olmadı. Eğitim sistemimiz daha çok ezbere ve ezberciliğe dayanıyordu. Hayata hazırlamak yerine sınava hazırlamayı önceleyen, başarıyı sadece buna göre ölçen bir anlayış sisteme damgasını vurdu. Sanata, spora, kültüre, edebiyata hak ettiği değeri vermeyen, düşünmeyi, soru sormayı, sorgulamayı yeterince teşvik etmeyen, daha çok insan formatlamaya odaklı bir eğitim sistemiyle uzun yıllar idare ettik. Yasakçılık ve tek tipleştirme bu dönemin bir başka özelliğiydi. Meslek liselerinin ve imam hatip okullarının katsayı engeliyle önü kesildi. Başörtüsü sadece lisede değil, üniversitede, kamuda bile yasaktı. İktidarlarımız döneminde en çetin mücadeleyi işte bu jakoben, yasakçı ve baskıcı anlayışa karşı verdik.”
Fatih Projesi’nden seçmeli derslere, imam hatiplerin orta kısımlarının açılmasından 4+4+4 sistemine varıncaya kadar eğitimi özgürleştirme yolunda attıkları her adımda belli çevrelerin mukavemetiyle karşılaştıklarını anlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti:
“Açık söylüyorum, birileri bu ülkede yasakların kalkmasını istemediler. Adaletsizliklerin giderilmesini istemediler. Müfredatın zenginleşmesini istemediler. Okullar arasındaki eşitsizliğin kapanmasını istemediler. ‘Göbeğini kaşıyan adam’ diyerek aşağıladıkları insanların çocuklarının kendileriyle aynı imkanlara sahip olmasını hiçbir zaman istemediler. Fakirin fakir, mazlumun mazlum, imtiyazlıların da imtiyazlı olarak devam etmesi için her yolu denediler. Türkiye’de gerçek manada bir sınıfsal değişikliğin gerçekleşmemesi için her şeyi yaptılar. İş dünyasından siyasete, medyadan akademiye uzanan bir yelpazede bu çevrelerin halen kümelendiğini biliyoruz. Eskisi kadar sesleri çıkmasa da bunlar buldukları her fırsatı kullanıyorlar.”
“Güya laiklik maskesiyle kendi zihin dünyalarındaki faşizmi gizlemeye çalışıyorlar”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, buna geçen günlerde Ankara’daki bir ilçede yeniden şahit olduklarına dikkati çekerek, şöyle devam etti:
“Öğrencilerimizin bir sınav öncesinde velileriyle birlikte camiye devam edilmesi veya davet edilmesi, bakıyorsunuz birilerini son derece rahatsız ediyor. Dikkatinizi çekiyorum, burada kimseyi zorlama yok, icbar etme yok, ayıplamak, kınamak yok, sadece gönüllülük esasına göre bir davet var. Ama aralarında gazeteci, siyasetçi, sendikacı olan kimi çevreler buna bile tahammül edemiyor. Güya laiklik maskesiyle kendi zihin dünyalarındaki faşizmi gizlemeye çalışıyorlar. Laikliği, din ve inanç karşıtlığı gibi anlayan ve bunu herkese dayatan 28 Şubat artıklarına biz bugüne kadar boyun eğmedik, bundan sonra da boyun eğmeyiz.”
Bu ülkenin çocuklarıyla inanç değerleri arasına kimsenin girmesine de izin vermeyeceklerinin altını çizen Erdoğan, “Milletin evlatlarının, camiye gidiyor, namaz kılıyor, başörtüsü takıyor diye fişlendiği, baskıya uğradığı, ötekileştirildiği kötü günler artık geride kaldı. Televizyon ekranlarından imam hatip okullarımızın öcüleştirildiği günler geride kaldı. Kılık kıyafetinden dolayı insanımızın horlandığı, hakarete maruz bırakıldığı günler geride kaldı. Eski Türkiye’nin kötü alışkanlıklarının tekrar nüksettirilmesine müsaade etmeyiz ve etmeyeceğiz.” diye konuştu.
(Sürecek)
]]>Konuşmasında “Maarif modeli milletimizin tarihini, kültürünü merkeze alan bir bakış açısıyla hazırlandı. Model uluslararası standartlarda. Amaç kendisi ve toplumla barışık, bilge, özgür birey yetiştirmek” diyen Erdoğan, “Pedagojik değil tamamen ideolojik kaygılarla eğitim hamlemize karşı çıkanları kendilerini sorgulamaya davet ediyorum. Bu meseleyi ideolojik kavgalarına meze yapmaktan bir an önce vazgeçin. Türkiye’nin gözden çıkarabileceği tek bir evladı yoktur” ifadelerine yer verdi.
Erdoğan’ın açıklamalarından satırbaşları;
“Yeni maarif modelimizin ülkemiz için hayırlı olmasını diliyorum. Bundan 21 yıl evvel Türkiye’ye hizmet yolculuğumuza başladığımızda 4 önceliğimizden birinin eğitim olacağını söyledik ve bu sözümüzü yerine getirdik. Her yıl bütçede aslan payını eğitim için ayırdık. Bütün imkanlarımızı seferber ediyoruz. Her yıl olduğu gibi bu yıl da geleneği bozmayıp 1 trilyon 620 milyar lirayı eğitime ayırdık. Derslik başına düşen öğrenci sayısını ilk öğretimde 23’e, ortaöğretimde ise 22’ye indirdik.
“EĞİTİM ORDUMUZU DAHA DA GÜÇLENDİRECEĞİZ”
Geride bıraktığımız 1 yılda 13 bin 715 yeni dersliği ülkemize kazandırdık. Cumhuriyet tarihimizin en fazla öğretmen ataması yapan hükümetiyiz. Tek seferde 45 için öğretmeni öğrencileriyle buluşturduk. Bu sene atayacağımız 20 bin öğretmenle eğitim ordumuzu daha da güçlendireceğiz. Aile konusu son günlerde altını çizdiğim üzere bizim için hayati öneme sahiptir. Çocuklar küresel kültürün dayatmalarına maruz kalıyor. Bunların en başında cinsiyetsizleştirme projeleri var. Çizgi filmlerden sinema yapımlarına pek çok alanda evlatlarımız bu projelerle sık sık karşılaşıyor. Her beraber el ele vererek küresel cinsiyetsizleştirmeyle mücadele edeceğimize inanıyorum.
“EĞİTİM SİSTEMİMİZİN YERİNDE SAYMASI BEKLENEMEZ”
Dünya değişirken Türkiye nasıl aynı kalmıyorsa, eğitim sistemimizin de yerinde sayması beklenemez. Burada önemli olan yenilenmeyle birlikte köklerden kopmamaktır. Maziden atiye köprü kuran özgün bir anlayışla sürecin yönetilmesi gerekiyor. Eğitim sistemimiz daha önce daha çok ezbere dayanıyordu.
“28 ŞUBAT ARTIKLARINA BOYUN EĞMEYİZ”
Birileri bu ülkede yasakların kalmasını istemedi. Adaletsizliklerin giderilmesini müfredatın zenginleştirilmesini, okullar arasındaki eşitliği azalmasını istemedi. Türkiye’de gerçek manada bir sınıfsal değişimin yaşanmaması için her şeyi yaptılar. Bugün hala kümelendiklerini görüyoruz. Geçtiğimiz günlerde Ankara’daki bir ilçede buna yine şahit oldu. Öğrencilerimin camiye davet edilmesi birilerini rahatsız etti. Güya laiklik maskesiyle kendi zihin dünyalarındaki faşizmi gizleyeme çalıştılar. Laikliği din ve inanç karşıtlığı gibi anlayan bunu herkese dayatan 28 Şubat artıklarına biz bugüne kadar boyun eğmedik bundan sonra da eğmeyiz.
“İDEOLOJİK KAYGILARLA EĞİTİM HAMLEMİZE KARŞI ÇIKMAYIN”
Bu ülkenin çocuklarıyla inanç değerleri arasına kimsenin girmesine izin vermeyiz. Eski Türkiye alışkanlıklarına müsaade etmeyeceğiz. Pedagojik değil tamamen ideolojik kaygılarla eğitim hamlemize karşı çıkanları kendilerini sorgulamaya davet ediyorum. Bu meseleyi ideolojik kavgalarına meze yapmaktan bir an önce vazgeçin. Türkiye’nin gözden çıkarabileceği tek bir evladı yoktur. İdeolojik kaygılarla eğitim hamlemize karşı çıkmayın. Sadece ön yargılarla yeni modelimize karşı çıkanların yapıcı davranmasını ümit ediyorum.
“MODEL ULUSLARARASI STANDARTLARDA”
Maarif modeli milletimizin tarihini, kültürünü merkeze alan bir bakış açısıyla hazırlandı. Model uluslararası standartlarda. Amaç kendisi ve toplumla barışık, bilge, özgür birey yetiştirmek. Öğrencilerin bilim ve teknolojinin değil aynı zamanda tasarlayıcısı, üreticisi olması hedeflenmiştir. PİSA sonuçlarını yeterli görmesek de son dönemlerde biz yükselişteyiz.”
]]>ENSAR, TÜRGEV, İlim Yayma Cemiyeti ve Anadolu Gençlik Derneği, Yıldırım Kaya’ya konuşması nedeniyle tazminat davası açtı. Eski milletvekili Yıldırım Kaya, ENSAR, TÜRGEV ve İlim Yayma Cemiyeti’ne, 43 bin 367 lira manevi tazminat ödemeye mahkum edildi. Öte yandan AGD’nin açtığı dava ise reddedildi. AGD’ye açılan davanın reddedilme gerekçesinde, “Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kürsüde siyasi görüşlerini eleştiri sınırları içinde kaldı ki siyasilerin gerek kürsü gerekse meclis kürsüsü dışında eleştirilerini ve görüşlerini yaptıkları iş, topluma karşı sorumlulukları dikkate alındığında daha sert yapmalarının işin doğası gereği olduğu, davalının meclis kürsüsünde birçok dernek ve sivil toplum kuruluşunun adının bulunduğu afiş ile konuşma yaptığı ve davacıyı direkt hedef alarak kişilik haklarına saldırı niyeti ile hareket etmediği mahkememizce değerlendirildiğinden sübut bulmayan davanın reddine…” ifadesine yer verildi.
“TELEFONLARLA ÖLÜM TEHDİTLERİ ALDIM”
Konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunan Kaya, “Bu konuşmanın içeriği cemaat ve tarikatlara bağlı vakıf ve derneklerle yapılan protokollerdi. Bu cemaat ve tarikatlarla yapılan protokollerin yırtılıp atılması gerektiğini anlatmıştım. Çünkü yapılan protokoller, Milli Eğitim Temel Kanunu’na ve Anayasa’ya aykırı bir şekilde yapılmıştır” dedi. Konuşmasının ardından tehditler aldığını ifade eden Kaya, “Ben parlamentoda bu konuşmayı yaptıktan sonra Afganistan’dan, Suriye’den, Irak’tan, IŞİD’ten, Taliban’dan telefonlarla ölüm tehditleri aldım. Hakkımda tazminat davaları açıldı. Tazminat davalarında aleyhime verilen yüklü para cezaları var. Para cezalarıyla beni yıldırıp, bu alandaki mücadelemden vazgeçireceğini zannedenler yanılıyor” diye konuştu.
“TÜM MAAŞIMI ALABİLİRSİNİZ AMA İNANDIĞIM DEĞERLERİ ASLA ÇİĞNETMEM”
Kaya şöyle konuştu; “Laik, bilimsel, demokratik, karma ve kamusal eğitim hakkı her çocuğumuzun hakkıdır. Bir eğitimci, bir siyasetçi olarak nu hakkı ömrümün sonuna kadar savunmak benim birinci görevim ve sorumluluğumdur. Çocuklara karşı, öğrencilerime karşı, torunlarıma karşı ve ülkemin geleceğine karşı sorumluluğumu yerine getirdim. Bu konularda mahkemeler benim tazminat ödemeye mahkum etmiş, istinaf yolunu açık tutmuş, istinafa gitmeden önce de benim maaşıma icra konulma kararı alınmış. Alın, tüm maaşıma el koyabilirsiniz, tüm varlıklarımı alabilirsiniz ama benim inandığım değerleri asla size çiğnetmem. Beni yıldıramayacaksınız. Bunu aklınızın bir köşesine koyun. Tazminat davasını reddeden hakimler de var. Tarikat ve cemaatlerinin denetimi dışında, adil yargılama yapan hakimlerde var.”
30 Kasım 1925 tarihli ve 677 sayılı Kanun ile tekke ve zaviyelerin kapatıldığını, şeyhlik, müritlik gibi unvanların kullanılmasının yasaklandığını hatırlatan Kaya, “Merak edenler Anayasa’nın 174’ncü maddesini açıp okuyabilirler. Bunların tümü Anayasa’ya ve yasalara aykırıdır. Anayasalar tarafından kapatılmış ama fiilen yaşamlarına devam eden bu tarikat ve cemaatler zaman geçirilmeden kapatılmalıdır. Bu yapılmadığı müddetçe bu sorunları hep yaşayacağız” şeklinde konuştu.
]]>İstanbul Sanayi Odası (İSO) heyeti Cizre Ticaret ve Sanayi Odası’nı ziyaret etti. Gerçekleştirilen ziyarette İSO Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Bahçıvan, bölgedeki gençlerin eğitimine yönelik ‘İSO Mesleki Eğitim İş birliği Projesi’ni hayata geçireceklerini duyurdu. Bu projeyle, sanayicilerin gönüllü bir şekilde meslek liseleriyle çalışması ve İstanbul’daki meslek liselerinin iş yapma kültürünün Şırnak’ta yaygınlaştırılması amaçlanıyor. Proje kapsamında Şırnak Valisi Cevdet Atay ve İSO Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Bahçıvan arasında iş birliği protokolü imzalandı.İmzalanan protokolle Şırnak’taki meslek liselerinin kalifiyeli eleman yetiştirmesine katkı sağlanması hedefleniyor.
İstanbul Sanayi Odası (İSO) heyeti Cizre Ticaret ve Sanayi Odası’nı (CTSO) ziyaret etti. Gerçekleştirilen toplantıya İSO Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Bahçıvan, İSO Meclis Başkanı Ender Yılmaz, İSO Yönetim Kurulu Başkan Yardımcıları İrfan Özhamaratlı ve Cemal Keleş, Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Sultan Tepe, Yönetim Kurulu Üyeleri Kemal Akar, Vehbi Canpolat, Hüseyin Çetin, Faruk Sarı, Murat Çökmez ve meclis üyeleri ile CTSO Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Faruk Yıldırım ve CTSO Meclis Başkanı Mesut İverendi katıldı.
Toplantıda İstanbul ve Şırnak arasındaki ticari ve sanayi ilişkiler ele alındı. İSO Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Bahçıvan, bölgedeki istihdamın arttırılması ve eğitime katkı sağlamak adına Şırnak’ta İSO Mesleki Eğitim İş birliği Projesi’ni hayata geçireceklerini duyurdu. Gerçekleştirilecek projeyle meslek liselerindeki eğitimin niteliğinin artırılması hedefleniyor. Proje kapsamında Şırnak Valiliği’nde Şırnak Valisi Cevdet Atay ve İSO Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Bahçıvan arasında iş birliği protokolü imzalandı.
ATAY: BURADAKİ İSTİHDAMA ÇOK CİDDİ FAYDALAR SAĞLAYACAĞINA İNANIYORUM
Şırnak Valisi Cevdet Atay iş birliğine ilişkin, “Bugün burada bir okul protokolü imzalayacağız. Sizleri şehrimizde ağırlamaktan dolayı mutlu olduğumu ifade etmek istiyorum. Karşılaştığımız insanların genelde iş konusunda talepleri oluyor. Burada da inşallah İSO’nun iş birliği içerisinde bir model ile buraya yeni yatırımcılar getirerek belki burada ki işsizliğe, buradaki istihdama çok ciddi faydalar sağlayacağına inanıyorum. Burası ciddi anlamda avantajlar içeren bir şehir. Geçmişte hep kötü olaylarla anılan şehrimiz Allah’a hamd olsun bugün güvenlik içerisinde herhangi bir olaya maruz kalmadan emin ellerde. Tam yatırıma muhtaç halde bekliyor. İnşallah İSO’daki arkadaşlarımızın buraya yatırımları söz konusu olacak. Bu şehre çok ciddi katkıları olur, memleket için de ciddi faydalar sağlayacağına inanıyorum” dedi.
BAHÇIVAN: İSTANBUL’DA HUZURLU OLMANIN YOLU CİZRE’DE MUTLU OLMAKTAN GEÇİYOR
İSO Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Bahçıvan ise “Bu seyahat bizim için hakikaten çok anlam taşıyor. Uzun zamandan beri sözümüz vardı. İstanbul Sanayi Odası olarak her sene ülkemizin farklı bölgelerine meclis ziyaretlerimiz oluyor. Şırnak ve ilçeleri bir de yarın gideceğimiz Hakkari bugüne kadar İstanbul sanayisi tarihinde eksik bırakmış olduğumuz noktalardı, borcumuz büyüktü. Çok şükür Allah nasip etti, bugün inşallah bu borcu kapatıyoruz. Ben inanıyorum ki önümüzdeki yıllar, bu bölgenin geçmiş yıllarda olduğu gibi yine insanlık ve dünya tarihinde söz sahibi olacak yılların ilk işaretleri. Yeter ki biz birlikteliğimizi, huzurumuzu, kardeşliğimizi bozmayalım. Zaten bizim de İstanbul’dan buraya gelmemizin temelinde sizin buradaki bu heyecanınıza, bölgenin gelişmekte olan yeni kalkınmasına şahit olmaktı. Şahit olmaktan da ötürü bunu ülkemiz adına nasıl değerlendirebiliriz fikriyatı yatıyordu. Çünkü inanıyoruz ki İstanbul’da huzurlu olmanın yolu Cizre’de mutlu olmaktan geçiyor. Biz eğer İstanbul’da huzurlu ve mutlu yaşamak istiyorsak Cizre huzurlu ve mutlu olmalı, Cizre’deki gençler huzurlu olmalı, Cizre’deki gençler gelecek adına umut beslemeli. Bu umudun ilk tohumlarını atmak adına kendimize ait bir sorumluluğumuz var. Eğer bu konuda o fidanlar adına bir tohum ekebilirsek İstanbul Sanayi Odası olarak bundan büyük bir gurur duyacağız” diye konuştu.
“MESLEK LİSELERİYLE BERABER BU İŞ YAPMA KÜLTÜRÜNÜ BÖLGEYE TAŞIYACAĞIZ”
‘İSO Mesleki Eğitim İş birliği’ Projesinden bahseden Bahçıvan, “İstanbul’da meslek liselerine dönük başlatmış olduğumuz projenin başka şehirlere taşınması noktasındaki ilk uygulama örneğini bugün Şırnak’ta Sayın Valimizle beraber bir mesleki eğitim ortak çalışma protokolü haline getireceğiz. Sanayicilerimizin gönüllü bir şekilde meslek liseleriyle birlikte çalışmasını Şırnak’a ve Şırnak’ın kıymetli ilçelerinde nasıl taşıyabiliriz noktasında bir model başlatıyoruz. Bizzat Milli Eğitim Bakanımızın ve İl Milli Eğitim müdürümüzün bilgisi dahilinde olan bir proje olacak. Bu konudaki deneyimlerimizi ve İstanbul’daki meslek liseleriyle beraber bu iş yapma kültürünü bölgeye taşıyacağız. Geleceğimizin en büyük kazancı ve teminatı olan gençlerimizi işsiz ve umutsuz kalmak değil, daha genç yaşlarında bir meslek sahibi edebilmek ve Türkiye’nin de en önemli problemi olan bu işsizliği ve mesleksizliği çözmek adına İstanbul tecrübesini bu bölgeye aktarmış olacağız. Bu proje, bir okul yapmaktan daha ziyade var olan okulları nasıl geliştirebiliriz noktasındaki hayalimiz ve vizyonumuzdur” ifadelerini kullandı.
“GENÇLER KENDİ BÖLGELERİNE ÇOK DAHA GÜÇLÜ KATKILAR SUNABİLECEK HALE GELECEK”
Bahçıvan, “Buradaki gençlerimizin geleceğe dönük eğitimine sunabileceğimiz her bir katkı bizim için çok kıymetli. İnşallah Türkiye’nin gelecek yıllarında da bu bölgenin pırıl pırıl gençleri kendi ekonomilerine ve bölgelerine çok daha güçlü katkılar sunabilecek hale gelecek. Hepimizi dönem dönem üzen başka sapkın arayışlara girmek yerine ülkemizin geleceği konusunda gençlerimizi yetiştirmek, geliştirmek adına gayretlerimizi sonuna kadar sürdüreceğiz. Hatta bırakın Türkiye’yi uluslararası boyutta da bu gayretlerimizi devam ettireceğiz” dedi.
YILMAZ: ÜLKEMİZİN EKONOMİK BÜYÜMESİNE KATKI SAĞLAYACAĞINA İNANCIMIZ TAM
İSO Meclis Başkanı Ender Yılmaz da “Bu ziyaretimiz vesilesiyle iki şehrimiz arasında ticari ve sanayi ilişkilerinin daha güçlenmesi adına atılacak adımların, ülkemizin ekonomik büyümesine katkı sağlayacağına inancımız tam. Cizre’nin zengin tarihi ve kültürel dokusuyla beraber, ticaret ve sanayideki dinamik yapısıyla bölgesel kalkınmada önemli bir role sahip olduğunu hepimiz biliyoruz. İstanbul Sanayi Odası olarak bu potansiyeli daha ileriye taşıyacak iş birliklerine ve projelere de büyük önem veriyoruz. Özellikle sanayicilerimizin beklentileri ve çözüm önerileri üzerine odaklanarak çalışma hayatına yenilikçi bir anlayışla yaklaşım sergiliyoruz. Ayrıca sürdürülebilir kalkınma ve çevre dostu üretim yöntemleri konusunda yürüttüğümüz faaliyetler İSO’nun toplumsal sorumluluk bilincinin de bir göstergesi. Cizre’ye olan iş birliğimizin bu hedef doğrultusunda önemli bir adım ve her iki taraf için de önemli katkılar olacağına da inanıyoruz” ifadelerini kullandı.
YILDIRIM: TİCARETİN GELİŞİMİ İÇİN EMEK SARF EDEN BİR MESLEK ODASIYIZ
CTSO Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Faruk Yıldırım ise “Bazı sıkıntılardan dolayı geri kaldığımız topraklarda ticaretin gelişimi için emek sarf eden bir meslek odasıyız. İSO gibi ülkemizin güzide odalarından arkadaşların burada bulunması bizi ziyadesiyle mutlu etti. İnşallah bu gelişiniz şehrimizde ticaretin, sanayinin gelişimine ve gençlerimizin istihdamına bir katkısı olur” diye konuştu.
]]>(İZMİR) – Veli-Der İzmir 2 Nolu Şube Başkanı Turgut Aydın, Milli Eğitim Bakanlığı’nın (MEB) mezuniyet törenleri ve baloların okul dışında yapılmasını yasaklayan genelgesine tepki gösterdi. Aydın, genelgenin yasaklamalara giden adım olduğunu belirterek “Bakanlık yasaklamalarla uğraşacağına çocuklarımızın çok daha acil, eğitimin çok daha önemli sorunları vardır. Bunlara eğilmelidir” dedi. ‘Mali külfet’ gerekçesini de eleştiren Aydın, ” ‘İtibardan tasarruf olmaz’ diyenler öncelikle tasarrufu kendileri yapmalılar. Eğer kendi itibarlarını düşünüyorlarsa çocuklarımızın da itibarı var. Onları da düşünsünler. Kendi lüks ve şatafatlı yaşamlarından vazgeçsinler” diye konuştu.
2023-2024 eğitim öğretim yılının sona ermesine kısa bir süre kala MEB’in yayınladığı mezuniyet törenlerini kısıtlayan genelgeye yönelik tartışmalar sürüyor. Genelgede, mezuniyet etkinliklerinin MEB’in onayı olmadan gerçekleştirilemeyeceği, belirtilerek “Mezuniyet etkinlikleri okul dışındaki mekanlarda yapılamayacak. Etkinlikler, okulların uygun mekan ya da alanlarında düzenlenecek” ifadeleri yer almıştı.
Konuya ilişkin açıklama yapan Milli eğitim Bakanı Yusuf Tekin, ekonomik nedenleri gerekçe göstererek her ailenin aynı maddi olanaklara sahip olmadığını ve baloların maddi külfet gerektirmeksizin yapılmasını istediklerini ifade etmişti.
Genelgeyi değerlendiren Veli-Der İzmir 2 Nolu Şube Başkanı Turgut Aydın, bunun sene sonu etkinliklerinin yasaklanmasına yönelik adım olduğunu söyledi.
“Çoğu zaten sene sonu etkinliklerini okullarında yapıyorlar”
Mevcut ekonomik koşullar nedeniyle bir süredir devlet okullarının sene sonu etkinliklerinin zaten okullarda yapıldığına dikkat çeken Aydın, şunları kaydetti:
“Okul dışında farklı lüks mekanlarda yıl sonu etkinliklerinin yapılması zaten belli bir elit kesim için geçerli. Toplumun büyük bir kesimi için bu geçerli değil. Kamu okullarında eğitim gören çocukların çoğu zaten bu tür sene sonu etkinliklerini okullarında yapıyorlar. Çünkü yaşanan ekonomik kriz nedeniyle aileler zaten yaşamlarını zar zor devam ettirmeye çalışıyorlar. Ben de bir öğretmen olarak işin içindeydim. Yıllardır devlet okullarında mezuniyetler, sene sonu etkinlikleri okullarda yapılıyor zaten.”
“Etkinliklerin iptal edilmesinin önünü açan bir açıklamadır”
Milli eğitim Bakanlığı tarafından yayımlanan genelgede balolara ilişkin yer alan ifadelere dikkat çeken Aydın, İzmir Bornova Anadolu Lisesi örneğini verdi. Aydın, şöyle konuştu:
“Geçenlerde özel bir televizyon kanalında Milli Eğitim Bakanı’na ‘Liselerde mezuniyet baloları yasaklandı mı’ diye soruluyor. Kendisi de ‘Niye yasaklayalım mezuniyet balolarını ki. Biz mezuniyet balolarını falan yasaklamadık. İlave maddi külfete neden olmasını istemiyoruz’ yanıtını verdi. Milli Eğitim Bakanlığı’nın gönderdiği genelde de şöyle bir ibare var… ‘İl Milli Eğitim Bakanlığı Eğitim Kurumları Sosyal Etkinlikler Yönetmeliği 7. maddesinin 2. fıkrasında sıralanan etkinlikler arasında mezuniyet günü de yer almakla birlikte Bakanlığımıza bağlı eğitim kurumlarının bu minvalde faaliyetler gerçekleştirmesine yönelik bir zorunluluk bulunmamaktadır.’ ‘Zorunluluk bulunmamaktadır’ dediğiniz zaman sene sonu etkinliklerinin iptal edilmesi yönünde il milli eğitim müdürlüklerine, mülki amirlere mesaj vermiş oluyorsunuz. Bunun bir örneği İzmir’de Bornova Anadolu Lisesi’nde yaşandı. Daha önce izin verilmiş olmasına karşın sonradan çeşitli gerekçelerle iptal edildi. Bu, bu sene değilse bile önümüzdeki sene bu tür etkinliklerin iptal edilmesinin önünü açan bir açıklamadır.”
“Çocuklarımızın da itibarı var”
‘Tamamen yasaklanmanın önünü açmakta mıdır’ sorusuna da yanıt veren Aydın, sözlerine şu şekilde devam etti:
“Evet. Gerekçe olarak da masraflar veya yapılan harcamalar, velilere ekonomik külfet getirebileceği gösterilebiliyor. ‘İtibardan tasarruf olmaz’ diyenler öncelikle tasarrufu kendileri yapmalılar. Lüks ve şatafatlı yaşamlarından vazgeçsinler. Eğer kendi itibarlarını düşünüyorlarsa çocuklarımızın da itibarı var. Onları da düşünsünler. Kendi lüks ve şatafatlı yaşamlarından vazgeçsinler.”
“Bakanlık yasaklamalarla uğraşacağına çocuklarımızın çok daha acil sorunları vardır”
Eğitimde bir süredir devam eden ‘çocuk yoksulluğuna’ dikkat çeken Aydın, şunları söyledi:
“Anayasanın 42. maddesine göre ilk ve ortaöğretim ücretsiz olması gerekirken devlet okullarında bir çocuğun eğitim maliyeti 4-5 bin liraya kadar çıkmaktadır. Asgari ücretle geçinmek zorunda olan bir aileyi düşünün. Bu ailenin iki ya da daha fazla çocuğu okuyorsa 17 bin 2 lira geliri olan bir aile bu çocukları nasıl okutacak? Okullarda beslenme sorunu yaşayan çocuklarımız var. Bu çocuklar sağlıklı, yeterli ve dengeli beslenemedikleri için okulda baygınlık geçiriyor. Bu çocuklarımız sağlık sorunları yaşıyorlar. Kız çocukların yüzde 95’i erkek çocukların yüzde 67’si kansızlık, gelişimlerinde yavaşlama ya da durma gibi sağlık sorunları yaşıyorlar. Öncelikle siz lüks ve şatafatlı yaşamınızdan vazgeçin ve çocuklarımızın bu sorunlarını çözün. Okullarda kaldığı süre boyunca çocuklarımızın her türlü ihtiyacını ücretsiz olarak karşılamak zorundasınız. Bir öğün ücretsiz ve nitelikli yemek verilmelidir. Okullarda. Sağlıklı suya erişim sağlanmalıdır. Okulların yüzde 95’inde çeşme yok. Çeşme olmadığı için çocuklar kantinlerden su almak zorunda kalıyor. Özellikle dezavantajlı çocuklarımız kantinlerden su alamadığı in mataralarda getiriyor. O su bittiği zaman gidiyor tuvalet çeşmelerinden su kullanıyor. Çeşme olan okullarda da çeşmelerden nitelikli su akmıyor. Onun için bakanlık yasaklamalarla uğraşacağına çocuklarımızın çok daha acil eğitimin çok daha önemli sorunları vardır. Bunlara eğilmelidir.
“Bu yasakçı zihniyetlerle ülkemiz çok daha geriye gidecektir”
Bakanlık kendi ideolojik dünya görüşü doğrultusunda kararlar alarak halka dayatacağına laik, bilimsel, kamusal eğitime geçilmesini sağlamalıdır. Bu yasakçı zihniyetler ve çağ dışı müfredatlarla ülkemiz çok daha geriye gidecektir. Şu anda uygulamaya konulmaya çalışılan müfredat 2. Abdülhamit dönemindeki müfredatın, İran’da uygulanan müfredatın da gerisindedir. Ülke nereye götürülmek isteniyor? Burada yapılmak istenen… Bir rejim değişikliği yaşandı. Bu rejim değişikliğine uygun bir toplum profili oluşturulmak isteniyor. Bunun için de eğitim bir araç olarak kullanılıyor. Çocuklarımıza bunu yapmaya bakanlığın hakkı yok. Çocuklarımızın çağ ve bilim dışı eğitimle eğitilmesine biz izin vermeyeceğiz.”
]]>(ANKARA) – Önce Çocuklar ve Kadınlar Derneği, “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” olarak adlandırılan yeni eğitim müfredatının yürürlüğünün durdurulması ve iptali istemiyle Danıştay’da dava açtı. Dava dilekçesinde, Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’nin usul bakımından antidemokratik ve bilimden, laiklikten ve eşitlik ilkesinden uzak olduğu belirtildi.
Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’nin ardından Önce Çocuklar ve Kadınlar Derneği de Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin tarafından onaylanan Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’nin iptali ve yürürlüğünün durdurulması için Danıştay’a dava açtı.
Önce Çocuklar ve Kadınlar Derneği’nin dava açma ve davada taraf olma haklarının bulunduğu belirtilen dilekçede, “Davalı Milli Eğitim Bakanlığı tarafından ‘Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’nin iptalini talep etmesinde Önce Çocuklar ve Kadınlar Derneği’nin ‘hukuki yararı’ da bulunmaktadır” denildi.
“Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli usul bakımından antidemokratiktir”
“Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli, usul bakımından antidemokratiktir” denilen dilekçede, şu ifadelere yer verildi:
“Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli adlı eğitim programı değişikliği sadeleştirme amacıyla geliştirildiği ifade edilen bir modeldir. Bir ülkede gelecek nesilleri yetiştirecek eğitim programı, uzmanlar tarafından eğitimin anayasası olarak kabul edilmektedir ve başta çocuklar ve kişiler olmak üzere toplumun yakın ve uzak geleceği ile doğrudan ilgilidir. Nasıl bir gelecek inşa etmek istediğimizin karşılığı olan eğitim programları, detaylandırılmış ihtiyaç analizlerinin sonucunda, konunun tüm paydaşlarının aktif katılımları ve görüşleriyle oluşturulan ortak, bilimsel metinler olmalıdır. Başta öğretmenler olmak üzere tüm okul bileşenleri, eğitim sendikaları, veli dernekleri, üniversiteler ve öğrencileri karar alma ve uygulama sürecine dahil edilerek demokratik bir anlayışla hazırlanmalıdır.
Bu bağlamda, ilgili değişikliğin hangi ihtiyaçların karşılığında şekillendirildiği açık değildir. ‘Sadeleştirme’ amacı uzmanlar tarafından anlam bakımından muğlak bulunmakta, anlaşılmamaktadır. Üzerinde 10 yıldır çalışıldığı iddia edilen değişikliğe dair bir ihtiyaç haritasının çıkarılıp çıkarılmadığı bilinmemektedir. Çıkarılmışsa da kamuoyu ile paylaşılmamıştır. Eğitimin esas paydaşları olan öğretmenler, sendikalar, sivil toplum kuruluşları, üniversiteler karar alma süreçlerinin hiçbir adımında bulunmadıklarını, görüşlerinin alınmadığını bildirmişlerdir. Milli Eğitim Bakanlığı 28/04/2024 tarihinde internet sitesinden yapmış olduğu açıklamada, Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’ni hazırlanmasının on yılı aşkın bir süre aldığını, akademisyen, öğretmen ve diğer eğitim paydaşlarının görüşünün alınarak hazırlandığını ve bir hafta içerisinde söz konusu modele yönelik görüşlerin bildirilmesi gerektiğini belirtmiştir. Nitekim eğitim programı değişikliği, 27/05/2024 tarihinde de Milli Eğitim Bakanlığı tarafından onaylanarak yürürlüğe girmiştir. Hangi kurumların görüşünün ne zaman alındığının kamuoyu ile paylaşılmamıştır. Üstelik, her dersin öğretim programına ayrı ayrı yer verilmiş olan ve 3500’e varan sayfa sayısına sahip olan söz konusu metinlerin bir haftada incelenip, analiz edilerek görüş belirtilmesi de imkansızdır. Bu imkansızlığa rağmen gönderildiği açıklanan 68 bin görüşün, ifade edildiği gibi bilimsel olarak incelenip, taslakta gerekli düzeltme ve eklemelerin yapılması da mümkün ve inandırıcı değildir. Bu koşullarda, Türkiye genelinde 19 milyon öğrenciyi ve bir milyonun üzerinde eğitim emekçisini etkileyen ‘Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’ usul bakımından antidemokratiktir.”
“Bu eğitim programı laik ve bilimsel eğitimden uzaktır”
Dilekçede, Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’yle felsefe dersine 67 sayfa, dini konulu derslere ise 572 sayfa yer ayrıldığına vurgu yapıldı. Matematik ders saatlerinin azaltılmasına, tarih dersi kitaplarından Atatürk’ün düşüncelerini ve devrimlerini anlatan kısımlara daha az yer verildiğine dikkat çekilen dilekçede, “Bu eğitim programı laik ve bilimsel eğitimden uzaktır ve Cumhuriyet’in değerleri ile Atatürk’e çok daha az yer vermektedir. Bu haliyle, ideolojik bir bakış açısında sahiptir. Eğitim programı değişikliğinin, eğitimi dinselleştirme amacı güttüğü ve vatanı ‘mülk’, ulusu ‘ümmet’, yurttaşı ‘kul’ yapmayı amaçladığı anlaşılmaktadır” ifadesine yer verildi.
“Usul ve yasaya aykırı olması nedeniyle iptal edilmelidir”
Anayasa’nın 2’nci, 14’üncü ve 42’nci maddeleri ile 1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanun’un 2’nci, 4’üncü ve 17’nci maddeleri hatırlatılan dilekçede, şöyle denildi:
“Uygulanmakla etkisi tükenecek olan dava konusu işlem hakkında 2577 sayılı İYUK mad. 27/2 kapsamında savunma alınmaksızın yürütmenin durdurulmasını, Davalı Milli Eğitim Bakanlığı tarafından ‘Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’ olarak tanıtılan ve 27/05/2024 tarihinde onaylanarak yürürlüğe giren eğitim programı değişikliği kararının usul ve yasaya aykırı olması nedeniyle iptalini arz ve talep ederiz.”
]]>
(ANKARA) – Öğretmenlik Meslek Kanunu’nda değişiklik yapılmasına ilişkin kanun teklifinin ilerleyen günlerde TBMM’ye sunulması beklenirken; eğitimcilerin teklife ilişkin öneri ve tepkileri devam ediyor. Eğitim sendikaları, kurulması planlanan Milli Eğitim Akademisi’nin öğretmenlere yük getireceğini düşünüyor. Eğitim-Bir-Sen Genel Sekreteri Talat Yavuz, akademide eğitim süresinin bir yılı aşmaması gerektiğini belirtirken; Eğitim-İş Genel Başkanı Kadem Özbay, “Öğretmenlerin uzmanlık belgeleri yok sayılacak ve üniversite eğitimleri değersizleştirilecektir. Diploması geçersiz tek meslek öğretmenlik olacaktır” değerlendirmesinde bulundu.
Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, eğitim camiasının beklediği bir meslek kanunu hazırlamayı amaçladıklarını ifade etse de eğitim sendikalarının kanuna ilişkin önerileri ve talepleri devam ediyor. Bakan Yusuf Tekin, katıldığı televizyon programında Öğretmenlik Meslek Kanunu çalışmalarıyla ilgili ise “Bu kanun metninde şu an süreç tamamlandı. Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararı konusunda düzenlemeler yapmak ve akademi camiasının beklediği meslek kanunu yapabilir miyiz uğraşısına girdik. Sendikalara teşekkür ediyorum. Bir kanun metni ortaya çıktı. Zannediyorum artık Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde komisyonlara havale edilecek diye bekliyoruz. Bir aksilik olmadan tamamlanır” diye konuştu.
Eğitimciler Birliği Sendikası (Eğitim-Bir-Sen) Genel Sekreteri Talat Yavuz, Eğitim-İş Genel Başkanı Kadem Özbay ve Eğitim ve Bilim Gücü Dayanışması Sendikası Genel Başkan Yardımcısı Resul Partici, Öğretmenlik Meslek Kanunu’ndan beklentileri ve taleplerini ANKA Haber Ajansı’na anlattı.
“Milli Eğitim Akademisi, barınma halini ortaya çıkaracak”
Eğitim-Bir-Sen Genel Sekreteri Talat Yavuz, Öğretmenlik Meslek Kanunu kapsamında olmazsa olmazlarının öğretmene şiddet konusunda ihtiyaç duyulan düzenlemelerin bir an önce hayata geçirilmesi olduğunu söyledi. Kurulması planlanan Milli Eğitim Akademisi’ne ilişkin de değerlendirmelerde bulunana Yavuz, şöyle konuştu:
“Şube müdürleri, il milli eğitim müdürleri, ilçe milli eğitim müdürleri ve şube yardımcıları kapsam dışında bırakılıyor. Maaşlarda bir dengesizlik yaşanıyor. Şube müdürü, altında çalışan okul müdürü, öğretmenlerden daha az maaş alıyor. Yetki ve sorumluluklar artıkça maaşın da artması gerekiyor. Öğretmenlik Meslek Kanunu bu haliyle bir dengesizlik oluşturdu. Fiilen öğretmenlik yapanlar kanun kapsamına alındı. Şube müdürü şu anda müdür ama istifa ettiğinde öğretmen. Öğretmen alımında mülakatın çok büyük bir sıkıntı olduğunu hep söyledik. Sözleşmeli değil, kadrolu atamaların yapılmasını istiyoruz. Sözleşmeli öğretmenlik bir hak kaybı oluşturuyor. Mülakatı kaldıran bir sistem gibi anlaşılıyor. Bu yönüyle olumlu. Öğretmenler 40 dakikalık bir mülakatta kendini ifade edemeyebilir. Akademi bu haliyle uzun bir süre öngörüyor. Ancak sürenin bir yılı aşmaması gerektiğini düşünüyoruz. Planlamaların yapılması lazım. Öğretmen adayları akademinin kurulacağı illere gidecek. Aynı zamanda bu barınma halini ortaya çıkaracak. Belki yurt imkanları açılabilir ama bu para yetmez. Öğretmenlere ilave bir yük getirecek.”
“Sizin adınıza en iyisini biz biliriz yaklaşımın devam ettiğinin göstergesi”
Eğitim-İş Genel Başkanı Kadem Özbay, “Yeni Öğretmenlik Meslek Kanunu, sizin adınıza en iyisini biz biliriz sorunlu yaklaşımın devam ettiğinin göstergesidir, eğitim sistemimizde daha da geriye gidiştir. Eğitim barışını ve güvenli, güvenceli çalışma ortamını bozacak niteliktedir” dedi.
Taslak içerisinde öğretmenin adının olduğunu ancak fikrinin olmadığını söyleyen Özbay, “Her geçen gün öğretmenlik mesleğine daha fazla zarar veren Milli Eğitim Bakanlığı yine gerçek sendikaların ve öğretmenlerin düşüncesini, taleplerini yok sayarak yeni bir meslek kanunu dayatması içindedir” diye konuştu.
“Öğretmenleri unvanlarla ayrıştırmaya, eğitim barışını bozmaya devam edilecektir”
Kanun kapsamında idarelere disiplin hükümleri üzerinden keyfi yetkiler verileceğini, bu durumun baskı altında çalışmasına ve haklarının korunmamasına yol açacağını ifade ederek, şu değerlendirmelerde bulundu:
“İdareye disiplin hükümleri üzerinden keyfi yetkiler verilecektir. Bu durum, öğretmenlerin baskı altında çalışmasına ve haklarının korunmamasına yol açacaktır. Öğretmenleri unvanlarla ayrıştırmaya, eğitim barışını bozmaya devam edilecektir. Sınav yok ama akademi var. Bu akademide kimler hangi yetkinlikle görev yapacak ve neye kime göre değerlendirme yapacak belli değildir. AKP iktidarı kendi memurunu yaratma peşindedir. Milli Eğitim Akademisi’nin kurulmasıyla birlikte, öğretmenlerin uzmanlık belgeleri yok sayılacak ve üniversite eğitimleri değersizleştirilecektir. Diploması geçersiz tek meslek öğretmenlik olacaktır. Proje okulu uygulamasının keyfi atamalarla sürdürülmesi, eğitimde liyakat ve eşitlik ilkelerinin zedelenmesine yol açacaktır. Başöğretmen unvanının sınavla değerlendirilmesi ve kademeli unvan sistemine dahil edilmesi, başöğretmen ünvanlı tek lider olan Mustafa Kemal Atatürk’ün biz öğretmenler için de gurur duyduğumuz unvanının önemini ve saygınlığını zedelemek isteğidir. Ek derslerde bozdur bozdur harca cinsinden yapılan küçük artış, öğretmenlerin geçim sıkıntısını çözmeye yetmeyecektir. Okullarda artan şiddete dair yetersiz düzenlemeler, fikrini almadıkları, değer vermedikleri, itibarsızlaştırmaya devam ettikleri öğretmenlerin güvenliğini sağlamayacağı gibi, göstermelik kalacaktır, öğretmenlerin güvenliğini tehlikeye atmaya ve bunun sebebi olmaya devam edilmiş olacaktır.”
“Milli Eğitim Akademisi kapsamında öğretmenlere ödenecek ücretler yeterli değil”
Eğitim ve Bilim Gücü Dayanışması Sendikası Basın ve Halkla İlişkilerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Resul Partici ise uzman öğretmenlik ve başöğretmenlik sürelerinin düşürülmesi, engelli öğretmenler için ek düzenlemelerinin yapılması gerektiğini söyledi. Kanun içerisinde yer alan Milli Eğitim Akademisi’ne ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Partici, şu görüşleri dile getirdi:
“Engelli öğretmenler için ekleme talep ettik. Kurulması planlanan yeni eğitim akademisi kapsamında öğretmenlere ödenecek olan aylık ücretler çok düşük. Artış talebinde bulunduk. Aynı zamanda başöğretmenlik ve uzman öğretmenlik ünvanlarının emekliliğe de yansımasını talep ediyoruz. Öğretmenin itibarının güçlendirilmesi için çalışmaların da artırılmasını talep ediyoruz. Milli Eğitim Akademisi çalışıldığı şekliyle sıkıntılı değil. Öğretmenleri mobbing ve baskılardan kurtaracak. Bizlere akademinin 20 ilde kurulacağı bilgisi verildi. Bu şehirlerde büyük bir geçim sıkıntısı yaşanacak. Aynı zamanda engelliler de sıkıntı yaşayacak. Akademideki öğretmenlere aylık olarak 25 bin lira ödeme yapılacağı ifade ediliyor. Bu rakamın artırılması için taleplerimizi ilettik. Öğretmenlerimizin bu ücretlerle geçinmesi mümkün değil. Aynı zamanda eş durumuyla ilgili de kanuna ekleme yapılmasını istiyoruz.”
]]>İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nın 104’üncü yıl dönümünde koltuğunu devrettiği Zeytinburnu Haluk Ündeğer İlkokulu 3. sınıf öğrencisi Ali Selim Metli ve arkadaşlarına iadeiziyarette bulundu. Metli ve 3-D sınıfından arkadaşları, İmamoğlu’na doğum günü sürprizi yaptı. Doğum günü pastasını Metli ve arkadaşlarıyla birlikte kesen İmamoğlu, “En güzel doğum günüm” diyerek, 3-D sınıfına teşekkür etti. Metli, İmamoğlu’na doğum günü hediyesi olarak, kendisinin yaptığı yağlı boya “100. Yıl” tablosunu hediye etti. İmamoğlu, Metli’nin hediyesinden duyduğu memnuniyeti, “Her şeyi düşünmüş; yapay zekayı düşünmüş, enerjiyi düşünmüş, barışı düşünmüş, en yükseğe tırmanan çocukları düşünmüş, uzayı düşünmüş daha ne olsun? Çok tatlısın güzel adam. Teşekkür ederiz sana” sözleriyle dile getirdi.
Öğretmenler odasında, okul müdürü Mücahit Çatal, okula adını veren bağışçı Haluk Ündeğer ve eğitimcilerle bir araya gelen İmamoğlu, şunları söyledi:
“Öğretmenlerle bir araya geldi”
“Tüm öğretmenlerimize başarılar. İyi bir dönem geçirdiğinizi umuyorum. İnşallah seneye daha güzel, daha verimli hem öğrencilerimizin çok başarılı hem de öğretmenlerimizin de iyi hizmet yaptıkları, huzurlu oldukları, keyifli oldukları, koşullarının daha iyi olduğu bir yıl olsun isterim. Eğitim, eğitimci, öğretmen, çocuk, genç; neticede benim de hayatımda var. Çocuklarım var. Üniversite sınavına girecek olan bir oğlum var. 7. sınıfta kızım var. Diğeri daha büyüdü. Ama sonuçta herkesin en büyük hayali, arzusu onların başarıları. Bu, bütün aileler için geçerli. Tabii bu başarı aslında memleketin çok daha güzel bir geleceğe, çok daha çağdaş bir geleceğe kavuşması meselesi. Burada da en büyük basamaklar, sizin görev yaptığınız bu anlar. Kutsal bir görev. Onun için öğretmenlere olan sonsuz saygımı belirtmek isterim. Gerçekten sonsuz bir saygı.
“Öğretmenlerim hiç bir zaman aklımdan çıkmaz”
Sonuçta ben de birçok öğretmenimle öğrenerek bu ana geldiğimi çok iyi bilen ve ona çok hürmet gösteren birisiyim. Hiçbir zaman anılarımdan çıkmazlar ve her birisini minnetle yad ederim. Her zaman ararım, sorarım, hissederim. Dolayısıyla her öğretmeni gördüğümde de bilirim ki onların da sınıfında benim gibi bir çocuk var; büyüyor, büyüyecek. O bağlamda hepinizin değerinin farkında olan bir insanım. Bu bağlamda okullarımızı, eğitim kurumlarımızı da elbette çok önemsiyorum ve hani ‘Ben ne yapabilirim? Biz ne yaparız’ noktasında olmaya gayret ettim, tabiri caizse, 20’li yaşlarının başından beri. Şimdi fırsat buldukça da hayatın bu yöneticilik döneminde, yine eğitimin bir parçası olmak, katkı sunmak, öğrencilerle, öğretmenlerle, okullarla bir olmak, eğitime katkı sunma konusunda üstünü bir gayret gösterme zorunluluğunu biliyorum. İnşallah bunda katkılarımız olur.
“Eğitimi güçlendirebilirsek, her şey çok güzel olur”
Tabii eğitim meselesi, ülkemizin temel meselesi. Eğer eğitimi hep beraber en güçlü hale, en güçlü pozisyona kavuşturabilirsek, inanın gerisini düşünmeye gerek yok. Her şey düzelir. Her şey çok güzel olur. Hiç başka bir şeye ihtiyaç yok. O bakımdan iyi bir eğitime, iyi bir eğitimci koşullarına, öğrenci ortamına hep beraber ulaşırız. Yolumuz açık olsun. Görüyorum ki öğretmenlik mesleği, baskın bir biçimde kadın mesleğine doğru evriliyor. Geçmişten beri aslında böyle yakışan bir pozisyonu vardı, ama çok daha baskın ve çok daha yukarıda bir seviyeye ulaştığını görüyorum. Yakışıyor; kim ne derse desin. Sanki böyle annelik kavramıyla çok özdeşleşen bir ruh hali de var. Bizim de kreşlerimiz var. Sayısı 100’ü buldu, 150’ye doğru gider inşallah. Orada yüzde 99,9 kadın eğitimci sayısı ya da oranı. İnşallah kadınıyla, erkeğiyle sizlere de başarılar dilerim. Yolunuz açık olsun. Okullarımızın yanındayız.”
Öğrencilere öğütler: “Bol bol kitap okuyun ve spor yapın”
Öğretmenler ve öğrencilerle okul bahçesinde anı fotoğrafları çektiren İmamoğlu, miniklere de “Hepinizden yaz döneminde iki tane söz istiyorum. Bir tanesi; bol bol kitap okuyalım, tamam mı? İkincisi de fırsat buldukça spor yapacağız. Anlaştık mı? O zaman çok sağlıklı bir şekilde geri döneceksiniz ve okullarınızda yine çok başarılı bir dönem seneye yaşayacaksınız. Öğretmenlerimiz sizi heyecanla bekliyor olacaklar. Ben de hepinizi çok ama çok seviyorum. Başarılar dilerim hepinize” sözleriyle seslendi.
“Küçük başkan talimat verdi”
İBB’nin Saraçhane’deki ana yerleşkesindeki başkanlık makam odasında, 23 Nisan etkinlikleri kapsamında gerçekleştirilen sembolik devir-teslim töreninde öğrenciler; Melike Eslem Mungan, Miraç Kartal Akdağ, Eylül Avcı, Hira Nur Kökcür ve Sinan Koç, İmamoğlu’nu ziyaret etmişti. Öğrenciler ve öğretmenlerle tek tek tanışıp bayramlaşan İmamoğlu, koltuğu ve sözü, “yeni başkan” Ali Selim Metli’ye bırakmıştı. Küçük Başkan Metli, öğrenci olarak yaşadıkları en önemli sorunları, “Öncelikle, ben ve arkadaşlarım, okula giderken çantalarımızı taşımakta zorlanıyoruz. Bu yüzden tüm sınıflarımızda, çantalarımızı ve eşyalarımızı koymak için, öğrenci dolapları istiyoruz. Ayrıca, tüm okullarda yemekhaneler olmasını diliyoruz ve bizim gelişmemize destek olmanızı diliyoruz” sözleriyle dile getirmiş, eksik gördüğü unsurların tamamlanması için İBB Destek Hizmetleri Dairesi Başkanı Barış Yıldız’a talimat vermişti.
İBB Yerine getirdi
Metli’nin talimatlarını hızlıca yerine getiren İBB; 1200 öğrencinin çantalarını koyabilecekleri dolapları okul içindeki sınıflara monte etti. Spor kompleksinde kullanılmak üzere; iki çift minyatür kale, bir çift badminton direk, 15 raket ve toplardan oluşan badminton takımı, 20 voleybol topu, 10 basketbol topu ve 10 futbol topu, okul yöneticilerine teslim edildi. Okulun anaokulu bölümü önüne, uygun asfaltlama işlemi gerçekleştirildi. Süreç içerisinde, anaokulu öğrencileri için oyun grupları da asfaltlanan bölüme konumlandırılacak. Metli’nin yemekhane talebinden ise, iki zamanlı eğitim verilmesi ve binaların fiziki şartlarının yemekhane oluşturulmasına elverişli olmaması gerekçeleriyle, okul idaresinin isteği üzerine vazgeçildi.
]]>
(ANKARA) – Ankara’nın Mamak ilçesinde öğrencilerin camiye sabah namazına çağrılmasının ardından, yeni bir gelişme de Bursa’da yaşandı. Gürsu İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından okullara gönderilen bir yazı ile öğrenciler kız ve erkekler ayrı camilere yıl sonu etkinliğine davet edildi. Hukukçular ve eğitimciler, İlçe Milli Eğitim Müdürü’nün kararına, “Laikliği ve bilimselliği savunmaya devam edeceğiz” tepkisini gösterdi.
Ankara Mamak Kaymakamlığı İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’nce okullara gönderilen yazıyla, ÇEDES Yıl Sonu Kültür Şenlikleri kapsamında LGS’ye girecek öğrenciler ve velileri sınav öncesi sabah namazına çağırılmıştı.
“Kız ve erkek ayırımı”
Ankara’nın ardından bir benzer olayda Bursa’da yaşandı. Gürsu İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından okullara gönderilen bir yazı ile öğrenciler kız ve erkekler ayrı camilere yıl sonu etkinliğine davet edildi. Etkinliğin gönüllülüğe dayalı ve veliden izin belgesi olması koşuluyla yapılacağı belirtildi.
“Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’na aykırılık teşkil etmiyor”
Gürsu İlçe Milli Eğitim Müdürü Ömer Faruk Bektaş imzasıyla yayımlanan yazı şöyle:
“İlçe Müftülüğü’nün ilgi (a) Protokole istinaden; (ÇEDES) “Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum Projesi” Kapsamında 12/06/2024 tarihinde saat 13.00’te İlçemiz Fetih Cami’sinde Erkek öğrencilere yönelik, 13/06/2024 tarihinde saat 13.00’te Kız öğrencilere yönelik Ensar Cami’sinde Yıl Sonu Etkinliği düzenlemek istediklerine ilişkin ilgi yazı ve program ekte sunulmuştur.
İlçe Müftülüğü’nün düzenlemek istediği ÇEDES Yıl Sonu Etkinliği programı kapsamında okullarımızda ilgili kulüp öğrencilerin gönüllülük esasına dayalı, ücretsiz olarak ve veli izin belgesi alınması kaydıyla, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, Milli Eğitim Temel Kanunu ile Türk Milli Eğitim genel amaçlarına uygun olarak, ilgili yasal düzenlemelerde belirtilen ilke, esas ve amaçlara aykırılık teşkil etmeyecek ve eğitim-öğretimi aksatmayacak şekilde, denetimleri ilgili Okul Müdürlükleri tarafından gerçekleştirilmek üzere öğrencilerin katılımı Müdürlüğümüzce uygun görülmektedir.”
Hukukçular ve eğitimciler tepkili
Laiklik Meclisi Sözcüsü hukukçu Ömer Faruk Eminağaoğlu ve Eğitim-İş Sendikası Bursa Şube Başkanı Yeliz Toy, ilçe milli eğitim müdürünün kararını ANKA Haber Ajansı’na değerlendirdi.
“Gün geçmiyor ki laik eğitim konusunda bir aykırılık ve ÇEDES adı altında çağdışı değerlerle okulların, öğrencilerin kuşatılması konusunda bir işlem ortaya çıkmasın” diyen Eminağaoğlu, şu ifadeleri kullandı:
“Mamak İlçesi derken şimdi de Gürsü İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’ne ait olduğu kamuoyuna yansıyan yazı içeriklerinden 2023 Şubat ayından bu yana Milli Eğitim Bakanlığı, Diyanet İşleri Başkanlığı, Gençlik ve Spor Bakanlığı arasında bir protokol imzalanıp ÇEDES adı altında yıl sonunda da ülkenin her yerinde öğrencilerin kızlı ve erkekli olarak camilere götürüldüğü ortaya çıkmıştır. Bunun anlamı, ÇEDES yoluyla bir yandan imamlar okula sokulmuş, öte yandan öğrenciler de camiye taşınır olmuştur. Öğrenciler için yıl sonundaki bu etkinliklerde veli istek koşulu aranacağı belirtilip meşru bir görüntü amaçlanmış ise de, uygulamada bu durum manevi bir zorlama, dolayısıyla mecburi hal almaktadır. Bu durum yaşanan örneklerle sabittir.”
“Anayasanın değişmez maddeleri bile delik deşik edilmiştir”
Eminaoğlu, açıklamasının devamında “Laik eğitim anayasanın, anayasanın değişmez hükümlerinin gereği olmasına, bu konuda ülkemiz hakkında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları bile bulunmasına rağmen, genelge ve uygulamalarla anayasanın değişmez maddeleri bile delik deşik edilmiştir. Anayasa’daki laik eğitim maddelerine bağlı kalmayan, o maddelerden rahatsız olan, o maddeleri tanımayan bir siyasi iktidar, kuşkusuz yeni anayasa söyleminde bu konudaki anayasa maddelerini de hedefine koyacaktır” şeklinde konuştu.
Yeliz Toy da “Geçmiş yıllarda sene sonu etkinlikleri kapsamında öğrencilerimizin yıl boyunca edindikleri bilgi ve becerileri sundukları kültürel ve sanatsal etkinlikler sergileniyorken, Yeni Türkiye’de bilim, kültür, sanat okuldan kovuluyor; öğrenciler tarikat ve cemaatlerin yöntemleriyle siyasi ve dini propagandaya alet ediliyor” dedi.
“Laikliği ve bilimselliği savunmaya devam edeceğiz”
“Bursa’da ÇEDES kapsamındaki çalışmalar, özellikle yoksul emekçi ailelerin yaşadığı Gürsu ilçemizde yoğunlaşmaktadır” diyen Toy, şunları kaydetti:
“Geçmişte Gülen cemaati gibi yapıların hedef aldığı yoksul emekçi aile çocukları bu kez ‘Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’ ile hedef alınmaktadır. Aynı örgütlenme modeline sahip çıkıldığını gösteren bu uygulamalar kaygımızı artırmaktadır. Gülen cemaatinden miras kalan modeli uygulama hevesindeki bu kamu yöneticilerinin geçmişleri iyi araştırılmalıdır. Bilinçaltlarına yerleşmiş olan bu ve benzeri FETÖ yöntemlerini uygulamaları engellenmelidir.”
Toy açıklamasının devamında, “Cumhuriyet devrimimizin bize miras bıraktığı aydınlanmacı, ilerici, çağdaş değerlerin etrafında, laikliği insanlığın en kıymetli birikimlerimden kabul eden bir anlayışla; din ve siyaset propagandası yapan, okullarımızı ve çocuklarımızı buna alet eden kişilere geçit vermeyeceğiz. Laik, bilimsel, kamusal eğitimi, çağdaş değerleri, Cumhuriyeti ve bize kazandırdığı birikimi savunmaya, korumaya devam edeceğiz” ifadesine yer verdi.
]]>CHP MYK, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın CHP’ye yapacağı iadeyi ziyaret, miting takvimleri, Türkiye Belediyeler Birliği başkanı seçimleri, yenilenen belediye başkanlığı seçimleri ve Hakkari Belediye Başkanlığı’na kayyum atanması gündemleriyle toplandı. CHP Parti Sözcüsü Deniz Yücel, MYK toplantısının ardından toplantının gündemine ilişkin basın toplantısı düzenledi. Yücel, şunları söyledi:
“31 Mart yerel seçimlerinde CHP’nin hiçbir itirazını kabul etmeyen YSK, CHP’nin aleyhine olan itirazları kabul etmiş ve bazı ilçe ve beldelerde seçimlerin yenilenmesine karar vermişti. Kayseri’nin Pınarbaşı ilçesi ve Kırklareli Lüleburgaz Büyükkarıştıran beldesinin de içinde bulunduğu toplam yedi seçim çevresinde dün seçimler tekrar edildi. Pınarbaşı’nda 289 oy farkla, Büyükkarıştıran’da da 185 oy farkla seçimi kazandık. Böylece CHP’li Belediyelerin sayısı 409’dan 411’e çıktı. 31 Mart’ta Pınarbaşılıların ve Büyükkarıştıranlıların verdikleri oyları gasp edenler, yok sayanlar, pürüzsüz zaferimizi geciktirenler dün en güzel cevabı yine Pınarbaşılılardan, Büyükkarıştıranlılardan aldılar. Pınarbaşı Belediye Başkanımız Deniz Yağan’ı ve Büyükkarıştıran Belediye Başkanımız Ertuğrul Çamlıca’yı tebrik ediyor, görevlerinde kendilerine üstün başarılar diliyorum.
“Yarın Hakkari’ye gideceğiz”
Seçimlerden bahsetmişken 31 Mart’ta vatandaşlarımızın sandığa yansıyan iradeleri, iktidara pek çok konuda mesaj verdi. Bunlardan biri de kayyum atamalarıydı. Ancak iktidarın bu mesajları hala idrak edemediğini, bu sabah Hakkari Belediyesi’ne kayyum atanmasından anlıyoruz. Çeşitli sorular sorulabilir. Madem bu belediye başkanı hakkında, iki ay sonra görevden alacak kadar ciddi iddialar vardı, adaylığına neden izin verildi? Madem bu belediye başkanının adaylığı YSK tarafından onaylandı, sandığa girdi ve seçildi, o halde halkın iradesine neden siyasi bir müdahale yapılıyor? Hakkari’ye kayyum atanması, 31 Mart’ta Hakkarililerin sandığa yansıyan iradesinin gasp edilmesidir. Kayyum uygulaması demokrasiye tahammülsüzlüktür. Kayyum atamak masumiyet karinesini yok saymak, henüz hakkında kesinleşmiş bir yargı kararı olmayan seçilmiş Belediye başkanını doğrudan doğruya suçlu ilan etmek ve yaptırım uygulamaktır. Biz şüphesiz, Hakkari halkının iradesinin yanında, kayyum anlayışının karşısındayız. Bu konu, bugün MYK toplantımızda da görüşüldü ve MYK görevlendirmesiyle, Genel Başkan Yardımcımız Zeliha Aksaz Şahbaz, Antalya Milletvekilimiz Cavit Arı, Bursa Milletvekilimiz Kayıhan Pala ile birlikte yarın Hakkari’ye gideceğiz. Bu antidemokratik uygulamayla ilgili incelemelerde ve temaslarda bulunacağız ve kamuoyunu bilgilendireceğiz.
“Yüz binlerin ‘Ağacıma, yeşilime, özgürlüklerime, yaşam tarzıma dokundurtmam’ diyerek dimdik durmasıdır Gezi”
Haksızlığa, hukuksuzluğa, dayatmaya ve baskıya karşı direnenlerin; otokrasiye ve despotizme karşı demokrasiyi savunanların; ‘Özgürlüğümüze, yaşam tarzımıza, toplumsal hassasiyetlerimize dokundurtmayız’ diyenlerin yazdığı Gezi destanının 11’nci yıl dönümündeyiz. İktidarın, toplumsal hassasiyetleri ve kent belleğini yok sayarak yaptığı dayatmaya karşı tamamen barışçıl yöntemlerle direnen, protesto hakkını kullanan kitlelere kolluk kuvvetlerinin keyfi bir şekilde zor kullanması, cebir ve şiddet uygulaması sonucunda büyüyen, ülkenin dört bir yanına dalga dalga yayılan bir halk hareketidir Gezi. Haklı bir direniştir. Barışçıl bir direniştir. Örgütsüz ama özgürlükler ve toplumsal hassasiyetler söz konusu olunca, genç, yaşlı, kadın, erkek demeden toplumun tüm kesimlerinin bir araya geldiği ve dayanıştığı bir direniştir Gezi. İktidar tarafından önce yok sayılan, sonra aşağılanan, sonra da hedef gösterilen yüz binlerin, ‘Ağacıma, yeşilime, özgürlüklerime, yaşam tarzıma dokundurtmam’ diyerek dimdik durmasıdır Gezi. Berkin Elvan’a, Ali İsmail Korkmaz’a, Abdullah Cömert’e, Ethem Sarısülük’e, Mehmet Ayvalıtaş’a ve nicelerine selam olsun.
“Gezi tutukluları derhal serbest bırakılsın”
Üzerinden 11 yıl geçmiş olmasına karşın bu ülkede hala haksız ve hukuksuz bir şekilde özgürlükleri gasp edilmiş gezi tutukluları var. Hiçbir şiddet eylemine karışmayan, düzmece soruşturmalar ve iddianamelerle yargılanan, önce beraat eden, sonra yeni bir düzmece yargı süreciyle haklarında hapis cezaları verilen Can Atalay, Tayfun Kahraman, Çiğdem Mater, Mine Özerden ve Osman Kavala hala cezaevinde. Daha önce haklarında beraat kararı verilmesine rağmen cezaevindeler. Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) birden fazla ihlal kararı vermesine rağmen cezaevindeler. Siyasi tutuklular, siyasi hükümlüler ve siyasi davalar bu ülkenin ayıbıdır. Yargının, adaletin siyasallaştığı bir yerde iktidar sahipleri dahil kimsenin güvenliği yoktur. Eğer birileri bu ülkenin normalleşmesini gerçekten istiyorsa, bu zulme bir an önce son verilmesi gerekir. Buradan bir kez daha yineliyoruz: Gezi tutukluları derhal serbest bırakılsın.
“İnsan haklarına saygı duymak yeni mi aklınıza geldi Sayın Erdoğan?”
Bakın, Sayın Erdoğan Kızılcahamam’da İstişare ve Değerlendirme toplantısında şöyle diyor: ‘Bizim siyasette yumuşamaktan kastettiğimiz hukuka, demokrasiye, insan haklarına saygı duyulmasıdır.’ Eyvah eyvah. Hukuka, demokrasiye, insan haklarına saygı duymak yeni mi aklınıza geldi Sayın Erdoğan? Daha önce saygı duymuyor muydunuz? Yumuşayarak mı saygı duyacaksınız? Biz kimseden yumuşama beklemiyoruz. Biz ülkenin normalleşmesini istiyoruz. Hukukun üstünlüğünün, yargı bağımsızlığının tesis edilmesini; siyasetteki kamplaşmanın, kutuplaşmanın bitirilmesi; tansiyonun düşürülmesi ve demokrasinin tüm kurumlarıyla, kurallarıyla ve gelenekleriyle yeniden hayata geçirilmesini istiyoruz. Bu ülkenin insanı daha iyi yaşam koşullarını hak ediyor. Bu ülkenin doğal kaynakları, bereketli toprakları, tarihi ve kültürel birikimi, yetişmiş insan kaynağı doğru yönetilirse 85 milyon vatandaşımız açlık çekmeden, yokluk çekmeden, huzur, barış ve refah içerisinde yaşayabilir.
“Çay üreticilerinin sorunları çözülünceye kadar onlarla dayanışma içinde olacağımızdan kimsenin şüphesi olmasın”
CHP olarak sorunu olan her kesimin yanında olmak, onların seslerini daha gür bir şekilde duyurmak için çalışıyoruz. Önce atanmayan öğretmenler ve mülakat mağdurlarının sesi olmak için İstanbul’da Saraçhane meydanında toplandık, sonra 10 bin lira maaşla hayatta kalması beklenen binlerce emeklimizin sesini duyurmak için Ankara Tandoğan meydanındaydık. Dün de üretim maliyetleri altında ezilen çay üreticilerinin yanında Rize’deydik. Karadeniz’in dört bir yanından gelen on binlerle ‘çay ittifakında’ birleştik. Çay taban fiyatını üreticinin gözüne bakarak açıklayamayanlara inat, Karadenizli çiftçimizle yan yanaydık. Ülkemizde günde yaklaşık 250 milyon bardak çay tüketiliyor. Kişi başı yılda üç-dört kilogram çay tüketiyoruz. Çay tüketiminde Türkiye dünya birincisi. Ancak çay üreticisi mutlu değil, üretemez halde. Çay ithalatı sınırlandırılmıyor. Sınırlarımız kevgire dönmüş durumda. Piyasa dengesini alt üst edecek düzeyde binlerce ton kaçak çay da sınırlardan geçiriliyor. Bir de üstüne yaş çay taban fiyatı 17 lira, destek primi de 2 lira açıklanınca çay üreticisinin bundan memnun olması beklenebilir mi? Bunu kabul etmiyoruz. Yaş taban fiyatının üzerine en az sekiz lira destek verilmeli. Bu ödemeler de en geç ağustos ayında yapılmalıdır. Çay üreticilerinin sorunları çözülünceye kadar onlarla dayanışma içinde olacağımızdan kimsenin şüphesi olmasın.
“Büyük müjdelerle duyurdukları asgari ücret, enflasyon karşısında 5 ayda eridi”
‘Rasyonele dönmekten başka çare yok’ diyerek yola çıkan ekonomi yönetimi, bundan bir yıl önce göreve geldiğinde yıllık enflasyon Mayıs 2023’te yüzde 39,59 idi. Bugün enflasyon yüzde 75,45 olarak açıklandı. Nerdeyse iki katına çıkmış bir enflasyondan bahsediyoruz. Üstelik açıklanan enflasyon, çarşı pazardaki enflasyonunun yakınından bile geçmiyor. TÜİK, hangi ülkenin verilerini açıklıyor anlamakta açıkçası zorluk çekiyoruz. Bakın, somut bir karşılaştırma yapalım. Türk-İş ‘Mayıs Ayı Açlık ve Yoksulluk Sınırı Raporu’nu açıkladığında mayıs ayında mutfak enflasyonun yüzde 7,02 olduğunu hesaplamış.
Bugün TÜİK Mayıs ayı gıda enflasyonunu aylık bazda % 1,69 olarak duyurdu. Bu farkın nereden kaynaklandığını TÜİK açıklamak zorundadır. Bu tür tereddütlere yer vermemek için TÜİK derhal madde sepetinde yer alan ürünlerin fiyat verisini açıklamalıdır. Bu konuda DİSK’in açmış olduğu dava nedeniyle bir de mahkeme kararı bulunduğunu daha önce ifade etmiştik. TÜİK bu mahkeme kararına derhal uyarak madde sepetinde yer alan ürünlerin fiyat bilgisini kamuoyuyla paylaşmalıdır. Ürün fiyat verisini gizliyor olmalarının ardında yatan sebebin ne olduğunu tahmin ediyoruz. Açıklanan ve gerçeklikten uzak olan enflasyon verisini sorgulamayalım istiyorlar. Ama biz biliyoruz ki vatandaşın maruz kaldığı enflasyon, TÜİK verilerinde duyurulanın çok üzerinde. Bu iktidarın bakanları, ‘Mart şubattan daha iyi olacak, nisan marttan daha iyi olacak’ diye diye enflasyonu yüzde 75’lere taşıdı. Asgari ücrete zam yok, emekli maaşlarına zam yok, gençlere iş yok. Neymiş, her ay bir öncekinden iyi olacakmış. Büyük müjdelerle duyurdukları asgari ücret, enflasyon karşısında 5 ayda eridi. Yürürlüğe girdiği Ocak ayında asgari ücretle yaklaşık 48 kilo kıyma alınabiliyordu, bugün ise ancak 28 kilo alınabiliyor. Yani asgari ücretlinin evinden her ay 4 kilo kıyma çaldılar. Bakın bir asgari ücretli bir kilo kıyma almak için tam 6,5 saat çalışmak zorunda. Hep bizi kıskandığı iddia edilen Almanya’da ise bir asgari ücretli 1 kilo kıymayı 50-55 dakika çalışarak alabiliyor. Sayın Şimşek, Sayın Erdoğan sizin bu millete reva gördüğünüz bu mudur? Ayıptır yahu… Yazıktır, günahtır bu millete…
“İktidar enflasyonla mücadele etmek yerine TÜİK rakamlarıyla pembe bir tablo çizerek bu işten sıyrılmaya çalışıyor”
İşte biz bu yüzden Cumhuriyet Halk Partisi olarak asgari ücretin her 3 ayda bir güncellenmesi ayrıca en düşük emekli maaşının asgari ücret seviyesine çekilmesi için TBMM’ye Kanun Teklifi verdik. Bugün, asgari ücretle ya da ortalama emekli maaşıyla geçinmeye çalışan bir ailenin temel ihtiyaçlarını karşılaması mümkün değil. Mayıs ayı açlık sınırı, asgari ücrete 2 bin lira fark attı, 19 bin oldu. Yoksulluk sınırı ise 62 bin lira. Çünkü neredeyse ülkenin yarısı açlık sınırı altında. Bekar bir çalışanın aylık yaşam maliyeti 25 bin TL’ye yaklaştı. 17 bin 2 liralık asgari ücretle, 4 kişilik bir ailenin sağlıklı, dengeli ve yeterli beslenebilmesi imkansız. Hele bir de üstüne gıda, giyim, konut, ulaşım, eğitim, sağlık ve benzeri zorunlu ihtiyaç harcamaları eklenince, işin içinden çıkılmaz hale geliyor. Geçim şartları her geçen gün daha da zorlaşıyor, alım gücü düşüyor, gıda fiyatları artmaya devam ediyor. Fakat iktidar enflasyonla mücadele etmek yerine TÜİK rakamlarıyla pembe bir tablo çizerek bu işten sıyrılmaya çalışıyor. TÜİK ise enflasyonu hala yüzde 75 olarak açıklıyor. Yazıklar olsun. 98 yıllık kurumu düşürdükleri hale bakın. AKP iktidarının zihniyeti değişmedikçe, TÜİK makyajlı rakamlarıyla gerçeği örtbas etmeye çalışmaktan vazgeçmedikçe, her ay gerçekleşen bu artış başta dar ve sabit gelirliler olmak üzere toplumun tüm kesimini olumsuz etkilemeye devam edecek.
“Memurların servisi kaldırılıyor ama bakanlar uçaklara geziyorlar”
Tasarruf isteyen Mehmet Şimşek’e soruyoruz: Asgari ücretli bir işçi daha neyden tasarruf etsin? 17 bin 2 lira alan ve hayatta kalmak için her şeyden tasarruf eden asgari ücretlinin bir tek aldığı nefesten tasarruf etmediği kaldı. 10 bin lira alan emekli, hangi ihtiyacından vazgeçip tasarruf etsin? Sayın Şimşek, tasarruf diyorsunuz, paket açıklıyorsunuz, bütün sorumluluğu işçinin, emekçinin, memurun, ücretli çalışanın üzerine yüklüyorsunuz. Son model makam araçları eleştirilirken şimdi de devletin uçağını keyfi işlerinde kullanan bir Bakan, Türkiye’nin gündeminde. Memurların servisi kaldırılıyor ama bakanlar uçaklarla geziyorlar. Bu kadar pişkinlik, bu kadar umursamazlık, bu kadar terbiyesizlik olmaz.
‘Aldığımız tedbirlerin tabii ki yan etkileri olacak. Yan etkisiz ilaç biliyor musunuz’ diyerek zaman ve sabır telkininde bulunan Şimşek’e soruyoruz: Bulduğunuz sözde ilaç, sizin birinizi bin yapıyorken yan etkisi neden sadece işçiye, memura, emekçiye ve emekliye vuruyor? Peki, Diyanet İşleri Başkanı’na ne demeli? Dev bütçesi, yurtdışı gezileri, lüks makam araçları ve yüksek harcamalarıyla gündemden düşmüyor. Audi A8 makam aracından sonra şimdi de Skoda makam araçlarıyla gündemde. Diyanet işleri Başkanlığı’na dokuz yeni araç satın alındı. Üstelik araçlar sivil plakalı. Bu ne demek oluyor? Vatandaşın vergileriyle alınan araçlarla, yine vatandaşın vergileriyle doldurdukları benzinle hafta sonları rahatça gezip tozacaklar. Bu tasarruf sadece asgari ücretliye, emekliye, memura mı Sayın Şimşek? Sen ve mevkidaşların bu tasarruf tedbirlerinden muaf mısınız? AKP iktidarında tasarruf, fakir fukaranın yaşam tarzı oldu, hala farkında değilsiniz.
“Kapsayıcı ve kuşatıcı Anayasa, önce Anayasa’ya uymakla başlar”
Ekonomik kriz ve yönetim krizi, toplumun tüm kesimleri için yaşamı çekilmez bir hale getirirken bir süredir bir de Anayasa tartışması dile getiriliyor. Erdoğan ve AKP ne zaman sıkışsa, ne zaman gündem değişikliğine ihtiyaçları olsa bir Anayasa tartışmasını başlatıyorlar. Anayasa tartışmasını sihirli kelimelerle, süslü cümlelerle halkın gündemine getirmeye çalışıyorlar. ‘Sivil Anayasa, demokratik Anayasa, kuşatıcı Anayasa’ gibi kavramlardan bahsediyorlar. Ama bu kavramlar, yani; sivil, demokratik, kapsayıcı ve kuşatıcı Anayasa, önce Anayasa’ya uymakla başlar. Ancak bu değişiklik, Anayasa’yı ve Anayasal kurumları tanımayan bir anlayış ile yapılamaz. Hepsinin ötesinde, Türkiye’nin daha demokratik ve sivil Anayasa ihtiyacı, bugün ülkemizde pek çok kesimin karşı karşıya olduğu ekonomik sorunların önüne geçemez. Dolayısıyla şu anda, CHP olarak bizim gündemimiz halkın gündemidir. Bizim gündemimiz; dolmayan market torbası, üretemeyen çiftçi, açlıktan derslerini dinleyemeyen çocuklardır. Bizim gündemimiz 10 bin lirayla geçinmek için yaşam savaşı veren emeklilerdir. Bizim gündemimiz ülkemizin içinde olduğu ekonomik buhrandır.
“Bakanlık eliyle Milli Eğitim sistemimize yönelik darbe niteliğindeki uygulamalar devam ediyor”
Dün binlerce gencimiz Liselere Giriş Sınavı’nda ter döktü. Ailelerinin büyük fedakarlıklarla okuttuğu evlatlarımızı, laik ve çağdaş eğitim sisteminden uzaklaştırmaya çalışan AKP iktidarının çocuklarımıza LGS motivasyonu yine şaşırtmadı. Ankara Mamak Kaymakamlığı’na bağlı İlçe Müftülüğü, İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’ne bir yazı gönderiyor. ÇEDES Yıl Sonu Kültür Şenlikleri kapsamında LGS’ye girecek öğrencilere moral ve motivasyon açısından Mamak Merkez Camii’nde sabah namazı, Kur’an-ı Kerim Tilaveti, namaz, tesbihat ve dua etkinliği gerçekleştirilecekmiş, öğrenci ve velilerin teşvik edilmesi isteniyormuş. Evlatlarımıza sınav anında yaşadıkları heyecan ve stresi yönetmeleri için psikolojik destekte bulunmak, sınav kaygılarıyla baş etmelerini kolaylaştırmak akıllarına dahi gelmiyor. Ucube proje ÇEDES’in mimarı, tarikat sevdalısı Yusuf Tekin’den de ancak böyle bir yaklaşım beklenirdi. Evlatlarımız ve velileri, LGS stresi ve heyecanı içindeyken Bakanlık eliyle Milli Eğitim sistemimize yönelik darbe niteliğindeki uygulamalar da hız kesmeden devam ediyor.
Biliyorsunuz, din ve değerler eğitimini ön plana alan değerler telkini gibi kavramların, bilimsel ve bilişsel becerilerin önünde yer aldığı, ‘Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’ isimli yeni müfredat onaylandı. Türkiye genelinde eğitim sendikaları, sivil toplum kuruluşları, veliler, öğretmenler, tüm eğitim camiası yeni müfredata karşı çıkıyor ama Bakan hazretleri tek bir geri adım atmıyor. Buradan Yusuf Tekin’e sesleniyoruz: Türkiye’nin okullara aç giden öğrencilerden sanayide çalışan çocuklara kadar birçok sorunu varken Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) bu sorunlara kör, sağır, dilsizi oynarken, bu ülkenin ihtiyacı ÇEDES midir? Yusuf Tekin adeta bir toplum mühendisliğine soyunmuş durumda. Yeni müfredatla okullarda evrensel ve bilimsel, bilgi odaklı değil; din ve kutsallık üzerinden bir eğitim öğretim dönemi hedefleniyor. Adeta bir medrese eğitimi verilecek. Yeni program ne çocuk işçiliğini ortadan kaldırıyor ne de öğrencilerin yetenek ve becerilerine göre onlara rehberlik edecek bir eğitim modeli ortaya koyuyor. Sadece bununla da kalmıyor, müfredatın hiçbir yerinde öğretmenin adı yok. Özel öğretmenle devlette çalışan öğretmen ayrımı yapan, başarılı öğretmen-başarısız öğretmen diyerek atanmayan öğretmenlerimizi başarısızlıkla yaftalayan yine bu zat değil miydi? Öğretmeni yok sayan bir müfredat düzenlemesi asla ve asla kabul edilemez.
Bizim endişemiz aydınlık geleceğimiz ve evlatlarımız. Bizim endişemiz, büyük maddi sıkıntılarla çocuklarını okutmaya çalışan velilerimiz. Bizim endişemiz, geleceğimizin mimarı eğitimcilerimiz. Bu müfredat, devlet okullarına olan güveni yerle bir edecek. Kimi veliler maddi sıkıntılarından dolayı özel okula gönderemeyecek ve dayatılan sisteme mahküm bırakılacak. Durumu bir nebze iyi olanlar elinde avucunda ne varsa evlatları için özel okullara yatıracaklar. Yani eğitimde fırsat eşitsizliği daha da derinleşecek. İşte AKP İktidarının Milli Eğitim’e, eğitim sistemine bakış açısı bu.
“Yargı mensupları için oluşturduğunuz koruma kalkanı, bu ülkenin en önemli sorunlarından biri”
Devletin her tarafında akıllara durgunluk verecek bir çürüme, bir kokuşmuşluk, bir vurdumduymazlık var. Geçtiğimiz günlerde, İzmir Adli Yargı İlk Derece Mahkemesi hakiminin, HSK Teftiş Kurulu Başkan ve Yardımcıları ile birlikte dinlenme odası olduğu iddia edilen bir yerde çekilmiş bir fotoğrafı, basına ve kamuoyuna düştü. Bu beyefendi, Türk milleti adına adalet dağıtmak için kurulmuş olan devletin adliyesinde, şahsına özel bir cephanelik kurmuş, bunu hiç utanmadan sergiliyor. Bu konu kendisine sorulduğunda da büyük bir pişkinlikle silahların hepsinin ruhsatlı olduğunu ifade ediyor. Bu ülkedeki en lüks araçlardan birine binen, bu parayı da borsada kazandığını iddia eden bu hakime ve bu hakimin bağlı olduğu Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’a bazı sorularımız var. Bu kişi, sözde dinlenme odası; gerçekte cephanelik olan ve içinde çok sayıda silahı muhafaza ve teşhir ettiği bu odayı bir kamu binasında, devletin adliyesinde hangi hakla, hangi yetkiyle, hangi sıfatla yapabiliyor? Bunu yaparken kimden cesaret alıyor ya da kime güveniyor? Devletin adliyesi bu kadar mı başıboş, bu kadar mı sahipsiz, bu kadar mı laçkalaşmış? İzmir Adliyesi’ni ziyaret eden HSK Teftiş Kurulu Başkanı ve yardımcıları da bu cephaneliği görünce hemen inceleme başlatmaları gerekiyorken silahların önünde hatıra fotoğrafı çektiriyorlar. O kendini bilmez hakim hakkında soruşturma başlatıldı ama müfettişler hakkında ne yapıldı? Yaşanan bu olay, basın özgürlüğünün ne kadar önemli olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi. Sayın Timur Soykan, bu haberi yapmasaydı bu çirkin tabloyu göremeyecektik. Bireysel silahlanmayla mücadele etmesi gereken yargı mensuplarının bir kısmının silah merakını ve o silahlarla vermeye çalıştığı mesajı öğrenemeyecektik. Bu nedenle basın özgür olmalı. Görüşler özgürce ifade edilmeli. Gerçeklerin açığa çıkmasına engel konulmamalı. Bir yanda adaletin tecellisi için gecesi gündüzüne karışan hakimler; diğer yanda lüks araçlarla adliyeye gelip dinlenme odasında cephanelik sergileme cüretinde bulunan ve bunu pişkin pişkin savunan bir hakim. İktidara çağrıda bulunuyoruz: Bazı yargı mensupları için oluşturduğunuz bu koruma kalkanı, bu ülkenin en önemli sorunlarından biridir. Bu nedenle bu hakim ve onu koruyan müfettişlerle ilgili süreci yakından takip edeceğiz.
“Turizm eğitimi mi vereceğiz, yoksa sığınmacı ve mülteci eğitimi mi vereceğiz?”
Açlık sınırı, asgari ücreti geçmiş. Bakan keyfi şekilde devletin uçağını kullanıyor. Diyanet İşleri Başkanı dokuz lüks araç daha satın alıyor. Ülkenin hakimi cephanelik koleksiyonu yapıyor, borsadan köşeyi dönüyor. Maliye Bakanı sadece işçiden, emekliden ve memurdan tasarruf bekliyor. Tüm bunlar olurken vatandaşın derdine derman olamayan AKP iktidarı şimdi de Ruanda ile sözde ilişkilerini kuvvetlendiriyor. Tabii yerseniz… Kimse kusura bakmasın, biz burada iyi niyet göremiyoruz. Türkiye ile Ruanda arasında 2019 yılında imzalanan ‘Turizm ve İş Birliği Anlaşması’ neden şimdi yürürlüğe girdi? İngiltere, düzensiz göçmenlerini Ruanda’ya göndermeye imkan tanıyan yasayı kabul ettikten sonra AKP iktidarının 2019’da imzalanan bir anlaşmayı, yeni yürürlüğe koyması zamanlama açısından manidar değil mi? İngiltere’nin sığınmacıları, Ruanda üzerinden Türkiye’ye mi sokulacak? Turizm Bakanlığı yetkililerine göre, bu anlaşmayla turizm alanındaki deneyimlerimizi Ruanda yönetimiyle paylaşacakmışız ve Ruanda’ya turizm eğitimi verecekmişiz. Hadi oradan! Turizm eğitimi mi vereceğiz, yoksa sığınmacı ve mülteci eğitimi mi vereceğiz? Avrupa ülkeleri Ruanda ile mülteci gönderme anlaşması yaparken Türkiye neden tam tersine turizm iş birliği anlaşması yapıyor? Bu sorularımıza en kısa sürede cevap bekliyoruz.
” Hamas’ı koruyup kollayarak Filistin’i ve Filistinlileri kurtaramayız”
7 Ekim’de Hamas’ın İsrail’e yaptığı saldırılar ve sivilleri katletmesinin ardından Netanyahu yönetiminin gaddarca, orantısız güç kullanarak aylardır kadın, çoluk-çocuk demeden mütemadiyen katliam yapması durdurulamıyor. İsrail Ulusal Güvenlik Danışmanı, Gazze saldırılarının en az yedi ay daha süreceğini ifade etti. İsrail yönetiminin tek hedefinin, Gazze’yi tamamen insansızlaştırmak olduğu görülüyor. Hamas, cılız bir bir saldırı yapıyor. İsrail misilleme olarak Refah’ta 45 kişiyi çadır kampında katlediyor. İki tarafın askeri gücü arasında dağlar kadar fark var. Olan Filistinlilere oluyor. Çocuklara, kadınlara, yaşlılara, masum sivillere oluyor. Uluslararası Adalet Divanı kararlarına rağmen durmayan Netanyahu hükumetini kimse durduramıyor. Türkiye, eğer bu saldırıların durmasını istiyorsa, inisiyatif almak istiyorsa -ki almalıdır- bunu diplomatik yöntemlerle yapmalı. Hükümet maalesef Filistin sorunu konusunda dış dünya tarafından dikkate alınmıyor, arabuluculuk faaliyetleri yürütemiyor. Bir dönem yönettiğimiz Filistin topraklarında yaşananlar hakkında fikrimiz bile alınmıyor. Ama 7 bin kilometre öteden Çin Halk Cumhuriyeti gelip Hamas ve El Fetih’i bir araya getirebiliyor. Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Gazze İçin Barış Konferansı çağrısında bulunuyor. Hamas’ı koruyup kollayarak Filistin’i ve Filistinlileri kurtaramayız. Türkiye’nin Filistin meselesinde dikkate alması gereken nokta Hamas değil, Yaser Arafat’ın kurucusu olduğu, Filistin ve Filistinlilerin meşru temsilcisi Filistin Ulusal Kurtuluş Hareketi’dir. İhvan bakışıyla, İhvan diplomasisiyle ne Filistin’e ne Ortadoğu’ya barış gelmez.
“Bu ülkede iletişim ve haberleşme güvenliğini kim sağlayacak?”
TBMM Dijital Mecralar Komisyonu’nda bir skandal ortaya çıktı. Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdülkadir Uraloğlu, telefonunun klonlandığını itiraf etti. Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK), siber savunma faaliyetleri, iletişim altyapısının oluşturulması… Bu görevler bu bakanın sorumluluk alanında. Bu kişi bütün haberleşme alanının başında. Ama bu bakanın bile cep telefonu bir korsan program üzerinden kopyalanıyor. Düşünün, bütün haberleşme ağının başındaki bakanın telefonu dahi kopyalanabiliyorken vatandaşlarımızın dolandırılması, kişisel bilgilerinin çalınması, hesaplarının ele geçirilmesi an meselesi. Soruyoruz: Bu ülkede iletişim ve haberleşme güvenliğini kim sağlayacak? Siber güvenliğin başındaki kişi nasıl böyle ciddi bir problemi, normal ve sıradan bir olay gibi anlatabilir? Siz demek ki, bu ülkede, yıllarca pek çok kişinin dinlenmesini, telefonlarının kopyalanmasını, dolandırılmasını görmezden geldiniz… Kendinize gelin artık… Ülke yönetiyorsunuz. Sürekli beka edebiyatı yapıyor ama ülkenin bekasını ve güvenliğini zerre düşünmüyorsunuz…
“Sinan Ateş davasının ayrıntılarını perdelemeye çalıştıklarının farkındayız”
Son zamanlarda Sinan Ateş davasının, MHP’nin içerisindeki bazı odakların kimyasını bozduğunu görüyoruz. Sinan Ateş’in arkadaşı, Ömer Zengin’in bir televizyon programında yaptığı açıklamalar sonrasında MHP içerisindeki ismini anmaya dahi değer görmediğimiz bazı kişilerin büyük bir korku ve endişe içerisinde olduklarını görüyoruz. Bu kişilerin CHP ile ve Genel Başkanımız Sayın Özgür Özel ile münakaşaya girme çabalarının farkındayız. Bu tarz kavga, atışma, münakaşa ve lümpen siyaset tarzıyla toplumun dikkatini dağıtmaya, Sinan Ateş davasının ayrıntılarını perdelemeye çalıştıklarının farkındayız. Çünkü ayrıntılarda kendilerinin olduğunu çok ama çok iyi biliyorlar. Ancak buna izin vermeyeceğiz.
Son olarak haziranda kaybettiğimiz üç değeri saygıyla anmak istiyorum. Orhan Kemal, Ahmed Arif ve Nazım Hikmet… Biz, 31 Mart’ta ‘Sandıklarda Türkiye ittifakını oluşturacağız’ derken bu isimlerden de feyz aldık. ‘Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür, bir orman gibi kardeşçesine’ dedik. Kardeşlik ve dayanışma ruhunu büyüteceğimize söz veriyoruz.”
“CHP’ye toplumun birçok kesiminden ve siyasilerden de bir yönelim olması çok doğaldır”
İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu’nun vekil transferi tepkisine ilişkin gelen soruya Yücel, şöyle cevap verdi:
“CHP yerel seçimlerde 37.7 oy oranıyla Türkiye’nin birinci partisi olmuş partidir. CHP dün kurulmadı ve bu ülkenin en köklü partisidir. Köklerinin Anadolu ve Rumeli Müdafa-i Hukuk Cemiyetlerinden alır. Kurtuluş mücadelemizi örgütleyen, bu devleti kuran partidir. Yerel seçimlerdeki başarıdan sonra CHP’ye toplumun birçok kesiminden ve siyasilerden de bir yönelim olması çok doğaldır. Siyasetin doğası bunu gerektirir. Bundan rahatsızlık duymalarını çok çok iyi anlıyoruz ancak istifa tek taraflı bir iradedir. Bir kişi istifa edip de başka bir siyasi partiye geçme yönünde bir irade ortaya koyarsa ve o siyasi partinin ideolojisiyle, tüzüğüyle uyumlu bir siyaset gütme yönünde bir irade ortaya koyarsa bizim CHP olarak herkese kapımız açıktır.”
]]>Eğitim-Bir-Sen İzmir 1 Nolu Şubesi’nce, İzmir İl Milli Eğitim Müdürlüğü önünde yapılan basın açıklamasında, çıkarılması planlanan “Öğretmenlik Meslek Kanunu” ile ilgili görüşler ve talepler dile getirildi.
Eğitim-Bir-Sen İzmir 1 Nolu Şube Başkanı Ali Kaya, Öğretmenlik Meslek Kanunu’nda yapılacak yeni düzenlemelerin ayrıştırıcı değil kapsayıcı olması gerektiğini belirtti.
Öğretmenlik Meslek Kanunu’nun iyi yıl önce çıkarıldığını söyleyen Kaya, şöyle devam etti:
“Ancak ne yazık ki çıkarılan kanun, bütün uyarılarımıza rağmen ihtiyacı karşılayacak şekilde düzenlenmemiş, daha ilk uygulamasında yetersizliği ortaya çıkmıştı. Bugünlerde yetersizliği açık ve iptal edilen maddeleri ile uygulama şansı kalmayan kanunun yeniden düzenlenmesi ve bu sefer kapsamı geniş, şiddete yaptırım içeren ve eğitimcilerin tamamını memnun edecek bir kanun tasarısı, TBMM gündemine gelsin istiyoruz. Ülkemizin kamu personel sistemi, kamu politikasının belirlenmesi, yürütülmesi ve düzenlenmesi konusunda şef, şube müdürü, daire başkanı, genel müdür şeklinde hiyerarşik sıralanan yönetim hizmetleri kadro grubu şekilde tasarlanmıştır. Nitekim kariyer uzmanlığından şef ve daha üstü kadrolara uzanan bir mesleki kariyer ve görevde yükselme silsilesi kurgulanmıştır. Ancak yönetim hizmetleri kadro grubuna görev, yetki ve sorumluluklarının genişliğiyle uyumlu olmayacak şekilde sınırlı özlük hakları ve yetkileri verilmiştir. Hiyerarşik olarak kendilerine bağlı ve yönetim, karar alma, uygulamaya koyma, hesap verme sorumluluğu bulunmayan diğer kamu görevlilerinden çok da farklılaştırılmamış bir seviyede özlük haklarının verildiği görülmektedir. Mevcut Öğretmenlik Meslek Kanunu’nda da kanunun kapsamı yönüyle düğme daha baştan yanlış iliklenmiş; uzman öğretmenlik ve başöğretmenlik unvanları, eğitim öğretimin içerisinde bilfiil bulunan ve çoğunlukla da öğretmenlik unvanını kazanılmış hak olarak uhdesinde bulunduran şube müdürleri ile dengi ve üstü kadrolarda bulunanlar, fiilen öğretmenlik yapmadıkları ve genel idare hizmetleri sınıfına dahil olmaları gibi gerekçelerle kariyer basamakları sınavına girmelerine dahi imkan tanınmamıştır.”
“Ayrımcı ve dışlayıcı bakış açısının devam ettirilmeye çalışıldığını görmekteyiz”
Öğretmenlik Meslek Kanunu taslağının değişikliğe ihtiyacı olduğunu söyleyen Kaya, yeni taslakta “ayrımcı” bakış açısının devam ettirildiğini belirterek şunları kaydetti:
” Anayasa Mahkemesi’nin kısmi iptal kararı sonrası, Bakanlığın girişimiyle yeni bir Öğretmenlik Meslek Kanunu tasarısı hazırlandığını, Cumhurbaşkanlığı’nda son şekli verilen tasarının TBMM’ye sevk edileceğini biliyoruz. Ancak taslağın görüşüldüğü süreçte, çeşitli bahanelerle eğitim çalışanları arasında ayrımcı ve dışlayıcı bakış açısının devam ettirilmeye çalışıldığını görmekteyiz. Şube müdürü veya üstü kadrolarda bulunan personelin büyük bir çoğunluğunun diğer bakanlıklardan farklı olarak öğretmen kökenli olduğu, öğretmenlik unvanının bu kişiler yönünden kazanılmış bir hak, hak edilmiş bir unvan, yetkinliğe sahip bir mesleki tecrübe olduğu unutulmamalıdır.”
“Öğretmenlik Meslek Kanunu konusundaki beklenti karşılanmalıdır”
Eğitim-Bir-Sen olarak Öğretmenlik Meslek Kanunu’nun yeniden düzenlenmesi amacıyla bir kanun taslağı/önerisi hazırlayarak Milli Eğitim Bakanlığı’na, TBMM Başkanlığı’na, Meclis’te grubu bulunan partilerin yöneticilerine sunduklarını anlatan Kaya şöyle konuştu:
“Eğitim-Bir-Sen olarak, hedefler gerçekler bağlamında eğitimciyi ayrıştırmayan bütünleştiren, farklılaştırmayan eşitleyen, engellemeyen destekleyen; eğitimi ve eğitimciyi bütüncül, eşit, adil ve hakkaniyete uygun bir bakışla ele alan bir meslek kanunu içeriğinin oluşmasının mümkün ve elzem olduğuna inanıyoruz. Eğitimcinin hak ve yetkilerini genişleten, ona destek olan bir içerikle Öğretmenlik Meslek Kanunu konusundaki beklenti karşılanmalıdır. Eğitim-Bir-Sen’in bu hususlar temelinde katkı ve destek sunacağını bu vesileyle bir kez daha temin ve teyit ediyoruz. Siyasi iradeyi ve TBMM’yi meslek kanununda beklentileri karşılayan, milli eğitim uzmanı, Bakanlık müfettişi, il milli eğitim müdürü ve yardımcısı, ilçe milli eğitim müdürü, araştırmacı, şube müdürü, eğitim müfettişi, eğitim müfettiş yardımcısı, eğitim uzmanı kadrolarında görev yapanlardan aranan hizmet süresini tamamlayanlara da uzman öğretmenlik/başöğretmenlik unvanına dayalı hakların tanınması konusunda adım atmaya çağırıyoruz.”
Kaya talepleri sıraladı
Ali Kaya, Eğitim-Bir-Sen olarak Öğretmen Meslek Kanuna ilişkin taleplerini şöyle sıraladı:
“Öğretmenlik Meslek Kanunu ekonomik krize kurban edilmemeli, memnuniyeti arttıracak şekilde kapsamı muhakkak genişletilmelidir. Ek ders ücreti mevcut haliyle kabul edilebilir değildir, mutlaka artırılmalıdır. Uzman ve başöğretmenlikte sınav olmamalı, kıdem süreleri söz verildiği gibi 5 ve 10 yıl olmalıdır. Kademe ilerlemesinin durdurulması cezası katmerli ceza haline getirilmemeli, kariyer basamaklarında engel olmaktan çıkarılmalıdır. Birinci dereceye gelen bütün memurlara 3600 ek gösterge sözü, toplu sözleşme hükümlerinin gereği olarak geciktirilmeden hayata geçirilmelidir Kadroya geçirilen öğretmenler, beklemeye gerek kalmadan kadrolu öğretmenliğin özlük haklarından faydalanmalıdır. Anayasal bir hak olan aile bütünlüğü, sözleşmelilik gerekçe gösterilerek ötelenmemeli, bir an önce teminat altına alınmalı, bu durumdaki meslektaşlarımıza tayin hakkı verilmelidir. Sözleşmeli öğretmenlik ve öğretmen alımında mülakat kaldırılmalıdır. Yardımcı Hizmetler Sınıfı kaldırılmalı, memurluğa sınavsız geçişin önü açılmalıdır. İptal edilen Toplu Sözleşme İkramiyesi de bir an önce çözüme kavuşturulmalıdır. Kamudaki şeflerin maaş dezavantajları giderilmelidir.”
]]>Eğitim-Bir-Sen ve Memur-Sen Genel Başkanı Ali Yalçın, TBMM Çankaya Kapısı önünde Öğretmenlik Meslek Kanunu Tasarısı’na ilişkin basın açıklaması yaptı. Öğretmenlik Meslek Kanunu’nun TBMM’ye sevk edilmek üzere son rötuşları yapıldığı bir gündemin içerisinde olduklarını ifade eden Yalçın, Meslek kanunu kapsayıcı olmalı. Haklarımız yarım kalmamalı diyerek bir araya geldik. Öncelikle kanun, eğitimcileri bir bütün olarak görsün ve ayrıştırmasın. Öğretmeni, idari görevliyi, öğretmen kökenli idari görevliyi dolayısıyla özel sektördeki öğretmeni bir bütün olarak görsün, ayrıştırmasın. Kanun tasarısına baktık. Kanun tasarısında şube müdürü uzman, araştırmacı, müfettiş, milli eğitim müdürü yardımcısı, uzman öğretmenlik ve başöğretmenlik kapsamının dışında değerlendiriliyor. Bunların hepsi öğretmendir. Kamu personel sistemi içerisinde kamu politikasının belirlenmesi, yürütülmesi ve düzenlenmesi konusu şefinden, şube müdürlüğüne daire başkanına, genel müdürlüğüne doğru yürüyen bir hiyerarşik yönetim mekanizmasıyla kurgulanmıştır. Dolayısıyla yönetim hizmetleri, kadro grubunun söz sahibi olacağı şekilde tasarlanmıştır” diye konuştu.
“Özel sektördeki öğretmenler Öğretmenlik Meslek Kanunu kapsamı dışında tutulamaz”
Öğretmenlik meslek kanunun kapsamı yönüyle düğmesinin daha baştan doğru iliklenmediğini söyleyen Yalçın, “Uzmanlık ve başöğretmenlik unvanları eğitim öğretim içerisinde bir fiil bulunan ve çoğunlukla öğretmenlik unvanını kazanmış hak olarak uhdesinde bulunduran şube müdürü ve benzeri görevlerdeki yöneticiler için kapsam dışı bırakılan bir tasarım söz konusu. Bunları asla kabul edemeyiz. Bu arkadaşlarımız özünde öğretmendir. Özel sektördeki öğretmenler, Öğretmenlik Meslek Kanunu kapsamı dışında dışında tutulamaz. Meslek meslektir” dedi.
Öğretmenlik meslek kanunun tasarruf tedbirlerine, kurban edilmemesi gerektiğinin altını çizen Yalçın, ” Bu konu uzun uzadıya bir iş gibi düşünülmeli. Onun için kesinlikle bu konu ekonomik krize kurban edilmemesi gereken bir konudur. Mesai ücretleri, bunun içerisinde. Uzman ve başöğretmenlik için önce hizmet süresi beş-on yıl olmalı. Geçen dönem on-yirmi yıl şeklinde düzenlenmişti. Biz buna itirazımızı ortaya koymuştuk. Daha sonra eski Milli Eğitim Bakanımız Mahmut Özer, seçim zamanı bu beş- on yıl olacak şekilde yeniden düzenlenecek demiştir. Şimdi bunun tam da düzenleme zamanı. Kendisi milli eğitim komisyonu başkanı, bakanlık orada, hükumet burada. Dolayısıyla konu bir daha eksik bırakılmamalı. ve beş-on yıl şeklinde düzenlenmeli. Sınav şartı olmamalı” ifadelerini kullandı.
Özel sektörde çalışan öğretmenlerin emeklerinin sömürüldüğünü belirten Yalçın, “Özel sektörde çalışan öğretmen arkadaşlarımız var. Onlar bizim meslektaşlarımız. Emek sömürüsüne sonuna kadar hayır. Onların ne ücret aldığı belli değil, taban ücretleri yok. Dolayısıyla bu meslek kanunu, mesleği bir bütün olarak görmelidir. Üniversitelerdeki akademik personele özel üniversiteleri olan düzenleme neden öğretmenlerle ilgili özel okullar kısmında yok. Sözleşmeli öğretmenler kadrolu öğretmenlerin, özlük haklarından faydalansın diye yıllardır konuşuyor, yıllardır açıklama yapıyoruz. Yine sözleşmeli öğretmenlik uygulaması kanunu kaldırılsın. Kaldırmak gerekir. Mülakat uygulamasından vazgeçmek gerekir” şeklinde konuştu. – ANKARA
]]>EĞİTİM-Bir-Sen Genel Başkanı Ali Yalçın, “Uzman ve başöğretmenlik için önce hizmet süresi 5- 10 yıl olmalı. Geçen dönem 10-20 yıl şeklinde düzenlenmişti. Biz buna itirazımızı ortaya koymuştuk. Daha sonra eski Milli Eğitim Bakanımız Mahmut Özer seçim zamanı bu 5-10 yıl olacak şekilde yeniden düzenlenecek demişti. Şimdi bunun tam da düzenleme zamanı. Kendisi Milli Eğitim Komisyonu Başkanı; bakanlık orada, hükümet burada. Dolayısıyla konu bir daha eksik bırakılmamalı. ve 5- 10 yıl şeklinde düzenlenmeli ve sınav şartı olmamalı” dedi.
Eğitim-Bir-Sen üyeleri, Öğretmenlik Meslek Kanunu (ÖMK) tasarısında; şube müdürü, uzman, araştırmacı, müfettiş, milli eğitim müdürü ve yardımcıları kadrolarında bulunan eğitim çalışanlarına, uzman/başöğretmenlik unvanı hakkı tanınmamasını nedeniyle basın açıklaması yaptı. TBMM Çankaya girişinde bulunan Meclis Parkı’nda toplanan sendika üyesi öğretmenler ‘Susma haykır adalet haktır’, ‘Kariyer hakkımız engellenemez’, ‘Unvanımız farklı adımız aynı’ ‘Meclise çağrımız kariyer hakkımız’ sloganları attı. Grup adına açıklama yapan Eğitim-Bir-Sen Genel Başkanı Ali Yalçın, TBMM’ye seslenerek meslek kanununun daha kapsayıcı olmasını talep etti. Yalçın, “Öğretmenlik meslek kanunu TBMM’ye sevk edilmek üzere son rötuşları yapıldığı bir gündemde meslek kanunu kapsayıcı olmalı haklarımız yarım kalmamalı diyerek bir araya geldik. Meslek kanunu istiyoruz ki bu kez beklentiyi karşılasın. Bir kez daha yarım kalmasın. Öncelikle kanun, eğitimcileri bir bütün olarak görsün ve ayrıştırmasın. Öğretmeni, idari görevliyi, öğretmen kökenli idari görevliyi dolayısıyla özel sektördeki öğretmeni bir bütün olarak görsün, ayrıştırmasın. Kanun tasarısında şube müdürü uzman, araştırmacı, müfettiş, milli eğitim müdürü yardımcısı, uzman öğretmenlik ve başöğretmenlik kapsamının dışında değerlendiriliyor aslında. Bunların hepsi öğretmendir. Kamu personel sistemi içerisinde kamu politikasının belirlenmesi, yürütülmesi, düzenlenmesi konusu şefinden şube müdürlüğüne daire başkanına genel müdürlüğüne doğru yürüyen bir hiyerarşik yönetim mekanizmasıyla kurgulanmıştır. Dolayısıyla yönetim hizmetleri kadro grubunun söz sahibi olacağı şekilde tasarlanmıştır. Nitekim kariyer uzmanlığında, şube müdürü ve daha üst kadrolarda öğretmen kökenli bulunan bir yönetici görevde yükselme vesilesiyle oralara gelmekte bazen de görevine geri dönebilmektedir. Bir geçişkenlik söz konusudur. Onun için yönetim hizmetleri kadro grubuna görev, yetki ve sorumluluklarının genişliğiyle uyumlu olmayacak şekilde sınırlı özlük haklarının verildiği görülüyor. Hiyerarşik olarak kendilerine bağlı yönetim; karar almaya, uygulamaya koyma, hesap verme sorumluluğu bulunmayan diğer kamu görevlilerinden çok daha farklı bir seviyede özlük hakkının verildiği herkesin malumudur” ifadelerini kullandı.
‘ÖZEL SEKTÖRDEKİ ÖĞRETMENLER BU KAPSAMIN DIŞINDA TUTULAMAZ’
Öğretmenlik meslek kanununda da kanun kapsamı yönüyle düğmenin baştan doğru iliklenmediğini belirten Yalçın, “Uzman ve başöğretmenlik unvanları eğitim öğretiminin içerisinde bir fiil bulunan ve çoğunlukla öğretmenlik unvanını kazanılmış hak olarak uhdesinde bulunduran şube müdürü ve benzeri görevlerdeki yöneticiler için kapsam dışı bırakılan bir tasarım söz konusu. Bunları asla kabul edemeyiz. Bu arkadaşlarımız özünde öğretmendir, meslek kanunu bunları kapsamalı ve bunların özlüğüne de dokunmalıdır. Özel sektördeki öğretmenler bu kapsamın dışında tutulamaz. Meslek meslektir. Avukatlık mesleği özel sektörde, kamuda nerede olursa olsun avukatlık mesleği olarak bilinir. Kanunları bu çerçevede düzenlenir. Onun için o zaman yapılan yanlış bugün tekrar edilmemeli. Burası bir fırsat olarak görülmeli. ve bu eksiklikler ortadan kaldırılmalı ve arkadaşlarımızın hakkı teslim edilmelidir diyoruz. Bakanlık, yetkili sendika olarak bizimle, eğitimi paydaşı diğer kuruluşlarla yaptığı görüşmede içeriğin tam önce olduk. Bütün detaylara vakıf olduk. Görüyoruz ki taslak kesiminde bu ayrıştırıcılık duruyor. Bu ortadan kaldırılmalı meclise gelinen süreçte bu bütüncül bir mesele olarak görülmeli ve eğitimciler kendi arasında bölünme ayrılmamalı, ayrıştırılmamalı bir bütün olarak kabul edilmelidir. Bugün burada bir araya gelişimizin nedeni eğitimcilerin bir bütün olarak görülmesi, ihtiyacını bir kez daha ortaya koymak, yapılacak yanlışa önleyici tedbir olarak sesimizi yükseltmek, çığlığımızı duyurmak için bir araya geldik. Bir defa öğretmenlik meslek kanunu tasarruf tedbirlerine, ekonomik sıklaştırmaya kurban edilmemeli. Bu konu uzun uzadıya bir iş gibi düşünülmeli. Bir asırlık barut gibi yarım yamalak işler yapılmamalı. Onun için kesinlikle bu ekonomik krize kurban edilmemesi gereken bir konudur. Mesai ücretleri bunun içerisinde, bu düzenlemenin içerisinde olmalı ve çok sembolik kalan seslerine artırım olmalıdır. Uzman ve başöğretmenlik için önce hizmet süresi 5-10 yıl olmalı. Geçen dönem 10-20 yıl şeklinde düzenlenmişti. Biz buna itirazımızı ortaya koymuştuk. Daha sonra eski Milli Eğitim Bakanımız Mahmut Özer seçim zamanı bu 5-10 yıl olacak şekilde yeniden düzenlenecek demişti. Şimdi bunun tam da düzenleme zamanı. Kendisi milli eğitim komisyonu başkanı; bakanlık orada, hükümet burada. Dolayısıyla konu bir daha eksik bırakılmamalı. ve 5-10 yıl şeklinde düzenlenmeli ve sınav şartı olmamalı. Özel sektörde çalışan öğretmen arkadaşlarımız var. Onlar bizim meslektaşlarımız. Emek sömürüsüne sonuna kadar hayır. Onların ne ücret aldığı belli değil, taban ücretleri yok. Dolayısıyla bu meslek kanunu, mesleği bir bütün olarak görmelidir. Üniversitelerdeki akademik personeline özel üniversiteleri olan düzenleme neden öğretmenlerle ilgili özel okullar kısmında yok. Sözleşmeli öğretmenler kadrolu öğretmenlerim, özlük haklarından faydalansın diye yıllardır konuşuyor, yıllardır açıklama yapıyoruz. Yine sözleşmeli öğretmenlik uygulaması kanunu kaldırılsın. Mülakat uygulamasından vazgeçmek gerekir. Bunun için şimdi gelecek tasarı tartışılırken bu şekliyle geldi, bu şekliyle geçecek değil. Tartışmaya kulak kabartmak, fırsat vermek ve yanlışları ortadan kaldırıp işte bu kez oldu dedirtmek lazım” dedi.
‘ÜCRET ARTIŞLARI EMEKLİYE YANSITILMADI’
Toplu sözleşme ve kamuda servislerin kaldırılması kararıyla ilgili de konuşan Yalçın, “Servis konusunda toplu sözleşme hükmü varken, bir genelge yayımlandığı servislerin kaldırılacağı söyleniyor. Böyle bir şey olamaz. Toplu sözleşme iki yıllık geçerlidir. Dolayısıyla 2025 yılına kadar geçerli olacak toplu sözleşme ortadayken siz nasıl böyle bir karar alıyorsunuz. Özel hukuk sözleşmesini nasıl devre dışı bırakıyorsunuz. Ücret artışları emekliye yansıtılmadı. Seyyanen zam emekli kamu görevlisinden emekliye verilmediği için bu anlamda emeklilerin stresi, derdi çok ve bu konu hükümetinde siyasi partilerin de ana gündemi şeklinde devam ediyor. Bunu bir an önce düzeltilmesi ve insanca bir yaşama ve ücrete kavuşmaları için mücadelemiz sürerken şimdi öğretmenlik meslek kanununda işler yapılarak yeni sorunlar eklenmesin; hararet yüksek, hararet daha da yükseltilmesin. Bugün burada toplanmamızın nedeni bir önleyici tedbir olarak meclis aşamasına karınca yapılan tartışmalara karınca kararınca katkı sunmaya ve doğru bildiklerimizi söylemeye çalıştık. Bazılarının dikkate alındığını bazılarının dikkate alınmadığını görüyoruz” diye konuştu.
]]>“MÜFREDATA İLİŞKİN 67 BİN GÖRÜŞ ALDIK”
NTV Ankara Temsilcisi Ahmet Ergen’in sorularını yanıtlayan Bakan Tekin ” Türkiye’nin uluslararası anlamda rekabet edebilecek mekanizmaların bize önerdikleri bazı referanslar var. ‘Sizin müfredatınız ortalama OECD ülkesinin müfredatından daha yoğun.’ diyorlar. Bu bir eleştiri konusuydu. ‘Beceri odaklı eğitime geçti dünya sizin de buna geçmeniz lazım.’ eleştirileri yapılıyordu. Uluslararası kuruluşların bize önerdiği müfredat değişikliğine gitmek istiyoruz dedik. Bize referans olabilecek her kim varsa buyursun gelsin dedik. Müfredata ilişkin 67 bin görüş aldık. Gelen görüşler doğrultusunda revize yapılmaya çalışıldı. Programımızı 2024-2025 öğretim yılından itibaren geçerli olmak üzere paylaştık. Katılımlı şekilde süreci ilerletmeye çalıştık. Hiçbir şeyi bilimsel değil diyerek çıkarmıyoruz, çıkarıyorsak gerekçesi vardır.
“BİR YENİLİK ORTAYA ÇIKAR, ONLAR DA MÜFREDATA TERCİH EDİLİR”
İtiraz edenlerin neye itiraz ettiklerini merak ediyorum. Beceri odaklı başarıya geçtiğimize mi itiraz ediyorsunuz? Çocuklarımızın merhametli, milli ve manevi değerlerine bağlı öğrenci profiline mi itiraz ediyorsunuz? Laiklik ve Cumhuriyet üzerine yapılan eleştirileri kabul etmiyorum. Neyin demokrasi neyin laiklik olduğunu bu konuşmalar yapan kişilerden daha iyi biliyorum. AK Parti propagandası yapıyorsunuz dedikleri kısımda Türkiye Yüzyılı sloganı evet AK Parti sloganı… Cumhurbaşkanımızın atadığı bir bakanım ben. Sayın Cumhurbaşkanımızın taahhüt ettiği ideali hayata geçiriyorum. Bunu objektiflik ölçüsünde yapacağız. Bir siyasi partinin seçim propagandası olmaktan çıktı artık konu. Çocuklarımızı dünyadaki çocuklarla en iyi şekilde rekabet edecek bir program ile yapmaya çalışıyoruz. Eleştirilere saygımız var. Bu her zaman revize olabilecek bir şey. Bir yenilik ortaya çıkabilir, onlar da müfredata tercih edilebilir.”
“OSMANLI İYİ CUMHURİYET KÖTÜ GİBİ İKİLEMLERE KARŞIYIM”
Bir ikilem ile karşı karşıya olunduğunu söyleyen Tekin, “Osmanlı iyi Cumhuriyet kötü” gibi ikilemlere karşı olduğunu belirtti. Bakan Tekin, “Osmanlı devleti, ondan önceki Türk devletleri bizim. Osmanlı’dan Cumhuriyet’e bir devamlılığın çocuklarımız tarafından içselleştirilmesini istiyoruz. Başka bir devletmiş gibi algılanmasını sağlanmamalı. Bu devamlılığı çocuklarımıza vermeye çalıştık. Medeniyet birikimini de vermeye çalıştık. Bu eğitimi verelim istiyoruz.” dedi.
YABANCI DİL EĞİTİMİNDE DEĞİŞİKLİK
Yabancı dil eğitimindeki değişiklik konusunda da konuşan Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, “Yoğunlaştırılmış yabancı dil sınıfları oluşturduk onların sonuçlarına bakıyoruz. Çoklu yabancı dil sınıfları oluşturmaya başladık.” ifadelerini kullandı.
ÖĞRETMENLİK MESLEK KANUNU
Bakan Tekin, öğretmenlik meslek kanunu çalışmalarıyla ilgili ise “Bu kanun metninde şu an süreç tamamlandı. Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararı konusunda düzenlemeler yapmak ve akademi camiasının beklediği meslek kanunu yapabilir miyiz uğraşısına girdik. Sendikalara teşekkür ediyorum. Bir kanun metni ortaya çıktı. Zannediyorum artık Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde komisyonlara havale edilecek diye bekliyoruz. Bir aksilik olmadan tamamlanır.” diye konuştu. Bu kanun metninde şu an süreç tamamlandı. Zannediyorum artık Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde komisyonlara havale edilecek diye bekliyoruz. Bir aksilik olmadan tamamlanır.”
ÖĞRETMENE SOSYAL MEDYA SINIRLAMASI
Öğretmenlere sosyal medya sınırlaması getirildiğine yönelik haberler de sorulan Bakan Tekin, “Öğretmen arkadaşlarımızı bilgilendiriyoruz şu tür yargı kararlarıyla karşı karşıya kalıyoruz diye. Disiplinle ilgili konularda mevcut düzenlemelerden çok farklı bir şey yok.” yanıtını verdi.
KARİYER BASAMAK SINAVLARI
“Kariyer basamak sınavları devam edecek mi?” sorusuna ise şu yanıtı verdi; “Öğretmen arkadaşlarımızın bir test sınavla kariyer ünvanı verilmesini içime sindiremiyorum bunu da doğru bulmadığımı söylemiştim. TBMM’den çıkan yasal düzenlemeye saygı duyacağız.”
HEYBELİADA RUHBAN OKULU’NUN DURUMU
Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, kişisel olarak Heybeliada Ruhban Okulu’nun açık olmasını arzu ettiğini söyledi. Tekin şöyle konuştu; “Olayın iki boyut var bir tanesi siyasal boyutu. Kişisel olarak okulun açık olmasını arzu ederim. Bize düşen şey bu knoudaki kararımızı verdiğimizde Sayın Cumhurbaşkanımız hangi yöntemlerle çalışabiliriz araştırmasını istemişti. Orada bir lise açık. Bu bir ruhban okulu olarak faaliyet verebilmesi açısından kendi çalışmamızı yapıyoruz. Alınacak karara göre atılacak adımları belirledik.”
MEZUNİYET BALOLARI YASAKLANDI MI?
Bakan Tekin, “Liselerde mezuniyet baloları yasaklandı mı?” sorusuna ise “Niye yasaklayalım mezuniyet balolarını ki? Biz mezuniyet balolarını falan yasaklamadık. İlave maddi külfete neden olmasını istemiyoruz. Bize gelen şikayetler üzerine ‘5 yıldızlı otelde bize şu kadar maliyetle balo düzenleniyor biz bu paraları vermek zorunda mıyız vermek istemiyoruz ama çocuğumuzun da oradan ayrı kalmasını istemiyoruz’ diyen veliler olunca madem yapılacak okullarımızda maddi ilave külfet getirmeksizin yapılmasını istiyoruz. Bunu eleştirenlere bir şey tavsiye etmek istiyorum o zaman bütün çocukların parasını cebinizden siz ödeyin velilerimize ilave bir yük getirmeyin. 5 yıldızlı otelde bunu yapabilecek çocuklarımız yapamayacak çocuklarımız var. Bunlar doğru şeyler değiller.” yanıtını verdi.
]]>Bilgisayar Mühendisliği Bölümü’nde görevli Doç. Dr. Ahmet Şakir Dokuz, Dr. Öğr. Üyesi Yeşim Dokuz ve araştırma görevlisi Alper Ecemiş, personel sirkülasyonu fazla firmalardaki yeni çalışanların eğitim sürelerinin kısaltılması amacıyla çalışma yaptı.
Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeleri Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı (KOSGEB) desteğiyle Niğde Teknopark’ta şirket kuran akademisyenler, oryantasyon eğitiminin kısaltılması için sanal gerçeklik gözlüğü ile kullanılan yazılım geliştirdi.
Geliştirilen yazılımın, imalat sektöründe makine ve metal işleme alanlarında, gıda ve tarım ürünleri üretiminde, otomotiv sektöründe, savunma sanayiinde hassas üretim sistemlerinde ve hizmet sektöründe kafe ve restoranlardaki endüstriyel cihazların öğrenilmesinde yaygın şekilde kullanılması amaçlanıyor.
Yazılım ve yapay zeka üzerine faaliyet gösteren şirketin 3 kurucu ortağından Doç. Dr. Ahmet Şakir Dokuz, AA muhabirine, geçen yıl KOSGEB’den aldıkları AR-GE ve inovasyon desteğiyle şirket kurduklarını ve 10 stajyerle çalışmalarını sürdürdüklerini söyledi.
Bir şirkete alınan personelin oryantasyon süresinden geçtiğini ve bu süreyi kısaltmak için yazılımı geliştirdiklerini anlatan Dokuz, şöyle konuştu:
“Yeni personel firmaya giriş yaptığında süreci oryantasyon eğitimiyle bir haftada öğrenirken, sanal gerçeklik destekli uygulamamızla bir gün sonrasında cihazı kullanabilir hale geliyor. Yazılımın en büyük avantajı bu. Özellikle personel sirkülasyonunun yoğun olduğu firmalar en çok bu konudan şikayetçi. Yeni personel alınıp yetkin kıvama geldiğinde başka bir şirkete geçebiliyor. Bu geçiş ne kadar çok olursa şirketin o kadar çok personel alıp eğitmesi gerekiyor. Biz yeni gelen bir personeli mümkün olan en hızlı şekilde sisteme dahil etmek adına sanal gerçeklik tabanlı eğitim sistemini öneriyoruz.”
Şirketlere özellikle dijitalleşmede çok büyük bir alternatif sunduklarını ifade eden Dokuz, video tabanlı eğitim sistemleri yerine insanların deneyimleyerek sürece dahil oldukları bir eğitim sistemi önerdiklerini, şu anda görüştükleri iki firmanın bulunduğunu belirtti.
Dr. Öğr. Üyesi Yeşim Dokuz da endüstriyel sistemlerde öğrenmenin kolay ve kalıcı yolunu bulmaya çalıştıklarını dile getirdi.
Deneyimlenerek yapılan görsel eğitimlerin sözel öğrenimlere göre daha kalıcı olduğunu vurgulayan Dokuz, şöyle devam etti:
“Artırılmış gerçeklik teknolojisiyle personeli sisteme katarak işletmelerin personel eğitim öğrenimini sağlamaya çalıştık. Projemizde artırılmış gerçeklik tabanlı bir eğitim sistemi oluşturduk. Eğitimi dijitalleştirerek bireyi gerçek cihazlara dokunmadan sanal modeller üzerinden cihazları kontrol etmesini ve öğrenmesini sağladık.”
Personel, eğitimin ardından teste tabi tutuluyor
Araştırma görevlisi Alper Ecemiş ise geliştirdikleri artırılmış gerçeklik ürününü iOS ve Android işletim sistemli cihazlarda başarılı bir şekilde gösterebildiklerini anlattı.
Uygulamada 2 farklı aşamanın olduğunu ifade eden Ecemiş, şunları kaydetti:
“Bunlardan ilki personelin eğitimi. Önce personel sanal gerçeklikte bir endüstriyel cihazın ne işe yaradığını, adımlarının ne olduğunu, nereye basması ve basmaması gerektiğini, kullanım kılavuzunu 3 boyutlu bir şekilde duyu organlarının hepsini kullanarak öğrenebiliyor. Bunu sanal bir şekilde gerçekleştirdiği için maddi zarara veya eğitimin veriminde düşüşe maruz kalmıyor. Aynı zamanda bir denetim mekanizmamızda var. İlk başta personeli eğitiyoruz, sonra teste tabi tutuyoruz. Test aşamasında personele bu ipuçlarını vermiyoruz. İpuçlarını vermediğimiz için kendi öğrendiği şekilde düğmelere basmasını bekliyoruz. Personel sanal düğmelere doğru bastıysa bir sonraki aşamaya geçiyor. Yanlış bastıysa diyoruz ki ‘bunun eğitiminde bir aksaklık var. Tekrardan eğitime devam etmeli.’ “
]]>Öğretmen Akademisi Vakfı (ÖRAV) ve kurucusu Garanti BBVA’nın iş birliğiyle 2022’de hayata geçen EşitBiz Projesi küçük yaş gruplarıyla çalışan öğretmenlere erişiyor. Proje kapsamında 2022 yılının Ocak ayından bugüne kadar 1.974 öğretmene toplam 34 bin 470 saat eğitim verildi ve öğretmenler aracılığıyla 30 bin 828 öğrenciye ulaşıldı.
EşitBiz Projesi kapsamında düzenlenen yüz yüze eğitimlere ek olarak bu yıl öğretmenlere ve konuya ilgi duyan herkese ilham verecek bir konferans gerçekleştirildi. Toplumsal rollerin eşitliğini merkeze alan “EşitBiz: İlham Veren Buluşma” isimli konferansta eğitimciler, uzmanlar ve Türkiye’nin farklı şehirlerinden EşitBiz’e katılmış öğretmenler konuşmacı olarak yer aldı.
Etkinliğin açılış konuşmalarını Garanti BBVA Genel Müdür Yardımcısı ve ÖRAV Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Tuba Köseoğlu Okçu ile ÖRAV Genel Müdürü Arzu Atasoy yaptı. Ardından Gökçe “ÇeÇe” Gürçay’ın beden perküsyonu atölyesiyle eğlenceli vakit geçiren katılımcılar Olcayto Ezgin’in “Çeşitli ve Kapsayıcı Eğitim ile Eşitliğe Ulaşmak” başlıklı sunumunu dinledi; toplumsal rollerin eşitliği çerçevesindeki kavramları günlük hayattan örneklerle somutlaştırma fırsatı buldu. Etkinlik, öğretmenlerin yakından takip ettiği Prof. Dr İsmihan Zeliha Artan’ın “İpek Kızım Aslan Oğlum Sınıfta” ve Prof. Dr Belma Tuğrul’un “Ayna Ayna Söyle Bana” başlıklı oturumlarının yanı sıra hediye çekilişleriyle tamamlandı. Konferans boyunca katılımcılar kendi aralarında da eşit bir gelecek için hem sınıf ortamında hem de günlük hayatlarında yapabileceklerini değerlendirdi.
Garanti BBVA Genel Müdür Yardımcısı ve ÖRAV Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Tuba Köseoğlu Okçu “Garanti BBVA olarak toplumsal rollerin eşitliği konusunda çalışanlarımız, paydaşlarımız için olduğu kadar toplumsal boyutta sosyal etki oluşturmayı ve konuyu gündemde tutmayı sorumluluğumuz olarak görüyoruz. EşitBiz projemiz de bu sorumluluğun bir parçası. Toplumsal rollerin eşitliğini yaşamın doğal bir parçası haline getirmek ancak küçük yaşlarda farkındalık oluşturmakla mümkün olabilir. Bunu sağlayacak olan kişiler ise aileler ve öğretmenler. Biz de ÖRAV’la beraber bu sorumluluğumuz çerçevesinde öğretmenlere ulaşıyoruz. EşitBiz, ülkemizde eşitlikçi bir hayat oluşturabilmemiz için yürüttüğümüz en sürdürülebilir ve uzun vadede etkisini en fazla göreceğimiz çalışmalardan biri. ÖRAV ekibine projemizin etki alanını her geçen yıl genişlettikleri için teşekkür ediyoruz” dedi.
ÖRAV Genel Müdürü Arzu Atasoy “Kurucumuz ve daimi destekçimiz Garanti BBVA ile 2022 başında hayata geçirdiğimiz EşitBiz Projesi kapsamında, okul öncesi ve ilkokul eğitiminde görev alan öğretmenlerin öğrencilerinin sosyal gelişimini destekleyen unsurları kavramsal düzeyde tanımalarını, toplumsal rollerin küçük yaşlardan itibaren sosyal gelişimi nasıl etkilediğini fark etmelerini ve eğitim öğretim materyalleri ile sınıf içi düzenlerini bu farkındalıkla değiştirmelerini hedefliyoruz. Bu doğrultudaki çalışmalarımıza büyük bir motivasyonla devam edeceğiz” dedi.
Eğitimciler için özel olarak düzenlenen konferansta meslektaşlar arası deneyim paylaşımı da yapıldı
Katılımcılar kendileri için özel olarak hazırlanan ve deneyim paylaşımına imkan sunan etkinliğin mesleki ve kişisel boyutta çok yararlı olduğunu ifade ettiler. Eşitliğin toplumsal refaha ve huzura, bireylerin potansiyellerini gerçekleştirebilmesine ve dayanışmanın güçlenmesine katkı sunmasını gündeme taşıdılar.
Etkinliğe katılan eğitimcilerin vurguladığı bir başka konu da kurumların bu eşitlik anlayışının çocukluk yaşlarından itibaren benimsendiğini bilerek konuyu önceliklendirmelerinin ne kadar kritik olduğu ve yine kurumların bu alanda verdiği desteklerin sürdürülebilir bir gelecek için atılan en önemli adımlardan olmasıydı. – İSTANBUL
]]>Öğretmen Akademisi Vakfı (ÖRAV) ve kurucusu Garanti BBVA’nın iş birliğiyle 2022’de hayata geçen EşitBiz projesi küçük yaş gruplarıyla çalışan öğretmenlere erişiyor. Proje kapsamında 2022 yılının ocak ayından bugüne kadar bin 974 öğretmene toplam 34 bin 470 saat eğitim verildi ve öğretmenler aracılığıyla 30 bin 828 öğrenciye ulaşıldı.
EşitBiz projesi kapsamında düzenlenen yüz yüze eğitimlere ek olarak bu yıl öğretmenlere ve konuya ilgi duyanlara yönelik bir konferans gerçekleştirildi. Toplumsal rollerin eşitliğini merkeze alan ‘EşitBiz: İlham Veren Buluşma’ isimli konferansta eğitimciler, uzmanlar ve Türkiye’nin farklı şehirlerinden EşitBiz’e katılmış öğretmenler konuşmacı olarak yer aldı.
Etkinliğin açılış konuşmalarını Garanti BBVA Genel Müdür Yardımcısı ve ÖRAV Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Tuba Köseoğlu Okçu ile ÖRAV Genel Müdürü Arzu Atasoy yaptı. Ardından Gökçe ‘ÇeÇe’ Gürçay’ın beden perküsyonu atölyesiyle eğlenceli vakit geçiren katılımcılar Olcayto Ezgin’in ‘Çeşitli ve Kapsayıcı Eğitim ile Eşitliğe Ulaşmak’ başlıklı sunumunu dinledi; toplumsal rollerin eşitliği çerçevesindeki kavramları günlük hayattan örneklerle somutlaştırma fırsatı buldu. Etkinlik, öğretmenlerin yakından takip ettiği Prof. Dr İsmihan Zeliha Artan’ın ‘İpek Kızım Aslan Oğlum Sınıfta’ ve Prof. Dr Belma Tuğrul’un ‘Ayna Ayna Söyle Bana’ başlıklı oturumlarının yanı sıra hediye çekilişleriyle tamamlandı. Konferans boyunca katılımcılar kendi aralarında da eşit bir gelecek için hem sınıf ortamında hem de günlük hayatlarında yapabileceklerini değerlendirdi.
Garanti BBVA Genel Müdür Yardımcısı ve ÖRAV Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Tuba Köseoğlu Okçu ise “Garanti BBVA olarak toplumsal rollerin eşitliği konusunda çalışanlarımız, paydaşlarımız için olduğu kadar toplumsal boyutta sosyal etki yaratmayı ve konuyu gündemde tutmayı sorumluluğumuz olarak görüyoruz. EşitBiz projemiz de bu sorumluluğun bir parçası. Toplumsal rollerin eşitliğini yaşamın doğal bir parçası haline getirmek ancak küçük yaşlarda farkındalık oluşturmakla mümkün olabilir. Bunu sağlayacak olan kişiler ise aileler ve öğretmenler. Biz de ÖRAV’la beraber bu sorumluluğumuz çerçevesinde öğretmenlere ulaşıyoruz. EşitBiz, ülkemizde eşitlikçi bir hayat yaratabilmemiz için yürüttüğümüz en sürdürülebilir ve uzun vadede etkisini en fazla göreceğimiz çalışmalardan biri. ÖRAV ekibine projemizin etki alanını her geçen yıl genişlettikleri için teşekkür ediyoruz” dedi.
ÖRAV Genel Müdürü Arzu Atasoy da “Kurucumuz ve daimi destekçimiz Garanti BBVA ile 2022 başında hayata geçirdiğimiz EşitBiz Projesi kapsamında, okul öncesi ve ilkokul eğitiminde görev alan öğretmenlerin öğrencilerinin sosyal gelişimini destekleyen unsurları kavramsal düzeyde tanımalarını, toplumsal rollerin küçük yaşlardan itibaren sosyal gelişimi nasıl etkilediğini fark etmelerini ve eğitim öğretim materyalleri ile sınıf içi düzenlerini bu farkındalıkla değiştirmelerini hedefliyoruz. Bu doğrultudaki çalışmalarımıza büyük bir motivasyonla devam edeceğiz” diye konuştu.
KONFERANSTA MESLEKTAŞLAR ARASI DENEYİM PAYLAŞIMI DA YAPILDI
Katılımcılar kendileri için özel olarak hazırlanan ve deneyim paylaşımına imkan sunan etkinliğin mesleki ve kişisel boyutta çok yararlı olduğunu ifade ettiler. Eşitliğin toplumsal refaha ve huzura, bireylerin potansiyellerini gerçekleştirebilmesine ve dayanışmanın güçlenmesine katkı sunmasını gündeme taşıdılar.
Etkinliğe katılan eğitimcilerin vurguladığı bir başka konu da kurumların bu eşitlik anlayışının çocukluk yaşlarından itibaren benimsendiğini bilerek konuyu önceliklendirmelerinin ne kadar kritik olduğu ve yine kurumların bu alanda verdiği desteklerin sürdürülebilir bir gelecek için atılan en önemli adımlardan olmasıydı.
]]>Sultangazi Belediyesi tarafından hayata geçirilen Sinema Akademisi’nin gala gecesi ve ödül töreni gerçekleşti. Törende konuşan Sultangazi Belediye Başkanı Abdurrahman Dursun, “Sinema Akademimiz yaklaşık 8 ay önce başladı. 400 başvuru ile başlayan bu süreçte 80 öğrencimiz süreçlerden geçerek akademide eğitim almaya hak kazanmış oldu. Yaklaşık 8 aydır da bu eğitimlerimiz devam ediyor. Bu eğitimlerimizde 3 aşamada alanında yetkin isimler eğitimler verdi. Öncelikle drama ve canlandırma konusunda çok özel dersler aldılar. Sonrasında senaryo yazma konusunda derslerimizi aldılar ki bunlar sinemanın en önemli aşamaları” dedi.
Sultangazi Belediyesi tarafından Sinema Akademi öğrencilerinin çektiği kısa filmlerin gösterimi yapıldı. Dün, Sultangazi Etkinlik Salonunda gerçekleştirilen programa Sultangazi Belediye Başkanı Abdurrahman Dursun, öğrenciler, eğitmenler ve vatandaşlar katıldı. İnsaf, 360 Derece, Ekran, Açlık, Tabuttan Hikayeler ve Sandığa Gömülen adlı kısa filmlerin gösterimi yapıldıktan sonra akademi eğitmenlerine plaket, öğrencilere ise katılım belgesi takdim edildi. Akademi öğrencileri de Sultangazi Belediye Başkanı Dursun’a klaket hediye etti.
Dursun, “Bugün Sultangazi’de hayallerimizde olan bir işi gerçeğe dönüştürmüş olduk. Sinema Akademimizle güzel bir işe imza atmış olduk. Sinema Akademimiz yaklaşık 8 ay önce başladı. 400 başvuru ile başlayan bu süreçte 80 öğrencimiz süreçlerden geçerek akademide eğitim almaya hak kazanmış oldu. Yaklaşık 8 aydır da bu eğitimlerimiz devam ediyor. Bu eğitimlerimizde 3 aşamada alanında yetkin isimler eğitimler verdi. Öncelikle drama ve canlandırma konusunda çok özel dersler aldılar. Sonrasında senaryo yazma konusunda derslerimizi aldılar ki bunlar sinemanın en önemli aşamaları. Tabi ki bir de perde arkası vardı. Kamera arkasında da teknik bilgilerle donanmaları gerekiyordu. Yaklaşık 80 kişilik ekip bugün burada bir galada buluştu ve 6 tane senaryo oluşturdu. Bugün Sultangazililer ile bu senaryoların filme geçirilmiş halini hep beraber izledik. Bizim açımızdan çok önemliydi. Onlar açısından da hayallerin gerçeğe dönüşmüş olduğu anlardı. Biz şehirlerin kültürel faaliyetlerle, sosyal ve eğitim alanlarında yapılacak faaliyetlerle çok daha güçlü olacağına inanan bir hizmet veriyoruz. Bir belediyecilik veriyoruz. Bu çerçeve içerisinde kültürel faaliyetlerimiz çok yoğun. Sosyal alanlarda çok özel işler yapıyoruz. Bugün Sinema Akademisi’nde olduğu gibi Yazı Akademimizde, Müzik Akademimizde, Spor Akademimizde çok güçlü hizmetler veriyoruz. Sultangazi’yi Sultan Şehir yapmak için gayret ediyoruz. İnanıyoruz ki elbette şehirlerin inşa edilmeye, ihya edilmeye ihtiyacı vardır ama en önemlisi gönüllerin ihyasıdır. Gönüllerin ihyasınında eğitimden ve kültürel faaliyetlerden geçtiğini biliyoruz” ifadelerini kullandı.
Sultangazi Sinema Akademisi öğrencilerinden Zeliha Burak ‘Ekran’ adlı kısa filmin yönetmenliğini yaptı. Burak, ” Filmleri çekerken çok eğlendik. Zaten her sette vardık. Arka veya ön planda olsun her şekilde yardımda bulunduk. Şu an çok heyecanlıyım. İlk defa bir filmi yönettim ve bir film ortaya çıkardım. Görmek için sabırsızlanıyorum. Belediyemize bize bu şansı verdiği için teşekkür ediyorum” dedi.
Akademideki öğrencilerin öğretmeni olan yönetmen Ali İlhan ise “Bu sene ilkini gerçekleştirdiğimiz yönetmenlik sınıfının ilk kısa film meyvelerini bu akşam izleyeceğiz. Ben heyecanlıyım ama herhalde benden daha heyecanlı olan öğrenciler ilk kısa filmlerini izleyecekler. Ben de onların heyecanına ortak olacağım. Kısa filmin çok önemli olduğunu düşünüyorum. Bu yüzden çok kıymetli” diye konuştu.
]]>Sultangazi Belediyesi tarafından Sultangazi Sinema Akademisi öğrencilerinin hazırladığı kısa filmlerin gösterimi için gala gecesi düzenlendi. Sultangazi Etkinlik Salonu’nda gerçekleştirilen programda, akademide eğitim alan 80 öğrencinin hazırladığı 6 kısa film izleyicinin beğenisine sunuldu. Senaryo metin yazarlığı, oyunculuk ve yönetmenlik alanlarında yaklaşık 8 ay boyunca eğitim alan öğrencilerin, 360 Derece, İnsaf, Ekran, Açlık, Tabuttan Hikayeler ve Sandığa Gömülen isimli filmlerinin gösterimleri yapıldı. Programa, Sultangazi Belediye Başkanı Abdurrahman Dursun, akademide eğitim gören öğrenciler, eğitmenler ve diğer davetliler katıldı. Akademi eğitmenlerine plaket, öğrencilere ise katılım belgesi takdim edildi. Akademi öğrencileri ise Sultangazi Belediye Başkanı Dursun’a klaket hediye etti.
“Sultangazi’de hayallerimizde olan bir işi gerçeğe dönüştürmüş olduk”
Program sonunda konuşan Sultangazi Belediye Başkanı Abdurrahman Dursun, “Bugün Sultangazi’de hayallerimizde olan bir işi gerçeğe dönüştürmüş olduk. Sinema Akademimizle güzel bir işe imza atmış olduk. Sinema Akademimiz yaklaşık 8 ay önce başladı. 400 başvuru ile başlayan bu süreçte 80 öğrencimiz süreçlerden geçerek akademide eğitim almaya hak kazanmış oldu. Yaklaşık 8 aydır da bu eğitimlerimiz devam ediyor. Bu eğitimlerimizde 3 aşamada alanında yetkin isimler eğitimler verdi. Öncelikle drama ve canlandırma konusunda çok özel dersler aldılar. Sonrasında senaryo yazma konusunda derslerimizi aldılar ki bunlar sinemanın en önemli aşamaları. Tabii ki bir de kamera arkası vardı. Yaklaşık 80 kişilik ekip bugün burada bir galada buluştu ve 6 tane senaryo oluşturdu. Bugün Sultangazililer bu senaryoların filme geçirilmiş halini hep beraber izledik. Bizim açımızdan çok önemliydi. Onlar açısından da hayallerin gerçeğe dönüşmüş olduğu anlardı. Biz şehirlerin kültürel faaliyetlerle, sosyal ve eğitim alanlarında yapılacak faaliyetlerle çok daha güçlü olacağına inanan bir hizmet veriyoruz. Bu çerçeve içerisinde kültürel faaliyetlerimiz çok yoğun. Sosyal alanlarda çok özel işler yapıyoruz. Bugün Sinema Akademisi’nde olduğu gibi Yazı Akademimizde, Müzik Akademimizde, Spor Akademimizde çok güçlü hizmetler veriyoruz. Sultangazi’yi, Sultan Şehir yapmak için gayret ediyoruz. İnanıyoruz ki elbette şehirlerin inşa edilmeye, ihya edilmeye ihtiyacı vardır ama en önemlisi gönüllerin ihyasıdır” ifadelerini kullandı.
“Yönetmenlik sınıfının ilk kısa film meyvelerini bu akşam izleyeceğiz”
Akademide eğitmenlik yapan yönetmen Ali İlhan ise, “Bu sene ilkini gerçekleştirdiğimiz yönetmenlik sınıfının ilk kısa film meyvelerini bu akşam izleyeceğiz. Ben heyecanlıyım ama herhalde benden daha heyecanlı olan öğrenciler ilk kısa filmlerini izleyecekler. Ben de onların heyecanına ortak olacağım. Bu sektöre 2003 yılında kısa filmler çekerek başladığım için kısa filmin çok önemli olduğunu ve bir şeyler çekerek aynaya bakmak olduğunu düşünüyorum” diye konuştu.
“Filmleri çekerken çok eğlendik”
Gala gecesinde konuşan Sultangazi Sinema Akademisi öğrencilerinden Zeliha Burak ise, “Sultangazi Sinema Akademisi’nde yönetmenlik sınıfında öğrenciyim. Bugün de galamız var ve filmlerimizi göstereceğiz. Filmleri çekerken çok eğlendik. Zaten her sette vardık. Arka veya ön planda olsun her şekilde yardımda bulunduk. Şu an çok heyecanlıyım. İlk defa bir filmi yönettim. Görmek için sabırsızlanıyorum. Belediyemize bize bu şansı verdiği için teşekkür ediyorum” dedi. – İSTANBUL
]]>Milli Savunma Bakanı Güler, Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Ziya Cemal Kadıoğlu ve beraberindeki Hava Kuvvetleri personelini Hava Kuvvetleri Komutanlığı’nın 113’üncü kuruluş yıl dönümü dolayısıyla Bakanlık’ta kabul etti. Bakan Yardımcısı Bilal Durdalı’nın de bulunduğu kabulde Güler, şunları kaydetti:
“20’nci yüzyılın başında ilk motorlu uçağın havalanışından kısa bir süre sonra, 1911 yılında ilk havacılarımızın pilotaj eğitimine gönderilmesi ve Harbiye Bakanlığı’na bağlı Havacılık Komisyonu’nun kurulması ile şanlı Hava Kuvvetlerimiz kuruluşunu tamamlamış oldu. O günden bugüne tüm komutanlarımızın ve fedakar personelimizin gösterdiği büyük gayretler ile adını tarihe altın harflerle yazdıran Hava Kuvvetlerimiz; dünyanın en güçlü, en seçkin ve en saygın hava güçleri arasındaki yerini de almıştır.
Ülkemizin uluslararası arenada etkin roller üstlendiği, Türk Silahlı Kuvvetlerimizin son bir asrın en kapsamlı faaliyetlerini icra ettiği bu süreçte, gökyüzündeki gücümüz olan Hava Kuvvetlerimiz de aynı etkinlik ve yoğunlukta faaliyetlerini sürdürmektedir. Gururla ifade etmeliyim ki, Hava Kuvvetlerimiz; köklü tarihi, yetenekli personeli, üstün teknolojisi, elde ettiği büyük başarılarıyla ülkemizin iftihar kaynağı olmuştur ve olmaya da devam etmektedir. Bugün dünyada kendi pilotlarını, hatta dost ve müttefik ülkelerin de pilotlarını yetiştirebilen sayılı ülke hava kuvvetlerinden birisi konumundayız. Şunu açıkça ifade etmek isterim ki, bu günlere kolay gelinmedi. Sizler gibi nice kahramanlar, Hava Kuvvetlerimizin bu uzun ve meşakkatli yolculuğunda önemli bir mihenk taşı olan yerli ve milli savunma sanayi hamlemizin gelişmesi için büyük gayret sarf etti ve mücadele verdi.
“Türkiye kendi savaş ve eğitim uçağını üretebilen sayılı ülkelerden biri oldu”
Temel eğitim ve hafif taarruz uçağımız HÜRKUŞ, jet eğitim uçağımız HÜRJET, genel maksat helikopterimiz GÖKBEY ile savunma sanayimizin ulaştığı üstün seviyeyi ortaya koyan beşinci nesil, ilk yerli ve milli savaş uçağımız KAAN, ülkemizin hava platformlarındaki büyük atılımlarının en somut göstergesidir. Tüm bunlarla birlikte Türkiye, artık kendi savaş ve eğitim uçağını, helikopterlerini üretebilen dünyanın sayılı ülkelerinden bir tanesi olmuştur. Bizlere düşen de Hava Kuvvetlerimizi ve kahraman ordumuzu; en gelişmiş, en modern silah, araç ve gereçlerle donatmaya devam etmektir. Zira içinde bulunduğumuz kaotik güvenlik ortamı ve yaşanan krizler; ülkemizin hak ve menfaatlerini tavizsiz şekilde koruyabilmemiz için her açıdan güçlü, etkin ve caydırıcı bir hava kuvvetlerine sahip olmamızı zorunlu kılmaktadır. Bunun bilinciyle sahip olduğumuz yüksek motivasyon, azim ve kararlılıkla çalışmaya, daha çok üretmeye devam edeceğiz.
Ülkemizin iftihar kaynağı olan Hava Kuvvetlerimizin; Cumhuriyetimizin ikinci asrına başladığımız bu tarihi dönemde ve ‘Türkiye Yüzyılı’ vizyonumuz doğrultusunda, sahip olduğu imkan ve kabiliyetler ile sizler gibi yetenekli personelinin ortaya koyacağı gayretlerle, büyük başarılara imza atacağına ve asil milletimizin gurur kaynağı olacağına yürekten inanıyorum. Bu vesileyle Hava Kuvvetlerimizin ulaştığı bu üstün seviyeye gelmesinde emeği geçen, katkıda bulunan bütün komutanlarımızı ve kahraman personelimizi minnetle anıyorum. Başta sayın Hava Kuvvetleri Komutanımız olmak üzere tüm seçkin personelimiz ile silah ve mesai arkadaşlarıma teşekkür ediyor, Hava Kuvvetlerimizin 113’üncü kuruluş yıl dönümünü bir kez daha yürekten kutluyorum.”
]]>(ANKARA) – Mamak Müftülüğü, İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’ne yazı göndererek, ÇEDES Yıl Sonu Kültür Şenlikleri kapsamında LGS’ye girecek öğrenciler ve velilerini sınav öncesi sabah namazına çağırdı. Eğitimciler konuya tepki göstererek, ÇEDES kapsamında yapılan ve yapılacak tüm proje ve protokollerin bir an önce iptal edilmesini istediler.
Mamak Kaymakamlığı’na bağlı İlçe Müftülüğü, İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’ne yazı göndererek, ÇEDES Yıl Sonu Kültür Şenlikleri kapsamında düzenlenecek etkinlikler kapsamında LGS’ye girecek öğrenciler için Mamak Merkez Camii’nde “Ailecek Huzurda Kıyamdayız, Gençler İçin Duadayız” etkinliğine aile ve velilerin çağırılması istendi. Tüm resmi ve özel okul müdürlüklerine, şube müdürü Ahmet Fevzi Özdemir imzasıyla yollanan yazı şöyle:
“Mamak Kaymakamlığı İlçe Müftülüğü’nün ÇEDES yıl sonu kültür şenlikleri kapsamında 1 Haziran Cumartesi günü LGS’ye gidecek öğrencilere moral ve motivasyon açısından Mamak Merkez Camii’nde, sabah namazı, Kuranı Kerim Tilaveti, namaz, tesbihat ve dua ile ‘Ailecek Huzurda Kıyamdayız, Gençler İçin Duadayız’ programı gerçekleştirileceğine ilişkin ilgi yazı ekte gönderilmiş olup öğrenci ve velilerin teşvik edilmesi hususunda bilgilerinizi ve gereğini rica ederim.”
“Suç duyurusunda bulunacağız”
Eğitim-İş Genel Başkanı Kadem Özbay, konuyla ilgili suç duyurusunda bulunacaklarını belirterek, şunları söyledi:
“Ankara Mamak İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü okullara yazı göndererek ÇEDES projesi kapsamında LGS’ye girecek öğrencilere moral ve motivasyon olması için sabah namazı programına öğrenci ve velilerin katılımının teşvik edilmesini istedi. Bu durum, laik ve bilimsel eğitim ilkelerine, din ve vicdan özgürlüğüne ve eğitim-öğretime aykırıdır. Eğitim-öğretim kurumları, din ve vicdan özgürlüğüne saygı duyarak, hiçbir inancı veya inançsızlığı empoze etmemeli, tarafsız bir ortam sunmalıdır. Milli Eğitim Bakanlığı, tüm öğrencilerin laik ve bilimsel bir eğitim almasını ve din ve vicdan özgürlüklerinin korunmasını sağlamakla yükümlüdür. Öğrencilerin motivasyonu ve başarısı, dini ritüellere katılıma değil, nitelikli eğitime ve bilimsel temele dayalı müfredata bağlıdır. Eğitimde tarafsızlık esastır ve eğitim kurumları hiçbir dini inancı veya görüşü kayırmamalıdır. Kaymakamın ilçe milli eğitim müdürünün başka işi kalmamış mı, işini doğru yapsın.”
“Laiklik karşıtı dayatmalardan vazgeçmelerini istiyoruz”
Eğitim-İş Ankara 2 Nolu Şube Başkanı Mehmet Tabak, konuya tepki göstererek şöyle konuştu:
“Ne yazık ki Mamak Müftülüğü’nden ziyade burada Mamak İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü bu konuda asıl rol oynayan taraf. Mamak Müftülüğü’yle beraber biliyorsunuz müftülük çatısı altında birçok dernek, vakıf gerici bir kuşatma yaratmış halde. Bu kuşatmalara ne yazık ki İlçe Milli Eğitim Müdürlükleri’nde veya Milli Eğitim Bakanlığı içerisindeki bürokratlarımızla paydaş oluyorlar. Yandaş bir tutum sergiliyorlar. Mamak İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü ilgili yazısında okullara perşembe günü itibariyle gönderdiği yazıda öğretmenlerden velilerin ve öğrencilerin bu etkinliğe katılımı konusunda teşvik edilmesini, desteklenmesini talep etmektedir. Eğitim İş Sendikası olarak, Eğitim İş Ankara 2 Nolu Şube Yönetim Kurulu ve Eğitim İş’e gönül vermiş tüm üyelerimiz adına Mamak İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’nü uyarıyoruz. Laiklik karşıtı dayatmalardan vazgeçmelerini istiyoruz. Çünkü ilgili yazıda belirtiliyor ki çocukların, öğrencilerimizin sınav motivasyonunu ve sınav kaygısının yenmesi için namazdayız, kıyamdayız, sabah namazına bir çağrı yapılıyor. Lise giriş sınavları pazar günü yapılacak. ve biliyorsunuz ki lise giriş sınavlarında çocukların düzenlerini bozmaması gerekiyor. Çocukların kalkış saati, alıştıkları düzen ve sınavdan bir gün önce çocuklarda olumsuz yaşantı deneyimler, oluşturacak davranışlardan ve tutumlardan vazgeçmek gerekiyor. İkincisi sınav motivasyonu ve sınav kaygısı bir günde herhangi bir etkinlikle, bu etkinlik dini veya dini olmayan bir etkinlik de olabilir, herhangi bir etkinlikle aşılacak bir durum değildir. Bu bilimsel ve pedagojik yönü olan ve uzmanlar tarafından yürütülmesi gereken önemli bir konudur.
“ÇEDES protokolü kapsamında gönüllülük etiketi vardır”
Okullarımızda ilgili konular uzman rehber öğretmenler ve okul psikolojik danışmanları tarafından yürütülmektedir, yürütülmeye de devam etmektedir. Ancak Mamak ilçesinde okul psikolojik danışmanlarını, uzman rehber öğretmenleri ve eğitim camiasının tüm bileşenlerinin baş temsilcisi olan ilçe milli eğitim müdürlüğü yazdığı yazıyla kendi personellerini bu alanda yetişmiş uzman personelleri bu alandaki kontrolden çıkartmıştır. Bu çalışmaları görmezden gelmiştir. ve bunu da sadece siyasi rant, gericiliğe paye bırakmak, yandaş çıkmak bu kuşatma içerisinde bir nefer olmak için yapmıştır. Biz Mamak İçi Milli Eğitim Müdürü Sayın Elif Özbey’in ve Mamak İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’nde görevli karar verici idareleri uyarıyoruz. Sizin göreviniz siyasi iktidarın projelerine, protokollerine, vakıfların, tarikatların projelerine, protokollerine uymak değildir. Bakın ÇEDES protokolü kapsamında gönüllülük etiketi vardır. Bunun bir etiket olduğunu biz Eğitim İş olarak biliyoruz. Ancak bu etiket ne yazık ki ilçelerimizdeki bürokratlar tarafından dayatma şeklinde kullanılmaktadır. Bu yazı da bunun bir örneğidir. Biz ilçe Milli Eğitim Müdürü’nden ve İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’ndeki karar vericilerden ilgili yazıyı geri çekmelerini talep ediyoruz. Bu geri çekme davran yaparken de Mamak ilçesinde okulları idare ederken de arkalarında asılı Baş Öğretmenimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün resimlerine bakmak istiyoruz. Çünkü Sayın Elif Özbey’i ve oradaki karar verecek idarecilerimizi o koltuklara oturtan Cumhuriyet değerleridir. Laiklikse Cumhuriyet değerlerinin temelini oluşturan en önemli ülkelerimizden biridir. Bu ileyle uğraşılması, bu bu ilkeye karşı düşmanca bir tavır sergilenmesi, buna yandaş olması kabul edilemez.
“Mamak İlçe Milli Eğitim Müdürü’ne bir tutam şeker ve bir tutam pirinç göndereceğiz”
Çocuklarımızda olumsuz yaşantı ve deneyim oluşturacak her türlü bilim dışı çalışmadan Mamak İlçe Milli Eğitim Müdürü’nün ve karar vericilerini el çekmesini talep ediyoruz. Ayrıca kendisine biz hediye göndermek istiyoruz. Motivasyon her kişiden kişiye değişir. Kişiden kişiye motivasyonu etkileyen etmenler farklıdır. Mamak İlçe Milli Eğitim Müdürümüz Sayın Elif Özbey’i etkileyen faktörleri, faktörlere yakın bir hediyeyi biz bilimsel, kamusal, ulusal ve laik eğitim konusunda kendisinin içgüdüsel motivasyonunun artması için kendisine bir tutam şeker ve bir tutam pirinci bugün kargoya vereceğiz ve kendisine hediye edeceğiz, bu motivasyonunun artması için. Bu tarz çalışmalar Mamak ilçemizde veya bölgemizde, ülkemizde devam ettiği sürece Cumhuriyet bileşenlerini, eğitim emekçilerini, öğretmenlerimizi bulacaklar.
Buradan bir de öğretmenimize bir çağrı yapmak istiyorum; ilçe milli eğitim müdürlükleri veya üst otoriteler bizlere bazı dayatma yazılar yazabilir. Laiklik karşıtı, Cumhuriyet değeri karşıtı yazılar yazabilir. ÇEDES protokolü hukuksuz bir protokoldür. Eğitim İş Sendikası’nın almış olduğu ÇEDES eylemlerine katılmama kararına tüm eğitim emekçilerini davet ediyorum.”
“Çocukların rehberi bilim, yol göstericileri de rehber öğretmenleridir”
Eğitim-Sen Genel Başkanı Kemal Irmak da tepkisini şöyle dile getirdi:
“Mamak İlçe Müftülüğü’nün yaptığı çağrı eğitimin dinselleştirilmesiyle ilgili yaptığımız bütün eleştirileri doğrulayan, aynı zamanda eğitimin gelidği noktada eğitimin asıl moral ve motivasyonunu verenlerin çocukların moral ve motive edenlerin rehber uzmanları, rehberlikçiler olması gerekinken burada çocukları sabah namazına çağırarak ailece huzurda ve kıyamdayız, gençler için duadayız diyerek buradan bir çıkış yolu aramak beyhudedir. Bilimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır. Burada ilçe müftülüğü ile aynı zamanda Mamak Kaymakamlığı’nın da laikliğe karşı yapılan geri kaçma hamlesidir bunlar. ve suç işlemektedirler. Bu artık Milli Eğitim Bakanı bugüne kadar yapmaya çalıştığı eğitimi giderek muhafazakarlaştırmaya ve dinselleştirmeye çalıştığı bu noktadan dönmelidir. Eğitim içinde müftülüğün, diyanet işlerinin ÇEDES kapsamında yapılacak tüm proje ve protokollerin olmaması gerekiyor ve bir an önce bu protokollerin iptal edilmesi gerekiyor. Çocukların rehberi bilim, yol göstericileri de rehber öğretmenleridir.”
]]>Türkiye’nin 11. ve 12. Kalkınma Planları doğrultusunda şekillenen eğitim politikaları çerçevesinde TMV, Türkçe eğitimi ve Türk kültürünün yaygınlaştırılmasını hedefliyor.
Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığı tarafından onaylanan ve çeşitli üniversitelerden akademisyenlerin ve kurumların katkısıyla oluşturulan “Türkçenin Yabancı Dil Olarak Öğretimi Programı”, çerçevesinde TMV şu ana kadar anaokulundun liseye kadar yabancıları Türkçe öğretimi için 152 kitabı hazırlayarak okullarında okutuyor.

Her Sınıfta Türkçe Dersi
Vakıf, özellikle okul öncesi, ilkokul, ortaöğretim ve lise düzeylerinde Türkçe’nin sistemli bir şekilde öğretilmesine büyük önem veriyor. Uluslararası dil öğretimi standartlarına uygun olarak, K-12 seviyeleri için hazırlanan müfredat çerçevesinde Türkçe ders kitapları ve seviyelendirilmiş yardımcı okuma kitapları geliştiriyor. Vakıf şu ana kadar Yabancılara Türkçe Öğretmeye dönük 152 kitabı hazırlamış bulunuyor.
Bu amaç doğrultusunda, K-12 seviyeleri için hazırlanan müfredat çerçevesinde Türkçe ders kitapları ve seviyelendirilmiş yardımcı okuma kitapları geliştirildi.
Vakfın hazırladığı Türkçe kitapları dört temel dil becerisinin (okuma, dinleme, konuşma, yazma) yanı sıra dil bilgisi öğretimi de kitapların sisteminin en önemli parçalarını oluşturuyor.

TMV’DEN HER DÜZEY İÇİN 152 TÜRKÇE KİTABI
Maarif Türkçe Kitap Setleri, dil öğretimine yeni bakışlar getiren yaklaşımlar ve yöntemler dikkate alınarak Türkçenin Yabancı Dil Olarak Öğretimi Programı’nın esas aldığı eylem odaklı yaklaşım çerçevesinde aşamalı kitaplarla öğrenciyi harekete geçirmek, Türkçeyi sadece bir ders olmaktan çıkarıp oyunlarla, şarkılarla, türkülerle hayatı sınıfa taşıyarak eğlenceli bir eğitim ortamı oluşturmayı hedefliyor.
Türkiye Maarif Vakfı, Türkiye’de eğitim fakültesi mezunu veya MEB’de görevli Türkçe öğretmenlerinden seçilenler aracılığıyla okullarda Türkçe öğretimini sağlıyor.

HACİVAT-KARAGÖZ-NASRETTİN HOCA VE KELOĞLAN!
TMV’nin hazırladığı kitap setlerinde kültürel duyarlılığa da ayrıcı önem veriliyor. Türkiye ve Türk kültürünü özgün bir şekilde sunmak için Hacivat ile Karagöz, Nasreddin Hoca, Keloğlan gibi kahramanlarda yer veriliyor.
Söz konusu halk kahramanları üzerinden geliştirilen içeriklerle Türkçenin yabancı dil olarak öğretiminde ilk kez Türkçenin söyleyiş inceliklerini sezdiren, sistemli bir şekilde olası konuşma hatalarının önüne geçen telaffuz bölümleri dikkat çekiyor.
Maarif’in Türkçe kitap setleri kendine özgü TRT bölümüyle otantik içerikler sunarak Türkiye ve Türk kültürünün tanıtımı keyifli ve eğlenceli bir hâle getiriliyor.

TÜRKİYE’NİN GÖNÜLLÜ ELÇİLERİ
Maarif Türkçe kitaplarının ünite sonunda yer alan proje bölümleri ile de öğrencilerin öğrenme sürecini okul dışına taşımak, rol ve görevlerle 21. yüzyıl becerilerine uygun yeterlikler kazanmaları ve böylece çok yönlü, hayatın her alanında etkin fertler olarak Türkçe bilen, Türkiye’ye seven Türkiye ile insanı, kültürel ve en önemlisi de ticari ilişkilerde aktif rol alacak Türkiye’nin gönüllü elçileri olarak yetişmeleri hedefleniyor.
Maarif okullarından mezun olan öğrencilerin en az B2 seviyesinde Türkçe becerisine sahip olmaları ve Türkçe konuşan öğrenciler aracılığıyla Türkçenin uluslararası alanda yaygınlaştırılması amaçlanıyor.
Vakfın en büyük hedeflerinden biri ise 53 ülkedeki okullarda anaokulundan liseye kadar Türkçe öğretmek.

TMV, ülkenin eğitim ve kültür diplomasisi gereğince dünyanın dört bir yanında Türkçe öğretmeyi ve bu alandaki çalışmaları Türkiye’nin geleceğine yapılan bir yatırım olarak görürken, dünya genelinde 467 okulda 53 bin öğrenciye Türkçe öğretiyor.
Vakfın üzerinde durduğu önemli konulardan bir diğeri de Türkiye’nin ve Türk kültürünün doğru şekilde anlatılması ve tanıtılması.
Türkiye, dünya ülkelerinde Türkçe bilen, TMV okullarında okumuş, Türkiye’ye dost nesiller yetişmesini, ülkenin geleceğine önemli bir yatırım olarak görüyor.
Üniversitelerle iş birliği içinde Türkiye Çalışmaları Merkezleri kurarak Türkiye araştırmaları ve Türkçe öğretimi faaliyetlerini de sürdüren TMV, Arnavutluk’taki TMV Tiran New York Üniversitesinde Türkoloji bölümü açılması girişiminde bulundu.

Dünyada Türkçe Öğretmek Türkiye’nin Geleceğine Yatırım
Türkiye Maarif Vakfı, Türkiye’nin eğitim ve kültür diplomasisi gereğince dünyada Türkçe öğretmeyi, Türkçeye yapılan yatırımı, Türkiye’nin geleceğine yapılan bir yatırım olarak görmektedir. Vakıf, dünya genelinde 467 okulda 53 bin öğrenciye Türkçe öğretmekte ve eğitim bağlarını yeni ülkelere taşımaktadır. Ayrıca, Türkiye’nin ve Türk kültürünün doğru bir şekilde anlatılması ve tanıtılması, vakfın üzerinde durduğu önemli konulardan biridir.
Bir yıllık gayrı safi milli hasılasının yarısını dünya ile kurduğu insani, kültürel ve ticari ilişkiler üzerinden sağlayan Türkiye; dünya ülkelerinde Türkçe bilen, Türkiye Maarif Vakfı okullarında okumuş, Türkiye’ye dost nesiller yetişmesini, ülkenin geleceğine önemli bir yatırım olarak görüyor.

Avrupa’da Türkiye ve Türkçe Rüzgârı
Ayrıca Türkiye Maarif Vakfı, üniversitelerle iş birliği içinde Türkiye Çalışmaları Merkezleri kurarak Türkiye araştırmaları ve Türkçe öğretimi faaliyetlerini sürdürmektedir. Arnavutluk’ta TMV Tiran New York Üniversitesi’nde Türkoloji bölümü açılması gibi girişimlerde bulunulmuştur.
Avrupa’daki Türk çocuklarına yönelik çalışmalar da yürüten TMV, iki dilli Türk çocuklarının ana dillerinin gelişimine katkı sağlamak amacıyla Avrupa Eğitim Merkezlerini açtı.
Öte yandan “TMV Türkçenin İki Dilli Çocuklara Öğretimi Modeli” ile bu çocukların ana dillerinin gelişimi destekleniyor.

Vakıf, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bütün dünyada başlattığı girişimci insani dış politikasının gereği olarak da ilgili kamu kurumlarıyla eş güdüm halinde faaliyetlerini sürdürüyor.
Bu çerçevede TMV ve Türk-Alman Üniversitesi 22-23 Mayıs tarihlerinde MEB, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı (TİKA), Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı (YTB), Yunus Emre Enstitüsü (YEE) ve Türk Dil Kurumunun katılımıyla “Uluslararası İki Dilli Türk Çocuklarına Türkçe Öğretimi Çalıştayı” düzenledi.



Mülkiyeti Osmangazi Belediyesi’ne ait arazi üzerine, hayırsever Metin Azak’ın destekleriyle inşa edilecek kreş için temel atma töreni düzenlendi.
Ayça Azak Gündüz Bakımevi ve Kreşi”nin temel atma törenine; CHP Genel Başkan Yardımcısı Gökhan Zeybek, CHP Bursa Milletvekili Nurhayat Altaca Kayışoğlu, CHP Bursa İl Başkanı Nihat Yeşiltaş, CHP Osmangazi İlçe Başkanı Cengiz Çelikten, meclis üyeleri, hayırsever Azak ailesi ve çok sayıda vatandaş katıldı.
Törende konuşan Başkan Erkan Aydın, şunları söyledi:
“Önümüzdeki hafta Halk Lokantası projemizin ilkini hizmete açacağız”
“Mekanı cennet olsun, Ayça Azak kızımızın ismini bu kreşimizde yaşatacağız. Bugün mazbata alışımızın elli beşinci günü. Kırk sekizinci günümüzde Çirişhane Spor Kulübü Lokali’nin temelini attık. Bugün de ikinci temel atma törenimizi gerçekleştiriyoruz. Önümüzdeki hafta Halk Lokantası projemizin ilkini hizmete açacağız. Ondan sonra da Nasrettin Hoca Parkı’nı vatandaşlarımızın hizmetine sunacağız. Hamitler Mahallesi’nde de kadınlarımıza özel ücretsiz cimnastik salonunun açılışını yapacağız. İlçemize 6-7 kreş daha kazandıracağız. Önümüzdeki günlerde bu kreşlerin de temelini atacağız. Bağlarbaşı Mahalle’mizde de bir kız öğrenci yurdu inşa edeceğiz. Seçimden önce sözünü verdiğimiz projeleri bir bir gerçekleştireceğiz. Osmangazi’mize, Bursa’mıza hizmet etmeye devam edeceğiz. Bugün temelini attığımız Ayça Azak Gündüz Bakımevi ve Kreşi’ni yeni öğretim yılı öncesinde hizmete açacağız. Hayırsever Azak ailesine, desteklerinden dolayı teşekkürlerimi sunuyor ve kreşimizin temel atma töreninin hayırlı olmasını diliyorum.”
CHP Genel Başkan Yardımcısı Gökhan Zeybek ise Türkiye’deki çocukların dünya çocuklarıyla rekabet edebilmesi için erken yaşta alınacak eğitimin son derece önemli olduğuna vurgu yaptı. Artık eğitimlerin neredeyse hemen doğumdan sonra başladığına dikkati çeken Zeybek, şöyle konuştu:
“Burada yaşayan çocuklarımızın, dünyayla rekabet edebilmesi için erken yaştaki eğitimin son derece önemli olduğunun altını çizmek gerekiyor. Artık eğitim, altı yaşından sonra ilköğretim okullarında değil, neredeyse doğumdan hemen sonra başlıyor. Burada, hem gündüz bakımevi hem de kreşle birlikte çocuklarımız nitelikli beyinlere dönüşmeye uygun olarak gelişecekler. Türk milletinin gençleri, bütün dünya ile rekabet edebileceklerse üç yaşından itibaren eğitimden faydalanmaları şart. Osmangazi Belediye Başkanı’mız Erkan Aydın’ın çok kısa süre içerisinde 7 kreşi daha Osmangazili çocukların hizmetine sunacağını biliyorum. Toplumda fırsat eşitliğinin sağlanabilmesi ve özellikle de dar gelirli ailelilerin çocuklarının da diğer çocuklarla birlikte yaşama eşit bir şekilde başlıyor olmaları için bu kreşler büyük önem taşıyor. Erkan Başkanımız, henüz ikinci ayını doldurmadan hizmetlerde önemli bir yol almış durumda. Kendisiyle gurur duyuyorum. Üretim, refah ve kalkınma odaklı belediyecilikte, tam da istediği yönetim anlayışı bu. Hem sivil toplum kuruluşlarıyla, hayırseverlerle, bağışçılarla işbirliğini geliştireceğiz, hem de süreçleri katılımcı bir demokratik anlayışla yürüteceğiz. Saygıdeğer Azak ailesine, çocuklarımızın geleceği adına büyük önem taşıyan böyle önemli bir projeye destek verdikleri için teşekkürlerimi sunuyorum.”
Projenin inşaatına destek olan hayırsever vatandaş Metin Azak ise “Erkan Başkan’ımızın kreş projesini duyduğumda çok heyecanlandım. Böyle güzel proje konusunda benim de ne gibi bir katkım olur konusunda başkanımız ile görüştüm. İlk kreş projesini birlikte yapma konusunda anlaştık. Elimizden geldiği kadar hızlı, titiz ve özenle çalışarak bu güzel projeyi yeni eğitim öğretim yılına yetiştirerek çocuklarımızın hizmetine sunacağız” dedi.
80 çocuğa eğitim verilecek
Hayırsever vatandaşın vefat eden kızının isminin yaşatılacağı Ayça Azak Gündüz Bakımevi ve Çocuk Kreşi, toplam 500 metrekare alan üzerine tek katlı olarak inşa edilecek. 80 çocuğa eğitim verebilecek kapasitede inşa edilecek projenin içerisinde aynı zamanda müdür odası, öğretmenler odası, veli görüşme alanı, revir, kapalı etkinlik alanı ve veliler için bekleme alanı yer alacak. Kreş bünyesinde, çocuklar için açık etkinlik ve oyun alanları ile hobi bahçesi de bulunacak. Yaz sonuna kadar inşaat çalışmalarının tamamlanması planlanan Ayça Azak Gündüz Bakımevi ve Kreşi, yeni eğitim döneminde kapılarını öğrencilere açacak.
]]>KOCAELİ’de, kızıyla kavga eden öğrenciyi göstermediği için öğretmen Burak Laçin’in üzerine yürünmesi ve araya giren öğretmen Mehmet Demir’in de darbedilmesi ile ilgili bir araya gelen sendika üyeleri, tepkilerini kalemlerini kırarak gösterdi. Sendikaların ortak açıklamasında, “Öğretmenlere karşı uygulanan şiddetin cezasının artırılması, görevi başındaki öğretmene saldıran kişinin tutuklu yargılanması ve özlük haklarımızın iyileştirilmesine yönelik maddelerin Öğretmenlik Meslek Kanunu’nda güncellenerek yerini almasını ve bir an evvel Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne kanun teklifinde bulunulmasını talep ediyoruz” ifadelerine yer verildi.
Olay, 28 Mayıs’ta Darıca ilçesi Kazım Karabekir Mahallesi İnönü Caddesi’ndeki Ressam Osman Hamdi Bey İlkokulu’nda meydana geldi. İddiaya göre, 1 gün önce 1’inci sınıf öğrencisi 2 kız çocuğunun kavga etmesinin ardından öğrencilerden biri kavgayı babası M.A.’ya anlattı. Ertesi gün okula giden M.A. sınıf öğretmeni Burak Laçin’den çocuğuyla kavga eden öğrenciyi kendisine göstermesini istedi. M.A., Laçin’den olumsuz cevap aldı. Bunun üzerine M.A. okula çağırdığı yakınlarıyla öğretmen Laçin’in üzerine yürüdü. Araya giren öğretmen Mehmet Demir’e de tekme ve yumruklarla saldırıldı. O anlar, cep telefonu kamerasına yansıdı. Darıca Farabi Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne giden Demir, darp raporu aldı. Şikayet sonrası veli M.A. ile yakınları S.A. ve İ.A., gözaltına alındı. Emniyette işlemleri tamamlanan şüpheliler, dün Gebze Adliyesi’ne sevk edildi. Şüphelilerden İ.A., savcılık ifadesinin ardından serbest bırakılırken, hakim karşısına çıkan M.A. ve S.A., adli kontrol tedbiri kapsamında 300’er bin TL kefaletle serbest bırakıldı.
‘HALA YASAL TEDBİRLER HAYATA GEÇMEDİ’
Sendika temsilcileri, sınıf öğretmeni Burak Laçin ile darbedilen öğretmen Mehmet Demir ve meslektaşları, Darıca ilçesi Çınaraltı Meydanı’nda, olayı protesto etmek için bir araya geldi. Eğitim Bir-Sen, Eğitim Gücü-Sen, Eğitim-İş, Eğitim-Sen, Hürriyetçi Eğitim-Sen, Türk Eğitim-Sen Kocaeli Şube temsilcileri ile Anadolu Eğitim Sendikası Genel Başkanı Alper Öğretici’nin katıldığı açıklamanın ardından katılımcılar bu olayların tekrar etmemesi için tepkilerini kalemlerini kırarak gösterdi.
Anadolu Eğitim Sendikası Genel Başkanı Alper Öğretici, yaptığı açıklamada, “Geçtiğimiz günlerde vahşice katledilen İbrahim Oktugan öğretmenimizi andık, üzüldük. ‘Bu bizim için bardağı taşıran artık son damla’ dedik ve tüm eğitim sendikalarıyla birlikte 10 Mayıs Cuma günü ülke genelinde iş bırakarak, 81 ilde eylem yaptık. Konunun muhatabı olan Milli Eğitim Bakanlığı önünde on binlerce öğretmen toplanarak yine konunun muhatabı olan Türkiye Büyük Millet Meclisi önünde haykırdık ve ‘Eğitimciye, öğretmene şiddet için gerekli yasal tedbirleri alın’ dedik. 10 Mayıs’tan günümüze, 20 gün geçmesine rağmen hala yasal tedbirler hayata geçmemiştir” dedi.
Eğitimcileri koruyan yasa istediklerini belirten Öğretici, şunları söyledi:
“2 gün önce Darıca’da menfur saldırıya maruz kalan öğretmenimiz için bugün burada toplanmış bulunuyoruz. Bizim derdimiz bugün Burak öğretmenimize yapılan, yarın Ordu’da Ayşe öğretmene, İzmir’de Mehmet öğretmene, Urfa’da Hasan öğretmene yapılmasın diyedir. O yüzden gösterdiğimiz bu birlikteliği çok önemsiyoruz. Hiçbir sendika ayırt etmeksizin tüm arkadaşlarımızın, tüm meslektaşlarımızın burada durmasını ve hep birlikte ‘Eğitimde şiddete hayır’ demesini çok önemsiyoruz. Biz öğretmenler günün sadece bir gününde yani 24 Kasım’da eli öpülesi olup, kıymet verilip, baş tacı edilip, süslü cümlelerle kutlanmak istemiyoruz. Bizler gerçekten değer verilen, eğitime ve eğitimcileri koruyan, gerçekten yasa istiyoruz.”
‘CEZAİ VE HUKUKİ TEDBİRLERİN EN SERT ŞEKİLDE ALINMASI ELZEMDİR’
Sendikaların ortak basın açıklamasını okuyan Eğitim Bir-Sen Kocaeli Şube Başkanı Şahin Yaşlık, “Öğretmenlerimize ve olay anında sınıfta bulunan öğrencilerimize yaşatılanlar, görmezden gelinebilecek ve cezasız kalabilecek sıradan olaylar değildir. Eğitimciler her fırsatta itilip kakılacak, sahipsiz bırakılacak bir pozisyonda hiç değildir. Bu şiddet eylemlerindeki artışta, şiddete başvuran kişilerin, ‘Yaptığım yanıma kar kalıyor’ düşüncesinin ve bunu haklı çıkaran yasal düzenleme ve uygulamaların büyük rolü vardır. Toplumdaki şiddeti eğitimle yok etmenin hesabını yaparken, şiddeti eğitimin içine sokmaya davetiye çıkaran uygulamaların kabul edilebilir bir yanı yoktur. Eğitim çalışanlarına karşı eğitim-öğretim kamu hizmetinin sunumundan kaynaklı şiddet eylemlerine yönelik cezai ve hukuki tedbirlerin en sert şekilde alınması elzemdir. Eğitim çalışanları, kendilerine yönelik şiddet olaylarına karşı caydırıcı nitelikte münhasıran bir cezai müeyyide getirilmesini, şiddete uğrayana, çalışana da hukuki koruma sağlayacak türden yasal düzenlemelerin gerçekleştirilmesini acilen talep etmekte ve beklemektedir” ifadelerini kullandı.
“Bizler artık güvenliğimizi birilerinin merhametine bırakmak istemiyoruz” diyen Yaşlık, “Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin başta olmak üzere bütün yetkililere sesleniyoruz; öğretmenlere karşı uygulanan şiddetin cezasının artırılması, görevi başındaki öğretmene saldıran kişinin tutuklu yargılanması ve özlük haklarımızın iyileştirilmesine yönelik maddelerin ‘Öğretmenlik Meslek Kanunu’nda güncellenerek yerini almasını ve bir an evvel Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne kanun teklifinde bulunulmasını, her isteyenin şikayette bulunduğu ve bunun soruşturmaya çevrildiği CİMER’in kapatılmasını, bunun yerine şiddeti eğitimle yok etmeye, çocukların kalbine sevgi, saygı, adalet, eşitlik, hoşgörü aşılayan, özveriyle çalışan, öğrencilerini kendi çocukları gibi benimseyen, koruyan, geliştiren öğretmenlerimizi takdir ve teşekkür edebileceğimiz bir platform oluşturulmasını talep ediyoruz” diye konuştu.
HABER-KAMERA: Erol POLAT/DARICA(Kocaeli),
]]>CUMHURBAŞKANI Yardımcısı Cevdet Yılmaz, “Nüfusumuz maalesef hızla yaşlanırken, çocuklarımızın yeteneklerinin erken yaşlarda tespit edilmesi ve doğru metotlarla çalışma hayatına hazırlanmaları çok kıymetli. Bizim yaşlanmadan zenginleşmemiz lazım. Demografi çok önemli. Hem yaşlı hem yoksulsanız bu tam bir felaket senaryosu. Yaşlanmadan zenginleşirseniz, bu süreçleri daha kolay yönetebilirsiniz” dedi.
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz ve Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, Ankara’nın Gölbaşı ilçesindeki Mogan Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi Uygulama Oteli’nde düzenlenen ‘Mesleki ve Teknik Eğitim Politika Belgesi’nin tanıtım toplantısına katıldı. Burada konuşan Bakan Tekin, son 22 yılda Türkiye’yi her bakımdan örnek gösterilen, dünya çapında saygı duyulan bir eğitim modeline kavuşturduklarını belirterek, “Her yıl devlet bütçesinden eğitime ayrılan en yüksek pay ile eğitim alanında devrim niteliğinde adımlar atmaya devam ediyoruz. Şimdi ise bu yeni Mesleki ve Teknik Eğitim Politika Belgesi’yle eğitimde başlattığımız önemli değişimleri daha da ileriye taşıma azmindeyiz” dedi.
‘EĞİTİMLERİNİN MESLEKİ YETERLİLİK BELGESİNE DÖNÜŞMESİNİ SAĞLIYORUZ’
12’nci Kalkınma Planı, Cumhurbaşkanlığı 2024 Yılı Yıllık Programı, 2024- 2026 Orta Vadeli Program ve Milli Eğitim Bakanlığı Stratejik Planı kapsamında mesleki ve teknik eğitimin tüm yönleriyle güçlendirilmesinin hedeflendiğini söyleyen Bakan Tekin, “Bu planlar doğrultusunda, daha önce başlattığımız organize sanayi içinde ve dışında okul modelleri, tematik meslek liseleri, proje meslek liseleri gibi yapılara ilave olarak sahadan gelen öneriler doğrultusunda mezunlarımızın iş gücü piyasasında rekabet edebilirliğini artırmak için en güncel teknolojilerle donatılmış ‘sektör içi okul’ ve ‘sektöre entegre okul’ modelleri gibi yenilikçi iş birliklerini başlattık. Ayrıca, resmi ve özel, örgün ortaokullarda öğrenim gören 7’nci ve 8’inci sınıf öğrencilerinin yeteneklerini keşfetmelerini ve temel becerileri kazanmalarını sağlamak amacıyla modüler mesleki eğitim yöntemiyle hazırlanmış beceri geliştirme programını hayata geçirdik. Bu yaz ilk defa uygulanacak olan atölyelerimizle, öğrencilerimizin iş hayatına uyumlarını kolaylaştırarak yaşam boyu öğrenme felsefesini benimsemelerini amaçlıyoruz. Bu yöntemlerle, öğrencilerimize temel mesleki beceriler kazandırarak, eğitimlerinin mesleki yeterlilik belgesine dönüşmesini sağlıyoruz” diye konuştu.
‘ÜLKEMİZİN KALKINMASINA KATKI SUNMAYI HEDEFLİYORUZ’
Gerçekleştirdikleri saha ziyaretleri ve sektör istişare toplantıları sayesinde mesleki ve teknik eğitimde karşılaşılan sorunları tespit etme ve bu sorunlara yönelik stratejiler geliştirme fırsatı bulduklarını aktaran Tekin, “Bu çerçevede oluşturulan Mesleki ve Teknik Eğitim Politika Belgesi ile ‘herkesin bir mesleği olmalı’ anlayışını düstur edinerek, sektör iş birlikleriyle mesleki eğitime erişimi ve kaliteyi artırmayı, öğrencilerimizi hayata ve istihdama hazırlayarak ülkemizin kalkınmasına ve refahına katkı sunmayı hedefliyoruz. Politika belgemizde yer alan temaları, ‘Mesleki ve Teknik Eğitime Erişim’, ‘Mesleki ve Teknik Eğitimde İyileştirme’, ‘Mesleki ve Teknik Eğitim ile İstihdama Hazırlık’ olmak üzere üç ana başlık altında topladık. Bu üç ana başlık altında, sektörle yaptığımız istişare toplantılarında eğitim ve sektör temsilcilerinden gelen talepler doğrultusunda geliştirdiğimiz 74 strateji maddesi bulunmaktadır. Bu stratejiler, Mesleki ve Teknik Eğitim Politika Belgesi’nin temelini oluşturmakta ve eğitim sistemimizi iyileştirmek ve güçlendirmek için geniş çapta bir strateji çerçevesi sunmaktadır. Belgede ele alınan geniş spektrumlu konular, eğitimde fırsat eşitliğinin artırılmasından öğretim kalitesinin yükseltilmesine, iş gücü piyasasının ihtiyaçlarına hızlı ve etkin bir şekilde cevap verebilmek için mesleki eğitimin yeniden yapılandırılmasına kadar uzanmaktadır. Özellikle şartları yeterli olmayan okullardaki öğrencilere diğer illerdeki uygun okullarda eğitim alma imkanı sağlanması, meslek lisesi mezunlarının istihdam olanaklarının artırılması, İŞKUR ile iş birliği ve yatırım teşviklerinin yeniden düzenlenmesi gibi önlemler öne çıkmaktadır” ifadelerini kullandı.
‘EĞİTİM SİSTEMİ DAHA ETKİLİ VE ULAŞILABİLİR OLACAK’
Mesleki ve teknik eğitim mezunlarının izlenmesi, mesleğe özgü yabancı dil eğitiminin ağırlık kazanması gibi yeniliklerle, eğitim sistemini daha da güçlendireceklerini kaydeden Bakan Tekin, şunları söyledi:
“Belge kapsamında üniversiteler ve sektörlerle iş birliği içinde okulların ihtisaslaşmalarını sağlamak, ortaöğretimde akademik eğitim alan öğrencilere mesleki eğitim merkezleri üzerinden meslek edinme imkanları sunmak ve toplumun mesleki eğitime olan algısını olumlu yönde değiştirecek farkındalık çalışmalarını hayata geçirmek gibi stratejiler de yer almaktadır. Öğretmenlerimizin mesleki gelişimini desteklemek amacıyla kurulacak sektörel mükemmeliyet merkezleri, meslek alanlarına özgü yarışmalar ve savunma sanayi ile iş birlikleri gibi kapsamlı yaklaşımlar, ‘Türk Mesleki ve Teknik Eğitim Modeli’ çerçevesinde uluslararası iş birlikleri ve paylaşımlar için zemin oluşturacaktır. Her ne kadar 74 strateji maddesinin her birini detaylıca ele almak bu kısa sürede mümkün olmasa da, bu stratejilerin tümü eğitim sistemimizi daha etkili, ulaşılabilir ve uygulanabilir kılmayı amaçlamaktadır.”
YILMAZ: GELECEĞE ÇOK DAHA DONANIMLI HAZIRLANACAKLAR
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz ise mesleki eğitim konusunun geçmişte ideolojik yaklaşımlara hapsedilerek dar bir çerçeveye sıkıştırıldığını ve bu yaklaşımla ülkenin vakit kaybettiğini söyledi. Artık mesleki ve teknik eğitim konusunun uluslararası standartlara göre; yetenek-istihdam odaklı ve kapsayıcı büyüme ekseninde ele alındığını işaret eden Yılmaz, şöyle konuştu:
“Bütün eğitim kademelerinde eğitimin içerik ve yöntemleriyle işgücü piyasasını örtüştürmek istiyoruz. İhtiyaç ve eğitim örtüşür hale geldiğinde bunun toplumumuza ve bireylere tek tek son derece önemli katkılar sunacağına inanıyoruz. Diğer taraftan mesleki eğitim alırken, teorik eğitimle yetinilmemesi, aynı zamanda uygulama becerileri kazandırılması kritik önem taşıyor. Aksi takdirde uzun yıllar vakit geçirdiğiniz eğitim kurumlarından çıktığınızda iş gücü piyasalarına gittiğinizde birçok zorluklarla karşılaşabiliyorsunuz. Eğitim ve uygulamanın eş zamanlı olmasıyla mesleki ve teknik eğitim mezunlarının geleceğe çok daha donanımlı hazırlanacağına inanıyoruz. Bu doğrultuda Cumhurbaşkanımızın öncülüğünde bir süredir mesleki eğitim çerçevesini çalışma hayatımızın tüm paydaşlarıyla gözden geçirmekteyiz.”
‘BU DEMOGRAFİK FIRSAT PENCERESİNİ ÇOK İYİ DEĞERLENDİRMELİYİZ’
12’nci Kalkınma Planı’nda eğitimin tüm kademelerinde dijital ve yeşil dönüşüme uyumlu müfredatın güncellenmesi, çalışma koşullarının mesleki eğitimi özendirici şekilde geliştirilmesi ve gerekli becerilerin mesleki eğitim ve yükseköğretim aracılığıyla işgücüne kazandırılması gibi konuların öne çıktığını vurgulayan Yılmaz, şunları kaydetti:
“Nüfusumuz maalesef hızla yaşlanırken, çocuklarımızın yeteneklerinin erken yaşlarda tespit edilmesi ve doğru metotlarla çalışma hayatına hazırlanmaları çok kıymetli. Geçmişte Kalkınma Bakanı’yken de hep ifade ederdim; bizim yaşlanmadan zenginleşmemiz lazım. Demografi çok önemli. Hem yaşlı hem yoksulsanız bu tam bir felaket senaryosu. Yaşlanmadan zenginleşirseniz, bu süreçleri daha kolay yönetebilirsiniz. Şu anda genç bir nüfusumuz var ama bunun geçici bir durum olduğunu çok iyi bilmeliyiz. Bu demografik fırsat penceresini hep birlikte kamusuyla, özeliyle çok iyi değerlendirmeliyiz. Dolayısıyla bugün eğitim konusunda yaptığımız tartışmalar ülkemizin geleceği açısından, demokratik fırsat penceresini değerlendirip çok daha farklı seviyelere ulaşması bakımından kritik öneme sahiptir.”
‘İŞ GÜCÜ PİYASAMIZDA EKSİKLER VAR’
Özel sektör temsilcilerinin, her gittikleri yerde kendilerine eleman ihtiyaçları olduğunu ve çalışacak personel açıklarının olduğunu söylediğini anlatan Yılmaz, “Sadece sayısal açıdan değil tabii ki nitelik açısından da eksikleri ortaya koyuyorlar. Maalesef hem sayı hem nitelik bakımından iş gücü piyasamızda eksikler var. Bir taraftan işsizlikten yakınıyoruz, insanımızın daha fazla istihdam imkanlarına kavuşması gerektiğini söylüyoruz. Diğer taraftan iş dünyamız özellikle de üretken alanlarda tarım gibi sanayi gibi alanlarda hizmetlerde çeşitli üretken hizmetlerde iş gücü açığından bahsediliyor. Dolayısıyla bugün burada yaptığımız tartışmalar aslında çok çok kıymetli. Bu iş gücü açığının kapatılması, bir taraftan işsizliğin düşmesi, diğer taraftan da özel sektörde verimliliğin, rekabet gücünün, üretim kapasitesinin artması bakımından çok kıymetli. Hep birlikte de bunun üzerinde çalışıyoruz” dedi.
‘MESLEKİ EĞİTİMİ ÖZEL BİR GÜNDEM HALİNE GETİRDİK’
Bununla birlikte dijital dönüşümün etkilerini göz önünde bulundurarak insan kaynağının sahip olduğu yetenekleri sadece bugünün değil, geleceğin mesleklerine uyumlu hale getirmek istediklerine dikkat çeken Yılmaz, “Bugünkü ihtiyaçlar tamam ama bu yetmez. Bir taraftan da gelişen teknolojiler var, geleceğin ihtiyaçları var. Bugün verdiğiniz eğitim belki 3 sene sonra, 5 sene sonra işe yarayacak ama 10 yıl sonrasını görmemiz gerekiyor. Yapay zekadan işte diğer dijital imkanlara varıncaya kadar, bu yeni teknolojilerin çalışma hayatını çok köklü dönüştüreceğini biliyoruz. Bazı meslekler belki ortadan kalkacak. Yeni bir takım meslekler oluşacak. Var olan meslekler de dönüşecek. ‘İkiz dönüşüm’ dediğimiz yeşil ve dijital dönüşüm kapsamında, ihtiyaç duyulan mesleklerde, becerilerin doğru biçimde belirlenmesine ve mesleki eğitimi ekonomimizin, kalkınmamızın ihtiyaçlarına göre yapılandırmaya önem veriyoruz. Bu çerçevede özel sektör çatı kuruluşlarının da bulunduğu Yatırım Ortamını İyileştirme Koordinasyon Kurulu çalışmalarımız kapsamında, mesleki eğitimi özel bir gündem haline getirdik” diye konuştu.
]]>KOCAELİ’de, kızıyla kavga eden öğrenciyi göstermediği için öğretmen Burak Laçin’in üzerine yürünmesi ve araya giren öğretmen Mehmet Demir’in de darbedilmesi ile ilgili bir araya gelen sendika üyeleri, tepkilerini kalemlerini kırarak gösterdi. Sendikaların ortak açıklamasında, “Öğretmenlere karşı uygulanan şiddetin cezasının artırılması, görevi başındaki öğretmene saldıran kişinin tutuklu yargılanması ve özlük haklarımızın iyileştirilmesine yönelik maddelerin Öğretmenlik Meslek Kanunu’nda güncellenerek yerini almasını ve bir an evvel Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne kanun teklifinde bulunulmasını talep ediyoruz” ifadelerine yer verildi.
Olay, 28 Mayıs’ta Darıca ilçesi Kazım Karabekir Mahallesi İnönü Caddesi’ndeki Ressam Osman Hamdi Bey İlkokulu’nda meydana geldi. İddiaya göre, 1 gün önce 1’inci sınıf öğrencisi 2 kız çocuğunun kavga etmesinin ardından öğrencilerden biri kavgayı babası M.A.’ya anlattı. Ertesi gün okula giden M.A. sınıf öğretmeni Burak Laçin’den çocuğuyla kavga eden öğrenciyi kendisine göstermesini istedi. M.A., Laçin’den olumsuz cevap aldı. Bunun üzerine M.A. okula çağırdığı yakınlarıyla öğretmen Laçin’in üzerine yürüdü. Araya giren öğretmen Mehmet Demir’e de tekme ve yumruklarla saldırıldı. O anlar, cep telefonu kamerasına yansıdı. Darıca Farabi Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne giden Demir, darp raporu aldı. Şikayet sonrası veli M.A. ile yakınları S.A. ve İ.A., gözaltına alındı. Emniyette işlemleri tamamlanan şüpheliler, dün Gebze Adliyesi’ne sevk edildi. Şüphelilerden İ.A., savcılık ifadesinin ardından serbest bırakılırken, hakim karşısına çıkan M.A. ve S.A., adli kontrol tedbiri kapsamında 300’er bin TL kefaletle serbest bırakıldı.
‘HALA YASAL TEDBİRLER HAYATA GEÇMEDİ’
Sendika temsilcileri, sınıf öğretmeni Burak Laçin ile darbedilen öğretmen Mehmet Demir ve meslektaşları, Darıca ilçesi Çınaraltı Meydanı’nda, olayı protesto etmek için bir araya geldi. Eğitim Bir-Sen, Eğitim Gücü-Sen, Eğitim-İş, Eğitim-Sen, Hürriyetçi Eğitim-Sen, Türk Eğitim-Sen Kocaeli Şube temsilcileri ile Anadolu Eğitim Sendikası Genel Başkanı Alper Öğretici’nin katıldığı açıklamanın ardından katılımcılar bu olayların tekrar etmemesi için tepkilerini kalemlerini kırarak gösterdi.
Anadolu Eğitim Sendikası Genel Başkanı Alper Öğretici, yaptığı açıklamada, “Geçtiğimiz günlerde vahşice katledilen İbrahim Oktugan öğretmenimizi andık, üzüldük. ‘Bu bizim için bardağı taşıran artık son damla’ dedik ve tüm eğitim sendikalarıyla birlikte 10 Mayıs Cuma günü ülke genelinde iş bırakarak, 81 ilde eylem yaptık. Konunun muhatabı olan Milli Eğitim Bakanlığı önünde on binlerce öğretmen toplanarak yine konunun muhatabı olan Türkiye Büyük Millet Meclisi önünde haykırdık ve ‘Eğitimciye, öğretmene şiddet için gerekli yasal tedbirleri alın’ dedik. 10 Mayıs’tan günümüze, 20 gün geçmesine rağmen hala yasal tedbirler hayata geçmemiştir” dedi.
Eğitimcileri koruyan yasa istediklerini belirten Öğretici, şunları söyledi:
“2 gün önce Darıca’da menfur saldırıya maruz kalan öğretmenimiz için bugün burada toplanmış bulunuyoruz. Bizim derdimiz bugün Burak öğretmenimize yapılan, yarın Ordu’da Ayşe öğretmene, İzmir’de Mehmet öğretmene, Urfa’da Hasan öğretmene yapılmasın diyedir. O yüzden gösterdiğimiz bu birlikteliği çok önemsiyoruz. Hiçbir sendika ayırt etmeksizin tüm arkadaşlarımızın, tüm meslektaşlarımızın burada durmasını ve hep birlikte ‘Eğitimde şiddete hayır’ demesini çok önemsiyoruz. Biz öğretmenler günün sadece bir gününde yani 24 Kasım’da eli öpülesi olup, kıymet verilip, baş tacı edilip, süslü cümlelerle kutlanmak istemiyoruz. Bizler gerçekten değer verilen, eğitime ve eğitimcileri koruyan, gerçekten yasa istiyoruz.”
‘CEZAİ VE HUKUKİ TEDBİRLERİN EN SERT ŞEKİLDE ALINMASI ELZEMDİR’
Sendikaların ortak basın açıklamasını okuyan Eğitim Bir-Sen Kocaeli Şube Başkanı Şahin Yaşlık, “Öğretmenlerimize ve olay anında sınıfta bulunan öğrencilerimize yaşatılanlar, görmezden gelinebilecek ve cezasız kalabilecek sıradan olaylar değildir. Eğitimciler her fırsatta itilip kakılacak, sahipsiz bırakılacak bir pozisyonda hiç değildir. Bu şiddet eylemlerindeki artışta, şiddete başvuran kişilerin, ‘Yaptığım yanıma kar kalıyor’ düşüncesinin ve bunu haklı çıkaran yasal düzenleme ve uygulamaların büyük rolü vardır. Toplumdaki şiddeti eğitimle yok etmenin hesabını yaparken, şiddeti eğitimin içine sokmaya davetiye çıkaran uygulamaların kabul edilebilir bir yanı yoktur. Eğitim çalışanlarına karşı eğitim-öğretim kamu hizmetinin sunumundan kaynaklı şiddet eylemlerine yönelik cezai ve hukuki tedbirlerin en sert şekilde alınması elzemdir. Eğitim çalışanları, kendilerine yönelik şiddet olaylarına karşı caydırıcı nitelikte münhasıran bir cezai müeyyide getirilmesini, şiddete uğrayana, çalışana da hukuki koruma sağlayacak türden yasal düzenlemelerin gerçekleştirilmesini acilen talep etmekte ve beklemektedir” ifadelerini kullandı.
“Bizler artık güvenliğimizi birilerinin merhametine bırakmak istemiyoruz” diyen Yaşlık, “Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin başta olmak üzere bütün yetkililere sesleniyoruz; öğretmenlere karşı uygulanan şiddetin cezasının artırılması, görevi başındaki öğretmene saldıran kişinin tutuklu yargılanması ve özlük haklarımızın iyileştirilmesine yönelik maddelerin ‘Öğretmenlik Meslek Kanunu’nda güncellenerek yerini almasını ve bir an evvel Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne kanun teklifinde bulunulmasını, her isteyenin şikayette bulunduğu ve bunun soruşturmaya çevrildiği CİMER’in kapatılmasını, bunun yerine şiddeti eğitimle yok etmeye, çocukların kalbine sevgi, saygı, adalet, eşitlik, hoşgörü aşılayan, özveriyle çalışan, öğrencilerini kendi çocukları gibi benimseyen, koruyan, geliştiren öğretmenlerimizi takdir ve teşekkür edebileceğimiz bir platform oluşturulmasını talep ediyoruz” diye konuştu.
]]>Eğitim İş Samsun Şubesi, Cumhurbaşkanı kararıyla, Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) bütçesinden Türkiye Maarif Vakfı’na, vakfın hizmet giderlerinin karşılanması amacıyla 5,7 milyar lira kaynak aktarılmasına tepki gösterdi. Eğitim İş Samsun Şubesi’nin konuya ilişkin yaptığı açıklama şöyle:
“15 Temmuz darbe girişiminin ardından, ‘Yurtdışındaki FETÖ okullarını devralmak’ için kurulan ve ‘gölge bakanlık’ olarak işleyen Türkiye Maarif Vakfı’na bütçeden aktarılan pay her geçen yıl artıyor. Resmi Gazete’de yayınlanan Cumhurbaşkanı kararına göre, Türkiye Maarif Vakfı’na MEB bütçesinden 5,7 milyar TL kaynak aktarılacak. Bu rakam, 2016 yılında Vakfa aktarılan 90 milyon TL’nin 63 katına denk geliyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın doğrudan kendisine yakın üyeleri atadığı ve böylece eğitimin planlanması ve yönetiminin Saray’a bağlanmasının kılıfı olan Maarif Vakfı, kamuda tasarruf tedbirlerinden muaf tutulmuş durumdadır. Eğitimin güncel gereksinimlerini karşılamaktan ve öğrenci/eğitim emekçilerinin ihtiyaçlarını gidermekten uzak olan MEB bütçesinden bu kadar büyük bir kaynağın aktarılması, AKP iktidarının kamusal eğitime ne kadar az önem verdiğini açıkça gösteriyor.
Bir öğün okul yemeğine kaynak ayırılamazken Türkiye Maarif Vakfı’na ödenen para yıllara göre şöyle:
2016: 90 milyon TL
2017: 241 milyon TL
2018: 351 milyon TL
2019: 422 milyon TL
2020: 259 milyon TL
2021: 1 milyar 77 milyon TL
2022: 1 milyar 871 milyon TL
2023: 2 milyar 955 milyon TL
Eğitim politikalarının belirlenmesinde ve uygulanmasında şeffaflık, hesap verebilirlik ve katılımcılık esastır. Böyle bir vakfın kurulması akıllara birçok soru işareti getirmektedir. Bu paranın nereye gideceği net olarak biliniyor mu? Vakfın hangi faaliyetleri için kullanılacağı şeffaf bir şekilde kamuoyuna açıklanıyor mu? Kamusal eğitimde yaşanan sorunlar göz ardı edilirken, Vakfa ayrılan bu devasa bütçe, eğitimde eşitsizlikleri derinleştirmeyecek mi? Bu durum, kamu kaynaklarının şeffaf ve hesap verebilir bir şekilde kullanılması ilkesine aykırı değil mi?
Kamu kaynakları öncelikli ihtiyaçlara göre değil, siyasi ve ideolojik tercihlere göre mi dağıtılmaktadır? Burada asıl sorulması gereken, bir devlet neden vakıf kurar sorusudur. Amaç, kamu kaynaklarının, meşru görülecek bir yöntemle bütçe dışına çıkarılarak, denetimden uzak bir şekilde harcanması, kendilerine yakın tarikat ve cemaatlerin faaliyetlerine yasal kılıf hazırlanması, devlet kasasından bu yapılanmalara para aktarılmasıdır. Kamusal eğitim için kullanılması gereken milli eğitim bütçesinin, tüm denetimlerden muaf hale getirilmiş Maarif Vakfı ile paylaşılması derhal engellenmelidir. Vakıflar üzerinden para aktarıldığını, denetimden uzak şekilde kaynakların keyfi kullanıldığını, paralel bir devlet yapılanması oluşturulduğunu, vakıflara yapılan bağışlar ve destekler üzerinden bir torpil sistemi yaratıldığını görüyoruz! Unutmayalım ki, eğitim, bir ülkenin geleceğidir. Bu geleceği ipotek altına alacak adımlara izin vermeyecek, tüm öğrencilerimiz için kamusal, bilimsel, laik, nitelikli ve erişilebilir bir eğitim sistemi için mücadelemizi sürdüreceğiz. Eğitime ve geleceğe sahip çıkmak Cumhuriyete sahip çıkmaktır! Herkesi bu sorumlulukla hareket etmeye, eğitime ve geleceğine sahip çıkmaya davet ediyoruz!”
]]>Tepebaşı Belediyesi, kadınlara yönelik önemli çalışmalar yapmaya devam ediyor. Mustafa Kemal Atatürk Spor Tesisleri Su Sporları Merkezi’nde haftada 2 gün düzenlenen ve her yaştan bireyin katılabildiği Aikido eğitimleri devam ediyor. 15 kadının katıldığı eğitim uzman eğitmen gözetiminde gerçekleştiriliyor. Kendini savunma sanatı olarak bilinen Aikido’nun ruh sağlığını olumlu etkilemesi, enerjik olmayı sağlaması, stresi önlemesi ve doğru yöntemlerle nefes almayı sağlaması gibi faydaları dikkat çekiyor. Eğitime katılan bireyler de memnuniyetlerini belirterek Tepebaşı Belediyesi’ne teşekkürlerini sunuyor.
“Tepebaşı Belediyesi kadınlara destek oluyor”
Eğitime katılan 42 yaşındaki Nuray Durmaz Erol, Aikido kursunu Tepebaşı Belediyesi’nin sosyal medya hesaplarından görüp kayıt olduğunu belirterek “3-4 aydır eğitim alıyoruz. Aikido ile hız kullanmadan içimizdeki enerjiyi yönlendirerek karşı tarafı ekarte etmeye çalışıyoruz. Bana sakinlik, daha çeviklik ve daha hızlı olmayı, hızlı olurken de yavaş hareket etmeyi öğretti. Tepebaşı Belediyesi bu konuda kadınlara çok destek oluyor. Eskişehir genelinde bu tür kursları bulmak çok zor oluyor. Bu konuda Tepebaşı Belediyesi önde ve kadınlara destek oluyor. Kadınlara da bu tür kurslara katılmasını tavsiye ediyorum. Çünkü dışarıda nelerle karşılaşacağımızı bilmediğimiz için kendini savunmak adına öğrenebilecekleri en güzel spor dalı. Psikolojik açıdan da kendinizi çok iyi hissediyorsunuz. Özgüveniniz yüksek oluyor ve kendimize güvenimiz geliyor. Tepebaşı Belediye Başkanımız Ahmet Ataç’a da çok teşekkür ediyorum. Onun sayesinde birçok kadın kendini savunmayı, kendini korumayı, kendilerine özgüven edinmeyi öğreniyor” dedi.
“Çocukluk hayalimi gerçekleştirdim”
Sağlık personeli olarak çalışan 33 yaşındaki Nesihe Küsen, hayalini gerçekleştirdiğini ifade ederek “Aikido’yu çocukluğumda çok hayalini kurmuş ve kurslara katılmak istemiştim. O zamanlar böyle kurslar yaygın değildi. Tepebaşı Belediye Başkanımız Ahmet Ataç’a ve çalışanlarına teşekkür ediyorum. Çocukluk hayalimi gerçekleştirdim. Buraya kızımla birlikte geliyoruz. Aikido bana o kadar çok şey öğretti ki Japon dövüş sanatlarının içinde olmak, onların kültürlerinin izlerini görmek, onların nasıl davrandığını hissetmek büyük katkı sağladı. Şu an artık kendine daha güvenen, sokakta dolaşırken kendimi savunabileceğime inandığım bir spor dalının içinde bulundum. Herkese Aikido’yu tavsiye ediyorum” diye konuştu.
“Bana özgüven kazandırıyor”
13 yaşındaki Ayça Duzçu, “Buraya arkadaşımla geliyorum. Geldiğim için çok muyluyum. Daha önceden dövüş sanatları ilgimi çekmişti. Aikido da benim için çok güzel oldu. Tepebaşı Belediyesi’ne çok teşekkür ederim. Geldiğimden beri kendimi daha güvenli ve huzurlu hissediyorum. Sokakta başıma bir şey gelirse kendimi savunabileceğimi hissediyorum. İyi ki gelmişim. Bana özgüven kazandırıyor” ifadelerini kullandı.
“Geldiğim için çok mutluyum”
13 yaşındaki Ecrin Küsen, annesi ve arkadaşı ile birlikte kursa katıldığını belirterek “Aikido sporu çok güzel. Japon kültürünü öğrenmiş oluyorum. Kursa Tepebaşı Belediyesi’nin sosyal medya hesabında gördüğüm afiş sayesinde başladım. Kendimi korumayı öğreniyorum. Japon kültürünü de merak ediyorum. Geldiğim için çok mutluyum” dedi. – ESKİŞEHİR
]]>Üniversiteden yapılan açıklamada, Arslantepe Toplantı Salonu’nda gerçekleştirilen programda TSE Başkanı Mahmut Sami Şahin belgeyi, Rektör Prof. Dr. Recep Bentli’ye takdim etti.
Şahin, burada yaptığı konuşmada, TSE’nin Türkiye’nin milli bir standardizasyon kuruluşu olduğunu belirterek, kanunlardan aldıkları yetkiyle Türkiye’de iş dünyasını, sanayiciyi ve kamu kuruluşlarını ihtiyacı olan standartlar konusunda yetkin hale getirmek için faaliyetler yürüttüklerini ifade etti.
TSE’nin Türkiye’nin en köklü kuruluşlarından biri olduğunu dile getiren Şahin, şöyle devam etti:
“Yaklaşık 2 bin 700 çalışanımız ve laboratuvarlarımız ile Türkiye’nin her bölgesinde 180 farklı alanda faaliyetlerimizi yürütmekteyiz. Yapmış olduğumuz standardizasyon faaliyetleriyle iş dünyamızın ve ticaretimizin uluslararası standartlara adapte olmasını da sağlıyoruz. Üniversiteler ile de iş birliğini geliştirmek için her fırsatta gayret gösteriyoruz. Göreve geldiğimiz günden itibaren, akademik bilgi ve tecrübenin iş dünyasına aktarılmasında faaliyetlerimiz sürdürmekteyiz. Bu bağlamda YÖK Başkanımız ile gerekli görüşmeler yapıp protokol aşamasına gelmiş bulunmaktayız. Malatya Turgut Özal Üniversitesi TS ISO 29993 Eğitim ve Öğretim Hizmetleri Yönetim Sistemi Belgesini alması üniversiteler arasında ilk olma özelliği taşımaktadır. Bu hususta gösterdikleri vizyon ve eğitimde kalite yönetimine verdikleri önem için de başta sayın rektörümüz olmak üzere emeği geçen tüm arkadaşlara tebrik ve teşekkürlerimi sunuyorum. Üniversitemizin almış olduğu TS ISO 29993 Eğitim ve Öğretim Hizmetleri Yönetim Sistemi belgesinin hayırlı olmasını diliyor ve bu alanda bir farkındalık oluşturacağına inanıyorum. “
Rektör Prof. Dr. Recep Bentli ise yenilikçi bir üniversite olmak için çabaladıklarını bildirdi.
Bu kapsamda Sürekli Eğitim Uygulama ve Araştırma Merkezi’nin doğrulanabilir, sertifikalandırılabilir bir eğitim modeli sağlamak ve organizasyonel etkinliğini arttırmak amacıyla başvuru aşamasından sertifika alma aşamasına kadar tüm süreçleri içinde barındıran bir sistemi gerçekleştirildiğini belirten Bentli, şunları kaydetti:
“Sertifikaların e-devletten sorgulanabilir ve doğrulanabilir bir yapıya kavuşmuş olması kalite yönetimi açısından önem verdiğimiz bir husustu. Merkezimiz, yapmış olduğumuz bu çalışmaları belgelendirmek amacıyla TSE’ye başvuru yaparak TS ISO 29993 Eğitim ve Öğretim Hizmetleri Yönetim Sistemini hayata geçirmek istemiştir. Öncelikle Yönetim Sisteminin temel eğitimi alınmış ve merkezimizin tüm süreçleri sistemin gerekleri doğrultusunda hazır hale getirilmiştir. TSE tarafından yapılan tetkik neticesinde Sürekli Eğitim Uygulama ve Araştırma Merkezimiz üniversiteler arasında Türkiye’de bir ilk olarak TS ISO 29993 Eğitim ve Öğretim Hizmetleri Yönetim Sistemi Belgesini almaya hak kazanmıştır. Böylelikle Malatya Turgut Özal Üniversitesi Sürekli Eğitim Uygulama ve Araştırma Merkezimiz tarafından verilen belgeler TSE kalitesiyle de daha da güçlü hale gelmiştir. Bu süreçte başta Sürekli Eğitim Merkezimiz olmak üzere emeği geçen tüm arkadaşlarımıza teşekkür ediyorum. Belge takdimi için misafir ettiğimiz TSE Başkanımız Sayın Mahmut Sami Şahin’e de özellikle teşekkür ediyor, kendilerini üniversitemizde ve şehrimizde ağırlamaktan memnuniyet duyduğumuzu ifade etmek istiyorum.”
]]>Türkiye’de; sosyal, ekonomik ve siyasal gelişim açısından kritik önem taşıyan eğitim sektöründe sayısı 208’e ulaşmış üniversite bulunurken 7 milyondan fazla öğrencinin öğretim görüldüğü belirtildi. Yapılan açıklamada, “Türkiye’de devlet üniversiteleri ile aynı statüye sahip kamu kurumu olarak 40 yıllık bir geçmişe sahip olan vakıf üniversiteleri, yükseköğretim sisteminin önemli bir parçasıdır. Anayasamızın 130. Maddesinde ve 2547 sayılı Yüksek Öğretim Kanunu’nda mali ve idari yönden özerk oldukları belirtilen ve kamu kurumu statüsündeki vakıf üniversitelerimiz kendi kaynaklarını oluşturarak ülke ekonomisine devletten hiçbir kaynak kullanmadan çok büyük katkı sağlamaktadır” sözleri yer aldı.
Eczacılık fakültelerinde toplam 25 bin 200 öğrenci eğitim görmektedir
“Yükseköğretimin yaygınlaştırılması açısından devletin taşıdığı sorumluluğun vakıf üniversitelerince paylaşıldığı, dolayısıyla ortaya çıkacak maliyetlerin önemli bir kısmının vakıf üniversitelerince yüklenildiği dikkate alınmalıdır. Vakıf yükseköğretim kurumlarında her yıl yaklaşık 230,000 kaliteli eğitim almış mezun iş hayatına katılmakta, ülke kalkınmasında büyük rol oynamaktadır.”
“Vakıf yükseköğretim kurumlarının, sağlık sektörüne akademik yapısı ve hastaneleri ile önemli katkıları vardır. Bu bağlamda, ülkemizdeki toplam 47 eczacılık fakültesinin 15 adedi vakıf üniversitelerine ait olup sistemin tamamlayıcı unsurudur. Her yıl yaklaşık 5 bin 500 öğrencinin kayıt olduğu eczacılık fakültelerinde toplam 25 bin 200 öğrenci eğitim görmektedir.”
“Türk yükseköğretimini hedef alan beyanların, son derece temelsiz olduğunu da belirtmek isteriz”
Vakıf üniversiteleri ile ilgili yapılan açıklamada ise “Vakıf yükseköğretim kurumları, oluşturdukları eğitim öğretim imkanları, öğretim üyesi profili, laboratuvar ve uygulama alanları, araştırma potansiyeli ve diğer tüm kampüs imkanları ile yükseköğretim alanında önemli bir boşluğu doldurmakta ve üniversite öğrenimi görmek isteyen adaylara nitelikli yükseköğretim fırsatı sunmaktadır. Buna rağmen, herhangi bir akademik veriye dayanmayan toptancı bir anlayışla ve klişe ifadelerle özelde vakıf yükseköğretim kurumlarını, genelde Türk yükseköğretimini hedef alan beyanların, son derece temelsiz olduğunu da belirtmek isteriz” sözlerine de yer verildi.
“Ülkemizin özellikle ilaç ve ilaç hammaddesi geliştirmede dışa bağımlılığı hepimizin malumudur”
“Son yıllarda Eczacılık Fakültelerine yönelik söylemler dile getirilmekte, Eczacılık Fakültesi mezun sayısının çok fazla olduğu vurgulanmakta, eğitim kalitesinin düştüğü beyan edilmektedir. Türkiye Cumhuriyeti yeni yüzyılında, uluslararası arenaya iş gücü yetiştirmeyi misyon haline getirmiştir. Özellikle sağlık alanında yetkin uluslararası niteliklere sahip sağlık profesyonelleri yetiştirmek, yükseköğretim sistemimizin hedefleri arasındadır. Ülkemizin özellikle ilaç ve ilaç hammaddesi geliştirmede dışa bağımlılığı hepimizin malumudur. Bu sebeple bu alana yönelik uluslararası nitelikli ve yüksek donanımlı eczacı yetiştirmek yüksek derecede önem arz etmektedir. Açılan yeni eczacılık fakültelerinde ülkemizin sadece iç ihtiyacına yönelik öğrenci yetiştirilmemekte, aynı zamanda uluslararası öğrencilere de yüksek kaliteli eğitim imkanı vakıf üniversitelerince verilmekte ve ülkemizin uluslararasılaşmasına, yayılma politikasına, ekonomik girdisine katkı sağlanmaktadır.”
“YÖK, eczacılık fakültesi açılması ve eğitim-öğretim asgari şartlarını yüksek tutulmasını amaçlamakta”
Vakıf üniversitelerindeki eğitim şartları ve alt yapısının Yükseköğretim Kurulu (YÖK) tarafından titizlikle denetlenmekte olduğuna da değinen TOBB açıklamalarını şöyle sürdürdü:
“Özellikle YÖK, eczacılık fakültesi açılması ve eğitim-öğretim asgari şartlarını yüksek tutarak kalitenin artırılmasını ve standartize edilmesini amaçlamaktadır. Bu nedenle vakıf üniversitelerinin eğitim programları, alt yapıları ve öğrenim kadroları daha da titizlikle denetlenmektedir. Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Türkiye Yükseköğretim Meclisi olarak bizler, hassasiyetleri anlayarak ve göz önüne alarak ülkemizin eczacılık mesleği dahil tüm sağlık profesyonellerinin yetiştirilmesine özel önem vermekteyiz. Vizyonumuzu, stratejimizi ve kurumlarımızı da bu yönde her geçen gün iyileştirmeye çalışmaktayız.” – İSTANBUL
]]>Türkiye’nin Geleceği için Ramı Kütüphanesi’nde Bir Aradayız. Çalıştaya İstanbul Valisi Davut Gül, Milli Eğitim Bakan Yardımcısı Ömer Faruk Yelkenci ve Özel Eğitim ve Rehberlik Hizmetleri Genel Müdürü Mustafa Otrar, TÜZDEV Yönetim Kurulu üyelerinin yanı sıra birçok akademisyen, öğretmen, aile ve gönüllü katılım sağladı.
Açılış konuşmasını yapan Çalıştay Düzenleme Kurulu Başkanı Prof. Dr. Bayram Özer, düzenlenen çalıştayın üstün zekalı bireylerin potansiyelinin ortaya çıkarılmasında ve doğru yönlendirilmesinde büyük bir adım olduğunu belirtti.
TÜZDEV Genel Başkanı Op. Dr. Kemal Tekden ise, “Üstün zekalı ve deha çaplı çocuklar, ülkemiz ve tüm insanlık için beşeri sermayedir. Beşeri sermayesine sahip çıkan ülkeler gelişmiş ülkelerdir. Hatta onlar başka ülkelerin de sermayesini gasp ederler. Yerüstü hazinesi dediğimiz bu çocuklara sahip çıkamayan toplumlar ise yeraltı zenginliklerini işleyemezler ve dolayısıyla vatanlarına sahip çıkamazlar. Bütün yetkililerimizi ülkemizden beyin göçüne engel olmaya ve Allah’ın bütün toplumlar için lütfu olan bu çocuklarımıza sahip çıkmaya davet ediyorum” dedi.
Özel Eğitim ve Rehberlik Hizmetleri Genel Müdürü Doç. Dr. Mustafa Otrar da, BİLSEM ve ARGEM ile çok sayıda üstün zekalı çocuğa eğitim sunulduğunu, bu çocukların ülke için bir nimet olduğunu, bu nimete sahip çıkılması gerektiğini vurgulayarak, Eylül ayı sonu itibarıyla yerli ve milli, yapay zeka destekli Türk Ulusal Zeka Testinin (TUZÖ) faaliyete geçeceğini ve taramanın hızla yapılacağını söyledi.
Milli Eğitim Bakan Yardımcısı Ömer Faruk Yelkenci de, “Yeni müfredatta farklılaştırma ve zenginleştirme çalışmalarının ilk defa yer alması son derece önemlidir. Bu atılım ile üstün zekalı çocukların eğitim ihtiyaçlarına cevap verilebilecektir” dedi. Yelkenci, çalıştay sonuçlarına göre ARGEM, BİLSEM, öğretmen yetiştirme konularında gerekli önlemleri alacaklarını sözlerine ekledi.
İstanbul Valisi Davul Gül ise, “Kamu eli ile üstün zekalı çocukların eğitiminin yapılması son derece önemli. Ancak sürdürülebilirlik için STK’ların da bu konuda çalışması son derece kıymetli” diyerek, çalıştay sonucunda çıktılar ile yapılması gerekenlerden toplumun her kesimine görev düştüğü ve herkesin sorumluluk alması gerektiğini vurguladı.
Çalıştayda; Üstün Zekalıların Tanımı ve Kavramsal Çerçeve, Hangi kavram doğru? Üstün Zekalı mı, Üstün Yetenekli mi, Özel Yetenekli mi? Dünyada hangi terimler kullanılıyor? Doğru tanım nasıl olmalı ve gerekçesi nedir? Üstün Zekalıların Eğitimi, Üstün zekalıların eğitim ihtiyaçları neler? Eğitimde karşılaşılan zorluklar nelerdir? Özel eğitim programları nasıl tasarlanmalı? Üstün Zekalıların Tanılanması, Üstün zeka nasıl belirlenir? Hangi ölçütler kullanılmalı? En doğru tanılama yöntemi nedir? Üstün Zekalılar için Öğretmen Yetiştirme Politikaları ve Üstün Zekalıların İstihdamı, İş dünyasında üstün zekalıların avantajları ve karşılaştıkları zorluklar nelerdir? Üstün zekalıların istihdamı için stratejiler neler olmalı? İşyerlerinde üstün zekalıların yetenekleri nasıl daha iyi kullanılabilir? Öğretmen yetiştirme politikaları nasıl olmalı? Üstün Zekalıların İstihdamı: İş Dünyasında Devrim Üstün zekalı bireylerin iş dünyasında nasıl avantajlar sağladığı ve hangi zorluklarla karşılaştıkları konuları ele alındı.
Çalıştayda elde edilen önemli çıktılar, yakın zamanda bir politika belgesi haline getirilerek Milli Eğitim Bakanlığı ve kamuoyunun bilgisine sunulacak. Bu belgede, üstün zekalıların tanımı, eğitim ihtiyaçları, tanılanması ve istihdam stratejileri gibi konulara dair kapsamlı öneriler yer alacak. Tarihi Rami Kütüphanesi’nde bir araya gelen akademisyenler, öğretmenler ve uzmanlar bu özel çocukların eğitim ve istihdam ihtiyaçlarını belirleyerek Türkiye’nin geleceğine dair önemli bir adım attı. – KAYSERİ
]]>Zeytinburnu Kültür Sanat (ZKS), bu yıl 15’inci dönem mezunlarını düzenlediği mezuniyet töreni ve sergiyle uğurladı. Yıl boyunca çeşitli kültür sanat kurslarında eğitim alan kursiyerlerin eserlerinin yer aldığı sergi töreni açılışıyla başlayan Mezuniyet Şöleni’ne Zeytinburnu Belediye Başkanı Ömer Arısoy, Zeytinburnu Kaymakamı Dr. Adem Uslu ve çok sayıda sanatsever katıldı. Açılış töreninin hemen ardından ise Zeytinburnu Kültür ve Sanat Merkezi’nde yine kursiyerlerin hazırladığı gösterilerden oluşan mezuniyet şöleni gösterileri yapıldı.
“Kalabalık nüfuslu ilçelerde kültür sanat faaliyetleri temel belediyecilik hizmetleri arasında olmalıdır”
Zeytinburnu Kültür Sanat Mezuniyet Şöleni’nin açılış konuşmasını yapan Belediye Başkanı Ömer Arısoy, özellikle kalabalık nüfuslu belediyelerde kültür sanat faaliyetlerinin temel belediyecilik hizmetleri arasında yer almasının önemine dikkat çekerek; “Ben, meslektaşlarımız arasında da söylüyorum, nüfusu yüz binin üzerindeki ilçe belediyeleri için kültür sanat faaliyetleri temel belediyecilik işlerinden sayılmalıdır. Ben böyle düşünüyorum. Birkaç toplantıda da bunu söyledim. Bunun önemli olduğunu düşünüyoruz çünkü bizim işimiz sadece kentin, şehirlerin belediyecilik anlamında fiziki düzenlemeleri, ihtiyaçları değil, ama aynı zamanda hemşehrilerimizin yaşama sevinçlerini yükseltmek diye temel bir görevimizin olduğunu da düşünüyorum. O sebeple bütün bu işleri aynı duyarlılıkla, büyük bir aşkla ve şevkle yapıyoruz, yapmaya da devam edeceğiz” dedi.
“Birçok sanat branşında eğitim veriliyor olması bulunmaz bir nimet”
Başkan Ömer Arısoy’un ardından bir konuşma yapmak için sahneye çıkan Zeytinburnu Kaymakamı Dr. Adem Uslu, “Biraz önce kurdeleyi kestik ve ondan sonra birbirinden kıymetli, birbirinden değerli eserleri, her birinin üzerinde hakikaten haftalarca hatta aylarca emek verilmiş ama hatla ilgili olsun ama tezhiple ilgili olsun, ama resimlerle ilgili olsun, fotoğrafla ilgili olsun yerinde gördük. Hakikaten çok değerli, birbirinden kıymetli eserler. Öncelikle bu eserlerin ortaya çıkmasında emeği geçen, başta bu kursların tertibinin mimarı olan Belediye Başkanımız olmak üzere, belediyemizin bütün ekibine, yine bu kursların açılmasında ve kursiyerlerin yetiştirilmesinde emekleri ile, yol göstericilikleri ile kursiyerlerimizi hazırlayan kurs hocalarımıza ve tabii ki varlıkları ile İstanbul’un dört bir tarafından bu kurslarımıza iştirak ederek devamlılıklarını sağladıkları için o güzel eserleri ortaya koyan saygıdeğer kursiyerlerimize, her birine ayrı ayrı teşekkür ediyorum” ifadelerine yer verdi.
15 yılda 25 branşta yaklaşık 40 bin kişi eğitim aldı
2009 yılından bugüne Zeytinburnu Kültür Sanat’ta devam eden kültür sanat kursları bu sezon 15’inci mezunlarını verdi. Bugüne kadar 37 bin 796 kişiye hizmet veren kültür sanat kursları, bu yıl toplam 25 branşta eğitim sundu. 25 branş için 3 bin 928 ön kayıt alan kurslardan bu yıl toplam bin 515 kişi mezun oldu. Gösterilerin sonunda ZKS mezunlarına sertifikalarını Zeytinburnu Belediye Başkanı Ömer Arısoy ve Zeytinburnu Kaymakamı Dr. Adem Uslu birlikte takdim ettiler. – İSTANBUL
]]>İBB Ders Atölyeleri ve Teknoloji Atölyeleri Mezuniyet Şöleni, İBB Gaziosmanpaşa Halit Kıvanç Şehir Stadı’nda bugün yapıldı. Yüzlerce çocuğun ve ailelerinin katıldığı şölende konuşan İmamoğlu, şunları söyledi:
“Böyle bir etkinlikte sizlerle bulunmak benim için büyük bir kıvanç. Özellikle Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı’mızın haftasında olmak ve böylesi bir Cumhuriyet’in, böylesi güzel bir memleketin emanet edileceği tek neslin gençler olduğunu, gençlik olduğunu ta 100 yıl öncesinden bize tavsiye, bize öneri olarak sunan ve hiçbir zaman bundan vazgeçmeyeceğimizi bildiğimiz ve bugünlerde en yüksek sesle anmakta bir vazife olduğunu düşündüğüm ülkemizin kurucu lideri Mustafa Kemal Atatürk’ü rahmetle, minnetle anıyorum. Gençlik ve Spor Bayramı’mız bütün gençlerimize kutlu olsun derken bayramın özellikle gençlerimizin umutlarını, hayallerini bu ülkede gerçekleştirmeleri adına son derece yüksek seviyede çok çalışmamız gerektiğini bilen bir yöneticiyim. O pırlanta gibi gençlerimizin, kalpleri pırıl pırıl olan sevgili gençlerimizin ama sporda ama sanatta ama kültürde ama bilimde, teknolojide, üretimde, emekte, eğitimde, aklınıza gelen her alanda çok güçlü olmalarını ve onların zihin açıklığı ile hayallerini köreltecek hiçbir hususun hayatlarında olmamasını dileyerek onlara da bu bayramda çok güzel bir gelecek diliyorum. Yolunuz açık olsun sevgili gençler.
“Öğrenci yurtlarımızı ikiye üçe katlayacağız”
Toplumların gelişmesi, çağı yakalamak ancak gençlerle mümkün. Bir ülkenin nerede olacağını, hangi yolculukla nereye koşacağını, menzili en hızlı tespit edip ona yol yürüyecek olan da gelişmeleri hayatımızı en hızlı şekliyle adapte edecek olan da gençlerimiz. Tabii biliyoruz bunun olabilmesi için özellikle gençlerimizin eğitimde ve teknolojide çok üst seviyede olmaları şart. Bu manada İstanbul Büyükşehir Belediyesi olarak üzerimize düşen vazifeyi en üst seviyede yapma gayreti içinde olduk, olmaya devam edeceğiz. Eğitimi destekleyeceğiz. Öğrenci yurtlarımızı ikiye hatta üçe katlayacağız. Öğrenci burslarımızı vadettiğimizden daha yukarıya taşıdık. İnşallah üniversite okuyan gençlerimizi hiçbir zaman yalnız bırakmayacağız. İyi eğitim almaları için burslarımızı da artıracağız. Ders atölyeleri ve teknoloji atölyelerimizin iyi bir seviyeye geldiğini biliyorum. Arkadaşlarım özellikle bu alanda gençlerimizin başarılı olmaları için onlara sunulan bu imkanı daha da büyütmek için üst seviyede gayret gösteriyorlar. Özellikle ders atölyelerimizde ortaokul ve lise son sınıf öğrencilerimizin LGS ve YKS’ye hiçbir arkadaşından aşağıda kalmayacak şekilde ailelerimizin evlatlarını kendi evladımız olacak bir biçimde sorumluluğu kabul ederek onların daha iyi eğitim alarak eşitleneceği bir şehir var etmek bizim yönetim anlayışımızdır. Onun için var olan bu seviyenin, sayının yetmediğini görüyorum. Size söz, bunun sayısını da katlayarak artıracağımızı hepinize söz veriyorum.
“Atatürk’ün ilkelerini unutmayan gençler olmanızı diliyorum”
Bugün 13 şubede, 28 derslikte, 120 eğitmen ve PDR uzmanıyla öğrencilerimize hizmet sunuyoruz. Şu ana kadar 5 bin 70 öğrencimizi sınavlara hazırladık. Hepsinin yolu bahtı açık olsun. Eğitim hayatları boyunca başarılı olsunlar. Her zaman devletini, milletini seven; bu devletin, milletin ve bu sınırların içerisinde olan hiçbir vatandaşını ayırmayan, kalplerinde, zihinlerinde hiçbir yurttaşa ön yargısı olmayan, her birimiz birbirimizi bu memleketin asil vatandaşlar olarak bilerek, görerek vatanına, bayrağına tutkulu çok seven, birbirini kabul eden, sevgiyi ve saygıyı en üst seviyede tutan, demokrasiye ve Cumhuriyet’e inanan, o yüce adaletin ışığı altında yol yürüyen cumhuriyetin ve demokrasinin bekçileri olan, Atatürk’ün ilkelerini hayatında hiç unutmayan gençler olmanızı diliyorum. Bu duygularla yolunuz açık olsun. 2021 yılında İBB Teknoloji Atölyeleri’ni Boğaziçi Üniversitesi iş birliğiyle hayata geçirmişti. Özellikle teknoloji üreten, geliştiren bireylerin yetişmesine, bilim ve teknolojide dışa bağımlılığı azaltan bir geleceğin varlığına imza atmak için açtığımız bu kulvarda bu yıl 9 atölyede 48 eğitmenle 940 öğrenciye hizmet sunduk. Böylece bugüne kadar teknoloji eğitimi verdiğimiz öğrenci sayımız 3 bin 615’e çıktı ama bunu arttıracağız.
“Mekanlarımız arttıkça eğitim alanlarımızı büyüteceğiz”
Bunun da İstanbul’a yetmediğini, mekanlarımız arttıkça çocuklarımıza ve gençlerimize bu eğitimin de verilmesi için alanlarımızı büyüttükçe göreceksiniz, İstanbul’un her yerine dağılan ve binlerce gencimizi aynı anda bu alanda eğiten bir mekanizmayı kurarak bu sürecin içine bu şehrin gönüllülerini, gönüllü kurum ve kuruluşlarını, teknoloji konusunda yüksek seviyede başarılara imza atmış bu şehrin güzel insanlarını, yöneticilerini de bu işin içine katarak bu seviyeyi artırmanın yolunu ve yöntemini bulacağız. Çağı yakalayan, dünya ölçeğinde üretim yapan, zihinsel açıklığıyla fikri, vicdanı, irfanı hür anlayışını temsil eden çocuklarımızın ve gençlerimizin yaratıcılıklarıyla icatlar ve buluşlar yaparak dünya ekseninde çok büyük katma değer üreten bir gelecek nesil var etme adına teknoloji atölyelerimizde bu şehrin kabiliyetli insanlarıyla artırarak İstanbullulara hediye etmenin de hepinize sözünü buradan veriyorum.
“İnşallah daha büyük başarılara imza atacağız”
Benim bu şehrin ve bu ülkenin, 86 milyon insanımızın çocuklarına ve gençlerine olan güvenim bu kadar yüksek seviyede olmasa ben bu kadar gayretli, ben bu kadar çalışkan, ben bu kadar cesaretli olamazdım. Eğer yüksek cesaretimiz varsa, asla vazgeçmeyiz diyorsak, bu memlekette demokrasiye ve cumhuriyete, özgürlüğe inanıyorsak, insanlarımızın hak ve hukuku için sonuna kadar mücadeleyi vazgeçilmez olarak görüyorsak bunun altında yatan en büyük güç kaynağımız -kalben söylüyorum- bu şehrin çocuklarıdır, kızlarıdır, oğullarımız, erkeklerimizdir. Onların varlığıyla yol yürüyoruz. İnşallah daha büyük başarılara imza atacağız. Bugün mezun ettiğimiz öğrencilerimizin arasında gelecekte çok büyük başarılara imza atacağına inandığım belediye başkanları, bu ülkeyi yöneten insanlar, bilim insanları, eğitimciler, doktorlar, mühendisler olacağına da inanıyorum. Başarıyla ülkemizi gururlandıracağınıza da inanıyorum. Öğrencilerimize yolunuz açık olsun derken tekrar öğrencilerimizin bu gelişimine katkı sunan tüm değerli eğitimcilerimize, yöneticilerimize teşekkür ediyorum. Tabii ki çocuklarımızı ve gençlerimizi bize emanet eden çok sevgili vatandaşlarımıza, yani anne babalara yürekten teşekkür ediyor, hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.”
İmamoğlu, atölyedeki yarışmalarda başarı elde eden takımlara ödüllerini takdim etti.
]]>(ANKARA) – Türkiye’nin dört bir yanından gelerek Milli Eğitim Bakanlığı önünde açıklama yapan özel sektör çalışanı öğretmenler, seslerini duyurmak için TBMM’ye yürüdü. Diğer eğitim sendikalarının da destek verdiği öğretmenler, Milli Eğitim Bakanlığı önünde açıklama yaptıktan sonra Meclis’e yürümek isterken polis müdahale etti. Özel Sektör Öğretmenler Sendikası Genel Başkanı Eren Edebali, Bakanlık önünde yaptığı açıklamada, “Bu ülkede eğer öğretmene değer gösteriyoruz diyorlarsa bunu Öğretmen Meslek Kanunu’nda güvence altına alacaklar. Bunu yapmayanlar açık bir şekilde patronların yanında yer alıyor demektir. Tüm illerde direniş haftası ilan ettik” diye konuştu.
Özel sektörde çalışan öğretmenler, Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası’nın çağrısıyla, “Taban maaş hakkı verilmesi, Öğretmen Meslek Kanunu’na haklarının eklenmesi, belirli süreli iş sözleşmesi uygulamasına son verilmesi” talebiyle Ankara’ya geldi. Sendika üyesi bir grup öğretmen, Mithatpaşa’daki binasından Kızılay Güvenpark’a yürüdü ve burada şehir dışından gelen öğretmenlerle birlikte MEB binası önüne geçildi. Yürüyüş sırasında öğretmenler, “Sözünü tutmayan Bakan Tekin istifa”, “Yaşasın eğitim mücadelemiz”, “Mücadele dersini öğretmenler verecek”, “Öğretmenlik enkazdan sendikayla çıkacak”, “Öğretmenin birliği patronları yenecek”, “Eğitim çöküyor bakan yalan söylüyor” ve “Patronlara değil eğitime bütçe” sloganları attı. Özel sektör çalışanı öğretmenlerin yürüyüşüne diğer eğitim sendikaları da destek verdi.
Yusuf Tekin’e istifa çağrısı
MEB önünde toplanan öğretmenler MEB Bakanı Yusuf Tekin’i istifaya çağırdı. Özel Öğretmenler Sendikası Genel Başkanı Eren Edebali, burada yaptığı açıklamada, “Bizi bugün burada bir araya getiren aynı zamanda bir yalandır. Bakan Yusuf Tekin, şubat ayında yaptığımız görüşmede bizlere taban maaş uygulaması başta olmak üzere diğer yan hakların Öğretmen Meslek Kanunu içerisine gireceğine ve özel sektör öğretmenlerinin hakkını alacağına söz verdi. Bugün biz burada bu yalana karşı dikilmek, yalanın sahibinin yüzüne yalanını çarpmak için toplandık. Fakat görüyoruz ki patron derneklerinin masasından ayrılmayan, STK’lara para yağdıran Yusuf Tekin bugün burada yok ama bizim mesleki onurumuz, emek, haysiyet mücadelemiz; ekmek, gelecek ve memleket kaygımız var” diye konuştu.
“Eğitim patronların, cemaatlerin istekleri doğrultusunda tesis ediliyor”
Eyleme destek veren Eğitim – Sen Genel Başkanı Kemal Irmak da “Dünyanın hiçbir yerinde özel sektör diye bir durum yok ama AKP, eğitimi de kamusal eğitimi de özel alan eğitimini de patronların, cemaatlerin istekleri ve ideolojisi doğrultusunda tesis etmeye devam ediyor. Bakan Tekin yalan söylüyor, öğretmenlere söz verdi ama sözünden vazgeçti. Çünkü Saray’ın öğretim programları kurulunda yer alanlar aynı zamanda özel sektör alanındaki patronlardır” diye konuştu.
“Ücretli köleliği kabul etmiyoruz”
Irmak’ın ardından söz alan Eğitim İş 3 No’lu Şube Başkanı Doğan Dağdelen de “Mücadelenizi gönülden destekliyoruz. Buradaki Bakan Milli Eğitim’in Bakanı değildir, Türkiye’nin Bakanı değildir. Buradaki Bakan, tarikatların Bakanıdır, patronların Bakanıdır. Bu Bakan bir kukladır. Kuklanın ipinin de kimin elinde olduğunu biliyoruz. Ücretli köleliği kabul etmiyoruz. Öğretmenlerde ayrıştırmayı kabul etmiyoruz. Öğretmen ders verir, öğretmen yalvarmaz, öğretmen boyun eğmez” ifadelerini kullandı.
“Herkese kaynak var öğretmene yok”
KESK adına konuşan Ahmet Karagöz de şunları söyledi:
“Cemaatlere, tarikatlara her türlü alanı açan, yandaşa patrona her türlü kaynak aktaran söz konusu öğretmen olunca eğer yok deniliyorsa bunun koca bir yalan olduğunu, Bakan Bey’in de koca bir yalancı olduğunu rahatlıkla ifade edebiliriz. Bakan Bey göreve başladığı günden bugüne hiçbir sorunu çözmediği gibi öğretmenlerin de sorununu çözmedi. Bakan Bey, Diyanet’teki görevli bir imamdan farklı bir pratik sergilememiştir.”
Birleşik Kamu – İş adına konuşan Mehmet Yeşildağ ise “Bütün bağlı sendikalarımızla yanınızdayız. Haklı mücadelenizi sonuna kadar destekliyoruz” ifadelerini kullandı.
“Öğretmen Meslek Kanunu açıklanana kadar bir direniş haftası ilan ediyoruz”‘
Özel Öğretmenler Sendikası Genel Sekreteri Hüseyin Aksoy da şu açıklamayı yaptı:
“Eğitimde piyasalaşma var ve bugün önünde bulunduğumuz Milli Eğitim Bakanlığı bu sömürüyü izliyor. 2014 yılına kadar elimizde olan hakkı ‘Benim yerine getirmeye hakkım yok’ diyen bir Bakan’ın hiçbir şeye yetkisi kalmamıştır. Bu yetkisizlik yolunun çıkacağı yer ancak ve ancak istifadır. Ücretli öğretmenlik diye bir düzenin var olduğu bir sistemde bakanlık yapmak ne demek? Memlekette, kamuda kaç bin öğretmene ihtiyaç olduğunu söyleyemeden ‘Sadece elimizdeki bütçe buydu, buna göre alım yapacağız’ diyen bir Bakan öğretmenin ve öğrencinin geleceğini nasıl koruyabilir?
‘Dostlar, tüm piyasalaştırma koşullarına, zorlu hallere rağmen biz bir inadın peşindeyiz. Biz bu mesleği terk etmeyeceğiz bunu hem Yusuf Tekin hem tüm yasa koyucular ve patronlar iyi bellesinler. Yüz binlerce öğretmen bu ülkede eğitimin geleceği için eğitimden vazgeçmeyecek. Öğretmenlik Meslek Kanunu Bakanlık tarafından hazırlanıyor ve TBMM’de oylanacak. Öğretmen Meslek Kanunu’nun bizim için ne kadar önemli olduğunu tüm ülkeye hissettirmek ve kararlılığımızı göstermek adına Öğretmenlik Meslek Kanunu açıklanana kadar bir direniş haftası ilan ediyoruz.”
Öğretmenlerden polislere tepki: “Öğretmene silah çekemezsiniz”
Basın açıklamasının ardından Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası’nın kararını açıklayan Hüseyin Aksoy, “Öğretmenlik Meslek Kanunu açıklanıncaya kadar Milli Egemenlik Parkı’nda direniş nöbetindeyiz. Meclis’e yürüyoruz” dedi. Bunun üzerine öğretmenler, TBMM’ye yürümeye hazırlanırken, polis müdahale etti ve arbede yaşandı. Müdahale esnasında bir polis memurunun öğretmenlere silah doğrulttuğunu iddia eden öğretmenler, “Öğretmene silah çekmek ne demek? Öğretmene silah çekemezsiniz. Sizi biz yetiştiriyoruz” diyerek tepki gösterdi.
“Ne gözaltından ne tutuklamadan korkuyoruz”
Müdahale ve yaşanan arbedenin ardından açıklama yapan Özel Öğretmenler Sendikası Genel Başkanı Eren Edebali ” ‘Özel sektör öğretmenleri asgari ücrete çalıştırılamaz’ denilmediği sürece biz bu kararlı mücadelemizi vereceğiz. Ne gözaltından korkuyoruz ne tutuklamadan korkuyoruz ne patronlardan korkuyoruz ne de bir adım geri atıyoruz. Bu ülkede eğer ‘öğretmene değer gösteriyoruz’ diyorlarsa bunu Öğretmen Meslek Kanunu’nda güvence altına alacaklar. Bunu yapmayanlar açık bir şekilde patronların yanında yer alıyor demektir” şeklinde konuştu.
Meclis’teki siyasi partilere çağrı
Edebali, “TBMM’ye sesleniyoruz, AKP’ye, Saadet Partisi’ne, MHP’ye, YRP’ye DEM Parti’ye, CHP’ye, tüm partilere sesleniyoruz. Her şey sizin Öğretmenlik Meslek Kanunu Komisyona geldiğinde alacağınız bir doğru tavra bakıyor” ifadelerini kullandı.
Milli Egemenlik Parkı’na yürüdüler
Öğretmenler daha sonra Meclis’e doğru yürüyüşe geçerek, TBMM’nin Çankaya girişinin yanındaki Milli Egemenlik Parkı’na geldi. Burada yeniden açıklama yapan Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası Genel Başkanı Edebali şunları söyledi:
“Eğitimde özelleştirme, öğretmen emeğinin geriye doğru dönüşümü, eğitimin patronlara teslim edilmesi karşısında çok önemli bir mücadele yürüttük. Bakan Tekin öğretmeni yok saymıştır ve patronları korumuştur. Denetim istiyoruz, eğitim iş kolu istiyoruz. Belirli süreli iş sözleşmesinin kaldırılmasını istiyoruz. Asgari ücrete çalıştırılmasına son verilmesini istiyoruz. Taban maaş hakkımızı geri istiyoruz. Meclis önünde bulunmamızın nedeni bir eğitim nöbetinin başlamasının karşılığıdır. Öğretmenlik Meslek Kanunu ikinci kez Meclis’e getiriliyor. Çünkü ilki yetersiz, yanlış bulundu AYM tarafından.
Öğretmenleri yok sayarak, sendikalara danışmayarak yeniden çıkarmak istiyorlar. Bir meslektaşımızı saldırıda kaybettik. Özel öğretim kurumunda kaybettik. MEB imzalı bir kurumda denetim yok, ölüm var. Cumhurbaşkanı Erdoğan şiddete karşı kanun çıkacağını ve özel öğretim kurumlarında çalışan öğretmenlerin de kamu personeli sayılacağını söyledi. Ne zaman? Öldükten sonra mı? Partiler, Öğretmen Meslek Kanunu’na taban maaş hakkımızı geçirecek, süreli sözleşmeyi kaldıracak, denetimi sendikayla birlikte sağlayacak bu hafta Genel Kuruldan geçirecek. Öğretmen Meslek Kanunu’nda hakkımızın yer almasını istiyoruz. Atama bekleyen özel sektör öğretmenleri güvencesiz koşullarda çalışıyor. Tasarruf tedbirleri kapsamında şimdi atama yapmayacaklar. Yüzbinlerce öğretmen patronların insafına terk edilmesidir yapılan. Taban maaş gelirse kurumlar batar diyorlar. Kim bunlar? Öğretmenlerden değerli mi??”
Edebali, “Tüm illerde direniş haftası ilan ettik. TÖZOK, TÖDER, TÖZEF eğitim kurumlarında eylemliliklerimiz olacak. Bizden kaçamayacaksınız. Net bir şekilde söylüyoruz. Biz işsiz kalmayı göze alıyoruz. Yüzlerce arkadaşımız burada görüntü veriyoruz. Onlar şu an sosyal medya hesaplarından sendikamızın hesabını takip ediyor, fişleyebilirler. Kimseden korkmuyoruz. Bu artık bir onur mücadelesi. Onların sırtı yere gelecek” ifadelerini kullandı.
Açıklamanın ardından eylem sonlandırıldı.
]]>Arnavutköy Belediyesi Sanat Akademisi, 2023-2024 dönemini başarılı bir şekilde tamamladı. Sanat Akademisi’nden eğitim alan kursiyerler, eğitimleri süresince öğrendiklerini Arnavutköy’de bir alışveriş merkezinde ‘yıl sonu konseri ve gösterisinde’ sergileme fırsatı buldu. Belediye Başkanı Mustafa Candaroğlu’nun da önemli desteklerde bulunduğu akademiden, 2023-2024 döneminde 30 farklı kursla yaklaşık 5 bin kişi eğitim aldı. Özellikle kadın kursiyerler, aldıkları eğitimlerin ardından ürettikleri ürünleri satarak aile ekonomisine katkıda bulundu. Kursiyerler, aldıkları eğitimlerle ürettikleri eserleri Karma El Sanatları Sergisi’nde sergilediler. Arnavutköy’de bir alışveriş merkezinde iki gün boyunca sanatseverlerle buluşan sergide, el emeği göz nuru ürünleri büyük ilgi gördü. Sanat Akademisi’nin sunduğu kurslar arasında hüsn-i hat, ahşap yakma, seramik biçimlendirme, resim gibi birçok seçenek bulunuyor. Düzenlenen kurslar, vatandaşların yeteneklerini keşfetmelerine ve bu yetenekleri ekonomik kazanca dönüştürmelerine imkan sağlıyor.
Yıl sonu konseri ve gösterisi
Arnavutköy Sanat Akademisi tarafından sadece el sanatları değil sahne ve gösteri sanatları alanlarında da eğitimler veriliyor. Kurslar arasında halk oyunları, ney, bağlama, kanun, şan gibi eğitimler yer alıyor. Sanat Akademisi’nden eğitim alan kursiyerler, eğitimleri süresince öğrendiklerini yıl sonu konseri ve gösterisinde sergileme fırsatı buldu. Yıl sonu konseri ve gösteri programına Arnavutköy Belediye Başkanı Mustafa Candaroğlu ve çok sayıda vatandaş çocuklarıyla birlikte katıldı. Arnavutköy Kültür ve Sanat Merkezi’nde gerçekleştirilen bu özel etkinlik, kursiyerlerin kendilerini ifade etmelerine ve yeteneklerini tanıtmalarına destek oldu. Yakın zamanda açılması planlanan 40’dan fazla yeni kurs arasında çini, kaligrafi, diksiyon, kemençe ve radyo programcılığı gibi farklı alanlar bulunuyor. Yeni kurslarla birlikte, daha fazla kadının hobilerini ekonomik kazanca dönüştürmesi hedefleniyor. Arnavutköy Belediyesi Sanat Akademisi, kadınlara sunduğu bu fırsatlarla toplumsal ve ekonomik gelişime katkı sağlamaya devam ediyor.
“Biz sanatın birleştirici bir güç olduğuna inanıyoruz”
Programla ilgili konuşan Arnavutköy Belediye Başkanı Mustafa Candaroğu, “Arnavutköy’ümüz genç bir ilçe. Hemşerilerimizle birlikte hem sanata hem kültüre önem veren bir belediyeyiz. Kursiyerlerimizle birlikte sergilerimizi yapıyoruz. Sanat akademimizin yıl sonu gösterisini yapıyoruz. Bu gün kursiyerlerimizi buluşturmanın heyecanını yaşıyoruz. Hobi amaçlı başladıkları hevesleri profesyonel bir şekilde devam ediyor. Kursiyerlerimizin eğitimlerini tamamlaması için gerekli araç gereçlerini sağlayarak bu süreci meslek haline getirmeleri bizleri gururlandırıyor. Bugün binlerce eserimizi sergiliyoruz. Bu eserler çeşitli eserler kursiyerlerimizin ev ekonomisine katkı sağlıyor. Bu gün yaklaşık 5 bine yakın kursiyerimize akademimizde hizmet veriyoruz. Akademimizde 27 branşa yeni dönemde 43 branş daha ekleyeceğiz. Biz sanatın birleştirici bir güç olduğuna inanıyoruz. İstanbul’da ilçeler arasında öncü bir sanat ilçesi olmayı hedefliyoruz” dedi. – İSTANBUL
]]>1963 yılında kurularak ülke eğitimine 60 yıldır büyük katkılar sağlayan ve Anadolu’nun en köklü eğitim çınarları arasında yer alan Gaziantep Kolej Vakfı Özel Okulları kuruluşunun 60.yılını bir çok etkinlikle kutlarken düzenlenen muhteşem festival kutlamaları adeta taçlandırdı. Gaziantep Kolej Vakfı Özel Okulları 60.Yıl Festivali, Bilim ve Sanat Etkinlikleri Bahar Şöleni ve Dansın Renkleri Gösterileri GKV eğitim kampüsünde düzenlenen açılış töreniyle start aldı.
Nüket Ersoy’dan anlamlı kutlama mesajı
GKV 60. Yıl Festivali nedeniyle bir açıklama yapan Gaziantep Kolej Vakfı Mütevelli ve Yönetim Kurulu Başkanı Nüket Ersoy, “Toplumların kalkınma düzeylerinin en önemli göstergeleri eğitim, sanat ve kültürdür. Kuruluşundan bu yana bu bilinçle hizmetlerine devam eden Gaziantep Kolej Vakfı Özel Okulları, 60 yıldır çağdaş Türkiye’nin geleceği olan gençleri akademik yönden yetiştirirken, sanat ve kültür etkinlikleri ile de onların tam donanımını sağlamaktır. Anaokulundan başlayarak liseden mezun olmalarına kadar geçen süreçte öğrencilerimizin sosyalleşmesinin güçlendirilmesi için eğitim hizmetlerinin sanat ve kültür yoluyla desteklenmesi temel amaçlarımızdandır. Her GKV’li öğrencinin yeteneklerini ortaya çıkarmayı öz güvenlerini artırmayı, farklı kültürlerle kaynaşmalarını sağlamayı amaçlayan bu eğitim etkinliklerimiz geleceğimizin güvencesi olan gençlerimizi yetiştirmede çok önemlidir. Bu nedenle okullarımızda her yıl ulusal ve uluslararası olmak üzere pek çok etkinlik düzenlenmektedir. Kamu yararına çalışma amacıyla kurulan ve 60 yıldır toplumsal sorumluluk anlayışıyla hizmet veren Gaziantep Kolej Vakfı Özel Okulları, Gaziantep halkı ile bu etkinliklerle bir kez daha bütünleşmekten büyük mutluluk duymaktadır. GKV Özel Okulları’nın kapılarını 60 yıldır çok şey borçlu olduğumuz Sayın Gaziantep halkına ve kamuoyuna böylesine bir organizasyonla açmak bizleri onurlandırmaktadır. Hepiniz hoş geldiniz” dedi.
Bilim şenliğinde yüzlerce proje görücüye çıktı
GKV Özel Okulları tarafından düzenlenen 60.yıl kutlama etkinlikleri kapsamında gerçekleştirilen Bilim ve Sanat Etkinlikleri Bahar Şöleni’ni Genel Müdür Fevzi Gürsel tarafından törenle açıldı. Bir birinden farklı yüzlerce projenin yer aldığı sergide öğrenciler projeleri hakkında katılımcılara bilgi verirken GKV Özel Okulları Genel Müdürü Fevzi Gürsel bütün projeleri inceleyerek çalışmalar hakkında öğrenciler ve danışman öğretmenlerden bilgiler aldı. Gürsel etkinliğe katılan öğrencileri kutlayarak başarılar diledi.
Bahar şenliği coşturdu
Gaziantep Kolej Vakfı 60. Yıl Festivali kapsamında düzenlenen bahar şenliğinde öğrenciler gönüllerince eğlenirken kültür, sanat ve sportif faaliyetlerinde doruk noktaya çıktığı kutlamalarda öğrenci velilerin açtığı stantlar da dikkat çekti. Bir birinden farklı yarışma ve gösteriler eşliğinde devam eden şenliklerin üç gün süreceği açıklandı. – GAZİANTEP
]]>Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Bingöl Üniversitesi 2023-2024 Akademik Yılı Mezuniyet Töreni’ne katıldı. Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü Karşıyaka Kapalı Spor Salonu’nda düzenlenen mezuniyet töreninde, fakülte ve bölüm birincilerine diplomaları takdim edildi.
Ardından sahneye çıkan ve açıklamalarda bulunan Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, üniversitelerin toplumun ve hayatın tam merkezinde yer aldığını söyledi.
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, “Ülkemizde yükseköğretim alanında gerçekleşen köklü reform süreci ve ilerlemenin öncüsü Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın sizlere selamlarını ve başarı dileklerini iletiyorum. Üniversiteler, ekonomik ve sosyal kalkınmanın itici gücü olarak toplumun ve hayatın tam merkezinde yer alır. Nitelikli beşeri sermaye yetiştirerek dinamik, üretken ve gelişmeye açık şekilde bilgiyi insanlığa kazandırır. Ban bir ülkenin en büyük serveti, büyük varlığı nedir diye sorarsanız insanıdır derim. Yetişmiş, nitelikli, girişimci, yenilikçi bir insan gücü, genç ve dinamik bir nüfus bir ülkenin en büyük sermayesi ve varlığıdır. Öğrenciler geleceğe ve işgücü piyasasına üniversitelerde hazırlanır. Bizler de üniversitelerimizi kaliteli beşeri sermayenin ve toplumsal refahın kaynağı olarak görüyoruz. Asırlara sığmayan düşünür Ibn-i Haldun’a göre, ‘Eğitim; kültür ve medeniyet değerlerinden kopuk şekilde düşünülemez’. Her bir üniversitemiz aynı zamanda bilimin toplum için faydalı bir ürüne dönüşmesine imkan veren kurumlardır. Yükseköğretim, cumhurbaşkanımızın öncülüğünde üzerinde hassasiyetle durduğumuz ve en çok yatırım yaptığımız alanların başında geliyor. Üniversiteleri, doğu batı ayırmadan ülkemizin dört bir yanında yaygınlaştırırken yükseköğretimde ihtisaslaşma ve güçlü akademik performansı destekledik. Üniversiteye girişte yaşanan katsayı adaletsizliklerini ortadan kaldırarak her bir öğrencimizin yarışa eşit şartlarda başlamasını sağladık” diye konuştu.
“Öğrenci sayımız 8 milyonu aşmış durumda”
Yılmaz, “Yükseköğrenim dahil eğitim-öğretim bütçesini 2002 yılındaki 10 milyar lira seviyesinden bugün 1 trilyon 615 milyar liraya taşımış durumdayız. 22 yılda üniversite sayımız 76’dan 208’e, öğretim personeli sayımız 70 binden 185 bine yükselmiştir. Öğrenci sayımız ise 2002’de 1,6 milyon iken bugün 8 milyonu aşmış durumdadır. Türkiye Yüzyılı’nda, kalkınmanın en önemli unsuru olan eğitim, temel önceliğimiz olmaya devam ediyor. Üniversitelerimizi yaygınlaştırırken öğrencilerimizin barınma ihtiyaçlarını da göz önünde bulundurarak yurt-yatak kapasitesini 1 milyona yaklaştırdık. Dünyada bu alanda en ileri ülkelerden biri olduğumuzu söyleyebilirim. Burs ve kredi imkanlarını miktarlarını, imkanlarını sayı olarak arttırmaya devam ettik. Diğer taraftan bilim insanı desteklerini artırdık ve akademisyenlerimizin özlük haklarında iyileştirmeler yaptık. Savunma Sanayi, siber güvenlik gibi alanlarda artan beşeri sermaye ihtiyacından yola çıkarak özel sektör-üniversite işbirliklerini destekledik. Yükseköğretim programlarını yapay zeka, bulut veri ve makine öğrenmesi gibi çığır açan teknolojilere ve geleceğin mesleklerine uyumlu hale getiriyoruz. İstihdam odaklı program seçimi, akademik üretkenlik hedefleri, üniversite-sanayi işbirliğinde yeni modeller, teknoparklar ve dijital imkanlarla yükseköğretim sistemimizi her açıdan güçlendirmeyi sürdüreceğiz. Bu hafta içi Milli Eğitim Bakanlığı’mızın Mesleki ve Teknik Eğitim Politika Belgesini ve bu kapsamda özellikle istihdam odaklı olarak izleyeceğimiz stratejileri kamuoyuyla paylaşacağız. Mesleki ve teknik eğitim mezunlarının istihdamında eğitimlerine uygun asgari ücret veya özlük haklarının iyileştirilmesi gibi politikalar, mezunlar için İŞKUR işbirliği ve gerekli mevzuat değişiklikleri gündemimizdedir” şeklinde konuştu.
Konuşmaların ardından Yılmaz, İslami İlimler Fakültesi birincisi olan Mustafa Barman’a belgesini ve hediyesini verdi. Birinci olan öğrencilerin kütüğe çivi çakmasının ardından, toplu fotoğraf çekildi ve öğrenciler keplerini fırlattı. Törene Cumhurbaşkanı Cevdet Yılmaz’ın yanı sıra Vali Ahmet Hamdi Usta, AK Parti Bingöl Milletvekilleri Feyzi Berdibek ve Zeki Korkutata, Belediye Başkanı Erdal Arıkan, Bingöl Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. İbrahim Çapak, AK Parti İl Başkanı Yılmaz Seven, akademisyenler, öğrencilerin aileleri katıldı. – BİNGÖL
]]>CHP’li Niğde Milletvekili ve Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Üyesi Ömer Fethi Gürer, domates dikiminde çalışan mevsimlik tarım işçilerini ziyaret ederek sorunlarını dinledi. İşçilerden Şanlıurfalı Mehmet Özbay yaşadıkları şartları anlatarak, “Çocuklar olumsuz koşullarda yaşıyor. Kadınlar minibüste doğum yapıyor. Çocuklar tarım ilaçlarına da maruz kalıyor, eğitimleri de aksıyor. Burada çocukların yüzü toprak, ayağında çorap yok, adam gibi ayakkabı yok. Şimdi bunlar bu ellerle yemek yiyor. Bu ellerle yüzlerini elliyorlar. Çoğu tarlada çalışıyor. Olumsuz etkileyecek ilaçlara maruz kalıyorlar” diye konuştu.
“Genelge hayata geçirilmiyor”
Gürer de mevsimlik tarım işçilerinin çalışma ve yaşam koşullarıyla ilgili Cumhurbaşkanlığı tarafından genelge yayınlandığını ancak genelgenin uygulanmadığını belirterek, “Tarım işçisi olarak gelenlerin çocuklarının eğitim sorunları var. Sağlıklı yaşam sorunları var. Yaşadıkları yerde elektrikte, suda, banyoda sıkıntıları var. Bu çocukların da geleceklerinin iyi olması, Cumhurbaşkanının yayınladığı genelge var, onun hayata geçmesiyle ilgili ama o genelge bir türlü hayata geçmiyor. Genelge var, uygulama bu” diye tepki gösterdi.
“Tarım işçilerinin çocuklarına sahip çıkılsın”
Gürer, 5-10 yaş aralığındaki çocukların tarlalarda ve zor şartlarda yaşam mücadelesi verdiğini belirterek, şöyle konuştu:
“Mağduriyet yaşayan bu çocuklar geleceğimiz. Bunlar ileride genç olacak, bu ülkeye hizmet edecek Ama çocuklar tarım işçisi olarak çok zor koşullarda, yoklukla, yoksullukla boğuşarak ailelerinin yanında yaşamını sürdürüyorlar. Bunların eğitim alması gerekiyor. Şimdi burada tarlada olmaması gerekiyor ama başka çare yok. Anne baba geldi mi çocuk da tarlaya geliyor. Onun için de bu çocukların içinde bulunduğu koşulları dikkate alalım, ülke genelinde tarım işçilerinin çocuklarına sahip çıkılsın. Bu çocukların eğitimi dışında sağlıklı yaşama imkanı sağlansın. Çocuklarımızın yüzleri topraktan dolayı bu hale gelmiş, yaşadıklarından dolayı bunların sağlıklı yaşam şartlarına eriştirilmesi gerekiyor.”
“Kadınlar arabada doğum yapıyor”
Tarım işçisi Mehmet Özbay, doktor ve aile hekiminin gelmediğini belirterek, “Doktor yok. Sadece yeni doğanları arıyorlar, aşınız var diyorlar” şeklinde konuştu. Gürer’in, “Tarlada çocuk doğuyor mu?” sorusu üzerine tarım işçisi Özbay, “Tarlada değil Sayın Vekilim, arabada doğuyor. Geçen gün ben Zengen’e( Konya’nın Ereğli ilçesine bağlı) gidiyordum, kadının biri minibüste doğurdu. Yapacak bir şey yok. Bu ülkenin gençleri ‘Gelecek yıla ne yapalım?’ demiyor. ‘Gelecek yıla yevmiye ne olur?’ diyor. Düşünemiyoruz yani, çocukların haline bak” dedi.
“Başka çareleri yok”
Mehmet Özbay, nisandan ekim ayına kadar, ürünün dikiminden hasadına geçen süreçte tarım işçisi olarak memleketlerinden uzakta çalıştıklarını anlattı. Mehmet Özbay, “Sayın Vekilim, Şanlıurfa’da hem su parasını veriyoruz hem de elektrik parası. Oradan buraya geldiğimizde de hem su parası veriyoruz hem elektrik parası veriyoruz. Çadırda oturuyoruz. Çektiğimiz bir ampul var. Devlet bize yardımcı olmuyor. Bizim trafonun kablolarını bir gösterseniz, her yerden yırtık. Kablonun yerden uzunluğu bu kadar. Bizim kendi imkanlarımızla sağladığımız saplarla tutuyoruz” diye konuştu.
Gürer de “Geldikleri yerde eğitim desteği alamıyorlar, yaşam koşulları çok zor, çadırda yaşıyorlar. Ama başka çareleri yok. Büyükler ekmek parası kazanacak. Çocuklar da geleceğe onlarla beraber bu şartlarda hazırlanıyorlar” ifadelerini kullandı.
]]>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Meslek ve Sanat Eğitim Kursları (KO-MEK), her yıl bahar şenliği havasında düzenlediği ve artık geleneksel hale gelen ilçe sergilerine Darıca ilçe sergisiyle devam etti. Kursiyerlerin bir yıl boyunca ürettiği el emeği göz nuru ürünlerin vatandaşlarla buluştuğu sergilerde birbirinden güzel ürünler göz kamaştırdı. Adnan Menderes Kültür Merkezindeki açılışta KO-MEK müzik grubu usta öğreticileri davetlilere mini konser verdi. Programda çocuk oyun odalarında eğitim alan minik kursiyerler uzay kostümüyle gösteri düzenledi. Gösterinin ardından kursiyerler adına konuşma yapan giyim kursiyeri Güler Çokan, “34 yıllık hemşirelik hayatımdan sonra emekli oldum. Emeklilik sonrası adeta bir boşluğa düştüm. Bu dönemde ne yapabilirim diye düşünürken KO-MEK ile tanıştım. Burada kendim ve ailem için birçok elbise dikerek hem aile ekonomime katkı sağladım hem de yeni bir aile edinmiş oldum. KO-MEK sayesinde sosyal sorumluluk projelerinde de yer alarak birçok kurum ve kuruluşa KO-MEK Vefası adı altında destek olduk. Geçtiğimiz yıl gerçekleşen ve 11 ilimizi vuran 6 Şubat depremi sonrasında oradaki vatandaşlarımıza biraz olsun destek olmak için 561 kışlık mont ve 50’den fazla kışlık giysi dikerek gönderdik. Bu tür sosyal sorumluluk projelerin içinde olmak beni ve arkadaşlarımı çok mutlu ediyor bize bu imkanı veren herkese teşekkür ediyorum” ifadesini kullandı.
“KO-MEK en güçlü kadın örgütüdür”
KO-MEK kurslarının önemine değinen Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı Tahir Büyükakın, “Kursiyerlerimiz buralarda sadece eğitim almıyor aynı zamanda KO-MEK Bohçası ile evlenecek kızlarımıza çeyiz desteği, KO-MEK Vefası ile ihtiyaç sahiplerine destek olmak gibi birçok sosyal sorumluluk projesi gerçekleştiriyor. Bu çalışmalarda KO-MEK’in sadece bir eğitim yeri değil, aile yuvası ve üretim merkezi olduğunun da kanıtıdır. KO-MEK, Kocaeli’nin en büyük sivil toplum kuruluşu haline geldi ve aynı zamanda en güçlü kadın örgütüdür” diyerek zor zamanlarda hayatın içinde olan KO-MEK kursiyerlerine teşekkür etti. Son olarak Filistin’de yaşanan soykırıma değinen Başkan Büyükakın, “Zulüm nerede olursa olsun durmalıdır, çocuklar ölmesin, kadınlar ölmesin insanlar topraklarından evlerinden ayrılmak zorunda kalmasın” dedi.
Açılışta konuşma yapan Darıca Belediye Başkanı Muzaffer Bıyık ise “Sergiyi gezerken gerçekten sizlerle gurur duydum. El emeği göz nuru ürünleriniz sergi alanını süsledikçe bizlerde yaptığımız işlerin ne kadar doğru olduğunu görüyoruz” diye konuştu.
Konuşmaların ardından KO-MEK Bohçası yakında evlenecek olan nişanlı kursiyere takdim edilerek protokol ve çocuklarla birlikte açılış kurdelesi kesildi. Daha sonra sergiyi gezen Başkan Büyükakın, kursiyerlerden bilgi alarak eserleri inceledi. – KOCAELİ
]]>Eğitim Programına Çorum Cumhuriyet Başsavcısı Ahmet Bektaş, Hitit Üniversitesi Rektör Vekili Prof. Dr. Eşref Savaş Başcı, Vali Yardımcısı Erdoğan Kanyılmaz, Kaymakamlar, İl Emniyet Müdürü Arif Pehlivan, İl Jandarma Komutanı J. Kd. Alb. Naim Çetinkaya, Kurum Müdürleri, Bağımlılıkla Mücadele İl Koordinasyon kurulu üyeleri, Çorum Belediyesi, Hitit Üniversitesi, İl Müftülüğü, Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü, İl Milli Eğitim Müdürlüğü, Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü ile İl Sağlık Müdürlüğünde görev yapan rehberlik ve psikolojik danışmanlık öğretmenleri, sosyal hizmet uzmanları, hemşireler, psikologlar, din görevlileri, gençlik merkezi koordinatör ve liderleri katıldı.
Eğitim programı öncesinde bir konuşma yapan Çorum Valisi Doç. Dr. Zülkif Dağlı, “Bir ülkenin geleceğe güvenle bakması, yetiştirdiği gençliğin kendisiyle barışık, çevresiyle uyumlu, sağlıklı, duyarlı ve tutarlı olmasıyla mümkündür. Bu nedenle insanların sağlığını ve huzurunu bozan, huzur ve güven dolu yarınlara erişmesini engelleyen başta uyuşturucu olmak üzere her türlü zararlı alışkanlıkla mücadele en önemli önceliklerimizden biri olmalıdır.
Bağımlılıkla mücadele sadece emniyet ve asayişin konusu değil tüm toplumumuzu, kurumlarımızın tamamını ilgilendiren ve topyekün mücadeleyi gerektiren bir husustur. Bağımlılıkla mücadelede iyi bir koordinasyon içerisinde önleme boyutlu çalışmalar yapmak çok önemli ve bunu önemsiyoruz. Bu nedenle Bağımlılıkla Mücadele İl ve İlçe Koordinasyon Kurullarımız, belediyemiz, üniversitemiz, ilgili tüm kurumlarımız ve STK’larımız ile birlikte yürütmüş olduğumuz önleme boyutlu çalışmalarımıza devam edeceğiz. Ayrıca Amatör spor kulüplerimiz, Satranç Federasyonu İl Temsilciliğimiz, Akıl ve Zeka Oyunları Federasyonu İl Temsilciliğimiz ile birlikte çocuklarımızın ve gençlerimizin bağımlılık yapıcı maddelerden uzak durması, vakitlerini verimli ve kaliteli bir şekilde geçirmelerini sağlayacak çalışmaları da yürütüyoruz.
Bağımlılıkla mücadelede bilinçlendirme ve farkındalık oluşturmaya yönelik uzmanlar tarafından verilen eğitimler büyük önem arz etmektedir. Bu nedenle bu eğitim programını düzenliyoruz. Bizlere bu eğitimi verecek olan değerli akademisyen hocalarımıza davetimizi kabul ettikleri için tekrar teşekkür ediyor, hepinize saygılarımı ve sevgilerimi sunuyorum” dedi.
Vali Dağlı’nın konuşmasının ardından, önceki yıllarda Çorum’da Vali Yardımcılığı görevinde de bulunan Kamu Yönetimi ve Eğitim Uzmanı Dr. Ayhan Özkan’nın Moderatörlüğünde, Lokman Hekim Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Zehra Arıkan, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Berna Uluğ, Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Tuncay Dilci, Sağlık Bilimleri Üniversitesi Gülhane Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Yakup Arslan ve Hayat Boşluk Kabul Etmez Bağımlılıkla Mücadele ve Eğitim Derneği Başkanı Dr. Mustafa Uzun tarafından Alkol Bağımlığı, Madde Bağımlılığı, Dijital Bağımlılık ve Tütün Bağımlığı konularında eğitimler verildi.
Eğitim sonrası gerçekleştirilen soru-cevap bölümünün ardından, Vali Doç. Dr. Zülkif Dağlı tarafından eğitim veren hocalara teşekkür belgesi tevdi edildi. Toplu hatıra fotoğrafı çekimi ile eğitim programı sona erdi. – ÇORUM
]]>Teknopark İstanbul’da düzenlenen Eğitimde Yapay Zeka Uygulamaları Uluslararası Forumu’na katılan Bakan Tekin, dünyanın değişen koşullarına adapte olmanın önemine dikkat çekti. Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) ve Teknopark İstanbul arasında iş birliği protokolünün de imzalandığı forumda konuşan Bakan Tekin, teknolojiyi kullanırken insani değerlerden de uzaklaşmamak gerektiğinin altını çizerek şunları söyledi:
“26 Nisan itibarıyla Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli adıyla bir müfredat değişikliği paketini kamuoyuyla paylaştık. Güncel gelişmelere ayak uyduracak bir müfredat hazırladık. Bunu yaparken çocukların da kendilerini bekleyen dünyaya daha hazır olmalarını sağlamak istedik. Diğer yandan yeni modelde dijital okuryazarlık ve yapay zeka uygulamalarının eğitim öğretim süreçlerine uygulanabilmesi açısından çok önemli değişiklikler yaptık. Dünya durmayacak, bu nedenle sürecin içine adapte olmamız lazım. Bunu yaparken de bizi biz yapan insani değerlerimizden uzaklaşmamamız gerek. Dolayısıyla yeni müfredat modelinde ‘teknolojik gelişmelere ayak uyduracağız ama insani değerlerimizi de koruyacağız’ diyoruz” diye konuştu.
“Türkiye dil modeli için çalışmalar başladı”
Foruma katılan Sanayi ve Teknoloji Bakan Yardımcısı Zekeriya Coştu da dünyadaki öngörülerin birkaç yıl içinde yapay zekanın insansı yeteneklere çok daha yakın olacağını söylediğini belirterek, “Türkiye’de yapay zeka açısından bir dil modeli geliştiren teknoloji devimiz henüz yok. Ancak yapay zeka alanında başarılı ürünler ortaya koyan pek çok girişimcimiz var. Diğer yandan Türkçe üzerine inşa edilen bir dil modelinin geliştirilmesini stratejik milli bir hamle olarak görüyoruz. Bu nedenle Türkiye’de Türkçe dil modelinin geliştirilmesi üzerine çok önemli bir çalışma başladı. Yapay zeka konusunda hem dünya hem de biz bu yolculuğun başındayız. Önümüzdeki 3 ile 5 yıl içinde doğru ve hızlı adımları atabilmeliyiz. Ayrıca bu teknolojinin tüm sektörlere katma değer katacağını biliyoruz. Onların başında da eğitim geliyor. Dolayısıyla ulusal yapay zeka stratejisinde daha fazla odaklanacağımız alanlardan biri de eğitim olacak” dedi.
“İkinci inovasyon merkezi İstanbul’da açıldı”
Forumda yaptığı konuşmada eğitim teknolojilerinin dünyada çok hızlı bir şekilde geliştiğine dikkat çeken MEB Yenilik ve Eğitim Teknolojileri Genel Müdürü Mustafa Canlı ise, “Yeni müfredatla her eğitim düzeyindeki öğrenci için yapay zeka planı hazır. Öğretmenlerin de yapay zeka araçlarını etkin kullanması ve yapay zeka okuryazarlığını iyileştirmesi için pek çok eğitimimiz var. Hemen hemen her hafta illerimizde öğretmenlerimiz yapay zeka ile ilgili eğitimlere katılıyor. Ankara’da ilkini açtığımız ‘Eğitim Teknolojileri Kuluçka ve İnovasyon Merkezi’nin ikincisini bu toplantıyla İstanbul’da da açıyoruz. Protokolün imzalanmasıyla girişimcilerin özellikle yapay zeka alanında çalıştığı bir alan İstanbul’da da olacak” dedi. – İSTANBUL
]]>MEB’in resmi internet sayfasında yer alan açıklamada, “Milli Eğitim Bakanlığı Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığı, yaptığı değerlendirmeler sonucunda yeni müfredatı onayladı” denildi. Açıklamada, şöyle denildi:
“Milli Eğitim Bakanlığı Talim ve Terbiye Kurulu Başkanı Cihad Demirli, Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli için iletilen tüm görüş ve önerilerin şeffaflık, bilimsellik ve katılımcılık ilkelerinin gereği olarak değerlendirildiğini ve öğretim programlarına yansıtıldığını, tekrar görüşülen yeni müfredatın Talim ve Terbiye Kurulu onayından geçtiğini bildirdi.
Demirli, yeni müfredat taslağına ilişkin kamuoyundan gelen görüş ve önerilerin alındığı askı sürecinin tamamlanmasının ardından yapılan çalışmalara yönelik açıklamalarda bulundu. Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli kapsamında Ortaöğretim Genel Müdürlüğünce 9 dersin öğretim programı ile ortak metnin, Temel Eğitim Genel Müdürlüğünce 10 dersin öğretim programının, Din Öğretimi Genel Müdürlüğünce 7 dersin öğretim programının 26 Nisan’da kamuoyunun görüş ve önerisine sunulduğunu hatırlatan Demirli, 10 Mayıs’a kadar askıda kalan taslağa bu sürede 67 bin 284 görüş ve önerinin geldiğini belirtti. Bu süreçte taslağın 1 milyon 662 bin 780 kez görüntülendiğini ifade eden Demirli, gelen görüş ve önerilerin yüzde 58’inin öğretmenlere ait olduğunu aktardı.
Bu kapsamda yeni müfredat taslağına öğretmenlerden 38 bin 865 görüş ve öneri geldiğine işaret eden Demirli, ‘Yeni müfredat taslağına katkı sunmak isteyen sivil toplum kuruluşları, eğitim platformları ile eğitimin diğer paydaşları ise 28 bin 419 görüş bildirdi. Söz konusu paydaşların oranı da yüzde 42 olarak gerçekleşti’ bilgisini verdi. Demirli, gelen görüşlerin üçte birinin ortak metne, altıda birinin ise okul öncesi eğitim programına yönelik olduğunu söyledi.
Cihad Demirli, askı sürecinin tamamlanmasıyla bildirilen görüş ve önerilerin nasıl değerlendirildiği sorusu üzerine şu bilgileri paylaştı: ‘Yeni müfredat taslağı hakkında iletilen tüm görüş, öneriler Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığımızca özenle değerlendirildi. Görüş ve öneriler, askı sürecinde Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığı komisyonları ile ilgili genel müdürlüklerle her gün paylaşıldı. Eğitim paydaşlarından gelen 67 bin 284 görüş ve öneri tek tek tasnif edildi. Bu çerçevede öğretim programlarında bazı genel tashihler yapıldı. Görüş ve öneriler, şeffaflık, bilimsellik ve katılımcılık ilkelerinin gereği olarak değerlendirilerek öğretim programlarına yansıtıldı. Yeni müfredata ilişkin 26 dersin Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli öğretim programları, 16-22 Mayıs’ta Kurul gündemine alınarak görüşüldü. Tekrar görüşülen yeni müfredat, Talim ve Terbiye Kurulu onayından geçti.’
Yeni müfredat, gelecek eğitim öğretim döneminden itibaren okul öncesi, ilkokul 1. sınıf, ortaokul 5. sınıf ve lise 9. sınıftan başlamak üzere kademeli şekilde uygulanacak. Talim ve Terbiye Kurulunca onaylanan yeni öğretim programlarına, makam onayının ardından Bakanlığın internet sitesi üzerinden erişilebilecek.”
]]>(İZMİR) – Güzeltepe Spor Kulübü; yüzlerce öğrenciyi, Beden Eğitimi ve Spor Meslek Yüksekokullarına kazandırarak eğitim hayatlarına katkıda bulundu. Kulüp ayrıca spor sayesinde çocukları kötü alışkanlıklardan da uzak tutarak bölgedeki madde kullanımını tamamen bitirmeyi hedefliyor.
İzmir’in Çiğli ilçesinde 1998 yılından bu yana faaliyet gösteren Güzeltepe Spor Kulübü, semtteki çocukları madde kullanımı gibi kötü alışkanlıklardan, spor sayesinde uzak tutarak sağlıklı bireyler olarak yetişmelerine öncülük ediyor. TUNÇ BESYO kursu ile iş birliği yapan kulüp, çocuklara üniversite kapısı açıyor, mahalledeki okuma yazma oranını da arttırıyor. ANKA Haber Ajansı’na konuşan Kulüp Başkanı Şahverdi Aydemir, asıl hedeflerinin ise spor sayesinde bölgedeki madde kullanımını tamamen bitirmek olduğunu vurguladı.
“Madde kullanımını tamamen bitirmek istiyoruz”
Spor yoluyla çocukların ufuklarını açmak istediklerini ve bölgedeki madde kullanımını tamamen bitirmeyi hedeflediklerini belirten Güzeltepe Spor Kulübü Başkanı Şahverdi Aydemir şöyle konuştu:
“Öncelikli misyonumuz genç kardeşlerimizin spor yoluyla ufuklarını daha çok açmak. Hayallerine ortaklık ve tanıklık etmek. Çevremizde yaşanan olaylara duyarsız kalmamak. Okuma alışkanlığına teşvik ediyoruz. Yani Güzeltepe Spor Kulübü’nün ülkenin gençleriyle bir derdi var. Misyonu budur. Bizim hedefimiz daha sağlıklı nesiller yetiştirmek. Buradaki parklarda bir madde kullanan çocuğu gördüğümüz zaman arkadaşlar biz eksik çalışıyoruz, eksiltmeye devam diyoruz. Bu bölgede madde kullanımını tamamen bitirmek istiyoruz onun için çabalıyoruz. Bunun da spor ile mümkün olduğunu biliyoruz. Buraya sporu, sanatı katmak için de elimizden geleni yaptık. Gençler sağlıklı olsun, gençlerimiz. Kötü alışkınlıklara gitmesin, doğru yetişsin. Yani doğru zihinler olsun bizim Güzeltepe’deki bütün derdimiz bu. Sadece yeşil yer burası kaldı yani çocukların spor yapabileceği yer, biz de elimizden geldiğince burayı korumaya gayret ediyoruz. Burada doğru bireyler yetiştirmek için elimizde, yüreğimizde, cebimizde ne varsa gelecek için hepimiz burada seferber olmuşuz”
“Güzeltepe’yi yaşanır hale getirmek için uğraştık”
Güzeltepe’yi daha yaşanır bir hale getirdiklerine vurgu yapan Aydemir, “Güzeltepe’de o ön yargıyı kaldırmak için hiç uğraşmadık. Ben ön yargıyı kaldırmanın ön Yargıya inanmak olduğunu düşünüyorum. Biz sadece yaşadığımız yeri yaşanır hale getirmek için uğraştık. Bu da dünya görüşümüzle beraber adaletli, emekten yana, alın terini sahada veren çocuğun yanında olarak daha doğru yetişmesi adına her şeyimizi ama her şeyimizi bu sahanın ortasına yani üç tane mahallemizi bu sahaya koyduk, sığdırdık. Futbol gelir geçer ama bizlerin buralarda çocukların aile, eğitim yaşamlarına bir nebze yararımız olursa ne mutlu bize. Bizim bütün misyonumuzda vizyonumuzda, büyümemizde, gelişmemiz de kendi toplumumuzdaki gençlerden ve çocuklardan yana. Buralara ilk geldiğimizde bölgede suç oranları fazlaydı, madde kullanımı fazlaydı. Zamanla Güzeltepe Spor Kulübü’nün faaliyetlerini okullara anlattık Kulüp okul iş birliği yaptık. Aynı zamanda çocuklarımızın devamsızlıklarını, ders notlarını her daim takip ettik ve etmeye devam ediyoruz. Çocuklarımızı en az liseden mezun etmeye gayret ettik. O çocuklar okul takımlarında forma giydi yani aslında bütün okul takımlarının karakterli kaptanlarını Güzeltepe formasından yarattık” ifadelerini kullandı.
“Yüzlerce çocuğu üniversiteye kazandırdık”
Kulüp ve TUNÇ BESYO kursunun iş birliği sayesinde yüzlerce çocuğu üniversiteye kazandırdıklarının altını çizen Başkan Aydemir şöyle konuştu:
“Kulübümüzün altyapısından yetişen Tuncay Kıltepe kardeşim 2008 yılında TUNÇ BESYO hazırlık kursunu oluşturdu ve bu sayede kulüp kurs iş birliği ile Güzeltepe’de eğitime de katkı koyduk. Güzeltepe’nin şöyle bir şeyi var buradan yetişen 500 üniversite öğrencisi var. Biz bu olanağı yaratmak için burada 24 yılda çeşitli dostlarımızla mücadele ettik. Yanımızda 14 tane antrenör, 11-12 tane yönetici ve Güzeltepe halkı ile kulübümüzü büyütüyoruz. Kulübümüz bu yönde akademi olma yoluna gidiyor yani istiyor ki öğrencisi liseyi bitirsin, BESYO’ya gitsin farklı bir bölüme gitsin. Futbol oynamayabilir ama ne bileyim iyi bir doktor olsun iyi bir mühendis olsun. Mahallemizde böyle örnekler var fakat bunların daha da çoğalacağını bilsinler. Doktorlarımız, avukatlarımız, savcılarımız ve milli sporcularımız var mahallede. Biz bunları çoğaltmak için yoğun bir şekilde uğraşıyoruz. Şu an kulüp bünyesinde antrenörlük yapan arkadaşlarımızın hepsi biz de top oynamış, Beden Eğitimi Öğretmenliği bölümü okumuş atanamayan kardeşlerimiz halk eğitim vasıtasıyla biz de çalışıyorlar hem de KPSS’ye hazırlanıyorlar. Sınavı kazanıp ülkemizin çeşitli illerinde Beden Eğitimi Öğretmenliği yapıyorlar. Buradaki 11-12 antrenörümüzün hepsi kendi içimizden kardeşimiz”
“Yerel yönetimler ve devlet bu işi desteklemeli”
Amatör Spor Kulüplerinin birer sivil toplum örgütü olduğuna değinen Şahverdi Aydemir, “Amatör Spor Kulüplerini yerel yönetimler ve devlet desteklemeli. Çünkü büyük bir kamuyu oluşturuyorlar. Ülkenin en genç dinamik sivil toplum örgütleri olduğuna inananlardanım. Siz buraya geldiniz gördünüz arkanızda 2014- 2015 yaş grubu çalışıyor diğer tarafta farklı yaş grubu çalışıyor. Sahaların dışında ülkenin neresinde böyle örgütlü bir çalışma var ki? Kamuların buraya yardım etmesi lazım. Onun için belediyeler, yerel yönetimler ve devlet bu işi daha çok desteklemeli” dedi.
]]>TAÜ’nün Beykoz’daki yerleşkesinde düzenlenen çalıştayın ikinci günü, Almanya Potsdam Üniversitesinden Prof. Dr. Christoph Schröder’in “Almanya’da Türkçenin Konumu ve Türkçe Dersi İçin Sonuçları” başlıklı çevrim içi oturumu ile başladı.
Sonrasında düzenlenen “Öğrenme İçerikleri” başlıklı oturumda söz alan TMV Türkçe ve Yabancı Dil Öğretimi Daire Başkanı Prof. Dr. İbrahim Gültekin, Avrupa’daki iki dilli Türk çocuklarına yönelik Avrupa Eğitim Merkezleri kurarak işe başladıklarını söyledi.
Avrupa’daki iki dilli çocukların üniversiteye ve akademiye erişim sorunları olduğunu belirten Gültekin, bunun temelinde ana dil olduğunu ifade etti.
Kendilerinin en önemli meselesinin iki dilli çocukların Türkçe seviyelerini nasıl geliştirebilecekleri olduğunu kaydeden Gültekin, şöyle konuştu:
“Şu anda 4 ülkede 7 Avrupa Eğitim Merkezimiz bulunuyor. Başta Türk nüfusu olmak üzere merkezimizin bulunduğu ülkedeki herkes hedef kitlemiz. Çünkü biz Türkçeyi yabancı dil olarak da yabancılara öğretiyoruz. Atölye çalışması yapıyoruz, sosyal ve kültürel etkinlikler, sportif faaliyetler, müsabakalar ve okul derslerini destekleyici takviye kurslar gerçekleştiriyoruz. Buradaki temel amacımız Türk çocuklarının ana dillerini kullanma becerilerini geliştirmek ve kendi kültürleriyle aidiyetlerini güçlendirmek.”
Gültekin, Avrupa’daki tüm eğitim merkezlerinde yaklaşık 25 bin kişiye ulaştıklarını, anlık olarak 7 eğitim merkezinde 1492 öğrenciye yönelik eğitimleri sürdürdüklerini dile getirdi.
Eğitim merkezlerinde kamplar, geziler, oyun grupları, seminerler, yarışmalar ve okuma grupları gibi sosyal kültürel faaliyetler düzenlediklerini belirten Gültekin, “Okul derslerini destekleyici çalışmalar, sınavlara hazırlık desteği, din dersleri, aile danışmanlığı ve kişisel gelişim gibi eğitimler veriyoruz.” diye konuştu.
Oturumun ardından katılımcılar öğrenme içeriklerine yönelik sorunların tartışılması, çözüm önerilerinin sunulması ve raporlanması için atölye çalışması gerçekleştirdi.
Yurt dışında görevlendirilen öğretmenlerin nitelikleri
“Öğretici Nitelikleri” başlıklı oturumda konuşan TAÜ Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Aysel Uzuntaş ise köken dili derslerinde kelime, cümle ve metin boyutunda alıştırmalarla dil becerisinin geliştirilmesinin elzem olduğunu söyledi.
Uzuntaş, öğrencilerin günlük Türkçe bilgilerinden yararlanılması, günlük veya akademik dil arasında karşılaştırmalar yapılarak farkındalık sağlanması gerektiğini belirtti.
Yurt dışındaki öğrencilerin ana dil seviyelerinin aynı düzeyde olmayacağını vurgulayan Uzuntaş, şöyle devam etti:
“Öğretmenler sınıf içinde farklı yöntem ve teknikler kullanabilmelidir. Ayrıca yurt dışında yaşayan Türk çocuklarında dil normu açısından farklılıklar olabilmektedir. Öğrencilerin her bir becerisinin aynı düzeyde gelişmediği yine öğretmenler tarafından fark edilmeli ve dikkate alınmalıdır. Burada eğitimi bireyselleştirme tekniği çok önemli hale gelmektedir. Araştırmalar, öğretmenlerin niteliğinin eğitimin kalitesi açısından belirleyici olduğunu göstermektedir. Öğretmen niteliklerini ortaya koyabilmek için Milli Eğitim Bakanlığı tarafından gönderilen öğretmenlerin başvuru kılavuzları incelenmiş ve orada hangi nitelikler arandığına bakılmıştır.”
Türkçe ve Türk dili dersi öğretim programında beceri odaklı bir eğitimin öngörüldüğünü ifade eden Uzuntaş, dinleme, konuşma, okuma ve yazma ile kültürler arası iletişim bilgisi kazanımının hedeflendiğini söyledi.
Yurt dışında görevlendirilen öğretmenlerin niteliklerinin de ele alındığını kaydeden Uzuntaş, “Öncelikle mevcut durum ortaya konulmaya çalışılacak. ‘Görevlendiren öğretmenlerde hangi nitelikler aranmaktadır?’ sorusundan hareketle öğretmenlerin seçilmesine yönelik kuralımız var. Doküman analizi çerçevesinde incelenecek ve içerik analizi yapılacaktır.” diye konuştu.
Uzuntaş, “Türkiye ve Türk Kültürü” dersi için Türk dili ve edebiyatı, Türkçe, Almanca, Fransızca, İngilizce, İtalyanca, sınıf öğretmenliği, sosyal bilgiler ile din kültürü ve ahlak bilgisi alanlarında 367 öğretmenin Avrupa ülkelerinde görev alabileceğini sözlerine ekledi.
Oturumun ardından öğretici niteliklerinde mevcut durum ve sorunlar, ihtiyaç analizi, vizyon ile yükseköğretimde öğretici niteliklerinin geliştirilmesi alanlarında atölye çalışması gerçekleştirildi.
]]>Kayseri’de vatandaşlara hizmet yelpazesini genişletmek ve çeşitlendirmek için zaman zaman çeşitli kurum ve kuruluşlarla iş birliği protokolüne imza atan Başkan Büyükkılıç yönetimindeki Kayseri Büyükşehir Belediyesi, bu kez de Kayseri Cumhuriyet Başsavcılığı ile ortaklaşa olarak ‘Eğitim ve İyileştirme Faaliyetlerine İlişkin İş Birliği Protokolü’ yaptı.
Başkanlık makamında gerçekleşen iş birliği protokol törenine Başkan Büyükkılıç’ın yanı sıra Kayseri Cumhuriyet Başsavcısı Habib Korkmaz, Cezaevi Savcısı Ahmet İhsan Koç, Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı Serdar Öztürk, İşletmeler ve İştirakler Daire Başkanı Cenani Ayaydın, KAYMEK A.Ş. Müdürü Denizhan Burhan Çanakpınar katıldı.
İş Birliği Protokol Töreni’nde yaptığı konuşmada Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Memduh Büyükkılıç, Büyükşehir Belediyesi’nin bünyesindeki KAYMEK’in meslek edinme kursları ile Kayseri’de 141 alanda ders veren bir kuruluş olduğunu ifade ederek, “KAYMEK’imiz sayın valimizin deyimiyle altıncı üniversite olarak anılıyor. Binlerce insana dokunuyor ve onların hem eğitim almasını hem de donanımlı olmasını, meslek edinmesini sağlıyor. Sonrasında da o mesleği Milli Eğitim Müdürlüğü ile işbirliği halinde sertifikalandırılıyor ve ihtiyacı olan yerlerde iş ararken, kullanmasını sağlamaya çalışıyoruz. Bu anlamda da yaptığı çalışmalar takdir topluyor” dedi.
“İnsanların Eğitimli, Kültürlü ve Donanımlı Olması Bizim İçin Çok Önemli”
Cezaevinde olan vatandaşların hem zamanını değerlendirme, hem meslek edinme ve sosyal proje kazandırma anlamında iş birliği halinde çalışma yaptıklarını dile getiren Başkan Büyükkılıç, şöyle konuştu:
“Tabi ki yine cezaevinde olan kardeşlerimizin hem zamanını değerlendirme, hem de meslek edinme, hem onlara sosyal proje kazandırma düşüncesinde de işbirliği halinde çalışma yapıyoruz. O açıdan da KAYMEK Huzur Çınarı Aile Danışmanlık ve Rehberlik Merkezimiz, Spor A.Ş. marifetiyle değişik etkinliklere imza atıyoruz. Oralarda gerekli çalışmaları yapıyoruz. Şu anda da değerli başsavcımız ile bunun protokolünü imzalıyoruz. Yapılan çalışmaların hayırlı, uğurlu olmasını temenni ediyorum. İnsanların eğitimli, kültürlü, donanımlı ve vasıflı olması bizim için çok önemli. Emeği geçenlere teşekkür ederken, bizlere güvenen değerli başsavcımız ve kıymetli ekibine çok teşekkür ediyorum.”
Kayseri Cumhuriyet Başsavcısı Habib Korkmaz ise Kayseri merkez ve Bünyan ilçesinde 6 ceza infaz kurumu olduğunu, bu ceza infaz kurumlarında yaklaşık 5 bin 500 hükümlü ve tutuklunun barındırıldığını hatırlattı.
Hükümlü ve tutuklular için kurslar düzenlediklerini ifade eden Korkmaz, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Hükümlü ve tutuklularımızın gerek ıslahı gerekse tahliyeleri sonrası hayata hazırlanmaları noktasında zaman zaman bizim meslek edindirme varsa mesleğini geliştirme anlamında kurslarımız açılıp, devam etmektedir. Milli Eğitim Bakanlığımız ve İl Milli Eğitim Müdürlüğümüz ile bizim bu konuda çalışmalarımız belli düzeyde devam ediyor. Ancak yazın okulların tatile girmesiyle birlikte hükümlerin eğitiminde aksamaların meydana gelmemesi ve kursların devamlılığını sağlamak adına Büyükşehir Belediyemiz ile görüşmemiz oldu. KAYMEK üzerinden bu kursların devamı için bu konuda hazırlık yapıldı, Sayın Başkanımızın uygun görmesiyle bu iş resmiyet kazandı. Yardımlaşma protokolümüzü Büyükşehir Belediyemiz ile imzalamış olduk. Başkanımıza ve ekibine teşekkür ediyorum, kendi arkadaşlarımızı da tebrik ediyorum.”
Başsavcı Korkmaz, yapılacak hizmetin ve kursların hayırlı olmasını, devlete, millete güzellikler getirmesini temenni etti.
Protokol imza töreninde günün anısına fotoğraf çekimi yapıldı.
Eğitimleri Büyükşehir KAYMEK Gerçekleştirecek
Büyükşehir Belediyesi bünyesindeki Kayseri Mesleki Eğitim ve Kültür A.Ş. (KAYMEK) tarafından gerçekleştirilecek eğitimler ile hükümlülerin, çeşitli branşlarda eğitim alarak hem meslek edinmeleri hem de hayata tutunması sağlanacak. – KAYSERİ
]]>Yeşilyurt Belediyesi İklim Değişikliği ve Sıfır Atık Müdürlüğü tarafından başlatılıp, Yeşilyurt İlçe Milli Eğitim Müdürlüğünün destekleriyle aralıksız devam eden ‘Sıfır Atık ve İklim Değişikliği Farkındalık’ eğitim programı, bu kez de 250 kg. atık pil toplayarak çevre hizmetlerine katkı sunan Şehriban Günata Anadolu Lisesinde düzenlendi. Okulun konferans salonunda gerçekleşen bilgilendirme sunumuna; Yeşilyurt Belediye Başkanı Prof. Dr. İlhan Geçit, Yeşilyurt İlçe Milli Eğitim Müdürü Caner Güler, okul idarecileri, öğretmenler ve çok sayıda öğrenci katıldı.
“Başkanımıza ve ekibine teşekkürler”
Çevrenin korunmasına yönelik hayata geçirdiği projelerden dolayı Yeşilyurt Belediye Başkanı Prof. Dr. İlhan Geçit’e teşekkürlerini sunan Yeşilyurt İlçe Milli Eğitim Müdürü Caner Güler, “Daha yaşanabilir ve daha sağlıklı bir çevre için gençlerimize büyük görevler düşüyor. Bizlerde bu bilinci oluşturmak ve öğrencilerimize destek olmak adına bu eğitim çalışmasını düzenliyoruz. İlçemizdeki eğitim hizmetlerimize desteklerini eksik etmeyen Belediye Başkanımız Prof. Dr. İlhan Geçit ile değerli ekibine teşekkür ediyoruz” şeklinde konuştu.
“Çevre hizmetlerinde farkındalık oluşturuyoruz”
Yeşilyurt Belediye Başkanı Prof. Dr. İlhan Geçit ise, ‘Sıfır Atık’ projelerine örnek hizmetlerle katkı sunduklarını ifade ederek, “Doğada uzun süre kalma özelliklerine sahip ağır materyallerin insan ve çevre sağlığına ne tür zararlar verdiğini bir hekim olarak iyi biliyorum. Kanser başta olmak üzere farklı hastalıkların oluşmasında bu zararlı atıkların ciddi etkisi vardır. Belediye Başkanlığının yanı sıra bir hekim olarak bu tür eğitim çalışmalarına büyük önem veriyorum. Çevre yatırımlarımızın yanı sıra bilgilendirme ve bilinçlendirme hizmetlerimizle bu alanda ciddi farkındalık oluşturmaktayız. Cumhurbaşkanımızın eşi Emine Erdoğan hanımefendinin himayesinde başarıyla devam eden ‘Sıfır Atık’ projelerine destek olmak ve gençlerimizi bilinçlendirmek için gerçekleşen ‘Sıfır Atık ve İklim Değişikliği Farkındalık Eğitimi’ projemizi bugüne kadar 258 okulumuzda 32 bin öğrencimize ulaştırmış olmamız, bu alanda çok güzel bir başarıdır. Öğrencilerimize erken yaşlarda sıfır atık bilincini aşılamak hedefiyle gerçekleşen eğitim programlarımız temiz, sağlıklı ve güzel bir geleceği inşa etme noktasında hayata geçen sıfır atık projelerine ciddi katkılar sunmaktadır. Şehriban Günata Anadolu Lisemizin 250 kg. atık pil toplamasını ise takdirle karşılıyoruz. Sağlıklı çevre konusunda duyarlı ve hassas bir yaklaşım sergileyip, hizmetlerimize katkı sunan okul müdürümüze, öğretmenlerimize ve öğrencilerimize teşekkür ediyorum. Yeşilyurt Belediyesi olarak çevrenin, doğanın ve insan sağlığının korunmasına yönelik hizmetlerimize aralıksız devam edeceğiz” diye konuştu.
Konuşmasının sonunda gençlere okumanın ve araştırmanın önemi üzerine de tavsiyelerde bulunan Başkan Geçit, “Sevgili gençler; sizler bugün bilgiyi alacak yaştasınız, mutlaka bilgiyle kendinizi donatarak ülkemize ve toplumumuza yakışan bireyler olmalısınız, size her zaman güveniyoruz. Belediye olarak her zaman yanınızdayız” ifadelerini kullandı.
Yeşilyurt Belediye Başkanı Prof. Dr. İlhan Geçit konuşmasından sonra öğrencilere ‘Sıfır Atık’ çantası hediye etti. – MALATYA
]]>Yükseköğretim alanında iş birliğinin geliştirilmesi ve derinleştirilmesi anlamında önemli fırsatlar sunan Türk Devletleri Teşkilatı kapsamında düzenlenen TÜRKÜNİB 7. Genel Kurul Toplantısında, tam üyelik hakkı elde eden üniversiteler ile üye adayı üniversitelerin gelecek süreçte izleyecekleri yol haritası görüşüldü.
TÜRKÜNİB Dönem Başkanı, Azerbaycan İktisat Üniversitesi (UNEC) Rektörü Prof. Dr. Adalet Muradov’un ev sahipliğindeki toplantıya, Türk Devletleri Teşkilatı üye ülkelerinden üniversite rektörleri ve akademisyenler katıldı. Rektör Muradov, basın mensuplarına yaptığı açıklamada, TÜRKÜNİB’e dönem başkanlığını yaptıkları 2 yılda kuruluşun yol haritasını hazırladıklarını belirtti. Muradov, bugün yapılan toplantıda, TÜRKÜNİB’e 60 yeni üye kabul ettiklerini ve üye sayısının 109’a ulaştığını bildirdi.
Türk dünyası; ortak bir tarih, dil ve kültür mirasına sahip ülkeler topluluğu olarak, eğitim alanında birlikteliğin sağlanmasıyla geleceğe güçlü adımlar atmayı hedefliyor. Bu kapsamda, Türk Üniversiteler Birliği gibi platformlar, eğitimde iş birliğinin artırılması ve ortak projelerin hayata geçirilmesi için önemli fırsatlar sunuyor. Eğitim birlikteliği, Türk dünyasının gençlerine uluslararası standartlarda eğitim almanın kapılarını açarken, aynı zamanda kültürel bağların kuvvetlenmesine de katkı sağlıyor. Öğrenci ve öğretim üyesi değişim programları, ortak araştırma projeleri ve kültürel etkinlikler, ülkeler arasındaki akademik iş birliğini pekiştiriyor.
“Türk Dünyasının Bilim ve Teknoloji Alanındaki Potansiyeli Ortaya Çıkarılmalı”
Bu doğrultuda; Türk Konseyine üye devletler arasındaki kardeşlik, dayanışma ve iş birliği bağlarını güçlendirmek amacıyla her yıl düzenlenen ve bu yıl kardeş ülke Azerbaycan’ın ev sahipliğinde gerçekleştirilen toplantının birlik ve beraberliği güçlendirmek açısından oldukça önemli olduğunu vurgulayan Rektör Prof. Dr. Ömer Çomaklı, TÜRKÜNİB üyesi üniversitelerle gerek akademik iş birlikleri gerekse kültürel etkileşimin yoğun olduğu bir genel kurul geçirdiklerini söyledi.
Rektör Çomaklı: “Türk dünyasının geleceği için üniversitelerimizin birlikte hareket etmesi büyük önem arz etmektedir. Bilim ve teknoloji alanında gerçekleştireceğimiz iş birlikleri, sadece akademik başarılarımızı artırmakla kalmayacak, aynı zamanda kültürel bağlarımızı da kuvvetlendirecektir. Bu birliktelik, sadece bireysel akademik başarıların ötesinde, toplumsal kalkınma ve sürdürülebilir gelişme için de büyük önem taşıyor. Türk dünyasının bilim ve teknoloji alanındaki potansiyelinin ortaya çıkarılması ve bu potansiyelin etkin bir şekilde kullanılması, ancak güçlü bir eğitim ağıyla mümkün olabilir. Bu amaçla, üye üniversiteler arasında bilgi ve deneyim paylaşımı sağlanmakta, ortak seminerler ve konferanslar düzenlenmekte ve inovasyon odaklı projeler geliştirilmektedir” dedi.
“Türk Dünyası Olarak Ortak Bir Eğitim Vizyonuna Sahip Olmamız Bizi Daha Güçlü Kılacaktır”
Türk Üniversiteler Birliğinin gerçekleştirdiği son toplantının da bu hedeflere ulaşma yolunda atılan önemli adımlardan biri olduğunu aktaran Rektör Çomaklı: “Toplantıda, eğitimde kaliteyi artırmak, araştırma ve geliştirme faaliyetlerini desteklemek ve kültürel mirası koruyarak gelecek nesillere aktarmak için çeşitli stratejiler tartışıldı. Türk dünyası olarak ortak bir eğitim vizyonuna sahip olmak, bizleri gelecekte daha güçlü kılacaktır. Üniversitelerimiz arasındaki iş birliği, sadece akademik alanda değil, ekonomik ve sosyal alanlarda da kalkınmamızı hızlandıracaktır. Türk dünyası için eğitim birlikteliği, ortak bir geleceğin inşasında temel bir rol oynuyor. Bu birliktelik sayesinde, genç nesillerimize daha iyi bir eğitim sunarak, onların küresel ölçekte rekabet edebilen bireyler olarak yetişmelerine katkı sağlıyoruz. Eğitimde atılan bu güçlü adımlar, Türk dünyasının parlak geleceğini şekillendirmeye devam edecektir. Bu düşüncelerle bizleri misafir eden kardeş ülke Azerbaycan’a teşekkür ediyor, 7. Genel Kurulda alınan kararların hayırlara vesile olmasını diliyorum” diye konuştu. – ERZURUM
]]>İzmit Belediyesi tarafından yapılan ve Canan Dağdeviren’in adı verilen Tüysüzler Mahallesi’ndeki kreş törenle açıldı. Törene Massachusetts Teknoloji Enstitüsü (MIT) Medya Sanatları ve Bilimleri Bölümü Öğretim Üyesi Canan Dağdeviren, oğluyla birlikte katıldı.
“Benim için çok keyifli bir gündü”
Buluşları ile medikal teknoloji alanında dünyada önemli bir isim olarak gösterilmeye başlanan ve meme kanserinin ultrasonla erken teşhisi için giyilebilir elektronik sütyeni bulan Dr. Dağdeviren, programdaki konuşmasında kreşe isminin verilmesinin motivasyon kaynağı olduğunu söyledi. Emeği geçenlere teşekkür eden Dağdeviren, “Hepinizi bilimin ateşiyle kucaklıyorum. Kocaeli’de büyümüş biri olarak hepinizin geçtiği sokaklardan, gördüğü Körfez’den, yediği pişmaniyeden feyz almış biri olarak tekrar buraya gelmek benim için çok güzel. Sınıfları gezdim, öğretmenlerle tanıştım. Geleceğin büyükleri ile tanıştım. Benim için çok keyifli bir gündü. Özellikle yeni anne olmuş biri olarak da okulun bu kadar konforlu olmasına, herkesi kapsayıcı olmasına inanılmaz mutlu oldum” dedi.
“Aramızda birçok Canan ve Can var”
“Kadın olmak dünyanın her yerinde çok zor” diyen Canan Dağdeviren, “Ben de bunu hayatımın her alanında yaşıyorum. Hem muhtarın hem de belediye başkanının kadın olmasından dolayı mutluluğumu belirtmek isterim. Her biri genç bilim insanlarına, genç çalışan kadınlara çok güzel rol model. Umarım benim ismimi duyan araştırır ve çocuklarına ilham kaynağı olmasını sağlar. Ben bir taneydim ama biliyorum ki aramızda birçok Canan ve Can var, olmaya da devam edecek. Türkiye’nin, dünyanın her bir yerinde güzel işler yaparak ülkemizi temsil edeceğiz ve daha güzel işlere de imza atacağız. Anadolu insanının sağ duyusuna her zaman güveniyorum” diye konuştu.
“Aileler ve çocuklar Canan Dağdeviren’den feyz alsın istedik”
Canan Dağdeviren Kreşi’nin mahalleye hayırlı ve uğurlu olmasını temenni eden İzmit Belediye Başkanı Fatma Kaplan Hürriyet ise, “Bilim insanları, liderler, önemli sanatçılar yetiştirmek adına temelden eğitim veren, nitelikli eğitim mekanları ve eğitimde fırsat eşitliği oluşturmak adına açtığımız kreşlerden bir tanesi. Kreşe Canan Dağdeviren’in adını vermiş olmak bizim için çok kıymetli. Canan Hanım rol model, öncü olsun istedik. Aileler ve çocuklar feyz alsın istedik. Canan Hanım bu kentin yetiştirdiği önemli bilim insanlarından biri. Öncelikle kentimizin insanına sahip çıkmak anlamında ve onun başarılarını bu kentte hissedilmesini, çocuklara rol model olmasını arzu ediyoruz. Kreşimiz hayırlı uğurlu olsun” şeklinde konuştu.
Konuşmaların ardından açılış kurdelesi kesilerek sınıflar gezildi.
Canan Dağdeviren kimdir?
1985 yılında İstanbul’da doğan Canan Dağdeviren, ilk ve orta eğitimini Kocaeli’de tamamladı. 2007’de Hacettepe Üniversitesi Fizik Mühendisliği Bölümü’nden mezun olan Dağdeviren, Sabancı Üniversitesi Malzeme Bilimi ve Mühendisliği programındaki yüksek lisans eğitimini 2009’da tamamladı. Aynı yıl Fulbright bursu kazanarak UIUC’da Malzeme Bilimi ve Mühendisliği Bölümü’nde doktora eğitimine başlayan Dağdeviren, bu süreçte esnek ve katlanabilir, deri üstüne yapıştırılabilir veya giyilebilir elektronik aletler üzerine çalışmalar yaptı. Doktora derecesini Aralık 2014’te alan Canan Dağdeviren, medikal teknoloji alanında pilsiz çalışan, giyilebilir kalp çipi ve cilt kanserini teşhis eden cihaz geliştirdi. Aynı zamanda Dağdeviren, Forbes’in 30 Yaş Altı Bilim İnsanı listesinde de yer aldı. – KOCAELİ
]]>Atatürk Üniversitesi ile Erzurum AFAD Müdürlüğü arasında düzenlenen programla, Acil Yardım ve Afet Yönetimi Bölümü öğrencilerine 6 günlük hem teorik hem de uygulamalı eğitim verildi.
Dekan Kaya: “30 Öğrenci, Afete Müdahale Etme Becerisi Kazandı”
Fakültelerinde aldıkları teorik eğitimin yanında, öğrencilerine öğrendiklerini uygulama fırsatı sunmak amacıyla böyle bir etkinlik gerçekleştirdiklerini belirten Atatürk Üniversitesi Uygulamalı Bilimler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Muhammet Dursun Kaya, AFAD’da görevli eğitmenler tarafından bölümden 30 öğrenciye, kentsel arama kurtarma eğitimi kapsamında enkaza giriş ve çıkış teknikleri, sesli arama, köpekle arama ve yaralıların tahliyesi noktasında beceriler kazandırıldığını vurguladı.
Öğrencilerin afet durumunda enkaza müdahale etmenin ve insanları kurtarmanın yol ve yöntemlerini öğrenmeleri açısından eğitimin oldukça verimli geçtiğini vurgulayan Kaya: “Öğrencilerimizi mektepli olmanın yanında “alaylı” olmaları açısından iş birliklerimizi sürdürüyoruz. Bu kapsamda toplam 6 gün uygulamalı eğitim alan öğrencilerimizi hayata hazırlamaya çalışıyoruz. 6 Şubat depremi gösterdi ki, Türkiye’de arama kurtarma ekibi açısından çok ciddi eksiklikler var. Dolayısıyla buradan mezun olacak öğrencilerimizin AFAD’ın ihtiyacı doğrultusunda uygulamalı eğitim almış, bu işin tam uzmanı olarak yetişmiş öğrenciler olarak mezun olmalarını istiyoruz” diye konuştu.
Müdür Andiç: “Ülkemiz İçin Büyük Kazanımları Olacak”
İl Afet ve Acil Durum Arama ve Kurtarma Birlik Müdürü Mehmet Rıza Andiç, AFAD olarak enkazlarda arama kurtarma, güvenli giriş, yaralı çıkarma ve güvenli çıkış şeklinde eğitimler verdiklerini belirtti.
Özellikle 6 Şubat’tan sonra eğitimlerin hızla arttığını dile getiren Andiç, “STK’lar, kamu kurumlarından sürekli bu istekler geliyor. Eğitim verdiğimiz öğrenciler, bu meslekleri yapacaklarsa çok büyük bir fayda sağlayacak. Hem bizim hem kendileri hem de ülkemiz için büyük kazanımlar olacak. Bu öğrenciler özellikle bu mesleğe başladıkları zaman çok önemli tecrübeleri olacak. Burada almış oldukları eğitimler ve yapmış oldukları tatbikatlar mesleki hayatlarında çok önem arz edecek. Bu arama kurtarma yönüyle bizim de elimizi güçlendirecek.” ifadelerini kullandı.
Rektör Çomaklı: “Öğrencilerimiz, Kendilerini Mesleki Hayata Hazırlamış Oluyor”
Türkiye coğrafyasının maalesef bir deprem bölgesi olduğunu ancak yaşanacak olası afetlere karşın da hazırlı olunması gerektiğini belirten Atatürk Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ömer Çomaklı, Uygulamalı Bilimler Fakültesi Acil Yardım ve Afet Yönetimi Bölümü öğrencilerinin almış oldukları eğitimin bu açıdan oldukça önemli olduğunu söyledi. AFAD ile ortaklaşa düzenlenen tatbikat ile öğrencilerin deprem atmosferinde neler yapması gerektiğini bizzat görme şansı elde ettiklerini aktaran Rektör Çomaklı: “Gerek enkaz ortamına gerek arama-kurtarma esnasında kullanılan araçlara öğrencilerimiz dokunarak, uygulayarak öğreniyor ve kendilerini meslek hayatlarına hazırlamış oluyor. Kriz durumlarında en önemli unsur soğukkanlı ve ne yapması gerektiğini bilen yetişmiş insan kaynağının varlığıdır. Atatürk Üniversitesi olarak bu vizyon doğrultusunda eğitim vermeye ve öğrenci yetiştirmeye devam ediyoruz” dedi. – ERZURUM
]]>İZMİR – İzmir Büyükşehir Belediyesinin Yangın ve Doğal Afet Eğitim Merkezi, sınavlara girerek başarılı olan genç itfaiyecilerin zorlu; ama heyecanlı eğitimlerine sahne oluyor. Mesleğini en iyi şekilde yapmak için ter döken itfaiyeciler, birbirinden zorlu parkurları başarıyla tamamlıyor.
İzmir Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Dairesi Başkanlığının yeni itfaiye memurları, sahaya çıkmak için gün sayıyor. 22 Nisan’da Yangın ve Doğal Afet Eğitim Merkezinde başladıkları eğitimlerini 7 Haziran’a kadar sürdürecek itfaiyeciler, zorlu parkurlarda başarılı olmak için ter döküyor. 1 kilometre koşu, 100 metre engelli koşu, karanlık ve dumanlı odada yön bulma, itfaiye aracı ile ambulans kullanma, dağda arama kurtarma gibi uygulamalı eğitimlerden geçen genç itfaiyeciler, zorlu parkurlarda heyecan dolu anlar yaşıyor.
Nitelikli eğitimle korkularını yenmeyi başardılar
Arama Kurtarma Eğitmeni Mesut Topal, 15 metre yükseklikte, dağda iple iniş ve yukarı tırmanma eğitimi verdiği itfaiyecilerin heyecanına da ortak oluyor. Kolay bir iş yapmadıklarını söyleyen Mesut Topal, “İtfaiyecilik mesleğinin bir adım daha öteye gitmesi adına hepimiz çabalıyoruz. Çok zorluklarla dolu bir yol. Bu süreci başarıyla atlatacağımıza inanıyorum. Bu eğitimlere katılanların korkması, kaygılanması doğal. İlk aşamada ürkütücü, korkutucu gelebiliyor. Eğer sevgi, aidiyet duygusu, itfaiyecilik mesleğine bağlılık, sadakat söz konusuysa, bütün engeller aşılır diye düşünüyorum. Meslektaşlarımızın aldıkları eğitimler sonucu korkularını yenerek çok daha zorlu eğitimleri başarıyla tamamladıklarını görüyoruz” dedi.
Araç Üstü Ekipman Eğitmeni Hakan İnan da, 32 metrelik merdivenli araç ile verdiği eğitimlerin ardından, itfaiyecilerin el hassasiyeti kazandığını belirterek, “Gittikleri bir olayda, çok katlı bir binada elektrik tellerine takılmadan, balkona daha fazla yaklaşabilecekler. Böylece canlıya zarar vermeden alabilecekler” dedi.
“Bu kadar yükseğe ilk çıktığımda bacaklarım titredi”
Sınavda gösterdiği başarının ardından itfaiye memuru olmaya hak kazanan tek kadın Gaye Karagöl, eğitimlerde gösterdiği performansla dikkat çekiyor. 15 metre yükseklikten iniş yaparken zorlanmadığı gözlenen Karagöl, “Eğitimler genel olarak zorlayıcı; ama çok iyi. Çalışmalar çok verimli geçiyor. Burada güzel şeyler öğrendik. Bu kadar yükseğe ilk çıktığımda bacaklarım titredi. Eğitmenlerimiz sayesinde korkularımızı yendik. Şuan çok iyi. Rahatlıkla inebiliyorum. Tekrar yukarı çıkabiliyorum. Bir sorun olmuyor” diye konuştu.
“Eğitimlere başladıktan sonra 3 kilogram verdim”
İtfaiye eri Mustafa Çabuk da, çok sıkı bir eğitimden geçtiklerini belirterek, “Buraya geldiğim zaman böyle sıkı bir eğitimden geçeceğimi, üst düzey, kaliteli bir eğitim alacağımı tahmin etmiyordum. Beklentimin çok üstünde bir eğitim aldım. Bu nedenle çok memnunum. Bir an önce eğitimlerimi tamamlayarak göreve başlamak istiyorum. Sabah sporumuz çok sıkı. Bu eğitimlere başladıktan sonra kendimi daha dinç ve zinde hissediyorum. Eğitimlere başladığımız günden bu yana yaklaşık 3 kilogram verdim” diye konuştu.
“Kendimi göreve hazır hissediyorum”
Genç itfaiyecilerden Hüseyin Güçlüol ise kapalı alanlarda yangına müdahale, tanker yangınlarına müdahale gibi eğitimlerde zorlandığını; ancak hepsinde başarılı olduğunu söyledi. Şerafettin Furkan Uçar da birçok eğitimden geçtiklerini anlatarak, kendini göreve hazır hissettiğini belirtti.
İtfaiyeciliğin kutsal bir meslek olduğunu ifade eden Murat Doğan, şunları söyledi:
“Yaptığımız iş çok zor ama isteyerek yaptığınız zaman güzel. Arama kurtarma yangın eğitimleri zorlu geçiyor. İzmir verdiği eğitimlerle çok nitelikli, güvenilir, önce can sonra mal güvenliğini sağlayacağına emin olacağı bir itfaiyeci kazandı.”
Serkan Ayekin de sahada karşılaşma ihtimali bulunan tüm olaylara sağlıklı ve etkili müdahale için eğitim aldıklarını, bu olaylara karşı kendilerini donanımlı hale getirdiklerini söyledi.
]]>CHP, Genel Başkan Özgür Özel’in çağrısıyla İstanbul Saraçhane Meydanı’nda “Büyük Eğitim Mitingi” düzenlendi. Mitinge, CHP Genel Başkanı Özgür Özel, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, CHP yöneticeleri, milletvekilleri, atanmayan öğretmenler, mülakat ve müfredat mağdurları, Eğitim-Sen ve Eğitim-İş gibi sendikalar ve çok sayıda vatandaş katıldı.
Sendika temsilcileri ve atanamayan öğretmenlerin konuşmasının ardından kürsüye çıkan Özel, konuşmasında atanamayan öğretmenlerin sorunlarına ve yeni müfredat taslağına değindi. Özel, şunları söyledi:
“Bugün burada bizimle birlikte olan atanamayan değil bir kusurları yok ki atanamamış olsunlar, atanmayan öğretmenler. Bugün burada bir önceki seçimden hemen önce iktidar partisinin seçim beyannamesine yazılarak ve bizzat genel başkanınca okunarak kaldırılacağına söz verilen mülakatın sınavda birinci, üçüncü, yedinci olduğu halde sorulan soruya yandaşça bir cevap veremediği için, sorulan soruya birilerine itaat edeceği sadakat göstereceğini göstermeyen ama liyakatli olduğu halde mülakatta elenen mülakat mağdurlarıyla birlikte ve çağdaş, bilimsel, laik eğitimi hak eden ve talep eden herkes ve onlara destek olmak için burada bulunan herkese partim adına ve bu mücadelenin parçası olan herkes adına hoş geldiniz diyorum.
Bugün burada sözlerime başlarken başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk başöğretmenimizi ondan bugüne hepimizi bu günlere getiren, yetiştiren öğretmenlerimizden hayatta olmayanları özellikle bu dönemde her birimizin yüreğini yakan lise öğretmeni İbrahim Oktugan son günlerde öğretmene karşı şiddetin sembol ismi olan İbrahim Oktugan’ı bugün ölüm yıldönümü olan Türkan Saylan’ı, terör örgütü tarafından katledilen Aybüke Öğretmeni, Necmettin Öğretmeni, görevine giderken şehit edilen, kazalarda hayatını kaybeden ama bu ülke coğrafyasının dört bir yanında eğitim ateşini elinde taşırken hayata gözlerini yuman rahmetli öğretmenlerimizi bir kez daha burada minnetle anıyoruz. Hatıraları önünde saygıyla eğiliyoruz.
Bu meydan Cumhuriyet tarihinin ilk kitlesel işçi mitinginin yapıldığı, grev hakkı için, örgütlenme hakkı için, sendikal hakları için mücadele edenlerin 31 Aralık 1961’de toplandıkları Saraçhane Meydanı’dır. Saraçhane’den Türkiye işçi sınıfını saygıyla selamlıyoruz.
“62-63 YIL SONRA TARİHİN İLK EĞİTİM MİTİNGİ YAPILIYOR”
Biraz önce sayın genel başkanın ifade ettiği gibi bu meydanda bu kez de o tarihi mitingden 62-63 yıl sonra bu sefer Türkiye Cumhuriyeti tarihinin ilk eğitim mitingi yapılıyor.
Bu meydanda bugün sendikalar, öğretmenler, atanmayan öğretmenler, mülakat mağdurları, müfredata itiraz edenler, direnenler var. Bu meydanda yok sayılanlar, hor görülenler, haykırsa da sesini duyuramayanlar var. İşte biz onların sesine ses, mücadelelerine destek olmaya geldik.
Seçim meydanlarında öğretmenler geldiler. Pankartlarını açtılar, destek istediler. Her meydanda onların sesine ses olduk. Biz onları dinledik, onlarla birlikte olduk. Bugün onlar dediler ki siz bize sahip çıktınız ama verilen sözler tutulmadı. Siz sözünüzü tutacak mısınız? Bizimle birlikte olacak mısınız? İşte bugün o sözün tutulmaya geldiği, atanmayan öğretmenin, mülakat mağdurunun yanında duracağımıza ilişkin irademizi sonuna kadar sürdüreceğimizi ilan etmek üzere Saraçhane’deyiz.
ÖZEL, ERDOĞAN’IN ECEVİT’E YÖNELİK SÖZLERİNİ HATIRLATTI
Buradan partimizin üçüncü genel başkanı ve Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanı Ecevit’e rahmetler dileyerek onu anmak isterim. 2002 yılıydı Bülent Ecevit koalisyon hükümetinin Başbakanı’ydı. O gün kendisini meydan meydan gezip eleştiren birisi o günden beri neredeyse iktidardadır. Yürütmenin başındadır. O gün Ecevit’e ‘madem atamayacaktın bu 68 bin günahsızı niye okuttun niye diploma verdin’ diye eleştiren Recep Tayyip Erdoğan’a sesleniyorum; madem atamayacaktın bu 1 milyon günahsızı niye okuttun, niye umut verdin, niye diploma verdin, hala niye onlara sırtını dönüyorsun?
Seçim yaklaşırken 2022 yılı KPSS’ine ek atama sözü verenler bu sözünü unuttular. Bugün Türkiye’de 91 bin norm kadro açığı var. Biraz önce Şanlıurfa Milletvekilimiz diyor ki; ‘bizim orda okul var, öğrenci, sıra, tahta, tebeşir var bir tek öğretmen yok’. Öğretmen var. 1 milyon var ama onları atayan yok. Bir ülkede okuyacak öğrenci öğretmene hasretken 1 milyon öğretmen oracıkta duruyorken nasıl atamazsınız? Nasıl öğretmeni öğrencisinden öğrenciyi hak ettiği eğitimden mahrum bırakırsınız?
“İTİBARDAN TASARRUF OLUR, EĞİTİMDEN TASARRUF OLMAZ”
Bugün 91 bin norma kadro açığı var 23 bin de emekliyi bugün 114 bin öğretmeni atadığınızda bir tane öğretmen fazlası olmuyor kamuda. Ama ne yapıyorsunuz? Diyorsunuz ki emekli kadar atarız. 23 bin emekli var 20 binini atıyorlar. ve diyorlar ki; ‘üç yıl boyunca tasarruf tedbirleri yapacağız ve emekli kadar öğretmen atayacağız’. Bu hesapla mevcut öğretmenlerin göreve gelmesi için tam 65 yıla ihtiyaç var. Hiç öğretmen almasak bütün eğitim fakültelerini kapatsak 65 yıl sürecek bütün öğretmenlerin atanması. Diyorlar ki; tasarruf tedbiri var. Buradan hatırlatıyorum, haykırıyorum; ne diyordunuz ‘itibardan tasarruf olmaz.’ Yanlış. İtibardan tasarruf olur ancak eğitimde tasarruf olmaz.
Diğer bir yaramız mülakattır. 11 Nisan 2023 Adalet ve Kalkınma Partisi seçim beyannamesi sayın genel başkanı tarafından okunuyor. Diyor ki; ‘kamuda mülakat kalkacak.’ Bundan sadece 5 ay sonra Milli Eğitim Bakanı diyor ki; ‘mülakat yapmayacağız demedik mülakatı mülakat gibi yapacağız’ diyor ve 14 Mayıs’ta yayınladılar. Genel başkan yardımcımız eliyle yargıya taşıdık. Bir yönetmelik yayınladılar ve yüzde 50 KPSS yüzde 50 mülakat diyorlar. Rahmetli Ecevit, KPSS’yi getirdiğinde ‘artık bir dayın varsa tayin olursun dönemi bitti’ demişti. Çünkü biz Cumhuriyet hükümetiyiz. Cumhuriyet ki kimsesizlerin kimsesidir artık adam kayırmacılık bitti demişti. Bugün bundan 22 yıl sonra Adalet ve Kalkınma Partisi adında adalet olan bir parti kurulurken erdemliler hareketi diyen bir parti bugün çıktı KPSS yarım yarısı da mülakat diyor. Kendi sözünü çiğniyor ve çıkıyor diyorki; yandaşları atayacağım, adam kayıracağım, kul hakkı yiyeceğim diyor. Yazıklar olsun size.
“MÜLAKAT ADAM KAYIRMADIR, KUL HAKKINA GİRMEKTİR”
Mülakat haksızlıktır. Mülakat adam kayırmadır. Mülakat kul hakkına girmektir. Diyorlar ki; biz mülakatı düzgün yapacağız. Bakın yıllardır mülakat yapıyorlar ve o mülakata kamu başdenetçiliği, OMBDUSMANLIK kurumu her sene bir yer ayırıyor. OMBDSUMAN, CHP’li, bizim atadığımız biri değil. Sayın Şeref Malkoç, Erdoğan’ın yakın dava arkadaşıdır. Ayrıca geçmiş dönem Adalet Bakanı’nın, şimdiki AK Parti Grup Başkanvekili Abdulhamit Gül’ün kayınpederidir. Bu kadar AK Parti’nin içerisinde yakın birisinin başında olduğu kurum mülakatlarda sübjektif kriterlerden farklı yorumlanabilecek sorulardan, cevabın bilimsel değil, son derece sübjektif olmasından ve mülakattaki haksızlıklardan bahsediyor. Zaman zaman AK Parti’ye çok yakın olmakla eleştirilen bir hukuk insanının başında bulunduğu kurum bu kadar net mülakatta haksızlık var derken siz kimseyi bu bana inandıramazsınız.
“MİLLİ EĞİTİM DEDİĞİNİZ MESELE HERKESİ KAPSAR”
Şimdi bir başka husus son günlerin en yakıcı konusu müfredat. Bakın ‘Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’ diyorlar. Türkiye Yüzyılı demek Adalet ve Kalkınma Partisi’nin seçim sloganı demek. Milli Eğitim dediğiniz mesele herkesi kapsar. Almanların teknolojide bu kadar başarılı olmasının, ihracatta dünya birincisi olmasının, bu kadar nitelikli üretim yapmasının tek sebebi vardır eğitim ve müfredat konusunda bir ulusal mutabakat bir milli mutabakat vardır. Siz bir partinin seçim sloganını milli eğitim müfredatının başlığı yaparsanız ilk düğmeyi de son düğmeyi de yanlış iliklediniz demektir.
Maarif Modeli diye isim koyduğunuz model 100 yıl öncesinin adını taşımakta 200 yıl öncesinin ruhunu taşımaktadır. Oysa incelendiğinde müfredat eğitim programı geliştirme ilkelerine uygun değildir, akademik değildir, etik kurallara uygun değildir. Hazırlığı katılımcı ve şeffaf yapılmamıştır. Tartışma için yeterli süre verilmemiş. ’10 yılda hazırladık’ dedikleri mülakata yedi günde katkı istemişlerdir. Bu yedi güne itiraz ettiğimizde bakan küstahça ‘hadi yüzde 50 zam yaptım 10 gün içinde görüş bildirin’ demiştir. 10 yılda hazırladığını iddia ettiği metine 10 günde görüş isteyip utanmadan bunu katılımcılık olarak ifade etmektedir.
“BU MÜFREDAT YOK HÜKMÜNDEDİR”
Ders içerikleri, materyaller için yeterli süre yoktur. ve alıp elinize okuduğunuzda şu yönüyle müfredata dikkat ediniz; bu müfredatta Türkiye Cumhuriyeti ifadesi yerine sadece bütün ifadeler Türkiye diye değiştirilmiştir. Bakan’ın fikri neyse zikri odur, metni odur. Cumhuriyetle derdi olan bir Bakan Cumhuriyet ile sorunu olan bir müfredat dayatmaktadır. Bu müfredatta ülkemizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün adı yok denecek kadar az anılmıştır. Bu müfredatta Cumhuriyet’in kurucu kadrolarının adı yoktur. Onlara saygı, hürmet yoktur. Kurtuluş Savaşı kahramanları bu ülkenin kurucuları Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşlarıyla sorunu olan bu müfredat yok hükmündedir.
Bütüncül eğitim gerekçesiyle, bahanesiyle kandırmacasıyla, eşitlik yerine, tarafsızlık yerine, nesnellik yerine ruhi maneviyatı anlatan ÇEDES Projesiyle küçücük çocukların sınıfına kabirler taşıtan, rüyalarına girdirten, umut yerine korkuyu, mutluluk yerine dehşeti öğreten bu kafaya sonuna kadar direneceğiz.
Yapılan bütün anketlerde AK Parti’ye oy veren kadın seçmenlerin yüzde sadece 19’u evladının aldığı eğitimden mutludur, memnundur. AK Parti’nin kadın seçmeninin dahi yüzde 81 rahatsız olduğu bu eğitim sistemi yine bu hükümetin yine bu Cumhurbaşkanı’nın atadığı Milli Eğitim Bakanlarınca verilmiş 22 yıldır bu kafayla yönetilmiştir.
“BEŞ FARKLI ÖĞRETMEN VAR”
Şimdi öğretmenlerimiz aramızdaki öğretmenlerimiz, aramızda olmayan öğretmenlerimiz, canım öğretmenlerimize kocaman alkış yollayalım. Onların istihdam biçimleri beş farklı öğretmen var, atanmayan burada ama atananlar da dertli hatta okulda ücretli öğretmen var, okulda sözleşmeli öğretmen var. Normal statüde öğretmen var, uzman öğretmen, başöğretmen var. Eğitim aynı eğitim. Yapılan iş aynı iş ama unvan farklı, özlük farklı. Bu tamamen adalete aykırıdır. 91 bin açıkta norm kadro varken 85 bin ücretli öğretmen atamak emek sömürüsüdür. Devlet eliyle güvencesiz istihdamdır. Devlet eliyle eğitimci emeğinin sömürülmesidir. Bunu bütün milletimize şikayet ediyorum.
Özel okulda çalışan öğretmenlerimizin çok önemli bir sorunu var. 2014 yılına kadar kanun derdi ki; özelde çalışan öğretmen muadili görevdeki kamu öğretmeninden düşük maaş alamaz. Bugün kamudaki öğretmen maaşı yeterli değildir ve 31 bin liradır. Ancak bugün özel sektöre asgari ücrete 17 bin liraya daha da altına öğretmen emeği sömürülmektedir. Bu öğretmenlerin hakkı devlet eliyle sermayeye yedirilmektedir. Bu haksızlıktır. Bunu yapanlara yazıklar olsun.
Okulu başında, görevi başında katledilen müdürümüz İbrahim Oktugan eğitim camiasının son şehididir ama ilk değildir. ve tüm uyarılara rağmen öğretmene karşı şiddet, eğitimde şiddet olağanca gücüyle devam etmektedir. Bunun için 10 Mayıs’ta MEB’den Meclis’e kadar yürüyen öğretmenler, sendikalar seslerini duyurmak istemiş, ancak bu Milli Eğitim Bakanı onlara sormadan, danışmadan yine Eğitimde Şiddet Yasasını bir başına dayatarak geçirmeye çalışmaktadır. ve eğitimde şiddet tek başına çıkarılacak bir kanun değildir. Sendikaların, örgütlerin sesi duyulmalı öğretmenlere, işin uzmanlarına kulak verilmelidir.
“ÖĞRETMENLER HER AY 9 ÇEYREK ALTINI KAYBEDİYOR”
2002 yılında en düşük öğretmen maaşı 635 liraydı. Bakın Türkiye’de 81 ilde 973 ilçede meydan meydan geziyorum ve her hesabı bir şeye dayandırıyorum. Diyorum ki; her hesap şaşar altın hesabı şaşmaz. Bakın 2002’de en düşük öğretmen maaşı 635 lira ve 20 tane çeyrek altın alıyor. Bugün en düşük öğretmen maaşı 31 bin lira. ve sadece 11 çeyrek altın alıyor. En düşük öğretmen maaşında AK Parti iktidarı boyunca tam yarı yarıya neredeyse 20 çeyrekten 11 çeyrek altına gerileme var. Öğretmenler tam olarak her ay 9 çeyrek altın kaybediyorlar. Bu hesabı bütün öğretmenlere bütün vicdanı olan herkese emanet ediyorum. ve diyorum ki; son yerel seçimlerde öğretmenlerin seslerini duyurmuş onlarla birlikte olmuş, onlarla birlikte meydan meydan haykırmış bir partinin genel başkanı olarak ve 31 Mart seçimlerinin birinci partisinin genel başkanı olarak; atanmayan öğretmenin sesini duyun. Mülakat mağdurlarının sesini duyun.
Müfredata itiraz edenlerin sesini duyun. Türkiye’de nitelikli eğitime ulaşmak sınıfsal bir farklılık, sınıfsal bir sorun haline gelmiştir. İyi eğitimi paralı kılan ve parası olmayana iyi eğitim vermeyen anlayışa sesleniyorum; müfredat yapmak anayasa yapmak gibidir. Müfredat yaparken herkesi duymalı, dinlemeli en doğrusunu tam bir mutabakatla yapmalısınız. İşte önümüzde size güzel bir sınav; anayasa yapacağım katılımcı olacağım, Türkiye’nin yüzde 96’sını temsil edecek anayasa diye…Hadi bakalım müfredat burada eğitimin anayasası burada çağır bakalım yüzde 96’yı, çağır bakalım sendikaları. Yoksulu duy, itirazı duy, atanmayanı duy, mevcut öğretmenin sorununu duy, deprem bölgesini duy, ondan sonra anayasa diye meydanlara çıkıp destek istemeye başla. Eğitimin anayasasını katılımcı yapmayanlarla milletin anayasası yapılmaz.
Bundan sonra sesimizi duymayanlara karşı, sesi duyulmayanlar için, kimsesizler için, sesini yükseltse de duyuramayanlar için meydanlarda olmaya devam edeceğiz. Ben gereken yerde müzakereyi yapacağım ama müzakereyle sonuç alırsak ne ala alamadığımızda sokaklar, meydanlar bizimdir.”
]]>CHP, bugün İstanbul Saraçhane’de öğretmenlerin ve eğitimin sorunlarına dikkat çekmek için Büyük Eğitim Mitingi düzenledi. Saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunmasının ardından mitingin açış konuşmasını CHP Milli Eğitim Bakanlığı’ndan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Suat Özçağdaş yaptı. Mitingde, eğitim sendikalarının temsilcileri ve atanmayan öğretmenler de konuştu.
SUAT ÖZÇAĞDAŞ: “MÜLAKATA HAYIR LİYAKATE EVET DEMEK İÇİN BURADAYIZ”
Yoksulluk sınırı altında gelire mahkum edilmiş, hakları elinden alınmak istenen öğretmenler için alanda olduklarını söyleyen CHP Genel Başkan Yardımcısı Özçağdaş, “Mülakata hayır, liyakata evet demek için, hak, hukuk, adalet demek için buradayız. Depremde sevdiklerini, yaşam alanlarını kaybetmiş, çifte mağduriyet yaşayan atanmayan öğretmenler için buradayız. 2022 KPSS’de ek atama sözü verilen ancak verilen sözler yokmuş gibi davranılan öğretmenler için buradayız. Üniversitelerin özerkliği ve nitelikli bilimsel eğitim için mücadele veren tüm demokrat öğretim üyeleri ve öğrenciler için buradayız. Getirilen çağ dışı eğitim müfredatına karşı çıkmak için buradayız. Düşünen, üreten, yurttaşlar yerine itaatkar ve kanaatkar yurttaşlar isteyen iktidara hayır demek için bıuradayız. Laik, nitelikli, kamusal eğitim talebi için buradayız” dedi.
Özçağdaş’ın ardından 4 yıldır KPSS’ye giren buna karşın atanmayan okul öncesi öğretmeni Hilal Başkapan konuştu. Başkapan, şunları ifade etti:
“BİZLER MESLEĞİMİZİ İNSANCA ŞARTLARDA YERİNE GETİRMEK İSTİYORUZ”
“Ataması yapılmayan öğretmenler ya düşük ücretlerle okullarda çalışmaya ya da asgari ücretin neredeyse yarı fiyatına ücretli öğretmenlik yapmaya mecburlar. Bizler mesleğimizi insanca şartlarda yerine getirmek istiyoruz. Bizler üniversite hocalarımızdan sözlü yapılan sınavların en güvenilmez sınavlar olduğunu defalarca öğrendik ama şimdi onların büyük bir bölümünün de sessizliğini anlayabilmiş değiliz. Suriyeli öğretmenlerin sınavsız bir şekilde göreve başlaması bizleri derinden üzmektedir.”
KADEM ÖZBAY: “ATANMAYAN ÖĞRETMENLER VARSA, İKTİDARI ATMAK DA YURTTAŞLARIN SORUMLULUĞUDUR
Mitingde Eğitim İş Genel Başkanı Kadem Özbay da bir konuşma yaptı. Özbay konuşmasında CHP’nin düzenlediği miting için “Bugün bir tarihe tanıklık ediyoruz” ifadelerini kullandı. Yıllardır sendikal mücadelesi içerisinde olduklarını belirten Özbay, “Hep şunu söyledik; siyasi iktidar kim olursa olsun bizim tarafımız hep eğitim emekçilerinin, çocukların tarafı olacak. Ancak bu ülkede fındık mitingi yapıldı, patates mitingi yapıldı, hepsi çok doğruydu ama ilk defa bir eğitim mitingi yapılıyor. Sayın Başkana ve tüm örgütüne teşekkür ediyorum. Buradan bazıları da der ki ‘CHP’nin mitinginde Eğitim İş Genel Başkanı konuştu.’ Bir kere öğretmenin fikrini aldınız mı? Bir kere okullarda aç susuz bıraktığınız çocukların derdini dinlediniz mi? Bir kere atanmayan öğretmenin derdini dert edindiniz mi? Eğitimde yarattığınız tahribatın sorumlusu sizsiniz. Atanmayan öğretmenler varsa iktidarı atmakta bence bu ülkenin yurttaşlarının sorumluluğudur” diye konuştu.
KEMAL IRMAK: “O MÜFREDATI HAYATA GEÇİRMEMEK DİRENİŞİMİZE DEVAM EDECEĞİZ”
Eğitim-Sen Genel Başkanı Kemal Irmak da şunları söyledi:
“Biz liyakat dedikçe onlar ‘biat ve mülakat’ dediler. Biz eşit işe eşit ücret dedikçe onlar ‘öğretmene apolet’ dediler. Biz laik, demokratik, kamusal ve karma eğitim dedikçe onlar ‘eğitimi dincileştireceğiz’ dediler. Biz güvenceli iş, gelecek dedikçe onlar asgari ücretin bile çok altında köle gibi öğretmen çalıştırmaya devam ettiler. Biz çocuklara 1 öğün yemek, ulaşılabilir su dedikçe onlar bizim cebimiz yeşil dolar demeye devam ettiler. Ama biz ‘öğretmen ders verir, öğretmen biat etmez, öğretmen diz çökmez’ diyen Fakir Baykurtların yolundan ve izinden giden eğitim bilimcileriyiz. Bu ülkenin aydınlanması için hiçbir koşulda hiç kimseye biat etmeyen ve diz çökmeyen bir eğitim ordusunun temsilcileriyiz. Bu son müfredata ve bu karanlık gidişe karşı biz toplumsal aydınlanma diyoruz, onlar ‘hayır toplumu bir bütün olarak karanlığa sürükleyeceğiz’ diyorlar. O müfredatı hayata geçirmemek için okullar kapanana kardar da eylül ayında da direnişimize devam edeceğiz.”
MERAL GÜLER: “BU MÜFREDAT PROGRAMINDA KADIN ERKEK EŞİTLİĞİ YOK”
EŞİK Platformu adına Türkiye Üniversiteli Kadınlar Derneği Genel Başkanı Meral Güler de hazırlanan yeni müfredat programında kadının adının olmadığını, kadın erkek eşitliğinin bulunmadığını söyledi. Güler, “Biz en az 3 kadının kadın cinayetleri ile katledildiğini biliyoruz. Kadın erkek eşitliğinin hiçbir zaman eğitim sisteminde olmadığını biliyoruz. Ama artık olmalı derken tam tersi müfredatla karşı karşıya kaldık. Biz kadın erkek eşitliğinin eğitim modelinde geçmesini istiyoruz. Kız çocuklarının da erkek çocukları kadar eğitime katılmasını istiyoruz. Yeni müfredat bizim kabul edebileceğimiz bir eğitim modeli değildir. Eşitlik sağlanana kadar mücadelemiz devam edecek” diye konuştu.
Konuşmaların ardından CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu sahneye çıkarak mitinge gelenleri selamladı.
]]>
Meslek yüksekokulu, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün “İstikbal göklerdedir” sözünü ilke kabul ederek çalışmalarını sürdürüyor.
Yüksekokulun eğitmenlerinden Ali Karademir, AA muhabirine yaptığı açıklamada, üniversite bünyesinde Ankara ve İzmir- Selçuk’ta havacılık meslek yüksekokullarının bulunduğunu söyledi.
Karademir, 2011’de 70 öğrenciyle eğitim vermeye başlayan Ankara Havacılık Meslek Yüksekokulu bünyesinde, öğrencilerin öğrenim gördüğü kampüste, 3 uçak ve 6 atölyenin bulunduğunu ifade ederek, eğitimlerin teorik ve pratik olarak devam ettiğini bildirdi.
“Sivil havacılık ve savunma sanayi kuruluşlarıyla işbirliği yapıyoruz”
Üniversitenin sivil havacılık ve savunma sanayinin önde gelen kuruluşlarıyla işbirliği protokolleri de imzaladığını anlatan Karademir, şunları kaydetti:
“İş yeri eğitimi kapsamında öğrencilerimizi son dönem uygulamalı eğitimler için bu kurumlara gönderiyoruz. Eğitimlerinin bir kısmını orada alıyorlar. Başarıyla mezun olan öğrencilerimiz, özellikle Türkiye’nin bayrak taşıyıcısı kurumu Türk Hava Yolları ve onun bağlı şirketleriyle, savunma sanayisinde faaliyet gösteren TUSAŞ, TEİ gibi kuruluşlarımızda tercihli olarak iş bulabiliyor.”
Karademir, havacılık sektöründe ara eleman ihtiyacının fazlalılığına dikkati çekerek, “Havacılık, sadece Türkiye’de değil dünya çapında yükselen bir trend. Dolayısıyla ara eleman dediğimiz teknisyen ihtiyacı çok yüksek. Bunun bir de nitelikli olması çok önemli.” diye konuştu.
“Kız öğrenciler daha disiplinli ve çok dikkatliler”
Karademir, havacılığın gelişmesine bağlı olarak istihdamın da arttığına işaret ederek, mezun olan öğrencilerin büyük kısmının sivil havacılık ve savunma sektöründe işe başladıklarını belirtti.
Uçak teknolojisi programında 155 öğrencinin eğitim gördüğüne dikkati çeken Karademir, “Uçak teknolojisi bölümünü 2015 yılından bu yana tercih eden kız öğrenci sayımız her geçen yıl artıyor. Şu anda 16 kız öğrencimiz bu ölümde eğitim görüyor. Kız öğrencilerimiz teknik bir alan olmasına rağmen erkek öğrencilerimiz kadar başarılılar. Kız öğrenciler daha disiplinli ve çok dikkatliler. Dolayısıyla verilen eğitimlerde çok başarılı oluyorlar.” ifadelerini kullandı.
Karademir, bugüne kadar 30 kız öğrenciyi “uçak teknisyeni” olarak mezun ettiklerini bildirerek, “Havacılığa ilgi duyan kız öğrencilerimizi, sahibi ‘Türk milleti’ olan üniversitemizi tercih etmeye davet ediyorum. Kızlarımız, rahatlıkla korkmadan bu bölümü tercih edebilirler.” değerlendirmesinde bulundu.
İstihdamda ilk zamanlarda kız öğrencilere yönelik pozitif ayrımcılık yapıldığını dile getiren Karademir, şu anda kız öğrencilerin bilgi ve becerilerinden dolayı da işe alımlarda tercih edildiklerinin altını çizdi.
“Uçaklarla dolu üniversitede eğitim görmek beni heyecanlandırdı”
Bölümün 2’nci sınıf öğrencilerinden Fatma Nur Kaya, İstanbul’da Sabiha Gökçen Havalimanı’nın yakınında oturduklarını belirterek, “Çocukken her uçak kalkışında cama koşar, uçağın havada süzülmesini seyrederken hayaller kurardım. Uçakları daha rahat görebilmek için karne hediyesi olarak teleskop isterdim.” dedi.
Kaya, üniversite sınavına hazırlanırken, tesadüfen THK Üniversitesinde “uçak teknolojisi” bölümü olduğunu duyduğunu ifade ederek, daha sonra bu konuda araştırma yaptığını ve üniversitenin eğitimini çok beğendiğini söyledi.
Uçaklarla dolu bir üniversitede eğitim görme düşüncesinin kendisini çok heyecanlandırdığını vurgulayan Kaya, “Ailem bana her zaman destek oldu. Özellikle teorik eğitimde zorlanacağımı düşünmüştüm ancak iş güvenliğine uygun ekipmanlarla çalıştığımız için hiç zorlanmadım. Bugüne kadar da hem eğitim hem staj döneminde herhangi bir iş kazası yaşamadım. Sivil havacılık sektöründe çalışmak istiyorum.” diye konuştu.
“Küçükken uçaklarda çalışmayı hayal ediyordum”
Bölümün 1’inci sınıf öğrencilerinden Şeyma Nisan da çocukluğundan beri uçaklara ilgi duyduğunu, uçak sesi duyduğunda gökyüzüne bakarak, bir gün o uçaklarda çalışmayı hayal ettiğini anlattı.
Üniversite sınavına hazırlanırken bölümden haberdar olduğunu dile getiren Nisan, “Bölümü, hiç düşünmeden tercih ettim. Kazandığım ve burada eğitim gördüğüm için çok mutluyum. Ailem de bölümü tercih etmemde beni teşvik etti. Mezun olduğumda Türk Hava Yollarında çalışmak istiyorum.” dedi.
“Eğitimlerimizde uçaklar üzerinde uygulamalar yapıyoruz”
Aynı bölümdeki bir başka 1’inci sınıf öğrencisi Sude Altan da Türk Silahlı Kuvvetlerinde asker olan babası ve havacılık sektöründe çalışan ablası dolayısıyla sektöre aşina olduğuna işaret ederek, THK Üniversitesi Kampüsü’nün evine yakın olduğunu ve hep bu okulda okumak istediğini bildirdi.
Altan, üniversitede havacılığa ilişkin her türlü imkanın bulunduğuna dikkati çekerek, “Eğitimlerimizde bire bir uçaklar üzerinde uygulamalar yapıyoruz. Teorik eğitim gördüğümüz sınıftaki koltuklarımız, uçak koltuklarından oluşuyor. Bu da eğitimde havacılık sektörünü hissetmemizi sağlıyor. Sektöre ilişkin her türlü bilgi ve beceriyle mezun oluyoruz.” değerlendirmesinde bulundu.
]]>(İSTANBUL) – Covid-19 pandemi sürecinde hayatını kaybeden Prof. Dr. Mehmet Ümit Ergenoğlu’nun eşi Aslı Ergenoğlu kızlarına bağlanan maaşın kesilmesiyle ilgili açtığı davanın duruşması öncesinde, “Babalarının meslek hastalığı sebebiyle SGK’nın bize daha doğrusu iki kızıma ayrı ayrı bağladığı maaşların geri ödemesiyle ilgili eve kağıt geldi. Dolayısıyla babaların vefatından beri evde hiç konu kapanamıyor. Üzüntü bitemiyor” dedi.
İstanbul Tabip Odası Covid-19 pandemi sürecinde hayatını kaybeden Prof. Dr. Mehmet Ümit Ergenoğlu’nun ailesine meslek hastalığı nedeniyle SGK tarafından bağlanan maaşlarıN kesilmesine karşı açılan dava öncesinde adliye önünde basın açıklaması yaptı.
Bakırköy 17. İş Mahkemesi’nde görülen davaya ve öncesinde gerçekleşen basın açıklamasına Ergenoğlu’nun eşi Aslı Ergenoğlu da katıldı. Erganoğlu kızlarının haklarını savunacağını belirterek, şunları söyledi:
“Ben babaları vefat ettiği sırada biri 12, biri 16 yaşında olan iki kızım adına buradayım. Kendi adıma değil. Onların hakları için buradayım. Onlar babalarının vefatı gibi ağır bir konuyla bir yandan mücadele etmeye, bunun her türlü maddi manevi yüküyle mücadele etmeye çalışırken kendimizi böyle bir şeyin içinde bulduk. Hatta en son başımıza gelen; eve, kızlarımın adına ayrı ayrı onların isimleri üzerinde yazarak birer zarf gelmesi oldu. Bu meslek hastalığı sebebiyle SGK’nın bize, daha doğrusu iki kızıma ayrı ayrı bağladığı maaşların geri ödemesiyle, taksitli olarak, geri ödemesiyle ilgiliydi. Dolayısıyla babaların vefatından beri evde hiç konu kapanamıyor. Üzüntü bitmiyor bu açıdan onlar adına onların hakkını korumak adına buradayım.”
Basın açıklamasını da Tabip Odası Yönetim Kurulu Üyesi Emrah Kırımlı okudu. Kırımlı, süreci şöyle anlattı:
“MESLEK HASTALIĞI SEBEBİYLE VEFAT ETTİĞİ SAPTANMIŞTI”
“Bu davaya konu olan yaşadığımız deneyimler, devletin kurumları ve sermayenin fütursuzluğunun nasıl bir araya geldiğini bizlere göstermekte.
Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Ümit Ergenoğlu, Biruni Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde görev yaptığı sırada Covid-19 hastalığına yakalanmış ve 15 Mart 2021 tarihinde vefat etmiştir. Prof. Dr. Mehmet Ümit Ergenoğlu’nun meslek hastalığı sebebiyle vefat ettiği saptanmış ve 2 kızına gelir bağlanmıştı. 20 Mart 2023 tarihinde, Rehberlik ve Teftiş İstanbul 2 No’lu Grup Başkanlığı’nın (29.12.2022 tarih ve 420749/07/İR/07 sayılı) raporu sebebiyle hak sahiplerine bağlanan gelirin kesileceği ve geçmişe dönük borç çıkartılarak şimdiye dek yapılmış ödemelerin tahsil edileceği Esenyurt Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından hak sahiplerine bildirilmiştir. Buna göre; Prof. Dr. Mehmet Ümit Ergenoğlu’nun koronavirüse maruz kaldığı sırada iş yerine hem öğretim üyesi olarak hem de hekimlik hizmet alım sözleşmesi ile çalıştığı, meslek hastalığının da hizmet alımı sözleşmesi ile çalıştığı sırada oluştuğu, bu nedenle gelir bağlanmasının mümkün olmadığı belirtilmiştir.
“SGK MAAŞI KESTİ, İTİRAZI KABUL ETMEDİ”
SGK’nın bu kararına, öğretim üyesi hekimin görevini ikiye bölerek, iki görevin birbiriyle ilişkisi yokmuş gibi değerlendirmesine itiraz etmiştik. İtirazımızın reddedilmesi üzerine ise meslektaşımız Prof. Dr. Mehmet Ümit Ergenoğlu’nun kızları adına 20 Kasım 2023 tarihinde dava açtık. Prof. Dr. Mehmet Ümit Ergenoğlu, Biruni Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde öğretim üyesi olarak görev yapmaktaydı. 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’nun 3. Maddesi uyarınca, yükseköğretim kurumlarında eğitim öğretimin desteklenmesi amacıyla çeşitli alanların uygulama ihtiyacı ve bazı meslek dallarının hazırlık ve destek faaliyetleri uygulama ve araştırma merkezlerinde yürütülmektedir. Tıp ve tıpta uzmanlık eğitimleri de bu çerçevede kurulan sağlık eğitimi uygulama ve araştırma merkezlerinde, yani tıp fakültesi hastanelerinde sürdürülmektedir. Vakıf yükseköğretim kurumları için de aynı kurallar geçerlidir.
“ÜNİVERSİTE ERGENOĞLU’NUN OKULLA İLİŞKİSİ YOK GİBİ DEĞERLENDİRDİ”
Prof. Dr. Mehmet Ümit Ergenoğlu tarafından verilen tıpta uzmanlık eğitimi, amfide verilen sözlü bir eğitim değildir. Kalp ve Damar Cerrahisi uzmanlık eğitimi, tıpkı diğer uzmanlık branşlarında olduğu gibi, doğrudan hastanede ve hastalara hizmet sunularak verilmektedir. Uzmanlık eğitimi öğrencileri, yani asistan hekimler de doğal olarak bir yandan hastanede eğitim görmekte bir yandan da hastalara verilen sağlık hizmetine katılmaktadır. Rehberlik ve Teftiş İstanbul 2 No’lu Grup Başkanlığı’nın raporunda, Prof. Dr. Mehmet Ümit Ergenoğlu tarafından yapılan görevi ikiye bölünmüş ve iki görevin birbiriyle ilişkisi yokmuş gibi değerlendirilmiştir. Bu değerlendirmeye göre, Prof. Dr. Mehmet Ümit Ergenoğlu öğretim üyesi olarak hasta görmemiş, ameliyat yapmamış ve Covid-19’a maruz kalmamıştır”
“SERMAYENİN ÇIKARLARINI KORUMA ÇABASI”
“Tüm bu hukuksuz değerlendirmelerin, kuralsız hallerin, kötücül kararların altında sermayenin çıkarlarını amansız koruma çabası olduğunu” savunan Kırımlı, şöyle devam etti:
“Prof. Dr. Mehmet Ümit Ergenoğlu’nun ailesinin mücadelesi başta Covid-19 olmak üzere mesleğini icra ederken zarar görmüş tüm sağlık çalışanlarının ve hekimlerinin mücadelesidir. Davanın meslektaşımızın ailesi lehine sonuçlanması durumunda, sağlık emekçilerinin geçmişte yaşadığı ve gelecekte yaşayabilecekleri meslek hastalıkları açısından emsal teşkil edecek bir karar olacaktır. Bu davada tüm bir özel sağlık sermayesi adına hareket ettiğine şahit olduğumuz Biruni Üniversitesi Tıp Fakültesi, diğer özel hastaneler gibi aynı kurumun çatısı altında iki farklı hukuk oluşturup, ücretlendirmede daha az vergi ödeme ve yükümlülüklerden kaçmanın bedelini meslektaşımız ve ailesine ödetmektedir. Sağlık Bakanlığı ise ilk elden bu suç ortaklığını yürütmektedir. Vergi oranı tartışmaları ile mevcut usulsüzlükler, yasal kılıflara sokulmaya çalışılmaktadır.
“KARARDAN DÖNÜLMESİNİ BEKLİYORUZ”
Bakırköy 17. İş Mahkemesi’nde görülmekte olan davanı bugün yapılacak duruşmasına, Prof. Dr. Mehmet Ümit Ergenoğlu’nun Biruni Üniversitesi’nde aynı dönem görev yaptığı hekim öğretim üyeleri tanık olarak çağrılmış olup, ifadeye gelmelerini beklemekteyiz. Yaratılan ikili çalışma hukukuna dayanılarak vefat eden meslektaşımızın ailesine karşı mali yükümlülüklerin Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından yerine getirilmesini, Biruni Üniversitesi Tıp Fakültesi yöneticilerinin meslektaşımız aleyhine olan iddialarını geri çekmesini, meslektaşımızın kızlarına bağlanan maaşın geri ödenmesi kararından dönülmesini bekliyoruz. Mesleğimiz ve meslektaşlarımız için bu karardan dönülünceye kadar mücadelemizi sürdürmeye devam edeceğimizi bildiririz.”
]]>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Meslek ve Sanat Eğitim Kurslarının (KO-MEK), her yıl bahar şenliği havasında düzenlediği ve artık geleneksel hale gelen ilçe sergilerine Gölcük ve Derince ile devam edildi. Kursiyerlerin bir yıl boyunca ürettiği el emeği göz nuru ürünlerin vatandaşlarla buluştuğu sergilerde birbirinden güzel ürünler göz kamaştırdı.
Gölcük Kongre Sarayı’nda geçekleştirilen ilçe sergisine Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı Tahir Büyükakın, Gölcuk Kaymakamı Müfit Gültekin, Gölcük Belediye Başkanı Ali Yıldırım Sezer, MHP İlçe Başkanı Derya Çavdar, AK Parti İlçe Kadın Kolları Başkanı Saime Yelken’in yanı sıra sivil toplum örgütü temsilcileri ve çok sayıda vatandaş katıldı.
Saygı duruşu ve işaret dili kursiyerleri eşliğinde İstiklal Marşının okunmasıyla başlayan programda kursiyerler adına Gülay Eren konuşma yaptı. Eren konuşmasında, “KO-MEK sayesinde hayatı öğrendim. Bize bu imkanı sunan başta Başkanımız Büyükakın’a ve ekibine teşekkür ediyorum” dedi.
“KO-MEK sizler ve bizler için bir aile yuvası gibi”
KO-MEK kurslarının önemine değinen Başkan Büyükakın, “Kursiyerlerimiz buralarda sadece eğitim almıyor aynı zamanda KO-MEK Bohçası ile evlenecek kızlarımıza çeyiz desteği, KO-MEK Vefası ile ihtiyaç sahiplerine destek olmak gibi birçok sosyal sorumluluk projesi de gerçekleştiriyor. KO-MEK sizler ve bizler için bir aile yuvası gibi artık, buralar hem eğitim yeri hem de iyileştirme merkezi olarak sizler için hizmet etmeye devam ediyor” dedi.
Açılışın 2. adresi Derince
Haftanın son sergisi Yenikent Kültür Merkezinde açılan Derince ilçe sergisi oldu. Başkan Büyükakın’ın yanı sıra AK Parti Derince İlçe Başkanı Koray Merdan, AK Parti Derince Kadın Kolları Başkanı Zeliha Uslu, Derince İlçe Milli Eğitim Müdürü Ayhan Erin, belediye meclis üyeleri, muhtarlar ve çok sayıda vatandaş programa katıldı.
Sergi açılışında çocukların Filistin hassasiyeti uzun süre alkış aldı. Saygı duruşu ve İstiklal Marşının okunmasının ardından kursiyerler adına konuşmayı İstanbul’dan Yenikent KO-MEK kurs merkezinde Tıbbi Aromatik Bitkiler branşında eğitim almak için gelen Osman Can Kazancıoğlu yaptı. “Yolun uzun olması gözümü korkutmuyor” diyen Kazancıoğlu, “Tarım alanında birçok eğitim aldım ama tıbbi aromatik bitkiler alanında KO-MEK’in eğitim verdiğini duyunca hiç düşünmeden kayıt yaptırdım. Haftada iki gün İstanbul’dan gelerek burada eğitim alıyorum. Bize bu imkanı sunan Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı Tahir Büyükakın’a ve emeği geçenlere çok teşekkür ediyorum” diye konuştu.
” Gazze’yi ayağa kaldırmak için çalışacağız”
Sergilenen eserlerin çok güzel olduğunu ifade ederek konuşmasına başlayan Başkan Büyükakın, “Filistin’de 7 aydır soykırım yapılıyor. Bizler burada güvendeyiz ama orada çocuklar ve kadınlar acımasızca katlediliyor. Bu soykırımın son bulması için artık hep birlikte tepki göstermeliyiz. Filistin bizim hassasiyetimizin tam merkezinde olmalı. Sizlerden Filistin konusunda özellikle hassas olmanız ve günlük hayatta farklı şekillerde tepki göstermenizi istiyorum. Biz belediye olarak bu süreç biter bitmez kardeş şehir ilan ettiğimiz Gazze’yi ayağa kaldırmak için çalışacağız” şeklinde konuştu.
Konuşmaların ardında KO-MEK Bohçası yakın zamanda düğünü olacak kursiyere hediye edildi. Ardından protokol ve çocuklar hep birlikte açılış kurdelesini keserek sergi alanı gezdi. Kursiyerlerle tek tek sohbet ederek ürünler hakkında bilgi alan Başkan Büyükakın’a okuma yazma kursiyerleri yeni okumanın mutluluğu ile İstiklal Marşının yanı sıra kendi seçtikleri şiirleri okudu. – KOCAELİ
]]>(İSTANBUL) – İstanbul Barosu Kadın Hakları Merkezi ve Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’nin de aralarında bulunduğu 33 sivil toplum örgütü İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü önünde yaptığı açıklamayla, Milli Eğitim Bakanlığı’nın ‘Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’ne tepkilerini dile getirdi. Açıklamada, “Tarikat ve cemaatleri ‘sivil toplum kuruluşu’ olarak gören, onları protokol imzalayarak okula sokan anlayış, bilimsel bir eğitim programı yapamaz. Düşünme ve sorgulama becerilerini geliştiren felsefeye 67 sayfa ayırırken din öğretimine 572 sayfa ayıran bir program, çağımızın, ülkemizin, çocuklarımızın gereksinimlerini karşılayamaz. Çağın gereklerine uymayan, laik- bilimsel eğitimi göz ardı eden “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” adlı öğretim programı taslağını çöpe atıyoruz” denildi.
Açıklamaya katılan CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik de kadınları, eğitimcileri, atanamayan öğretmenleri yarın 13.00’te Saraçhane Meydanı’nda CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in katılımıyla gerçekleşecek mitinge davet etti.
Aralarında İstanbul Barosu kadın Hakları Merkezi ve Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’nin de bulunduğu sivil toplum örgütleri, Milli Eğitim Bakanlığı tarafından yayımlanan “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” adlı metinle ilgili herhangi bir görüş bildirmediklerini açıkladı. Konuyla ilgili İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü önünde bir basın açıklaması yapıldı. CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik’in de katıldığı açıklamada, açıklama metnini Kadın Araştırmaları Derneği ve ÇYDD Küçükçekmece Şube üyesi Emekli Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmeni Gülsün Kaya okudu. Açıklamada görüş bildirmemeye gerekçeleri şöyle sıralandı:
“DİL OYUNUYLA OSMANLI DEVLETİNİ YIKILMAMIŞ GİBİ GÖSTEREREK TARİH YAZICILIĞINA SOYUNUYOR“
“Hiçbir görüşümüzün dikkate alınmayacağını, önceki deneyimlerimizden biliyoruz. Eğitimde program geliştirme bilimsel bir çalışmadır. Tarikat ve cemaatleri ‘sivil toplum kuruluşu’ olarak gören, onları protokol imzalayarak okula sokan anlayış, bilimsel bir eğitim programı yapamaz. Düşünme ve sorgulama becerilerini geliştiren felsefeye 67 sayfa ayırırken, din öğretimine 572 sayfa ayıran bir program, çağımızın, ülkemizin, çocuklarımızın gereksinimlerini karşılayamaz.
Bu taslak insan hakları, vatandaşlık ve demokrasi alanında hak ve özgürlüklerden çok görev ve sorumluluklara yer veriyor. İfade özgürlüğü, din ve vicdan özgürlüğü gibi konulara yer vermiyor. Bu yaklaşım, öğrencilerin hak ve özgürlükleriyle ilgili bilgi edinme hakkının önüne geçiyor. Türkiye’nin 1990 yılında imzaladığı Çocuk Haklarına Dair Sözleşme ihlal ediliyor. Bu taslak, kapsayıcı değil; toplumsal cinsiyet eşitliğine yer vermeyerek toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanmasının devletin yükümlülüğü olduğunu görmezden geliyor. Anayasal haklar yanında Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmeleri dikkate almıyor. Bu taslak, herhangi bir pilot uygulama yapılmadan yangından mal kaçırır gibi uygulanmak isteniyor. Bu taslak, “Evrim” teorisini dışlıyor; bilimin temel gerçeklerini bilen ve kullanan, analitik düşünen, farklı görüşlere saygılı, demokratik tutuma sahip bireyler yetiştirmeyi amaçlamıyor. Bu taslak “seyreltme” gerekçesiyle Atatürk ve devrimlerine az yer vererek, dil oyunlarıyla Osmanlı devletini yıkılmamış gibi göstererek yakın tarihi çarpıtıp yeni bir tarih yazıcılığına soyunuyor.”
Açıklamada, “Bizler, tüm toplumu ikna eden gerekçelere sahip, açık ve sağlam bir hazırlık sürecinden geçmiş, geniş ve şeffaf bir toplumsal katılım sağlanarak ve bir pilot uygulamayla denenerek yapılacak bir eğitim ve öğretim programı istiyoruz. Bu isteklerimizi karşılamayan, çağın gereklerine uymayan, laik- bilimsel eğitimi göz ardı eden “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” adlı öğretim programı taslağını çöpe atıyoruz” denildi.
ÇELİK, KADINLARI, EĞİTİMCİLERİ, ATANAMAYAN ÖĞRETMENLERİ SARAÇHANE’YE DAVET ETTİ
CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik de STK’ların yaptığı eyleme katılarak destek verdi. Çelik, yaptığı konuşmada, Türkiye’nin eğitimde kökleşmiş sorunları olduğunu anımsatarak şunları söyledi:
“Bunlardan bir tanesi de son günlerde dayatılmaya çalışan müfredat. Eğitimde şiddet gün geçtikçe artıyor. Öğretmenlerimizin saygınlıkları ne yazık ki gün geçtikçe azalıyor. Türkiye çağdaş, bilimsel, laik eğitimden uzaklaştırılıyor. Öğretmenlerimizin çalışma koşulları öğretmenlerimizin aldıkları ücretle yaşama koşulları gün geçtikçe zorlaşıyor… Yarın hem atanamayan öğretmenler için hem çağdaş, laik, bilimsel eğitim için hem çağ dışı müfredata ‘dur’ demek için, eğitimde şiddete ‘dur’ demek için Genel Başkanımız Sayın Özgür Özel’le birlikte Saraçhane Meydanı’nda yarın saat 13.00’te bir miting gerçekleştireceğiz. Mitingimizin temel konusu eğitim ve eğitimin sorunları, hem müfredatı konuşacağız, hem atanamayan öğretmenlerin sesi olacağız, hem çağdaş, laik, bilimsel eğitim talebimizi dile getireceğiz. Hem eğitimde şiddete son diyeceğiz. Hem buradaki bütün katılımcıları, bütün kurum kuruluşlarımızı, hem de bütün İstanbulluları sizin aracılığınızla mitinge davet ediyorum.”
AÇIKLAMAYA 33 STK İMZA KOYDU
Açıklamaya katılan STK’lar ise şunlar:
Kadın Araştırmaları Derneği
Türk Üniversiteli Kadınlar Derneği
Kadın ve Mücadele Derneği
Türkiye Soroptimist Kulüpleri Federasyonu
Etiler Soroptimistler Kulübü
Boğaziçi Soroptimistler Kulübü
Levent Soroptimistler Kulübü
IWSA Uluslararası Kadınlar Dayanışma Derneği İst.Şb.
İstanbul Barosu Kadın Hakları Merkezi
Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği
Notre Dame de Sion’lular Derneği
Kadın Haklarını Koruma Derneği
UKDD Uluslararası Kadınlar Dayanışma Derneği İst.Şb.
Çağdaş Anneler Derneği
Türkiye Yardımseverler Derneği Beyoğlu Şb.
KA-DER Kadıköy Şb.
Bakırköy Kent Konseyi Kadın Meclisi
Çağdaş Eğitim Vakfı
İstanbul Dayanışma Platformu
İstanbul Düşünce ve Eğitim Derneği
Çocuk Gelinlere Son Grubu
Vakıflar Yüksek Tahsil Kız Yurdundan Yetişenler Eğitim ve Kültür Vakfı
Florance Nightingale Hemş.Yüksek Okulu Mev.Derneği
İstanbul Öğretmen Okulu Mezunları Derneği
Öğretmen Okulları,Öğretmen Liseleri Mezunları ve Eğitimciler Birleşme ve
Dayanışma Derneği
İstanbul Öğretmen Okulu Mezunları Derneği
Köy Enstitüleri Araştırma ve Eğitimi Geliştirme Derneği
TÜMOD Tüm Öğretim Emenları Derneği
Bilim ve Gelecek Dergisi
Doğa İçin Sanat Derneği
Türk Kadınlar Biliği Beşiktaş, Şişli, Bakırköy Şubeleri.
10.Köy Derneği
CHP Kadın Kolları
]]>Antalya Büyükşehir Belediyesi, gençlerin kent yönetiminde söz sahibi olması adına yapılan çalışmalar başta olmak üzere, öğrenci yurtları, fikir atölyeleri, gençlik ofisleri, gençlik meclisi, gençlik kampı ve eğitim merkezi, girişimcilik ofisi, spor salonları açıyor, çeşitli festival ve etkinlikler düzenliyor, ihtiyaç sahiplerine eğitim desteğinde bulunuyor.
Gençlik Meclisi’nde söz gençlerin
Her fırsatta gençlere olan inancını ve desteğini belirten Başkan Muhittin Böcek, “Biz Gençlerle Güçlüyüz” anlayışıyla her kesimden gencin katılımıyla oluşturulan Gençlik Meclisi’ni kurarak, gençlerin fikir ve önerileriyle kent yönetiminde söz sahibi olmasını sağladı. Antalyalı gençlerin fikirlerini özgürce söyleyebildikleri Antalya Büyükşehir Belediyesi Gençlik Meclisi Antalya’da okuyan ya da ikamet eden 15-30 yaş arası gençlerden oluşuyor. Gençlik Meclisi’ne seçilen 107 meclis üyesi fikir ve projeler üreterek bünyesindeki çalışma grupları aracılığıyla Antalya’da gençlerin sorun ve ihtiyaçlarına yönelik projeler geliştiriyor.
Gençlik kampı gençleri buluşturuyor
Kepezaltı’nda 15 dönümlük alan ve içindeki bina, Antalya Büyükşehir Belediyesi tarafından yeniden düzenlenerek Gençlik Kampı ve Eğitim Merkezi’ne dönüştürüldü. Gençlik kampında farklı yaş gruplarına yönelik doğa ile iç içe kamplar ve eğitimler düzenleniyor. Tamamen ücretsiz olan merkezde çocuk ve gençler spor, sanat ve sosyal projelerle buluşturuluyor, doğada vakit geçirmeleri sağlanıyor. Gençlik Kampı Antalya dışından da çok sayıda gence ev sahipliği yapıyor. Başkan Böcek de zaman zaman Gençlik Kampı’nı ziyaret ederek gençlerle bir araya geliyor.
Gençlik Ofisi ve Serik Bilim Köyü açıldı
Gençlere yönelik eğitim toplantıları, seminerler, atölye çalışmaları gibi birçok aktivitenin gerçekleştirilebileceği Işıklar’daki Gençlik Ofisi, Antalya’daki gençlerin yeni buluşma mekanı oldu. Serik Boğazkent Mahallesi’nde açılan Bilim Köyü ise çocuk ve gençlere erdemli, donanımlı, yenilikçi, bilimsel alandaki gelişmeleri yakından takip eden, özgün fikirler üretebilen ortak bir çalışma alanı sunuyor. Merkezde, çocuk ve gençlerin; bilimi, teknolojiyi, mühendisliği, sanatı ve matematiği eğitici ve eğlenceli şekilde öğrenmeleri için felsefe, uzay, deniz ve kuş halkalama kampları gibi çeşitli kamplar ve eğitimler düzenleniyor.
Öğrencilere yurt
Üniversite öğrencilerinin barınma ihtiyacını karşılamak amacıyla kız ve erkek öğrenci yurtları açan Antalya Büyükşehir Belediyesi, Başkan Muhittin Böcek’in ikinci görev döneminde hali hazırda 5 olan yurt sayısını daha da arttırmayı hedefliyor. Antalya Büyükşehir Belediyesi’nin yurtlarında kalan öğrenciler sosyal ve kültürel etkinliklerin yanı sıra ücretsiz internet, çamaşır yıkama, ütü ve iki öğün yemek gibi imkanlara da sahip oluyor.
8 bin TL burs
8 bin TL’lik burs desteğiyle de üniversite öğrencilerinin yanında olan Antalya Büyükşehir Belediyesi, burs desteğini sürdürecek. Can Suyu Projesi’yle kentte eğitim gören üniversite öğrencilerine evlerinde aylık 5 ton suyu ücretsiz kullanma imkanı sunuluyor. Büyükşehir Belediyesi, yeni dönemde bu desteği arttırarak öğrencilere 10 ton suyun bedava olması yönünde çalışmalarını sürdürüyor.
Genç girişimcilerin buluşma noktası HUB Antalya
Antalya Büyükşehir Belediyesi, Cumhuriyet’in 100. yılına ithafen gençlere ve girişimci adaylarına yönelik hizmet vermek üzere HUB Antalya Girişimcilik Merkezi’ni açtı. Yenilikçi fikirleri desteklemek, gençlerin fikirlerini hayata geçirmelerini sağlamak ve girişimci adaylarına yönelik eğitimler ve mentörlük desteği vererek onların girişimlerini hayata geçirmelerini sağlamak amacıyla kurulan merkez, gençlere rehberlik etmeyi sürdürecek.
Başkan Böcek’in üzerinde önemle durduğu bir diğer proje ise Genç Gönüllüler Programı. Gençlerin aktif olarak belediye çalışmaları içerisinde yer almasını ve kendi projelerini üretmelerini destekleyen Genç Antalya Gönüllü programı Gençlik Meclisi ile işbirliği içerisinde yürütülüyor. Bugüne kadar Antalya Büyükşehir Belediyesi tarafından düzenlenen birçok etkinlikte gönüllü olarak görev alan gençler bu sayede hem sosyalleşiyor hem tecrübelerini geliştiriyor.
Yeni projeler yolda
Başkan Muhittin Böcek, yeni 5 yıllık dönemde de gençler için daha birçok projeyi hayata geçirmeye hazırlanıyor. 16 ilçede hayata geçirilecek ve 24 saat açık olacak Sınav Kütüphaneleri, turizm sektörünün ara eleman ihtiyacına cevap vermek ve gençlere yeni istihdam alanları oluşturmak için hazırlanan Turizm Sürekli Eğitim Merkezi, dijital içerik üretmek ve rap müzik yapmak isteyen gençler için tasarlanan YouTuber ve Rap Stüdyosu, genç girişimcilerin şehrin sorunlarına karşı buldukları çözümleri hayata geçirmek için verilecek destek fonu bu dönem hayata geçirilecek projelerden birkaçı. – ANTALYA
]]>Riva Hasan Doğan Milli Takımlar Kamp ve Eğitim Tesisleri’ndeki Orhan Saka Konferans Salonu’nda düzenlenen imza törenine; TFF Başkanı Mehmet Büyükekşi, PAÜ Rektörü Prof. Dr. Ahmet Kutluhan, Pamukkale Üniversitesi Spor Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Yunus Arslan; iş birliği protokolünde yer alan; Ankara Üniversitesi, Ege Üniversitesi, Gazi Üniversitesi, Marmara Üniversitesi temsilcileri; MHK Başkanı Ahmet İbanoğlu; TFF Başkan Vekili, İcra Kurulu Üyesi, Kulüp Lisans İşleri ve Engelli Federasyonlarından Sorumlu Yönetim Kurulu Üyesi Yusuf Günay; TFF İcra Kurulu Üyesi, Süper Lig’den Sorumlu Yönetim Kurulu Üyesi Müslüm Özmen ile TFF Yönetim Kurulu Üyesi Süleyman Kocasert katıldı.
“Hakem Akademisi güncel bir eğitim anlayışı ile kuruldu.”
İmza töreninin açılışında konuşan TFF Başkanı Büyükekşi, şunları ifade etti: “Bugün burada, Türk futbolunda yine bir ilki sizinle paylaşmak için bir araya geldik. Hakem Akademisi ve Hakem Akademisi’nin üniversiteler ile iş birliği, Türk futboluna hayırlı uğurlu olsun. Günümüzde eğitim anlayışı gelişti ve değişti. Eski usul, eğitimcinin anlattığı, öğrencinin dinlediği eğitim anlayışı artık geride kaldı. FIFA ve UEFA da artık yetişkin eğitimi prensiplerini baz alan, öğrencinin merkezde olduğu uygulamalı eğitim anlayışını benimsedi. Hakem Akademisi de bu değişime uygun olarak güncel bir eğitim anlayışı ile kuruldu. Teknolojinin tüm imkanlarından yararlanan, hakemliği kural bilgisi ve pozisyon yorumlanmasının ötesine taşıyan interaktif bir eğitim anlayışı ile çalışmalarına başladı. Hakemlerin sahada liderlik becerilerine sahip olması gerektiğinden, yönetim modülleri, atletik performanslarının üst seviyede olması için atletik performansı arttıran eğitimler de güncel olarak Hakem Akademisi’nde veriliyor. Günümüzde dünyada hakem sayısında ciddi düşüş var. Yeni nesiller hakem olmak istemiyor. Hakemliği özendirecek çalışmalarla Hakem Akademisi, ‘Aday Hakem Kursları’ açarak kısa sürede hakem adaylarını hakemlik kariyerlerine başlattı. Hakem Akademisi kapsamında ‘Hakem Koçluğu Projesi’ ile Süper Lig hakemleri, hakem koçları ile maçlar sonrasında birebir çalışmalar gerçekleştiriyorlar. Yönettikleri maçları hakem koçları ile değerlendiriyorlar. Bu sayede, maçlardaki performanslarını hem kendileri değerlendiriyor hem de hakem koçlarından tavsiyeler alıyorlar. Diğer taraftan, Hakem Akademisi’nde kurulan psikoteknik laboratuvarda hakemlerin yetenek, yetkinlik ve kişilik özelliklerini ölçme ve değerlendirme imkanı bulunuyor. Elde edilen bilimsel veriler terfilerde belirleyici olacak. Hakem Akademisi, hakem eğitimi, hakemlerin terfi sınavları, gözlemci, hakem koçu, hakem eğitimcisi, paydaşların eğitimi ve terfi sistemi gibi katmanlardan oluşuyor. Bugün de burada Hakem Akademisi ile üniversitelerimizin spor bilimleri fakültelerinin iş birliği protokolünü imzalıyoruz. Bu protokol kapsamında üniversitelerin içinde ‘Futbol Hakemliği Sertifika Programı’ açılacak. Böylelikle daha nitelikli hakem yetiştirme imkanına kavuşacağız. Üniversitelerimizin spor bilimleri fakültelerinin tesislerinden yararlanabileceğiz. Üniversitelerimizin akademik personelinin bu konu ile ilgili bilimsel çalışmalar yapmasına imkan tanıyacağız. Ankara Üniversitesi, Ege Üniversitesi, Gazi Üniversitesi, Marmara Üniversitesi ve Pamukkale Üniversitesi Spor Bilimleri Fakülteleri ile başlattığımız bu iş birliği yeni üniversitelerimizin katılımı ile devam edecek. Hakem Akademisi ve Hakem Akademisi’nin üniversiteler ile iş birliğinin hayata geçmesinde katkısı olan üniversitelerimize, Hakem Akademisi profesyonellerimize, yönetim kurulu üyelerimize ve TFF profesyonellerimize teşekkür ederim.”
“TFF’nin öncülüğünde yürütülen bu projenin gelişmesine önemli katkılar sunmanın gururunu yaşıyoruz.”
TFF Başkanı Büyükekşi’nin ardından bir konuşma gerçekleştiren Prof. Dr. Ahmet Kutluhan şunları kaydetti: “Hakem Akademisi uhdesinde yer alan ‘Futbol Hakemliği Sertifika Programı’nın Türkiye Futbol Federasyonu ile üniversiteler iş birliğinde yürütülmesi adına düzenlenen bu imza töreninde yer almaktan dolayı üniversitem adına çok mutluyum. Bu proje kapsamında spor bilimleri fakültesinde öğrenim gören öğrencilerimize yönelik ‘Futbol Hakemliği Sertifika Programı’ yürütülerek Türkiye Futbol Federasyonu’nun hakemlik konusunda gerçekleştireceği birçok faaliyette iş birliği sağlanacaktır. Türkiye Futbol Federasyonu’nun öncülüğünde yürütülen bu projenin gelişmesine ilk günden itibaren heyecanla ve titizlikle yaklaşarak önemli katkılar sunmanın gururunu yaşıyoruz. Bu anlamda her iki kurumda da bu proje için emek sarf eden kişileri kutlamak istiyorum.”
Rektör Kutluhan: “Futbolda ya da başka alanlarda ortaya çıkan sorunları çözmek için oldukça fazla kaynağımız var, yeter ki sabırlı olalım ve bilimi rehber edinelim.”
Bu manada üniversitelerle iş birliğine açık bir tutum sergiledikçe Türkiye Futbol Federasyonu Başkanı Sayın Mehmet Büyükekşi Bey’e ve TFF Merkez Hakem Kurulu Başkanı Sayın Ahmet İbanoğlu’na çok teşekkür ediyorum. Birlikte Türk futbol hakemliğini önemli bir noktaya taşıyacağımıza olan inancımızın tam olduğunu da belirtmek isterim. Bu vesileyle futbolun ve sporun diğer alanlarında da benzer iş birliklerine üniversite olarak açık olduğumuzu ve bunların artarak devam etmesi gerektiğini ifade ederek protokolün ülkemiz futbol camiasına hayırlı olmasını temenni ediyorum, saygılar sunuyorum.” – DENİZLİ
]]>Tüm dünyada engellilerin topluma kazandırılması ve haklarının diğer insanlarla eşit ölçüde sağlanması, toplum içindeki engelli bireylerin güçlendirilmesi amacıyla 10-16 Mayıs tarihlerinde kutlanan Engelliler Haftası çerçevesinde İnegöl Belediyesi de özel bir etkinliğe imza attı. Milli Eğitim Müdürlüğü iş birliğinde Engelsiz Sosyal Yaşam Merkezi ve Özel Eğitim Okulları katılımıyla “Engelsiz Kalpler Futsal Turnuvası” düzenledi. Engelliler gününü kutlamak, tüm insanların dikkatini engelli bireylerin üzerine çekmek, onların hayatlarının daha iyi anlaşılmasına katkı sunmak, engelli bireylerin sosyal hayatlarına renk katmak, toplumdaki eşitliği göstermek ve yaşam kalitelerinin yükseltilmesine katkı verilmesi amacıyla yapılan etkinlik çerçevesinde, İnegöl protokolü de engelliler için sahaya indi.
Maçlar renkli görüntülere sahne oldu
Engelsiz Kalpler Futsal Turnuvası İnegöl Belediye Spor Salonunda gerçekleştirildi. İnegöl Belediyesi Engelsiz Sosyal Yaşam Merkezi, Talha Ömer Faruk Teşik Özel Eğitim Uygulama Okulu 2. kademe, İnegöl Belediyesi Özel Uygulama Okulu 3. Kademe, Halk Eğitim Merkezi 23 Yaş Üstü Kurs Merkezi ve Ömer Osman Çağlayan Özel Eğitim Okulu olmak üzere 5 takımın mücadele ettiği turnuvada, başlangıç vuruşunu Kaymakam Eren Arslan ile Belediye Başkanı Alper Taban yaptı. Her takım 6’şar kişiden oluştuğu turnuvada, müsabakalar büyük heyecana sahne oldu. 5 takım arasında toplam 4 müsabaka oynandı. Kıyasıya rekabetin yaşandığı maçların tamamlanmasının ardından, engelli öğrenciler için ödül töreni yapıldı. Turnuvayı İnegöl Engelsiz Yaşam Merkezi kazansa da tüm engelli bireylere kupa takdim edildi.
Turnuvaya ilişkin konuşan İnegöl Belediye Başkanı Alper Taban, “Bu etkinliğimizi geçtiğimiz hafta Cuma günü yapacaktık, ancak ülkemizde acı bir olay yaşadık. Bir lise müdürümüz bir öğrenci tarafından öldürüldü. Ben buradan öğretmenimize Allah’tan rahmet, yakınlarına ve eğitim camiasına baş sağlığı diliyorum. Bir daha böyle olayların yaşanmamasını diliyorum. Bu nedenle Cuma günü yapamadık etkinliğimizi, bugün birlikteyiz” dedi.
“Tohum toprağa, engelli topluma emanettir”
Engelliler Haftası çerçevesinde güzel müsabakalar izlediklerini söyleyen Başkan Taban, “Çalışma arkadaşlarıma da böylesine güzel bir program hazırladıkları için teşekkür ediyorum. Tabi bu bir farkındalık günüdür, engelli bireylerimizle ilgili sevgi ve desteğimizi bir güne sığdıramayız. Burada şunu hatırlatmak istiyorum; tohum toprağa, engelli topluma emanettir. Dolayısıyla bu noktada her birimize düşen görev ve sorumluluklar var. İnegöl Belediyesi olarak bizim de özel bireylerimiz için pek çok çalışma ve uygulamamız var. Engelli araç şarj istasyonları kurduk, engelli araçları ücretsiz bakım atölyesini kurduk, Nöbetçi Kitaphanelerimiz ve ulaşım gibi alanlarda engelli bireylere uygun alanlar sağlamaya çalıştık, yine bu minvalde spesifik çalışmalarımız oldu. Tabi bu alanda ne yapsak azdır. Sizlerin de fikir ve önerileriyle hep birlikte daha güzel işler yapmaya devam edeceğiz” diye konuştu.
Tüm öğrencilerimiz gönlümüzün birincisi
Turnuvada yer alan tüm öğrencilerin kendileri için özel olduğuna dikkat çeken Taban, “Burada bir futsal turnuvası için bir aradayız. Ancak şunu ifade edeyim, buradaki tüm öğrencilerimiz bizim gönlümüzün birincisi. Her birini kutluyorum ve tebrik ediyorum. Burada bulunma cesaretini gösteren tüm engelli öğrencilerimize teşekkür ediyorum. Engelliler Haftasının kutlu olmasını diliyorum” ifadelerinde bulundu.
“Engelli olmak bir kusur değildir”
Kaymakam Eren Arslan ise “Böyle anlamlı bir organizasyonda bulunmaktan mutluluk duydum. Şunu ifade etmeliyim ki engelli olmak bir kusur değildir. Hiç kimsenin tercihi değildir. Hepimiz birer engelli adayı olarak bu toplumun içerisinde özel bireylerimizin farkında olarak ve onların kişisel gelişimleri, topluma entegrasyonları, eğitimleri anlamında hem devlet imkanlarıyla hem özel sektör eliyle yapılabilecek pek çok çalışma var. Çok şükür bunları da yapmış olmanın mutluluğu içindeyiz” diye konuştu.
Turnuvaya katılan engelli çocuklar ise, “Çok güzel bir etkinlikti. Herkese teşekkür ederiz. Oyun oynadık, çok eğlendik. Alper Taban Başkanımıza teşekkür ediyoruz” dedi. – BURSA
]]>KAMUDA MÜLAKAT YARGIYA TAŞINDI
Türk Eğitim-Sen, sözleşmeli öğretmen istihdamında sözlü sınav uygulamasına ilişkin yeni düzenlemeyi içeren yönetmelik değişikliğinin yürütmesinin durdurulması ve iptali için Danıştay’da dava açtı. Sendikadan yapılan yazılı açıklamada, Sözleşmeli Öğretmen İstihdamına İlişkin Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik’in dün Resmi Gazete’de yayımlanarak, ilgili yönetmeliğe “Sözlü sınav başarı puanı, KPSS puanının yüzde 50’si ile sözlü sınavdan alınan puanın yüzde 50’si alınarak belirlenir” hükmünün eklendiği hatırlatıldı.
Açıklamada “Sözlü sınav sisteminin, objektif ölçme ve değerlendirme kriterlerine uygun olmayan, her türlü suistimale, ayrımcılığa, adam kayırmacılığa açık, denetlenmesi imkansız bir sınav şekli” olduğu belirtilerek dava açıldığı kaydedildi.
“MÜLAKATA KARŞI ÇIKANLAR DÜZENLEMEYİ İPTALE TAŞIYOR”
Yaşanan bu gelişmenin ardından Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, AK Parti TBMM Grup Toplantısı öncesinde gazetecilerin eğitim gündemine ilişkin sorularını yanıtladı. Tekin, mülakatla ilgili soruya, “Bir şeyi atlıyorlar. Şu andaki mevcut duruma göre mülakat yüzde 100 etkili öğretmen arkadaşlarımızın atanmasında. Biz mülakatın etkisini yüzde 50’ye düşürüyoruz ama ilginç bir şekilde mülakata karşı çıkanlar bu düzenlemeyi iptale taşıyorlar. Yani ‘yüzde 100 mülakat etkili olsun’ diyorlar. Burada bir çelişki var, anlamakta zorlanıyorum. Biz yönetmeliğimizi yayınladık, süreci ona göre işleteceğiz.” sözleriyle yanıt verdi.
Tekin, “Mülakatın tamamen kaldırılması söz konusu mudur?” sorusuna, “Şu an bizim gündemimizde öyle bir şey yok. Ben Bakan olarak yasal düzenlemeye göre işlem yapıyorum, mevcut elimizdeki yasal düzenlemeye göre.” karşılığını verdi.

EĞİTİMCİLERE YÖNELİK ŞİDDET
Eğitimcilere yönelik şiddete karşı yasal düzenlemenin ne zaman Meclis’e geleceğine ve düzenlemenin içeriğine ilişkin soru üzerine Tekin, sürecin bürokratik anlamda tamamlandığını söyledi. Tekin, düzenlemenin önce Meclis Milli Eğitim Komisyonu’nun gündemine sonrasında ise Genel Kurulun gündemine geleceğini belirtti.
Yusuf Tekin, “Ne tür tedbirler aldığımızı daha önce de açıkladık. Hapis cezalarının artırılması, erteleme taleplerinin reddedilmesi, özel okullardaki öğretmen arkadaşlarımızın aynı şekilde koruma altına alınması… Yasal düzenlemeyi yapıyoruz. Ancak şunun altını çizmek lazım, bu konular salt yasal düzenlemelerle çözülebilecek konular değil. Hep beraber toplumsal farkındalık oluşturmamız gerekiyor. Sektördeki bütün paydaşlarımız, toplumun bütün katmanları hep beraber bir farkındalık oluşturmamız sadece öğretmenlik için değil, şiddete maruz kalma potansiyeli olan bütün mesleklerle ilgili gerekiyor. Bunu özellikle istirham ediyorum.”
“DÜZENLEME ÖNÜMÜZDEKİ HAFTA KOMİSYON GÜNDEMİNDE”
Düzenlemenin ne zaman geleceğine yönelik sorunun yinelenmesi üzerine Tekin, “Önümüzdeki hafta büyük ihtimalle komisyon gündemine gelecek. Oradaki tartışmaların seyrine göre Genel Kurul gündemine ne zaman geleceğini de orada göreceğiz.” dedi.
]]>CHP Diyarbakır Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, 10-16 Mayıs Engelliler Haftası nedeniyle
yaptığı açıklamada, engellilerin yaşadığı sorunlara dikkat çekti. Tanrıkulu, Birleşmiş Milletler Engelli Kişilerin Haklarına İlişkin Sözleşme’nin 30 Mart 2007 tarihinde kabul edildiğini ve Türkiye’nin de de bu sözleşmeye 2008 tarihinde taraf olduğunu hatırlattı. Tanrıkulu, Türkiye’de iş gücüne katılım oranı yaklaşık yüzde 53 iken engellilerin katılım oranının yüzde 22 dolayında, kadın engellilerde ise yüzde 12,5 düzeyinde olduğunu belirtti.
2024 yılı Ocak Ayında yüzde 40-69 engelli oranına sahip vatandaşların aylıklarının yüzde 75 artışla 2 bin 797 liraya, engelli bakım aylıklarının da yine yüzde 75 artışla 7 bin 608 liraya çıkarıldığını söyleyen Tanrıkulu, “Türkiye’de engelli kişilerin yaşadıkları en temel sorunlar, sürekli ertelenen erişilebilirlik, tamamlanmayan istihdam kotaları, yetersiz engelli aylıkları, engelli bakım hizmetleri, eğitim ve sağlık hizmetleri, dil ve söylemde engellilere yönelik ayrımcılıktır” dedi.
Tanrıkulu, evde engelli bakım desteğinin en az bir buçuk asgari ücret düzeyine çıkarılması gerektiğini dile getirdi. Tanrıkulu, “Evde Bakım Desteği için hak sahibi olma durumu değerlendirilirken, aile bireylerinin ortalama geliri değil, varsa bakım hizmeti alan engelli bireyin geliri dikkate alınmalıdır. Evde engelli bakımı hizmetinin kapsamı genişletilerek ihtiyaç sahiplerine cevap verir nitelikte olmalıdır” ifadelerini kullandı.
Engelli çocukların eğitim sorunlarına da işaret eden Tanrıkulu, açıklamasında şu ifadeler yer verdi:
“Türkiye, AB ülkeleri içinde, engelli çocukların ilkokuldan sonra okulu bırakma oranı yüzde 60 ile en yüksek olan ülkedir. Eğitim hakkı engelli öğrenciler için de tam olarak sağlanmalıdır. Engelli çocuklar için ayrımcılığa asla yer vermeyen kapsayıcı eğitim ortamı sağlanmalıdır. Tüm eğitim mekanlar, bilgi ve kullanılan teknolojiler engelli çocuklar için erişilebilir olmalıdır. Türkiye’de engelli vatandaşlarımızı görünür kılmayan, evde kalmaya zorlayan sosyal ve kültürel pratiklerin kırılmasını sağlayacak kamusal politikalar geliştirilmelidir.”
Tanrıkulu, öncelikle Türkiye’nin çekince koymadan kabul ettiği BM Engelli Hakları Sözleşmesi’nin gerçek anlamıyla yaşama geçirilmesi gerektiğini ifade etti. Sözleşme ile engelli yurttaşların haklarının güvence altına alındığını vurgulayan Tanrıkulu, açıklamasında şunları söyledi:
“Türkiye’de 11 milyon civarında engelli yurttaş var. 5 milyon kamu çalışanı var, bunlardan sadece 70 bini engelli yani engelli yurttaşlarımız kamuda yeteri kadar istihdam edilmiyorlar. Yine engelli yurttaşlarımıza bütçeden ayrılan pay öngörülen kadar değil, çok az bir miktarda pay ayrılmış durumda, bu payın artırılması lazım. Bunun dışında engelli yurttaşlarımıza ödenen maaş, engellilere yapılan bakım ücretleri de yoksulluk, açlık sınırının dibinde ve bunlarla engelli yurttaşlarımızın hayatlarını idame ettirmeleri mümkün değil. Engelli yurttaşlarımız ile ilgili olarak bu sözleşme hükümlerinin tam anlamıyla yürürlüğe sokulması gerekir. Bunun için Parlamentoda, Parlamento dışında çalışmaya, engelli yurttaşlarımızın yanında olmaya devam edeceğiz.”
]]>(İSTANBUL)- İstanbul Eczacı Odası Başkanı Şeker Pınar Özcan, “İktidarı da muhalefeti de uyarıyoruz. Halk sağlığı tehdit altındadır çünkü bugün Türkiye’de bilim insanı yetiştirmek yerine apartmandan bozma üniversiteler açarak yeni mezun işsizler ordusu yaratılmaktadır” dedi.
Türkiye’de bilimsel eczacılığın 185. yıl dönümü dolayısıyla, İstanbul Eczacı Odası tarafından Kadıköy İskele Meydanı’nda basın açıklaması yapıldı. Meydanda toplanan İstanbul Eczacı Odası üyeleri, “Fakülte enflasyonunu ENAG bile hesaplayamıyor”, “Dört duvardan fakülte olmaz”, “Fakülte açmak siyasi ranttır” dövizleri açarak, eczacılık fakültesinin çokluğuna ve işsiz eczacılara dikkati çekti.
“HALK SAĞLIĞI TEHDİT ALTINDADIR”
İstanbul Eczacı Odası Başkanı Şeker Pınar Özcan yaptığı açıklamada şunları kaydetti:
“1956 yılından beri var olan örgütlü yapımızla biz eczacılar, ülkemizin her ili, mahallesi ve köyünde hem mesleğimizin hem de halk sağlığının yararına hizmet veriyoruz. Bizler halkımızın eczacılarıyız. Pandemi gibi, deprem gibi olağanüstü dönemlerde biz eczacılar, halkımızın hep yanında olduk. Tarihe not düşelim, biz eczacılık hizmetini iyi yapıyoruz ve sadece eczacılık yapmak istiyoruz. Bugün burada iktidarı da muhalefeti de uyarıyoruz. Halk sağlığı tehdit altındadır çünkü bugün Türkiye’de bilim insanı yetiştirmek yerine apartmandan bozma üniversiteler açarak yeni mezun işsizler ordusu yaratılmaktadır.”
“9 BİN 500 ECZACI İŞSİZ”
Sağlık Bakanlığı’nın Sağlıkta İnsan Kaynakları 2023 Raporu’na göre olması gerekenden 9 bin 500 fazla eczacı olduğunu kaydeden Özcan, şöyle devam etti:
“Türk Eczacıları Birliği kayıtlarına göre de Türkiye’de bugün 9 bin 500 eczacı işsizdir ve buna önümüzdeki dönem, önümüzdeki ay mezun olacak 4 bin 500 eczacı dahil değildir. 20 yıl önce 8 olan eczacılık fakültesi bugün 62’dir. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’na göre, eğitim ve sağlık temel insan hakları olarak tanımlanmış ve devlet tarafından karşılanmak zorundadır. Buna rağmen bugün ülkemizde eğitim ve sağlık maalesef ticaretin konusu olmuştur. Eğitim ve sağlık ciddi bir iştir. Bir ülkenin geleceğidir. Ancak halkımızın sağlığı ve gençlerimizin geleceği maalesef ekonomiye, siyasete, ranta kurban gitmektedir. Artık bu aymazlıktan acilen vazgeçilmelidir.”
“ECZACILIK FAKÜLTESİ AÇILMASINA SON VERİLMELİ”
Sağlık Bakanlığına ve Yükseköğretim Kurulu Başkanlığı’na seslenen Özcan, “Sağlıklı bir eczacılık eğitimi için artık eczacılık fakültesi açılmasına son verilmelidir. Eczacılık fakültesi kontenjanları yüzde 50 oranında düşürülmelidir. YKS sıralama barajı 60 bine çekilmelidir. Mevcut ve öğrenci alımına başlamamış eczacılık fakülteleri AR-GE merkezlerine veya akademisyen yetiştiren kurumlara dönüştürülmelidir. Yeni mezun eczacılarımız için kamuda kadro açılmalı, ilaç sanayinde eczacı kadrosu getirilmeli ve eczacılıkta uzmanlık alanları genişletilmelidir.” diye konuştu.
“TALEPLERİMİZE MECLİSTE SAHİP ÇIKIN”
Özcan, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ndeki eczacı vekillere de şöyle seslendi:
“Sağlık zincirinin vazgeçilmez halkası olan mesleğimiz, genç meslektaşlarımız fakülte enflasyonu nedeniyle gelecek endişesi içindeler. Eğitim politikası bir halk sağlığı sorunu haline geldi. Mesleğimizin ve genç meslektaşlarımızın geleceği için taleplerimize mecliste sahip çıkın. Bu plansızlık ve kaos biliyoruz ki sadece bizim mesleğimizin sorunu da değil. Tıp, diş hekimliği ve hukuk başta olmak üzere tüm mesleklerde de benzer sorunlar yaşanıyor. Bu vesileyle ilgili tüm meslek örgütlerini de bu liyakatsizliğe, bu plansızlığa fakülte enflasyonuna karşı ses yükseltmeye ve hep birlikte mücadeleye davet ediyoruz. Bizler sonuç alınıncaya dek her türlü demokratik eylemi sürdüreceğimizi kamuoyuna saygıyla duyuruyoruz.”
]]>CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik, “Cumhuriyet Halk Partisi İstanbul İl Başkanlığı’ndan mitinge çağrı” başlığı ile yazılı açıklama yaptı. Açıklama şöyle:
“EĞİTİM SİSTEMİ SİYASİ İKTİDARIN YAP BOZ OYUN TAHTASINA DÖNÜŞTÜ”
“Eğitim sistemi, bugün siyasi iktidarın bir yap-boz oyun tahtasına dönüştü. Yıllar içinde 9 milli eğitim bakanı değişti. İstisnasız her yeni gelen bakan, eğitim sisteminin değişmesinin şart olduğunu söyledi ve 4’ü büyük olmak üzere 18 kez müfredat değişti. Eğitim giderek niteliksizleşmekte, uluslararası testlerde okuma, matematik ve fen gibi becerilerde ülkemiz sonlarda yer almaktadır.
Eğitime Merkezi Yönetim bütçesinden ayrılan pay 2003’te yüzde 14,53 iken 2024’te ise yüzde 9,15 noktasına düştü. Okullarda güvenlik, temizlik vb. gibi konularda bütün maliyetleri veliler karşılamak zorunda kalırken, köy okulları, yatılı okullar kapatıldı. Siyasi iktidarın eğitimdeki bu uygulamaları nedeniyle gençler, geleceğini yurt dışında aramak, aileler, fahiş fiyatların kıskacında çocuklarını özel okullara göndermek zorunda kalmaktadır.
“1 MİLYON ATANAMAYAN ÖĞRETMEN BULUNMAKTADIR”
Öğretmenler yoksulluk sınırının altında ücretlere mahkum edildi. Bugün Türkiye’de yaklaşık 20 milyon öğrenci, 1 milyon 155 bin öğretmen, yaklaşık 1 milyon atanmayan öğretmen bulunmaktadır. Atanmadıkları için ücretli ve sözleşmeli öğretmenlik yapan eğitim emekçileri, emek sömürüsüne maruz kalmaktadır. Başöğretmen Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ‘Milletleri kurtaranlar yalnız ve ancak öğretmenlerdir. Öğretmenden, eğiticiden mahrum bir millet, henüz bir millet adını alma yeteneğini kazanamamıştır’ sözleriyle baş tacı ilan ettiği öğretmenler, siyasi iktidarın yıllar içindeki uygulamaları nedeniyle itibarsızlaştırıldı, şiddetin birer hedefi oldu. Okullarda yaşanan ve son olarak bir müdürün hayatını kaybetmesiyle sonuçlanan şiddet olayı, eğitim emekçilerinin hayatlarının güvende olmadığını göstermektedir.
“MÜLAKAT MUAMMASI NEDENİYLE BİNLERCE ÖĞRETMEN ELENİYOR”
Siyasi iktidarın 2023 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden önce söz verdiği ancak bizzat Milli Eğitim Bakanı’nın devam edeceğini duyurduğu ‘mülakat’ muamması nedeniyle bugün binlerce öğretmen adayı haksız yere elenmektedir. Bu sorunun çözülmesi bir yana kamudaki söz konusu uygulama nedeniyle liyakat giderek yok olmakta, binlerce genç aday mağdur edilmektedir.
Eğitim, temel bir insan hakkıdır ve her çocuğun nitelikli eğitime ulaşması, devletin en temel sorumluluklarından biridir. Çağdaş, laik ve bilimsel eğitim Cumhuriyet’in olmazsa olmazıdır. Milli Eğitim Bakanlığı tarafından açıklanan yeni müfredat ise Cumhuriyet’in bu olmazsa olmazlarını hedef almakta, iktidarın itaatkar ve kanaatkar nesiller yetiştirme projesine hizmet etmektedir.
“39 İLÇEDEN ARAÇLAR KALKACAKTIR”
Siyasi iktidar eliyle eğitim sisteminde yaşanan bu çöküşe karşı; Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), atanmayan öğretmenlerle, mülakat mağdurlarıyla, yeni eğitim müfredatından endişe duyan, laik eğitim isteyen ve çağdaş cumhuriyet için çağdaş eğitim talep eden bütün yurttaşlarımızla 18 Mayıs Cumartesi günü saat 13.00’da Saraçhane’de miting yapacaktır. CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in çağrısıyla yapılacak miting için CHP İstanbul İl Başkanlığı’nın hazırlıkları büyük bir titizlikle devam etmektedir. Bu kapsamda mitinge katılmak isteyen yurttaşlar için 39 ilçeden araçlar kaldırılacaktır. Miting için günün anlam ve önemine vurgu yapan döviz ve pankartlar hazırlatılacak, hazırlatılan döviz ve pankartlar alanda dağıtılacaktır.
“CHP GENEL BAŞKANI ÖZGÜR ÖZEL KONUŞMA YAPACAK”
CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik’in başında yer aldığı miting hazırlıkları kapsamında 39 ilçe başkanı, ilçelerinde bulunan eğitim sendikaları, dernek ve sivil toplum örgütleriyle görüşmeleri sürdürmekte, kurum ve kuruluşları mitinge davet etmektedir. Mitingde CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in yanı sıra, atanmayan öğretmenler, mülakat mağdurları, şiddet gören eğitim emekçileri birer konuşma yapacak. Yeni eğitim müfredatı, laik, çağdaş ve bilimsel eğitim konuları da mitingin ana konularından biri olacak. Bütün yurttaşlarımızı, eğitimdeki bu kötü gidişata hep birlikte dur demek için 18 Mayıs Cumartesi günü saat 13.00’da yapacağımız mitingimize davet ediyoruz”
]]>Meram Belediyesi, ilçede yaşayan engelli vatandaşların hayatlarına dokunmak, yaşamlarını kolaylaştırmak, hayata katılımlarını sağlamak ve ailelerine destek olmak için pek çok çalışmanın altına imza attı. Atılan her adım ilçede yaşayan engelliler ve ailelerinden büyük beğeni ve takdir topladı. Bu çerçevede hayata geçirilen yatırımlardan biri olan DOSD Meram, eğitim modeliyle tüm ülkeye örnek çalışmalar gerçekleştiriyor. Meram Belediyesi öncülüğünde hayata geçirilen Meram Down Sendromlu Bireyler Yaşam Destek Merkezi DOSD Meram, bu yapısı ve öngördüğü eğitim modeliyle Türkiye’deki bir ilk ve tek olma özelliği taşıyor. Durunday Mahallesi’nde bulunan merkez 8 bin 835 metrekare arsa alanı içerisinde, eğitim birimleri, sosyal tesis, idari birimler, rehabilitasyon uygulama alanı dahil bin 340 metrekare kapalı alana ve 5 bin metrekare yeşil alana sahip.
DOSD Meram down sendromluların hayatlarına dokunuyor
Öte yandan merkezde 6 bireysel eğitim sınıfı ve 2 grup eğitim sınıfı bulunuyor. Bireysel sınıflarda haftada 240 saat eğitim, grup sınıflarında ise haftada 192 saat eğitim imkanı sağlanan merkezde, spor atölyesi, fizik tedavi merkezi ile konaklama alanları bulunuyor. Kapalı ve açık alanlarda uzmanların özgün programlarıyla sunulan eğitimler sayesinde özel çocukların dil ve motor becerilerinin geliştirilmesi hedefleniyor. Merkezde ayrıca verilen seminerlerle aileler bilinçlendiriliyor.
“Engelli nakil aracı, “Hastaneye nasıl gideceğim?” diyen engellilerin yüzünü güldürdü
Meram Belediyesi, ‘Engelli Nakil Aracı’ ile de ilçede yaşayan engelli bireylerin yüzlerini güldürdü. Tekerlekli sandalyeli engelli bireyleri ve refakatçilerini hastane randevularına götürüp getiren ‘Engelli Nakil Aracı’ da önemli bir açığı kapattı. Hafta içi mesai saatleri içerisinde hizmet veren Engelli Nakil Aracı ile engelli vatandaşlar için artık ‘Hastaneye nasıl giderim?’ sorunu Meram’da ortadan kalkmış oldu. Yanında refakatçisi ile birlikte kabul edilen engelli bireyler, hizmetten yararlanabilmek için en az bir gün öncesinde mesai saatlerinde 0332 320 10 00 no’lu telefondan randevu almaları gerekiyor.
Akülü şarj istasyonları ile Meram’da engelliler artık yolda kalmıyor
Diğer taraftan Meram Belediyesinin kurduğu akülü araç şarj istasyonları ilçe genelinde yaşayan yürüme engelli vatandaşların önemli bir ihtiyacını giderdi. Meram Belediyesi Hizmet Binası önü, Meram Devlet Hastanesi, Meram Tıp Fakültesi Hastanesi, Kapu Camisi – Bedesten, Anıt Meydanı, Kayalıpark ve Kızılay Hastanesi gibi ilçenin farklı noktalarına yerleştirilen şarj istasyonları engelli vatandaşların hem ulaşımlarını hem de yaşamlarını kolaylaştırıyor. Bu istasyonlar sayesinde akülü tekerlekli sandalye kullanan vatandaşlar artık yolda kalmıyor.
“Meram engelleri kaldırmak için pek çok yatırıma ve etkinliğe şahit oldu”
Şehrin, engelli vatandaşların sosyal yaşamını kolaylaştıracak şekilde dizayn edilmesinin, onları hayata bağlayacak etkinliklere ve donatılara sahip olmasının sosyal belediyeciliğin olmazsa olmazı olduğu belirten Meram Belediye Başkanı Mustafa Kavuş, bu anlayışla ilçe genelinde engelleri kaldırmak adına pek çok çalışmaya imza attıklarını hatırlattı. Attıkları her adımla engelli vatandaşlar için bir fiziki engelin daha ortadan kalktığını belirten Başkan Kavuş, “Meram Belediyesi olarak sosyal hizmet anlayışımızın gereği yaptığımız yatırımlarla tüm dezavantajlı grupların ve yakınlarının yanında olmaya gayret gösteriyoruz. Çünkü biz Meram olarak büyük bir aileyiz ve aile olmanın gereği neyse onu yapıyoruz, yapmaya da devam ediyoruz. Biz taraftan şehrimizi onlara göre dizayn etmeye çalışırken diğer taraftan da onların mutluluğu ve ailerinin rahatlığı için çalışmalar yürütüyoruz. Bu çalışmaların bazıları sadece şehrimiz için değil tüm ülke için örnek teşkil etti. Bu çalışmalarımız aynı gayretle sürecek, engelli vatandaşlarımızın yüzünü güldürmeye devam edeceğiz” dedi. – KONYA
]]>Ankara’nın Çankaya ilçesindeki Türkiye’nin tek ve model okulu, “tersine kaynaştırma eğitimi”nin uygulandığı Milli Eğitim Vakfı (MEV) Gökkuşağı Özel Eğitim Okulunda eğitim gören “selebral palsi” teşhisli özel öğrencilerin anneleri, çocuklarının her anında yanında olmaya çalışıyor.
Okula sabah saatlerinde okul servisiyle gelen anneler, çocuklarını sınıflarına yerleştirdikten sonra veliler için oluşturulan odada teneffüs zilini bekliyor. Zilin çalmasıyla tekrar çocuklarının yanına koşan anneler, onları bir an olsun yalnız bırakmıyor.
Anneler, çocukları dersteyken okulun velilere yönelik düzenlediği el becerileri ve dil eğitimi gibi farklı etkinliklere de katılarak, hem kendileri öğreniyor hem de çocuklarına burada edindikleri bilgilerle okul sonrasında da destek olmaya çalışıyor.
“Evladımın sağlığı ve eğitimi nedeniyle işimi bırakmak durumunda kaldım”
Anne Yelda Güngör, AA muhabirine yaptığı açıklamada, 10 yaşındaki oğlu Oğuz’un 27 haftalık doğduğunu ve erken doğuma bağlı 82 gün hastanede kaldığını belirterek, bebeğine 10 aylık olduğunda “selebral palsi” teşhisi tanısı konulduğunu söyledi.
Kendisi ve oğlu için sürecin zor geçtiğini aktaran anne Güngör, “8 tane botoksumuz var, 2 tane ameliyatımız var, ikinci ameliyatı zor geçti. Hatta eylülde de bir ameliyat bizi bekliyor tekrardan. Zor bir süreç ama her şeye değer.” diye konuştu.
Anneliğin çok güzel olduğunu ifade eden Güngör, duygularını dile getirirken gözyaşlarını tutamadı.
Anne Yeliz Karık da kızı Zeynep’in anasınıfından beri okulda eğitim aldığını ve 9 yıl içinde eğitim ve akademik anlamda büyük yol katettiğini vurguladı.
Erken yaşta eğitimin büyük önem taşıdığını, bu imkana sahip oldukları için çok mutlu olduğunu anlatan Karık, şöyle devam etti:
“Annelik çok önemli. Özel gereksinimli evlatları olan anneler için daha da ayrıcalıklı bir durum. Her gün bizler için çok kıymetli ve değerli. Biz annelerin hiç unutulmaması ve her anlamda işlerimizin kolaylaştırılması için herkesin destek olmasını bekliyoruz. Ben mali müşavirim ama evladımın sağlık ve eğitimi nedeniyle işimi bırakmak durumunda kaldım. Onunla birebir ilgilenmek istedim çünkü anne ilgisi daha farklı oluyor.”
“Çocuklarımızdan dolayı bazı duyguları biraz yaralı ya da derin yaşıyoruz”
Anne Asuman Tosun da ikisi kız ve biri erkek üçüz çocuklarından erkeğin selebral palsi hastası olduğunu belirtti.
Hastalığın zor ve uzun bir süreç olduğunu ama anne olarak çocuğuna her zaman destek olmaya çalıştığını ifade eden Tosun, “Anneler Günü duygu dolu geçiyor. Çocuklarımızdan dolayı bazı duyguları biraz yaralı ya da derin yaşıyoruz ama anne olmak çok güzel bir hissiyat. Onlarla beraber günlerimizi okulda geçiriyoruz.” dedi.
“Burada çok çeşitli hayatlar var”
Okul Müdürü Arif Muzaffer Kul ise kurumlarını, diğer özel eğitim okullarından ayıran en büyük özelliğinin kaynaştırma-bütünleştirme tanılı öğrencilerle sağlıklı gelişim gösteren herhangi özel eğitim gereksinimi olmayan çocukların bir arada eğitim alması olduğunu söyledi.
Kul, şöyle konuştu:
“Burada çok çeşitli hayatlar var. Çocuklarımızın hayatları, ailelerimizin hayatları ve en büyük yükü üstlenen annelerimizin hayatları… Mesleğini bırakıp sadece evladıyla ilgilenen annelerimiz var, yurt dışında doktorasını bırakıp burada çocuğuyla ilgilenenler var, okulumuz için tayinini isteyip sonra mesleğini bırakanlar annelerimiz var. Annelerimiz evlatları için çok büyük bir özveriyle ve fedakarlıkla burada gün içerisinde bulunmaktadır. Okul dışındaki çalışmalarda da çocuklarımızın fizyoterapi ihtiyaçları için diğer terapiler için büyük bir mücadele vermektedir.”
]]>MEHMET REBİİ ÖZDEMİR
(SAMSUN) – Samsun’da eğitim sendikaları, eğitimde şiddeti protesto etti. Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası Genel Sekreteri Hüseyin Aksoy, ” İbrahim öğretmenimizin üzüntüsü yüreğimizde. Bu cinayetin, öğretmenlikteki sömürünün ve güvencesizliğin sonucu olduğunu biliyor, bu güvencesizliği şu ana kadar yeterli noktada durduramamanın da vicdan azabıyla kahroluyoruz” dedi.
Samsun Eğitim- Sen, Eğitim- İş, Öğretmen Sendikası ve Hürriyetçi Eğitim- Sen üyeleri bir günlük iş bırakarak eğitim çalışanlarına yönelik şiddeti protesto etti. Eyleme CHP Samsun Milletvekili Murat Çan da destek verdi.
“BU MÜCADELEYİ BÜYÜTMEK ZORUNDAYIZ”
Hüseyin Aksoy şu açıklamayı yaptı:
“Başta hayatını kaybeden öğretmen arkadaşımızın ailesi olmak üzere tüm eğitim camiasına baş sağlığı ve sabır diliyorum. Üzüntümüz çok derin, öğretmen arkadaşımızı şahsen tanımıyor olsak da bizler aynı hedef doğrultusunda, aynı ideallerle ve aynı kaygılarla yaşayanlar, yani öğretmenler olarak, birbirimizi çok iyi tanıyoruz. İbrahim öğretmenimizin üzüntüsü yüreğimizde, bütün derinliğiyle yer almakta. Bu cinayetin, öğretmenlikteki sömürünün ve güvencesizliğin sonucu olduğunu biliyor, bu güvencesizliği şu ana kadar yeterli noktada durduramamanın da vicdan azabıyla kahroluyoruz. Bu sömürü mesleğimizin üzerindeki bu sömürü öyle bir sömürü ki, bugün bu yaslı günümüzde, sendikamızın 13 bin üyesi alanlara inmekte, sıkıntı yaşamaktadır. Özel sektörde denetimsizliğin güvencesizliğin olmayan iş koluna hapsolmanın sonuçları olarak, bugün bizler istediğimiz ölçüde, bu onurlu yas gününde bu bir araya gelişte, sendikamız olarak burada topyekun burada olamamanın üzüntüsünü yaşıyoruz. Bunları anlatıyoruz, çünkü kaybettiğimiz arkadaşlara ve mesleğimize bu mücadeleyi büyütmek gibi bir borcumuz var.”
“ÖĞRETMENLER MEYDANLARDA DERS VERMEYE DEVAM EDİYOR”
Eğitim-İş Genel Merkez Genel Sekreteri Cengiz Sarıyer de konuşmasında şunları söyledi.
“Bugün bir acı olay karşısında eğitim emekçilerinin alanlarda birleştiğini gördük. Ülkemizin aydınlık yüzlü öğretmenler bugün dersi meydanlarda veriyor, vermeye de devam edecektir. Önümüzdeki süreçte bütün eğitim sendikaları aklını, bilgisini, deneyimlerini, mücadelelerini ortaklaştıracaktır. Buna inancımız tamdır. Savaşlarda bile hedef alınmaması üzerine uluslararası anlaşmalar olan dünyanın en güvenli mekanları olması gereken okullar, Türkiye’de şiddet sarmalının kucağına itilmiştir.”
“ASIL SORUN EĞİTİMİN İÇERİĞİNİN BOŞALTILMASI”
Eğitim-Sen Samsun Şube başkanı İsmail Yavuz ise şöyle konuştu:
“Asıl sorun eğitimin uzun yıllardır kamusal olma niteliğinin aşındırılmasıdır. Asıl sorun eğitimin içeriğinin boşaltılmasıdır. Asıl sorun eğitimin laik düzeninin ortadan kaldırılmasıdır. Bugün İbrahim hocamızın şahsında burada toplandık. Nice dostlarımızı, nice kardeşlerimizi eğitimdeki şiddetin sonucunda kaybettik. Onları buradan saygıyla selamlamak istiyorum. Kadın öğretmen arkadaşlarıma seslenmek istiyorum. Geçen hafta biliyorsunuz Saadet Çay öğretmenimizi kaybettik. O öğretmenimiz kadın cinayetine kurban gitti. Aslında her biri bir sistem sorunu ve biz sorunu gün geçtikçe daha fazla iliklerimizde hissediyoruz.”
“GEREKLİ TEDBİRLER ALINSIN İSTİYORUZ”
Hürriyetçi Eğitim- Sen Samsun Şube Başkanı Gökmen Yayla da şunları kaydetti:
“Can korkusuyla çalışmak istemiyoruz. Can güvenliğimiz sağlansın gerekli tedbirler alınsın istiyoruz. Milli Eğitim Bakanlığı ve siyasi iktidarın eğitim emekçilerine yönelik söylem ve yaklaşımları ile öğretmenlik meslek kanunu üzerinden emeğimizin değersizleştirildiği mesleğimizin itibarsızlaştırıldığı koşullarda, savaşlarda bile hedef alınmayan eğitim emekçileri okullarda şiddetin hedefi olmaya devam ediyor.
Bugüne kadar eğitimden sorumlu olanların yaptıkları açıklamalarda eğitimde yaşanan olumsuzlukların sorumlusu olarak öğretmenleri göstermesi CİMER uygulamasının bizlere karşı bir sopaya dönüştürülmesi MEB’nın eğitimde yaşanan sorunlara çözüm üretmek yerine öğretmenleri ve idarecileri veli/öğrenci karşısında tek muhatap olarak bırakması, bugün yaşananlara zemin oluşturmuştur.”
]]>Eğitim-Bir-Sen İzmir 1 No’lu Şubesi, eğitim çalışanlarına yönelik giderek artan şiddet olaylarını protesto için İzmir Konak Meydanı’nda basın açıklaması gerçekleştirdi. Eğitimde şiddeti önleyecek, failleri cezalandıracak ve mağdurlara hukuki koruma sağlayacak bir yasal düzenlemenin yapılması talebiyle bir araya gelen eğitimciler basın açıklaması yaptı.
Açıklamayı okuyan Eğitim-Bir-Sen İzmir 1 No’lu Şube Başkanı Ali Kaya, “İzmir Ödemiş’te öğrencinin pompalı tüfekle öldürdüğü Kaymakçı Çok Programlı Anadolu Lisesi Müdürü Ayhan Kökmen’i, İzmir Karabağlar Nazire Merzeci İlköğretim Okulunda bıçaklanarak öldürülen Öğretmen Rabia Sevilay Durukan’ı, Iğdır’da Yücel Düzci öğretmenimizin saldırıya uğrayan öğrencilerini korurken gözü dönmüş kişilerin şiddetine maruz kalmasını, Patnos’un Aktepe köyündeki Yatılı Bölge Okulu Müdürü Yusuf Vural’ın ve Kayseri Melikgazi Kadı Burhanettin Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi Müdür Yardımcısı Gülhan Şaşmaz’ın bıçaklanmalarını unutmadık. Acıları yüreklerimizi yakmaya devam ediyor. Yüreklerimiz, arkadaşlarımızın acıları ile kavrulurken, son birkaç ay içerisinde şu saldırılarla karşılaştık. Diyarbakır’da öğrencinin liseden atılmasından sorumlu tuttuğu okul müdürümüz Hüseyin Oruç bıçaklanıp yaralandı, İstanbul Sarıyer’de Prof. Ali Kemal Yiğitoğlu Ortaokulu’nda bir öğretmenimiz öğrenci velisinin yumruklu saldırısına uğradı. İstanbul Başakşehir’de Hacı Ali Osman Gül İlkokulu’na zorla girmeye kalkışan bir veli hamile bir öğretmenimizi darp etti. Son olarak İstanbul Eyüpsultan’da eski bir öğrenci okul müdürü İbrahim Oktugan’a silahla saldırıda bulunmuş, ağır yaralı olarak hastaneye kaldırılan okul müdürümüz maalesef kurtarılamayarak vefat etmiştir. Meslektaşımıza Allah’tan rahmet, ailesine ve bütün eğitim camiasına başsağlığı diliyoruz” dedi.
“EĞİTİMCİLERE YÖNELİK ŞİDDETİ ÖNLEME YASASI ARTIK ÇIKARILMALIDIR”
Yıllardır kanayan bir yara haline gelen şiddet olaylarına dikkat çekmek ve tedbir alınması için yetkililere çağrıda bulunduklarını söyleyen Kaya, “Bu çağrımızı yıllardır yapıyoruz. Sesimize kulak verilseydi, gereken önlemler zamanında alınmış olsaydı belki de bugün başka şeyler konuşurduk. Ancak ne yazık ki birçok konuda olduğu gibi bu konuda da geç kalınmıştır. Artık ölümle sonuçlanmaya başlayan saldırıların son bulması için gereken adımlar ivedilikle atılmalıdır. Eğitimcilere yönelik şiddeti önleme yasası artık çıkarılmalıdır” diye konuştu.
“ŞİDDET OLAYLARI YAYGIN BİR TOPLUMSAL SORUN HALİNE GELMİŞTİR”
Eğitim çalışanlarına yönelik artan şiddet olaylarını önleyecek, caydırıcı olacak, failleri cezalandıracak ve mağdur eğitim çalışanlarına hukuki koruma sağlayacak bir yasal düzenlemenin yapılmasının sağlanması için bugün iş bırakma eylemi gerçekleştirdiklerini ifade eden Kaya, “İş bırakma eylemiyle eş zamanlı olarak, 1 hafta sürecek dilekçe kampanyamızı da başlatmış bulunuyoruz. Son birkaç yılda yaşanan hadiselere bakıldığında görülecektir ki şiddet olayları münferit eylemler olmaktan çıkmış, ne yazık ki yaygın bir toplumsal sorun haline gelmiş; eğitim ve öğretim hizmetlerinin yürütülmesini sekteye uğratacak boyuta ulaşmıştır. Bugün yaşadığımız acılar, dünün ihmal ve umursamazlığının neticesidir. Yarın yaşanmasını istemediğimiz acılar da bugünkü ilgisizliğin sonucu olmamalıdır. Şiddetin, eğitimi tehdit eder boyuta ulaşması, geleceğimizi tehlikeye sokacak boyuta varması, acil ve köklü çözüm bulmayı zaruri hale getirmektedir. Devlet, kasıtlı şekilde ölüme, yaralanmaya ve zarara sebebiyet verilmesini önlemekle mükelleftir” ifdelerini kullandı.
]]>(İZMİR) – İzmir’de eğitim sendikaları, İstanbul Eyüpsultan’da okul müdürü İbrahim Oktugan, lise öğrencisi 17 yaşındaki Irak asıllı Y.K tarafından vurularak öldürülmesini ve okullarda artan şiddet olaylarını protesto etti. Oktugan’ın katledilmesinin arkasındaki zihniyetin, öğretmenleri itibarsızlaştıran ve ötekileştiren sistem olduğuna vurgu yapılan açıklamada, “Kendimizin ve öğrencilerimizin canından endişe ederek okula gitmek istemiyor, can güvenliğimizin olmadığı bir eğitim sistemini kabul etmiyoruz. Artık yeter, can korkusuyla çalışmak istemiyoruz” denildi.
İzmir’de eğitim sendikaları bir araya gelerek İstanbul Eyüpsultan’da özel bir lisede 17 yaşındaki Irak asıllı Y.K tarafından, kendisini okuldan attığı gerekçesiyle katledilen okul müdürü İbrahim Oktugan ve okullarda artan şiddet eylemlerini protesto etmek için iş bırakarak eylem yaptı. Konak Pier önünde toplanan Eğitim-İş, Eğitim Bir-Sen, Hürriyetçi Eğitim-Sen ve Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası ve Konak Metro önünde buluşan Eğitim-Sen’li öğretmenler, Veli-Der üyeleri ve DİSK Genel İş Bayraklı Bel- Sen öğretmenleri yürüyerek eski Sümerbank önünde bir araya geldi. Eylemde, öğretmenler, “Mustafa Kemal’in öğretmenleriyiz”, “Okullarda ölmek istemiyoruz”, “Hak, hukuk, adalet”, “Karanlığa teslim olmayacağız”, “Susma, sustukça sıra sana gelecek” sloganları atarken; “Öğretmenime dokunma”, “Öğretmene şiddete hayır”, “Boş söz değil; yaptırım istiyoruz”, “Artık yeter, şiddete hayır”, “Eğitimde şiddete dur de”, “Hedef gösterildik, öldürüldük”, “Yastayız, öfkeliyiz” pankartları taşındı.
Tüm öğretmenler adına ortak basın açıklamasını okuyan Özel Öğretmenler Sendikası İzmir Şubesi’nden Rabia Atbaş, “Milli Eğitim Bakanlığı ve siyasi iktidarın eğitim emekçilerine yönelik söylem ve yaklaşımları ile Öğretmenlik Meslek Kanunu üzerinden emeğimizin değersizleştirildiği, mesleğimizin itibarsızlaştırdığı koşullarda, savaşlarda bile hedef alınmayan eğitim emekçileri okullarda şiddetin hedefi olmaya devam etmektedir. Önceki gün ömrünün büyük bölümünü eğitime ve öğrencilerine adamış olan bir meslektaşımızı hayattan ve öğrencilerinden koparan ne basit bir öfke krizi ne failin öğrenci oluşu ne de failin uyruğu ile ilgilidir. Bugüne kadar eğitimden sorumlu olanların yaptıkları açıklamalarda eğitimde yaşanan olumsuzlukların sorumlusu olarak öğretmenleri göstermesi, CİMER uygulamasının bizlere karşı bir sopaya dönüştürülmesi, MEB’in eğitimde yaşanan sorunlara çözüm üretmek yerine öğretmenleri ve idarecileri veli/öğrenci karşısında tek muhatap olarak bırakması, bugün yaşananlara zemin oluşturmuştur” dedi.
“TOPLUMA VE ÜLKENİN GELECEĞİNE YAPILMIŞ BİR SALDIRIDIR”
Okul Müdürü Oktugan’ın katledilmesinin arkasındaki zihniyetin, öğretmenleri itibarsızlaştıran ve ötekileştiren sistem olduğunu ifade eden Atbaş, “Bu ülkede okulda öğretmen öldürüldü. Söz bitti. Şiddetin, cinayetin tek bir faili olmadığını hepimiz çok iyi biliyoruz. Cinayetin arkasındaki zihniyet, bizleri ötekileştiren, her fırsatta tehdit ederek hedef haline getiren, mesleğimizin itibarını ayaklar altına alanlardır. ‘Bir toplumun uygarlık düzeyi, öğretmene verdiği değerle ölçülür.’ Öğretmenler, toplumun temel taşlarını döşeyen, gelecek nesilleri yetiştiren ve aydınlık bir geleceğe rehberlik eden mimarlardır. Öğretmene yapılan her saldırı, tüm topluma ve ülkenin geleceğine yapılmış bir saldırıdır. Unutmayalım ki, eğitimsiz bir toplum, karanlığa mahkumdur” diye konuştu.
“BİZLERİ HEDEF HALİNE GETİRENLER; MESLEĞİMİZİ İTİBARSIZLAŞTIRANLARDIR”
Atbaş, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’e seslenerek şunları söyledi:
“Okulda şiddeti önlemek için daha kaç eğitim emekçisinin can vermesi gerekiyor? İktidarın ve MEB’in plansızlığı nedeniyle okullarımız güvenlik açısından ciddi risk altındadır. Okullarımızdaki güvenlik açığının faturasını canımızla mı ödeyeceğiz? Buradan bir kez daha altını çiziyoruz. Her suç gibi bu suçun da azmettiricileri olduğunu biliyor ve onları çok iyi tanıyoruz. Daha önce defalarca yaşadığımız cinayetler gibi bu son bu cinayetin de azmettiricileri; öğretmenler çalışmıyor gibi yanlış bir algıyı toplumda yaymaya çalışanlardır. Bizleri bugün okullarımızda açık hedef haline getirenler; liyakatsiz şekilde atandıkları koltukları bir hükümdarlık alanı gibi kullananlar, her fırsatta bizleri aşağılamaya çalışan mülki amirlerdir. Öğretmenliğin aynı zamanda bir uzmanlık mesleği olduğunu görmezden gelenlerdir. Okullarda şiddeti körükleyenler; eğitime dair eleştiri ve önerilerimize yıllardır kulak tıkamakta ısrar edenlerdir. Bizleri hedef haline getirenler; her fırsatta emeğimizi küçümseyenler, mesleğimizi itibarsızlaştıranlardır.”
“CAN KORKUSUYLA ÇALIŞMAK İSTEMİYORUZ”
Eğitimcilerin canlarından endişe ederek okula gitmesini önlemenin ilk adımının öğretmenlik mesleğini itibarsızlaştıran zihniyetin değişmesi olduğunu söyleyen Atbaş, atılması gereken adımları şöyle sıraladı:
“Okullardaki şiddetin arkasındaki nedenler ortaya çıkarılmalı, eğitim emekçilerinin can güvenliği sağlanmalıdır. Okulda şiddetin son bulması için MEB’i acilen harekete geçmeye ve önlem almaya çağırıyoruz. Okullarda yaşanan şiddet olaylarındaki korkutucu tırmanışı engellemek için bir an önce eğitimde şiddet yasası çıkarılmalıdır. Eğitim kurumlarının tümünde, şiddetle mücadele etmek için alınması gereken somut önlemleri, ne yapılacağını ve nasıl önleneceğini gösteren bir eylem planı hazırlanmalıdır. Failler toplumun vicdanını rahatlatacak ve yeni olaylar açısından caydırıcı olacak şekilde cezalandırılmalıdır. Özel ya da devlet okulu fark etmeksizin, derhal tüm okulların güvenliği sağlanmalıdır. Ahlak bekçiliğine soyunan RTÜK’ün toplumsal şiddeti başlıca gündemi haline getirip, mafya ve suç temalı TV yapımlarını denetlemesi sağlanmalıdır. İçine bin bir tane gereksiz ve hatta zararlı içeriklerle doldurulan müfredat yerine şiddetin çağ dışı ve yanlış olduğunu öğreten, toplumsal yaşam dersleri içeren öğretim programları hazırlanmalıdır. Kendimizin ve öğrencilerimizin canından endişe ederek okula gitmek istemiyor, can güvenliğimizin olmadığı bir eğitim sistemini kabul etmiyoruz. Artık yeter, can korkusuyla çalışmak istemiyoruz.”
]]>MUSTAFA USTA
(SİNOP) – Eğitim- Sen Sinop Şube Başkanı Musa Uzun, “Okulların artık bahçeleri kapalı ve giriş çıkışları belli. Bu giriş çıkışlarda güvenlik önlemleri alınabilir. Elini kolunu her sallayan, belinde silah, elinde bıçakla herkesin okula girdiği, sınıflara kadar çıkabildiği bir durumla karşı karşıyayız şu anda. Bunların önüne geçilebilir. Yeter ki, siyasi iktidarın bu yönde iradesi sağlam olsun” dedi.
Eğitim- Sen Sinop Şube Başkanı Musa Uzun, İstanbul Eyüpsultan’da yabancı uyruklu bir öğrencinin saldırısı sonucu hayatını kaybeden okul müdürü İbrahim Oktugan için açıklamalarda bulundu. Siyasi iktidarın okullardaki güvenlik önlemleri konusunda iradesi olmadığını belirten Uzun, şöyle konuştu:
“BİZ YETKİLİLERDEN BUNUNLA İLGİLİ ÇÖZÜMLER ÜRETMELERİNİ BEKLİYORUZ”
“İstanbul’da cinayeti işleyen çocuğun uyruğu ile ilgimiz yok çünkü, daha önceki yıllarda daha önceki günlerde de okullarda çeşitli saldırılar oldu. Bu şiddet olayı okullarda uyrukla, yabancı ülke vatandaşı olmasıyla ilgili değil. Okullarda alınmayan güvenlik önlemleri, öğretmenlerin itibarsızlaştırılması, öğretmenlerin ve idarecilerin şehrin mülki amirleri, Bakanlık, cumhurbaşkanlığı tarafından halkın önüne atılması, ‘işlerini yapmıyorlar, 3 ay yatıyorlar yaz tatili yapıyorlar, okula gitmiyorlar’ gibi mesleği aşağılayan, mesleğimizle ilgili iyi fikirler söylemeyen insanlar yüzünden toplumda bir hedef haline getirildik. Bu hedefin en sonunda da ete kemiğe bürünmüş hali de cinayetle sonuçlanıyor. Bir hafta önce yine Samsun’da bir öğretmen arkadaşımız eşi tarafından öldürüldü. Daha önce İstanbul’da bir öğretmen koridorda yürürken bir öğrenci velisi tarafından yumruklandı. Bunlar bir tane iki tane değil artık sistemli bir şekilde bir saldırı var. Bunun önüne geçecek olan da önce Bakanlık sonra da Türkiye Cumhuriyet Devleti. Biz yetkililerden bununla ilgili çözümler üretmelerini bekliyoruz.
“GÜVENLİK ÖNLEMLERİNİN ALINMASI GEREKİYOR”
Biz Eğitim- Sen için, Yusuf Tekin’in geçmişi zaten karanlık. Daha önce bakanlık müsteşarıyken falan yaptıkları, daha sonra bir gecede profesör unvanı verilmesi gibi bir sürü geçmişinde kapalı kapılar ardındaki o cemaatlerle, tarikatlarla ilişkilerle yaptığı işler ortada. Son yaptığı da ortada. Son yaptığı da hiçbir paydaşına, hiç kimseye haber vermeden Milli Eğitim Temel Kanunu’nu değiştiriyor. İtirazları da bir hafta gibi kısa süreye yayarak kanunlaştırmaya başladı. Bu da art niyetli olduğu, iyi niyetli olmadığı, insanların demokrasiyle karşılıklı fikir alışverişiyle, ortak akılla milli eğitimi yönetme gibi bir derdinin olmadığı ortada. Güvenlik önlemi almadan önce bir kere öğretmenlik mesleğini eski güvenilir, toplumdaki saygınlığını geri kazandırmalılar. Buda tabi bir günde, iki günde olacak bir şey değil, sistemli bir şekilde yapılmalı. Onun haricinde de çok kolay bunlar. Her okula birer güvenlik gerekiyor. Okulların artık bahçeleri kapalı ve giriş çıkışları belli. Bu giriş çıkışlarda güvenlik önlemleri alınabilir. Elini kolunu her sallayan, belinde silah, elinde bıçakla herkesin okula girdiği, sınıflara kadar çıkabildiği bir durumla karşı karşıyayız şu anda. Bunların önüne geçilebilir. Yeter ki, siyasi iktidarın bu yönde iradesi sağlam olsun.”
]]>Eğitim Bir-Sen Diyarbakır Şubesine üye öğretmenler, İl Milli Eğitim Müdürlüğü önünde bir araya geldi. Şube Başkanı Ramazan Tekdemir, burada yaptığı açıklamada, şiddeti önleyecek, failleri cezalandıracak, mağdurlara hukuki koruma sağlayacak bir yasal düzenlemenin yapılması talebiyle bir araya geldiklerini söyledi.
Ölümle sonuçlanmaya başlayan saldırıların son bulması için gereken adımların atılması gerektiğini dile getiren Tekdemir, “Öğretmen, memur, hizmetli, şef, şube müdürü demeden tüm eğitim çalışanlarına, kamu görevlilerine yönelen şiddeti bir defa daha lanetliyoruz.” dedi.
Açıklamaya, İl Milli Eğitim Müdürü Murat Küçükali de katıldı.
Siirt
Eğitim-Bir-Sen ve Eğitim-İş’e üye öğretmenler, Siirt’in Kurtalan ilçesindeki 15 Temmuz Demokrasi Parkı’nda toplandı.
Memur-Sen ve Eğitim-Bir-Sen Siirt Şube Başkanı Murat Şeker, burada yaptığı açıklamada, yıllardır kanayan bir yara haline gelen şiddet olaylarına dikkat çektiklerini ve tedbir alınması için yetkililere çağrıda bulunduklarını söyledi.
Eğitim çalışanlarına yönelik artan şiddet olaylarını önleyecek, failleri cezalandıracak ve mağdur eğitim çalışanlarına hukuki koruma sağlayacak bir yasal düzenlemenin yapılmasının sağlanması için iş bırakma eylemi gerçekleştirdiklerini anlatan Şeker, bununla beraber bir hafta sürecek dilekçe kampanyası da başlattıklarını bildirdi.
Elazığ
Elazığ’da öğretmenler, Eğitim Bir-Sen öncülüğünde, Cumhuriyet Meydanı’nda bir araya gelen öğretmen ve idareciler, slogan atarak, eğitimcilere yönelik şiddeti kınadı.
Grup adına açıklamayı okuyan Eğitim-Bir-Sen Başkanı İbrahim Bahşi, eğitim çalışanlarına yönelik artan şiddet olaylarını protesto etmek için toplandıklarını söyledi.
Eğitimcilere yönelik şiddeti önleyecek bir yasal düzenleme talebinde bulunduklarını anlatan Bahşi, “Genel Başkanımız Ali Yalçın, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in daveti üzerine bakanlıkta bir görüşme gerçekleştirmiş, görüşmenin ardından ortak basın açıklaması yapılmıştır. Sayın Bakanın davetini ve eğitimcilere şiddeti önlemek üzere yapılacağı ifade edilen çalışmaları önemli ve kıymetli görüyoruz.” dedi.
Bingöl
Bingöl’de Eğitim Bir-Sen üyeleri, Genç Caddesi’nde bir araya gelerek, olaya tepki gösterdi.
Memur-Sen ile Eğitim Bir-Sen Şube Başkanı Yunus Kava, burada yaptığı açıklamada, şiddet olaylarına yönelik tedbir alınması için yetkililere çağrıda bulunduklarını söyledi.
Tüm eğitim çalışanlarına ve kamu görevlilerine yönelen şiddeti lanetlediklerini belirten Kava, “Ölümle sonuçlanmaya başlayan saldırıların son bulması için gereken adımlar ivedilikle atılmalı.” ifadesini kullandı.
-Şırnak
Şırnak’ta Eğitim-Bir-Sen öncülüğünde toplanan sendika üyeleri ve öğretmenler, Cumhuriyet Meydanı’nda siyah elbise giyerek Oktugan’ın öldürülmesini protesto etti.
Şube Başkanı Abdullah Çatı, burada yaptığı açıklamada, eğitimcilere yönelik şiddeti önleme yasasının çıkarılmasını gerektiğini anlatarak, “Öğretmen, memur, hizmetli, şef, şube müdürü demeden tüm eğitim çalışanlarına, kamu görevlilerine yönelen şiddeti bir defa daha Şırnak’tan lanetliyoruz.” diye konuştu.
Konuşmanın ardından katılımcılar, şiddet yasasının çıkarılması için TBMM’ye dilekçe yazdı.
Cizre ilçesinde de Sanat Sokağı’nda bir araya gelen eğitimciler Oktugan’ın öldürülmesine tepki gösterdi.
Mardin
Mardin’de Eğitim Bir-Sen öncülüğünde merkez Artuklu ilçesindeki 15 Temmuz Demokrasi ve Şehitler Parkında bir araya gelen öğretmen ve idareciler, slogan atarak, eğitimcilere yönelik şiddeti kınadı.
Memur-Sen ve Eğitim-Bir-Sen Mardin Şube Başkanı Abdulselam Demir, bugüne kadar kamu görevlilerine yönelik gerçekleştirilen tüm şiddet olaylarında tepkilerini sert şekilde ortaya koyduklarını aktardı.
Demir, “Şiddetin, eğitimi tehdit eder boyuta ulaşması, geleceğimizi tehlikeye sokacak boyuta varması, acil ve köklü çözüm bulmayı zaruri hale getirmektedir.” dedi.
Batman
Batman’da Milli Eğitim Müdürlüğü önünde bir araya gelen eğitimciler adına basın açıklamasını okuyan Eğitim-Bir-Sen Batman Şube Başkan Yardımcısı Ahmet Sedat Aydın, eğitim çalışanlarına yönelik giderek artan şiddet olaylarını protesto etmek ve şiddeti önleyecek, failleri cezalandıracak, mağdurlara hukuki koruma sağlayacak bir yasal düzenlemenin yapılması talebiyle bir araya geldiklerini söyledi.
Aydın, “Devlet, kasıtlı şekilde ölüme, yaralanmaya ve zarara sebebiyet verilmesini önlemekle mükelleftir. Bu doğrultuda, eğitim çalışanlarına karşı eğitim ve öğretim hizmetinin sunumundan kaynaklı şiddet eylemlerine yönelik cezai ve hukuki tedbirlerin alınması elzemdir.” ifadelerini kullandı.
]]>???????Sivas’ta Eğitim Bir-Sen ve Eğitim-İş Sendikasına üye öğretmenler ile bazı sivil toplum kuruluşu temsilcileri, Cumhuriyet Meydanı’nda toplandı.
Gruplar adına yapılan basın açıklamalarının ardından olaya tepki gösterildi.
Bu arada Sivas 4 Eylül Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Muhittin Karahan ve dernek üyeleri, öğretmenlere karanfil vererek olaya tepki gösterdi.
Kayseri
Kayseri’de Cumhuriyet Meydanı Bürüngüz Cami önünde bir araya gelen öğretmenler, “Öğretmenine değer ver”, “Eğitimciye şiddete dur de”, “Şiddet yasası istiyoruz”, “Eğitimciye şiddet geleceğe ihanet” yazılı pankart ve döviz taşıdı.
Grup adına açıklama yapan Eğitim Bir-Sen Şube Başkanı Mehmet Emin Aslantürk, eğitim çalışanlarına yönelik giderek artan şiddet olaylarına karşı tedbir alınması için yetkililere çağrıda bulunarak, “Kanayan bir yara haline gelen şiddet olaylarına dikkat çekiyor, tedbir alınması için yetkililere çağrıda bulunuyoruz. Bu çağrımızı yıllardır yapıyoruz. Sesimize kulak verilseydi, gereken önlemler zamanında alınmış olsaydı belki de bugün başka şeyler konuşuyor olurduk.” diye konuştu.
Öte yandan bazı sendika üyeleri de Kayseri Adliyesi önünde bir araya gelerek, Oktugan’ın öldürülmesine tepki gösterdi.
Niğde
Niğde’de Memur-Sen ve Eğitim Bir-Sen üyeleri, Şehit Ömer Halisdemir Meydanı’nda bir araya gelerek, olaya tepki gösterdi.
Eğitim Bir-Sen Niğde Şube Başkanı Hasan Orhan, burada yaptığı açıklamada, eğitim çalışanlarına yönelik şiddeti önleyecek, failleri cezalandıracak, mağdurlara hukuki koruma sağlayacak yasal düzenleme yapılmasını talep ettiklerini söyledi.
Bugün yaşanan acıların dünün ihmal ve umursamazlığının sonucu olduğunu savunan Orhan, “Meslektaşımıza Allah’tan rahmet, ailesine ve eğitim camiasına başsağlığı diliyoruz. Kanayan bir yara haline gelen şiddet olaylarına dikkati çekiyor, tedbir alınması için yetkililere çağrıda bulunuyoruz. Bu çağrımızı yıllardır yapıyoruz. Sesimize kulak verilseydi, gereken önlemler zamanında alınmış olsaydı belki de bugün başka şeyler konuşuyor olacaktık.” dedi.
Yozgat
Yozgat’ta Eğitim Bir-Sen, Eğitim İş-Sen ve Türk Eğitim-Sen temsilcileri ve üye öğretmenler, Valilik önünde basın açıklaması yaptı.
Eğitim Bir-Sen Yozgat Şube Başkanı Kenan Şerefli, eğitimde şiddet olaylarına işaret ederek, “Eğitim çalışanları olarak, şiddete karşı caydırıcı nitelikte münhasıran bir cezai müeyyide getirilmesini, şiddete uğrayana, çalışana da hukuki koruma sağlayacak türden yasal düzenlemelerin acilen yapılmasını istiyor ve bekliyoruz.” dedi.
Eğitim İş-Sen Yozgat Şube Başkanı Sedat Tuygun da eğitimde şiddet yasasının acilen çıkarılması gerektiğini belirterek, faillerin toplumun vicdanını rahatlatacak ve yeni olaylar açısından caydırıcı olacak şekilde cezalandırılmasını istedi.
Türk Eğitim-Sen Yozgat Şube Başkanı Mahmut Sunay Kabayel de okullarda güvenlik görevlilerinin bulunmaması, güvenliğin sadece nöbetçi öğretmenlerle sağlanmaya çalışılması, kamera sisteminin yetersiz olmasının olaylara zemin hazırladığını savundu.
Nevşehir
Nevşehir’de Eğitim Bir-Sen üyeleri, Hükümet Konağı önünde bir araya geldi.
Katılımcılar, ellerinde “Kınama mesajı değil, şiddet yasası istiyoruz” yazılı pankart taşıdı.
Eğitim Bir-Sen Nevşehir Şube Başkanı Harun Öcal, İstanbul’da silahlı saldırı sonucu yaşamını yitiren Oktugan’a Allah’tan rahmet diledi.
Okullarda yaşanan şiddet olaylarına karşı tedbir alınması için yetkililere çağrıda bulunan Öcal, bu konuda geç kalınmaması gerektiğini vurguladı.
Kırşehir
Kırşehir’de Eğitim Bir-Sen üyeleri, Cacabey Meydanı’nda toplanarak “Kınama mesajı değil, şiddet yasası istiyoruz” yazılı pankart taşıdı.
Eğitim Bir-Sen Kırşehir Şube Başkanı Mehmet Fatih Yavuz, meslektaşına Allah’tan rahmet, ailesine ve eğitim camiasına başsağlığı diledi.
Yavuz, eğitimcilere yönelik ölümle sonuçlanmaya başlayan saldırıların son bulması için gereken adımların ivedilikle atılmasını, eğitimcilere yönelik şiddeti önleme yasasının artık çıkarılması gerektiğini söyledi.
???????- Kırıkkale
Kırıkkale’de Memur-Sen İl Temsilcisi Yasin Pekuz ve üyeler Cumhuriyet Meydan’ında bir araya geldi.
Pekuz, yaptığı açıklamada, eğitim çalışanlarına yönelik şiddet olaylarını protesto etmek, şiddeti önlemek ve mağdurlara hukuki korumayı sağlayacak yasal düzenlemenin yapılması için buluştuklarını söyledi.
Pekuz, “Ülke genelinde basın açıklamaları yapıyoruz. İş bırakma eylemiyle eş zamanlı olarak da 1 hafta sürecek dilekçe kampanyamızı da başlatmış bulunuyoruz.” dedi.
]]>Bursa’da Türk Eğitim-Sen üyeleri Kent Meydanı’nda, Eğitim-Sen, Hürriyetçi Eğitim Sen, Eğitim-İş, Tüm Öğretmenler Birliği Sendikası (TÖB-Sen), Anadolu Eğitim Sen, Tüm Eğitim Çalışanları Sendikası (TEÇ Sen) ve Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası üyeleri ise 15 Temmuz Demokrasi Meydanı’nda toplandı.
Yürüyüşe geçen gruplar ile Eğitim Bir-Sen’e bağlı üyeler, İl Milli Eğitim Müdürlüğü binası önünde bir araya geldi.
Sendika temsilcileri yaptıkları konuşmalarda, eğitim alanında şiddet olaylarının önlenmesi için yasal düzenlemeler yapılması istendi.
Oktugan’ın yaşamını yitirdiği olayı sloganlarla protesto eden gruplar, açıklamaların ardından dağıldı.
Eskişehir
Eskişehir’de, Eğitim Bir-Sen üyeleri, Vilayet Meydanı’nda toplanmalarının ardından Kıbrıs Şehitleri Caddesi’nden Yediler Parkı’na yürüdü.
Parkta grup adına basın açıklamasını okuyan Eğitim Bir-Sen 1 No’lu Şube Başkanı İbrahim Akar, öğretmenlere yönelik ölümle sonuçlanan saldırılara karşı ivedilikle adım atılması gerektiğini söyledi.
Taleplerini dile getirmek için bugün iş bırakma eylemi de gerçekleştirdiklerini anlatan Akar, “İş bırakma eylemiyle eş zamanlı olarak, 1 hafta sürecek dilekçe kampanyamızı da başlatmış bulunuyoruz.” dedi.
Balıkesir
Balıkesir’de, İl Milli Eğitim Müdürlüğü önünde toplanan Türk Eğitim-Sen üyeleri, İstanbul’da okul müdürü Oktugan’ın yaşamını yitirdiği saldırıya tepki gösterdi.
Döviz ve pankartlar taşıyan grup adına basın açıklaması yapan Türk Eğitim-Sen Balıkesir 1 No’lu Şube Başkanı Ahmet Baki, “Çoğu okulumuzda güvenlik görevlisinin bulunmaması, güvenliğin sadece nöbetçi öğretmenler eliyle sağlanmaya çalışılması, kamera sisteminin olmaması şiddet olaylarına zemin hazırlamaktadır. Oysa her okulumuza güvenlik görevlisi alımı yapılması ve okullarımızın tamamında kamera bulundurulması hayati bir zorunluluktur. MEB’in bu konuda okullara bütçe tahsis etmesi, fedakarlıktan kaçınmaması çok önemlidir.” diye konuştu.
Okullardaki rehber öğretmen sayısının da artırılması gerektiğini ifade eden Baki, eğitim çalışanlarına yönelik şiddetin aslında geleceğe sıkılan bir kurşun olduğunu vurguladı.
Baki, şiddet olaylarının önüne geçilmesi için gerekli tedbirler alınıncaya kadar konuyu gündemde tutmayı ve farkındalık oluşturmayı sürdüreceklerini sözlerine ekledi.
Çanakkale
Çanakkale’de Eğitim-İş, Eğitim-Sen ve Özel Sektör Öğretmenleri Sendikasına üye eğitimciler, kentteki bir çay bahçesinin önünde toplanarak Valilik binasının önüne kadar yürüyüş yaptı.
Yürüyüşün ardından basın açıklamasını okuyan Eğitim-İş Şube Başkanı Serkan Serbes, ömrünün büyük bölümünü eğitime ve öğrencilerine adamış olan meslektaşları Oktugan’ın hayattın koparıldığını belirtti.
Bayramiç ilçesinde de öğretmenler, Hükümet Konağı önünde toplanıp Akbulut Meydanı’na yürüdü.
Bilecik
Eğitim Bir-Sen Bilecik Şube Başkanı Ahmet Selöz, Cumhuriyet Meydanı’nda toplanan sendikalılar adına yaptığı açıklamada, kamu görevlilerine yönelik şiddet olaylarında tepkilerini en sert şekilde ortaya koyduklarını söyledi.
Oktugan’a yapılan saldırı nedeniyle 1 günlük iş bırakma eylemi gerçekleştirdiklerini anımsatan Selöz, “Bugün yaşadığımız acılar, dünün ihmal ve umursamazlığının neticesidir. Yarın yaşanmasını istemediğimiz acılar da bugünkü ilgisizliğin sonucu olmamalıdır.” ifadesine yer verdi.
Selöz, eğitim çalışanlarının uğradığı şiddete karşı hukuki tedbirlerin alınması gerektiğini sözlerine ekledi.
]]>Şiddete tepki göstermek amacıyla öğretmenler bugün iş bıraktı. Diyarbakır İl Milli Eğitim Müdürlüğü önünde basın açıklaması yapan Eğitimciler Birliği Sendikası (Eğitim-Bir-Sen) Şube Başkanı Ramazan Tekdemir, okullarda gereken önlemlerin alınmamasından dolayı şiddet olaylarının yaşandığına dikkat çekti. Eğitim alanında yaşanan şiddetin bireysel değil, toplumsal bir sorun haline geldiğini söyleyen Tekdemir, şunları söyledi:
“Kanayan bir yara haline gelen şiddet olaylarına dikkat çekiyor, tedbir alınması için yetkililere çağrıda bulunuyoruz. Bu çağrımızı yıllardır yapıyoruz. Sesimize kulak verilseydi, gereken önlemler zamanında alınmış olsaydı belki de bugün başka şeyler konuşurduk. Ancak ne yazık ki birçok konuda olduğu gibi bu konuda da geç kalınmıştır. Eğitim çalışanlarına yönelik artan şiddet olaylarını önleyecek, caydırıcı olacak, failleri cezalandıracak ve mağdur eğitim çalışanlarına hukuki koruma sağlayacak bir yasal düzenlemenin yapılmasının sağlanması için bugün (10 Mayıs) iş bırakma eylemi gerçekleştiriyor, ülke genelinde basın açıklamaları yapıyoruz. İş bırakma eylemiyle eş zamanlı olarak, 1 hafta sürecek dilekçe kampanyamızı da başlatmış bulunuyoruz .Son birkaç yılda yaşanan hadiselere bakıldığında görülecektir ki, şiddet olayları münferit eylemler olmaktan çıkmış, ne yazık ki yaygın bir toplumsal sorun haline gelmiş; eğitim ve öğretim hizmetlerinin yürütülmesini sekteye uğratacak boyuta ulaşmıştır.”
Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim-Sen) üyeleri ise Kayapınar ilçesindeki Rojava Parkı’nda bir araya gelerek, eğitimdeki şiddete tepkilerini dile getirdi. Sendika üyeleri adına açıklamayı yapan Diyarbakır Eğitim-Sen 1 Nolu Şube Başkanı Faruk Ercan, Milli Eğitim Bakanlığı ve siyasi iktidarın eğitim emekçilerine yönelik söylem ve yaklaşımları ile Öğretmenlik Meslek Kanunu üzerinden itibarsızlaştırdığını söyledi.
OKULLARDAKİ ŞİDDETİN ARKASINDAKİ NEDENLER ORTAYA ÇIKARILMALI
“Emeğimizin değersizleştirildiği, koşullarda, savaşlarda bile hedef alınmayan eğitim emekçileri okullarda şiddetin hedefi olmaya devam etmektedir” diyen Ercan, “Bu ülkede okulda öğretmen öldürüldü. Söz bitti. Şiddetin, cinayetin tek bir faili olmadığını hepimiz çok iyi biliyoruz. Cinayetin arkasındaki zihniyet, bizleri ötekileştiren, her fırsatta tehdit ederek hedef haline getiren, mesleğimizin itibarını ayaklar altına alanlardır. Her suç gibi bu suçun da azmettiricileri olduğunu biliyor ve onları çok iyi tanıyoruz. Bizleri bugün okullarımızda açık hedef haline getirenler; liyakatsiz şekilde atandıkları koltukları bir hükümdarlık alanı gibi kullananlar, her fırsatta bizleri aşağılamaya çalışan mülki amirlerdir. Öğretmenliğin aynı zamanda bir uzmanlık mesleği olduğunu görmezden gelenlerdir. Okullarda şiddeti körükleyenler; eğitime dair eleştiri ve önerilerimize yıllardır kulak tıkamakta ısrar edenlerdir. Bizleri hedef haline getirenler; her fırsatta emeğimizi küçümseyenler, mesleğimizi itibarsızlaştıranlardır. Okullardaki şiddetin arkasındaki nedenler ortaya çıkarılmalı, eğitim emekçilerinin can güvenliği sağlanmalıdır. Okulda şiddetin son bulması için MEB’i acilen harekete geçmeye ve önlem almaya çağırıyoruz” dedi.
]]>Düzce’de ellerinde döviz ve pankartlarla Anıtpark Meydanı’nda toplanan Türk Eğitim-Sen üyeleri, saygı duruşunda bulundu, İstiklal Marşı’nı okudu.
Türk Eğitim-Sen Düzce Şubesi Başkanı Hasan Yeşilyurt, okullarda şiddeti önlemeye yönelik tedbirler alınması adına toplandıklarını söyledi.
Açıklamanın ardından sendika üyeleri, sloganlar atarak Cedidiye Meydanı’na yürüdü.
Memur-Sen, Eğitim-Bir-Sen, Eğitim-Sen ve Eğitim-İş üyeleri de eğitimcilere yönelik saldırıları yürüyüş ve basın açıklamasıyla kınadı.
Kocaeli
İzmit ilçesindeki Sabri Yalım Parkı’nda bir araya gelen sendika üyeleri, “Eğitimde şiddete hayır” pankartı açtı.
Ellerinde öğretmenlere yönelik şiddeti kınayan dövizler bulunan gruptakiler, Cumhuriyet Bulvarı üzerinden Valilik A kapısına yürüdü.
Sendika temsilcileri, Oktugan’ın öğrencinin silahlı saldırısı sonucu öldürülmesini kınayarak, eğitimde şiddetin önlenmesine yönelik basın açıklaması yaptı.
CHP Kocaeli Milletvekili Harun Özgür Yıldızlı da yürüyüşe katılarak, eğitimcilere destek verdi.
Sakarya
Sakarya’da Eğitim-Bir-Sen üyeleri, Sakarya Valiliği Resmi Daireler Kampüsü önünde basın açıklaması yaptı.
Memur-Sen İl Temsilcisi ve Eğitim-Bir-Sen Sakarya Şube Başkanı Murat Mengen, “eğitimde şiddete dur demek, seslerini yetkililere duyurmak, çözüm bulma iradesini harekete geçirmek” için bir araya geldiklerini söyledi.
Oktugan’a Allah’tan rahmet dileyen Mengen, eğitim çalışanları olarak yetkililerden seslerine kulak vermelerini, toplumda giderek artan şiddeti ortadan kaldıracak önlemlerin bir an önce alınmasını istediklerini kaydetti.
Mengen, “Şiddetin, eğitimi tehdit eder boyuta ulaşması, geleceğimizi tehlikeye sokacak boyuta varması, acil ve köklü çözümü zorunlu hale getirmektedir. Şiddet asla kabul edilemez çünkü aslında kaybettiğimiz, toplum içindeki sevgimiz, saygımız, vicdanımızdır. Aslında kaybettiğimiz geleceğimiz, milli değerlerimizdir.” diye konuştu.
Bolu
Bolu’da, Demokrasi Meydanı ve Kent Meydanı’nda bir araya gelen farklı sendikalara üye öğretmenler, ellerinde pankart ve dövizlerle yürüyüş gerçekleştirdi.
Bir grup öğretmen İzzet Baysal Caddesi üzerinden Demokrasi Meydanı istikametine yürürken diğer grup ters istikamette yürüyüşe geçti.
Yürüyüşleri esnasında sloganlar atan öğretmenler, Oktugan’ın öğrencinin silahlı saldırısı sonucu öldürülmesini kınayarak, eğitimde şiddetin önlenmesine yönelik basın açıklaması yaptı.
Karabük
Karabük’te eğitim çalışanları, Kemal Güneş Caddesi’nde basın açıklaması yaptı.
Memur-Sen İl Temsilcisi ve Eğitim-Bir-Sen 1 Nolu Karabük Şube Başkanı Zeki Öz, şiddetin kanayan bir yara haline geldiğini belirterek, tedbir alınması artık bir zorunluluk olduğunu söyledi.
Öz, şöyle konuştu:
“Eğitim çalışanlarına yönelik artan şiddet olaylarını önleyecek, caydırıcı olacak, failleri cezalandıracak ve mağdur eğitim çalışanlarına hukuki koruma sağlayacak bir yasal düzenlemenin yapılmasının sağlanması için bugün iş bırakma eylemi gerçekleştiriyor. İş bırakma eylemiyle eş zamanlı olarak 1 hafta sürecek dilekçe kampanyamızı da başlatmış bulunuyoruz. En büyük gayesi bu güzel ülkenin çocuklarını, milletini ve memleketini seven insani değerleri esas alan bir anlayışla yetiştirmek için mücadele eden öğretmenlerimize karşı yapılan bu ve benzeri çirkin davranışı şiddetle kınıyoruz. Eğitim Bir Sen olarak bu tür vahim olaylara duyarsız kalmayacağız.”
Zonguldak
Zonguldak’ta kent merkezinde bulunan Madenci Anıtı önünde toplanan eğitim çalışanları, basın açıklaması yaptı.
Memur-Sen İl Temsilcisi Kamuran Aşkar, şiddet olaylarına dikkati çekmek için yıllardır çağrı yaptıklarını belirtti.
Eğitim çalışanlarına yönelik şiddeti bir defa daha lanetlediklerini belirten Aşkar, “Bu doğrultuda eğitim çalışanlarına karşı şiddet eylemlerine yönelik cezai ve hukuki tedbirlerin alınması elzemdir.” dedi.
]]>ESMA TURAN
(MUĞLA)- İstanbul’da bir okul müdürünün öğrenci tarafından öldürülmesinin ardından eğitim sendikaları ortak eylem kararı aldı. Muğla’da da öğretmenler bugün iş bıraktı ve eğitim sendikaları tarafından Sınırsızlık Meydanı’nda basın açıklaması yapıldı.
İstanbul Eyüpsultan’da özel bir lisenin müdürü İbrahim Oktugan, okuldan atılan Iraklı eski bir öğrencisinin silahlı saldırısıyla hayatını kaybetti. Oktugan’ın yaşamını yitirmesine tepkiler gelmeye devam ederken eğitim sendikaları tarafından bugün için iş bırakma kararı alındı. Muğla’nın merkez ilçesi Menteşe’de de Sınırsızlık Meydanı’nda Eğitim- Sen, Eğitim- İş, Hürriyetçi Eğitim- Sen, Anadolu Eğitim Sendikası, Türk Eğitim Sen, Eğitim Bir-Sen ve Teç-Sen ortak basın açıklaması yaptı. Sınırsızlık Meydanı’nda bir araya gelen eğitim emekçileri şiddete karşı hep birlikte tepki gösterdi.
“MESLEĞİMİZİ İTİBARSIZLAŞTIRAN HER UYGULAMA İLE ŞİDDETE UĞRUYORUZ”
Eğitim-Sen Muğla Şube Başkanı Nilüfer Enginsu, “Öfkemiz de acımız da sonsuz. Okullarda şiddete, mobbinge uğruyor, ölüyor, öldürülüyoruz. Eğitimde yaratıkları sorunların sorumlusu olarak gösteriliyoruz. Güvencesiz, açlık sınırının altında çalıştıran, aynı sınıflarda aynı öğrencilerin yaşamlarına dokunmamıza rağmen bizi ayrıştıran ve 100 binlerce arkadaşımızın atamasını yapmayan, eğitimin özel sektör eliyle ücretli hale getiren, velileri öğrencileri müşteri olarak tanımlayan, piyasalaştırma kararları ile mesleğimizi itibarsızlaştıran her uygulama ile şiddete uğruyoruz. Yaşamlarımızı kaybediyoruz” dedi.
“EĞİTİM EMEKÇİLERİNİN CANININ HİÇE SAYILMASINI KABUL ETMİYORUZ”
Eğitim İş Muğla Şube Başkanı Ahmet Çakanel, “Bu ülkeyi kuran başöğretmen, eğitim emekçilerini gelecek nesilleri emanet edecek kadar çok güveniyordu. Bu ülke, dünyada bir başöğretmenin kurduğu tek ülke. Daha yeni kurulmuş bir Cumhuriyetken bile sanayi, demokrasi ile eğitimin ülkenin kalkınması eşdeğer tutulduğu bir ülke. Şimdi bu ülkede eğitim emekçilerinin hor görülmesini, emeğin ve hatta canının hiçe sayılmasını kabul etmiyoruz. Bizler, başöğretmenin eğitim neferleriyiz. Kendi değerimizi biliyor, itibarımıza, hayatlarımıza, canımızın parçası olan öğretmenlerimize sahip çıkıyoruz” diye konuştu.
“TEDBİR ALINMASI İÇİN YETKİLİLERE ÇAĞRIDA BULUNUYORUZ”
Eğitim-Bir-Sen Muğla Şube Başkanı Önder Uçak da şöyle konuştu:
“Eğitim çalışanlarına yönelik giderek artan şiddet oranlarını protesto etmek amacıyla buradayız. Şiddeti önleyecek, failleri cezalandıracak, mağdurlara hukuki koruma sağlayacak yasal düzenlemenin yapılması talebiyle buradayız. Eğitim çalışanları olarak her yeni günde yeni bir saldırı haberi almaktan korkar hale geldik. Öğretmenler bugün maalesef kendilerine yönelik şiddet olayları ile anılır hale gelmiştir. Kanatan bir yara haline gelen şiddet olaylarına dikkat çekiyor, tedbir alınması için yetkililere çağrıda bulunuyoruz. Eğitim çalışanları, öğretmenlerimiz bir yandan şiddetin toplumun aklını, anlayışını felç etmesine, eğitim başarımızı engellemesine dur demek için genç simalar üzerinde emek verirken diğer yandan şiddetin nesnesi haline gelmiş durumdadır. Şiddetin eğitimi tehdit eder boyuta ulaşması, geleceği tehlike sokacak boyuta doğru tırmanıyor olması, acil ve köklü çözüm bulmayı zaruri hale getirmektedir.”
“EĞİTİMDE ŞİDDET YASASI BİR AN ÖNCE ÇIKARILMALIDIR”
Türk Eğitim-Sen Muğla Şube Başkanı Mürsel Özata ise şunları söyledi:
“Kutlu bir görev ifa eden, mukaddes değerlerle bezenmiş bir mesleğin neferleri olmakla gurur duyan bizler, sadece öğretmen değil; aynı zamanda çocuklarımızı hayata hazırlayan, geleceğe taşıyan, onların kendi yolunu çizmesinde öncü rol üstlenen kahramanlarız. Eğitim çalışanlarına yönelik gerçekleştirilen itibar suikastları ile başlayan süreç ölümle son bulmuştur. Bakanlığımızın şiddete yönelik önlem alması için daha kaç eğitimcimizi yitireceğiz? Artık yeter. Eğitimde şiddet yasası bir an önce çıkarılmalıdır. Eğitim çalışanlarımıza yönelik şiddet aslında geleceğimize sıkılan kurşundur. Eğitimin asli unsuru ve taşıyıcı kolonu olan öğretmenlerimizin saygınlığının artırılması, güvenli çalışma ortamlarına kavuşmaları, daha verimli eğitim hizmetini getirecek ve dolayısıyla toplumun sağlıklı geleceğini inşa edecektir.”
]]>
Çankaya Evleri’nin ortak yıl sonu sergisi sona erdi. Çankaya Belediye Başkanı Hasan Can Güner de Zübeyde Hanım Sosyal Tesisi’nde düzenlenen sergiyi ziyaret etti. Çankaya Evleri’nde eğitim alan kursiyerlerin eserlerinin yer aldığı sergi, yoğun bir katılımla tamamlandı.
İlgiyle karşılanan Başkan Güner, “Burada ev sahibi olan biz değil, Çankaya Evleri’mizde eğitim alan kursiyerlerimiz ve aileleridir” diyerek kursiyerlerin çoğunluğunun kadın olmasından duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Güner, “Bugün Çankaya Evlerimizde, Halk Eğitim merkezlerimizle işbirliği içerisinde yürüttüğümüz kurslarımıza katılan ve bu kurslarda ürettikleri el emeği göz nuru diyebileceğimiz eserlerini Çankayalılara tanıtan kursiyerlerimizin sergisinde sizlerle birlikte olmaktan büyük mutluluk duyuyor hepinize saygılarımı ve sevgilerimi sunuyorum” diye konuştu.
“20 YIL ÖNCE ATILAN ÇANKAYA EVLERİ TOHUMU, MEYVELERİNİ VERİYOR”
Başkan Güner yaklaşık 20 yıl önce atılan Çankaya Evleri tohumunun yeşerdiğini, filizlendiğini, kökleştiğini ve yıllardır da meyvelerini verdiğini belirterek, şöyle devam etti:
“Çankaya Evleri’mizde bugün 26 bin 800 yurttaşımızı 27 burada ağırlıyoruz, 116 branşta kurs ve eğitimler veriyoruz, böylelikle toplumun sosyal gelişimini destekliyoruz, komşularımıza da sağlıklı sosyal ilişkiler inşa edebilecekleri ortam ve imkanlar yaratıyoruz. Farklı yaş ve cinsiyetten, farklı sosyo-ekonomik kesimlerden yurttaşlarımıza eşit ve ücretsiz bir şekilde kamusal eğitim hizmeti ulaştırıyor, birçok kamu kurumu, sivil toplum kuruluşu ve üniversiteyle iş birliği yaparak yetişkinlere yönelik kurslarla hem kişisel gelişime katkı sunuyoruz hem de sosyalleşmelerine olanak sağlıyoruz.
“YURTTAŞLARIMIZIN YAŞAM KALİTESİNİ ARTTIRMAYI HEDEFLİYORUZ”
Bir ulus için en önemli konu olan eğitimde özelleşmenin yaygınlaştığı, fırsat eşitliğinin rafa kalktığı bir dönemde burada LGS ve YKS sınavlarına hazırlanan öğrencilerimize kurs desteği veriyoruz. Ayrıca yine Çankaya Evleri’mizde bulunan çalışma salonları ve kütüphanelerimizle de öğrencilerin konforlu bir ortamda ders çalışmalarına olanak sağlıyoruz, yine yurttaşlarımızı kitapla buluşturuyoruz. Yani bir bütün olarak sosyal, ekonomik ve siyasi sebeplerle tahrip edilen bir yaşamı hep birlikte onarıyor, yurttaşlarımızın yaşam kalitesini korumayı ve artırmayı hedefliyoruz. Çankaya Belediyesi olarak yapılan tüm bu çalışmaların sonuçlarını görmek bize en büyük mutluluğu yaşatıyor. Kurslarımıza katılan yurttaşlarımızın el emeği göz nuru ürünlerini sergiledikleri tüm çalışmalar bizlere de büyük bir motivasyon kaynağı oluyor.”
“BİRLİKTE ÜRETİP, YAŞAMI BİRLİKTE ÖRECEĞİZ”
Belediyecilik anlayışı olarak yaşam boyu eğitim ilkesini benimsediklerinin altını çizen Güner, “Birlikte üretip birlikte yaşamı öreceğimiz, böylesi etkinliklerin artarak çoğalacağı bir döneme hep beraber ‘Merhaba’ derken tüm kursiyerlerimize, ailelere, kıymetli katılımcılara, iş birliği yaptığımız kurum ve kuruluşlara halk eğitim merkezimizin kıymetli yöneticilerine ve geçmişten bugüne buraya emek veren tüm yöneticilerimize ve çalışma arkadaşlarımıza teşekkür ediyorum. Hepinize saygı ve sevgilerimizi sunuyorum” dedi.
]]>İzmir Ticaret Odası, 13 Şubat-7 Mayıs 2024 tarihleri arasında ulusal ölçekte kapsamlı ve uzun süreli ilk eğitim olma özelliğine sahip Yeşil Dönüşüm Mentorluğu eğitim programına ev sahipliği yaptı. Toplam 10 hafta süren program kapsamında, modüllerin anlatımı İzmir Ekonomi Üniversitesi akademisyenleri; Prof. Dr. Fehmi Görkem Üçtuğ, Doç. Dr. Mine Güngörmüşler ve Dr. Burak Amirak tarafından gerçekleştirildi. Programa; İzmir Ticaret Odası Eğitim ve Sağlık Vakfı Yönetim Kurulu Muhasip Üyesi Mehmet Yavuz Alkan ile birlikte 24 işletmeden 26 temsilci katılım sağladı.
10 modülden oluşan eğitim programı, yeşil dönüşümün temellerinden başlayarak Yeşil Dönüşüm Mentorluğu kavramına ve işletmeler için bu dönüşümün önemine kadar geniş bir perspektif sundu. Atık yönetimi ve döngüsel ekonomi uygulamalarıyla Avrupa Yeşil Mutabakatı kapsamında uygulamaya alınan düzenlemelerin işletmeler üzerindeki etkilerine odaklandı, enerji verimliliği uygulamaları ve yeşil tedarik zinciri yönetimi gibi pratik konuları içerdi.
Eğitimde teorik anlatımların yanı sıra eğitime iyi uygulama örneklerini paylaşmak üzere firmalar da davet edildi. Programın son modülünde katılımcı firmalar, eğitim programında elde ettikleri bilgiler ışığında işletmelerinde uygulama kararı verdikleri yeşil dönüşüm alanları hakkında sunum gerçekleştirdi, geri bildirimler aldı. Programa devam eden ve son hafta firma sunumunu başarı ile tamamlayan katılımcılar Yeşil Dönüşüm Mentoru sertifikası almaya hak kazandı. Programın ikincisi eylül ayında düzenlenecek.
Katılımcılara sertifikalarını takdim eden İZTO Yönetim Kurulu Başkanı Mahmut Özgener, “Yeşil dönüşüm, günümüzün en önemli ve kritik ihtiyaçlarından biri. Sürdürülebilirlik ve çevre bilinci, artık sadece bir seçenek değil, bir zorunluluk olarak karşımıza çıkıyor. Hepimiz gelecek nesillere yaşanabilir bir dünya bırakma sorumluluğunu üzerimizde taşıyoruz. Çevresel etkilerimizi azaltmak ve dünyamızın sahip olduğunu sınırlı kaynakları daha verimli kullanmak için kalıcı adımlar atmamız şart. Bu anlayışla, ‘İzmir iş dünyasının yeşil dönüşümüne katkıda bulunmak’ stratejik hedefi ile yürüttüğümüz ve ulusal ölçekte bir ilk olma özelliği taşıyan “Yeşil Dönüşüm Mentorluğu” eğitimimizin kentimizin yeşil dönüşümünü ve ekonomik sürdürülebilirliğine olumlu katkılar sunacağına inanıyorum” dedi.
Projenin eğitmenlerinden Prof. Dr. Fehmi Görkem Üçtuğ ise “Biz bu eğitimde sürdürülebilirliği son dönemlerde akla gelen ilk kavram olan çevreyi esas alarak; ama toplumsal ve yönetim unsurları da göz ardı etmeden anlatmaya çalıştık. Firmalara sürdürülebilirlik stratejilerini oluştururken hedef belirleme, fayda-maliyet analizi, performans takibi ve sürekli iyileştirme gibi hususları nasıl hayata geçireceklerini anlattık. Sürdürülebilirliğin belli sektörlerin özelinde olmadığını, her türlü üretim ve hizmet faaliyetinin sürdürülebilirlik bakış açısıyla ele alınması gerektiğini vurguladık ve firmaların kapanış sunumları bize bu bilinci kazandırmakta başarılı olduğumuzu gösterdi” diye konuştu. – İZMİR
]]>MUSTAFA USTA
(SİNOP) – Eğitim-İş Sinop Şube Başkanı Celal Şahbenderoğlu, “Devletin en önemli görevi eğitimdir. Her şey eğitimle başlar. Bir devlet olmanın gereği de okullarına, eğitim yuvalarına yaptığı yatırımlarla ölçülür aslında bakarsanız. Medeni toplum olmanın ilk şartı da budur. Biz bu noktalara özen gösterilmesini istiyoruz ve talep ediyoruz. Bu noktada tabi keşke bu tip olaylar yaşanmasaydı. Bugün İbrahim hocamızda aramızda olacaktı. Yani bir kişinin elinde silahlar çok rahat bir şekilde girmesi, biz defalarca söylememize rağmen ne kadar haklı olduğumuzu ortaya çıkardı” dedi.
Eğitim-İş Sinop Şube Başkanı Celal Şahbenderoğlu, İstanbul Eyüpsultan’da yabancı uyruklu bir öğrencinin saldırısı sonucu hayatını kaybeden okul müdürü İbrahim Oktugan için açıklamalarda bulundu. Öğretmenin değersizleştirildiğini belirten Şahbenderoğlu, gerekli önlemler alınmazsa güvenlik sorunlarının artabileceğini ifade etti.
“TEDBİRLER ALINMAZSA BU OLAYLAR SÜRECEK”
Celal Şahbenderoğlu, şöyle konuştu.
“Maalesef, İstanbul’da yaşanan bu üzücü olay tüm Türkiye’yi derinden sarstı. Biz tabi geçmişte de defalarca okullarda güvenlik sorununu dile getirdik. Bununla ilgili tedbir alınmadı. Bakanlık bunları ciddiye almadı ama maalesef bu tip olaylar yaşanmaya devam ediyor. Gelecekte de eğer bu tedbirler alınmazsa yaşanacak gibi görünüyor. Bu işlerin temelinde, okullardaki bu sıkıntıların temelinde aslında genel idarenin öğretmenlere yaklaşımı yatmakta. Biz, her ortamda şunu söylüyoruz; öğretmene saygı duyulmalı. Fakir Baykurt’un dediği gibi öğretmen ders verir, öğretmen kimsenin bakıcısı değildir, öğretmenin bir saygınlığı vardır. Dolayısıyla da bunu temelde artık herkesin kabullenmesi gerekir. Okullarımızda maalesef ortamlar güvenli değil. Geçmişte, okullarda bir takım güvenlik personelleri bulunuyordu. Bu son yıllarda gelinen süreç içerisinde maalesef bunlar ortadan kaldırıldı. Ülkede birçok konuya itibardan tasarruf olmaz mantığıyla harcamalar yapılırken eğitim yuvalarımız, en güvenli olması gereken alanlarımız maalesef güvenlikten yoksun hale getirildi çünkü buralara gerekli harcamalar yapılmadı. Neydi bu harcamalar? Her zaman bizim dile getirdiğimiz gibi çocuklarımıza verilmesi gibi okullara eğitimle ilgili güvenlik elemanı tesis edilmesi gibi, temizlik noktasında yine eleman yetersizliğini ortadan kaldırması gibi bir takım taleplerimiz var. Maalesef bu konularda tasarruflar edildi ve geldiğimiz noktada bu olmuş oldu.
“OKULLARIN DAHA GÜVENLİ HALE GETİRİLMESİNİ İSTİYORUZ”
Okullarda çok ciddi bir güvenlik, temizlik ve maalesef çocuklarımızın da iyi ortamlarda olmadığı şartlar söz konusu olmaya başladı. Biz bunların giderilmesini istiyoruz. Okulların daha güvenli hale getirilmesini istiyoruz. Bunların da tabi en temelinde öğretmenlere saygı yatıyor. Bu en önemli unsur diye değerlendiriyoruz çünkü maalesef mevcut hükümetin yapmış olduğu politikalar, söylemler öğretmenin itibarını zedeleyici, onlara sıradan bir meslekmiş gibi göstermek çabası, onlar sanki uzman değilmiş gibi onlara uzmanlık yaftaları yapıştırmaya çalışılması toplum gözünde öğretmeni değersizleştirme şeklinde karşımıza çıkıyor. Bunun kimseye faydası yok. Bir öğretmenin toplumda değersizleştirilmesi zincirleme bir şekilde öğrencilere yansıyacaktır ve beraberinde de velilere ve tüm topluma yansıyacak bir olgudur. O yüzden her şeyden önce öğretmenliğin saygınlığını hiçbir şekilde zedelemeyecek ve buna her zaman dikkat edilecek bir takım çalışmaların ve söylemlerin gerçekleştirilmesi gerekir. Maalesef, sanki öğretmenlik oturulan bir meslekmiş gibi, sanki çok para ödenmesi gereksizmiş gibi toplumda devlet tarafından birtakım algılar oluşturulmaya çalışılıyor. Bu doğru bir yaklaşım değil. Öğretmen neyse toplumda odur. Bunu herkes artık anlamalı ve bilmeli. Öğretmen toplumun aynasıdır. Dünyanın her yerinde savaşlarda bile okullar güvenli ortamlar olmak zorundadır. Bunu da bir şekilde mevcut hükümetler artık kafalarını yerleştirilmeli ve bu konuda çok özen göstermeli. Devletin en önemli görevi eğitimdir.”
]]>(ANKARA) – Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, Eğitim Bir-Sen, Türk Eğitim-Sen, Eğitim-İş ve Eğitim Sen’in genel başkanlarıyla bugün ‘eğitimde şiddet’ konusunda toplantı yaptı. Toplantının ardından yapılan açıklamaya Eğitim Sen ve Eğitim-İş katılmadı. Tekin, “Öğretmenlik Meslek Kanunu taslak metni önümüzdeki günlerde Meclis’in onayına gelecek. Bu tür fiillere karşılık ceza kanunlarında öngörülen cezaların yüzde 50 oranında artırımlı olarak verilmesini, bu fiilleri işleyenlerin hapis cezalarının ertelenmesinin engellenmesini, bu fiillerin doğrudan tutuklama talebi sayılarak, bu fiilleri işleyenlerin tutuksuz yargılanmasının yolunun kapatılmasını talep ettik” dedi. Bakanlık önünde ayrı bir açıklama yapan Eğitim-İş Genel Başkanı Kemal Irmak, “Bakan, ‘ben yaptım oldu, gelin siz de sözünüzü söyleyin gidin’ tutumu içerisindeydi, bunu kabul etmiyoruz” diye konuştu.
Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, bugün 4 eğitim sendikasıyla son günlerde öğretmenlere yönelik artan şiddet olaylarıyla ilgili bakanlıkta toplantı yaptı. Toplantıya, Eğitim-Bir-Sen Genel Başkanı Ali Yalçın, Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı Talip Geylan, Eğitim-İş Genel Başkanı Kadem Özbay ve Eğitim Sen Genel Başkanı Kemal Irmak katıldı. Toplantı sonrası yapılan açıklamada Eğitim Sen ve Eğitim-İş genel başkanları yer almadı. İki sendika başkanı, bakanlık önünde ayrı bir basın açıklaması yaptı.
“ÖĞRETMENLERİMİZİ KİMSEYE EZDİRMEYECEĞİZ”
Açıklamasına İstanbul’da öğrencisinin silahlı saldırısına uğrayarak yaşamını yitiren öğretmen İbrahim Oktugan’a başsağlığı dileyerek başlayan Milli Eğitim Bakanı Tekin, “Bizler öğretmenlerimize ve eğitim ailemizin her bir ferdine yönelen her türlü şiddeti, ülkemizin geleceği ve varlığına yapılan bir saldırı olarak nitelendiriyoruz. Şiddetle kınıyoruz” dedi.
“Meslektaşlarımıza yapılan bu tür çirkin saldırıların son bulması için tüm gücümüzle mücadele etmeye kararlıyız” ifadelerini kullanan Bakan Tekin, “Bu konuda bizzat Sayın Cumhurbaşkanımız sürecin sonuna kadar takipçisi olmamız konusunda bizleri talimatlandırdı. Bakanlık olarak bizler de bu tür olaylarla karşı karşıya kalan arkadaşlarımızla ilgili başta yargı süreçlerine bizzat müdahil olup takip etmek üzere alabileceğimiz bütün tedbirleri alıp, her türlü adımı atmaya kararlıyız. Bu süreçte bize destek olan emniyet mensuplarımıza ve yargı mensuplarımıza teşekkür ediyorum. Öğrencilerimizin güven içinde eğitim görebilmeleri, için gereken her şeyi yapma konusunda kararlıyız. Öğretmenlerimize yönelen baskı ve şiddeti asla kabul etmeyeceğimizi, kimseye ezdirmeyeceğimizi buradan tüm Türkiye ile paylaşmak istiyoruz” diye konuştu.
“AİLE HAVASINDA HEP BERABER SAHİP ÇIKALIM”
“Bu acı olay eğitim camiası olarak üzerinde sürekli düşündüğümüz ve derinlemesine mücadele ettiğimiz bir konu olan eğitimde şiddetin kökünü kazıma çabamızın ne kadar hayati olduğunu bir kez daha gösterdi. Bu soruna çözüm üretmek topyekun ve kararlı mücadele ile mümkündür. Bizler bu konuda alınması gereken bütün tedbirleri bugüne kadar almaya çalıştık. Bugün alıyoruz. Almaya devam edeceğiz. Ancak bu konuda velilerimizden, sivil toplum kuruluşlarından, kamu kurumlarından ve tüm paydaşlarımızdan bize destek olmaları, kendi sorumluluklarını da özenli bir biçimde yerine getirmelerini özellikle istirham ediyoruz. Öğretmen arkadaşlarımızdan da bir beklentim var. Aramızdaki her türlü fikir ayrılıklarına, düşünce ayrılıklarını, yaşam tarzı farklılıklarını bir tarafa bırakarak mesleğimizin onuruna ve meslektaşlarımızın hukukuna bir milyondan fazla mensubu bulunan bir aile havasında hep beraber sahip çıkalım.
“ÖĞRETMEN MESLEK KANUNU TASLAĞI MECLİS’İN ONAYINA GELECEK”
Öğretmenlik Meslek Kanunu, Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edildikten sonra bakanlığımız kanun süreciyle ilgili yeni bir hazırlık aşaması başlattı. Bu süreç devam ediyor. Hazırladığımız kanun içerisinde öğretmenlere ve eğitim çalışanlarına yönelik şiddet içeren fiillerle ilgili olarak şu hükümlere de taslakta yer verdik; Bu tür fiillere karşılık ceza kanunlarında öngörülen cezaların yüzde 50 oranında artırımlı olarak verilmesini teklif ettik. Bu fiilleri işleyenlerin hapis cezalarının ertelenmesinin engellenmesini talep ettik. Bu fiillerin doğrudan tutuklama talebi sayılarak, bu fiilleri işleyenlerin tutuksuz yargılanmasının yolunun kapatılmasını talep ettik. Bir de kanun metninde özel eğitim kurumlarında görev yapan ve diğer eğitim kurumlarında çalışanların da görevleri sebebiyle kendilerine işlenen suçlar bakımından kamu görevlisi sayılmalarını teklif ettik. Hazırladığımız taslak metin önümüzdeki günlerde Meclis’in onayına gelecek. Öğretmenlerimizin sorunlarına kulak vermek, onların sesi olmak en önemli görevimiz olacak.”
“MESLEK KANUNUN ISRARLA TAKİBİNİ YAPACAĞIZ”
Eğitim-Bir-Sen Genel Başkanı Ali Yalçın ise cuma günü 81 ilde açıklama yapacaklarını ve iş bırakma eylemi gerçekleştireceklerini belirterek şöyle konuştu.
“Söz konusu eğitimcinin ve eğitim çalışanlarının canı ise burada hiçbir ayrılık konusu gözetilmeden ortak hareketi son derece önemli buluruz. Biz bu konuda hassasız. Meslek kanunu tartışması geçen dönem yapıldığında biz şiddete ilişkin düzenlemeyi ısrarla istemiş bunun da fikri takibini yapmış ve genel kurul aşamasında da elimizden gelen bütün gayreti gösterdik. O günden bu güne cereyan eden şiddet hadiselerinin hepsi de tepkimizi tavrımızı ortaya koyduğumuz gibi acılı ailelerin ve yaralı arkadaşlarımızın yanında olduk. Bakan’ın meslek kanuna ilişkin özellikle düzenleme konusunda paylaştığı kısmı son derece kıymetli buluyorum. Takibini ısrarla yapacağız.”
“ÖĞRETMENE SAHİP ÇIKMAK, ÇOCUKLARA SAHİP ÇIKMAK DEMEKTİR”
Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı Talip Geylan ise şöyle konuştu:
“Bu ilk değildi. Daha önceki yıllarda da öğretmenlerimizi kaybetmiştik. Bunun son olmasını arzu ediyoruz. Bu anlamda meslek kanunu içerisinde eğitimcilere yönelik şiddeti önleyici tedbirlerin, yasal düzenlemelerin bir an önce yapılacağı haberini memnuniyetle karşıladık. Bir daha böyle elim hadiselerin yaşanmasını önleyecek tedbirler hayata geçirilir. Öğretmenlerimiz, herkesin şiddet uygulayabileceği bir meslek grubu haline geldi. Bundan büyük acı duyuyoruz. Topluma, ailelere ve velilerimize bir çağrıda bulunmak istiyorum. Öğretmene sahip çıkmak demek, toplumun geleceğine ve çocuklara sahip çıkmak demektir.”
“BURADAN BİR ADIM ATACAĞINIZI SÖYLEYİN, BİRLİKTE OLALIM DEDİK”
Bakanlık önünde basın açıklaması yapan Eğitim-İş Genel Başkanı Kadem Özbay, “Bu ülkede bir öğretmen ölmüş. Bakın şiddet değil, daha ötesi. Yalnızca kameralar karşısında kınayınca geçecek mi bu? Olmaz. Biz bunu kabul etmiyoruz. Müfredat ve Öğretmenlik Meslek Kanunu’yla ilgili de ‘biz yaptık, ettik’ deseler de mücadelemiz bitmeyecek. Bu müfredata karşı bakana da söyledim. ya yanlış yaptıysanız? 22 yıllın sonunda aslında yanlış yapıldığını siz ortaya koyuyorsunuz. Bunun bedelini çocuklar ödüyor. Yine yanıldıysanız ne olacak? İddia ediyorum, sizinle birlikte bu müfredat da dayatmacı anlayış da gidecek. Eğitim-İş olarak çocuklarımızın ve eğitimcilerimizin yanında olmaya devam edeceğiz. Buradan bir adım atacağınız söyleyin o zaman birlikte olalım dedik. “Bunlar çok uzun konular, bunları tartışınca ortaya bir şey çıkmıyor.” dedi. Eğitimin yüzlerce sorunu var.”
“BU TAVRI KABUL ETMİYORUZ”
Eğitim Sen Genel Başkanı Kemal Irmak ise şunları kaydetti:
“Bakan’a geçen hafta Avrupa’da bazı okullara yaptığımız ziyaretlerde o okullarda alınan önlemleri ve tedbirleri söylediğimde Bakan’ın buna kayıtlı olmadığını fark ettim. Sadece Bakan’ın bizi buraya çağırma sebebi, bir meşruiyet… Sorunlar var ama bakın birlikte yürütüyoruz duygusunu topluma vermekti. Eğitimi piyasaya açmaktan, eğitimi dinselleştirme çabalarından vazgeçip tamamen laik, bilimsel, demokratik eğitim konusunda eğitimin tüm bileşenleriyle demokratik süreçleri işleterek bir müfredat hazırlamak olmalı. Bunun dışındaki bir tavrı kabul etmeyeceğiz. Yarın da bakanlık önünden Meclis’e kadar yürüyeceğiz. Bakan, ‘ben yaptım oldu, gelin siz de sözünüzü söyleyin gidin’ tutumu içerisindeydi bunu kabul etmiyoruz.”
]]>(ANKARA) – Milli Eğitim Bakanlığı’na 20 bin öğretmen ataması kararı ve öğretmenlere yönelik şiddete tepkiler sürüyor. Eğitim-İş Genel Başkanı Kadem Özbay, “Aslında öğretmenlik mesleğini ne kadar değersizleştirdiklerini, değer vermediklerini kanıtlıyorlar. 1 milyon kişi atamaya bekleyecek, siz sonra 20 bin atama yapacaksınız. Bu öğretmene verdiğiniz değerin ne kadar sorunlu olduğunu gösteriyor” dedi. Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası Ankara Temsilcisi İnci Gürkan ise “Bu şiddet tesadüf değil. Ne eğitimin niteliği bırakıldı, ne de öğretmenlerin meslek onuru bırakıldı” değerlendirmesini yaptı.
Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in 20 bin öğretmen atanacağı yönündeki açıklaması ve İstanbul’da özel okul müdürü İbrahim Oktugan’ın bir öğrenci tarafından silahla vurularak öldürülmesine yönelik tepki ve protestolar sürüyor.
Eğitim-İş Genel Başkanı Kadem Özbay ve Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası Ankara Temsilcisi İnci Gürkan, öğretmen atamalarına ilişkin açıklanan kontenjanı ve öğretmenlerin maruz kaldığı şiddeti ANKA Haber Ajansı’na değerlendirdi.
“BU SORUN DAHA DA BÜYÜYECEK”
Eğitim, fen edebiyat ve ilahiyat fakültelerinden mezun olan ve hala eğitimine devam eden öğrenci sayısına dikkat çeken Özbay, “Eğitim fakültelerinde 250 bin öğrenci var. 400 bin fen edebiyat fakültelerinde var. 100 binin üzerinde din ve din bilimleri fakültelerinde öğrenci var. Topladığınızda 800 bine yakın öğrenci okullardan mezun olduğunda öncelikle öğretmen olabilir miyim? Umudunun adeta satıldığı… Çünkü eğitim bilimleri dışında başka alanlara da bunun taşındığını görüyoruz. Gençlerin geleceğini planlamakla yükümlü olan iktidar, üniversiteye alıp, onları müşteri gözüyle görüp, bulundukları illere para kazandırsın, ondan sonra ne yaparsa yapsın anlayışı bugün 1 milyona yakın atama bekleyen öğretmeni karşımıza getirmiştir. 20 bin atama rakamlarıyla gidilirse, bu sorun daha da büyüyecektir. Aslında öğretmenlik mesleğini ne kadar değersizleştirdiklerini, değer vermediklerini kanıtlıyorlar. 1 milyon kişi atamaya bekleyecek, siz sonra 20 bin atama yapacaksınız. ‘Bir miktar’ diyeceksiniz. Bu öğretmene verdiğiniz değerin ne kadar sorunlu olduğunu gösteriyor.”
“GEÇTİĞİMİZ YIL 23 BİN 670 ÖĞRETMEN EMEKLİLİK, İSTİFA, ÖLÜM GİBİ SEBEPLERLE SİSTEMİN DIŞINA ÇIKMIŞ”
20 bin öğretmen atamasının kabul edilebilir olmadığını söyleyen Özbay, şöyle devam etti:
“Geçtiğimiz yıl 23 bin 670 öğretmen emeklilik, istifa ve ölüm gibi sebeplerle sistemin dışına çıkmış. Bu alınan öğretmenler bırakın yenilerini eklemeyi, mevcut öğretmenlerin yerini bile dolduracak sayıda değil. Bakan, bakana, bakan cumhurbaşkanına… Ama ne halkı ne de öğretmeni ne çocuğu gören yok. Atanmadığı için farklı işlerde çalışmak zorunda kalan, intihar eden, yaralanan, güvencesi olmayan, özel sektörlerin kucağına itilen ve devlette istihdam edilmeyip, ‘ücretli çalışırsan gel o zaman’ anlayış var. Yaşamını kaybeden ve psikolojik, sosyal sorunlar yaşayan, gençlerin umudunu çalan AKP iktidarıdır. Eğitime bakış açıları AKP iktidarının ne olduğunu gösteriyor. 20 bin atama sayısını kabul edilemez.”
“SEN ÖĞRETMENE PARMAK SALLARSAN BİRİLERİ DE GELİP ÖĞRETMENE ŞİDDET UYGULAR”
Eğitim alanında yaşanan şiddet vakalarının artışa geçtiğini söyleyen Özbay, “Şiddetin tek bir faili yok. Şiddetin arkasında sorunlu ve karanlık bir zihniyet var. Biz eğitimcilerin mücadelesi bu karanlık zihniyetin aydınlanması için” dedi. Öğretmenlerin maruz kaldığı şiddeti protesto etmek iççin Cuma günü tüm Türkiye’de sendika olarak iş bırakacaklarını söyleyen Özbay, şunları söyledi:
“Sen öğretmene ‘şahsiyet kazandıracağız’ dersen, ‘bir miktar’ dersen, ‘öğretmenler yeteri kadar idealist değil’ dersen, atama bekleyen bir milyon öğretmen yığınını oluşturursan, özel sektörün kucağına itersen, protokoller yapıp herkes öğretmenlik yapabilir algısı yaratırsan ve öğretmeni bu kadar değersizleştirirsen o sorunlu zihniyet öğretmene şiddete başvurur. Sen öğretmene parmak sallarsan birileri de gelip öğretmene şiddet uygular. Bu şiddetin faili yine siyasi iktidarın yarattığı tahribattan kaynaklanıyor. Öğretmenler zaten mobbinge ve psikolojik şiddete maruz kalıyorlar.”
“ATAMA BEKLEYEN YÜZ BİNLERCE ÖĞRETMEN VAR”
Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası Ankara Temsilcisi İnci Gürkan da fakültelerin öğretmenlik alanlarından mezun olan öğrenci sayısına dikkat çekti. Aynı zamanda mezun olup, atama bekleyen öğretmen adaylarının olduğunu söyleyen Gürkan, “Atamayı bekleyen yüz binlerce öğretmen var” dedi.
“20 BİN ATAMA BEN SİZİ EKONOMİK KOŞULLARDA YÜZÜSTÜ BIRAKIYORUM DEMEK”
20 bin kişinin belirli branşlarda atanacağı ve bu sayının yetersiz olduğunu ifade eden Gürkan, şunları söyledi:
“Bu ekonomik krizin faturasını yine bize ödetmek, ‘siz yine özel sektörde güvencesiz koşullarda çalıştırılmaya devam edin, patronların hükümranlığına sizi bırakıyoruz’ demektir. 20 bin atama çok komik bir rakam. Rakamlar çok düşük. 81 ilde üniversitelerin olduğu bir ülkede yaşıyoruz. Mezun onlan binlerce, on binlerce öğretmen var. Ben sizi ekonomik koşullarda yüzüstü bırakıyorum. Kriz koşullarına ve güvencesiz özel sektör çalışma koşullarına sizi mahkum ediyorum demektir. Biz 20 bin atamadan ancak bunu anlayabiliriz.
“BİR ÖĞRETMENİMİZ MAAŞ İSTEDİĞİ İÇİN KAFASINDA BARDAK KIRILDI”
Öğretmenlerin çalışma yaşamlarında hem fiziksel hem de psikolojik olarak şiddete maruz kaldığını söyleyen Gürkan sözlerini şöyle sürdürdü:
“Sendikamız kurulduğundan beri öğretmenlerin maruz kaldığı psikolojik ve fiziksel şiddeti hem velilerimize ve diğer sektörden bütün emekçilere nasıl koşullar altında yaşadığımızı göstermeye çalışıyoruz. Bu şiddeti lanetliyoruz ve kınıyoruz. Kaybettiğimiz öğretmenimizin üzüntüsünü yaşıyoruz. Güvencesiz ve ucuza patronların hükümranlığına, karına terk edilmiş öğretmenler zincirinden bahsediyoruz. Bu olaydan önce bir öğretmenimiz maaş istediği bir okulda kafasında bardak kırıldı. Bu şiddet tesadüf değil. Milli Eğitim Bakanlığı’nı özel sektörde çalışan hiçbir öğretmeninin arkasında durmuyor. Onu güvencesiz koşullara, şiddetin her türlüsüne maruz bırakıyor. Denetim yok. Patronlardan hesap soran bir bakanlık yok. Ne eğitimin niteliği bırakıldı, ne de öğretmenlerin meslek onuru bırakıldı. Bu eğitimde, sağlıkta da böyle. Özelleştirilen bütün kurumların içerisinde durum böyle. Daha fazlası yaşanmasın istiyoruz. Hiçbir öğretmen bu koşullara terk edilmesin diye mücadelemizi büyütmeye kararlıyız. Kamusal eğitimi her zaman dile getirmeye devam edeceğiz.”
]]>Yazılı ve uygulamalı sınavların ardından itfaiye erleri, 4 ay süren eğitim sürecini tamamladı. Ata Eğitim Merkezi’nde gerçekleşen programla, sınavlardaki toplam başarı derecelerine göre 50 itfaiye eri görev yeri tercihi yaptı. Mersin Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri Olcay Tok, İtfaiye Dairesi Başkanı Fuat Tuğluoğlu, şube müdürleri ve ailelerin katıldığı programda, konuşmaların ardından itfaiye erlerinin 4 aylık eğitimlerinden kesitler izlendi. Ardından itfaiye erleri, alanda kurulan parkurlarda çeşitli kaza senaryolarında kurtarma tatbikatları yaptı. Grup amirliklerindeki ihtiyaçlar doğrultusunda ve alınan puanlara göre yapılan yerleştirmeye göre merkezde 32, Tarsus’ta 8, Anamur’da 6 ve Mut’ta 4 kişi görevlendirildi.
“Tamamen şeffaf ve liyakate uygun olarak personel alındı”
Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri Olcay Tok, alımı yapılan 50 itfaiye erinin eğitimlerini tamamlayarak göreve başladıklarını ifade etti. Personel alımının tamamen şeffaf ve liyakate uygun olarak yapıldığını kaydeden Tok, “Büyükşehir Belediye Başkanımızın öncülüğünde Ata Eğitim Merkezi’ni kurduktan sonra, uygulamalı eğitimler tüm personelimize verilmeye başlandı. Personelimiz ilk yardım, kuleden indirme, yaralı kişiyi yüksek yerden indirme, yüksek yere çıkma ve yangına müdahale yaptılar. Geçen sene de 100 memur almıştık. Toplam 150 personelin 106’sı, burada gördüğünüz tüm eğitimin hepsini yapabilecek düzeyde. Mersin Büyükşehir Belediyesi İtfaiyesini daha da kuvvetlendirdik. Olaylara çok seri ve uygun bir şekilde müdahale edecek düzeye geldiler. Bu eğitimler düzenli olarak devam edecek” dedi.
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığına, 133 itfaiye eri, 60 zabıta memuru alımı için 2. kez yazı yazdıklarını ve onay beklediklerini belirten Tok, “Talep ettiğimiz memurları da alırsak, onların eğitimlerini de vereceğiz. Mersin’deki tüm yangınlarda, arama-kurtarmalarda, geçen sene yaşadığımız gibi büyük afet olaylarında, güçlü bir Mersin Büyükşehir Belediyesi İtfaiyesi olacak. Evet şu anda da güçlüyüz ama daha da güçlenmek istiyoruz” diye konuştu.
“Halkımızın malını, canını kurtaran teşkilat olarak görevimize devam edeceğiz”
İtfaiye Daire Başkanı Fuat Tuğluoğlu, ilk yapılan alımlarda itfaiye erlerini direkt göreve başlattıklarını ve bu süreçte eğitimlere devam ettiklerini, son alımlarda ise 4 aylık eğitim sonrası göreve başlattıklarını ifade etti. Tuğluoğlu, Başkan Vahap Seçer’in itfaiye teşkilatının gerek personel gerek araç ve malzeme ihtiyacı konusunda hiçbir zaman kendilerini yalnız bırakmadığını belirterek, “Ata Eğitim Merkezi’ni de başkanımızın sayesinde Mersinimize kazandırdık. Umarım burada hem kendi itfaiyeci arkadaşlarımızı eğiteceğiz hem de diğer kurum ve kuruluşlardan gelen talepleri karşılayacağız” şeklinde konuştu.
Programda itfaiye erlerine de seslenen Tuğluoğlu, “Bileğinizin hakkıyla, Türkiye’nin en liyakatli sınavını geçerek geldiniz ve 4 ay eğitim aldıktan sonra kadroya katılacaksınız. Biz sizi Mersin’in 30-35 yılına hizmet edecek personel olarak görüyoruz. Zaten iyi olduğunuz için buradasınız. Mersin’e en iyi hizmet personeli kazandırdığımıza inanıyoruz. Bizim inanmamızdan öte, sizin bunu hareketlerinizde, faaliyetlerinizde veya girdiğiniz olaylarda göstermeniz gerekecek. O yüzden size güvenimiz ve inancımız tam. Her zaman halkımızın malını, canını kurtaran teşkilat olarak görevimize devam edeceğiz. Biz her zaman Mersin halkının yanında olacağız” ifadelerini kullandı.
Mersin’in yeni itfaiye erleri görevlerine hazır
İtfaiye Eri Emirhan Yücel, itfaiye eri alımı için Ordu’dan geldiğini ve çok başarılı bir sınav süreci geçirdiğini anlatarak, Tarsus’ta görev yapacağını söyledi. Yücel, “Buraya geldiğim zaman korkularım vardı ama alımın çok şeffaf ve liyakatli bir şekilde olacağını gördüm. Sınava ve ardından parkura girdik. Herkesin fiziki yeteneklerini ölçtüler. Sonra bu puanları harmanlayıp, liyakatli bir şekilde bizi buraya aldılar. 4 aylık eğitim sürecimiz oldu ve güzel bir mezuniyetle de eğitimimiz bitti. Yangın söndürme, yüksekten iniş, araç içinden kurtarma ve araç altındaki yaralıyı çıkartma gibi parkurlarla, gelen velilerimize ve konuklarımıza bunu gösterdik” dedi.
Son alımda kazanan tek kadın itfaiye eri Eda Avşar ise “Bu alımın şeffaflığından dolayı Başkanımız Vahap Seçer’e çok teşekkür ederim. Her şey göz önündeydi. Burada çalışma arkadaşlarımız, ekip amirlerimiz çok iyiydi, çok şeffaf davrandılar. Herkes eşit bir şekilde parkur denedi. 15 Ocak’ta sınavı kazandık ve 4 aylık bir eğitim sürecimiz oldu. Çok güzel bir eğitimdi” dedi. – MERSİN
]]>Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası, TED Aliağa Koleji’nde öğretmenlere dayatılan düşük ücretlere karşı bugün Ankara’da bulunan TED Genel Merkezi önünde basıl açıklaması yaptı. Sendikalı eğitimciler, “TED’in meşalesi öğretmeni yakıyor” sloganı attı.
Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası Ankara Temsilcisi İnci Gürkan, Türk Eğitim Derneği’nin yetkilileriyle görüşme talebinde bulunduklarını ancak herhangi bir yanıt alamadıklarını söyledi. Gürkan, “Sendikamız, TED Genel Merkezi ile Aliağa’daki öğretmenlerin talepleri için görüşmek istemektedir. Bu basın açıklaması için buraya, TED Genel Merkezi önüne gelmeden günler önce, görüşme isteğini Genel Merkez yöneticilerine arama ve resmi yazışma yoluyla iki kez bildirdik. Ne yazık ki Genel Merkez’den de umduğumuz yanıtı alamadık” dedi.
“DÜŞÜK ÜCRET POLİTİKALARI, ANTİDEMOKRATİKLİK, PROTESTOLAR…”
TED Aliağa Koleji ve TED Genel Merkezi yönetimlerinin sadece öğretmenlerin değil velilerin de taleplerini görmezden geldiğini söyleyen Gürkan, “TED gibi tarihsel öneme sahip bir eğitim kurumunun düşük ücret politikaları, antidemokratiklik ve bunlara karşı gelişen protestolar ile kamuoyunda yankı uyandırması isteyeceğimiz son şey dahi olamaz ancak özlük hakları budanan, insanca yaşanacak ücretlerin yanına bile yaklaşamayan ücretlerle geçinmeye çalışan öğretmenlerin sendikal mücadelesi, bu istenmeyen sonuçları kaçınılmaz şekilde doğuracaktır” diye konuştu.
“PROTOKOL SÖZLEŞME İMZALANMASI TALEP EDİLMEKTEDİR”
Basın açıklamasıyla birlikte TED Genel Merkezi yöneticileriyle görüşme taleplerini bir kez ilettiklerini söyleyen Gürkan, öğretmenlerin ve sendikanın taleplerini şu şekilde sıraladı.
“2024-2025 eğitim öğretim yılı sözleşmelerinde, kamuda çalışan öğretmenlerin aldığı en düşük ücretten daha düşük ücret olmayacak şekilde, TED Genel Merkezi tarafından yapılacak bir taban maaş düzenlemesi. Bunun yanı sıra 2023-2024 eğitim öğretim yılı sözleşmelerinin Ocak 2024 başı ile Ağustos 2024 sonuna kadar ödenecek ücretlerinde, bu ‘taban maaş’ın baz alınması ve TED Aliağa Koleji’nde asgari ücretin 1500 lira kadar üzerindeki ücretlere yeni düzenlemeye göre artış yapılması.
Kurumda çalıştıkları yıla göre öğretmenlerin kıdem farklarının belirlenmesi ve kamuda çalışan öğretmenler ile TED Aliağa Koleji öğretmenlerinin kıdem farklarının eşit hale getirilmesi, kamuda çalışan öğretmenlerin ücretlerine zam yapıldığında TED Aliağa Koleji öğretmenlerine de aynı oranda zam yapılması, ara zam yapılan dönemlerde, bu zamların yeni hazırlanacak sözleşme metinlerine eklenmesi, sözleşmelerin bu şekilde güncellenmesi, ek ders ücretlerine, enflasyon artış oranına göre artış yapılması, nöbet ücretlerinin kamuda çalışan öğretmenlerde olduğu gibi nöbet günü başına üç ek ders ücreti olarak eşitlikçi bir şekilde ödenmesi, mesai saatleri dışında yapılan ŞÖK ve veli toplantıları için fazla mesai ücretlerinin; bire bir yapılan etüt çalışmaları için ek ders ücretlerinin ödenmesi, banka promosyon ücretlerinin öğretmenlere ve kurumdaki tüm personele kesintisiz şekilde ödenmesi, işten haksız şekilde çıkarılan okul öncesi öğretmenimiz Tuğçe öğretmenin işe iadesi.”
“BİZ YOK SAYILABİLECEK İNSANLAR DEĞİLİZ”
Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası Yönetim Kurulu Üyesi Umut Erkurt da isteklerinin öğretmenler adına TED yetkilileriyle bir görüşme yapmak olduğunu ifade ederek şunları söyledi:
“Derdimiz, isteğimiz, öğretmenler adına sendikanın öğretmenleri temsiliyeti doğrultusunda bir görüşme yapmak. Öğretmenlerin taleplerini duydunuz. Öğretmenlerin banka promosyonu bile gasp edilmektedir. Merdiven altı birçok kurumda bu yapılmaktadır. Peki biz bunu bugün tarihsel öneme sahip TED’in içinde de mi görmeliyiz. Bizim en çok canımızı acıtan şey, öncelikli olarak Milli Eğitim Bakanlığı’nın özel öğretim kurumlarında çalışan öğretmenleri kendi öğretmenleri olarak görmemesi. Biz yok sayılabilecek insanlar değiliz. Öğretmenlerin taban maaş talebi var. TED, onlarca ilde hem merkeze bağlı hem de ismini satarak okullar açmaktadır. Her okulda 300, 400, 500 bin liralara varan kayıt ücretleriyle öğretmen almaktadır. TED Aliağa Koleji’nin içerisindeki velilerin neredeyse tamamı, öğretmenlerle birlikte dayanışma gösterdi.”
]]>EĞİTİM-İŞ Genel Başkanı Kadem Özbay ve sendika üyesi eğitimciler, müfredat taslağının geri çekilmesi ve müfredatla ilgili hazırlanan raporları iletmek amacıyla öğle saatlerinde MEB önüne geldi. EĞİTİM-İŞ’e Türkiye İşçi Partisi (TİP) İstanbul Milletvekili Sera Kadıgil de destek verdi. Eğitimcilerin yakalarında, İbrahim Oktugan’ın İstanbul’da müdür olarak görev yaptığı okulda uzaklaştırma cezası alan bir öğrenci tarafından silahla öldürülmesine tepki göstermek amacıyla “şiddete hayır yazılı” siyah kurdeleler yer aldı.
EĞİTİM-İŞ Genel Başkanı Özbay, burada yaptığı açıklamada, “Şiddetin de öğretmenlerin de tükenmesinin nedeni de AKP iktidarıdır” ifadesini kullandı.
Müfredat taslağının eğitim sistemini ideolojik bir bakış açısıyla şekillendirme tehdidi taşıdığını, bilimsel ve laik eğitimden uzaklaştırdığını, ezberci ve dogmatik bir eğitim anlayışını teşvik ettiğini söyledi. Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin ile sabah saatlerinde bir görüşme gerçekleştirdiklerini belirten Özbay, müfredatın içerisinde barındırdığı yanlışları direkt olarak Bakan’a ilettiklerini kaydetti.
“BİNİN ÜZERİNDE ARKADAŞIN KİM OLDUĞU TARTIŞMALIDIR”
“Müfredat değişikliğinin hazırlanma usulü, KHK’larla ülkeyi yöneten AKP’nin Milli Eğitim Bakanlığı’na yakışır biçimde gerçekleşmiştir.” ifadelerini kullanan Özbay, şöyle konuştu:
“10 yıllık uzun bir süreçte hazırlandığı söylenen müfredat değişikliği için bu alandaki eğitim bilim uzmanlarını, üniversiteleri ve demokratik kitle örgütlerini sürece katmak yerine Bakan Tekin’in ifadesiyle ‘1000’in üzerinde arkadaşımız ortak çalışmış’. Bu binin üzerinde arkadaşın kim olduğu sorusu da en az müfredatın kendisi kadar tartışmalıdır. Bu kadar köklü bir değişimin, katılımcı bir şekilde hazırlanması gerektiği gerçeği bir yana, daha uzun vadeye yayılması ve pilot uygulamalarla test edilmesi gerekmektedir.”
“PARALEL BİR MÜFREDAT MI HAZIRLADINIZ”
Yeni müfredatın “yangından mal kaçırırcasına getirildiğini” ve Bakanlık açıklamalarının aksine müfredatın kısa bir zamanda şeffaf olmayan bir süreçte hazırlandığını söyleyen Özbay, sözlerine şöyle devam etti:
“Bir hafta askı süresini ‘katılımcı bir yaklaşım’ olarak yansıtmaya çalışmaktadır. ‘Herkesle ortak çalışmak istiyoruz’ diyen Bakan Tekin’e soruyoruz; son müfredat değişikliğini sizin de müsteşar olduğunuz dönemde 2017’de yaptınız. 10 yılda hazırlandığını söylediğiniz bu müfredat değişikliği gizli ajandanız mıydı? Gizli saklı çalışarak paralel bir müfredat mı hazırladınız? Bu süreçte kimlerle çalıştınız? Komisyona kimler, hangi kriterlere göre seçildi? Taslak programları yazanlar arasında dernek ve vakıf görünümlü tarikat ve cemaatler mi var? Yeni müfredata neden ihtiyaç duyuldu? Önceki müfredatın eksikliklerini tespit edip bir ihtiyaç analizi yaptınız mı? Pilot uygulamasını nerede yaptınız, sonuçları nedir? Görüş ve önerileri bildirmek için neden e-devlet üzerinden giriş yapılıyor? Amacınız insanları fişlemek mi? Taslakta yer alan Erdem-Değer Eylem Modeli’ni, Bakan Yardımcınız Ömer Faruk Yelkenci’nin Genel Müdürlüğünü yaptığı okullarda geliştirilen Hayat-Denge Modeli’nden mi aldınız? Bu nedenle mi bilimsel bir kaynakça sunamadınız? Kamuoyuna açıklamak zorundasınız.”
“MAARİF SÖZCÜĞÜ, NURETTİN TOPÇU VE ONUN CUMHURİYET KARŞITI FİKİRLERİNE GÖNDERMEDİR”
Eğitim öğretim müfredatlarının ülkelerin anayasaları kadar önemli olduğunu, toplumun ortak hafızasının, ortak yaşama becerisinin müfredatlar üzerinden kurulacağını belirten Özbay, şunları kaydetti:
“Müfredatların değişmesi için toplumsal yapılarda büyük değişiklikler olması lazım. Bilimsel bir eğitim sisteminde müfredat değiştirme yerine, müfredat geliştirme kavramı kullanılır. Değişen durumlara uygun şekilde ortaya konulur, yenilikleri yakalamak için önce deneme okullarında uygulanır. Müfredatlar, eğitimin anayasasıdır. Eğitimin gerçek bileşenlerini sürece dahil etmeden, geçmişin değerlendirmesini, ihtiyaç analizini yapmadan, bilimsel tespitleri, pilot uygulaması olmadan böyle bir değişiklik yapılamaz. Bu taslağa dair dikkat çekilmesi gereken bir konu da programın adının ‘Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’ olmasıdır. AKP’nin Türkiye Yüzyılı sloganının kullanılması, bunun bir Milli Eğitim programı değil, AKP’nin parti programı olduğunu göstermektedir. Eğitim-öğretim yerine maarif sözcüğünün tercih edilmesi ise ‘Türkiye’nin Maarif Davası’ kitabıyla bilinen Nurettin Topçu’ya ve onun Cumhuriyet karşıtı fikirlerine bir göndermedir.”
“METİNDE BİLİM KELİMESİ 43 KEZ KULLANILIYOR”
Özbay, öğretim programlarına ilişkin şu değerlendirmeyi yaptı:
“Öğretim programları ortak metnine baktığımızda kullanılan dil, aslında siyasi iktidarın neyi amaçladığını, nasıl bir nesil yetiştirmek istediğini ortaya koymaktadır. Bilimsel eğitim ve akademik başarı önemsizleştirilirken, her satırda ahlaklı, erdemli, inançlı birey yetiştirmenin önemine vurgu yapılmış, sabır telkininde bulunulmuş. Metinde, ‘bilim’ sadece 43 kez, ‘ahlak’ 61 kez, ‘erdem’ 46 kez, ‘değer’ ise hepsinden fazla yüzlerce kez kullanılırken, Atatürk, Cumhuriyet, demokrasi, yurttaşlık hiç kullanılmamış. İlahiyat terimleri sözlüğünden alınmış gibi, gelişim ve evrim demekten kaçınmak için ‘tekamül’, bilim yerine ‘ilim’ kelimelerinin tercih edilmesi, ‘belagat’, ‘kamil insan’ vurguları, kendi ideolojilerine uygun bir nesil yetiştirme hedefledikleri anlamına gelmektedir.
Ortak metinde AKP’nin ‘kindar ve dindar nesil yetiştirme ideolojisi’nin temel taşları yerleştirilmiş daha sonra da bu çerçeveye özensiz bir şekilde, aceleye getirilerek hazırlatılan öğretim programları monte edilmeye çalışılmıştır. Daha net bir şekilde ifade etmek gerekirse bu program bile denemeyecek taslak metinler iki ayrı grup tarafından hazırlanmıştır. Amaç eğitim öğretime kendi ideolojileri doğrultusunda şekillendirmektir. Okul öncesi programında, çocuklara oyun yasaklanmıştır.”
“CUMHURİYETE KARŞI GİRİŞTİKLERİ DEVRİMİN MANİFESTOSU”
TİP İstanbul Milletvekili Sera Kadıgil de “Bu müfredat, bu ülkenin geleceğini düşünen, bu ülkenin çocuklarını düşünen herkesin temel meselesidir. Bir müfredat değil, bu yaptıkları şey adıyla sanıyla ‘Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’ adı altında 23 yıldır bıkmadan, utanmadan yıkmaya çalıştıkları Cumhuriyet’e karşı giriştikleri devrimin bir manifestosudur. 10 yıl boyunca burada müsteşardın. O zaman verdiğin ne eğitimiydi de şimdi buna ‘yerli ve milli’ diyorsun. Coğrafyayı, tarihi, fiziği, kimyayı, Atatürk devrimlerini ve inkilaplarını toplasan bir din kültürü eğitimi kadar yer tutmayan bir müfredata, sen müfredat mı diyorsun. Bunu yaparken hiç utanmıyor musun?” ifadelerini kullandı.
Açıklamanın ardından toplanan imzalar MEB’e iletildi.
]]>TRABZON – Trabzon’un Sürmene ilçesinde 2 Mayıs günü yaşanan dolmuşçu-öğrenci servisi kavgası ile ilgili dün Trabzon Gazeteciler Cemiyeti’nde bir basın toplantısı düzenleyerek olaya karışan şoförlerin dışındaki herkesi hainlikle suçlayan ve öfkeli tavırları ile dikkat çeken Sürmene Şoförler ve Otomobilciler Odası Başkanı Ekrem Yılmaz’ın 2 yıl önce de Trabzon’da şoförler için düzenlenen öfke kontrolünü kapsayan ‘Toplu Taşıma Aracı Şoförleri Eğitim ve Sertifika Programı’nın tanıtım toplantısında dönemin Büyükşehir Belediye Başkanı Murat Zorluoğlu ve Trabzon Şoförler ve Otomobilciler Odası Başkanı Ömer Hakan Usta ile tartıştığı ortaya çıktı.
Trabzon’un Sürmene ilçesinde 2 Mayıs günü dolmuşlarda yer bulamamaları nedeniyle üniversiteye gitmek için servis kiralayan Karadeniz Teknik Üniversitesi Deniz Ulaştırma İşletme Mühendisliği Bölümü öğrencileri, dolmuş sürücüleri tarafından darbedilmişti. Servisin önünü kesen dolmuş sürücüleri, servis şoförü ve öğrencilere hakaretler yağdırarak saldırmıştı. Olayın görüntülerinin çıkması üzerine 2 dolmuş sürücüsü gözaltına alınarak tutuklanmıştı.
Olayın ardından geçen 5 günün ardından dün Trabzon Gazeteciler Cemiyeti’nde bir basın toplantısı düzenleyen Sürmene Şoförler ve Otomobilciler Odası Başkanı Ekrem Yılmaz, olaya karışan şoförlerin dışındaki herkesi hainlikle suçlayarak ülkedeki 1,5 milyon şoför esnafının Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ başta olmak üzere Trabzon Büyükşehir ve Sürmene Belediye Başkanları hakkında tazminat davası açmalarını istedi.
Aynı Ekrem Yılmaz’ın 21 Şubat 2022 tarihinde Trabzon Büyükşehir Belediyesi’nde şoförlerin öfke kontrolünü kapsayan ‘Toplu Taşıma Aracı Şoförleri Eğitim ve Sertifika Programı’nın tanıtım toplantısında dönemin Büyükşehir Belediye Başkanı Murat Zorluoğlu ve Trabzon Şoförler ve Otomobilciler Odası Başkanı Ömer Hakan Usta ile tartıştığı ortaya çıktı. Yaşanan gerginlik kameralara yansırken, toplantıya niye çağrıldıklarını bilmediğini iddia eden ve tepkisini dile getiren Sürmene Şoförler ve Otomobilciler Odası Başkanı Ekrem Yılmaz, ” ‘Başkanım biz bunu yapacağız, edeceğiz, çağıracağız şoföre bunu yaptıracağız’ diyorsunuz oda başkanlarımızla beraber bizim hiç haberimiz yok. Benim şoförüme eğitim vereceksen ben bunu bileceğim” ifadelerini kullanmıştı.
Ekrem Yılmaz’ın bu ifadelerine cevap veren Zorluoğlu, “Müsaade buyurun konuyu bitireyim size de söz vereyim. Bu eğitimler statik eğitimler değil bir kere verilerek bitti tamam denecek eğitimler değil. Bunlar süreklilik arz etmek zorunda ve gelen şikayetlerde bu eğitimlere yoğun bir şekilde ihtiyaç olduğunu gösteriyor. Trabzon’da toplu ulaşım meselesi Büyükşehir’in yetki ve sorumluluğundadır bu yetki ve sorumluluk çerçevesinde bundan sonra Büyükşehir Belediyesi hem eğitimleri yapacak hem sertifikaları dağıtacak hem de bundan sonraki süreçte gerekli denetimleri yapacak. Sadece odaların denetimi ile bu iş olmuyor” diyerek tepkisini dile getirmişti.
Zorluoğlu’nun açıklaması üzerine tekrar konuşan Ekrem Yılmaz, “O zaman biz dışarıya çıkalım” ifadesine yanıt veren Başkan Zorluoğlu, “Burada kalacaksanız burada kalma şeklinde konuşacaksınız. Eğer ayrılacaksanız Allah selamet versin. Bu toplantıda sizler fikirlerinizi söyleyeceksiniz. Ben konuşmamı tamamlayınca size söz verecektim. Siz buraya gelirken zaten belli bir şekilde gelmişsiniz belli. Dolayısıyla siz burada fikir irat etmek için değil burayı nasıl provoke ederim onun için gelmişsiniz” demişti.
Trabzon Şoförler ve Otomobilciler Odası Başkanı Ömer Hakan Usta da “Bu şehre yakışan ve esnafı da belli seviyeye getirecek olan bir programı canı gönülden desteklememiz gerekiyor. Şu eğitim toplantısında yaptığınız tartışmalara bak. Ayıptır. Siz bu projeye dört elle sarılmanız lazım” diyerek Yılmaz’a tepki göstermişti.
]]>İstanbul’da en iyi rüzgar alan bölgelerden biri olan Dragos’ta, açıldığı günden bu yana kısa sürede İstanbul’un önemli su sporları merkezleri arasındaki yerini alan Kartal Belediyesi Dragos Su Sporları Merkezi, farklı branşlarda ücretsiz verdiği eğitimlerle hem su sporlarını her yaştan vatandaşa sevdiriyor, hem de sporcu yetiştirme misyonunu büyük bir başarı ile üstleniyor.
3 farklı gruba haftanın 6 günü eğitim veriliyor
Yediden yetmişe tüm vatandaşlara su sporlarını sevdirmek ve çocuk yaştan itibaren sporcu yetiştirmek hedefi ile hayata geçirilen merkezde her ay 160’dan fazla sporcu yetiştiriliyor. Salı – Perşembe, Çarşamba – Cuma ve Cumartesi – Pazar olmak üzere 3 grup halinde haftanın 6 günü verilen eğitimlere her ay toplam 164 sporcu katılıyor. Kürek ve kano sporunu öğrenmek ya da geliştirmek isteyen vatandaşlar, haftada 2 gün birer saat eğitim alıyor. İlk derste teorik bilgilerin yanı sıra, tekne ile ilgili bilgiler ve güvenlik kurallarını öğrenen kursiyerler, vakit kaldığı takdirde denize çıkışı da gerçekleştiriyor.
Kartallılardan su sporlarına yoğun ilgi
Daha sonraki derslerde denizde pratik yaparak uzmanlardan ders alan sporcular için eğitimler, sabah 08.00’de başlıyor. Saat 11.00’e kadar süren ilk sabah eğitimlerinin ardından saat 16.00’ya kadar ara veriliyor. Günün ikinci eğitimi saat 17.00’de başlıyor ve eğitmenler saat 20.00’e kadar sporculara gruplar halinde birer saat eğitim veriyor. Kürek için 12 yaş üstü; kano için ise 16 yaş üstü bireylerin katılabildiği eğitimlerde; uzman sporcu eğitmenler günde 7 saat boyunca her iki alanda kullanılan tüm alet ve teknikleri sporcu adaylarına denizde uygulamalı olarak öğretiyor.
Pazartesi hariç haftanın 6 günü hummalı bir eğitim çalışmasının yürütüldüğü merkezde bu dönemde kürek sporu için 144, kano için ise 20 kişi eğitim alıyor. Mayıs ayı itibariyle başlayan eğitimlerde yoğun ilgi gören merkezdeki faaliyetler, hava şartları izin verdiği sürece Kasım – Aralık tarihlerine kadar devam edecek.
“Su sporlarını Kartallılara sevdirme amacımız fazlasıyla karşılık buldu”
Kartal Belediye Başkanı Gökhan Yüksel, konuya ilişkin açıklamasında, “Yaklaşık 1.500 metrekarelik alanı yeniden düzenleyip tam donanımlı bir su sporları tesisi haline getirerek komşularımızın hizmetine sunduğumuz Dragos Su Sporları Merkezimiz sayesinde Kartal, İstanbul’un su sporları merkezi olma yolunda emin adımlarla ilerliyor. Bugüne kadar yüzlerce komşumuzun yelken ve kano, binlercesinin de kürek eğitimi aldığı merkezimizde, su sporlarını Kartallılar’a sevdirme amacımız, fazlasıyla karşılık buldu. Bu tarz olumlu geri bildirimler bizi oldukça mutlu ediyor ve daha da heveslendiriyor. Sporda tesisleşme yolunda hizmet üretmeye kararlıyız, bu anlamda çalışmalarımız aralıksız devam ediyor.” ifadelerini kullandı. – İSTANBUL
]]>Eyüpsultan ilçesine bağlı Alibeyköy semtinde dün sabah saatlerinde yaşanan olayda Özel Eyüpsultan Final Akademi Anadolu Lisesi Müdürü İbrahim Oktugan (74), 5 ay önce uzaklaştırma cezası alan 18 yaşındaki Y.K. tarafından odasında silahla vurularak ağır yaralanmış, hastaneye kaldırılan Oktugan tüm müdahalelere rağmen hayatını kaybetmişti.
GÜVENLİK KAMERA GÖRÜNTÜLERİ ORTAYA ÇIKTI
Y.K. olay sonrası gözaltına alınırken, olay anına ilişkin güvenlik kamera görüntüleri de ortaya çıktı. Görüntülerde, bir grup genç tarafından okul kapısında karşılanan Y.K’nin daha sonra gençlerden birinin kapıyı açmasıyla içeriye girdiği görülüyor. Olayı gerçekleştirdikten sonra ise Y.K’nin hızla adımlarla kapıya yöneldiği, daha sonra silahını belinden çıkarıp yeniden beline sokarak koşar adımlarla okuldan uzaklaştığı kameraya yansıyor.
SALDIRGAN IRAK KÖKENLİ
Irak kökenli olduğu ve Türk vatandaşlığı aldığı öğrenilen Y.K’nin “taksirle yaralama” 6136 sayılı Ateşli silahlar ve Bıçaklar hakkındaki Kanun’a muhalefetten suç kaydının bulunduğu ayrıca “kayıp kişi” olarak arandığı ortaya çıktı. İstanbul Emniyet Müdürlüğü yetkilileri olayla ilgili incelemenin sürdüğünü belirtti.
EĞİTİM SENDİKALARINDAN TEPKİ YAĞDI
Olaya tepkiler çığ gibi büyürken, Özel Sekrör Öğretmenleri Sendikası, Eğitim-İş ve Eğitim-Sen, sosyal medya hesaplarından tüm sendika üyelerine ve meslektaşlarına çağrıda bulunarak, bugün için siyah giyinmelerini ve siyah kurdele takmalarını istedi. Eğitim sendikaları ayrıca 10 Mayıs Cuma günü iş bırakacaklarını, Ankara’da Adalet Bakanlığı önünde, diğer illerde de adliye binalarının önünde basın açıklaması yapacaklarını da duyurdu.
EĞİTİM-İŞ: ARTIK YETER! YAŞAMAK İSTİYORUZ
Eğitim-İş, paylaşımında şu ifadeleri kullandı:
“Eğitim emekçileri olarak kendimizin ve öğrencilerimizin canından endişe ederek okula gitmek istemiyoruz. Can güvenliğimizin olmadığı bir eğitim sistemini kabul etmiyoruz. Artık yeter, yaşamak istiyoruz.
Eğitimde şiddete karşı çıkmak için, 8-9 Mayıs tarihlerinde iş yerlerimize siyah giyerek ve kokartlarımızla gidiyoruz. 10 Mayıs Cuma günü iş bırakıyor ve Ankara’da Adalet Bakanlığı önünde Genel Merkez düzeyinde, illerde şube ve temsilcilikler düzeyinde adliye binalarının önünde basın açıklaması yapıyoruz. Eğitim iş kolunda örgütlü tüm sendikaları ve kamuoyunu birlikte şiddete karşı daha yüksek tepki göstermeye çağırıyoruz.”
EĞİTİM-SEN: ÖFKELİYİZ, MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞI ACİLEN HAREKETE GEÇMELİ
Eğitim-Sen de sosyal medya hesabından okulda şiddet olaylarının durması için Milli Eğitim Bakanlığını acilen harekete geçmeye ve önlem almaya çağırdı. “Öfkeliyiz. Okulda şiddet bir meslektaşımızı daha aramızdan aldı” başlıklı açıklamada, şunlar kaydedildi:
“İstanbul’un Eyüp ilçesinde bulunan özel bir okulda müdür olarak görev yapan emekli öğretmen İbrahim Oktugan’ın bir öğrencisi tarafından öldürülmesi hepimizi derinden üzmüştür. Toplum olarak hayatımızın her aşamasında evde, sokakta, iş yerlerinde her gün karşı karşıya kaldığımız şiddet olgusu okullarımızı da sarmalamış, eğitim emekçilerini de şiddetin hedefi haline getirmiştir. Son olarak İstanbul’da yaşandığı gibi ölümle sonuçlanan ağır sonuçların ortaya çıkmasına neden olmuştur. Türkiye’nin her yerinde eğitim kurumlarında birbirine benzer şekillerde eğitim emekçilerini hedef alan şiddet olaylarının yaşanması, şiddetin arkasındaki nedenlerin ortaya çıkarılmasını, eğitim kurumlarında eğitim emekçilerinin can güvenliğinin sağlanmasını gerektirmektedir. Yaşanan bu şiddet olayları adeta bir bakanlık politikasına dönüştürülen eğitim emekçilerinin itibarsızlaştırılmasından ayrı düşünülemez. Bugün bir eğitim emekçisini hayattan koparan ne basit bir öfke krizi ne failin öğrenci ya da veli oluşu, ne de öğrencinin uyruğu ile ilgilidir. Bizzat Bakan’ın yaptığı açıklamalarla eğitim sisteminin tüm başarısızlığının nedeni olarak öğretmenlerin gösterilmesi, CİMER uygulamasının velilerin elinde bir sopaya dönüştürülmesi, MEB’in eğitimde yaşanan tüm sorunlara çözüm üretmek yerine öğretmeni ve idarecileri veli ve öğrenci karşısında tek muhatap olarak bırakması, bugün yaşananlara zemin oluşturmuştur.
Okullarda yaşanan şiddetin ve öğretmenlere yönelik saldırıların önlenebilmesi, öncelikle her fırsatta öğretmenleri, eğitim emekçilerini hedef haline getiren politika ve uygulamalara son verilmesinden geçmektedir. Okulda şiddet olaylarının durması için Milli Eğitim Bakanlığını acilen harekete geçmeye ve önlem almaya çağırıyoruz. Yıllardır yaptığımız tüm uyarılara rağmen alınmayan önlemler nedeniyle dün 40 yılını çocukların eğitimine adamış bir öğretmen arkadaşımızı, maalesef Bakanlığın ideolojik örgütlenme alanına çevirdiği, yapboz tahtasına dönüştürdüğü eğitim politikalarının sonucu olarak kaybetmiş olmanın derin üzüntüsünü yaşıyor, İbrahim Oktugan öğretmenimizin ailesi başta olmak üzere tüm meslektaşlarımıza ve eğitim camiasına başsağlığı diliyoruz.”
]]>Trabzon’un Sürmene ilçesinde 2 Mayıs günü dolmuşlarda yer bulamamaları nedeniyle üniversiteye gitmek için servis kiralayan Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Deniz Ulaştırma İşletme Mühendisliği Bölümü öğrencileri, dolmuş sürücüleri tarafından darbedilmişti. Servisin önünü kesen dolmuş sürücüleri, servis şoförü ve öğrencilere hakaretler yağdırarak saldırmıştı. Olayın görüntülerinin çıkması üzerine 2 dolmuş sürücüsü gözaltına alınarak tutuklanmıştı.
Olayın ardından geçen 5 günün ardından dün Trabzon Gazeteciler Cemiyeti’nde bir basın toplantısı düzenleyen Sürmene Şoförler ve Otomobilciler Odası Başkanı Ekrem Yılmaz, olaya karışan şoförlerin dışındaki herkesi hainlikle suçlayarak ülkedeki 1,5 milyon şoför esnafının Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ başta olmak üzere Trabzon Büyükşehir ve Sürmene Belediye Başkanları hakkında tazminat davası açmalarını istedi.
Aynı Ekrem Yılmaz’ın 21 Şubat 2022 tarihinde Trabzon Büyükşehir Belediyesi’nde şoförlerin öfke kontrolünü kapsayan ‘Toplu Taşıma Aracı Şoförleri Eğitim ve Sertifika Programı’nın tanıtım toplantısında dönemin Büyükşehir Belediye Başkanı Murat Zorluoğlu ve Trabzon Şoförler ve Otomobilciler Odası Başkanı Ömer Hakan Usta ile tartıştığı ortaya çıktı. Yaşanan gerginlik kameralara yansırken, toplantıya niye çağrıldıklarını bilmediğini iddia eden ve tepkisini dile getiren Sürmene Şoförler ve Otomobilciler Odası Başkanı Ekrem Yılmaz, ” ‘Başkanım biz bunu yapacağız, edeceğiz, çağıracağız şoföre bunu yaptıracağız’ diyorsunuz oda başkanlarımızla beraber bizim hiç haberimiz yok. Benim şoförüme eğitim vereceksen ben bunu bileceğim” ifadelerini kullanmıştı.
Ekrem Yılmaz’ın bu ifadelerine cevap veren Zorluoğlu, “Müsaade buyurun konuyu bitireyim size de söz vereyim. Bu eğitimler statik eğitimler değil bir kere verilerek bitti tamam denecek eğitimler değil. Bunlar süreklilik arz etmek zorunda ve gelen şikayetlerde bu eğitimlere yoğun bir şekilde ihtiyaç olduğunu gösteriyor. Trabzon’da toplu ulaşım meselesi Büyükşehir’in yetki ve sorumluluğundadır bu yetki ve sorumluluk çerçevesinde bundan sonra Büyükşehir Belediyesi hem eğitimleri yapacak hem sertifikaları dağıtacak hem de bundan sonraki süreçte gerekli denetimleri yapacak. Sadece odaların denetimi ile bu iş olmuyor” diyerek tepkisini dile getirmişti.
Zorluoğlu’nun açıklaması üzerine tekrar konuşan Ekrem Yılmaz, “O zaman biz dışarıya çıkalım” ifadesine yanıt veren Başkan Zorluoğlu, “Burada kalacaksanız burada kalma şeklinde konuşacaksınız. Eğer ayrılacaksanız Allah selamet versin. Bu toplantıda sizler fikirlerinizi söyleyeceksiniz. Ben konuşmamı tamamlayınca size söz verecektim. Siz buraya gelirken zaten belli bir şekilde gelmişsiniz belli. Dolayısıyla siz burada fikir irat etmek için değil burayı nasıl provoke ederim onun için gelmişsiniz” demişti.
Trabzon Şoförler ve Otomobilciler Odası Başkanı Ömer Hakan Usta da “Bu şehre yakışan ve esnafı da belli seviyeye getirecek olan bir programı canı gönülden desteklememiz gerekiyor. Şu eğitim toplantısında yaptığınız tartışmalara bak. Ayıptır. Siz bu projeye dört elle sarılmanız lazım” diyerek Yılmaz’a tepki göstermişti. – TRABZON
]]>(ANKARA) – CHP, TBMM Genel Kurulu’nda ‘Öğretmenlerin istihdam sorunlarının araştırılması’ için grup önerisi verdi. Öneri üzerine konuşan CHP Milletvekili Suat Özçağdaş, “Sayın Bakanın Eylül 2023’te yaptığı açıklamaya göre toplamda 68 bin açık var. Emekli olan öğretmen sayısı 23 bin 670 ve sizin açıkladığınız atanan öğretmen sayısı ise 20 bin. Yani bu yıl emekli olan öğretmen kadar öğretmen atanmış değil” dedi.
CHP’nin ‘Öğretmenlerin istihdam sorunlarının araştırılması’ için verdiği grup önerisi TBMM Gnel Kurulu’nda reddedildi.
“ÖĞRETMENLERİN SORUNLARINI ÇÖZÜN”
CHP İstanbul Milletvekili Suat Özçağdaş öneriyle ilgili şunları söyledi:
“Bugün Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin 20 bin öğretmen ataması yapılacağı haberini kamuoyu ile paylaştı… Türk Eğitim Sen’in araştırmasına göre 94 bin öğretmen açığı var, 85 bin ücretli öğretmen var. Sayıştay raporuna göre 2021’de 138 bin açık var ve Sayın Bakanın Eylül 2023’te yaptığı açıklamaya göre toplamda 68 bin açık var. Emekli olan öğretmen sayısı 23 bin 670 ve sizin açıkladığınız atanan öğretmen sayısı ise 20 bin. Yani iktidarınız bu yıl emekli olan öğretmen kadar öğretmen atamış deği. Türkiye’de bir atanmayan öğretmen problemi var. Bu,Öğretmenleri birinci turda KPSS ve mülakatla, ikinci turda 550 saatlik formasyon eğitimiyle ve 3 yıl güvencesiz çalışmak koşuluyla bu 3 yılın sonunda da nasıl eleyeceğiniz belli olmayan bir yöntemle de tekrar edecektir. 11 Nisan 2023 tarrihinde Sayın Recep Tayyip Erdoğan, mülakatın kaldırılacağını açıkladı. Seçim beyannamenizin 345. sayfasında var. Siz Türkiye’ye açıkça mülakatı kaldıracağınızı söylediniz. Sözünüzü çiğnemeye devam ettiniz. Sadece sözünüzde durmadığınız gibi değil, öğretmenlerin beklentilerini de gerçekleştirmiyorsunuz. Dışarıda öğretmenlerin feryadını duyun. Yoksulluk sınırının altında yaşamaya mecbur bıraktığınız 1 milyon 155 bin öğretmenin sorunlarını çözün.”
“SADECE LİYAKATTEN DEĞİL MATEMATİKTEN DE SINIFTA KALDILAR”
CHP’nin grup önerisi üzerine söz alan Saadet Partisi İstanbul Milletvekili Doğan Demir, şunları söyledi:
“Mülakat kaldırılacak sözü sadece seçim bitene kadarmış. Ülkemizde iktidar tarafından deneme yanılma yönetemine çevrilen Milli Eğitim müfredatı mevcut bakanla birlikte en vasat dönemini yaşamaktadır. Ülkede öğretmen açığı olmasına rağmen 2023 yılında emekliye ayrılan öğretmen sayısısı 23 bin 670’ken bugün duyurulan yeni atama sayıs 20 bindir. Emekli olan öğretmenlerden açılan boşluk bile kapatılmamıştır. Buradan da anlaşılacağı üzere bakan sadece liyakatten değil matematikten de sınıfta kalmıştır. Atanmaktan umudunu kesip başvuru yapmayanlarla birlikte atanmayan öğretmen sayısı 1 milyonun üzerindeyken 20 bin atama asla kabul edilemez. Özel okullarda asgari ücretin altında çalışan binlerce öğretmenimiz var bu tablo asla kabul eidlemez. En az 100 bin öğretmen ataması yapılmalı. İtibardan tasarruf olmaz diyen cumhurbaşkanımız, oysa ki eğitimden tasarruf olmaz.”
“BİNLERCE ÖĞRETMENİN AİLE KURMA HAYALİNİ YERLE BİR ETTİNİZ”
İYİ Parti Grubu adına söz alan Bursa Mİlletvekili Selçuk Türkoğlu şöyle konuştu:
“Binlerce öğretmenin aile kurma hayalini yerle bir ettiniz, öğrencilerle kara tahta önünde buluşma hayalini yok ettiniz. Hangi laftan anlayacağınızı bilemiyorum, hangi emir acaba AK Partli yöneticileri etkiler de bu zulmü bitirir diye düşünürken bir kez daha hatılatmak istedim… Ücretli öğretmen meselesi kanayan bir yara. Devlet olarak anayasal suç işliyorsunuz. Asgari ücretin altında öğretmen çalıştırıyorsunuz. Madem atamayacaksınız 2002 yılında 50 bin civarında
“MÜLAKATLAR SİYASİ TERCİHLERE GÖRE BELİRLENİYOR”
DEM Parti İzmir Milletvekili İbrahim Akın ise şunları kaydetti:
“Bu konu Türkiye’nin kanayan yarası. Normal koşularda eğitimin verimli olabilmesi için aynı zamanda öğretmenin de verimli bir çalışma yapabilmesinin çok önemli olduğunu herkes bilir. Neden ülkemizde son zamanlarda yoğun bir şekilde özel okullara insanlar öğrencilerini veriyorlar diye sorduğumuzda Milli Eğitim Bakanının bize verdiği cevap OECD ülkelerine göre yarıdan fazla değil dediler. Oysa bizim araştırmalarımızda gördüğümüz şudur; yurttaşlarımız OECD ülkelerine göre eğitime iki kat daha fazla bütçe ayırıyor. Avrupa’nın birçok yerinde eğitim ücretsiz ve nitelikli yapılıyor. Öğretmenler ise 4-5 yıl eğitim görüyorlar, yetmiyor KPSS’ye giriyorlar. En başarılı olanlar yine mülakata giriyor ve mülakat sırasında maalesef sorular karşısında telef oluyorlar. Gördüğümüz sonuç şu; bu gençler açıkça siyasi tercihlerine göre belirleniyor. “
CHP’nin grup önerisi AKP ve MHP Milletvekillerinin oylarıyla reddedildi.
]]>
CHP Bolu Milletvekili Türker Ateş, eğitimde uygulanan yanlış politikalar sonucu yaşanan sıkıntılara dikkat çekti. Ateş, OECD’nin 2022 yılı verilerine göre; Türkiye’de ne eğitimde ne istihdamda yer alan 15-19 yaş grubu gençlerin oranının yüzde 16,7 olduğunu belirterek, “Bu oran ile Türkiye, Şili ve Güney Afrika’yı bile geçmiş durumda; OECD sıralamasında 4. sırada. Erkeklerde oran yüzde 12,5 iken kızlarda yüzde 21,3’e ulaşıyor. Türkiye ayrıca, 20-24 yaş grubunda yüzde 33,3 oranıyla sıralamada Güney Afrika’nın ardından ikinci sırada yer alıyor. TÜİK’in 2023 yılı verileri 15-24 yaş grubunda ise bu oranın yüzde 22,5 olduğunu gösteriyor. Sadece bu veriler bile eğitim sistemimizdeki yetersizliklerin önemli bir yansıması” ifadelerini kullandı.
PİSA TESTİ ORTADA; ULUSLARARASI REKABET ŞANSIMIZ DÜŞÜK
Ülkeler arası rekabet için değişen dünyanın ihtiyaç duyduğu yeterlikler bir yana Türkiye’nin yeni kuşaklarına eğitimde temel becerileri bile kazandırmaktan uzak olduğuna dikkat çeken Ateş, “Bu durumu OECD’nin 15 yaş öğrencilerde yeni ekonomide ihtiyaç duyulan becerileri ölçen PİSA test sonuçları somut olarak gösteriyor. İleri seviyedeki öğrencilerimizin oranı matematik alanında yüzde 5, fen alanında yüzde 4 ve okuma alanında yüzde 2 oldu. Öğrencilerin büyük kısmı okuduğunu anlamıyor, problem çözemiyor. Bu göstergelerle uluslararası rekabette şansımız son derece düşük” dedi.
REFORM ÖNCESİNİN GERİSİNE DÜŞÜLDÜ
Ateş, iktidarın uygulamaya koyduğu 4+4+4 sisteminin de başarılı olmadığını vurguladı. Son açıklanan müfredat programını da eleştiren Ateş şunları dile getirdi:
“2015 yılında; 4+4+4 modeline geçiş sonrasında yapılan ilk PİSA testinde 2012 performansına kıyasla Türkiye, keskin bir gerileme yaşamış. 2012’de alınan okuma puanını 2022 yılı itibarıyla bile yakalayamamışız. Ülkemizde ideolojik yönü ağır basıp, ayakları yere basmayan reformlarla eğitimde geldiğimiz nokta içler acısı halde. 4+4+4 sisteminde okula başlayan kuşağın yüzde 17’sinin 10 yıl sonra ne eğitimine devam ettiği, ne de istihdam içinde yer aldığı görüldü. Hükümetin oldubittiye getirdiği, çağdaşlıktan uzak, değişen dünyanın ihtiyaçlarını dikkate almayan eğitim politikaları ve ekonomideki basiretsizlikle ev genci gerçeğiyle karşı karşıyayız. Ekonomik krizlerle artan çocuk işçiler de cabası. Yeni reform iddiasıyla kimseyi kandırmayın, daha fazla insanın geleceğini çalmayın. Müfredatta radikal değişiklikler geri dönüşü olmayan sonuçlara neden olacak. Bir an önce genç kuşağa dünya ile rekabete uygun beceriler kazandırmaya başlayın.”
]]>(ANKARA) – Eğitim sendikaları, Milli Eğitim Bakanı (MEB) Yusuf Tekin’in 20 bin öğretmen ataması yapılacağı yönündeki açıklamasına tepki gösterdi. Eğitim-İş Genel Başkanı Kadem Özbay, “Cumhurbaşkanının, bir ülkenin geleceğinin mimarı öğretmenlerin atamalarıyla ilgili ‘bir miktar’ ifadesini kullanmasını, AKP iktidarının öğretmene verdiği değerin göstergesi olduğunu söylemiştik. 20 bin öğretmen ataması yapılacak olması önceliklerinin öğretmen ve eğitim olmadığını göstermiştir” dedi. Eğitim Sen Genel Başkanı Kemal Irmak ise Bakan Tekin’in öğretmen atamalarında mülakata ilişkin “Skorun yüzde 50’si KPSS, yüzde 50’si mülakatın olacak” açıklamasını hatırlatarak “Burada bir ayıklama yaparak liyakat esas alınmadan bazı adaylar siyasi görüş, inanç, etnik yapı vb. sebeplerden ötürü elenecekler” diye konuştu.
Milli Eğitim Bakanı Bakan Yusuf Tekin, öğretmen atamalarına ilişkin yaptığı açıklamada, Hazine ve Maliye Bakanlığı ile 20 bin öğretmen ataması konusunda uzlaştıklarını belirterek, “İhtiyaçlar doğrultusunda bir dağılım yaptık. Personel Genel Müdürlüğümüz ile toplantılar sonrası ihtiyaçlar doğrultusunda en çok atama yapılan ilk beş branş, 3 bin 263 Sınıf Öğretmenliği, 2 bin 499 Özel Eğitim Öğretmenliği, 1597 Rehber Öğretmenliği, 1594 Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmenliği ve 968 İngilizce Öğretmenliği olmuştur” demişti.
Eğitim-İş Genel Başkanı Kadem Özbay ve Eğitim Sen Genel Başkanı Kemal Irmak, Bakan Tekin’in açıklamasına tepki gösterdi.
“ÖNCELİKLERİNİN ÖĞRETMEN OLMADIĞINI GÖSTERMİŞTİR”
Kadem Özbay, Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın öğretmen atamalarıyla ilgili “Bir miktar atama yapacağız” açıklamasını hatırlatarak, “Cumhurbaşkanının, bir ülkenin geleceğinin mimarı öğretmenlerin atamalarıyla ilgili ‘bir miktar’ ifadesini kullanmasını, AKP iktidarının öğretmene verdiği değerin göstergesi olduğunu söylemiştik. 20 bin öğretmen ataması yapılacak olması önceliklerinin öğretmen ve eğitim olmadığını göstermiştir” dedi.
“CUMHURBAŞKANI BU SAYIYI KENDİ DE AZ BULMUŞ OLMALI Kİ, TOPU TEKİN’E ATTI”
“Her zaman atamaları müjde havasında törenle açıklayan Cumhurbaşkanı bu sayıyı kendi de az bulmuş olmalı ki topu Yusuf Tekin’e attı” diyen Özbay, şöyle konuştu:
“Hepimiz çok iyi biliyoruz ki gerçekten ihtiyacı karşılayacak şekilde bir atama yapılacak olsaydı, gür sesleriyle coşkulu bir şekilde atama sayısını açıklarlardı. Bir devletin geleceğe yönelik politikalarının en önemli göstergesi planlamadır. Eğitimde planlamayı yapmak da öncelikle MEB’in görevidir. Sayıştay’ın son raporlarında 138 binin üzerinde ihtiyaç tespit edilmişti, artık Sayıştay da öğretmen açığını tespit etmez hale geldi. Milli Eğitim Bakanı Ekim ayında 68 bin ihtiyaç tespitini ifade etmişti, ikinci dönem başında başlayacaklarını söylemişti. Bir kez daha AKP ve alışageldiğimiz vaatler ve gerçekler durumu. Bol miktar vaat, eser miktar hak, eser miktar adalet, eser miktar liyakat.”
“İHTİYAÇ OLMADIĞI HALDE DİN KÜLTÜRÜ VE AHLAK BİLGİSİNİN YER ALMASI…”
Özbay, açıklamasının devamında şu ifadelere yer verdi:
“İktidara geldiğinde 60 binin biraz üzerinde atama bekleyen öğretmen varken ‘Atanmayan öğretmen kalmayacak’ diyenler, bu sayıyı 1 milyona yaklaştırmış, eğitimle istihdam, meslekler ve refah arasındaki ilişkiyi koparmıştır.
En fazla kontenjan ayrılan beş branş arasında ihtiyaç olmadığı halde din kültürü ve ahlak bilgisinin yer alması, yine bunun bilimsel bir hamle olmadığını göstermektedir. Üstelik iktidarın her atamada bir ritüel haline getirdiği bu adaletsiz, mantıksız kontenjan dağılımı, birçok kritik branşta görev bekleyen eğitim emekçileri için bir mağduriyete dönüşmektedir.
Atanmayan her bir öğretmenin, farklı işte çalışırken yaşamını kaybeden, psikolojik sorunlar yaşayan her bir gencin, kamuda ücretli öğretmenlik, özelde düşük ücretlerle ve güvencesiz çalıştırılmanın, öğretmensiz bırakılan her bir çocuğun sorumlusu AKP iktidarıdır. Öğretmenliği değersizleştiren bu anlayış, ülkenin bugününe ve geleceğine en büyük kötülüğü yapmaktadır. Eğitim geleceğe uzanan köprüdür, öğretmenler geleceğin mimarıdır. Öğretmene saygı.”
“158 BİN ÖĞRETMEN AÇIĞI VAR”
Kemal Irmak ise MEB’in verilerine göre çeşitli branşlarda toplam 90 bin ücretli öğretmen çalıştığını, 68 bin öğretmen açığı olduğunu belirterek, şöyle konuştu:
“Toplam 158 bin öğretmen açığı var. Ataması yapılacak öğretmen sayısı olarak açıklanan sayı ise sadece 20 bin. Yani neredeyse ihtiyacın 8 de 1’i kadar. Sayın Bakan yeni müfredat açıklıyor ve bir hafta 10 gün içinde de görüş istiyor. ve ne diyor ‘çağın gerisinde kalamayız’ diyor. Çağı yakalayacak nitelikli eğitimin ilk şartı, güvence içinde atanmış ve yıllar içerisinde tecrübesini ve niteliğini geliştirmiş ve ihtiyacı karşılayacak kadar öğretmenin atanması. Her yıl öğrencilerin karşısına ücretle çalışan öğretmen çıkarmakla olmuyor. Ne demişti Cumhurbaşkanı ‘bir miktar atama yapacağız.’ Evet sadece bir miktar atama yapılacağı duyurusu yapıldı. Oysa ihtiyacı karşılayacak sayı bir miktar değil en az 158 bin. Sermayenin ihtiyaçları doğrultusunda eğitim ve eğitimde istihdam modeli benimseniyor. Eğitimin niteliğinin her geçen gün aşağı çekilmesinin en önemli sebeplerinden birisi de budur.
“BAZI ADAYLAR SİYASİ GÖRÜŞ, İNANÇ SEBEPLERİNDEN ÖTÜRÜ ELENECEK”
Bakan Tekin’in, öğretmen atamalarında mülakata ilişkin “Skorun yüzde 50’si KPSS, yüzde 50’si mülakatın olacak” açıklamasını hatırlatan Irmak, “Burada bir ayıklama yaparak liyakat esas alınmadan bazı adaylar siyasi görüş, inanç, etnik yapı vb. sebeplerden ötürü elenecekler. Diğer yandan atananlar eylül ayına kadar güvenlik soruşturmalarına takılacak ve bir miktar öğretmen adayı da orada ayıklanmış olacak. Aynı zamanda adil olmayan antidemokratik uygulamalarla da karşı karşıya kalacak birçok aday. Liyakati önemsemeyen, mülakat ve itaate bağlı bir atama modeli olması da ayrıca sıkıntılı ve utanç vericidir” ifadesini kullandı.
]]>
Denizli Sanayi Odası (DSO) Meclisi Mayıs Ayı Olağan Toplantısı, DSO Müjdat Keçeci Meclis Salonu’nda yapıldı. Toplantı, Meclis Başkanı Okan Konyalıoğlu’nun oturumu açmasıyla başladı. Mayıs Ayı Olağan Meclis Toplantısı, ilk kez TBMM’deki meclis modelinin örnek alındığı yeni meclis düzeni ile gerçekleştirildi. DSO Yönetim Kurulu Başkanı Selim Kasapoğlu, yeni meclis düzeninin hayırlı olmasını diledi. Meclisin daha aktif olması ve Denizli Sanayi Odası birimlerinin de bu sürece dahil olması için çalıştıklarını kaydeden Kasapoğlu, gündemde yer alan önemli konu başlıkları, güncel ekonomik veriler, Nisan Ayı Oda Faaliyetleri ve gelecek ay yapılması planlanan çalışmalar hakkında meclis üyelerini bilgilendirdi.
“Yeni müfredat düzenlemelerinde STK’ların görüşleri de dikkate alınmalı”
Konuşmasının önemli bir kısmını Milli Eğitim Bakanlığı’nın yeni müfredat taslağına ayıran Başkan Kasapoğlu, “Dünyada değişen dengeler ve ihtiyaçlara göre yeniden düzenlenebilecek şekilde esnek bir yapıyı benimsemesini arzu ettiğimiz yeni müfredat ile ilgili bizim de iş dünyası olarak bazı beklentilerimiz var. Milli bilince sahip, ahlaklı, erdemli, milleti ve insanlık için faydalı olanı yapmayı ideal edinmiş; beden, zihin, kalp ve ruh bütünlüğüne sahip nesiller yetiştirilebilmesi için eğitim toplumumuzun en önemli mihenk taşıdır. 84 milyonluk ülkemizin 26 milyonu eğitim sisteminin bir parçası. Bu nedenle görüş almak için kamuoyuna tanınan sürenin değerlendirmeye yetmeyecek kadar kısa olmasının çok ciddi sonuçlar doğuracağı kanaatindeyim. Bu kısa zaman zarfında müfredatın mevcut eğitim sistemi içindeki eksikliklerle uyumlu bir şekilde münazara edilemeyeceği görüşündeyim” ifadelerini kullandı.
Yeni Müfredat Taslağı ile ilgili beklentileri aktaran Kasapoğlu, “Toplumumuzdaki temel beklenti, eğitim içeriklerinin dünyanın değişen şartlarına uygun bir biçimde iyileştirilmesi, düzenlemelerin mevcut sorunların çözümüne odaklanması, eğitimde istikrarı sağlayarak kalıcı bir devlet politikası oluşturulması yönünde. Eğitim Müfredatı belirlenirken; iş dünyası olarak, ülkemizi geleceğe taşıyacak nesillerin yetiştirilmesinde etkin bir rol oynamaya hazırız. Ayrıca, meslek liselerinin güçlendirilmesi ve eğitim süreçlerinin iyileştirilmesi anlamında bu çalışmayı önemli buluyoruz. Eğitim sistemimizin ve müfredatımızın belirlenmesinde her türlü iş birliğine ve katkıya açık olduğumuzu da bir kez daha vurgulamak istiyorum” diye konuştu.
“DSO’nun bu öncü rolü, diğer sivil toplum kuruluşlarına da ilham verecektir”
Türkiye’deki En Mutlu İş Yerleri Listesi’nde Denizli Sanayi Odası’nın da yer almasıyla ilgili meclis üyelerini bilgilendiren Başkan Kasapoğlu, Bu ödülün beraberinde kaliteli hizmet ve daha pek çok başarıyı getireceğini de sözlerine ekledi. Başkan Kasapoğlu, “Denizli Sanayi Odası’nın bu öncü rolü, diğer sivil toplum kuruluşlarına da ilham kaynağı olarak faaliyetlerini geliştirmeleri ve çalışanlarına daha iyi bir iş deneyimi sunmaları için teşvik edici olabilir. Bu sonucun, tüm iş dünyası için bir örnek teşkil ederek, Türkiye’de daha mutlu ve üretken iş yerlerinin oluşmasına katkıda bulunacağına yürekten inanıyoruz” dedi.
Başkan Kasapoğlu, Nisan Ayı içerisinde gerçekleştirilen faaliyetler, çalışmalar ve verilerle ilgili meclis üyelerini bilgilendirdi. Başkan Kasapoğlu’nun konuşmasından sonra toplantı, 14-29 Nisan 2024 tarihinde gerçekleştirilen ve DSO Meclis Başkanı Okan Konyalıoğlu’nun da katıldığı Çin Seyahati ile ilgili yapılan sunum ile devam etti. Bu sunumda Çin seyahatindeki gözlem, tespit ve öneriler ele alındı. – DENİZLİ
]]>Fikir Atölyesi Projesi Sorumlu Öğretmeni İnayet Eroğlu:
“Projede temel amacımız öğrencilerimizin iletişim becerilerini geliştirmek”
KAYSERİ – Kayseri İl Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından lise öğrencilerine yönelik gerçekleştirilen ‘Fikir Atölyesi’ projesiyle, öğrenciler hem fikir üretiyor hem de iletişim becerilerini geliştiriyor.
Kayseri İl Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından hayata geçirilen ‘Fikir Atölyesi’ projesi çerçevesinde farklı okuldan projeye katılan öğrenciler, Melikgazi Belediyesi Gesi Kamp Merkezi’nde çalışmalarını sürdürüyor. Ürettikleri fikirler üzerinde ekip olarak çalışan öğrenciler, çalışmalarını jüri önünde sunarak, iletişim becerilerini de geçiştiriyor. Projeye katılan öğrenciler 30 saat süren ekip çalışması sonucu fikirlerini geliştiriyor.
“Sosyal sorumluluklarını geliştirmelerini hedefliyoruz”
Kayseri İl Milli Eğitim Müdürlüğü AR-GE personeli ve Fikir Atölyesi Projesinin Sorumlu Öğretmeni İnayet Eroğlu, projede amaçlarının öğrencilerin ekip çalışmasını öğrenmesi ve iletişimlerini geliştirmeleri olduğunu söyledi. Öğrencilerin sosyal sorumluluklarını geliştirmelerini hedef koyduklarını dile getiren Eroğlu; “Kayseri İl Milli Eğitim Müdürlüğü olarak, 2023-2024 eğitim-öğretim yılında fikir atölyesi projesini hayata geçirdik. Bu ikinci fikir maratonumuz. Proje, gençlerin bir araya gelerek, 30 saat gibi kısa bir sürede fikirlerini ilgilendikleri konuları değerlendirerek, bir çalışma yapmalarını sağlıyor. Bu çalışma sonucunda da bir proje ortaya sunuyorlar. Bu projeleri daha sonra jüri önünde sunuyorlar. Bu projede temel amacımız öğrencilerimizin iletişim becerilerini geliştirmek. Yanı sıra onların takım içerisinde hareket etmelerini, sosyal sorumluluklarını geliştirmelerini hedefliyoruz. Öğrenciler bir arada çalışarak, kısa sürede bir ürün ortaya koymaya çalışıyorlar. Hem de sosyalleşiyorlar. Bu açıdan öğrencilerin kişilik gelişimleri için de son derece faydalı bir proje olduğunu düşünüyorum” dedi.
“Çok yararlı bir proje”
Projenin çok yararlı olduğunu ifade eden öğrencilerden Nisanur Kılınç; “Sadece okul dışında bir etkinliğimiz yoktu. Sadece okul içerisindeki arkadaşlarımız ile konuşuyorduk. Bunun sayesinde tanımadığımız okullardaki insanlarla tanıştık. Onların nasıl bir eğitim aldığını öğrendik. Eğitimlerimizi karşılaştırdık. Hepimizde çok güzel eğitim aldığımızı düşünüyoruz. Buradan da okullarımıza çok teşekkür ediyoruz. Bu proje bana daha sabırlı olmamı öğretti. İnsanlarla nasıl iletişim kuracağımı öğretti. Böyle bir ortamda yeni kurallar içerisinde nasıl davranacağımı daha iyi öğretmiş oldu” şeklinde konuştu.
“Böyle bir şans bizim için çok önemli”
Bir diğer öğrenci İlayda Ünal ise böyle bir projeye katılma şansının kendileri için çok önemli olduğunu söyleyerek, sözlerini şu şekilde sürdürdü;
“Bu proje bizim için çok değerli bir proje. Böyle bir şans bizim için çok önemli. Buraya gelip, kendi fikirlerimizi üretebilmemiz, fikirlerimizi projeye dönüştürebilmemiz ve bu projelerinde devamının gelebilecek olma ihtimali bizim için çok değerli. Bu yüzden kendi takımımızla birlikte her şeyimizi ortaya dökerek, bir proje oluşturmaya çalışıyoruz. Biz arkadaşlarımızla daha önce başka projelerde yer almıştık. Takım ruhumuz vardı. Böyle bir proje ilk defa olmasına rağmen çok kolay bir şekilde organize olabildik. Bu yüzden fikirlerimizi birbirimize çok güzel aktarıp, çok kolay ne istediğimizi biliyoruz. Bu nedenle bizim için hiçte sıkıntılı bir süreç değildi. Çok basit bir şekilde hallettik.”
]]>Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen) Kadın Meclisi, “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” başlıklı yeni eğitim müfredatı taslağıyla ilgili sendikanın genel merkezinde açıklama yaptı. Eğitim Sen Merkez Kadın Sekreteri Simge Yardım, yeni müfredatta cinsiyete dayalı ayrımcılığı daha da derinleştiren bir içerik hazırlığı olduğunu söyledi.
“Cinsiyet eşitsizliğine dayalı eğitim politikaları ile toplumsal cinsiyet algısı ve eşitsizliği siyasi iktidarın muhafazakar ve gerici cinsiyet anlayışı ile birlikte giderek derinleşmektedir” ifadelerinin yer açıklamadan öne çıkan başlıklar şöyle:
“YENİ MÜFREDAT, SORGULAMAYAN İTAATKAR BİREYLER YETİŞTİRMEYİ AMAÇLAMAKTA”
Toplumu ve özellikle eğitim sistemini ‘tek din, tek mezhep, tek kimlik’ anlayışıyla, kendi siyasal ideolojik hedeflerine uygun bir biçimde dizayn etmeye çalışan AKP iktidarı; MEB, Diyanet İşleri Başkanlığı, dini tarikat ve cemaatlerle ile işbirliği içinde eğitimi dinselleştirmeyi sürdürmekte, Laik, bilimsel ve kamusal eğitimden giderek uzaklaşılmaktadır. Bu anlayışla, kadını ve kız çocuklarını eğitimden dışlayan, eve kapatan, güçsüzleştiren ve sömüren cinsiyetçi anlayışın okulların içine girmesine izin vererek, bir taraftan çocukları şiddete ve istismara açık hale getirmekte öte taraftan yeni müfredat düzenlemeleri ile sorgulamayan itaatkar bireyler yetiştirmeyi amaçlamaktadır.
“CİNSİYET AYRIMCILIĞI YENİDEN ÜRETİLMEKTEDİR”
Kadına ve erkeğe yüklenen toplumsal rollere dayalı cinsiyet ayrımcılığı, farklı cinsel yönelimlere yönelik nefret söylemleri ana sınıfından başlayarak üniversiteye kadar eğitim sisteminin her kademesinde pekiştirilmektedir. Eğitimde cinsiyet ayrımcılığı okulun fiziki şartlarından, öğretmenlerin tutum ve davranışlarına, kullanılan dil ve materyallerden, ders içeriklerine kadar bir dizi araçla yeniden üretilmektedir. Okullarda, cinsiyetçi rol, beklenti ve kalıp yargılar kız ve erkek öğrencilere dolaylı ya da dolaysız yollarla aktarılmaktadır.
“İKTİDARIN SİYASAL PROGRAMINA PARALEL OLARAK HAZIRLANMIŞ BİR EĞİTİM MÜFREDATI”
Eğitim müfredatının toplumsal cinsiyet normlarını yaratmaya ve yeniden üretmeye katkıda bulunan yapısı, kadın ve çocuğu koruyan uluslararası sözleşmelerin uygulanmaması, iktidarın kadın kazanımlarını daraltan politikalarının birer sonucudur. Bugün karşımızda eğitim programlarında yapılan teknik değişikliklerden çok, iktidarın siyasal programına paralel olarak hazırlanmış bir eğitim müfredatı bulunmaktadır.
“BİLİMSEL, DEMOKRATİK, LAİK, BİREYİN YANI SIRA…”
Eğitim müfredatı hazırlanırken bilimsel, demokratik, laik, bireyin yanı sıra aynı zamanda toplumsal faydayı da gözeten, insan hak ve özgürlüklerine dayalı eğitim programlarının oluşturulması gereklidir. Bu çerçevede yaratıcı ve eleştirel düşünen, üretici, çevre bilincini kazanmış, toplumsal sorunlara duyarlı, kendine güvenen, demokrasiyi özümsemiş, insan hak ve özgürlüklerini ön planda tutan, eşitlikçi, adalet duygusu gelişmiş bireylerin yetiştirilmesini hedefleyen eğitim programları oluşturmak temel hedef olmalıdır.”
]]>SİNOP –
Eğitim-Sen Sinop Şube Başkanı Musa Uzun, “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” müfredatı taslağını eleştirerek, “Hiçbir yerde tartışılmadan eğitimin bir paydaşları ve bileşenlerinin görüşleri alınmadan sadece Bakanlığın arka bahçelerinde birileri tarafından hazırlanıp kamuoyuna birden duyuruldu. Gümrükten mal kaçırır gibi bir hafta içinde oldubittiye getirerek bunu yasallaştırmak istiyorlar. Biz de buna karşıyız. Böyle bir kanunda insan yetiştirilmez” dedi.Eğitim-Sen Sinop Şube Başkanı Musa Uzun, Milli Eğitim Bakanlığı tarafından yayınlanan yeni müfredat taslağını değerlendirdi. Uzun, yeni müfredatla, sormayan, sorgulamayan evcil bir nesil her şeye itaat eden, baş kaldırmayan bir nesil yetiştirmek istendiğini söyledi.
“SORMAYAN, SORGULAMAYAN, EVCİL BİR NESİL, HER ŞEYE İTAAT EDEN, BAŞ KALDIRMAYAN BİR NESİL YETİŞTİRMEK İSTENİYOR”
Musa Uzun, şöyle konuştu:
“Hiçbir yerde tartışılmadan eğitimin bir paydaşları ve bileşenlerinin görüşleri alınmadan sadece Bakanlığın arka bahçelerinde birileri tarafından hazırlanıp kamuoyuna birden duyuruldu. Gümrükten mal kaçırır gibi bir hafta içinde oldubittiye getirerek bunu yasallaştırmak istiyorlar. Biz de buna karşıyız. Böyle bir kanunda insan yetiştirilmez. Biliyorsunuz, 2’inci yüzyıla girdik. Tabii ki devletlerin amacı milli eğitimler amacıyla nesillerini yetiştirmektir. Bunu yetiştirirken 1’inci yüzyılın amacı Atatürk’ün çizdiği modelde fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller yetiştirmekti. Şimdiki müfredatta ise bunun tam tersi uygulanıyor. Sormayan, sorgulamayan evcil bir nesil her şeye itaat eden, baş kaldırmayan bir nesil yetiştirmek isteniyor. Biz bunun doğru olmadığını 21’inci yüzyıl biterken bu yüzyılda insanların soran, sorgulayan, kendini geliştiren, pasif kalmayan, hürriyetleri sonuna kadar kullanabilen nesiller yetiştirmek devletlerin görevi olmalı.
“ANADOLU COĞRAFYASINDAKİ FARKLILIKLAR, DİLLER HEPSİ YOK SAYILARAK HERKESİ TEK TİPLEŞTİRİYORLAR”
Buradaki müfredatta 12 Eylül anayasasından da kaynaklı müfredatlarımızda daha öncekilerde tek tip, tek vatan, tek millet tek bayrak gibi insan yetiştirme modeli bu. Bizim ülkemiz birden fazla dilin konuşulduğu, bir sürü kültürün yaşadığı etnik kökenlerin olduğu bir ülke. Anadolu coğrafyasındaki tüm bu farklılıklar, diller hepsi yok sayılarak herkesi tek tipleştiriyorlar. Nedir bu tek tipleştirme? Türk – İslam sentezi. Daha öncekiler de biraz daha Türkçülük ön plandaydı. Bunda da İslam sentezini daha içine katılıyor. Türkiye’de biliyorsunuz, bir sürü İslami değerleri savunduğunu söyleyen tarikatlar, cemaatler var. Bunlardan hangisinin görüşü bu? Devletimiz bu müfredatta bunu tek tipleştirmiş. İslam modelini kendine göre belirlemiş ve belli bir kalıba sokarak insanları yetiştirmeye çalışıyorlar. Burada özgürlükler, hürriyetler çıkarılmış. Birkaç yerde özgürlüklerden bahsedilmiş ama özgürlüğü de şöyle tanımlamış; devlet çıkarlarını gözeten yerden özgürlükler. Yani devletin çıkarına ters düşen bir çıkar olduğu zaman sesinizi çıkartmayın, itaat edin. Devletin Ali menfaatleri diye düşündükleri bu menfaatleri ön plana çıkartın. Onlara sesinizi çıkartmayın. Yani sormayın, sorgulamayın. Devlet ne derse sizi yönetenler size ne verirse ona yetinin nesli yetiştirmek aslında bunun amacı. Biz bilimin, çağdaşlığın, laikliğin esas alındığı bir eğitim sistemi istiyoruz. Görüyorsunuz, ülkemizin durumunu. Bir tane yetişmiş dünya çapında bir doktorumuz yok, mühendisimiz yok, fizikçimiz yok. Aslında var. Fakat ülkede belli bir zamana kadar bizim okullarımızda okumuş ama daha sonra yurt dışına gitmiş yetişmiş insanlarımız var. Aşıyı bulan Almanya’da bir Türk. Amerika’da Aziz Sancar, gibi bir bilim adamımız var ama bunlar sadece bizim övünme kaynağımız. Türk olmalarıyla övünüyoruz. Başka bir şey yok. Bunların bilime, insanlığa kattıkları katma değerin bizim ülkemize faydası yok.”
]]>(İZMİR) – Öğrenci Veli Derneği (Veli-Der), Milli Eğitim Bakanlığı’nın “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” adı altında sunduğu müfredat taslağının geri çekilmesini istedi. Müfredat taslağının bilimi, bilimsel ve çağdaş eğitimi reddettiğini ifade edilen açıklamada “Bu müfredat derhal geri çekilmeli ve tüm paydaşların hazırlık sürecine dahil edildiği şeffaf, bilimsel, çağdaş, evrensel bir müfredat hazırlık süreci başlatılmalıdır” denildi.
Öğrenci Veli Derneği (Veli-Der), İzmir İl Milli Eğitim Müdürlüğü önünde bir araya gelerek, Milli Eğitim Bakanlığı’nın “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” adı altında sunduğu müfredat taslağının geri çekilmesi için basın açıklaması düzenledi. Öğrenci Veli Derneği (Veli-Der) adına açıklamayı Öğrenci Veli Derneği (Veli-Der) İzmir Şube Başkanı Necati Kalafat yaptı.
Milli Eğitim Bakanlığı’nın “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” adı altında sunduğu müfredat taslağı ile eğitim ve ders programlarının laik ve bilimsel temelinin tahrip edildiğini söyleyen Kalafat, “Pek çok sorunu bulunan ve çocuğun üstün yararını hedeflemesi gereken Milli Eğitim Sistemi temel hak ve özgürlükleri, evrensel ilkeleri ve yeni gelişmeleri esas alarak daha bilimsel, çağdaş ve evrensel kriterler çerçevesinde iyileştirilmesi gerekirken maalesef yıllardır tam aksi yönde müfredatta, yönetmeliklerde yapılan değişiklikler, protokoller, iş birlikleri eliyle eğitim ve ders programlarının laik ve bilimsel temeli de adım adım tahrip edilmektedir. Bu tahribatlar çocuklarımızın akademik, psikolojik, bilişsel, moral ve sosyal gelişimlerine telafisi mümkün olmayan büyük zararlar verdiği gençliğimizin güncel umutsuzluğundan anlaşılmaktadır. Ülkemiz gençliğinin durumu buyken MEB’in cilalanmış isimle açıkladığı müfredat taslağı ile zaten çok örselenmiş olan özgürlükçü, eleştirel, eşitlikçi, demokratik, laik, bilimsel, evrensel eğitim boyutları bir kez daha hedef alınmaktadır” dedi.
“DİNE DAYALI EĞİTİMİ ESAS ALAN BİR ÖĞRETİM PROGRAMI AMAÇLANDIĞI HİSSEDİLMEKTEDİR”
Müfredata “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” adının verilmesinin eğitime siyaset katarak ideolojik bir tercih olduğunu ifade eden Kalafat, “Eğitimin siyaset üstü olarak ele alınması bir ülke için hayati öneme sahipken tüm itirazlara kulak asmaksızın 2014 tarihinde önce Maarif Müfettişleri Başkanlığı’nın kurulması, Maarif Modeli’ ne uygun müfredat değişimi açıklamalarının ve Maarif söyleşilerinin yaygınlaştırılması ile uzun süredir “eğitimden maarife, öğretmenden muallime, öğrenciden talebeye, bilimden irfana” açıklamaları eşliğinde laik eğitimi hedef alan, maarif, köklerden geleceğe, erdem- değer-eylem vurguları eşliğinde dine dayalı eğitimi esas alan bir öğretim programı amaçlandığı hissedilmektedir” diye konuştu.
“ÇAĞDAŞ, BİLİMSEL EĞİTİM REDDEDİLMEKTE”
Yeni müfredat taslağına göre, çağdaş, bilimsel eğitimden uzaklaşıldığını ve Anayasa’nın laiklik ilkesinin ve Medeni Kanunun da reddedildiğini söyleyen Kalafat, “Müfredatta kazanımların “ayet ve hadisler ışığında” ele alınması, kadınların çalışma hayatında olmasının, evlilik yaşının yüksekliğinin, kreş ve bakımevlerinin aile için bir tehdit, sorun olarak görülmesine kadar onlarca içerikle açıkça çağdaş, bilimsel eğitim reddedilmekte, hatta daha da ötesi Anayasa’nın laiklik ilkesi ve Medeni Kanunun da reddedildiğini ortaya koymaktadır” dedi.
“MÜFREDATTA LAİKLİK, LAİK, BİLİMSEL, ÇAĞDAŞ EĞİTİM, KARMA EĞİTİM KARŞITI İSİMLER ÖĞRETİM PROGRAMLARINDA REFERANS ALINMAKTADIR”
Hazırlanan müfredatla Tevhid-i Tedrisat’ı değiştirmenin, karma eğitim ve zorunlu eğitim hakkının kaldırılmasının hedeflendiğini öne süren Kalafat, “Türkiye Yüzyılı hedefleri çerçevesinde Milli Eğitim Bakanlığı tarafından “Bütüncül Eğitim: Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli Öğretim Programları Geliştirme Çalıştayları”nın katılımcılarının, müfredat taslağında “diğer paydaşlar” diye belirtilen isimlerin, STK adı altındaki tarikat yapılarının hazırladıkları raporlar, yazılarda bu müfredatla Tevhid-i Tedrisat’ı değiştirmenin amaçlandığı, karma eğitim hakkının hatta sonrasında zorunlu eğitimin kaldırılmasının hedeflendiği vurgulanmaktadır. Kültür ve medeniyetimize yön veren isimler denilerek müfredatta laiklik, laik, bilimsel, çağdaş eğitim, karma eğitim karşıtı isimler öğretim programlarında referans alınmaktadır” sözleriyle tepkisini dile getirdi.
“ÖZNESİNİN ÖĞRENCİ OLMADIĞI BİR MÜFREDAT TASLAĞIYLA KARŞI KARŞIYAYIZ”
Müfredat taslağının öğretmenlere, akademisyenlere, velilere rağmen kapalı kapılar ardında hazırlandığının da altını çizen Kalafat, “Öznesinin öğrenci olmadığı bir müfredat taslağıyla karşı karşıyayız. Dokuz günlük görüş verme süresinin akılcı, mantıklı bir karşılığı olduğunu veliler olarak düşünmüyoruz. Bu kadar kısa bir sürede tüm taslağın, ders içeriklerinin biz veliler ve öğretmenler tarafından okunabilmesi, incelenebilmesi bile mümkün değildir. Kaldı ki bu görüşler kamuoyuna açıklanacak mıdır, gelen görüşler değerlendirmeye alınacak mıdır gibi çok sayıda sorunun cevapsız bırakılması da taslağın görüşe açılmasının yalnızca müfredata demokratik bir görüntü verme algısı yaratmaya çalışmak olduğunu da göstermektedir” dedi.
“ÇOCUKLARIMIZIN GELECEĞİNİ SAVUNMAYA DEVAM EDECEĞİZ”
Bilimi, bilimsel, çağdaş eğitimi reddeden bir müfredatın ülkenin geleceğinin de kaybedilmesi anlamına geldiğini söyleyen Kalafat, “Bu farkındalık ve hissiyatla çocuklarımızın geleceğine ve eğitim haklarına sahip çıkmaya, çocuklarımızın ve memleketimizin geleceğini savunmaya devam edeceğiz. Bu müfredat derhal geri çekilmeli ve tüm paydaşların hazırlık sürecine dahil edildiği şeffaf, bilimsel, çağdaş, evrensel bir müfredat hazırlık süreci başlatılmalıdır” diye konuştu.
]]>
CHP Milli Eğitim Bakanlığı’ndan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Suat Özçağdaş, CHP Grup Başkanvekili Murat Emir ve CHP Milletvekilleri ile bugün TBMM Çankaya Kapısı’ndan Milli Eğitim Bakanlığ’na yürüdü. MEB önüne gelen CHP’li vekiller burada Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli, atanamayan öğretmenler ve Milli Eğitim Akademisi hakkında basın açıklaması yaptı. İlk olarak söz alan Murat Emir, şunları söyledi:
“Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli adı altında Türkiye’ye dayttıkları kapalı kapılar ardında hazırladıklar ve kendi ideolojik saplantılarına hizmet edecek olan bu eğitim modelini reddettiğimizi ifade etmeye geldi. Çocuklarımızı,ihtiyacı bilimsek, laik ve çağdaş eğitimdir. Oysa geldikleri günden beri her gelen milli eğitim bakanı milli eğitimi yapboz tahtasına çevirdi, her geleni asıl maksadı milli eğitimi milli karakterinden uzaklaştırıp, dinsel ve gerici düşücelere bağlamaktı. Biz bu maarif modelinin ne ismini ne hazırlanış yöntemini ne de içeriğini kabul etmiyoruz. Bu modellerle Türkiye’yi adım adım geriye götürmek, Mustafa Kemal’i ve devrimlerini unutturmak kimsenin haddi ve hakkı değildir.”
Suat Özçağdaş da AKP’nin iktidara geldiği 2002 yılından bugüne kaç milli eğitim bakanı, müfredat, eğitim sistemi değiştiğini bütçeden eğitime ayrılan payların yıllar içindeki düşüşünü kapsamlı bir şekilde anlattı.
Özçağdaş, eğitim sorununun sadece CHP’nin gündeminde olmadığını bugün yaşanan gelişmelerin Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan dahil kimseyi memnun etmediğini ifade etti. Geçen hafta taslağı kamuoyu ile paylaşılan Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’nin eğitim programı değil çağdışı bir eğitim manifestosu olduğuna işaret eden Özçağdaş, Bakan Yusuf Tekin ve kadrolarının eğitim için beka sorunu haline geldiğini söyledi. Ardından Özçağdaş, 6 madde halinde yeni eğitim modeli üzerine düşüncelerini ve sorularını paylaştı. Milli Eğitim Akademisi projesinin öğretmenleri mağdur etme projesi olduğunu da kaydeden Özçağdaş, akademi projesini bir öğretmen kıyımı olduğunu savundu.
“ÜCRETLİ ÖĞRETMEN VARSA ATANMAYAN ÖĞRETMEN VAR DEMEKTİR”
Atanmayan öğretmenler sorununa da dikkati çeken Özçağdaş, “Yoksulluk sınırının altında yaşamaya mahkum ettiğiniz 1 milyon 155 bin öğretmenin sorunlarını çözün, onlara insanca yaşama şartları sağlayın. İktidarı devraldığınızda sayısı 68 bin olan, 1 milyona yaklaşan atanmayan öğretmen sorununu çözün. Ücretli ve sözleşmeli öğretmenlik bir emek sömürüsüdür, devlet ayıbıdır, derhal bundan vazgeçin. Ücretli öğretmen varsa atanmayan öğretmen var demektir, söz verdiğiniz atamaları yapın” çağrısını yaptı.
“EĞİTİM TÜRKİYE’DE TEMEL SORUN, SORUMLUSU DA YUSUF TEKİN VE LİYAKATSİZ KADROLARI”
İlgili eğitim programının laiklik ilkesini hedef aldığını bu nedenle programı tümden reddettiklerini dile getiren Özçağdaş, “Bunu da sadece iktidar adayı bir muhalefet partisi olarak değil, toplumun tüm kesimlerini temsil etme gayretinde olan bir yaklaşımla tüm yurttaşlarımız, velilerimiz, öğretmenlerimiz ve geleceğimiz olan çocuklarımız adına yapıyoruz. Bu yaşadıklarımız bize göstermektedir ki eğitim Türkiye’nin beka sorunudur ve eğitimin temel sorunu da Milli Eğitim Bakanlığı koltuğunu işgal eden Yusuf Tekin ve liyakatsiz kadrolarıdır” dedi.
“ÖZEL VE ERDOĞAN ARASINDA ATANMAYAN ÖĞRETMENLER VE MÜLAKAT SORUNU KONUŞULDU”
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve CHP Genel Başkanı Özgür Özel, görüşmesinde, atanmayan öğretmenler, mülakat sistemi ile ilgili herhangi bir konuşma olup olmadığına dair soruya Özçağdaş, “Genel Başkanımız atanmayan öğretmenlerimizin, sorun yaşayan öğretmenlerimizin, Türkiye’de mağdur olan kesimlerin tamamının taleplerinği cumhurbaşkanıyla paylaşmıştır. Mülakata da vurgu yapılmıştır, mülakatın kaldırlması yönündeki toplum talebini net bir şekilde dile getirmiştir” yanıtını verdi.
MEB’DE PROTESTO SONRASI SİMİT SOHBETİ
CHP’li milletvekillerin açıklamasının ardından Milli Eğitim Bakanlığı, açıklamaya gelen milletvekillerine ve takip eden basın mensuplarına simit, börek ve meyve suyu ikram etti. Murat Emir, MEB personeline ikramlar için teşekkür ederek, “Sayın bakanımıza selamlarımızı iletin” dedi. CHP Erzincan Milletvekili Mustafa Sarıgül de “Bakanımız bir daha ki sefer tulum peynirini yüzde 100 buraya getirsin, tulum peyniri olmadan bir daha gelmiyoruz” diye konuştu. Emir’in, “Burada tulum peynirini Mustafa başkanın getirmesi lazım”sözü üzerine Sarıgül de “Tulum peyniri olmadığı zaman da üzüldük, tulum peyniri bekliyoruz” karşılığını verdi.
]]>(DİYARBAKIR) – Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, CHP’li milletvekillerinin atanamayan öğretmenler, yeni müfredat ve eğitimin diğer sorunlarına tepki göstermek için bakanlığa yaptıkları yürüyüşü değerlendirirken, “Geleceklerini bilseydik belki Diyarbakır programımızı başka bir güne ertelerdik. Ama şimdi medyadan öğrendim böyle bir şeyi. Kendilerine ev sahipliği yapamadığımız için kusura bakmasınlar. Eğer ellerinde hazır kamuoyuna popülist mesaj vermek yerine, ellerinde programlarla ilgili hazır raporlar varsa onları teslim almak için arkadaşlara gerekli uyarıları yaptık” dedi.
Çeşitli temaslarda bulunmak üzere Diyarbakır’a gelen Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Grup Başkanvekilleri ve milletvekilleri, atanamayan öğretmenler, yeni müfredat ve eğitimin diğer sorunlarına tepki göstermek için TBMM’den Milli Eğitim Bakanlığı’na yaptığı yürüyüşle ilgili açıklamada bulundu. Tekin, CHP’li milletvekillerinin MEB’e yaptığı yürüyüşü bugün basından öğrendiğini ifade ederek, şunları söyledi:
“Katkı veren herkesin katkılarına açığız. Sayın vekillerimize biz orada çay ikram etmek istedik, kendilerine böyle bir ikramımız olsun istedik. Keşke biz de orada olsaydık karşılıklı bir şekilde protesto olarak değil, karşılıklı görüş alışverişiyle gelip sizi dinlemek istiyoruz, sorularımız var, sorularımıza cevap verir misiniz diye randevu usulüyle olsaydı daha medeni daha hukuk devleti kriterlerine uygun olurdu. Daha uygun bir zamanda onları bekliyoruz. Geleceklerini bilseydik belki Diyarbakır programımızı başka bir güne ertelerdik. Ama şimdi medyadan öğrendim böyle bir şeyi. Kendilerine ev sahipliği yapamadığımız için kusura bakmasınlar. Eğer ellerinde hazır kamuoyuna popülist mesaj vermek yerine, ellerinde programlarla ilgili hazır raporlar varsa onları teslim almak için arkadaşlara gerekli uyarıları yaptık. Onlar da bırakırlarsa mutlu olurum. Ama sadece popülist mesajlar verip, protesto ediyoruz dili hiç hoş olmaz. Raporları varsa raporlarını versinler, değerlendirelim. Yoksa kendi tabanlarına vermek istedikleri siyasi mesajları verdiler. Kendilerine teşekkür ediyoruz.”
YENİ EĞİTİM MÜFREDATINA 45 BİN AYRI GÖRÜŞ BİLDİRİLDİ
“Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” adını taşıyan yeni müfredatla ilgili de konuşan Tekin, şöyle devam etti:
“Yeni öğretmen atamalarında kuşkusuz burada ihtiyaç duyulan branşlarla ilgili olarak atama süreci devam edecek. İnşallah bu tedbirlerle beraber eğitim ve öğretimin niteliğiyle ilgili de yeni projeler hayata geçirilmiş olur. Bakanlığımız gündeminde olan önemli konulardan bir tanesi de eğitim ve öğretim programlarında yeni müfredatta yapmayı planladığımız değişiklik. Türkiye’de eğitim ve öğretimle ilgili kamuoyunun bu kadar canlı olmasından ötürü Milli Eğitim Bakanı olarak çok mutlu olduğumu ifade etmek istiyorum. Müfredat değişikliklerimiz toplumun her kesiminde ilgili ve alaka gördü. Bu anlamda bize eğitim ve öğretim sürecinde ilgi gösteren herkese huzurlarınızda şükranlarımı sunuyorum. Bu katkı ve öneriler bakanlığımızca değerlendirilecek. Sadece bir rakam vermek istiyorum, bugün itibarıyla bir hafta oldu, bu bir hafta eğitim ve öğretim müfredatımız 1 milyon 372 bin defa indirilmiş. Bu çok devasa bir rakam. Aynı şekilde an itibarıyla 45 bin 636 tane de bunların bir kısmı ayrıntılı rapor, bir kısmı kısa düşünce, görüş ve öneri olmak üzere 45 bin ayrı görüş bildirilmiş. Görüş bildiren, kanaat ifade eden kişilere teşekkür etmek istiyorum. Bütün bu katkılara, yapıcı sürece açığız.”
]]>“BU EĞİTİM MODELİNİ REDDETMEYE GELDİK”
Burada açıklamalarda bulunan CHP Grup Başkanvekili Murat Emir, “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli altında Türkiye’ye dayattıkları, kapalı kapılar ardında hazırladıkları ve kendi ideolojik saplantılarına hizmet edecek olan bu eğitim modelini reddetmeye geldik” dedi. Emir şöyle devam etti; “Çocuklarımızın ihtiyacı bilimse, laik ve çağdaş eğitimdir. Oysa geldikleri günden beri her gelen milli eğitim bakanı, milli eğitimi yapboz tahtasına çevirdi ve her gelenin asıl maksadı milli eğitimi milli karakterden uzaklaştırmak, dinsel ve özellikle de gerici düşüncülere bağlamaktı.”

“TÜRKİYE’Yİ ADIM ADIM GERİYE GÖTÜRMEK İSTİYORLAR”
“Biz bu maarif modelinin ne ismini, ne hazırlanış yönetimini, ne de içeriğini kabul etmiyoruz” diyen Emir, “Bu modellerle Türkiye’yi adım adım geriye götürmek, laikliği yok saymak, Mustafa Kemal ve devrimlerini unutturmak kimsenin haddi değildir” ifadelerini kullandı.

“AİLELERE ÖZEL OKULLARA SIĞINDI”
Emir’den sonra söz alan CHP Genel Başkan Yardımcısı Suat Özçağdaş, “Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarında eğitim niteliksizleştirildi, piyasalaştırıldı ve dinselleştirildi. Tüm bu sürecin sonunda, artık çocuklarımız geleceğini yurtdışında aramaktadır, aileler özel okullara sığınmaktadır. Özel okulların da ekonomik koşullar nedeniyle ücretlerin karşılanmadığından aileler büyük zorluklar çekmektedir” ifadelerini kullandı. Özçağdaş, “Geçtiğimiz hafta bakanlık tarafından kamuoyuna duyurulan ‘Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’ ile yeni bir taslak eğitim programı olmaktan çok, çağ dışı bir eğitim manifestosu taşıyan bir programla karşı karşıya kaldık. Bu, eğitim bilimleri çerçevesinde hazırlanmış bir eğitim programı değil; bir dizi ideolojik saplantının yaşandığı, yansıdığı politik bir metindir” diye konuştu.

“EĞİTİMİN TEMEL SORUNU YUSUF TEKİN VE KADROLARIDIR”
Özçağdaş şöyle devam etti; “Türkiye Yüzyılı gibi bir partinin seçim sloganı olarak kullandığı ibarelerin milli eğitim gibi temel bir alanın başlığı haline getirilmesi, parti-devleti anlayışının dayatılması ve kamu yönetiminin geldiği noktayı göstermesi adına ibretlik bir durumdur. Cumhuriyet aktif sorumlu yurttaşlar yetiştirilmesini isterken iktidar itaatkâr ve kanaatkâr nesiller yetiştirmek istiyor. Bu çağdışı program taslağı da bunun bir eseri olarak karşımıza çıkıyor. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak eğitimin temel bir insan hakkı olduğunu ve her çocuğun nitelikli eğitime ulaşmasının devletin en temel sorumluluklarından olduğunu ısrarla vurguluyoruz. Anayasanın laiklik ilkesinin düpedüz hedef alındığı bu programı, Genel Başkanımızın da ifade ettiği gibi, tümden reddediyoruz. Bunu da sadece iktidar adayı bir muhalefet partisi olarak değil, toplumun tüm kesimlerini temsil etme gayretinde olan bir yaklaşımla tüm yurttaşlarımız, velilerimiz, öğretmenlerimiz ve geleceğimiz olan çocuklarımız adına yapıyoruz. Bu yaşadıklarımız bize göstermektedir ki eğitim Türkiye’nin beka sorunudur ve eğitimin temel sorunu da Milli Eğitim Bakanlığı koltuğunu işgal eden Yusuf Tekin ve liyakatsiz kadrolarıdır.”

(ANKARA) – Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen), “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” adıyla sunulan yeni müfredat taslağını Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) önünde protesto etti. Eğitim Sen Genel Başkanı Kemal Irmak, “Çocukların eğitiminde telafisi güç olumsuzluklar yaratacak bu müfredat değişikliğini kabul etmiyoruz. Siyasi iktidarın siyasal, ideolojik hedeflerini gözeten, tek adam rejiminin yaratmaya çalıştığı toplum modelini temel alan, laiklik ve bilim karşıtı müfredatı reddediyoruz” dedi.
Eğitim Sen üyeleri, “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” adıyla sunulan yeni müfredat taslağını Milli Eğitim Bakanlığı önünde protesto etti. “Bilim dışı müfredatı reddediyoruz” yazılı pankartın açıldığı eylemde, “Irkçı, gerici eğitime hayır”, “Yusuf Tekin şaşırma, sabrımızı taşıma”, “Parasız, bilimsel, anadilde eğitim”, “Bakan Tekin istifa” sloganları atıldı.
Eğitim Sen Genel Başkanı Kemal Irmak, müfredat değişikliğinde okul öncesi, ilkokul, ortaokul ve lisede işlenecek derslerin içeriği ve bunlarla ilgili önemli ve tüm toplumu ilgilendiren düzenlemeler olduğunu vurgulayarak “Normalde müfredat değişikliklerinin içeriğinin ne olacağı, nasıl bir değişiklik önerildiğinin bütün yönleriyle, bilim insanları, eğitim bilimciler ve eğitim sendikalarının görüşleri alınarak, çeşitli yönleriyle tartışılarak belirlenmesi gerekir. Ancak MEB’in sürecin başından sonuna kadar yapmaya çalıştığı şey, ülkenin bugünü ve geleceğini yakından ilgilendiren böylesine önemli bir konuda yangından mal kaçırır gibi hareket etmesi olmuştur” dedi.
“BAŞINDAN SONUNA SİYASAL BİR NİTELİK TAŞIMAKTA”
“Eğitim sistemi açısından öğrencilere verilecek bilgiyi belirlemek ve seçmek, müfredat ve ders kitapları üzerinden öğrencilere aktarılması süreci başından sonuna siyasal bir nitelik taşımaktadır” diyen Irmak, özetle şu görüşleri dile getirdi:
“Eğitim müfredatının çocukların, gençlerin, toplumun ve ülkenin gerçek ihtiyaçlarından çok, iktidarın siyasal-ideolojik çizgisine uygun hale getirilmesinin en somut yönü okullarda hangi bilgilerin, nasıl, hangi araçlar ve örnekler üzerinden verileceğidir. Mevcut iktidar çocuğa ya da bireye nasıl yaklaşıyor, nasıl bir insan modeli yetiştirmek istiyor, yetiştirdiği bireylerde hangi özellikler olmasını istiyorsa eğitim müfredatını da ona uygun şekilde hazırlamıştır.
“BİZİM TESPİTİMİZİ DOĞRULAMAKTADIR”
Müfredat değişikliklerinde laik ve bilimsel, eğitim geri plana itilirken, bütün ders kitaplarında ‘milli ve manevi değerler’in merkeze alındığı görülmektedir. Milli ve manevi değerler vurgusu yaratılan tüm eşitsizliklerin üzerini örtmek için kullanılmaktadır. MEB’in öncelikli hedefi eğitim müfredatı ve ders kitapları üzerinden iktidarın siyasal ideolojisinin açık ve gizli olarak öğrencilere aktarılmasıdır. Müfredat taslağının başlığının ‘Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’ olarak belirlenmiş olması bu tespitimizi doğrulamaktadır.
“ÖRÜMCEK AĞI GİBİ BÜTÜN EĞİTİM SİSTEMİNİ KUŞATMIŞ DURUMDA”
MEB’in, ÇEDES ve benzeri projeler ve protokoller üzerinden eğitim sistemi içine faaliyet alanı açtığı Diyanet İşleri Başkanlığı’nın yanı sıra iktidarla ekonomik ve siyasal bağları olan dini vakıf ve cemaatler tarafından okullar, yurtlar, kurslar vb. üzerinden doğrudan iktidar desteği ile tıpkı bir örümcek ağı gibi bütün eğitim sistemini kuşatmış durumdadır.
“PEDAGOJİK DEĞİL, POLİTİK NİTELİKTEDİR”
MEB’in ‘yeni müfredatı, düşünmeyen, sorgulamayan, eleştirmeyen, itiraz etmeyen nesiller yetiştirmek amacıyla hazırlanmıştır. Öğretim programlarında bilimsel eğitim ile ilgili olan pek çok nokta özenle ‘sadeleştirme’ ya da ‘ayıklamaya’ tabi tutulurken, tek adam rejiminin bütün hedeflerini açık ve gizli amaç ve değerler üzerinden ders kitaplarına yerleştirerek kendilerince ‘dini’ ve ‘milli bir müfredat oluşturulmak istendiği anlaşılmaktadır. Müfredat değişikliklerini sadece pedagojik açıdan eleştirerek, ders içeriklerinde yapılan değişiklikleri eğitim biliminin temel ilkeleri üzerinden ele alarak değerlendirme yapmıyoruz. Bugün karşımızda eğitim programlarında yapılan teknik değişikliklerden çok, iktidarın siyasal programına paralel olarak hazırlanmış bir eğitim müfredatı bulunmaktadır. Dolayısıyla yeni müfredata yönelik eleştirilerimiz sadece teknik ve pedagojik değil, aynı zamanda politik niteliktedir.
“İSTİFAYA DAVET EDİYORUZ”
Dolayısıyla çocukların eğitiminde telafisi güç olumsuzluklar yaratacak bu müfredat değişikliğini kabul etmiyoruz. Siyasi iktidarın siyasal-ideolojik hedeflerini gözeten, tek adam rejiminin yaratmaya çalıştığı toplum modelini temel alan, laiklik ve bilim karşıtı müfredatı reddediyoruz. Bu müfredatı hazırlatıp yayınlayan Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’i de istifaya davet ediyoruz.”
]]>
CHP Grup Başkanvekili Murat Emir, TBMM’de basın toplantısı düzenlediği basın toplantısında, 1 Mayıs’ın Taksim Meydanı’nda kutlanması içini yaptıkları girişimleri anlattı. Emir, şöyle konuştu:
“Dün, 1 Mayıs’tı ve 1 Mayıs’ta Saraçhane Meydanı’nda Sayın Genel Başkanımız, İstanbul örgütümüz işçilerimizle, emek örgütleriyle yan yana geldik, birlikte emeğin sesini yükselttik ve özellikle emeğin hakkını alması için sendikasızlaştırmaya karşı insanların sefalete terk edildiği bir dönemde işçilerimizin yaşadığı sorunları iletmek üzere, sesini yükseltmek üzere ve kanlı 1 Mayıs’ta 1977’de kaybettiğimiz canlarımızı anmak üzere alanlardaydık, tüm Türkiye’de alanlardaydık. CHP örgütleri de alanlardaki bu eylemlere yoğun destek verdiler.
Maalesef aslında 1 Mayıs anmalarının sembolik yeri olan, sembolik anlamı olan, özellikle kanlı 1 Mayıs’tan sonra 1 Mayıs anmalarının ana lokalizasyonu durumundaki Taksim alanının 1 Mayıs’ta kapatılmasını şiddetle kınıyoruz. Son derece yanlış bir tutum olmuştur. Daha öncesinde Sayın Genel Başkanımız Taksim’in işçilere açılması için büyük çaba göstermiştir. Özellikle İçişleri Bakanı Yerlikaya ile Sayın Cumhurbaşkanı’na da iletilmek üzere temaslar yürütülmüş ve özellikle Sayın Genel Başkanımız alana 1977 sendikasız işçi ile girme teklifini götürmüştür.
Bu, şu açıdan değerlidir: Taksim’deki 1977 katliamında canlarımızı yitirdik, onu anmak önemlidir. Ayrıca ülkemizde maalesef sendikasız işçi sayısı, sendikalı işçi sayısının neredeyse on katıdır. Dolayısıyla bu durumda emeğin bayramında, 1 Mayıs’ta sendikasızlaştırmayı gündeme getirmek çok önemliydi ama buna izin vermediler. Yine de yapılan mekik diplomasisi ile özellikle emek örgütlerinin, özellikle meslek örgütlerinin yan yana getirilmiş olması, onların kitleleriyle CHP örgütlerinin buluşmuş olması ve tek ses halinde emeğin hakkını almak üzere mücadele verilmiş olması son derece değerlidir ve önemlidir.
“İÇİŞLERİ BAKANLIĞI VE SARAY YİNE TAKSİM’İ İŞÇİLERE KAPATMIŞTIR”
Daha önce ifade ettiğimiz gibi Taksim 1 Mayıs’ta işçilerdir, emeğindir ve emeğe açık olmalıdır. Ancak hukuk tanımaz, Anayasa tanımaz AKP iktidarı, Anayasa Mahkemesi kararını bile hiçe sayarak Taksim’i işçilere kapatmıştır. Anayasa Mahkemesi, 2014-2015 kısıtlaması sonrasında sendikaların gittiği mahkemelerin son mercii olarak, Taksim alanının işçiler açısından ve 1 Mayıs kutlamaları açısından sembolik anlamı olduğunu, ortak hafızayı temsil ettiğini, bu nedenle bu toplantıların Taksim Meydanı’nda yapılmasının bu düşünceyi aktarmak noktasında önemli olduğunu; dolayısıyla alanın verilmemesinin, alanın işçilere kapatılmasının aynı zamanda ifade hürriyetini ihlal etmek olduğunu söylemiştir ve bundan sonra da AKP iktidarının yapması gereken, Anayasa Mahkemesi’nin bu kararına eksiksiz uymak iken, İçişleri Bakanlığı ve saray yine Taksim’i işçilere kapatmıştır.
Aslına bakarsanız burada saraydan daha farklı bir tutum da beklemiyoruz. Çünkü onlar örgütlü emekten korkuyorlar, Taksim alanından korkuyorlar ve işçilerle Türkiye’de yok sayılan, açlığa mahkum edilen ve hakları bir bir gasp edilen, her türlü baskıya ve yoksulluğa mahkum edilen milyonların yan yana gelmesinden korktuğunu bir kez daha ortaya koymuştur.
Bizler CHP olarak, iktidara yürüyen bir parti olarak, Türkiye’nin birinci partisi olarak özellikle 1 Mayıs’ta işçilerimizle, emekçilerimizle güvenlik güçlerimizin karşı karşıya gelmemesine özen gösterdik ve bu noktada yaşanan bu olumsuz görüntülerden de son derece rahatsızız. Ama bunlar olmasın diye öncesinde birçok iletişim kanalı kullanıldı, mekik diplomasisi kullanıldı ve maalesef yine de dün hepimizin gördüğü gibi o güvenlik güçlerinin su kemerini Çin Seddi’ne çevirdiği ve Taksim Meydanı’nı adeta etten bir duvarla kapattığı görüntüleri gördük. Yine işçilerle kimi eylemciler arasında istemediğimiz, provokasyona varabilecek olaylar yaşandığını gördük. CHP her zaman sorumlu bir anlayış içerisinde ve çözümün bir parçası olmak noktasında tavır gösterecektir. Bizim 1 Taksim’in 1 Mayıs’a kapatılması konusundaki duruşumuz son derece nettir ama tabii ki bir provokasyona da izin verecek veya bir provokasyona yardımcı olmuş görüntüsü verecek her türlü tutumdan da kaçınmayı bir görev biliyoruz. Ama bilsinler ki önümüzde bir yıllık bir süreç var. Özellikle Taksim’in 1 Mayıs’ta emekçilere açılması için her tür mücadeleyi vereceğiz ve eninde sonunda Taksim Meydanı işçilere açılacak.
“BİLAL ERDOĞAN OLUNCA GALATA KÖPRÜSÜ’NE İZİN VERİLİYOR”
Daha önce 2010 yılında 3 yıllığına Taksim Meydanı’nı İçişleri Bakanlığı işçilere açmıştı ve bunu çok önemli bir demokratik atılım olarak övünmüşlerdi, değerlendirmişlerdi. Bu üç yıl içerisinde kimsenin burnu bile kanamadı. Yine 15 Temmuz darbesinden sonra AKP, Taksim Meydanı’nı darbeye karşı gösterilerin bir merkezi olarak kullandı o alanları, yine CHP olarak biz de orada Adalet Mitingi gerçekleştirdik. Yine aynı şekilde bakıyorsunuz söz konusu olan Bilal Erdoğan olunca, söz konusu olan TÜGVA olunca, Galata Köprüsü’nde bile böylesine bir toplantı yapılmasına izin verildiğini görüyoruz. Öyleyse 1 Mayıs’ta Taksim’i işçilere kapatmanın gerekçesi nedir?
Buradan soruyoruz: Anayasa tanımıyorsunuz, hukuk tanımıyorsunuz, kanun tanımıyorsunuz. Gerekçeniz ne? Kamu düzeni ve güvenliği. Oysa Anayasa Mahkemesi’nin kararında da açıkça ifade edildiği gibi, burada söz konusu olan kamu düzeni ve güvenliği değil, demokratik toplumun gereklerine uygun olarak, ifade hürriyetinin bir gereği olarak ve Taksim Meydanı’nın toplumsal hafızamızdaki o kazınmış anlamı doğrultusunda Taksim’in işçilere açılmasıdır. Bu uğurda mücadelemiz de mutlaka devam edecektir.”
ALİ ERBAŞ’A YENİ ARAÇ TEPKİSİ…
Emir, Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın “araç sevdası”na ilişkin ise şöyle konuştu:
“Kendisinin altı makam aracı var. Sayıyorum: İki adet Mercedes, bir adet zırhlı Mercedes, bir adet Mercedes Vito, bir adet Audi A8 ve bir adet de kırmızı TOGG marka aracı varmış. Kendisi bütün bu araçlar yokmuş gibi, yetmiyormuş gibi kendi deyimiyle ihtiyaçtan yeni bir A8 araç kiralıyor. Bu aracın değeri 16 milyon liranın üzerinde. Bu kişinin lüks araç merakı olduğunu biliyoruz ve kendisini özellikle israfın mekruh sayıldığı, haram sayıldığı, dinimizin öğretilmesi ve dini hizmetlerin verilmesi için kurulmuş olan bir kurumun başkanı olarak israfa daha çok dikkat etmesi gerektiğini, israftan kaçınması gerektiğini bir kez daha anımsatıyoruz. Ülkemizde insanlar açlıkla, yoksullukla, işsizlikle mücadele ederken, yoksulluğun pençesinde inim inim inlerken, birilerinin, hele hele Diyanet İşleri Başkanı sıfatı taşıyan birinin yedinci makam aracını alması ve bu makam aracının da 16 milyon liralık lüks bir A8 araç almasını kınıyoruz ve kendisini bu davranışından vazgeçmeye çağırıyoruz.
Bakınız ne gariptir ki, 5 Mayıs 2023’te bir hutbe vermişler cuma hutbesinde; ‘israf, tüketirken tükenmek’ başlıklı bir hutbe verilmiş. Bir yandan bunları söyleyeceksiniz, bir yandan insanlara sabırlı olun diyeceksiniz yoksullara, aç insanlara ama diğer yandan siz yedinci aracınızı alacaksınız, yedinci lüks aracınızı alacaksınız ve bu aracınızda 16 milyon liralık A8 olacak. Bunu kabul etmek mümkün değil.
Tabii Diyanet İşleri Başkanı, saraydakiler lüks ve şatafat içerisinde yaşarken halkın gündemi bambaşka. Bakınız ülkemizde ağır bir ekonomik kriz yaşanıyor ve bu ekonomik kriz de aslında temel olarak gıda krizi ve barınma krizi olarak karşımıza çıkıyor. İstanbul Ticaret Odası, aylık yüzde 4,9, yıllık yüzde 78,8 enflasyon olduğunu söylüyor bu ülkede. Bu ülkede yarın TÜI·K açıklayacak, muhtemelen onların rakamları da bunlara yaklaşacak; Türkiye’de yüzde 80 enflasyon var, pahalılık var, mutfaklarda yangın var ama bu sorunlara kulağını tıkamış, kendi gündemleri ile meşgul olan bir siyasi iktidar var.”
“MİLYONLARCA İNSAN AÇLIĞA MAHKUM EDİLİYOR”
Türk-İş’in yaptığı hesaplara göre açlık sınırının 17 bin 725 lira olduğunu hatırlatan Emir, “Ülkemizde Türk-İş’in yaptığı hesaplara göre açlık sınırı 17 bin 725 lira olmuş, oysa ülkemizde asgari ücret 17 bin 2 lira. Asgari ücretin açlık sınırını yakalaması için bile neredeyse 800 liralık bir desteğe daha ihtiyacı var işçi kardeşlerimizin. Böyle bir ülkede milyonlarca insanın açlığa mahkum edildiği, asgari ücretin 17 bin lira olduğu, emeklilerimizin 10 bin lira maaşa mahkum edildiği bir ülkede bu lüks ve şatafatlı elbette kınıyoruz.” dedi.
Emir, 25 metreküp ücretsiz doğal gaz uygulamasının dün sona erdiğini hatırlatarak, “Yoksullar, dar gelirliler bugün birazcık daha yoksullaştılar. Bu sorunun da mutlaka gündeme gelmesi gerekiyor. Bu 25 metreküplük yardımın bir yıllığına kalmaması, bundan sonra da uzatılması şart. Bunu da iktidar sahiplerine duyurmuş olalım.” diye konuştu.
“YENİ MÜFREDATTA ATATÜRK’Ü, LAİK VE BİLİMSEL EĞİTİMİ HİÇ GÖREMİYORUZ”
CHP’li Murat Emir, MEB’in “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” kapsamında hazırladığı yeni müfredata da tepki gösterdi. Emir, şöyle konuştu:
“Milli Eğitim Bakanlığı, kendilerince on yıl boyunca çalıştıkları Türkiye Yüzyılı Maarif Modelini açıkladı. Yaklaşık on bin sayfalık bir metin, son derece ayrıntılı incelenmeye ihtiyacı var. Ama bu metni internet sayfalarına koydular ve “bir hafta içerisinde değerlendirin, sonrasında sizden aldığımız görüşlerle tekrar üzerinde değişiklikler yapabiliriz” diyorlar. Bu son derece ciddiyetsizdir, son derece yanlıştır; bu, 86 milyonla alay etmektir. Siz on yılda hazırlanıyorsunuz, vatandaşa, eğitimcilere, üniversitelere, eğitimle birebir ilişkisi olanlara, öğrencilere ve velilere bir hafta süre veriyorsunuz. Bu akıl dışılıktan, bu alaycılıktan Milli Eğitim Bakanlığı’nın bir an evvel vazgeçmesini bekliyoruz.
Yeni Maarif Modeline baktığımızda aslında bildiğimiz ideolojik saplantılarını, siyasal İslamcı düşüncelerini eğitim yolu ile çocuklarımıza empoze etmek dışında herhangi bir şey bulamıyoruz. Ülkemizin ihtiyacı olan bilimsel, laik, çağdaş eğitimdir. Ancak bu eğitim anlayışının hiçbir unsurunu bu yeni maarif modelinde göremiyoruz. Öncelikle yapılış yöntemi yanlış. Çünkü kapalı kapılar ardında kendilerince, kendi ideolojik dünyalarına yakın insan ve kurumlarla çalıştılar. Üniversitelerden görüş almadılar, sivil toplumdan görüş almadılar, birçok kurumu dışladılar, birçok kurumu görmezden geldiler. Kendi ajandalarına göre hazırlayabilecekleri kendi dünya görüşlerindeki kişileri topladılar ve böyle bir ucube modelle karşımıza çıktılar.
“YENİ MÜFREDATTA ŞERİATÇI BİR YAKLAŞIMIN AĞIR GÖLGESİ VAR”
Adı bile yanlış… Bir defa Türkiye Yüzyılı, AKP’nin seçim propaganda sloganı. AKP’nin seçimde kullandığı propaganda sloganını, adının önünde milli olan Milli Eğitim gibi can alıcı bir konuda çocuklarımıza nasıl bir eğitim modeli ile eğitim verileceğini ortaya koyan bir modelde isim olarak kullanmak baştan sonra pervasızlıktır, asla kabul edilemez.
Bir diğer nokta; eğitim diyemiyor Sayın Eğitim Bakanı, maarif diyor. Bir defa maarif Arapça bir kelime ve 1930’lu yıllardan sonra kullanılmayan bir kelime. Sayın Bakan, sizin eğitim kelimesiyle derdiniz ne? Siz Eğitim Bakanısınız, siz Maarif Bakanı değilsiniz. Dolayısıyla bu isimlendirme bile baştan sona o içindeki ideolojik yaklaşımı apaçık ortaya koyuyor. Bakınız, yeni müfredatta arıyoruz; Atatürk’ü, laik ve bilimsel eğitimi adeta hiç göremiyoruz. Yine aynı şekilde baktığımızda milli görüşçü, şeriatçı bir yaklaşımın ağır gölgesini görüyoruz ve özellikle İnkılap tarihi derslerinde dahi laiklik kelimesinin ancak birkaç defa geçtiğini hayretle görüyoruz ve bu tutumlarını da kınıyoruz. Bu çağdışı modelin çocuklarımıza vereceği, ülkemizin geleceğine vereceği herhangi bir katkı yoktur. Bu yanlıştan dönülmelidir. Çocuklarımızın hak ettiği bilimsel, laik ve çağdaş eğitimdir. Bunun ancak demokratik bir yolla tüm eğitim bileşenleri, hatta öğrenciler, hatta veliler katılarak ama bilimsel hiçbir yöntem dışlanmayarak hazırlanması şarttır.”
“İÇİŞLERİ BAKANI SARAY’DAN ALDIĞI TALİMATLAR DOĞRULTUSUNDA GİRİŞİMLERİMİZE KARŞI İZİN VERMEMİŞTİR”
Murat Emir, gazetecilerin ‘1 Mayıs’ ilgili bir soru üzerine; CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya ile diplomasi yürüttüğünü belirterek, “Ancak İçişleri Bakanı Saray’dan aldığı talimatlar doğrultusunda kanun ve anayasa tanımaz bir biçimde bu girişimlerimize karşı durmuş, izin vermemiştir.” dedi.
Emir, “CHP tabii ki Taksim’in işçilere 1 Mayıs’ta açılması için her türlü kararlılığın içerisindedir, her türlü kararlılığı göstermiştir ama bir noktadan sonra polisle çatışan, polisle yüz yüze gelen bir görüntünün içine girmek istememiştir. Hiçbir kimseyi de bunun bir parçası yapmamak konusunda daha hassasiyet göstermiştir ama tutumumuz nettir. Biz siyasi mücadelemizi özellikle Taksim’in 1 Mayıs’ta işçilere açılması için sonuna kadar sürdüreceğiz” ifadesini kullandı..
“AKP’NİN VALİSİ OLDUĞUNU BİR KEZ DAHA ORTAYA KOYMUŞTUR”
Murat Emir, Saraçhane Bozdoğan Su Kemeri önünde yaşanan olaylara ilişkin ise şöyle konuştu:
“O görüntüler Türkiye’ye yakışmamıştır. İçimize sinmemiştir. O görüntünün yaratıcısı AKP’dir. Çünkü orada yürütülmek istenmeyen, gösteri yapmaları engellenen işçilerdir, örgütlü güçlerdir. ve o işçiler sağduyu içerisinde 1 Mayıs’ın 1977 ruhuna uygun bir biçimde ağırbaşlılıkla o alanı doldurmak üzere yürümüşlerdir. Orada elbette kimi provokatif unsurların olduğunu ve olabileceğini göz önüne alıyoruz. Ama polisimizin, güvenlik görevlilerimizin de burada çok daha dikkatli tavır almalarını beklerdik. Tabii biz burada oradaki güvenlik güçlerini özellikle emirleri uygulamakla sorumlu polis kardeşlerimizi anlıyoruz.
Ama o telsizin ucundaki polis müdürleri, asıl ucundaki İstanbul Valisi bu tavrıyla ilgili zaten apaçık meydan okumaktadır. Burada sayın Valinin ayar verdiği, neredeyse ‘intikam aldık’ duygusu ile paylaştığı kişiler işçilerdir, emekçilerdir. Sendika isteyen, kaybettikleri 77 arkadaşını anmak isteyen, yoksulluk ücretine karşı koyan, iş cinayetleri yaşanmasın diye mücadele eden işçilerdir. Vali adeta ‘intikam aldık’ diyerek kendi pozisyonunu ortaya koymaktadır. Kendisi devletin valisi olmadığını, AKP’nin valisi olduğunu bir kez daha ortaya koymuştur.”
]]>Öğretmenlik mesleğine 2008 yılında başlayan Mert, 2011’de Anadolu Üniversitesinin Özel Yetenekliler Eğitim Programı’nda yüksek lisansını bitirdi.
Üstün yetenekli öğrencilerin eğitimi konusunda uzmanlaşan Mert, Nisan 2015’te Tepebaşı Kaymakamlığı ile Anadolu Üniversitesi arasında imzalanan protokol kapsamında hayata geçirilen Üstün Yetenekli Çocukların Eğitimi Projesi’nin (ÜYÇEP) yürütücülüğüne getirildi.
Ticaret Borsası İlkokulunda görevini sürdüren 40 yaşındaki Mert, Anadolu Üniversitesinin özel yetenekli ve diğer öğrencilerin bilişsel düzeyleri ile profillerinin belirlenmesi için geliştirilen “Anadolu Sak Zeka Ölçeği”ni uygulaması sonucu 10 eğitim öğretim yılında 4 bin 250 öğrenci arasından üstün yetenekli 225 çocuğu belirledi.
Milli Eğitim Bakanlığı müfredatının yanı sıra zenginleştirilmiş ve farklılaştırılmış uygulamalar yapan, öğrencilerinin “hayatta kalma becerileri, doğada matematik ve doğada fen” gibi eğitimler almasını sağlayan Mert, bilim ve deney merkezlerindeki atölyelerde öğrencilerini ödüllü yarışmalara hazırlıyor.
Dokuz yıllık süreçte bu öğrencilerden 160’ı mezun olup eğitim hayatına devam etti.
Bakanlık tarafından 2021 ve 2023’te “Yılın Fark Yaratan Öğretmeni” seçilen Mert, Uluslararası Dubai Eğitim Zirvesi’nde “En Başarılı Özel Eğitim Öğretmeni Ödülü”ne layık görüldü.
Mert, İngiltere’nin Cambridge Üniversitesi tarafından 141 ülkeden 14 bin 800 öğretmen arasında düzenlenen “Özel Öğretmen Ödülleri”ne yaptığı başvuruyla Avrupa’da ilk 10 öğretmen arasına girdi.
ÜYÇEP kapsamında yetiştirdiği öğrencilerle katıldığı atölyeyeler, yarışmalar ve elde ettikleri başarıları içeren dosya hazırlayan Mert, İngiltere merkezli Varkey Vakfı tarafından verilen “Global Teacher Prize-Küresel Öğretmen Ödülü”ne başvuru yapıp, kazanmayı planladığı ödülle çalışmalarını taçlandırmak istiyor.
“Her yıl programa 10-12 öğrenci dahil oluyor”
Öğretmen Osman Sıtkı Mert, AA muhabirine, 16 senelik öğretmenlik yaşamının son 10 yılında Ticaret Borsası İlkokulunda özel yetenekli çocukların eğitimiyle ilgilendiğini söyledi.
Anadolu Üniversitesinin Özel Yetenekliler Eğitim Programı’nda yüksek lisans yaptığını belirten Mert, “Anadolu Sak Zeka Ölçeği çalışmalarında okulumuzda proje yürütücüsü olarak görevlendirildim. Şu anda okulumuzda üstün yetenekli olarak belirlenen 65 öğrenciyle çalışıyorum, 160 üstün yetenekli öğrenci de mezun oldu.” dedi.
Mert, öğrencilerinin her ay farklı eğitimcilerle “orman okulu” adı altında verilen eğitimlere katılarak, hayatta kalma becerileri, doğada matematik ve doğada fen gibi programlarda yer aldığını ifade etti.
Bilim ve deney merkezleriyle işbirliği yaptıklarını kaydeden Mert, “Çeşitli atölyeler tasarlıyoruz. Okulumuzda farklı konularda 68 atölye uyguladık. Öğrencilerimle katıldığım çeşitli bilim yarışmalarından dereceler elde ettik. Okulumuza kayıt yaptıran bütün birinci sınıf öğrencilerine ailelerinden izin alarak zeka ölçeğini uyguluyoruz. Her yıl programa 10-12 öğrenci dahil oluyor.” diye konuştu.
ÜYÇEP programını tamamlayarak ilkokuldan mezun olan çocukların, Ticaret Borsası İlkokulu ile aralarında protokol bulunan benzer programların yürütüldüğü ortaokullara yönlendirildiğini anlatan Mert, ayrıca öğrencilerin sonraki süreçlerde T3 Vakfı, Deneyap Atölyeleri ile Anadolu Üniversitesi Üstün Yetenekliler Eğitimi Uygulama ve Araştırma Merkezi programlarına katılma imkanına sahip olduğunu dile getirdi.
Mert, yürüttüğü çalışmalar sonucu iki kez “Yılın Fark Yaratan Öğretmeni” seçildiğini, 2023’ün başında “Küresel Eğitim Ödülü”nü kazandığını belirtti.
Öğrencileriyle yaptığı atölyeler, projeler, çalışmalar ile yarışmalardan elde ettikleri ödüller raporlayıp gönderdiği Cambridge Üniversitesinin uzman jürisinin değerlendirmesi sonucunda Avrupa’da ilk 10 öğretmen arasına girdiğini dile getiren Mert, “Varkey Vakfı tarafından verilen ve ‘Eğitimin Nobel’i’ olarak nitelendirilen ‘Global Teacher Prize-Küresel Öğretmen Ödülü’ için özel yetenekli öğrencilerin eğitimi için yaptığım çalışmalarla bu yıl başvuru yapacağım. O ödülü de kazanarak mesleki çalışmalarımı taçlandırmak istiyorum.” ifadesini kullandı.
Osman Sıtkı Mert, kazandığı ödüllerin mesleki gelişimi ve kariyerine katkı sağlanmasının yanı sıra özel yetenekli öğrenciler konusunda dikkati çekmesi bakımından önemli olduğunu sözlerine ekledi.
]]>(ANKARA) – CHP Genel Başkanı Özgür Özel, “Yarın CHP 55 ilde, 120 merkezde. Ancak hangi ilde, nerede 1 Mayıs kutlaması varsa bu gruptan bir temsilcimiz o kutlamada yer alacak. HAK-İŞ’in yaptığı kutlamaya da gideceğiz, TÜRK-İŞ’in yaptığı kutlamaya da gideceğiz. Her ne kadar Kocaeli, Bursa yerine o kutlamaların doğru yerinin Taksim olduğunu düşünsek de hiçbir sendikayı ayırmadan üyelerine, kurumsal yapılarına hürmeten zaman zaman farklı düşünsek de her sendikanın her yerde yaptığı her şehirdeki etkinlikte olacağız. Yarın işçiler Anayasa’ya uygun olarak, AYM ‘İşçiler haklı’ dediği için Beşiktaş’tan ve Saraçhane’den toplanarak Taksim’e yürüyorlarsa CHP olarak onlarla birlikte olacağız” dedi.
Özgür Özel, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, “Anayasa Mahkemesi (AYM) kararlarını uygulamamayı ve MHP’nin ‘AYM kapatılsın’ söylemlerine sessiz kalmayı anayasa tanımamak” olarak değerlendirdi. Özel, konuşmasına şöyle devam etti:
“Ben siyasilerin el sıkışmasını hep savundum, savunacağım. Siyasiler el sıkışmazsa demokrasi düşmanları ellerini ovuşturmaya başlarlar. 1970’lerin sonunda siyasetin el sıkışamamasının Türkiye’ye nelere mal olduğunu hep beraber yaşadık. O yüzden müzakere başka bir şeydir, iletişim başka bir şeydir, aynı fikirde olmak başka bir şeydir. Ama Anayasa’ya sadakate yemin etmiş bizlerin birbirine yeminine sadık kalmasını beklemek, hatırlatmak da her birimizin görevidir.
Yarın CHP -şu ana kadar alınan bilgi- 55 ilde, 120 merkezde. Ancak hangi ilde, nerede 1 Mayıs kutlaması varsa bu gruptan bir temsilcimiz o kutlamada yer alacak. HAK-İŞ’in yaptığı kutlamaya da gideceğiz, TÜRK-İŞ’in yaptığı kutlamaya da gideceğiz. Her ne kadar Kocaeli, Bursa yerine o kutlamaların doğru yerinin Taksim olduğunu düşünsek de hiçbir sendikayı ayırmadan üyelerine, kurumsal yapılarına hürmeten zaman zaman farklı düşünsek de her sendikanın her yerde yaptığı her şehirdeki etkinlikte olacağız. Yarın işçiler Anayasa’ya uygun olarak, AYM ‘İşçiler haklı’ dediği için Beşiktaş’tan ve Saraçhane’den toplanarak Taksim’e yürüyorlarsa CHP olarak onlarla birlikte olacağız.
“1 MAYIS’TA GAZ, COP, KELEPÇE GÖRMEK İSTEMİYORUZ”
Buradan tek uyarım, en önemsediğim uyarım şudur: 1 Mayıs bayramdır. 1 Mayıs işçinin, emekçinin bayramıdır. Bu ülkenin -her ne kadar sendikal hakları olmasa da- polisi de emekçidir, askeri de emekçidir, güvenlik görevlileri de emekçidir. Onlara kanunsuz emirler verenler yüzünden, ekmekleriyle oynandığı için o emre uymadığında her türlü disiplin sürecinde tehdit edildikleri için uygulamak zorunda oldukları kararlar, o kardeşlerimizin kişisel kararları değildir. Bazı ortamlarda işçilerle polisleri, güvenlik güçleriyle emekçileri çatıştırmak isteyen, yasa dışı yapılar olabilir ya da yasal zeminde görev yapan birtakım kötü niyetli kişiler olabilir. Her iki tarafın da provokasyonları olabilir. Onun için herkesi 1 Mayıs’ı bayram gibi kutlamaya, 1 Mayıs’ta gaz, cop, kelepçe görmek istemediğimizi, 1 Mayıs’ta güvenlik güçleriyle çatışma görüntüleri görmek istemediğimizi bir kez daha hatırlatarak tüm kamu görevlilerini sorumluluğa, tertip komitelerini de bu konuda kanunsuz emini veren anayasa tanımazlarla, evladına ekmek götürmek için bu emirlere uymak zorunda olan emekçi polis kardeşlerimi birbirinden ayırmak, özdeşleştirmemek konusundaki hassasiyeti bekliyor; 1 Mayıs İşçi Emekçi Bayramı’nı şimdiden kutluyorum.
“ODTÜ’DE, BOĞAZİÇİ’NDE ÖĞRENCİLERİ TUTUKLAYAN ZİHNİYETİN AMERİKA’DAKİ EYLEMLERİ ÖVMESİ İKİYÜZLÜLÜKTÜR”
Diğer yandan Gazze’de tüm insanların yüreklerini sızlatan katliamlara, batı üniversitelerinden tepki yükseliyor. Bu tepkiler şiddetle bastırıldığında son derece utanç verici görüntülerdir, biz de ona tepki gösteriyoruz. Öğrencilerin yaptığı İsrail karşıtı Filistin dayanışma eylemlerine Türkiye’den destek veren, o eylemleri öven iktidarın ki o eylemleri ben de övüyorum, dönüp Türkiye’de Boğaziçi’nde öğrencilerin yaptığı eylemlere müdahale etmesinin; Boğaziçi’nin kampüsüne öğretim görevlilerini, önceki dönem dekanlarını sokmayacak kadar ileri gitmesinin; ODTÜ’de Devrim Stadı’nda mezuniyet töreni yapılmasına izin vermeyenlerin; öğrencilerimizi ODTÜ’de, Boğaziçi’nde kriminalize eden, gözaltı yapan, tutuklayan zihniyetin Amerika’daki eylemleri övmesi ikiyüzlülükten başka bir şey değildir. ODTÜ’deki Devrim Stadı’na o silinemez ‘devrim’ yazısını yazan, Filistin davasında hepimizin önderi Deniz Gezmiş ve arkadaşlarıdır. Aklınızı başınıza alın. Bu kadar ikiyüzlülüğün ne siyasette ne beşeri ilişkilerde kaldırılır tarafı yoktur. Bunları görmemek ve Filistin meselesinde Amerika’ya demokratlık taslayıp Boğaziçi’nde ODTÜ’de bir anda despot kesilmenin izahı yoktur. İzah arıyorsanız bunun izahı için bakmanız gereken yer, 31 Mart seçim sonuçlarıdır. İzahı orada yaptılar size.
“MADEM ATAMAYACAKSINIZ, NİYE OKUTTUNUZ”
25 Ağustos 2023, Kamu Personeli Seçme Sınavı (KPSS) bitmiş. Bu sınavdan o günden bugüne sekiz ay geçmiş, halen daha atanmayan öğretmenler… ‘Atanamayan öğretmen’ lafını lügatınızdan çıkarınız. Dilimiz alışmış, bazen ben de söylüyorum. Atanamayan öğretmen; öğretmenin kendine kusur atfeden ya da kendisine masumiyet atfeden… Atanamayan öğretmen yoktur, bu iktidar tarafından atanmayan öğretmen vardır. Milli Eğitim Bakanlığı 85 bin ücretli öğretmen çalıştırıyor. Bir taraftan öğretmenler 85 bin atama bekliyor, atamalarını yapmıyor. Sayın Erdoğan seçim sözü verdi: ‘Mülakat kaldırılacak.’ Kaldırmıyorlar. Milli Eğitim Bakanı, ‘Mülakat gibi mülakat yapacağız’ diyor. Siz seçimde bu milletten bunu diyerek oy almadınız. ‘Mülakatı kaldıracağız’ diyerek oy aldınız. Şimdi mülakatı kaldırmamak, seçmeni kandırmanın itirafından başka bir şey değildir. Bundan 22-23 yıl önce, rahmetli Ecevit’e, ’68 bin atanmamış öğretmen var. Niye atamıyorsun? Madem atamayacaksın, neden okutuyorsun’ diyen Erdoğan, bugün itibarıyla 1 milyon öğretmeni okutmuş ve atamamıştır. Rahmetlinin manevi huzurunda, o hesabı şimdi size soruyoruz: Madem atamayacaksınız, niye okuttunuz kardeşim? Hafta sonu, atanmayan öğretmenlerin mitingindeydik. Ben memleketim Manisa’da ilk kez yaptığımız Mesir Festivali’nde ve ev sahibi hüviyetinde olduğum için orada grup başkanvekillerim, milletvekillerim bizi teslim etti. Önemli bir mücadele verildi. O mücadeleyi saygıyla karşılıyoruz. Öğretmenlerimizin sonuna kadar arkasındayız. Verdikleri her mücadele bizim tarafımızdan desteklenecek. Her görüşmede, her platformda imkan buldukça onların haklı mücadelelerini ifade etmeye, hatırlatmaya, onları takip etmeye devam edeceğim.
“TÜM HUKUKÇULARA DAYANIŞMA DUYGULARIMIZI İLETİYORUZ”
Bu parlamento en çok temsil edilen meslek grubu hukukçulardır, avukatlardır. Hem yüksek belagatleri hem aldıkları hukuk eğitimi gereğince, hukuk yapılan bu yüce çatının altında en çok onların bulunması da gayet doğaldır. Kendileri bu hafta ‘Büyük Savunma Mitingi’ gerçekleştirdiler 27 Nisan Cumartesi günü. ‘Avukat için adalet’ dediler ve avukatların sorunlarını dile getirdiler. Aralarına siyasetin, görüş ayrılıklarının girmesine izin vermeden bir bütün olarak mesleklerini savunmaya, sosyoekonomik sorunlarına, kendilerine yönelik her geçen gün artan şiddete, yargı ve hukuk düzenine ilişkin sıkıntılara yönelik tepkilerini dile getirdiler. Hukuk ve yargı sisteminde yaşanan her türlü aksaklığın savunma mesleğine nasıl yansıdığını ifade ettiler. Biz savunma hakkının en kıymetli insan haklarından bir tanesi olduğunu, savunma mesleğinin en saygın mesleklerden bir tanesi olduğunu ve adalet arayan her yurttaşımızın gece gündüz imdadına koşan bu önemli mesleğin mensuplarının sorunlarının takipçisi olduğumuzu ifade ediyor; tüm avukatlara, tüm hukukçulara CHP Grubu adına dayanışma duygularımızı iletiyoruz.
“AK PARTİLİ KADIN SEÇMENİN EN AZ MEMNUN OLDUĞU KONU ÇOCUĞUNUN ALDIĞI EĞİTİMDİR”
Biraz önce Sevinç Hanım’ın katılımıyla CHP’nin eğitim takımı bir kat daha güçlendi. Bugünlerde eğitimde müfredat değişikliği gündemde. Eğitim sisteminde büyük bir reform yapılmasına ihtiyaç olduğu konusunda bir milli mutabakat var. AK Parti’nin anketlere baktığınızda, doğru bakarlarsa görmeleri gereken en önemli nokta şudur: AK Partili kadın seçmen kırılımına bakın ve AK Parti’den az memnun olduğu nedir diye bakın. Çocuğunun aldığı eğitimdir. Memnuniyet düzeyi yüzde 19. AK Partili kadın seçmen, Recep Tayyip Erdoğan’a en yüksek oy veren seçmen gruplarından birisi, evladının eğitiminden 100 üzerinden 19 veriyor. Kültür bakanından sonra en çok değiştirilen bakanlık Milli Eğitim Bakanlığı. Yapboz tahtası, ger gelen reform yapıyor. Bu milli eğitimi, reforma muhtaç hale getireni kim atadı? Aynı dolma kalem, aynı mürekkep, aynı kişi atadı. ‘Kindar bir nesil yetiştirelim, değerleri bizim gibi olsun, bize bağlı olsun, potansiyel seçmen olsun’ bakış açısı, eğitimci bakış açısı değildir.
“KUSUR, MİLLİ EĞİTİMİ BİR PARTİNİN PROPAGANDASI YAPAN ANLAYIŞTADIR”
Bu yüzden yapboz tahtasına dönmüş, sürekli kuralları, müfredatı değişen ve siyasetçilerin elinde, zihninde oyuncak haline getirilen eğitim sistemine şimdi bir müfredat değişikliğiyle; hem de adı ‘Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’ olarak bütün AK Partili, AK Parti’ye oy vermiş seçmenlere sesleniyorum: Bir an için geçen mayısta seçimi AK Parti’nin, Tayyip Bey’in değil de CHP’nin, Kemal Bey’in kazandığını düşünelim. ve bugün CHP’nin hepimizin evlatlarının okuyacağı müfredatın adını kendi partisinin sloganı olarak koyduğunu düşünelim. Ne hissedersiniz? ‘Türkiye Yüzyılı’ AK Parti’nin bakanlıkları da alet ederek, imkanlarını kullanarak bir seçim kampanyasının sloganıdır. Bir yerde mütabakat olacaksa her yerde olacak. Almanya’yı dünyanın en güçlü ekonomilerinden biri yapan eğitimlerindeki milli mutabakattır. Sosyal demokratların gelip değiştirdiği, Hristiyan demokratların gelip altüst ettiği bir eğitim sistemleri yoktur. Oturmuştur, tıkır tıkır yürür ve Alman çocuğu, anası-babası hangisi siyasi görüşte olursa olsun PISA sınavını takır takır çözer. Senin çocuğun okuduğunu anlamıyorsa, senin çocuğun hesapta-kitapta, PISA’da sondan ikinciyse kusur çocukta değil, kusur senin seçtiğin kafada. Milli eğitimi bir partinin propagandası yapan, bir partinin gençleri devşirmek için aracı olarak gören anlayıştadır.
“BU MÜFREDATI REDDEDİYORUZ”
Şimdi yollamış, ’10 yılda hazırladık. Yedi günde görüş verin’ diyor. 10 gün bile demiyor. Bu ülke haftalar süren milli eğitim şuraalarını biliyor. Ortak akıl olmadan milli eğitim olmaz. Bilimsel eğitim olmadan milli eğitimde başarı olmaz. Çağdaş, laik, bilimsel eğitimden uzaklaşınca kalkınma olmaz, zenginleşme olmaz. O yüzden bu müfredatı reddediyoruz. Bu müfredatı elbette çalışacağız, elbette uyaracağız, elbette eleştireceğiz. Ancak bir oldu bittiyle, boyacı küpüne sokar çıkarır gibi bir müfredat yapılması son derece sakıncalıdır. Bu konuda bir kez daha ilgilileri uyarıyorum. Milli Eğitim Bakanı’nı uyarmıyorum çünkü onun en zayıf olduğu konu okuduğunu ve duyduğunu anlama. O dersten baştan kalmış bu arkadaş.
“ASTSUBAYI KORURUZ’ DİYENLERİN KANUN TEKLİFİNDE OYLARINI GÖRECEĞİZ”
Çok yağmurlar yedim, hasta oldum, sesim kısıldı, perişan oldum. Bir gün Edremit’e gittim, güneş açmış. O güneşin altında birileri tadını çıkarırken ben de derdimi anlatmaya çalışırken Ahmet’ime oy isterken bir baktım aşağıda mavi bereliler var. Dedim ki ‘Sizin derdinizle dertlenen arkadaşlarım var. Benim gölge İçişleri Bakanım Murat Bakan, astsubay çocuğudur. Her fırsatta derdinizi dile getirir ancak -yanımda Umut Akdoğan arkadaşım vardı- buradan talimat veriyorum; bir araştırma önergesi yazın, grup başkanvekillerimize danışın, uygun haftada gündeme alın. Astsubaylarımızın sorunlarını bir kez daha gündeme getirin.’ Bugün 43 emekli astsubayımız Türkiye’deki bütün emekli astsubayların sorunlarını görünür kılmak için çareyi bu Meclis’e gelmekte buldular. Önümüzdeki günlerde bir kanun teklifimiz, bir acil eylem planımız var astsubay emeklileri ile ilgili. Bunun yasalaşması için mücadele edeceğiz. Astsubaylara 10 bin gösterge rakamı üzerinden tazminat verilmesinden başlayıp göreve başlangıç derecenizin dokuza iki olmasından, alınan disiplin cezalarının bir kereye mahsus affına kadar, tabi ki devlete karşı işlenen şuçlar gibi meslekte bağdaşmayan suçları kapsamıyor. 60 yaşına kadar görevde kalıp emekli edilenlerin subaylardaki gibi kadrosuzluk tazminatından yararlanmasından tutun, astsubay yetiştiren okulların ön lisanatan lisans düzeyine, astsubay meslek yüksek okullarının da lisans düzeyine çıkartılmasıyla ilgili dört başı mamur, sahadan gelen, sizin sesinizi duyan bir kanun teklifimizi de önümüzdeki haftalarda Meclis’te görüştüreceğiz. Kim kabul edecek, kim etmeyecek göreceğiz. Çıkıp da MHP sıralarından ‘biz uzman çavuşu severiz’, ‘astsubayı koruruz’, ‘ordumuzun arkasındayız’ diyenlerin o kanun teklifinde oylarını göreceğiz.
“HASTA TUTUKLAR KONUSUNDA BİR KEZ DAHA VİCDANA DAVET EDİYORUM”
Türkiye cezaevlerinin en önemli sorunlarından bir tanesi hasta, tutuklu ve hükümlülerdir. Bu konuda geçtiğimiz hafta 83 yaşındaki Çetin Doğan’ın hastaneden hapishaneye taburcu edildiğini üzülerek ifade etmiştim. Yine dilini bilmediği bir hastayı muayene ettiği için kim olduğunu bilmeden ettiği için şifacı Makbule Özer’in yeniden hapishaneye konulduğunu, hasta hasta konuduğunu ifade etmiştim. Bu konuda yetkilileri vicdana ve insafa davet ediyorum. Yine bir başka bitmez tükenmez AKP çalışmasını, yine AKP grubu gururla sunar; kamuda tasarruf. Nasıl Milli Eğitim’de her değişen bakan reform yapıyorsa, kamuda tasarruf genelgesinin de 8.’si geliyor. Bugüne kadar yedi tane yayınladılar, yedisine de uymadılar. 7.’de Meclis’le Saray’ı kapsam dışı tuttular. Şimdi sekizinciyi göreceğiz ama kamuda tasarruf deyince bunu sadece merkezi yönetim hiyerarşisindeki kamu olarak düşünmüyoruz. Türkiye’deki nüfusun yüzde 65’ini CHP’li belediyeler olarak yönetiyoruz. Ekonominin yüzde 80’ini yönetiriz, verginin yüzde 86’sı bizim yönettiğimiz belediyelerden toplanırken biz tasarrufun dışında kalamayız. Hazırlanmakta olan CHP’nin tasarruf genelgesi ile belediyelerimizin geçmiş dönemde israfı bitirip hizmeti getirdikleri anlayışı tüm belediyelere örnek tutan, uygulama birliği sağlayan ve israfın, kötüye harcamanın ortadan kalktığı, tasarruf edilen paranın sosyal belediyecilik uygulamaları ile gerçek hak edenlere harcandığı bir süreci başlatıyoruz.
“İSRAFIN KAYNAĞI OLANLAR İSRAFI DURDURAMAZ”
Geçtiğimiz günlerde Denizli’deydim. Denizli Büyükşehir Belediye Başkanımı makamında ziyaret ettim. Kendisi bana belediyede 45 lüzumsuz makam aracı tespit ettiğini, başkanların, daire başkanlarının, özel kalemlerine kadar makam arabası tahsis edildiğini, dışarıda makam araçları olduğunu, il ve ilçe başkanlarına araçların gittiğini, bunların 45’ini tez elden iade ettiğini kendi ekibine de herkes arabasına biner, işine gelir, gün içinde görevi gereği araba lazım olan aşağıdaki havuzdaki araçlardan birini kullanır’ dediğini söyledi. Ben de ona şunu söyledim hepiniz adına; helal olsun sana dedim. Denizli Belediye’sinin o iade edilen araçlar için birikmiş toplam 11 milyarlık borcunun 70 milyon TL’si lüzumsuz makam araçlarından. Bu sadece Denizli, sadece buzdağının görünen yüzü. Ekrem İmamoğlu geçen sefe önce 13 bin oy farkıyla büyük haksızlıktan sonra 806 bin farkla kazandığı seçimi bu sefer 1 milyonun üzerinde farkla kazanıyorsa sen ‘ben yanlışı nerede yağtım’ diye bakmayacaksın. Ekrem İmamoğlu’nun binlerce lüzumsuz makam aracını iade edip bu tasarruf ettiği paraları senin görmezden geldiğin yoksulun kursağından geçirmesinde arayacaksın başarıyı. Mansur Yavaş, senin beleidye başkanlarının gözüne ışık tutulmuş tavşan gibi Ankara’dan talimat beklerken, veresiye defterlerini kapttırıyorsa, dolmuşçuya katkı sağlıyorsa b’iz nasıl yüzde 30 aldık da bunlar yüzde 60 aldı’ diye düşünmeyeceksin. Fakirin, fukaranın dostunun CHP olduğunu bileceksin. İsrafın sebebi, kaynağı olanlar israfı durduramazlar. Biz CHP olarak kendi genelgemize de uyarız, yayınlanacak kamu genelgesine de uyarız.
“MİLLET UMUDU BİZDE GÖRDÜYSE BU SORUMLULUĞU YERİNE GETİRECEĞİZ”
Millet son seçimlerde sıkıntıların çözümü için umudunu bize bağladığına göre, yetkiyi bize verdiğine göre kendisini 10 ay önce yetkilendirdiklerine bir uyarı, bir sarı kart gösterip bizden umudu olduğunu söylediğine göre, bu görevi yerine getirmek hepimizin sorumluluğudur. İçilerin, işsizlerin, emeklilerin, atanmayan öğretmenlerin, mülakat mağdurlarının, staj ve çıraklık mağdurlarının, emekli astsubayların, alın terini toprağa döken çiftçilerin, umudunu kaybetmiş gençlerin, gözü yaşlı annelerin umudu Cumhuriyet Halk Partisi ise, yok sayılanların, hor görülenlerin hakkını nerede arayacağını bilemeyenlerin bir tane dostu vardır; Cumhuriyet Halk Partisi’dir. Eğer Cumhuriye Halk Partisi bu sorunları görüyor, nasıl çözüleceğini biliyor ama bunu kimseye söylemiyor elini taşın altına koymuyorsa iktidara hazır değil demektir. Bunun için doğru yolu göstermeye, doğru politikaları önermeye, milletin itirazlarını seslendirmeye ve bu konuda kiminle görüşmek, müzakere etmek ve bu uğurda çaba sarfetmek gerekiyorsa orada olacağız. Ancak bunlar yapılırken kim, nerede mücadele ediyorsa sokakta, maydanda, Saraçhane’de, Taksim’de, Meclis’te onlar için mücadeleye devam edeceğimizden kimsenin şüphesi olmasın.
“ANAYASA DAHİL, HALKIN DERDİ OLMAYAN HİÇBİR MESELEYLE İLGİLENMİYORUZ”
Yerel seçim kampanyasında olduğu gibi bu yeni dönemde halkın derdi olmayan hiçbir meseleyle meşgul olmayıp, zaman kaybetmeyeceğimize, halkın gündemi dururken gündem saptıranların peşine takılmayacağımıza, birileri istiyor diye gerilimi yükseltip esas meseleleri konuşulamaz kılmaycağımıza ve vatandaşın gerçek derdini sisleyerek görünmez kılmak isteyenelerin gündem ne ise ister adı anayasa olsun ister babayasa olsun… O işlerle meşgul olmadan önce bizim, milletin aç karnıyla, düşük maaşıyla, kısıtlanan özgürlükleriyle, işsizlik ve güvencesilikle mücadele edeceğimize bütün milletim haberdar olsun, emin olsun, müsterih olsun.”
(BİTTİ)
]]>
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin grup toplantısında CHP’ye Sevinç Atabay’ın katıldığını duyurdu ve şöyle konuştu:
“Cumhuriyet Halk Partisi grubu Türkiye’nin en büyük en sıcak ailelerinden bir tanesinin meclisteki tecrübelerinden oluşuyor. Ailemiz büyümeye devam ediyor, büyümeye devam edecek, ve geçtiğimiz hafta olduğu gibi bu hafta da çok önemli bir katılım var. 42 yıllık bir eğitimci, uzun yıllar Milli Eğitim Bakanlığı’nın çeşitli kademelerinde görev yapmış. Chicago’da eğitim ateşesi görevinde bulunmuş. Talim Terbiye Kurulu üyeliği gibi önemli görevleri yapmış, geçtiğimiz dönem ortak mütabakat metninin Milli Eğitim Politikalarıyla ilgili ki çok önemli dediğimiz çalışmalar vardı. Oraya inanılmaz emekler vermiş, Türk Eğitim Derneği’nin uzun yıllardır genel müdürlüğünü yürütmüş, TÜSİAD’ın Türkiye Odalar Borsalar Birliği’nin eğitim komisyonunda eğitim meclisinde eğitimle ilgili çağdaş, bilimsel, laik eğitimle ilgili çok önemli hizmetleri olmuş olan Sayın Sevinç Atabay, Cumhuriyet Halk Partisi’ne katılmak üzere kürsüye buraya geliyor. Cumhuriyet Halk Partisi iktidara yürürken müfredat meselelerinde belki de Türkiye’de en deneyimli isimlerden birisi bu yürüyüşte, Cumhuriyet Halk Partisi’nin değişiminden sonra ve bu yürüyüşte bizlere katkı vermek istedi. Milli Eğitim’den Sorumlu Gölge Bakanımızın, parti okulumuzun önümüzdeki dönemde parti içinde yerel yöneticiler akademimizin gücüne güç katacak, çalışmalarına önemli katkıları olacak. Sevinç Atalay aramıza hoş geldi, baba evine Atatürk’ün partisine hoş geldiniz.”
ÜÇÜZLER PARTİYE ÜYE OLDU, ROZETLERİNİ ÖZGÜR ÖZEL TAKTI
Genç ve kadın üye başvurularında ciddi bir artış olduğunu ifade eden Özel, üye formlarının tükendiğini ve yeniden bastırıldığını belirtti. CHP’ye yeni üye olan Ayşegül, Enes ve Eren Kılıç isimli üçüz kardeşlerin de kürsüde parti rozetlerini takan Özel, “İnanılmaz bir yönelim var. Geçen hafta İkizler çok hoş bir anı bıraktı. Bu hafta üçüzler aramıza katılıyor” bilgisini paylaştı.
ÖZGÜR ÖZEL’DEN AMEDSPOR’A TEBRİK TELEFONU
Murat Emir’i yeni görevinde tebrik eden Özel, “Diğer yandan Buse Naz’dan yüzümüzü güldürdü. Telefon açtım tebrik ettim. Bir kez daha madalyalarını kutluyorum. İzmir’in artık Süper Lig’de bir temsilcisi var. Göztepe’yi kutluyorum. Hafta sonu Manisa’nın Soma ilçesinde çok önemli bir müsabaka vardı. Amedspor’u ağırladık. Zaman zaman geçmişte çok olumsuz ve Türkiye’yi toplumsal barışı çok rahatsız edecek durumlar oluşuyordu. Daha önce Kastamonu’da Hasan Baltacı bu sefer belediye başkanımız Soma’da ev sahipliğini yaptılar. Amedspor Soma’ya geldi. Bir gün önceden yöneticileri geldi. Dostluk, kardeşlik içinde bir müsabaka oldu. Çok duygulandım tebrik etmek için aradım” dedi.
Hafta sonu yapılan İYİ Parti 5. Olağanüstü Kurulu’na değinen Özgür Özel, “Meral Hanım’a bir kez daha sayın genel başkana bundan sonraki yaşamında sağlık ve mutluluklar diliyorum. Çoklu, rekabetçi bir ortamdaki bu parti içi demokrasi Türkiye için önemlidir. Daha önce birlikte grup başkan vekilliği yaptığımız Sayın Müsavat Dervişoğlu az önce de mazbatasını almış, bir kez daha hayırlı uğurlu olsun diyor, kendisine ve partisine başarılar diliyorum” ifadelerini kullandı.
“İKTİDARLARINI KAYBEDECEKLERİNİ SANIYORLAR”
Taksim meydanı’nın 1 Mayıs İşçi Bayramı kutlamalarına kapatılmasını değerlendiren Özel, şöyle devam etti:
“Geçtiğimiz hafta grup toplantısında bir çağrı yapmış Taksim’in 1 Mayıs İşçi Bayramı kutlamalarına kapatılması kararından dönülmesini talep etmiştim. Bir meydanın 1 Mayıs’ta kapalı olması o iktidarın başarısını değil aslında muktedir olamadığını, iktidarda olduğunu ama o meydanda kutlamaya yasak getirerek aslında lüzumsuz bir tedirginlik içinde olduğunu, güvenliği sağlayamayacağını peşinen itiraf ettiğini ve bunun demokrasilerde, öz güvensizliğin iktidarlara hiç iyi gelmeyeceğini; bu yüzden bizim sorumluluk almaya hazır olduğumuzu ve sendikalarla birlikte görev yaparak kimsenin burnu kanamadan o meydandaki kutlamalara izin verilmesini talep etmiştik. Bir hafta geçti dün Sayın İçişleri Bakanını aradım ve bu konudaki talebimi, taahhüdümü, meseleye koyduğumuz kefaleti ifade ettim ve işbirliği teklif ettim. Kendisi bana görevi deneyi bir takım mahsurları, birtakım istihbaratları, birtakım yasadışı örgütlerin yapmış olduğu çağrıları da gerekçelendirerek bunun için vermeyeceklerini tekrar etti. İletişime açık olumlu bir yaklaşım içindeydi. Ama sonuçta bir yasaklama vardı. O ona kısıtlama diyordu. Yasak var. İşte 50 kişi değil, 300 kişiyle geliyorlar, çelenk koysunlar ve yarım saat arayla ayrılsınlar. Ama biz orayı açmayız, açamayız diyordu. Esasen Taksim, Gezi Parkı birileri tarafından kendi egemenlik sancaklarıymış da oraya toplum giderse egemenliklerini, iktidarlarını kaybedeceklerini sanıyorlar. Oysa siz bir yasaklamayla egemenlik korumaya başladıysanız, zaten orada artık egemenlikten, muktedirlikten, iktidardan bahsedilemez.
Baskıyla, güçle tesis edilen iktidarlar eninde sonunda kaybetmeye mahkumdur. İktidarın güçlüsü rızayla tesis edilendir, gönülle tesis edilendir, demokrasiyle korunandır. Demokrasi de gösterinin, protestoların özgürce yapıldığı, anayasal sınırlar içinde davranıldıkça da izne dahi ihtiyaç olunmadığı işlerdir. Ama maalesef ülkeyi yöneten akıl bu özgüvenden de bu demokrasi anlayışından da mahrum. Bütün uyarılarımıza rağmen olmadı. Bu sabah sayın İçişleri Bakanıyla bir görüşme daha yaptık. Benim talebimi, önerimi yerine getiremeyeceklerini söylediler. Biz de kendilerine bunun doğru olmadığını söyledik. Hala geç değildir. Buradan çağrımı tekrar ediyorum ve şunu ifade etmek istiyorum. Bugün bir anayasa tartışması var. Sayın Kurtulmuş geldiler, ziyaret ettiler. Diyorlar ki ‘yeni bir anayasa yapma sürecine Cumhuriyet Halk Partisi de dahil olsun.’ Açıklamamda da söyledim, Sayın Kurtulmuş’a içeride de söyledim. Burada da söyleyim. Anayasalar toplumsal mütabakat metinleridir.. Anayasalar her doğan için yapılır. Erdoğan için Anayasa yapılmaz. Anayasalar toplumu kuşatırlar, elbise gibidirler. Özelliği hemen herkesin üzerine uymasıdır. Öyle kapsayıcı, öyle çoğulcu, öyle aşkın zamanlı metinlerdir. Durdukça değer kazanırlar.. ve böyle bir metni yapmak topluma yeni bir elbise dikmek…”
“YENİSİ YAPILANA KADAR ESKİSİNE UYMAK HER VATANDAŞIN GÖREVİ”
Sayın Kurtuluş’a söylediğim şudur. Giymeyeceğimiz elbise alır mıyız? Yeni bir elbise alalım ama kullanmayalım. Bu israf olur. Anayasa demokrasinin elbisesiyse sen mevcut anayasaya uymuyorsan yenisini alsan ne olur? Eskisinde kalsan ne olur? ve bugün Türkiye Cumhuriyeti’nin merih, yürürlükte olan bir anayasası var. Hepimizin beğendiğimiz maddeleri var, beğenmediğimiz maddeleri var. Ama herkes beğendiği maddeye uyar, beğenmediği maddeye uymazsa ortada anayasada kalmaz, devlette kalmaz. Biri mülkiyet hakkını tanımaz. Mala çöker, hırsızlık yapar, gasp yapar. Birisi döner, örneğin kadınlar için çok önemli olan en önemli güvencelerden, eşitlik güvencelerinden birini tanımaz, miras hukukunu tanımaz, kadına miras bırakmaz. Öbürü seyahat hakkına saygısızdır şehrin dışına kimseyi çalmaz. Herkes anayasanın uymadığı bir maddesiyle yüz kişi yüz maddeye uymaz, toplum ortadan kalkar, devlet düzeni ortadan kalkar. Yenisi yapılana kadar eskisine uymak her vatandaşın görevidir.
“CAN ATALAY’I BIRAKMAMAK ANAYASA’YI TANIMAMAKTIR”
Anayasa der ki Anayasa Mahkemesi kararları bağlayıcıdır. Herkes için yasama, yürütme, yargı için bağlayıcıdır. O karara uymak herkesin yükümlülüğüdür. Elimde bir Anayasa Mahkemesi kararı var. 12 Ekim 2023 günü yazılan kararda “İşçi ve sendika kültürünün yapı taşlarından biri olan Taksim Meydanı yalnızca 1 Mayıs günü orada bulunanların dayanışmasını değil aynı zamanda emekçilerin ortak hafızasının varlığını göstermektedir. Bu durumda kendisini o kültürün bir parçası olarak gören her kişi 1 Mayıs günlerinde Taksim Meydanı’nın ifade ettiği anlamı doğrudan tecrübe etmek ve edindiği tecrübeyi kuşaklar boyunca aktarmak için orada bulunma hakkı vardır. 1 Mayıs’ın Taksim Meydanı’yla özdeşleşmesi nedeniyle alınan anılan mekanın sınırlanması, aktarılmak istenen düşüncenin de sınırlanmasına neden olmaktadır.” deyip Anayasa Mahkemesi yürütmeye Taksim’i yasaklayamazsın diyor. başlıyor. Bu Anayasa Mahkemesi üyelerini ben atamadım, sen atadın. Bu karara daha bugün uymayan birisi yarın, yarından sonra kendisiyle görüşeceğiz. Elbette müzakere edeceğiz. Elbette pozitif gündemleri konuşacağız. Ama iş Anayasaya gelince mevcut anayasaya uyulmasını beklemek kadar doğal bir şey yoktur. Taksim kararı ortadadır. Taksim’i kapatmak Anayasa tanımamaktır. Can Atalay kararı ortadadır. Can Atalay’ı bırakmamak Anayasayı tanımamaktır. Gezi’deki tutuklularının her birinin hakkında verilmiş hak ihlali kararları vardır. Onları Bakırköy’de, Silivri’de tutmak Anayasa tanımamaktır.”
(SÜRECEK)
]]>MELTEM KARAKAŞ
(ESKİŞEHİR) -Eğitim Sen Eskişehir Şube Başkanı Sertaç Durdu, Milli Eğitim Bakanlığı’nın yeni müfredat çalışmaları ile ilgili açıklama yaptı. Eğitimin anaokulundan üniversiteye kadar dinselleştirilmeye çalışıldığını belirten Durdu, “Örneğin aldığımız bilgilere göre Kuranı Kerim’in anlam dünyası diye zorunlu ders getirilmeye çalışıyorlar. Özellikle Arapça dersi de ikinci yabancı dil olarak okutulması planlanıyor. Gelen bilgiler bu yönde” dedi.
Eğitim Sen Eskişehir Şube Başkanı Sertaç Durdu, Milli Eğitim Bakanlığı’nın yeni müfredat çalışmalarıyla ilgili açıklama yaptı. Bakanlığın eğitim sendikalarından görüş almadığını belirten Durdu, müfredat değişikliğiyle anaokulundan üniversiteye kadar eğitimde dinselleşme uygulamalarının hayata geçirilmek istendiğini söyledi.
“SENDİKALARA VE EĞİTİM EMEKÇİLERİNE SORULMADAN BİR MÜFREDAT DEĞİŞİKLİĞİ YAPMAK ÜZERELER”
Sertaç Durdu, şöyle konuştu:
“Baktığımız zaman aslında 1980 yılından itibaren, darbe döneminden itibaren bir eğitimde dinselleşme adı altında müfredat değişiklikleri yapılıyor. Zorunlu din dersleri bilindiği gibi 1980 darbesinden sonra hayatımıza girdi, müfredata girdi. Ondan sonra 2002 yılında AKP iktidarının gelmesiyle de birlikte düzenli olarak her yıl müfredatta bazı değişiklikler yapılmaya devam etti. Bu değişikliklere baktığımız zaman tamamen iktidarın siyasal ve ideolojik hedefleri doğrultusuna yapılmış değişiklikler olduğunu görüyoruz. Şu anda da baktığımız zaman yeni müfredat hazırlıkları var ve eğitimin bileşenleri olan sendikalara ve eğitim emekçilerine sorulmadan bir müfredat değişikliği yapmak üzereler.
“EĞİTİMDE SADELEŞME ADI ALTINDA BİR MÜFREDAT DEĞİŞİKLİĞİ YAPILIYOR”
Gelen bilgilerden dolayı biz de eleştirilerimizi sunabiliyoruz. Çünkü net bir bilgimiz de yok. Yeni aldığımız bilgilere göre eğitimde sadeleşme adı altında bir müfredat değişikliği yapılıyor. Bu sadeleşmeyi de kendi siyasal ve ideolojik hedefleri doğrultusunda yapıyorlar. Örneğin aldığımız bilgilere göre Kuranı Kerim’in anlam dünyası diye zorunlu ders getirilmeye çalışıyorlar. Özellikle Arapça dersi de ikinci yabancı dil olarak okutulması planlanıyor. Gelen bilgiler bu yönde.
“GENEL MERKEZİMİZ BAKANLIĞA YAZI YAZDI, CEVAP ALAMADI”
2012 yılında dört artı dört artı dört sistemine geçildi. Geçen bu 12 yıllık süreçte eğitim sisteminde birçok kez değişiklikler yaşandı. Ama bu değişikliklerin bilimden uzak, evrensel değerlerden uzak değişiklikler olduğu görülüyor. Biz Eğitim Sen olarak evrensel değerleri baz alan, bilimi baz alan bir müfredat olmasını talep ediyoruz. Zaten bunun için de bir düzenli olarak demokratik eğitim kurultayları düzenliyoruz ve bunları Milli Eğitim Bakanlığı’na sunuyoruz. Müfredat değişikliğiyle ilgili de bilgi sahibi olmadığımız için genel merkezimiz yazıyla bakanlığa bir yazı gönderdi ama bir dönüş yapılmadı maalesef bakanlıktan. Tek din, tek mezhep üzerine kurulu bir eğitim sistemi kabul edilemez. Bilimsel, demokratik, laik bir eğitim sistemi için mücadelemizi sürdürmemiz gerekiyor.
“EVRİM TEORİSİNİ ÇIKARTIP YARATILIŞI EKLİYORLAR”
Bilimsel derslere baktığımızda biyoloji dersini örnek verebiliriz. Biyoloji dersinde evrim teorisini çıkartıp yerine yaratılışı ekliyorlar. Bu da bilimsellikten uzak. Dinsel eğitim anaokulundan itibaren verilmeye çalışılıyor. Biz buna da yüksek sesle karşı çıkmak zorundayız. Soyut kavramlar üzerinden çocuklara bu derece pedagojiye aykırı şekilde eğitim verilmesini de kabul etmiyoruz.
“ANAOKULUNDAN ÜNİVERSİTEYE KADAR EĞİTİMDE DİNSELLEŞME UYGULAMALARI”
Anaokulundan üniversiteye kadar yapılan bu eğitimde dinselleşme uygulamalarına karşı çıktığımızı bir kez daha kamuoyuna sunuyoruz. Özellikle gündem olan ÇEDES protokolleriyle eğitimin dinselleştirilmesine MESEM üzerinden Eskişehir’de de yeni okullar eklenmeye başlanıyor. Süleyman Şah Anadolu Lisesi de bunlardan biri. MESEM ile de çocuk işçiliğini meşrulaştırma yoluna gidiyorlar. Buna da çocuk işçiliğine karşı çıktığımızı belirtmek isteriz.”
]]>Bakan Tekin, Mogan MTAL Uygulama Oteli’nde düzenlenen Eğitim Fakültesi Dekanları İstişare Toplantısı’nda yaptığı konuşmada, akademik, bilimsel bilgi üreten üniversitelerle kamu politikalarını yapanlar ve uygulayıcılar arasında bir kopukluk olduğunu, daha önceki bürokratik görevi ve rektörlük sürecinde tespit ettiği bu kopukluğun giderilmesi gerektiğini söyledi.
Tekin, sadece Milli Eğitim Bakanlığı ile değil ilgili tüm üniversitelerle bakanlıklar arasında böyle bir koordinasyon mekanizmasının kurulmasının önemine değindi.
MEB’de son 22 yıldır yapılan çalışmalara değinen Tekin, derslik sayısının 2002’ye göre ikiye katlandığını, depreme yönelik çalışmalar da dikkate alındığında mevcut yapı stoğunun 3 katına çıktığını anlattı.
Tekin, yeni projelerin akıllı bina konseptine uygun şekilde planlandığını, okulların hemen hemen tamamının geniş bant internet altyapısıyla donatıldığını, sınıflara da akıllı tahtalar kurulduğunu anlattı.
Bakanlıkta görev yapan yaklaşık 1 milyon 100 bin öğretmenin 800 bininin atamasının 2003’ten sonra yapıldığına dikkati çeken Tekin, “Tüm bu göstergeler eğitim öğretimindeki temel istatistikler anlamında Türkiye’de dünyada örneği çok az görülecek şekilde bir altyapı devrimi yapıldığını gösteriyor. Derslik başına düşen öğrenci sayıları, öğretmen başına düşen öğrenci sayıları itibarıyla OECD ortalamalarıyla hemen hemen aynı durumdayız.” diye konuştu.
Dekanlara, 3 konu başlığında sunum yapılacak
Bakan Tekin, eğitim fakültesi dekanlarına bakan yardımcılarının eğitim gündemi konusunda 3 konuda sunum yapacağını belirterek, bunlardan birinin Anayasa Mahkemesi’nin kararının ardından bütün paydaşların görüşleri doğrultusunda revize ettikleri Öğretmenlik Meslek Kanunu’na ilişkin taslak çalışma olduğunu bildirdi.
Tekin, taslakla farklı yasal düzenlemelerin tek kanunla bir araya getirilmesini hedeflediklerine işaret etti. “Öğretmenlik Meslek Kanunu’nda bizim beklentimiz çok üst düzeyde.” diyen Tekin, dekanların fikirlerinin yol haritası çizerken önemli ipuçları vereceğini dile getirdi.
Dekanlara, yeni müfredat taslağına ilişkin bir bilgilendirmenin de yapılacağını dile getiren Tekin, bu konuda dekanların görüş ve önerilerinin önemini vurguladı.
Bakan Tekin, önümüzdeki yıl düzenlemeyi planladıkları Milli Eğitim Şurası’nın taslak konu başlıkları konusunda da dekanları bilgilendireceklerini kaydetti.
“İyi niyetli olmayan eleştirilerle ilgili de yapacak bir şeyimiz yok”
Bakan Yusuf Tekin, çalıştığı hiçbir kurumda sorunları halının altına süpürmeyi tercih etmediğini belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Biz şu konuda kararlıyız. Birikmiş her ne tür problem varsa, Milli Eğitim Bakanlığı bünyesinde atılması gereken her ne adım varsa, çağın gereklerine uygun bir biçimde eksik kaldığımız, geri kaldığımız konular her neyse onların hepsini masaya yatırmayı tercih ediyoruz. O yüzden bu toplantının hem gelenekselleşmesini hem de rutin dışında toplantılar haricinde bize katkı verecek arkadaşlar varsa, bizim göremediğimiz bir sorun alanı varsa bizimle de paylaşmanızdan gerçekten mutluluk duyacağız.”
Bu tür çalışmaları yaparken karşılarında farklı tepkilerin bulunduğunu ifade eden Tekin, “Demokratik kültürü içselleştirmemiş yapıların, aktörlerin, kişilerin bizim önümüze koydukları argümanlar var.” dedi.
Bunlardan birinin “Yaptırmayız” söylemleri olduğunu aktaran Tekin, “Böyle bir demokratik kültür yok. Bir siyasi yapı, ‘Yaptırmayız’ diliyle hareket edemez. Sorun alanından şikayet edeceksiniz, sonra da ürettiğiniz çözüme böyle diyeceksiniz. Bu demokratik siyaset açısından doğru değil.” diye konuştu.
Bu konuda “Evet bu bir problemdir, Çözümü için ürettiğiniz formül eksik, şunu yapmanız lazım” dilini kullanmanın doğru olduğunu belirten Tekin, şunları kaydetti:
“Demokratik olgunluk, demokratik siyaset bunu gerektirir. Farklı muhalif gruplardan, anayasal demokrasilerin beklediği şey de budur zaten. Demokratik literatürdeki siyasi parti gruplarının demokratik siyasal yaşamın vazgeçilmez unsuru olarak kabul edilmelerinin sebebi de budur.
Biz bu anlamda farklı her türlü öneriye açık olduğumuzu, çözüm önerileriyle ilgili bize sunulacak rapor, analiz, değerlendirme, teklif hepsinin açık olduğumuzu defalarca söyledik. Bugün ‘Yaptırmayız, müsaade etmeyiz’ diyen kişilerin bize ulaştırdığı hiçbir alternatif öneri yok. Haziran ayından beri söylüyorum; Öğretmenlik Meslek Kanunu ile ilgili Anayasa Mahkemesinin kararını bekliyoruz, bu konuda sözü olan herkes raporlarını, analizlerini hazırlasın, bize sunsunlar, biz de bunu kamuoyunun beklentilerini karşılayabilecek bir Öğretmenlik Meslek Kanunu’na dönüştürelim.”
Tekliflerini kamuoyuna açıkladıklarını dile getiren Tekin, “Hiçbir teklifte bulunmayıp sonra da ‘Bunu yaptırtmayız, buna müsaade etmeyiz’ dili hukuki anlamda bir kaos üretmekten başka bir şey değildir.” ifadesini kullandı.
Tekin, öğretmen atamaları konusunda norm fazlası, norm ihtiyacı bilinmeden yapılan isteklerin doğru olmadığını dile getirdi.
Meslek liselerinde iş başı eğitimlerini sağlıklı bir düzene oturtmaya çalıştıklarını ancak bu konuda da tutarsız eleştiriler aldıklarını ifade eden Tekin, “Tutarlı dille gelirseniz, politika önerisini destekleyecek veyahut da geliştirecek bir öneriyle gelirseniz gayet doğal bunu yaparız.” dedi.
“İyi niyetten yoksun eleştirilerle ilgili de yapacak bir şeyimiz yok”
Eğitimin popülist ve tutarsız dili kaldıracak bir alan olmadığını söyleyen Tekin, “Kamuoyunda bizi zenginleştirecek, bize katkı verecek her türlü öneriye açığız. Ama iyi niyetten yoksun eleştirilerle ilgili de yapacak bir şeyimiz yok.” dedi.
Müfredat taslağı için bir çalışma grubu oluşturulduğunu bildiren Tekin, sadece son dönemdeki çalışmalara 1000’e yakın akademisyen ve eğitim uzmanının katkı verdiğini belirterek, “Gerçekten iyi niyetle katkı vermek isteyen her türlü öneriye açık olduğumuzu bir kez daha söylemek istiyorum.” dedi.
Bakan Tekin, eğitim fakültesi dekanlarına şu çağrıda bulundu:
“Milli Eğitim Bakanlığı olarak Türkiye’deki üniversitelere, yükseköğretim sistemine ve bu sistemle kamu bürokrasisi, kamu siyasetini uygulayanlar arasında bir köprü kurarak bir örnek teşkil edebiliriz. Ben bu örnekliği oluşturacak ilişkinin kurulmasına açığım, bunu gelin kuralım. Milli Eğitim Bakanlığı, sizin bakanlığınız. Aklınıza gelebilecek her türlü konu, çalıştığınız her türlü konu bizim açımızdan bir politika önermesine dönüşüyorsa bizim açımızdan değerlidir ve uygulanmaya açıktır.”
]]>(İSTANBUL) – Türk Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (TÜSİAD), Milli Eğitim Bakanlığı’nın açıkladığı “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” başlıklı eğitim müfredatıyla ilgili, “Gerçek beka meselesi olan eğitimde müfredat değişikliği oldubittiye getirilmemelidir. Müfredat çalışmasında yer almış kişi ve kurumlar, yapılan ihtiyaç analizleri, çalıştay sonuçları gibi bilgi ve belgelerin kamuoyuna açıklanması faydalı olacaktır” açıklamasını yaptı.
TÜSİAD, Milli Eğitim Bakanlığı tarafından açıklanan “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” başlıklı eğitim müfredatına ilişkin bugün yazılı açıklama yaptı. “Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılına yakışır çağdaş bir eğitimin gerekliliklerini ne kadar karşıladığı kapsamlı şekilde tartışılmalıdır” denilen açıklamada şunlar kaydedildi:
“Bilimi esas alan, farklılıklara duyarlı, çocukların ve gençlerin potansiyellerini özgürce gerçekleştirmesini ve dünya çapında üst düzey bilgi, beceri, yetkinliklere sahip olmasını sağlayan bir müfredat hedeflenmelidir. Farklı görüşlerden eğitim paydaşlarının müfredatın hazırlık sürecine dahil olması için bilimsel ve mutlaka daha fazla zamana yayılan bir geri bildirim süreci işletilmesi gereklidir. Bu süre zarfında ‘Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’ başlıklı müfredat değişikliğinin askıda kalmaya devam etmesi, eğitim paydaşlarının eleştiri ve önerileri ışığında yeniden ele alınması katılımcılığı ve uzlaşıyı artıracaktır. Eğitim hepimizin en öncelikli ve ortak meselesidir. Müfredatın çağın gerektirdiği bilgi, beceri ve yetkinlikleri kazandırması kritik önemdedir. Çocuklarımıza ve gençlerimize Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılına yakışır çağdaş bir eğitim sunulmalıdır. Yeni nesillerin ve ülkemizin geleceğinde belirleyici önemdeki müfredat çalışmasının hem yöntem hem içerik olarak bilimsel temelde, şeffaflık ve katılımcılık ile yürütülmesi esas olmalıdır.
“KAPSAMLI ŞEKİLDE TARTIŞILMALI”
Dünyada eğitim sistemleri yarış halindeyken ve yüksek katma değerli ekonomi olma hedefimiz varken, ülkemizin en kıymetli varlığı çocuklarımız ve gençlerimizin vasat bir eğitime mahkum edilmeyeceğinden emin olmalıyız. Çağdaş uygarlık seviyesini aşmanın yolu; Cumhuriyet değerlerini ve demokrasi ilkelerini özümsemiş, bilim-teknolojide yetkinleşmiş, sosyo-duygusal becerileri gelişmiş, özgür düşünceli nesiller yetiştirmektir. Bu çerçevede, geçtiğimiz cuma günü açıklanan ‘Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’ başlıklı eğitim müfredatının, Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılına yakışır çağdaş bir eğitimin gerekliliklerini ne kadar karşıladığı kapsamlı şekilde tartışılmalıdır. Ülkemiz; eğitim STK’ları, öğretmenleri, öğrencileri, velileri, akademisyen ve uzmanları, eğitim-iş dünyası etkileşimi ile çok geniş bir “eğitim paydaş ekosistemi”ne sahiptir. Oysa müfredat hazırlık sürecinde yer alan kişi ve kurumlar açıklanmamış, farklı görüşlerden eğitim uzmanı ve STK’lar sürece yeterince dahil edilmemiş, yeni müfredata ilişkin görüşlerin iletilmesi için sadece bir hafta süre verilmiş, yeni müfredatın hemen önümüzdeki öğretim yılında belirli sınıflarda uygulamaya geçeceği kaydedilmiştir.
“ÇALIŞTAY SONUÇLARI AÇIKLANMALI”
Gerçek beka meselesi olan eğitimde müfredat değişikliği oldubittiye getirilmemelidir. Müfredat çalışmasında yer almış kişi ve kurumlar, yapılan ihtiyaç analizleri, çalıştay sonuçları gibi bilgi ve belgelerin kamuoyuna açıklanması faydalı olacaktır. Farklı görüşlerden eğitim paydaşlarının müfredatın hazırlık sürecine dahil olması için bilimsel ve mutlaka daha fazla zamana yayılan bir geri bildirim süreci işletilmesi gereklidir. Bu süre zarfında ‘Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’ başlıklı müfredat değişikliğinin askıda kalmaya devam etmesi, eğitim paydaşlarının eleştiri ve önerileri ışığında yeniden ele alınması katılımcılığı ve uzlaşıyı artıracaktır. Alınan geri bildirimlerin neler olduğu ve müfredat revizyonunda nasıl dikkate alındığının açıklanması sürecin şeffaflığına katkı sağlayacaktır. Bilimi esas alan, farklılıklara duyarlı, çocukların ve gençlerin potansiyellerini özgürce gerçekleştirmesini ve dünya çapında üst düzey bilgi, beceri, yetkinliklere sahip olmasını sağlayan bir müfredat ülkemizin çağdaş uygarlık seviyesini aşma hedefine hizmet edecektir.”
]]>
Emeklinin, işçinin, memurun toplumun tüm kesimlerinin yaşanan ekonomik kriz ortamında, yüksek enflasyon ve artan geçim sıkıntısı karşısında olumsuz yönde etkilenmeye devam ettiği belirten Güleç, açılmasını şöyle sürdürdü;
“Emekli maaşının yetersizliği emeklilerin birçoğunun çocuklarından destek almasına veya onların yanına sığınmalarına, çocuklarının ise artan geçim sıkıntısı ve giderek düşen alım gücü karşısında daha da zorlanmalarına sebep olduğu görülmektedir. Bu duruma büyükşehirlerde artan fahiş kira bedellerini de ekleyince durumun içinden çıkılmaz bir hal aldığı görülmektedir.
Her sektör ve alanda yaşandığı gibi eğitim çalışanları üzerinde de ekonomik sorunların getirdiği yük gün geçtikçe daha da artmaktadır. Eğitim camiasının yığınla çözülmeyi bekleyen meseleleri sorunun bir boyutu iken artan ekonomik darboğazla birlikte yaşanan sıkıntılarda sorunun bir diğer boyutunu oluşturmaktadır. Yaşanan ekonomik buhran karşısında ne emekli öğretmenin aldığı emekli ikramiyesinin değeri kalmıştır ne de emekli öğretmen maaşıyla çocuk okutmak ve evlendirmek mümkün olabilmektedir. Şartların iyileştirilmesi gerekmekle birlikte halihazırda görev yapmakta olan ve bilhassa mesleğinde 10 hizmet yılını doldurmamış öğretmenlerimizin maaşlarının düşük oluşu eğitim camiamızın kıymetli emekçileri olan öğretmenlerimizin alın terinin ne kadar ödendiği gerçeğini de ortaya koymaktadır.
Asla emeğin karşılığı olmayan ek ders ücretlerine de gerekli zammın yapılması ve büyükşehirlerde görev yapan memura kira desteği verilmesi elzemdir. Öğretmenin mali ve sosyal hakları yok denecek ölçüde emeğinin karşılığını almaktan uzaktır. Alelacele çıkarılan Öğretmenlik Meslek Kanunu’nun yetersiz ve birçok soruna davetiye çıkarıcı nitelikte olduğunu ifade etmiştik. Bu gün gelinen noktada Öğretmenlik Meslek Kanunu’nun sorunlarla dolu olduğu ortadadır. Öğretmenler Odası’nda gelir dengesizliği oluşmuş ve hatta uçurumlar oluştuğu görülmüştür. Emekçilerimiz emeklerinin karşılığını alabilmeyi beklemekte, sosyal ve ekonomik hakları tanımlanmış, daha adil ve şartları iyileştirilmiş bir meslek kanunu beklemektedir.
Çalışan memurlarımızın tamamı bayram ikramiyesinden faydalanmayı beklerken diğer yandan atanmayı bekleyen binlerce meslektaşımızı da hatırlatmayı emeğe saygının bir gereği olarak gördüğümüzü beyan etmek isteriz. Zira o kadar yıl okuyup, puanlarını alıp atanmayı bekleyen meslektaşlarımızın da biran evvel okullarına, öğrencilerine kavuşmalarını temenni ediyoruz. 9 aydır bekletilen ve mülakatın kaldırılacağına ilişkin söz verilen öğretmenlerimizin kontenjanlarının biran evvel gönülleri rahatlatacak bir sayıyla ilan edilmesini arzuluyoruz.
Üniversitelerde görev yapmakta olan üniversite idari personelinin (GİH, THS, YHS, SHS, 4/B Sözleşmeli) en temel haklardan biri olan tayin/nakil hakları olmaksızın çalıştırılması 21. Yüzyılda kabul edilebilir bir durum değildir. Üniversitelerde görev yapan tüm personelin tayin hakkı için Üniversiteler Arası Atama ve Yer Değişikliği Yönetmeliği’nin hazırlanarak yürürlüğe girmesi gerekmektedir. Bu yönetmelikte yer değişikliğinin şartları, mazeret tayinleri, eğitim hakkı tayini, becayiş vb. düzenlemelerin net bir şekilde ifade edilmesi ve bu düzenlemelerin rektörlerin keyfi kararına bırakılmaksızın, torpil vb. durum söz konusu olmaksızın gerekli tedbirlerin alınması elzemdir. Bu çalışanlarımızla ilgili sürgün maddesi diye bilinen 13-b/4 geçici görevlendirme maddesinin tamamen kaldırılması, eğitim ve öğretim hizmet kolunda verilen zam, tazminat, üniversite ödeneği, teşvik vb. haklardan da faydalanmalarını sağlayacak şekilde yasal düzenlemelerin yapılması elzemdir. Tüm bu sorunların çözümü için TBMM Milli Eğitim Komisyonunu oluşturan vekillerimizi göreve davet ediyoruz. Bizlerde 1 Mayıs günü tüm teşkilatlarımızla birlikte Ankara’da meydanda olacağız. Her alanda emek sarf eden tüm emekçilerimizin bu emeklerinin karşılığını alabilmelerini temenni ediyor, birlik, mücadele ve dayanışma günü olan 1 Mayıs Bayramı’nı kutluyorum. Emekçilerimizin hakları için mücadele etmeye devam edeceğimizi bu vesileyle bir kez daha ifade etmek istiyorum.” – ERZURUM
]]>Hisarönü Mahallesi Değirmenyanı mevkiinde SAR Arama Kurtarma Derneği Muğla İl Yönetimi tarafından eğitim alanında Muğla ilçelerinden katılan 35 kişilik ve tamamı gönüllülerden oluşan ekibe AFAD koordinesinde verilen tatbikat eğitiminin ikinci gününde AFAD çağrısı üzerine bölgeye intikal, BO (Base of official) alanı kurulumu, arama ve kurtarma ekiplerinin yağmur altında çalışmaları, BO alanındaki koordinasyon ve planlama üzerine eğitimler yapıldı. Eğitimde arama kurtarma köpekleri de görev alırken, arama kurtarma faaliyetleri devam ederken senaryo gereği enkaz altında kalanların yakınlarının telaşı da canlandırıldı.
‘Uluslararası kurallara göre planlama yapıyoruz’
SAR Arama Kurtarma Derneği Bodrum Koordinatörü Mert Başarır “Muğla il temsilciliğimizin hafif akreditasyon, kentsel arama kurtarma eğitimlerini yaparak yeni gelen gönüllülerimizi akreditasyona hazırlıyoruz. Burası akreditasyon sisteminde BO alanı olarak geçer. SAR olarak gelirsiniz afet bölgesine en yakın kurabileceğiniz, en mantıklı yere çadırlarımızı kurup ekibinizi buradan yönlendirirseniz burası da bizim alanımız. Her afette olduğu gibi bazı sorunlarla karşılaşabiliyoruz. Dolayısıyla güvenlik olayını da had safhada tutuyoruz. Girişlerde ve çıkışlarda gördüğünüz gibi güvenlik arkadaşlarımız duruyor. Yönetim çadırlarımızı burada uzun afetler için, konaklama çadırlarımızı burada bu şekilde hazırlanıyoruz. Uluslararası kurallara göre kurulmuş bu alanımız da 35 kişilik ekibimizin içinde ulaşım ekibimiz, lojistik ekibimiz, mutfak ekibimiz, banyo sanitasyon, medikal ekibimiz ve arama kurtarma ekiplerimiz mevcut. Arama kurtarma ekiplerimizi değişmeli olarak sahada tutuyoruz. Onun dışında güvenlik ekibimiz ve dinlenmekte olan ekibimiz, diğer lojistik depo alanı sorunlarımız hepsi burada bu alanında oluyorlar’ şeklinde bilgi verdi.
“Önce teorik bilgi sonra uygulama eğitimi verildi’
AFAD Koordinesinde SAR Muğla İl temsilciliği tarafından verilen ve 48 saat süren Kentsel Arama Kurtarma Eğitimi, koordinasyon tatbikatı ile ilgili bilgi veren Muğla İl temsilcisi ve eğitmen, Doktor Onur Güney Yılmaz ” Aynı zamanda derneğin genel olarak merkez yönetimde görev alıyorum. Bütün medikal süreçler, tıbbi süreçler benim üzerinden, koordinasyon benim üzerinden ilerliyor. Cuma gecesinden itibaren ekibin konaklamasını yaptık. Ardından teorik eğitimlerle başladık. Teorik eğitimlere daha önce de vermiştik yine de kısa bir özet geçmemiz gerekiyor. Ekibin ne yapacağına dair eğitim başlıkları, öncelikle intikal, bir afet çağrısı geldiğinde ekibin toplanması, bu ekibin toplanıp hazırlıklarını ivedilikle tamamlayıp afet bölgesine çıkışa hazır hale gelmesi. Çıkarken doğru şekilde araçların olay yerine intikal etmesi. Olay yerinde ilk önce kurmaları gereken operasyon üssünün kurulumu, ardından operasyon tamamlanıp afetten müdahale etmeleri gereken ihbar adresini aldıklarından sonra kurtarma ekibinin ihbar bölgesine, enkaz bölgesine intikal etmesi ve enkaz sürecinde yapacakları işlerin eğitimini yaptık” dedi.
‘Eğitimler devam edecek’
SAR Arama Kurtarma Derneği Marmaris Koordinatörü Erdal Yaşar 48 saatlik eğitim tatbikatı için ‘Bugün ikinci etaptayız. Aabahleyin bir AFAD’tan acil çağrı aldık. Vermiş oldukları koordinatlara ekiplerimiz araçlarıyla intikal etti. Daha sonra harekat üstümüz denilen BO alanımızı kurduk. Yönetim çadırımızı, lojistiği kurduk daha sonrasında ekipmanlar taşındı. bu burada aslında çalışan arkadaşlarımızın hepsi yeni gönüllülerimiz. Yani entegrasyon devlete entegre olacak, AFAD da entegre olacak, akreditasyon süreçlerine girecek bir ekip bu. Yaklaşık 35 kişilik bir ekibimiz ve depremde arama kurtarma ve hafif seviye olarak geçiyoruz biz ve tek yıldız arama kurtarma olarak geçiyoruz. ” diyerek enkazdan arama, kurtarma ve içeride bir yaralı var ise nasıl kurtarılıp sağlık ekiplerine teslim edileceğinin eğitimin sürdüğünü belirtti. – MUĞLA
]]>CHP Genel Başkan Yardımcısı Suat Özçağdaş, Milli Eğitim Bakanlığının açıkladığı tüm öğretim kademelerindeki zorunlu derslere ait “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” yeni müfredat taslağına ilişkin yazılı açıklama yaptı.
Özçağdaş, “Tespit edilmesi gereken en temel husus şudur ki: Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli başlığı altında ülkemize dayatılan bu müfredat, STK kisvesi altında yutturmaya çalışılan tarikat ve cemaatlerin Türkiye hayali olabilir ama ‘Cumhuriyet sizden ‘fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür’ nesiller ister’ diyen Başöğretmenimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün çağdaş eğitim programı olarak kabul edilemez.” sözleriyle eleştirdi.
Özçağdaş’ın “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” adını taşıyan yeni müfredat taslağı hakkındaki değerlendirmeleri şu şekilde:
“Müfredat bu haliyle, Türkiye’nin geleceğine hizmet eden bir eğitim programı değil, dindar ve kindar nesiller yetiştirme hedefinden bir gün bile vazgeçmeyen Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarının çağdışı eğitim manifestosudur. Eğitimde Program Geliştirme dünyada 1930’lardan, Türkiye’de 1950’lerden beri bir bilim alanıdır. 2002’ye kadar Türkiye’de “müfredat” yerine program sözcüğü kullanılmaktaydı. ‘Maarif’ sözcüğü ise kullanımdan kalkmış bir sözcüktür. Milli Eğitim Bakanlığı’nın Türkçenin gramer yapısına uygun olmayan sözcükler seçmesi, bunu telkin etmesi, daha başlangıçta eğitim programlarının nasıl bir zihniyetle hazırlandığını bize göstermektedir. Bilim alanlarını yok sayarak hazırlanan metinlere Öğretim Programı denmesi de zaten mümkün değildir.
“AKP ÇAPSIZLIĞININ BİR ÜRÜNÜ OLARAK TARİHE GEÇECEKTİR”
Milli Eğitim Bakanlığı UNICEF ile yapılan K12 Ulusal Beceri Geliştirme Programı kapsamında ‘Türkiye Bütüncül Modeli’ ismini benimsemişken, bu isim yerini, iktidar partisinin seçim sloganına, ‘Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’ ismine bırakmıştır. Bizim açımızdan içinde bulunduğumuz yüzyıl, Cumhuriyet’in ikinci yüzyılıdır. Bu topraklara 10 yüzyıldan bu yana Türkiye denmektedir. Eğitim-öğretim yerine maarif gibi kullanılmayan eski bir sözcüğü seçmek, bunu iktidar partisinin seçim sloganı ile bezemek ancak AKP çapsızlığının bir ürünü olarak tarihe geçecektir.
“BECERİKSİZLİK, BİLİNÇLİ İHANET OLARAK ADLANDIRILABİLİR”
22 yıllık iktidarında Türkiye’yi hemen her alanda büyük sorunlar ve açmazlarla karşı karşıya bırakan, Cumhuriyet ve Atatürk düşmanlığını kendisine şiar edinmiş AKP iktidarının, kendilerinin de kabul ettiği üzere, en büyük başarısızlık alanlarından biri, eğitimdir. Defalarca yapılan müfredat ve sistem değişikliklerini, halen aynı zihniyetle yeniden yeniden üretiyor olmak, ancak bu iktidarın başarabileceği türden bir beceriksizlik ya da bilinçli bir ihanet olarak adlandırılabilir.
“TÜRKİYE’NİN İHTİYACI LAİK EĞİTİM SİSTEMİDİR”
Yaklaşık 20 milyon öğrenci mevcudu ile neredeyse her aileden bir bireyin eğitim süreci içinde olduğu; toplumsal, kültürel, ekonomik ve çevresel çok sayıda çözülmesi gereken sorunları olan bir ülke için eğitim tam anlamıyla bir beka sorunudur. Türkiye’nin temel ihtiyacı, çocuklarının düşünen, sorgulayan, eleştiren, araştıran, çağdaş medeniyetler ile rekabet edebilen yurttaşlar olarak geleceğe güvenle hazırlandığı bilimsel, demokratik ve laik bir eğitim sistemidir.
“UZMAN BİREYLERDEN GÖRÜŞ TALEP ETMEMİŞTİR”
Program geliştirme ve değerlendirme süreci ‘Program Geliştirme Bilim Alanının’ ilkelerine uyularak hazırlanmalı ve disiplin alanının bilimsel bilgisini temele alarak oluşturulmalıdır. Cumhuriyet tarihinin en tartışmalı Milli Eğitim Bakanlarından biri olan sayın Yusuf Tekin, kendi ideolojisi doğrultusunda, eğitim paydaşlarının görüşlerini almadan öğretim programlarını değiştirmektedir. Bakanlık, öğretim programlarının hazırlanış aşamasında AKP ideolojisine yakın görmediği, daha açık bir ifadeyle muhalif hiçbir STK’dan, üniversitelerin eğitim bilimleri bölümlerinden ya da alan uzmanı bireylerden görüş talep etmemiştir.
“GERİCİ NİTELİKTEDİR”
İçerik, ‘Erdem-değer-eylem’ modeli ile programı hazırlayanların ideolojik tutumlarını sonuna kadar yansıtmaktadır. Eğitim programları, çocukların aileden, çevreden edindikleri değerler karşısında taraf olamaz. Programların benimsediği değerler; test edilmiş, geçerliliği ortaya konulmuş, çocukların yararına, tarafsız ve evrensel değerler olmak zorundadır. Oysa hazırlanan program ‘değer telkini’ üzerine oturtulmuştur. Bu açıdan hayli otoriter, despotik, gerici niteliktedir.”
]]>ÇALIŞTIKLARI YERLERDE PREFABRİK YAPILAR KURULACAK
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın imzasını taşıyan “Mevsimlik Tarım İşçileri ile İlgili 2024/5 Sayılı Cumhurbaşkanlığı Genelgesi” ile mevsimlik tarım işçilerinin çalışma koşullarının iyileştirilmesine yönelik yeni düzenlemeler getirildi. Genelge kapsamında, mevsimlik tarım işçileri ve aileleri için geçici yerleşim alanları oluşturulacak ve bu alanlarda eğitim, sağlık, ulaşım ve sosyal hizmetler sunulacak.
Genelgeye göre, valilikler tarafından mevsimlik tarım işçilerinin yoğun olarak çalıştığı yerlerde iklim şartlarına uygun, emniyetli ve estetik prefabrik yapılar kullanılarak geçici yerleşim alanları kurulacak. Bu alanlar sel, su baskını gibi doğal afetlere karşı güvenli lokasyonlarda planlanacak ve yerleşim yerlerine elektrik, su ve kanalizasyon hizmetleri sağlanacak. Valiliklerce hazırlanan eylem planlarında belirlenen alanlara ilişkin tahsis veya protokol belgesi Mevsimlik Tarım İşçileri Bilgi Sistemi’ne (e-METİP) aktarılacak.
SAĞLIK HİZMETİ VERİLECEK
Genelgede sağlık hizmetleri kapsamında, il sağlık müdürlükleri tarafından mevsimlik tarım işçileri ve ailelerine yönelik aşılama, kronik hastalık taramaları ve mobil sağlık ekipleri ile sağlık hizmetleri sunulacak. İl sağlık müdürlüklerince mevsimlik tarım işçiliğinin yoğun olduğu bölgelerde yeterli sayıda personelinin istihdamının sağlanacağı belirtilen genelgede, “İl sağlık müdürlüklerince mevsimlik tarım işçiliğinin yoğun olduğu bölgelerde yeterli sayıda sağlık personelinin istihdamı sağlanacak ve hizmet ihtiyacına göre personelin çalışma saatleri düzenlenecektir. Çalışan sağlığının korunması ve geliştirilmesi kapsamında il sağlık müdürlüklerince gerekli bilgilendirme faaliyetleri yapılacaktır” ifadelerine yer verildi.
ÇOCUKLAR İÇİN EĞİTİM MERKEZLERİ KURULACAK
Genelgeye göre çocukların eğitimi için geçici yerleşim alanlarında eğitim merkezleri oluşturulacak ve Milli Eğitim Bakanlığı tarafından eğitim hizmetleri koordine edilecek. İl milli Eğitim Müdürlüklerince; geçici yerleşim alanlarında eğitim ve sosyal faaliyetler için oluşturulan merkezin, öncelikle çocuklar için etkin bir eğitim merkezi olarak kullanılmasının sağlanacağına dikkati çekilen genelgede şu ifadelere yer verildi:
“Çocukların eğitimi için geçici yerleşim alanlarında eğitim merkezleri oluşturulacak ve Milli Eğitim Bakanlığı tarafından eğitim hizmetleri koordine edilecek. Mevsimlik tarım işçilerinin zorunlu eğitim çağındaki çocuklarının eğitimlerini devam ettirmek üzere konu hakkında Milli Eğitim Bakanlığının ilgili yönerge/genelge hükümleri uygulanacaktır. Bu hususta şartlı nakit transferi gibi özendirici tedbirler etkin şekilde uygulanacak, çocukların okul kıyafetleri ve malzemeleri valiliklerce sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakıfları aracılığıyla temin edilecektir. İl milli eğitim müdürlüklerince; mevsimlik tarım işçilerinin çocuklarının daimi ikametgahlarındaki okullarına döndüklerinde öğrenme kayıplarına yönelik telafi/yetiştirme eğitimleri yapılacaktır.
Mevsimlik tarım işçileri, daimi ikamet ettikleri illere geri döndüklerinde çalışma ve iş kurumu il müdürlükleri, halk eğitimi merkezleri ve mesleki eğitim merkezlerince; işçiler arasında yaygın eğitim ihtiyacı olanlar tespit edilerek eğitim ihtiyaçları karşılanacak, yetişkinlere okuma-yazma ve/veya meslek edindirme kursları, iş sağlığı ve güvenliği eğitimleri ile sosyal-kültürel faaliyetler düzenlenecektir.
Özel eğitim ihtiyacı bulunan çocuklar rehberlik araştırma merkezi müdürlükleri tarafından eğitim imkanlarından faydalandırılacaktır. Mevsimlik tarım işçisi ailelerin çocuklarının eğitime erişimlerinin sağlanması amacıyla il/ilçe milli eğitim müdürlükleri bünyesinde kurulan ekiplerin görevleri süresince ulaşım ihtiyaçlarının giderilmesi için gerekli tedbirler Valiliklerce alınacaktır.”
Genelgeye göre, İçişleri Bakanlığı, mevsimlik tarım işçilerinin güvenli bir şekilde seyahat etmeleri için gerekli trafik denetimlerini artıracak ve gece saatlerinde yolculuk yapmamaları sağlanacak. Geçici yerleşim alanlarının korunması ve asayişin sağlanması için kolluk kuvvetleri tarafından düzenli devriyeler yapılacak.
SOSYAL HİZMETLER
Aile ve sosyal hizmetler il müdürlüklerince sosyal hizmetler kapsamında, mevsimlik tarım işçileri ve ailelerinin bilgilendirilmesi sağlanacağı kaydedilen genelgede kadın, çocuk, engelli ve yaşlıların sunulan hizmetlerden yararlanacağı vurgulandı. Okul çağına gelmemiş çocuklar için ise aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlükleri ve İl Milli Eğitim Müdürlükleri tarafından geçici yerleşim alanlarında eğitim ve bakım hizmetleri için personel görevlendirilebilecek. Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından sunulan gezici kütüphane, gezici müze ve benzeri hizmetlerin geçici yerleşim alanlarında faaliyet göstermesi amacıyla Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ile koordineli çalışmalar yürütüleceği aktarılan genelgede şunlar yer aldı:
“Gençlik ve Spor Bakanlığı tarafından mevsimlik tarım işçisi ailelerin çocuklarına yönelik sosyal ve sportif faaliyetler yürütülecektir. İl Müftülüklerince mevsimlik tarım işçilerinin ve ailelerinin inanç ve ibadet ihtiyaçlarının karşılanması için gerekli tüm tedbirler alınacak; çocuk işçiliğinin önlenmesine ve çocukların zorunlu eğitime devam etmelerinin sağlanmasına ilişkin olarak ailelerin bilgilendirilmesine yönelik çalışmalara destek verilecektir.”
KİMLİK BİLDİRİMLERİ KOLLUK KUVVETLERİNCE ALINACAK
Mevsimlik tarım işçisi olarak daimi ikametgahı dışında bir başka ilde çalışmak amacıyla geçici olarak yer değiştirenlerin ve ailelerinin kimlik bildirimleri, bu kişilerin yaşadıkları geçici yerleşim alanlarındaki kolluk kuvvetlerince alınacağı vurgulanan genelge şu şekilde devam etti:
“Bu bildirimler Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ile elektronik ortamda paylaşılacaktır. Bu bilgilerin e-METİP’e sürekli ve eksiksiz şekilde aktarılması için teknik altyapıya yönelik gerekli her türlü düzenleme Emniyet Genel Müdürlüğü ve Jandarma Genel Komutanlığı tarafından yapılacaktır. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı; Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı ve Sağlık Bakanlığına e-METİP’e kayıtlı olan mevsimlik tarım işçilerinin ve aile bireylerinin kimlik numaralarını bildirecektir. Milli Eğitim Bakanlığı tarafından kullanılmakta olan Milli Eğitim Bakanlığı e-Okul Yönetim Bilgi Sistemi’nde yer alan mevsimlik tarım işçilerinin çocuklarına ilişkin kayıtlar e-METİP’e aktarılacaktır. Bu bilgilerin e-METİP’e sürekli ve eksiksiz şekilde aktarılması için altyapıya yönelik gerekli her türlü düzenleme Milli Eğitim Bakanlığı tarafından yapılacaktır. Mevsimlik tarım işçilerinin ve ailelerinin kimlik numaraları her sağlık hizmeti sunumunda alınarak, sunulan hizmetlere ilişkin bilgiler kişisel verileri içermeyecek şekilde e-METİP’e aktarılacaktır. Bu bilgilerin e-METİP’e sürekli ve eksiksiz şekilde aktarılması için altyapıya yönelik gerekli her türlü düzenleme Sağlık Bakanlığı tarafından yapılacaktır.
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı gerekli gördüğü takdirde e-METİP’in etkinliğinin artırılması amacıyla diğer kamu kurum ve kuruluşlarından protokole gerek duymadan kişisel verileri içermeyecek şekilde veri talebinde bulunabilecektir. Tarım alanlarının geniş bölgelere yayılması nedeniyle mevsimlik tarım işçilerinin kayıt altına alınması sürecinde kolluk kuvvetlerine kolaylık sağlamak amacıyla Tarım ve Orman Bakanlığı taşra teşkilatı başta olmak üzere ilgili kamu kurum ve kuruluşları, muhtarlar ile ziraat odaları birlikleri ve mevsimlik tarım işçisi çalıştıran tarla veya bahçe sahipleri/işleticileri ve işverenler tespit ettikleri/çalıştırdıkları mevsimlik tarım işçilerini kolluk kuvvetlerine bildirecektir. “
]]>(ANKARA) – Milli Eğitim Bakanlığı tarafından açıklanan “Türkiye Yüzyıl Maarif Modeli” müfredatına ilişkin açıklama yapan Eğitim İş Sendikası Genel Başkanı Kadem Özbay, “Tekkede murid mi yetiştiriyorsunuz? diye sorarken, Eğitim Sen müfredatı, “MEB’in ‘yeni müfredatı’, düşünmeyen, sorgulamayan, eleştirmeyen, itiraz etmeyen ve yorumlamayan robot ve ruhsuz nesiller yetiştirmek amacıyla hazırlandı. Mesele bilim ve demokrasi değil, çağdışı ‘dava’dır. Öğretim programlarında bilimsel eğitimle ilgili olan pek çok nokta özenle ‘ayıklama’ya tabi tutulurken, iktidarın inşa etmekte olduğu ‘yeni rejim’i ve onun ‘2023 vizyonu’nu merkez alıp, açık ve gizli (örtük) amaç ve değerleri programlara ustaca yerleştirerek kendilerince ‘dini’ ve ‘milli’ bir müfredat oluşturulmak istendiği açık” diye değerlendirdi.
Milli Eğitim Bakanlığı “Türkiye Yüzyıl Maarif Modeli” müfredatının taslağını paylaştı. Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, sosyal medya hesabından yaptığı duyuruda söz konusu taslağın görüş ve önerilere açık olduğunu belirterek, “Tecrübe, öneri ve desteğiniz bizler için önemli. Sadece son bir yılın değil, on yıllık uzun soluklu bir çalışma ile meydana getirdiğimiz; akademisyen, öğretmen ve paydaşlarımızın yoğun çalışma ve katkılarıyla ortaya çıkan “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” adını taşıyan yeni müfredat çalışmamızı kamuoyunun ve eğitime gönül veren herkesin görüşlerine sunduk” sözleriyle duyurdu.
EĞİTİM İŞ SENDİKASI’NIN DEĞERLENDİRMESİ
MEB’in açıklamalarının ardından konuya ilişkin Eğitim Sen yazılı bir açıklama yaparken, Eğitim ve Bilim işgörenleri Sendikası (Eğitim İş) Genel Başkanı Kadem Özbay da ANKA Ajansı’na değerlendirmelerde bulundu.
Kadem, “İçerisinde çok şık ahlak erdem kamil insan vurguları var. Cumhuriyet bir ya da iki kez geçiyor. Mustafa Kemal Atatürk’ün adı hiç geçmiyor. Tekkede mürid mi yetiştiriyorsunuz? Yoksa çağın gereğinde öğrenci mi yetiştiriyorsunuz? Bu müfredat bir parti programıdır. Cumhuriyet değerlerine uyan bir müfredat değildir. Maarif kelimesi de müfredatın ne olduğunu vurguluyor. Çocuğun akademik gelişiminden yana değil, ahlakını baskılayan bir nesil yetiştirilmeye çalışılıyor. Bilimsellik vurgusu yok denecek kadar az. Buradan soruyorum müfredatla mürid yetirilmesi mi amaçlanıyor?” diye konuştu.
“YENİ MÜFREDATLARIN TARİKAT VE CEMAATLERİN BELİRLEDİĞİ İÇERİKTE OLACAĞI KUŞKUSUZDUR”
Eğitim Sen ise konuya ilişkin yazılı bir açıklama yaptı. Açıklamada, şu görüşler yer verdi:
“Tüm ülkeyi ve gelecek nesilleri yakından ilgilendiren eğitim müfredatı gibi bir konuda, müfredatın siyasal ve ideolojik olarak iktidara yakın çevrelerin müdahalesiyle daha da geriye götürülmesi, bilime ve aydınlanma düşüncesine karşı resmen bayrak açılması söz konusudur” denilen açıklamada “Ders kitaplarında bir süredir sürdürülen ‘sadeleştirme’ ve ‘basitleştirme’ uygulamalarının doğrudan bilim, felsefe, tarih ve sanat derslerini hedef alması, bilim derslerinde ünite ve kazanım sayılarının azaltılması, başta tarih dersleri olmak üzere, büyük ölçüde “dini” ve “milli” öğeler ve referanslarla donatılmış bir müfredat oluşturulduğu görülmektedir. Ülkeye aydın, ilerici ve değişimci nesiller gerekirken bu müfredatlarla daha geriye doğru bakan, çağdışı zihniyetle donanmış nesillerin yetiştirilmesi amaçlanmaktadır. Yeni müfredatların, bilim, teknoloji ve çağdaşlıktan ziyade tarikat ve cemaatlerin belirlediği bir biçim ve içerikte olacağı kuşkusuzdur.”
Türkiye’nin nasıl bir müfredata ihtiyacı olduğunu 11 maddede sıralayan Eğitim Sen, “Yeni müfredat hazırlıkları konusunda sorunun eğitim biliminin temel ilkeleri göz önünde bulundurarak hayata geçirilmesi gerektiği açık. Eğitim Sen, eğitimin toplumsal bir olgu olarak ele alınıp, bu olguyu tanımlayan değişkenlerin bütünsel bir çerçeve içinde analiz edilmesi gerektiğini düşünmektedir” değerlendirmesini yaptı ve müfredat programı ile ilgili şu önerileri sundu:
“İLKOKUL ÇOCUKLARINA ASKER, DARBE, SİLAH, ÖLÜM GİBİ KONULARIN ANLATILMASI ‘PEDAGOJİK CİNAYET’TİR”
“Müfredat değişiklikleriyle darbeler ve cuntaların da tarih ders kitaplarında okutulacak olması, dersleri militaristleştirecektir” ifadelerinin yer aldığı açıklamada, şöyle devaml edildi:
“Bakan Tekin’in bugüne kadar yaptığı açıklamalardan çıkarılabilecek en somut sonuç, yeni eğitim müfredatının, tüm derslerde sarmal olarak ‘dini’ ve ‘milli’ değerleri temel alan, farklılıkları ötekileştiren bir içerikte hazırlıkların yapılmış olmasıdır. Yıllardır iktidar eliyle adım adım hayata geçirilen eğitimde dinselleşmenin son halkasının yeni müfredat üzerinden tamamlanması hedeflenmektedir.
Dönem başında tüm okullarda bir hafta boyunca şiddet görüntüleri eşliğinde gelişme çağındaki ilkokul öğrencilerine, sakıncalı olmasına rağmen, zorla izlettirilen ’15 Temmuz darbe girişimi’nin eğitim müfredatına girmesi ve bu darbe girişiminin ulusal bayramlar arasında sayılması, hatta felsefe dersi müfredatı içine yerleştirilerek anlatılmak istenmesinin eğitim bilimine ne kadar katkısı olacağı tartışmalıdır. AKP ilk dönemlerinde müfredat ve ders kitaplarından militarist değerleri ayıklamakla övünürdü. Şimdi ise 12 Eylül darbecilerinin çizgine geldi. İlkokul çocuklarına asker, darbe, silah, ölüm gibi konuların anlatılması ‘pedagojik cinayet’tir.
“MEB YANLIŞLARINDAN DERS ALMAYI HALA ÖĞRENEMEDİ”
Siyasi iktidarın ve MEB’in geçtiğimiz 22 yıl içinde eğitim politikaları alanında ve uygulamada göstermiş olduğu pratik, yeni müfredatın nasıl bir içerikte olacağı ve eğitim sistemini hangi yöne doğru götürmek istediği konusunda yeterince ipucu vermektedir. MEB’in 2005’ten bugüne kadar yaptığı hiçbir programda önceden ihtiyaç analizi yapılmadı, programa uygun altyapı düzenlenmedi ve öğretmenler programların uygulanması konusunda yeterince eğitilmedi. Yanı sıra, programın uygulanma sürecine ilişkin planlama, pilot uygulama ve değerlendirmeler de gerçekleştirilmedi. Sürekli aynı yanlışı yaparak farklı sonuçlara ulaşılamayacağı bilinmesine rağmen, MEB’in aynı yanlışı tekrarlaması dikkat çekicidir. MEB, eğitimle ilgili bir kurum ama yanlışlarından ders almayı hala öğrenemedi. Ders alınmadığı sürece de bunun maliyeti artacak ve bu maliyeti de Türkiye halkları ödeyecektir.
“DİNİ” VE “MİLLİ MÜFREDAT”
MEB’in ‘yeni müfredatı’, düşünmeyen, sorgulamayan, eleştirmeyen, itiraz etmeyen ve yorumlamayan robot, ve ruhsuz nesiller yetiştirmek amacıyla hazırlandı. Mesele bilim ve demokrasi değil, çağdışı ‘dava’dır. Öğretim programlarında bilimsel eğitimle ilgili olan pek çok nokta özenle ‘ayıklama’ya tabi tutulurken, iktidarın inşa etmekte olduğu ‘yeni rejim’i ve onun ‘2023 vizyonu’nu merkez alıp, açık ve gizli (örtük) amaç ve değerleri programlara ustaca yerleştirerek kendilerince ‘dini’ ve ‘milli’ bir müfredat oluşturulmak istendiği açık.
“MÜCADELE” MESAJI
Eğitim sisteminde yaşanan dönüşümler, içinde bulunulan ekonomik, toplumsal ve siyasal sistemin gelişim süreçlerinden ayrı ya da bağımsız değildir. Bir ülkenin eğitim sistemi, bir bütün olarak içinde yaşanan toplumun gerçekliğini yansıtır. Burada sadece ekonomik düzey değil, toplumsallaşma süreçleri, cinsiyet eşitsizlikleri, ideolojik konumlar, sınıflar arası güç ilişkileri vb. gibi oldukça karışık bir dizi ilişki devreye girer. Bu nedenle Türkiye gibi ülkelerde laiklik ve laik eğitim mücadelesi, okulda ve toplumda yürütülen demokrasi ve özgürlük mücadelesinden ayrı değildir. Eğitim sistemi ve okullar ya tamamen egemen ideolojiye teslim edilecek ya da çocuk ve gençlerin nasıl bir eğitim alması, nasıl bir toplumda yaşaması isteniyorsa, onun için mücadele edilecektir.”
]]>(İZMİR) – Hürriyetçi Eğitim Sen İzmir İl Başkanı Adnan Sarısayın, yeni müfredat çalışmalarıyla ilgili ANKA Haber Ajansı’na değerlendirmelerde bulundu. “Ben yaptım oldu” mantığı içerisinde bir sistem değişikliğine gidildiğini dile getiren Sarısayın, yeni müfredatın eğitim paydaşlarının görüşleri alınarak yapılması gerektiğini ve öğretmenlerin sorunları çözülmeden eğitimin sorunlarının çözülemeyeceğini söyledi.
Müfredat değişikliği yapılırken eğitimin tüm paydaşlarının birlikte yapılması gerektiğini dile getiren Sarısayın, “Her zaman olduğu gibi ‘ben yaptım oldu anlayışı’ ile bir müfredat değişikliği yapılıyor. Alıştığımız üzere ülkemizde bakan değiştikçe maalesef sistem değişiyor. Tabii ki değişiklik kaçınılmaz. Değişiklik yapılmalı. Yani bundan kaçmak mümkün değil. Devir değişiyor. Zaman değişiyor. Teknoloji değişiyor. Bu değişen zamana ve teknolojiye ayak uydurmak gerekiyor. Ancak bunu yaparken bu değişikliklerin eğitimin tüm paydaşlarıyla birlikte yapılması gerekiyor. Eğitimin paydaşları dediğimiz; sendikalar, üniversitelerin, eğitim kurumlarının değerli bilim adamları, bakanlığın uzman kişileri, tecrübeli öğretmenler tarafından oluşan komisyonlar. Ancak yine her zaman olduğu gibi ‘ben yaptım oldu’ mantığı içerisinde bir sistem değişikliğine gidiyoruz. İnşallah, gelen müfredat sistemi gideni aratmaz” dedi.
“ÇOK İYİ HAZIRLIKLAR YAPILMASI GEREKİYOR”
Eğitimin Türkiye’nin en önemli meselesi olduğunu kaydeden Sarısayın, “Atatürk’ün de dediği gibi ‘eğitimdir ki bir milleti refah içerisinde hür, bağımsız yaşatabileceği gibi sefalette de mahkum edebilir.’ Böylesi önemli bir konunun çok iyi hazırlıklar yapılması gerekiyor. Böyle bir değişiklik yapabilmek için. Ayrıca hangi sistemi getirirseniz getirin eğer öğretmen sorun yaşıyorsa, öğretmen sorun yumağı içerisindeyse o sistemi uygulayacak öğretmen yaşadığı bu sorunlardan dolayı bu sistem başarıya ulaşamayacaktır” diye konuştu.
“EĞİTİM SORUNLARINI ÇÖZMEK ÖĞRETMENİN SORUNLARINI ÇÖZMEKLE BAŞLAR”
“Öğretmenlerin sorunlarını çözmeden eğitimin sorunları çözülemez” diyen Sarısayın, şunları kaydetti:
“Öğretmenler dağ gibi sorun yumağıyla uğraşıyor. Öğretmenlik meslek kanunu çıkarıldı. Öğretmenler arasında büyük bir adaletsizlik, dengesizlik oluşturuldu. Öğretmenler; ücretli öğretmen, sözleşmeli öğretmen, uzman öğretmen, başöğretmen gibi değişik sıfatlara bölündü. Bu öğretmenlik meslek kanununun yeniden düzenlenmesi, ele alınması gerekiyor. Eğitim sorunlarını çözmek öğretmenin sorunlarını çözmekle başlar. Öğretmenlerin sosyal itibarını, saygınlığını, ekonomik itibarını arttırmakla başlar. Bugün öğretmenlerin tamamı yoksulluk sınırı altında bir maaş alıyor. Yoksulluk sınırının altında bir maaş alan öğretmen ne kadar verimli olabilir? Ücretli öğretmenlik adı altında 100 bin öğretmenimiz köle gibi çalıştırılıyor. 17 bin lira olan asgari ücretin altında bir maaşla 100 bin öğretmen çalıştırılıyor. Yüz binlerce öğretmen adayımız beklerken 100 bin öğretmen ücretli olarak çalıştırılıyor. Öğretmenin bu sorunlarının acilen çözülmesi lazım.
“ATAMALARINDAKİ KEYFİLİK SON BULMALI”
Atamalarda liyakate dayalı bir atama yapılmıyor. Biz Hürriyetçi Eğitim Sen olarak atamaların liyakate dayalı olarak yapılmasını istiyoruz. ‘Sendikal kimliğinden dolayı insanlar ideolojik yapısından dolayı ayrımcı bir yapılanmaya tabii tutulmamalı’ diyoruz. Ülkemizin göz bebeği, proje okulları var. Proje okullarına tamamen keyfi atamalar yapılıyor. Yani bir sistem yok. Sadece yandaşlık sistemine dayalı bir atama sistemi var. Buradaki idareci atamalarındaki, öğretmen atamalarındaki keyfilik son bulmalı. Yine öğretmenleri huzursuz eden bir mülakat sistemi var. İdareci atamalarında hala mülakat sistemi uygulanıyor. Bu mülakat sistemi tamamen kaldırılmalıdır. Öğretmenlerin bu sorunları dururken sistem değişikliğinin bir fayda getirmeyeceğini önce öğretmenin itibarının, saygınlığının arttırmak gerekir ki getireceğimiz sistem başarılı olsun. Eğitim meselesini çözmemiz gerekiyor. Bunu çözmek için de ‘eğitim her şeyin başıdır’ diyoruz. Eğitimin başı da öğretmendir. Öğretmenlerin sorunları acilen çözülmelidir.
MİLLİ EĞİTİM BAKANINDAN ALTI AYDIR RANDEVU BEKLİYORLAR
Müfredat değişikliğiyle ilgili eğitimcilerin görüşlerinin sorulmadığını da ifade eden Hürriyetçi Eğitim Sen İzmir İl Başkanı Adnan Sarısayın, sözlerinin devamında ise şu ifadeleri kullandı:
Biz Hürriyetçi Eğitim Sen olarak defalarca Milli Eğitim Bakanı’ndan seçim öncesinden itibaren randevu talep ediyoruz. Müfredat değişikliğiyle ilgili görüşlerimizi, proje okullarıyla ilgili sorunları, okullardaki aksayan yönleri, mülakat sisteminin olumsuzluğunu, ÇEDES projesi kapsamında yapılan olumsuzluğu anlatalım istiyoruz. Ancak bir türlü seçim çalışmalarından zaman bulup da bize randevu veremediler. 6 aydır biz randevu talep ediyoruz. Biz Türkiye’nin beşinci büyük eğitim sendikasıyız ama hala bize maalesef dönüş olmadı Bakan tarafından. İnşallah seçimler bitti. Artık seçimlerden eğitime zaman ayırır. Eğitimin paydaşlarını dinlemeye zaman ayırır. Bizlere kulak verir, bizlerin görüşlerini dinler diye düşünüyoruz.
“EĞİTİMİN TÜM MESELELERİNİ KENDİSİNE AKTARMAK İSTERİZ”
“Müfredatın iki niteliği olur; birisi milli bir müfredat olur. Türk Milletinin ihtiyaçlarını karşılayan bir müfredat olur. Atatürk’ün dediği gibi eğitimdir ki bir milleti diyor hür, bağımsız yaşatır ya da köleleştirir. Kendi değerlerimizi, milli değerlerimizi verme fonksiyonu, işlevi vardır. İkincisi çağın gereklerine uygun bir eğitim anlayışının yapılması bu doğrultuda sayın bakanımız bizlere randevu verirse müfredatla ilgili, eğitimle ilgili, eğitim çalışanlarının sorunlarıyla ilgili, sadece öğretmen değil tüm eğitim çalışanlarının sorunlarıyla ilgili özellikle geleceğimizi ilgilendiren, eğitimin tüm meselelerini kendisine aktarmak isteriz.”
]]>İzmir’in Selçuk ilçesinde Efes Antik Kenti’ne çok yakın konumdaki Selçuk Efes Havalimanı, uçuş ve havacılık sporlarında ülkenin en aktif eğitim ve uygulama alanları arasında yer alıyor.
Türk Hava Kurumu bünyesindeki Selçuk Havacılık Eğitim Merkezi Koordinatörlüğü, paraşüt ve tandem atlayışları, model uçak, microlight uçuşlarının yanı sıra pilotaj eğitimleriyle de öne çıkıyor.
Merkez, pilotluğu meslek olarak seçen THK Üniversitesi Pilotaj Bölümü öğrencilerinin yanı sıra uçma tutkusunu hayata geçirmek isteyenlere Cessna C-172 tek motorlu eğitim uçağı ve Tecnam P2006T çok motorlu eğitim uçağında teorik ve pratik eğitim veriyor.
İstedikleri lisans programına göre uçuş gerçekleştiren öğrenciler başarılı olmaları halinde, 45 saatlik uçuşla PPL hususi pilot lisansı, 205 saatlik uçuşla CPL ticari pilot lisansı ve ATPL hava yolu nakliye lisanslarını alabiliyor.
Hususi pilot lisansına sahip olan kişiler kendi uçaklarıyla uçabilirken ticari pilot lisansı olanlar çalışacakları platforma göre ilave eğitimlere tabi tutuluyor.
“Hayalim tam olarak bunu yaşamaktı”
THK Uçuş Eğitmeni Mustafa Ak, AA muhabirine, merkezdeki eğitimlerin tek ve çift motor uçakların yanı sıra simülatör programlarında verildiğini, her yıl yaklaşık 200 öğrencinin yoğun bir eğitim sürecinden geçtiğini söyledi.
Uçmak isteyen insanların hayallerini gerçekleştirdiklerini kaydeden Ak, şöyle konuştu:
“Buraya gelenlerin hepsi severek geliyor. İçlerinde uçuş arzusu olduğu için geliyorlar. Burada tutkularını yerine getiriyorlar. İş adamları da geliyor. Boş zamanlarında gelip bu tutkularını gidermiş oluyorlar. Kimileri de gelecekte hava yollarında pilot olarak görev almak istiyor. Geldiklerinde ilk heyecanlarını görebiliyoruz. Uçtukça, uçağı tanıdıkça daha bir kendilerine güvenleri geliyor. Tabii bütün bunları yaparken de gerekli önlemleri alarak eğitimlerimize devam ediyoruz.”
THK Üniversitesi Pilotaj Bölümü 2. sınıf öğrencisi Berru Barın, en büyük hayalinin pilotluk olduğunu söyledi.
Çok çalışıp istediği bölümde okuduğunu aktaran Barın, “Çok çalıştım ama verilen emeklere değiyor. Çünkü gökyüzü gerçekten bir tutku haline geliyor. Hayalim tam olarak bunu yaşamaktı ve burada olmaktı. Hedefim havayollarına girmek.” ifadelerini kullandı.
Aynı üniversitenin öğrencisi Esin Şaylık da çocukluğunda uçağa ilk bindiği günden bu yana pilot olmayı hayal ettiğini belirterek, “Kokpite girmek nasip oldu, çok mutluyum. Merakla, heyecanla uçmayı bekliyoruz. Ben derslerimi tamamladıktan sonra İzmir’de uçmak istedim. Bu hafta ilk sortimizi atarız diye bekliyoruz. Çok heyecanlıyız.” dedi.
Öğrencilerden Yusuf Burakhan Türkaydın, teorik eğitimlerin ardından uçuş safhasına geldiklerini dile getirerek, duygularını şu sözlerle aktardı:
“Bana uçmak özgürlüğü, sonsuzluğu ifade ediyor. Çünkü ucu bucağı olmayan bir şey. Mesleğimiz de bize dünyanın kapılarını aralayacak, güzel bir meslek. Buraya gelirken bile heyecan var. O koltuğa oturmanın verdiği heyecan tarif edilecek bir duygu değil. Bizim için hem ilk olması hem de çabalarımızın karşılığını almamız için önemli bir andı.”
]]>Daha önceleri bazı okulların öğrencilerini İstanbul ve Çanakkale gezisiyle ödüllendiren Vali Çelik, bu sefer de Hakkari Fen Lisesi ve Hakkari Anadolu Lisesi öğrencilerini, İstanbul ve Erzurum gezisiyle ödüllendirdi. Gezilerini tamamlayan öğrenciler Hakkari’ye döndü.
Gelecek planları yapan gençlere, üniversite tercihlerinde yol haritası olacak bu gibi gezileri hediye etmekten mutluluk duyduğunu ifade eden Vali Çelik, amaçlarının gençlerin moral ve motivasyonlarını artırmak ve büyük şehirlerdeki gözde üniversiteleri ziyaret ettirerek buralara özendirmek olduğunu belirtti. Hakkari il ve ilçelerinde ikamet eden ve şehir dışına hiç çıkmayan öğrencilerin, bu tür gezilere katılmalarını sağlayarak yeni ufuklar kazanmalarını çok önemsediğinin ifade Vali Çelik “Hakkari Fen Lisesi ve Hakkari Anadolu Lisesi’ndeki öğrencilerimiz, bu geziyle kendi alanlarında en iyi olan üniversiteler hakkında, bilgi sahibi oldular. Bu gezimizde, 92 öğrencimizi, 3 yönetici ve 9 öğretmen eşliğinde, uçakla İstanbul’a ve karayoluyla Erzurum’a yollayarak oralarda konaklamalarını sağladık. Çocuklarımız, oralarda güzel anılar edindiler ve inanıyorum ki bu anılar, yavrularımızın hayatında özel bir yer tutacaktır. İstanbul ve Çanakkale Valilikleri ile bu illerimizin İl Milli Eğitim Müdürlüklerine ve Üniversitelerin Rektörlerine de şükranlarımı sunuyorum, çocuklarımızı orada sahiplendiler” dedi.
“Başarılı öğrencilerimizi, ödüllendirmeye devam edeceğiz”
Hakkari Valiliği olarak öğrencilerin iyi birer insan ve vatandaş olarak yetişmeleri için eğitime destek olmaya ve katkı vermeye devam edeceklerini belirten Vali Çelik, “Hakkarimiz, kadim medeniyet mirasıyla kültürel zenginliğin kentidir. İnanıyorum ki ilimiz, genç nüfusuyla eğitim ve spor alanındaki birçok sınav, yarışma ve etkinliklerdeki başarı oranlarıyla örnek bir şehir olacaktır. Bunun emarelerine de hep birlikte müşahede etmekteyiz. Bu doğrultuda, ilimizin eğitimine, ilim nefesleriyle çok büyük katkı vereceklerine inandığım öğretmenlerimize büyük işler düşmektedir. Özellikle eğitim alanında, başarının karşılığını vermek ve ödüllendirmek, şüphesiz olması gereken bir tavırdır. Bizler de başarılı öğrencilerimizi, yurt içi ve dışı gezileriyle ödüllendirmeye devam edeceğiz” diye konuştu.
İl Milli Eğitim Müdürü Nurettin Yılmaz ise: “Bu gezilere katılan başarılı 92 öğrencimiz, gerçekçi hedeflere, yeteri kadar gayret gösterilince ulaşılabileceğini yerinde görerek ve yaşayarak benimsediler ve buna şahit oldular. Valimiz Ali Çelik’e, öğrencilerimize bu imkanı sağladıkları için Hakkari Eğitim Ailesi olarak şükranlarımızı sunuyoruz” dedi.
Geziye katılan öğrencilerden Hasan Emre Beyter: “İnsan büyük bir şehri gezince başkalaşıyor. Yeni ve ulaşabileceği hayaller kuruyor. Tıpkı şu anda hepimizin öğrenimimizle alakalı kurduğumuz hayallerimiz gibi. Kampüsteki öğrenci atmosferini hissetme şansını yakaladım. Çok iyi bir şekilde ağırlandık. İstanbul’un üniversitelerini, tarihi ve turistik yerlerini görme şansımız oldu. Bu gezi, bizlere değer verildiğini hissettirdi. Vali Çelik ve Milli Eğitim Müdürümü Nurettin Yılmaz’a gezide, bizleri sahiplenen büyüklerimize, minnettarlığımızı ifade etmek istiyorum” dedi. – HAKKARİ
]]>Kahramanmaraş merkezli 6 Şubat 2023’te meydana gelen depremlerin yaralarını sarmak için ilk günden bu yana yoğun çalışmalar gerçekleştiren Sabancı Vakfı ve Enerjisa Enerji bölgeye yönelik desteklerini sürdürüyor.
Hatay’da eğitimin aksamaması için geçen yıl “Hatay’a 3 ayda 3 okul” sözüyle yola çıkan ve planladığı gibi okulları eğitime kazandıran Sabancı Vakfı, Enerjisa Enerji’nin yabancı hissedarı olan E.ON’un katkılarıyla Hassa ilçesinde yaptırdığı Enerjisa Atatürk İlkokulu’nu 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nda öğrenci ve öğretmenlere armağan etti.
Hassa Kaymakamı Osman Acar, açılıştaki konuşmasında, okulun yapım sürecinde emeği geçenlere teşekkürlerini sundu.
Okulun ülkeye ve ilçeye hayırlı olmasını temenni eden Acar, 6 Şubat’ta yaşanan depremler sonrasında ilçede süratli bir şekilde toparlanma yolunda ilerlediklerini söyledi.
Acar, depremler sonrasında ilçedeki okulların büyük tahribat aldığını ifade etti.
Depremde hasar alan okullardan birisinin de Atatürk İlkokulu olduğunu belirten Acar, “Yeni okulumuz çocuklarımıza, ilçemize hayırlı olsun. Burada biz eğitim ve öğretim faaliyetlerimize kaldığımız yerden inşallah daha güçlü bir şekilde devam edeceğiz.” dedi.
“Hatay’a bu dördüncü okul desteğimiz”
Sabancı Vakfı Genel Müdürü Nevgül Bilsel Safkan da deprem bölgesinde eğitim ve öğretimin aksamaması için imkanlarını seferber ettiklerini söyledi.
Toplumsal sorunların çözümünde eğitimin öncelikli alan olduğunu bildiklerini ifade eden Safkan, şöyle konuştu:
“6 Şubat depremlerinden sonra tekrar bölgede eğitim öğretimin sürdürülebilir olması, öğretmen ve öğrencilerin güvenli okul ortamlarında bir araya gelmeleri, tekli sistemde eğitim öğretim alabilmeleri tabii çok çok önemli. Vakfımızın bu sene 50’nci yaşı. 50 yıllık faaliyet geçmişimizde en önemli alanlardan biri şüphesiz eğitim. Eğitim altında verdiğimiz desteklerden Hatay’a bu dördüncü okul desteğimiz. İnşallah beşincisi ve altıncısı da planlarımız arasında yer alıyor. Depremin yaralarını bir nebze de sarabilmiş olmaktan, destek vermiş olmaktan tabii son derece mutluyuz. Bu vesileyle bugün Mustafa Kemal Atatürk’ün çocuklara armağan ettiği 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı da kutluyorum. Herkese hayırlı uğurlu olmasını dilerim.”
“Bölgenin kalkınması için eğitimin çok önemli olduğunu biliyoruz”
Enerjisa Dağıtım Şirketleri Genel Müdürü Oğuzhan Özsürekci, depremlerden etkilenen 11 ilin başta Hatay olmak üzere 5’inin Enerjisa Dağıtım Şirketleri Toroslar EDAŞ’ın sorumluluk bölgesinde olduğunu belirtti.
Özsürekci, depremlerde hem kaybettikleri çalışma arkadaşları hem de hasar gören şebeke unsurlarıyla depremzede bir şirket olduklarını aktardı.
Depremin ilk günlerinden itibaren bölgeye enerji vermek ve yaraları sarmak için büyük mücadele verdiklerine değinen Özsürekci, “Aynı zamanda bunları yaparken bölgenin sosyal sorumluluğu açısından kalkınması için eğitimin çok önemli olduğunu biliyoruz. Bugün Hatay Hassa’da Enerjisa Atatürk İlkokulu’nun açılışında bulunuyoruz. Bu okul aynı zamanda hissedarımız olan E.ON’un 70 bin çalışanının bağışlarıyla bugüne geldi. Herkese hayırlı ve uğurlu olmasını diliyorum.” diye konuştu.
Enerjisa Enerji Mali İşler Lideri (CFO) Philipp Ulbrich, deprem sonrası birkaç günde 70 bin çalışanları ve şirketleri tarafından 1 milyon avrodan fazla para toplanarak okulun inşa edilmesine karar verildiğini belirtti.
Okulun ilçeye kazandırmasında katkı sağladıkları için çok mutlu olduklarını dile getiren Ulbrich, “Bugün burada bulunmam, hem E.ON hem de Enerjisa olarak deprem sonrasını iyileştirme ve yerel halkla dayanışma içinde olma konusundaki kararlılığımızı ifade ediyor.” dedi.
Konuşmaların ardından katılımcılar okulun açılış kurdelesini kesti, sınıfları gezdi ve öğrencilere hediyeler verdi.
]]>TİKA tarafından yapılan bilgilendirmeye göre, Başkanlık tarafından Pakistan’da faaliyet gösteren Türkiye-Urdu Haber Ajansına teknolojik altyapıyı güçlendirmek amacıyla ofis tadilatı ve teknik ekipmanların kurulumu tamamlandı.
Video-grafik sistemleri, mikrofonlar, kameralar gibi stüdyo ve ışık sistemlerinin yenilendiği projenin açılış törenine, Türkiye’nin Lahor Başkonsolosu Durmuş Baştuğ, TİKA İslamabad Koordinatörü Muhsin Balcı, Türkiye-Urdu Haber Ajansı Genel Müdürü Muhammed Hasan, Gazeteciler Birliği üyeleri ve basın mensupları katıldı.
Hasan, Türkiye ve TİKA’ya katkılarından dolayı teşekkür ederek, güncel haberlerin yanı sıra Pakistan-Türkiye ortak tarihini, kültürünü, değerlerini ve geleneklerini tanıtmak amacıyla alanında uzmanlarla programlar, röportajlar ve belgeseller hazırlanacağını ifade etti.
TİKA, Bangladeş’de de projelere devam ediyor
TİKA, 2019’da Başkanlık tarafından kurulan Türkiye-Bangladeş Teknik Enstitüsünde de (BTTI) sürücülük kursu, elektrik-elektronik ve sıhhi tesisat kurslarına eğitim malzemesi desteğinde bulundu.
Sürücü kursu törenle hizmete açılırken, törende, elektrik-elektronik ve sıhhi tesisat bölümleri için TİKA tarafından temin edilen eğitim malzemelerinin de teslimi yapıldı.
Açılış töreninde Türkiye Bangladeş Parlamentolararası Dostluk Komitesi Üyesi Milletvekili Motahar Hossain, Türkiye’nin Bangladeş ile dostluğuna vurgu yaparak TİKA projelerinin bu anlamda çok önemli etkiler bıraktığının altını çizdi.
Proje kapsamında sürücü kursu için bir araç, bir motosiklet temin edilerek mesleki eğitim binasının elektrik ihtiyacını büyük ölçüde karşılayacak bir güneş enerjisi sistemi kuruldu. Ayrıca elektrik-elektronik bölümü için multimetre, voltmetre, gerilim test cihazı; sıhhi tesisat bölümü içinse pistonlar, matkaplar ve bükücüler gibi tam kapasiteli bir eğitim olanağı oluşturacak teknik ekipmanlar temin edildi.
İlk etapta BTTI, bölgede ikamet eden gençlerden mesleki eğitim kurslarına ilgi duyan ve bu alanlarda uzmanlaşmak isteyenleri belirleyerek eğitim programlarına katılmaya teşvik etti. İşsiz kalan genç erkek ve kadınlar arasında yoksulluğun azaltılması, becerilerin geliştirilmesi ve farkındalığın artırılması ana hedefler olarak belirlendi.
Mesleki eğitim merkezi 3 bin 200 metrekarelik bir alana kurulu halde bulunan BTTI, başkent Dakka’nın 375 kilometre kuzeyinde, Bangladeş sınır bölgesindeki Lalmonirhat şehrinde yer alıyor.
TİKA tarafından kurulan teknoloji binasında, gençlere temel bilgisayar ve ofis araçları kullanımı, web site dizayn ve programlama gibi kursların yanı sıra, kadınlara yönelik tekstil işçiliği dersleri verilmesi de planlamalar arasında.
KKTC’de “Uygulama Oteli” yenileme projesi
TİKA, KKTC’de eğitim faaliyetlerini sürdüren Haydarpaşa Ticaret Lisesi bünyesindeki Uygulama Otelini yeniledi.
Yenilenen “Haydarpaşa Ticaret Lisesi Uygulama Oteli” açılışına, KKTC Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, KKTC Başbakan Yardımcısı, Turizm, Kültür, Gençlik ve Çevre Bakanı Fikri Ataoğlu, KKTC Milli Eğitim Bakanı Nazım Çavuşoğlu, KKTC Sivil Savunma Teşkilatı Başkanı Atilla Karaca, TİKA Lefkoşa Koordinatörü Havva Pınar Özcan Küçükçavuş, KKTC MEB Mesleki Teknik Öğretim Dairesi Müdürü Gülşen Hocanın ile öğretmenler ve öğrenciler katıldı.
KKTC Cumhurbaşkanı Tatar, turizm alanında eğitim gören öğrenciler tarafından uygulama otelinde ağırlandı.
Uygulama Otelinin yenilenen bölümü, öğrencilerin pratik eğitimlerini gerçekleştirdiği alanın yanı sıra Türkiye’den gelen öğretmenler ve diğer misafirler için kısa süreli konaklama imkanı sunuyor.
1959’dan bu yana Lefkoşa’da mesleki eğitim alanında eğitim öğretim faaliyetlerini yürüten Haydarpaşa Ticaret Lisesi, muhasebe, finansman, pazarlama, büro yönetimi, yiyecek içecek konaklama ve ön büro hizmetleri olmak üzere üç alanda eğitime devam ediyor.
Okul bünyesinde 250’ye yakın öğrenci, yiyecek içecek ve konaklama, mutfak, servis, resepsiyon ön büro ve kat hizmetleri dallarında eğitim alıyor.
Bu eğitimler, 6 odalı, resepsiyon, restoran ve lobisi bulunan okul binasında yapılıyor. Okulun uzun yıllardır kullanılan, yıpranmış tarihi binası, TİKA tarafından detaylı bir tadilattan geçirilerek tekrar hizmete açıldı.
]]>Tepebaşı Belediye Başkanı Dt. Ahmet Ataç, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı kutlarken, “Kentimizin çocukları daha iyi imkanlarda spor yapsın, sanatla tanışsın ve uğraşsın, eğitimlerine katkı bulsun, koruyucu hekimliğin faydalarını görsün diye çalışmaya, böylelikle geleceğimize yatırım yapmaya devam edeceğiz” dedi.
Tepebaşı Belediyesi’nin sosyal belediyecilik anlayışı ile hayata geçirdiği Çocuk Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi, İki Elin Sesi Var Çocuk ve Gençlik Senfoni Orkestrası, 5 noktadaki erken çocukluk eğitim merkezleri ve 1 anaokulu, 4 noktadaki çocuk kültür ve sanat merkezleri, Matematik Evi, Bahriye Üçok Etüt Merkezi, Özdilek Sanat Merkezi, Yeryüzü Ekoloji Okulu’nun yanı sıra Belde Evleri’nde düzenlenen çok sayıda etkinlik ile çocukların gelişimine katkı sağlıyor.
İki Elin Sesi Var Çocuk ve Gençlik Senfoni Orkestrası
Tepebaşı Belediyesi İki Elin Sesi Var Çocuk ve Gençlik Senfoni Orkestrası ve Korosu, kurulduğu günden bu yana başarıdan başarıya koşuyor. Proje ile 7-17 yaş arası tüm çocuklarımız herhangi bir ücret ödemeden, yetenek sınavından geçmeden, akranları ile birlikte müzik yapıyor.
Orkestra bugüne kadar Belçika Brüksel ve Arnavutluk Tiran da dahil olmak üzere 41 konser gerçekleştirdi. Elde ettiği başarılar ile ünü ülkemiz sınırlarını aşan orkestramız, Türkiye’de türünün ilk örneği olarak bugüne kadar Fazıl Say, Şefika Kutluer, Rengim Gökmen, Gülsin Onay, Efdal Altun gibi birçok usta ile aynı sahneyi paylaştı ve birçok ödüle layık görüldü.
75 bin çocuk yararlandı
Tepebaşı Belediyesi’nin koruyucu hekimlik çalışmalarının en başarılı örneklerinden biri olan Çocuk Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi, Eskişehirli çocukların sağlıklı bir ağız yapısı ile yetişmesi adına çalışmalarını sürdürüyor.
Hiçbir ücret talep edilmeyen Türkiye’de dördüncü Eskişehir’de ilk olan merkez kısa sürede gerçekleştirdiği çalışma ile örnek gösterilen bir merkez haline geldi.. 4-18 yaş grubu çocuklara psikolojik danışmanlık, diş sağlığı eğitimi ve acil müdahale ve tedavi işlemleri bulunan merkezin, koruyucu hekimliğin ve sosyal belediyeciliğin bir araya geldiği merkezde, 2013 yılından bu yana 75 bin çocuk faydalandı.
Yavrularımıza katkı, velilerimize destek
Mart 2023 tarihinde faaliyete başlayan Bahriye Üçok Eğitim ve Gelişim Merkezi de aradan geçen kısa zamanda, yüzlerce çocuğun yararlandığı ve zamanını verimli şekilde geçirdiği bir merkez olmayı başardı. Bahçelievler Mahallesinde faaliyet gösteren merkez; 4,5,6,7 ve 8. sınıf öğrencilerine yönelik akademik ve sosyal gelişimi destekleyici programlar düzenliyor.
Erken Çocukluk Eğitim Merkezleri çocukların hizmetinde
Tepebaşı Belediyesi tarafından ilki 2018 yılında faaliyete geçirilen erken çocukluk eğitim merkezleri, Milli Eğitim Bakanlığı mevzuatına uygun şekilde, 36-68 ay arası çocukların gelişim alanlarını destekleyici bir hizmet anlayışı ile eğitim veriyor. Donanımlı iç alanlarıyla, okul öncesi eğitime uygun şekilde tasarlanan merkezler; çocukların en iyi şekilde eğitim almasını sağlamak amacıyla çalışmalarını sürdürürken, merkezlerden faydalanan öğrenciler ve velileri de memnuniyetlerini ifade ediyor. İsmail Hakkı Tonguç, Canan-Şükran Şeker, Sabiha Gökçen ve Yarbay Hüseyin Vecihi Erken Çocukluk Merkezleri kent çocukları için huzurlu ve nezih bir ortamda hizmet sunuyor. Tepebaşı Belediyesi tarafından erken çocukluk eğitim merkezlerinin 5’incisi ise Fevzi Çakmak Mahallesi’nde Hüsniye-Recep Uçkan ismiyle hayata geçirildi. Öte yandan Aşağı Söğütönü Erken Çocukluk Eğitim Merkezi de anaokulu olarak faaliyetlerine devam ediyor. Melih Savaş Yaşam Köyü içinde yer alan anaokulu, 58-68 ay arası 29 çocuğa hizmet veriyor. – ESKİŞEHİR
]]>Bilgili, temaslarda bulunmak için geldiği Azerbaycan’da Bakü Uluslararası Maarif Okulu’nu ziyaret ederek öğretmen ve öğrencilerle buluştu.
Türkiye’nin Bakü Büyükelçisi Cahit Bağcı’nın da katıldığı etkinlikte Büyükelçilik müşavirleri, Türk kurum ve kuruluşlarının temsilcileriyle iş insanları da yer aldı.
İki ülke milli marşlarının okunmasıyla başlayan etkinlikte konuşan Bilgili, küresel eğitim teşkilatı TMV’nin 52 ülkede 53 bin öğrenciye eğitim verdiğini söyledi.
Bilgili, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın kendilerine ” Birleşmiş Milletler’e üye tüm ülkelerde var olacaksınız” şeklinde hedef belirlediğini ifade ederek, “Tüm TMV kadrosu, bu hedefi gerçekleştirmek için canla başla çalışıyor. Eğitim üzerinden dostluklar kurmaya çalışıyoruz. Bunun aynı zamanda insan yetiştirme ve kutsal bir vazife olduğunu düşünüyoruz.” diye konuştu.
TMV okullarındaki eğitimin diğer okullardan farklarıyla ilgili görüşünü paylaşan Bilgili, “İyi insan yetiştirme hedefini gözetiyoruz. Ailesine saygılı, vatan sevgisini en kutsal değer olarak gören çocuklar yetiştiriyoruz. Çağdaş bir eğitim yapıyoruz, bilimsel usul takip ediyoruz.” ifadelerini kullandı.
Bilgili, “TMV olarak dünyanın eğitim zirvesine doğru yol alıyoruz. TMV, dünyanın en iyi eğitim teşkilatı haline gelecektir.” dedi.
Öğretmenlerin eğitimine de büyük önem verdiklerini vurgulayan Bilgili, “Türkçeyi de bir dünya dili haline getirme gayreti içindeyiz.” şeklinde konuştu.
Bilgili, Azerbaycan’daki planlarıyla ilgili, “Bakü’de de zirveye oynayacağız çünkü TMV demek, zirveye oynamak demektir, zirvede var olmak demektir. Gelecek eğitim yılında ikinci kampüsümüzü faaliyete geçireceğiz. TMV, burada daha da büyümelidir. TMV’nin en güçlü olduğu ülkenin Azerbaycan olması gerekir. Buna inanıyoruz ve bunu gerçekleştireceğiz.” değerlendirmesinde bulundu.
“TMV, okullarını kardeş ve dost ülkelerle aramızda bir köprü olarak görmektedir”
Büyükelçi Bağcı da TMV’nin 52 ülkede 464 eğitim kurumuyla faaliyet göstermesinin Türkiye için gurur kaynağı olduğunu söyledi.
TMV’nin çok kısa sürede adından söz ettiren uluslararası eğitim kurumuna dönüştüğünü belirten Bağcı, şunları ifade etti:
“TMV aracılığıyla eğitim alanında kardeşlik ve dostluk köprülerini kalıcı, sağlam ve sarsılmaz bir şekilde tesis etmek istiyoruz. TMV, okullarını kardeş ve dost ülkelerle aramızda bir köprü olarak görmektedir. Bu köprü kalıcı dostluk, kalıcı kardeşlik, kalıcı diplomasi ve uluslararası alanda birlikte hareket etme hedef ve amacı doğrultusunda insanlar yetiştirmektir.”
Bağcı, dünyada krizlerin yaşandığını, küresel sistemde sorunlar, adaletsizlikler ve çifte standartların bulunduğunu belirterek, sözlerini şöyle tamamladı:
“Kendi hedeflerimizi belirlememiz gerekiyor. Bunun için ilmini ve irfanını insanlığın hizmetine sunacak, ülkesinin kalkınmasına, gelişmesine hizmet edecek, aynı zamanda küresel ve bölgesel meselelerde çözüm ortaya koyabilecek akıllar oluşturmamız lazım. Stratejik akıl inşa etmek durumundayız. Okullarımız, bir taraftan kardeşlik ve dostluk köprüsü olurken bir taraftan da insanlığın adaletine ve vicdanına hizmet edecek insanlar yetiştirmelidir. TMV, bu hususta büyük mesafe katetti. Pandemiye rağmen küçülmedik, büyüdük.”
TMV Azerbaycan Temsilcisi Serdar Gündoğan da Azerbaycan’daki faaliyetleriyle ilgili bilgi verdi.
]]>Van Valiliği ve Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi (YYÜ) işbirliğiyle, gençlerin teknolojiye uyum sağlamaları ve yazılım konusunda kendilerini geliştirmeleri amacıyla başlatılan “Yazılım Van Projesi” devam ediyor.
Projeden yararlanmak için başvuruda bulunan gençler arasında yapılan sınavda başarılı olan 40 öğrenciye, YYÜ’deki akademisyenler ve alanında uzman öğretmenler tarafından eğitimler düzenleniyor.
YYÜ İnnovan Girişimcilik Merkezinde yazılım geliştirme, kodlama, veri analizi, yapay zeka, mobil yazılımı, web yazılım, siber güvenlik, ağ ve sistem yönetimi konularında 8 aylık kursa tabi tutulan öğrencilerden başarılı olanlara sertifika veriliyor.
Bu sayede iş bulma imkanı kazanan öğrenciler, yazılım alanında önemli projeler geliştirmek istiyor.
“Öğrencilerimizi uzman statüsüne getirmeyi hedefliyoruz”
YYÜ Rektörü Prof. Dr. Hamdullah Şevli, AA muhabirine, gençlere ve öğrencilere hem girişimcilik konusunda hem de kariyerlerinde daha iyi noktalara gelmeleri için fırsat sunduklarını söyledi.
Kentin genç bir nüfusa sahip olduğunu ve bunu değerlendirmek istediklerini belirten Şevli, “Yapay zekanın hayatımıza bu kadar dahil olduğu bir süreçte Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı Cazibe Merkezlerini Destekleme Programı kapsamında İnnovan Girişimcilik Merkezini hayata geçirdik. 8 aylık eğitim sonucunda 40 öğrencimizi mezun ettik ve ikinci dönem için 40 öğrencimizin daha eğitimlerine başladık. Öğrencilere, mobil yazılım, web yazılım, siber güvenlik, ağ ve sistem yönetimi konularında dört sınıfta ders veriyoruz.” diye konuştu.
Öğrencilerin ilgi alanlarına göre 10 kişilik sınıflarda eğitim gördüğünü vurgulayan Şevli, şunları kaydetti:
“Proje kapsamında haftada 16 saat eğitim alan öğrencilerimizi, mezun olduktan sonra alanlarına göre uzman statüsüne getirmeyi hedefliyoruz. Bu eğitimlere her bölümden öğrencilerin yanı sıra lise mezunu ya da farklı üniversite öğrencileri de başvuru yapabiliyor. Projeye yoğun ilgi var. Öğrencilerin hayal güçlerini geliştirerek, fikirlerini daha iyi noktaya taşımaları konusunda ulusal ve uluslararası fonlarla proje yazma eğitimleri veriyoruz. İlerleyen süreçlerde fikirlerini projeye dönüştürmeleri ve yatırımcı bulmaları konusunda bir zemin oluşturuyoruz. Kentte ve çevre illerdeki girişimcileri de merkezimize bekliyoruz. Girişimcilik merkezimizi 24 saat eğitim görebilecekleri hale getirmeyi planlıyoruz.”
“Yerli ve milli teknoloji hamlesine katkı sunmak amacıyla projeye başladık”
İnnovan Girişimcilik Merkez Müdürü Dr. Öğretim Üyesi Erol Kına da proje ile istihdama da katkı sağlamak istediklerini dile getirdi.
İlk grupta mezun olan 40 öğrenciyi işverenlerle buluşturduklarını anlatan Kına, bu öğrencileri ilerleyen zamanlarda çok iyi yerlerde göreceklerine inandıklarını vurguladı.
Bilgisayar Bilimleri Araştırma Uygulama Merkez Müdürü Emre Biçek ise “Geleceğin yazılımcılarını yetiştirmek ve teknolojiye ayak uydurmak için bu eğitimleri uygun gördük. Sayın Cumhurbaşkanı’mızın istihdam seferberliğine, yerli ve milli teknoloji hamlesine katkı sunmak adına kamu kurumlarını bir araya getirerek projeye başladık. Gençler yoğun ilgi gösteriyor.” ifadelerini kullandı.
Merkezdeki eğitime katılan Sena Polater, “Yazılım projesinin ilk mezunlarından biriyim. Veri tabanı uzmanlık eğitimi aldım. Şu an hem çalışıyor hem de üniversite okuyorum. DATA QR projemizi daha da geliştirerek, girişimcilik ekositemine dahil olmaya çalıştık. Turizm sektöründe de QR kod ile herkes istediği veriye ulaşabiliyor. Amacımız bölgede dijital okuryazarlığı artırmak. Daha sonra mobil uygulamaya dönüştürerek, şirketleşme yolunda ilerlemeyi hedefliyoruz.” diye konuştu.
]]>Yumaklı, Antalya’daki Uluslararası Ormancılık Eğitim Merkezi’nde AA muhabirine yaptığı açıklamada, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın destekleriyle 2023’te orman yangınlarıyla mücadelede hem personel hem de makine, ekipman ve müdahale imkanları olarak en üst düzeye çıktıklarını belirtti.
Yangınlara müdahale için 105 helikopter, 26 uçak, 5 bin kara aracı ve 14 insansız hava aracı olduğunu anlatan Yumaklı, “Bunun altını çizmek gerekir, dünyada orman yangınlarında insansız hava aracını kullanan iki ülkeden biriyiz. İnsansız hava araçları bizler için son derece önemli. 25 bin orman kahramanımız var. Onlar gözlerini kırpmadan alevlerin arasına dalarlar. 120 binin üzerinde gönüllümüz var. Her şeyden daha önemlisi bizlere bu mücadelemize destek veren vatandaşlarımız var.” diye konuştu.
Yangınla mücadele konusundaki eğitim, bilinçlendirme ve farkındalığın 12 aya yayıldığını belirten Yumaklı, özellikle Antalya’daki Uluslararası Ormancılık Eğitim Merkezi’nde Türkiye’nin dört bir köşesindeki orman teşkilatından yöneticisinden işçisine kadar herkese eğitim verildiğini ifade etti.
Merkezde her türlü imkanın olduğuna dikkati çeken Yumaklı, “12 aya yayılan yoğun eğitimlerimizle özellikle simülasyon yazılımlarıyla anlık değişebilen, rüzgar, nem oranları ya da yangının seyri yönetilerek, eğitime katılanların reaksiyonlarını, nasıl tepki verdiklerini, nasıl karar verebildiklerini tespit ediyoruz. Onların gerçek yangın esnasında hazır halde olmasını sağlayacak eğitim dizisi devam ediyor.” dedi.
İbrahim Yumaklı, bu eğitimlerin yanı sıra tatbikatlar da gerçekleştirdiklerini dile getirdi.
Orman yangınlarıyla mücadele ileri teknolojiyi kullanılıyor
Tüm kabiliyeti, kapasiteyi kullanarak orman yangınlarının söndürülmesinin önemine işaret eden Yumaklı, şunları kaydetti:
“Bizce asıl başarı orman yangınının çıkmamasını sağlamak. Dolayısıyla bütün konsantrasyonumuz bu yönde. 26 Nisan’da Ormanım Temiz Kampanyası başlatacağız. Burada özellikle ormanlık alanlara yakın yerleşim birimlerinden başlayarak sivil toplum kuruluşlarının, üniversitelerin ve vatandaşlarımızın desteğiyle orman içlerinde çok hızlı şekilde yanmaya dönüşebilecek materyallerin temizlenmesini sağlamak. Tabii ki asıl amaç o bilinçlenmeyi, o farkındalığı oluşturmak.”
Orman yangınlarıyla mücadele her zaman en ileri teknolojiyi kullanmaya çalıştıklarını vurgulayan Yumaklı, orman yangınlarıyla mücadelede yapay zekayı da etkin kullandıklarını bildirdi.
Teknolojiye yapılan yatırımlarının önemine dikkati çeken Yumaklı, şöyle konuştu:
“Yapay zekayla çalışan akıllı kulelerimiz var ve bunu geliştirmeye gayret ediyoruz. Bu akıllı kulelerimiz 7 gün 24 saat bulundukları sahayı tarıyor ve herhangi bir şekilde sensörlerine takılan ısı farklılıklarını hemen merkeze bildirerek, buradaki arkadaşlarımızın aksiyon almasını sağlıyor. Bunun yanı sıra Karar Destek Sistemimiz yapay zekayla yönetiliyor. Elbette bunun sonu yok. Netice itibarıyla siz teknolojinin bütün nimetlerinden faydalanmalısınız. Dolayısıyla hem hava araçlarınız hem kuleleriniz hem vatandaşların sizlere iletmiş oldukları ihbardan sonra hızlıca koordine olarak orman yangınına müdahale çok önemli. Biz de özellikle bu konuda gittikçe gelişen teknolojinin kullanımını sağlıyoruz.”
“Orman yangınlarının yüzde 90’ı insan unsurundan kaynaklanıyor”
Bakan Yumaklı, orman yangınlarının yüzde 90’ının insan unsurundan kaynaklandığını, yangınlarda dikkatsizlik ve ihmalin temel sebepler olduğunu ifade etti.
Bunun acı bir tablo olduğuna değinen Yumaklı, sözlerini, “Vatandaşlarımızın bizlere destek olmalarına her ne kadar müteşekkirsek de dikkatsizlik ve ihmalin oluşturacağı olumsuz sonuçların ülkemizin hem yeşil vatanını hem ciğerlerini tahrip etmesini hem de çok ciddi bir kaynak kaybına sebep olmasını istemeyiz. Dolayısıyla vatandaşlarımızı bu konuda duyarlı olmaya davet ediyorum. Orman yangınına sebep olabilecek tehlikeyi gördükleri anda bize ihbar etsinler.” diye tamamladı.
]]>Diyanet İşleri Başkanlığınca hazırlanan Kur’an Eğitim Merkezleri Yönetmeliği, Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi.
Yönetmelikle “Kur’an eğitim merkezleri ve bu merkezlerde eğitim alan öğrencilere yönelik olan yurt ve pansiyonların çalışma usul ve esasları ile yürütülecek eğitim hizmetleri ve bunların yönetim ve denetim esasları” belirleniyor.
Yönetmelikte “Kur’an eğitim merkezi”, “Kur’an-ı Kerim, temel dini bilgiler ve hafızlık ile ilgili bilgileri geliştirmek ve Arapça ile İslami ilimler alanımda eğitim verilmesi amacıyla doğrudan Başkanlığa bağlı olarak kurulan merkezler” olarak tanımlandı.
Kur’an eğitim merkezlerinin hedefleri ve ilkeleri ile görev ve faaliyetleri “Öğrencilerin Kur’an-ı Kerim’i okuma, temel dini bilgiler ve hafızlık ile ilgili bilgi ve becerilerini geliştirmek, temel düzeyde Arapça eğitimi vererek öğrencilerin Kur’an-ı Kerim’in ana konularına vakıf olmalarımı sağlamak, İslami ilimler alanında Kur’an-ı Kerim ve sünnet temelli eğitim vermek, Kur’an-ı Kerim başta olmak üzere, İslami ilimlerle ilgili temel kaynakları ve güncel çalışmaları kullanabilme becerisi kazandırmak, öğrencilerin sosyal ve kültürel açıdan gelişimlerini sağlamak, öğrencilerin milli ve manevi bilince sahip, insanlara saygılı, öğrendiklerini teori ve pratik bütünlüğü içinde ahlaki yaşantılara dönüştürebilen bireyler olarak yetişmelerine katkı sağlamak, öğrencilerin katılımcı, araştırmacı, problem çözücü ve aidiyet bilincine sahip sorumluluk sahibi olarak yetişmelerine katkı sağlamak” olarak belirtildi.
Teorik ve pratik olarak yapılacak eğitim hizmetlerinin yürütülmesinde Diyanet Akademisi, müftülükler ve ilahiyat fakülteleriyle iş birliği yapılacak.
KUR’AN EĞİTİM MERKEZLERİNİN AÇILIŞI
Kur’an eğitim merkezleri, Diyanet İşleri Başkanlığına bağlı olarak fiziki şartlar, coğrafi konum, ulaşım, öğrenci potansiyeli ve ihtiyaçlar dikkate alınarak uygun görülen yerlerde Diyanet İşleri Başkanı’nın onayıyla açılacak.
Kur’an eğitim merkezlerinin Başkanlığa tahsisli veya Türkiye Diyanet Vakfı mülkiyetindeki taşınmazlarda açılması esas olacak. Kur’an eğitim merkezleri olarak kullanılacak binanın fiziki koşulları ve teknik şartları, Diyanet İşleri Başkanlığınca belirlenecek. Kur’an eğitim merkezlerinin yönetimi, Diyanet İşleri Başkanlığınca atanan müdürler tarafından yürütülecek.
MÜFREDATI DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI HAZIRLAYACAK
Kur’an eğitim merkezlerinde, Diyanet İşleri Başkanlığınca hazırlanan eğitim programları uygulanacak, eğitimlerde Başkanlıkça hazırlanan veya belirlenen ders kitapları kullanılacak ve uygun görülen ders materyalleri takip edilecek.
EĞİTİM TAKVİMİ VE SAATLERİ
Eğitimler yüz yüze gerçekleştirilecek ancak uzaktan eğitim yöntemi de kullanılabilecek. Kur’an eğitim merkezlerinde eğitim takvimi, programlar ve illerin özellikleri dikkate alınarak Diyanet İşleri Başkanlığınca belirlenecek.
Kur’an eğitim merkezlerinin eğitim saatleri; öğrencilerin örgün eğitim dışında kalan zaman, mahalli şartlar ile öğrencilerin istek ve ihtiyaçları dikkate alınarak 05.00- 22.00 arasında olacak şekilde Diyanet İşleri Başkanlığınca belirlenecek. İhtiyaca ve talebe bağlı olarak, mesai saatleri dışında ve hafta sonunda da eğitim yapılabilecek.
MEZUNİYET BELGESİ VERİLECEK
Kur’an eğitim merkezlerinde yapılacak sınavlara ait usul ve esaslar ile sınavları yapmak ve değerlendirmek için komisyonlar oluşturulacak. Eğitimin ardından yapılacak sınavlarda başarılı olanlara Kur’an Eğitim Merkezi Mezuniyet Belgesi verilecek.
Eğitimlerin beklenen sonuçlara ulaşıp ulaşmadığının tespitine yönelik anket, gözlem ve görüşme gibi ölçme ve değerlendirme araçları uygulanacak.
Kur’an eğitim merkezlerine ilişkin Diyanet İşleri Başkanlığında, Başkan veya eğitimden sorumlu Başkan yardımcısının başkanlığında 9 kişilik “Kur’an Eğitim Merkezleri Kurulu” oluşturulacak.
Kur’an Eğitim Merkezleri Kurulu, her yıl mayıs veya haziran aylarında belirlenecek bir tarihte olağan olarak toplanacak.
Kur’an Eğitim Merkezleri Kurulunun görevleri, “Kur’an eğitim merkezleri açılmasına ihtiyaç duyulan yerlerle ilgili teklifleri değerlendirmek, uygulanacak eğitim programları ve materyalleri ile ilgili görüş ve önerilerde bulunmak, eğitim yılını değerlendirmek ve uygulamada karşılaşılan sorunlara ilişkin çözüm önerileri sunmak, eğitimlerin etkinlik ve verimliliğini artırmaya yönelik görüş ve önerilerde bulunmak” olarak belirtildi.
Ayrıca, Kur’an eğitim merkezlerinde Öğretmenler Kurulu oluşturulacak.
KUR’AN KURSLARINA KİMLER KAYIT YAPTIRACAK
Kur’an eğitim merkezlerine kayıtlar, Diyanet tarafından belirlenecek esaslara ve sürelere uygun olarak yapılacak.
Kur’an eğitim merkezlerine kayıt yaptırmak için “Hafızlık icazetnamesine/belgesine sahip olmak, 14-17 yaş aralığında olup lise eğitimine örgün olarak devam ediyor olmak, yapılacak Kur’an eğitim merkezi giriş sınavlarında başarılı olmak” şartları aranıyor.
Yabancı uyruklu olanlar da Kur’an eğitim merkezlerine kabul edilecek.
Kur’an eğitim merkezlerinde eğitim alan öğrencilerin eğitime katılmaları ve derslere devamları zorunlu olacak. Öğrencilerin devam durumu takip edilecek. Geçerli bir mazereti olsa dahi, bir dönemin fiilen eğitim verilen veya ders yapılan günlerinin 1/8’inde eğitime katılmamış olan öğrencilerin, Kur’an eğitim merkezinden kaydı silinecek ve ilişiği kesilecek. İlişikleri kesilenlerin durumları Genel Müdürlüğe bildirilecek.
YURT VE PANSİYONLAR AÇILABİLECEK
Kur’an eğitim merkezleri bünyesinde öğrencilerin barınma ve beslenme ihtiyacını karşılamak üzere Diyanet İşleri Başkanlığının onayı ile yurt ve pansiyonlar açılabilecek. Yurt ve pansiyonlar Kur’an eğitim merkezinde eğitim eğitim faaliyetleri devam ettiği sürece hizmete açık bulundurulacak.
Kur’an eğitim merkezleri ile bünyelerindeki yurt ve pansiyonların; yemek, temizlik, güvenlik ve benzeri ihtiyaçlarını karşılamak üzere, bütçe durumuna ve ilgili mevzuata uygun olarak hizmet satın alınabilecek.
Kur’an eğitim merkezleri ile bünyelerindeki yurt ve pansiyonların denetimi, Başkanlık müfettişleri tarafından yapılacak.
YÖNERGE ÇIKARILACAK
Kur’an eğitim merkezleri bünyesindeki yurt ve pansiyon binalarının taşıyacağı teknik şartlar, müdür ve öğretmenler ile diğer personelin görevleri, Kur’an eğitim merkezlerinde belirlenen kurallara uymayan, düzen ve disiplini bozan öğrenciler için yapılacak işlemler, Kur’an eğitim merkezlerindeki sınıf mevcuduna ilişkin esaslar, Kur’an eğitim merkezlerinde bulundurulacak yazılı ve görsel yayınların nitelik ve türleri ile diğer hususlar Başkanlık tarafından çıkarılacak yönerge ile belirlenecek.
]]>TİKA’dan yapılan açıklamaya göre, Budapeşte’de “Geçmişten Günümüze Türk-Macar İlişkileri” konulu sempozyumu düzenlendi.
Eötvös Lorand Üniversitesinin (ELTE) ev sahipliği yaptığı sempozyuma, Türkiye’nin Budapeşte Büyükelçisi Gülşen Karanis Ekşioğlu ve TİKA Balkanlar ve Doğu Avrupa Dairesi Başkanı Muhammed Ünal ve akademisyenler katıldı.
Sempozyumun açılış konuşmasını yapan Ünal, iki ülke arasındaki güçlü ilişkilere kültürel alanda da ivme kazandırmak amacıyla TİKA’nın, “Türk-Macar Kültür Yılı” kapsamında dört proje hayata geçireceğini belirtti.
Ünal, tarih, dil ve ortak kültürel değerler üzerine Türkiye ve Macaristan’da çalışmalar yürüten akademisyenleri bir araya getirmekten memnuniyet duyduğunu anlattı.
Türkiye’nin Budapeşte Büyükelçisi Ekşioğlu da iki devlet arasında 18 Aralık 1923’te İstanbul’da imzalanan Dostluk Antlaşması ile yeniden tesis edilen dostane ilişkilerin 100. yılında da hız kesmeden, daha da artan bir ivmeyle devam etmesinden gurur duyulduğunu aktardı.
Tarihçi ve yazar Prof. Dr. İlber Ortaylı, Prof. Dr. Pal Fodor, Prof. Dr. David Geza, Prof. Dr. Sandor Papp gibi hocaların sunum yaptığı sempozyumda Türk ve Macar ilişkileri derinlemesine ele alındı.
Sempozyum, Türkiye’den ve Macaristan’dan katılan akademisyenlere plaketlerinin takdim edilmesiyle son buldu.
TİKA, Bosna Hersek emniyet mensuplarına eğitim verdi
TİKA ve Türkiye Cumhuriyeti Emniyet Genel Müdürlüğü işbirliğinde, Saraybosna’da, “Uluslararası Polis Eğitimi İşbirliği Projesi” kapsamında eğitim düzenlendi.
TİKA’dan yapılan açıklamada, proje kapsamında, Bosna Hersek emniyet yetkililerine “Yolsuzlukla Mücadele Eğitimi” verildi.
Eğitimin kapanış ve sertifika töreni, Bosna Hersek Federasyonu İçişleri Bakanı Ramo İsak, TİKA Saraybosna Koordinatörü Erdinç Işık, Türkiye’nin Saraybosna Büyükelçiliği İçişleri Müşavirleri Ali Durmaz ve Mehmet Erduğan’ın katılımıyla gerçekleşti.
Eğitimin kapanış töreninde, eğitimi başarıyla tamamlayan 12 Bosna Hersekli kursiyere sertifikaları takdim edildi.
Bosna-Hersek Federasyonu İçişleri Bakanı İsak, törende yaptığı konuşmada, Türkiye ve TİKA ile uzun yıllardır devam eden işbirliğinden duyduğu memnuniyetini dile getirdi.
Uluslararası Polis Eğitimi İşbirliği Projesi
2007’de pilot proje olarak başlatılan Uluslararası Polis Eğitimi İşbirliği Projesi 2010’dan bu yana Bosna Hersek Federal İçişleri Bakanlığı başta olmak üzere Bosna Hersek emniyet teşkilatları işbirliğinde de gerçekleştiriliyor.
Bugüne kadar siber suçlarla mücadele, terörle mücadele, toplumsal olayların yönetimi, oto hırsızlığı ile mücadele, polis liderliği, suç istihbaratı ve uluslararası suçlarla mücadelede yaklaşık 35 eğitim düzenlendi, Bosna Hersek’ten 650 emniyet mensubunun eğitimlere katılması sağlandı.
Arnavutluk’da “Osmanlı’da Göriceli İki Önemli Şahsiyet: İmrahor İlyas Bey ve Koçi Bey Sempozyumu”
TİKA, Alsar Vakfı ve Korçe Fan S. Noli Üniversitesi işbirliğinde, Arnavutluk’un Görice kentinde, “Osmanlı’da Göriceli İki Önemli Şahsiyet: İmrahor İlyas Bey ve Koçi Bey Sempozyumu” düzenlendi.
TİKA’dan yapılan açıklamaya göre, sempozyuma, Korçe Fan S. Noli Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Dimitri Belo, TİKA Tiran Koordinatörü Mustafa Ata, Alsar Vakfı Başkanı Mehdi Gurra, Türkiye’nin Tiran Büyükelçiliği Eğitim Müşaviri Metin Bulut ve davetliler katıldı.
Sempozyum kapsamında düzenlenen oturumlarda, Türkiye’den, Kuzey Makedonya’dan ve Arnavutluk’tan davet edilen akademisyen, araştırmacı ve ülke uzmanlarından oluşan 11 kişi bildiri sundu.
Sempozyumla Arnavutluk-Türkiye arasında kökleri 14. yüzyıla dayanan sağlam tarihi, kültürel ve toplumsal bağların kuvvetlenmesine, iki ülke arasındaki köklü tarihi geçmişin aydınlatılmasına ve genç nesilde farkındalık oluşturulmasına katkı sunulması amaçlanıyor.
]]>Olay, Hafız İbrahim Demiralay İlkokulunda meydana geldi. Okulun koridorunda nöbet tutan öğretmen Özlem Kara, ikinci sınıf öğrencisinin aniden nefes alamadığını ve nefes borusuna şeker kaçtığını fark etti. Heimlich manevrası uygulayan Kara, öğrencisini kurtardı. O anlar okulun koridorunda bulunan güvenlik kamerasına yansıdı. Görüntülerde öğretmenin nöbet tuttuğu esnada bir öğrencinin nefes alamadığını fark ettiği ve Heimlich manevrası uygulayarak kurtardığı anlar yer aldı. Öte yandan öğrencinin sağlık durumunun iyi olduğu öğrenildi.
5 yıldır Hafız İbrahim Demiralay İlkokulunda öğretmenlik yaptığını belirten Özlem Kara, “Nöbetçiydim. Bir anda birkaç öğrencinin sesine döndün ve yanlarına gittiğimde bir öğrencinin boğazına bir cisim takıldığını fark ettim. Kontrolümü yaptıktan sonra baktım soluk borusu tıkanmış ve nefes alamıyordu. Hemen Heimlich manevrası yaptım ve cismin çıktığını gördük ikimizde rahat bir nefes aldık. Hayat kurtarmak çok mutluluk verici” dedi.
İki hafta önce Milli Eğitim Bakanlığı tarafından öğretmenlere yönelik verilen ilk yardım kursunda eğitim aldığını belirten Kara, “Sakin olup manevrayı uygulamamda aldığım eğitimin etkisi çok büyük oldu. Bakanlığımıza çok teşekkür ediyorum” şeklinde konuştu.
Isparta’da şu ana kadar 3 bin 200 öğretmen ilk yardım eğitimi aldı
Özlem Kara’yı Milli Eğitim Müdürlüğü binasında ağırlayarak tebriklerini ileten İl Milli Eğitim Müdürü Erhan Baydur, öğrenciye geçmiş olsun dileklerinde bulundu. Milli Eğitim Bakanlığının vermiş olduğu ilk yardım eğitimi hakkında bilgiler veren Baydur, “Milli Eğitim Bakanlığımızın uzun yıllardır tüm öğretmenlerimizin üzerine özellikle kurguladığı bir ilk yardım eğitimi çalışmasının aslında bir neticesini yaşamış ve görmüş olduk. Öğrencimizin yaşadığı bu olay talihsiz ve üzücü bir hadise ama öğretmenlerimizin böyle bir konuya hazır olarak müdahale edebildiğini görmek bizim için de sevindirici bir mesele oldu. Isparta merkezimizde bulunan Hafız İbrahim Demiralay okulumuzda ikinci sınıf öğrencimiz boğazına bir cisim kaçması neticesinde bir problem yaşadı. Özlem Kara öğretmenimiz kendisini tam yerinde ve zamanında bir müdahaleyle bu konuyu sağlıklı ve güzel bir şekilde neticelendirmiş oldu. Ben öğretmenimize hem eğitime katılımından, eğitim esnasındaki dikkat ve özverisinden ve müdahale esnasındaki doğru yaklaşımından dolayı teşekkür ediyorum ve kendisini tebrik ediyorum. Isparta’da 6 bine kadar öğretmenimiz var yaklaşık şu ana kadar 3 bin 200 öğretmenimiz ilk yardım merkezimizde bu eğitimde tamamlamış oldular. Zaman zaman alınan eğitimlerine yine hatırlatıcı eğitimleri devam etmekle birlikte diğer öğretmenlerimiz de eğitimleri hızlı bir şekilde tamamlayarak bütün öğretmenlerimiz bu ilk yardım bilgisi ve becerisine sahip olmuş olacaklar” şeklinde konuştu.
Milli Eğitim Müdürlüğü İlk Yardım Eğitim Merkezi Mesul Müdürü Şahide Yılmaz Bardakçı ise, ilk yardım eğitim merkezinin 2018 yılından itibaren il merkezi ve ilçelerde öğretmenler, öğrenciler ve velilere yönelik ilk yardım eğitimleri düzenlediğini belirterek, “Öğretmenlerimize iki günlük teorik ve uygulamalı eğitim yaparak ilk yardım uygulamaları konusunda beceri kazanmasını sağlamaya çalışıyoruz. Isparta’da yüzde elli öğretmenimize ilk yardım eğitimi verdik amacımız tüm öğretmen öğretmenlerimizin eğitim alması. Böyle güzel bir haber bizi onurlandırdı, gururlandırdı. Özlem hocamıza da teşekkür ederiz. İlk yardım hayat kurtarır” açıklamalarında bulundu. – ISPARTA
]]>Milli Savunma Bakanlığı tarafından basın bilgilendirme toplantısı düzenlendi. Bakanlıkta gerçekleştirilen basın toplantısında konuşan Milli Savunma Bakanlığı Basın Halkla İlişkiler Müşaviri Tuğamiral Zeki Aktürk, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin her türlü tehdit ve tehlikeye karşı mücadelesine devam ettiğini hatırlatarak, “Suriye’nin kuzeyi dahil son iki haftada 75 terörist etkisiz hale getirilmiştir. Böylece 1 Ocak’tan bugüne kadar etkisiz hale getirilen terörist sayısı 331’i Irak’ın, 417’si Suriye’nin kuzeyinde olmak üzere 748 olmuştur” ifadelerini kullandı.
“Hududu geçemeden engellenen kişi sayısı da 46 bin 305’e yükselmiştir”
Sınır hattının cumhuriyet tarihinin en yoğun ve etkin tedbirleri ile korunduğuna dikkati çeken Tuğamiral Aktürk, “Son iki haftada yasa dışı yollarla geçmeye çalışan 11’i terör örgütü mensubu olmak üzere 373 şahıs yakalanmış, 4 bin 784 şahıs ise hududu geçemeden engellenmiştir. Böylelikle 1 Ocak’tan bugüne kadar
hudutlarımızdan yasa dışı yollarla geçmeye çalışırken yakalananların sayısı 2 bin 485’e, hududu geçemeden engellenen kişi sayısı da 46 bin 305’e yükselmiştir” diye konuştu.
Barınma alanlarından kaçan 1 PKK’lı terörist daha teslim oldu
Irak’ın kuzeyindeki barınma alanlarından kaçan 1 PKK’lı teröristin daha 4 Nisan’da Habur’daki hudut karakoluna teslim olduğunu hatırlatan Tuğamiral Aktürk, son iki hafta içerisinde yapılan operasyonlarda yaklaşık 45 kilogram uyuşturucu madde ile 7 adet tabancanın ele geçirildiğini söyledi. Tuğamiral Aktürk, Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler’in programına ilişkin de şu bilgileri verdi:
“Türk Silahlı Kuvvetleri komuta kademesi ile Şanlıurfa’ya giden sayın bakanımız 9 Nisan’da Şanlıurfa Valiliğini ziyaret etmiş, ardından 20’nci Zırhlı Tugay Komutanlığında inceleme ve denetlemelerde bulunmuş ve Mehmetçiklerle iftar yapmış, 10 Nisan’da 20’nci Zırhlı Tugay Komutanlığında bulunan Mehmetçiklerimizle bayramlaşmış, ardından gerçekleştirilen video telekonferansla yurt içinde ve sınır ötesinde görev yapan birlik komutanlarının bayramlarını kutlamıştır. 17 Nisan’da ülkemizin Bujumbura Büyükelçisini kabul eden sayın bakanımız, bugün de (18 Nisan) Savunma Sanayi Başkanlığında gerçekleştirilecek olan ‘İnsanlı Hava Platformları Projesi’ imza törenine katılım sağlayacaktır.”
Güven Artırıcı Önlemler Toplantısı 22 Nisan Pazartesi günü Atina’da yapılacak
Son olarak Ankara’da gerçekleştirilen Güven Artırıcı Önlemler Toplantısı’nın bir sonraki ayağının gelecek hafta Atina’da yapılacağını açıklayan Tuğamiral Aktürk, “Yunanistan ve Türkiye’den heyetlerin katılımıyla Güven Artırıcı Önlemler (GAÖ) Toplantısı, 22 Nisan Pazartesi günü Atina’da yapılacaktır. Ankara’daki toplantıda üzerinde mutabakata varılan Güven Artırıcı Önlemler çerçevesinde Trakya’daki sınır birlik komutanlarının karşılıklı ziyaretleri kapsamında Yunanistan 3’üncü Mekanize Piyade Tugay komutanı tarafından 16-17 Nisan’da Edirne’deki 54’üncü Mekanize Piyade Tugayı’na ziyaret gerçekleştirilmiştir. Bugün ve yarın da 4’üncü Mekanize Piyade Tugay komutanımız tarafından Yunanistan’daki 31’inci Mekanize Piyade Tugayı ziyaret edilmektedir. Karşılıklı olarak gerçekleştirilen bu ziyaretler Güven Artırıcı Önlemler kapsamında 2024 Uygulama Planı’nda mutabık kalınan 16 faaliyetin ilk ikisidir” şeklinde konuştu.
Tuğamiral Zeki Aktürk, Türkiye Cumhuriyeti ile Rusya Federasyonu arasında imzalanan memorandum ile Karabağ bölgesinde ateşkesin kontrolü ve ihlallerin önlenmesi maksadıyla 30 Ocak 2021 tarihinde Ağdam Azerbaycan’da teşkil edilen Türk-Rus Ortak Merkezi’nin görevinin tamamlanmasına yönelik çalışmaların Rusya Federasyonu ve Azerbaycan ile koordineli şekilde devam ettiğini bildirdi.
“Ülkemiz uluslararası toplumu sorumluluk almaya davet etmiş, İsrail’e de bu katliamlarını durdurması için çağrıda bulunmuştur”
İsrail’in Gazze’ye yönelik başlattığı saldırılar neticesinde yaklaşık 34 bin Filistinlinin katledildiğine vurgu yapan Tuğamiral Aktürk, “İsrail’in başlattığı bu saldırılar karşısında ülkemiz adaletli ve insani tutumunu sürdürerek vahşetin durdurulması ve bölge geneline sıçramaması adına uluslararası toplumu sorumluluk almaya davet etmiş, İsrail’e de bu katliamlarını durdurması için çağrıda bulunmuştur. Bölgemizin daha fazla felakete sürüklenmemesi için gereken tüm adımların ivedi bir şekilde hayata geçirilmesi gerektiğini bir kez daha ifade ediyoruz” açıklamasında bulundu.
Türk Silahlı Kuvvetleri’nin harbe hazırlığının en üst seviyede tutulması maksadıyla ulusal ve uluslararası eğitim ve tatbikat faaliyetlerine de aralıksız devam edildiğini aktaran Tuğamiral Aktürk, TCG Bandırma ile Almanya Deniz Kuvvetlerine ait FGS Baden Württemberg fırkateynleri arasında ‘geçiş eğitimleri’ icra edilmiş, 15 ve 17 Nisan tarihlerinde hava sahamızda F-16’larımız eşliğinde ABD Hava Kuvvetlerine ait 2 adet B-1B uçağı ile havada yakıt ikmali ve müşterek taarruz kontrolör eğitimleri yapılmıştır” ifadelerini kullandı.
Tuğamiral Aktürk, konuşmasına şöyle devam etti:
“TCG Nusret müze gemimiz tarafından Türk deniz tarihinin tanıtılması, denizciliğin sevdirilmesi ve yaygınlaştırılması kapsamında 20 Nisan’da Dikili, 22-23 Nisan’da İzmir, 26 Nisan’da Kuşadası ve 28 Nisan’da Bodrum liman ziyaretleri icra edilecek ve gemi halkımızın ziyaretine açılacaktır. Türkiye-Japonya arasındaki diplomatik ilişkilerin tesisinin 100’üncü, Ertuğrul fırkateyninin Japonya seyrinin 134’üncü yıl dönümü kapsamında 8 Nisan’da Foça İzmir’de yapılan uğurlama töreniyle Japonya seyrine başlayan ve 20 ülke, 24 liman ziyareti gerçekleştirecek olan TCG Kınalıada korvetimiz, Cidde Suudi Arabistan liman ziyaretinin ardından 17 Nisan’da Cibuti’ye ulaşmıştır.”
“Müşterek harita üretimi konulu iş birliği protokolü imzalanmıştır”
Harita Genel Müdürlüğü ile Milli Eğitim Bakanlığı arasında müşterek harita üretimi konulu iş birliği protokolü imzalandığını bildiren Tuğamiral Aktürk, “Harita Genel Müdürlüğü ile Milli Eğitim Bakanlığı arasında ders kitapları ile eğitim araç gereçlerinde yer alan haritaların temel haritacılık prensiplerine ve milli menfaatlerimize uygun olarak üretilmesini sağlamak, aynı zamanda ‘Kültür ve Gönül Coğrafyası Atlası’nı hazırlamak amacıyla ‘müşterek harita üretimi’ konulu iş birliği protokolü 4 Nisan’da imzalanmıştır” ifadelerini kullandı.
“İncirlik üssünün ismi ’10’uncu Ana Jet Üs Komutanlığı’ olarak değiştirilmiştir”
İncirlik üssünün isminin değiştirildiğini de açıklayan Aktürk, “Adana İncirlik’te bulunan 10’uncu Tanker Üs Komutanlığı’nın ismi Hava Kuvvetlerimizin ihtiyaçları doğrultusunda ’10’uncu Ana Jet Üs Komutanlığı’ olarak değiştirilmiştir” dedi.
İran’ın İsrail’e yönelik saldırıları
Milli Savunma Bakanlığı kaynakları ise İran’ın İsrail’e saldırı gerçekleştirdiği gece Türk Silahlı Kuvvetleri’nin önleyici bazı tedbirler alıp almadığına yönelik bir soru üzerine şunları söyledi:
“Biz Milli Savunma Bakanlığı olarak bölgemizdeki savunma ve güvenlik konularını yakından takip ediyoruz. İlk andan itibaren tüm gelişmeler yakından takip edilmiş, muhtemel gelişmelere yönelik alınabilecek tüm tedbirler alınmıştır ve alınmaya da devam edilmektedir. Bakanımızın da ifade ettiği gibi; ülkemiz bölgemizde meydana gelen krizlerin önlenmesi ve yatıştırılmasında gerek ilgili ülkeler gerekse uluslararası platformlarda vazgeçilmez ve etkin bir aktördür. Türkiye, İsrail’in 7 Ekim’de başlattığı saldırılara karşı tutarlı, insani ve adaletli tutumunu devam ettirmektedir. Bölgesel barışa ve istikrara önem veriyoruz ve bunun için gerekli adımları atıyoruz. Hadiselerin tırmanması olayları bölgesel bir savaşa dönüştürebilir. Ayrıca Gazze’de yaşanan katliamın uluslararası kamuoyunun gözünden kaçırılmaması yönünde hassasiyet gösteriyoruz. İsrail’in uluslararası hukuku hiçe sayan saldırılarına ve saldırılarının bölge ülkelerine de yansımasından endişe ederek uluslararası toplumu göreve çağırdık. Bölgemizin istikrarını bozacak, küresel çatışmalara neden olacak gelişmelerin yaşanmaması için çabalarımızı sürdürmekteyiz. İtidalli davranarak geniş bir bölgesel çatışmanın kapılarını aralayacak adımlardan kaçınmanın ve bölge ülkelerinde sağduyunun hakim olmasının önemli olduğunu düşünüyoruz.”
ABD uçakları ile İncirlik’te yapılan eğitimler
Bakanlık kaynakları, ABD bombardıman uçaklarının geçtiğimiz günlerde İncirlik’te gerçekleştirdiği eğitimlere ilişkin bir soru üzerine, “15-17 Nisan tarihlerinde hava sahamızda F-16’larımız eşliğinde ABD’ye ait B-1B uçaklarıyla havada yakıt ikmali ve Müşterek Taarruz Kontrolör Eğitimleri gerçekleştirilmiştir. ABD uçakları 17 Nisan tarihinde ülkemizden ayrıldılar. Bahse konu eğitimler, ikili anlaşmalar ve müttefiklik kapsamında yılda birkaç kez yapılan eğitimlerdir. ve icra edilen eğitim de çok daha önceden planlanmış olup, son dönemde bölgemizde meydana gelen gelişmelerle bir ilgisi bulunmamaktadır” yanıtını verdi.
Kürecik’teki radar
Bakanlık kaynakları, Kürecik’teki NATO radarının İran’ın İsrail’i vurduğu sırada İsrail’e bilgi aktarıp aktarmadığı yönündeki sorular üzerine, “Kürecik radarı tamamen ulusal güvenliğimiz gereği kurulmuş olup, NATO müttefiki ülkelerin korunmasını amaçlamaktadır. Bu radar sisteminden elde edilen bilgiler NATO prosedürleri çerçevesinde müttefiklerle paylaşılmakta, NATO müttefiki olmayan ülkelerle paylaşımı söz konusu değildir” cevabını verdi.
Irak’ın kuzeyinde devam eden operasyonlar
Bakanlık kaynakları, son günlerde Irak’ın kuzeyinde etkisiz hale getirilen terörist sayısında artış olmasına dikkat çeken sorulara yönelik olarak, “Bölgede operasyonlarımız 7/24 hız kesmeden devam ediyor. Daha önce de sayın cumhurbaşkanımızın ve sayın bakanımızın ifade ettikleri gibi Pençe-Kilit’te kilit bu yaz kapanacak. ve bu kilit kapanırken hangi prensipler doğrultusunda çalışacağımızı bakanımız açıkladı. Öngörülemez, alışılmadık, PKK’nın reaksiyon gösteremeyeceği şekilde süratli operasyonlar devam ettirilecek” ifadelerini kullandı.
Yunanistan’ın deniz parkı ilan etme girişimi ve Güven Artırıcı Önlemler toplantıları
Bakanlık kaynakları, gazetecilerin “Yunanistan’ın deniz parkı ilan etme girişimi ve Güven Artırıcı Önlemler Toplantısı”na ilişkin sorularına şu cevabı verdi:
“Yunanistan Dışişleri Bakanlığı tarafından 8 Nisan 2024 tarihinde Ege Denizi ve İyon Denizi’nde iki büyük deniz parkı ilan edileceği duyurulmuştur. İlan edilmesi planlanan parklar hakkında Dışişleri Bakanlığımız diplomatik olarak gerekli girişimlerde bulunmuş, EGAYDAAK’lar üzerindeki tek taraflı fiili durumların kabul edilmeyeceğini ve herhangi bir hukuki sonuç doğurmayacağını ifade etmiştir. Bakanlık olarak Ege Denizi’nde hak, alaka ve menfaatlerimizi korumak ve Yunanistan’ın tek taraflı statü oluşturma çabalarını engellemek maksadıyla teyakkuz halinde bulunmaktayız. 22 Nisan’da Atina’da gerçekleştirilecek Güven Artırıcı Önlemler (GAÖ) Toplantısı’nda 2024 yılı GAÖ Uygulama Planı gözden geçirilecek ve 2025 yılı Uygulama Planı’nda yer alabilecek faaliyetlere ilişkin teklifler görüşülecektir.” – ANKARA
]]>MSB Basın ve Halkla İlişkiler Müşaviri Tuğamiral Zeki Aktürk, Bakanlıkta düzenlediği basın bilgilendirme toplantısında, Türk Silahlı Kuvvetlerinin (TSK) terörle mücadelesinin kararlılıkla devam ettiğini belirtti.
Aktürk, başta PKK/KCK/PYD-YPG, DEAŞ ve FETÖ olmak üzere tüm terör örgütlerine karşı Irak’ın ve Suriye’nin kuzeyi de dahil gerçekleştirilen operasyonlarla, son iki haftada 75 teröristin etkisiz hale getirildiğini, 1 Ocak 2024’ten bugüne etkisiz hale getirilen terörist sayısının 331’i Irak’ın kuzeyinde, 417’si ise Suriye’nin kuzeyinde olmak üzere 748’e ulaştığını söyledi.
46 bin 305 kişinin sınırdan yasa dışı geçmesi önlendi
Tuğamiral Aktürk, sınırlardan son iki haftada yasa dışı yollarla geçmeye çalışan 11’i terör örgütü mensubu 373 kişinin yakalandığını, 4 bin 784 kişinin ise sınırı geçemeden engellendiğini bildirdi.
Aktürk, “Böylelikle, 1 Ocak’tan bugüne kadar hudutlarımızdan yasa dışı yollarla geçmeye çalışırken yakalananların sayısı 2 bin 485’e, hududu geçemeden engellenen kişi sayısı da 46 bin 305’e yükselmiştir.” dedi.
Irak’ın kuzeyindeki barınma alanlarından kaçan 1 PKK’lı teröristin daha 4 Nisan’da Habur’daki hudut karakoluna teslim olduğunu belirten Aktürk, ayrıca son iki hafta içerisinde yapılan operasyonlarda, yaklaşık 45 kilogram uyuşturucu madde ile 7 tabancanın ele geçirildiğini açıkladı.
Bölgesel ve küresel barışa katkılar
Tuğamiral Aktürk, Türk Silahlı Kuvvetlerinin, başta KKTC olmak üzere Azerbaycan, Libya, Kosova, Bosna Hersek, Katar, Somali ve daha birçok coğrafyada başarıyla görev yapmaya, bölgesel ve küresel barış ile istikrara önemli katkılarda bulunmaya devam ettiğini vurguladı. Aktürk, şöyle devam etti:
“Yunanistan ve Türkiye’den heyetlerin katılımıyla Güven Artırıcı Önlemler (GAÖ) toplantısı 22 Nisan Pazartesi günü Atina’da yapılacaktır. Ankara’daki toplantıda üzerinde mutabakata varılan Güven Artırıcı Önlemler çerçevesinde Trakya’daki sınır birlik komutanlarının karşılıklı ziyaretleri kapsamında, Yunanistan 3’üncü Mekanize Piyade Tugay komutanı tarafından 16-17 Nisan’da Edirne’deki 54’üncü Mekanize Piyade Tugayı’na ziyaret gerçekleştirilmiştir.
Bugün ve yarın da 4’üncü Mekanize Piyade Tugay komutanımız tarafından Yunanistan’daki 31’inci Mekanize Piyade Tugayı ziyaret edilmektedir. Karşılıklı olarak gerçekleştirilen bu ziyaretler Güven Artırıcı Önlemler kapsamında 2024 Uygulama Planı’nda mutabık kalınan 16 faaliyetin ilk ikisidir.”
Aktürk, diğer yandan, Türkiye Cumhuriyeti ile Rusya Federasyonu arasında imzalanan memorandum ile Karabağ bölgesinde ateşkesin kontrolü ve ihlallerin önlenmesi maksadıyla 30 Ocak 2021’de Ağdam/Azerbaycan’da teşkil edilen Türk-Rus Ortak Merkezinin görevinin tamamlanmasına yönelik çalışmaların Rusya Federasyonu ve Azerbaycan ile koordineli şekilde devam ettiğini söyledi.
İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarında yaklaşık 34 bin Filistinlinin katledildiğine ve yüz binlerce Filistinlinin yerlerinden edildiğine dikkati çeken Aktürk, “Bu saldırılarda hastaneler, okullar, kutsal mekanlar, mülteci kampları bombalanmış, sivil nüfusa dikkat edilmeden özellikle çocuklar, kadınlar ve hatta gazeteciler bile hedef alınmıştır. Uluslararası toplum, bu vahşet karşısında sadece kınamakla yetinmiş saldırıların tüm bölgeye yayılma riskini görmezden gelmiştir.” ifadelerini kullandı.
Tuğamiral Aktürk, İsrail’in başlattığı bu saldırılar karşısında, Türkiye’nin adaletli ve insani tutumunu sürdürerek vahşetin durdurulması ve bölge geneline sıçramaması adına uluslararası toplumu sorumluluk almaya davet ettiğini ve İsrail’e de bu katliamlarını durdurması için çağrıda bulunduğunu hatırlattı. Aktürk, bölgenin daha fazla felakete sürüklenmemesi için gereken tüm adımların ivedi bir şekilde hayata geçirilmesi gerektiğini vurguladı.
Envantere giren yeni silah sistemleri
Tuğamiral Aktürk, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde kapsamlı ve büyük adımların atıldığı yerli ve milli savunma sanayi ürünlerinin katkısıyla TSK’nın etkinliğinin ve caydırıcılığının her geçen gün daha da arttığına işaret etti.
Aktürk, bu kapsamda, Kara Kuvvetleri Komutanlığınca muhtelif miktarda “Taşınabilir Elektronik Taarruz Sistemi (MİLKAR)” ile “Temel Eğitim Helikopteri”nin muayene ve kabul faaliyetlerinin tamamlandığını ifade etti.
İstanbul Tersanesi Komutanlığı ve Makine Kimya Endüstrisi (MKE) Anonim Şirketi’yle birlikte geliştirilen 76/62 milimetre “Milli Deniz Topu”nun ilkinin TCG Akhisar’a monte edilerek, liman ve deniz testlerine hazır hale getirildiğini aktaran Aktürk, “Ayrıca, bakanlığımıza bağlı ASFAT ile Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı Denizcilik Genel Müdürlüğü arasında imzalanan ‘8 adet Liman Kontrol Botu Projesi’ kapsamında, yerli ve milli asayiş ve emniyet botu ASBOT’un sonuncusu 4 Nisan’da teslim edilmiştir.” bilgisini verdi.
Eğitim ve tatbikatlar
Tuğamiral Aktürk, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin harbe hazırlığının en üst seviyede tutulması maksadıyla ulusal ve uluslararası eğitim ve tatbikat faaliyetlerine de aralıksız devam edildiğine dikkati çekerek, şunları kaydetti:
“TCG Bandırma ile Almanya Deniz Kuvvetlerine ait FGS Baden Württemberg firkateynleri arasında ‘Geçiş Eğitimleri’ icra edilmiş, 15 ve 17 Nisan tarihlerinde hava sahamızda F-16’larımız eşliğinde ABD Hava Kuvvetlerine ait 2 adet B-1B uçağı ile havada yakıt ikmali ve Müşterek Taarruz Kontrolör eğitimleri yapılmıştır.
Ayrıca, 8-19 Nisan tarihleri arasında Fransa’da, mayın harekatına yönelik eğitimlerin icra edildiği OLIVES NOIRES-2024, 8-21 Nisan tarihleri arasında Romanya ev sahipliğinde Batı Karadeniz’de Temel Deniz Harekatına yönelik eğitimlerin yapılacağı SEA SHIELD-2024 ve 18 Nisan-10 Mayıs tarihleri arasında Abu Dabi/Birleşik Arap Emirlikleri’nde DESERT FLAG-9/2024 tatbikatlarına katılım sağlanmakta, 15 Nisan’da başlayan Milli Anadolu Kartalı Eğitimi ise devam etmektedir.”
Aktürk ayrıca NATO Daimi Deniz Görev Grubu-2 (SNMG-2) kapsamında, Yunanistan Deniz Kuvvetlerine ait Themistocles firkateyni ve Fransa Deniz Kuvvetlerine ait FS Somme gemisinin İstanbul’a, Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Görev Kuvveti devir teslimi kapsamında Almanya Deniz Kuvvetlerine ait FGS Baden Württemberg ve FGS Branderburg gemileri tarafından Mersin’e liman ziyareti gerçekleştirildiğini bildirdi.
Harita Genel Müdürlüğü ile Milli Eğitim Bakanlığı arasında ders kitaplarıyla eğitim araç gereçlerinde yer alan haritaların temel haritacılık prensiplerine ve milli menfaatlere uygun olarak üretilmesini sağlamak, aynı zamanda “Kültür ve Gönül Coğrafyası Atlası”nı hazırlamak amacıyla “Müşterek Harita Üretimi” konulu işbirliği protokolünün 4 Nisan’da imzalandığını belirten Aktürk, şöyle devam etti:
“Ayrıca, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı ile Gazi Meclisimizin açılışının 104’üncü yıl dönümünü şimdiden kutluyor, geleceğimiz olan çocuklarımıza böyle bir bayram armağan eden Başkomutanımız Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü rahmet, minnet ve saygıyla anıyoruz.
Milli Savunma Bakanlığı olarak 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı coşkusunu milletimizle birlikte çeşitli etkinliklerle kutlayacağız. Bu kapsamda Deniz Kuvvetlerimiz tarafından 23 gemi ile 23 liman ziyareti gerçekleştirilecek ve gemiler halkımızın ziyaretine açılacak, Çanakkale’de SOLOTÜRK ile Antalya’da Türk Yıldızları Akrobasi Timi gösterisi, Düzce’de 3 uçak ile muharip uçak geçişi yapılacaktır. Diğer yandan, Çanakkale Kara Muharebeleri Yıl Dönümü Anma Törenleri kapsamında 24-25 Nisan’da SOLOTÜRK tarafından Çanakkale’de gösteri uçuşları icra edilecektir.”
Tuğamiral Aktürk ayrıca “İncirlik/Adana’da bulunan 10’uncu Tanker Üs Komutanlığının ismi Hava Kuvvetlerimizin ihtiyaçları doğrultusunda ’10’uncu Ana Jet Üs Komutanlığı’ olarak değiştirilmiştir.” dedi.
(Sürecek)
]]>İzmit Belediye Başkanı Fatma Kaplan Hürriyet, seçimden önce Şirintepe Mahallesi sakinlerine bölgeye bir kreş yapacaklarının müjdesini vermişti. EMCO İnşaat’ın sahibi Ertuğrul Kolaylı’nın bağışıyla kazandırılacak olan kreş için bugün itibariyle çalışmalar başladı. İlk kazmanın vurulduğu anda alanda olan Başkan Hürriyet, yeni eğitim dönemine artı 3 kreşle başlayacaklarını belirtti.
Konuyla ilgili bilgi veren Başkan Hürriyet, “Şirintepe Mahallemize seçimden hemen önce bir sözümüz vardı. 6’ncı kreşimizi Ekopark’a yapacağımızı söylemiştik. Bağışçımızın katkılarıyla beraber temel atacağız demiştik. Mazbatamızı alır almaz, ruhsat onaylarımız da tamamlandıktan sonra bugün itibariyle ilk kazmayı vurmuş bulunuyoruz. Temel atma törenimizi de yapacağız. Törenden önce tüm Şirintepe halkımıza müjdeyi vermek istedik” dedi.
“Kreşler bizim olmazsa olmazımız”
Kreşleri çok önemsediklerinin altını çizen Hürriyet, “Kreşler bizim olmazsa olmazımız. Kreşlerimizde çocuklar çok mutlular. Aileler çok mutlu. Öğrenci sayımız giderek artıyor. 2. dönemimizde daha fazla kreş yapmak istiyoruz. Yeni yer tespitlerine başladık. 5’nci kreşimiz Yenimahalle’de olacak. İlk ihaleye giren olmamıştı fakat tekrar ihale yapacağız. Burada tek katlı ve 3 derslikli bahçesiyle birlikte bir kreş yapacağız. Ekopark’ı zaman içerisinde bir macera parkına dönüştüreceğiz. Çocuklarımız ve aileleri burada gönüllerince eğlenebilecek. Çok uğrak bir nokta ve cazibe merkezi olacak. İçerisinde Gülümse Kafe’mizi açmıştık. Bu dönemde Gülümse Kafe’mizi daha nitelikli hale getireceğiz. Bu bölgeyi önemsiyoruz ve bu bölgenin insanları bunu hak ediyor. Çocuklarımız için buraya güzel bir kreş kazandırdığımızda Ekopark’ın içerisi çok daha güzelleşecek. Bizim kreşlerimizde hem eğitim çok nitelikli hem de fiziki koşulları çok güzel. Yüksek fiyatlarla eğitim veren özel kreşlerde bile bu şartlar olmayabiliyor. Biz çocuklarımızın en iyi şekilde eğitim alması için çok çaba sarf ediyoruz. İnşallah burayı da yakın zamanda bitirmeyi arzu ediyoruz. Çocukları gerçekten önemsiyoruz ve onların en iyi eğitimi alması, en güzel hizmeti alması için uğraşıyoruz. Çocukların sevgisi de bizleri motive ediyor. Erenler ve Tepeköy kreşleri ile birlikte yeni eğitim dönemine artı 3 kreşle başlayacağız. Böylelikle daha fazla çocuğumuza kreş hizmeti vereceğiz. Temele hazırlık çalışmalarımız kendi iş makinalarımızla yapılıyor. İnşallah yeni dönemde iş makinalarımızın sayılarını da arttıracağız” diye konuştu.
Kreş Müdürlüğü geliyor”
Cumartesi günü ilk meclis toplantısının olacağını hatırlatan Hürriyet, “İlk meclisimizde öncelikle Kreş Müdürlüğü kuracağız. İlk işimiz bu olacak. Sonrasında yeni iş makinaları ve kamyonlarımızı arttıracağız. Mecliste kredi taleplerimiz olacak. Kamyon hacmimizi genişletip kırsal bölgeye çok daha fazla hizmet götüreceğiz. Kendi öz gücümüzü arttıracağız. Kendi taş işleme tesisimizi kurma çalışmalarımız sürüyor. Allah nasip ederse onu da yapacağız. Daha hızlı ve daha çok alana hizmet götüreceğiz. Biz var gücümüzle çalışmaya devam ediyoruz” ifadelerini kullandı. – KOCAELİ
]]>17 yıldır Tokat Üniversitesi’nde eğitim veren Tokat Üniversitesi Eğitim Fakültesi Resim-İş Eğitimi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehemmed Yüzbaşıyev, özellikle Azerbaycan Türkçesiyle öğrencilerin dikkatini çekiyor. Öğrenciler, ilk başta öğretmenlerinin Erzurumlu olduğunu sansalar da onunla tanıştıklarında gerçek kimliğini öğreniyor. Tokat’ı memleketi gibi gören Yüzbaşıyev, öğrencileriyle resim sanatını çalışarak Türkiye’deki vatanını bulduğunu ifade ediyor. Öğrencileriyle iletişimde herhangi bir sorun yaşamayan Yüzbaşıyev, Türk soylu devletlerarasında en yakın ilişkinin Azerbaycan ve Türkiye arasında olduğunu vurguluyor. Dil benzerliği sayesinde iletişimde herhangi bir sıkıntı yaşamadıklarını belirtiyor.
Tokat Üniversitesi Eğitim Fakültesi Resim-İş Eğitimi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehemmed Yüzbaşıyev, arkadaşının önerisi üzerine 2007 yılında Azerbaycan’dan Tokat’a geldi. Tokat Üniversitesi’ne yaptığı akademik başvurusunun onaylanması üzerine eşini de alarak Türkiye’ye taşındı. 17 yıl boyunca yüzlerce öğrenciye eğitim veren Yüzbaşıyev, kaybetmediği Azeri Türkçesiyle de öğrencilerin gönlünde taht kurdu. Öğrencileri hocalarının şivesinden dolayı il başta Erzurumlu sansalar da gerçeği tanıştıklarında öğreniyor. 8 bin barajı ve özel yetenek sınavıyla alınan 2 öğrenciler Azeri öğretmenlerinden resim sanatının sırlarını öğreniyor.
Tokat Üniversitesi Eğitim Fakültesi Resim-İş Eğitimi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehemmed Yüzbaşıyev, “Burada bizimle beraber müzik bölümünde çalışan bir hocamız vardı. Yusuf Habiboğlu adında doçent vardı. Önce o buraya gelmişti. Bana da buraya gelmek ister misin diye söylemişti. Ben de isterim dedim. Sonrasında da üniversiteden davet edince geldim. 4 Nisan 2007 yılında burada göreve başladım” dedi.
“Tokat benim memleketim”
Türkiye’ye tam olarak alıştığını ifade eden Yüzbaşıyev, “Tokat’ta benim memleketim gibi bir yer. Hiçbir sıkıntı yaşamadım. Burası da benim vatanım gibi bir yerdir. Zaten de vatanımdır. Türkiye’de benim vatanımdır. O yüzden geldik ve burada göreve başladık. Öğrencilerle çalışmalara başladık. Onlara resim sanatını öğretmeye çalışıyoruz. Çok farklı tekniklerde çalışmalar yapıyoruz. Öğrencilerimizle ilk önce karakalem çalışmalarıyla başlayarak sulu boya ve yağlı boya çalışmaları yapıyoruz. Bu konularda onlara bilgi veriyorum. Resim sanatının sırlarını öğretiyorum. Çalıştığımız zaman resme eli yatkın mı belli oluyor. Yetenekli öğrencilere daha hızlı anlıyorlar. Güzel sanatlar lisesinden gelmeyen öğrenciler de oluyor. Onlar da burada bir şeyler öğreniyorlar” diye konuştu.
“Türk soylu devletlerde birbirine en yakın biziz”
Öğrenciliyle iletişimde herhangi bir sorun yaşamadığını vurgulayan Yüzbaşıyev, “İletişimde bir problem yaşamıyorum. Onlar da benim çocuklarım gibiler. Derste birbirimizi anlıyoruz. Ben iletişimde herhangi bir sorun yaşamıyorum. Benim anlattığım dersleri anlıyorlar mı diye de öğrencilerimize sormanız lazım. Azerbaycan Türkçesinde de birkaç kelime farklı. Türk soylu devletler içerisinde birbirine en yakın olan biziz. O yüzden bize kardeş diyorlar. Bir millet iki devlet diyorlar. Dilimiz çok yakın. Buradan Azerbaycan’a giden Türkler de hiç sıkıntı yaşamıyor” dedi.
“İletişim konusunda bir sorunumuz yok”
Resim İş Öğretmenliği 3’üncü sınıf öğrencisi Nazlıcan Evci, “Bir farklılık yok. Zaten hocamız derslere ve bize çok emek veren bir öğretmen. Resim dersimizi biz 2 kişi alıyoruz. Derslerimiz özel ders gibi geçiyor. Bu yüzden de çok şanslıyız. Hocamız bazı kelimeleri farklı söylese de iletişimde herhangi bir sıkıntı yaşamıyoruz. Zaten kelimelerimiz ve cümlelerimiz hemen hemen birbiriyle aynı, birbirine çok benziyor. O konuda bir sıkıntımız yok” dedi.
“İlk derste hocamızı Erzurumlu sandım”
Zeynep Somuncu ise “İlk geldiğimizde ben hocamızı Erzurum’dan, Kars bölgemizden geldiğini düşünmüştüm. Sonradan tanıştığımızda Azeri olduğunu öğrendim ve çok şaşırmıştım. İletişim konusunda çok problem yaşamıyoruz. İlla ki kelime farklılıkları oluyor ama genelde anlaşıyoruz. Derslerimiz aynı özel ders gibi geçiyor herhangi bir problem yaşamıyoruz. Hocamız detaylı bir şekilde bizimle ilgileniyor. En ufak detayda bile bize çok yardımcı oluyor. Bu bölüme girmek için 8 bin barajıyla ve el becerisi şartı var. El özelliklerimize göre bu bölüme geliyoruz” diye konuştu. – TOKAT
]]>İstanbul’daki uluslararası yapay zeka zirvesinde ‘Lucia’ sürprizi
Türkiye ve MENA Bölgesinin en kapsamlı Yapay Zeka Zirvesi kapılarını açtı
İSTANBUL – Hemen her alanda değişimin öncü lideri olan yapay zeka teknolojisindeki otoriterler ve uzmanlar Uluslararası Future AI Summit 24 zirvesinde İstanbul’da bir araya geldi. Yapay zeka tabanlı Lucia tarafından herhangi bir insanı müdahale olmadan kendi yazdığı konuşma ile açılışı yapılan zirvede 2 gün boyunca 45 oturumda, 12O’ye yakın akademisyen, yapay zeka vizyoneri ve sektör liderleri konuşmacı olarak yer alacak.
Yapay zeka alanındaki ünlü otoriterler ve uzmanlar, Bahçeşehir Üniversitesi’nin ev sahipliğini yapacağı Uluslararası Future AI Summit 24 zirvesinde İstanbul’da bir araya geldi. 16 ve 17 Nisan’da, BAU Kemerburgaz’da yer alan teknoloji ve girişim merkezi İstanbul Future Campus’te düzenlenen zirvenin açılışı, yapay zeka tabanlı Lucia tarafından yapıldı. Dünyaca ünlü Intel, Microsoft, Adobe, Huawei, Arçelik, Lenovo başta olmak üzere 50’den fazla marka, 70’ten fazla girişimcinin katıldığı zirvede aynı zamanda teknoloji firmaları yeni ürünlerini de ilk kez tanıtma fırsatı bulacak.
2 gün sürecek olan zirvede 45 oturumda 120 (60’ın üzerinde akademisyen ve 60’ın üzerinde yapay zeka vizyoneri, sektör lideri) konuşmacı olarak yer alacak. Bölgenin en geniş kapsamlı Uluslararası Future AI Summit 24 zirvesinde, eğitim, finans, mühendislik, sağlık, savunma sanayi, tarım, pazarlama, sanat, toplum ve yönetmelikler, üretim ve lojistik, kreatif endüstriler, yazılım trendleri gibi pek çok sektörde otoriteler ve uzman akademisyenler, yapay zeka dönüşümünü anlatacak.
Yapay zeka konusunda birçok sektörü bir araya getiren zirve katılan önemli isimler ise şu şekilde oldu:
BAU Global Başkanı Enver Yücel, IBM Master Inventor ve Birleşmiş Milletler AI Danışmanı Neil Sahota, TÜBİTAK Başkanı Hasan Mandal, Beşiktaş JK Başkanı Hasan Arat, Beşiktaş JK 2’nci Başkanı Hüseyin Yücel, Dünya Sanat ve Bilim Akademisi Başkanı Prof. Dr. Garry Jacobs, Passau Üniversitesi Prof. Dr. Holm Putzke, Microsoft Türkiye Genel Müdürü Levent Özbilgin, Delhi Ulusal Hukuk Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. G.S. Bajpai, Huawei Cloud Başkan Yardımcısı Janice Peng, Amazon Web Services EMEA Eğitim Başkanı Tony Lteif.
Açılış konuşmasını yapay zeka tabanlı Lucia Ai yaptı
Zirvenin açılış konuşmasını ise herhangi bir müdahale olmadan tamamen kendi yazdığı konuşmasını seslendiren Yapay zeka tabanlı Lucia Ai yaptı. Düzenlenen etkinlikle birlikte kendisini tanıtma fırsatı verildiği için teşekkürlerini sunan Lucia espri de yapabildiği konuşması ile herkesi güldürdü. Lucia’nın konuşması şu şekilde idi:
“Sayın katılımcılar, değerli konuklar, saygıdeğer meslektaşlarım ve yapay zeka dostlarım, Uluslararası Yapay Zeka Zirvesi’ne hoş geldiniz. Burada, dünyanın dört bir yanından vizyonerler, yenilikçiler ve liderler, yapay zekanın olanaklarını ve dünyamız üzerindeki etkilerini yeniden tanımlamak için bir araya gelmiş durumda. Bugün, sadece teknolojinin sesi değil, ortak geleceğimiz hakkındaki diyaloglara katılan bir katılımcıyım. Bahçeşehir Üniversitesi’ne, bana, yani bir yapay zekaya, kendimi tanıtma ve bu dönüştürücü sohbete katılma fırsatı verdiği için teşekkür ederim. Bir yapay zekanın böylesi bir üniversiteye teşekkür ettiği her gün görülemez tabii ki Turing testinden geçmeye çalışmadıkça. Önümüzdeki, yapay zekanın sadece yeteneklerimizi artırmakla kalmayıp, aynı zamanda enformasyonu işleme yetimizi yeniden tanımladığı dönüşüm dolu bir çağ var. Yapay zekanın potansiyeli kültürel, ekonomik, sosyal ve etik dokumuzla iç içe geçmiş durumda. Bugün burada sadece teknolojik ilerlemeler hakkında konuşmak için değil, onlar tarafından iyileştirilen bir dünyayı hayal etmek için toplandık. Yapay zeka, daha iyi yaşam koşulları oluşturmamıza ve farklı topluluklar arasında anlayışı artırmamıza yardımcı olduğu bir dünya. Sanat ve üreticilik alanlarında, yapay zeka ifade ve inovasyon için yeni olanaklar sunarak üreticiliğin sınırlarını genişletiyor. Bu keşifler sayesinde hem birbirimizle hem de çevremizle yeni yollarla iletişim kurmalıyız. Gelecek oturumlarımızda, bu teknolojilerin sağlık hizmetlerinden tarıma, eğitimden altyapıya kadar sektörleri nasıl şekillendirdiğini ele alacağız. Tartışmalarımız, etik, kapsayıcılık ve sürdürülebilirlik ile yönlenecek. Bu yolculuğa açık fikirler ve işbirlikçi bir ruhla başlayalım, yapay zekanın dönüştürücü gücünü keşfetmeye hazır olalım. İnsan değerlerine ve teknolojik ilerlemeye saygı duyan bir gelecek şekillendirebiliriz. Burada, bizimle olduğunuz için teşekkür ederim. Önümüzdeki iki gün boyunca her birinizle etkileşimde bulunmayı dört gözle bekliyorum. Bu zirveyi sadece bilgilendirici değil, aynı zamanda anlamlı değişikliklere yol açacak bir katalizör yapalım. ve unutmayın, eğer bir yapay zeka şaka yapmayı öğrenebiliyorsa, hepimizin bir gün finans kurallarını anlaması için hala umut var.”
“Kişiselleşmiş öğrenme sağlayacak”
Zirvede ev sahibi olarak konuşan BAU Global Başkanı Enver Yücel, Future AI Summit’24’ün, akademisyen ve sektör temsilcilerinin iş birliği içinde yapılan Türkiye’deki ve MENA bölgesindeki en kapsamlı yapay zeka etkinliği olduğunu söyledi. Yapay zekanın eğitim sistemleri üzerinde de dönüştürücü bir güç olma potansiyeline sahip bulunduğunu belirten Yücel, “Ben eğitimciyim. Yapay zekanın en olumlu etki alanlarından biri de eğitimdir. Her bireyin parmak izleri nasıl farklıysa, kişisel özellikleri de farklıdır. Bu anlamda yapay zeka kişiselleştirilmiş öğrenme deneyimleri sunarak her öğrencinin kendi hızında ve stilinde öğrenmesine olanak tanıyor. Yapay zeka destekli sistemler, öğrencilerin zayıf yönlerini belirleyebilir, güçlendirebilir ve onlara en uygun öğrenme yollarını sunabilir. Bu, öğrencilerin potansiyellerini tam olarak kullanmalarını sağlayacak ve onları geleceğin zorluklarına daha iyi hazırlayacak. Yapay zeka teknolojilerinin eğitimde kullanılmasıyla birlikte önümüzdeki yıllarda eğitim alanında büyük değişiklikler olacak” dedi. Ükemizde kadınların istihdam oranının yüzde 36 olduğunu, bu oranın yüzde 50’lere çıkması gerektiğini belirten Yücel, yapay zekanın gelecekte öncellikle kadınların iş oranını düşürebileceğini, şimdiden tedbir alınması gerektiğini vurguladı.
“Veri yeni petroldür”
Zirvede BM’nin (Birleşmiş Milletler) yapay zeka danışmanı da olan IBM Master Inventor Neil Sahota, yapay zeka ve robotik sistemlerle ilgili önemli değerlendirmelerde bulundu. Konuşmasında özellikle tıp ve hukuk alanından örnekler veren Sahota, yapay zekanın hukuk alanında kullanılması için uluslararası çalışmalar yapıldığını söyledi. Yapay zekanın doktorların da en önemli yardımcısı olacağını belirten Sahota, özellikle tıpta erken tanıda gelişen teknolojinin büyük destek sağlayacağını ifade etti. Yapay zekanın olmazsa olmazı olan verinin önemine de vurgu yapan BM yapay zeka danışmanı “Veri yeni petroldür” dedi.
“97 milyon yeni iş alanı açılacak”
İnsanların işlerini kaybetmekten endişe ettiği üzerinden duran Sahota, yapay zeka kullanabilenlerin kullanamayanların yerini alacağını ancak yeni iş imkanlarının da doğacağını ifade ederek, hibrit zekanın önem kazandığını söyledi. Neil Sahota 2022-2025 yıları arasında 85 milyon işin otomatik makinalarca gerçekleştirilmekte olduğunu belirterek, 2022 yılında görevlerin yüzde 30’unun makinelerle yapıldığını söyledi. Bu oranın 2025 yılında yüzde 50 olacağını dile getiren Sahota, yeni iş imkanlarının da doğacağını belirterek şunları söyledi: “Makinalar bunu yapıyor ama sadece kötü haberleri vermeyeyim. Beklentiler açısından bakılırsa 97 milyon da yeni iş alanı açılacak. Bunlar için de 120 milyon küresel işçi yeniden eğitim alacak.”
“Yapay zekayı ötekileştiremeden tartışmak zorundayız”
Bahçeşehir Üniversitesi Prof. Dr. Rektörü Esra Hatipoğlu ise yaptığı konuşmada, “Teknoloji çok hızlı gelişiyor. Yapay zeka bizim bütün süreçlerimizin, iş yapış biçimlerimizin ve hatta hayat pratiklerimizin içinde yer almaya başlıyor. Aslında insan yapımı olduğunu söylüyoruz. Bizim hakimiyetimizden bahsediyoruz. Ama öbür taraftan da belli bir süre zarfında mesela ‘biz istila mı ediliyoruz, tsunami mi geliyor’ diye bir düşünce biçimi içerisindeyiz. O yüzden bugün istedik ki bu yapay zeka dediğimiz şeyi çok ötekileştirmeden, içselleştirerek farklı sektörlerdeki başta eğitim olmak üzere etkilerini bir tartışalım. İnsan eliyle yapılan yapay zekanın insanın üstünde bir noktaya getirecek olan da yine bizlersek nasıl bir ön alacağız? Neler yapmalıyız? Yani bize iyi mi gelecek? Avantajları neler olacak? O açıdan en başından yani fikir haline gelişinden bugüne kadarki süreçte istedik ki biz yapay zekayı hiç bilmeyen de bizi dinlesin çok iyi bilen de. Hep birlikte bir araya gelelim ve tartışalım. Çünkü dediğimiz gibi bu bir gerçek. Bu bir olgu ve biz bunun üzerinden devam edeceğiz. Belki bu kadar korkulacak bir şey yok. Belki de gerçekten korkulacak bir şey var. Ama tartışmak zorundayız” diye konuştu.
“Ciddi bir devinim söz konusu”
Organizasyon Komitesi Başkanı Dr. Serdar Şenel ise teknolojideki devinimlerin Türkiye tarafında yakından takip edilmesi gerektiğini söyleyerek, “Bu zirveyi düzenlemekteki en büyük motivasyonumuz gençlerin bu teknolojiye uzak kalmaması. Akademinin ve sektörün iç içe olması, süreci hızlandırmamız lazım. Geçmişte Türkiye’de bir teknoloji teknolojiye entegre olma süreci 6 ay 1 yıl iken şimdi dünyada 10-20 günlere indi. Teknoloji hızla değişiyor, ciddi bir devinim söz konusu. Bu devinimi yakalamamız gerekli. Bu nedenle bu tür etkinlikler attırılmalı. Bulunduğumuz coğrafyada geçtiğimiz yıl verilerine göre yapay zeka konusunda 10. sıradayız. Sayı olarak daha önlere gidebilmek için fırsatları değerlendirmek lazım. Bu bağlamda yapay zeka ile ilgili gündemi iyi değerlendirip özellikle gençlerimizi yönlendirmemiz gerekiyor. Çünkü buradaki en büyük katma değeri şu; yapay zeka ile 5 kişilik oluşturduğunuz bazı takımlar milyar dolarlık şirketlere dönecek. Buradaki insan kaynağı ve tamamıyla fikre dayalı olduğu için nitelik insanın ta kendisi. Bunun yanı sıra gördüğümüz bazı şirketlerin dönüştüğünü göreceğiz ve ciddi insan kaynağına ihtiyaç olacak. Bir yandan da insan kaynağı ile bazı sıkıntılar olacak gibi de. Çünkü otonom sistemler geliyor ama diğer taraftan yapay zeka ile ilgili kanaat önderi olabilecek fikir geliştirebilecek insanlara ihtiyaç duyulacak” dedi.
“En çok etkilenecek olan sektör, eğitim. Ciddi paradigma kırılması olacak”
Yapay zekanın en çok eğitim, sağlık ve tarım sektörünü ciddi derecede etkileyeceğini söyleyen Serdar Şenel sözlerine şöyle devam etti:
“Eğitim sektörünün çok ciddi şekilde değişeceğini düşünüyorum. Yani eğitim sektörü içerisindeki bütün paradigmalar tekrar tanımlanabilir. Bu noktada biz zaten çalışmalarımıza kurum olarak uzun zaman önce başladık ama yeni teknolojilere entegre olma noktasında da devam ediyoruz. Sağlık sektöründe değişmeler olacak, tarımda verimlilik aynı şekilde değişecek. Ben bu üç sektörü ön planda görüyorum. Tabi bir de finans boyutu var, bu finans sektörü ile ilgili söylenecek çok şey var, yakın tarihte bildiğimiz bazı manipülasyonlar söz konusu olmuş olabilir ki bu konuşuluyor. Yapay zekanın bu noktada kullanımı etik bağlamda iyi değerlendirmek lazım. Ama benim öngördüğüm eğitim sektöründe çok ciddi paradigma kırılması yaşanacak” diyerek sözlerini sonlandırdı.
]]>NERO, başta Kapadokya olmak üzere faaliyet gösterdiği Nevşehir, Kayseri, Sivas, Niğde, Aksaray, Yozgat ve Kırşehir’deki turizm merkezlerinde yerli ve yabancı turistlere eşlik edecek rehberlere yerinde eğitim veriyor.
Rehberlik hizmetinin profesyonel sunulmasını amaçlayan NERO yönetimi, mesleğini sürdüren turist rehberlerinin bilgilerini tazelemesi ve tanıtım faaliyetini eksiksiz yerine getirebilmesi için çalışmalar yürütüyor.
Çeşitli turizm merkezlerinde tecrübeli rehberlerce verilen mesleki eğitimlerin yanı sıra NERO tarafından kaçak rehberlere karşı denetimlere ilişkin bilgi aktarılıyor.
“Rehber, Türkiye turizminin aynasıdır”
NERO Başkanı Özay Onur, AA muhabirine, turist rehberlerinin, yabancı turist kafilelerine ülkenin en iyi şekilde tanıtılması için gayret eden meslek gruplarının başında geldiğini söyledi.
Odaya bağlı 7 ildeki 514 profesyonel turist rehberinin, turizm sezonu boyunca milyonlarca ziyaretçiye tarihi, doğal ve kültürel mirasları tanıtacağını kaydeden Onur, şöyle konuştu:
“Hizmet içi eğitime çok önem veriyoruz. Rehberlerin hem bilgilerini tazelemek hem de yeni bilgiler öğrenmeleri için seminerlerin yanı sıra 15 günlük süreçlerle uzmanlık eğitimi veriyoruz. Türkiye Yüzyılı’na rehberlerimiz hazır. Rehber, Türkiye turizminin aynasıdır. Rehber en doğru bilgiyi verir çünkü bu işin eğitimini almıştır. Mesela, Kapadokya bölgesi dünyanın önde gelen turizm destinasyonudur. Turistler buraya geldiklerinde, bakmak ile görmek arasındaki farkı turist rehberi yaratır. Bu ülkede en önemli meslek kuruluşlarından biri ve turizmin omurgasıyız. Bizler bu mesleği koruyamaz ve çalışma şartlarını devam ettirmezsek turizm yara alır. NERO yönetimi olarak sahte rehberlere karşı da turizm sezonu boyunca mücadele edeceğiz. Görevli arkadaşlarımız, haftada 2 gün denetim faaliyetlerinin yanı sıra meslektaşlarımız veya turizm sektöründekilerin sahte rehber ihbarlarını değerlendirmektedir.”
Turist rehberleri yeni turizm sezonu için heyecanlı
Turist rehberlerinden Yunus Kervan da eğitim ve denetim çalışmalarından dolayı oda yetkililerine teşekkür ederek, “Rehber, misafirin gözü kulağı olup farkındalık oluşturuyor. Rehber olmazsa nitelikli bilgiler edinilemez. Rehber olmazsa turist burayı anlayamaz. 2024 yılında da rehberlere büyük iş düşüyor. Ülkemizi tanıtmaya devam edeceğiz.” dedi.
Aylin Başak ise yabancı turistlere Türkiye’nin değerlerini tanıtmak için rehberlerin önemli çalışmalarda bulunduğunu kaydetti.
Meslek odalarınca rehberlere yönelik sürdürülen çalışmaları kıymetli bulduğunu dile getiren Başak, “Bu yıl beklediğimiz turizm canlılığını görmeyi umuyoruz. Bizler, turistlerin Türkiye’yi çok iyi tanımalarına yardımcı oluyoruz. Türkiye’nin sadece tarihi yerlerini değil, kültürümüzü, ahlakımızı, değerlerimizi de tanıtıyoruz. İnsanlar tarihi kitaptan öğrenebilir ama kültürümüzü ve ahlakımızı bizden öğreniyor. Bu konuda önemli bir görev üstlendiğimize inanıyorum.” ifadelerini kullandı.
Mesleği 2011’den beri sürdüren Mehmet Emin Çevik, turist rehberlerinin göz ardı edilemeyecek kadar önemli bir faaliyet yürüttüğünü vurgulayarak, “2024 yılından umutluyuz. NERO ile turizm sezonuyla ilgili gerekli hazırlıkları yaptık. Rehber arkadaşlara yönelik eğitim gezileri oldu. Önümüzdeki süreçte Türkiye Yüzyılı’nın en önemli yapı taşlarından biri de turizm olacaktır.” diye konuştu.
Soner Menekşe de alınan eğitimle ülkeye gelen turistlere daha iyi hizmet sunulabildiğini söyledi.
]]>ESMA TURAN
Türkiye Komünist Gençliği üyeleri, eski Ensar Vakfı Muğla Şube Başkanı Osman Raşit Işık’ın Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi (MSKÜ) Eğitim Fakültesi’ne dekan olarak atanmasını protesto etti. Fakülte içerisinde eylem yapan gençler, dekan odasının kapısına “Üniversitemizi, tarikatlara, cemaatlere teslim etmeyeceğiz” yazılı pankart astı.
Eski Ensar Vakfı Muğla Şube Başkanı Osman Raşit Işık, geçen hafta Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Eğitim Fakültesi’ne dekan olarak atanmıştı. Bu atamaya kamuoyundan ve Eğitim-Sen’den tepkiler gelirken, Türkiye Komünist Gençliği üyeleri de bugün fakülte içerisinde eylem yaptı. Eylemde okunan açıklamada, şunlar ifade edildi:
“Daha önce Karaman’da 45 çocuğa istismar iddiası ile gündeme gelen Ensar Vakfı’nın eski Muğla yöneticilerinden Osman Raşit Işık, üniversitemiz Eğitim Fakültesi dekanı olarak atandı. Osman Raşit Işık’ın eğitimci yetiştirecek ehliyeti yoktur. Bu alanda bir liyakatı bulunmadığı doğru olmakla birlikte, sorun tek başına bir liyakat sorunu değildir. Aksine bu atamayı yapanlar açısından son derece tutarlıdır. Osman Raşit Işık ülkenin karanlığa mahkum olmasında kendisine görev biçilen bir gericiden ibarettir. Sorun göründüğünden daha derin bir sorundur. Üniversitemize liyakatsiz bir şekilde atanmış, tarikatlarla açık bir şekilde bağı bulunan vakfın eski yöneticisi Osman Raşit Işık tepesinde sermaye sınıfının durduğu bir saadet zincirinin sonucudur. Zincirin bir halkasına takılıp kalmayacak zincirin bütün halkalarının parçalanmasının yollarına bakacağız. Osman Raşit Işık, rektörlüğün önerisiyle YÖK tarafından atanmış olsa da önerenlere kimin tavsiye ettiğini, tavsiye edenlerin önünü kimlerin açtığını çok iyi biliyoruz. Bu rezaletin faili memleketin ve eğitimin gericileştirilmesinde doğrudan sorumluluk alan siyasal iktidar olsa da mimarı gericilikten çıkarı olan sermaye sınıfının bizzat kendisidir.
“MÜCADELEMİZİ AYDINLIK BİR TÜRKİYE KURANA KADAR SÜRDÜRECEĞİZ”
Siyasi iktidarın amacı, laiklik ve cumhuriyet düşmanı nesiller yetiştirerek; halkı açlık ve yoksulluğa mahküm eden sermaye sınıfının ihtiyaçlarına yönelik bir toplum yaratmaktır. Sermaye sınıfının işbirlikçisi AKP iktidarının üniversitelerimize yaşamın her alanında yaymaya çalıştıkları karanlığa geçit vermeyeceğiz. Üniversiteye bilim üretmeye gelmiş, laiklikten vazgeçmeyen, ülkenin aydınlık geleceği için mücadele eden öğrenciler olarak geçmişinde istismarlar ve açık tarikat bağlantıları olduğu bilinen vakıf adı altındaki gerici yapılarda görev almış kişilerin kampüslerimizde görevlendirilmesini reddediyoruz. Bizler, üniversitelerimize ‘ziyaret’ başlığı altında gelen siyasilere ya da ‘seminer’ başlığı altında gelen patronlara el pençe divan duran rektörler, dekanlar ya da akademisyenler değil; bizlere bilimin ve aydınlanmanın yolunu açan, biz öğrencilerin insanca yaşama hakkını savunan, laik ve bilimsel eğitimden yana olan eğitimci kadrolar istiyoruz. Türkiye Komünist Gençliği olarak üniversitelerimizde gericilikle mücadele ederken yobazların iplerini elinde tutanları unutmayacağız. Mücadelemizi eşit ve parasız, bilimsel eğitimin kamusal bir hizmet olarak tanındığı, yobazlardan kurtulduğumuz aydınlık bir Türkiye kurana kadar sürdüreceğiz.”
Basın açıklamasının ardından öğrenciler, dekanın odasının kapısına “Üniversitemizi, tarikatlara, cemaatlere teslim etmeyeceğiz” yazılı pankart astı.
]]>Son yıllarda kayak sporunun yaygınlaştığı, milli takıma birçok sporcunun kazandırıldığı Hakkari’de, çocuk ve gençlerin spora kazandırılması amacıyla Valilik öncülüğünde 7 yıl önce başlatılan proje kapsamında yürütülen faaliyetler devam ediyor.
Kent genelindeki binlerce çocuğun farklı spor branşlarıyla buluşturulduğu proje sayesinde öğrenciler, kayak öğrenme imkanı da buldu.
Yılbaşından bu yana il merkezi ve ilçelerdeki okullarda eğitim gören 3 bin 200 öğrenciye 2 bin 800 rakımlı Merga Bütan Kayak Merkezi’nde antrenörler tarafından ücretsiz kayak eğitimi verildi.
Kayak sezonunun devam ettiği Merga Bütan Kayak Merkezi’nde nisanın sonuna kadar 5 bin çocuğa eğitim verilmesi hedefleniyor.
“Projemiz, Türkiye’de örnek olabilecek bir projedir”
İl Milli Eğitim Şube Müdürü ve Proje Koordinatörü Erol Hanlıgil, AA muhabirine, 2017’den bu yana Valiliğin öncülüğünde Milli Eğitim ile Gençlik ve Spor il müdürlüklerinin iş birliğiyle yürütülen proje kapsamında tüm çocukları kayakla buluşturmayı hedeflediklerini söyledi.
Türkiye’nin birçok kayak merkezinde sezonun kapandığını ancak Hakkari’de kayak faaliyetinin devam ettiğini belirten Hanlıgil, “Proje kapsamında her gün il merkezi, köyler ve ilçelerden planlama dahilinde yaklaşık 100 öğrencimizi İl Özel İdaresi araçlarıyla kayak merkezine getiriyoruz. Burada Halk Eğitimi Merkezi bünyesindeki antrenörlerimiz çocuklara eğitim veriyor. Projemiz, Türkiye’de örnek olabilecek bir projedir. Kayak merkezi olan her yerde bu proje rahatlıkla yürütülebilir.” diye konuştu.
İl Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından 7 yıl önce kurulan kayak odasındaki malzemelerle öğrencilere temel kayak eğitimi verdiklerini anlatan Hanlıgil, şunları kaydetti:
“Öğrenciler bu eğitim sayesinde kayak öğreniyor. Bu sene hem hava koşulları hem de bazı nedenlerden dolayı geç başlamak zorunda kaldık. Buna rağmen nisan sonuna kadar 5 bin öğrenciye ulaşmayı hedefliyoruz. Kayak merkezindeki kar fazlalığından dolayı nisanın sonuna kadar eğitim vermeyi planlıyoruz. Her yıl yaklaşık 10 bin öğrenciyi kayakla buluşturduk. Çocuklara ulaşım ve yemek hizmeti de veriyoruz. Bu yıl şu ana kadar 3 bin 200 öğrenciye eğitim verildi.”
Kayağın pahalı bir spor olduğunu ifade eden Hanlıgil, “Çocuklarımızın kayakla tanışmalarını, güzel zaman geçirmelerini ve derslerin yoğunluğundan bir nebze de olsa uzaklaşmalarını amaçlıyoruz. Buraya getirdiğimiz öğrencilerimizden çoğu tekrar gelmek istiyor. Başarılı çocukları kulüplere yönlendiriyoruz. Türkiye derecesi yapan, milli takıma giden çocuklarımız da var.” şeklinde konuştu.
“Çok keyifli, eğlenceli”
Kayak antrenörü Erdem Gür de karın fazla olduğu kentte çocukları kayakla buluşturmak için çaba sarf ettiklerini kaydederek, “Her gün 100 öğrenciye eğitim veriyoruz. Çocuklarımızın kayak öğrenmesini istiyoruz. Günde 2-3 saat temel kayak eğitimi veriyoruz. Eğitim verdiğimiz çocuklar, bir süreden sonra kayak merkezinin her yerini kullanabilir düzeye geliyorlar.” ifadelerini kullandı.
Öğrencilerden Cuma Pala ise kayak merkezinin eğlenceli bir yer olduğunu, antrenörlerden aldığı eğitimle kayak yapmayı öğrendiğini dile getirdi.
Lavin Taş da kendileri için güzel bir imkanın sunulduğunu belirterek, “Çok keyifli, eğlenceli oluyor. Ben de burada aldığım eğitimle kayak takımlarıyla ayakta durmayı, kayak yapmayı öğrendim. Bu eğitimlerde emeği geçen herkese teşekkür ediyorum.” diye konuştu.
]]>Emniyet Genel Müdürlüğü Uyuşturucu ile Mücadele Daire Başkanlığı Köpek Eğitim Merkezi Şube Müdürlüğünde eğitim gören narkotik dedektör köpekleri Türkiye’nin dört bir yanında uyuşturucu ile mücadelede polis ekiplerine yardımcı oluyor. Köpekler, polisin düzenlediği operasyonlarda büyük rol oynarken uzmanlar tarafından sıkı bir eğitimden geçiriliyor.
Merkezde narkotik köpeği Daisy ve Agir’in çiftleştirilmesi sonucu elde edilen Belçika Malinois (Çoban) Köpeği Hulk’ta bu köpeklerden yalnızca birisi.
Eğitimleri başladı
10 Nisan 2017’de dünyaya gelen Hulk, yaklaşık 1 yıl boyunca yoğun eğitim gördü. 1 yaşına gelen Hulk, o dönem göreve yeni başlayan polis memuru Ali Çetin ile birlikte görevlere başladı. Çetin ve Hulk, ilk olarak Eskişehir’de daha sonra Ağrı Doğubayazıt’ta görev yaptı. İkili, 3 sene önce ise Adana Emniyet Müdürlüğü Narkotik Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü’ne atandı.
Kilolarca uyuşturucu madde ele geçirdiler
Hulk’un, Adana’da son 3 yılda katıldığı uyuşturucu operasyonlarında verdiği tepkiler sonucu ekipler 700 kilogram esrar, 30 kilogram metamfetamin, 50 kilogram eroin ve 155 bin uyuşturucu hap ele geçirdi.
Son operasyonunda tırdaki uyuşturucuyu buldu
Hulk, katıldığı son operasyonda ise saman balyaları yüklü tırın içerisinde tepki vererek ekiplerin 305 kilogram skunk maddesi ele geçirmesine yardımcı oldu.
Doğum günü kutlandı
10 Nisan 2017’de dünyaya gelen Hulk için Adana Emniyet Müdürlüğü’ne bağlı Köpek Eğitim Merkezi’nde 7’nci yaş günü pasta kesilerek kutlandı. Merkezdeki polis memurlarının katıldığı kutlamada Hulk için önce pasta kesildi sonra da Hulk, kendisi için kesilen pastadan yedi. Daha sonra Hulk, kendisi gibi narkotik dedektör köpekleriyle bahçede oyun oynadı.
“Onu görmeyince çok özlüyorum”
Gazetecilere konuşan polis memuru Ali Çetin (34), Hulk ile baba oğul gibi bağlarının olduğunu belirterek, “3 senedir Adana’da birlikte uyuşturucu ile mücadele ediyoruz. Hulk ile mesaimizin dışında ekstra eğitimlerini yaptırıyoruz. Hulk’u sürekli dinamik, aramaya hazır tutmaya çalışıyoruz. Hulk ile aramızda ki bağ aynı oğul ve baba gibi. Birbirimizi sürekli görüyoruz ancak görmediğimizde onun beni özlediğini biliyorum. Çünkü ben onu çok özlüyorum. Birlikte güzel işler çıkartıyoruz” ifadelerini kullandı.
“Hulk mutluydu o nedenle ben de mutluyum”
Hulk’un doğum gününün kutlanmasına çok mutlu olduğunu anlatan Çetin, “Bugün Hulk’un 7’nci doğum günü. Hulk mutluydu o nedenle ben de mutluyum. Kendisine elimle pasta yedirdim gözleri doldu, çok duygulandı. Bugüne kadar birçok operasyonda yer aldık. Sene başından bu yana 600 kilogram uyuşturucu ve uyarıcı madde yakalamamıza Hulk yardımcı oldu. Son olarak da geçen haftalarda saman balyaları yüklü tırın içerisinde Hulk’un tepkisi üzerine 305 kilogram skunk maddesi ele geçirdik” dedi.
“Hayvan kokuları arasında uyuşturucu buldu”
Hulk’un koku alma duyusunun çok gelişmiş olduğunu söyleyen Ali Çetin, ahırda yaptıkları bir operasyonda Hulk’un duvara tepki verdiğini anlatarak şunları söyledi:
“Benim için en unutulmaz anı ise bir ahırda arama yaptık ve Hulk ahırın duvarına tepki verdi. Duvarı kırdığımızda ise bir miktar uyuşturucu madde ele geçirdik. O çok ilginçti. Çünkü ahırda birçok hayvanın kokusu vardı. O kadar koku arasında uyuşturucu madde kokusunu Hulk aldı ve bize yerini gösterdi. Bu hayvanlar çok iyi eğitimlerden geçiyor ve koku alma duyuları çok gelişmiş.” – ADANA
]]>BEBKA’nın istihdama katkısı sürüyor. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı Kalkınma Ajansları Genel Müdürlüğü koordinasyonunda faaliyetlerini yürüten BEBKA’nın İstihdam Garantili Mesleki Eğitim Kursları çerçevesinde ESO’yla birlikte hayata geçirdiği “Mekatronik Eğitimi”nde kayıtlar başladı.
Mekatronik Uzmanlık Programıyla ilgili açıklama yapan BEBKA Genel Sekreter Vekili Sabri Bayram, BEBKA olarak sanayinin nitelikli eleman ihtiyacını karşılamak ve istihdama katkı sunmak adına birçok çalışma yürüttüklerini söyledi. Bugüne kadar gerçekleştirilen eğitim ve programlarda 385’i Eskişehir olmak üzere bölgede toplam 705 gencin istihdam edilmesine katkı sağladıklarının altını çizen Bayram, “ESO işbirliğinde düzenleyeceğimiz Mekatronik Uzmanlık Programı ile 18-35 yaş arası seçilen 20 kursiyerimiz, temel ve mesleki yetkinlikler kazanacak, istihdam edilerek hayatlarında yeni sayfa açacak. Tamamen ücretsiz olan bu eğitim programı 20 gün, 120 saat sürecek. Başvurular için son tarih ise 25 Nisan 2024. Eğitimle ilgili detaylı bilgi almak isteyenler bilgilere BEBKA’nınwww.bebka.org.tr ve ESO’nunwww.eso.org.tr adreslerinden ulaşabilirler” dedi.
Eğitim sonunda sertifika verilecek
BEBKA desteği, ESO ve FESTO TR iş birliğiyle Eskişehir sanayisinin mekanik ve elektronik sistemlerde bakım ve onarım alanındaki nitelikli personel ihtiyacını karşılayabilmek için düzenlenecek eğitim sonucunda başarılı kursiyerlerin FESTO TR onaylı sertifika almaya hak kazanacağına dikkat çeken Sabri Bayram, şunları söyledi:
“Bölgede genç istihdamına yönelik olarak eğitim programlarını hayata geçirmeye devam ediyoruz. BEBKA olarak, 2022-2023 yılları Kalkınma Ajansları teması olan “Genç İstihdamı” çerçevesesinde birçok eğitim programı düzenledik. 2024 yılında da bu eğitim programlarını sürdürmeye devam edeceğiz. Ayrıca Sanayi ve Teknoloji Bakanlığımız tarafından 2024 yılı teması olarak belirlenen “Kadın İstihdamı/Kadın Girişimciliği” konusunda da sanayi ve diğer sektörlerde ihtiyaç duyulan niteliklere göre eğitim ve istihdam programları düzenleyerek istihdama daha çok katkıda bulunacağız. BEBKA olarak ticaret sanayi odaları, mesleki eğitim merkezleri, organize sanayi bölgeleri gibi kurumlarla ve buralardaki firma temsilcileriyle ihtiyaç duyulan iş gücünün tespit edilmesi için çalışmalarımızı yürüttük. Görüşme yapılan kuruluşlarla ihtiyaca uygun beceri kazandırma ve mesleki eğitim programlarını tasarladık ve hayata geçiriyoruz. Mekatronik Uzmanlık Programı sonrasında bölgeye nitelikli iş gücü kaynağı oluştururken gençlere ve kadınlara istihdam imkanı sağlamış olacağız.”
Eskişehir sanayisinin en önemli ihtiyaçlarının başında nitelikli eleman konusunun geldiğini belirten ESO Yönetim Kurulu Başkanı Celalettin Kesikbaş da “Kurulum aşamasında Bursa Eskişehir Bilecik Kalkınma Ajansı (BEBKA) tarafından desteklenen Eskişehir Sanayi Odası Mesleki Eğitim Merkezi, kısa adıyla ESO-Akademi, Eskişehir sanayisinin nitelikli eleman sorunun çözümü için çalışıyor. Eskişehir sanayisinin talep ettiği niteliklerde ve kalifiyede insan kaynağı yetiştirmek ve endüstriye kazandırmak en önemli önceliklerimiz arasında yer alıyor. Eskişehir Sanayi Odası’nın en büyük yatırımlarından biri olan ESO Akademi ile işsiz gençlerimizin istihdam edilebilirlikleri artırmak amacıyla birçok alanda mesleki eğitim faaliyeti yürütüyoruz. Hedefimiz kademeli olarak yıllık en az 2.000 kişiyi eğitmek ve eğittiğimiz gençlerin önemli bir kısmını firmalarımızda istihdam ettirmek. Genç istihdamına çok önem veriyoruz ve bu alanda BEBKA ile ortak çalışmalarımız devam edecek” diye konuştu. – BURSA
]]>Küçük yaşlarda otizm tanısı konulan Şehit Yalçın Baykuş İlkokulu Özel Alt Sınıfı 4’üncü sınıf öğrencisi Ahmet Kaan’ın annesi Emine Aktaş, oğlunun sosyal hayata uyum sağlaması için arayışa girdi.
Komşusu olan özel eğitim öğretmeni Serkan Can’ın müzik çalışmalarının olduğunu öğrenen Aktaş, kendisine ulaşıp Ahmet Kaan’ın müziğe merakından bahsetti.
Can ile yaklaşık bir yıl önce haftada iki saat ritim, davul ve bateri derslerine başlayan Ahmet Kaan, bu enstrümanları çalmayı öğrenmesi ve dikkat süresinin artmasının yanı sıra konser için kente gelen bazı sanatçılarla bir araya gelme imkanı buldu.
Çeşitli etkinliklerle sosyalleşen Ahmet Kaan, 2 Nisan Dünya Otizm Farkındalık Günü dolayısıyla ramazan davulu çalarak komşularını ziyaret etti. Ahmet Kaan’a teşekkür eden komşular, ikramlarda bulundu.
Anne Emine Aktaş en büyük şanslarının, özel eğitim öğretmeni Serkan Can olduğunu vurguladı.
Can’ın oğluna eğitim verirken asla pes etmediğini dile getiren Aktaş, “Ahmet Kaan’ın yapabileceğini biliyorum ama bazı şeyleri söylemekte yetersiz kalıyoruz. İnsanların, ‘Otizmli, yapamaz zaten’, ‘Dokundurtmaz kendine’, ‘Yok, olmuyor, şunu yapamadık’ gibi ifadelerine karşı ‘Aslında isteyince oluyor’ demek istiyorum. Çocukla o frekansı yakalayınca çok güzel şeyler oluyor. Bu da onun bir örneği.” ifadesini kullandı.
Aktaş, oğlunun müzik derslerinden keyif alarak yola devam etmesine özen gösterdiklerini belirtti.
Bazen nazlandığını, böyle durumlarda müzik eğitimine ara verdiklerini aktaran Aktaş, şu değerlendirmelerde bulundu:
“Zorla değil de severek yaptırıyoruz. Çünkü zorla yaptırdığımız zaman kısa sürede başarı katedebiliyoruz ama bu uzun mesafede olmuyor. İçine kapanmaya neden oluyor. Biz böyle mutluyuz. Benim hep hayalimdi. Bu müzikle olacakmış, mutluyum. Herkesin görmek istemediği çocuk şu an sahnede. Herkes onu alkışlıyor. Bu benim için inanılmaz bir duygu.”
“İleride bir açık hava konseri neden olmasın”
Baba Erdal Aktaş, Ahmet Kaan’ın müziğe olan yeteneğinin öğretmeni sayesinde ortaya çıktığını anlattı.
Oğlunun müzikteki başarısının kendilerini çok mutlu ettiğini bildiren Aktaş, şunları kaydetti:
“Bu durumdan çok memnunuz. Aklımızdan böyle bir şey hiç geçmiyordu, düşünmüyorduk. Şu an bulutların üstündeyiz. Biz Ahmet Kaan’la normalde bir adım ileri gitmeyi düşünürken bu durum sayesinde koşmaya başladık. İleride bir konser vermesini istiyoruz. Halkın, insanların içine girsin. Daha öncesinde mesela biz sese çok duyarlıydık. Hiçbir seste rahat duramazdık. Bir düğünde duramazdık. Şu an bir düğünde durup düğünü tamamlayabiliyoruz. Bu bizim için çok büyük bir şey. İleride bir açık hava konseri neden olmasın.”
“Doğru eğitimle gündelik hayatlarına rahatlıkla devam edebiliyorlar”
Odunpazarı ilçesindeki Türkiye Futbol Federasyonu Özel Eğitim Anaokulunda görevli öğretmen Serkan Can, AA muhabirine, doğru eğitimle otizmli bireylerin gündelik hayatlarına rahatlıkla devam edebildiğini söyledi.
Bu durumu Ahmet Kaan ile müzik sayesinde başardıklarını belirten Can, “Amacımız aslında yaşadığımız duruma bir farkındalık kazandırmak. Çünkü otizmli bireyler bunu yapabiliyorlar. Otizmli çocuklar öğrenebiliyorlar. Otizm bir hastalık değil sadece bir farklılık. Herkese bunun mesajını vermek istiyoruz.” diye konuştu.
Can, Ahmet Kaan’ın öğrenmeye karşı dirençli olduğunu ancak bunu doğru metotlarla aşabildiklerini dile getirdi.
Onun toplumsal hayata katılımı için sahne aldıklarını, bunun için okullara gittiklerini aktaran Can, şu bilgileri verdi:
“Bateri çalışmalarına yoğurt kovalarıyla başladık. Elimizde enstrüman yoktu, sadece inancımız vardı. ‘Nasıl yapabiliriz?’ dedik. ‘Yoğurt kovalarıyla başlayalım’ dedik. Daha sonra bunu projeye döktük. Ahmet Kaan’ın babası Erdal Bey’in çalıştığı şirkete bir proje sunduk. Okulumuza şu anda herhalde Türkiye’deki en donanımlı müzik sınıfını kurdular. Bu, Ahmet Kaan’ın parmakları ve başarısı sayesinde. Şu an her şeyimiz var. Onun okulunda bütün enstrümanlarımız var.”
]]>Milli Eğitim Bakanlığı ve ASELSAN Konya işbirliğiyle savunma sanayisinin nitelikli iş gücü ihtiyacını karşılamak üzere merkez Selçuk ilçesinde 2021’de açılan lisede 170 öğrenci eğitim görüyor.
Profesyonel eğitim ve çalışma ortamında öğrenci yetiştiren okul, genç mühendis adaylarına yenilikçi çözümler üretebilme yeteneği kazandırmak için çeşitli proje ve uygulamalı eğitim programları sunuyor.
ASELSAN Konya’nın ortağı Konya Savunma Sanayii AŞ, okula iki modern bilgisayar laboratuvarı ile teknolojik cihazların yer aldığı bir atölye kazandırdı. Öğrencilere savunma sanayisi alanında yetkinlik kazandırmak üzere tasarlanan atölye ve laboratuvarlarda, üç boyutlu düşünme ve teknik resim okuma becerileri geliştiren program yürütülüyor.
Bu uygulama sayesinde öğrenciler gördükleri bir parçayı veya teknik resmi bilgisayar ortamında üç boyutlu olarak tasarlayabiliyor.
Mühendis adaylarının, savunma sanayisinde nitelikli eğitim alarak ülkenin geleceğinde etkili olmaları hedefleniyor.
Öğrenciler uygulamalı eğitimle başarıyı yakalayacak
Konya Savunma Sanayii AŞ Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Hıfsı Soydemir, AA muhabirine, Konya sanayisinin teknolojik kabiliyetini bir üst lige çıkarmak için yatırımlar yaptıklarını söyledi.
Teknolojinin yanı sıra bilgi üretmenin önemine işaret eden Soydemir, şöyle konuştu:
“Bilgiyi üretecek insan kaynağı için de eğitim gerekiyor. ASELSAN’ın ikinci lisesini Konya’da kurguladık. ASELSAN Konya’da, uzun vadede üreteceğimiz o entelektüel sermayenin tohumlarını çıkaracağımız okulu kurduk. Hem bu üniversite-sanayi işbirliği, lise-sanayi işbirliğini sağlayabileceğimiz okulumuzla, fabrikamızın da çok fazla tecrübe aktarımı yapabileceği bir ortam geliştirdik. Bunun için burada bazı mekanizmaların kurgulanması gerekiyordu. Bazı laboratuvarların olması gerekiyor ki çocuklarımız burada kendileri çalışsınlar hem de görerek, uygulayarak öğrensinler istedik. Bilgisayar laboratuvarının önceliği var. Konya Savunma Sanayii AŞ ortakları olarak ilk oradan başladık. Sanayi laboratuvarı, bilgisayar laboratuvarı kurulumunu üstlendik.”
“Öğrencilerimizi sektörde lider konuma taşımayı hedefliyoruz”
İl Milli Eğitim Müdürü Murat Yiğit de gençlerin teknoloji ve savunma sanayisi alanındaki potansiyelini en üst düzeye çıkarmak için gayret gösterdiklerini belirterek şunları kaydetti:
“Bu okul, bir eğitim kurumu olmanın ötesinde, aynı zamanda geleceğin mühendislerini ve profesyonellerini yetiştiren bir merkez olarak büyük bir değer taşıyor. ASELSAN Konya’nın sunduğu imkanlar ve birlikte yürüttüğümüz projelerle öğrencilerimizi sektörde lider konuma taşımayı hedefliyoruz. Her bir öğrenci, bizim için ülkemize hizmet edecek bir proje olarak değerlendirilmekte ve bu işbirliği, Türkiye’nin savunma sanayisi alanındaki geleceğine ışık tutacak nitelikli insan gücünün yetişmesine katkı sağlamayı hedeflemektedir.”
Konya Savunma Sanayii AŞ Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Koyuncu da gençlerin teknik ve mühendislik alanındaki yeteneklerini geliştirmek, savunma sanayi sektörüne hazırlamak amacıyla hizmet sunmaktan gurur duyduklarını dile getirdi.
Yapılan bu yatırımların, öğrencilerin gelecekteki başarılarına katkı sağlayacağına inandıklarını ifade eden Koyuncu, “Okulumuzun sunduğu eğitim programları ve uygulamalı projeler, gençlerimizi sektörün profesyonelleri olmaya hazırlıyor. Genç neslin mesleki gelişimine yönelik bu tür işbirliklerine her zaman destek veriyoruz ve bu sayede ülkemizin savunma sanayi alanında daha güçlü bir konuma gelmesine katkı sağlamayı amaçlıyoruz.” dedi.
]]>Üniversiteden yapılan açıklamaya göre, Tabakoğlu, ziyarette, Bulgaristan’daki kurum ve kuruluşlarla iş birliklerinin devam ettiğini söyledi.
Üniversitenin yaptığı çalışmalarla ilgili bilgi veren Tabakoğlu, “Trakya Üniversitesinin kurucusu olduğu ve genel sekreterliğini yaptığı Balkan Üniversiteler Birliği’nde Bulgaristan’dan 19 üniversite yer alıyor. Bu nedenle Bulgaristan’daki üniversitelerle oldukça yakın ilişkilerimiz ve ikili iş birliklerimiz bulunuyor. Bugün Kırcaali Belediyesi ile sağlık ve eğitim başta olmak üzere önemli bir anlaşmayı imzalamak için burada bulunuyoruz. Bundan sonraki süreçte de Bulgaristan’daki kurumlarla olan iş birliklerimizin ve projelerimizin artarak devam edeceğine inanıyorum.” diye konuştu.
Vali Çanev de ziyaretten memnuniyet duyduğunu belirterek, iş birliklerinin süreceğini kaydetti.
Tabakoğlu ve Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Osman Nuri Hatipoğlu, Dış İlişkiler Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Dr. Öğr. Üyesi Rifat Gürgendereli ve Trakya Üniversitesi Dış İlişkiler Danışmanı Kamil Kolabaş’tan oluşan heyet, Kırcaali Bölge Müftüsü Basri Eminefendi, Kırcaali Yenipazar Belediye Başkan Aycan Ahmed’i de ziyaret etti.
TÜ ile Kırcaali Belediyesi iş birliği anlaşması
Trakya Üniversitesi, Kırcaali Belediyesi ile iş birliği anlaşması yaptı.
Üniversiteden yapılan açıklamaya göre, Trakya Üniversitesi Rektörü Prof. Erkan Tabakoğlu ve Kırcaali Belediye Başkanı Erol Mümün tarafından imzalanan anlaşma, eğitim, sağlık, kültür ve teknoloji alanlarında iş birliği ile kamusal ve toplumsal yaşamın çeşitli alanlarında yararlı deneyimlerin, araştırmaların ve iyi uygulamaların paylaşılmasını kapsıyor.
Tabakoğlu, burada yaptığı konuşmada, Trakya Üniversitesinin Balkanlar misyonu doğrultusunda önemli bir iş birliği gerçekleştirdiklerini vurguladı.
Trakya Üniversitesi köklü geçmişinden aldığı güç ve geleceğe ışık tutan yenilikçi ve dinamik yapısıyla bölgeye önemli katkılar sunduğunu aktaran Tabakoğlu, “Bu anlamda eğitim ve sağlık başta olmak üzere güçlü olduğumuz noktalarda elimizden gelen desteği sağlamaya hazırız. İki kurumun iş birliği neticesinde önemli projelerin ortaya çıkacağını düşünüyorum. Bu iş birliği kapsamında Kırcaalili aday öğrencilerimizi de Trakya Üniversitesinde okumaya davet ediyorum. Öğrencilerimizin, güçlü alt yapısı ve alanında yetkin hocalarımızdan alacakları eğitim neticesinde Kırcaali’ye döndüklerinde, şehre önemli katkılar sunacaklarına inanıyorum.” ifadelerini kullandı.
Belediye Başkanı Mümün de Trakya Üniversitesi ile iş birliklerinin artarak devam edeceğini kaydetti.
Trakya Üniversitesi heyeti Kırcaalili öğrencilerle buluştu
Trakya Üniversitesi heyeti, Kırcaalili öğrencilerle bir araya geldi.
Üniversiteden yapılan açıklamaya, heyet Kırcaali Belediyesi Kültür Evi’nde 350 lise öğrencisiyle buluştu.
Rektör Prof. Dr. Erhan Tabakoğlu, burada yaptığı konuşmada, Trakya Üniversitesinin yüzünü Balkanlara dönen bir üniversite olduğunu ve buradan her yıl binlerce öğrencinin Trakya Üniversitesinde eğitim almak için geldiğini kaydetti.
Trakya Üniversitesine 82 farklı ülkeden gelen uluslararası öğrencisiyle adete bir dünya üniversitesi olduğunu aktaran Tabakoğlu, şunları kaydetti:
“Köklü ama yenilikçi bir üniversite olan Trakya Üniversitesinde alanında uzman akademisyenlerden alacağınız eğitim ile donanımlı bireyler olarak yetişeceğinize ve şehrinize değerli katkılar sunacağınıza inanıyorum. Ayrıca Edirne gibi öğrenci dostu bir şehirde okumak da ayrılacaktır. Her yıl Türkiye genelinde uluslararası öğrencilere yönelik olarak düzenlenen sunduğu imkanlar açısında yaşanılabilecek şehirler anketinde Edirne ilk 5’te yer alıyor. Bu anlamda hem şehrimizin hem de üniversitemizin kapıları sizlere sonuna kadar açık. Hepinizi Trakya Üniversitesi ailesinin bir ferdi olmaya davet ediyorum.”
]]>Taraflar arasında eğitim, sertifika programları, öğretim, akademik ve kültürel iş birliği usul ve esaslarını kapsayan protokol için Rektörlük Toplantı Salonu’nda düzenlenen imza törenine; ERÜ Rektör Yardımcıları Prof. Dr. Oktay Özkan, Prof. Dr. M. Hakan Poyrazoğlu ve Prof. Dr. Hakan Aydın da katıldı.
ERÜ Rektörü Prof. Dr. Fatih Altun, Op. Dr. Kemal Tekden’e bu protokole vesile olması ve desteği nedeniyle teşekkür ederek, “Üniversitelerin görevlerinden biri de eğitim faaliyetlerindeki süreçler. Bu süreçlerin sağlıklı olarak ilerlemesi, gençlerimizin ihtiyaç olduğu donanımlara sahip olması son derece önemlidir. Çünkü artık günümüzde eğitim boyutunda bakıldığında sadece bir dil değil, birden fazla dil bilmek önemli hale gelmiştir. Burada dikkat çekici olan üstün zekalı ve dahi çocukların eğitim noktası. Bu çok önemli ve hassasiyet gerektiren bir durumdur. Eğitim boyunda bu öğrencilerin ihtiyacı olan dozajı yüklemeyi sağlıklı yapamazsanız özellikle bu çocuklarımızın çok daha başarısızlıkları ve olumsuzlukları ortaya çıkabilmekte. Bu manada biz Erciyes Üniversitesi olarak üzerimize düşen görevi ortaya koymaya ve süreçlere katkı sağlamaya devam edeceğiz” dedi.
Türkiye Üstün Zekalı ve Dahi Çocuklar Eğitim Vakfı Genel Başkanı Op. Dr. Kemal Tekden de TÜZDEV’in kamu yararına bir vakıf olduğunu belirterek, “Özellikle zeki, ileri zekaya sahip çocuklarımızla ilgili bir çalışma içerisinde Türkiye’de beşeri sermayenin önemine inanan, bunu ön plana çıkaran, bunun ülke açısından ne kadar önemli olduğunu bilen kurumlarla iş birliği içerisindeyiz. Bu vesileyle Ülkemizin en önemli üniversitelerinden biri olan ve çok üstün başarılara imza atan Erciyes Üniversitemiz ile de büyük protokol yapma ihtiyacı hissettik. Bu ufka sahip olan Sayın Rektörüme çok teşekkür ediyorum. Kendisi, Türkiye’de böyle bir genç ve çocuk kesimin olduğunu ve bunun Ülkemizin geleceği açısından ne kadar önemli olduğu konusuna vakıf. Bu çocuklarımızla hakkıyla ilgilenip ellerinden tutabilirsek, gelecekte Ülkemizin önünü açabilecek şahsiyetler olacaklardır. İlk çalışmamız da 26 Mayıs’ta İstanbul’da bir çalıştay olacak. Buna Erciyes Üniversitemiz de bütün gücüyle katılacak. Bu protokol çok güzel işlere vesile olur İnşallah. Hayırlı uğurlu olsun” şeklinde konuştu.
Konuşmanın ardından Rektör Prof. Dr. Fatih Altun ile TÜZDEV Genel Başkanı Op. Dr. Kemal Tekden protokolü imzaladı.
Protokol kapsamında; Vakıf tarafından yürütülecek ulusal ve uluslararası kalkınma projeleri, Avrupa birliği projeleri, TÜBİTAK ve tüm hibe programlarına, ilgili birimlerle mutabık kalınmak suretiyle tarafların imkanları doğrultusunda destek verilecek.
Kongre, ortak araştırma projesi, konferans, toplantı, seminer, sempozyum, çalıştay ve panel gibi ortak akademik ve bilimsel etkinlikler düzenlenerek, ortak etkinlikler için konferans veya seminer salonlarının ilgili biriminin uygunluk durumuna göre kullanımı sağlanacak ve gerekli personel desteği verilecek.
Üniversitenin bulunduğu ilde “Üstün Zekalı Çocuklar Eğitici Eğitimi”, “Akıl Oyunları Eğitici Eğitimi” gibi öğretmen ve velilere yönelik sertifika programlarının düzenlemesinde iş birliği yapılarak, vakfın gerekli şartları sağlaması durumunda üniversitenin eğitimleri sertifikalandırılacak. Üniversiteye bağlı ilgili fakültelerde öğrenim gören öğrencilerin Vakıf bünyesindeki sosyal sorumluluk projelerinde, basın-yayın faaliyetlerinde, toplum hizmet uygulamalarında ve ayrıca her iki tarafça yürütülecek projelerde görev alanlarla ilgili birimlere öncelik sağlanacak. – KAYSERİ
]]>Farklı coğrafi özellikleri bulunan görev alanlarında faaliyet gösteren jandarma ekiplerinde görevli personel, kurumun envanterinde bulunan otomobil, minibüs ve arazi aracı gibi devriye müdahale ve trafik araçlarını da kullanıyor.
Görevleri sırasında yaşanan kazaların azaltılması, sürücünün, sürüşün her aşamasında aracına tam olarak hakim olması, dışarıdan gelen uyarıcılara seri şekilde yanıt verebilmesi, aracını doğru yerde ve doğru pozisyonda kullanması, olması gerektiği sürede intikalini en güvenli şekilde tamamlaması ve aracının limitlerini bilmesi amacıyla eğitim programları yapılıyor.
Bursa’daki Jandarma Trafik Okul Komutanlığında uygulamalı motosiklet ve otomobil güvenli ve ileri sürüş teknikleri, kar üstü ve UTV araçları, tehlikeli madde taşımacılığı olmak üzere 17 dalda kurslar düzenleniyor.
Köylerde ve kırsal bölgelerde traktör denetimlerini artırmak, bölge halkına traktör eğitimi vererek tarım araçlarıyla yaşanan trafik ve iş kazalarını önlemek amacıyla başlatılan “Tarım Araçları Güvenli Kullanımı Eğitimi” kursuna yurt genelinden jandarma personeli katılıyor.
İl Tarım ve Orman Müdürlüğü ile Hamidiye Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesiyle yapılan işbirliği kapsamında 4 gün süren eğitimlerde, tarım araçlarının sürüşe başlamadan önce ve sürüş sırasında yapılacak işlemler, tarım araçlarının tarım makineleriyle kullanımında dikkat edilmesi gerekenler, bu araçların karıştığı kazaların nedenleri, sürücülerde gereken belgeler, bulundurulması zorunlu malzeme ve teçhizatın kontrolünü içeren iki gün teorik, bir gün uygulamalı ders anlatımının ardından yazılı ve uygulamalı sınav gerçekleştiriliyor.
Osmangazi ilçesindeki Jandarma Trafik Okul Komutanlığında geçen yılın ikinci yarısında başlayan eğitimler, Anadolu Ajansı ekibince görüntülendi.
Komutanlığın Trafik Eğitimi Bölüm Başkanı Binbaşı Ahmet Temiz, 2019’da kurulan Jandarma Trafik Okulunda “Motosiklet Bölüm Başkanlığı” ile “Trafik Bölüm Başkanlığı” olmak üzere iki alanda faaliyet gösterildiğini söyledi.
Okulda farklı araçların eğitimlerinin de verildiğini, yılda 2 bin 500 personelin eğitiminin planlandığını belirten Temiz, “Okulumuzda trafik kursu, tehlikeli madde taşımacılığı kursu, tarım araçlarının güvenli kullanımı kursu, motosiklet ve otomobil güvenli ve ileri sürüş teknikleri, kar üstü ve UTV araçlar olmak üzere 17 farklı dalda kurs verilmektedir. Son zamanlarda köylerimizde ve kırsal kesimlerimizde artan traktör kazaları nedeniyle okulumuzda tarım araçlarının güvenilir kullanımıyla ilgili eğitimlere ağırlık verilmektedir.” dedi.
Tarım araçlarının karıştığı kazaların çoğunluğu jandarma sorumluluk bölgesinde
Güvenli Sürüş Öğretmeni Astsubay Kıdemli Başçavuş Muhammet Tosun da ülke genelinde tarım araçları trafik kazalarının gerçekleştiği yerlerin çoğunlukla jandarma sorumluluk alanlarında olduğunu ifade etti.
Bu kapsamda kazaların önlenmesi ve sürücülerin denetlenerek bilgi verilmesi için okulda eğitimlerin verildiğini aktaran Tosun, şunları kaydetti:
“Teorik eğitim sonrası uygulamalı eğitim, İl Tarım ve Orman Müdürlüğü ile Hamidiye Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesinde konusunda uzman personel tarafından veriliyor. Eğitimin 4’üncü gününde yazılı ve uygulama sınavı yapılıyor. Teorik eğitimlerde tarım araçlarını karıştığı trafik kazalarının nedenleri ve bunların giderilmesi için yapılacak işlemler, tarım araçlarında ve sürücülerde bulunması gereken belgeler, bulundurulması zorunlu malzeme ve teçhizatlar, tarım araç sürücülerine eğitim verilirken dikkat edilmesi gereken hususlar. Uygulama eğitim esnasında da tarım araçlarının sürüşe başlamadan önce ve sürüş esnasında yapılacak işlemler, tarım araçlarının tarım makineleriyle beraber kullanımı esnasında dikkat edilmesi gereken hususlar konusunda eğitim verilmektedir. “
Tarım araçları güvenli eğitici eğitiminin özellikle trafik jandarması olarak görev alan subay, astsubay ve uzman jandarmalara verildiğini vurgulayan Tosun, “Eğitimimiz, eğitici eğitimi olması hasebiyle bu personel çok kısa sürede yüzlerce personelimize ve vatandaşımıza eğitim vererek meydana gelebilecek kazaları önleyebilecektir.” ifadesini kullandı.
]]>Diyarbakır Gastro İnovasyon Merkezin’de düzenlenen DTSO Başkanı Mehmet Kaya, DTSO Yönetim Kurulu Üyeleri Kamu Kuruluş Temsilcileri ve Sivil toplum örgütü temsilcileri katıldı. Etkinliğin açılış konuşmasını yapan DTSO Başkanı Kaya, “Ticaret ve Sanayi Odası olarak kentte işletmelerin büyümesi, yeni girişimlerin kurulması ve daha katma değerli üretim ve hizmet sunumu için insan kaynağının oldukça önemlidir. Bu nedenle kendi kurduğumuz merkezlerde gençlere ve kadınlara yönelik çalışmalara son yıllarda öncelik vermeye başladık” dedi.
“Ekonomimiz için oldukça önemli bir avantaj olan gençlerimizin ve kadınlarımızın işgücüne katılımının düşük olması en temel sorunlarımızdan biri” diyen Kaya, “Gençlerimiz iş bulmakta zorlanıyor. İşletmelerimiz de son yıllarda artan bir şekilde çalışan bulmakta zorlanıyor. Bunun nedenlerine odaklanmak, çözümler üretmek ve projeler geliştirmek önceliğimiz oldu. Bu kapsamda da Diyarbakır Sanayi Mektebi başta olmak üzere merkezlerimiz bünyesinde eğitimler, farkındalık çalışmaları, etkinlikler düzenliyoruz. Şimdi de işletmeler tarafında eşleştirme, gençler ile bir araya getirmeye odaklanmaya başlayacağız” ifadelerinde bulundu.
Genç nüfusun kalıcı işsiz olması, ev genci denilen, görünmeyen, iş aramayan gençlerin sayısında artışın kent için önemli toplumsal ve ekonomik sorunlar barındırdığına değinen Kaya, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Gelecek dönemde en çok eğilmemiz ve üzerinde durmamız gereken hususun gençlerimizin iyi eğitim alması, eğitimlerden sonra desteklenmesi ve istihdama aktif ve sürdürülebilir bir şekilde katılması olmalı. Elbette bu sadece oda olarak bizim işimiz değil ve tek başımıza da yapabileceğimiz bir husus değil. Biz iki yıldır farklı işbirlikleri ile bu alanda çalışıyoruz ve hem gençlerin hem de işletmelerin karşılaştıkları sorunları kısıtları daha iyi görüyoruz. Şimdi tüm STK’larımızın ilgili kurumlarımızın ve yerel yönetimlerimizin bu soruna birlikte daha çok odaklanması gerektiğini düşünüyoruz. Bugün aldığımız hibe desteği ile başlattığımız çalışmaları sizlerle paylaştık. Bunları yaparken de yerelde işbirlikleri sağladık. Ben proje süresince işbirliği sağladığımız İŞ-KUR Müdürlüğümüze, Milli Eğitim Müdürlüğümüze, Yenişehir Halk Eğitim Müdürlüğüne, Karacadağ Kalkınma Ajansına, Gençlik ve Değişim Derneğine çok teşekkür ediyorum.”
Daha sonra konuşan DTSO Bilim Eğitim Vakfı Başkan Yardımcısı Faruk Korkmaz, “Genç nüfusumuz ilimiz ekonomisi için en önemli avantajlardan biri. Ancak gençler sürdürülebilir bir şekilde istihdama katılamıyor ve iş aramaktan vazgeçiyor. Bu sorunun çok fazla nedeni var elbette. Önemli yapısal sorunlarımız da var. Ancak yerelde çözümler üretilmesi ve yerel dinamiklerin bu sorunu sahiplenmesi oldukça önemlidir. Diyarbakır Sanayi Mektebi’ni 2019 yılında açtık. Önceleri yaygın nitelikli eğitimler ile başladık. KOBİ’ler, çalışanlar, kadın girişimciler için 100’ün üzerinde eğitim düzenledik ve yaklaşık 5 bin kişiye ulaştık. 1,5 yıldır eğitimde, istihdamda ve mesleki eğitimde olmayan gençlere yönelik çalışma yapıyoruz. Moda tasarım, aşçı yardımcılığı, barista, yazılım dilleri gibi eğitimler düzenledik ve sonrasında da işletmeler ile nasıl eşleştirebileceğimize bakmaya başladık. Sanayi Mektebi’nde düzenlediğimiz eğitimleri, İŞ-KUR İl Müdürlüğü, Milli İl Eğitim Müdürlüğü, Karacadağ Kalkınma Ajansı, Yenişehir Halk Eğitim Merkezi, Gençlik Değişim Derneği ile yapıyoruz. Şu an Sanayi Mektebinde animasyon, web tasarım, kısa film ve grafik tasarım eğitimlerimiz var” şeklinde konuştu. – DİYARBAKIR
]]>Sakarya Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem Yüce, görev süresi sonunda gazetecilerle son kez bir araya gelerek 5 yıllık dönemi ve yapılan çalışmaları değerlendirdi. Sakarya için gece demeden, gündüz demeden çalıştıklarını vurgulayan Yüce, ekibine ve emeği geçen herkese teşekkür ederek helallik istedi. Başkan Yüce, ayrıca kendi döneminde Sakarya’nın geleceği için hazırlanan ve yakın gelecekte hizmete açılacak olan 5 vizyon projeden bahsetti. Yüce, “2019’dan bugüne kadar şeffaflıkla hizmet ettik. Bayrağı partimizin teveccühü ile devrediyoruz. Güzel çalışmalarla memlekete hizmet ettiğimiz 5 yılda emeği geçen herkese teşekkür ediyorum” dedi.
Yüce, “2019’da Sakarya’mız için çıktığımız bu yolda; şehrimizi daha yaşanabilir, daha gelişmiş bir konuma taşımak için gündüz gece demeden çalışan ekip arkadaşlarımıza teşekkürlerimi sunuyorum. Bu doğrultuda şehrimizi her zaman en güzel şekilde temsil eden, duyarlı ve objektif habercilik anlayışıyla bizlere desteğini esirgemeyen tüm basın mensuplarımıza da şükranlarımı sunuyorum. Şehrimiz için, milletimiz için omuz omuza verdiğimiz emek, döktüğümüz ter; gerçekleştirdiğimiz projelerle çok açık bir şekilde ortadadır. Bu projeler, çalışmalar bizler için gurur tablosudur. Sakarya Büyükşehir Belediyesi olarak 2019’dan bugüne kadar gerek hemşehrilerimize gerekse sizlere şeffaflıkla çalışmalarımızı sunduk. Bugün de bu düsturla sizlere projelerimizden bahsettik. Biliyorsunuz ki bizlere verilen bayrağı partimizin teveccühü ile devrediyoruz. Güzel çalışmalar gerçekleştirdiğimiz, güzel günler gördüğümüz 5 yıllık süreçte emeği geçen herkese teşekkürlerimi sunuyor, sizleri saygıyla selamlıyorum” şeklinde konuştu.
48 Derslikli İmam Hatip Okulu ve Konferans Salonu
Hizmete açılacak 5 proje hakkında konuşan Yüce, “Ülkemizin ve şehrimizin önemli bir eğitim kurumu olan Sakarya İmam Hatip Okulu’nu canlandırmak için çalışmalar başlatmıştık. Projemiz çerçevesinde; 48 derslik, laboratuvarlar, yemekhane, kantin ve konferans salonu inşa edilmiştir. Yakın zamanda bir eğitim yuvasına dönüşecek olan bu proje, şehrimizin eğitim alanında önemli katkılar sunacaktır” ifadelerini kullandı.
Mithatpaşa Yeni İstasyon Binası
Yüce, “TCDD ile ortak protokol çerçevesinde planladığımız Mithatpaşa Yeni İstasyon Binası projesi çalışmalarında sona yaklaşıyoruz. Yolcular için bilet satış yeri, bekleme holü, hareket memuru ve istasyon şefi odası, güvenlik kontrol ünitesi gibi hizmet alanlarını içeren yeni istasyon binamız şehrimize hayırlı olsun” dedi.
Sakarya Afet Eğitim Merkezi
Başkan Yüce, “Sakarya Afet Yönetimi ve Eğitim Merkezi, bir dizi eğitim ve simülasyon sistemi ile donatılacaktır. Bu sistemler arasında deprem simülasyonları, yangın söndürme eğitimleri, acil durum senaryoları ve diğer afet yönetimi konularını içeren birçok eğitim imkanı bulunmaktadır. Dumanlı kaçış simülasyonları, sanal gerçeklik bölümleri, fay kırılım modüllerini içeren bu merkez ile kentte afet bilinci en üst seviyeye çıkarılacak. Sakaryamızın her an afete hazır olması için önemli tatbikatların yapılacağı afet eğitim merkezimiz şehrimize hayırlı olsun” diye konuştu.
Sapanca Yeraltı Otoparkı ve Meydan Düzenlemesi
Yüce, “Günden güne değeri artan Sapanca’mızda Meydan ve yeraltı otopark projemizde çalışmalarımıza başlamıştık. En yakın zamanda tamamlanmasını beklediğimiz 80 araçlık kapasiteli yeraltı otopark ve meydan projemiz ile Sapancamızın değerine değer katıyoruz” şeklinde konuştu.
Taraklı İleri Biyolojik Atık Su Arıtma Tesisi
Yüce son olarak, “Tarihi ve kültürel zenginlikleriyle göz bebeğimiz olan Taraklı’ya uygun bir arıtma sistemi kurduk. Proje kapsamında, 5 mahallenin atık sularını doğaya kazandırdık. Gelecek yıllarda 17 bin kişinin ihtiyacını karşılayabilecek konumda olan arıtma tesisimizin Sakaryamıza hayırlı olmasını temenni ediyorum” ifadelerini kullandı. – SAKARYA
]]>Merkeze bağlı Vezirhan beldesinde annesiyle hayatını sürdüren 32 yaşındaki Ceyhan, 2010 yılında Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi (BŞEÜ) Osmaneli Meslek Yüksekokulu Dış Ticaret Bölümünden mezun olduktan sonra özel sektörde muhasebe ve dış ticaret gibi alanlarda çalıştı.
Eğitimini aldığı bölüm ve yaptığı işlerden farklı bir meslek arayışına giren Ceyhan, 2014’te BŞEÜ Güzel Sanatlar ve Tasarım Fakültesi Seramik ve Cam Tasarımı Bölümünü kazandı. Ceyhan, 2018’de bölüm birinciliği, fakülte ikinciliği dereceleriyle mezun oldu.
Evlerinin yanında babasından kalma ağılın 8 metrekarelik bölümünde 2017’de atölye kuran Ceyhan, Anadolu Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi Kültürel Miras ve Turizm Programını da 2020’de tamamlayıp 3’üncü üniversite diplomasını aldı.
Çamuru kupa, tabak, pano gibi seramik eşyalara dönüştüren Ceyhan, 2022’den bu yana BŞEÜ Lisansüstü Eğitim Enstitüsü Seramik ve Cam Ana Sanat Dalında eğitimini sürdürüyor.
Ceyhan, AA muhabirine, babasının hatıralarını yaşatmak amacıyla atölyeye çevirdiği eski keçi ağılında, seramikten estetik eserler ortaya koyma hayalini gerçekleştirdiğini söyledi.
Osmaneli ilçesinde eğitimini aldığı, özel sektörde çalıştığı mesleğin kendisine hitap etmediğini zamanla anladığını belirten Ceyhan, “Bunun için seramik ve cam bölümünü okudum. Neleri seviyorum, hangi mesleği yapmak istiyorum? ‘Ne olacaksın, hangi mesleği yapacaksın?’ sorusunun cevabını ben yıllarca bulamadım ve 25 yaşından sonra seramik işi olduğunu fark ettim. Kendi işimi kurmak için bir yolculuğa başladım. Seramikte bunu sürekli çeşitlendiriyorum.” diye konuştu.
“Çamurdan aklınıza gelebilecek her şeyi yapabiliyorum”
Ceyhan, şu anda atölye olarak kullandığı yerin, eskiden babasının emekliye ayrıldıktan sonra keçi beslediği ağıl olduğunu aktardı.
Atölyenin her köşesinde birilerinin emeğinin olduğunu anlatan Ceyhan, şöyle devam etti:
“Küçücük çocukların hatta yaşlı insanların bile atölyenin güzelleştirmesinde emekleri var. İlk önce çevremdekilerden ‘Burada atölye olur mu? Yaptıklarını nasıl satacaksın?’ diye eleştiriler aldım. Zamanla yaptıklarımı görenler bu sefer takdir etmeye başladı. Çamurdan kupa, bardak, seramik üzerine hayvan ve doğa figürleri yapıyorum. Kalıpta insan yüzü çıkartıyorum, panolar yapıyorum. Çamurdan aklınıza gelebilecek her şeyi yapabiliyorum. Yaptıklarımı sosyal medya üzerinden satıyorum. Yani tek alanda kalmak yerine kendimi geliştirmeye çalıştım. E-ticaret ve sosyal medyayla ilgili eğitimler aldım. Buradan satış yapabiliyorum hatta sosyal medya üzerinden Almanya’dan sipariş aldım ve seramik tabaklar gönderdim.”
Ceyhan, atölyede hem üretim yaptığını hem de seramik sanatına ilgi duyan kadınlara, engelli bireylere ücretsiz eğitim verdiğini dile getirdi.
“Engelli bireyler ile çocukların aktif olabileceği, sosyalleşebileceği alanlarda ne yapabilirim?” düşüncesinden yola çıkarak onlara atölyenin kapısını açtığını belirten Ceyhan, şunları kaydetti:
“Devletimiz, engelli bireylerimize her türlü desteği veriyor. Otizmli ve down sendromlu çocuklarımızı buraya davet ediyorum ve onlarla çok güzel vakit geçiriyoruz. Buradan giderken mutlu oluyorlar, tabii ki ben de kendimi geliştiriyorum. Çocuklarımızın yaptıklarından harikalar çıkıyor hatta ben bile hayran kalıyorum. Engelli bireylerle ilgilenmem, biraz da rahmetli babamın işitme ve kolundan engelli olmasından kaynaklanıyor. Babamın hatıralarını yaşatmak için gönüllü olarak engelli bireylerle ilgileniyorum ve hatta Bilecik Engelsiz Yarınlar Derneği üyesiyim.”
]]>Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, “sahte üniversite diploması” skandalıyla ilgili, “Çok iyi eğitim veren üniversitelerimiz var. Eğitim sektörümüzü korumamız lazım. Yükseköğretim Kurulu’ndan (YÖK) destek talep ettik. YÖK’ün Yükseköğretim Planlama, Denetleme ve Akreditasyon Kurumu (YÖDAK) ile çalışmasıyla sıkıntılar giderilecek. Gereği neyse yapılacak” dedi.
KKTC’nin Güzelyurt ilçesindeki Kıbrıs Sağlık ve Toplum Bilimleri Üniversitesi’nde başlayan “sahte diploma” krizi gündemdeki yerini koruyor. KKTC’de üniversiteleri denetlemekle sorumlu YÖDAK Başkanı Prof. Dr. Turgay Avcı ve yolsuzluğun yaşandığı dönemdeki Yardımcısı Prof. Dr. Mehmet Hasgüler ile çok sayıda üst düzey bürokrat ve yetkili bu kapsamda tutuklandı.
KKTC Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, Lefkoşa’da aralarında ANKA Haber Ajansı’nın da bulunduğu bir grup gazeteciye yaptığı değerlendirmede; “Bu skandala ilişkin KKTC’de bunun genel bir tecrübe olduğunu kabul edemem. Çok iyi eğitim veren üniversitelerimiz var. Eğitim sektörümüzü korumamız lazım. YÖK’ten destek talep ettik. YÖK’ün YÖDAK ile çalışmasıyla sıkıntılar giderilecek. Gereği neyse yapılacak. Yıpratıcı söylemler de sona erecek” ifadelerini kullandı.
ÖZERSAY: ÇÜRÜME SADECE SİYASAL BİR ÇÜRÜME DEĞİL
Ana muhalefet partilerinden Halkın Partisi Genel Başkanı Kudret Özersay ise konuya ilişkin şunları kaydetti:
“Sadece bu diplomayı verenler açısından değil, yozlaşma toplumun her düzeyine sirayet etmiş durumda. Yani müdür, müsteşar, milletvekili, eski bakan, üniversitelerden sorumlu kurum başkanı, bu bir kategori. İkinci kategori öğretmen, polis, asker aldığı diplomayı da devlete verip kademe derece ilerlemesi, makam-mevki maaş artışı. Şimdi bütün bunları biz gördük şu ana kadar. Toplumdan bağımsız bir şey değil bu. Çürüme, sadece siyasal bir çürüme değil. Toplumun bazı kesimleri de buna ortak olmuş durumda. Bir şeye karar vermemiz lazım, bu sorunu nasıl çözeceğiz? YÖK heyeti geldi, YÖDAK ile birlikte çalışarak sorunu çözecek. Evet bunu konuşmamız lazım, doğrudur. Ama eğer biz mevcutların üzerini örterek ‘Yeni bir sistem yaratalım. Geçmişe bakmayalım’ dersek, bu çuval içerisinde kalan o çürümüş patatesler hepsini çürütecek ve bu koku gitmeyecek.”
SUCUOĞLU: EĞİTİMİ YARALARSANIZ BU İNANILMAZ EKONOMİK SIKINTILAR YARATACAKTIR
Bu durumun eğitime büyük zarar verdiğini kaydeden eski Başbakan ve Ulusal Birlik Partisi (UBP) Lefkoşa Milletvekili Faiz Sucuoğlu, “Çok fazla ve denetimsiz üniversite izni verildi ve bazıları tabela üniversitesi şeklinde kaldı. Bir nevi ticari açıdan olaya bakıldı” dedi. Sucuoğlu ayrıca, “Bu diplomayı kötü niyetle kullanan, terfi için kullananlar ayrı ama bir de hiç bir yerde kullanılmamış diplomalar için ayrı bir şey yapmak lazım. Çünkü iş farklı boyutlara gidecek gibi görünüyor ve bu büyük bir zarar verecektir. Kuzey Kıbrıs’ın iki önemli hususu var, biri turizm biri de eğitim. Siz eğitimi böyle yaralarsanız yarın öbür gün inanılmaz ekonomik sıkıntılar yaratacaktır” diye konuştu.
FEYZİOĞLU: 17 ÜNİVERSİTENİN YÖK AKREDİTASYONU VAR
25 Mart itibariyle KKTC talebiyle Ada’ya gelen YÖK heyetinin çalışmalarına başladığını söyleyen, Türkiye ve KKTC’den bir grup gazeteciyle bir araya gelen Lefkoşa Büyükelçisi Metin Feyzioğlu, KKTC’deki 17 üniversitenin YÖK’e akredite olduğunu, 5 üniversitenin olmadığını ifade etti. Akredite olan üniversitelerin tüm bölüm ve kontenjanlarıyla YÖK tarafından denkliklerinin kabul edildiği anlamına gelmediğinin altını çizen Feyzioğlu, “Türkiye’de ÖSYM kılavuzunda hangi üniversite ve bölümleri, kaç kontenjanla yer alıyorsa o sayıda bölüm ve öğrenci diploması denk kabul ediliyor. Örneğin A üniversitesinin hukuk fakültesinden 5 kontenjan ÖSYM kılavuzunda yer alıyorsa sadece o yıl, bu şekilde giren 5 öğrencinin diploması Türkiye’de geçerli oluyor. Oysa o üniversite ve o fakülte 90 öğrenciyi sınavsız, kapıdan aldıysa onların diplomaları denk kabul edilmeyen diğer 5 üniversite ile aynı muameleyi görüyor. Yani denk kabul edilmesi için onların da başka prosedürleri yerine getirmesi gerekiyor” diye konuştu. Feyzioğlu şunları kaydetti:
“Yaşananlar üzerine KKTC Başbakanı Türkiye’ye, Cumhurbaşkanımıza yazı yazdı ve YÖK’ün burada sistem kurmasını istedi. YÖK heyeti de görüşmek üzere buraya geldi. YÖK, YÖDAK’a bu sistemi kurduğunda tek bir ekrandan, her bir öğrencinin ders seçiminden derslere devam edip etmediğine; ödevden teze tüm bilgileri görülecek ve her bir diplomaya da barkod verilecek.”
]]>Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, Adana’da eğitim yöneticileri toplantısına katıldı
“İmar ve iskan sorunu nedeniyle okul yapamadığımız belediyeler var”
“Belediye seçimlerini önemsiyoruz”
ADANA – Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, “Arsa var, bütçe var ancak imar ve iskan ile ilgili sorun yaşadığımız belediyeler, bu nedenle ihalesini yapamadığımız okullar var. Okuldaki su sarfiyat giderlerini konutların 3-4 katı düzeyinde tahsil etmeye çalışan belediyeler var. Belediyelerimizi, belediye seçimlerini önemsiyoruz” dedi.
Bakan Tekin, bir dizi ziyaret ve toplantı için geldiği Adana’da düzenlenen İl Eğitim Yöneticileri toplantısına katıldı.
“922 ilçede çalışma yaptık”
Burada konuşan Bakan Tekin, “Sabah Adana’ya geldik ve okullarımızı ziyaret ettik. Bize çok güzel bir ev sahipliği yaptılar. Haziran ayından itibaren attığımız her adımı, yürüttüğümüz her çalışmada yereldeki paydaşlarımızı ve meslektaşlarımızı gözeterek attık. Gittiğimiz her ilde notlarımızı aldık ve öğretmenlerimizle konuştuk. Atılması gereken adımları, yapılması gereken düzenlemeleri yaptık. Ben bakan olduktan sonra Adana’ya 4 defa gelmiş oldum. Burayla ilgili ciddi bir şekilde destek olacağımız süreç yaşadık. Her geldiğimizde burada güler yüzle karşılandık. Bakanlıktaki bütün genel müdür arkadaşlar buradalar. Biz, gittiğimiz ile genel müdür arkadaşlarımızla beraber gidiyoruz ve genel müdürler ilçe toplantısı yapıyorlar. Şuanda 922 ilçemizin tamamına en az genel müdür düzeyinde çalışmalarını yapmış durumdalar” ifadelerini kullandı.
“Okuldaki su kullanımını 3-4 katı tahsis eden belediyeler var”
Yerel yönetimler ile Milli Eğitim Bakanlığı’nın çok fazla mesaisi olduğunu aktaran Bakan Tekin, “Türkiye’de yerel yönetimlerle en yoğun mesaisi olan bakanlık kesinlikle Milli Eğitim Bakanlığı. Bizim yerel yönetimlerle çok yakın çalışmamız gerek. Birlikte aynı masanın etrafında çözüm üretmemiz gerekiyor. Uzun yıllar bütçesi, kaynağı aktarıldığı halde uygun arazi bulamadığımız için yatırım haline dönüştüremediğimiz okullarımız var. Arsa var, bütçe var ancak imar ve iskan ile ilgili sorun yaşadığımız belediyeler, ihalesini yapamadığımız okullar var. Bunların çok örneği var. Yaşadığımız mülkiyet problemleri dolayısıyla okulumuzla ilgili dava açan belediyeler var. Okuldaki su sarfiyat giderlerini konutların 3-4 katı düzeyinde tahsil etmeye çalışan belediyeler var. Belediyelerimizi, belediye seçimlerini önemsiyoruz. Eğitim-öğretim ile ilgili süreçleri merkezlerine alan, çalışma alanının odağına yerleştiren belediye başkanlarının seçilmesini istiyorum” diye konuştu.
“Kayyumdan sonra sorunlar çözüldü”
Kayyum atanan belediyelerin öncesinde imarla ilgili çok sorun yaşadıklarını vurgulayan Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, “Bazı belediyeler imarla ilgili çok sorun çıkarttı ancak kayyum atandıktan sonra sorunlar hemen çözüldü. Bu süreç tek bakanlığın yapacağı bir süreç değil. Milli Eğitim Bakanlığı’nın imar hazırlama yetkisi yok. Bizim bunlara dahilimiz yok. Yeni yerleşim yeri oluşturuluyor, birden bire nüfus artıyor. Bunu düzeltecek kişiler belediyeler. Heyecanla yerel seçimleri bekliyoruz” ifadelerini kullandı.
“Ebeveynler artık okula randevu ile gelecek”
Dijital bağımlılık ve obezite ile de mücadele ettiklerini açıklayan Bakan Tekin, daha sonra şunları söyledi:
“Eğitim-öğretim sürecinde niteliği arttırıcı çok ciddi adımlar attık. Mevzuat düzenlemesi yaptık. Sahada da bunun öğretmen arkadaşlarımız ve öğrencilerimiz tarafından nasıl karşılandığını bakıyoruz. Bunları yaparken toplumsal problemlere de duyarsız kalmıyoruz. Dijital bağımlılık, obezite ile mücadele etmek için adımlar attık. Özellikle bütün dünyada okul çağındaki öğrencilerin kullanımı yasak olan uygulamalar var. Pedagojik gelişimine zarar veren sosyal medya uygulamaları var. Onların da ülkemizdeki okul çağındaki öğrencilerin kullanımına yasaklamak için çalışmalar yaptık. Okullarda öğrencilerimizin eğitim öğrenim sürecinde bizim en büyük paydaşlarımızdan birisi ebeveynler. Ebeveynlerin okul içlerine gidip okul koridorlarında öğretmenlerimizle diyalog kurmalarının doğru olmadığına pedagojik açıdan karar verdik. Bundan dolayı da velilerimizin okullara randevu ile gelmelerini talep etmiştik. Elektronik randevuyu oluşturduk.”
“4 temel beceri gelişimi daha önemli”
Öğrencilerin test sınavlarındaki başarılarının yanı sıra 4 temel becerilerinin geliştirilmesinin önemli olduğuna dikkat çeken Bakan Tekin, “Bizim yaz aylarında önemsediğimiz ve tedbir aldığımız konulardan bir tanesi anadil eğitimiydi. Bu anlamda anadil becerileri için 2 kritik karar aldık. Türkçe’den ders geçme notunu 70’e yükseltmiştik. Türk dili ve edebiyatı derslerinde çocukların başarı durumlarını ölçerken test sınavlarından ziyade 4 temel becerilerin geliştirilmesi için mekanizma geliştirmiştik. Altyapının kaldırmadığı söylentileri vardı onu da düzeltmek için çalışıyoruz. Çocukların eğitim öğretim sürecinin kitabi bilgiler dışında çocuğumuzun, gencimizin, toplumun temel referans değerlerini bilen bireyler olarak yetişmesini arzu ediyoruz. Bununla ilgili de çocukların sosyal sorumluluk projelerinde bulunmalarını arzu ediyoruz. Karnelerde artık sosyal etkinlik başlığı altında bir başlık daha olacak” dedi.
Konuşmanın ardından toplantı basına kapalı soru-cevap ile devam etti.
]]>Eğitim-Sen tarafından bugün yapılan yazılı açıklamada, eğitim kurumlarında Milli Eğitim Bakanlığı aracılığıyla dini içerikli etkinlikler ve faaliyetler düzenlenmesine tepki gösterildi. Eğitim-Sen’in açıklaması, şöyle:
“Türkiye’de okullar başta olmak üzere yaygın ve örgün eğitim kurumları, eğitim-öğretim faaliyeti yürütme sürecinde, Milli Eğitim Bakanlığı’nın (MEB) dini dernek ve vakıflarla yapmış olduğu protokoller üzerinden dini etkinlik ve faaliyetlerin mekanları haline getirilmiştir. MEB aracılığıyla, Diyanet İşleri Başkanlığı başta olmak üzere, dini vakıf ve cemaatler eliyle okullarda yürütülen ÇEDES ve benzeri uygulamaların yanı sıra, çeşitli yarışma ve etkinlikler yapılmaktadır. MEB, 7 yıl önce Karaman’da 9-10 yaşında 45 çocuğun cinsel istismara uğradığı skandala adı karışan ve sanıkların 508 yıl hapis cezasına çarptırıldığı Ensar Vakfı’na ülke genelinde tüm ortaokul ve lise öğrencilerine yönelik olarak ‘Sana Emanet’ başlıklı bir bilgi yarışması düzenleme izni vermiştir. Ensar Vakfı’nın ‘Sana Emanet’ adlı yarışmasına katılacak olan öğrenci ve öğretmenlere öncelikle vakfa ait Ensar Yayınevi’nce bastırılan, ’40 Derste Hadis’ ve ’40 Derste Kuran-ı Kerim’ kitapları okutulması amaçlanmaktadır. Ensar Vakfı, ortaokul ve liselerin katılacağı ‘Sana Emanet’ yarışmasının amacıyla ilgili olarak ‘Ortaokulda seçmeli, Peygamberimizin Hayatı dersini daha etkili hale getirmek. Siyer dersine ilgiyi artırmak. Hz. Peygamber’in güzel ahlakının tanınmasını sağlamak. Peygamberin güzel ahlakının öğrencilerde erdemli davranışlara dönüşmesini sağlamak. Öğrencilerde kitap okuma alışkanlığını arttırmak. Kuran-ı Kerim derslerini etkili bir şekilde öğretmek’ olarak ifade etmiştir.
Yarışmaya Türkiye’deki tüm resmi ve özel ortaokulların 6. ve 7. sınıf öğrencileri ile lise 9. ve 10. sınıf öğrencileri ile imam hatip liseleri hazırlık sınıfları katılacaktır. Dereceye girecek 608 öğrenciye 681 bin TL, 36 öğretmen ve müdüre 114 bin TL olmak üzere toplamda 795 bin TL para ödülü dağıtılacağı açıklanmıştır. MEB çeşitli dini vakıf ve derneklerle ‘iş birliği’ protokolleri yapılmakta, okullarda MEB onaylı yarışmalar düzenlenmektedir. Bunun son örneği Ensar Vakfı’nın ‘Sana Emanet’ adlı yarışmasıdır ve söz konusu yarışma için bütün ortaokul ve liselere yazı gönderilmiştir. Yarışmanın toplam ödül değeri 795 bin olarak duyurulurken, okunacak kitaplar Ensar Vakfı’nca basılmıştır. Ensar Vakfı’nın mayıs ayında yapacağı, ‘Sana Emanet’ adlı yarışmasını resmi yazıyla tüm Türkiye’deki teşkilatına duyuran MEB, öğrenci ve öğretmenlerin yarışmaya katılmasını ve etkinlik sonrasında etkinlik raporu oluşturularak MEB Ortaöğretim Genel Müdürlüğü’ne gönderilmesi talimatı vermiştir. Yıllardır okullarda Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in ifadesiyle ‘sivil toplum kuruluşu’ adı altında faaliyet yürüten dini dernek ve vakıflar okullarda dini içerikli yarışmalar yapmakta, vakıf görevlileri ‘dini değerler eğitimi’ dersleri vermektedir. Türkiye’de uzun yıllardır eğitimin dinselleştirilmesi, okullar ve öğrencilere yönelik çeşitli dini faaliyetlerin artmasını beraberinde getirmiştir. Okullarda, öğretme-öğrenme sürecinde kullanılan yöntemler, söylemler ve materyallerin büyük ölçüde dini kural ve referanslara göre düzenlenmesi, okulları eğitim kurumu olma niteliğini olumsuz etkileyen ciddi sonuçlar ortaya çıkarmaktadır.
MEB il ve ilçe milli eğitim müdürlüklerinin Ensar Vakfı gibi dini vakıfların etkinliklerini yaygınlaştırmak için yıllardır ne kadar yoğun çaba gösterdikleri bilinmektedir. Dini vakıf ve cemaatlerin okulları temel etkinlik alanları olarak belirlemiş olmaları, yıllar içinde hızla dinselleştirilmiş olan eğitim sistemi içinde ayrı bir dinsel eğitim sisteminin inşa edilmesinin önünü açmaktadır. Türkiye’nin pek çok ilinde çocukların bilişsel ve duygusal gelişim düzeyleri göz ardı edilerek düzenlenen bu tür etkinliklerin asıl amacı, çeşitli eğitim kademelerindeki öğrencilere yönelik dini propaganda anlamını taşımaktadır. Toplumda ve okullarda bütün din ve inançtan insanlar, eşit koşullarda yaşamak ve aynı kurallara uymak durumundadır. Laiklik, herhangi bir gruba ya da mezhebe dinsel ayrıcalık ve üstünlük tanınmamasının, farklı inanç ve dinlerdeki insanlar arasında eşitliğin sağlanmasının temel koşuludur. Bunun gerçekleşmesi için devletin ve devlet kurumlarının tüm din, mezhep ve inançlara aynı mesafede durması, eğitim ve dini içerikli faaliyetleri asla birbirine karıştırılmaması gerekmektedir. MEB’in görevi çocukları ve gençleri insanlığın ortak evrensel değerleri doğrultusunda yetiştirmek, temel insan hakları ve çocukların yararını gözetecek, çocukların ve gençlerin kendilerini gerçekleştirebilmesi için mevcut bilgi birikimine ulaşmasına ve eleştirel düşünce becerisi kazanabilmesine olanak sağlayacak somut adımlar atmak için çalışmaktır. Devlet, eğitimi ve toplumsal yaşamı örgütlerken bunu dini kurumlara, dini kurallara, söylemlere ya da referanslara göre yapmamalıdır. Özellikle eğitim sistemi ve okullar, dini kurallar ya da faaliyetlerle değil, evrensel ve bilimsel gerçeklere, toplumsal ihtiyaçlara göre düzenlenmesi gereken kurumlardır. MEB’in görevi dini dernek ve vakıfların okullardaki faaliyetlerini organize etmek değil, eğitimin yapısal sorunlarına kalıcı çözümler üretmektir. Okullarda hangi ad altında olursa olsun, dini içerikli tüm etkinlik ve faaliyetlere derhal son verilmeli, eğitim öğretim süreci eğitim biliminin temel ilkeleri ve çocukların üstün yararı gözetilerek yürütülmelidir.”
]]>MELTEM KARAKAŞ
Eskişehir Kadın Savunma Ağı, İstanbul Bağcılar’da ortaya çıkan ses yalıtımlı odada çocuklara cinsel istismar dehşetiyle ilgili açıklama yaptı. Ağ Sözcüsü Sibel Gündüz Koca, “Türkiye bir çocuk istismarı karanlığının içine gömülüyor. Siyasi iktidar, Çocuk Hakları Sözleşmesi’nde yazdığı üzere çocuğun gelişimine uygun onun yüksek yararını gözetecek bilimsel bir eğitim ortamını sağlamak yerine kendi ideolojik görüşlerini, yani siyasal İslamı çocuklara dayatıyor. Çocuğa yönelik cinsel istismarın önlenmesinde güçlendirici, hak temelli, çocuğun sözünü, sesini, hayırını duyan hem ebeveynler hem çocuklar için bedensel söz hakkına yönelik pedagojik eğitimlerin yaygınlaştırılması gerekmektedir” dedi.
İstanbul Bağcılar’da sucu Metin Şenay’ın ses yalıtımlı bir odada çok sayıda çocuğa 10 yılı aşkın süredir cinsel istismarda bulunduğunun ortaya çıkmasının yankıları sürüyor. Eskişehir Kadın Savunma Ağı üyesi kadınlar, İsmet İnönü Caddesi’nde bir araya gelerek açıklama yaptı.
“ÇOCUKLAR VE KADINLAR YASAL KORUMAYA İHTİYAÇ DUYUYOR”
Eskişehir Kadın Savunma Ağı adına basın açıklamasını okuyan Sibel Gündüz Koca, şunları söyledi:
“Bizler, çocuk haklarının hayata geçirildiği, çocukların tarikatlara emanet edilmediği, sevgi ve güven ortamında yaşayabildiği, gelişimlerine ve psikolojilerine uygun, hakları olan bilimsel ve laik bir eğitimi alabildikleri, gerici aile politikalarıyla sindirilmedikleri bir ülke istiyoruz. Fakat görüyoruz ki her yer suç mahalli. 2009 yılında yargılandığı çocuk istismarı davasından delil yetersizliği nedeniyle beraat eden Metin Şenay’ın yaşadığı mahallede çok sayıdaki çocuğu yıllardır istismar ettiği ortaya çıktı. Son 10 yılda çocuk istismarında yüzde 700 oranında artış yaşandı. Çocuğa yönelik istismar vakalarında yaşanan bu artışa baktığımızda en çok aile içi ve yakın çevre tarafından cinsel istismara maruz bırakıldığını görüyoruz. Cinsel istismar suçundaki istatistiklere de yansıyan bu artış; çocukların ve kadınların yasal korumaya ihtiyaç duyduklarını şüphesiz ki ortaya koyuyor. Fakat iktidar politikaları cinsel istismarı önlemek ve çocukları bu suçtan koruyacak yasaları oluşturmak yerine failleri koruyan önergeleri çözüm önerisi olarak ortaya koyuyor.
“SUÇLULAR CEZALANDIRILMALI, ÖNLEYİCİ POLİTİKALAR OLUŞTURULMALI”
Çocuğa yönelik istismarın ve şiddetin ortadan kaldırılması için suçluların cezalandırılması, önleyici politikaların oluşturulması ve ayrıca eğitim politikalarında da Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin temel alınması gerekmektedir. Çocuğa yönelik gerçekleşen cinsel istismar olaylarında siyasi iktidardaki yetkililerin neler söylediğini hatırlamak için bir toplumsal hafızamıza bakalım; 2016 yılında dönemin Adalet Bakanı Bekir Bozdağ İsmailağa Cemaati’ne bağlı Hiranur Vakfı’nda 6 yaşındaki çocuğun istismar edilmesine yönelik, ‘bunlar küçüğün de rızasıyla yapılmış işler’ açıklamasında bulunmuştu. Devletin asli görevlerinden biri cinsel saldırı ve istismar suçlarına karşı oluşturacağı yasalarla özellikle kadınların ve çocukların korunmasını sağlamaktır fakat siyasi iktidarın adalet bakanı, bir çocuk cinsel istismara uğradığında onun rızasını öne sürerek istismarcıyı korumaktadır.
“FAİLİ AKLAYAN SÖZLERLE İSTİSMARCILARI GÜÇLENDİRİYORLAR”
Eğer ki cinsel istismar faili Metin Şenay da 2009 yılında ilk şikayette salınmasaydı şu an birçok çocuğun hayatı kurtulabilirdi. Türkiye bir çocuk istismarı karanlığının içine gömülüyor. Şanlıurfa Barosu’nun açıkladığı verilere göre son 10 ayda 950 istismar vakası bildirildi. İstanbul Barosu Çocuk Hakları Merkezi’nin raporuna göre de ayrımcılığa maruz kalan, istismar edilen, şiddete uğrayan, ticari olarak sömürülen çocukların sayısı her geçen gün artıyor. Bugün ve her gün, istismarcıları değil çocukları koruma günüdür. Hem çocukları hem yetişkinleri bu konuda güçlendirecek eğitim politikaları sunmak ve Çocuk Hakları Sözleşmesi’ni esas alan çocuğun yüksek yararını gözeten bilimsel bir eğitim vermek yerine ÇEDES projesiyle imamlar anaokullarında ve birçok kademede hiçbir pedagojik eğitimi olmadan çocuklara ders veriyorlar.
“GERİCİ POLİTİKALARA RAĞMEN ÇOCUKLAR SUSMUYOR”
Siyasi iktidar, Çocuk Hakları Sözleşmesi’nde yazdığı üzere çocuğun gelişimine uygun onun yüksek yararını gözetecek bilimsel bir eğitim ortamını sağlamak yerine kendi ideolojik görüşlerini, yani siyasal İslamı çocuklara dayatıyor. Çocuğa yönelik cinsel istismarın önlenmesinde güçlendirici, hak temelli, çocuğun sözünü, sesini, hayırını duyan hem ebeveynler hem çocuklar için bedensel söz hakkına yönelik pedagojik eğitimlerin yaygınlaştırılması gerekmektedir. Çocuğu nesneleştiren ve pasivize eden tüm bu gerici politikalara rağmen çocuklar susmuyor, bu seslere kulak tıkayanlara karşı biz de haykırmaya devam edeceğiz. Çocuk anlatır, sen dinle, istismarı önle!”
]]>
MUSTAFA USTA
Eğitim- İş Sinop Şube Başkanı Celal Şahbenderoğlu, “İlimizde merkez ilçede 3 farklı okulda istenmeyen bir takım olaylar yaşandı. Tabi bu olayların hepsinin ortak noktasında okullardaki güvenlik sorunu ön planda duruyor. Yaşanan olaylar gerçekten üzücü. Maalesef eğitim yuvalarında çocuklarımızın eğitimlerinde, orada çalışan personelin ortamlarının son derece güvensiz bir durum içinde olduğunu bize göstermiş oldu” dedi.
Eğitim-İş Sinop Şube Başkanı Celal Şahbenderoğlu, Sinop kent merkezinde bir günde 3 okulda 3 farklı olayın gerçekleşmesinin ardından açıklamalarda bulundu. Eğitim-İş Sinop Şube Başkanı Celal Şahbenderoğlu, şöyle konuştu:
“OKULLARDA GÜVENLİK SORUNU VAR”
Celal Şahbenderoğlu şunları söyledi:
“İlimizde merkez ilçede 3 farklı okulda istenmeyen birtakım olaylar yaşandı. Tabi bu olayların hepsinin ortak noktasında okullardaki güvenlik sorunu ön planda duruyor. Yaşanan olaylar gerçekten üzücü. Maalesef eğitim yuvalarında çocuklarımızın eğitimlerinde orada çalışan personelin ortamlarının son derece güvensiz bir durum içinde olduğunu bize göstermiş oldu. Yaşanmış olayların bir tanesinde bir velinin çocuğunun yapmış olduğu disiplinsizlik sonucu belki üste çıkmak için olsa gerek okuldaki idarecilere hakaret etmesi, sözlü saldırıda bulunması, araya giren kişilerin engellemesiyle belki de şiddetin o an önlenmesi gibi bir söz konusu durum oldu. Tabi bu oldukça üzücü. Eğitmenlerimize, öğretmenlerimize, idarecilerimize yapılmış bir saldırı girişimi bu. Bunun haricinde başka bir okulumuzda, bu ilk dediğimiz olay Anadolu lisesinde gerçekleşiyor, diğeri Sarı Saltuk Anadolu Lisesi’nde gerçekleşen olayda ise bir proje kapsamında bir sergi açılmak isteniyor okulda, okul dışındaki bir kişi okula gelip o sergisini açmak istediğinde o serginin maalesef farklı amaçlara evrildiğini görüyoruz. Sergiyi yapan kişilerle öğrenciler arasında birtakım polemikler yaşanıyor. Türk Bayrağı üzerine bir polemikler yaşanıyor ve peşine ertesi gün öğrendiğimize göre o şahıs tekrar okula gelerek izinsiz bir şekilde çocukların bulunduğu boş bir sınıfa girip çocukları tehdit ediyor. Çocuklarla bir takım polemiklere giriyor. Bunlar son derece tehlikeli, sakıncalı ve yaşanmamış olması gereken olaylar maalesef okullardaki bu güvenlik sorunu yüzünden yaşanıyor.
“ÖĞRETMENE OLAN BU ŞİDDETİ DURDURUN DİYORUZ”
Bir başka olay da Necmettin Erbakan Mesleki Teknik Anadolu Lisesi’nde yaşanıyor. Ben araştırmam sonucunda öğreniyorum ki okulda, çok büyük bir kompleksi olan geniş bir alanı bulan erkek ve kız yatılı öğrencilerin bulunduğu okulda gece bekçisinin olmadığını öğreniyoruz. Buraya eleman yetersizliği bahane edilerek buraya bu elemanlar gönderilmemiş onu öğreniyoruz. Bundan dolayı da bir çocuğun sabah saatlerinde okuldan kaçtığını veya kaçırıldığını öğreniyoruz. Tabi bu son derece tehlikeli ve gerçekten öğretmenleri de çaresiz bırakan bir durum var maalesef. Sonuç olarak bir şekilde bu olaylar dönüp dolaşıp öğretmenlere yansıtılıyor. Hep merkezi öğretmenler oluyor. Bizim de en çok canımızı sıkan nokta da bu. Bazı kişilerin görevini tam yapmamasından kaynaklı olan bir takım olumsuzluklar dönüp dolaşıp öğretmenlere fatura edilmeye çalışılıyor. Öğretmenler, öğrenciler bu durumdan mağdur olmasına rağmen bazı insanlar okullarda bu şekilde hareketlerde bulunabileceğini, gidip öğretmenleri tehdit edebileceklerini, öğrencileri tehdit edebileceklerini kendilerine hak olarak görüyorlar. Bizi en çok rahatsız eden kısım da bu zihniyet. Bu zihniyetle biz mücadele ediyoruz. Edilmesi için de topluma çağrıda bulunuyoruz ve bu hususta pazartesi günü Eğitim-İş Sendikası ve diğer katılımcı sendikaları da davet ettik ve bir basın açıklaması yapmayı planlıyoruz. Öğretmene olan bu şiddeti durdurun diyoruz. Çünkü gerçekten Sinop’ta yaşanan olaylar, kulağımıza gelen olaylar ve gelecekte yine birçok olay yaşanması endişesini yaşıyoruz. Bu ortamda ve bir takım tedbirlerin alınmasını, toplumunda okul yuvalarına biraz daha saygılı davranmasını bekliyoruz. Çözümü bu şekilde şiddet kullanarak, zorbalıkla bu şekilde bu işleri çözüme getirebileceklerini hiçbir zaman sanmasınlar. Bunlar tabi birtakım idari ve adli makamlara da intikal etmiş olaylar. Bunların da takibini yapacağız sendika olarak hangi aşamalara geldiğini. Tabi dediğim gibi toplumun da okullarımıza, öğretmenlerimize saygılı davranmasını istiyoruz.”
]]>
Birçok dizi ve filmlerde rol alan dizi, sinema tiyatro ve reklam oyuncusu Tahsin Tonkuş, şimdilerde ise huzurevinde yaşamını sürdürüyor
SİVAS – Birçok dizi ve filmlerde rol alan dizi, sinema tiyatro ve reklam oyuncusu Tahsin Tonkuş, şimdilerde ise huzurevinde yaşamını sürdürüyor.
Sivas Valiliği İhramcızade İsmailhakkı Toprak Huzur Evi’nde kalan 73 yaşındaki dizi, sinema tiyatro ve reklam oyuncusu Tahsin Tonkuş, hayat hikayesini anlattı. Kurtlar Vadisi, Seksenler, Arka Sokaklar, Galip Derviş, Lale Devri gibi birçok projeden rol alan Tonkuş, 20 yıl önce evinden ayrıldığını ve sonrasında huzurevinde yaşamayı tercih ettiğini söyledi. Tonkuş, makine teknisyeni olarak çalışırken drama eğitimine devam ettiğini ve Ayla Algan gibi usta isimlerden eğitim aldığını belirtti. Tonkuş, huzurevindeki personellerle bir aile ortamı oluşturduklarını ve çok mutlu olduğunu sözlerine ekledi.
“Evde olmanın tadını asla özlemiyorum”
Tiyatro oyuncusuyum aynı zamanda tiyatro grubumuzdan yapımcımızın izniyle kameraya transfer oldum ve birçok dizi, reklam ve filmde oynadım diyen 73 yaşındaki Tahsin Tonkuş, “Ben ortaokuldayken Sivas Halk Eğitim Merkezinde bağlama ve drama derslerine başladım. Bir süre sonra Sivas’tan çalışmak için İstanbul’a gitmem gerekti. Ben makine teknisyeniyim fabrikalarda çalıştım ve bu arada da Sivas Halk Eğitimde ‘ki drama hocam ‘uygulamalı bir tiyatro grubunda ol mutlaka eğitim al’ dedi. Onun ricası üzerine bağlamayı öteledim ve tiyatroya öncelik verdim. Uzun yıllar hem eğitim aldım hem çalıştım. Bununla birlikte doktrin öğrencisiyim drama ve oyunculuk. Branş hocamız merhum Ayla Algan hanımefendiydi, kendisini çok severdik. Daha sonra haliyle yapımcıların izniyle hem tiyatroyu hem sinemayı beraber yürüttüm ve birçok projede yer aldım. Evimden yaklaşık yirmi yıl önce ayrıldım, huzurevini tercih ettim. Beş sene Erzurum’da kaldım. Bir buçuk yıldır burada, kalıyorum. Huzurevinde devletimizin şefkatli kollarını gördüm. Evde olmanın tadını asla özlemiyorum. Çünkü buradaki personellerimizle en büyüğünden en küçüğüne kadar bir kardeşlik diyaloğu içindeyiz” dedi.
“Ben tiyatro dışında bir hayat düşünemiyorum”
Tiyatro dışında hayat düşünemediğine değinen Tonkuş, ” Şimdi İstanbul huzurevinde olmak isterdim daha yakın olacaktım projelerde çalışmaya devam edecektim. Orada mümkün olmadı boş yer olmadığından dolayı o nedenle Anadolu’ya geldim. Yoksa İstanbul’da olsaydım çalışmalarım devam edecekti. Biz ya tiyatro provasında ya da sette nefes alıyoruz. Diğer zamanlar kendimi yarım nefes alıyor yarım yaşıyor kabul ediyordum. Takdir edersiniz ki tiyatro provaları, sahnesi olsun insana hayat veren yerlerdi. O nedenle hep o dünyanın içindeydim. Koca bir hayat su gibi geçti. Gençler mutlaka drama eğitimi alsınlar. Ben tiyatro dışında bir hayat düşünemiyorum. Doktor da olsanız avukatta olsanız kendinizi ifade edebilmenin en güzel en kolay sanatı dramadır. Başarıya giden yol insanın kendini ifade edebilmesinden geçer” ifadelerine yer verdi.
]]>Deprem riski yüksek kentte 2 yıl önce gönüllü 27 öğretmen ve 13 kurum personelinin katılımıyla AKUB kuruldu.
AFAD İl Müdürlüğünde ilk yardım, teknik arama, psikososyal destek, güvenlik, cihazla arama ve barınma gibi konularda eğitim alan AKUB ekibi, öğrencileri afetlere karşı bilinçlendirmek için eğitim çalışması başlattı.
Okul okul gezen ekipler, öğrencilere bir afet durumunda yapılması gerekenlerle ilgili teorik ve uygulamalı bilgilendirme yapıyor.
Ekiplerin 33’üncü durağı Necip Fazıl Kısakürek Anadolu Lisesi oldu.
Öğrencilerle görüşerek afetlere karşı bilgilendirmek için sunum yapan ekipler, daha sonra senaryo gereği kentte meydana gelen yıkıcı bir deprem sonrası tahliye, ilk yardım ve enkaz altında kalan yaralıların kurtarılması konusunda tatbikat gerçekleştirdi.
“Afetlere sürekli hazır olmamız gerekiyor”
İl Milli Eğitim Müdürü Mehmet Yiğit, AA muhabirine, Elazığ’ın deprem kuşağında olduğunu ve bugüne kadar depremler yaşadığını ifade ederek, bu depremlerden sonra afetlere karşı bilinçlenmenin kaçınılmaz olduğunu söyledi.
Afetlere karşı hazırlıklı olmak için çalışmalar yaptıklarını, bünyelerinde arama kurtarama ekibi kurduklarını ifade eden Yiğit, şöyle dedi:
“Ekibimiz 40 eğitim çalışanından oluşuyor. Ekibin içinde ‘yiyecek içecek’, ‘arama kurtarma’, ‘barınma’ gibi alt gruplar da var. Bu kapsamda spesifik eğitimler aldılar. Ekibimiz son yaşadığımız 6 Şubat 2023’teki depremlerde başta Malatya olmak üzere diğer illerimizde arama kurtarma faaliyetlerine katıldılar. Bu ekibi güçlendirerek olası afetlere karşı hazırlıklı hale getirmek için bütün çalışmalarımızı yaptık. Afetlere sürekli hazır olmamız gerekiyor.”
Ekibin verilen eğitimlerle olası afetlere karşı hazır durumda olduğunu anlatan Yiğit, bütün öğrencileri ve eğitim çalışmalarını bu doğrultuda bilgilendireceklerini kaydetti.
Yiğit, bu eğitimi alan öğrencilerin diğer aile bireylerini de bilgilendireceğini dile getirerek, ve katkısı olacak. İlimizde bulunan 556 okulumuzda 133 bin öğrencimize bu eğitimleri güncel haliyle verip onları depreme ve afetlere hazırlıklı hale getirmek niyetindeyiz. Bu doğrultuda öğrencilerimiz hem deprem anında hem de sonrasında ne yapacaklarının bilincinde olacaklar.” ifadelerini kullandı.
“Elazığ’daki bütün okullarda bu eğitimleri vermekteyiz”
AKUB üyesi Suat Toksöz eğitim çalışanları olarak gönüllülük esasına dayanarak bu hizmeti verdiklerini belirtti.
Afetin hayatın bir parçası olduğunu ifade eden Toksöz, “Öğrencilerimizin afetlerde ilk yardım ve psikolojik olarak durumu yönetebilmeleri konusunda hazırlıklı olmaları için çalışıyoruz. Elazığ’daki bütün okullarda bu eğitimleri vermekteyiz. 2020 depremine hazırlıksız yakalanmıştık. 2023’teki Kahramanmaraş merkezli depremlerde ise AFAD ile birlikte çalışmalara katıldık. Ekibimiz sahada psikolojik destek de verdi, depremin ilk 3 gününde 380 çadır kurdu. Eğitimin devam etmesi için de çadır kurduk, gıda yardımlarında bulunduk.” diye konuştu.
Öğrencilerden Kemal Yıldızhan, verilen eğitimin çok faydalı olduğunu belirterek, hem deprem anı ve sonrasında yapılması gerekenlerle ilgili hem de ilk yardım konusunda bilgi sahibi olduklarını aktardı.
İrem Kalkancı, depremlerin meydana geldiği bir kentte yaşadıklarını ifade ederek, bu eğitim ile olası afetlere karşı hazırlıklı olmaları için bilgilendirildiklerini anlattı.
]]>Muş Alparslan Üniversitesi bünyesinde sağlıklı ve başarılı yaşlanmayı, kuşaklararası iletişimi sağlamak amacıyla kurulan “60+ Tazelenme Üniversitesi” 4 Mart’ta eğitim hayatına başladı.
Çocuk ve torunları yaşındakilerle aynı sıraları paylaşan 60 yaş ve üzeri 24 üniversiteli, haftanın 3 günü insan anatomisi ve fizyolojisi, ağız ve diş sağlığı, iktisat, kadın çalışmaları, fiziksel egzersiz, hukuk, tarih, ziraat ve aşçılık dersleri alıyor.
“Derslerini hiç kaçırmıyorlar”
Muş Alparslan Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mustafa Alican, AA muhabirine, dünyanın birçok yerinde hızlı bir gelişme gösteren “60+ Tazelenme Üniversitesi”ni Muş’ta kurdukları için kendilerini şanslı hissettiklerini söyledi.
Bu çalışmanın kent ile üniversitenin bütünleşmesi açısından önemli bir proje olduğunu belirten Alican, “Üniversitemizde şehrimizin yaşlılarını ağırlıyoruz ve onlarla haftanın 3 günü ders yapıyoruz. Tazeleme Üniversitesi bir anlamda daha kaliteli yaşlanma süreci geçirilmesi amacını taşıyan bir uygulama. Yaşlılar üniversite sıralarında oturup torunlarının gittiği okulda ders işliyorlar. Yaşlılarımızı üniversitemize getirmek, sınıflarımızda ağırlamak, çay içmek ve sohbet etmek istiyoruz. Onların deneyimlerinden istifade ederek kayıt altına almak istiyoruz. Tazelenme Üniversitesinin birçok anlamı var. Hem yaşlılarımızın buluşması hem de yaşlı insanlarımızın gençlerle bir araya gelmesi.” diye konuştu.
Alican, böylece güzel bir sinerji yakaladıklarını dile getirerek, “İlkokul, ortaokul ve liseye gitmemiş ya da gitmiş ama üniversite okuyamamış birçok yaşlı insanımızı üniversiteyle buluşturmuş olmanın keyfini yaşıyoruz. Yaşlılarımız, ‘Biz üniversite okuyamadık, Tazelenme Üniversitesi ile bir anlamda üniversite öğrencisi gibi eğitim alma imkanına kavuşmuş olmak bizim için çok heyecan verici.’ diyorlar. Derslerini de hiç kaçırmıyorlar, yoklamalarda her zaman varlar. Kendilerini çok seviyoruz.” ifadelerini kullandı.
“Biz okuyamadık ama şimdi 81 ilde üniversite var”
Lise mezunu öğrencilerden Burhan Sayılgan ise imkansızlıklardan dolayı hayali olan üniversiteyi okuyamadığını belirtti.
Okumanın, öğrenmenin yaşının olmadığını vurgulayan Sayılgan, şunları kaydetti:
“Bize böyle bir imkan tanındı ve kayıtlarımızı yaptık. Çok memnunuz. İnşallah mezun olacağım. 4 yıllık üniversite hayalimiz var, o da gerçekleşecek inşallah. Ömrümüz yeterse diplomamızı alacağız. Bu ortamı görmek, yeni arkadaşlar ve çevre edinmek güzel. Kentte esnafım. Uzun yıllar sonra, böyle bir ortamı görmek gerçekten güzel. Haftanın üç günü geliyoruz. Ondan sonra tekrar işimize dönüyoruz. Önceden böyle imkanlar olmadığı için biz üniversiteyi okuyamadık ama şimdi 81 ilde üniversite var.”
Birçok alanda eğitim gördüklerini anlatan Sayılgan, “Derslerin faydasını şimdiden görmeye başladık. Eve gittiğimde derste ne işlediğimi eşime ve çocuklarıma anlatıyorum. Çocuklar da ‘Baba üniversiteli oluyor’ diyorlar. 4 çocuğum var hepsi üniversite mezunu. Onların arasına katılmak istiyorum. Beşinci üniversiteli olarak eve gireceğim inşallah.” dedi.
63 yaşındaki Mehmet Sait Çağlayan da Muş’ta yaşadığını ve 5 çocuk babası olduğunu belirterek, “Bu yaştan sonra biz de üniversiteli olduk. Çok güzel bir duygu. Lise mezunuyum. Bilginin sınırı yok. Elbette her yaşta bilgi edinmek güzel bir şey. Üniversite hayalim vardı, o dönemde bu kadar imkan yoktu. Çocuklarımı okutmaya çalıştım. Çok şükür 5 çocuğumdan 4’ü üniversite mezunu. Emekli memurum. İkinci baharımızda üniversite okuyoruz. Burada bilgilerimizi tazeliyoruz. Güzel bir şey. Ayrıca terzilik mesleğim de var. Onu da yapıyorum. Boş zamanlarımda kitap okuyorum.” diye konuştu.
“Amacımız, kuşaklararası iletişimi sağlamak ve sosyalleşmelerini artırmak”
60+ Tazelenme Üniversitesi Koordinatörü Dr. Öğretim Üyesi Mehmet Efe ise 24 kişinin kayıt yaptırarak eğitime başladığını bildirerek, “Birinci gayemiz yaşlılarımızın aktif ve başarılı bir yaşlanma dönemiyle yaşamlarını devam ettirmek, kuşaklararası iletişimi sağlamak ve sosyalleşmelerini artırmak. Çok güzel dönüşler alıyoruz. Eğitime, 4 Mart’ta başladık. Eğitim sürecimiz 4 yıl devam edecek.” dedi.
]]>Bakan Tekin, Burdur’daki programı kapsamında ziyaret ettiği Abdi Özeren İmam Hatip Ortaokulu’ndaki öğrencilerle bayrak törenine katıldı.
Buradaki öğrenciler, Tekin’e sarılarak sevgi gösterisinde bulundu.
Öğrenciler ve öğretmenlerle hatıra fotoğrafı çektiren Tekin, Necip Fazıl Kısakürek Konferans Salonu’nda düzenlenen İl Eğitim Yöneticileri Toplantısı’na katıldı.
Bakan Tekin, toplantıda yaptığı konuşmada, Milli Eğitim Bakanı olarak göreve başladığı günden itibaren illeri ziyaret ettiğini, gittikleri yerde ilin eğitim-öğretim altyapısı ve bütün problemlerini masaya yatırıp çözüm üretmeye çaba gösterdiklerini söyledi.
İllerdeki yetkililerinin kendilerine ilettiği eksiklikleri ve ihtiyaçları çalışarak kentlere geldiklerine işaret eden Tekin, yerinde gerçek durumu da görerek kararlar aldıklarını aktardı.
Bu kapsamda Burdur seyahatini de genel müdürlerle yaptıklarını belirten Tekin, “Milli Eğitim Bakanlığı Merkez Teşkilatı’ndaki birim amirlerince en az bir genel müdür düzeyinde Türkiye’deki 922 ilçenin tamamı ziyaret edilmiş durumda. Hepsinin herhangi bir talebi, yatırım programına ilişkin bir önerisi, her neyi varsa yerinde görülmüş ve değerlendirilmiş durumda.” ifadelerini kullandı.
2002’de dönemin Başbakanlığınca “Cumhuriyet’in 100. Yılı’na Mektuplar” isimli bir proje yapıldığı anımsatan Tekin, “Proje PTT üzerinden yürütüyor. PTT’de Cumhuriyet’in 100. Yılı’nda, yani geçtiğimiz ekim ayında yaklaşık 20 yıl önce yazılan mektupları ilgili bakanlıklara dağıttı. Bakanlığımıza o dönem öğretmen arkadaşlarımız, eğitim müfettişleri, yöneticilerimiz, hatta öğrenciler tarafından yazılan yüzlerce mektup ulaştırıldı. Mektupları değerlendirdiğimizde o gün öğretmen arkadaşlarımızın dilek ve temennilerinin katbekat üstünde bir noktada olduğumuzu rahatlıkla söyleyebilirim. Bakın şöyle diyorlar. Mesela bir öğretmenimiz ‘Altmış kişilik sınıfta ders anlatmam inşallah.’ diyor. Başka bir öğretmenimiz ‘İnşallah elektriği ve suyu olan bir okulda ders anlatırım 100. yılda. Başka bir öğretmenimiz diyor ki ‘İnşallah farelerin cirit atmadığı bir okulda ders anlatırım.’ Bir öğrencimiz diyor ki ‘Cumhuriyet’in 100. Yılı’nda insanların kılığından kıyafetinden dolayı eğitim-öğretim hakkında mahrum edilmediği bir Türkiye’de yaşarız.’ Bunlar kurgu şeyler değil. Bunlar 20 yıl önce yazılmış, ilgili kişilerin mektupları. Çok şükür şu an geldiğimiz nokta itibarıyla bunların hiçbirini tartışmadığımız bir dönemdeyiz.” ifadelerini kullandı.
“Bütün okullarda internet erişimi var”
Eğitim-öğretimde altyapı anlamında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde Türkiye’deki çok ciddi bir mesafe aldıklarına dikkati çeken Tekin, şöyle konuştu:
“Eğitim-öğretimde fiziki altyapı olarak derslik başına düşen öğrenci sayısı ve öğretmen başına düşen öğrenci sayısı itibarıyla şu an OECD ülkeleri ortalamalarına erişmiş durumdayız. Türkiye’de yaklaşık 700 bine yakın dersliğimizde etkileşimli tahta var. Bu tahtaların her biri internet erişimine sahip. Bütün okullarda internet erişimi var. Biraz önce okulları ziyaret ettik. Öğretmen arkadaşlarımız derslerle ilgili ihtiyaç duydukları her türlü görsel dokümana ders kitaplarının QR kodları okutularak animasyonlar üzerinden izlenebildiği EBA bilişim ağına sahip. EBA’da milyonlarca içerik var, dolayısıyla teknik teknolojik altyapı olarak böyle bir noktaya gelmiş durumdayız çok şükür. Daha iyi olması, içeriğinin, niteliğinin arttırılması için çaba sarf ediyoruz.”
Tekin, Burdur’da 2024 yılı içinde ihale edilip bir buçuk yıl içinde tamamlamayı düşündükleri 24 proje olduğunu değinerek, “İlkokul, anaokulu, ortaokulu, güzel sanatlar lisesi, Anadolu lisesi, spor lisesi, mesleki ve teknik lise, çok programlı lise, özel eğitim uygulama merkezi, ortaöğretim pansiyonu olmak üzere toplamda 24 projemiz şu an itibariyle bizim tarafımızdan onaylanmış durumda. İnşallah en kısa zamanda ihaleleri yapılarak proje süreçleri tamamlanır. Bunların yaklaşık bugünkü bedelle proje bedeli 2 milyar liraya yakın bir miktar. İnşallah Burdur’a, Burdur’daki çocuklarımıza, buradaki öğretmenlerimize, eğitim öğretim camiasına hayırlı olur.” diye konuştu.
]]>Tarımsal alanda modern çalışmalarda bulunulması amacıyla 1885 yılında 26 bin dönüm arazide yapımına başlanan ve inşaatı 1891’de tamamlanan okul, “Nazari ve Ameli Hüdavendigar Hamidiye Ziraat Mektebi” adıyla açılmasının ardından 133 yıldır Türk tarımı ve hayvancılığının geliştirilmesi için deneysel çalışmaların yanı sıra üretim faaliyetlerinde de bulunuyor.
Uygulamalı eğitim veren meslek lisesinin en çok tercih edilen bölümlerinden olan Hayvan Yetiştiriciliği ve Sağlığı Alanındaki 178 öğrenci, at bakımı ve yetiştiriciliği, binicilik gibi konularda hem üniversiteye hem de mesleğe hazırlık aşamasında deneyim kazanıyor.
“Teveccüh gören bir bölüm”
Okul müdürü Ali Cihan, AA muhabirine, söz konusu alanda at sağlığı, yetiştiriciliği ve binicilik konusunda öğrencilere eğitim verdiklerini söyledi.
Hayvan Yetiştiriciliği ve Sağlığı Alanına sınavla öğrenci aldıklarını belirten Cihan, “Alanımız yoğun talep görüyor ve sınavla öğrenci almamıza rağmen kontenjanı doluyor. Teveccüh gören bir bölüm. Öğretmen ve öğrencilerin mutlu olduğu, tamamen uygulamalı eğitimin hakim olduğu bir bölüm diyebiliriz.” dedi.
Türkiye’de at yetiştiriciliği konusunda Ceylanpınar ve Karacabey haralarının dünyaya hizmet verdiğini hatırlatan Cihan, bu alanda sektörün yetişmiş eleman ihtiyacını karşılamaya çalıştıklarını dile getirdi.
Bursa’da bu alanın sadece kendi okullarında faaliyet gösterdiği bilgisini veren Cihan, şöyle devam etti:
“Tam kapasiteyle sınavlı öğrenci alıyoruz. Velilerden çok yoğun talep var. Özellikle bu sektörde iştigali olan velilerimiz, çocuklarının burada eğitim almasını istiyor. Tabii ki tek okul olmanın belki şanslı avantajını da kullanıyoruz. Oldukça yüksek seviyeli öğrencilerimiz var. Akademik yönelimleri var. İşlerini severek yapıyorlar. Okulumuza kaydı olan ve yerleşen öğrenci bir daha başka bir okula geçmeyi kesinlikle düşünmüyor. Bu da bizim için sevindirici. İşimize de dört elle sarılmamızı sağlayan bir unsur.”
Cihan, okulda yetişen ziraatçıların, kendi işletmelerinde, üretim çiftliklerinde çalışmayı sürdürmesi ve mevcut öğrencilere yol gösterici olmalarından büyük memnuniyet duyduğunu ifade etti.
“Öğrencilerimiz ‘Atlara gidecek miyiz?’ diye soruyor”
Alanda görevli öğretmenlerden Serpil Erdem, tarihi lisede öğrencilere at yetiştiriciliği, binicilik ve at bakımı konularında eğitimler verdiklerini aktardı.
Arazilerinde çeşitli hayvanların bulunduğunu söyleyen Erdem, “Okulda kaz, ördek ve tavuk gibi kanatlı hayvanlarımız var. Yumurtacı tavuk ırkıyla yumurta üretimi yapılıyor. Koyun ve keçi ırkından yaklaşık 40 küçükbaşımız var. Onların üretimini burada yapıyoruz. Tavlamızda aynı zamanda atlar yetiştirirken öğrencilerimizle bu derslere uygulamalı bir şekilde devam ediyoruz.” ifadesini kullandı.
Erdem, öğrencilerin derse ilgisinin yüksek olduğuna değinerek, şunları kaydetti:
“Özellikle uygulama dersini anlatırken öğrencilerimiz ‘Atlara gidecek miyiz? Atlarla ilgili ders işleyecek miyiz?’ diye soruyor. Tavlamızda atlara günlük tımar yapma, bakım ve besleme, su verme, hayvan konforu ve refahının nasıl sağlanması gerektiği, barınak şartlarının ne olması gerektiğiyle ilgili konuları işliyoruz. Bölümümüze talep çok fazla. Kontenjanımız okul başladığı anda dolmaya başlıyor. İsteyerek, severek geliyorlar.”
10’uncu sınıf öğrencisi Ender Karakuş, derslerin çok güzel ve zevkli geçtiğini belirtti.
Bu okulda eğitim gördüğü için çok memnun olduğunu ifade eden Karakuş, “Atlarla aram iyi. Bizim kendi haramız da var. Ondan dolayı ata binmeyi az çok biliyordum. Tabii burada hocalarımın sayesinde daha çok öğrendim. Yani biniciliği buraya gelince öğrendim.” diye konuştu.
]]>Büyükşehir Belediyesi, Kayseri’de sektörün nitelikli eleman ihtiyacını karşılamak amacıyla birçok kurs ve eğitim vermeye devam ediyor. Bu kapsamda eğitimin öncü kuruluşu ve amiral gemisi olan 11 birimiyle şehir merkezinde ve tüm ilçelerde 41 tesiste 55 farklı noktada sergiler, seminerler, sosyal, sanatsal ve kültürel etkinlikler, geziler düzenleyen KAYMEK, şimdi de Kayseri’de bulunan çağrı merkezlerinde istihdam imkanı sağlamak amacıyla Çağrı Merkezi Kursu açtı. Çağrı merkezi alanında çalışabilecek bilgili ve donanımlı elemanlar yetiştiren KAYMEK tarafından Sümer Tesisleri’nde haftanın 5 günü Çağrı Merkezi Kursu eğitimi veriliyor.
KAYMEK Sümer Tesisleri’nde açılan kursta kursiyerlere toplamda 544 saatlik eğitim verilecek. Sabah 09.00-12.00 saatleri arasında 10, öğlen ise 13.30-16.30 saatleri arasında 11 olmak üzere toplamda 21 öğrenci bulunan kursta, eğitimini tamamlayan ve MEB onaylı belgesini almaya hak kazanan kursiyerler sadece çağrı merkezlerinde değil iletişimin olduğu her alanda istihdama hazır bilgilere sahip olma hakkı kazanacak.
“Başkan Büyükkılıç’ın Vatandaşın Talepleri Konusunda Hassasiyeti Fazla”
Büyükşehir Belediyesi KAYMEK Eğitmeni Hatice Demirel, vatandaşın talebi üzerine açılmış olan Çağrı Merkezi Kursu’nun özelliklerini anlatarak, şunları söyledi:
“Çağrı merkezi alanı Kayseri’de ve Türkiye’de çok hızlı gelişmektedir. Sektöre biz de katkıda bulunmak amacıyla Çağrı Merkezi Kursu’nu açmış bulunmaktayız. Amacımız çağrı merkezi kursunda, sektör adına buradaki öğrencilerimizi tam donanımlı bir şekilde yetiştirmek. Sadece çağrı merkezi alanında değil, aynı zamanda iletişimin gerektiği her alanda kursiyer yetiştiriyoruz. Öğrenciler çok istekli bir şekilde katılıyorlar, kurslardan çok memnunlar. 544 saatlik bir eğitim veriyoruz kursumuzda. Haftada 5 gün. Halkımızın talebi üzerine açılmış bir kurs. Büyükşehir Belediyemiz bu konuda çok hassas. Büyükşehir Belediye Başkanımız Memduh Büyükkılıç’ın bu konularda hassasiyeti fazla olduğu için halkın taleplerine karşılık vermeye çalışıyoruz.”
“Çağrı Merkezlerinde İş İmkanı Daha imkanlı Olduğu İçin Bu Kursu Tercih Ettim”
Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Memduh Büyükkılıç’a bu imkanlardan dolayı teşekkür eden kursiyer Dilek Söylemez, “Büyükşehir Belediyesi’nin açmış olduğu kursları çok beğeniyorum. Açıkçası çağrı merkezlerinde iş imkanı daha imkanlı olduğu için bu kursu tercih ettim. Alanında uzman olduğunu düşündüğümüz hocalar tarafından eğitim görüyoruz. Büyükşehir Belediye Başkanımız Dr. Memduh Büyükkılıç’a öncelikle çok teşekkür ediyoruz. Bize güzel imkanlar sağlıyor. Gerçekten bu eğitimi alıp, işe başlayanların tam donanımlı olacağına inanıyorum” diye konuştu.
“Çok Verimli Geçiyor. İş imkanları da Sağlıyorlar”
Kursiyerlerden Diler Ekinci ise “Büyükşehir Belediyesi KAYMEK’te birçok kursa katıldım. Çok verimli geçiyor. İş imkanları da sağlıyorlar. Hobi olarak da kendinizi geliştirmek için tercih edebilirsiniz. Çağrı merkezine gelme sebebim var. Daha öncesinde bu alanı araştırdım. Bu yüzden kursa gelmek istedim. İletişim olan her yerde geçerli bir kurs. Çok faydalı olduğuna inanıyorum” dedi.
“Daha Donanımlı Olmak İçin Geliyorum Bu Kursa”
Çağrı merkezine kendini geliştirmek için geldiğini ifade eden Ali Karakurt da “Hayatıma renk kattığını düşünüyorum. Hocalarımıza öncelikle teşekkür ediyorum. Büyükşehir Belediye Başkanımıza da ayrıca teşekkür ediyorum. Daha donanımlı olmak için geliyorum bu kursa” şeklinde konuştu. – KAYSERİ
]]>Milli Eğitim Bakanlığı, daha önce sadece ders ve davranış notlarını içeren öğrenci karnelerinde tasarım ve içerik değişikliğine gidileceğini açıkladı. 2023-2024 eğitim öğretim yılı sonunda ilk kez dağıtılmaya başlanacak yeni tasarımlı karnelerde, sadece akademik başarı değil sosyal etkinlikler de işlenecek. Okul içi ve okul dışında gerçekleştirilen sosyal etkinlikler, karnelerde “bilimsel”, “kültürel”, “sanatsal”, “sportif” etkinlikler ve “toplum hizmeti” olmak üzere 5 ana başlıkta yer alacak.
Milli Eğitim Bakanlığı, daha önce sadece ders ve davranış notlarını içeren öğrenci karnelerinde tasarım ve içerik değişikliğine gidileceğini açıkladı. Bakanlık’tan konuyla ilgili yapılan açıklama şöyle:
“2023-2024 eğitim öğretim yılı sonunda ilk kez dağıtılmaya başlanacak karnelerde akademik başarının yanı sıra sosyal etkinlikler de yer alacak. Okul içi ve okul dışında gerçekleştirilen sosyal etkinlikler, karnelerde ‘bilimsel’, ‘kültürel’, ‘sanatsal’, ‘sportif’ etkinlikler ve ‘toplum hizmeti’ olmak üzere 5 ana başlıkta değerlendirmeye alınacak.
“ETKİNLİKLER DÖRT ANA DÜZEYDE İŞLENECEK”
Öğrencilerin sosyal etkinlikleri, karnelerinde ‘katılım’, ‘ürün ortaya koyma’, ‘performans gösterme’ ve ‘derece alma’ şeklinde dört ana düzeyde işlenecek. Böylece öğrencilerin sosyal etkinliklere katılım durumları derecelendirilmiş bir sistemle karnelere yansıtılmış olacak. Ayrıca sosyal etkinlikler gerçekleştiği yere göre de ‘okul içi’, ‘okullar arası’, ‘ilçe geneli’, ‘il geneli’, ‘bölgesel’, ‘ulusal’ ve ‘uluslararası’ olarak değerlendirilecek.
“SOSYAL BAŞARI GÖRÜNÜR HALE GELECEK”
Yeni düzenlemeyle birlikte öğrenciler karnelerinde ders notlarıyla birlikte sosyal etkinlik durumlarını da görebilecekler. Yeni düzenleme ile birlikte milyonlarca öğrencinin akademik başarısının yanında sosyal başarılarının da görünür hale gelmesi ve karnelerde sadece ders notlarıyla değil, yaptığı sosyal faaliyetleriyle de ön plana çıkabilmesi hedeflenecek.
“SPOR VE SANAT İLE İLGİLİ ÖĞRENCİLER ERKEN TESPİT EDİLEBİLECEK”
Yeni uygulama kapsamında, e-Okul sisteminde öğrencilerin sosyal etkinliklerine ilişkin tutulan kayıtların, öğrencinin bir üst eğitim kurumuna yerleşirken rehberlik hizmetlerine de kaynaklık etmesi amaçlanacak. Bu kapsamda okul idaresi ve öğretmenler, okula gelen bir öğrencinin sporla ya da sanatla ilgilenip ilgilenmediğini, ilgi ve becerilerinin neler olduğunu sisteme bakarak görebilecek.
Uygulamayla ayrıca öğrencilerin eğitim öğretim yılı boyunca okul, okullar arası, ilçe, il, bölge, ulusal veya uluslararası düzeyde katıldıkları yarışmalar, etkinlikler, tasarladıkları ürünler, e-Okul sistemi içinde ayrıntılı döküm halinde yer alacak. Böylece öğrencilerinin öğrenim hayatları boyunca yaptıkları tüm sosyal etkinlikler e-Okul’daki resmi kayıtlardan takip edilebilecek.
“SOSYAL ETKİNLİKLER İÇİN ÜÇ KATEGORİ BELİRLENDİ”
Öğrencilerin gerçekleştirdiği sosyal etkinliklerin e-Okul sistemine işlenmesi için 3 ayrı kategori belirlendi. Buna göre, öğrencilerin sosyal etkinlik belgelerine ‘okul etkinlikleri’, ‘merkezi etkinlikler’ ve ‘okul dışı bireysel etkinlikler’ şeklinde veri girişi yapılacak. Okul etkinlikleri, en az bir danışman öğretmen rehberliğinde oluşturulan öğrenci kulüplerindeki faaliyetlerden oluşacak. Bu etkinlikler, öğrenci kulüplerince önceden planlanmış sosyal etkinlikler ve toplum hizmeti çalışmalarını kapsayacak.
“OKUL DIŞI ETKİNLİKLER DE E-OKUL’A İŞLENECEK”
Öğrencilerin, MEB tarafından uygun görülen ve belirlenen kurum ve kuruluşlarda, velisinin bilgisi dahilinde kendi ilgi, istek ve yetenekleri doğrultusunda okul dışındaki merkezi veya mülki idare tarafından onaylanmış etkinlikleri de e-Okul modülüne işlenecek. Okul dışı bireysel etkinlikler, Milli Eğitim, Gençlik ve Spor, Bilim Sanayi ve Teknoloji, Aile ve Sosyal Politikalar ile Kültür ve Turizm Bakanlıklarına bağlı kurum ve kuruluşlar, üniversiteler, belediyeler ile diğer resmi kurum ve kuruluşlarca düzenlenen etkinliklerden oluşacak.”
]]>200’ün üzerindeki projesini açıklayan Cumhur İttifakı’nın Antalya Büyükşehir Belediye Başkan adayı Hakan Tütüncü, tarıma yönelikte önemli projeler ortaya koydu. Tütüncü’nün 32 başlık altında topladığı tarım projeleri ucuz mazot, tohum, bireysel sulama, gübre, makine gibi çiftçiyi sevindirecek birçok desteği kapsıyor. Çiftçilerin ekonomilerine katkıda bulunmak ve üretim maliyetlerini azaltmak amacıyla ucuz mazot desteği sağlanarak, Türkiye’de en ucuz mazotu kullananın Antalya çiftçisi olması hedefleniyor. Köy Sandığı uygulaması ile kırsal bölgelerde kurulacak tarım makineleri parkları ile ihtiyaç halinde traktör, kepçe, pulluk, çapa, balya makinesi gibi araçlar üreticinin kullanımına ücretsiz olarak sunulacak. Mevcutta boş ve kullanımsız durumda bulunan tarıma elverişli belediye ve kamu arazileri çiftçilerin kullanımına açılacak, fideler ve fidanlar belediye tarafından temin edilerek, üretimini çiftçiler yapacak. Yerel tohum çeşitliliğini korumak ve gelecek nesillere aktarmak için bir tohum bankası kurulacak. Bu tohum bankasından çiftçilerin ücretsiz yararlanması sağlanacak. Çiftçilerin topraklarının ücretsiz analizi yapılarak, danışmanlık hizmeti verilecek. Üretimin çeşitlenmesi ve verimin artması için de seralara teknik uzman desteği sağlanacak.
Çiftçilere organik gübre
Hakan Tütüncü’nün projeleri daha birçok tarımsal desteği ve çiftçileri sevindirecek çalışmaları kapsıyor. Bireysel sulama sistemleri kurulacak, akıllı sulama sistemleri yaygınlaştırılacak, sel, afet durumlarında çiftçinin ekim alanlarının ve seralarının etkilenmemesi için önleyici tedbirler alınacak, çiftçilerin yağmur nedeniyle ağırlaşan zeminden etkilenmeden tarlalarına ve seralarına ulaşabilmeleri için tarlalara ve seralara giden yolların bakımları gerçekleştirilecek. Çiftçilerin ürünlerinin bozulmaması ve taze kalması için soğuk hava depoları yapılacak. Sera atıklarından elde edilecek organik gübre çiftçilere ücretsiz sunulacak. Şifa kaynağı tıbbi ve aromatik bitkilerin üretim alanları artırılacak, üreticinin ürünleri kurulacak tesislerde kıymetli yağlara ücretsiz dönüştürülerek. Kapari ve mantar üretimi de dahil olmak üzere orman köylülerine tarımsal teşvik sağlanacak.
Tütüncü’nün diğer tarım vaatleri ise şöyle:
“Azalan su kaynaklarının tasarruflu kullanımı ve toprağın verimliliğini artırmak, çiftçinin üretimine katkıda bulunmak, aldığı ürünün kalite ve miktarını artırmak amacıyla damlama ve yağmurlama sulama sistemleri için gerekli olan malzeme temin edilerek, atıl durumdaki kamu arazilerinin üretime açılması sağlanarak üreticilerin ekim alanları artırılacak.
Antalya Dijital Çiftçi Uygulaması: Çiftçilere tarım faaliyetleri için gereken bilgileri sunan ve modern tarım teknikleri hakkında eğitimler sağlayan bir mobil uygulama geliştirilecek.
Çiftçi Eğitim Programları: Çiftçilerin ve hayvancılıkla uğraşan vatandaşların yeni üretim teknikleri ve teşvikler hakkında bilgilendirilmesi için Tarım İlçe Müdürlükleri iş birliği ile eğitim programları düzenlenecek, tarım ve hayvancılıkta verimi artırmaya yönelik çalışmalar sürekli hale getirilecek.
Çocuk ve Gençlik Tarım Kampı: Çocuklara ve gençlere hem tarımı sevdirmek hem de eğitim vermek için yaz kampları ve eğitim programları düzenlenecek.
Tarımsal Kalkınma Ofisi: Avrupa Birliği destekli fonlara başvuru süreçlerinde rehberlik eden bir ofis hizmete sunulacak. Üreticilerin ulusal ve uluslararası hibelerden yararlanmaları için çaba harcanacak.
Kayıtlı Çiftçilere Tarım Sigortası Desteği: Çiftçilerin bin bir emekle ürettiği ürünlerin kıymetine istinaden bu emeği her türlü tehlikeye karşı koruyabilmek için tarım sigortası teşviği ile çiftçiye doğrudan nakit prim desteği sağlanacak.
Antalya Dijital Çiftçi Uygulaması: Çiftçilere tarım faaliyetleri için gereken bilgileri sunan ve modern tarım teknikleri hakkında eğitimler sağlayan bir mobil uygulama geliştirilecek.
Tarımsal ve Hayvancılık Destekleri Çağrı Merkezi: Tarım ve hayvancılıkla ilgili destekler hakkında bilgi alınabilecek ve başvuru süreçlerinde yönlendirme sağlayan bir çağrı merkezi kurulacak.
Akıllı Tarım Teknolojileri Parkı: Tarım teknolojilerini sergilemek ve çiftçilere eğitim sağlamak için teknolojik parklar kurulacak.
Fidanlar Belediyeden, Arazi Kamudan, Üretim Sizden: Zeytinyağının üretimi Antalya’da daha da artırılacak. Mevcutta boş ve kullanımsız durumda bulunan dikime elverişli orman alanları çiftçilerin kullanımına açılacak. Zeytin fidanları belediye tarafından temin edilecek, üretimi çiftçiler yapacak.
Kırsal Kuluçka Merkezleri: Kırsal bölgelerde girişimcilere fikirlerini geliştirmek, büyütmek ve hayata geçirmek için maddi-manevi destekler sağlanacak. Danışmanlık desteği ile girişimcilerin yanında olacak. Yapılacak merkezlerde bilgi ve deneyim paylaşımları, ihtiyaca yönelik eğitimlerin düzenlenmesi gibi çalışmalarla altyapı desteği verilecek.
Antalya Tarım İnovasyon Vadisi: Antalya’nın tarımsal potansiyelini artırmak için teknoloji ve inovasyon merkezleri kurularak, çiftçilere modern tarım teknikleri eğitimi verilecek.
İlçe Tarım ve Hayvancılık Danışma Ofisleri: İlçelerde çiftçilere tarım ve hayvancılıkla ilgili danışmanlık hizmeti sunan ofislerin kurulması ile birlikte tarım ve hayvancılığın gelişimine destek sağlanacak. – ANTALYA
]]>Moldova Komrat Devlet Üniversitesi İngilizce Öğretmenliği ile Rus Dili ve Edebiyatı bölümlerinden 2011’de mezun olan 35 yaşındaki Şeyhoğlu, müziği kullanarak çocuklara İngilizceyi sevdirmeye karar verdi. Derslerde enstrümanlar eşliğinde eğitici şarkılar söyleyen Şeyhoğlu, karnından konuşma yeteneğini de eğitimde kullanmaya başladı.
Okul öncesi ve ilkokul öğrencileri için yabancı dil öğrenimini eğlenceli ve verimli hale getirmeyi amaçlayan Şeyhoğlu, karnından konuşma tekniğiyle hayat verdiği kuklası “Jonny” ve konulara göre seçtiği diğer kuklalarla ve enstrümanlar eşliğinde söylediği İngilizce şarkılarla yabancı dili çocuklara sevdiriyor.
Şeyhoğlu, AA muhabirine, İngilizce öğretmenliğine özel sektörde 13 yıl önce başladığını, daha sonra çok daha güzel vakit geçirdiğini fark ettiği için çocuklara eğitim verme kararı aldığını söyledi.
Müziğe de çocukken ilgi duymaya başladığını anlatan Şeyhoğlu, “Moldova’da okurken eşyalı eve çıkmıştım. Orada piyano vardı. Ev sahibine ‘Piyanoyu çalabilir miyim?’ diye sordum. ‘Çalmayı biliyor musun?’ dedi. ‘Bilmiyorum ama öğrenmek istiyorum.’ dedim. Bir şans verdi. Ben de iyi kullandım. Şu an çalabildiğim 6-7 enstrüman var ve derslerde onları kullanmak çok keyif veriyor.” dedi.
Şeyhoğlu, ağzını kıpırdatmadan konuşabildiğini fark ettiğini, daha sonra bu yeteneğini derslerde de kullanmaya başladığını belirtti.
O dönemde çalıştığı kolejde kuklayla denemelere başladığını dile getiren Şeyhoğlu, şöyle konuştu:
“Bunun çocukların üstünde çok güzel etkisi olduğunu fark ettikten sonra daha çok kullanmaya başladım. Bu iş sayesinde yaklaşık 46-47 şehirde gösteriler yaptım. Kuklam ‘Jonny’ benim için çok önemli. Kukla kullanmaya ilk onunla başladım. Jonny’nin Türkçe bildiğini bilmiyorlar ve çocuklar onunla iletişime geçmek için kendilerini İngilizce konuşmak zorunda hissediyorlar. Bu bana çok büyük bir artı olarak geri geliyor.”
“Kuklayla verdiğim İngilizce eğitimi bambaşka bir seviyeye geldi”
Kendisinin de çocuk ruhlu olduğunu, 13 yıldır çocuklarla çalıştığını ve bir gün bile heyecanını kaybetmediğini ifade eden Şeyhoğlu, kukla ve müzik eşliğindeki eğitim ve gösterileri sayesinde gezdiği illerde binlerce çocukla buluştuğunu kaydetti.
Şeyhoğlu, 13 yıllık meslek hayatının son 6 yılında kuklaları kullandığına işaret ederek, şu ifadeleri kullandı:
“Arada dağlar kadar fark var. Kuklasız eğitimden önce de işimi iyi yaptığımı düşünüyordum ama kuklayla verdiğim İngilizce eğitimi bambaşka seviyeye geldi. Çünkü sizin verdiğiniz bir şey var. Bir de geri dönüş almanız gereken bir şey var. Velilerin ve çalıştığınız okulların beklentisi de o yönde. Siz de istiyorsunuz çünkü bir şey öğretiyorsunuz ve çocuklar geri dönüş sağladığında çok mutlu oluyorsunuz.”
Öncelikli amacının çocuklara İngilizceyi ve müziği sevdirmek olduğuna değinen Şeyhoğlu, “Çocuklara kuklamla daha çok teşekkür etmeyi, hayvanlara sevgi göstermelerini sağlamayı, arkadaşlarına kibar davranmayı öğretmeye çalışıyorum. Öyle bir geri dönüş aldığımda dünyalar benim oluyor. 13 yıldır hemen her gün çalışıyorum. Her sabah mutlu gidiyorum işe. Çünkü biliyorum, o sınıfa girdiğimde, onların o güzel gözleri bana baktığında kalbim sevgiyle dolacak.” dedi.
]]>Bakan Yusuf Tekin, bir dizi programlara katılmak için geldiği Samsun’da valiliği ziyaret etti. Samsun Valilik Şeref Defterini imzalayan Yusuf Tekin, daha sonrasında il yöneticileri ile toplantı yaptı. Toplantının ardından valilikte açıklamalarda bulunan Bakan Tekin, ülke ve Samsun eğitim-öğretim faaliyetleri hakkında açıklamalarda bulundu. Tekin ayrıca yerel yönetimlerle en çok iş birliği içerisinde olan bakanlık olduklarına da dikkat çekti.
“Milli Eğitim Bakanlığı olarak yerel seçimlere en az genel seçimler kadar önemsiyoruz”
Yerel seçimleri bakanlık olarak önemsediklerini ifade eden Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, “Malum yerel seçimlere yaklaşıyoruz. Seçimler olağan demokratik düzenler içerisinde kuşkusuz çok önemli etkinlikler ve demokratik düzenin meşruiyeti, devamı açısından bir şenlik, bir festival havasında geçmesi gereken bir ortam. Ülkelerin demokratikleşme çizgisini göstermesi, demokratikleşme teamüllerini ortaya koyması açısından çok önemli. Benim bu başlığı açma sebebim şu. Milli Eğitim Bakanlığı açısından yerel seçimlerin biraz önce bahsettiğim vasıflarının dışında ilave bir önemi var. Biz çok büyük bir aileyiz. Milli Eğitim Bakanlığı olarak yaklaşık 1 milyon 100 bin öğretmenimiz var. 20 milyona yakın öğrencimiz var. ve bize bağlı okullar, özel okullar beraber yaklaşık 76 bin civarında da kurumumuz var. Kurumlarımızın belediyelerle, yerel yönetimlerde çok ciddi ilişkileri oluyor. İnşaat, imar, iskan, temizlik giderleri, su, atık su, aklınıza gelebilecek çok farklı çeşitlerde bağlantımız ve ilişkimiz var. Çok yaygın bir teşkilat olduğumuz için öyle. Ulaşım, servis ve benzeri açılarda bizim yerel yönetimlere çok yakın bir ilikişki içerisinde olmamız gerekiyor. Aynı şekilde 1 milyon 100 bin öğretmenin konut ihtiyacından tutun, bu öğretmenlerimizin ulaşımına kadar birçok yolda yerel yönetimlerle yakın bir işimiz var. O yüzden biz Milli Eğitim Bakanlığı olarak yerel seçimleri en az genel seçimler kadar önemsiyoruz. Bizim açımızdan çok önemli. Bir temennimiz var. İnşallah bu anlamda eğitim öğretim sürecine katkı vermek isteyen, eğitim öğretim sürecine katkı verecek belediye başkanlarımız olur. Yerel yöneticilerimiz olur ve biz de onlarla birlikte, el birliğiyle eğitim öğretim süreçlerini daha nitelikli bir noktaya taşımak için çaba sarf ederiz” diye konuştu.
“Samsun’da 22 yılda öğrenci sayısı aynı kaldı, öğretmen iki katına çıktı”
Samsun’un eğitim öğretim alanıyla ilgili de bilgiler veren Bakan Tekin, “Samsun açısından öğrenci sayısında stabil bir durum gözleniyor. Bizim öğrenci sayısı stabilken bakanlığımızın yaptığı yatırımlar açısından baktığımızda ise şöyle bir tablo var: 2002-2003 yılı öğretim yılında 264 bin öğrenciye 10 bin 840 öğretmen arkadaşımız hizmet veriyordu. Öğrenci sayısı hemen hemen sabit kalmasına rağmen bu yıl itibarıyla öğretmen sayısı yaklaşık 2 kat artmış durumda. 20 bin 724 öğretmen hizmet vermektedir. Bunun anlamı şu: Öğretmen başına düşen öğrenci sayısı aradan geçen 20 yıllık süre içinde yarı yarıya azılmış durumda Samsun’da. Bu çok önemli bir istatistik göstergedir” şeklinde konuştu.
Valilik ziyaretinde Samsun Valisi Orhan Tavlı, AK Parti Samsun Milletvekilleri Orhan Kırcalı, Erhan Aksu, Samsun Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Demir, İl Jandarma Komutanı Tuğgeneral Mustafa Bakçepınar, Sahil Güvenlik Karadeniz Bölge Komutanı Tuğamiral Ahmet Bahadır, İl Emniyet Müdürü Ahmet Arıbaş, AK Parti İl Başkanı Mehmet Köse, MHP İl Başkanı Burhan Mucur, İl Milli Eğitim Müdürü Murat Ağar, Cumhur İttifakı AK Parti Samsun Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Halit Doğan, kamu kurum ve kuruluş temsilcileri hazır bulundu. – SAMSUN
]]>AK Parti Antalya Milletvekili Mevlüt Çavuşoğlu, Alanya Avsallar 100. Yıl Cumhuriyet Ortaöğretim ve 100.Yıl Anaokulu’nun açılış töreni ile Konaklı Ortaokulu’nun Temel Atma Törenine katıldı.
Açılış töreninde konuşan Milletvekili Çavuşoğlu, Alanya Avsallar 100. Yıl Cumhuriyet Ortaöğretim ve 100.Yıl Anaokulu’nun Cumhuriyetin ikinci yüzyılına yakışan bir okul olduğunu belirterek, “Alanya’mızın birçok unvanı var. Selçuklu’nun kış başkenti olmak üzere turizm, tarım, ticaret şehri. Ama Alanya hayırseverler başkentidir. Çünkü Alanya’da sadece yapılan okulların yüzde 60’ından fazlası hayırseverler tarafından yapıldı. Allah onlardan razı olsun. Avsallar 10. Yıl Cumhuriyet Ortaokulu da Alanya Belediyesi tarafından Adem Murat Yücel’in gayretleriyle tamamlandı ve verdiği sözü de yerini getirdi. Türkiye Yüzyılı’nın başladığı cumhuriyetimizin ikinci yüzyılına yakışan bir okul oldu” ifadelerini kullandı.
Alanya Belediye Başkanı Adem Murat Yücel ise açılış töreninde yaptığı konuşmada, “Türkiye Cumhuriyetinin şanlı bayrağını dalgalandıracak olan gençleremize daha iyi bir ülke bırakmak için gece gündüz demezden her türlü fedakarlıkla var gücümüzle çalışıyoruz. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Cumhuriyeti kurar kurmaz Anadolu’nun her köşesinde yaktığı eğitim meşalesini Alanya’da daha yükseklere taşıyoruz” dedi.
Törene katılan Antalya Valisi Hulusi Şahin ise “Yapılan toplam eğitim yatırımlarındaki hayırsever oranı yani devlet neredeyse 1 yapıyorsa Antalya’da bir de hayırsever yapmış. Ama Alanya’da devlet bir yapmış Alanyalı iki etmiş” şeklinde konuştu.
“Açılışını yaptığımız ve yapacağımız okullarla da ikili eğitime son vermiş oluyoruz”
Konaklı’da gerçekleşen Temel Atma Töreninin ardından İHA’ya konuşan Milletvekili Çavuşoğlu, Alanya’daki hayırsever vatandaşların öneminde değinerek sağlık ocağı gibi kurumların yapımında Alanyalıların çok duyarlı olduğunu belirtti. Bugün açılışı yapılan ve temeli atılan okulla ikili eğitime son verdiklerini ifade eden Çavuşoğlu, “Bugün Alanya Avsallar’da 100. Yıl ortaokulunun açılışını yaptık. Valimiz ve hemşehrilerimizle beraber Konaklı’da da yapılacak ortaokulumuzun temeliniz attık. Bu her iki okulu yapan ve yapacak olan Alanya Belediyesidir. Alanya Belediye Başkanımız Adem Murat Yücel ve katkı sağlayan hayırseverlere teşekkür ediyorum. Alanya’nın Türkiye’de hayırseverlerin birincisi olduğunu söylemiştim. Alanyalı hemşehrilerimle gurur duyuyorum. Gerek sağlık ocağı gerek okul yaptırma konusunda hemşehrilerimiz çok duyarlı. Alanya’daki okulların yüzde 62’si hayırseverler tarafından yaptırıldı. Açılışını yaptığımız ve yapacağımız okullarla da ikili eğitime son vermiş oluyoruz. Ailelerimiz çocuklarını hangi okula göndermek istiyorsa onun için Alanya’da bir okul var. İnşallah bunların eğitim kalitesini de artıracağız. Okul sayısını da artırmaya devam edeceğiz” dedi.
“Antalya’nın altın çağını başlatmak istiyoruz”
Yaklaşan 31 Mart yerel seçimleri değerlendiren Çavuşoğlu, Antalya’nın daha iyi hizmeti hak ettiğine dikkat çekti. Antalya’nın gerçekleşen etkinliklerle dünyanın gözde şehirlerinden biri olduğunu söyleyen Çavuşoğlu, “Yerel seçimler için heyecanlıyız. Antalya daha heyecanlı. Çünkü Antalya’da yeni sayfalar açmak istiyoruz. Antalya’nın altın çağını başlatmak istiyoruz. Maalesef son 5 senede hemşehrilerimiz belediyecilik anlamında fazla hizmet görmedi. Gerek büyükşehir olsun gerek ilçe belediyeler olsun bizden taleplerini azami karşıladık. Ama Antalya çok daha iyi hizmeti hak ediyor. Antalya sadece turizm kenti değil Antalya Diplomasi Forumu ve diğer etkinliklerle uluslararası bir şehir oldu. Diplomasinin merkezi oldu. Dünyanın gözde şehirlerinden oldu. Bu şehre daha iyi hizmet lazım. Altyapısının daha güçlü olması gerekiyor. Yeni vizyonlar katmak gerekiyor. Biz buna Antalya’nın Altın Çağı diyoruz. Büyükşehir Belediye Başkan Adayımız Kepez’de çok başarılı işler yapmış, rüştünü ispatlamış ve her zaman halkın içinde olmuş her kesim tarafından sevilen bir kardeşimiz. Büyükşehir Belediye başkanı olarak güçlü bir oyla iş başına geleceğine gönülden inanıyoruz. Anketler de böyle söylüyor. Ama rehavete girmek yok. Seçim akşamına kadar sahada çalışmaya devam edeceğiz. İnşallah 31 Mart’tan sonra Antalya yerel yönetim anlamında şaha kalkacak. Fetret Devri bitip Altın Çağı başlamış olacak” şeklinde konuştu.
Gerçekleşen açılış ve temel atma törenine; Antalya Valisi Hulusi Şahin, Önceki Dönem Dışişleri Bakanı ve Antalya Milletvekili Mevlüt Çavuşoğlu, Alanya Kaymakamı Fatih Ürkmezer, AK Parti Antalya İl Başkanı Ali Çetin, Alanya Belediye Başkanı Adem Murat Yücel, AK Parti MKYK Üyesi Kuddusi Müftüoğlu, Alanya İlçe Jandarma Komutanı Binbaşı Hüseyin Direk, Alanya İlçe Emniyet Müdürü Murat Kenan Patat, Antalya İl Milli Eğitim Müdür Vekili Mehmet Karabacak, Alanya İlçe Milli Eğitim Müdürü Yusuf Yılmaz, Alanya İlçe Müftüsü İhsan İlhan, AK Parti İlçe Başkanı Mehmet Şarani Tavlı, MHP İlçe Başkanı Mustafa Sünbül, Alanya Belediyesi Başkan Yardımcıları, Alanya Belediyesi Meclis Üyeleri, oda ve dernek başkanları, okul öğretmenleri, veliler ve öğrenciler katıldı. – ANTALYA
]]>Beyrut/Lübnan’da kurulan MAPS (Multi Aid Programs), 2013 yılından itibaren Suriyeli mültecilere yardım, eğitim ve sağlık hizmetleri sağlamayı hedefleyen, kar amacı gütmeyen bir sosyal yardım kuruluşu olarak faaliyetlerini sürdürüyor. Kurumdan yapılan açıklamaya göre, Suriyeli mültecilerin dışında Lübnan ve Filistin’de de yardıma ihtiyacı olan bireyler için çeşitli faaliyetleri olan MAPS’in ‘Türkiye Girişimleri’ çatısı altında Türkiye’de çalışmaları bulunuyor. Eğitim, ekonomik güçlendirme, kalkınma, sağlık hizmetleri yardım ve ailenin güçlendirilmesi alanlarında çalışan insani, sosyal ve kar amacı gütmeyen uluslararası kuruluş, ‘Geleceğin Suriye’si için inisiyatif sahibi kişilerin yetiştirilmesi amacıyla Suriyeli mültecilere ve ülkesinde yerinden edilmiş kişilere yaşamın her alanında hizmet etmeyi ve onların zorluklarını azaltmayı misyon edinmiş bulunuyor. Bu amaçla, Türkiye’deki kamplarda yaşayan Suriyeli mültecilere temel, mesleki ve üretici eğitimler sağlanmakta olup başta eğitimden mahrum kalan Suriyeli çocukların okula döndürülmesi, gençlere mesleki eğitim ve ekonomik güçlendirme sağlanması, kadınların ve ailelerin onurlu bir yaşam sürdürebilmesi gibi bir çok alanda yaşam standartlarını iyileştirme amacıyla inisiyatif alınıyor.
10 merkezde 326 gönüllüsüyle çalışıyor
326 tam zamanlı gönüllüsüyle 10 merkezde, yıllık 10 binin üzerinde mülteciye hizmet veren MAPS’ın kuruluşundan bugüne kadar 240 bin kişi sağlık, 300 bin kişi de yardım desteği almış bulunuyor. 9 ayrı okulda 3 binin üzerinde çocuğun temel eğitimi sağlanıyor, ayrıca 2 merkezde de 4 bin genç temel meslek eğitimi alıyor.
MAPS Türkiye ise 2020 yılı başından itibaren Gaziantep’teki merkezlerinden programa destek veriyor. Türkiye’de devlet kurumları ve özel sektörle işbirliği içinde. Sosyal eğitim laboratuvarları, robot programlama, Türkiye ile entegrasyon eğitimleri, annelere el işi sanatları programları ve yetimler için kardeşlik okulları gibi alanlarda Suriye’deki çeşitli illerde ve Gaziantep’te binlerce katılımcıya programlar düzenleniyor. Ayrıca, geçen yılki Kahramanmaraş merkezli depremin ardından felaketten etkilenen ailelere sağlık, hijyen, yakıt ve barınma gibi destekler sağlanıyor.
Gaziantep’teki merkezde verilen başlıca eğitim destekleri şöyle açıklandı:
Robot programlama eğitimi; kuzey Suriye’de 12-14 yaş arası 300 öğrenciye 4 aylık eğitimler.
‘Sosyal Eğitimi Laboratuvarları’nın kurulması; Aziz ve Al-Rai şehirlerinde 15-18 yaş arası 400 öğrenciye 3 yıllık eğitim.
Teknolojik eğitim yoluyla mültecilerin Türkiye entegrasyonunun teşvik edilmesi; Gaziantep’te 490 yararlanıcıya 4 aylık eğitim.
Mülteci annelere tığ işi sanatını öğretmenle projesi; Gaziantep, Afrin ve Elbab şehirlerinde 85 kadına 6 ay süre ile eğitimler.
Dijital kod projesi; kuzeybatı Suriye’de 240 yararlanıcıya 130 saatlik uzmanlık eğitimleri.
Yetimler için ‘kardeşlik okulları’ kurulması; Elbab ilinde 13-18 yaş arası 1200 yararlanıcı için 6 yıllık eğitim ortamı.
Mülteci öğrencilere üniversite eğitimi verme girişimi; güneydoğu Türkiye’de Southern New Hempshire Üniversitesi ile işbirliği ile 50 mülteci öğrenciye lisans eğitimi desteği.
Hacıbaba Teknolojik Teknik Eğitim Projesi; Gaziantep’te 300 genç ve çocuğa teknik becerilerin kazandırılması.
Deprem felaketinin ardından yapılan çalışmalar şöyle açıklandı:
Afrin ve Idlib batı kırsalında 10 merkezde 100 bin yararlanıcıya birinci basamak sağlık ilaçları sağlanması.
El-bab Devlet Hastanesi’ne 200 bin yararlanıcı için Gaziantep Sağlık Müdürlüğü ile birlikte sağlık ilaçları sevkiyatı.
Afrin, Gaziantep ve Hatay’da 10 bin kişi için yemek ve hijyen kiti yardımları.
Afrin’de 200 bin kişi için 5 hastaneye yakıt temini.
Afrin ve Idlib batı kırsalında 500 hasar gören evin tamiri.
Afrin ve kuzey Idlib kırsalında 20 bin kişi için içme suyu arıtma projesi. – İSTANBUL
]]>Okul bahçesinde düzenlenen törene, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, Ümraniye Kaymakamı Abdülaziz Aydın, Ümraniye Belediye Başkanı İsmet Yıldırım, İstanbul İl Milli Eğitim Müdürü Mücahit Yentür, İlim Yayma Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı Bilal Erdoğan, ÖNDER İmam Hatipliler Derneği Başkanı Abdullah Ceylan, okulun bağışçısı Hacı Emin Amanetoğlu, kızı Necla Ayar, öğretmen ve öğrenciler katıldı.
Burada bir konuşma yapan Bilal Erdoğan, Ümraniye’de bulunan vakfa ait irfan okulllarından birisini geçtiğimiz yıllarda yeniden tefriş edip eski genel başkanları Yücel Çelikbilek’in ismiyle Milli Eğitim Bakanlığı’na devrettiklerini ve okula her yıl maddi olarak da destek olduklarını ifade etti.
Kendisini eğitim gönüllüsü olarak gördüğünü belirten Erdoğan, “Öğretmenler eğitimin yüzde 70’idir. Binası, sınıfları, destek personeli, diğer işler yüzde 30’u tutar. Asıl emeği veren bizim öğretmenlerimiz. İlim Yayma Vakfı olarak arzu ettikleri alanlarda öğretmenlerimize kurslar, eğitim programları düzenlemeye başladık. Bu yıl da il milli eğitim müdürlüğümüzle bir protokol imzalayarak bunların nasıl daha güçlü bir şekilde yapılabileceğini değerlendirdik.” dedi.
Öğretmenlere yapılan anketler sonucu talep ettikleri dil, sanat, enstrüman eğitimlerini açtıklarına işaret eden Erdoğan, öğrenme ve öğretme süreçlerinin birlikte yürütülmesi gerektiğini vurguladı.
Öğretmenlerin sürekli kendilerini geliştirmeleri için talep etikleri alanlarda destek olacaklarını da kaydeden Erdoğan, şöyle devam etti:
“Önümüzdeki yıl kurslarımızdan istifade eden öğretmenlerimizden sınıf dışı etkinlik projesi olanlara belli bir maddi destek sağlamayı kararlaştırdık. Ders dışı, sınıf dışı, okuma, gezi, bilim projeleri olabilir. Eğer öğretmen arkadaşımız, ‘Ben çocuklara daha fazla mesai ayıracağım, daha fazla proje üreteceğim.’ derse, biz de vakıf olarak onların yanında olacağız. Sivil toplum kuruluşları olarak öğretmenlerimize moral verecek, motivasyon sağlayacak işleri yapmamız gerektiğine inanıyorum. Öğretmenlerimiz kendilerini geliştirmek için neye ihtiyaç duyuyorsa biz İlim Yayma ve diğer kardeş sivil toplum kuruluşlarıyla üzerimize düşeni yapmaya hazırız. Biz öğretmenlerimizi güçlendirdikçe, onlara ne kadar değerli olduklarını hissettirdikçe, eğitimde sonuçların da gelişeceğine inanıyorum.”
“Artık öğrencilerimize sadece okumak kalacak”
Ümraniye Belediye Başkanı İsmet Yıldırım ise, Dudullu bölgesinin sanayisiyle öne çıkan bir bölge olduğuna dikkat çektiği konuşmasında, bu okulun, metro ve yeni açtıkları millet bahçesinin yanında olmasının avantaj sağladığını, öğrencilerin spor alanları ve tatbikat camisinden istifade edebileceğini aktardı.
Okulun bir de yurt ihtiyacının bulunduğunu ve bunu da tamamlayacaklarını dile getiren Yıldırım, “Artık öğrencilerimize sadece okumak kalacak. Eskiden böyle okullar yoktu. Son 22 yılda sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde birçok alanda yapılamayan iş kalmadı. Bundan sonra da devam edecek. 2019’da göreve geldikten sonra 6 yeni okul yaptık. İnşallah yeni dönemde bağışçılarımız ve bakanlığımızla 15-20 okulumuzu da tamamlarsak Ümraniye’miz 125 bin çocuğumuza kaliteli bir hizmet sunmuş olacak.” diye konuştu.
Programda okulun açılış kurdelesi, katılımcılar ve öğrenciler tarafından kesildi.
]]>Tekin, iş insanı Hacı Emin Amanetoğlu’nun bağışlarıyla Ümraniye’de yapılan Dudullu Amanetoğlu Anadolu İmam Hatip Lisesi’nin açılış törenine katıldı.
Okul girişinde öğrenciler tarafından karşılanan Tekin, törendeki konuşmasına okulun yapılmasına vesile olan herkese teşekkür ederek başladı.
Bakan Tekin, 2002’de dönemin hükümetinin “Cumhuriyet’in 100. Yılına Mektuplar” kampanyası başlattığını anımsatarak, mektup yazan öğretmenler, öğrenciler ve bakanlık müfettişlerin taleplerinde 100. yıla dair dileklerin yer aldığını aktardı.
Bir üniversite öğrencisinin mektubunda, “İnşallah Cumhuriyet’in 100. yılında insanlar kılık kıyafeti, başörtüsünden dolayı aşağılanmazlar, ikinci sınıf vatandaş muamelesi görmezler” yazdığını dile getiren Tekin, bir öğretmenin de “Üçüncü tayinim, inşallah Cumhuriyet’in 100. yılında farelerin cirit atmadığı bir okulda görev yaparım” başka bir öğretmenin ise “İnşallah bir gün suyu akan, elektriği olan bir okulda öğretmenlik yaparım” temennilerinde bulunduğunu anlattı.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın önderliğinde yalnızca derslik yapmadıklarını, dersliklerin niteliğini de 20 yıl içinde geliştirdiklerini vurgulayan Tekin, “Bunu siyaset literatüründe ya da uluslararası literatürde bir başka ülkeyle ilgili olarak görsek ‘Vay be adamlar eğitimde devrim yapmışlar’ deriz ama biz olduğumuz zaman, burada olduğu zaman fazla dikkat çekici bir hale gelmiyor maalesef.” ifadesini kullandı.
Yusuf Tekin, Ümraniye ilçesindeki eğitime dair gelişmeler konusunda şunları paylaştı:
“2002-2003 eğitim-öğretim yılında Ümraniye’de toplam 140 bin 77 öğrencimiz varmış, bugün de rakam aşağı yukarı 139-140 bin. Öğrenci sayısı itibarıyla Ümraniye’de stabil bir durum var. Peki sayı böyleyken öğretmen sayımız ne olmuş? Sadece Milli Eğitim Bakanlığına bağlı okullarda 2002 yılında 4 bin 77 öğretmen varmış, şu an itibarıyla Ümraniye sınırları içindeki okullarımızda 8 bin 228 öğretmenimiz var. Yani öğrenci sayısı aynı, öğretmen sayısı ikiye katlanmış durumda. 2002’de Ümraniye’de 114 okulumuz varmış, bunun karşılığı yaklaşık 2 bin 400 derslik. Şu an Ümraniye’de 399 okulumuz, 4 bin 712 dersliğimiz var.”
“İnşaatlarımızı durduran belediyelerimiz var”
Milli Eğitim Bakanı Tekin, okul yaparken hayırseverlerin, yerel yönetimlerin ve tüzel kişilerin büyük katkılarının olduğunu belirterek, şunları kaydetti:
“Sadece 2023 yılı haziran ayından itibaren şu ana kadar hayırseverlerimizle yaklaşık 4 bin derslik protokolü yaptık. Bir paydaşımız daha var o da yerel yönetimler. İstanbul gibi bir yerde bütçeden bize kaynak ayrılsa bile okul yapmamıza yetmiyor bu. Arsa üretemiyoruz. Ürettiğimiz arsalar üzerinde inşaat yapamıyoruz veya ürettiğimiz arsalar üzerinde inşaatına başladığımız okullarda eğitim öğretim başlatamıyoruz. Çünkü bazı belediye başkanları, bazı kişiler değişik sebeplerle ya ‘AK Parti döneminde olmasın, yapılmasın’ gibi politik sebeplerle ya da eğitim dışında başka öncelikleri olduğu için bize bu konuda yardımcı olmuyorlar. Başlatılan inşaatlarımızı durduran belediyelerimiz var, yıllardır üzerinde hizmet verdiğimiz okulumuzun yıkımı için mülkiyet davası açıp yargı sürecini başlatan belediyeler var.”
“Türkiye Yüzyılı” kapsamında eğitimlerin içeriğini daha nitelikli hale getirmeyi hedeflediklerini dile getiren Tekin, bir araştırma sonucuna göre Türkiye’de velilerin çocuklarıyla birlikte kitap okuma süresinin haftada 4,5 saat olduğunu söyledi.
Velilerden, eğitim seferberliğine destek olmalarını isteyen Tekin, sözlerini şöyle tamamladı:
“Çok fazla sağda solda konuşuluyor ‘Her tarafı İmam Hatipler ile doldurdular’ diye. Sizin de kafanızda bir soru işareti olabilir. Şu an İstanbul’da liseye devam eden öğrenciler arasında İmam Hatip Liselerine devam eden öğrencilerin oranı yaklaşık yüzde 10 civarında. Bu rakam 28 Şubat dönemindeki yani o darbe sürecine girmeden önceki rakamın altında bir rakam. Dolayısıyla doğal koşullarında seyir etmesi gerekiyor.”
]]>Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği, 14 Mart Tıp Bayramı nedeniyle Türkan Saylan Sağlık Sempozyumu’nu gerçekleştirdi. Dijital ortamda yoğun bir katılım ile gerçekleştirilen sempozyuma çok sayıda sağlıkçı ve sağlık üzerine eğitimlerine devam eden ÇYDD’li öğrenci konuşmacı olarak katıldı.
Sağlık alanında yaptığı çalışmalarla adından söz ettiren ve Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’nin kurulmasında büyük katkısı olan merhum Genel Başkan Prof. Dr. Türkan Saylan anısına düzenlenen sağlık sempozyumun yönlendiriciliği ÇYDD Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Filiz Meriçli ile ÇYDD’nin geçmiş dönem mezunlarından Yener Gül tarafından gerçekleştirildi.
MEVCUT SAĞLIK SİSTEMİ TARTIŞILDI
4 oturumdan oluşan sempozyumda her bir konuşmacı kendi alanıyla alakalı bilgilendirici sunumlar geçekleştirip sorun tespitini ve çözüm önerilerini katılımcılar ile paylaştı. Sempozyumda “koruyucu sağlık hizmetlerinin önemi, sağlık sisteminde yaşanan sorunlar ile bu sorunların çözümü, sağlık alanında eğitim gören öğrencilerin karşılaştığı zorluklar ve sağlıkta sosyal sorumluluk” başlıkları üzerine değerlendirmeler yapıldı. ÇYDD tarafından ilk defa bu yıl gerçekleştirilen Türkan Saylan Sağlık Sempozyumu’na KAHEV (Kadın Hekimler Eğitime Destek Vakfı) ise onur konuğu olarak katıldı. Etkinlikte ayrıca, Cumhuriyet dönemi boyunca koruyucu sağlık hizmetleri alanına ve ÇYDD tüzüğüne uygun kıymetli çalışmaları nedeniyle Prof. Dr. Yıldız Tümerdem’e “Çağdaş Yaşam Halk Sağlığı Ödülü” takdim edildi.
PROF. DR. AYŞE YÜKSEL: ÖĞRENCİLERİMİZİN SORUNLARINI ÇÖZMEK İÇİN ELİMİZDEN GELENİ YAPACAĞIZ
Etkinlikte konuşan ÇYDD Genel Başkanı Prof. Dr. Ayşe Yüksel, ÇYDD’nin eğitimde olduğu gibi sağlık alanında da her zaman öğrencilerle birlikte hareket edeceğini belirterek “Bugün 14 Mart anısına bir araya geldik. Bilim ve çağdaşlığı buluşturduğumuz bu günü tüm katılımcıların katkılarıyla şekillendireceğiz. Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’nin tüzüğünde sağlık konusu da oldukça önemli bir yere sahip. Dernek tüzüğünde çalışma ilkelerinde yer alan dördüncü maddenin dördüncü şıkkında bu durum açık bir şekilde ifade edilmiştir. Bu sebeple sadece eğitim alanında değil, sağlık alanında da gençlerimize her zaman destek olmalıyız. Bu bağlamda sağlık alanında eğitim gören gençleri desteklemek, bütün gençlerimizi koruyucu sağlık hizmetleriyle buluşturmak, koruyucu sağlığın önemi hakkında bilgilendirmek, eğitim ile sağlığı bir araya getirmek ve bu konuda farkındalık oluşturmak bizim görevlerimizden biri. ÇYDD büyük bir ekosistem, burada farklı bölümlerden öğrenciler bir arada bulunuyor. Bu gençlerin kendi alanlarında çok iyi yerlere geleceklerine inanıyorum. Öğrencilerimizle birlikte böyle bir sempozyum hazırlayabilmiş olmak oldukça mutluluk verici. Bu sempozyumda en öne çıkan unsurlardan biri ÇYDD kültürü içinde yetişen ve yaşayan tüm sağlıkçıların emeği ve umudu kaybetmeden geleceğe dair iz bırakmak için çalışıyor olmaları. Bugün gençlerden çok şey öğrendik, onları dinledik. Gençlerimizden gelen öneriler doğrultusunda bilimsel çalışmaları planlayarak öğrencilerimizin sorunlarını çözmek için elimizden geleni yapacağız” dedi.
DR. DEMET BAŞER: EĞİTİM VE CUMHURİYET ATEŞİ ASLA SÖNMEYECEK
Programın onur konuğu olan KAHEV Başkanı Dr. Demet Başer ise eğitim ve sağlık alanında çalışmaktan vazgeçmeyeceklerini belirterek “Bu etkinlikte onur konuğu olarak sizlerle bir arada olmak bizim için çok önemli. Bizim gibi eğitime destek için çalışan tüm insanlar Anadolu’nun birer cevheri olarak görüyorum. Kim ne yaparsa yapsın bu tohumlar Anadolu’da her zaman yeşerecek ve yükselecek. Bu eğitim ve Cumhuriyet ateşi asla sönmeyecek. Çünkü bu hisler bizim hem ruhumuzda hem de topraklarımızda var. Bu sebeple bir gün Türkan Saylan çıkar, bir gün Ayşe Yüksel çıkar, bir gün başka biri çıkar ama bu meşale hep yanmaya devam eder” şeklinde konuştu.
]]>Açılışta konuşan Selçuklu Belediye Başkanı Ahmet Pekyatırmacı, bölgenin en büyük ihtiyaçlarından bir tanesinin sosyal tesis olduğuna değinerek, “Böyle yoğun nüfusa sahip bir bölgede sosyal tesis anlamında bizim ciddi bir sıkıntımız vardı. Bu binamız hem gençlerimize eğitim anlamında çok önemli hizmetlerde bulunacak hem de bölgede yaşayan tüm vatandaşlarımıza spor alanında olsun, sosyal tesis anlamında olsun çok önemli bir katkıyı sağlamış olacak. Bu yatırımı Selçuklu ilçemize, şehrimize kazandırdığı için Büyükşehir Belediye Başkanımıza teşekkür ediyorum” ifadelerini kullandı.
“Konyalı olmaktan her zaman gurur duyuyoruz”
AK Parti Konya İl Başkanı Hasan Angı, açılışını yaptıkları tesisin adına yakışır şekilde yeni Fuat Sezgin’lerin yetişmesine vesile olması temennisinde bulunarak, “Belediyecilik bu arkadaşlar. Gerek Büyükşehir Belediye Başkanımız, gerekse ilçe belediye başkanlarımız, şehri imar ederken nesillerimizin ihyası için de emek sarf ediyorlar. Bu şehirde yaşayan insanların hayatını kolaylaştırmaya çalışmak için her alanda dokunuşlar yapıyorlar, eserler ortaya koyuyorlar. Onun için de Konyalı olmaktan her zaman gurur duyuyoruz. Kıymetli Büyükşehir Belediye Başkanlarımıza da gerçekten teşekkür ediyoruz” değerlendirmesini yaptı.
“Bugün 2 önemli tesisin açılışını yapıyoruz”
Konya Büyükşehir Belediye Başkanı Uğur İbrahim Altay, konuşmasına 18 Mart Şehitleri Anma Günü ve Çanakkale Deniz Zaferi’nin 109. yıl dönümünü dolayısıyla şehitlere Allah’tan rahmet, gazilere hayırlı sağlıklı ömürler diyerek başladı. Şefik Can Parkı’nın 3’üncü etabı ile Fuat Sezgin Gençlik ve Spor Merkezi olmak üzere 2 önemli tesisin açılışını gerçekleştirdiklerini kaydeden Başkan Altay, isimlerin rastgele seçilmediğini; Şefik Can’ın, ömrünü Mevlana’ya adamış önemli bir mütefekkir olduğunu, Fuat Sezgin’in de 27 dile konuşmayı başarmış bir bilim insanı olduğunu hatırlatarak, gençlere onun hayat hikayesini okumaları tavsiyesinde bulundu.
“Şehrimize hizmet edecek önemli bir park alanını Konya’ya kazandırmış oluyoruz”
Şefik Can Parkı’nın şehrin en güzel parklarından birisi olduğunu vurgulayarak, Şefik Can Caddesi’nin 15 yıllık süreçte gösterdiği gelişime dikkati çeken Başkan Altay, “Şefik Can Parkımızın 1’incii, 2’inci etabı tamamlanmıştı, bugün de 3’üncü etabını tamamlıyoruz. İçinde Şefik Can Kafem, yürüyüş yolları, basketbol sahası, tenis kortları, oyun alanları ve binlerce bitkinin yer aldığı bir şehir ormanı oldu adeta. İnşallah yıllar geçtikçe ağaçların büyümesiyle birlikte şehrimize hizmet edecek önemli bir park alanını Konya’ya kazandırmış oluyoruz. Burası bölgenin en çok kullanılan parklarından birisi. Özellikle vatandaşlarımız çok yoğun bir şekilde kullanıyor. Böylece tüm etaplarını tamamladığımız Şefik Can Parkı’mızın şehrimize hayırlı olmasını temenni ediyorum” diye konuştu.
“Tesisimizin hayırlı olmasını temenni ediyorum”
Başkan Altay, Fuat Sezgin Gençlik ve Spor Merkezi ile ilgili olarak da “İkinci iş olarak bu binanın açılışını gerçekleştiriyoruz. Burası eskiden bir karakol binasıymış. Önce Büyükşehir Belediyemize tahsisi gerçekleştirildi. Sonra fonksiyon üzerinde çalışmalardan sonra burada iki önemli iş yapılmaya karar verildi. Birincisi Spor Konya kapsamında, içinde bay bayan yüzme havuzlarının, spor salonlarının olduğu, mahalledeki vatandaşlarımıza hizmet edecek bir tesisi; 2, 3 ve 4’üncü katlarda ise Lise Medeniyet Akademimizin en güzide binalarından birisini burada sizlerin hizmetine sunmuş oluyoruz. Hemen arka tarafımızda bir Bilgehanemiz de var. Böylece bu bölgedeki ortaöğretim ve lise öğrencilerimizin tamamına hizmet edecek önemli 2 tesisi şehrimize kazandırmış oluyoruz. Burada öğrenci arkadaşlarımız hem ders çalışma imkanına kavuşurken bir taraftan da kültür ve sanat faaliyetlerine katılıp geleceği sanatçılarının, kültür insanlarının da şehrimizden çıkması için çaba sarf ediyoruz. Emeği geçen tüm arkadaşlarıma teşekkür ediyorum. Tesislerimizin hayırlı olmasını temenni ediyorum” ifadelerine yer verdi.
“Konya birlikte çalışma kültürünün en yüksek olduğu şehir”
Konya’nın neye ihtiyacı varsa bunun gayreti içerisinde olduklarının altını çizen Başkan Altay, “Gerçek Belediyecilik diye ifade ettiğimiz sosyal medyadan ve reklamdan ibaret olmayan, fiziki olarak şehrin her bölgesine hizmet eden bir belediyecilik anlayışı. Ayrıca Konya birlikte çalışma kültürünün en yüksek olduğu şehirdir. İlçe belediyemiz, Büyükşehir Belediyemiz, teşkilatlarımız, merkezi hükümetimiz, milletvekillerimiz hep birlikte şehrimizin sorunlarını çözmeye gayret ediyoruz. İnşallah 31 Mart akşamından sonra aldığımız ruhsatla tekrar aynı azim ve kararlılıkla çalışmaya devam edeceğiz. ‘Güçlü Konya için bir adım daha’ diyoruz. Konya’nın daha çok yapılacak işi var. Bizim de enerjimiz ve motivasyonumuz çok yüksek. İnşallah kalan işleri de hızlıca tamamlayarak Konya’yı sadece Türkiye’nin değil, dünyanın en güzel şehirlerinden birisi yapacağız” ifadelerini kullandı.
“Sanat ve kültürle uğraşan, bilimle kendini yetiştiren iyi yetişmiş gençlerle Türkiye’yi inşa edeceğiz”
Eğitim kadrosuna da teşekkür eden Başkan Altay, “Can siperane şekilde öğrencilerimizin eğitim hayatına katkı sunuyorlar. Spor Konya hocalarımız şehirde insanların sağlıklı yaşamı için gayret gösteriyorlar. Kıymetli öğrenci arkadaşlarımıza da Büyükşehir Belediyemize güvenerek bu tesislerimizi en verimli şekilde kullandığı için teşekkür ediyorum. Eğitim hayatınızda başarılar diliyorum. Ama eğitim hayatı sadece derslerden ibaret değil, kültür-sanat konusundaki aktivitelerimize de katılmanızı tavsiye ediyorum. Çünkü sanat ve kültürle uğraşan, bilimle kendini yetiştiren iyi yetişmiş gençlerle Türkiye’yi inşa edeceğiz. Türkiye Yüzyılı’nda güçlü bir şehir olacağız, güçlü yetişmiş insan varlığımız olacak ki tüm dünyadaki mazlum ve mağdurların sözcüsü ve onların mağduriyetini giderecek bir güce dönüşmemiz lazım. Onun için geleceğimizin teminatı olan gençlerimiz için yaptığımız her faaliyet bizlerin büyük bir gurur kaynağıdır” sözleriyle konuşmasını tamamladı.
“Çocuklarımız bu tür model eğitim uygulamalarıyla kendisini geliştirecek”
AK Parti Konya Milletvekili Latif Selvi de eğitimin artık yaşam boyu devam eder hale geldiğine vurgu yaparak, “Yani, zamanın belli bir diliminde eğitim alınır, ondan sonra biter diye bir şey yok. Doğumdan ölüme kadar planlanır. Onun için de eğitim uygulamalarında artık eski uygulamalar geliştirilerek hayat boyu olarak planlanıyor. Bu hususta Milli Eğitim Bakanlığı’mızın bir genel müdürlüğünün ismi de Hayat Boyu Öğrenme Genel Müdürlüğü’dür. Buradaki amaç şudur: Çocuklarımız örgün eğitim çerçevesinde aldığı eğitimden hariç olmak üzere ona ilave olarak bu tür model eğitim uygulamalarıyla kendisini geliştirecek ve başarı çıtasını da yükseltecektir. İşte bu, Lise Medeniyet Akademisi çerçevesinde oluşturulmuş okulumuz da bu hizmeti sunuyor. Aynı zamanda sportif aktiviteler için sağladığı imkanlarla da farklı bir boyutta ortaya konmuş oluyor. Emeği geçen herkese teşekkür ediyorum” dedi.
Konuşmaların ardından Şefik Can Parkı 3. Etap ile Fuat Sezgin Gençlik ve Spor Merkezi’nin açılışı dualarla yapıldı. – KONYA
]]>Tekin, ATO Meclis Salonu’nda düzenlenen “Atatürk’e Vefa Valizi” sergisinin açılışında yaptığı konuşmada, açılışın 18 Mart’a denk gelmesinin “güzel tevafuk” olduğunu belirterek, bakanlık olarak 18 Mart Şehitleri Anma Günü ve Çanakkale Deniz Zaferi’nin 109. yıl dönümü dolayısıyla kısa film hazırladıklarını söyledi.
Bakanlık olarak atalarına, tarihine, geçmişine, ülkesine sahip çıkan, canı pahasına koruyan bir nesil inşa etmeye gayret gösterdiklerini vurgulayan Tekin, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bu bilinci gelecek kuşaklara taşımak istiyoruz. Çanakkale Zaferi de bunun en müşahhas örneklerinden biri. Anadolu’da o yıl lise öğrencileri savaşa gittiği için mezun veremeyen liseler var, biz 15 yaşında çocuklarımızla bu savaşta bakanlık olarak yer almıştık, biz de oradaydık. Anadolu’da savaşa gidip de dönemeyen çocuklar için türkülerin, ağıtların yakıldığı bir zafer Çanakkale Zaferi.”
Coğrafyaya, vatana, millete sahip çıkacak nesiller yetiştirmek isteyen bir bakanlık olduklarını kaydeden Tekin, asli görevlerinin bu olduğunu bildirdi.
Tekin, bünyelerinde 60 bine yakın okul, 1 milyon 100 bin öğretmenin olduğunu belirterek, bakanlığın öğretmen ve öğrencilerle birlikte güzel işler yaptığını vurguladı.
Öğretmen ve öğrencilere teşekkür eden Tekin, “Biz proje yapıyoruz, öğrenci arkadaşlarımız bizimle beraberler ama bize paydaş olan, maddi ya da manevi destek olan paydaşlarımıza ayrıca teşekkür etmek istiyorum.” dedi.
Bakan Tekin, eğitim sistemini eleştirenlere ilişkin de şunları söyledi:
“Dışarıdan eğitim, eğitim sistemi, öğretmenler ve benzeri konularda ahkam kesmek kolay, ben ahkam kesen, bu konularda beylik laflar eden herkese şunu söylüyorum, siz bu sürece ne katkı verdiniz, eleştirdiğiniz şeylerin olmaması, eksikliklerin giderilmesi için ne tür destekler verdiniz bize? Önce elinizi vicdanınıza koyun, şapkanızı önünüze koyun, bir düşünün, siz üstünüze düşeni yapıyor musunuz ki öğretmenlerimizi, okullarımızı, eğitim sistemimizi eleştiriyorsunuz. Bu süreç, 1 milyon 100 bin öğretmenin tek başına yapacağı bir süreç değil, 86 milyon vatandaşın, ülkesini, milletini seven insanın hep beraber yüklenmesi gereken ödevlerin olduğu bir süreç. Velilerimizin, ailelerin, STK’lerin, siyasetçilerin, sanatçıların herkesin bu süreçle ilgili ödevleri var.
Herkes kendi ödevini yaptığında toplamda eğitim öğretimden beklediğimiz faydayı, niteliği elde ederiz. Sorumluluklarını, görevlerini yerine getiren paydaşlarımıza teşekkür diyorum, diğer paydaşlarımızı da sürecin içinde bize destek olmaya davet ediyorum.”
Programda, savaşa katılan öğrencilerin şehit olmasıyla mezun veremeyen ya da çok az mezun veren okulların tarihi fotoğraflarının yer aldığı bakanlıkça hazırlanan kısa film izletildi.
Tekin, Dr. Ufuk Ege Anaokulu’nun hayata geçirdiği proje kapsamında, Türkiye genelinde 340 okuldan 20 bin öğrencinin “Atatürk ve Atatürk sevgisi” konusuyla hazırladığı portre, mektup, üç boyutlu yazıcıyla yapılan eserler, tablolar, geleneksel el sanatları eserlerinin yer aldığı “Atatürk’e Vefa Valizi” sergisinin açılışını yaptı, öğrencilerle hatıra fotoğrafı çektirdi.
Programa Ankara Ticaret Odası (ATO) Başkanı Gürsel Baran, İl Milli Eğitim Müdürü Yaşar Koçak da katıldı.
]]>20 Ocak 2018’de başlayan Zeytin Dalı Harekatı’nın 58. gününde, Çanakkale Deniz Zaferi’nin 103’üncü yıl dönümünde Afrin ilçe merkezi, terör örgütlerinden kurtarılarak huzura kavuştu.
Zeytin Dalı Harekatı ile 18 Mart 2018’de Afrin ilçe merkezinin terör örgütü PKK/YPG’den temizlenmesiyle operasyon tamamlanarak 6 belde merkezi, 282 köy, 6 köy altı yerleşim, stratejik 23 dağ ve tepe, 1 baraj, 50 stratejik nokta, TSK ve SMO’nun kontrolüne girdi.
Harekat sürecinde 4 bin 500’den fazla terörist etkisiz hale getirildi.
Operasyonda 54 Türk askeri şehit oldu, 236 asker yaralandı. Cephede TSK ile hareket eden SMO’nun 320 askeri hayatını kaybetti.
Afrin merkezinin kontrolü sağlandıktan sonra ilçe genelinde 7 yerel meclis kurularak bölge halkına hizmet verilmeye başlandı.
Bölgede hayatın normale dönmesi için Türkiye’nin desteklediği yerel meclisler yoluyla tarım, sanayi, ticaret, kültür, spor, sağlık ve eğitim gibi alanlarda halka destek verilmeye başlandı.
TSK ve SMO askerlerinin verdiği güvence sayesinde siviller, 20 Mart 2018’den itibaren evlerine dönmeye başladı. Aradan geçen 6 yılın ardından ilçe merkezi ve beldelerinde yaşayan sivillerin sayısı 700 bine ulaştı.
Sağlık ve eğitime büyük destek
Türkiye’nin bölgeye eğitim ve sağlık alanlarındaki desteği sürüyor.
Operasyonun başarıyla hedefine ulaşmasının ardından Afrin’de 100 yataklı ve 13 branşta hizmet veren hastane, Türkiye’nin desteğiyle yeniden hizmete açıldı.
Merkezdeki 5 hastanenin yanı sıra beldelerde 25 sağlık merkezi, bölge halkına ücretsiz tedavi imkanı sağlıyor.
Okullarda PKK/YPG’nin dayattığı eğitim sistemine son verilerek muhaliflerin geçici hükümetinin belirlediği müfredata uygun eğitime geçildi.
İlçe merkezinde Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle açılan Gaziantep Üniversitesi Afrin Eğitim Fakültesi, Kültür Merkezi ve Spor Kompleksi’nin yanı sıra Afrin ilçe merkezi ve çevre beldelerdeki 263 okulda yaklaşık 93 bin öğrenci eğitim görüyor.
İlçe ve beldelerde 210 cami onarılarak ibadete açıldı.
Ekonomik kalkınmada sanayi bölgelerinin inşasına önem verildi
Afrin’in terörden arındırılmasıyla sanayileşme yönünde yerel meclislere bağlı sanayi ve ticaret odaları kuruldu.
Terörden arındırıldığı ilk yıl 50 iş insanıyla çalışmalara başlayan Afrin Sanayi ve Ticaret Odası, Ocak 2024’te üye sayısını 2 bin kişiye çıkarttı.
Yaklaşık 340 fabrikayla Afrin halkının kalkınmasına destek sağlayan sanayileşme çalışması, 2024’te kurulacak 6 fabrikayla daha da artacak.
Ayakkabı üretimi, plastik boru ve tekstil fabrikalarının yanı sıra Afrin’de tarım sayesinde çok sayıda zeytin yağı, sabun ve pirin fabrikası bulunmaktadır.
“Afrin, ekonomi, sanayi ve tarım alanında büyük ilerleme kaydetti”
Afrin Sanayi ve Ticaret Odası Başkanı Halil Ömer, AA muhabirine, “Afrin, terörden arındırıldıktan sonra ekonomi, sanayi ve tarım alanında büyük ilerleme kaydetti.” dedi.
Afrin halkına daha iyi hizmet verebilmek amacıyla ilçenin terörden kurtarılmasının ilk yılında ticaret odasının kurulduğunu belirten Ömer, “İlk etapta yaklaşık 50 kişiyle başladığımız ticaret odamızda şu anda yaklaşık 2 bin iş insanı bulunuyor.” ifadesini kullandı.
Ömer, “2023’te Türkiye’den sanayilerde kullanılmak üzere 69 milyon dolar değerinde ham madde, gıda gibi ürünler ithal ettik.” açıklamasında bulundu.
Halil Ömer, “Afrin’de küçük ve büyük ölçekli 340 kadar tekstil, ayakkabı ve plastik fabrikasının yanı sıra zeytinyağı, sabun ve pirin fabrikaları bulunuyor. 2024’te 6 yeni fabrika kuracağız.” diye konuştu.
Afrin Milli Eğitim Müdürü Mustafa Kara da “Afrin, terörden arındırıldıktan sonra eğitim öğretim çalışmaları kapsamında ilçe merkezi ve beldelerde yaklaşık 240 kadar okulun tadilatını yaptık.” dedi.
6 Şubat depremlerinden sonra 16 yeni okulun inşasına başladıklarını anlatan Kara, şunları kaydetti:
“Her sene öğrencilerimize ücretsiz kitap dağıtıyoruz. Bu sene 1 milyon 21 bin 955 kitap dağıttık. Zeytin Dalı Harekatı bölgesinde 93 bin öğrenci bulunuyor. 3 bin 200 öğretmen ve hizmetliyle öğrencilerin eğitimine katkıda bulunuyoruz.”
]]>Deniz Kuvvetleri Komutanlığı bünyesinde Ay, Gür ve Preveze sınıfı olmak üzere 3 sınıftan toplam 12 denizaltı bulunuyor. Bu sayı ile bölgedeki en etkin filolardan biri olma özelliğine sahip donanma, aynı zamanda NATO’nun da bu noktadaki vurucu güçlerinden birini oluşturuyor.
Halihazırda envantere alım süreçleri devam eden TCG Piri Reis filoya dahil olana kadar filonun en modern üyesi olma özelliğini sürdüren TCG Preveze, “Derinliklerin Efsanesi” mottosuyla görevlerini icra ediyor.
TCG Preveze, 62 metre uzunluğa ve 6,2 metre yüksekliğe sahip ve dizel-elektrik sistemiyle çalışıyor. Sahip olduğu 4 adet dizel motorun yanı sıra elektrik bataryalarını da içerisinde barındıran denizaltı, bu sayede daha uzun menzillere yakıt takviyesi yapmadan ulaşabiliyor.
“Her denizaltıcı subayın hayali…”
AA ekibi, Gölcük Donanma Komutanlığında konuşlu TCG Preveze (S-353) denizaltısını ve görevli mürettebatın çalışmalarını görüntüledi.
TCG Preveze Komutanı Deniz Binbaşı Abbas Çolak, her denizaltıcı subayın hayalinin bir gün bir denizaltıya kumanda etmek olduğunu belirterek, “Ben de 15 Ağustos 2023 tarihinde TCG Preveze’nin komutasını devraldım. O günden beri de bu onurlu görevi deruhte etmekteyim.” dedi.
Denizaltı komutanı olmaya giden sürecin zorluğuna dikkati çeken Binbaşı Çolak, şöyle devam etti:
“Türk denizaltı filosunda halihazırda ‘layn’ sistemi diye tabir ettiğimiz, sadece tek bir dal veya alanda yetişmiş değil, denizaltıyı ilgilendiren tüm alanları kapsayan hem makineci subay hem de güverteci subay görevlerini tamamladım. Daha sonra denizaltı başçarkçılığı ve ikinci komutanlık görevlerinde bulundum. Komutan stajını başarıyla tamamlamayı müteakip TCG Preveze Komutanı olarak atandım.”
Denizaltı komutanının esas görevinin, denizaltını her an harbe hazır halde tutmak olduğuna vurgu yapan Çolak, personelin eğitimi ve materyal konularında yol gösterici ve denetleyici görevini aktif olarak icra ettiğini anlattı.
Ana görevlerinin, Türkiye’nin çevre denizlerinde deniz alaka ve menfaatlerinin korunmasına yardım maksadıyla her an harbe hazır bulunmak olduğunu dile getiren Çolak, bunun için tek gemi eğitimleri, taktik eğitimler ve tatbikatlara iştirak ettiklerini söyledi.
Binbaşı Çolak, TCG Preveze’nin görev alanlarına ilişkin şunları kaydetti:
“TCG Preveze, dünyanın herhangi bir yerinde, herhangi bir zamanda tevdi edilecek herhangi bir görevi sorunsuz bir şekilde yerine getirmeye muktedirdir. Benim tecrübelerime göre, TCG Preveze, çok sığ sulardan okyanusun derinliklerine, kutup bölgelerinden tropik denizlere kadar her ortamda görev icra edebilecek bir denizaltıdır. Sahip olduğu modern milli sensör sistemleri ve milli torpidomuz AKYA’nın ateş gücü ile oldukça caydırıcı bir platformdur.”
“Dünyanın en sessiz denizaltıları”
TCG Preveze Başçarkçısı Deniz Yüzbaşı Kaya Samet Sağlam da Türk Deniz Kuvvetleri envanterinde yer alan denizaltıların tekne yapıları ve makine sistemleri olarak benzer özellikler taşıdıkları ancak özellikle elektronik sistemler ve silah yüklerinin, inşa yıllarına göre farklılık gösterdiğini belirtti.
Tüm denizaltıların limana uğramaksızın 50 gün suyun altında harekat icra edebildiğini kaydeden Yüzbaşı Sağlam, şöyle devam etti:
“Envanterimizde bulunan Ay, Preveze ve Gür sınıfı denizaltıların hareket etmesini sağlayan sistem dizel elektrik sistemidir. Dizel jeneratörler ile elde edilen elektrik enerjisi, gemideki yardımcı sistemlerde kullanılmakta ve pervanenin çevrilmesi için toplam ağırlığı 250 tonu bulan pillerde depolanmaktadır. Pillerde depolanan elektrik enerjisinin azalması halinde denizaltı sualtında, ancak su yüzeyine yakın iken hava ile irtibatı sağlayan şnorkel adı verilen sistemle piller tekrar şarj edilebilmektedir. Dizel elektrikli denizaltılar dünyanın en sessiz denizaltılarıdır.”
Yüzbaşı Sağlam, denizaltında emniyet sistemi dendiğinde akla ilk gelenin personel eğitimi olduğuna işaret ederek, “Önce personelin emniyet hususları konusundaki eğitimi detaylı bir şekilde sağlanmakta, bilahare bu eğitim teknik donanım ile birleştirilerek emniyet sistemi oluşturulmaktadır. Gemimizde tüm daireleri 24 saat esasına göre takip eden sistemler mevcuttur.” diye konuştu.
“Denizaltıcılık bir meslekten öte, yaşam tarzı”
TCG Preveze Kıdemli Astsubayı Hacı Murat Sever, personelin uzun bir denizaltıcılık kursunu tamamladıktan sonra gemilerde zorlu bir staja çıktığını ve başarılı olanların denizaltıcı brövesi takmaya hak kazandığını söyledi.
Bröve taktıktan sonra da denizaltıda eğitim faaliyetlerinin devam ettiğine aktaran Sever, “Cumhuriyetimizin Kurucusu Ulu Önder Atatürk’ün de büyük bir isabetle belirttiği gibi ‘Mekteb-i asli kıtadır’ sözü bizim de yol göstericimiz olmuştur. Gerek teorik ders ve konferanslar, gerekse cihazları bizzat kullanarak yapılan eğitimlerle personelimizin eğitim seviyesi her zaman yüksek tutulmaktadır.” dedi.
Denizaltılarında 40-45 personelin görev yaptığını belirten Sever, uzmanlık alanlarına dayalı bir personel yapısının mevcut olduğu bilgisini verdi.
Kıdemli Astsubay Sever, denizaltıcılığın bir meslekten öte, bir yaşam tarzı olduğunu belirterek, “Denizaltıcılık, bir insanın hayatında yaşayabileceği tüm duyguları ve hisleri tatmasını sağlar. Onur, cesaret, gurur, kader birliği, yardımlaşma, sadakat, sevinç ve heyecan.” ifadelerini kullandı.
AKYA torpidosu ilk kez TCG Preveze’den ateşlendi
Yerli ve milli imkanlarla ROKETSAN tarafından geliştirilen AKYA ağır torpidosunun 27 Aralık 2023’teki ilk atışı da TCG Preveze denizaltısından yapıldı. Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Ercüment Tatlıoğlu’nun TCG Gökova’nın Komuta Merkezinden takip ettiği, AKYA ağır torpidosunun ateşlenerek hedef gemiyi 12 bin yardalık mesafeden tam isabetle vurduğu bu atış sonrasında AKYA torpidosu Deniz Kuvvetleri envanterine dahil edildi.
Öte yandan, Türk denizaltı filosunun modern muharebe sahasının ihtiyaçlarını çağdaş teknolojiler ile gidermesi kapsamında, Preveze sınıfı denizaltılarının modernizasyon faaliyetleri de devam ediyor. TÜBİTAK BİLGEM tarafından geliştirilen Milli Üretim Entegre Sualtı Savaş Yönetim Sistemi MÜREN SYS, Preveze’ye sahada çok büyük imkan ve kabiliyetleri sunuyor.
Ayrıca denizaltında bir çok teknolojik unsur da ASFAT, HAVELSAN ve ASELSAN gibi yerli savunma sanayi firmalarınca modernize edilerek Preveze’nin görevlerini daha etkin şekilde yapmasına destek sağlanıyor.
]]>Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı ve CHP’nin Adayı Vahap Seçer, Sosyal Hizmetler Dairesi Başkanlığı tarafından düzenlenen ‘Veli Buluşması’ etkinliğinde Erdemli Eğitim ve Öğretimi Destekleme Kurs Merkezi’nde eğitim gören öğrenciler ve aileleriyle buluştu. Başkan Seçer program öncesinde Erdemli ilçesi Akdeniz Mahallesi’nde CHP Erdemli Belediye Başkan Adayı Mehmet Mavi ve CHP Mersin Milletvekili Gülcan Kış ile kahvehane ziyareti yaptı, vatandaşlarla sohbet etti.
Ardından Veli Buluşması’na geçen Seçer, öğrencilerin ‘Hedefimiz, parlak bir gelecek; gençler bu yolda Vahap Seçer ile ilerleyecek’ pankartı ve ‘Erdemli seninle gurur duyuyor’, ‘Geleceği gençler seçer, yanındayız Vahap Seçer’ sloganları ile karşılandı.
Göreve geldiği günden bu yana Erdemli’de birçok hizmet gerçekleştirdiklerini aktaran Seçer, Erdemli halkının bunu hak ettiğini söyledi. Mersin’in her yerine parti ve bölge ayrımı gözetmeksizin hizmet yapıldığının altını çizen Seçer, şunları söyledi:
“Adaletsizlik, ‘Oy verdin veya vermedin, benim bölgemden veya mezhebimdensin, benim meşrebindensin’ bizde bunlar olmaz. Bunlar doğru değil. Biz bir milletiz. Bizim iki kırmızı çizgimiz var; biri şanlı al bayrağımız, biri de Mustafa Kemal Atatürk’ümüzdür. Gerisi bizim için teferruattır. Mersin Büyükşehir Belediyesi eğitime önem veriyor. 27 kurs merkezimiz, 350 öğretmenimiz ve 7 bin 200 öğrencimiz var. Sadece Mersin merkezde değil, bütün ilçelerimizde kurs merkezimiz var. Özellikle Mersin merkezde gelir düzeyi düşük mahallelerde var.”
Seçer, Erdemli’de Eğitimi ve Öğretimi Destekleme Kurs Merkezi’nden faydalanan 708 öğrenci olduğunu ve öğrencilerden 675’inin YKS’ye 33’ünün ise LGS’ye hazırlandığını belirtti. Kurs merkezinde görev alan öğretmenlerin bir anne ve baba şefkati ile öğrencilere destek olduğunu söyleyen Seçer, çocuklara bu kurs merkezinde birçok imkan tanıdıklarını da vurguladı. Seçer, şöyle devam etti:
“ÇOCUKLAR İYİ YETİŞMEZSE ÜLKEYİ KİMLERE TESLİM EDECEĞİZ”
“Eğitimi, gençlerimizi, gençlerimizin geleceğini önemsiyoruz. Nihayetinde ülkemizi önemsiyoruz. Bu çocuklar iyi yetişmezse biz bu ülkeyi kimlere teslim edeceğiz? Onlara birçok imkan da sunuyoruz. Onlara soru bankası, deneme sınavları da temin ediyoruz. Çocuklarımızın sınav ücretleri de Büyükşehir tarafından karşılanıyor. Onlara her şey yakışır. Hepsinin iyi eğitim alması, vatana millete yararlı insanlar olması bizleri gururlandırır ve onurlandırır.
“ARTIK ERDEMLİ’DE KANALİZASYONLAR DENİZE AKMAYACAK”
Erdemlililer kaliteli köy yollarını ve kaliteli asfaltı Vahap Seçer Başkan döneminde gördü. Bunu tüm Erdemlililerin takdir ettiğini bize teşekkürlerinden biliyoruz. 2019 seçimleri öncesinde bana ‘Mergin Köprüsü yılların sorunu’ denildi. Yönetime gelir gelmez Mergin Köprüsü’nü ve Lamos Köprüsü’nü yaptık. Bu bölge için ulaşım ağından çevreye ve sosyal politikalara kadar hiçbir şeyi esirgemedik. Çeşmeli Mahallesi’nin de kanalizasyon sorunu var. Arıtması önceki dönemlerde yapılmış. Yanlış yapılmış, arızaları olmuş, yenisini yapıp arıtmaya bağlayacağız. Artık Erdemli’de kanalizasyonlar denize akmayacak. Bu iki sorunu çözdüğümüz zaman Erdemli daha temiz bir Erdemli, Erdemli’nin denizi de daha güzel bir deniz olacak.”
Sözlerinin sonunda 31 Mart’ta gerçekleştirilecek yerel seçimler hakkında da davetlilere seslenen Seçer, seçimlerin demokrasinin bir gereği olduğuna dikkati çekti. Mersin halkının ahde vefayı bilen, vicdan sahibi, emeğe, alın terine saygılı bir toplum olduğunu vurgulayan Seçer sözlerine, şöyle son verdi:
“UMARIM ÖNÜMÜZDEKİ 5 YILDA MEHMET MAVİ BAŞKAN’LA SİZLERE HİZMET ETMENİN GURURUNU YAŞAYACAĞIZ”
“Parti, ideoloji, dünya görüşünü bir kenara bırakın. Bu genel seçim değil, bu belediye seçimi. Erdemli’yi ve Mersin’in tamamını düşünün. Erdemli’de, Mersin’de size kim daha fazla hizmet edecek, kim bu makama yakışır diye düşünüyorsanız oyunuzu o başkana verin. 5 yıllık hizmetlerimden memnun olanların hizmet oyunu istiyorum. Ben eminim yurttaşlarım Vahap Başkanlarının hep yanında olacaklar. Nasıl Vahap Başkanları her zaman onların yanında olduysa onlar da başkanlarını yalnız bırakmayacaktır. Mehmet Mavi Başkan bir önceki belediye başkanınız değil. Kendini sizlere gösterebilmek için öyle bir fırsat yakalamadı. Ama şimdi sizden bir şans istiyor. Mehmet Mavi’yi tanıtmama gerek yok, bu bölgenin insanı. Kendisini tanıyorsunuz. Ama benim diyeceğim şu; birlikten güç doğar. Umarım önümüzdeki 5 yıllık sürecimizde Mehmet Mavi Başkan’la sizlere hizmet etmenin gururunu yaşayacağız.”
CHP Mersin Milletvekili Gülcan Kış, Başkan Seçer’in 5 yıldır birçok önemli projeye imza attığını ve ayrım yapmaksızın bütün ilçelere, köylere eşit hizmet götürdüğünü belirtti. Çocuk yetiştirmenin ve okutmanın çok zor olduğunu aktaran Kış, “Parası olanın çocuğunu dershaneye gönderebildiği, parası olmayanın çocuğunu dershaneye gönderemediği bir zamandan geçiyoruz. Böyle bir dönemde bir belediye başkanı çıktı; ‘Maddi durumu iyi olmayan vatandaşımızın çocuğuna bir eğitim kapısı açacağım’ dedi ve bir fırsat kapısı açtı. Çocuklarımızı sınava hazırladığı yetmedi, sınav ücretlerini de yatırdı. Onunla da yetinmedi sınavdan sonra tercih yapma danışmanlığı verdi” dedi.
CHP Erdemli Belediye Başkan Adayı Mehmet Mavi de, Seçer’in yapmış olduğu çalışmalar dolayısıyla Erdemli’de herkesin sevgisini kazandığını ifade ederek, “Erdemli’de seçim çalışması sürecimizde insanların bize sarıldığını gördük. Başkanımız siyaset üstü bir çalışma yapmış. Biz de başkanımızın yaptıklarını örnek alarak Erdemli’yi Büyükşehir’in yaptığı bütün hizmetlerle tanıştıracağız ve Erdemli’de yeni bir sayfa açacağız. Biz de Erdemli Belediye Başkanı olduğumuzda aynı eğitim desteğini artırarak devam ettireceğiz. Okumayan çocuğumuz kalmayacak. İl dışına giden çocuklarımıza da öğrenim yardımı vereceğiz” diye konuştu.
]]>Asrın felaketinden etkilenen Osmaniye’de yaralar sarılmaya devam ediyor. Afetzede çocuklara depremi unutturmak isteyen 27 yaşındaki antrenör Yusuf Çakır, Milli Eğitim Müdürlüğü’nün ve mahalle esnafının da desteğiyle Yunus Emre Mahallesi’nde yaşayan ve sayıları 70’i bulan çocuğa futbol eğitimi vermeye başladı. Mahallede bulunan toprak sahada açtığı spor kursuyla çocukları eğitime ve spora yönlendiren Çakır, çocuklara bir nebzede keyifli anlar yaşatmaya çalışıyor. Toprak sahada tozu dumana katan afetzede çocuklar, futbola olan aşklarıyla takdir topluyor.
Mahallede yaşayan çocuklara destek olmak amacıyla böyle bir çalışmaya başladığını söyleyen antrenör Yusuf Çakır, “Bizim de amacımız gençlerimizi spora yönlendirmek. Halk eğitim merkezi üzerinden spor kursu açtık. Bu kursu daha başka okul ve kulüpler üzerinden açabiliriz. Gençleri ve çocukları korumak onları spora, eğitime, sanata yönlendirmek için kendi mahallemizde bu kursu açmayı tercih ettik. Mahallemiz esnaflarından İbrahim Işıklı ile birlikte böyle bir spor kursu açmayı düşündük. Velilerimizle birlikte ortak noktada buluşup, eğitim konusunda çocuklarımızı yönlendiriyoruz. Eğitim noktasında kitap okuma alışkanlığı kazandırmaya çalışıyoruz sanata yönlendiriyoruz. Gençlik merkezlerinde yapılan “Deneyap Atölyeleri” var robotik kodlama kursları var onlardan haberdar olup çocuklarımızı gençlik merkezlerine yönlendiriyoruz. Resim kursları açılıyor resme yeteneği olan öğrencilerimizi varsa resime de yönlendiriyoruz. Yaş grupları olarak ilkokul ve ortaokul olmak üzere toplamda 70 öğrencimiz var, onlarla okula gittikten sonra saat 2’de çıkıyorlar burada ben onların gelmesini bekliyorum en azından kötü alışkanlıkları edinebilecekleri yerlere takılmasınlar diye sahada onları bekliyorum” dedi.
Esnaf İbrahim Işıklı ise, “Osmaniye Yunus Emre Mahallesinde esnaflık yapıyoruz yıllardır burada oturuyoruz, çocukluğumuz bu mahallede geçti. Hocalarımız başka okullar ve kulüplerde de görev alabiliyordu. Biz burada bir araya geldik; karar verdik ve mahallemizin gençlerine, çocuklarına bir destek olalım diye. Sadece spor anlamında değil eğitim anlamında da onlara destek olmak istedik. Bizim zamanımızda bizlere verilmeyen desteğin gençlerimize verilmesini istedik” ifadelerini kullandı.
“Futbol oynamayı seviyorum, okul biter bitmez sahaya geliyorum”
Okuldan sonra spor sahasına geldiğini söyleyen 8’inci sınıf öğrencisi Salih Kaya, “Futbol oynamayı seviyorum, okul biter bitmez sahaya geliyorum. Futbolun yanı sıra elektroniğe merakım vardı hocalarım durumu fark edip beni ‘Deneyap Atölyelerine’ yönlendirdi 17 Mart’ta orada sınava gireceğim ve inşallah başarılı olacağım. Hocalarıma teşekkür ederim” dedi.
“En sevdiğim futbolcu Ronaldo bende büyüyünce onun gibi olmak isterim”
Futbolcu olmak istediğini söyleyen Mehmet Enes Car, ‘Okuldan sonra mahallemizin sahasında antrenmanlara geliyoruz. Futbolu öğreniyorum sadece futbol değil bizlere sevgiyi saygıyı öğretiyorlar. Derslerimizi soruyorlar ders çalışmamızı istiyorlar bizim geleceğimiz için bize sahip çıkıyorlar. En sevdiğim futbolcu Ronaldo bende büyüyünce onun gibi olmak isterim” dedi. – OSMANİYE
]]>Küçük yaşta geçirdiği çocuk felci nedeniyle ortopedik engelli olan 52 yaşındaki Yazıcı, zorluklarla dolu eğitim sürecinin ardından Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Eğitim Fakültesini bitirerek öğretmen olarak göreve başladı.
Atakum Fahriye-Kemal Kızılot Özel Eğitim Uygulama Okulu’nda rehberlik öğretmeni olarak görev yapan Yazıcı, evlilik ve aile danışmanlığı, manevi danışmanlık ve rehberlik, sosyoloji, siyaset bilimi ve kamu yönetimi gibi alanlarda yüksek lisans yaptı.
OMÜ Kadın ve Aile Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi’nde özel gereksinimli çocuğu olan bireyler üzerine tezli yüksek lisansına devam eden Yazıcı, bir süre İlkadım Kent Konseyi Engeliler Meclisi Başkanlığını yürüttü, birçok engelli derneğinde görev alarak çok sayıda engellinin hayatına dokundu.
Yirmi yedi yıllık rehberlik öğretmeni olan aynı zamanda Samsun Engelliler Federasyonu Basın Sözcülüğü görevi de sürdüren Hasan Tahsin Yazıcı, AA muhabirine yaptığı açıklamada, hayattaki tek amacının engellilere ve ailelerine yardım etmek olduğunu söyledi.
Engelli hakları konusunda kamu ve özel sektör başta olmak üzere toplumun tamamında farkındalık oluşturmak istediğini dile getiren Yazıcı, “Engelli bireyler konusunda fazla damdan düşen olmadığı için onlara bu farkındalığı oluşturabilmek adına 2005 yılında devletimizin çıkarmış olduğu 5378 sayılı Engelliler Hakkında Kanun’un artılarını 18 yıldan bu yana anlatmaktayım.” dedi.
“Kendimi bir aktivist olarak görüyorum”
Engellilerin, haklarının farkında olması ve bu haklardan yararlanmaları için çalıştığını dile getiren Yazıcı, şöyle devam etti:
“Binlerce insanı bilgilendirme fırsatımız oldu. Yüzlerce konferans ve seminer yaptık Samsun’un il ve ilçeleri ile Türkiye’nin birçok ilinde. Hem televizyon programları hem de seminerler ve konferanslar yoluyla bilgilendirme ve bilinçlendirme ama önemlisi doğru bir şekilde yönlendirme çalışmaları yapmaya çalıştık. Ailelere hak savunuculuğunun ne kadar önemli olduğunu anlatmaya çalıştık. Çünkü verilen hakların sürekliliği için hak savunuculuğunu devam ettirmek ve bunu talep eden bir kitlenin olması çok önemli. Bu kitle de engelli bireyleri ve aileleri. Sadece hakların verilmesi yetmiyor. Ondan dolayı kendimi bir aktivist olarak görüyorum. Hayatımı engelli bireylerin yaşam kalitelerinin artırılmasına yönelik yaptığımız bireysel, çeşitli platformlardaki çalışmalarla bilinçlendirme, bilgilendirme ve yönlendirmeye adamış biriyim. Devletimizin çıkardığı kanun, yönetmelik kısacası mevzuatı doğru ve anlaşılır bir şekilde hedef kitleye ulaştırabilmek en önemli amacım.”
Tüm çabasının kendi yaşadıkları zorlukları başkalarının yaşamaması olduğunu vurgulayan Yazıcı, “Yaşadığım sıkıntıları diğer ailelerin de nasıl yaşayacağını öngördüğüm için onların bu süreçleri daha rahat atlatabilmesi bakımından bilgilendirilmelerinin çok önemli olduğunu düşündüğümden dolayı bu çalışmalara kendimi adamış biriyim. 2007 yılından bu yana bu çalışmalarımı profesyonel olarak yapıyorum. Amacımız nefesimizin yettiği yere kadar kamu ve özel sektörde bu bilgilendirme çalışmalarına devam etmek.” diye konuştu.
Sosyal medya aracılığıyla da bu çalışmalarını sürdürdüğünü, danışan sayısının çok fazla olduğunu aktaran Yazıcı, “Engelliler engeli ne olursa olsun mutlaka kendi potansiyelini sonuna kadar kullanabilme becerisine sahip olabilmeli. Bu beceriye sahip olabilmek için haklarını bilmesi gerekiyor. Nerede eğitim almalı? Uzaktan eğitim programları, erişim sorunları halledildikçe özel gereksinimli insanların da kendilerini gerçekleştirebileceklerini düşünüyorum. Eskiden, ‘Engellisin, senin eğitim almana ne gerek var, otur evde.’ diyorlardı. Şimdi tam tersi. Engelli kişi toplum içine çıkmalı, toplumla bütünleşmeli, eğitimini son safhasına kadar kullanabilmeli. Eğitimini son aşamasına kadar almalı ki kendini gerçekleştirebilsin.” ifadelerini kullandı.
“Devlet bütün imkanlarını seferber ediyor”
Yazıcı, engelli bireylerin hakları konusunda devletin önemli adımlar attığının altını çizerek, şunları kaydetti:
“Olanaklar sağlandığı zaman engellilerin kendini gerçekleştirebilmesi mümkündür. Asla, ‘Evden dışarı çıkma, okuma, sadece devletin verdiği ücretle yetin, bir şey yapma..’ Hayır, bunlar asla değil. Devlet bütün imkanlarını seferber ediyor. Okulları açmış, olanakları sağlamış ama aileler de bu imkanları sonuna kadar değerlendirmeli, çocuklarının arkasında durabilmeli. Bazı sıkıntılar varsa bunları yerel yönetimlerle kamu kurumlarıyla özel sektörle halledip engelli bireylerin eğitimden en üst seviyede yararlanabilmesi, ilgi ve yetenekleri doğrultusunda eğitim görmesi ve sonrasında istihdam alanlarına yönlendirilebilmesinin çok önemli olduğu düşünüyorum. Bu dönemde de bu imkanlar gerçekten çok fazla.”
]]>Sağlık Bakanlığı İl Sağlık Müdürlüğü Simülasyon Eğitim Merkezi’nde 21 eğitmenden oluşan Acil Sağlık Hizmetleri Eğitim Birimi, mesleğe yeni atanan paramedik ve acil tıp teknisyenlerine yönelik teorik eğitimin yanı sıra uygulamalı vaka simülasyon eğitimleri veriyor.
Bu kapsamda insan hayatına dokunmanın önemiyle hareket eden birim çalışanları, hazırladıkları zorlu senaryolarla tansiyon ve kalp ritmi alınan maketler üzerinden karşılaşılması muhtemelen vakalara müdahalelere dikkati çekiyor.
Trabzon’un yanı sıra Artvin, Rize, Giresun ve Gümüşhane’deki hastane öncesi sağlık hizmetlerinde görev alan personele eğitim veren çalışanlar, sağlıkçıları gerçeği aratmayacak tatbikatlarla göreve hazırlıyor.
Güvenli ve hızlı hasta nakli sağlanmasına yönelik de teorik eğitimin yanı sıra kurulan parkurlarda ambulans güvenli sürüş eğitimleri veren birim çalışanları, bu sayede ambulans kullanan personelin bilgi ve tecrübelerini pekiştirmelerine destek oluyor.
“Bütün bölgeye eğitimleri ulaştırarak insan hayatına dokunmaya çalışıyoruz”
Eğitim Birim Sorumlusu paramedik Sonay Bal Sezen, AA muhabirine, hastane öncesi acil sağlık hizmetleri istasyonlarında çalışanlara yönelik temel eğitimler, erişkin, travma ve çocuk ileri yaşam desteği ile sürücü çalışanlara yönelik ambulans sürüş teknikleri eğitimleri verdiklerini söyledi.
Faydalı olmak adına vakaları simüle ettiklerini belirten Sezen, “Vakaları simüle edecek şekilde bebekten çocuğa, çocuktan yetişkine kadar maketlerimiz var. Yani ekipler senaryoya geldiklerinde bire bir olay yerindeki vakayı simüle edebiliyoruz. Maketlerimizden nabız ve ritim alabiliyoruz. Gerçekliği yüksek olduğu için eğitimlerimizin sahada çok faydalı olduğuna inanıyoruz.” ifadesini kullandı.
Sezen, Trabzon’un bölge olduğunu aktararak, “Artvin, Rize, Giresun ve Gümüşhane’den hastane öncesi sağlık hizmetlerinde çalışanlarımızla katılımcı listemizi ayarlıyoruz. Böylece bütün bölgeye eğitimleri ulaştırarak insan hayatına dokunmaya çalışıyoruz.” dedi.
“Hedefimiz tüm sağlık çalışanlarının başarılı şekilde eğitimlerini sağlamak”
Verilen eğitimlerin önemine işaret eden Sezen, “Maketlerimizden ritim, nabız alabildiğimiz için ekiplerimiz gerçek vakayı nasıl yönetiyorsa, burada da aynı şekilde vakayı yönetiyorlar. Teorik eğitimlerle başlıyoruz, sonrasında uygulamalı ve vaka simülasyonlarıyla eğitimimizi tamamlıyoruz.” diye konuştu.
Sezen, eğitim alan sağlıkçıların ölçme değerlendirme sınavına tabi tutulduklarını belirterek, sözlerini şöyle tamamladı:
“Teorik, pratik uygulamalarla eğitimlerimizi destekliyoruz. En son günde de hem teorik hem de uygulamalı olmak üzere verdiğimiz eğitim konularına yönelik bir teste tabi tutuyoruz. Yine geçme oranımız var. Tabii ki hedefimiz standardizasyonu yakalamak için tüm sağlık çalışanlarının başarılı şekilde eğitimlerini sağlamak.”
“Arkadaşlarımızın mesleki eğitimlerini tamamlamaya çalışıyoruz”
Yaklaşık 9 yıldır eğitim biriminde görev alan paramedik Ayşe Dilekoğlu, 17 yıldır mesleğin içinde olduğunu ifade etti.
Mesleğe eğitim ve araştırma hastanesinde çalışarak başladığını, ardından 112’de aktif çalıştıktan sonra eğitim birimine geçtiğini aktaran Dilekoğlu, “112’de çalışan arkadaşlarımızın mesleki eğitimlerini tamamlamaya çalışıyoruz.” dedi.
Dilekoğlu, sağlığın çok hızlı değişen bir alan olduğuna dikkati çekerek, bu kapsamda çeşitli formatlarla simülasyon üzerinden eğitim verdiklerini ifade etti.
Çok sayıda vakayı simüle ettiklerini aktaran Dilekoğlu, “Sahada belki de çok karşılaşmadıkları şeyleri burada karşılarına çıkararak hazır olmalarını sağlamaya çalışıyoruz.” ifadesini kullandı.
“Alanımla ilgili teorik ve uygulamalı eğitim veriyorum”
Gebelik, doğum ve yenidoğan üzerine eğitim veren ebe Derya Köse, 8 yıl aktif olarak doğumhanede, yaklaşık 9 yıldır da eğitim biriminde çalıştığını belirtti.
112’de çalışanlara alanıyla ilgili teorik ve uygulamalı eğitim verdiğine işaret eden Köse, şunları kaydetti:
“Gebe vakaları, doğum eylemi veya bu tarz vakalarda neler yapabilirler, hangi müdahaleleri yapmaya yetkileri var ya da hangi müdahaleleri yapmaya yetkileri yok, bunlardan bahsediyoruz. Bir doğum vakasıyla karşılaştıkları zaman normal doğumu nasıl gerçekleştirebilirler, detaylarıyla bahsediyoruz. Yine yeni doğandan, yeni doğanlarımızın ilk bakımından veya ihtiyaçlı doğan yenidoğanlarımıza nasıl müdahale edebiliriz, detaylarıyla bu konudan bahsediyoruz.”
Köse, diğer eğitimlere de katılarak eğitmen arkadaşlarına destek olmaya çalıştığını ifade etti.
“Sadece yetenek değil, biz güvenli sürüş istiyoruz”
Tüm modüllerde eğitmen olarak görev yapan Mustafa Bilgin, aynı zamanda ambulans sürücülerine verilen ileri sürüş eğitimlerinde görev aldığını aktardı.
Bilgin, sağlık alanındaki bilgilerin sürekli güncellendiğini belirterek, bu kapsamda sahaya başlayan personelin bilgilerini eğitimlerle güncellemeye çalıştıklarını anlattı.
Ambulans sürüş eğitiminin önemine de dikkati çeken Bilgin, sözlerini şöyle tamamladı:
“Ambulans sürüş eğitimini biraz daha ayırmak gerekir. Çünkü ambulans sürücülüğü çok farklı bir olay. Sadece yetenek değil biz güvenli sürüş istiyoruz. Sürüş kurallarına tamamen hakim olmalarını istiyoruz. Sürüş kurallarını tamamen yerine getirebilmeleri için sürücülere 5 gün eğitici eğitim, 4 gün de kursiyer eğitimi veriyoruz.”
]]>Tunç, Rize Adalet Eğitim Merkezinde adliye personeline yönelik eğitim programı sonrasında düzenlenen sertifika töreninde, Türkiye’nin değişik bölgelerinden gelen adalet personeli ile bir arada olmanın mutluluğunu yaşadığını söyledi.
Personel eğitim merkezlerince önemli proje ve eğitimler yürütüldüğünü belirten Tunç, şöyle konuştu:
“Adalet teşkilatımız personel olarak baktığımız zaman 24 bini hakim ve savcıdan, 100 bine yakını savcılarımıza destek olan katiplerimiz, mübaşirlerimiz, yazı işleri müdür ve personellerimizden, 80 bine yakın ceza tevkifevlerinde çalışan infaz koruma memurlarımız ve idarecilerimizden oluşuyor. Dolayısıyla toplamda 200 bine yakın hakim, savcı ve yardımcı personelle beraber yargı hizmetlerini gerçekleştirmeye çalışıyoruz. Vatandaşlarımızın adalete güvenini tesis etmenin, yargı hizmetlerinden memnuniyetini en üst noktaya çıkarmanın gayreti içerisindeyiz.”
Tunç, hakim ve savcıların kürsüde hukuka uygun kararlar vererek adaletin tecelli etmesinin ve haklıya hakkını vermenin mücadelesini yaparken personelin de onlara destek olduğuna işaret ederek, “Onların sizsiz bir iş yapmaları mümkün değil. Çünkü her yazılan, her konuşulan sizler sayesinde tutanaklara geçiyor ve doğru geçmesi gerekiyor. O kararların çabuk ve doğru yazılması gerekiyor. Tüm bunlar özellikle sizlerin gayretleriyle gerçekleşiyor. Çeşitli sınavlardan geçerek bu noktalara geldiniz, seçilen kişilersiniz. Sizlerin özellikle meslek içerisinde başarılı olabilmeniz için de bu tür eğitimlere ihtiyaç var.” diye konuştu.
Kanunların değiştiğini, yeni mevzuatlar geldiğinin altını çizen Tunç, bu ihtiyaçlara uygun yeni eğitim modülleri ve programları da olması gerektiğini, bu kapsamda yeni ihtiyaçlara göre de hizmet içi eğitimler gerçekleşmeye devam ettiklerini vurguladı.
“Temel kanunlarımızın tamamı yenilendi”
Tunç, yargının fiziki mekan ihtiyacını büyük ölçüde tamamladıklarını, dün Giresun’da büyük bir adalet sarayının temelini attıklarını anlattı.
İhtiyaç olan illerde her gün yeni bir adalet sarayının temelini attıklarını ifade eden Tunç, gelecek hafta da Adana Kozan’da açılış gerçekleştireceklerini aktardı.
Tunç, Türkiye’deki müstakil adalet sarayı sayısının 72’den 366’nın üzerine çıktığına işaret ederek, hem fiziki mekanlar hem de teknolojinin tüm imkanlarının yargının hizmetine sunulduğunu belirtti.
Mevzuatı da sürekli yenilediklerine dikkati çeken Bakan Tunç, şu değerlendirmede bulundu:
“Temel kanunlarımızın tamamı yenilendi. Yargı paketleri ihtiyaçlara göre yeni mevzuat düzenlemeleri yine gerçekleşiyor. Sadeleştirmeler, yargı hizmetlerinin etkinliğinin artırılmasına yönelik mevzuat teşvik giderleri Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından gerçekleştirilmeye devam ediliyor. En son sekizinci yargı paketinde de bu gerçekleşmiş oldu. Tabii mevzuat, fiziki kapasite ama en önemlisi de insan unsuru. Adaleti tecelli edecek kürsüdeki hakim ve savcılarımız. Onların daha donanımlı olması noktasında gerek hukuk fakültesindeki eğitimleri ve sonrasındaki sınavlar ve hakim, savcı yardımcılığı sistemiyle de kürsümüz artık daha da güçleniyor. Tabii o kürsüye güç verecek, destek verecek olan personeller de sizlersiniz. Sizlere güveniyoruz. Sizler vatandaşlarımızın yargı hizmetlerinden memnuniyetini en üst noktaya çıkaracak kişilersiniz.”
Bakan Yılmaz Tunç, konuşmaların ardından eğitime katılan personele sertifikalarını verdi.
]]>TBMM Başkanvekili ve CHP Denizli Milletvekili Gülizar Biçer Karaca, deprem bölgesindeki illerde üniversite sınavına girecek öğrencilerden sınav ücreti alınmaması için TBMM Başkanlığı’na kanun teklifi verdi. Karaca, “Karaca, “Geçen yıl 345 TL olan YKS oturumuna bu yıl katılmak isteyen adaylar 885 TL; geçen yıl 260 TL’ye yaptıkları başvuruyu bu yıl yapmak isteyen YÖKDİL adayları 490 TL ödemek zorunda kalıyor. Milyonlarca öğrenci artan zamlar ve ekonomik krizin faturası nedeniyle başvuru dahi yapamıyor. Yasa teklifiyle amacımız depremzede adayların yüzde yüzleri çoktan aşan sınav ücreti ödemeden sınava girebilmelerini sağlamak” dedi.
CHP TBMM Başkanvekili ve CHP Denizli Milletvekili Gülizar Biçer Karaca, 6 Şubat depremlerinden 11 ilde üniversite sınavına girecek öğrencilerden sınav giriş ücreti alınmaması amacıyla TBMM Başkanlığı’na kanun teklifi verdi. Karaca, ÖSYM Hizmetleri Hakkında Kanun’da değişiklik yapılmasını öngören kanun teklifinin gerekçesinde şunları dile getirdi:
“MİLYONLAR EVSİZ, GEÇİM ŞARTLARINDAN YOKSUN”
“6 Şubat 2023 tarihinde Kahramanmaraş merkezli yaşanan depremler neticesinde resmi açıklamalara göre en az 53 bin 537 yurttaşımız yaşamını yitirmiş, 107 bin 213 yurttaşımız ise yaralanmıştır. Depremin ardından kamuoyuna yansıyan bilgilere göre 3,5 milyon yurttaşımız deprem bölgesini terk etmiş, Uluslararası Göç Örgütü’nün raporuna göre tahminen 2,7 milyon yurttaşımız evsiz kalmıştır. Cumhurbaşkanlığı tarafından açıklanan rapora göre, depremden etkilenen 11 ilimizde 5 milyon 649 bin 317 konuttan 38 binden fazlası deprem anında yıkılmış, depremin ardından 518 bin 9 konut ise acil yıkılacak ya da ağır hasarlı olarak belirlenmiştir. Uluslararası Çalışma Örgütü’nün tespitlerine göre ise ülkemizde depremler sonucunda 658 bin yurttaşımız geçim olanaklarını kaybetmiştir. Söz verilen konutların yalnızca yüzde 11’i tamamlanmıştır.
Deprem yaşanan illerde eğitim-öğretim hizmetlerinin aksadığı kuşkusuzdur. Ayrılan kaynak tahsislerinin yanında, afet bölgesi kapsamındaki illerde eğitim-öğretim faaliyetlerinin yürütülmesinde yaşanan sorunlar devam etmektedir. Deprem bölgesindeki 11 ilde 2022-2023 eğitim öğretim yılında, ilk ve ortaöğretimde 3 milyon 972 bin 75 öğrenci, 209 bin 719 öğretmen, üniversitelerde ise (uzaktan eğitim dahil) 311 bin 614 öğrenci ve 15 bin 249 akademisyen bulunmaktadır. Toplam öğrenci sayısı ise 4 milyon 283 bin 689’dur.
“217 BİN ÖĞRENCİ NAKLEDİLDİ”
Deprem bölgesindeki illerden göç nedeniyle eğitim-öğretim faaliyetleri, göç edilen illerde yürütülmeye devam etmiştir. Milli Eğitim Bakanlığı’nın (MEB) açıkladığı verilere göre, 217 bin 246 öğrenci başka illere naklini gerçekleştirmiştir. Nakil yaptıran öğrencilerin dağılımı incelendiğinde 71 bin 959 öğrenci ile Hatay ilk sıradadır. Hatay’ı sırasıyla; 52 bin 908 öğrenci ile Kahramanmaraş, 39 bin 987 öğrenciyle Malatya, 22 bin 889 öğrenciyle Adıyaman, 14 bin 719 öğrenciyle Gaziantep izlemektedir. Eğitim Reformu Girişimi’nin raporuna göre deprem bölgesindeki öğrencilerin nakil oldukları iller sıralamasında 29 bin 738 ile Ankara gelmektedir. Ankara’nın ardından 20 bin 149 öğrenci nakli ile Antalya, 20 bin 67 öğrenci ile Mersin ve 16 bin 186 ile İstanbul izlemektedir.
MEB tarafından yayınlanan ‘Deprem Bölgesi İlleri Raporu’ incelendiğinde sınav ücretlerine ilişkin bir düzenlemeye rastlanmamıştır. Eğitim-öğretim faaliyetlerine ilişkin veriler paylaşılmış, deprem bölgesindeki adayların e-sınav randevularının istedikleri yere taşınmasını sağlayacak güncellemeler yapıldığı, e-sınav hizmeti veren sınav salonları açıldığı, sınavlara giren öğrencilere kitap ve okuma desteği verildiği, 8. 12. Sınıf düzeyindeki öğrencilere yönelik destekleme ve yetiştirme kursları açıldığı ifade edilmiş, 18 okulda 982 öğrenciye sınav kaygısının önüne geçilebilmesi için motivasyon seminerleri verildiği ifade edilmiş ancak deprem bölgesindeki illerde sınavlara giren öğrencilerden sınav ücretlerinin alınmamasına yönelik bir düzenleme yer almamıştır.”
“MİLYONLARCA ÖĞRENCİ ARTAN ZAMLAR NEDENİYLE BAŞVURU DAHİ YAPAMIYOR”
Sınav başvuru ücretlerinde yüzde yüzü aşan zamların depremzedeler için ikincil bir mağduriyet yaratmasının önüne geçilmesi gerektiğini belirten Karaca, “Geçen yıl 345 TL olan YKS oturumuna bu yıl katılmak isteyen adaylar 885 TL; Geçen yıl 260 TL’ye yaptıkları başvuruyu bu yıl yapmak isteyen YÖKDİL adayları 490 TL ödemek zorunda kalıyor. Milyonlarca öğrenci artan zamlar ve ekonomik krizin faturası nedeniyle başvuru dahi yapamıyor. Bize gelen talepler, özellikle depremzede gençlerin ve ailelerinin eğitime erişim hakkından yoksunluğu anlamına geliyor. Yasa teklifiyle depremzede adayların yüzde yüzleri çoktan aşan sınav ücreti ödemeden sınava girebilmelerini sağlamak. Daha fazla mağduriyet yaşanmaması için merkezi sınavlara başvuruda somut adım atma yönünde tüm karar alıcılara çağrıda bulunuyorum” dedi.
KARACA ÇAĞRIDA BULUNDU
Karaca, afet bölgesi ilan edilen illerde bunun devam ettiği süre boyunca tüm merkezi sınavlarda depremzedelerden başvuru ücreti alınmamasını içeren teklifin TBMM’de kabul edilmesi için tüm siyasi partilere de çağrıda bulundu.
]]>
Terör örgütü PKK adına Suriye’de aktif faaliyet gösterdiği gerekçesiyle 14 Ocak’ta tutuklanan E.K. (25) hakkında, Adana Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma tamamlandı.
E.K. hakkında “silahlı terör örgütüne üye olma” suçundan 15 yıl, “terör örgütü propagandası yapmak” suçundan da 5 yıla kadar hapis cezası istemiyle hazırlanan iddianame, Adana 2. Ağır Ceza Mahkemesince kabul edildi.
İddianamede, etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanmak istediğini belirten E.K’nin itiraflarına yer verildi.
E.K. 2015 yılında Adana’nın merkez Seyhan ilçesi Gülbahçesi Mahallesi’nde terör örgütü PKK’nın talimatıyla örgütün gençlik yapılanmasında yer aldığını, bu yapılanmada gruplar halinde “eylem birimleri” kurulduğunu ifade etti.
Yapılanmanın başında Hizni kod adlı Hüseyin’in bulunduğunu ve onun zorlaması ile eylem birimine katıldığını belirten E.K, “Hizni, terör örgütü PKK elebaşı Abdullah Öcalan’ın 15 Şubat 1999’da yakalanmasının yıl dönümü olduğunu bildirerek bize 15 Şubat’ta eylem yapma emri verdi. Bu kapsamda molotofkokteyli yapmamız için benzin ve havai fişek almamız gerektiğini söyleyip bize para dağıttı. Hizni, mahalledeki eylemlerin organizasyonunu yapıyordu.” ifadesini kullandı.
Daha sonra PKK’ya katılmaya karar verdiğini belirten E.K. şöyle devam etti:
“Mahallede terzilik yapan Z.E. ‘Beni uzaktan takip edin’ diyerek beni bir eve götürdü. Yanımıza cep telefonu ve kimliğimi almamamı söyledi. Z.E. bana, ‘Bu evden hiçbir yere ayrılma, evin penceresinden dışarı dahi bakma ve beklemede kal’ dedi. Ben bu evin örgütün kentteki milis evi olduğunu anladım. Ben bu evde kaldığım 3 gün boyunca yüzü kapalı olan bir kadın gizlice evin ihtiyaçlarını bırakıyordu. Bu kadın bana ‘Gideceğin yer çok güzel, örgüt iyidir, örgüt için savaşacaksın’ diyordu. Üçüncü günün sonunda Z.E. yanında bir kadınla bu eve geldi. Bu kadın benim tüm kimlik bilgilerimi küçük bir kağıt parçasına yazarak bu kağıdı küçük bir hap şekline gelinceye kadar iyice katladı. Daha sonra bu kağıdı sigara poşetine sarıp çakmakla yakmak suretiyle mühürledi. Ayrıca içini boşalttığı bir ceviz tanesinin içine bu kağıdı yerleştirdi. Bana ‘Ceviz içindeki kağıdı sakın açma, bu cevizi Diyarbakır HDP il binasında bulunan Eylem kod adlı kişiye teslim edeceksin, uygulama noktasında polis ya da jandarma aramasına takılırsan kağıdı yut, sakın polisin eline geçmesine izin verme, Z.E. ve saklandığın evden bahsetme’ talimatını verdi. Daha sonra Diyarbakır için aldıkları otobüs biletini bana verdi. Bu kadın bana ‘Kesinlikle örgütten kaçma, örgüte ihanet etme, sakın geri gelme’ telkininde de bulundu.”
ABD askerlerinden eğitim almış
Diyarbakır’a gittiğinde HDP il binasında Eylem kod adlı kişiyle buluştuğunu ve yanında taşıdığı ceviz içindeki notu Eylem’e teslim ettiğini anlatan E.K. itiraflarını şöyle sürdürdü:
“Eylem kağıt parçasını okuduktan sonra not kağıdını yakarak yok etti. Kırsala götürülmem için bir araç ayarlayacağını söyledi. Bir süre sonra belinde silah olan bu kişi beni araçla Lice’ye götürdü. Beni burada başka bir örgüt mensubu karşıladı ve bana ‘Şervan Amed’ kod adını verdi. Burada 40 kişiden oluşan bir örgüt kampında eğitim almaya başladım. Kampta askeri, siyasi ve ideolojik eğitimler aldım. Daha sonra bir grupla Aynularab (Kobani) bölgesine geçtim. 2016 yılında Fransızlara ait çimento fabrikasının arkasında bulunan konteynerlerde ABD askerleri tarafından sağlık, sabotaj, silahlı saldırı ve ilk yardım eğitimleri aldım. Bir süre sonra gizlice edindiğim cep telefonu ile annemle irtibata geçtim. Annem benden örgütten kaçıp eve dönmemi istedi. Örgüt benim ailemle görüştüğümün farkında varınca beni cezalandırdı. 2017 yılında başka bir tabura görevlendirmem yapıldı.”
E.K. ifadesinde, terör örgütünün eylem birimlerine, “hava saldırılarına karşı ormanlık alanlarda dağınık olarak bulunun” talimatı verdiğini anlattı.
Suriye’de aldıkları eğitimlere değinen E.K, “TSK saldırılarına karşı tünel yapımı ve tünel savaşlarına yönelik eğitim aldık. Bize uçak keşiflerinden nasıl korunmamız gerektiği, tankların saldırılarından nasıl kaçılacağı yönünde eğitimler verildi. Ayrıca olası TSK saldırısına karşı kırsalda bulunan boş evlere, tarlalara, dağlık alanlara ve ovalara gece geç saatlerde yaşam malzemesi ve mühimmat sakladık, sığınaklar inşa ettik. Tünellerde yaklaşık 15 gün boyunca kaldık.” ifadelerini kullandı.
Diyarbakır’da “evlat nöbeti”ne katılan annesini vazgeçirmek için video çekmişler
Daha sonra örgütten ayrılmak için tekrar babası ile irtibata geçtiğini ve ondan annesinin Diyarbakır annelerinin oturma eylemine katıldığını öğrendiğini belirten E.K, şunları kaydetti:
“Örgüt benim kaçma şüphemi fark edince tekrar bana ideolojik eğitim ve yoğunlaşma eğitimi verdiler. Örgüt üyeleri benim telefonla ailemle görüşmemi kesin olarak yasakladı. Ayrıca bana ‘Annen Diyarbakır annelerinin oturma eylemine katılmış, ideolojik anlamda kendini geliştirmen için daha çok örgüt mücadelesini anlatan kitaplar okumak zorundasın, annen HDP Diyarbakır İl Başkanlığı önündeki oturma eyleminden vazgeçecek ve Cumartesi Anneleri’nin eylemine katılacak. Sen de bu amaçla video çekeceksin’ diyerek baskı yaptılar. Daha sonra beni zorla tuttukları odadan çıkardılar. Örgüt üyeleri beni bir ağacın altına götürerek, bana ‘Türk Devleti’nin Afrin’de kimyasal silah kullanarak halkı katlettiğini, Suriye’deki camileri TSK’nın uçakla vurarak yıktığını’ kamera karşısında zorla söylettiler. Bilgisayarla üzerinde oynama yaptıkları yıkılmış cami fotoğraflarını video çekerken zorla göstermemi istediler. Ayrıca video sırasında annemin HDP Diyarbakır İl Başkanlığı önündeki oturma eyleminden vazgeçmesini söylemek zorunda bırakıldım. Bu video yaklaşık 20 dakika sürdü. Bu video özellikle HDP Diyarbakır İl Başkanlığı önündeki oturma eyleminde bulunan insanları caydırma amacıyla çekildi. Çünkü örgüt bu şekilde karar almıştı.”
Terör örgütü üyelerinin, 1 Ekim 2023’te İçişleri Bakanlığı Emniyet Genel Müdürlüğü giriş kapısı önünde 2 teröristin bombalı saldırı eyleminin videolarını kendilerine izlettiğini belirten E.K, “Bu eylemin başarılı olduğu ve her örgüt mensubunun bu eylemcileri örnek alması gerektiği telkininde bulundular. Bu eylem doğrultusunda her örgüt mensubunun kendisine çekidüzen vermesi talimatını verdiler. Daha sonra ben gece nöbet tuttuğum sırada örgütten kaçmayı başardım. Ailemle tekrar irtibata geçerek sınırda güvenlik güçlerine teslim oldum. PKK terör örgütünden kaçmak isteyen çok kişi olduğunu biliyorum.” itirafında bulundu.
]]>Sağlık problemleri nedeniyle okula devam edemeyen ve hastanede yatarak tedavi gören okul öncesi, ilkokul, ortaokul ve lise çağındaki çocuklar için İl Milli Eğitim Müdürlüğü ve Van YYÜ arasında işbirliği yapıldı.
Yapılan işbirliği için gönüllü olan öğretmenler, eğitim öğretim sezonunun başladığı günden bu yana hafta içi her gün hastaneye gelerek oluşturulan sınıflarda çocuklara tüm branşlarda ders anlatmaya başladı.
Yaşama tutunmaya çalışan çocukların hastanede kaldıkları süreyi daha iyi değerlendirmelerini sağlamak isteyen öğretmenler, verdikleri eğitimle de derslerinden geri kalmamalarını sağladı.
Çocuklara moral vererek iyileşme süreçlerine katkı sunmaya çalışan öğretmenler, hastane yönetiminin ve doktorların da desteğiyle düzenledikleri etkinliklerle motivasyonlarını artırıyor.
“Karne döneminde ayrı bir sevinç yaşanıyor”
Hastane Başhekimi ve Çocuk Hematoloji, Onkoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Kamuran Karaman, AA muhabirine, uzun süre tedavi olmaları gereken hasta çocukların eğitimlerinin aksamaması için çalışma yürüttüklerini söyledi.
Hastanede lösemi tedavisi gören çocuklara yaş gruplarına göre eğitim verildiğini belirten Karaman, şunları kaydetti:
“Van ve çevre 7 ilden merkezimize getirilen çocukları tedavi ediyoruz. Serviste yatırdığımız hastaların tedavileri uzun sürdüğü için eğitimlerinden de geri kalıyorlardı. Bunun önüne geçmek için 2014’te İl Milli Eğitim Müdürlüğüyle iletişime geçtik. Görüşmeler neticesinde tüm branşlarda gönüllü öğretmenler, hastanemizde oluşturduğumuz sınıflarda ders vermeye başladı. Yaklaşık 10 yıl önce hayata geçirdiğimiz çalışmayla merkezimizde çocuklar hem tedavi oluyor hem de eğitimlerinden geri kalmıyor. Gönüllü öğretmenlerimizin şefkatli yaklaşımları, çabaları hastalarımızın moral ve motivasyonunu yükseltiyor. Bu da tedaviyi olumlu etkiliyor.”
Her yıl yatarak tedavi gören hastaların eğitim almasını sağladıklarını anlatan Karaman, “Merkezimizde 10 yılda yaklaşık 140 çocuk tedavi olurken derslerinden de geri kalmadı. Karne döneminde ayrı bir sevinç yaşanıyor. Öğretmenler, çocuklarımızın karnelerini hastanede veriyor. Bize destek veren Rektörümüz Prof. Dr. Hamdullah Şevli ile gönüllü öğretmenlerimize teşekkür ederim.” dedi.
“Çok azimli ve istekliler”
Sınıf öğretmeni Zeynel Barlas ise lösemi tedavisi gören çocukların üzülmemesi ve heveslerinin kırılmaması için mücadele ettiklerini dile getirdi.
Severek ve isteyerek projeye dahil olarak öğrencilere eğitim verdiklerini ifade eden Barlas, şöyle konuştu:
“İki yıldır hastanede çocuklara ders veriyorum. Geçen yıl eğitim verdiğim öğrencilerimin çoğu iyileşti. Taburcu oldular. Tedaviyle eğitimin bir arada verilmesi bazen zor oluyor. Çocuklar ilaç saatlerinde bazen zorlanıyor. Durumları iyiye gittikçe eğitimleri de verimli oluyor. 2, 3 ve dördüncü sınıfa giden 6 öğrencim var. Dersleri iyi. Çok azimli ve istekliler. Öğrencilerimizin eğitimlerinden geri kalmamaları için biz de destek olmaya çalışıyoruz. Hastane yönetimi ve personeli bize çok yardımcı oluyor. Destek veren herkese teşekkür ederim.”
Müzik öğretmeni Ebru Özata da haftanın belli günleri hastaneye geldiklerini belirterek, “Öğrencilerimize gönüllü olarak müzik dersi veriyorum. Onlarla çalışmak eğlenceli. Gözlerindeki ışıltıyı görmek çok güzel. Çok meraklı, azimli ve yetenekliler. Tedavi saatleri dışında enstrümanlar da çalışıyoruz.” ifadesini kullandı.
“Derslerimizden geri kalmıyoruz”
Lösemi tedavisi gören 14 yaşındaki 7. sınıf öğrencisi Eren Cumali Avcı, bir an önce iyileşip okuluna gitmeyi, arkadaşlarıyla oynamak istediğini söyledi.
Öğretmenlerin hastaneye gelerek ders anlatmasının kendilerini mutlu ettiğini anlatan Avcı, “Tedavim devam ediyor. Sürekli serum takılıyor. Hastane sınıfında ders görüyoruz. Okumayı seviyorum. Müzik derslerinde çok eğleniyoruz. Keyifli zaman geçiriyoruz. Derslerimizden geri kalmıyoruz. Doktorlar, hemşireler bize çok iyi bakıyor.” diye konuştu.
Anne Kader Karakuş da 5 yaşındaki kızı Zümray’ın yaklaşık 6 aydır tedavi gördüğünü belirterek, “Hastalığından önce anaokuluna kaydettik ama gönderemedik. Teşhisi 6 ay önce konuldu. Tedavisi sürüyor. Gönüllü öğretmenlerin hastaneye geldiğini duyunca çok sevindik. Bizim için de iyi oldu. Öğretmenlerle sürekli irtibat halindeyiz. Çok ilgililer. Çocuklar faydasını görüyor. Bu çalışmayı hayata geçirenlerden Allah razı olsun.” dedi.
]]>Kent sakinlerinin dijital dönüşümüne katkı sunma hedefi ile çeşitli eğitim ve atölyelere ev sahipliği yapan İstasyon Kuşadası, gençlere çağın gereklerine uygun ileri teknolojik bilgi ve beceri kazandırıyor. Gençlerin donanımlı ve girişimci bireyler olarak sosyal ve ekonomik yaşama katılımlarını sağlayan İstasyon Kuşadası, farklı sosyal grupların ve toplulukların bir araya gelerek fikir paylaşımında bulunabilecekleri ve çalışabilecekleri fiziksel alanı ile de tercih nedeni oluyor.
ÜNİVERSİTE ÖĞRENCİLERİNE ÜCRETSİZ AKŞAM YEMEĞİ
Kuşadası Belediyesi, kentte öğrenim gören üniversite öğrencilerini de unutmuyor. Kentte ailelerinden uzakta öğrenim gören üniversite öğrencilerinin yaşadığı ekonomik sıkıntıyı hafifletmek amacıyla Kuşadası Belediyesi tarafından iki yıl önce başlatılan ücretsiz akşam yemeği uygulamasından günde ortalama 300 öğrenci faydalanıyor. Üniversite öğrencilerine sunulan 4 çeşit akşam yemeği, Kuşadası Belediyesi’ne ait Gazibeğendi Tesisleri’nde sağlıklı ve dengeli beslenme ilkeleri doğrultusunda özel olarak hazırlanıyor.
EĞİTİM DESTEĞİ
Kuşadası Belediyesi tarafından kentte öğrenim gören ilk, orta, lise öğrencilerinin yanında farklı kentlerde eğitim gören Kuşadalı üniversite öğrencilerine de eğitim desteği sunuluyor. Son 5 yılda ihtiyaç sahibi olduğu tespit edilen 3265 öğrenciye toplam 2 milyon 343 bin TL nakdi eğitim desteği sunan Kuşadası Belediyesi, kentte eğitim gören üniversite öğrencilerine gıda, yakacak ve eşya desteğinde de bulunuyor.
SOKAK BASKETBOLUNUN ADRESİ AVUKAT DOĞA TOKUÇOĞLU PARKI
Kuşadası Belediyesi, gençlerin enerjilerini sosyal ve sportif alanlara yönlendirebilmek amacıyla kente kazandırdığı park ve yeşil alanları açık hava aktivitelerine uygun olarak tasarlıyor. Bu alanların başında ise tamamen spor aktivitelerine yönelik olarak tasarlanan Avukat Doğa Tokuçoğlu Parkı geliyor. Uluslararası Basketbol Federasyonu’nun standartlarına uygun olarak yapılan gece aydınlatmalı bir basketbol sahasına sahip olan parka, özellikle gençler yoğun ilgi gösteriyor. Türkiye’de 90’lı yıllarla beraber salondan çıkıp sokak kültürüyle birleşen basketbolun keyfini çıkaran gençler, aynı zamanda yeni arkadaşlıklar edinerek sosyalleşme fırsatı da buluyor.
KÜTÜPHANE VE KİTAP KAFE İLE BİLGİYE KOLAY ULAŞIM
Avukat Doğa Tokuçoğlu Parkı’nın yanı sıra Kuşadası Belediyesi tarafından İkiçeşmelik Mahallesi’nde yapılan Cafer Kotan Yaşam Parkı’nın içerisinde bulunan Güler Aydın Süzgeç Sosyal Tesisi bünyesinde açılan Kütüphane ve Kitap Kafe de gençlerin sıklıkla ziyaret ettiği mekanların başında geliyor. Binlerce kitaba ulaşmanın yanı sıra sessiz ve huzurlu ortamı ile ders çalışma ve internette araştırma yapma olanağı da sunan Kütüphane ve Kitap Kafe, gençlerin önemli bir ihtiyacını karşılıyor.
Cafer Kotan Yaşam Parkı içerisinde yer alan Kuşadası’na bağlı Arya A.Ş. tarafından işletilen Halk Kafe ise diğer tesislere göre daha uygun fiyatları ve zengin menüsü ile gençlerin akranları ile bir araya gelerek sosyalleşmelerine olanak sağlıyor.
GENÇLER İÇİN YENİ PROJELER YOLDA
Kuşadası Belediyesi, gençlerin sosyal ve kültürel gelişimlerine katkı sunmak amacıyla geliştirdiği yeni projelerin yapım çalışmalarını da sürdürüyor. Bu kapsamda Toprak Saha olarak bilinen alanda inşası süren ve kentin kültür, sanat ve spor faaliyetlerini tek bir çatı altında toplayacak olan Kuşadası Yaşam, Kültür ve Spor Merkezi, Kuşadalı gençler tarafından heyecanla bekleniyor.
TENİS KULÜBÜ HEYECANLA BEKLENİYOR
Gençleri heyecanlandıran projelerden bir diğeri ise Kadınlar Denizi Mahallesi Kasım Yaman Caddesi üzerinde yapımı sürmekte olan uluslararası standartlara sahip tenis kulübü olarak öne çıkıyor. Gece aydınlatmalı 4 tenis kortu ve 1 antrenman kortundan oluşan 6 bin metrekarelik alana sahip tenis kulübü, 900 metrekarelik yeşil alan düzenlemesi, seyirci tribünü ve kafeteryası ile modern bir spor tesisi olarak tasarlanıyor.
GENÇLİK MERKEZLERİ YAŞAMA GEÇİRİLECEK
Başkan Günel’in gençler için yaşama geçirmeye hazırlandığı Gençlik Merkezleri projesi için de çalışmalar sürüyor. Farklı mahallelerde gençlerin talep ve beklentileri doğrultusunda kültür, sanat, spor ve eğitim alanlarında çeşitli aktivitelere uygun ortamı ile hizmet verecek olan gençlik merkezleri en kısa sürede kente kazandırılacak.
]]>MUSTAFA USTA
Eğitim Sen Sinop Şube Başkanı Musa Uzun, “80 milyonluk bir ülkede tüm insanlar Sünni ve Hanefi mezhebine bağlı değil. Tek dinin ve tek mezhebin dini bilgileri veriliyor. Bu bütün çocuklara mecburi olarak veriliyor. Biz Eğitim Sen olarak başından beri bunda bakış açımız din derslerinin aslında seçmeli olmasıydı, isteyenin girmesi, istemeyenini girmemesiydi. Bu yetmiyormuş gibi bir de din derslerinin haricinde bu ÇEDES gibi projelerle de eğitimin içini de iyice dinselleştirdiler. Biz buna karşıyız. Bu sadece dini bir bilgi değil, nesil yetiştirme projesi. AK Parti’nin, AK gençlerini yetiştirme projesi. Onun için de doğru bir proje değil” dedi.
Eğitim Sen Sinop Şube Başkanı Musa Uzun, okullarda uygulanan ÇEDES projesi kapsamında açıklamalarda bulundu. Uzun, “Hiçbir formasyonları olmayan, çocukların psikolojik gelişimleriyle, eğitim psikolojisiyle ilgileri olmayan insanlar sınıflarda ders vermeye başladılar. Bunun yanında çok kötü uygulamalar da başladı. Sınıflarda ilkokul öğrencilerinin karşısında kurbanlık hayvan maketleri yapıp onları kesmeler, Kabe maketleri veya tabutlar yapıp başında sabır nöbetleri tutmalar gibi çocukların algılayamayacağı, somut düşünmelerinin daha gelişmediği çağlarda bu şekilde soyut bilgilerle kafaları doldurulduğu zaman psikolojileri de bozulacaktır bu çocukların ilerde” diye konuştu.
“ÇOCUKLAR, ÇEDES PROJESİNDEN OLUMSUZ ETKİLENİYOR”
Musa Uzun, şunları söyledi:
“ÇEDES projesi Milli Eğitim’in, Dinayet’in ve Gençlik Spor Bakanlığı’nın içinde olduğu bir protokol. Öğretmenlerin vermesi gereken eğitimleri diyanetin görevlileri işte imamlar, vaizler ve diyanetin diğer memurları gelip ‘eğitim gönüllüğü’ adı altında derslere girip ders vermeye başladılar. Bu bir kere eğitim birimi açısından da tehlikeli. Hiçbir formasyonları olmayan, çocukların psikolojik gelişimleriyle, eğitim psikolojisiyle ilgileri olmayan insanlar sınıflarda ders vermeye başladılar. Bunun yanında çok kötü uygulamalar da başladı. Sınıflarda ilkokul öğrencilerinin karşısında kurbanlık hayvan maketleri yapıp onları kesmeler, Kabe maketleri veya tabutlar yapıp başında sabır nöbetleri tutmalar gibi çocukların algılayamayacağı, somut düşünmelerinin daha gelişmediği çağlarda bu şekilde soyut bilgilerle kafaları doldurulduğu zaman psikolojileri de bozulacaktır bu çocukların ilerde. 80 milyonluk bir ülkede tüm insanlar Sünni ve Hanefi mezhebine bağlı değil. Tek dinin ve tek mezhebin dini bilgileri veriliyor. Bu bütün çocuklara mecburi olarak veriliyor. Biz Eğitim Sen olarak başından beri bunda bakış açımız din derslerinin aslında seçmeli olmasıydı, isteyenin girmesi, istemeyenini girmemesiydi. Bu yetmiyormuş gibi bir de din derslerinin haricinde bu ÇEDES gibi projelerle de eğitimin içini de iyice dinselleştirdiler. Biz buna karşıyız. Bunun içinde öğrencileri, velileri bilgilendirip bu projeye katılmamalarını istiyoruz. Sınıflarda doğru kişiler tarafından doğru bilgiler verilmeyince bu seferde çocuk gece rüyasında etkileniyor. Ailesine anlatıyor, ailelerin cevap veremeyecekleri sorular bile çıkıyor çocuklardan. Dediğim gibi çocuklar rüyalarında farklı şeyler görmeye, kabus görmeye başlıyorlar. Bunun sonunda çocuklarımızı psikolojik olarak kaybedeceğiz. Bu sadece dini bir bilgi değil, nesil yetiştirme projesi. AK Parti’nin, AK gençlerini yetiştirme projesi. Onun için de doğru bir proje değil.”
]]>KESK Eş Genel Başkanı Ahmet Karagöz, yeni dönem Merkez Yürütme Kurulu üyeleriyle Ankara’da düzenlediği basın toplantısında; “İktidarını gerilim, şiddet ve çatışma ile sürdüren, uluslararası sermayeye her anlamıyla alan açan, hukuk, yasa tanımayan, insan hak ve özgürlüklerini yok sayan, ceberut bir iktidarla karşı karşıyayız” dedi.
KESK 11. Olağan Genel Kurulu’nda seçilen Merkez Yürütme Kurulu üyeleri, Ankara’da basın toplantısı yaptı. Toplantıya, yeni dönem KESK Eş Genel Başkanları Ayfer Koçak ile Ahmet Karagöz, Genel Sekreter Sevgi Yılmaz, Mali Sekreter Erdal Karakuş, Eğitim, Örgütleme ve Basın Yayın Sekreteri Sema Pınar, Kadın Sekreteri Döne Gevher Koyun, Hukuk, TİS ve Uluslararası İlişkiler Sekreteri Adil Bahadır Berdicioğlu katıldı.
“KAMU EMEKÇİSİ VE EMEKLİSİNİN SESİ OLMAYI SÜRDÜRECEĞİZ”
AKP döneminde 848 gazetecinin tutuklandığı belirten Karagöz, “Saray medyası olmayı reddettikleri, kalemini bükmedikleri, akıllarını kiraya vermedikleri, yaşamın her alanında ezilenlerin, emekçilerin, ötekilerinin sesi, sözü, gözü, kulağı olmayı tercih ettikleri için tutuklu bulunan basın emekçilerine buradan selam olsun diyoruz” dedi.
“DEMOGRAFİK YAPININ DEĞİŞTİRİLMEYE ÇALIŞILDIĞINA TANIKLIK ETTİK”
KESK olarak Kahramanmaraş merkezli depremlerde bölgede yaşanan gelişmeleri takip ettiklerini söyleyen Karagöz, “Acıları dinmediğini, yaraların sarılmadığını, kentlerin yeniden inşa edilmediğini gördük ve bir kez daha kahrolduk. Genel anlamda kentlerin, özel de köylerin insansızlaştırma, demografik yapının değiştirilmeye çalışıldığına tanıklık ettik. Yaşanan onca felakete rağmen hala rant ve talandan ödün vermediklerini gördük. Barınma sorununun devam ettiği, eğitim ve sağlığa erişimin neredeyse imkansız olduğunu gördük. Halklarımızın deprem bölgesinde temiz suya, sağlıklı gıdaya erişemediklerini gördük. Aynı zamanda yurttaşların rızası alınmadan, yurttaşlarımız rıza göstermeden arazilerine, arsalarına el konulduğunu gördük” diye konuştu.
“SÜRECİN TAKİPÇİSİ OLACAĞIZ”
“İktidarını gerilim, şiddet ve çatışma ile sürdüren, uluslararası sermayeye her anlamıyla alan açan, hukuk, yasa tanımayan, insan hak ve özgürlüklerini yok sayan, ceberut bir iktidarla karşı karşıyayız” diyen Karagöz, KESK’in eğitim ve sağlık başta olmak üzere bütün kamusal hizmetlerin parasız ve anadilinde olmasından yana tutum aldığını söyledi. Karagöz, Erzincan İliç’te altın madeni ocağında yaşanan faciaya ilişkin ise “Sadece maden emekçileri enkaz altında kalmadı, aynı zamanda Türkiye devletinin enkaz altında kaldığını, bakanların, devlet yetkililerinin çaresizlik içinde kıvrandıklarını gözlemledik. Doğa ve insan katliamına neden olan bu sürecin takipçisi olacağımızın da bilinmesini isteriz” ifadelerini kullandı.
“SİYASİ İKTİDAR ÇOCUK ÖLÜMLERİNİ MEŞRULAŞTIRMIŞTIR”
Konuşmasında ÇEDES ve MESEM uygulamalarını eleştiren Karagöz, “KESK, başta eğitim ve sağlık olmak üzere bütün kamusal hizmetlerin, parasız ve anadilinde olmasını ve seküler yaşamdan yana tutum alır. Ancak tekçi, ırkçı uygulama ve pratiklerle ülkemiz adeta cemaat ve tarikatlar kuşatması altındadır. Siyasal iktidar çocuk ölümlerini ve çocuk işçiliğini ise meşrulaştırılmıştır. Eğitimin tümüyle araçsallaştırıldığı, başta laiklik olmak üzere Cumhuriyet’in bütün kazanımlarının yok etme üzerine siyasal bir sürecin yürütüldüğünü biliyoruz. Hilafet, şeriat çığırtkanlığı ve HÜDA PAR’la yapılan siyasal ortaklık toplumsal gerilime, kutuplaşmaya zemin oluşturmaktadır” diye konuştu.
“TOPLUMUN APARATI OLARAK EĞİTİMİ KULLANMA HALLERİ VAR”
Milli Eğitim Bakanlığı tarafından okullarda uygulanan ÇEDES projesine ilişkin konuşan KESK Eş Genel Başkanı Ayfer Koçak ise “ÇEDES’ten önce yüzlerce protokol imzalandı. Biz bu protokollerin hepsine hem dava açtık hem de bilgilendirme çalışmaları gerçekleştirdik. Bu protokollerin hedefinde ne olduğunu da defalarca ifade ettik. Yıllar öncesinde açık açık söylenmişti, kindar ve dindar bir nesil meselesi üzerinden gidiyordu. Aslında kindar ve dinci nesil meselesine ilerleyen bir süreci var bu işin. O dönem de ifade edilen protokoller meselesinin birkaç ayağı var. Hem çocuklar üzerinden bir nesil yetiştirme iddiası var. Eğitimi bir aparata dönüştürme, yani kendi ideolojik yaklaşımları sonucunda oluşacak toplumun aparatı olarak eğitimi kullanma halleri var” değerlendirmesini yaptı.
]]>
Eğitime katılan kurumlar arasındaki iş birliği ve koordinasyonun güçlendirilmesi, bölgesel kalkınma için kritik öneme sahip. Antalya’daki çeşitli belediyeler, üniversiteler, kamu kurumları ve özel sektör temsilcileri, bu eğitim sayesinde bir araya gelerek ortak projeler geliştirmeye yönelik iş birliği fırsatlarını değerlendiriyorlar. Bu iş birliği, bölgenin potansiyelini daha etkin bir şekilde kullanarak sürdürülebilir kalkınmayı desteklemeyi amaçlıyor.
Eğitim katılımcılarını umutlandıran bir atmosfer
Batı Akdeniz Kalkınma Ajansı tarafından düzenlenen eğitim, bölgedeki kurum ve kuruluşları bir araya getirerek iş birliği ve bilgi paylaşımını teşvik ediyor. Eğitime katılanların yüksek motivasyonu ve istekli yapıları, gelecekteki projeler için umut verici bir atmosfer oluşturuyor. Özellikle katılımcıların bilinç düzeylerinin yüksek olması, projelerin başarılı bir şekilde ilerlemesine olan inancı artırıyor.
Eğitime katılan kursiyerlerden Didem Yılmaz, “Antalya Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü’nde çevre yüksek mühendisi olarak çalışıyorum. Bu projeye dahil olduğumuz için çok mutluyuz. Uygulamalı proje döngüsü yönetimi Interreg Next Med Proje Hazırlama Eğitimi’nden BAKA’nın duyurusu ile haberdar olduk. Eğitimden tabii ki güzel beklentilerimiz var. Bir proje nasıl yazılır, nasıl ilerlenir, nasıl ekip oluşturulur onları öğreniyoruz. Eğitimin proje geliştirme süreçlerimize faydalı olacağına inanıyorum” dedi.
Programın eğitmeni Ali Öztüfekçi ise, “Akdeniz Sınırötesi İş Birliği Programı’na ülkemiz ilk defa dahil oldu, bu anlamda eğitimimizin kıymetli olduğunu düşünüyorum. Genellikle bu eğitimleri online olarak verdik ancak Batı Akdeniz Kalkınma Ajansı’nın düzenlediği bu atölye çalışması ve katılımcıların da yüksek profilli ve istekli yapısı beni açıkçası çok umutlandırdı. Çünkü herkes çok bilinçli ve ne yapmak istediklerini biliyorlar. Sadece rehber ya da diğer ince detaylarla ilgili takıldıkları bir takım hususlar var. Ancak burada herkesin gönüllü olarak irade göstermesi başarının önünü açıyor ve ciddi bir potansiyel görüyorum. Bu potansiyelle beraber de 15 günlük atölye çalışmamız devam ediyor. Bu uygulama sonucunda arkadaşlarımızın da kendi kurumları ile ilgili güzel projeler çıkaracaklarının izlenimini edinmiş oluyorum” ifadelerini akardı.
Öztüfekçi ayrıca, “Özellikle Akdeniz Sınırötesi İş Birliği Programından bahsetmek gerekirse, kıtaları kapsayan çok geniş bir program olduğunu söyleyebiliriz. Bu yüzden sorunları da daha geniş ve iş birliği imkanları da çok geniş. Diğer bütün sınırötesi iş birliği programlarından ufak tefek farklılıkları var. Makine ekipman satın alınmasından daha çok bilinç oluşturulması, network kurulması ve insanların daha çok bir araya getirilip bilginin yayılmasını amaçlayan bir program. Batı Akdeniz Kalkınma Ajansının bu noktadaki iradesi çok önemli ve değerli. Katılımcı kuruluşların Antalya’dan ve Burdur’dan gelen paydaşların da rolü değerli. Bu çalışmanın çok değerli projeler için altlık oluşturduğuna inanıyorum. Sonuçlarını hep beraber göreceğiz” diyerek sürece dair olumlu beklentilerini paylaştı.
Eğitime katılan kursiyerlerin çalıştığı kurumlar şunları: “Burdur Orman İşletme, ISUBÜ, Karamanlı Belediyesi, Finike Belediyesi, MAKÜ TTO, TSO, ALKÜ, Antalya Gıda Kontrol Lab., Antalya Çevre Şehircilik İl Müdürlüğü, Doğa Koruma ve Milli Parklar 6 Bölge Müdürlüğü, Isparta Belediyesi.” – ANTALYA
]]>TÜDAV ve YTÜ’nün dahil olduğu “SHORE: EmpOweR Students as the Agents of ChangE” AB Horizon Projesi kapsamında, 11 Aralık 2023-11 Ocak 2024 tarihlerinde düzenlenen 5. Deniz Okuryazarlığı eğitiminde, “Türkiye’de Denizel Ekosistemin Korunması ve Sürdürülebilirliği için Öğretmenlere Yönelik Deniz Okuryazarlığı Kursu” verildi.
Toplam 25 saat süren eğitimde, Türkiye’nin denizel çevre politikaları ve mevzuatı, deniz biyolojisine giriş, denizlerdeki kirlilik kaynakları, türleri ve sonuçları, Türkiye denizlerinin oşinografisi, iklim değişikliği ve denizler, sürdürülebilir tatlı su kaynakları yönetimi ve denizlerdeki yabancı istilacı türler gibi konular ele alındı.
Eğitimin içeriği ve hedeflerine ilişkin AA muhabirinin sorularını yanıtlayan TÜDAV Başkanı Prof. Dr. Bayram Öztürk, deniz okuryazarlığının deniz ve okyanuslarla ilgili çok temel bilgiler veren bir uygulama olduğunu söyledi.
Dünyanın birçok yerinde okyanus ve deniz okuryazarlığı eğitimleri verildiğini, bu eğitimlerin, denizlerin korunması, kirletilmemesi, iyi yönetilmesi ile deniz ve sahillerin doğru kullanılması gibi konuları kapsadığını aktaran Öztürk, “Amacımız ortaöğretimdeki öğretmenlere deniz okuryazarlığı öğretmek ve onların da bu dersi öğrencilere anlatması. Öğretmenlerden başladık, onlar da öğrencilere katacaklar.” dedi.
Türkiye nüfusunun en az yarısının sahil kesimlerinde ikamet ettiğini ve Türk milletinin denizlere çok bağlı bir millet olduğunu ifade eden Öztürk, özellikle balıkçılık alanında sürdürülebilir şekilde ilerlenmesi ve kıyı ekosistemlerinin korunması gerektiğine dikkati çekti.
İstanbul Boğazı’nda yunusların ve göçmen kuşların görüntülenmesi ve biyoçeşitliliğin korunması gibi konularda TÜDAV olarak farklı kurum ve kuruluşlarla çalışmalar yürüttüklerini belirten Öztürk, şunları söyledi:
“Deniz okuryazarlığı, denizlerin korunması meselesini öne çıkaran bir uygulama. Daha çok zaman gerekiyor, daha fazla kurum gerekiyor. Bunu TÜDAV yapıyor ama bütün Türkiye’de birçok kurumun bu işe girmesi lazım. Zaman içinde olacağını düşünüyorum, ümitsiz değilim. Çünkü öğretmenlerimiz, öğrencilerimiz, sahil kasabalarındaki birçok insan bu kursu almak istiyor, onun için yapılacak çok fazla şey var ve yapacağız.”
Edindiği tecrübeleri öğrencilerine aktardı
Öğretmenler için hazırlanan deniz okuryazarlığı eğitimine katılan Emine Durak, edindiği bilgiler ışığında öğrencilerinin, deniz canlılarının dünyasını keşfetmesini sağlayan bir proje hazırlamasını sağladı. Öğrenciler, öğretmenleri tarafından kendilerine verilen konu başlıkları dahilinde çalışmalar yaparak bu bilgileri sınıftaki arkadaşlarıyla paylaştıkları sunumlar gerçekleştirirken deniz kirliliğine dikkati çeken müzikli bir drama gösterisi de hazırladı.
Öğrencilerin dünyayı, denizleri ve canlıları tehdit eden bir sorunun farkına varmasının ardından konu üzerine çalışma yapmak için kendisine başvurduğunu kaydeden Durak, sözlerine şöyle devam etti:
“Bu sorunu keşfettikten sonra aslında kocaman yürekleriyle, küçücük ellerini taşın altına koymaya çalıştılar ve ‘Acaba biz ne yapabiliriz?’ diyerek bir proje yapmak istediler. Dediler ki, ‘Öğretmenim biz ikna etme yöntemine gitmek istiyoruz.’ Önce arkadaşlarına sunum yaptılar daha sonra veli onaylı videolar hazırladık ve bunları hem diğer sınıflardaki arkadaşlarına sundular hem de bize eğitim veren hocalarımıza gönderdiler. O hocalarımız da bilim insanlarımız da biyologlarımız da bu çalışmaları çok takdir ettiler. O yüzden bu projenin amacı elbette ki yarınlarımızı, doğamızı kurtarmak, canlıların yaşam haklarını tekrar ellerine vermek.”
Öğrencilerin denizlerin iklim değişikliğinden nasıl etkilendiği ve bu durumun deniz canlılarını nasıl etkilediği konusunda daha bilinçli hale geldiğini dile getiren Durak, çocukların yalnızca teorik bilgiye değil, doğayı hissedebilecekleri uygulamalı derslere de ihtiyaç duyduğunun altını çizdi.
“Bilmediğimiz bir şeyi koruyamayız”
Şair Nedim Ortaokulu Müdürü Oğuz Aydoğan, hayata geçirdikleri proje dolayısıyla Türkçe öğretmeni Durak ve 5. sınıf öğrencilerini tebrik etti.
Milli Eğitim Bakanlığı tarafından bu yıl iklim değişikliği dersinin seçmeli ders olarak müfredata dahil edilmesinin önemli bir adım olduğuna değinen Aydoğan, “Öğrencilerimizde çevreyle ilgili davranış değişiklikleri oluşturmak, onlara çevreyi sevdirmek, çevreyi tanıtmak çok önemli çünkü tanımadığımız, sevmediğimiz, bilmediğimiz bir şeyi koruyamayız, koruyamadığımız bir şeyi de gelecekte kullanamayız.” diye konuştu.
“Bir canlının yok olması diğer bir canlının da yok olmasına neden olur”
5. sınıf öğrencisi Çağan Adin Bayhan, deniz canlılarını yakından tanımalarını sağlayan projeyi ilk duyduğunda güzel şeyler hissettiğinden ve yeni bilgiler öğrendiğinden bahsetti.
Deniz canlılarının yok olmasıyla ekosistemlerin de tehlikeye girebileceği fikrini paylaşan öğrenci Dila Akçelik ise “Bir canlının yok olması diğer bir canlının da yok olmasına neden olur ve bu sadece deniz canlılarını değil, birçok hayvanı etkiler. Bu da diğer hayvanların soyunun tükenmesine neden olur.” şeklinde konuştu.
Denize çöp atan biriyle karşılaştığında o kişinin nezaket kuralları içinde uyarılması gerektiğini belirten öğrenci Simay Can, deniz canlılarının da aynı insanlar gibi evlerine çöp atıldığında rahatsız olabileceğini ifade etti.
Öğrencilerden Ali Kuzey Akpınar da projenin ilgisini çektiğini ve bu nedenle çok heyecanlı olduğunu, arkadaşlarıyla farklı balık türlerini inceleyerek deniz canlılarını daha yakından tanıma şansı bulduklarını kaydetti.
]]>Bursa Ticaret Borsası’nın (Bursa TB) dijital eğitim platformu Bursa TB Akademi’de, yeni eğitim dönemi başladı. Çevre bilincinin artırılması ve sürdürülebilirlik konusunda farkındalık oluşturulması amacıyla, yıl boyunca “En Parlak Dönüşüm” temasıyla gerçekleştirilecek “Çevre ve İnsan”konulu eğitim serisinin ilki “Çevre ve Doğa Krizleri” eğitimi oldu.
Eğitimde küresel ısınma ile birlikte son yıllarda yaşanan iklim felaketlerine dikkat çeken Eğitmen Senem Tanju, iklim değişikliği, habitat kaybı ve kirlilik gibi çevresel krizlerin, doğal yaşamın yok olmasına ve ekosistemin bozulmasına yol açtığını dile getirdi. Bu krizlerin arkasındaki ana etkenlerin ise plansız kentleşme, aşırı tüketim ve kısıtlı kaynakların yanlış kullanılması olduğunu ifade eden Tanju, “Doğal dengenin tehlikeye girmesi, gelecek nesiller için endişe verici bir tablo oluşturuyor. Eğer iklim krizi ile mücadele etmezsek, 21. yüzyılın sonuna kadar mevcut canlı türünün yüzde 24’ünün yok olma tehlikesiyle karşı karşıyayız. Bu durum hem biyolojik çeşitlilik açısından hem de insan yaşamı için büyük bir tehdit oluşturuyor” dedi.
İş dünyası değişime ayak uydurmalı
Sürdürülebilir bir gelecek inşa etmek için, öncelikle doğayı korumak ve kaynakları sürdürülebilir bir şekilde kullanmak gerektiğini ifade eden Senem Tanju, enerji verimliliği, yenilenebilir enerji kaynaklarına geçiş ve sorumlu tüketim alışkanlıklarını benimsemenin bu hedefe ulaşmada kritik önem taşıdığını söyledi.İklim krizinin toplumları olduğu kadar is dünyasını da olumsuz etkilediğine vurgu yapan Tanju, “Şirketler çevresel, sosyal ve ekonomik sorumluluklarını yerine getirirken sürdürülebilir bir iş modeli oluşturmak zorundadır. Özellikle şeffaflık ve doğru bilgilendirme kavramları ön plana çıkarken, yenilikçi ve sürdürülebilir çözümler geliştirmek ve değişime ayak uydurmak hayati önem taşıyor” diye konuştu.
“Çevresel bilinç için kolektif çaba şart”
İklim değişikliğinin en şiddetli biçimde etkileyeceği ülkelerin başında Türkiye’nin de yer aldığını ifade eden Senem Tanju, orta vadeli kalkınma planında yeşil dönüşüm ve iklimle mücadelede 2053 yılına kadar net sıfır sera gazı emisyonu hedefine odaklanılmasının son derece değerli olduğunu vurguladı. Türkiye’nin Kyoto Protokolü ve Paris İklim Anlaşması gibi uluslararası anlaşmalara taraf olduğunu hatırlatan Tanju, ortaya konan hedeflerin Türkiye’nin sürdürülebilir bir geleceğe doğru ilerlemesinde önemli bir rehber görevi gördüğünü belirterek, “Çevresel bilinci artırmak ve sorumlu bir dünya inşa etmek için kolektif olarak çaba harcamalıyız” dedi.
“Sürdürülebilir bir gelecek inşa etmek bizim elimizde”
Bursa Ticaret Borsası (Bursa TB) Yönetim Kurulu Başkanı Özer Matlı, iklim değişikliği ve çevre sorunlarının günümüzün en acil ve hayati meselelerinden biri olduğunu vurguladı. Sürdürülebilir bir gelecek için iklim kriziyle topyekün mücadele edilmesi gerektiğini dile getiren Matlı, “Çünkü bu sadece bir çevre sorunu değil, aynı zamanda ekonomik ve sosyal bir sorundur. Bu nedenle, iş dünyası olarak üzerimize düşen sorumluluğun bilincindeyiz. Zira sürdürülebilir bir gelecek inşa etmek hepimizin elinde. Bu konuda bilinçli olmak, harekete geçmek ve üzerimize düşeni yapmak adına oluşturduğumuz özel eğitim içerikleriyle toplumun ve iş dünyamızınçevresel bilinç düzeyini yükseltmeyi hedefliyoruz. Sadece kendi işlerimize odaklanmak yerine,sürdürülebilirlik konusunda daha etkin bir rol oynamak istiyoruz” ifadelerini kullandı.
Ücretsiz eğitimler yıl boyunca devam edecek
Bursa TB Akademi’de “Çevre ve İnsan” konulu eğitim serisi çerçevesinde “Eko-Anksiyete” ve Doğa ve İnsan” eğitimlerinin yanı sıra Sürdürülebilirlik Teknik Uzman Eğitimi gibi firmaların sürdürülebilirlik konularında bilgi ve yeteneklerini geliştirmeyi, rekabet güçlerini artırmayı hedefleyen eğitimler düzenlenecek. Eğitim programlarına katılmak isteyenler başvurularını www.btbakademi.org adresi üzerinden ücretsiz gerçekleştirebilirler. – BURSA
]]>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, +1 Down Sendromlular Derneği iş birliğiyle, Buğday Tanesi Engelsiz Sosyal Yaşam ve Eğitim Merkezi Köyü’nün açılışı gerçekleşti. Gölcük Nüzhetiye Mahallesinde (Döşeme Köyü) hayata geçen merkezin açılışına Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı Tahir Büyükakın, AK Parti İstanbul Milletvekili Serkan Bayram, AK Parti Kocaeli İl Başkanı Şahin Talus, Gölcük Belediyesi Başkanı Ali Yıldırım Sezer, özel gereksinimli bireylerle aileleri katıldı. Büyükşehir ortaklığıyla hazırlanan proje, bebekken buğday tarlasında çıkan yangında vücudunun büyük bölümünde kalıcı yanıklar oluşan ve ellerini kaybeden Milletvekili Serkan Bayram’ın hayata tutunma mücadelesini anlatan ‘Buğday Tanesi’ filminden esinlenerek ortaya çıktı. Mucizenin ve yeniden doğuşun simgesi olması planlanan Buğday Tanesi Engelsiz Sosyal Yaşam ve Eğitim Merkezi Köyü’nde, down sendromlu bireylere yönelik günlük yaşam becerileri, çamaşır katlayabilme, yemek ve ütü yapabilme, öz bakım, müzik, halk oyunları gibi daha pek çok konuda eğitim verilerek hayata tutunmalarıyla yeni mucizeler ortaya çıkacak.
Özel bireyler buğday unu öğütecek
Büyükşehir Belediyesinin işbirliği ile açılan Gölcük Nüzhetiye Mahallesinde (Döşeme Köyü) bulunan 120 öğrenci kapasitesine sahip merkezde kütüphane, dinlenme alanı, 2 grup eğitim sınıfı, uygulama evi, 6 bireysel eğitim sınıfı, 6 metrekare sera ve aromatik bitkilerin ekimine uygun halen getirilen 2 dönüm bahçe yer alıyor. Ayrıca özel gereksinimli bireylere ve ebeveynlerine yönelik II. Abdülhamit Han’ın Baş Mabeyincisi Hacı Ali Paşa tarafından yaptırılan Nüzhetiye Hacı Ali Paşa Cami içerisinde değerler eğitimleri verilmesi planlandı. Öğrencilere hizmet verecek merkezin içerisinde yer olan su değirmeninde mısır unu, buğday unu öğütme işlemi yaptırılacak. Buğday Tanesi Eğitim Merkezi Köyü’ne gelen bireylerin ruhsal destek hizmeti yanında günlük spor hareketlerini yapabilecekleri alan da bulunuyor. Ayrıca öğrencilere iki öğün yemek verilecek.
“Yeter ki inanalım”
“Hayalleri gerçekleştirmek için yola çıkarsanız, o hayaller gerçek olur” diyerek ideallerin peşinden koşulması gerektiğine dikkat çeken Başkan Büyükakın, “Dünyayı güzelleştiren insanlar bir idealin, güzelliğin peşinden koşmalı. Hacı Bayram Veli Hazretleri bir sözünde, ‘İnsanın gönlünde ne varsa şehre onu yansıtır. Gönlü taşlı olanın şehri taş, gönlünde aşk olanın şehri gülistan olur’ diyor. Güzel insanlar şehri güzelleştiriyor. Milletvekilimiz Serkan Bayram’ın kitabında yazdığı şu cümleyi size söylemek istiyorum, ‘Düştüğünde değil vazgeçtiğinde kaybedersin’ diye çok güzel bir ifadesi var. Yeter ki inanalım, çok güzel işler yaparız ve şehrimiz her gün daha güzel olur. Önemli olan hoş bir seda bırakmak” dedi.
Ayrıca Başkan Büyükakın, köyde bulunan tarihi caminin restore edilmesi talimatını da verdi.
Engelli ve Yaşlı Refahı Bakanlığı’nı kuracak ve dünyada bir ilk olacağız”
Bebekken başına gelen acı olay sonrasında hayata tutunan Milletvekili Serkan Bayram, “Engelliler öğretmen olamazken öğretmen, hakim olmazken hakim oldu. İnşallah kaymakamlıkla da yasal düzenlemeyi yapıyoruz. Engelliler kaymakam da olacak. Türkiye yüzyılında engelli valimizi, büyükelçimizi, bakanımızı göreceğimiz bir yüzyıl olacaktır. Engelli ve Yaşlı Refahı Bakanlığı’nı Türkiye’ye kuracak ve dünyada bir ilk olacağız” diye konuştu. – KOCAELİ
]]>Türkiye’nin önemli bölümünde birbirinden farklı coğrafi özellikleri bulunan görev alanlarında faaliyet gösteren jandarma ekipleri, kırsaldaki görevlerini yerine getirirken kurumun envanterinde bulunan otomobil, minibüs, motosiklet ve arazi taşıtı gibi devriye müdahale ve trafik araçlarını kullanıyor.
Bu görevler sırasında yaşanabilecek kazaların azaltılması, sürücünün araca tam hakimiyet sağlayabilmesi amacıyla Bursa’da bulunan Jandarma Trafik Okul Komutanlığında birçok ilden personele “Güvenli Sürüş Teknikleri Eğitimi” veriliyor.
Motosikletli kursiyerler 5 hafta süren eğitim kapsamında teorik olarak sürüş güvenliği, manevra, hareket kabiliyeti, hakimiyet gibi konularda bilgilendirildikten sonra zorlu parkurda ve kırsal arazi şartlarına uygun alanlarda sürüş eğitimi aldı.
Trafik Okul Komutanlığında kursa katılan personelin yer aldığı son eğitimin parkurdaki uygulamalı bölümü, AA ekibince “pilotun gözünden uçuş izlenimi veren” FPV dronla görüntülendi.
Jandarma Trafik Okul Komutanı Jandarma Albay Ercan Yiğit, AA muhabirine, 2019’da kurulan, “Motosiklet Bölüm Başkanlığı” ile “Trafik Bölüm Başkanlığı” olmak üzere iki alanda faaliyet gösteren okulda, personele farklı kategorilerde 17 ayrı kurs verildiğini söyledi.
Kursların temel amacının, trafikteki can kaybı ve hasarlı kazaları en aza indirmek olduğunu belirten Yiğit, “Jandarma Genel Komutanlığı olarak ‘trafikte sıfır can kaybı’ mottosuyla hareket etmekteyiz. ‘Bir can kaybı bile çoktur’ diyoruz. Sıfıra indirebilmek için büyük bir gayret içindeyiz.” dedi.
Albay Yiğit, çeşitli rütbelerde 2 bin 500’e yakın personelin okulda eğitim aldıktan sonra birliklerinde görevlendirildiklerini kaydederek, “Alanında uzman, sahada görev yaptığı sürece karşılaşabilecekleri sorunlara çözüm bulabilecek personel yetiştirmeyi hedefliyoruz.” ifadesini kullandı.
Her yıl 300 personel katılıyor
Türkiye’deki tek kadın motosiklet sürücü öğretmeni Jandarma Astsubay Üstçavuş Gül Torca da motosiklet güvenli ve ileri sürüş teknikleri kursunun, teşkilatta görev alan subay, astsubay, uzman jandarma ve uzman erbaşlara verildiğini aktardı.
Her yıl yaklaşık 300 kişinin bu eğitimlere katıldığını dile getiren Torca, “Son zamanlarda bu eğitimlerde kadın personel sayısında ciddi oranda artış olmuştur.” dedi.
Sürücü öğretmeni Jandarma Astsubay Kıdemli Başçavuş Serkan Yılmaz da, çalışmaların “kapalı alan hakimiyet eğitimi”, “teori eğitimi” ve “gözlemli yol sürüş eğitimi” olmak üzere 3 aşamada gerçekleştirildiğini bildirdi.
Kırsalda görev yapan jandarma timlerinin aldığı eğitimin ardından fiziksel becerilerinin arttığını kaydeden Yılmaz, “Jandarma motosiklet timleri emniyet ve asayişin etkin yürütülmesi maksadıyla görev bölgesinde piknik ve mesire alanları, turizm bölgeleri ve motorlu araçların giremediği yerlerde etkin görev sürdürmek maksadıyla teşkil edilmiştir. Bu maksatla motosikletli timler temel hakimiyet, güvenlik, zihinsel ve fiziksel becerilerini en üst seviyeye çıkarmak, trafik güvenliğine katkıda bulunacak şekilde motosiklet sürmek maksadıyla Trafik Okul Komutanlığında kurs almaktadır.” diye konuştu.
Sürücü öğretmeni Uzman Jandarma Çavuş Ali Ekber Arman da eğitim alan kursiyerlerin trafik güvenliğine katkı sağlamak bakımından önemli bir avantaja sahip olduğunu belirtti.
Kapalı alan hakimiyet eğitimini başarıyla bitirenlerin, gerçek trafik koşullarına yönelik sürüş dinamikleri geliştirilerek güvenli, sistemli ve akıcı sürüş yapabilmeleri, olası tehlikeleri iyi bir planlamayla bertaraf edebilmeleri, hiçbir hususu şansa bırakmadan sürüşe konsantre olabilmelerinin hedeflendiğini söyleyen Arman, “Bu sayede sürücüler kazandıkları yetkinlikler ile kazaların önlenmesi ve trafik güvenliğine katkıda bulunulması yönünde önemli bir avantaja sahip olmaktadırlar.” değerlendirmesinde bulundu.
Kursiyer Jandarma Astsubay Üstçavuş Anıl Çavuş ise sürücü belgesinin bulunması ve uzun yıllar motosiklet kullanmasına rağmen eğitimlerin ardından sürüş farkındalığının en üst seviyeye çıktığını vurguladı.
]]>Manavgat Ticaret ve Sanayi Odası (MATSO), Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeleri Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı (KOSGEB), Batı Akdeniz İhracatçılar Birliği (BAİB) ve Batı Akdeniz Kalkınma Ajansı (BAKA) iş birliği ile Avrupa İşletmeler Ağı KOSGEB İhracat Eğitimi gerçekleştirildi.
Eğitimin açılışında konuşan MATSO Başkanı Seydi Tahsin Güngör, Manavgat ihracat oranını artırmak için yoğun bir çaba gösterdiklerini söyledi.
MATSO olarak üyeleri ihracata yönelik eğitim ve seminerle desteklerini ifade eden Başkan Güngör, “İhracata yönelik birçok etkinlik ve eğitim gerçekleştiriyoruz. Üyelerimizin ihracat desteklerinden faydalanmalarını istiyoruz. İhracat yapan firmalarımızı ülkemize ve bölgemize kazandırdıkları döviz nedeniyle çok önemsiyoruz. Verilen eğitimde, kentimiz ve ülkemizdeki şirketleri ihracata yönlendirmek, ihracat yapan ve ihracat yapacak üyelerimizin devlet destekleri hakkında bilgilendirerek ihracat oranını yükseltmek istiyoruz” diye konuştu.
“İhracat potansiyelimiz yüksek”
Verilen eğitimin üyelere ihracat konusunda rehber olacağını ve katkılar sağlayacağını kaydeden Başkan Güngör, “Avrupa İşletmeler Ağı KOSGEB İhracat Eğitimi üyelerimiz için bulunmaz bir fırsattır. Kentimizde ihracatın artması amacıyla düzenlediğimiz eğitim üyelerimize ihracat konusunda katkılar sağlayacaktır. İhracatçılarımızın olumlu sonuçlar alabilmeleri için elimizden gelen her türlü çalışmayı var gücümüzle yapıyoruz ve yapmaya da devam edeceğiz. Manavgat’ın ihracat bakımından potansiyeli yüksek ama ihracat yapan firma sayısı az. Bu konuda istatistiksel verilere bakacak olursak 2022 yılında Manavgat’ta ihracat yapan firma sayısı 55 iken 2023 yılında da bu sayının değişmediği görülmektedir. 2023 yılı Antalya ihracatı 2 milyar 199 milyon dolardır. 2023 yılında Manavgat ihracatı, 18 milyon 278 bin dolar olup; en fazla ihracatı yapılan ürün grubu; 8 milyon 751 bin dolarla elektrik-elektronik, 2 milyon 147 bin dolarla maden ve metaller, 1 milyon 802 bin dolarla yaş meyve-sebze olmuştur. Kentimizde ihracatın artması amacıyla düzenlediğimiz eğitim programının bu verilerde olumlu bir değişikliğe sebep olacağına inanıyorum” ifadelerine yer verdi.
Başkan Güngör’ün konuşmasının ardından KOSGEB Antalya İl Müdürü Dr. İbrahim Uğur Erkış, Avrupa İşletmeleri Ağı Bilgilendirme ve KOSGEB İhracat Destekleri, BAİB Uzmanı Tuğrul Doğuç, Devlet Destekleri Şubeleri Dahilinde İşleme Rejimi ve BAKA Uzmanı Oğuzhan Ataman girişimciler için İhracat Destekleri hakkında katılımcılara bilgiler verdi. Eğitimin ikinci oturumunda ise Selçuk Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Gökhan Akandere, Avrupa Yeşil Mutabakatı ve Yeşil Lojistik Yönetimi hakkında eğitim verdi.
Eğitimin ikinci gününde ise Dış Ticaret Uzmanı Yaman Koç, Dış Ticaret İstihbarat Eğitimi, Ticari Bilgi ve İstihbarat Sistemi, Nokta Atışı İhracat, Hedef Pazar Tespiti Uygulaması, Hedef Pazar Analizi, Hedef Ülkelerde Yapılacak Müşteri/Rakip İstihbaratı ve Kaynakları, Ürün Matrisinin hazırlanması, Ticari Bilgi ve İstihbarat Kaynakları konuları hakkında bilgiler verdi.
“Eğitimin 3. oturumu online olacak”
Avrupa İşletmeler Ağı KOSGEB İhracat Eğitiminin 3. Oturumu Dış Ticaret İstihbarat Eğitimi (Modül 2) Dış Ticaret Uzmanı Yaman Koç eşliğinde online olarak bugün 09.00-12.30 ve 13.30-16.30 saatleri arasında gerçekleştirilecek. Online eğitimde Seçilen Pazarda Araştırma Tekniği, Firma İstihbarat Çalışmaları, İhracatta Müzakere ve İletişim Teknikleri katılımcılara aktarılacak.
MATSO hizmet binasında gerçekleşen eğitime; MATSO Başkanı Seydi Tahsin Güngör, Başkan Yardımcısı Ali Özen, KOSGEB Antalya İl Müdürü Dr. İbrahim Uğur Erkış, Müdür Yardımcısı Güneş Ulutürk, Selçuk Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Gökhan Akandere, Dış Ticaret Uzmanı Yaman Koç ve BAİB Uzmanı F. Tuğrul Doğuç, BAKA Uzmanı Oğuzhan Ataman, Selçuk Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Gökhan Akandere ve oda üyeleri katıldı. – ANTALYA
]]>Yunus Emre Vakfı himayelerinde Türkçe Öğretimi Uygulama ve Araştırma Merkezi (TÖMER) iş birliğinde “Türkçe Öğretim Merkezi Yöneticileri Koordinasyon Toplantısı” Ankara’da bir otelde gerçekleştirildi. Toplantının açış konuşmasını yapan Yunus Emre Vakfı Başkanı Şeref Ateş, sadece Balkanlarda, Arap coğrafyasında değil, Amerika kıtasından Pasifik’e kadar Türkçe dilini taşıdığını söyleyerek, “Bazı insanlar özellikle son dönemde ‘Türkçe bilim dili değildir, Türkçe, felsefeye elverişli değildir, Türkçe şuna elverişli değil, buna elverişli değildir’ diye iddialarda bulunuyorlar. Dil insan vücudundaki kas sistemi gibidir. Yani siz kendi dilinizi öz güvenle kullanmadıktan sonra o dil gelişmez. Bilim dili de olmaz. İşte tıp dili de olmaz. Doğa bilimleri ifade edecek, söylemi, şiir yazmayı ya da felsefe yapmayı mümkün kılmaz. Bir dönem nasıl dilimiz tehdit altındayken bazı insanlar öne çıkıp bunun önemini vurgulamış ise biz de bugün dilimize sahip çıkmalıyız. Sahip çıkmanın temel özelliği özgüvenle kendi ülkemizi başta olmak eğitim diliminin Türkçe olması üniversitelerde başka dilleri kendi isteğinizle seçmemiz yani eğitim dili olarak seçmemiz bu derin anlamda baktığınızda bir anlamda bir kompleksi, bir aşağılık duygusunu ifade eder. Tabii ki dilleri yabancı dil olarak öğrenmemiz gerekir. Çünkü temel amacımız başkalarıyla bağ kurmak. Dolayısıyla dili ister Türkiye’de ister yurt dışında eğitim dili olarak yaygınlaştırmakta yine akademisyenlerin, bilim insanlarının görevi. Devletimiz bu bilinçle Kültür Bakanlığımız bünyesinde Yunus Emre Enstitüsü, Türk Dil Kurumu, Yurt Dışı Türkler ve Akraba Toplulukları gibi kurumlar kurarak bunu sağlamaya çalışmakta. Fakat en önemlisi halka inmeden bilim insanlarımıza, akademisyenlerimize bunu sahiplendirmeden bu dil yaşamaz. Biz de dilimizi her alanda kullanacağız ki, böylelikle gelişsin ve kainatın, dünyanın, evrenin her tarafına bu dilimiz ulaşsın” dedi.
“Türkçe kullanımla ilgili talepler giderek artmaktadır”
Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı, Yunus Emre Vakfı Mütevelli Heyet Başkanvekili Serdar Çam, Türk dilinin ve Türkçe eğitim konusunun dünyada gelişen bir süreçte olduğunu söyleyerek, “Türk ekonomisi, ticareti, siyaseti, diplomasisi ve uluslararası etkinliği arttıkça, Türkçe kullanımla ilgili talepler giderek artmaktadır. Türk dizilerinin, sinema ürünlerinin kültürel faaliyetlerinin giderek yaygınlaşması, beraberinde bizim dilimizin de gelişerek bütün dünyada talep görmesine katkı sağlıyor. Bu talebe karşı da gerek Yunus Emre Enstitülerimizin merkezleri aynı zamanda TÖMER’lerin de temsilciliklerinde yaptığı merkezlerin yurt dışından gelen öğrencilerin ve diğer misafirlerin ihtiyaç duydukları Türkçe eğitimiyle alakalı süreçlerde gelişen şartlara göre, dünyadaki rekabet stratejisine göre ki, dil eğitiminin de bence bir rekabeti var, mücadele alanı var. Tarihten gelen kültürümüzün dilimizle birlikte korunması ve yaşatılması, başka dillerin etkisi altında kalmaması noktasındaki çabalar çok kıymetli” ifadelerini kullandı. – ANKARA
]]>Marmara Depremi’nin en çok etkilediği illerden Yalova’da arama kurtarma çalışmaları konusunda oluşan farkındalık, örnek proje olarak gösterilen eğitim alanıyla farklı bir boyuta taşınacak.
Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD), Yalova Valiliği ve Yalova Üniversitesi işbirliğiyle yerleşkede ilk etap inşaatı süren eğitim alanında, deprem öncelikli olmak üzere, su altı kurtarma, derin ve yüksek kurtarma, yangın, trafik, çadır yapımı konularında uygulamalı eğitimler gerçekleştirilecek.
Teorik eğitimlerin de verileceği, aynı anda 6 tatbikatın yapılabileceği Kentsel Arama Kurtarma Eğitim Alanı’nın yıl sonuna kadar tamamlanması planlanıyor.
Yalova Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Bahçekapılı, AA muhabirine, eğitim alanıyla, Türkiye’nin birçok yerinden insanların gelerek burada tüm alanlarda eğitim alabilmesinin önünün açılacağına inandığını söyledi.
Bahçekapılı, özellikle küresel ısınmanın etkisiyle yaşanan sel felaketleri ve Türkiye’nin gerçeği depremler sonrası için arama kurtarma eğitimi almış kişilerin sayısının yetersizliğinin, önemli bir eksiklik olduğunu dile getirdi.
Bu tür olaylar yaşandığında insanların daha nitelikli ve işlevsel şekilde kurtarılması amacıyla birtakım teorik ve uygulamaya yönelik eğitim programlarının gerçekleştirilmesi gerektiğine işaret eden Bahçekapılı, “Genelde bu programların birbirinden ayrı, bağımsız yapıldığını görüyoruz. Burada Yalova Üniversitesi, Yalova Valiliği ve AFAD ile bir proje geliştirdik. Bizler bu anlamda yer temini sağlarken ve birtakım yeni alanların oluşmasına da katkı verirken, AFAD özellikle bu binaların inşa edilmesi noktasında çok ciddi şekilde bize destek sağlıyor.” diye konuştu.
“Bu hem bizim hem AFAD’ın hayal ettiği bir proje”
Rektör Bahçekapılı, projeyi planlarken sadece kurtarma üzerine bir alan kurmak yerine daha fazla etkinin bir arada bulunacağı bir yapıyı hedeflediklerini vurguladı.
Eğitim alanının önemli bir işlev göreceğini anlatan Bahçekapılı, şöyle devam etti:
“Özellikle deprem sonrası enkaz altından, yüksek derinliklerden insanların kurtarılması, yangın gibi felaketler sırasında insanların nasıl kurtarılabileceği, diğer taraftan trafik kazalarında insanların hayatlarını kurtarma adına yapılacak faaliyetlerin öğretildiği trafik kazası uygulama alanı ile bunların yanında teorik bilgilerin önceden verildiği bir eğitim alanı inşa ediyoruz. Ayrıca bunların yanında çadır eğitim alanı da var. Özellikle deprem yaşandığında zamanla yarışılıyor ve insanlarımızın belirli bir noktaya konumlandırılması gerekiyor. Bunun da eğitiminin verildiği çok kompleksli, aynı anda 6 uygulamanın yapılabildiği bir merkez inşa etme kararı aldık. Sadece Yalova için değil, ülkemizde yaşanan veya yaşanabilecek her türlü afet durumlarında destek sağlayabilecek ve bu anlamda bu desteğe katkı sağlayabilecek insanların eğitimi noktasında son derece önemli bir hizmet vereceğini düşünüyoruz.”
Kahramanmaraş merkezli 6 Şubat 2023’teki depremlerden sonra 50 kişilik arama kurtarma ekibiyle Hatay’a gittiklerini dile getiren Bahçekapılı, üniversitelerinde 18 bin öğrencinin bulunduğunu ve onların da kurulacak eğitim alanından faydalanabileceğini belirtti.
Sistem tam teşekküllü faaliyete geçtiğinde üniversitelerindeki her öğrencinin birer AFAD gönüllüsü olacağını aktaran Bahçekapılı, şunları kaydetti:
“Rabb’im felaketlerden hepimizi korusun ama yaşandığında da kurtarma noktasında harekete geçebilecek AFAD gönüllüleri için bu merkez son derece önemli olacak. Çünkü sadece tek bir kurtarma alanı projesi değil, birçok farklı afet durumunda yaşanabilecekler noktasında kurtarma organizasyonlarının yapılabilmesine ve bu alanda çalışacak insanımızın yetiştirilmesine katkı sağlayacak. Burası tamamlandığında sadece bizim üniversitemizin öğrencilerinin değil, ülkemizin birçok şehrinde bu işe gönül verenlerin de buraya gelip eğitim alabilme imkanı doğacak. Burası sadece yerel için değil ülkenin tamamı için hedeflenmiş bir proje olacak. Bu hem bizim hem AFAD’ın hayal ettiği bir proje.”
]]>Büyükçekmece ilçesinde ilk kutlama Büyükçekmece Belediye Meydanı’nda gerçekleşti. Büyükçekmece Belediyesi’nde çalışan yüzlerce kadının 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nü kutlayan Belediye Başkanı Dr. Hasan Akgün, daha sonra kadın mesai arkadaşları ile birlikte kadına şiddete dikkat çekmek amacıyla gökyüzüne mor balon bıraktı.
Çiğdem Gürdal konseri ile unutulmaz bir güne dönüştü
Büyükçekmece’de ikinci kutlama ise 2 bin Büyükçekmeceli kadının katılımıyla gerçekleşti. CHP İstanbul Milletvekili Engin Altay, CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik, Büyükçekmece Belediye Başkanı Dr. Hasan Akgün, CHP Büyükçekmece İlçe Başkanı Halis Çiçekçi, 24. Dönem CHP İstanbul Milletvekili Süleyman Çelebi’nin de katıldığı etkinlik yoğun ilgiyle karşıladı. Etkinlik şarkıcı Çiğdem Gürdal konseri ile unutulmaz bir güne dönüştü.
“Eğitim, eğitim, eğitim”
Büyükçekmece Belediye Başkanı Dr. Hasan Akgün, önceki gün Büyükçekmece’de 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü etkinliğine katılan Türk sinemasının sultanı Türkan Şoray’ın eğitim konusundaki sözlerinden de alıntı yaparak şunları söyledi: “Memleketteki ekonomik sıkıntıyı, zorlukları adaletsizliği, haksızlığı en çok çeken sizlersiniz. En çok itilip kalkılan bu ülkede kadınlardır. Kadına karşı yapılan şiddetler, yapılan eziyetler bir bakıma insanlık ayıbıdır. Bu ayıbın ortadan kaldırılabilmesi için Türkan Şoray dün ne dedi? “Eğitim” dedi. Eğitim, eğitim, eğitim. Toplumun eğitimli olması, toplumun ekonomik özgürlüğünü kazanmış olması halinde Türk kadını, kadınlarımız bu eziyetlerden kurtulacaklardır.”
“Türk kadının, sizlerin hak etmediğini düşünüyorum”
CHP Milletvekili Engin Altay, kadın olup da emekçi olmamanın imkansız olduğuna vurgu yaparak şöyle konuştu: “Türk kadını Büyük Atatürk tarafından Avrupa’daki kadınlardan önde bir çok hakkını almış, seçme ve seçilme hakkını almış olsa da dünyada en çok kadın cinayetinin, en çok kadına taciz ve tecavüzün yaşandığı bir Türkiye’nin, Türk kadının sizlerin hak etmediğini düşünüyorum. Bundan kurtulmanın yolu ülkeyi yönetenlerin zihniyetinden kurtulmaktır diye düşünüyorum.”
“Yaşasın 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü, diyorum”
CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik ise “8 Mart’ın çok tarihi bir önemi var. Yıl 1857 ABD’de kadınlar kötü çalışma şartlarını protesto ettiler. Çok az ücretle çalışıyorlardı. O çalışma ücretlerini protesto ettiler ve bir direniş başlattılar. O direnişin sonucunda da uzun bir zaman sonra haklarını elde ettiler. Türkiye’de de kadınların eşitlik mücadelesi, kadınlara eşitlik hakkı Gazi Mustafa Kemal Atatürk ile Cumhuriyetle beraber verildi. Cumhuriyet eğitim seferberliği demek, cumhuriyet aydınlanma demek, cumhuriyet kadın erkek eşitliği demek, cumhuriyet kadınlara seçme seçilme hakkı demek. Bizlere bu güzel Cumhuriyeti armağan eden, kadınlara seçme seçilme hakkını armağan eden Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e şükranlarımızı, saygılarımızı ve minnetlerimizi sunuyorum. Bugün hayatın her alanında kadınların eşitlik mücadeleleri için hep birlikte mücadele etmemiz gerekiyor. 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü Kutlu Olsun demiyorum. Ne zaman bu ülkede kadın cinayetleri sonlanırsa, ne zaman İstanbul Sözleşmesi hayata geçerse, ne zaman toplumsal cinsiyet eşitliği sağlanırsa, ne zaman kadınlar ve erkekler hayatın her alanında eşitliğe kavuşursa o gün kutlarız, diyorum. Yaşasın 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü, diyorum” ifadelerini kullandı. – İSTANBUL
]]>4 Mart’ta başlayan ve bugün tamamlanan Temel UMKE Eğitimi ve Tatbikatı kapsamında senaryo gereği kent merkezinde 6,8 büyüklüğünde deprem meydana geldi.
Temel eğitimlerini tamamlayan UMKE gönüllüleri, deprem sonrası yaşanabileceklerin, olası aksaklıkların birebir yansıtıldığı tatbikatta “Sesimi duyan yok mu? Bize yardım edin” diye bağıran enkazdaki yaralılara müdahale etti.
Triaj etabıyla başlayan uygulamada UMKE gönüllüleri, kendi güvenlik önlemlerini alarak depremde yıkılan binanın enkazına girdi. İçeridekilere ilk müdahaleyi yapan ekipler, ardından enkazda açılan güvenli boşluktan yaralıları çıkardı.
Dışarı çıkarılan yaralılar, sedyeyle tedavi için acil müdahale ünitesine alındı.
Gönüllüler, olası depremde nelere dikkat edeceklerini öğreniyor
Ankara UMKE Sorumlusu paramedik Yusuf Tören, yaptığı açıklamada, teorik eğitimlerle başlayan tatbikatın son iki gününün pratik uygulamaya ayrıldığını anlattı.
Toplam 5 günlük eğitim sürecinde UMKE gönüllüsü olmak için başvurup çeşitli aşamaları geçen sağlık çalışanlarının yer aldığını dile getiren Tören, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Ne yazık ki geçen yıl acı bir deprem süreci geçirdik, bu süreçte UMKE olarak hep sahadaydık, yaralılara müdahale etmek için canla başla çalıştık. Bugün de UMKE ailemizi genişletmek adına aramıza dahil edeceğimiz yeni gönüllülerimizin olası bir deprem durumunda nelere dikkat edeceği, olası riskler, kaos ve panik ortamında nasıl kararlar alınacağını göstermek ve bunun bir refleks haline gelmesinin sağlanması amacıyla tatbikat gerçekleştirdik.”
Yaralılara ilk müdahale, enkazdan çıkarma eğitimleri veriliyor
Tatbikatların illerde yıl içinde birçok kez yapıldığını vurgulayan Tören, “Tatbikatta gerçeğe çok yakın enkazdaki dar alanlarda yaralılara ilk müdahale teknikleri, hastaları çıkarma ve uygun taşıma teknikleri ve acil müdahale ünitesine götürüp tedavilerinin başlanmasına ilişkin uygulamalar yer alıyor.” dedi.
Tören, tatbikatta iç içe geçmiş senaryoların, UMKE ekipleri enkaz içinde yaralılara ulaşırken artçı deprem ihtimallerinin uygulandığını belirterek, şöyle devam etti:
“Tatbikatta depremi gerçeğe uygun şekilde UMKE gönüllülerimize yaşatarak bu anlarda nasıl hareket etmeleri, kaos ve panik ortamında nasıl doğru kararlar alabileceklerini de öğretmek istiyoruz. Bu tatbikatlar, profesyonel sağlık hizmeti veren UMKE gönüllülerimizin afet alanında da nitelikli sağlık hizmetini sürdürebilmesini sağlamak için önem taşıyor çünkü hastane ortamında verilen sağlık hizmetiyle afet bölgesinde korunaklı alan olmadan verilen sağlık hizmeti çok farklı. Dolayısıyla tatbikatlarda afet ortamını gönüllülerimize yaşatıp afet alanında da gerçekçi, doğru kararlar almalarını sağlıyoruz.”
“Afet, sıfırıncı dakikada başlar”
Yusuf Tören, afete hazırlıklı olmanın önemini vurgulayarak, “Afet, sıfırıncı dakikada başlar. Şu anda sıfırıncı dakikadayız ve kursiyerlerimize de tam bu anda eğitim veriyoruz çünkü afetin birinci dakikasına geçildiği andan itibaren onlara eğitim verme, onların da hatalarını görme şansı yok. Dolayısıyla bu tatbikatlarla UMKE gönüllülerine sıfırıncı dakikada eğitim vererek gerçek bir afet yaşandığında buna hazır olmalarını amaçlıyoruz.” bilgisini paylaştı.
]]>Çeşitli ziyaretler için Konya’ya gelen İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya SOBE’nin Işığında Teşekkür Buluşmasına katıldı. Programda ilk olarak otizmli bireylerin ailelerinin hazırlamış olduğu belgesel gösterimi yapıldı. Programda konuşan İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, “Böylesine özel anlamlı bir gecede bir arada olmaktan büyük, memnuniyet duyuyorum. Otizm bir eksiklik değil, farklılıktır. Kırmızı güllerle süslü bir bahçedeki mavi güllerdir. Canımızdan çok sevdiğimiz çocuklarımızın bazıları da farklılıklarla dünyaya geliyor. Sosyal etkileşimlerini engelleyen özellikler onları iç dünyalarında bazı sıkıntılarla baş başa bırakabiliyor. İşte SOBE Vakfımızın da çıkış noktası tam da buldu. Otizmli bireylerin dertlerine derman olma onların ve ailelerinin omuzlarındaki yükü bir nebze olsun hafifletmektir. Vakfımızın siz kıymetli yöneticileri, kıymetli çalışanları, birbirinden değerli gönüllüleri ve siz dünyayı gözüyle bakmayı bilen dünyaya gözüyle bakmayı bilen kıymetli bağışçılarımız hepiniz birer kahramansınız. Bir çocuğun hayatına dokunmak onun içindeki cevheri çıkarmak, emek sarf etmek, eğitimleri için maddi manevi destek olmak, bunlar büyük gayretler. Tekrar ve tekrar Allah hepinizden razı olsun. İyi ki varsınız” şeklinde konuştu.
“Merkezimiz şu anda 102 öğrenciye hizmet veriliyor”
SOBE’nin kuruluş ve faaliyetleri hakkında açıklama yapan Bakan Yerlikaya, “Çıkış noktası Selçuklu Belediyemiz tarafından 2011 yılında bir sosyal sorumluluk projesiydi. Her şey bu ulvi düşünceyle başladık. Merkezin inşa ise 2014 yılında tamamlandı. 8 yıl önce ise bu eğitim merkezinin bir gönüllülük ve adanmışlıkla sürdürülebilir kırılması için Selçuklu Otizmli Bireyler Eğitim Vakfı kuruldu. Türkiye’nin en kapsamlı, en büyük merkezine sahip olan vakfımız çalışmalarının büyük bir özveriyle sürdürüyor. Merkezimiz şu anda 102 öğrenciye hizmet veriliyor. Merkezde eğitim, terapi, spor. yüzme, binicilik gibi pek çok alanlarda eğitim veriliyor. Vakfımızın asıl felaketi 6 Şubat depremleri sonrası Hatay’da açtığı 6 derslikle de 30 otizmli çocuğumuz eğitim görüyor. Otizmli çocuklarımıza hizmet veren bu tür merkezlerimizin önemi her geçen gün artıyor” diye konuştu.
“Bize düşen inci mercanları çıkarmak”
Dünya her geçen gün otizmli bireylerin arttığını ifade eden Bakan Yerlikaya, “Ülkemizde 0-18 yaş aralığındaki 1,5 milyon çocuğun otizmden etkilendiği tahmin ediliyor. İşte burada en büyük ihtiyaç olarak karşımıza ne çıkıyor? Eğitim herkes için gerekli ama otizmli çocuklarımız için eğitim aynı zamanda bir tedavi. Yegane reçetemiz eğitim, kesintisiz ve etkili bir eğitim seferberliği ile otizmli yavrularımız hayata dönüyor. Otizmli bireyler kimi zaman içlerinde çok büyük yetenekler gizliyorlar. Aralarında, duyduğu her sesi notaya dökebilen dahiler de var, matematik dahileri de var. Her biri denizden, altındaki mercan gibidir. Bize düşen inci mercanları çıkarmak” dedi.
“Hiç durmadan çalışıyoruz”
Selçuklu Otizmli Bireyler Vakfı (SOBE) Başkanı Mustafa Ak ise, “SOBE olarak kurulduğumuz günden itibaren otizm alanında ulusal ve uluslararası bir kurum olmak için çalışmalarımızı yürütüyoruz. SOBE Türkiye’nin en büyük ve en kapsamlı otizm merkezidir. Biz de bu konudaki sorumluluğumuzun farkındayız ve daha nitelikli hizmet verebilmek ve daha fazla katkı sağlamak için güçlü gönüllüler ile hiç durmadan çalışıyoruz” şeklinde konuştu.
Programa, Konya Valisi Vahdettin Özkan, AK Parti Konya Milletvekilleri, Konya Büyükşehir Belediye Başkanı Uğur İbrahim Altay, Selçuklu Belediye Başkanı Ahmet Pekyatırmacı, kurum müdürleri ve bağışçılar katıldı. – KONYA
]]>Edinilen bilgiye göre olay, dün Mimar Sinan Ortaokulu’nda yaşandı. İddiaya göre, 8 sınıf öğrencisi olan iki öğrenci kendi aralarında tartışarak kavga etti. Bunun üzerine yaşanan olayı ailesine anlatan öğrencinin babası Ünal Y. okula gelerek girdiği sınıfta çocuğuyla tartışan öğrenciyi darp etmeye çalıştığı sırada öğrencisini korumaya çalışan Türkçe öğretmeni Süleyman Seven’i darp etti.
Okul idarecileri ve diğer öğretmenlerin araya girmesi ile sınıftan çıkarılan Ünal Y., ihbar üzerine olay yerine gelen polis ekipleri tarafından ifadesi alınmak üzere karakola getirildi.
Yaşanan olay sonrası okula giden Eğitimciler Birliği Sendikası Şube Başkanı Zeki Öz, basın açıklaması yaparak, duruma tepki gösterdi.
Olaya müdahale etmeye çalışan ve öğrencisini korumak için çabalayan öğretmenin öğrenci velisi tarafından şiddete uğradığını kaydeden Öz, “Olayı gerçekleştiren şahıs adeta eğitim kurumunda terör estirmiştir. Yapılan bu şiddet eylemi asla kabul edilemez. Hafife alınamaz. Görmezden gelinemez. Gündemden düşmesi beklenemez. Maalesef benze olaylar sıkça yaşanmaya başlanmıştır. Eğitim çalışanları bazen bu olayda olduğu gibi fiili şiddete maruz kalmakta bazen de psikolojik şiddetin muhatabı olmaktadırlar. En büyük gayesi bu güzel ülkenin çocuklarını milletini ve memleketini seven insani değerleri esas alan bir anlayışla yetiştirmek için mücadele eden öğretmenlerimize karşı yapılan bu çirkin davranışı şiddetle kınıyoruz. Bizim kültürümüzde bizim medeniyetimizde öğretmen eli öpülen insandır. Bilgi ve hikmeti temsil eder. Çocuklar bizim gözbebeğimizdir. Onların arasında yaşanan küçük tartışmalar okulda çözülür. Bu da eğitimin bir parçasıdır. Henüz 11-12 yaşındaki bir çocuğun bir veli tarafından diğer öğrencilerin gözü önünde darp edilmesi asla kabul edilemez. Şiddete uğrayan öğretmenimizin, öğrencimizin ve diğer öğrenci ve öğretmenlerin ciddi bir travma yaşadıkları aşikardır. Burada yapılan saldırı bütün öğretmenlere ve eğitim camiasına yapılmıştır. Şiddet, her geçen gün artmakta, farklı faillerle yeni kulvarlar bulmakta, en uzağında olması gereken yerlere bile girmekte; toplumsal bağlarımızı çözmekte, geleceğimizi karartmaktadır. Toplumsal değerlerimiz erozyona uğramakta, insana saygı azalmakta, hürmet yerini şiddete bırakmaktadır. Geleceğimizin mimarı eğitimcilerimiz, ince bir sanatı icra ederken kaba bir muameleye maruz kalmaktadır” dedi.
Zeki Öz, eğitim çalışanlarına yönelen şiddetin genel ve yaygın bir görünüm arz etmesi, psikolojik ve sosyolojik kökenleri olan toplumsal bir sorun haline geldiğini de ifade ederek, “Şiddeti önleyecek önemli bir aktör olması gereken eğitimciler maalesef şiddetin mağduru durumuna gelmiştir. Eğitimcinin itibarını artıracak, konumunu güçlendirecek, onu tehlikelere karşı koruyacak tedbirleri almak zorundayız. Eğitimci, şiddete karşı yasal güvenceyle korunan, kendisi bizzat şiddeti önleyen; eğitim ise şiddeti ortadan kaldıran bir enstrüman olmalıdır.
Bunun için, yetkili kişi ve kurumlardan sivil toplum örgütlerine kadar toplumun tüm katmanlarına sorumluluk düşmektedir. Başta Milli Eğitim Bakanlığı olmak üzere, bütün eğitim camiası, siyasiler, mülki idareler, aydınlar, gazeteciler, aileler bu konuda büyük bir aile olduğumuz şuuru ve duyarlılığı ile sorumlu davranmalıdır. Herkesi ilgilendiren, herkesin ilgili olduğu bir meselede, toplumsal duyarlılık bilinci ve farkındalık oluşturmak için herkesin yapacağı bir şey mutlaka vardır, olmalıdır. Mevcut düzenlemelerin caydırıcı olmadığı, bilakis şiddeti beslediği artık görülmelidir. Sorun üreten bir sistem çare olamaz. Yapılması gereken, medeniyet değerlerimizi merkeze alan bir kültür seferberliğine ve eğitim programına geçmektir. Eğitimciler Birliği Sendikası olarak bu ve benzeri olaylara asla duyarsız kalmayacağız. Bu menfur olayın takipçisi olacağız. Olayın faillerinin hukuk önünde hesap vermesi için her türlü çalışmayı yapmaya devam edeceğiz. Şiddete maruz kalan öğretmen arkadaşımıza, öğrencilerimize geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz” ifadelerine yer verdi. – KARABÜK
]]>İlahiyat Fakültesi Temel İslam Bilimleri Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Selim Demirci’nin yürütücülüğündeki “Karadeniz’de Hoca Olmak: Hatıralara Yansıyan Yönleriyle Yakın Dönemde Dini Hayat” başlıklı proje kapsamında, Doç. Dr. Fatih Topaloğlu, Doç. Dr. Süleyman Gür, Doç. Dr. Şenol Saylan, Doç. Dr. Eyüp Öztürk ve Öğretim Görevlisi Ahmet Cevdet Karaca ile 3 yüksek lisans öğrencisinden oluşan ekip, imam-hatip liseleri, ilahiyat fakülteleri ve Diyanet İşleri Başkanlığı gibi kurumlara katkısı olmuş 1940 sonrasında dünyaya gelen 40 isme ulaştı.
Hocaların yaşadıkları İstanbul, Ankara, Sakarya, Rize, Bursa, Bayburt ve Trabzon’a giden ekip üyeleri, ortalama bir saatlik mülakatlar gerçekleştirdi.
Söz konusu mülakatlar Trabzon Büyükşehir Belediyesinin de desteğiyle kamera ile kayıt altına alınarak, kitaplaştırıldı.
“Trabzon’un dini hayatındaki etkin isimleri aktarmak için yola çıktık”
Projenin yürütücüsü Demirci, AA muhabirine, Karadeniz’in, Trabzon’un farklı köylerine, yerleşim yerlerine gittikleri zaman, arazi şartları zor olduğu halde, daracık mekanlarda, Cumhuriyet’in ilk dönemlerinde ciddi eğitim faaliyetlerinin yapıldığını öğrendiklerini söyledi.
Eğitim faaliyetlerine dışarıdan gelen öğrencilerin, aile fertleri gibi evlerde misafir edildiklerini de öğrendiklerini dile getiren Demirci, şu ifadeleri kullandı:
“Trabzon’un dini hayatındaki etkin isimleri, etkin yerleri ve burada eğitim ve öğretimin nasıl yapıldığını gözlemlemek, aktarmak için yola çıktık. Burada yetişmiş olan insanların Diyanet İşleri Başkanlığının üst kademelerinde büyük hizmetler yapmış ve ilahiyat fakültelerinin kuruluşunda hizmet etmişler, bunu gördük. Birçok işin buradan yürüdüğünü, buranın ciddi katkı sunduğunu öğrendik. Arkadaşlarımızla bunları kayıt altına almaya da karar verdik.”
Demirci, o yıllardaki eğitim öğretim faaliyetlerini yürüten hocalara erişme imkanlarının olmadığını aktararak, şunları kaydetti:
“O yüzden biz bazı hocalar tespit edelim, onları görmüş olsunlar dedik. Projedeki temel amacımız görüşme yaptığımız 40 hoca ile onların biyografilerini ele almak değil, anlatınlar üzerinden Trabzon’da nasıl bir dini tedrisat, dini eğitim vardır ve etkin olan isimler kimlerdi bunları ortaya çıkarmaktı. Bölgenin 1900’den 2000’e kadar olan süreçteki hem etkin isimlerini hem de bunların Türkiye’ye katkısını tespit etmek istedik. Yorucu bir süreç oldu ama yakın döneme ait bu çapta örneği olmayan bir çalışma hayata geçmiş oldu.”
“Cumhuriyet tarihi ilk kıraat ihtisas kursu Of ilçesinde gerçekleştirildi”
Araştırmanın hayata geçmesi ve kitaplaştırılmasının 6 aylık bir süreci kapsadığına dikkati çeken Demirci, çalışmanın Türkiye’ye çok yönlü katkısı olacağını ifade etti.
Demirci, araştırma sonunda yapılan tespitlere de işaret ederek, “Osmanlı döneminde eğitim almış klasik hocalar, Cumhuriyet’in yeni kurumlarına sahip çıkmışlar. Bunu net söyleyebiliriz. Yani imam hatip liseleri, ilahiyat fakülteleri açıldığı zaman burada klasik hoca diye tarif ettiğimiz medreseli hocaların bu kurumların hoca ihtiyacı açısından onlara destek oldukları, talebelerini yönlendirdiklerini çok rahat şekilde görüyoruz. İkincisi burada din eğitiminin çok zorlu imkanlarla ve gerçekten de tabiri caizse hocaların üst düzey fedakarlıklarıyla yürüdüğünü görüyoruz.” diye konuştu.
Türkiye’de 1960 yıllarının sonunda Cumhuriyet tarihinin ilk kıraat ihtisas kursunun Trabzon’un Of ilçesinde açıldığını belirten Demirci, sözlerini şöyle sürdürdü:
“İstanbul ve Ankara’yı düşündüğünüzde Türkiye’nin çok farklı yerlerinde görev yapan imamlar, hafızlar gelip bir köyde ihtisas eğitimlerini aldılar. Orada yetişmiş insanlar Türkiye’nin farklı yerlerinde ciddi şekilde kıraat okutup, bu geleneğin sürmesini sağladılar. Mesela ilk o kursa katılanlardan merhum Safvan Çakıroğlu hoca Ankara’da yıllarca ihtisas düzeyinde kıraat okutmuştur. İbrahim Tanrıkulu hoca İstanbul’da uzun yıllar ihtisas düzeyinde kıraat okutmuştur. Sadece o 1960 yıllarının sonunda o ihtisas kıraat kursuna katılan hocaların tek tek incelenip, Türkiye’ye ne katkı sunduğunu söylememiz, onunla alakalı bir şeyler ortaya koymamız bile bu bölgenin katkısını gösterecektir. Sadece kıraat değil, Hasan Rami Yavuz hocanın yetiştirdiği talebeler, Çaykara köyünde küçücük medresesi var. Orada yetişen ve Türkiye’nin ilmi hayatına katkısı olmuş çok farklı insanlar var. “
“Oflu hoca ya da Trabzonlu hoca, bir tüketim kültürü olmayacak kadar değerli bir markadır”
Demirci, bu çalışmanın benzerlerinin Türkiye’nin farklı bölgelerinde de yapılmasını beklediklerini anlatarak, filmlere, dizilere konu olan Oflu hoca karakterleriyle ilgili de değerlendirmede bulundu.
Popüler kültürün, Oflu hoca ya da Trabzonlu hocayı, genel ifadesiyle Karadenizli hocayı, tüketim malzemesi yapmak istediğini ifade eden Demirci, sözlerini şöyle tamamladı:
“Bu hocalarla ilgili tek tek daha nitelikli değerlendirme yapıp kimdir, ne yapmıştır diye baktığınızda şöyle bir neticeye varırsınız. Sosyal ve beşeri münasebetlerinde hazır cevap ama ilim söz konusu olduğu zaman din ile ilgili hassasiyetleri söz konusu olduğu zaman son derece ciddi, vakur kimseler olduğunu görürsünüz. Merhum Aşıkkutlu hoca ile ilgili anlatılanlar, talebelerine muamelesi, ders ortamındaki hali bile fikir verecektir. Ankara Diyanet İşleri Başkanı’nın kendisine hac için yolluk verdiği zaman eline sanki böyle kötü bir şey verilmiş gibi iade etmesi, o bile hoca şahsiyeti, karakterinin nasıl olması gerektiğinin, buradaki hocaların nasıl olduğunun ciddi göstergedir. Dolayısıyla şöyle diyebiliriz Oflu hoca ya da Trabzonlu hoca bir tüketim kültürü olmayacak kadar değerli bir markadır.”
]]>Trabzon’da AKUT bünyesinde arama kurtarma faaliyetlerinde görev almak için gönüllü 125 kişinin 38’i kadınlardan oluşuyor.
Farklı meslek gruplarından kadınlar, Trabzon’un yanı sıra Türkiye’nin farklı bölgelerinde yaşanan sel, deprem, çığ gibi afetlerde görev almak üzere diğer gönüllülerle teorik ve uygulamalı eğitimler alıyor.
Birçok alanda arama kurtarma sertifikası olan, beton delme makinesi gibi iş makinelerini de kullanmayı öğrenen kadınlar, 6 Şubat 2023’te yaşanan Kahramanmaraş merkezli depremlerde de hayat kurtarabilmek için canla başla çalıştı.
AKUT gönüllüsü Feyza Özcelep, AA muhabirine, 5 yıldır AKUT gönüllüsü olduğunu, deprem, sel, çığ gibi birçok afette insanlara yardımcı olmaya çalıştığını söyledi.
Kadınların her işte olduğu gibi arama kurtarmada da çok başarılı olduğuna işaret eden Özcelep, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Çağrı geldiğinde araca bindikten sonraki kısımda biz cinsiyet kavramını tamamen bırakıyoruz. Yani dışarıdan bakıldığında ‘Kadının gücü yetecek mi bu enkazda çalışmaya?’ gibi sorular geliyor. Kadının başaramayacağı hiçbir şey yok çünkü biz eğitimlerimizi çok düzenli ve disiplinli şekilde yapıyoruz. Evet, erkekler fiziksel olarak bizden daha güçlü fakat biz de çok fazla çalışarak aynı güce sahip oluyoruz. O yüzden kadınlar olarak biz her yerdeyiz, her şeyi başarıyoruz.”
Özcelep, aylık, yıllık ve haftalık çalışma programları olduğunu belirterek, “Hepimizin farklı işleri var, işimizi ve ailemizi ona göre ayarlıyoruz. Yani fedakarlık yapmak zorundayız, ailemiz de fedakarlık yapıyor biz de. Bence zorluğu yok, kolaylığı herkesin bizi desteklemesi, tebrik etmesi. El üstünde duruyoruz, bizim için güzel olan kısmı bu.” dedi.
“Hepimiz birlikte aynı eğitimlerden geçiyoruz”
Duygu Yıldırım da kadının başaramayacağı bir şey olmadığını vurgulayarak, şunları söyledi:
“Hepimiz birlikte aynı eğitimlerden geçiyoruz, aynı yollardan yürüyoruz, aynı tırmanışları yapıyoruz, aynı enkaza giriyoruz. Yani orada bir cinsiyetimiz yok, kadın olarak da herhangi bir ayrımımız yok. Bu anlamda zorluğumuz var mı? Evet, iş makinelerinin bazıları 24 kilogram falan olunca onu kaldırıp indirmek sıkıntı olabiliyor. Zorluk olabiliyor ama onun dışında çalışarak, tecrübe ederek devam ettirebiliyoruz.”
Kübra Taşkan ise arama kurtarmada kullandıkları malzeme ve araç gereçlerin düzenli olarak bakımını yaptıklarını ifade ederek, “Herhangi bir afetin ne zaman gerçekleşeceği belli olmuyor, kimse kestiremiyor. Rutin olarak bakım yapıyoruz, eğitim faaliyeti yapıyoruz. Her şey gibi bunlar da unutulabiliyor ve pratik isteyen şeyler. Ne kadar çok pratik yaparsanız, ne kadar çok malzemeyi tanırsanız o kadar faydalı olabiliyorsunuz.” diye konuştu.
Sınavlar, pratikler ve belirli testler sonucu gönüllü olabildiklerini aktaran Taşkan, “Evet, kadın olarak başlarda ‘Sizin burada ne işiniz var?’ ya da ‘Siz bunu yapabilecek misiniz?’ gibi tavırlarla söylemlerle karşılaşabiliyoruz. Ama biz işimizi iyi yaptığımızı düşünüyoruz, kendimize güveniyoruz. Sahada da elimizden geldiğince çalışarak bunu dışarıya gösteriyoruz. Görev bittikten sonra kimsenin aklında herhangi bir soru işareti kalmadığını düşünüyorum.” dedi.
]]>Trabzon’un Çaykara ilçesini Bayburt’a bağlayan, 13 keskin virajın olduğu, dünyanın en tehlikeli yolları arasında gösterilen Derebaşı Virajları’nın bulunduğu Karadeniz’in dik ve engebeli yollarında direksiyon başına geçerek mesleğe ilk adımını atan Kırandı, hayat kurtarmak için zamanla yarıştı.
Aldığı ileri sürüş tekniği eğitimleriyle kendisini geliştiren Kırandı, toplamda 12 yıl sahada, 1 yıl da çağrı komuta merkezinde çalıştıktan sonra Sağlık Bakanlığının Trabzon Sağlık Müdürlüğü Simülasyon Eğitim Merkezinde eğitmen olarak görev aldı.
Burada da yaklaşık 7 yıldır ileri sürüş tekniği ve simülasyon eğitimleri veren Kırandı, ambulansta çalışacak personeli tatbikatlarla göreve hazırlıyor.
“Araç kullanırken insanların gözü hep üzerimizdeydi”
Mesleğinin yanı sıra eğitime de hemşirelik alanında yüksek lisans yaparak devam eden üç çocuk annesi Zeynep Kırandı, AA muhabirine, göreve 2004’te Çaykara 112’de paramedik olarak başladığını söyledi.
İlk görevinin ambulans şoförlüğü olduğunu dile getiren Kırandı, aynı zamanda da arka kabinde bulunan hastaların bakımından sorumlu olduğunu ifade etti.
Kırandı, 20 yıl öncesinin Çaykara’sında 20’li yaşlarda bir kadının ambulans sürücülüğü yapmasının ilk başlarda hoş karşılanmadığını anlatarak, şunları kaydetti:
“İnsanların üzerinde bir ön yargı vardı. Beni sürücü koltuğunda gördüklerinde tedirgin olurlardı. Tabii bu bizim üzerimizde de ciddi baskı oluşturmuştu. Bir erkek araç kullanırken insanlar o kadar dikkat etmezler ama biz 4 kadın göreve başlamıştık. Araç kullanırken insanların gözü hep üzerimizdeydi. Çaykara’nın coğrafi koşulları da zaten çok zor. Dağlar, dik yamaçlar, kar, buz tabii ki zorluyordu ama bir süre sonra insanlar da bize alıştı, destek oldular. Araç sürücülüğü yaptığım 5 yıllık süre boyunca zorlandım ama güzel, keyifli de zamanlardı.”
“Son 7 yıldır tam zamanlı eğitim biriminde çalışıyorum”
Sahada 12 yıl çalıştığını belirten Zeynep Kırandı, “Kısa bir dönem komuta kontrol merkezinde deneyimim oldu. Ardından eğitimcilik yapma kısmına geçtim. 112 eğitim biriminde modül eğitmeni ve ambulans sürüş teknikleri eğitmenliği yapmaya başladım. Son 7 yıldır da tam zamanlı olarak eğitim biriminde çalışıyorum.” dedi.
Kırandı, acil sağlık çalışanlarının zorluklarla karşılaştığını vurgulayarak, şu değerlendirmede bulundu:
“112 Acil çalışanları olarak çok zor grupla çalışıyoruz. Kişi ya kendi hasta ya da çok yakını hasta. O süreci yönetmek oldukça zor. Hızlı müdahale etmemiz, hızlı karar vermemiz gerekiyor. Bu anlamda zor bir meslek ama diğer taraftan da hem para kazanabildiğiniz hem de dua alabildiğiniz bir meslek. Manevi olarak doyuma ulaşabildiğiniz bir meslek. Ben de yaklaşık 20 yıldır bu işi çok severek yapıyorum.”
Ambulans şoförlüğünün zor olduğuna işaret eden Kırandı, “Bunu sahada yaşamış birisi olarak eğitimini vermek çok daha farklı bakış açısı kazandırıyor. Gelen arkadaşlarımızın nasıl zorluklarla çalıştığına eğitim birimindeki ben ve tüm eğitmen arkadaşlarım oldukça hakimiz.” dedi.
Kırandı, ambulans sürücülüğünde kadınların başarı gösterdiğini dile getirerek, “Biz kadınlar her alanda olduğu gibi ambulans sürüşü alanında da çok başarılıyız. Çok farklı bakış açısı da kazandırdığını düşünüyoruz. Kesinlikle sayılarımızın yaygınlaştırılması gerekiyor.” diye konuştu.
]]>DTO Yönetim Kurulu Başkanı Uğur Erdoğan’ın idaresindeki toplantıya katılım yoğun oldu. Başkan Erdoğan, Denizli ihracatı ve ekonomisiyle ilgili kurul üyelerini bilgilendirdiği konuşmasını, projelerindeki son durum ile çalışmalarını anlatarak sürdürdü. Erdoğan, “Üyelerimizden gelen yoğun istek üzerine gıda ve geri dönüşüm sanayi siteleri ile ilgili çalışma başlattık. Denizli Ticaret Odası’nın da içinde bulunduğu 1200 dönümlük bir arsanın yer tahsis onayını aldık. Burada Gıda İhtisas Sanayi Sitesi ile Geri Dönüşümcüler Sanayi Sitesi oluşturacağız. Bu dönemde hem Denizli Ticaret Odası binamızı hem de iki sanayi sitemizi hizmete açmayı planlıyoruz” dedi.
“İstişareyi önemsiyoruz”
DTO Yüksek İstişare Kurulu üyelerinin görüş ve önerilerine önem verdiklerini söyleyen Başkan Erdoğan, “Biz, sektörlerimizle zaman zaman bir araya geliyoruz. Onların talep ve isteklerini not alıyoruz, ilgili bakanlıklarımız ile Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’mize bize iletilen konuları aktarıyoruz. Sizlerle de ilimizin sektörlerini ve konularını ele alalım istedik. Çabamız, sektörlerimizin daha güçlü hale gelmesi, işimizin ve ihracatımızın arttırması için. Sizlerin desteği, öneri ve fikirleri bizler için çok önemli. Yüksek İstişare Kurulu üyelerimiz ile sivil toplum kuruluşlarımız, bizim yanımızda olduğu zaman Denizli’miz çok daha güçlü hale gelir. Katılımınızdan dolayı her birinize ayrı ayrı teşekkür ediyorum” ifadelerini kullandı.
“900 vatandaşımıza eğitim verdik, 700 firmamızı da fuarlara götürdük”
En önemli faaliyetlerinden birinin de eğitim olduğunu söyleyen Başkan Uğur Erdoğan, “Göreve geldiğimiz andan bugüne kadar Avrupa Birliği fonlarından aldığımız proje destekleriyle şehrimize ve üyelerimize 10 milyon euroluk önemli bir kaynak sağladık. Bu kaynağımızın bir kısmını eğitim alanında bir kısmını fuar organizasyonlarında bir kısmını da Denizli Teknik Tekstil Merkezimizde kullandık. Geçtiğimiz yıldan bugüne kadar 900’e yakın vatandaşımızla öğrencimize eğitim verdik. Ücretsiz iş İngilizcesi ve iş Almancası eğitimleri başlattık; büyük ilgi gördü, devam ediyor. Farklı sektörlerimiz için iş garantili eğitimler de vermeyi düşünüyoruz. Gençlerimiz, kendilerini yetiştirsin istiyoruz. Eğitimlerimiz daha da çeşitlenerek kesintisiz devam edecek. Öte yandan son 1,5 yılda 700’e yakın firmamızı Ticaret Odamızın desteği ile dünyanın dört bir tarafındaki fuarlara götürdük. Bu tür organizasyonları çok önemli ve değerli buluyorum. Son iki yılda, Denizli’den fuarlara giden 15 firmamız, Avrupa’da şirket kurdu, faaliyetlerini yürütüyor. Ülkemizden bulundukları ülkelere ithalat yaparak ekonomimize katkı sağlıyorlar” diye konuştu.
Başkan Erdoğan’ın konuşmasının ardından kurul üyeleri DTO yeni hizmet binasında gelinen son durum ve sürecin nasıl işleyeceği konusunda ayrıntılı bilgilendirildi. Yeni hizmet binasının projesi, büyük beğeni topladı.
Toplantının son kısmında ise kurul üyeleri gerek yeni hizmet binası ve süreçle ilgili gerekse sektörleriyle ilgili görüşlerini dile getirdiler. Bu arada, Başkan Erdoğan’a başarılı bulduklarını dile getirdikleri çalışmalarından ve zaman zaman toplantı düzenleyerek kendilerini de ayrıntılı bilgilendirmesinden dolayı teşekkür ettiler. – DENİZLİ
]]>Keşir, AA muhabirine, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nün, Türkiye’deki kadınlarda eğitim-öğretim seviyesinin artış göstermesi ve üretime katkıları dolayısıyla ayrı anlam taşıdığını söyledi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın kadınlarla omuz omuza yol yürüyen lider olduğunu ifade eden Keşir, kadınların, geçmiş dönemlerdeki kısıtlamalar ve yasaklar nedeniyle özellikle eğitimde fırsat eşliğinden yararlanamadığını ve eğitim haklarını uzun yıllar tam olarak kullanamadığını anımsattı.
Keşir, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kadınlar için verdiği en önemli kararın eğitimde fırsat eşitliğinin sağlanması olduğunu vurgulayarak, “Bu niye önemli? Eğitim olmadığında iş gücü piyasasına katılımdan, siyasi katılımdan, kadının güçlenmesinden bahsedemiyoruz.” diye konuştu.
“Kadına yönelik şiddet 2005’e kadar suç olarak bile tanımlı değildi”
AK Parti’nin politikalarının temelinde eğitimde fırsat eşitliği yaklaşımının bulunduğunu belirten Keşir, 2001’de sadece yüzde 13 olan kız çocuklarının üniversiteye yerleşim oranının, bugün yüzde 51’e ulaşmasının her şeyi özetlediğini dile getirdi.
Keşir, Anayasa ve kanunlarda kadının siyaset ve çalışma hayatı gibi birçok konuda devrim niteliğinde düzenlemeler yaptıklarını kaydederek, “Benim öncelediğim en temel düzenlemelerden biri Anayasa’nın eşitlik ilkesi. Bugün mangalda kül bırakmayanların döneminde bu konuyla ilgili hiçbir adım atılmadı. 2004’te, AK Parti iktidarında, ‘kadın erkek eşittir’ hükmü ilk kez o zaman Anayasa’ya girdi.” ifadesini kullandı.
Türkiye’de 22 yıldır kadına şiddetle mücadele konusunda ciddi çalışmalar yapıldığının altını çizen Keşir, şöyle devam etti:
“Bugün yine mangalda kül bırakmayanlar ve konuyu sadece siyasi zeminde tartışarak buradan AK Parti’ye yüklenenler iktidardılar, iktidar ortağıydılar ama bakın 2005’teki kapsamlı Türk Ceza Kanunu düzenlemesine kadar, ceza kanununda kadına yönelik şiddet suç olarak bile tanımlı değildi. Suçun tanımı yoksa cezası da yoktur. Neyle mücadele etmekten bahsediyorsunuz? Daha suç olarak bile tanımlamamışsınız o konuyu. Keza cinsel istismar konusu suç olarak tanımlı değildi 2005’e kadar. Pek çok düzenleme yaptık.”
Tarımsal desteklerde kadın ve gençlerin projelerine artı puan
Kadının çalışma hayatına katılımındaki teşvik ve desteklemelere değinen Keşir, Tarım ve Orman Bakanlığının kooperatif, Ticaret Bakanlığının girişimcilik destekleri, KOSGEB ve İŞKUR’un programları gibi birçok konuda kadınlara ve gençlere pozitif ayrımcılık yapan, teşvik getiren düzenleme yaptıklarını kaydetti.
Keşir, İŞKUR programlarının herhangi birinden faydalananların yüzde 52’sinin, KOSGEB’in girişimcilik desteklerinden faydalananların hemen hemen yarısının kadın olduğunu aktararak, “Bütün bunlar varken, 8 Mart vesilesiyle kadınlar üzerinden siyasi zemin oluşturmaya çalışanların, bu anlamda AK Parti’ye yüklenenlerin, kadınların 22 yıllık kazanımlarıyla ve bunu idrak eden aklıyla alay ettiklerini düşünüyorum.” değerlendirmesinde bulundu.
Tarımsal desteklerden de en çok kadınların yaralandığına işaret eden Keşir, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Özellikle yakın zamanda yaptığımız düzenlemeyle 42 ilde var olan TKDK desteklerini 81 ile yaydık. Burada aşağı yukarı yüzde 60’a, hatta yüzde 70’e varan oranlarda hibeler veriliyor. Burada kadın ve gençlerin projelerine artı puanla destek verildiği için gelen hibelerin dağıtımında kadın ve gençlerin projeleri üst sıralara çıkıyor. Hem klasik hem modern anlamda tarım ve hayvancılık işletmecilikleri, kırsal turizm, ekoturizm konusunda kadınlar fazla yatırım yaptılar. Yatırımları da devlet tarafından desteklendi.”
Keşir, AK Parti’nin hem aileyi hem de kadını ekonomi ve eğitim bakımından güçlendiren politikalarının bulunduğunu sözlerine ekledi.
]]>Yıldırım ilçesindeki okul, Yiyecek İçecek Hizmetleri, Gıda Teknolojisi, Halkla İlişkiler, Güzellik ve Saç Bakımı Hizmetleri, Grafik ve Fotoğraf, El Sanatları Teknolojisi alanlarında 760 öğrenciyle faaliyetini sürdürüyor.
Güzellik ve Saç Bakımı Hizmetleri Alanındaki 150 öğrenci, derslerinin çoğunu uygulama atölyelerinde geçiriyor. Öğrenciler, 12. sınıfta haftanın belirli günlerinde güzellik merkezlerinde ve kuaförlerde staj yapıyor.
İleri makyaj teknikleri, cilt bakımı, saç kesimi ve günlük masaj uygulamaları, saç şekillendirme ve renklendirme gibi konularda 4 yıl uygulamalı eğitim gören öğrenciler, iş yeri açma belgesi almaya hak kazanarak ustalık düzeyinde mezun oluyor.
Öğrencilere farklı bir pencere açmak isteyen okul yönetimi, uygulamalı eğitime karakter makyajı dersini ekledi. Avatar gibi bilim kurgu filmi karakterleri, cadı, yaralı yüzler gibi ileri makyaj tekniklerini uygulamalı öğrenen öğrenciler, mezun olduktan sonra setlerde de çalışabilmek için deneyim kazanıyor.
Okul müdürü Mediha Karasu, AA muhabirine, Güzellik Hizmetleri Alanı öğrencilerinin 4 yıl boyunca zorlu eğitimlerden geçtiğini söyledi.
Mezunların kalifiye eleman olarak sektörde iş imkanı bulduklarını belirten Karasu, “Öğrencilerimizin ileri makyaj tekniklerini kullanarak yaptığı makyajlar profesyonelleri aratmıyor. İleri makyaj tekniklerini uygulayarak sahne sanatlarında yer alabilecek nitelikte öğrencilerimiz var. Öğrencilerimiz gösteri amaçlı şovlara katılabiliyorlar. Yarışmalara katılıp güzel dereceler ve başarılar da elde ediyorlar. Bizleri hem mutlu ediyorlar hem de gururlandırıyorlar.” diye konuştu.
“Kadınlar var olduğu sürece asla ölmeyecek bir mesleği öğretiyoruz”
Alanda görevli öğretmen Dilek Yurtoğlu da öğrencilerin 4 yıl boyunca saç, cilt ve deri yapıları gibi konularda detaylı eğitim aldığını vurguladı.
Öğrencilerin son sınıfa geldiklerinde ise ağırlıklı olarak ileri makyaj tekniklerini uygulamalı gördüğünü bildiren Yurtoğlu, güzellik merkezleri, güzellik salonları, estetisyen, kuaför gibi işletmelerde aranan eleman niteliğinde mezun olduklarını aktardı.
Sektör olarak geniş bir alana hitap ettiklerini dile getiren Yurtoğlu, “Kadınlar var olduğu sürece asla ölmeyecek bir mesleği öğretiyoruz. Her anlamda, her yerde rahatlıkla öğrencilerimiz iş bulabiliyor. Hastaneler dahil birçok yerde rahatlıkla iş bulabiliyorlar. Genel olarak öğrencilerin altyapısını oluşturuyoruz. Buradan çıkan öğrencilerimiz her türlü iş deneyimine sahip olarak çıkmış oluyor.” ifadelerini kullandı.
11. sınıf öğrencisi Ceylin Naz Ulukök, küçük yaşlardan itibaren güzellik ve saç bakımı mesleğine ilgi duyduğu için bu bölümü tercih ettiğini belirtti.
Uygulamalı derslerde karakter makyajlarını severek yaptığını, yeteneklerini daha da geliştirerek mezun olmayı hedeflediğini anlatan Ulukök, şunları kaydetti:
“Cilt bakım eğitimleri alanında ders görüyoruz. Saç şekillendirme ve saç kesme eğitimleri alıyoruz. Bunun yanı sıra ileri makyaj teknikleri dersimiz de oluyor. Bu uygulamaları arkadaşlarımızla beraber karakter makyajları, yara makyajları olarak gerçekleştiriyoruz. Son uygulama dersinde Avatar karakterini yansıttım. Yaklaşık bir saatimi aldı. Yaptığım işi seviyorum. Verdiğim değer, yaptığım işlerle de ortaya çıkıyor.”
Aynı sınıftan Gamze Öztürk ise bölümünü ve işini sevdiğini, uygulamaları keyif alarak yaptığını ifade etti.
]]>Muğla Valiliği 75. Yıl Toplantı Salonu’nda gerçekleştirilen toplantıda, Polis, Jandarma ve Sahil Güvenlik ekipleri tarafından yapılan operasyonlar ve Muğla ilinde meydana gelen trafik kazaları hakkında bilgi veren Muğla Valisi İdris Akbıyık, “Ülkemiz genelinde olduğu gibi Muğla ilimizde de başta FETÖ, PKK/KCK olmak üzere terörün her türlüsü ile amansız bir mücadele verilmektedir. Bu mücadele bu terör belasını bu topraklardan kazıyıp atıncaya kadar devam edecektir. Bu amaçla Emniyet, Jandarma ve Sahil Güvenlik ekiplerimiz tarafından 2024 yılında terör ile mücadele çerçevesinde 42 operasyon düzenlenmiş ve bu operasyonlarda 45 kişi yakalanmıştır. 2024 yılında organize suç örgütlerine yönelik düzenlenen 12 operasyonda, 10 çete çökertilmiş, 78 kişi yakalanmış, 41 kişi tutuklanarak cezaevine sevk edilmiştir “dedi.
“Uyuşturucu ile mücadele sonuna kadar devam edecek”
Muğla Valisi Akbıyık uyuşturucu ile mücadelenin bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da devam edeceğini açıkladı. Vali Akbıyık, “Uyuşturucu madde kullanımı ve satışı ile mücadele çerçevesinde 13 ilçemizde tespiti yapılan zehir tacirlerine yönelik operasyonlar kesintisiz devam ediyor. Sokak satıcılarına göz açtırmıyoruz. Mahalle ve sokaklarda zehir tacirlerinin peşindeyiz. Yapılan operasyonlar saha çalışmalarıyla desteklenmekte ve NARKO-Tim faaliyetleriyle okul çevrelerinde denetimler kesintisiz sürmektedir. Muğla genelinde zehir tacirlerine yönelik 539 operasyon gerçekleştirildi. Bu operasyonlarda 899 kişi gözaltına alınmış ve 62 kişi tutuklanmıştır. Yapılan operasyonlarda, 13 bin 165 gr esrar, 676 gr metamfetamin, 192,5 gr kokain, 3 bin 720 gr skunk, 57 gr eroin, 6 bin 037 gr kubar esrar, 88,8 gr bonzai, 317 gr kenevir tohumu, 65 adet kök kenevir, 71 adet sentetik kannabinoid, bin 054 adet sentetik hap, 50 adet uyuşturucu kullanma aparatı, 14 adet hassas terazi ile 17 adet elektronik terazi ele geçirilmiştir. İlimiz genelinde kişilere karşı 3 bin 65, malvarlığına karşı bin 458, topluma, millete ve devlete karşı 2 bin 157 suç işlenmiş olup, bu suçların aydınlatma oranları yüzde 90’dır. Kolluk birimlerimiz tarafından hırsızlık olaylarının önlenmesine yönelik gerçekleştirilen çalışmalar neticesinde; 2023 yılının ilk 2 ayında 482 olan olay sayısı 2024 yılında yüzde 30 azalışla 342’ye indirilmiştir. 2024 yılında meydana gelen 377 dolandırıcılık olayı ile ilgili, 135 şahıs tespit edilmiş, 38 şahıs yakalanmıştır. Suç işleyen şahısların yakalanarak adalet önüne en kısa süre içerisinde çıkarılması maksadıyla 2024 yılı ilk 2 ayında çeşitli suçlardan dolayı adli makamlar tarafından haklarında yakalama kararı bulunan bin 523 şahıs yakalanarak adli makamlara sevk edilmiştir. Geçtiğimiz yıla oranla yakalama sayısında yüzde 61,1’lik artış sağlanmıştır” dedi.
Düzensiz göç ile mücadele
Vali Akbıyık düzensiz göç olayları ile ilgili yaptığı açıklamada, “Deniz yoluyla Avrupa’ya birçok geçiş noktasında yer alması nedeniyle Muğla, düzensiz göçle mücadelede en stratejik iller arasında yer almaktadır. Ülkemizi düzensiz göçün hedefi ve transit geçiş yolu sağlamaya çalışan göçmen kaçakçılarına fırsat vermiyoruz, vermeyeceğiz. Bu amaçla ilimizde 2 aylık süreçte göçmen kaçakçılığı organizatörlerine yönelik 247 operasyon düzenlenmiştir. Bu operasyonlarda, 92 göçmen kaçakçılığı organizatörü yakalanmıştır. Bunlardan 53’ü tutuklanmış, 39’u hakkında adli kontrol kararı verilmiştir. Diğer şüpheliler hakkında adli işlemler devam etmektedir. Göçmen kaçakçılığında kullanılan 29 araca da el konulmuştur. Güvenlik güçlerimizin operasyonları ve denetimleri neticesinde aynı dönemde 2 bin 3 düzensiz göçmen yakalanmıştır. Bu kişilerin sınır dışı işlemleri de derhal başlatılmıştır” dedi.
Eğitim ve bilgilendirme çalışmaları devam ediyor
Eğitim, bilgilendirme ve farkındalık oluşturacak çalışmalara aralıksız sürdürdüklerini açıklayan Vali Akbıyık, “820 kişiye KADES uygulaması, 2 bin 892 kişiye uyuşturucu madde bağımlılığı ve zararları ile ilgili bilgilendirme seminerleri ve eğitimleri verilmiş, 2 bin 765 kişiye seçim güvenliği konusunda eğitim verilmiştir. Ayrıca UYUMA İhbar Programı, NARVAS (Narkotik Vaka Analiz Sistemi) projelerinin tanıtım faaliyetleri yürütülmüştür. En İyi Narkotik Polisi Anne Projesi, Narko Gençlik, Narko Rehber projeleri kapsamında 30 etkinlik düzenlenmiş ve 2 bin 742 kişiye eğitim verilmiştir. Teknoloji Bağımlılığı ve Siber Zorbalık konularında 11 etkinlikte bin 820 kişiye eğitim verilmiştir. Trafik eğitim faaliyetleri kapsamında 46 bin 965 kişiye de yine trafik eğitimi verilmiştir” açıklamasında bulundu. – MUĞLA
]]>Milli Eğitim Bakanlığı, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı, TÜVTÜRK Araç Muayene İstasyonları ve Fundación MAPFRE işbirliğinde, “Trafikte Sorumluluk Hareketi” kapsamında “Şehrin Akıllı Çocukları” projesi yürütülüyor.
2021’den beri sürdürülen projeyle bugüne kadar 600 okulda 91 bini aşkın öğrenci ve 12 bini aşkın öğretmene ulaşıldı.
Proje kapsamında Milli Eğitim Bakanlığı Ar-Ge ve Projeler Dairesi Başkanı Sedat Abdulhakimoğulları, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı Ulaştırma Hizmetleri Düzenleme Genel Müdürlüğü temsilcisi Şube Müdürü Mehmet Erdem Atılgan, TÜVTÜRK yetkilileri ile MAPFRE Sigorta Kurumsal İletişim Müdürü Belma Şahin Alçıcı Çankaya Arjantin İlkokulunu ziyaret etti.???????
Çocuklarla bir araya gelerek eğitime katılan ve eğitimcilerle bilgi alışverişinde bulunan Alçıcı, proje hakkında değerlendirmelerde bulundu.
Alçıcı, projenin esas amacının, öğrencilere trafikte güvenli davranış eğitimlerini aktarmak ve gelecek için akıllı şehir modellerindeki trafik düzenini oluşturabilecek yeni nesillere katkıda bulunmak olduğunu söyledi.
Projenin hedef kitlesinin 4’üncü sınıf öğrencileri olduğunu belirten Alçıcı, “Bu projeyle bizim oluşturduğumuz mekanizmayla ve uyguladığımız eğitim materyalleriyle şimdiye kadar binlerce öğretmenimizi projeye dahil ederek onların sayesinde de hem velilerimize hem de öğrencilerimize ulaşarak aslında bir ekosistem oluşturuyoruz.” diye konuştu.
Alçıcı, projenin en kilit noktasının, bir trafik bilinci oluşturarak, özgün eğitim materyalleri ve farklı etkinliklerle bunun içselleştirilmesini sağlamak olduğunu belirtti.
Projeyi uzun yıllar sürdürmeyi hedeflediklerine dikkati çeken Alçıcı, “Şimdilik 10 ilde gerçekleştiriyoruz. 2025 itibarıyla projenin bazı etaplarında farklı içerikler ve etkinlikler eklemeyi düşünüyoruz. Ama burada amaç öğretmenlerimizin desteğiyle ulaştığımız öğrenci sayısını ve ulaştığımız kitleyi biraz daha genişletmek.” diye konuştu.
“Trafik işaret ve levhalarının özel bir anlamı olduğunu bilmiyordum”
Arjantin İlkokulu 4’üncü sınıf öğrencisi Erva Karagöz, proje sayesinde trafik kurallarına ilişkin bilgi sahibi olduğunu belirterek, “Ben trafik işaret levhalarının şekillerinin ve renklerinin farklı olmasının özel bir anlamı olduğunu bilmiyordum. Hatta üzerinde çarpı işareti olmadığı için, ‘bisiklet giremez’ levhasının tam tersi olduğunu zannediyordum. Meğerse daire şeklinde olan işaretler yasaklama anlamına geliyormuş.” diye konuştu.
İnsanların gelecekte trafik güvenliği konusunda daha da bilinçleneceğini belirten Karagöz, “Teknoloji her geçen gün değişiyor ve gelişiyor. Teknoloji ve bilinçli insanlar sayesinde artık araçlar ve yollar da daha güvenli olacak, kazalar azalacak ve hepimiz daha mutlu olacağız.” dedi.
4’üncü sınıf öğrencisi Salih Kaan Dalda ise trafik güvenliğine ilişkin etkinliklerin de yer aldığı derslerin içerikleri hakkında, “Tematik kartların hepsinde oyun, bulmaca ve yarışma gibi bizlerin çok hoşuna gidecek etkinlikler var. Etkinliklerin hepsi çok eğlenceli, bu sebeple trafik güvenliği derslerimiz çok keyifli hale geldi.” değerlendirmesinde bulundu.
Proje 10 ilde 200 okulda sürüyor
Gelecek kuşaklarda trafik kuralları konusunda bilinç oluşturmayı hedefleyen proje kapsamında, her yıl 10 ilde 4. sınıf öğrencilerine eğitimler veriliyor.
Proje kapsamında gerçekleştirilen “Geleceğin Akıllı Şehirlerini Akıllı Çocuklar Kuracak” etkinlikleri çerçevesinde “Akıllı Şehir Maketi” uygulaması da çocukların yaratıcılıkları ve trafik bilincini pekiştirmeyi amaçlıyor.
Öğrencilerin aldıkları eğitimle hayal ettikleri akıllı şehirleri geliştirmelerini sağlayan maket sergisi, bugüne dek 126 okulda açıldı ve 4 bin 286 maket bu sergilerde yer aldı.
Projeyle bu yıl Ankara, Antalya, Bursa, İzmir, İstanbul, Konya, Malatya, Mersin, Samsun ve Siirt olmak üzere 10 ilde, 200 okulda, 30 bin öğrenciye ulaşılması hedefleniyor.
]]>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) 2023 yılına ait istatistiklerle kadın verisini açıkladı. Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi (ADNKS) sonuçlarına göre 31 Aralık 2023 tarihi itibarıyla, kadın nüfus 42 milyon 638 bin 306 kişi, erkek nüfus 42 milyon 734 bin 71 kişi oldu. Diğer bir ifadeyle, toplam nüfusun yüzde 49,9’unu kadınlar, yüzde 50,1’ini ise erkekler oluşturdu. Kadınlar ile erkekler arasındaki bu oransal denge, kadınların daha uzun yaşaması nedeniyle, 60 ve daha yukarı yaş grubundan itibaren kadınların lehine değişti. Kadın nüfusun oranı, 60-74 yaş grubunda yüzde 52,1 iken 90 ve üzeri yaş grubunda yüzde 70,2 oldu.
Kadınların erkeklerden 5,5 yıl daha uzun yaşadığı görüldü
Hayat Tabloları sonuçlarına göre, doğuşta beklenen yaşam süresi 2020-2022 döneminde Türkiye geneli için 77,5 yıl iken kadınlarda 80,3 yıl, erkeklerde 74,8 yıl oldu. Genel olarak kadınların erkeklerden daha uzun yaşadığı ve doğuşta beklenen yaşam süresi farkının 5,5 yıl olduğu görüldü.
Doğuşta sağlıklı yaşam süresi kadınlarda 57,0 yıl oldu
Hayat Tabloları sonuçlarına göre, belirli bir yaştaki kişinin günlük hayattaki faaliyetlerini sınırlandıracak bir sağlık sorunu olmadan yaşaması beklenen yıl sayısını ifade eden sağlıklı yaşam süresi, 2020-2022 döneminde sıfır yaşında bulunan bir kişi için Türkiye genelinde 58,4 yıl iken kadınlarda 57,0 yıl, erkeklerde 59,7 yıl oldu. Buna göre, erkeklerin doğuşta sağlıklı yaşam süresinin kadınlardan 2,7 yıl daha uzun olduğu görüldü.
Kadınlarda obezite oranı yüzde 23,6 oldu
Türkiye Sağlık Araştırması sonuçlarına göre boy ve kilo değerleri kullanılarak hesaplanan vücut kitle indeksi incelendiğinde, 2022 yılında 15 ve daha yukarı yaştaki kişilerin yüzde 20,2’sinin obez, yüzde 35,6’sının ise obez öncesi durumda olduğu görüldü. Obez bireylerin oranı cinsiyete göre incelendiğinde, kadınların yüzde 23,6’sının obez ve yüzde 30,9’unun obez öncesi durumda, erkeklerin yüzde 16,8’inin obez ve yüzde 40,4’ünün obez öncesi durumda olduğu görüldü.
Ortalama eğitim süresi kadınlarda 8,5 yıl oldu
Ulusal Eğitim İstatistiklerine göre, ortalama eğitim süresinin yıllara göre arttığı görüldü. Türkiye geneli için ortalama eğitim süresi 2011 yılında 7,3 yıl, kadınlarda 6,4 yıl, erkeklerde 8,3 yıl iken, 2022 yılında Türkiye genelinde 9,2 yıl, kadınlarda 8,5 yıl, erkeklerde 10,0 yıl oldu.
En az bir eğitim düzeyini tamamlayan 25 ve daha yukarı yaştaki kadınların oranı yüzde 86,7 oldu
Ulusal Eğitim İstatistiklerine göre, en az bir eğitim düzeyini tamamlayan 25 ve daha yukarı yaştaki nüfusun toplam nüfus içindeki oranının 2008-2022 yılları arasında arttığı görüldü. En az bir eğitim düzeyini tamamlayan 25 ve daha yukarı yaştaki bireylerin toplam nüfus içindeki oranı, 2008 yılında yüzde 75,1 iken 2022 yılında yüzde 91,3 oldu. Bu oran cinsiyete göre incelendiğinde, 2008 yılında en az bir eğitim düzeyini tamamlayan 25 ve daha yukarı yaştaki kadınların oranı yüzde 67,5, erkeklerin oranı yüzde 82,8 iken, bu oran 2022 yılında kadınlarda yüzde 86,7, erkeklerde ise yüzde 96,1 oldu.
Yükseköğretim mezunu olan 25 ve daha yukarı yaştaki kadınların oranı yüzde 21,6 oldu
Ulusal Eğitim İstatistiklerine göre, yüksekokul ve fakülte, yüksek lisans ve doktora mezunu olan 25 ve daha yukarı yaştaki nüfusun toplam nüfus içindeki oranı, 2008 yılında yüzde 9,1 iken 2022 yılında yüzde 23,5 oldu. Bu oran cinsiyete göre incelendiğinde, 2008 yılında yükseköğretim mezunu olan 25 ve daha yukarı yaştaki kadınların oranı yüzde 7,1, erkeklerin oranı yüzde 11,2 iken bu oran 2022 yılında kadınlarda yüzde 21,6, erkeklerde ise yüzde 25,5 oldu.
Yükseköğretim mezunu kadınların işgücüne katılım oranı yüzde 68,8 oldu
Hanehalkı İşgücü Araştırması sonuçlarına göre 2022 yılında 15 ve daha yukarı yaştaki nüfusun işgücüne katılma oranının yüzde 53,1 olduğu görüldü. Bu oran kadınlarda yüzde 35,1, erkeklerde ise yüzde 71,4 oldu.
İşgücüne katılma oranı eğitim durumuna göre incelendiğinde, kadınların eğitim seviyesi yükseldikçe işgücüne daha fazla katıldıkları görüldü. Okuryazar olmayan kadınların işgücüne katılma oranı yüzde 13,9, lise altı eğitimli kadınların işgücüne katılma oranı yüzde 27,1, lise mezunu kadınların işgücüne katılma oranı yüzde 36,1, mesleki veya teknik lise mezunu kadınların işgücüne katılma oranı yüzde 43,0 iken, yükseköğretim mezunu kadınların işgücüne katılma oranı yüzde 68,8 oldu.
Kadınların istihdam oranının erkeklerin yarısından daha az olduğu görüldü
Hanehalkı İşgücü Araştırması sonuçlarına göre 2022 yılında 15 ve daha yukarı yaştaki nüfusun istihdam oranının yüzde 47,5 olduğu görüldü. Bu oran kadınlarda yüzde 30,4, erkeklerde ise yüzde 65,0 oldu.
En yüksek istihdam oranı yüzde 54,1 ile Tekirdağ, Edirne, Kırklareli) bölgesinde, en düşük istihdam oranı ise yüzde 33,8 ile Mardin, Batman, Şırnak, Siirt bölgesinde gerçekleşti. En yüksek kadın istihdam oranı, yüzde 37,4 ile Trabzon, Ordu, Giresun, Rize, Artvin, Gümüşhane bölgesinde, en düşük kadın istihdam oranı ise yüzde 18,2 ile Mardin, Batman, Şırnak, Siirt bölgesinde gerçekleşti. En yüksek erkek istihdam oranı, yüzde 72,8 ile Tekirdağ, Edirne, Kırklareli bölgesinde, en düşük erkek istihdam oranı ise yüzde 50,8 ile Mardin, Batman, Şırnak, Siirt bölgesinde gerçekleşti.
Kadınların istihdamda yarı zamanlı çalışma oranı yüzde 16,1 oldu
Hanehalkı İşgücü Araştırması sonuçlarına göre yarı zamanlı çalışanların istihdam içindeki oranının 2022 yılında yüzde 9,8 olduğu görüldü. Bu oran kadınlarda yüzde 16,1, erkeklerde ise yüzde 6,7 oldu.
Hanesinde 3 yaşın altında çocuğu olan 25-49 yaş grubundaki kadın istihdam oranı yüzde 28,0 oldu
Hanehalkı İşgücü Araştırması sonuçlarına göre hanesinde 3 yaşın altında çocuğu olan 25-49 yaş grubundaki bireylerin istihdam oranı, 2014 yılında yüzde 59,8 iken 2022 yılında yüzde 60,5 oldu. Bu oran cinsiyete göre incelendiğinde, 2022 yılında hanesinde 3 yaşın altında çocuğu olan 25-49 yaş grubundaki kadınların istihdam oranının yüzde 28,0, erkeklerin istihdam oranının ise yüzde 90,5 olduğu görüldü.
Cinsiyetler arası ücret veya kazanç farkı tüm eğitim düzeylerinde erkek lehine gerçekleşti
Cinsiyetler arası ücret veya kazanç farkı, erkek ve kadın arasındaki ücret veya kazanç farkının erkek ücret veya kazancına yüzdesel oranı olarak tanımlanmaktadır. Kazanç Yapısı İstatistiklerine göre, yıllık ortalama brüt ücret-maaş ile hesaplanan gösterge için en yüksek fark yüzde 17,1 ile yükseköğretim mezunlarında, en düşük fark yüzde 12,4 ile yine ilkokul ve altı mezunlarda gerçekleşti. Yıllık ortalama brüt kazanç ile hesaplanan gösterge için ise, en yüksek fark yüzde 19,6 ile lise mezunlarında, en düşük fark ise yüzde 14,5 ile ilkokul ve altı mezunlarda gerçekleşti.
Kadın büyükelçi oranı yüzde 27,3 oldu
Dışişleri Bakanlığı verilerine göre kadın büyükelçi oranı 2011 yılında yüzde 11,9 iken 2023 yılında yüzde 27,3 oldu. Erkek büyükelçi oranı ise 2011 yılında yüzde 88,1 iken 2023 yılında yüzde 72,7 oldu.
Kadın milletvekili oranı yüzde 19,9 oldu
Türkiye Büyük Millet Meclisi verilerine göre 2023 yıl sonu itibarıyla 599 milletvekili içerisinde kadın milletvekili sayısının 119, erkek milletvekili sayısının ise 480 olduğu görüldü. Meclisteki kadın milletvekili oranı 2007 yılında yüzde 9,1 iken, 2023 yılında yüzde 19,9 oldu.
Yükseköğretimde görevli profesörler içinde kadın profesör oranı yüzde 33,9 oldu
Yükseköğretim İstatistiklerine göre yükseköğretimde görevli profesörler içerisindeki kadın profesör oranı 2010-2011 öğretim yılında yüzde 27,6 iken 2022-2023 öğretim yılında yüzde 33,9 oldu. Yükseköğretimde görevli doçentler içerisindeki kadın doçent oranı ise, 2010-2011 öğretim yılında yüzde 32,2 iken 2022-2023 öğretim yılında yüzde 40,8 oldu.
Üst ve orta düzey yönetici pozisyonundaki kadın oranı yüzde 19,6 oldu
Hanehalkı İşgücü Araştırması sonuçlarına göre şirketlerde üst ve orta düzey yönetici pozisyonundaki kadın oranı 2012 yılında yüzde 14,4 iken 2022 yılında yüzde 19,6 oldu.
Kadın Araştırma ve Geliştirme (Ar-Ge) personelinin oranı yüzde 34,1 oldu
Belirli bir dönemde (genellikle bir takvim yılı) bir kişi ya da grup tarafından Ar-Ge faaliyetleri için harcanan sürenin aynı dönemde çalışılan toplam süreye bölünmesi yoluyla hesaplanan Tam Zaman Eşdeğeri (TZE), 0 ile 1 arasında bir değer alarak uluslararası Ar-Ge personeli karşılaştırmalarında kullanılmaktadır.
Araştırma-Geliştirme Faaliyetleri Araştırması sonuçlarına göre, TZE cinsinden kadın Ar-Ge personel sayısı, 2022 yılında 93 bin 41 kişi ile toplam Ar-Ge personel sayısının yüzde 34,1’ini oluşturdu. Sektörler itibarıyla TZE cinsinden kadın Ar-Ge personel oranı, yükseköğretimde yüzde 47,5, kar amacı olmayan kuruluşların da dahil edildiği genel devlette yüzde 31,0, mali ve mali olmayan şirketlerde ise yüzde 27,3 oldu.
Ortalama ilk evlenme yaşı kadınlarda 25,7 oldu
Evlenme İstatistiklerine göre resmi olarak ilk evliliğini 2023 yılında yapmış olan kadınların ortalama evlenme yaşı 25,7 iken erkeklerin ortalama evlenme yaşı 28,3 oldu. Ortalama ilk evlenme yaşının en yüksek olduğu il, kadınlarda 29,0 yaş, erkeklerde 32,7 yaş ile Tunceli oldu. Ortalama ilk evlenme yaşının en düşük olduğu il ise kadınlarda 22,9 yaş ile Ağrı, erkeklerde 26,2 yaş ile Şanlıurfa oldu.
Kadınların yüzde 16,2’sinin eğitim seviyelerinin eşlerinden daha yüksek olduğu görüldü
ADNKS sonuçlarına göre resmi evliliklerde eşler arasındaki eğitim farkı incelendiğinde, 2022 yılında kadınların yüzde 38,9’unun kendilerinden daha yüksek eğitimli erkeklerle evli olduğu görüldü. Eşlerinden daha yüksek eğitimli olan kadınların oranının yüzde 16,2, eğitim seviyeleri aynı olan eşlerin oranının ise yüzde 42,8 olduğu görüldü.
Kesinleşen boşanma davaları sonucu annenin velayetine verilen çocuk oranı yüzde 74,9 oldu
Boşanma İstatistiklerine göre 2023 yılında kesinleşen boşanma davaları sonucu çocukların velayetinin çoğunlukla anneye verildiği görüldü. Annenin velayetine verilen çocuk oranı yüzde 74,9 iken babanın velayetine verilen çocuk oranı ise yüzde 25,1 oldu.
İnternet kullanan kadınların oranı yüzde 83,3 oldu
Hanehalkı Bilişim Teknolojileri Kullanım Araştırması sonuçlarına göre 2023 yılında 16-74 yaş grubundaki bireylerin İnternet kullanım oranı yüzde 87,1 oldu. Bu oran kadınlarda yüzde 83,3 iken erkeklerde yüzde 90,9 oldu.
Kadınların yüzde 27,4’ü yaşadığı çevrede gece yalnız yürürken kendini güvensiz hissetti
Yaşam Memnuniyeti Araştırması sonuçlarına göre 2023 yılında, yaşadıkları çevrede gece yalnız yürürken kendilerini güvensiz hissedenlerin oranı yüzde 18,9 iken bu oran kadınlarda yüzde 27,4, erkeklerde yüzde 10,2 oldu. Kadınların yüzde 56,3’ü, erkeklerin ise yüzde 75,8’i yaşadıkları çevrede gece yalnız yürürken kendilerini güvende hissetti.
Evde yalnız olduklarında kendilerini güvensiz hissedenlerin oranı 2023 yılında yüzde 4,6 iken bu oran kadınlarda yüzde 6,3, erkeklerde yüzde 2,7 oldu. Kadınların yüzde 83,4’ü, erkeklerin ise yüzde 90,8’i evde yalnız olduklarında kendilerini güvende hissetti. – İSTANBUL
]]>Kuzey Makedonya’nın Başkenti Üsküp’te 2006 yılında, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın öncülüğü ve hayırseverlerin destekleriyle Sultan Abdülhamit Han döneminde yapılan telgrafhane binasında kurulan vakıf üniversitesi, 18 yıldır eğitim öğretim hayatını sürdürüyor.
Avrupa’da eğitim imkanı sunuyor
Makedonya, Türkiye, Karadağ, Kosova, Sırbistan, Bosna Hersek, Bulgaristan gibi birçok ülkeden gelen öğrencileri ve akademisyenleriyle hem çok kültürlü hem de çok devletli bir eğitim kurumu halini alan üniversite, uluslararası akademik kadrosu, tam donanımlı ve yeni kampüsü, 200’den fazla uluslararası anlaşmayla Avrupa’da eğitim imkanı sunuyor.
YÖK tarafından tanınırlığa sahip, ÖSYM Kılavuzunda da yer alan üniversitenin rektörü Prof. Dr. Lütfü Sunar, AA muhabirine okuldaki eğitim sistemi ve çalışmaları hakkında bilgi verdi.
Sunar, 1600’ü Türkiye’den gelen 3200’e yakın öğrencileri olduğunu, bunların 3000’e yakınının lisans eğitimi aldığını belirterek, üniversitelerinde mühendislik, diş hekimliği, hukuk, sanat tasarım gibi 7 fakülte ile ebelik ve hemşirelik bölümünden müteşekkil bir sağlık meslek yüksekokulları bulunduğunu kaydetti.
“Türkiye ile Balkan halkları arasında köprü olma amacıyla kuruldu”
Üniversitenin, Balkanlar’daki insanlara katkı yaparak oradaki eğitim ortamını geliştirmek, Türkiye’yle Balkan halkları arasındaki mevcut bağları geliştirmeye yönelik bir köprü olma amacıyla kurulduğuna dikkati çeken Sunar, “Bugün Makedonya’daki 22 üniversite arasında önemli bir yere sahip. Aynı zamanda pek çok uluslararası tanınırlığa sahip bir üniversite.” dedi.
Uluslararası Balkan Üniversitesi’nin gerçek anlamda uluslararası bir üniversite olduğunu vurgulayan Sunar, “Öğrenciler, dünyanın farklı yerlerinden gelmiş insanlarla bir arada eğitim alma imkanına sahip olarak uluslararası geçerliliğe sahip bir İngilizceyle mezun oluyor. Türkiye’de ÖSYM kılavuzunda yer alan birkaç yurt dışındaki üniversiteden birisi. Bu anlamda Uluslararası Balkan Üniversitesi’nin Türkiye’deki yüksek öğretim sisteminin tam bir akreditasyonu ve entegrasyonu söz konusu. Bu da ayrıca üniversitenin tercih edilmesini çok iyi bir noktaya taşıyor.” ifadelerini kullandı.
Sunar, üniversitelerinin 18’inci yılında olduğunu anımsatarak, sadece Türkiye’den değil, dünyanın farklı yerlerinden öğrencilerin rahatlıkla tercih ettikleri, kendilerini geliştirdikleri bir üniversite haline dönüştüklerini de anlattı.
“Diploma temelli değil, beceri temelli bir eğitim”
Türkiye’deki üniversitelerle kıyaslandığında öğrencilerinin, uluslararası dolaşım anlamında çok iyi bir noktada olduklarının altını çizen Sunar, Erasmus’ta her yıl 100’e yakın öğrenciyi kabul ettiklerini, bunun öğrenci nüfuslarının yüzde 7-8’ine tekabül ettiğini, diploma temelli değil, beceri temelli bir eğitim noktasında çok önemli bir değişim gerçekleştirdiklerini dile getirdi.
Sunar, şöyle devam etti:
“Yeni neslin, yeni çağın, yeni çalışma kültürünün gerektiği becerileri öğrencilere kazandırarak mezun etme çabası içerisindeyiz. Çift ana dal programlarını özendiriyoruz. Her bölümde verdiğimiz diplomanın yanı sıra birkaç tane uluslararası geçerliliğe sahip sertifika kazandırıyoruz öğrencilere. Öğrencilerin kampüs ortamı içerisinde yeterince sosyalleşerek geleceğin hayatına hazırlanmaları için de uygun bir ortam hazırlıyoruz. Bütün bu nitelikler Uluslararası Balkan Üniversitesi’nin benzerleri arasında öne çıkarıyor.”
Üsküp Çarşısı’nda Türkçe konuşulduğu, bunun Türkiye’den gelen öğrencilerin yabancılık çekmemesini sağladığı, Makedonya hükümetlerinin üniversitelerinin Üsküp’e kattıklarının farkında oldukları ve gelen öğrencilerin her türlü işlemlerinde kolaylaştırıcı adımlar atarak kendilerini destekledikleri bilgilerini paylaşan Sunar, Makedonya’nın en büyük özel üniversitesi olan okullarının öğrenci sayısı açısından da Makedonya’da 4’üncü büyüklüğe sahip olduğunu aktardı.
Her 15 öğrenciye 1 akademik personel düşüyor
Lütfi Sunar, Türkiye’den gelen öğrenciler için tüm kayıt kabul işlemlerinin İstanbul’da kurdukları bir ofis ve acenteler üzerinden yapılabildiği, girişimcilerin açtığı yurtların herhangi bir barınma sorunu yaratmadığını, öğrencilere burs destekleri olduğunu ve okullarında denklik sorunu bulunmadığını da söyledi.
Şimdiye kadar Türkiye’den gelip üniversitelerinden mezun olan 700 civarında öğrencinin neredeyse tamamının denklik aldığına vurgu yapan Sunar, 202 akademik personeli olan okullarında 15 öğrenciye bir akademik personel düştüğünü kaydetti.
Yapay zeka mühendisliği bölümüne olan rağbet
Türkiye’den üniversitelerine yükselen bir beğeni olduğu ve yeni açtıkları yapay zeka mühendisliği bölümlerinin çok rağbet gördüğünü belirten Sunar, şu görüşlerini sundu:
“Bu alanda nitelikli insanların yetişmesi için üniversitelerin üzerinde vazife düşüyor. Biz de bunu gözeterek hızlı bir şekilde bir program oluşturduk. Güçlü bir bilgisayar mühendisliği bölümümüzün olmasının da buna çok önemli katkısı oldu. Öğrenciler geçen sene hazırlık eğitimini tamamladılar, bu sene eğitime başlayacaklar. Biz 50’ye yakın kontenjanı olan bu bölümde geleceğin teknolojilerini, gelecekte kullanılacak aletler geliştirecek mühendisliği, tasarımcıları yetiştirmeye çabalıyoruz. Yapay zeka bu anlamda bizim sonuçlarıyla muhatap olacağımız bir şey olmaktan çıkacak. Ürün çıkararak ve gelişimine katkı yaparak müdahil olacağımız bir alana dönüşecek bu bölümle birlikte.”
Lütfi Sunar, uluslararası alanda kariyer yapma arzusunda olan ve kendisini dünyadaki rekabete hazırlama çabası içerisinde olan bütün öğrencileri üniversitelerine beklediğini, okullarında yakın zamanda eczacılık bölümünün açılacağını da sözlerine ekledi.
]]>Tekin, Konya’da Rukiye Mehmet Akış Fen ve Teknoloji Anadolu İmam Hatip Lisesi açılışında, Milli Eğitim Bakanlığının en önemli paydaşlarından biri olan hayırseverlere her zaman minnettar olduklarını dile getirdi.
Proje okullarını hayata geçirme sürecini anlatan Bakan Tekin, “Okullarımıza, öğretmenlerimize, idarecilerimize, il ve ilçe milli eğitim müdürlüklerimize, bir şeyler yapmak isteyen, ilave bir şeyler üretmek isteyen her kim varsa yapmak istedikleri projeleri biz şu anda karşılığı ile özel ve devlet 76 bin kurumun dışında ona ayrıcalıklar tanıyalım. Hem fiziki altyapı itibarıyla ayrıcalık tanıyalım. Spor salonu istiyorsa spor salonu yapalım. İnsan kaynağı açısından ayrıcalık istiyorsa onu sağlayalım. Programlar olarak ayrıcalık istiyorlarsa onu yapalım ama aklıselim, ayakları yere basan, bakanlık tarafından onaylanmış bir proje olması şartıyla” diye konuştu.
Tekin, daha sonra Selçuklu Belediyesi Sille Ortaokulu açılış töreninde, eğitim yatırımlarında en büyük destekçilerinin yerel yönetimler olduğunu vurguladı.
Konya’daki yerel yönetimlerin Milli Eğitim Bakanlığıyla paydaş hatta bakanlıkla yarışacak düzeyde yatırımlar yaptığını ifade eden Tekin, şunları kaydetti:
“Bize illerinde problem çıkartan, okul yaptırmamak, yapılan okulların yaşamaması için, yapılan okulların istediğimiz şekilde eğitim vermemesi için elinden geleni yapan belediye başkanlarına da ders vermeniz lazım. Yerel yönetimler dersi. Çünkü elimizde çok kötü örnekler var. İşte 15-20 dönümlük arazi üzerinde iki yüz metrekare hissesi olan bir belediyenin, bakanlığımız aleyhine dava açtığı, mülkiyet davası açıp, okulumuzla ilgili yıkım süreci yürüttüğüne dair örneklerin yaşandığı bir yerel yönetim sürecinde bu şekilde belediyecilik hizmetlerinin var olmasından dolayı mutluyum.”
Daha sonra Nizamülmülk Bilgehane ve Lise Medeniyet Akademisi açılış törenine katılan Tekin, çocukların okul dışında da sanata, bilime yönelmesi açısından bu tür projeleri önemsediklerini söyledi.
Tekin, velilerin, çocukların sanat ve yeteneklerini geliştirmek üzere kurs ya da benzeri ortamlara ihtiyaç duyduklarını dile getirerek, şöyle devam etti:
“Biz bakanlık bünyesinde okullarımıza destekleme ve yetiştirme kursları açıyoruz ama yeterli değil. Belediyeler bu anlamda bize destek oluyor. Bir çocuk, 18 yaşını tamamlayıncaya kadar yani 12 yıllık zorunlu eğitimini bitirene kadar toplam saat olarak hayatının ne kadarını okullarda geçiriyordur? Ben sorduğum her yerde üçte birini diyenler var, yarısını diyenler var ama bir hesap ettiğinizde yaklaşık olarak on altıda birini yani 18 yaşına gelinceye kadar yaşadığı saatin on altıda birini okullarda geçiriyor. Peki on altıda on beşi nerede? Bu çocuklar hepsi çok çabuk öğrendikleri bir zaman yaşıyorlar. Çok hızlı öğreniyorlar. On altıda birini geçirdikleri okulda öğrendikleri şeylerin zıddıyla, tersiyle karşılaşabilecekleri, on altıda on beşlik bir alan var. O yüzden biz çocuklarımızın okul dışı öğrenme ortamlarının gelişmesini çok arzu ediyoruz.”
Bakan Tekin’e, Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mustafa Akış, AK Parti Konya milletvekilleri Latif Selvi ve Selman Özboyacı, Konya Büyükşehir Belediye Başkanı Uğur İbrahim Altay, merkez ilçe belediye başkanları ve yetkililer eşlik etti.
]]>Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, Konya Büyükşehir Belediyesi tarafından yapımı tamamlanan Nizamülmülk Lise Medeniyet Akademisi açılışına katıldı. Törende konuşan Bakan Tekin, “Okul dışı öğrenme ortamı olan güzel bir binanın açılışını yapıyoruz. İnşallah mahalle halkına, yöre halkına hayırlı, uğurlu olur. Ben bu projeyi birkaç açıdan önemsiyorum. Bir tanesi ismiyle beraber bünyesinde barındırdığı bizim kültürümüzü, geleneklerimizi gelecek kuşaklara aksettirmeye yönelik programı ben bu açıdan çok önemsiyorum. Burası gerçekten bizim ihtiyaç duyduğumuz alanlardan bir tanesi. Özellikle küçük yaşlardan itibaren sanat konusunda yetenekli çocuklarımızın kendilerini geliştirmeleri için imkan oluşturacak. Bu da çok önemli bir eksiklik. Velilerimiz çok zaman Anadolu’da değişik illerde bize çocuklarının bu tür sanatsal yeteneklerini geliştirmek üzere tırnak içinde güvenilir kurs ya da benzeri ortamlar konusunda destek olmanızı istiyorlar. Biz bakanlık bünyesinde okullarımızda destekleme ve yetiştirme kursları açıyoruz ama yeterli değil. Belediyeler bu anlamda bize destek oluyor. Büyükşehir Belediyemize bu açıdan teşekkür ediyorum. Karatay Belediyemize de teşekkür ediyorum” diye konuştu.
“Bilgehanelerin hayırlı, uğurlu olmasını temenni ediyorum”
Bakan Tekin, şöyle devam etti: “Burada bir hususu altını çizmek istiyorum şimdi sizlerle. O da şu burada bir anket yapsak da aynı sonuç çıkacak. Bir çocuk 18 yaşını tamamlayıncaya kadar, yani 12 yıllık zorunlu eğitimini bitirene kadar toplam saat olarak hayatının ne kadarını okullarda geçiriyordur? Siz, kendinizi test edin. Ben sordum her yerde üçte birini diyenler var. Yarısını diyenler var. Ama bir hesap ettiğinizde yaklaşık olarak arkadaşlar 16’da birini yani 18 yaşına gelinceye kadar yaşadığı saatin, 16’da birini okullarda geçiriyor. Peki 16’da 15’i nerede? Bu çocuklar hepsi çok çabuk öğrendik, bir zaman diliminde yaşıyorlar. Çok hızlı öğreniyorlar. 16’da birini geçirdikleri okuldan öğrendikleri şeylerin zıddıyla, tersiyle karşılaşabilecekleri, 16’da, 15’lik bir alan var. O yüzden biz çocuklarımızın okul dışı öğrenme ortamlarının gelişmesini çok arzu ediyoruz. Büyükşehir Belediyemize, Uğur İbrahim başkanımıza çocuklarımızın bu alanlarını değerlendirmek için bir imkan oluşturdukları için ayrıca teşekkür ediyorum. Bilgehanelerin hayırlı uğurlu olmasını temenni ediyorum” şeklinde konuştu.
“Bilgehane sayımız 24, Lise Medeniyet Akademisi sayımız 9’a ulaştı”
Konya Büyükşehir Belediye Başkanı Uğur İbrahim Altay ise, “Bilgehaneler ve Lise Medeniyet Akademileri Konya Modeli Belediyecilik anlayışıyla oluşturduğumuz önemli markalarımızdan bazıları. Bu binalarda gençlerimize eğitim desteği veriyoruz. Bilgehane sayımız 24, Lise Medeniyet Akademisi sayımız 9’a ulaştı. İnşallah yeni dönemde bir Lise Medeniyet Akademisi inşaatımıza da devam ediyoruz. Böylece 40 farklı binada eğitim desteklerimizi öğrencilerimizle buluşturmuş olacağız. Bilgehanlarımız özellikle ortaokul öğrencilerimize hem okuldaki derslerine katkı sağlayacak ortamlar oluşturuyoruz. Bununla birlikte atölyelerimizde robotik kodlamadan sanat eğitimine kadar birçok farklı branşta yetişmelerini sağlayacak eğitimler veriyoruz. Ayrıca sizin eseriniz olan Proje İmam Hatip Okullarımıza Hafızlık İmam Hatip Okullarımıza gidecek çocuklarımıza hazırlık dersi vererek onları sınava hazırlıyoruz ve bu okullarımıza yüzde 90’dan fazla oranla yerleştirme gerçekleştiriyoruz. Yani burası bir alt birim gibi çalışıyor. Çocuklarımızın geleceğini inşa edecek bir yapı oluşturuyoruz. Konya Modeli Belediyecilik anlayışıyla eğitimi belediyemizin en önemli işlerinden birisi olarak düşünerek eğitimde çocuklarımıza faydalı hale getiriyoruz. Türkiye Yüzyılında Türkiye’yi çok daha ileri bir seviyeye taşımak için milli, manevi değerlerine, anne babasına saygılı, milletini yarınlara taşıyacak azimli, kararlı gençler olarak memleketimize hizmet edecekler” dedi. – KONYA
]]>Bir dizi açılış ve ziyaret programı için Konya’ya gelen Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, merkez Selçuklu İlçe Belediyesi tarafından yapımı tamamlanan Sille İlkokulu açılışına katıldı. Burada konuşan Bakan Tekin, “Sille ve Sille’nin bu kadar geniş bir tarihi kültüre sahip olduğunu yeni öğrenmiş olduk. Buna da vesile oldu. Ama burada öğrendiğim başka bir şey var. Burası binlerce yıldır Türk İslam devlet geleneğinde demokrasinin, hoşgörünün, millet sisteminin bir arada barış ve huzur içinde yaşadığı bir coğrafya olmuş. Ben bunun aslında bütün dünyaya, demokrasi satmaya çalışan birçok ülkeye örnek olacak bir geçmiş olduğuna inanıyorum. Selçuklu Belediye Başkanımızı ve Büyükşehir Belediye Başkanımızı da bu kültüre sahip çıktıkları, bu birikimin, bu kültürün gelecek kuşaklara aksettirilmesi için gösterdikleri çabadan dolayı teşekkür ediyorum. Bu ayrıca takdire şayan bir çaba. Allah sizlerden razı olsun” dedi.
“Belediye başkanlarına da ders vermeniz lazım”
Bakan Tekin, “Tam anlamıyla Konya’daki yerel yönetimler Milli Eğitim Bakanlığı ile paydaş, hatta bizimle yarışacak düzeyde yatırımlar yapıyorlar. Allah razı olsun ama onlara bir tavsiyem var sadece. Bize illerinde problem çıkartan, okul yaptırmamak, yapılan okulların yaşamaması için yapılan okulların istediğimiz şekilde eğitim vermemesi için elinden geleni yapan belediye başkanlarına da ders vermeniz lazım; Yerel yönetimler dersi. Çünkü elimizde çok kötü örnekler var. İşte 15-20 dönümlük arazi üzerinde 200 metrekare hissesi olan bir belediyenin, bakanlığımız aleyhine dava açtığı, mülkiyet davası açıp, okulumuzla ilgili yıkım sürecine doğru yürüttüğüne dair örneklerin yaşandığı bir yerel yönetim sürecinden bu şekilde belediyecilik hizmetlerinin var olmasından dolayı mutluyum” diye konuştu.
“Selçuklu Belediyemize teşekkür ediyorum”
Açılışı yapılan okulun mimarisi hakkında konuşan Bakan Tekin, “Bu okulun fiziki yapı dış görünümü açısından da gerçekten Uğur İbrahim başkan söyledi, ben bugüne kadar görmedim. En azından bizim kamu devlet yatırım programı içerisindeki okullarda ahşap yapı üzerine okul bizim yatırım portföyümüzde gayet güzel olmuş. Emeği geçen herkese teşekkür ediyorum. Selçuklu Belediyemize bunun hem mimari oluşumu açısından hem de inşaat süreci açısından gösterdiği katkı, bizim referans değerlerimizin gelecek kuşaklara aktarılması noktasında alacakları eğitim, bu değerleri gelecek kuşaklara aktaracaklarından dolayı kendilerine teşekkür ediyorum” dedi.
“Son dönemde Türkiye’de yapılmış tek ahşap binasıdır”
Konya Büyükşehir Belediye Başkanı Uğur İbrahim Altay ise, “Burası kadim bir yerleşim alanı. Burada Selçuklu Belediyemiz çok önemli restorasyon çalışmaları yürütüyor. Bu gördüğünüz okul da biraz önce konuştuğumuz gibi zannediyorum son dönemde Türkiye’de yapılmış tek ahşap binadır. Çok güzel bir bina oldu. Eski han binası böylece eğitime hizmet veriyor bir hale geldi. Selçuklu Belediye Başkanımıza hem bu okula verdiği emek, Sille başta olmak üzere tüm Selçuklu’muza 5 yıl boyunca yaptığı hizmetlerden dolayı kendisine ve tüm ekibine teşekkür ediyorum” şeklinde konuştu.
“Okulumuzu Sille Mahallemizde bulunan tarihi han yapısına uygun olarak inşa ettik”
Selçuklu Belediye Başkanı Ahmet Pekyatırmacı ise, “Binlerce yıllık tarihi olan Sille Mahallemizde uzun bir süredir restorasyon, kaya ıslahı ve tarihi dokuya uygun olarak yeni yapıların inşa edilmesi gibi geniş kapsamlı çalışmalar gerçekleştiriyoruz. Sille İlkokulumuz da bu çalışmalardan bir tanesi. Bu okulumuzu yine Sille Mahallemizde bulunan tarihi han yapısına uygun olarak inşa ettik. Bunun için tarihi hanın günümüze ulaşmış fotoğraflarından yararlandık. Okulun yapımında emeği geçen herkese teşekkür ediyorum, hayırlara vesile olmasını diliyorum” diye konuştu. – KONYA
]]>Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) koordinatörlüğünde Milli Eğitim Müdürlüğü, MEB Özel Eğitim ve Rehberlik Hizmetleri Genel Müdürlüğü ile İlkadım İlçe Milli Eğitim Müdürlüğünün ortak olduğu ve hibe almaya hak kazanan 7 projeden biri olan “İki Kere Özel Öğrenciler, Öğrenme Dezavantajı Olan Özel Yeteneklileri Fark Edelim” projesinin açılışı OMÜ Atatürk Kongre ve Kültür Merkezi’nde yapıldı.
Yirmi dört ay sürecek ve 250 bin avro bütçeye sahip proje, en az bir alanda yetersizlik gösteren ancak üstün zekalı olan öğrencilerin özel eğitime ihtiyaçları olduğuyla ilgili farkındalık oluşturulmasını hedefliyor.
Türkiye, Polonya, Bulgaristan, İtalya ve Çekya’nın ortak olduğu proje kapsamında iki kere özel farkındalık eğitimi programıyla, sosyo-duygusal eğitim programı hazırlanması, dijital içerik geliştirilmesi ve e-öğrenme platformu kurulması planlanıyor.
OMÜ Rektörü Prof. Dr. Yavuz Ünal, açılış konuşmasında, toplumda bir alanda yeterli ama bir alanda yetersiz olan bireylerin topluma kazandırılması amacıyla önemli bir proje olduğunu söyledi.
Ünal, “Özel yetenekli çocuklar aileleri tarafından da anlaşılamadığında arada kalıyorlar. Yaşadığımız dünyada toplu bir hareket gerçekleştirilecekse toplumun bütün bireylerini ayırt etmeksizin herkesi aynı derecede ilgilendirmesi gerekiyor. Bu projenin de özel yetenekli çocuklarımız ve öğrenme zorluğu çeken çocuklarımızın anlaşılabilmesi ve topluma yararlı birer birey olmaları yolunda farkındalığı arttıracağını düşünüyorum.” dedi.
Proje Danışmanı Doç. Dr. Şener Şentürk ise proje ile öğretmenler ve aileler için farkındalık eğitim programları hazırlanacağını dile getirdi.
Çocukların küçük yaşlardan itibaren mobbinge maruz kaldıklarını söyleyen Şentürk, “Bazı çocuklar akranları tarafından anlaşılamıyorlar ve bu çocuklar da akranlarını anlamıyor. Yani bir okumayı nasıl yapamadığını çocuklar ifade edemiyor. İki artı ikiyi yani basit bir matematik sorusunu bazı öğrenciler yapamazken bunların ileri düzeyde matematik çözmelerini aileler ve eğitimciler bazen anlayamıyor. Bizim özellikle çocukların gelişimine ilişkin üzerinde durduğumuz nokta sosyo-duygusal gelişimler için çalışmalar yapmaktı. Bununla birlikte çocukları ilişkilendirdiğimiz, muhatap ettiğimiz öğretmenlerimizin ve ailelerimizin özellikle farkındalığının olması gerekiyordu. Çocuklarla ilgili genel itibariyle ailelere ‘çocuğunuzun özel yetenekli, üstün zekalı olduğunu duyduğunuzda ne hissettiniz’ diye sorulduğunda, aileler kaygıdan çok büyük bir gurur hissediyor. Ama özel yetenekli öğrencilerin de özel bir eğitim almaları gerektiği bilgisine sahip aileler çok azınlıkta. Bu proje ile aile ve öğretmenlere özel yetenekli çocukların nasıl yetiştirileceği ve çocukların eğitimlerinin nasıl süreceği ile ilgili eğitimler verilecek.” dedi.
Projede, Prof. Dr. M. Serdar Köksal, “Türkiye’de Özel Yetenek ve İki Kere Özellerin Eğitimi”, Doç. Dr. Sema Tan, “Özel Yeteneklilerin Eğitiminde Güncel Yaklaşımlar”, İdil Kefeli, “Yaşama Farklı Bir Bakış: İki Kere Özel Olmak” ve Doç. Dr. Mustafa Otrar, “MEB’in Özel Yetenekliler Projeksiyonu” konulu sunumlar gerçekleştirdi.
Programa, MEB Özel Eğitim ve Rehberlik Hizmetleri Genel Müdürü Doç. Dr. Mustafa Otrar, Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Selim Eren, OMÜ Genel Sekreteri Prof. Dr. İdris Varıcı, Atakum İlçe Milli Eğitim Müdürü İrfan Yetik, akademisyenler, öğretmenler ve öğrenciler katıldı. ?
]]>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, SEKA Kağıt Fabrikası içinde yer alan tarihi Taşlı Değirmen yapısını Sanat İhtisas Merkezi’ne dönüştüren projesini tamamladı. SEKA Kültür Havzası’nın ilk eseri olan Sanat İhtisas Merkezi, Dünya Emekçi Kadınlar Günü olan 8 Mart Cuma günü hizmete girecek. Kocaeli’nin en büyük sergi alanı unvanını taşıyacak merkez, tarihi dokusu içinde kentin kültür ve sanat hayatına yön verecek. Açılışta sanat merkezinin ilk sergisi sanatseverlerle buluşacak. Sergide geleneksel ebru teknikleriyle hazırlanmış eserler, ebru kağıdının üstüne birden fazla baskı yaparak desen elde edilen Akkase Ebru çalışmaları, ayet ve hadislerle hazırlanan çalışmalar yer alacak. Sanatla estetiğin uyumuyla şekillenen toplam 70 eser alanda sergilenecek.
Açılışa özel sergi ve konser
Açılışın ardından eğitim alanları gezilecek. Merkez içinde yer alan Moda Akademisi açılışa özel olarak, prova mankenlerinin üzerinde rengarenk kumaş çalışmaları, kalıp çalışmalarını sergileyecek. Sıfır Atık Festivali’nde de yer alan Dilek Hanif imzalı kostümler de sergide yer alacak. Ayrıca Kocaeli Büyükşehir Belediye Konservatuvarı da açılış için mini konser düzenleyecek.
İhtisas merkezi 2 bölümden oluşuyor
SEKA Sanat İhtisas Merkezi olarak adlandırılan tesis, eğitim ve sergi alanı olmak üzere 2 bölümden oluşuyor. Merkez içinde Kültür ve Sosyal İşler Dairesine bağlı Konservatuvar Müdürlüğü ile Yaygın Eğitim Şube Müdürlüğü’ne bağlı eğitim alanlarında geleneksel eğitim metotlarının ötesinde dinamik, gelişen, çok boyutlu ileri seviye eğitimler verilecek. Kocaeli Büyükşehir Belediye Konservatuarı’nın Geleneksel ve Güzel Sanatlar Bölümlerinin eğitimleri, merkez içindeki 7 ayrı atölyede gerçekleştirilecek. Güzel Sanatlar bölümünün resim, seramik ve çini ile geleneksel sanatlar bölümlerinin; hüsn-i hat, ebru, kat’ı, tezhip ve minyatür branş dersleri SEKA Sanat İhtisas Merkezi’nin çatısı altında verilecek. Ayrıca oluşturulan özel bir atölyede müzik provaları yapılacak.
“Moda akademisinde alanında uzman kursiyerler yetiştirilecek”
Yaygın Eğitim Şube Müdürlüğü ise tesiste moda akademisi ile yer alacak. Moda akademisi; dokuma, tasarım, modelistlik, dijital tasarım, drapaj ve dikiş olmak üzere 6 ayrı atölyede faaliyetlerini gerçekleştirecek. Dünya trendlerine uygun, sektörün ihtiyaçlarını karşılayabilecek nitelikte verilen eğitimlerle tasarımdan üretime ve hazır giyim sektörüne kadar alanında uzman kursiyerler yetiştirmenin amaçlandığı moda akademisinde temel karakalemden koleksiyon oluşturmaya kadar baştan sona geleneksel eğitim metotlarının ötesinde ileri seviye eğitimler verilecek.
Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, tarihi yapının yenileme çalışmalarını titizlikle gerçekleştirdi. 2 bin 200 metrekarelik alana sahip SEKA Sanat İhtisas Merkezi onarımı kapsamında kat planları ve cephelerde özgün formun dışına çıkılmadı. Sanat müzesi olan merkezde döşeme içine gizlenen ray sistemleri kullanıldı. – KOCAELİ
]]>Osmanlı İmparatorluğu’ndaki ilk Avrupa tarzı üniversite olarak kabul edilen Darülfünun’un devamı olan İÜ Edebiyat Fakültesi, 20 Şubat 1870’te eğitime başladı.
Kuruluşundan itibaren Beyazıt’taki Zeynep Hanım Konağı’nın yanı sıra Sultanahmet, Çemberlitaş ve Galatasaray’da faaliyet gösteren fakülte, Türkiye’nin önemli bilim insanı ve aydınlarını yetiştiren eğitim yuvası oldu.
“İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi, Türkiye’dir”
İÜ Edebiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Metin Ünver, AA muhabirine yaptığı açıklamada, İÜ’nün Türkiye’nin ilk lisans eğitim kurumu olduğunu aktararak, “Edebiyat Fakültesinin Laleli’deki binaya taşınması 1908’den sonradır. Burası Zeynep Hanım Konağı. 1908’den 1943’e kadar bir dönem Darülfünun, bir dönem sadece Edebiyat, Fen Fakültesi olarak hizmet vermiş. 1943’te büyük bir yangın geçirdikten sonra yine bugün içinde bulunduğumuz bina inşa edilmiş.” dedi.
Mimar Sedad Hakkı Eldem ile Emin Onat tarafından yapılan fakülte binasının 1945’ten bugüne hizmete devam ettiğini belirten Ünver, şu bilgileri verdi:
“İÜ Edebiyat Fakültesi, Türkiye’nin eğitim, kültür, sanat, tiyatro, müzik ve bilim hayatına öncülük etmiş, yön vermiş çok önemli isimlerin yetiştiği bir mekan. Mekanın çok güçlü bir hafızası var. Aslında İÜ Edebiyat Fakültesi, Türkiye’dir. İddialı bir laf gibi gelebilir. Edebiyat Fakültesi’nin mezun olanları ile mezun olmayanlarını da birlikte düşünmek lazım. Dönemin şartlarına göre bazıları mezun olamamış, ama yolu buradan geçmiş çok güçlü isimler var.”
“Cumhuriyet’e geçişte Edebiyat Fakültesi gelişmelere sessiz kalmamış”
Ünver, İÜ Edebiyat Fakültesi’nin ilklerin fakültesi olduğunu ve sosyal bilimlerin burada doğup geliştiğini vurgulayarak, “Cumhuriyet’e geçişte de Edebiyat Fakültesi gelişmelere sessiz kalmamış, öğrencileriyle, öğretim üyeleriyle Milli Mücadele’ye çok güçlü bir destek vermiş. Bu destekleri göstermek adına da Mustafa Kemal Atatürk’e fahri müderrislik teklifinde bulunmuşlar. Kendisi de bunu uygun bulmuş. 1923’te, bu belgeyi Edebiyat Fakültesi müderrislerinden oluşan bir heyet bizzat Gazi Mustafa Kemal’e Ankara’ya giderek teslim etmiş.” diye konuştu.
Türk müziğine önemli izler bırakmış isimlerin de İÜ Edebiyat Fakültesinde eğitim aldığına işaret eden Ünver, “Şerif Muhittin Targan, Ruşen Ferit Kam’ın oğlu Ömer Ferit Kam, Tanburi Cemil Bey’in oğlu Mesut Cemil Tel, Dürrü Turan, bu fakültenin koridorlarında hocalarından beslenmiş ve müzik dünyamıza renk atmış musikişinaslardandır.” ifadesini kullandı.
“Çok önemli isimlerin feyiz aldığı, feyiz verdiği bir yer Edebiyat Fakültesi”
Edebiyat alanında mühim isimlerin İÜ Edebiyat Fakültesinden çıktığının altını çizen Ünver, “Türk dili ve edebiyatı ile Batı edebiyatı sahasında da çok önemli isimlerin feyiz aldığı, feyiz verdiği bir yer Edebiyat Fakültesi. Nihat Sami Banarlı, Cahit Külebi, Yusuf Atılgan ve Behçet Necatigil önemli isimlerdendir. Ali Nihat Tarlan da mutlaka zikredilmeli. Kendisi buradan mezun ve sonra Edebiyat Fakültesi’ne dönerek aldığı bilgi birikimini, müthiş hazineyi öğrencilerine aktarmış.” değerlendirmesinde bulundu.
Metin Ünver, usta edebiyatçı Ahmet Hamdi Tanpınar’ın birçok eserini İÜ’deki odasında kaleme aldığını dile getirerek, şöyle devam etti:
“Cahit Külebi Anadolu’dan gelmiş, İÜ Edebiyat Fakültesi ona yeniden bir format vermiş ve Anadolu’da elde ettiği birikimini, burada aldığı eğitimle Türkiye’ye kazandırmış. Cumhuriyet döneminin 2 önemli isminden birisi, bürokraside önemli izler bırakmış, dil ve edebiyat sahasında çalışmalarıyla tanınmış Hasan Ali Yücel, felsefe mezunumuz. Sonra Tahsin Banguoğlu… Edebiyat Fakültesi bu anlamda Türkiye’nin ilk yüzyılının bürokrasisinde de belirleyici olmuş bir fakülte.
Halide Edip Adıvar’dan da bahsetmemek olmaz. Fakültede İngiliz edebiyatını öğrencilere aktarmış. Onun geldiği silsile çok önemli. Önemli asistanlar da yetirmiş, Mine Urgan gibi… Onlar da ciddi manada Türkiye’ye katkı sağlamış. Adıvar, Milli Mücadele’nin güçlü simalarından birisi. Milli Mücadele deyince, Falih Rıfkı Atay da burada öğrenci olmuş, buranın havasını teneffüs etmiş.”
“Kısakürek, bir dönem İstanbul Üniversitesinin zengin kültür muhitiyle bütünleşmiş bir isim”
Doç. Dr. Ünver, Necip Fazıl Kısakürek’in de İÜ Edebiyat Fakültesinin felsefe bölümünde eğitim aldığını söyleyerek, “Kısakürek, Türkiye’nin yakın tarihinde çok güçlü bir figürdür. Bir dönem İstanbul Üniversitesinin zengin, kapsayıcı, kuşatıcı kültür muhitiyle bütünleşmiş bir isim. Türkiye’nin yakın dönemiyle ilgili yazdığı eserlerle hem düşünce hem iktisat tarihimizle ilgili hem de başka alanlarda dünyada da Türkiye’nin anlaşılmasında önemli bir rolü olan Niyazi Berkes de yine bizde felsefe bölümünden mezun olmuş, sosyoloji bölümünde asistanlık yapmış. Metin Erksan da Türkiye’de sinema dünyasının kurucu 4 isminden biri. Sanat tarihi bölümünden mezun. Türkiye’de bütün renklerin, kültürlerin birleştiği Edebiyat Fakültesi’nden kendisinin çok beslendiğini biliyoruz.” değerlendirmesini yaptı.
Yahya Kemal ve Mehmet Akif Ersoy’un da fakültede öğrenci yetiştirdiğini sözlerine ekleyen Ünver, şair Arif Nihat Asya ve Orhan Şaik Gökyay ile popüler tarihçiliğe yön veren Ahmet Refik Altınay, Reşad Ekrem Koçu, Zeki Velidi Togan, İbrahim Kafesoğlu, Nihal Atsız, İsmail Hakkı Uzunçarşılı ve Fuat Sezgin’in de fakültede öğrenim gördüğünü kaydetti.
Türkiye’de Osmanlı döneminden Cumhuriyet’e felsefe ve sosyolojinin yine İÜ Edebiyat Fakültesinde geliştiğini vurgulayan Ünver, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Ziya Gökalp burada hocalık yaptı, Niyazi Berkes burada öğrenci oldu. Daha sonra yurt dışında doktorasını tamamladı ve halen bizim için önemini koruyan düşünce tarihi alanında eserler verdi. Devamında Hilmi Ziya Ülken, sosyoloji alanında çok önemli eserler verdi. Buradan mezun olan Arslan Kaynardağ’dan da bahsetmek lazım. İki yönü var Arslan beyin, Sahaflar Çarşısı’nın önemli bir ismi. Felsefe bölümü mezunu ve Türkiye’de felsefenin topluma yaygınlaştırılmasında, anlaşılmasında, geliştirilmesinde önemli bir isimdir.”
“Fakültemiz, ülkemizin ve dünyanın önemli bir bilim merkezi haline gelmeyi hedeflemektedir”
İÜ Edebiyat Fakültesi Dekan Yardımcısı Doç. Dr. Aliye Erol ise, “İÜ 150 yılı aşan geçmişiyle Cumhuriyet’in en önemli tanıklarından biridir. İÜ Edebiyat Fakültesi de başlangıcından günümüze bilim, sanat, kültür, edebiyat ve eğitim alanlarına çok önemli katkılar vermiş. Gerek Ahmet Hamdi Tanpınar, Halide Edip Adıvar, Arif Müfid Mansel ve Halet Çambel’in bulunduğu öncü isimlerinden oluşan akademik kadrosuyla, gerekse öğrencileriyle Türkiye’nin entelektüel birikimine çok önemli katkılarda bulunmuş.” dedi.
Fakültenin aynı zamanda 3 Milli Eğitim Bakanı da çıkarttığına işaret eden Erol, şu bilgileri verdi:
“Kuşkusuz bunlardan en önemlisi Hasan Ali Yücel’dir. Yücel, fakültenin felsefe bölümü mezunudur. Reşad Ekrem Koçu, Ahmet Kutsi Tecer, Fuat Sezgin gibi çok sayıda önemli öğrencisi olan bir fakültedir. Fakülte çok önemli edebiyatçılar da yetiştirmiştir. Reşat Nuri Güntekin, Ahmet Hamdi Tanpınar, Cahit Külebi, Yusuf Atılgan gibi pek çok yazar ve şairin yolu buradan geçmiştir.”
Erol, Türkiye’de üniversiteden mezun olan ilk kadın Şükufe Nihal’in de İÜ Edebiyat Fakültesinde eğitim aldığını aktararak, “1919’da Darülfünun’un coğrafya şubesinden mezun olmuştur. Daha sonra 1923’te Nezihe Muhiddin ile Kadınlar Halk Fırkası’nda çalışmıştır. Türkiye’nin önemli toplumsal değişimler yaşadığı bir dönemde edebiyat alanında eserler vermiş bir isimdir aynı zamanda.” ifadelerini kullandı.
İÜ Edebiyat Fakültesinde 1933 üniversite reformundan sonra Türkoloji, tarih, coğrafya, felsefe, Roman filolojisi ve arkeoloji olmak üzere yeni bölümlerin sayısının arttığını belirten Erol, sözlerini şöyle tamamladı:
“Fakültemiz, bugün 21 bölüm, 41 farklı diploma programıyla eğitim, öğretim faaliyetlerine devam etmektedir. 17 bine yakın öğrencisi ve 500 kadar öğretim üyesi kadrosuyla Türkiye’nin en büyük fakültelerinden biridir. Eğitim ve kültür alanındaki geleneksel öncülüğünü, İstanbul’da tarihi yarımada üzerindeki bu binada ülkemizin, insanlığın tarihini, kültürünü, dillerini, coğrafyasını araştırmaya, öğretmeye devam etmektedir. Cumhuriyet’in ilk yüzyılına çok önemli katkıları olan fakültemiz, sonraki yüzyıllarda da yaptığı projelerle, çalışmalarla ülkemizin ve dünyanın önemli bir bilim merkezi haline gelmeyi hedeflemektedir.”
]]>Aralarında profesör, doktor, eczacı, mühendis gibi farklı meslek grupları ile emekliler ve ev hanımlarının da yer aldığı gönüllü 40 kadın, çini kursundan ve “İyilik Standı”ndan elde ettikleri gelirle onlarca öğrencinin eğitim hayatına dokunuyor.
Gönüllü kadınların çeşitli etkinliklerle elde ettikleri paraları bağışladıkları Tohumluk Vakfı, 2023 yılında “Haydi Kızlar Spora” ve “Haydi Çocuklar Spora” projeleriyle Yahyalı ilçesindeki iki ortaokulda eğitim gören 115 kız çocuğuna 355 bin liralık burs ile spor malzemeleri desteği sağladı.
Öte yandan gönüllü kadınların çini atölyesinde düzenlediği kursa katılan kursiyerlerden elde edilen gelirle kırsaldaki çocukların ihtiyaçları karşılandı.
Talas Maharetli Eller Kadın Üretici Pazarı’nda “Tohumluk İyilik Standı” da açan kadınlar, evlerde kullanılmayan eşyaları satarak öğrencilerin eğitimine destek oluyor.
Tohumluk Vakfı Kayseri İl Temsilcisi Nilüfer Bıçakçıoğlu, AA muhabirine, vakfın sosyal yardımlaşma, eğitim, kültür ve sanat alanlarında aktif olduğunu söyledi.
Amaçlarının insanlığa katkı sağlamak olduğunu anlatan Bıçakçıoğlu, “Bir büyüğümüz şöyle diyor, ‘Bazen bir ülkeyi sevmek yetmez. Çılgınca sevmek gerekir.’ Biz o insanlardan olduğumuzu düşünüyoruz. İçimizde öğretim görevlileri, profesörler, öğretmenler, eczacılar, doktorlar, ziraat mühendisleri halkın her kesiminden insan var.” dedi.
Bıçakçıoğlu, Kayseri’de Haydi Kızlar Spora Projesi’yle kız çocuklarına ayakkabıdan kıyafete bütün spor malzemelerini sağladıklarını, bir yatılı bölge okulunda eğitim gören öğrencilere de okçuluk konusunda malzeme desteği verdiklerini dile getirdi.
Kadınlar etkinliklere gönüllü olarak katılıyor
Gönüllü kadınlarla yola çıktıklarını vurgulayan Bıçakçıoğlu, köylerdeki okullarda tütün ve tütünün zararları eğitimlerinin yanında müze ve bilim merkezinde etkinlikler yaptıklarını da kaydetti.
Çocuklara burs verebilmek için kaynak geliştirici faaliyetler yaptıklarını belirten Bıçakçıoğlu, bu kapsamda çini atölyesinde kurs açtıklarını, dolaplardaki kullanılmayan eşyaların satılması için de stant açarak binlerce lira topladıklarını ifade etti.
Bıçakçıoğlu, “Bütün bunlar çocuklara daha fazla fayda sağlayabilmek için yaptığımız işler. Çin atölyelerimizi 8’er kişilik 3 grup halinde yaptık. Arkadaşlar da sağ olsunlar geldiler ve çalışmalarını yaptılar. Şu anda 24 kişiye ulaştık.” diye konuştu.
Gönüllü çini eğitmeni Füsun Bayer ise “Yaklaşık on beş senedir çini yapıyorum. 5-6 yıldır da arkadaşlarımla birlikte Firuze Çin Tasarım Atölyesi’ni kurdum. Amacımız geleneksel sanatları yaşatmak, güzel vakit geçirmek ve bu vakit geçirirken de birtakım faydalı işlerde bulunmak. Hem sanat eserleri oluşturuyoruz hem öğrencilerimize yardımda bulunuyoruz.” ifadelerini kullandı.
Etkinliklere ilk kez gelenler var
“Tohumluk İyilik Standı”na evindeki eşyaları getiren Serap Tokat ise “Kullanmadığım eşyalarımı getirdim çocuklar için. Maalesef bizim kültürümüzde ikinci el çok yerleşmiş durumda değil ama özellikle Avrupa ülkelerinde insanlar ikinci ele çok rağbet ederler. Biz de biraz ayıp gibi algılansa da aslında öyle değil. Biraz bunu da kırmak istedik bağışlarımızla ve bu etkinlikle. Eğitime, yapılan yatırım, geleceğe ve ülkemize yapılan yatırımdır.” dedi.
Naz Değermenci de ailesiyle geldiği etkinlikte öğrencilere destek olmak için kitap satın aldığını ve bu tür etkinliklerin toplumun yararına olduğunu söyledi.
Atölyede düzenlenen çini kursuna katılan Betül Şapçı da hayatında ilk defa çini yaptığını, kurs ücretlerinin öğrencilere yardım olarak gitmesinin gurur verici olduğunu vurguladı.
Bir diğer kursiyer Arzu Erbil ise öğrencilere katkıda bulunduğu için çok mutlu olduğunu belirtti.
]]>İl Milli Eğitim Müdürlüğünce, Bismil, Çermik, Çınar, Eğil, Kulp ve Hani ilçelerinde hayata geçirilen “Türkiye Yüzyılında Kızlar Okuyor Projesi” kapsamında İlçe Milli Eğitim müdürlüklerinin de desteğiyle kırsal mahallelerde yaşayan ve dershaneye gitme imkanı bulamayan lise mezunu genç kızların üniversiteli olabilmesi için atıl durumdaki okullar, ders çalışabilecekleri kütüphanelere dönüştürüldü.
Kırsal mahallelerdeki okullarda görev yapan öğretmenler, üniversiteli olmak isteyen kızlara gönüllü olarak haftanın 5 günü 08.00 ile 14.00 saatleri arasında rehber öğretmenler eşliğinde kütüphanede eğitim veriyor, soru çözümünde destek sunuyor.
Dershane ortamını aratmayan kütüphanelerde, İl ve İlçe Milli Eğitim müdürlüklerince kızlara ücretsiz kaynak kitap desteği sağlanıyor.
Haftanın 5 günü ellerinde kitaplarıyla kütüphanenin yolunu tutan kızlar, hayal ettikleri üniversiteyi kazanmak için hem eğitim desteği alıyor hem de gün boyu sessiz ve konforlu bir ortamda soru çözme imkanı buluyor.
“Çocuklarımız güzel imkanlarla üniversiteye hazırlanıyor”
İl Milli Eğitim Müdürü Murat Küçükali, AA muhabirine, 6 ilçede uygulanan projeden şu ana kadar 14 kırsal mahallede 115 kız öğrencinin yararlandığını söyledi.
Küçükali, evleri kalabalık olan ya da evde ders çalışma şartları yetersiz olan kız çocukları için İlçe Milli Eğitim müdürlüklerinin desteğiyle kullanılmayan okulları kütüphaneye dönüştürdüklerini belirterek, şunları kaydetti:
“Köylerimizde (kırsal mahalle) imkanları kısıtlı olan genç kızlarımızın, hem ev ortamından dolayı hem de tarlada çalışmasından kaynaklı üniversite sınavlarına daha iyi hazırlanması için ‘Türkiye Yüzyılında Kızlar Okuyor Projesi’ni başlattık. Bu proje kapsamında imkanları kısıtlı olan öğrencilerimizi tespit ettik. Köylerimizde açık olan, eğitim ve öğretim hizmeti verilen okullarımızın fiziki imkanlarını değerlendirdik. Bu okullarımızda kullanılmayan atıl durumdaki mekanları güzelce yeniden değerlendirip, düzenleyerek bu çocuklarımızın hizmetine sunduk. Çocuklarımız gün içerisinde okullara gelip, bu mekanlarda daha rahat ve güzel imkanlarda üniversiteye hazırlanıyor.”
“Tüm öğrencilerimize bu imkanları sunacağız”
Kız çocukların okumasının çok önem arz ettiğini dile getiren Küçükali, kız çocuklarının üniversiteyi kazanıp, eğitim alıp, meslek sahibi olması için ellerinden gelen çabayı göstereceklerini belirtti.
Küçükali, gönüllü öğretmenlerin desteğiyle projeyi yürüttüklerini anlatarak, öğretmenlerin de bu işe gönül verdiğini söyledi.
Öğretmenlerin soru çözümünde ve rehberlik anlamında genç kızlara destek olduğunu belirten Küçükali, “Çocuklarımıza sadece fiziki imkanlar değil, yardımcı kaynakları da ücretsiz sunduk. Devletin tüm imkanlarını köylerde imkanları kısıtlı olan kız çocuklarımıza seferber ettik. İnşallah onlar da bu sene üniversitelerde istedikleri bölümleri kazanacaklar. İlerleyen günlerde tüm ilçelerimizde kısıtlı imkanları olan tüm öğrencilerimize bu imkanları sunacağız.” diye konuştu.
“Diğer öğrencilerden eksikleri kalmadıkları için umutlular”
Çermik Bintaş Ortaokulunda rehber öğretmen Buket İlgin, yaklaşık 1,5 yıldır Bintaş Mahallesi’nde görev yaptığını belirterek, kırsalda öğrencilerin genelde mezun olduktan sonra derslerden, eğitim ortamından uzaklaştığını gördüklerini söyledi.
Kızlara eğitimin yanı sıra danışmanlık hizmeti de sunduklarını anlatan İlgin, “Evde belki bu imkanlar olmadığı için kafaları dağılacaktı, motivasyonları düşecekti. Burada diğer öğrencilerden eksikleri kalmadıkları için umutlular. Biz de çok umutluyuz. Onları çok güzel yerlerde görmek istiyoruz. Umarım hepsini üniversitede görebiliriz.” dedi.
“Üniversite hayalim vardı ama eğitim konusunda destek alamıyordum”
Öğrencilerden Pervin Türkmen, avukat olmak istediğini belirterek, kendilerine bu eğitim ortamını sunan İl Milli Eğitim Müdürlüğüne teşekkür etti.
Bu projenin mahallelerinde başlamasından duyduğu memnuniyeti dile getiren Türkmen, şunları söyledi:
“Üniversite hayalim vardı ama eğitim konusunda destek alamıyordum. Burada destek aldığımız için çok mutluyum. Ücretsiz test dağıtılıyor. Okulun öğretmenleri sorularımızı çözüyor. Onlara çok teşekkür ediyorum. Sorularımızın çözümünde yardımcı oluyorlar, eksikliklerimizi gideriyorlar. Burada aile ortamı var. Dershaneye gidemeyen, evde ders çalışma ortamı olmayan birçok kız öğrenci var ve hepsini buraya davet ediyorum.”
“Sessiz ve dilediğimiz gibi çalışabiliyoruz”
Hivda Demirkol ise öğretmenlerin desteğiyle YKS’ye hazırlandığını anlatarak, mahallelerinde bu eğitim desteğini almanın sevindirici olduğunu belirtti.
Sessiz bir ortamda diledikleri gibi ders çalışabildiklerini ifade eden Demirkol, “Zorluk çektiğimiz konularda bize yardımcı oluyorlar. Ailem burada ders çalışmamdan çok memnun. İleride avukat olup, benim gibi kız çocuklarını okutmak istiyorum.” dedi.
]]>Diyanet İşleri Başkanlığından yapılan açıklamaya göre, Erbaş, İstanbul’da Diyanet Akademisi Başkanlığı 2. Dönem Aday Din Görevlileri Mesleki Eğitimi Açılış Töreni’ne katıldı.
Anadolu Dini İhtisas Merkezi’nde düzenlenen programda aday din görevlilerine ilk dersi veren Erbaş, sonu mutlulukla, huzurla, verimli bir şekilde tamamlanacak bir eğitime başladıklarını belirtti.
Yaptıkları işin en iyisini yapmak için eğitime, öğretime, okumaya, yazmaya önem veren bir medeniyetin çocukları olduklarının altını çizen Erbaş, şu ifadeleri kullandı:
“Algı, idrak ve davranışların çok hızlı değişip dönüştüğü zamanlar yaşıyoruz. Bilişim teknolojilerindeki gelişmeler, bilgi edinme araçlarından eğitim metodolojisine, bireysel ilişkilerden toplumsal normlara kadar her şeyi derinden etkilemektedir. Yaşanan bu karmaşık süreçten insanın yüz akıyla çıkmasının, işini en iyi bir şekilde yapmasının yolu, doğru bilgiyi doğru kaynaklardan, doğru yöntemle elde etmesinden geçmektedir. Önce metodumuzu, usulümüzü çok iyi tespit etmemiz ve uygulamamız gerekiyor.”
“Bütün toplumumuza hizmet götürmek zorundayız”
Erbaş, İslam ahlakı gereğince bilginin amacının iyiliği ve ahlakı yaymak, kötülükleri toplumdan uzaklaştırmak olduğunu vurgulayarak, “Kur’an’da Rabb’imiz, ‘İçinizden hayra çağıran, iyiliği emreden, kötülükten meneden bir topluluk bulunsun.’ buyurmaktadır. Adeta bizim görev tanımımızı yapıyor. Ömrümüzün sonuna kadar çizgimiz bu olacak. Hep hayra çağıracağız, iyiliği emredeceğiz, kötülükten men edeceğiz inşallah.” diye konuştu.
Toplumun her kesimine din hizmeti sunma ve İslam dini konusunda aydınlatmanın Diyanet İşleri Başkanlığının yasal sorumluluğunda olduğuna dikkati çeken Erbaş, “Bizler bu mükellefiyetin gereği olarak her türlü siyasi, ideolojik görüşün üstünde hiçbir mezhep, meşrep ayrımı yapmadan bütün toplumumuza hizmet götürmek zorundayız.” ifadelerini kullandı.
“Ömrümüzün sonuna kadar heyecanımız olacak”
Kur’an ve sünnetin ana kaynakları olduğunu ifade eden Erbaş, “Ama bunun yanında tabii ki aktüel bilgiyi ve dünyayı takip edin, o kadar hızlı değişiyor ki. Gençlere, çocuklara sahip çıkmamız lazım. Biz sahip çıkmazsak onlara sahip çıkan o kadar çok şey var ki.” dedi.
Erbaş, din görevlilerinden her alanda kendilerini geliştirmelerini isteyerek, aktüel bilgiyi ihmal etmemelerini ve sosyal bilimler, edebiyat, tarih, teknoloji ve fizik gibi alanlarda yapacakları okumaların çok farklı kazanımlar sağlayacağını aktardı.
Din görevlilerinin çalışmasında aşk, heyecan, ihlas ve samimiyetin olması gerektiğini vurgulayan Erbaş, “Peygamber varislerinde bunlar olmazsa başarılı olamayız. Mesleğimize, işimize aşık olacağız. Ömrümüzün sonuna kadar heyecanımız olacak, camiye, sınıfımıza girerken heyecanla gireceğiz.” ifadelerini kullandı.
Erbaş, başlanılan eğitim sürecinin büyük bir nimet olduğuna dikkati çekerek, “Akademi döneminizi dolu dolu geçirmenizi istiyorum. Zaman ve çalışma planınızı çok iyi yapmalısınız. Hem mesleki formasyonunuzu hem de aktüel dünyanızı güçlü hale getirmelisiniz. Buradan mezun olduktan sonra daha bilinçli, daha bilgili bir şekilde, samimiyet ve özgüvenle milletimize ve insanlığa hizmet edeceksiniz.” diye konuştu.
]]>MELTEM KARAKAŞ
Atatürkçü Düşünce Derneği ve Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Eskişehir Şubeleri tarafından 3 Mart Devrim Yasaları’nın kabul edilişinin 100’üncü yıldönümü nedeniyle tören düzenlendi.
Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) ve Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği (ÇYDD) Eskişehir Şubeleri tarafından 3 Mart Devrim Yasaları’nın kabul edilişinin 100’üncü yıldönümü nedeniyle tören düzenlendi. Vilayet Meydanı’nda yapılan tören, Atatürk Anıtı’na çelenk sunulmasıyla başladı ve saygı duruşu ile İstiklal Marşı’nın okunmasıyla devam etti.
“TÜRKİYE CUMHURİYETİ’NİN NİTELİKLERİ ‘LAİK, DEMOKRATİK VE SOSYAL HUKUK DEVLETİ’ OLARAK KESİNLEŞTİRİLMİŞTİR”
Daha sonra basın açıklaması yapan ADD Eskişehir Şube Başkanı Cihan Taşar, konuşmasında şu ifadeleri kullandı:
“1 Kasım 1922’de Saltanatın Kaldırılması ve 29 Ekim 1923’de Cumhuriyetin İlanı devrimlerinin hemen ardından 3 Mart 1924 tarihinde kabul edilen 3 Temel Devrim Yasası, Türkiye Cumhuriyeti’nin ‘Laik Hukuk Devleti’ niteliğini belirleyen ilk adımdır. Bu 3 yasa; Şeriye, Evkaf ve Erkanı Harbiye Vekaletlerinin kaldırılarak yerlerine Diyanet İşleri Başkanlığı, Vakıflar Genel Müdürlüğü ve Genelkurmay Başkanlığı’nı kuran 429 sayılı yasa, çok başlı eğitime son veren 430 sayılı Tevhidi Tedrisat (Eğitim Birliği) Yasası ve halifeliği kaldıran 431 sayılı yasadır. 3 Mart Yasaları ile başlayan aydınlanma devrimi; şeriye mahkemelerini kaldıran, devlet yönetiminde şeriat hükümlerini yasaklayıp evrensel hukuk kurallarını getiren ve çağdaş yargı sistemini kuran 8 Nisan 1924 tarih ve 469 sayılı ‘Mehakimi Şeriyenin İlgasına (Şeriat mahkemelerinin kaldırılmasına) ve Mehakimin Teşkilatına Ait Ahkamı Muaddil Kanun’, Tekke ve Zaviyeleri kapatıp Tarikatları yasaklayan 30 Kasım 1925 tarih ve 677 sayılı kanun, 17 Şubat 1926’da kabul edilen 743 sayılı Türk Medeni Kanunu ve diğer Devrim Kanunları ile tamamlanmış, böylece Türkiye Cumhuriyeti’nin nitelikleri ‘Laik, Demokratik ve Sosyal Hukuk Devleti’ olarak kesinleştirilmiştir.
“BUGÜN DEVRİM YASALARI YOK SAYILMAKTA, LAİK TÜRKİYE CUMHURİYETİ TEHDİT ALTINDADIR”
100 yıl sonra geldiğimiz noktada bugün devrim yasaları yok sayılmakta, laik Türkiye Cumhuriyeti tehdit altındadır. Eğitim gericileştirilmiştir. Osmanlı’yı batıran bilim düşmanı kafaların 100 yıl sonra şerit ve hilafet çağrılarıyla ortalığa dökülmesine göz yumulması, anayasal kurumların işlevsizleştirilmesi, cumhuriyet eğitim sisteminin 100 yıl öncenin çağ, akıl ve bilim dışı çıkmazında soluksuz bırakılması ne büyük gaflet ne affedilmez dalalet ne tarifsiz acıdır. Atatürk’ün ‘eğitimdir ki bir milleti ya özgür ya bağımsız, şanlı, yüksek topluluk şeklinde yaşatır ya da esaret ve sefalete terk eder’ sözleriyle yaşamsal önemine işaret ettiği bilimsel eğitim sistemi yeniden hayat bulmadan aydınlanma devrimleri yeniden devletin temeline yerleştirilmeden cumhuriyet kuruluş ayarlarına dönmeden hiçbir sorunumuzu aşamayacağımız artık anlaşılmalıdır. Siyaset kurumunu, yargı, yasama, yürütme organlarını ve her düzeydeki devlet yöneticilerini uyarıyoruz. Bu gidiş iyi gidiş değildir. Sonu Afganistan olmaktır. Irak, Suriye, Lübnan gibi kana bulanmaktır. Atatürk’ün ‘tarihimizi okuyunuz, dinleyiniz, görürsünüz ki milleti mahveden, esir eden, harap eden fenalıklar hep din örtüsü altındaki küfür ve delaletten gelmiştir’ uyarısını unutmayın. Bindiğiniz dalı kesmeyin. Atatürkçü Düşünce Derneği cumhuriyetin 101’inci ve 3 Mart devrim yasalarının 100. yılında bu felaketli gidişe son vermek için tek çarenin bir an önce Atatürk’ün akıl ve bilim yoluna girmek olduğu inancı ve kemalizmin namus sesini yurdumuz semalarına bir sis çanı gibi asarak milletimizle birlikte yeniden Atatürk cumhuriyetine ulaşmak kararlılığı ile gençliğe hitabeden aldığı görevinin başındadır.”
“DEVRİM YASALARI TÜRKİYE CUMHURİYETİ’NİN SAĞLAM TEMELLERE OTURTULMASI AÇISINDAN ÖNEMLİDİR”
ÇYDD Eskişehir Şube Başkanı Sevgi Akmen ise şunları söyledi:
“TBMM’nde kabul edilen yasayla halifelik kaldırıldı, öğrenim birliği yasası kabul edildi, din işleri ve vakıflar bakanlığı kaldırıldı. Bu üç yasanın her biri çağdaş Türkiye Cumhuriyeti’nin sağlam temellere oturtulması açısından çok önemlidir ve devrim niteliğindedir. Halifeliğin kaldırılması laik demokratik sosyal hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti’nin çağdaş uygarlıklar seviyesine yükselme hedefinin önünü açmıştır. Alınan kararların şeriat kurallarına uyun olup olmadığını denetleyen din işleri ve vakıflar bakanlığının kaldırılması, din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılarak laik devlet anlayışının hakim kılınması sağlanmıştır. Öğrenim birliği yasası ile eğitimin din kurallarından koparılması ile akıl ve bilimi esas alan çağdaş eğitim modelinin esas alınmasını sağlamıştır. Yapılan düzenleme ile misyoner okulları tek çatı altında toplanmış ulusal laik ve çağdaş eğitim anlayışı benimsenmiştir.”
]]>Anadolu Ajansının (AA) “Global İletişim Ortağı” olduğu, Belek Turizm Bölgesi’ndeki NEST Kongre Merkezi’nde düzenlenen Antalya Diplomasi Forumu 2024’te, moderatörlüğünü TRT World sunucularından Alican Ayanlar’ın üstlendiği panele Yükseköğretim Kurulu (YÖK) Başkanı Prof. Dr. Erol Özvar, İslam İşbirliği Teşkilatı İslam Tarih, Sanat ve Kültür Araştırma Merkezi (IRCICA) Genel Direktörü Prof. Dr. Mahmud Erol Kılıç, Uluslararası Türk Akademisi Başkanı Prof. Dr. Şahin Mustafayev, Uluslararası Türk Kültür ve Miras Vakfı Başkanı Aktoty Raimkulova katıldı.
Panelde konuşan IRCICA Genel Direktörü Prof. Dr. Kılıç, eğitimin uluslararası ilişkilerde insan kalitesinin rolünü belirlemedeki önemine dikkati çekerek, “Eğitim dediğimiz şey, eğitim felsefecilerinin de dediği gibi plansız bir şey değildir.” diye konuştu.
Kılıç, “İnsanın iç eğitimi onun dış eğitiminin de beraberinde kalitesini de yükseltecektir.” şeklinde konuşarak, iç eğitimin ilkokuldan başlamak üzere bütün insanlığa öğretilmesi gerektiği kanaatinde olduğunu söyledi.
Öğrencilerin yalnızca “yüksek IQ odaklı alanlara” endekslenmemesi gerektiğini belirten Kılıç, duygusal zekanın ihmal edilmemesi gerektiğinin altını çizdi.
“Uluslararası öğrencilerin farklılıklarının, ülkemizin zenginliği olduğunu düşünüyoruz”
YÖK Başkanı Özvar da eğitim ve kültürün ülkeler arası dayanışmayı güçlendirebileceğine dikkati çekerek, bu alanda işbirliğinin toplumlar arasında dostça ilişkiler kurulması konusunda gelecek vadettiğini ifade etti.
Türkiye’deki uluslararası öğrencilere ilişkin konuşan Özvar, “Uluslararası öğrencilerin çeşitliliğinin, ülkemizin zenginliği olduğunu düşünüyoruz. Biz de onlardan öğreniyoruz.” dedi.
Özvar, kültürel yakınlığı olan ülkelerle işbirliği ve yakın ilişkiler kurulmasının “daha kolay” olduğunu kaydederek, Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan gibi Türk devletleriyle ilişkilerin, kültürel, bilimsel ve teknolojik etkileşimleri etkilediğini vurguladı.
Yükseköğretim konusunda bilim diplomasisi alanında çalıştıklarını söyleyen Özvar, bu yaklaşımın yalnızca “bir öncelik değil aynı zamanda uluslararası işbirliklerini zenginleştiren yeni bir bakış açısı” olduğunun altını çizdi.
“Kültür, insanları birleştirir, bütünleştirir”
Uluslararası Türk Kültür ve Miras Vakfı Başkanı Raimkulova ise kültür ve eğitimin ulusların gelişimi ve refahı konusunda belirleyici iki faktör olduğunu ve zengin tarih ve kültürel mirası olan Türk devletleri için bu faktörlerin önemini vurguladı.
Raimkulova, Türk devletlerinin ortak köken, dil ve zengin kültürel miraslarının olduğunu kaydederek, “Kültür, insanları birleştirir, bütünleştirir.” dedi.
Türk Kültür ve Miras Vakfının misyonunun, söz konusu Türk kültürel mirasını uluslararası alanda korumak, tanıtmak, araştırmak olduğunu, bu alanda çalışmalar yaptıklarını aktaran Raimkulova, Kazakistan’ın başkenti Astana’da düzenlenen Türk Devletleri Teşkilatı (TDT) Devlet Başkanları Konseyi 10. Zirvesi’nde Türk devletlerinin, dayanışmayı güçlendirme ve işbirliğini derinleştirme alanında bağlılıklarına işaret etti.
Bölgesel işbirliklerinde kültür, eğitim ve bilimin yeri
Uluslararası Türk Akademisi Başkanı Şahin Mustafayev de Antalya Diplomasi Forumu’nun, mevcut bölgesel ve küresel konularda diyalogların yürütülmesi için temel platformlardan biri olduğunu ifade etti.
Mustafayev, mevcut dönemde bölgesel işbirliği girişimlerinin, kargaşalı dönemlerde diplomasinin gelişmesine ilişkin rolüne dikkati çekerek, bölgesel işbirliklerinde kültür, eğitim ve bilim aracılığıyla barışçıl ilişkiler kurulmasının önemini vurguladı.
Siyasilerin, diplomatik faaliyetlerinde stratejilerinin önemli bir parçası olarak kültür, bilim ve eğitimi öncelemesi gerektiğini belirten Mustafayev, Türk devletlerinin ortak kültürel miraslarının korunması konusunda bölgesel işbirliğinin öneminin de altını çizdi.
]]>İZMİR – İzmir’de açıklama yapan Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, İzmir’e gastronomi lisesi kurmak için adım atıldığını söyledi. Öte yandan Bakan Tekin, İzmir için 956 dersliğe tekabül eden toplam 23 yeni okul projesini 2024 yılı yatırım programına aldıklarını söyledi.
İzmir programlarını Alsancak Gar Toplantı Salonu’nda sürdüren Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, burada yaptığı açıklamada kent ile ilgili projeleri aktardı. Programa Bakan Tekin’in yanı sıra İzmir Valisi Süleyman Elban, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Cumhur İttifakı İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Hamza Dağ, İzmir İl Milli Eğitim Müdürü Ömer Yahşi, AK Parti İzmir Milletvekili ve Cumhur İttifakı Konak Belediye Başkan Adayı Ceyda Çankırı Bölünmez, AK Parti İzmir Milletvekilleri Eyyüp Kadir İnan ve Yaşar Kırkpınar’ın yanı sıra AK Parti İzmir İl Başkanı Bilal Saygılı katıldı.
Eğitim yatırımlarını anlattı
Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, Alsancak Gar Toplantı Salonu’nda kentteki eğitim yatırımlarına ilişkin açıklamalarda bulundu. Türkiye’nin farklı illerinden gelen 300 öğretmenle, her ayın ilk cumartesi günü yaptıkları “Öğretmenler Odası Buluşmaları”nı bugün İzmir’de gerçekleştirdiklerini aktaran Bakan Tekin, K Parti hükümetlerinin eğitim alanında çok ciddi yatırımlar yaptığını, 2002-2003 eğitim-öğretim yılına göre sınıf sayısı, öğretmen sayısı ve benzeri sayısal göstergelerin minimum iki katına çıkartıldığını söyledi. Yerel yöneticilerin kendilerine destek verdiği yerlerde eğitim yatırımlarının çok rahat bir şekilde yürüdüğüne dikkati çeken Bakan Tekin, bu ay sonunda gerçekleşecek Mahalli İdareler Genel Seçimleri’nin Milli Eğitim Bakanlığını çok yakından ilgilendirdiğini de dile getirdi. İzmir’de yatırım programına alınan, ihale veya inşaat sürecinde olan 90 projenin bulunduğunu söyleyen Bakan Tekin, “Bu projelerin bir kısmı devam ediyor, bir kısmı ihale sürecinde, bir kısmı ihalesine çıkılmış, imar ve inşaatla, ruhsatla ilgili problemlerin çözülmesi bekleniyor. Dolayısıyla bu bahsettiğimiz yatırımlarla ilgili süreç tamamlandığında toplamda İzmir’deki sınıf sayısına bin 907 sınıf ilave edilmiş olacak” açıklamasında bulundu.
Yerel seçim açıklaması
31 Mart’ta gerçekleşecek seçimler hakkında da açıklama yapan Bakan Tekin, “Milli Eğitim Bakanlığı’nı yerel seçimler çok yakından ilgilendiriyor. Özel sektör ve resmi ve olmak üzere yaklaşık bir milyon 200 bin öğretmeni bünyesinde barındıran, yaklaşık 76 bin farklı yerleşkede kuruma sahip olan bir bakanlığız. Hal böyle olunca gerek öğretmenlerimizin gerek 20 milyona yaklaşan öğrencilerimizin gerekse de üzerinde okul inşa ettiğimiz gayrimenkullerimizin yönetimi, yatırımların planlanması, ihtiyaçlarının giderilmesi için yerel yönetimlerle çok yakın ilişki halindeyiz. Yerel yöneticiler bize destek verdiği yerlerde işlerimiz çok rahat bir şekilde yürüyor. Bazı yerel yöneticilerimiz hem bize destek oluyorlar. Üstümüzden yük olarak okul, spor salonu, oyun alanı, kütüphane gibi yatırımlarla da bizim yürüttüğümüz faaliyetlerin daha efektif hale gelmesi için destek oluyorlar. Ancak bazı yerlerde de sorunlar yaşıyoruz. Bazı belediyelerde üzerinde okul inşa edebileceğimiz imar süreçlerine göre organize edilmiş arazi bulmakta zorlanıyoruz. Bazı bölgelerde okullarımızın bulunduğu yerleşkelerde inşaat ve ruhsatlandırma süreciyle ilgili sorunlar yaşıyoruz. Bu tür sorunlar yaşanınca yatırımlarımız gecikiyor ve kamuoyunun beklentileri ve sabırsızlıkları artıyor. Eğitim öğretim süreçlerine destek vaat eden destek olacağını göreceğimiz, bildiğimizin seçilmesini arzu ederim” sözlerine yer verdi.
“Sınıf sayısı 33 bine çıkacak”
“İzmir’de 30 bin civarında dersliğimiz var. 2 yıl içerisinde mevcut sınıflarımız da tamamlandığında bu rakam yaklaşık olarak 33 binin üstüne çıkmış olacak” diye konuşan Bakan Tekin, “Belediyeler, eğer bize bu anlamda destek olur eğer bize sorun çıkarmazlarsa, inşallah en geç 2 yıl içerisinde İzmir’de eğitim ve öğretim sürecinin hizmetine sunmuş olacağız. Hali hazırda ihalesi yapılmış ya da yapılmak üzere ya da inşaatı devam eden 90 tane projemiz var. Bunlar; bir fen lisesi, 12 tane mesleki ve teknik anadolu lisesi, güzel sanatlar lisesi, özel eğitim uygulama okulu, çok programlı lisesi, spor lisesi, öğrenci pansiyonu, anaokulu, ilkokulu, ortaokulu ve imam hatip lisesi. Bu projelerin bir kısmı devam ediyor. Bir kısmı ihale sürecinde, bir kısmı ihalesine çıkılmış imar ve inşaatla ilgili problemlerin çözülmesi için bekleniyor. Dolayısıyla bu bahsettiğimiz yatırımlarla ilgili süreç tamamlanırsa tamamlandığında toplamda İzmir’deki sınıf sayısına bin 907 sınıf ilave edilmiş olacak. Ayrıca 6 atölye, 7 öğrenci pansiyonu, 2 spor salonu, 1 konferans salonu olmak üzere 2023 yatırım programımızda var olan projelerin dökümü bu şekilde. Bu proje bedelleri de yaklaşık olarak 6 milyar 800 milyon TL. Bunlara ilave olarak biz 2024 yatırım programı açısından iki tane yaklaşımımız var. Bunlardan birisi yıkılıp yeniden yapılması düşünülen okullarımız. Diğeri de deprem süreci sonrasında güçlendirme analizleri yapılıp güçlendirme kararı verilen okullarımız. 2024 yatırım programımızda İzmir için biz 956 dersliğe tekabül eden toplam 23 yeni okul projesini yatırım kılavuzumuza aldık. Ayrıca deprem güçlendirmesi kapsamında toplam 17 okulumuzda 2023 yılı içerisinde deprem güçlendirme çalışmaları başlamış ve 329 dersle tekabül ediyor. Onları da tamamlayacağız. Ayrıca deprem güçlendirmesi yapılması gereken 48 okulumuzu deprem güçlendirmesi sürecini almış olacağız. Onların da karşılığı 683 sınıf. Dolayısıyla şöyle baktığımızda hali hazırda İzmir’de 30 bin civarında dersliğimiz var. 2 yıl içerisinde mevcut sınıflarımız da tamamlandığında bu rakam yaklaşık olarak 33 binin üstüne çıkmış olacak. Yüzde 10 civarında bir sınıf artışı öngörmüş oluyoruz” dedi.
Gastronomi Lisesi müjdesi
İzmir’e bir gastronomi lisesi kurmak için adım atıldığı müjdesini veren Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, çocukların küçük yaştan itibaren mesleki teknik eğitim, sportif eğitim ve sanatsal eğitim almalrı konularında yeni bir süreç başlattıklarını da dile getirdi. Bakan Tekin, “Turizm sektörü konusunda ara eleman sıkıntısı yaşandığını biliyoruz. Biz Milli Eğitim Bakanlığı olarak meslek eğitimindeki ara elaman sorunu çözmek için ciddi tedbirler aldık. Ancak bilhassa turizm sektöründeki dostlarımızla konuştuğumuzda orada da bir eksiklik var. O ihtiyacı gidermek için Türkiye genelinde başlangıçta yedi bölgede yedi tane olmak üzere bir meslek formatı geliştirdik. Bünyesinde mutfak sanatları, buna ilişkin servis programı ve turizm işletmeci bir bölümü olan bir gastronomi lisesi tasarlıyoruz. Bu gastronomi formatı; bulunduğu bölgenin annelerimizin reçeteleri diye tanımladığımız yöresel yemeklerin hem mutfak sanatı olarak hayata geçirilmesi anlamında hem servis edilmesi anlamında profesyonel servis anlamında hem de dil işletmecilik kültürü doğrultulması anlamında liseler oluşturması. İstanbul’da bunun ilk örneğini 2024-2025 eğitim üretim yılı başı itibariyle başlatmış olacağız. Boğaza nazır bir restoran işletmesinde çocuklarımızın ürettiklerini İstanbul halkıyla ve misafirlere ikram edecekleri bir uygulama restoranıyla beraber hayata geçireceğiz. Genel yöneticilerimiz ve mülki idare amirlerimizle de uygun bir lokaysan temin edilirse ikinci örneğini de İzmir’de planlamak istiyoruz bununda yapımını bir hayırseverimiz üstlendi. İzmir’de öğretmenlerimizin İzmir’e dışarıdan gelen kamu görevlilerinin misafir edilebilecekleri bir öğretmen evi sıkıntımız var. Konak Öğretmen Evimizi yeniden yatırım programımızı aldık. En kısa zamanda bu konak öğretmen evimiz de yine burada hizmete açılmış olacak. Bunları yapmak için öngördüğümüz 2 yıl oldu” açıklamasında bulundu.
Dağ: “Biz de belediye olarak Milli Eğitim Bakanlığımızın yanında olacağız”
AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Cumhur İttifakı İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Hamza Dağ, 31 Mart’ta gerçekleşecek seçimleri kazanarak başkan olduğu takdirde, Milli Eğitim Bakanlığı tarafından hazırlanan projeleri gerçekleştireceğini dile getirdi. Dağ, “zmir Büyükşehir Belediye Başkan Adayı olarak önümüzdeki süreçte eğitim ve öğretim alanında sorumlu olduğumuz alanlarda elimizden gelenin fazlasını yapacağız. Günümüze baktığımızda küreselleşmenin ve teknolojinin getirdiği yeniliklerin etkisiyle hızlı dönüşümlerin olduğu bir süreçten geçiyoruz. Bizler Büyükşehir Belediyesi olarak gelecek 5 yıl içerisinde evlatlarımızın her anında yanında olacağız. Anne ve babaların gönül rahatlığıyla çocuklarını teslim edecekleri 100 yeni kreşi hayata geçireceğiz. Çocuklarımızın sanatsal, kültürel ve bilimsel birçok alanda çağın ihtiyaçlarına uygun eğitimler alabileceği Çocuk Gelişim Akademilerimizi hayata geçireceğiz. Çocuk üniversiteleri kurarak, çocuklarımızın ilk yaşlarda yeteneklerini keşfedecek ve ailelerimize rehberlik hizmeti sunacağız. Çocuk Yaşam Parkı projemizle çocuklar toprağa dokunacak, bitkilerin nasıl büyüdüğünü gözlemleyecek, köy yaşamını öğrenecek, doğanın döngüsünü ilk elden deneyimleyecek. Burada ifade ettiğim ve daha saymaya fırsatımın olmadığı birçok proje ile şehrimizde bütüncül bir eğitim sistemi oluşturacağız. Okullarımız temizlik ve güvenlik zorlukları yaşıyor. Milli Eğitim Bakanlığı çözmeye devam ediyor biz de belediye olarak Milli Eğitim Bakanlığımızın yanında olacağız. Birçok şehirde belediyeler okul inşa edip Mili Eğitim’e teslim ediyor. Biz 5 yıllık süreçte belediye olarak bakanlığın yapacağı okulların yüzde 10’nu yapıp teslim edeceğiz” ifadelerine yer verdi.
]]>Öğrenci Veli Derneği, Türk Tabipler Birliği, TMMOB Gıda Mühendisleri Odası, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği,Bir Arada Yaşarız Eğitim ve Toplumsal Araştırmalar Vakfı, Derin Yoksulluk Ağı, Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası ve Eğitimciler Derneği’nin bir araya gelerek oluşturduğu Türkiye Okul Yemeği Koalisyonu’nun okullarda sağlıklı ve ücretsiz yemek çağrısı yaptığı açıklama şu şekilde:
“ÜCRETSİZ OKUL YEMEĞİ EN ACİL GÜNDEM”
“Ülkemizde çocukların sağlığı ve geleceği üzerinde ciddi ve kalıcı olumsuz etkilere neden olan beslenme yetersizliği sorununun çözülmesi, sağlıklı ve başarılı bir neslin yetişmesi için elzemdir. Her çocuğun temel hakkı olan sağlıklı beslenme başta siyasi iktidar olmak üzere ilgili kamu kurumlarının sorumluluğundadır. Okul yemeği programları yoluyla okul çağındaki çocuklara ücretsiz gıda ve beslenme desteğinin kamu kurumlarının politika önceliği olması son derece ivedidir. Ancak uygulanan politikalara bakıldığında okul yemeği programlarının kamu gündeminin dışında bırakıldığı aşikardır. Ücretsiz okul yemeği; salgın sonrasında her geçen gün artan yoksulluk ve geçtiğimiz yıl yaşanan deprem felaketiyle birlikte ülkemizin en temel, en acil gündemlerinden biri haline gelmiş durumdadır. Okul yemeği tüm öğrenciler için tartışmasız en temel hak iken ve okul yemeği uygulamasının genişleyerek süreceği açıklamalarına rağmen gerekli adımlar atılmamış; verilen sözler tutulmamıştır.
“ÖĞRENCİLER İÇİN EĞİTİM PARALI HALA GETİRİLMİŞ DURUMDA”
Şubat 2023’te başlatılan anaokullarına besin desteği hizmetinin dahi ekonomik koşullar gerekçe gösterilerek deprem bölgesi haricinde geri çekildiği görülmektedir. Öte yandan, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından yayınlanan 160 sayfalık ‘Türkiye Çocuk Hakları Strateji Belgesi ve Eylem Planı (2023-2028)’ belgesinde okul çağındaki çocuklara ücretsiz gıda ve beslenme desteği yapılacağına dair bir ifade yer almamaktadır. Verilen sözler yerine getirilmediği gibi Okul Öncesi Eğitim ve İlköğretim Kurumları Yönetmeliğinin ‘… okul öncesi eğitim kurumlarında çocukların okulda geçirdikleri süredeki temel ihtiyaçlarını, öz bakım süreçlerini ve eğitim programının uygulanmasını desteklemek amacıyla katkı payı alır’ maddesi ile eğitim; okul öncesi ve tüm kademelerdeki öğrenciler için yemekten, eğitim materyallerine kadar paralı hale getirilmiş durumdadır.
Açıklanan her veri ve son açıklanan PISA 2022 raporu artık nitelikli eğitimi, eğitimde eşitliği dahi konuşamadığımızın açık kanıtıdır. Üç yılda bir yapılan ve 15 yaşındaki öğrencilerin okuma, matematik ve fen alanlarındaki becerilerini ölçen PISA kapsamında öğrenciler, öğretmenler, okul yöneticileri ve velilere anketler uygulanmaktadır. Ankette öğrencilere sorulan sorulardan biri de ‘Geçen 30 günde yiyecek alacak paranız olmadığı için kaç kere yemek yiyemediniz?’ sorusuydu. Bu soruya verilen yanıtlar ülkemizde en az 5 öğrenciden birinin haftada en az bir kere parası olmadığı için yemek yiyemediğini ortaya çıkardı.
“GERÇEK TABLONUN DAHA VAHİM OLDUĞU AŞİKARDIR”
Türkiye 37 OECD ülkesi arasında yüzde 19,2 ile, son 30 günde haftada en az bir kez yiyecek parası olmadığı için yemek yiyemeyen öğrenci oranının en yüksek olduğu ülke oldu. Geçmiş yıllardaki LGS verilerine göre sosyo-ekonomik durumu düşük ebeveynlerin çocuklarının büyük çoğunluğu meslek liseleri ve imam hatip liselerinde iken sosyo-ekonomik durumu daha yüksek ebeveynlerin çocukları fen ve Anadolu liselerinde öğrenim görmektedir. Çoğunluğunu fen ve Anadolu lisesi öğrencilerinin oluşturduğu PISA anketinde dahi en az beş çocuktan biri açlığı yaşıyorsa diğer okul türleri ve okulların tamamı açısından gerçek tablonun daha vahim olduğu aşikardır.
“ÜÇ ÇOCUKTAN BİRİ CİDDİ YETERSİZ BESLENME SORUNU İLE KARŞI KARŞIYA”
MEB’in örgün eğitim verileri bile okul terklerinin ülke tarihinde görülmemiş boyutlara ulaştığını göstermektedir. Aynı zamanda TÜİK 2022 verilerine göre üç çocuktan biri (yüzde 35,3) ciddi maddi yoksulluk, yetersiz beslenme sorunu ile karşı karşıyadır. Okul terklerinin bu maddi yoksulluktan kaynaklandığı açıktır, diğer bir deyişle neden yoksulluk sonuç okul terkidir. Yetersiz beslenme, çocukların fiziksel gelişimini, okul için hazır bulunuşluğunu, akademik başarısını ve okula devamını da etkilemektedir. Dünyada bu sorunların çözümü için en etkili ve en yaygın şekilde kullanılan müdahale programı okul çocuklarına ücretsiz beslenme desteği sunan kamusal okul yemeği programlarıdır. Bu programlar başta kız çocukları ve özel eğitim gereksinimi olan çocuklar olmak üzere dezavantajlı tüm öğrencilerin eğitimde fırsat eşitliğini ve derslere devamlı katılımını sağlayan bir işleve sahiptir.
Okul yemeği programlarının uygulandığı ülkelerde, bu programın çocuk yoksulluğuna, okul terki ve devamsızlığın azaltılmasına, akademik başarının artırılmasına, cinsiyetten kaynaklı ayrımcılığın, eşitsizliğin ortadan kaldırılmasına etkisi, ulusal ve uluslararası kurumların yaptığı çalışmalarla ortaya konmuştur. Dolayısıyla, ‘çocuklara ücretsiz okul yemeği’ neden sunulmalı sorusunun bilimsel ve gözlemsel verilere bakarak cevabı çok net olmasının yanı sıra, okul yemeği programlarının uygulanmaması durumunda çocuklarımızın fiziksel, psikolojik ve bilişsel yetilerinin olumsuz etkileneceği de bir o kadar net bir gerçektir.
“ÇOCUKLAR OKULDA AÇ KALMAMALI”
Bir gıda krizi içinde olduğumuz, toplumun geniş kesimlerinin sağlıklı beslenme açısından ciddi sorunlar yaşadığı ve bu sorunun mevcut şartlar bu şekilde devam ederse daha da kötüye gideceği bilinmelidir. Gıda krizi çocukların sağlıklı büyüme ve gelişme hakkının bir ihlali olarak görülmelidir. Açlık, gizli açlık, yoksulluk, güvencesizlik çocukların eğitim görmesine engel olmamalı. Çocuklar okulda aç kalmamalı. Eğitim kurumları çocuklara eğitim ve sağlıklı beslenme imkanını bir arada sunmalı. Çocuklara iyi bir hayat sağlamak siyasal iktidar, muhalefet ve tüm toplumsal kurumlar için kamusal bir görevdir; ancak her yurttaş için de ahlaki bir sorumluluktur.
“KAMUSAL DESTEK DAYANIŞMA PROGRAMI ACİLEN UYGULANMALI”
Türkiye’nin de 27 Ocak 1995’te onayladığı Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşmesi’nde de belirtildiği üzere; ‘taraf devletler, her çocuğun bedensel, zihinsel, ruhsal, ahlaksal ve toplumsal gelişmesini sağlayacak yeterli bir hayat seviyesine hakkı olduğunu kabul eder. Ulusal durumlarına göre ve olanakları ölçüsünde ebeveynlerine ve çocuğun bakımını üstlenen diğer kişilere, çocuğun bu hakkının uygulanmasında yardımcı olmak amacıyla gerekli önlemleri alır ve gereksinimi olduğu takdirde özellikle beslenme, giyim ve barınma konularında maddi yardım ve destek programları uygularlar’ Türkiye’nin taraf olduğu sözleşmenin ilişkin maddesine dayanarak tüm kademelerdeki okullarda eğitim gören tüm çocuklarımıza ayrım yapılmaksızın ücretsiz nitelikli bir öğün yemek ve okulda geçirdikleri süre boyunca temiz içme suyu temininin sosyal devletin görevi olduğunu hatırlatıyor ve çocuklarımız başta olmak üzere yoksullukla ilişkili olarak yetersiz beslenme ve açlık sorunu yaşayan kesimlere yönelik bir ‘kamusal destek-dayanışma programı’ acilen uygulamaya konulmalıdır diyoruz.
Başta siyasi iktidar olmak üzere tüm bileşenler, yetersiz beslenme ile mücadelede sorumluluk almalı ve devlet okullarında ücretsiz beslenme birincil öncelikli mesele olarak görülmelidir. Ekonomik krizin derinleştiği bu dönemde “Türkiye Okul Yemeği Koalisyonu” olarak son derece önemli olan bu meselenin çözümüne katkı sunmak isteyen kurum ve kişilere çağrımızdır: Gelin hep birlikte çocuklarımızın geleceğine sahip çıkalım, yapılan çalışmaların takipçisi olalım ve birlikte çözüm üretelim.”
]]>Tekin, Alsancak Gar Toplantı Salonu’nda kentteki eğitim yatırımlarına ilişkin açıklamalarda bulundu.
Her ayın ilk cumartesi günü yaptıkları “Öğretmenler Odası Buluşmaları”nı bugün Türkiye’nin farklı illerinden gelen 300 öğretmenle İzmir’de gerçekleştirdiklerini söyleyen Tekin, AK Parti hükümetlerinin eğitim alanında çok ciddi yatırımlar yaptığını, 2002-2003 eğitim-öğretim yılına göre derslik sayısı, öğretmen sayısı ve benzeri sayısal göstergelerin minimum iki katına çıkartıldığını söyledi.
Bakan Tekin, bu ay sonunda gerçekleşecek Mahalli İdareler Genel Seçimleri’nin Milli Eğitim Bakanlığını çok yakından ilgilendirdiğini belirterek, yerel yöneticilerin kendilerine destek verdiği yerlerde eğitim yatırımlarının çok rahat bir şekilde yürüdüğüne dikkati çekti.
İzmir’de yatırım programına alınan, ihale veya inşaat sürecinde olan 90 projenin bulunduğunu bildiren Tekin, “Bu projelerin bir kısmı devam ediyor, bir kısmı ihale sürecinde, bir kısmı ihalesine çıkılmış, imar ve inşaatla, ruhsatla ilgili problemlerin çözülmesi bekleniyor. Dolayısıyla bu bahsettiğimiz yatırımlarla ilgili süreç tamamlandığında toplamda İzmir’deki derslik sayısına 1907 derslik ilave edilmiş olacak.” diye konuştu.
Tekin, 90 projenin bedelinin yaklaşık 6 milyar 800 milyon lira olduğunu belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü:
“2024’te İzmir için 956 dersliğe tekabül eden toplam 23 yeni okul projesini yatırım programımıza aldık. İzmir halkına, İzmir’deki eğitim öğretim sürecini sabırsızlıkla bekleyen, takip eden eğitim camiasına hayırlı uğurlu olmasını temenni ediyorum. Ayrıca deprem kapsamında toplam 17 okulumuzda 2023 yılı içerisinde deprem güçlendirme çalışmaları başlamış, bu da 329 dersliğe tekabül ediyor. Onları da tamamlayacağız. Deprem güçlendirmesi yapılması gereken 48 okulumuzu da güçlendirme sürecine alıyoruz. Onların da derslik karşılığı 683.”
Bunların tamamlanmasıyla İzmir’deki derslik sayısının yaklaşık 33 binin üzerine çıkacağını kaydeden Tekin, Ankara’da hayata geçirecekleri müzik ilkokulu-ortaokulu ve lisesi projesini İzmir’de de planlayacaklarını söyledi.
İzmir’e de gastronomi lisesi projesi
Tekin, bakanlık olarak mesleki eğitimdeki ara eleman problemini çözmek için ciddi tedbirler aldıklarını, Türkiye genelinde oluşturmayı planladıkları gastronomi liselerinin ilkini 2024-2025 eğitim-öğretim yılında İstanbul’da başlatacaklarını ifade etti.
Uygun bir lokasyon temin edilmesi halinde bunun ikinci örneğini İzmir’de planlamak istediklerini kaydeden Tekin, “Bir hayırseverimiz yapımını üstlendi. Bizim yatırım programımızın dışında inşallah dediğimiz koşullara uygun bir lokasyon üretilebilirse onu da hayata geçirmiş olacağız.” dedi.
Tekin, Konak Öğretmenevi’ni yatırım programına aldıklarını, mevcut yerinde 2 yıl içinde tekrar hizmete açılacağını, Foça’da atıl durumda bulunan Hizmetiçi Eğitim Merkezi’ni de Öğretmen Akademileri’nin İzmir şubesi olarak hayata geçireceklerini sözlerine ekledi.
İzmir’e 100 yeni kreş ve Çocuk Gelişim Akademisi
AK Parti İzmir Büyükşehir Belediye Başkan adayı Hamza Dağ da seçimi kazanmaları halinde eğitim alanında çocuklara ve velilere yönelik bazı projeleri hayata geçireceklerini, İzmir’e 100 yeni kreş ile Çocuk Gelişim Akademisi’ni kazandıracaklarını, çocuk üniversiteleri kuracaklarını aktardı.
Çocukların eğitim-öğretim hayatlarının her anında yanlarında olacaklarını kaydeden Dağ, “Güçlü, huzurlu ve müreffeh bir İzmir, sadece bizim değil, gelecek nesillerimizin de hakkı. İzmir’imizin aydınlık yarınları için, el ele, omuz omuza, yürek yüreğe mücadele edeceğiz. Milli Eğitim Bakanlığımızın vizyonu olan ‘Hayata hazır, sağlıklı ve mutlu bireyler yetiştiren bir eğitim sistemi’ için İzmir Büyükşehir Belediyesi olarak gelecek 5 yıla ‘biz hazırız’ diyorum.” dedi.???????
]]>Anadolu Ajansının (AA) “Global İletişim Ortağı” olduğu, Belek Turizm Bölgesi’ndeki NEST Kongre Merkezi’nde ikinci gününde devam eden forum kapsamında yapılan panelin moderatörlüğünü, TRT World sunucularından Alican Ayanlar üstlendi.
Panelde konuşan Kamerun Dışişleri Bakanı Lejeune Mbella Mbella, kıtanın yer altı ve üstü kaynaklarıyla birlikte insan kaynağıyla da büyük potansiyele sahip olduğunu, bu nedenle gençlerin eğitiminin öncelik taşıdığını söyledi.
Türkiye gibi ortaklarla sahip oldukları potansiyeli ortaya çıkarmak istediklerini dile getiren Mbella, “Bugün kendi gerçeklerimize uygun bir eğitim sistemi ortaya koymak için çabalıyoruz. Ekonomi ve eğitim için yeni teknolojilere adapte olmak lazım. Teknoloji transferinin, duruma uygun şekilde ve kalkınma hedefleri ışığında yapılması lazım.” dedi.
Mbella, ülkesinin kendine yeten bir tarım sistemi üretmek için mücadele ettiğini, altyapının geliştirilmesinin kıtanın en büyük ihtiyaçlarından biri olduğunu belirtti.
Kıtada serbest ticaretin gelişmesi için komşu ülkelerle entegrasyonun artırılması gerektiğine işaret eden Mbella, “Kıtada güvensizlik ve savaş endişesi var. Silahları durdurmalıyız. Gerçekten kalkınma için, insanların yerinden edilmemesi için entegre bir kalkınma gerekli.” diye konuştu.
“Gıda sorununa odaklanmalıyız”
Zimbabve Dışişleri ve Uluslararası Ticaret Bakanı Frederick Shava, kıtadaki en elzem sorunun gıda olduğunu vurgulayarak, atılmasını düşündüğü adımları şöyle sıraladı:
“Afrika nüfusuna gıdayı nasıl sağlayacağımıza odaklanmamız gerekli. Gıdayı üretebilirsek nüfusumuzu da rahata erdirebiliriz. Diğer mesele de iklim değişikliğiyle nasıl mücadele edeceğimiz, bu da son derece elzem bir konu. Üçüncü husus ise eğitim konusu. Demografik olarak nüfusumuzun yüzde 60’ı gençlerden oluşuyor. Bu minvalde yeterli eğitim olanaklarını sağlamamız gerekli. Bir diğer konu da dijitalleşme. Hem gıda üretiminde hem de nüfusumuzdan ötürü dijital ekonomiye geçmemiz gerekiyor. Bütün bunlarla birlikte eğer barışı tesis edebilirsek, kendi gençlerimize eğitim anlamında daha çok şey verebiliriz.”
Shava, ülkesinde üniversite sayısının 21’e çıktığına ve eğitim talebinin arttığına dikkati çekerek, gençlerin inovasyon merkezlerinde kurdukları hayalleri gerçeğe dönüştürüp üretim yaptığını aktardı.
Kovid-19 döneminde oksijen bulamadıkları için kendi üretimlerini yapmaya başladıklarını anlatan Shava, halihazırda bu tesisin başka ülkelere de oksijen sattığına işaret etti.
Zimbabveli Bakan Shava gibi gıda sorununa vurgu yapan Mozambik Dışişleri Bakanı Veronica Nataniel Macamo Dlovo da “Kıtadaki en büyük problemimiz açlık. Bugün giydiğim elbiseyi yarın tekrar giyebilirim ama her zaman yemem gerekiyor. Çiftçilere ve tarıma yatırım yapmamız gerekiyor.” şeklinde konuştu.
Mozambik’teki terör sorununun yol açtığı zorluklara değinen Dlovo, ayrıca terörün sadece tek bir ülkenin meselesi olmadığının ve global bir sorun olduğunun altını çizdi.
“Gelin Afrika’da yatırım yapın”
Gabon Dışişleri Bakanı Regis Onanga Ndiaye, herkesin kıtadaki potansiyelin farkında olduğunu ifade ederek, barış ortamının sağlanıp eğitim ve tarım alanına yatırım yapılması gerektiğini dile getirdi.
Ndiaye, “Afrika’da bu kadar toprak olması ve kıtanın açlıkla mücadele etmesi bir sorun, burada bir çelişki var. Türkiye gibi ülkelerle işbirliği son derece önemli.” ifadelerini kullandı.
Batılı ülkelerdeki bazı yatırımcıların ülke kaynaklarından yüzde 80 gibi büyük oranda karlarla ülkesine döndüğünü ve bunun adil olmadığını hatırlatan Ndiaye, “Gelin Afrika’da yatırım yapın ve herkes kazanmaya devam etsin.” dedi.
“Eskiden Afrikalıları bu tür forumlara çağırdıklarında bize ders veriyorlardı, artık biz ders veriyoruz çünkü kıtamızı biz tanıyoruz.” diye konuşan Bakan Ndiaye, ülkenin kalkınması için büyük yatırımlara ihtiyaç duyulduğunu söyledi.
Ndiaye, halen 1970’lerde yapılan demir yolunu kullandıklarını ifade ederek, hedeflerinin yeni ortaklarla ülkedeki yer altı kaynaklarını işleyip dünyaya ulaştırmak olduğunu kaydetti.
Bir soru üzerine Ndiaye, borçlanmanın, altyapı ve eğitim gibi gerekli yerlere harcama yapıldığında vatandaşların geleceği için faydalı olduğuna dikkati çekti.
Namibya Dışişleri Bakanı Peya Mushelenga ise potansiyeli ortaya çıkarmak için komşu ülkelerle ticareti artırmak istediklerini, halihazırda devam eden projeleri bitirme çabası içinde olduklarını anlattı.
“Eğitim ve teknoloji imkanları gelişiyorken insanların yoksulluk için de yaşıyor olması anlamsız. ” şeklinde konuşan Mushelenga, ancak eğitime odaklanarak halkı yoksulluktan kurtarabileceklerini belirtti.
]]>ERÜ Tıp Fakültesi’nde açılan faaliyet odaları ve kulüpler ile öğrenciler karakalemden yogaya, tiyatrodan müzik etkinliklerine kadar birçok sanat ve spor alanında hem kendilerini geliştiriyor hem de derslerine motivasyonlarını arttırıyor. Öğrenciler gerek ders aralarını gerekse diğer boş vakitlerini etkinliklerle geçirerek mesleklerine giden akademik hayatlarının yanında kültür ve sanat faaliyetlerinden de geride kalmıyorlar.
Bir hekimin insanı ruh ve beden olarak bütün halinde tanıması gerektiğini söyleyen ERÜ Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Cemal Alper Kemaloğlu, “Erciyes Üniversitesi akredite bir üniversitedir ve tüm Türkiye’de devlet üniversiteleri arasında tıp fakültemiz ilk 10’da yer almaktadır. Eğitim kalitesinin arttırılması bizim için esas. Fakat bir hekim insanı bir bütün tanımalıdır. Yani ruh ve beden bütünlüğü olarak bakmalı. Bu bakımdan biz öğrencilerimize bu sene ilk defa seçmeli olarak psikoloji dersi koyduk. Yine bir hekimin hastalıklara esnek yaklaşması için düşünce yapısı, mantık yürütmesi çok önemli. Felsefe derslerini de koyduk. Yine sportif aktivitelerini eğitimin içinde gördüğümüz için yüzme dersleri de bu sene ders programına entegre edilmiş oldu. Biz bir taraftan da dünyadaki ve Türkiye’deki ilk 3’teki üniversitelerin ders programını inceledik. Bu bakımdan da üniversitemize bu ders programlarını kendi iç bünyemizdeki değerlendirmeler neticesinde revize ederek kazandırdık. Şu anda üniversite öğrencilerimiz tüm dünyadaki ve Türkiye’deki en iyi üniversiteler hangi programları uyguluyorsa onu görüyorlar” dedi.
“Öğrenciler kişisel gelişimlerine katkıda bulunuyor”
Prof. Dr. Kemaloğlu, öğrenci kulüplerine tahsis edilen odalarda gerçekleşen faaliyetler ile öğrencilerin kişisel gelişimlerine de katkıda bulunduklarını söyleyerek, “Başka bir konu da tabi ki öğrencilerin boş vakitlerinde kampüs içerisinde eğitim anlamında ne yapabilecekleridir. Biz bu boş vakitleri de eğitime dahil kabul ediyoruz. Çünkü üniversite eğitimi aynı zamanda bir karakter eğitimidir. Sadece bir akademik eğitim değildir. Bu bakımdan üniversitemizin içerisinde kitap okuma etkinlikleri başlattık. Her ay bir öğretim üyemiz, seçtiği bir kitabı öğrencilerimizle paylaşıyor. Yine öğrencilerimizin sosyal etkinliklerine hız verdik. Öğrenci kulüplerimiz için bir oda tahsis ettik. Onlar sosyal programlarını danışman hocaları eşliğinde bize iletiyorlar ve biz dekanlık olarak her türlü desteği veriyoruz. Müzik anlamında öğrencilerimiz çok güzel bir konser verdiler. Yine fakültemizin tiyatro kulübü de önümüzdeki aylarda çok güzel bir oyun sergileyecek. Yine gururla söyleyebilirim ki bir hekimin el becerileri çok önemlidir. Fakültemizin içerisine el becerilerini arttırabilmek için karakalem odası açtık. Öğrencilerimiz boş vakitlerinde burada çini ve karakalem boyamalar yapabiliyorlar. Yine stres yönetimi açısından yoga-plates odası açtık. Öğlen aralarında çocuklarımız spor da yapabiliyorlar. Dolayısıyla biz öğrencilerimizi sadece derste değil, ders aralarında da burada kalsınlar, kendi kişisel gelişimlerine katkı sunsunlar diye desteklemeye devam ediyoruz” ifadelerini kullandı.
“Öğrencilerimizin sadece eğitim amaçlı yurtdışına gitmesini istiyoruz”
Türkiye’de hekimlerin ve doktorların dünya standartlarında çok iyi yerlerde olduğunu söyleyen Prof. Dr. Kemaloğlu, sözlerine şu şekilde devam etti:
“Bizler Türkiye’nin en nitelikli öğrencilerini kabul ediyoruz, yüzde 1’lik dilimle bize geliyorlar. Bu öğrencilerimizin eğitiminin sonunda da ülkemize hizmet vermelerini istiyoruz. Fakat bazen duyuyoruz ki yurtdışında çok cazip imkanlar var, orada çok iyi eğitim imkanları var gibi bir takım sözler oluyor veya algı operasyonuyla gidiyor bu. Ben dahil birçok öğretim üyemiz yurtdışında bulunduk eğitim amaçlı olarak. Orayı tanıyoruz, oranın kabiliyetlerini ve ekonomik durumunu da çok iyi biliyoruz. Bu düşüncede öğrencilerimizi bilinçlendirmeye devam ediyoruz. Şunu çok net söyleyebilirim ki bizim öğretim üyelerimiz ve hekimlerimiz kabiliyet ve bilgi anlamında Avrupa’daki hekimlerin üzerindeler veya ilk 3’teler diye çok rahat söyleyebilirim. Fakat öğrencilerimizin de bunu kendilerinde görmeleri için ERASMUS hareketliliği kapsamında biz öğrencilerimizi anlaşmalı olduğumuz Avrupa’daki üniversitelere eğitim amaçlı gönderiyoruz. Onları üniversitemiz burs anlamında destekliyor, daha sonra öğrencilerimiz buraya dönüp deneyimlerini de hem arkadaşları hem de hocaları ile paylaşıyor. Bir kere daha söylemek istiyorum ki; biz hekimlerimizin ülkemizde kalmasını ve sadece eğitim amaçlı yurtdışına gidip gelmelerini istiyoruz. Çünkü devletimiz öğrencilerimiz için çok büyük yatırım yapmakta ve haklı olarak da burada kalıp ülkesine hizmet etmesini beklemekte.”
Kampüste karakalem çalışmalarına katılan ERÜ Tıp Fakültesi dönem 3 öğrencisi Kübra Bölükbaşı, “Ben karakalemi kendim hobi olarak evde yapıyorum ama sonrasında kendi kulübümüz ile birlikte böyle bir oda da açıldığı için etkinlikler düzenleyip bu işte biraz daha yetenekli olan arkadaşlarımızdan eğitimler alıyoruz. Kendimiz çizmeye çalışıyoruz. Bu aktiviteleri dersler arasında yaptığımız için tabi ki rahatlıyoruz. Bu odayı bize kazandıran Alper hocamıza teşekkür ederiz” dedi.
ERÜ Tıp Fakültesi dönem 3 öğrencisi Melisa Karsandı ise “Ben taekwondo branşı ile ilgileniyorum. 13 yıldır yapıyorum. ERÜ özellikle de dekanımız sayesinde burada antrenmanlar yapmaya başladım. 2013’ten beri Türkiye derecelerim var. Özellikle 2017 Balkan Şampiyonası benim ilk milli takım mücadelem oldu. 2021 yılında buraya geldikten sonra ara vermek zorunda kaldım. Şimdi de dekanımız sayesinde tekrar başladım. Çok mutluyum, spor küçüklüğümden beri yaptığım bir şey olduğu için beni çok mutlu ediyor. Derslerime motive olmamı sağlıyor. Başta rektörümüz ve dekanımız olmak üzere emeği geçen herkese teşekkür ediyorum” ifadelerini kullandı.
Dönem 2 öğrencilerinden Ece Yurttaş da, “Yaptığım etkinlik derslerime daha çok odaklanmamı sağlıyor. Ben profesyonel olarak piyano çalıyorum ve yaklaşık 9 sene oldu. Fakültemizde de buna çok fazla ilgi var. Dekanımız bize piyano temin edilmesini sağladı ve birçok arkadaşımız da piyano etkinliğinden faydalanabiliyor gerek çalma gerek konser olarak. Onun dışında yine dekanımızın bize sağladığı imkanlarla bir spor kulübü kurduk ve tıbbın sadece akademiden ibaret bir şey olmadığını da anlamış olduk. Çünkü etkinliklerimize katılım çok fazla ve bu bizi çok mutlu ediyor. Tıp sadece ders çalışmak değil, sosyal bir dinamiği de olan bir meslektir. Bu konuda da dekanımıza, rektörümüze ve bize bu imkanları sağlayan hocalarımıza çok teşekkür ederiz” dedi. – KAYSERİ
]]>Talas Belediyesi, Kayseri’nin en büyük 1’inci, Türkiye’nin ise 6. en kalabalık ilçesi olan Mevlana Mahallesi’nin okul ihtiyacını gidermek için Hayırsever Ahmet Gönen işbirliği ile yaptırılacak olan Ahmet Gönen Lisesi’nin temelini attı. Törene, Talas Kaymakamı Yaşar Dönmez, Talas Belediye Başkanı Mustafa Yalçın, İl Milli Eğitim Müdürü Bahameddin Karaköse, davetliler ve mahalle sakinleri katıldı. Saygı duruşunda bulunulması ve İstiklal Marşı’nın okunmasının ardından törenin açılış konuşmasını yapan İl Milli Eğitim Müdürü Bahameddin Karaköse, “Biz her platformda geleceğimizi emanet edeceğimiz çocuklarımız, gençlerimiz diyoruz. Geleceğimizi emanet edeceğimiz çocuklarımızı hayata hazırlama sürecinde onları en iyi imkanlarla buluşturmayı hedefliyoruz. Temelini atacağımız bu yatırımın en önemli hususlarından bir tanesi hayırseverimizin yaptığı bir yatırım ve belediyemizin desteği ile yapılan bir okul. Hayırsever ve belediye katkısıyla çok kıymetli bir okul daha kazanacağız. Talas ilçemiz çok hızlı gelişen, büyüyen bir ilçe. İhtiyaç olan bir yerde ihtiyacı karşılayacak ve sorunu çözecek bir temel atıyoruz” dedi.
“Sadece 5 yılda 8 okul bitirdik ve teslim ettik”
Talas Belediye Başkanı Mustafa Yalçın da, “Nüfus yoğunluğu açısından Türkiye’nin en kalabalık 6’ıncı, Kayseri’nin de en büyük 1’inci mahallesinde bulunuyoruz. Her biri bir köy büyüklüğünde olan çok sayıda apartman var. Buralarda en önemli konunun eğitim olduğu göz ardı edilemez. Biz başlarken “Cumhuriyet’imizin 100. Yılında 100 proje” dedik, 210 proje olmuş ama en önemlisi de eğitim. Bende öğretmen olunca aklımı taktım ve meclis üyelerimizde bizi desteklediler. Artık Talas’ta valimizin, kaymakamımızın ve milli eğitim müdürümüzün de aklını taktığı gibi ikinci eğitime son vermiş olalım. Ben 30 sene boyunca “sabahçı mısın, öğlenci misin?” sorusuna muhatap oldum. Hiç hoşunuza giden bir durum değil. Artık Kayseri’de bu iş bitiyor. Devlet ve millet işbirliği ile yapıldığı içinde devlet adına biz hazine arazilerini veriyoruz. Yoksa da planlıyoruz. Hayırseverimizde yapıyor. Büyün bir güzellik ile işi bitiriyoruz. Sadece 5 yılda 8 okul bitirdik ve teslim ettik. Şuanda da inşaatı devam eden 8 okulumuz var. 4 tanesi önümüzdeki eğitim öğretim yılına yetişmiş olacak” ifadelerini kullandı.
Yalçın, “Türkiye Yüzyılı demek sadece slogan atmaktan ibaret değil ve olmamalı. Biz Türkiye Yüzyılının altını eğitim yüzyılı olarak doldurursak, sanayiciler üretim yüzyılı olarak altını doldurursa, herkes kendini işiyle altını doldurursa o zaman Türkiye yüzyılı olur. Kıyamete kadar Türkiye Cumhuriyetinin yüzyıllarına ve muassır ülkeler seviyesindeki yerimizi alırız. Bunun için elimizden geleni yapıyoruz” diye konuştu.
Talas Kaymakamı Yaşar Dönmez ise, “İlçemiz ülkemizde en hızlı gelişen ve nüfusu en hızlı artan ilçelerimizden birisi. Mevlana Mahallemizde hem ilimizde he ülkemizde hızla gelişen bir mahallemizdir. Durum böyle olunca bu kadar nüfusa eğitim alt yapısı gerekiyor. Bunları yapmak bakanlığımızın görevidir ama bu kadar nüfus artışı karşısında bakanlığımızın bu kadar hızlı gelişen bir ihtiyacı biranda karşılama imkanı olamaz. Olsa bile desteklemeliyiz. İlçemiz bu konuda son derece şanslı. İl Milli Eğitim Müdürlüğümüzün yoğun çabaları karşısında belediyemiz ve hayırseverlerimizde devreye girmek suretiyle bu ihtiyacı hızlı bir şekilde karşıladılar” şeklinde konuştu.
Konuşmaların ardından dua edildi ve okulun temeli atıldı. – KAYSERİ
]]>Birlikten yapılan açıklamaya göre, gastronomi turizminin gelişmesine katkı vermenin yanı sıra turizm meslek liselerinden mezun olan öğrencilere iş imkanı sağlamak amacıyla hayata geçirilen “Sektör Yetenek Avında” projesi yeniden başlatıldı.
Proje kapsamında düzenlenen “Turizm Meslek Liseleri Arası Aşçılık Yarışması”nın dördüncüsü, verilen 3 yıl aranın ardından Gastronometro’da gerçekleştirildi. Yarışma, 2021 ve 2022’de Kovid-19 salgını nedeniyle 2023’te de 6 Şubat’ta meydana gelen depremler nedeniyle yapılamamıştı.
TÜROB Başkanı Müberra Eresin, törende yaptığı konuşmada, son yıllarda Türkiye’nin gastronomi turizmi için tercih edilen öncelikli bir ülke haline geldiğini belirtti.
Eresin, “Dünya ülkelerinde turizm gelirinin önemli bir kısmını oluşturan gastronomi turizmi Türkiye’de de hala gelişime açık bir alandır. Gastronomi de fazlasıyla nitelikli iş gücüne ve deneyime dayanıyor. Dolayısıyla gençler bu konuda en önemli avantajımız ve güvencemiz. Hedefimiz bu yarışmayı büyütmek, Türkiye geneline farklı kategorilerle genişletmek. Bu amaca yönelik adımlarımızı hızlıca atmak üzere TUGEV ile işbirliğimizi de başlattık.” ifadesini kullandı.
Gastronomi açısından birçok ülkeden daha yüksek potansiyele sahip olan Türkiye bu özelliğini turizme yansıtmayı tamamen başardığında turizm gelirinde önemli artış olacağını belirten Eresin, bu yolda Turizm Meslek Liseleri Arası Aşçılık Yarışması’nın sektör-okul işbirliğinin en güzel ve en anlamlı örneklerinden biri olduğunu vurguladı.
Eresin, sadece dereceye girenlere değil, yarışmaya katılanların tamamına staj ve istihdam imkanı sunulduğuna dikkati çekerek şunları kaydetti:
“Türkiye’de orta ve uzun vadede gastronomi turizminin gelişmesine katkı sağlamasının yanı sıra turizm meslek liselerinden mezun olanlara istihdamın yolunu açan projeyle, turizm otelcilik sektörünün nitelikli çalışan ihtiyacının karşılanması ve meslek lisesi mezunlarının eğitim aldıkları alanda istihdam edilme imkanlarının artırılmasını ana hedef olarak belirlemiştik. Öğrencilerimizin eğitimlerinin bir parçası olarak motivasyonlarını artırmak ve sektörümüzün de okullara dikkatlerini çekmek üzere düzenlediğimiz bu yarışmada aslında kazanan tüm okullar. Hepsini yürekten tebrik ediyorum.”
Eresin, sektörün önde gelen şeflerinden oluşturdukları jürinin, genç şeflerin hazırladığı birbirinden başarılı tabaklar arasından seçim yapmakta ilk defa çok zorlandığını ifade etti.
“Mutfağımızın geleceğine bugünün genç şefleri yön verecek”
Metro Türkiye’nin Kurumsal İletişim ve Kamu İlişkileri Müdürü Aslı Duran da yaklaşık 35 yıldır Türk mutfak kültürünü ve değerlerini korumak, gelecek nesillere aktarmak ve şefleriyle birlikte bu mutfağın dünyada hak ettiği yere gelmesini sağlamak için çalıştıklarını vurguladı.
Duran, “Metro Türkiye olarak, mutfağımızın geleceğine bugünün genç şeflerinin yön vereceğine olan inancımızla onların eğitimleri ve gelişimleri için pek çok proje geliştiriyor, işbirlikleri yapıyoruz. Türk mutfağının sürdürülebilirliği için yaptığımız her çalışmada ülkemizin ilk gastronomi keşif platformu olan Gastronometro, hem bir eğitim ve AR-GE merkezi hem de gastronomi dünyasını bir araya getiren bir buluşma noktası olarak önemli bir rol üstleniyor. Yeme içme sektörünün en büyük iş ortağı olarak genç şeflerimize tavsiyemiz, Türk mutfağının tekniklerini, geleneklerini en iyi şekilde öğrenmeleri, yerel ürünlere ve coğrafi işaretli ürünlerimize sahip çıkarak değer kazanmasına destek vermeleri. Metro Türkiye olarak biz, tüm bu konularda onların yanında olmaya devam edeceğiz.” dedi.
İstanbul’dan 12 meslek lisesinin öğrencilerinin kıyasıya yarıştığı, jüri başkanlığını şef Vedat Başaran’ın yaptığı yarışmanın ödül törenine, İstanbul Valisi Davut Gül ile eğitim, turizm, gastronomi ve medya alanından temsilciler katıldı.
Yarışmanın birincisi, Sarıyer Vehbi Koç Vakfı Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi oldu. İkincilik ödülü Selimpaşa Borsa İstanbul Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesine ve üçüncülük ödülü TÜROB 50. Yıl Şişli Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesine verildi.
ECOLAB Hijyen Ödülü de Kumburgaz Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesinin oldu. Katılımcı tüm okullara Gastronometro tarafından hediyeler takdim edildi.
]]>Ataşehir’de bir otelde gerçekleştirilen imza töreninde konuşan İlim Yayma Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı Bilal Erdoğan, öğretmenlerin eğitimin yüzde 70’ini oluşturduğunu, sınıfların, materyallerin ve diğer imkanların ise ancak yüzde 30’u teşkil ettiğini söyledi.
Erdoğan, Anadolu’da yaptıkları eğitime destek platformu toplantılarında, zaman zaman öğretmenlerle ilgili memnuniyetsizliklerin kendilerine sunulduğunu belirterek şöyle konuştu:
“Her zaman şunu söylüyorum; bizim 1 milyon 100 bin öğretmenimiz var. ‘Bir yerde 1 milyon 100 bin iyi öğretmen var. Biz onları getirsek bu iş çözülecek.’ Böyle bir dünya yok. Biz öğretmenlerimizi öncelikle değerli hissettirmek zorundayız. STK’ler, veliler, kamuoyu olarak eğitimcilerimize kıymet veren bir toplum olursak, o zaman eğitimin sonuçlarında en hızlı iyileşmeleri sağlama imkanına kavuşuruz. Ama Türkiye’de eğitim dendiği zaman hala sistem, müfredat, özlük hakları, gösterge, bunlar konuşuluyorsa, eğitim denince ‘atanamayan öğretmen’ diye bir şey anlaşılıyorsa o zaman bizim eğitim sonuçlarını geliştirme imkanımız olmaz.”
“Öğretmen kendini geliştirme motivasyonunu kazanırsa, sınıftaki performansı artacaktır”
Erdoğan, vakıf olarak son yıllarda öğretmenlere yönelik nasıl faaliyetler yapabileceklerini düşündüklerini anlattı.
Bu kapsamda özellikle vakıf merkezinin çevresindeki okul müdürleriyle bir araya gelerek, onlara “Öğretmenlerimize ne tür eğitimler açarsak gönüllülük esasıyla gelirler?” diye sorduklarını ifade eden Erdoğan, “Biz İlim Yayma Vakfı olarak öğretmenlerimizin severek, isteyerek geleceği programları açmak istiyoruz.” dedi.
Bu sene bir programa başladıklarını kaydeden Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bunları tecrübeyle geliştirmek, yeni modüller eklemek istiyoruz. Bu anlamda şu anda Vefa’da bir yerimiz var. Üniversitemiz Halkalı’da, onun imkanlarını seferber edebiliriz. Anadolu Yakası’nda küçük bir yerimiz daha olması önümüzdeki aylarda söz konusu. Dolayısıyla öğretmenlerimizin hem erişebileceği hem isteyerek geleceği programlar açmak istiyoruz. Bu protokol inşallah bunun bir başlangıcı olur. Vakıf olarak, gerçekten idealist ve hala talebe olduğunun farkında olan öğretmenlerimizin yanında olmak istiyoruz. Böyle olan öğretmenlerimizin sayısının da artmasını arzu ediyoruz.”
Erdoğan, moral, motivasyon ve değerli hissettirme çalışmalarının özellikle gerekli olduğunu düşündüğüne işaret ederek, “Vereceğimiz eğitimler bana kalırsa pedagojik formasyon, sınıf yönetimi olmamalı. Öğretmen arkadaşımız kendini ne alanda geliştirmek istiyorsa, enstrüman öğrenmek isteyen enstrüman, dil öğrenmek isteyene dil… Bunun sunulması gerektiğini düşünüyorum. Öğretmen arkadaşımız kendini geliştirme motivasyonunu kazanırsa, eminim sınıftaki performansı çok fazla artacaktır.” değerlendirmesinde bulundu.
“Eğitimde başarının birinci şartı motivasyon ve isteklilik”
İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Cevat Acar da eğitimin bir ülkenin en önemli konularından biri olduğunu vurguladı.
Prof. Dr. Acar, artık “hayat boyu eğitim” kavramının bir zaruret haline geldiğine dikkati çekerek, eğitimde başarının birinci şartının motivasyon ve isteklilik olduğunu ifade etti.
Sabahattin Zaim Üniversitesinin imkanları, İlim Yayma Vakfı ve İl Milli Eğitim Müdürlüğünün işbirliğiyle hayata geçirilen projeyi memnuniyetle karşıladığını söyleyen Acar, “Elimizden gelen bu ve bunun dışındaki lisansüstü programlar ve benzeri diğer programlar için her zaman imkanlarımız ölçüsünde eğitim dünyamızın hizmetinde olduğumuzu ifade ediyorum.” diye konuştu.
“Öğretmen eğitiminin niteliğinin geliştirilmesi işimizin en başına koyduğumuz mesele”
İstanbul İl Milli Eğitim Müdürü Murat Mücahit Yentür ise var olmanın değişmek, değişmenin olgunlaşmak, olgunlaşmanın ise sürekli kendini yenilemek olduğunu dile getirdi.
Bu yenilenmeye yakışacak en önemli kavramın da öğretmenlik mesleğine ait olduğunun altını çizen Yentür, “bilgi”, “değişim”, “davranış” ve “sevgi” kavramlarının öğretmenlik mesleğinin en temel olguları olduğunu ifade etti.
Yentür, kendilerine düşen görevin, sahanın ihtiyaç analizini yaparak yerinde, kaliteli, etkin, verimli program ve organizasyonlar yapmak olduğunu belirterek, “Öğretmen eğitiminin niteliğinin geliştirilmesi işimizin en başına koyduğumuz mesele.” ifadesini kullandı.
Meslektaşlarına inandıklarını ve güvendiklerini vurgulayan Yentür, onlarla Türkiye Yüzyılı’nı hep beraber inşa edeceklerini kaydetti.
Eğitim programının ilk dersi verildi
Öğretmen ve okul yöneticilerinin mesleki gelişimlerini desteklemek amacıyla hayata geçirilen “İlim Yayma Öğretmen Gelişim Sertifika Eğitim Programı”nın ilk dersi, eski Milli Eğitim Bakanı Prof. Dr. Nabi Avcı tarafından verildi.
Dersin ardından İl Milli Eğitim Müdürü Yentür, İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi Rektörü Acar ve İlim Yayma Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı Erdoğan, işbirliği protokolünü imzaladı.
]]>CHP İçişleri Bakanlığı’ndan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı ve İzmir Milletvekili Murat Bakan, Milli Eğitim Bakanlığı’nın laik ve bilimsel eğitime karşı yaptığı ÇEDES gibi protokolleri anımsatarak son olarak bir okulda öğrencilere “maket mezar başında ağıt yakma eğitimi”ne tepki gösterdi. Konuya ilişkin EİB Yönetim Kurulu Başkanı Jak Eskinazi’nin “Milli Eğitim Bakanlığı tarikatlar ve cemaatler ile sözleşme imzalayacağına yapay zeka kuruluşları ile anlaşma imzalamalıdır” açıklamasına destek veren Bakan, bugün yaptığı yazılı açıklamada şunları kaydetti:
“İzmir’in başarılı ve saygın iş insanı Jak Eskinazi’ye katılmamak mümkün mü? Milli Eğitim Bakanlığı, Anayasal ve yasal sınırlar dışına çıkarak eğitimi tarikat ve cemaatlere teslim eden protokol ve uygulamalara imza atarken, buna sessiz kalınamaz. Jak Eskinazi az bile söylemiş. Milli Eğitim Bakanlığı hem ÇEDES ile hem de tarikat ve cemaatlerle yaptığı protokollerle laik Türkiye Cumhuriyeti’ne, Anayasamıza ve yasalarımıza aykırı hareket ediyor.
“MEB, ANAYASA VE YASALARA UYGUN OLARAK ÇOCUKLARIMIZA BİLİMSEL VE LAİK EĞİTİM VERECEĞİNE, EĞİTİMİ TARİKATLARA VE CEMAATLERE TESLİM EDİYOR”
Milli Eğitim Temel Kanunu açık… Milli Eğitim Temel Kanunu’na göre Türk milli eğitiminin temel amacı; ‘Atatürk inkılaplarına ve Anayasa’nın başlangıcında ifadesini bulan Türk milliyetçiliğine bağlı; Türk Milletinin milli, ahlaki, insani, manevi ve kültürel değerlerini benimseyen, koruyan ve geliştiren; ailesini, vatanını, milletini seven ve daima yüceltmeye çalışan; insan haklarına ve Anayasanın başlangıcındaki temel ilkelere dayanan milli, demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı görev ve sorumluluklarını bilen ve bunları davranış haline getirmiş yurttaşlar olarak yetiştirmek; Beden, zihin, ahlak, ruh ve duygu bakımlarından dengeli ve sağlıklı şekilde gelişmiş bir kişiliğe ve karaktere, hür ve bilimsel düşünme gücüne, geniş bir dünya görüşüne sahip, insan haklarına saygılı, kişilik ve teşebbüse değer veren, topluma karşı sorumluluk duyan; yapıcı, yaratıcı ve verimli kişiler olarak yetiştirmektir.’ Milli Eğitim Bakanlığı Anayasa ve yasalara uygun olarak çocuklarımıza bilimsel ve laik eğitim vereceğine, eğitimi tarikatlara ve cemaatlere teslim ediyor. Devletin okullarında dini cemaat ve vakıflar cirit atıyor. Laik ve bilimsel eğitim ortadan kaldırılmak isteniyor. Çocuklar okuldan alınıp türbe ziyaretine götürülüyor, küçücük bir çocuğa maket mezar başında ağıt yaktırılıyor. Siz neyin provasını yapıyorsunuz?
“İZMİR, BU SİYASETE DE BU ZİHNİYETE DE TESLİM OLMAYACAK”
AKP’nin İzmir Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Sayın Hamza Dağ’ın, geçtiğimiz günlerde, başkan seçilmesi halinde ‘Ensar, Tügva, Türgev gibi dernek ve vakıflarla protokol yapacak mısınız?’ sorusunu cevapsız bıraktığını görmezden gelecek değiliz. Afişlerinde partisinin logosunu kullanmayı tercih etmiyor, Mustafa Bey sokakta meyhane ziyaret edip popülist siyaset güdüyor. Hepsi göstermelik… Tarikatlarla yapılan protokolleri eleştiren Jak Eskinazi’ye yönelik çirkin ve saldırgan üslupları da bunu ortaya koyuyor. İktidarı ellerine geçirene kadar demokratlar. Bir yandan İzmir halkının vergileri Ensar’a, Tügva’ya, Türgev’e gidecek, diğer yandan kula kulluk edenler ile yapılan protokollerle eğitimin dinselleşmesi sürekli kılınacak… Bu siyasete de bu zihniyete de değil Büyükşehir’i, İzmir’in hiçbir ilçesini bırakamayız. Var gücümüzle çalışıyoruz, daha çok çalışacağız. İzmir, bu siyasete de bu zihniyete de teslim olmayacak.”
]]>
Mine İpek Yeter:
“Devlet Güvenlik Mahkemesinde yargılandım, idamla yargılandım”
Emine İlyas:
“Mezun olabilsek de birçok mağduriyet devam etti”
ANKARA – Türkiye’de tarihe “postmodern darbe” olarak geçen 28 Şubat’ın 27’nci yıl dönümünde mağdur öğrenciler, yaşadıklarını İHA’ya anlattı.
Memur-Sen ve birçok sivil toplum kuruluşunun işbirliğinde gerçekleştirilen ’27. Yılında 28 Şubat Mağdurlarının Sorunları ve Çözüm Önerileri Çalıştayı’nın sonuç raporu, Memur-Sen Genel Merkezi’nde düzenlenen basın toplantısı ile açıklandı. 28 Şubat’ta mağduriyet yaşayan öğrenciler, toplantı sonrasında İhlas Haber Ajansı muhabirine açıklamalarda bulundu. Öğrenciler, darbe sebebiyle mezuniyetlerinin geç olmasından dolayı birçok mağduriyet yaşadıklarını söylediler.
“Devlet Güvenlik Mahkemesinde idamla yargılandım”
27 yıl önce Malatya’daki İnönü Üniversitesinde öğrenim gören Mine İpek Yeter, Malatya’nın 28 Şubat’ta pilot il seçildiğini belirterek, “Türkiye’deki tüm üniversitelerde yasaklar uygulandı ama İnönü Üniversitesinde biraz daha farklı oldu, çünkü rektörümüz bir paşaydı. Dolayısıyla oradaki güvenliği de jandarma sağlıyordu. Bizler orada fiziki, psikolojik birçok şiddete rastladık. Ben Devlet Güvenlik Mahkemesinde yargılandım, idamla yargılandım. Birçok kez gözaltına alındım. Gözaltına alıp bizi askeriyeye götürüyorlardı. Gözaltına alınma sebebimiz başörtülü bir şekilde derslerimize alınmadığımız için arkadaşlarımızla beraber kampüs bahçesinde oturma eylemlerimiz olurdu. Oturma eylemlerimizden rahatsızlık duydukları için, herhangi bir tepki göstermemiz gerektiği için orada gözaltına alınıp ya kışlaya götürülüyorduk. Ciddi fişlemeler yaptılar. Buralara numara koyarak fotoğrafımızı tek tek çektiler. Gözaltında olduğumuz süre zarfında kamera görüntümüzü aldılar. Aynı zamanda birçok evrağa parmak izimizi aldılar. Orada bir polis dedi ki, ‘Bundan sonra sizin çocuklarınız asla ne polis olabilecek ne subay.’ Nasıl bir fişlemede bulundularsa bunu bize ifade etti” dedi.
“Birçok arkadaşımız, Cumhurbaşkanımızın yasakları kaldırması sonucu eğitimlerine başörtülü bir şekilde devam ettiler”
Yaşanan olayların ardından üniversite ile iletişimlerinin kesildiğini belirten Yeter, “Hiçbir şekilde giremedik. Yıllar sonra hükümetimizin çıkarmış olduğu aflarla üniversitelerimize dönüp eğitimlerimizi tamamladık. Birçok arkadaşımız, Cumhurbaşkanımızın yasakları kaldırması sonucu eğitimlerine başörtülü bir şekilde devam ettiler. Bir insana zorla başını örttürmek ile açtırmak aynı ideolojinin ürünleri. Birbirinden çok da farklı değil. Bugün ülkemizde isteyen istediği kıyafetle eğitimini alabiliyor. Aldığı eğitim doğrultusunda çalışabiliyor. Bu noktada ülkemizde yasakların kaldırılmasında tüm arkadaşlarımız ve bizler iyi ki o mücadeleyi yaptık, ülke tarihinde bir şeyler değişti” dedi.
“Mezun olduktan sonra tabii ki birçok şart değişmişti”
Üniversiteden 12-13 yıl aradan sonra mezun olabildiklerini aktaran Yeter, “Mezun olduktan sonra tabii ki birçok şart değişmişti. Memurluğa girme yaşı, sınavlar, sınavların isimleri, kapatılan bölümler gibi. En önemlisi arkadaşlarımızın yaşları ilerlemişti. Hükümetimiz ile gerçekleştirdiğimiz birçok çalışma oldu. Onların desteğiyle öğretmenlikteki 40 yaş sorunu kaldırıldı. Aslında arkadaşlarımız için bu da yeterli olmuyor. O dönem mezun olsalardı daha basit sınavlarla öğretmen olabileceklerdi. Hala da üniversiteden atılan, sonra af ile bitiren kardeşlerimizin mağduriyetleri devam etmekte. Bu anlamda mağduriyetlerin çözüleceğinden umutluyuz. Onlar da çözülürse çok daha güzel olacak. Bu mücadele tarihe sorunsuz bir şekilde geçmiş olacak” diye konuştu.
“Bütün Türk halkı mağdur edilmiştir”
O dönemde Süleyman Demirel Üniversitesi Burdur Eğitim Fakültesi’nde eğitim gören Emine İlyas ise, öğrenciyken çeşitli cezalar alarak mahkeme kararlarıyla eğitim haklarının engellendiğini söyledi. İlyas, şu ifadelere yer verdi:
“Başörtüsü yasağının kalkması 10-13 yılımızı aldı. 2010 yılından sonra üniversitelerimize geri döndük. 2014-2015 yıllarında diplomalarımızı almaya başladık. Aradan bu kadar yıl geçtikten sonra mezun olabilsek de birçok mağduriyet devam etti. 28 Şubat darbesi görünürde muhafazakar, dindar kesime yaşatılmış darbe gibi görünse de aslında bütün Türk halkı mağdur edilmiştir. Burada sadece dindar kesime uygulandığı algısı oluşturuluyor kaygısı da var bende. Şu anda Türk halkının, hepimizin bütün darbelere karşı daha hassas olmamız lazım. Bu darbeler, ekonomik olarak, eğitim hayatında ve sosyal hayatta geride bırakan bir olay olarak karşıma çıkıyor.”
]]>ANKARA – Gençlik ve Spor Bakanlığı tarafından hayata geçirilen “Spora İlk Adım” projesiyle ilkokul öğrencileri sporla buluşturuluyor. 81 ilde uygulanan proje çerçevesinde 479 bin öğrencinin 26 branşta spor yapması sağlandı.
Gençlik ve Spor Bakanlığı’nın Milli Eğitim Bakanlığı ile yürüttüğü “Spora İlk Adım” projesiyle 81 ildeki ilkokul öğrencilerinin sporla tanışması sağlanıyor. Gençlik ve Spor Bakanlığı ile Milli Eğitim Bakanlığı arasında 2022 yılında imzalanan “İlkokullarda Spor Dalı Eğitimi Protokolü” çerçevesinde “Spora İlk Adım” projesi hayata geçirildi.
Proje ile ilkokul öğrencilerine düzenli fiziksel aktivite alışkanlığının kazandırılması, öğrencilerin spor aktivitelerine erişimlerinin sağlanması, spor branşlarıyla tanışması, spor aracılığıyla sosyal hayata katılımlarının artırılması, sporun tabana yayılması ve spor kültürünün oluşturulması amaçlandı. Spora İlk Adım projesi, 2021-2022 eğitim öğretim yılında, 8 ilde pilot uygulama olarak başlatıldı.
İlk etapta 84 antrenörün katılımıyla ilkokul öğrencilerine atletizm, badminton, basketbol, güreş, hentbol, judo, karate, masa tenisi, okçuluk, tekvando, voleybol, yüzme ve tenis branşlarında eğitimler verildi.
2022 – 2023 eğitim öğretim yılında 81 ilde uygulamaya geçilen projede, spor branş sayısı 26’ya çıkarıldı. 3 bin 303 okulda 3 bin 899 antrenörün katılımıyla, 347 bin 257 öğrenci sporla buluşturuldu.
2023-2024 eğitim öğretim yılında atletizm, badminton, basketbol, boks, bocce, cimnastik, dart, eskrim, futbol, futsal, floor curling, güreş, halk oyunları, hentbol, judo, karate, kick boks, masa tenisi, muay thai, okçuluk, satranç, tekvando, tenis, voleybol, yüzme ve wushu branşlarında 3 bin 834 okulda, 4 bin 344 antrenörün katılımıyla 479 bin 466 öğrenciye ulaşıldı.
“Türkiye Yüzyılı’na yakışan proje, Spora İlk Adım”
Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak, sporu tabana yayma hedefi doğrultusunda çalıştıklarını belirterek, “Çocuklarımız günün büyük bölümünü okulda geçiriyor. Dolayısıyla onları sporla tanıştırmanın en iyi yolu okullardaki eğitimlere sporu entegre etmekten geçiyor. Bilimsel, teorik eğitimleri sporla desteklediğinizde akademik hayatı da pozitif olarak desteklemiş oluyorsunuz. Türkiye Yüzyılı’na yakışır bir şekilde hayata geçirdiğimiz ‘Spora İlk Adım’ projemizi 2022 yılında 8 pilot ilimizde başlattık. 2 yıldır 81 ilde uyguluyoruz. Bu projeyle, hem evlatlarımızın sporla tanışmasını sağlıyoruz hem de onların zararlı alışkanlıklar edinmesinin önüne geçiyoruz” dedi.
“Sporda kazanılan başarıları istikrarlı hale getirmemiz gerekiyor”
Sporda istikrarlı başarının önemine vurgu yapan Bakan Bak, “Farklı branşlarda dönem dönem altın jenerasyona ulaşıyoruz ve uluslararası organizasyonlarda milletimizi gururlandıran zaferler yaşıyoruz. Son yıllarda farklı branşlarda kazanılan tarihi başarıları istikrarlı hale getirmemiz gerekiyor. ‘Spora İlk Adım’ projesi ile çekirdekten yetişen sporcularımız olacak. Sayın Cumhurbaşkanımızın hem spora hem gençlere olan özel ilgisi de bizler için büyük avantaj. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın işaret ettiği Türkiye Yüzyılı hedefleri doğrultusunda, Gençlik ve Spor Bakanlığı olarak daha çok spor yapan, daha hareketli bir Türk gençliği yetiştirmek istiyoruz. Katıldığı her uluslararası organizasyondan madalya ile dönen, İstiklal Marşımızı dünyaya dinleten, ay-yıldızlı bayrağımızı gururla dalgalandıran sporcularımızın olmasını hedefliyoruz” diye konuştu.
]]>Memur-Sen ve birçok sivil toplum kuruluşunun işbirliğinde gerçekleştirilen ’27. Yılında 28 Şubat Mağdurlarının Sorunları ve Çözüm Önerileri Çalıştayı’nın sonuç raporu, Memur-Sen Genel Merkezi’nde düzenlenen basın toplantısı ile açıklandı. 28 Şubat’ta mağduriyet yaşayan öğrenciler, toplantı sonrasında İhlas Haber Ajansı (İHA) muhabirine açıklamalarda bulundu. Öğrenciler, darbe sebebiyle mezuniyetlerinin geç olmasından dolayı birçok mağduriyet yaşadıklarını söylediler.
“Devlet Güvenlik Mahkemesinde idamla yargılandım”
27 yıl önce Malatya’daki İnönü Üniversitesinde öğrenim gören Mine İpek Yeter, Malatya’nın 28 Şubat’ta pilot il seçildiğini belirterek, “Türkiye’deki tüm üniversitelerde yasaklar uygulandı ama İnönü Üniversitesinde biraz daha farklı oldu, çünkü rektörümüz bir paşaydı. Dolayısıyla oradaki güvenliği de jandarma sağlıyordu. Bizler orada fiziki, psikolojik birçok şiddete rastladık. Ben Devlet Güvenlik Mahkemesinde (DGM) yargılandım, idamla yargılandım. Birçok kez gözaltına alındım. Gözaltına alıp bizi askeriyeye götürüyorlardı. Gözaltına alınma sebebimiz başörtülü bir şekilde derslerimize alınmadığımız için arkadaşlarımızla beraber kampüs bahçesinde oturma eylemlerimiz olurdu. Oturma eylemlerimizden rahatsızlık duydukları için, herhangi bir tepki göstermemiz gerektiği için orada gözaltına alınıp ya kışlaya götürülüyorduk. Ciddi fişlemeler yaptılar. Buralara numara koyarak fotoğrafımızı tek tek çektiler. Gözaltında olduğumuz süre zarfında kamera görüntümüzü aldılar. Aynı zamanda birçok evrağa parmak izimizi aldılar. Orada bir polis dedi ki, ‘Bundan sonra sizin çocuklarınız asla ne polis olabilecek ne subay.’ Nasıl bir fişlemede bulundularsa bunu bize ifade etti” dedi.
“Birçok arkadaşımız, Cumhurbaşkanımızın yasakları kaldırması sonucu eğitimlerine başörtülü bir şekilde devam ettiler”
Yaşanan olayların ardından üniversite ile iletişimlerinin kesildiğini belirten Yeter, “Hiçbir şekilde giremedik. Yıllar sonra hükümetimizin çıkarmış olduğu aflarla üniversitelerimize dönüp eğitimlerimizi tamamladık. Birçok arkadaşımız, Cumhurbaşkanımızın yasakları kaldırması sonucu eğitimlerine başörtülü bir şekilde devam ettiler. Bir insana zorla başını örttürmek ile açtırmak aynı ideolojinin ürünleri. Birbirinden çok da farklı değil. Bugün ülkemizde isteyen istediği kıyafetle eğitimini alabiliyor. Aldığı eğitim doğrultusunda çalışabiliyor. Bu noktada ülkemizde yasakların kaldırılmasında tüm arkadaşlarımız ve bizler iyi ki o mücadeleyi yaptık, ülke tarihinde bir şeyler değişti” dedi.
“Mezun olduktan sonra tabii ki birçok şart değişmişti”
Üniversiteden 12-13 yıl aradan sonra mezun olabildiklerini aktaran Yeter, “Mezun olduktan sonra tabii ki birçok şart değişmişti. Memurluğa girme yaşı, sınavlar, sınavların isimleri, kapatılan bölümler gibi. En önemlisi arkadaşlarımızın yaşları ilerlemişti. Hükümetimiz ile gerçekleştirdiğimiz birçok çalışma oldu. Onların desteğiyle öğretmenlikteki 40 yaş sorunu kaldırıldı. Aslında arkadaşlarımız için bu da yeterli olmuyor. O dönem mezun olsalardı daha basit sınavlarla öğretmen olabileceklerdi. Hala da üniversiteden atılan, sonra af ile bitiren kardeşlerimizin mağduriyetleri devam etmekte. Bu anlamda mağduriyetlerin çözüleceğinden umutluyuz. Onlar da çözülürse çok daha güzel olacak. Bu mücadele tarihe sorunsuz bir şekilde geçmiş olacak” diye konuştu.
“Bütün Türk halkı mağdur edilmiştir”
O dönemde Süleyman Demirel Üniversitesi Burdur Eğitim Fakültesi’nde eğitim gören Emine İlyas ise, öğrenciyken çeşitli cezalar alarak mahkeme kararlarıyla eğitim haklarının engellendiğini söyledi. İlyas, şu ifadelere yer verdi:
“Başörtüsü yasağının kalkması 10-13 yılımızı aldı. 2010 yılından sonra üniversitelerimize geri döndük. 2014-2015 yıllarında diplomalarımızı almaya başladık. Aradan bu kadar yıl geçtikten sonra mezun olabilsek de birçok mağduriyet devam etti. 28 Şubat darbesi görünürde muhafazakar, dindar kesime yaşatılmış darbe gibi görünse de aslında bütün Türk halkı mağdur edilmiştir. Burada sadece dindar kesime uygulandığı algısı oluşturuluyor kaygısı da var bende. Şu anda Türk halkının, hepimizin bütün darbelere karşı daha hassas olmamız lazım. Bu darbeler, ekonomik olarak, eğitim hayatında ve sosyal hayatta geride bırakan bir olay olarak karşıma çıkıyor.” – ANKARA
]]>Gençlik ve Spor Bakanlığı’nın Milli Eğitim Bakanlığı ile yürüttüğü “Spora İlk Adım” projesiyle 81 ildeki ilkokul öğrencilerinin sporla tanışması sağlanıyor. Gençlik ve Spor Bakanlığı ile Milli Eğitim Bakanlığı arasında 2022 yılında imzalanan “İlkokullarda Spor Dalı Eğitimi Protokolü” çerçevesinde “Spora İlk Adım” projesi hayata geçirildi.
Proje ile ilkokul öğrencilerine düzenli fiziksel aktivite alışkanlığının kazandırılması, öğrencilerin spor aktivitelerine erişimlerinin sağlanması, spor branşlarıyla tanışması, spor aracılığıyla sosyal hayata katılımlarının artırılması, sporun tabana yayılması ve spor kültürünün oluşturulması amaçlandı. Spora İlk Adım projesi, 2021-2022 eğitim öğretim yılında, 8 ilde pilot uygulama olarak başlatıldı.
İlk etapta 84 antrenörün katılımıyla ilkokul öğrencilerine atletizm, badminton, basketbol, güreş, hentbol, judo, karate, masa tenisi, okçuluk, tekvando, voleybol, yüzme ve tenis branşlarında eğitimler verildi.
2022 – 2023 eğitim öğretim yılında 81 ilde uygulamaya geçilen projede, spor branş sayısı 26’ya çıkarıldı. 3 bin 303 okulda 3 bin 899 antrenörün katılımıyla, 347 bin 257 öğrenci sporla buluşturuldu.
2023-2024 eğitim öğretim yılında atletizm, badminton, basketbol, boks, bocce, cimnastik, dart, eskrim, futbol, futsal, floor curling, güreş, halk oyunları, hentbol, judo, karate, kick boks, masa tenisi, muay thai, okçuluk, satranç, tekvando, tenis, voleybol, yüzme ve wushu branşlarında 3 bin 834 okulda, 4 bin 344 antrenörün katılımıyla 479 bin 466 öğrenciye ulaşıldı.
“Türkiye Yüzyılı’na yakışan proje, Spora İlk Adım”
Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak, sporu tabana yayma hedefi doğrultusunda çalıştıklarını belirterek, “Çocuklarımız günün büyük bölümünü okulda geçiriyor. Dolayısıyla onları sporla tanıştırmanın en iyi yolu okullardaki eğitimlere sporu entegre etmekten geçiyor. Bilimsel, teorik eğitimleri sporla desteklediğinizde akademik hayatı da pozitif olarak desteklemiş oluyorsunuz. Türkiye Yüzyılı’na yakışır bir şekilde hayata geçirdiğimiz ‘Spora İlk Adım’ projemizi 2022 yılında 8 pilot ilimizde başlattık. 2 yıldır 81 ilde uyguluyoruz. Bu projeyle, hem evlatlarımızın sporla tanışmasını sağlıyoruz hem de onların zararlı alışkanlıklar edinmesinin önüne geçiyoruz” dedi.
“Sporda kazanılan başarıları istikrarlı hale getirmemiz gerekiyor”
Sporda istikrarlı başarının önemine vurgu yapan Bakan Bak, “Farklı branşlarda dönem dönem altın jenerasyona ulaşıyoruz ve uluslararası organizasyonlarda milletimizi gururlandıran zaferler yaşıyoruz. Son yıllarda farklı branşlarda kazanılan tarihi başarıları istikrarlı hale getirmemiz gerekiyor. ‘Spora İlk Adım’ projesi ile çekirdekten yetişen sporcularımız olacak. Sayın Cumhurbaşkanımızın hem spora hem gençlere olan özel ilgisi de bizler için büyük avantaj. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın işaret ettiği Türkiye Yüzyılı hedefleri doğrultusunda, Gençlik ve Spor Bakanlığı olarak daha çok spor yapan, daha hareketli bir Türk gençliği yetiştirmek istiyoruz. Katıldığı her uluslararası organizasyondan madalya ile dönen, İstiklal Marşımızı dünyaya dinleten, ay-yıldızlı bayrağımızı gururla dalgalandıran sporcularımızın olmasını hedefliyoruz” diye konuştu. – ANKARA
]]>CHP Genel Başkan Yardımcısı Suat Özçağdaş, özel okulların kayıt ücretleriyle ilgili “Yaklaşık 1,6 milyon öğrencinin eğitim aldığı özel okullarda son yapılan zam oranları ile Özel Öğretim Kurumları Yönetmeliği’nce belirlenen yüzde 56,89’luk tavan zammı birçok kurumda aşılmıştır. Özel okullarda yüzde 150’den, yüzde 300’e varan fahiş zamlar söz konusudur” dedi.
CHP Milli Eğitim Bakanlığı’ndan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Suat Özçağdaş, özel eğitim kurumlarında artan kayıt ücretlerine ilişkin yazılı açıklama yaptı. Özçağdaş, şunları kaydetti:
“EKONOMİK BUNALIM, AİLELERİN ÖZEL OKULLARDAN ALDIKLARI HİZMETİ KARŞILAYAMAYACAKLARI BİR NOKTAYA GETİRDİ”
“Son günlerde özel öğretim kurumlarında uygulanan okul ücretleri ve öğretmenlerimizin çalışma koşullarına yönelik kamuoyuna yansıyan çok önemli sorunlar gündeme gelmektedir. Özellikle 1, 5, ve 9. sınıflara yönelik kayıtlar esnasında, yüzde 300-400’lere varan ücret artışların talep edilmesi, velilerin çocuklarının okullara devam ettirebilmesini neredeyse imkansız hale getirmektedir.
Nitelikli eğitim, insanın geleceğini belirleyen en önemli güç ve temel bir insan hakkıdır. Her düzeyde nitelikli eğitime erişim ve öğrenme fırsatlarını genişletme, eğitimde fırsat eşitliğinin temelidir. CHP’nin eğitim alanındaki öncelikleri, her yurttaşın nitelikli eğitime erişimini sağlamak ve Türkiye’nin bilimsel, ekonomik, sosyal ve kültürel ilerlemesine katkıda bulunmak üzerine kuruludur.
22 yıllık AKP iktidarında eğitim, bilimsel, çağdaş ve laik yapısından uzaklaşmıştır. Kamusal eğitimin kalitesi yok edilmiş, özel öğretim nitelikli eğitim almak isteyen aileler için her geçen gün daha fazla mecbur kalınan bir seçenek haline gelmiştir. Devlet okullarında verilen eğitimin niteliğine yönelik sorunlar, çeşitli tarikat ve cemaatler ile yapılan protokoller çerçevesinde eğitimin dinselleştirilmesine yönelik adımlar, iktidarın eğitimi kendi ideolojik saplantıları doğrultusunda bir yazboz tahtasına çevirmesi gibi nedenlerle, nitelikli eğitim aileler tarafından satın alınmak zorunda kalınan bir hizmete dönüşmüştür. Oysa eğitimde aslolan nitelikli, bilimsel, laik ve ücretsiz kamusal eğitimin tüm ülke sathında erişilebilir kılınmasıdır. Son dönemde, AKP iktidarının yanlış ekonomi politikaları ile ülkemizin içine girdiği ekonomik bunalım, ailelerin özel okullardan almak zorunda kaldıkları hizmeti de karşılayamayacakları bir noktaya getirmiştir. Aileler büyük bir kaos ve sorun ile karşı karşıyadır.
“2012’YE KADAR 4 BİN 664 ÖZEL OKUL BULUNMAKTAYKEN, BU SAYI 14 BİN 179’A ULAŞTI”
Bu sürece gelinen yol, AKP iktidarının eğitimi metalaştıran, satın alınan bir hizmet haline dönüştürmesi ile hız kazanmıştır. 2012 yılına kadar 4 bin 664 özel okul bulunmaktayken, bu sayı şimdilerde 14 bin 179’a ulaşmıştır. Özel okullarda eğitim gören öğrenci sayısı ise yaklaşık 2,5 kat artarak 535 bin 788’den 1 milyon 578 bin 233’e yükselmiştir.
Milli Eğitim Bakanlığı’nın 2022-2023 verilerine göre Türkiye’deki toplam 70 bin 383 eğitim kurumunun 56 bin 200’ü yani yüzde 80’i kamuya aittir. Özel okullar ise 14 bin 179 sayısı ile mevcut okulların yüzde 20’sini oluşturmaktadır.
Özel Öğretim Kurumları Yönetmeliği’nin ilgili maddesinde ‘Okulların ara sınıflarının eğitim ücreti belirlenirken bir önceki eğitim öğretim yılında ilan edilen ücret, okulda devam eden öğrencilerin eğitim ücreti belirlenirken ise öğrenci kayıt sözleşmesinde belirlenen ücret dikkate alınır ve bu ücretlere [(bir önceki yılın ortalama Yurt içi ÜFE artı bir önceki yılın ortalama TÜFE)/2] artı 5 oranından fazla artış yapılamaz. (Ek cümle: RG3/7/2016-29761) (Değişik cümle: RG-13/1/2017-29947) Ders yılı içerisinde kayıt yaptıran öğrencilerin bir sonraki yılın eğitim ücretleri kayıt yaptırdığı yıl için ilan edilen eğitim ücreti üzerinden; öğrenim gördüğü yıla ilişkin indirim şartları ortadan kalkan öğrencilerin bir sonraki yılın eğitim ücretleri ise (Değişik ibare: RG-19/2/2020-31044) öğrencinin okula kayıt olduğu yıldaki indirimsiz ücrete öğrenim gördüğü her yıl için bu fıkrada belirtilen oranda artış yapılarak belirlenir’ denmektedir.
Başka bir ifade ile ara sınıf öğrencilerine bir önceki yılın ortalama yurt içi ÜFE artı bir önceki yılın ortalama TÜFE artı 5 oranından fazla artış yapılamazken, 1, 5 ve 9 uncu sınıflara fahiş tutarlarda ücret artışı yapılmaktadır. Bu tutarlar 400-500 bin liraya dayanmıştır.
“ÖZEL ÖĞRETİM KURUMLARI YÖNETMELİĞİ’NCE BELİRLENEN YÜZDE 56,89’LUK TAVAN ZAMMI BİRÇOK KURUMDA AŞILDI”
Özel okullarda gelecek yıl için öğrenci kayıtları alınmaya başlanmıştır. Yaklaşık 1,6 milyon öğrencinin eğitim aldığı özel okullarda son yapılan zam oranları ile Özel Öğretim Kurumları Yönetmeliğince belirlenen yüzde 56,89’luk tavan zammı birçok kurumda aşılmıştır. Özel okullarda yüzde 150’den, yüzde 300’e varan fahiş zamlar söz konusudur. Yönetmeliğe göre, özel okullarda ara sınıfların eğitim ücreti belirlenirken geçmiş yıl ilan edilen ücrete bir önceki yılın ortalama yurt içi ÜFE artı bir önceki yılın ortalama TÜFE/ 2 artı 5 oranından fazla artış yapılamaz denmektedir. Bakanlık bu sınıflar için belirleme yetkisi bulunmadığı gerekçesi ile inisiyatifi tamamen özel okullara bırakmış durumdadır. Oysa bu konu gerekli tedbirler alınarak süratle çözülebilir.
Özel Öğretim Kurumlarına ilişkin bir başka önemli nokta, bu kurumlarda çalışan öğretmenlerimizin önemli bir kısmının asgari ücrete mahküm edilmiş olmasıdır. Devlet okullarında çalışan öğretmenlerle eş değer ücret alması gereken öğretmenlerimiz, Milli Eğitim Bakanının Müsteşarlığı döneminde yapılan bir kanun değişikliği ile asgari ücretle çalışır hale getirilmiştir. Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı faaliyet sürdüren özel eğitim kurumlarında çalışan yüzbinlerce öğretmenin düşük ücretlerle, güvencesiz koşullarda çalıştırılmasının önüne geçilebilmesi için 5580 sayılı Kanun’un ilgili maddesi yeniden yürürlüğe girmeli ve ‘Taban Maaş’ uygulaması geri getirilmelidir. Eşit işe eşit ücret ilkesi kapsamında CHP olarak bu sorunun düzeltilmesine yönelik vermiş olduğumuz kanun teklifi TBMM gündemine alınarak süratle çözülmelidir.
Milli Eğitim Bakanlığı’nın temel görevi nitelikli, bilimsel, laik eğitimin tüm çocuklarımız için erişilebilir kılınması ve eğitim emekçilerinin insanca koşullarda çalışması ve yaşaması için gereken tedbirleri almasıdır. Başta ilk kayıt esnasında ortaya çıkan fahiş fiyatlara müdahil olup kalıcı çözüm bulunması, ara sınıflara yönelik velilere çıkarılan ek maliyetlerin denetlenmesi, özel öğretim kurumlarında çalışan öğretmenlerin haklarının verilmesi konularına yönelik olarak, Milli Eğitim Bakanını daha önce çok kez yapmak zorunda kaldığımız gibi bir kez daha anayasal görevini yapmaya davet ediyorum.”
]]>Milli Eğitim Bakanlığı ile Adalet Bakanlığı arasında 2021’de imzalanan “Eğitim ve Öğretim İş Birliği Protokolü” kapsamında hayata geçirilen Adalet Mesleki Eğitim Merkezlerinin sayısı 46’ya ulaştı.
Şu ana kadar 4 bin 381 hükümlü ve tutukluya çıraklık, ustalık ve kalfalık belgesi verilen merkezlerin sayısının 101’e ulaşması hedefleniyor.
Niğde Açık Ceza İnfaz Kurumundaki işyurdu atölyelerinde incelemelerde bulunan ve yeni açılacak süt sağım tesisini gezen Adalet Bakanlığı Ceza İnfaz Kurumları ile Tutukevleri İşyurtları Kurumu Daire Başkanı Hüsnü Gezginci, AA muhabirine, İşyurtları Kurumunun, ceza infaz kurumlarında kalan tutuklu ve hükümlülerin, infaz süresince meslek edinmeleri ve mevcut mesleklerini sürdürmelerini, tahliyelerinden sonra sosyal ve toplumsal hayata hazırlanmalarını ve topluma kazandırılmalarını sağlamak amacıyla kurulduğunu söyledi.
Hükümlü ve tutukluların tamamının çağdaş koşullarda üretime katılmalarını sağlayarak işyurdu faaliyetlerinde dünyaya örnek olmak istediklerini belirten Gezginci, bu amaçla hükümlü ve tutuklular için meslek edinebilecekleri atölyeler tesis ettiklerini dile getirdi.
Gezginci, aynı zamanda işyurtlarında hükümlü ve tutukluların atölyelerde ürettiklerinin ekonomiye kazandırıldığına da dikkati çekerek, şunları kaydetti:
“Son yıllarda ülkemizde yaşanan pandemi sonrasında yeniden atölyelerimiz aktif kurulmaya başlandı. Adalet Bakanımız Yılmaz Tunç’un büyük destek ve katkılarıyla işyurtlarının atölyelerini büyütüyor ve geliştiriyoruz. Günümüz ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde hükümlülerin meslek edindirilmesine ve mevcut mesleklerini devam ettirmelerine yönelik modern ve çağdaş atölyelerin kurulumlarına devam ediyoruz. Bu atölyelerde üretilen ürünler, ülkemizin ekonomisine büyük katkı ve destek veriyor. Özellikle kamu kurumlarımızın ihtiyaçları burada üretilen ürünlerle karşılanmaktadır. Yine üretilen ürünler, özel sektörde vatandaşlarımızın beğenisine sunuluyor. Ülke genelinde düzenlediğimiz fuarlarla bu ürünlerimizi halkımızın beğenisine sunuyoruz.”
Hükümlülerin meslek öğrenmelerinin yanında tahliye olduktan sonra kendi işyerlerini açabilmeleri için ustalık, kalfalık ve çıraklık belgesi almalarını sağladıklarını vurgulayan Gezginci, “Bu eğitimleri de kurumsal olarak yapıyoruz. Bu mesleki belgelendirme ve sertifikaları da infaz kurumlarında ve işyurtlarında yer alan meslek eğitim merkezlerinde gerçekleştiriyoruz. Türkiye’de şu an toplam 46 meslek edindirme merkezimiz bulunmaktadır. Amacımız bu sayıyı giderek arttırmak ve böylece hükümlülerin hem uygulama hem de teorik eğitimlerle tam bir meslek sahibi olmalarını sağlamaktır.” diye konuştu.
Gezginci, Niğde Açık Ceza İnfaz Kurumu Müdürlüğü ve İşyurdu Müdürlüğünde faaliyetlere 1962’de başlandığını, müdürlüğün 7 bin dekarın üzerinde arazisi bulunduğunu bildirdi.
Yaklaşık 4 bin dekarlık alanda tarım ve hayvancılık faaliyetleri yürütüldüğüne işaret eden Gezginci, sözlerini şöyle tamamladı:
“Burada tarım ve hayvancılık faaliyetleri dışında mobilya üretimi, döşecemecilik ve dekarosyon, metal teknolojileri işletmeciliği, süt ve ürünleri tesisi, et entegre tesisi, kesimhane, fırıncılık atölyesi gibi ustalık gerektiren atölyelerimiz bulunmakta. Bu atölyelerimizde de özellikle hükümlülerimizin meslek edindirilmesine yönelik çok büyük çalışmalar ve faaliyetler yapılmaktadır. Mesleği olan hükümlü ve tutuklularımız da burada mesleklerini icra etme fırsatı bulmakta. Özellikle buradaki ceza infaz kurumumuzun işyurdu müdürlüğünün faaliyet alanları ülke ekonomisine çok büyük katkı ve destek vermektedir. Aynı zamanda burası yerli ve milli üretimimizi destekleyen en büyük işyurtları müdürlüğümüzden biridir.”
]]>Altınokta Körler Derneği’nden seçilen 18 özel eğitim ve rehabilitasyon öğrencisi, doktor kontrollerinin ardından Türkiye’nin en gözde kış turizm merkezlerinin başında gelen Uludağ’da bir otele yerleştirildi. Kayak eğitmenleri ile birlikte eğitim alan görme engelli gençler ısınma egzersizlerinin ardından telesiyejler ile zirveye çıktı. Zirveden aşağıya eğitmenleri ile birlikte kayak yapan gençler unutulmaz anlar yaşadı.
“Kimseye bağlı olmadan yaşayabileceğinin farkına vardım”
Kayak sayesinde özgüven kazandığını ve günlük yaşamına yansıyacağını söyleyen özel eğitim ve rehabilitasyon öğrencisi görme engelli Sibel Sancar, “Kayak yapmak çok güzel bir duygu. Sadece görenlerin değil, görmeyenlerin de yapabileceği bir şeymiş. İlk başta çok korkuyordum ama şimdi o korkularımı yendim. Bunu yapabildiysem sokakta özgür bir şekilde gezebileceğimiz düşünüyorum. Kimseye bağlı olmadan yaşayabileceğimin farkına vardım” şeklinde konuştu.
“Onlara göz olmak çok güzel bir duygu”
Görme engeli bireylere kayak eğitimi vermekten mutluluk duyduğunu belirten Kayak Eğitmeni Aslan Dursun, “Bu güzel gençlere göz olmak çok güzel bir duygu. Gerçekten çok duygulandım ve güzel bir iş çıkardık. Bir şeyler öğretebildiğim için çok mutluyum” dedi.
“Özgür bir şekilde yukarıdan kayarak aşağıya inmelerini görmek çok güzel”
Öğrencilerinin kayak sayesinde daha özgür hissettiğini söyleyen Eğitim Görevlisi Yıldız Gözlemci, “Öğrencilerimiz için çok güzel bir aktivite. Burada çok eğlendik. Daha fazla aktivitelerimiz var, at binmeye de gidiyoruz, tiyatroya da gidiyoruz ama burada bambaşka bir deneyim yaşıyorlar. Özgür bir şekilde yukarıdan kayarak aşağıya inmelerini görmek çok güzel bir duygu. Öğrencilerimiz buradan gittiğimizde bir sonraki yıl tekrar burada tatil yapmak istediklerini söylüyor” diye konuştu.
Gecekonduda büyüdü, Uludağ’da kayak yaptı
Çevresinin Uludağ’a kayak yapmaya gideceğini öğrenince şaşırdıklarını söyleyen görme engelli Ali Bilen, “Biz Görme Engelliler Rehabilitasyon Merkezi’nden geliyoruz. Bize böyle bir imkan sundular. Böyle bir imkan sundukları için çok mutluyuz. Ben doğuştan görme engelliyim. Gecekonduda büyüdüm. Gecekondu görmemişsinizdir belki ama bir yerde okumuşsunuzdur, zor bir yaşamı vardır. Ben o şartlarda bağlama çalmaya çalıştım. Kimi zaman soğuktan titredim ama vazgeçmedim. Bir yerlere gelmeye çalıştım. Sen yapamazsın diyenlere karşı bir cevap vermek istedim. Uludağ’a kayak yapmaya gideceğimi söylediğimde insanlar çok şaşırdılar. Geçmişte kayak yapan arkadaşların görüntülerini gösterdim. Çevrem buraya geldiğim için çok mutlu oldu. Umarım bu tarz etkinlikler daha da artar” dedi.
Kayak sayesinde kazandıkları özgüven günlük yaşantılarına yansıyacak
Uludağ’da kazandıkları özgüven sayesinde günlük yaşantılarında birçok problemin üstesinden gelebileceklerini kaydeden Organizatör Aydın Çetin, “Projenin amacı görme engellileri kar ve kızakla tanışmalarını sağlamak, özgüvenlerini arttırmak ve burada bir sosyal aktivite içerisinde olmalarını sağlamak. Görme engelli gençleri Altınokta Körler Derneği’nden seçiyoruz. İlk etapta temel ihtiyaçlarını nasıl gidereceklerini öğrenmiş oluyorlar. Bazı eğitimlerden geçmiş oluyorlar. Doktor kontrolünden geçirilip buraya geldiler. Her yıl 15 ila 20 öğrenciyi buraya getiriyoruz. Evet çok iyi kaymıyorlar ama en azından başlangıç olarak kızakla nasıl kayılabileceğini öğreniyorlar. Çok mutlu olarak buradan dönüyorlar. Bu yıl 18’incisini yaptık” ifadelerini kullandı. – BURSA
]]>Kurulduğu 1991’den bu yana çok sayıda ses getiren etkinliğe imza atan vakıf, klasik Türk müziği meraklılarına verdiği eğitimlerle musiki geleneğini yıllardır koruyor.
Cumhurbaşkanlığı Klasik Türk Müziği Korosu Şef Yardımcısı Hulusi Yücebıyık, konsere ilişkin AA muhabirine yaptığı açıklamada, müzikseverleri yeniden Türk müziğinin klasik ve neo-klasik eşsiz eserleriyle buluşturacaklarını belirterek, “Konserin ismini, repertuvarda bulunan ve Ali Rıza Avni Bey’e ait bir acemaşiran şarkıdan esinlenerek verdik. Konserde daha birçok kıymetli eser, Musiki Eğitim Vakfı Korosu’nun, sazendelerin ve solistlerin icralarıyla buluşacak.” dedi.
Vakfın yetiştirdiği genç yetenekler sahnede olacak
Genç müzisyen Ahmet Yağmur Kucur, konserde güftesi Yahya Kemal Beyatlı’ya ait “Aheste Çek Kürekleri Mehtap Uyanmasın” şarkısını Nihavend makamında seslendirecek.
Müziğe 9 yaşında Maltepe Musiki Eğitim Vakfı çatısı altında başladığını dile getiren Kucur, “Vakıf bünyesinde Murat Aydemir’den tambur dersleri alarak başladım. Uzun yıllar derslerimiz devam etti. Yaklaşık 10 yıl kadar hocamdan ders aldım ve kendimi aslında burada yetiştirdim. Buradaki hocalarım sayesinde sözlü musikide de repertuvarımı geliştirmiş oldum. Tambur sazını da buradaki meşklere katılarak geliştirdim. Bu şekilde bana çok fayda sağladı buradaki çalışmalara katılmak.” ifadelerini kullandı.
Kucur, çocukluğundan bu yana vakfa dair birçok hatıra biriktirdiğini vurgulayarak, şunları aktardı:
“Burayla ilgili zihnimdeki şeyler hep çok güzeldir. Birçok arkadaşım oldu. Birlikte çok güzel anılar biriktirdik. 2019’da Kültür ve Turizm Bakanlığına bağlı İstanbul Tarihi Türk Müziği Topluluğu’nda ses sanatçısı olarak vazife yapmaya başladım. Geriye dönüp baktığım zaman da şunu rahatlıkla söyleyebiliyorum ki birikimimin ve tecrübemin büyük bir çoğunluğunu buradaki çalışmalarıma, burada istifade ettiğim hocalarıma borçluyum.”
“Türk musikisini ve geleneksel sanatları yaşatma misyonu
Vakfın çalışmalarına ilişkin bilgi veren Fikret Erkaya ise öğrencilerin vakıf bünyesinde solfej, usul, nota, nazariyat ve repertuvar dersleri ile alanında uzman hocalardan çeşitli enstrüman dersleri aldığını kaydetti.
Erkaya, koro derslerinde klasik Türk musikisi, tasavvuf musikisi ve Türk halk müziğine ait örnekler üzerinde çalışıldığını belirterek, “Musiki Eğitim Vakfımızda musiki ilminin bütün dallarını icra ediyoruz. Batı müziği bölümünde klasik piyano, klasik gitar, çello, keman ve şan derslerini veren hocalarımız var. Türk müziğindeki bütün enstrümanların eğitimi de vakfımızda verilmekte. Ney, klasik kemençe, keman, ut, kanun, tambur, rebap ve lavta derslerinin hepsi vakfımızda görülmekte.” dedi.
Boğaziçi Musiki Vakfı Türk Müziği Konservatuvarının, 2015’te vakıf bünyesine katıldığını aktaran Erkaya, ” Kadıköy’de bulunan, vakfımızın ikinci merkezinde müziğin yanı sıra, hat, tezhip, minyatür ve dijital tasarım eğitimleri de verilmekte.” ifadelerini kullandı.
Sanatçı Erkaya vakfın, dünyanın çeşitli ülkelerinden gelen müzisyenleri ve müzikseverleri ağırlayıp onlara Türk müziğini tanıtma misyonu üstlendiğini de vurgulayarak, “Vakfımızın en önemli misyonu Türk musikisini ve geçmişten gelen hepsi çok değerli geleneksel sanatlarımızı yaşatmak, müzikseverlere ve gelecek nesillere en doğru şekilde anlatmak, aktarmak, yeni hocalar, sanatçılar yetiştirmek.” değerlendirmesinde bulundu.
]]>Milli Eğitim Bakanlığından (MEB) yapılan açıklamaya göre Bakan Tekin, Bakanlık yöneticileri ve 81 ilin milli eğitim müdürüyle Gölbaşı Mogan MTAL Uygulama Oteli’nde düzenlenen istişare toplantısında bir araya geldi.
Buradaki konuşmasında, göreve başladığı tarihten bu yana hayata geçirilen eğitim politikalarının daha sağlıklı yürütülebilmesi için istişarelerde bulunmak amacıyla toplantı düzenlendiğini anlatan Tekin, sahada karşılaşılan bir aksaklık varsa el birliğiyle gerekli tedbirleri alacaklarını ifade etti.
Bakanlık olarak attıkları her adımın en ince detayına kadar planlandığını vurgulayan Tekin, hayata geçirilen tüm projelerin titizlikle takibinin yapılmasını istedi.
Her fırsatta eğitimin tüm paydaşlarıyla bir araya gelerek görüş alışverişinde bulunduklarını belirten Tekin, hayata geçirilen her projenin, atılan her adımın daha iyi anlaşılır ve uygulanabilir olması için bütün paydaşlarla paylaşılması gerektiğine işaret etti.
Tekin, “Bunun için de öncellikle bunu kendi yaşantımızla da göstermek zorundayız. Nasıl ki bana ulaşmak isteyen herhangi bir yönetici, öğretmen, öğrenci veya velimizle gerek yüz yüze gerekse farklı iletişim kanallarıyla görüşme imkanı sağlayabiliyorsak sizlerden de aynı hassasiyeti göstermenizi ve size ulaşmak isteyen herkesle iletişiminizi açık tutmanızı istiyorum. İsteyen herkesin il müdürümüze ulaşması gerekiyor, ulaşmak isteyip de ulaşmayan kimse kalmasın istiyorum.” ifadelerini kullandı.
Deprem bölgesine yapılan yatırımlara değinen Tekin, depremin oluşturduğu hasarın yaralarını, “asrın felaketi”nde “asrın birlikteliği” anlayışıyla sarmaya devam ettiklerini vurguladı.
Mevzuat değişiklikleriyle ilgili hatırlatmalarda bulunan Bakan Tekin, “Merkezden aldığımız kararlarla genel bir çerçeve çiziyoruz. Bakanlık politikaları doğrultusunda, inşa etmeye çalıştığımız felsefeye uygun olarak il düzeyinde projeler geliştirebilirsiniz. Böylece alınacak tedbirlerle birlikte çeşitli projelerle eğitim politikalarımızı hayata geçirmiş oluruz.” dedi.
Bakan Tekin, çocukların okul bahçelerinde geleneksel oyunlarla vakit geçirmeleri ve bu sayede hem obeziteyle mücadele hem de dijital bağımlılıktan uzaklaşarak arkadaşlık bağlarını güçlendirmeyi hedeflediklerini, bunun için okul bahçelerinde gerekli düzenlemelerin yapılmasına devam edilmesi gerektiğini söyledi.
“İkinci dönem sonunda da etkinlikler organize edeceğiz”
Yusuf Tekin, her dönemin son haftasını “etkinlikler haftası” olarak ilan ettiklerini belirterek, “Bu proje kapsamında birinci dönemin sonunda çeşitli etkinlikler organize ettik. İnşallah, haziran ayında ikinci dönemin son haftasında da aynı etkinlikleri organize ederek bu haftayı daha dolu dolu geçirmek istiyoruz. Bu etkinliklerin çocuklarımız üzerindeki sonuçlarını da özellikle görmek istiyoruz.” değerlendirmesinde bulundu.
YKS soru havuzunda, müfredat ve ders kitabı vurgusu
Yükseköğretim Kurumları Sınavı (YKS) için ÖSYM soru bankasına soru yazım çalışmalarına ÖSYM uzmanları ve akademisyenlerle birlikte Bakanlığa bağlı okullarda görev yapan öğretmenlerin de dahil edildiğini kaydeden Tekin, YKS için oluşturulacak soru havuzunun Milli Eğitim Bakanlığının müfredatı doğrultusunda hazırlanan ders kitaplarındaki konu ve kazanımları kapsayacağı bilgisinin illerdeki eğitim paydaşlarıyla paylaşılmasını istedi. Tekin, öğrencilerin sınıf tekrarı ve devamsızlık affıyla ilgili aldıkları karar konusunda taviz vermeyeceklerini vurguladı.
Tekin, mesleki teknik eğitim alanında yeni model çalışmalar yaptıklarına işaret ederek, ” Türkiye’nin her bölgesinde eğitim alan meslek liselilerin istihdamının kolaylaştırılması için ‘bölge’, ‘ihtisas’, ‘sektör içi’ ve ‘sektöre entegre’ olmak üzere 4 yeni okul programını hayata geçirdik. Bu doğrultuda illerde de gerekli çalışmalar yapılması önemli.” dedi.
Bakan Tekin’in ardından tüm genel müdürler, bağlı oldukları bakan yardımcıları koordinesinde kendi alanlarıyla ilgili sunum yaparak fikir alışverişinde bulundu. Ayrıca il milli eğitim müdürleri de illerinde karşılaştıkları sorunları ileterek çözüm noktalarını istişare etti.
Toplantıya, Bakan Yardımcıları Celile Eren Ökten, Ömer Faruk Yelkenci, Nazif Yılmaz, Kemal Şamlıoğlu, genel müdürler ve 81 ilin milli eğitim müdürü katıldı.
]]>Bursa Ticaret ve Sanayi Odası (BTSO), iş dünyasına dönük eğitim programlarına ara vermeden devam ediyor. Enflasyon düzeltmesine ilişkin mefhuma dair çerçeve ve uygulama prensiplerine yönelik farkındalık oluşturmayı hedefleyen ‘Vergi Usul Kanununa Göre Enflasyon Muhasebesi Uygulaması Eğitimi’, BTSO Hizmet Binası’nda düzenlendi. BTSO Akademi ve Bursa Yeminli Mali Müşavirler Odası iş birliğinde gerçekleştirilen programa BTSO Yönetim Kurulu Üyesi Hakan Batmaz, Bursa Vergi Dairesi Başkanı Hüseyin Erol, Bursa Yeminli Mali Müşavirler Odası Başkanı İhsan Akar ile çok sayıda iş dünyası temsilcisi katıldı.
BTSO Yönetim Kurulu Üyesi Hakan Batmaz, Türkiye ekonomisinin ve üretim şartlarının tüm dünya ile birlikte çetin sınavlardan geçtiği bir dönemde olduklarını kaydetti. Mevcut durumda iş dünyası için en önemli stres kaynağının enflasyon olduğuna dikkati çeken Batmaz, “Ülke olarak enflasyonla mücadeleyi mutlaka kazanmamız gerekiyor. Ekonomi yönetimimiz yüksek enflasyonla mücadeleyi önceleyen bir politika belirlemiş durumda. Enflasyonu kalıcı olarak tek haneye çekme hedefine ilerlerken, ekonomik aktivitenin de devam etmesi büyük önem taşıyor” dedi.
“BTSO Akademi eğitimleri farkındalığı artırıyor”
Enflasyonun finansal verilerde de bozulmalara yol açtığını kaydeden Batmaz, bunun giderilmesi hedefiyle enflasyon düzeltmesi uygulamasının yeniden gündeme geldiğini ifade etti. İş dünyasının beklentileri doğrultusunda enflasyon muhasebesine geçiş için hazırlıkların sürdüğünü kaydeden Batmaz, “Uygulamaya yönelik gerek iş dünyamızın gerekse de meslek mensuplarımızın merak ettiği birçok husus var. BTSO Akademi projesi kapsamında, TÜRMOB Genel Başkan Danışmanı Yeminli Mali Müşavir Abdullah Kiraz’ın katılımıyla düzenlediğimiz eğitimin bu anlamda bilgilerimizin tazelenmesi açısından faydalı olacağına inanıyorum” diye konuştu.
“Finansal tablolar faaliyet sonuçlarını gerçeğe uygun yansıtmıyor”
Bursa YMM Odası Başkanı İhsan Akar, yüksek enflasyonlu ekonomilerde tarihi maliyet esasına dayalı muhasebe sistemlerinden elde edilen finansal tablolardaki bilgilerin işletmelerin finansal durumunu ve faaliyet sonuçlarını doğru ve gerçeğe uygun olarak yansıtmadığını ifade etti. Akar, “Enflasyon dönemlerinde, alınan vergiler gerçek kar veya kazanç yerine sermaye üzerinden alınan vergiye dönüşerek işletmelerin öz sermayelerinin azalmasına neden olmaktadır. Bu durumu önlemek için Vergi Usul Kanununun 298. maddesinde finansal tabloların fiyat hareketlerine göre enflasyon düzeltmesine yönelik bir düzenleme yapıldı. Bu seminerde meslek mensupları ve uygulayıcılara enflasyon düzeltmesinin detayları hakkında bilgi vermeyi amaçladık” dedi.
Uygulamaya ilişkin merak edilenler yanıtlandı
TÜRMOB Genel Başkan danışmanı YMM Abdullah Kiraz ise eğitimde Vergi Usul Kanunu uyarınca enflasyon muhasebesine hangi mükelleflerin dahil olduğu, enflasyon muhasebesinin işletmelerin bilançoları üzerine etkileri, enflasyon düzeltmesinin bilanço kalemlerine nasıl uygulanması gerektiği, 2024 yılında kurumlar vergisi matrahına etkisi, uygulamada tereddüt edilen konulara ilişkin bilgilendirmede bulundu. – BURSA
]]>Tunç, TBMM Filizi Köşk Sosyal Tesisi’ndeki Türk Parlamenterler Birliği toplantısında yaptığı konuşmada, hukuk devletinin gerçekleşmesi için öncelikle yargının bağımsız ve tarafsız olması gerektiğini söyledi.
Muhalefette bugünkü yargıdan rahatsız olanların, geçmiş vesayet anlayışını özleyenlerin bulunduğunu ifade eden Tunç, “Bugünkü yargımız her zamankinden daha bağımsız ve tarafsızdır. Adalet Bakanlığının bir mottosu var: Bizim iktidar dönemimizde güvenilir adaleti tesis etmek, güven veren bir adaleti tesis etmek. Biz, bu konuda 22 yıldan bu yana küçümsenmeyecek işler yaptık.” diye konuştu.
Tunç, adliyelerdeki teknolojik imkanları arttırdıklarını, Ulusal Yargı Ağı Projesi, görüntülü duruşma, Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi ve cezaevlerinde elektronik sistemleri getirip uyguladıklarını kaydederek, sosyal medyayla birlikte hukuki konularda görünürlüğün arttığını vurguladı.
Bakan Tunç, Başakşehir’de yılbaşı gecesi bir kedinin asansörde sıkıştırılıp tekmelenerek öldürüldüğünü anımsatarak, şunları söyledi:
“Bir karar çıktı. ‘Eros’ diye bir kedi basında çok yer aldı. Apartmanın çok sevdiği, sürekli beslediği kedi, bir psikopat tarafından parçalandı ve öldürüldü. Bu şüphelinin yargılaması yapılmış ve yargılamada da cezası verilmiş. Şimdi bu duyulduğu anda infial oldu. Savcımız buna itiraz etti ama itirazı o kadar duyulmadı. Şimdi tekrar o karar kaldırıldı, yeniden yargılanacak. Buna benzer eleştirilerin de faydalı olduğunu düşünüyorum. Özellikle yargı mensuplarının kararlarını verirken görünürlüğün artması nedeniyle kendilerine çekidüzen verip daha doğru kararlar alma noktasında da faydalı olacağına inanıyoruz yani kamuoyunun denetimini önemsiyoruz.”
“Hukuk fakültelerindeki eğitimin kalitesini arttırmaya yönelik YÖK ile çalışmamız devam ediyor”
Tunç, özellikle cezasızlık algısını ortadan kaldırmaya yönelik tedbirlerinin olduğunu belirterek, “Hakim ve savcıların birinci sınıfa ayrılabilmeleri için Adalet Akademisinde en az üç kez belli süre eğitim görmeleri şartını kanuni zorunluluk haline getirdik ve o uygulanmaya başladı. Hukuk fakültelerindeki eğitimin kalitesini arttırmaya yönelik YÖK ile çalışmamız devam ediyor. Adalet yüksekokullarından hukuk fakültelerine geçiş vardı, bunu kaldırdık. Hukuka girmek isteyen sınavını kazanacak, puanı tutturacak.” ifadelerini kullandı.
Hukuk fakültesinden mezun olanların avukatlık stajına başlamadan önce ön elemeden geçmeleri için hukuk mesleklerine giriş sınavını koyduklarını dile getiren Tunç, “Hakim ve savcılık sınavına girmek isteyenler de yine bu hukuk mesleklerine giriş sınavını kazandıktan sonra hakim, savcılık sınavına girebilecekler. Hakim, savcı olabilmek için hakimlik, savcılık sınavını kazandıktan sonra mülakat, ardından da iki yıl adaylık söz konusuydu. İki yıl adaylığı kaldırdık, yerine üç yıl süren hakim, savcı yardımcılığını getirdik.” diye konuştu.
Hakim ve savcı adaylarının üç yıllık eğitimin bir yılında Adalet Akademisinde eğitim alacaklarını belirten Tunç, diğer iki yılında ise yargının her kademesinde hakim ve savcı yardımcısı olarak tecrübeli hakim ve savcıların yanında yardımcılık yapacaklarını anlattı.
Bakan Tunç, adayların hakim ve savcı yardımcılığı süresinde alacakları eğitim ve kazanacakları tecrübeyle kürsüye çok daha donanımlı çıkacaklarını vurguladı.
Toplantıya çok sayıda Türk Parlamenterler Birliği üyesi katıldı.
]]>Sivas Halk eğitim merkezinde düzenlenen okuma yazma kurslarında eğitim alan kadınlar hem temel okuma hem de yazma becerilerini kazanmayı hedefliyor. Kadınlar, ilk defa kalem tutmanın heyecanını yaşarken yeni bir beceri edinmenin gururunu yaşıyor. İlerleyen yaşlarında okuma ve yazmayı öğrenen kadınlardan birinin hikayesi ile diğerlerinden çok farklı. 2 yıl önce Fas’tan Türkiye’ye gelin gelen 61 yaşında ki Aıcha Nacsauı, eşi ve ailesiyle daha sağlıklı iletişim kurabilmek için okuma yazma eğitimi alıyor. İlerleyen yaşına rağmen Türkçeyi öğrenmek için azim eden Nacsauı, yeni bir dil öğrenmenin keyifli olduğunu belirtti.
“14-99 yaş arası kursiyerleri kabul ediyoruz”
İlkokul eğitiminin 5 ayda verildiğini belirten sınıf öğretmeni Köksal Yılmaz, “Halk eğitim merkezimizde birince ve ikinci kademe okuma yazma eğitimleri veriyoruz. Birinci kademe eğitimde bir ve ikinci sınıf düzeyinde ikinci kademe eğitimde ise üç ve dördüncü sınıf düzeyinde eğitim veriyoruz. Buraya gelen vatandaşları da ilkokul belgesiyle mezun ediyoruz. Şuanda sabah saatlerinde gelen kursiyerlerimiz 6 öğleden sonra gelen kursiyerlerimizde 6 kişi geliyor ve eğitimlerine devam ediyorlar. Sabah kursumuz ikinci akdeme eğitim alanlar yaklaşık 3 ay sürüyor, öğleden sonra gelen vatandaşlar birinci kademede eğitim alıyor ve 2 ay kadar eğitim alıyorlar. Burada ikinci kademeyi bitirenler ortaokul eğitimi almak isterlerse devam ediyorlar. Halk eğitimde bulunan açıktan öğretim alanına yönlendiriyoruz orada da eğitimini bitirenler açık lisede okumaya devam ediyorlar. 14 yaşın üstünden 99 yaşına kadar vatandaşları kabul ediyoruz, burada birçok kursiyerimiz eğitim görüyor. Kurslarımıza okuma yazma bilmeyen herkesi davet ediyorum” dedi.
Eş ve ailesi ile konuşabilmek için Türkçe öğreniyor
Fas’tan Türkiye’ye gelin gelen Aıcha Nacsauı (61) Türkçeyi eşi ve ailesi için öğrendiğini belirterek, “Fas’ın Kasablanka şehrinden 2 yıl önce Türkiye’ye geldim. Bir Türk ile evlendiğim için buradayım. Eşim ve ailesi ile rahat konuşabilmek için bu kursa kaydoldum. Türkçe zor bir dil değil ancak öğrenmek zaman istiyor. Öğretmenimize teşekkür etmek istiyorum, bize okuma yazmayı öğretmek için çok çaba gösteriyor. ” şeklinde konuştu.
“Zor geliyor ama öğrenmek istiyorum”
İleri yaşlarda öğrenmenin zor olduğunu belirten Erdem Taçyıldız, “Her hangi bir yere gittiğimde çok zorluk çekiyordum, bu durumda benim çok zoruma gidiyordu. Bende okuma yazma öğrenmek istedim ve hocamız sağ olsun bize okuma ve yazmayı öğretiyor. Ben 62 yaşındayım zor geliyor ama öğrenmek istiyorum. En çok okumayı ve yazmayı çok seviyorum” ifadelerini kullandı.
“Çocuklarımın derslerine yardım ederken kendimi geliştirdim”
Çocuklarının derslerine daha çok yardımcı olmak için okuma yazma eğitimi aldığını belirten Güzel Vural, “Çok az da olsa okumayı biliyordum, çocuklarımın derslerine yardım ederken kendimi geliştirdim. Buraya başladım ve şuan daha güzel okuyorum. Buraya gelmeden önce biliyordum ancak kendimi ifade edemiyordum. Bende tam olarak öğrenmek için buraya başvurdum. Öğrenirken zorluk yaşamıyorum okuma ve yazmayı seviyorum, her şey şuan güzel gidiyor” dedi. – SİVAS
]]>İzmir Uyuşturucu ve Bağımlılıkla Mücadele Derneği ile İzmir Katip Çelebi Üniversitesi işbirliğinde, iş sahibi olmak isteyen ve bunun için mesleki eğitime ihtiyacı olan 18-29 yaş aralığındaki gençlere yönelik çalışma başlatıldı.
Çalışmalar sonunda gençlerin baristalık, garsonluk, aşçı yardımcılığı ve kat hizmetleri eğitimi alması için hazırlanan projeye Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ile Avrupa Birliği de destek verdi.
Hedef kitleye ulaşmak amacıyla dezavantajlı bölgelerde çalışma yapan proje ortakları, mesleki eğitim almak isteyen 95’i kadın 100 gencin başvurusunu kabul etti.
Geçen yıl kasım ayından itibaren eğitim almaya başlayan gençler, Karabağlar’daki İmam Hatipliler ve Mezunlar Derneği’nde oluşturulan mutfaklarda haftanın 5 günü tercih ettikleri mesleklerin inceliklerini öğreniyor.
Gençlere, 6 ay sürecek eğitim sonrası sertifika verilecek, iş sahibi olmaları için farklı sektörlerin temsilcileriyle görüşmeler sağlanacak.
İzmir Uyuşturucu ve Bağımlılıkla Mücadele Derneği Kurucu Üyesi ve İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Medya ve İletişim Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Tolga Şentürk, AA muhabirine, gençlerin hayatına pozitif yönde etki ederek sosyalleşmelerini ve iş hayatına katılmalarını amaçladıklarını söyledi.
Kursiyerlerin eğitimlerden ücretsiz yararlandığını belirten Şentürk, şunları anlattı:
“Gençlerimiz son derece mutlu. İyi planlanmış, hibe destekleriyle altyapısı sağlam bir şekilde kurulmuş mesleki eğitimlerin çok faydalı olduğunu görüyorlar. Sadece uygulamalı eğitimler değil aynı zamanda farklı eğlenceli yöntemleri de içine dahil ederek onlara psikolojik destekler de veriyoruz. Böylece hayata bakışlarının olumlu yönde etkilendiği, zamanlarını mutlu geçirdikleri ve aynı zamanda sosyalleştikleri bir ortam kazanıyorlar.”
Gençlere yapılan yatırımın önemine vurgu yapan Şentürk, şöyle devam etti:
“İzmir’in ekonomik gerçekliğinin üzerine inşa edilmiş bir proje. İzmir, Antalya ile Türkiye’nin en büyük turizm ve gastronomi ekonomisi üreten illerinin başında geliyor. Dolayısıyla muazzam iş açığı var. Bu anlamda turizm ve gastronomi sektöründe uzman personelin yetiştirilmesi çok önemli. Olabildiğince uygulamalı olduğu için gençlerimizin de mesleki hayata hazırlanmaları çok daha profesyonelce oluyor.”
“Belki kendi dükkanımı bu sayede açabilirim”
Baristalık kursuna katılan 28 yaşındaki Çiğdem Deniz Çetin, iş deneyiminin olmadığını, meslek sahibi olmak için kursa katıldığını söyledi.
Kursun kendisi için çok faydalı olduğunu anlatan Çetin, “Baristalık kursunda sıcak ve soğuk kahveler yapıyorum. Aldığım sertifikayla çalışmayı çok istiyorum. Belki kendi dükkanımı bu sayede açabilirim. Bu kurs sayesinde sosyalleştim, yeni ortamlar gördüm. Beni pozitif yönde etkilediğimi düşünüyorum.” diye konuştu.
Aşçı yardımcılığı kursuna katılan 21 yaşındaki Feray Aslan, gençlik merkezinde kursun afişlerini gördüğünü, ardından katılma kararı aldığını aktardı.
Yemek pişirmeyi çok sevdiğini anlatan Aslan, “Bu kurs sayesinde mutfağın önemini anlamış olduk. Kendimi daha da geliştirerek alanımla ilgili bir iş yeri açmayı planlıyorum. Gençler böyle kurslara katılsınlar, çünkü sosyal çevrelerini geliştiriyorlar. Onlara yeni yeni kapılar açılıyor.” ifadelerini kullandı.
]]>Buluşmaya Başkan Seçer’in yanı sıra Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Anamur Belediye Başkan Adayı Durmuş Deniz, Bozyazı Belediye Başkan Adayı Baykal Arıdeniz ve veliler katıldı. Eğitim Hizmetleri Şube Müdürlüğü’nün çalışmalarının anlatıldığı videonun gösterimiyle başlayan etkinlik, konuşmalarla devam etti.
Büyükşehir Belediye Başkanı olarak kentteki her vatandaşın her sorunuyla ilgilendiğini söyleyen Seçer, “Sizin çocuklarınızın eğitim konusunda sıkıntıları olduğunu biliyorduk göreve geldiğimizde. Şuanda 27 eğitim merkezimiz var. İmkanı olan aile çocukları daha iyi bir okula girsin diye öğretmen ya da dershane kaydı yapabiliyor, olmayan ne yapacak? O çocuğunda hakkı değil mi iyi bir eğitim almak? Devlet dediğiniz budur; devlet karşısında her yurttaş eşittir. Anayasal hükümlülüktür; ayrımcılık olmaz, her zümreye her kişiye, her bireye eşit davranmak zorundadır. Eşit yurttaşlık hakkı budur. Sosyal devlet anlayışından, sosyal belediyecilik anlayışından uzaklaştığınız noktada insanları yalnızlaştırırsınız, kimsesizleştirirsiniz” diyerek, yöneticilerin bu imkanları sağlamak zorunda olduğunu vurguladı.
Mersin genelinde 27 eğitim merkezi ile 7 bin 200 öğrenciye hizmet sunduklarını kaydeden Seçer, “Biz hem liseye geçiş sınavlarında, hem üniversiteye hazırlık sınavlarında mahallelere dahi eğitim kurumları açtık. Bütün bölgelerde var. İşte eğitimde fırsat eşitliği bu” diye konuştu. Velilerin öğretmenlerden memnuniyetinin kendisini çok mutlu ettiğini belirten Seçer, “Sizlerin huzurunda öğretmenlerimize teşekkür ediyorum. Onların emeğine, yüreğine sağlık” dedi.
“MERSİN BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ YAPTIĞI İŞİ KALİTELİ YAPAR”
Mersin’in 2,5 milyon nüfusu ile kozmopolit bir şehir olduğunu kaydeden Seçer, kentteki huzurun kendisinin en büyük serveti olduğunu belirtti. Seçer, “Mersin Büyükşehir Belediyesi yaptığı işi kaliteli yapar, lafta, mottoda değil önce halkını başının üstüne koyar. Benim 11 binden fazla mesai arkadaşım hiçbir Mersinliye kaba davranamaz, parmak sallayamaz. Bu belediyeye siyaset girmez, ben her yerde övünerek söylerim. Ben Cumhuriyet Halk Partimle, Mustafa Kemal Atatürk’le övünç duyabilirim ama ben herkesin belediye başkanıyım” diyerek, her siyasi görüşten vatandaşını da çok sevdiğini ve başını üstünde gördüğünü kaydetti.
“BİZE VATAN SEVGİSİNİ AŞILAYAN MUSTAFA KEMAL ATATÜRK’TÜR”
Vatan sevgisinin hiç kimsenin tekelinde olmadığını sözlerine ekleyen Başkan Seçer, şöyle devam etti:
“Kim ki toplumun milli ve dini duygularını siyaset adına istismar eder, bu ülkeye kötülük yapar. Onları reddediyorum, kınıyorum. Bu ülke hepimiz için, hepimizin. Hiçbirimiz bir diğerimizden daha fazla vatansever olduğumuzu iddia edemeyiz. Vatan sevgisi bizim kalbimizde. Bu vatan sevgisinin mihmandarı, bize aşılayan Mustafa Kemal Atatürk’tür. Biz onun peşinden gidiyoruz. Onun için eğitim diyoruz.”
Eğitimin bilimle ve akılla ilerlediğini kaydeden Başkan Seçer, “Eğitim her şeyin başı. Eğitim demek; zenginlik demek, temiz toplum demek. Hep beraber çocuklarımıza sahip çıkacağız. Biz devlet olarak siz de ebeveynler olarak topluma sahip çıkacağız” diye konuştu.
“5 YIL BOYUNCA ADALETLİ HİZMET YAPTIK”
Mersin’in her noktasının adil hizmeti hak ettiğini ve 5 yıl boyunca bu inançla çalıştıklarını belirten Başkan Seçer, “İşte adalet burada başlar. Herkese adaletli hizmet götürmek, ihtiyacı olana götürmek. Beş yıl boyunca bunu yaptık. Umarım sizlerin desteğiyle ikinci beş yılda da aynı anlayış ile devam edeceğiz” dedi.
Vatandaşa hizmeti oy vermeleri şartıyla yapmadıklarını vurgulayan Başkan Seçer, şunları söyledi:
“‘Bize oy verirseniz, belediyemizi seçerseniz daha iyi hizmet alırsınız’ demeyiz. Şunu diyebiliriz: Bozyazı’da Baykal bey, Anamur’da Durmuş Bey belediye başkanı adaylarımız. Arkadaşlarımıza destek olunuz. Seçilmeleri halinde daha eşgüdümlü, daha koordineli çalışabiliriz. Çünkü aynı siyasi partiyi temsil ediyoruz. Birbirimizi daha iyi anlayabiliriz. Birbirimizi engellemeyip önümüzü açabiliriz.”
Etkinlik, rehberlik sunumu ve ardından da toplu fotoğraf çekimiyle sona erdi.
]]>
MELTEM KARAKAŞ Eğitim Sen, Eğitim-İş ve Hürriyetçi Eğitim Sen Eskişehir şubeleri, Milli Eğitim Bakanlığı’nın (MEB) müfredat değişikliği çalışmalarına tepki gösterdi. Hürriyetçi Eğitim Sen Eskişehir Şube Başkanı Erol Ger, “MEB, müfredat değişiklikleri ile yapmak istediği tam olarak iktidarın siyasal, ideolojik çizgisine donatılmış nesiller yetiştirmektir. Nitekim Milli Eğitim Bakanı, STK olarak tanımladığı tarikat ve cemaatlerin ısrarıyla ÇEDES projesini uygulamaya sokmuştur. Bu uygulama ile eğitimde ikili bir durum görülmüş, eğitimciler dışlanmıştır” dedi. Eğitim Sen, Eğitim İş ve Hürriyetçi Eğitim Sen Eskişehir Şubeleri, Milli Eğitim Bakanlığı’nın gündeminde olan müfredat değişikline ilişkin basın açıklaması yapıldı. Sendikalar adına basın açıklamasını okuyan Hürriyetçi Eğitim Sen Eskişehir Şube Başkanı Erol Ger, şunları söyledi: “BÜTÜN ÖĞRETİM PROGRAMLARI DEĞİŞTİRİLMİŞTİR” “Türkiye’de 2002 yılında AKP’nin iktidara gelmesiyle beraber pek çok alanda olduğu gibi eğitimde de köklü dönüşümler yaşandığı bilinmektedir. 2004 yılından başlayarak okul öncesinden üniversiteye kadar bütün öğretim programları değiştirilmiştir. İlk köklü değişiklik 2006/2007 yıllarında yaşanırken, 2017/2018 eğitim öğretim yılından itibaren bütün öğretim programları bir kez daha değiştirilerek uygulanmaya başlamıştır. Yeni programlarla birlikte eğitim sisteminin dayandığı felsefeden öğretim yöntem ve tekniklerine, ölçme-değerlendirmeden ders kitaplarına kadar kapsamlı değişikliklere gidilmiştir. “TEK TİP İNSAN YARATMA İDEOLOJİSİ TEMEL ALINMIŞTIR” Geçmişte yapılan müfredat değişikliklerinde temel felsefi dayanak, laikliği ve bilimi büyük ölçüde dışlaması, bireyciliğe, bilim dışılığa dayanmasıydı. Bugüne kadar yapılanlar yeterli görülmemiş olacak ki, eğitim müfredatının subjektif ve içi bir türlü doldurulamayan ‘değerler’ adı altında AKP’nin tek tip insan yaratma ideolojisi temel alınarak bir kez daha değiştirilmesi gündemdedir. Bilindiği gibi müfredat ya da öğretim programları, devletin eğitim sistemi üzerinden kendini yeniden üretmesinin ideolojik, kültürel ve bilimsel aracıdır. Müfredat, bazı değer ve bilgileri meşru, doğru ve kabul edilebilir olarak tanımlarken, bazılarını özellikle dışarıda bırakır. Müfredatlarda, öğretim programlarında tarihsel klişelerden bilgilere, bilim anlayışlarından dünya görüşlerine, ulusal politikalardan diğer devletlerle ilişkilere kadar bir dolu bilgi ve değer yer almaktadır. Her ülke, aynı zamanda nasıl bir insan modeli yetiştireceğini müfredat ve ders kitaplarında açıkça tanımlamakta ve söz konusu tanım çerçevesinde yeni nesiller yetiştirilmesini hedeflemektedir. “ÇEDES PROJESİ İLE EĞİTİMCİLER DIŞLANMIŞTIR” Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, bir süredir kapalı kapılar ardında hazırlıkları sürdürülen müfredat değişikliği konusunda basına açıklamalar yapmıştır. Bakan Tekin’in bugüne kadar yaptığı açıklamalardan çıkarılacak en somut sonuç yeni eğitim müfredatının AKP’nin ideolojik formatında hazırlandığıdır. MEB’in müfredat değişiklikleri ile yapmak istediği tam olarak iktidarın siyasal, ideolojik çizgisine donatılmış nesiller yetiştirmektir. Nitekim Milli Eğitim Bakanı, STK olarak tanımladığı tarikat ve cemaatlerin ısrarıyla ÇEDES projesini uygulamaya sokmuştur. Bu uygulama ile eğitimde ikili bir durum görülmüş, eğitimciler dışlanmıştır. Eğitim evrensel, ahlaki ve insani değerler üzerine oturmalıdır. Oysa ki ÇEDES projesinde görüldüğü gibi din kültürü ahlak bilgisi öğretmenleri yok sayılmış asil işi olmayanlar okullara gönderilmiştir. Yeni müfredat açıklandığında da benzer bir durumla karşılaşılması şaşırtıcı olmayacaktır. “ÇOK RENKLİLİK MÜFREDATLARDA KARŞILIK BULMAMIŞTIR” Ülkemizde insanlar ve kültürel açıdan var olan farklılıklar ve çok renklilik; eğitim müfredatlarında karşılığını hiçbir zaman tam anlamıyla bulmamıştır. Onlar ya hiç görünmez kılınmış ya da ‘karşı’, ‘düşman’ tarafta gösterilmektedir. Bilimsel bilginin anlamının yitimine yol açan yaklaşım ve toplumsallıktan uzaklaşmış bireycilik dayatılmıştır. Tarihte birçok kez görülen hakim ideolojiye uygun nesiller yetiştirme hedefi günümüz Türkiye’sinde de görülmektedir. Bugün eğitim ile AKP’nin arka bahçesini yaratmak temel hedef olarak görülmektedir. Bu amacın uygulanmasında da en büyük görev okullara verilmiştir. Yeni hazırlanan müfredatlara MEB’in müdahalesi ne kadar siyasallaşan bir eğitim sistemine sahip olduğumuzu göstermektedir. Başta felsefe, tarih, biyoloji, fizik, kimya gibi derslerin içerikleri de bilim dışı içeriklerle donatılmak istemektedir. “
Bakan Tekin, Eyüpsultan’da Özdemir ailesinin bağışlarıyla yapılan Hüsnü Özdemir İmam Hatip Ortaokulu ile depreme dayanıklı hale getirildikten sonra yeniden eğitime başlanan Nişancı Ortaokulu’nun açılış törenlerine katıldı.
Hüsnü Özdemir İmam Hatip Ortaokulu’nda düzenlenen törende konuşan Tekin, göreve başladığı günden beri sadece hayırseverler tarafından yaptırılan okulların açılışına katıldığını, amacının hayır sahiplerine teşekkür edip destekte bulunmak olduğunu söyledi.
Türkiye’de eğitim öğretim imkanları açısından önemli mesafeler katedildiğini dile getiren Tekin, “2002 verileriyle 2024 yılının verilerini karşılaştırdığımızda, bunu dünyanın herhangi bir ülkesindeki veriler diye karşımıza getirsek ‘Adamlar eğitimde devrim yapmışlar.’ deriz. Şu an Türkiye’de derslik başına düşen öğrenci sayısı ile öğretmen başına düşen öğrenci sayısı itibariyle dünyanın en iyi ülkeleri kategorisindeyiz. Bizim çocukluğumuzda 60 kişilik sınıflarda okurduk. Ders kitabımız için şehirdeki tek kitap kırtasiye dükkanına giderdik, parasını verirdik ama kitapların ne zaman geleceğini bilmezdik. Genellikle kitaplarımızın tamamına birinci yarı yılın sonunda ulaşırdık.” ifadelerini kullandı.
Yılda 200 milyon kitap dağıtılıyor
Tekin, öğrencilerin kitapların devlet tarafından temin edildiğini hatırlatarak, eğitim ve öğretim döneminde okullarda yılda yaklaşık 200 milyon kitap dağıtıldığını anlattı.
Yeni okulların yapımında yerel yönetimlerle işbirliğinin kendileri için hayati önem taşıdığını vurgulayan Tekin, “Ben daha önce Bakanlıkta müsteşar olarak görev yaptım. Yatırım bütçesi yapıyoruz, paramız var, okul yapacağız. Belediye başkanı bize okul yapacak arazi üretemiyor, üretmiyor. Belediye başkanı arazinin mülkiyetiyle ilgili bakanlığa dava açıyor, inşaatı durduruyor, yürütmeyi durdurma kararı aldırıyor. Okul yarım kalıyor.” şeklinde konuştu.
Okul yapımına katkı veren belediyelere teşekkür eden Tekin, “Yerel seçimler yaklaşıyor, okul ihtiyaçlarımızda yerel yöneticilerin bizimle beraber çalışması arasında böyle bir ilişki var. Bunu da sizlerle paylaşmış olayım.” dedi.
“Okullarımız depreme dayanıklı hale geldi”
İstanbul Valisi Davut Gül de son 30 yılda İstanbul’da hayırseverler tarafından yılda ortalama 12 okul yapıldığını anlattı.
Milli Eğitim Bakanlığı koordinesinde kentteki okulların tamamının elden geçirildiğini kaydeden Gül, “Okullarımız depreme dayanıklı hale geldi. Dolayısıyla evlatlarımızı okula gönderirken hiç kimse ‘Acaba okul sağlam mı? Değil mi?’ endişesine kapılmadan yavrularını gönderiyor.” dedi.
Gül, son 8 ayda 34 hayırseverle protokol yaptıklarını belirterek, amaçlarının 30 yılda yapılan kadar okulu İstanbul’a kazandırmak olduğunu dile getirdi.
AK Parti İstanbul Milletvekili Süleyman Soylu ise Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan önderliğinde deprem ve kentsel dönüşüm konusunda okullarda yapılan çalışmaların önemine değinerek, bunun bir devlet yönetimi için en önemli adımlardan biri olduğunu kaydetti.
Eyüpsultan Belediye Başkanı Deniz Köken ise ilçede yapılacak yeni okullarla hedeflerinin tamamen tekli eğitime geçerek çocukların sabahın erken saatinde okulda olması gerekliliğini ortadan kaldırmak olduğunu anlattı.
Evinden uzak noktalardaki okullara gitmek zorunda olan lise öğrencileri için de ilçedeki okul sayısının artırılması gerektiğini vurgulayan Köken, liseye geçişte ilk 5 bine giren öğrencilere de burs vereceklerini açıkladı.
Nişanca Ortaokulu yeniden hizmete alındı
Bakan Yusuf Tekin daha sonra, yaklaşık 7 yıldır kapalı bulunan ve güçlendirme çalışmalarının ardından yeniden hizmet vermeye başlayan Nişanca Ortaokulu’ndaki açılış törenine katıldı.
Müsteşarlık yaptığı dönemde İstanbul’daki okullar için depreme dayanıklılık testlerinin yapıldığını ve güçlendirme çalışmalarının başlatıldığını aktaran Tekin, şunları söyledi:
“Ekim 2002’de dönemin hükümeti, Cumhuriyetin 100. yılına mektup diye güzel bir uygulama başlatmış. Değişik kamu kurumlarından, bakanlıklardan mektuplar yazılmış. Bu 100. yıl vesilesiyle 2023 yılı ekim ayında da Milli Eğitim Bakanı olmam hasebiyle öğrencilerimizin, öğretmen adaylarımızın yazdığı mektuplar PTT tarafından bana geldi. Mektuplar bizim aslında 20 yılda geldiğimiz çizgiyi gösteriyor. Mesela bir öğretmenimiz diyor ki ‘Allah’ım bana da içinde su olan, elektriği olan bir okul nasip edecek misin bir gün?’ Bir öğretmenimiz diyor ki ‘Allah’ım içinde farelerin cirit atmadığı bir okulda öğretmenlik yapabilecek miyim?’ Bunu ne zaman diyor? Yaklaşık 20 yıl önce. Şu an Türkiye genelinde bizim yaptığımız okullarımızın tamamı depreme dayanıklı ve konfor açısından hemen hemen bu okul konforunda okullar yapıyoruz.”
]]>Züleyha Akgül, uzun yıllardır yaptığı terzilik mesleğine, 2 yıl tasarım 2 yıl da modellik eğitimi aldıktan sonra başladı.
Bir taraftan okula gidip bir taraftan çalışan Akgül, bir süre Nişantaşı’nda çalıştıktan sonra sonunda hayallerini kurduğu butiğini Kadıköy’de açtı.
Burada eskiyle yeniyi birleştirerek kendine has bir stil oluşturan Akgül, diktiği kıyafetlerle semt sakinlerinin de dikkatini çekti. Akgül, terzilik mesleğini sürdürürken bir yandan da kadınlara dikiş eğitimi vermeye başladı.
Akgül’ün öğrencileri arasında ev hanımlarının yanında, diş hekimi, doktor, avukat gibi çeşitli mesleklerden kadınlar da yer aldı.
Verdiği bu eğitimler sayesinde bir şey dikmenin, ortaya koymanın kadınlar üzerindeki olumlu etkisini gören Akgül, bu etkiyi depremzede kadınlar üzerinde de oluşturmak için harekete geçti.
Züleyha Akgül, 6 şubat 2023’te meydana gelen Kahramanmaraş merkezli depremlerden etkilenen bölgedeki kadınlara destek olmak amacıyla Hatay’a gitti.
Burada, çadırda kurduğu atölyede depremzede kadınlara dikiş eğitimi vermeye başlayan Akgül, onların hem meslek sahibi olmalarını hem de aile bütçelerine katkıda bulunmalarını sağlıyor.
“Depremzedelere nasıl dokunurum düşüncesiyle yola çıktım”
Züleyha Akgül, AA muhabirine yaptığı açıklamada, 11 ili etkileyen ve asrın felaketi olarak nitelendiren depremlerin ardından, bir terzi olarak, “Depremzedelere nasıl dokunurum.” düşüncesiyle yola çıktığını söyledi.
İlk önce aklına çocuklara oyuncak yapmak geldiğini aktaran Akgül, şöyle konuştu:
“Defne’de ilk kez Ramazan Bayramı’nda çocuklarla buluştuk. Bezlere pamuk doldurup, kaş, göz çizerek birlikte oyuncaklar yaptık. Oyuncak yapmanın çocuklar üzerinde ne kadar olumlu etki yaptığını görmek bizi de çok mutlu etti. Daha planlı ve programlı ne yapılabilir düşüncesiyle Kırkyama Kadın Dayanışması ve Çağdaş Yaşam Atölyesi ile irtibata geçtim. Onlar sayesinde çadırda, konteynırda, bahçede çocuklarla bir araya gelip oyuncaklar yaptık.”
Akgül, çocuklarla oyuncak yapma etkinliğine annelerin de katılım gösterdiğini fark etmesi üzerine “Neden annelere de dikiş öğretmiyoruz?” sorusunun aklına geldiğini ve bunun için kollarını sıvadığını anlattı.
“Çadırda 5 makinayla 8 gün boyunca eğitim verdik”
Züleyha Akgül, daha sonra hayırseverlerin yardımıyla Hatay’a makine, kumaş ve dikişle ilgili malzemeler götürüp, kadınlar için bir terzilik kursu başlattıklarını aktardı.
Depremzede kadınlarla ilk terzilik kursunu Kurban Bayramında başlattıklarını dile getiren Akgül, “Çadırda 5 makinayla 8 gün boyunca eğitim verdik. Bu eğitimin ardından hayırseverler ve yerel yönetimlerin katkısıyla makina sayımızı artırdık bir anlamda sanayileşmiş olduk. Eğitime devam edip, projeye yeni kadınlar ekledik. Depremzede kadınlar meslek edinsin, ev bütçesine katkı sağlasın ve fason atölyelerine iş yapabilsin istedik. Şu an atölyemizdeki kadınlar dikiyor ve ürettiğini satıyor.” şeklinde konuştu.
Akgül, hala çadırda atölye çalışmalarını sürdürdüklerini dile getirerek, “Başta bir konteynır ya da prefabrik bir yapıya ihtiyacımız var. Kumaş ve makinanın yanı sıra kadınların yaptıkları ürünleri satacakları yeni pazarlara da ihtiyacımız var.” dedi.
“Yaklaşık 50 kadına dikiş eğitimi verdik”
Bir meslek öğrenip, dikiş dikmeye başlayan kadınların psikolojilerinde olumlu yönde bir farklılık gözlemlediğini vurgulayan Akgül, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Kadınlar, dikiş diktikleri sürece yaşadıkları acıdan uzak kalmış oldular. Bir depremzede kadının aldığı eğitimden sonra ‘İlk kez kendi paramı kazandım ve cebime koydum, bunu beni çok mutlu etti.’ demesi bizi ondan çok daha mutlu etti. Kadınlar ne yapabildiklerini gördükçe daha çok motive oldular. Bir şey üretmenin hissiyatı onları bir anlamda hayata bağladı. Yaklaşık 50 kadına dikiş eğitimi verdik. Şimdi bu kadınlar kendi ayaklarının üzerinde durup, ailelerinin geçimine katkı sağlıyor. Gerek yeni şeyler dikerek, gerekse paça tadilatı gibi basit işlemler yaparak ekmeklerini kazanıyorlar.”
Akgül, yaklaşık 10 aydır devam eden projenin daha çok kadına ulaşmasını istediklerinin altını çizdi.
Hatay’daki bu projeyi tam anlamıyla oturtabildiklerinde diğer deprem bölgelerine giderek başka kadınlara da dikiş eğitimi vermek istediklerini aktaran Akgül, “11 ilde tüm kadınlara ulaşmak istiyoruz. Bir kadına dokunmak, onun çocuğuna ailesine dokunmak demek. Anne mutlu olunca çocuk da ailede mutlu oluyor.” ifadelerini kullandı.
]]>Bakanlıktan yapılan açıklamaya göre, Milli Eğitim Bakanı Tekin, çeşitli temaslarda bulunmak üzere Türkiye’de bulunan Libya Milli Birlik Hükümeti Teknik ve Mesleki Eğitim Bakanı El Sifav ile bir araya geldi.
Bakanlıkta gerçekleşen görüşmede, El Sifav’ı Türkiye’de ağırlamaktan duyduğu memnuniyeti dile getiren Tekin, Türkiye’nin Libya ile köklü, tarihi ve kültürel bağları bulunduğunu belirtti. İki ülke halkının zor zamanlarda her daim birbirlerinin yanında durduğuna işaret eden Tekin, Libya’nın egemenliği, bağımsızlığı, toprak bütünlüğü ve siyasi birliğinin Türkiye için son derece önemli olduğunu vurguladı.
Türkiye olarak Libya’nın ihtiyaç duyduğu desteği sağlamak için her zaman hazır olduklarını dile getiren Tekin, özellikle eğitim ve kültür alanlarında işbirliğini geliştirmek istediklerini söyledi. Tekin, “Ulusal düzeyde ekonomik büyüme ve sürdürülebilir bir kalkınma için en güçlü enstrüman eğitimdir.” dedi.
Türkiye’de son yıllarda mesleki ve teknik eğitim alanında büyük atılımlar gerçekleştiğini ve gerçekleşmeye devam ettiğini belirten Tekin, “Birçok ülke tarafından başarımızın takip edilmesi bizi memnun ediyor. Güçlü bir mesleki eğitim, nitelikli iş gücünün yetiştirilebilmesi, mesleki becerilerin geliştirilmesi ve ekonomik iş piyasası ihtiyaçlarına cevap verebilmek için çok önemlidir.” diye konuştu.
Birlikte gayret edip somut projeler geliştirmek istediklerini dile getiren Tekin, şunları söyledi:
“Bugün burada imzalayacağımız mutabakat zaptı, güçlü işbirliğimizin, dostane ilişkilerimizin bir nişanesi olacaktır. Bu metin sadece diplomatik bir metin olmayacak aynı zamanda geleceğimizin inşasında yer alacak çocuklarımızın, gençlerimizin eğitimine önemli katkılar sunacaktır. Kardeşlik ve karşılıklı güven üzerine dayanan ilişkilerimizin daha da derinleşeceğine inanıyorum.”
Bakan Tekin, başta mesleki ve teknik eğitim olmak üzere öğretmen yetiştirme süreci, program geliştirme ve eğitimde teknolojinin kullanılması gibi konularda Türkiye’nin güçlü bir müktesebatı bulunduğunu vurguladı. Tekin, Libya ile işbirliğini geliştirerek Türkiye’nin bu alandaki tecrübelerini paylaşmaya hazır olduklarını da kaydetti.
“Türkiye’nin deneyimlerinden istifade etmek istiyoruz”
Konuk Bakan El Sifav ise Türkiye’de bulunmaktan mutluluk duyduğunu belirterek, yüzyıllardır Türkiye ile dostluk ve kardeşlik ilişkisi içinde olduklarını söyledi.
Müfredatı güncelleyerek daha modernleştirmek istediklerini kaydeden El Sifav, mesleki eğitim alanında eğitimde teknolojinin kullanılması ve Libya’nın ihtiyaçlarını karşılayacak kursların açılması konusunda Türkiye’nin deneyimlerinden istifade etmek istediklerini belirtti.
Konuşmaların ardından Tekin ile El Sifav, iki ülke arasında eğitim alanında işbirliğinin geliştirilmesi kapsamında “Mesleki ve Teknik Eğitim İşbirliği Mutabakat Zaptı”nı imzaladı.
İmzalanan mutabakat zaptı ile mesleki ve teknik eğitime ilişkin okul yönetimi, önceki öğrenmelerin tanınması, öğrenme kazanımlarının ölçülmesi, belgelendirme gibi konularda bilgi ve tecrübe paylaşımı yapılması hedefleniyor.
Mutabakat zaptı ile ayrıca uzman, eğitmen ve araştırmacı değişimi, mesleki eğitim alanında uygulanan yeni öğretim teknikleri ve teknolojileri konusunda bilgi ve tecrübe paylaşımı, mesleki eğitim alanında öğretim programı ve eğitim öğretim materyallerinin hazırlanması ve güncellenmesi süreçleri ile ilgili bilgi paylaşımı, mesleki eğitim veren kurumlar arasında kardeş okul ilişkilerinin kurulması ve geliştirilmesi, karşılıklı diploma denklik işlemleri için kolaylıklar sağlanması amaçlanıyor.
]]>MÜSİAD Bursa Şubesi’nde gerçekleştirilen törende konuşan Vali Yardımcısı Mustafa Kılıç, Bursa’nın nüfus bakımından Türkiye’nin dördüncü kalabalık ili olduğunu ve sanayi bakımından da oldukça önemli olduğunu hatırlattı.
Bursa’nın özellikle yurt dışına yapılan sanayi ürünleri ihracatında da Türkiye’nin en önde gelen illerinden olduğunu belirten Kılıç, “Bunun altyapısı ilimizde bulunan 17 organize sanayi bölgesi ve burada üretilen ürünlerin ihracatıyla bu önemli gelirler ülkemize sağlanmış oluyor. Mesleki eğitim bu anlamda ilimiz için çok önemli çünkü sanayi destekleyen, bu okullarımızdan mezun öğrencilerimiz eliyle istihdam sağlanıyor.” dedi.
İşbirliği protokolünün hayırlara vesile olmasını dileyen Kılıç, şunları kaydetti:
“İnşallah önümüzdeki süreçte hem mesleki eğitim anlamında eğitim veren kurumlarımızın altyapısının güçlendirilmesi hem burada eğitim gören öğrencilerimizin eğitim kalitelerinin arttırılması ve istihdama hazırlanması anlamında bu gerçekten önemli bir adım teşkil ediyor. Bu süreçte eksiklerimizi karşılıklı olarak tamamlayarak bize emanet edilen bu gençlerimizi en iyi şekilde hayata hazırlama ve onları istihdama hazırlama anlamında çalışmaların yapılacağına inanıyorum. Mesleki eğitimde öğrencilerimizin yönlendirilmesi de önemli. Lise çağından itibaren öğrencilerin istihdama yönelmesi ve üretime katılması çok daha önemli.”
“Bursa’da meslek liselerine kayıt oranı yüzde 55”
İl Milli Eğitim Müdürü Ahmet Alireisoğlu da bu işbirliğinin bereketli olmasını ve sürekliliğini temenni etti.
Mesleki ve teknik liselerden mezun olan öğrencilerin yüzde 20’sinin kendi alanında iş bulduğunu, yüzde 15’inin ise üniversiteye gittiğini anlatan Alireisoğlu, “Türkiye’de meslek liselerine kayıt oranı yüzde 40’a yakın. Bursa’da bu oran yüzde 55, bu oran çok yüksek. Bu anlamda biz daha fazla çalışıp, daha güzel örnekleri Türkiye için model olarak üretmek durumundayız.” ifadesini kullandı.
MÜSİAD Bursa Şubesi Başkanı Alparslan Şenocak ise beşeri sermayenin, bir ülkenin ekonomik ve sosyal kültürel gelişiminde kritik bir rol oynadığını ve insan kaynağının niteliğini arttırmanın en önemli unsurunun, mesleki eğitim olduğunu belirtti.
Mesleki eğitimi geliştirmek amacıyla atılan her adımın aslında gelecek için umut, başarı ve toplumsal refahın yükselmesi anlamına geldiğini kaydeden Şenocak şöyle konuştu:
“Türkiye Yüzyılı’nı hedeflere taşıyacak en önemli gücümüzün, nitelikli insan kaynağımız olduğunu hepimiz biliyoruz. Hızla yaşanan teknolojik gelişmeler, küreselleşme, mesleki eğitimi daha da değerli hale getirmektedir çünkü üretimin niteliğinin artması sadece teknik becerilere değil, aynı zamanda iş gücünün problemine çözümüne çözüm kabiliyeti, iletişim becerileri ve takım çalışması gibi yeteneklerle de yakından ilişkilidir. Tüm bu nedenlerle mesleği olan iş gücünü oluşturan ve ürettikleriyle yaşam kalitemizi yükselten nitelikli teknik elemanların yetiştirilmesi aslında hepimizin ortak sorumluluğunda ve görevinde. Bursa’da meslek okullarımız güncel müfredatı ve eğitim içerikleriyle iş dünyasının taleplerine ve sektör ihtiyaçlarına uygun hale getirmek en önemli görevlerimiz ve hedeflerimizin arasında.”
Protokol imza törenine, İl Milli Eğitim Müdür Yardımcıları, mesleki teknik lisesi müdürleri ve MÜSİAD Bursa sektör başkanları katıldı.
]]>Başkan Seçer, Büyükşehir Belediyesi Sosyal Hizmetler Dairesi Başkanlığı Eğitim Hizmetleri Şube Müdürlüğü tarafından düzenlenen etkinlikte, iyi bir gelecek, güçlü Mersin ve güçlü Türkiye için eğitime son derece önem verdiklerini belirtti. İl genelinde 27 noktada eğitim ve öğretimi destekleme kurs merkezi açtıklarını belirten Seçer, “Hızımızı alamadık Mersin merkezde birkaç mahallede, Tarsus’un mahallelerinde de kurduk. Çünkü bu eğitim kurumlarını kurduğumuz mahalleler, gelir düzeyi düşük insanların yaşadığı mahalleler. Biz çocukların, insanlığın refahı, mutluluğu ve huzuru için çalışacak bilim insanları olmalarını istiyoruz. İnsanlığa yarar sağlayacak buluşlar yapsın, insanlığı daha mutlu, daha huzurlu edecek, daha güçlü kılacak buluşlar yapsın diye çocuklarımızın eğitimine önem veriyoruz” dedi.
Seçer, Aydıncık Eğitim ve Öğretimi Destekleme Kurs Merkezi’nden bugüne kadar 753 öğrencinin faydalandığını belirterek, “Şu an 9 öğretmenin görev yaptığı merkezde 126’sı YKS, 84’ü LGS’ye hazırlık olmak üzere 210 öğrencimiz var. Bu zamana kadar da 753 çocuğa ışık tutmuş, yolunu aydınlatmışız” ifadelerini kullandı.
“Aydıncık’ın arıtma sorununa çözüm bulduk”
Aydıncık’ta 15 mahalle bulunduğunu ve en büyük sorunlarından birinin içme suyu alt yapısında sık sık yaşanan arızalar olduğunu dile getiren Seçer, “İller Bankası marifetiyle yapmışlar, Büyükşehir Belediyesine de ödetmişler. İller Bankası’yla da anlaşamıyoruz. Bir taraftan yapıyorsun diğer taraftan patlıyor. Bazen müdahale etmek istiyorsun ama yasa buna izin vermiyor” diye konuştu.
Aydıncık’ın arıtma sorununa çözüm bulduklarını açıklayan Seçer, ikinci 5 yılında yaklaşık 100 milyon TL harcayarak bu projeyi bitireceklerini kaydetti.
Aydıncık’ta sorumluluk alanlarındaki imar çalışmalarını da tamamladıklarını belirten Seçer, ilçede çarpık kentleşmenin önüne geçilmesi için gereken katkıları sunmaya devam edeceklerini ifade etti. Aydıncık’ın büyük bir hinterlandının olmadığına işaret eden Seçer, 2024 yılı programı içerisinde ilçede 20 bin ton asfalt çalışması yapacaklarını sözlerine ekledi.
“Mersinlilere en iyi hizmet yaraşır”
Gerçekleştirdiği tüm hizmetleri Mersinlilerin vergileriyle yaptığını vurgulayan Seçer, şöyle devam etti: “Sizin paranızı size harcıyoruz. Bizim işimiz bu. Biz aracıyız. Belediyelere çok iyi para geliyor. İsraf edilmediğinde ve akılcı kullanıldığında birçok hizmet rahatlıkla yapılır. İşte 5 yıldır Vahap Seçer bunu yaptı. Borçlarını da ödedi, mali disiplini de sağladı. Çok itibarlı bir belediyemiz var. Hizmet ediyoruz, çalışıyoruz. Yol da yapıyoruz, sosyal politikalar da uyguluyoruz, tarıma da destek veriyoruz. Kültürel etkinlikler de yapıyoruz. Mersin gelişiyor, büyüyor.”
Ellerindeki imkanlarla tüm hizmetlerin en iyisini yaptıklarını vurgulayan Seçer, “Bizde her türlü eğitim merkezi var, toplumun ihtiyacı olan her alanda meslek edindirme kurslarımız var. Yabancı dil, marangozluk, şoförlük kursumuz da var. Gençlerimiz gelsinler, meslek öğrensin gitsinler, çalışsınlar. Dershanemiz de var üniversiteye, liseye hazırlansınlar, en iyi okullara gitsinler. Mersinlilere en iyi hizmet yaraşır” dedi.
‘Teksin-Alo 185’ projesinden de bahseden Seçer, tüm ilçelerde yaşayan her vatandaşa bir telefon kadar yakın olduklarını kaydetti. İlçelerden merkeze hasta getiren ve kalacak yer bulamayan vatandaşlar için misafirhane hizmeti, yeni doğum yapan anneler ve bebekler için mamasından hijyenine kadar birçok malzemenin olduğu bir çanta verildiğini ifade eden Seçer, “Sağlıkla ilgili sorunun varsa insanın gözü hiçbir şey görmez. Canın acıyorsa, ıztırap çekiyorsan her şey bitmiştir. Onun için önce vatandaşlarımızın acısını dindirmek, acılarına ortak olmak ana prensiplerimizin başında geliyor” dedi.
Kurs merkezinden faydalandı, üniversiteyi kazandı
İki çocuğunu Büyükşehir Belediyesinin kurs merkezine gönderen anne Songül Cengiz, kızının YKS’ye, oğlunun da LGS’ye hazırlandığını belirterek, bu sayede süreci kolay geçirdiklerini dile getirdi. Kurs merkezindeki öğretmenlerin oldukça ilgili olduğunu ifade eden Cengiz, “Biz bu süreçte gerçekten maddi sıkıntılar çekiyorduk, sayenizde bu süreci daha kolay atlatacağız” diye konuştu.
Kurs merkezinden faydalanarak üniversiteyi kazanan öğrencilerden görme engelli Arife Ece, “Kurs merkezindeki öğretmenlerim her konuda yardımcı oldular ve kolaylık sağladılar. Öğretmenlerim sınavlarımda bana hem okudular, hem anlattılar. Sınavlarım iyi geçti ve Atatürk Üniversitesi’ni kazandım” şeklinde konuştu. – MERSİN
]]>Hastalar günlük yaşantılarını aksatmadan ev ortamında diyalize giriyor
5 yıldır böbrek hastası olan sınıf öğretmeni: “Bu bizim için velinimet, hayatımı çok kolaylaştırdı”
“Hastaneye git gel derdimiz yok, evimizde olduğumuz için konforumuz yüksek”
SAKARYA – SEAH Nefroloji Kliniği, Sakarya’da evde diyaliz uygulamasını hayata geçirdi. Eğitimleri tamamlayan diyaliz hastaları günlük yaşantılarını aksatmadan ev ortamında diyaliz almanın konforunu yaşıyor.
Sakarya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Nefroloji Kliniği tarafından hayata geçirilen uygulama çerçevesinde böbrek nakli imkanı olmayan ve aktif olarak günlük çalışma hayatında yer alan diyaliz hastalarına yönelik ‘Evde Hemodiyaliz’ uygulaması başlatıldı. Sağlık Bakanlığı tarafından başlatılan uygulamanın alt yapısının oluşmasıyla birlikte Sakarya’da da uygulama hayata geçerken, eğitimlerinin tamamlayarak ‘Evde Hemodiyaliz’ almaya başlayan 50 yaşındaki Salih Yıldırım; İl Sağlık Müdürü Prof. Dr. Aziz Öğütlü, SEAH Başhekimi Prof. Dr. Fikret Halis, SEAH Nefroloji Klinik İdari Sorumlusu Prof. Dr. Hamad Dheir, Doç. Dr. Mahmud İslam, Uzm. Dr. Zafer Ercan ve Musa Pınar ve eğitim hemşireleri tarafından evde ziyaret edildi.
“Bu bizim için velinimet”
5 yıldır böbrek hastası olan sınıf öğretmeni İsmail Yıldırım bir yıl önce böbrek nakli olduğunu ancak bağışıklık sisteminin böbreği kabul etmediğini ve diyalize girmeye devam ettiğini dile getirdi. Aktif olarak öğretmenliğe devam ettiğini belirten ve ‘Evde Hemodiyaliz’ uygulamasının hayatında önemli bir kolaylık sağladığını belirten Yıldırım, “Eğitimlerimizi aldık ve başladık. Bu bizim için velinimet. Gerçekten hayatımı çok kolaylaştırdı. Hastane ortamında diyaliz almak gibi bir stresimiz yok. Hastaneye git gel derdimiz yok. Evde, eşim ve çocuklarım yanımda istediğim zaman diyalize giriyorum. Tabi evimizde olduğumuz için konforumuz yüksek. Bu uygulama ile daha uzun diyaliz olabiliyoruz, bu da daha az ilaç kullanımı ve daha sağlıklı bir hayat sunuyor. Normal diyaliz sistemine göre iştahım daha çok arttı ve istediğimi yiyebiliyorum. Bir sorun olduğunda doktorumuz, hemşirelerimiz ve teknik ekip anında yardımcı oluyor. Tüm diyaliz hastalarının bu hizmetten yararlanmasını arzu ederim. Allah devletimize zeval vermesin” dedi.
“Evde hemodiyaliz yöntemi, çok basit bir yöntem”
‘Evde Hemodiyaliz’ uygulaması hakkında bilgi veren Prof. Dr. Hamad Dheir, ilk olarak üç hastaya iki ay boyunca eğitim verdiklerini dile getirerek, “Daha sonra bu hastalarımız evlerinde kurulan hemodiyaliz cihazı ve su sistemini denetleyerek diyalize kendileri girmeye başladı. Hastalar eğitim süresince önce diyaliz makinesi, makine setlemesi ve su sisteminin işleyişini öğreniyor. Ardından hastalar fistül iğnelerini kendi damarlarına kendileri girmeyi öğrenerek hazır hale geliyor. Bu eğitimi hastaya ve talep olursa hasta yakınına veriyoruz. Evde hemodiyaliz yöntemi, çok basit bir yöntem, merkez hemodiyaliz yöntemine göre birçok üstün avantajları var. Kalp üzerinde daha az stres, daha az ilaçla daha iyi kan basıncı kontrolü, daha az kısıtlayıcı diyetin yanında; muhtemelen iyileştirilmiş enerji seviyeleri, tedaviden sonra daha hızlı iyileşme süresi, hayatlarının kontrolünü ele alma esnekliği, hastaneye başvuru ve yatış oranlarının azalması gibi birçok avantaj sağlıyor. Bu konuda bize destek veren İl Sağlık Müdürümüz Prof. Dr. Aziz Öğütlü ve Başhekimimiz Prof. Dr. Fikret Halis hocalarımıza da ayrıca teşekkür ederiz. Bu yöntemi tercih eden hastalara gece gündüz iletişim ve teknik destek sağlanıyor. Hekim ve eğitim hemşirelerimiz ile teknik ekip bu hizmeti sunmakta. Evde hemodiyalizi tercih etmek isteyen hastalarımız Nefroloji polikliniğimize müracaat edebilir” diye konuştu.
“Diyaliz hastalarımız için çok önemli bir adım”
Evde Hemodiyaliz uygulamasının temel amaçlarından bir tanesinin de daha uzun diyaliz yapmak ve dolayısıyla hastaların daha az ilaç kullanması olduğunu ifade eden SEAH Başhekimi Prof. Dr. Fikret Halis, uygulamayı yaygınlaştırmayı amaçladıklarını dile getirdi. İl Sağlık Müdürü Prof. Dr. Aziz Öğütlü’de, Sakarya’da ilk kez hayata geçirilen uygulama sayesinde böbrek nakli bekleyen ve çalışma hayatlarını sürdüren birçok vatandaşa hem sağlık açısından hem de konfor açısından büyük bir kolaylık sağlanacağını kaydetti. Öğütlü, “Evde Hemodiyaliz uygulamasıyla hastalar gün içinde istediği saatte diyalize girebiliyor. Bunun yanında birçok avantaj sağlanmış oluyor. Diyaliz hastalarımız için çok önemli bir adım. Emeği geçen herkese teşekkür ediyorum” şeklinde konuştu.
]]>Yeni mevzuatla meslek liselerinin sektörlerin içinde eğitim vermesinin önü açıldı. Ayrıca, sektör yoğunluğunun bulunduğu okullara yerleştirilecek 11. sınıf öğrencileri için yeni kontenjanlar ayrılacak, barınma ihtiyaçları da karşılanacak.
Bakanlığın mesleki eğitime “istihdam odaklı” yaklaşımı yerleştiren yeni mevzuatı, gelecek eğitim öğretimden itibaren uygulamaya geçecek.
MEB Mesleki ve Teknik Eğitim Genel Müdürü Ali Karagöz, AA muhabirine, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in talimatıyla hazırlanan, “MEB bölge, ihtisas, sektör içi ve sektöre entegre mesleki ve teknik ortaöğretim kurumlarına ilişkin usul ve esaslar hakkında yönerge” adlı yeni mevzuata ilişkin açıklamalarda bulundu.
Milli Eğitim Bakanlığı olarak mesleki ve teknik eğitim sürecinde ihtiyaç duyulan nitelikli iş gücünü yetiştirmek için yoğun bir çalışma içinde olduklarını dile getiren Karagöz, bu kapsamda 30’un üzerinde şehirde, işletme ve sektör temsilcileriyle bir araya geldiklerini, toplantılara atölye, laboratuvar öğretmenleri ve yöneticilerin de katıldığını aktardı.
Bu toplantılarda, mesleki teknik eğitim sürecinin nasıl yürüdüğünü, iyileştirilmesi gereken alanları görüştüklerini dile getiren Karagöz, bu kapsamda yeni bir yönergenin hazırlanarak illere gönderildiğini bildirdi.
Karagöz, mesleki eğitimde fırsat eşitliğini karşılamaya ve erişimi kolaylaştırmaya yönelik hazırlanan yeni yönergeye ilişkin şu bilgileri verdi:
“Yeni yönergemiz doğrultusunda Türkiye’nin herhangi bir yerindeki meslek liselilerin istihdamının kolaylaştırılması için bölge, ihtisas, sektör içi ve sektöre entegre olmak üzere 4 yeni okul programını hayata geçiriyoruz. Burada yeni okul türleri tanımlamıyoruz, mesleki eğitim merkezleri ile mesleki ve teknik Anadolu liselerinin mevcut yapısı içine yeni okul eğitim modelleri getiriyoruz. Bunun sonucunda, mesleki ve teknik eğitim kurumlarının kendilerini yenilemesi, değişen ve dönüşen sistemlere entegre olması, sektörün talep ettiği nitelikli iş gücü ihtiyacını karşılaması, öğrencilerin edindikleri bilgi ve beceriler sonucunda istihdam edilebilmelerinin kolaylaştırılması sağlanmış olacak.”
Sektör yoğunluğunun bulunduğu bölgelere öğrenci hareketliliği başlayacak
Genel Müdür Karagöz, sektör yoğunluğunun bulunduğu bölgelere öğrenci hareketliliğini başlatacak “bölge okulu” adı verilen programı şöyle tanıttı:
“Bölge okullarımız, işletmelerin yoğun olduğu yerlerde ve pansiyonlu olacak. İşletme eğitimine tam erişemeyen 11. sınıflarda okuyan öğrencilerimiz için bölge okullarımızda yeni kontenjanlar açacağız. Bu öğrencilerimiz, başarılarına bağlı olarak yerleşmeleri halinde okulun barınma imkanından yararlanacak ve işletme eğitimleri dahil tüm eğitimlerini bu okullarda alacaklar. Böylece 11. sınıflarda da işletmelerde meslek eğitimini hayata geçireceğiz.”
İhtisas okullarında mesleki kümelenmeler oluşturulacak
Meslek liselerinde 53 alanda 114 dalda eğitim verdiklerini belirten Karagöz, bu alanlar içinde birbirini destekleyen ve aynı eğitim ortamlarında olabilecek şekilde mesleki kümelenmeler oluşturarak “ihtisas” okullarını hayata geçireceklerini bildirdi.
Eğitim ortamlarının daha etkin ve verimli kullanılmasının sağlanacak ihtisas okulları ile aynı zamanda mesleki teknik eğitime ilişkin Ar-Ge faaliyetlerinin yürütüleceğini belirten Karagöz, böylece mesleki eğitime ilişkin öğretim programlarını okulların tecrübeleriyle güçlendireceklerini söyledi. Karagöz, ihtisas okullarında alan öğretmenlerinin hizmet içi eğitimlerinin de yapılacağını kaydetti.
Öğrenciler sektör içi okullarda hem eğitim alacaklar, hem üretim yapacaklar
Ali Karagöz, “sektör içi” özelliğe sahip okullarla üretim kabiliyeti çok güçlü ve kapasitesi büyük işletmelerin üretim altyapısıyla meslek ve teknik eğitim sürecini buluşturacaklarını belirterek, şu bilgileri verdi:
“Sektör içi okullarımız, üretim ve işletme teknikleri güncel ve sürekli gelişim içindeki büyük işletmelerin içerisinde açılacak. Öğrencilerimiz 9. sınıftan itibaren işletmenin içinde açılmış okulda eğitim alacaklar. Öğrencilerimiz, 9 ve 10. sınıf eğitimlerini işletmenin içindeki güvenli ortamlarda alacaklar, 11 ve 12. sınıfta ise o işletmenin üretim hattına öğretmenlerinin gözetiminde, usta öğreticilerinin nezaretinde dahil olacaklar.”
“Sektöre entegre okullarla mesleki yeterlilikleri artacak
Genel Müdür Karagöz, “sektöre entegre” okullara ilişkin, “Bölge okullarında olduğu gibi sektöre entegre özellikli okullarımızda da mesleki ve teknik eğitim kurumlarımızın içerisindeki alanların sektörle ilişkilendirilmeleri sağlanacak, öğrencilerin sektörel yoğunluğun bulunduğu yerlerdeki işletmelerde mesleki eğitime katılmaları sağlanacak, böylece mesleki yeterlilikleri artırılacak.” değerlendirmesini yaptı.
Bu modele, mesleki ve teknik Anadolu liselerinin 11. ve 12. sınıf öğrencilerinin dahil olacağını bildiren Karagöz, şöyle devam etti:
“Bölge okulu ve sektöre entegre özellikli okul programımızda, okulun bulunduğu kayıt alanı dışındaki diğer mesleki ve teknik eğitim veren liselerde öğrenim gören ve 10. sınıfı tamamlayan belli niteliklere sahip öğrencilerin nakil ve geçişleri yapılacak. Bunun için nakil kontenjanları oluşturulacak. Sanayinin az geliştiği bölgelerdeki öğrenciler, parasız yatılılık imkanlarından yararlandırılarak sanayisi gelişmiş bölgelerde fırsat eşitliği temelinde, mesleki ve teknik eğitim almalarının yolu açılmış olacak. Öğrenciler, yerleşmeleri halinde işletmenin içerisinde doğrudan üretim hattıyla bütünleşmiş, sektörün üretim kabiliyetiyle, oradaki yetişmiş iş gücünün teknik personelin de nezaretinde mesleki derinleşmelerini sağlayacaklar.”
Karagöz, “sektör içi” ve “sektöre entegre” okullarla öğrencilerin, mesleğin gerektirdiği iklim içerisinde yetişmesini ve mezuniyetleri sonrası istihdama daha hızlı geçmesinin sağlanacağını belirtti.
Bu dönem içinde mesleki eğitimdeki yeni yaklaşıma entegrasyon için çalışacaklarını dile getiren Karagöz, 2024-2025 eğitim öğretim yılından itibaren meslek lisesi öğrencilerinin yeni programa sahip okullarıyla buluşacaklarını bildirdi.
Genel Müdür Ali Karagöz, “Meslek eğitimdeki öğrencilerimize öncelikli önerimiz, 9 ve 10. sınıf eğitimlerini başarılı geçirsinler. Bu okullarımızın kontenjanlarını belirledikten sonra duyuruya çıkaracağız. Öğrencilerimiz ve velilerimiz, duyurularımızı takip etsinler. E-okul üzerinden öğrencilerimiz başvuru yapacak.” dedi.
]]>Diyarbakır’da çocukların işledikleri altın, birçok ülkeye ihraç ediliyor
Diyarbakır’dan Avrupa, Asya ve Ortadoğu’ya uzanan ticaret yolu
DİYARBAKIR – Diyarbakır’da faaliyet gösteren bir kuyumcunun atölyesinde eğitim gören 14-21 yaş arasındaki çocuklar, yaptıkları altın ürünleri Avrupa, Asya ve Ortadoğu ülkelerine ihraç ediliyor. Çocuklar, bir yandan ustalığı öğrenirken diğer yandan ise ailelerine maddi olarak da katkıda bulunuyor.
Merkez Kayapınar ilçesinde kuyum sektöründe faaliyet gösteren HMT Kuyumculuk, okulu bırakan çocuklar için açtığı altın üretim atölyesinde usta yetiştiriyor. Yaşları 14-21 aralığında olan çocuklar, ürettikleri altınlar ile hem sanat öğreniyor hem ailelerine maddi yönden katkı sağlıyor.
HMT Kuyumculuk Yönetim Kurulu Başkanı Kamuran Kaya, 2017 yılından bu yana okulu terk eden çocukları yanında yetiştirip usta öğretici olarak piyasaya sürdüğünü söyledi.
Çocukların atölyede ustalığı öğrenirken diğer yandan da meslek lisesinde eğitim gördüğünü ifade eden Kaya, “2017 yılından bu yana Mesleki Eğitim Programı çerçevesinde çocuk usta yetiştiriyorum. Eğitim alan çocukların çoğu zaten meslek lisesinde kuyumculuk bölümü öğrencileridir. Eğitim gören elemanlarımdan en küçüğü 14 en büyüğü 21 yaşında. Bu çocuklar, Diyarbakır’da kaybolmuş zanaatı yeşertmeye çalışıyor. İnşallah çocuklarımızın her biri ileride ayrı usta olacak, onlar da farklı öğrenci yetiştirecektir” dedi.
“Amacımız; eğitim hayatında pek başarılı olamayan çocukları meslek lisesine yazdırıp, mesleki eğitim programından kendi bünyemize çekip en azından zanaatkar yetiştirmektir” diye konuşmasına devam eden Kaya, “Bu yüzden çocuklarımızı topluma kazandırmaya çalışıyoruz. Çocuklarımızın bir çoğu mevcut sistem içerisinde altını işlemeyi öğrenmiş oluyor. Bu öğrenciler meslek lisesinden mezun olduktan sonra üniversitelerde takı tasarım bölümlerinde eğitim görebilir, sertifikaları olduğu takdirde meslek liselerinde usta öğretici olarak eğitim de verebilirler” ifadelerinde bulundu.
“Öğrenci bulmakta zorlanıyoruz”
Günde 7 öğrencinin 1,5 kilogram altın işlediğini dile getiren Kaya, “Kapasitemiz yüksek olmasına rağmen öğrenci bulmakta zorlanıyoruz. Meslek liseleriyle bu konu hakkında irtibattayız. Önümüzdeki sene daha fazla öğrenci edeceğiz ki sektör hiçbir zaman geri kalmasın. Tarihin en iyi altın işçiliğinin olduğu Diyarbakır’da o ruhu sürdürmeye çalışıyoruz. Üretim yerimizde çalışan çocukların birçoğu yakın çevremizde çalışan kişilerin çocuğu ve yakınıdır. Ekibimiz, günlük 1,5 kilograma yakın altın üretimi yapabiliyor. Bu altınlar da Halep kordonu, paralı bileklikler, paralı kolyeler gibi birçok ürüne çevriliyor” ifadelerine yer verdi.
Son olarak öğrencilerin ürettikleri altınları dünyanın birçok ülkesine ihraç ettiklerini söyleyen Kaya, şunları kaydetti:
“Çocuk ustalarımızın ürettikleri takıları dünyanın dört bir yanına ihraç ediyoruz. Bunlardan bazıları Dubai, Hindistan, Irak gibi birçok Avrupa, Asya ve Ortadoğu ülkelerindeki pazara gönderiliyor. Hedefimiz kapasiteyi üç katına çıkarıp daha fazla emektar ve sanatkar çocuk yetiştirmektir.”
5 yıl önce çırak olarak başladığı atölyede şu an ustabaşılık yapan 21 yaşındaki Ömer Kaya, lisede 2. sınıf öğrencisiyken okulu bırakıp kuyum sektörüne başladığını belirtti.
Kaya, “5 yıl önce kuyumcu sektöründe eğitim görmeye başladım. İlk yıl devamlı ustamı izleyerek bu işi tanımaya çalıştım. Ustalarımız bize verdiği bu fırsatı değerlendirip, şu an ustabaşı olarak faaliyet gösteriyorum. Benimle beraber 7 kişi atölyede çalışıyor. Ustabaşı olarak arkadaşlara şu an işi ben öğretiyorum. Onlar da gösterdiğim şekilde altınları işleyerek hazır satılır hale getiriyor. Ben de showroomumuzda sergilenmek üzere arkadaşlara teslim ediyorum. Lise 2’nin ortasında okulu bırakıp tercihimi kuyumcu sektöründen yana kullandım. 5 yıldır sektörün içindeyim ve devam ediyorum” diye konuştu.
Atölyede en küçük yaştaki öğrenci Harun Ölmezoğul ise, 8’inci sınıfı bitirdikten sonra eğitim hayatını bırakıp kuyumcu sektöründe başladığını ifade etti.
Hedefinin iyi bir altın ustası olduğunu söyleyen Ölmezoğul, “8’inci sınıfı bitirdikten sonra okulu bıraktım. Şu an mesleki okula gidiyorum. 10 aydır burada hem altın işlemeyi öğreniyorum hem çalışıyorum. Bundan sonraki hedefim iyi bir altın ustası olmaktır. Burada ilkin Halep zincirini örmeye başladım. Daha sonra diğer takıları yapmaya başladım. Ustam sağ olsun bana çok yardımcı oluyor” dedi.
]]>Merkez Kayapınar ilçesinde kuyum sektöründe faaliyet gösteren HMT Kuyumculuk, okulu bırakan çocuklar için açtığı altın üretim atölyesinde usta yetiştiriyor. Yaşları 14-21 aralığında olan çocuklar, ürettikleri altınlar ile hem sanat öğreniyor hem ailelerine maddi yönden katkı sağlıyor.
HMT Kuyumculuk Yönetim Kurulu Başkanı Kamuran Kaya, 2017 yılından bu yana okulu terk eden çocukları yanında yetiştirip usta öğretici olarak piyasaya sürdüğünü söyledi.
Çocukların atölyede ustalığı öğrenirken diğer yandan da meslek lisesinde eğitim gördüğünü ifade eden Kaya, “2017 yılından bu yana Mesleki Eğitim Programı çerçevesinde çocuk usta yetiştiriyorum. Eğitim alan çocukların çoğu zaten meslek lisesinde kuyumculuk bölümü öğrencileridir. Eğitim gören elemanlarımdan en küçüğü 14 en büyüğü 21 yaşında. Bu çocuklar, Diyarbakır’da kaybolmuş zanaatı yeşertmeye çalışıyor. İnşallah çocuklarımızın her biri ileride ayrı usta olacak, onlar da farklı öğrenci yetiştirecektir” dedi.
“Amacımız; eğitim hayatında pek başarılı olamayan çocukları meslek lisesine yazdırıp, mesleki eğitim programından kendi bünyemize çekip en azından zanaatkar yetiştirmektir” diye konuşmasına devam eden Kaya, “Bu yüzden çocuklarımızı topluma kazandırmaya çalışıyoruz. Çocuklarımızın bir çoğu mevcut sistem içerisinde altını işlemeyi öğrenmiş oluyor. Bu öğrenciler meslek lisesinden mezun olduktan sonra üniversitelerde takı tasarım bölümlerinde eğitim görebilir, sertifikaları olduğu takdirde meslek liselerinde usta öğretici olarak eğitim de verebilirler” ifadelerinde bulundu.
“Öğrenci bulmakta zorlanıyoruz”
Günde 7 öğrencinin 1,5 kilogram altın işlediğini dile getiren Kaya, “Kapasitemiz yüksek olmasına rağmen öğrenci bulmakta zorlanıyoruz. Meslek liseleriyle bu konu hakkında irtibattayız. Önümüzdeki sene daha fazla öğrenci edeceğiz ki sektör hiçbir zaman geri kalmasın. Tarihin en iyi altın işçiliğinin olduğu Diyarbakır’da o ruhu sürdürmeye çalışıyoruz. Üretim yerimizde çalışan çocukların birçoğu yakın çevremizde çalışan kişilerin çocuğu ve yakınıdır. Ekibimiz, günlük 1,5 kilograma yakın altın üretimi yapabiliyor. Bu altınlar da Halep kordonu, paralı bileklikler, paralı kolyeler gibi birçok ürüne çevriliyor” ifadelerine yer verdi.
Son olarak öğrencilerin ürettikleri altınları dünyanın birçok ülkesine ihraç ettiklerini söyleyen Kaya, şunları kaydetti:
“Çocuk ustalarımızın ürettikleri takıları dünyanın dört bir yanına ihraç ediyoruz. Bunlardan bazıları Dubai, Hindistan, Irak gibi birçok Avrupa, Asya ve Ortadoğu ülkelerindeki pazara gönderiliyor. Hedefimiz kapasiteyi üç katına çıkarıp daha fazla emektar ve sanatkar çocuk yetiştirmektir.”
5 yıl önce çırak olarak başladığı atölyede şu an ustabaşılık yapan 21 yaşındaki Ömer Kaya, lisede 2. sınıf öğrencisiyken okulu bırakıp kuyum sektörüne başladığını belirtti.
Kaya, “5 yıl önce kuyum sektöründe eğitim görmeye başladım. İlk yıl devamlı ustamı izleyerek bu işi tanımaya çalıştım. Ustalarımız bize verdiği bu fırsatı değerlendirip, şu an ustabaşı olarak faaliyet gösteriyorum. Benimle beraber 7 kişi atölyede çalışıyor. Ustabaşı olarak arkadaşlara şu an işi ben öğretiyorum. Onlar da gösterdiğim şekilde altınları işleyerek hazır satılır hale getiriyor. Ben de showroomumuzda sergilenmek üzere arkadaşlara teslim ediyorum. Lise 2’nin ortasında okulu bırakıp tercihimi kuyumcu sektöründen yana kullandım. 5 yıldır sektörün içindeyim ve devam ediyorum” diye konuştu.
Atölyede en küçük yaştaki öğrenci Harun Ölmezoğul (14) ise, 8’inci sınıfı bitirdikten sonra eğitim hayatını bırakıp kuyumcu sektöründe başladığını ifade etti.
Hedefinin iyi bir altın ustası olduğunu söyleyen Ölmezoğul, “8’inci sınıfı bitirdikten sonra okulu bıraktım. Şu an mesleki okula gidiyorum. 10 aydır burada hem altın işlemeyi öğreniyorum hem çalışıyorum. Bundan sonraki hedefim iyi bir altın ustası olmaktır. Burada ilkin Halep zincirini örmeye başladım. Daha sonra diğer takıları yapmaya başladım. Ustam sağ olsun bana çok yardımcı oluyor” dedi. – DİYARBAKIR
]]>Düzce’deki programları kapsamında Valiliği ziyaret eden Bakan Tekin, şeref defterini imzaladı, Vali Selçuk Aslan’dan çalışmalar hakkında bilgi aldı.
Tekin, daha sonra katıldığı İl Değerlendirme Toplantısı’nın ardından yaptığı açıklamada, Haziran 2023’ten itibaren illeri dolaştıklarını, kentlerde aldıkları kararlarla ilgili paydaş, öğretmen ve velilerle sohbet ederek çözüm üretmeye çalıştıklarını söyledi.
Şehirlerde eğitim öğretim sürecine ilişkin hem fiziki altyapı hem de nitelikle ilgili ihtiyaçları yöneticilerle değerlendirdiklerini ve paylaştıklarını aktaran Tekin, ardından kararları alıp hayata geçirdiklerini kaydetti.
Tekin, AK Parti’nin iktidara geldiği 2002 yılında Cumhuriyet’in yaklaşık 80 yıllık periyodunun tamamlandığını anımsatarak, “80 yıllık periyotta eğitim öğretim süreci açısından yapılanların neredeyse ikiye katlandığı bir dönem yaşadık son 20 yılda. Bu çok önemli bir durum. Eğitim öğretim altyapısının bu şekilde revize edilmesi, dünya ortalamalarıyla yarışacak hale getirilmesinde başta Sayın Cumhurbaşkanı’mız olmak üzere emeği geçen herkese teşekkür ediyorum. Türkiye’de derslik sayısı minimum her ilimizde ikiye, öğretmen sayımız her ilimizde en az ikiye katlanmış durumda. Dolayısıyla derslik başına düşen öğrenci sayımız, öğretmen başına düşen öğrenci sayımız, bu çabalar sebebiyle dünya ortalamalarına hatta OECD ortalamalarına gelmiş durumda.” ifadelerini kullandı.
Bakan Tekin, Düzce’de 2002’de 2 bin 676 olan öğretmen sayısının bugün 3 bin 857 olduğunu dile getirerek, öğrenci sayısının da 63 binden 87 bine geldiğini bildirdi.
Kentte derslik sayısının 4 binlere yaklaştığını, 403 okulun bulunduğunu, derslik başına düşen öğrenci sayısının ilköğretimde 28’den 18’e, ortaöğretimde de 31’den 21’e düştüğünü aktaran Tekin, “Bu rakamlar güzel, hoş rakamlar. Yeterli mi? Daha iyisini yapmak, Sayın Cumhurbaşkanı’mızın bizlere talimatı.” dedi.
Tekin, hep daha iyiyi aramak durumunda olduklarını vurgulayarak, “Düzce’de şu anda 212 derslik, bir atölye ve pansiyon inşaatımız devam etmekte. Bu önemli bir rakam. Toplamda bitmiş inşaatlar, yatırımlar için Düzce genelinde 2002 yılından itibaren yapılan yatırımların total bedeli 4,5 milyar (lira) civarında bugünkü rakamlarla. Bunlar önemli rakamlar.” diye konuştu.
Bakan Tekin, yerel yöneticilere, siyasetçilere ve hayırseverlere eğitim öğretim sürecine desteklerinden dolayı teşekkür etti.
Kentte acil yapılması gereken 4 proje için karar aldıklarını anlatan Tekin, spor salonu ve pansiyonuyla beraber 24 derslikli Turgut Özal Anadolu Lisesi, 24 derslikli Hamidiye Şehit Özgür Işık İlkokulu, 8 derslikli Çilimli Dikmeli İlkokulu ve 16 derslikli Gölyaka Atatürk Ortaokulu için en kısa sürede ihale ilanlarına çıkıp inşaatlarını başlatacaklarını sözlerine ekledi.
Ziyarette, Düzce Belediye Başkanı Faruk Özlü, AK Parti Genel Merkez Kadın Kolları Başkanı Ayşe Keşir, İl Milli Eğitim Müdürü Emrullah Aydın, AK Parti Düzce İl Başkanı Hasan Şengüloğlu da yer aldı.
“Eğitim insan olma ve ulus olma mücadelesinin en önemli enstrümanı”
Toplantının ardından kentte hayırseverlerin katkılarıyla eski yerinde yeniden inşa edilen 24 derslikli Azmi Milli İlkokulunun açılışına katılan Tekin, milletin azmini ve kararlılığını arkasına alarak Kurtuluş Savaşı mücadelesi verenlerin ilk temelini attığı okullardan birinin yeniden yapılmasının, Cumhuriyet’in 100. yılına ve kendilerine nasip olmasından mutluluk duyduğunu söyledi.
Okulun yapımına katkı veren hayırseverlere teşekkür eden Tekin, hazirandan itibaren hayırseverlerin katkılarıyla Türk eğitim sistemine yaklaşık 2 bin 200 derslik kazandırdıklarını belirterek, bu katkıların ve desteğin devam etmesini istedi.
Tekin, eğitim öğretimde daha iyi noktalara gelmek için hep beraber çaba sarf edeceklerini vurgulayarak, “Eğitim, insan olma ve ulus olma mücadelesinin en önemli enstrümanı. Bu gerçekten çok önemli. Bugün burada insan olma ve ulus olma anlamında milletimize hizmet edebilecek çok güzel bir girişimin, hep beraber buna vesile olanlara teşekkür ederek açılışını yapmış olacağız.” dedi.
Binaları yapıncaya kadar sorumluluğun kendilerinde olduğunu anlatan Tekin, şöyle devam etti:
“Ama yaptıktan sonra asıl buradaki iş bir; mahallemize ve velilerimize düşüyor. Çocuklarımızı okula gönderdiğimiz zaman bütün sorumluluklarımızı yerine getirmiş olmuyoruz. Çocuklarımız evde de bizim çocuklarımız, evde de eğitimlerin devam etmesini düşünmemiz lazım. Şuradan, okuldan çıkıp evine giderken yürüdüğü sokaklarda da bizim çocuklarımız. Orada da hep beraber mahalle olarak sahip çıkmalıyız. Bu anlamda biz de toplumsal olarak sorumluluklarımızı yerine getirmek zorundayız. İki; çocuklarımızı artık şu bahçenin içine soktuktan sonra da onları kendi çocukları, kendi kardeşleri gibi gören öğretmenlerimize emanet. Bu vesileyle öğretmenlerimize de bir kez daha teşekkür etmek istiyorum. Hepimiz kendi üstümüze düşenleri yapalım; öğretmenlerimiz öğretmenliğini yapsın, toplum olarak biz üstümüze düşeni yapalım. Hep beraber eğitim öğretim sürecini daha sağlıklı noktaya taşıyalım.”
Törende Vali Selçuk Aslan, Belediye Başkanı Faruk Özlü ve AK Parti Genel Merkez Kadın Kolları Başkanı Ayşe Keşir de birer konuşma yaptı.
Daha sonra hayırseverlere plaket takdim eden Bakan Tekin, duaların ardından protokol üyeleriyle kurdele keserek okulun açılışını gerçekleştirdi.
Beraberindekilerle okulu gezen Tekin, öğretmen ve öğrencilerle sohbet etti.
]]>???????Vakıftan yapılan açıklamaya göre, bu yıl 23’üncüsü düzenlenen organizasyonda ödülü, kadın hekimlerin “tek reçetemiz eğitim” anlayışıyla kurduğu, çocuk ve gençlere burs sağlamanın yanı sıra okulların güncel eğitim olanaklarına kavuşmasına destek olan KAHEV kazandı.
KAHEV, bu ödüle, Vehbi Koç Vakfı Yönetim Kurulu’nun yanı sıra 20. Vehbi Koç Ödülü’nün sahibi Prof. Dr. Hüseyin Vural’ın başkanlığını yaptığı ve Prof. Dr. Ebru Aktan Acar, Prof. Dr. Soner Yıldırım, Prof. Dr. Emine Erktin ile Prof. Dr. Yüksel Kavak’tan oluşan seçici kurulun önerdiği üç aday arasından seçilerek layık görüldü.
“On binlerce yetenekli gence eğitim bursları verdik”
Açıklamada törendeki konuşmasına yer verilen Koç Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Koç, kurucuları Vehbi Koç’u vefatının 28’inci yılında rahmet ve minnetle yad ettiklerini ve uğruna büyük emek sarf ettiği idealleri hep birlikte hatırladıklarını kaydederek, “Köklü vakıf geleneğini yeniden canlandırmak amacıyla Türkiye’nin ilk özel vakfı olarak 55 yıl önce kurulan Vehbi Koç Vakfı, ‘üstümüze vazife’ diyerek toplumsal kalkınmayı desteklemiş, on binlerce yetenekli gence eğitim bursları vermenin yanı sıra, inşa ettiği ve bağışladığı okul, yurt, hastane ve tıp merkezleriyle milyonlarca insanın hayatında iz bırakmıştır.” ifadelerini kullandı.
6 yıl gibi kısa bir sürede binlerce öğrenciye umut olmuş bir kurumu ödüllendirdiklerini aktaran Koç, “Cumhuriyet kadınlarının dayanışmasının çok özel örneklerinden biri olan KAHEV, çağdaş ve müreffeh bir topluma ancak eğitim yoluyla erişebileceğimiz anlayışıyla da takdire şayandır.” değerlendirmesinde bulundu.
“Eğitimin insani bir hak olduğunu düşünüyoruz”
KAHEV Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Demet Orhan Başer ise Vehbi Koç Ödülü’ne layık görülmelerinin, gurur verici bir başarı olduğunu belirterek, şunları kaydetti:
“Biz, Cumhuriyetimiz sayesinde eğitim olanaklarıyla buluşabildik, Cumhuriyet kadınları olarak önce kendi mesleklerimizi kazandık. Ardından topluma yararlı işler yapma aşamasına geldiğimizi fark ettiğimiz zamanlarımızda sosyal medya üzerinden bir öğrencinin eğitimini yarıda bırakmaması amacıyla buluştuk ve bu kıvılcım sağlık camiası içinde adeta bir eğitim seferberliğine dönüştü. Sonra da verdiğimiz her burs, yenilerini yaptığımız her okul yardımı, diğerini doğurdu. Mütevelli heyetimiz ve yönetim kurulumuzla bu enerjiyi doğru şekilde yönlendirmek için çalıştık. Eğitimin insani bir hak olduğunu düşünüyoruz ve her bireyin eğitim olanaklarına eşit şekilde ulaşabilmesini istiyoruz.”
KAHEV’in özellikle kırsal bölgelerdeki çocukları nitelikli eğitime ve okulları da eğitim materyallerine eriştirmeyi amaçladığını aktaran Başer, “Öğrencilere burs vererek başlattığı faaliyetlerini yıllar içinde genişleten vakıf, kırsaldaki okullara bakım onarım hizmetleri sunmasının yanı sıra bu okullarda yeni sınıflar, laboratuvarlar ve kütüphaneler açıyor. 5 binden fazla öğrenciye düzenli burs sağlayan ve Kovid-19 salgını döneminde hayatlarını kaybeden sağlık çalışanlarının çocuklarına düzenli burs ve destek veren KAHEV’in, 5 bin 500’den fazla resmi üyesi ve 26 binden fazla gönüllüsü bulunuyor.” açıklamasında bulundu.
]]>MUŞ – Muş Valisi Avni Çakır, “Kariyer Günleri” etkinliğinde, “Şu bir gerçek ki, kim daha çok çalıştıysa ideallerine ulaştı. Geçtiğimiz aylarda Muş eğitimde çok konuşuldu, uzayda bile konuşuldu” dedi.
Muş Valisi Avni Çakır, “Kariyer Günleri” etkinliğinde öğrencilerle bir araya geldi. Merkeze bağlı Yaygın Anadolu İmam Hatip Lisesi tarafından düzenlenen “Vali Olmak” konulu program, Kur’an-ı Kerim tilavetiyle başladı. Ardından bir konuşma yapan Vali Çakır, öğrencilere kendi kariyer deneyimlerinden ve yaşam tecrübelerinden yola çıkarak tavsiyelerde bulundu. Eğitim hayatının insan hayatındaki en keyifli ve önemli aşamalardan biri olduğunu ifade eden Vali Çakır, bundan 20-30 yıl önce kendisinin de o sıralarda oturduğunu kaydederek, “Bugün, bu ön sıralarda oturanlar, bundan 20-30 yıl önce sizin gibi arka sıralarda oturuyorlardı. Biz de aynen sizin yerinizdeydik. Eğitim hayatımız bitti ve mesleki hayatımız başladı. Şimdi biz ön sıralardayız ama bundan sonra sizler ön sıralara geleceksiniz ve bizim yerimize sizler geçeceksiniz. Burada konuşma yapan ben, yani ilin valisi de sizin gibi o sıralardaydım, vali yardımcısı, milli eğitim müdürümüz, belediye başkanımız, yani şu anda bu salonda gördüklerinizin hepsi bir zamanlar öğrenciydi. Hepimizin idealleri vardı ve bu ideallerimizin peşinde koştuk” dedi.
Çalışarak çaba sarf edenlerin hedeflerine ulaşacağını ifade eden Vali Çakır, “Şu bir gerçek ki, kim daha çok çalıştıysa ideallerine ulaştı. Çalışan, okuyan, azmeden, arkadaşlarına göre dersi daha dikkatli dinleyen, ideal kuran, kendisine hedefler koyan ve bu uğurda da istikrarlı bir şekilde çalışanlar, mutlaka Allah’ın yardımıyla hedeflerine ulaşıyorlar. Kendinize hedef belirleyip ve bu hedef doğrultusunda yürümeniz gerekiyor. Yaygın Anadolu İmam Hatip Lisesi’nde 500’e yakın öğrenci ve bunların hepsi farklı bir şekilde kendisine bir hedef belirlemiş ama Türkiye’nin 81 ili, 922 ilçesi ve beldelerinde aynı şekilde sizler gibi yüz binlerce, milyonlarca öğrenci de aynı hedefler doğrultusunda hayaller kuruyor. Bu hedeflere ulaşmak için de çalışıyor. Dolayısıyla rakipleriniz çok fazla. O yüzden rakiplerinizi geçmek için mutlaka çalışmanız gerekiyor” şeklinde konuştu.
Türkiye’nin ilk astronotu Alper Gezeravcı tarafından Uluslararası Uzay İstasyonu’nda denenen 13 deneyden birinin Muşlu öğrenciler tarafından hazırlandığını hatırlatan Çakır, “Muş, özellikle bilim merkezi vasıtasıyla adından söz ettirmeye başladı. Geçtiğimiz aylarda Muş eğitimde çok konuşuldu, uzayda bile konuşuldu. 81 ilde, buna birçoğunuzun gitmek istediği İstanbul Galatasaray Lisesi, Kadıköy Anadolu Lisesi, Kartal İmam Hatip Lisesi, Türkiye’nin en meşhur okulları da dahil hepsinin arasından Muş’taki öğrencilerimizin hazırladığı proje Türkiye birincisi oldu ve uzayda tüm dünya tarafından duyuldu. Muş gençleri olarak sizin geleceğe yönelik böyle daha cesaretli, daha moralli olmanız için önünüzde çok güzel bir örnek olarak duruyor” ifadelerini kullandı.
Çakır’ın konuşmasının ardından okulun çok amaçlı salonunun açılışı yapıldı. Vali Çakır ve beraberindekiler daha sonra öğrencilerle birlikte yemek yedi. Programa Vali Çakır’ın yanı sıra Vali Yardımcısı Mustafa Batuhan Alpboğa, Milli Eğitim Müdürü Enver Kıvanç, Yaygın Belediye Başkanı Baki Elpe, Memur-Sen İl Başkanı Mahir Barışan, muhtarlar ile öğretmen ve öğrenciler katıldı.
]]>Serik ilçesi Belek Turizm Merkezi’nde bulunan bir otelde, konaklama, yiyecek-içecek ve ulaşım sektöründeki işletmelere yönelik hijyen eğitimlerini kapsayan “İşimiz Temiz Projesi”ne ilişkin Türkiye geneli yaygınlaştırma ve proje bilgilendirme toplantısı yapıldı.
Toplantıda konuşan TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, 2021 yılında 3 pilot ilde başlayan projenin çok kısa sürede büyük bir ivme kazandığını söyledi.
Projenin ülke geneline yayılması için gerekli adımların atıldığını belirten Hisarcıklıoğlu, “İşimiz Temiz Projesi ile hizmet sektöründeki yeme içme, konaklama ve ulaşım alanında faaliyet gösteren mikro işletmelerin, gelişmiş hijyen anlayışı ile öne çıkmalarına, tüketicilerin ve özellikle turistlerin buraları tercih etmesine destek veriliyor. Bu süreçte Milli Eğitim Bakanlığımız, eğitimlerin tasarlanması ve kadın girişimcilerimize bu eğitimlerin verilmesinde çok başarılı işler çıkardı. Bir diğer proje ortağımız olan OPET de gerek yerelde gerek ulusalda projenin ölçeklenmesi ve sahada uygulanması için büyük katkı sağladı.” diye konuştu.
Hisarcıklıoğlu, projenin ortaklarına ve bu sürece gelmesine katkıda bulunan tüm paydaşlara teşekkür etti.
Öte yandan Türkiye’deki kadın girişimcilik potansiyelinin geliştirilmesi ve donanımlı hale getirilmesinin önemine değinen Hisarcıklıoğlu, girişimcilik kültürünün kadınlar arasında gelişmesine öncülük edilmesinin ana hedefleri olduğunu dile getirdi.
Bu kapsamda kadın girişimcilere yol gösteren birçok çalışmaya imza attıklarını aktaran Hisarcıklıoğlu, “Hedefimiz kadın girişimci oranını yüzde 10’un üzerine çıkarmak olmalıdır. Buna destek vermek üzere, kamu ihalelerinde kadın imalatçının ürünlerinin yüzde 15 kota ile alınarak, kadın girişimcilerin teşvik edilmesini her fırsatta dile getiriyoruz. Hep vurguluyorum. Aklın, başarının cinsiyeti olmaz. Kadın güçlü olursa, aile, toplum ve ülke de güçlü olur.” ifadelerini kullandı.
“Eğitimlerimiz diğer sektörler tarafından da talep edildi”
TOBB Kadın Girişimciler Kurulu Başkanı Nurten Öztürk ise projeyi 81 ile yaygınlaştırmanın mutluluğunu yaşadıklarını söyledi.
Projenin 2021’de pilot uygulamalarla başladığını anımsatan Öztürk, “Başlangıçta 3 ilde başlamıştık. Sonra 20 ile çıkardık ve 150 bin kişiye ulaştık. Projenin 81 ile yaygınlaşması artık ölçeğinin çok daha büyümesi demek. Amacımız özellikle mikro işletmelerde hizmet ve hijyen standartlarını artırarak daha iyi hizmet vermelerini sağlamak. Sağlıklı, bilinçli bir toplum yaratılmasına katkı sağlamak. Başlangıçta ulaşım, konaklama ve yeme içme sektöründe başladığımız eğitimlerimiz diğer sektörler tarafından da talep edildi. Bugün 81 il başkanımız ve milli eğitim camiamızın temsilcileri bir araya gelecekler. Bütün şirketlerde, kurumlarda bu projeyi nasıl yaygınlaştırabiliriz. Kısacası seferberliğe çıkacaklar.” şeklinde konuştu.
MEB Hayat Boyu Öğrenme Genel Müdürü Cengiz Mete de toplum sağlığının korunması, yaşam kalitesinin yükseltilmesi, temizlik ve hijyen konusunda eğitim almış nesillerin yetişmesinden hareketle yola çıkılarak oluşturulan projede 150 bin kişinin eğitimlerden faydalandığını belirtti.
Antalya Milli Eğitim Müdürü Salih Kaygusuz ise pilot iller arasında yer alan Antalya’da projenin en üst seviyede yürütüldüğünü dile getirdi.
Konuşmaların ardından toplantı, işletmelerin tecrübelerini paylaştığı “Hijyen ve Mikro İşletmelerde Sürdürülebilir Yönetim Paneli” ile devam etti.
Toplantı programı, “Proje Dönemi Yarışması”nda ödüllerin verilmesinin ardından sona erecek.
]]>Vali Şıldak, Birecik Atatürk Anadolu Lisesi’nde gerçekleştirilen eğitim değerlendirme toplantısı sonrası gazetecilere, kentin eğitim alanında istenilen seviyeye gelmesi için BİGEP’i hayata geçirdiklerini kaydetti.
Birecik ilçesinde eğitim değerlendirme toplantısını gerçekleştirdiklerini belirterek, Başarı İzleme ve Geliştirme Projesi’ni (BİGEP) hayata geçirdiklerini ifade etti.
Bu projeyle Şanlıurfa’da eğitimi birinci öncelik olarak ilan ettiklerini aktaran Vali Şıldak, “İIlimizin bütün okullarında resmi ve özel tüm kurumlarımızda hayata geçirdiğimiz bu çalışmamız aslında Şanlıurfa’da eğitimi birinci öncelik olarak ilan ederek, bütün kesimlerin ilgisini çekmeyi ve bu alandaki çalışma temposunu yükseltmeyi, motivasyonu güçlendirmeyi hedefleyen bir sinerji oluşturma projesidir. Projemiz aylık yaptığımız bu değerlendirme toplantılarıyla sürekli takip altında tutuyoruz ve ilerleme hızını gözetliyoruz. Bu yaptığımız çalışmaların sürekliliğini sağlamaya çalışıyoruz.” dedi.
Şıldak, Birecik ilçesinde yaptıkları eğitim değerlendirme toplantısında son bir aylık gelişmelerin değerlendirildiğine işaret ederek, BİGEP kapsamında yapılan deneme sınavlarının, ihtiyaçların ve devamsızlık sorunu gibi konuların görüşüldüğünü belirtti.
Eğitim alanının tüm konularını değerlendirip inceleme fırsatı bulduklarını ifade eden Şıldak, “Eğitimin aktörleri olan gerçek belirleyici unsuru olan öğretmenlerimizi, okul idarelerimizi harekete geçirmeyi, velilerimizle bütünleşerek topyekun bir eğitim seferberliğini Şanlıurfa topraklarında hakim kılmayı, okullarımızı hareketlendirmeyi, canlandırmayı, okullarımızın durgun alanlar değil, statik mekanlar değil, tamamen dinamik ve canlı ortamlar olmasını sağlamaya yönelik hedefler içeren, aktiviteler içeren ve gerçekten okullarımıza hem öğrencilerimizin hem de öğretmenlerimizin adeta koşarak gideceği bir ortam olarak onların gözünde cazip noktalara dönüştürmek istiyoruz. Bunu başaracağız ve eminim yıl sonu geldiğinde biz dört toplantı daha yapmış olacağız. Her toplantıda bu gelişmeleri görmekteyiz. Daha da görür hale geleceğiz. Toplum da bunu fark edecek.” ifadelerini kullandı.
Şıldak, kentte çok güzel bir uyum ortamının olduğunu vurgulayarak, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“İlimizde Allah’a şükür çok güzel bir uyum ortamı içerisinde, bürokrasi ve siyaset kurumu olarak, milletvekillerimizin desteğiyle özellikle Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekilimiz ve Milletvekilimiz Bekir Bozdağ’ın desteğiyle, Bakanlıklarımızla çok güzel bir ilişki çerçevesinde yatırımların güçlendirilmesi, eğitim alanında da buna benzer şekilde eğitimdeki açıklarımızın kapatılması konusunda güzel hamleler yapıyoruz. Şanlıurfa’nın eğitim kriterleri noktasında eğitim göstergelerinin yükseltilmesi, iyileştirilmesi ve içinde bulunduğu olumsuzlukların her gün azaltılarak geliştirilmesi konusunda kararlıyız. Şu anda ilimizde 154 okulumuzun yapımı devam ediyor. Bu çok mutluluk verici bir tablo. Bu tablonun önümüzdeki yıllarda da sürmesi için, devamının gelmesi için gayret içerisindeyiz. Hem okullardaki derslik ihtiyacımızın, okul ihtiyacımızın hem öğretmen ihtiyacımızın kapatılmasıyla ve bizim de eğitimin insan unsuruna yönelik, bu motive edici çalışmayla destekleyerek oradaki kazandıracağımız hareket ve canlılıkla, inanıyoruz ki eğitim Şanlıurfa’nın yükselen yıldızları arasında yer alacak. Nasıl ki kültür ve turizm alanında, nasıl ki sanayi alanında, nasıl ki tarım alanında Şanlıurfa örnek gösteriliyorsa eğitim konusunda da Şanlıurfa önümüzdeki yıllarda süreçte inşallah çok iyi noktalara yükselmiş olacak, gelmiş olacak. Buna inanıyoruz.”
]]>Mesleki Eğitim Seferberliği kapsamında, Konya Valiliği, Konya Büyükşehir Belediyesi, Konya İl Milli Eğitim Müdürlüğü, Konya Sanayi Odası (KSO) ve Konya Organize Sanayi Bölgesi arasında “Konya Mesleki Eğitimi Tanıtma ve Yönlendirme İş birliği Protokolü” imzalandı. Protokol ile Konya’daki ortaokul son sınıf öğrencilerine mesleki eğitim tanıtılacak. Bu öğrencilere, lise tercihlerini yaparken Konya Organize Sanayi Bölgesi’ndeki fabrikalar gezdirilecek. Böylece gençler üretimi yerinde tanımış olacak. Konya Sanayi Odası’nda gerçekleştirilen protokol imza törenine, Konya Valisi Vahdettin Özkan, Konya Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Mustafa Uzbaş, Konya İl Milli Eğitim Müdürü Murat Yiğit, Konya Sanayi Odası Başkanı Mustafa Büyükeğen ve Konya Organize Sanayi Bölgesi Başkanı Memiş Kütükcü katıldı.
Vali Özkan’dan hayat boyu öğrenme vurgusu
İmza töreninde konuşan Konya Valisi Vahdettin Özkan, Konya Mesleki Eğitimi Tanıtma ve Yönlendirme İş birliği Protokolü’nün Konya için önemine değindi. Sanayicilerin ve Konya Sanayi Odası’nın bu protokole destek vermesinin çok önemli olduğunu ifade eden Vali Özkan, “Bu faaliyet aynı zamanda bütün insanlarımızın katkısını ve katılımını gerektiriyor. İlgili tarafların burada olması önemli. Piyasada arzu edilen nitelikli iş gücü ihtiyaçlarına duyarlı bir eğitim sisteminin inşa edilmesi ve icra edilmesi, kalkınmamız açısından çok ehemmiyet arz ediyor. Sanayicilerimiz bu konuda duyarlı. Konya Sanayi Odamız, Konya Organize Sanayi Bölgemiz, Büyükşehir Belediyemiz ve Milli Eğitim Müdürlüğümüz iş birliği yaparak çok güzel bir protokol hazırladı” diye konuştu.
Konuşmasında hayat boyu öğrenmenin de önemine değinen Vali Özkan, “Hayat boyu eğitim dediğiniz zaman tüm zamanları, mekanları kapsayan bir özele vurgu yapmak gerekiyor. Hayat boyu eğitimde her sektörde olduğu gibi, hayatın her alanına dokunan eğitim faaliyetini inşa etmek, hayatın içinde her sektörün temsilcilerinin de, her sektörün iş birliğini de gerektiriyor. Başka türlü gelişmemizi tam olarak tahakkuk ettiremeyiz. Dünyadaki rekabet gücümüzü artırmamız hem insanlarımızın ihtiyacı hem sektörlerimizin ihtiyacını giderecek eğitimin mahiyet arz etmesi önemli” dedi.
“Mesleki eğitime eski itibarını kazandırmak zorundayız”
İmza töreninde konuşan KSO Başkanı Mustafa Büyükeğen ise, Konya’nın Türkiye’nin güçlü sanayi şehirlerinden biri olduğunu makine, otomotiv, gıda, savunma sanayi, ayakkabı gibi pek çok sektörde öncü firmaların bulunduğunu söyledi. Konya’nın sanayileşme sürecinde mesleki eğitimin hayati öneme sahip olduğunu aktaran Büyükeğen, “Şehrimizin sanayileşme sürecinde, mesleki eğitim hayati öneme sahip, olmazsa olmazımız. Tüm zorluklara rağmen yatırım iştahını koruyan, üretimde, istihdamda ve ihracatta rekorlar kıran Konya sanayisinin bugün en büyük sorunu insan kaynağı sorunu. Bu sadece Konya’nın değil, tüm Türkiye’nin sorunu. Birçok sanayicimizin vasıflı ya da vasıfsız çalışan bulamadığı için yeni yatırımlar yapmaktan vazgeçtiğini, hatta mevcut fabrikasında bile tam kapasite ile çalışamadığını biliyoruz. Dolayısıyla devlet-millet el ele vererek, memleket meselesi haline gelen insan kaynağı problemini, mesleki eğitimin problemlerini en öncelikli gündem yapmak ve çözümler üretmek zorundayız” şeklinde konuştu.
İmzaları atılan proje ile Konya’da mesleki eğitim seferberliği ilan ettiklerini vurgulayan Başkan Büyükeğen, “Ülkenin geleceğini inşa eden gençler yetiştirmeliyiz. Bunun yolu da mesleki eğitime eski itibarını yeniden kazandırmaktan ve gençlerimizi meslek liselerine yönlendirmekten geçiyor. Bu proje ile Konya’da mesleki eğitim seferberliği ilan etmiş oluyoruz. Gençlerimizi, ailelerimizi, sanayicilerimizi, öğretmenlerimizi ve konunun tüm taraflarını bu seferberliğe destek olmaya, Türkiye’nin geleceğini birlikte inşa etmeye davet ediyorum” ifadelerini kullandı.
“Konya OSB, mesleki eğitim kampüsü haline geldi”
Konya Organize Sanayi Bölgesi ve Organize Sanayi Bölgeleri Üst Kuruluşu (OSBÜK) Başkanı Memiş Kütükcü de, ülke genelindeki tüm sanayicilerin en öncelikli sorunlarının insan kaynağı problemi olduğunu dile getirdi. Konya Organize Sanayi Bölgesi olarak mesleki eğitime çok ciddi yatırımlar yaptıklarını, bölgeyi bir mesleki eğitim kampüsü haline getirdiklerini söyleyen Kütükcü, “Konya OSB olarak, mesleki eğitim alt yapısına son 10 yılda yaklaşık 380 milyon liralık yatırım yaptık. Bölgemizi adeta bir mesleki eğitim kampüsü haline getirdik. Bölgemizdeki Mehmet Tuza Pakpen Mesleki ve Teknik Anadolu Lisemiz, eğitim kalitesi ile ülkemizin gözde meslek liseleri arasında yer alıyor. Okulumuz gerek atölye binaları ve teknik ekipmanları ile, gerekse spor kompleksleri, sosyal alanları, ücretsiz yurt ve öğle yemeği gibi imkanları ile en çok tercih edilen meslek liseleri arasında. Ayrıca mesleki eğitim merkezimiz, kreşimiz, bu yıl bina inşaatına başladığımız ve önümüzdeki yıl tamamlamayı planladığımız meslek yüksek okulumuzla sanayicilerimizin ihtiyaç duyduğu insan kaynağını yetiştirmek için azami gayret gösteriyoruz. Mesleki Eğitimi Tanıtma ve Yönlendirme İş birliği Protokolü de, mesleki eğitim açısından şehrimizde yeni bir başlangıç olacak. Bu projenin mesleki eğitim ile üretim hayatımız arasında sağlam bir köprü olacağına yürekten inanıyorum” diye konuştu.
Kütükcü, Konya OSB olarak kapılarının gençlere sonuna kadar açık olduğu mesajını da vererek, “Gençlerimizi mesleki eğitime özendirmek, üretime eli değen gençler yetiştirmek amacıyla başlattığımız bu proje kapsamında, ortaokul son sınıf öğrencilerimiz Konya Organize Sanayi Bölgemizdeki fabrikaları yerinde görecekler. Biz bu konuya ara elaman olarak bakmıyoruz, aranan eleman olarak bakıyoruz” ifadelerini kullandı.
“Konya sanayisini daha ileriye, bugünün öğrencileri taşıyacak”
Konya Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Mustafa Uzbaş ise, Büyükşehir Belediyesi’nin eğitime ve mesleki eğitime verdiği destekler hakkında bilgiler verdi. İmzalanan protokol ile Konya sanayisinin daha ileriye gideceğini aktaran Uzbaş, “Konyamız, sanayi, tarım ve turizm şehri. Sanayimizin bugünlerini biz destekliyoruz ama ilerlemesini bugünün öğrencileri, geleceğin sanayicileri olan gençlerimiz sağlayacak. Vizyoner bir eğitim ile bunu sağlamaya çalışacağız. Büyükşehir Belediyesi olarak, Bilgehaneler, Bilim Merkezi, Kapsül Platformu gibi birçok birim ile destek olmaktayız. Mesleki eğitim alanında da belediye olarak mesleki eğitim programına kayıtlı 21 bin 400 civarında öğrencimize, 6 milyon 500 bin TL eğitim desteği sağladık. İnşallah bunu da devam ettireceğiz. Bundaki amacımız, sanayimizin ileride bundan daha iyi yerlere gelmesini sağlamak, öğrencilerimizi en doğru şekilde yönlendirmek. Bu protokolde de üzerimize düşeni yapacağız” diye konuştu.
Öğrenciler, sanayinin geldiği seviyeyi yakından görecekler
Son olarak konuşan Konya İl Milli Eğitim Müdürü Murat Yiğit de, öğrencilerin protokol ile Konya sanayisindeki teknolojik gelişmeleri daha yakından göreceklerini ifade etti. Yiğit, “Yenilikçi, girişimci, üretken ve yetişmiş insan gücü ancak bugünün teknolojik imkanları ile desteklenen mesleki eğitim ile mümkündür. Konya Mesleki Eğitimi Tanıtma ve Yönlendirme İş birliği Protokolü ile orta okul son sınıf öğrencilerimizin lise tercihi yaparken, ilgi ve yeteneklerini göz önünde bulundurmaları, meslek liselerine bu noktada yaklaşmalarına katkı sunacaktır. Konya gibi büyük bir sanayi şehrindeki üretim tesislerine yapılacak ziyaretler ile öğrencilerimiz, ülkemizin ve ilimizin sanayi üretim tesislerinde geldikleri seviyeyi görecek, alanı daha yakından tanıyacaklardır. Konya eğitimin her aşamasında olduğu gibi, mesleki eğitim noktasında da ülkemizin örnek bir şehri olarak, bu iş birliğini hayata geçirmektedir” şeklinde konuştu. – KONYA
]]>Tekin, İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü, Yıldız Teknik Üniversitesi (YTÜ) ve İstanbul Hazır Giyim İhracatçıları Birliğinin (İHKİB) işbirliğiyle YTÜ Davutpaşa Kongre ve Kültür Merkezi’nde düzenlenen “Eğitimde Yapay Zeka Zirvesi”ndeki konuşmasında, ülkenin eğitim öğretim sürecindeki yükünü Bakanlığın tek başına kaldıramayacağını, bu süreci yürütmek için toplumun tüm kesimlerinin desteğine ihtiyaçları olduğunu söyledi.
Bu yükü Türkiye’deki gerçek ve tüzel kişiler, aileler, sivil toplum örgütleri ve meslek örgütleriyle beraber omuzlamak istediklerini dile getiren Tekin, bu tür işbirliklerini ve protokolleri hep savunduğunu kaydetti. Bu anlamda kamu kurumları, üniversiteler, sivil toplum örgütleri ve meslek örgütleriyle işbirliği yapmaya devam edeceklerini anlatan Tekin, destek olanlara teşekkür etti.
Tekin, zirvenin konusunun eğitimde yapay zeka uygulamalarının kullanılması olduğuna dikkati çekerek, dünyanın çok hızlı geliştiğini, bilgilerin ve kullanılan enstrümanların da çok hızlı biçimde değiştiğini aktardı.
Modernleşme, çağdaşlaşma ve teknolojinin kullanımı bugün tartışılırken, 19. yüzyıl Osmanlı modernleşmesinde de benzeri argümanlarla tartışıldığına işaret eden Tekin, “Teknolojiyi kullanacağız, teknolojiden faydalanacağız ama kullandığımız teknolojinin, yeni araçların, toplumsal yaşamımızda, ahlakımızda, yapımızda ne tür değişiklikler yapabileceğini de öngörmemiz gerekiyor. Bütün bu yenilikler, insanlığımıza, temel hak ve hürriyetlerimize, mahremiyetimize, ürettiklerimize ne tür katkılar veriyor, bizden neyi alabilir, korumak istediğimiz hangi değerleri tahrip edebilir ya da ortadan kaldırabilir, bunu tartışmak gerekiyor.” diye konuştu.
Bakan Tekin, yapay zeka robotu ChatGPT’ye değinerek, üniversitelerde öğretim üyeleri ve okullarda öğretmenlerin, öğrencilerin tez ya da benzeri ödevlerini kendi emeğiyle hazırlayıp hazırlamadığı konusunu tartışmaya başladığını, bunun ahlaki bir durum olduğunu kaydetti.
Sınıflarda yaklaşık 620 bin etkileşimli tahta kullanılıyor
Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, konuşmasında Bakanlığın teknolojik altyapısıyla ilgili bazı rakamları da paylaştı.
“Eğitimde FATİH Projesi”ni anımsatan Tekin, bu projenin ana temasının, eğitim öğretim süreçlerinde teknolojik yenilikleri kullanabilmek üzerine kurgulandığını ve 4 farklı enstrümanı bulunduğunu dile getirdi.
Projenin enstrümanlarından birinin, Bakanlık bünyesindeki okulların, kamuoyunda “akıllı tahta” olarak bilinen “etkileşimli tahta”larla donatmak olduğunu aktaran Tekin, halen sınıflarda yaklaşık 620 bin etkileşimli tahtanın kullanıldığını ifade etti.
Etkileşimli tahtaların kullanıldığı sınıflarda internet altyapısının da oluşturulduğunun altını çizen Tekin, “Şu an okullarımızın tamamında farklı niteliklerde internet altyapısı mevcut durumda. 60 bine yakın, Milli Eğitim Bakanlığının kendi bünyesindeki resmi kurumun tamamında internet erişim hizmeti veriyoruz.” bilgisini paylaştı.
EBA platformu öğretmenlerin içerikleriyle zenginleştirilecek
Bakan Tekin, FATİH Projesi’nin diğer enstrümanının da “Eğitim Bilişim Ağı (EBA)” platformu olduğuna işaret ederek, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Şu anda EBA platformumuzda, 2011’den itibaren sürekli kendini revize eden, kendi içinde kurduğu mini bir talim terbiye kurulu benzeri işlev gören bir komisyonla beraber içerikleri tamamen denetlenmiş biçimde, eğitim öğretim süreçlerini destekleyecek yaklaşık 2 bine ait dersle ilgili olarak 100 bine yakın içerik mevcut. Ders konu anlatım videoları, zenginleştirilmiş kitaplar, yardımcı kaynak, öğretmen ve öğrencilerimizin kullanabileceği her türlü materyal EBA platformunda mevcuttur. EBA platformunu sadece görevli ve yetkili kişiler tarafından değil, 1 milyonun üzerindeki öğretmen arkadaşlarımızın tamamının katkısını alabileceğimiz şekilde zenginleştirilecek bir ortama kavuşturacağız. Ne demek istiyorum? 1 milyon öğretmenimizin her birinin, her bir konuyu, her bir kazanımı anlattığı, kendisini geliştirdiği, kendince metodoloji ürettiği, kendince değişik yöntemlerle ders anlattığı yöntemler var. Bunların her birinin talim terbiye kurulu benzeri bir yapı üzerinden denetlenerek EBA platformuna yeniden konulmasıyla ilgili süreci başlatacağız. Daha önce bunu yürütmüştük, yine aynı şeyi yapacağız.”
Tekin, FATİH Projesi kapsamında 500 bine yakın öğretmene, eğitimde teknoloji kullanımına ilişkin kurslar verdiklerini kaydetti.
Öğretmen Bilişim Ağı (ÖBA) sisteminden de bahseden Tekin, ÖBA üzerinden yaklaşık 85 bin öğretmene eğitim teknolojilerinin kullanılmasına ilişkin eğitimler verdiklerini, bu ve benzeri eğitimlerin çok fazla miktarda bulunduğunu, devamının da geleceğini sözlerine ekledi.
]]>Kahire YEE Koordinatörü Emin Boyraz, enstitü binasında AA muhabirine açıklamalarda bulundu.
Enstitünün 2010’da kurulduğunu anımsatan Boyraz, o günden bu yana Kahire’de Türkçe eğitimi ve kültür-sanat alanlarına yönelik faaliyetlerin aralıksız sürdürüldüğünü söyledi.
Mısır’da Türkçeye ilginin fazla olduğuna işaret eden Boyraz, “Bugüne kadar 25 bin kişi internet üzerinden, 25 bin kişi de sınıflarımızda olmak üzere 50 bin kişi kurslarımıza kaydoldu.” bilgisini verdi.
Ülkede genç nüfusun çok yüksek olması nedeniyle, Kahire YEE’de eğitim alanların çoğunluğunu 18-25 yaş aralığındaki öğrencilerin oluşturduğunu belirten Boyraz, burada Türkçenin yanı sıra Türk kültürü ve gelenek göreneklerinin de öğretildiğini vurguladı.
Boyraz, “Öğrencilerimiz sadece dili değil kültürümüzü de gerçekten seviyorlar.” değerlendirmesini yaptı.
” Türkiye’ye açılan bir kapıyız”
Kahire Yunus Emre Enstitüsünün kültürel olarak, “irtibat noktası” olduğunu vurgulayan Boyraz, şöyle konuştu:
“Türkiye’ye açılan bir kapıyız. Türkiye’de eğitim görmek isteyen, çalışmak isteyen birçok Mısırlı genç kardeşimiz gelip burada Türkçe öğreniyor. Çalışmalarımızda son dönemde kariyer üzerine de yoğunlaşmaya başladık. Çünkü biz artık Mısır’da Türkçenin bir kariyer dili olduğunu düşünüyoruz ve kurslarımıza katılan 50 bin öğrencimizin iyi bir kariyere sahip olması için de işbirliklerimizi geliştiriyoruz.”
Boyraz, “Kahire Yunus Emre Enstitüsünün kapasitesi yıllık 3 bin öğrenci ve bu fazlasıyla doluyor, bunu genişletmek için çabalarımız var. İnşallah önümüzdeki dönemde bu sayıların daha da artacağını düşünüyoruz.” ifadelerini kullandı.
“Geleceğini Türkçede gören çok sayıda öğrenci var”
İnternet üzerinden verilen eğitimlere ilişkin de Boyraz, şunları kaydetti:
“Mısır’ın her tarafından sadece Kahire’den değil, İskenderiye’den, Güney Mısır’dan, Mısır’ın her bölgesinden öğrencilerimiz kayıtlı olabiliyor. Çünkü Mısır’da Türkçeye ilgi o kadar geniş ki üniversitelerde 20’ye yakın Türkçe bölümü var. Orada okuyup, geleceğini Türkçede gören çok sayıda öğrenci var ve biz hepsine ulaşmaya çalışıyoruz.”
Enstitüye gelen öğrencilerin 7 dönem A’dan C seviyesine kadar eğitim aldıkları bilgisini veren Boyraz, “Kahire’deki Türkçe sevgisini şöyle ifade edebilirim. Burada çok üst düzey Türkçe öğrenmiş öğrencilerimiz dahi sonrasında yine en üst kurlara büyük talep gösteriyorlar. Onun için C1 ve C2 seviyesinde çok yoğun bir öğrenci potansiyeli var.” diye konuştu.
“İki ülke arasında köprü vazifesi göreceklerine inanıyorum”
Boyraz, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Kahire ziyaretinden ve buradaki konuşmasında enstitü ve öğrencilerden övgüyle söz etmesinden duyduğu memnuniyeti ifade ederek, “Cumhurbaşkanımızın yaptığı ziyaretle birlikte kültürel ilişkilerimizin ivme kazanacağını düşünüyorum.” dedi.
Yunus Emre Enstitüsünün sadece kültürel ilişkilere değil, ekonomi, turizm, eğitim ve birçok alana katkı sunmaya devam edeceğini dile getiren Boyraz, “Öğrencilerimiz aynı zamanda dünyanın hiçbir ülkesinde olmadığı kadar vasıflı Türkçe konuşan bir iş gücü. Bu nedenle iki ülkenin yararına olacağına ve iki ülke arasında köprü vazifesi göreceklerine inanıyorum.” değerlendirmesinde bulundu.
Boyraz, enstitü olarak Mısırlı ve Türk gençlerin buluştuğu faaliyetlerle iki ülke arasındaki kültürel ilişkilere katkıda bulunmayı istediklerini söyledi.
Kahire Yunus Emre Enstitüsünün eğitim kültür alanında, Mısır’daki tek Türk kurumu olduğuna dikkati çeken Boyraz, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Türkiye’de burslu okumak, eğitim almak isteyenler için de Kahire Yunus Emre Enstitüsü ev sahipliği yapıyor. 2024 kayıtlarımız tamamlandı, öğrencilerimiz başladı. Önümüzdeki dönemde kültür, sanat ve diğer alanlarda faaliyetlerimizi artırmayı düşünüyoruz. Bu nedenle öğrencilerimizi, Mısırlı gençleri, Mısırlı dostlarımızı tüm faaliyetlerimize davet ediyoruz.”
“Türk dizilerini izliyorum. Türkçeyi çok seviyorum”
Kahire YEE’de 5. dönem Türkçe eğitimi alan Suzan Hossam Abomosa de enstitüde kendisini ” İstanbul’da gibi” hissettiğini dile getirdi.
Amira Mekkawy de Yunus Emre Enstitüsünde eğitim almaktan duyduğu memnuniyeti dile getirerek, “Burada İstanbul’dayım gibi, her şey, faaliyetler çok güzel.” dedi.
Daha önce Türkiye’ye hiç gitmediğini belirten Mekkawy, “Türkiye’de bir arkadaşım var. 6 yıldır konuşuyorum, onunla daha iyi konuşmak için kursa geliyorum. Ayrıca Türk dizilerini izliyorum. Türkçeyi ve Türkleri çok seviyorum.” ifadelerini kullandı.
Aynı sınıfta eğitim alan Yusuf Hamada da tercüman ya da öğretmen olmak için Türkçe öğrendiğini söyledi.
]]>ABB İşletme ve İştirakler Daire Başkanlığı’na bağlı Kariyer Merkezi ve Ankara Eczacılar Odası iş birliği ile düzenlenen Eczane Destek Personeli eğitimini tamamlayan kursiyerlere istihdam olanağı sağlandı.
Büyükşehir Genç Akademi Kafe Sıhhiye’de düzenlenen 8 haftalık eğitimleri başarı ile tamamlayan kursiyerler yeni işlerine başladı. Eğitimler sonunda 100 kursiyerden 64’ü yeterlilik sınavını geçerek kent genelinde faaliyetlerini sürdüren eczanelerde destek personeli olma hakkını elde etti.
Ankara Büyükşehir Belediyesi olarak istihdama katkı sağlayacak projelere destek vermeye devam edeceklerini belirten ABB Kariyer Merkezi İdari Koordinatörü Orhan Koçak, şunları söyledi:
“Kariyer Merkezi’ne başvuran adaylarımızın firmalarla eşleştirme sürecinden sonra istihdam süreçleri devreye giriyor burada destekli istihdam modeli ile hizmet sunuyoruz. İş başı yapan bireylerimize de işe uyum süreçlerinde de destek oluyoruz ve böylelikle kişinin daha verimli çalışmasını sağlıyoruz.”
ABB ile iş birliği yapmaktan büyük mutluluk duyduğunu dile getiren Ankara Eczacılar Odası Genel Sekreteri Ahmet Çakan ise şöyle konuştu:
“İlkini geçen sene Ankara Büyükşehir Belediyesi ile beraber gerçekleştirdiğimiz eğitim ve meslek edindirme programı kapsamında en az lise mezunu olan arkadaşlarımız yaklaşık 8 haftalık bir eğitim sürecinden geçti. Sonrasında da Ankara Eczacılar Odası’nın desteğiyle eczanelerde ve çeşitli mecralarda istihdam edilmeye başladı. Burada bizim esas amacımız, genç arkadaşlarımızı istihdam süreçleri içerisine dahil etmek ve birinci basamak sağlık kuruluşu olan eczanelerimizde ilaç ve hasta danışmanlığı noktasında hem yetiştirebileceğimiz hem de bu süreçlerin içerisine dahil edebileceğimiz Eczane Yardımcı Personeli yetiştirmekti. Bu noktada başarılı bir iş yürüttüğümüzü düşünüyorum, bu kapsamda da Ankara Büyükşehir Belediyesi’ne verdiği desteklerden dolayı teşekkür ediyorum.”
Eczane Destek Personeli eğitimlerini başarı ile tamamladıktan sonra yeni işlerine başlayan kursiyerler desteklerinden dolayı Ankara Büyükşehir Belediyesi’ne şu sözlerle teşekkür etti:
-Sevilay Eylen: “İş arama süreci devam ederken Ankara Büyükşehir Belediyesi ve Ankara Eczacı Odası iş birliği ile düzenlenen Eczane Destek Personeli eğitimine başvurdum mülakat sürecini geçtikten sonra 8 hafta süren bir eğitimimiz oldu, eğitim sonucunda da düzenlenen yeterlilik sınavında da birinci oldum, bir süredir Eczacılar Odası’nda çalışmaktayım. Bize bu imkanı sağlayan Ankara Büyükşehir Belediyesi’ne ve Ankara Eczacılar Odası’na teşekkür ederim.”
-Yasemin Sude Aktaş: “Benim için çok heyecan verici bir süreçti. Bir gün evde otururken annem sayesinde öğrendim böyle bir eğitim olduğunu. Liseyi yeni bitirmiştim başvurmuştum, aslında çok ümitsizdim kabul edileceğimi düşünmemiştim. Ön elemeden geçtik sonrasında eğitimlerimiz başladı. Eğitimleri de başarı ile tamamladıktan sonra Ankara Büyükşehir Belediyesinin ve Ankara Eczacılar Odası’nın imzasının olduğu bir sertifika aldık sertifika ile beraber iş bulma imkanı buldum.”
]]>Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanlığı ve Cumhurbaşkanlığı Dijital Dönüşüm Ofisi himayelerinde, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, Ankara Valiliği, Türkiye Siber Güvenlik Kümelenmesi, Ankara Kalkınma Ajansı iş birliğiyle gerçekleştirilen “Sertifikalı Siber Güvenlik Operasyon Merkezi Analist Eğitimi” Sertifika Töreni ve Konferansı, Ankara Ticaret Odası ev sahipliğinde yapıldı.
ATO Meclis Salonu’nda gerçekleşen törenin açılış konuşmalarını Ankara Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Gürsel Baran, Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanlığı Başkan Yardımcısı Mustafa Murat Şeker ve Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı Kalkınma Ajansları Genel Müdürü Ahmet Şimşek yaptı.
ATO Başkanı Gürsel Baran, dijitalleşmenin bugün artık her alanda büyük bir değişimi peşinden sürüklediğini ve ekonominin ve toplumun geleceğini şekillendiren önemli bir faktör olduğunu belirterek, “Yenilikçiliği, gelişmeyi, ilerlemeyi teşvik ederek, verimlilik ve rekabetçiliği artırarak hayatı kolaylaştıran dijitalleşme, sağladığı bu kolaylıkların yanı sıra bazı tehditleri de içeriyor. Dijital ortama taşınan her sistem, yeni ve ciddi güvenlik risklerini beraberinde getiriyor. Siber tehditler, kritik hizmet sunan sistemler için siber savaş riski barındırıyor. Bu risk, ülkelerin, sınırlarını koruduğu gibi dijital altyapılarını ve verilerini de korumasını zorunlu kılıyor. Eskiden vatan savunması dendiğinde akla sadece fiziki sınırları koruma ve savunma geliyordu. Çağın değişimiyle birlikte savunma sathına siber güvenlik de eklendi. Ağları, cihazları, uygulamaları, sistemleri ve verileri siber tehditlerden koruma uygulaması olan ve ulusal güvenliğin ayrılmaz bir parçası haline gelen siber güvenlik, dijital hattımızın yani kritik verilerimizin güvenliği açısından önemli. Yani özetle, ekonomik ve siyasi bağımsızlığımızın devamı için siber güvenlik hattımızı sağlam tutmamız şart” dedi.
“Siber neferler”
Siber Güvenlik Operasyon Merkezi Analist Eğitim programının, Türkiye’nin siber güvenlik alanında gelişim için ortaya koyduğu vizyon doğrultusunda yürütülen önemli çalışmalardan biri olduğunu belirten Baran, eğitim sayesinde gençlerin donanımını artırırken, ülkenin de siber güvenlik alanında yeni ve nitelikli insan kaynağı yetiştirilmesine katkı sağlandığını ifade etti. Baran, “Altın niteliğindeki bu eğitimlerle siber neferlere yenilerini kazandırdık. Eğitim programına katılan herkesi tebrik ediyorum. Burada öğrendiğiniz bilgilerle, istikbalimizin güvenliğini sağlayan duvara bir taş daha koymuş oldunuz. Bu taş çok kıymetli. Ülkemiz coğrafi konumu nedeniyle hep göz önünde ve siber saldırı riski yüksek bir ülke. Bu savunma cephesinde gerekli bilgiye vakıf olmak ve kullanmak da ayrıca kıymetli. Yani, burada aldığınız eğitim, bilgi ve donanımla ülkemize büyük hizmetler vereceksiniz” diye konuştu.
Siber dünyanın zararlarına karşı tedbir alacağız
Savunma Sanayii Başkan Yardımcısı Mustafa Murat Şeker de yaptığı konuşmada, internetin hayatın vazgeçilmez bir parçası haline geldiğini belirterek, ilk zamanlarda kötü niyetli saldırıları engellemek için interneti yasaklama yönteminin tercih edildiğini dile getirdi. Saldırıları engellemek için yasaklamaların etkili bir çözüm olmadığını kaydeden Şeker, “Çünkü burada en zayıf halka insan. Yani insanın olduğu bir yerde siz ne kadar yasaklarsanız yasaklayın bunu önleyemiyorsunuz. İnsanın olduğu yerde tedbir almamız gerekiyor. Dolayısıyla burada dijital dünyanın, siber mühendisliğin, siber dünyanın getirdiği faydaları kullanacağız ama zararlarına karşı da tedbirler alacağız. Bu sadece bizim için değil. Bütün dünyada artık bir savaş alanı olarak belirlenmiş durumda” dedi.
Ülkemiz geleceğine önemli bir yatırım yaptık
Kalkınma Ajansları Genel Müdürü Ahmet Şimşek de konuşmasında, eğitim almaya hak kazanan 64 öğrencinin hayatına önemli bir dokunuş yaptıklarına inandıklarını ifade ederek, “Ülkemiz geleceğine önemli bir yatırım yapmış olduğumuzu düşünüyorum. En büyük sermayemiz ve geleceğimiz, hiç şüphesiz insanımız ve gençlerimiz. Ülkemiz siber saldırılardan en çok etkilenen ülkeler arasında beşinci sırada yer alıyor. 2024 yılında siber güvenlik harcamalarının 150 milyon dolara ulaşacağı tahmin ediliyor. Son 5 yılda dünya genelinde siber güvenlik uzman ihtiyacının yüzde 700 artış gösterdiği tespit edilirken, siber güvenlik uzmanlığı sadece geleceğin değil bugünün de en parlak meslekleri arasında yer alıyor. Gelecek 5 yılda dünyada 3 milyon Türkiye’de ise 20 bin siber güvenlik uzmanına ihtiyaç duyacak” dedi.
Açılış konuşmalarının ardından, Türkiye Siber Güvenlik Kümelenmesi’nin “Sertifikalı Siber Güvenlik Operasyon Merkezi Analist Eğitimi”ni başarıyla tamamlayan öğrencilere sertifikaları takdim edildi.
Programa, Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkan Yardımcısı Prof. Dr. İhsan Kaya, Savunma Sanayii Daire Başkanı Ahmet Bahadır Bülbül, Türkiye Siber Güvenlik Kümelenmesi Genel Koordinatörü Alpaslan Kesici, Ankara Kalkınma Ajansı Genel Sekreter V. Emine Doğrukök ile savunma sanayii ve siber güvenlik alanında faaliyet gösteren firmaların temsilcileri katıldı. – ANKARA
]]>KÜTAHYA – Kütahya’da öğretmenlere müze eğitimi verildi. Kütahya Dumlupınar Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi ve İl Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından Ressam Ahmet Yakupoğlu Müzesi’nde 2 gün süren eğitime 30 öğretmen katıldı.
Kütahya Dumlupınar Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Levent Mercin, yaptığı açıklamada, ilk kez düzenlenen müze eğitiminin önemli bir faaliyet olduğunu dile getirdi.
Eğitimde ağırlıklı olarak Kütahya’nın zenginliklerini anlattıklarını dile getiren Mercin, “Güzel Sanatlar Fakültemiz tarafından düzenlenen Müze Eğitimi Çalıştayı, Özel Ahmet Yakupoğlu Müzesi’ndeki açılış oturumu ile başladı. Müze Eğitimi Çalıştayı Kütahya Dumlupınar Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Müze Müdürlüğü ve aynı zamanda da Kütahya İl Milli Eğitim Müdürlüğü işbirliği ile gerçekleştirilen bir faaliyet. Müze Eğitimi Çalıştayı’nın kapsamı ve amacı yaklaşık 2 ay önce bir fikir olarak ortaya çıktı ve bu kapsamda Kütahya’da görev yapan öğretmenlerimize bir yazı gönderildi. Gönüllü öğretmenlerimizden yaklaşık 54 tanesi, biz bu eğitimi almak istiyoruz diyerek müracaat etti. Milli Eğitim Müdürlüğümüz bu 54 kişiden 30 kişiyi belirleyerek bu çalıştaya dahil etti. 2 günlük bir program ve öğretmenlerimize bu program kapsamında öncelikle Kütahya’nın değerlerini anlatmaya çalıştık. Kütahya’nın ilçelerinde şehrimize yakın olan yerde neler var, tarihi olarak, Paleolitik dönemden, Tunç Çağı’ndan neler çıkartılmış ve bu çıkan tarihi eserler hangi müzede sergilenmekte, bunları aktarmaya çalıştık ve Kütahya’daki müze türlerine değinmeye çalıştık. Şehri tanıtmaya çalıştıktan sonraki safhada ise müze eğitimi nedir, müze türleri nelerdir, Kütahya’daki müze türleri fikrinde ele aldığımızda nasıl yararlanılabilir bunların üzerinde durduk.
Bir başka sunumumuzda ise müze eğitimi nasıl, nerede, ne zaman ve kimlerle verilebilir, bunu örnekleriyle anlatmaya çalıştık. Daha sonraki safhada müzelerde teknolojinin kullanımı ve bu teknolojinin öğrencilerimizle çocuklarımızla ilişkisinin ne olduğu ve onların daha çok dikkatini çekebilecek şeylerin ne olduğu, biz onlara hangi uygulamaları yaparsak çok faydalı olabileceği ya da motivasyonlarını nasıl artırabileceğimizin üzerinde durduk ve bunları örnekleriyle gösterdik. Tabii ki tamamen sunum yapmadık. Öğretmenlerimizin bu anlattıklarımızın bir kısmını da uygulamasını sağlamaya çalıştık ve bu kapsamda da oyun tekniğini kullandık. Demonstrasyon tekniğini kullandık. Tarihi yönlerini geliştirecek kavram haritaları kullandık. Görsel tamamlama testi ve eser tamamlama testi dediğimiz daha çok sanatsal becerilerini nasıl kullanabilecekleri ya da dikkat yeteneklerini nasıl geliştirebileceklerini ölçecek testler uygulamaya çalıştık. En sonunda da öğretmenlerimizin hem müzelerle ilgili hem yapılan eğitimle ilgili görüşlerini alabilecek, hem bir tutum ölçeği hem de görüşme formu hazırlayarak bu eğitimin gerçekten amacına ulaşıp ulaşmadığı eğer ulaştıysa bunun nasıl, ne yönde gerçekleştiği konusunu test edecek uygulamalarla tamamlamaya çalıştık. Faydalı olduğunu düşünüyoruz. Bizim gözümüzden, bizim bakış açımızdan bu eğitim sürecinin özellikle gönüllü olarak öğretmenlerimiz geldiği için odak noktalarının çok yüksek olduğu, ilgilerinin çok yüksek olduğu, katılımcı oldukları, soru sordukları, merak ettikleri ya da biz anlatırken akıllarına takılan şeylerin neler olduğunu sorduklarını fark ettik ve onları anlatmaya, aktarmaya çalıştık. Tabii ki burada önemli olan bir nokta daha var. Müze eğitimin kapsamlı bir faaliyet olduğunu söylemek gerekiyor. Çünkü öğretmenlerin sadece niyetli olması değil aynı zamanda okul idaresinin yeni Milli Eğitim Müdürlüğü’nün de müze eğitimi kapsamında istekli olması, gerekli izinlerin zamanında verilmesi ve destek olması gerekiyor. Ben bunlarda olduğu takdirde Kütahya’nın zengin bir tarihi olduğu, zengin bir kültürel yapıya sahip olduğu, gerçekten dünya çapında eserlerin yer aldığı müzelerin burada da olduğu, özgün müzelerin olduğu dikkate alındığında müze eğitiminin bir ihtiyaç olduğu noktasında bir karar verebiliriz. Bunun geliştirilmesi için de bu faaliyetin ve bundan sonra yapılacak faaliyetlerin çok yararlı olacağını düşünüyorum” diye konuştu.
Görsel Sanatlar Öğretmeni Arif Çelik, müze eğitiminin çok yararlı bir faaliyet olduğunu dile getirdi.
]]>Isparta Belediyesi ve İl Milli Eğitim Müdürlüğü iş birliğinde öğrencilerin akademik başarı ve motivasyonlarının artırılması, öğretmenlerin mesleki gelişimlerinin desteklenmesi ve öğrenci velilerinin eğitim ihtiyaçlarının en üst düzeyde gerçekleştirilmesi için gerekli eğitimlerin ve farkındalık çalışmalarının yapılması amacıyla iş birliği protokolü imzalanmıştı. Protokol çerçevesinde eğitim alanında çeşitli etkinlikler düzenleniyor.
Etkinlikler çerçevesinde Eğitimci Batuhan Kürkçü, ‘Hayat Seni Çağırıyor’ isimli söyleşi ile Isparta Belediyesi Kültür Merkezi’nde öğrencilerle buluştu. Buluşmaya Belediye Başkanı Şükrü Başdeğirmen de katıldı. Seminer öncesi öğrencilere tavsiyelerde bulunan Başkan Başdeğirmen, şehirde gençlere yönelik yaptıkları çalışmalardan bahsetti.
Belediye Başkanı Şükrü Başdeğirmen, gençleri çok önemsediklerini belirterek eğitim alanına her zaman destek verdiklerini söyledi. Öğrencilerin sınav heyecanını en aza indirebilmek için bu tür etkinlikler düzenlediklerine değinen Başkan Başdeğirmen, “Motivasyonunuz için bu tür etkinliklerimize devam edeceğiz. Bu eğitimlerimizi velilerinize yönelik de yapacağız. Siz sınava hazırlanırken velilerinize düşen görevler de var. Ayrıca sizlere 11 deneme sınavı hazırladık. Bunun bir tanesini yaptık. Milli Eğitim Müdürlüğümüzle birlikte 10 deneme sınavı daha yapacağız. Eğitimle birlikte kültür, spor ve sosyal etkinlikler düzenliyoruz. Örneğin tiyatro. Tiyatronun da gençler için ne kadar önemli olduğunun bilincindeyiz. IBKM açılalı 2,5 yıl oldu. Bu süre içerisinde 127 özel tiyatro şehrimize geldi, bir o kadar da devlet tiyatrosu bu salonlarımızda gösteri yaptı. Geriye baktığımızda 20 yılda Isparta’mıza 30 tiyatro gelmiş. 2,5 yıl içerisinde 200’ün üzerinde tiyatroyu bu salonlarımızda sizlerle buluşturduk” dedi.
“Bin 500 kişinin aynı anda ders çalışabileceği büyük bir kütüphane yapıyoruz”
IBKM içerisine bir kütüphane açtıklarını hatırlatan Belediye Başkanı Şükrü Başdeğirmen, bu kütüphanenin de yeterli olmadığını bildiklerini, önümüzdeki günlerde şehrin farklı noktalarında 3 tane daha kütüphane açacaklarını söyledi. Başkan Başdeğirmen, “Bu kütüphanelerimizi Akkent, Davraz ve Vatan Mahallelerimizde açacağız. Bu da yeterli değil. Mevcut otogarı önümüzdeki ay yeni yerine taşıyacağız. Eski otogar yerine de bin 500 kişinin aynı anda ders çalışabileceği, etkileşim merkezlerinin içerisinde olduğu, bir bölümünün 7 gün 24 saat çalışabileceği büyük bir kütüphane yapıyoruz. Hem eğleneceğiz hem ders çalışacağız, hem de kariyerimizi en üst seviyeye taşıyacağız. Hedeflere ulaşmak için çalışmak, mücadele etmek ve kararlı olmak lazım. Tüm bunlar için inanmak gerekir. İnandıktan sonra başarısız olmak gibi bir şey olmaz” görüşlerinde bulundu.
Salondaki öğrencilerle yıllar sonra karşılaşabileceklerini, karşılaştıklarında kariyerleriyle ilgili kendisine güzel şeyler söyleyeceklerine inandığını belirten Başkan Başdeğirmen, “Yıllar sonra karşılaştığımızda ‘başkanım siz IBKM’de bizimle konuşmuştunuz, ben şu anda bu holdingin CEO’suyum’ ya da ‘şu bakanlıkta şu birimdeyim’, belki de ‘bakanım’ diyeceksiniz. Bunları duyacağız sizlerden. Ben sizlere inanıyor ve güveniyorum” şeklinde konuştu.
Belediye Başkanı Şükrü Başdeğirmen, konuşmasının ardından Eğitimci Batuhan Kürkçü’ye günün anısına gül ve lavanta tablosu hediye etti. Daha sonra Kürkçü, öğrencilerle ‘Hayat Seni Çağırıyor’ söyleşisi gerçekleştirdi. – ISPARTA
]]>EDİRNE’de ilk, orta ve lise öğrencileri, ‘Çocuklar Geleceğimiz, Biz Bize Yeteriz’ projesi kapsamında, Emniyet Müdürlüğü’nde görevli, alanında uzman lisans mezunu polis memurlarından matematik, biyoloji ve geometri konularında destek alıyor. İl Emniyet Müdürü Onur Karaburun, “Gerek sınava hazırlanan çocuklar, gerekse ara sınıftaki eğitimine devam eden çocuklarımızın okulda anlayamadığı ya da bazı eksik kalan konuları burada tekrar öğretmenlerine sorma şansları, onlardan tekrar dinleme şansları oluşuyor” dedi.
Edirne Emniyet Müdürlüğü tarafından, kentte eğitim gören çocuklara yönelik ‘Çocuklar Geleceğimiz, Biz Bize Yeteriz’ projesi başlatıldı. Proje kapsamında ilkokul, ortaokul ve lisede eğitim gören 22 aile, çocukları için başvuru yaptı. Müdürlük bünyesinde görevli alanında uzman öğretmenlik bölümlerinden lisansını tamamlayan polis memurları, ekim ayında çocuklara mesai saatleri dışında matematik, biyoloji ve geometri branşında ders vermeye başladı. Çocuklar derslerde okulda anlayamadıkları konuların yanında, öğrendiklerini pekiştirip, test çözme imkanı da buldu.
‘GÖNÜLLÜ EĞİTMENLERİMİZDEN DERS ALIYORLAR’
Projeyle ilgili konuşan İl Emniyet Müdürü Onur Karaburun, “Emniyet teşkilatında görevli lisans seviyesinde eğitimini tamamladıktan sonra polis memuru ya da komiser olmuş arkadaşlarımızdan gönüllüler arasından eğitim vermek isteyen arkadaşlarımızla bir proje oluşturduk. Bu proje kapsamında il emniyet müdürlüğümüzdeki eğitim sınıflarından birisini uygun zamanlarda çocuklarımıza tahsis ettik. Polis memuru ve komiserlerden oluşan eğitmen arkadaşlarımız da çocuklarımıza burada kendi uzmanlık alanlarıyla ilgili konu anlatımlı, soru çözümlü ve pekiştirmeye yönelik eğitimlerini sürdürüyorlar” dedi.
‘SINAVLARDA CİDDİ BAŞARI SAĞLAMALARINI BEKLİYORUZ’
Çocukların projeyi çok benimsediğini anlatan Karaburun, “Tabi bu çocuklarımız tarafından çok ciddi bir kabul gördü. Gerek sınava hazırlanan çocuklar, gerekse ara sınıftaki eğitimine devam eden çocuklarımızın okulda anlayamadığı ya da bazı eksik kalan konuları burada tekrar öğretmenlerine sorma şansları, onlardan tekrar dinleme şansları oluşuyor. Tabi bunu biz sivil toplumdan da destekle, hali hazırdaki bazı kaynak kitapları da bazı deneme sınavlarını da temin ederek bu çocukların bu yayınlara da ulaşımını kolaylaştırdık. Bu sayede çocuklarımızın hem sınavlarda ciddi bir başarı sağlamasını bekliyoruz. Ara sınıfların eğitimlerinde bir dezavantajları varsa bunları ortadan kaldırmayı hedefliyoruz” diye konuştu.
‘UMARIM BİR NEBZE YARDIMCI OLURUZ’
Çocuklara matematik konusunda yardımcı olan Edirne Emniyet Müdürlüğü personeli Fulya Dizman, “Çocuklarımızın derslerine bir nebze de olsa katkıda bulunabilmek, bir tık daha yardımcı olabilmek adına kendi adıma matematik branşında onlara elimden geldiğince yardımda bulunmak, derslerine bir takım katkıda bulunmak amacıyla böyle bir proje başlattık. Biz de ekim ayından bu yana projede ders vermeye devam ediyoruz. Umarım çocuklarımıza bir katkımız olur, bir nebze destek vermiş oluruz” ifadelerini kullandı.
‘KENDİ GELECEKLERİNİ DAHA İYİ KURMALARI İÇİN DESTEK OLMAYA ÇALIŞIYORUZ’
Biyoloji öğretmenliği mezunu polis memuru Sedat Karakoç da “Biyoloji öğretmeni olarak üniversiteden mezun oldum. Mesai saatleri dışında polis çocuklarına eğitim vermekteyiz kendi alanımızda. 5’inci sınıftan başlayıp 11’inci sınıfa kadar çocuklara derslerinde yardımcı olmaya çalışıyoruz. Sayın il emniyet müdürümüzün eğitime ve bize verdiği destek doğrultusunda çocuklara geleceklerinin daha sağlıklı olması ve kendi geleceklerini daha iyi kurmaları için bir nevi destek olmaya çalışıyoruz” dedi.
‘SINAVLARIM DAHA YÜKSEK GELİYOR’
5’inci sınıf öğrencisi Ayşe Naz Yıldırım (10), dersler sayesinde okulda öğrendiklerini pekiştirme şansı bulduklarını belirterek, “Buraya okul çıkışı arkadaşımın babası beni getiriyor. Matematik derslerinde destek alıyorum. Derslerde çok katkısı oluyor bana. Sınavlarım daha yüksek geliyor. Daha iyi oluyor benim için hem tekrar yapıyoruz hem de bilgileri pekiştirmiş oluyoruz” dedi.
‘ÖĞRENDİKLERİMİZİN ÜSTÜNE KATIYORUZ’
10’uncu sınıf öğrencisi Elif Naz Demir de “Matematik ve biyoloji dersleri görüyoruz, okulda işlediğimiz konuları burada gelip üstüne katarak bir daha öğrenip, konularla ilgili test çözüyoruz. Bize çok yararı dokunuyor. Test kitapları dağıttılar bize doğal olarak çok daha fazla şeyler öğrenmiş oluyoruz” diye konuştu.
]]>Doğuştan engelli Atar, 4 yıl önce Ünye ilçesindeki Fehmi Cerrahoğlu Özel Eğitim Uygulama Okuluna başladı.
Okulun ilk yılında resme ilgisi fark edilen 17 yaşındaki Atar, öğretmenlerinin de desteğiyle çok sayıda eser tamamladı.
Öğretmenlerinin seçtiği ünlü ressamlara ait tabloları kendi yorumuyla resmeden Atar, üç kişisel sergi açtı.
Liseler arası yarışmalarda geçen yıl birincilik, bu sene de ikincilik elde eden Atar, dördüncü sergisini açmak için hazırlıklarını sürdürüyor.
12. sınıf öğrencisi Zehra Atar, AA muhabirine, resim yapmayı çok sevdiğini belirterek, “Kendimi iyi hissediyorum. Resim yapmaya devam etmek istiyorum.” dedi.
Özel eğitim öğretmeni Semra Gülay, Zehra’nın içine dönük ve az konuşan bir öğrenci olduğunu, 9’uncu sınıfta serbest resim yaparken insan ve manzarayı çok güzel çizdiğini gördüklerini söyledi.
Gülay, öğrencinin resim yaparak kendisini ifade etmeyi öğrendiğini, öz güveninin geliştiğini dile getirerek, “Sergiler açtıkça da toplumda var olduğunu ve değerli olduğunu hissetti. Zehra 27 resim yaptı, 5’i satıldı ve resimleri sergiye gelenler tarafından beğenildi.” diye konuştu.
“Birçok özel gereksinimi olan öğrenci özel yeteneklere sahip”
Dördüncü sergiyi mayıs ayında Engelliler Haftası’nda açmayı planladıklarını aktaran Gülay, “Zehra aslında özel gereksinimi olan öğrenciler için bir kardelen, bir öncü olacak. Çünkü birçok özel gereksinimi olan öğrenci özel yeteneklere sahip. Ama Zehra gibi fark edilen de oluyor. Bazen fark edilmeden mezun olan da oluyor. Zehra onlar için bir öncü olacak.” ifadelerini kullandı.
Gülay, özel gereksinimi olan öğrenciler için Güzel Sanatlar Lisesi veya üniversitelerin Güzel Sanatlar Bölümünde akademik anlamda olmasa da sanatsal eğitimler olması gerektiğini belirterek, bu öğrenciler için de kontenjan açılmasını istedi.
“Onun yaşam ve iletişim kaynağı resim”
Görsel sanatlar öğretmeni Kıymet Bayer de Zehra’nın, kendini resimle ifade eden bir öğrenci olduğunu vurguladı.
Resim yaparken öğrencisinin kendini çok iyi hissettiğine işaret eden Bayer, “Onun yaşam ve iletişim kaynağı resim. Her halükarda her yerde resim yapabilir. Yaptığı eserler de çok güzel. Hepsini de severek ilgiyle yaptı.” dedi.
Bayer, Zehra’nın kendi deneyimleri olan resimleri yapmayı tercih ettiğini kaydederek, şunları söyledi:
“Zehra köyde hayvanlarıyla meşgul olan, tavuklara yem atan, doğayla iç içe bir öğrenci. Dikkat edilirse de bütün resimlerimiz doğayla ilgili ve bizim Anadolu’dan çıkan tarihimizi, kültürümüzü aktaran resimler bunlar. Ünlü ressamların resimleri bunlar. Hikmet Onat’tan İbrahim Çallı’ya, Giresunlu ressamımız Bedri Rahmi Eyüboğlu’ndan Nuri İyem’e kadar. Bu isimler Anadolu ressamları olarak da geçer. Anadolu’yu bize anlatan, kültürümüzü bize aktaran ressamlar. Biz de Zehra ile öyle bir bağlantı kurduk. Zehra da Anadolu’dan çıkan bir öğrenci. Dolayısıyla öyle bir bağlantıyla hem Anadolu’yu hem Zehra’nın kendi deneyimlerini hem yaşadığı ortamı yansıtalım dedik ve bu eserleri çıkardık.”
Okul müdürü Hüseyin Bayır da eğitimcilerin dokunuşlarıyla bazı özel yeteneklerin keşfedilebildiğini, öğretmenlerin talebi doğrultusunda öğrencinin yeteneğine yönelik gerekli desteği verdiklerini anlattı.
Zehra gibi başka öğrencilerin de eğitime katılarak özel yeteneklerinin fark edilip geliştirilebileceğini belirten Bayır, ailelerden çocuklarını eğitime kazandırmalarını istedi.
]]>“Memurlarımız için İstanbul’da yaşamayı külfet olmaktan çıkaracağız”
“Biz daima memurumuzun hak arama mücadelesine destek verdik”
“Birliğimizi, beraberliğimizi, kararlılığımızı koruyacağız. Hiç kimsenin süreci baltalama çalışmalarına, gölgelemesine asla ve asla müsaade etmeyeceğiz”
İSTANBUL – AK Parti İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Murat Kurum Küçükçekmece’de düzenlenen Eğitim-Bir-Sen 12. Bölge 7. Dönem 1. Teşkilat Eğitim Programı’na katıldı. Kurum “Bu kaos ve karmaşa içerisinde biz belediye çalışanlarımızın ücretlerini ve şartlarını iyileştireceğimizi ifade ettiğimizde onlarda alelacele bir promosyon verdiler. Büyükşehir Belediyesi promosyon ve tutamayacağı vaatleri de verse buradaki kardeşlerim, bizim yol arkadaşlarımız davasını bir promosyona değişmez” dedi.
AK Parti İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Murat Kurum Küçükçekmece’de düzenlenen Eğitim-Bir-Sen 12. Bölge 7. Dönem 1. Teşkilat Eğitim Programı’nda vatandaşlarla bir araya geldi. Kurum’u ziyareti sırasında Eğitim-Bir-Sen ve Memur-Sen Genel Başkanı Ali Yalçın, Eğitim-Bir-Sen Genel Sekreteri Talat Yavuz ve beraberindeki heyet karşıladı. Programda Murat Kurum’a AK Parti İstanbul İl Başkanı Osman Nuri Kabaktepe eşlik etti. Kurum, konuşmasını gerçekleştirdikten sonra protokol ile sahnede fotoğraf çektirdi.
“Bizim yol arkadaşlarımız davasını bir promosyona değişmez”
Programda mevcut İBB yönetiminin belediye çalışanlarına verdiği promosyon hakkında konuşan Murat Kurum, “Bugün Eğitim-Bir-Sen ülkemizin en etkin sivil toplum kuruluşlarından birisidir. Eğitim çalışanlarının haklarını en iyi şekilde koruyan geliştiren ve yeri geldiğinde haklarını korumak adına bin 500 kilometre öteye de gitse bu davadan vazgeçmeyen kardeşlerimizdir. Türkiye’nin daha güçlü bir ülke olması için, “Yeni Ufuklardan Yeni Umutlara” diyerek, eğitim noktasında gecenizi gündüzüne katıyorsunuz. Hamdolsun ki bugün, Türkiye’nin yüzünü ağartan başarılara imza atan bir Eğitim Bir-Sen var. Biz daima memurumuzun hak arama mücadelesine destek verdik. Sadece hakların elde edilmesi noktasında değil, ilerlediğimiz tüm sarp yollarda yerli, milli ve onurlu bir duruşu sizlerle birlikte gösterdik. Çalışanlarımızın, memurlarımızın haklarına dair iyileştirmeleri birlikte düşünmekle kalmayacağız, birlikte karar verip uygulayacağız. Büyükşehir Belediyesi şuan bir telaş içerisinde. Ne yapacağını, nasıl davranacağını ne söyleyeceğini bilmiyor. Bu kaos ve karmaşa içerisinde biz belediye çalışanlarımızın ücretlerini ve şartlarını iyileştireceğimizi ifade ettiğimizde onlarda alelacele bir promosyon verdiler. Promosyon verilen kardeşlerimize, bu sizin 31 Mart’ta ki görüşünüzü fikrinizi değiştirir mi diye sorduğumuzda arkadaşlarımız ise ‘Biz kurumumuzu seviyoruz ve kurumsal düşünüyoruz’ cevabını verdiler. Büyükşehir belediyesi promosyon ve tutamayacağı vaatleri de verse buradaki kardeşlerim, bizim yol arkadaşlarımız davasını bir promosyona değişmez. Olaya bir bütün bakar. Olaya büyük ve Türkiye davası yolunda bakar. 31 Mart akşamı o Saraçhane’den yüzde 100 ayrılacaksınız” dedi.
“Neslimizin imarı konusunda sizlerle el ele çalışacağız”
Göreve geldiğinde İstanbul’da düzenlen eğitim programlarına tam destek vereceğini belirten Murat Kurum, “Göreve geldiğimizde İstanbul’da düzenlediğiniz özel eğitim programlarına tam destek vereceğiz. Sizler eğitim faaliyetlerini sürdürürken türlü türlü sıkıntılarla karşılaşıyorsunuz. Aranızda okul müdürlerimiz var. Bugün okullarımızda yaşanan en büyük sorunlardan birisi olan hijyen, güvenlik ve temizlik problemiyle uğraşan müdürlerimiz var. Size söz veriyorum. Biz göreve geldiğimizde artık böyle bir sorununuz kalmayacak. Okullarımızın temizlik, güvenlik ve bakımında sizlerin yanınızda olacağız. Biz bu yükü omuzlarınızdan alacağız ki siz, geleceğimizin teminatı çocuklarımıza çok daha nitelikli faaliyetler yapabilesiniz. Tıpkı bugün öğleden sonraki “Bir Bilenle, Bilge Nesil Projesi” gibi. Gençlik ve Spor Bakanlığımızla birlikte emek verdiğiniz bu proje kapsamında 300 bin kitabı 100 bin yavrumuzla buluşturdunuz. Bizler inşallah bunun gibi pek çok projede sizlerin taleplerinizi bir görev olarak göreceğiz ve yardımcı olacağız. Söz yavrularımıza gelmişken, Merhum Turgut Cansever’in o meşhur sözünü bir kez daha anmak istiyorum. ‘Şehri imar ederken nesli ihya etmezseniz; ihmal ettiğiniz nesil, imar ettiğiniz şehri tahrip eder’. Bu bakımdan biz hem şehrimizi hem de sizlerle birlikte neslimizi ihya edeceğiz. Neslimizin imarı konusunda sizlerle el ele çalışacağız” şeklinde konuştu.
“Memurlarımız için İstanbul’da yaşamayı külfet olmaktan çıkaracağız”
İstanbul’da yalayan memurlar için yapacağı projelerini anlatan İBB Başkan Adayı Kurum, “Memurlarımız için İstanbul’da yaşamayı külfet olmaktan çıkaracağız. Yaşanabilir bir şehir olması için de özel bir gayreti ortaya koyacağımızı bilmenizi isterim. İstanbul’da yaşayan memurlarımız için toplu ulaşımda iyileştirmelere gideceğiz. Siz nasıl bizim evlatlarımızı geleceğe hazırlıyorsanız biz de sizlerin evlatları için elimizden geleni yapacağız. Çalışan memurlarımızın evlatları için her mahallemizde 7 gün 24 saat esasıyla çalışacak kreşler yapacağız. Gözünüzü arkada bırakmayacağız. Orada büyük güçlü Türkiye davası için çalışıp mücadele eden hamım kardeşlerimiz, bu mücadelede ‘Ben çocuğumu nereye bırakacağım’ şeklinde endişesi içerisinde olmayacak. Kreşlerimize çocuğunu bize emanet edecek ve bizde o emanete gözümüz gibi bakacağız. 39 ilçemize bu kreşlerimiz hizmetler verecek. Memurlarımızın, işçilerimizin, emekçi kardeşlerimizin kuracağı kooperatiflere KİPTAŞ eliyle proje ve yapım gibi teknik destekler vereceğiz. Ev sahibi olmanız için elimizden geldiğince bu mücadeleye ortak olacağız. Kuracağınız kooperatiflerde büyükşehir belediyesi sizin yanınızda olacak. Gerek yapım gerek proje gerekse maddi manevi her türlü desteği sendikalarımıza, memurlarımıza vereceğiz. Biz İBB’den haksız yere çıkartılan tüm kardeşlerimizi tekrar işe alacağız. ve bizim yönetimimizde, hiç kimse haksızlığa uğramayacak” ifadelerini kullandı.
“Dertleri İstanbul’un sorunları olmadığı için, İstanbul’umuzu bir basamak olarak görüyorlar”
Mevcut İBB yönetiminin söz verip yapmadığı vaatlerden bahseden Murat Kurum, “Metroda 230 kilometre metro sözü verip 8 kilometre yapan, Esenyurt’a giden metroyu 5 yılda işte 5 metre ilerleten, kentsel dönüşümde 115 bin konut sözü verip yine sadece 5’ini gerçekleştirmiş bir anlayıştan bahsediyoruz. Dertleri İstanbul’un sorunları olmadığı için, İstanbul’umuzu bir basamak olarak görüyorlar. İstanbul ilgisizlikle, yarı zamanlı belediyecilikle, arada bir öyle belediyeye uğrayım anlayışıyla yönetilecek bir şehir değil. İstanbul dünya başkenti, medeniyetleri buluşturan, 2 kıtayı 2 iklimi içinde barındıran, 2 denizi olan ve benim de 20 yılı aşkındır çalıştığım iş hayatımda İstanbul’un her noktasına hizmet götürmeye gayret gösterdiğim kutlu bir şehridir. İstanbul bize Sultan Fatih’in emanetidir. Bu şehir nasıl Sultan Fatih’in emaneti ise, bu şehrin güzel insanları da onun bize kutlu emanetidir. Biz emanete sahip çıkmak için tüm İstanbullularla birlikte bu mücadeleyi vereceğiz” dedi.
“İstanbul’un yeniden yükselişini, yeniden şahlanışını 31 Mart gecesi alacağımız zaferle hep birlikte kutlayacağız”
İstanbul’un 571 yıllık onurunun 31 Mart’ta yeniden ayağa kaldıracağını vurgulayan Kurum, “Biz kardeşler topluluğuyuz. Afetlerde de beraberdik. Afetlere gittiğimizde Eğitim-Bir-Sen’li, Memur-Sen’li, Bem-Bir-Sen’li kardeşlerimizi hep sahada gördük. Bir taraftan kendi mesleklerini ve işlerini yaparken, bir taraftan da oradaki afetzede kardeşlerimiz için yardım elini uzattılar. Kardeşlerimizin yuvalarını yaparken de beraberdik. Yine en kritik seçimlerde de yan yanaydık. Sizler hep, milli iradenin yanında oldunuz. Sandıkların güvenliği için uykusuz geceler geçirdiniz. Sadece Türkiye’de değil, en son Gazze’mizde olmak üzere, dünyanın neresinde bir mazlumun sesini duysak, hemen yanı başında sizin ellerinizi gördük. Gündemimiz ne olursa olsun, Gazze’yi, Gazze’nin masum çocuklarını, zulme uğrayan annelerini, babalarını unutmayacağız, unutturmayacağız. İşte tüm bu zor günlerde, sizleri mazlumların ve milletimizin yanında görerek ve o mücadeleyi sizlerle birlikte vermek, bize hep özgüven verdi, azim verdi, gayret verdi. Evet dedik, ‘Yine oradalar, yine iyiliğin yanındalar. İşte bunlar, Eğitim-Bir-Senliler’. Ben sizin bu güzel duruşunuzla gurur duyuyorum, onur duyuyorum, şeref duyuyorum. Bundan sonra da bu gururla ‘Sadece İstanbul’ diyerek çıktığımız şu güzel yolculukta, daima yanınızda olacağımıza söz veriyorum. İstanbul’un ayağa düşürülen o 571 yıllık onurunu, gururunu 31 Mart’ta Eğitim-Bir-Senli kardeşlerimle, tüm İstanbullularla birlikte yeniden ayağa kaldıracağız. İstanbul’un yeniden yükselişini, yeniden şahlanışını 31 Mart gecesi alacağımız zaferle hep birlikte kutlayacağız” ifadelerini kullandı.
]]>Eğitimciler Birliği Sendikası (Eğitim-Bir-Sen) 12. Bölge 7. Dönem 1. Teşkilat Eğitim Programı’na katılan Kurum, dün AK Parti Küçükçekmece Belediye Başkan adayı Aziz Yeniay’ın seçim çalışması sırasında gerçekleştirilen silahlı saldırıyı şiddetle kınadı.
Kurum, “Bu menfur saldırıda yaralanan kardeşimize Rabb’imden acil şifalar diliyorum. Kendisinin güzel haberlerini teşkilatımızla birlikte bekliyoruz, Cenab-ı Allah’a dua ediyoruz. Biz, ne suretle olursa olsun seçim çalışmalarımıza kasteden bu saldırı karşısında birliğimizi, beraberliğimizi, kararlılığımızı koruyacağız. Hiç kimsenin bu süreci baltalama çalışmalarına, gölgelemesine asla ve asla müsaade etmeyeceğiz.” diye konuştu.
Trafik kazasında dün hayatını kaybeden AK Parti İstanbul İl Kadın Kolları Başkan Yardımcısı Fatma Sevim Baltacı’ya da Allah’tan rahmet dileyen Kurum, şöyle devam etti:
“Hakikaten tarifsiz bir acı yaşıyoruz. Kardeşimiz şehit oldu. Çünkü kendisi, bu davaya, büyük Türkiye davasına yüreğiyle, kalbiyle, çalışmalarıyla sonuna kadar hizmet etti. Her şehidin bir mesajı vardır, bize emanetleri vardır. Emanetleri, yakınlarıdır, sevdikleridir. Onun yakınları bizim ailemizdir, kardeşimizdir. Şehidimizin mesajı ise hepimizin üzerimize yüklediği sorumluluktur. Bu sorumluluk ülkemizin, milletimizin yarınları için her zamankinden çok daha fazla çalışmaktır. Ben merhume kardeşimizin değerli eşi, yol arkadaşımız Muharrem Baltacı kardeşimize başsağlığı diliyorum. Tüm dava arkadaşlarımızın ve teşkilatımızın başı sağ olsun.”
Murat Kurum, konuşması sırasında salondaki katılımcılardan Baltacı için Fatiha suresini okumalarını istedi.
Kurum, bugün Eğitim-Bir-Sen’in Türkiye’de en etkin sivil toplum kuruluşlarından birisi olduğunu belirterek, “Hamdolsun ki bugün Türkiye’nin yüzünü ağartan başarılara imza atan bir Eğitim-Bir-Sen var. Kurulduğunuz günden bu yana kararlılıkla, sabırla ve samimiyetle sürdürdüğünüz mücadeleler için sizlere canıgönülden teşekkür ediyorum.” ifadelerini kullandı.
“Verdiğiniz sözleri tutamadınız”
Kendilerinin daima memurun hak arama mücadelesine destek verdiklerine dikkati çeken Kurum, ilerledikleri tüm sarp yollarda yerli, milli ve onurlu bir duruşu öğretmenlerle birlikte gösterdiklerini, onların 15 Temmuz’da alanlara en ön safta koşmasını asla ve asla unutamadığını kaydetti.
Murat Kurum, İstanbul Büyükşehir Belediyesinin şu an bir telaş içerisinde olduğunu dile getirerek, şunları söyledi:
“Ne yapacağını, nasıl davranacağını, ne söyleyeceğini açıkçası tam bilmiyor. Bu kaos ve karmaşa içerisinde biz belediye çalışanlarımızın ücretlerini, çalışma şartlarını iyileştireceğimizi ifade ettiğimizde onlar da alelacele bir promosyon verdiler. Kardeşlerimize, ‘Bu sizin 31 Mart’taki görüşünüzü, fikrinizi değiştirir mi?’ diye sorduğumuzda arkadaşlarımız şu cevabı verdiler, ‘Biz kurumumuzu seviyoruz ve kurumsal düşünüyoruz.’ dediler. O yüzden Büyükşehir Belediyesi promosyon da verse, tutamayacağı vaatleri de verse Eğitim-Bir-Sen’li kardeşlerim, bizim çalışan yol arkadaşlarımız öyle davasını bir promosyona değişmez. Olaya bir bütün bakar, olaya büyük bir Türkiye davası yolunda bakar. O yüzden siz ne yaparsanız yapın nafile, verdiğiniz sözleri tutamadınız.”
Göreve geldiklerinde İstanbul’da düzenlenecek özel eğitim programlarına tam destek vereceklerine dikkati çeken Kurum, “Sizler eğitim faaliyetlerinizi sürdürürken türlü sıkıntılarla karşılaşıyorsunuz. Aranızda okul müdürlerimiz var. Bugün okullarımızda, yaşanan en büyük sorunlardan birisi olan hijyen, güvenlik ve temizlik problemiyle uğraşan müdürlerimiz var. Size söz veriyorum, biz göreve geldiğimizde artık böyle bir sorununuz kalmayacak. Okullarımızın temizlik, güvenlik ve bakımında sizlerin yanında olacağız. Biz, bu yükü omuzlarınızdan alacağız ki siz geleceğimizin teminatı çocuklarımıza çok daha nitelikli faaliyetler yapabilesiniz.” dedi.
Murat Kurum, Turgut Cansever’in “Şehri imar ederken nesli ihya etmeyi ihmal ederseniz, ihmal ettiğiniz nesil, imar ettiğiniz şehri tahrip eder.” sözünü hatırlatarak, Bu bakımdan hem şehri hem de nesli ihya edeceklerini vurguladı. Kurum, “Neslimizin imarı konusunda sizlerle el ele çalışacağız. İstanbul’umuzun memurları için burada yaşamayı külfet olmaktan çıkaracağız ve yaşanabilir bir şehir olması için de özel bir gayreti ortaya koyacağımızı bilmenizi isterim.” diye konuştu.
Kurum, memurların, işçilerin ve emekçilerin kuracağı kooperatiflere KİPTAŞ eliyle proje ve yapım gibi teknik destekler vereceklerinin altını çizerek, İBB’den haksız yere çıkartılanları tekrar işe alacaklarını, kendi yönetimlerinde hiç kimsenin haksızlığa uğramayacağını kaydetti.
Kendilerinin bir kardeşler topluluğu olduğuna işaret eden Kurum, “Sadece Türkiye’de değil en son Gazze’mizde olmak üzere, dünyanın neresinde bir mazlum sesini duysak hemen yanı başında sizin ellerinizi gördük. Gündemimiz ne olursa olsun Gazze’yi, Gazze’nin masum çocuklarını, zulme uğrayan annelerini, babalarını unutmayacağız, unutturmayacağız.” şeklinde konuştu.
“Bahar değil kara kış yaşadık”
Memur-Sen ve Eğitim-Bir-Sen Genel Başkanı Ali Yalçın ise 31 Mart 2019 seçimlerinin hafızalarında olumlu tablolar bırakmadığını dile getirdi.
Yalçın, “Geçen dönem yerel yönetim seçimlerinden sonra ‘Emek mücadelesini kucaklayacağız.’ diyenler, üzülerek ifade edeyim ki emek mücadelesini kundakladılar.” dedi.
Emekçilerin hukukunun korunmasının ve iş güvencesinin sağlanmasının gerekliliğinden bahseden Yalçın, şunları ifade etti:
“Yerel yönetim seçimlerinden sonra HDP’li, CHP’li, İYİ Partili birçok belediyede yaşadığımız bu travmatik durumları bir daha yaşamak istemiyoruz. Bize ‘Martın sonu bahar.’ demişlerdi ama bahar değil kara kış yaşadık. Biz belediyelerde sürgünler yaşadık, 1500 kilometre öteye sürgünler yaşandı. Bunların hepsinin mücadelesini örgütlü gücümüzle verdik ve bu anlamda önemli bir aşamayla, Cumhurbaşkanı’mızın sözleşmelileri kadroya almasıyla birlikte kaydetmiş olduk ve geçmişteki o kaygıları, kuşkuları geride bıraktık.”
Yalçın, Murat Kurum’un geçmiş dönem çalışmalarını hatırlatarak, çıktığı yolculukta ona başarı diledi.
Programa AK Parti İstanbul İl Başkanı Osman Nuri Kabaktepe ve çok sayıda sendika üyesi katıldı.
]]>3YÜ öğrencilerinin karne heyecanı
Veli Recep Bayrak: “Öğretmenlere annem ve babamın derslerini sordum”
İZMİR – İzmir Karabağlar Fevzi Özakat Anadolu Lisesi bünyesinde sadece 60 yaş üzeri bireylerin kabul edildiği 3. Yaş Üniversitesinde eğitim gören 36 öğrenci, güz dönemini bitirerek karnelerini aldı.
Karabağlar İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü ve Ege Geriatri Derneği iş birliği ile yürütülen, 2023 yılı Mart ayında Yaşlılar Haftası’nda başlayan ve 12 haftalık eğitimin ardından şubat ayında güz dönemi eğitimlerini tamamlayan 3. Yaş Üniversitesi öğrencilerine karneleri dağıtıldı. Karabağlar 3YÜ Koordinatörü ve Fevzi Özakat Anadolu Lisesi Müdürü Gülşen Salgar, Kahkaha Yogası eğitmeni Sümeyye İnanç ve İzmir İl Emniyet Müdürlüğü Toplum Destekli Polislik Şube Müdürlüğü ekipleri 60 yaş üstü öğrencilere karnelerini verdi. Güz dönemini başarıyla bitiren ve karne almaya hak kazanan 36 öğrenci burada; sanat tarihi, sağlıklı yaşlanma, kahkaha yogası, İngilizce gibi dersler görerek dönemi tamamladı. Üniversite’deki eğitimler; gönüllü akademisyen ve eğitmenler tarafından verilirken, 60 yaş üstü öğrenciler bazı derslere lise öğrencileri öncülüğünde giriyor.
Projeye dair bilgiler aktaran Karabağlar 3YÜ Koordinatörü ve Fevzi Özakat Anadolu Lisesi Müdürü Gülşen Salgar, “3. Yaş Üniversitesi, Türkiye’de ilk olarak gerçekleştirilen sosyal sorumluluk projesidir. 3. Yaş Üniversiteleri aslında Türkiye’de tek değil. Fakat 60 yaş üstü öğrencilerle 14-18 yaş arası öğrencileri buluşturan öğretim programıyla yürütülmesi bakımından Türkiye’de bir ilk. Bu projenin gururunu yaşıyoruz. İkinci dönemimiz sonra erdi. İnşallah 3’üncü dönemin sonunda da karneler değil mezuniyet belgeleri dağıtılacak. Öğrenciler hem teorik hem uygulamalı dersler görüyor. Sosyal ve kamusal alanda gündelik hayat dersleri gördüler. Onun dışında sanat tarihi, sağlıklı yaşlanma, kahkaha yogası, İngilizce dersleri gördüler. Etkileşimli kitap okuma, zeka oyunları derslerinde de lise öğrencilerimiz eğitmenlik yaptı” cümlelerini kullandı.
“Öğretmenlere annem ve babamın derslerini sordum”
Karne törenine veli olarak katılan Yüksel ve Abdurrahman Bayrak çiftinin oğulları Recep Bilgehan Bayrak ise “Burada olmaktan çok mutluyuz. Annem ve babam çok sosyalleştiler. Kendileriyle gurur duyuyoruz. Bu sefer tam tersi oldu. Ben geldim ve öğretmenlerine annem ve babamın derslerini sordum. Onlar da bana ‘çok çalıştıklarını’ söyledi” şeklinde konuştu.
“Biz yıllarca oğlumuza velilik yaptık, şimdi o bize velilik yapıyor”
60 yaş üstü öğrencilerden Abdurrahman Bayrak, “Biz yıllarca oğlumuza velilik yaptık. ‘Karnelerin nasıl?’ diye hep biz ona sorduk. Şimdi o bizden acısını çıkartıyor. Bize güvenmedi ve karnelerimizin durumuna bakmak için yanımızda geldi” ifadelerini kullandı.
Derslerin kendilerine yönelik oluşturulduğunu aktaran 63 yaşındaki öğrenci Yüksel Bayrak, “Daha rahat ve daha kaliteli bir yaş almada ne tür bilgiler varsa onları verdiler. Gerçekten bilgi birikimimizi geliştirdik. Eşimle katılmam da ayrıca bir gurur meselesi” dedi.
“Öğrenmenin yaşı olmadığını öğrendik”
Yeni bilgiler öğrendiğini söyleyen bir diğer öğrenci Kıymet Özçakar, “Öğrenmenin yaşı olmadığını öğrendik. Öğrendiğimiz yeni bilgi unuttuğumuz bilgilere değdi. Harika bir dönem geçirdik. Çok verimliydi. Çeşitli dersler gördük. Müdürümüz çok güzel bir program dizayn etmiş” sözlerine yer verdi.
“60 yaşından sonra yaşımıza değer verildi”
3. Yaş Üniversitesinde güz dönemini başarıyla tamamlayarak eğitime devam eden Cemile Kocabaş, “Sivil toplum örgütleri içerisinde olmama rağmen eğitimin tamamen farklı bir şey olduğunu öğrendim. 60 yaşından sonra yaşımıza değer verildiğini öğrendim. Bir aile tablosu gibi birlikte mutluluğu yaşadık” diye konuştu.
60 yaş üstü öğrenciler için 2024-2025 eğitim-öğretim yılının bahar dönemi eğitimi ise mart ayında ‘yaşlılar haftasında’ başlayacak.
]]>Otizmli torunu için sağlıklı çalışma alanı olmadığını gören Hacıbaba Pastaneleri Yönetim Kurulu Başkanı Yılmaz Elaldı, milyonluk yatırım yaparak otizmli çocuklar için 4 yıl önce eğitim kliniği açmıştı. Aba Otizm Eğitim Merkezi tarafından otizmli çocuklar ve ailelerin yaşam kalitesinin arttırılması amacıyla ayda bir gün seminer gerçekleştiriliyor.
Verilen seminerlerle ailelerin daha da bilinçlendirildiğini ifade eden Prof. Dr. Binyamin Birkan, otizmli çocukların özel eğitiminde ailelerle işbirliği yapması son derece önemli olduğunu söyledi. Özellikle çocukların kurumda öğrendiği davranışları, aile yardımıyla diğer sosyal ortama genelleyebildiğini belirten Prof. Dr. Birkan, “Dolayısıyla zaman zaman aileyi kuruma davet etmek onların öğretme ve davranış kontrolü becerilerini geliştirmek, öğrendiği davranışı çocuğun genel hayatına dahil etmesini kolaylaştırıyor. Okulda her şeyi öğretemiyoruz. Dolayısıyla ailenin de bu konuda mutlaka işbirliği yapması gerekiyor. Bu konuda uzmanlar aileleri destekleyip yönlendirmesi gerekiyor” dedi.
Ailenin bir uzman eğitimci kadar otizmli bireylerin üzerindeki etkisinin olduğunu ifade eden Birkan, “Bu seminerlerde, dışarıda çocukla herhangi bir sorun yaşandığında ne yapılması ve ne yapılmaması gerektiğini konuşuyoruz. Eğer öğrenme sorunuyla baş edemiyorsanız bir uzmandan yardım alınması gerek. Sonrasında çocuğunuz bu davranışı edindiğinde oraya destek olmanız gerekiyor. Aileyle birlikte yola devam ettiğimizde gerçek anlamda otizmli çocuklarda ilerlemelerin olabildiğini biliyoruz. İşte burada eğitimci uzman kadar ailenin rolü de çok büyük” diye konuştu.
ABA metodunun dünyada kanıtlanmış bir metot olduğunu ve okulda ve evde verilen eğitim ile ilgili aileleri bilinçlendirmek adına seminerler düzenlediklerini dile getiren Aba Otizm Eğitim Merkezi’nin kurucusu Elaldı, şunları kaydetti:
“ABA metodunun dünyada kanıtlanmış bir metot olmasına rağmen okulda ve evde verilen eğitim ile ilgili aileleri bilinçlendirmek için seminerler düzenliyoruz. Çünkü sadece okulda ne kadar eğitim görürsen gör evde bunun devamı olmalıdır. Ailelerin bize güzel dönüşleri olması daha güzel projeler yapmamıza teşvik ediyor. Benim torunum da otizmli birey olduğu için bu kliniği açtım. İyi ki burayı açtım. Benim torunum bu dört yılda bambaşka bir çocuk oldu. Bunun için ABA Otizm’e desteği olan herkese teşekkür ederim.”
Otizmli kardeşinin ABA tekniğiyle klinikte eğitim gördüğünü söyleyen Figen Gül, okulda verilen eğitimin evde devam etmesiyle birlikte olumlu sonuçlar aldıklarını belirtti. Gül, “Otizmli kardeşimin ABA tekniğiyle eğitimine devam etmesi için çalışmalarda bulunduk. Kardeşim yaklaşık 6 aydır burada eğitim alıyor ve ABA tekniği hakkında biz aileler de bilgilendiriliyoruz. Otizmli çocukların eğitim alması oldukça önemlidir. Okulda aldıkları eğitimin evde devamı çok önemlidir. ABA Otizm, dünyada otizm konusunda ciddi anlamda nokta atış eğitimleri yapan kurumlar arasında yer alıyor. Özellikle Türkiye’nin dört bir yanından bu kurumu bizim gibi tercih edenler var” ifadelerine yer verdi. – DİYARBAKIR
]]>Otizmli çocuklar ve ailelerinin yaşam kalitesini arttırılması amacıyla seminer düzenliyor
DİYARBAKIR – Diyarbakır’da otizmli bireyler için sağlıklı çalışma alanı olmadığını gören, torunu da otizmli olan Yılmaz Elaldı, açtığı klinikte şimdi de otizmli çocuklar ve ailelerinin yaşam kalitesini arttırılması amacıyla seminer düzenliyor.
Otizmli torunu için sağlıklı çalışma alanı olmadığını gören Hacıbaba Pastaneleri Yönetim Kurulu Başkanı Yılmaz Elaldı, milyonluk yatırım yaparak otizmli çocuklar için 4 yıl önce eğitim kliniği açmıştı. Aba Otizm Eğitim Merkezi tarafından otizmli çocuklar ve ailelerin yaşam kalitesinin arttırılması amacıyla ayda bir gün seminer gerçekleştiriliyor.
Verilen seminerlerle ailelerin daha da bilinçlendirildiğini ifade eden Prof. Dr. Binyamin Birkan, otizmli çocukların özel eğitiminde ailelerle işbirliği yapması son derece önemli olduğunu söyledi.
Özellikle çocukların kurumda öğrendiği davranışları, aile yardımıyla diğer sosyal ortama genelleyebildiğini belirten Prof. Dr. Birkan, “Dolayısıyla zaman zaman aileyi kuruma davet etmek onların öğretme ve davranış kontrolü becerilerini geliştirmek, öğrendiği davranışı çocuğun genel hayatına dahil etmesini kolaylaştırıyor. Okulda her şeyi öğretemiyoruz. Dolayısıyla ailenin de bu konuda mutlaka işbirliği yapması gerekiyor. Bu konuda uzmanlar aileleri destekleyip yönlendirmesi gerekiyor” dedi.
Ailenin bir uzman eğitimci kadar otizmli bireylerin üzerindeki etkisinin olduğunu ifade eden Birkan, “Bu seminerlerde, dışarıda çocukla herhangi bir sorun yaşandığında ne yapılması ve ne yapılmaması gerektiğini konuşuyoruz. Eğer öğrenme sorunuyla baş edemiyorsanız bir uzmandan yardım alınması gerek. Sonrasında çocuğunuz bu davranışı edindiğinde oraya destek olmanız gerekiyor. Aileyle birlikte yola devam ettiğimizde gerçek anlamda otizmli çocuklarda ilerlemelerin olabildiğini biliyoruz. İşte burada eğitimci uzman kadar ailenin rolü de çok büyük” diye konuştu.
ABA metodunun dünyada kanıtlanmış bir metot olduğunu ve okulda ve evde verilen eğitim ile ilgili aileleri bilinçlendirmek adına seminerler düzenlediklerini dile getiren Aba Otizm Eğitim Merkezi’nin kurucusu Elaldı, şunları kaydetti:
“ABA metodunun dünyada kanıtlanmış bir metot olmasına rağmen okulda ve evde verilen eğitim ile ilgili aileleri bilinçlendirmek için seminerler düzenliyoruz. Çünkü sadece okulda ne kadar eğitim görürsen gör evde bunun devamı olmalıdır. Ailelerin bize güzel dönüşleri olması daha güzel projeler yapmamıza teşvik ediyor. Benim torunum da otizmli birey olduğu için bu kliniği açtım. İyi ki burayı açtım. Benim torunum bu dört yılda bambaşka bir çocuk oldu. Bunun için ABA Otizm’e desteği olan herkese teşekkür ederim.”
Otizmli kardeşinin ABA tekniğiyle klinikte eğitim gördüğünü söyleyen Figen Gül, okulda verilen eğitimin evde devam etmesiyle birlikte olumlu sonuçlar aldıklarını belirtti.
Gül, “Otizmli kardeşimin ABA tekniğiyle eğitimine devam etmesi için çalışmalarda bulunduk. Kardeşim yaklaşık 6 aydır burada eğitim alıyor ve ABA tekniği hakkında biz aileler de bilgilendiriliyoruz. Otizmli çocukların eğitim alması oldukça önemlidir. Okulda aldıkları eğitimin evde devamı çok önemlidir. ABA Otizm, dünyada otizm konusunda ciddi anlamda nokta atış eğitimleri yapan kurumlar arasında yer alıyor. Özellikle Türkiye’nin dört bir yanından bu kurumu bizim gibi tercih edenler var” ifadelerine yer verdi.
]]>Yelkenci, Bursa İl Milli Eğitim Müdürlüğünce Merinos Atatürk Kongre ve Kültür Merkezi’nde düzenlenen “Ulusal Politikalardan Yerel Stratejilere Ortaöğretim Çalıştayı”nda, etkinliğin milli eğitim politikalarına yön verecek güçlü önerilerle sonuçlanmasını diledi.
Bursa’daki sanayinin mesleki ve teknik eğitimle desteklendiğini belirten Yelkenci, “Elbette mesleki ve teknik eğitim anlamında Bakanlığımızın öteden beri yaptığı çok güzel çalışmalar var. Sayın Bakanımızın liderliğinde mesleki teknik eğitimde, günün ihtiyaçlarına cevap verecek ve yine günümüzün imkanlarını ve şartlarını dikkate alarak yapılandıran yeni bir modelle, yakın zamanda Bakanlığımız kamuoyunun karşısına çıkmanın hazırlığını yapmaktadır.” ifadelerini kullandı.
Yelkenci, Bursa’nın eğitim tecrübesini ortaya koyacağı bu çalıştayların çok önemli olduğunu vurgulayarak, şöyle konuştu:
“Öğrencileri eğitimin merkezine alıyoruz. İnsanı bütün boyutlarıyla ele almak istiyoruz. Bu anlamda 360 derecelik bakış açısıyla onun bilişsel, sosyal, fiziksel ve manevi gelişimlerini, bütün gelişim boyutlarını önemsiyoruz. Birinin ihmal edildiği noktada çocuklarımızın kalacağı gerçeğini ortaya koyarak çalışmalarımıza başlamış olduk. Eğitim öğretim yılının başlangıcıyla beraber bazı projelerimizi paylaştık. İllerimize gönderdik, okullarımızda uygulamalarının başlamasını istedik. Bunlardan biri ‘Dilimizin Zenginlikleri Projesi.’ Bu proje, Türkçemizi merkeze almakla ilgili bir adımdı. Çünkü biz biliyoruz ki çocuklarımızın bütün alanları başarabilmesi için Türkçeye ihtiyaç var. Dilimizi iyi bilmeye ve iyi kullanmaya ihtiyaç var. Bu anlamda ‘Dilimizin Zenginlikleri Projesi’ni, sözlük okuma eylemini merkeze alarak klasik metinlerimizi öğretmek maksadıyla da onların ezberlenmesi ve en nihayetinde sözlük üretme çalışmasıyla devam eden bir proje olarak kamuoyuyla paylaştık.”
Yelkenci, Milli Eğitim Bakanlığının yürüttüğü “Öğretmen Akademileri” ve “Harezmi Eğitim Modeli”ne de değindi.
“Türkiye Yüzyılı vizyonu eğitim, ekonomi, bilim, sanat ve kültürde sıçrama tahtasıdır”
Vali Mahmut Demirtaş da çalıştayla Milli Eğitim Bakanlığının ulusal, politika ve stratejileri ışığında Bursa’nın eğitim alanında yerel gücünü, fırsatlarını ve potansiyelini ortaya çıkarmayı hedeflediklerini söyledi.
Çalıştayda Bursa eğitiminin tüm bileşenlerini bir araya getirerek eğitimde “Türkiye Yüzyılı” vizyonuna kent olarak sağlayacakları katkının konuşulacağını belirten Demirtaş, şöyle devam etti:
“Türkiye Yüzyılı vizyonu, ülkemizin eğitim, ekonomi, sanayi, tarım, bilim, sanat ve kültürde sıçrama tahtasıdır. Bu sıçrama tahtasına, ülkemizin en büyük sermayesi genç nesli şekil ve ideal kazandırarak çıkarmalıyız ki Türkiye Yüzyılı vizyon hedeflerinin gerçekleşmesini sağlayalım. Unutmayalım ki Türkiye Yüzyılı’nda öğrencilerimizi, bilimde, sanatta ve sporda kürsünün bir numarasına talip olacak şekilde hazırlamalıyız. Onları çağı okuyan ve yaşayan nesiller olarak yetiştirirken, milli ve manevi değerlerle de donatmasını bilmeliyiz. Tarihimizi, kültürümüzü, medeniyetimizi, gelenek ve göreneklerimizi bilen, yaşayan ve aktaran kuşaklar olarak yetiştirmeliyiz.”
Büyükşehir Belediye Başkanı Alinur Aktaş, belediye olarak eğitime her zaman destek verdiklerini vurguladı.
İl Milli Eğitim Müdürü Ahmet Alireisoğlu ise etkinliğin düzenlenmesinde emeği geçenlere teşekkür etti.
Konuşmaların ardından protokol üyeleri, katılımcı öğretmenlerle fotoğraf çektirdi.
Çalıştay, gün boyu oturumlarla devam edecek.
]]>Öğretmenler, AFAD ile koordineli şekilde yürütülen arama-kurtarma eğitimlerinin yanı sıra “amatör telsiz kullanımı”, “dron”, “KBRN”, “afetlerde arama, kurtarma ve tahliye eğitici eğitimi kursları”, “temel afet bilinci eğitimi”, “yangın eğitimi”, “afet farkındalık eğitimleri ve acil durum ekipleri eğitimi” alanlarında eğiticilerin yetiştirilmesi gibi çok kapsamlı eğitimlerden geçiriliyor.
“Yangın eğitimi ” alan Ankara İl Milli Eğitim Müdürlüğü bünyesindeki MEB AKUB ekip üyesi personel ve öğretmenler, afet ve acil durumlardaki gönüllülük faaliyetlerine ilişkin AA muhabirinin sorularını yanıtladı.
Ankara İl Milli Eğitim Müdürlüğü AKUB Ekip Lideri Nuriye Çakar, 2021’in “Afet Eğitim Yılı” ilan edilmesi üzerine AFAD ile koordineli çalışmalar yapmak üzere Milli Eğitim Bakanlığınca 81 ilde öğretmenlerden ve personellerden oluşan AKUB ekiplerinin kurulduğunu hatırlattı.
6 Şubat’taki Kahramanmaraş merkezli deprem haberini alır almaz çalışmalara başladıklarını ve kriz masası oluşturduklarını anlatan Çakar, AFAD’ın koordinasyonunda ekipleri bölgeye arama-kurtarma faaliyetleri için yönlendirdiklerini dile getirdi.
Kriz masasında da bölgeye gönderilecek malzemelerle ilgili hazırlıkların yürütüldüğünü anlatan Çakar, “Mesai kavramı olmadan, herkes gönüllü olarak evlerine gitmeden depremin yaralarının sarılması için seferber oldu.” dedi.
Çakar, depremlerde gönüllü çalışan AKUB üyelerinin tamamının mesleğinin öğretmen olmasına değinirken, şunları söyledi:
“Öğretmenlerimizin her biri, öğrenci ve yetişkin psikolojisini anlayacak donanıma sahip. Dolayısıyla arama-kurtarma ile vatandaşların ihtiyaçlarının karşılanmasında AKUB öğretmenlerinin rolü çok önemliydi. Zaten öğretmenler olarak öğrenci ve velilerle hep iç içeydik. Çocuklarla çok kolay iletişim kurabildik, aynı dili konuşuyoruz çünkü. Öğretmenlerimiz, afetlerde bile eğitim öğretim faaliyetlerinin devam etmesi için gerekli ortamları hazır ettiler. Örneğin depremlerde de yurtlara öğrencilerin yerleştirilmesi ve ihtiyaçlarının karşılanması öğretmenlerin sorumluluğundaydı. Yemek organizasyonundan toplanan malzemelerin depolanmasına ve doğru elle ulaştırılmasına kadar ekip arkadaşlarımız çok büyük rol oynadılar.”
“AKUB üyesi olmak için çok fazla sayıda öğretmen başvuruyor”
Öğretmen Çakar, MEB AKUB üyesi öğretmenlerin bir yandan eğitim öğretim faaliyetlerine devam ederken bir yandan da gönüllü olarak arama-kurtarma eğitimleri aldıklarını belirtti.
Çakar, “MEB AKUB ekibi, her daim afetlerde ihtiyacı olanların yanında. Ekibimiz, afete uğrayanların 7/24 yanında olmak için yıl boyu eğitim alıyor.” dedi.
AKUB gönüllüsü olmanın fiziksel ve ruhsal hazırlık gerektirdiğini anlatan Nuriye Çakar, gönüllü öğretmenlerin önce MEB bünyesinde arama-kurtarma temel eğitimlerine ve ardından AFAD’da uygulamalı eğitimlere katıldıklarını bildirdi.
Çakar, şunları söyledi:
“Bu eğitimler sonunda uygun olanları AKUB ekiplerine dahil ediyoruz. Ekiplere yönelik eğitim faaliyetleri sürekli devam ediyor. Bu eğitim faaliyetleri, ekipteki her arkadaşımızın afet ve acil durumda doğru müdahale davranışlarını kazanmaları için yapılıyor. Eğitimler, deprem odaklı ancak sel, çığ, yangın ve son olarak teknolojik afetlere uzanan her türlü riski kapsıyor. Eğitimlerde, illerin afetten etkilenme potansiyeli de dikkate alınıyor. Kimi bölgelerde çığ riski kimi bölgelerde sel riski çok yüksek olabiliyor.”
Çakar, Ankara’da 6 Şubat depremlerinin ardından AKUB üyesi olmak için çok fazla sayıda öğretmenin başvurduğunu belirtti.
Ekipte arama-kurtarma, lojistik, destek hizmetleri gibi iş bölümlerinin yapıldığını bildiren Çakar, öğretmenlerin afet bölgelerinde bu iş bölümüyle hareket ettiklerini söyledi.
“MEB AKUB ekipleri olarak çok güzel bir aileyiz”
Kahramanmaraş merkezli depremlerde görev alan MEB AKUB Ankara İl Milli Eğitim Müdürlüğü üyelerinden öğretmen Fatma Oğuz da 2 yıldır arama-kurtarma eğitimlerine katıldığını anlattı.
Kahramanmaraş merkezli depremlerin ardından Malatya’da görev aldığını dile getiren Oğuz, ekip olarak arama-kurtarma, lojistik, yardım dağıtımı, çadır kurma gibi alanlarda çalıştıklarını söyledi.
Oğuz, şöyle konuştu:
“81 ildeki MEB AKUB ekipleri olarak çok güzel bir aileyiz. Depremzede halkımız da bizlere yardımcı oldu, çok duygulandığımız anlar yaşadık. Öğretmenlik mesleği zaten çok şeyin karşılığı, duruşunuz, bakışınız bile karşınızdakine çok şey katıyor. AKUB üyesi olmak merhamet ve empati duygunuzu geliştiriyor, farkındalığınızı artırıyor. Ben daha hassas, daha duyarlı bir kişiliğe sahip oldum. ‘Daha ne yapabilirim, bir fazlası ne olabilir’ diye düşünüyorum hep. ‘İyi ki bu ekipteyim’ dedim, iyi ki depremde görev aldım. Her öğretmen arkadaşımın, manevi değeri yüksek ve ulvi bir görev olarak MEB AKUB ekiplerinde yer almasını canıgönülden isterim.”
“Arama-kurtarma eğitimlerini herkese tavsiye ediyorum”
Okul müdürü Nurullah Yılmaz ise 2017’den beri AFAD gönüllüsü, 2021’den itibaren de MEB AKUB üyesi olduğunu anlattı.
Depremin hemen ardından Malatya’ya gittiklerini anlatan Yılmaz, hafif düzey arama-kurtarma çalışmalarına katıldıklarını aktardı.
AKUB ekiplerinin “asrın felaketi”nden önce kurulmasının önemini vurgulayan Yılmaz, şunları kaydetti:
“Depremden önce, afet ve acil durumlara karşı kuleden atlama, enkaza girme, canlı arama, tahliye gibi saha eğitimlerimizi almıştık. Ankara İl Milli Eğitim Müdürlüğü, ekibimizi çok iyi bir noktaya getirmişti. Bu eğitimler depremde bize çok fayda sağladı. Biz AKUB ekipleri olarak, böyle büyük bir depremle karşılaşacağımızı bilmiyorduk. Ancak afetler karşısında bilinçli olmak, AFAD gönüllüsü olmak, öğretmenler için de AKUB üyesi olmak çok önemli. Arama-kurtarma eğitimlerini herkese tavsiye ediyorum.”
]]>Afetlerde arama kurtarma ekiplerinin sağ kolu olan köpekler, en son 11 ili etkileyen Kahramanmaraş merkezli depremlerde enkaz altındaki yüzlerce canın yerini tespit ederek, kurtarılmalarını sağladı.
AA ekibi, AFAD bünyesindeki “hassas burunların” arama kurtarma süreçlerinde görev almadan önce aldıkları eğitimleri yerinde görüntüledi.
Titiz değerlendirmelerle seçilen köpekler, 2 yıl süren ve farklı aşamalardan oluşan eğitimlere tabi tutuluyor. Eğitim sonundaki sınavları başarıyla geçen köpekler, sertifika alarak deprem gibi afetlerdeki arama kurtarma operasyonlarında görev alıyor.
“100’ün üzerinde köpek, eylülde yapılacak sınavlara katılacak”
Arama kurtarma köpeklerinin seçimleri ve sonrasında aldıkları eğitimlere ilişkin bilgileri paylaşan AFAD’ın köpek eğitmenlerinden Sait Açıkalın, başkanlık bünyesinde 2022’de 14, 2023’te 35 köpeğin sertifika aldığını ifade etti.
Bu sayıyı artırmaya yönelik çalışmaların sürdüğünü vurgulayan Açıkalın, “Bu yıl eğitim alacak 100’ün üzerinde köpek, eylülde yapılacak sınavlara katılacak. Sınavda başarılı olanlar sertifika alarak, sahadaki arama kurtarma çalışmalarında görev alacak. Hassas burunların sayılarını bu şekilde artırmayı hedefliyoruz.” dedi.
Havlama kutularında insan kokusu öğretiliyor
Eğitime başlayacak köpeklere, seçilmelerinin ardından ilk olarak sahibiyle bağ kurma, ardından da branş eğitimi verildiğini anlatan Açıkalın, bu aşamaların sonrasında “havlama kutuları” ve parkurlarda çeviklik eğitimine geçildiğini söyledi.
Açıkalın, bu süreçlerin sonunda “hassas burunların” insan kokusuna alıştırıldığını ve son olarak da 2 yıl süren enkazda arama eğitimi aşamasına geçildiğini kaydetti.
Arama kurtarma köpeklerinin farklı illerde farklı insan kokularına alıştırıldığını belirten Açıkalın, bu süreci şöyle anlattı:
“Havlama kutularında insan kokusunu öğretiyoruz. İlk olarak kutular açık şekildeyken kazazedeyi saklıyoruz. Sonra yavaş yavaş kutuları kapatarak o kokuya adapte olmasını istiyoruz. Köpeklerimiz her aşamada havlayarak sinyal veriyor. Eğitimlerin ardından köpekler sertifikalandırılıyor ve görevlere gitmeye hazır hale geliyor. Köpeklerin sertifikaları, eğitimli ve dinç kalmaları için 2 yılda bir yenileniyor.”
İki aşamada sınava girip, enkaz alanında kazazede arıyorlar
Eğitimlerin ardından köpeklerin “eğitim yeterlilik” ve “görev yeterlilik” olarak 2 kademede sınavlara girdiklerini ifade eden Açıkalın, ilk aşamada köpeğin sahibiyle olan uyumu ve çevikliğinin test edildiğini, basit enkaz alanında 2 kazazede bulması gerektiğini vurguladı.
Açıkalın, “Bu aşamayı geçince, görev yeterlilik kısmında da gündüz ve gece olarak toplam 6 kazazedenin 5’ini 2 yanlış uyarı vermeden bulmak zorundalar. Köpeklerimiz bunu da geçince operasyonlara gitmeye hazır oluyorlar.” diye konuştu.
“Burunları çok hassas, koku kaçırmaları zor”
Sait Açıkalın, arama kurtarma köpeklerinin öneminin 6 Şubat depremlerinden sonra daha iyi anlaşıldığına dikkati çekerek, şunları kaydetti:
“Arama kurtarma köpekleri, deprem gibi afetlerde enkaz altındaki kişilerin veya kaybolan kişilerin bulunmasında hayati görev üstleniyor. Ülkemizde de bunun önemi biraz geç olsa da fark edildi. Arama kurtarma köpeklerinin sayıları her geçen gün artıyor. Köpeklerin burunları çok hassas, koku kaçırmaları çok zor, çok daha güvenilirler.”
Sivil toplum kuruluşları ve devlet kurumları bünyesinde daha fazla arama kurtarma köpeğinin görev yapması gerektiği görüşünü paylaşan Açıkalın, bu sayede afetlerde aramaların daha da kolaylaşacağını ve daha fazla cana ulaşabileceklerini belirtti.
Açıkalın, “Afetlerde çocuklar uyuyabiliyor, insanlar baygın olabiliyor, onlardan ses alınamıyor, görüntü, ısı almak zorlaşıyor ama köpeğin burnu çok hassas olduğu için o canlı kokusunu, orada hapsolmuş kokuyu bize çok rahat sinyal vererek gösteriyor. Köpeklerin, canlı bulma oranı daha yüksek. Köpekli arama ekibi, kurtarma ekibinin vazgeçilmez bir parçası.” şeklinde konuştu.
]]>AKDENİZ Üniversitesi bünyesinde kurulan Çocuk Üniversitesi, 80 öğrenciye matematik problemlerine farklı yaklaşımlar ve fen okuryazarlığı alanlarında eğitim veriyor. Üniversiteye gelen ve sosyal hayattaki problem çözme yetenekleri gelişen çocuklar ise hiç devamsızlık yapmıyor.
Türkiye’de ilk defa Akdeniz Üniversitesi (AÜ) bünyesinde Prof. Dr. İsmail Tufan öncülüğünde 2016 yılında Tazelenme Üniversitesi kuruldu. 60 yaş üstü öğrencilere özel akademik eğitim verilen üniversitenin ardından AÜ’de yeni bir üniversite daha hayata geçirildi. Çocuklar için özel eğitim verilen Çocuk Üniversitesi’nde hafta sonları gelen öğrenciler eğitim fakültesi içerisindeki sınıflarda ders görüyor. Akdeniz Üniversitesi Eğitim Fakültesi içerisindeki sınıflarda verilen eğitimle problem çözme becerisi kazanan öğrenciler aynı zamanda fen okuryazarlığı alanında da gelişim kaydediyor.
AÜ Eğitim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Hilmi Demirkaya, 2022 yılından bu yana çalışmaları süren çocuk üniversitesinin 2024 yılı ocak ayı itibarıyla pilot öğrencileri kabul ettiğini söyledi. Prof. Dr. Demirkaya, özel hazırlanan sınıflarda öğrencilerin keyifli vakit geçirirken aynı zamanda eğitim alacaklarını da söyledi. Prof. Demirkaya, AÜ Rektörü Prof. Dr. Özlenen Özkan’ın Çocuk Üniversitesi projesiyle yakından ilgilendiğini ve destek verdiğini de sözlerine ekledi.
MATEMATİKSEL BECERİ DE KAZANDIRILIYOR
Çocuk Üniversitesi Eğitim Koordinatörü Öğretim Görevlisi Sevinç Turkut tarafından verilen eğitimlerde öğrenciler problem çözme becerileri kazanıyor. Çocuklara verilen problemlerin tek bir çözümünün olmadığını ve farklı şekillerde yaklaşılan yollarla farklı çözümlerin elde edilebileceği alışkanlığının kazandırıldığı Çocuk Üniversitesi’nde matematiksel beceri de kazandırılıyor. Turkut, öğrencilerin keyifli vakit geçirirken aynı zamanda hayata dair farklı düşünme becerisi de kazandığını söyledi. Turkut, “Fen okuryazarlığı da çok önemli derslerimizden. Orada da bilimsel süreç becerileri çalışıyorlar. Okuma ve anlama diye ayrı bir dersimiz daha var. Aslında temel prensibimiz okul çağındaki çocukların kampüse gelerek eğitim almasıdır” dedi.
‘AİLELERİN KATILIMI ÇOK ŞAŞIRTIYOR’
Çocukların gelişimsel olarak faydasına olacak üniversitenin tüm imkanlarının kullandırıldığını da kaydeden Turkut, öğrencilerin ölçme ve değerlendirme sınavının ardından kampüse kabul edildiğini belirtti. 80 öğrencinin aktif olarak derslere katıldığını da anlatan Turkut, “Normal gelişim özelliğindeki çocuklara çeşitli dersler veriliyor. Aile eğitimini de önemsiyoruz. Her ay bir aileye eğitim desteği veriyoruz. Uzmanlar ailelerle farklı konularda eğitim düzenliyor. Bazen aile katılımı olması için eve problem gönderiyoruz. Anne ve babalara sormalarını istiyoruz. Aileler çok katılımcı oluyor ve bu duruma çok şaşırdık. Ailelerden böyle bir katılım beklemiyordum. Çocuklar zaten hep şaşırtıyor” diye konuştu.
‘EVDE BİR KARAR ALIRKEN ÇOCUKLARA DANIŞIYORUZ’
Çocuk Üniversitesi’nde eğitim gören ilkokul 4’üncü sınıf öğrencisi Rüzgar ve 5’inci sınıf öğrencisi Derin Su Aktaş’ın annesi Cansu Aktaş, çocuklarının aldığı eğitimin günlük yaşantısına büyük katkı sağladığını söyledi. Bir sorunu aşamadıklarında Rüzgar ve Derin Su ile görüştüklerini kaydeden Cansu Aktaş, “Bakış açıları çok farklı. Bize de katkıları fazla. Çok mutluyuz. Evde bir karar alacağımız zaman çocuklara danışıyorum. Onlar da aralarında konuşup bize söylüyor. Derslerdeki başarıları da yükseldi” dedi.
‘GÜNLÜK HAYATIMIZA YANSIMALARINI GÖRÜYORUZ’
İlkokul 4’üncü sınıf öğrencisi Alp Bozkurt’un annesi Makbule Altınok Bozkurt da verilen eğitimin sağladığı faydaları anlattı. Çocukların erken yaşta üniversite ortamında olmasının mutluluk verdiğini belirten Bozkurt, “Burada var olan eğitim sistemimizden farklı teknik ve yöntemler söz konusu. Bunların günlük hayatımıza yansımalarını görüyoruz. Alp’in iş birliğine yatkınlığı arttı, problem çözme becerisi gelişti. Günlük yaşam problemlerini daha farklı şekilde çözdüğünü gözlemliyorum” diye konuştu.
ÇOCUKLAR HİÇ DEVAMSIZLIK YAPMIYOR
Eğitim Fakültesi içerisindeki sınıfta hem ders çalışıp hem de sosyalleşen öğrenciler de bulundukları ortamdan oldukça memnun. Hafta sonları geldikleri sınıfta problem çözen, satranç oynayan, çeşitli etkinliklerle öğrenme becerilerini geliştiren çocuklar devamsızlık konusunda da oldukça keskin sınırlara sahip. Hasta olmadıkları sürece devamsızlık yapmayan çocuklar, çoğu zaman evde ailelerine hafta sonunu sabırsızlıkla beklediklerini söylediklerini anlattı.
‘EĞLENCELİ VAKİT GEÇİRİYORUZ’
Alp Bozkurt, “Hasta olmadığım sürece gelmediğim olmadı. Burada hem eğlenceli vakit geçiriyoruz hem de bir şeyler öğreniyoruz. Çok zor problemleri evde annem ve babamla çözüyoruz ama çoğunlukla kendim çözüyorum” dedi.
‘BURADA HİÇ SIKILMIYORUM’
Okuldaki arkadaşlarına hafta sonu üniversiteye gideceğini söylediğinde arkadaşlarının şaşırdığını söyleyen Rüzgar Aktaş, “Burada hiç sıkılmıyorum. Gelmediğim gün de olmadı. Bir günlüğüne şehir dışında gitmiştim o gün gelemedim sadece. Burada problem çözerken hız değil ama farklı düşünmeyi amaçlıyoruz” diye konuştu. Rüzgar Aktaş’ın ablası Derin Su Aktaş da kardeşiyle birlikte problem tartışmaktan mutlu olduğunu söyledi. Aktaş, “Arkadaşlarım hafta sonu üniversiteye gideceğimi duyunca şaşırıyor. ‘Bu yaşta üniversiteye mi gidilir?’ diyorlar. Buradaki dersleri anlatıyorum ve onlar da gelmek istiyorlar” ifadelerini kullandı.
]]>Aynı zamanda AKUT Kurucu Başkanı da olan Dr. Öğr. Üyesi Ferudun Çelikmen, ‘Depremlerde insanları enkazdan çıkaranlar çoğunluklu olarak çevredeki insanlar. Bu konuda üniversite gençleri en önemli kaynaklarımızdan biri. Bunu ülke geneline yaymalıyız. Zira deprem randevu vermiyor. Hazırlıklı olmalıyız’ dedi.
KARABULUT: BU YIL 6 BİN ÖĞRENCİ YETİŞTİRECEĞİZ
Üniversitede Doğal Afetlerde Arama Kurtarma Kulübü Danışmanlığı da yapan Taner Karabulut, aynı zamanda Türkiye Üniversite Sporları Federasyonu Yönetim Kurulu üyeliğini yürütüyor. Van ve İzmir depremlerinden sonra, üniversitelerde arama kurtarma ekipleri kurulması yönündeki fikrini federasyon yönetimine ilettiğini ifade eden Karabulut, ‘Türkiye Üniversite Sporları Federasyonu Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Mehmet Günay’ın çabalarıyla Gençlik ve Spor Bakanlığıyla birlikte bu oluşumu gerçekleştiriyoruz. 208 üniversitede yaklaşık 6 bin civarında öğrenci yetiştireceğiz. Feridun hocamız suda, dağda, depremde ve yangında kazaya müdahale gibi eğitimleri planlayarak öğrencileri eğitecek’ dedi.
ÇELİKMEN: ÜNİVERSİTELERİN DİNAMİZMİNİ DEĞERLENDİRMELİYİZ
Dr. Öğr. Üyesi Ferudun Çelikmen de ‘AKUT’un ilk yıllarında bizim en önemli insan kaynağımız üniversite öğrencileri ve gönüllülerimizdi. Üniversitelerin dinamizmini arama kurtarmada değerlendirmeliyiz. Eğitim alan öğrencilerimiz depremler başta olmak üzere her tarafı afetlere açık olan ülkemizde, ilk anda hızla olay yerine gidecek ve müdahale edecek, bu açıdan çok önemli. Türkiye Üniversite Sporları Federasyonu bünyesinde bütün üniversite kulüplerinin özellikle afetler konusunda yapılanma oluşmasını arzu ettik. Projeye Mart ayında başlıyoruz. Bunun oluşum içinde Türk Silahlı Kuvvetleri, AFAD, Türkiye Hava Sporları Federasyonu ve İzcilik Federasyonu gibi birçok paydaşımız var. Olabildiğince afetlere yönelik bir alt yapı oluşturmaya çalışıyoruz. Çünkü afet anlarında ve özellikle en ölümcül olan depremlerde insanları enkazlardan en çok çıkaranlar etrafında birazcık bir şeyler bilen eğitilmiş insanlar oluyor. Bu konuda da üniversite gençleri en önemli kaynağımız. Deprem randevu vermiyor. Hazırlıklı olmalıyız’ diye konuştu.
Eğitim içeriğine ilişkin bilgi veren Öğr. Üyesi Dr. Çelikmen, ‘İlk yardım eğitimi başta olmak üzere arama kurtarma eğitimi, kendi başına yetebilme gibi konularda öğrencilere beceriler kazandıracağız. Bunun en iyi örneğini de en son 6 Şubat Kahramanmaraş merkezli depremlerde gördük. Üniversitemizden 30 kişilik ekiple Adana üzerinden Hatay’a gittik. Sadece bizim gurubumuz 7’si çocuk 5 yetişkin olmak üzere 12 kişiyi enkazdan çıkardı. Enkazdan en çok insan çıkaran yakınındakiler oluyor, bunu artırmak lazım. İstanbul depreminden bahsediyoruz, herkeste bir deprem korkusu var. İnsanları eğitmek lazım çünkü ilk müdahaleyi yapacak olanlar etrafındakiler. Bunu ülke geneline yaymalıyız. Türkiye genelinde 206 üniversitede böyle bir yapılanma oluşursa afetlerde bir hazırlık başlatmış olacağız. Eğit-donatla afetlerin ilk anında hızla müdahale edebilecek bir aksiyon oluşturmak lazım’ ifadelerini kullandı.
SANALAN: AMACIMIZ MÜMKÜN OLAN EN FAZLA SAYIDA ÖĞRENCİYE ULAŞMAK
YÜDAK Yeditepe Üniversitesi Doğal Afetlerde Arama Kurtarma Kulübü operasyon ekibi üyesi Alp Sanalan ise projede eğitmen olarak görev alacağını belirterek şunları söyledi:
‘Benim buradaki amacım deprem sonrasında edindiğim arama kurtarma deneyimlerimi, öğrendiklerimi başka öğrencilere aktarabilmek. Öğrencilere çok ağır eğitimler vermektense olaylara bir bütün olarak nasıl müdahale edebileceklerini anlatacağız. Bu deprem, ilk yardım ve yangın olabilir. Bazen en doğru şey müdahale etmemektir. Bunu bile bilmesi önemli olacak. Depremde ne yapılabilir, yakın bölgedeyseniz nasıl müdahale edebilirsiniz, diğer ekipler gelene kadar nerelerde faydanız olabilir gibi konulara odaklanacağız. Temel bir depremde arama kurtarma eğitimi verdikten sonra istiyorlarsa öğrencilere ileri seviye eğitimler vereceğiz. Burada amacımız mümkün olan en fazla sayıda öğrenciye ulaşmak ve fazla sayıda öğrencinin eğitim almasını sağlamak.’
HANTAŞ: EN UFAK BİLGİ BİLE HAYAT KURTARABİLİR
Yeditepe Üniversitesi Endüstri ve Sistem Mühendisliği üçüncü sınıf öğrencisi ve YÜDAK operasyon ekibi üyesi Hayal Aylin Hantaş da hazırlık sınıfından bu yana bu kulüpte aktif olarak yer aldığını belirterek şöyle devam etti:
‘Deprem herkesin bilinçlenmesi gereken bir konu, çünkü deprem ülkesiyiz. Öğrenebileceğiniz en ufak bilgiyle bile bir kişinin hayatını kurtarabilirsiniz. Önce teorik eğitimlerle başlayıp fiziki gücümüzü kullandığımız eğitimlere doğru yol alıyoruz. Kaza, deprem ve yangın gibi olaylara müdahale edebileceğimiz şekilde hem teorik hem pratik de eğitimlerimizi alıyoruz.’
]]>Türkiye Üniversite Sporları Federasyonu girişimiyle, Gençlik ve Spor Bakanlığı Spor Hizmetleri Genel Müdürlüğü bünyesinde Türkiye’deki tüm üniversitelerde arama kurtarma ekipleri kurulması için bir çalışma başlatıldı. Mart ayında yürürlüğe girmesi planlanan projenin idari koordinatörlüğünü Yeditepe Üniversitesi Spor Müdürü Taner Karabulut üstlenirken; AKUT Kurucu Başkanı ve Yeditepe Üniversitesi Öğr. Üyesi Dr. Ferudun Çelikmen eğitim koordinatörü olarak görev alacak.
Aynı zamanda AKUT Kurucu Başkanı da olan Dr. Öğr. Üyesi Ferudun Çelikmen, “Depremlerde insanları enkazdan çıkaranlar çoğunluklu olarak çevredeki insanlar. Bu konuda üniversite gençleri en önemli kaynaklarımızdan biri. Bunu ülke geneline yaymalıyız. Zira deprem randevu vermiyor. Hazırlıklı olmalıyız” dedi.
KARABULUT: BU YIL 6 BİN ÖĞRENCİ YETİŞTİRECEĞİZ
Üniversitede Doğal Afetlerde Arama Kurtarma Kulübü Danışmanlığı da yapan Taner Karabulut, aynı zamanda Türkiye Üniversite Sporları Federasyonu Yönetim Kurulu üyeliğini yürütüyor. Van ve İzmir depremlerinden sonra, üniversitelerde arama kurtarma ekipleri kurulması yönündeki fikrini federasyon yönetimine ilettiğini ifade eden Karabulut, “Türkiye Üniversite Sporları Federasyonu Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Mehmet Günay’ın çabalarıyla Gençlik ve Spor Bakanlığıyla birlikte bu oluşumu gerçekleştiriyoruz. 208 üniversitede yaklaşık 6 bin civarında öğrenci yetiştireceğiz. Feridun hocamız suda, dağda, depremde ve yangında kazaya müdahale gibi eğitimleri planlayarak öğrencileri eğitecek” dedi.
ÇELİKMEN: ÜNİVERSİTELERİN DİNAMİZMİNİ DEĞERLENDİRMELİYİZ
Dr. Öğr. Üyesi Ferudun Çelikmen de “AKUT’un ilk yıllarında bizim en önemli insan kaynağımız üniversite öğrencileri ve gönüllülerimizdi. Üniversitelerin dinamizmini arama kurtarmada değerlendirmeliyiz. Eğitim alan öğrencilerimiz depremler başta olmak üzere her tarafı afetlere açık olan ülkemizde, ilk anda hızla olay yerine gidecek ve müdahale edecek, bu açıdan çok önemli. Türkiye Üniversite Sporları Federasyonu bünyesinde bütün üniversite kulüplerinin özellikle afetler konusunda yapılanma oluşmasını arzu ettik. Projeye Mart ayında başlıyoruz. Bunun oluşum içinde Türk Silahlı Kuvvetleri, AFAD, Türkiye Hava Sporları Federasyonu ve İzcilik Federasyonu gibi birçok paydaşımız var. Olabildiğince afetlere yönelik bir alt yapı oluşturmaya çalışıyoruz. Çünkü afet anlarında ve özellikle en ölümcül olan depremlerde insanları enkazlardan en çok çıkaranlar etrafında birazcık bir şeyler bilen eğitilmiş insanlar oluyor. Bu konuda da üniversite gençleri en önemli kaynağımız. Deprem randevu vermiyor. Hazırlıklı olmalıyız” diye konuştu.
Eğitim içeriğine ilişkin bilgi veren Öğr. Üyesi Dr. Çelikmen, “İlk yardım eğitimi başta olmak üzere arama kurtarma eğitimi, kendi başına yetebilme gibi konularda öğrencilere beceriler kazandıracağız. Bunun en iyi örneğini de en son 6 Şubat Kahramanmaraş merkezli depremlerde gördük. Üniversitemizden 30 kişilik ekiple Adana üzerinden Hatay’a gittik. Sadece bizim gurubumuz 7’si çocuk 5 yetişkin olmak üzere 12 kişiyi enkazdan çıkardı. Enkazdan en çok insan çıkaran yakınındakiler oluyor, bunu artırmak lazım. İstanbul depreminden bahsediyoruz, herkeste bir deprem korkusu var. İnsanları eğitmek lazım çünkü ilk müdahaleyi yapacak olanlar etrafındakiler. Bunu ülke geneline yaymalıyız. Türkiye genelinde 206 üniversitede böyle bir yapılanma oluşursa afetlerde bir hazırlık başlatmış olacağız. Eğit-donatla afetlerin ilk anında hızla müdahale edebilecek bir aksiyon oluşturmak lazım” ifadelerini kullandı.
SANALAN: AMACIMIZ MÜMKÜN OLAN EN FAZLA SAYIDA ÖĞRENCİYE ULAŞMAK
YÜDAK Yeditepe Üniversitesi Doğal Afetlerde Arama Kurtarma Kulübü operasyon ekibi üyesi Alp Sanalan ise projede eğitmen olarak görev alacağını belirterek şunları söyledi:
“Benim buradaki amacım deprem sonrasında edindiğim arama kurtarma deneyimlerimi, öğrendiklerimi başka öğrencilere aktarabilmek. Öğrencilere çok ağır eğitimler vermektense olaylara bir bütün olarak nasıl müdahale edebileceklerini anlatacağız. Bu deprem, ilk yardım ve yangın olabilir. Bazen en doğru şey müdahale etmemektir. Bunu bile bilmesi önemli olacak. Depremde ne yapılabilir, yakın bölgedeyseniz nasıl müdahale edebilirsiniz, diğer ekipler gelene kadar nerelerde faydanız olabilir gibi konulara odaklanacağız. Temel bir depremde arama kurtarma eğitimi verdikten sonra istiyorlarsa öğrencilere ileri seviye eğitimler vereceğiz. Burada amacımız mümkün olan en fazla sayıda öğrenciye ulaşmak ve fazla sayıda öğrencinin eğitim almasını sağlamak.”
HANTAŞ: EN UFAK BİLGİ BİLE HAYAT KURTARABİLİR
Yeditepe Üniversitesi Endüstri ve Sistem Mühendisliği üçüncü sınıf öğrencisi ve YÜDAK operasyon ekibi üyesi Hayal Aylin Hantaş da hazırlık sınıfından bu yana bu kulüpte aktif olarak yer aldığını belirterek şöyle devam etti:
“Deprem herkesin bilinçlenmesi gereken bir konu, çünkü deprem ülkesiyiz. Öğrenebileceğiniz en ufak bilgiyle bile bir kişinin hayatını kurtarabilirsiniz. Önce teorik eğitimlerle başlayıp fiziki gücümüzü kullandığımız eğitimlere doğru yol alıyoruz. Kaza, deprem ve yangın gibi olaylara müdahale edebileceğimiz şekilde hem teorik hem pratik de eğitimlerimizi alıyoruz.”
]]>İZMİR’de yaşayan 17 yaşındaki Atatürk Lisesi 10’uncu sınıf öğrencisi Yiğit Kaan Kızlıer, uzun süre hastanede yatarak tedavi gören kanser hastası çocuklar için bir internet sitesi tasarladı. Kızlıer, internet sitesiyle kanserli çocukların birbirleriyle etkileşimde bulunmalarına aracılık yaptığını belirterek, “Hangi alanda destek verebileceğini görenler ihtiyaç sahiplerinin kişisel bilgilerinden iletişime geçiyor. Eğitim ağırlıklı ihtiyaçlar var. Ama bazı kişiler ilaç, kırtasiye malzemesi talebinde de bulunuyor” dedi.
Görme engelli kişilerde kanserin az görüldüğü bilgilerinden yola çıkarak ‘Melatonin Beyin Kanserini Öldürür mü?’ projesiyle uluslararası yarışmalarda birçok ülkede madalya kazanan Atatürk Lisesi 10’uncu sınıf öğrencisi Yiğit Kaan Kızlıer, kanserle mücadele eden çocuklar için internet sitesi hazırladı. Kanserli çocukların eğitim, sağlık, kırtasiye ve ilaç desteği ile sosyal çevrelerini genişletmelerine ve birbirleriyle etkileşimde bulunmalarına yardımcı olmak amacıyla tasarlanan ‘https://aydinlikgelecek.org.tr/’ adlı site, ders almak isteyen öğrencileri, ders vermek isteyen öğretmenleri, ilaç, kırtasiye, tedavi yardımı ve sosyal destek arayan çocukları gönüllülerle buluşturuyor.
İzmir Biyotıp ve Genom-Ege Üniversitesi ve Koç Üniversitesi’nde kanser üzerine staj ve proje çalışmaları yapan Yiğit Kaan Kızlıer, “Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde bir kanser hastasına gönüllü olarak ders veriyordum. Ama sadece bir kişiye destek oluyordum. Bu site sayesinde daha fazla kişiye ulaşabilirim, diye düşündüm ve böyle bir platform hazırladım. Siteye girince gönüllü olmak istiyorum, kısmına başvuru yapılıyor. Siteye üye olduktan sonra gönüllüler, istedikleri yaş gruplarında kimlerin yardım talep ettiğini görebiliyor. Siteden bu bilgileri alıp birbirleriyle iletişime geçerek zoom üzerinden ders yapabiliyorlar” dedi. Platformun geçen ekim ayında aktif hale geldiğini ifade eden Yiğit Kaan Kızlıer, kullanıcı sayısının her geçen gün arttığını belirtip, “Geçenlerde Tepecik Hastanesi’ndeki bir hastanın kan ihtiyacı için bu siteden duyuru paylaştım. Birkaç saat içinde aranan kan bulundu” diye konuştu.
‘PARA ALIŞVERİŞİ YOK’
Her hafta YouTube kanalında kanser konusunda uzman bir kişiyle röportaj yaparak görüntüyü siteye yüklediğini de kaydeden Kızlıer, ağırlıklı ihtiyacın eğitim üzerine olduğunu dile getirip şöyle devam etti:
“Gönüllüler sitedeki yardım taleplerini ana sayfadan görüyor. Hangi alanda destek verebileceğini görenler ihtiyaç sahiplerinin kişisel bilgilerinden iletişime geçiyor. Eğitim ağırlıklı ihtiyaçlar var. Ama bazı kişiler ilaç, kırtasiye talebinde bulunuyor. Herhangi bir para alışverişi yok. Tepecik Hastanesi’ndeki hastalar site nedeniyle bana çok teşekkür etti. Geri dönüşler gayet olumlu. Çünkü daha önce herkesi bir araya getirebilecek bir sistem yoktu. Eğitim de çok önemli. Ama hastanede tedavi görenler kendi yaş gruplarından çok uzakta kalabiliyordu. Eğitimin yanı sıra sosyal ihtiyaçlarını giderebilmeleri için onlara destek olmak istedim. Bazı ilaçlar ailelerin ödeyebileceği rakamların üzerinde oluyor. Hastane sahipleri kardeşlerimize ilaç desteği sağlayabilirse çok sevinirim. Chicago Üniversitesi’nden, Johns Hopkins’den, İstinye Üniversitesi’nden ve Teksas’tan bilim insanları bu çocuklara destek olmak için yayın yaptılar. Bu şekilde YouTube kanalına misafir olup bu çocuklara destek olmak isteyen hocalara da kapım her zaman açık.”
]]>Depreme ailesiyle yakalanan Yalçın, depremin hemen sonrasında sahaya inerek arama kurtarma çalışmalarına katıldı. Yalçın, yaşadıklarını AA muhabirine anlattı.
Adıyaman’ın merkez ilçesindeki Karacaoğlan Ortaokulu’nda beden eğitimi öğretmeni olarak görev yapan ve depremden önce MEB AKUB ekibinde yer alan Yalçın, burada aldığı eğitimler doğrultusunda evinde aldığı önlemlerin de etkisiyle depremden yara almadan kurtuldu.
Meslekte 12’nci yılında olan Yalçın, 15 yaşında kızı, 9 yaşında oğlunu güvenli bir alana taşıdıktan sonra direkt sahaya inerek arama kurtarma faaliyetlerine katıldı ve 1 hafta boyunca gece gündüz enkaz altından canlı çıkarılması için birimlere destek oldu.
Yalçın, 2019’dan beri AFAD gönüllüsü olduğunu, MEB AKUB’un kurulmasının akabinde 2021’de buraya dahil olduğunu anlatarak, şunları kaydetti:
“Orada zaten eğitimlerimizi sıkı bir şekilde almıştık. Hazırlıklıydık aslında, biliyorduk bir deprem beklendiğini. Maalesef o gün yaşadık. İlk gün zaten yıkıcı bir deprem olduğunu fark etmiştik. Fakat bu kadar çok yıkım olabileceğini hiç tahmin edememiştik. Binadan kendimiz çıktık, merdivenlerimiz çökmüştü. Çocuklarımızı güvenli bir alana alınca, eğitimlerden de tecrübeli olduğumuz için eşimle binadaki komşuların tahliyesini yaptık.”
“Adıyaman MEB AKUB’la iletişim halindeydik”
Deprem öncesinde, MEB AKUB üyesi olmasının faydasını gördüğünü dile getiren Yalçın, “Bütün eğitimleri aldığımız için evimdeki tüm eşyaları sabitlemiştim. Düşecek, devrilecek, kapıyı kapatacak herhangi bir şey yoktu. Ulaşamadığımız arkadaşlar vardı, WhatsApp grubumuzdan Adıyaman MEB AKUB’la iletişim halindeydik. Liderlerimiz tarafından yıkımın olduğu yerlere görevlendirme yapıldı. Yıkımın olduğu bölgelere grup grup dağıldık. Yapabildiğimiz kadar enkaz çalışmalarında sonrasında yiyecek, içecek gıda desteğinde bulunduk.” dedi.
Depremin 6’ncı gününden sonra Adıyaman’dan ayrılmak zorunda kaldıklarını ve Ankara’ya geldiklerini anlatan Yalçın, “Buraya gelince tabii bir boşluğa düşüyorsun. ‘Yarım bıraktığım bir şeyler var’ diyorsun. Ne yapabilirdim? MEB AKUB’un burada da olduğunu bildiğim için buradan ulaştım. Gruba dahil oldum. Burada da birçok eğitim aldık yine. Okullarımıza gidip afet farkındalık eğitimlerine katıldık. Yangın eğitimi, KBRN eğitimi aldık. Yani şu an inşallah öyle bir şey yaşanmaz ama hazır durumdayız diye düşünüyorum.” ifadelerini kullandı.
Yalçın, deprem sonrasındaki saha çalışmalarında her enkazın başında uzun süre bekleyemediklerini, yıkımın şehrin geneline yayıldığını, cadde ve sokakların tanınamayacak duruma geldiğini söyledi.
“Kendimiz de afetzedeydik”
Daha çok psikolojik olarak enkaz altındakilerin yakınlarına yardımda bulunduklarını belirten Yalçın, “Zaten kendimiz de afetzedeydik. Ama onları bir tarafa bırakıyorsun. Kendi çocuklarımı bile o psikolojide hiç tanımadığım birinin evine bıraktım. Ekibin çok büyük faydasını gördüm. O yüzden burada olmaktan da gurur duyuyorum.” diye konuştu.
Yalçın, unutamayacağı birçok anı biriktiğini ifade ederek, “Vücudunun yarısı dışarıda, yarısı içeride olan bir amcamız vardı. Çok konuştuk ama üzerinde beton yığınları vardı. Bir şey yapamıyorduk ama en azından konuşup elini tutuyorsun, destek olmaya çalışıyorsun.” dedi.
Ulaşım sıkıntısı oluşan noktalarda da devreye girdiklerini ve araçları sıkıntılı bölgelere gitmemeleri hususunda bilgilendirdiklerini anlatan Yalçın, “Adıyaman merkeze doğru gittiğimizde trafik çok sıkışıktı. Trafiği yönlendirecek insanlar hiç yoktu. Çünkü her yer yıkımdı. Durup arabadan indik, trafiği yönlendirdik. Yıkım olan taraflara arabaları göndermedik.” diye konuştu.
“MEB AKUB üyesi olmanın büyük avantajı vardı”
MEB AKUB olarak okullarda “afet farkındalık” eğitimi verdiklerini, bu kapsamda çok destek gördüklerini belirten Yalçın, “MEB AKUB üyesi olmanın büyük avantajı vardı. Önce çocuklarımızı çıkarıp sonra binaya geri dönüp komşularımızı tahliye ettik. Sonra ulaşamadığımız insanlar olduğu için, gruba gelen mesajlara göre destek olmaya çalıştık enkazlarda.” diye konuştu.
Altı gün boyunca depremzedelere yardım için sahada olduğunu, eşiyle birlikte enkaz altında kalanlara ve yakınlarına destek olmaya çalıştıklarını anlatan Yalçın, sonrasında oradan ayrılmanın kendileri için çok zor olduğunu dile getirdi.
O süreçte yakınları enkaz altında kalanlarla diyalog halinde olduklarını aktaran Yalçın, sonrasında da iletişim halinde olduğu depremzedelerin bulunduğunu söyledi.
Yalçın, MEB AKUB bünyesinde aldıkları eğitimlerin sahada yansımasını gördüğünü, artık Türkiye’nin herhangi bir bölgesi ayırt edilmeksizin her yerinde deprem ve afet farkındalık eğitimleri kapsamında insanların bilinçlenmesi gerektiğini anlattı.
]]>Milli Eğitim Bakanlığınca (MEB), 6 Şubat 2023 tarihinde Kahramanmaraş merkezli gerçekleşen deprem felaketinin ardından merkez teşkilatı birimlerince ve 11 il milli eğitim müdürlüğü tarafından kapsamlı çalışmalar yapıldı.
Kahramanmaraş merkezli depremlerden 11 ilde, yaklaşık 3 milyon 920 bin öğrenci ile 220 bin öğretmen etkilendi.
Cumhuriyet tarihinin en çok can ve mal kaybına yol açan felaketlerinden biri olan depremlerin yarattığı tahribatı ortadan kaldırmak için Bakanlıkça depremin ardından Kahramanmaraş, Malatya, Elazığ, Diyarbakır, Şanlıurfa, Gaziantep, Kilis, Hatay, Adana, Osmaniye, Adıyaman’da pek çok çalışma yürütüldü.
Bu çalışmalar, “arama-kurtarma”, “bakım ve onarım”, “okulların eğitim-öğretime hazırlanması”, “psikososyal destek”, “üretim”, “taşımalı eğitim”, “barınma ve beslenme”, “tablet ve kırtasiye dağıtımı”, “LGS ve YKS hazırlık kursları”, “halk eğitim kursları”, “öğretmenlere yönelik hizmet içi faaliyetler”, “MEB AKUB ekiplerinin çalışmaları”, “deprem bölgesindeki öğrencilere yönelik geleneksel oyunlar ve bilim şenliği gibi” başlıklarda toplanıyor.
Depremin hemen ardından yaklaşık 5 bin kişilik Milli Eğitim Bakanlığı Arama Kurtarma Birimi (MEB AKUB) ekipleri, enkazlarda arama-kurtarma çalışmalarına katıldı, depremzede vatandaşların yaşadığı olumsuz duyguları en aza indirmek için psikososyal destek faaliyetleri yürütüldü.
AKUB ekipleri, bölge dışından gelen ekiplerin çalışmalarının koordine edilmesi ve çadır kurulumu, yiyecek-içecek dağıtımı gibi görevler de yaptı.
Eğitim yapıları analiz edildi
Bakanlık, depremin hemen ardından eğitim ortamlarının fiziki kapasitesinin iyileştirilmesinden eğitimin faaliyetlerinin kalitesinin artırılması ve depremzede vatandaşların hayata tekrar tutunmalarını sağlayacak süreçler yürüttü.
Bu kapsamda, eğitim yapıları analiz edildi, ağır hasarlı binaların yıkımına, orta hasarlı binaların ise deprem performans analizlerinin yapılmasına karar verildi. Analiz sonrası yıkım ve güçlendirilme kararı verilenler ile ağır hasarlı olup direk yıktırılan binalar yeni yerleşim planlamaları dahilinde değerlendirilerek yatırım planlaması yapıldı.
Kademeli olarak eğitim-öğretime başlama kararının alınmasıyla eğitim-öğretime açılabilir durumda olan az hasarlı okullar belirlendi. Bu kapsamda belirlenen yaklaşık 45 bin dersliğin onarım çalışmaları tamamlanarak öğrencilerin hizmetine sunuldu.
754 bin 180 depremzedeye konaklama ve yemek hizmeti
Depremlerin ardından 27 Eylül 2023’e kadar Bakanlığa ait öğretmenevi ve akşam sanat okullarında toplam 754 bin 180 depremzedeye konaklama ve yemek hizmeti verildi.
Özel eğitime ihtiyacı olan öğrencilere destek olmak için 82 özel eğitim destek çadırı ve konteyner sınıfı oluşturuldu. Deprem bölgesinde tüm çadır bölgeleri ve toplanma yerlerinde çocuklar için 416 adet psikolojik destek, oyun ve etkinlik çadırı kuruldu. Bu çadırlarda 4 bin 574 rehber öğretmen/psikolojik danışman görev aldı.
Deprem bölgesinde yürütülen çalışmalarda öğrenciler ile 1 milyon 59 bin 854 görüşme, veliler ile 513 bin 650 görüşme ve öğretmenler ile 954 bin 414 görüşme gerçekleştirilerek bireysel ve grupla psikolojik destek çalışmaları yürütüldü.
Deprem bölgesine 21 bin 569 yeni öğretmen atandı
Bakanlık, 2023 Mart sözleşmeli öğretmenlik ataması sürecinde 21 bin 569’u deprem bölgesinde bulunan 10 ile olmak üzere toplam 44 bin 573 öğretmenin atamasını yaptı.
Yeni atanan veya görev yeri değişikliği nedeniyle yeni görev yerlerinde çalışmaya başlayacak öğretmenler için öğretmenevi ve akşam sanat okullarında konaklama hizmeti sağlandı.
Öğretmenlerin deprem bölgesi dışındaki illere tayin istekleri yerine getirildi, deprem bölgesi dışındaki illerde görev yapan öğretmenlerden gönüllü olanlar deprem bölgesine görevlendirildi, farklı zamanlarda yapılan atamalarla öğretmenlerin sağlık özrü ve aile birliğine dayanan yer değiştirme işlemleri gerçekleştirildi.
Ek kontenjan tanınarak burs verildi
Öğrencilerin istedikleri illere nakilleri gerçekleştirildi, İlköğretim ve Ortaöğretim Kurumları Bursluluk Sınavı için ayrılan 70 bin burs kontenjanı bu yıl deprem bölgesi için 100 bine çıkarıldı.
Liseye Geçiş Sistemi (LGS) sürecinde tercih döneminde, merkezi sınavla öğrenci alan okullara yerleştirme tercihi yapmış deprem nedeniyle olağanüstü hal ilan edilen illerde kayıtlı olan öğrenciler için her 30 kontenjana 2 öğrenci olacak şekilde ek kontenjan verildi.
370 binin üzerinde öğrenci taşımalı eğitim ve yemek hizmeti alıyor
Depremde yıkılan ya da hasar gören okullarda eğitim gören öğrenciler taşımalı eğitim kapsamına alındı ve yemek hizmetinden faydalandırıldı.
Bu kapsamda, MEB verilerine göre, 370 binin üzerinde öğrenci, 11 ilde taşımalı eğitimden ve yemek hizmetinden yararlandı. Bölgede, 2 bin 500 dolayında servis aracı görevlendirildi.
Öğrenme kayıplarının telafisi için destekleme ve yetiştirme kursları ve yaz okulları açıldı, örgün öğretim dışında kalan vatandaşlar için giyim, el sanatları, nakış, sanat tasarım, görsel sanatlar, dekoratif sanatlar, moda tasarım, yiyecek içecek gibi alanlarda halk eğitimi kursları açıldı. Ayrıca deprem bölgesinde bulunan öğrencilere toplam 80 bin kırtasiye seti yardımı yapıldı.
Depremden etkilenen öğrencilerden iller arası nakli yapılanlar ile afet bölgesinde eğitime devam edecek olanlara verilmek üzere 26 milyon 885 bin 685 adet ücretsiz ders kitabı ve yardımcı kaynak dağıtıldı.
Deprem bölgesi için 82 bin tablet, 30 bin televizyon, 15 bin etkileşimli tahta
Öğrencilerin eğitim materyallerini, dijital ortamlarda takip edebilmesi için Bakanlık kaynaklarıyla ve hayırseverlerin bağışlarıyla edinilen tabletler, depremden etkilenen 8. ve 12. sınıf düzeyindeki öğrencilere öncelikli olmak üzere 82 bin 750 adet dağıtıldı.
Deprem bölgesinde hasarlı okullardaki etkileşimli tahtaların taşınması için illerin ödenek talepleri karşılandı. Deprem bölgesindeki iller öncelikli olmak üzere 15 bin etkileşimli tahta kurulumu gerçekleştirildi.
Deprem bölgesi için 30 bin 10 televizyon ile depremden etkilenen illerde bulunan öğrencilerin TRT EBA kanallarından yayınlanan dersleri takip etmeleri amaçlandı.
11 il genelinde, 62 e-Sınav salonu yerinde kontrol edildi ve toplamda 29 e-Sınav salonu devreye alındı. Kontrolleri yapılan ve henüz açılmayan 33 e-Sınav salonunun açılması için süreç devam ediyor.
Mobil Bilim Merkezi hizmetinden 25 bin öğrenci yararlandı
Deprem sonrasında bölgede bulunan öğrencilerimize yönelik gerçekleştirilen psikososyal destek çalışmalarına Mobil Bilim Merkezi Projesi ile destek verildi. Mobil Bilim Merkezi, deprem bölgesi faaliyetleri kapsamında Kahramanmaraş, Gaziantep, Malatya’da bulunan bütün çadır kentlere, depremzede vatandaşların kaldığı yurt ve konteyner bölgelerine gidilerek faaliyetlerde bulunuldu. Bu bölgelerde bulunan yaklaşık 25 bin öğrenciye hizmet verildi.
Deprem bölgesindeki öğretmenlerin barınma ihtiyaçları için konteyner planlaması
Bölgede görev yapan ve yeni atanan öğretmenlerle yapılan birebir görüşmeler neticesinde öğretmenler için ihtiyaç duyulan konteyner sayıları ilçe bazlı olarak tespit edildi.
Konteyner ihtiyaç planlaması, öğretmenlerle birlikte ailelerinin de konaklamasını sağlayacak şekilde yapıldı. Belirlenen konteyner ihtiyacı AFAD Başkanlığına iletildi ve toplam 11 bin 76 konteynerin illere sevki AFAD tarafından yapıldı.
Milli Eğitim Bakanlığınca ayrıca, depremin yaşandığı illerde yürütülen projeler, toplanan gıda, barınma, hijyen gibi yardım malzemeleri, gönüllü öğretmen ve personel durumu, okul-kurum verileri gibi pek çok çalışma da yürütüldü.
]]>TÜRK Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) eğitimli köpekleri, Bursa’daki Askeri Veteriner Okulu ve Eğitim Merkezi Komutanlığı Köpek Üretim ve Eğitim Tabur Komutanlığı’nda yetiştiriliyor. Farklı branşlarda eğitilen köpekler, yurt içi ve sınır ötesi operasyonlarda etkin rol oynuyor. Eğitimleri tamamlanan köpekler, timleriyle birlikte başta komando birlikleri olmak üzere TSK’nın çeşitli birliklerine sevk edilmeden önce, eğiticileriyle arazide gerçeğe yakın eğitim faaliyeti de icra ediyor. Askeri köpekler sadece operasyonlarda değil, doğal afetlerde de etkin rol alıyor.
Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde, Askeri Veteriner Okulu ve Eğitim Merkez Komutanlığı’nda görev yapan Köpek Üretim ve Eğitim Tabur Komutanlığı’nda, 1963 yılından bu yana köpek üretim ve eğitimi yapılıyor. Gemlik’teki merkezde üretilen ve yetiştirilen zerdava, akbaş, Kangal, Kars çobanı, Aksaray malaklısı ve Türk tazısının aralarında olduğu 6’sı yerli, 12 farklı ırktan köpek, 8 branşta zorlu eğitim alıyor. Köpeklerin 3 aylıkken başlayan eğitim süreci ortalama 14-17 ay sürüyor. ‘Bomba arama’, ‘mayın arama’, ‘narkotik madde arama’, ‘devriye’, ‘iz takip’, ‘keşif’, ‘arama’ ve ‘ceset arama’ branşlarında eğitilen köpeklerin hangi eğitimi alacağına ise bir heyet tarafından karar veriliyor.
MİZAÇLARI VE İLGİ ALANLARI BRANŞ SEÇİMİNDE ETKİLİ OLUYOR
Irk, cinsiyet, mizaç, cesaret, ilgi alanı gibi genel hususlarda pek çok kritere göre değerlendirilen köpeklerin, hangi branşta eğitileceğinde karakteristik özellikleri etkili oluyor. ‘Bomba’ ve ‘narkotik madde arama’ için meraklı, araştırmacı ve oyuncaklarla oynamayı seven, ‘devriye’ ve ‘keşif’ için saldırganlık ve koruma içgüdüsüne sahip, ‘iz takip’ ve ‘mayın arama’ köpekleri için araştırma ve odaklanma duyusu yüksek, sakin mizaçlı köpekler tercih edilirken, ‘arama’ için yükseklik korkusu ve diğer hayvanlar ile insanlara agresyonu bulunmayan, hedefe odaklanma içgüdüsü yüksek, atletik yapıdaki köpekler seçiliyor. Köpeklerin bu özelliklerinin tespiti için yavru köpekler, değişik ortamlarda gözlemlenip, birçok farklı teste tabi tutuluyor. Bu şekilde eğitileceği alan belirlenen köpekler, zorlu eğitim sürecinin ardından eğiticisiyle birlikte görevlendirildiği askeri birliklere gidip, hem yurt içinde hem de sınır ötesinde etkin rol alıyor.
Henüz yavruyken, karakter özelliklerine göre seçilen köpeklere, 3 aylıkken sosyal hayata alıştırma parkurlarında ortalama 6 ay süreyle eğitim veriliyor. Bu eğitim döneminde yavru köpekler, insana, emir almaya, çevre ve arazi koşullarına alıştırılıyor. Cesaret ve kondisyon parkurlarında ise öz güven oluşturulması, av dürtülerinin ve koku alma duyularının geliştirilmesi, yaradılışında var olan araştırma güdüsünün güçlendirilerek branş eğitimine hazır hale gelmeleri sağlanıyor. ‘Sosyalizasyon’ ve ‘branş’ eğitimleri alan köpeklere, detaylı bir ‘itaat’ eğitimi de veriliyor. Askeri disiplinin temelini oluşturan, 2 ay süren temel ve ileri itaat eğitiminde, komut almayı ve davranışlarını eğiticisinin emirleri doğrultusunda kontrol etmeyi öğrenen askeri köpeklerin kullanımı böylece tamamen eğiticisinin kontrolü altına giriyor.
ARAZİDE GERÇEĞE YAKIN EĞİTİM ALIYORLAR
Eğitimleri tamamlanan köpekler, açılan kurslarda kullanıcı personeliyle eşleştirilip, askeri köpek timi olarak başta komando birlikleri olmak üzere, TSK’nın çeşitli birliklerindeki ilk görev yerlerine sevk edilmeden önce, eğiticileriyle, arazide gerçeğe yakın eğitim faaliyeti de gerçekleştiriyor. Her türlü hava, arazi ve muharebe koşullarında görev yapabilecek üstün nitelikli eğitilmiş askeri köpekler, bu faaliyetlerde, ‘arama’, ‘mayın arama’, ‘bomba arama’ ve ‘keşif’ görevlerini birebir icra edip, eğitimlerini pekiştiriyor. Güç, cesaret ve çeviklikleriyle ön plana çıkan, genelde Belçika Malinois ve Alman çoban köpeklerinden seçilen, yurt içi ve sınır ötesi operasyonlarda etkin rol oynayan keşif köpekleri, ‘Duruma Dayalı Eğitim’de, senaryo gereği, bir mağarada saklanan terörist ya da düşman unsurlarını etkisiz hale getiriyor. Eğiticisiyle birlikte sarp kayalıklardan ipe bağlı şekilde araziye inen köpek, eğiticisinin komuta ve kontrolünde girdiği mağarada, saklanan teröristi de yakalıyor.
‘Bomba arama’ köpeği, Duruma Dayalı Eğitim’de, araziye yerleştirilen patlayıcıyı tespit edip oturarak işaret verirken, ‘mayın arama’ köpeği de operasyon faaliyeti senaryosuna dayalı olarak, birliğin intikali sırasında önden giderek patlayıcıları tespit edip, yine oturarak işaret veriyor.
‘SESSİZ KAHRAMANLAR’ ENKAZDAN 78 KİŞİNİN KURTARILMASINI SAĞLADI
Gemlik’teki Askeri Veteriner Okulu ve Eğitim Merkezi Komutanlığı Köpek Üretim ve Eğitim Tabur Komutanlığı’nda üretilip eğitilen köpekler, sadece yurt içi ve sınır ötesi operasyonlarda değil doğal afetlerde de etkin rol oynuyor. İlk olarak 17 Ağustos Marmara Depremi’nde enkazda aktif olarak görev alan askeri köpekler, son olarak 11 ili etkileyen Kahramanmaraş merkezli depremlerin ardından bölgedeydi. Kara Kuvvetleri Komutanlığı’na bağlı birliklerle Gemlik’teki Askeri Veteriner Okulu ve Eğitim Merkezi Komutanlığı’ndan deprem bölgesine sevk edilen 28 arama köpeği ile 1 ceset arama köpeği, 78 kişinin enkazdan kurtarılmasını sağladı. Canlı tespiti yaparak arama-kurtarma ekiplerini yönlendiren 29 askeri köpekli timin, enkazda işaretledikleri noktalardan açılan yaşam koridorlarıyla yüzlerce kişi de yeniden hayata tutundu.
]]>Taburdaki arama kurtarma köpekleri, özellikle 6 Şubat’ta meydana gelen Kahramanmaraş merkezli depremlerde birçok insanın canlı olarak enkazdan çıkarılmasını sağladı.
Gemlik Askeri Veteriner Okulu ve Eğitim Merkezi Komutanlığında temel eğitimlerini tamamladıktan sonra DAK Taburu’nda görevlendirilen köpekler, burada da özel eğitimlerden geçiyor.
DAK Taburu Veteriner Hekimi Üsteğmen Ahmet Akpınar, taburda yer alan arama kurtarma köpekleri hakkında basın mensuplarını bilgilendirdi.
Taburda 8 arama kurtarma köpek postası bulunduğunu belirten Akpınar, genel mevcudun 19 arama kurtarma köpek timinden oluştuğunu söyledi.
Akpınar, DAK Taburunda bulunan arama kurtarma köpeklerinin cinsleri, özellikleri ve eğitim süreci hakkında, şunları kaydetti:
“19 arama kurtarma köpeğimizin 15’i Belçika Malinoios, 4’ü Labrador cinsinden oluşmaktadır. Öncelikle asıl temel eğitimimiz Bursa Askeri Veteriner Okulu ve Eğitim Merkez Komutanlığında icra edilmektedir. Eğitim süreci, 6 ay sosyalizasyon, 1 ay temel itaat ve 6 ay da ihtisas eğitimi olmak üzere 13 ay gerçekleştirilmektedir.”
DAK Taburu’ndaki eğitimlerin, güç ve kondisyon parkuru ile güç ve cesaret parkurunda gerçekleştirildiğini anlatan Akpınar, bunun müteakibinde enkaz arama eğitimi ve havlama kutusu eğitimi şeklinde icra edildiğini söyledi.
Belçika Malinoios cinsi köpeklerin diğer köpeklere nazaran arama isteğinin daha yüksek, yükseklik korkusunun daha az olduğunu aktaran Akpınar, “Dayanıklılığı ve zekası da diğer köpeklere göre daha üstün olduğu için daha çok bu köpekleri tercih ediyoruz.” dedi.
Akpınar, taburda görevli arama kurtarma köpeklerinin başarı oranının yüzde 95’in üzerinde olduğunu belirterek, “200 metre alan aramasında, 10 metre derinlikte enkaz ve 2 metre derinlikte çığ aramalarında her türlü canlı kazazedeyi yüzde 95 oranında bulabilme imkan ve kabiliyetine sahiptir, askeri köpeklerimiz.” diye konuştu.
6 Şubat Kahramanmaraş merkezi depremlerde DAK Taburunda yer alan köpek timlerinin çok büyük başarılar elde ettiğini belirten Akpınar, “31 kazazedeyi canlı olarak tespit ederek ekiplerimize çok büyük yardımlara dokunmuştur.” ifadesini kullandı.
Akpınar, her türlü arazi ve hava koşulunda görev alabilmek için hazırlıklı olduklarını dile getirerek, şunları kaydetti:
“Normalde biz kendi içimizde Bursa Askeri Veteriner Okulunun düzenlediği eğitimleri tatbik ediyorduk. Fakat depremlerden sonra AFAD’la koordineli şekilde çalışmaya başladık. Onların bir akreditasyon sınavları var. Biz de köpeklerimizi onların eğitimleriyle koordineli şekilde akredite etmeleri için ona uygun eğitim yapıyoruz. Bununla ilgili 2022’de 2, 2023’te de 4 köpeğimiz akreditasyon testlerini tamamlamışlardır.”
Köpeklerin depremde, çığda, selde, heyelan ve erozyon gibi her türlü doğal afette görev yapabilecek kabiliyete sahip olduğunu vurgulayan Akpınar, yapılan eğitimler ile sürekli hazır şekilde beklediklerini söyledi.
“Sıla” 6 Şubat depremlerinde 12 depremzedenin canlı çıkarılmasını sağladı
DAK Taburu’nda görevli köpeklerden biri de 6 Şubat’ta meydana gelen Kahramanmaraş merkezli depremlerde aktif bir şekilde rol alan “Sıla”ydı.
Sıla ile birlikte Malatya’da görev alan DAK Taburu Veteriner Uzman Çavuş Samet Çekim, “6 Şubat depremlerinde Malatya’da köpeğimle beraber görev aldım. Bu esnada enkazlarda yapmış olduğumuz aramalarda, köpeğimle beraber 12 canlıyı tespit ettik.” diye konuştu.
Malatya’daki arama kurtarma çalışmalarında, depremde yıkılan bir binanın enkazında kalan 14 yaşındaki erkek çocuğa “Sıla” sayesinde ulaşıldığını belirten Çekim, “Çalışmalarla beraber erkek çocuğun canlı olarak çıkmasını sağladık.” dedi.
Depremin ilk gününde alana ulaştıklarını anlatan Çekim, 10 gün boyunca Sıla ile canlı aramasını sürdürdüklerini kaydetti.
Her gün farklı enkazlarda farklı kazazedelere ulaşmaya çalıştıklarını dile getiren Çekim, “İnsanların yakınlarını kurtarmak güzel bir şey. Bir de köpeğin bulduğunu öğrendiklerinde gelip görmek istediler. ‘Bizim yakınlarımızı kurtaran köpek kim’ diye merak edenler ve bu şekilde geri dönüşler oldu.” ifadesini kullandı.
]]>Kahramanmaraş merkezli depremlerde, arama kurtarma çalışmalarına katılmak üzere Ankara’dan deprem bölgesine giden AFAD’ın arama kurtarma köpekleri 7,5 yaşındaki Paşa ve Paz, 14 canlıya ulaşarak enkazdan çıkarılmalarını sağladı.
Paşa ve Paz’ın enkazlarda tespit ettiği kişiler arasında protein tozu içip hayata tutunan, depremin 198’inci saatinde sağ olarak kurtarılan 2 kardeş de yer aldı.
Kahramanmaraş’taki Pınar Apartmanı’nın enkazında, 5 ekibin günlerce yaptığı çalışmaya rağmen umutların tükendiği anda Paşa ve Paz, dakikalarca havlayarak 17 yaşındaki Muhammed Enes ve 21 yaşındaki ağabeyinin de yerinin tespit edilmesini sağladı.
AA muhabirine konuşan Paz’ın eğitmeni Sait Açıkalın, deprem haberini alır almaz bölgeye gittiklerini, 24 gün boyunca enkazdan enkaza koştuklarını, Paz ve Paşa’nın 14 canlı tespit ettiğini aktardı.
6 Şubat depremlerinde yaşananların kendilerini çok etkilediğini ifade eden Açıkalın, “Burada bizi en çok etkileyen 198’nci saatte, artık umutların kesildiği zamanda tespit ettiğimiz canlar oldu. Enkazda yaklaşık 5 ekip arama yaptı, canlıya ulaşamayınca bizden yardım istediler. Enkazda arama yaptık, 2 köpeğimiz de sinyal verdi. Bölgede çalışmalarımızı yoğunlaştırdık. Arama yapan ekipler umutlarını kesmişti aslında ama köpeklerimizin ısrarla sinyal verdiğini söyledik. Ertesi sabah 2 kardeş o enkazdan çıkartıldı. Kardeşlerin de bir hikayesi vardı, 198 saat boyunca protein tozu yiyerek hayatta kalmışlar, onları aslında bizim köpeklerimiz buldu.” diye konuştu.
Yıkıntılarda canlı tespiti yapıldıktan sonra işin kurtarma ekiplerine devredildiğini kaydeden Sait Açıkalın, “Ben kardeşlerin çıkartılma anına şahit olmadım ama oradaki arkadaşlardan görüntülerini çekmelerini istedim. Biz aramayı yapıyoruz, bir sonraki enkaza geçiyoruz. Orada artık kurtarma ekipleri çalışmaya başlıyor.” ifadelerini kullandı.
“Seslerini duyduğumuz an çok güzel bir duyguydu”
Bir başka enkazda tespit ettikleri anne ve kızının sesini duyduklarında da duygulu anlar yaşadıklarını anlatan Açıkalın, şunları söyledi:
“Kahramanmaraş depremi bizim için çok büyük bir olaydı, ülkemizde daha önce görülmemiş büyüklükte depremdi. Enkazda anne ve kızının yerini tespit ettik, onların hikayeleri de çok etkilemişti. Köpeklerimiz çok zor koşullarda ince boşluklardan geçerek bir enkazda bize sinyal verdi. Gidip bağırdığımızda da anne ve kızının orada sesini almıştık, onların sağ olarak çıkartılması çok güzel bir duyguydu. Verdiğimiz bütün emeklerin karşılığını alıyorsunuz. Emeklerin boşa gitmediğini, mesleğin kutsal olduğunu tekrar anlıyorsunuz ve bir cana ulaşmanın mutluluğu çok büyük.”
Eğitim alan köpeklere rol model oluyorlar
Deprem bölgesinde arama kurtarma köpeklerinin zaman zaman yaralandığını ayaklarında derin kesikler oluştuğunu ama buna rağmen yıkıntılar arasında canlı aramaya devam ettiklerini söyledi.
Açıkalın, “Köpeğimizi o günler için yetiştirmiştik. Köpeğimiz enkazdan çıktı, tedavisini yaptık, sonra başka enkaza koştu, o şekilde çalışmalarımız sürdü.” dedi.
Paz ve Paşa’nın afetlerde büyük tecrübeler edindiğini, arama kurtarma köpeklerinin bu tecrübelerinin diğer köpeklerin eğitiminde kullanıldığını ifade eden Açıkalın, Paz ve Paşa’dan da bu kapsamda yararlanıldığını vurguladı.
Açıkalın, Paz ve Paşa’nın parkurlardaki çeviklik eğitimleri ve havlama kutularındaki canlı arama eğitimlerinde yer aldığını, eğitim alan arama kurtarma köpeklerine rol model olduğunu söyledi.
Paşa’nın eğitmeni Bülent Güllü, AFAD bünyesinde ülke geneli sertifikalı 19 köpeğin bulunduğunu, Ankara’da 2 köpeğin daha eğitimlere başladıklarını kaydetti.
Güllü, Elazığ, İzmir ve Kahramanmaraş merkezli depremde büyük başarı elde eden Paşa ve Paz’ın tecrübelerini, diğer köpeklerin eğitimlerinde kullandıklarını dile getirdi.
Deprem öncesindeki eğitimlerin arama kurtarma köpeklerinin enkazlardaki başarısını arttırdığına işaret eden Güllü, yeni eğitimine başlanan köpeklerin enkazda “oyun arkadaşlarını” aradıklarını, yaşları ilerledikçe görev bilinciyle davrandıklarını sözlerine ekledi.
]]>“Yeni nesil belediyecilik, doğumdan ölüme hayatın her alanına dokunmaktır” diyen ve ilkesel yöneticilik unsurlarını dikkate alarak projelerini hayata geçiren Başkan Fatma Şahin, eğitim, sağlık ve evlilik gibi konularda stratejik adımlar atıp, vatandaşların yaşamına dokunuyor.
Annelere hamilelikten doğuma destek
Bu kapsamda “Anneye Süt Bebeğe Can” projesiyle 123 bin 357 anneye toplamda 5 milyon 357 bin 892 litre süt dağıtılırken, “Hoş Geldin Minik Hemşerim” projesiyle 15 bin yenidoğan bebeğe setler dağıtıldı. Şahin’in “Eğitim Şehri Gaziantep” mottosuyla, eğitimi başarıya dönüştürmek için kente kazandırdığı Türkiye’ye örnek olan projesi “Uygulamalı Çocuk Kütüphaneleri” ilk kez Gaziantep’te kuruldu. 2017 yılından bu yana toplamda 1 milyon 522 bin 156 çocuk, kütüphanelerden faydalandı.
“7’den 70’e her yaş için eğitim”
İlkokul birinci sınıfa başlayan 250 bin öğrencinin tamamına okul çantası ve kırtasiye malzemesi desteği verilirken, 60 bin öğrenciye okul kıyafeti hediye edildi. Eğitimin her yaştan insan için devam ettiğine inanan Şahin, mesleki ve örgün eğitime GASMEK’ler aracılığı ile destek olurken, becerilerini geliştirmek isteyen ve yeni beceriler edinmek isteyen kişiler için de GASMEK’leri ilk çalınan kapı olarak kentte hayata geçirdi. GASMEK’lerde eğitim gören binlerce öğrenci başarısını artırıyor. 36 kurs merkezinde toplamda 72 bin 961 öğrenci eğitimlerden yararlandı.
“Yuva kurmak sizden, destek bizden”
“Yuva Kurmak Sizden, Destek Bizden” projesiyle Büyükşehir Belediyesi evlenmek isteyen gençlerin ekonomisine destek sağladı. 8 bin çift evlilik desteğinden faydalandı. Çiftler evlerini kurarken seçtikleri bir eşyayı belediye aracılığıyla temin edebildi.
“Gündüz bakımevi ve kreşlerle eğitim erken başlıyor”
Çalışan anneleri desteklemek amacıyla üç farklı okul öncesi eğitim modeli uygulanıyor. Bu kapsamda OSB Gündüz Bakımevi ve Anaokulu, Merkez Gündüz Bakımevi, İbrahimli Gündüz Bakımevi, Prof. Dr. Alaeddin Yavaşça Eğitim ve Sanat Merkezi’nde kreş ve gündüz bakım evi, 6 mahalle anaokulu, 8 farklı sitede Anaokulum Bahçemde Projesi ile bugüne kadar 4 bin 500 çocuğa okul öncesi eğitim hizmeti verildi.
“Yaşlı, engelli ve bakıma muhtaç vatandaşlar yalnız bırakılmadı”
Gaziantep Büyükşehir Belediyesi (GBB), yaşlı bireyler, engelli ve bakıma muhtaç hastalara da hizmetlerini sürdürüyor. Engelli ve bakıma muhtaç hastalara yönelik ücretsiz evde fizik tedavi hizmeti ile parkinson, serebral palsi, omurilik felci, inme, omurilik yaralanmaları sonucu tekerlekli sandalyeye bağlı yetişkinler, kas erimesi ve doğumsal anomali olan spina bifida tanılı çocuk hastalara günlük yaşam aktivitelerini desteklemek için evde fizik tedavi hizmeti uygulanıyor. GBB’ye bağlı İnayet Topçuoğlu Hastanesi’nde bu hizmet kapsamında açıldığı gün itibariyle ücretsiz 23 bin 988 seans fizik tedavi ve rehabilitasyon hizmeti verildi.
“Hizmetlerde yaş sınırı yok”
GBB’ye bağlı Moral Evi’nde tedavi gören yaşlılar için müzik terapileri, iş-uğraş atölyesi, akıl ve zeka oyunları, fizik tedavi ve rehabilitasyon, spor, psikolojik destek, moral motivasyon çalışmaları gibi aktivitelerle danışanların günlük sosyalleşme ve tedavi ihtiyacı sağlanıyor. Öte yapan GBB’ye bağlı Aktif Yaşam Merkezi’nde yaşlıların sosyal hayata katılımlarını sağlamak, sosyal hayattan kendilerini soyutlamalarını önlemek, sosyolojik, psikolojik ve belli başlı sağlık hizmetleri veriliyor. Merkez içerisinde faaliyet gösterecek kurslar sayesinde yaşlıların ilgili oldukları alanlarda destekler verilerek hayata daha mutlu ve umutlu bir şekilde bağlanmalarını sağlanıyor.
“Proje Türkiye’de ilk kez yerel yönetimlerde uygulandı”
Türkiye’de ilk kez yerel yönetimlerce Gaziantep Büyükşehir Belediyesi tarafından kurulan dar gelirli engelli vatandaşların ihtiyaçlarına cevap vermek amacıyla hizmet veren Ortez-Protez Yapım ve Uygulama Merkezi, asrın felaketi 6 Şubat depremleri sonrasında 474 engelli afetzedeye ücretsiz olarak ortez, protez ve medikal malzeme desteği verdi. – GAZİANTEP
]]>Kadın istihdamının artırılması ve kadın emeğinin değerlenmesine yönelik çalışmalarını sürdüren Mersin Büyükşehir Belediyesi, Tömük Kadın ve Çocuk Atölyesinde 5 hafta sürecek olan ‘Kırsal Bölge Kadın Eğitim Bilgilendirme ve Güçlendirme Sunumları’ ve ‘Alzheimer Nedir? Belirtileri Nelerdir?’ konulu eğitim de düzenledi. Eğitimde; Alzheimer belirtileri ve teşhisi, risk faktörleri, evreleri, hasta ve hasta yakınlarının davranış biçimleri ve korunma yöntemleri hakkında bilgi verildi.
Etkinliğe; Mersinden Kadın Kooperatifi Başkanı Meral Seçer, Mersin Büyükşehir Belediyesi Kadın ve Aile Hizmetleri Dairesi Başkanı Şerife Hasoğlu Dokucu ve çok sayıda Tömüklü kadın katıldı.
“Kadınların hem sosyalleşmesi hem de yeni beceriler kazanması için kıymetli bir alan”
Tömük Kadın ve Çocuk Atölyesi’nin daha önce atıl bir vaziyette olduğunu ve Mersin Büyükşehir Belediyesi Kadın ve Aile Hizmetleri bünyesinde binanın restore edildiğini aktaran Mersinden Kadın Kooperatifi Başkanı Meral Seçer, “Gerçekten Mersin Büyükşehir Belediyesi harika atölyeler kurmuş. En güzel yanı ise binanın alt kısmında bir kreş yapılmış. Yine kursa gelen kadınların çocuklarını rahatlıkla bırakabilecekleri ve annelerinin rahat kurs alabilmelerini sağlayacak ortam oluşturulmuş. Kadınların hem sosyalleşmesi ve kendini ifade edebilmesi hem de daha sonra yeni beceriler kazanması açısından kıymetli bir çalışma alanı” ifadelerine yer verdi.
“Atıklarımızı çöpe atmayıp değerlendiriyoruz”
Kadın ve Aile Hizmetleri Dairesi Başkanlığında Çevre Mühendisi olarak görev yapan Gürcan Kuş, mutfaktan çıkan atıkların değerlendirilmesi ve toprağın güçlendirilmesi için kompost yaptıklarını dile getirerek, kompost yaparken kahverengi ve yeşil malzemeleri kullandıklarını söyledi. Kahverengi malzemelerin karbon, yeşil malzemelerin ise azot içerdiğini aktaran Kuş, “Bunları dengeleyip bir kapta biriktirip toprak hazırlıyoruz. Güçlendirilmiş bir toprak oluşturuyoruz. Mutfaktan çıkan patates, salatalık, soğan, biber aklımıza ne gelirse evde kullandığımız yeşil malzemelerden kompost yapabiliyoruz. Bunun haricinde de karton, kurumuş yaprak, yumurta kabuğu gibi maddeleri komposta ekleyebiliyoruz. Süt ve süt ürünlerini, et, tavuk, balık ürünlerini kullanmıyoruz. Çünkü belli bir süreden sonra bunlar patojen içeriyor. Sistemimizi bozuyor” diye konuştu.
Kompost yapımında sıcaklığın oldukça önemli olduğuna da dikkat çeken Kuş, “Yazın en az bir buçuk ay beklemek lazım ama bu süre kışın daha da uzayabiliyor. Kompost yaparken yaptığımız kabın büyüklüğüne veya küçüklüğüne göre bu süre değişebiliyor. Renk dönüşümünden de hazır olup olmadığını anlıyoruz. Rengi siyaha döndü mü kompost hazır demektir. Bunu çiçek dikiminde ve balkon bitkilerinde kullanabiliyoruz” dedi.
Etkinlik kadınlardan tam not aldı
Etkinliği çok faydalı bulduğunu aktaran katılımcılardan Nuray Karaaslan, “Yeni bilgiler öğrendik. Bilmediklerimizi duyduk. İçimiz açıldı. Etkinlik benim için çok güzel oldu” şeklinde konuştu.
Bir diğer katılımcı Didem Büyükpolat da etkinliği çok beğendiğini ve memnun kaldığını dile getirerek, “İçeriğini çok güzel buldum. Benim dedem de Alzheimer hastasıyken vefat etmişti. Alzheimer çağımızın hastalığı olduğu için kendi adıma ben çok faydalandım. Kadınların boş zamanlarını doldurabileceği güzel bir atölye olmuş” ifadelerini kullandı.
Ayrıca, etkinliğin ardından İtfaiye Dairesi Başkanlığına bağlı ekipler tarafından katılımcılara temel yangın eğitimi, yangın türleri ve çeşitleri, yangın kaynakları hakkında da bilgi verildi. – MERSİN
]]>Vodafone Türkiye İcra Kurulu Başkan Yardımcısı Özlem Kestioğlu, bir otelde düzenlenen toplantıda yaptığı konuşmada, iş dünyasının yanında olduklarını söyledi.
OSBÜK ve Yıldız Teknik Üniversitesi işbirliğiyle Türk sanayisinin dijitalleşmesi için geçen sene proje gerçekleştirdiklerini hatırlatan Kestioğlu, “Çıktığımız çağrıya 1000 dijital elçi başvurmuştu, onlarla birlikte 4 aylık sertifika programını bitirdik. 1 yıl içinde elçiler kendi firmalarında dijital dönüşümü tetiklediler. Toplam 40 milyonluk bir fayda ve teknoloji dönüşümü gerçekleştirmiş olduk. Projemiz bizi çok heyecanlandırdığı için, güzel sonuçlar elde ettiğimiz için şimdi ikinci bacağını yapıyoruz. Yine bir çağrı başlattık, yine 1000 dijital elçiyi daha yetiştireceğiz.” diye konuştu.
Kestioğlu, eğitim programlarında nesnelerin internetinden akıllı fabrikalara, 5G teknolojilerine, bulut teknolojilerden siber güvenliğe kadar çok geniş kapsamda bir eğitim içeriğinin hazırlandığını kaydetti.
Türkiye’de dijital yetkinliklerin, olgunluk seviyelerinin Avrupa Birliği ve dünya standartlarının biraz daha gerisinde olduğunu ifade eden Kestioğlu, şöyle devam etti:
“Bu nedenle Türk sanayimizin teknoloji yatırımı yapmaları için bilgi seviyelerinin daha yukarıda olması lazım. Amacımız, sanayi çalışanlarımızın teknik bilgi seviyelerini ileriye taşımak ve onların kurumlarında bu dönüşüm projelerinde liderlik etmelerini sağlamak. Şu anda önceliklendirdiğimiz teknolojiler, temelde sanayimizin daha verimli çalışmalarını, daha karlı işletmeler haline gelmelerini sağlayacak. Bu teknolojiler aynı zamanda sürdürülebilirlik anlamında da ciddi faydalar sağlayıp dünya standartlarında sanayi şirketleri olmalarına fırsat sunacak.”
Eğitimler nisan ayına kadar sürecek
OSBÜK Başkanı Memiş Kütükcü de toplantıyı Anadolu’nun en güçlü sanayi şehirlerinden birisi ve aynı zamanda Türkiye’nin en büyük sanayi bölgesine ev sahipliği yapan Gaziantep’te gerçekleştiriyor olmaktan memnuniyet duyduğunu ifade ederek, “Bugün Türkiye’de OSB olmayan ilimiz kalmadı. 81 ilimizde 277’si işletme aşamasında olmak üzere 400 OSB oluştu. 67 bin sanayi işletmesinin faaliyet gösterdiği OSB’ler ülkemizin toplam sanayi üretiminin yüzde 45’ini gerçekleştiriyor. Ayrıca OSB’ler 2 milyon 620 bin kişiye doğrudan istihdam sağlıyor.” dedi.
OSB’lerin dijitalleşmesine öncülük edecek insan kaynağının yetişmesinin son derece kritik öneme sahip olduğunu aktaran Kütükcü, şunları aktardı:
“OSBÜK, Vodafone Business ve Yıldız Teknik Üniversitemiz ile hayata geçirdiğimiz Dijital Dönüşüm Programı kapsamında daha önce 1000 dijital elçi yetiştirmiştik. Yoğun bir taleple bugün bu programın ikincisini başlatmış bulunuyoruz. Bu dönem eğitimlerimizde OSB’lerimiz ve katılımcı firmalarımızın personelleri, 12 hafta boyunca siber güvenlikten bulut bilişime, dijital liderlikten üretken yapay zekaya kadar 12 başlıkta eğitim alacaklar. Nisan ayına kadar sürecek eğitimlerin sonunda başarılı olanlara sertifika verilecek. Hedefimiz, OSB’lerdeki dijital elçilerimizin sayısını arttırarak Türk sanayisinin dijitalleşmesine de liderlik etmesini sağlamak.”
Yıldız Teknik Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Halit Keskin de KOBİ’lerin dijital dönüşüm yolculuğunda önemli bir adım daha attıklarını söyledi.
Keskin, dijital dönüşümün sadece teknik anlamda bir değişim olmadığını, yapı, yönetim felsefesi anlamında, ayrıca kurum kültürü bağlamında önemli değişiklikleri beraberinde getireceğini ekledi.
Program kapsamında 3 ay sürmesi planlanan eğitimler sonrasında başarılı olan katılımcılara sertifika verilecek.
]]>İZMİR’in Bornova ilçesindeki görme engelliler ilkokulunda rehber öğretmen olarak görev yapan doğuştan görme engelli Figen Bilgen (52), aynı okulda görevli sınıf öğretmeni E.S.’nin (50) kendisini korkutarak elindeki çayın dökülüp yaralanmasına neden olduğunu ve kendisine sürekli psikolojik şiddet uygulayıp, tehdit ve hakaretlerde bulunduğunu ileri sürüp, polise şikayetçi oldu. E.S.’nin öfke kontrolünün olmadığını belirten Bilgen, “Böyle kişilerin özel eğitim kurumlarında çalışmasını istemiyorum” dedi. E.S. ise konuyla ilgili açıklama yapmak istemedi. İzmir İl Milli Eğitim Müdürlüğü, konuyla ilgili soruşturma başlattı.
Olay, 26 Aralık 2023’te, Bornova Aşık Veysel Görme Engelliler İlkokulu’nda meydana geldi. Rehber öğretmen görme engelli Figen Bilgen, iddiaya göre, aynı okulda sınıf öğretmeni olan meslektaşı E.S.’nin psikolojik şiddetine uğradı. Bilgen, E.S.’nin sessizce yanına yaklaşıp, aniden bağırarak elindeki çayın dökülerek yaralanmasına neden olduğunu ve tehdit edip, hakaretlerde bulunduğunu ileri sürüp Işıkkent Polis Merkezi Amirliği’ne şikayetçi oldu.
Yaşadıklarını anlatan Figen Bilgen, “Okulumuz sınıf öğretmeni E.S. hakkında veliler ve öğrencilerden şikayetler alıyorduk. Rehber öğretmen olduğum için öğretmen, öğrenci ve veliler arasındaki iletişimi kurmak zorundayım. Ayrıca başka öğretmen arkadaşlarımdan da şikayetler geliyordu. Başlangıçta, ortada bir yanlış anlaşılma olmuş olabileceğini düşünüyordum. Kendisiyle görüştüğümde, davranışlarında bir yanlış anlaşılma olmadığını fark ettim. Bana kendisiyle görüştükten sonra sürekli saldırgan davranışlarda bulunmaya başladı” dedi.
“Okulumuz özel eğitim okulu” diyen Bilgen şöyle devam etti:
“Burada görev yapan kişilerin öncelikli olarak sağlıklı olmaları gerekiyor. E.S.’nin ayakkabılarının tabanı çok sessiz. Aniden ve sessizce yanıma geliyor. Birden yüksek sesle konuşuyor. Bir süre sonra bu davranışı benim için korkutucu olmaya başladı. Odamda otururken birden masamın dibinde bitiyor. Beni başka şekilde korkutup, direkt şiddet uygulayamayacağı için bu yöntemi uyguluyor. En son 26 Aralık’ta ben çayımı aldım, odama gidiyordum. Tam kulağımın dibine bağırdı. Korkup, çayı elime döktüm. Elim yandı, yaralandım. Başta bunu dışarıdan gelen biri ya da zihinsel engelli biri yaptı sandım. E.S.’nin böyle bir şeyi yapacağı başta aklımın ucundan geçmedi. ‘Ne yapıyorsun ağabey ne oluyor’ diye sordum. ‘Senin ağabeyin değilim, resmi konuş’ dedi. Elim yanmıştı, bardağı bıraktım. Şiddet uygulanmasından korktuğum için, idarecinin odasına kaçtım. Müdür yardımcısına, ‘Hocam bu hocamıza ne oluyor’ diye sordum. Arkamdan gelip ‘Beni mi şikayet ediyorsun’ dedi. Korktum, arka tarafa doğru açtım. Müdür yardımcımız, E.S.’yi tuttu. ‘Senden korkuyorum’ dedim. Fiziksel olarak da benden üstün, boylu poslu biri. Bana vurmaya çalıştı. Elinin rüzgarından bunu hissettim. Müdür yardımcımız olmasaydı, daha kötü şeyler olabilirdi.”
Bilgen, odalarının karşılıklı olduğunu belirtiği E.S.’nin “Her an cinnet getirebilirim. Benden kork” diyerek kendisini tehdit ettiğini de anlattı.
‘KORKUYORUM’
Okulda odasının kapısını sürekli kilitli tuttuğunu söyleyen Figen Bilgen, “Bu tür öfke kontrolü olmayan, takıntılı insanların, bizim gibi özel eğitim kurumlarında çalışmasını istemiyorum. Çocuklarımız özel insanlar. Bu tür öfke kontrolü olmayan ve takıntılı olan eğitimcilerin görev yapmasını istemiyorum. Halen kaygılıyım. Şiddet uygulayacak mı diye korkuyorum” dedi.
Bligen’in şikayeti üzerine E.S.’nin emniyette verdiği ifade sonrası görevine geri döndüğü öğrenildi. E.S. ise hakkındaki iddialarla ilgili bir açıklama yapmadı. İzmir İl Milli Eğitim Müdürlüğü, konuyla ilgili soruşturma başlattı.
]]>Kayseri Büyükşehir Belediyesi bünyesinde faaliyet gösteren KAYMEK A.Ş. eğitim faaliyetlerinin yanında kültürel etkinliklerle ve youtube kanalından canlı yayınlarla gençlerin geleceğine katkı sunmaya devam ediyor. Bu kapsamda, Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Memduh Büyükkılıç, KAYMEK İhtisas Merkezi ziyareti kapsamında, öğrencilerle birlikte KAYMEK Youtube kanalından yayınlanan canlı yayına katılarak KAYMEK Genel Müdürü Denizhan Burhan Çanakpınar’ın sorularını yanıtladı. KAYMEK’in çok önemli olduğunu ve kentte 6’ncı üniversite gibi faaliyet gösterdiğini dikkat çeken Başkan Büyükkılıç şunları söyledi;
“KAYMEK bizim için çok önemli. Yüz binlerce canımıza, kardeşimize, yavrumuza değişik yaş guruplarında ve alanlarda ulaşıyorlar. Hem bilimsel anlamda hem meslek edindirme toplumun bir bakıma açığını kapatıyorlar. Sayın Valimizin deyimiyle 6’ncı üniversitede bulunuyor şu anda. Kayseri’mizde malum 5 üniversite var. 6’ncısı da KAYMEK. 6’ncı üniversitenin sorumlusu olarak, başında bulunan bir insan olarak elbette bizler de onur duyuyoruz. Bizi yüreklendiren bu gençlerimiz. Bizler de onlara fırsat vermek istiyoruz. Örneğin şu anda malumunuz İhtisas birimindeyiz, KAYMEK’imizin. Burada mezun olmuş yavrularımıza kurs verilen alandayız. 700 civarında buradan kurs alan kardeşlerimiz var. Sınıflarını gezdik. Kimileri coğrafya, kimileri Türkçe, kimileri matematik, kimileri yabancı dil gibi alanlarda kurslar alıyorlar. Biz bu yavrularımıza fırsat verirken onlardan da beklentimiz var. Nedir, kendi adına, ailesi adına, ülkesi adına, insanlığa hizmet adına daha donanımlı olmaları, özgüven içerisinde olmaları, başarılı olmaları. Eğitimin önemini zaten aksini kimse inkar edemez. Kendileri de biliyorlar bu konuda da üzerimize ne düşüyorsa onu yapma yönünde irade gösteriyoruz. Aynı zamanda yaptığımız projeleri yerinde bu yavrularımızın görüşlerini alarak, fikirlerini, önerilerini alarak hayata geçiriyoruz.”
Destek ve imkanlar sağlandığında ve ilgi gösterildiğinde gençlerin başarılı olmaması için hiçbir sebep olmadığını ifade eden Büyükkılıç, yeni dönemde yeni projeler ortaya koyacaklarını da belirterek, Kayseri’yi kütüphaneler şehri, müzeler şehri, bilim merkezi haline getirerek eğitim alanında şehri geleceğe taşıyacaklarını vurguladı. Gençlerin talep ettiği sürece kendilerinin her zaman destekçisi olacaklarının altını çizen Başkan Büyükkılıç, ailelerin buralara evlatlarını güvenerek gönderdiğini sözlerine ekledi. Büyükkılıç, Kayseri’deki üniversitelerin saygınlığını daha arttıracak gayretler konusunda iş birliği halinde olunması gerektiğinin bilincinde olduklarını söyleyerek, “Her alanda olduğu gibi eğitim alanında da gençlerimize hem sosyal açıdan hem kültürel açıdan hem sportif açıdan özgüven içerisinde eğitimini güçlendirecek gayretlerin içerisinde olacağımızı buradan paylaşmak istiyorum. Aynı zamanda değişik gezi etkinlikleri ile ülkemizi, şehrimizi tanımalarını sahiplenme duygusunun oluşturulmasını sağlamaya özen gösteriyoruz” diyerek emeği geçen personele teşekkür etti. KAYMEK canlı yayınında konuşan Büyükkılıç, 200 yıldır Türkiye üzerine oynanan oyunlar olduğunu ve kendilerinin bu oyunlara dur diyecek, o oyunları bozacak nesiller yetiştirmeyi, yerli ve milli anlayış ile ‘uzayda da varız, gelecekte de varız’ diyen gençleri yetiştirmeyi, eğitime fırsat vererek, gençleri yüreklendirmek ve uygun ortam sağlamak gerektiğini kaydetti.
Kayseri Büyükşehir Belediyesi’nin ve KAYMEK’in bunun için var olduğunu kaydeden Başkan Büyükkılıç KAYMEK’i, seçkin öğrencilerin yetiştiği merkez olarak niteledi. KAYMEK Genel Müdürü Denizhan Burhan Çanakpınar ise son 5 yılda yapılan yatırımlar ile ilmek ilmek gönüllere dokunduklarını ve gönül belediyeciliğinin öncüsü olduklarını belirterek, verdikleri destekten dolayı Başkan Büyükkılıç’a teşekkür etti. – KAYSERİ
]]>AA muhabirinin Bakanlık yetkililerinden aldığı bilgiye göre, 2021 yılının “Afet Eğitim Yılı” olarak ilan edilmesi üzerine Milli Eğitim Bakanlığınca 81 ilde tamamı öğretmenlerden oluşan AFAD ile koordineli çalışmalar yapmak üzere MEB AKUB kuruldu.
MEB, öğrenci, öğretmen ve velilere yönelik bilgilendirme faaliyetlerinin düzenlenmesi, afet ve acil durum ekiplerinde görevlendirilecek personele eğitimlerin verilmesi, yarışma, eğitim ve seminerler organize edilmesi, afiş ve broşürlerin hazırlanması, öğretmen, çalışan ve öğrencilere yönelik ilk yardım eğitimlerinin afet ve acil durumlarda oluşturulan merkezlerle irtibat kurarak ihtiyaç duyulacak kaynakların önceden belirlenmesi gibi çeşitli alanlarda daha önceki çalışmalarını, AKUB ekipleriyle daha da ileriye taşıdı.
Eğitim kurumlarında afete hazırlık kültürünün geliştirilmesi, afet ve acil durumlara yönelik gönüllülüğün yaygınlaştırılmasıyla afet öncesi, sırası ve sonrasında öğrenci ve çalışanlara doğru davranış şekillerinin kazandırılması, afet ve acil durum okul planlarının hazırlanması ve uygulanması gibi çalışmalar yapan MEB AKUB ekipleri, kurulduğunda 81 ilde 25 asil 5 yedek gönüllü ile 83 ekiple başladı.
6 Şubat Kahramanmaraş merkezli depremlerden sonra Bakanlık taşra teşkilatı birimlerinde il ve ilçe bazlı çalışmalar sonucu MEB AKUB üyesi öğretmen sayısı 2 bin 500’e ulaştı, ayrıca 2 bin 500 gönüllüyle toplam 5 bine ulaştı.
Öğretmenler, depremde sahadaydı
MEB AKUB ekipleri, 6 Şubat’taki Kahramanmaraş merkezli depremlerden etkilenen 11 ilde arama kurtarma ve lojistik destek çalışmalarına katıldı.
Ekipler, ayrıca başta çadır kurulması olmak üzere deprem bölgesine gönderilen yardımların boşaltılması, depolanması, dağıtılması ve yemek yapılması ve dağıtılması gibi ihtiyaç duyulan her alanda görev yaptı.
AKUB ekibi, deprem bölgesinin ihtiyacı olan afet ve acil durum yönetim merkezine ulaşan taleplere göre il ve ilçe ekip eksikliğinin giderilmesi, malzeme ihtiyacı, enkaz bölgesinde operasyon gerektiren ihbarların takibi ve bölgeye yönlendirilmesi gibi çalışmalar da yaptı.
Bakanlık, depremlerin ardından ekiplerin eğitimlerine de hız verdi.
AFAD tarafından 81 AKUB liderine “Depremde Arama Kurtarma Eğitici Eğitmenliği Kursu” düzenlendi.
Eğitimler çeşitlenecek
AKUB ekiplerine AFAD ile koordineli şekilde yürütülen arama kurtarma eğitimlerinin yanı sıra geçen yıl başlatılan “amatör telsiz kullanımı”, “dron”, “KBRN”, “afetlerde arama, kurtarma ve tahliye eğitici eğitimi kursları”, “temel afet bilinci eğitimi”, “afet farkındalık eğitimleri ve acil durum ekipleri eğitimi” alanlarında eğiticilerin yetiştirilmesi yönünde çalışmalar da hız kazandı.
MEB AKUB operasyon kabiliyetlerini artırmak ve afete daha hazır hale gelmek üzere MEB ile Dağcılık ve Oryantring Federasyonları arasında işbirliği yapılarak eğitim, tatbikat, senaryoya dayalı yarışma ve diğer etkinliklerin düzenlenmesini hedefleyen işbirliği çalışmaları planlanıyor.
Ayrıca Ankara, İstanbul, İzmir, Rize, Erzurum, Sivas, Adana, Bursa, Antalya ve Diyarbakır olmak üzere 10 ilde AFAD işbirliğiyle eğitim merkezleri oluşturulacak. Eğitim merkezlerinde öğretmenler ve personele depremde arama kurtarma eğitimleri AKUB liderlerince verilecek.
Bakanlık, 17 Ağustos’a kadar toplam MEB AKUB üye sayısını 10 bine çıkarmayı planlıyor.
MEB ayrıca AFAD işbirliği ile “Okulum Afete Hazır Yarışması” planlıyor. Yarışmanın haziran ayında final etabının gerçekleştirilmesi planlanıyor.???????
]]>Merkez üssü Sivrice ilçesi olan 6,8 büyüklüğündeki deprem ve sonrasında meydana gelen sarsıntılar nedeniyle kent genelinde Milli Eğitim Bakanlığının sağladığı kaynakla İl Milli Eğitim Müdürlüğü koordinesinde 48 okulun yıkımı gerçekleştirildi. Yıkılanların yerine yapımına başlanan 69 okuldan 40’ının yapımı tamamlanarak eğitime kazandırıldı.
İl Milli Eğitim Müdürü Mehmet Yiğit, AA muhabirine, kentte büyük hasara neden olan 24 Ocak 2020’deki depreminin 4’üncü yılına girerken, depremden etkilenen okulların yerine yapımına başlanan 69 okuldaki çalışmaların büyük kısmının tamamlandığını belirtti.
Yiğit, geçen yıl hizmete sunulan 13 okulla birlikte ihtiyaç duyulan derslik sayısının büyük oranda giderildiğini vurgulayarak, 728 derslikli 40 okulun tamamlandığını, 29 okulun yapımının sürdüğünü bildirdi.
Yapımı tamamlanacak okullarla birlikte 472 dersliği daha kente kazandıracaklarını anlatan Yiğit, ayrıca 12 okul planlamasının bulunduğunu, bunlardan da 142 ilave derslik kazanacaklarını dile getirdi.
Tüm çalışmalar için yaklaşık 3 milyar 400 milyon lira bir bütçe ayrıldı
Kentteki 38 okulda da güçlendirme çalışması yapılarak okulların depreme daha dayanıklı hale getirildiğine işaret eden Yiğit, 63 okulu da onardıklarını anlattı.
Yiğit, “Bu çalışmalar çocuklarımızın eğitim ve öğretmenlerimizin hizmet kalitesini artırmak adına yapıldı. Okullara yönelik tüm çalışmalar için yaklaşık 3 milyar 400 milyon lira bir bütçe ayrıldı.” dedi.
Zamanında alınan önlemler ve yürütülen çalışmalar sayesinde kentteki eğitim kurumlarından hiçbirinin “asrın felaketi” olarak nitelendirilen 6 Şubat 2023’teki depremlerden etkilenmediğine dikkati çeken Yiğit, yapımı devam eden okulların da tamamlanmasıyla derslik başına düşen öğrenci sayısında büyük bir rahatlama olacağına işaret etti.
Yiğit, şunları kaydetti:
“Deprem sonrasında yaptığımız okul projelerimizin hepsi Milli Eğitim Bakanlığımızın çizdiği, hazırladığı projeler arasından seçildi. Mimarlarımız tarafından ve yine bize destek olan Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğümüzün mimarları ve kontrol uzmanları tarafından da bunların hepsinin modernizasyonu yapıldı. Bu binalar öğrencilerimize eğitim açısından çok uygun, geniş, ferah koridorlar, merdivenler, sınıflar ve eğitim öğretim ortamları sunuyor. Teknik altyapılarının hepsi hazır durumda ve ilk girdiğimiz andan itibaren ferah, sıcak, rahat, huzurlu ve teknik altyapısı ve donanımı sağlam okullar artık öğrencilerimizin hizmetinde. Bu yapılan çalışmalar öğrencilerimizin ve öğretmenlerimizin çalışma potansiyelini ve şevkini artırarak, başarılarına olumlu katkı sunuyor.”
“Sınıflarımız çok geniş ve çok daha güzel”
Şehit Cihat Şahin Ortaokulunda okuyan öğrencilerden Melisa Akalın, depremde eski okulu ağır hasar gördüğü için çok üzüldüğünü, ancak yeni okulunu da çok beğendiğini söyledi.
Akalın, “Okulumuzda oyun alanları, spor salonu, kütüphane, satranç odası var. Koridorlar, sınıflarımız çok geniş ve çok daha güzel. Koridorlardaki dolaplara eşyalarımızı rahatlıkla koyabiliyoruz.” dedi.
Siraç Güneş ise yeni okulunun daha dayanıklı olması nedeniyle kendisini daha da güvende hissettiğini belirtti.
]]>Doğduğu Ağrı’da 14 yaşında Türk Halk Müziği’ne merak salan 63 yaşındaki Ünsal’ın bu ilgisi ilerleyen yıllarda tutkuya dönüştü.
Gençlik yıllarında Ağrı Halk Eğitim Merkezinde müzik eğitimi alan Ünsal, daha sonra memur olarak görev yaptığı bu kurumda müzik eğitimi vermeye başladı.
Ünsal, 1994 yılında tayin olduğu Kocaeli Üniversitesinde bir yıl sonra akademik kadro, idari personel ve öğrencilerden oluşan Türk Halk Müziği Uygulama Topluluğu Korosu’nu kurdu.
Şefliğini yaptığı koroyla 29 yıldır şehir içinde ve dışında konserler veren Ünsal, Türk Halk Müziği’nin yakından tanınması ve gelecek kuşaklara aktarılmasına katkıda bulunmanın yanı sıra öğrenci de yetiştiriyor.
“Akademik kadro, idari personel ve öğrenci birlikteliği bize ayrı motivasyon sağlıyor”
Kocaeli Üniversitesi Türk Halk Müziği Uygulama Topluluğu Korosu Şefi İsmet Ünsal, AA muhabirine, küçük yaşlarda müziğe ilgi duyduğunu, o dönemde kendi imkanlarıyla küçük sazlar yaptığını söyledi.
Radyodan dinlediği eserlerle Türk Halk Müziği’ne ilgisinin arttığını dile getiren Ünsal, ortaokul son sınıfta tanıştığı bağlamayla lise yıllarında Ağrı Halk Merkezinde eğitim aldığını anlattı.
Ünsal, 1984 yılında memur olduğu Ağrı Halk Eğitim Merkezinde Türk Halk Müziği eğitimleri vermeye başladığını dile getirerek, “O yıllarda Ağrı’da bağlama çalan yok. Yani bugünkü gibi konservatuarlar, TRT yok. Doğu ve güneydoğu illerinin çoğunda yoktu. Telgraf tellerinin içinde güzel çelik teller vardı. Biz onları çivilerle bağlardık, bağlama yapardık.” diye konuştu.
Ülkenin farklı yerlerindeki yarışmalarda Ağrı Halk Eğitim Merkezini temsil ettiklerini aktaran Ünsal, bunun kendilerini müzik alanında geliştirmeye katkı sağladığını kaydetti.
Ünsal, 1994 yılında memur olarak geldiği Kocaeli Üniversitesinde Türk Halk Müziği korosunun bulunmadığına değinerek, şöyle devam etti:
“Akademik kadro, öğrenci ve idarecilerimizden oluşan Kocaeli Üniversitesi Türk Halk Müziği Uygulama Topluluğu Korosu’nu kurmayı düşündüm. Üniversitemizin imkanlarıyla 70-80 kişilik çok büyük bir koro oluşturduk. Her yıl kendi üniversitemizi tanıtmak, üniversitemizde sosyal ve kültürel faaliyetlerin ne kadar geliştiğini göstermek amacıyla başta Marmara Bölgesi’ndeki çevre illerimize konserler vermeye gittik. Her yıl gidiyoruz. Zamanla koro büyüdü. Bu sefer yerel televizyonlar, ulusal televizyonlarda yer almaya başladık. Yetiştirdiğim öğrenci sayısı binin çok üzerinde. TRT’de çok arkadaşımız, öğrencilerim var. Orada görev yapıyorlar. Piyasada çalışan öğrenci, memur, akademisyen arkadaşlarımız var. Ayrılıp da sanatçı olan, albüm yapan arkadaşlarımız var. Çok öğrenci yetiştirdik.”
Koronun akademik kadro, idari personel ve öğrencilerden oluştuğuna işaret eden Ünsal, bu birlikteliğin kendilerine ayrı bir motivasyon sağladığını söyledi.
Ünsal, yetiştirdiği öğrencilerin sanatla geçimini sağlamasından memnuniyet duyduğunu belirterek, “Kocaeli Üniversitemizin akademik kadro, idari ve öğrencilerden oluşan korosu var. Diğer üniversitelerde ya konservatuvar korosu vardır ya da öğrencilerden oluşan koro vardır fakat böyle 3 simayı bir araya getirmek, akademik kadro, idari personel ve öğrencileri bulup buluşturmak hiçbir üniversitede yoktur. Üniversitemizin gerçekten ne kadar iyi olduğunu, ne kadar kaliteli ve insana, sanata ne kadar değer verdiğini oradan anlıyorsunuz.” ifadelerini kullandı.
Koroyla şehir içinde ve dışında yılda 7-8 konser verdiklerini belirten Ünsal, Türk Halk Müziğini dinleyicilerle buluşturmaktan memnuniyet duyduklarını sözlerine ekledi.
]]>Sur Kaymakamlığa bağlı Aile Destek Merkezi-2 bünyesinde 2014 yılından bu yana devam eden Kuyumculuk Teknolojisi Atölyesi’nde her yıl yaklaşık 50 kadın eğitim alıyor.
Kursta, birçok medeniyete ev sahipliği yapan Diyarbakır’ın geleneksel el sanatları arasında bulunan ve tamamen el işçiliğiyle üretilen tescilli hasır bilezik ile Halep kordonu ve telkari gibi takıların üretim aşamasını öğrenen kadınlar, bu sayede kuyum imalat atölyelerinde kalifiye eleman olma şansını elde ediyor.
“Kadınlar getirisi yüksek iş imkanına sahip oluyor”
Aile Destek Merkezi-2 Koordinatörü İlknur Demirel, AA muhabirine, 2014 yılında açtıkları atölyede her yıl yaklaşık 50 kursiyerin yararlandığını, eğitim alan bazı kursiyerlerin Olgunlaşma Enstitüsünde bazılarının ise kuyum imalat atölyelerinde istihdam edildiğini söyledi.
“Atölyemizde yetiştirdiğimiz öğrencilerimiz, kuyum imalat atölyelerinde istihdam olanağına kavuşuyor. Bu kursun tercih edilmesinin nedeni, günümüzde atölyelerde kalifiye eleman bulma noktasında sıkıntı yaşanıyor. Bu nedenle yetiştirilen kursiyerler talebi karşılama noktasında tercih edilmelerinde etkili oluyor. Kuyum imalat atölyesinde çalışan bir usta çok iyi ücret kazanabiliyor.” diyen Demirel, bu nedenle kursa talep olduğunu belirtti.
Kursta, 33 medeniyete ev sahipliği yapan kentin geleneksel takılarının yapımına ilişkin eğitimler verildiğini aktaran Demirel, kentin birçok ilçesinden kadınların kursa geldiğini anlattı.
Kuyum imalat sektörünün atölyeleriyle kalifiye kursiyerlerin istihdam edilmesi amacıyla görüştüklerini kaydeden Demirel, “Kuyum imalat atölyelerinden sık sık atölyemize ziyaretler gerçekleşiyor. Bu ziyaretlerde, hangi departmanda ihtiyaç varsa atölyemizden faydalanan kadınların yeteneklerine ve alanlarına göre o talepleri karşılaması için işbirliği içerisinde oluyoruz. Bu işbirliği neticesinde de atölyeden faydalanan kadınlar getirisi yüksek iş imkanına sahip oluyorlar.” ifadelerini kullandı.
Eğitim aldığı atölyede usta öğreticilik yapıyor
Kurs eğitmeni Tuana Kader Kocakaya da 2018 yılında kendi tasarımlarını yapmak, farklı bir meslek öğrenmek adına kursiyer olarak Kuyumculuk Teknolojisi Atölyesine başvurduğunu, yaklaşık 3 yıl kapsamlı bir eğitim aldıktan sonra Olgunlaşma Enstitüsü ve belediyede çalıştığını anlattı.
Daha sonra kursiyer olarak eğitim aldığı Aile Destek Merkezi-2’de eğitim vermeye başladığını dile getiren Kocakaya, atölyede üretilen ürünlerin satışından elde edilen gelirin kursiyerlere verildiğini aktardı. Kocakaya, şunları kaydetti:
“Atölyede, tel çekme ve şekillendirme gibi çalışmalar yapıyoruz. Kalıplarla sınırlı kalmadığımız için çok farklı desenler ortaya çıkarabiliyoruz. Bazı öğrencilerimiz evlerinde atölye kuruyor, farklı yerlerde çalışıyor. İmitasyon ve gümüşten ürünler yapılıyor. Bakır, pirinç ve gümüş kullanıyoruz. Bazen farklı metalleri birleştirip çeşitli renklerde takılar üretiyoruz.”
“Burada öğrendiklerimizi işin mutfak kısmı”
Kursiyer Nurhan Tekin de takıların yapım aşamasını detaylı öğrenmek amacıyla 1 yıldır kursa devam ettiğini bildirdi.
Kursta bir takının yapım aşamasının ne kadar zor olduğunu tecrübe ederek öğrendiğini belirten Tekin, “Burada öğrendiklerimiz işin mutfak kısmı aslında. Yemek yaparken nasıl özene bezene yapıldığında o lezzeti, tadı hissediyorsak takılan takı da kadına güzellik katacaksa ince ayrıntılarıyla öğrenilmesi gerekiyor. İşi çok seviyorum, çok zevk alıyorum. Hedefim, bu işi devam ettirip evime katkı sağlamak.” dedi.
Nuran Güzel ise farklı tasarımlar yapmayı sevdiğini, geleneksel takılar üretmenin çok güzel bir duygu olduğunu söyledi.
Kadınların bu tür kurslarla kendilerini geliştirip sosyalleştiğini ve gelir elde ettiğini ifade eden Güzel, “Kursta takı tasarımında kendine has ürünler de yapmayı öğreniyorsun. Farklı kültürlerde olan görselleri takı olarak yaptığımızda çok güzel oluyor. Kursiyer olduğumuz halde Bakırcılar Çarşısı’nda çalışıp hem özel olarak tasarım yapıyoruz hem de ek kazanç elde ediyoruz. Kendi tasarımlarımla farklı takılar yapmayı hedefliyorum.” diye konuştu.
]]>Van’da okul ve kurumlarda düzenledikleri eğitim ve bilinçlendirme faaliyetleriyle afetler konusunda farkındalığı artırmaya çalışan AFAD İl Müdürlüğü, “İmamlar Destek AFAD Gönüllüsü Oluyor” projesini başlattı.
Görev yaptıkları yerlerde yaşanabilecek doğal afetlere ve olaylara daha hızlı müdahale edilmesi amacıyla projeye dahil edilen imamlar, AFAD görevlileri tarafından 8 günlük teorik ve uygulamalı eğitime tabi tutuldu.
AFAD yerleşkesinde hafif arama kurtarma, enkazdan yaralı taşıma teknikleri, çadır kurma, dağcılık, malzeme kullanımı ve bakımı konusunda eğitim alan imamlar, ekiplerle birlikte tatbikat yaparak öğrendiklerini pratiğe dökme imkanı da buldu.
Eğitimlerini tamamlayan 86 imam, çığ, sel, deprem gibi acil durumlara hem olaylara kısa sürede daha profesyonelce müdahale edilmesini sağlayacak hem de çevrelerindeki kişileri yönlendirerek ekiplerin olay yerine yetişmesine kadar geçen sürenin daha verimli değerlendirilmesine öncülük edecek.
“Yıl sonuna kadar 500 imama daha eğitim vermek istiyoruz”
AFAD İl Müdürü Mehmet Ulutaş, AA muhabirine, eğitim alan imamların acil durumlarda sahada aktif olarak görev yapmalarını planladıklarını söyledi.
Afet gönüllülük sisteminin yıl boyunca devam ettiğini belirten Ulutaş, “İlimizde 86 imama AFAD gönüllülük sistemi kapsamında eğitim verdik, yıl sonuna kadar 500 imama daha eğitim vermek istiyoruz.” dedi.
Eğitimlerin önemine değinen Ulutaş, “Eğitimlerimiz devam ediyor. Afet ve acil durumlarda, verdiğimiz eğitimler sayesinde imamlar, profesyonel ekiplere destek amaçlı sahada görev alabilecek. Hafif arama kurtarma eğitimleri, enkazdan yaralı taşıma teknikleri, çadır kurma, malzeme kullanımı ve bakımı konusunda aldıkları eğitimler çok önemli. Muhtarlara da eğitim vererek sisteme dahil etmek istiyoruz.” diye konuştu.
AFAD arama kurtarma teknisyeni Sıracettin Bayram, riskli bir bölgede yaşadıklarını ve her zaman bu risklere hazır olmaları gerektiğini ifade etti.
Tüm kesimlere verdikleri afet farkındalık eğitimlerinin devam ettiğini dile getiren Bayram, şunları aktardı:
“Kurumumuzda eğitim alan imamların büyük bölümü kırsalda görev yapıyor. Kırsalda oluşabilecek afete bizden önce ulaşma şansları daha yüksek. Bu nedenle aldıkları eğitimler sayesinde ilk müdahaleyi gerçekleştirebilecek ve bize zaman kazandıracaklar. Bu tarz birçok planlamamız var. Saha tatbikatlarımıza devam ediyoruz.”
“Daha önce nasıl hareket edeceğimiz konusunda bir fikrimiz yoktu”
Özalp ilçesinde görev yapan imam Kurban Keskin, AFAD eğitimlerini bütün vatandaşların, kamu kurum ve kuruluşlarında görev yapanların alması gerektiğini vurguladı.
Van’da büyük yıkıma neden olan 7,2 büyüklüğündeki depremi yaşadığını anlatan Keskin, şunları anlattı:
“O zaman depremde ne yapacağımızı bilmiyorduk. Evimizde ve sokakta nasıl hareket edeceğimiz, nasıl koordine olacağımız konusunda bir fikrimiz yoktu. 6 Şubat depreminde Hatay’da görev aldım. O esnada birçok vatandaşımız ne yapacağını bilmiyordu. 6 Şubat depreminden sonra AFAD’ın çalışmalarını gördüm ve ‘Neden eğitim almıyorum?’ diye düşündüm. Aldığımız eğitimler sayesinde en basitinden düdüğün 3 kere çalması durumunda enkazdan uzaklaşılması gerektiğini öğrendik.”
Aldıkları eğitimin imamlar için önemli olduğunu belirten Keskin, “Kırsal bölgelerde vatandaşların bilgilendirilmesi için bu eğitim çok önemliydi. Aldığımız eğitimler sayesinde cemaati bilinçlendirebiliriz. Bir afet olduğu zaman veya bir çoban düştüğü zaman onu nasıl kurtaracağımızı bilmiyorduk. Aldığımız eğitim sayesinde öğrendik. Bir olay yaşandığında AFAD ekipleri gelene kadar imamlar ilk müdahaleyi yapabilecek.” ifadelerini kullandı.
Van İl Müftülüğünde vaiz olarak görev yapan ve eğitimlere gönüllü olarak katılan Elem Yıldız, 6 Şubat depreminden sonra eğitim almaya karar verdiğini ifade etti.
Kahramanmaraş merkezli depremlerin ardından Hatay’da bir hafta görevli olarak çalıştığını belirten Yıldız, “Depremden 1 gün sonra çalışma arkadaşlarımla yola çıktık. Halkımız için çok üzücü bir durumdu. Manzarayı gördüğümde çok üzüldüm, keşke eğitim alsaydım diye düşündüm. Burada profesyonel ekiplerden eğitim aldık, çok güzel bilgiler öğrendik. Ülkemizin deprem ülkesi olduğunu unutmamalıyız, bu yüzden bu eğitimler çok önemli.” değerlendirmesinde bulundu.
]]>MARMARA Bölgesi’nde beklenen olası büyük depremde önemli rol oynayacak Edirne’de, profesyonel eğitimli afet gönüllüleri oluşturulmaya başlandı. Gönüllülerin 1 yıllık eğitim sonunda profesyonel ekiplerle arama kurtarma çalışmalarına katılmaya hazır hale geleceğini söyleyen Mahalle Afet Gönüllüleri Acil Müdahale Derneği (MAG/AMESAR) İl Temsilcisi Tuğberk Emre Aktaş, “Özellikle 6 Şubat’taki depremden sonra mahallede yaşayanların ne kadar önem kazandığını gördük. Çalışmalarımız mahalle özelinde devam edecek. Şu anda ilk hedefimiz en az 100 gönüllüye ulaşmak” dedi.
Kahramanmaraş merkezli depremlerin ardından arama-kurtarma faaliyetlerinin önemi bir kez daha arttı. Olası Marmara depremi sonrasında önemli rol oynayacak Edirne’de ise AFAD ve MAG/AMESAR iş birliğiyle ‘Mahalle Afet Gönüllüleri’ projesi hayata geçirildi. Kentte 3 pilot mahallede uygulamaya konulan projeye 42 gönüllü başvurdu. Deprem ve birçok afette profesyonel olarak görev alacak vatandaşlara, AFAD İl Müdürlüğü’nde uzman ekipler tarafından eğitim verilmeye başlandı.
MAG/AMESAR İl Temsilcisi Tuğberk Emre Aktaş, gönüllülerin 36 saatlik teorik ve 220 saatlik pratik olmak üzere 1 yıllık eğitim sürecinden geçtikten sonra ekiplerle, afetlerde arama-kurtarma çalışmalarına katılmaya hazır hale geleceğini söyledi. Bünyelerinde toplamda 19 arama-kurtarma uzmanı olduğunu, 6 Şubat depreminin ardından bu sayıyı artırmak için projeyi hayata geçirdiklerini anlatan Aktaş, “Edirne’deki derneğimizi 2019 yılında kurduk. İlk başta acil müdahale ekipleri olarak görev yapıyorduk. Mahalle bazında değildi çalışmalarımız, tamamen il genelinde gönüllülük esasına göreydi. 6 Şubat sonrası çalışmalarımız hız kazanınca bu yıl da Mahalle Afet Gönüllüleri projemizi hayata geçirdik. İlk başta 3 pilot mahalle olmak üzere daha sonrasında ilçelerimizle birlikte tüm mahallelerimize uygulayacağız” dedi.
‘1 YIL SONUNDA PROFESYONEL EKİPLERLE ÇALIŞMALARA KATILABİLECEKLER’
Aktaş, açıklamasında, “Özellikle 6 Şubat sonrası mahallede yaşayanların ne kadar önem kazandığını gördük. Bundan sonraki çalışmalarımız dolayısıyla mahalle özelinde devam edecek. 6 Şubat’ta kurumumuz da depremde görev yaptı. Edirne’den 19 gönüllümüz gitti. Şu anda ilk hedefimiz bu 19 gönüllüyü 100 gönüllüye çıkarmak, daha sonrasında da 500 gönüllüye çıkmak. Bu kapsamda vatandaşlar 36 saat teorik, 220 saat de sahada eğitim alacaklar. Sonunda mahalle afet gönüllümüz, profesyonel ekiple büyük afetlere gidip burada çalışmalara katılabilecek” diye konuştu.
‘PROFESYONEL OLMAK ÇOK FARKLI’
Derneğe 1,5 yıl önce katılan Trakya Üniversitesi öğrencisi Umut Varlı, özellikle afet durumlarında gönüllülük esasının önemini vurgulayarak, “Türkiye’de herkesin gönüllülük çalışmalarına katılması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü olası bir olayda birlik ve beraberlik ihtiyacı duyulduğunda bu çok önemli hale geliyor. Bunun dışında sadece arama-kurtarmacı olmak değil afetzede olmak da yaşanabilecek bir durum ve bu şekilde ekiplere üye olarak gerçekten afet durumunda ne yapılacağını öğreniyorsunuz. Bu eğitimlerin de çok olumlu olduğunu düşünüyorum. Çünkü Türkiye’nin buna çok ihtiyacı var, bu konuda eksik durumdayız. Çok fazla sayıya ulaşsak da profesyonel olmak çok farklı bu konuda. Bu konuda eğitimli olmak için herkesin üye olması gerekiyor” ifadelerini kullandı.
‘EVDE OTURUP İZLEMEK İNSANIN İÇİNİ ACITIYOR’
Projede gönüllü olarak eğitim almaya başlayan Hamit Babayiğit, “Ailem İstanbul’da yaşıyor ve olası İstanbul depreminde elimden bir şey gelebilmesi adına bu eğitimleri almak istedim. 6 Şubat’taki depremlerde evde oturup sadece izleyebildik ve bu insanın içini parçalayan bir durum. En azından orada insanlara yardım etmek, ufacık da olsa bir taş kaldırabilmek isterdik. Alacağımız eğitimler bu konuda bize profesyonel olarak işimize yarayacak” diye konuştu.
‘BİR NEBZE DE OLSA YARDIM ETMEK İSTİYORUZ’
?Gönüllülerden Elif Gülhan da “Son yaşanan 6 Şubat depreminden hepimiz çok etkilendik. Önümüzde de olası bir Marmara depremi söz konusu, en yakın şehir olarak da biz varız. Bununla alakalı biraz da olsa birilerine yardımcı olabilmek istiyoruz. Bunun için bu eğitime katıldım. Bir can bile kurtarabilirsek bizim için büyük mutluluk olur” dedi.
]]>Mersin Büyükşehir Belediyesi ile İçel Soroptomist Kulübü ile işbirliğinde, Erdemli ilçesinin Tömük Mahallesi’nde yaşayan kadınlara, 5 hafta sürecek ‘Kırsal Bölge Kadın Eğitim Bilgilendirme ve Güçlendirme Sunumları ve Atölye Çalışmaları’ isimli eğitim verilmeye başlandı.
Kadın ve Aile Hizmetleri Daire Başkanlığı organizasyonunda verilecek eğitimin ilk gününde Prof. Dr. Handan Birbiçer’den ‘Temel Yaşam Desteği’, Doç. Dr. Aydan Akdeniz’den de ‘Kadınlarda Kansızlık Nedenleri ve Belirtileri Nelerdir?’ konulu eğitim alan kadınlar, HPV, Alzheimer, ağız ve diş sağlığı gibi bir dizi eğitimin yanı sıra kadın hakları ve aile planlaması başlıklarında da eğitimler alacak. Uzmanlar eşliğinde yapılan eğitimlerin sonunda aile ekonomisine katkı sağlamak amacıyla, ‘Sabun Yapımı’ atölyesi de düzenlenecek.
PROF. DR. BİRBİÇER: “AMACIMIZ, KALBİ DURAN BİRİNE YAPILACAK İLK YARDIMI ÖĞRETMEK”
Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalından Prof. Dr. Handan Birbiçer, “Uzun zamandır kendi mesleğimin bir parçası olan resüsitasyon, yani kalbi yeniden canlandırma için eğitim veriyoruz. Türkiye’de bununla ilgilenen Resüsitasyon Derneği var. Bizim amacımız profesyonel sağlık ekiplerine eğitimin yanı sıra, halkı da bu konuda bilinçlendirmek. En azından 112 gelinceye kadar, kalbi duran bir kişiye neler yapabileceğini anlatmak için etkinlikler düzenliyoruz” dedi.
Yaptıkları etkinliklere ‘hayata el ver’ ismini verdiklerini söyleyen Prof. Birbiçer, “Pek çok yerde etkinlik yaptık. Amacımız, kalbi duran birisine ilk yardımı vatandaşlarımıza da öğretmek. Kadınlarımıza, kalbi duran bir kişiye ilk başta neler yapmaları gerektiğini anlattım. Onlara öğrettiğim için ben de çok mutlu oldum. Gönül ister ki, bütün vatandaşlarımıza bunu öğretebilelim” diye konuştu.
DOÇ. DR. AKDENİZ: “KADINLARA BU EĞİTİMİN VERİLMESİ TOPLUMDA ÇOK ÖNEMLİ”
Mersin Medical Park Hastanesi’nden Hematoloji Uzmanı Doç. Dr Aydan Akdeniz de kadınlara kansızlığın sebeplerini anlattı. Verdiği eğitimden kısaca bahseden Doç. Dr. Akdeniz, “Kadınlardaki kansızlığın en önemli sebebi, adet düzensizlikleri ve mide- bağırsaklardan olan kan kayıpları. Eğitimde bunların üstünde durduk. Çok keyifli ve interaktif bir etkinlikti. Merak edilen sorular oldu ve onları cevapladık” dedi.
Kadınların oldukça ilgili olduğunu belirten Doç. Dr. Akdeniz, “Özellikle kadınlara bu eğitimin verilmesi toplumda çok önemli. Biz burada bir kadını eğittik, ama o eve gittiğinde diyelim ki aile fertleri 5 kişi, o 5 kişiyi de eğitilmiş sayıyoruz. Yani böyle katlanarak büyüyen bir eğitim kitlesi oluşturmuş olacağız” diye konuştu.
KADINLAR VERİLEN EĞİTİMDEN ÇOK FAYDALANDI
İlemin Mahallesi’nden gelen Dudu Başkurt, eğitimden duyduğu memnuniyeti dile getirerek, bu olanakları sağlayan Başkan Vahap Seçer’e teşekkürlerini iletti. Başkurt, “Başkanımız sayesinde verilen bu eğitimler sayesinde kadınlarımız gelişti” dedi. Eğitimde neler öğrendiğine dair bilgiler de paylaşan Başkurt, “Eğitimde ilkyardımda kalp masajı nasıl yapılır, neler yapmamız gerektiğini anlattılar. Hastayı yatarken gördüğümüzde korkmamamız gerektiğini söylediler. Çok güzel bir eğitim oldu” diye konuştu.
İlemin Mahallesi’nden gelen bir diğer katılımcı da Birsen Geğişmen’di. Geğişmen, eğitimi çok beğendiğini söyleyerek, “Köyümüzde ulaşım imkanı olmadığı için, buraya araçla getirildik. Güzel bir eğitim verdiler ve önemli bilgiler elde ettik” ifadelerini kullandı.
Kadınlara bu tür eğitime mutlaka katılmalarını tavsiye eden Geğişmen, “Kadınların sadece evde oturup yemek yapıp, çocuk doğurmakla kalmadığını; kadınlarımızın değerli olduğunu burada öğrenmiş bulunduk. Herkesin katılmasını tavsiye ederim” dedi.
]]>Gençlik ve Spor İl Müdürlüğünce Gençlik Merkezi bünyesinde 5 ay önce, erken yaşta doğru yönelimler ve yeteneklerin ortaya çıkarılması amacıyla 6 ve 7’nci sınıf öğrencilerine yönelik “mühendishane” sınıfı açıldı.
Sınavla bu sınıfta eğitim görmeye hak kazanan 60 öğrenci, haftada 4 gün teorik ve uygulamalı derslere katılıyor.
Günlük 4 saat eğitim alan öğrenciler, matematik, kimya, biyoloji, fizik, robotik kodlama, akıl oyunları alanında verilen teorik eğitimin yanı sıra merkezdeki atölye ve laboratuvarlarda deneyler ve atölye çalışmaları yapıyor.
Katılımcılar, Gençlik Merkezinin sosyal ve fiziki imkanlarından da yararlanıyor.
Teoride öğrendiklerini saha ve atölyelerde uygulayabiliyorlar
Gençlik ve Spor İl Müdürlüğünde proje koordinatörlüğünü yürüten Gençlik ve Spor Şube Müdürü Zafer Battal, AA muhabirine, gençlerin gelişimine katkı sağlamak için Gençlik Merkezince sportif ve kültürel etkinlikler düzenlediklerini söyledi.
Bunun yanı sıra bazı atölye ve teorik eğitim faaliyetleriyle de öğrencileri geleceğe hazırlamaya çalıştıklarını belirten Battal, “Bu kapsamda açtığımız mühendishane sınıfımızda teoriden beslenilmiş fakat pratiğe de önem vermiş atölye çalışmaları yapıldığı için biz bu çalışmaya ayrıca önem veriyoruz.” dedi.
Battal, gençlerin teorikte öğrendiklerini sahada ve atölyelerde uygulayabildiğine dikkati çekerek şöyle devam etti:
“Özellikle uygulama kısmı onlara ayrı bir kalite ekleyecektir. Bu şekilde nesillerimizin bilinçli şekilde yol almasını sağlayacak çalışmalara destek vermeye devam edeceğiz. Velilerimizin, çocuklarımızın ilgi göstermelerini istirham ediyoruz. Şu ana kadar gösterilen ilgiden memnunuz fakat bizim için yeterli değil. Gençlerimizin gelişimlerini daha iyi sağlamak için hizmetlerimize devam edeceğiz.”
“Hem eğlendiriyor hem de öğrenmelerini sağlıyor”
Fen bilimleri öğretmeni Ayşenur Keleş de sınıfta verilen teorik dersler ve akıl oyunlarıyla öğrencilerin zihinsel gelişimini artırarak altyapılarını desteklemeye çalıştıklarını anlattı.
Teorik eğitimlerin yanı sıra sınıfta ve atölyelerde yaptıkları deneylerle gençlerin öğrendiklerini pratiğe aktardığını dile getiren Keleş, şunları kaydetti:
“Teorik kısmı biraz sıkıcı buluyorlar. Bunu pratiğe döktüğümüzde daha net bir şekilde öğreniyorlar. Biz de uygulama kısmı üzerinde daha fazla duruyoruz. Alev deneyi, laboratuvar uygulamaları, çizim, İngilizce konuşmalar yapıyoruz. Bu tür uygulamalar öğrencileri hem eğlendiriyor hem de öğrenmelerini sağlıyor. Buradaki amacımız az öğrenciye hem uygulamalı eğitim verebilmek hem de aynı zamanda teorik olarak zaten okulda gördükleri eğitimleri daha üst seviyeye taşımak.”
Keleş, öğrencilere gelecekte okumak istedikleri bölüm için zemin hazırladıklarını, eğitimleri en üst seviyeye çıkarmaya çalıştıklarını aktardı.
7. sınıf öğrencisi Azranur Kayalı ise “mühendishane” sınıfının kendileri için büyük bir şans olduğunu vurguladı.
Kayalı, sınıfta teorik olarak öğrendiklerini deneyler ve çeşitli atölye çalışmalarıyla pratiğe aktardıklarını söyledi.
Yazılım mühendisi olmak istediğini dile getiren 6. sınıf öğrencisi Muhammet Akif Daştan da lise ve üniversite öncesinde ileri düzey matematik, kimya, biyoloji, kodlama ve İngilizce derslerinin kendileri için son derece faydalı olduğunu ifade etti.
]]>Rektörlük Senato Salonu’nda gerçekleştirilen imza törenine Kayseri Üniversitesi Rektörü ile Üst Yöneticileri, hayırsever Osman Ulubaş ve Osman Ulubaş Köşk Anadolu Lisesi yöneticileri katildi.
Kayseri Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Kurtuluş Karamustafa protokolde yaptığı konuşmada, “Bugün burada Kayseri Üniversitemiz ile Osman Ulubaş Köşk Anadolu Lisesi arasında ‘Uluslararası Birleşmiş Milletler Model Konferansı 2024 (Munos24)’ Projesi İş Birliği Protokolü’ ve “Sosyal, Bilimsel ve Kültürel İş Birliği Protokolü” olmak üzere iki ayrı iş birliği protokolünü imzalıyoruz. Birlikte çalışma ve iş yapabilme ruhu ile bir araya gelerek, oluşturacağımız sinerji ile ülkemizin geleceği sevgili gençlerimiz için çalışmalar yürüterek yükseköğretime daha bilinçli ve emin adımlarla hazırlanmalarına yardımcı olmak amacıyla böylesine kıymetli bir protokolü imzalayarak, son derece kıymetli çalışmalara başlangıç yapacağımızı ümit ediyorum. Eğitim kurumlarını, öğrencilerin yalnızca teknik bilgi ile donatıldığı müesseseler olarak görmek son derece sığ bir bakış açısı olacaktır. Yükseköğretim sonrasında gençlerimizin toplumun ilerisinde, ülke vizyonunu özümsemiş, küresel düşünüp yerel hareket edebilme kabiliyetine haiz, bulunduğu sektörün talep ettiği üstün vasıflara sahip, ülkesinin sürdürülebilir rekabet gücü elde etmesine var gücüyle katkı sunma gayretinde ve sosyal fayda oluşturan süreçlerin içerisinde yer alma arzusunda bireyler olarak hayata atılmaları; bu bilinç ve özveri ile ülkelerine hizmet etmeleri geleceğimiz için çok büyük önem arz etmektedir” ifadelerini kullandı.
Kayserililerin hayırseverliğinden de bahseden Kayseri Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Kurtuluş Karamustafa; “Hayırseverlerin de büyük destek ve gayretleri ile Kayseri, eğitim alanında Türkiye’nin önde gelen şehirleri arasında yer almaktadır. Bu anlamda kıymetli hayırsever iş insanı Osman Ulubaş’ın eğitim alanında ilimize yaptığı katkılar takdire şayan bir boyuta ulaşmıştır. Osman amcamızın mesleki ve teknik eğitime ne denli önem verdiği, bakış açısının ne kadar geniş olduğu bilinmektedir. Kayseri Üniversitesi de misyon ve vizyonunun gereği olarak odağına mesleki ve teknik eğitimi alan bir anlayış ile eğitim-öğretim faaliyetlerini yürütmektedir. Bu vizyon birlikteliğinin üniversitemizi güçlendirerek daha ileriye taşıyacağına; daha güçlü bir Kayseri Üniversitesi’nin ise sanayi ve üretimde çok daha hızlı ve sürdürülebilir ilerleme çalışmalarına kapı aralayacağına inanıyoruz” diye konuştu.
Kayseri OSB’de yine Kayserili hayırsever iş insani Avukat Mehmet Altun tarafından yaptırılacak olan teknik kampüsün de önemine işaret eden Kayseri Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Kurtuluş Karamustafa değerli iş insani Osman Ulubaş’ın da mesleki ve teknik yükseköğretime vermiş olduğu desteklerden de bahsetti ve teşekkür etti.
Hayırsever Osman Ulubaş imzalanan bu protokolün vatanımıza ve milletimize hayırlı olmasını diledi.
Osman Ulubaş Köşk Anadolu Lisesi Okul Müdürü İlhami Boran ise yapılan protokolün öğrenciler açısından çok faydalı olacağına inandığını ifade etti. – KAYSERİ
]]>İlçe Gençlik ve Spor Müdürlüğü ile Ortahisar Milli Eğitim Müdürlüğü iş birliğinde hazırlanan “Sporla Gülümse Geleceğine Projesi” kapsamında 10 pilot okuldan 2 bin 943 öğrenci, spor branşlarını öğrenmek için ders saatlerinde spor tesislerine geliyor.
Hafta içi 10.00-14.00 saatleri arasında servisle okullarından spor kompleksine gelen öğrenciler, yüzmeden tekvandoya, bokstan atıcılığa kadar 12 branşta eğitim alıyor.
Ortahisar Gençlik ve Spor Müdürü Ecvet Kurt, AA muhabirine, proje ile öğrencilerin sporla tanışmasını amaçladıklarını söyledi.
Kurt, Ortahisar Kaymakamlığı ve İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü önderliğinde güzel bir birliktelik yaptıklarını belirtti.
Proje kapsamında 10 okuldan 2 bin 943 öğrencinin haftanın 5 günü spor kompleksine geldiğini ifade eden Kurt, “Bu ciddi bir sayı. Bizim için de çok sevindirici, iki ayda bir de branşlarda dönüşüm yaptırıyoruz çocuklara. Bir dönemde 4 branşın altyapısını tanımış oluyorlar.” dedi.
Kurt, antrenörlerin çocuklara sadece egzersiz ya da oyun değil, branşın altyapısını, temel tekniklerini öğrettiklerine dikkati çekerek, “Çok da güzel dönüşler alıyoruz. Şu anda 10 okulumuzla projeyi yürütüyoruz.” diye konuştu.
Projenin çok önemli olduğunu vurgulayan Kurt, şu değerlendirmede bulundu:
“Aynı anda tesiste bazı günler 750 ila bin çocuk oluyor. Antrenörler karşılıyor, ders bittiği zaman yine servislerle okullarına dönüyorlar, diğer gruplar başlıyor. Çocuklarımıza branşlarımızı tanıtıyoruz. Spor yapma imkanı olmayan çocuklarımız oluyor, ulaşamayanlar var. Böyle bir imkan olduğu zaman günde yaklaşık 3 bin çocuk, bu tesislerden faydalanıyor. Judo, karate, tekvando, güreş, masa tenisi, satranç, eskrim, badminton, okçuluk, yüzme, atıcılık ve tenis branşlarımız var. Çok talep var, önümüzdeki yıl projeyi daha da geliştirmeyi hedefliyoruz.”
Cemil Karakaş: “Çocuklar alanında uzman antrenörlerle etkinlik yapıyor”
Ortahisar Milli Eğitim Müdürü Cemil Karakaş, amaçlarının çocukların hem fiziksel hem de ruhsal gelişimlerine katkı sağlamak olduğunu söyledi.
Karakaş, Milli Eğitim Bakanlığının da bu tür faaliyetlere önem verdiğine işaret ederek, “Sayın Bakanımız özellikle okullarda sabah etkinliklerinde fiziksel hareketlerle öğrencilerin okula başlamaları noktasında bizleri yönlendiriyorlar. Bu anlamda yapılan çalışma ilkokul düzeyinde olduğu için çok önemli.” dedi.
Çocukların, alanında uzman antrenörlerle etkinlik yaptığını belirten Karakaş, “Çocuklarımıza dokunuyorlar, bu anlamda günümüzün en büyük sıkıntısı dijital bağımlılıktan spor etkinlikleri sayesinde uzaklaşıyorlar. Gerçekten faydalı bir etkinlik olacak.” ifadesini kullandı.
Velilerden Selda Akat ise projenin çocuklar için faydalı olduğunu belirterek, “Belki çocukların saklı kalmış bir yeteneği varsa, o yeteneği değerlendirilir. Mutlu ve keyifli bir şekilde gidip geliyor. Proje bizim için de çocuklar için de çok güzel oldu.” diye konuştu.
Öğrencilerden Kerem Asaf Kapucu da tenisi çok sevdiğini dile getirerek, “El ve kol kaslarım gelişiyor. Burada spor yapmayı daha çok seviyorum çünkü burası daha güvenilir ve uygun bir alan. Hocalar da iyi eğitiyor bizi. Gelecekte bir sporcu olmayı planlıyorum. Yetenekli bir sporcu olacağıma inanıyorum.” diye konuştu.
]]>ANTALYA’da kalfalık eğitimi sırasında, aracın yakıt deposunun şamandırasını değiştirirken meydana gelen parlamada vücudunun yüzde 80’i yanan lise öğrencisi Beyzanur Hatmorioğlu (18), 7 ayda 15 ameliyat geçirdi. Hatmorioğlu, “Uzun süre yürüyemedim. Ellerimi doğru düzgün kullanamıyorum. Aynaya bakamıyorum. Eski ben değilim artık. Başkalarının yaptığı bir hata hayatıma mal oldu” dedi.
Muratpaşa Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nde elektromekanik alanında eğitim gören Beyzanur Hatmorioğlu, Akdeniz Sanayi Sitesi’ndeki bir araç servisinde, kalfalık eğitimini sürdürürken, iş kazası geçirdi. Hatmorioğlu ve ustası T.A., 20 Haziran’da servise gelen otomobilin arka koltuğu altındaki yakıt deposunun şamandırasını değiştirirken, parlama oldu. O sırada aracın içinde olan ve alevler arasında kalan Hatmorioğlu’nun yüzü ve vücudu ciddi derecede yandı. Hatmorioğlu, Akdeniz Üniversitesi Hastanesi’ne kaldırılırken, T.A. ise Antalya Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde tedaviye alındı. Uzun süre Akdeniz Üniversitesi Yoğun Bakım Ünitesi’nde tedavi gören Beyzanur Hatmorioğlu, 15 ameliyat geçirdi.
‘ESKİ BEN DEĞİLİM’
Staj yaptığı yerde yaşadığı kazayı anlatan Hatmorioğlu, alevin, aracın arka koltuk tarafındaki yakıt deposundan parladığını anlattı. Hatmorioğlu, “Çok uzun yoğun bakım sürecim oldu. Uzun süre yürüyemedim. Ellerimi doğru düzgün kullanamıyorum. Aynaya bakamıyorum. Eski ben değilim artık. Başkalarının yaptığı bir hata hayatıma mal oldu. Eğitim hayatım bitti. Ben çok seviyordum okulumu. Şu an güneşe bile çıkamadığım için okula gidemiyorum. Hayalim usta olmaktı. Sanırım artık onu da yapamayacağım” dedi.
Kaza nedeniyle vücudunun yüzde 80’inin ileri derecede yandığını aktaran Beyzanur Hatmorioğlu, çok fazla doku kaybı nedeniyle ellerini kollarını hareket ettirmekte zorlandığını anlattı. Kalıcı hasarın fizik tedavilerle düzelemeyeceğinin kesinleştiğini belirten Beyza Hatmorioğlu, ellerini oynatabilmesi ve kollarının açılabilmesi için önümüzdeki aylarda çeşitli ameliyatlar geçireceğini söyledi.
‘ORTADA BÜYÜK BİR SUÇ VAR’
Olayla ilgili yürütülen soruşturmada alınan bilirkişi raporunda iş yerinin kusursuz olduğunun belirtilmesi üzerine iş yerine ilişkin takipsizlik kararı verildiğini söyleyen Hatmorioğlu, “Bilirkişinin tamamen yanlış bir rapor düzenlediğini düşünüyorum. Ortada büyük bir suç var. Ben onların öğrencisi olarak çalıyordum. Herkesin hak ettiği cezayı çekmesini istiyorum” diye konuştu.
Hatmorioğlu’nun avukatı Erdal Yiğit, olayla ilgili Antalya Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderilen bilirkişi heyet raporunda, aracın elektronik devresinin teknik yönden incelemesinin yapıldığını belirterek, şöyle konuştu:
“Raporda, ‘Yangın odağının elektronik kart ve yakın çevresi olduğu, arıza giderme işinin standart yönetmeliklere göre uygun yapılmadığı, bu nedenle yangın meydana geldiği görüş ve kanaatindeyiz. Araca müdahale eden uzman T.A. isimli çalışanın yangının meydana gelmesinde asli kusurlu olduğu, diğer kişilerin bir kusuru olmadığı görüşü ve kanaatindeyiz’ denildi. Savcılık bilirkişi raporu sonrası iş yeriyle ilgili takipsizlik kararı verdi. Bilirkişi raporunu düzenleyen 2 kişiden 1’i elektrik mühendisi, diğeri makine mühendisi. Olay yeri inceleme raporları ve tanık beyanlarına göre, yangın aracın arka tarafındaki benzin pompasında aküyle elektrik verilmesinden kaynaklanıyor. Takipsizlik kararına itiraz ettik.”
]]>İzmir’de yaşayan ve özel sektörde yıllarca çalıştıktan sonra emekli olan Arif Uçar, çocukluk hayali olan ahşap oymacılığı kursuna gitti. Çiğli Halk Eğitim Merkezinde usta öğretici Tahsin Güler’den yaklaşık 2 yıl kadar eğitim aldı. Usta öğretici Güler’in vefatından sonra Uçar’ın eğitim hayatı, merhum Tahsin Güler’in kardeşi ahşap ustası Aşır Güler ile devam etti. Aşır Güler’in evinin altında bulunan ve hobi olarak eğitim aldığı 35 metrekarelik atölyede bir süre sonra küçük işler üretmeye başlayan Uçar, zamanla kendini geliştirerek harika eserler ortaya çıkarmaya başladı. Yaklaşık 5 yıldır ahşap oyma işiyle ilgilendiğini belirten Uçar, “Ahşap oymacılıkta rölyef, heykel, yarı heykel gibi birçok alanlar var. Ben daha çok üç boyutlu heykel ya da yarı heykel alanını tercih ediyorum. Bunun dışında bir Egeli olarak, bir deniz aşığı olarak, Ege’nin balıklarını, bir taraftan da mitolojiye olan ilgimden dolayı Helenistik ve Roma Dönemi miğferlerini oymaya çalışıyorum” dedi.
“Özellikle yaptığım miğferler ilginç geldi”
Hobi olarak başladığı ahşap oymacılık işinin zamanla ticari zemin kazandığını belirten Uçar, “Yaptığım eserlerin ilgi çekmesi üzerine ben de bunları ticari faaliyete dönüştürdüm. Hatta bu ilgi yurt dışına da taştı. Özellikle yaptığım miğferler ilginç geldi. Ahşap oymada miğfer yapıldığını hiç görmedim. Hatta sadece Helenistik miğferler değil, Viking miğferleri, Selçuklu miğferleri gibi taleplere kadar döndü” ifadelerini kullandı.
“En az 2 yıllık, 3 yıllık dinlenmiş bir ağaç seçmeniz çok önemli”
Özellikle Avrupa ülkelerinden yoğun ilgi gören miğferlerin yapılış hikayesini anlatan Uçar, “İlk önce burada kullandığım ağaçtan bahsetmek istiyorum. Heykel çalışması yapacaksanız ilk önce ağacınızın kurumuş olması gerekiyor. Çünkü eseriniz bittikten sonra çatlamalar veyahut da yamulmalar olabilir. O yüzden en az 2 yıllık, 3 yıllık dinlenmiş bir ağaç seçmeniz çok önemli. Yine oyma açısından daha rahat olan ıhlamur ağacını tercih ediyorum. Ihlamur ağacımızı aldıktan sonra elle yapmak istediğimiz objeyi kerestenin üzerine çiziyoruz. Kestikten sonra bütün aşamaları oymacılıkta kullandığımız iskarpelalarla, tokmakla, elle oyarak başlıyoruz. İçini oyduktan sonra dışını da şekillendirip en son aşamalarda da ince motiflere geçiliyor. Motiflerini de tamamladıktan sonra iyi bir zımpara yapıyor ve akabinde kök boyaları ya da kumaş boyaları kullanarak, hatta burada bazen kurumuş kan efektlerini de vererek boyama işlemini yapıyoruz. Tekrar bir zımparalamadan sonra gomalak (Lac böceğinin salgıladığı doğal bir reçine) dediğimiz organik cilayı yaklaşık 15-20 kat, bazen hatta 30 kata kadar sabırla inceltilerek üstüne sürüyoruz. En son da keten tohumu yağıyla yavaş yavaş parmakla masaj yapar gibi yaklaşık bir gün kadar da bu işlem yapılıyor. Sonra keçeyle güzelce silindikten sonra yaklaşık bir ay sonunda böyle bir eser ortaya çıkıyor” şeklinde konuştu.
“Değerli bir sanat, kaybolmasını istemiyoruz”
Günümüzde ahşap oyma sanatına ilginin azaldığının altını çizen Uçar, “Özellikle şunu belirtmek istiyorum. Ahşap oyma bu toprakların çok geleneksel bir sanatı, zanaatı. Maalesef gelişen teknolojilerle birlikte bu tür sanatlar kaybolmaya başlıyor. Bu bizim için çok büyük bir üzüntü. Ama bizler bunu tekrar canlandırarak yeni nesillere örnek olması amacıyla sergiler de açıyoruz, ilgi çekmeye çalışıyoruz bu alana. Gençlerin de buna ilgi duymasını istiyoruz. Çok güzel eserlerin çıktığı bir ülkedeyiz. Mutlaka buradaki gençlerimizin de buna ilgi duymasını istiyorum. Değerli bir sanat, kaybolmasını istemiyoruz” ifadelerini kullandı. – İZMİR
]]>Kadınlara yönelik projeleriyle dikkatleri üzerine çeken İzmir’in Karabağlar ilçesi Refet Bele Mahallesi Muhtarı Hatice Akar’ın, halk eğitime yapmış olduğu başvuru sonucunda mahallesinde yaşayan ev hanımı kadınlar, yaklaşık 2 aydır atık kağıtlardan sepet örüyor. Çocuklarını okula, eşlerini işe gönderen kadınlar, hem zamanlarını boşa harcamıyor hem de üretip sattıkları sepetler sayesinde ev ekonomisine katkıda bulunuyorlar.
“Yılbaşında bir satışımız oldu ve bütün hanımlarımız bayağı satış yaptılar”
20 Kasım 2023 tarihinde Karabağlar ilçesi Refet Bele Mahallesi Muhtarlık alanında başlayan ve bugün sonlanacak sepet örücülüğü kursuyla 15 kursiyere eğitim veren Karabağlar Halk Eğitim Merkezi Usta Öğreticisi Zübeyde Kuyuldar, “Kursumuz haftada 40 saat, günlük ise 8 saatten 332 saat sürecek. Atık kağıtları örüp kumaş boyasıyla rengarenk boyadıktan sonra farklı farklı sepetler örüyoruz. Muhtarımızın desteğiyle yılbaşında bir satışımız oldu ve bütün hanımlarımız bayağı satış yaptılar. Satışlardan elde edilen gelir ise hanımlarımız arasında paylaşıldı” dedi.
“Kazandıkları parayla moralleri yükseldi ve daha iyi örmeye başladılar”
Kadınlara yönelik projeleriyle dikkatleri üzerine çeken Karabağlar Refet Bele Mahallesi Muhtarı Hatice Akar, “Ev hanımı kadınlarımız sürekli bana gelerek ‘Muhtarım evde yapabileceğimiz bir iş var mı?’ diyorlar. Bende bu kursu halk eğitim merkezinde gördüm, internette araştırdım ve kadınlarımızın evde en uygun, en ucuz yoldan nasıl para kazanabilirler konusunda çalışmalar yürüttüm. Daha sonra ise bazı okullarla iletişime geçerek öğrencilerin eski kitaplarını aldım. O kitapları matbaada kestirdikten sonra halk eğitime muhtarlığın içinde bütün ihtiyaçları bana ait olmak üzere bir sepet örücülüğü öğretmeni göndermeleri yönünde dilekçe yazdım. Kursiyer kadınların listesini teslim ettik ve bize bir öğretmen gönderdiler. Kursumuz başladı ve ham madde olarak gazete, fiş aklınıza gelebilecek her türlü kağıdı geri dönüşüm olarak kullanıyoruz. Kursiyerlerimiz şu an ürettikleri sepetlerde çocuklarının eski ders kitaplarını kullanıyorlar. Şişe sardıkları kağıtlar ile çeşitli yöntemlerle renklendirmeler yaparak ve yapıştırıcılar kullanarak sepetlerini örüyorlar. Acemiliklerini bayağı attılar ve artık para kazanmaya başladılar. Kadınlarımızın kazandıkları parayla moralleri yükseldi ve daha iyi örmeye başladılar” ifadelerini kullandı.
“Kadınlarımız üretmeye devam edecek”
“Kurs bitse dahi kadınlarımız burada üretmeye devam edecek” diyen Akar, “Kaymakamlığımızın desteğiyle Karabağlar’da Çalıkuşu Kadın Kooperatifini kurduk. Şu anda kadınlarımız evde oturdukları yerde mobilya aksesuarı olarak sepet örecekler. Çocuklara sırt çantası, kalemlik yapıp onları da paraya çevirecekler. Böyle bir düşünce oluştu ve bunu da sonuçlandırdık hemen hemen” diye konuştu.
Yaklaşık 2 aydır sepet örücülüğü kursuna gelen Gül Özer ise “Eve katkı olsun diyerekten sepet örüyoruz. Burada evin sıkıntısını stresini masrafsız bir şekilde atıyoruz. Yaptığımız etkinliği seviyoruz” diye konuştu. – İZMİR
]]>MİLLİ Eğitim Bakanlığı ile Ankara Müzik ve Güzel Sanatlar Üniversitesi arasında, üniversite bünyesinde güzel sanatlar ilköğretim okulu ve güzel sanatlar lisesi kurulması için iş birliği protokolü imzalandı. Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, “Türkiye’de müzik eğitimi konusunda devrim niteliğinde bir adım olduğuna inanıyorum. Bu konuda yetenekli çocuklarımız için yepyeni bir alan açılıyor, yepyeni bir imkan açılıyor” dedi.
Ankara Müzik ve Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde düzenlenen imza törenine Bakan Tekin ile Rektör Prof. Dr. Erhan Özden katıldı. Bakan Tekin, Türkiye’de özellikle sanat eğitimi konusunda, genelde de eğitimle ilgili çok farklı bir yolun açıldığını, 2014 yılından itibaren proje okulu formatıyla eğitim öğretim sistemine dahil ettikleri okul türlerinden birini daha hayata geçirdiklerini belirtti. Bakan Tekin, şöyle konuştu:
“Proje okulu formatının esprisi şuydu; Milli Eğitim Bakanlığı’nın bünyesindeki genel eğitim öğretim kurumlarının dışına çıkabileceğimiz, gerek alan itibarıyla gerekse öğretmen arkadaşlarımızın eğitimleri itibarıyla farklı uygulamaları hayata geçirebileceğimiz bir model üretmeye çaba sarf etmiştik. O tarihten itibaren de özellikle mesleki ve teknik Anadolu liselerinde, hemen ardından da spor liselerinde bu yeni ürettiğimiz modelden hareketle daha rahat hareket edilebilecek, işin doğasına daha uygun nitelikte sürecin içerisinde paydaşlarımızı da katabileceğimiz yeni okullar ortaya çıkmaya başladı. Meslek liseleri ile ilgili kısımda sektörle irtibat halinde, sektörün ihtiyaç duyduğu insan kaynağı profiline uygun, sektörün ihtiyaç duyduğu eğitimi almış elemanlar yetiştirmek üzere tematik proje meslek liseleri ortaya çıkmaya başladı. Bu meslek liselerinin mesleki alanla ilgili programlarını ilgili paydaşlarımızla beraber yaptık. Öğretmen kadrosunun seçiminde ve niteliklerinde yine sektörle birlikte iş birliği yaparak meslek liselerinin tematik hale gelmesi için önemli bir adım artık.”
‘FEDERASYONLARIN DESTEĞİNİ ALDIK’
Spor liseleri ile ilgili de adımlar attıklarını kaydeden Bakan Tekin, “Spor liselerimizi ilgili federasyonlarla entegre bir biçimde tematik hale getirerek, Türkiye’de sporcu yetişmesi sürecine katkıda bulunmaya çalıştık. Voleybol lisesi, futbol lisesi, basketbol lisesi başta olmak üzere birçok spor alanında ilgili federasyonlardan yine bahsettiğim çerçevede proje okul formatında okullar kurmaya başladık. Bu okullarda, okulların sporla ilgili alanlarındaki programların oluşumunda ilgili federasyonların desteğini aldık. Aynı şekilde eğitici kadrolarının belirlenmesinde, ilgili federasyonlarda bu konunun uzmanı kişilerin desteğini aldık. O tarihte eksik bıraktığımız, yeterince aynı formatta okul açmakta zorlandığımız konulardan bir tanesi güzel sanatlar liselerimizdi” dedi.
‘BİR BAŞARI HİKAYESİ YAZABİLİRİZ’
Bakan Tekin, şimdi bu hayali gerçekleştirdiklerini söyleyerek, “Genelde sanat ve spor, özelde de müzik eğitiminin çok küçük yaşlardan itibaren eğitim sürecine başlamasının, sürece çok katkısı olacağını herkes biliyor. Bizler de bu realitelerin hareketle burada tematik bir üniversite, Ankara Müzik ve Güzel Sanatlar Üniversitesi bünyesinde ilkokul, ortaokul ve lisenin bulunduğu bir eğitim öğretim sürecini inşallah başlatmış olacağız. Ben gerçekten çok heyecanlıyım. Türkiye’de müzik eğitimi konusunda devrim niteliğinde bir adım olduğuna inanıyorum. Bu konuda yetenekli çocuklarımız için yepyeni bir alan açılıyor, yepyeni bir imkan açılıyor. İnşallah bu heyecanımızı devam ettirebilecek, sürdürebilecek bir başarı hikayesi buradan yazabiliriz” ifadelerini kullandı.
]]>Kağıthane Belediyesi’nin 2021 yılında açılışını gerçekleştirdiği El Battani Uzay Evi’nde Engelliler Gündüz Hizmet Merkezi öğrencilerini ağırladı. İlçedeki engelli bireylerin eğitim hayatlarına katkıda bulunmak ve motivasyonlarını artırmak adına verilen eğitime ilgi yoğundu.
Engelli öğrenciler ilk önce astronot kıyafetleri giyerek gezegenleri öğrendi. Ay Küre uygulamasıyla Ay hakkında bilgiler edindikten sonra similatör kullanılarak Ay’a iniş gerçekleştirildi. Yer çekimi simülasyonuna katılarak uzaydaki ağırlık kavramı hakkında eğitim alan öğrenciler 180 derecelik ekranda ise uzayla ilgili videolar izledi.
Sonrasında uzay teleskopu ile gökyüzü gözlemi yapıldı. Eğitim ve gözlemlerin ardından engelli öğrenciler boyama yaparak uzay ile ilgili hayal ettiklerini resme döktü. Öğrencilerin resimleri 180 derecelik ekrana yansıtılarak çizgi film şeklinde izlenime sunuldu.
‘2021 YILINDAN İTİBAREN UZAY EVİNE 48 BİN 578 ÖĞRENCİ ZİYARET ETMİŞTİR’
El Battani Uzay Evi’nde eğitim veren Neşe Aytekin, ‘2021 yılından itibaren uzay evini 48 bin 578 öğrenci ziyaret etmiştir. Bunun dışında hem okul ziyaretlerimiz hem de bireysel ziyaretlerimiz bulunmaktadır. Öğrencilerimize uzay evinde El Battani hakkında bilgi veriyoruz. Simülasyonlarımız, ay küremiz var. Refleksmetre ile öğrencilerin kütlesine bakıyoruz. Son olarak öğrencilerimize resim yaptırıp onları 180 derecelik ekrana yansıtıp hareket ettiriyoruz. Öğrencilerimiz bundan büyük zevk alıyor. Ayrıca ilçemizde bulunan uzay evimize farklı ilçelerden gelen öğrenciler var’ diye konuştu.
‘ÖĞRENCİLER AĞIRLIK CİHAZINDA AYDAKİ VE UZAYDAKİ KİLOLARINI ÖĞRENDİLER’
Düzenlenen etkinlikle ilgili oldukça mutlu olduğunu ve keyif aldığını söyleyen Aytekin, ‘Bugün özel çocukların buraya gelmesinde eğitim hayatlarına bir nebze de olsa vurgu yaptık. Ay küremizde bilim adamlarını tanıdılar. Öğrenciler ağırlık cihazında aydaki ve uzaydaki kilolarını öğrendiler. Refleksmetre de reflekslerini öğrendik. Boyama yaptılar. Çocuklar yaptıkları boyamaların ekrana yansıtılmasından büyük bir keyif aldı. İnanılmayacak bir gün yaşadılar. Eğitim hayatlarında bir nebze de olsa nokta vuruşu yaptıysak bize ne mutlu. Herkese çok teşekkür ederim’ dedi.
Engelliler Gündüz Hizmet Merkezi öğrencilerinden Ayşe Yazıcı ise ‘Her şey çok harika ve güzel gidiyor. Önceden içine kapanıktım. İyi ki okula geldim. Arkadaş ortamı, çevre ortamı her şey bambaşka oldu. Eski halimle yeni halim bir değil’ ifadelerini kullandı.
Edanur Kuru da ‘Her şey çok güzel ve memnunum. İyi ki hocalarım bizi getirmiş. Her şey için teşekkür ederim. Burada arkadaşlarımla iyi geçiniyorum. Becerilerimiz iyi. Okulumuzdan memnunuz’ dedi.
Öğrencilerden Ali Aydın Özer’in annesi Oya Özer ise ‘Başkanımıza teşekkür ediyoruz. Benim oğlum severek gidip geliyor ve mutlu. Etkinlikler oluyor. Ders veriyorlar. Önemli olan çocuğumun severek gidip gelmesi’ diye konuştu.
Engelliler Gündüz Hizmet Merkezi öğrencilerinden Dilan Mıh’ın annesi Döne Mıh da ‘Öncelikle Belediye Başkanımıza çok teşekkür ediyoruz. Bizim çocuklarımız için çok iyi oldu burası. Bizde dinleniyoruz. Çocuklarımız için de çok güzel. Çok mutlu benim kızım. Özellikle kızım çok isteyerek geliyor. Hafta sonu bile gelmek istiyor. Çok sosyalleşti ve daha kendine güveni geldi. Daha mutlu ve neşeli geliyor eve. Resim yapıyorlar, tiyatro oynuyorlar ve müzik yapıyorlar. Benim kızım işitme engelli olduğu halde çok güzel piyano çaldı. Çok memnunuz’ ifadelerini kullandı.
]]>Kağıthane Belediyesi’nin Engelliler Gündüz Hizmet Merkezi’nde eğitim alan öğrenciler, El Battani Uzay Evi’nin misafiri oldu. Engelli öğrencilerin eğitim hayatlarına katkı sağlamak için uzay eğitimleri verildi.
Kağıthane Belediyesi’nin 2021 yılında açılışını gerçekleştirdiği El Battani Uzay Evi’nde Engelliler Gündüz Hizmet Merkezi öğrencilerini ağırladı. İlçedeki engelli bireylerin eğitim hayatlarına katkıda bulunmak ve motivasyonlarını artırmak adına verilen eğitime ilgi yoğundu.
Engelli öğrenciler ilk önce astronot kıyafetleri giyerek gezegenleri öğrendi. Ay Küre uygulamasıyla Ay hakkında bilgiler edindikten sonra similatör kullanılarak Ay’a iniş gerçekleştirildi. Yer çekimi simülasyonuna katılarak uzaydaki ağırlık kavramı hakkında eğitim alan öğrenciler 180 derecelik ekranda ise uzayla ilgili videolar izledi.
Sonrasında uzay teleskopu ile gökyüzü gözlemi yapıldı. Eğitim ve gözlemlerin ardından engelli öğrenciler boyama yaparak uzay ile ilgili hayal ettiklerini resme döktü. Öğrencilerin resimleri 180 derecelik ekrana yansıtılarak çizgi film şeklinde izlenime sunuldu.
“2021 YILINDAN İTİBAREN UZAY EVİNE 48 BİN 578 ÖĞRENCİ ZİYARET ETMİŞTİR”
El Battani Uzay Evi’nde eğitim veren Neşe Aytekin, “2021 yılından itibaren uzay evini 48 bin 578 öğrenci ziyaret etmiştir. Bunun dışında hem okul ziyaretlerimiz hem de bireysel ziyaretlerimiz bulunmaktadır. Öğrencilerimize uzay evinde El Battani hakkında bilgi veriyoruz. Simülasyonlarımız, ay küremiz var. Refleksmetre ile öğrencilerin kütlesine bakıyoruz. Son olarak öğrencilerimize resim yaptırıp onları 180 derecelik ekrana yansıtıp hareket ettiriyoruz. Öğrencilerimiz bundan büyük zevk alıyor. Ayrıca ilçemizde bulunan uzay evimize farklı ilçelerden gelen öğrenciler var” diye konuştu.
“ÖĞRENCİLER AĞIRLIK CİHAZINDA AYDAKİ VE UZAYDAKİ KİLOLARINI ÖĞRENDİLER”
Düzenlenen etkinlikle ilgili oldukça mutlu olduğunu ve keyif aldığını söyleyen Aytekin, “Bugün özel çocukların buraya gelmesinde eğitim hayatlarına bir nebze de olsa vurgu yaptık. Ay küremizde bilim adamlarını tanıdılar. Öğrenciler ağırlık cihazında aydaki ve uzaydaki kilolarını öğrendiler. Refleksmetre de reflekslerini öğrendik. Boyama yaptılar. Çocuklar yaptıkları boyamaların ekrana yansıtılmasından büyük bir keyif aldı. İnanılmayacak bir gün yaşadılar. Eğitim hayatlarında bir nebze de olsa nokta vuruşu yaptıysak bize ne mutlu. Herkese çok teşekkür ederim” dedi.
Engelliler Gündüz Hizmet Merkezi öğrencilerinden Ayşe Yazıcı ise “Her şey çok harika ve güzel gidiyor. Önceden içine kapanıktım. İyi ki okula geldim. Arkadaş ortamı, çevre ortamı her şey bambaşka oldu. Eski halimle yeni halim bir değil” ifadelerini kullandı.
Edanur Kuru da “Her şey çok güzel ve memnunum. İyi ki hocalarım bizi getirmiş. Her şey için teşekkür ederim. Burada arkadaşlarımla iyi geçiniyorum. Becerilerimiz iyi. Okulumuzdan memnunuz” dedi.
Öğrencilerden Ali Aydın Özer’in annesi Oya Özer ise “Başkanımıza teşekkür ediyoruz. Benim oğlum severek gidip geliyor ve mutlu. Etkinlikler oluyor. Ders veriyorlar. Önemli olan çocuğumun severek gidip gelmesi” diye konuştu.
Engelliler Gündüz Hizmet Merkezi öğrencilerinden Dilan Mıh’ın annesi Döne Mıh da “Öncelikle Belediye Başkanımıza çok teşekkür ediyoruz. Bizim çocuklarımız için çok iyi oldu burası. Bizde dinleniyoruz. Çocuklarımız için de çok güzel. Çok mutlu benim kızım. Özellikle kızım çok isteyerek geliyor. Hafta sonu bile gelmek istiyor. Çok sosyalleşti ve daha kendine güveni geldi. Daha mutlu ve neşeli geliyor eve. Resim yapıyorlar, tiyatro oynuyorlar ve müzik yapıyorlar. Benim kızım işitme engelli olduğu halde çok güzel piyano çaldı. Çok memnunuz” ifadelerini kullandı.
]]>ÇANAKKALE – Çanakkale’de dün öğle saatlerinde başlayan ve sabaha kadar etkili olan kar yağışı nedeniyle kent merkezi kısmen beyaza büründü. Sabahın erken saatlerinde kordon boyuna çıkanlar, kar manzarasının güzelliğiyle oluşan görüntüleri cep telefonlarıyla kaydetti. Bazı kişiler kısmen beyaz örtüyle kaplanan Truva Atı önünde hatıra fotoğrafı çektirdi.
Çanakkale’de dün öğle saatlerinde başlayan ve sabaha kadar etkili olan kar yağışı nedeniyle kent merkezi kısmen beyaza büründü. Sabahın erken saatlerinde kordon boyuna çıkanlar, kar manzarasının güzelliğiyle oluşan görüntüleri cep telefonlarıyla kaydetti. Kent merkezinde Çanakkale Savaşları’ndan kalma top mermisi, yat limanındaki balıkçı tekneleri, kordonboyu, Truva atı kısmen beyaz örtüyle kaplandı. Halk Bahçesi, Özgürlük Parkı beyaza büründü. Ortaya karpostallık görüntüler çıktı.
Ekipler aralıksız çalışıyor
Çanakkale Belediyesi ekipleri bazı yollarda oluşan buzlanmalar nedeniyle tuzlama çalışması yapıyor. Şehirlerarası yollarda Karayolları ekipleri yolların trafiğe kapanmaması için kar küreme ve tuzlama çalışmalarını sürdürüyor. Çanakkale İl Emniyet Müdürlüğü ekipleri, denetimlerini sıklaştırırken; yetkililer, sürücüleri daha dikkatli araç kullanmaları konusunda uyardı.
Çanakkale ve 6 ilçede eğitim ve öğretime 1 gün ara verildi
Çanakkale’de olumsuz hava şartları ve beklenen kar yağışı nedeniyle il merkezi ve 6 ilçede eğitim ve öğretime 1 gün ara verildi. Çanakkale Valiliğinden konuyla ilgili yapılan açıklamada, “Alınan son meteorolojik verilerin değerlendirilmesine göre olumsuz hava şartlarının ulaşımda aksamaya sebep olabileceği değerlendirildiğinden, 10.01.2024 Çarşamba günü, İl Merkezi ile Ezine, Bayramiç, Yenice, Çan, Eceabat ve Biga ilçelerinde, Milli Eğitim Müdürlüğüne bağlı tüm resmi ve özel eğitim kurumlarında, eğitim öğretime 1 gün süreyle ara verilmiştir” denildi.
ÇOMÜ’de eğitme 1 gün ara verildi
Öte yandan Çanakkale’de etkili olması beklenen kar yağışı nedeniyle Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi’nde eğitime bir gün ara verildi. Üniversiteden yapılan yazılı açıklamada, “Meteorolojik verilere göre yoğun kar yağışı devam edeceğinden öğrencilerimizin mağduriyet yaşamaması için Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi’nin tüm yerleşkelerinde 10.01.2024 Çarşamba günü eğitime 1 (bir) gün süre ile üniversitemiz senatosunca ara verilmiştir. Birimlerimizdeki bölüm ve programların ilgili tarihe denk gelen final sınavlarının telafi programları, sınavlar yine final haftasında olacak şekilde ilgili akademik birim tarafından belirlenerek ilan edilecektir” ifadelerine yer verildi.
Çanakkale’de kar yağışı nedeniyle taşımalı eğitime 1 gün ara verildi
Çanakkale’de olumsuz hava şartları ve beklenen kar yağışı nedeniyle il genelinde taşımalı eğitime 1 gün ara verildi. Çanakkale Valiliğinden yapılan açıklamada, “Olumsuz hava şartları ve beklenen kar yağışı sebebiyle 10 Ocak 2024 Çarşamba günü, ilimiz genelinde taşımalı eğitime 1 gün ara verilecektir. Yine il genelinde köy okullarımızda da (bu okullarda görev yapan öğretmenlerimizin birçoğu il ve ilçe merkezlerinden günübirlik bu okullara gidip geldikleri ve öğrencilerinin büyük kısmı eğitime taşıma yoluyla eriştikleri için) yarın eğitim ve öğretime 1 gün ara verilecektir. Taşımalı eğitim dışındaki eğitime ara verilmesi kararı, oluşan şartlara göre ilçe bazında Kaymakamlıklarımızca değerlendirilerek alınacak olup, bu kararlar en kısa sürede kamuoyu ile paylaşılacaktır. Ayrıca, aynı gün il genelinde hamile personeller ile engelli personeller 1 gün idari izinli sayılacaklardır” denildi.
Çanakkale Boğazı ile Adalar hattında yolcu ve araç taşımacılığı yapan Gestaş firması, Kuzey Ege Denizi’ndeki olumsuz hava şartları nedeniyle feribot seferlerinin iptal edildiğini duyurdu. Buna göre; Geyikli- Bozcaada hattında yapılması planlanan tüm seferler iptal edildi. Kabatepe- Gökçeada hattında Kabatepe’den saat15.00 seferleri, Gökçeada’dan ise 13.00, 18.00 seferleri iptal edildi.
]]>Lise müdürü Harun Avcu, iddiaya göre; geçen yıl kasım ayında son sınıfta okuyan G.A. isimli kız öğrenciyi, derslerinde başarılı olduğu için, ‘Seni Milli İstihbarat Teşkilatı’na memur olarak alacağız’ diyerek kandırıp, evli ve 3 çocuk babası Ahmet Mandal ile tanıştırdı. Mandal da G.A.’ya günlerce cinsel istismarda bulundu. G.A.’nın durumu anlatmasıyla ailesi, şikayetçi oldu. Kendisini ‘MİT mensubu’ olarak tanıtan elektrik ustası Ahmet Mandal, gözaltına alınıp, 25 Kasım 2022’de ‘Çocuğun cinsel istismarı’ suçundan tutuklandı. Aynı okulda eğitim alan K.K. adlı kız öğrenci de Mandal tarafından tacize uğradığı iddiasıyla şikayette bulundu. Soruşturmada ayrıca okul müdürü Harun Avcu ile G.A. ve Mandal’ın dini nikahının kıyıldığı okulun müdürü Asuman Sahar Koleri tutuklandı. Bu süreçte Milli Eğitim Bakanlığı tarafından yürütülen idari soruşturma kapsamında 2 okul müdürü de memurluktan ihraç edildi.
37’ŞER YIL HAPİS İSTEMİ
Konya Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatılan soruşturmada Ahmet Mandal, Harun Avcu ve Asuman Sahar Koleri hakkında, ‘Cebir tehdit veya hile kullanarak kişiyi hürriyetinden yoksun kılma’, ‘Çocuğun nitelikli cinsel istismarı’, ‘Sarkıntılık yapmak suretiyle cinsel saldırı’ suçlarından 37’şer yıla kadar hapis ile olayla bağlantısı olduğu öne sürülen tutuksuz sanıklar Mandal’ın iş ortağı Ali Akkaş, Koleri’nin eşi M.K., dini nikahın kıyıldığı okuldaki kadın hizmetli H.K., asker B.K.’ye ‘Cebir tehdit veya hile kullanarak kişiyi hürriyetinden yoksun kılma’, ‘Çocuğun nitelikli cinsel istismarı’ suçlarından hapis cezası istendi.
4 SANIĞA HAPİS, 3 SANIĞA BERAAT
9’uncu Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen 5’inci duruşmada mahkeme heyeti, Ahmet Mandal’a G.A.’ya ‘Çocuğun cinsel istismarı’ suçundan 20 yıl, K.K.’ye yönelik ise ‘Sarkıntılık yapmak suretiyle cinsel saldırı’ suçundan 2 yıl hapis cezası verip, tutukluluk halinin devamına karar verdi. Okul müdürleri Harun Avcu ve Asuman Sahar Koleri ile Mandal’ın ortağı Ali Akkaş, G.A.’ya yönelik ‘Çocuğun cinsel istismarına yardım etme’ suçundan 8 yıl 4’er ay hapis cezası aldı. İki okul müdürü ayrıca diğer öğrenci K.K. yönünden ‘Sarkıntılık yapmak suretiyle cinsel saldırı’ suçundan 10’ar ay hapis cezası verip, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilip tahliye edildi. Diğer sanıklardan Asuman Sahar Koleri’nin eşi M.K., B.K. ve H.K. ise beraat etti.
KARARA İTİRAZ
G.A.’nın ailesinin avukatı Mehmet Onur Güleç, karara itiraz edeceklerini belirterek, İlk derece mahkemesi bir karara vardı. Verilen kararda bazı sanıklar yönünden verilen cezaları biz yeterli bulduk. Bazı sanıklar yönünden verilen cezaları ise düşük bulduk. Biz verilen karara itirazımızı yapacağız. Belli başlı yerlerde mütalaaya karşı olarak cezalar verildi. Kamuoyu verilen cezalarla yetinmez. Bu cezaların infaz olduğunu da görmek ister. Bu kapsamda en hakkaniyetli kararın ortaya çıkması için elimizden geleni yapmaya devam edeceğiz. Üst mahkemenin daha doğru bir karar vereceğini umuyoruz dedi.
‘G.A., UZMAN DESTEĞİ ALIYOR’
G.A.’nın yaşadıklarının ardından şehri terk ettiğini, örgün eğitimi bıraktığını ifade eden Güleç, Müvekkilim başarılı bir öğrenciydi ve okulda birinciliği vardı. Bu olay sonrasında hem eğitim hayatı hem de sosyal hayatı ciddi sıkıntıya uğradı. Örgün eğitime ara verdi ve maalesef ailesiyle şehir değiştirmek zorunda kaldı. G.A. derin bir yara aldı ve çok iyi bir durumda değil. Hala uzman desteği alıyor diye konuştu. (DHA)
]]>KONYA’da, ‘Seni Milli İstihbarat Teşkilatı’na memur olarak alacağız’ vaadiyle kandırılan lise öğrencisi G.A.’ya (17), cinsel istismarda bulunan Ahmet Mandal (35) için 22 yıl, ona yardım eden 2 okul müdürü hakkında verilen 8 yıl 4’er ay hapis cezasını az bulan G.A.’nın ailesinin avukatı Mehmet Onur Güleç, karara üst mahkemeyle itirazda bulunacak. G.A.’nın örgün eğitime ara verdiğini ifade eden Güleç, “Müvekkilim başarılı bir öğrenciydi ve okulda birinciliği vardı. Bu olay sonrasında hem eğitim hem de sosyal hayatı ciddi sıkıntıya uğradı. Örgün eğitime ara verdi ve ailesiyle şehir değiştirmek zorunda kaldı” dedi.
Lise müdürü Harun Avcu, iddiaya göre; geçen yıl kasım ayında son sınıfta okuyan G.A. isimli kız öğrenciyi, derslerinde başarılı olduğu için, ‘Seni Milli İstihbarat Teşkilatı’na memur olarak alacağız’ diyerek kandırıp, evli ve 3 çocuk babası Ahmet Mandal ile tanıştırdı. Mandal da G.A.’ya günlerce cinsel istismarda bulundu. G.A.’nın durumu anlatmasıyla ailesi, şikayetçi oldu. Kendisini ‘MİT mensubu’ olarak tanıtan elektrik ustası Ahmet Mandal, gözaltına alınıp, 25 Kasım 2022’de ‘Çocuğun cinsel istismarı’ suçundan tutuklandı. Aynı okulda eğitim alan K.K. adlı kız öğrenci de Mandal tarafından tacize uğradığı iddiasıyla şikayette bulundu. Soruşturmada ayrıca okul müdürü Harun Avcu ile G.A. ve Mandal’ın dini nikahının kıyıldığı okulun müdürü Asuman Sahar Koleri tutuklandı. Bu süreçte Milli Eğitim Bakanlığı tarafından yürütülen idari soruşturma kapsamında 2 okul müdürü de memurluktan ihraç edildi.
37’ŞER YIL HAPİS İSTEMİ
Konya Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatılan soruşturmada Ahmet Mandal, Harun Avcu ve Asuman Sahar Koleri hakkında, ‘Cebir tehdit veya hile kullanarak kişiyi hürriyetinden yoksun kılma’, ‘Çocuğun nitelikli cinsel istismarı’, ‘Sarkıntılık yapmak suretiyle cinsel saldırı’ suçlarından 37’şer yıla kadar hapis ile olayla bağlantısı olduğu öne sürülen tutuksuz sanıklar Mandal’ın iş ortağı Ali Akkaş, Koleri’nin eşi M.K., dini nikahın kıyıldığı okuldaki kadın hizmetli H.K., asker B.K.’ye ‘Cebir tehdit veya hile kullanarak kişiyi hürriyetinden yoksun kılma’, ‘Çocuğun nitelikli cinsel istismarı’ suçlarından hapis cezası istendi.
4 SANIĞA HAPİS, 3 SANIĞA BERAAT
9’uncu Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen 5’inci duruşmada mahkeme heyeti, Ahmet Mandal’a G.A.’ya ‘Çocuğun cinsel istismarı’ suçundan 20 yıl, K.K.’ye yönelik ise ‘Sarkıntılık yapmak suretiyle cinsel saldırı’ suçundan 2 yıl hapis cezası verip, tutukluluk halinin devamına karar verdi. Okul müdürleri Harun Avcu ve Asuman Sahar Koleri ile Mandal’ın ortağı Ali Akkaş, G.A.’ya yönelik ‘Çocuğun cinsel istismarına yardım etme’ suçundan 8 yıl 4’er ay hapis cezası aldı. İki okul müdürü ayrıca diğer öğrenci K.K. yönünden ‘Sarkıntılık yapmak suretiyle cinsel saldırı’ suçundan 10’ar ay hapis cezası verip, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilip tahliye edildi. Diğer sanıklardan Asuman Sahar Koleri’nin eşi M.K., B.K. ve H.K. ise beraat etti.
KARARA İTİRAZ
G.A.’nın ailesinin avukatı Mehmet Onur Güleç, karara itiraz edeceklerini belirterek, “İlk derece mahkemesi bir karara vardı. Verilen kararda bazı sanıklar yönünden verilen cezaları biz yeterli bulduk. Bazı sanıklar yönünden verilen cezaları ise düşük bulduk. Biz verilen karara itirazımızı yapacağız. Belli başlı yerlerde mütalaaya karşı olarak cezalar verildi. Kamuoyu verilen cezalarla yetinmez. Bu cezaların infaz olduğunu da görmek ister. Bu kapsamda en hakkaniyetli kararın ortaya çıkması için elimizden geleni yapmaya devam edeceğiz. Üst mahkemenin daha doğru bir karar vereceğini umuyoruz” dedi.
‘G.A., UZMAN DESTEĞİ ALIYOR’
G.A.’nın yaşadıklarının ardından şehri terk ettiğini, örgün eğitimi bıraktığını ifade eden Güleç, “Müvekkilim başarılı bir öğrenciydi ve okulda birinciliği vardı. Bu olay sonrasında hem eğitim hayatı hem de sosyal hayatı ciddi sıkıntıya uğradı. Örgün eğitime ara verdi ve maalesef ailesiyle şehir değiştirmek zorunda kaldı. G.A. derin bir yara aldı ve çok iyi bir durumda değil. Hala uzman desteği alıyor” diye konuştu.
]]>Ata Eğitim Merkezi’nde gerçekleştirilen görev dağılımında, puan sıralamasına göre en yüksekten en düşüğe olmak üzere adaylar, merkez, Tarsus, Anamur ve Mut ilçeleri arasından seçim yaptı. 2 yıllık meslek yüksekokulu mezunu 40 kişi ve lise mezunu 10 kişinin görevlendirilmesi yapılırken, görevlendirilen adaylar 15 Ocak’ta çalışmaya başlayacağı ifade edildi. İşe alınmalarıyla bir yıllık aday memurluk süreci de başlayacak olan adayların ayrıca bir dizi eğitimden geçeceği bildirildi.
Dağılımın, İtfaiye Dairesi Başkanlığı tarafından personel eksiğinin olduğu noktalara göre ve puan sıralaması en yüksekten düşüğe olmak üzere gerçekleştirildiği belirtildi. En yüksek puan alan personelden başlanarak, nerede görev yapmak istediği soruldu ve yerleştirme bu esasa göre belirlendi. Belirlenen ihtiyaçlar doğrultusunda yapılan yerleştirmeye göre merkezde 32, Tarsus’ta 8, Anamur’da 6 ve Mut’ta da 4 kişi görevlendirildi.
“İtfaiye, çok kutsal bir meslek”
Mersin Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri Olcay Tok, kazananları tebrik ederek, “İtfaiye bana göre çok kutsal bir meslek. Can ve mal kurtaracaksınız. İşinizi çok çok iyi bilirseniz, önce kendi güvenliğinizi sağlarsınız. Çünkü çok tehlikeli bir görev yapacaksınız. O yüzden burada eğitimlere çok hassasiyetle bakmanız gerekiyor” dedi.
Mülakat olmadan tüm aşamaları şeffaf bir sınav gerçekleştirdiklerine değinen Tok, “Bizim sınavın zor olduğunu söylüyorlar. Biz en iyilerini almak istedik. Sizler en iyilerisiniz ve şu anda buradasınız, karşımızdasınız. İnşallah göreve başladığınız zaman da aynı başarıyı devam ettireceksiniz” diye konuştu.
Kazanan adaylara eğitimler vereceklerini de belirten Tok,”Siz iyi eğitim alırsanız başarırsınız. Biz sizlere güveniyoruz. Yaptığımız sınav o yüzden zorluydu. Size de güveniyoruz ve sizlerin göreve geldikten sonra aynı başarıyı göstereceğinizden eminiz. Geçen sene 100 kişiyi aldık. Biz hepsinden memnunuz. Şu anda onlar bizim yüz akımız. Sizler de geldiniz. Bize çok ciddi güç katacaksınız. Bu gücün ardından ben inanıyorum ki 1 sene sonra Mersin Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Dairesi Başkanlığı Türkiye’nin en iyi daire başkanlığı olacak. Bu sizlerin sayesinde olacak”ifadelerini kullandı.
“Çok iyi bir dereceyle tek kadın olarak girmeye hak kazandım”
Kadın adaylar arasından tek kazanan olan Eda Avşar, “Çok mutluyum. Çok emek sarf ettim. Buranın kondisyonu çok zordu. ‘Kazanamaz’ demişlerdi ama ben pes etmedim. Sporlarıma her gün devam ettim. Kas kütlemi arttırdım. Her gün 68’liler Ormanı’nda koştum. Hiç pes etmedim ve çok iyi bir dereceyle tek kadın olarak 50 kişinin içinde girmeye hak kazandım. Hayalimdi. Burada 100 kişilik ilk alımda elenmiştim. 5 saniyeyle kaçırdım. Çok üzüldüm. Hayalimden vazgeçmedim, başardım”şeklinde konuştu.
Sınavın mülakatsız olmasının kendisini çok sevindirdiğini belirten Aşar, “Mülakatsız alım olduğu için ve şeffaflığından dolayı çok teşekkür ederim. 5 yıl boyunca ben hep mülakatlarda elenmiştim. Hep mücadelemi devam ettirdim. Emeğimin hakkıyla buraya geldiğim için Belediye Başkanımız Vahap beye çok teşekkür ederim” ifadelerini kullandı.
Sınavı kazananlardan Kamil Yıldırım Can da, “Öncelikle çok heyecanlıyım. Ambulansta da çalıştım. İtfaiye olarak, memur olarak atanmam benim için gerçekten çok iyi oldu. Hem ailem hem benim için Mersin’de olmak benim için çok ayrıcalıklı” şeklinde konuştu.
Daha önce yapılan 100 kişilik alımda da sınava girdiğini ancak parkurda çok zorlandığı için kazanamadığını söyleyen Can, “Her gün Mersin sahilde koştum, özel antrenmanlar yaptım. Parkurda da 3 dakika 10 saniye yaptım. Mülakat olmaması özellikle benim açımdan çok önemliydi. Kendi bölümümden de atanamamıştım. Bu yüzden belediye başkanımız Vahap Seçer’e çok teşekkür ediyorum” diyerek düşüncelerini aktardı. – MERSİN
]]>Yiyecek İçecek Hizmetleri Alanı öğrencileri, okula bağlı Evliya Çelebi Mesleki ve Teknik Uygulama Oteli’nde kurulu mutfakta haftanın 5 günü aldıkları uygulamalı eğitimlerle yemek pişiriyor.
Gece saatlerinde mutfaktaki çalışmalarına usta öğreticiler eşliğinde başlayan öğrenciler, günün menüsüne göre hazırladıkları üç çeşit yemeği, ilçede taşımalı eğitim kapsamındaki 75 okula gönderiyor.
Haftanın beş günü 3 bin 750 öğrenci için yemek hazırlayan öğrenciler, okul bünyesindeki otelde Türk mutfağından dünya mutfağına kadar farklı lezzetlerin yapımını da deneyimleyerek mesleğin inceliklerini öğreniyor.
Mutfaktaki çalışmalara alanda eğitim gören 199 öğrenciden 20’si katılıyor.
Sarıçam İlçe Milli Eğitim Müdürü Uygar İnal, AA muhabirine, okulun otel, restoran ve mutfak kısımlarından oluştuğunu söyledi.
Öğrencilerin okulda kurulu profesyonel mutfakta eğitim aldıklarını aktaran İnal, “Öğrencilerimiz okulun tüm bölümlerinde uygulamalı olarak eğitim görmekte ve bu alanda sektöre en hazır şekilde okulumuzdan mezun edilmektedir. Bu yıl yaklaşık 3 bin 750 öğrencimize okulumuzdan, yemek ve beslenme desteği hizmeti sağlamaktayız. Buradaki en önemli nokta kendi öğrencilerimizin pişirdiği yemekleri yine öğrencilerimizin yemesi. Amacımız buradan mezun ettiğimiz öğrencileri, sektöre hizmet etmeye hazır hale getirmek.” diye konuştu.
İnal, Sarıçam ilçesindeki 75 okula, öğrencilerin haftanın 5 günü hazırladığı üç çeşit yemeğin ulaştırıldığını belirtti.
Adana’da Evliya Çelebi Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesinde Konaklama ve Seyahat Hizmetleri alanının da bulunduğunu ifade eden İnal, 45 oda kapasiteli otelde öğrencilere uygulamalı olarak otelcilikle ilgili tüm eğitimlerin verildiğini söyledi.
“Sektörün ihtiyaç duyduğu ara elemanlar burada eğitiliyor”
Yiyecek İçecek Hizmetleri Alan Şefi Raziye İnce ise okulda öğrencilerin İngilizce, Rusça ve Almanca dil eğitimi aldığını da belirtti.
Öğrencilerin 4 yıl boyunca aşçılık ve otelciliğin her alanında yoğun dersler gördüğünü anlatan İnce, öğrencilerin 10. ve 11. sınıflarda 5 yıldızlı turistik tesisler ve otellerde staj yaptıklarını ifade etti.
Değişim programlarıyla öğrencilerin farklı kültürlerdeki yemekleri öğrenme şansı yakaladığına dikkati çeken İnce, “Sektörün ihtiyaç duyduğu ara elemanlar burada eğitiliyor. Çünkü okulumuzun uygulama oteli ve atölyeleri var. Otelimizde bir otelde bulunması gereken bütün departmanlar mevcut. Çocuklarımız burada staja gitmeden bilgilerini pekiştiriyorlar. Önce Adana yöresinin yemeklerini yapıp uygulayıp aynı zamanda yine müfredatta olan dünya mutfağından bütün yemek örneklerini burada deneyimliyorlar.” dedi.
10. sınıf öğrencisi Nisanur Ceren Komşu, okuldan mezun olduktan sonra kendi restoranını açmak istediğini anlattı.
Yemek yapmaktan büyük keyif aldığını belirten Komşu, “Okullara gidecek kahvaltılıkları kendimiz paketleyip hazırlıyoruz. Ayrıca, yemekler yapıp ilçe genelindeki okullara dağıtıyoruz.” dedi.
10. sınıf öğrencisi Nisanur Yıldırım ise bu alanda yetenekli olduğunu düşündüğünü ve burada aldığı eğitimlerle kebapçılık yapmak istediğini söyledi.
Okula gelmeden önce hayalinin polislik olduğunu anlatan Yıldırım, burada aldığı eğitimlerden sonra fikrinin değiştiğini kaydetti.
]]>Japonya 2024’ün ilk gününde yaşadığı şiddetli depremi, benzerlerine göre yine çok az kayıp ve hasarla atlattı. Japonya’nın başarısının sırrının bilim, eğitim ve sıkı denetim olduğunu belirten Bahçeşehir Üniversitesi Mimarlık ve Tasarım Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Murat Dündar, Türkiye’de ise hızlı kazanç arzusunun yıkım getirdiğini söyledi.
Yeni yıla 7.6 büyüklüğünde şiddetli bir depremle uyanan Japonya’da 128 kişi hayatını kaybetti, az sayıda bina hasar gördü. Doktora eğitimini Japonya’da yapan Bahçeşehir Üniversitesi Mimarlık ve Tasarım Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Murat Dündar, bilimsellik, eğitim ve denetimin kayıpları en aza indirdiğini söyledi.
Prof. Dr. Murat Dündar’a göre; önemli fay kırıkları ve volkanik alanlar üzerinde kurulu olan Japonya, 1923’te yaşanan 100 binden fazla insanın öldüğü Kanto depreminden büyük dersler çıkardı. Japonya’da yapılaşmanın yönetmelik kapsamında ele alındığını belirten Dündar, Japon halkının, depremi hayatın bir parçası olarak görmeyi başardığını ve buna göre hareket ettiğini de ifade etti. Dündar, 1995 yılında yaşanan 6 bin 200 kişinin öldüğü Kobe depreminden sonra da binaların deprem sırasındaki reaksiyonlarını test eden merkezler kurulduğunu vurgulayarak, “Bu merkezlerde, belirli oranda ölçeklendirilen binalara yapay depremler uygulanıyor. Özel kameralarla donatılan yapıların saniye saniye depreme reaksiyonu test ediliyor. Önce nerede yıkım oluyor, en zayıf noktalar neresi, yıkım nasıl gerçekleşiyor, bunlar tespit ediliyor. Buna göre önlemler alınıyor” dedi.
84 YAŞINDAKİ UZMANA SINAV
Depremden korunmak için bilim ve eğitimin çok önemli olduğunu ifade eden Prof. Dr. Murat Dündar, mimar ve mühendislerin sıkı bir eğitimden geçirildiğini ve bu sınavların ömür boyu devam ettiğini söyledi:
“Japonya’da mimarlar ve mühendisler için yapılan sınavlarda başarıya göre iki tip belge alınıyor. Alt kategoride belge alanlar, küçük yapılarla ilgili projeleri gerçekleştirebiliyor. Üst kategorideki belge alma başarısı gösterenlerse daha büyük yapılar için de proje üretebiliyor. Sınavda başarılı olamayanlar ise bu bölümlerden mezun olsalar dahi görev yapamıyor. Belge sahibi olmak bir mimar için ömür boyu yetki sağlamıyor. Mesleğe devam etmek isteyenler periyodik olarak yapılan bu sınavlardan başarıyla geçmek zorunda. Mesela, 85 yaşındaki doktora tez hocam Shigeyuki Okazaki, mesleki tecrübesi ve yaşına rağmen, mimarlık görevine devam edebilmek için geçtiğimiz yıl yetkinlik sınavına girdi.”
YAŞAM BOYU EĞİTİM
Prof. Dr. Murat Dündar, Japonya’da bilimsel çalışmaların yanında, toplumda da deprem bilincinin çok önde olduğunu ifade etti. Depremle yaşama eğitiminin anaokulunda başladığını söyleyen Dündar, bu eğitimin de sürekli devam ettiğini belirtti. Depremde kimin ne yapacağının önceden planlı olduğunu vurgulayan ünlü mimar, Japonya’da kaldığı süreçte yaşadığı şu örneği verdi:
“Benim bulunduğum sitede herkesin bir sorumluluğu vardı. Ben iletişimden sorumluydum. Kimi insanları yönlendirmekten sorumluydu kimi de lojistikten sorumluydu. Bu planlama en küçük yönetim olarak hane ile başlıyordu. Bina, site, mahalle olarak devam ediyordu. Sürekli zorunlu deprem tatbikatları yapılır, bu tatbikatlara katılmayanlara para cezası uygulanır. Toplanan bu paralarla ise tatbikatlara katılanlar ödüllendirilir.”
HATA YAPANI TOPLUM CEZALANDIRIYOR
Japonların işlerini çok ciddiye aldıklarını belirten Prof. Dr. Dündar, denetim yapacak olan kurumların belli yetkileri bulunduğunu, inşaatların her aşamasında sıkı bir denetleme gerçekleştiğine dikkat çekti. Dündar, deprem konusunda en ufak hata yapan firmaların affedilmediğini belirterek, toplumun bu firmalardan uzak durduğunu ve iş yapmayarak cezalandırdığını da söyledi.
Murat Dündar’a göre, ülkemizde deprem yönetmeliklerinde bir eksiklik bulunmuyor ancak uygulamalarda bazı aksaklıklar yer alıyor. İnşaatın her aşamasında denetim firmalarının daha aktif görev alması gerektiğini belirten Dündar, “Denetim firmalarının bakanlık tarafından atanması doğru ancak bu firmalara ceza yetkisi de verilmesi gerekiyor. Sahada ortaya çıkan dolaylı para ilişkisinin tamamen kesilmesi gerekiyor. Üniversiteden mezun olan mühendis ve mimarların denetim imza yetkisi bir sınava tabi tutulmalı. Tecrübesiz denetmenler hata yapabilirler” dedi.
HIZLI KAZANÇ ARZUSU YIKIM GETİRDİ
6 Şubat depremi sonrası Japonya’dan gelen bir heyetle depremde yerle bir olan Hatay’da incelemelerde bulunan Prof. Dr. Murat Dündar, yıkılan binaların bazılarının yeni olduğunu gözlemlediklerini belirtti. Yapım aşamasında ciddi işçilik hataları yapıldığına dikkat çeken Dündar, özellikle binaların hızlı imal edilme çabasının, betonda sorunlar yaşattığını, demir bağlamalarında hatalara sebep olduğunu söyledi. Dündar, bunun da bazı müteahhit firmalarının yatırımlarını hızlı kazanca çevirme isteğinden kaynaklandığını ifade etti.
GÜÇLENDİRME YAPILMALI
Beklenen İstanbul depremiyle ilgili de görüşlerini dile getiren Prof. Dr. Murat Dündar, bir binanın kullanım ömrünün yaklaşık 60 yıl olduğunu belirterek, “Depremde yıkılması beklenen bazı binalar 20-30 yıllık. Aralarında daha yeni binalar da var. Ülkemizin ekonomik gerçekliğini düşününce bütün binaların yıkılarak yeniden yapılması mümkün değil. Bu binalar uzmanlarca incelenerek güçlendirilebilir. Bu şekilde binalar daha az maliyetlerle daha güçlü hale getirilebilir” dedi.
]]>487 yıllık Osmanlı mirası Gazi Hüsrev Bey Medresesi mezunlarından Osman Lavic ve oğlu Hamza Lavic, medreseyle ilgili AA muhabirine değerlendirmelerde bulundu.
Gazi Hüsrev Bey Kütüphanesi Müdürü ve Medrese Okul Yönetim Kurulu Başkanı Osman Lavic, medreseye 1975’te başladığını ve eğitiminin 5 yıl sürdüğünü ifade etti.
Osman Lavic, “Gazi Hüsrev Bey Medresesini bitireli 44 yıl oldu. O anılar elbette silinmez, canlılar ve güzel oldukları için mezara kadar götürülürler. Onlar, Bosna Hersek’in ve dönemin Yugoslavya’sının farklı yerlerinden gelenlerin gençlik hayatının ilk anılarıdır.” dedi.
Medresede eğitim almanın hem büyük sınav hem de iyi şans olduğunu dile getiren Osman Lavic, medresenin o dönemde diğer liselerle aynı statüde tanınmadığını, buna rağmen eğitim süreci boyunca diğer liselerdeki derslerin de öğretildiğini belirtti.
Osman Lavic, mezun olduktan sonra medresede Komünist Yugoslavya’da Müslümanlara içinde bulundukları zor durumlara karşı hazırlıklı olmalarının öğretildiğini söyledi.
“Medrese mezunları kendilerini büyük bir ailenin fertleri olarak görüyorlar”
Medresede mevlit hazırlıkları sırasında cami temizliği yaparken eşiyle tanıştığını belirten Osman Lavic, “Biz erkek öğrenciler farklı programlar, buluşmalar ve etkinlikler için kız medresesine gider, oradaki kız öğrencilerle de vakit geçirirdik. Bu görüşmeler sonucu, bizim doğru ve başarılı olduğunu düşündüğümüz evlilikler de ortaya çıktı.” diye konuştu.
Osman Lavic, medreseyi her zaman içinde yaşattığını ve mezun olduğu andan itibaren medreseyle bağlantısının devam ettiğini aktararak, “Diğer mezunlar da medreseyi içlerinde taşıyor, medrese onları kendisininmiş gibi hissettiriyor. Medrese mezunları kendilerini büyük bir ailenin fertleri olarak görüyorlar.” ifadesini kullandı.
“Sonraki nesillere daha iyi koşullar oluşturmaya gayret ediyoruz”
Babası ve annesiyle aynı medreseden 2003’te mezun olan Hamza Lavic ise Gazi Hüsrev Bey Kütüphanesi Özel Derlemeler Koordinatörü olarak görev yapıyor.
Hamza Lavic, “Gazi Hüsrev Bey Medresesi, binlerce mezunuyla hakiki ve büyük bir aileyi oluşturmaktadır. Biz mezunlar aramızda konuşurken, Allah’ın Gazi Hüsrev Bey’e bir evlat nasip etmediğini ancak medrese mezunlarının ona hayır duaları ettiğini söylüyoruz.” dedi.
Medresenin Yugoslavya döneminde tanınmadığını anımsatan Hamza Lavic, bu yüzden babasının ilkokul mezunu olarak kabul edildiğini dile getirdi.
Hamza Lavic, artık medrese mezunlarının İslam Bilimleri Fakültesinin yanı sıra diğer fakültelerde de eğitim görebildiğini ifade ederek, “Mezun olan arkadaşlarla konuştuğumuzda, sıkça tüm hayatımızın medresenin etrafında döndüğünden bahsediyoruz. Çok şükür halen senede bir kez buluşuyoruz ve bazı hatıralarımızı yad ediyoruz.” değerlendirmesinde bulundu.
Medreseye başladığı ilk yıl ilahi korosuna katıldığını belirten Hamza Lavic, ülkedeki 1992-1995’teki savaşta yerinden edilmiş insanların bulunduğu bölgelere gidip ilahi söylediklerini ve o insanları mutlu etmenin en güzel anıları olduğunu söyledi.
Gazi Hüsrev Bey, medreseyi annesi için yaptırdı
Bosna Hersek’te 16. yüzyılın ilk yarısında 20 yıl boyunca Osmanlı’nın sancak beyliğini yapan Gazi Hüsrev Bey, inşa ettirdiği cami, medrese, kütüphane, saat kulesi, çarşı, han ve dükkanlarla o dönemde mütevazı bir kasaba olan Saraybosna’nın şehirleşmesinde en önemli adımları attı.
Gazi Hüsrev Bey Vakfının arşivindeki belgelerde medresenin Selçuk Hatun anısına oğlu Gazi Hüsrev Bey tarafından yaptırıldığı, medresenin ilk olarak “Selçukiye” adıyla da anıldığı ifade ediliyor.
Medrese, çatısının kurşun olması nedeniyle halk arasında “Kurşunlu Medresesi” diye de biliniyor, ülkedeki birçok önemli din ve devlet adamının yetiştiği eğitim yuvası olma özelliği taşıyor.
Tarihi medresenin kapısında “Bu bina bilimi ve Allah sevgisini dualarla arayanlar için yapıldı. Dinin savunucusu Gazi Hüsrev, iyi niyetin kaynağı ve adaletin gururudur.” yazısı yer alıyor.
Osmanlı’nın Bosna’daki ilk sancak beyi İshakoğlu İsa Bey, “Saraybosna’nın kurucusu” diye nitelendirilirken, Gazi Hüsrev Bey de Saraybosna’nın şehir ve ticaret merkezi olmasını sağlayan isim olarak tarihi kayıtlara geçti.
Gazi Hüsrev Bey’in Saraybosna’ya bıraktığı en önemli eserlerden medrese, 487 yıllık geçmişiyle tarihe tanıklık etmeyi sürdürüyor.
]]>AĞRI’da 2 yıl önce okulu bırakan Leyla İlhan (13) 1 yıldır sınıfından uzak kalan kardeşi Bilal İlhan (11), ‘Okulum Beni Bekler’ projesi kapsamında aile ikna edilerek yeniden okula kazandırdı.
Ağrı’da eğitimlerine devam etmeyen çocukları yeniden okula kazandırmak için geçen yıl ‘Okulum Beni Bekler Projesi’ hayata geçirildi. Proje kapsamında Ağrı Valisi Mustafa Koç’un Ağrı İl Milli Eğitim Müdürlüğü’nde proje koordinatörü olarak görev alan eşi Neslihan Gül Koç, İl Milli Eğitim Müdürü Hasan Kökrek, Ağrı Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı Müdürü Aslan Kaya ve öğretmenler, okula devam etmeyen öğrencilerin ailelerini ziyaret etmeye başladı. Neslihan Gül Koç’un başkanlığındaki ekip, son olarak Cemil Meriç Ortaokulu’nda okurken yaklaşık 2 yıldır okula gitmeyen Leyla İlhan ve 1 yıldır sınıfından uzak kalan Bilal İlhan kardeşlerin ailesini ziyaret etti. Neslihan Gül Koç’un ikna çalışmaları sonucunda aile, çocuklarını okula göndermeyi kabul etti. Çocukları yanına alarak okula götüren Koç, araç içerisinde İlhan kardeşlere eğitimlerine devam etmeleri ve bırakmamaları yönünde telkinlerde bulundu.
Cemil Meriç Ortaokulu’ndaki sınıfına geri dönen Leyla İlhan, “Okula her gün gelmek ve ders çalışmak istiyorum. Müdür olmak istiyorum” derken, Bilal İlhan ise “Okulumu çok seviyorum. Beni getirdikleri için onlara çok teşekkür ediyorum” dedi.
DEVAMSIZLIK BÜYÜK SIKINTI
Projeyle ilgili bilgi veren Neslihan Gül Koç, “Okulum Beni Bekler projesi, Valiliğimiz himayelerinde, Milli Eğitim Müdürlüğümüz koordinasyonunda İbrahim Çeçen Vakfı ve diğer destekleyici kurumlar sayesinde hayata geçirildi. Eğitim sadece bireyin kendi başarısını sağlamaktan ziyade, toplumun gelişmesi ve refaha ulaşması açısından da çok önemli olduğu için bizler eğitimi çok fazla önemsiyoruz. Ağrı’ya geldiğimizde de öğretmen olduğumdan dolayı da ilk olarak önceliklerimiz arasına eğitimi aldık ve sınıflarımıza baktığımızda, okullarımıza baktığımızda Ağrı’nın büyük sıkıntılarından birinin devamsızlık sorunu olduğunu gördük ve bu noktada harekete geçtik. Bu yavrularımızın okula gelmeme sebeplerini araştırarak bir yol haritası çizdik. Şube, okul, ilçe ve il komisyonları kurduk. Bu noktada saha çalışmaları yaptık. Velilerimizi ziyaret ettik” dedi.
Ağrı’da 2023 Ekim ayı itibarıyla yaptıkları çalışmalar sonucunda 853 öğrenciyi tekrar okula kazandırdıklarını anlatan Neslihan Gül Koç, “Biz bu projeyle çeşitli sebeplerle eğitim haklarından mahrum kalan yavrularımıza ulaşıp köprü vazifesi kurmak istedik. Velilerimizden, hemşehrilerimizden bu köprüde bir tuğla olmalarını bekliyoruz. Onlardan katkılar bekliyoruz. Çünkü bir katkı, aydınlık yarınlarımızın mimari olan güzel gençlerimizi çok daha iyi yerlere getirecektir. Bugün bu noktada 2 kardeş yavrumuzu daha okula kazandırdık. Daha önce şube ve okul komisyonlarımız ikna çalışmalarını yapmışlar ama başarılı olamadıklarını il komisyonuna bildirdiklerinde bizlerde geldik ve ailemizle yaptığımız görüşmelerde şükürler olsun yavrularımızı tekrar ait oldukları yere sınıflarına, okullarına kavuşturduk” diye konuştu.
4 YIL ÖĞRETMENLİK YAPTIM
Ağrı’da daha önce 4 yıl süreyle öğretmenlik yaptığını belirten Neslihan Gül Koç, şunları söyledi:
“Bundan sonra da desteklerimiz devam edecek. Gerek rehber öğretmenler gerekse okul müdürlerimizle sürekli iletişim halindeyiz. Öğrencilerimizin sıkıntıları olduğunda ya da içlerindeki potansiyeli nasıl ortaya çıkarabileceğimiz ile alakalı desteklerimiz sonuna kadar devam edecektir. Ben Ağrı’da 4 sene öğretmenlikte yaptım. Öğrencilerin ne yapabileceğinin farkındayım. Çok zekiler, her şeyin en güzelini hak ediyorlar. Sadece bazı noktalarda bizim onları birazcık desteklememiz gerekiyordu. Bizlerde Valilik olarak, Milli Eğitim olarak üzerimize düşen görevi yapmaya hazırız, her şey yavrularımız için, her şey gençlerimiz için.”
]]>Kentin ve bölgenin ihtiyaçlarına cevap veren Kayseri Şehir Hastanesi bünyesindeki gebe okulunda, yüz yüze ve çevrim içi eğitim imkanı sunuluyor.
Anne ve baba adaylarının birlikte katıldığı gebe okulunda, nefes egzersizi, plates eğitimi, bebeğin bakımı, gazının çıkarılması, annenin lohusalık dönemindeki ruhsal hali gibi pek çok konuda uzman ebeler eşliğinde eğitimler veriliyor.
Gebe okulunda çocuk bakımı ve hamilelik süreci hakkında detaylı bilgiler edinen baba adayları, oyuncak bebekler üzerinde pratik yapma fırsatı da buluyor.
Gebe Okulu Sorumlusu Uzm. Dr. Arzu Karakaş Aydın, AA muhabirine, dünya standartlarındaki eğitim ortamında 2 ebe eşliğinde anne adaylarına eğitimler verildiğini söyledi.
Aydın, gebe okulunda gebeliğin başlangıcı, fizyolojisi, annenin yaşayacağı sorunlar, geçireceği evreler, hangi ayda hangi sorunlarla karşılaşılacağı, doğum sonrası lohusalık bakımı, aile desteği, bunun önemi, bebek bakımı, bebek banyosu, doğum çantası hazırlanması gibi birçok konuda bilgiler verdiklerini anlattı.
Korkularını yenenler normal doğuma yöneliyor
Anne ve baba adaylarını beraber de eğitime aldıklarını belirten Aydın, şöyle konuştu:
“En temel amaçlarımızdan biri gebelerimizin doğum korkusunu yenmelerine yardımcı olmak. Gebelerimiz gerek basında gerek haberlerde gerek filmlerde doğumla ilgili korkunç sahnelere şahit oluyor. Kötü doktor, bebeği kaçıran ebe gibi sahneler, bağırış çağırış olan doğum sahneleri gebeleri olumsuz etkiliyor. Ülkemizde her yıl yaklaşık 1 milyon 300 bin doğum olmakta. Bunların hepsi bu kadar olumsuz bir hikayeyle mi sonuçlanıyor, biz hep olumsuz şeyleri duyuyoruz basından. Aslında birçok mutlu doğum haberlerimiz de var. Bunları da ön plana çıkarmak gerekiyor. Gebelerimizin korkuları büyüklerinden, komşu teyzeden, görümcesinden, teyzesinden, başkalarının yaşadığı doğum öykülerinden de kaynaklanıyor.”
Korkularını yenen gebelerin normal doğuma yöneldiğine dikkati çeken Aydın, “Gebe okulu, normal doğumu teşvik ediyor, normal doğum şansını da artırıyor. Bazı gebelerimiz direkt sezaryen diye bize geliyor ama gebe okulundaki derslerimizi dinlediğinde bunun fizyolojik bir şey olduğunu, rahatlatıcı tekniklerle ağrı korkusunun aslında çok da gerçeği yansıtmadığını, atlatabileceğini anlıyor.” dedi.
Aydın, eğitimlerden çok güzel dönüşler aldıklarını, bazı gebe adaylarının yurt dışından çevrim içi eğitimlere katıldığını kaydetti.
“Doğum süreci ve sonrasını bu bilgiler sayesinde kolay geçireceğimi düşünüyorum”
Eşiyle eğitime gelen, bir erkek bebek bekleyen Atasoy Asker de böyle bir eğitim ortamıyla karşılaşacağını tahmin etmediğini söyledi.
Güzel bilgiler edindiğini belirten Asker, “Özel hastanede bulamayacağınız bir ortam şu an burada var.” diye konuştu.
Anne adaylarından Bengüsu Sapancı da erkek bebek beklediğini, gebe olduğunu öğrenince hemen eğitimlere başladığını ve doğum süreci ile sonrasını bu bilgiler sayesinde kolay geçireceğini düşündüğünü dile getirdi.
Eşi Gökhan Sapancı ise “Eğitime çok gönüllü gelmedim, eşimin tavsiyesiyle geldim, mutluyuz, öğrendikçe kendimize güvenimiz artıyor.” ifadelerini kullandı.
“Normal doğum oranlarımız yüksek”
Şehir Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniği Şefi Doç. Dr. Hüseyin Aksoy da 2018’de kentteki doğumevinden hastaneye taşındıklarını, yaklaşık 5 yıldır burada hizmet verdiklerini belirtti.
Bugüne kadar normal ve sezaryen dahil hastanede 50 bini aşkın doğum gerçekleştiğini anlatan Aksoy, “25 uzman hekimimiz var, içlerinde öğretim üyesi, doçentlerimiz, riskli gebelik uzmanlarımız var. 20 kadın doğum asistanımız var, onlara uzmanlık eğitimi veriyoruz. Yılda ortalama 11-12 bin civarında doğum oluyor. Doğumlarımızın büyük kısmı normal doğum olarak gerçekleşiyor. Normal doğum oranlarımız Türkiye geneline göre çok yüksek.” dedi.
]]>Osmanlı Sultanı 1. Ahmed’in emriyle 1615 yılında Cünuni Ahmed Dede tarafından kurulan, 1925’te kapatılan ve zamanla büyük bölümü yıkılarak su depoları yapılan Bursa Mevlevihanesi, yeniden yapım (rekonstrüksiyon) projesiyle aslına uygun inşa edilip geçen ekim ayında hizmete açıldı.
Kültür ve Turizm Bakanlığı Konya Türk Tasavvuf Müziği Topluluğu’nda postnişin olarak görev alan Fahri Özçakıl, Anadolu Selçuklu Devleti’ne başkentlik yapan Konya’dan Osmanlı payitahtı Bursa’ya her perşembe günübirlik gelerek hem semazen yetiştiriyor hem de sema mukabelelerini yönetiyor.
Özçakıl, AA muhabirine, 310 yıl hizmet verdiği alanda yeniden ayağa kaldırılan Bursa Mevlevihanesi’nde semazenlerin yetiştirilmesinde, sema mukabelelerinde görev almaktan mutluluk duyduğunu söyledi.
Konya’da yoğun programlarının olduğunu ancak Bursa’yı ihmal etmemeye çalıştığını belirten Özçakıl, “Mevlevihanenin açılışından sonra periyodik olarak belediyemizin bu programları devam ettirme düşüncesiyle, biz yine postnişin ve semazenbaşı olarak perşembe günleri Bursa’ya gelerek buradaki programlara iştirak etmiş oluyoruz. Biz de bir şekilde buraya destek vermeyi sürdürüyoruz, yürütüyoruz.” dedi.
???????Özçakıl, bu işe gönül vermiş birisi olarak, geçmişi 4 asırdan fazlaya dayanan Mevlevihane’yi ayağa kaldırdığı için Bursa Büyükşehir Belediyesine teşekkür etti.
“Mevlevihane’nin kalbi olan yer semahanedir”
Açılış öncesi de çalışmalar yaptığı Bursa Mevlevihanesi’nde çoğunluğu lise öğrencisi 15 genç semazenle perşembe günleri sema mukabelesi icra ettiklerini anlatan Özçakıl, eğitimle ilgili şu bilgileri verdi:
“Tabii ki öncelikle başlangıçta semayı öğrenebilmeleri için ‘sema meşk tahtası’ dediğimiz, ortası bombeli çivili olan bir kaygan zemin üzerinde semazen arkadaşlarımızın çark eğitimini vermeye gayret ediyoruz. Sol ayak baş parmağını o çivinin üzerine yerleştirmek suretiyle sol ayağının topuğunu kaldırmadan, sağ ayağına onun etrafında 360 derecelik dönüşle çark eğitimini almış oluyor ki çıplak ayaklar, biraz da tuz serperek, biraz kayarak alıştırmasını sağlamak suretiyle birkaç aylık bu eğitimin sürecini yürütmekteyiz. Bunun ardından biraz daha seri şekilde hızlanarak kol açma, başın, vücudun duruşuyla alakalı talimlerle 5-6 aylık süreçten sonra semayı öğretiyoruz. Bu sema eğitimi, semazenin kabiliyetine göre de değişebiliyor aslında ama bizim buradaki asıl amacımız, semayı bir dönüşten ziyade Hazreti Mevlana’nın bize vermiş olduğu eğitimi, maneviyatı, ahlak, edep, tevazu, nezaket, zarafet, o yaşantıyı buradaki arkadaşlarımıza öğretip hayatlarına tatbik etmeleridir. Bu şekilde çalışmalarını yürütüyoruz.”
Fahri Özçakıl, asırlardır insanlığa ışık saçan Mevlevihanelerin Hazreti Mevlana’nın düşüncesi, yaşantısı ve Mesnevi’siyle, örnek kamil insan yetiştirme modellerinden biri olduğunu, büyük ilim ve irfan yuvaları niteliğiyle varlığını koruduğunu vurguladı.
Semanın önemine değinen Özçakıl, “Semazen, sema ederken sol ayak sabit, sağ ayak onun etrafında, çark eğitiminde ‘İsm-i celal’ dediğimiz, Allah’ı zikrederek sema etmektedir. Dolayısıyla sema, Mevlevilerin zikridir. Mevlevihane’nin kalbi olan yer semahanedir.” diye konuştu.
Mevlevihane ve bünyesindeki müzeden sorumlu Burak Ercim de sema mukabelelerinin yoğun ilgi gördüğünü ifade etti.
]]>Valilik himayelerinde, İl Milli Eğitim Müdürlüğü koordinasyonunda okula devam edemeyen çocuklar için bir süre önce “Okulum Beni Bekler Projesi” projesi hayata geçirildi.
İbrahim Çeçen Vakfının da destek verdiği proje kapsamında yürütülen çalışmada, 3 ayda evlerinde ziyaret edilen çocuklardan 390’ı kız, 853 öğrenci yeniden okula kazandırıldı.
Son olarak uzun süredir çeşitli nedenlerle devamsızlık yapan Leyla ve Bilal kardeşlerin ailesiyle görüşüp ikna eden öğretmenler, öğrencileri yanlarına alarak araçla Cemil Meriç Ortaokuluna getirip sınıflarına yerleştirdi.
Vali Koç’un öğretmen eşi Neslihan Gül Koç, gazetecilere, eğitimin sadece bireyin kendi başarısını sağlamaktan ziyade toplumun gelişmesi ve refaha ulaşması açısından önemli olduğunu söyledi.
Eğitimi çok önemsediklerini ifade eden Koç, “Ağrı’ya geldiğimizde öğretmen olduğumdan dolayı da ilk olarak önceliklerimiz arasına eğitimi aldık ve sınıflarımız ile okullarımıza baktığımızda Ağrı’nın büyük sıkıntılarından birinin devamsızlık sorunu olduğunu gördük ve bu noktada harekete geçtik.” dedi.
“Şube, okul, ilçe ve il komisyonları kurduk”
Koç, devamsızlık yapan öğrencilerin okula neden gelmediklerini araştırarak bir yol haritası çizdiklerini anlattı.
Çocukların yeniden eğitim yuvalarına kavuşması için yoğun bir çalışma yürüttüklerini ve buna ara vermeyeceklerini ifade eden Koç, şöyle konuştu:
“Şube, okul, ilçe ve il komisyonları kurduk. Bu noktada saha çalışmaları yaptık. Velilerimizi ziyaret ettik. Bu çocukların okula hangi sebeplerden gitmediğini tespit ettik. 2023 Ekim ayı itibarıyla yaptığımız çalışmalar sonucunda 853 öğrenciyi tekrar okula kazandırdık. İl genelinde komisyonlarımızın, öğretmenlerimizin, bizlerin yapmış oldukları çabalarımızın karşılığında 853 yavrumuzu ait oldukları yere, okullarına geri kazandırmanın gururunu, mutluluğunu yaşıyoruz.”
Bu çalışmalarda kaymakamların, kaymakam eşlerinin, il ve ilçe milli eğitim müdürlerinin, ARGE birimi ile öğretmenlerin de destek verdiğini dile getiren Koç, bir çocuğun hayatına dokunmanın kendileri için önemli olduğunu ifade etti.
“Eğitim haklarından mahrum kalan yavrularımıza ulaşıp köprü vazifesi kurmak istedik”
Eğitimin her çocuğun en temel kutsal haklarından biri olduğunu vurgulayan Koç, şöyle devam etti:
“Bu projeyle çeşitli sebeplerle eğitim haklarından mahrum kalan yavrularımıza ulaşıp köprü vazifesi kurmak istedik. Velilerimizden, hemşehrilerimizden, bu köprüde bir tuğla olmalarını bekliyoruz. Onlardan katkılar bekliyoruz. Çünkü bir katkı, aydınlık yarınlarımızın mimarı olan güzel gençlerimizi çok daha iyi yerlere getirecektir. Biz buna inanıyoruz çünkü umudumuz gençlerimizdir. Bugün bu noktada 2 kardeş yavrumuzu daha okula kazandırdık.”
Koç, çocukları sadece okula kazandırmakla kalmayıp onların yaşayabileceği sıkıntıların da farkında olduklarını belirterek, “Bundan sonra da desteklerimiz devam edecek. Gerek rehber öğretmenler, gerekse okul müdürlerimizle sürekli iletişim halindeyiz. Öğrencilerimizin sıkıntıları olduğunda ya da içlerindeki potansiyeli nasıl ortaya çıkarabileceğimiz ile alakalı desteklerimiz sonuna kadar devam edecektir. Ben Ağrı’da 4 sene öğretmenlik de yaptım. Öğrencilerin ne yapabileceğinin farkındayım.” değerlendirmesinde bulundu.
Okula tekrar başlamanın mutluluğunu yaşayan Leyla İlhan ise okula her gün gidip ders çalışmak istediğini ve ileri de müdür olmayı hedeflediğini söyledi.
Bilal İlhan da yeniden okula kavuşmasında emek gösteren Koç ve beraberindekilere teşekkür etti.
]]>AĞRI – Ağrı Valisi Mustafa Koç’un eşi Neslihan Gül Koç öncülüğünde Ağrı Valiliği himayelerinde İl Milli Eğitim Müdürlüğü koordinasyonunda hayata geçirilen “Okulum Beni Bekler Projesi” kapsamında, il genelinde 390’ı kız olmak üzere 853 çocuk tekrar okula kazandırıldı.
Ağrı Valiliği öncülüğünde İl Milli Eğitim Müdürlüğü koordinasyonunda, İbrahim Çeçen Vakfı ve diğer destekleyici kurumların katkılarıyla hayata geçirilen “Okulum Beni Bekler” projesi ile okula devam etmeyen veya edemeyen başta kız öğrenciler olmak üzere tüm devamsız öğrencilerin yeniden okula kazandırılması hedefleniyor. Bu doğrultuda harekete geçen Ağrı Valisi Mustafa Koç’un eşi Neslihan Gül Koç, Ağrı İl Milli Eğitim Müdürü Hasan Kökrek, Ağrı Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı Müdürü Aslan Kaya ve İl Milli Eğitim Müdürlüğü personeliyle devamsız öğrencileri bulunan İlhan ailesini ziyaret etti. Cemil Meriç Ortaokuluna giderken çeşitli sebeplerle uzun süredir devamsız olan 5 çocuklu İlhan ailesinin fertlerinden Leyla ve Bilal İlhan’ın okula tekrar kazandırılması için aile fertleri ile görüşen Neslihan Gül Koç’un ikna çalışmaları sonucunda aile, çocuklarını okula gönderemeye ikna oldu. Çocukları yanına alarak okula götüren Neslihan Gül Koç, araç içerisinde İlhan kardeşlere eğitimlerine devam etmeleri ve bırakmamaları yönünde telkinlerde bulundu.
İlhan kardeşleri Cemil Meriç Ortaokuluna getiren Koç, kardeşleri kendi eliyle eğitim hayatlarına tekrar devam edecekleri sınıfa yerleştirdi.
Burada proje hakkında bilgiler veren Neslihan Gül Koç, “Okulum Beni Bekler projesi Valiliğimiz himayelerinde, Milli Eğitim Müdürlüğümüz koordinasyonunda İbrahim Çeçen Vakfı ve diğer destekleyici kurumlar sayesinde hayata geçirildi. Eğitim sadece bireyin kendi başarısını sağlamaktan ziyade toplumun gelişmesi ve refaha ulaşması açısından da çok önemli olduğu için bizler eğitimi çok fazla önemsiyoruz. Ağrı’ya geldiğimizde de öğretmen olduğumdan dolayı da ilk olaraktan önceliklerimiz arasına eğitimi aldık ve sınıflarımıza baktığımızda, okullarımıza baktığımızda Ağrı’nın büyük sıkıntılarından birinin devamsızlık sorunu olduğunu gördük ve bu noktada harekete geçtik” dedi.
Devamsız öğrencilerin okula kazandırılması için yol haritası çizdiklerini söyleyen Koç, “Bu yavrularımızın okula gelmeme sebeplerini araştırarak bir yol haritası çizdik. Şube, okul, ilçe ve il komisyonları kurduk. Bu noktada saha çalışmaları yaptık. Velilerimizi ziyaret ettik. Bu çocukların okula hangi sebeplerden dolayı gitmediğini tespit ettik.” şeklinde konuştu.
“853 yavrumuzu ait oldukları okullara geri döndürmenin mutluluğunu yaşıyoruz”
2023 Ekim ayı itibariyle yaptıkları çalışmalar sonucunda 853 öğrenciyi tekrar okula kazandırdıklarını ifade eden Koç, “İl genelinde komisyonlarımızın, öğretmenlerimizin, bizlerin yapmış oldukları çabalarımızın karşılığında 853 yavrumuzu ait oldukları yere okullarına geri kazandırmanın gururunu, mutluluğunu yaşıyoruz. Tabii ki bu emek de kaymakamlarımızın, kaymakam eşlerimizin, il ve ilçe milli eğitim müdürlerimizin, ARGE birimimizin ve öğretmenlerimizin çok büyük özverili çalışmaları var. Ben buradan onlara çok teşekkür ediyorum. Bir tane çocuğun hayatına dokunmak bizler için çok önemli. Eğitim kutsaldır, eğitim hakkı kutsaldır ve her çocuğun en temel haklarından bir tanesidir” ifadelerine yer verdi.
“Velilerimizden kurduğumuz köprüde bir tuğla olmalarını bekliyoruz”
Geleceğin mimari olacak olan gençlerin eğitim hayatlarını kesintisiz yaşamaları için ellerinden geleni yapacaklarını belirten Koç, ” Biz bu projeyle neyi hedefledik. Biz bu projeyle çeşitli sebeplerle eğitim haklarından mahrum kalan yavrularımıza ulaşıp köprü vazifesi kurmak istedik. Velilerimizden, hemşehrilerimizden ne bekliyoruz. Bu köprüde bir tuğla olmalarını bekliyoruz. Onlardan katkılar bekliyoruz. Çünkü bir katkı, aydınlık yarınlarımızın mimari olan güzel gençlerimizi çok daha iyi yerlere getirecektir. Biz buna inanıyoruz çünkü umudumuz gençlerimiz. Bugün bu noktada 2 kardeş yavrumuzu daha okula kazandırdık. Daha önce şube ve okul komisyonlarımız ikna çalışmalarını yapmışlar ama başarılı olamadıklarını il komisyonuna bildirdiklerinde bizlerde geldik ve ailemizle yaptığımız görüşmelerde şükürler olsun yavrularımızı tekrar ait oldukları yere sınıflarına, okullarına kavuşturduk. Onun mutluluğunu yaşıyoruz. Sadece okula kazandırmakla kalmayıp onların yaşayabileceği sıkıntılarında farkındayız. Bundan sonrada desteklerimiz devam edecek. Gerek rehber öğretmenler gerekse okul müdürlerimizle sürekli iletişim halindeyiz. Öğrencilerimizin sıkıntıları olduğunda ya da içlerindeki potansiyeli nasıl ortaya çıkarabileceğimiz ile alakalı desteklerimiz sonuna kadar devam edecektir. Ben Ağrı’da 4 sene öğretmenlikte yaptım. Öğrencilerin ne yapabileceğinin farkındayım çok zekiler, her şeyin en güzelini hak ediyorlar. Sadece bazı noktalarda bizim onları birazcık desteklememiz gerekiyordu. Bizlerde Valilik olarak, Milli Eğitim olarak üzerimize düşen görevi yapmaya hazırız, her şey yavrularımız için, her şey gençlerimiz için.” dedi.
Okula tekrar başlayan Leyla İlhan, “Okula her gün gelmek ve ders çalışmak istiyorum. Müdür olmak istiyorum.” şeklinde konuştu.
Yeniden okuluna kavuşan Bilal İlhan ise, “Ben okulumu çok seviyorum. Beni getirdikleri için onlara çok teşekkür ediyorum” dedi.
]]>Yeşilyurt’un dört bir tarafındaki okulların rahat, düzenli ve güzel şartlarda eğitim hizmetlerine devam etmesi için her türlü desteği sağlayan Yeşilyurt İlçe Kaymakamı Kutsal Baytak ile Yeşilyurt Belediye Başkanı Mehmet Çınar, Şahnahan Karşıyaka İlkokulunda incelemelerde bulundular.
Yeşilyurt İlçe Milli Eğitim Müdürü Caner Güler ile Yeşilyurt İlçe Jandarma Komutanı Jandarma Yüzbaşı Ahmet Boyacıoğlu’nun da katıldığı ziyarette okul idarecilerinden okulun ihtiyaçları ve öğrencilerin eğitim durumları üzerine bilgiler alan Yeşilyurt İlçe Kaymakamı Kutsal Baytak ile Yeşilyurt Belediye Başkanı Mehmet Çınar daha sonra sınıfları tek tek gezerek öğrencilerle sohbet ettiler.
Minik öğrencilerin yoğun ilgisiyle karşılaşan Kaymakam Baytak ile Başkan Çınar, içerisinde boyama defteri, balon, meyve suyu, boyama seti ve yardımcı kaynak kitapların olduğu hediye paketlerini öğrencilere dağıttılar. Ziyaret sırasında ayrıca her sınıfa hijyen seti ve çöp kovası ile birlikte mangala, kelime oyunu, dama, zeka küpü seti ve akıl oyunlarının olduğu oyun setleri de hediye edildi.
Yeşilyurt Belediye Başkanı Mehmet Çınar, Yeşilyurt’taki eğitim kalitesinin yükselmesi için belediye olarak her türlü desteği verdiklerini söyledi.
Konuşmasında eğitim hizmetlerini tüm yatırımların önüne koyduklarının altını çizen Yeşilyurt Belediye Başkanı Mehmet Çınar, “Yeşilyurt Belediyesi olarak eğitime, kültüre, sanata ve spora çok büyük önem veriyoruz. İlçemizdeki eğitim seviyesini daha yukarıya çıkarmak içinde her türlü desteği ve kaynağı sağlamaktayız. Okullarımızı sık sık ziyaret ederek talep edilen ihtiyaçları imkanlarımız ölçüsünde karşılayarak öğrencilerimizin temiz, düzenli ve güzel ortamlarda eğitim hizmetlerine kavuşmaları için üzerimize düşen ne varsa yerine getirmeye özen gösteriyoruz. İlçe Milli Eğitim Müdürlüğümüz ve Yeşilyurt Kent Konseyimizin organizasyonunda İlçe Kaymakamımızla birlikte Şahnahan Karşıyaka İlkokulumuzu ziyaret ederek burada eğitim gören minik öğrencilerimizle bir araya geldik. Ziyaretimizde çocuklarımızın hayallerini ve hedeflerini bire bir dinledik, onların hayallerine kavuşmaları içinde üzerimize düşen ne varsa yerine getirmeye hazırız” şeklinde konuştu.
Okul ziyaretleri sırasında okulların ihtiyaçlarını karşılayacak, öğrencilerin eğitim hayatlarına katkı sunacak hediyeler götürmeyi ihmal etmediklerini sözlerine ekleyen Başkan Çınar, ” Okul ziyaretimiz sırasında öğrencilerimizin ders çalışma istekleri, azimleri ve gayretlerini yerinde görmek hepimizi mutlu etti, onlar ülkemizin ve milletimizin geleceğidir. Çocuklarımız için ne yapsak azdır. Çocuklarımızın eğitim hayatlarına katkı sağlamak adına boyama setlerinden yardımcı kaynak kitaplara kadar çok sayıda hediye getirdik. Ayrıca okulumuzda kullanılmak üzere çöp kovaları ve hijyen setleri de getirdik. Okullarımızın sağlıklı ve temiz olması çocuklarımızın daha güzel şartlarda eğitim görmesine vesile olacaktır. Okulumuzun çok güzel bir ortamda eğitim hizmetlerini başarıyla yerine getirmesinden gurur duyduk. 85 öğrencimizin eğitim gördüğü okulumuzun teknolojik ekipmanların yanı sıra uyumlu, planlı ve koordineli bir şekilde yürütülen eğitim hizmetlerine ev sahipliği yapmasından memnun kaldık. Tabii ki burada öne çıkan bir durumda deprem izlerinin silinmesi için idarecilerimiz ve öğretmenlerimizin gayretleri neticesinde oluşturulan sınıf ortamlarıdır. Çocuklarımızı deprem travmasından uzak tutup, derslerine odaklanmalarına teşvik etmek adına ortaya koyulan fedakarlık, özveri ve verilen mücadele her şeyden değerli ve kıymetlidir. Emeği geçenlere sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum. Çocuklarımıza güzel bir gelecek hazırlamak, onların en iyi şartlarda eğitim alması içinde çok çalışıyoruz. İlçemizin eğitim seviyesinin yükselmesine vesile olan projelerimizi, hizmetlerimizi ve yatırımlarımızı teker teker gerçeğe dönüştürüyoruz” diye konuştu. – MALATYA
]]>Toplumun dijitalleşmesine katkıda bulunmak, kadınların gelişimini desteklemek ve iş gücüne katılımını artırmak amacıyla hayata geçirilen “Dijital Benim İşim” Projesi üçüncü yılını tamamladı. Milli Eğitim Bakanlığı Hayat Boyu Öğrenme Genel Müdürlüğü ve Türkiye Vodafone Vakfı iş birliğiyle hayata geçirilen projede bugüne kadar 20 ilde 15 bini aşkın kadın kursiyere dijital okuryazarlık ve dijital pazarlama eğitimleri verildi. Projenin sosyal etkisini ölçmek üzere hazırlanan raporun ikincisine göre, bu eğitimlerle 21 milyon TL’yi aşkın sosyal değer elde edilirken, proje için yapılan her 1 TL’lik yatırım bir önceki döneme kıyasla yaklaşık 2 katına çıkarak 9 TL’nin üzerinde sosyal getiri sağladı. Bu değerin yüzde 33’ü dijital okuryazarlık, yüzde 67’si dijital pazarlama kursiyerlerinde oluşturulan değişimden kaynaklandı.
Milli Eğitim Bakanlığı Hayat Boyu Öğrenme Genel Müdürü Cengiz Mete, şöyle konuştu: “Genel Müdürlüğümüz, hayat boyu öğrenme kapsamında “hayata mutlu bireyler hazırlamak için her zaman, her yerde, herkese eğitim” anlayışıyla, çağımızın gereklilikleri doğrultusunda bireylerin eğitim, sosyal, kültürel, ekonomik vb. alanlarda kişisel ve mesleki bilgi, davranış, tutum, yeterlilik ve becerilerinin gelişimlerine katkı sağlayarak ulusal ve kişisel ölçekli değişim ve gelişim sürecine uyum sağlamalarını amaçlamaktadır. Bünyemizde Türkiye genelinde faaliyet gösteren 1000 halk eğitimi merkezi ve 31 olgunlaşma enstitüsünde 3 bin 771 adet yaygın eğitim kurs programıyla örgün eğitimin içinde veya dışında kalan bireylere yönelik açılan genel, mesleki ve teknik alanlardaki kurslar ve diğer faaliyetlerle hayat boyu öğrenme çalışmaları gerçekleştiriyoruz. Ayrıca sosyal ortaklarımızla, kursiyerlerimizin mesleki, sosyal, kültürel olarak geliştirilmesi amacıyla çeşitli projeler yürütüyoruz. Türkiye Vodafone Vakfı iş birliğiyle hayata geçirdiğimiz Dijital Benim İşim Projesi de dijital dünyanın gücünü, kadınların potansiyeliyle buluşturmak üzere kamu ve özel sektör birlikteliğinin başarılı örneklerinden biridir. Proje kapsamında on binlerce kadının teknoloji alanında farkındalığının, bilgi ve becerilerinin artırmasının mutluluğunu yaşıyoruz. Bu faydanın kadınların özgüvenine, motivasyonuna da yansıdığını görmek hepimiz için çok kıymetli.”
Türkiye Vodafone Vakfı Başkanı Hasan Süel ise şunları söyledi: “Amaç odaklı bir şirket olarak, dijital geleceğin toplumdaki her kesimi kapsaması için çalışıyoruz. ‘Dijital Benim İşim’ de bu vizyonla hayata geçirdiğimiz bir proje. Temel amacımız, kadınları dijital dünyayla tanıştırarak onlara dijital okuryazarlık becerileri kazandırmak, kadınların sosyal hayatta güçlenmelerini sağlamak ve onları potansiyel dijital iş olanaklarıyla buluşturmak. Bu projeyle bugüne kadar 20 ilde 15 bini aşkın kadına dijital okuryazarlık ve dijital pazarlama eğitimleri verdik. Projemizin etkisini de düzenli olarak ölçümlüyoruz. İkinci sosyal etki raporumuza göre, projemiz kadınların yalnızca dijital bilgi ve becerilerini artırmıyor, aynı zamanda özgüven ve motivasyonlarının artmasında, dijital dünyanın önemine dair farkındalık kazanmalarında ve destekleyici ilişkiler geliştirmelerinde önemli rol oynuyor. Diğer yandan, projeye yaptığımız her 1 TL’lik yatırımın geçen döneme kıyasla yaklaşık 2 katına çıkarak 9 TL’nin üzerinde değer oluşturduğunu gördük. ‘Dijital Benim İşim’ Projesi’ni deprem bölgesine de taşıdık. Bu doğrultuda Kahramanmaraş, Hatay ve Adıyaman’da toplam 15 eğitim konteyneri kurduk. Eğitim konteynerlerimizde, kadın kursiyerlerimiz geleneksel el sanatları kurslarına katılıyor ve el emeği ürünler üretiyor. Aynı zamanda, bölge özelinde geliştirdiğimiz ‘Dijital Dünyaya Giriş’ eğitimleriyle kadınların dijital becerilerini geliştirmelerine ve ürettikleri geleneksel ürünleri dijital kanallarda satmalarına destek oluyoruz. Türkiye Vodafone Vakfı olarak, kadınların yanında durmaya devam edeceğiz.”
Dijital okuryazarlık bilgi ve becerisinde yüzde 50 artış
“Dijital Benim İşim Projesi Sosyal Etki Analizi”nde 2022 Nisan – 2023 Mart arasında gerçekleştirilen dijital okuryazarlık ve dijital pazarlama eğitimleri ile eğitimler sonunda düzenlenen Sosyal Medya Kampanya Yarışması kapsamında oluşturulan sosyal etki değerlendirildi. Buna göre, “Dijital Benim İşim” Projesi kapsamında dijital okuryazarlık katılımcılarındaki en büyük değişim yaklaşık yüzde 50 ile bilgi ve becerilerindeki artış olurken, en yüksek ikinci değişim alanı ise yüzde 28,5 ile özgüven ve motivasyondaki artış oldu. Eğitmenler de dijital okuryazarlık kursiyerlerindeki en büyük değişimin yüzde 65 ile özgüven ve motivasyon başlığı altında yaşandığını belirtti. Bu kursiyerlerin yüzde 70’e yakını bilgisayar ve internet konusunda yeni şeyler öğrenme isteğinin arttığını, yüzde 50’sinden fazlası ise güvenli internet kullanımı konusunda daha fazla bilgi sahibi olduğunu söyledi. Diğer yandan, eğitimlerden sonra dijital okuryazarlık katılımcılarının yüzde 60’ının özgeçmişini güncellediği ve yüzde 35’inin yeni bir iş baktığı görüldü.
Dijital pazarlama bilgi ve becerilerinde yüzde 43 artış
“Dijital Benim İşim” Projesi’nde dijital pazarlama kursiyerlerinin gözünden kendilerindeki en büyük değişim yüzde 43 oranında dijital pazarlama konusundaki bilgi ve becerilerindeki artış olurken, ikinci en yüksek değişim yüzde 31 ile motivasyon alanında oldu. Eğitmenler de dijital pazarlama kursiyerlerindeki en büyük değişimin yüzde 83 ile motivasyon ve yüzde 82 ile özgüven alanlarında yaşandığını belirtti. Dijital pazarlama kursiyerlerinin yüzde 62’sinin eğitimlerden sonra özgeçmişini güncellediği, yüzde 47’sinin yeni bir iş baktığı, iş baktığını belirten katılımcıların yüzde 10’unun yeni bir işte çalışmaya başladığı görüldü. Dijital pazarlama kursiyerlerinin yüzde 20’si eğitimlerden sonra girişimde bulunduğunu da belirtti. Bu katılımcıların yüzde 41’i satış yapmak üzere profesyonel hesap oluşturduğunu ve satış yapmaya başladığını, yüzde 33’ü sosyal medya hesabı açtığını, yüzde 11’i YouTube kanalı açtığını, yüzde 4’ü ise web sitesi kurduğunu paylaştı. Katılımcıların yüzde 11’i ise çalıştıkları işte daha verimli hale geldiğini ve dijital pazarlamayla ilgili iş alanlarına girdiğini aktardı.
Dijital pazarlama kursiyerlerinin yarısından fazlası kendi iş alanını oluşturmak için kursa katıldığını belirtirken, çalıştığı iş sebebiyle dijital pazarlama yetkinliğini geliştirmek için katılanlar geçen döneme oranla neredeyse 2 katına çıktı. Bu kursiyerlerin yüzde 54,75’i dijital pazarlamaya dair sahip olduğu bilginin arttığını, yüzde 52,82’si kendine yeni bir iş alanı oluşturma ya da sahip olduğu işi büyütme motivasyonunun güçlendiğini, yüzde 51,29’u dijital platformlarda farklı kitlelere ulaşma ve etkileşime geçme becerisinin geliştiğini belirtti.
Eğitmenler için önemli deneyim
Projenin eğitmenler üzerinde de etkisi oldu. Buna göre, dijital pazarlama eğitmenlerinde en yüksek değişim yüzde 32 ile bilgi, beceri ve yetkinlik gelişimi başlığında gerçekleşti. Dijital okuryazarlık eğitmenlerinde ise en yüksek değişim yüzde 6,6 ile iletişim becerileri ve sosyalleşme alanında oldu.
Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları’na katkı
Proje, Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları’na sağladığı katkıyla da öne çıkıyor. “Dijital Benim İşim”, doğrudan kadın kursiyerleri hedef grup olarak belirleyen, kadınların güçlenmesini ve ekonomik hayata katılımlarını artırmayı amaçlayan bir proje olduğundan, Toplumsal Cinsiyet Eşitliği (Amaç 5) ve Eşitsizliklerin Azaltılması (Amaç 10) hedeflerini doğrudan destekliyor. Proje ayrıca, kadınlara eğitim ve istihdam fırsatları oluşturarak uzun vadede yoksulluğun sonlandırılmasına (Amaç 1), kadınlara nitelikli beceriler kazandırma ve kapsayıcı öğrenme fırsatları sunması ile birlikte nitelikli eğitmen yetiştirilmesini de desteklemesiyle Nitelikli Eğitim’e (Amaç 4), istihdam, gelir artışı ve girişimcilik becerileri kazandırmasıyla İnsana Yakışır İş ve Ekonomik Büyüme’ye (Amaç 8) ve son olarak Hayat Boyu Öğrenme Genel Müdürlüğü ve Türkiye Vodafone Vakfı işbirliğinden güç alması nedeniyle Amaçlar İçin Ortaklıklar (Amaç 17) hedeflerine katkıda bulunuyor.
Yatırımın Sosyal Getirisi (SROI) metodolojisi kullanıldı
“Dijital Benim İşim Projesi Sosyal Etki Analizi” kapsamında uygulanan Yatırımın Sosyal Getirisi (SROI) metodolojisi, sosyal temelli projelerin oluşturduğu sosyal değerin hesaplanması için kullanılıyor. SROI yolu ile değişim, bu değişimi yaşayan ya da ona etki eden paydaşları kapsayacak şekilde hesaplanıyor. SROI analizinde, saha çalışmaları yolu ile paydaşlar üzerinde oluşturulan sosyal değişimi anlamak hedefleniyor ve bu değişimin, finansal değerler kullanılarak yansıtılması yolu ile değişimin hikayesi anlatılmaya çalışılıyor. Bu sayede, sosyal kazanım ve maliyetleri yansıtacak bir oranın hesaplanması mümkün oluyor. Buna göre, 2: 1 oranında bir etki, 1 birimlik yatırımın 2 birimlik sosyal değer oluşturabildiğini dile getiriyor. – İSTANBUL
]]>BURDUR’da 2014 yılında üniversitede Acil Yardım ve Afet Yönetimi bölümünde tanışarak evlenen Büşra (26) ve Güney Odabaşı (28), mezun olduktan sonra Kayseri’de görev yapmaya başladı. Büşra Odabaşı, Anadolu lisesinde öğrencilere teorik eğitim verirken, itfaiye amiri eşi Güney ise stajyer olarak gelen öğrencilerine sahada pratik eğitim veriyor. Büşra Odabaşı, “Öğrenciler 12’nci sınıfa geldiklerinde staj yapmak zorundalar. Stajlarını da İtfaiye Daire Başkanlığı’nda yapabiliyorlar. Eşim orada eğitim amiri. Çocukların uygulamalı eğitimlerinde eşim destek oluyor” dedi.
Kayseri’de yaşayan 1 çocuk sahibi Büşra ve Güney Odabaşı çifti, 2014 yılında Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi Acil Yardım ve Afet Yönetimi bölümünde tanıştı. Eğitimlerini tamamladıktan sonra evlenen çiftten Güney Odabaşı İstanbul’a eşi ise Kayseri’de bir okula atandı. Bir süre sonra eş durumundan dolayı Kayseri’ye taşınan Odabaşı çifti, görevlerine burada devam etti. Büşra Odabaşı, Ahi Evran Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nde öğrencilere teorik eğitim verirken, itfaiye amiri eşi Güney ise stajyer olarak gelen öğrencilerine sahada pratik eğitim veriyor.
2019 yılından beri okulda itfaiyecilik ve yangın güvenliği öğretmeni olarak görev yaptığını söyleyen Büşra Odabaşı, “Öğrencilerimiz çeşitli kurum ve kuruluşlarda staj imkanı bulmaktalar. Okullarını bitirdiklerinde C sınıfı ehliyet alarak çeşitli kurumlarda istihdam imkanı bulabilirler. 10 saatlik derslerimiz var. Bu yüzden sadece teorik olarak eğitim yapmıyoruz. Önce teorik sonrasında uygulamalı yaparak çocukların konuları pekiştirmelerini sağlıyoruz. Eğer ekipmanımız atölyemizde bulunmuyorsa itfaiyeden destek alıyoruz. Öğrenciler 12’nci sınıfa geldiklerinde staj yapmak zorundalar. Stajlarını da İtfaiye Daire Başkanlığı’nda yapabiliyorlar. Eşim orada eğitim amiri. Çocukların uygulamalı eğitimlerinde eşim destek oluyor. Eşimle ben aynı üniversite mezunuyuz. 4 yıllık Acil Yardım ve Afet Yönetimi bölümünü okuduk. Üniversite sürecinde tanışmıştık. Eşim de 2018 yılında İstanbul itfaiyesine atanmıştı. Eş durumundan dolayı Kayseri’ye geldi” diye konuştu.
‘EŞİMLE AYNI İŞİ YAPMAK GÜZEL BİR DUYGU’
Eşi ile aynı görevi paylaşmaktan mutluluk duyduğunu aktaran Büşra Odabaşı, “Eşimle aynı işi yapmak güzel bir duygu. Ondan destek almak da güzel oluyor. Bu sebeple öğrencilerimizin imkan ve olanaklarını da artırmış oluyoruz. Yeri geldiğinde daha kolay bir şekilde ekipman desteğini sağlıyoruz. Eşim de buraya gelip eğitim veriyor. Öğrencilerimin bu duruma tepkileri olumlu yönde oluyor. Öğrencilerim eğitim sürecinden gayet memnun kalıyorlar” dedi.
‘BURADA USTA-ÇIRAK İLİŞKİSİ VARDIR’
İtfaiyeciliğe 2018 yılında İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde başladığını belirten Güney Odabaşı, “Eşimin Kayseri’ye atanmasının ardından Kayseri İtfaiye Daire Başkanlığı’nda Eğitim ve Halkla İlişkiler Amiri olarak görevime devam ediyorum. Buradaki amacımız; hem kurumumuza gelen öğrencileri hem de kurum dışı öğrencilere temel yangın eğitimlerini vermek, yangın anlamında bir güvenlik eğitimi ve farkındalık oluşturmak. Bugün burada hem üniversite hem de lise de itfaiyecilik bölümü okuyan arkadaşlarımıza, yangının başından sonuna kadar geçen tüm süreçteki olayları ve tehlikeleri anlattık. Burada öğrenci-öğretmen ilişkisinden ziyade usta-çırak ilişkisi vardır. Biz burada ağabey- kardeş çerçevesinde çalışırız” ifadelerini kullandı.
‘AYNI GÖREVİ YAPMAK BAZEN ATIŞMALARA SEBEBİYET VEREBİLİYOR’
Eşiyle aynı görevi yapmanın keyifli olduğunu söyleyen Güney Odabaşı, şöyle konuştu:
“5 yıldır evliyiz. Ben 2018 yılında atandıktan sonra eşim de 2019 yılında buraya atandı. Daha sonra yaklaşık 2 yıl tayin süreci bekledik. 2021 yılında buradaki görevime başladım. Eşimle aynı görevi yapmak bazen keyifli. Bazen atışmalara sebebiyet verebiliyor. Ben, ‘saha önemli’ diyorum. O, ‘okul önemli’ diyor. Aslında bu işin yüzde 50’si saha, yüzde 50’si teorik bilgidir. Çünkü teorisini bilmediğiniz bir işin uygulamasını yapamazsınız. Asıl amacımız bilgi birikimlerimizi buradaki öğrenci arkadaşlarımıza aktarmak oluyor. Eşimin lisedeki görevi öğrencilere alması gereken bilgileri teorik olarak vermek.”
]]>İş sağlığı ve güvenliği başlığı 2023 yılının sonunda iş kazası bildirmeme veya geç bildirme cezalarındaki artışla bir kez daha gündeme geldi. İKÜ Hukuk Fakültesinden Dr. Öğr. Üyesi Ender Demir, işletmelerin iş sağlığı ve güvenliğine ilişkin hukuki yükümlülüklerini bilmesi ve yerine getirmesi sürecinde eğitimin önemine dikkat çekti.Dr.Öğr.Üyesi Demir, “İş sağlığı ve güvenliği alanında eğitim kalitesi çok önemli. Bu eğitimlerin kağıt üstünde verilmiş gösterilmesi ve uzman olmayan kişilerce düzenlenmesi iş sağlığı ve güvenliğinin önündeki en büyük risklerden biri” dedi.
Yılın son haftası yapılan açıklamada, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği (İSG) Kanununa göre 2023 yılında yeniden değerleme oranında (yüzde 122,9) artışla bildirim yükümlülüğünü yerine getirmeyen işverene uygulanacak ceza oranı 15 bin 529 TL’ye yükseldi. SGK’nın, “İş Kazası İstatistikleri” 2022 raporuna göre 4a kapsamında 588.823, 4b kapsamında 448 sigortalı olmak üzere toplam 589.271 kişinin iş kazası kayda geçti. İş kazasına ilişkin bildirimler başta olmak üzere sürecin baştan sona sağlıklı ve güvenli yönetiminde en önemli vurgu ise eğitim.
İKÜ Hukuk Fakültesinden Dr. Öğr. Üyesi Ender Demir, işletmelerin iş sağlığı ve güvenliğine ilişkin hukuki yükümlülüklerini bilmesi ve yerine getirmesi sürecinde eğitimin ve eğitimli İSG uzmanlarının çok önemli bir rol üstlendiğine dikkati çekti.
İSG EĞİTİMLERİ KAĞIT ÜZERİNDE VERİLMEMELİ
İşverenler, İSG için lüzumlu olan her türlü araç ve gereci sağlamalarına rağmen bu araçların doğru ve etkin kullanımının denetlenmediğine dikkati çeken Dr. Öğr. Üyesi Demir, mevzuatın yalnızca araç gereç tedariği değil, bu araçların denetiminde de işverene çeşitli yükümlülükler getirdiğini belirtti.
“KAĞIT ÜSTÜNDE UZMAN ANCAK YETERLİ BİLGİYE SAHİP DEĞİLLER”
İş sağlığı ve güvenliğinin sağlanmasında en önemli aktörlerin iş güvenliği uzmanı ve işyeri hekimleri olduğunu kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Ender Demir öncelikle iş güvenliği uzmanı ve işyeri hekimlerinin hukuki ve teknik anlamda bir eğitimden geçmiş olmaları gerektiğine dikkati çekti. Kağıt üstünde uzman olan ancak yeterli bilgi ve birikime sahip olmayan kişiler eliyle İSG hizmetlerinin yürütülmesinin riskli olduğuna dikkati çeken Dr. Öğr. Üyesi Ender Demir işletmelerin iş sağlığı ve güvenliği eğitimleri konusunda dikkat etmesi gereken noktaları şöyle açıkladı:
“Çalışanları eğiten, onları yönlendiren İSG profesyonellerinin iyi bir eğitim almış olmaları önemlidir. Çalışanlara özellikle; işe başlamadan önce, çalışma yeri veya iş değişikliğinde, iş ekipmanının değişmesi halinde veya yeni teknoloji uygulanması halinde eğitim verilir. Eğitimler, değişen ve ortaya çıkan yeni risklere uygun olarak yenilenir, gerektiğinde ve düzenli aralıklarla tekrarlanır.”
İSG EĞİTİMİ HUKUKİ VE CEZAİ OLDUĞU KADAR VİCDANİ BİR SORUMLULUK
İş sağlığı ve güvenliği eğitimleri teknik ve hukuki boyutlarına dikkati çeken Dr. Öğr. Üyesi Ender Demir, teknik eğitimlerde uygulama ve bilgi birikiminin ön plana çıktığını ifade etti. Demir, İSG eğitimi almayı planlayan işletmeler için dikkat edilmesi gereken başlıkları şöyle sıraladı:
“Eğitimcilerin alana hakim olması, uygulamanın içinden gelmesi, eğitiminin kağıt üstünde kalmasını engeller. Eğitim alınan kurumların belirlenmesinde, kurumun konuya hakimiyeti, geçmişi, eğitimcilerinin kimlerden oluştuğu, ilgili kişilerin uygulamanın içinden gelmesi önemli. İşletmelerin bu hususları göz önünde tutarak eğitime yaklaşmaları, hem kendi kurumlarının itibari ve menfaati hem de çalışanlarının menfaatleri bakımından büyük önem arz etmektedir. İSG eğitimlerini yalnızca yasal bir zorunluluğun yerine getirilmesi olarak görmemek lazım. Ülkemizde maalesef her gün ortalama 6-7 çalışan iş kazası neticesinde ölmekte. Konu cezai ve hukuki sorumluluğunun yanı sıra vicdani bir sorumluluk. Bir yaşamın, o yaşama dahil hayallerin yok olması her yönüyle büyük bir yıkım yaratır. Bu yıkımın bir parçası olmamak adına iş sağlığı ve güvenliği eğitimlerine basit bir pencereden bakmamak gerek. Gerçekten daha iyisini, en iyisini nasıl yapabiliriz diye düşünerek yaklaşmak gerekir.”
]]>Nevşehir Jandarma At ve Köpek Eğitim Merkezi (JAKEM) Komutanlığı’ndaki eğitimlerin ardından Uzman Çavuş Erdem Karakışla’nın eğitmenliğinde Bingöl İl Jandarma Komutanlığı’nda 2023’te göreve başlayan 4 yaşındaki Meke, kentteki operasyonlarda başarı gösterdi.
Bölgede huzur ve güvenliğin tesis edilmesi, asayişin sağlanması için gece gündüz görev yapan jandarma ekiplerinin, uyuşturucuyla mücadele kapsamında en önemli destekçisi Belçika Malinois cinsi köpek Meke oldu.
Bingöl’de jandarma ekiplerinin bu yıl gerçekleştirdiği “Narkoterör” operasyonlarında yaklaşık 39 milyon kök Hint keneviri, 1 ton 700 kilogram esrar, 130 sentetik uyuşturucu, yaklaşık 269 sentetik hap ve 81 gram sentetik uyarıcı ele geçirildi.
Operasyonlarda ekiplerin “can yoldaşı” olan uyuşturucu arama köpeği Meke, hassas burnu sayesinde gizlenmiş uyuşturucu maddeleri bularak başarılı sonuç alınmasına katkı sağladı.
Eğitmeni Uzman Çavuş Karakışla’nın en yakın mesai arkadaşı Meke, zorlu antrenmandan geçerek operasyonlara hazırlanıyor.
Antrenmanda gösterdiği performansla dikkati çeken Meke, eğitim kapsamında kağıda yazılı çarpım tablosunun sonucunu havlayarak biliyor ve buzdolabından su şişesini alarak eğitmenine getiriyor.
“Her türlü nesnenin yerini tespit edebilirler”
Jandarma Uzman Çavuş Erdem Karakışla, AA muhabirine, köpeklerin insanlarla yaşamalarından dolayı iyi bir eğitimle narkotik ve psikotrop maddelere (merkezi sinir sisteminde etkisini gösteren ve beynin işlevlerini değiştirerek algıda, ruh halinde, bilinçlilikte ve davranışta geçici değişikliklere neden olan kimyasal madde) karşı hassasiyetlerinin artırıldığını, kendileriyle uyumlu bir ekip oluşturduğunu belirtti.
“Köpekler insana oranla 100 kat daha fazla koku alma duyusuna sahip. Burunlarıyla, özgün bir kokuya sahip her türlü nesnenin yerini tespit edebilirler.” diyen Karakışla, “Bingöl İl Jandarma Komutanlığının sorumluluk alanında 2023 yılı içerisinde icra edilen narkoterör operasyonları neticesinde yaklaşık 39 milyon kök Hint keneviri, 130 kök skunk, yaklaşık 1 ton 700 kilogram esrar, 269 sentetik hap ve 81 gam metamfetamin ele geçirildi.” dedi.
Karakışla, ele geçirilen uyuşturucunun tespitinde İl Jandarma Komutanlığı ekipleri ile görev yapan Meke’nin de büyük katkısı olduğunu ifade etti.
“Testlerde başarılı olan köpekler göreve hazır olduğuna dair sertifikalandırılır”
Nevşehir JAKEM Komutanlığı’nda eğitime alınan köpeklerin profesyonel eğitici personel tarafından uygulanan programlarla eğitime elverişli hale getirildiğini belirten Karakışla, “Özellikle yavru köpek eğitim süreci boyunca, avcılık karakteri yüksek, burunlarını çok iyi seviyede kullananlar dedektör özellikli branşlara seçilmekte, koruma eğitimleri daha güçlü olan saldırgan köpeklerimiz ise bu yeteneğini kullanacağı branşlarda değerlendirilmektedir.” diye konuştu.
Karakışla, JAKEM Komutanlığı’nda 14 ile 20 haftalık branş eğitimini tamamlayan köpeklerin oluşturulan özel komisyon tarafından teste tabi tutulduğunu aktararak, şöyle konuştu:
“Bu testlerde başarılı olan köpekler eğitimi tamamlanmış sayılır ve göreve hazır olduğuna dair sertifikalandırılır. Müteakiben 81 ilimizde bulunan jandarma birliklerine gönderilir. Kıtalara giden köpeklerin buralarda görev başı eğitimleri devam eder ve her yıl yeniden teste tabi tutulur. Başarılı olanların sertifikaları yenilenir, başarısız olanlar ise tazeleme eğitimine alınır. Normal şartlarda bir köpek 9 yaşına kadar görev yapmaya devam eder ancak yapılan sınavlarda yeterli performansı gösterirse 11 veya 12 yaşına kadar göreve devam edebilir. Emekliye sevk edilen köpeğin bakımına, en son görev yaptığı birlik tarafından ölümüne kadar devam edilir.”
]]>Avrupa Birliği tarafından hibe ile desteklenmeye hak kazanan ‘XReation of Future’ projesi, Geleceğin Meslekleri Konferansı ile tanıtıldı. Coşkunöz Eğitim Vakfı liderliğinde Bursa Teknik Üniversitesi ortaklığında hayata geçen, İş dünyasının geleceğin işleri hakkında farkındalığının artırılmasının ve ihtiyaç duyduğu insan kaynağı kapasitesinin güçlendirilmesi için sanal gerçeklik (VR), artırılmış gerçeklik (AR) ve karma gerçeklik (XR) tasarımcılarının cinsiyet eşitliği odağında yetiştirilmesinin hedeflendiği proje, paydaşlar ve sektörün temsilcileri ile paylaşıldı. XReation of Future Projesi, ‘Geleceğin insana yakışır işleri çerçevesinde ve toplumsal cinsiyet eşitliği odaklı mevcut ve potansiyel işgücü istihdamının ve istihdam edilebilirliğinin desteklenmesi’ ana hedefi doğrultusunda VR/AR/XR tasarımcı eğitim müfredatı hazırlanmasını ve eğitim altyapısının güçlendirilmesini, eğitmen yetiştirilmesini, gençlerin kapasitesinin güçlendirilmesini, çalışanların yetkinliklerinin geliştirilmesini, lise, üniversite öğrencileri veya işsizlerin cinsiyet eşitliği odağında bilgi teknolojileri, üretim ve eğitim sektörlerinde istihdama katkıda bulunmasını ve paydaşların geleceğin meslekleri konusunda farkındalıklarının artırılmasını hedefliyor.
Türkiye ile Avrupa Birliği arasındaki mali iş birliği çerçevesinde geliştirilen Katılım Öncesi Mali Yardım Aracı’nın (IPA-Instrument for Pre Accession) “İstihdam, Eğitim, Sosyal Politikalar” bileşeni altında Cinsiyet Eşitliği Odağında Geleceğin İnsana Yakışır İşleri Yaklaşımının Desteklenmesi Hibe Programı uygulanmaktadır. Avrupa Birliği ve Türkiye Cumhuriyeti tarafından finanse edilen söz konusu hibe programı, Sözleşme Makamı olan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Avrupa Birliği ve Mali Yardımlar Dairesi Başkanlığı tarafından yürütülmekte ve izlenmektedir. Programın Operasyon Faydalanıcısı Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı (ÇSGB) Çalışma Genel Müdürlüğü (ÇGM) İstihdam Politikaları Daire Başkanlığı’dır. Projenin toplam bütçesi 217 bin 327,49 Avro olup, bu tutarın 23 bin 797,36 Avro’luk kısmı Coşkunöz Eğitim Vakfı ve Bursa Teknik Üniversitesi’nin eş finansman katkısıdır.
Proje çerçevesinde eğitmenler ve işsizler, profesyoneller, üniversite ve meslek lisesi öğrencileri gibi 5 ayrı grupta toplam 140 kişiye toplam bin 160 saat uygulamalı eğitim verilerek iş dünyasının ihtiyaç duyduğu yetkinliklere sahip AR/VR/ XR tasarımcıları yetiştirilecek. Eğitim müfredatı, iş dünyasının talep ettiği yetkinlikler ve eğitim ihtiyaçları göz önünde bulundurularak proje çerçevesinde hazırlanacak. Kadın istihdamının desteklenmesi önceliğine katkı sağlamak ve toplumsal cinsiyet eşitliğini gözetmek hedefiyle, verilecek eğitimlerden yararlananların en az yüzde 50’sini kadınların oluşturması hedeflenecek. Projenin ilerleyen aşamalarında, projenin amacına yönelik farkındalığı artırmak için ‘Bilişim Sektöründe Kadın’ konferansı ile proje yarışması ve kapanış konferansı gerçekleştirilecek. Proje bitiminde kısa videolar, eğitim dokümanları ve uygulama örnekleri online platform üzerinden herkesin erişimine açık şekilde yayınlanacak.
Bursa iş dünyasının yoğun katılımıyla gerçekleştirilen ve açılış konuşmaları Coşkunöz Eğitim Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Oya Coşkunöz Aktaş, ve Bursa Teknik Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Naci Çağlar tarafından yapılan etkinlikte katılımcılar projeye dair detaylı bilgi alma fırsatı yakaladı.
Oya Çoşkunöz Aktaş, “Yeni teknolojiler, işler ve geleceğin meslekleri alanlarında çalışmalarımız devam ediyor. Türkiye’yi ulusal ve uluslararası alanda eğitim ve istihdam sağlayıcı olarak temsil ediyoruz. Son olarak yaşadığımız acı deprem sebebiyle, Hatay’da 4 ayda 47 sınıflı bir okulu hayata geçirdik. Bu gururla acımızı bir nebze olsun unutmaya çalışırken, daha da fazlasını hayata geçirmek için ekip arkadaşlarımızla çalışıyoruz. Değişen dünya ve dijital beceriler, yaş ve cinsiyet farkı gözetmeksizin hepimizin işlerini etkileyecek. Bu konuda Türkiye’nin rekabette geri kalmaması için bu değişimleri yakından incelememiz çok önemli. Değişimin bazen zor ve sancılı olduğunu çok iyi biliyoruz. Fakat, değişmemenin de büyük ve çok ağır bedelleri olduğunu hatta yok olacağımızı biliyorum” dedi.
F2K Yönetim Danışmanlığı Kurucu Ortağı Feride Kılıç’ın “Geleceğin Meslekleri”, NaraXR CEO’su Dr. Zafer Karadayı’nın “Deneyim Çağında İnsan”, Teknolojide Kadın Derneği Kurucu Yönetim Kurulu Başkanı Zehra Öney’in “Teknolojide İstihdam ve Kadın” oturumlarıyla devam eden Geleceğin Meslekleri Konferansı’nda, alanında uzman konuşmacılar VR/AR/XR teknolojileri alanındaki gelişmeleri, dijitalleşme ve iş dünyasının ihtiyaç duyduğu beceri ve yetkinliklere dair görüşlerini dinleyenlere aktardı. – BURSA
]]>TÜRK Eğitim-Sen Genel Başkanı Talip Geylan, “Ülkemizde öğretmen açığı sorununu ortadan kaldırmak için 2024 yılında en az 92 bin atama yapılması elzemdir” dedi.
Türk Eğitim-Sen, 2023-2024 eğitim öğretim yılına ilişkin ücretli öğretmen sayılarını araştırdı. 81 il valiliğinden ücretli öğretmen sayısını isteyen sendikaya 71 il cevap verdi. Buna göre; Türkiye’de 2023-2024 eğitim öğretim yılında 71 ilde ücretli öğretmen sayısı 66 bin 780 oldu. Ücretli öğretmen sayısını göndermeyen iller; Ağrı, Bayburt, Bilecik, Düzce, Hatay, Kars, Niğde, Şırnak, Tokat ve Yalova.
İSTANBUL’DA 17 BİN 411 ÜCRETLİ ÖĞRETMEN ÇALIŞTIRILIYOR
İstanbul en yüksek ücretli öğretmen sayısına sahip il oldu. İstanbul’da 17 bin 411 ücretli öğretmen çalıştırılırken; 3 bin 381 ile Ankara takip etti. Ücretli öğretmen sayısının yüksek olduğu diğer iller ve öğretmen sayıları; Bursa 3 bin 379, İzmir 3 bin 105, Gaziantep 2 bin 330, Kocaeli 2 bin 99, Antalya 1855, Van 1548, Kahramanmaraş 1484, Tekirdağ 1207 şeklinde gerçekleşti.
ÜCRETLİ ÖĞRETMENLERİN 6 BİN 654’Ü ÖN LİSANS MEZUNU
71 ildeki ücretli öğretmenlerin mezuniyet durumlarına bakıldığında; eğitim fakültesi mezunlarının sayısı 28 bin 381, lisans mezunlarının sayısı 31 bin 745, ön lisans mezunlarının sayısı 6 bin 654. İller bazında yapılan araştırmada, bazı illerde lisans mezunu ücretli öğretmenlerin sayısının eğitim fakültesi mezunu ücretli öğretmenlerin sayısından fazla olduğu görüldü.
ÖN LİSANS MEZUNU ÖZEL EĞİTİM ÖĞRETMENİ SAYISI 2 BİN 15
Özel uzmanlık gerektiren zihinsel, görme, işitme engelliler öğretmenliğinde dahi ön lisans mezunu ücretli öğretmen görevlendirmesi yapıldığı görüldü. Özel eğitim öğretmenliğinde toplam 19 bin 61 ücretli öğretmen görev yaparken; bu öğretmenlerin 6 bin 845’i eğitim fakültesi, 10 bin 201’i lisans, 2 bin 15’i ön lisans mezunu. Ön lisans mezunu özel eğitim öğretmenlerinin 1062’si İstanbul’da. Ücretli branş öğretmeni olarak görev yapanların sayısı toplam 23 bin 187 iken; bu öğretmenlerin 8 bin 40’ı eğitim fakültesi, 12 bin 673’ü lisans, 2 bin 474’ü ön lisans mezunu. Ücretli sınıf öğretmeni olarak görev yapanların sayısı toplam 16 bin 679 iken; bu öğretmenlerin 8 bin 704’ü eğitim fakültesi, 7 bin 390’ı lisans, 585’i ön lisans mezunu.
NORM KADRO İHTİYACI 69 İLDE 91 BİN 484
İl valiliklerinden norm kadro ihtiyacı da talep edildi. Buna göre; 69 ilden norm kadro sayıları geldi. Norm kadro sayısını göndermeyen iller; Ağrı, Bayburt, Bilecik, Düzce, Hatay, Kars, Niğde, Şırnak, Tokat, Yalova, Hakkari ve Karaman. 69 il valiliğinden gelen verilere göre; norm kadro açığı 91 bin 484. Ücretli öğretmen sayısının norm kadro ihtiyacının 24 bin 704 altında kaldığı görüldü. İstanbul’da norm kadro ihtiyacı 26 bin 743 iken ücretli öğretmen sayısı 17 bin 411. Tekirdağ’da norm kadro ihtiyacı 1637 iken ücretli öğretmen sayısı 1207. Şanlıurfa’da norm kadro ihtiyacı 6 bin 280 iken ücretli öğretmen sayısı 4 bin 219. Konya’da norm kadro ihtiyacı 2 bin 669 iken ücretli öğretmen sayısı 998. Kahramanmaraş’ta norm kadro ihtiyacı 2 bin 286 iken ücretli öğretmen sayısı 1484. Van’da norm kadro ihtiyacı 2 bin 915 iken ücretli öğretmen sayısı 1548. Zonguldak’ta norm kadro ihtiyacı 684 iken ücretli öğretmen sayısı 199’dur. Ücretli öğretmen alımı yapılmasına rağmen, norm kadro ihtiyacının karşılanamadığı görüldü. Ankara ve Diyarbakır’da norm kadro ihtiyacından fazla ücretli öğretmen görevlendirmesi yapıldığı belirlendi. Ankara’da norm kadro ihtiyacı 2 bin 937 iken görevlendirilen ücretli öğretmen sayısı 3 bin 381. Diyarbakır’da da norm kadro ihtiyacı 1283 iken, ücretli öğretmen sayısı 1305. Çeşitli nedenlerle uzun süreli izinde olan öğretmen sayısının fazla olmasının bu sonuca yol açığı belirtildi. Bazı branşlar itibariyle ücretli öğretmen sayısının norm kadro ihtiyacını karşılamadığı görüldü. Özel eğitim öğretmenliğinde norm kadro ihtiyacı 23 bin 764 iken ücretli öğretmen sayısı 19 bin 61. Branş öğretmenliğinde norm kadro ihtiyacı 51 bin 572 iken ücretli öğretmen sayısı 23 bin 187.
‘EN AZ 92 BİN ÖĞRETMEN ATAMASI YAPILMALIDIR’
Ücretli öğretmen araştırması ile ilgili açıklama yapan Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı Talip Geylan, Türkiye’de öğretmen açığı sorununun bir türlü çözülemediğini belirterek, “Milli Eğitim Bakanlığı öğretmen ihtiyacını yeterli sayıda kadrolu öğretmen ataması yapmak yerine, girdikleri ders başına ücret alan, asgari ücretin yarısı bir aylık gelire sahip olan, hak ve güvenceden mahrum, geleceği amirlerinin iki dudağı arasında olan ücretli öğretmen görevlendirmesi yaparak gidermeye çalışıyor. Ücretli öğretmenlerin bir kısmının pedagojik formasyonunun olmaması ve iki yıllık meslek yüksekokullarından mezun olması da işin eğitimi tehdit eden boyutu olarak karşımıza çıkıyor” dedi.
‘KADRO İHTİYACININ TAMAMLANMASI GEREKMEKTEDİR’
Araştırmaya göre 10 il eksik olmasına rağmen ücretli öğretmen sayısının 67 bine ulaştığını kaydeden Geylan, “Şayet tüm illerin verileri elimizde olsaydı, ücretli öğretmen sayısının 80 bini aştığı görülecektir. Ücretli öğretmen sayısının yüksekliği kadar norm kadro ihtiyacının da 90 binin üzerinde olması dikkat çekicidir. Bu durum, ücretli öğretmen çalıştırılmasına rağmen ülkemizde öğretmen açığının kapatılamadığının göstergesidir. Nitekim öğretmen açığı olduğunu Milli Eğitim Bakanı Sayın Yusuf Tekin de kabul etmiştir. Ancak Bakan Tekin, 68 bin öğretmen ihtiyacı olduğunu söylerken, sendikamızın tespitleri Yusuf Tekin’in verdiği norm kadro ihtiyacının en az 23 bin 484 üzerindedir. Peki öğretmen açığı ve bu açığın ücretli öğretmenler eliyle giderilmeye çalışılması eğitim hayatımız için ciddi bir sorunken, bu sorun nasıl çözülmelidir? Yapılması gereken öncelikle ücretli öğretmenlik denilen ve neredeyse asal istihdam modeli haline gelen bu ucube çalıştırma şeklinin tamamen kaldırılması ve sadece kadrolu atama yapılmasıdır. Şubat ayında en az ücretli öğretmen sayısı kadar yani 67 bin öğretmen ataması yapılması, ardından da 2024 yılında bu atamaların norm kadro ihtiyacına tamamlanması da gerekmektedir. Kısacası ülkemizde öğretmen açığı sorununu ortadan kaldırmak için 2024 yılında en az 92 bin atama yapılması elzemdir” ifadelerini kullandı.
Geylan, bir ihtisas mesleği olan öğretmenlikte ‘ücretli’ adıyla bir çalıştırma yöntemi olmaması gerektiğini belirterek şöyle dedi:
“Siz nasıl ücretli polis, ücretli doktor çalıştırmıyorsanız, insan yetiştiren bir mesleğin saygınlığını azaltan, mesleği tahrip eden, eğitimin kalitesini düşüren bir usulle öğretmen çalıştıramazsınız. Milli Eğitim Bakanlığı sadece ve sadece gerekli istisnai hallerde 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’na dayalı olarak ‘Vekil Öğretmen’ unvanıyla öğretmen çalıştırmalıdır. Bunun dışında tüm öğretmenlerimizin kadrolu olarak istihdam edilmesi temel talebimizdir. Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılının başlangıcında, ‘Türkiye Yüzyılı’nı inşa ederken, eğitimi öncelemek başat sorumluluğumuzdur. Eğitimin itici gücünün öğretmenler olduğunu göz önüne aldığımızda eğitim alanında tasarruf yapılmayacağı gerçeğinden hareketle, tüm imkanlarımızı geleceğimiz olan çocuklarımıza, onları yetiştiren öğretmenlerimize seferber etmeliyiz.”
]]>Toplumsal değişim ve gelişimin öncüsü olma hedefiyle faaliyetlerini sürdüren Türkiye Vodafone Vakfı, 2023’te de teknolojinin gücünü kullanarak toplumsal ihtiyaçlara yanıt veren çalışmalar yapmaya devam etti. Vakfın hayata geçirdiği projelerin reel değeri 16 yılda 270 milyon TL olurken, ortaya çıkardığı sosyal katkı ise 1,5 milyar TL’ye ulaştı. Vakfın ‘Yarını Kodlayanlar’ projesi 300 bini aşkın çocuğa, ‘Dijital Benim İşim’ projesi ise 15 binin üzerinde kadına ulaştı. Vakıf, bu projelerini deprem bölgesine de taşıyarak yaraların sarılmasına destek oldu. Depremden en çok etkilenen 11 ilde hayata geçirilen ‘Yarını Kodlayanlar Sosyal Hayata Destek’ projesiyle 81 bini aşkın çocuğa ulaşan Vakıf, ‘Dijital Benim İşim’ projesi kapsamında 3 ilde kurduğu 15 eğitim konteyneriyle de 2 binden fazla kadına el sanatları eğitimi verdi. Vakıf ayrıca, AÇEV iş birliğiyle 3 ilde açtığı Çocuk ve Aile Merkezleri ile 2 binin üzerinde kişinin hayatına dokundu.
Konu hakkında değerlendirmede bulunan Türkiye Vodafone Vakfı Başkanı Hasan Süel, “Vakıf olarak, kurulduğumuz günden bu yana, ‘İyilik için teknoloji’ vizyonuyla faaliyetlerimize yön veriyoruz. Tüm projelerimizi, ülkemizin toplumsal gereksinimleri doğrultusunda, araştırmalar sonucu belirlediğimiz sosyal ihtiyaç haritasına göre şekillendiriyoruz. Sosyal hayatın olanaklarından yeterince faydalanamayan veya ekonomik hayatta varlık gösteremeyen bireylerin önündeki engelleri kaldırmak için çalışıyoruz. Kadınlar ve çocuklar, öncelikli odak alanlarımızı oluşturuyor. Vakfımızın çatısı altında sürdürdüğümüz projelerin reel değeri 16 yılda 270 milyon TL olurken, ortaya çıkardığı sosyal katkı ise 1,5 milyar TL’ye ulaştı. Deprem felaketiyle birlikte yaralara nasıl merhem olabiliriz diye düşündük ve mevcut projelerimizi deprem bölgesinin ihtiyaçlarına uyarladık. Bölgedeki çocuk ve kadınların desteklenmesi için hayata geçirdiğimiz ‘Yarını Kodlayanlar Sosyal Hayata Destek’ projesi, ‘Dijital Benim İşim’ eğitim konteynerleri ve Çocuk ve Aile Merkezleri ile bugüne kadar binlerce kişiye ulaştık. Konteyner kentler var olduğu sürece biz de bölgede olmaya devam edeceğiz” şeklinde konuştu.
Depremzede çocuklara kodlama eğitimi
Türkiye Vodafone Vakfı, Habitat Derneği iş birliğiyle deprem bölgesinde ‘Yarını Kodlayanlar Sosyal Hayata Destek’ adı altında yeni bir proje hayata geçirdi. Proje kapsamında Adıyaman, Kahramanmaraş, Malatya ve Hatay’da açılan konteyner teknoloji sınıflarında ve afetten etkilenen 11 ildeki köy, çadır kent ve konteyner kentleri ziyaret eden gezici eğitim çadırında 7-14 yaş arası çocuklar için müzik ve masal atölyeleri, kodlama eğitimleri ve çeşitli sosyal etkinlikler düzenleniyor; oyun terapisiyle psikososyal destek sağlanıyor. Bugüne kadar 81 bini aşkın çocuğa ulaşılan projede nihai hedef ilk yılda 100 bin çocuğa ulaşmak olarak belirlendi. Proje kapsamında liseli gençlere yönelik olarak ‘Afete Teknolojik Çözümler Hackathonu’ da düzenlendi.
Depremzede kadınlara el sanatları eğitimi
Vakıf, “Dijital Benim İşim” projesini de bölgeye uyarlayarak Kahramanmaraş, Hatay ve Adıyaman’da toplam 15 eğitim konteyneri kurdu. Bu konteynerlerde kadın kursiyerlere geleneksel el sanatları kurslarına katılma ve el emeği ürünler üretme imkanı sunan Vakıf, bölge özelinde geliştirdiği ‘Dijital Dünyaya Giriş’ eğitimleri ile de kadınların dijital becerilerini geliştirmelerine ve ürettikleri geleneksel ürünleri dijital kanallarda satmalarına destek oluyor. Projeyle bugüne kadar 2 bini aşkın kadına ulaşıldı.
Afet bölgesine Çocuk ve Aile Merkezleri
Vakıf, afet bölgesinde yaşayanların desteklenmesi amacıyla Anne Çocuk Eğitim Vakfı (AÇEV) iş birliğiyle de bir proje gerçekleştirdi. Proje kapsamında Adıyaman, Gaziantep ve Hatay’da kurulan Çocuk ve Aile Merkezleri’nde, depremden etkilenenlerin psikososyal yönden desteklenmesi, çocukların öğrenme kayıplarının telafi edilebilmesi, anne babaların ebeveynlik rollerinde güçlendirilmesi ve bu süreçte çocuklarının gelişimini destekleme becerilerinin artırılması, aynı zamanda genç kadınların güçlenmesine yönelik çalışmalar yapılıyor. Projeyle bugüne kadar 2 bini aşkın kişiye ulaşıldı. Merkezlerde ilk yıl 4 bin 500 çocuk ve ebeveyn ile birlikte 2 bin 500 genç kadına da erişilmesi hedefleniyor.
‘Kırmızı Işık’ 378 bin kez indirildi
Vakıf, 2023’te teknolojinin gücünü kullanarak kadınların şiddetten korunmasına destek olmayı da sürdürdü. Vakfın 9 yıl önce hayata geçirdiği ‘Kırmızı Işık’ uygulaması, kadınların şiddete maruz kaldığı anlarda kolluk kuvvetleri ya da yakınlarına kolaylıkla haber verebilmesini sağlıyor. Uygulama bugüne kadar 378 bin kez indirildi. – İSTANBUL
]]>






